DÖNEM: 23                            CİLT: 66                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

88’inci Birleşim

19 Nisan 2010 Pazartesi

 

(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 

 

 IV. - ÖNERİLER

 

 

A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ

 

 

1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/189) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu hakkında

2.- Açılan usul tartışmasında, söz istem sırasına göre söz vermeyerek İç Tüzük’ün 61’inci maddesine aykırı uygulama yapması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında

3.- AK PARTİ grup önerisinin İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

4.- 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından, anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)

 

 

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, konuşmasındaki “Anayasa Mahkemesine gideceksiniz.” ifadeleriyle hiçbir grubu kastetmediğine ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, geçmişe ait tutanaklardan alıntılar yaparak dile getirdiği sözlerinin hepsinin arkasında olduğuna ilişkin açıklaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’da sağlık ocağı bulunmayan köylere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12570)

2.- Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, raf ömrü uzatılan bir ilacın kullanımına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12677)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Açıköğretim Fakültesi laborant ve veterinerlik önlisans programından mezun olan personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12678)

4.- Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan’ın, sözleşmeli personele kadro verilmesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12680)

5.- Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan’ın, Çankırı’daki hekim ve hekim başına düşen hasta sayılarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/12681)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kent içi ulaşım kurumu kurulmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13304)

7.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin, LPG dönüşümü yapılan araçların gaz dolum ağızlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/13317)

8.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun’daki işsizliğe ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/13332)

9.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13361)

10.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, ABGS’nin uzmanlık sınavına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/13376)

11.- İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın, İzmir’de binaların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/13406)

12.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, bir müşavir atamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13408)

13.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, bir köydeki orman kadastrosu çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13409)

14.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin’de orman zararlılarıyla mücadeleye ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13410)

15.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Çaldağı’ndaki madencilik çalışmalarının tarihî alanlara etkilerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13423)

16.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Türk Telekom’un gayrimenkullerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13446)

17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı tren seferlerinin kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13447)

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Otoyol Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13448)

19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-İzmir Hızlı Tren Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13449)

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Antalya-İstanbul Hızlı Tren Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13450)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, karayolu istimlak bedellerinin ödenmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın cevabı (7/13452)

22.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, LPG’li araçların gaz dolum ağzına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/13457)

23.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/13533)

24.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/13534)

25.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, yanan orman alanlarının ağaçlandırılması projesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/13538)

26.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki TOKİ konutlarının taksit artışlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/13550)

27.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, KOSGEB Başkanı olarak atanan kişiye ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/13688)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 13.04’te açılarak dört oturum yaptı.

 

Ağrı Milletvekili Yaşar Eryılmaz, Ağrı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne,

Muş Milletvekili M. Nuri Yaman, 12 Nisan 2010 tarihinde Samsun’da, kapatılan Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk’e yapılan saldırıya,

Zonguldak Milletvekili Ali Koçal, köy enstitülerinin kuruluşunun 70’inci yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Kayseri Milletvekili Yaşar Karayel, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölüm yıl dönümüne,

Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan, 12 Nisan 2010 tarihinde Samsun’da, kapatılan Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk’e yapılan saldırıya,

İstanbul Milletvekili Necat Birinci, köy enstitüleriyle ilgili gündem dışı konuşma yapan Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın anlatımlarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 19 milletvekilinin, spor kulüplerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/674),

Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın ve 21 milletvekilinin, ceza infaz personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/675),

CHP Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay ve İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anayasa değişikliği teklifindeki imzalarla ilgili iddiaların araştırılması (10/676),

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 23 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977’de meydana gelen olayların araştırılması (10/677),

Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Genel Kurulun, 19 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanarak gündemdeki “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ve çalışmalarını saat 24’00’e kadar sürdürmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/808) (S. Sayısı: 487) kabul edildi ve kanunlaştı.

 

5’inci sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496) tümü üzerinde bir süre görüşüldü; verilen aradan sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından görüşmeleri ertelendi.

 

İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, İzmir Milletvekili Harun Öztürk’ün, konuşmasındaki Bezm-i Alem Üniversitesinin ve ondan önce kurulan Sabahattin Zaim Üniversitesinin kuruluşunun usule aykırı olduğu eleştirilerinin doğru olmadığına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, kabul edilen bir önergeyle, 487 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın parasal konuları da içermesi nedeniyle, İç Tüzük’ün 142’nci maddesine göre, tümünün oylamasının “açık oylama” şeklinde yapılmasının zorunluluk taşıdığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı ve Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Sağlam’ın, şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

496 S. Sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri sırasında verilen aradan sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ve çalışma süresinin tamamlanmasına da çok az bir süre kaldığından, alınan karar gereğince, 19 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşime 19.44’te son verildi.

 

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Fatih METİN

 

Yaşar TÜZÜN

 

Bolu

 

Bilecik

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

Gülşen ORHAN

 

 

 

Van

 

 

 

Kâtip Üye

 

No.: 123

II.- GELEN KÂĞITLAR

16 Nisan 2010 Cuma

 

Teklifler

1.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/669) (Milli Savunma; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2010)

2.- Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ve Trabzon Milletvekili Mustafa Cumur’un; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/670) (Plan ve Bütçe; Çevre; Tarım, Orman ve Köyişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.4.2010)

 

No.: 124

19 Nisan 2010 Pazartesi

 

Teklif

1.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in; 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/671) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.04.2010)

Raporlar

1.- Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/806) (S. Sayısı: 498) (Dağıtma tarihi: 19.04.2010) (GÜNDEME)

2.- Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Bayram Meral ve 20 Milletvekilinin; 5539 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/788, 2/226) (S. Sayısı: 499) (Dağıtma tarihi: 19.04.2010) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, domuz gribi aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/12573)

2.- Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, Abdullah Öcalan’la ilgili basında çıkan bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/12589)

3.-Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Edremit’te Körfez Üniversitesi kurulmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13162)   

4.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, sabit hatlardaki ücretlendirmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13164)   

5.- İzmir Milletvekili Harun Öztürk’ün, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13166)   

6.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, TRT’nin yaptırdığı programlara ve personel alımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13169)   

7.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, Marmara Depreminden sonra getirilen vergilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13171)   

8.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, özürlü TEKEL işçilerinin istihdamına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13172)   

9.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, deprem vergisi olarak bilinen vergilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13174)   

10.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, ABD Başkanı ile görüşmesine ve Ermeni tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13175)   

11.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, Sabahattin Ali’nin ölüm olayına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13176)   

12.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, meslek yüksekokulu mezunlarının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13177)   

13.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, işsizliğe ve meslek edindirme kurslarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13178)   

14.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Kamu Personeli Seçme Sınavına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13180)   

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, muhtarların sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13181)   

16.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kredi kartı borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13182)   

17.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, çiftçilerin kredi kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13183)   

18.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ÖSYM sınavlarında alınan ücrete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13184)   

19.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, kayıt dışı istihdama ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13190)   

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, bir yatırım teşvikine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13196)   

21.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’teki sanayicilere verilecek enerji destek primlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13198)   

22.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman Gümrük Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/13199)   

23.- Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne Gümrüğündeki bir uygulamaya ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/13200)   

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Irak seçimlerine gözlemci heyet gönderilmesine ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13201)   

25.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, bazı ülkelerdeki terör örgütü kamplarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13202)   

26.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, otoprodüktörlerin elektrik enerjisi satışına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13203)   

27.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün bir AB Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13204)   

28.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Maden İşleri Genel Müdürlüğündeki personel yönetimine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13205)   

29.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, belediyelere gönderilen ödeneklere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13207)   

30.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, Kadıköy Salı Pazarının taşınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13208)   

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanlığının taşınacağı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13209)   

32.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, görev şehidi yakınlarının kamuda istihdamına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13210)   

33.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kırıkkale Belediyesi işçilerinin ücretlerinin zamanında ödenmediği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13211)   

34.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, bazı belediyelerin hafta tatili gününü değiştirmeye çalıştığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13212)   

35.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki trafik suçları ve kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13213)   

36.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Elazığ’daki depreme ve depremlere yönelik önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13214)   

37.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13215)   

38.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Bingöl’deki belediyelere aktarılan kaynağa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13219)   

39.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Meram Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin özelleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13220)   

40.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, özelleştirilen kuruluşların geçici personel olarak istihdam edilen çalışanlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13221)   

41.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, TEDAŞ’ın aydınlatma direkleri için yaptığı ödemelere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13222)   

42.- Hakkari Milletvekili Hamit Geylani’nin, ücretli öğretmen istihdamına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13223)   

43.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, okulların güvenliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13224)   

44.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav ilçesine Fen Lisesi açılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13225)   

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki okullarda ilkyardım seti bulundurulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13226)   

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki okullarda ilkyardım seti bulundurulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13227)   

47.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, öğretim üyeleri hakkındaki intihal iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13228)   

48.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir lisede yaşandığı iddia edilen olaylara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13229)   

49.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Antalya’nın üniversite giriş sınavındaki başarı durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13230)   

50.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, okul bahçelerinin otopark olarak kullanılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13231)   

51.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı dönemlerde ek ders ücretlerinin kesilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13233)   

52.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yargı tarafından ataması iptal edilen personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13234)   

53.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan’ın, hayvancılık sektöründeki bir desteklemeye ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13241)   

54.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, tarımsal sulamadaki elektrik borçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13242)   

55.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, hayvan alımlarında hibe desteği uygulamasının yaygınlaştırılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13243)   

56.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılıktaki bir teşvik uygulamasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13244)   

57.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, gıda denetimlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13245)   

58.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, bir sel felaketinden etkilenen çiftçilere yapılacak desteklemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13246)   

59.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, çiftçilerin sulamada kullandıkları elektrik borçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13247)   

60.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, gübre, mazot ve et fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13248)   

61.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, et ve süt ürünleri ihracatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13249)   

62.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, e-telgraf sistemine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13250)   

63.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, İpsala Hudut Kapısı yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13251)   

64.- Bursa Milletvekili İsmet Büyütataman’ın, Bursa’nın hava ulaşımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13252)   

65.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya dış çevre yolu projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13253)   

66.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, bir tren yolu inşaatında oluşan soruna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13254)   

67.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, “Andımız”la ilgili açıklamasına ve Danıştaya sunulan savunmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13258)

19 Nisan 2010 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IV.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                                                                        19.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 19.04.2010 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında, oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                               Ayla Akat Ata

                                                                                                                    Batman

                                                                                                           Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 285 inci sırasında yer alan 10/371 güvenlik güçlerinin toplumsal olaylarda çocuklara yönelik müdahalelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 19.04.2010 Pazartesi günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi üzerinde lehte ve aleyhte söz vereceğim. Ancak, şu ana kadar Başkanlığımıza sadece 1 milletvekili arkadaşımız aleyhte söz talebinde bulundu. Kendilerini kürsüye davet edeceğim. Eskişehir Milletvekili arkadaşımız Sayın Tayfun İçli.

İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, hiçbir şey duyulmuyor, hiçbir şey anlaşılmıyor.

BAŞKAN – Sesi yükseltin arkadaşlar. Milletvekili arkadaşlarım benim sesimi duyamıyorlarmış.

Şimdi nasıl?

İSA GÖK (Mersin) – Ekolu veriyorlar efendim.

BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun efendim.

Süreniz on dakika.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün ülkemiz için önemli bir gün. Siz de fark etmişsinizdir, taktik savaşları başladı. Gruplar grup önerileri veriyorlar, ki grup önerisini veren siyasi parti Türkiye Büyük Millet Meclisinde yok ve önergenin tek aleyhinde konuşan kişi de benim.

İçerik olarak Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisine karşı değilim. Çünkü herkes biliyor ki bugün Türkiye'nin gündemi Anayasa. Anayasa üzerinde çok ciddi eleştiriler bulunmaktadır değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin gündemi acil olarak bir anayasa değişikliğini gerektirecek talepleri içeriyor mu? Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin sorunu açlık, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk. Bakın, birçok gazetemizin ekonomi sayfalarında Türk ekonomisiyle ilgili çok ciddi araştırmalara yer veriliyor. Bir gazetemizin birinci sayfasındaki manşet: “Züğürt Ağa olduk.” “Tarımdaki krizin vurduğu Gediz Ovası’ndaki çiftçilerin feryatları yükseliyor. Bir zamanlar pamuk ve tütün zengini olanlar şimdi hacizlerle, hapislerle boğuşuyor.” diyor. Devam ediyor gazetelerimizdeki haberler: “İpoteksiz tek bir tarla kalmadı, sulama trafosu bile icradan satılık.” diyor. “Borcunu kapatamayan malını sattı, ikinci el traktör pazarı patladı.” Yine bir gazetemizin yine manşeti: “Haciz ve Hapis Kıskacı.” “Vatan, tarımdaki krizi yerinde araştırdı, durum vahim, çoğu yerde neredeyse çiftçi sayısı kadar icra dosyası var, binlerce traktör satışta.” Evet, yine bir haber: “Kayıtlı çiftçi sayısı 17 bin, icra dosyası sayısı on altı bin.” Yine bir haber: “Her 10 çiftçiden 9’u borçlu, 3’ü icra takibinde, 1’i hapiste.”

Değerli arkadaşlarım, Türk tarımı bitmiş durumda sekiz yıl içerisinde, ama AKP’li arkadaşlarımız, bu Anayasa teklifini veren arkadaşlarımız, bu Anayasa değişikliğiyle, Türk çiftçisinin, Türk köylüsünün sıkıntısına çare olabileceğini iddia ediyor ve AKP Sayın Genel Başkanı “Canım, halkın tartışmasına gerek yok, biz bu teklifi hap hâline getirdik, Türk halkına hap olarak sunacağız.” diye birtakım söylemlerde bulunuyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Erdoğan’ı bir doktor olarak kabul edelim. Sekiz yıldır çiftçiye, köylüye, esnafa, işçiye, memura hap vermeye çalıştı, tedavi etmeye çalıştı, ilaç vermeye çalıştı. Dedi ki: “Sizin sıkıntılarınızı ancak ben giderebilirim. Bizim AKP olarak ürettiğimiz hapı, ilacı alırsanız işte sağlığınız yerine gelecek, daha zengin olacaksanız, daha çok üreteceksiniz, daha çok paylaşacaksınız.” Türk halkı yaşayarak gördü. İşte AKP’nin ilaç diye, hap diye Türk halkına dayattığı bu olay, işte, Türk çiftçisini, gazetelerden aktardığım şekilde, mahvetti, duman etti.

Peki, sadece bu mu, tarım mı? İşçilerimizin durumu, işte işsizlik durumu Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük oranına ulaştı. Yani artık insanlar kan ağlıyor; açlık, sefalet… Esnafımızın durumu belli; insanlar artık dükkânlarını kapatıyor, herkes borçlu, herkes icralık. Geçen gün bir eczaneye ilaç almak için gittim, orada başka bir manzarayla karşılaştım. Doktorun verdiği reçeteye eczacıyla pazarlık yapan vatandaşın durumunu gördüm. Sanki manava gidip daha ucuz domatesi ister gibi, doktorun reçetede yazdığı ilacı “Bunun daha ucuzu yok mu, aynı eş değerde ama daha ucuzu yok mu?” diyen, doktorun verdiği iki ilaçtan birini alamayan vatandaşın durumunu gördüm.

İşte, değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin gerçek durumu bu ama şimdi, alelacele ki oy kabinleri de konulmuş. Şimdi, AKP’nin grup önerisini de tabii göremedim. Sayın Başkan hemen Genel Kurulu başlattı ve göremedik ne gibi öneriler geliyor ama anlaşılıyor ki bugün Anayasa teklifiyle ilgili görüşmeler başlayacak ve oylamalar başlayacak.

Değerli arkadaşlarım, böyle genel bir girişte bulunduktan sonra, bu Anayasa teklifinin, aslında, cumhuriyetin değişmez, değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez hükümlerini değiştirmeye yönelik bir teklif olduğunu görüyoruz. Bunu Anayasa Komisyonunda da ifade ettim. Anayasa’mızın 2’nci maddesi gereğince cumhuriyetimiz, Başlangıç’ta belirtilen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Yani Başlangıç’ta belirtilen kuvvetler ayrılığına aykırı, Anayasa’da değişiklik yapılamaz. Bu teklifin en can alıcı üç konusu, siyasi parti kapatma, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin görev ve yapısıyla ilgili değişiklikler. Eğer bu değişiklikleri gerçekleştirir isek teklif edilmesi mümkün olmayan bir hususu burada teklif etmiş olur ve bunu yasalaştırmış oluruz.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin AKP kapatma davasıyla ilgili verdiği kararda -hep bunu sıklıkla söylüyorum ve bu görüşmeler devam ettiği sürece de sıklıkla dile getireceğim- bakın, AKP kapatma davasında Anayasa’nın 10 ve 40’ıncı maddelerinin değişmesine dair Türkiye Büyük Millet Meclisine o teklifin getirilmesi ve o teklifin yasalaşmasını, Anayasa Mahkemesi, odaklaşmanın kabulü olarak kabul etti ve 11 üyeden 10’u bunu söyledi: “AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı.” dedi. Okuma alışkanlıklarını yitirmeyelim değerli arkadaşlarım. Bakın, daha bunun, bu kararın mürekkebi kurumadı. Bakın diyor ki, daha önceki tespitlerini yaptıktan sonra: “Anayasa Mahkemesinin 2008/16 esas, 2008/116 sayılı kararıyla iptal edilen 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun’un teklif edilmesi ve yasalaşmasının sağlanmasıyla davalı partinin bu eylemleri benimsediği anlaşıldığından odaklaşmanın kabulü gerekir.” dedi. Hep söylüyorum: Anayasa’nın 153’üncü maddesinin son fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de yayınlanır, Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme, yargı organlarını bağlar ve Anayasa Mahkemesinin içtihatları, aynı konudaki içtihatlarının da mutlaka yasama organı tarafından dikkate alınması gerekir.

Şimdi bir öfkeyle, bir hesaplaşmayla, Anayasa’nın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez olan hükümlerini değiştirmeyi teklif eder ve burada ivedilikle, sanki yangından mal kaçırır gibi, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilirse, bunu teklif eden siyasi parti hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa’nın 68 ve 69 ve Siyasi Partiler Yasası’nın amir hükümleri gereğince gerekli işlemi yapacaktır. Bir milletvekili olarak, bir dost olarak sizleri burada uyarıyorum değerli arkadaşlarım. Bakın, halk arasında bir söz vardır: “Acele işe şeytan karışır.” Nedir bu aceleniz? Biraz evvel söyledim, tarımın ne hâle geldiğini söyledim. Hiç mi köye gitmiyorsunuz, hiç mi köyleri dolaşmıyorsunuz? Hiç mi işçinin, esnafın arasında bulunmuyorsunuz? Hiç mi emekliyle görüşmüyorsunuz? Şu getirdiğiniz teklifin bu vatandaşımızın, milletin yarasını sarabileceğini nasıl düşünebiliyorsunuz? Burada vatandaşın evine giren ekmekle bir alakası var mı? Bu teklifin sadece ve sadece bir amacı var; kişiye özel, partiye özel bir düzenleme getirmeye çalışıyorsunuz. Evrensel hukuk kurallarına göre, Anayasa, bu toplumsal sözleşme kişilerin ve bir siyasi partinin çıkarları için değiştirilemez, bu yanlıştır değerli arkadaşlarım. Anayasa, birileriyle hesaplaşmak, bir yerleri kuşatmak amacıyla kullanılamaz. Eğer bunu yaparsanız bu yaptığınız işleme demokrasi denilmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, süreniz doldu, size bir dakika ilave süre veriyorum; lütfen bir dakika içinde sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Fazla uzatmayacağım; zaten, dediğim gibi, taktik savaşları olacak ve fırsat buldukça da bu görüşlerimi bu kürsüde ifade edip tutanaklara geçireceğim.

Değerli arkadaşlarım, bir kez daha söyleyelim, yapmayın, toplumu germeyin. Toplumun huzura ve barışa ihtiyacı var, toplumun üretime ihtiyacı var, toplumun hakça paylaşmaya ihtiyacı var ama siz sürekli bir gerilim ortamı yaratıyorsunuz. Bu gerilimin geçmişte size faydası olmuş olabilir ama tekrar söylüyorum, bu gerilim artık size bu saatten sonra bir yarar getirmeyecek; size yarar getirmeyeceği gibi ülkeye de yarar getirmeyecek, ülkeye zarar getirecek diyorum.

Beni dinlediğiniz için, sabrınız için sizlere teşekkür ediyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, Genel Kurula Başkanlığın sunuşları yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlattınız. Açıkçası usule aykırı davranılmıştır ve İç Tüzük 63’üncü madde uyarınca söz talebinde bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Okay, şu anda sunuşları yapıyoruz. Sunuşlarda…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın İçli’nin konuşması…

BAŞKAN – Sunuşlarda önümüzde ne varsa sizlere onu takdim ettim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın İçli’nin konuşması nedir Sayın Başkan? Ayrıca…

BAŞKAN – İç Tüzük 19’a göre verilen grup önerileri sunuşlar bölümünde değerlendirilir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, hem grup yoktu, ayrıca da zatıaliniz orada, biraz evvel itiraz ettiğimizde “Benim önüme hiçbir sunuş gelmedi.” dediniz. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanısınız ve siz “Önüme sunuş gelmedi.” dediniz.

BAŞKAN – Sunuş derken, siz dediniz ki “Sunuşlarda araştırma önergeleri görüşülür.” dediniz. Araştırma önergeleriyle…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bir dakika Sayın Başkan…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evvela bir dinleyin Sayın Başkan.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bunu diğer grup başkan vekillerinin de tanıklığında ifade ettiniz. Şimdi, önünüzde sunuş olduğunu ifade ediyorsunuz. Sayın Başkan, böylesine bir şey, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatına yakışmıyor, rica ederim...

BAŞKAN – Sayın Okay, teşekkür ederim de...

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Önüme sunuş gelmedi.” diyen bir Başkanı…

BAŞKAN – …benim demin burada size ifade ettiğimi, lütfen, niye farklı şekilde değerlendiriyorsunuz?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, biraz evvel ifade etmediniz mi siz?

BAŞKAN – Siz dediniz ki: “Araştırma önergeleri okunurdu.” Ben de: “Araştırma önergeleriyle ilgili sunuşlarda herhangi bir şey yok.” dedim ben size.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Önüme gelmedi.” dediniz.

BAŞKAN – Gelmedi. Gelse okuturum tabii.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Doğrudan grup önerilerini okuttunuz.

BAŞKAN – Şimdi ne istiyorsunuz efendim?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, sunuşları yapmama kararlılığınızdan dolayı usul tartışması açmak istiyorum. Bizim itirazımız üzerine sunuşları getirttiniz, o anlaşılıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Doğrudan doğruya gündeme geçmek istediniz.

BAŞKAN – Şimdi bakın, 63’te, birkaç nedenle usul tartışması açılabilir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Evet…

BAŞKAN - Siz bu nedenlerden hangisine dayanarak usul tartışması istiyorsunuz efendim?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Başkanlığın sunuşlarını okumadan ve Başkan olarak önünüzde de sunuş olmadığını ifade ederek ve sunuş yapmayacağınız ve “grup önerileriyle başlatacağım” beyanınız nedeniyle usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Sayın Okay, şu anda zaten Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarını görüşüyoruz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şu anda dört tane grup önerisi var. Grup önerisi, Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarıyla ilgilidir, biz onu yapıyoruz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, şu an önünüzde, Mecliste olan araştırma önergeleri, okunmamış olan genel görüşmeler var mı yok mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Önünüzde yok.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Talimat verdiniz mi bu konuda?

BAŞKAN – Yani burada, araştırma önergelerini sunuşlarda okuma diye bir mecburiyet mi var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet. Okunmadan nasıl gündeme alacağız?

BAŞKAN – Nerede yazıyor efendim bu? Mutlaka, Genel Kurul açıldığında araştırma önergeleri okunur diye bir kural mı var İç Tüzük’te?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Evet.

BAŞKAN - Okuyun, söyleyin efendim bana. Nerede var? Hayır, efendim, yok böyle bir şey.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, bu ne?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz bastınız, biz basmadık.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakın: “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Araştırma önergeleri okunmadan nasıl gündeme alınacak?

BAŞKAN – Evet. E, biz de şu anda Genel Kurula sunuşları görüşüyoruz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, araştırma önergeleri önünüzde var mı, yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Genel görüşme talepleri önünüzde var mı, yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, 63’e göre…

BAŞKAN – Peki efendim,  siz 63’e göre usul tartışması mı istediniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Evet efendim.

BAŞKAN – Peki efendim, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, aleyhte…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu hakkında

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis olağanüstü bir gündemle Genel Kurul görüşmelerini yapmak üzere ve AKP…

BAŞKAN – Sayın Okay, affedersiniz, bir uyarıda bulunmayı ihmal ettim, sürenizi ilave edeceğim.

Lehte ve aleyhte 2 arkadaşımıza usul tartışmasıyla ilgili söz vereceğim.

Süreniz beşer dakikadır efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Sayın Başkan, anlıyorum, aslında bu tartışmaya hiç gerek yoktu. Meclisin olağan gündem akışında Meclis Başkanlığına siyasi parti grupları tarafından verilmiş olan, grupların veyahut da milletvekillerinin araştırma önergeleri, genel görüşme önergeleri veyahut da gensoru önergeleri öncelikle Meclis çalışmasında gündem dışı söz alınmasından sonra, gündem dışından sonra Genel Kurula Başkanlığın Sunuşu bölümünde yer almaktadır. Nitekim, Başkanlık tarafından dağıtılan gündemde de “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” yer almaktadır, ilk sırada. Ancak her nedense Sayın Başkan, bu konuda kendisini ikaz ettiğimizde, kendisinin önünde Meclis araştırma önergeleri ve genel görüşmelerin Başkanlık makamına getirilmediği, o nedenle de doğrudan grup önerileri görüşmelerine başlandığını ifade etti. Bu, Anayasa görüşmelerinde Sayın Başkanın, daha dakika bir gol bir, İç Tüzük’ü ihlal etme kararlılığının net ifadesidir. Bu Parlamentoyu, çok doğal, siz çalıştırmak isteyebilirsiniz Sayın Başkan ama bu Parlamentoyu çalıştırırken İç Tüzük’e uyarak çalıştıracaksınız, İç Tüzük’ü ihlal etmeden çalıştıracaksınız ve biraz evvel söylediğinizi, Meclis personeli tarafından, Başkanlık Divanında görev yapanlar tarafından eğer böyle bir evrak verilmediyse o personele de bu evrakı niye vermediklerini soracaksınız. Anayasa görüşmelerini bir an evvel, apar topar oldubittiye getirmek için Meclis personelinin de zan ve töhmet altında kalacağı ama AKP Grubu anlayışı içerisinde ve AKP milletvekili anlayışı içerisinde bir Meclis Başkanlığı görevini sürdürmeniz mümkün değildir.

Sayın Başkan, bu Parlamentoda, açıkçası bu pazartesi gününden itibaren, bizzat sizin gözetiminizde çok ciddi ihlaller yaşanmaktadır. 23’üncü Parlamento Döneminde hiçbir şekilde, salı günü haricinde, grup toplantıları Meclis TV’den verilmediği hâlde ve bu konuda geçmişte de bu dönem için siyasi parti gruplarının böylesine Başkanlığa başvuruları olduğu hâlde maalesef onlara olumlu yanıt verilmemiş ama bugün AKP Grup toplantısı, yine bizzat sizin bugünkü Danışma Kurulundaki beyanınızdan da anlaşıldığı üzere, sizin olurunuzla Meclis TV’den naklen verilmiştir.

SONER AKSOY (Kütahya) – İnsaf yani, insaf!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Sayın Başbakan grubunu toplayabilir. Grubunu salı toplar, çarşamba toplar, pazartesi toplar. Bunlar pazartesi günü de özel TV’lerden verilebilir ama Meclis kurallarla çalışır. Meclis, AKP’nin arzusuna göre, istediği zaman dilimine göre ve istediği gibi çalışmaz. Meclisteki çalışmayı da, tarafsız olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı bu sorumluluğu taşımakla yükümlüdür. Eğer AKP Grubu tarafından sunulmuş olan Anayasa değişiklik teklifinin bir an evvel görüşülmesi amacıyla Parlamentonun denetim yollarının tamamen kapatıldığı bir aşamada kalkıp da siz Genel Kurula Meclis Başkanlığının sunuşlarını da yok farz ederek ve bunları okutmadan geçerseniz, bu Parlamentoda eylemli olarak İç Tüzük ihlali yaparsınız.

Sayın Başkan, bu tutumunuzdan ve bu anlayışınızdan vazgeçmeniz gerekir çünkü anlaşılan o ki, bu Parlamentoda Anayasa değişikliğiyle ilgili çok ciddi tartışmalar yapılacak. Başlangıcından itibaren Anayasa ihlaliyle başlayan teklifin ilk imzalanma sürecinden bugüne değin gelinen aşamada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Okay, süreniz doldu. Bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayınız sözleriniz.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …Parlamentodaki tüm çalışmalar, korkarım, İç Tüzük ihlaliyle sürdürülecek.

Onun için, Sayın Başkan, şimdiden sizi ikaz ediyorum: Lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı sıfatınızla ve Parlamentonun, yasamanın saygınlığını koruyacak, İç Tüzük’ü göz göre göre ihlal ettirmeyecek bir tavır içerisinde olmanız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum.

O nedenle, Genel Kurula Başkanlığın sunuşları yapılmadan doğrudan grup önerilerine yönelmeniz ve Başkanlıkta da araştırma ve genel görüşme önergeleri olmadığını ifade etmeniz, bana göre açıkçası bir İç Tüzük ihlali ve bu ihlali de arkanızdaki Meclis çalışanlarına yıkmak arzusundadır.

O nedenle, tutumunuzu gözden geçirmeniz gerektiğini ifade ediyor ve tutumunuzun aleyhine söz aldım, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Okay, teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şahsımla ilgili ifadelerinize cevap vermeyeceğim çünkü Meclis Başkanları görüşmelerde taraf olup cevap vermezler. İç Tüzük’ün 64’üncü maddesi bu konuda düzenleme içermiştir. Gerekli görürsem daha sonra bu beyanlarla ilgili açıklama yaparım.

Şimdi, biz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerileriyle ilgili usul tartışmasına devam ediyoruz.

Aleyhte konuşmuştu Sayın Okay.

Başka var mı arkadaşlar?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum. Aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Başka var mı?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan...

ATİLLA KART (Konya) – Bunu devam ettireceksiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tutumunuzla ilgili tartışıyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, 63’üncü maddeye göre iki lehte, iki aleyhte söz vereceksiniz.

BAŞKAN – Dedim efendim.

Başka var mı?

Sayın Canikli, siz mi söz istiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de aleyhte istiyorum.

BAŞKAN – Alehyte mi efendim?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehinde istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehte istiyorsunuz.

Buyurun...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben aleyhte istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Biz de aleyhte istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Usul tartışmasının lehinde, Sayın Canikli.

Süreniz beş dakika efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugünden itibaren, son derece önemli düzenlemeler içeren bir çalışmayı başlatıyoruz. Bu çalışma süresi içerisinde, muhalefete mensup siyasi partilerimizin sözcülerinin, bu tartışmaların çok sert geçeceği anlamına gelebilecek ifadelerini hepimiz biliyoruz. Elbette bizim, İç Tüzük hükümleri çerçevesinde, muhalefete mensup siyasi partilerimizin, grupların ve arkadaşların yapacağı -tırnak içerisinde söylüyorum- engelleme çalışmalarına söyleyecek herhangi bir şeyimiz yok, elbette onların takdirleridir. Yani bu çalışmanın, biz AK PARTİ Grubu olarak bir an önce tamamlanmasını istiyoruz; bir an önce milletimizin takdirine ve onayına sunulmasını istiyoruz. Bu nedenle de görüşmelerin olabildiği ölçüde hızlı bir şekilde gerçekleşmesini... Elbette tartışılması gerekir, elbette bütün boyutlarıyla gündeme getirilmesi gerekir, değerlendirilmesi gerekir, arkadaşlarımızın varsa eleştirileri ortaya koyması gerekir ancak bütün bunların İç Tüzük hükümleri çerçevesinde yürütülmesi gerekir.

Şimdi 63’üncü madde çerçevesinde bir tartışma yapıyoruz. Nedir tartışmanın konusu? Direkt grup önerilerine geçilmesinin İç Tüzük’e aykırı olduğu ve “Sunuşlar” bölümünün okunmadığı, atlandığı şeklinde bir itiraz üzerine bir usul tartışması açıldı.

Değerli arkadaşlar, grup önerileri hangi fasılda takdim edilir, hangi fasılda sunulur?  “Sunuşlar” bölümünde sunulur. Dolayısıyla, biz şu anda sunuşları tartışıyoruz. Yani, arkadaşlarımızın itiraz ettiği konunun geçerliliği bulunmamaktadır.

Evet, sayın başkanların, sayın Meclis başkanlarının yöntemlerini tartışmaya açabiliriz, ama bunun tutarlı olması gerekir, İç Tüzük çerçevesinde bunun gerçekten mantıklı bir gerekçesinin olabilmesi gerekir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Genel görüşme ve araştırma önergesi var mı, yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani gelişigüzel kullanmaması gerekir, söylemeye çalıştığımız o.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Var mı, yok mu, onu bir sor bakayım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben lehte söz aldım. Elbette Sayın Başkanın tutumunun lehinde söz aldım, lehinde konuşuyorum, son derece doğal değerli arkadaşlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Lehte olacağı açık zaten. Bir de aleyhinde alsanız bari!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tartışmaya evet, eleştiriye tamam, arkadaşlar istedikleri kadar konuşsunlar, onlara hiçbir itirazımız yok, ama bence bunu, hem İç Tüzük çerçevesinde hem nezaket çerçevesinde hem de bir mantık çerçevesinde yürütmemiz gerekir. Yani altının dolu olması gerekir, içinin boş olmaması gerekir. Biz şu anda sunuşları tartışıyoruz değerli arkadaşlar ve grup önerilerinin de tartışılacağı yer doğal olarak neresidir? Sunuşlardır. Neresi yanlıştır bunun? İç Tüzük’e de uygundur yapılan tartışma, yöntem.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Şimdiye kadar böyle bir uygulama oldu mu Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – En ufak bir aykırılık söz konusu değildir.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Böyle bir uygulama oldu mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan da “Sunuşlar” bölümünde, grup önerilerine geçildiğini ifade etmiştir, çok net olarak. Başka bir fasılda görüşemeyiz zaten.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, perşembe günü niye okundu Meclis araştırma önergeleri?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İç Tüzük’ün amir hükümleri bunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Salı günü, çarşamba günü niye okundu? Hayret bir şey ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, tamam, engellemenizi bekliyoruz, engelleme için gereken her türlü çaba içerisinde olacağınızı biliyoruz, bekliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dayatmayı beklemiyor, dayatma olmasın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunu kendiniz de söylediniz, arkadaşlar ifade ediyorlar. Ama bunu kurallara uygun bir şeklide yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Meclis dayatmalara “hayır” der.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bütün milletimiz bizi seyrediyor, şık bir şekilde yapalım, rahatsız etmeyecek bir şeklide yapalım…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Aynen öyle, ama İç Tüzük’ü de uygulayalım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve siyaset kurumunun itibarına katkı sağlayacak tarzda yapalım değerli arkadaşlar.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İşte onun için “İç Tüzük uygulansın.” diyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İstediğimiz bu, talebimiz bu. Yoksa, elbette “Sunuşlar” bölümünde sunulan, sunulması gereken… Bugüne kadarki tüm uygulamalara bakın, grup önerilerini biz nerede tartışıyoruz, hangi bölümde değerlendiriyoruz değerli arkadaşlar?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Grup önerilerinden önce araştırma önergeleri okunuyor mu, okunmuyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette ki “Başkanlığın Sunuşları” bölümünde değerlendiriyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, bir şey soruyorum!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer bu çerçeve içerisinde Sayın Başkanın önüne, usulüne uygun bir şekilde verilmiş ve zamanında gelmiş olan Danışma Kurulu önerileri de varsa, onların da gereği yapılır. Olay bundan ibarettir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gündemin 1’inci maddesinde var Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Başkanın bu çerçevede tutumunda mevzuata, İç Tüzük’e herhangi bir aykırılık söz konusu değildir.

Bu çerçevede söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ederim.

Usul tartışmasıyla ilgili aleyhte söz isteyen, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Buyurun Sayın Genç.

Sayın Genç, sizin de süreniz beş dakikadır efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Şimdiye kadar araştırma önergeleri, genel görüşme önergeleri okunmadan başlanan bir tane Genel Kurul toplantısı söyler misiniz, bütçe haricinde?

OKTAY VURAL (İzmir) – İlk söz verdiğiniz zaman aleyhte söz istemiştim ben.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Yetmiş tane örneği var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Canikli’ye söz verirken “Aleyhte söz istiyorum.” diye belirtmiştim. Dolayısıyla, söz vermeden önce tutanakları kontrol edip ondan sonra vermenizi istirham edeceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana söz verildi artık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama önce Sayın Oktay Vural istemişti.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte yanlış ilikleyince böyle oluyor Sayın Başkan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Oktay Bey’e de versin canım!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış iliklemeye başladınız düğmeyi. Bundan sonraki de hep yanlış…

BAŞKAN – Sayın Vural, ben “Var mı söz isteyen?” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır hayır, işte, değil öyle.

BAŞKAN - Sayın Genç “Ben aleyhte istiyorum.” dedi. O nedenle çağırdım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, tutanaklara bir bakın.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen yazılı olarak başvursanız da bu tür tartışmaları yapmasak olmaz mı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tutanaklara bakarsanız önce Oktay Bey’in söz istediğini görürsünüz.

BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, benim söz hakkım ne oldu? Sayın Başkan, söz hakkımız ne oldu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, o zaman onu hâlledin de ben ondan sonra konuşayım.

BAŞKAN – Lehe konuşabilirsiniz efendim, bir tane lehe söz hakkı kaldı. Ne yapalım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sizin lehinizde konuşacak bir icraat yaparsanız memnuniyetle.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen oturur musunuz.

Buyurun Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım… Sayın Başkan, ben söz istedim, tutanaklarda var, dolayısıyla tutanaklara bakmadan benim söz hakkımı göz ardı edemezsiniz. Yani bize de kürsüde birilerinin söylediği gibi bir ifadeyi de kullanmak bizim edebimize uygun değil, Meclisin mehabetine de uygun değil. Bizim saygımız vardır, dolayısıyla lütfen tutanaklara bakın. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Vural, Başkanlığımıza sözlü olarak…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Arkadaş konuşuyor, ben mecburum arkadaşa riayet etmeye.

BAŞKAN – Lütfen… Siz Grup Başkan Vekilisiniz; bakın, ben bir Hatibi kürsüye davet ettim, ona söz verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin davet edip etmemeniz benim söz hakkımı ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla yapmanız gereken iş belli. Benim aleyhte söz talebim vardır, bu söz talebime bakarak söz vermeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre tekrarlanabilir efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclisi yönetmekle ilgili hususlarda İç Tüzük’e uygun hareket edilmesi gerekir.

BAŞKAN - Sayın Vural, lütfen yerinize oturur musunuz. Lütfen oturun… Söz verdim Hatibe, Hatip konuşacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, nasıl veriyorsunuz? Hangi hakka istinaden veriyorsunuz?

BAŞKAN – Efendim, sizin bana yazılı bir başvurunuz var mı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sözlü var efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazılı var mı?

BAŞKAN -  Efendim, kendisi oradan talep etti, ben onu gördüm, ben sizi fark etmedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben de kendim istedim.

BAŞKAN -  Fark etmedim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben de kendim istedim.

BAŞKAN -  Fark etmedim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Benim bu söz talebimin olup olmadığını tutanaktan…

BAŞKAN -  Peki efendim, tutanakları isteyeceğim, bakacağım ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne olacak peki?

BAŞKAN -  Efendim, ne olacak? (MHP sıralarından “Ara verin.” sesleri) Lehe söz verebilirim  ancak size… Size ancak lehe söz verebilirim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, tutumunuzun lehinde söz istiyorum.

BAŞKAN -  Efendim, zabıtları isteyeceğim…

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte yanlış yaparsanız böyle olur, yanlış yapmayın; siz Meclis Başkanısınız, AKP’nin Başkanı değilsiniz! Ara verin, bakın tutanaklara! Ben gerekirse söz hakkımı devrederim ama sizin benim söz hakkımı ortadan kaldırmaya yetkiniz yok!

BAŞKAN -  Efendim, lütfen… Sayın Vural, siz Grup Başkan Vekilisiniz, böyle bağırarak çağırarak… Herkese örnek olmanız gerekir, lütfen… Lütfen Sayın Vural, yerinize oturur musunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yok! Böyle bir şey olamaz.

BAŞKAN -  Bakın, ben bir hatibi kürsüye davet ettim.

OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Ara verin, bir inceleyin!

BAŞKAN -  Aleyhte söz verdim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN -  Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz istediğinize söz veremezsiniz! Kim olursanız olun!

BAŞKAN – Efendim, kimin, ne zaman, kimden önce söz istediğini ben nasıl tespit edeceğim? Yazılı olarak başvurmamışsınız. Nasıl tespit edeceğim? (MHP sıralarından “Tutanaklarda var!” sesleri, gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanaklarda var!

BAŞKAN -  Tutanakları getirir bakarız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İyi ama Oktay Bey’in hakkı zayi olacak!

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanakları getirin bakın!

BAŞKAN -  Sayın Genç, buyurun, konuşmaya devam edin.

OKTAY VURAL (İzmir) -  Hayır, getirin bakın Sayın Başkan! Sayın Başkan, bu tutumunuzla ilgili de usul tartışması açalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bunun bir yolu var: Efendim, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre müzakereyi tekrarlayabilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam, bu tutumunuzla ilgili de usul tartışması istiyoruz, yok öyle bir şey! Bu Meclis, dayatmalara teslim olmayacak! (AK PARTİ sıralarından “Vay vay!” sesleri, gürültüler) Olmaz! Keyfî yönetim yok öyle!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Sayın Başkan, efendim, başlıyor muyum?

BAŞKAN – Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, burada, Meclis, biliyorsunuz İç Tüzük’ün 54’üncü maddesine göre normal olarak salı, çarşamba, perşembe günleri toplanır. Şimdi, geçen Perşembe günü bir karar alındı, ne denildi? Deniyor ki: “Genel Kurulun 19 Nisan Pazartesi saat 13.00’te toplanarak gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerin görüşülmesine…” Yani, bugün biz niye toplandık? Sadece, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri için toplandık. Yani özel bir gündemle toplandı Meclis. Dolayısıyla, burada sunuşların da yapılmaması lazım. Yani, niye toplandık, artık, burada… Grup önerisindeki gündemdeki kanun tasarısı ve teklifleri için toplandık, başka bir şey için toplanmadık. Dolayısıyla, özel gündemle toplanmışız. Özel gündemle toplandığımıza göre, bu gündemin dışında bir şey yapamayız. Şimdi, ancak, bugün bu gündemdeki konuları tartışırız, yarına grup önerileri gelebilir çünkü sunuşlar yok. Aldığımız çalışma kararında sunuşların da bugün yapılacağı, Meclis araştırma önergelerinin, soruların görüşüleceği konusunda bir hüküm yok. Burada oylanan grup önerisi çok açık ve net ama maalesef, bu Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten, özellikle AKP’nin Meclis Başkanı ve başkan vekilleri, yani ne doğru dürüst okurlar, ne doğru dürüst İç Tüzük’e bakarlar, grup onlara “Bugün bunları yapalım.” der, onları geçirirler.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, herkes bu Meclisin çalışma usullerine uymak zorundadır. Bundan önce yapılan çalışmalarda, tutanaklara bakarsınız -eğer o şekle giderseniz- önce “Sunuşlar” bölümünde Meclis araştırma önergeleri veya genel görüşme önergeleri okutulurdu, ondan sonra grup önerileri gelirdi ama şimdi, sırf, bir an önce, milletvekilleri daha toplanmadan, yangından mal kaçırırcasına bu konulara el atıldı. Ben anlamıyorum, neyin acelesi bu? Yani burada bir Anayasa değişikliği varsa, elbette ki bu Anayasa bütün milleti ilgilendiren bir anayasa. Şimdi, Tayyip Erdoğan çıkıyor grupta öyle sert konuşmalar yapıyor, milletin karşısında öyle gerçek olmayan düşünceler söylüyor ki.... Ya, Anayasa değişikliğine karşı çıkan yok, Anayasa değişikliği adam gibi yapılır. Bu Anayasa herkese uygulanır. Bu Anayasa’nın uygulanacağı bütün kesimlerin bunun hakkında bilgisine başvurulur, bu konuda yetkili kimselere başvurulabilir ve hakikaten, memleketin geleceğine uygun, Türkiye'de demokrasi getirecekse, çağdaş uygarlığı getirecekse, hırsızlığı ve soygunu önleyecekse, özellikle Hükûmetten hesap sorulacaksa bunu yapalım. Anayasa değişikliği yaparsanız, buyurun, 100’uncü maddeyi değiştirelim işte,kaldıralım 100’üncü maddeyi. Yani bakanlar ve başbakanlar her türlü hırsızlığı yapacak, ondan sonra, onları soruşturmayacaksın. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bravo!

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Yani bundan daha iyi zırh olur mu? Yani başbakan ve bakanlar her türlü suistimali, soygunu, talanı yapacak, biz bunları soruşturmayacağız! Böyle bir şey olur mu? Bu memleketin önünün tıkayan bu.

Bugün, bakın, geçmiş hükûmetlerde de bugünkü hükûmetlerde de büyük soygunlar var, büyük suistimaller var. Yani bir Tayyip Erdoğan gidecek, devletin bankasından alacak 750 milyon doları, getirecek, kendi damadının şirketine verecek, biz bunu soruşturmayacağız! Buraya gelecek, ondan sonra AKP’liler “Yok ya, burada usulsüzlük yok.” diyecekler. Böyle bir şey yok sayın milletvekilleri. Bu memleketin en temel sorunu soygundur, işsizliktir; işsizliği yaratan da soygundur.

Devlet maalesef talan ediliyor. Binlerce olay var. Mesela, bana geldiler. Giresun’daki SEKA Fabrikasının arazisini kim almış biliyor musunuz? 650 dönümlük Giresun’daki arazi alınmış, talan edilmiş. Sen neredesin Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne olmuş?

KAMER GENÇ (Devamla) – O SEKA arazisini kime sattınız, 650 dönümlük SEKA arazisini? Oradaki o memleketin alın terini şimdi kimler yağmalıyor?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.

KAMER GENÇ (Devamla) – Orada bin tane işçi çalışıyordu, o bin tane işçinin birisi şimdi var mı hayatta?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hepsi, oradaki, o fabrikadaki odunları sattılar, oradaki arazileri talan ettiler. Kim aldı? Kime sattınız?

SONER AKSOY (Kütahya) – Yalan söylüyorsun!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Var mı elinde belge?

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, kime sattınız, kime? Orada bin tane işçi çalışıyor, bin tane işçi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Varsa bildiğin bir şey söyle.

KAMER GENÇ (Devamla) – Giresun’daki o SEKA işçisinin…

BAŞKAN – Evet, Sayın Genç, süreniz doldu efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, araziyi dağıttılar, ondan sonra o alan…

BAŞKAN – Sayın Genç, süreniz doldu.

KAMER GENÇ (Devamla) –  Tabii, eski genel başkanınızın yakını aldı.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – İşin gücün çamur atmak.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle, ezbere konuşma. Kim almış?

BAŞKAN – Bir dakika da size ek süre veriyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Verin, tamam verin, bir dakika verin.

Şimdi, onu alan eski genel başkanınızın yakını, o da getirdi İranlıya sattı.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yalancının…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak, yalancıya… Gel, sen de milletvekilliğinden istifaya var mısın! Var mısın!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yalancının…

KAMER GENÇ (Devamla) – Var mısın!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Var mı elinde belge?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak sen bırak! Görüntülere bak, görüntülere! Sen gereğini yerine getir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, niye siz bu memleketi talan edenlerin bu kadar yılmaz bir savunucusu oluyorsunuz? Gidelim, işte ortalıkta arkadaş! Giresun’daki SEKA Fabrikasında bin işçi çalışmıyor muydu? Şimdi bir tanesi çalışmıyor. Fabrikayı dağıttılar, tırlarla getirilen o makineleri bedava verdiler, oradaki o ağaçları kestiler, ondan sonra, Giresun Belediye Başkanı CHP’li olduğu için, onların istedikleri arsa spekülasyonunu yapmadığı için, imar tadilatı yapmadığı için şimdi getirmişler başkasına satıyorlar. İşte, şimdi, Türkiye'nin başındaki en büyük mesele bu.

İşte, Samsun’daki Kumköy Santrali 56 trilyona mal oluyor, getiriyorsunuz birisine 5 trilyona veriyorsunuz. Bu devletin malı böyle yağma edilir mi? Sen bunların kefili misin, oradan konuşuyorsun?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Savcılara git, savcılara.

KAMER GENÇ (Devamla) – Kefili misin? Ya, bu devleti böyle talan edenler yapacak da biz burada susacak mıyız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yüreğin varsa belgelerle savcılara git. Yüreğin varsa, belgenle savcılara git. Savcıya git…

KAMER GENÇ (Devamla) – Savcıya ne gideyim canım!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Savcıya git…

KAMER GENÇ (Devamla) – Savcıya kim emir veriyor!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sallama oradan! Çamur atma!

BAŞKAN – Sayın Genç, süreniz doldu. Lütfen efendim…

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada hep usulsüzlük yapılıyor.

BAŞKAN - İlave süreyi de verdim, süreniz doldu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Maalesef, hep keyfî işlemler yapılıyor. (CHP sıralarından alkışlar)  

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, çok açık bir şekilde, Sayın Konuşmacı ismimi de zikrederek sataşmada bulunmuştur şahsıma. Bu çerçevede söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet.

BAŞKAN - Size üç dakika süre veriyorum efendim.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, yine bir hata yapıyorsunuz. Usulle ilgili tartışma tamamlanmadan söz veriyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen efendim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak canım sen de ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Usulle ilgili tartışma… Yine yanlış yapıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Grup önerisi tartışması yapılıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu da bir usul tartışması.

BAŞKAN – Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani 23 Nisan gibi yönetilmez ki!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz önceki konuşmacı ismimden bahsederek bir sataşmada bulunmuştur. Konu, Giresun SEKA Fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgilidir.

Değerli arkadaşlar, Giresun’daki SEKA Fabrikasının özelleştirilmesi 2003 yılında gerçekleştirilmiştir ve dördüncü kez özelleştirme ihalesi sonucunda gerçekleştirilmiştir. Ondan önce üç defa, yani AK PARTİ hükûmetlerinden önce üç defa, önceki hükûmetler döneminde ihaleye çıkartılmıştır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – O zaman yağma yoktu, yağma. Şimdiki yağma.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İhaleye çıkartılmıştır, ilan edilmiştir, bütün Türkiye’ye ve dünyaya duyurulmuştur ve buna rağmen, özelleştirilememiştir ve 2003 tarihinden önce de büyük oranda, Fabrika faaliyetlerini durdurmuştur, AK PARTİ hükûmetlerinden önce, altını çizerek söylüyorum, AK PARTİ hükümetlerinden önce ve AK PARTİ hükûmetlerinden önce üç defa ihaleye çıkartılmıştır. Herkese açık bir şekilde, tüm Türkiye’de ilan edilmiş, dünyada ilan edilmiş, bütün yatırımcılara davetiye gönderilmiş ve ihaleye girmeleri istenmiş, 2003 yılından önce, AK PARTİ hükûmetinden önce ama ihale edilememiş…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kaça sattınız?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Niçin?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve en son 2003 yılında, bu sürecin bir devamı olarak 4’üncü kez, altını çizerek söylüyorum, 4’üncü kez ihaleye çıkartılmış…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Siz girdiniz mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve bütün Türkiye’ye çok açık, objektif olarak ihale yapılmıştır, Özelleştirme İdaresi tarafından.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kaça sattınız, kaça?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Zaten, Sayın Konuşmacı, ihalenin yöntemiyle ilgili, ihalenin yapılış biçimiyle ilgili, ihaleye girişte herhangi bir sıkıntı olup olmadığıyla ilgili en ufak bir açıklama yapmamaktadır. İhaleye ihale şartlarını taşıyan herkes girebilir, herkes teklif verebilir, tıpkı 2003’ten önce yapılan özelleştirme ihalelerinde olduğu gibi değerli arkadaşlar. Eğer bu konuda herhangi bir itiraz varsa, bu konuda herhangi bir sıkıntı varsa, bu konuda herhangi bir iddia varsa çıkarsınız, konuşursunuz, söylersiniz ama AK PARTİ döneminde yapılan tüm özelleştirme ihalelerinde olduğu gibi son derece şeffaf, son derece açık ve televizyon kameralarının gözü önünde… (Gürültüler)

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – ATV, Sabah’ta da öyle oldu, değil mi?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …tüm Türkiye'nin ve dünyanın gözü önünde yapılmaktadır bu ihaleler, bu özelleştirme ihaleleri.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kaça sattınız, kaça?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Geçmiş dönemlerden bir farkı vardır, evet, doğru, değerli arkadaşlar. Geçmiş dönemlerde nasıl yapıldığını bilemiyoruz ama AK PARTİ döneminde son derece şeffaf, açık, herkesin girebileceği şekilde yapılmıştır. Bu konuda itirazınız varsa söyleyin, aksi hâlde susun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – ATV, Sabah’ta da öyle oldu, değil mi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kaça sattığınızı niye söylemiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şu anda usul tartışmasına devam ediyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir tek lehte sözümüz kaldı Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben o konuda demiyorum.

BAŞKAN - Usul tartışmasını siz istediniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, Sayın Başkan, ben, o konuda değil… Kürsüye çıkan hatip, AKP İktidarı döneminde yapılan bütün ihalelerin şeffaf olduğunu söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru. Neresi yanlış bunun? Hepsi doğru.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutanaklara girmesi için söylüyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hepsi doğru bunların.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – …AKP Hükûmeti döneminde yapılan ihalelerin pek çoğu, yargı kararıyla, şeffaf olmadığı için iptal edilmiştir. Bunu söylemek için söz aldım.

BAŞKAN – Peki, tutanaklara geçti Sayın Kılıçdaraoğlu.

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Efendim, SEKA’yla ilgili bir açıklama yapacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her Giresunlunun burada konuşma hakkı bulunmamaktadır.

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - İçindeki mallar ve içindeki makineler sökülerek satılmıştır şu anda. Bizden önceki belediyede imar planı yapıp bu yerin başkalarına satılması sağlanacaktı ama bizim belediyemizde bu engellenmiştir. Çok büyük bir rant elde edeceklerdi diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, efendim, sizin sözleriniz de zabıtlara geçti.

Teşekkür ederim.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda Oturum Başkanının tutumu hakkında (Devam)

BAŞKAN – Usul tartışmasının lehinde…

Yazılı olarak bundan sonra bu tür talepleri Başkanlığa arkadaşlarım ulaştırırlarsa, deminki tartışmalara benzer tartışmaları yapmamış oluruz.

Sayın Elitaş, Kayseri Milletvekili, usul tartışmasının lehinde söz istedi.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, biraz önce, Değerli Başkanımızın Başkanlığında, siyasi parti gruplarımızın grup önerileri geldi, Danışma Kurulu toplantısı yaptık. Geçen hafta perşembe günü aldığımız karar gereğince bugün saat 13.00’te toplanarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bulunan kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek üzere toplanma kararı aldık. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bulunan, en son gündemde 186’ncı sırada olan, 497 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine, 265 milletvekilimizin verdiği Anayasa değişikliğiyle ilgili kanun teklifi üzerine görüşmenin öne alınması, gündemin 3’üncü sırasına alınmasıyla ilgili teklifimizi, biraz sonra değerli milletvekillerimiz sizlerin oylarıyla eğer takdir edilirse Anayasa değişikliğiyle ilgili görüşmelere devam edeceğiz.

Ama, şu anda yapılan usul tartışmasının esasına baktığımızda “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” yapılmadı diye arkadaşlarımızın itirazları var. Eğer dikkatle dinlenmiş olsaydı “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” içerisindeki ilk madde, Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin okunmasıydı. O da “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” içerisinde yer alır ama arkadaşlarımız şunu iddia ediyorlar, ifade ediyorlar, diyorlar ki: ”Araştırma önergeleri geldiği zaman, Genel Kurulda okunur ve milletvekilleri bilgi sahibi olur.”

Değerli arkadaşlar, bu, özel gündemle tabir ettiğimiz, sadece salı günüyle ilgili, araştırma önergelerinin okunması konusu söz konusudur. Şu anda, pazartesi günü çalışma takvimine başladığımızdan dolayı, açıkçası bizim, pazartesi günü “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” olan birinci kısımdaki madde ifa edilmiştir. Bu konuyla ilgili tartışmanın açılmasının yersiz olduğunu görüyorum.

Öte yandan, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre, lehte veya aleyhte onar dakikayı geçmemek üzere ikişerden dört milletvekiline söz verebilir. Sayın Başkan bunu iki dakika da takdir edebilir, üç dakika da takdir edebilir. Lehte veya aleyhte birer konuşmacıya -sayın milletvekiline- söz hakkı verip o takdir hakkını da kullanma imkânı mevcut.

Nitekim, perşembe günü yaptığımız usul tartışmasında bir grup başkan vekili arkadaşımız sayın başkan vekiline rica ettiler, “Usul tartışmasını açınız, usul tartışmasında isterseniz bir dakika, isterseniz beş dakika süre veriniz.” dediler, ki sayın grup başkan vekilinin söylediği de İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine çok uygun.

“Bu yolda bir istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye söz verilir.” Yani “en çok” şartını buraya koymuş. Sayın Başkan lehte ve aleyhte birer kişiye de söz verebilir, onar dakika da verebilir, iki dakika da verebilir, üç dakika da verebilir ama Parlamentonun en son zamandaki oluşan geleneği içerisinde, baktığımızda, sayın başkanlar usul tartışmasında üç dakika ile beş dakika arasında söz veriyorlar.

Bu konuda Sayın Başkanlığın uyguladığı “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” ifadesi, yani gündemin 1’inci maddesi oluşmuştur. Bu konudaki usul tartışmasının anlamsız olduğunu ifade ediyorum.

Başkanın tutumumun lehinde konuştum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sunuşlarda araştırma önergelerinin yer almaması bir usul tartışmasına neden oldu. Geçmişteki uygulamalarla ilgili, arkadaşlarımdan rica ettim, sunuşların olmadığı şekilde birleşim açılmış mı geçmişte? Bunun o kadar çok örneği var ki. Mesela 3/12/2001, 29’uncu Birleşim:

 “Başkan – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29 uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş müşterek önerileri vardır; önce okutacağım, sonra oylarınıza sunacağım…”

Aynısı değil mi?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkanım, grup hazır olmadan grup önerisinin görüşülmesi örneği var mı?

BAŞKAN – O kadar çok örnek var ki bu konuda.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bir sorum var. Bugün…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz özel gündemle mi toplanıyoruz?

BAŞKAN – O nedenle tutumumda bir değişiklik olmamıştır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini görüşmeye devam ediyoruz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, grup hazır olmadan görüşülmesinin var mı örneği?

BAŞKAN - Lehte söz isteyen Canan Arıtman, İzmir Milletvekili, buyurun efendim...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir dakika efendim, bir dakika… Bitmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önergem var, onu önce bir…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Henüz önerge sahibi konuşmadan, grup hazır olmadan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama işte, önerge sahibi…

Sayın Başkan, burada önerge sahibi adına konuşma yok, grup adına da konuşma yok; lehte var, aleyhinde var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bugün araştırma önergeleri niye yok? Siz mi emir verdiniz, personel mi getirmedi? Onu soruyorum.

BAŞKAN – Hayır efendim, yok. Almadık efendim, almadık.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Almadınız mı?

BAŞKAN – Öyle değerlendirdik efendim, almadık. Bu Meclis Başkanının takdirindedir, Meclis Başkanının takdirindedir.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, lehinde konuşma olmadan Canan Hanım’a söz hakkı veriyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Oktay Vural’ın yazılı bir beyanı var.

Yine aynı konuyla ilgili usul tartışması istiyorsunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hayır, aynı konuyla ilgili değil.

Sayın Başkanım, bakın, bugün özel gündemle toplanmadık. Toplandık mı?

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Değil mi, özel bir gündem yok?

BAŞKAN – Hayır efendim, hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz geldiniz, yönetmeye başladınız. Neden yönetmek için geldiğinizi bilmiyoruz henüz.

BAŞKAN – Ben Meclis Başkanı olarak istediğim zaman bu Meclisi yönetirim, bunun talimatını da sizden falan alacak değilim. Lütfen… Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,  güzel, Sayın Başkan, ama  istediğiniz gibi yönetemezsiniz! Siz de istediğiniz gibi yönetemezsiniz!

BAŞKAN – Hayır, ben Anayasa ve İç Tüzük’e uygun olarak yönetiyorum ve yöneteceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – İstediğiniz gibi yönetemezsiniz!

BAŞKAN – Hayır, istediğim gibi değil, Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre yönetiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır!

BAŞKAN – Geçmişte de öyle yönettim, şimdi de öyle yönetiyorum, bundan sonra da öyle yöneteceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Meclis Başkanıyla böyle konuşamazsınız!

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Sen istediğin gibi konuşacaksın, biz istediğimiz gibi yönetemeyeceğiz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben de İç Tüzük’e göre, 61’e göre söz istedim, bu sözümü, açıkçası, İçtüzük’ün bu maddesine göre uygulamaya koymadınız. Bu tutumunuzla ilgili usul tartışması açmanız gerekmektedir. Arzım budur efendim.

BAŞKAN – 61’i okuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuyun, evet…

BAŞKAN –  “Söz, kayıt ve istem sırasına göre verilir.”

Peki, sizin söz istediğinize dair bizim bir kaydımız var mı?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tutanakta var ya.

RECEP TANER (Aydın) – Tutanakta var.

BAŞKAN – Nerede var efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanakta var, istedim.

BAŞKAN – İsteteceğim, gelsin, ondan sonra değerlendiririm.

Şimdi, Sayın Arıtman’ı davet ettim.

Sayın Arıtman, buyurun…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, keyfî yönetime tabi olmayacak bu millet!

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz… Lütfen oturur musunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuka uygun hareket edeceksiniz!

BAŞKAN – Keyfî yönetmiyorum, İç Tüzük’e uygun yönetiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – O sözü bu kürsüden Başbakana söyleyecektiniz siz! Bu kürsüden Başbakana söyleyecektiniz!

BAŞKAN – Sayın Arıtman, buyurunuz… Sayın Arıtman…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Otur yerine.” diyecektiniz! Diyemediniz! Diyemediniz! Diyemediniz!

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sokakta mısın sen?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, öneri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi.

BAŞKAN – Sayın Arıtman Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde söz istedi.

Sayın Arıtman, buyurunuz.

RECEP TANER (Aydın) – Beceremiyorsunuz bu işi, destek alın.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, Barış ve Demokrasi Partisinin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Arıtman konuşmuyorsa ben konuşabilirim Sayın Başkan. (CHP  sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Grup yok, açıyorsunuz; bu kadar nezaketsizlik olur mu?

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, önerge sahibi olarak önce efendim izin verirseniz biz konuşalım, sonra…

BAŞKAN – Vereceğim efendim, vereceğim, sırayla, size vereceğim.

Sayın Arıtman, geliyor musunuz efendim? Yoksa başka bir arkadaşımızı davet edeceğim.

Sayın Arıtman, gelmiyorsanız, başka bir arkadaşımı davet edeceğim, çünkü söz talepleri var.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Lütfen Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Vereceğim efendim, vereceğim, vereceğim.

Buyurun Sayın Arıtman.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin toplumsal olaylarda çocuklara yönelik müdahalelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesi lehine Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Çocuklarımız söz konusu olduğu zaman her şeyi bir tarafa bırakmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü o çocuklar -ki onlar hepimizin, bizlerin çocukları- bu ülkenin geleceğidir, hepimizin umududur, yaşam sevincidir ve hepimizin görevi onlara daha güzel, daha güvenli bir ülkede, daha iyi bir gelecek sunabilmektir. Sanıyorum tüm Parlamentonun, tüm milletvekillerimizin bu duyarlılıkla, en azından çocuklar söz konusu olduğunda bir arada, olumlu davranması gerektiğine inanıyorum.

Bu arada sözlerime başlarken evvelki gün Samsun’da hain bir terör saldırısıyla, teröristlerin açtığı ateşle şehit olan polislerimize, emniyet güçlerimize başsağlığı diliyorum, Allah rahmet eylesin, milletimizin  başı sağ olsun. Her gün terörle ilgili bu milletin yüreği kanamaktadır. Terör, emniyet güçlerimizden askerimize, sivil vatandaşlarımızdan çocuklarımıza kadar hepimizin yüreğini yakan acı olaylara neden olmaktadır. Ama ne yazık ki iktidar partisi, sekiz yıldır iktidarda olan AKP, terörün önünü almak için, bu milletin bu acılarını durdurmak için gereken kararlılığı göstermemektedir. Onun için iktidarı, Hükûmeti şiddetle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, burada konuştuğumuz, söz konusu olan, genelde çocuğa yönelik şiddettir. Son günlerde yine terörün tahrik etmesiyle yaşanan olaylarda 72 milyonun içini acıtan görüntüler seyrettik televizyonlarda. Bir evladımız, ne yazık ki, güvenlik güçlerimizin hiç de olmaması gereken bir davranışıyla darp edildi, yerlerde sürüklenerek, ağzı burnu kan içerisinde götürüldü. Bu çok acı bir tabloydu, hepimizi derinden yaraladı. Bu ülkede hiçbir evladımıza böyle bir muamele asla yapılmamalıdır. Bu, kabul edilebilir bir olgu, kabul edilebilir bir görüntü değildir.

Bugün ne yazık ki çok sayıda çocuğumuz -“taş atan çocuklar” diyoruz- yaşları kadar cezalarla hapishanelerdedir. Bu da çok acıdır, bu da 21’inci yüzyılın Türkiyesi’ne yakışmayan bir durumdur. Ama genel olarak çocuklarımız ülkemizde yaşamın her alanında şiddete maruz kalmaktadırlar. Evde, sokakta, okulda, eğlence yerinde, her yerde şiddete maruz kalıyor. Yapılan araştırmalar, bu ülkede her 2 çocuktan 1’inin şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

Şimdi, İzmir’de beş eğitim araştırma hastanesinin yapmış olduğu bir araştırmanın neticelerini size söylemek istiyorum çok kısaca. Bakınız, bu beş eğitim ve araştırma hastanesi çocuk birimi kuruyorlar ve hastaneye gelen çocuk vakalarının yüzde 35’inde fiziksel şiddete maruz kalmış çocukların olduğunu tespit ediyorlar ve çok daha acısını söylemek istiyorum ki, bu çocukların ne yazık ki yüzde 11’i de maruz kaldıkları şiddet nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu çocukların büyük bir kısmı ailesinde şiddet görüyor, önemli bir bölümü okulda şiddete maruz kalıyor akranları veya eğitmenler tarafından.

Dünyada çocuğa yönelik şiddetin en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz. Neden mi öyleyiz? Çünkü, değerli milletvekilleri, biz, toplum olarak çocuğa yönelik şiddeti bir eğitim ve bir terbiye aracı olarak görüyoruz. Bu çok büyük bir yanlıştır. Önce bu genel bakış açımızı değiştirmeliyiz. Şiddet ve çocuk asla yan yana gelmemesi gereken iki kelimedir. Şiddet hiçbir zaman bir terbiye ve bir eğitim aracı olarak kullanılmamalıdır. Ne yazık ki dilimiz ve deyişlerimiz çocuğa yönelik şiddeti öngörür. Pek çok atasözü, pek çok deyiş hatırlayabilirsiniz, işte “Kızını dövmeyen dizini döver.” gibi. Öncelikle dilimizi çocuğa yönelik şiddeti teşvik eden veya onaylayan bu sözcüklerden temizlememiz gerekir.

Biliyorsunuz Mecliste bir komisyon kurduk kayıp çocuklarla ilgili. O komisyona geçen gün çok değerli çocuk hâkimleri, çocuk mahkemesi hâkimleri, değerli hukukçular katıldılar ve bir hukukçumuz şöyle bir söz söyledi, hakikaten çok yüreğim incindi, dedi ki: “Dünyada çocuk ağır ceza mahkemesi olan bizden başka bir ülke yok.” Hakikaten bu bir ayıptır arkadaşlar, yani çocuk ağır ceza mahkemesi! Siz zaten çocuğa “Ağır ceza mahkemesinde yargılayacağım.” dediğiniz zaman ona şiddet uyguluyorsunuz, onu ağır cezayla cezalandıracağınızı söylüyorsunuz. Hâlbuki bizim inancımıza göre çocuklar masumdur. Suçlu çocuk yoktur, suça karıştırılan, suça mecbur edilen çocuklar, suça zorlanan çocuklar söz konusudur.

Son zamanlarda ülkemizde toplumsal olaylarda çocukların yoğun bir biçimde kullanıldığını görüyoruz. Taş atan çocuklar aslında istismar edilen çocuklardır. Terör örgütü veya yandaşları diyebiliriz, bu çocukları ne yazık ki birer robot hâline getirip onları ülkesine, devletine karşı terörize etmektedirler ve kullanmaktadırlar bu çocukları. Aslında bu tür toplumsal olaylarda çocukları kullanmak suçtur, suç olmalıdır. Dilerim bu araştırma komisyonu kurulur ve dilerim o komisyon raporunda bu görüş yer alır, çocukları toplumsal olaylarda kullananların cezalarını arttıracak, caydırıcılığı amaçlayarak düzenlemeler yapılması teklif edilir; çünkü çocukları toplumsal olaylarda kullanmak bir çocuk istismarıdır.

Bizim, evvelki gün televizyonlarda gördüğümüz o yerlerde sürüklenen çocuk görüntüsü çok içimizi acıttı ama kısa bir süre önce bizi mutlu eden görüntüler de görmüştük. Polisimiz çocuklara muz, meyve dağıtıyordu, onlarla top oynuyordu. Bizim hep görmek istediğimiz bu ama hiçbir toplumsal olayda çocukların öne sürüldüğünü, çocukların ve kadınların arkasına saklanıldığını görmek istemiyoruz. Bunun önlenmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, çocuklara yönelik -biliyorsunuz- fiziksel şiddet, sözel şiddet, cinsel şiddet gibi şiddetin pek çok boyutu var. Bakın, çıkın sokağa dolaşın. Şiddete maruz kalmamış hiçbir çocuk göremezsiniz bu ülkede. En azından sözel şiddete uğramıştır. Kendi çocukluğunuzu düşünün. Acaba içerisinde ebeveyninden, öğretmeninden bir fiske yememiş bir çocuk var mıdır? Yani şiddetle travmatize edilmiş bir toplumuz. Neden bugün bu ülkede yaşamın her alanında şiddeti bu kadar çok görüyoruz? Çünkü şiddet öğretilebilen bir olgudur. Yapılan bütün bilimsel araştırmalar, bırakın çocuğun şiddete maruz kalmasını, şiddete şahit olmasının bile ona bir şiddet öğretisi olduğunu ve bu çocukların ileride şiddet uygulayıcısı olacağını gösteriyor. Eğer biz şiddetin olmadığı bir toplumda yaşamak istiyorsak -ki bunu istemeliyiz, insanca yaşamanın başka bir yolu yoktur çünkü- o zaman bırakın çocukların şiddete maruz kalmasını, onların şiddete şahit bile olmamasını sağlamak durumundayız. Bu hepimizin görevidir, çünkü bu çocuklar bu ülkenin çocukları. Tekrar söylemek istiyorum, hepimizin yaşam umududur, yaşama sevincidir, sadece ailelerinin değil, ülkelerinin de geleceğidir.

Onun için, onlara şiddetsiz bir yaşam sunabilmek hep birlikte görevimiz olmalıdır, bunun için her…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu efendim, size de bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Topluyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tabii, çocuk ve şiddet konusunda söylenecek çok söz var, ama şunu da söylemek istiyorum ki bugün bu ülkede çocukların uğradığı cinsel şiddet ve cinsel sömürü de asla göz ardı edilemeyecek kadar ağır bir toplumsal sorun hâlindedir.

Bakın, bugün Güneydoğu’da bir ilimizde -ismini vermek istemiyorum- çocuk evliliği oranı yüzde 69 gibi çok yüksek bir rakamdır. Yani çocuk yaşta evlilik, erken yaş evliliği çocuğa yönelik bir şiddettir, çocuğun insan hakları ihlalidir ve asla kabul edilemez.

O bölgedeki töre cinayetleri çocuğa yönelik bir şiddettir. Çocuğun hiçbir şekilde istemediği evliliklere zorlanması, kaçırılması, alıkonulması, berdellerde değiş tokuş ticareti yapılması, yani insan ticaretine uğraması kabul edilemez.

Dolayısıyla, ben dilerim ki bu kurulacak komisyonda sadece…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANAN ARITMAN (Devamla) – Hemen topluyorum, yarım dakika Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, ilave süre veremeyeceğim. Biraz önce oturumu açarken ancak bir dakika verebileceğimizi, bir daha süre verme imkânımızın olmadığını ifade etmiştim.

Lütfen selamlayınız efendim, lütfen.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Peki, efendim.

Dilerim ki bu komisyonda, çocuğa yönelik şiddetin her türlüsünün önlenmesi için hep birlikte çaba gösterelim.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arıtman.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal.

Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır efendim.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin gösteri, toplantı ve yürüyüşler üzerinde çocuklara yönelik yaklaşımlarının ve onun sonuçlarının araştırılması için bir Meclis araştırma komisyonunun oluşturulması için Barış ve Demokrasi Partisi olarak verdiğimiz öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Kuşkusuz, herkesin gündemi kendine! Örneğin, İktidar Partisinin gündemi, 17’nci kez değişiklik yapılacağı görüşüyle, 12 Eylül darbe Anayasasının ruhunu koruyan vesayetçi bir Anayasa değişikliğini bize getirmektedir ve bu değişikliklerin toplumun beklenti ve gereksinmelerine karşılık verici bir değiştirme olmayacağını düşünüyoruz.

Ayrıca, bugün yeni bir gündem belirleniyor, başkanlık sistemi! Yani, şimdi, toplumun, gerçekten halkımızın beklentileriyle Sayın Başbakanın beklentileri farklı. Örneğin, temel hak ve özgürlüklere gereksinme duyan ezilen emekçi halkların gereksinmeleri ve beklentileri ile AKP’nin ve Sayın Başbakanın beklenti ve gereksinmeleri çok farklı.

O nedenle, bizim Barış ve Demokrasi Partisi olarak da gündemimiz eksiksiz bir demokrasidir, barıştır, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik, sivil bir anayasadır ve herkesin kendisini, diliyle, kimliğiyle, kültürüyle ifade edebileceği demokratik bir sivil toplumdur. O nedenle, bizim gündemimiz doğrultusunda çocuklarımızın da karşılaştığı bu durumu dikkate alan bir yerden Meclis araştırması önergesi verdik.

Şimdi, gerçekten, örneğin, 1.627 çocuk var şu anda cezaevlerinde. 243 çocuk hüküm giydi. Berivan’ın çığlığını duymadan, son bir yılda ekrana da yansıyıp, kamuoyunun gördüğü Hakkâri’de –Neden Hakkâri’si ise- üç kez, örneğin, kolu kırılan çocuğumuz, dipçikle başı yarılan çocuğumuz, uzun süre yoğun bakımda kaldı ve en sonunda on dört yaşındaki Habip Kurt’un yerlerde sürüklenişine tanık olduk. Aslında yerlerde sürüklenen o çocuklarımız değil, insanlık yerde sürünüyor. Bir rejimin gerçekten fotoğrafıdır o.

Şimdi, bu çocukların suça itildiği ileri sürülüyor. Arkadaşlar, on üç-on dört yaşında, çocukluklarını yaşayamadan başka şeyler yaşayan çocuklar onlar. Onların ellerinde taş izi arayarak, onların bedeninde ter izi arayarak ve onları suçlayarak bir ülkede demokrasi olmaz ve çocukları sürekli potansiyel suçlu görerek o ülkede barış olmaz. Çocukları cezaevine tıkarak, onları özgürlüklerinden ve eğitim hakkından yoksun bırakarak, burada çocukların suça itildiği söylenerek gerçekler maniple edilemez.

Bakın şimdi, taş attığı gerekçesiyle on üç-on dört yaşında bir çocuk Terörle Mücadele Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Türk Ceza Yasası’nın ilgili maddeleriyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettiği gerekçesiyle, güvenlik güçlerine karşı koydu diye ve de devlet malına zarar verdi gerekçesiyle beş yasa maddesinden yargılanarak otuz-kırk yıl ceza isteniyor.

Şimdi, örneğin, açılımdan neyi kastediyorduk, beklentimiz neydi bizim? Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü değil miydi ve Kürt halkının beklentilerine karşılık verecek bir süreci başlatmak değil miydi?

Şimdi, biliyor muyuz o çocukların gece yarısı evlerinden annelerinin, babalarının, ağabeylerinin alınıp, bir daha getirilmediğine bir daha getirilmediğine tanık olduklarını? Biliyor muyuz, o çocukların gece yarısı evlerinin basılıp yakınlarının, büyüklerinin işkenceyle alınıp götürülüp bir daha evlerine dönmediğini? Biliyor muyuz, o çocukların zorla köydeki evlerinin, bahçelerinin yakılıp hayvanlarının öldürülerek, kendilerinin arkadaşlarından koparılarak kente göç ettirildiklerini? Ve biliyor muyuz, gerçekten her gün o kentlerde ve ekranlarda başka arkadaşlarının ve çocukların nasıl yaşadıklarını ve kendilerine reva görülen bu yaşam biçimine o çocukluk onuruyla ve yüreğiyle nasıl karşı çıktıklarını? O nedenle bu Meclis araştırma komisyonunu oluşturarak derhâl bu sorunun çözümüne çare aramalıyız.

Tabii, işte burada görüyoruz, bir şiddet ve çatışma kültürü bence bu yüce Meclisin çatısı altında oluşturuluyor, besleniyor. Örneğin bizim coğrafyamızda çocuklara bu denli şiddet uygulanırken başka çocuklara uygulanmıyor mu? Onlara da uygulanıyor. Örneğin paralı eğitime karşı çıkan, üniversitelerin parasız olmasını isteyen, özel dershanelerin kapatılmasını isteyen, son bir haftadır, DEV-LİS’li çocukların uğradığı saldırıya hepimiz tanık olmadık mı?

Şimdi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası’nı çıkarıyorsunuz üç yıl önce ve üç yıldır 255 kişinin ölümüne neden olan bu uygulamanın, bu tutumun sorgulanmasını istemiyorsunuz. Böyle bir demokratikleşme olur mu? Böyle bir sivil toplum olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu? Açlık, yoksulluk ve korku üreterek bir imparatorluk kurmaya çalışmanın adı “demokrasi” olamaz, “hukuk devleti” olamaz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faşizm olur, faşizm!

AKIN BİRDAL (Devamla) – Elbette faşizmdir. Biz bunlara hep tanık olduk ve bu ülke de bu fotoğrafları çok gördü, çok yaşadı.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere Türkiye, Birleşmiş Milletlerin üyesidir ve Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 37’nci maddesinin (a) bendi, “Hiçbir çocuk, işkence ya da diğer zalimce, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.” derken aynı maddenin (b) bendinde “Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfî biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılamayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması, düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.” demesine karşılık ve de biz bunu kabul etmişken ve de bu Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, kabul edilen ulusal üstü hukukun iç hukuk niteliği kazandığını emretmişken ne yazık ki bunu da yok saymaktayız.

Şimdi, ülkemizde yaklaşık yirmi beş yıldır süren, işte bu çatışmanın yarattığı sonuçlardır ve bir kültürdür bu. Bu bakımdan, çocuklarımızı koruyacak, gözetecek birtakım yasal düzenlemeler yapılması yetmiyor. Uygulama da kuşkusuz farklı. Yani kimi güvenlik güçlerinin şeker dağıtması ve o anda çocuklarla insani bir ilişkisinin ertesi gün biteceğini bilmek gerekiyor. O nedenle çocuklar, kaygıyla, korkuyla büyütülmemeli ve bunun için de sevgi ve barış ortamının önemi çok, olmazsa olmazdır. Özellikle bölgemiz açısından, çocuklarımızın gereksinmelerine, beklentilerine karşılık verebilecek bir anlayışı politika ve kültür hâline getirmeliyiz, yoksa… On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’ın hâlâ o bakan gözlerinin rahatsızlığını duyuyoruz, bedeninde on üç kurşunla babasıyla öldürülen Uğur Kaymaz’ın! On sekiz yaşındaki Mehmet Akbulut, dokuz yaşında Abdullah Duran, sekiz yaşındaki Enes Ata, on yedi yaşındaki Mahsum Mızrak, on yedi yaşındaki Emrah Fidan ve sekiz yaşında İsmail Erkek ise hepimizin gözlerine bakarak yaşamlarını yitirdiler. Üç yaşındaki Fatih Tekin ve on yaşındaki Mizgin Özbek, 31 Mart 2006 tarihinde Batman’da çıkan olaylarda yine güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmiştir. Şimdi, ben soruyorum: Bu çocukların ölümüne neden olan güvenlik güçlerinden kaç tanesi hakkında soruşturma yürütüldü, kaç tanesi mahkûm edildi? Olmaz… O nedenle “Polisin elini, güvenlik güçlerinin elini soğutmayalım.” anlayışı militarist, otoriter, baskıcı ve yasakçı bir rejimde saklanmak isteyenlerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz dolu. Size de bir dakikalık süre veriyorum. Sayın Birdal, lütfen tamamlayınız.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

O nedenle, değerli milletvekilleri, Berivan’ın, 14 yaşındaki çocuğumuzun cezaevinden gelen sesine kulak vermenizi istiyoruz. Habip Kurt’un yerde sürünerek insanlık onurunun yerde sürülüşüne artık görülmesini istiyoruz. Bugün, çünkü insan tomurcuklarıdır ve demokrasinin tomurcuklarıdır. Eğer çocuklarımız varsa, güvenle, sevgiyle ve kendi kişiliklerine bağlı değer verilerek bir sistem yaratılmak isteniyorsa tam bir demokrasi, çocuk haklarına, insan haklarına bağlı demokratik, sivil bir anayasa ile inşasıyla mümkün olacaktır. Bu umutla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Birdal, teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Hasan Macit.

Buyurun Sayın Macit.

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi şahsım ve Demokratik Sol Parti adına sevgi ve saygılarla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz aldım ama Barış ve Demokrasi Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırılması istemiyle istediği bu çocuklarımıza yönelik talebinin son derece haklı olduğunu düşünüyorum. Sadece bu yetmez. Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden siyasi partilerin grupları arasında genel bir mutabakatın sağlandığı taş atan çocuklarla ilgili yasal düzenlemenin de Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmesiyle ilgili daha önceki yapılan görüşmeler ne yazık ki askıya alındı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye'nin, Türk halkının gerçek sorunlarını çözme yönünde, gerçek sorunlarını tartışma yönünde adım atmıyor ama Türk halkını çok fazla ilgilendirmeyen veyahut da bugün çok fazla ilgilendirmeyen konularla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi dizayn edilmeye çalışılıyor.

Ben, esas, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bundan sonraki çalışma süresiyle ilgili alınacak kararın aleyhine söz almış bulunuyorum. Çünkü birazdan iktidar partisine mensup arkadaşlarımızın oylarıyla Anayasa değişikliğiyle ilgili bir gündem konuşulmaya başlanacak çünkü Sayın Başbakan bunun kararını daha önceden aldı, daha önceden kamuoyuyla paylaştı ve bu gündem doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi yoğun bir mesaiye başlayacak.

Değerli arkadaşlar, ben, Türk halkının gerçek gündeminin bu olmadığını, sanal bir gündemle meşgul edildiğini söyledim. Geçen hafta da bununla ilgili çok kısa bir açıklamayla işsizlikle ilgili çalışmalar veya işsizlikle ilgili düşüncelerimi paylaştım. Ben, tekrar, işsizlikle ilgili konuyu gündeme getirmek istiyorum.

Gerçekten, Türk halkının ocaklarına ateş düşüren en büyük sorunu, en büyük sıkıntısı işsizliktir ve işsizlikle ilgili bugün Milliyetçi Hareket Partisinin bir grup önerisi var; inşallah kabul edilir ve tartışılır ama kabul edilmeyeceğini düşünüyorum çünkü biraz önce söylediğim anlamda Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma süresini Sayın Başbakan belirlemişti.

Değerli arkadaşlar, Demokratik Sol Parti olarak biz işsizlikle ilgili bir araştırma yaptırdık. Tarafsız bir araştırma şirketinin yaptığı araştırmanın çarpıcı birkaç tane verisini sizlerle paylaşmak istiyorum. İnşallah, bu verileri duyduğumuz zaman ne kadar sıkıntıda olduğunu insanlarımızın hatırlarız ve bu doğrultuda çalışma takvimimize işsizliği alırız diye düşünüyorum.

Büyük bir araştırma, ama çarpıcı bulduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum: İşsizlerin yüzde 38’i son altı aydır işsiz olduğunu, yüzde 13’ü ise beş yıldan uzun süredir işsiz olduğunu söylüyor. Yani, işsiz olanların yüzde 38’i altı aydır işsiz konumundalar ve işsizlerin yüzde 30’u vasıflı işçi, yüzde 24’ü ise vasıfsız işçi. Yani vasıfsız insanların iş bulamadığını biliyorduk ama vasıflı olan uzmanlaşmış insanların işsizlerin içerisinde büyük bir oranı teşkil etmiş olması düşündürücüdür diye düşünüyorum.

Her dört işsizden bir tanesi üniversite mezunu.

Daha önce çalışan işsizlerin yüzde 41’i son bir buçuk yılda kriz nedeniyle işinden ayrılmış.

Düşük eğitimliler sigortasız işlerde daha çok çalışmış, buna rağmen üniversite mezunlarının yüzde 37’si son işinde sigortasız çalışmış. Yani üniversite mezunu olan gençlerimizin yüzde 37’si sigortasız olarak son işinde çalışmışlar, ona rağmen işinden olmuşlar, işinden atılmışlar ve bu işsizlerin yüzde 6,7’si İşsizlik Fonu’ndan maaş alabiliyorlar. Bakın İşsizlik Fonu’nun devasa bir paraya ulaştığını, büyük miktarlarda parası olduğunu herkes biliyor, yazılıyor, çiziliyor, ama işsizlerin ancak yüzde 6,7’si buradan maaş alabiliyorlar. Demek ki İşsizlik Fonu’nun miktarı, kaynakları, Hükûmetin bütçe açıklarını kapatmak için veya yatırımlara kullanmak için değil, işsizlerle ilgili kullanılması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, işsizlerin yüzde 51’inin 250 TL’nin altında birikmiş parası var. Yani işsizlerin yarın ailesine alacak ekmek parası yok, 250 liranın altında yüzde 51’inin bu kadar parası varmış.

Her 100 işsizin 42’sinin evinde çalışanı yok, yani bakacak, onun karnını doyuracak insanı yok.

Her 100 işsizden 56’sı “Mutlaka ve çok acele bir iş bulmalıyım.” diyor. İşsizlerin yüzde 54,5’u “900 liranın altında bir ücretle çalışmaya razıyım.” diyor. İşsizlerin yüzde 84,1’i “Mesleğin dışında bir iş bulursam çalışırım.” diyor. Yani yüzde 84’ü kendi mesleğinin dışında bir işe dahi razı olan konumda.

Gene aynı çok ilginç ve çarpıcı bir bulgu: Üniversitelerin mühendislik bölümünden mezun işsizlerin yüzde 67,2’si “Farklı bir sektörde iş bulursam çalışırım.” diyor. Devletimiz gencimizi okutmuş, mühendis kimliğiyle diplomasını vermiş, üniversiteden mezun olmuş ama bunların yüzde 67,2’si kendi mesleğinin dışında bir işte çalışmaya razı. Yani işsizliğin hangi boyutlarda olduğunu bu çarpıcı açıklamalarla herhâlde takdir edersiniz.

Acil iş arayanların yüzde 63,4’ü vasıfsız bir işte çalışabileceğini söylüyor. Her 100 işsizden yüzde 59’u asgari ücretle çalışmaya hazır olduğunu söylüyor. “Çok acil iş bulmalıyım.” diyenlerin yüzde 66,5’u asgari ücretle çalışabileceğini söylüyor. Üniversite mezunlarının yüzde 23,4’ü de “Sigortasız bir işte çalışırım.” diyor. Yani üniversiteyi bitirmiş yüzde 24’e yakın gencimiz sigortasız bir işte çalışmaya razı!

Değerli arkadaşlar, bu araştırma uzayıp gidiyor. Bu araştırmanın sonucuna göre intihar etmeyi düşünenlerin oranları çok yüksek. Evde ailesiyle her gün kavga ettiklerinin oranları çok yüksek. Bu nedenle işsizlik kronik bir hâle gelmiş ve ateş olmuş insanlarımızı, ailelerimizi yakıyor, ailelerimizi parçalıyor. Bundan daha önemli bir konu, daha önemli bir sorun olabilir mi? Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini bu konu meşgul etmeyecek, bu konu konuşulmayacak da hangi konular konuşulacak!

Ne yazık ki bunlar böyle iken Hükûmetimizde de işsizlikle ilgili bir mutabakatın olmadığını görüyoruz. Çünkü Sayın Başbakanın bir söylemi: “Bana göre işsizlik yapısal değil sanal bir sorundur.” diyor. Ama, bazı bakanlarımız, yaptıkları açıklamalarda, işsizliğin yapısal bir sorun olduğunu, bunu çözebilmek için zaman aldığını söylüyor. Yani, Sayın Başbakanın işsizliğe bakışı ile bazı bakanların işsizliğe bakışının çok farklı olduğunu görüyoruz; önce, yürütmede işsizlikle ilgili mutabakatın olmadığını görüyoruz. Bu demektir ki, bu işsizliğe zaman ayıracak, vakit ayıracak veyahut da işsizliği konu edinecek bir gündem oluşmayacağı görülüyor; işte, birazdan, Anayasa’yla ilgili konular görüşülecek.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, işsizlik, yapısal bir sorun hâline gelmiştir. Bugün, Türkiye’de nüfus artışı yıllık 700 bin olur iken nüfus artışına paralel bir istihdam olanağı sağlayabilmemiz için Türkiye'nin yılda yüzde 5 oranında büyümesi gerekiyor, ancak bu nüfus artışını istihdam edebiliriz. Stoktaki işsizleri eğer istihdam etme olanağımız, fırsatımız düşünülecek olursa bu büyüme oranının daha yüksek olması gerekiyor.

Hatta, işsizlik o kadar büyük boyutlara ulaşmış ki, TÜİK, sağ olsun, Hükûmetin işsizlik konusundaki bu beceriksizliğini, başarısızlığını kamuoyuyla paylaşmamak için, sokakta çöp toplayanları dahi işi var olarak gösteriyor ve kriterlere öyle konuları alıyor ki işsizliği az düşürebilmek için, daha önceden “Son dört haftada işe baktın mı, aradın mı?” sorusunu değiştiriyor, “Son iki haftada iş aradın mı?” diye dönüştürüyor. Yani bu şu demektir: İşsizliği olabildiğince aşağılara çekmek, olabildiğince azaltmak, kamuoyuna bu işsizlerin rakamını az göstermek için bir manipülasyondur. TÜİK’in, bugün, yürütmeye paralel olarak yürütmenin emrinde ve güdümünde işler hâle gelmiştir, bilimsel boyutu da tartışılır hâle gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Macit, süreniz doldu. Size de bir dakika ilave süre vereceğim. Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASAN MACİT (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, her türlü manipülasyona rağmen, TÜİK’in İnternet sitesine girin bakın, bugün istihdam edilen sayıya bir bakın, 2001 yılındaki kriz ortamında istihdam edilen sayıya bir bakın, ikisi de aynı rakamdadır. Yani, bugün istihdam edilen 21.5 milyon insanımız vardır, 2001 yılında da istihdam edilen 21.5 milyon insanımız vardır. 2001 yılından 2010 yılına kadar dokuz yılda Türkiye'nin artan nüfusunun ne kadar olduğunu, bu nüfusun iş bulma, istihdama yansımadığının bir göstergesini gözlerinizle göreceksiniz.

İşsizlik konusundaki gündem oluşturmayla ilgili bu düşüncelerimizi sizlerle paylaşmayı bir görev biliyorum, sizin vicdanlarınıza havale ediyorum, umarım işsizlikle ilgili gündem oluşturursunuz diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Macit, çok teşekkür ederim.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Anadol, Sayın Okay, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Kart, Sayın Emek, Sayın Çöllü, Sayın Süner, Sayın Kaptan, Sayın Oksal, Sayın Keleş, Sayın Paçarız, Sayın Ergün, Sayın Köse, Sayın Güner, Sayın Akıncı, Sayın Arat, Sayın Topuz, Sayın Bingöl, Sayın Meral, Sayın Diren.

Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/371) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkanım, yoklama devam ediyor.

BAŞKAN – Efendim, 200’e yaklaşmış…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Olsun Başkanım, daha süre bitmedi.

BAŞKAN – Efendim, ne fark eder?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir milletvekilinin yoklamada bulunma hakkı var, milletvekillerinin yoklamada bulunup bulunmama konusunda hakkı var.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Başkanım, eski köye yeni âdet getirmeyin lütfen.

BAŞKAN – Efendim, lütfen, bu konuda kaç kez uygulama yapılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zamana karşı bir şey mi var Sayın Başkan?

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir maruzatım olacak.

BAŞKAN – Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Şimdi, İç Tüzük’ün 51’inci maddesi, Sayın Başkan, “Gelen kâğıtlar listesi” başlığını taşıyor:

“Başkanlığa gelen kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve komisyon raporları ile soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru önergeleri, gelen kâğıtlar listesinde yayımlanır. Bunlardan Genel Kurula sevk edilenler bu listede ayrıca belirtilir. Başkanlığa geliş tarihleri de ayrıca gösterilir.

Gelen kâğıtlar Meclisin toplantı günleri dağıtılır ve tutanağa eklenir.

Gelen kâğıtlar, tatile rastlamadığı takdirde, Cumartesi ve Pazar hariç, her gün yayımlanır, ilan tahtasına asılır ve ilk birleşim tutanağına eklenir.”

Sayın Başkanım, dışarı çıktım, tahta yerine televizyon ekranı kullanılıyor ve kararmış, “arızalı” deniyor. Ne zamandan beri arızalı, ne zamana kadar bu durum devam edecek; belli değil. 51’inci madde emredici hüküm kapsıyor. Örneğin, bugün buraya “gelen kâğıt” geldi mi yoksa personel mi getirmedi, ilan tahtası olmadığı için bilmiyoruz. Bu durumda oturumların sağlıklı müzakeresi ve İç Tüzük’e göre yapılıp yapılmadığı belli değil.

Arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Anadol, çok teşekkür ederim. Tabii, oradaki ekrandan benim haberim yok. İlgili arkadaşlarımız şimdi konuyu takip ederler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne olacak o? Bilgimiz yok. “Tahtaya asılır.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karartılmış, kara, kara!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza sunacağım:

2.- (10/189) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                                        Tarih: 19.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 19.04.2010 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                         Mehmet Şandır

                                                                                                                Mersin

                                                                                                 MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/189 esas numaralı, “Ülkemizdeki işsizlik sorunlarının ve buna bağlı gelişen iç göçün araştırılarak, insanlarımızın sıkıntılarının giderilmesine yönelik çözümlerin geliştirilmesi, alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi için” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 19.04.2010 Pazartesi günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisi üstünde, lehinde olmak üzere Antalya Milletvekili Mehmet Günal Bey söz istediler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, benim usulle ilgili yazılı bir müracaatım vardı.

BAŞKAN – Zabıtları inceliyorum efendim, yeni geldi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zabıtlar bende var size göndereyim isterseniz, çok önce geldi tabii. Ama siz, yine İç Tüzük 63’e göre, diğer işlerden önce konuşulacağına amir. Sizi yine İç Tüzük’e uygun yönetmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Tamamen İç Tüzük’e uygun hareket ediyorum. Ben de inceleyeceğim, yeni geldi. Yeni geldi, işleme alacağım efendim aynı birleşim içerisinde. Sizin talebinizi görüşebilir…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bakın usulle ilgili, sataşmayla ilgili demiyorum, usulle ilgili, “diğer işlerden önce -bu da yeni bir iştir- konuşulur.” amir hükmü vardır. Lütfen Sayın Başkan, İç Tüzük’e uygun Meclisi yönetiniz.  

BAŞKAN – Sayın Vural, tamamen İç Tüzük hükümlerine göre bu Meclis yönetilmektedir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Diğer işlerden önce.” diyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Diğer işlerden önce bakmanız lazım Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önce… Dolayısıyla, bu konuda “Aynı birleşim içinde” filan diye bir şey  söz konusu değil, öncelikli olarak görüşülür.

BAŞKAN – İnceleyeceğim ve yazılı müracaatınızı biraz sonra değerlendireceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsterseniz bir heyet teşekkül ettirelim.

BAŞKAN - Sayın Vural, lütfen oturunuz.

Sayın Günal’ı Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisinin lehinde konuşmak üzere davet etmiştim, kendisini dinleyelim; bu ara inceleyim, daha sonra alacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Meclis İç Tüzük’ü usulüne uygun yönetmeye davet ediyorum sizi, ısrarla davet ediyorum. Önünüzde bu tutanak olmasına rağmen hâlen “inceleyeceğim” diyorsunuz.

BAŞKAN – Yeni geldi efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oysa ben bundan önce zatıalinizin yanına geldiğim zaman bu konuda haklı olduğumu ifade etmiştiniz. Dolayısıyla Sayın Başkan, çok üzülüyorum gerçekten!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen oturur musunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok üzülüyorum. Meclis Başkanı olarak bu duruma düşmenizden çok üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun.

Sizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisi lehinde davet ettim ve süreniz de on dakikadır efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

İşsizlik sorunu ve buna bağlı olarak gelişen iç göçün araştırılarak sıkıntıların giderilmesi ve çözüm geliştirilmesine yönelik grup önerimiz lehinde söz almış bulunuyorum ama maalesef, bizim verdiğimiz önemi sizlerin vermediğini bu konuya görüyorum.

Sayın Başkanımız teşrif etti, sağ olsun, oturumumuzu da yönetiyor ama böyle, ekonomik sorunlar olduğu zaman, Türkiye’yi ilgilendiren, iş, aş sorununu ilgilendiren konular olduğu zaman bu isteği, bu heyecanı maalesef göremiyoruz.

Ben öncelikle, değerli arkadaşlarım, maalesef, önceki günlerde Sayın Başbakanın işsizlikle ilgili talihsiz açıklamaları üzerinde birkaç hususa değinmek istiyorum.

Biz, işsizliğin neden olduğu göç sorunları, diğer sosyal sorunlar ve şu anda açlık, yoksulluk sorunuyla uğraşırken Sayın Başbakan, maalesef, bu sorunun yapısal değil sanal bir sorun olduğunu söylüyor. Üstüne üstlük, işverenleri de sömürü yapmakla suçluyor.

Sayın Başkanım, uğultudan pek şey olmuyor galiba. Arkadaşların bir şeyi varsa…

BAŞKAN – Yok, sesiniz gayet net geliyor.

Değerli arkadaşlarım, lütfen hatibi dinleyelim.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani dışarı çıkabilirler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “Sanal bir sorundur…” İçinizde, gerçekten işsizliği sanal bir sorun olarak algılayan var mı? İşsizlik nasıl bir sanal sorun olabilir? Bir de üstüne üstlük, “Efendim, işverenler işçileri sömürüyor.” tabiri var. Yani eğer danışmanları ya da konuşma metnini yazanlar Sayın Başbakanı yanıltmıyorsa o zaman Sayın Başbakan bizi maniple etmeye çalışıyor diye düşünüyorum. Burada bir eksiklik var.

Şimdi, birkaç hususa değineyim, siz kendiniz karar verin. Değerli arkadaşlar, işsizler nasıl sömürülür? İşsizlerin hakkı olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki paraları alıp normal bütçeye yamamak işsizleri sömürmek midir, değil midir? 43,5 milyara ulaşmış bir para. Buradaki parayı alıp işsizlere iş bulacak, iş gücünün kalitesini artıracak bir ortam oluşturmak yerine, siz bunu bütçeye açığı kapatmak üzere koyarsanız, işsizlere verdiğiniz para -kuruluştan bugüne kadar İşsizlik Sigortası Fonu’ndan- yüzde 7 civarında kalırsa, ama onun 2 misline yakınını, 6 milyardan fazlasını bütçeye yama yaparsanız, işsizleri sömüren kim oluyor? İşverenler mi yoksa Hükûmet mi?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Fabrikasını satan!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, nasıl oluyor da böyle “İşsizlik sanal bir sorundur.” denilebiliyor? Asıl büyüme sanal, büyümenin sanal olduğu yerde de işsizlik gerçek hâline geliyor.

Her gün yaşadığınız haberleri görmüyorsunuz. Bir tane örnek söyleyeyim değerli arkadaşlar, haberlerde kasım ayında yer alan bir haber vardı, şimdi daha da çoğalıyor da: Halk Bankası sınav açmış 1.250 kişi almak üzere, 300 bin kişi başvurmuş. Bu sanal rakam galiba!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Kaç kişi kaç?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – 300 binden fazla insan başvurmuş 1.250 kişinin alınacağı yere, hem de 50’şer lira başvuru parası ödeyerek.

Değerli arkadaşlar, eğer, siz, üretime dayalı olarak, imalat sanayisine dayalı olarak istihdam yaratacak bir büyüme anlayışına hâkim olmazsanız, sanayiniz büyümezse işsizliği azaltamazsınız.

Şimdi, Sayın Başbakan böyle diyor ama Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da ondan bir süre önce -kendisi de burada- “Efendim, bu işsizlikte yapısal sorunlar var, biz bunu böyle kısa sürede çözemiyoruz, kriz çıktı böyle oldu.” diyordu. Eğer ben yanılıyorsam, kendisi burada, söz isteyip düzeltebilir.

Şimdi, ben bunu anlamıyorum yani işsizlik sorunu nasıl sanal bir sorun hâline gelir değerli arkadaşlarım?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hükûmeti bırakırlarsa çözülür.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – TÜİK açıklama yapıyor, şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamı farklı Türkiye İstatistik Kurumunun rakamı farklı. Eğer, siz, yüzde 70’i ithalata dayalı bir büyüme ve ihracat anlayışına sahip olursanız ve düşük kur, yüksek faize dayalı politikayı dışarıdan sıcak para gelsin… Ki ondan da kimin geldiği belli olmuyor, sürekli olarak 5 milyar, 6 milyar, 7 milyar hop bir aşamada böyle çantayla gelir gibi geliyor, ondan sonra da paraların nereden geldiği nereye gittiği de belli olmuyor, sonra da tekrar çıkıyor.

Bu yapıyı devam ettirirseniz işsizliği çözemezsiniz. Zaten kendiniz de orta vadeli programda da itiraf etmişsiniz ki bu kadar vahim değilken onlar hazırlanmıştı. Önümüzdeki iki yıl içerisinde de işsizliği daha düşük bir platoya çekmek mümkün değil. 2000’li yılların başında, 90’larda daha düşük düzeylerde olan işsizlik şimdi yüksek bir platoya doğru, hele hele orta vadeli planı bile, sizin programı bile dikkate alsak önümüzdeki iki yıl içerisinde de bir üst platoda yüzde 14’ler düzeyinde yeniden istikrar kazanıyor. Bu sorun yapısaldır, bu sorun sanal falan değildir.

Şimdi, arkadaşlar, burada, bakınız, her 10 işsize 5 tane daha işsiz eklenmiş. 2007 yılına gidiyorum, çok daha eskiye gitmeden hemen söyleyeyim, krizden sonraki etkileri görmüş olalım. 2 milyon 376 bin kişi olan işsiz sayısı Ocak 2010’da resmî rakamlarla -biraz sonra gayriresmî olarak üzerine eklenenleri de söyleyeceğim- 3 milyon 591 bin yani 3,6 milyon, sadece iki yıl içerisinde. Sizce bu rakamlar sanal mı? TÜİK’in rakamlarını okuyorum, üzerlerine ekleyeceğim biraz sonra diğerlerini de. Şimdi, iş gücüne katılma oranı bir anda artıyor, temmuzdan itibaren tekrar tersine dönüyor. Gerçek işsiz sayısına baktığımız zaman yani iş bulma ümidini kaybedenler, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, mevsimlik çalışanlar ve zamana bağlı eksik çalışanların tamamını koyduğumuz zaman 6 milyon 740 bin kişiye yaklaşıyor. Bu da sanal bir rakam, TÜİK’in rakamlarından. Peki, TÜİK’in rakamlarında olmayan ne var? SGK’nın bildirdiği rakamlarla TÜİK’in rakamları arasında 1,5 milyon kayıp var; 1,5 milyon kişi. Değerli arkadaşlar, SGK kapsamındaki zorunlu sigortalı sayısına baktığımız zaman 11 milyon 255 bin kişi, TÜİK’in daha yeni 15 Nisan 2010’da açıkladığı ücretli sayısı ise, Ocak 2010 hane halkı iş gücü anketine göre, 12 milyon 825 bin kişi, aralıkta da 13 milyon 124 bin idi; arada 1,5 milyonluk bir fark var. Yani TÜİK’in verilerinde yüzde 15’lik bir kaçak var, resmî rakamlarla mukayese ettiğiniz zaman. O da resmî, gerçi ikisi de, ama çalıştıran, sigorta primini alan, onları takip eden Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamları ile TÜİK rakamları arasında 1,5 milyonluk fark var. İşte sanal rakam bu. Sanal rakam işsizliğin kendisi değil, sanal olan işsizlik sorunu değil; sanal olan büyüme, ithalata dayalı, düşük kur yüksek faize dayalı ve istihdam üretmeyen büyüme anlayışı. Buradan baktığımız zaman, kayıt dışı istihdamın da artmakta olduğunu görüyoruz.

Son zamanda çok önemli bir şey dikkatimizi çekiyor değerli arkadaşlar. Büyüme rakamları açıklanınca da gördük; her nedense böyle, son çeyreğin içerisinde tarımda ilahi bir bolluk, bereket yılı geliyor ve o son çeyrekte tarım, öncelerde düşük büyürken veya çok küçülürken, bir anda yüzde 6, 7, 8, 9 büyüdüğü oluyor. Bu, bu yılın sorunu değil sadece, geçmiş yıllarda da sürekli revizyonlar yapıldı ama sadece bunu söylüyorum. Nedense, tarımda da son yıllardaki azalmaya rağmen, sürekli Dünya Bankasının, IMF’nin baskılarıyla tarımsal ekim alanlarının daralmasına rağmen tarım üretiminde ve istihdamda bir artış var. Tabii, oradaki veriler

-demin söylediğimiz gibi- anketlerin sağlıklı olmaması nedeniyle düzgün toplanmadığı için, aradaki boşlukların hepsi tarım sektörüne aktarılıyor.

Değerli arkadaşlarım, burada “köye dönüş” sanki krize karşı bir çözüm gibi anketlere yansıtılmış, tarım sektöründe istihdam patlaması yaratılarak işsizlik buraya düşürülmüş. Peki ne oluyor? Deminki söylediğimiz, bütün işsizleri, iş bulma ümidini kaybedenleri, iş bulursa çalışabilecek durumda olanları ve eksik istihdamı eklediğimiz zaman toplam yüzde 25’e yakın bir işsizlik oranı çıkıyor. Sizce bu sanal mı? Üç üniversite öğrencisinden birisi işsizse ve Sayın Başbakan “Her üniversite mezununa ben iş bulmak zorunda değilim.” diyorsa, bu sanal bir sorun mudur? Asıl sömürüyü Sayın Başbakan yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Günal, süreniz doldu. Size de bir dakika ek süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Asıl sömürüyü AKP Hükûmeti ve Sayın Başbakan yapıyor çünkü bu kadar gerçekler ortadayken bu rakamlarda tezat olmasına rağmen o rakamları gerçek kabul ettiğimiz zaman bile 4 kişiden 1’i işsiz, eğitimli 3 kişiden 1’i işsizken işsizlerimizle, vatandaşlarımızla dalga geçer gibi “Hem bu sorun sanaldır hem de sömürüyorlar.” demek bence ya bilgi eksikliğidir ya da manipülasyondur demiştim.  Gerçek sömürüyü Sayın Başbakan yapıyor çünkü diğer bir husus: 820 bin lira yoksulluk sınırı varken 4 kişilik ailede -bu da resmî rakamlarla- 605 bin lira asgari ücret vermek gerçekten işsizleri sömürmek demektir. İşverenleri değil işçileri sömürmek demektir ki sizin bu sömürü alışkanlığınız da sadece yoksullarla, işçilerle değil, vatandaşlarımızın din duygusunu sömürürken de diğer hususlarda vatandaşlarımızı sömürürken de devam ediyor. Ben sizi gereksiz Anayasa ve açılım tartışmaları yerine Türkiye’nin gerçek gündemi olan, sanal olmayan işsizlik gündemini tartışmaya çağırıyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Günal, teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerine aleyhte Sebahat Tuncel’e söz vereceğim ancak Sayın Vural’ın bir yazılı müracaatı vardı. Kendisi burada mı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Birazdan gelecek efendim.

BAŞKAN – Peki.

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, aleyhte.

Sayın Tuncel, buyurun.

Sizin de süreniz on dakikadır efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yalnız hitap ederken bütün gruplara eşit davranırsanız sanırım daha iyi olur. “Sayın” ifadesini en az buradaki milletvekilleri kadar hak ettiğimizi düşünüyorum.

BAŞKAN – Affedersiniz, öyle bir eksikliğim mi oldu? “Sayın” kelimesini hep kullanırım, hiç farkında değilim.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – İlk sunumunuzda…

BAŞKAN – Öyle mi? Belki, mikrofona mı yansımadı yoksa.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Kullanmadınız Sayın Başkan ama sorun değil bu ayrımcı şeyleri ifade etmek istedim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun önerisine, usulen aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yalnız grup önerisi hakkında görüşlerimizi belirtmeden önce bir şeyi ifade etmek istiyorum: Özellikle Türkiye’de kadın sorunu çok tartışılır bir noktada, özellikle kadına yönelik şiddet ciddi bir sorun ve bu aynı zamanda Türkiye’de siyasi partilerin, kadın örgütlerinin gündeminde. Bu konuda mücadele edilmesi gerektiği üzerinden çok tartışmalar yürütülüyor ama ne yazık ki kadına yönelik şiddet bir devlet politikası olarak, hatta son dönemde AKP İktidarının bir politikası olarak gündemimize gelmiş durumda.

Geçen yıl haziran ayında Diyarbakır’da Demokratik Özgür Kadın Hareketi çalışanı bir arkadaşımız evinde 4 sivil polisin cinsel işkencesine maruz kalmıştı. Bu konuda soru önergeleri  verdik, İçişleri Bakanlığını göreve davet ettik ama ne yazık ki bu polisler açığa çıkartılmadı, sorumluları yargılanmadı. Aradan bir yıl geçti, üç gün önce yine Diyarbakır’da, yine Demokratik Özgür Kadın Hareketi aktivisti bir arkadaşımız asansörde cinsel işkenceye maruz kaldı.

Bu, ciddi anlamda bir problem. Özellikle Barış ve Demokrasi Partisinin de içerisinde yer aldığı Demokratik Özgür Kadın Hareketi Türkiye’de kadın mücadelesinde çok önemli bir kazanım sunmuştur. Kadına yönelik şiddet konusunda, kadın özgürlüğü konusunda, siyasette kadının katılımı konusunda bugüne kadar çok büyük emek, çabanın sahibi olmuştur ve bunun ürünlerinin daha önce DTP, Demokratik Toplum Partisinden 8 kadın milletvekilinin Parlamentoya gelmesinde önemli etkisi vardır.

Sistem, bir yandan Kürt kadınlarının yürüttüğü özgürlük mücadelesini bir şekilde, baskılarla, cezaeviyle, tutuklamayla saf dışı bırakmaya çalışırken, yetmedi, cinsel işkenceyle kadınları demokrasi ve özgürlük mücadelesinden alıkoymaya çalışıyor.

Biz bu saldırıyı bir kez daha kınıyor, İçişleri Bakanlığını göreve çağırıyor, hem haziran ayında arkadaşımıza yönelik yapılan saldırıyı açığa çıkartması hem de üç gün önce yine Diyarbakır’da Ofis semtinde gerçekleştirilen bu saldırıyı bir an önce açığa çıkartılmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde bu saldırıdan AKP’yi sorumlu tutacağız, İçişleri Bakanını sorumlu tutacağız. Bunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de işsizlik çok ciddi bir sorun. Belki burada Hükûmetin çok gündeminde olmayabilir, Hükûmet ekonomik krizin teğet geçtiğini söyleyebilir ancak emekçiler açısından, halkımız açısından baktığımızda durum hiç de öyle değil. Kaldı ki, aslında resmî rakamlar da işsizlik meselesinin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. Benden önce konuşan sayın vekil de ifade etti, 2010 Ocak ayı verilerine göre Türkiye’nin işsizlik oranı yüzde 14,5 yani 3 milyon 590 bin olarak açıklanmış durumda ancak gerçek bundan çok daha farklı. Özellikle DİSK, KESK ve Türk-İş’in yaptığı çalışmaya göre işsizlik oranı 6 milyonun üzerinde. Bu, tabii, daha çok kayıtlı olan ve işten çıkarılan işçiler üzerinden yapılan bir rakam. Kayıt dışı çalışan ve işten her gün çıkartılan işçileri düşündüğünüzde aslında bu rakam çok daha fazla. 10 milyona yakın Türkiye’de işsiz var ve iş bulamayan birçok insan var. Eğer Türkiye’de dört gençten birisi iş bulabiliyorsa ancak, bu Türkiye’deki işsizlik durumunun ne hâle geldiğini gösteriyor. Kaldı ki, birçok sendika, sivil toplum örgütleri, Türkiye’deki işsizlik ve yoksulluk konusunda sorunlara dikkat çekiyor. Biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak hem yoksulluğun araştırılması hem Türkiye’deki işsizliğin araştırılması, bunun önleminin alınması konusunda araştırma önergeleri de verdik. Umuyoruz bu önergeler gündeme geldiğinde iktidar da kabul eder çünkü işsizlik sadece muhalefetin sorunu değil, iktidarın da sorunudur.

Türkiye 2001 krizi öncesinde işsizlik rakamlarını yüzde 9 dolayında ifade ederken, 2001 sonrasında bu oran yüzde 11 bandına yerleşmiş durumda. Ancak bu veriler, son ekonomik krizle beraber bir üst veri bandına oturmuş durumda, yüzde 13 ila yüzde 14 aralarında görülmektedir. Ancak önümüzdeki bir yıllık dönem, ekonomisinde oynanan taşların yerine oturması açısından önemli olduğu için bu bir yıllık süreç işsizliğin hangi noktada seyredeceğini de netleştirecektir.

Bu durumda ortaya çıkan işsizlik artışına karşı şaşkın davranmamak gerekir çünkü Türkiye’de ekonomiyi harekete geçiren temel bir dinamik hâlâ ortaya çıkartılmamıştır yani hangi dinamiğin işsizliğe neden olduğu ya da ekonomiyi geliştirdiği. Biz bu dinamiğin büyük oranda halkın alım gücünden gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak, var olan genel eğilim -İktidarın da politikası bu- neoliberal iktisatçılar, sermaye hareketinden doğacak bir cari açık telafisi ve sonrasında ortaya çıkacak ihracat ve sanayinin toparlanması olarak durumu ve geleceği özetlemektedir. Ancak, bu politik duruş son on yılda sadece ama sadece büyük oranda işsizlik ve yoksulluk üretmiştir.

Hükûmet var olan yüksek işsizlik düzeyini âdeta normalleştirmeye çalışmaktadır. Ekonominin dinamiklerini emek tarafından kopukmuş gibi göstermekte ve genel ekonomik verileri sadece sermaye hareketleri, kredi notları, borçlanma faizi ve borsaya endekslemiş durumdadır. Bu politika tam anlamıyla bir neoliberal politikadır. Ancak Türkiye’de bu politikaların yaratmış olduğu yıkımlar, Hükûmetin taban bulmaya çalıştığı yoksul kesimlerde reaksiyona neden olmaktadır. Bunun içindir ki Sayın Başbakan, bu genetik uyuşmazlığı, dönem dönem yaptığı gibi, iş adamlarına “Emeği insafsızca sömürüyorlar.” çıkışıyla gidermeye çalışmaktadır. Ancak, bu çıkışın hiçbir anlamı ve ifadesi yoktur, çünkü saha sermayenin, top patronlarındır, kuralları da IMF ve Dünya Bankası koymaktadır. Durum böyle olunca, Türkiye’de işçiler ve emekçiler ne yazık ki bu politikaların altında ezilmektedir. İşsizlik ve yoksulluk artışları belli tepkiler ve karşı hareketler geliştirmekle beraber, sistem açısından esasta tercih edilen bir durumdur. Çünkü artan işsizlik sonrasında bu gibi ülkelerde devreye konan tartışmalar ve çözüm önerileri daha çok esnek ve düşük ücretli çalıştırma konularında yoğunlaşmaktadır, bu da hükûmetlerin işine gelmektedir. Sermaye açısından, düşük ücrete razı olan ülkeler daha fazla tercih edilir durumdadır. Bu durum hükûmetler tarafından bir politik tercihe dönüşmüş durumdadır ve AKP Hükûmeti de ne yazık ki bu politik tercihi uygulamaktadır. Bu durum normal bir istihdam ve ücret rejimi olarak her geçen gün daha da meşruluk kazanmaktadır.

Türkiye’de özel sektör yatırımlarına dönük bir ekonomi politikaları tercihi gelecek konusunda daha fazla ip uçları vermektedir. Kriz döneminde yıllık yaklaşık olarak yüzde 25 gibi oranlarda daralan özel sektör sabit sermaye yatırımları kırılganlıkların geçmesini bekleyecek ve kriz dolayısıyla diğer ülkelerin artan yoksulluklarıyla Türkiye’nin artan yoksulluğu kıyaslanacaktır. Eğer Türkiye daha fazla yoksullaşmışsa buralara gelecektir. Ancak, Türkiye, hâlen, daha, açık yoksul kotasına sahiptir. Önümüzdeki dönem işsizliğin bir üst bandı olan yüzde 13-14 düzeyinde kalıcı olarak oturması ve yoksulluğun daha da kabul edilir bir olgu hâline getirilmesi yılı olacaktır.

Sayın milletvekilleri, işsizlik verilerine göre Türkiye’de istihdam edilenlerin yüzde 72,2’sini erkekler oluşturmaktadır. Bu durum, ucuz iş gücü olarak kadının sömürülme potansiyelinin gelecek dönemde daha da ön planda olacağını göstermektedir. Yine, istihdam edilenlerin yüzde 12,6’sı ücretsiz aile işçisidir. Yine, yaptığı işten dolayı Sosyal Güvenlik Kurumuna kayıtlı olmayanların oranı geçen yılın aynı dönemine göre 1,5 puan artarak yüzde 42,3 olarak gerçekleşmiştir. Tarım sektöründe bu oran yüzde 85,8’dir. Yani tarımda çalışanlar tamamen kaderlerine terk edilmiş durumdadır.

Bu verilere dahi baktığınızda aslında Türkiye’de işsizlik ve yoksulluğun ne düzeyde olduğunu ortaya koyuyor. Ancak Meclis, bu konuda sorumluluk almalı ve Türkiye’deki gerçek anlamda işsizlik oranlarını, kayıt dışı çalışanları, bu sektörde işten çıkartılanları ve bunun toplumun sosyoekonomik ve kültürel yaşamını nasıl etkilediğini araştırmakla sorumludur. Burada sadece genel siyaset üzerinde konuşmak ne yazık ki ülkenin sorunlarını çözmüyor. Aslında ülkede yaşanan temel sorunların, işsizlik, yoksulluk gibi temel sorunların buranın sorunu olması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle Hükûmetin eylem yapan Tekel işçilerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Tuncel. Size de bir dakikalık ek süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP İktidarının eylem yapan işçileri, emekçileri “bölücü”, “öteki” olarak tanımlaması ya da “AKP iktidarını yıpratmak için bunlar eylem yapıyorlar.” gibi yakıştırmalarla aslında işçi ve emekçilerin sesini kısmaya çalışması önümüzdeki dönem AKP’nin aslında önüne çıkacak temel bir konudur. Gerçekten, bu ülkede yoksulların, emekçilerin, işçilerin hak ve özgürlük mücadelesini sahiplenmeyenler, buna çözüm gücü ürütemeyenler önümüzdeki dönemde bu ülkeyi yönetemezler. Ekonomik olarak kendisini geliştirmemiş bir ülkenin, işçisini memnun etmeyen, yurttaşını memnun etmeyen bir ülkenin gelecekte hiçbir istikrarı olmayacaktır. Bunun herkes tarafından görülmesi gerekiyor ve bu konuda bir araştırma önergesi oluşturulmalı, en azından bu veriler, resmî olarak Meclis tarafından sorumluluk üstlenilmelidir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Evet, Sayın Tuncel, teşekkür ederim.

Konuşmanıza başlarken, size “sayın” diye hitap etmediğimden bahsettiniz, zabıtları getirttim, aynen şöyle demişim: “Sayın Tuncel, buyurun.

Sizin de süreniz on dakikadır efendim.”

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – İlkinde demediniz.

BAŞKAN -  Peki.

Efendim, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Bayram Meral.

Sayın Meral, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin işsizlikle ilgili vermiş olduğu öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi işsizliktir. Sabahleyin televizyonu izlerken bir açıklama yapıldı: Türkiye dünyada işsizlik bakımından 3’üncü sırada. Bu, çok acı ve çok düşündürücü.

Değerli arkadaşlarım, işsizlik nasıl önlenecektir? Elbette ki yatırım yapılacaktır, yeni iş yerleri kurulacaktır. İşsizlik bu şekilde belki ortadan kalkmaz ama aza indirilir. Geçmişte, cumhuriyet kurulduğundan Hükûmetiniz kuruluncaya kadar seksen küsur yıllık döneminde, o dönemin hükûmetlerinin yaptığı iç ve dış borç 220 milyar dolar değerli arkadaşlarım. Ne yapmış o parayla bu hükûmetler? 32 tane şeker fabrikası kurmuş, 44 tane çimento fabrikası kurmuş, TÜPRAŞ’ı kurmuş, PETKİM’i kurmuş, Telekom’u kurmuş, PTT’yi kurmuş, Karayollarını kurmuş, Devlet Su İşlerini kurmuş, üniversiteler kurmuş, okullar açmış yani saymayla bitmez değerli arkadaşlarım, bir devleti yaşatabilecek bütün müesseseleri hayata geçirmiş.

Hükûmetiniz kurulduktan sonra iç ve dış borç değerli arkadaşlarım, 500 küsur milyar doları aşmış; 50 milyar dolar da değerli arkadaşlarım özelleştirme gelirini katarsak, 45 milyar da İşsizlik Fonu’ndaki parayı kullanırsa, onu da katarsak 600 milyar doları aşmış bulunmaktadır. Şimdi soruyorum değerli arkadaşlarım, saygıdeğer bakanlarımızın büyük bir bölümü de burada: Ne yaptınız bu parayla? Yeni PETKİM’ler mi kurdunuz? TÜPRAŞ’lar mı kurdunuz? Çimento fabrikaları mı kurdunuz? Şeker fabrikaları mı kurdunuz? Ne yaptınız da bu kadar borçlandınız? Yoksulluğu mu aza indirdiniz? İşsizliği mi aza indirdiniz? Tam tersi, değerli arkadaşlarım, görünürde yapılan hiçbir şey yok.

Hiçbir milletvekili arkadaşımın işsizlikten rahatsız olmadığını düşünemiyorum, hepinizin kapısı çalınıyordur mutlaka. Ama değerli arkadaşlarım, ne yaptınız siz? Kâr eden müesseseleri bile baba baba sattınız. Ne oldu peki şimdi? İşsizlik arttı, elbette ki artacak. Burada değerli arkadaşlarım konuşurken “Özelleştirme yaptık ama adilane yaptık.” diyor. Değerli arkadaşlarım, bakınız, Telekom’u iki buçuk yıllık kârına yani oradan getirilen faizine sattınız; bu, Maliye Bakanlığının Defterdarlığının kayıtları. Daha söyleyeyim size değerli arkadaşlarım: Manisa’daki Sümerbank’ın arazisini il başkanına -parsellettiniz- sattınız. Burada tartışmalar yapıldı. “Adil, adil yaptık.” diyorsunuz ya! Dahası var değerli arkadaşlarım: İstanbul’da, sit alanı olmasına rağmen Bomonti Bira Fabrikasını kime sattınız, kim orada on altı katlı binaları yapıyor? Dahası var değerli arkadaşlarım: Yine, Sümerbank’ın Zeytinburnu’ndaki arsalarını kime sattınız, kaça sattınız? Açıklayın bunları. Hani “adil, adil yaptınız” ya! Sümerbank’ın Malatya’daki 150 dönüm arazisini -şehrin göbeğinde- kendi yakınlarınıza, il başkanınızın çevresi diye adamlarına sattınız. Sayın Başbakanımız da gitti, oradaki, Anadolu’daki en büyük alışveriş merkezinin açılışını yaptı. O alışveriş merkezinin içerisinde Anadolu köylüsünün ürettiği satılmıyor, yurt dışından gelen mallar satılıyor. Ondan sonra da işsizlik arttı. Elbette ki işsizlik artacak.

Tarımı çökerttiniz, hayvancılığı çökerttiniz, tarımla, hayvancılıkla uğraşan vatandaş şehirlere akın etti; köyler boş -hepiniz köyden geliyorsunuz- kimse yok, üreten yok. Ne oluyor ondan sonra? Anadolu insanı şehre geliyor, iki önemli şeye ihtiyacı var: Bir, başını sokacak bir eve ihtiyacı var. İki, akşam çantasında götüreceği, çoluğunun çocuğunun yiyecek ihtiyacını karşılayacak bazı yiyecekler lazım. Bunlar için de çalışması lazım.

Değerli arkadaşlarım, işsizlik, işsizlik… İşsizlik bugün yüzde 20’leri buldu değerli arkadaşlarım, yüzde 20’leri buldu. Türk-İş’in kayıtları, sendikaların kayıtları… Ne olacak peki? Üniversiteyi bitiren gençler “Okusam ne olacak ki?” diyor, bunu ortadan kaldırmamız lazım değerli arkadaşlarım. Yani geleceğinden emin olmayan bir toplum yetiştiriyoruz ve ondan sonra da bu gençlerden belli şeyler bekliyoruz.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, acıdır, TÜPRAŞ’ı, TÜPRAŞ’ın yüzde 61’ini, tekrar ediyorum, yüzde 61’ini 1 milyar 400 milyon dolara sattınız. Adaletten, adillikten bahsediyorsunuz! Petrol-İş Sendikası itiraz etti, yargı iptal etti. Altı ay sonra kaça sattınız biliyor musunuz? Yüzde 51’ini, yüzde 61’ini de değil, 4 milyar 140 milyon dolara! Saygıdeğer milletvekilim, hani sizin adaletiniz? Bu mu adaletiniz? Bunun adı talan değil, vurgun değil, sömürü değildir de, nedir bunun adı, soruyorum size? Çıksın, eski Maliye Bakanı burada oturuyor, “Yalan söylüyorsun.” desin. İşte, böyle talanları, böyle vurgunları Türkiye’de yaşattınız, sattınız müesseseleri. Ondan sonra ne oldu? Türkiye’yi talan ettirdiniz.

Bakınız: Türk Telekom Araplara satıldı, Telsim İngilizlere satıldı, Turkcell Finlandiyalılara satıldı, Aria Lübnan’a satıldı, çimento fabrikaları Fransızlara satıldı, şeker fabrikaları Fransızlara satıldı, PETKİM Kazak-Ermeni ortaklığına satıldı. Hangi birisini sayayım değerli arkadaşlarım? Türk ekonomisinin -sizin kendi yetkilileriniz açıklıyor- yüzde 75’i yabancı sermayenin eline geçti.

Yatırım yapacaksınız. Hangi özel sektör doğuda, güneydoğuda yatırım yapacak değerli arkadaşlarım? IMF’nin programlarına uydunuz, kamuyu devreden çıkardınız. Karma ekonomiyle bu müesseseler hayata geçirilmişti. Yapsın bir özel sektör, gitsin bakayım, hadi! Güneydoğuda, doğuda bir yatırım yapsın, oradaki insanların akışını durdursun, oradaki gençlere iş versin. Var mı bunu yapacak böyle bir zat değerli arkadaşlarım? Yok. Ne olacak peki? Gençler Anadolu’dan gelecek, şehirlere akın gidecek, ondan sonra burada bazı olumsuzluklarla karşı karşıya geleceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, işsizlik daha da artıyor. İşsizler ordusuna şimdi esnafı da kattınız. Şurada bakıyorum, protesto olan senet sayısı 2002 yılında 498.748 iken, 2009 yılında değerli arkadaşlarım, 816.171’e çıkmış, 2 katı. Protesto olan çekler de aynı durumda. Ne oluyor peki? İş yerlerini kapatıyor esnaf, işsizlerin safına geçiyor. Bunlara çözüm bulacaksınız muhterem arkadaşlarım, iktidar olmanızın sorumluluğu bunu gerektiriyor. Uzağa gitmeyin, kayıt dışından bahsediyor bazen Sayın Başbakan, işverenlere bazen tosluyor “Sömürü yapıyorsunuz.” diyor.

Sayın Meclis Başkanı yönetiyor, ben kendisinden rica ediyorum: Şurada bir temizlik şirketi var, acaba burada işe alınan işçilerin durumu nedir? Sürekli aynı işçiler mi çalışıyor yoksa devridaim mi yapıyorlar değerli arkadaşlarım? Burada kaçak işçi çalışıyor mu çalışmıyor mu merak ediyorum.

İki müessese oluşturdunuz Türkiye’de, güvenlik görevlileri, temizlik şirketleri. Devleti bu hâle getirdiniz saygıdeğer AK PARTİ’liler. Başka bir müessese var mı? Çürüttünüz, dev gibi kamu kuruluşlarını bitirdiniz değerli arkadaşlarım. Binlerce insan orada çalışıyordu, üretiyordu, devlete katkı sağlıyordu. Siz, istihdam olduğu zaman sanki işsizlere iş bulunuyor gibi düşünüyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Meral, sizin de on dakikalık süreniz doldu. Size de bir dakikalık ek süre vereceğim, lütfen tamamlayın.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Yapacağınız müessese üretecek, pazara sunacaksınız, orada kâr sağlayacaksınız ve orada hem müessese ayakta duracak hem üretim artacak hem istihdam artacak. Böyle bir planınız, programınız yok değerli arkadaşlarım. Sattınız, bir şey de kalmadı Allah’a şükür. E, şimdi ne oldu? Gelir de yok, onları da yedik, gitti.

Yani bir hükûmet düşünün ki, bir bütçe düşünün ki değerli arkadaşlarım, yatırımlara 22 milyar ayırmış, faizlere 59 milyar ayırmış, bütçe açığı da 50 milyar TL. Hangi yatırımı yapacaksınız bununla? Bununla bir yatırım yapabilir misiniz? Bütçeniz bu değerli arkadaşlarım, bununla bir yatırım yapamazsınız. Özel sektör zaten kendi derdine düşmüş, kendini kurtaramıyor, sizden ha bire kredi bekliyor. İşte, getirdiğiniz Türkiye bu, Türkiye’yi bu hâle getirdiniz değerli arkadaşlarım; üretimi yok, tüketimi çok, işsizi çok, fakiri çok, hırsızı çok. İşte, sizin getirdiğiniz Türkiye bu değerli arkadaşlarım. Size hayırlı olsun!

Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Meral, teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde, aleyhte olmak üzere son söz Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli’ye aittir.

Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu grup önerisi vesilesiyle önemli bir konuyu tartışıyoruz. İşsizlik konusu, gerçekten son derece önemli, bütün toplumlar için, bütün ülkeler için, hayati sorunlardan bir tanesi. Sadece bugünün sorunu değil, bütün dünya için, bütün ülkeler için, geçmişin de en büyük sorunlarından bir tanesi ve muhtemelen, gelecekte de her zaman tartışılmaya, değerlendirilmeye konu olacak önemli bir konu.

Tabii, arkadaşlarımız, burada, bu sorunla ilgili, işsizlikle ilgili birtakım açıklamalarda bulundular, birtakım rakamlar verdiler. Tabii, kullanılan rakamlar, TÜİK’in rakamları doğal olarak. TÜİK, uzun yıllardan beri, hane halkı iş gücü araştırması yöntemiyle bu konuda kamuoyunu bilgilendirmekte ve bir istatistik tutmaktadır ve bunları da yayınlamaktadır. Bu konuyla ilgili, TÜİK’in belirleme yöntemi uzun yıllardan beri hiç değişmemiştir, aynıdır yani TÜİK, bu rakamları belirlerken, bu tespitleri yaparken, bugün hangi yöntemi kullanıyorsa geçmişte de aynı yöntemi kullandı, on yıl önce de aynı yöntemi kullandı, yirmi yıl önce de aynı yöntemi kullandı. Bu, son derece önemli çünkü bazen, TÜİK’in rakamlarıyla başka rakamlar karşılaştırılıyor yani elmayla armut karşılaştırılıyor. Tabii, böyle bir yöntem, doğru sonuca ulaşmamıza engel teşkil eder. Bu itibarla, tutarlı olabilmek için aynı rakamları kullanmamız gerekiyor yani TÜİK’in rakamlarını kullanmamız gerekiyor ki biraz önce arkadaşlarımız bunu ifade ettiler.

En son, ocak ayı itibarıyla TÜİK’in yayınladığı rakamlara baktığımızda, işsizlik oranı, 2009 sonuna göre 1 puan artmış gözüküyor yani 13,5’tan 14,5’a yükselmiş gibi gözüküyor. Hakikaten genel işsizlik oranına baktığınızda bu rakam böyle. Ancak burada detaylandırılması gereken iki konu var. Bir tanesi: Aynı dönemi, hangi dönemle karşılaştırıyorsak, bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırmamız gerekiyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – 2002 ile de karşılaştır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani biraz önce ifade etmeye çalıştığım o tutarlı değerlendirme için bunun mutlaka yapılması gerekiyor. Eğer şu anda biz ocak ayı istihdam rakamlarını ve işsizlik rakamlarını konuşuyorsak bunu 2009’un Ocak ayı rakamlarıyla karşılaştırmamız ve ona göre bir tespitte bulunmamız, değerlendirme yapmamız gerekiyor. Aksi hâlde, varacağımız sonuç doğru bir sonuç olmaz. Birincisi bu. Ha, bu açıdan bakıldığında…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – 2002’yle de karşılaştır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onların hepsine geleceğim.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hiç, hikâye okuyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 2009’un Ocak ayında rakamlar, işsizlik oranı yüzde 15,5.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Canikli, 2002’yle başlamıyorsun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 2009’un Ocak ayında genel işsizlik oranı yüzde 15,5. 2010’un Ocak ayında, yani en son yayınlanan rakamlara baktığınızda, bu rakam yüzde 14,5’a gerilemiş. Yani 2009’a göre, 2010’da şu anda işsizlik oranları 1 puan azalmış değerli arkadaşlar.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Vay be, vallahi helal olsun sana!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, bunlar TÜİK’in rakamları, çok net, açık bakın. TÜİK’in İnternet  sitesine girin, karşınıza bu rakamlar çıkacak. Hiçbir tereddüt yok, hiçbir sorun yok, aksini kimse söyleyemez.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Başbakan sabah öyle demedi ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bana kimse şunu söyleyebilir mi: “2009’da TÜİK’in rakamlarına göre işsizlik oranı yüzde 15,5 değildi.” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz, çünkü öyleydi. 2009’un Ocağında işsizlik oranları yüzde 15,5, şu anda 14,5. 1 puan azalmış. Bu bir gerçek, altını çizelim. Bu bir.

İkincisi, daha önemlisi değerli arkadaşlar…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sanal bir işlem yapmışsınızdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Büyük başarı elde etmişler, bravo!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İkincisi: Bakın, sanal bir işsizlik vardır, sanal istihdam vardır. Bu doğrudur.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kaç kişiyi istihdam ettiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama nerede?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sanal istihdam!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Arkadaşlarımızın söylediği gibi değil, tarımda, değerli arkadaşlar, tarımda.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – O zaman Hükûmet de mi sanal?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tarım sektöründe gerçekten sanal bir istihdam vardır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Yani aslında yoktur.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerçek anlamda işsizlikte ve istihdamda 2002’den… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen konuşan hatibe müdahale etmeyelim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …2003’ün başından itibaren ne gibi gelişmeler olduğunu tam doğru tahlil edebilmek için “tarım sektörü” ve “tarım dışı sektör” olarak ayırmamız gerekiyor ve işsizlik rakamlarını da buna göre belirlememiz, ortaya koymamız gerekiyor değerli arkadaşlar.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana)- Ayıp, ayıp!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir tarım sektörü var, bir de biliyorsunuz, tarım dışı sektör var.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Canikli, yalakalık bir iş midir?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu konuştuğumuz işsizlik oranları, genel işsizlik oranları.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Canikli, yalakalık bir iş midir?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tarım ve tarım dışı işsizlik oranlarına baktığımız zaman, arkadaşlarımızın değerlendirmelerinin doğru olmayacağı ortada değerli arkadaşlar.

Bakın, eğer izin verirseniz ve benim tavsiyem, bütün arkadaşlarımızın bunları dinlemesinde fayda var çünkü, sonuçta bunlar Türkiye'nin rakamları, gerçek rakamlar.

Tarım sektöründe çalışanlar var, tarım dışında çalışanlar var. Bir ülkenin, bir ekonomi yönetiminin, bir hükûmetin istihdamdaki, işsizlikteki gerçek performansı tarım dışı alanda oluşturduğu yeni istihdam kapasitesiyle ölçülür değerli arkadaşlar.  Yani fabrikada çalışan işçiler, hizmetlerde çalışan işçiler, oralardaki işsizlik ve istihdam son derece önemli, oraya bakmamız lazım esas itibarıyla, çünkü -ifade etmeye çalıştım- tarımdaki çalışma sanal bir çalışmadır.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hani TÜİK değiştirmemişti hesaplama yöntemini?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunu ben söylemiyorum, bunu bütün iktisatçılar söylüyor. Açın, bakın, iktisat fakültelerinin birinci sınıflarında okutulan iktisat kitaplarında bu konu belirtilir, denilir ki: “Tarım sektöründe ‘gizli işsiz’ diye bir kavram vardır.” Nedir bu gizli işsiz?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Canikli, sinekten yağ çıkmaz, uğraşma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aslında çalışıyor gibi gözüküyor tarımda, istihdam rakamlarında yer alıyor ama gerçekte çalışmıyor. Ona biz “gizli işsiz” diyoruz. Yani iktisat bilimi diyor, biz demiyoruz.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sokaklara bak kardeşim, sokağın hâline bak!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun ölçümü nasıl yapılır? Ölçümü şöyle yapılır: Eğer o sektörde, yani tarım sektöründe bazı çalışanlar sektörden ayrılmasına rağmen üretimde bir azalma meydana gelmiyorsa o zaman demek ki orada gizli işsiz vardır, sanal bir işsizlik vardır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Cambazlığı bırak, cambazlığı! Rakam cambazlığını bırak! Olmuyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Neden? Çünkü, orada çalışanların bir kısmı, tarımda çalışanların bir kısmı oradan ayrılıyor, daha doğrusu, çalışıyor gözükenlerin bir kısmı -özellikle aile işletmeciliği bünyesinde çalışanların bir kısmı- oradan ayrılıyor, başka alanlarda iş aramaya gidiyor ama tarım sektöründe üretim azalmıyorsa, hatta artıyorsa, orada bir gizli işsizlik vardır değerli arkadaşlar, bir sanal istihdam vardır. Dolayısıyla, şimdi rakamlara baktığınızda, 2002 yılında tarımda kaç kişi çalışıyormuş Türkiye’de? Tarım kesiminde 2002 yılında yani AK PARTİ devraldığında 7 milyon 458 bin kişi çalışıyormuş, daha doğrusu çalışıyor gibi gözüküyormuş, gerçek rakamlar bunlar. Peki, bugün durum nedir? Yani 2010’un Ocağına baktığınız zaman tarımda çalışanların sayısı, değerli arkadaşlar, 5 milyon 36 bine düşmüş yani yaklaşık olarak 2,5 milyon kişi, 2,5 milyon çalışan gözüken insan tarım kesiminden ayrılmış, diğer tarım dışı alana yani imalat sanayisine yani hizmetler sektörüne, orada iş aramaya gitmiş değerli arkadaşlar.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Yani orada iş bulmuş değil mi, iş bulmuş?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Esasında bu 2,5 milyon kişi var ya yani 2002 yılında tarımda çalışıyor gibi gözüken ancak gerçekte çalışmayan bu insanlar, üretimden ayrıldığı hâlde yani tarım kesiminden ayrıldığı hâlde bu sayı 7,5 milyondan yaklaşık olarak 5 milyona düştüğü hâlde…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sen bunları vatandaşa anlat, vatandaşa!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …tarım kesiminde üretim azalması yok, tam aksine tarım kesiminde üretim artmış. Dolayısıyla bunlar gizli işsiz yani  tarımdan kopanlar gizli işsiz. Buna rağmen tarımın istihdamdaki payı yani toplam çalışanların tarım kesimi içerisindeki payı 2002 yılında yüzde 34’ten, şu anda yüzde 23’lere düşmüş değerli arkadaşlar. Bu oran bile çok yüksek. Buradan bir sonuca varacağım, gelişmiş ekonomilere, OECD ülkelerine baktığınız zaman tarımda çalışanların toplam istihdama oranı nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar: Yüzde 5 ile 11 arasında değişir yani bu dönüşüm gerçekleşecektir. Tarımda çalışıyor gözüken sanal istihdam buradan kopacak, kopmaya devam edecek ve diğer alanda iş aramaya başlayacak. Biraz önce söylediğim husus neydi?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Tekel işçileri ne oldu, Tekel işçileri?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hükümetin gerçek performansını ölçmek istiyorsak, tarım dışında fabrikalarda ne olmuş, ticarette ne olmuş, istihdam nasıl olmuş onlara bakmamız lazım.

Bakın, çarpıcı bir rakam değerli arkadaşlar: 2002 yılında tarım dışı alanda çalışanların toplam sayısı ne kadar? 13 milyon yani AK PARTİ hükûmetleri devraldığında tarım dışında çalışan insanların toplam sayısı 13 milyon 896 bin imiş. Peki, bugün ne olmuş? Hepsi TÜİK’in rakamları, bugün nedir biliyor musunuz bu rakam: Tam 16 milyon 126 bin değerli arkadaşlar. 16 milyon 126 bin, yani AK PARTİ tarım dışı sektörde 3 milyona yakın, hatta 3 milyondan fazla bir istihdam oluşturmuş, iş imkânı oluşturmuş.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İşsizlik niye artmış o zaman?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerçek rakam bu, gerçek, dikkate alınması gereken rakam bu değerli arkadaşlar. Aksi bir tespit bilimsel değil. Ha bununla şunu söylemiyoruz: İşsizlik problem değildir, büyük problem değildir demiyoruz, İşsizlik oranı hâlen düşüktür demiyoruz. Tam aksine, işsizlik Türkiye'nin en büyük problemlerinden bir tanesidir.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Artmış mı, azalmış mı, onu da söyle.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ve istihdam geliştirmek için her türlü politikanın üretilmesi gerekir. Söylemeye çalıştığımız şu: AK PARTİ’nin ekonomi politikası gerçek anlamda bir istihdam kapasitesi oluşturmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Canikli, size de bir dakika ek süre veriyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – AK PARTİ hükûmetlerinin “sanal” dediğiniz, sanal diye hafife aldığınız o ekonomi politikasıyla 2002’den bugüne kadar tarım dışı sektörde, değerli arkadaşlar, 3 milyondan fazla iş imkânı ortaya çıkarılmış fabrikalarda, gelişen teknolojiye rağmen.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Türkiye batağa gidiyor, batağa.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, hem artan bir nüfus var, ona iş bulacaksınız hem de biraz önce ifade ettiğim -ve bunun sayısı 2002’den bugüne kadar tam 2,5 milyon- tarım kesiminden tarım dışı alanda iş aramaya gelen insanlara istihdam imkânı sağlayacaksınız. Biz bunların hepsini başarıyla gerçekleştiriyoruz. AK PARTİ bunu yapıyor değerli arkadaşlar.

Sizin şuna bir itirazınız var mı: 2002 yılında 13 milyon 800 bin olan tarım dışı istihdam şu anda 16 milyona çıkmış, buna bir itirazınız var mı? (MHP sıralarından “Var.” sesleri) Var mı itirazınız? Açın, bakın TÜİK’in rakamlarına, çok net olarak görebilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sanal, sanal Nurettin, sanal o rakamlar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerçeklerden korkmayalım değerli arkadaşlar, gerçekleri konuşalım. Çok genel, yüzeysel bilgilerle burada yapacağımız değerlendirmeler yanlış olabilir, detaya inelim. Ayrıntılar detayda gizli ve gerçeği yakalamak için detaya inmemiz lazım. Çok genel ifadelerle konuştuğumuz zaman sizin sonucunuza ulaşılır, o doğru değil. Gerçek sonuca ulaşmak için tarım ve tarım dışı diye ayırmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Köylünün, çiftçinin yanına beraber gidelim, soralım bakalım, orada konuş.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan milletvekili arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğiz.

Sayın Anadol, Sayın Ergin, Sayın Özyürek, Sayın Yıldız, Sayın Emek, Sayın Kart, Sayın Gök, Sayın Çöllü, Sayın Özkan, Sayın Köse, Sayın Susam, Sayın Oksal, Sayın Meral, Sayın Kaptan, Sayın Koçal, Sayın Sönmez, Sayın Diren, Sayın Akıncı, Sayın Bingöl, Sayın Karaibrahim, Sayın Arat.

Tamam efendim, 20 kişi olmuş, teşekkür ederiz.

Elektronik sistemle yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (10/189) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisine geçeceğim ancak İzmir Milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Vural’ın Başkanlığımıza vermiş olduğu yazılı bir talebi var, okuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Usul tartışmasını açtıktan sonra aleyhinde söz istememe rağmen söz vermediniz. İç Tüzük 61’e göre aykırı bir uygulama yapılmıştır. İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açılarak aleyhte söz talep ediyorum.” diyor Sayın Vural.

Değerli arkadaşlarım, usul tartışmasıyla ilgili müzakereler devam ederken, birçok arkadaşımız lehte ve aleyhte söz talebinde bulundu, ben de tespit edebildiğim arkadaşlarıma, iki aleyhte, iki lehte olmak üzere söz verdim.

Zabıtları getirttim, inceledim, gerçekten Sayın Vural da söz talebinde bulunmuş ama ben, o yoğun söz talebi içerisinde kendisinin bu söz talebini tespit edememişim. Aslında İç Tüzük’e göre bu taleplerin yazılı olarak Başkanlığa sunulması gerekir. Daha sonra kendisi söz talebinde bulunduğunu ifade edince, lehte bir kişiye söz imkânı kalmıştı, ben söz vermek istedim ama kendisi kabul etmediler.

Burada bir kasıt falan söz konusu değildir, tespit edebildiğim, görebildiğim arkadaşlarıma söz verdim, bunu kendisi de biliyor. O nedenle İç Tüzük’e aykırı bir hususun olmadığı düşüncesindeyim.

Sayın Vural, bir şey söyleyecek misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii, İç Tüzük gereği 63’e göre bu yaptığınız işlem doğru olmamıştır. Dolayısıyla, usul tartışması açmanız gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Vural, şimdi diyelim ki bir tartışma yaptık, bunun bir geri dönüşü var mı? Yani bunun sağlayacağı bir fayda var mı bizim yasama faaliyetimize?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, her usulsüzlüğe karşı söyleyeceğimiz söz olacaktır bizim. Biz haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değiliz.

BAŞKAN – Usul hakkında söz talebinde ısrarlısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – 63’üncü maddenin ikinci fıkrası “Bu yolda bir istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye söz verilir.” demektedir.

Aslında usul tartışması içinde usul tartışması yapıyoruz. O nedenle, İç Tüzük’ün Başkanlığıma vermiş olduğu buradaki imkânlar içerisinde, bir lehte, bir aleyhte arkadaşıma söz vereceğim ve beşer dakikalık bir süre kendilerine tanıyacağım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, yeni bir tartışmaya neden olmayın, ikişer kişi…

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük’ü okursanız bunun…

Başka talep var mı? Sayın Canikli’nin lehte talebi var.

Sayın Vural, buyurun.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Açılan usul tartışmasında, söz istem sırasına göre söz vermeyerek İç Tüzük’ün 61’inci maddesine aykırı uygulama yapması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, siz Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanısınız. Gerçekten, burada bir özel gündemle de toplanmadık. Ama, özel bir gündemle toplanmış, özel bir talimatla eğer buraya gelmişseniz, doğrusu Meclis Başkanlığı sıfatıyla yakıştıramadığımı ifade etmek istiyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp! Ayıp!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sizin buraya gelmeniz muhalefetin sesini kısmak, İç Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızı gasbetmekse kim olursanız olun bu hakkımızı yedirmeyeceğiz. [MHP ve CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Bravo(!)” sesleri] Evet. Ne olacak?

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

Değerli milletvekilleri, Sayın Vural konuşsun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ne yapacaksınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Burası serbest kürsü, hür kürsü.

Değerli arkadaşlarım, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – Uyarın efendim, grubunuzu uyarın.

BAŞKAN – Lütfen… Tüm gruplarımızı sükûnete davet ediyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Grubunuzu uyarınız.

BAŞKAN – Tüm gruplarımızı sükûnete davet ediyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Grubunuzu uyarınız.  

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hayır efendim. Bizi niye uyarıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen siz devam ediniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, bizi niye uyarıyorsunuz? Bizden ses çıkmıyor, niye uyarıyorsunuz? Orayı uyarın.

BAŞKAN – Bakın, efendim, oradan da bağırıyorlar.

Sayın Anadol, her taraftan sesler geliyor. Tabii iktidar partisi grubunu da… Lütfen…

Sayın Vural, devam edin, buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, sizden müsaade gelirse… Siz konuşuyorsunuz, siz konuşurken bana konuşmak… Herhâlde haksızlık olur.

BAŞKAN – Sayın Vural, diyorsunuz ki: “Arkadaşlarımızı ikaz edin.” Ben de ikaz ediyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkanım, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanısınız. Size söyledim, düğmenizi yanlış iliklediniz.

BAŞKAN – Yok...

OKTAY VURAL (Devamla) – Ve bugün hangi amaçla geldiniz buraya?

BAŞKAN – Düğmem doğru efendim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Merakınızdan dolayı mı? Yoksa, burada İç Tüzük gereğince muhalefetin hakları karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak bugün ilk defa rastladığımız, iki kişiye söz verilmesine rağmen, bire indiriyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir hakkı yok.

OKTAY VURAL (Devamla) - Güzel, tebrik ediyorum sizi! Hakikaten tebrik ediyorum sizi! Bugün geldiğimiz bu noktada aslında, yasaları değiştirerek keyfî yönetimi sağlamak isteyen zihniyetin iç yüzünü de görüyoruz. Bugün keyfî bir yönetim var. İç Tüzük’te yazıyor değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’te yazıyor, diyor ki: “İsteme göre söz sırası verilir.” Bakın burada, Sayın Başkana söyledim. Üzülerek ifade ediyorum, bakın:

“Sayın Başkan 63’e göre…

Başkan - Siz 63’e göre usul tartışması mı istediniz?

Oktay Vural (İzmir) – Evet.

Hakkı Suha Okay (Ankara) – Evet efendim.

Başkan – Peki efendim, buyurun.

Oktay Vural (İzmir) – Efendim, aleyhte.

Başkan – Peki, buyurun.”

Siz hangi hakla benim… Söylememe rağmen “Tutanakları getirin. Yanlış yapıyorsunuz.” dedim size. Bakın yolu da gösterdim. “Tutanakları getirin. Gerekirse söz verdiğiniz hatibi indirmemek üzere söz hakkımı da devretmeye hazır olurum.” dedim.

Nedir bu?.. Bu hırs nedir ya?.. Ne olacak?.. Yani ne olacak?.. Yani bu zalim yönetimlere teslim edilecek milletimizin iradesi olmayacağını herkes görecek. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesleri, gürültüler) Herkes bunu böyle görecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Hiç… Allah’a şükür. Onun için, biz zulüm karşısında susmayız. Elinizde bir imkân var, size söylüyoruz.

Sayın Meclis Başkanı, Sayın Meclis Başkanım, bakın burada, sizi İç Tüzük’e davet ettim. “Tutanakları getirin.” dedim ve maalesef bununla ilgili talebim olmasına rağmen “Diğer işlerden önce konuşulur.” hükmü olmasına rağmen onu da uygulamadınız.

Şimdi, biz size nasıl güvenelim? Nasıl güvenelim söyleyin? İstirham ediyorum, size nasıl güvenebileceğimizi ifade buyurunuz. Size, bakın bütün bunları samimiyetimle, tutanaklara da geçmek üzere “Ara verin.” dedim. “Tutanaklara bakın, benim söz talebim var.” dedim ve size doğru yolu gösterdim, doğrusunu gösterdim. Ne bekliyorsunuz ya?.. Ne yapacaksınız, bizi Meclisten mi atacaksınız ya? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ha, ne yapacaksınız? Sesimizi mi keseceksiniz? Sözümüzü mü keseceksiniz? Ha…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tahrike devam!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sen fazla tahrike geliyorsun galiba Bekir.

Evet, Sayın Meclis Başkanım, bu İç Tüzük benim hukukumdur. Bakın, bu söz vermeniz bile… Söz verdiniz, biraz önce siz söylediniz. Ne olacak peki?.. Ne olacak?.. Söz verdiniz. Usul hakkında, doğru olsa bile ne yapacaksınız siz şimdi? Yapacağınız bir şey yok. Ama bir Meclis Başkanının bu duruma düşmesinden biz memnun mu oluyoruz? Niye memnun olalım yahu, niye memnun olalım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ha, biz burada “Meclisi siz mi yöneteceksiniz, ben mi yöneteyim? Siz mi uyaracaksınız, ben mi uyaracağım?” diyenlerden de değiliz. Onu dedikleri zaman da hadlerini bildiren bir grup olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, süreniz doldu efendim. Size de bir dakika ilave süre vereyim ilave edeceğiniz bir şeyler varsa.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, Sayın Meclis Başkanım… Bakın, “Meclis Başkanım” diyorum çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanısınız. Dolayısıyla burada bütün bu usul tartışmalarıyla yıpranan sizin yönetiminiz ve konumunuzdur. Meclis Başkanının parti faaliyetlerine katılamayacağı hükmü aynı zamanda, sadece faaliyetlerine katılamama değil, bir partinin meclis başkanı gibi yönetim gösteremeyeceğine dairdir. Lafzıyla da ruhuyla da sizi Meclis Başkanı gibi davranmaya davet ediyorum.

O bakımdan, bu gibi konularda, yanlış yaptığınız bu usul tartışması bile maalesef, bir Meclis Başkanı olarak Meclis İçtüzüğü’ne uygun hareket etmediğinizi ispatlamıştır. Bundan sonra da yönetiminize herhangi bir güvenimizin olmadığını ifade etmek istiyorum.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Usul tartışmasıyla ilgili, lehte Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, ben de aleyhte istiyorum efendim, aleyhinize istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de aleyhte istiyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, bir lehte, bir aleyhte kişiye…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, şimdiye kadar hep iki…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de aleyhte istiyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İlk kez böyle bir uygulama… Bir şey mi yetiştiriyoruz Sayın Başkan, aceleniz ne?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani “4-5 kişiye verilmez.” diyor, en fazla…

Ben de aleyhte istiyorum Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, değerli milletvekilleri, elinizdeki Tüzük’ü okursanız, 63’üncü maddenin ikinci fıkrasını değerlendirirseniz…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Uygulama ne olacak Sayın Başkan? İlk defa böyle bir uygulama oluyor.

BAŞKAN – …Meclis başkanlarına bu inisiyatifin, bu hakkın verildiğini göreceksiniz. Ben de burada tanınan imkânlar nispetinde, ölçüsünde bir lehte, bir aleyhte söz verdim.

Şimdi Sayın Canikli’de söz.

Buyurun efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bu ilk defa oluyor yalnız, bu Mecliste bu ilk defa oluyor. İlk defa oluyor bu.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen oturunuz. Lütfen oturunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne kadar tarafsız olduğunuz…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesinde açılan tartışmada Sayın Başkanın tutum ve davranışının İç Tüzük’e uygun olduğunu, bu çerçevede söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, çok önemli çalışmalar yapıyoruz. Burası milletin iradesinin tecelli ettiği kutsal bir mekân ve saat 13.00’ten beri yaptığımız görüşmelerde, içeriğe baktığınız zaman, tartışma üslubuna baktığınız zaman sanki birileri burayı germeye çalışıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Geren Başkan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sanki bu çalışmaları…

RECEP TANER (Aydın) – Meclis Başkanı…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Eleştiri olabilir, bakın değerli arkadaşlar, bunun da bir yöntemi vardır, üslubu vardır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Geren orada, geren orada!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, şöyle bir “zalim yönetim” kavramı gibi bir kavram hangi Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine yakıştırılabilir -geçmişte ve bugün- böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Bu son derece büyük haksızlık değil mi?

RECEP TANER (Aydın) – AKP Hükûmetine, AKP’ye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu ifade aslında millete yöneltilen bir ifadedir.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Gerçeklerden kaçmayın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O Hükûmeti göreve getiren kimdir? O Meclisi seçen kimdir? Millettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer “zalim yönetim” diyorsanız, bu ifade millete gidiyor. Ne konuştuğunu herkesin bilmesi gerekir değerli arkadaşlar, çok talihsiz ifadeler bunlar gerçekten.

Ne yaptı Sayın Başkan? Bakın, biraz önce hep birlikte bu tartışmayı yaşadık. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler) Sayın konuşmacı, talep eden sayın konuşmacı, önce gerçekten söyledi fakat daha sonra, Sayın Başkan tekrar ettiğinde, o ara ifade etmedi. Ben çok yakinen izliyorum buradaki tartışmaları. Önceki talep unutulduğu için de -çok normal, olabilir yani- burada ne bir kasıt var -açık olarak ortada- kasıt söz konusu değil. Çünkü, sonuçta Sayın Vural da konuşsa muhalefete mensup bir arkadaşımız konuşacaktı, konuşmacı da yani diğer konuşmacı da, aleyhe konuşan konuşmacı da muhalefete mensup bir arkadaşımızdı. Burada Sayın Başkanın kastının olması söz konusu bile olamaz, çok net olarak. Buradan yola çıkarak bu ifadeleri kullanmak gerçekten çok büyük haksızlık.

Bakın, biz, ısrarlı bir şekilde, bu değişikliği millet iradesine götürmek istiyoruz, milletimizin kanaatini almak istiyoruz. Niye kaçıyorsunuz değerli arkadaşlar?

ATİLA EMEK (Antalya) – Kim kaçıyor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Neden korkuyorsunuz? Milletten korkmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Millet iradesinden korkmayın. Hepimizin gideceği yer orası, rahat olun.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Biz milletten korkmayız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Eleştirinizi yapın, tartışmaları yapalım ama millete gidelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz millet değilsiniz demek ki! Buradakiler milleti temsil etmiyor!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Hakemliği millete bırakalım, takdiri millete bırakalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar memurun herhâlde öyle mi? Senin memurun mu bunlar?

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, usul tartışmasını dinledik. (MHP sıralarından “Seçime gidelim” sesi) Tutumumda herhangi bir değişiklik olmamıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisine geçiyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Yahu, söz istiyorum, söz!

BAŞKAN – Okutacağım ve oylarınıza sunacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında… Bakın, usul tartışmasını açtınız. 63’üncü maddede diyor ki: “En çok 2 kişiye söz verilir.” Orada “En çok 2 kişi.” diyor, “1 kişiye verilir.” demiyor.

BAŞKAN – En çok…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışmasının usulü vardır. Yani tek kişinin yaptığı konuşmayla usul…

BAŞKAN – En çoğun en azı da vardır Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, çok taraflı hareket ediyorsun!

BAŞKAN – “En çok” diyor, “en az” deseydi haklı olurdunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bana söz vermek zorundasınız!

BAŞKAN - Lütfen… Sayın Genç, lütfen oturur musunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben tutumun aleyhinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 63’üncü madde en çok…

BAŞKAN – Lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben söz istiyorum.

BAŞKAN - Lütfen oturunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, orada kısıtlayıcı yetkiniz yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, usul tartışmasını açtınız.

BAŞKAN – Sayın Hakkı Suha Okay, Ankara Milletvekili, CHP Grubu… Affedersiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bir dinleyin efendim!

BAŞKAN - Öneriyi okutuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Usul tartışmasını açtınız, 1 kişiyle sınırlayamazsınız!

 BAŞKAN – Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 19.04.2010 Pazartesi günü (Bugün) yaptığı toplantısında…

BAŞKAN – Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bakın, usul tartışmasını açtınız.

BAŞKAN – Uygulamam tamamen İç Tüzük’e uygundur. Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, keyfî hareket etme! Usul tartışmasını açtınız.

BAŞKAN - Lütfen oturunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, 1 kişiyle sınırlayamazsınız.

BAŞKAN – Okuyun.

“…siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.”

                                                                                                       Hakkı Suha Okay

                                                                                                               Ankara

                                                                                                    Grup Başkan Vekili”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz usul tartışmasını açtınız, söz vermek zorundasınız! Söz vermek zorundasınız efendim!

BAŞKAN – Yerinize oturur musunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu meseleyi halletsene!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz istiyorum! Söz istiyorum!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 63’üncü maddeyi okusana! Diyor ki: “En çok 2 kişiye söz verilir.” diyor. Yani “2 kişiden fazlasına söz verilmez.” diyor. Burada onu getirip, 1 kişiye söz verilir demez. Şimdiye kadar da tek kişiye söz verilmemiştir.

BAŞKAN – Uygulama tamamen İç Tüzük sınırları içerinde yapılmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani ya orayı tarafsız yönet veyahut da o kürsüde oturamazsın!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturun. Lütfen… Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya orayı tarafsız yöneteceksin ya orada oturamazsın!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Ankara Milletvekili ve Grup Başkan Vekili…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, ben burada laf söylüyorum! Benim söz hakkımı vermek zorundasın!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada kaba kuvvetle hareket etmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Otur Yerine!” sesleri)

BAŞKAN - Sayın Hakkı Suha Okay, buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, Sayın Başkanım, yanlış yapıyorsun!

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturunuz.

Okuyun.

 “Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışmasını açtın, sonunu getirmek zorundasın!

BAŞKAN – Sayın Genç, bakın hakkınızda disiplin hükümleri uygulayacağım. Lütfen… Lütfen oturunuz yerinize.

Okuyun.

“(10/676) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 19.04.2010 Pazartesi günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.”

BAŞKAN – Bana disiplin hükümlerini uygulatmak zorunda bırakmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Disiplin hükümlerini uygula!

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Okay, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, yani biz burada söz isteyince disiplin hakkını mı uygulayacaksın? Yani orada oturanlar… Burada konuşma hakkımı kısıtlayan sensin, aslında sana disiplin uygulamak lazım!

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu? Söz hakkımı vermek zorundasın.

(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen oturunuz.

Sayın Okay, buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) -  Ortam müsait değil ya!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz yerinize.

Sayın Okay buyurun, davet ettim sizi.  

Siz eğer vazgeçmişseniz başka arkadaşı davet edeceğim. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hayır, dediğinizi anlamıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ne söylediğinizi anlamıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın orayı, bırakın! Terk edin!

BAŞKAN – Ne bağırıyorsunuz! Nedir bu hâliniz!  Nedir bu hâliniz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürsü sizin istediğiniz gibi… Ne demek ya?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ayıp yahu!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayıp be!

BAŞKAN – Bir grubumuzun önerisi üzerinde söz talepleri oldu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, burada bir milletvekili konuşuyor, ya onu susturacaksınız ya onu da konuşturacaksınız burada.  Yani bu  ikisi birden nasıl olacak?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kale almamak olur mu milletvekilini yahu! Yok mu sayıyorsun bizi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ya disiplini uygulayacaksınız…

BAŞKAN – Efendim, usule aykırı bir tutumumun olmadığı düşüncesiyle size söz vermiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, İç Tüzük’e aykırı bir şey değil, söz istiyorum, söz. Söz istemek İç Tüzük’e aykırı değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keyfinize göre “İstersem veririm, vermem…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aç 63’üncü maddenin ikinci fıkrasını, oku!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Meclisi böyle yönetemezsin!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışması açılınca iki lehte, iki aleyhte söz verilir.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kısıtlayıcı uygulayamazsınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok açık yahu, en fazla iki…

BAŞKAN – Bu Parlamentoyu usul tartışmalarıyla mı yöneteceğiz? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani böyle bir şey olur mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi dönemde böyle bir örnek var? Var mı burada böyle bir örnek?

RECEP TANER (Aydın) – İç Tüzük var orada…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, Meclisin uygulamaları var. Siz kısıtlayıcıyı uygulayamazsınız.

BAŞKAN – Lütfen… Bakın, kanun istismarı kabul etmez.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ü uygula!

BAŞKAN - Sürekli İç Tüzük ihlali yapıldığı gerekçesiyle söz isterseniz bu bir istismar olur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ü uygulamak demek cezayı gerektirmez.

BAŞKAN – Meclis Başkanı olarak İç Tüzük’ün istismarına fırsat vermeyeceğim. Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, İç Tüzük’ü uygula!

BAŞKAN - Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışmasını açtın, sonuna kadar götür!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ben istediğime söz veririm.” Olur mu böyle şey!

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu çok keyfî bir davranış. O Meclis Başkanlığını yapamazsın sen! Çok keyfî bir uygulama içindesin! Söz hakkını kısamazsın!

(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen oturunuz yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz hakkını kısamazsın!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ya burayı susturacaksın …

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz hakkını kısamazsın Sayın Başkan! İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre başlattığın usul tartışmasının sonucunu almak zorundasın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Genel Kurulda iki işlem olmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışmasında birer lehte birer aleyhte olmaz, iki lehte iki aleyhte vereceksiniz.

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük buna izin vermiş, ben de o yetkiyi kullandım. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdiye kadar bir tek uygulaması yok. Getirin, uygulama varsa -oradakiler size söylerler-  ben özür dileyeceğim.

BAŞKAN – Evet, uygulamasını araştırırız, siz oturun yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, vereceksiniz ama söz. Söz vereceksiniz.

BAŞKAN – Siz oturun yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Eğer bir uygulaması yoksa vereceksiniz söz.

BAŞKAN – Lütfen oturunuz.

İç Tüzük son derece açık, “En fazla 2 kişiye” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “En çok 2 kişiye verilir.” diyor, 1 kişiye verilir demiyor. “En çok 2 kişiye verilir.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Okay…

Lütfen oturunuz. Lütfen oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Okuduğunu anlayabilecek kapasitede misin sen?

BAŞKAN – Lütfen oturunuz Sayın Genç. Lütfen oturunuz. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, ne var? Hakkımızı istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Okay buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hakkımızı istiyoruz. Bizim sözümüzü kısıyorsunuz yani.

BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Okuduğunu anlasın kardeşim, öyle çıksın oraya ya! Böyle Başkanlık olur mu buraya yani!

BAŞKAN – Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle Başkan olur mu ya!

BAŞKAN – Lütfen oturunuz.

Sayın Okay, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi için ve bu değişiklik önerisiyle; hukukun üstünlüğünün, hukukun güvenilirliğinin, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, yargıç teminatının, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılması amaçlanan ve demokrasiyi rafa kaldırmaya yönelik bir teklif, antidemokratik yöntemlerle Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı olarak Meclis Başkanlığına sunulmuştur. Bu sunum sonrası kamuoyunda kimi tartışmalar yaşanmıştır. Sizlerin de hatırladığı gibi, bir şeylerin yetiştirilmesi ve apar topar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi için yola çıkanlar, kendi aralarında oluşturdukları kurmay heyetleriyle AKP mutfağında Anayasa değişiklik teklifini taslak olarak hazırladıklarını ifade ettiler. Sonra günün birinde, bir pazartesi günü gece saat on bir sıralarında AKP sözcüleri “Taslak metin hazır, yarın saat 11.00’de Meclis Başkanlığına sunacağız.” dediler ve ertesi gün, salı günü saat on birde AKP’den 7 milletvekili arkadaşı Meclis Başkanlık koridorlarında televizyonlar gösterdi. Bu arkadaşlar Meclis Başkanlığına Anayasa değişiklik teklifini sunduklarını açıkladılar ve bu teklifin arkasında da çok doğal ki Anayasa hükmü gereği en az 184 imzanın yer alması gerekiyordu. Evet, görünürde 184’ü aşan imza vardı ancak işin enteresan tarafı bu teklifin kapağındaki imzalar, teklifin içindeki imzalar da aynı kişilerin elinden çıkmıştı.

Başlangıçta, bu teklif, grupların yani CHP ve MHP grubu ve kimi basın yayın organlarının eline geçtiğinde ilk başlangıçta, ilk teklifte Başbakanın, bakanların, AKP Genel Başkan yardımcılarının ve kimi grup başkan vekillerinin imzasının olmadığını tespit ettik ve yine bu teklifin altında excel tabloya göre Köksal Toptan’ın, Sayın Meclis Başkanının da imzasının olmadığı görülüyordu. On bir sayfalık teklifte başlangıçta sadece ve sadece şu kapakta imzası bulunan 7 kişinin imzasının geçerli olduğu tespit edildi. O zaman bu bir teklif miydi? Bu bir teklif değildi çünkü bu teklifin arkasına konulan imzalar grubun kendi arasındaki yoklama imzalarıydı, katalog imzalardı ve o kadar çok iş apar topar yapılmıştı ki AKP’nin “kanı bozuk” diyen, o yüzden ihraç ettiği milletvekilinin ismi de bu katalog listede vardı, “Bundan sonra biz fişleyeceğiz.” diyen milletvekilinin ismi de bu katalog listede vardı, AKP’den istifa eden milletvekilinin ismi de bu katalog listede vardı ama isimlerinin üzeri daksillenmişti ve on bir sayfalık sunulmuş olan bu imza listesi, muhtemelen, Sayın Meclis Başkanının Adalet Bakanlığı görevinden ayrıldıktan sonra, daha Meclis Başkanı seçilmeden önce, bir vesileyle AKP’nin belki Kızılcahamam toplantılarında, belki Meclis grubunda yapmış olduğu yoklamada almış oldukları imzalardı.

Tabii, bu ortaya çıkınca bir anda bir başka şeyle karşılaştık: Bu on bir sayfalık katalog listenin ikinci sayfası tartışmalı olanıydı. Kapağa imza atanların içerideki imzalarının üzeri çizilmişti ama ikinci sayfası sakıncalıydı, ikinci sayfası tartışmalıydı. O ikinci sayfasının değiştirilmesi lazımdı ve yeni bir ikinci sayfa imal edilmesi lazımdı. Nitekim, excel tabloda milletvekillerinin bir ve üçten on bire kadar olan sayfalarda aşağı yukarı 32-33 milletvekilinin ismi sıralandığı hâlde, ikinci sayfada bu katalogda 32 olduğu hâlde, sonradan değiştirilende 28’e indi. 28’e inerken de AKP Antalya milletvekillerinden sadece Sadık Badak’ın ismi burada yer aldı. Oysa, burada ismi yer alan Mevlüt Çavuşoğlu…

Sayın Sağlam… Sayın Sağlam, konuşmanızı dışarıda yapın, biraz da düşük sesle yapın, Meclis Başkanı uyarmıyor ama rica edeceğim.

Burada Mevlüt Çavuşoğlu, Yusuf Ziya İrbeç ve Mehmet Ali Şahin. Ve Mehmet Ali Şahin’in imzası da buradaydı. Bu yok edilmesi gereken listeydi. Hemen yerine şu liste imal edildi ama işin enteresanı şu: Bu listedeki imzalarla, bu listedeki aynı isimlerin imzaları arasında çok ciddi farklılıklar var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İmzalar ıslak değil.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - O arkadaşların isimlerini ben ifade etmeyeceğim ama bu ikisini eline alanlar, birilerinin kendi adına imza attıklarını görecekler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Islak imza değil.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, “Bunun ne önemi var?” filan denildi, hatta Sayın Başbakan “Canım 184’ü geçiyor zaten.” dedi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Velev ki…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) -  Cumhurbaşkanı bu işe müdahale etti “Üzerine bir çizik atıveririz.” dedi, sonra birileri çıktı “Şekli bırakın, esası görüşelim.” dedi. Değerli arkadaşlarım, usul esasın kapısıdır. Yanlış kapıdan girerseniz yanlış yere gidersiniz. Bu mantık sizi şuna getirir: O zaman Anayasa oylamasında da 330 oy da şekil, 367 de şekil, ne gerek var Mecliste görüşmeye, bu da bir şekil değil mi? Anayasa değişikliğini doğrudan Resmî Gazete’ye gönderin, Resmî Gazete’de yayınlansın.

Ben bunu ileri sürerken bu Parlamentonun, parlamenterlerin saygınlığını savunuyorum. Olması gereken şuydu: Pazartesi gecesi saat 23.00’te basına açıklama yapanlar, salı günü saat on bire kadar bir kuyruk oluşturması lazımdı, milletvekillerinin depo imzalarını, açığa imzalarını, Anayasa değişikliği iradesini taşımayan imzalarını Parlamentonun gündemine getirmemesi lazımdı. Bunu yapanlar daha sonra bir mahcubiyet içerisine girdiler, nasıl telafi edebilirize girdiler ve 61 imza geri çekildi. Filvaki bu da bir başka tartışma konusu. Ama şimdi sorun şu: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Anayasa değişikliği gibi çok önemli bir değişikliği sunanların, maalesef, daha başlangıçtan itibaren Anayasa’yı ihlal etme gibi bir kararlılığıyla karşı karşıyayız ve maalesef, bu kararlılığı bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu Genel Kurul çalışmalarında da yaşıyoruz. Bu yok hükmünde olan evraka imzası olan Sayın Meclis Başkanı, şu saate kadar yaptığımız tartışmalarda, bir an evvel Meclis Genel Kurulunu AKP doğrultusunda, isteğine uygun çalışmaya sokabilmek için bir sürü usul tartışmasına neden olmuştur. Oysa Sayın Başkan, siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanısınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bir taraftar gibi değil, bir siyasi partinin mensubiyetinden sıyrılarak bu Meclisi yönetmekle yükümlüdür.

Şimdi, talep şudur: Bu ortaya çıktıktan sonra birileri “korsan” dedi, “çakma” dedi, “Suç duyurusunda bulunacağım.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Okay, size de ilave bir dakika süre veriyorum, süreniz doldu çünkü.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - Ne oldu o “çakma” diyenler, “korsan” diyenler, “Suç duyurusunda bulunacağım.” diyenler? Şimdi onu bekliyoruz ve onun ortaya çıkması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına bunun araştırılması lazım, bunun araştırılması lazım. Kim katalog imzaları, stok imzaları, açığa imzaları Anayasa değişikliği için Meclisin gündemine getirmiştir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı nasıl böyle bir açığa imzaya göz yummuştur? Onun için bu araştırma önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına da çok önemlidir ve imza atan milletvekilleri adına da çok önemlidir. O nedenle, ben, her şeye rağmen, yedi imzayla verilmiş olan ve hiçbir geçerliliği kalmayan ama bir türlü yok hükmünde olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sadece selamlamanız için efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) - …bu değişiklik teklifiyle artık bundan sonraki süreçte de Parlamentonun önüne olası sahteciliklerin taşınabileceği ihtimaline binaen Parlamentonun bu konuda bir tavır alması gerektiğini düşünüyorum ve önergemizin kabulünü talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Okay, teşekkür ederim.

Önerinin aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün çok önemli bir gün aslında. Tarihî görüşme ve tartışmaların, seviyeli, sağduyulu, bilimsel, akla fikre dayalı tartışmaların olması gereken bir günde şu Parlamentonun görüntüsünden, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı yıl dönümünde Tayland Parlamentosuna çevrilmesinden hicap duyduğumu burada belirtmek istiyorum. Hicap duyuyorum Tayland Parlamentosuna çevrilmek üzere, 90’ıncı yılını kutlarken Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, burası Tayland Parlamentosuyla mukayese edilecek bir parlamento değil. Dolayısıyla, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, burada, dışarıda…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tayland Parlamentosu!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Evet, Tayland Parlamentosundaki görüntüler burada yaşanıyor ve bunu dile getireceğiz.

BAŞKAN – Lütfen tartışmalara yol açacak ifadelerden kaçınalım Sayın Kaplan, lütfen.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kimseyi bu konuda kastetmiyorum Sayın Başkanım ama ümitsizliğin, umutsuzluğun, haksızlığın, hak aramamanın, işsizliğin ve yoksulluğun gerdiği bir toplum var dışarıda arkadaşlar. Her gün şiddet hayatın her alanında, sokakta, okulda, ailede, her yere sinmiş durumda. Birkaç gün önce Samsun’da yaşanan yumruk hadisesi bugün Kayseri’de yaşandı. Sayın Enerji Bakanına, burada hepinizin huzurunda “geçmiş olsun” demek istiyorum. Evet, Hükûmetin bir bakanı yumruklu bir saldırıya uğradı bugün. Şimdi, burada, Samsun’da hemen bir gün önce menfur bir saldırı oluyor. Ne oluyor? Kim Türkiye’yi karıştırıyor? Giresun’da barajda çalışan ve Kürt olduğu için işçilerin üzerine onlar, yüzler, binler yürüyor. Ne oluyor? Ve Batman’da, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanı içerideyken bugün Batman’da,  Batman Barış ve Demokrasi Partisi İl Başkanı il binasını açtığı zaman kapının altından atılmış mermiler görüyor. Şimdi, böylesi bir toplumdan, bir yönetmeden hepiniz memnun musunuz? Memnun olduğunuzu ifade edebilir misiniz? Peki, memnun değilseniz bu gidişattan, bu huzursuzluktan, bu gerilimden sıkıntı duyuyorsanız, vicdanınız sızlıyorsa, bu yöntem, bu tartışma, bu biçim doğru mudur? Bunun doğru olup olmadığını biraz vicdanlarımızda ölçüp tartmak gerekiyor. Siyaset ve Anayasa… Şu Anayasa, bakın. Otuz senedir değiştirilmeyen 12 Eylül darbe Anayasası. Dün bir paşa öldü, 68’leri idam ettirmişti. Bu 12 Eylül darbe Anayasası değiştirilemiyor, taksit taksit, perakende perakende on yedinci kez buraya geliyor, on yedinci kez yine birkaç maddesi değişecek. Değişmez. Bunun girişinde, daha girişinde 12 Eylülün ruhu, 12 Eylülün felsefesi, 12 Eylül darbesinin tekçiliği, 12 Eylül darbesinin farklılıkları ve çoğulculuğu reddeden anlayışı sinmiş. Bu Anayasa’nın dibacesini, başlangıcını değiştirmeden bu Mecliste sizler hiçbir şey yapamazsınız. Bakın, açın, okuyun, Millî Güvenlik Konseyi dönemindeki yasalar ve uygulamalara geçici 15’inci maddeyle getirilen dokunulmazlık zırhının… 2010 yılında Meclisin kuruluşunun 90’ıncı yılındayız ve 90’ıncı yılında, Millî Güvenlik Konseyi döneminde başta Anayasa olmak üzere siyasi partiler, seçim yasaları, temel kanunlar… Altı yüz temel yasa değiştirildi, binlerce klasör genelgeler yayınlandı ve otuz senedir biz bunun temizliğiyle uğraşıyoruz, taksit taksit, perakende…

Yok perakende arkadaşlar, yok! Bu ülke taksit taksit kurtulmadı, bu ülkede taksit taksit kurulmadı, bu ülkede bu Meclis taksit taksit açılmadı. Bu ülkenin bir kuruluş, bir felsefesi vardır. Bu ülkenin İstiklal Savaşı’nda farklılıkları, Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle verdiği mücadelenin koşulları altında, 920’de bu Meclisin İstiklal Savaşı koşullarında açtığı ve 23’te yani birkaç gün sonra 90’ıncı yıl dönümünü kutlayacağımız bu Meclisi, 5 general geldi, bütün liderleri “rap, rap, rap” Zincirbozan’a çekti, “rap, rap, rap” ve partilerini kapattı, Atatürk’ün partisi dâhil. O günleri ne çabuk unutuyorsunuz. Hiç mi hatırınıza gelmiyor, hiç mi yaşamadınız?

Şimdi, böyle bir olayda geliyoruz, tartışmalarla halka bir anayasa götüreceğiz. Ne diyeceğiz bu Anayasa değişikliğiyle? Halka -çıkacağız karşısına- diyeceğiz ki: Ey halkım, biz Mecliste çözemedik, 367’yi bulamadık. Soruyoruz size: “Kadınlar ve erkekler eşittir.” Evet mi, hayır mı diyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Soracağız.

Ey halkım, çocuk cinsel tacizine, istismarına evet mi diyorsunuz, hayır mı diyorsunuz?

Soruyoruz: Kişisel hakların kullanılmasına evet mi diyorsunuz, hayır mı diyorsunuz?

Daha sayayım mı kaç madde? Dalga mı geçiyoruz halkla, dalga mı geçiyoruz? Bunlar halka sorulacak sorular mı? Bu sorular insan haklarının temel hukukudur. İnsan haklarının hukuku, temelin hukuku, binlerce savaş ve mücadeleden süzüle süzüle gelen bu hakların hiçbirisi oylanmaz, referandum konusu yapılmaz. Bu haklar tescillidir. Bu Mecliste verilen yüzlerce sözleşmeyle bu tescil edilmiş. Nasıl çıkarsınız, halka dersiniz “Erkek ve kadın eşit midir?” Nasıl sorarsınız “Cinsel tacize halk karşı mıdır değil midir?” Bunu nasıl sorarsınız, vicdanınız sızlamıyor mu? Nasıl bu maddeleri referandum konusu yaparsınız da uzlaşmazsınız? Burada sesinizi çıkarırsınız, birbirinize bağırırsınız, sinirleriniz gerilince saygıda kusur etmeye başlarsınız her gün birbirinize bakan, birlikte görev yapanlar.

Peki, çıkıp da şöyle birisi dese ki: “Ya, şöyle bir anayasa yapmak istiyoruz: Bütün bireylerin evrensel hak ve özgürlüklere sahip olduğu inancını taşıyoruz. Irk, dil, din, mezhep, cinsiyet, cinsel yönelim, etnik köken ve benzeri hiçbir ayrım yapmaksızın herkesin eşit olduğunu kabul ediyoruz. Farklılıklarımızı kültürel zenginliğimizin kaynağı ve toplumsal bütünlüğümüzün harcı olarak görüyoruz ve tüm eylemlerinde adaleti gözetmesini ve her durumda insanların hak ve hürriyetlerini güvence altına almasını devletin temel görevi sayıyoruz. Ebedî barış idealini taşıyan bireyler olarak, meşru müdafaa hâlleri dışında savaşı ve başka halkların özgürlüğüne karşı güç kullanmayı reddediyoruz. İnsan onurunu, hukukun üstünlüğünü, barışı, özgürlüğü ve eşitliği temel alan bir toplumsal düzen kurmayı hedefliyor ve bu anayasayı da bu değerlere bağlılığımızın bir ifadesi olarak kabul ve teyit ediyoruz.”

Böyle bir başlangıca böyle bir öneri getiriyoruz. Buyurun, sizler de çıkın, üç partisiniz, her birinizin önerisini de görelim, gelin onu fikrî olarak tartışalım, konuşalım. Yapmayın, bu siyaset bu kadar ucuz değil, siyaset fantezi değil, siyaset, yönetebilme sanatıdır. Bakın, dışarısı yönetilemiyor. Dışarıda gerilim var, dışarıda kan var, dışarıda cenazeler var ve siz kalkıp diyemezsiniz bu ortamda bir kısmı Anayasa değişikliği görüşürken “Ben başkanlık sistemini savunuyorum.” Savunabilirsiniz elbette ki savunun ama savunduğunuz ülkenin demokrasisi gibi parlamentonuz özgür olacak, askerin postalı önünde hiçbir siyasetçi esas duruşa geçmeyecek, kongresi olacak, sivil toplum örgütleri gelecek, kongrelerinde raporlar okuyacak ve o meclis özgür ve bağımsız olarak karar aldığı zaman o kararın karşısında hiçbir güç durmayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, süreniz doldu, lütfen bağlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Öyle bir yargı olacak ki bağımsız, öyle bir bağımsız yargı ki devlet başkanı da hesap verecek. Evet, gelin, böyle bir hukuku yaratın, sonuna kadar, değil size başkanlık, sultanlık, ne isterseniz, ne isterseniz… Bakın, İngiltere’de kraliçe var, İsveç’te var, Danimarka’da var, birçok ülkede var, kraliçe var, kral var; isteyene sultanlık, isteyene başkanlık. Yeter ki insanlarımıza nefes alabilecekleri bir hak, hukuk, adalet ve eşitlik ve özgürlük… İşte bütün mesele burada.

Birazdan liderler gelecek ve yine gerilim artacak ve yine sinirler gerilecek ve yine birbirimizi gagalayacağız. Yok çünkü dağarcığımızda hak, hukuk, adalet adına, 72 milyon insan adına, bu ülke adına Meclisin 90’ıncı yılında söyleyecek, dağarcığımızda üç tane bilimsel proje ve tez yok. Bu, Meclise yakışmıyor arkadaşlar, bundan hicap duyuyoruz. Şu Anayasa kaldığı sürece hepimiz bunun ayıbını taşıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Şimdi, grup önerisi lehinde İzmir Milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup  Başkan Vekili Sayın Oktay Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, bu görüşmelerin gerçekten bu noktaya gelişine kadar bir sevinci paylaşma fırsatı bulamadık. Yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, oradaki halkın iradesiyle Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesini gönülden kutluyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Telefonlar falan kâfi gelmiyor, Clinton da arasa, AB de para gönderse, ne yaparsanız yapın, milletin iradesi elhak hüküm icra ediyor.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sıra Türkiye’de. Turuncu devrimler bitiyor.

OKTAY VURAL (Devamla) - İşte o bakımdan, ibret olsun diye söylüyorum: Bu devran dönecek inşallah, bu devran dönecek. Hiçbir dayatmaya bu milletin, Türk milletinin hiçbir dayatmaya boyun eğmeyeceğini tarih yazmış, yavrusu da, anası da bundan sonra yazacak; bugüne kadar yazmış, bundan sonra da yazacaktır. Türk milletini temsil eden milletvekilleri olarak bunu sizlerle paylaşırken gururla söylüyorum, hepinizin de aynı duygular içerisinde olduğuna inanıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ben inanmıyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, eleştirilerimiz olacak elbette, tartışmalarımız da olacak çünkü ben burada milleti temsil ediyorum, beni buraya millet gönderdi, milletin iradesi gönderdi. Milletimin sesi, sözüyüm ben burada, kulağıyım aynı zamanda. Bu bakımdan, bizim hakkımıza ve hukukumuza el uzatılması hâlinde, elbette bu konuda İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün haklarımızı koruyacağız.

Bugün bu tartışmaları Tayvan Parlamentosuna benzetmek… Gerçekten haksızlık olacağını düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş bir Meclis olarak elbette bu Meclisin Saddam meclisi, Esad meclisi olmadığını ortaya koymamız da bizim görevimizdir. (MHP sıralarından alkışlar) Susmayacağız! Haksızlık karşısında susmayacağız, hakkımızı isteyeceğiz, soracağız. Kim olursa olsun, hangi sırça köşklerde, hangi rakımlı tepelerde otururlarsa otursunlar, açıkçası bu mağrurlara karşı elbette milletimizin söyleyeceği söz olacaktır.

Bugün burada, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin bir grup önerisi… Nedir grup önerisi? Gerçekten bence önemli çünkü bir anayasa değişikliği konusunda Anayasa değişikliği için gerekli yeter sayıyla bir teklif verildi ve bu teklif, açıkçası, Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon tarafından bize de gönderildi. İşte, komisyona gelen teklifle Meclise gelen teklif arasında, ikinci sahifelerinde maalesef değişiklikler var, ikinci sahifesinde. Bugün, Sayın Mehmet Ali Şahin -var mıydı, yok muydu imzası bilmiyorum ama- imzası varsa aslında yönetmemesi gerekiyor. Kendi teklifini konuşacak. Dolayısıyla Meclis Başkanının bu teklifi  görüşmemesi, görüşmelerinde bulunmamasında fayda var. Burada görüyoruz ki değerli arkadaşlarım, çakma imzalar var.

Şimdi, bakın, milletvekillerine haksızlık etmeyelim. Milletvekillerimizin burada yüz seksen dört tane imzası bulunamayacağını iddia etmemiz mümkün değil ama bir milletvekilinin bir imzasının bu kadar kötüye kullanılması o milletvekilini, seçen insanlar nezdinde zedelemiştir. O bakımdan bence en önemli konu o milletvekillerinin düşürüldüğü konumdur. Yani yörelerine gidecek olan milletvekillerine ne diyecekler? “Bu imzaları siz mi verdiniz?” Ben vermediklerini biliyorum, ispatlarım da. Evet, ispatlarım da. Yani bununla ilgili gerçekten, bakıldığı zaman, ikinci sahifeleri değiştirilmiş bu metinde mesela gruptan ihraç edilmiş olanların imzasının silindiğini görüyoruz. Değer mi buna? Ne gerek var? Ne gerek var? İşte biz dayatma derken bunu diyoruz. Vermeyecek misiniz? Veren olacaktır ki nitekim verdiniz ama değmez. Kaybolan ne oluyor? Meclisin itibarı ve milletvekilinin itibarı oluyor. Nasıl cevap vereceğiz? Ne diyeceksiniz? Gerçekten buna değer miydi acaba? Biraz önce İç Tüzük tartışmaları yaptık. Değer mi? İki konuşma yerine bir konuşma. Ne olurdu? Beş dakika yerine üç dakika verseydiniz ne olurdu? On iki dakika ederdi 4 kişiye. İki dakika için değer mi? Bir Meclis Başkanına bunları ifade etmemiz için zemin hazırlanması değer mi diyorum ya? Bu kadar niye gözümüz kara? Ne oldu? Hiç mi idrakten yoksun, hiç mi idrak konusunda bir söyleyeceğimiz söz yok? Niye böyle davranıyoruz? Bir saat sonra olsa ne olur? Bir Meclis Başkanının İç Tüzük’e uymama konusunda birkaç defa usul tartışması açmaya izin verecek bir yönetimi olduğu zaman -size soruyorum- nasıl bu ülkede hukuku üstün kılacağız? Hukuku üstün kılmak demek ne demektir? Hukuka uygun hareket etmek demektir ama Meclis Başkanı hukuka uygun hareket etmiyor.

Gerçekten, milletvekillerinin iradesine bakın. Bütün sayfaların hepsinde, değerli arkadaşlarım, hepsinde aynı sayıda imza var ama sadece 2’nci sayfasında -açıkçası değiştirilende- otuz iki, mevcut olanda yirmi sekiz tane imza var, değiştirilmiş.

Onun için, yapılması gereken nedir? Grup toplantısına girerken atılmıştır muhtemelen, bilemiyorum ne amaçla atıldığını ama gerçekten Meclisin itibarı ortadan kalkmıştır. Asıl önemlisi, bu Meclis Başkanlığına verildiğine göre Meclis Başkanlığından komisyona gidene kadar 2’nci sayfa nasıl değişiyor arkadaşlar? Yani maazallah birileri, Allah korusun, bizim daha önceki imzalarımızı da altına koyup “Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi de imza verdi.” diyebilirdi o zaman.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Derler, derler.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, böyle bir ortam içerisinde değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanı kalkıyor diyor ki: “Üstünü çizeriz, ne var?” diyor. Aa!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Millet de onu çizer canım günü gelince.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani nasıl böyle bir hukuksuzluğu makul gösteren bir yönetim anlayışı? Türkiye’yi hukuk mu yönetecek yoksa keyfî yöneticiler mi? İşte, hukuku üstün kılmak, hukuka uygun olmak demektir. Bugün geldiğimiz bu noktada gerçekten bu imzalar değerli arkadaşlarım... Burada hodri meydan diyorum. Hiç... Değerli arkadaşlarım, hodri meydan... Buyurun. Bu çakma imzalar… Yani irade yukarıdan, imzalar aşağıdan. Bunun bir dayatma olduğu açık, milletvekillerinin hür iradesiyle hazırlanmış bir teklif olmadığı açık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bizim adımıza konuşma!

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi yapılması gereken nedir? Bunlar belki ağırdır, yapılması gereken eleştiri belki ağırdır. O zaman yapılması gereken husus, bu eleştiriler karşısında bu imzayı atan değerli arkadaşlarımızın ne zaman bu imzayı attıklarına ilişkin bir tatbikat yapılsın. Öğrenelim, sadece onu. “İmza onun mu, değil mi?” değil. Buyurun, gönderelim bu imzaları. Bu imza hangi tarihte atılmıştır? O zaman gerçekten o söylendiği tarihte atılmışsa, gerçekten burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem itibarını koruruz hem de biz, bu iddialarımızdan dolayı o imza sahibi milletvekillerinden de özür dileme fırsatı buluruz. Milletvekillerinden özür dilememize gerek yok, çünkü bu milletvekillerinin haberi yok bundan, haberi yok. Haberi olmadığı için açıkçası, haberi olmadığı için de zannederim grup yönetiminden özür dilememiz gerekecek.

O bakımdan, bu imzaların açığa atılmış bir imza, üstü sonradan doldurulmuş bir imza olup olmadığının tespit edilmesi gerekiyor iki noktadan. Meclis Başkanı olarak siz havale ettiğiniz zaman, havale ettiğiniz evrakın altında o kadar imzayı gördünüz mü, görmediniz mi? O imzaların içinde sizin var mıydı, yok muydu? Ondan sonra, yoksa, sadece üstünü imzaladıysanız bu imzalar nerede tekemmül ettirildi, hangi noktada, bürokratta mı yoksa komisyonda mı ikmal edildi? Bunların açığa çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde Parlamentonun üzerinde bir tartışma vuku bulacaktır.

Nasıl buraya, oy hakkı olmayan Ahmet Davutoğlu’nun adına imza atıp oylamaya katılmış gibi göstermeniz nasıl Meclis itibarını zedelemişse, bunun da açıkçası Meclis itibarını ve milletvekillerini özellikle şahsiyeti bakımından önemli ölçüde, bir eksiklik demeyeyim de ama tereddüt oluşturduğunu ben düşünüyorum. Eksiklik izafe etmem doğru değil ama milletvekillerinin her şeyden önce böyle bir imza atılmamışsa, AKP Grubu olarak belki de bu konularla ilgili hem milletten hem Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür dileme fırsatı olur. Ben bu imzayı atan milletvekillerinin gerçek iradesinin olduğunu öğrenmek istiyorum. Bugün burada görüşeceğimiz Anayasa, ne olursa olsun, milletvekillerinin, kanun koyucunun gerçek iradesi. Acaba bu milletvekilleri o imzayı attıkları zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, size de bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

OKTAY VURAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, bu milletvekillerimizin hangi irade için imzayı attıklarını bilme ve milletvekillerini seçen milletimizin de bu imzaların Anayasa için mi başka bir şey için mi atıldığını öğrenme hakkı vardır.

Şeffaf bir yönetim diyoruz, hukukun üstünlüğü diyoruz. İmza da bir namustur. Bu imzanın namusuna sahip çıkmak, imzanın hangi irade için atılmış olduğunu bilmek zannederim bu yüce milletimizin de arzusu ve isteği olacaktır. Bu bakımdan, ben, bu imzayı atan milletvekillerimizin gerçek iradelerinin ne yönde olduğuna ilişkin bir tespitin yapılması, gerekirse bu konuda… Gerçekten gizli yapılır mı, yapılmaz mı bilmiyorum ama bir trafik hatasıdır, yol kazasıdır diyerek de yapabiliriz ama bunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor açıkçası.

Bu bakımdan, bu araştırma önergesinin işleme konulmasının lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ederim.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere, son olarak İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk söz istediler.

Sayın Öztürk, buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin aleyhinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergenin aleyhinde oluşumun nedeni, yapılan işlemi onayladığım anlamına gelmiyor. Cumhuriyet Halk Partisinin gerektiği şekilde takip ettiği kanaatindeyim ancak usulsüzlükler yapılmaya devam ediliyor. Dolayısıyla bunun daha sıkı bir şekilde sürdürülmesinde yarar gördüğümü ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 148’inci maddesinin ikinci fıkrasında kanunların şekil bakımından denetlenmesinde son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığına, anayasa değişikliklerinin ise sadece teklif ve oylama çoğunluğuyla ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına bakılacağını hükme bağlamaktadır.

İç Tüzük’te ivedilikle görüşmeyle ilgili hükümler 90’ıncı maddenin birinci fıkrasında ve 128’inci maddesinde yer alan hükümlerdir. Bu hükümler kanun hükmünde kararnamelerin diğer kanun tasarı ve tekliflerinden önce ve ivedilikle görüşüleceğine ilişkindir.

Anayasa’nın 175’inci maddesinde Anayasa’nın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin Genel Kurulda iki defa görüşüleceği, görüşülmesi ve kabulünün bu maddedeki kayıtlar dışında kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümlere tabi olacağı öngörülmektedir. Bu maddede anayasa değişiklik tekliflerinin 148’inci maddedeki ivedilikle görüşülemeyeceği yolundaki hükme açıklık getiren bir hüküm bulunmamaktadır. Sadece kanun tasarı ve tekliflerinden ayrı olarak iki kez görüşüleceğinden hareketle ivedilikle görüşmenin ihlalini tek tur görüşme hâline bağlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bugüne kadar yargı organlarında bu yönde değerlendirmelerin yapılmış olması da bu değerlendirmelerin anayasa koyucunun amacına uygun düşmediği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, anayasalar bütün toplumu kucaklayacak biçimde olabildiğince geniş bir uzlaşıyla kabul edilmelidir. Yapılan değişikliklerin hem toplumsal mutabakatı ortadan kaldırmaması hem de kurucu iktidar  tarafından ortaya konulan anayasal düzenin iskeletine zarar vermemesi gerekir. Bunun içindir ki, anayasa koyucu, anayasa değişikliklerinin ivedilikle görüşülmemesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Durum böyleyken, getirilen Anayasa Teklifi’nin görüşmelerine Genel Kurulun ilke olarak çalışmadığı pazartesi günü başlanması ve hafta sonları devam edilmesi, hazırlanırken, yüksek yargı dâhil, bilim insanlarının görüşlerinin alınmaması, kamuoyuyla paylaşılan kaygı ve endişelere itibar edilmemesi,  Genel Kurulun olağan çalışma saatleri dışında görüşmelerin on birden program tamamlanana kadar sürdürülmesi, maddeler üzerindeki kişisel söz ve değişiklik önerge haklarının iktidar  grubuna mensup milletvekilleri tarafından engellenmesi, biraz önce açılan usul tartışmasında olduğu gibi Sayın Başkanın bugüne kadar teamüldeki uygulamanın aksine usul tartışmasında 2 kişiye söz vermesi gibi tespitler, Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı bir biçimde ivedilikle görüşüldüğünü ortaya koymaktadır. Nitekim, AKP Grubu Başkan Vekili Sayın Canikli, 88’inci Birleşimde, yani bugün, görüşmelerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesini istediklerini itiraf etmiştir. Tutanakları açıp bakabilir. Bu durumun Genel Kurulun uygun göreceği değişikliklerin usul yönünden iptali sonucunu doğurabileceği uyarısını yapmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda başlayacak görüşmelerde tasarıyla ilgili esaslı bir değişiklik olmayacağını ifade etmiştir. “Teklif” değil, “tasarı” ifadesini kullanmasına dikkatlerinizi çekmek istedim. Dikkatlerinizi çekmek istediğim bir diğer husus daha var:

Sayın Başbakanın daha görüşmeler başlamadan Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Genel Kurulda esaslı bir değişiklik olmayacağını söylemesi siz değerli milletvekillerinin iradelerine büyük bir saygısızlık olmuyor mu?

Değerli milletvekilleri, ayrıca, Sayın Başbakan, Anayasa’da düşünülen değişikliklerin burada yapılanlardan ibaret olmadığını söylemektedir. Seçimlere giderken Anayasa’da yapmak istedikleri köklü değişikliklerin neler olduğunu millete anlatacaklarını ve bunu yapmak için yetki isteyeceklerini söylüyor. Bu beyanatıyla Sayın Başbakan, grubunda değişiklikleri yetersiz görenlere “Sabırlı olun ve beni izlemeye devam edin.” demek istemektedir; anayasal sistem konusunda başka düşüncesi olanlara da “Siz de sabırlı olun, bu paketi destekleyin, sizin isteklerinize de sıra gelecek.” demek istemektedir. Sayın Başbakan yapmak isteyip de bugün yapamadığı değişikliklerin neler olduğunu, düşündüğü ideal anayasanın ne olduğunu bu millete zaman geçirmeden açıklamalıdır. Aslında, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sayın Başbakanın ideal anayasasının ne olduğu o kadar sır değildir. Hele Anayasa Mahkemesinin yapısı bir değişsin, ondan sonra, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerinin doğrudan değiştirilmesine sıra gelecektir.

Değerli milletvekilleri, demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının güvencesidir. Güçler ayrılığı işliyorsa hukuk devleti vardır. Hukuk devleti varsa demokrasi vardır. Güçler ayrılığının yok edilmesine ve yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasına göz yummak, hukuk dışı bir yönetime boyun eğmek demektir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce, yine, AKP Grubu Başkan Vekili bu kürsüden işsizlikle ilgili olarak bazı rakamlar dile getirdi ve sadece Türkiye'de istihdamın yapısal durumuna değinerek tarımdan bir kopuş olduğunu ve dolayısıyla bu kopuşa sistemin, ekonomik sistemin çözüm ürettiği ve bir şekilde diğer sektörlerde istihdam edildiği anlamına gelen sözler ifade etti. Bir kere şu tespiti yapmak durumundayız: Tarımdan ayrılanlar, tarımda karnı doymadığı için ayrılanlardır, yoksa başka sektörde iş olduğu için, daha iyi koşullarda iş olduğu için o sektörlere gidenler değillerdir.

Şimdi, milletimizin, rakamların çarpıtılmasına izin vermemesi açısından, 2002 yılı sonu istihdam rakamlarını 2009 yılı sonu istihdam rakamlarıyla dikkatlerinize sunmak istiyorum: 2002 sonunda 21 milyon 354 bin kişi istihdamdaymış, 2009 yılında, sonuna geldiğimizde 21 milyon 277 bin kişinin istihdamda olduğunu görüyoruz. Ne olmuş? Yedi yılda 77 bin istihdamımız azalmış, oysa hükûmetler her yıl iş gücüne katılan 600-650 bin yeni kişiye iş yaratmak zorundadır. Peki, AKP Hükûmeti -hadi son yılını diyelim ki krize bağladı- yedi yılda ne yapmış? Yani yedi yılda bir tek istihdam yaratamamış ve 77 bin kişi azalmış. Peki, işsiz sayısı neymiş 2002 sonunda? 2 milyon 464’müş, 2009 sonunda ne olmuş Sayın Canikli? 3 milyon 471 bin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tarım dışı ne olmuş?

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Kaç kişi artmış işsiz sayısı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tarım dışında ne kadar olmuş?

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – 1 milyon 7 bin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tarım dışı… Tarım dışı…

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) - İşsizlik oranı neymiş? 10,3; 10,4’e çıkmış. Tarım dışı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, sizin de süreniz doldu. İlave süre veriyorum bir dakika, lütfen tamamlayın.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Peki Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Tarım dışı işsizlik oranı 14,5’tan 17,4’e çıkmış. İş gücüne katılma oranı 49,6’dan 47,9’a düşmüş. Burada, her bir puanın düşüşü 520 bin işsizin saklanması anlamına gelmektedir. Tarımda 2 milyon 204 bin kişi işini kaybetmiş. Sanayide ne istihdam yaratabilmişsiniz? Sadece, yedi yılda 176 bin kişiye yeni istihdam imkânı yaratabilmişsiniz. Rakamların çarpıtılmaması için bu rakamları sizlerle ve milletimle paylaşmak istedim.

Hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ederim.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan evvel yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisiyle ilgili görüşmeler tamamlandı.

Oylamaya geçeceğim ancak ondan önce bir yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan milletvekili arkadaşlarımın isimlerini tespit ediyoruz: Sayın Anadol, Sayın Özyürek, Sayın Mengü, Sayın Gök, Sayın Özdemir, Sayın Arıtman, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Emek…

HALUK İPEK (Ankara) – Sayın Başkan, Medeni Kanun 2’nci maddeyi bundan sonra göz önünde bulundurun. Medeni Kanun 2’nci madde: “Hakkın kötüye kullanılması.”

BAŞKAN - …Sayın Özkan, Sayın İçli, Sayın Köse, Sayın Ergün, Sayın Tüzün…

HALUK İPEK (Ankara) - Daha önceden uygulanmış Başkanım, Medeni Kanun 2’nci madde.

BAŞKAN - …Sayın Yıldız, Sayın Ağyüz, Sayın Oksal, Sayın Keleş, Sayın Paçarız, Sayın Güner, Sayın Akıncı, Sayın Arat, Sayın Yalçınkaya, Sayın Bingöl, Sayın Ekici.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/676) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.42
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.04

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - …İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım….

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz başınızı kaldırın da dinleyin, burada milletvekili konuştuğu zaman sesini duyun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye Büyük Millet Meclisi açılırken Başkan bir şeyler söylüyor. Söz versin , ondan sonra konuşun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, diyorum ki biraz önceki usul tartışmasına baktınız mı? Hiç örnekleri var mıdır?

BAŞKAN – Baktım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman olmuş?

BAŞKAN – Göndereyim mi size?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok, orada okuyun, millet duysun.

BAŞKAN – Sayın Genç, bu konuyla ilgili madde gerekçesini getirttim. “Lehte veya…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, şimdiye kadar…

BAŞKAN – Dinler misiniz lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, dinleyeyim efendim.

BAŞKAN – “Lehte veya aleyhte sadece birer kişi konuşabilecektir. Başkan gerekli görürse lehte ve aleyhte olmak üzere birer kişiye daha söz verebilir.” Gerekçe bu şekilde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bakın, bugüne kadar hep uygulama 2 kişiydi. Zaten bunun mantığı da böyle.

BAŞKAN – Anayasa Komisyonundan da bu şekilde geçmiş ve 13/2/1973 tarihli 56’ncı Birleşimde bu İç Tüzük kabul edilmiş ve şu anda numarası değiştiği hâlde aynı madde devam ediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bugüne kadar bunu ilk uygulayan sizsiniz çünkü orada… Yani bunun bir mantığı da var.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sana öğretmek zorundalar mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışmasında en azından 2 kişi lehte, 2 kişi aleyhte olursa olay aydınlanır ama 1 kişi…

BAŞKAN – Sayın Genç, ben de tereddüt ettim ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, şurada, bizim istediğimiz, bakın, ya doğru yapılsın… Bundan sonra zaten bu Meclisin çalışmasına azami ambargo konuluyor. Bizim orada konuşmalarımız… Geçen, Sadık Yakut geldi, birinci sırada benim sözüm vardı, vermedi, başkasına geçti.

BAŞKAN – Sayın Genç, gerekçeyi okuduğumda uygulamamın doğru olduğu kanaatine vardım.

Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani olmaz ki!

BAŞKAN – Okutuyorum:

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

Sayı: 654                                                                                                                     19/4/2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 19.04.2010 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                            Mustafa Elitaş

                                                                                                                 Kayseri

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin bu kısmın 5 inci sırasına alınması, Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kağıtlar Listesinde Yayımlanan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 48 saat geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 6 ncı sırasına alınması, diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; haftalık olağan çalışma günlerinin dışında aşağıda tarihleri belirtilen Pazartesi, Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde de toplanması ve aşağıda belirtilen saatlerde çalışması, bu birleşimlerde Gündemin Kanun Tasarı Ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

20 ve 27 Nisan 2010 Salı günkü birleşimlerde Sözlü Soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun;               

19 Nisan 2010 Pazartesi günkü (bugün) birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00'te toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 5 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Nisan 2010 Çarşamba günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 8 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

22    Nisan 2010 Perşembe günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

24    Nisan 2010 Cumartesi günü saat 12.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 15 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25    Nisan 2010 Pazar günü saat 12.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 18 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

26    Nisan 2010 Pazartesi günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 22  nci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

27    Nisan 2010 Salı günü saat 15.00'te toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 25 inci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

28    Nisan 2010 Çarşamba günü saat 11.00'de toplanması ve bu birleşimde 497 sıra sayılı kanun teklifinin 27 nci maddesinin oylamasının sonuçlandırılmasına kadar,

Belirlenen günlük çalışmalara devam edilmesi, ayrıca yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

498 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

498 Sıra Sayılı

Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı (1/806)

 

 

Bölümler                                             Bölüm Maddeleri                                       Bölümdeki

                                                                                                                            Madde Sayısı

1. Bölüm                                                      1 - 26                                                       26

2. Bölüm                                                      27-50

                                  (Mad.46; 2.Fıkra (a) bendi, 3. Fıkra; Geç.Mad.1)                     27

                                                        Toplam Madde Sayısı                                          53

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın söz istediler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, burada 498 sayılı kanunun, temel kanunun görüşülmesi gündemde yok ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dağıtıldı, dağıtıldı Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gündemde yer almamış.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gündeme girmemiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gündeme girmeyen bir konuyu nasıl biz burada müzakere edeceğiz? Bunu bir tezekkür eder misiniz Başkanlık olarak.

BAŞKAN – Bu sırada arkadaşımızın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama efendim, belki değiştireceklerdir önerilerini yani…

BAŞKAN – Nedir Sayın Elitaş konu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, sizin Başkanlığınızda yapılan Danışma Kurulu toplantısında, ben arkadaşlara, 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın iki bölüm hâlinde temel yasa olarak görüşülmesini teklif ettim, basılıp dağıtılıp dağıtılmadığıyla ilgili bilgi aldım, dağıtıldığını ifade ettiler. Dağıtıldığından dolayı bu gündemin ön sırasına çekilmesinde herhangi bir sakınca yoktur efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dağıtılmış olsa buraya girer efendim. Yani, bu gündem, Meclisin Genel Kurulunun “Gündem” kitapçığına girmesi için…

BAŞKAN – Dağıtılmış olması kâfi olmuyor mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Girmemiş efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, basılıp dağıtılması kâfi efendim. Bundan önce daha örneklerimiz var, onu uyguladık.

BAŞKAN – Bildiğim kadarıyla uygulama da bu şekilde, daha önce de dağıtılmış olması hâlinde…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –  Siz bilmiyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, yukarıdaki “Öneri” bölümünde, Sayın Vural, “Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar Listesinde Yayımlanan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısının 48 saat geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 6 ncı sırasına alınması, diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi” ibaresi var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gündeme alınmayan bir kanununu siz burada programa koyamazsınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Bastırılıp dağıtılan” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, nerede?

BAŞKAN – Efendim, dağıtılmış, sadece kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınması burada oylanıyor. O nedenle bir İç Tüzük’e aykırı hususun olmadığı kanaatindeyiz.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Dağıtılmış mı?

BAŞKAN – Dağıtılmış efendim, dağıtılmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, böyle bir kırk saatle ilgili bir şey…

BAŞKAN – Yukarıda efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – İlk başta…

BAŞKAN – “Öneri” diye başlıyor ya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Orada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gelen kâğıtlarda yayımlanmış mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yayımlanmış efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman yayımlanmış?

BAŞKAN – Sayın Genç, yayımlanmış.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne zaman yayımlanmış, bilelim canım.

BAŞKAN – Efendim, benim yanımda yok, ilgili arkadaşlarımız size gönderirler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Internet’ten baktık, yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hangi gelen kâğıtlarda yayınlanmışsa izah edilsin efendim. Yayınlanmamışsa nasıl gündeme alacaksınız?

BAŞKAN – Şimdi dağıtacaklar arkadaşlar, şimdi dağıtıyorlar. (AK PARTİ sıralarından “Dağıtılmış.” sesleri)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – “Şimdi dağıtılıyor” olur mu?

RECEP TANER (Aydın) – Keyfî uygulama oluyor Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olmaz Sayın Başkan!

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Dağıtılmış. Dağıtılmış efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nerede peki?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bastırılıp dağıtılmış.

BAŞKAN – Efendim, burada dağıtılmaz ki, sizin odalarınıza gider bunlar. Ama arzu eden arkadaşlarımıza ilgili arkadaşlarımız getirsinler, şimdi getirirler size.

RECEP TANER (Aydın) – Dağıtılmadan “dağıtılmış” diyemezsiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bastırılıp dağıtılmış. Odalarınıza gitmiştir, siz buradasınız, sabahtan beri çalışıyorsunuz, birden beri.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bunu sorgulamak bizim görevimiz herhâlde.

BAŞKAN – Gayet tabii göreviniz, ben de cevap vermeye çalışıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mesela gelen kâğıtlarda yayımlanmamışsa ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Size gönderiyorum şimdi, tamam…

Peki, teşekkür ederim duyarlılığınız için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı duyarlılığı sizin göstermeniz lazım benim adıma.

BAŞKAN – Tamam, beraber gösteririz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama ben sizin adınıza gösteriyorsam o doğru değil.

BAŞKAN – Sayın Vural, çok teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de Sayın Başkanım, biraz önce okunan önerge biraz sonra konuşulacak ama önceden ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Grup önerisini mi kastediyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Özel gündemle Anayasa görüşmesini yapıyorsunuz. Bu doğru değil. Emredici hükümler olmadığı müddetçe genel hükümlere göre çalışması gerekir. Siz bugün özel gündemle çalışma takvimi sağlayan bir önergeyi yürürlüğe koyuyorsunuz. İç Tüzük’ümüzün 50’nci maddesine göre özel gündem, İç Tüzük’ün emredici hükümleri gereğince olanlarda özel gündem oluşturulur. Bugün bu çalışma şekli, özel gündem belirlenmesi hükmündedir. Anayasa gibi bir konuda özel gündem belirlenmesi, Anayasa’nın hazırlanması ve görüşülmesinin ruhuna aykırıdır, bunu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, Sayın Vural, açıklamanız tutanaklara geçti.

Ben, Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ı, lehinde olmak üzere önerilerinin, konuşmak için kürsüye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli üyeler; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta vermiş olduğumuz grup önerimizle Meclisin bugün de toplanması kararlaştırılmış sizlerin yüksek oylarınızla ve bugün de yine Danışma Kurulu toplanmış, Danışma Kurulunda gruplar arasında oy birliği sağlanamadığından, öğleden sonra saat 1’den beri diğer grupların grup önerileri konuşuldu, tartışıldı ve oylandı.

Şimdi, AK PARTİ olarak bizler de bugün bir grup önerisiyle, halkımızın bizden çok acil olarak beklediği ve Türkiye'nin önündeki demokratikleşme noktasındaki engellerin ortadan kaldırılması, demokrasimizin geliştirilmesi, temel hak ve hürriyetlerin en üst düzeyde bu ülke insanına hak ettiği şekilde yaşatılabilmesi adına özlemle beklenen bir Anayasa değişikliği paketini getirdik. Tabii gönül arzu ederdi ki, inşallah, tamamını bir şekilde değiştirelim, hep birlikte o da, uzlaşı, mümkün mertebe yüksek uzlaşıyla da. Ancak şunu görüyoruz: Hakikaten halkımızda çok büyük bir uzlaşı var, kamuoyunda bu konuda büyük bir konsensüs var, ancak sabahtan beri bir türlü anlam veremediğim, gruplarımız, muhalefet partilerine ait gruplarımız bu süreci tıkamak adına bizatihi, Medeni Kanun’un 2’nci maddesinde belirtildiği gibi, hakkın suistimaline yol açabilecek şekilde, olur olmadık usul tartışmalarıyla ya da başka birtakım engellemelerle bu süreci tıkamaya çalışmaktadır ancak halkımızın bu beklentisi uğruna bizler de inşallah, getirmiş olduğumuz grup önerimizle birlikte, 28 Nisan Çarşamba günü saat 11.00’den başlayıp bitimine kadar ilk, birinci tur görüşmeleri bitirmek üzere bir çalışma takvimi belirledik.

Değerli arkadaşlar, bu çalışma takvimine göre, bugün, inşallah, 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmamıza devam edeceğiz.

RECEP TANER (Aydın) – Tamamlanmasından kasıt ne Ahmet Bey?

AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, aynı şekilde, 20 Nisan 2010 Salı günü 15.00’te toplayarak 5’inci maddenin bitimine kadar, 21 Nisan 2010 Çarşamba günü 11.00’de toplanması ve 8’inci maddenin bitimine kadar, 22 Nisan 2010 Perşembe günü saat 11.00’de toplanarak 11’inci maddenin bitimine kadar, 24 Nisan 2010 –cumartesi ve pazar günleri de çalışacağız- Cumartesi günü 12.00’de toplayarak 15’inci maddenin…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Enerjiniz yetmez, enerjiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) - …bitimine kadar, 25 Nisan 2010 Pazar günü saat 12.00’de toplanarak 18’inci maddenin bitimine kadar, 26 Nisan Pazartesi günü 11.00’de toplanarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Emrin olur!

AHMET AYDIN (Devamla) - …22’nci maddenin bitimine, 27 Nisan Salı günü 15.00’te …

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Başka bir emriniz var mı!

AHMET AYDIN (Devamla) - …toplanarak 25’inci maddenin bitimine kadar, 28 Nisan 2010 Çarşamba günü de saat 11.00’de toplanmak suretiyle 27’nci maddenin oylamasının sonuçlanmasına kadar hep birlikte, burada, inşallah, Türkiye'nin hayrına olabilecek, ülke insanımızın hayrına olacak güzel çalışmaları sergileyeceğiz. Ben bu çalışmaların şimdiden hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergenin aleyhinde olmak üzere, Mersin Milletvekili ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın söz talebi var.

Kendilerini kürsüye davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Şandır, sizin de süreniz on dakika efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. AKP Grubunun vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz aldım.

Değerli milletvekilleri, hazırlanış usulünün yanlış olduğunu, içeriğinin Türkiye'nin geleceği açısından tehdit ve tehlike teşkil edeceğini iddia ettiğimiz, ifade ettiğimiz Anayasa değişiklik teklifinin Meclis Genel Kurulunda bu hafta içerisinde AKP’nin grup önerisiyle alınmasına karşı çıkacağız. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz, bu değişiklik teklifine usulden ve esastan karşı çıkacağız, muhalefet edeceğiz. Bunu çok baştan, çok net, çok açık ifade ediyoruz. İç Tüzük’ün bize verdiği, muhalefet partilerine veya her partiye verdiği imkânları kullanarak burada bu yasa değişiklik teklifine sonuna kadar muhalefet edeceğiz ve İç Tüzük’ün verdiği imkânları kullanacağız. Dolayısıyla, bunu bilerek, burada değerli sözcülere, muhalefet partileriyle ilgili değerlendirmelerinde bu hususu bilerek konuşmalarını tavsiye ederim.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu söylemem gerekir: Sayın Grup Başkan Vekilimiz Oktay Vural’ın ifade ettiği gibi, İç Tüzük’ün 50’nci maddesinde özel gündem oluşturulması hâlinde belli bir sürede sonuçlanması gereken konuları alabilirsiniz. Eğer özel gündem değilse böyle süreyi belirsiz hâle getirebilmek İç Tüzük’e aykırı olur.

Şimdi, AKP milletvekillerine yani iktidar partisi, bu önerinin sahibi olan siyasi parti grubunun milletvekillerine de ifade ediyorum: Bitime kadar usulü her şeyden önce insan onuruna aykırı bir husus. Ne demek bitime kadar? Bitmezse ne yapacağız arkadaşlar?

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Devam edeceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ne zamana kadar?

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Bitene kadar.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Böyle bir usul var mı? Böyle bir usulü siz kendinize hak görüyor musunuz? Böyle bir şey olur mu?

Değerli arkadaşlar, zannediyorum yaptığınız işin ciddiyetinin ve millete karşı olan sorumluluğunuzun idrakinde değilsiniz. Yani Anayasa gibi çok temel bir kanunda değişiklik yapıyorsunuz, bu değişikliği yaparken uzlaşma aramıyorsunuz, böyle bir gayret göstermiyorsunuz, hatta bunu çok da gerekli görmediğinizi çok açık, net, en üst düzeyde ifade ediyorsunuz. “Üç gün süre verdik, görüşlerinizi bildirirseniz bildirin, bildirmezseniz siz bilirsiniz.” diyen Sayın Başbakan, zannediyorum sizin de Başbakanınız.

Uzlaşma aramayarak bu milletin hukukunu değiştirmek, böyle “bitime kadar” gibi bir dayatmayla, bir zorlamayla, bir metazoriyle, yani milletin hukukunu hukuksuzlukla, hukuku zorlayarak değiştirmek, inanın ki ne bu Meclise yakışıyor, ben size de yakıştıramıyorum.

Bu sebeple, her defasında uyardığımız, her defasında “Lütfen” diye başlayarak uyardığımız AKP Grubunun grup yöneticilerini bu “bitime kadar” hususunu gözden geçirmeye davet ediyorum bir defa daha.

Değerli arkadaşlar, geçen gün saat dörtte gidildi bu Meclisten. Şimdi ayın 28’ine kadar, yaklaşık on gün, on bir gün, bu tempoda “bitime kadar” çalışmayı bu Meclise dayatmak ve buna, işte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Sayın Başkanın itiraz etmemesi kabul edilebilinir bir husus değil.

Bu sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu öneriye “hayır” oyu vereceğiz. Bu öneri, görüşülecek olan bu kanunun selameti açısından, önemi açısından, anlamı açısından bir çelişkidir.

Değerli milletvekilleri, yedi buçuk yıldan bu yana iktidardasınız. Bu millete verilmiş sözünüz var. Anayasa’yı değiştireceğinize dair bu millete söz verdiniz. Yedi buçuk yıl beklediniz, bir adım atmadınız. Dönemin sonuna geldik, seçimin önündeyiz, bu aceleciliğin anlamı ne? Yani, şu Anayasa değişikliğine uzlaşarak hazırlanılsa, tartışılsa, toplumun tüm kesimlerinin katkısı alınsa, birlikte hazırlanılsa ve şu Genel Kurulda bu tartışmalar olmadan kanunlaştırılsa daha şık, daha güzel, daha yakışır olmaz mı? Ama niye? Komisyonda gecenin saat üç buçuğuna kadar çalışıyorsunuz. Şimdi, bugün, muhtemel, yine üç buçuk, dörtte biter bu oylamalar. Bunda ne hayır var? Bunda ne hayır var arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, bakınız size bir şey söyleyeceğim. Tabii hitabım size değil, siz, gerçekten bir arkadaşımız “Baskı altındasınız:” deyince itiraz ettiniz ama, sizin itiraz edecek hâliniz yok, ne diyorlarsa onu yapıyorsunuz.

MUSTAFA CUMUR (Trabzon) – Kendi adına konuş.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ama millet vicdanında mahkûm olacaksınız. Bakınız, size bir husus açıklayacağım.

Değerli milletvekilleri…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bu üslup size yakışmıyor Sayın Şandır.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakın, burada ne yaparsanız yapın, hangi gerekçeyle hangi eylemi ortaya koyarsanız koyunuz, bir mecburiyetiniz var. O nedir? Toplumun huzurunu bozmamak. Anayasa’nın 2’nci maddesini açıp okumanızı tavsiye ederim. Toplumun huzurunu bozmamak mecburiyetindesiniz, dayanışmayı ayrıştırmaya dönüştürmemek mecburiyetindesiniz, adalet duygusunu yaralamamak mecburiyetindesiniz. İç Tüzük’e uymayarak, bir uzlaşma aramayıp bir gerginlik ortamında… Yani, biraz önce yaşanan tartışmaları hak görüyor musunuz, yakışır buluyor musunuz? Şimdi, tekrar ifade ediyorum: Toplumun huzurunu temin etmekle sorumlu olan Parlamento ve başta iktidar partisi grubu olarak sizler, milletvekillerine bu dayatma içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine bu dayatma içerisinde bir hukuk oluşturmak yetkisini nereden alıyorsunuz? Bunda hangi faydayı görüyorsunuz değerli milletvekilleri?

Bakınız, Anayasa değişiklik teklifini burada usulden ve esastan sorgulayacağız. Ama bu Anayasa değişiklik teklifinin görüşülmesinin gündeme alınması da bir hukuki işlem. Bu hukuki işlem de, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez 2’nci maddesine göre, toplumun huzurunu bozan, işte ayrışmaya sebep olan ve gerçekten İç Tüzük ihlalleriyle gerçekleştiği için de adalet duygusunu yaralayan bir süreçte gerçekleşiyor. Bunun sonucundan hayır beklemek mümkün mü? Ama tekrar soruyorum: Nedir mecburiyetiniz? Yedi buçuk yıl bekledikten sonra, ille bu kadar dar zamanda, bu kadar tartışarak görüşmeye mecburiyetiniz ne?

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin gündemi bu değil. Sizi vicdanlarınızla baş başa bırakıyorum. Türkiye’nin gündemi, böyle gece yarılarına kadar çalışarak Anayasa’yı değiştirmek değil. Türkiye’nin gündemi sokaklar. Sokaklarda işsizlik, yoksulluk… Toplum bir cinnet içerisinde. Farkında mısınız, insanlık sokaklarda sürükleniyor. “Teslim oldum” diyene, kafasına kurşun sıkılıyor. Farkında mısınız, toplum, sebebi kendine ait, önüne geleni yumrukluyor. Bu sonucun sorumlusu siyaset değil mi? Siyasi iktidar değil mi? Evet, Kayseri’de yaşanan hadiseyi hiç kabul edebilmek mümkün değil.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Geçmiş olsun...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Geçmiş olsun, ama niye geçsin? Hiç olmasa daha iyi değil mi değerli arkadaşlarım? Niye oluyor? Niye oluyor? Niye?

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Niye soruyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu kendinize bir sorun, bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, süreniz doldu. Size de bir dakikalık ek süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

KADİR URAL (Mersin) – İktidar sizsiniz, size soruluyor, “Bunlar niye oluyor?” diye size soruluyor, size!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu iktidar…

KADİR URAL (Mersin) – Niye olduğunun cevabını verin!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu iktidar millete karşı sorumluluğunun gereğinin idrakinde değil.

KADİR URAL (Mersin) – Ya, Sayın Başkan, sen de bize dönüyorsun, öbür tarafa dönsene!

BAŞKAN – Hepinize söylüyorum.

KADİR URAL (Mersin) – Niye bize dönüyorsun, dönsene öbür tarafa!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz tribünde misiniz? Tribündeki seyirci misiniz siz? Bu ülkenin sokaklarında Türkiye'ye yakışmaz, zamana yakışmaz gelişmeler oluyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Keşke Meclis Başkanı bu duruma düşmeseydi!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama siz temenniden öte, tespitten öte bir şey söylemiyor-sunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hiçbir Meclis Başkanına bu yapılmadı!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Geçmiş olsun.” desek neyi değiştiriyor Sayın Bakan? Türkiye Cumhuriyeti devletinin bakanına bugün yumruk atılıyor, bir siyasi partinin genel başkanına yumruk atılıyor, cevaben 2 tane polis şehit ediliyor; bunu içinize nasıl sindiriyorsunuz? İşsizliği ne yapacaksınız? Yoksulluğu ne yapacaksınız? Bunları tartışmayacaksınız, buraya gelip bu dar zamanda, Anayasa gibi bir temel konuda hiç uzlaşma aramadan, bu gerginlikle temel hukuk oluşturacaksınız. Böyle bir hakkınız yok, yaptığınız şey meşru değildir. (MHP sıralarından alkışlar) Çünkü Anayasa’nın 2’nci maddesine göre, milletin huzurunu kaçırıyorsunuz, milleti ayrıştırıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, ek süreniz de doldu.

Çok teşekkür ederim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Selam mı vereceksiniz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.

BAŞKAN – Peki.

Sadece Genel Kurulumuzu selamlamak için kendisine söz verelim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sizi uyarıyoruz. Bakın, bu günler geçer, yarın vicdanlarınızla baş başa kalırsınız ve sonuç itibarıyla bugün bu yapılan yanlışın bedelini çocuklarımız öder, gelecek nesiller öder. “Eyvah!” demenin hiç kimseye bir faydası yok.

Onun için, biz bu yapılanların doğru olmadığını, milletin hayrına olmadığını düşünüyor ve bu gündemi bize dayatan bu öneriye “Hayır.” diyoruz.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin, şimdi, aleyhinde olmak üzere Eskişehir Milletvekili arkadaşımız Sayın Tayfun İçli’nin söz talebi var, kendisini kürsüye davet ediyorum.

Sayın İçli, sizin de on dakika süreniz.

Buyurun.

RECEP TANER (Aydın) – Lehte konuşma vardı Sayın Başkan... Bir keyfî uygulama daha!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, sizleri saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanlığı önerisinin aleyhinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, AKP grup önerisine baktığınızda, Anayasa teklifinin bugün görüşülmesi isteniyor ve bugün 2’nci maddenin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmaların devam etmesini istiyor AKP Grubu. Peki, bu grup önerisi, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi mi? Daha görüşüyoruz. Doğrudur, AKP’nin sayısal çoğunluğu vardır, bu grup önerisi buradan çıkacaktır ama şu skandal nedir? Gizli oy kabinleri, oy sandığı burada ve Sayın Meclis Başkanı da orada otuyor; bu bir skandaldır. Bu, yasama organına yapılmış çok büyük bir nezaketsizliktir. Yani, bir grup önerisi daha görüşülmeden, oylanmadan, sanki kabul edilmiş gibi gizli oylamaya ilişkin kabinler orada yer almış. E peki, normal, bu pazartesi günü çalışmayı biz perşembe günü AKP grup önerisiyle kabul edip bugün sıradaki kanunları görüşmeyecek miydik?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tayfun Bey, kabul edecekler de  oraya sıralanmış; ne farkı var?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Evet…

Yani, şimdi, evet, öyle yapacaktık. Peki, bu Meclisi başkan vekilleri yönetmiyor muydu? Peki Sayın Başkan, siz orada ne arıyorsunuz?

ŞENOL BAL (İzmir) – Oturuyor!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yani 336 milletvekili… Tabii siz oy kullanamayacaksınız Anayasa değişikliğinde, onun için orada oturuyorsunuz ama bu grup önerisi kabul edilmedi ki siz orada oturuyorsunuz. Sayın Başkan, bu bir skandaldır. Bu sadece Türkiye için değil, dünya parlamento tarihine geçen bir skandaldır. (Bakanlar Kurulu sıralarından “Allah Allah!” sesi) Evet, Allah Allah, öyle! Yani siz, burada görüşmeden… Siz bir de Bakanlar Kurulundan laf atıyorsunuz, sesleniyorsunuz. İşte, sizin demokrasi anlayışınız bu!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakanlar Kurulu da mı laf atıyor?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi, bu grup önerisini neye göre getiriyor değerli arkadaşlarımız? İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre, değil mi? (AK PARTİ sıralarından “Başkanın yetkileri…” sesi) Şimdi, bakın, Başkanın yetkileri… Başkanın yetkileri İç Tüzük’tür. Karnınızdan konuşmayın, bilerek konuşun. Burada ben size, bakın, madde okuyorum. Neye göre getiriyorlar? 49’a göre. Ne diyor 49? Gündem belirlenirken 8’inci sırada bulunan… Yani, kanun tasarı ve tekliflerinin sırası neyle değişir? “Başkanın lüzum görmesi hâlinde ve Danışma Kurulunun Genel Kurulun bilgisine sunması hâlinde değişir.” der. Ama son iki fıkraya baktığınız zaman, yedinci fıkrasında: “Başkan birleşimi kapatırken, -yani 8’inci sıradaki sıranın değiştirilmesi olurken- gündemde bulunan hususlardan hangilerinin gelecek birleşimde veya birleşimlerde görüşüleceğini Genel Kurula bildirir. Bu husus ayrıca ilan tahtasında ilan edilir.” İç Tüzük’ün 1’inci maddesine göre birleşim ne demektir? Gün demektir, gün. O zaman, grup önerisi buraya geldiği zaman, başkan da getirebilir, grup önerisi de getirir, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre, ama başkan birleşimi kapatırken, yani bugünü kapatırken, bir sonraki birleşimde, bir sonraki günde nelerin görüşüleceğini ilan eder ve ilan tahtasına asar. E, şimdi, AKP grup önerisi burada kabul edilecek. Birleşim kapanmıyor ki, bugünkü birleşim devam ediyor. Bugünkü birleşim neymiş? 88’inci Birleşimmiş. İç Tüzük’e göre 88’inci Birleşim kapatılmadan grup önerisiyle görüşülemez. Bu açıkça İç Tüzük ihlalidir, Anayasa ihlalidir. Bu nettir, açın, okuyun.

Bakın, şimdi, bundan sonra da bir önerge vereceğim, usul tartışmasıyla ilgili ve orada, o önergede de Anayasa Mahkemesinin kararlarını sizlerin bilgisine sunacağım ve tutanaklara da geçireceğim. Bakın, burada çok açık bir İç Tüzük ihlali vardır değerli arkadaşlarım. Her şeyden önce…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Tayfun Bey, sözünde dur, sözünde.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Haa, neden, nasıl, neye göre getireceğiz bunu? Bakın, der ki İç Tüzük’ün 52’nci maddesi, Genel Kurulda bekletilme süresi: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek –bakın, öncelik verilerek- bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” der.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İkinci fıkra o, birinci fıkrayı oku.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Birinci fıkrayı okuyayım: “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemez.” Birinci fıkra.

İkinci fıkra: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik… “ Bakın “öncelik verilerek…”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Danışma Kurulu istemeden Hükûmete ve esas komisyona verilen yetkidir o.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değildir efendim. İşte onu ben tartışacağım. Ben size Anayasa Mahkemesi kararı getireceğim.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, karşılıklı konuşmayalım.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hiç burada tartışmayalım, laf atmayın.

Birazdan 63’üncü maddeye göre bir önerge vereceğim. Burada size Anayasa Mahkemesinin iki kararını getireceğim. O zaman sizin teziniz mi benim tezim mi doğru olacak, ona bakacağız.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bunlar çok önemli. Türkiye Büyük Millet Meclisini keyfî olarak yönetemezsiniz. Sayın Başbakan grupta talimat veriyor   -ya, ne kadar güçlü bir genel başkanmış- ve Türkiye Büyük Millet Meclisini tek parti diktatörlüğü gibi şekillendirmeye çalışıyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu, bana yapılmış bir saygısızlık olarak kabul etmiyorum, bu, millet iradesine de ambargo koymaktır. Bu kadar peşin yargılı… Ya, düşünebiliyor musunuz, oy sandıkları burada. Neyi kabul ettik de buraya oy sandıkları koyuyoruz arkadaşlar? Gizli oy kabinlerini neye  göre koyuyoruz? Bugün Anayasa görüşmelerini neye göre yapıyoruz?

Anayasa’nın 148’inci maddesi Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerini şekil açısından  ne şekilde inceleyeceğine dair hükümler içermektedir. Anayasa Mahkemesinin bu konuda birçok kararı vardır. E siz buna “Benim dediğim dedik. Ben böyle yorumluyorum.” Böyle bir şey olmaz. Böyle, toplumu ilgilendiren çok önemli konularda bir siyasi partinin baskısıyla Anayasa ve İç Tüzük ihlal edilemez. Yarın bir gün bunlar hep Anayasa Mahkemesinin önüne gidecek, ondan sonra bağıracaksınız: “Anayasa Mahkemesi hatalı karar verdi.” Hatalı verdiği birkaç kararı örnek göstermek suretiyle, size göre hatalı verdiğine inandığınız birkaç kararı gerekçe göstermek suretiyle, sözde, Anayasa Mahkemesini millete şikâyet etmeye kalkacaksınız.

Siz, burada yaptığınız işlemlerle millet iradesini hiçe sayıyorsunuz. Millet iradesini temsil eden sadece AKP’li milletvekilleri değil. İşte burada grubu bulunan siyasi partiler, bağımsız milletvekilleri de millet iradesini temsil ettiği gibi, Parlamento dışında olan siyasi partilerin temsilcileri de bir anlamda millî iradenin tecellisi için çaba sarf etmektedir. Yani, ben anlamakta zorluk çekiyorum son gelişmeleri ve sizin bunu -en azından, bakın, tırnak içinde “nezaketsizlik” diyorum- şu nezaketsizliği hoş görmenizi kabul edemiyorum ve özellikle Sayın Başkan, sizin böyle, bu şekilde, taraflı bir şekilde burayı yönetme anlayışınızı da kabul edemiyorum ve bunların…

ŞENOL BAL (İzmir) – Dinlemiyor.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Beni dinlemiyorsunuz, orada tabii ki bürokratla konuşuyorsunuz ama benim bu sözlerim size Sayın Başkan. Bu sözlerimi arkadaşlarıma değil size söylüyorum. Onun için, ben konuşurken beni dinlemenizde bence büyük yarar vardır. Taraflı yönettiğinizi iddia ediyorum.

Bu kabinleri buraya hangi yetkiye dayanarak koyduruyorsunuz Meclis Başkanı olarak? AKP grup önerisi kabul edildi mi de buraya koyduruyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha karar alınmamış, kabin koyuyorsunuz ya!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Böyle peşin yargılı bir hüküm nerede var? Yani, bir insan yargılanmadan, mahkeme önüne çıkmadan -gerçi Türk yargı sisteminde artık bunu da olağan karşılıyoruz- adamların ifadesi alınmadan adamları mahkûm kılıyoruz ve belirli gazete köşelerinde de bu adamların suçlu olduğuna dair yorumlar yapıyoruz; bu da işte peşin yargılı. Sanki bu kabul edilmişmiş gibi kabin koyuyorsunuz buraya, oy sandığını koyuyorsunuz. Belki reddedecek milletvekilleri.

KADİR URAL (Mersin) – Oy sandığının içine de bak.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Oy sandığının… Hayır, kamera da koymuş olabilirler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Vardır, vardır.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Korkum, kimin ne şekilde oy kullanacağına dair belki kabinlerin içinde kamera vardır, ses cihazları vardır! Artık Türkiye’de her şey oluyor. Tabii… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Vebale giriyorsun, vebale.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben sizi kastetmiyorum, niye alınıyorsunuz? Ben, bakın, bunu…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Yargısız infazdasın.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hayır, bu benim işim değil, bu sizin işiniz, çünkü sizi kontrol edecekler, ben oy kullanmaya girmeyeceğim.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Öyle bir şey var mı?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İşte siz kontrol edin. Ben, çünkü, burada muhalefetimi yapacağım ama Genel Kurula şaibe olmasın diye girmeyeceğim, oy kullanmayacağım, ama şaibe altında kalacak sizlersiniz, laf atanlarsınız.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Gir de “Evet” ver.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – O sandığı bir kontrol edin bakayım, gizli kamera var mı orada, dinleme cihazı var mı, ona bakın. Yani, onun için…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Ayıp, ayıp!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, damarınıza bastım, değil mi, damarınıza bastım. Bu kadar onurluysanız -ki, onurlu olduğunuza inanıyorum- bu yapılan işlemlere karşı tepki göstereceksiniz. Öyle, biat kültürüyle, genel başkan ne derse, tak, topuk selamıyla “Emredersin sayın genel başkan.” demeyeceksiniz.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Buraya nasıl geldin sen?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Onu dediğiniz an, işte demokrasi yok. Öyle, grup toplantılarında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyelim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Evet, lütfen…

BAŞKAN - Burası hür kürsüdür, arkadaşlarımız düşüncelerini özgürce ifade edecekler.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Grup toplantılarında, sonra, basına kapalı neler söyledi Sayın Başbakan? Gizli kamera mı koyuyoruz dedi? Ya, ya, işte!

Değerli arkadaşlarım, benim görevim kendi düşüncemi sizlere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, on dakikalık süreniz doldu, size de ilave bir dakikalık süre veriyorum, lütfen tamamlayınız konuşmanızı.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Selamlayacağım Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, biraz işi daha yumuşatmak lazım. Ben burada dostane, bir arkadaşınız olarak bu yapılan nezaketsizliği, sizlere, Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan nezaketsizliği anlatıyorum. Benim algılamam bu. Siz bunu bir nezaketsizlik olarak kabul etmiyorsanız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağan bir çalışması olarak kabul ediyorsanız, temsil ettiğiniz millete en azından saygısızlık etmiş olursunuz diyorum, sabrınız için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İçli, çok teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir konuyu arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir grup önerisi görüşüyoruz. Başkanlığa intikal etmiş, Hükûmet ya da esas komisyonun kırk sekiz saat geçmeden gündemin sırasına alınmış bir iradesi Genel Kurula okunmadı. Dolayısıyla, okunmadığına göre bu İç Tüzük gereğince ön sırasına alınması ve kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasıyla ilgili bir talep var mı acaba şeyin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kırk sekiz saat geçmiş, yüz saat olmuş, yüz! İkinci talep 498’le ilgili.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, 498 diyorum ben, 498’i söylüyorum.

Sayın Başkanım, diyor ki: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, Hükûmet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” Burada diyor ki: “Kırk sekiz saat geçmeden 6’ncı sırasına alınması..” diyor. Şimdi, bu durumda esas komisyonun ve Hükûmetin talebi olmadan bir grup olarak bu konuda hangi İç Tüzük’ün ilgili maddesine göre, kırk sekiz saat dolmadan gündemin ön sırasına alınmasını sağlamıştır? Dolayısıyla bu önergenin görüşülmesi mümkün değil Sayın Başkanım.

Bu konuda daha önce de tartışma olmuştu, Sayın Canikli önerisini geri çekmişti.

BAŞKAN – Evet, önerge sahibi Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüden mi efendim?

BAŞKAN – Yok yok, yerinizden.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde konuşma hakkım var, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Vereceğim, vereceğim de, bu konuyla ilgili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Belgeleriyle, müsaade ederseniz, konuşma yaptığımda açıklayacağım onu.

BAŞKAN – Peki.

Şu anda grup önerisinin lehinde söz isteyen Kayseri Milletvekili ve AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde İç Tüzük’ün bu kadar farklı bir şekilde yorumlandığıyla ilk defa karşı karşıya geliyoruz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tıpkı Anayasa değişikliği gibi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İzin verirseniz, konuşmama başlamadan önce, bugün Kayseri’de, üç gün önce Şırnak’ta şehit olan Kayserili hemşehrimiz Jandarma Yüzbaşı Levent Çetinkaya’nın cenazesine katılmak üzere, şehidimizi son yolculuğuna uğurlamak üzere İçişleri Bakanımız ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Kayseri’ye gittiler. Ama, cenaze namazının kılınıp şehidimizin Kayseri’deki şehitliğe defnedilmesi esnasında kendini bilmez bir kişinin Sayın Bakanımıza yaptığı saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum. Sayın Bakanın saldırı esnasında gözlüğü kırılmış, burnunda iki üç dikiş atılacak şekilde yara ortaya çıkmış; hamdolsun, burnunda herhangi bir kırık vuku bulmamış ama şunu ifade ediyorum ki, bugün Türkiye'nin huzur ve istikrarından rahatsız olan bir kısım var. Önce, Van’da başlatıp bir siyasi parti genel başkanına yapılan yumurtalı saldırı… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, sayenizde!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …arkasından, Samsun’da eski bir siyasi parti genel başkanına yapılan yumruklu saldırı ve bugün de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına, bir şehitle ilgili son görevini yapan Hükûmet temsilcisine yapılan saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Hükûmet sizsiniz, kimi kime şikâyet ediyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, biraz önce bir sayın milletvekili 52’nci maddeyle ilgili… İkinci fıkrasını okudular. İkinci fıkra, Sayın Milletvekili, 52’nci maddenin ikinci fıkrası…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Birincisini de okudum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Birinci fıkrayı da okuyacağım. 52’nci maddenin birinci fıkrası “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırk sekiz saat geçmeden görüşülemez.” Şimdi, biz, kırk sekiz saatten önce görüşülmek üzere bir irade beyan etmişiz.

İkinci fıkrayı okuyorum: “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir. Bu takdirde, Genel Kurul, işaret oyuyla karar verir.”

Sayın Milletvekilim, 19’uncu maddenin son fıkrasını okursanız, Danışma Kurulu gündemle ilgili görüşlerini beyan ederken kendi arasında ittifak varsa o ittifak burada oylanır, ittifak yoksa siyasi parti grupları kendi önerilerini getirir, bugün olduğu gibi.

Bu ikinci fıkra, 52’nci maddenin ikinci fıkrası, Hükûmet veya esas komisyonun 19’uncu maddeye bağlı kalmadan, Danışma Kurulunun toplanması ihtiyacını hissetmeden, Hükûmet veya esas komisyona verilmiş bir yetkidir ve bugüne kadar da bu yetki hiçbir zaman kullanılmamıştır. Hükûmet de kullanmamış, komisyon da kullanmamıştır.

Bakınız, şimdi size bir Danışma Kurulu önerisi okuyacağım. “5/11/2001 tarihli genel kâğıtlarda yayınlanan 753 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler’ kısmının sekizinci sırasına alınmasına…”

Kim vermiş bu önergeyi? Meclis Başkanı Sayın Ömer İzgi, Grup Başkan Vekilleri Emrehan Halıcı, Mehmet Şandır, Ali Rıza Gönül, Yaşar Dedelek, Hüseyin Çelik, Ömer Vehbi Hatipoğlu. Bu, sayın grup başkan vekillerinin imzasıyla birlikte kırk sekiz saat geçmeden öne alınmasıyla ilgili bir teklif.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Peki, öne alıyorsunuz, görüşebiliyor musunuz? Otuz gün görüşemeyeceksiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, yine bir Danışma Kurulu önerisi okuyorum. “Genel Kurulun 24 Eylül 2001 Pazartesi günkü toplantısında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesi hususundaki oylamanın tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması önerilmiştir.” Ne diyor? Şimdi bugün bizim teklif ettiğimiz gibi: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişiklik teklif eden kanun teklifinin 2’nci maddesinin oylamasının bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışılması teklif edilmiştir.” Ne fark var bununla onun arasında? İkisi de aynı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O doğru mu? O da yanlış.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – O da yanlış, o da yanlış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, bakınız, yine aynı örnekler; 19 Şubat 2009: “Gündemin ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler’ kısmında bulunan 100 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 4’üncü sırasına alınması, kırk sekiz saat geçmeden görüşülmesi.” Kimlerin imzası var? Nihat Ergün, Hakkı Suha Okay, Mehmet Şandır, Hasip Kaplan. Daha elimde çok örnekler var.

Değerli arkadaşlar, daha önceki yapılan icraatlar burada aynı şekilde devam ediyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalıştığı usul ve esaslar, Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılan bütün gelenekler aynı şekilde devam ediyor.

Bakınız, az önce bir milletvekili arkadaşımız itiraz etti, 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bastırılıp dağıtılmadığıyla ilgili. Hâlbuki 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı bastırıldı ve dağıtıldı ama Türkiye Büyük Millet Meclisini tıkamak, çalışma saatlerimizi İç Tüzük’ün kendilerine verdiği imkân çerçevesinde yok etmek uğruna maalesef bu işler yapılıyor.

Bir de imzayla ilgili bir şey söyleyeceğim değerli arkadaşlar. AK PARTİ Grubunun Anayasa değişikliği teklifine imza atan milletvekili arkadaşlarımızı rahatsız edici, hiçbir milletvekiline bu tür ithamın yakışmayacağı şekilde bir itham edildi. İlk Anayasa değişikliği teklifinde 213 milletvekili ve 11 civarında milletvekilimizin sonraki katılımlarıyla birlikte 224 milletvekilinin verdiği Anayasa değişikliği teklifi maalesef gereksiz tartışmalarla gündem oluşturmaya başladı ama çok önemli diye gördüğümüz bu otuz maddeye yakın Anayasa değişikliği teklifinin imza tartışmasının gölgesinde kalmaması adına, 61 tane milletvekili arkadaşımız hassasiyet gösterip  imzalarını  geri  çektiler  ve yeni veren milletvekili arkadaşlarımızın -265 artı 29 milletvekilinin- imzasıyla yeni Anayasa değişikliği teklifi Meclis Başkanlığına sunuldu.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Çarpılacaksın Elitaş, çarpılacaksın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, burada itham ettiğiniz hiçbir milletvekili arkadaşım “O imza benim değildir.” diye irade beyanında bulunmamasına rağmen milletvekili arkadaşlarımızı töhmet altında bıraktınız.

Yine size iki tane belge okuyorum. Sayın Başkan, biliyorsunuz, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Bölgesi’ndeki yapılan saldırıyı hep beraber telin etmiştik. Onunla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri hassasiyet gösterdiler, dediler ki: “Sincan Uygur Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine yapılan bu saldırıyı kınamak adına Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Grubundan istifa ediyoruz.” diye AK PARTİ Grubundan milletvekili arkadaşlarımız teker teker imzalarını verdiler. Şimdi, bakın elimdeki belge:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çin Halk Cumhuriyeti Sincan Uygur Bölgesi’nde Uygur Türklerine yönelik saldırılar toplu etnik katliam boyutlarına ulaşmıştır.” En sonuna geliyorum: “Bu çerçevede, Türkiye-Çin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkan Vekili Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Orhan, Yönetim Kurulu Asıl Üyesi İstanbul Milletvekili Sayın Meral Akşener ile Dostluk Grubuna üye milletvekillerimiz bu Dostluk Grubu üyeliğinden istifa etmişlerdir.

Bilgilerinize arz olunur.

                                                                                                           Oktay Vural

                                                                                                MHP Grup Başkan Vekili

                                                                                                       İzmir Milletvekili”

Arkaya bakıyoruz kimlerin imzası var diye, ne kuru imza var ne ıslak imza var! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP TANER (Aydın) – Dilekçeler gitti oraya Sayın Elitaş, o üst yazı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani Sayın Başkan, şu anda Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Grubunda şurada ismi sayılan milletvekillerinin üyelikleri aynı şekilde devam etmektedir. Bir grup başkan vekilinin irade beyanıyla, bir grup başkan vekilinin talimatıyla hiç kimse bir yerden istifa etmemiştir, edememiştir. Etmemesi gerekir, milletvekili özgürlüğü bunu gerektirir.

İkinci belge:

“Türkiye-İsrail Parlamentolararası Dostluk Grubuna üye milletvekillerimiz bu Dostluk Grubu üyeliğinden istifa etmişlerdir.

Bilgilerinize arz olunur.

                                                                                                           Oktay Vural

                                                                                                       İzmir Milletvekili

                                                                                               MHP Grup Başkan Vekili”

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Onları bugünler için mi sakladın?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yine altına bakıyoruz, ne ıslak imza var ne kuru imza var! Ama arkada üç tane imza var.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 23’üncü dönem Türkiye-İsrail Parlamentolararası Dostluk Grubu üyeliğinden istifa ediyorum. 29/12/2008”

Kim? Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Yine, bir milletvekili, Samsun Milletvekili Sayın Osman Çakır istifa etmiş.

Yine, Sayın Kadir Ural, Mersin Milletvekili, kendi ıslak imzalarıyla istifa etmiş, ama geriye kalan milletvekili arkadaşlarımızdan hiçbirisi, 53 milletvekilinden 50 tanesinin imzası yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz tamamlandı efendim, size de bir dakikalık ilave süre veriyorum Sayın Elitaş, lütfen tamamlayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Oktay Vural, kimden yetkiyi aldıysa milletvekillerinin imzalarına vesayet koyma hakkını almış ve buradaki 53 milletvekiliyle (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 58 Çin Halk Cumhuriyeti Dostluk Grubundaki milletvekilinin iradesini, hiç kimseye sormadan, sorma ihtiyacı hissetmeden onların adına karar vermiştir.

Bu bilgileri, değerli milletvekilleri, Parlamentoyla paylaşıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP  TANER (Aydın) - Yalan söylüyor, yalan!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsmimi kullanarak, yani minareyi çalanlar kılıf hazırlama misali…

BAŞKAN – Estağfurullah, daha uygun cümlelerle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu bir gerekçe olarak gösteriyorlar. Sataşmadan dolayı söz talebim var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Belgelerle konuştum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zannederim bu konuda…  

BAŞKAN – Peki, evet, isminizden bahsetti, bunu ben de duydum.

Sataşma nedeniyle size söz vereceğim, ancak yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde konuşacağınızdan eminim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır efendim, tabii burada…

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle söz verdim efendim.

Üç dakika içerisinde sanıyorum meramınızı anlatırsınız.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğrusu, AKP Grup Başkan Vekilinin bizim İsrail Dostluk Grubundan istifa etmemizden niye rahatsız olduğunu anlamadım yani. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiç rahatsız değilim. Vesayete karşı, vesayete…

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, niye rahatsız oldu, anlamıyorum. Yani, tabii, düğünlerinize çağırırsınız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İmzaları o kadar güzel açıkladın ki.

OKTAY VURAL (Devamla) - …ondan sonra düğünlerinize çağırdıklarınızı, atarsınız, tutarsınız birbirlerinize; niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Uygur Türklerine yapılanla ilgili niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Şimdi, işte, bilgi  sahibi olmadan fikir sahibi olursanız böyle olur, çünkü bilginiz yok. Neden yok? Çünkü bu konuda istifayla ilgili talepler Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna gelmiştir. (MHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler) Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna gelmiştir. Niye fitne, fesatla uğraşıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O senin mesleğin…

OKTAY VURAL (Devamla) – Hep aklınız niye fitne, fesatta? Yani fitne, fesat…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O senin mesleğin…

OKTAY VURAL (Devamla) – Milletvekillerimin iradesi var, adam gibi imzaları da var…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hani, nerede?

OKTAY VURAL (Devamla) – …adam gibi de kabul ediyorlar, adam gibi de istifa ettik işte. Ne var bunda? (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nerede bu adamlar?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bir kere -işte bunu da idrak edemiyorsunuz- istifalar bireysel olunca toplu listede imza olmaz Beyefendi, yaa!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vay anasını!

OKTAY VURAL (Devamla) – İstifa, bireysel girişimdir. Toplu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Çok hoşunuza gitti bakıyorum Kürşad Bey. Siz nasıl istifa etmiştiniz acaba ha? Nasıl istifa ettirildiniz de, onu açıklayın bakalım siz önce. Hadi bakalım…

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bana bulaşma!

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, bu ülkede, evet, milletvekillerimizce, İsrail’in ve Çin’in yaptığı uygulamalardan dolayı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna, bu dostluk grubundan çıkmak istediklerine ilişkin irade beyanları yapılmıştır. Bu irade beyanları Meclis Başkanlığına gönderilmiştir. Meclis Başkanlığından da bu dostluk gruplarının listesi istendiği zaman da Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin olmadığını da göreceksiniz. Çakma imzalarla bir şey yapmamıza gerek yok Allah’a şükür. Bizim, Gazze’de yapılan o zulme karşı imzasını atacak yürekli parlamenterlerimiz var, ona göre! (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Boş, boş…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan önce yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz, değil mi efendim?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, AK PARTİ grup önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmış, ancak bu arada bir yoklama talebi var.

Sayın Okay, Sayın Anadol, Sayın Özyürek, Sayın Emek, Sayın Mengü, Sayın Kart, Sayın Ünsal, Sayın Özdemir, Sayın Arıtman, Sayın Ağyüz, Sayın Ekici, Sayın Çöllü, Sayın Susam, Sayın Paçarız, Sayın Köse, Sayın Tütüncü, Sayın Oksal, Sayın Sönmez, Sayın Ergün, Sayın Akıncı, Sayın Arat.

Kâfi efendim, çok teşekkür ederiz. Buyurun, oturabilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz önce, size, kırk sekiz saat geçmeden esas komisyon ya da Hükûmetin bir talebi olup olmadığını sormuştum, “var mıdır yok mudur” diye bakacaktınız. Bu durumda esas komisyon ve Hükûmetin kırk sekiz saat geçmeden 498 sıra sayılı kanunun gündeme alınmasına yönelik gerekçeli bir önergesi var mı yok mu? Önergesi yoksa…

BAŞKAN – Sayın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre işlem yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’ün hangi maddesine göre işlem yapıyoruz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 19’a göre, 52/1.

OKTAY VURAL (İzmir) – 52’nci madde açıktır. Lütfen bu konuda esas Komisyon veya Hükûmetin var mı bir talebi?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş ne Komisyon üyesi ne Hükûmet temsilcisi!

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlarım.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Dinliyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaş vesayet altında olduğumuzu söyledi. Biz imzamızı Meclis Başkanının önünde atmamız gerekirse, atarız.

Söz istiyoruz efendim, sataşmadan...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’ün 19’uncu maddesinde Danışma Kurulunun nasıl oluşacağıyla ilgili beyanı var. Burada açık metin. 19’uncu maddeye göre siyasi parti grupları gündemin oluşturulmasıyla ilgili grup önerileri vermişler. İlk, Barış ve Demokrasi Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, hepsi de İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre grup önerileri vermişlerdir. Sayın Vural’ın söylediği İç Tüzük’ün 52’ye ikinci fıkrasını ifade ediyor ki, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığımız inceleme, İç Tüzük 52/2 hiç uygulanmamıştır; hep 19’uncu maddeyle bağlantılı olarak bu yapılmıştır. Yapılan işlem doğrudur. Nitekim, grup önerimizde 498 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden görüşülmesi 52/1 ve 19’uncu madde gereğince onu arz ettik efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bakın, bu konuda amir bir hüküm vardır: “Hükûmet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak…” Bu, kırk sekiz saat geçmeyle ilgilidir. Dolayısıyla bugün daha önceden şu yapılmış, bu yapılmış…

BAŞKAN – Sayın Vural, izin verir misiniz?

Gayet tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tabii ki uygulamaları da vardır, teamül hâline gelmiştir. Bakın, aynı şekilde daha önce 2002 yılında verilmiş olan bir öneride kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 13’üncü sırasına alınmasıyla ilgili bir önerge verilmiş ve bu işlem burada tekemmül ettirilmiş. Sayın Şandır’ın da altında imzası var yani demek ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır ama yanlış biliyorsunuz! O konuda esas komisyonun bir talebi olup olmadığını bilmeden konuşuyorsunuz. Esas komisyonun bir talebi varsa elbette grup önerisiyle getirecekler.

BAŞKAN – Benim uygulamam hakkında bir usul tartışması mı açmak istiyorsunuz efendim, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, İç Tüzük’e aykırı davranıyorsunuz, uyarıyorum.

BAŞKAN – İç Tüzük’e aykırı bir husus görmedim. Eğer siz aksi düşüncedeyseniz…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, taraflı davranıyorsunuz, taraflı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ama bir şey söylüyorum size.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin bu keyfî yönetiminizle sürekli olarak “Usul tartışması açıp…” demenin bir anlamı var mı, ne anlamı var? Yani kimi kandırıyoruz burada?

BAŞKAN – Şu ana kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kırk sekiz saat geçmeden kanun teklifleri ve tasarıları gündemin ilk sıralarına alınmış ve uygulama Meclisimizde bu şekilde devam etmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Alınmıştır, alınmadığını söylemiyoruz ki!

BAŞKAN – Tamam, ne diyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama esas Komisyon ve Hükûmetin talebi var mı diye soruyorum.

BAŞKAN – Böyle bir şey de aranmamış efendim geçmişte.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aranmadığını nereden biliyorsunuz?

BAŞKAN – Uygulamalara baktığımızda bunu görüyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, öyle bir şey yok. Bundan önce de Nurettin Canikli’nin zamanında oldu ve geri çektiler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, öyle bir şey olmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, geri çekildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hep karıştırıyorsun bugün, her şeyi birbirine karıştırıyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, Sayın Başkanım, siz Adalet Bakanlığı yaptınız, şimdi Meclisi yönetiyorsunuz ve hakem olmanız gerekiyor. Diyor ki size “Esas komisyon ve Hükûmet ister.” kırk sekiz saatle ilgili gerekçeli kararla.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük 52/1’de yazıyor efendim zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha önce yapılmış, edilmiş. Daha önce de 367’yle ilgili aranmıyordu, öyle oldu. Ne yapacağız Sayın Başkanım?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Aynı konuda bir önerge verdim Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 52/1 açık ve net.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, grup başkan vekillerini toplayın ve altmış dakika mola verin.

BAŞKAN – Sayın Vural, sizin dayandığınız 52’nci maddenin ikinci fıkrası, birinci sıraya alınmasıyla ilgili bir düzenleme içermektedir ama burada birinci sıraya değil, başka bir sıraya alınması keyfiyeti söz konusudur. O nedenle, ben uygulamamızın İç Tüzük’e uygun olduğu düşüncesindeyim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, ilk sıra değil, bir de “Öncelik” ibaresi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gündeme alınması da dâhil. Bakın, bu süre geçmeden gündeme alınması… Demek ki gündeme alınması tarihi, yine esas komisyon… Neden? Çünkü Hükûmet sürpriz olmadan bir kanun görüşülmesini istemez, esas komisyon da istemez. Yani böyle bir şey olur mu? Hükûmetin haberi yok, biz görüşüyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Esas komisyonun haberi yok, biz görüşüyoruz. Yani Hükûmetin bununla ilgili süre yapması tamamıyla…

BAŞKAN – Sayın İçli, siz ne diyeceksiniz efendim?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, aynı konuda -biraz evvel konuşmamda ifade ettim- Anayasa Mahkemesinin öncelikle görüşmeyle ilgili iki tane kararı var. Usul tartışması açıyorum. 52’nci maddenin ikinci fıkrası daha önce Meclis Dahilî Nizamnamesi’nde de tartışılmıştı ve Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 148’inci maddesinde ivedilikle görüşme ile öncelikle görüşme arasında iki ayrı karar vermiştir. O nedenle ben usul tartışması açmak istiyorum ve uygulamanızın da taraflı olduğunu iddia ediyorum.

BAŞKAN – Net şekilde anlaşılamadı hangi konuda usul tartışması açılması isteğiniz?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, biraz evvel, kırk sekiz saat, öncelikle…

BAŞKAN – Sayın Vural’la paralel şeyler mi?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Paralel şeyler, evet.

BAŞKAN – Usul tartışması açılmasını istiyorsunuz?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Vural, siz de mi aynı düşüncedesiniz? Usul tartışması mı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ben…

BAŞKAN – Ben uygulamamızın doğru olduğu kanaatindeyim. Yerleşmiş uygulamalarımızın bu istikamette olduğu düşüncesindeyim, uygulamamızın doğru olduğu düşüncesindeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Siz aksi düşüncedeyseniz, aksi düşünceyi taşıyorsanız ve bir usul tartışması –Sayın İçli gibi- açılmasını istiyorsanız, evet, görüşümde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu bir uygulamayla ilgili bir şey değil, amir bir hüküm vardır. Aramanız gereken şeklî bir husustur.

BAŞKAN – Efendim, izin verirseniz bunun takdirini ben yapayım Sayın Vural, ben yapayım bu takdirini.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, başlamış bir işlem var. Sayın Başkanım, yoklama işlemi başlamış, bunu bitirmemiz gerekir. Yani başlamış bir işlem varken sayın milletvekilleri orada… Yoklamayı tamamlayalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklamamız yapılmıştı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu işlem bittikten sonra…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yapmadık Sayın Başkan, yoklamayı yapmadık.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Affedersiniz, tespiti yaptık, şimdi oylamaya geçeceğim. (Gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, başlamış bir iş var.

BAŞKAN – Yoklamayı bir yapalım, daha sonra usul tartışması yaparız. (Gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Oylamadan önce usul tartışması…

RECEP TANER (Aydın) – Oylamadan önce.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yoklama yapıyor, oylama yapmıyor.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, size, yoklama talebi var. Yeter sayıda arkadaşımız yoklama talebinde bulundu.

İki dakikalık süre veriyorum, yoklama için süremiz başlamıştır.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

IV.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, usul tartışması...

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika efendim...

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

OKTAY VURAL (İzmir) – Öneriyi oylayamazsınız!

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, önergem var.

BAŞKAN - Etmeyenler...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, öyle bir şey olur mu?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, usul tartışması için önergem var.

BAŞKAN - Kabul edilmiştir efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir usul yok! Böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN - Kabul edilmiştir. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan... Sayın Başkan...

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, önergeyi işleme alın lütfen.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.11


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.40

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Sayın İçli, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bir önceki oturumda usul tartışması için önerge vermiştim. Tutanakları getirttirdim. Sizin ifadenizle “Yoklamayı bir yapalım, daha sonra usul tartışmasını açarız.” demiştiniz fakat oturumu kapattınız, terk ettiniz Genel Kurulu. Onun için, önergenin işleme alınmasını istiyorum.

BAŞKAN – Şu önergenizi mi?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet. Anayasa Mahkemesinin iki kararının tutanaklara geçmesini arz ediyorum.

BAŞKAN – İzin verirseniz bir okuyayım.

Sayın milletvekilleri, Sayın İçli Başkanlığımıza vermiş olduğu dilekçesiyle “Genel Kurulca kabul edilen AKP grup önerisi İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırıdır. Genel Kurul İç Tüzük değişikliği mahiyetinde uygulama yapamaz. Böyle bir uygulama Anayasa 95, 148, İç Tüzük 181 madde hükmüne aykırıdır.

İç Tüzük 63 maddesine göre usul tartışması açılmasını ve bu konuda görüşlerimi Genel Kurula sunmak için tarafıma söz verilmesini arz ederim.” diyorsunuz.

Şimdi, grup önerisi Genel Kurulun oyuna sunuldu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama sunmadan evvel söz verecektiniz.

BAŞKAN – Ama, bakın, yoklama ile oylama arasına başka bir işlem alamayız.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bakın, tutanağı getirttirdim. Siz oturumu kapattınız. Siz, bu tartışmalar yapılırken söz vereceğinizi söylediniz. Hatta bana dediniz ki: “Sayın İçli, önergeniz Sayın Vural’la aynı mahiyette mi?” dediniz. Burada yazıyor. “Evet” dedim ve söz vereceğinizi, önergemi işleme alacağınızı söylediniz. Ama işte bu işleminiz dahi İç Tüzük 63’e aykırıdır, taraflı davrandığınızı göstermektedir. Bundan neden kaçınıyorsunuz? Ben...

BAŞKAN – Yoklama ile oylama arasına başka bir işlemin girmemesi bakımından...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – O zaman niye söylediniz efendim? Tutanakta var.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın İçli, buyurun.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

3.- AK PARTİ grup önerisinin İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte söz istiyorum Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aleyhte istiyorum ben de.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kaç kişiye vereceksiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim, usul tartışması açtım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir lehte, bir aleyhte mi?

BAŞKAN – İki lehte, iki aleyhte arkadaşımıza söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer  dakikadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arkadaşlar tespit etsinler. Lütfen... Arkadaşlar, lütfen yazılı olarak gelsin benim önüme.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir önceki konuşmamda İç Tüzük’ün 52’nci maddesinden bahsetmiştim. Sayın Elitaş’da farklı görüşler ortaya koydu ve Genel Kurulun farklı uygulamalarından söz etti. Bakın, ben size burada Genel Kurulun farklı uygulamalarından değil, Anayasa Mahkemesinin... Önce doktrinde Profesör Şinin bir görüşünü aktarayım. Anayasa değişikliklerinin... Bakın, şöyle bir tartışma var: Anayasa 148, ivedilikle görüşme yasağı ve eski 61 Anayasası’nda da bu var. Anayasa Mahkemesine Anayasa değişikliğiyle ilgili götürülüyor iki olayda ve Anayasa Mahkemesi diyor ki: “İvedilikle görüşülme yasağı ile öncelikle görüşülme farklı kavramlardır. İvedilikle görüşme Anayasa değişikliğinin Mecliste 2 defa görüşülmesini gerektirir.” der. 1982 Anayasası, 1987’de değişmiş, ivedilikle görüşme yerine 2 kez görüşme şartı getirilmiştir. Ama Anayasa Mahkemesi iki kararında öncelikle ve ivedilikle görüşmeye ayırdıktan sonra söz konusu anayasa değişiklik teklifinde bakın ne diyor: “Dâhilî Nizamname’nin…” Yani 1973’te yürürlüğe giren şu İç Tüzük’ten önceki Dâhilî Nizamname aynı ifadeleri taşımaktadır. İç Tüzük 52 ile Dâhilî Nizamname 74 diyor ki: “Anayasa Mahkemesine götürenler her ne kadar ivedilik şartıyla ilgili bir inceleme isteminde bulunmamış olsalar da biz bunu inceliyoruz.” Diyorlar ki sonuç olarak: “Bir kanun tasarısı veya teklifinin gündemde bulunan öteki maddelerden önce görüşülmesini yalnız hükûmet veya bir komisyon ancak yazı ile ve gerekçesi de gösterilerek istenebilir.” Hangi tarihte söylüyor? Tutanaklara geçmesi için söylüyorum, Anayasa Mahkemesinin 15/4/1975 tarih, 1973/19 esas, 1975/87 sayılı Kararı. Başka? Yine Anayasa Mahkemesi 13/4/1971 gün, 1970/41 esas, 1971/37 sayılı Kararı’nda, her iki kararında ivedilikle görüşmekle öncelikle görüşme kavramına ayırmış ve bir yasa teklifinin Genel Kurulda görüşülebilmesi için, 52’nci maddede belirtilen… Bakın “Bir yasa teklifinin öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” diyor. Şimdi, Hükûmet ve esas komisyon bunu gerekçeli olarak Genel Kuruldan istememiştir. Yapılan nedir? AKP Grubu İç Tüzük 49 ve 19’a göre, bir kanun tasarı veya teklifinin sıralarının değiştirilmesiyle ilgili bir işlem yapmıştır. Bakın, 49’uncu maddenin yedinci fıkrasında “Başkan birleşimi kapatırken” der. Evet, grup önerisi gelir. Burada Genel Kurulun bilgisine sunulur. Genel Kurul oylar. Oyladıktan sonra bunun sırası değişir ama birleşimi kapatırken. İç Tüzük madde 1, birleşim demek gün demek, oturum demek değil. “Başkan birleşimi kapatırken, yani Sayın Başkan birleşimi kapatırken gündemde bulunan hususlardan hangisinin gelecek birleşimde -yani yarın, çünkü çalışma kararını yarına aldık- veya birleşimlerde görüşüleceğini Genel Kurula bildirir.”

Başkan burayı terk ederken size bildirecek, bize bildirecek ve ne yapacak başka? “Bu husus ayrıca ilan tahtasında ilan edilir.” Edilebilir filan değil, edilir, yapılır.

Şimdi, İç Tüzük 49… Evet, Danışma Kurulunun oy birliğiyle karar alamadığı olaylarda İç Tüzük 19’a göre gruplar öneri verebilir ama öncelikli görüşme meselesi… Anayasa 148, şekil yönünden Anayasa Mahkemesi inceleyecek. Bakın, ben size burada iyilik ediyorum. Ben size burada farklı bir düşünce değil, Anayasa Mahkemesinin çok kapsamlı… Burada beş dakikada bunları anlatamam. Anayasaya aykırı davranıyorsunuz. Genel Kurulun oylaması İç Tüzük değişikliği şeklinde olamaz.

İç Tüzük nasıl değişir? Anayasa’mızda belirtildiği gibi, İç Tüzük’ümüzün sanıyorum 188’inci maddesinde, aynı Anayasa değişikliği gibi Anayasa Komisyonunda görüşülecek, rapora bağlanacak, Genel Kurula gelecek, oylanacak, bir karara bağlanacak.

Şimdi, siz burada, Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün emredici hükümleri varken sayısal çoğunlumuz var diye bunu yaparsanız, bu Anayasa Mahkemesine götürüldüğü zaman Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder. Emeklerimize yazık değil mi? Şimdi sabahlara kadar çalışacağız. Yarın öbür gün şikâyet edeceksiniz. Etmeyin diye söylüyorum, açtığım usul tartışması bu. Yalvarıyorum size! Burada bir partili veya partisizlik meselesi değil. Bütün vatandaşlar bizi dikkatle izliyor. Açın, Anayasa Mahkemesinin şu iki kararını hukukçu arkadaşlarımızla, bir saat ara verelim, yorumlayalım, burada tartışalım. Benim dileğim bu değerli arkadaşlarım.

Onun için, Sayın Meclis Başkanının uygulaması tarafsızlık ilkesini zedelemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkanı uymakla yükümlü olduğumuz Anayasa’ya ve İç Tüzük’e davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli.

Usul tartışmasının lehinde, Giresun Milletvekili Sayın Canikli.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesinde açılan usul tartışmasında Sayın Başkanın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu kanaatiyle lehte söz aldım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin okuma yazman var mı? Okuduğunu anla, anla… Diyor ki: “Komisyon ve Hükûmet ister.” Sen isteyemezsin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Değerli arkadaşlar, 49’uncu madde çok açık. 49’uncu madde çerçevesinde Danışma Kuruluna konu götürülmüş, yani 498 sıra sayılı kanunun sırasının öne alınmasına ilişkin öneri Danışma Kurulunda görüşülmüş, Danışma Kurulunda kayıtlara geçmiş. Bakın, değerli arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyon veya Hükûmet isteyebilir, sen isteyemezsin!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Oraya geleceğim, 52’nci madde, oraya geleceğim.

Danışma Kurulunda kayıtlara geçmiş, tutanağa dâhil edilmiş ve dolayısıyla, 49’uncu madde çerçevesinde Danışma Kurulunda gündeme getirildiği için burada, 49’uncu madde çerçevesinde herhangi bir usul hatası söz konusu değil.

Şimdi, tartışılan esas konu 52’nci madde. 52’nci maddenin eğer birinci fıkrası geçerli ise ikinci fıkrasına bakmaya gerek yok. Bir başka ifadeyle, ikinci fıkrada belirtilen hususlar, birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler için geçerlidir. 52’nci maddenin birinci fıkrası: “Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırksekiz saat geçmeden görüşülemez.” Aksine karar alınmadıkça. Ki, bu, görüşme için ayrıca. Aksine kim karar alacak? Türkiye Büyük Millet Meclisi karar alacak. Eğer, birinci fıkra çerçevesinde aksine karar alınmış ise Genel Kurul tarafından, o zaman ikinci fıkraya bakmaya gerek yok. Birinci fıkrayı ihmal eder, onu yok sayarsanız, sadece ikinci fıkraya bakarsanız, yanlış olur. Bu değerlendirmeler, bunu esas alarak bu çerçevede yapılan değerlendirmeler doğru olmaz.

Bakın, Danışma Kurulunda gündeme gelmiş. Biraz önceki arkadaşlarımızın söylediği gibi değil, konuşulmuş, orada tartışılmış, Danışma Kurulu ıttılaına girmiş ve kayıtlarına geçmiş. Biliyorsunuz, orada tutanak tanzim ediliyor. Danışma Kurulunda yapılan görüşmeler ve grupların getirdiği öneriler orada kayıtlara geçiyor, tartışılıyor, değerlendiriliyor ve tutanak tanzim ediliyor en sonunda. Belki bazı arkadaşlarımız hatırlayabilirler, hatırlarlar, orada konuşulmasına rağmen, sehven kayıtlara geçmediği için, tutanağa geçmediği için bir konuyu burada görüşememiştik fakat burada öyle problem yok. Danışma Kurulunda gündeme getiriliyor 498 sıra sayılı kanun tasarısının öne alınması için, orada konuşuluyor, tartışılıyor, tutanakta yer alıyor; dolayısıyla, 49’uncu madde çerçevesinde en ufak bir problem yok.

İç Tüzük’ün 52’nci maddesi çerçevesinde baktığınızda da orada “Genel Kurulca aksine karar alınmadıkça” ifadesi var. Karar alma yetkisi, bu İç Tüzük’ün uygulanmasında buraya aittir, Genel Kurula aittir. Dolayısıyla “aksine karar alınmadıkça” ifadesini tahakkuk ettirecek olan irade, bu Meclisin iradesidir ve bu irade de gerçekleşmiştir, tahakkuk etmiştir yani Türkiye Büyük Millet Meclisi aksine bir karar almıştır İç Tüzük’ün 52’nci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak. Dolayısıyla, artık, 52’nci maddenin ikinci fıkrasından yola çıkarak bunun prosedüre, teamüle uygun olmadığını söylemek kesinlikle söz konusu değildir ve yapılan işlem, yapılan uygulama İç Tüzük’e, hukuka uygundur. Bu çerçevede en ufak bir sorun bulunmamaktadır.

Teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ederim.

Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak… Lehinde istediniz değil mi efendim? Bir yanlışlık olmasın.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Evet.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, lehte Sayın Elitaş istedi.

BAŞKAN – Ama, yazılı olarak başvurmuş ve lehinde istemiş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır efendim, aleyhinde…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehte ben istedim.

BAŞKAN – Öyle mi? Aleyhinde mi efendim?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aleyhte benim, ben aleyhte istemiştim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ben lehinde istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehinde istemiş efendim, yazılı olarak başvurusu var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz konuşmayı açar açmaz lehinde ve aleyhinde konuşma talepleri oldu…

BAŞKAN – Efendim, önceden geldi yazılı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama açar açmaz…

BAŞKAN – Yazılı metni önceden geldi Sayın Elitaş, önceden geldi.

Buyurun…

KADİR URAL (Mersin) – Sana mı soracağız ya? Hayret bir şey ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde ben istemiştim.

BAŞKAN – Hayır, hayır… Sayın Uzunırmak lehinde söz istedi efendim.

KADİR URAL (Mersin) – Sana mı soracağız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açar açmaz sözlü olarak istedik, kayıtlara geçti.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, önceden geldi efendim; kendisi yazılı olarak başvurdu, sizin müracaatınız daha sonraydı. Lütfen… Yazılı metni burada.

Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usul tartışması hakkında Sayın Başkanın yönetiminin lehinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insanların veya yönetenlerin kararlarında ve davranışlarında etkin olan bazı saikler vardır. Bunlardan inançlarımız, duygularımız, isteklerimiz, aklımız, mensubiyetimiz ve kurallar olarak alanlarına göre sınırlayabileceğimiz saikler söz konusudur. Dolayısıyla, eğer kural koyucular kurallarını koydukları alana göre, duygu, akıl, istek, arzu örtüşmesine uygun kurallar konabiliyorsa o kuralların uygulanmasında bir problem doğmaz çünkü her şey örtüşmüştür ama Sayın Başkan kendi açısından doğrusunu yapıyor. Sayın Başkanın burada kurallara uygun yönetmek gibi mecburiyeti yok çünkü demokrasi ve halk iradesinin hukuk olarak örtüşmesine baktığınızda, demokrasinin, halk iradesinin hukuka bağlılığı uygulamalarını eğer ortaya koymak istediğinizde, hukuka bağlılık, hukukun üstünlüğünü tanımak diye bir mecburiyetiniz yoksa o zaman mensubiyetinize göre karar vereceksiniz. Mensubiyetinize göre verdiğiniz kararda da AKP demokrasisi, hatta ve hatta -çok özür diliyorum ama- Sayın Başbakanın, Recep Tayyip Erdoğan’ın demokrasisi söz konusu olacak; kurallar ve hukuk olmayacak, mensubiyete göre karar vereceksiniz, Parlamento da mensubiyete göre yönetilecek.

Adıyaman’da, Sayın Meclis Başkanımızın daha oradaki Tekel işçileriyle ilgili koyduğu tavırda, acaba bir Meclis Başkanı tavrını mı sezdi Türk halkı veya yüce Parlamentonun mensupları yoksa bir AKP mensubiyetinin tavrını mı sezdi? Dolayısıyla, o gün orada o tavrı koyan Başkan, bugün burada bu mensubiyet tavrı içerisinde, kural tanımadan, hukuk tanımadan, nizam tanımadan mensubiyetine göre yönetmek gibi bir hakka sahiptir.

Dolayısıyla, ben, Sayın Başkanı takdir ediyorum bundan dolayı ve destekliyorum, mensubiyetine göre yönetmelidir. Dolayısıyla, o zaman ancak Türkiye, bu gibi kargaşanın içerisinden çıkabilir kanaatini taşıyorum.

Tabii ki değerli milletvekilleri, Türkçenin ders alınması gereken çok güzel atasözleri, deyimleri vardır: “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”

Ben, hepinize saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, çok teşekkür ederim.

Şimdi, usul tartışmasının aleyhinde söz isteyen İzmir Milletvekili ve CHP Grup Başkan Vekili Sayın Anadol.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; burada, biraz sonra, gerçekten tarihî bir oturumun dakikalarını, saatlerini yaşayacağız. Bütün halkımız televizyon ekranında gelişmeleri izliyor, bu Anayasa değişiklik teklifinin safahatını merak ediyor, merakla inceliyor.

Şimdi, böyle önemli bir oturumda en önemli olay, en işlevli kişi, makam Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, elbette, siyasal geçmişini bildiğimiz, siyasal yaşamını tanıdığımız, belirli bir ideolojinin savunmasını yapmış kişidir, olabilir, saygı duyuyoruz ama buraya seçildikten sonra, o Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanıdır, herhangi bir keyfî davranışa izin vermemelidir; kendisi yapmamak bir tarafa, bütün partilerin, grubu olanların, olmayan milletvekillerinin, hepsinin yüzde yüz tam güvenini taşımalıdır.

Şimdi, baştan başlayalım. Basit, öyle uzun uzun madde tahlilleri yapmayacağım. Doğru bir uygulama yaptı Sayın Başkan, 63’e göre usul tartışması açılıyor; 4 kişiye söz verdi, 2 lehte, 2 aleyhte, doğrusu bu. Şimdi, ben Başkana soruyorum: Bir oturum evvel, niye 1’er kişiye söz verdiniz Sayın Başkan? Yırtındık yerimizden, bağırdık: “63’e göre 2 lehte, 2 aleyhte söz vereceksiniz, verin.” “On dakikadan fazla olmuyor.” Tamam, siz on dakika verin, şimdiye kadar bütün uygulamalar böyle. Bir oturumda ne değişti arkadaşlar? Beş dakika, on dakika, üç dakika… Yani bu kadar önemli bir Anayasa değişikliğinde biz, üç dakikanın, beş dakikanın, on dakikanın hesabını yaparsak millete bunun sağlıklı biçimde çıktığını nasıl anlatacağız arkadaşlar? Evvela keyfîlik olmayacak, bu bir. İkincisi, bakın, ben çok basit şeyler söylüyorum ama bu basit şeyler uygulanması gereken kurallar. Madde 51, demin yerimden okudum, ayağa kalktım “Başkanlığa gelen kanun tasarı ve teklifleri, resmî tezkereler ve komisyon raporları ile soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması ve gensoru önergeleri, gelen kâğıtlar listesinde yayımlanır. Bunlardan Genel Kurula sevk edilenler bu listede ayrıca belirtilir. Başkanlığa geliş tarihleri de ayrıca gösterilir.

Gelen kâğıtlar Meclisin toplantı günleri dağıtılır ve tutanağa eklenir.

Gelen kâğıtlar, tatile rastlamadığı takdirde, Cumartesi ve Pazar hariç, her gün yayımlanır, ilan tahtasına asılır ve ilk birleşim tutanağına eklenir.” Kural mı bu? “Eklenir” diyor, emredici hüküm. Tahtaya baktım, tahta yerine kulislerin girişinde iki tane televizyon ekranı var, simsiyah, kararmış. Başkana söyledim, “Benim haberim yok.” dedi. Haberiniz olacak Sayın Başkan. İlan tahtasına bu gelen kâğıtlar asılmazsa buradaki oturumun meşruiyeti kalmaz. Ama “Benim haberim yok.”, “Ben görmedim.”, “bilmiyorum”, “Memurlar yapmamış.” bunlar mazeret değil. Hem Anayasa’yı değiştireceksiniz hem de en basit kurallara riayet etmeyeceksiniz, bunun adı “keyfîliktir”, bunun adı şudur arkadaşlar: Hep demokrasiden, reformlardan filan bahsediyorsunuz. Şu, yargıyı idarenin tahakkümü altına alma teşebbüsünüzü de “reform” diye tanıtıyorsunuz, tanıtmaya çalışıyorsunuz. Oysa demokrasi “Biz çoğunluktayız, ne dersek olur.” anlayışı değildir, bu demokrasi filan değildir, çoğunluğun tahakkümüdür, dikta eğilimidir, tek adam rejimidir, oraya doğru gidiyorsunuz oraya doğru gidiyorsunuz. En basit İç Tüzük kurallarını paspas gibi çiğneme cesaretini buluyorsanız ve Meclis oturumları böyle yönetiliyorsa buradan çıkacak Anayasa değişikliklerinin meşruiyetine kimseyi inandıramazsınız.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir soru sorabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Genç, Meclis Başkanlarına, İç Tüzük’ün 100’üncü maddesine göre soru sorabilirsiniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır, şöyle…

BAŞKAN - …ama onu siz çok daha iyi bilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, esas Komisyon veya Hükûmet veya Başkanlıkça, bu kanunun öncelikle görüşülmesi konusunda Danışma Kuruluna bir istek var mıdır, bir teklif var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Genç, oturumları yöneten Meclis Başkanlarına soru sorulabilir ancak İç Tüzük’ün 100’üncü maddesine göre. Lütfen orayı okuyun, ona göre sorun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, AKP Grubu adına çıkan arkadaş dedi ki…

BAŞKAN – Tutumumu değiştirmeye mahal bir husus olmadığı kanaatindeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – AKP Grubu adına çıkan kişi dedi ki…

Sayın Başkan, bakın, bir şey söylüyorum size…

BAŞKAN – O nedenle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, çok önemli bir konu.

BAŞKAN – O nedenle “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmını görüşmeye başlıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir soru soruyorum, diyorum ki bakın, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde…

BAŞKAN – Bana soruyu 100’üncü maddeye göre soracaksınız efendim. Başkan tartışmalara katılabilir mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir şey soruyorum size, diyorum ki İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde diyor ki: Bir kanun teklifinin veya tasarısının Danışma Kurulunda görüşülebilmesi için ya Başkanlık bunu teklif edecek ya da Hükûmet veya Komisyon teklif edecek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu öyle şey canım, bırak!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuştuk, tartıştık efendim, usul tartışması açıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aç oku kardeşim, aç oku!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturur musunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aç oku, aç oku! Bu konuda Başkanlığın, Komisyonun veya Hükûmetin bir teklifi var mı? Ben bunu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Ben, bu görüşmelerde taraf değilim efendim. Lütfen, bana soru sormayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, biraz önce, AKP Grubu adına çıkan dedi ki: “Biz bunu Danışma Kurulunda görüştük.”

BAŞKAN - Benimle ilgili bir soru sorma ihtiyacı varsa İç Tüzük’ün 100’üncü maddesine göre sorabilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hâlbuki yanlış söylüyor. Burada, Danışma Kurulunda görüşülmemiştir.

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Başkan…

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

KADİR URAL (Mersin) – Biraz önceki ara vermenizden önce de söz istedim. Sayın Elitaş’ın, kürsüden ismimi söyleyerek sataşması var. Deminden beri el kaldırıyorum, buradan istiyorum, hâlen görmüyorsunuz.

BAŞKAN – Yazılı olarak göndersenize efendim.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Başkan, her şeyi yazılı olarak mı söyleyeceğiz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, aynı oturumda isteyebilir. Oturum değiştiği için sataşmadan söz isteyemez.

BAŞKAN – Nereden bileceğim efendim ben sizin söz istediğinizi. Siz neye göre söz istiyorsunuz efendim? İç Tüzük’ün hangi hükmüne göre söz istiyorsunuz?

KADİR URAL (Mersin) – Efendim, Sayın Elitaş’ın biraz önceki konuşmasında, ismim zikredilerek…

BAŞKAN – Peki efendim, zabıtları getirteceğim, eğer size bir sataşma söz konusuysa size uygun…

KADİR URAL (Mersin) – İsmim geçti Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Efendim, isminiz geçmiş olabilir, lütfen… Bakacağım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, oturum değiştiği için, efendim, sataşmadan söz verilemez, aynı oturum içerisinde söz verilir.

BAŞKAN – Bakacağım efendim, İç Tüzük’e göre değerlendireceğim. Lütfen oturunuz.

KADİR URAL (Mersin) – Sayın Canikli, oturumdan önce istedik.

BAŞKAN – Sayın Ural, lütfen… Lütfen oturur musunuz. Zabıtları isteyeceğim. İç Tüzük’e uygunsa söz vermem, size söz veririm. İç Tüzük açısından değerlendireceğim.

KADİR URAL (Mersin) – İsrail Parlamentosuna bizi hedef gösteremez!

ALİ KUL (Bursa) – Niye bağırıyorsun ya?

KADİR URAL (Mersin) – Sen İsrail Dostluk Grubu Başkanı mısın?

İsraillilere niye hedef gösteriyorsun bizi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Islak imzanla istifa et.

KADİR URAL (Mersin) – Sen kim oluyorsun da hedef gösteriyorsun? Sen kimsin?

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine başlayacağız.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 497 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Bir müracaat var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

497 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175 inci maddeleri açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı konusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 63 üncü maddesi uyarınca usul hakkında söz talep ediyorum.

Benzeri uygulama Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22. Dönem 1. Yasama Yılı 39. Birleşimde 1 Mart Tezkeresinin görüşüldüğü oturum ile 4. Yasama Yılı 124. Birleşiminde Lübnan'a Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesine ilişkin Tezkerenin görüşüldüğü oturumlarda da kabul edilmiştir. Keza 23. Yasama Döneminin 59. Birleşiminde 6 Şubat 2008 tarihli oturumda da, Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde değişiklik yapılmasına yönelik değişiklik teklifinin görüşmelerinde de söz konusu talep uygulamaya konulmuştur.

Açıkladığımız sebeplerle talebimiz İçtüzüğün 63. maddesine uygun olduğu gibi 22 ve 23. Yasama Dönemlerindeki uygulamaları da paraleldir.

Gereğini saygıyla talep ederim.

 

İsa Gök

Şahin Mengü

Atilla Kart

 

Mersin

Manisa

Konya

 

 

Atila Emek

 

 

 

Antalya

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yazılı metni biraz önce dinledik. Benim bu metinden anladığım, Anayasa’nın bazı maddelerinde değişiklik öngören bu teklifin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle görüşülmemesi gerektiği ve Meclis Başkanı olarak benim bunu görüşmemem gerektiği, iade etmem gerektiği şeklinde bir düşünceyle yazıldığı anlaşılıyor.

Doğru mu anlamışım?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hayır, müzakere edilmesi, müzakere.

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, önce Meclis Başkanlığı kendilerine gelen tekliflerin ve tasarıların, özellikle bu Anayasa değişikliği ise ancak şekil ve usul bakımından incelemesini yapabilir, içeriğiyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapmam, yapmamız Başkanlık olarak mümkün değildir. Anayasa’ya aykırılıkla ilgili ihtisas komisyonu Anayasa Komisyonu bu konuda tabii ki çalışmasını yaptı ve şu anda Genel Kurulun gündemine girdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teklifi mümkün olmayan maddenin teklifi kabul edilemez.

BAŞKAN – Eğer bu Anayasa değişikliği metninin içerisinde Anayasa’ya aykırı düzenlemeler var ise tabii ki o maddeler görüşülürken herhâlde teklif sahibi arkadaşlarımız Anayasa’ya aykırılıkla ilgili önergeler vereceklerdir. Bu, sırası geldiğinde görüşülür diye düşünüyorum ama benim bu tutumumu bir usul tartışmasına dönüştürme düşüncesindeyseniz, ki öyle anlaşılıyor, bir usul tartışması açmayı talep ediyorsunuz…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, henüz başlamadık ki. Neyin usulünü, neyin yöntemini tartışacağız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Henüz başlamadı ki görüşmelerimiz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Başlamadan olur zaten. Zaten o başlamadan evvel olur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bu kadar kötüye kullanılmaz, bu kadar suistimal edilemez. Bu kadar yanlış uygulamaya konu edilemez Sayın Başkan.

BAŞKAN – Görüşülüp görüşülmemesiyle ilgili bir usul tartışması talebinde bulunuyorlar. Ben demin ifade ettim, böyle bir uygulamanın doğru olmadığı ve bu teklifin burada görüşülmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Yaptığımız işlemin İç Tüzük’e uygun olduğunu düşünüyorum ama arkadaşlarımız aksi düşüncedeler…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Israr ediyoruz.

ATİLLA KART (Konya) – Evet… Evet…

BAŞKAN – ..ve bir usul tartışması açılmasını istiyorlar.

V.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

4.- 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından, anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

İki lehte, iki aleyhte söz vereceğim, beşer dakikadır süreleri.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, lehinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, lehinde söz istediler Sayın Bozdağ.

Sayın Kart, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarafımızdan verilen önerge üzerinde görüşlerimizi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Ancak Sayın Başkan, bu görüşmenin her konuşmacı için asgari şartlarda on dakikayla sınırlı olması gerektiğini hemen ifade ediyorum çünkü -daha evvel önergemizde de ifade edildiği gibi- gerek 22’nci Yasama Dönemi gerek 23’üncü Yasama Döneminde, bu tür tartışmalarda, madde üzerindeki değişiklik önergelerinin dışında, tümü üzerinde yapılan bir aykırılık önergesi, aykırılık iddiası söz konusu olduğu için, bu noktada, on dakika olarak görüşme süresinin değerlendirilmesini önemle takdirlerinize sunuyorum ve konuşmamı buna göre yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kart, beş dakika süre verdim, bir dakika daha ilave yaparım. Lütfen siz düşüncelerinizi Genel Kurulla paylaşın.

ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; getirilen teklifin esası şu: Konuyu çok uzatmak istemiyorum, doğrudan işin esasına girmek istiyorum. Siyasi iktidar, kişisel ve siyasi hesap ve kaygılarla kendi kontrolünde olan bir yargı yapılanmasını gerçekleştirmek istemektedir. Bunun için de hukuk devleti ve demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan yargı bağımsızlığını, yasama teminatını, kendi kontrolüne, tümden kendi kontrolüne almak istemektedir. Demokrasi söylemini dilinden düşürmeyen siyasi iktidar, iki yüz yıl öncesinden kabul edilen akademik ve siyasi ilkeleri ayaklar altına almaktan çekinmemektedir. Kuvvetler ayrılığının en önemli halkası olan yargıyı bağımlı hâle getirerek erkler gasbına yol açmak istemektedir. Öyle ki yargı faaliyetini Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesine taşımaktan kaçınmamaktadır. Bu bir demokrasi cinayetidir.

Bir siyasi partinin kapatılması süreçlerinde bir başka siyasi partinin rol ve görev üstlenmesi hiçbir şekilde demokrasiyle bağdaşmayacağı gibi, siyaseten de, ahlaken de doğru değildir. Bu söylemi, beş yıl kadar evvel Adalet Komisyonu Başkanı da ifade ediyordu, günümüzün Adalet Komisyonu Başkanı da beş yıl evvel bu düşünceyi ifade ediyordu.

Yine, Anayasa Mahkemesi yapılanmasında 1982 Anayasası’nın yaratmış olduğu hukukçu olmayan yargıç yapılanmasının hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı kavramlarıyla bağdaşmadığını, bağdaşmayacağını bilimsel olarak ifade eden Anayasa Komisyonu Başkanı da, mevcut teklifte hukukçu olmayan yargıç yapılanmasının yarıdan fazla olmasına yol açacak bir teklifi hararetle savunabilmektedir. Burada da, yine demokrasiyle bağdaşmayan, siyaseten ve ahlaken doğru olmayan bir tavrın ve teklifin olduğunu üzüntüyle, kaygıyla ve ibretle görüyoruz.

Peki, Adalet ve Kalkınma Partisini, demokrasiyi katletme cinayetinin, böyle bir girişimin içinde olmaya iten temel sebep nedir? Bir siyasi parti, neden kendisine vücut veren bir sistemi tahrif etmekten ya da işlevsiz hâle getirmekten kaçınmaz hâle gelebilir? İşte, burada Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkmazını görüyoruz. Bir taraftan kendisini yargılaması kaçınılmaz olan yüce divan yapılanmasını şimdiden kontrol etmek, yine bir taraftan siyasi partilerin kapatılması sürecini kendi kontrolüne alarak ve devamında da muhalefeti tehdit eden, baskı altına alan bir anayasal ve fiili bir durumu yaratmak ve nihayet kendi kontrolü altındaki Anayasa Mahkemesi aracılığıyla Anayasa’ya aykırı olan yasal düzenlemeleri hızla hayata geçirerek, anayasal denetimden kaçırarak toplumsal ve sosyoekonomik dönüşümü tamamlamak. Bu tablo bütün gerçekliğiyle somut olarak ortaya çıkmıştır.

Ortak akıl, Cumhurbaşkanı düzeyindeki sorumluluk, toplumsal uzlaşma, akademik ve mesleki geçmişler ayaklar altına alınmak pahasına bu siyasi proje hayata geçirilmek istenilmektedir. Bütün bu tablonun üstüne, ülkemizin yaşadığı tıkanma devlet yönetiminde en üst seviyede yaşanmaktadır.

İmzasının varlığından bihaber olan ve teklifi işleme koyan bir Meclis Başkanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, size bir dakika ek süre veriyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız efendim.

ATİLLA KART (Devamla) – …bu gelişme karşısında “Velev ki olsa ne olur” diyen bir Başbakan, “Olsun, gerekirse çizik atarız, uzlaşma olmasa da olur.” diyebilen bir Cumhurbaşkanı…

Toplumsal bir sözleşme olan Anayasa değişikliği aşamasında bile cumhurun Başkanı olduğunu hatırlamayan, idrak etmeyen ya da umursamayan bir Cumhurbaşkanı.

Türkiye Cumhuriyeti’ni en üst seviyede yöneten 3 kişinin aslında bu uygulamalarında parti devleti yapılanması bütün çıplaklığıyla ve ibret veren boyutlarıyla karşımıza çıkıyor. Bu anlayışa sahip olan siyasi iktidarın millî iradeyi iğfal etmek pahasına “hap yutturmak” istediğini görüyoruz geldiğimiz aşamada -Sayın Başbakanın ifadesiyle söylüyorum- ancak inanıyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk ve sağduyu sahibi olan milletvekillerini hâlen bünyesinde barındırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, ilave süreniz de doldu efendim.

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika istirham ediyorum. Zaten yetersiz süre verdiniz. Bir dakika daha lütfen…

BAŞKAN - Sadece Genel Kurulu selamlayabilmeniz için size söz veriyorum. Lütfen… Lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – İnanıyorum ki milletin vekilleri millî iradenin iğfal edilmesini mutlaka engelleyeceklerdir. Buna yürekten inanıyorum.

Bu düşünceyle, Anayasa’nın 2 ve 4’üncü maddelerini doğrudan ihlal eden, dolaylı olarak değil, doğrudan ihlal eden, yargıyı ayaklar altına alan, yargıyı bağımlı hâle getiren, yargıç teminatını ortadan kaldıran bu değişiklik teklifinin görüşülmesinin Anayasa’nın esasına aykırı olduğunu ifade ediyor, bu konuda iktidara mensup milletvekillerini bir kez daha sağduyulu ve sorumlu davranmaya davet ediyor, Genel Kurulu bu düşüncelerle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, usul tartışmasının lehinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya.

Sayın İyimaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, yüksek Genel Kurulun saygıdeğer üyeleri; sözlerime hepinizi selamlayarak başlıyorum.

Yüce Genel Kurulun millet adına Anayasa’dan kaynaklanan toplumsal sözleşme yapma yetkisini kullanırken hasıl olan sonucun yine hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, biz şu anda Anayasa değiştiriyoruz. Elbette ki değiştiren teklif, değiştirilecek olan Anayasa hükmüne tabii olarak aykırı olacaktır. Ayrıca, herhangi kanunu görüşmüyoruz. Bir tamamen yepyeni kurucu iktidar yetkisi kullanıyoruz. Kurucu iktidar yetkisinin anayasal sınırları bellidir. Gerçekten, yasama organında Anayasa’nın 1’inci ve 4’üncü maddelerinin doğrudan değiştirilmesine ilişkin bir önerge, bir teklif görüşülemez ancak Anayasa değişikliklerinin herhangi bir maddesini yorumlama yoluyla, 1’inci maddeye aykırı, 2’nci maddeye aykırı, 3’üncü maddeye aykırı yoluyla bir tez üretirseniz, Parlamentonun kurucu iktidar yetkisini, Anayasa’ya aykırı olarak, Anayasa’yı ihlal ederek yaralamış olursunuz.

ATİLLA KART (Konya) – Yorumlama yoluyla değil, doğrudan…

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Anayasa’mızın Türk anayasa hukukundaki geleneksel çizgisinde değiştirilemez madde, devlet şeklinin cumhuriyet olduğu maddesidir. 1924 öyledir, 1961 öyledir, Danışma Meclisindeki görüşmeler sırasında 1982 Anayasası’nın ilk projesi böyledir. Bakın, Danışma Meclisi gerekçesinde ne deniyor: “1961 Anayasası düzenlenirken böyle bir endişe artık kaybolmuştur -cumhuriyetin değiştirilmesi ilkesi için diyor- Atatürk’ün kurduğu ve gençliğe emanet ettiği cumhuriyet rejiminden geriye dönüşün mümkün olamayacağı tartışılmaz bir gerçek olarak Türk milletince kabul edilmiştir. Buna rağmen, sadece tarihî niteliğinden dolayı cumhuriyet ilkesinin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği 1961 Anayasası’na konmuştur.” Komisyonumuz da aynı şekilde hükmü tekrarlamıştır. Şu anda önümüzdeki diğer maddelerle ilgili -2, 4 maddeyle ilgili- teklif, gerekçesiz olarak, madde, Millî Güvenlik Konseyinin maddesidir.

Arkadaşlar, bu maddelerin yürürlüğünü, geçerliliğini, etkisini tartışmıyoruz ancak yasama organı bir anayasa değiştirirken anayasal sınırları neyse onunla bağlıdır, siyaset kurumu da onunla bağlıdır, siyasal partiler onunla bağlıdır. Bu projede, bu maddelerde 1, 2, 3, 4’üncü maddelerin doğrudan değiştirilmesine ilişkin bir madde var mı teknik olarak? Yok. Peki, dolaylı olarak… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Dolaylı var mı, dolaylı?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bakın arkadaşlar, yasama organı, ne Meclis Başkanı ne iktidar partisi ne de muhalefet partisi Anayasa’nın ilk dört maddesini doğrudan değiştirmeyen maddelerle ilgili içerik değerlendirmesi yaparak Anayasa’nın o maddelere aykırılık sonucuna varamaz, Genel Kurul müzakerelerinde Genel Kurul bu maddeleri kabul edebilir, ret de edebilir.

Bakın, Anayasa Mahkememizin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hukuk devleti ilkesini kaldırırsa nereye gider bu?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememiz, meşhur, ondan evvel üç kararda yetkisizlik kararı kurmasına rağmen, 10 ve 42’nci maddelerinde karar oluştururken… Açınız Anayasa’yı önünüze, bakınız, 148’inci maddede diyor ki: “Teklif şartına uyulup uyulmadığı.” Anayasa böyle demiyor, “teklif ve oylama çoğunluğu” diyor. Teklif şartı, ivedilikle görüşme yasağıyla ilgili. Anayasa Mahkememiz dahi normu okurken parantez içerisine metne atıf yaparak metni tahrif yoluyla bu sonuca varmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İyimaya, size de bir dakikalık ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bitiriyorum.

Bugün, arkadaşlar, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, tarafsız yargı, iddia olarak, inanç olarak, değer olarak ne Adalet ve Kalkınma Partisi ne Cumhuriyet Halk Partisi ne Milliyetçi Hareket Partisi ne diğer partilerimiz bu iddianın, bu davanın gerisinde olamazlar. Adalet, hukuk, yargı bağımsızlığı hepimizin. O maddeler geldiği zaman somut olarak da aykırılık teşkil etmediğini, küresel standartlar ve kaliteler bakımından ortak iyiliği ve ortak modeli ortaya koyduğunu birlikte göreceğiz. Hepimiz aynı sonuca varacağız zannediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İyimaya, teşekkür ediyorum.

Şimdi usul tartışmasıyla ilgili aleyhte söz talebinde bulunan Mersin Milletvekili arkadaşımız Sayın Mehmet Şandır.

Sayın Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle saygılarımı sunuyorum.

Çok önemli bir konuda çok önemli bir iddiada bulunuldu: “497 sıra sayılı AKP Anayasa Değişiklik Teklifi Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırıdır.” denildi. Bu önemli bir görüş, önemli bir iddiadır. Sayın Meclis Başkanının bunu ciddiye alması ve bunun üzerinde düşünmesi, tartışması, bir karara ulaşması gerekir. Ama buna hiç gerek görmeden doğrudan kanunun görüşmelerine başlamış olmasını usule aykırı bulduğum için Sayın Meclis Başkanının bu tavrının aleyhine söz aldım.

Değerli milletvekilleri, bakınız, gerçekten bu Anayasa değişiklik teklifi Sayın Ahmet İyimaya’nın iddia ettiğinin aksine, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine dolaylı olarak karşı. Anayasa’nın 3’üncü maddesindeki devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı suç işlenmesini Anayasa’nın 69’uncu maddesinden çıkartarak, parti kapatma meselesinden çıkartarak Anayasa’nın değiştirilemez hükmü olan bölünmez bütünlük maddesine aykırı bir husus getirmektedir. Dolayısıyla…

ASIM AYKAN (Trabzon) - Yorumla alakalı.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yorumla ilgili değil, çok doğrudan söylüyorum. Bakınız, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum, “Siyasi partiler eğer terörü bir araç olarak kullanmıyorlarsa, şiddeti bir siyaset olarak kullanmıyorlarsa kapatılmasınlar, bireysel sorumluluk sorgulansın, cezalandırılsın, ama demokrasinin olmazsa olmaz  kurumu olan siyasi partiler devam etsin.” diye teklifi var, talebi var. Çok açık ve samimi ama Anayasa’mızın, burada yaptığımız yeminin gereği, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüyle ilgili eylemlerinden dolayı milletvekillerini suçlu bulmazsanız, idarenin eylem ve söylemini suçlu bulmaz, bunun için parti kapatmaya bunu odak yapmazsanız getirdiğiniz teklifin 8’inci maddesinde Anayasa’nın 69’uncu maddesini bu kapsamda değiştiriyorsunuz, o zaman bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı işlenen suçları affetmiş olursunuz, ona yol vermiş olursunuz. Bu, Anayasa’nın değiştirilemez maddesi olan 2’nci maddesine, 3’üncü maddesine ve 4’üncü maddesine aykırı bir durumdur. Dolayısıyla, bu yasa teklifinin Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine karşı olduğu iddiası, hükmü doğru bir hükümdür ve bunun ciddiye alınması, bu teklifin Genel Kurulun gündemine alınmaması gerekir.

Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, anayasalar bir toplum sözleşme belgesidir. Dolayısıyla, bu toplumun tüm unsurlarını bir mutabakat belgesi etrafında toplamanız, Anayasa yapmada ve Anayasa değiştirmede çok temel bir hukuk maddesidir. Eğer bu mutabakatı temin edemezseniz toplumu ayrıştırmış olursunuz. Bakın, bugün burada başladık görüşmelerine ama işte, muhalefet partilerinin -grubu bulunan muhalefet partilerinin, grubu bulunmayan muhalefet partilerinin- tamamı bu yasa değişiklik teklifine karşılar. Dolayısıyla, siz bunu yok sayamazsınız. Yani bu muhalefet partilerine oy vermiş milyonlarca insanı, siz, ayrıştırmış oluyorsunuz, “dayanışma”yı, Anayasa’nın 2’nci maddesindeki amir hüküm olan “millî dayanışma”yı “ayrıştırma”ya dönüştürüyorsunuz. Böyle de olunca getirdiğiniz teklif, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine aykırı bir tekliftir. Bu iddianın ciddiye alınması…

Bu iddia Anayasa Komisyonunda da yapıldı ama parmak çoğunluğunuzla, sayısal çoğunluğunuzla bunu dikkate almadan, bunu ciddiye almadan -bana göre de talihsiz bir beyan olarak- Sayın İyimaya’nın mantığıyla reddettiniz. “Anayasa değişiklikleri, değiştirilmek istenen Anayasa’ya tabii ki karşı olacak.” E, böyle bir hak yok. Anayasa’ya saygı esastır ve bu bir zorunluluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, size de ilave süre veriyorum. Lütfen tamamlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, çok stratejik bir yerde bir yanlışı daha yapıyorsunuz. Kurucu devlet hukukunu değiştiremezsiniz, böyle bir hak yok. Hiçbir sayısal çoğunluğun buna gücü yetmez. Devletin kuruluşunda var olan hukuku sonra sayısal gücünüzle değiştiremezsiniz. Değiştirirseniz meşru olmaz, hukuki meşruiyeti tartışılır.

Şimdi, bizim devletimizin, 1924 Anayasası’yla getirilen cumhuriyet sistemimizin temeli kuvvetler ayrılığıdır. Siz burada kuvvetler ayrılığını birbirine karıştırarak yargıyı yürütmenin emrine veriyorsunuz. Bu hak değil, bu doğru değil, bu evrensel hukuka da aykırıdır, bu meşruiyet tartışmasını getirecek bir sonuçtur. Dolayısıyla, “Anayasa’ya aykırılık” iddiasının ciddiye alınmasını, bunun değerlendirilmesini Sayın Meclis Başkanının, öncelikle Meclis Başkanının, sonra Genel Kurulun dikkatine sunuyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ederim.

Şimdi, usul tartışmasıyla ilgili, lehinde olmak üzere, son söz Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ’a ait.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usulle ilgili tartışmada Başkanlığın tutumu lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Anayasa’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkındaki Teklif’in burada görüşülemeyeceği yönündeki iddialar Anayasa’ya uygun, İç Tüzük’e uygun iddialar değildir, uzaktan yakından da ilgisi, alakası yoktur. Bakın, Anayasa’nın 148’inci maddesi çok açık, diyor ki: “Anayasa değişiklikleri sadece şekil bakımından denetlenir.” Arkasından ikinci fıkrası diyor ki: “Anayasa değişikliklerinde ise, denetim yaparken teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığına bakılır.” 175’inci maddeye geliyoruz, orada da çok açık “184 tane milletvekilinin imzasıyla teklif edilir, Genel Kurulda 2 defa görüşülür ve beşte 3 çoğunluk aranır.” diyor. Bunun dışında bir şey aranmaz ve Anayasa Mahkemesi verdiği muhtelif kararlarda da bunu açıkça ifade etmiştir, bu bir.

İki: Anayasa’da yer alan hükümler arasında bir hiyerarşi söz konusu değildir. Onun için, Sayın İyimaya’nın ifadesi yanlış değerlendirilmesin. Anayasa’da yer alan her hüküm diğeriyle eşittir. Arasında astlık, üstlük ilişkisi kesinlikle söz konusu değildir, böyle bir değerlendirme yapmak da yanlıştır.

Üçüncüsü: Hukuk devleti evrensel bir ilke midir? Evrensel ilkedir. Peki, Amerika’da ayrı, Türkiye’de ayrı, Fransa’da ayrı, İtalya’da ayrı olabilir mi? Kuralları, unsurları her neyse değişebilir mi? Değişmez. Madem evrensel, her yerde aynı olması lazım. Ben şimdi bakıyorum, Fransa’da HSYK’nın yapısına bakıyorum; 1 tane Danıştay üyesi var, 6 hâkim, 6 savcı var, 3 tane de seçkin vatandaş var. Şimdi Fransa hukuk devleti değil mi? Şimdi bakıyorum, başka ülkelere bakıyorum, İtalya’ya bakıyorum; 7 üyeyi yasama organı seçiyor, 16 üyeyi hâkimler kendi arasından seçiyor, başkanı cumhurbaşkanı. Burası hukuk devleti değil mi? Fransa öyle, İtalya öyle, Almanya öyle, bakıyorsunuz, evrensel hukukun ilkeleri orada geçerli mi? Geçerli. Peki, o zaman bunlarda olan sistem Türkiye’ye gelince hukuk devletinin hangi ilkesi zede görüyor?

Anayasa Mahkemesine bakıyorsunuz, yine Anayasa Mahkemesiyle ilgili dünyadaki uygulamalara bakıyorsunuz. Almanya 16; 8 tanesini Federal Meclis, 8 tanesini Konsey seçiyor, tamamını yasama seçiyor. Orada hukuk devleti tatile mi çıktı? Niye aykırı değil?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Salt çoğunlukla mı seçiyor, hangi oylamayla?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, Avusturya’ya bakıyorsunuz, Federal Hükûmet 8 tane, Ulusal Konsey 3 tane, Federal Konsey 3 tane, önerileri üzerine Devlet Başkanı tarafından atanıyor. Belçika’ya bakıyorsunuz; 6 tane Valonlar, 6 tane Flemenkler içinde bölünmüş ve yine orada tamamını yasama seçiyor. Peki “Hukuk devleti ilkesi burada yok.” diyebilir miyiz?

ATİLLA KART (Konya) – Hangi çoğunlukla seçiyor?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Salt çoğunlukla mı seçiyor?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Gelelim Türkiye’ye. Bizim Anayasa’mızda hukuk devleti ne zaman yer aldı? 1961 Anayasası’nda var, doğru mu? Doğru. Uygulaması var mı? Doğru. Peki, değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler orada da var mıydı? Vardı. Şimdi bakıyoruz, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili ilk hâline bakıyoruz. Anayasa Mahkemesinin yapısında Millet Meclisi 3 tane seçiyor, Senato 2 tane seçiyor. Daha sonra bu seçim varken, hukuk devleti ilkesi orada duruyorken, bu uygulama varken ve Anayasa Mahkemesi -konu değişik zamanlarda da- huzuruna başka vesileyle gelmiş. Hiçbir biçimde “Hukuk devletine aykırı.” diyen olmuş mu? Şimdi Hâkimler-   Savcılar Yüksek Kuruluna bakıyorsunuz, 1961’in ilk hâline. Orada Cumhuriyet Senatosu 3 tane seçiyor, Millet Meclisi 3 tane seçiyor, kürsüdekiler seçiyor 6 tane ama 12 Mart 1971’de muhtırayı yiyince, orada seçemez millet, kürsü de seçemez. Hukuk devletine bir ayar veriliyor, balans ayarı ve oradan, değişiklikle sadece Yargıtayın seçtiği bir yapıya dönüyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hukuk devleti o zaman da var mı Anayasa’mızda? Var. Türkiye’nin bu noktada pratiği var mı? Var. Aykırı mı? Değil. Şu anda yapılan düzenleme ne?

ATİLLA KART (Konya) – O zaman Adalet Bakanı var mıydı?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Kürsüdeki hâkimlere deniyor ki: “Siz, kendi içinizden doğrudan Hâkimler-Savcılar Yüksek Kuruluna üye seçin.”

ATİLLA KART (Konya) – Müsteşar var mıydı o zaman?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Hukuk devletine bu mu aykırı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yargıtay doğrudan seçemiyor, Danıştay doğrudan seçemiyor, şimdi deniyor ki Danıştaya, Yargıtaya: “Siz doğrudan üye seçin.” deniyor.  Doğrudan üye seçin demek mi hukuk devletine aykırı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

K . KEMAL ANADOL (İzmir) – Yahu kaç tane seçiyor!

ATİLLA KART (Konya) – Doğru söylemiyorsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, size de ilave süre veriyorum efendim, lütfen tamamlayınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Teftiş Kurulu Adalet Bakanlığına bağlı diye eleştiriliyordu. Şimdi, Hâkimler-Savcılar Yüksek Kuruluna bağlanıyor. Herkes bunu istiyor, hukuk devletinin gereği bu değil miydi? Peki, şimdi niye eleştiriliyor?

ATİLLA KART (Konya) – Bakanın ne işi var orada?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bütün bunlara baktığınız zaman, yapılan bu düzenlemenin tek bir şekilde ifadesi mümkündür, o da Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan cumhuriyetin niteliklerinden hem demokrasi niteliğini hem hukuk devleti niteliğini güçlendiren, taçlandıran bir düzenlemedir. Onları aşağı çeken, bugünkü hâlden geriye götüren bir düzenleme değildir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, usul tartışmasıyla ilgili iki aleyhte, iki lehte, arkadaşlarımızın düşüncelerini dinledim.

Biraz önce açıkladığım, gerekçelerini ifade ettiğim şekilde, tutumumu değiştirmeyi gerektirecek bir husus görmüyorum.

O nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçiyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen değerli milletvekili arkadaşlarımı sizlere sunuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, AK PARTİ Grubu adına Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat Ata; ayrıca şahıslar adına da Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tümü üzerindeki düşüncelerini Genel Kurula sunmak üzere Antalya Milletvekili Sayın Baykal’ı kürsüye davet ediyorum.

Sayın Baykal, buyurun. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır efendim.

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa değişikliği paketiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun değerlendirmelerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tarihî bir oturumu gerçekleştirmekte olduğumuz açıktır. Türkiye’nin anayasal deneyiminin çok önemli bir noktasında, şimdi, Türkiye, bir tarihî viraj alma durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’de hukuk devletini kökleştirme, demokrasiyi geliştirme doğrultusunda geride bıraktığımız tarihî süreç içinde atılmış olan adımların Türkiye’yi getirdiği bu noktada hepimiz hukuk devletini daha güçlendirecek, demokrasimizi daha kökleştirecek bir istikamette gelişme bekleyişi içindeyken, Türkiye’nin yaşadığı deneyimleri giderek doğru biçimde değerlendirmesi ve gerçekten bir hukuk devletine, bir demokrasiye dönüşmesi için yeni reformların, adımların atılması gerekirken, şimdi, Türkiye, tarihî birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir.

Değerli arkadaşlarım, önümüzde bir Anayasa değişikliği paketi var. Bu Anayasa değişikliği paketi 1982 Anayasası’nın birçok maddesini değiştirmeyi amaçlıyor. Bugüne kadar yürürlükteki Anayasa 16 kez değiştirilmiştir. Bu 17’nci kez Anayasa’nın değiştirilmesi girişimidir. Gene bugüne kadar Anayasa’nın 177 maddesinin 85 tanesi değiştirilmiştir. 85 maddesi değişmiş olan bu Anayasa’ya şimdi 29 yeni maddenin eklenmesi söz konusudur.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın zaman içinde, zaman zaman, sık sık kapsamlı bir şekilde değiştirilmekte olduğuna tanık oluyoruz. Bu değişiklik paketi en kapsamlı, en dikkate değer değişim paketlerinden birisidir. Sadece değiştirmeyi amaçladığı madde sayısı bakımından bunu söylemiyorum, Anayasa’nın özünü, ruhunu, temelini ilgilendiren değişiklikleri amaçladığı için de bunun geçmiş Anayasa değişikliklerinden daha temel bir değişiklik olduğuna inanıyorum. Böylesine önemli bir Anayasa değişikliği geçmişte bunca defa yapılmış olan değişikliklerden çok temel bir noktada farklıdır. Bu 17’nci Anayasa değişikliği daha önceki 16 Anayasa değişikliğinden köklü bir biçimde farklıdır. Nedir o farklılık?

Bugüne kadar yapılmış olan Anayasa değişikliklerinin tümü sadece iktidar partisinin kararlaştırdığı, sadece onun tercihiyle şekillenmiş, sadece onun gündeme getirdiği Anayasa değişikliği niteliğinde değil idi. Şimdi, ilk kez Türkiye’de çok köklü, Anayasa’mızın temellerini ilgilendiren bir Anayasa değişikliği paketi sadece iktidar siyasi partisinin kendi gündeminin bir parçası olarak, kendi zihniyetinin doğrultusunda, kendi tercihleri icabına göre değiştirilmek istenmektedir. Bu ilk kez karşı karşıya kaldığımız bir olaydır. Bugüne kadar daima Anayasa değişiklikleri birden çok siyasi partinin el birliği, iş birliği ve tartışmasıyla ortaya çıkmıştı ama şimdi sadece AKP’nin kendi takdiriyle, bir siyasi partinin iç işi olarak algılamasıyla, siyasi parti mutfağının çalışmasıyla, kendi siyasi parti kadrolarının oluşturmasıyla Türkiye’ye bir Anayasa değişikliği önerilmektedir.

Bir defa bu, en temel Anayasa zafiyetidir çünkü söz konusu olan Anayasa’dır. Anayasa bir mutabakat belgesidir. Anayasa bir siyasi partinin zihniyetinin damgasını vuracağı bir çerçeve olamaz, olmamalıdır. Daha kapsamlı, daha geniş, genel bir mutabakatı yansıtan bir belge olmak durumundadır ama şimdi huzurunuza getirilmiş olan bu Anayasa değişikliği paketi tamamen bir parti içi olay, bir AKP projesi, hatta daha da net bir şekilde ifade edeyim, bu bir Sayın Recep Tayyip Erdoğan projesi olarak Parlamentonun gündemine gelmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Böyle bir Anayasa değişikliği için toplumsal bir talebe tanık olmuş değiliz. AKP’nin talebi, toplumun talebi değil. Bugün toplumun önünde çok ciddi konular var, çok ciddi meseleler var, ekonomik sosyal sorunlar var, yolsuzluk konuları var. Türkiye, çok ciddi, ulusal bütünlüğünü tehdit eden tehlikelerle karşı karşıya. Hükûmetin tutumundan kaynaklanan yanlışlıklar bugün Türkiye’yi çok tehlikeli bir ayrışmanın kritik noktalarına taşımıştır. Bunlar Türkiye’nin gerçek meseleleri. Türkiye bunları konuşuyor. Terörü konuşuyor, şehitleri konuşuyor, tırmanan çatışmayı konuşuyor, Türkiye’deki toplumsal bütünlüğün sarsılmakta oluşunu konuşuyor, işsizliği konuşuyor, geceleri yatağa aç giren milyonlarca insanı konuşuyor, çocuğunu okulda okutabilmek için cezaevine girmeyi göze alan, annesinin cezaevine girdiğini görünce canına kıyan çocuğu konuşuyor Türkiye. Böyle bir ortamda AKP, günlerdir Türkiye’nin gündemini kilitledi Anayasa değişikliği diye. Anayasa değişikliği çiftçinin talebi değildir, esnafın talebi değildir, işsiz insanların talebi değildir, Türkiye’de ekonominin talebi değildir; AKP’nin talebidir, AKP’nin projesidir, Sayın Erdoğan’ın projesidir, onun ihtiyacıdır. Peki, o ihtiyacı Parlamentodaki bir siyasi partiyle paylaştı mı, ana muhalefetle paylaştı mı, grubu olan diğer partilerle paylaşabildi mi? Bunun bir anlamı yok mu? Bunun bir önemi yok mu? O siyasi partiler, AKP dışındaki siyasi partiler, Türkiye’nin geleceğini yönetecek olan bu Anayasa konusunda söz hakkına sahip değildir diye düşünerek bir Anayasa dayatmasıyla, Türkiye’ye, çoğunluğumuz müsait, denk getiririz, yaparız diye yola çıkıp bir Anayasa değişikliğini dayatmanın, Anayasa’nın ruhuna, bir mutabakat belgesi olma kimliğine, hepimizin içimize sindirmesi zorunluluğuna uyması mümkün mü? Niye bu dayatma?

Anayasa, Türkiye’yi birleştirir değerli arkadaşlarım. Siyasi partiler tartışır, çekişir, mücadele eder? Toplumda başka mücadeleler vardır? Bütün bu mücadeleleri kucaklayacak olan ana belge Anayasa’dır. Anayasa bütünlüğü etrafında hepimiz o tartışmaları götürürüz. Şimdi, Türkiye’yi bütünleştirmesi gereken bizatihi Anayasa’nın kendisi, Türkiye’yi ayrıştıran, Türkiye’yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı hâline dönüşecek. Yani bu kadar, sadece bir siyasi partinin iradesine dayatılmış bir Anayasa söz konusu olabilir mi? 16 tane, geçmişteki Anayasa’nın hiçbirisinde böyle bir dayatma yokken, niye acaba şimdi, seçime bir yıl kala, Parlamentonun siyasi dengeleri çok köklü bir değişim geçirmiş olduğu hâlde, hiçbir başka partiye itibar etmeden, dediğim dedik diye bir Anayasa dayatmanın makul, kabul edilebilir bir tarafı var mı?

Bakın, daha geçenlerde Anayasa Mahkemesi Başkanı tarihî bir uyarı yaptı “’Ben yaptım oldu’ zihniyetiyle bu işler olmaz.” dedi. Çok doğru söyledi. “Mutabakat lazım.” dedi, “Mutabakat olmazsa konu bizim önümüze gelir.” dedi. Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi Başkanı bu sürecin başında bu uyarıyı yaptı. Ne oldu o süreç içinde? Bir mutabakat gelişti mi, bir dayanışma gelişti mi? AKP’nin iç işi olarak başladı, AKP’nin iç işi olarak kaldı. Değerli arkadaşlarım, bu yanlıştır, bu sakıncalıdır. Anayasa bizi barıştıracak, kaynaştıracak belgedir. Şimdi siz, bizi kavga ettirecek, çatıştıracak bir belge hâline Anayasa’yı da dönüştürmeyi başarmak üzeresiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’deki bütün temel mutabakatları allak bullak ediyorsunuz, kırıp döküyorsunuz, paramparça ediyorsunuz. Şimdi, bir Anayasa kalmıştı el atmadık, Anayasa’yı da sadece kendinize özgü iradenizle, kendi hesabınız, çıkarınız, gelecek planlamanız doğrultusunda Türkiye’ye dayatmak için bu yola girmiş bulunuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu anayasa, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla iktidarın siyasi hegemonyası altına sokma planının uygulanma belgesidir. Bu önümüzdeki anayasa değişikliği üç temel erkten, bağımsızlığından söz edebileceğimiz elde kalmış tek erkten yani yargıdan bu kimliğini alma ve siyasi hegemonyayı, iktidarın siyasi hegemonyasını, bizzat Başbakanın kişisel siyasi hegemonyasını Türkiye'nin yargı sistemine dayatma girişimidir.

Değerli arkadaşlarım, düşünün ki yargıyı yani sistemin bir anlamda dengesini, frenini sağlayacak, bazen iktidara yaptığı yanlış dolayısıyla “olmaz” diyecek, Parlamentoya bazen “yanlış” diyecek, bazen idareye “olmaz” diyecek, bir fren işlevini yerine getirecek yargının bu kimliğini ortadan kaldırırsanız Türkiye’yi frensiz, tepetaklak sürüklenen, freni patlamış yokuş aşağıya giden bir arabaya döndürürsünüz.

Değerli arkadaşlarım, ne yazık ki son dönemde alınan tarihî kararlar, bu Meclisin bünyesinde tartışmış olduğumuz bazı tarihî kararlar Türkiye’yi Cumhurbaşkanının fren işlevini kullanma şansını ortadan kaldırmıştır. Maalesef Cumhurbaşkanı Parlamentoyu ve iktidarı, muhalefeti, ülkenin toplumsal güçlerini, kurumlarını iş birliği içinde bir arada tutacak müdahaleyi yapacak bir konumdan uzaklaştırılmıştır. AKP’nin üç kurucu çekirdek üyesinden birisi, Anayasa’mıza göre bağımsız olması gereken, sadece partisinden istifa dilekçesini vererek formel bağını kesti görüntüsünü vermekle yetinen değil gerçekten bağımsız olması gereken, gerçekten Hükûmete “Çok gereksiz zorluyorsunuz Türkiye’yi. Yanlış bu, yapmayın.” diyebilecek olan bir Cumhurbaşkanlığı şansını ne yazık ki Türkiye’den uzaklaştırmış bulunuyorsunuz. Bunun sonucunda da bugün Cumhurbaşkanlığı freni olmayan, bir süre sonra bu değişiklik yürürlüğe girerse yargı freni ortadan kalkacak bir iktidarın karakuşi zihniyetine, anlayışına Türkiye’yi teslim etmek tehlikesi ortaya çıkacaktır.

Değerli arkadaşlarım, dikkatinizi çekiyor, yargıyı tahrip etmeye yönelik bir proje -sadece sükûnetle, teknik bir şekilde bu yapılmıyor- yargıya savaş açılarak yapılıyor. Başbakanın bu dönem içinde yargıyı hedef olarak seçmiş olması, bir anlamda yargıyı sistematik şekilde suçlamaya büyük önem vermesi, yerli yersiz yargıyı bir boy hedefi hâline dönüştürmüş olması da yargıya açılmış olan savaşın çok açık bir örneğidir. Değerli arkadaşlarım, bu girişim, hiç kuşku duymuyorum, üniformasız, apoletsiz bir darbeyle yargıyı işgal etme girişimidir! (CHP sıralarından alkışlar)

Başbakan yargıya “Cübbenizi çıkarın.” diyor, yargıçlara “Cübbenizi çıkarın.” diyor ama bu değişikliğe bakınca görüyoruz ki, Başbakan yargıçlara Recep Tayyip Erdoğan cübbesini giydirmek istiyor, kendi cübbesini yargıçlara giydirmek istiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu paketin referanduma gitmesi hâlinde nasıl oylanacağı konusu önemli. Başbakan “Biz bunu hap yaptık, bu hapı vatandaşlarımız içer gibi yutsunlar, kabul etsinler.” diyor. E peki 29 tane soru soracaksın, 1 tane cevap istiyorsun. 29 soruya 1 cevap hak mıdır? 29 soruya 1 cevap akla mantığa sığar mı? Yani “onu” diyor “milletvekilleri teker teker oyladı. Milletvekilleri teker teker oyladı o nedenle sen düşünme, sen tek başına oy veriver.” Peki, milletvekilleri teker teker oyladı da Anayasa değişikliği kabul edildi mi? Anayasa değişikliği hâline dönüşecek mi milletvekillerinin teker teker oylamasıyla? Dönüşmezse, ancak halkın iradesiyle Anayasa değişikliğine dönüşmesi şansı olacak. Peki, o aşamada milletin vekiline sen maddeleri teker teker oylama hakkını tanıyorsun da milletin kendisine, henüz değişiklik yasalaşmadığı hâlde, niye teker teker oylama hakkını çok görüyorsun? Bu millî iradeye sığıyor mu? Halka saygıya sığıyor mu? Demokrasi anlayışına sığıyor mu? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi 17 üye; 3’ünü Türkiye Büyük Millet Meclisi seçecek, 14’ünü Cumhurbaşkanı seçecek! 4’ünü doğrudan seçecek, 6’sının hukukçu olması zorunlu ama 11’inin hukukçu olması zorunlu değil. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan olarak çalışacak, Yüce Divan 12 üyeyle toplanabilecek yani hukukçu olmayan 11 üye, 1 hukukçu üyeyle birlikte toplanarak Yüce Divan olarak çalışabilecek getirilen anayasaya göre ve üyeler değişebileceği için, 12 üyeyle her toplantı yapılabileceği için, bir yargılama sürecinde, bir yüce divan sürecinde hâkimin sürekli olarak davada temsil edilmesi, bulunması ihtiyacı da ortadan kalkmış olacak.

Değerli arkadaşlarım, bu karakuşi bir düzenleme, tamamen siyasi amaçlarla göz önünde bulundurulmuş. Meclis 3 üyeyi seçerken her milletvekili 3 üyeye oy kullanabilecek ama Cumhurbaşkanının önüne gidecek olan adaylar, ilgili kurumlar tarafından seçilecek üye sayısınca seçilemeyecek, sadece herkes bir oy kullanacak, böylece kurumun ortak anlayışını yansıtan bir adaylık söz konusu olmayacak, bir siyasi ayrışma ince bir planlamayla buraya yerleştirilecek ve Cumhurbaşkanı önüne gelecek olan, seçeceği 10 üye için 30 tane aday arasından tercih yapma şansına kavuşacak. Ne o? “Bunu kurumlar önerdi de yaptık.” diyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bunda iyi niyet de yoktur, projenin amacı da bellidir. Bu, tamamen, iktidara yakın bir siyasi kadroyu Parlamentoya yerleştirmeyi amaçlayan bir niteliktedir.

YÖK, Yargıtay kadar üye teklif edecek, üye seçtirecek. Kurumlar arasındaki temsil dengesi “bana yakınlık” anlayışıyla düzenlenmiş, çok açık bir şekilde bu gözüküyor.

Değerli arkadaşlarım, üye seçilen, Yargıtay ve Danıştay gibi kurumlara mensup kişilerin her boş üyelik için ancak bir oy kullanmasıyla siyasi iktidarın hukukla bağdaşmayan anlayışı ortaya çıkmıştır ve bu kurumların yapacağı seçimin nihai olması öngörülmemiştir. Kurumlar nihai bir seçim yapma durumunda değildirler. Bu kurumların seçiminden sonra, Cumhurbaşkanının ayrıca belirleyici olması ve çok seçenekli bir kadronun önüne gelmesi çok ince bir şekilde planlanmıştır. Bunun çoğulculukla, katılımcılıkla, demokratik temsille hiçbir ilgisi yoktur, tamamen bir siyasi tuzaktır.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanının yetkilerinin fazla olduğundan Cumhurbaşkanı da şikâyet ediyordu, herkes de şikâyet ediyordu. Şimdi, dört tane doğrudan ve gerisi de dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından atanacak Anayasa Mahkemesi üyelikleri Cumhurbaşkanına bırakılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baykal, yirmi dakikalık süreniz doldu. Size ilave iki dakika daha veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlarsanız sevinirim.

Buyurun efendim.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, bunu süreç içinde hep konuşacağız. Ortada çok açık ihlaller gözüküyor. Yani hiç kuşku yok, bu düzenleme bir siyasi düzenleme olarak öngörülmüştür. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da çok ince mekanizmalarla, yani Başkana tanınan özel yetkilerle, hâkimler üzerindeki soruşturma yetkisinin Bakanın iznine bağlanmış olmasıyla ve bu iznin yargıya götürülememesini öngören ince, zarif düzenlemelerle -Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu- Adalet Bakanının mutlak denetimi altına alınmıştır. Geçmişle mukayese edilmeyecek şekilde bu gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda, önümüzde artık Türkiye'nin bağımsız yargı oluşturma konusundaki büyük tarihî mücadelesi noktalanacaktır ve bürokratik bir yargı, bürokratikleştirilmiş bir yargı, bürokrata dönüştürülmüş bir hâkim gerçeği Türkiye’ye bu Anayasa’yla dayatılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, partilerin hukuki denetimiyle ilgili getirilen düzenleme de evlere şenlik. Yani parti gruplarının temsilcileri, partilerin hukuki denetimi için izin verecek ya da vermeyecek. Evlere şenlik! Yani hülle partilerinin kurulmasına müsait durum var, iki siyasi partinin Parlamentoda grup sahibi olması hâlinde ortaya çıkacak açmazlar var. Bütün bunlar bir tarafa, partileri fiilen kapatmak da imkânsız hâle getirilmiştir. Yani partiler şiddet, terör, bölücülük yapsalar, milis yetiştirseler, milislerini kamplara götürüp oralarda askerî eğitim verseler, partilerin genel merkezlerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baykal, ilave süreniz de doldu.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bir dakika içinde tamamlıyorum.

BAŞKAN – Peki efendim, lütfen tamamlayınız.

DENİZ BAYKAL (Devamla) - …altına silah ve cephane deposu kursalar dahi kapatılmaması mümkündür. Bu hangi zihniyeti temsil ediyor, gerçekten anlamak mümkün değildir. Yani bölücülüğü uygulamaya koyan bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız, şiddeti öneren bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız, terörü açıkça sahiplenen bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız, milis oluşturan bir siyasi partiyi kapatamayacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, bu, çok açıkça Türkiye'nin bir ihtiyacı ve talebi olmaktan tamamen uzak, Sayın Başbakanın önümüzdeki seçim sonrasında ortaya çıkacak siyasi denge içinde kendisini ve AKP’nin üst yönetimini güvence altına alma ihtiyacı içinde çıktığı bir arayıştır. Bu arayışın, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından irdelenmesi gerektiğine inanıyorum. AKP’li sağduyu sahibi, aklı başında milletvekillerinin bu gidişe fırsat vermemesinin tarihî bir sorumluluk olduğunu bir kez daha burada ifade etmek istiyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baykal, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.05


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.46

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 88’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına Yozgat Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bozdağ buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde, AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, anayasa, yasama, yürütme, yargı gibi devletin temel organlarının kuruluşunu, işleyişini, birbiriyle ilişkilerini düzenleyen, ayrıca insanların temel hak ve hürriyetlerini tanzim edip teminat altına alan ve devleti bu noktada sınırlayan, siyasal iktidarları sınırlayan toplumsal bir sözleşmedir. Bizim tarihimize baktığınız zaman, 1876 tarihli Kanuni Esasi, 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 1961 Anayasası ve 1982 Anayasası olmak üzere, anayasa tarihimizde dört tane anayasanın bulunduğunu görüyoruz. Ama, bir tespiti yapmakta fayda görüyorum, o da şu: Bu dört anayasanın dördü de olağan dönemde, olağan şartlar altında yapılmış değildir. Maalesef, hepsi, olağanüstü koşullar altında yapılmış anayasalardır.

Bakıyorsunuz, 1921 Anayasası Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği dönemde yapılıyor. 1924 Anayasası, savaşın bittiği, cumhuriyetin ilan edildiği, monarşiden cumhuriyete geçildiği ve o dönemin koşullarını düşündüğünüzde, yine olağanüstü şartlar altında hazırlandığını, yürürlüğe konulduğunu görüyoruz. Öte yandan, 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın da darbe ürünü anayasalar olarak yürürlüğe konulduğunu görüyoruz ve bu hazırlanış itibarıyla Türkiye'nin ihtiyacı olan bir şey var, o da şu: Türkiye, olağan koşullar altında, herkesin kendisini hür hissettiği bir ortamda ve milletin temsilcileriyle yeni bir anayasayı hayata geçirmek zorundadır ama maalesef böylesi bir anayasayı bugüne kadar milletimiz hayata geçirme imkânını bulamamıştır. Şu anda Türkiye'nin yönetildiği anayasa, 1982 Anayasası.

Bakın, bir metin okumak istiyorum: “1982 Anayasası, gerek hazırlanışı gerek özü ve içeriğiyle demokratik olmayan bir anayasadır. Böyle bir anayasa demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işleyişini önleyici niteliktedir. Bu nedenle Anayasa değişikliği, TBMM’nin aşması gereken temel sorunlardan biridir. 1982 Anayasası’nın sınırlı düzeltme ve iyileştirmelerle demokrasiye ve hukukun temel ilkelerine uygun duruma getirilmesi hemen hemen imkânsızdır. Anayasa değişikliğinin savsaklanması, çözüme bağlanmaması, ağırlığı artan ortak sorunlara yol açmaktadır, giderek bir rejim bunalımına dönüşme tehlikesi göstermektedir.”

Bu sözlere katılıyor musunuz? Bu sözler, Deniz Baykal -Genel Başkan- tarafından CHP adına 3/3/1993’te Meclis Başkanlığına verilmiş bir önerinin ön yazısında yer alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir daha okur musun, kaçırdık.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Neden? Doğruyu söylüyor, biz de alkışlıyoruz. Hakikaten 82 Anayasası’nı böyle anlatmak hoş bir şey.

Ama bir bakıyorsunuz hazırlanışına, emir-komuta zinciri içerisinde darbe olmuş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Aynen bugünkü gibi.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Daha sonra Meclis kalkmış, Meclisin, Senatonun bütün yetkileri Millî Güvenlik Konseyine geçmiş. Daha sonra Kurucu Meclis kurulmuş ve Kurucu Mecliste de yasama yetkisinin Millî Güvenlik Konseyiyle ve Danışma Meclisiyle beraber yürütülmesi Kurucu Meclis Hakkında Kanun’la hüküm altına alınmış ve Meclisin hem Anayasa Komisyonunun hem de Genel Kurulun kabul ettiği değişiklikler bir de Millî Güvenlik Konseyinin süzgecinden geçmiş.

Bakıyorsunuz, 177 maddelik Anayasa’nın 125 maddesini Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu, daha doğru bir ifadeyle Millî Güvenlik Konseyi revize etmiş, değiştirmiş. “Genel Kurul burada.” Olmaz. “Anayasa Komisyonu orada.” O da olmaz. Bir de oraya gidecek, orası da 125 tanesini değiştiriyor. Geçici 16 tane madde var, bu 16’nın 12’sini de Millî Güvenlik Konseyi değiştiriyor ve halk oylaması sonucu bu Anayasa yürürlüğe giriyor. Baktığınız zaman, Türkiye’de toplumsal sözleşme anlamında bir anayasa olmadığı çok açık. Ne var? Darbe sözleşmesi anlamında bir anayasa var, darbe sözleşmesi anlamında… Gerçi, bu Anayasa’ya danışmanlık yapan birtakım darbe bilginleri var ama darbe bilginlerinin olması bu Anayasa’yı toplumsal bir sözleşme hâline dönüştüremez.

Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar tartışma konusu olmuş. Herkes tartışmış, herkes eleştirmiş ve pek çok aksayan yönleri dile getirilmiş. Bakıyorsunuz, Anayasa’ya göre, devlet üstün ve kutsaldır, hikmeti hükûmet esastır ve layüsel olan yapılar vardır. YAŞ’ın kararları layüseldir, HSYK’nın kararları layüseldir, uyarma, kınama cezası veren amirlerin kararları layüseldir. Yani, layüsel olan dukalıklar oluşturmuş ve bakıyorsunuz, hikmeti hükûmet her yerde hazır ve nazır, her şeyin altında bir sır, her şeyin altında bir esrar var. Devletin resmî bir ideolojisi de var bu Anayasa’da. Eğitim buna göre, bilim, sanat, kültür bile buna göre. Yani, özgürce bilim yapma, özgürce sanat yapma imkânı maalesef vermiyor bu Anayasa. Bakıyorsunuz, egemenlik kayıtsız milletin ama kullanması kayıtlı ve şartlı hâle getirilmiş ve milletin egemenliğini doğrudan kullanmaya imkân vermeyen bir anayasa. İnsan haklarına dayalı değil, insan haklarına sadece saygı duyan bir anayasa. Hâlbuki, biz diyoruz ki: “İnsan haklarına dayanan bir anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı var.” Bizimki sadece saygı duyuyor. 61 ne diyordu? “İnsan haklarına dayanan bir anayasa.” diyordu. Biz 82’de, maalesef, 61’in de gerisine gittik.

Herkes eşittir, sınıf zümre yoktur, kimseye imtiyaz, ayrıcalık  tanınmaz ama hem devletin yapısı içerisinde hem de toplum içerisinde imtiyazlı yapılar, ayrıcalıklı durumlar, kurumlar ortaya çıkaran hem de temel eşitlik ilkesine rağmen bir anayasa. Herkesin kişiliğine bağlı, devredilmez, vazgeçilmez, dokunulmaz haklar var derken öte yandan bu hakların dokunulması için her türlü yolu açan, vazgeçilmesi için her türlü imkânı tanıyan ve kullanılması için her türlü yolu kapayan bir anayasa. Herkesin hürriyetini tanıyor. Her şey… Örnek olsun diye söylüyorum: Düşünce ve kanaat hürriyeti serbest, istediğiniz kadar düşünebilirsiniz ama ifade etmek istediğiniz zaman o biraz yiğitlik ister, bin defa düşünüp sonra kısık sesle bir defa söylemeye imkân veren bir anayasa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için çok eleştiri almış ve yine bu Anayasa temel hak ve hürriyetleri hak ekseninde almayan, insanlara sadece hakla yetinmeyip bunu bir de ödev olarak yükleyen, hak ekseninde bu konuyu değerlendirmeyen bir anayasa. Bakıyorsunuz, bir yandan “Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” diyen bir anayasa ama öte yandan en kolay vazgeçilen unsuru olsun diye her türlü hukuki altyapıyı ortaya koyan bir anayasa. Demokrasi tarihimizi siyasi partiler mezarlığına hem de dünyanın en birinci siyasi partiler mezarlığına dönüşmesine ve dönüştürülmesine imkân ve zemin veren bir anayasa. Yine bakıyorsunuz, iktisadi hürriyetleri, kamu yararı ve benzeri birtakım keyfî değerlendirmelere tabi tutulacak birtakım ilkeler, kavramlar çerçevesinde her türlü müdahaleye, kontrole açık tutan bir anayasa. Kısaca, baktığınız zaman herkesten korkan bir anayasa görüyorsunuz. Milletten korkuyor, yasamadan korkuyor, yürütmeden korkuyor, yargıdan korkuyor, hiç kimseye güvenmiyor. Dolayısıyla herkesi potansiyel bir tehlike gibi gören ve bu tehlikelere karşı sürekli teyakkuz anlayışı içerisinde inşa edilmiş bir anayasa. O nedenledir ki bu Anayasa, yürürlüğe girdiği günden beri tartışılıyor. Demin söyledim, Sayın Baykal’ın “Türkiye eğer bu sorunu aşmazsa rejim bunalımına gider.” dediği laf 1993 yılında ama Türkiye'nin yeni anayasa arayışı bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği günden beri var. Bakıyorsunuz, 1992’de TÜSİAD yepyeni bir anayasa hazırlıyor, “Türkiye'nin ihtiyacı var.” diyor. 1993’te -demin okuduğum ifadeler dâhil- Mecliste olan olmayan bütün siyasi partiler, Meclis Başkanının daveti üzerine anayasa önerilerini Meclis Başkanına sunuyorlar. 2000’de TOBB yepyeni bir anayasa önerisi kamuoyuna açıklıyor. 2001’de Barolar Birliği aynı şeyi yapıyor. 2007’de AK PARTİ seçime giderken yeni anayasa vaadinde bulunuyor ve bilim kurulu bir taslak metin hazırlıyor ve bu taslak metin kamuoyuyla paylaşıldı. Aynı biçimde, 2007 yılında Türkiye Barolar Birliği, 2001 Anayasa önerisini revize ederek yeni bir anayasa projesiyle ortaya çıktı. Öte yandan sendikalar, siyasi partiler, başkaca sivil toplum örgütlerinin tamamı yeni anayasa talebini dile getirdi. Demin söylediğim gibi, sadece dile getirmekle de kalmadı, bunları somut metinlere de döktüler, somut bir biçimde ortaya da koydular ama maalesef Türkiye, bu somut talepleri hayata geçirme imkânını, konsensüs zeminini bir türlü yakalayamadı, onun yerine, parçalı değişikliklerle 1982 Anayasası’nı değiştirmenin yollarını seçti.

Bugüne kadar, 1982 Anayasası 15 defa değiştirilmiş, 15 defa ve bu değişikliklerin bugün 16’ncısını görüşüyoruz. 1876 Kanuni Esasi -tatilde olduğu dönemleri bir yana koyarsak- toplamda, kırk beş yılda 7 defa değişmiş. 1921 Anayasası 1 defa değişmiş, üç yıl içerisinde. 1924 Anayasası, yaklaşık otuz sene içerisinde 4 defa değişmiş. 1961 Anayasası, yaklaşık yirmi yıl içinde 7 defa değişmiş, ama 82 Anayasası’na geldiğiniz zaman, yirmi sekiz sene içerisinde 15 defa değişmiş ve hâlâ da değiştirilmesi için herkesin mücadele ettiği, talep ettiği, arayış içinde olduğu bir Anayasa. Şimdi değiştire değiştire bu Anayasa’yı özgürleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire bu Anayasa’yı demokratikleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire bu anayasayı insan haklarına gerçek anlamda dayalı bir anayasa hâline getirebilir miyiz? Bence getiremeyiz. Neden getiremeyiz? Çünkü 1982 Anayasası’nın hem ruhu hem de sözü, özgürleşmeye, demokratikleşmeye, insan haklarına dayanmaya, demokrasinin standartlarını yükseltmeye imkân vermez. Bu ruhtan kurtulmadığı sürece Türkiye’nin demokratik bir anayasayı yapma imkânı maalesef yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Olma imkânı da gözükmüyor. Onun için, biz, bu ruhun peşinden gitmektense, artık 21’inci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin insanları, evlatları ve Türk milleti olarak yepyeni bir ruhla, 21’inci yüzyılın düşüncelerine uygun bir anlayışla standardı yüksek yeni bir anayasayı hayata geçirmek zorundayız. Umarım, bu tartışmalar, önümüzdeki seçimde bütün siyasi partilerin milletin huzuruna giderken, bu değişikliklerle bu iş düzelmez, Türkiye rahata ermez, yeni anayasaya ihtiyaç var, milletten yeni anayasa talebiyle herkes oy ister, seçimi bir nevi yeni anayasa için oluşacak Mecliste daha fazla söz sahibi olayım diye bir seçim havası içerisinde geçirir ve Meclis yeni anayasayı yapma imkânını daha geniş bir biçimde ortaya koyma gayreti içerisinde olur.

Değerli dostlar, biz yeni anayasayı hayata geçirmeye söz verdik; hatırlarsanız, seçim beyannamemize de koyduk, ama bir bilim komisyonu oluşturuldu, eleştirildi. Dendi ki: “Mutfakta hazırlanıyor, partinin anayasası, böyle sipariş üzerine olmaz.” Daha sonra bu kaldı.

Sivil toplum örgütleri dediler ki: “Meclis Başkanı inisiyatif alsın, o inisiyatif çerçevesinde yeni bir anayasa arayışı olsun.” dendi ve Meclis Başkanı Sayın Köksal Toptan da 2008 yılının Eylül ayında Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin sayın genel başkanlarına Anayasa ile ilgili uzlaşma komisyonu kurmak üzere bir yazı gönderdi. Hem MHP hem DTP anayasa komisyonu için üye verirken Cumhuriyet Halk Partisi bu komisyona üye vermedi. Dolayısıyla komisyon oluşamadı; uzlaşmak üzere oluşamadı, uzlaşma üzerine bir anayasa yapmak üzere oluşamadı. Uzlaşma komisyonları oy birliği ile karar alır, herkes bir araya gelirse çalışır, çoğunlukla karar alma özelliği yoktur ama maalesef böylesi bir komisyon oluşamadı, bu kaldı.

Daha sonra demokratik açılım sürecinde bir paket olmadan kamuoyunun huzuruna çıktık, dedik ki: Bu sorun ortak sorun, çözümü de ortak olmalı, ortak aklı beraber hayata geçirmeliyiz. Bu sefer de dendi ki: “Bunlar ne yaptığını bilmiyor, eli boş bize gelmişler. Önce bir Hükûmet ne yapacağına karar versin de sonra görüşelim.”

Bu sefer yeni Anayasa değişiklik teklifi kamuoyuyla paylaşılırken dendi ki bir taslak ortaya koyalım, üzerinde müzakere olsun, sonucunda bu müzakerelere göre bunu şekillendirelim dedik ama bir kısmı çay içirerek bizi gönderdi, diğer bir kısmı kapağını bile açmaya değer görmedi ve sonuçta bununla ilgili bir uzlaşı zeminini, bir müzakere zeminini bir türlü maalesef yakalayamadık. Ama hazırlanan teklife baktığınız zaman, Türkiye'nin bugüne kadar teorideki bütün anayasa bilgilerini; Anayasa Mahkememizin içtihatlarını; Meclisimizin pratiklerini, yaptıklarını; sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin ortaya koydukları her şey geniş kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve teklife dönüştürülen metin kamuoyunun takdirini toplamıştır. Hemen hemen herkes 27 maddelik bu teklifin 24’ünde olduğunu söyleyen, 3 tanesini eleştiri konusu yapan bir noktaya gelmiş. Bu da şunu gösteriyor: Bu teklif büyük bir konsensüs zemini üzerinde inşa edilmiştir, ortak bir akıl arayışı içerisinde inşa edilmiş ve bir noktaya getirilmiştir.

Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; şimdi, Türkiye'nin bir sürü sorunu var, doğru mu? İşsizlik sorunu var, ulaşım sorunu var, eğitim sorunu var, binlerce sorunu var çiftçimizin, esnafımızın, doğru mu? Doğru. O zaman, bu kadar sorun varken, Türkiye, Anayasa değişikliğini konuşabilir mi? Bakarsanız, konuşamaz. “Zamanı mı şimdi bunun, seçime şurada kalmış işte bir seneden biraz fazla bir zaman var, şimdi sırası mı?” denebilir ve deniyor. Baktığınız zaman, bizim 1921 Anayasa’mız savaş zamanında hazırlanmış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O zaman hiç anayasa yoktu.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yani, düşmanla savaş var ve Meclis toplanmış yeni bir anayasaya hazırlıyor ve hiç kimse çıkıp da o zaman “Kardeşim, ne yapıyorsunuz siz, yeni anayasa zamanı mı?” dememiş ama o Anayasa’yı hayata geçirmiş.

1924 Anayasası hazırlanırken, bakın, cumhuriyet yeni kurulmuş, ülke savaştan çıkmış, savaşın acıları, yaraları, sıkıntıları ortada, açlık, yoksulluk had safhada. O ortamda da bu Meclis oturmuş ve “Türkiye'nin önünü bu Anayasa’yla açarız.” demiş ve yeni bir anayasa yapmış, kimse bunu tartışmamış.

Şimdi, 1961 Anayasası -darbeciler geldi- yapılırken eğitim sorunları tatile mi çıktı, sağlıkla ilgili sorunlar bitti mi, darbe oldu diye işsizlik bitti mi? 1982 darbesi olduğunda da aynı şeyler mi oldu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O zaman, hiç ama hiç kimse şunu demedi: “Yani, şimdi sırası mı bunun?” Gerçi, o zaman demek de biraz zordu, deme imkânları da yoktu ama ben bir tespitte bulunmak için diyorum.

Peki, 1982 Anayasası değişti mi? Değişti. 1987 değişikliğine bakıyoruz, ilk değişikliğe, seçimin biraz öncesine geliyor. 1995’te 16 maddenin değiştirildiği değişikliğe bakıyoruz; o zaman da, tam da seçimin arifesinde, yani 1995 seçimlerinin hemen öncesinde, Meclis, 16 maddelik bir değişiklik yapıyor.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Uzlaşma vardı o zaman, genel uzlaşma vardı, genel bir konsensüs vardı.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - En son, bakın, 2001 yılında, Mecliste, parlamento tarihimizin, 1982 Anayasası’nda en kapsamlı değişikliği yapılıyor hem de 35 maddelik bir kanun burada görüşülüyor.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Uzlaşmadan, anlaşmadan…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ne zaman? 10 Ekim 2001’de, 4709 sayılı Kanun görüşülüyor. Ortama bakın, 21 Şubat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Bütün Anayasa değişikliği oy birliğiyle geçti, uzlaşma vardı.

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, sizin de yirmi dakikalık süreniz doldu, ilave süre veriyorum iki dakika, lütfen tamamlar mısınız efendim.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

…ekonomik krizi Türkiye’yi kavuruyor, seçimin de o zaman henüz kararı alınmamış ama sinyalleri ortada. Böyle bir ortamda faizler almış gitmiş başını, fabrikalar çatır çatır kapanıyor ama hiç kimse bunu getirip laf, söz konusu yapmadı. Neden? Çünkü Türkiye, sorunları arasında hiyerarşi kuran bir ülke değil, bu ilkel bir anlayıştır… Sorunları arasında “Ben elektrik işini çözmeden suya bakmam, sıva işini halletmeden mobilya işine bakmam.” diyebilir misiniz siz? Bir ülkenin eğitimi, sağlığı, ulaşımı, her sorunuyla ilgilenecek kurumları, şeyleri vardır, Meclisin görevi ayrıdır, onlar ayrıdır; herkes işini yapacak, herkes görevini yapacak. Şu anda da Meclis görevini yapıyor ve Türkiye'nin önünü açacak Anayasa’da önemli değişiklikleri, önemli dönüşümleri, önemli reformları hayata geçiriyor. O nedenle önemli bir müzakerenin öncesindeyiz, tarihî bir müzakere yapıyoruz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Yargıyı ele geçirme operasyonu!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Keşke herkes “Bu müzakere daha iyi olsun.” diye katkı verse, daha iyi bir noktaya getirse bu işi, daha güzeli, daha olgunlaşmış hâlini ortaya koyalım diye gayret ederek de bu işten çıksa daha iyi olur.

Bakın, uzlaşmayla ilgili son bir şey söyleyip huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. 2001 Anayasa değişiklik görüşmeleri Mecliste görüşülüyor. O zaman partiler uzlaşmış, demişler ki: “Şöyle olacak.” Meclise gelmiş, Komisyondan geçmiş, Genel Kurulda konuşuluyor. 76’ncı madde görüşülüyor yani orada ideolojik suçlarla ilgili bir ifade var, o “terör” olarak değiştiriliyor ve uzlaşma olduğu hâlde, burada “Recep Tayyip Erdoğan bundan istifade edecek.” diye, uzlaşmaya rağmen, bu Mecliste bu madde hem 1’inci oylamada hem de 2’nci oylamada imzalara rağmen geçmedi biliyor musunuz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Başbakanın önünü biz açtık. Ayıptır ya!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Nankörlük etmeyin, nankörlük etmeyin!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, bir şey söyleyeceğim ama önemli bir şey daha söyleyeceğim: Bu konu o zaman Sayın Başbakana arz edildiğinde o tarihî ifadeleri de sizinle paylaşmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Bozdağ, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım, bitiriyorum.

Sayın Başbakan arkadaşlara şunu söylüyor: “Arkadaşlar, bu değişiklikler bu milletin hayrına mıdır, değil midir? Hayrınadır. Öyleyse hayırlı olsun, gidin destek olun.” Bizim anlayışımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yeter ki milletin hayrına olsun, yeter ki bu ülkenin hayrına olsun.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – AKP’nin hayrı ile milletin hayrını karıştırıyorsun!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, bu AKP’nin hayrına, AKP’nin hayrına!

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Bu AKP’nin hayrına olabilir! İkisini birbirine karıştırıyorsun!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Biz her türlü desteği vermeye hazırız. Ben bu vesileyle hem Anayasa Komisyonunun değerli üyelerine, Başkanına, verdikleri mesaiden dolayı, hem de yüce Meclisin siz saygıdeğer milletvekillerine, verecekleri mesaiden dolayı teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.

Şimdi gruplar adına tümü üzerinde üçüncü söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’da.

Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, milletin bir arada, birlikte yaşama arzusunu ve toplumsal değerlerini koruyan, devletin yapısının, siyasi rejiminin ve organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır. Anayasalar devleti kuran iradenin ürünü olup, yapılması da değiştirilmesi de özel bir usule tabidir. Çünkü değişiklikler, mevcut anayasanın kurduğu denge ve denetim düzenini bozabilir, siyasi rejim değişikliği sonucunu doğurabilir, sistemi diktaya dönüştürebilir, devleti kuran iradeyle çelişebilir. Nitekim dünyada parlamenter demokrasiyle idare edilen pek çok ülkede anayasa değişikliği diktaya dönüşmüştür. İşte burada bu konuda önemli fikirleri olan Elgie ile Sartori şunu söylemektedir bize: “Kuvvetler arasındaki denge ve denetim mekanizması bir defa bozulur ise bir daha düzeltilemez, diktaya gidiş önlenemez.” Bu sebeple Anayasa değişikliğinin demokratik bir ortamda tartışılması, milletin her kesiminin kabulünü mümkün kılacak bir uzlaşma sürecine geçmesi ve milletin iradesiyle toplumsal bir sözleşme niteliğine kavuşturulması gerekmektedir. Bu temel bilgiler ışığında Milliyetçi Hareket Partisi 1999, 2002 ve 2007 seçim beyannamelerinde ve parti programında yüz otuz dört yılda 5 defa Anayasa yapan, bu Anayasa’larda 35 defa değişiklik yaparak yüz otuz dokuz maddesini değiştiren, iki askerî darbe ve üç muhtıra yaşanan Anayasa tartışma sürecini sona erdirecek, 12 Eylül askerî darbesinin ürünü olan antidemokratik hükümler taşıyan 1982 Anayasası’nın demokratikleştirilmesini ve milletimize 21’inci yüzyılın değerleriyle donatılmış bir anayasa sunulması hedefini benimsemiştir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’yi asırlık anayasa tartışmalarından kurtarıp her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu vardır, o da toplumsal uzlaşmayı sağlamaktır. Toplumsal uzlaşma için Milliyetçi Hareket Partisi izlenmesi gereken yol hakkında görüşlerini açıklamıştır. Buna göre Mecliste bir anayasa değişikliği komisyonu kurulmalıdır, partiler, üzerinde uzlaştıkları hususları demokratik bir sözleşmeye bağlamalıdır, bu sözleşmeyle siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığı kamuoyuna duyurulmalı ve her partinin görüşü ve tavrı yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmalıdır. Seçimlerden sonra oluşacak Meclisin ilk işi anayasayı gerçekleştirmek olmalıdır. Bu uzlaşma, aynı zamanda, sosyal uzlaşmayı, siyasi uzlaşmayı, ekonomik uzlaşmayı ve hedeflerde uzlaşmayı da kapsamaktadır. Anayasa değişikliği böylece milletin desteğine ve iradesine dayandırılmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisinin bu görüşünü Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli 2 Ekim 2007 tarihinde kamuoyuna şu sözlerle açıklamıştır:

“Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’yi içine kapalı, demokrasisini geliştiremeyen ve evrensel değerlere açılamayan bir ülke olarak, çağın dinamiklerini kavramasının mümkün olmadığının bilincindedir.

Türkiye'nin toplumsal ve ekonomik kalkınmasını sürdürmesi için demokratik gelişmesini tamamlaması şarttır. İstikrar içerisinde demokrasi ve demokrasi içinde istikrarın sağlanması ülkemiz açısından çok önemlidir. Bu maksatla gereken ilk şey, millî bekamızı esas alarak hoşgörü ve uzlaşma zemininde millî egemenliği temel meşruiyet çerçevesi olarak kabul eden daha demokratik, daha çağdaş bir anayasa yapmak ya da mevcut Anayasa’mızı bu özelliklere kavuşturmaktır.

Türk milleti millî birliğini, demokrasisini ve kalkınmasını birlikte geliştirip mükemmel hâle getirecek tecrübe birikimine ve kaynaklarına sahiptir. Türk siyaseti ve siyasetçisi bu birikimin ışığında fiziki ve beşerî kaynaklarını kullanarak ülkesini ve milletini geleceğe hazırlayıp taşımakla mükelleftir.”

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi, bu tespitler ışığında, devlet ile milleti kucaklaştıracak, milletin değerleriyle devletin değerlerini bağdaştıracak, demokrasi ile cumhuriyeti barıştıracak, vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek, milletin bölünmez bütünlüğünü sağlam temeller üzerine oturtacak, üniter yapı içinde devleti kurum ve kuruluşlarıyla uyum içinde çalıştıracak, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek, yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında çatışma ve müdahale yerine uyumu esas alan denge ve denetim mekanizmasını kuracak, kuvvetler arasındaki denge ve denetimi hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlandıracak, hukukun üstünlüğünü ise “yargı bağımsızlığı” ve “hâkim teminatı” ilkesiyle sağlayacak, cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak bir Anayasa değişikliğini kamuoyuna ilan etmiştir.

AKP, bütün bu sayılanlara kulak tıkamıştır. AKP, kendisi için hazırladığı teklifi partilere ve millete dayatmıştır. AKP’nin bu dayatmasına esastan ve usulden karşıyız.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bekir Bozdağ ve arkadaşlarının verdiği teklifte Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde görülmemiş bir imza rezaleti yaşanmış, bazı milletvekillerine imzaları geri çektirilmiştir. İmzasını geri çekenler ve çektirenlerin ahlaki değerlendirmesini milletimiz yapacaktır. Ancak ilk teklifin, Anayasa Komisyonunda müzakere edilmeden, hukuki ayıbı ve teklif olarak varlığı çözüme kavuşturulmadan Komisyon Başkanının kararıyla işlemden kaldırılması ve alelacele Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları tarafından verilen aynı nitelikteki teklifin Anayasa Komisyonunda görüşülmesi Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP cin fikirlidir. AKP, alicengiz oyunuyla yandaş yargı ve kendine uygun anayasa yaratma niyetini bazı temel hak ve hürriyetlerin arkasına gizlemiştir. Bunları oy devşiriciliğine malzeme etmiştir. Böylece halk oylamasında “evet” sonucunu elde edebilmek için seçmene sunduğu acı “hap”ın üstünü tatlandırıcıyla kapatmıştır. Acı hap ve üstündeki tatlandırıcının birlikte referanduma sunulması, halk oylamasını düzenleyen uluslararası belgelere ve Anayasa’ya aykırıdır. Ayrıca, AKP’nin cin fikri, oy kullanacak seçmeni ya yârdan ya serden vazgeçmeye zorlayacaktır, vicdani muhasebenin kabul etmeyeceği bir ikilemin içine sürükleyecektir.

Değerli milletvekilleri, AKP acelecidir. Bir pazartesi günü teklifi partilere dağıtmış, iki gün içinde cevap beklemiş, milletvekillerine dağıtıldıktan iki gün sonra Anayasa Komisyonunda on bir, on beş ve on yedi saat süren toplantılarda görüşülmüş görüntüsü verilmiş ve yangından mal kaçırırcasına yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir. Görülmektedir ki AKP’nin acelesi vardır, çünkü seçim sathı mailine girilmiştir. Çünkü sekiz yıla yakın bir süre içerisinde tek başına iktidar olan AKP,  halka hesap vermekten kaçacak yer aramaktadır. AKP, 2007 yılı seçimlerinde de dört buçuk yıllık iktidarının hesabını vermekten kaçmıştı. AKP, 2007 yılında yarattığı kriz ve kutuplaşma ortamında ekonomik ve sosyal çöküntüyü, artan asayişsizliği, azan bölücülüğü, yolsuzluğu, yoksulluğu, yozlaşmayı, işsizliği, iflasları, yandaşlarını zenginleştirmeyi, yandaş basın, yandaş yargıç yaratmayı, kamunun kaynaklarını ve gücünü parti çıkarına kullanmayı ve dış politikadaki teslimiyetçiliği seçim sürecinde kirli ve yönlendirici bilgilerle seçmenin ilgisinden uzaklaştırmıştı.

2007 seçiminin gündemini Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi oluşturmuştu. E-muhtıra, 367 kararı, “Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemi ve mukaddesat istismarıyla zihni meşgul edilen seçmen AKP’den hesap soramamıştı. 367 kararını, e-muhtırayı seçim malzemesi olarak kullanan ve manevi değerleri istismar eden AKP, 2007 yılı Mart ayında yüzde 30 civarında olan oyunu dört ay sonra yüzde 47’ye çıkarmıştır. 2007 yılı Mart ayında seçimlerin yapıldığı temmuz ayına kadar geçen dört aylık süre içerisinde ülkenin hâli pürmelalinde ve vatandaşın hâli perişanında hiçbir değişiklik olmamıştı ancak AKP yarattığı yandaş basın ile kamuoyunu yanlış ve kirli bilgilerle seçmeni germiş, kutuplaştırmış, “Müslüman bir Cumhurbaşkanı” söylemiyle oy devşirmiştir. 2007 yılında elde ettiği bu zahmetsiz oyun tadını alan AKP, şimdi bu teklifle aynı oyunun ikinci versiyonunu pazarlamak istemektedir. Zamanlama aynıdır, aktörler aynıdır, senaryo aynıdır. 2007 yılı Mart ayında AKP’nin oyu yüzde 30’dur, 2010 yılı Mart ayında AKP’nin oyu yüzde 30’dur. 2007 yılı Mart ayında Türkiye seçim sürecindedir, 2010 yılı Mart ayında Türkiye seçim sürecindedir. 2007 Mart ayına göre Türkiye daha kötü durumdadır, halk daha fakirdir, işsizlik diz boyudur, köylü perişandır, esnaf perişandır, tüccar perişandır, sanayi üretimi komadadır; dış politika Washington’a, Brüksel’e, Erivan’a, Erbil’e teslim edilmiştir. Ermeni açılımı, PKK terör açılımı milletin vicdanını yaralamıştır, Habur görüntüleri milletin bütünlüğünü tahrip etmiştir.

İşte, AKP seçim sürecinde yarattığı bu kara tablonun hesabını seçmene vermemek için kaçacak yer aramaktadır. AKP’nin acelesi bundandır, AKP’nin niyeti halis değildir.

Değerli milletvekilleri, AKP telaş içerisindedir çünkü yandaş yargıç yaratma, yargıyı siyasallaştırma ve korkutma aşamasını tamamlayan AKP sekiz yıllık iktidarında yolsuzluklarının, devleti partileştirmenin, sermaye transferiyle yandaş zenginleştirmenin, yandaş basın yaratmanın ve Anayasa suçlarının hesabını yargıda vermekten kaçmak için Yüce Divanı yandaş yargı kurumu hâline getirmek istemektedir. Bu teklifle, ucu diktaya açık bir ucube cumhurbaşkanlığı ve PKK terör örgütü açılımının önünde engel gördüğü Anayasa Mahkemesinden bir an önce kurtulmak istemektedir. AKP’nin telaşı bundandır, AKP’nin niyeti yargı reformu ve demokratikleştirme değildir, niyeti halis değildir.

Değerli milletvekilleri, teklifin içinde millet yoktur, milletin iradesi yoktur, milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP’den, teröre, asayişsizliğe karşı mal ve can güvenliğinin korunmasını beklemektedir. Millet, AKP’den, yoksulluğa, yolsuzluğa, hayat pahalılığına ve işsizliğe çare beklemektedir. Millet, AKP’den, ekonomik çöküşe çare beklemektedir, iş beklemektedir, aş beklemektedir. Millet, AKP’den, antidemokratik unsurları tasfiye ederek düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere teminat beklemektedir. Millet, AKP’den, devletimizin dünyaya Ankara vizyonuyla bakabilen bir kudret hâline gelmesini beklemektedir. Ne AKP’nin sekiz yıllık icraatında ve ne de bu teklifte milletin bu beklentilerinden eser yoktur çünkü AKP millete değil, kendine çalışmaktadır. Çünkü AKP’nin niyeti halis değildir.

Değerli milletvekilleri, teklif subjektiftir. Teklif, AKP’nin tepkisinden ibarettir. Anayasa değişikliği objektif şartlardan ve toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklanmalıdır. Teklifin özünde daha önce yaşanmış siyasi olayların intikamı vardır. Teklif, bu olaylara AKP’nin tepkisinden ibarettir. 1961 ve 1982 anayasaları da öncesinde yaşanmış olaylara tepki niteliğindeydi. Tepkinin ürünü olan bir ihtilal anayasası bir başka ihtilal anayasasıyla ortadan kaldırılmış ve demokrasimizin üzerine, biri 12 Mart, diğeri 28 Şubat, bir diğeri de e-muhtıra olmak üzere üç ayrı karabasan çökmüştür. Bütün bunların ortak sebebi bu anayasal düzenlemelerin subjektif kasıt altında yapılmış olmasıdır. Bütün bunlardan çıkarılacak ortak sonuç, alınacak ortak ders objektiflik ölçüsünden uzaklaşılmamasıdır. Oysa teklif, AKP’nin subjektif kastına dayalıdır, intikam alma hissi uyandırmaktadır. AKP hâletiruhiyesi ve tepkisinin derecesi bu teklifin, siyasi partilerin kapatılması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve üye seçimi, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve üye seçimi maddelerine aynen yansımıştır. AKP’nin subjektif davranışındaki ölçüsüzlüğü ise kazuistik metotla, her ihtimal ince ince hesaplanarak, sayfalarca Anayasa maddesi hâline dönüştürülerek ortaya konmuştur. Bu hâliyle teklifin demokratikleşme ve yargı reformuyla ilgisi yoktur. Teklif, olsa olsa AKP’nin tepkili olduğu yargıya ve hedefine ulaşabilmek için araç olarak değerlendirdiği parlamenter demokrasiye karşı bir operasyondur. Teklif, Anayasa Mahkemesinin yapısının ve üyelerinin seçiminde Cumhurbaşkanını daha etkili hâle getirmiştir. Teklif, Anayasa Mahkemesinin gücünü zayıflatmıştır. Teklif, iktidarın yargı üzerindeki etkisini azaltma amacıyla oluşturulmuş Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının ve üye seçiminin yürütme organının tesirine açık hâle getirilmiştir, yargı bağımsızlığı ilkesini zayıflatmıştır. Teklif, ölçüsüz bir şekilde parti kapatılmasını ve milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasını imkânsızlaştırmıştır. Teklif, yargıyı siyasallaştırmaktadır, yandaş yargı kurumu yaratmaktadır. Teklif, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesini zedelemektedir. AKP’nin niyeti esasen yargı reformu değildir, AKP’nin niyeti halis değildir.

Sayın milletvekilleri, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı sorumsuz ve yetkisizdir. Sorumsuz Cumhurbaşkanına aşırı yetki veren teklif bu sebeple parlamenter sistemi ucube bir Cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürmüştür. Bu durum, Sayın Başbakanın başkanlık sistemine özenmesi, Cumhurbaşkanlığı hevesini gizlememesi ve tek adam yönetim anlayışıyla birlikte değerlendirildiğinde şaşırtıcı değildir. Başbakan kendine göre bir anayasa istemektedir. Nitekim bunu dün akşam ikrar etmiştir. Ancak, çoğunluk tahakkümünün, tek adam yönetiminin acı hatıraları, hem insanlık tarihinde ve hem de bizim tarihimizde bütün canlılığıyla hafızalardadır. Hassas bir denge ve denetim mekanizması olan parlamenter sistemi bir defa bozar iseniz bir daha düzeltemezsiniz, diktaya gidişi önleyemezsiniz. Amerika dışında başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin tamamının diktaya dönüştüğünü bilmiyor musunuz? Fransa dışında yarı başkanlık sistemi uygulayan ülkelerin tamamının diktaya dönüştüğünü bilmiyor musunuz? Ucu diktaya açık bir cumhurbaşkanlığı sisteminin nereye kadar gideceğini kestiremiyor musunuz? Yoksa siz, Eşbaşkanlığını yaptığınız Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında okyanus ötesinde planlanan, mübarek İslam dinine “ılımlı” sıfatını yapıştıran senaryonun oyuncusu musunuz? Okyanus ötesinde yazılan senaryonun, içine “Kürt açılımı” dediğiniz PKK terör açılımının ilk adımının olduğunu bilmiyor musunuz? Dürüstçe bu millete doğruyu söyleyin. İkinci, üçüncü ve sonuncu adımlar ne olacaktır? Bu işin sonu nereye varacaktır?

Değerli milletvekilleri, parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim mekanizmalarını bozan, parlamenter sistemdeki yasama organını denetleyecek olan Anayasa Mahkemesini siyasallaştıran, parlamenter demokratik sistemdeki yasamayı ve yürütmeyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, size de iki dakikalık ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Parlamenter sistemdeki iktidarın her türlü eylem ve işlemini hukuka göre denetleyen ve hukukun üstünlüğünü de yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı altında bünyesinde barındıran Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu siyasallaştıran ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üzerinde iktidarın etkisini artıran bu düzenleme, parlamenter demokrasinin özüne aykırıdır, hukukun üstünlüğüne aykırıdır, yargı bağımsızlığına aykırıdır. Devleti parlamenter sistem olmaktan çıkaracaktır, ucube bir cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürecektir. Bu sistemin nereye varacağını dün akşam Sayın Başbakan hayalindeki başkanlık sistemi olarak ilan etmiştir ancak gideceği yer, Kırgızistan’da yaşadığımız olayda olduğu gibi, diktanın ta kendisidir. Diktaya yönelik bu Anayasa değişikliğine Milliyetçi Hareket Partisi usulden ve esastan karşıdır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bal, ben de teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, görüşmekte olduğumuz teklifin tümü üzerinde son söz, Barış ve Demokrasi Partisi adına söz isteyen Batman Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Ayla Akat Ata’ya aittir.

Sayın Ata, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüş ve önerilerini sunmak üzere söz hakkı almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bugün Kayseri’de fiziki saldırıya uğramış olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımıza geçmiş olsun diyor ve saldırıyı kınadığımızı belirtiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinde cumhuriyetin ilanıyla birlikte yapılan bütün anayasalar, devlet üstünlüğünü esas alan ve tekçilik üzerine kurgulanan bir mantığa dayanmaktadır. Bugün, bu mantıktan uzaklaşılması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışıyoruz. Bu tartışmalar göstermektedir ki demokratik bir anayasanın nasıl oluşturulabileceğine ilişkin bir çabanın içerisine acil bir şekilde girilmesi gerekmektedir.

Fransız siyasetçi Charles de Gaulle “Anayasa nedir?” sorusunu “Anayasa, bir felsefe, bir kurumlar sistemi ve bir pratiktir” diye cevaplamıştır. Bu tanımıyla anayasalar, birey ve devlet ilişkisini tanımlayan ve bu ilişkiyi düzenleyen bir felsefe üzerine kurulmuştur. Bu açıdan Anayasa tartışmalarına, anayasalara yüklenen anlam üzerinden bakmak gerekmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan cumhuriyete geçişle birlikte Türkiye’nin, Osmanlı toplumunun çoğulcu, heterojen toplum yapısını aynen devraldığı, sosyolojik ve tarihsel bir gerçekliktir. Osmanlı, farklılıklardan oluşan toplum yapısını kendi anayasa sistemi içinde tanımış, bu durum daha sonrasında, kuruluş anayasası olarak kabul edilen 1921 Anayasası’na yansıtılmıştır. Ancak cumhuriyetin ilanı sonrasında Anayasa konusunda en büyük kırılma, 1921 Anayasası’na hâkim olan farklılıkların birlikte yaşama iradesinin yerini, 1924 ve sonrasında yapılan anayasalarda farklılıkları reddeden, tekçiliği merkeze alan anlayışa bırakmasıyla yaşanmıştır. Bu nedenle, 1921 Anayasası, daha sonra hazırlanan 24, 61 ve 1982 Anayasalarından hem yapılış bakımından hem de içerik bakımından farklılıklar arz etmektedir. 24, 61 ve 82 Anayasaları öz itibarıyla, başta Kürtler olmak üzere tüm farklılıkların varlığını yadsıyan, asimilasyoncu, tek millet tek devlet esasına dayalı, tekçi ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir. Oysa, 1921 Anayasası böyle bir ideolojiye yer vermediği gibi, tüm farklılıkları, Kürtlerin genel ve yerel demokratik haklarını güvenceye kavuşturmuş bir anayasadır. Hem cumhuriyetin kuruluş anayasasıdır hem de demokratik içerikli ve demokratik cumhuriyet anlayışına uygun bir anayasa olup, halkın iradesini esas alan, yönetimde salt merkeziyetçiliğe dayanmayan bir yapıda düzenlenmiştir.

Anayasanın yapılış süreci ve bu süreçte oluşmuş 1921 Anayasası’na temel teşkil eden, anayasal nitelikte belgeler olan Misakımillî, Amasya Tamimi, Büyük Millet Meclisi Beyannamesi ve Mustafa Kemal’in bu süreçteki konuşmaları ve yaklaşımı birlikte ele alındığında, 1921 Anayasası’nın ruhu ve bu Anayasa’ya egemen olan demokratik anlayış da ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki 1921 Anayasası’nın özüne damgasını vuran bu protokoller aynı zamanda, kurulacak yeni devletin ilk sosyal ve siyasal sözleşmesi niteliğini de taşımaktadırlar. Tüm bu belgelerde Kürtlerin kurucu rolüne açıkça vurgu yapılmış, bu durum 1921 Anayasası ile gerek Parlamento gerekse de yerel yönetimler bağlamında devlet yapısına kadar taşırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin ilk millet meclisi olan Birinci Büyük Millet Meclisi, bugünkü gibi toplumsal ve siyasal çoğulculuğu zayıflatılmış bir meclis özelliğini taşımamaktadır. Nitekim, ilk Meclisin çoğulcu yapısını ve niteliğini Mustafa Kemal 1 Mayıs 1920 tarihli konuşmasında şöyle ifade etmektedir: “Yüce Meclisimizi oluşturan şahsiyetler yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Laz değildir, yalnız Laz değildir. Bu nedenle, korumaya ve savunmaya çalıştığımız milletler doğal olarak bir tek unsurdan ibaret değildir. Elde etmeye çalıştığımız birlik yalnız Türk, yalnız Çerkez değil, hepsinin karışımıdır.” Bu birliktelik 18 Kasım 1921 tarihli anayasal belge niteliğindeki Büyük Millet Meclisi Beyannamesi’nde geçen “Türkiye halkı” kavramında ifadesini bulmuştur. Bu temel üzerinde şekillenen devlet de 1921 Anayasası’na göre “Türkiye devleti” olacaktır.

Yine, 1921 Anayasası, farklılıklara kendi etnik ve kültürel özellikleriyle genel yönetim düzeyinde siyasal temsil imkânı sağlamasının yanı sıra, yerinden yönetim sistemiyle nüfus olarak yoğunluklu bulundukları alanlarda kendi öz yönetimlerini özgürce kurabilme olanağını da hukuken tanımıştır. Bütün bunlar, 1921 Anayasası’nın tek etnik kimliğe dayalı ideolojiyi dışlayan, toplumsal realiteyi gözeten ve buna uygun siyasi ifadelendirmelere özen gösteren toplum sözleşmesine yakın bir anlayışla ele alındığını ortaya koymaktadır. Dönemin tüm olumsuz koşullarına karşın egemen olan ve hayata geçirilmeye çalışılan zihniyet, demokrasi sistemiyle yönetilmesi arzulanan cumhuriyettir. Dolayısıyla, 1921 Anayasası, Kürt realitesine, gerek yerel yönetimler düzeyinde gerekse de Kürtlere etnik kimliğiyle genel siyasi yapıda da temsil imkânı vererek kendi sistemi içinde çözüm getirmiştir. Oysa 24, 61 ve 82 Anayasaları, 1921 Anayasası’nın ruhundan uzaklaşarak, Kürtlerin varlığını yadsıyan, tek millet esasına dayalı ulus devlet ideolojisine göre şekillendirilmiştir.

Bugün yürürlükte olan, 12 Eylül askerî rejimi tarafından hazırlanan 1982 Anayasası, devlet düzenini insan hak ve özgürlüklerine karşı korumak gibi demokratik anayasa fikriyle bağdaşmayacak bir anlayışla hazırlanmıştır. 1982 Anayasası aynı dönemde hazırlanan çağdaşlarıyla karşılaştırıl-dığında, olağanüstü askerî ara rejimin şekillendirdiği bir vesayet belgesi olma özelliğini taşımakta, aynı dönemde hazırlanan Yunanistan, Portekiz ve İspanya anayasaları ise hem yapım tarzı hem de içerik bakımından, demokratik olmayan rejimlere tepki olarak ortaya çıkan birer uzlaşma belgesi özelliğini taşımaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, dünyada bu konuda yaşanmış deneyimlere baktığımızda da Türkiye’dekiyle benzer paralellikler gösteren örnekler olduğu görülmektedir. Nasıl ki, ekonomik ve sosyal hakların olmayışı, iki dünya savaşı arasındaki dönemde totaliter rejimlerin gelişmesine yol açtıysa, farklı dil ve kültürel hakların yok sayılması da aynı şekilde pek çok çatışmaya yol açmıştır. Milliyetçi ulus devletlerin yol açtığı çatışmalara karşı, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler öncülüğünde insan haklarına “üçüncü kuşak” denilen “halkların hakları, dil ve kültürel haklar, kendi kaderini tayin hakkı, dayanışma hakkı, barış hakkı, çevre hakkı, kadın ve çocuk hakları, gelişme hakkı” gibi yeni hak kategorileri katılmıştır.

Bu hakların uygulamada yaşam bulması ise demokratik anayasacılık hareketleri veya demokrasiye ve insan haklarına dayanan anayasacılığın gelişmesiyle mümkün olabilmiştir. Böylelikle, tarihin en büyük savaşlarına ve ekonomik, sosyal tahrifatlara yol açan milliyetçi ulus devlet anlayışı terk edilerek, demokratik ulusçuluğa dayalı anayasalar sürecine girilmiştir. Böylece anayasalar, artık farklılıkların kabul ve onay gördüğü, farklılıkların bir arada özgür ve eşit şekilde yaşadığı “demokratik birlik belgeleri” hâline getirilmiştir. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Portekiz, İsviçre, Güney Afrika, İtalya ve İspanya anayasaları önemli örnekler olarak önümüzde durmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin çoğulcu toplum yapısı “özgürlük, eşitlik, farklılıklara saygı” gibi demokrasi ilkeleri etrafında birleştirilmiştir. ABD Anayasası’yla, her yurttaşın ister bireysel olarak isterse de örgütlü olarak kendilerini dil, din, kültür gibi hemen her konuda özgürce geliştirme ve ifade etme hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. Bu anlamıyla ABD Anayasası, “çoklukta birlik” ilkesi üzerinde inşa edilen, farklılıklara onay veren, çok kültürlü demokratik bir örgütlenme belgesi niteliğindedir.

Amerika örneğini model alan Kanada da uzun yıllar süren yasal ayırım, sosyal ön yargı ve bunun sonucunda yaşanan ırklar savaşı, yerini “demokrasi, özgürlük, eşitlik” ilkelerine bırakmıştır. Kanada Halklar Bildirgesi’ndeki eşitlik güvencesini Kanada Yüksek Mahkemesi “Farklılıkların onay görmesi gerçek eşitliğin özüdür.” şeklinde yorumlayarak özde bir anlayış benimsediğini de ortaya koymuştur.

Başka ülkelere esin kaynağı olmuş olan Fransız aydınlarının fikirlerinin Fransa’da hayata geçirilmesi 1900’lü yılların ikinci yarısına denk düşmektedir. 1951 tarihli Dixion Dil Yasası ile beş bölgesel dili resmen ve hukuken tanımıştır. 2 Mart 1982 Reform Yasası’yla birlikte bölgesel dillerin öğretimi olanağı da isteğe bağlı hâle getirilmiş, devlet ile yerel yönetimler arasında yetki paylaşımı yapılmıştır, daha da ileri gidilerek Korsika Meclisine kimi konularda yasa çıkarma yetkisi verilmiştir. Böylece, yerel ve bölgesel yönetimlerin yetkilerinin artırılması yoluyla çözüme gidilme yöntemi tercih edilmiştir. Fransa hâlâ diğer Avrupa ülkelerinin gerisinde olsa da, 1950’lerden bu yana atılan adımlar doğrultusunda, Fransızlaşmayı içeren etnik temelli, millî birlik, üniterlik zihniyetinden, demokratik, siyasal birlik anlamındaki üniterliğe doğru bir zihniyet değişimine geçilmiştir.

Bu ülkeler arasında özellikle öneme sahip olan İspanya, demokrasi karşıtı Franco rejimine karşı “Demokratik Anayasacılar” hareketinin mücadelesine sahne olmuştur. Bu mücadele, İspanya demokrasisinin gelişimine imkân sağlamış, İspanya’daki farklı kültürler ve kimlikler anayasal düzeyde güvence altına alınmıştır. İspanya, Fransa’dan bir adım daha ileri giderek, 78 tarihli İspanya Anayasası ile “Anayasa, İspanyol ulusu birliğinin ayrılmazlığını ve bütün İspanyolların ortak vatanının bölünmezliğini kesinlikle belirtir ve onu oluşturan bölge ve milliyetlerin özerklik hakkını ve aralarında dayanışmayı garanti eder.” diyerek, İspanyol üst kimliği altında, farklılıkları anayasal düzeyde resmen kabul etmiştir. Bu durum “çoklu İspanya” kavramıyla tarif edilmektedir.

Yine İsviçre, daha da ileri giderek, Anayasası’nda Fransızca, İtalyanca ve Almancayı eşit biçimde ulusal resmî diller olarak tanımıştır. İsviçre demokrasisinin ulaştığı boyutu göstermek açısından, 38’de yapılan referandumla, ülkenin güneydoğusunda 50 bin kişilik azınlık bir grubun konuştuğu Romanşçanın resmî diller arasına alınması çarpıcı bir örnektir.

Örnekler verdiğimiz bu ülkeler, demokrasiyi esas alarak, her bir toplumsal gruba kendi geleceğini belirleme hakkını vererek demokrasilerin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Sonuçta, heterojen toplum yapılarıyla uyumlu anayasal yapılanmalar, ister federatif tarzda olsun ister ulus devletlerin demokratikleştirilmesi şeklinde olsun, hepsi de demokrasinin her ülke koşullarına uygulanmış birer biçimini ifade etmektedirler. Bu usullerden hangisinin tercih edileceği, o ülkenin özgünlüklerine ve yurttaşlarının, topluluklarının siyasal, toplumsal, kültürel taleplerine göre belirlenmiştir. Avrupa Birliğine girme iddiasında olan ülkemiz de bugün üye olan devletlerin demokrasilerini geliştirmelerini kendisine esas alarak, bu yönde gecikmiş de olsa demokrasiye geçiş sürecini hızlandırmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler ve Anayasa tartışmalarında öne çıkan toplumsal gerçekliğe aykırı olarak tekçilik üzerine kurgulanan cumhuriyetin kendisini bu hâliyle artık devam ettiremediği görülmektedir. Türkiye, hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde çok kültürlü toplum yapısı gerçeğini tartışmakta ve son otuz yıllık çatışmalı süreçten de hareketle inkâr ve imhaya dayanan tekçi yapıda ısrarcı olmanın artık bir sonuca götürmediğini dillendirmektedir. Bu nedenledir ki, uzunca bir süredir bilinen ve istenen sivil, demokratik, çoğulcu anayasa ve siyaset ihtiyacı bugün bizi böyle bir tartışma sürecine taşımıştır. Katı merkeziyetçi ulus devlet olarak örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, mevcut sorunlara çözüm üretmek bir yana, sorunların başlıca nedeni hâline gelmiştir. Türkiye’de, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana millet iradesinin her şeyin üstünde olduğu söylemi sıkça dile getirilmesine karşın, halkın devlet yönetimine katılımını sağlayacak mekanizmalar demokratik bir şekilde oluşturulamamıştır. Katı merkeziyetçi bir şekilde örgütlenen devletin siyasi ve idari mekanizmaları, sorunların yerelde yani sorunların yaşandığı yerde ve sorunu yaşayanlarca tartışılıp çözüldüğü çağdaş demokrasilerle kıyaslandığında tıkanmış bir durumdadır. Yaşanan bu tıkanmanın aşılabilmesinin yolu ise demokratik birliği esas alan, demokrasiyi genel bir meclise hapsetmeyen, halkın tartışma ve karar alma mekanizmalarına tam anlamıyla katılımını sağlayan, toplumun sorunlarını yerinde çözüme kavuşturan siyasi ve idari bir yapılanmadan geçmektedir; sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa talebiyle ortaya konulan, farklılıklardan oluşan toplum yapısının açığa çıkarılması ve bu farklılıkların da kendi aralarındaki ilişkilerin yeni bir sözleşmeyle yeniden tanımlanmasıdır.

Demokratik anayasa, birlikte yaşamanın temel kurallarını ve siyasal yapıya ilişkin tercihleri belirleyen, toplumsal mutabakata dayanan bir sözleşme niteliğindedir; bu tanım doğrultusunda, toplumsal yaşamın ve siyasal sistemin temel ilkelerinin yurttaşlar tarafından belirlendiği ana belgedir. Anayasayı bir toplumsal sözleşme olarak görmek, tarafların eşit özneler olarak görülmesi esasına dayanır; Alman siyaset bilimci Hannah Arendt’in ifadesiyle, yatay toplum sözleşmesi, bireylerin birbirlerini muhatap aldıkları ve birbirlerine karşılıklı sözler verdikleri bir ilişkiler ağıdır. Bu nedenle, bir siyasal toplum meydana getirmek, demokratik bir anayasanın başlıca işlevidir. Yani bir topluluk kendi anayasasını yaparak siyasal toplum hâline gelebilir. Yeni bir anayasa yapmanın yöntemi ise yapım sürecinin her aşamasında toplumun bütün kesimlerinin görüşlerini açıklayabilecekleri, tartışabilecekleri koşulların yaratılması ve bu süreçte çıkacak belgeyle inşa edilecek düzende de belirleyici konumda olmalarıdır. Bu nedenle, sivil anayasa, yurttaşların kendi kendilerini yönetmelerinin mekanizmalarını tesis eder ve bu şekliyle demokratik siyaset anlayışına dayanır.

Anayasa tartışmalarında cevap aranması gereken, birey ve devlet ilişkisinin nasıl tanımlanacağı, merkezî yönetim ve yerel yönetim anlayışının yeniden nasıl kurulacağı, her an gelişen ve değişen dünya düzeninde bütün bu ihtiyaçların demokratik toplum, siyaset ve anayasa oluşturulmasında nasıl yer alacağıdır. Ancak, AKP’nin hazırladığı Anayasa değişiklik tasarısı, sınırlı birtakım düzenlemelerin ele alınması beklentilerine cevap vermediği gibi, amaçlanan sivil, demokratik, çoğulcu bir anayasa isteği ve tartışmalarının da önünü tıkamaktadır. Nitekim, değişik tarihlerde mevcut Anayasa üzerinde pek çok defa değişikliğe gidilmesine rağmen, bugün hâlâ bir anayasa problemi varsa, bu, kısmi değişiklikler yoluyla meselenin çözülemeyeceğinin de kanıtı niteliğindedir. Bugün de mevcut İktidar tarafından üzerinde 17’nci kez değişikliğe gidilen 82 Anayasası, yapımı sürecine hâkim olan olağanüstü şartlar nedeniyle, kısmi değişikliklerle demokratik, özgürlükçü bir ruha kavuşturulabilecek bir metin değildir. Çünkü 1982 Anayasası, yasakçı, vesayetçi, devletçi ve otoriter bir felsefeye dayanmakta ve bu felsefe Anayasa’nın pek çok maddesine sinmiş bulunmaktadır.

Demokratik bir anayasanın en başta gelen şartı, siyasal, ideolojik anlamda nötr olmasıdır. Anayasa’nın belli bir ideolojiyi öngörmesi, dinamik ve değişken olan yaşam ve gelişmeler karşısında peşinen dogmatik bir kalıp altına alınması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Yine olmazsa olmaz şartlardan biri de farklı dil ve kültürlerin doğal yapılarından doğan bireysel ve toplumsal, kültürel ve siyasal hakların anayasal ilke düzeyinde resmen tanınmasıdır. Bu anlamda, demokratik ve özgürlükçü anlayışı esas alan bir anayasanın başlangıç kısmı, insan haklarına aykırı olmayan, toplumsal farklılıkları kucaklayıcı, herhangi bir kişi, kurum ya da değere kutsallık atfetme ya da meşruiyet kazandırma kaygısından uzak, ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet ayrımı, etnik köken ve benzeri hiçbir ayrım yapmayan, insan onurunu, hukukun üstünlüğünü, toplumsal barışı, eşitliği hedefleyen nitelikte olmalıdır.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz de Anayasa değişiklik tasarısı gündemimize geldiğinde, konu üzerinde ayrıntılı bir çalışma yaptık. Ama tabii, bu çalışmamızın, AKP Hükûmetinin yürütmüş olduğu çalışmadan bir farkı vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ata, sizin de yirmi dakikalık süreniz doldu. Size de iki dakikalık ilave süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız efendim.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biz, çalışmamızı yürütürken, anayasa profesörlerine de, düzenlemenin yapılmış olduğu, değişikliklerin yapılmış olduğu toplumsal kesimlere de, tabanımıza da giderek, tasarıya ek bir metin ve tasarı hakkında iyileştirme metni düzenledik. Ama, bununla beraber, aynı şekilde, bir anayasa değişikliğini gerektirmeyen acil bir demokrasi paketi ihtiyacına da parmak bastık. Ancak, gördük ki, AKP temsilcisi Sayın Hatip, burada ifade ederken, çay içmeye davet edenleri, kapağını kapatıp geri gönderenleri burada saymıştır ancak grubumuzun görüş ve önerilerini ifade etme gereği bile duymamıştır. Bunu bir sürçülisan olarak kabul ediyoruz. Kaldı ki zaten bugüne kadar var olan sorunlar, tekçi yapıdan kaynaklanan inkâr ve imha zihniyetinden, yok saymadan kaynaklıdır. Görüyoruz ki bugün, bu zihniyetin temsilciliğini AKP İktidarı yapmaktadır, bugün Parlamentoda siyasi parti olarak bir grubu bulunan partimizin görüş ve önerilerini yok saymaktadır.

Bizler, metin üzerinde değerlendirme yaparken, öncelikle seçim barajının düşürülmesi gibi, sadece bir yasal değişiklikle gündeme alınabilecek bir noktaya da parmak bastık. Evet, bu Parlamentoya geldiğimizde, 23’üncü Dönemin başında, burada, dört siyasi partinin grubu, altı siyasi partinin genel başkanı ve de yedi siyasi partinin temsiliyeti vardı. Yeni bir anayasa yapmak için, 82’den beri var olabilecek en çoğulcu yapıya sahip Meclisti.

Ancak AKP İktidarı toplumun acil ihtiyacı olan yeni bir anayasa yerine, bugün, karşımıza, bu ihtiyaçların ertelenmesini öngören ve hatta toplumdaki tartışmaları kısıtlayacak bir teklifle çıkmaktadır.

Öncelikle şunu ifade edelim: Bugün darbe anayasasıyla yönetiliyoruz ancak bugün darbe yasaları, bölgede, ülkemizde birçok çocuğun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ata, ek süreniz de doldu, lütfen… Selamlamanız için mikrofonu açıyorum.

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Sözlerimi tamamlıyorum.

…birçok çocuğun, birçok annenin, birçok babanın, toplumsal tüm kesimlerin mağduriyetini doğurmaktadır. Bu yasaları bir an önce gündemine almak ve bu yasal değişiklikleri yapmak AKP İktidarının görevi ve halka karşı borcudur. Bu yasalar AKP İktidarı döneminde çıkarılmıştır, bir darbe anayasasının ürünü değildir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi şahıslar adına yapılacak konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Samsun Milletvekili Sayın Suat Kılıç’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kılıç, buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa değişikliği teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; gerçekten çok doğru, çok tarihî, çok isabetli bir Anayasa değişikliği teklifinin tümü üzerinde görüşmelere devam ediyoruz. Bugün Anayasa’mızda yapılması yönünde ilk adımın atılacağı bu değişiklikler, Türkiye'nin demokrasi görünümüne, Türkiye'nin özgürlüklerine, Türkiye’de bireyin hukukuna ve Türkiye’de hukuk devleti kavramına gerçekten çok tarihî, çok eşsiz ve gelecekte önemi daha ziyadesiyle anlaşılacak çok büyük katkılar sağlayacaktır.

Şuna inanıyorum ki, gelecek yıllarda ya da dönemlerde bu Anayasa’nın tamamı üzerinde yeni bir anayasa çalışması yürütmeye niyetlenecek olanların gelecekte en az dokunma ihtiyacı hissedecekleri maddeler, muhtemelen, bugün ve bugünden itibaren görüşmelerine ve kabulüne katkı sağlamaya gayret edeceğimiz maddeler olacak.

Muhalefetimizin temsilcilerini, sözcülerini dikkatle dinledim. Dinlediklerim çerçevesinde öncelikle Anayasa’mızın 2’nci maddesine ve ilk üç maddeye ilişkin hassasiyetlere yönelik yaklaşımlarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, pek tabiidir ki Türkiye’de hukuk bilgisinin çok derin olmasına gerek yok. Türkiye’de hayatı, siyaseti ve bu Anayasa’nın A, B, C’sini az bir miktar bilen herkes bilir ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk üç maddesine aykırı bir anayasa değişikliği teklifi vermek mümkün değildir. Bu yönde bir anayasa değişikliği teklifini Türkiye'nin gündemine getirmek de mümkün değildir, doğru da değildir. Böyle bir yaklaşım, tamamen abesle iştigal bir yaklaşımdır. Dolayısıyla, Anayasa’mızın ilk üç maddesine yapılan atıflarla bu Anayasa değişikliği paketinin “hukuk devleti” kavramı bağlamında malul kılınmak istenmesine yönelik yaklaşımları, kesin bir anlayışla ve sağlam bir kanaatle, öncelikle ve peşinen reddediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesi çok açık, çok net bir “hukuk devleti”, çok sarih bir “cumhuriyetin temel nitelikleri” tanımı vermektedir ve bu Anayasa’nın 2’nci maddesini okuyan hiç kimsenin buna rağmen bu hükümlere aykırılık içerecek bir teklifin altına imza koyması ya da bu mahiyetteki bir teklifi milletin Meclisinde, milletin kürsüsünde gelip savunması, savunabilmesi sureti katiyyede mümkün olmayan bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti devletinde ne demokrasiyi laiklikten ayırmak mümkündür ne de “laiklik” kavramını demokrasiden ayrı düşünebilmek mümkündür. Bu ülkede ne sosyal devleti bir tarafa terk etmek ne de hukuk devleti prensibinden vazgeçebilmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin değerleri arasından demokrasiyi alıp bir kenara bırakacak olursanız, Türkiye, Türkiye olmaktan çıkar, başka bir şey olur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin değerleri arasından “laiklik” kavramını alıp bir kenara fırlatacak olursanız, Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türkiye Cumhuriyeti devleti olmaktan çıkar, başka bir şey olur, başka bir model olur ve hiç arzu etmediğimiz bir model olur. Dolayısıyla bu Mecliste bulunan herkes ve bu Mecliste bulunan milletvekillerini, tek tek verilmiş anaların ak sütü kadar helal oylarla buraya gönderen milletimizin tamamı bu dört değeri, demokrasiyi, laikliği, sosyal devleti ve hukuk devletini bizlerin bir arada yaşatmasını, bir arada diri tutmasını, hukuk devletinin bütün gereklerini içselleştirmemizi bizlerden  bekliyor ve şu ana kadar yapılan hazırlıklar bu yönde yapılan hazırlıklardır.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül 1980 sonrasında hazırlanan ve kabul edilen 1982 Anayasası, hazırlandığı dönemin hassasiyetlerine paralel olarak dizayn edilmiş bir anayasadır. 82 Anayasası’nda demokrasi, güvenlik ihtiyacının gölgesinde kalmıştır. 82 Anayasası’nda özgürlük kavramı güvenlik ihtiyacının gölgesinde kalmıştır. 82 Anayasası’nda bireyin hukuku ve insan, güvenlik ihtiyacının gölgesine bırakılmıştır. 1982 Anayasası, bu kadar arkasında durulacak; 1982 Anayasası, söz konusu demokrasi olduğunda, söz konusu özgürlükler olduğunda, bireyin hukuku olduğunda, söz konusu hukuk devleti olduğunda, 1982 Anayasası, bu kadar hararetle savunulacak, arkasında durulacak bir anayasa kesinlikle değildir.

Değerli arkadaşlarım, 82 Anayasası’nı yapanlar tarafından kapatılan iki siyasi parti bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk milleti adına muhalefeti temsil eder konumda bulunmaktadır. Dolayısıyla 82 Anayasası’nı hazırlayanların Türk siyasetini nasıl köşeye sıkıştırma gayesiyle hareket ettikleri, 82 Anayasası’nı hazırlayanların siyasetin meşruiyet alanını nasıl daralttıkları, demokrasiyi nasıl baskıladıkları, özgürlük alanını nasıl kuşattıkları, burada bulunan ve 80’de kapatılan iki partimizin varlığı ile bile bilinen, kayda geçen, sabit olan bir husustur.

82 Anayasası’nı yapanların hukuksuzlukları, hukuka yönelik müdahaleleri, hukuku askıya almaları, demokrasiyi ve Meclisi fonksiyonlarından uzaklaştırmaları, sadece partilerin kapısına kilit vurmakla kalmamış, aynı zamanda, o partilerin arka planındaki Türkiye gençliğini, solcusuyla ülkücüsüyle, bu memleketin geleceğine baş koyan gençlerimizi, okumuş bir nesli, okumakta olan bir nesli, bir jenerasyonu, cezaevlerinde, zindanlarda, hücrelerde, gelecek hayallerinden koparmıştır, hayata olan bağlılığını sarsmıştır, insan olarak kendisine olan güvenini yok etmiştir, ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla, 82 Anayasası’nın kuşattığı özgürlüklerin önündeki engelleri gelin beraber kaldıralım, bu yasakçı anlayışı gelin birlikte değiştirelim.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye’de paradigma değişiyor; baskıcılığın yerini, kuşatmacılığın yerini, siyasi alanı daraltan girişimlerin yerini, özgürlükçü, demokratik, çağdaş, evrensel değerlere inanmış bir yönetim anlayışı, bir siyaset anlayışı alıyor artık. Paradigmadaki bu değişimi kaçıranlar, Türk milletinin reyini alma, desteğini kazanma, gönlünü kazanma noktasındaki reflekslerini de emin olun kaçırmış olacaklardır.

Bakınız, bu altına imza koyduğumuz Anayasa değişikliği teklifini bugüne kadar maalesef bütün maddeleriyle birlikte tartışmadınız, tartışamadınız. Sadece Anayasa Mahkemesine, sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ve siyasi partilerin kapatılmasını güçleştiren hükümlere takılıp kaldınız.

Değerli arkadaşlarım -aynı yerden gidecek olursak- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda ne oldu? Bugün Adalet Bakanına bağlı olan Teftiş Kurulu, yeni düzenlemeyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bağlı hâle getiriliyor. Yeni düzenleme hayata geçtiğinde, Adalet Bakanının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki daire toplantılarına katılması ve oy kullanması hakkı ortadan kaldırılıyor. Yeni düzenleme hayata geçtiğinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantıları, bugün, Adalet Bakanı Müsteşarı katılamadığı için bazı durumlarda toplanamayan ve bundan dolayı eleştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantıları, Adalet Bakanı Müsteşarının katılmasına gerek olmayan yeni bir nitelik, yeni bir hüviyet kazanıyor.

Ben, Adalet Bakanımız Sayın Sadullah Ergin’e doğrusu teşekkür etmek istiyorum. Görevinin başındaki hiçbir Adalet Bakanı, HSYK üzerindeki yetkilerinin bu kadar tırpanlanmasına zemin hazırlayan bir Anayasa değişikliğine muhtemelen destek vermezdi. Sayın Bakanı bundan dolayı kutlamak lazım. Adalet Bakanının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki temsili -değerli arkadaşlarım, bu maddeleri lütfen okuyun- sembolik boyuta indirgeniyor, yeni teklifle beraber, tamamen sembolik boyut. Ha, buna destek verirsiniz, üç beş sene sonraki yeni bir anayasa paketinde Adalet Bakanının HSYK’daki varlığı tamamen değiştirilebilir, ama bugün yapılan bu düzenleme, mevcut düzenlemeden kesinlikle çok daha demokratik bir düzenlemedir.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru imkânı getiriliyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarına karşı yargıya gitme imkânı getiriliyor. Memurlar hakkındaki kınama kararlarına karşı yargı yoluna gitme imkânı getiriliyor. Yüksek Askerî Şûra kararlarına karşı yargı yoluna gitme imkânı getiriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinde ihdas edilecek olan kamu denetçiliği müessesesine bireysel başvuru imkânı getiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Size de iki dakika süre veriyorum Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütün bu bireye tanınan haklarla beraber, Türkiye’de ilk defa olarak kamu çalışanlarına sendikal haklar tanınıyor. Anayasa’da 12 Eylülcüler tarafından konulmuş olan ve sendikal hayatı kuşatan, sıkboğaz eden bütün sendikal örgütlenme engelleri ortadan kaldırılıyor yeni Anayasa teklifiyle. Siyasi amaçlı grev ve lokavt imkânı getiriliyor. Memura, kamu çalışanlarına toplu sözleşme imkânı getiriliyor. Bununla beraber emeklilerin toplu sözleşme hükümlerinden yararlanması imkân dâhiline sokuluyor.

Değerli arkadaşlarım, bütün buradan baktığınız zaman, bu Anayasa teklifini içerik olarak eleştiremeyebilirsiniz ama şunu eleştirebilirsiniz: Türkiye’de bu zamana kadar hiçbir çoğunluk iktidarı kendisine karşı kullanılması muhtemel olabilecek bir sendikal örgütlenme hakkını tanımamıştır, geniş bir sendikal örgütlenme hürriyetine imkân sunmamıştır ama bizim anlayışımız özgürlük. Bizim çıkış noktamız, yaklaşımımız, felsefemiz daha fazla demokrasi, sınırsız demokrasi ve bizim olaya bakışımız siyasetin meşruiyet alanını genişletmektir.

Bakınız, bu zamana kadar bu ülkede bunca sosyal demokrat iktidar 1 Mayıs tarihini İşçi Bayramı olarak kabul edemedi. Bunu yapan AK PARTİ İktidarı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan Hükûmeti. Kendisini tebrik ediyoruz, teşekkür ediyoruz, kutluyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir diğer konu, 1 Mayıs tarihinde, değerli arkadaşlarım, Taksim Meydanı Türkiye'nin kâbusu olarak görülmüştür. Taksim Meydanı bu 1 Mayıstan itibaren işçilerimizin bayram etkinliklerine, kutlamalarına açık hâle getiriliyor. Emin olun, inanın bu Anayasa Türkiye’ye daha fazla demokrasi, bu Anayasa Türkiye’ye daha fazla özgürlük, bu Anayasa Türkiye’ye daha fazla hak, hürriyet ve birey hukuku, insan odaklı yaklaşım getirecektir.

Anayasa Komisyonu Başkanına, üyelerine ve siz değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun söz talebi var.

Komisyon adına Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu.

Sayın Kuzu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, Anayasa Komisyonundan geçmiş olan bir metin üzerinde benim hiç söz söylememem doğru olmazdı, o açıdan huzurunuza çıkmış bulunuyorum, teşekkür ediyorum.

Şimdi, efendim, evvela şu üç ciltlik kitap, bu gördüğünüz Komisyondaki çalışmaları ihtiva eden bir metin. Yani, üç gün içerisinde Anayasa Komisyonu bu üç ciltlik kitabı dolduracak kadar konuşma yapmıştır. Bu aslında…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anayasa Komisyonunda konuşturmadın ki…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – En son sen konuşacaksın! Bırak, bırak... Kaç defa orada zaten geldin gittin, şimdi germe ortalığı, yeter artık. Komisyonda gerekli cevabı verdim, beni üzme.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım değerli milletvekilleri.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Efendim, netice itibarıyla, benim Başkanı olduğum Anayasa Komisyonuna gelip de bu Anayasa tartışmaları sırasında “Söz almadım.”, “Sözümü kesti.”, “Birkaç defa istedim, vermedi söz.” diyen bir vekil yalan söyler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalancı sensin!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Buradan söylüyorum, yalan söyler.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalancı sensin!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Evet, bütün Türkiye buna şahittir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalancı sensin!

BAŞKAN – Sayın Genç…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla, bunu önemsiyorum ben. O bakımdan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalanı sen söylersin.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa Komisyonu özgür bir alandır. Herkes ne diyecekse orada demiştir, bu kitapta da herkesin dediği vardır.

Şimdi gelelim bu Anayasa değişikliği konusundaki bazı hatırlatmalara. Değerli arkadaşlar, tabii, anayasalar, temel metinler. Anayasaların değiştirilmesi özel usullere tabi tutulmuş. Bunlar çok doğaldır, çok normaldir. Dünyada anayasa metinleri, elbette ki bir yasa değiştirilecek kadar kolay metinler değildir.

Ne var ki bizim anayasalarımızın hazırlanmasında bu Meclis evvela demeli ki bu milletin anayasası nerede? Bunu soruyorum. Bu milletin yaptığı anayasa nerede? Evvela buna bir cevap bulmamız lazım. Nerede? 1961’den önceki Anayasa’yı çıkarırsanız, 1961 de, 1982 Anayasası da darbe dönemlerinin ürünüdür ve darbe döneminde oylamalarla çıkmış anayasalardır. Dolayısıyla her iki anayasa da özürlüdür, her iki anayasa da kurucu iktidar olan millete rağmen yapılmıştır ve olağanüstü hâllerdeki oylamalar sonunda kabul edilmiştir.

1961 Anayasası’na bakıyorsunuz… Ondan biraz daha öne gidelim. 1876 Anayasası ilk yazılı anayasamız. Millet, bu Anayasa yapılırken meydanda yok, tebaanın haberi yok ve yapılan araştırmada diyor ki Celalettin Arif Bey: “Sorduk, kıraathaneleri gezdik -şimdiki kahvehane denen yerler- Anayasa hazırlanmış, ne diyorsunuz? Alınan cevaplardan gördük ki yüzde 80’i tebaanın avcılık nizamnamesi yayınladığını zannediyor; kurtlar, kuşlar ne zaman avlanır, hangi mevsimde gidilir?”

Pekâlâ, cumhuriyet dönemine geldiğimiz zaman “Ya istiklal ya ölüm!” parolası atılmış, Meclis burada çalışıyor, düşman Eskişehir’e gelmiş, bu ortamda Anayasa yapmış o günkü yüce Meclis ve bizim en millî ilk Anayasa’mızdır o; Kuvayımilliye ruhu vardır, çarıklı erkân ruhu vardır ve millî egemenliği en üst noktaya çıkaran, “Egemenlik milletindir.” sözünü en güzel şekilde vurgulayan ve  bunu yerine getirme görevini de bu yüce çatıya veren bir anayasadır. Ne var ki 61 Anayasası’nı yapan ekip, maalesef, bu Anayasa’yı onarmak, düzeltmek, eksik olanları gidermek gibi bir yönteme başvurmadan, Anayasa’yı yürürlükten kaldırma gibi, öfkeyle, kinle, garazla hareket ederek Anayasa’yı kenara atmışlardır ve 61 ve 82 Anayasası da dediğim gibi öfkeyle yapılmıştır ve bu öfkenin hiddetini ve şiddetini Anayasa’ya yansıtmıştır.

Peki, nedir o? Değerli arkadaşlar, 61 ve 82’nin en önemli özelliği millî iradeye güvensizliktir -bunun altını çiziyorum- siyasetçiye güvensizliktir, sandıktan çıkan iradeye güvensizliktir. Peki, bunu nerede görüyoruz? Bunu kuvvetler dengesinde görüyoruz arkadaşlar. Yasama-yürütme-yargı biçiminde ayrılmıştır, askerî-sivil otoriteye yetkiler verilmiştir, milletin seçtiği Meclis de bu paylaşımdan bir şey kalırsa bunu uygular duruma gelmiştir. Birinci elden yetkili olması gereken Meclis maalesef en son plana atılmıştır ve siyasetçiye güvensizlik doruk noktada olmuştur.

Pekâlâ, millet tabii ki bütün bu düğümleri çözmek için zaman zaman ataklara geçmiş ve gösterilen plan dışında birtakım hükûmet modelleri oluşturabilmiş ama maalesef darbelerle onların önü kesilmiş, askerî-sivil bürokrasi hep ağır basmış. Bu çerçevede de yeni bir Anayasa yapma imkânı kalmayınca mecburen bölük pörçük Anayasa yapma yoluna gitmek zorunda kalmış bu millet.

1970-1980, on  yılda  on  iki  tane  hükûmet  kurulmuş bu memlekette -dokuz aylık hükûmetler, ömrü dokuz ay bile yok- ve 80 öncesinde 5 bin genç ölmüş, üniversite gençleri maalesef ve o şartlarda yapılan bu Anayasa da tabii ki özgürlük alanını kısıtlayarak yapılmış.

Şimdi deniyor ki: “61 Anayasası neden yüzde 60 oyla kabul edildi, 82 yüzde 92’yle kabul edildi?” Aslında 61 Anayasası daha düzgün, yazım itibarıyla ve Türkçesi çok daha güzel, özgürlük alanını çok daha genişletmiş bir anayasa. Buna rağmen, aradaki fark, birinci Anayasa hazırlanırken (61) bu milletin yüzde 50’si kenarda bırakılmıştır, Demokrat Partiye rey verenler Anayasa’nın dışında tutulmuştur. 82 Anayasası hazırlanırken buna dikkat edilmiş ama bu sefer de Anayasa’nın övülmesi serbest, yerilmesi yasak; bu ortamda referanduma gidilmiş. Zaten dünyada olağanüstü dönemde referanduma gidip de reddolmuş anayasa hiç yok. Bir Fransa’da oldu 46’da, o da bir buçuk ay sonra kabul edilmek durumunda kaldı.

Şimdi, peki, bu Anayasa neden bu kadar büyük oranda oy aldı? Gayet basit. Anayasa’nın sahibi olduğunu iddia eden o günkü Kenan Evren gittiği yerlerde dedi ki: “Bu Anayasa’nın kefili benim. Bu Anayasa’ya ‘evet’ deyin, terörün kökü kazınacak.” Ve o Anayasa’ya “evet” denmek suretiyle… “Kefili benim.” dedi ve bu millet Anayasa’yı oylarken bir anayasa değil de terörle mücadele yasası oylar gibi davrandı. Ama maalesef, söylediğim gibi, orada dengelerin düzgün şekilde kurulamaması, organlar arasındaki farklı oluşumlar, yasama-yürütme-yargı arasındaki denge bozuklukları maalesef sürekli bir çatışma ortamını oluşturmuştur.

61 Anayasası için “lüks” dediler, “Bu Anayasa’yla memleket yönetilemez.” dediler, “Bu Anayasa boldur, içinde oynamaya başladık.” dediler. 82 Anayasası bu zihniyette yapıldı. Bu sefer de “Dar bir anayasa yapıldı, içinde kıpırdayamaz olduk.” dediler. Bu millet zaman zaman bu Meclis aracılığıyla değişikliklere imza attı. Kimisi referandumla kimisi buradaki çoğunlukla gerçekleşti. Aşağı yukarı seksen küsur maddesi değiştirilen bir anayasayla karşı karşıyayız.

Pekâlâ, bu Anayasa’yı değiştirme yöntemi olarak bu yapılan değişiklik yöntemi doğru mudur? Tabii ki doğru değildir. Elbette ki doğru olan, oturup sil baştan, Türkçesi düzgün, güzel bir anayasa yapmak ve maddeler arasındaki bağlantıları koparmamak, ama maalesef ona fırsat verilemediği için bu memlekette, şu sebep, bu  sebep; neticede Meclis ve o Meclisteki çoğunluklar bazen bir araya gelerek, bazen kendi çoğunluğuna dayanarak ister istemez perakende usulü seçiyorlar. Sonuçta da yamalı bohçaya dönüyor bu anayasalar, bağlantılar daha da kopuyor, ama başka da çare kalmıyor. Şimdi, şu ana kadar yapılan seksen altı maddelik değişikliğin tamamına imzamı atarım. Demek ki aklın yolu birdir, bunu da burada önemsiyorum. Yalnız, bu yapılan değişiklerin hemen hemen tamamı özgürlükle alakalı bölümlerle ilgilidir.

İkinci bir sorun bu Anayasa’da kuvvetler arası dengededir diyorum. Nedir o? Egemenlik dediğimiz ortada bir güç var. Bu güçten devletin yetkili organları payını alacaktır, bunda da bence aslan payının Meclise verilmesi gerekir prensip olarak, çünkü egemenliğin birinci elden hesap veren burasıdır. İşte arkadaşlar, bundan dolayıdır ki, bizim anlayamadığımız bir şey var. Mesela Anayasa Mahkemesinin oluşumunda dünyada meclisler neden ağırlıklı olarak üye seçiyorlar? Hâkimler Yüksek Kurulunda neden belli oranda siyasetçinin ya da Meclisin bir oranda üye ataması yoluna gidiliyor? Bunun tamamen sebebi, her iki organın da bildiğimiz tipik yargı organı olmamasından kaynaklanıyor. Arkadaşlarımızın bence hatası şurada: Yani, bunu tipik bir Yargıtay modeli zannediyorlar, halbuki bu, tamamen siyasi bir organdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde, daha doğrusu bazı ülkelerinde anayasa mahkemesi de yoktur. Elbette ki bizim yerleşmiş bir anayasa mahkemesi modelimiz 61’den bu tarafa var; bu, tabii ki devam edecektir, ama “bu yoktur” diye de bir ülkede demokrasi yok şeklinde de algılamak, bu da doğru değildir, ama her yerde Yargıtay tipi mahkeme var, her yerde alt mahkemeler var, yargı bir şekilde bulunmaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, elimizdeki metin de işte bu çerçevede hazırlanmış bir metin olarak gözüküyor. Anayasa yapılma noktasında iki tane temel faktörün beraber olması gerekiyor. Bunlardan birisi, telaşsız bir ortam olması lazım, ama maalesef Türk siyasi tarihinde telaşsız ortam bulmakta zorlanıyorsunuz. Çünkü Türk siyasi hayatının yüzde 60’ı olağanüstü hâlle geçmiş. Alın, rakam olarak koyduğunuz zaman, maalesef yarıdan çoğunun olağanüstü hâlle geçtiğini görüyorsunuz. Pekâlâ, konsensüs, ikinci şarttır, bu çok önemlidir ama maalesef, bu da her zaman olmuyor. Böyle olduğu zaman da işte, Anayasa, millet bu konsensüsü sağlasın diye referandum usulünü öngörmüş oluyor.

“Yapılacak anayasa ayrıntıya inmemeli, yönetmelik düzeyine dönüşmemeli.” Ama maalesef, bizim getirdiğimiz bu metin dâhil, ister istemez bu yola gidiyorsunuz.

Peki, sebebi ne? Sebebi şu: Türkiye’de metinleri açık yazmadığınız zaman, maalesef, benim de karşı olduğum kazuistik yönteme gitmek zorunda kalıyorsunuz ister istemez. 367 rezilliği bu memlekete yaşatılmıştır. 367 nereden doğdu? Adamın rüyasına girmez bu. Girdi, bu memlekette bu gerçekleşti ve Anayasa Mahkememizin verdiği birçok kararlar, maalesef, ister istemez bu tür düzenlemeye, ayrıntı düzenlemeye gitmek zorunda bırakmıştır bu Meclisleri. Hâlbuki dünyada, baktığınız zaman, küçük küçük anayasalarla devletler yönetiliyor ve gelişmiş ülkelerin, değerli milletvekilleri, anayasa metinleri kısa oluyor ama şöyle bir şey de yok yani: Mesela, İngiltere’de yazılı olmayan anayasa, 7 maddelik Amerikan Anayasası, Kıta Avrupası. 100 madde civarında, biraz fazla filan... Doğuya gittiğiniz zaman artıyor. Niye? Gelişmekle alakalı ama şöyle bir kolaylık yok: “Anayasamızı biz kısa yazalım, gelişelim.” Yok, geliştiği zaman kısa yazıyoruz. Dolayısıyla, daha herhâlde epeyce bir uzun anayasa yapmak durumunda kalacağız. Hiç mi bunda yargının yaklaşımının suçu yok, günahı yok?

Şimdi, değişmez maddeler her ülkede olabilir. Mesela -elimdeki metinlerden bakıyorum- birçok ülkede var; kimi federal yapıyı değiştirmiyor, kimi cumhuriyet ilkesini değiştirmiyor, kimi “Demokrasi değişmez.” diyor. Bizde daha geniş olarak almış. Buna bir itiraz olamaz. Yani, bunlar zaten hepimizin ortak değerleri ama sorun, bunun yorumundan kaynaklanıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, bizim Anayasa Mahkememiz 1970’li yıllarda bir yorum yaparak  -işte, muhalefet partilerimizin bu muhalefet şerhinde yazmış olduğu, ona cevap vermek gerekiyor- bir ilke koymuştur. Diyor ki: “Anayasa değişikliklerine sadece şekil bakımından bakar Anayasa Mahkemesi.”

Peki, niye bu yola gitti? Çünkü “teklif yasağı” şeklindeki bir yorumla, aslında adı “şekilden denetim” derken “esastan denetim” yaptı maalesef. Böyle olunca -ben o günleri hatırlıyorum, asistandım o zaman ve elimde kaynaklar var burada- Türkiye’deki bütün sosyal demokrat hocalar, hepsi hücum ettiler, “Meclis, efendim, tahakküm altına alınmıştır, bu şekilde yaklaşım olamaz, Anayasa Mahkemesi haddini bilsin” falan… Bütün burada var, kaynaklarda var.

Şimdi bakıyorum, aynı sosyal demokrat öğretim üyeleri, maalesef, 10 ve 42’nci maddedeki Anayasa Mahkemesinin yanlış yorumuna seyirci kalmışlardır. Nasıl olsa AK PARTİ’ye karşı bu yapılan bir yorumdur. Hâlbuki bu böyle olmamalı ve biz bunun üzerinden hep beraber, birlikte çıkıp gelebilmeliydik değerli arkadaşlar.

Şimdi, tabii, Anayasa Mahkemesi bu yorumu yapacak, doğal olarak elbette ki yapacak. Ama bütün mesele burada şu: Doğrudan mı dolaylı mı? Doğrudan olduğu zaman bu zaten çok açık belli oluyor. “Dolaylı” dendiği zaman, işte orada yorum konusu gündeme geliyor, Anayasa Mahkemesinin vicdanı ve yaklaşımı gündeme geliyor bu durumda. Toplumdaki adalet duygusu, ülkenin şartlarını dikkate alarak bir yorum yapıyor; doğru ya da yanlış. Burada ben şimdi size soruyorum… Anayasa Mahkememizin yorumu çerçevesinde dört madde, sosyal devlet, laik devlet, hukuk devleti, demokratik devlet, yani başka ilkeler var ama bu dört temel ilke; buradan soruyorum hukukçulara özellikle: Bu maddelerle Anayasa içerisinde bu ilkelerle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tek madde bulabilir miyiz? Yok. Peki, o zaman şu demektir bu: Sizin yapacağınız her değişikliğe, Anayasa Mahkemesi bir şekilde yorum yaparak “hukuk devletine aykırı” diyebilir, “filan ilkeye aykırı” diyebilir. O açıdandır ki, zaten, Anayasa koyucu net olarak saymış, “Şekil bakımından bu üç hâle bakabilirsin.” demiş. Anayasa Mahkememiz bunu aşağı yukarı dört beş kararında değerlendirdi, “Benim yetkim bundan ibarettir, başkasına bakamam.” dedi ve doğru verdi. 2007’dir bunun iki tanesi mesela, 87, 88 var. Ama, maalesef, daha sonraki kararlarında -10 ve 42’nci madde kararlarında- rejimi, sistemi koruma- kollama saiki, Anayasa’yı doğru yorumun da üzerine çıkarak, Anayasa’yı da çiğnemeyi de göze alarak çok yanlış bir karar vermiştir arkadaşlar. Bu Meclis iktidarı ve muhalefetiyle o gün ayağa kalkmadı, burada ayağa kalkmalıydı, açık söylüyorum. Bugün bu Meclisin Anayasa’yı değiştirme yetkisi hukuken vardır, fiilen yoktur; açık söylüyorum, yoktur. Siz, tamamen, bu yaptığınız değişikliği Anayasa Mahkemesinin insafına bırakıyorsunuz.

Dünyada anayasa değişikliklerini inceleyen iki tane ülke var. Almanya var, açık olarak Anayasa’da yok, uygulamada yapıyor, bugüne kadar verdiği bir tek iptal yoktur. Avusturya’da var, şekil bakımından bakar, fakat çok az iptal etmiştir. Ya Anayasa Mahkememiz? Maalesef, yorumu kendi kanaatiyle yapmak suretiyle çok farklı noktaya götürebiliyor.

Değerli arkadaşlar, Anayasa değişikliği o kadar Türkiye’nin gündemine girmiş ki, şu gördüğünüz metin, bir vatandaşın gönderdiği bir metin. Sürmeneli Osman Soygenç, KÖYDER, diyor: “Nasıl bir Anayasa?” Vatandaş bununla ilgileniyor. Görüyorsunuz, şöyle göstereyim de muhalefet partilerimiz de görsünler bunu. Efendim, bakın, vatandaş ilgileniyor, siz de bence ilgilenin bununla.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Vatandaş aç, çıkardığınız Anayasa’yla alakası yok.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – İşte öyle, ufak, küçük, büyük, neyse… Vatandaş gönderiyor. Dolayısıyla, gelin, hep beraber bu Anayasa değişikliğini beraber, birlikte yapalım ki netice almaya çalışalım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, önemli bir husus da bu siyasi parti kapatma meselesi. Demokrasi kendini korur, kollar; çok doğaldır bu. Yalnız bu koruma-kollama meselesi bizde çok farklı algılanıyor. Siyasi partileri kapatarak koruma-kollama zayıf kalır. Size soruyorum, bugüne kadar kapatılan siyasi partiler çok daha gür bir şekilde geldi mi, gelmedi mi? Geldi. Demek ki çözüm değil. O zaman hiç bu yola girmemek lazım. Efendim, AK PARTİ yüzde 47 rey aldı, işte efendim, hormonlu oy… Organik oy gerçi de hormonlu diyenler var, neyse… Şimdi, peki o zaman adama sormazlar mı, 27 Nisan bildirisi yayınlandığı zaman neredeydi muhalefet? Ayağa kalksaydı bu oyu bize verdirmemek adına.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Onu siz yayınladınız, siz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Öyle ya. Cumhurbaşkanı seçilmediği zaman neredeydi muhalefet? Deseydi ki: “Biz buna karşıyız, girmek durumundayız.” şeklinde denilseydi. Şimdi demek ki demokrasinin normal sürecine dokunduğunuz zaman faturasına katlanmak zorundasınız. Bu böyle.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – O bildiriyi yayınlayanla ne konuştunuz? Ne konuştu Başbakanla? Büyükanıt ile Erdoğan ne konuştu? Onu söyleyin.

ATİLLA KART (Konya) – Hangi pazarlıkları yaptınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibe müdahale etmeyelim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Demokrasinin gidişine dokunmamak lazım, benim gördüğüm o.

Şimdi, evet, devam ediyorum, bitireceğim, toparlıyorum.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Hangi kapatılan partinin devamısınız?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada tabii ki sistem kendisini koruyup kollarken Avrupa’daki ülkelerin takip ettiği yolu takip etmesi lazım. İki tane yöntem var: Bunun bir tanesi Fransız modelidir, parti kapatma durumu söz konusu olamaz. Anglosakson kültüründe zaten parti kapatma yok, Kanada, İngiltere, özellikle Amerika… Kıta Avrupası’nda İtalya ve Almanya’da parti kapatma durumu var. O da, 1952, 1956’da iki tane parti kapatılmış, Faşist ve Komünist Parti, en son Batasuna Partisi, elli yılda üç parti, hadi diyelim beş parti, bizde yirmi beş parti. Bırakın, millet kapatsın.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye hep sizin partiniz kapatılıyor? Başka partiler kapatılmıyor da niye hep sizin partiniz kapatılıyor?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Millet kapattı mı atıyor dehlize, kömürlüğe, kimse bir daha çıkaramıyor oradan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bırakın, millet kapatsın.

Dolayısıyla arkadaşlar, gelin, bu parti kapatmayı gündemden çıkaralım. Bu memlekete iyilik yapmış olursunuz, açık söylüyorum. Müdahaleci demokrasi bizim demokrasimizin adı. Alman ekolünden alınmadır ama bilesiniz ki değerli dostlar, Almanya bunu artık yavaş yavaş terk ediyor. Şimdi o da yetmedi, müdahaleci demokrasi adını aldı militan demokrasi. Yani nasıl bir şey biliyor musun? Benim demokrasim senin demokrasini döver, militan çünkü. Bu yaklaşım yanlıştır değerli dostlar.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sana göre yanlış!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) - Şunu desek olur: Diyebiliriz ki, “Bizim demokrasimiz arızadır, müdahalecidir, militandır ama geçici bir durumdur bu, şimdilik buna dayanacağız.” Tamam, buna bir şey denmez. İdeal gibi gösterip kitaplar yazsak koca, “militan demokrasi” diye Türkiye’de, gençlere iyilik yapmayız değerli arkadaşlar. O bakımdan, bence, gelin bu tutumu beraber sürdürelim.

Bakın, 2008’deki o karardan sonra Sayın Devlet Bahçeli’nin bir pasajını okuyacağım, yüzde yüz katıldığım. Şöyle diyor, yani o 42’nci maddeden sonraki verilen karar üzerine Anayasa Mahkemesinin: “Meclis yetkilerine müdahale edilmiş, yargı ipoteği altına alınmıştır…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, size de ilave süre veriyorum efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “Kuvvetler ayrılığı ilkesinin temeli tahrip edilmiştir. Meclis hareketsiz kalmamalı. Bu vahim durum demokrasinin geleceğini ilgilendirmektedir. Gerekli düzenlemelerin yapılması kaçınılmaz olmuştur. Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa maddeleri dâhil, yapılması kararlaştırılacak değişiklikleri samimiyetle ele almaya, 70 milletvekiliyle katkıda bulunmaya MHP hazırdır.” Ve bunu çok önemsiyorum bu yaklaşımı ve doğru bir yaklaşımdır. Buna yürekten katılıyorum değerli arkadaşlar. Hakikaten bugün Anayasa Mahkemesinin siyasete yapmış olduğu durum budur. Mutlak surette bu mahkeme ve diğer kurumların Avrupa düzeyinde, Türkiye’nin tabii ki hassasiyetini dikkate alarak, düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, teşekkür ediyorum.

Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek’in de söz talebi vardır.

Sayın Çiçek, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet işi mi bu efendim?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Sözlerimin başında, yapmakta olduğumuz bu müzakerelerin milletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi konuda görüş ifade edecek Hükûmet?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – İçinde bulunduğumuz hafta millî egemenlik haftası. Böyle bir haftada millet iradesinin pozitif hukuka en üst düzeyde yansıdığı bir metin olan Anayasa konusunu konuşmuş olmamızın fevkalade önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ümit ederim ki görüştüğümüz bu metin yasalaşır, Anayasa hükmü hâline gelir, gerçekten bu haftayı da böylece en anlamlı bir şekilde değerlendirmiş oluruz.

Evvela bir iki hususu tespit etmek istiyorum. Şüphesiz millî egemenlik millî mücadelemizin bize kazandırdığı en önemli değerdir, en önemli ilkedir ve bu egemenliğin tecelli ettiği en önemli organı da burasıdır. Dolayısıyla bu Meclis hepimizin iftiharla söylediği gibi gazi Meclistir. Gazi Meclis millî mücadeleyi başarmış, İstiklal Harbi’ni yapmıştır ve tüm dünyaya da bu mücadele örnek olmuş, ilham vermiştir. Açıkça ifade etmeliyim ki İstiklal Harbi’ni yaptık ama çok partili hayata geçtiğimiz günden beri bir sivil anayasa yapamadık. Yokluklar içerisinde kazandığımız bir mücadele var ama bir sivil anayasayı milletimize armağan edemedik. Dolayısıyla bu, siyaset kurumunun bence en önemli eksikliğidir, belki hepimizin de ortak ayıbıdır. Dolayısıyla 2010 Türkiye’sinde artık bu ülkede yeni bir anayasa yapılmalıdır, yapılabilmelidir. Birinci tespitim budur.

İkincisi: Hepimizin ittifak ettiği bir konu var. Şu an yürürlükte bulunan Anayasa, dünyada yürürlükte olup da en çok tartışılan Anayasa’dır ve Batı demokrasilerinde hâlen bu kadar ayıplı olan bir Anayasa’yla yönetilen, böyle bir Anayasa’ya sahip olan başka bir ülke de kalmamıştır. Yirmi sekiz yıldır bu konuyu tartışıyoruz. Bu Anayasa’yla ilgili olumsuz anlamda söylenmedik hiçbir söz, hiçbir niteleme kalmadı. En ağırını söyledik, en hafifini söyledik; hepimiz bu Anayasa’nın değişmesi gerektiği konusunda uzlaştık, mutabık kaldık. Şimdi “uzlaşma” diyoruz da uzlaştık böyle bir Anayasa’nın artık değişmesi gerektiği konusunda, ittifak ettik ama icra edemedik. Sorun burada zaten. Birçok konularda ittifak ediyoruz, “Evet, doğrudur.” diyoruz, “Değişmesi lazımdır.” diyoruz, “Mutlaka değişmesi lazım. Bir gün bile bu Anayasa’ya tahammül etmek mümkün değildir.” diyoruz. Bunu yirmi sekiz yıldır söylüyoruz ama geldiğimiz noktada hâlen aynı noktadayız, aynı sözleri söylemeye devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, ittifak ettiğimiz bu konuyla ilgili hepimizin milletimize taahhüdü var. Şimdi, biraz evvel burada ifade edildi ki: “Bu kimin ihtiyacı, bu değişiklik nereden çıktı, kim istiyor, neyin nesidir?” Yazılı bir çağda yaşıyoruz. Ne söylüyorsak kayıtlara geçiyor. Eğrisiyle doğrusuyla geçiyor. Diyoruz ki bundan on yedi sene evvel: “Bu Anayasa bir darbe Anayasa’sıdır. Öncelikleri farklıdır, içeriği farklıdır. Demokratik işleyişi zorlaştırıyor. Bu değişikliğin bir an evvel yapılması lazım, savsaklanmaması lazım. Bu Anayasa yürürlükte olduğu süre içerisinde sorunlarımız her geçen gün ağırlaşacak ve giderek, korkarız ki bir rejim bunalımına dönüşecektir.”

Şimdi, rejim bunalımı çıkaracak kadar eksiklikleri, arazları sıkıntıları olan bir Anayasa, hâlen, on yedi yıl sonra bir değişikliğe tabi tutuluyorsa “Bu ihtiyaç nereden çıkıyor?” demek, bence gerçeği görmemek anlamına gelir. Hatta bırakalım onu, şimdi tartışmakta olduğumuz metnin muhalefet şerhlerine baktığımızda aynı ifadeleri orada da görmek mümkündür. Deniliyor ki burada: “1982 Anayasası’nın değiştirilmesinin Türkiye için ihtiyaç hâline geldiğini ve bu hususta toplumsal bir beklentinin oluştuğunu görebiliriz.” Demek ki bir toplumsal beklenti var. Bu toplumsal talep hâline gelmiş. Neden?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama bunları yapın diye değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Neden? Çünkü Türkiye’nin bugün en önemli sorunu Anayasa sorunudur. Bütün sorunlar Anayasa’ya çıkıyor. Bir ülkede Anayasa sorunu varsa, bunun kaçınılmaz olarak tabii sonucu anayasal sorunlardır.

İşte, Türkiye, yirmi sekiz yıldan beri, özellikle ilk değişikliğe tabi olduğu 1987’den bugüne kadar gelirsek, sayısında bile ihtilaf ediyoruz, on beş midir, on altı mıdır? İster “on beş” deyin ister “on altı” deyin, her bir buçuk senede bir, bir Anayasa değişikliği Türkiye’nin gündemine geldiyse bu bir toplumsal ihtiyaçtır, toplumsal talep var, toplumsal beklenti var.

Kaldı ki, bir şey daha ifade etmek istiyorum: Bakınız biz bu konuyu gündeme getirdiğimizde, başta siyasi partilerimiz olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerine gittik. Bunlar toplumun çok önemli bir kesimini temsil eden örgütler idi. Bunların bütün genel kurullarında yayınladıkları raporlara baktığınızda, Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu ve gecikmemesi gerektiği hep ifade edilmiştir. Biz bu teklifi götürdüğümüzde, “Bu nereden çıktı?” diye kimse bize söylemedi. Hatta itiraz olarak denildi ki: “Yeni bir anayasaya ihtiyaç var, sizin getirdiğiniz yeterli değil, eksik.”, “lüzumu yok, gereği yok.” denmedi, “Nereden çıktı?” denmedi. Tam tersi, bir an evvel yeni bir anayasa noktasındaki daha yüksek bir beklentiyi ifade etmeye çalıştılar.

Onun için, değerli arkadaşlarım, bu bir toplumsal ihtiyaç. Bu sorun, bir AK PARTİ sorunu değil. Bunun altını özellikle çiziyorum. Milletimizin önünde konuşuyoruz. Bu bir AK PARTİ sorunu değil, AK PARTİ ile başlayan, AK PARTİ olmadığında ortadan kalkacak bir sorun değil, yirmi sekiz yıldır uğraşılan bir konudur. Milletimize daha fazla eza ve cefa yapamayız. Siyaset kurumu olarak kaç defa bu konuda hepimiz söz verdik. Bunun gereğini yapmakla mükellefiz. Şimdi yapacağımız iş bu kadar doğru ise, bu kadar acil ise bugünün işini niye yarına bırakıyoruz? On yedi yıldır bırakmışız, yirmi yedi yıldır bırakmışız...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sekiz yıldır da bırakmışsınız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Ondan sonra diyoruz ki: “Şimdi olmasın, bir dönem sonra, bir dönem sonra.” Her defasında böyle denilmiş. “Bir dönem sonra, bir dönem sonra.” Yirmi sekiz yılı artık geride bırakıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dönem sonraya siz de bırakıyorsunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Emin olun, bakınız, burada ifade ediyoruz, bu konuşmalarımız da tutanaklara geçiyor. Bir dönem sonra bu konu gündeme geldiğinde belki siz, biz olmayabiliriz ama yine benzer itirazlar olacak. Şimdi sırası değil, Türkiye’nin başka sorunları var, öncelikli sorunları var.

Bakınız, kalkınmış ülkeler, çağdaş, demokratik ülkeler sorunlarını alt alta yazmaz, önemli sorunlarını yan yana yazar. Alt alta yazmak bence çok doğru bir iş değildir. Bu ülkenin birden fazla önemli sorunları var. Hepsinin üstesinden gelecek de bu ülkenin gücü de var, birikimi de var. Bir taraftan Anayasa değişikliğini yapabiliriz, yapmalıyız, öbür taraftan da önem verdiğimiz konuları aynı derecede yan yana koymak suretiyle onlara da gerekli ilgiyi, gerekli dikkati gösterebiliriz.

Şimdi deniliyor ki: “Bu tip metinler düzenlenirken uzlaşma aranır.” Elhak, doğrudur. “Uzlaşma” sihirli bir kelime. Hep aranır da bugüne kadar da hiç bulunmayan bir şeydir, onu da ifade edeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demin söyledim, konunun özünde ittifak var, ittifak var: “Bu Anayasa değişmeli.” Ama her defasında, yirmi sekiz yıldır bu uzlaşmayı da bir türlü gerçekleştirememişiz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi ABD’yle mi ittifak yaptınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hadi, bugün bizden kaynaklanıyor diyelim bu sıkıntı. Peki, bizden evvel, ondan evvelki, ondan evvelki değişikliklerde niye bu uzlaşma sağlanamamış?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sağlandı, sağlandı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elinizi cebinizden çıkartın.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hatta başka bir şey daha ifade edeceğim, başka bir şey daha. Hatta, uzlaştığımız başka konular da var. Kamuoyu önünde uzlaşır gözüktük, sonra oylamanın gizliliğine sığınıp, Meclisin de itibarını yerle bir edecek bu uygulamaları geçmişte biz beraber yaşadık.

Şimdi hatırlayın bakınız, 1997’de yine bugünkülerine benzer şu dokunulmazlık konusu gündeme geldi. O zaman dokunulmazlık konusunda 83’üncü maddeyle ilgili değişikliğe taraftar olmayan bir tek parti vardı. Refah Partisi dedi ki: “Ben bu değişikliğe taraftar değilim.” 158 milletvekili var. Onun dışındaki dört parti dedi ki: “83’üncü maddede bir değişiklik yapacağız.” İttifak ettik, uzlaştık. Kanun teklifi var, Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli; Anavatan Partisi Genel Başkanı, Rize Milletvekili Mesut Yılmaz; Doğru Yol Partisi Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili Tansu Çiller; Demokratik Sol Parti Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit; Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 292 arkadaşımızın imzaladığı bir metin. İttifak var mı? Var. Uzlaşma var mı? Var. Sayımız ne kadar o zaman? 392. 158’i 550’den çıkarırsanız, 392. Peki, bu metin ne oy aldı? 213; 213 o tarihte ve hâlen onu konuşuyoruz, konuşuyoruz. Demek ki bazı konularda “uzlaşıyoruz” deyip, sonra gizliliğin arkasına sığınıp, Meclisin de itibarını yerle bir eden uygulamalara da baktık.

Şimdi, o zaman yapılacak şey şu: Yaptığımız iş doğru mu yanlış mı, evvela ona bakacağız. Türkiye'nin ihtiyacı mıdır değil midir, milletin lehine midir değil midir, ona bakarız. Buna karar verdikten sonra bu teklifi getirenler uzlaşı arar, herkesin kapısını çalar. Biz de herkesin kapısını çaldık. Ama uzlaşmayı ittifak olarak anlıyorsak bugüne kadar hiç olmadı, ittifak ettiğimizi de gerçekleştiremedik. Şimdi, biz herkesin kapısını çaldık. Denildi ki: “Efendim, bu iş Meclis Başkanıyla olsun.”

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yani inanarak çalmadınız!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Tamam… 4 Eylül 2008. O metin burada. Uzlaşma komisyonuna bir partimiz üye vermedi -canı sağ olsun- o zaman ne olacak? Eğer herkesin gönlü olsun, ittifak edelim, bir araya gelelim diyorsak, olmadı. Nitekim 411 ile geçirdiğimiz burada karar oldu. İstedik ki bu kanayan yara Türkiye’nin gündeminden çıksın. Uzlaşı aradık, iki partimiz destek vermedi. Biz bir araya geldik ama ne oldu? Ne oldu? Demek ki bazı konularda uzlaşmayı aramak lazım ama uzlaşma olacak diye de işi uzunca süre kimse sürüncemede bırakamaz, bırakmamalıdır. Onun için biz herkesle uzlaşı aradık, bugün bu saat itibarıyla da uzlaşı arıyoruz ama şu ana kadar yapılan konuşmalarda ithamdan ve isnattan başka konunun özüne yönelik herhangi bir teklif gelmedi, bir katkı gelmedi. Biz sizlerden katkı bekliyoruz. Katkı bekliyoruz ama “Katkı da vermem, oylamaya da katılmam.” diyorsak bu bence çok doğru bir gidiş olmaz, çok doğru bir yöntem olmaz; biri budur.

İkinci olarak ifade edeceğim husus şu: Tabiatıyla biz burada tartışacağız, konuşacağız, uzlaşmayı sonuna kadar arayacağız. Ama olmadığı takdirde bu işin gideceği yer millettir çünkü biz burada millet adına görev yapıyoruz. Millî egemenliğin tecelli ettiği yer burası. Ama “Ben millete gitmem de mahkemeye giderim.” diyorsak millet iradesinin yerine başka bir makamın kararını ikame edemeyiz. Bu, çağdışı bir demokrasi anlayışı olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Mahkemeye gitmek suç mu?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Evet, anlaşabilirsek anlaşırız, anlaşamazsak millete gideriz. Millet ne diyorsa eyvallah, o başımızın üstünedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – 82 Anayasası da başının üstünde miydi? Başının üstündeydi 82 Ana-yasası da değil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bugüne kadar millet her zaman doğruyu yaptı. Çünkü millet iradesinin rolü, fonksiyonu farklıdır, mahkeme kararlarının rolü farklıdır. Milletin alternatifi hiçbir zaman mahkemeler olamaz.  Mahkeme kararları olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun altını çiziyorum. Çünkü, eğer biz ihtilafımızı millete değil de başka bir yere çözdürmeye çalışırsak, milleti dışlamış oluruz; milleti dışlayanı millet de dışlar. Bu ise demokrasi açısından son derece üzücü bir akıbet olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 Değerli milletvekilleri, bir şeyi daha ifade etmek istiyorum: Tabiatıyla, biz kendi görüşlerimizi söyledik, muhalefet partilerimiz de görüşlerini söyleyecek, söylemesinde de şüphesiz pek çok fayda olacak. Biz bunlardan gerekli değerlendirmeleri yapar, gerekli dersleri de çıkarırız ama bir şey var ki, onu önemsiyoruz: Şimdi, getirilen bir teklif var. Bu teklifle ilgili muhalefet şerhlerine baktığımızda “Bu teklif İç Tüzük’e aykırı. Görüşme tarzı, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine aykırı ve bu teklif Anayasa’nın 2’nci ve 4’üncü maddelerine aykırı.” Peki, uzlaşırsak bu aykırılıklar bir anda nasıl buharlaşıyor? Nasıl buharlaşıyor?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye uzlaşalım sizinle?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Hangilerinde uzlaşacağız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Uzlaşırsak hiçbir şey yok, her şey düzgün; uzlaşamazsak usulden de aykırı, esastan da aykırı! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir değerlendirme yapılabilir mi? Böylesine önemli bir metin, böylesine ayaküstü bir değerlendirmeye tabi tutulabilir mi? Bu çok doğru bir yaklaşım olmaz.

Kaldı ki, getirdiğimiz düzenleme doğru ise niye bir yıl sonraya bırakıyoruz, bu düzenlemeden milletimiz istifade etmesin? Yanlış ise bir yıl sonra kendiliğinden nasıl düzelecek?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sekiz yıldır niye beklediniz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Nasıl düzelecek işi zamana bırakarak? Böyle bir mantık olabilir mi? Onun için, değerli milletvekilleri, bir şeyi hepimizin kabul etmesi lazım: Bu çatı altında görev yapan bütün partilerimiz, bütün milletvekillerimiz eşittir ve eşit değerdedir. Hiçbirimiz diğerimizin onay makamı değiliz. Bir siyasi partimizin tecrübesine, birikimine, geçmişine elbette saygı duyuyorum ama rejim meselesi olduğunda, Anayasa’ya uygunluk veya aykırılık meselesi söz konusu olduğunda onay makamı gibi “Benim dediğime uyarsanız Anayasa’ya uygun, değilse uygun değil.” tarzındaki bir ikileme her meseleyi sokarsak, o zaman, ben açıkça ifade edeyim, Parlamentoda öyle onay makamları filan yoktur, onay makamı sadece millettir bu türlü meselelerde. Gideceğiz, millet ya onaylayacak ya onaylamayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yoksa kimsenin kimseden icazet almasına gerek yok.

Bakın, burada birçok mantıksal yanlışlıklar ve tutarsızlıklar oluyor. “Uzlaşırsak tamam, uzlaşmazsak mahkemeye gideriz.”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Nerede uzlaşacağız ya?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Tabii, mahkemeye gitmek anayasal haktır, ona hiçbir şey demeyiz, ona saygı da duyarız, verilen mahkeme kararları kafamıza yatmasa da doğru bulmasak da uygularız, o ayrı bir olay ama daha işin başlangıcında “Mahkemeye gideriz” tarzındaki bir mesele mahkemeyi de zan altında bırakır. O takdirde “Ben millete gitmem, mahkemeye giderim -geçmişte de gördünüz siz bunu- ben bu işi oradan bozdururum, oradan bu işi hallederim.” diyorsak, gelin, hiç meseleyi böylesine bir şeytan üçgeni içerisine sokmayalım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Dolayısıyla burada yanlışlıklar var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Burada yanlışlıklar var, bu yanlışlıkları hep beraber görmemiz lazım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Konuşmasını tamamlasın…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Hatip, Anayasa Mahkemesini zan altında bırakıyor. Böyle açıklama olabilir mi? Böyle şey olabilir mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Elbette…

BAŞKAN – Lütfen…

ATİLA EMEK (Antalya) – Adalet Bakanlığı da yaptın Sayın Bakan.

BAŞKAN – Bir saniye… Konuşmasını tamamlasın…

ATİLA EMEK (Antalya) – Adalet Bakanlığı yaptın ya, ayıp!

BAŞKAN – Lütfen…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Ben burada düşüncelerimi söylüyorum. Bakın, hiçbir parti ismi filan vermeksizin, bu yanlışı kim yapıyorsa ben onları söylüyorum, söylemeye de devam ederim. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

ATİLA EMEK (Antalya) – Ayıp… Ayıp…

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Çünkü bir önemli meseleyi konuşuyoruz, önemli meseleyi konuşurken bunun her yönünü konuşmak mecburiyetindeyiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onun için mi yandaş hâkimleri “Hükümlüleri bırakın.” diye telefonla aradınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Millete gidecekse, millet, her parti, her şahıs, her milletvekili olaya nasıl bakıyorsa bunu hem bilmek hakkıdır hem de öğrenecek ona göre tercihini yapacak, ona göre kararını verecektir.

Bu düzenlemelerin Türkiye'de amaçladığı bir tek şey var, kimsenin bu düzenlemeleri şu veya bu istikamette saptırmasına gerek yok. Bu düzenlemenin amacı, Türkiye'de demokrasinin standartlarını yükseltmektir…

ATİLA EMEK (Antalya) – Laikliği yok etmektir.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – …Anayasa’da var olan hakları daha büyük güvence altına almak, daha teminatlı hâle getirmektir, siyaset alanını genişletmektir, gerçekten hukukun üstünlüğünü bu ülkede tesis etmektir. Çünkü bir ülkenin demokrasisinin kalitesi en evvel anayasalarına bakılarak belirlenir. Anayasa’da eğer haklar ve özgürlükler yerli yerinde ise, yeterli teminatlar varsa, bunlar rahatlıkla kullanılabiliyorsa, yerli yersiz bir kısım kısıtlamalar yoksa ve buna uygun da uygulamalar varsa, o ülkede yüksek standartta bir demokrasi vardır, bizim de hedefimiz budur. Bunun dışında hiç kimse bu teklifin önünde, arkasında başka bir anlam aramasın, başka bir mana da çıkarmasın. Çünkü bunların hepsini milletimizin gözü önünde yapıyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, bu teklif değil, tasarı, tasarı!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Kaldı ki bir şey daha yapıyoruz, bir şey daha…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tasarı!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bu düzenlemeleri yaparken, bize mahsus diye yapmıyoruz. Çünkü bu düzenlemeler, evrensel düzenlemeler.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tasarı bu, neresi teklif!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Temel hak ve özgürlükler artık bir iç hukuk meselesi değil bunlar evrensel değerdir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bu teklif değil, tasarı, tasarı! Hükûmet adına konuşuyor, tasarı! Ne teklifi!

BAŞKAN –  Ne oldu Sayın Anadol? Bir saniye…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bu evrensel değerlere uygun bir düzenlemeyi yapıyoruz. Bu düzenlemeler eğer sadece…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne teklifi! Tasarı!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - …bize mahsus olsaydı bunu anlardım. Getirilen kurumlarla ilgili yapısal değişiklikler, içinde yer almak istediğimiz ve tam üye olmak istediğimiz Avrupa Birliği standartları neyse, uygulamaları neyse, yapılanmaları neyse onlara benzer düzenlemelerdir, hatta bazı noktalarda sırf uzlaşma adına onlardan geri, nitekim yasamanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, size de ilave süre veriyorum efendim, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam bitiriyorum Sayın Başkanım.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İşinize geldi mi Avrupa Birliği, işinize geldi mi ABD.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düzenlemeler bizim yüzde 100 kendi görüşümüzü de yansıtmıyor ama bir uzlaşma arzusu izhar edildiği için, uzlaşma adına, Parlamentonun, yasama erkinin hakkını ketmederek, onu bir tarafa bırakarak, sırf uzlaşma olabilsin diye Avrupa normlarından ve uygulamalarından da geride bir düzenleme yaptık, bunun da farkındayız, nitekim bu da eleştiri konusu olmaktadır.

Şuna inanıyoruz ki bu düzenlemeler yasalaştığı ve Anayasa hükmü hâline geldiğinde Türkiye bir başka Türkiye olacaktır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Doğru!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Türkiye'nin siyaset alanı genişleyecek…

ATİLA EMEK (Antalya) – Doğruyu söylüyorsun!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - …Türkiye’de gerçekten demokrasinin nimetlerinden insanlarımız daha fazla istifade edecek ve hak ve özgürlüklerin kullanılması daha kolay hâle gelebilecektir.

İnşallah buradaki katkılarınızla bu teklif daha da olgunlaşır. Eğer buradan gerçekleştirebiliyorsak ne âlâ, bu mümkün olmadığı takdirde milletimize gideriz. Milletimiz bugüne kadar hep doğru karar verdi, inşallah bu konuda da doğru karar verecektir; biz buna inanıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geçmeyecek ki Meclisten.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, teşekkür ederim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… (Gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar…

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Hatip kürsüde konuşurken, Cumhuriyet Halk Partisinin söylemediği düşünceleri sanki Partimizin düşünceleriymiş gibi söyledi. O nedenle sataşma var, söz istiyorum efendim. (Gürültüler)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Ben “CHP” diye bir şeyi kastetmedim. Hiç, bir tek “CHP” lafı kullanmadım.

BAŞKAN – Ben de Hatibin konuşmasını dikkatle izlemeye çalıştım. Bir sataşma tespit etmedim ben Sayın Kılıçdaroğlu.

ATİLA EMEK (Antalya) – Daha ne olacak Sayın Başkan?

BAŞKAN - Ama siz bir sataşma olduğu iddiasındaysanız, hemen arkadaşlarımız tutanakları getirsinler, eğer böyle bir sataşma olduğu gerçeği ortaya çıkarsa…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hemen söyleyeyim mi efendim?

ATİLA EMEK (Antalya) – Olacak iş mi bu Sayın Başkan?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Hiç parti ismi konuşmadı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan “Anayasa Mahkemesine gideceksiniz, gidersiniz.” derken hangi partiyi kastetti? Kimi kastetti?

ATİLA EMEK (Antalya) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz mi gideceksiniz? Sizinle ne alakası var?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Ne alakası var?” Kim gidecek?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hayır, Anayasa Mahkemesine muhtelif şekillerde gidilebilir. Ben bir parti kastederek söylemedim.

BAŞKAN – Sayın Çiçek “Bir partiyi kastetmedim.” diyorlar. Sayın Çiçek bir partiyi kastetmediğini söylüyor yerinden.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Ben bir parti kastetmedim Sayın Başkan, sadece bir yanlışlığı ifade ettim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim. Anayasa Mahkemesini…

ATİLA EMEK (Antalya) – Adalet Bakanlığı yaptı Sayın Bakan.

BAŞKAN – Ben bir sataşma tespit etmedim. Tutanaklar gelsin, inceleyeceğim. Eğer gerçekten bir sataşma varsa, sizin kastedildiğinize dair bir izlenim edinirsem size söz veririm.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen, sakin olun.

Şimdi, şahısları adına son söz İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural’a ait.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, tabii Hükûmet adına konuşma yapan Sayın Bakan bunun bir Hükûmet tasarısı olduğunu ifade etti, “Hükûmet adına getiriyoruz.” dedi, “Yapıyoruz” dedi, “İstiyoruz” dedi. Oysa sizin, Hükûmet adına bu tasarının Türkiye’ye ne getireceğini ne götüreceğini anlatmanız gerekirdi ama siz, maalesef, bunun bir dayatma olduğunu itiraf ettiniz. Dolayısıyla, imza sahibi değerli milletvekillerinin aslında bu kendilerinin iradesi midir, yoksa sırça köşklerde birtakım kurmaylar tarafından hazırlanmış bir dayatma mıdır, değil midir hususunu takdirlerinize sunuyorum.

Gerçekten hayret ediyorum. Biraz önce, Sayın Bakan “Demokratikleşmede insan haklarının önünü açacak.” dedi. Allah Allah! Bekir Bozdağ: “Değiştire değiştire bu Anayasa’yı demokratikleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire bu Anayasa’yı insan haklarına gerçek anlamda dayalı bir anayasa hâline getirebilir miyiz? Bence getiremeyiz.” Yani getiremeyeceklerini söylüyor Sayın Bakan, oradan “Demokratikleşmede önemli adımlar atıyoruz.” diyerek gerçekten getiremeyeceğini söylüyor burada. “Demokratikleşmeye, insan haklarına dayanmaya, demokrasinin standartlarını yükseltmeye imkân vermez.” diyor. Bunu kim söylüyor? İlk çakma imzada ilk imza sahibi olan. Yani çakma imzalı teklifte! (MHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: “Demokratikleşmenin önünü açıyoruz.” Yani şimdi, sorarlar… Anlaşıldı! Yani demek ki Hükûmetin düşüncesiyle sizin düşünceniz farklı. Yani dolayısıyla Meclise… Yani burada laf ola beri gele. Vatandaşlarımız bizi izliyor. Demokratikleşmeden, özgürleşmeden bahsediyorsunuz diğer taraftan diyorsunuz ki: “Bu, 82 Anayasası’yla olmaz kardeşim, ruhu bile aykırı.” Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Ee, sizin elinizi tutan mı var! 30 maddelik Anayasa teklifi getiriyorsunuz da 82 Anayasası’nın tamamını değiştirmeye niye gücünüz yetmiyor! Niye? Cesaretiniz mi yok? Hani hazırlığınız vardı? Yok! Milleti ne yapacaksınız? Tartıştıracaksınız, kutuplaştıracaksınız. Seçim için kılıf hazırlıyorsunuz. Seçim için kılıf hazırlıyorsunuz, asıl amacı bence budur.

Gerçekten, Sayın Bozdağ dedi, 2001’de uzlaşma… Sayın Recep Tayyip Erdoğan orada uzlaşmanın dışında teklif gelince “Olmaz, milletimiz için hayırlıysa, ne dediysek arkasındayız.” Çok doğru bir davranış gerçekten, gerçekten doğru bir davranış.

Değerli arkadaşlarım, imza bir namustur. Evet, sözünde durmak, dün buydu, bugün bu. Bakınız, değerli arkadaşlarım Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi toplanıyor, diyor ki: “Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddeleri ile Yükseköğrenim Kanunu’nun ek 17’nci maddesinde ekte sunulan değişikliğin yapılması konularında mutabakata varmışlardır. Bu konuda, Anayasa ve yasa değişiklik teklifleri, iki partinin ortak önerisi olarak, Anayasa ve İç Tüzük’te belirlenen esas ve usullere göre Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacaktır.

Kamuoyuna saygıyla arz olunur. 28 Ocak 2008”

Değerli arkadaşlarım İmza: Sayın Cemil Çiçek, Sadullah Ergin, Burhan Kuzu, Bekir Bozdağ. Benim de imzam var, Sayın Paçacı’nın, Faruk Bal’ın da imzası var.

Evet, uzlaşma için sonuna kadar varsanız, niye bu imzanın namusuna sahip çıkılmadı? Niye çıkılmadı? (MHP sıralarından alkışlar) Niye? Hayırlı değildi, değil mi? Onun için mi vazgeçtiniz? Hayırlı değildi, onun için mi? Niye?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – On dört gün sonra dava açıldı.

OKTAY VURAL (Devamla) - Niye bu Anayasa’da bu imzanın sahibine, bu imza sahiplerinin 411’inin namusuna sahip çıkacak bir iradeniz yok? Niye ha? Niye? Sizin amacınız çözmek değil; sizin amacınız, bu milleti çatıştırmak, bunun üzerine rant kurup siyaset üretmek.

İşte, dün, Fazilet Partisinde o zaman, Sayın Cemil Çiçek diyor ki: “Gönül arzu ederdi ki böyle parça parça, konfeksiyon mağazasına taksit öder gibi Anayasa değişikliği yapmak yerine Anayasa’nın tümünü dikkate alarak bir değişikliği Meclisin gündemine getirseydik.” Ne oldu Sayın Bakan, konfeksiyon mağazasındasınız galiba! Sipariş verdiniz değil mi, nereden geldi! (MHP sıralarından alkışlar)

Evet, ne diyor Sayın Cemil Çiçek: “Anayasa değişiklikleri, Mecliste grubu bulunan bütün partilerin iş birliğiyle, uzlaşmasıyla gerçekleştirilebilecek değişikliklerdir. Siyaseti hep kavga olarak gören ya da anlayan bir kesim açısından bu uzlaşmanın da önemli olduğunu düşünüyorum.” Dün dündür, bugün bugündür değil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Yok, hayır.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Gömlek değişti, gömlek!

OKTAY VURAL (Devamla) - Yaa, yaa, yaa!

Sayın Bülent Arınç, değerli arkadaşlarım, evet “Milletvekillerinden bir komisyon değil.” diyor. Bakın, 2001 yılındaki Anayasa değişikliği: “Milletvekillerinden bir komisyon değil, partiler arası bir uzlaşma komisyonuydu. Partileri temsil eden milletvekillerinin imzaları değil, partilerin asıl iradesi vardı. Demokrasi bir uzlaşma rejimidir. Beş siyasi partinin temsilcileri şunu hazırlamışlar, önümüze getirmişler. Benim şahsen karşı çıktığım on madde var ama mademki uzlaşma vardır, biz buna sonuna kadar ‘Evet.’ dedik ve diyeceğiz.”

Dün buydu değil mi? 2001 yılında, işte. Uzlaşma aramak, yapabilmek cesaret ister. O gün burada çoğunluğu olan partilerin bu uzlaşma konusunda gösterdiği cesareti bugün sizin gösterememenizi acaba neye bağlamamız gerekiyor?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – İyi niyete, iyi niyete!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Mehmet Ali Şahin, evet, Sayın Başkan, diyorsunuz ki: “Bir uzlaşma teklifi. Çok anlamlı bir çalışma yaptığımız inancındayım.” 2001 yılında çok anlamlı bir çalışma yaptığınız inancındasınız, peki bugün hangi inançtasınız? Çok mu anlamlı yaptığınız? Bu milletin hukukunu yok sayarak, uzlaşmayarak hangi inancınızı belirtiyorsunuz burada? (MHP sıralarından alkışlar)

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Uzlaşmayan sizsiniz yalnız, uzlaşmayan sizsiniz, biz değil.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Mehmet Ali Şahin yine diyor ki: “2001 yılında yaptığımız Anayasa değişikliği anlamlıdır. 21’inci yüzyılın yeni Türk vatandaşı tipini de ortaya çıkarıyor.” Bunlarla ilgili yaptıklarımızı ifade ediyor Sayın Başkan. E, biraz önce söyledik. Bekir Bozdağ “Bunun demokratikleşmeyle filan alakası yok. Olmaz, yapılmaz. 82 Anayasası’nın ruhu aykırı bir kere. İçi boş işlerle uğraştırıyor sizi.” diyor, sayın milletvekilleri, sizlere onu söylüyorlar.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Çarpıtma, kapıları kapatan sizsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, yine, 2001 yılında, burada, Bülent Arınç diyor ki: “Türkiye, Anayasa’sında önemli değişiklikler yapıyor. Bu bir şereftir. Bu şeref Parlamentomuzun tümüne aittir.” Niye bu Parlamentoya bu şerefi getirmek için çalışma yapmıyorsunuz? Niye? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yaa… Evet, evet.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Ahmet İyimaya neler demiş 2001 yılında, bakın: “Partilerimiz seçimden önce yepyeni bir anayasa teklifiyle milletin huzuruna gitmeliler, seçim vaadi olarak bunu dile getirmeliler.” Var mı? Var mı? (AK PARTİ sıralarından “Var.” sesleri) Yok.  

“Bu güzelim vatan, millet, protez anayasalara, takma bacak anayasalara layık değildir arkadaşlar.” diye söylüyorsunuz. Şimdi ne yapıyorsunuz? Ve burada diyorsunuz ki: “Partilerarası Uzlaşma Komisyonunun uzlaşma semeresidir, hiç kimseye mal edilemez.” Ve burada diyorsunuz ki: “Büyük Meclis, bu konuda, Başkanı aracılığıyla -Başkanı aracılığıyla- bilimsel paneller düzenletmeli, kamuoyu yoklamaları yaptırmalı ve sosyal taleplerin içeriği belirlenmeliydi.” Nerede yaptınız bunları, nerede yaptınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – AKP Genel Merkezinde.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yaa… Yaa… Evet. Sayın Başkan, tutanaklar yalan söylemez.

Bakın, Sayın Başbakan bir Yargıtay Başkanının yargı bağımsızlığı konusunda söz söylemesine maalesef tahammül edemiyor. O gün, orada yine AKP Grubu adına Sayın Hüseyin Çelik diyor ki Sami Selçuk’un beyanlarına dayalı olarak, “Bu Meclis Anayasa’yı yapamaz.” demesine dayalı olarak: “Sami Selçuk bu Meclisin Anayasa’da değişiklik yapamayacağını söylemiyor. Sayın Selçuk’a yapılan saldırıları haksız buluyorum. Biz yargı ile yüce Meclisi, yargının başındaki insan ile yüce Meclisi karşı karşıya getirecek tartışmalardan da uzak durmalıyız.” diyor. İbret verici, değil mi? Cenabıhak bizi bunlardan imtihan edecek, değil mi? Şimdi ne yapılıyor? Yargıtay Başkanına dil uzatılıyor. Şimdi, karşı karşıya getirilmiyor mu?

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sen tasvip ediyor musun Yargıtay Başkanının söylediklerini?

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, ne yapıyor Sayın Salih Kapusuz? 2002 yılında, AKP’nin ilk dönemi. Diyor ki: “Bu yeni dönemde, yeni siyaset anlayışımızla, diyaloğa ve uzlaşmaya oturtmak istemekteyiz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Vural, size de iki dakikalık ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Dolayısıyla, burada iktidar ve muhalefet ayrımı yapılmaksızın yasamanın kurallarının doğru dürüst belirlenmesini istiyoruz.” diyor 2002 yılında.

Peki, değerli arkadaşlarım, Dengir Mir Fırat ne diyor yine 2002 yılında? Diyor ki: “Anayasalar toplumsal bir mutabakatı meydan getirir.” Nerede toplumsal mutabakat?

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Her yerde.

OKTAY VURAL (Devamla) – Kiminle mutabakat oluşturdunuz? Değil mi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yaa… Yaa… Evet.

Şimdi, Sayın Cemil Çiçek dedi ki: “Seçimden sonra, Seçimden sonra, seçimden sonra...” Gerçekten, 3 Mayıs 2007: “Millete götürelim, Parlamento çatısı altında tartışmaları millete götürelim.” Millete götürelim diyorsunuz da hepimiz, millet böyle düşünüyor, millet böyle istiyor… O hâlde en kısa sürede bunları neticelendirmenin yolu seçimleri öne almak. Biz de onu diyoruz. Diyoruz ki: “Seçimleri yapalım millete götürelim, seçimleri yapalım irade gelirse milletin iradesi belli olur, çözeriz.” İşte, işte buyurun. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – O da gelecek merak etme.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, biz ne istiyoruz? Uzlaşma istiyoruz değerli arkadaşlarım. Bakın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlarım, burada şunu okumak istiyorum…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (Devamla) – “Arkadaşlar, demokrasi uzlaşma ve paylaşma rejimidir. Uzlaşabiliyorsak demokrasinin en güzel yönü bu. Ortaya çıkan sonuç hepimizi memnun eder. Hepimizi olduğu kadar bütün milleti temsil eden, bütün milletimizin değerlerini temsil eden büyük kitleleri de memnun eder.” Kim demiş?

HALİL MAZICIOĞLU  (Gaziantep) – Kim? Kim?

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Bizden biri söylemiştir.

OKTAY VURAL (Devamla) – 6 Kasım 2001, Sayın Bülent Arınç. [AK PARTİ sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar(!)] Görüyor musunuz, nerede uzlaşma? Ve orada  söylüyor Sayın Başkan…

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) –  Ne güzel söylemiş.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan “Es sulhu seyyidül ahkâm.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – O nedir?

OKTAY VURAL (Devamla) – Aa, Sayın İyimaya ne diyorsunuz orada? Ne diyorsunuz burada?

Yasin Hatiboğlu diyor ki: “Es sulhu seyyidül ahkâm.” Bülent Arınç söyleyemiyor, diyor ki: “Hükümlerin en güzeli sulhtur.”

BAŞKAN – Sayın Vural ilave süreniz de doldu. Konuşmanızı tamamlayabilmeniz için mikrofonu tekrar açıyorum, lütfen sön sözleriniz efendim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın İyimaya ne diyor: “Konsensüs.” Nerede konsensüs? Nerede uzlaşma? (AK PARTİ sıralarından “millet, millet” sesleri) Bu millete, bu milletin vekilleriyle, siyasi partilerle uzlaşmayı meydana getirmediniz, bir dayatmayla açıkçası bu teklifi görüşüyorsunuz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletvekili olarak, millete yapılan bu dayatmanın yargıyı siyasallaştırmak ve açıkçası milletin hukukunu dolanmak amacıyla yapıldığını hissediyoruz.

Evet, milletin iradesinden kaçmak mümkün değildir, milletin iradesi hâkim olacaktır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayser) – Aynen öyle…

OKTAY VURAL (Devamla) – …ama milletin hukukundan da kaçmak mümkün değildir…

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) - Doğru, doğru…

OKTAY VURAL (Devamla) - …Yüce Divandan da kaçmak mümkün değildir; hangi yargıcı atarsanız atayın, hakkınızdaki hüküm icra edilecektir.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ederim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çiçek, buyurun efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, tutanakları incelemeyecek misiniz?

BAŞKAN – Bir saniye efendim… Sayın Çiçek…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, tutanakları incelemeyecek misiniz?

BAŞKAN -  Bir saniye… Bir saniye…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Peki, incele de ondan sonra ver.

BAŞKAN - Sayın Çiçek ne için?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - İncele ondan sonra ver, madem öyle söz veriyorsunuz.

BAŞKAN - Sataşma nedeniyle söz mü istiyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tutanakları bir inceleseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye…

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, konuşmasındaki “Anayasa Mahkemesine gideceksiniz.” ifadeleriyle hiçbir grubu kastetmediğine ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, geçmişe ait tutanaklardan alıntılar yaparak dile getirdiği sözlerinin hepsinin arkasında olduğuna ilişkin açıklaması

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Ben sataşma nedeniyle çünkü ben kendi konuşmamda hiçbir tüzel kişiliği kastederek bir şey söylemedim, tekrar ifade ediyorum. Çünkü, Anayasa Mahkemesine bu tip teklifleri tüzel kişilikler değil 110 milletvekili götürür, ben onun farkındayım. Kimseye sataşmak için değil, sadece bir zihniyet yanlışlığını söylemek istedim; bu bir.

İkincisi: Sayın Vural’ın söylediği sözlerin hepsinin arkasındayım. Şimdi, okuduğu metindeki imzadan on dört gün sonra kapatma davası açıldığının herhâlde farkındadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – YÖK’teki 17’nci maddeyi niye getirmediniz? İmza namus değil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Şimdi, zaten on dört gün sonra kapatma davası açıldı; en  önemli gerekçeleri de bu çıkardığımız yasadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Anayasa Mahkemesinin iptal etmesini istediniz!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Şimdi, bakın, başka bir şey daha söyleyeceğim: Zaten, o Anayasa Mahkemesinin kararlarında aynen şöyle söylüyor, diyor ki: “Bu ülkede, herkese hukuk aynen uygulanmıyor. Aynı lafı falancalar söylediğinde…” Önümüzdeki celse, istiyorsanız, o mahkeme kararını da getireceğim, Anayasa Mahkemesinin muhalefet şerhini de. “Eğer, aynı lafı falancalar söylerse dava konusudur, başkaları söylerse hiçbir dava konusu olmaz…” Zaten Türkiye’de şikâyet edilen konuların başında bu geliyor. Bunun en önemli göstergesi de 14 Mart günü partimizle ilgili açılmış olan kapatma davasıdır, en önemli gerekçesi de bu düzenlemedir. Bunu kimse göz ardı etmesin; bir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru söylemiyorsun!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - İkincisi: Bizimle ilgili şunu söyleyebilirsiniz, bunu söyleyebilirsiniz ama bizim cesaretimizle ilgili, birisi bir şey söyleyecekse, bizim Hükûmetimizin cesaretinin zekatı bile birçoğuna yeter de artar bile. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ne oldu Sayın Anadol? Bir saniye… Ne oldu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, neye göre söz verdiniz?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, niçin söz verdiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’ün hangi maddesine göre söz verdiniz?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İç Tüzük’ün hangi hükmüne göre söz verdiniz?

BAŞKAN – Yerinden kısa bir açıklama yapmak istedi, ben de söz verdim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama.

BAŞKAN – Tabii.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, burada Anayasa değişikliğinden bahseden Sayın Bakan, YÖK Kanunu’nda mutabakata vardığımız değişikliği nedense unutuyor. Yaa, burada imzası var, niye getirmediniz? Getirseydiniz. Niye getirmedin? İptal etmesini istedin onun için, bilmiyor muyum, yaa. İptal etmesini istedin Anayasa’nın.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, zabıtlar şimdi geldi, ama bu kargaşada henüz inceleme imkânı bulamadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başörtülülerin oyunu almaya gelince alırsın, ama çözüm için adım atmazsın.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam edilmesine dair bir önerge ulaştı Başkanlığımıza. Şimdi okutup oylarınıza sunacağım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir dakika ya! Oraya söz verdiniz, niye Kemal Kılıçdaroğlu’na…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önce…

BAŞKAN – Buyurun okuyun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin TBMM İçtüzüğü'nün 72. maddesi uyarınca, tümü üzerindeki görüşmelere devamına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

 

Faruk Bal

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya