En son güncellemeler 19 Ağustos 2022 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Dönem: 22. Dönem
  • Yasama Yılı: 3
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 21.06.2005
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
DÖNEM: 22

DÖNEM: 22         CİLT: 88       YASAMA YILI: 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

114 üncü Birleşim

21 Haziran 2005 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Edirne Milletvekili Ali Ayağ'ın, 644 üncü  tarihî Kırkpınar yağlı güreşleri ile bu çerçevede gerçekleştirilen sosyal etkinliklere ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Zonguldak Milletvekili Harun Akın'ın, Zonguldak'ın düşman işgalinden kurtarılışının 84 üncü yıldönümü ile kömür havzasında yaşanan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

3.- Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem'in, Federal Almanya Parlamentosunun, Birinci Dünya Savaşı esnasında, 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl'ün, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini (2/465) geri aldığına ilişkin önergesi (4/306)

2.- Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/854)

3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/855)

4.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Bulgaristan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/856)

5.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Finlandiya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/857)

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Van Milletvekili Hacı Biner ve 51 milletvekilinin, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

2.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Avrupa Birliği müzakerelerine başlamadan önce imzalanacak uyum protokolü konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/22)

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 27.5.2005 Tarihli ve 5356 Sayılı Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/1052) ) (S. Sayısı: 941 ve 941'e 1 inci Ek)

3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu  ve  Tababet  ve  Şuabatı  San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/506) (S. Sayısı: 934)

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, kırmızı bültenle aranan bir şahsın Türkiye'ye iadesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5822)

2.- İzmir Milletvekili Ali Rıza BODUR'un, yeni Türk Ceza Kanunuyla basın özgürlüğünün kısıtlandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5919)

3.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5920)

4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, adlî sicil affı öngören kanun teklifine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5921)

5.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Ankara Büyükşehir Belediyesinde iş akti sona erdirilen işçilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6041)

6.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Karapınar Belediyesinde işten çıkarılan işçilere ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6044)

7.- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, öğretmen ve hizmetli ihtiyacı ile öğretmenlerin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine ve kapalı okullara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6057)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Ardahan Şehit Er Serhat Şanlı Ticaret Lisesinde yapılan deprem tadilatına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6062)

9.- Trabzon Milletvekili Asım AYKAN'ın, yurt dışındaki vatandaşlarımızın seçimlerde bulundukları ülkelerde oy kullanmaları için bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/6106)

10.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Selçuklu'da Zümrüt Apartmanının çökmesinde sorumluluğu bulunan belediye yetkilileri hakkında soruşturma izni verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6129)

11.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya Büyükşehir Belediyesinde görev yapan bir bürokratla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6175)

12.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, belediyelerin borçlarına ve personel giderlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6177)

13.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Denizli-Acıpayam İlçe Millî Eğitim Müdürlüğündeki bazı atamalara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6183)

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, Polatlı İmam-Hatip Lisesi eski müdür vekiline ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6184)

15.- Antalya Milletvekili Tuncay ERCENK'in, "Çevre ve Orman 2004" isimli kitaba ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6187)

16.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, ar-ge için ayrılan paya ve ülkemizin dünya sıralamasındaki yerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/6206)

17.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya-Kumluca-Büyükalan Köyündeki heyelan alanıyla ilgili rapora ve alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6221)

18.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Konya kent kanalizasyonunun ve sanayi atıklarının Tuz Gölüne döküldüğü iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6230)

19.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, bir soru önergesine verilen cevaba ve Tuz Gölü Doğalgaz Depolama Projesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6233)

20.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Tuz Gölündeki kirliliği inceleyen Meclis araştırması komisyonu raporuna ve Tuz Gölü İşletmelerinin özelleştirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6234)

21.- Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunca verilen kredilerin geri ödenmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/6240)

22.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İli çevresindeki plajlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı (7/6247)

23.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan BALANDI'nın, faizlere ve borç miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/6292)

24.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Başbakanlıkta açılan spor salonuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/6298)

25.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır surlarının temizlenmesi ve Sur İçini Geçmişiyle Buluşturma Projesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6338)

26.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır İlindeki belediyelerin oto, araç ve makine dağılımına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/6341)

27.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Gündoğmuş-Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki yolun yeniden yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6369)

28.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, hazine arazilerine ve satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6374)

29.- Muğla Milletvekili Ali Cumhur YAKA'nın, kamu yararına iş yapan kurumlar listesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6397)

30.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Vatandaşlık Kanununda yapılacak değişikliklere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/6405)

31.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Bartın İlinde bir çocuk yuvasında görev yapan bazı öğretmenlerin başka illere tayinlerine,

- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2005 yılında Düzce İlinde yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/6440,6441)

32.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6446)

33.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, pirinç ithalat kontenjanında İzmir'e ayrılan paya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/6449)

34.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6489)

35.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Gümüşhane İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6490)

36.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6491)

37.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Kütahya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6492)

38.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bolu İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

Gümüşhane İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

Kütahya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

Sakarya İlinde 2005 yılı için planlanan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet ÇUBUKÇU'nun cevabı (7/6508, 6509, 6510, 6511)

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00'te açılarak altı oturum yaptı.

Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturumlar

Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar İli Başmakçı İlçesindeki tavuk ve yumurta üreticilerinin sorunlarına ve bu konuda alınması gereken tedbirlere,

Samsun Milletvekili Mustafa Çakır, fındık dikim alanlarının tespitine dair Bakanlar Kurulu kararına,

İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü, küreselleşmeye ve yarattığı toplumsal sorunlara,

İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.

(10/128) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan Başkanvekilliğine Konya Milletvekili Mehmet Kılıç'ın seçildiğine ilişkin Komisyon Başkanlığı tezkeresi,

Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un TBMM Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi,

Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

(10/128) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda  açık bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Aydın Milletvekili Semiha Öyüş,

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin,

Adalet Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, Erzurum Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut,

Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için, İstanbul Milletvekili Güldal Akşit,

Seçildiler.

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, Moğolistan'a,

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, Birleşik Arap Emirliklerine,

Yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri, kabul edildi.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 149 uncu sırasında yer alan 568'e 1 inci ek sıra sayılı komisyon raporunun bu kısmın 5 inci sırasına alınmasına ilişkin CHP Grup önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği açıklandı.

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan'ın, konuşmasında, ileri sürmüş olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi nedeniyle bir açıklamada bulundu.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden, ertelendi.

2 nci sırasında bulunan, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısının (1/984) (S. Sayısı: 911), tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak 5 inci  maddesine kadar kabul edildi.

Saat 19.15'te toplanmak üzere, Beşinci Oturuma 18.16'da son verildi.

 

Ali Dinçer

 

 

Başkanvekili

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

 

Mehmet Daniş

Kırklareli

 

Çanakkale

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

Harun Tüfekci

 

 

Konya

 

 

Kâtip Üye

 

Altıncı Oturum

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

2 nci sırasında bulunan, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısının (1/984) (S. Sayısı: 911) görüşmeleri tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edildiği ve kanunlaştığı,

3 üncü sırasına alınan, Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 5356 Sayılı Kanunun (1/1052) (S.Sayısı: 941) görüşmelerine, birinci görüşmeden itibaren 48 saat geçmediğinden başlanamadığı,

Açıklandı.

4 üncü sırasında bulunan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin; Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/506) (S. Sayısı: 934),

7 nci sırasında bulunan, Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/322) (S. Sayısı: 871),

8 inci sırasında bulunan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/995) (S. Sayısı: 940),

Görüşmeleri, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.

5 inci sırasında bulunan, Kütahya Milletvekili Soner Aksoy ile Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin'in; Doğal Gaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/484) (S. Sayısı: 932),

6 ncı sırasında bulunan, Lisanslı Harita Kadastro Mühendislik Bürolarının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının (1/902) (S. Sayısı: 839),

Görüşmelerini müteakiben;

9 uncu sırasında bulunan, Evrensel Hizmetin Sağlanması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/1035) (S. Sayısı: 927) görüşmeleri tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra;

Kabul edildikleri ve kanunlaştıkları bildirildi.

21 Haziran 2005 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.25'te son verildi.

 

Nevzat Pakdil

 

 

 

Başkanvekili

 

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

 

Ahmet Küçük

 

Kırklareli

 

Çanakkale

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 


No.: 158

II.- GELEN KAĞITLAR

 17 Haziran 2005 Cuma

Tasarı

1.- Vakıflar Kanunu Tasarısı (1/1054) (Adalet; Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.6.2005)

Teklifler

1.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz'un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/539) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2005)

2.- Bursa Milletvekili M. Altan Karapaşaoğlu'nun; 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/540) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2005)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, yoksul öğrencilere yapılacak yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5967)

2.- İstanbul Milletvekili Bihlun TAMAYLIGİL'in, Kilis'te Telekom bayiliği iptal edilen bir şahsın intihar ettiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5971)

3.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İline yapılacak yatırımlara ve ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5990)

4.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, BOTAŞ'ın gaz kontrat devri ihalesinin ertelenmesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5991)

5.- Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, Harran Ovası sulama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5992)

6.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin zarara uğratıldığı iddialarına ve sorumlularına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5993)

7.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Emniyetin tabanca alım ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5994)

8.- Zonguldak Milletvekili Harun AKIN'ın, TKİ'nin Hazineden tahsil edemediği alacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5996)

9.- İzmir Milletvekili Bülent BARATALI'nın, Emekli Sandığına ait Büyük Efes Oteline ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5997)

 


No.: 159

20 Haziran 2005 Pazartesi

Raporlar

1.- Asya Karayolları Ağı Hükümetlerarası Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1016) (S. Sayısı: 937) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

2.- Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur ile 13 Milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/501) (S. Sayısı: 942) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile Uşak Milletvekili Alim Tunç'un; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/503) (S. Sayısı: 943) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

4.- Belediye Kanunu Tasarısı; Adana Milletvekili Atilla Başoğlu'nun; Belediye Kanununa ve Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanuna Birer Bend Eklenmesine Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Kemal Anadol ile 37 Milletvekilinin; 5434 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması ile 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunlarına Birer Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1038, 2/272, 2/482) (S. Sayısı: 944) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

5.- Çorum Milletvekili Agah Kafkas ile 9 Milletvekilinin; Sendikalar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/500) (S. Sayısı: 946) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Saymanlığının 2005 Yılı Ocak, Şubat ve Mart Ayları Hesabına Ait Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu Raporu (5/15)  (S. Sayısı: 947) (Dağıtma tarihi: 20.6.2005) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, yatırım teşviki uygulamasının neden olacağı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6025)

2.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, TPAO'ya borcu nedeniyle doğalgazı kesilen firmaya, Başbakanın talimatıyla gaz kullandırıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6029)

3.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, İsrail gezisiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6030)

4.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, Haydar Baş'a ait bazı vakıf ve dernekler hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6036)

5.- Tokat Milletvekili Mehmet Ergün DAĞCIOĞLU'nun, Uzan Grubunun SSK'ya borcu olup olmadığına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6046)

6.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Sefa SİRMEN'in, yaşlı aylığından yararlanan vatandaşlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6054)

7.- Sivas Milletvekili Orhan TAŞ'ın, Cumhuriyet Üniversitesiyle ilgili basında yer alan bazı iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6055)

8.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6056)

9.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, Haydar Baş'ın profesörlük unvanı hakkındaki iddialara ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6058)

10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6059)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6060)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6061)

13.- Şanlıurfa Milletvekili Turan TÜYSÜZ'ün, Birecik Hidroelektrik Santralı ve Barajı nedeniyle vatandaşlara ödenecek istimlak bedellerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6063)

14.- Eskişehir Milletvekili Cevdet SELVİ'nin, Kütahya-Gediz-Gökler Beldesi kömür ocağında meydana gelen kazaya ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6064)

15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6065)

16.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TPAO'ya borcu nedeniyle doğalgazı kesilen firmaya, Başbakanın talimatıyla gaz kullandırıldığı iddiasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6066)

17.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6067)

18.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun gelirlerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6068)

19.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6069)

20.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6070)

21.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, kalkınmada öncelikli illerdeki sağlık personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6076)

22.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Meram Devlet Hastanesi başhekim yardımcılarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6077)

23.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, Haydar Baş'ın sahibi olduğu şirketlere ve denetimine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6079)

24.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, 2004 yılındaki vergi kaçaklarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6080)

25.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, 2004 yılındaki kayıt dışı istihdam maliyetine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6081)

26.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, 2003-2004 yılları gelir ve kurumlar vergisi miktarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6082)

27.- Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, Kahramanmaraş'ta uzlaşma oranının düşüklüğüne ve sebeplerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6083)

28.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Sakarya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6085)

29.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Bolu İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6088)

30.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Nevşehir İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6089)

31.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Kütahya İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6090)

32.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Merkez Hakem Kurulu seçimlerinin iptaline ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/6097)

33.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, ülkemizin bir tanıtım envanteri hazırlanıp hazırlanmadığına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6118)

34.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 1995 yılında AB'yle ilgili yaptığı bir konuşmaya ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6119)

35.- Malatya Milletvekili Muharrem KILIÇ'ın, sözde Ermeni soykırımını kabul eden ülkelere karşı yapılan işlemlere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6120)

 

No.: 160

21 Haziran 2005 Salı

Tasarılar

1.- Tehlikeli Malların Karayolu İle Uluslararası Taşımacılığına İlişkin Avrupa Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/1055) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2005)

2.- Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/1056) (Millî Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2005)

Teklifler

1.- Tekirdağ Milletvekilleri Tevfik Ziyaeddin Akbulut ile Ahmet Kambur'un; 28.3.1983 Tarihli ve 2809 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/541) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.6.2005)

2.- İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç ile 3 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/542) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.6.2005)

3.- Eskişehir Milletvekilleri Mehmet Ali Arıkan; Cevdet Selvi ve Mehmet Yücesan'ın; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/543) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.6.2005)

4.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün; Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/544) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2005)

5.- Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan'ın; Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Hakkında 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/545) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.6.2005)

6.- Yalova Milletvekili Şükrü Önder'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Adalet ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.6.2005)

Raporlar

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/997) (S. Sayısı: 945) (Dağıtma tarihi: 21.6.2005) (GÜNDEME)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik ile Bursa Milletvekili Sedat Kızılcıklı'nın; Büyükşehir Belediyesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/436) (S. Sayısı: 948) (Dağıtma tarihi: 21.6.2005) (GÜNDEME)

3.- Denizli Milletvekili Osman Nuri Filiz ile Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'nin; Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/499) (S. Sayısı: 949) (Dağıtma tarihi: 21.6.2005) (GÜNDEME)

4.- Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1025) (S. Sayısı: 950) (Dağıtma tarihi: 21.6.2005) (GÜNDEME)

5.- Hakimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1039) (S. Sayısı: 951) (Dağıtma tarihi: 21.6.2005) (GÜNDEME)

Genel Görüşme Önergesi

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına, Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali TOPUZ, İzmir Milletvekili K. Kemal ANADOL ve Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Avrupa Birliği müzakerelerine başlamadan önce imzalanacak uyum protokolü konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi. (8/22) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.6.2005)

Meclis Araştırması Önergesi

1.- Van Milletvekili Hacı BİNER ve 51 Milletvekilinin, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/291) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.6.2005)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

21 Haziran 2005 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

İlk söz, 644 üncü tarihî Kırkpınar yağlı güreşleri münasebetiyle, Edirne Milletvekilimiz Sayın Ali Ayağ'a aittir.

Buyurun Sayın Ayağ.

Süreniz 5 dakika. (Alkışlar)

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- Edirne Milletvekili Ali Ayağ'ın, 644 üncü  tarihî Kırkpınar yağlı güreşleri ile bu çerçevede gerçekleştirilen sosyal etkinliklere ilişkin gündemdışı konuşması

ALİ AYAĞ (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirnemizin ve Yüce Milletimizin muhteşem değerlerinden tarihî Kırkpınar yağlı güreşlerinin 644 üncü yıldönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Serhat şehri Edirnemiz, nice cihan imparatorluklarına şahitlik etmiş, bunlardan en şanlısı yüce devletimize doksaniki yıl başkentlik yapmış, Türkiye'nin Batı'ya açılan en önemli kapısıdır. Tarihe damgasını vurmuş köprüleri ile mucizenin vücut bulduğu Selimiyesi ile yüzyıllara meydan okuyan kervansararayları ile tarihe nam salmış ölümsüz pehlivanları ile yiğitliğin can bulduğu muhteşem bir şehir, yaşayan bir müzedir Edirne.

Edirne'nin temsil ettiği kültür, insanımızın yüksek karakteri, şerefi, vatan sevgisi ve millet bilincinin özetidir. Bu yüksek kültürün yapı taşlarından biri de, geleneğinin başlangıcı, kahraman ordumuzun Rumeli'nin fethiyle başlayan tarihî Kırkpınar yağlı güreşleridir. Dünyanın en eski spor organizasyonlarından biri olan Kırkpınar güreşleri, fetih ruhunun en önemli sembollerinden biridir.

Edirne'de, er meydanında, sadece yiğitler güreşmez. Orada akıtılan ter, bir milletin direniş ve özgürlük ruhunun saklı olduğu mücadele azminin sembolüdür.

Kırkpınar, yalnızca bir coğrafyanın değeri değil, orada vücut bulan bir milletin, Müslüman Türk Milletinin yiğitlik destanının yazıldığı paha biçilemez bir kültür mirasıdır.

Değerli milletvekilleri, yiğit pehlivanlarımızın spor tarihimize kazandırdığı şanlı sayfalar, kuşaktan kuşağa aktarılan ve aktarılacak övünç abideleridir. Köklü ve ulusal kimliğimizi yansıtan gelenekleriyle Kırkpınar'ın başarı destanları, Türk gencinin her zaman daha büyük hedeflere koşmasını sağlayacak övünç kaynağıdır. Bizim kültürümüzde, er meydanında güreş tutan pehlivan, sadece bir sporcudan ibaret değildir. Pehlivan, yiğitliğin, mertliğin, dürüstlüğün, üstün şahsiyet sahibi olmanın, saygınlığın, dayanışma ve ahlakın, kişiselleşmiş biçimidir. "Ben, güreşirken arkamda daima Türk Milletinin olduğunu ve milletin şerefini düşünürüm" diyebilen, Ulu Önderimiz Atatürk'ün övgüsüyle şereflendirdiği Kurtdereli Mehmet Pehlivan'ın, çıkardığı güreşlerle Avrupa ve Amerika'da "Sultanın Aslanı" unvanını alan Adalı Halil'in, güreşe minderin tam ortasında başlayan ve bir adım dahi gerilemeyen "gökte nasıl bir güneş varsa, güreşte de sadece Yusuf vardır" sözleriyle takdir edilen, Türkün yenilmezliğinin simgesi Cihan Pehlivanı Koca Yusuf'un millî kimliğimize yaptıkları katkıları unutmamalıyız.

Güreşin muhteşem kültürümüzle birleştiği Kırkpınar yağlı güreşleri hak ettiği şekilde yaşatılmalıdır. Yeni nesillere gerekli bilgiler aşılanmalı; hayat mücadelesinin, kuru gürültüden pay kapma savaşından ibaret olmadığı, hayatın da, aslında, bir er meydanı olduğu benimsetilmelidir. Kırkpınar bir efsanedir. Efsaneleri ise duymak yetmez, dillere destan mirası yaşamadan bilemezsiniz. Kırkpınar'ı, ancak Sarayiçi'ndeki o havayı soluyarak, o tarihi yaşayarak, hissederek anlayabilirsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl, tarihî Kırkpınar güreşlerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Bülent Arınç ve diğer devlet büyüklerimiz şereflendireceklerdir. Sayın Başkanımız, onbinlerce izleyici ve 1 000'i aşkın pehlivanın katılımıyla, bu hafta 644 üncü kez gerçekleşecek olan Kırkpınar'da baş ve başaltında dereceye giren pehlivanlarımıza Cumhuriyetimizin 85 inci Kuruluş Yıldönümü plaket ve ödüllerini verecektir. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Türk Milletinin mensubiyet şuurunu yaşatmak kolay bir iş değildir. Bu milletin mensubu olabilmek için, tarihiyle, kültürüyle, örf, âdet ve gelenekleriyle bir bütün olan mozaiğe sahip çıkmak ve onu korumak mesuliyetimiz vardır. Edirneli hemşerilerim adına, siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve Yüce Milletimizi bu geleneğe hizmet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ayağ, mikrofonu açıyorum; tamamlayın efendim.

Buyurun.

ALİ AYAĞ (Devamla) - Edirneli hemşerilerim adına, siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve Yüce Milletimizi, bu geleneğe hizmet vermiş eski bir Kırkpınar Ağası olarak, yiğitler harmanı, er meydanına 24, 25, 26 Haziranda Edirne Sarayiçi'nde yapılacak Türkiye Başpehlivanının seçileceği 644 üncü tarihî Kırkpınar yağlı güreşlerine davet ediyorum.

Bu yılki güreşlerin hayırlı ve uğurlu olmasını dileyerek, sizlerden, bizim olan ve nice milletlerin gıptayla baktığı muhteşem kültür abidemizi şereflendirmenizi bekliyorum.

Tekrar, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ayağ.

Gündemdışı ikinci söz isteği, Zonguldak İlinin düşman işgalinden kurtarılış yıldönümü münasebetiyle, Zonguldak Milletvekili Sayın Harun Akın'a ait.

Buyurun Sayın Akın.

Süreniz 5 dakika.

2.- Zonguldak Milletvekili Harun Akın'ın, Zonguldak'ın düşman işgalinden kurtarılışının 84 üncü yıldönümü ile kömür havzasında yaşanan sorunlara ilişkin gündemdışı konuşması ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler'in cevabı

HARUN AKIN (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak'ın kurtuluşunun 84 üncü yıldönümü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan evvel, 16.6.2005 Perşembe günü TTK Karadon Müesseselerine bağlı ocakta meydana gelen kazada metan gazından zehirlenerek yaşamanı yitiren 6 yiğit kardeşimiz İsmail Yavaşçı, Durmuş Dereli, Baki Veren, Erkan Çengel, Mehmet Çoban, Erol Gökbayrak şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Genel Maden İşçileri Sendikası Başkanlığında tüm işçilerimize başsağlığı dileklerimi iletirken, bugüne kadar hayatını kaybetmiş tüm madenci şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Birinci Dünya Savaşından sonra, Türkiye toprakları her taraftan düşman işgali altına girmiş, düşman askerleri karış karış ülkeyi zaptetmeye başlamışlardır. Zonguldak da aynı tarihlerde stratejik açıdan önemli bir maden olan taşkömürünün varlığı nedeniyle istila edilmiştir. Fransızlar, Mondros Antlaşmasının 7 nci maddesindeki, özel güvenlik nedeniyle herhangi bir strateji noktasını işgal etme hakkına sahip olma yetkisine dayanılarak, 8 Mart 1919 tarihinde, 125 inci taburuyla Zonguldak'a girmiştir. 3 Nisan 1919'da, Fransızlar, paralı Tunuslu müstemleke askerleriyle şehirdeki askerî güçlerini takviye etmişlerdir. Daha sonra Anadolu'da başlatılan ulusal özgürlük ve bağımsızlık eylemi, Fransa ile Türkiye'yi anlaşmaya yöneltti. 1921 yılı haziran ayında başlayan görüşmeler sonucunda Fransızlar, 8 Mart 1919 tarihinde asker çıkardıkları Zonguldak'tan, iki yıl üç ay oniki gün sonra, Osmanlı bandıralı Giresun Vapuruyla, 21 Haziran 1921 tarihinde ayrıldılar. Böylece, ülke için son derece önemli olan bölge düşman işgalinden kurtulmuş oldu. Taşkömürü olduğu için işgal edilen bölge bu şekilde terk edilmiş oldu.

Ülkeyi kalkındırmak, sanayiini büyütmek için taşkömürü çıkarmak, demir çelik işlemek için doğayla yaptığı savaşa 4 500 şehit veren Zonguldak Şehrinin bugünlerde stratejik önemi unutulmuş, şehrin üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlamıştır. Şehrin oluşmasına sebep olan taşkömürünün önemi unutulduğu gibi, taşkömürü olduğu için o yörede kurulan Erdemir blok satışla yabancılara peşkeş çekilmeye çalışılıyor; ancak, bunun bu kadar kolay olmayacağını, Ereğli ve Zonguldak halkının mücadelesinden sonra göreceklerine inanıyoruz.

Türkiye Taşkömürü Kurumuna gelince, 1983'lü yıllardan sonra izlenen hükümet politikalarıyla yatırım yapılmaması, işçi sayısının azalması ve hazırlıkların yetişmemesi nedeniyle küçülmüş, zarar eden bir kurum haline getirilmiştir. AKP Hükümeti, Zonguldak halkına TTK'yı büyütmek ve eski günlerine kavuşturma sözleri vererek oyları almasına rağmen, verdiği tüm sözleri unutup bundan önceki politikaların daha da kötüsünü uygulayarak, ne yatırım yapmış ne de işçi almıştır. Yaklaşık bir yıl önce çıkarılan Maden Kanunundan sonra Zonguldak'ta çok şey değişeceğini söyleyen AKP yetkilileri, geçen bir yıl boyunca hiçbir şey yapmadıkları gibi, şehri, Kurtuluş Savaşındaki kumpanyalar dönemine, yasadışı kaçak üretimine doğru sürüklemektedirler. TTK'nın ocaklardaki bütün iş birimleri ihaleye veriliyor. Değerli arkadaşlar, en sona bir kazmacı kalmıştı, şimdi, onu da nasıl ihale ederiz diye çalışmalar yapıyorlar.

TTK'nın sonuçlarını izlediğimiz, henüz ne olacağı belli olmayan özelleştirme furyası, büyük bir zafer edasıyla halka yansıtılmaya çalışılıyor. Elbette, ciddî yatırımcıların Zonguldak'a gelip yatırım yapmasına kesinlikle karşı değiliz; ancak, bu özelleştirmeler, yeraltı kömür işletmeciliğinin gerçekleri, maliyet ve zorluğu gözönünde bulundurulmadan yapılıyor. Zonguldak ve TTK bir karanlığa doğru gidiyor; bunun sonucunda, kurumda çalışanların motivasyon bozukluğu, personel azlığı, bizi derin üzüntülere boğan iş kazalarına neden oluyor.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta, yine bu Meclis kürsüsünden 3 arkadaşımızı kaybetmenin üzüntüsünü sizlerle paylaşmıştım. Bu hafta da, 6 arkadaşımızı daha kaybettik.

Sonuçta Zonguldak'ta olanlara gelmek istiyorum. Bilindiği gibi, Erdemir yabancı şirketlere satılmak üzere. TTK'nın gözler önünde eriyen bir hasta gibi görülüp, bu hastanın iyileştirilmesi yerine, onun mirasından ne koparırsak kârdır deniliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akın, konuşmanızı tamamlayın.

Buyurun.

HARUN AKIN (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

Geçtiğimiz günlerde KEDAŞ Genel Müdürlüğümüz kapatıldı. Köy Hizmetleri kapatıldı, il özel idarelerine bağlandı. Zonguldak'ın büyükşehir olması istenmiyor; Kozlu, Kilimli ilçe yapılmıyor; Çatalağzı'nın, Beycuma'nın önü kapanıyor. Zonguldak, 5084 sayılı Teşvik Yasasının dışında bırakılıp, özel sektörün önü kapatılıyor. Çaycuma, Ereğli Organize Sanayi Bölgeleri kaderine terk ediliyor. Şehirde devlet adına ciddî bir yatırım yapılmadığı gibi, cesaretli birkaç Zonguldaklı işadamının yaptığı özel yatırımlar sanki AKP İktidarının icraatıymış gibi gösterilip, siyasî rant kapılmaya çalışılıyor.

Biz, şehrimiz adına yapılacak her iyi şeyi ayakta alkışlamaya hazırız; bundan kıskançlık değil, gurur duyarız. Siyaset adına, yapılanları görmemek gibi alışkanlığımız yoktur; ancak, yapılmayanları ve yapılması gerekenleri söylemek gibi de şehrimize borcumuz vardır. Biz bu olumsuzlukları anlattıkça, günleri kurtarmaya çalışan AKP yöneticileri hayali projelerle ayakta durmaya çalışıyorlar.

Bundan seksendört yıl önce Zonguldak düşman işgalinden kurtulmuş ve taşkömürünün varlığı nedeniyle ülke sanayiinin temeli olmuş, Türkiye Cumhuriyetinin kalkınmasına öncülük etmiş. Bugün, 21 Haziran 2005; Zonguldak üzerinde kara bulutlar dolaşıyor, şehir yok olma süreci yaşıyor. Bugün işbaşında olan hükümet, Zonguldak'a ülke ekonomisinin kamburu gibi bakıyor. Ülkemizin en önemli ve stratejik illerinden olan Zonguldak'taki Erdemir yabancılaştırılmaya, TTK ise elden çıkarılmaya çalışılıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak üzerinde oyunlar oynamaya çalışanlara şunu söylemek istiyorum: Cumhuriyeti kuran atalarımız, Zonguldak'ın önemini bilip ona nasıl sahip çıktılarsa, Kuvayi Milliye ruhu taşıyan torunları da Zonguldak'a sahip çıkıp koruyacaklar. Zonguldak'ı konuşan herkes, Zonguldak'ın Türkiye için ne kadar önemli olduğunu kavrayarak, haddini bilerek konuşmalı diye düşünüyorum. Zonguldak, Türkiye Cumhuriyetinin ilk illerindendir. Zonguldak, yük değildir, Türk sanayiinin lokomotifidir. Zonguldak, 1991 yılındaki şanlı direnişiyle tescillenmiş emeğin başkentidir.

Son söz olarak, İlimiz Zonguldak'ın 84 üncü Kurtarılış Yıldönümünü bir kez daha kutluyor, emeğin karşılığını almış bir Zonguldak dileklerimle, özlemlerimle, tüm bölge halkına saygılar sunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akın.

Hükümet adına, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız Sayın Hilmi Güler cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, böyle bir cevabı vermeyi hiç düşünmüyordum; ama, Harun Akın Bey, bu cevabı vermeye beni zorladı; çünkü, kendisiyle ikili görüşmelerimizde çok daha farklı şeyler konuşuyoruz, mikrofona geldiği zaman, belki de seçmene selam mıdır yahut Zonguldaklılara selam olsun diye midir, farklı bir görüntü sergiliyor.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Hangi konuda Sayın Bakanım?!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben, olayı kendisine anlattım; çünkü, diğer toplantılara da hep kendisini davet ettim; o toplantılarda da kendisine izah ettim "evet, haklısınız Sayın Bakanım" diyor; ama, burada da farklı bir görüntü veriyor.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Yapmayın Sayın Bakanım; hangi konuda "haklısınız" dedim?!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ben, en azından, milletimize, burada, hem size, belki, hafızanızı tazelemek bakımından, bir defa daha söylememde yarar olacak; öyle anlıyorum.

HARUN AKIN (Zonguldak) - TTK'yla ilgili hiçbir konuda haklısınız demedim size Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - O zaman, izah edin. İzah edin…

BAŞKAN - Sayın Akın, böyle bir geleneğimiz yok.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Ama, böyle bir gelenek de yok!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - O zaman, şöyle ifade edeyim...

BAŞKAN - Ben, size, bu kürsüde gerekli toleransı gösterdim. Siz, dinleyeceksiniz; sonunda, gerekirse, bir talebiniz olursa, değerlendiririm.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Ben, Sayın Bakanın ismini kullanmadım…

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi, şöyle ifade edeyim… Ola ki, unutmuş olabilirsiniz… Belki, yoğun gündemlerinizden, bu, unutkanlık şeklinde gelişmiş olabilir.

Şimdi, şöyle söyleyeyim. Zonguldak'ta, biz, gerçekten, farklı bir politika takip ediyoruz. Bu farklı politika da şöyle: Senelerin bir TTK'sı var orada ve orada da dünyanın en iyi kömürlerinden bir tanesi var; taşkömürü var ve taşkömürü de, başta metalurjik kok olmak üzere, demir-çelik sektörünün önemli girdilerinden bir tanesi; fakat, senelerdir ihmal edilmiş; hatta, o kadar ihmal edilmiş ki, en sonunda, burada somon balığı yetiştirelim de, burayı kapatalım diye, böyle enteresan projeler geliştirildi, hatta bunu da uygulamaya kalktılar. Yani, taşkömürü oradayken, TTK'nın tecrübeli işçileri, mühendisleri oradayken ve bir kömür kültürü orada oluşmuşken, bir zaman, onu herkes hatırlayabilir, burada somon balığı yetiştirelim de burayı kapatalım diye, böyle alternatif projeler üretilmiştir ve geldiğimizde, iktidarı devraldığımızda da, burası, yılda 320 000 000-350 000 000 dolar civarında zarar eden bir kurumdu. Biz, burayı, tabiî ki, kapatmayı düşünmedik. Başta Başbakanımız olmak üzere, oraya gittik, incelemelerimizi yaptık, daha evvelden de hazırlığımız vardı. Ben de, hasbelkader, bu sektörün içinden gelmiş birisi olarak, demir-çelik sektöründe çalışmış birisi olarak, kömürü, taşkömürünü tanıyan birisi olarak, o bölgeyi tanıyan birisi olarak da, oraya özel bir proje uyguladık.

Bu projenin birkaç yönü vardı; bunlardan bir tanesi yasal yönüydü. Maden Kanununu değiştirdik; çünkü, havzai fahmiyye diye, Osmanlı döneminden kalma bir yasayla, bu bölge, bir yerde, bir statüko içine düşmüştü. Yani, ne bir şey yapabiliyordunuz ne bir değişiklik yapabiliyordunuz. Bu Maden Yasasını, Cumhuriyet Halk Partili değerli milletvekillerimizin de katkılarıyla, gayet güzel bir şekilde, oturduk, kaldırdık ve Maden Yasasında yaptığımız değişiklikle, havzai fahmiyyenin etkisini ortadan kaldıracak düzenlemeler yaptık ve bu bölgedeki kömürleri, rödövansla özel sektöre verme imkânını aradık ve bunda da başarılı olduk. Zaten, orada, herkesin bildiği bir oyun oynanıyordu; yani, millet, bahçesinde, arsasında, arazisinden kömür çıkarıyordu, çıkardığı kömürü de satıyordu. Çıkardığı kömür ile satılan kömürü topladığımız zaman da, burada, hem millî servet olarak hem vergi olarak ülkenin kaybı oluyor. Biz, bunu resmîleştirdik; burada 22 bölgeyi ihale ettik ve genellikle işleten kişiler aldı bunları. Hiçbir sıkıntı olmadan, memnuniyet verici bir döneme girildi ve bu dönemde kömür çıkarılmaya başlandı. Çıkan kömürü, şöyle söyleyeyim size -bakınız, lütfen, rakamlara dikkatinizi çekmek istiyorum- bunların bir yılda üreteceği miktar 270 000 tondu, üç ayda 200 000 ton çıkardılar. Yani, çıkaran kişileri kontrol altına aldık, 270 000 tonluk yıllık üretimin, üç ayda 200 000 tonunu çıkardılar; bunu 4'le çarparsanız, yıllık, 270 000 ton beklenirken, 800 000 ton üretim olarak gösterebiliriz. Yani, burada iyi bir iş yaptığımızı görüyoruz ve bundan dolayı da hem istihdam arttı hem üretim kontrol altına alındı hem üretim arttı; bu, memnuniyet verici bir çalışma olarak ortaya çıktı. Geri kalan 4 büyük sahayı da ihale ettik. Bu ihale neticesinde de, özel sektör, yine, bunun projelerini hazırlamaya başladı ve tabiî ki, bu sıfırdan başlanan bir çalışma olduğu için de belli bir zaman alacak. Bunun neticesinde, hem bölgenin istihdam sorunu çözülecek hem üretim meselesi çözülmüş olacak hem de direkt ve endirekt olarak bölgeye faydalar sağlayacak. Direkt faydası şu: Ereğli Demir-Çelik buraya 46 kilometre uzaklıkta. Ereğli Demir-Çelik, 46 kilometre uzaklıktaki Zonguldak'tan kömürünü almıyor, 16 000 kilometre uzaklıktaki Avustralya'dan kömür alıyor; bu olacak şey değil. Arkadaşlar, yani, burada biz oyun oynamıyoruz, burada rakamlarla konuşuyoruz ve hepimizin de memnun olacağı bir şey yapıyoruz; yani, burada, biz, şu seçmen, bu seçmen, şu vilayet, bu vilayet diye bir şey yapmıyoruz; millî bir politikadan bahsediyoruz.

Senelerdir -siz de milletvekiliydiniz, siz de o bölgenin çocuğuydunuz- burası, 46 kilometre uzaklıktaki Ereğli'ye kömürü satmıyordu, 16 000 kilometre uzaktan, Avustralya'dan alıyordu; siz de hayattaydınız yani.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Şimdi ne oldu, alıyor mu?!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şimdi bunu yapmaya çalışıyoruz. 105 trilyon, zararını düşürdük; bundan daha güzel ne olabilir. 105 trilyon düşürdük; üretim de artmaya başladı.

NADİR SARAÇ (Zonguldak) - Kurumu nasıl rehabilite edeceğiz?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Şöyle yapacağız: Şimdi, netice itibariyle, bunu ya kamu yapacak ya özel yapacak; aydan, başka bir yaratık getirmeyeceğiz buraya; yani, gelecek yapacaklar. Kanunu değiştirdik, herkesin gözü önünde ihaleleri yapıldı, her türlü şey yapıldı, törenini yaptık; sizleri de davet ettik. Neticede, bu yatırım yapılacak.

Şimdi, bizim burada yapmak istediğimiz şey... Tabiî ki, maliyetler yüksek olduğu için satamıyordu, Ereğli de bunu almıyordu; dolayısıyla, taa 16 000 kilometre uzaktan, Avustralya'dan veya Venezüela'dan, Güney Afrika'dan kömür alıyordu. Şimdi, biz, bunu yapabilir miyiz diye bu düzenlemeleri yaptık; dediğim gibi, zararı azalttık.

Şimdi, bundan sonra yapılacak şey, 1 000 kişi alacağız; 500 kişi bir ay çalışacak, 500 kişi bir ay çalışacak; bunun sözünü verdik. Bana bunu sordunuz; kanunları çıkarırken ilave sorular sorduğunuzda cevabını verdim. Bütün bunları söylememize rağmen; yani, yok şu olacak, bu olacak, şanlı direnişimiz, bilmem ne... Nereye mesaj vermek istiyorsunuz? Şanlı direniş kime karşı olacak? Şanlı direnişi verimsizliğe karşı yapalım, şanlı direnişi pahalılığa karşı yapalım, şanlı direnişi bilgisizliğe karşı yapalım; bunu hepimiz yapalım; ama, neye karşı şanlı direniş yapıyorsunuz?

HARUN AKIN (Zonguldak) - Millet ölüyor orada Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) -Ölüyor işte, ben de söylüyorum; ben de millete söylüyorum; size söylüyorum.

HARUN AKIN (Zonguldak) - 3 kişi  öldü, ondan önce 6 kişi öldü; yapmayın...

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ölür; madenciliğin doğasında, maalesef...

HARUN AKIN (Zonguldak) - Yerin altında 5 kişinin işini 3 kişi yapıyor! Konuşuyorsunuz burada! Böyle şey olur mu?!

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Yani, daha evvel siz varken bunlar ölmüyor muydu?! Burada ne yapmak istiyorsunuz Allahaşkına?!

HARUN AKIN (Zonguldak) - Elli yıllık durumu şimdi söylüyorsunuz!..

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Gelin, birlikte düzeltelim bunları.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Ben böyle bir siyaset yapmıyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir dakikanızı rica ediyorum; sözünüzü kesiyorum. Lütfen siz Genel Kurula hitap edin.

Sayın Akın, sizi, İçtüzüğe göre ikaz ediyorum; son defa; eğer ikazımıza uymazsanız, gereğini yapacağım! Lütfen...

Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, burada, biz, ayrıca, bir metot daha uyguluyoruz. Bu da metan gazı denen gaz, aslında, doğalgazın yaklaşık yüzde 96-98'ini oluşturan bir gazdır. Bu gaz, aynı zamanda, üretim sırasında istenmeden ortaya çıkarsa, grizu dediğimiz patlamalara sebep oluyor.

Şimdi, biz bunun da ihalesini yaptık; yani, can alan bir gazın, hayat veren bir yakıt türü olarak da ihalesine çıktık. Bunu da, şimdi, eğer, fazla miktarda çıkarabilirsek… Bizim yaptığımız hesaplara göre, TTK'nın yaptığı hesaba göre, bu 60 milyar metreküp gözüküyor. Alan müteahhidin ifadesine göre, bu çok daha büyük bir rakam. Ben, yine, bunu, en az rakam olarak söylüyorum. 40 milyar metreküp bile olsa, biz bu gazı alacağız. Bunu, biz, üretimde kullanacağız. İhalesi yapıldı. Yani, bu, patlamaları da bir miktar önleyecek.

Ayrıca, Ukrayna'ya 10 adam gönderiyoruz. Ukrayna'nın, aynı zamanda, bizim Zonguldak'ın jeolojik yapısına da benzer bir şekilde bir hattı gösteren -her ne kadar, denizin öbür tarafında ama- yeraltında aynı özelliği gösteren bir yapısı var. Ukraynalılarla da ortak çalışma yapacağız. Hatta, genel müdürüne de söyledim; dünyanın en iyi uzmanları neredeyse, onları da getirelim, eğitimlerini verelim.

Zaten, buna ağırlık vermiştik. Bu olaylardan dolayı değil; zaten, ağırlık veriyoruz, yatırımlarını yapıyoruz. Elemansa, alacağız; bunun da iznini bekliyoruz. O da yapıldı.

NADİR SARAÇ (Zonguldak) - Ne zaman Sayın Bakanım?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - İznini yazdık. Neticede, tek başına olmuyor bu işler; yani, bakanlar tek başına bunlara karar vermiyor; bizim bir hükümet politikamız var, izin alacağımız makamlar var. Ben yazısını yazdım. 500 kişi bir ay çalışacak, 500 kişi bir ay çalışacak. Çıkan elemanların yerine bunu da alacağımızı söyledik.

Onun dışında, üretim artışını söylüyoruz, 105 trilyon düştüğünü söylüyoruz, Ereğli Demir-Çelik yanındayken buraya kömür satsın diye çalışmalarını yapıyoruz. Üretim artışında, yılda 270 000 ton üretim hedeflenirken, üç ayda 200 000 tonunu ürettik. Üç ayda 200 000 ton üretmek demek, hesap ederseniz, projeksiyon olarak, yılda 800 000 ton yapar.

Daha ne istiyorsunuz; yani, bütün bunları yapıyoruz. Bunları yapmaktan da mutluyuz. Bu mutluluğu sizlerle paylaşmak için tören yaptık, o törene sizleri davet ettik. Sayın Nadir Saraç Bey geldi. Sayın Saraç'a, burada anlatmadığım diğer konuları anlattım. Size de aynı şeyleri anlatabilirim. Bizim bir ayrımız gayrımız yok. Yani, bu bir millî mesele, Zonguldak meselesi, yüzelli yıllık bir konu ve burası zarar eden bir yerken, şimdi zararını azaltan bir trende girdi. İnşallah kâr edecek duruma da gelir ve biz, burada, başkaları gibi, somon balığı üretelim de, burayı kapatalım diye düşünmedik. Keşke, o şanlı direnişinizi de, somon balıkçılarına karşı gösterseydiniz!.. Ama, o zaman, böyle bir şey düşünmediniz. Bu şanlı direnişi gelin de üretim artışına karşı yapalım.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Yaptık Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Ereğli'ye mal verecek, maliyet  seviyesini düşürmede yapalım, teknoloji getirmede yapalım, çalışkanlıkta yapalım. Dediğim şey bu.

Dolayısıyla, Zonguldak bölgesi başta olmak üzere o bölgedeki herkesin, biz, mutluluğu için, yüzünün gülmesi için çalışıyoruz ve bunun için de hakikaten elimizden geleni yapıyoruz, şu ana kadar denenmemiş yolları, denenmemiş teknolojileri getiriyoruz ve bu konuda çok başarılı da bir ekip çalışıyor. Zaten, burada, öyle bir siyasî farklılık falan da yok; yani, biz, hiç kimsenin siyasî şeyine de bakmıyoruz. Kim bu işi iyi yapıyorsa, kim biliyorsa, bu işi en iyi yapacak kimlerse, onlara da veriyoruz.

O bakımdan, ben bu konuşmayı yapmayı düşünmüyordum; ama, mademki, konu bu şekilde açıldı; Zonguldak'ın üzerinde ne öyle kara bulutlar var, ne şanlı direnişe sebep olacak, yürüyüşleri oluşturacak ortam var. Harikulade bir çalışma sürdürülüyor. İnşallah, bu bölge, aynı zamanda bir enerji merkezi olacak. Sadece demir-çelik sektöründe değil, elektrik üretiminde de, mevcut taşkömürü dışındaki üretimde de, Çatalağzı'na ek olarak yeni yatırımları da düşünüyoruz; ama, bu yatırımları yaparken, kamudan dolayı değil, bunu, daha çok özel sektörün yapmasını düşünüyoruz.

Zaten, ben bu çalışmaları birkaç kere anlattım. Ayrıca, bölge televizyonlarında, ortak yayın yaparken anlattım, beyanatlarımızda bunları ifade ettik. Ama, bana, bu fırsatı tekrar verdiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, İçtüzüğün 69 uncu maddesi gereği... Sayın Bakan, benimle görüştüğünde, hak verdiğimi söyledi. Onu düzeltmek için söz istiyorum. Katılmadığım bir şeye katıldığımı söyledi, İçtüzüğün 69 uncu maddesine göre söz istiyorum.

BAŞKAN - 69 uncu maddeye göre söz istiyorsunuz?

HARUN AKIN (Zonguldak) - Söz istiyorum. Katılmadığım bir şeye katıldığımı söyledi Sayın Bakan.

BAŞKAN - Tamam, bakalım, talebinizi aldık, hakkınız baki.

Sayın milletvekilleri, gündemdışı üçüncü söz isteği, Federal Almanya Parlamentosunun 1915 yılında yaşanan Ermeni olaylarıyla ilgili kararı sebebiyle, Kırıkkale Milletvekili Sayın Vahit Erdem'e ait.

Buyurun Sayın Erdem. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakikadır.

3.- Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem'in, Federal Almanya Parlamentosunun, Birinci Dünya Savaşı esnasında, 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili aldığı karara ilişkin gündemdışı konuşması

VAHİT ERDEM (Kırıkkale)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Federal Almanya Parlamentosu, 16 Haziran 2005 günkü birleşiminde, Parlamentoda temsil edilen partilerin ortak olarak sunduğu, Birinci Dünya Savaşı esnasında 1915 yılında cereyan eden Ermeni olaylarıyla ilgili bir kararı kabul etmiştir. Bu konudaki düşüncelerimi Yüce Meclisimizle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, pek çok Avrupa parlamentosunda olduğu gibi, Federal Almanya Parlamentosu da, tarihî ve bilimsel verilere dayanmayan, tek yönlü ve siyasî bir karara imza atmıştır. Kabul edilen karar, ciddî yanlışlıklar, bilgi eksikliği ve tek taraflı hükümler içermektedir. Esasen, tarihî olaylarla ilgili karar vermek parlamentoların görevi de değildir.

Kararda, Anadolu'daki Ermenilerin neredeyse tamamen imha edilmelerine yol açıldığı ve Ermenilerin örgütlü bir şekilde sürülmeleri ve imha edilmeleri amaçlandığı gibi, doğru olmayan ithamlar yer almaktadır. Avrupa hatırlama kültüründen bahisle, ulusal tarihin karanlık sayfalarıyla açık bir şekilde yüzleşilmesi istenmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'de 1915'te meydana gelen olaylar hakkında kapsamlı bir tartışmanın hâlâ mümkün olmadığı, konuyu ele alan bilim adamları ve yazarların cezaî takibata maruz kaldıkları ileri sürülmekte ve Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenmesi öngörülen Ermeni Konferansının engellenmesine yer verilmektedir. Bu arada, Avrupa hatırlama kültürü anlamında, Türkiye'nin bazı olumlu adımlar atmaya başladığı da vurgulanmaktadır.

Ayrıca, kararda, 20 nci Yüzyıl tarihinde, meydana gelen etnik sorunların bir parçası olarak Ermenilerin sürülüp yok edilmesinin, Almanya'da eğitim politikasının gereği olarak ele alınması istenmektedir. Bu ithamlardan sonra Alman Parlamentosu, Federal Hükümetten, Türkler ve Ermeniler arasında barışma ve tarihî suçun affedilmesi, özür dilenmesi suretiyle anlaşmaya varılmasının sağlanması için yardımcı olunmasını, Türkiye Parlamentosu, Hükümeti ve toplumunun Ermeni Halkına karşı tarihte ve günümüzde oynadıkları rolün, kayıtsız, şartsız ele almaları için çaba sarf edilmesini, Türk ve Ermeni bilim adamlarının yanı sıra uluslararası uzmanların da katılacağı bir "tarihçiler komisyonu" kurulmasının desteklenmesini, konu hakkında sadece Osmanlı İmparatorluğu belgelerinin değil, aynı zamanda Almanya'nın Türkiye'ye de iletmiş olduğu Federal Dışişleri Bakanlığı arşiv belgelerinin de kamuoyuna açılması için çaba sarf edilmesini, İstanbul'da yapılması planlanan; fakat, devlet baskısı nedeniyle ertelenen konferansın gerçekleştirilmesi için çaba sarf edilmesini, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yardımcı olunmasını talep etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Federal Almanya Parlamentosunun bu kararıyla ilgili olarak değerlendirmemi, bu sınırlı süre içinde, Yüce Meclisimize kısaca arz etmek istiyorum:

1- Kararda sözü edilen "Avrupa hatırlama kültürü" kavramını objektif ve tarafsız olması kaydıyla saygıyla karşılıyorum; ancak, "Avrupa hatırlama kültürü" nedense, 1915 olaylarının nasıl ve kimin tarafından başlatıldığını, Doğu Anadoludaki Osmanlı vatandaşı Ermenilerin isyan çıkardıklarını, köyleri yakıp yıkarak, masum çoluk çocuk, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden, yüzlerce yıl beraber yaşadıkları halkı katletmeye giriştiklerini ve olayların böyle başladığını hatırlamamaktadır. Avrupa hatırlama kültürü, Osmanlı tebaı Ermenilerin o zamanın bazı devletlerince Doğu Anadoluda bir devlet kurduracakları aldatmacasıyla, Osmanlı Ordusunu, savaş esnasında, o zamanın düşman ordusuyla işbirliği yaparak arkadan vurduğunu gözardı etmektedir.

2- Avrupa hatırlama kültürü, Osmanlı tebaı Ermeniler tarafından yukarda belirtildiği gibi başlatılan ve zamanla karşılıklı katliama dönüşen olayları önlemek üzere, o günün şartlarında Osmanlı Devletinin tedbir almak zorunda kaldığına vurgu yapmayı ihmal etmektedir. Tehcir de bu tedbirin bir parçasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Erdem.

VAHİT ERDEM (Devamla) - 3- Kaldı ki, tarihte, bununla mukayese edilemeyecek çok tehcir örnekleri mevcuttur. Kararda, sanki durup dururken Osmanlı Devleti bu tedbirleri almış gibi tek taraflı bir yaklaşım sergilenmektedir.

4- Anadolu'daki Ermenilerin neredeyse tamamen imha edildikleri gibi bir hüküm, tarafsız yabancı tarihçileri bile hayrete düşürecek mesnetsiz bir iddiadır. Eğer öyle olsaydı bugün Türkiye'de Ermeni kökenli Türk vatandaşı kalmayacağı gibi, Türkiye orijinli, tehcir yoluyla göç eden, dışarıda da, Ermeni nüfusu olmayacaktı.

5- Kararda yer alan, 1915'te meydana gelen olaylarla ilgili kapsamlı bir tartışma sürdürülmesinin hâlâ mümkün olmadığı ve Türk tarihinin bu bölümünü ele alan bilim adamları ve yazarların cezaî takibata maruz kaldıkları yolundaki hüküm abartılı ve asılsızdır.

Boğaziçi Üniversitesinde tertiplenmesi düşünülen konferansa tek taraflı Ermeni tezini savunan kişilerin davet edilmesine tabiî olarak iki milletvekilimiz ve Adalet Bakanımız tepki göstermişlerdir. Bunu bahane ederek böyle bir hükme varmak son derece hatalı ve yanlıştır; ancak, bu vesileyle şunu ifade edeyim ki, dünyaca meşhur Amerikalı bilim adamı ve tarihçi Prof. Bernard Lewis'in, sırf Ermeni soykırım iddialarının asılsızlığını ortaya koymasından dolayı tehditlere maruz kaldığı ve bir Avrupa mahkemesince cezaya çarptırıldığı ve benzer şekilde Prof. Heathy Lowry, Prof. Stanfort Shaw, Prof. Justine Mc Carthy gibi tarihçi ve bilim adamlarının yine aynı sebeplerden dolayı Ermenilerce tehdit edildiği, bir kısmının  evlerinin bombalandığı bilinen gerçeklerden bazılarıdır. Geçen yıllarda "Osmanlının Son Döneminde Ermeniler" kitabını hazırlatırken, ben, bizzat, Fransa, Almanya ve diğer bazı ülkelerdeki Osmanlı tarihçilerine mektup yazdım, makale istedim; başta kabul ettiler -bilhassa bir Fransız avukat- sonra, korkudan ve Ermeni tehdidinden dolayı, bu makalelerden, bazıları, maalesef vazgeçtiler. Son olarak da, Türk tezini savunan, savunuyor gerekçesiyle Prof. Yusuf Halaçoğlu'na bir İsviçre mahkemesi tutuklama kararı çıkarmıştır. Bu da Avrupa tarafından görmezlikten gelinmektedir.

6- Alman Parlamentosunun, Alman Hükümetine, Ermenilerin sürülüp yok edilmesini eyalet eğitim politikasına dahil etmesi tavsiyesi, Türk düşmanlığının ders kitaplarında işlenmesi anlamına gelmektedir. Bu, son derece yanlış ve tehlikeli  sonuçlar doğuracak ve karşılıklı düşman üreten bir eğitim anlayışına yol açacaktır.

7- Karar, bir taraftan peşin fikirle Türk tarihini suçlarken, bir taraftan da tüm arşiv belgelerinin açılarak Türk ve Ermeni bilim adamlarının yanı sıra, uluslararası uzmanların da katılacağı bir tarihçiler komisyonu kurulmasının desteklenmesini istemektedir. Böylece, bu olayın, tarafsız, uluslararası bir bilim heyetince henüz açıklığa kavuşturulmadığını da zımnen kabul etmektedir bu karar. Böylece, karar, bu şekliyle de bir çelişki teşkil etmektedir. Esasen, Türkiye bu tezi savunmuştur ve Viyana'da, Türk ve Ermeni tarihçiler karşılıklı belge değişimleri çalışmasını başlatmışlardır; ama, son anda Ermenilerin çekilmesiyle bu akim kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Tayyip Erdoğan'ın da, yine, Ermenistan Başbakanına bir çağrıda bulanarak, aynı öneriyi götürdüğü hepimizin malumlarıdır.

8- Karar, Türkiye Cumhuriyetinden Ermenistan'la ilgili istekleri sıralarken, Ermenistan'ın Türkiye'nin sınırını tanımadığını, Türkiye'den toprak talebinde bulunduğunu, Ermenistan Anayasasında bu konularda hükümlerin yer aldığını, Ermenistan'ın Azeri topraklarının yüzde 20'sini işgal altında tuttuğunu, işgal esnasında onbinlerce Azeriyi katlettiğini ve 1 000 000'dan fazla Azeriyi sürgün ettiğini dikkate almamakta ve Avrupa hatırlama kültürünün dışında bırakmaktadır.

Ayrıca, bu kararda atıfta bulunulan Dr.Johannes Lepsius bir Protestan misyonerdir. Kararda, bu Protestan misyonerin kitabının unutturulmamasına da atıfta bulunuluyor. Bu kitap, aynen, Mavi Kitap gibi, İngiltere'de yayımlanan Mavi Kitap gibi, belgelerin  tahrif edildiği, Ermenistan lehine değiştirildiği yanlışlarla doludur. Bu, tarihçiler tarafından tespit edilmiştir.

Değerli milletvekilleri -galiba uzadı, son kısmını takdim edeyim- adil ve objektif olmak kaydıyla, son yüzyılın Avrupa ve Osmanlı tarihinin Avrupa hatırlama kültürü çerçevesinde irdelenmesine ve sorgulanmasına hazır olduğumuzu beyanda hiçbir sakınca olmadığı hepimizin malumudur. Hiçbir zaman hatırlanmayan, Balkanlarda ve Kafkasya'da, milyonlarca, katledilen ve göç ettirilen Osmanlı Türk halkları, belki, bu vesileyle hatırlanmış olur.

Yine, Prof. Stanfort Shaw'un Osmanlı tarihiyle ilgili kitabında, Balkan Savaşları esnasında öldürülen Türkün sayısı 5 000 000, göç ettirilen Türklerin sayısı ise 5 500 000'dir. Maalesef, Avrupa hatırlama kültürü bunların hiçbirini hatırlamamaktadır.

Biz, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri, güvenlik dahil pek çok konularda beraber hareket ettiğimiz Avrupa'yla, hasmane tutum yerine ortaklık anlayışına dayalı bir politika izlenmesi taraftarıyız. Ancak, Avrupa da Türkiye'yi, artık, karşı taraf olarak değil, ortak olarak görmelidir.

2 000 000'un üzerinde Türkün yaşadığı Almanya'dan da bunu beklemek hakkımızdır.

Tekrar, hepinizi, en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erdem.

Konuyla ilgili, Sayın Haluk Koç'un bir açıklama isteği var.

Kendisine, yerinden, açıklama için söz veriyorum.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Vahit Erdem'in yaptığı konuşma için de teşekkür ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, biliyorsunuz, 1915 yılında yaşanan olaylarla ilgili olarak Alman Parlamentosunun 16 Haziran 2005 tarihinde aldığı, tek yanlı, haksız ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda oybirliğiyle benimsediği görüşü hiçe sayan kararını, şiddetle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz de kınıyoruz; fakat, bir gerçeği de sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Erdem'e bir kez daha teşekkür ederek devam ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, nisan ayının ortasında, Sayın Yaşar Yakış başkanlığında Avrupa Birliği Uyum Komisyonu heyetinde, ben de…

BAŞKAN - Sayın Koç, bir dakikanızı rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Sayın Baş… Arkadaşlar, yerimize oturalım; lütfen.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Yaşar Yakış'ın başkanlığında bir heyetle, nisan ayında, bu karar tasarısı Alman Parlamentosunda görüşülmeden önce, Almanya'da grubu bulunan siyasî partilerin tümünü ziyaret ettik. Bir gözlemimi sizlere anlatmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; burada Hıristiyan Birlik CDU/CSU partileri temsilcilerinin, olaya son derece katı, hatta yanlarında danışman olarak bir Ermeni teologun bulunduğu bir toplantıda, karşı tezi, Türkiye'nin savunduğu noktaları hiç dinlememe gibi bir gayretin içinde bulunduklarında -ben burada huzurlarınızda Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'a da teşekkür ediyorum- yakın zamanda eğer Merkel seçimi kazanırsa Alman Dışişleri Bakanı olacak olan Flügel'in yanından, toplantıyı terk ettik ikimiz.

Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Almanya'da bu karar tasarısı çok net bir şekilde, tek yanlı olarak, Sayın Erdem'in belirttiği, yarın büyük bir ihtimalle Sayın Şükrü Elekdağ'ın da belirteceği gerçeklerin tamamen dışında, sanki tarihte kendilerinin yaptıklarına Türkiye'yi ortak etme gayreti varmışçasına bir amaç taşıyor. Burada üzüldüğüm nokta şu -Sayın Başkan -sözlerimi toparlıyorum- bize ifade edilen, bunu, biz, altkomisyona göndereceğiz, Şansölye'nin, Sayın Schröder'in Türkiye'ye yapacağı mayıs ayı başındaki ziyaretten sonra Parlamentoda oylayacağız bilgisi olmasına rağmen, Sayın Schröder Türkiye'ye geldiğinde Sayın Başbakanın konuğu olarak, bu konu hakkında çok net bir tutum sergilendi mi sergilenmedi mi?  Basına yansıyan kısmıyla söyleyeyim; sergilenmedi; yani, Türkiye, böyle bir kararın, Schröder'in ziyaretinden sonra Alman Parlamentosunda onaylanacağını bile bile, Sayın Schröder'e boynu eğik davrandı. Bu yanlışı ifade etmek istiyorum. Eğer, bir hak peşinde koşuyorsak, birtakım tezlerimizi ifade etme gayretinde bulunuyorsak -burada, iktidar muhalefet ayırımı yapmıyorum- burada, bunun muhatabı olan ülkelerin sayın başbakanları Türkiye'ye geldiğinde, en sert şekilde, en katı şekilde, bu gerçek onlara ifade edilmeliydi diyorum. Bu yapılmamıştır Şansöyle'nin Türkiye'yi ziyaretinde; büyük bir hatadır. Şimdi, Dışişleri Bakanımız Sayın Gül'ün, Türkiye'de, bu karar çıktıktan sonra, omurgasız davrandılar, şöyle yaptılar, böyle yaptılar demesinin hiçbir anlamı yok; demir tavında dövülür. Bu zaman dilimi, Türkiye açısından, Almanya karşısında, bir koz olarak kaçırılmıştır. Ben, bunu gündeme getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlarıma da, bununla ilgili bilgi vermek istedim. Sayın Erdem'e, tekrar, teşekkür ediyorum, düşüncelerini aynen paylaştığımı, bir kere daha, huzurlarınızda ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Koç.

Hükümetten bir söz isteği?.. Yok.

HARUN AKIN (Zonguldak) -Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akın, şimdi, aslında, en geniş şekilde, milletvekillerimizin düşüncelerini aktarmalarını arzu ediyorum. Bu konuda da, tatbikatım bu yönde, anlayışım da bu yönde. Yalnız, 69 uncu maddeyi zorlayarak size söz vereceğim, bunu da bilin. Neden; 69 uncu maddeye göre, sizin, burada, kürsüde yaptığınız konuşmayı, daha sonra, Bakanın, bir başkasının çıkıp, yanlış değerlendirmesi… Bakan, anladığımız kadarıyla, sizin başka görüşmelerinizdeki bir ifadenizden bahsediyor…

HARUN AKIN (Zonguldak) - Hayır… Sayın Başkan, ben anlatamıyorum ki…

BAŞKAN -  …ama, sizin de Bakanın da yanlış anlaşılmaması için, hassas bir konudur; lütfen, iki cümleyle, yerinizden…

HARUN AKIN (Zonguldak) - Efendim…

BAŞKAN - Öyle bir usulümüz yok efendim, yerinizden, iki cümleyle lütfen, açıklayın. Hangi konu yanlış anlaşılıyor…

HARUN AKIN (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim bugünkü gündemdışı konuşmam, Zonguldak'ın kurtarılış yıldönümüyle ilgili. Haliyle, Zonguldak'la ilgili bir değerlendirme yaparken TTK'dan bahsettik, TTK'sız Zonguldak olmaz; ama, Sayın Bakanım, cevabında, kendi düşüncelerine bizi de katarak ve özellikle bizimle ayaküstü konuştuğunu ve benim de katıldığımı söylediği için ben İçtüzük gereği bu hakkı istedim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım burada ise, ben söylemek istiyorum Sayın Bakanım: Ben, Mecliste göreve başladığımdan beri, sizinle TTK konusunda, Meclis içinde ayaküstü birçok kere sohbet ettik; ama, hiçbir konuda katılmadığımızı size defalarca söyledik. Maden Kanununda "bu işi Cumhuriyet Halk Partisiyle beraber yaptık" diyorsunuz. Maden Kanunu bir bütündür, Maden Kanununun TTK'yı ilgilendiren maddelerinde bizim ret oyumuz vardır. Yani, biz Maden Kanunuyla bu işin çözülmesine karşıyız; bunu da ifade ettik. Biz, havzai fahmiyyenin devamından yanayız. Sayın Bakanım, bu kadar önemli bir kırılma noktasını, bu kadar önemli bir gerçeği nasıl "sizinle birlikte yaptık" diyebiliyorsunuz?! Siz, bugüne kadar hiç beni işaret ederek cevap vermediniz; demek ki, beni ancak ciddîye almaya başladınız. Ben size şunu söylüyorum Sayın Bakanım: Zonguldak'a gidiyorsunuz, Zonguldak'ta büyülü bir protokolle -her bakanın olduğu gibi- dolaşıyorsunuz. İnanın, ben size sataşma yaratsın diye söylemiyorum, Zonguldak'ta durum iyi değil Sayın Bakanım. Yani, siz Maden Kanunu için nasıl "birlikte yaptık" diyebilirsiniz? Nasıl bu kadar kayıtsız olabilirsiniz? Biz Maden Kanununda, TTK'da havzai fahmiyyenin devamını söyledik. Sayın Bakanım, geçen hafta aynı buna benzer bir iş daha yapıldı , bunu da bilin de, yine burada aynı şekilde karşılaşmayalım bu konuda.

BAŞKAN - Sayın Akın, anlaşılmıştır; teşekkür ederim.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Bir konu daha var ama Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Anlaşıldı...

HARUN AKIN (Zonguldak) - Ama Başkanım, iki konu… Şimdi, KİT Komisyonunda aynı şekilde kazmacının ihalesi…

BAŞKAN - Asgarî 2 dakikalık bir süre, Tüzük böyle diyor; ama, ben gerekeni yapıyorum.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Başkanım, ama niye böyle yapıyorsunuz?! Sayın Bakanım, bizimle…

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Yani, ben kendi hakkımı kullanamayacak mıyım Sayın Başkanım?!

BAŞKAN- Kullanıyorsunuz işte, kullandırdım hakkınızı.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Ama efendim, niye müsaade etmiyorsunuz. Yani, ben boşuna konuşmuyorum ki.

BAŞKAN - Efendim, siz bir konuya çok uzun bir zaman ayırdığınız için, ikinci konuya giremediniz.

HARUN AKIN (Zonguldak) -Efendim, Sayın Bakanın söylediklerini not aldım, cevap vereceğim.

BAŞKAN - Başka bir imkânda inşallah...

HARUN AKIN (Zonguldak) - Sayın Başkanım, siz mi karar veriyorsunuz benim cevap hakkımı başka bir zamanda vermeme?!

BAŞKAN - Şimdi, zabıt da geldi, ben size açıklayayım. Sizin takıldığınız cümleyi aynen okuyorum; bakın, diyor ki: "…kendisiyle ikili görüşmelerimizde, çok daha farklı şeyler konuşuyoruz..." Konuşuyorsunuz demiyor. "…mikrofona geldiği zaman, belki de seçmene selam(...) farklı bir görüntü sergiliyor." Devam ediyor "…o toplantılarda da kendisine izah ettim 'evet, haklısınız Sayın Bakanım' diyor."

HARUN AKIN (Zonguldak) - İşte, Sayın Başkan!

BAŞKAN - Hah, burada var; ama, burada farklı bir görüntü var. İşte, siz bunu açıkladınız.

HARUN AKIN (Zonguldak) - Efendim, müsaade etmediniz ki, yarısını açıkladım.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir önerge var, okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER

1.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl'ün, Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini (2/465) geri aldığına ilişkin önergesi (4/306)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/465 esas sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 75 inci maddesine göre geri alıyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.                20.6.2005

   Cevdet Erdöl

           Trabzon

BAŞKAN - Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarında bulunan bu teklif geri verilmiştir.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

C) GENSORU, GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Van Milletvekili Hacı Biner ve 51 milletvekilinin, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

YÖK'ün objektif olmayan uygulamalarından istifade ederek birçok üniversitede olduğu gibi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde de büyük haksızlıklar, kanunsuzluklar, keyfî uygulamalar meydana gelmiş, birçok öğretim üyesi üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesinde uzman doktor kalmamış, bölge halkı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

Üniversitede, Sayıştay denetçileri ile Maliye Bakanlığı denetim elemanları tarafından yapılan denetimler sonucunda, birçok usulsüzlük ve yolsuzluklar tespit edilmiş olmasına rağmen, söz konusu keyfî uygulamalar halen devam etmektedir. Üniversite, eğitim-öğretim kurumu olmaktan çıkmış, âdeta keyfî uygulamalar alanı haline getirilmiştir.

Neticede, kamu kaynakları amaçdışı kullanılmakta ve bunu denetleyecek mekanizma da görevini yapmamaktadır.

Bu sebeplerle kamu vicdanını yaralayan, basının gündeminden düşmeyen iddiaları araştırmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü maddesine göre bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1-Hacı Biner                                 (Van)

2-Cüneyit Karabıyık                                 (Van)

3-Yekta Haydaroğlu                                (Van)

4- Halil Kaya                                (Van)

5- Mehmet Kurt                                (Samsun)

6- Mehmet Salih Erdoğan                                (Denizli)

7- Ali Öğüten                                (Karabük)

8- Abdurrahim Aksoy                                 (Bitlis)

9- Mevlüt Çavuşoğlu                                (Antalya)

10- Mustafa Ilıcalı                                (Erzurum)

11 - Osman Aslan                                (Diyarbakır)

12- Halil Özyolcu                                (Ağrı)

13 - Mehmet Kerim Yıldız                                (Ağrı)

14- Mehmet Altan Karapaşaoğlu                                 (Bursa)

15- Mustafa Ünaldı                                (Konya)

16- Ahmet Uzer                                (Gaziantep)

17- Şemsettin Murat                                 (Elazığ)

18- Mehmet Sarı                                (Gaziantep)

19- Recep Yıldırım                                (Sakarya)

20- Zülfü Demirbağ                                (Elazığ)

21- Hasan Ali Çelik                                (Sakarya)

22- Metin Kaşıkoğlu                                (Düzce)

23- Veli Kaya                                (Kilis)

24- Mehmet Mustafa Açıkalın                                (İstanbul)

25- İsmail Katmerci                                (İzmir)

26- A. Edip Uğur                                (Balıkesir)

27- Orhan Erdem                                (Konya)

28- Ziyattin Yağcı                                (Adana)

29- Mehmet Sarı                                (Osmaniye)

30- Muzaffer Baştopçu                                (Kocaeli)

31- İbrahim Çakmak                                (Tokat)

32- Eyüp Ayar                                (Kocaeli)

33 - Asım Aykan                                (Trabzon)

34- Zeyid Aslan                                 (Tokat)

35- Afif Demirkıran                                (Batman)

36- Halil Ürün                                (Konya)

37- Abdulkadir Kart                                (Rize)

38- Murat Yıldırım                                (Çorum)

39- Muzaffer Gülyurt                                (Erzurum)

40- Kenan Altun                                (Ardahan)

41- Mehmet Sekmen                                (İstanbul)

42- Cavit Torun                                (Diyarbakır)

43- Hanefi Mahçiçek                                (Kahramanmaraş)

44- Abdullah Çalışkan                                (Adana)

45- Mikail Arslan                                (Kırşehir)

46- Ahmet Münir Erkal                                (Malatya)

47- Fuat Geçen                                (Hatay)

48- Faruk Koca                                (Ankara)

49- Harun Tüfekci                                (Konya)

50- Tevfik Ziyaeddin Akbulut                                (Tekirdağ)

51- Hasan Anğı                                (Konya)

52- Hamit Taşcı                                (Ordu)

Gerekçe:

Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Doğu Anadolumuzda eğitim, öğretim ve kültür adına önemli bir boşluğu doldurmak, yükseköğretimi yaygınlaştırmak, bölgede hüküm süren cehaletin önüne geçmek, tefrikaları ortadan kaldırmak gibi toplumsal sorunlara bir ışık yayma misyonu üstlenmesi gerekirken, maalesef, son yıllarda gayesinden uzaklaşmış, kanunsuz, keyfî uygulamalarla bölge halkını ve öğrencilerini, personelini tedirgin eden bir kurum haline gelmiştir.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi yönetim kadrosu tarafından gerçekleştirilen insan hakları ve hukuka aykırı uygulamalar artarak devam etmektedir.

Rektör Prof. Dr. Yüce Aşkın, göreve başladığı 26.4 1999 tarihinden bugüne kadar akademik, malî ve idarî alanlarda yaptığı taraflı, hatalı icraatlarla üniversitedeki huzur ve barış ortamını bozmuş, bundan, öğretim elemanı, idarecisi, özetle tüm üniversite mensupları rahatsız olmuşlardır. Sonuçta, bilimsel çalışmalarla ilk 20 üniversite arasına giren Yüzüncü Yıl Üniversitesi, bugün son sıralara düşmüştür.

YÖK Kanununun 13 ve 21 inci maddelerinde yer alan açık hükümler ihlal edilerek başka üniversitelerden geçici görevlendirmelerle getirilen öğretim üyeleri, rektör yardımcısı, bilim başkanı yapılmış, kurullar oluşturulmuştur. Bu konu idare mahkemesine götürülmüş ve mahkeme, kanuna aykırı olduğu için, bu yapılanmayı iptal etmiştir.

Öğretim elemanları alımı ilanlarında ve sınav jürilerinin oluşturulmasında da kanunsuz uygulamalara devam edilmiştir. Yüksek lisans ve doktora yapmış elemanlar daha işin başında, müracaat safhasında elenmiş, sonuçta ilan edilen kadrolara, ilandaki alanlarla ilgisi olmayanlar alınmıştır.

Rektör, yönetim kurullarını etkileyerek hedeflediği yönde kadrolaşmayı sağlamak için, bilim jürilerini, talimatlarına eksiksiz uyan ve bilim alanıyla ilgisi olmayan öğretim üyelerinden oluşturmuştur. Özel açıklamalar ihtiva eden ilanlarla önceden belirlenen kişiler alınmıştır.

Yüzüncü Yıl Üniversitesinde belli görüşte kadrolaşmanın diğer bir örneği de öğretim üyesi görevlendirmelerinde yaşanmaktadır. Başka üniversitelerden geçici görevlendirmelerle öğretim üyeleri getirilirken, üniversitenin kendi kadrolu öğretim elemanları haklı ve geçerli bir sebep olmadan değişik yollarla üniversiteden uzaklaştırılmakta, ayrılmaya zorlanmakta ve atılmaktadır. Bu uygulamalar neticesinde sadece Tıp Fakültesinden 26 öğretim üyesi görevden ayrılmıştır.

Birçok öğretim görevlisinin sicilleri, hiçbir somut gerekçe gösterilmeden kanunsuz bir şekilde bozdurulmuş, sicilleri bozulan öğretim görevlileri idarî mahkemelere  müracaat ederek, haklarını savunmuşlardır. Neticede mahkeme öğretim görevlilerinin lehine karar vermiştir.

Maliye Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetleme neticesinde, üniversite dönersermayesinden yasal olmayan usullerle 2003 yılında 84 kişiye 222 milyar lira haksız ödeme yapıldığı, keza, dönersermaye katkı payından, yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı bir biçimde ödeme yapılmıştır.

Rektörün kanun ve kural tanımaz uygulamaları, üniversite lojmanlarının dağıtımında da devam etmiş, lojman tahsislerinde esas alınan hükümler çiğnenerek hak etmeyen kişilere lojman tahsis edilmiştir.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Vakfı, daha önceki yönetim kurulları döneminde çok büyük kârlar elde ederken ve yüzlerce öğrenciye burs verir durumda iken, şu andaki rektör döneminde âdeta iflasın eşiğine getirilmiş ve vakıf genel sekreterliğine getirilen şahıs, zimmetine milyarlarca lira geçirerek, geride yüklü bir borç bırakıp ortadan kaybolmuştur.

Dış proje kredisi ile Tıp Fakültesi Hastanesi makine-teçhizat alımında da, alıcı ve satıcı arasında aktedilen sözleşmenin şartlarına uyulmadığı, satıcıya 10 472 664,12 ABD Doları ödenmesi gerekirken, 13 635 670 ABD Doları ödendiği iddia edilmektedir.

Üniversiteler, bütün dünyada bilimsel anlayış ve özgür düşüncenin en yoğun olarak yaşandığı, temel hukuk ilkelerine en çok riayet edildiği kurumlar olarak bilinir. Halbuki, Yüzüncü Yıl Üniversitesinde bunun aksi bir tablo sergilenmiştir. Üniversitede son beş yılda, çeşitli alanlarda yapılan ihale ve satın almalar hakkında yolsuzluk iddiaları vardır. Tüm bu konuların araştırılması ve günışığına çıkarılması zorunludur.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir genel görüşme önergesi vardır; okutuyorum:

2.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ali Topuz, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol ve Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Avrupa Birliği müzakerelerine başlamadan önce imzalanacak uyum protokolü konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/22)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Anayasasının Fransa ve Hollanda'da düzenlenen referandumlarda reddedilmesi, Avrupa Birliğinin gelecekte alacağı yapı konusunda ciddî kuşkular uyandırmıştır. Ortaya çıkan belirsizliğin AB'nin genişleme sürecini de etkileyeceği anlaşılmaktadır. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere AB'nin önde gelen devlet adamları, Türkiye'nin üyeliği konusunun yeniden düşünülmesi gerektiğini açıkça ifade etmişler ve ülkemiz için tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık verilmesi kavramını Avrupa'nın gündemine yerleştirmişlerdir. 16-17 Haziran tarihlerinde düzenlenen AB zirvesinin sonuç belgesinin genişleme bölümünde, uzun yıllardan beri ilk defa Türkiye'nin adı açıkça yer almamıştır.

Esasen 17 Aralık kararlarıyla, sonucu belirsiz, ucu açık müzakereler düzenlenmesi ilkesini kabul etmiş bulunan AB'nin, yakın gelecekte bu tutumunu değiştirmesi ihtimali zayıftır.

Bu ortamda, Türkiye'nin, insan hakları ve demokrasinin derinleştirilmesi gibi hem AB hukukunun gereği olan hem de ülkemizin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmesi beklenen alanlardaki reform çalışmalarını sürdürmesi; ancak, başta Kıbrıs olmak üzere önemli millî davalarda geri dönülemeyecek adımlar atmaktan ve tek taraflı tavizler vermekten kaçınması en isabetli yol olacaktır.

17 Aralık 2004 tarihli AB zirvesinde, Türkiye, 1963 tarihli Ankara Antlaşmasını yeni üyelere uyarlamak için 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelerin başlamasından önce bir protokol imzalamayı vaat etmiştir. CHP o tarihte de böyle bir taahhüdün sakıncalı sonuçlar verebileceğini açıklamıştı. AB içindeki son gelişmeler bu kaygılarımızı daha da arttırmış ve protokolün imzalanmasının ileride telafi edilemeyecek sakıncalar yaratması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Türkiye'nin tanımadığı ve meşru saymadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, bu protokolün imzalanmasından sonra Türkiye'den diğer AB ülkeleriyle eşit muamele talebinde bulanacağının işaretleri şimdiden ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede, 17 Aralık zirvesi sırasında Türkiye böyle bir taahhütte bulunmamış olmakla birlikte, Rum gemilerinin Türkiye limanlarına, Rum uçaklarının da Türkiye havaalanlarına gelmesine izin verilmesinin talep edileceği anlaşılmaktadır. 25 Nisan 2005 tarihinde düzenlenen Türkiye-AB Ortaklık Konseyine sunulan AB Ortak Tutum Belgesinde AB'nin bu konudaki beklentisi açık bir biçimde belirtilmiştir.

Bütün bu nedenlerle, CHP olarak, içinde bulunduğumuz koşullarda hükümetin uyum protokolünü imzalamaktan kaçınmasının ülke çıkarları açısından zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Bu konunun bütün boyutlarıyla görüşülebilmesi için TBMM'de ivedilikle bir genel görüşme düzenlenmesini arz ve teklif ediyoruz.

 

Ali Topuz

Kemal Anadol

Haluk Koç

 

İstanbul

İzmir

Samsun

 

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

CHP Grup Başkanvekili

 

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlığın Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş 4 adet tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Birinci tezkereyi okutuyorum:

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

2.- Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/854)

                        15.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 22-25 Mart 2005 tarihlerinde Rusya Federasyonuna yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

                        Liste

Kemal Demirel                                 (Bursa)

Mustafa Ilıcalı                                 (Erzurum)

Nusret Bayraktar                                 (İstanbul)

Nimet Çubukçu                                 (İstanbul)

Halide İncekara                                 (İstanbul)

Erdal Karademir                                 (İzmir)

Mustafa Demir                                 (Samsun)

Asım Aykan                                 (Trabzon)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

3.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Amerika Birleşik Devletlerine yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/855)

                        20.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 7-11 Haziran 2005 tarihlerinde Amerika Birleşik Devletlerine yaptığım resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

                        Liste

Ömer Çelik                                 (Adana)

Telat Karapınar                                 (Ankara)

İsmail Ericekli                                 (Çankırı)

Cevdet Selvi                                 (Eskişehir)

Egemen Bağış                                 (İstanbul)

Birgen Keleş                                 (İstanbul)

İnci Gülser Özdemir                                 (İstanbul)

Orhan Erdem                                 (Konya)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Üçüncü tezkereyi okutuyorum:

4.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Bulgaristan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/856)

        20.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, Türkiye ile Bulgaristan arasında ticarî ve ekonomik ilişkilere dair temaslarda bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 11-13 Nisan 2005 tarihlerinde Bulgaristan'a yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

                        Liste

İbrahim Köşdere                                 (Çanakkale)

Ali Yüksel Kavuştu                                 (Çorum)

Yavuz Altınorak                                 (Kırklareli)

Cemal Uysal                                 (Ordu)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dördüncü tezkereyi okutuyorum:

5.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in Finlandiya'ya yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/857)

        20.6.2005

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, ticaret heyeti programına başkanlık etmek ve görüşmelerde bulunmak üzere, bir heyetle birlikte 18-20 Mayıs 2005 tarihlerinde Finlandiya'ya yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

         Başbakan

                        Liste

Oya Araslı                                 (Ankara)

Osman Nuri Filiz                                 (Denizli)

Özkan Öksüz                                 (Konya)

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No:157 Tarihi: 21.6.2005

Genel Kurulun 21.6.2005 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimde de  kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinin, 22.6.2005 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesinin, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasında yer alan 940 sıra sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 272 nci sırasında yer alan 920 sıra sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci sırasına alınmasının, Genel Kurulun 21.6.2005 Salı günü 15.00-23.00; 22.06.2005 Çarşamba ve 23.6.2005 Perşembe günleri de 14.00-23.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

    Bülent Arınç

           Türkiye Büyük Millet Meclisi

            Başkanı

Salih Kapusuz          Kemal Anadol

AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili

BAŞKAN - Öneri üzerinde aleyhte söz isteği var.

Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Danışma Kurulu önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Mutat olduğu üzere, her salı, çarşamba ve perşembe günleri Danışma Kurulları toplanıyor; o haftanın gündemiyle ilgili ortak bir mutabakata varıyorlar veya anlaşamıyorlar. Bu haftaki Danışma Kurulu önerisi üzerinde AK Parti Grubu ile Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun anlaştığını görüyoruz. Bugünkü toplantıda görüşülecek olan kanun tasarı ve teklifleri yer almış; ancak, çarşamba ve perşembe günleri, bugün, görüşmede, bu kanun tasarı ve teklifleri bitirilebilirse, çarşamba ve perşembe günleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde hangi kanun tasarılarının ve tekliflerinin görüşüleceğiyle ilgili, yine, herhangi bir bilgi elimizde mevcut değil. Herhalde, yarın veya perşembe günü yeni Danışma Kurulu toplanacak, çarşamba ve perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde hangi kanun tasarılarının ve tekliflerinin konuşulacağı yeni bir Danışma Kurulu önerisi olarak Meclis gündemine gelecek.

Değerli milletvekilleri, onlarca kez burada söylüyoruz; Danışma Kurulu önerileri açık olsun, anlaşılır olsun; o hafta hangi kanun tasarıları ve teklifleri görüşülecekse, çok net bir şekilde huzurlarımıza gelsin, bizler de milletvekilleri olarak bu kanun tasarı ve teklifleri üzerinde araştırma yapabilecek, inceleme yapabilecek ve Mecliste katkı yapabilecek gerekli zamanı bulabilelim.

Şimdi, Danışma Kurulu önerisinin girişinde "sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek" ibaresi var. Aylardan beri -dikkatinizi çekmek istiyorum- bu Mecliste sözlü soru önergelerinin görüşülmesi yapılamadı, aylardan beri Meclis araştırmalarıyla ilgili bu Mecliste bir çalışma yapılamadı. Ancak, İçtüzüğümüzün 96 ncı ve 115 inci maddeleri arası, Meclisin denetim konularına ayrılmış. Denetimin nasıl yapılacağı, 96 ncı ve 115 inci maddeler arasında yer almış. İçtüzüğün bu amir hükmü ortada dururken… İçtüzüğün bu amir hükmünü de okumak istiyorum müsaade edersiniz: "Sözlü soruların cevaplandırılması için; Anayasa, kanun ve İçtüzük gereği zorunluluklar hariç olmak üzere, haftanın en az iki gününde, birleşimin başında ve birer saatten az olmamak şartıyla…" Çok açık ve net bir hüküm. Salı ve çarşamba günleri, birleşimin başında, birer saatten az olmamak şartıyla bu Meclisin denetim çalışması yapacağı, İçtüzüğün 98 inci maddesinin ikinci fıkrasında kayıt altına alınmış. O zaman, ben, her iki grubumuza sormak istiyorum; 98 inci maddenin ikinci fıkrası ortada dururken, haftanın her iki gününde birer saatten az olmamak üzere sözlü soruların ve denetim konularının görüşülmesi 98 inci maddenin ikinci fıkrasında yer almış olmasına rağmen, aylardan beri 98 inci maddenin ikinci fıkrasının uygulanmamasının sebebini gelip, her iki grubun, bu kürsüden, hem bizlere hem de milletimize izah etmesi gerekmektedir.

Yine, 99 uncu maddenin ikinci fıkrasında "yazılı sorular, Başbakanlığa veya ait olduğu bakanlığa gönderildiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde cevaplandırılır. Bu süre içerisinde cevaplandırılmazsa, Başkan tarafından Başbakanın veya ilgili bakanın dikkati çekilir ve yine cevaplandırılmazsa, bu husus gelen kâğıtlar listesinde ilan edilir" deniliyor.

Şimdi, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir soru önergesi verdim. Soru önergemde... Bugüne kadar -dikkatinizi çekmek istiyorum sayın milletvekilleri- 1 564 sözlü soru önergesi verilmiş; bunlardan cevaplananı 761; bir kısmı geri çekilmiş; ancak, şu anda, sözlü soru önergelerinden 396 tanesine cevap verilmemiş. Bu sözlü soru önergeleri, çok basit meseleleri ihtiva eden soru önergeleri değil ki; değerli milletvekillerimizin o gün gündemde olan, Türkiye'nin önemli meseleleriyle ilgili, Başbakanlığa veya ilgili bakanlıklara sormuş olduğu ve mutlaka cevabını istediği çok önemli konular. Eğer…

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Kamuoyu biliyor!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kamuoyunun bilmesi bizi bağlamaz ki Sayın Milletvekili. Eğer İçtüzükte bu amir hüküm konulmuşsa ve bunun cevaplandırılması için yeterli süre verilmiş ve bu süre sonunda yapılmayan işlemlerle ilgili hükümler belli ise, Türkiye'nin bildiği konular diyerek, milletvekillerinin bu konudaki çalışma sahasını nasıl sınırlandırabilirsiniz?! Bu cümleleri burada nasıl sarf edebilirsiniz?!

Bakınız, 7 087 adet yazılı soru önergesi verilmiş, bunlardan 1 171'ine hâlâ cevap verilmemiş. Eğer, bunları yok sayıyorsanız, bunları önemsiz addediyorsanız, bunları lüzumsuz kabul ediyorsanız, bunlara söyleyecek bir sözümüz yok; ancak, burada dikkatinizi çekmek istiyorum, yazılı soru önergelerini cevaplandırmayanların başında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanı geliyor değerli milletvekilleri. Şu ana kadar, Sayın Başbakan, kendisine yöneltilen yazılı soru önergelerinden, süresi geçmiş olmasına rağmen ve Başkanlıkça da ikaz yazısı yazılmış olmasına rağmen, tam 271 tanesine cevap vermemiştir. Buradan, şöyle bir değerlendirme yapmak istiyorum: Demek ki, Sayın Başbakan, bu 271 soruya makul ve mantıklı bir cevap veremeyeceğini düşündüğü için, bu soru önergelerine cevap vermeyi herhalde gerçekleştirememiştir diye düşünüyorum.

İkinci sırada, İçişleri Bakanı geliyor; 128 adet yazılı soru önergesini, yine, süresi içerisinde cevaplandırmayan bakanların başında. Şimdi, bu milletvekilleri, İçişleri Bakanına hangi konularda soru soruyorlar?.. Hiç gündemde olmayan, Türkiye'yi ilgilendirmeyen, lüzumsuz konular değil ki! Eğer, bir milletvekili İçişleri Bakanına soru soruyorsa, mutlaka, bunlar, Türkiye'nin gündeminde olan, Türk insanını ilgilendiren, Türk Milletinin dertlerini ilgilendiren konularda sorulmuş olan sorulardır.

Bütün bunları yapmayacaksınız, bütün bunları cevaplandırmayacaksınız, sonra da, geleceksiniz, bir Danışma Kurulu önerisiyle, yine, denetim konularını görüşmeden, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi bölümüne geçeceksiniz.

Bu soru önergelerinde neler var mesela; cari açıkla ilgili soru önergeleri var. Cari açığın, Türkiye'de, dünyada emsali görülmemiş ölçüde arttığını ifade eden sorular var. Geçen sene hükümet 7,6 milyar dolar hedef göstermişken -2004 yılı hedefi 7,6 milyar dolar ifade edilmiş olmasına rağmen- yıl sonunda 15,6 milyar dolar olmuş ve bu sene bu rakamın 20 milyar dolara ulaşması söz konusu. Bunu sormuş milletvekilleri. Dışticaret açığını sormuşlar. Bu sene 40 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilen ve yine dünyada çok az ülkenin ulaştığı bir rakam olan bu dışticaret açığının sebeplerini sormuşlar. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2002 yılında yüzde 70,3 iken, bugün niye yüzde 63'lere düştüğünü sormuşlar. Doğrudan yabancı yatırımın, bu kadar söylenmesine rağmen, niye, 2004 yılında, sadece + 350 000 000 dolar olduğunu sormuşlar. Toplam borcun 2004 yılında 235 milyar dolara ulaşmasının sebeplerini sormuşlar. Yatırım açısından niye en riskli yedinci ülke olduğunu sormuşlar. İşsizlik oranlarının her geçen gün artmasının sebeplerini sormuşlar. 2002 yılında 10,3 olan işsizlik, 2005 yılında yine 10,3; ama, 2005'in ilk dört ayında 11,7'nin sebebinin izah edilmesini istemişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Gelir dağılımının her geçen gün niye bozulduğunu ve bunun sebeplerini sormuşlar. En üst gelir grubu ile en alt gelir grubu arasındaki uçurumun her geçen gün niye artmakta olduğu sorulmuş. 2002 yılında yoksulların genel nüfusa oranı yüzde 26,96 iken, 2003 yılında bu niye yüzde 28,12'ye ulaşmıştır diye sorulmuş. Kırsal kesimde 9 429 000 yoksul varken 2002 yılında, bu rakamın 2003 yılında 10 081 000'e niye çıktığı sorulmuş. Tarımın 2002 yılında gayri sâfi millî hâsıladan aldığı pay yüzde 14 iken, bugün yüzde 10'lara niye düştüğü sorulmuş ve bunun cevabı öğrenilmek istenmiş. Tarımdaki destekler, Avrupa Birliği ülkelerinde 491 dolar iken, Türkiye'de bu rakamın niye 100 doların altında olduğu öğrenilmek istenmiş.

Buna benzer birhayli soru sorulmuş; ama, bunların büyük çoğunluğuna cevap verilmemiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümle Sayın Başkan, bir teşekkür edeceğim...

Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi selamlıyorum.

Bu Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, sizleri, tekrar, saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.23
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.40

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Yaşar TÜZÜN (Bilecik).

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyoruz ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 27.5.2005 Tarihli ve 5356 Sayılı Kanunun ikinci görüşmelerine başlıyoruz. 

2.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 27.5.2005 Tarihli ve 5356 Sayılı Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Anayasa Komisyonu Raporu (1/1052) ) (S. Sayısı: 941 ve 941'e 1 inci Ek) (x) (xx)

BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.

Hükümet?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, kanunun birinci görüşmeleri 15 Haziran 2005 Çarşamba günü saat 17.55'te tamamlanmıştı.

Bilindiği gibi, anayasa değişiklik teklifinin ikinci müzakerelerinde, gerek teklifin tümü üzerinde gerekse maddeleri üzerinde görüşme açılmamakta, yalnızca maddeler üzerinde verilmiş değişiklik önergeleri görüşülmekte, birinci görüşmede üzerinde değişiklik teklifi bulunmayan bir madde hakkında ikinci görüşmede önerge verilememektedir.

Kanunun birinci görüşmelerinde hiçbir madde üzerinde önerge verilmediğinden, maddeleri sırasıyla okutup, gizli oya sunacağım.

Şimdi, kanunun 1 inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BİR MADDESİNİN

DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN

(İKİNCİ GÖRÜŞMEYE ESAS OLACAK METİN)

MADDE 1.- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 133 üncü maddesinin kenar başlığı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

F. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon kuruluşları ve kamuyla ilişkili haber ajansları

Radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla düzenlenir.

BAŞKAN - Sayın milletvekileri, anayasa değişikliğiyle ilgili, bu teklifle ilgili üç ayrı oylama yapacağız; 1 inci madde, 2 nci madde ve tümü üzerinde. Bu bakımdan, sayın milletvekillerimizin, bu üç oylamanın da yapılacağı süre içerisinde Genel Kuruldan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, bir açıklama yapacağım. Oylamaya başlamadan önce oylamanın yöntemiyle ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Anayasanın 175 inci ve İçtüzüğün 94 üncü maddeleri gereğince, anayasa değişiklik tekliflerinin maddelerinin ve tümümün kabulü, üye tamsayısının, en az, beşte 3 çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür; yani, teklifin maddelerinin ve tümünün kabulü için, en az, 330 kabul oyu gerekmektedir.

1- Genel Kurulun 5.7.1995 tarih ve 134 üncü Birleşiminde oylanarak kabul edilen başkanlık tezkeresi uyarınca, anayasa değişiklik teklifinin ikinci görüşmesinde yapılan oylamada 330'un altında oy alan madde, birinci oylamada aldığı oy ne olursa olsun, kesin olarak reddedilmiş olacak ve düşecektir.

2- Yapılan oylamada, 330'un üzerinde oy alan maddeler, birinci oylamada aldığı oy 330'un altında da olsa, kabul edilmiş olacaktır.

3- Yapılan oylamada, maddeler 330'un ve 367'nin üzerinde oy almış olsalar da, tümünün oylamasında 330'un altında oy alırsa, teklifin tümü kesin olarak reddedilmiş olacak ve düşecektir.

4- Yapılan oylamada maddelerin bir kısmı 330'un üzerinde; fakat, 367'nin altında oy almış olsa, bir kısmı da 367'nin üzerinde oy almış olsa, tümünün oylamasında teklif 367'nin üzerinde oyla kabul edilirse Kanunun hiçbir maddesi kendiliğinden halkoylamasına sunulmayacaktır. Aynı durumda, tümünün oylamasında teklif 367'nin altında oyla kabul edilirse Kanunun tümü kendiliğinden halkoylamasına sunulacaktır.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve hükümet sıralarında yer alan Kâtip Üyelerden komisyon sırasındaki Kâtip Üyeler Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar -Denizli dahil- ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar -İstanbul dahil- hükümet sırasındaki Kâtip Üyeler ise, İzmir'den başlayarak Mardin'e kadar -Mardin dahil- ve Mersin'den başlayarak Zonguldak'a kadar -Zonguldak dahil- adı okunan milletvekillerine biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ile zarf verilen milletvekilinin adı defterinde işaretlenecektir.

Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oy kullanmayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerlerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret, yeşil olan ise, çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyeden 3 yuvarlak pul ile mühürlü oy zarfını aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer 2 pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahara, oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi Kâtip Üyeler öncelikle yerlerini alsınlar.

Gizli oylamayı Adana İlinden başlatıyorum.

(Oyların toplanılmasına başlandı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yerine Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun yerine Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un yerine Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın yerine Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yerine Devlet Bakanı Beşir Atalay, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in yerine Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yerine Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun yerine Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak'ın yerine Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ vekâleten oy kullanacaklardır.

Genel Kurulun bilgilerine sunarım.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in yerine, Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Faruk Özak oy kullanacaktır.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 27.5.2005 Tarihli ve 5356 Sayılı Kanunun 1 inci maddesinin yapılan gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı: 456

Kabul                    : 399

Ret                       : 51

Çekimser               : 2

Geçersiz                : 4

Böylece, madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde oylanır.

Şimdi, 2 nci maddenin gizli oylamasına Adana İlinden başlıyoruz.

(Oyların toplanılmasına başlandı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un yerine Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un yerine Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ vekâleten oy kullanacaklardır.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı: 441

Kabul                    : 402

Ret                        : 37

Çekimser               : 2

Böylece, madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, kanunun tümünün gizli oylamasına Adana İlinden başlıyoruz.

(Oyların toplanılmasına başlandı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'un yerine Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un yerine Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Özak'ın yerine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun yerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ oy kullanacaklardır.

(Oyların toplanılmasına devam edildi)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın milletvekili var mı? Yok.

Oylama işlemi tamamlanmıştır.

Kupalar kaldırılsın.

(Oyların ayırımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun tümünün gizli oylama sonuçlarını açıklıyorum:

Kullanılan oy sayısı: 421

Kabul                    : 397

Ret                        : 23

Çekimser               : 1

Böylece, kanun kabul edilmiştir; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, saat 20.00'de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.52


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin; Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu  ve  Tababet  ve  Şuabatı  San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/506) (S. Sayısı: 934) (x)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.

Hükümet?.. Yerinde.

Şimdi, 4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.-Sağlık Personelinin Tazminat ve  Çalışma Esaslarına Dair Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte  il sağlık müdürlüğü, il sağlık müdür yardımcılığı, başhekimlik ve başhekim yardımcılığı görevini yürütenlerden mesleklerini serbest olarak icra etmekte olanlar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde serbest meslek faaliyetlerine son vermek veya bulundukları görevlerden ayrılmak zorundadırlar.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 934 sıra sayılı yasa teklifinin 4 üncü maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum.

Az evvel yasanın okunmasından da anladınız; hastane başhekimleri, bildiğim kadarıyla, sağlık müdürleri, sağlık müdür yardımcılarının tamgün çalışması isteniyor. Bana göre, bu, tabiî, hiç hoş olmayan bir şey. Bu kişilerin hiçbir garantisi yok. Bu kişilere, tamgün diyorsunuz, her şeyinizi bir kenara bırakın, gelin, bu işi tamgün yapacaksınız diyorsunuz; ama, üç gün sonra da bu kişileri veya bilemediniz bir ay sonra da bu kişileri görevden alıyorsunuz, hadi başının çaresine bak diyorsunuz.

Arkadaşlar, şöyle bakıyorum, içimizde hekim olanlar var; muayenehane açmak, öyle, bildiğiniz kadar çok kolay bir işlem değildir. Hele, büyük masrafla açılan bir muayenehaneyse, örneğin bir radyoloji uzmanıysanız veya bir göz uzmanıysanız, çok büyük yatırıma gereksinim olan bir işlemdir. Hatta, bir büro tutmanız, o büroyu döşemeniz, her şeyini yerli yerine yapmanız, apayrı masrafı gerektiren işlemlerdir. Bunları yapmışsınız, işyerinizi kurmuşsunuz, Parlamento bir gece bir yasa çıkarıyor ve diyor ki, arkadaşlar, siz, bugünden sonra tamgün çalışmak zorundasınız. "Ne garanti veriyorsunuz bana" demeye hakları yok bu kişilerin. Var mı bir garantisi bu insanların; yok. Peki diyorsunuz, tamgüne geçtim, ben tamgün çalışayım; ama, ondan sonra, üç ay sonra, sizi görevden aldım, başınızın çaresine bakın, ofisinizi tekrar açın, olurdu olmazdı… Böyle tutarsızlık olmaz arkadaşlar.

Beni bu yasa teklifinde esas üzen, bu yasa teklifini hekim arkadaşlarımın yapmış olmasıdır. Eğer hükümet getirseydi bunu bir tasarı olarak, derdim ki, bu bir hükümet tasarrufudur, hükümet böyle istiyor, olur; ama, çok da yakından tanıdığım bir meslektaşımın böyle bir teklifle gelmesi beni üzdü, hekim camiasını da üzdü. Aradan yıllar geçer, hepimiz burada kalmayız, bu ceylan derisi koltuklar bize baki değildir; bunlar bir gün altımızdan çekilir ve yine o hekim toplumunun içine gireriz. O hekim toplumunun içine girdiğimizde de derler ki: "İşte, bizi tamgüne sokup da üç gün sonra görevden aldıran arkadaşlarım, bu arkadaşlarım." Bunu özellikle Sağlık Bakanına söylemek istiyorum. Bu getirilen yasayla, mecburî hizmet denilen… Bu, bir zulümdür aslında arkadaşlar, onu söyleyeyim. Bunu getiren Sağlık Bakanı, savunan komisyon üyeleri, yarın, hekim toplumunun içine giremezler; girdikleri zaman, bir kenarda, bir köşede kalacaklardır; bunu bilsinler. Hekim toplumu, birbirine çok iyi sarılan bir toplumdur. İçinizde hekim pek fazla yok. Biz, birbirimizi iyi tutan insanlarızdır, onu söyleyeyim ve bize zulüm yapan, bize eziyet eden insanları kolay kolay da affetmeyiz. Hele, bu, içimizden birisiyse, bizim derdimizi bilen, nöbetin ne olduğunu, asistanlığın ne olduğunu, tıp fakültesine girmenin ne kadar zor bir işlem olduğunu, bunun üstüne, TUS sınavına girmek için nasıl çalışılıp da TUS sınavından sonra dört veya beş yıl ihtisas yapıldığını, hangi koşullarda ihtisas yapıldığını bilen komisyon üyesi arkadaşlarım ve Sağlık Bakanı arkadaşım, dediğim gibi, hekim toplumunun içine giremezsiniz; ayağınızı denk alın.

Bu teklif görüşülmeye başlandığından beri beni hem öğrencilerim hem de asistan arkadaşlarım aradılar; hocam, nasıl gidiyor bu diye. Ben de dilimin döndüğü kadar bunları anlattım. Onların da söyledikleri aynen böyledir: "Bu hekim arkadaşlarımız bizi hiç düşünmediler mi?" Hadi diyeceksiniz ki daha evvel vardı. Tabiî, doğru söylüyorsunuz, vardı tabiî. 1981 yılında çıkan 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanun 24.7.2003 tarihine kadar uygulandı. Bu, biliyorsunuz, askerî yönetimin getirmiş olduğu bir yasaydı ve kimse de bunun için bir şey söylemedi "asker getirdi, işte böyle, idare edelim" dedi.

Sayın Sağlık Bakanı yaklaşık olarak iki yıl önce bu kürsüden yine çıktı ve dedi ki: "Bu eziyeti biz sonlandırıyoruz, bu işi bitiriyoruz; hekim toplumuna güzel bir haber vermek istiyorum." Hatta, daha başka bir yerde, bildiğim kadarıyla Türk Tabipler Birliğinin bir toplantısında, Tabipler Birliği Başkanına sitem ederek "gerçi başkan söylemedi; ama, ben size müjde vereyim" demiştir; ama, iki yıl geçtikten  sonra aynı Sağlık Bakanı arkadaşım böyle bir teklifi burada savunmaya başlamıştır. Ne değişmiştir iki yıl içinde; çok mu şey  değişti?! Her şey değişti de, buna mı kaldı?!

Geçen haftaki konuşmalarında Sağlık Bakanı arkadaşım şöyle bir cümle kullandı "siyaset, gerçekler üzerine kurulur" dediler. Çok doğru söylüyorsunuz; ama, siyaset, biraz da uzakgörüşlülük işidir. Uzağı göremiyorsanız, gerçekleri de görmezsiniz arkadaşım. İşte, Sayın Sağlık Bakanım, iki yıl ötesini göremeyecek kadar gözleri bağlıdır, basiretsizdir ve hekim toplumuna da bu zulmü getirmiştir. Bu, bir zulümdür.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftaki konuşmalarında Sağlık Bakanı yine bazı örnekler verdi; işte, dedi ki: "Şu kadar kadro açtık, bu kadarına şu kadar başvuran oldu, bu kadarı vazgeçti, gelmedi." Doğrudur; çünkü, yanlış yolda yürümüşsünüz. Yanlış yolda yürüyenin arkasından yürümezler arkadaşlarım. Hekimler aptal değiller. Dediğim gibi, en zor sınava giriyorlar. Biraz evvel buraya gelmeden önce gazetelerden birine baktım, diyor ki: "Vakıf üniversitelerinde en çok para istenilen fakülteler, tıp, diş hekimliği ve mühendislik fakülteleri." 26 000 dolar istiyor yıllığına arkadaşlar -burada isim vermeyeyim- bir vakıf üniversitesi, tıp fakültesi için 26 000 dolar istiyor. Buraya girmek istiyor bu insanlar, bu mesleği almak istiyorlar; herhalde aptal değiller. Onun için de, sizin getirdiğiniz sözleşmeli yasaya uymamışlardır ve sizin arkanızdan da gitmemişlerdir. Bunun suçu onların değil, sizin, siz suçlusunuz ve bunun vebalinin de altından kalkamazsınız.

Arkadaşlar, hekim toplumu, hekimler, eğlenmek için gittiğiniz yerler değildir; en zor günlerinde, en zor anlarınızda, yakınlarınızın, sizin en zor zamanlarınızda yanlarınızdadır. Ağrınız vardır, kaza geçirmişsinizdir, hekim yanınızdadır. Eğlenceye gitmiyorsunuz hekimin yanına giderken. Onun için, lütfen, bu teklife oylarınızı verirken, diğer arkadaşlarıma söylemek istiyorum, AKP'li arkadaşlarıma, bu teklife oylarınızı verirken elinizi vicdanınıza koyun, er veya geç bir hekimle karşılaşacağınızı hiç  unutmayın ve bunlarla en zor gününüzde, en zor anınızda karşılaşacağınızı da unutmayın.

SELAMİ UZUN (Sivas) - 100 tane de vatandaşla karşılaşıyoruz.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - 500 tane de vatandaşla karşılaşın; ama, o hekimlerden bir tanesinin karşısına geçip de, ben, parlamenterim, sizin mecburî hizmete gitmenizde oy kullandım diyemezsiniz ve diyemeyeceksiniz; onu söyleyeyim. Bunu söyleyemeyeceksiniz…

RECEP KORAL (İstanbul) - Niye?!

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Burada laf atmak kolay; yiğitseniz, buraya çıkarsınız, burada dersiniz ki, ben, zorla gönderiyorum dersiniz.

TELAT KARAPINAR (Ankara) - Hekimlere hakaret ediyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın hatip, siz, Genel Kurula hitap edin.

Lütfen müdahale etmeyin arkadaşlar.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Sayın Başkanım, lütfen, o arkadaşım da konuşmasının ölçüsünü bilsin.

Ben, otuzsekiz senelik hekimim; hekimlere hakaret ettirmem. Sizin gibi ne söylediğini bilmeyene laf attırmam; derli toplu konuşun.

BAŞKAN - Sayın Özyurt, lütfen…

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, dediğim gibi, bu bir zulümdür. İşte, 12 Eylülün getirdiği zulmü, siz, evirip çevirip getiriyorsunuz tekrar, iki yıl sonra. Ondan sonra da bunu savunmaya kalkıyorsunuz. Bunun savunulacak tarafı yoktur. Bunu savunamazsınız. Hiçbir meslek grubuna bunu yapmıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyurt, konuşmanızı tamamlayın.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Tabiî efendim, tamamlayayım.

Hiçbir meslek grubuna bunu yapma cesaretini gösteremiyorsunuz. Hekimlere bunu yapmaya çalışıyorsunuz; ama, dediğim gibi, hiçbiriniz bir gün hekimin karşısına çıktığınızda, zor anınızda "ben o yasaya oy verdim" deme cesaretini gösteremeyecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyurt.

Şahsı adına söz istekleri var.

Adana Milletvekili Sayın Recep Garip?.. Yok.

Ordu Milletvekili Sayın Cemal Uysal?.. Yok.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, ben de Hükümet adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN - Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Özyurt.

Sayın Özyurt, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; şahsım adına konuşmamı sürdürmeye çalışacağım.

Hekim kin tutmaz, bunu bilin. Bazı arkadaşlarım "bakmayacak mı" diye söylediler. Hekim dargın olduğu insana da bakar, konuşmadığı insana da bakar, herkese bakar; ama, dediğim gibi, siz o cesareti gösterip de "ben seni iki yıl veya beşyüz gün falan yere gönderen yasaya oy verdim" deme yürekliliğini gösteremezsiniz. O zaman şunu soracaktır: Neden başka bir meslek grubunda bunu yapmadınız?

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Herkes gidiyor.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Kim gidiyor efendim?!

Dediğim gibi, konuşmak istiyorsanız, Başkan burada, söz istersiniz, kürsü burada, istediğiniz gibi konuşursunuz arkadaşlar. Ben konuşmamı bitireyim, lütfen…

YEKTA HAYDAROĞLU (Van) - O zaman doğudaki hastaneleri, sağlıkocaklarını kapatalım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır efendim… Zaten doğudaki hastaneleri, sağlıkocaklarını…

BAŞKAN - Sayın Özyurt, bir dakikanızı rica edeyim.

Sayın milletvekilleri; İçtüzüğümüzde karşılıklı konuşma diye bir usul yok. Özellikle iktidar grubunun, kürsüde konuşan hatibi daha sakin bir şekilde dinlemesi bir genel teamül. Rica ediyorum size… Bize zaman kaybettiriyorsunuz tartışmayla.

Buyurun Sayın Özyurt.

FİKRET BADAZLI (Antalya) - Alternatif çözüm…

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Evet, arkadaşlarım çözüm istiyorlar; söyleyeyim. Daha önce getirilen yasada anlaşmalı yapıyorsunuz bu insanları; onun için gitmediler arkadaşlar. 657 sayılı Kanununa tabi,  Personel Kanununa tâbi kadro vermediniz. Bunlara dediniz ki, anlaşmalı… Size bol para vereceğiz, gelin, ama anlaşma yapalım; onun için gitmediler. Ayrıca bakın, dünyanın hiçbir yerinde yoktur; iki yıl pratisyenken mecburî hizmet yapmış insanlara diyorsunuz ki, bu yasa çıktığı tarihten itibaren uzman olanlara yaklaşık olarak bir iki yıl daha mecburi hizmet koyuyorsunuz. Bu nereye gelir arkadaşlar, yani, mecburî hizmet… Zorunlu mecburî hizmet diye bir şey olmaz arkadaşlar; böyle şey mi olur?!

Bazı avantajlar sağlarsınız, bir tanesini söyleyeyim; dersiniz ki, pratisyen olan, fakülteden mezun olanlardan, şu, şu koşullara uyanlar TUS sınavında 5 puan, 10 puan önde olacaksınız. Bunlar ufak tefek şeyler. Kadrolu yaparsınız; ama, siz anlaşmalı yapıyorsunuz, canım istediği zaman alırım diyorsunuz.

Hekim arkadaşlarım diyor ki: "Efendim, gittiğimiz yerde bir stetoskop -yani dinleme aleti- ve bir tansiyon aleti var; başka hiçbir şey yok. Benden hizmet isteniyor." Cerrah olarak, yani, operatör olarak gönderdiğiniz yerlerde ameliyathane yok. Bu arkadaşlarım dört sene, beş sene operatör olmak için uzmanlık çalışması yapmışlar, gidiyorlar boş bir yer. Nedir; operatör gönderdik...

Arkadaşlar, bu getirilen teklif tamamen popülist politikadır. Biz size hekim gönderdik, bakın işte ayağınıza kadar getirdik daha ne istiyorsunuz... Bunu söylemek için yapıyorsunuz. Bunlar gerçekler değil; gerçek, yaptığınız şeyler değil. Üstelik şunu da söyleyeyim, yalnız bunlarla da o iş olmaz. Halkın sosyal seviyesini yükseltemedikten sonra, ekonomik seviyesini yükseltemedikten sonra ayağına hekim göndermişsiniz, ben size işte doktor gönderdim baktırıyorum demeniz; bunlar yeterli şeyler değil.

Avrupa Birliğine girmek istiyoruz diyorsunuz; Avrupa Birliğine bu koşullarda giremezsiniz, onu söyleyeyim. Bu şeyle bile, şu saydığım koşullarda bile Avrupa Birliğine girmeniz mümkün değildir. Biraz gerçekçi olun arkadaşlar. Hekimleri gönderirken, bazı cazip teklifler sürün ortaya, çekici şeyler gösterin, bir şeyler yapın.

Bu, iktidarın işi, benim değil. Ben eleştirmek zorundayım, onu söyleyeyim. Bunu siz üreteceksiniz, getireceksiniz, ben iyisini kötüsünü ortaya koyacağım. Siz bana diyorsunuz ki, bunu yapın. Yanlış yerdesiniz. Ben muhalefetim, ben size yanlışı ve doğruyu gösteririm; ama, yapma işi, sizin işiniz. Bunu yapamıyorsanız, yarın halkın karşısına çıktığınızda "ben size zorla hekim gönderdim" demekle bu iş olmaz ve bir yere zorla hekim gitmez.

Gönderirsiniz, gider o hekim. İşini de yapar, onu da söyleyeyim, gecesini gündüzüne katar, işini yapar; çünkü, bu fakülteye girerken buna karar vermiştir "ben hekim olacağım, hastama bakacağım" diye. Gecesi de belli değildir gündüzü de belli değildir. Sizin en iyi uyuduğunuz saatlerde hekimin telefonu çalar ve hiç aklınıza gelmeyecek olan bir şey sorarlar. Hiç bundan da rahatsız olmayız; burada üç beş hekim arkadaşım var, görüyorum; bundan rahatsız olmayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyurt tamamlayın konuşmanızı.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

Dediğim gibi, biz bundan rahatsız olmayız; ama, siz bundan rahatsız olursunuz, hekim toplumunun karşısına çıkamazsınız. Kafanızı sallamakla bir şey olmaz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özyurt.

Hükümet adına, Sayın Sağlık Bakanımız Akdağ söz istemiştir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; benden önce konuşmalar yapan Sayın Özyurt, konuşmalarında zulümden, bizim hekimlerin içine giremeyeceğimizden, hekim toplumunun birbirini çok tuttuğundan, kolay kolay affetmeyeceğinden, ayağımızı denk almamız gerektiğinden bahsetti. Şimdi, bir defa, bu, apaçık bir tahrik. Bu tahrikle, bir defa, kendisini, kendi tahrikiyle baş başa bırakıyorum; ancak, Sayın Özyurt, Türk hekimlerini tanımamış, hem de hiç tanımamış. Ona, Türk hekimlerini tanımasını, biraz daha tanımaya çalışmasını öneriyorum.

Şimdi, bir defa, biz, hekimler olarak, hiçbir zaman böyle ayağı denk aldıracak davranışlar içine girmeyiz; çünkü, bunlar öyle enteresan ifadeler ki, işte "yarın hekimin karşısına çıkacaksınız, dikkat edin" falan ne anlama geliyor bunlar yani. Elbette hekimin karşısına hepimiz ihtiyacımız olduğunda çıkacağız ve şerefli Türk hekimleri de, bize, bütün tarihleri boyunca olduğu gibi, büyük bir şefkatle bakacaklar, bize hizmet edecekler. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, resmin bütününü görmemiz lazım. Biz, iki sene önce, devlet hizmeti yükümlülüğüyle ilgili yasayı kaldırırken de bunu konuştuk; daha sonra da kamuoyuna defeatle konuştuk. Biz, gönüllü bir biçimde, teşvik edilmiş bir biçimde, hekimlerimizin de ihtiyaç bölgelerinde elbette çalışmalarını arzuluyoruz. Bunun için de gerekenleri yaptık. Şimdi hep deniliyor ki "Siz 657'yle gönderseydiniz giderlerdi, sözleşmeli gönderiyorsunuz da, onun için gitmediler."

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ihtiyaç bölgelerimize, biz, çok değerli hekim arkadaşlarımızı, hem sözleşmeli statüyle hem de 657'yle göndermeye, bunun için sürekli olarak bu bölgelere kadrolar açmaya devam ettik ve hakikaten, hekimlerimize ve diğer sağlık çalışanlarımıza çok ciddî katkı payları ödemeye de başladık. Özellikle bu bölgeler için katkı paylarının üst limitlerden verilmesini sağlamak üzere bir merkezî dönersermaye oluşturduk ve bu merkezî dönersermayeyle de bu bölgelerin hastanelerini güçlendirdik, güçlendirmeye de devam edeceğiz; ama, bakınız, biz, mutlaka, vatandaşımızın ihtiyacı olduğu hekim arkadaşlarımızı, onların ihtiyaçları olduğu bölgelerde istihdam etmek zorundayız.

Bugüne kadar, AK Parti Hükümetleri, hiçbir zaman popülist politika yapmadılar, bundan sonra da yapmayacağız. Aslında, popülizm, burada, hekimlere selam göndermeye çalışırken, halkın ihtiyaçlarını gözardı etmenin adıdır. Biz, bunu yapmıyoruz, elbette yapmayacağız ve şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Hekimlik, elbette, zor bir meslektir, fedakârlık isteyen bir meslektir. Öğrenciliğinin ilk gününden itibaren, bütün öğrencilik hayatı boyunca, eğer uzman olmuşsa bir hekim arkadaşım, bu uzmanlık eğitimi boyunca çok ciddî bir çalışma dönemi geçirmiştir ve fedakârca, o dönemde de fedakârca çalışmıştır, hekimliğinde de fedakârca çalışacaktır.

Bir defa, şunu açık ve net olarak ifade ediyorum ki, şu anda, birlikte Mecliste yaptığımız yasa, görüştüğümüz yasa, daha önceki mecburî hizmet yasasından çok büyük farklılıklar arz etmektedir. Bir kademelendirme sistemi getirmiş durumdayız. Hep, 500 günden bahsediliyor; oysa, bildiğiniz gibi, 300 günle başlıyor devlet hizmeti yükümlülüğü. Yani, ihtiyaç bölgesi ne kadar mahrumiyet bölgesi ise, o kadar kısa süreyle devlet hizmeti yükümlülüğü yapmak ve bu süre içerisinde bunu bitirmek mümkün olacak. Ayrıca, bu bölgelerde çalışacak hekim arkadaşlarımıza, sözleşmeli pozisyonunda çalışmak kaydıyla, çok daha yüksek ücretler ödemeye de devam edeceğiz.

Ben, bir defa, şuna kesinlikle inanıyorum: Bu ülkenin hekimleri, geçmişte olduğu gibi bundan böyle de hiçbir hoşgörüsüzlük tavrı göstermeden, ülkemizin insanlarına hizmete devam edeceklerdir. Biz, belli zaruretler sonucunda, kolaylaştırılmış ve teşvik edilmiş bir devlet hizmeti yükümlülüğü getiriyoruz. Bu ülkenin, nasıl ki Silahlı Kuvvetler mensupları, nasıl ki savcıları, hâkimleri, polisleri mahrumiyet bölgelerinde çalışmışlar ise, şerefli Türk hekimleri de bu bölgelerde, bu millete, bu halka elbette hizmet edeceklerdir ve bundan da yüksünmeyeceklerdir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Şahsı adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

24.7.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4924 sayılı Kanun, emsallerine göre daha yüksek ödeme yapmak suretiyle sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasını öngörmüş bir kanundu. Yani, iki yıl önce, 2514 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış ve yerine 4924 sayılı Kanun getirilmişti; zorunlu hizmet kaldırılmış ve yerine, sözleşmeli personel, çakılı personel dediğimiz personel atama sistemi, personel istihdam etme sistemi getirilmiştir. Bunun uygulamasına baktığımız zaman, çok farklı sonuçlarla karşılaştık. Daha önce, Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, yeterli düzeyde hekim, doktor bulunamama noktasında sıkıntılar yaşandı. 2003 yılında bu kanun çıkarılırken, yani, zorunlu hizmet, zorunlu çalıştırma metodunu kaldırıp, sözleşmeli personel çalıştırma, istihdam etme metodunu getiren 4924 sayılı bu kanunu yaparken, Sayın Bakanımız şöyle demişti: "21 inci Yüzyılda böyle bir uygulamayı hep beraber Mecliste yapıyoruz ve bunu kanunlaştırıyoruz. Bu uygulama, yani, zorunlu hizmet uygulaması yanlış bir uygulamadır." Bu kanunun yirmiiki yıl boyunca uygulandığını; fakat, sonuçta, ülke sathında, dengeli ve adil bir şekilde zorlamalarla sağlık personelini çalıştıramayacağımızı ve bunun zorlamalarla olmayacağını, Sayın Bakan, yine kendisi ifade etti o zaman. Sayın Bakanımız, o zaman "mevcut kanun -hangi kanun; 2514 sayılı, zorunlu hizmet getiren kanun- hekimlerimizin ve diğer sağlık çalışanlarının üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanan bir kanundur ve bu uygulama yirmiiki yıl boyunca ülkemize, milletimize etkin sağlık hizmeti verme noktasında işe yaramamıştır; dolayısıyla, bunu değiştiriyoruz" dedi ve çağ atlama niteliğinde bir kanun olduğunu o zaman bizlere ifade etti.

Şimdi, arkadaşlar, ne değişti; yani, davul zurna eşliğiyle yasalaştırdığımız 4924 sayılı Kanunu överken, göklere çıkarırken, şimdi, tekrar eski uygulamaya -iki yıl önce uygulanan 2514 sayılı Kanunun uygulamasına; yani, zorunlu hizmet uygulamasına- yeni baştan tekrar dönmüş olduk. Yani, ileriye doğru bir adım atma değil, geriye doğru bir adım atma söz konusu burada.

Sağlık sektöründe uygulanacak politikalar çok önemli; insan sağlığını, insan hayatını çok yakından ilgilendiren politikalardır. Yazboz tahtası şeklinde bir politika mantığı olamaz; aynı zamanda, deneme yanılma yoluyla da sağlık sektöründe sağlık politikaları hiçbir şekilde belirlenemez. Haa, bu olmadı, haydi bir başka… Peki, iki yıl aradan geçti; Sayın Bakanım, şimdi sizlere soruyorum: İki yıldan beri neredeydiniz? Yani, eğer uygulanmıyorsa çıkardığınız kanun, iki yıl boyunca niye beklediniz?

Bakın, gerekçenizde siz açıklamışsınız; 1 081 sözleşmeli uzman kadrosu açılmış, 136'sı, sadece 1 081 kadronun 136'sı doldurulabilmiş ve 900 küsur kadro, maalesef, boşta kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın konuşmanızı.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Yine, 3 524 pratisyen hekim kadrosu açılmış bu iki yıl zaman zarfı içerisinde, maalesef, 1 565 kişi ancak istihdam edilmiştir ve 2 000 kadro, tam 2 000 kadro iki yıldan beri boş, atıl durmaktadır ve Türkiye'nin her bir yerinde ebe eksiği de vardır, hemşire eksiği de vardır, pratisyen hekim eksiği de vardır, uzman doktor eksiği de vardır. Siz, buralara istihdam edemediyseniz, iki yıldan beri ne yaptınız? İki yıldan beri bu kadroları yaklaşık 2 900 - 3 000 kadroyu dolduramadıysanız, istihdam edemediyseniz, niye şimdiye kadar beklediniz? Aradan iki yıl geçtikten sonra, şimdi, yeni, bir kanunla, daha doğrusu, iki yıl önce uygulanan bir kanunla meseleyi geçiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu da, çok ayrı bir sorun.

Değerli arkadaşlar, insan sağlığından bahsediyoruz, sağlık sektöründeki sorunlardan bahsediyoruz; ama, bu sorunlar yazboz şeklinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, teşekkür ediyorum.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, daha ciddî politikalarla, daha düzgün politikalarla ve düzgün mantaliteyle sağlık sektörünü masaya yatırıp, yeniden düşünmemiz gerektiğini savunuyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eraslan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili 3 önerge var.

Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım; sonra, aykırılık derecesine göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesi ile 2368 sayılı Kanuna eklenen geçici 1 inci maddede geçen ",il sağlık müdür yardımcılığı," ve "ve başhekim yardımcılığı" ibarelerinin çıkarılmasını ve "il sağlık müdürlüğü" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Mustafa Tuna

Ayhan Sefer Üstün

 

Ankara

Ankara

Sakarya

 

Mustafa Ataş

Nur Doğan Topaloğlu

 

 

İstanbul

Ankara

 

 

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesiyle düzenlenen geçici madde 1'deki "üç ay içinde" ibaresinin "bir yıl içinde" olarak değiştirilmesini öneriyoruz.

 

Sami Tandoğdu

Muzaffer Kurtulmuşoğlu

Feridun Baloğlu

 

Ordu

Ankara

Antalya

 

Mustafa Özyurt

Hüseyin Ekmekcioğlu

Osman Özcan

 

Bursa

Antalya

Antalya

 

Gürol Ergin

 

 

 

Muğla

 

 

BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin kanun metninden çıkarılmasını öneriyoruz.

 

Mustafa Özyurt

Ali Arslan

Feridun Baloğlu

 

Bursa

Muğla

Antalya

 

Feridun Ayvazoğlu

Tuncay Ercenk

Muzaffer R. Kurtulmuşoğlu

 

Çorum

Antalya

Ankara

BAŞKAN - Bu son okunan önerge, en aykırı önergedir. Şimdi, bu önergeyi işleme alıyorum.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Değerli Başkan.

BAŞKAN - Sayın Özyurt, gerekçesini okuyalım mı?

MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İl sağlık müdürlüğü, yardımcılığı ve başhekimlik ve yardımcılığı görevleri, idarî görevlerdir. Tercihe zorlanmaları ve üç ay içinde meslek faaliyetine son vermeleri halinde güvencelerini kaybetmiş olacaklardır. Bu düzenleme, devlet memuru konumundaki doktorları baskı altında bırakacaktır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HALUK KOÇ (Samsun) - Yoklama yapılmasını istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -Yoklama isteyen arkadaşlarımı ismen arayacağım:

Sayın Koç?.. Burada.

Sayın Deveciler?.. Burada.

Sayın Aslanoğlu?.. Burada.

Sayın Çakır?.. Burada.

Sayın Çetin?.. Burada.

Sayın Neşşar?.. Burada.

Sayın Arslan?.. Burada.

Sayın Özyurt?.. Burada.

Sayın Kamacı?.. Burada.

Sayın Eraslan?.. Burada.

Sayın Yücesan?.. Burada.

Sayın Arıkan?.. Burada.

Sayın Diren?.. Burada.

Sayın Durgun?.. Burada.

Sayın Özkan?.. Burada.

Sayın Akyüz?.. Burada.

Sayın Ülkü?.. Burada.

Sayın Araslı?.. Burada.

Sayın Küçük?.. Burada.

Sayın Akdemir?.. Burada.

Sayın Ayvazoğlu?.. Burada.

Sayın Baratalı?.. Burada.

Sayın milletvekilleri, yoklama için 5 dakika süre veriyorum. Adlarını okuduğum sayın üyelerin, yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Cihaza giremeyip de pusula gönderen arkadaşlarımı Genel Kurulda arayacağım, Genel Kuruldan ayrılmasınlar.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu  ve  Tababet  ve  Şuabatı  San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/506) (S. Sayısı: 934) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesiyle düzenlenen geçici madde 1'deki "üç ay içinde" ibaresinin "bir yıl içinde" olarak değiştirilmesini öneriyoruz.

                 Sami Tandoğdu (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Doktorlara idarî görevi sürdürme konusunda karar verebilmeleri için makul bir süre verilmelidir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı, gerekçesini okuttuğumuz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesiyle 2368 sayılı Kanuna eklenen geçici 1 inci maddede geçen ",il sağlık müdür yardımcılığı," ve "ve başhekim yardımcılığı" ibarelerinin çıkarılmasını ve "il sağlık müdürlüğü" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Salih Kapusuz (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet?..

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3 üncü maddede kabul edilen önerge doğrultusunda paralellik sağlamak amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 4 üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.51
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.00

BAŞKAN: Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114 üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

934 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ile 2 milletvekilinin, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun, Devlet Memurları Kanunu  ve  Tababet  ve  Şuabatı  San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/506) (S. Sayısı: 934) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Teklifin 5 inci maddesini okutuyorum:

MADDE 5.-14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına "eczacılık" ibaresinden sonra gelmek üzere "köy ve beldelerdeki ebelik ve hemşirelik," ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Ali Arslan; buyurun.

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 934 sıra sayılı -adı çok uzun, adını okursam herhalde sürem biter- üç değerli milletvekili arkadaşımızın verdiği kanun teklifinin 5 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifi, gerçekten -hangi maddesine dokunsanız dökülüyor demeye dilim varmıyor; ama- insanı derin üzüntülere gark eden bir teklif. Komisyonda, tasarı mıdır, teklif midir çok tartıştık.

Sayın Bakan, mesela, doktorlara getirilen mecburî hizmeti kaldıran yasayı getirirken tasarı şeklinde getirmişti ve gerçekten de, geçtiğimiz günlerde geneli üzerinde yaptığım konuşmada da belirttim, o dönemde söz alan bütün arkadaşlarımız Sayın Bakana teşekkür etmişlerdi; doktorlara, 12 Eylül döneminde dayatılan zorunlu hizmeti kaldıran yasayı, hep beraber, sevinçle kaldırmıştık ve o, tasarıydı. Sayın Sağlık Bakanı -ki, kendisini gerçekten seviyoruz, sayıyoruz, çalışkanlığını biliyoruz- o, yasayı, tasarı halinde getirmişti. Şimdi, bu, Sayın Komisyon Başkanımız Cevdet Erdöl, Sayın Agâh Kafkas ve Sayın Alim Tunç'un imzalarıyla teklif halinde getirildi. İyi şeyler getirirken Sayın Bakan kendisi getiriyor; ama, beğenilmeyen, toplumun tepki göstereceği bir şey varsa, teklif halinde getiriyor.

Bu bir teklif. Bunun, teklif veya tasarı olması bile, neyi içerdiği konusunda ipuçları vermeye elverişli.

Değerli arkadaşlarım, bu maddede, 657 sayılı devlet memurlarına bir düzenleme yapılıyor; ebelerin ve hemşirelerin sözleşmeli olarak çalışmasını sağlayan bir teklif. Yani, tartışılabilir, olabilir; ancak, devletin anayasal görevi, sağlık hizmetlerini her yere götürmek, talebi olan herkese sağlık hizmetini vermek. O açıdan, bir düzenleme yaparken, bunu sözleşmeli, geçici, çakılı, başka bir türlü değil; devletin göreviyse sağlığı herkese götürmek, sürekli olarak oraya devletin elemanı olarak giden, kadrolu, devletin hemşiresini, devletin orada görevli doktorunu, yardımcı sağlık personelini oraya götürecek yasal düzenlemeler yapması lazım. Yama şeklinde, işte, bugünlük, geçici olarak gönderelim… Hayır kardeşim; siz, buraya, sağlık personelini götürmek zorundasınız; bu, sizin anayasal göreviniz.

Niye sözleşmeli; bakın, hekimlerde de geçtiğimiz yıl sözleşmeli personelle ilgili bir düzenleme yapıldı. Şimdi, bir sağlıkocağını düşünelim; üç doktor arkadaşımız, üç pratisyen hekim arkadaşımız, işi bitirmişler, öğle yemeğinde kahve içiyorlar. Bakın, bir tanesi, normal, 657 sayılı Yasaya tabi, eskiden bizim bildiğimiz, devletin memuru olan, güvencisi olan pratisyen hekim; bir diğeri, geçtiğimiz yıl yasayla zorunlu hizmeti kaldırdıktan sonra, onun yerine ikame etmeye çalıştığımız; ama, bugün başarılı olmadığı Sayın Bakan tarafından da itiraf edilen -genel gerekçede sayılar var- sözleşmeli personel, ikinci doktor tipi; üçüncü doktor tipi de, bugün, burada yasalaştıracağımız -maalesef- Sayın Bakanın deyimiyle, Demokles'in kılıcı gibi yıllarca hekimlerin üzerinde sallanıp, iki sene önce sevinerek kaldırdığımız mecburî hizmetle o sağlıkocağına gönderilmiş pratisyen hekim; üç tane… Üç çeşit, devletle akti üç ayrı özellik taşıyan, maaşları birbirinden farklı, sorunları birbirinden farklı; birisi 200 gün için gelmiş -ki, burada onu da artırdık, 300 güne çıkardık- bir pratisyen hekim; birisi, sözleşmeli olarak akit yapmış, on sene oradan kıpırdayamayacak olan pratisyen hekim; birisi de, normal, 657 sayılı Yasayla gelmiş pratisyen hekim. Üç çeşit, bir sağlıkocağında pratisyen hekim var; ama, bunların üçünün de derdi aslında aynı. Ne, biliyor musunuz; sağlıkta dönüşüm ile sağlığın özelleştirilmesinin önünü açan çıkardığımız yasalar; aile hekimliği. Bunların bir süre sonra üçünün de görevi değişecek, üçünün de sağlığı özelleştirme sonucunda vardığımız noktadaki hekim olacaklar. İşte, aile hekimi olabilirlerse aile hekimi olacaklar, olamazlarsa da, işte, bir özel sağlık kurumunda çalışan hekim olacaklar. Üçünün de derdi aslında aynı; ama, bugünden bunun farkında değiller.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu yasayla, sözleşmeli, iki sene önce çakılı eleman temininde güçlük olan yerlerde sözleşmeli hekim bulunmasıyla ilgili yasayı çıkarırken kaldırdığımız, 1981 yılında, o zamanki Millî Güvenlik Konseyince -21 Ağustos yanılmıyorsam tarihi- çıkarılan -21.8.1981- doktorlara zorunlu hizmet getiren yasayı yeniden getirmiş olacağız. Bakın, o dönemde, konseyde, bu yasa çıkarken şöyle bir görüşme olmuş. Çok enteresan. Başkan -sanıyorum, başkan Sayın Kenan Evren- "bu kanun tasarısını hükümetin hazırlayıp göndermesinden biz de çok mutluyuz" diyor. Doktorlara zorunlu hizmet getiren kanun tasarısını… "Bu kanunu daha evvel çıkarmak istiyorduk; ama, kanunun noksan tarafları kalmasın, bazı aksaklıklar olmasın diye bugüne kadar geciktirdik -hemen çıkarmak istiyormuş aslında, ama, bir sene kadar gecikmiş, bir sene bile olmamış, 12 Eylülden sonra- gönül arzu ederdi ki bunu daha evvel çıkaralım ve bu seneki mezunlara da uygulayalım." Değerli arkadaşlarım, hepinize davetiye geliyordur. Bugünlerde tıp fakülteleri, üniversiteler mezuniyet törenleri yapıyorlar ve önümüzdeki bir hafta içinde, on gün içinde ya da belki de bu hafta içinde bazı fakültelerde, bazı üniversitelerde bu öğrencilerimiz mezun olacaklar, doktor olacaklar. Sayın Kenan Evren şunu diyor: "Bu seneki mezunlara uygulamamamız bir bakıma da iyi oldu. Çocuklar birden bire şoke olurlardı." Gerçekten, çocuklar şoke şu anda. Sayın Bakana da mutlaka tepki meilleri geliyordur, tepki telefonları geliyordur, sizlere de geliyordur. Hakikaten, bu sene mezun olacak olan çocuklar şoke oldu. Bunu, Kenan Evren Paşamız da o zaman tespit etmiş "iyi ki bu sene uygulamadık" diyor.

"Çünkü, evvelce yoktu böyle bir şey. Ona göre hazırlamışlardır kendilerini; ama, bundan sonra mezun olacaklar bazı tedbirler almak lüzumunu hissedebilirler. Mesela, evlenecekse evlenmez çocuk…" Kenan Evren söylüyor; bakın, ne kadar insancıl, ne kadar insanî bir duygu. Doğru; ben, mesela, tıp fakültesini bitirdim, evlendim. 4 üncü sınıftan beri de bitirince evleneceğimi planladım eşimle.

"Gidip şu mecburî hizmetimi tamamlayayım, ondan sonra gidip evleneyim der" diyor Kenan Paşa. Hepimiz kızarız Kenan Paşaya değil mi; bir askerî yönetimin başkanı. "Şimdi, evlenip nasıl götürüp getireceğim  çoluğumu çocuğumu diyebilir; böyle faydaları da oldu gecikmesinin; zannediyorum, bu, memleket yararına olacaktır" diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Kenan Evren ile Sayın Bakanı aynı kefeye koymak istemiyorum; ama, yani, Kenan Evren Paşanın gösterdiği duyarlılığı bu demokratik ortamda…

Biraz önce Mustafa Hocam "bu doktorların huzuruna nasıl gideceksiniz" dediğinde Sayın Bakan büyük tepki gösterdi. Haklıdır belki kendine göre; ama, 12 Eylül yönetiminin gösterdiği duyarlılığı eğer bu Meclis göstermeyecekse, hiç olmazsa, bu işi, planlı, birden bire başlarına kâbus gibi çöken, Sayın Bakanın deyimiyle Demokles'in kılıcı gibi çöken bu yasayı, bu Meclis, eğer, bugün burada çıkaracaksa; yani, dilim varmıyor söylemeye, ne söyleneceğini…

SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Sen Muğla Vekilisin!.. Doğudakilere söylemen lazım.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Şimdi, bakın, doğudakilerle ilgili geçtiğimiz günlerde bir tartışma başlattım -sanıyorum, Sayın Bakanın bir cevabı olur- Muş'ta. O geneli üzerindeki konuşmada olan arkadaşlarım var mı yok mu bilmiyorum; bu işin çözümünü, biz, geçmiş tarihimizde bulduk. Eleman temininde güçlük olan yerlerdeki sorunları Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri çözdü, çözmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arslan, lütfen tamamlayın konuşmanızı.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Teşekkür ederim. 

Bakın, sürem yeter mi bilmiyorum; ama, biraz sonra şahsım adına da söz alacağım. Geçtiğimiz günlerde geneli üzerinde konuşma yaparken Muş'u aradım, Muş'taki sağlık müdürlüğündeki bir elemanı aradım -ismini vermiyorum şimdi- dedim ki: "Tamgün Yasası zamanında nasıldı, yani, Tamgün Yasası başlamadan önce ile Tamgün Yasası 1981 yılında kaldırıldığı süreç içinde Muş'taki sağlık personeli sayıları nasıldı?” Bana "1981'de Tamgün Yasası kaldırıldığında, Muş'taki 19 sağlıkocağının 19'unda doktor vardı -bu, devletin resmî görevlisinin bana verdiği ifade- ve bütün sağlıkevlerinde ebemiz, hemşiremiz tamdı" dedi. 12 Eylül paşaları bunu kaldırdı, yerine mecburî hizmeti getirdi. Tabiî, olay, mecburî, zorunlu olunca yine çözüldü; ancak, biz kaldırınca da, bu sefer büyük boşluk doğdu; yeniden getirmek zorundayız.

Sayın Varan, tarihimizi incelediğimizde, bunu çözmüşüz biz; yani, Muş'taki, Bitlis'teki, sizin Gümüşhane'deki sorunların nasıl çözüleceğini bu ülkeyi yönetenler tarihî geçmişimizde çözmüşler.

Değerli arkadaşlarım, yine, geçtiğimiz gün, geneli üzerinde konuşurken dedim ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin çeşitli açılımları oluyor; işte, AK Parti midir, AKP midir, Alaca Karanlık mıdır falan diye; ama, bence, sağlıkta bu AKP'yle ilgili şu şey çok uygun; Aklı Karışık Parti.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - CHP'yi yorumla…

ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, Sayın Bakan…

BAŞKAN - Sayın Arslan, son cümlenizi rica ediyorum; çünkü, 2 dakikayı aştınız.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz sonra şahsım adına da bu maddeyle ilgili söz alacağım; kaldığım yerden devam ederim.

Yüce Meclisi, şimdilik, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan.

Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Recep Garip?.. Yok.

Şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Faruk Anbarcıoğlu.

Buyurun Sayın Anbarcıoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bazı kırsal yerlerde ebe ve hemşire bulmakta zorlanıyoruz. Dolayısıyla, bu konularda hükümetimizin almış olduğu tedbirler zaman zaman yetersiz kalabiliyor. Kadrolu arkadaşlarımız herhangi bir sebeple, yıllardan beri, alışılagelmiş bir ortamın neticesi olarak, kendilerini şehir merkezlerine, ilçe merkezlerine gönderebiliyorlar. Bu aynı uygulamayı ilçe merkezlerindeki arkadaşlarımız da yapabiliyor. Bununla ilgili olarak sözleşmeli personel kavramı geldi; ancak, arkadaşlarımız görev aldıkları yerlere gidiyorlar -bilhassa kırsal yerlerde, köy ve beldelerden konuşuyorum, sağlıkevlerinin olduğu yerlerden- bunlar, gittikleri yer, bakıyorlar, şehre uzak, ilçeye uzak, o halde, ben, burada kalamam deyip, eğer maddî durumu da iyiyse, burada görev almayıp, şehirde kendilerine uygun bir iş bulabiliyorlar. İşte, biz de bunun önlenebilmesi için bir kanun teklifi verdik, bakanlığımızın hazırlamış olduğu tasarıyla beraber bunlar birleştirildi. Kırsal kesimde, sağlıkevlerinde görevli bulmakta zorlandığımız bölgelerde, vekil imamlık, vekil öğretmenlik kadroları gibi, vekil ebelik ve vekil hemşirelik kavramıyla beraber bu sorunu çözebilir miyiz diye...

Bakın, zaman zaman sizler de aynı sorunları yaşıyor olabilirsiniz. İlçelere olan uzaklığı 30 kilometre, 40 kilometre, yapılacak olan bir tek iğne için 30 kilometre yer gidecek olan hastalarımızın bu sorunlarına çözüm bulabilme noktasında, bu getirilen tasarıyla, oradaki yerleşim bölgesinde sıkıntı çeken, sağlık sorunu çeken arkadaşlarımızın sorunları bir nebze olsun hafifleyecektir. Dolayısıyla, 5 inci maddeyle getirilmiş olan vekil hemşirelik, vekil ebelik kavramı, şu an için sıkıntı çeken bölgelerimizdeki halkımızı çok büyük rahatlatacaktır. Bu konuda arkadaşlarımızın desteklerini bekliyoruz. Hepinize, bu konuda anlayışlı davranacağınızdan dolayı şimdiden teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca, bilhassa kırsal bölgelerde -yine öğretmen gibi- sıkıntı çektiğimiz bölgelerimiz var; buralara da Bakanlığımızın yapmış olduğu bu güzel tedbirlerle gerek eğitim noktasında gerek sağlık noktasında, artık, ihtiyaçların karşılanabilir hale geldiğini de görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Hükümetimizin bu güzel çalışmalarını yürekten tebrik ediyorum.

Bu konuda Sayın Bakanımızı ve personelini tekrar kutluyor, hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Anbarcıoğlu.

Şahsı adına, Muğla Milletvekili Sayın Ali Arslan; buyurun.

Süreniz 5 dakika.

ALİ ARSLAN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama kaldığım yerden devam edeceğim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye, gerçekten, sağlıkta  büyük sıkıntı içinde. Sağlık göstergelerine baktığımızda yüz kızartıcı boyutlarda bebek ölüm hızları, anne ölüm hızları inanılmaz; OECD ülkelerini bırakın, dünyadaki diğer ülkelerle, bizden çok daha geride gibi görünen ülkelerle karşılaştırdığınızda son derece kötü. Sayın Bakanın, bazı platformlarda  söylediği gibi, gerçekten, mesela, hekim sayısında -yanılmıyorsam- 1 000 nüfusa düşen hekim sayısında, OECD ülkeleri içinde, 1,3'le -1 000 kişiye 1,3 hekim düşüyor Türkiye'de- 33 üncü sıradayız; bizim altımızda Kıbrıs Rum  Kesimi ile Yugoslavya Federasyonu var. Hastane yatağı sayısında… Hekim yetiştirmek belki bir süreç -işte üniversiteler açacaksınız, yeterince hocanız olacak- gerektirebilir, yani, kolay bir iş değil yeterli hekim sayısına ulaşmak. Gerçi, Türk Halkının hekime başvurma yüzdesi diğer halkların alışkanlığı gibi değil. Bizim biraz daha hekime az başvurma alışkanlığımız var; ancak, halkımız, bu konuda gerekli alışkanlığı kazanması için eğitilebilir, teşvik edilebilir, yeterli sağlık muayenelerinin yapılması için bir program başlatılabilir.

Ancak, bakın, 1 000 nüfusa düşen hastane yatağı sayısında da OECD ülkeleri içinde 26 ncı sıradayız; 2,6 değeri; 1 000 kişiye 2,6 hastane yatağı düşüyor. Bu, birazcık da para işi. Eğer, siz, bütçenizden sağlığa yeterince pay ayıramazsanız, hastane yatağınız da elbette az olacak, düşük olacak.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce konuşmamı bitirirken, aklı karışık demiştim. Bakın, Sayın Bakan, Mustafa Özyurt Hocamıza hiddetlenerek buraya çıktı ve "bizim çıkardığımız mecburî hizmet yasası, 12 Eylül paşalarının çıkardığı yasayla aynı yasa değil" dedi. Şimdi, o dönemki yasa şu, bilmeyen arkadaşlarım için söylüyorum: Bir pratisyen hekim okulu bitirince bir yıl, ihtisas yapınca da bir yıl; ama, Türkiye'nin neresinde görev yaparsa yapsın mecburî hizmet yapıyor değil mi?! Sayın meslektaşlarım bilir, bir yıl, bir yıl…

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - İkişer yıl; unutmuşsun.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Şimdi, bakın, bu yasa buraya geldiğinde, gelişmişlik sırasına göre 200 gün ile 500 gün arasındaydı. Yani, en az gelişmiş yerde 200 gün, en gelişmiş yerde de 500 gün zorunlu hizmet yapacaktı hekim arkadaşlarımız; gene pratisyen hekimken, bir de ayrıca uzmanken.

Şimdi, Sayın Bakan da bu sunuş konuşmasında bunu bu şekilde söyledi. Sayın Bakan konuştuktan sonra, bizim Ordu Milletvekili arkadaşımız Sayın Sami Tandoğdu konuştu ve bunu eleştirdi. Arkasından çok geçmedi, 10-15 dakika sonra bir önergeyle 200 gün, 300 güne… Sayın Bakan da kızdı "kardeşim aynı değil. Bizim burada süreleme var; süre 200 gün ve 500 gün; yani, en az gelişmiş yerde 200 gün, çok gelişmiş yerde de 500 gün" dedi. Çok geçmedi, 10 dakika sonra, 200 gün, 300 güne çıktı, ki, aşağı yukarı bir yıla tekabül eder çalışma yılı olarak, 500 gün de 600 güne çıktı; iki yıla tekabül eder; aynı yere geldi. Sizin biraz önce iddiayla söylediğiniz, yani, kardeşim bu yasa, Kenan Evren Paşaların çıkardığı yasayla aynı değil diye iddia ettiniz; yasa, on dakika sonra aynı yasa haline geldi. Şimdi, bakın, Sayın Bakan "biz, çakılı eleman yasasıyla zaten geri kalmış yöredeki ihtiyacı çözdük; yani, oraya gitmekte bir sorun yok" dedi değil mi, sunuş konuşmasında; yanlış anlamadıysam. "Eleman temininde güçlük çektiğimiz yerlere, biz, sözleşmeli personel yasasıyla eleman gönderdik; zaten en çok da oraya gitmişlerdi" diyor; ama, bakıyorsunuz, o zaman, eleman temininde güçlük çekildiğini düşündüğünüz yerlerdeki insanları ödüllendiriyorsunuz bir yerde. Ödüllendirmeniz gerekir oraya insan çekmek için, orayı daha cazip hale getirmeniz gerekiyor; tam tersine...

Değerli arkadaşlarım, sorun büyük, sağlıkta sorun büyük; el ele vermeliyiz. Biz, elimizden geldiğince katkı koymaya çalışıyoruz. Güzel yaptığınız şeylere destek olmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arslan, son cümlelerinizi alalım.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Ben, geneli üzerinde konuşurken de söyledim, Sayın Bakan ve değerli bürokratları gerçekten çalışıyor. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, özellikle sağlık konusunda bilgisi olan arkadaşlarımız katkı koymaya çalışıyor, eleştirilerini söylüyor; güzel yaptığınız şeylerde de teşekkür ediyoruz. Ne olursunuz, Kenan Evren Paşaların bile reva görmediği bu eziyeti, hiç olmazsa bu sene mezun olacak çocuklarımıza yapmayalım diyorum.

Daha sağlıklı günlerde halkımızın refah içinde yaşadığı günlerin uzak olmaması dileğimle, Yüce Meclisi ve yıllardan beri bütün olumsuzluklara rağmen Türk Halkına sağlık dağıtma konusunda özveriyle çalışan hekimlerimizi ve bütün sağlık personelini buradan saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 33 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

İcap nöbeti tutan ve bu nöbet karşılığında kurumunca izin kullanmasına müsaade edilmeyen sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeline, her bir izin suretiyle karşılanamayan icap nöbeti saati için (her bir icap nöbeti süresi kesintisiz oniki saatten az olmamak üzere), yukarıda nöbet ücreti için belirlenen ücretin %30'u tutarında icap nöbet ücreti ödenir. Bu şekilde ücretlendirilebilecek icap nöbeti toplam süresi, aylık yüzyirmi saati geçemez.

Bu madde uyarınca yapılacak ödemeler, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarında döner sermaye bütçesinden ödenir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Neşşar; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 934 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yasanın özüne, bu maddenin özüne girmeden önce, iki gözlemimi aktarmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi AKP sözcüleriyle, diğeri de AKP yöneticileriyle ilgili.

Şimdi, AKP sözcüsü arkadaşlarımı izlediğim zaman, aynı inanmışlık, aynı belagat içerisinde, iki sene önce tam tersini söyledikleri şeyi bugün savunduklarını görüyorum. Bu, hakikaten enteresan bir olay. Bakana gelince de, her zamanki çocuk doktoruna yakıştırdığım o sevecen üslubunu, zaman zaman çocukları azarlayan baba görüntüsü içerisinde sertleştirerek, aynı şeyi, iki sene önce söylediğini bugün reddettiğini, tam tersini söylediğini görüyorum; bu, hakikaten içler acısı bir durum.

İkinci gözlemim ya da üçüncüsü -her neyse- bütün bu yaşananlardan ne AKP Grubunun ne de Sayın Bakanın herhangi bir şekilde yararlanmadıklarını görüyor olmak. Yani, iki sene önce söylediğiniz şeyi bugün tamamen değiştiriyorsunuz, en azından, yanlış olduğunu, o zamanki istediğiniz hedefe ulaşamadığınızı dile getiriyorsunuz, o kadarını kabul ediyorsunuz; ama, o hiddetiniz ve her şeyi bilirliğinizde bir değişiklik olmuyor. Burada bir yanlışlık var, bu yanlışlığın da özü, o konuşmalara neden olan esas gerekçeler. O gerekçeler de, bu özün, kesinlikle, memleketin koşullarına göre üretilmemiş, dış kaynaklı, Dünya Bankası, IMF programları doğrultusunda dayatılan, dayatılması birtakım parasal yardımların verilmesi için şart koşulan bazı uygulamalara geçmek.

Sayın Babacan da burada, gelmiş, sevindim; çünkü, IMF deyince kendisinin de mutlaka dikkatle dinlediğini biliyorum.

Bunun arkasında yatan temel yanılgı, sağlığın piyasalandırılabileceği; ben bir parça bunu açmak istiyorum, bu maddeyle ilişkisi de bu. Bu maddeyle, hekimlere ve yardımcı sağlık personeline bir miktar parasal katkı sağlanıyor. Bu, belki, bu yasanın hekimler lehine ya da sağlık çalışanları lehine tek olumlu maddesi olabilir; ama, arkasında yatan mantık, yine aynı mantık; yani, işleri parayla çözeceğiz mantığı. Sayın Bakan da bilir -onun çok iyi bir doktor olduğundan hiç kuşkum yok- yıllarca, ne ben hastaneye para için gittim ne de Sayın Bakan gitti. "Acil" dediler mi, biz gittik, sabahlara kadar gerekiyorsa çalıştık, çoluğumuzu çocuğumuzu ihmal ettik, gittik. Tabiî ki, bunun nispeten ödüllendirilmesi, bir miktar para verilmesi, daha önce 657'yle verilmiş katkının, yataklı olmayan kurumlara da yaygınlaştırılması,  miktarının artırılması, bunlar güzel şeyler; fakat, sağlığı düşünürken sadece parayla düşünmek, bu, çok yanlış. Bu, iki sene önceki yanlışın dayandığı nokta; yani, sağlığın parayla ifade edilmesi. Neydi o zamanlar; hatırlarsınız, ben, toplantıların ilk başında yoktum, kusura bakmayın, belki, tekrar olacak; ama, hepimiz iki sene önce, hatırlıyoruz, Sayın Başbakanın, televizyonlara çıkıp, ellerini de şöyle kaldırıp "Allah'ın izniyle bunu biz kaldırdık" diye konuştuğunu. Allah, bu yasayı kaldırıp kaldırmama konusunda Sayın Başbakana izin verdi mi, onu sizin izanınıza bırakıyorum; ama, bugün, aynı yasayı iki sene sonra geri getiriyorsunuz.

Yine, iki sene önce Sayın Sağlık Bakanının, o demin anlattığım sevecen ifadesiyle, biraz da, belki, büyüklere masallar anlatır gibi, televizyonlarda, çıkıp "biz, insanlara paralar vereceğiz, doktorlar koşa koşa Doğu Anadoluya gidecekler, insanların gitmediği yerlere gidecekler" diye konuştuğunu hatırlıyoruz. Dolayısıyla, bu, sonuç vermemiştir; yani, paranın sağlıkla aynı anda yan yana kullanılması hiçbir zaman sonuç vermemiştir, vermeyecektir; çünkü, sağlık, buzdolabı değildir, parayla alınıp satılmaz; sağlık, temel bir haktır ve bu temel hakkı karşılamak da devletin görevidir. Devletler de, bunu, kendi ulusal politikalarıyla geliştirdikleri modellerle yaparlar.

Bir parça daha bu IMF politikalarının altına inmek istiyorum; yani, AK Partinin iki senede sağlıkta duvara çarptığı ilk deneyimden yola çıkarak, bu, vahşi kapitalizmin neoliberalizm adıyla yeniden canlandırılmaya çalışıldığı yeni bir dönem. Aslında, bu, yeni yaşanmadı, daha önce de yaşandı ve bununla ilgili yapılan hiçbir uygulama bugün için sonuç vermedi. Buna itiraz edenler on yıllarca; yani, aşağı yukarı sağlığın sosyalleştirilmesiyle ilgili yasa çıktıktan beri bu yasayı savunanlar, sağlığın sosyalleştirilmesini savunanlar, sağlığın parayla yan yana anılmamasını söyleyenler hep gericilikle, dinozorlukla ve çağdaş dünyayı anlamamakla suçlandılar; ama, dünya değiştikçe, bu sözü edilen politikalar değişik ülkelerde uygulandıkça bunların sonuç almadığı görüldü. Görülmesine rağmen, hâlâ, bugün, ülkemizde uygulanmaya çalışılıyor.

Evet, sağlıkta dönüşümün bu mecburî hizmetle ilgili kısmından başladık. Bu fırsatı, tabiî ki, genel anlamda, AKP'nin sağlık politikalarını eleştirmek için değerlendirmek istiyorum.

Demin bir arkadaşım daha söyledi, sağlık, yazboz tahtası değildir, gerçekten değildir -şu anda yapılan uygulama bunun bir acıklı örneğidir- ve sağlık, o ülkenin koşulları yadsınarak, o ülkenin uzmanları reddedilerek, inkâr edilerek yönetilemez ve yönetilemeyeceği de her geçen gün bir kere daha görülmektedir. Çünkü, hem ülkenin koşulları, yani, ne Doğu Anadoluyu İstanbul'la mukayese edebilirsiniz ne Güney Anadoluyu Karadenizle mukayese edebilirsiniz, her yerde yaşayan insanların yerleşim yerlerinden tutun da altyapı imkânları farklıdır ve sağlığı, sadece doktoru oradan oraya göndermekle çözme olanağı yoktur. Sağlık, bir bütündür, birtakım bileşenlerden meydana gelir. Bu bileşenlerin en üstünde, sadece, hekim ve sağlık çalışanları vardır, bunun altında, altyapı, bazı sosyal mekanizmaların ülke çapında adaletli, hakkaniyetli uygulanması yatar. Yani, siz, istediğiniz kadar doktoru gönderin, eğer oradaki insanlar temiz içmesuyunu içemiyorlarsa, yani -İskandinav ülkelerinden örnek vermeyi çok seviyor Sayın Bakan, İsveç'te bütün musluk suları içiliyor, şişeyle su satın almıyorlar- altyapıyı oluşturmadıysanız, doktoru göndermekle bir işi başaramazsınız. Doktorun yanına hemşireyi gönderemiyorsanız, yine başaramazsınız. Kaldı ki, çok iyi biliyorsunuz, yine, Sayın Başbakan hemşirelere güveniyor, doktorlara iğne bile yaptırmıyor.

Dolayısıyla, sağlık, bir ekip çalışmasıdır. Bu ekibin içerisinde, tüm sağlık çalışanları yanında, diğer araç gereçler de vardır. Yani, eğer, doktoru gönderdiğiniz yerde tansiyon aleti yoksa… Sağlık Bakanının arzu edip de bir türlü gerçekleştiremediği bir uygulamadan söz etmek istiyorum; o da, eğitim hastanelerindeki uzmanları, Anadolu'nun hiçbir olanağı olmayan yörelerine dağıtma arzusu; arkadan, sıra, herhalde, şeflere de geliyor. Şimdi, siz, yıllarca, tüm olanaklarıyla çalışan bir hastanedeki bir uzmanı, on yıllık bir uzmanı, bir cerrahı alır da, altyapısı olmayan bir Anadolu hastanesine gönderirseniz ya da Sayın Bakanın daha iyi bildiği bir alanda, bir yenidoğancıyı Anadolu'da hiçbir olanağı olmayan bir hastaneye gönderirseniz, bu kişiden gerekli verimi, gerekli yardımı alamazsınız. Yapacağız, sadece, o kişinin işgal ettiği kadronun sizin atayacağınız başka insanlar için boşaltılması olur. Dolayısıyla, sadece doktor göndermekle sağlık sorunlarını da çözemeyeceğiniz ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN - Sayın Neşşar, lütfen, tamamlayın.

Buyurun.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Sözlerimi bitiriyorum. Daha sonra devam etme olanağım olacak.

Demek ki, beslenme, barınma, temiz içmesuyu, bütün bunları sağlayamıyorsanız, sağlıkta yaptığınız uygulamalar, ister mecburî hizmetle olsun ister iki sene önceki harika çözüm, çakılı sözleşmeli kadroyla olsun, bir yere varamazsanız. Maalesef, bu yasada da, üzerinde konuştuğum maddenin, hekimlere ve yardımcı sağlık personeline sağladığı bir miktar maddî kaynak dışında pek fazla bir şey ben göremiyorum. Görüşlerimi aktarmaya devam edeceğim.

Hepinizi saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu…

HALUK KOÇ (Samsun) - Onun yerine Sayın Neşşar konuşacaklar eğer müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Devir hususunda bir şey yok burada.

Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinin tümü üzerinde de söz almış ve görüşlerimi açıklama imkânı bulmuştum; bu akşamki, bu maddeyle ilgili konuşmamda ise, sadece, bu kanun teklifi görüşülürken Sağlık Bakanımızın yapmış olduğu konuşmalardan alıntılar yapmak istiyorum.

Sayın Bakanımız şunları söylüyor: "Ülkemizin özellikle eleman temininde güçlük çektiğimiz yörelerinde, mahrumiyet bölgelerinde hekim açığının kapatılmasını bekleyen vatandaşlarımızın yaralarına derman olmak üzere bir kanun yapmaya çalışıyoruz." Yani, getirilen bu kanun teklifiyle mahrumiyet bölgelerindeki vatandaşların dertlerine derman olmaya çalıştıklarını ifade ediyor.

Yine, konuşmasının devamında diyor ki: "Biz, yaklaşık olarak iki sene önce sizlerle birlikte bir kanun yaptık. Bu kanunun asıl mantığında, özellikle eleman temininde güçlük çektiğimiz yörelere, gönüllülük esasına dayanan, teşvik esasına dayanan bir biçimde sağlık personeli sevk etmek vardır." Yani, Sayın Bakanımız, iki yıl önceki kanun teklifinde bu hususları dile getiriyor ve şimdi, bu kanun teklifinin görüşmelerinde yapmış olduğu konuşmada da, yeniden, o bölgelerdeki hekim açığıyla ilgili olarak mahrumiyet bölgelerindeki sıkıntının giderilmesine çalışıldığını ifade ediyor.

Bakınız, aradan iki yıl geçiyor, iki yıl içerisinde bu konuyla ilgili, mahrumiyet bölgelerindeki doktor sayımızla ilgili bir gelişmenin tam olmadığını ifade ederek bu kanun teklifinin getirildiğini söylüyor.

Bunu, rakamlar da gösteriyor; iki yıl içerisinde 136 uzman, 1 565 pratisyen hekim; ama, 2002 yılında, bu kanun değişmeden önceki yılda 1 425 uzman ve 2 735 pratisyen hekim görev alıyor. Bakınız, 136 uzman, bunun karşılığında, 2002'de 1 425 uzman. Pratisyen sayısında da 2 kat oranında bir artış var.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanımızın bir konuşmasındaki, şu ifadeler de, ibareler de beni son derece rahatsız etti. Bakınız, Sayın Bakan ne diyor bu kanun teklifi üzerinde: "Şansınız eğer iyiyse ülkenin sosyoekonomik açıdan daha rahat bir bölgesinde bu hizmeti yapıyordunuz, eğer şansınız yaver gitmemişse, çok zor bir bölgede, zor şartlar altında bu görevi yapıyordunuz." Yani, bir sağlık bakanının, bir görev yerine gidecek bir doktorun, bir hekimin görev yaptığı yerle ilgili olarak, şansının iyi olduğu veya şansının yaver gitmediği şeklindeki bir ifadeyi şiddetle reddediyorum; çünkü, Sayın Bakanımızın benim bir soru önergeme verdiği bir cevap elimde. Bakınız, burada, bir grafikle, Türkiye'nin değişik bölgelerindeki kişi başına düşen doktor sayısını gösteriyor, Şırnak, Hakkâri, Ağrı, Muş diye sıralanıp gidiyor. Şimdi, torbadan, şansınız iyiyse -bunu şans olarak nasıl yorumluyorsunuz Sayın Bakanım, merak ediyorum- batıda, Egede, Marmarada, şansınız yaver gitmemişse Şırnak'ta, Hakkâri'de, Van'da… Bunu bir Sağlık Bakanı olarak sizin söylemeye hakkınız yok Sayın Bakanım. Lütfen, bu ibarelerinizi, burada, bir açıklamayla, ben sizin düzeltmenizi özellikle sizden istirham ediyorum.

Yine, Sayın Bakan, bakınız -konuşması elimde- şunu söylüyor: "Biz, artık, değerli meslektaşlarım ve hekimler ile hastaları arasında âdeta zorlanmış bir para ilişkisinin devam ettiği yılları geride bırakmak istiyoruz." "Bıraktık" demiyor "bırakmak istiyoruz…" Nedir bunun mefhumu muhalifiyle anlatımı; hâlâ, diyor ki, zorlanmış da olsa bir para ilişkisi devam ediyor, onun için de hekimlerimize, aile hekimlerimize, onların hakkı olan rakamları ödeyeceğiz. Sayın milletvekilleri, bir sağlık bakanı nasıl böyle bir ifadede bulunabilir?!

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ne var bunda?! Gayet normal…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Buradan, bir doktor milletvekilimiz de bunun son derece normal olduğunu söylüyor. Yani, sizler, Sayın Bakan ve doktor bir milletvekili olarak bunları normal görüyor ve sadece maaşı artırmakla biz bunların önüne geçiyoruz derseniz...

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ne var; gayet normal bir ifade!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...bütün hekim camiasını töhmet altında bırakmış olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Öyle değil!

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, buyurun, tamamlayın.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Milletvekilim, siz de hekimlik yaptınız. Bakınız, bu ifadeler, Sayın Bakanın, bu kanun teklifi burada görüşülürken yapmış olduğu konuşmalar; ben kendimden söylemiyorum, tutanaktan okuyorum. Tekrar ediyorum: "Hekimler ile hastalar arasında âdeta zorlanmış bir para ilişkisinin devam ettiği yılları geride bırakmak istiyoruz." "Geride bıraktık" demiyor "bırakmak istiyoruz" diyor.

AHMET IŞIK (Konya) - Nasıl olsun yani; nasıl olsun?!

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Ne alakası var!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - "Bırakmak istiyoruz" demenin manası nedir; hekim ile hasta arasındaki bu ilişkiler devam ediyor; biz bunların maaşını artırmakla bunun önüne geçmek istiyoruz şeklinde bir ifade ortaya çıkıyor.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Öyle yorumlanamaz o!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben Sayın Sağlık Bakanının ifadelerini burada size okuyorum. Onun için, çok açık...

Ben, özellikle Sayın Sağlık Bakanımızdan, bu konularla ilgili burada gelip bir açıklama yapmasını, bu sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade etmesini, özellikle kendilerinden istirham ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kandoğan.

Şahsı adına, Kars Milletvekili Sayın Selahattin Beyribey; buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan evvel, hepinizi, saygılarımla selamlıyorum.

Tabiî, biraz evvelki konuşmacı, herhalde Türkiye'de yaşamıyor, herhalde hiç doktora gitmedi, hiç hastanelerde bulunmadı veya afakî konuşuyor. Türkiye'de, hasta-hekim arasında para ilişkisi vardır; altını çizerek söylüyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Bakana söyleyin; bana söylemeyin.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Efendim, size de söylüyorum, Bakanıma da söylüyorum; bu, Türkiye'nin gerçeği; ama, bunu keseceğiz.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Bakana söyleyin.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Genel sağlık sigortasını çıkarıyoruz yarın... Bakın, dikkat edin...

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - İki buçuk yıldır iktidardasınız, Sayın Bakana söyleyin.

BAŞKAN - Sayın Beyribey, siz Genel Kurula hitap edin.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) -  Bakın, yarın, genel sağlık sigortasını çıkarıyoruz ve genel sağlık sigortasıyla, hekim ile hasta arasındaki para ilişkisini kesiyoruz. Peşin söylüyorum... (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Para ilişkisi varmış Sayın Bakan!

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Yarın, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecek sosyal güvenlik kanunu tasarısı içerisinde ve bununla -genel sağlık sigortasıyla- bu para ilişkisi kesilecektir.

Ben, hekimlerle ilgili, bu doğrultuda konuşmayı da… Bütün hekimleri, düzgün hekimleri, para ilişkisi olmayan hekimleri tenzih ediyorum; ama, ben de bir hekimim ve biliyorum ki, Türkiye'nin gerçekleri arasında bu vardır.

Türkiye'de sağlık hizmetleri iyi noktalara taşınıyor; ama, sıkıntılarımız da var. Tabiî, batı illerimizde sıkıntılar olmayabilir; ama, doğu illerimizde, benim ilimde, maalesef, tek doktorun olduğu ilçelerimiz var. Sözleşme ücreti yüksek olmasına rağmen, hekimler, maalesef, bu bölgelere gelmiyorlar.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Demek ki, politikanız yanlış.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Efendim, politikamız doğru politikadır.

Gelmedikleri için de, daha cazip hale getireceğiz veya o bölgelere hekimleri zorunlu olarak göndereceğiz; göndermek durumundayız.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Zorunlu olsa, gelir!

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Muğla'da olduğu gibi, İzmir'de olduğu gibi, oradaki insanların da hizmete ihtiyacı var.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Biz sosyalizasyonu savunuyoruz.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Oradaki insanların da, İzmir'deki insanlar kadar, sağlık hizmeti alma hakları olduğunu ifade etmek istiyorum.

Ben, hekimlerle ilgili, özellikle 6 ncı maddede ifade edilen icap nöbetleriyle ilgili… Hekimlerin sabahlara kadar evlerinde beklemelerinin karşılığı yoktu. Ben, yirmi yıl hekimlik yaptım; bazen, bir gecede iki defa, üç defa evimden hastaneye gittiğim olurdu ve bunların karşılığı olmazdı.

Onun için, ben, Sağlık Bakanlığına, böyle bir olayla ilgili, böyle bir hadiseyle ilgili çıkarmış olduğu kanundan dolayı müteşekkir olduğumu, hekimler adına, sağlıkçılar adına ifade etmek istiyorum; çok önemsediğimi altını çizerek söylemek istiyorum. Her emeğin bir karşılığı olmalıdır diye düşünüyorum. İcap nöbetlerinin karşılığını da AK Parti İktidarı geri veriyor.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Kuliste öyle konuşmuyordun ama. Kulislerde öyle konuşulmuyor ama.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Efendim, kuliste de öyledir, burada da öyledir, siz müsterih olun. Sevgili arkadaşlarımız, müsterih olun.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Mecburi hizmeti ben kaldırdım(!)

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Bu yasayla, ben inanıyorum ki, hekim gitmeyen noktalara; bu yasayla, hekimlerin gitmediği noktalara ve sağlıkçıların gitmediği noktalara, hekimleri göndereceğiz. Bu yasanın, milletimize, memleketimize hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Beyribey.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Maddeyle ilgili 1 önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 934 sayılı yasa teklifinin 6 ncı maddesinde yer alan "Bu şekilde ücretlendirilebilecek icap nöbeti toplam süresi aylık yüzyirmi saati geçemez" cümlesinin madde metninden çıkarılmasını öneriyoruz.

 

Feridun Baloğlu

Nuri Çilingir

Feridun Ayvazoğlu

 

Antalya

Manisa

Çorum

 

Hasan Ören

Nurettin Sözen

İsmail Değerli

 

Manisa

Sivas

Ankara

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET  ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılmıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN - Önerge sahipleri, gerekçeyi mi okutalım efendim?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Gerekçeyi okutalım, angaryaya karşı olduğumuzu söylüyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasamız angaryayı yasaklamıştır. Sağlık personeline 120 saatin üzerindeki icap nöbeti için ödeme yapılmaması adaletsiz bir düzenleme olacaktır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - ...Hükümetin katılmadığı, Komisyonun olumsuz görüş beyan ettiği ve gerekçesini biraz önce dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunarken, karar yetersayısı da arayacağım.

Önergeyi, şimdi, oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler...

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, neyi kabul etmediklerini sorar mısınız...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum.

MADDE 7.- 11.4.1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Acil tıbbi yardım ve bakım ile sınırlı kalmak ve Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliğinde belirtilmek kaydıyla acil tıp teknikerleri ile acil tıp teknisyenleri hastaya müdahale edebilir, bu hususta lazım gelen iş ve işlemleri yapabilirler. Hastane öncesi acil tıbbi yardım veren personel özel tip kıyafet giyer.

BAŞKAN- Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Neşşar; buyurun.

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz geç kaldım Sayın Başkan. Denizli'den doktor arkadaşlarım arıyorlar tebrik etmek için(!)

Ben kaldığım yerden devam ediyorum. Ama, tabiî, bu arada olan bir iki konuşma dolayısıyla AKP sözcüleriyle ilgili bir gözlemimi daha dile getirmek istiyorum. O da, Sayın Bakanın mükemmel uygulamaları hakkında kendisine övgü dolu sözler söylerken, şöyle, gözlüklerinin üzerinden Sayın Bakana birer bakış gönderip, konuşmaları… O da çok ilgimi çeken bir gözlem. Bu, her ilgili meslek alanındaki arkadaşlarımızın -tabiî, bu tarafta oturan herkes için konuşmuyorum- kendi alanlarındaki bakanlara iltifat ederken kullandıkları bir yöntem gibi geliyor bana. Sanıyorum, bunun karşılığını da arkadaşlarımız alıyorlardır, öyle diyelim.

Yine, demin unuttuğum bir başka şey: Bir arkadaşım, 21 - 22 Haziran 2003'te, Sayın Bakanın, Türk Tabipler Birliği Büyük Kongresinde yaptığı konuşmanın metniyle ilgili bir metin iletti bana; bunun yanında da bir şey hatırlattı. Bakın, bu, 2003'teki konuşmasında Sayın Bakan ne demiş: "Ben de mecburî hizmet yaptım; ama, bu iki sözcüğün bir arada nasıl telaffuz edildiğine hâlâ şaşıyorum. Bu, benim, son derece mahzurlu gördüğüm bir ifade ve uygulamadır."

Dolayısıyla, Sayın Ali Arslan'ın da demin belirttiği gibi, Sayın Bakan, bu nedenle, herhalde o kadar bir mahcubiyet hissi taşıyor ki, bu sefer, bu değişikliği tasarı olarak değil de, üç milletvekili arkadaşımızın teklifi olarak getiriyor. Bu da, bu değerli milletvekili arkadaşlarımızın da buna katıldıklarını, bu oyuna alet olduklarını gösteriyor gibi geliyor bana.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Kendi kalesine gol bu.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla)  - Şimdi, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bir de, şu, hekim - hasta - para ilişkisi; yani, şu, bıçak parası meselesi… Bu, benim sevmediğim bir konu olduğu için gündeme getirmek istemiyordum; ama, Sayın Bakan, ilk geldiği günden itibaren bunu gündeme getirdi, bütün hekim camiasını çok güzel karşısına alarak "alo bıçak hattı" falan açtı. Ama, deminki değerli arkadaşımın söylediği gibi, bu bıçak parası, maalesef devam ediyor. SSK hastanelerinin kapatılması aşamasında, bu, hep SSK'lılara yüklendi, hep SSK hastanelerinde bu uygulamaların olduğu söylendi. Sayın Bakan, SSK'ları kapattınız, eksik olmayın; şu anda, devlet hastanelerinde devam ediyor; siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz ve ne sizin alo bıçak hattınızla bu gerçek değişti ne de arkadaşımın dediği gibi, IMF direktifleriyle, yani, stand-by'ın imzalanması için şart koşulan genel sağlık sigortası yasasını Meclisten geçirip uygulamaya koyduğunuz anda bu kesilecek; bunu da biliyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanımız, denenmişi denemek istiyor. Neden denenmişi denemek istiyor; çünkü, üretilen model, uygulamaya konulmak istenen model, Sağlık Bakanlığı uzmanlarının, Türkiye'de çalışan bilim adamlarının ve Türkiye koşullarını bilen insanların bir ürünü değil, ulusal bir model değil, bir şablonun Türkiye'ye uygulanması. Nereden geliyor emirler dedik; Washington'dan geliyor, Brüksel'den geliyor. Peki, Washington'dan, Brüksel'den emir verenler, kendileri ne yapıyorlar; ben, bunlarla ilgili de birkaç örnek vermek, bilgi aktarmak istiyorum; yani, bize, bunu yapacaksınız diye emredenler, kendileri ne yapıyorlar. Buna girmeden önce, demin bahsettiğim, kapitalizmin, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere "neyin varsa sat ki, sana dışsermaye yardımı gelsin" yalanının gerçek yüzünü söyleyerek başlamak istiyorum bu konuya.

Bildiğiniz gibi, dünya üzerinde -ekonomiden çok iyi anlayan AKP'li arkadaşlarımız var- 3 trilyon dolar kadar bir para, nedense, yatırımlara gitmeden, o ülkenin borsasından öteki ülkenin borsasına, o ülkenin bankasından öteki ülkenin bankasına aktarılıyor. Yani, siz, bu, elinizdeki tüm millî değerlerinizi elden çıkardıktan sonra da bu paralar size yatırım olarak gelmeyecek. Niye gelsin ki; yine kendi ayarladıkları, kendi oynadıkları borsalarla, çok daha büyük paraları kazanıyorlar. Dolayısıyla, bu insanlar, size bunu dayatan insanlar ve ülkeler, kendileri size dediklerinin aynısını yapmıyorlar. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri, sağlığa gayri safî millî hâsılasının yüzde 14'ünü ayırıyor. Kişi başına, bu, 4 000 doların üstünde. Yine, hatırlayacaksınız -ben siyasette yeniyim, doktorlukta eskiyim ama; bugün bir toplantıda bir arkadaşımın aktardığı bilgiden yararlanmak istiyorum- bu genel sağlık sigortasını o dönemin Başbakanı 1999'da da getirmişti. Tarihte yanılıyor olabilirim; ama, başbakan, Süleyman Demirel'di. Eğer, tarihlerde yanılıyorsam onu siyasî acemiliğime verin. Aynı Süleyman Demirel, daha sonra, prim toplanamayacağı için, ülkenin kişi başına düşen gelirinin prime dayalı bir sistemin işleme konulmasına uygun olmadığı için geri çekmişti. Dolayısıyla, Amerika yüzde 14'ünü ayırıyor. Sağlık hizmetlerinin yarısını devlet karşılıyor Amerika'da ve yine de devletin sigortalamak peşinde koştuğu, yani, özelleştirdiği sigortaların sigortalılaştırmak peşinde koştuğu insanların yüzde 25'i, yani, Amerikan toplumunun dörtte 1'i sigorta kapsamı dışında kalıyor.

İngiltere'de Thatcher'ın politikaları, o, sizin şimdi uygulamaya çalıştığınız, çamur attığınız NHS'yi kaldırarak yerine şimdi uygulamaya çalıştığınız Demir Leydi'nin özelleştirme politikaları iflas etti. Bunu, çok sıcak, daha birkaç gün önce konuştuğum, Blair'in ilk dönemki sosyal güvenlikten sorumlu bakanı Hugh Bailey'nin ağzından söylüyorum: İngiltere, artık, yeniden, halk sağlığına devlet yatırımı yapmaya başlamış durumda. Yani, sizin savunduğunuzu size dayatanlar kendileri uygulamıyorlar; uygulamış bile olsalar geri dönmeye çalışıyorlar.

Sağlık Bakanı Küba'yı örnek veriyor, komünist Küba'yı!.. Nedense, iktidarda bu ara komünizme karşı bir ilgi artışı gözleniyor; ama, uygulanan politikalar, eğer ekonomi tarihini incelerseniz, eğer kapitalizmin ilk yükselişinin dünyada yarattığı sonuçları hatırlarsanız, komünizmin bile gerisinde. Yani, isteseniz de, uğraşsanız da ölüyü diriltemezsiniz; bu, mümkün değil.

Sağlık Bakanı Norveç'i örnek veriyor. Ben yine isim vereceğim. Millî Savunma Bakanı Kristin Krohn Devold'un ağzından, Norveç'in Millî Savunma Bakanının… Dünyanın üçüncü petrol ve doğalgaz ihraç eden ülkesi Norveç, dünyanın üçüncü balık ihraç eden ülkesi, dünyanın üçüncü en büyük deniz ticarî filosuna sahip ülkesi ve bu büyük petrol gelirinin de sadece yüzde 4'ünü bütçeye katıyor, yüzde 96'sını gelecek kuşaklar için dışyatırım amacıyla kullanıyor. Sağlık göstergeleri mükemmel; 4 000 000 insan -ben, 5 000 000 diye daha önce dile getirmiştim, 4 000 000 olduğunu öğrendim- tüm sorunlarını aşmış. Bu ülkeyi, bu geliri olan ülkeyi, bize, Sağlık Bakanı, örnek olarak gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, bence, bu, çok ciddî bir yanılgıdır. Çok ciddî bir yanlışı, yanlış olduğunu bilerek piyasaya sürmek isteyen bir anlayışın çaresizce arkasına sığındığı iki örnek. Yani, bir tarafta Küba'yı örnek vereceksiniz, öteki tarafta Norveç'i örnek vereceksiniz, daha sonra gideceksiniz NHS'nin iflas ettiğinden bahsedeceksiniz, özelleştirmenin mükemmel olduğunu söyleyeceksiniz; ama, dünyada, bunu -kusura bakmayın- sizden başka kabul eden ülke yok.

Şimdi, bir başka şey daha söyleyeceğim; neden özelleşiyoruz, niye özelleşiyoruz; çünkü, sağlıkta kamusal alanın, kamusal sağlık hizmeti sunumunun hantal, verimsiz, savurgan olduğunu iddia ediyoruz. Bu, doğrudur; yani, kamusal sağlık hizmeti sunumu, dünyada, gerçekten, istenen düzeyde bir sağlık hizmeti verememiştir; ama, kamusal sağlık hizmeti, hiç olmazsa, daha çok ağırlığını altyapıya vermiştir, koruyucu hekimliğe vermiştir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın lütfen.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bitiriyorum  Sayın Başkan.

…halk sağlığına vermiştir ve hiç olmazsa, toplumun tümüne, orta düzeyde de olsa, bir sağlık hizmeti ulaştırabilmiştir. Peki, özelleşmeye gelince ne oluyor; özelleşme, çok kaliteli hizmet verebiliyor; özelleşme, gerçekten en üstün teknolojileri size sunabiliyor; ama, çok küçük bir azınlığa ve ancak bu hizmeti satın alabilecek yerde olan insanlara veriyor. Yani, sizin, gidip, özel hastanenizi, hiç kimse, Beytüşşebap'ta kurmuyor. Zaten sağlığın piyasa koşullarına teslim edilememesinin altında yatan temel gerçek de bu. Dolayısıyla, çok kaliteli hizmet veriyorsunuz, sizler, bizler alıyoruz bu hizmeti; ama, toplumun büyük kısmı bunu alamıyor. Toplumun büyük kısmı, kâr getirmediği için, altyapı hizmetini de alamıyor. Toplumun büyük kısmı, koruyucu hizmeti de alamıyor ve dahası, topluma özel sağlık sunumu sunduğunuz zaman, arzın talebi patlatması sonucunda, sağlıktaki savurganlık, kamusal sağlık hizmeti sunumu savurganlığını kat be kat katlıyor.

Ben, yine, izninizle, burada keseceğim. Hepinize teşekkürlerimi sunuyorum. Birazdan, sanıyorum, konuşmama devam etme olanağım olacak.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Şahsı adına söz istekleri var.

Adana Milletvekili Sayın Recep Garip?.. Yok.

Muş Milletvekili Sayın Medeni Yılmaz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEDENİ YILMAZ  (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 934 sıra sayılı kanun teklifi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, birçok arkadaşım kanun teklifi hakkında söz alarak konuştu. Tabiî, konu mecburî hizmet. Önce şunu söyleyeyim; ben, yirmiiki yıl, şu anda zorunlu hizmetle hekim göndermek durumunda olduğumuz bir bölgede gönüllü mecburî hizmet yapan bir hekim arkadaşınızım.

Sözlerime başlarken, Değerli Muğla Milletvekili arkadaşım -şu anda bakıyorum, salonda yok- Ali Arslan Beyefendi, geçtiğimiz perşembe günü, yine, aynı konuda yaptığı konuşmada ve bugünkü konuşmasında, ilimde ve aynı zamanda, geçtiğimiz gün yaptığı konuşmada, iki yıl önce mecburî hizmet yasasını kaldırdığımız ve sözleşmeli statüde sağlık personeli çalıştırılmasına imkân sağladığımız yasa tasarısını görüşürken komisyonda yaptığım bir konuşmaya atfen bir konuyu gündeme getirmişti. Ben, o zaman, komisyonda şunu söylemiştim... Cumhuriyet Halk Partisinden değerli milletvekili arkadaşlarımın, işte, ne gerek var, sosyalizasyon yasası iyi yürüyordu; işte, ne gerek var, tamgün yasasıyla biz bu problemi çözmüştük; dolayısıyla, sözleşmeli statüde hekim çalıştırma, çok gerekli bir yasa değil; bunları yürüterek sağlık hizmetlerini sürdürebiliriz şeklinde beyanları olmuştu. Ben buna karşılık demiştim ki, ben 1980 yılında tıp fakültesinden mezun olup Sağlık Bakanlığına başvurduğumda Muş'a üçüncü hekim olarak gittim ve değerli arkadaşım, Muş Sağlık Müdürlüğünden aldığı bilgiyi, burada, tutanaklardan okuyorum, "1981 yılında Muş'ta 19 sağlıkocağı vardı, 19'unda da doktor vardı" diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Ali Arslan Muş'ta yoktu, bilgi aldığı arkadaşlarım da o zaman Muş'ta yoktu; ama, ben, o tarihte, evet, üçüncü resmî hekim olarak Muş'ta çalıştım. 1 ve 2 nolu sağlıkocaklarında 2 tane pratisyen hekim ve devlet hastanesinde sadece 1 genel cerrah vardı. Bunu ben yaşadım; yani, şuradan veya buradan alınan bilgiler, doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyorum; ama, gerçek bu ve 1980 yılında sosyalizasyon yasası yürürlükteydi, biraz önce arkadaşlarımın bahsettiği gibi "biz, Tamgün Yasasıyla bu problemi çözmüştük" dedikleri o yasa da yürürlükteydi; ama, Muş'taki hekim sayısı da 3'tü. Bu, yaşadığım bir örnektir. Farzedelim ki, arkadaşımızın beyanı doğru; varsayalım ki, o zaman 19 tane hekim çalışıyordu Muş'ta. Peki, 19 tane hekimle bir ildeki sağlık problemini nasıl çözebiliriz arkadaşlar?.. Bunu çözdüğümüzü mü zannediyoruz?! Ben şimdi size başka rakam vereceğim, bugün Muş'taki hekim sayısını söyleyeceğim size: Bugün Muş'ta 45 tane sağlıkocağımızda -devlet hastanelerinde çalışanlarla beraber söylüyorum- toplam 77 tane pratisyen hekim, 77 tane de uzman hekim çalışıyor ve biz bununla yetinmiyoruz arkadaşlar; çünkü, şunu biliyoruz; insanımız nitelikli, kaliteli sağlık hizmetini alma hakkına sahiptir. Bu, her yöremiz için geçerlidir ve devlet, bu yükümlülüğü yerine getirmek zorundadır.

Evet, mecburî hizmet çok sevimli bir şey değil. Bizim de severek, isteyerek, alkışlayarak getirdiğimiz bir şey de değil; ama, adı üstünde; bir ihtiyaçtan, bir zorunluluktan kaynaklanan bir olaydır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın konuşmanızı.

MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Siz mutlaka bu ülkenin her yöresinde, her köşesindeki insana sağlık hizmeti götürmek zorundasınız. Tabiî, başka şeyler söylenildi. Sağlık hizmeti sadece hekim götürmek değil; evet, doğru.

Bakınız, o bahsettiğiniz yasayla, bütün sağlıkocaklarımıza, sağlıkevlerimize yardımcı sağlık personeli temin ettik. Daha önce var mıydı; bilmiyorum -Ali Arslan arkadaşımız yok burada, ama- Muğla'da belki vardır; ama, Muş'ta yoktu; çünkü, ben Muş'ta çalıştım, yirmiiki yıl boyunca Muş'ta çalıştım. Bu sıkıntıları yaşayarak geldim.

Bakınız, Muş Devlet Hastanesinde, hormon tetkiki, sadece bir hormon tetkiki, bir basit tiroit hormonu tetkiki yaptırmak için 250 kilometre mesafeye gidiyordu insanlarımız. Ne zamana kadar; iki yıl öncesine kadar.

Sayın Neşşar'dı zannediyorum, bahsetti, yenidoğan ünitesine hekim göndermekle ilgili… Ben şimdi kendisinden rica ediyorum, Muş Devlet Hastanesinde yenidoğan ünitemize bir hekim arıyorum. Eğer, kendisinin tanıdığı bir hekim arkadaşımız varsa, dört başı mamur bir yenidoğan ünitesini kendisine sunmak üzereyiz. Onu rahatlıkla söyleyebilirim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Var, var…

MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Başka şeyler de söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bir ilin devlet hastanesinde, bırakınız yoğun bakım ünitesini, post-op yoğun bakım ünitesi bile yoktu. Daha çarpıcı bir örnek vereyim isterseniz: Ben 1980 yılında Muş'ta göreve başladığım zaman, sağlıkocağında reçete kâğıdı yoktu değerli arkadaşlarım, poliklinik defteri yoktu. Bakın, ağır ceza reisinden aldığım mahkeme defterini, ben poliklinik defteri olarak kullandım. Tamgün Yasasıyla sağlık hizmetlerini böyle mi çözdüğünüzü zannediyorsunuz!..

Şu anda, Muş Devlet Hastanesinde yatak sayısını iki yıl içerisinde 300'den 500'e çıkardık. Yatak sayısından bahsettiniz. Yoğun bakım ünitesi, genel yoğun bakım ünitesi açtık, pediatrik yoğun bakım ünitesi açıyoruz ve şu anda, aşağı yukarı, bir üniversite hastanesinde yapılan bütün tetkikleri yapma imkânına kavuştuk. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bir stetoskop ve bir tansiyon aletini hekime teslim ederek orada sağlık hizmeti yaptırmaya niyetimiz yok. Yardımcı sağlık personeliyle ve bütün donanımlarıyla bir sağlık hizmeti sunmaya hazırlanıyoruz ve sağlıkta dönüşüm projesiyle de -inşallah göreceksiniz- hep beraber Türkiye'de sağlıkta, evet, gerçek anlamda bir reform yaşayacağız. Siz eleştirseniz de -kusura bakmayın- eleştirmesiniz de, inşallah bu yapılacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri ve alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Şahsı adına ikinci söz isteği, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Neşşar'ın.

Buyurun Sayın Neşşar.

Süreniz 5 dakika.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben arkadaşıma teşekkür ediyorum. Muş'ta son iki yıllık yasa uygulamalarıyla neler başardıklarını çok iyi anlattı. Peki, madem bu kadar başarılısınız da, niye değiştiriyorsunuz iki sene önce koyduğunuzu?! (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)

İki sene önce neydi; madem doktor gönderiyorsunuz…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sihirbaz bunlar, sihirbaz!

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - …madem doktor göndermek için ihtiyacınız yok başka bir yasaya, Muş'ta harikalar yaratmışsınız…

MEDENİ YILMAZ (Muş) - Siz 19 hekimle yetiniyorsunuz; ama, biz 77 hekimle yetinmiyoruz!

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika…

Siz bununla malzeme göndermiyorsunuz, siz oraya yenidoğan ünitesini açmıyorsunuz, siz oraya…

BAŞKAN - Sayın Neşşar, lütfen efendim; siz, Genel Kurula hitap edin.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Tamam Başkanım.

Siz oraya, gidip, yeniden mecburî hizmette doktor gönderiyorsunuz. Madem geçtiğimiz iki senede Muş'u böyle harikalar yaratacak hale getirdiniz, o zaman bu yasayı yeniden değiştirme ihtiyacınız nereden doğuyor?!

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Yeterli bulmuyoruz.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Evet, yani, diyorsunuz ki, iki sene önceki… Ben, Genel Kurula konuşayım yine, Başkanı ikaz etmek durumunda bırakmayayım…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Laf atanlar utansın!

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - İki sene önceki uygulamalarımızla mükemmel iyi şeyler yarattık, daha iyisini yaratmak istiyoruz... Daha iyisini yaratmak için, çok kötü diye kaldırdığımız şeyi yeniden getirelim, çok güzel olsun... Şimdi, bunun mantık neresinde; kusura bakmayın, ben algılayamıyorum.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Onu anlayamazsınız!

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Onun için…

Evet, biz anlayamıyoruz. Sizin ne kadar anladığınızı da, her geçen gün, yeni yasa tekliflerinizle, yeni yasa tasarılarınızla göreceğiz; ama, tekrar ediyorum; iki sene önce bu kadar başarıyla uyguladığınız politikalarınız, bu kadar iyi sonuç veren politikalarınız dururken, neden, beğenmeyerek kaldırdığınız, kötü diyerek kaldırdığınız bir uygulamayı yeniden geri getiriyorsunuz; bunu anlamak mümkün değil. Çok şükür, her sefer, AKP sözcüsü arkadaşlarım da bana bunu ortaya koyacak bazı ipuçları veriyorlar. Onun için, kendilerine bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu, bir çaresizlik ve bir tükenmişlik gösterisi; yani, iki yılda duvara çarpıyorsunuz. Biz, bunu, her kürsüye çıkışımızda dillendirdik, dillendirmeye devam edeceğiz. Dedik ki, Sağlık Bakanının uygulamalarının mahcubiyetini AK Parti çekecektir. Bunu ben söyledim. Şu anda, bunun bir örneğini yaşıyoruz. Niye böyle oluyor; çünkü, esas amacımız, yani Sağlık Bakanlığının esas amacı, sağlığı çözmek değil. Neden mi, nasıl mı; çok güzel bir örnek vereceğim size: O da, yine, büyük propagandalarla üç senedir söylediğimiz; ama, dağın fare doğurduğu aile hekimliği projesi. Şimdi, aile hekimliğinin ne olduğunu, aile hekimliğinin kimler tarafından yapılması gerektiğini, bunu -zamanımı düzgün kullanmak istiyorum- sanıyorum, bundan sonraki konuşmada aktaracağım; ama, üç yıldır yapılan, vitrine konulan, yine Sayın Bakanın o çok güzel, çok tatlı dilli ifadeleriyle televizyon programlarında uzun uzun halkımıza anlattığı güzel uygulama konusunda üç senedir ne yaptık?.. Üç seneye geliyoruz. Üç senedir, bir pilot proje yaptık. Burada, bilim adamı arkadaşlarımız var -bunu daha önce de söyledim- o kürsüde de birsürü bilim adamı var; bir pilot projeyi yapmak beş on gün sürer, uygulamaya koymak, yine kısa bir zamanda gerçekleşebilir; belki kanun bile geçirmeye gerek olmayabilir. Peki, niye yapılır bir pilot proje; bir pilot proje, bir konuyu araştırıp, oradan bir sonuç alıp, o sonucu uygulamak için uygulamaya konulur, gündeme getirilir. Siz, daha bunu yapmadan, daha Düzce'de aile hekimliğine başlamadan, tutup, iki senede bütün ülkeye bunu yaymaktan söz ediyorsunuz. Yani, bunun bir diğer anlatımı şudur: Siz, o çok güzel aile hekimliği projenizin 81 ilde pilot proje olarak uygulanmasından söz ediyorsunuz. Bunun ciddiyetle hiçbir alakası yok. Üç senedir, AKP Hükümetinin sağlığın birinci basamağına hiçbir yatırım yapmadığını da hepimiz biliyoruz. Sadece, aile hekimliği gelecek, her yer sütliman olacak, hastalar doktoruna gidip sıra alacaklar, yazılacaklar; o doktorun 1 000 tane yazılısı, bunun 5 000 tane yazılısı olacak; yıl sonunda alt alta toplanacak -hep o para hesabımız var- şu kadar para alacak diye; ama, bu geçen üç senede, sağlıkocaklarındaki hastalarımız, sağlıkocaklarındaki hekimlerimiz sıkıntı çekmeye devam ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Niye; çünkü, sağlıkocaklarındaki hekimler sevk memuru olarak çalışıyorlar.

Bir başka şeyimiz var -birazdan devam edeceğiz- o da performans meselesi. Siz, deftere şu kadar hasta baktım diye performans yazıyorsunuz, karşılığında para alıyorsunuz. Peki, Sayın Bakan, daha önce birkaç yerde söyledim, siz yoktunuz, allahaşkına, şu performans kriterlerinin içerisine sevk oranlarını da koysanız, o sağlıkocaklarındaki hekimler sevk memuru gibi mi çalışırlar, yoksa sevk etmemek için mi çalışırlar?!

Değerli arkadaşlar, devam edeceğiz, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Neşşar.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8.- 13.12.1983 tarihli ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye  aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 10.- Bakanlıklar ve Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığında müfettiş ve Maliye Bakanlığında muhasebat kontrolörü veya bütçe kontrolörü unvanını ihraz edenler Sağlık Bakanlığı müfettişliği kadrolarına, aynı kurumlarda başmüfettiş ve muhasebat baş kontrolörü veya bütçe baş kontrolörü unvanını ihraz edenler ise Sağlık Bakanlığı başmüfettişliği kadrolarına, 18.7.1990 tarihli ve 90/671 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünde belirlenen öğrenim şartını taşımaları kaydıyla bir yıl içinde naklen atanabilirler.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Neşşar; buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, birinci basamaktan, aile hekimliğinden söz ettik. Yine, bu da, şimdiden, yani, aile hekimliğinden vazgeçtik, sosyalizasyona geri dönüyoruz dese Sayın Bakan, inandırıcı olmayacak; bir başka fiyaskodur; çünkü, bir ülkede aile hekimi yoktur, bir ülkede o bahsettiğiniz harika sigorta sistemi yoktur, bir ülkede o bahsettiğiniz prime dayalı sağlık sigortası sistemini oluşturacak ekonomik koşullar gelişmemiştir ve zaten, aile hekimliği dediğiniz iş, sağlıkocaklarında pratisyen hekimlerin yaptığı iştir ve bunu, Sayın Bakan yine defeatle bu kürsüden dile getirdi. 224 sayılı Yasada yoksa bile, bu yasanın mimarı Nusret Fişek Hocanın kitabında, Sayın Bakanın yine kendi ifadesiyle, aile hekimliğinin sağlıkocaklarında yapılacağı; yani, aynen "aile hekimliğinin Türkiye'deki uygulamasının yeri sağlıkocaklarıdır, uygulayacak hekimler de pratisyen hekimler" diye bir ifade var.

Şimdi, bu gerçek ortadayken, siz, aile hekimliği diye ortaya çıkarsanız, kaçınılmaz bir şekilde mahcup olursunuz ve yine bu olmuştur; hâlâ Düzce'de pilot uygulama devam etse de ya da hiçbir zaman uygulanamayacak olan Genel Sağlık Sigortası Yasası, IMF'nin stand-by anlaşmasını imzalamak için Meclisten geçirilse de, bu aile hekimliği hiçbir zaman uygulanamayacaktır. Nitekim, zaman içerisinde, Sayın Bakan, aile hekimliğinin zaten pratisyenlere kursla verileceğini, kısa kurslarla onların aile hekimi olarak yetiştirileceğini sıklıkla dile getirmektedir. Dolayısıyla, bu aile hekimliği projesi ve bunun üç yıldır toplumu ikna etmek ve toplumu oyalamak için sürekli olarak dile getirilmesi, bu hükümetin sağlık politikalarının yine iflas eden bir başka boyutudur ve esas amacın, sağlığı çözmek değil, esas amacın, sağlığı birtakım kişilere kaynak aktarmak için dönüştürmek olduğunun açık kanıtlarından bir tanesidir; çünkü, emirler AB'den gelmektedir; çünkü, emirler ABD'den gelmektedir.

Şimdi, bir başka konu, sağlığı düzeltmek niyetinde olmadığınız... Biliyorsunuz, hepiniz çok iyi biliyorsunuz, programınızda "ilaç kurumu" diye bir kavram var. Hatta, malzemeyle ilgili ayrı bir kurum daha var. Bu, ısrarla gündeme gelmiyor. Çünkü, Sağlık Bakanlığı, ilaçtan elde edilen ranttan bir türlü vazgeçemiyor.

Sağlık Bakanlığının son iki yıllık döneminde ilaç konusunda ortaya çıkan, ayyuka çıkan yolsuzlukları hepimiz biliyoruz. Gazeteler, boy boy, ilaçta yaşananları yazıyor. Bazı arkadaşlarımız bu konuda çok emek sarf ediyorlar, bunu dile getirmek için.

Esas önemli olan, bunun basında tekrar tekrar dile getiriliyor olmuş olması değil, bunu, konunun muhataplarının hiçbirisinin inkâr edememiş olmasıdır veya da tekzip edememiş olmasıdır. Gazeteler her gün sağlıkta yaşananları ve ilaç sektöründe yaşananları yazıyor. Bunu şeffaflaştırıp, Sağlık Bakanlığının ruhsatlandırması konusunu, Sağlık Bakanlığının çatısı altından çıkarıp bir özerk ilaç kurumuna devretmek, maalesef, bir türlü Sağlık Bakanımızın aklına gelmemektedir. Niye; çünkü, bu demin bahsettiğim evrenselleşmeyi bir sömürü mekanizmasına çeviren neoliberalizm altında piyasaya sürülen vahşi kapitalizmin aktörleri, yani, o büyük sermaye sahipleri, yani, demin dediğim, oradan oraya sermayeyi dolaştırıp, geri kalmış ülkelere yatırım yapmayan büyük sermaye sahipleri bu konuda taraf olmaktadırlar, lobi yapmaktadırlar. Ben, bu lobi lafına da bayılıyorum. Ne demekse lobi yapmak?! İnsanlar birdenbire ikna oluveriyorlar!.. Dolayısıyla, Türkiye'de yaşanan, ilaçta yaşanan bu olay, bizim yine sağlığı çözmek istememekte olduğumuzun bir başka göstergesi.

Bir başka göstergesi; ben, size birsürü bilim adamı getirebilirim, bunlar, biyogenetik ilaçların jeneriklerinin olduğu tartışmasını son derece yetkin bir şekilde ortaya koyabilirler; ama, Sağlık Bakanlığı, biyoteknoloji ürünü ilaçların jeneriğinin olmayacağı saplantısı içerisinde yıllardır devam etmektedir. Demek ki, Bakanlığın emri ve Bakanlığın amacı, sağlığı çözmek değildir. Bu ilaç konusunu en son AB'nin Brüksel'den verdiği emir çerçevesinde, AB'nin daha bize kapılarını açmadığı, bugünkü kadar net olmadığı zamanlarda bile, aniden, bir gecede işleme konulan -yani, veri imtiyazından bahsediyorum, ki, bunun, açık bir kapitülasyon olduğu düşüncesindeyim- veri imtiyazını bu hükümetin Başbakanının ve bu hükümetin Sağlık Bakanının kabul etmiş olmasıdır. Şu anda, bizim o imtiyazı verdiğimiz AB'nin bize kapılarını ne oranda açtığını hepimiz üzülerek görüyoruz. İstediğimiz kadar, verilen direktifleri, verilen emirleri yerine getirelim; ama, o kapılar bize açılmıyor. Şimdi, Sayın Bakan, kalkacak, diyecek ki, bu, bizim, uluslararası anlaşmalarımızın gereğidir; kabul ediyorum. Buna karşı da önerimiz oldu, kendisine dile getirdik. Dedik ki, AB bize kapıyı ne kadar açıyorsa, biz de veri imtiyazını o kadar zamanda açalım; AB bize ne kadar zamanda tam üyelik veriyorsa, biz de tam veri imtiyazına o kadar sürede geçelim. Bu, mantıklıydı, son derece mantıklıydı; tıpkı, SSK'lı yurttaşlarımızın eczanelerden yararlanmaları için önerdiğimiz alternatif çözüm gibi.

Şu anda ortaya konulan model, günün birinde, geri ödemenin yapılamadığı koşulda, bireysel eczacılığı çökertecek ve eczacılarımızı, çokuluslu sermayenin açacağı eczaneler zincirinde sözleşmeli çakılı eczacı olarak çalışmaya mecbur bırakacak bir düzenin altyapısını oluşturacak. Biz, buna karşılık ne dedik; bırakın toplu ithal devam etsin, bırakın toplu ihale yöntemi devam etsin, eczaneler, tıpkı bir bayi sistemi gibi çalışarak, hem batma tehlikesi içine girmeden hem de komisyonlarını -aldıkları yüzde 10'lar, yüzde 20'ler, her neyse, onları yatırırken- peşin tahsil ederek uygulama içerisine girsinler. Bu, olmaz mıydı, yanlış mıydı?! Bu, Bakana teklif edilmedi mi, bizim tarafımızdan değil, bürokratlar tarafından; teklif edildi; Sayın Bakan ve Başbakan itiraz ettiler.

Gelelim tek çatı meselesine; tek çatı meselesi de bir oyalamaydı, tıpkı, bugün, satılan değişik kurumların "işte, yıllarca yatırım yapılmadan geri bırakılmış" ifadesinde olduğu gibi, yıllarca yatırım yapılmadan geri bırakılmış SSK hastanelerinde, bugün de çürümeye terk edilen SSK hastanelerinde, bugün de kapatılan SSK dispanserlerinde olduğu gibi, tek çatı altında toplanması meselesine.

Şimdi, değerli arkadaşlar, SSK'ları devrettik ve devrettiğimiz SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığının malı oldu; ama, nedense bu hastanelerde hiçbir hareket yok, bütün hastalar Sağlık Bakanlığının eski hastanelerine yığılmaya devam ediyorlar. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin dönersermayeleri patlamış durumda; yani, en son aldığım rakamlara göre, geçtiğimiz yıl, 2004 yılı hesaplarıyla 4 katrilyonluk bir dönersermaye geliri.

Şimdi, siz, eğer sağlığı özelleştirirseniz, ne kadar çok hasta kaydedersen o kadar çok para alacaksın derseniz ve -kimseyi şahsen suçlamıyorum; ama, bu tabiri kullanmak zorundayım- doktorlar, sağlık personeli baktıkları kadar değil, kimi zaman bakmadıkları hastaları da defterlere kaydettikçe, dönersermayeden para alabilmek için gerekli gereksiz bütün tahlilleri yaptıkça, her gün 20-30 tane…

Bir tane anımı anlatayım: Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bir arkadaşım için bir devlet hastanesindeki bir hekim arkadaşa telefon ettim, dedim ki: "Bu arkadaşımız parasını kendi cebinden ödeyecek, aman biraz dikkat edelim…" "Haa, demek ki bugün ona tahlil yazmayacağım" dedi; diyalog, konuşma aynen budur.

Her gün aynı tahliller tekrar tekrar yapılır ve dönersermayeler patlar. Amaç nedir; amaç bu dönersermayenin tükettiği, bizim de tümünü ithal ettiğimiz bu malzemeleri daha fazla tükettirmektir, bu tüketim çarkını, bu sömürü çarkını beslemektir; dolayısıyla, bugün yapılan bu.

Peki, niye SSK hastanelerini insanlar terk ettiler? Şimdi, ben, kendi ilimden örnek vermek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan; kendi ilimin örneğini vereyim, bitiriyorum. Sanıyorum şahsım adına da söz hakkım var; ondan sonra huzurlarınızdan çekileceğim.

Şimdi, kendi ilimin örneğini vereyim. Denizli'de, yan yana iki tane hastane var. Belki, Bakan, bunu, önerim olarak da, naçizane, dikkate alır. Bu iki hastane arasında sadece bir sokak var. Şu anda, yan yana iki tane devlet hastanesi var ve de bir tane, yeni bitmiş olan SSK hastanesi açılacak. Şimdi, ben olsam, bu iki hastane de Sağlık Bakanlığının hastanesiyse, ki, Denizli'de yine bunun örneği var; yani, burada devlet hastanesi duruyor, hemen arkasında doğumevi duruyor, yanında da bir başka hastane daha var. Bu üçünü, nasıl doğumevi ile bu devlet hastanesi aynı çatı altındadır, ötekisini de beraber alırım, derim ki, bu ikisi, bu üç ünite bir hale gelmiştir. Buradaki doktorları bir araya getiririm, o hastanenin doktoru, bu hastanenin doktoru ayırımı ortadan kalkar. Yeni açılan hastaneye de yeni hekimler atarım. Belki de, bu hastanenin başhekimini -öteki hastane onbeş gün içinde inşallah açılacak, zaten oranın başhekimi arkadaşım- oraya gönderirim, derim ki, burayı kadrolaştıralım, oluşturalım. Bu yapıyı, hep birlikte, bir araya getiririm. Mesela, bir düşünce bu. Böyle yapılmıyor, bu hastane devlet hastanesi sabahlardan akşamlara kadar çalışıyor, bunun adı eski SSK hastanesi olduğu için -benim oraya gönül borcum var, benim oraya bağlılığım var, oniki sene çalıştım orada- o hastane şu anda kaderine terk edilmiş durumda. Bunu Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum bu kürsüden.

Tekrar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Madde üzerinde, şahsı adına söz isteği var.

Manisa Milletvekili Sayın Mehmet Çerçi; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Çerçi, süreniz 5 dakika.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; 934 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci maddesi üzerinde, şahsım adına huzurlarınıza geldim; hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; geçen haftadan beri, perşembe gününden beri, burada bu yasayı konuşuyoruz, tartışıyoruz. Muhalefet partisinin çok değerli sözcüleri, değerli hekim arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım, hocalarımız, değişik maddeler üzerinde, geldiler, görüşlerini dile getirdiler.

Ben de yirmi yıllık bir hekim olarak, hem devletin değişik kademelerinde çalışmış, mecburî hizmet yapmış hem de üniversitede, piyasada çalışmış bir hekim olarak, yirmi yılı aşmış bir hekim olarak, gerçekten, taaccüple, böyle, hayretle, bu arkadaşlarımızın dediklerini dinliyorum ve pek çok sözlerini de buraya not aldım.

Şimdi, en son çıkan değerli arkadaşımızın bir sözünü paylaşayım sizinle: "Bakanlığın amacı sağlığı çözmek değildir."

Arkadaşlar, bu lafı nereye koyacağız? Yani, bu kadar irrasyonel, bu kadar akıldışı, mantıkdışı; yani, nereye koyacağımızı bilemediğimiz bir sözü nasıl yorumlayacağız, nasıl tartışacağız?

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Kanunu yorumlayalım o zaman; mesele orada.

MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Elbette kanunu yorumlayacağız.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakınız, iki senedir, ikibuçuk senedir, Türkiye, sağlık alanında -pek çok alanları konuşabiliriz; ancak, bugün konumuz sağlıksa- yüzelli yıllık -hadi cumhuriyet tarihinden başlatalım- seksen yıllık, seksenbeş yıllık sorunlarını, ikibuçuk yıl gibi çok kısa bir sürede çözme noktasında çok büyük adımlar atmıştır. Bunu vatandaşımız görüyor, yaşıyor; yani, allahaşkına...

Şimdi, arkadaşımız çıktı, diyor ki: "SSK'ları birleştirdiniz, kötü oldu."

Yahu, arkadaşlar, bakınız, elimde rakamlar var. Bakınız, iddia ediyorum, iki seneden beri, ikibuçuk seneden beri, Türkiye'de, bütün kamu hastanelerinde; yani, SSK ve Sağlık Bakanlığı kurumlarını kastediyorum; üniversiteleri bir kenara koyalım; bütün kamu hastanelerinde hasta sayısı artmıştır; birleşmeden sonra da SSK'larda, eski SSK'larda da hasta sayısı artmıştır, Sağlık Bakanlığının daha önceden beri yürüttüğü hastanelerde de hasta sayısı artmıştır.

Ne kadar artmıştır biliyor musunuz; yüzde 20'lerden yüzde 300'lere, yüzde 500'lere varan oranlarda hasta sayısı artmıştır.

Bir şey daha söyleyeyim. Özel sektörde, piyasada… Bakınız, Bakanlık, özel sektörü ve sistemi açacak bir dengeyi sağlayacak bazı tedbirler aldı. Nedir o; memurların, emeklilerin vesaire, belli paketler çerçevesinde, özel sektörde muayene, tetkik, tedavi olabilmeleri. Ve özel sektörün işleri, bugün, eskisinden daha kötüdür.

Bakınız, tetkikler, sağlıkla ilgili rakamlar defalarca ucuzlamıştır. Bir tetkikin fiyatı -hocalarım burada- hemogram tetkiki 15 000 000 idi iki sene önce. Bakınız, 2003 bütçe talimatnamesinde 15 000 000 idi, şu anda 4 000 000'a bakılıyor; hem kamu hastanelerinde hem özel sektörde.

Arkadaşlar, bu bizim yaptıklarımızdan, özellikle sağlık alanında, milletimiz istifade ediyor. Bu fakir fukara için, bu millet için… SSK'lı, yeşilkartlı insanlarımız, gidiyor, ilaçlarını alıyor. Bunlar kötü mü oluyor?

"Eczaneler batacak" dedi. Elbette, onun için de tedbirler alınmalı. Eczanelerin bazı sıkıntıları var; bize de geliyor. Yeşilkartlılar gidiyor ilaçlarını alıyor, SSK'lılar gidiyor -belki, 20 000'e yakın eczaneyle sözleşme yapıldı- ilaçlarını alıyor. Kuyruklar bitti.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Hikâye okuyorsun Mehmet Bey!

MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Bir hastanenin başhekimi ilan veriyor. Bakınız, İstanbul'da bir hastanenin başhekimi -gazetelerde okudum-  diyor ki: "Ey vatandaşlar, bizim hastanemiz akşam 4'e kadar, 5'e kadar açık. Eski alışkanlıkla, sabah 5'te, hastaneye, kuyruğa gelmenize gerek yok, günün her saatinde gelebilirsiniz." Biliyorsunuz, SSK'lardaki eski alışkanlık, sabah 5'te yığılırsanız, sanki, burada kuyruk oluşuyormuş gibi bir hava var. "Öğleden sonra biz boşuz, boş oturuyoruz, buyurun, günün her saatinde gelin" diye başhekimler ilan veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Rakamlar ortada, gerçekler ortada; yani, halkımız bundan istifade ediyor. Yani, bunları nasıl değiştireceksiniz?

Allah sizden de razı olsun; siz gerçekten bu şekilde muhalefet yaparsanız, bu bizim işimize yarar. Milletimiz bundan istifade ediyor, milletin yararına olan şeyler bunlar. Eksiği yok mudur, kusuru yok mudur; elbette, bu sistem, bu değişim modeli yavaş yavaş, kendi eksikliklerini de gördükçe, yeni kanunlarla, yeni ilavelerle bunları düzelteceğiz; ama, biz, yeni bir model, yeni bir sistem getiriyoruz. Kamu sektörünü bir işletme olarak rasyonelleştirme, işletmeleri kâr amaç olmasa bile, devletin, kamunun işletmelerinde, mutlaka amaç kâr olmamakla beraber, mutlaka oralarda, kasalarda para olmalı ve sistem döndürülmeli. Şimdi, o hale gelmiştir.

Performans... Elbette, hekimler, ne kadar üretiyorsa, o kadar çok kazanmalı. Bunun suiistimali varsa, onun da tedbirleri alınacaktır.

Birinci basamak sağlık hizmetleri, aile hekimliği...

Bakınız, arkadaşlar, dünyada pek çok ülkede, bu modele geçiş, en az sekiz on senedir. Arkadaşım "onbeş günde bu pilot bölge uygulaması yapılabilir" diyor. Olur mu böyle bir şey? Dünya buna beş senede, on senede geçmiş. Birinci basamağı öne çıkarıyoruz. Özel sektörle, kamu sektörünü rekabet içine sokmaya çalışıyoruz. Aile hekimliğini getiriyoruz. Yani, genel sağlık sigortası bu sistemin olmazsa olmazı. İşte, komisyonda, gündemimizdedir.

Türkiye, bu modern sağlık anlayışını, mutlaka, bu halka yaşatmak zorunda. AK Parti bunu yapacak. Siz isteseniz de istemeseniz de biz bunu getireceğiz.

BAŞKAN - Sayın Çerçi, konuşmanızı tamamlayınız.

MEHMET ÇERÇİ (Devamla) - Tamamlıyorum.

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, görünür kişinin rütbeyi aklı eserinde diyor. Biz, az laf, çok iş... Bizim hedefimiz bu, bizim niyetimiz bu. Milletimizi sağlık açısından da daha mutlu bir hale getireceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çerçi.

Şahsı adına, ikinci söz isteği, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Neşşar'ın.

Buyurun Sayın Neşşar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Arkadaşım, sağ olsun, yine, bana konuşma fırsatı verdi. Şimdi, biraz önce konuşan arkadaşım çok güzel bir şey söyledi. Dedi ki: "Kamu hastanelerinin hasta sayısı artmıştır. SSK Hastanelerinin de hasta sayısı artmıştır" Öyle değil mi?..

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Evet.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) -  Şimdi, değerli arkadaşım, yirmi senede, bazen insan bazı şeyleri öğrenmiyor. Sağlık Bakanlığının görevi, hastanelere giden hasta sayısını azaltmaktır, artırmak değildir. Sağlık Bakanlığının görevi, birinci basamakta bu işi halletmektir.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa)- Eskiden özele gidiyordu bunlar.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla)- Bir dakika, bir dakika… Bana söylediniz, ben de size cevabını veriyorum.

Demek ki, Sağlık Bakanlığı sağlığı çözmek istiyorsa, bunu birinci basamakta çözecektir. Dünyanın bütün kitapları bunu yazar. Önce bunu söyleyeceğim.

İkincisi: Onbeş günde aile hekimliğini uygulayacak olan ben değilim, Sayın Bakan; diyor ki: "Kısa kurslarla pratisyen hekimleri aile hekimi yapıvereceğiz." Bir zaman yaptılar; onbeş günlük kurslarla insanları anestezi teknisyenleri yaptılar. Cerrahlar onların sonunun ne olduğunu gayet iyi bilir.

Yine arkadaşım çok güzel bir şey söyledi; dedi ki: "Biz, özel sektörün aldığı paraları azalttık, onları çok daha küçük paralarla çalıştırıyoruz." Evet, dönersermayelerinizi çok zengin ettiniz devlet hastanelerinin. Ama, eğer özel sektörü de değerinin altında çalıştırıyorsanız, eğer özel sektörü de, hizmetinin karşılığını almak için birtakım usulsüzlükler yapmaya zorunlu bırakıyorsanız, o özel sektörün arkasında da biz varız, hiç merak etmeyin. Çünkü, özeliyle, kamu sektörüyle sağlık bir bütündür.

Son konuşmamda son kısmı da özel hastanelere ayırmıştım. Bana girizgâh yapmak için çok güzel bir imkân sağladınız. Ayinesinin, kişinin işi olduğunu da bu şekilde çok güzel ortaya koymuş oldunuz.

Şimdi özel hastanelere bir hasta aktarımı furyası başladı ve dediğiniz gibi, sektör kimi yerde ederinin, bedelinin altında kullanılıyor. Kullanıldığı zaman ne oluyor? Sayın Bakan yıllarca üniversitede çalıştı, bilir; bazı tetkiklerin günde 140 tane yapıldığı faturalar vardır. Özel sektörde fatura… Haa, ona diyecek ki: Paket program… Her şeyin alternatifi var. Hastanelere gidiyorsunuz, SSK'lıların giriş kapısı ayrı, cebinde bol parası olanların giriş kapısı ayrı. O zaman özel sektörü de sistemden para çekmeye uygun bir yapılanmaya doğru çeviriyorsunuz.

Ve de ne oluyor? Siz bu özel sektörde... Birinci basamakta olayı bitirmediğiniz için, yani -bir zaman ortadan kaldırdığınız aşıları- şimdi Hindistan'dan, Küba'dan satın aldığınız, sağlam olup olmadığı belli olmayan aşılarla aşılayamadığınız insanlarımız sizin o özel hastanelerinizin arka sokaklarında veremden ölüyorlar.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Edirne'de çocuk fiyaskosu var.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) -  Ama Sayın Başbakan, o özel hastanelerdeki hizmeti Avrupa'ya satmaktan bahsediyor. Değerli arkadaşlar, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!.. Bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur.

Daha önce de dile getirdim, tekrar söylüyorum: Eksik olmayın "Küçük Amerika"yı yarattınız. Nasıl New York'un gökdelenleri arasında insanlar açlıktan ölüyorlarsa, bizde de, özel hastanelerin, o son derece lüks özel hastanelerin arka sokaklarında, insanlarımız, veremden ölüyor.

Türkiye, kendi aşısını kendi üretemiyor. Sayın Bakan, daha önce söyledi "aşımızı biz üreteceğiz" diye; ama, henüz, bu konuda hiçbir gelişim yok.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Amerika izin vermez.

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Amerika'nın izin verip vermemesini o arka sıralara danışmak gerekiyor; ama, Amerika, izin verse de vermese de…

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - İzin vermez!..

MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Devamla) - Bir dakika… Size de bir cevabım var Sayın Vekilim. Amerika izin verse de, vermese de, Amerika'ya karşı hayır diyebilen ve ülkelerini sosyal yöntemlerle, sosyal politikalarla kalkındırabilen ülkeler var. İsveç'i NATO'ya almak için Amerika diretiyor, İsveç "hayır" diyor. Norveç'i AB'ye almak istiyorlar, Norveç "hayır" diyor. İkisi de, dünyanın en sosyal politikalarıyla, insanlarına en güzel sağlık hizmetlerini sunan modellerdir.

Türkiye Cumhuriyeti de, kurulduğunda, bütün emperyalist güçlere karşı "hayır" diyebiliyordu. Maalesef, bu yeteneğimizi, gün geçtikçe yitiriyoruz. Bunun ayıbını da, bu Parlamentonun bir üyesi olarak ben de taşıyorum. Çok üzgünüm; ama, günün birinde, başkalarına "hayır" diyebilen, kendi politikalarını üretebilen insanlar da bu koltuklara gelecektir. Bunu da hep beraber göreceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Rüya görüyorsun, rüya!..

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 8 inci maddesiyle 181 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmesi öngörülen geçici 10 uncu maddesinde yer alan "ve Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığında" ibaresinin "ile bağlı ve ilgili kuruluşlarında" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Sadullah Ergin

Telat Karapınar

Mustafa Tuna

 

Hatay

Ankara

Ankara

 

Azmi Ateş

Orhan Erdem

 

 

İstanbul

Konya

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bakanlığın müfettiş ihtiyacının had safhada olması, Bakanlıkların teftiş kurullarından Sağlık Bakanlığına naklen geçmek üzere yeterli müracaatın olmayabileceği hususları gözönüne alınarak bağlı, ilgili kuruluşların teftiş kurullarından da Sağlık Bakanlığına naklen müfettiş alınabilmesi imkânı getirilmiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısı talep ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun uygun görüşle takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yetersayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Efendim, Kâtip Üyeler arasında ittifak sağlanamadığından, oylamayı elektronik cihazla yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8 inci madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Güler; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinizi bu saatten itibaren saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Evet, eski köye yeni âdet geldi; ne demek lazım?! Kulislerde hep oturup konuşuyoruz; gerek siyasetçisi, siz milletvekilleri ve gerek bürokrasi bu işin yanlış olduğunu söylüyor; ama, bugün bu Meclis kürsüsüne geldiğimiz andan itibaren ise grup psikolojisi içerisinde bunu savunmanın arayışı içerisine giriyoruz.

Savunulacak çok tarafı da yok. Evet, düne kadar devrim olarak nitelediğiniz, reform olarak nitelediğiniz bir unsur iki yılda ne oldu; yerle bir mi oldu?! Tabiî, bu, aynı zamanda, bir belge olarak da… Beceriksizlik diyebilir miyiz; bilemiyorum. Evet, maddede söylenecek çok bir şey yok; yürürlük tarihi… Ama, söylenecek çok şeyler var. Buradan hepimizin de inandığı şeylerin savunmasını yapmak lazım; ama, gördüğüm kadarıyla, buraya çıkan AKP'li arkadaşların inanmadığından dolayı söyleyecekleri çok da fazla bir sözü göremedim. Bizler diyoruz ki… 

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Tam tersine, aslanlar gibi savunuyoruz.

HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Yok, ben algılayamadım ve inanıyorum ki, burada, birçok arkadaşınız da buna inanmadı, inanmaya da niyeti yok.

Evet, zorla güzellik olmuyor. Benim ilk görev yerim Adıyaman-Gölbaşı-Belveren. Zorunlu hizmete de tabi tutulmuş bir hekim arkadaşınızım. Orada da zorla güzellik olmadığını gördük ve yaşamda mesleğimizi icra ederken, hep, zorla değil de, üreteni teşvik eden, ama, bu doğrultuda ise emeğin karşılığını alan bir anlayış. Ama, görünen ikinci bir yüz de var ki, sistemin temel sağlık sorunlarından bir tanesi, hekimin görevden kaçma gibi bir anlayışa sürülmesi. Burada bir hekim olarak da üzüldüm. Ülkemizde meslek grupları içerisine baktığımız zaman, en çok özverili meslek gruplarından bir tanesinin hekimlik olduğunu hepimiz biliyoruz ve ona bir kutsal misyon da üstleniyoruz. Tıp doktoru olmak veya doktorluk kutsaldır ve burada birçoğunuzun da eğitim süreci içerisinde hekim olmak istediğinizi de biliyoruz. Biz de diyoruz ki, sağlık sisteminin aksayan yönlerini hekim camiasından çıkarmayalım, bugün çalışma barışını bozmayalım.

Evet, kaç hekim arkadaşın burada kadro sıkıntısı var olduğunu biliyor musunuz? Buradaki eğitim döneminin, gerek tıbbiyedeki eğitim dönemiyle paralel, çıkan hekim sayısıyla, burada, aynı zamanda devletin istihdam alanı olarak ayıracağı kadro olarak baktığımızda, o kadar da çok büyük sorun yok. Zorunlu hizmet kanunu çıkarılacak. Gördüğüm kadarıyla, hepiniz yürekten katılmasanız da, burada oybirliğiyle geçiriyorsunuz; ama, buna karşın, hekim arkadaşlarımızın çoğu, boş kadro çekecek; biliyor musunuz bunları? Yılda 5 000 hekim mezun oluyor.

Dediğim gibi, söylenecek aslında çok da fazla bir şey yok. Görünen tablo itibariyle, burada, bu kanunu çıkarmaya niyetiniz var. Biz de, dilimizin döndüğünce, ifade ettiğimiz kadar, bu kanun, gerek hekim camiası -şimdi çalışan personel açısından- gerek bunların temsilcisi Türk Tabipler Birliği aracılığıyla gerekse biz siyasîler olarak diyoruz ki, bu, çalışma hayatında dengeleri sarsar.

Tabiî, söylenecek çok söz var. En basit, bugün kısmen de içerisinde katıldığımız, altına imza atabileceğimiz unsurlar da var. Çalışan hekimin özellikle nöbette icap görevi yaparken emeğin karşılığını alması gibi, bunun yanında, çalışan yönetici vasfındaki başhekim, başhekim yardımcılarının böyle tek iş olurcasına özel muayenehanecilikten uzak tutulmasını ben de anlayışla karşılıyorum ve kabul ediyorum; ama, bir bütünlük içerisinde baktığımızda, bu zorunlu hizmetin çalışma barışını bozacağından hiç şüphem yok. Burada, şu anda, tüm hekim camiamızın ve Türk Tabipler Birliğinin de bu konudaki olumsuz tavrını hepiniz biliyorsunuz, bunlar ulaştırıldı; ama, ifade ettiğim gibi, iki yılda ne oldu da bir anda böyle bir ihtiyaç duyuldu, bunu vurgulamakta zorlanıyoruz.

Evet, saat ilerledi, ilerleyen saatlerde de bizler en iyi şekilde bunun yanlış olduğunu, bu vesileyle -sizler karar aldınız çıkarmaya; ama- kamuoyuyla paylaşacağız.

Evet, en son, sağlığın, bir bütünlük içerisinde baktığımızda, bir boyutu daha var. Sözleşmeli personel kanunu çıkarken, bu kanun da devrim olarak nitelendirildiği zaman, biz, sağlıkta özelleştirmenin başlangıcı olduğunu vurguladığımızda, Sayın Bakan ve AKP'li arkadaşlar "hayır, sağlıkta özelleştirme tam boyutuyla olmayacak" dediler; ama, bugün en basitinden SSK'lı olanlara, Sosyal Sigortalar hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devrinden sonra, SSK'lılara bir özelleştirme veya özel hastanelere, polikliniklere gitme şansı verildi; arada küçük bir nüans farkı var, katkı payı adı altında para istendi. Zaten SSK'lıların bugün halk profilinin yüzde 35'inin aç olduğu bir yerde, böyle bir katkı payının hasta profilinden özel sağlık hastanelerine gitmeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz; ama, buna karşın bunların tartışılmaya da niyeti yok. Böyle bir, ifade ettiğim gibi, hasta profilini irdelediğimizde böyle katkı payını verecek hasta sayısı çok az.

SSK hekimiydim, çalışırken hasta profili bile değişti, acil hastalara, ancak, zorunlu hastalar dışından gelmez oldular. Evet, yoğunluk çok fazla, SSK'lı ve Sağlık Bakanlığına birleştirildikten sonra, bugün Mersin'de birçok kadro sıkıntısı var, Mersin gibi yerde. Bugün başhekim arkadaşlarla oturup sohbetimizde, bir hekim olarak birlikte çalışma döneminin vermiş olduğu bir dostane muhabbet olarak bizlere, şu anda kadro ihtiyacı olduğunu söylediler, Mersin gibi bir yerde. Ne oldu bu sözleşmeli personel kanununa? Orada da…

BAŞKAN - Sayın Güler, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

Sayın milletvekilleri, çalışma saatimiz dolmak üzeredir; ancak, Sayın Hatibin konuşması bitmemiştir ve yasayı da bitirme noktasındayız…

HALUK KOÇ (Samsun) - 1 madde daha var efendim.

BAŞKAN - Yasa tamamlanıncaya kadar…

HALUK KOÇ (Samsun) - Saat 23.00 efendim; bu şekilde Danışma Kurulu kararını aldık. Bu madde bitene kadar diyebilirsiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bitene kadar sürenin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum…

HALUK KOÇ (Samsun) - Bu madde bitene kadar değil mi?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Hayır, hayır; yasa bitimine kadar. 1 maddelik yasa canım…

BAŞKAN -  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Güler, buyurun.

HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bugün, Mersin'de dahi sağlık sorununu çözemeyen bir siyasî iradenin Güneydoğu Anadoludaki, daha mahrum bölgelerdeki sorunun çözümlenmemesindeki sıkıntıları anlamakta da zorlanmıyorum.

Bir hekim olarak hep ifade ettiğimiz bir nokta, sağlığın bir bütün, sistemin bir parçası olarak görülmesi gerektiğidir; ama, vurgulanan odur ki, eski köye yeni âdet getirdiniz ve biz istemesek de, hekim camiası istemese de siz çıkarmaya niyetlisiniz. Hayır uğurlu olsun diyemiyorum maalesef; ama, çalışma hayatına başarılar ve katkıda bulunmasını  diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

Şahsı adına, Mardin Milletvekili Sayın Mahmut Duyan; buyurun. (Alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

MAHMUT DUYAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Bakana şunu sormam lazım: Bu Mecburî Hizmet Yasası, bundan iki sene önce vardı. Bunu kim kaldırdı; siz kaldırdınız. Ne oldu da kaldırdınız bunu? Yani, ben şimdi Bakanın yerinde olsaydım, bugün istifa edecektim. Yani, dün, bu Mecburî Hizmet Yasası vardı ve çok insan bu hizmeti yaptı. Şimdi, yeni gelen, yeni mezun arkadaşlar ne yapsın?! Burada, bir kere, bir eşitsizlik  doğmuştur.

Sayın Bakan, bir ara, aile hekimliğiyle ilgili yine gündeme oturmuştu. Aile hekimliği şu anda Düzce'de; pilot bölge olarak ilan etmiştik, bunu komisyonda da uzun uzun tartışmıştık. Biz, bu mecburî hizmet yasasını kaldırdığımız zaman da uzun uzun konuşmuştuk; ama, ne aile hekimliği ne Mecburî Hizmet Yasası, maalesef, balon. Yani, seçmeni kandırmaktan başka bir şey değil.

Şimdi, bu Mecburî Hizmet Yasası yine getirildi. Peki, bu hastanelerin altyapıları müsait midir? Ben, kendi ilimde uzun süre başhekimlik yapmış bir hekim arkadaşınızım. Geçenlerde de yine hastaneme uğramıştım. 2 çocuk cerrahisi uzmanı atanmış. Peki, bu çocuk uzmanının cerrahi seti yok, bir ambu cihazı yok, bir anestezi cihazı yok, bu arkadaşlar ne yapsınlar?! Önce bunun altyapısını hazırlayın da ondan sonra getirin. Yani, devlette sağlık ve eğitim temeldir, esastır. Bu yazboz tahtası değil ki. Hele, sağlık gibi kutsal bir branş, bir meslek, her gün yazboz tahtası, bugün bunu yapalım, yarın bunu deneyelimle olmaz. Büyük bir hata yapıyoruz.

Bir kere, Sağlık Bakanlığı, şu anda mevcut bütün devlet hastanelerini, SSK'yı da devraldı. Peki, ne değişti? Biz bir hekim olarak meslektaşlarımızla konuştuğumuz zaman, herkes bizimle alay ediyor, allahaşkına siz ne yapıyorsunuz, hiç mi konuşmuyorsunuz... Sayın Bakanım, siz de bir hekimsiniz; gerçi siz hep üniversitelerde ders anlattınız; ama, yani, bir sağlıkocağında, bir devlet hastanesindeki çalışma şartlarını biliyor musunuz, şu andaki hekim arkadaşların ne zor durumda olduğunu biliyor musunuz? Yani, bir hastaneye girebilmeniz için güreşçi olmanız lazım; o kadar bir yığılma var ki. Yani, oradaki hekim arkadaş 1 dakikada bir muayyene yapabilir mi?

Temel sağlık sorunları diz boyu. Ben kendi ilimden biliyorum, geçen hafta oradaydım; yani, Kızıltepe Belediyesinin bütün atıksuları, lağım suları Zergan Çayına akıyor ve oradaki 70-80 köy, her gün pis kokuyla, hepatitle başbaşa Sayın Bakanım. Yani, ne çevre sağlık teknisyenleri ne Orman Bakanlığı, hepsi burada duyarsız kalıyorlar. Bu, temel sağlığın esas görevidir. Aşılama derseniz, aşılama yok; yani, sağlıktaki sorunlar diz boyu. Bence, yapacağınız tek bir şey var; bunu, zaman zaman sizinle de konuştuk; bölge ihtisas hastanelerini kurun. Şu anda, Ankara'daki bütün üniversite ve devlet hastanelerine gidin, gelen hastaların yüzde 80'i taşradan gelen hastalardır. Niye geliyorlar? Ben, kendi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki illerimden biliyorum. 5 tane tıp fakültemiz var bölgede. Bu tıp fakültelerinin hiçbirinde kardiyovasküler cerrahisi, onkoloji, rehabilitasyon üniteleri yok. Kısa geçiyorum… Peki, bu mecburî hizmetleri üniversitelere de getirsenize. Gidin, Hacettepe'ye bakın, kardiyovasküler cerrahisine; 10-15 tane profesör var. Sizin Sağlık Bakanlığına bağlı olan ihtisas hastanelerinde şefler var; bunları da göndersenize. Van'a eğitim hastanesini kurmuşsunuz; gidin, bomboş…

Sayın Bakanım, Mecburî Hizmet Yasası çözüm değil. Bir an evvel, bölge ihtisas hastanelerine geçin; yani, taşradaki hastaların büyük şehirlere gelmesini önleyin. Bence, yapacağınız en kutsal iş budur. Yoksa, mecburî hizmetle, zorunlu hizmetle… İki sene önce bu hizmet vardı; ne oldu da kaldırdınız?! Size dedik de, kaldırmayın, yani, bir altyapısını yapın; ne düşünüyorsunuz, Türk Tabipler Birliğini çağırın, buradaki değerli meslektaşlarımız var, onların görüşünü alın. Siz, kendi kafanızla, alıyorsunuz, kanunu çıkarıyorsunuz; yürü allah yürü!.. Nereye?.. Buyurun böyle, duvara çarpılıyorsunuz işte. Bu tür kanunlarla, lütfen… Türkiye Büyük Millet Meclisi büyük bir müessesedir. Türkiye'deki bütün vatandaşlar bizi izliyor. Hele meslektaşlarımız... Bu Mecburî Hizmet Yasasına büyük bir tepki vardır.

Bu duyarlılıkla, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Duyan.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

9 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi, bu son maddede, Grubum ve şahsım adına söz aldığım bu maddede saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, birçok arkadaşımız söz aldı, konuştu -her iki partiden de genellikle hekim arkadaşlarımız- fakat, olayı bir boyutuyla ele almanın gerekli olduğunu düşünüyorum. O boyut da şu: Sayın Çerçi burada söylediler, sağlıkta bu kadar güzel şeyler oluyor dediler; muhalefetteki, benim Parti Grubumdaki arkadaşlarım, birtakım aksaklıkları dile getirdiler. Oysa, konuya bakışı önce özetlemek lazım; ondan sonra, oradan yola çıkarak daha doğru bir analiz, değerlendirme yapabiliriz kanısındayım. O da şu: Sağlığa nasıl bakıyorsunuz? Bunu, daha önce de, sağlıkla ilgili çeşitli konularda söz aldığımda ifade ettim. Sağlığa, politika olarak nasıl yaklaşıyorsunuz? Yani, sağlığı, yurttaşların dolaylı, dolaysız yollardan ödedikleri vergiler karşısında devletin onlara sunması gereken bir kamu hizmeti olarak mı alıyorsunuz, yoksa, sağlığı, artık dünya değişti, bu konular bitti, Sayın Başbakanın deyimiyle "siz hangi çağda yaşıyorsunuz, kafalar biraz geri kalmış" sözlerine muhatap olduğumuz şu dönemlerde, sağlığı bir kamu hizmeti olarak değil de, zamanı gelince, devletin üzerinden atılması gereken bir yük olarak alıp, sağlıktaki insangücü planlamasını, sağlıktaki hizmet organizasyonunu ve sağlıkta finansman sunumunu elde etmesini ona göre mi planlıyorsunuz? Yani, sosyal boyutta mı bakıyorsunuz, yoksa, bir piyasa hizmeti olarak mı bakıyorsunuz? Aradaki fark bu. Çıkış noktasında, yani sağlıkla ilgili AKP'nin… Reform diyemiyorum ben, söz konusu bile değil; çünkü, reform, sözlük anlamı olarak yeniden yapılandırma demek. Kendileri çok daha güzel bir isim buldular; "Sağlıkta Dönüşüm Programı..." Gerçekten bir şeyler dönüşüyor sağlıkta; o da, henüz, Türkiye'de kurumsal bir sosyal devlet hizmeti olarak sunulamayan sağlığın, tam bir dönüşümle, demin söylediğim sağ liberal görüş çerçevesinde, bir hizmet olarak, bir piyasa hizmeti olarak oluşturulması gayretleri var.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu noktada, efendim şöyleydi, şurada şu doktor vardı, burada bu yoktu, şurada şu hizmet veriliyordu, özel hastanede buydu; bunların hepsi, bunun altında tali faktörler olarak kalıyor. Aradaki temel fark bu. Cumhuriyet Halk Partisinin genellikle bakış açısı, demin söylediğim boyutta; sağlığın, tıpkı eğitim gibi, tıpkı sosyal güvenlik gibi, devletin, vatandaşın ödediği vergiler karşısında ona sunması gereken bir sosyal devlet hizmeti, bir kamu hizmeti olarak ele alınması ve politikalarının altının bu şekilde doldurulması. Diğer taraftan, sizin, burada, bir dönüşüm programı altında, topluma getirdiğiniz, değişik dönemlerde değişik çelişkilerle ortaya koyduğunuz bir piyasa düzenine dayanan sağlık hizmeti organizasyonu.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu dönüşüm programı, AKP'nin, İktidar Partisinin tek başına planladığı bir olay değil. Bakın, küreselleşme dediğimiz olay, yani, dünyada bugün önüne geçilemeyen ve olumsuz etkilerinin genellikle sağlıkta, eğitimde ve sosyal güvenlikte, artı -benim her zaman bir duyarlılığım daha var- bizim gibi bulunduğu coğrafyanın stratejik olduğu konusunda birleştiğimiz bir ülkede, başka boyutlarda da toplumumuzu tehdit eden bu olumsuz etkilere karşı, devletin sosyal yapısını korumaya dönük programları ortaya koymamız gereği. Eğer bunu yapabilirsek, bunu vücuda getirebilirsek, bunu koruyabilirsek, sosyal barışımızı koruyabiliriz düşüncesindeyim.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, doğrudan sizin gözetiminizde ve yönlendiriciliğinizde bu düzenlemeler yapılmıyor; bunu kabul etmek zorundasınız. İktidara geldiğinizde de, değişik dönemlerde girişimde bulunulan, ama tam gerçekleştirilemeyen bu dönüşüm programını, maalesef, baktığınız zaman -Sayın Çerçi bahsettiler- genel sağlık sigortası ve prime dayalı bir temel teminat paketi, birinci basamak sağlık hizmetinde sağlıkocakları sisteminin yok edilerek aile hekimliği, günü geldiğinde aile hekimliği işletmelerine dönecek bir birinci kademe, birinci basamak sağlık hizmeti ve daha sonra da -işte, SSK sağlık kuruluşlarında olduğu gibi- değişik sağlık kuruluşlarının da Sağlık Bakanlığına devri, daha sonra yerelleştirilerek de bunların, hizmetlerin özelleştirilmesi sürecini, birlikte -eğer iktidarınız devam ederse- yaşayacağız, göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, sağlık çalışanlarıyla ilgili bölüme geliyorum. Ben, temel tartışma noktasını ortaya koymaya çalıştım. Siz bu görüşte olabilirsiniz, ben saygıyla karşılıyorum; ama, bu görüşün Türk toplumu için, Türkiye'deki çarpık gelir dağılımı dengesizliği artık uçurum noktasında olan bir toplumda, bu liberal politikaların topluma mutluluk getirmeyeceğini bilmemiz gerekir; çünkü, bu temel hizmetlerin, günü geldiğinde, kademeli olarak, para ödenerek alınabilecek olması, bu toplumun taşıyabileceği bir yük değildir. Türkiye'nin bütününü düşünürseniz -doğu, batı, kuzey, güney- bu hizmet dağılımının o kadar farklılığı var ki, yani, geneline bir şemsiye olarak bakıp da, genel sağlık sigortası, prime dayalı bir… Sevgili kardeşim "o geldiğinde hasta ile hekim arasında bu işler bitecek" dedi. Bunun yolu buradan geçmiyor; çünkü, genel sağlık sigortasında getirdiğiniz sistem -ki, o da tartışılacak- inanın, iki yıl içerisinde… Ben daha önce de bir örnek vermiştim, Bağ-Kurlularla ilgili Boğaziçi Sosyal Etütler Enstitüsünün Adıyaman'da yaptığı bir çalışmayı, saha çalışmasını örnek vermiştim "bunu Türkiye'nin bütün illerine uyarlayabilirsiniz" demiştim. Adıyaman'da yaklaşık yüzde 40 kadar insan Bağ-Kur primini ödeyemediği için sağlık hizmetleri şemsiyesinin dışında bulunuyor. Prime dayalı bir sağlık hizmeti sunma genel sağlık sigortasını oluşturacaksa, Türkiye, bir Adıyaman örneği oluşturacaktır, küçük Adıyaman örneği Türkiye'de gerçekleşecektir. Bunu görelim. İki yıl sonra, nüfusun yüzde 25'inden fazlası prim ödeyemediği için, ödeme gücü olmasına rağmen başta, ödeyemediği için -gerçekleri biliyorsunuz, esnafın durumunu biliyorsunuz, çiftçinin durumunu biliyorsunuz- bir ek sağlık vergisini ödeyememe durumunda genel sağlık sigortası şemsiyesinin önemli bir kısmı boşlukta kalacaktır. Yine, insanlar, ihtiyaçları olduğunda para ödeyerek piyasadan sağlık hizmeti almak için koşturacaklardır. Yani, bu gerçekleri kabul etmemiz gerekiyor. Buna göre iktidarın önlem alması gerekiyorsa, önlem alması önemli bir koşul olarak gözüküyor.

Ben, Mecburî Hizmet Yasasını kaldırırken çok iddialı konuşan Sayın Bakanın kulaklarını çınlatmak istiyorum. Burada tutanaklarda var, daha önce söylendi; ama, altını çiziyorum. Bakın, siyasette, demek, çok iddialı konuşmamak gerekiyor. Tarih, 9 Temmuz 2003. "Şimdi, burada, bugün görüşeceğimiz tasarı, dönüşüm sürecimizde bize hangi değişiklikleri sağlıyor" diyor Sayın Bakan. Lütfen, istirham ediyorum, Sayın Bakanın sözlerini dinleyin. "Bunlardan birincisi, zorunlu hizmetin kaldırılmasıdır." Tarih, 9 Temmuz 2003. "Benden önceki konuşmacılar, bu husustaki takdir hislerini ifade ettiler. Kendilerine gerçekten çok teşekkür ediyorum. Hekimlerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallandırılan şu şu sayılı kanunlar, bugün, siz değerli milletvekillerimizin oylarıyla tarihe karışmış olacak."

Bu tarih iki yıllık mıydı Sayın Bakan? 9 Temmuz ve bugün geldiğimiz nokta bu.

Şimdi, çok iddialı konuştuğunuz zaman, tutanaklarla karşınıza çıkarlar. Bu, Sayın Bakanın ifadesi. Ben, bunu, sizlerin takdirine sunuyorum. Demokles'in kılıcı gitti; kim geldi, ne geldi yerine, başka bir giyotin mi geldi hekimlerin üzerine? Ne geldi, ne değişti? Ne değişti?

Değerli arkadaşlarım, bu çelişkileri de, lütfen, bir özeleştiri olarak kabul etmenizi rica ediyorum.

Şimdi, hekimlerle ilgili değişik noktalar da konuşuldu. Burada, Türkiye'deki temel sorun, demin söylediğim gibi, sağlıkta insangücü kullanımını, sağlıkta hizmet sunumunun organizasyonunu ve sağlıkta finansmanı bir bütün halinde ele almadığınız zaman, bunların hiçbirisini parça başına çözemezsiniz. Yani, getirdiğiniz sistem aile hekimliğine dayalı birinci kademenin kaldırılması ve aile hekimliği işletmeleri ve bunu finanse edecek, demin söylediğim mahzurları taşıyacak olan daha geniş tartışılacak genel sağlık sigortası kapsamı Türkiye'nin dokusu için uygun değil tezimi söyledim. Gelir dağılımı çarpıklığı ve hizmet dağılımının yurt genelindeki farklılığı -sağlık hizmetlerinin- bunun için değerlendirmeniz gereken iki temel örnek ve buna dayalı bir finansman sisteminin devreye sokulması, sağlığı, maalesef, değerli kardeşim, yine, alınıp satılabilen bir meta haline getirecektir.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Değil, öyle değil!

HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, bakın, ben, kendi görüşlerimi söylüyorum ve çok da nazik bir şekilde ifade ediyorum. Yani, bunları paylaşmak istiyorum sizinle. Son maddede onun için söz aldım; çünkü, çok uç noktalarda dolaşıldı, birtakım polemikler oldu; ama, temeli bu, temeli bu. Sağlığa nasıl bakıyorsunuz? Biz, sağlığa, bir sosyal devlet hizmeti olarak bakıyoruz ve ana ödeme kalemi devlet tarafından finanse edilmesi gereken, gücü olanın gücü oranında katılacağı, zamanla toplum içerisindeki bu dengesizlikler azaldığında, prim boyutunun artırılabileceği kademeli bir hizmet anlayışı olarak bakmak gerekiyor. Türkiye gerçeklerinden kopmamamız gerekiyor. Çoğunuz -zaten, bu saatlerde, büyük kentlerden milletvekili seçilenler pek olmuyor, Anadolu illerinden seçilenler daha ağırlıklı oluyor- hepiniz, bu sıkıntıları kendi bölgenizde yaşıyorsunuz.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Ben, İstanbul milletvekiliyim.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Biz de İstanbul milletvekiliyiz.

HALUK KOÇ (Devamla) - Siz istisna olabilirsiniz Sayın Vekilim.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Öyle söylemeyin…

HALUK KOÇ (Devamla) - Efendim, siz istisna olabilirsiniz; ben, genel olarak söylüyorum.

Şunu söylemek istiyorum: Yani, İstanbul'daki sağlık sorunu ile Anadolu'nun bir ilindeki, bir ilçesindeki sağlık sorunları çok farklı, değerli arkadaşlarım, çok farklı. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bunu, değişik vesilelerle anlattım.

Şimdi, mecburî hizmet konusu, Sayın Bakanın zorunlu kaldığı, çok iddialı söylediği sözlerin… Yani, özendirme boyutuyla gerçekleştiremediği rakamlar var -ben, onları tekrar etmek istemiyorum- bir boyutta karşımıza çıkıyor ve maalesef, bu, büyük bir çelişkiler yumağı olarak karşımıza çıkıyor ve şu popülist söylemi kabul etmiyorum: "Efendim, biz, bu yasayla doğudaki, güneydoğudaki, Doğu Karadenizdeki, ulaşılması güç yerlerdeki insanlarımızın ayağına doktor göndereceğiz; siz bundan rahatsız mı oluyorsunuz?!" Bu söylemi bırakın, bu söylemi bırakın. Kimse bundan rahatsız değil. Orada, gidenin hakkını aldığı, özendirici kademelerin devreye girdiği, oradaki insanın da daha dengeli bir sağlık hizmeti organizasyonuyla devletin karşısında bulunduğu bir ortamdan hepimiz mutluluk duyuyoruz; ama, bu zorla olmaz. Zorla olmayacağı, 1980 askerî darbesinin -onun adını tam söyleyelim- 12 Eylül faşizminin Türkiye'de yarattığı tahribatta, olmadığı açıklandı. (AK Parti sıralarından alkışlar[!])

Değerli arkadaşlarım… Evet, herhalde, arkadaki arkadaş alkışladı, Agâh Bey… Ben de kendime almıştım da, doğru bir şeyler söyledim zannettim sizin için.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sizi alkışladık.

HALUK KOÇ (Devamla) - Şimdi, burada, yapay pansuman tedbirlerle uğraşıyorsunuz. Çözüm bu değil. Pansuman tedbirler de, biliyorsunuz, Sayın Erbakan'a ait bir deyim. Gerçekten, sağlığa, pansuman tedbirlerle yaklaşıyorsunuz. İki sene önce söylediğinizi tersyüz ediyorsunuz. Tutanaklarda bıraktığınız izler sizin çelişkinizi ortaya koyuyor. Lütfen, özeleştiri yapın. Bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz, bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz. Yani, bu şekilde, sağlığı, Türkiye gibi bir ülkede tamamen kademeli bir şekilde, ne kadar karşılığını, antitezini verecek olursanız verin, devletin kanatlarından çıkarır…

Bu, özel sektöre karşı olmak değil. Özel sektör ile devlet, kamu, her zaman birbirini tamamlayacaktır diğer hizmetlerde olduğu gibi. Sağlık hizmetinde de bu şekilde olacaktır. Özel sağlık hizmetlerinin de yeri vardır. Bir rekabete dayalı olacaktır, yardımlaşmaya dayalı olacaktır; ama, toplumun talep ettiği, hakkı olan sağlık hizmetlerinin tümünü bu kademelerden sağlayabilmenin imkânsız olduğunu da hepimiz kabul etmek zorundayız.

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - O, sizin düşünceniz. Hiçbir öneriniz yok!

HALUK KOÇ (Devamla) - Hayır, bunu söylemek istiyorum; yani, çok özendirildi de, o şekilde değil.

En basiti, bakın; Bağ-Kur emeklisi benim bir akrabam, teyzem, anjiyo olacak, randevu aldık, bir gece bir özel hastanede yatması için 230 000 000 lira ek para ödedi. Basit bir örnek. Yani, oradaki ara fark yine vatandaşın cebinden alınan ücretlerle kapatılmaya çalışılıyor. Bu gerçeği görelim, Türkiye gerçeğini gözden kaçırmayalım.

Ben, Sayın Bakanın sözlerini hatırlattım. Bunları bir polemik olsun diye söylemiyorum. Sadece, bundan sonraki gidişte, bu sağlıkta dönüşüm programının, Türkiye için, fethedilmesi gereken büyük tekellerin, fethetmesi gereken…

Bunu, bir sol terminoloji, sol jargon içinde almayın. Sayın Başbakanın bahsettiği o kafalar, şunlar, bunlar, artık, onlar geride kaldı, Türkiye gerçeklerinden bahsediyorum. Türkiye gerçeğinin fotoğrafını çok iyi çekmek zorundayız. Bu gerçeğe uygun, çok iddialı olmadan; ama, Sayın Bakan, eğer, ekibinizle dönüp, tekrar, bu dönüşüm dediğiniz programın neresinde hatalar var, neresinde kademe hataları var, neresinde birtakım dönüşler yapabilirsiniz -doğru anlamda dönüşler yapabilirsiniz, Türkiye gerçeğine uygun- bunları değerlendirmenizde, ben, fayda olacağını umuyorum.

Bu şekilde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Koç.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kısa bir konuşma yapacağım. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, biz, AK Partililer olarak, AK Parti Hükümeti olarak, sağlığı bir sosyal devlet hizmeti olarak, hem de çok önemli bir sosyal devlet hizmeti olarak görüyoruz, bundan böyle de böyle görmeye ve bütün politikalarımızı bu yönde geliştirmeye kararlıyız. Bugüne kadarki uygulamalarımız bunun en iyi delillerini oluşturmaktadır. Dönemimize kadar, aslında, Türkiye'de, büyük ölçüde, maalesef, piyasalaştırılmış olan sağlığı, yeniden, kendi dönemimizde, devletin şefkatli kollarına emanet ediyoruz, çalışmalarımız bu yöndedir. İnsanımız, artık, hastane kapılarından geri çevrilmiyor; insanımız, artık, sen SSK'lısın, şu hastaneden hizmet alamazsın, şu eczaneden ilacını alamazsın diye geri çevrilmiyor; insanımız, artık, sen yeşilkartlısın, biz senin ilaç paranı ödemeyiz diye hastane kapılarından, sağlıkocağı kapılarından geri çevrilmiyor.

Bir ulusal sağlıkta dönüşüm programı oluşturduk. Bu program, gerçekten, büyük bir emeğin ürünüdür, hem teorik yönleriyle hem pratik mülahazalarıyla dünyanın birçok ülkesi incelenerek ortaya konulmuş ulusal bir programdır; kesinlikle, birilerinin dayatmasıyla uzaktan ve yakından alakası yoktur; Hükümetimizin bu ülke için hazırladığı ulusal bir program olarak bundan böyle de geliştirilecektir.

Çağdaş aile hekimliğini, evet, geliştirerek yaygınlaştıracağız. Genel sağlık sigortasıyla, bütün insanımızı, 7'den 70'e, sağlık hizmetini alabilir hale getireceğiz ve bu hususta vatandaşımız ile hekimlerimiz arasındaki hepimizi sıkıntıya sokan para ilişkisini tamamen ortadan kaldırmak için gayret edeceğiz; ama, bunun bir süreç olduğu unutulmamalıdır. Mutlaka, neredeyse bir yarım yüzyıllık alışkanlıkları, birlikte, sabırla değiştirebileceğimizi unutmamalıyız.

Sayın Erdöl ve arkadaşlarının bugün görüştüğümüz yasa teklifiyle ilgili olarak ortaya koymuş oldukları mantığı tamamen benimsediğimi, Sağlık Bakanı olarak, ifade ediyorum. Hükümet olarak, arkadaşlarımızın getirdiği teklifin, tabiî ki, sonuna kadar arkasındayız.

Elbette, AK Parti olarak, politikalarımızı, Sağlık Bakanıyla, Sağlık Komisyonu Başkanıyla birlikte geliştiriyoruz.

Yasa yapmanın usulleri bellidir; tasarıyla da getirilebilir Meclis'e, teklifle de getirilebilir. Bu yasa, teklif olarak getirilmiştir ve ben, umuyorum ki, sizlerin değerli oylarınızla da, Anadolumuzun en ücra köşelerine, hekime ihtiyacı olan bütün vatandaşlarımıza, hekim hizmeti götürme konusunda da çok yararlı bir sonuç oluşturacaktır.

Ben, bu itibarla, hem değerli Komisyon Başkanımız Sayın Erdöl'e ve arkadaşlarına hem de Yüce Meclisinize teşekkürlerimi ifade ediyor, saygılarımı arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylarınıza sunacağım; ancak, İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre, ne yönde oy kullanacağını belirtmek isteyen 2 milletvekilimizin söz isteği vardır.

Lehte oyunu belirtmek üzere söz isteyen, Manisa Milletvekili Sayın Mehmet Çerçi; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Lütfen, çok kısa rica ediyorum.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sabrınızın sınırlarını zorlamadan, hepinize saygılar sunarak, birkaç kelime etmek istiyorum. Lehte konuşuyorum.

Bu kanun teklifinin, ülkemize, sağlık camiasına hayırlar getirmesini diliyorum.

Bu arada, değerli meslektaşım Sayın Koç çıktılar.

Türkiye, hakikaten, büyük bir değişim ve dönüşümü yaşıyor. Biz, sağlığa nasıl bakıyoruz; bir cümleyle özetliyorum. Biz, sağlığa, Sayın Bakanımın da dediği gibi, sosyal bir devletçiliğin, sosyal devletin gereği olarak bakıyoruz. Bunun içerisinde, kamu kurumlarının, kamu hastanelerinin verimli çalışması var; bunun içerisinde, çalışan personelin, sağlık çalışanlarının daha fazla üreterek daha fazla kazanması var; bunun içerisinde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin öne çıkarılması var; bunun içerisinde, tüm vatandaşlarımızın sosyal güvenceye, sağlık güvencesine kavuşturularak insanca bir sağlık hizmeti alması var; bunun içerisinde, Türkiye'nin dinamizmi olan özel sektörün sağlıktaki yatırımlarının da aynı şekilde kamuyla yarışması var.

Bu şekilde, önümüzdeki yıllarda, Türkiye'nin, sağlıkta büyük bir değişimi, dönüşümü yaşacağını umut ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çerçi.

Aleyhte söz isteyen, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oylamaya geçmeden önce birkaç hususu sizlerin ve Sayın Bakanımızın bilgisine arz etmek istiyorum.

Kanunun tümüne baktığımızda bazı eksiklikler var. Doğrular da mutlaka var; ama, eksiklikleri göstermeyi kendimize görev addediyoruz.

Daha önce pratisyen olarak mezun olan ve pratisyen olduktan sonra mecburî hizmetini yapan genç kardeşlerimiz oldu. Bunlar, mecburî hizmetlerini yaptılar ve şu an, mecburî hizmet bittikten sonra uzmanlık eğitimine başladılar; ama, şimdi, biz, bu kanunla ne yapıyoruz; uzman olduktan sonra ikinci defa onlara mecburî hizmeti getiriyoruz, iki defa mecburî hizmete tabi olmuş oluyorlar. Bu da haksız bir uygulama. Sayın Bakanıma bunu ifade etmek istiyorum.

Performansa dayalı dönersermaye uygulaması, maalesef, sağlık personelini birbirine düşürmüş durumda; yani, maalesef, şu anda, adaletsiz bir ücret sistemi tahakkuk etmiş durumda. Şöyle ki -mesela, örnek veriyorum- Ankara Numune Hastanesinde bir klinik şefi 5 800 000 000 aylık ücret alırken dönersermayeden, yine, aynı hastanede çalışan bir psikolog sadece 650 000 000 lira alıyor; arada hemen hemen 5 milyar küsur bir fark var. Bu da bir adaletsiz durum diye Sayın Bakanımızın görüşlerine arz ediyorum.

Tabii ki, başka bir önemli konu da "icap nöbeti toplam süresi, aylık 120 saati geçemez" deniliyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, biz, bir taraftan icap nöbetini 150 saat tutturacağız veya 160 saat tutturacağız, nöbet tutacaklar, bir emek sarf edecekler; ama, biz, onlara, sadece, 120 saat karşılığını vereceğiz; fazla çalıştıracağız, az para vereceğiz! Bu da adil bir ücret sistemi değil diye düşünüyorum.

Tabiî ki, maalesef, hasta ile doktor arasındaki para ilişkisinden bahsedildi. Birtakım milletvekillerimiz ve Sayın Bakanımız da bunu doğruladı. "Hasta ile doktor arasında bir para ilişkisi var denildi, bunu kesmeye çalışıyoruz, bunu bitirmeye çalışıyoruz" denildi. Eğer, böyle bir ilişki varsa, bu, rüşvettir; yani, bu rüşvet varsa, dolayısıyla, hekimler töhmet altında da kalmıştır, böyle bir ilişki varsa… (AK Parti sıralarından gürültüler)

Bakın, itiraz etmenize hiç gerek yok, tutanakları çıkardım; Selahattin Beyribey aynen şöyle dedi: "Türkiye'de hasta - hekim arasında para ilişkisi vardır, altını çizerek söylüyorum."

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sistem geçecek onun önüne.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - İkibuçuk yıldan beri varsa, böyle bir para ilişkisi varsa, böyle bir rüşvet olayı varsa; ikibuçuk yıldan beri bunun önüne niye geçmediniz? Niye bunu, şu ana kadar çözmediniz? Sayın Bakanımız da aynı şeyi söyledi, Sayın Çerçi de aynı şeyi söyledi. Böyle bir para ilişkisi varsa, böyle bir rüşvet ilişkisi varsa, ikibuçuk yıldan beri, Bakanlığın, Sayın Bakanın ve çalışan bürokratlarının, bunu engellemiş olması gerekirdi, bunun önüne geçmiş olması gerekirdi.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben, size söylüyorum; İnsanımızın, Türk Milletinin, yetmişiki milyon ülke insanının, vatan evladının en büyük sorunu ne biliyor musunuz; en büyük sorunu, hastanelere gittiği zaman, hastanelerde bir muayene olana kadar müthiş çile çekiyor olmasıdır.

Sayın Bakanımız, az önce "biz, insanımızı hastane kapılarından geri çevirme dönemlerini kapattık" diyorlar. Belki hastane kapılarından geri dönmüyorlar; ama, hastane kapılarında muayene olana kadar, reçeteleri yazılana kadar canları çıkıyor.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Eskidendi o.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Hayır; şu anda devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, iki yıl önce uygulamaya soktuğumuz ve iki yıldan beri uygulanagelen yasayı iptal ederken yeni bir düzenleme yapmıyoruz, yeni bir reform niteliğinde, yenilik adına bir şey yapmıyoruz. İki yıl önce iptal ettiğimiz yasayı, mecburî hizmet anlayışını, Mecburî Hizmet Yasasını, iki yıllık bir uygulamadan sonra, maalesef, yeni baştan, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine kanunlaşmak üzere getiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Eraslan, son cümlenizi alacağım.

MEHMET ERASLAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Sağlık sektörü diğer sektörlere benzemez. Sağlık sektörü, direkt insan sağlığıyla, insan hayatıyla ilgili olduğu için önemsenmeli. Ciddî reformlar, yenilik mülahaza eden, yenilik taşıyan ve Türkiye'de yaşayan insanımızı onore eden ve sağlık noktasında problemlerle karşılaşmayacak birtakım politikalara ihtiyacımız var, birtakım yeniliklere ve reformlara ihtiyacımız var. Ben, Sayın Bakanımızdan, daha ciddî bir kanun, daha ciddî bir yasa teklifi ve toplumun yarasına merhem olacak bir yasama çalışması, bir yasal düzenleme bekliyordum; ama, yasanın milletimize hiçbir faydası olmadığı gerekçesiyle, hiçbir yararı olmadığı gerekçesiyle ret oyumu kullanacağımı ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Eraslan.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sayın Başkan, benim ismimi kullanarak, söylemediğim bir sözü ifade etti.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Tutanaklardan okudum.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Tutanakları getirin; benim ağzımdan "rüşvet" diye çıkan bir kelime yoktur.

BAŞKAN - Sayın Beyribey, ona lüzum yok; eğer bir açıklama yapacaksanız, yerinizden, çok kısa olarak "ben bunu söyledim, söylemedim" şeklinde yapın.

Buyurun.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Sayın Başkanım, Sayın Konuşmacı, benim konuşmalarımda, hasta ile hekim arasında para ilişkisiyle ilgili "rüşvet almıştır" veya "rüşvet alıyor" dediğim doğrultusunda ifade kullandı. Bana ait böyle bir ifade yoktur.

MEHMET ERASLAN (Hatay) - Tutanakları okudum.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) - Tam tutanaklardakini ifade ediyorum.

O zaman, Türkiye gerçeklerini bilmiyorsunuz dedim, Türkiye'de, şu anda, hekimler ile hastalar arasında legal- illegal para ilişkisi var. Legal illegal değil de, para ilişkisi olduğunu, ama bunu düzeltmek için de yolun belli olduğunu, genel sağlık sigortasıyla bunu ortadan kaldıracağımızı, altını çizerek ifade ettim.

Türkiye'de, nasıl diğer hadiselerde usulsüzlükler varsa, hekimlik camiasında da usulsüzlük yapanlar olabilir; ama, bunlar, münferittir. Bunlarla ilgili Bakanlığımız ciddî mücadele vermektedir, hükümetimiz ciddî mücadele vermektedir. Bununla ilgili, yine, birçok davalar vardır, görevden alınanlar vardır.

Bu arkadaşlarımız, Türkiye gerçeklerini bilmiyor.

Saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim; gerekli açıklamayı yaptınız.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 22 Haziran 2005 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 23.37

 

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul