• Esas No: 1991/7
  • Karar No: 1991/43
  • Karar Tarihi: 12.11.1991
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Esas Sayısı: 1991/7  
Karar Sayısı: 1991/43  
Karar Günü: 12.11.1991 
 
İPTAL DAVASINI AÇAN: Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat Halkçı Parti) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekili Onur KUMBARACIBAŞI. 
İPTAL DAVASININ KONUSU: 15.12.1990 günlü, 3689 sayılı “213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu ile 492 sayılı Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 7. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 35. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 49., 73. ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir. 
I- İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ: 
İptal istemini içeren 15.2.1991 günlü başvuruda açıklanan gerekçeler özetle şöyledir: 
3689 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin Gelir Vergisi Yasası’na eklediği geçici 35. maddeyle 1.1.1990-31.12.1999 tarihleri arasında gerçek usulde gelir vergisine tâbi ticari kazanç sahipleriyle serbest meslek erbabı için “Hayat Standardı Esası” getirilmiştir. Aynı maddede, hayat standardı esasına göre saptanmış olan vergi tarhiyatından düzeltme yoluyla indirilecek ve indirilmeyecek gelirler belirtilmiştir. 
Hayat Standardı esasında kişinin yaşam düzeyi, belli bir geliri olduğu hususunun karinesi olarak kabul edilmektedir. Böyle bir düşünce gerçekle bağdaşmıyorsa yükümlüye aksini kanıtlama yani açıklama hakkı verilmelidir. 
Anayasa’ya göre vergi için aslolan, mali güçtür. “Mali gücüne göre” deyimindeki “göre” sözcüğü farklı mali güçten farklı vergi alınması zorunluluğunu getirmektedir. Buna göre: mali gücü olmayandan vergi alınmayacak, mali gücü az olandan az, çok olandan da çok vergi alınacaktır. 
O halde mali gücün miktarının varsayımlara göre değil, gerçeklere uygun olarak saptanması gerekir. Mali gücün saptanmaması halinde Anayasa’nın 73. maddesindeki “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılması” ilkesi de gerçekleştirilemez. 
Gelir Vergisi Yasası’na eklenen dava konusu geçici 35. maddesinin 3. fıkrasına göre; 
- Hayat standardı temel gösterge tutarları için yalnızca yükümlünün kendisine ait emekli, maluliyet, dul ve yetim aylığı miktarı, “izah nedeni” olarak kabul edilmiştir. Beyan gerekmeyen, kaynakta vergilendirilmiş diğer gelirler, temel gösterge tutarları için izah nedeni olarak kabul edilmemiştir. 
- Yükümlünün yasal zorunlulukla bakmakla görevli olduğu kişilere ilişkin gelirler, gerek temel gösterge tutarlarının, gerekse hayat standardı göstergelerinin açıklanmasında izah nedeni olarak kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 3505 sayılı Yasa ile ilgili kararında “Gerçekten kendilerine, eşlerine, çocuklarına ya da bakmakla yükümlü oldukları öbür kimselere ilişkin vergilendirilmiş veya vergi dışı bırakılmış gelirleri olan kişilerin bu gelirlere katkı olacak veya başka nedenle, serbest meslek ya da ticaret yoluyla bir gelir sağlamaları durumunda bu gelirlerin, diğer gelirler hiç yokmuşçasına hayat standardı çerçevesinde vergilendirilmeleri, bunların kendi mali güçlerini aşan vergi yükü ile karşı karşıya bırakılmaları sosyal devlet ilkesi açısından savunulamaz.” demesine karşın dava konusu kural, vergilendirilmiş başka gelirleri, ya da vergiye tâbi olmayan gelirleri gözetmeyen, yükümlüye açıklama ve kanıtlama hakkı tanımayan bir düzenleme getirmiştir. 
Bu durumda dava konusu fıkra; 
a) Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin 3806 sayılı Yasa’yla ilgili iptal kararı ve bu karardaki gerekçelere yok sayılarak yeniden yürürlüğe konulduğu için Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına, 
b) Açıklamadan yoksun bırakılan hayat standardı esası gelirin oluşmaması durumunda bile vergi alma gibi bir sonuç doğuracağından Anayasa’nın 73. maddesindeki “Mali güce göre vergi ödeme” ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı” gibi ilkelere, 
c) Açıklama hakkı bulunmayan hayat standardı yöntemi ile alınacak vergi, yükümlüyü mali gücünü aşan bir vergi yükü ile karşı karşıya bırakacağından Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “Sosyal Devlet” anlayışına, 
d) Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan vergi konusundaki ilkeler hukuksal bir güvence olduğu kadar aynı zamanda bir hak niteliğindedir. Bu hak Anayasa’nın 13. maddesi hükümlerine aykırı olarak sınırlandığı, hattâ ortadan kaldırıldığı için bu maddeye, 
e) Çalışanları desteklemek yerine köstekleyici sonuç doğuracak hükümler içerdiğinden Anayasa’nın 49. maddesine, 
aykırı olduğundan iptali gerekir. 
II- YASA METİNLERİ: 
A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALI: 
15.12.1990 günlü, 3689 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle Gelir Vergisi Yasası’na eklenen geçici 35. maddenin iptali istenen üçüncü fıkrasının metni şöyledir: 
“3. Mükellefler, kendilerine, eşlerine ve çocuklarına ait gelir vergisine tabi gelirleri (hamiline yazılı mevduatlardan ve menkul kıymetlerden elde edilen gelirler hariç) bulunduğunu belgelendirdikleri takdirde, temel gösterge tutarlarına isabet eden kısmı hariç olmak üzere, bu esasa göre yapıl-an tarhiyat, Vergi Usul Kanununun düzeltme hükümleri çerçevesinde düzeltilir. Şu kadar ki mükellefler, 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre kurulanlar dahil olmak üzere, kanunla kurulu sosyal güvenlik kurumlarından kendilerine ait emekli, maluliyet, dul ve yetim aylığı aldıklarını belgelendirdikleri takdirde, hayat standardı esasına göre yapılan tarhiyatın temel gösterge tutarının emekli, maluliyet, dul ve yetim aylığı tutarına isabet eden kısmı düzeltilir.” 
B. DAYANILAN ANAYASA KURALLARI: 
İptal isteminin dayandırıldığı Anayasa kuralları şunlardır: 
1- “Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 
2- “Madde 13.- Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir. 
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz. 
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir.” 
3- “Madde 49. - Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. 
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır. 
Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır.” 
4- “Madde 73.- Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. 
Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. 
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. 
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” 
5- “Madde 153.- Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. 
Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. 
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. 
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar. 
İptal kararları geriye yürümez. 
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel-kişileri bağlar.” 
III- İLK İNCELEME: 
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Servet TÜZÜN, Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU, Güven DİNÇER, Haşim KILIÇ’ın katılmalarıyla 21-2.1991 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir. 
IV- ESASIN İNCELENMESİ: 
İşin esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, iptali istenen yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleriyle öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: 
A. İPTALİ İSTENEN KURALIN ANLAM VE KAPSAMI: 
Gelir Vergisi Yasası’na 3689 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle eklenen geçici 35. maddenin iptali istenen üçüncü fıkrasında; 1.1.1990-31.12.1999 tarihleri arasında gerçek usulde gelir vergisine tabi ticari kazanç sahipleriyle serbest meslek erbabı yükümlülerin hayat standardı esasına göre belirlenen ve gelir vergisine esas olan temel ya da ek gösterge tutarlarından belgelendirilmesi koşuluyla düşülecek gelirleri gösterilmiştir. 
Başka bir anlatımla, yükümlünün vergilendirilmiş ya da vergi dışı bırakılmış gelirlerinden açıklama hakkını hangileri için kullanabileceği düzenlenmiştir. Buna göre; 
l- Yalnızca ek göstergeden düşülebilecek gelirler: 
Yükümlünün; kendisine, eşine ve çocuklarına ait olup daha önce gelir vergisine tâbi tutularak vergilendirilmiş gelirleri varsa belgelendirilmek koşuluyla hayat standardı ek gösterge tutarından düşülebilecektir. Belirtilen kişilerin daha önce vergilendirilmiş bu gelirleri hayat standardı temel gösterge tutarından ise hiç bir biçimde indirilemeyecektir. Bu tümcede belirtilen ve hayat standardı ek gösterge tutarından düşülecek gelir vergisine tâbi gelirlerin açıklanmasında beyannameye dahil edilip edilmediğine bakılmayacaktır. 
Hayat standardı ek gösterge tutarlarından düşülmeyecek başka bir, deyişle açıklama nedeni olarak kabul edilmeyen gelirler de vardır. 
Birinci tümcede parantez içinde belirtilen ve belgelendirilmiş olsa bile hamiline yazılı mevduatlardan ve hamiline yazılı menkul değerlerden elde edilen gelirler hayat standardı esasının ne ek göstergesinden ne de temel göstergelerinden düşülmeyecektir. Bu gelirleri hamiline yazılı hisse senedi ve tahviller, hamiline yazılı mevduat sertifikaları gibi menkul kıymetlerle örnekleyebiliriz. Hayat standardı ek gösterge tutarlarından “bakmakla yükümlü” olunan kişilere ait vergilendirilmiş gelirlerde düşülemeyecektir. Zira tümcede yükümlünün kendisi, eşi ve çocukları sayıldığı halde bakmakla yükümlü olduğu kişiler sayılmamıştır. Ek göstergeler için açıklama nedeni olarak kabul edilmeyen diğer bir gelir türü de yükümlünün eşine ve çocuklarına ait vergiye tabi olmayan gelirleri (emekli, dul ve yetim aylığı) gibi) birinci tümcenin kapsamı dışında kalmaktadır. 
2- Temel göstergeden düşülebilecek gelirler 
Dava konusu fıkranın ikinci tümcesinde yükümlüler, yasayla kurulu sosyal güvenlik kurumlarından emekli, maluliyet, dul ve yetim aylığı aldıklarını belgelendirdikleri takdirde bu gelirlerini hayat standardı temel gösterge tutarlarından düşebileceklerdir. Yükümlünün eşi ve çocukları ile bakmakla yükümlü olduğu kişilere ait emekli, maluliyet, dul ve yetim aylıkları olsa ve bunu belgelendirseler bile temel gösterge tutarlarında açıklama nedeni olarak kullanamayacaklardır. 
B. ANAYASAYA AYKIRILIK SORUNU: 
Gerçek usulde gelir vergisine tâbi ticari ve mesleki kazanç sahibi yükümlülerin yıl sonunda beyan ettikleri gelirler, “Hayat Standardı Esası” gereğince temel ve ek gösterge miktarlarının uygulanmasıyla belirlenecek tutardan düşük olduğu takdirde vergi tarhı hayat standardı esasına göre saptanan miktar üzerinden gerçekleştirilecektir. 
“Hayat Standardı Esası” vergi yükümlüsünün ulaştığı yaşam düzeyini sağlayabilmesi için yaptığı gideri karşılayan bir gelirinin olabileceğini varsayarak gerçek gelire ulaşabilmek amacıyla getirilmiş bir vergi kontrol sistemidir. Diğer bir anlatımla, yükümlünün yaşam ve harcama düzeyi yüksek, yıl sonunda beyan ettiği geliri hayat standardı esası gereğince bulunacak miktardan düşük ise, ödemesi gereken vergi bu sistem ile gerçek gelirine uygun duruma getirilmektedir. “Hayat standardı esası vergi gelirlerinin güvencesi olup, gelir beyanı belli miktardan düşük olursa vergi matrahının saptanmasında ölçü olarak kullanılmaktadır. 
Hayat standardı esası bir ölçüde varsayıma dayandığından haksızlık aracı olmaması için yükümlünün gerçek gelirine yaklaştırılması gerekir. Bunun için de gelirin açıklanıp kanıtlanması yöntemi kullanılmak suretiyle yükümlü, belli bir gelirin karinesi sayılan giderleri, vergilendirilmiş ya da vergiye tâbi olmayan başka gelirlerle karşıladığını belgelendirirse kanıtladığı miktar kadar sorumluluktan kurtulmuş olacaktır. Hayat standardı esasının Anayasa’ya uygun olabilmesi için belirtilen gelir açıklanması ya da kanıtlanmasına mutlaka yer verilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında bu ilkeyi gözeterek gelir açıklamasına tam olarak yer veren yasal düzenlemeleri Anayasa’ya aykırı bulmamış, gelir açıklama hakkına yer vermeyen yasal düzenlemeleri ise iptal etmiştir. 
Yükümlülerin ticari ya da serbest meslek kazançlarının, vergilendirilmiş ya da vergi dışı bırakılmış bir kısım gelirlerinin hayat standardı çerçevesinde tekrar vergilendirilmesi bunların mali güçlerini aşan vergi yükümüyle karşı karşıya bırakılmaları sonucunu doğurur ki, bu sosyal devlet ilkesi açısından savunulamaz. 
Açıklama hakkına kısmen yer verilmesi de daha önce vergilendirilen bir gelirin yeniden vergilendirilmesi, vergi dışı bırakılan gelirin ise dolaylı yoldan vergilendirilmesi sonucunu doğurur. 
Bir kısım gelir açıklamalarına kapalı hayat standardı esası, gerçek gelire yaklaşma olanağını kaldıracak bir haksızlık aracı durumuna düşer. Böylece gerçek gelirle vergi arasındaki bağ koparılmış olur. Oysa hayat standardı esasının varlık nedeni, gerçeğin bulunmasına yardımcı olmasıdır. Gerçeğin bulunması olanaklı iken varsayıma dayanılamaz. 
Vergi güvenlik önlemi olarak öngörülen hayat standardı esası açıklama hakkına kısmen yer vermekle güvensiz bir sisteme dönüşür. Gerçeğe karşın aksi kanıtlanabilecek karinelere geçerlik tanımak, hukuk devletinin öngördüğü hukuk güvenliği ile bağdaşmaz. 
Dava konusu fıkranın birinci tümcesinde yer alan “hamiline yazılı mevduatlardan ve menkul kıymetlerden elde edilen gelirler hariç” ifadesinin anayasal denetim açısından ayrıca incelenmesi gerekir. Belirtilen kaynaklardan elde edilen gelirler, yükümlü tarafından belgelendirilmiş olsa bile, açıklama nedeni olarak kabul edilmemektedir. Başka yükümlüler tarafından da açıklama nedeni olarak kullanılması olanaklı hamiline yazılı mevduatlardan ve menkul kıymetlerden elde edilen gelirlerin açıklama hakkından ayrık tutulmasının Anayasa’ya aykırı bir yönü görülmemiştir. Adaletli bir vergi uygulanmasının da bunu zorunlu kıldığı anlaşılmaktadır. 
1- ANAYASA’NIN 153. MADDESİ YÖNÜNDEN İNCELEME: 
Dava dilekçesinde; açıklama hakkına yer vermeyen hayat standardı esasının 3505 sayılı Yasa’nın 18. maddesiyle Gelir Vergisi Yasası’na eklenen geçici 32. madde ile düzenlediği, bu düzenlemenin ise Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği, buna karşın aynı içerikli kuralların bu kez 3689 sayılı Yasa ile yeniden düzenlendiği bu nedenle iptali istenen fıkranın öncelikle Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Yasama organı, Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş kuralları aynı amaç doğrultusunda yeniden yasalaştırırsa yargı kararını ortadan kaldırmış veya başka bir anlatımla onu etkisiz kılmış olur. Böyle bir düzenleme Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında belirtilen bağlayıcılık ilkesine aykırılık oluşturur. 
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre; Anayasa’nın 153. maddesinde belirtilen bağlayıcılık ilkesine aykırılıktan söz edilebilmesi için iptal edilen kuralla dava konusu yeni düzenlemenin içerik ve kapsam bakımından aynı ya da benzeri olması gerektiği belirtilmektedir. 
Anayasa Mahkemesi, 7.11.1989 günlü, Esas 1989/6, Karar 1989/42 sayılı kararıyla hayat standardı esasını açıklama-kanıtlama hakkına olanak verdiği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Ancak 3505 sayılı Yasayla hayat standardı esası düzenlenirken açıklama hakkına hiç yer verilmediğinden sistem Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Fakat 3689 sayılı Yasayla sistem yeniden düzenlenirken iptali istenen fıkra ile açıklama-kanıtlama hakkına kısmen yer verilmiş, başka bir deyişle kimi gelirler için açıklama olanağı tanınmıştır. 
Bu nedenlerle daha önce iptal edilen hükümle 3689 sayılı Yasayla getirilen dava konusu fıkra arasında “içerik” ve “kapsam” bakımından bir özdeşlik bulunmadığından Anayasa’nın 153. maddesine aykırı görülmemiştir. 
2- ANAYASA’NIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN İNCELEME: 
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. 
Anayasa Mahkemesi, “hukuk Devleti” ilkesini bir çok kararında; yönetilenlere en güçlü en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağlanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması biçiminde yorumlamıştır. Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına saygı gösterilmediği ve adaletli bir düzenin gerçekleşmediği bir ortamda hukuk devletinden sözedilemez. Gelir elde etmek amacıyla da olsa, vergilendirme konusunda gerekli düzenlemeler yapılırken hukuk devleti nitelikleri gözardı edilemez. 
Anayasa’nın 2. maddesinde aynı zamanda “sosyal devlet” ilkesinden de sözedilmektedir. Bu ilke, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürme, maddi ve Manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisini kullanmasını sağlar. Sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamaktır. Vergi konusundaki özen de bu kapsamdadır. 
Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen mali güce göre vergilendirme ilkesi, sosyal devletin vergi adaletiyle ilgili ilkesidir. Bu ilkeyle vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı sağlanır. 
Yasakoyucunun vergi yasaların bu ilkelere uygun olarak düzenlemesi gerekir. İptali istenen fıkrada olduğu gibi, vergi yükümlülerinin kendilerine, eşlerine, çocuklarına ya da bakmakla yükümlü oldukları kimselere ilişkin vergilendirilmiş ya da vergi dışı bırakılmış kimi gelirlerine açıklama- kanıtlama olanağı tanınmaması kişilerin mali güçlerini aşan vergi yükümüyle karşı karşıya bırakılması sonucunu doğurur ki, bunun da sosyal devlet ilkeleriyle bağdaştığı söylenemez. 
“Hayat standardı esası” gerçeğin bulunmasına yardımcı bir yöntem olarak kabul edilebilir. Bu yöntemle gerçeğe ulaşmaya, yükümlünün gerçek kazancına yaklaşılmaya çalışılır. Aksi kanıtlanması ve saptanması olanağı varken varsayıma geçerlilik tanımak hukuk devletinin öngördüğü hukuk güvenliği ile bağdaşmaz. 
Bu nedenle fıkra, Anayasa’nın 2- maddesine aykırıdır. 
3- ANAYASA’NIN 13. MADDESİ YÖNÜNDEN İNCELEME: 
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlamasını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesiyle iptali istenen kural arasında doğrudan bir bağlantı kurulamadığından bu maddeye aykırılık savı yerinde görülmemiştir. 
4- ANAYASA’NIN 49. MADDESİ YÖNÜNDEN İNCELEME: 
Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş, devlete çalışanların yaşam düzeylerini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. 
Devlet, kişinin çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, bireyde çalışarak topluma yük olmaktan kurtulacaktır. 
Vergi ödeme, kişiyi çalışmaktan vazgeçiren bir yakınma nedeni olmamalıdır. Tersine durumda yükümlüyü çalışmaktan alıkoyan vergiler çalışma hak ve özgürlüğünü ortadan kaldırır. Yaşadığı hayat düzeyini sağlayan açıklanabilir-kanıtlanabilir başka geliri bulunmasına karşın bu gelirlerin bir kısmını gözönüne almayan “hayat standardı esası” yükümlüleri güçleri dışında vergi ödemek bu sebeple de meslek yaşamlarına son vermek gibi bir sonuca götürür. Bu nedenle dava konusu fıkra, Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdır. 
5- ANAYASA’NIN 73. MADDESİ YÖNÜNDEN İNCELEME: 
Anayasa’nın 73. maddesinde, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere “mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu” belirtilmiştir. 
Kişiler, yaptıkları iş sonunda bir gelir elde ediyorlarsa bunun vergilendirilmesi doğaldır. Gelire dayanmayan bir vergilendirme yöntemi ise Anayasa’ya aykırılık oluşturur. 
Mali güce göre vergilendirme, sosyal devletin vergi adaleti ile ilgili bir ilkesidir. Bu ilke verginin adaletli ve dengeli dağılımını sağlar. Yasakoyucunun vergiyi koyarken yükümlülerin ekonomik durumunu gözönüne alacak bir sisteme uyması gerekir. Vergide asıl olan, ödeme gücüdür. Mali güçte ödeme gücünü belirler. Vergilendirmede “hayat standardı esası, ortalama kâr haddi, götürü vergi” gibi çeşitli yöntemlerle güvencesi sağlanmaya ve yükümlünün gerçek mali gücüne ulaşılmaya çalışılır. 
Vergi yükümlüsünün mali gücüne göre vergilendirilebilmesi için, gerçek gelirinin saptanması gerekir. Hayat standardı esasının temel nedeni, gerçek gelirin bulunmasına yardımcı yöntem olmasıdır. Bu yönteme göre saptanan tutarın gerçek gelire (mali güce) olabildiğince yaklaştırılabilmesi için yükümlünün belli bir gelir tutarının karinesi sayılan “yaşam düzeyi”ni başka gelirlerle sağladığını kanıtlamasına olanak vermesi gerekir. Oysa dava konusu kural vergilendirilmiş ya da vergi dışı bırakılmış bir çok geliri açıklama nedeni olarak kabul etmemektedir. Bu nedenle yükümlünün kendisine, eşine ve çocuklarına ilişkin vergilendirilmiş gelirin yalnız hayat standardı ek gösterge tutarının açıklanmasında kullanılması, temel göstergelerin açıklanmasında kullanılamaması ve yine yükümlünün kendisine ait emekli, dul ve yetim aylıklarının temel gösterge tutarının açıklanmasında kullanılabilmesi, eşine ve çocuklarına ilişkin bu gelirlerin temel göstergelerin açıklanmasında kullanılamaması, vergiye tâbi olmayan bu gelirlerin dolaylı olarak yeniden vergilendirilmesi sonucunu da doğurmaktadır. Açıklama ve kanıtlama olanağına tam olarak yer vermeyen bu kural “mali güce göre vergi ödeme” ilkesine aykırı düşmektedir. Fıkranın bu durumuyla, Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen mali güce göre vergilendirme amacına ulaşılması mümkün değildir. Öte yandan, bir kısım gelirleri açıklama nedeni olarak kabul edip aynı nitelikteki diğer gelirleri açıklama nedeni saymamak “vergide adalet” ilkesine de ters düşer. Gerçekten, iptali istenen fıkra, yükümlünün emekli, maluliyet, dul ya da yetim aylığı dışında hiçbir gelirinin temel gösterge tutarından düşülmesine olanak vermemekte, ayrıca eşine, çocuklarına ya da bakmakla yükümlü olduğu kişilere ilişkin çeşitli gelirlerin gerek temel gerekse ek gösterge tutarlarından düşünülmesini engellemektedir. Açıklama olanağına tümüyle değil, kısmen yer veren bu biçimdeki “hayat standardı esası” Anayasa’nın 73. maddesine de aykırıdır. 
Açıklanan nedenlerle dava konusu fıkranın iptali gerekir. Güven DİNÇER bu görüşe katılmamıştır. 
V- SONUÇ: 
1- 15.12.1990 günlü, 3689 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen Geçici 35. maddenin 3 numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Güven DİNÇER’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 
2- Anayasa’nın 153. ve 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddeleri gereğince, iptal kararının doğuracağı boşluğun niteliği gözetilerek iptal hükmünün Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, OYBİRLİĞİYLE, 
12.11.1991 gününde karar verildi, 
 
  
Başkan 
Yekta Güngör ÖZDEN  
 Başkanvekili 
Güven DİNCER  
Üye 
Servet TÜZÜN 
   
Üye 
Mustafa ŞAHİN  
Üye 
İhsan PEKEL  
Üye 
Selçuk TÜZÜN 
   
Üye 
Ahmet N. SEZER  
Üye 
Erol CANSEL  
Üye 
Yavuz NAZAROĞLU 
   
Üye 
Haşim KILIÇ  
Üye 
Yalçın ACARGÜN 
     
 
KARŞIOY YAZISI 
 
Esas Sayısı: 1991/7 
Karar Sayısı: 1991/43 
 
Vergi ile ilgili Anayasal ilkeler Anayasa’nın 73. maddesinde kurala bağlanmıştır. 
Anayasa’nın 73. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mali gücüne göre vergi ödeyeceği, ikinci fıkrasında vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının Anayasa’nın sosyal amacı olduğu, üçüncü fıkrasında ise vergi ve benzeri mali yükümlülükleri kanunla konulabileceği öngörülmüştür. 
Vergi ile ilgili kuralların Anayasa’ya uygunluk denetiminde diğer anayasa kuralları ile düzenlenen müessese ve ilkelere açıkça ters düşmedikçe denetimin 73. madde ile sınırlı yapılması gerekir. “Hayat standardı” ile ilgili düzenlemeler de bu çerçevede Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tutulmalıdır. 
“Hayat standardı” dayanan vergilendirme, yasal varsayımlara dayanan bir vergilendirme yöntemidir. Her ülke kendi ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına uygun bir vergi sistemi kurmak zorundadır. Ekonomik olayların bütünüyle muhasebeleşmediği ve vergi kültürünün tam olarak yerleşmediği Ülkemizde bu yöntemle vergilendirme bir yönetim gerçeğidir. 
Dava konusu kuralın Anayasa’nın 73. maddesinde belirlenen vergilendirmenin anayasal ilkelerinde aykırı bir yönü yoktur. İptal kararında benimsenen 2. ve 49. maddelere aykırılık gerçekleri de dolaylı ve vergilendirme ile doğrudan ilgili bir Anayasa’ya aykırılık gerekçesi değildir. 
Bu nedenle iptal kararına karşıyım. 
 
  
Başkanvekili 
Güven DİNÇER
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (1)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul