DÖNEM: 23                                                                YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 67

89’uncu Birleşim

20 Nisan 2010 Salı

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şırnak’ta bir saldırı sonucu şehit olan Jandarma Yüzbaşı Levent Çetinkaya’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı dileyen ve ayrıca Kayseri’de menfur bir saldırı sonucu yaralanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a geçmiş olsun dileklerini sunan ve saldırıyı şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 20 milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/678)

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, okullaşmada yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/679)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, kışlalardaki şiddet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/680)

 

B) Önergeler

1.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, (2/245) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/203)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/575) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- (10/391) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- (10/353, 10/354, 10/677) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Eskişehir Milletvekili M. Cevdet Selvi’nin, Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Edirne Milletvekili Rasim Çakır ve Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Kırıkkale belediyeleri içinde MHP’li belediyelere, İller Bankası ve İçişleri Bakanlığının gönderdiği paraların verilmemesi nedeniyle zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

5.- Edirne Milletvekili Necdet Budak’ın, iktidarları döneminde Trakya’ya cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarının yapıldığına ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Trakya’nın atardamarı olan Ergene Nehri’nin tıkandığına, bu damarın açılması gerektiğine ve Balıkesir Susurluk Çayı’nın da Ergene Nehri gibi olmaması için çevre atıklarından korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in konuşmasında Anayasa Mahkemesi kararını okumasının AK PARTİ Grubuna sataşma olarak değerlendirilemeyeceğine, Oturum Başkanının bu değerlendirmeyle söz vermesinin İç Tüzük’e uygun olmadığına ilişkin açıklaması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT adına yapılan bir röportaja ve TRT’nin yayın politikasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/13468)

2.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin Medya Derneğindeki konumuna,

TRT’deki bazı programlar için ödenen ücretlere,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/13483), (7/13485)

3.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, TRT’deki insan kaynakları yönetimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/13486)

4.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/13487)

5.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, esnafın prim borçlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/13557)

6.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’deki bazı sözleşmeli personelin aldığı ücrete,

TRT-2 kanalının TRT Haber olarak değiştirilmesine,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/13574), (7/13575)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği müşavirlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/13618)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 13.03’te açılarak altı oturum yaptı.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan:

(10/371) esas numaralı, güvenlik güçlerinin toplumsal olaylarda çocuklara yönelik müdahalelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP,

(10/189) esas numaralı, ülkemizdeki işsizlik sorunlarının ve buna bağlı gelişen iç göçün araştırılarak, insanlarımızın sıkıntılarının giderilmesine yönelik çözümlerin geliştirilmesi, alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi ve bunlara ilişkin yapılacak düzenlemelerin ele alınabilmesi için Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

(10/676) esas numaralı önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 19/4/2010 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına; bastırılarak dağıtılan ve “gelen kâğıtlar” listesinde yayımlanan 498 sıra sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı’nın 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 6’ncı sırasına alınmasına; diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, haftalık olağan çalışma günlerinin dışında aşağıda tarihleri belirtilen pazartesi, cuma, cumartesi ve pazar günlerinde de toplanması ve aşağıda belirtilen saatlerde çalışmasına; bu birleşimlerde, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 20 ve 27 Nisan 2010 Salı günkü birleşimlerde sözlü soruların görüşülmemesine;

19 Nisan 2010 Pazartesi günkü birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci,

20 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci,

21 Nisan 2010 Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci,

22 Nisan 2010 Perşembe günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci,

24 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 12.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci,

25 Nisan 2010 Pazar günü saat 12.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifinin 18’inci,

26 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci,

27 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 25’inci,

28 Nisan 2010 Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci,

Maddesinin görüşmelerinin tamamlanmasına;

Belirlenen günlük çalışmalara devam edilmesine; ayrıca yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına;

Kadar Genel Kurulun çalışmalara devam etmesine;

498 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine;

İlişkin AK PARTİ Grubu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bulunan sunuşlar yapılmadan doğrudan grup önerileriyle Genel Kurulu çalışmaya başlatmasıyla İç Tüzük’ü ihlal edip etmediği konusunda,

Açılan usul tartışmasında, söz istem sırasına göre söz vermeyerek İç Tüzük’ün 61’inci maddesine aykırı uygulama yapması nedeniyle,

Oturum Başkanının tutumu hakkında açılan usul tartışmaları sonucunda, Oturum Başkanı, tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın,

Şahsına sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

AK PARTİ grup önerisinin İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı olup olmadığı konusunda açılan usul tartışması sonucunda, Oturum Başkanı, tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

4’üncü sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

5’inci sırasına alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/656) (S. Sayısı: 497) birinci görüşmesine başlanarak tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı, 3’üncü maddesine kadar kabul edildi.

497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere geçilmesinden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından, anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı konusunda açılan usul tartışması sonucunda, Oturum Başkanı, tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, konuşmasındaki “Anayasa Mahkemesine gideceksiniz.” ifadeleriyle hiçbir grubu kastetmediğine ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, geçmişe ait tutanaklardan alıntılar yaparak dile getirdiği sözlerinin hepsinin arkasında olduğuna ilişkin bir açıklamada bulundu.

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

20 Nisan 2010 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 06.57’de son verildi.

 

 

Mehmet Ali ŞAHİN

 

 

Başkan

 

 

 

 

Murat ÖZKAN

 

Harun TÜFEKCİ

Giresun

 

Konya

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

 

Bayram ÖZÇELİK

 

Yusuf COŞKUN

Burdur

 

Bingöl

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

 

 

Fatih METİN

 

 

Bolu

 

 

Kâtip Üye

 

No.: 125

II.- GELEN KÂĞITLAR

20 Nisan 2010 Salı

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, MS hastalarına yönelik çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/2004) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, terör örgütü mensuplarının ilaç bedellerinin karşılandığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/2005) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

3.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş’un, havaalanı yolcu hizmet ücretlerinin artırılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2006) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Gaziosmanpaşa Üniversitesinde Veteriner Fakültesi açılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/2007) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

5.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Kızılay Genel Kuruluna ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2008) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

6.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, üreticilerin kullandıkları kredilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2009) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

7.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’deki üreticilerin kullandıkları kredilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2010) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

8.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Avlan Gölünün yatırıma açılmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/2011) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

9.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki üreticilerin kullandıkları kredilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2012) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, tarımdaki destekleme miktarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/2013) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, ABD’ye yapacağı ziyarete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13764) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

2.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, ekonomik sorunlara ve sosyal etkilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13765) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

3.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, tasarruf tedbirlerine ve Ata uçağının kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13766) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

4.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, bir milletvekilinin Gönen ziyaretindeki uygulamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13767) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

5.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, tekstil hammaddesi ihracatıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13768) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

6.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, bazı intihar olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13769) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

7.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, havaalanlarında alınan bir ücrete yapılan zamma ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13770) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

8.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan’ın, TOKİ’nin peşin ödeme indirimi uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13771) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

9.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, güvenlik güçlerinin bazı eylemlerdeki tutumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13772) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

10.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Türkiye’nin ABD ve İsveç büyükelçilerinin görev yerlerine dönmelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13773) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, intihar girişimlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13774) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

12.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, tedavi katılım payı uygulamasındaki bazı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13775) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

13.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bir ilacın kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13776) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

14.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, bir firmaya yönelik rüşvet iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13777) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

15.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Osmaniye’de Karaçay su yatağında inşaat yapılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/13778) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum Kapalı Cezaevindeki doluluğa ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13779) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

17.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kadına yönelik bir şiddet olayına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13780) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

18.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, cezaevlerindeki bazı uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13781) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

19.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, bir hükümlünün bebeğinin muayenesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13782) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

20.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, bir tutuklunun durumuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/13783) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

21.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Karadeniz sahilinde kurulacak bir petrol dolum tesisine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13784) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

22.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, belediyelerin çöp toplama kapasitelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13785) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

23.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Karadeniz’deki HES projelerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13786) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

24.- Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’ün, sulama kooperatiflerinin kapatılacağı haberlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13787) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, Kahramanmaraş’taki projelere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13788) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

26.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyün gölet ihtiyacına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13789) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

27.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Güzeloba mesire alanında yürütülen faaliyetlere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/13790) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

28.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, TMSF personeline ve Kurul üyelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13791) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

29.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, kurulacak bir petrol dolum tesisinin bazı etkilerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/13792) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

30.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, kadın istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/13793) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

31.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki kadın istihdamına ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/13794) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

32.- İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın, bir yabancı dizideki iddiaya yönelik girişimlere ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13795) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

33.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, AİHM’e yapılan başvurulara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13796) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

34.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Karadeniz sahilinde kurulacak bir petrol dolum tesisine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13797) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

35.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, 2002-2009 yılları arasındaki akaryakıt fiyatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13798) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

36.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, enerji alanındaki özelleştirmelere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/13799) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

37.- Aydın Milletvekili Recep Taner’in, kamu yararına çalışan derneklere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13800) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

38.- Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Osmaniye Valisinin bir açıklamasına ve bazı çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13801) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

39.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Karadeniz sahilinde kurulacak bir petrol dolum tesisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13802) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

40.- Hatay Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, Emniyet Teşkilatındaki sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13803) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

41.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, İl Genel Meclis üyelerinin özlük haklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13804) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

42.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Ankara’da bir geçiş yoluna konulan barikata ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13805) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

43.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, Adana Valiliğinin bazı öğrencilere verdiği cezaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13806) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

44.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir köyün yayla yoluna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13807) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

45.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Elazığ Belediyesiyle ilgili çeşitli iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13808) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

46.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Büyükorhan ilçesinde vekaleten yürütülen müdürlüklere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13809) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

47.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Büyükorhan ilçesindeki bazı köy yollarının yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13810) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

48.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Beyoğlu Emek Sinemasının yıkılacağı haberlerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13811) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

49.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, kurulacak bir petrol dolum tesisinin turizme etkisine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13812) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

50.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Cumhurbaşkanının CSO Konserlerine katılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/13813) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

51.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, Seydişehir Alüminyum Tesisleri ve Oymapınar Barajının özelleştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13814) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

52.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, yabancılara toprak satışına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13815) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

53.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Avlan Gölünün yatırıma açılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13816) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

54.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan’ın, vergi adaletine ve e-haciz uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13817) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

55.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, borsadaki kazançlara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/13818) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

56.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Uşak-Eşme ve Muğla-Fethiye’de iki öğrencinin ölümünün soruşturulmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13819) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

57.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Düzce’de 1999’daki depremlerde hasar gören okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13820) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

58.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, İstanbul’da 1999’daki depremlerde hasar gören okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13821) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

59.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kocaeli’de 1999’daki depremlerde hasar gören okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13822) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

60.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, dershanelerin eğitim sistemindeki yerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13823) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

61.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Elazığ’da okulların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13824) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

62.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum’da okulların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13825) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

63.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Muş’ta okulların depreme karşı güçlendirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13826) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

64.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, öğretmenevlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13827) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

65.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, eğitimde fırsat eşitliğine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13828) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

66.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, eğitim sistemindeki sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13829) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

67.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, dershane ücretlerini ödemekte zorlananların durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13830) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

68.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir ilköğretim okulunun durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13831) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

69.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı faaliyetlere ve maaş promosyonunun şeffaflaştırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13832) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

70.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, vakıf üniversitelerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13833) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

71.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bazı okullarda sekiz yıllık kesintisiz eğitim verilememesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13834) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

72.-  Van Milletvekili Özdal Üçer’in, dershanelerin eğitim sistemindeki yerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13835) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

73.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, öğrencilerin yaşadığı sınav stresine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13836) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

74.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’da güçlendirilmesi gereken okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13837) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

75.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, bir lisenin bazı ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/13838) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

76.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Diyarbakır Göğüs Hastalıkları Hastanesinin kapatılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13839) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

77.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Muş’taki sağlık hizmetlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13840) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

78.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışanlara yapıldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13841) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

79.- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğünün cihaz ihalelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/13842) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

80.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, tarım arazilerine ve toplulaştırma projelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13843) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

81.- Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, borçlarını ödeyemeyen çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13844) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

82.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, TMO’nun mısır ticaretine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13845) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

83.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, çiğ süt fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/13846) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

84.- Hatay Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, araç muayenesinde yaşanan sorunlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13847) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

85.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, karayollarının kalitesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/13848) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

86.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin Arapça yayın yapan kanalına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/13849) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

87.- Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın, Samandağ’da açılan bir soruşturmaya ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik) yazılı soru önergesi (7/13850) (Başkanlığa geliş tarihi: 07/04/2010)

88.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, sosyal yardım hizmetlerine ayrılan kaynağa ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/13851) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

89.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, yabancı kaçak işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/13852) (Başkanlığa geliş tarihi: 08/04/2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 20 Milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/678) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.02.2010)

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, okullaşmada yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/679) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.03.2010)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, kışlalardaki şiddet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/680) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.03.2010)


20 Nisan 2010 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şırnak’ta bir saldırı sonucu şehit olan Jandarma Yüzbaşı Levent Çetinkaya’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı dileyen ve ayrıca Kayseri’de menfur bir saldırı sonucu yaralanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a geçmiş olsun dileklerini sunan ve saldırıyı şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Şırnak’ta bir saldırı sonucu şehit olan Jandarma Yüzbaşı Levent Çetinkaya’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum, ruhu şad olsun diyorum. Aynı zamanda Türk milletinin de başı sağ olsun diyorum.

Dün Kayseri’de menfur bir saldırı sonucu yaralanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’a da geçmiş olsun dileklerimi sunuyor, saldırıyı şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 20 milletvekilinin, taş ocaklarının çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/678)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Taş ocaklarının çevreye verdiği zararların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Hasan Çalış                       (Karaman)

2) Reşat Doğru                      (Tokat)

3) Kamil Erdal Sipahi            (İzmir)

4) Beytullah Asil                   (Eskişehir)

5) Alim Işık                           (Kütahya)

6) Oktay Vural                      (İzmir)

7) Atila Kaya                         (İstanbul)

8) Mustafa Enöz                    (Manisa)

9) Erkan Akçay                     (Manisa)

10) Hamza Hamit Homriş     (Bursa)

11) Akif Akkuş                     (Mersin)

12) Behiç Çelik                      (Mersin)

13) Abdülkadir Akcan           (Afyonkarahisar)

14) Zeki Ertugay                    (Erzurum)

15) Ahmet Bukan                  (Çankırı)

16) Mustafa Kalaycı              (Konya)

17) Şenol Bal                         (İzmir)

18) İsmet Büyükataman         (Bursa)

19) Osman Ertuğrul               (Aksaray)

20) Cumali Durmuş               (Kocaeli)

21) Rıdvan Yalçın                 (Ordu)

Gerekçe

Çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış bulunan ülkemiz toprakları, doğal güzelliklerinin yanı sıra tarım çeşitliliği bakımından da önemli bir konuma sahiptir. Verimli ve bereketli topraklarımızda çok güç koşullarda yetiştirilen ürünler, yılardır dünya pazarlarında önemli alıcılar bulmaktadır. Hep birlikte koruyup, kollayarak bugünlere kadar getirdiğimiz eski uygarlıklara ait eserlerimiz ise dünyanın dört bir köşesinden ülkemize gelen turistlere sunulmaktadır.

Bu hizmetlerden elde ettiğimiz tarım ve turizm gelirleri, ülkemizin en önemli gelir kaynakları arasında yer almaktadır. Her ikisi de hem ekonomiye, hem de istihdama büyük katkı sağlamaktadır. Ne yazık ki tarım ve turizm alanlarımıza yakın yerlerde kurulan taş ocakları her iki önemli değerimizi de tehdit etmektedir.

Son yıllarda özellikle turizm ve tarım alanları başta olmak üzere yerleşim bölgelerinde işletmeye açılan taş ocakları, ülkemizin en önemli çevre sorunlarından birisi hâline gelmiştir.

Ülkemiz genelinde; hizmet veren taş ocaklarının birçoğu verimli ve bereketli topraklara komşu alanlarda ve birçoğu da turizm bölgeleri güzelim ormanlarımızda kurulmuştur. Çevreye vereceği zararlar iyi hesaplanmadan verilen işletme ruhsatları, zaman zaman taş ocağı işletmecileri ile bölge halkını da karşı karşıya getirmektedir. Hayatlarını hiçe sayan vatandaşlarımız taş ocaklarına karşı sadece iş makinelerinin önlerine geçmekle kalmayıp, kapatılması konusunda da bir dizi dava açmaktadır.

Bunun da en önemli nedeni taş ocakların her bakımdan çevre kirliliğine sebep olmasıdır. Verimli ve bereketli topraklara zarar veren taş ocakları, çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış tarihî eserlerimize ve yemyeşil güzelim ormanlarımıza zarar vermektedir. Millî serveti yok etmektedir.

Ülkemizde taş ocağı olarak kullanılan alanlar, genellikle kireçtaşı alanlarıdır. Kireçtaşı, yer altı su kaynaklarının meydana gelmesinde çok önemlidir. Çünkü yer yüzüne düşen yağmur sularının büyük bir kısmı, kireçtaşı alanlarından, çatlaklar vasıtasıyla yer altına geçmekte ve yer altı sularını devamlı beslemektedir. Kireç taşları olmadığı zaman yağmur suları, yüzeysel akışla sahadan hızla uzaklaşmaktadır.

Su kaynaklarımızı ve havayı kirleten taş ocakları ruhsat alınan sahadan itibaren atmosfere, rüzgârın hızına ve şiddetine göre çevreye kireç tozu, duman ve katı atıklar atabilmektedir. Atmosfere atılan toz tabakası bölgede yetişen bitkilerin yapraklarındaki gözenekleri kapatmakta ve gaz alış verişi dahil olmak üzere bitkilerin solunum ve fotosentez gibi çeşitli yaşamsal işlevlerini engellemektedir.

Kirlenme, yeterli suyu ve ışığı alamayan bitkilerin yapraklarını bozmakta ve büyüme hızını yavaşlatmaktadır. Bu da üretimde önemli oranda verim kayıplarına yol açmaktadır. Taş ocakları nedeniyle bölgedeki yeşillikler kaybolmakta, ekolojik denge bozulmaktadır. Ortaya çıkan kirlilik yerleşim alanlarında yaşayan vatandaşlarımız arasında solunum hastalıklarına da neden olmaktadır.

Ayrıca, taş ocaklarında patlatılan dinamitler çevrede deprem etkisi yapmaktadır. Başta yerleşim alanları olmak üzere turizm ve tarım alanları patlamalardan olumsuz yönde etkilenmektedir. Sayıları bugün 6 bini bulan taş ocakları, ülkemizin birçok yerleşim bölgesinde büyük çevre sorunları yaratmaya devam etmektedir.

Güzelim ormanlarımızı, verimli ve bereketli topraklarımızı, Türkiye turizminin parlak geleceğini taş ocaklarının çevre kirliliğinden korumalıyız. Bu konuda Yüce Meclisimize önemli görevler düşmektedir. Çevre kirliliğine sebep olan taş ocaklarıyla ilgili araştırma yapılarak gerekli önlemlerin alınması son derece önemli ve gerekli hale gelmiştir.

Bu nedenle, Anayasa’nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekli önlemlerin alınması bakımından yerinde olacaktır.

2.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, okullaşmada yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/679)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Eğitim öğretim kurumlarımızdaki devam ve devamsızlık sebeplerinin bütün boyutlarıyla araştırılarak, gerekli çalışmaların yapılması için Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz. 02.03.2010

1) Selahattin Demirtaş              (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                    (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                      (Batman)

4) Bengi Yıldız                         (Batman)

5) Akın Birdal                          (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                         (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                    (Van)

8) Hasip Kaplan                       (Şırnak)

9) Hamit Geylani                      (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                 (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş      (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras            (İstanbul)

14) Osman Özçelik                  (Siirt)

15) Özdal Üçer                         (Van)

16) Pervin Buldan                    (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                          (Muş)

20) Şerafettin Halis                  (Tunceli)

Gerekçe:

Ülkemizde gün geçtikçe ağırlaşan eğitim sorunlarına her gün bir yenisi daha eklenmektedir. 2002 yılından bu yana öğrencilere verilen şartlı nakit transferleri okullarda öğretmenlerle velileri karşı karşıya getirmiştir. Bunun yanında yapılan şartlı nakit transferlerinin okul bazında yeterli sayıda olmaması ve ödenen paranın miktarının yetersizliği ayrı birer problemken, toplumda sadaka kültürünü geliştirmesi de şartlı nakit transferinin en olumsuz yönüdür.

Temel amacı kız çocuklarının okullaşma oranını artırmak olan şartlı nakit transferi bu amacı gerçekleştirememiştir. Bunun en son örneği Şanlıurfa ilimizde yaşanmıştır. Kız çocuklarımızın okullaşma oranını artırmak için 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’na dayanarak okula gönderilmeyen her bir öğrenci için velilerine günlük 15 TL’lik cezalar gönderilmiştir.

Anlayış olarak kız çocuklarımızın okullaşma oranlarının yükseltilmesi tabii ki çok önemlidir. Ancak bu yapılırken cezayı müeyyideler dışında daha kazandırıcı yöntemler kullanılmalıdır. Her alanda olduğu gibi popülist politikaları bir an evvel uygulama yerine daha gerçekçi politikalar üretmek zorunda olduğumuz gerçeğini hatırlayarak sorunun kaynağına inilmesi inancındayız.

Bu bağlamda Şanlıurfa ilimizde çocuklarımızın çoğunun eylül ayında okula başlaması gerekirken kasım veya aralık ayının sonunda okula başladıkları; ayrıca haziran ayının 2. haftasına kadar okula devam etmesi gerekirken, çocuklarımızın ancak mart nisan ayına kadar okula devam edebildikleri Millî Eğitim Bakanlığının istatistiklerinde de görülecektir.

Bu durumun sebebi ailelerin ekonomik yetersizliklerinden dolayı mevsimlik işçi olarak göç etmek zorunda kalmalarıdır. Ailesi ve akrabaları göç eden bir çocuğun da tek başına evinde kalması mümkün değildir. Dolayısıyla çocuğun ailesinin göç nedenlerinin ortadan kaldırılması bir zorunluluktur. Bu yönüyle çocuklarımızın okullaşamama sebeplerine bakıldığında derhal bir Meclis araştırma komisyonunun kurulması yararlı olacağı kanısındayım.

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, kışlalardaki şiddet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/680)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kışlalarda yaşandığı iddia edilen sözlü ve fiziksel şiddetin nedenlerinin araştırılması, bu konudaki iddiaların üzerine gidilerek gizlenen şiddetin açığa çıkarılmasının sağlanması ve elde edilecek bulguların kamuoyu ile paylaşılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1- Selahattin Demirtaş              (Diyarbakır)

2- Gültan Kışanak                    (Diyarbakır)

3- Ayla Akat Ata                      (Batman)

4- Bengi Yıldız                         (Batman)

5- Akın Birdal                          (Diyarbakır)

6- Emine Ayna                         (Mardin)

7- Fatma Kurtulan                    (Van)

8- Hasip Kaplan                       (Şırnak)

9- Hamit Geylani                      (Hakkâri)

10- İbrahim Binici                    (Şanlıurfa)

11- M. Nuri Yaman                 (Muş)

12- Mehmet Nezir Karabaş      (Bitlis)

13- Mehmet Ufuk Uras            (İstanbul)

14- Osman Özçelik                  (Siirt)

15- Özdal Üçer                         (Van)

16- Pervin Buldan                    (Iğdır)

17- Sebahat Tuncel                   (İstanbul)

18- Sevahir Bayındır                (Şırnak)

19- Sırrı Sakık                          (Muş)

20- Şerafettin Halis                  (Tunceli)

Gerekçe:

Ülkemizde 20 yaşını dolduran her erkek belli bir süre orduda görev yapmakla yükümlüdür. Ancak askerlik kurumlarında bazen basına da yansıdığı üzere bazı şiddet olayları yaşanmaktadır. İddia edilen şiddet olaylarını ise çoğunlukla üstün asta yönelik sözlü ve fiziksel şiddeti oluşturmaktadır. Mevcut kurumsal ve hukuksal kurallarda şiddetin tanımının net olmaması; şiddet olgusu hakkında istatistiklerin tutulmasını, denetimin tarafsız bir şekilde yapılmasını, yaşanan şiddetin su yüzüne çıkmasını engellemektedir.

Hayatın hemen hemen her alanında karşı karşıya kaldığımız şiddet, iddialar göz önünde bulundurulduğunda, askerlik kurumlarında da üzerinde önemle durulması gereken bir boyuta varmıştır. Ancak iddialar bu yönlü olsa da hiçbir dönem bu iddiaların üzerine gidilmemiştir. Neredeyse her askerin “sözlü hakarete ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı” en az bir öyküsü bulunurken, kimi askerlerin gördükleri şiddet sonucunda hayatını kaybetmiş olduğu olaylar kamuoyuna yansımaktadır. Üstün asta uyguladığı iddia edilen şiddet, Askeri Ceza Kanunu’nda açık bir şekilde suç teşkil etmesine rağmen, geldiğimiz aşamada şiddet uygulayan üstler hakkında genellikle işlem yapılmamakta ve şiddet doğal bir olgu olarak görülmektedir.

Bu durumun suç olduğuna ilişkin, hukuksal haklarının farkında olmayan ve bu hakları konusunda bilgilendirilmeyen askerler, maruz kaldıkları sözlü hakaretleri ve fiziksel şiddeti gizlemektedirler. Buna karşın açılan kimi davalarda çıkan kararlarda üstün uyguladığı şiddet suç olarak görülmemekte ancak bir hizmet kusuru olduğu görüşüne varılmaktadır.

Askeri Ceza Kanunu’nun 115. maddesinde “emir vermek yetkisini veya memuriyet nüfuzunu kötüye kullanarak mevzuatın tayin ettiği ahvalden başka bir suretle herhangi bir gerçek veya tüzel kişi yahut astı hakkında keyfi bir işlem yapan yahut yapılmasını emreden amir veya üst, bir aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü; aynı kanunun 117. maddesinde ise ‘’madununu kasten itip kakan, döven, veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan veyahut tazip maksadıyla madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelede bulunulmasına müsamaha eden amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur” hükmü bulunmaktadır.

Ancak aynı kanunun 119. maddesinde “bir madunun fiili taarruzlarını defetmek yahut mübrem ve müstacel bir zaruret ve tehlike halinde verdiği emirlere itaat ettirmek için bir mafevk tarafından yapılan müessir fiiller makam ve memuriyet nüfuzunu suiistimal telakki edilmez ve suç sayılmaz” şeklindeki ibare 115. ve 117. maddeyi işlevsiz kılmaktadır. 119. maddede hangi fiilin suç olarak sayılabileceği açık bir şekilde belirtilmediği için üste geniş bir yetki alanı açmaktadır

İzmir Barosu’nun 2003 yılında, “işkencenin önlenmesinde hukukçuların rolü” projesi çerçevesinde Ege Üniversitesi, Psikoloji Bölümü, Sosyal Psikoloji ana bilim dalından Doç. Dr. Melek Göregenli’nin yürüttüğü “şiddet, kötü muamele ve işkenceye yönelik deneyimler, tutumlar ve değerlendirmeler” çalışmasının sonuçları, askerlikteki sözlü şiddete karşı yüzde 93.3, fiziksel şiddete karşı da yüzde 95.7 hiçbir şey yapılmadığını ortaya koymuştu. Söz konusu şiddet yaşanan örnekleri ile bu konuda acil önlem almayı gerektiren boyutlara ulaşmıştır.

Son olarak Elâzığ’da yaşanan olay tek başına bu konuda acil önlem alınması için yeterli gerekçe olarak görülebilmelidir. Bilindiği gibi 17 Ağustos 2009 yılında Elâzığ’da 4 askerin hayatını kaybettiği olayla ilgili, resmî makamlar olayın kaza olduğu yönünde bir açıklama yapmış ancak açılan soruşturma sonucu yapılan incelemede, meydana gelen olaya, komutanın ceza için nöbette uyuyan askerin eline verdiği pimi çekilmiş bombanın yol açtığı ortaya çıkmıştı.

Bütün bunlar göz önünde bulundurularak, kışlalarda yaşanan sözlü ve fiziksel şiddetin bir an önce gündeme alınması, şiddeti besleyen nedenlerin tespit edilerek ortadan kaldırılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasını gerekli bulmaktayız.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/575) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 20.04.2010 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                        Ayla Akat Ata

                                                                                                                             Batman

                                                                                                                    Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 463 üncü sırasında yer alan 10/575 yatılı İlköğretim bölge okullarındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 19.04.2010 Pazartesi günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisi lehinde söz isteyen Özdal Üçer, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

Diğer konuşmacılar için, birden fazla müracaat olduğundan dolayı, kura çekilecektir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; grubumuz adına önerimiz üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi en derin içtenliklerimle, sevgi ve saygıyla selamlarım.

Kamuoyunun gündeminde çok değişik konularla yer alan YİBO’ların öğrenci potansiyeline ve hâlihazırda okutulmakta olan öğrencilerin sayısına bakıldığında, 100 binleri bulan bir çocuk kitlesinin aslında eğitim amaçlarından ziyade, bir düzeni içselleştirme, militarist bir zihniyeti kanıksattırma, kendi aile ortamından uzaklaşıp ya da uzaklaştırılıp toplumsal değer yargılarından uzak, tabiri caizse, tavuk çiftlikleri konumunda YİBO’larda, sözde eğitim amacıyla çocukların yaşamdan günbegün koparılmasına ilişkin bir sorununa değindiğimizin ifadesini sunmak isterim.

YİBO’ların kuruluş amaçlarına teknik olarak bakıldığında YİBO’lara, köy koşullarının okullaşmaya elverişli olmadığı, birbirine yakın köylere merkezî bir noktada, çocukların pansiyonunda kalabileceği eğitim kurumları ihtiyacının karşılanması şeklinde bakılmaktadır. Aslında YİBO’lara yapılan ekonomik yatırımların, YİBO’lara harcanan ekonomik gücün boyutlarına bakıldığında bunun çok gerçekçi bir gerekçe olmadığını, YİBO’lara yapılan harcamalarla, YİBO’lara ayrılan bütçeyle, YİBO’lardaki usulsüz harcamalarla, denetimsiz harcamalarla aslında bir külfete dönüştürülen eğitim harcamalarının “her köye bir okul” anlamı taşıdığı, her köye bir okul yapılabilme gücü varken -bu konuda eğitim kadrolarını yerleştirip eğitim kadrolarının çalışmalarını bu anlamda sağlayabilmek- çocuğun eğitim hakkı çerçevesinde en temel hak olan yerinde, ailesiyle iç içe, yaşayarak eğitim hakkının önüne geçilmeye çalışıldığının görüleceği açıktır. Fakat nedense YİBO’lar çok büyük bir devlet hizmetiymiş gibi hâlâ adlandırılmaya çalışılmaktadır.

YİBO’larda öğrencilere harçlık veriliyor, YİBO’larda giyecek, yiyecek yardımı yapılıyor, YİBO’lara öğrenci başı şu kadar harcama yapılıyor.” diye hükûmetler övünegelmektedir. Elbette YİBO sorununun bütün sorumluluğu başından günümüze AKP Hükûmetine ait değildir ama yedi yıllık hükûmeti süresince eğitimin hiçbir sorununu çözmediği gibi YİBO’lar sorununu da çözmemiş olmak bugün itibarıyla AKP Hükûmetinin sorumluluğundadır.

Öğrenci başı harcamalara bakıldığında, eğer çocukların okullaşma talebi söz konusuysa bu harcamalar YİBO’lara harcanmak yerine, öğrenci ebeveynlerine doğrudan eğitim yardımı olarak yapılır ve öğrencilerin okula gidip gitmediği denetlenerek eğitim hakkının tamamlanmasına ilişkin bir proje geliştirilir. Neden Avrupa Birliği projeleri kapsamında ya da Dünya Bankası kapsamında doğrudan gelir desteği şeklinde tarımın kontrol dışı yapılanmasına ilişkin kafadan “Evet.” denebiliyor? Neden eğitim için doğrudan eğitim desteği gibi bir proje hiçbir hükûmetin programında yer almıyor?

Bunu, tamamen bir eğitimci hassasiyetiyle ifade ettiğimin bilinmesini istiyorum. Çünkü sizlerin hiçbirinizin çocuklarınızı YİBO’larda okutmayacağınızı, okutmak istemeyeceğinizi bilmekteyim. Hiçbir ailenin zorunlu ekonomik koşullar olmadığı takdirde çocuğunu isteyerek YİBO’ya göndermeyeceğini, göndermediğini bilmekteyim. Hiçbir çocuğun da kendi köyünde ya da evine yakın bir okulda ya da servisle gidip geldiği bir okulda duymuş olduğu eğitim hazzını YİBO’larda almadığını bilmekteyim.

Altı ile on dört yaşındaki çocukların her akşam YİBO’larda askerî nizamiye kapılarında bekletilen nöbetçiler gibi “gelip giden bir tanıdığı var mı, yok mu” psikolojisiyle her gün hasretlik yaşadığını bilen bir öğretmen olarak bunları ifade etmekteyim. Bu çocuklar 150 bini aşkın sayıya ulaşmış durumda ve bu çocukların eğer biz kendi çocuklarımız muamelesiyle, kendi çocuklarımız bakış açısıyla eğitim sorunlarını değerlendirmezsek bunlar “YİBO’ların kontenjanı 200 küsur bindir, tamamlayalım.” bakış açısıyla değerlendireceğimiz şeylerdir.

İnanın, YİBO’ların bugünkü ekonomik külfeti açısından baktığımızda, bu 150 bin öğrencimizin ailesine YİBO’lar bağlamında harcanan miktarı “doğrudan eğitim yardımı” diye ifade eder ve bu konuda ailelere yardımda bulunursak bu çocukların hepsi mutlu bir eğitim hayatı sürdürme şansına sahip olacaktır ama yok, biz YİBO’ların yemekhane sorunlarını, YİBO’nun sağlık sorunlarını, YİBO’nun teknik donanım sorunlarını, hiç kullanılmayan spor salonlarının tadilat sorununu, keşmekeşe dönüşmüş birçok sorununu çözmeye çalışırken aslında hayatı harcanıp gitmekte olan çocuklarımızı bir kenara bırakmış olacağız.

YİBO’larla ilgili basında yer alan haberler şöyle: İşte “Okuldan kaçan çocuklar donarak can verdi.”, “Öğretmen dayağından bunalan çocuk bilmem nerede bulundu.” Ölüm haberleri, cinsel taciz haberleri, psikolojik bunalım haberleri. Bunların hepsi eğer bizim yüreğimizi yaralamıyorsa, ki yaralıyordur, her vicdanlı insanın yüreğini yaralıyordur ve herkesin, o çocuklarla ilgili haberleri duyduğunda ilkin kendi çocuklarına yönelik bir çağrışımı zihinlerinde hissettiklerini biliyorum, ben de öyle hissediyorum. Madem böyle bir hassasiyetimiz ortaksa, madem böyle bir duyarlılığımız ortaksa YİBO’ların, öğrenci yaşamı, sadece öğrencilerle ilgili değil öğretmenlerle ilgili de birçok sorunu vardır. Sadece ders vermek için ücretlendirdiğimiz öğretmenlerimizin gece yarılarına kadar ya da sabahlara kadar YİBO öğrencilerinin sorunlarıyla boğuştuğunu da bir öğretmen olarak bilmekteyim.

Eğitimcinin, öğrencinin ve başka çevrelerin birçok sorun yaşadığı YİBO’ların sorununun ne olduğuna ve YİBO’ların gerekli olup olmadığına, YİBO’ları kapatırsak ya da YİBO uygulamasından vazgeçersek ilköğretim çağındaki çocukların, her akşam anne babasını görebileceği ve anne baba şefkatini hissedebileceği, aile ortamında eğitimine devam edebileceği bir ortamı sağlamanın maddi külfetini bugünkü YİBO uygulamasında ne kadara denk geliyor diye karşılaştırmalı değerlendireceğimiz bir araştırma pozisyonunda hangi sonuçlara varacağımızı ve çözüm önerilerinizin ne olacağına ilişkin ortaklaşmayı neden yaşamayalım?

Eğer vicdanen biz aynı sorumluluğu yaşıyorsak, o acıları, öğrencilerimizin yaşadığı acıları, ailelerin yaşadığı acıları, yoksulluğun getirmiş olduğu eşitsizliği, o psikolojik sorunları, o küçük öğrenci yüreklerinde birikmiş büyük sorunların bizim de yüreğimizde hissettiğini açıkça ifade ediyorsak -ben ifade edildiğini bilmekteyim ki birçok durumda herkes belki bunun üzerinde demagoji yaparak da siyaset yapabilme kaygısında olanlar vardır ama eğer böyle bir ortaklık varsa- bu sorunu çözmek için bu Meclis, bu Mecliste yer alan her milletvekili, hiçbir kaygı, hiçbir tereddüt duymaksızın bu önergeyi oylayıp, bu önergenin gerçekten Meclis gündeminde yer alması doğrultusunda evet oyu vermesi sorumluluğunda olduğunu ifade etmek istiyorum. Ama yok, biz politik hesaplarla eğitim sorunlarını, sayısı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - …100 binleri geçen öğrencilerimizin psikolojik kişilik sorunlarını, sosyal yaşam sorunlarını, onların ailelerinin yoksulluk sorunlarını, eğitim hakkı, fırsat eşitsizliğini bizler kabul etmeyeceksek, o zaman herkes vicdanına göre hareket eder. Bu Meclis, 100 binlerce altı ila on dört yaşındaki çocuğun geleceğini, hayatının yaşamsal değerlerini bir kenara bırakmış ve ona göre bir karar almış durumunda olacaktır.

Ben, sayısı 150 bini geçkin YİBO öğrencilerinin ve YİBO’da çalışan eğitim emekçilerinin sorunlarının çözümü için bu Meclisin “Evet.” oyu vereceğine olan inancımla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Umuyorum ki ülkemizde bütün çocuklar, hiçbir ayrıma tabi olmaksızın, hiçbir ayrımcılığa maruz kalmaksızın en temel insani hakkı olan eğitim hakkına herkes kadar hep eşit olarak sahip olur.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi derin sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Üçer.

Önerinin aleyhinde söz isteyen Fikri Işık, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin Meclis araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, YİBO’lar, yani yatılı bölge okulları Anadolu’muzun en ücra köşesindeki yavrumuzun eğitimden mahrum kalmaması, çağın dışında kalmaması, onun nitelikli bir birey olarak toplumda yer alması amacıyla, gerçekten eğitim imkânlarının götürülemeyeceği köylerdeki yavrularımızın eğitim olanaklarına kavuşturulması amacıyla kurulmuş okullardır ve şunun gerçekten altını çizmek gerekir ki, bu okullarda bugüne kadar çok önemli eğitim hizmeti verilmiştir ve binlerce, on binlerce yavrumuz bu okullardan yetişerek ülkemizin ve milletimizin hizmetine katkı sağlamıştır. Bu noktada YİBO’ların gerçekten Türkiye’deki özellikle dar gelirli, özellikle kırsal kesimdeki yavrularımızın okuması noktasındaki katkısını inkâr etmek mümkün değildir.

Elbette ki şunu özellikle vurgulamalıyız: Çağ değişiyor, çağ gelişiyor, gelişen çağın şartlarına göre YİBO’ların da mutlaka bir değişim ve dönüşüm geçirmesi mutlaktır, muhakkaktır. Zaten bunu çok iyi bilen İktidarımız, iktidara geldiği günlerde öncelikli olarak YİBO konusunu ele almıştır.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, YİBO’lar, AK PARTİ İktidarıyla gündeme geldiğinde pek çok sorunu içerisinde barındıran kurumlardı ancak çok önemli adımlar atılmakla bugün YİBO’lar çok çok daha iyi bir noktaya gelmiştir. Öncelikle, fiziki şartlar YİBO’larda önemli bir değişime uğramış, önemli birtakım iyileştirmeler YİBO’larda yapılmıştır.

Eğitim kadrosu ülkenin imkânları ölçüsünde güçlendirilmeye çalışılmış; öğrencilerimizin fiziki şartlardan, beslenmeden kitap ihtiyacına kadar, gıda ihtiyacına kadar, giyim ihtiyacına kadar pek çok ihtiyacı devlet tarafından ücretsiz karşılanmıştır.

Tabii, bugün Anayasa paketini görüşeceğiz, bugün asıl gündemimiz Anayasa ancak şunu özellikle vurgulamadan sözlerimi bitirmek istemiyorum. YİBO konusunda Hükûmetimizin ve Millî Eğitim Bakanlığımızın yeni bir yaklaşımı var, o da şu: Kendi evinden, sıcak aile yuvasından okullara gitme imkânı olan tüm bölgedeki YİBO’larda okuyan yavrularımızın ailelerinin yanında kalmasını teşvik etmek. Bir örnek vermek istiyorum: Ben Kocaeli Milletvekiliyim. Kocaeli’nde 1 tane YİBO vardı, Akmeşe bölgemizde ama bizim mevsim şartlarımız, özel şartlarımız çocuklarımızın evlerinden taşımalı sistemle götürülmesine müsait olduğu için YİBO’nun kapatılma kararı alındı. Bütün yavrularımız taşımalı sistem kapsamında kendi yuvalarından sabah alınıyor, öğlen yemekleri ikram ediliyor, akşam da yavrularımız tekrar taşımalı sistem kapsamında evlerine bırakılıyor. Bunun mümkün olmadığı bölgelerdeki, özellikle kış şartlarımızın ağır geçtiği, özel durumların olmadığı bölgelerdeki YİBO’larla ilgili çalışmaların devam ettiğini de çok iyi biliyoruz. Bu sorun, elbette, eğitim sorunu olduğu için, çocuklarımızın geleceğinin sorunu olduğu için, hepimizin sorunudur. Buna bigâne kalmak durumumuz yoktur.

AYLA AKAT ATA (Batman) – YİBO’ları kışlaların içinden çıkarmak lazım.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ancak, Millî Eğitim Bakanlığımızın bu konudaki çalışmalarının devam etmesi ve bu konuda gerçekten önümüzdeki süreçte çok daha güzel sonuçların alınacağına inanıyorum.

Bu sebepten dolayı, hem Meclis gündemimizin Anayasa değişiklik paketine odaklanmış olması ve hem de Millî Eğitim Bakanlığımızın bu konudaki çalışmalarının bir değerlendirilmesi noktasında önergenin aleyhinde olduğumu bildiriyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Önerinin lehinde söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BDP’nin grup önerisi üzerinde söz aldım. Gerçekten, yerinde ve anlamlı bir öneri. Sayın Milletvekilim biraz önce “Meclisin gündemi Anayasa, YİBO’larla uğraşacak vaktimiz yok” demese de o minval üzere konuştu ama Sayın Milletvekilim, bilmenizi isterim ki, o YİBO’larda bu cumhuriyetin geleceği olan çocuklarımız geleceğe hazırlanıyor ve maalesef, çok kötü şartlarda, çok olumsuz şartlarda hazırlanıyor.

Sayın Milletvekilim az önce özellikle AKP ile birlikte YİBO’larda çok iyi gelişmeler olduğunu, çok olumlu işlerin yapıldığını, özellikle fiziki şartlar konusunda, diğer konularda çok büyük mesafe alındığını söyledi. Sayın Milletvekilimin bu söylediğini defaatle Sayın Başbakan da, Sayın Millî Eğitim Bakanı da her gittikleri yerde, her vesileyle söylerler. Birisi der ki: “140 bin derslik yaptık.”, birisi “Bütün bilişim teknoloji sınıflarını biz kurduk.” der. Bunlar yanlıştır, bunlar millete yanlış bilgi vermektir, daha Türkçesi bunlar millete yalan söylemektir.

Bir kavas arkadaşımı da rica ediyorum yanıma. Sayın Işık “Fiziki şartlarını çok iyi hâle getirdik.” dediğiniz YİBO’larla ilgili ben size bir utanç ve ibret belgesi sunuyorum. Bakın şu fotoğrafa, siz yakınsınız, görüyorsunuz… Bakın şu fotoğrafa, görüyorsunuz... Bakın şu fotoğrafa… Bakın şu fotoğrafa ve bakın… Bir kavas rica ediyorum buraya, şunu Sayın Fikri Işık’a verin.

Sayın Milletvekilim, sizin “Düzelttik, iyi yaptık.” dediğiniz bu fotoğraf Bingöl ili -Sinop’ta değil- Kiğı ilçesindeki bir yatılı ilköğretim bölge okulunun son hâlidir, on gün önceki hâlidir. Bana göre, bir iktidar için, bu çağda, bu teknoloji, bilişim çağında, Türkiye’nin içinde bulunduğu şu süreçte sadece ve sadece bir övünç kaynağı değil, milletin gözüne bakamayacak hâle gelecek şekilde, başınızı yere eğdirecek, hepinizin utanmasına vesile olacak bir tablodur. Eğer “Bu fotoğraflar gerçek değil.” derseniz onu bilmem ama ben sizi temin ederim ki bu fotoğraflar Bingöl ilinden daha yeni geldi.

MİTHAT EKİCİ (Denizli) – Bir tane olabilir.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir tane değil.

Şimdi, sayın milletvekilleri, ben okul müdürlüğünden Parlamentoya gelmiş bir arkadaşınızım.

Şimdi, yatılı ilköğretim bölge okullarının mazisi 1958’lere gider, Türkiye’de 1958’e kadar köylerde, büyük kısmında, yüzde 50’sinde bir, iki ve üçüncü sınıflardan müteşekkil ilkokullar, bir kısmında da birden beşe kadar ilkokullar kısmen varken, ulaşım şartları vesaire düşünülerek ilk defa 1958’de Adana Ceyhan Mustafabeyli kasabasında bir yatılı okul yapmış bu devlet, 1958. Sene 2010 ve 1963 yılından itibaren yatılı kız öğrenciler de bu okullara alınmaya başlamış.

Sayın milletvekilleri, bilmenizi istiyorum, bugün itibarıyla, 2009-2010 öğretim yılı itibarıyla Türkiye’de beş yüz yetmiş dört adet yatılı ilköğretim bölge okulu vardır. Bundan üç sene öncesine kadar bunlar ikiye ayrılıyordu: Pansiyonlu ilköğretim okulu, yatılı ilköğretim bölge okulu. Şimdi, hepsine “YİBO” diyoruz.

YİBO, felsefe olarak karşı çıktığımız bir anlayış değildir ama bir ülkede -mesela Amerika’da ve Avrupa’da da taşımalı sistem var- birleştirilmiş sınıflı okul var, bir ülkede ikili eğitim yapan okul var, bir ülkede normal okul var, bir ülkede YİBO var. Bu kadar çeşitlilik seksen yedi yıllık cumhuriyet tarihimizde şimdiye kadar çoktan çözmemiz lazım gelen bir tabloydu. Diyeceksiniz ki: “Efendim, bu bizim şeyimiz değil, bizden önce bu hâle gelmiş.”

Size daha vahim bir şey söyleyeyim sayın milletvekilleri: Türkiye’nin geleceği olan çocuklarımızın eğitim aldıkları okulları konuşuyoruz. Döneminizde ikili eğitim yapan okul sayısı arttı mı, azaldı mı? Şimdi, Başbakan her vesileyle “140 bin derslik yaptık.” diyor. Şimdi zamanım yeterse rakamları vereceğim. Yahu bu da bir ayıptır, döneminizde ilköğretimde, ortaöğretimde ve hatta hatta okul öncesinde de -ki, okul öncesindeki ikili eğitim hiçbir pedagojik yaklaşımla izah edilemez- ikili eğitim yapan okul sayıları artmıştır. Siz daha neyle övünüyorsunuz? Gelip sekiz yıl sonra şunu deseydiniz de ben de sizi alkışlasaydım: “Ey milletvekilleri, ey milletim, bak sekiz yılda ikili eğitimi bitirdik, sabahçı-öğlenci diye bir kavram kalmadı.” deseydiniz de, ben de oradan bir eğitimci olarak sizi alkışlasaydım. Ama şimdi sizi eleştirmek zorundayız. Yanlış yapıyorsunuz. Her işte yanlış yaptığınız gibi, eğitim alanında da baştan sona yanlış yapıyorsunuz.

Sayın Bakan dâhil, Sayın Başbakan dâhil, istediğiniz ortamda, istediğiniz zeminde gelin şu eğitimi bir tartışalım, gelin şu atanmayan 300 bin öğretmenin trajik durumunu, sosyolojik durumunu bir tartışalım, gelin -BDP’nin verdiği önergeyi destekliyorum- YİBO’ların içinde bulunduğu durumu bir tartışalım.

YİBO, geleceğe öğrenci hazırlamıyor sayenizde; YİBO, psikolojisi bozulmuş çocuk hazırlıyor; YİBO, ruh sağlığını kaybetmiş, bütün temel değerleri kaybetmiş çocuklar yetiştiriyor. Cumhuriyetin niteliklerini, cumhuriyetin özünü, ruhunu reddeden çocuklar yetiştiren YİBO’lar, biliyoruz. Niye oluyor bu? YİBO müdürü olmak için imam olmak lazım. İmam-hatip, ilahiyat mezunuysanız YİBO müdürü olursunuz.

Sonra bu YİBO’larda zorunlu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Ayıp oluyor ama!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya rica ederim, yedi yaşındaki çocuk gece zorla sahura kaldırılır mı? Bunu Allah kabul etmez, Allah kabul etmez bunu. Altı yaşındaki çocuğu sahura kaldırıp oruç tutmaya zorluyorsunuz, böyle şey olur mu?

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Bağırma, bağırmadan konuş!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Ayıp oluyor ama.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, konuşma yeri burası… (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Sayın Hatibe müdahale etmeyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İç Tüzük’ü açın, 157, 158, 159’uncu maddelere bir bakın.

Şimdi, sayın milletvekilleri, YİBO’lar her bakımdan tam bir perişanlıktır. Uşak Eşme’de yaşanan olayı unutmadık. Yenilerinin yaşanmasını istemiyoruz da sizi onun için burada eleştiriyoruz. O kaybolan çocuk, orada feci felaket bir şekilde yaşamını yitiren çocuk bizim çocuğumuz. Benim çocuğum kadar değerli ve önemlidir, siz öyle görmüyorsanız ben onu bilmem. Ben Eşme’de yaşanan trajediye böyle bakıyorum, bir öğretmen olarak böyle bakıyorum, bir baba olarak böyle bakıyorum, bir milletvekili olarak böyle bakıyorum. Ha siz diyorsunuz ki: “Aman canım çocuktan bol ne var.” Böyle şey olur mu?

Sayın milletvekilleri, gelişmiş Batı ülkelerinde böyle bir manzara istifa sebebidir, istifa sebebidir, okul müdürünün, ilçe millî eğitim müdürünün, il millî eğitim müdürünün istifa sebebidir.

Şimdi bir YİBO’da -bütçecilerin bilmesi lazım- M cetvelinde sabah, öğlen, akşam yemeği için ayrılan iaşe parası kaç lira? Sayın Taşar biliyor musunuz?

CEMAL TAŞAR (Bitlis) – Yüzde 300 artırdık.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kaç?

BAŞKAN – Sayın Altay lütfen, Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bakın “Yüzde 300 artırdık” diyor. Bugün M cetvelini açın bakın sabah kahvaltısı, öğlen yemeği, akşam yemeği 4 lira 20 kuruş. (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu da yüzde 300 artmış hâli. Demek AKP’den önce çocuklar YİBO’da aç duruyormuş, açlık grevi yapıyormuş, böyle şey olur mu?

Sayın milletvekilleri, zamanım azalıyor.

Şimdi, bu YİBO’ların ne kadarı boş? Yüzde 25’i boş. Yaklaşık 265 bin öğrenci YİBO’larda eğitim-öğretim görüyor ama Türkiye’deki YİBO kapasitemiz bunun yüzde 25’i daha fazla. Niye boş? O, daha vahim bir durum.

Burada, Sinop’tan bir örnek vereyim: Sinop’ta Tekir Yaylası var, Sayın Hocam bilir. Yahu, Tekir Yaylası’na YİBO yapılmış. Yapanlar da benim hemşehrim, bir şey demem ama yahu, orada öğretmen de durmaz, öğrenci de durmaz, kimse durmaz; başka sebepler de var. Yeşiloba’da bir YİBO binası yapılmış, yarım bırakılmış.

Şimdi, nerede sizin eğitim planlamanız? Eğitim planlamanız nerede sayın milletvekilleri?

Şimdi bakın -ama planlama yerine başka şeyler hesaplıyorsunuz- haziran ayında SBS var. Türkiye buraya kilitlenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bunu geçende de söyledim ama önemli bir konu olduğu için tekrar söylüyorum: Nisanın 2’sinde Ortaöğretim Kurumları Geçiş Yönergesi’ni değiştirdiniz, dediniz ki: “Her ne sebeple, her ne şekilde olursa olsun, uluslararası yarışmalara katılan, derece alan öğrencilere ek sınıf puanı verilir.”

Varsayın bir çocuğun, sekizinci sınıftaki bir çocuğun SBS toplamı 500’e ulaştı. Maksimum sınır 500’dür ve bu çocuk bir organizasyonla bir yere gitti, bir dış ülkeye gitti ve başarılı oldu, ek puan oldu. Bu çocuğun puanı 520’ye kadar çıkabiliyor. Matematiği de katlettiniz! Böyle şey olur mu, böyle sınav olur mu?

Geçen söyledim, Türkiye’ye buradan sesleniyorum: Ey millet, çoluk çocuğunuzun hakkı gasbediliyor. Çorlu’da 20 tane öğrenci Amerika’ya gitti, derece aldı, ek puan aldı. Böyle şey olur mu sayın milletvekilleri? Adınız “Adalet” ama yaptığınız hiçbir işin adaletin kenarından geçen bir yanı yok. Böyle bir manzara olmaz. Ben bir eğitimci olarak bu yaptıklarınızdan üzülüyorum, bir eğitimci olarak bu yaptıklarınızdan utanıyorum.

Öneriyi destekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde söz isteyen Avni Erdemir, Amasya Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin YİBO’ların sorunlarının tartışılmasına dair grup önerisinin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yatılı bölge ilköğretim okulları elbette bir ihtiyaçtan doğmuş okullarımızdır. Amaç, Edirne’den Kars’a kadar hiçbir yavrumuzun eğitim hakkından mahrum kalmamasıdır.

Anadolu’nun ıssız köylerinde, kentlerinde, beldelerinde kendi kendine açıp solan çiçekler olmasın diye YİBO’lar açılmış, YİBO’lar büyütülmüş, teşvik edilmiştir.

Yeteri kadar öğrencinin olduğu köylerimizde, beldelerimizde, mümkün olduğu kadar okullarımızı açık tutup okulumuzun o köylerde, beldelerde bir ışık olarak yanmasına özen gösterdik. Öğrenci sayısının yetersiz olduğu köylerimizde, coğrafi şartlar sebebiyle taşımanın mümkün olmadığı köylerimizde çocuklarımız mutlaka eğitim hakkından yararlansın diye YİBO’ları kurduk.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Zihniyete bak, zihniyete…

BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri…

AVNİ ERDEMİR(Devamla) – İlköğretim okulunu, YİBO’ları bitiren öğrencilerimiz…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz kurmadınız, sizden önce de vardı YİBO’lar.

BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen…

AVNİ ERDEMİR(Devamla) – …YİBO’ları bitiren öğrencilerimiz liseye giderken onlara yatılı okullarda kalma imkânlarını verdik.

Değerli arkadaşlarım, bu sayede, binlerce öğrencimiz eğitim hakkından mahrum kalacakken YİBO’lar sayesinde eğitimle öğretimle buluştu.

Elbette, bu okulların sıkıntısı yok…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – O zaman bu okullar…

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen sabredin.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – …bütün problemler çözüldü, zorlukları yok demiyoruz. Yedi yaşında bir çocuğun yerinin ailesi olduğu, annesinin babasının yanı olduğunun da bilincindeyiz. Ancak söz konusu olan, çocuğun eğitim hakkı ise, çocuğun geleceği ise, taşıma mümkün değilse, ailelerimiz elbette bu ayrılığa katlanmışlardır. Bu vesileyle, bu okullarda bu yavrularımıza aile sıcaklığını hissettirmemiz, mutlu bir şekilde onları geleceğe hazırlamamız elbette zorunludur ve devletimizin görevidir. Hükûmetimiz işte bu bilinçle YİBO’lara gereken ilgiyi, desteği göstermiş, ihtimamı göstermiş, okulların fiziki şartlarını geliştirmiş, koğuş sisteminden oda sistemine geçişi sağlamış ve iaşe bedellerini yüzde 300’ün üzerinde artırmıştır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – 4 lira 20 kuruş… Allah’tan kork, Allah’tan!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Bu sebeple, sevgili dostlarım, değerli arkadaşlar, biraz önce arkadaşlarımız tabii, görüşlerini ifade ettiler.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Doğruları ifade ettiler, lütfen, görüş meselesi değil.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Bizim AK PARTİ İktidarında Allah’a şükür başımızı eğecek, utanacak hiçbir icraatımız olmadı. Her şey kötü, her şey yanlış mantığının ne kadar doğru olduğunu milletimiz takdir ediyor. Cumhuriyetin değerleriyle AK PARTİ İktidarının hiçbir problemi olmadığını, bilakis cumhuriyetimizin vizyonu olan çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmış bir Türkiye’yi ancak AK PARTİ İktidarının inşa edeceğini de milletimiz yine biliyor.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Bravo!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerimizi İngilizce öğretmeni, sınıf öğretmeni, din kültürü öğretmeni diye tasnif etmenin ne kadar yanlış olduğunu da yine öğretmenlerimiz ve milletimiz de takdir ediyor.

Değerli arkadaşlarım, muhalefet her gün yeni bir grup önerisi getiriyor. Muhalefetin grup önerilerini Meclisimiz görüşmeye kalksa inanın sadece bir muhalefet partisi grubunun önerisini seçime kadar görüşemeyiz.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Size mi soracağız be?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Bu vesileyle ben diyorum ki muhalefetin getirdiği… Evet, muhalefete göre getirdiği her öneri doğru, AK PARTİ İktidarının Meclise taşıdığı her öneri yanlış. Bunun da yanlış olduğunu yine milletimiz takdir ediyor.

Ben bu vesileyle Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyorum.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Zaten çocuklar sizin probleminiz değil.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Milletimizin sabırsızlıkla beklediği Anayasa değişikliğini ben de sabırsızlıkla bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdemir.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden evvel yoklama talep ediyorum.

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım ancak oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Sayın Anadol, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Sevigen, Sayın Özyürek, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Karaibrahim, Sayın Ateş, Sayın Koçal, Sayın Bingöl, Sayın Yazar, Sayın Ekici, Sayın Güvel, Sayın Yalçınkaya, Sayın Arıtman, Sayın Altay, Sayın Arat, Sayın Akıncı, Sayın Seçer, Sayın Hacaloğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/575) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- (10/391) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                                          20.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 20.04.2010 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                       Mehmet Şandır

                                                                                                                             Mersin

                                                                                                              MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/391 esas numaralı, “Esnaf ve Sanatkârlarımızın yaşadığı sorunların tespiti ile çözüm yollarının bulunması için” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 20.04.2010 Salı günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ertuğrul Kumcuoğlu, Aydın Milletvekili.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda büyük bir uğultu var.

Buyurun Sayın Kumcuoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz sonra o gürültü kesilecektir ben konuşmaya başlayınca, ondan emin olabilirsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Egemenlik Haftası’nın başlangıcında, bu yüce Meclisin kurulmasında ve oluşmasında hizmeti ve emeği geçen değerli büyüklerimizi rahmetle anıyorum, saygıyla anıyorum. Yaptıkları, ortaya çıkardıkları büyük eser önünde huşuyla eğiliyorum.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; şu kâğıda dikkatlice bakar mısınız… Bu kâğıtta, dün Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ın Anayasa görüşme süreciyle ilgili önerisi var. Bu sabah Meclisten kaçta ayrıldınız? Sabaha karşı yedide. Kaçta yatağa girdiniz? Sekiz-sekiz buçukta. Kaçta kalkmak durumunda kaldınız? On bir buçuk-on ikiye doğru. Ne kadar uyuyabildiniz? Üç-dört saat.

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, bir saniye.

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım, Sayın Hatibin konuşması anlaşılamamaktadır.

Buyurun Sayın Kumcuoğlu.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla)- Gelin, bu noktada biraz aklı durultalım. Neden? Neden bu Anayasa’yı bu kadar yoğun bir tempoda on güne sığıştırıyoruz da on beş günde konuşmuyoruz? Sizin üstünüzde bu iradeyi koyan, sizi bu yönde yönlendiren kişi ne yapmak istiyor? Sizi sağlıklı düşünmekten alıkoymak istiyor. Siz uykusuz kalasınız, yorgun olasınız, sağlıklı düşünüp sağlıklı karar veremeyesiniz, o ne emrederse onu yapasınız diye sizi oyuna getiriyor. Onun için, bu kâğıdın birer fotokopisini alın. 2011 yılı yazında çoğunuz burada milletvekili sıfatıyla görevli olmayacağı için yaz tatilinde bu kâğıda bakar, nasıl bir oyuna getirildiğinizi daha iyi anlama fırsatını bulursunuz.

Peki, Sayın Başbakan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan niye sizi sağlıklı düşünmekten, doğru düşünmekten alıkoyacak bir strateji izliyor? Çünkü dikkatlerinizi bir yerden uzaklaştırmak istiyor. Nereden uzaklaştırmak istiyor? Cambaza bakma oyununda sizin neyi görmenizi istemiyor? Bizim neyi görmemizi istemiyor? Medyanın neyi görmesini istemiyor? Türk halkının neyi görmesini istemiyor? Ekonominin içinde bulunduğu durumu görmenizi istemiyor. Ekonominin içinde bulunduğu kötü durumu anlamanızı istemiyor. Onun için, sabahlara kadar burada sizi yoruyor, üzüyor, ondan sonra kendisi orada keyfine bakıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, “Tarım kenti Aydın’da çarşı pazarda âdeta yaprak kıpırdamıyor.” yerel gazete. “Aydın’da ASTİM’de durum vahim. Aydın Sanayi Ticaret Merkezi Organize Sanayi Bölgesinde kriz nedeniyle bugüne kadar 510 kişinin işten çıkarıldığı öğrenildi. Birçok fabrikanın da üretimi durdu.” Aydın… “Aydın’da 36 bin kişi icralık. İcra takibine uğrayan kişi sayısının 2009 yılında bir önceki yıla göre yüzde 30 arttığı söyleniyor.” İcrada olanlar kim? Esnaf ve sanatkârlar.

Bir başka gazete: “Hacizler patladı. Geçen yıl haczedilen eşya sayısı ve miktarıyla bu yıl arasındaki fiyat ve eşya sayısında 5 kat artış var.”

Bir başka gazete haberi: “İzmir’de toplam 27 icra dairesi var. Her bir dairede 30 bini aşkın dosya var. Haciz için ancak on beş gün, bir ay sonrasına gün alabiliyorsunuz.”

İşte krizin fotoğrafı, “Türkiye’nin tekstil devlerinden –ismi zikretmiyorum- falanca firma 20 milyon lira değerindeki fabrikası alıcı çıkmadığı için icra kanalıyla 2,8 milyon liraya satılıyor.”

Bir başka gazete haberi, isim vermiyorum, isteyen benden alabilir: “Faiz sarmalından en kısa sürede kurtulmak isteyen çok sayıda yatırımcı işletmesini de değerinin çok altında fiyat koyarak müşteri için cazip hâle getirmeye çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir İnternet sitesinde, müşteri bekleyen yağ fabrikası, yedi yıl önce yaklaşık 40 milyon dolar gibi bir maliyetle hizmete girmesine rağmen, şimdi 19 milyona müşteri bulamıyor.” Yani Türkiye’de esnaf, sanatkâr, iş adamı, sanayici müşkül durumda. Nereden belli? Bir başka gazete haberi: “Kriz iş adamlarının ruh sağlığını bozdu, psikiyatra gidenlerde 5 kat artış oldu.” “Torbalı’nın hastalığı bulundu.” Torbalı’da intihar salgını baş göstermiş, İzmir Sağlık Müdürlüğü psikiyatrist görevlendirmiş, oraya gitmişler. Tespit gayet basit: “Hastaların ortak problemi işsizlik ve evde boş oturmak. İşsiz olan ve boş oturan kimseler intihara teşebbüs ediyor.”

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge, Türkiye’de esnaf ve sanatkârların sorunlarının bu Meclis tarafından özel bir araştırmaya konu yapılmasına yönelik bir önergeydi ve Türkiye’de esnaf ve sanatkârın durumu bu. “‘Aç mezarı yok’ sözü Nazilli’de yalan oldu.” Bakın, sadece psikiyatra gitmiyor insanlar. “Kredi borcu intihar ettirdi. Nazilli ilçesi İsabeyli beldesinde marangozluk yapan falanca kişi kredi borçlarından dolayı bunalıma girdi ve intihar etti.” Bir başka esnaf aynı akıbete uğramış ve işin ilginç tarafı, yine Nazilli’de bir esnafımız intihar etmiş iş yerinde ve not bırakmış. Ne demiş biliyor musunuz? “Kriz bana teğet geçmedi.”

Şimdi, tabii, Aydın, Adalet ve Kalkınma Partisine oran olarak 2007 seçimlerinde en az oyu veren il. O bakımdan, diyebilirsiniz ki, Adalet ve Kalkınma Partisi de Aydın’ı ve Aydınlıyı cezalandırıyor. Olabilir ama bu sadece Aydınlının sorunu değil. Durum Şanlıurfa’da da aynı, İzmir’de de aynı. Bu durumda arkadaşlar, Türkiye’de işçinin, çiftçinin, köylünün, esnafın, sanatkârın durumu çok kötü. Dolayısıyla, siz bu insanların çaresizliğine çare aramak yerine, burada koskoca Meclisi ve 72 milyonluk Türk milletini cambaza baktırmak siyasetini ilelebet sürdüremezsizin. Bir kişiyi her zaman aldatabilirsiniz, çok kişiyi bir defa aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız. Bunun hesabı yakın bir gelecekte sandıkta görülecektir.

Değerli arkadaşlarım, esnaf kimdir? Esnaf bu ülkede orta direktir. Esnaf Türkiye’de bu toplumun bel kemiğidir. Bugün bir gazetede okudum, bir yazar diyor ki: “Sayın Tayyip Erdoğan Turgut Özal’ın devamıdır.” Turgut Özal bütün siyasetini ve ekonomi politikasını orta direğin üzerine kurdu, siz orta direği yok ediyorsunuz. Orta direk bu memlekette millî ve ahlaki değerlere, dinî değerlere sahip çıkan kesimdir. Eğer herhangi bir şekilde bu ülkede esnaf ve sanatkârı yok ederseniz ülke bütünüyle sıkıntıya girer, millet bütünüyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Onun için, gelin, hep beraber, böyle ketenpereye getirilmiş Anayasa düzenlemesi gibi çalışmaları bir taraf bırakalım, bu memlekette dikkatlerimizi, emeklerimizi ekonominin üzerine teksif edelim. Ekonomi kötü durumda. Binlerce insan aç, işsiz. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce esnaf kepenk kapatıyor.

Esnaf, Sayın Başbakana diyor ki: “AVM’ler, alışveriş merkezleri pazar günleri kapansın.” O da diyor ki: “Bakkallığın devri kapanmıştır.” “O zaman ne yapalım?” “Benim vatandaşım pazar günleri oraya gidiyor, eğleniyor, ben o imkânı elinden alamam.” “O zaman pazartesi günlerini tatil yapmayı düşün. Dünyanın pek çok yerinde lokantalar, çeşitli esnaf ve sanatkâr kurumları, ticarethaneler pazartesi kapalı olur.” “Hayır…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayınız Sayın Kumcuoğlu.

Buyurun.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla) – “Ben esnafın derdini dinlemeyeceğim, ben esnafın sorunlarıyla ilgilenmeyeceğim, ben kendi bildiğimi yapacağım, ben burnumun dikine gideceğim.” yaklaşımı bu memleketin hayrına değil. Gelin bizim bu önergemize “evet” deyin, hep beraber, el birliğiyle Türkiye ekonomisinin ne durumda olduğunu dört başı mamur inceleyelim, değerlendirelim, ne gibi önlemler alabiliriz ve bu memleketin orta direğini nasıl kurtarabiliriz, bu ülkenin geleceğini nasıl teminat altına alabiliriz; bunları tartışalım, görüşelim.

Bu görüş ve düşüncelerle, bu önergemize “evet” diyeceğinizi umuyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetini saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kumcuoğlu.

Önerinin aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Sayın Şandır, usulen söz aldım, yoksa esnafımızın, zanaatkârımızın, bizler de yanındayız, bizler de bizzat kendim iki araştırma önergesi verdim ve 2 milyonu aşkın esnafımızın ve zanaatkârımızın özellikle Anadolu gibi tarihî kökleri olan ülkemizde çok büyük bir zenginlik olduğunu düşünüyoruz ve çok ciddi sorunlarla da boğuştuklarını düşünüyoruz ve bir ata, bir Tillolu

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu önergeyi gündeme alalım değil mi Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Tillo’yu bilen var mı içinizde bilmiyorum ama İsmail Fakirullah’ın bir sözüyle bir şey söylemek istiyorum, diyor ki: “Anlarsa, uzağım yakınım; anlamazsa, yakınım uzağımdır.” Bu kadar. Yani bir siyaset, bir siyasi iktidar eğer kendi felsefesini ve çerçevesini koyduğu zaman, toplumun en dinamik iki kesimi olan çalışanlar, yani işçi ve memurlar ağırlıklı olarak, esnaf ve sanatkârların sorunlarını gündemine almadığı zaman, 2 milyon, artı 15 milyon çalışan, 20 milyon yani Türkiye’nin büyük çalışan kesimi.

Şimdi, burada, çok açık olarak, bölgelere göre esnafın, sanatkârların durumu değişiyor. Örneğin, Konya’dan, Niğde’den, Nevşehir’den, Mersin, Adana, Osmaniye, Antakya, Gaziantep, Şanlıurfa ve Güneydoğu bölgesine kadar çok sayıda şoför esnafımız -tır, tanker, nakliye, taksicilik- yine, Türkiye’de sayıları oldukça çok olan ve sarı sarı taksileriyle metropol kentlerimizdeki taksici şoför esnafımız, yine, uluslararası alanda çalışan tır, turizm şoförleri, şehir taşımacılığında görev yapıp can taşıyan insanlarımız; evet, çok zor görevler yapıyorlar ama binlerle ifade edilen bu esnafımızın korsan taksilerden haksız rekabete, vergilerin insafsızlığından cezaların cenderesine kadar, büyük şehirlerde can kayıplarına kadar, Irak’taki karmaşa ortamında yaşamını yitiren şoförlerimize kadar, yakın zamana kadar Zaho’da yüzlerce taksici esnafının -sınır ticaretinde- bir karton sigara için veya iki tane tıraş kremi için günlerce bekletilmesine kadar, yine, bu esnafımıza -odalarının ve meslek örgütlerinin bütün çabalarına rağmen- yakın zamanda çıkan bir yasayla verilen kredilerin ulaşamamasına kadar çok kapsamlı sorunlar yaşadıklarını biliyoruz.

Örneğin, yakın zamanda KOBİ’lere, küçük KOBİ’lere -KOSGEB daha önce çıkmıştı- tüketici kredisi konusunda düşük faizle, bir yasa çıkardık. Şimdi, vatandaş bu yasayı işletemiyorsa bir sorun var. Örneğin, krediye ulaşım bir sorun, alması bir sorun, kaynağındayken bankaların, diğer kesimlerin haczetmesi ayrı bir sorun, icralık çekler ayrı bir sorun, krediler, banka kayıtları ayrı bir sorun. Ama, sağ olsun Sanayi Bakanı, zaman zaman bize il il gönderir. “Nerede ne yapılmış?” diye ben sordum Ayla Hanım’a; Batman’da 3 kişi bu tür krediden bugüne kadar alabilmiş yani 3 esnaf, Şırnak’ta da bana gelen resmî yazıda 1 kişi almış. O zaman bunda bir sorun var yani koskoca bir vilayet neden bu kadar az işletilebiliyor?

Burada sayıları 2 milyonu bulan esnafın içinde özellikle sanatkâr bir kesim var ki zamana, teknolojiye, bilişime, makinelere direnseler de bu sanatkâr kesimin, ayakkabıcılıktan tutun da kilim dokumaya kadar, kilim dokumadan tutun birçok alana, bakıyorsunuz, son nesillerinin belgeselleri televizyonlarda veriliyor artık. Bunların yaşatılması için bir teşvik, bir destek görmedikleri de ortada.

İşsizlikle ilgili büyük hedefler var, projeler var. Yine, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde işsizlik ve yoksulluk oranlarının düşüklüğü, gelir düzeyi, hayat standardı dikkate alınarak bölgede bir planlamayı düşünüyor musunuz?” diye zaman zaman bu kürsüden konuşurum. Evet, GAP’ta 1 milyon hektar arazinin sulanması için araziler ihaleye verildi. Sayın Bakan bu konuda bir çalışma yürütüyor, zaman zaman bilgi de gönderiyor, soru önergelerimize de cevap veriyor. Gerçekten, 1 milyon hektar arazinin sulanması ne demek? 1 milyon hektar arazi demek, pamuk demek, keten demek, buğday demek, çavdar demek, her şey demek.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – İstihdam demek.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunun getireceği on binlerce esnafı düşünün. On binlerce esnafı ve sulanan bu Mardin Ovası, “Mardin denizi” gibi, Habur’dan Gaziantep’e kadar, bu alanın bu sulama sonrası gelişecek sanayisini, yetişecek esnafının planlandığını düşünün, bir planlama yapıldığını, işte, o yeni bir Gaziantep değil, yeni beş tane Gaziantep yaratılması demektir. Beş tane sanayi esnaflığını bilen, işi bilen, işi Orta Doğu, Afrika ve Irak dâhil Arap ülkelerinde geliştirilecek bir dinamizmle birleştiren, bölgedeki şehirlerle yakın dinamiğini kuran… Çünkü artık, bu tür şehirlerimiz, sanayi kentlerimiz İstanbul gibidir. Nasıl ki İstanbul seksen bir vilayetse inanın Gaziantep de öylesi bir durum.

Şimdi, bu dokuz ili kapsayan bu projede, Sayın Bakan burada, yanımda, 1 milyon hektarın sulanmasını tahayyül edelim ve Devlet Planlama Teşkilatına lütfen bir sorun ve “1 milyon hektarı suladığımız zaman, ne yaşanacak ne değişecek ilk beş yılda, ilk on yılda?” deyin ve sonra şu soruyu sorun: “Siz neden böyle bir planlama yapmıyorsunuz?” Sorun, neden bir planlaması yok? Neden, kalkınmada öncelikli bölgelerin bu potansiyelini yerinde değerlendirmiyorsunuz? Neden eğitimine şimdiden önem vermiyorsunuz? Neden altyapısını şimdiden kurmuyorsunuz? Tarımın getireceği, tarım endüstrisinin hangi alanlarının burada yaşama geçeceği konusunda neden bu bereketli ovalara, Mezopotamya’ya, dokuz ilimize, bu potansiyelle getireceğiniz ve on binlerce insanın çalışacağı alanda kendi sanayisini kuran bir sektörün gelişeceğini, bütün yöredeki, dokuz ilin sanayi ve ticaret odalarından, orada kurulan Dicle Kalkınma Ajansından… Yani, Allah aşkına, bir şey yapıyoruz, orada para harcıyoruz, kanallar yapıyoruz, sulama yapacağız, neden bir plan yok? Bu kadar plansız, bu kadar programsız bir yaşam, hayatın hiçbir yerinde mümkün değildir.

Evet, insanlar yeni çareler aramak zorundadır. Yeni çareler, yeni arayışlar, inanın, yeni kötülükleri de önler. Bacon’un bir sözü bu: Eğer çare aramazsanız kötülükleri de beklersiniz.” der. O zaman, bir mekanizmada sakatlık var. Esnafımıza GAP bölgesinde kalkınma ajanslarımızın yaptığı çalışmaların, özellikle de Habur sınır ticareti, Nusaybin sınır ticareti, sınır anlaşmaları sonrası Halep-Antep arası, Antakya olayı, bütün bunlar dikkate alındığında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …neden sınır ticaretinde belli limitlerle komşu illerin insanlarına ticaret yapma imkânı tanımıyorsunuz? Neden vergi ve cezaları uyguluyorsunuz? Neden kotalar tanımıyorsunuz? Neden serbestî tanımıyorsunuz? Neden Antakya’daki esnaf ile Halep’teki esnaf ortak iş kurmasın? Halep’te de bir dükkân, Antakya’da da bir dükkân olmasın? Nusaybin’de de bir dükkân, Kamışlı’da da bir dükkân olmasın? Cizre’de de bir dükkân, Derik’te de, Suriye Derik’inde de bir dükkân olmasın?

Evet, hayat bu kadar açık. Biz eğer hayatı planlamasını becerirsek sorunları da çözmesini biliriz. Başıboş güç ayrı bir şeydir, bilimin yol göstericiliğindeki güç ayrı şey derler. Işık ve karanlık, aynı anda, aynı yerde olabilir mi? Yalnız sermayeyi savunursanız emekçileri gözetebilir misiniz? Bu dengeyi kuramaz mısınız toplumsal barış için diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

Grup önerisinin lehinde söz isteyen Mehmet Ali Susam, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önerinin lehinde söz almak, sadece bir prosedür gereği lehinde söz almak değil; yürekten söz aldım, yürekten. Bugün Türkiye’nin gerçek konusu bu.

Akşam seyrettim, Başbakan dâhil, burada Anayasa maddeleri 333, 336, 337 oy aldığında alkışlayan AKP’lilerin tavrını ilgiyle izledim. Alkışladıkları şey sonucunda Türkiye’de ne oluyor diye düşündüm. Hangi zafer kazanılıyor? Türkiye’nin hangi ekonomik sorunu çözülüyor? Esnaf, sanatkâr bu ekonomik sıkıntıda bu Anayasa değişikliğiyle ne oluyor diye düşündüm. Sonra düşündüğüm tek şey vardı, Türkiye’nin gündemini değiştirmeye çalışan AKP’nin, kendi gündem değiştirme zaferini alkışlamasından başka bir şey değildi. Siz gündemi değiştirmek istiyorsunuz ama bu değişen gündem, sizi seçimde kurtaramayacak gündemdir.

Az önce Hocam anlattı, çeşitli gazetelerden örnekler verdi, esnafın içinde bulunduğu durumla ilgili örnekler verdi. Dün de Başbakan grupta bir haftada neler yaptığını anlattı, dedi ki: “Esnaf, sanatkârla ilgili olarak toplantı yaptık, Esnaf ve Sanatkârlar Değişim, Dönüşüm ve Destek Paketi’ni açıkladık.” Bir kitap. Bu kitabı inceledim, bu kitapta değişim, destek ve dönüşümle ilgili “cek” ve “cak”tan başka, şu an iş yerini yönetmekte zorluk çeken, hacze düşmüş, çekini ödeyememiş, BAĞ-KUR borcunu ödeyememiş, vergisini ödeyememiş insanların derdine çare olacak bir tane “cek”, bir tane “cak” yoktur.

Ya, arkadaşlar, siz sekiz yıldır iktidardasınız, hâlâ “Yapacağız, edeceğiz.” demek size yakışıyor mu? Siz “Yaptık.” diyeceksiniz, “Ettik.” diyeceksiniz, “Çözdük.” diyeceksiniz. “cak, cak”la konuşmak size yakışır mı?

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Henüz anlayamadılar hangi makamda olduklarını.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Alıştırma yapıyorlar muhalefete.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Sekiz yıllık iktidarda yaptıklarınız şu: Esnaf sayısını azalttınız, esnaf ve sanatkârı icra kapılarına düşürdünüz, bu ülkede sekiz yıldır bir hipermarket yasasını çıkaramadınız. Bakınız, bu 3D paketinde de yazamamışsınız, sonuçta “Çözümler”de “Hipermarket yasasını çıkaracağız.” diye yazamamışsınız. Burada esnafı tehdit eden unsurları yazmışsınız, “hipermarketlerin baskısı” demişsiniz, “Çözümler”de “Hipermarket kanunu çıkacak.” yok.

Peki, arkadaşlar, siz şikâyet makamı mısınız, çözüm makamı mısınız? Siz iktidar mısınız, muhalefet misiniz? Sizin iktidarda sekiz yıldır bu ülkenin ekonomisini getirdiğiniz nokta, köylüyü yok eden, esnafı yok eden, sanatkârı yok eden, orta ölçekli işletmeleri yok eden, sanayiyi durduran, ithalatı azdıran, sıcak yabancı paraya faiz verip ülkenin borcunu sekiz yılda 1 kat artıran, iflas etmiş bir ekonominin temsilcisisiniz. Başka hiçbir şeyiniz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin ekonomi anlayışınız bu, sadece borçlanmak ve ithalata dayalı. Üreten insana saygınız yok, küçük işletmelere saygınız yok.

Az önce Hocam söyledi, “Sayın Tayyip Erdoğan, Turgut Özal’a öykünüyor.” dedi. “Turgut Özal, orta direk derdi.” dedi.” AVM’lerle ilgili Sayın Başbakanın o esnaf toplantısında söylediği sözleri saydı. Evet, aynen katılıyorum. Başbakan ne dedi biliyor musunuz o toplantıda? Ben biraz daha söyleyeyim: “AVM’ler pazar günü kapatılamaz.” dedi. “Benim vatandaşım çocuğunu alıp oraya gidiyor.” dedi. “Geziyor tozuyor, sinemaya giriyor, yiyeceğini yiyor ve oradan taze ve ucuz mal alıp gidiyor.” dedi. Bu ne demektir biliyor musunuz? Taze ve ucuz malı sadece AVM’ler satıyor demektir. Esnaf, taze satmıyor, pahalı satıyor demektir. Böyle bir anlayışı bir ülkenin Başbakanı söyler mi?

Şimdi değiştirmeye çalıştığımız Anayasa’nın 173’üncü maddesi ne diyor? “Devlet, esnaf ve sanatkârı korur ve kollar.”

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O eskidendi…

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Siz, esnaf ve sanatkârı koruyup kollamak değil, yok eden bir anlayışı hayata geçiriyorsunuz. Şimdi değiştireceğiniz Anayasa’da da bir sürü madde koyuyorsunuz. Koyduğunuz maddelerin üç tanesini bir kenara koyayım, biraz sonra söyleyeceğim ama vatandaşın lehine olan maddeleri bile sadece oraya, o üç maddeye oy almak için yazıyorsunuz, hayata geçirmek için değil. Anayasa’nın ruhuna, yazdığınız maddeyi geçirmek lazım hayata.

Siz bu ülkede işsizliğin sanal olduğunu söylerseniz size kimse inanmaz. “İşsizlik var.” diyen bu ülkenin gerçek girişimcisini susturmaya çalışıyorsunuz. Sizin bu baskınız karşısında TESK konuşamıyor. Şu boş olan “cek, cak”a TESK sesini çıkaramadı. Türkiye Odalar Borsalar Birliği konuşamıyor. Başkanı çıkıp da yaptığı toplantının ortak bildirgesini açıklayamıyor. Neden? Sizin bugün çok bahsettiğiniz, “demokrasi, insan hakları, özgürlükler” dediğiniz konuda o insanların -meslek örgütünün başkanı olarak- özgürlüklerini kıstığınız için konuşamıyor.

Korkuyor insanlar, sindirdiniz insanları, korkuttunuz. Sizin İktidarınızı eleştirmekten insanlar korkuyor, meslek örgütleri korkuyor, basın korkuyor. Böyle bir demokrasi anlayışı olur mu? Bu ülkeyi götürmeye çalıştığınız yer, bu yaptığınız Anayasa değişiklikleri, sizin karşınızda olabilecek son noktaları da ele geçirmedir. Onun için, bugün esnaf ve sanatkâr her şeyi görüyor. Onların örgütleri konuşamayabilir, Türkiye Odalar Borsalar Birliği açıkça bunu söyleyemeyebilir ama seçim sandığı geldiğinde, o seçim sandığında o insanların vicdanı oya dönüştüğünde sizin sekiz yıllık İktidarınızın onlara verdiği tahribatın hesabını soracaklardır. Hiç bundan tereddüdüm yok.

Değerli arkadaşlar, sizlere vicdanen şunu söylemek istiyorum: Gidişiniz doğru bir gidiş değil. Üreten insanların oylarıyla geldiniz, esnafın, sanatkârın oylarıyla geldiniz, köylünün oylarıyla geldiniz ama onlara yıkım, yoksulluk, icra, borçlarını ödeyememe, vergiler ve sigorta borçları karşısında çaresizlikten başka hiçbir şey vermediniz. Böyle bir iktidarın zulmü karşısında bu insanlar, inanın ki, gerekli olduğu zamanda, gerekli cevabı vereceklerdir.

Bırakınız Anayasa değişiklikleriyle toplumun gündemini değiştirmeyi, gerçek gündem -size söylüyorum- üç tane: Hemen esnafın vergi borçlarını erteleyin. Hemen BAĞ-KUR, sigorta, sosyal güvenlik borçlarını erteleyin. Üçte 2’si, esnafın, BAĞ-KUR ve sigorta borçlarını ödeyememiş durumda, vergi borçlarını ödeyememiş durumda. Kredi Garanti Fonu’nu işletebildiniz mi arkadaşlar? Kredi Garanti Fonu’ndan insanlar kredi alabiliyor mu? Bankalarda sicilin affını yaptınız, bankadan sicil affı geçerli olup da esnaf banka kredisi alabiliyor mu? Hangi esnaf doğru dürüst kredi alabiliyor? Bunu yapın, bunu hayata geçirin.

Çok açık, hipermarket yasasını çıkarın AVM’lerin güçlü lobileri karşısında hemen pes etmek yerine. Bak, burada tasarınızda vardı, açılış günlerinin açılış ve kapanış saatlerini belediyeler verecekti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Susam, lütfen tamamlayınız.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Başbakan son yaptığı açıklamada -arkasından Sanayi ve Ticaret Bakanının da yaptığı açıklamayla- “Hayır, pazar günleri kapatmak yok, yok. Alışveriş merkezleri açık olacak.” dedi.

Arkadaşlar, burada pozitif ayrımcılık koyuyoruz. 1’inci maddede, Anayasa’nın 1’inci maddesinde kadın-erkek eşitliğinde kadının lehine pozitif farklılıklar koyduk. Büyük alışveriş merkezlerine karşı küçük işletmelere pozitif ayrımcılık koymak sizin göreviniz değil mi? Anayasa’nın size yüklediği görev değil mi? Alışveriş merkezlerinin acımasız baskısı karşısında şehir içlerinde o küçük işletmeleri yaşatmak, onlara destek vermek bu Parlamentonun görevi değil mi? Türkiye’nin birinci sorunu bu değil mi? İşte, sorun bu ama ne kadar sorunları erteletmeye çalışırsanız çalışın, sizin iktidar olarak, son sözü söyleyecek olan seçimde esnaftan alacağı cevap açıktır. İktidarınıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Susam, teşekkür ediyorum.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Son sözümü söyleyecek, kapatacağım.

BAŞKAN – Süre verdim Sayın Susam.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Tamam, toparlıyorum.

Alacağınız cevap şudur: Esnaf size sandıkta gerekli cevabı verecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdulkadir Akgül, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Akgül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, konuşmamın başında, özellikle konuşulanlara cevap verme gibi bir durumum söz konusu değil ama bir iki hususu söylemeden geçemeyeceğim.

Özellikle sınır ticareti ve sınır illerinin ticaret eksikliğinden bahsedildi. İktidarımız döneminde sınır illerimizin ihracatı, özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da çok artmıştır. 2002-2008 arasında, örnek olarak, Hakkâri’nin ihracatı yüzde 4.800, Batman’ın ihracatı yüzde 3.600, Şırnak’ın ihracatı yüzde 6.200, Van’ın ihracatı yüzde 2.400 artmıştır.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Kendi verilerinizle konuşuyorsunuz, sivil toplum örgütlerinin verileriyle konuşun.

ABDULKADİR AKGÜL (Devamla) – Diğer bir konu da Değerli Arkadaşım Mehmet Ali Bey’in söylemiş olduğu söz. En azından yapılanlardan bahsedilerek yapılmayanların tarafımızdan burada söylenmesinin daha uygun olması gerekir. Eğer esnafın vergi ve diğer borçlarını yapılandırmaya veya affetmeye gideceksek önce kendi içimizden başlamalıyız. Mesela İzmir’den esnaf ve sanatkârın vermiş olduğu aidatları affederek veya bu üst kuruluşların çalışmalarını affederek de başlayabiliriz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Milletin kürsüsünde konuşuyorsun, ayıptır.

RECEP TANER (Aydın) – Daha önce aynısını mı yaptın?

ABDULKADİR AKGÜL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ülkemizin ekonomik ve tarımsal yapısında çok önemli bir yer tutan esnaf ve sanatkârlarımız ile KOBİ’lerimizin son yıllarda çeşitli nedenlerle sıkıntılı bir süreçten geçtiği malumlarınızdır. Önce 94, sonra 99 ve son olarak 2001 krizleri en fazla esnaf ve sanatkârı olumsuz anlamda etkilemiştir. Yüksek faizler, finansal dalgalanmalar ve daha birçok nedenlerle istenilmemesine rağmen ticari ve ekonomik faaliyetler esnasında kredi borçları, çek, senet ve kredi kartlarına ilişkin taahhütlerini yerine getiremez olmuşlardır. Tüm bunların sonucunda esnaf ve sanatkârların iş hacmi daralmış, sermayeleri kısıtlı ve mütevazı olduğundan istenildiği düzeyde yatırım ve üretim yapmakta zorlanır hâle gelmişlerdir. Ancak biliyoruz ki bu büyük kesimi göz ardı ederek sağlıklı ekonomik politikalar uygulanması ve başarılı sonuçlar elde edilmesi de pek mümkün değildir çünkü esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’ler bir yönüyle ekonominin temel taşlarıdır; bunun da ötesinde toplumumuzun orta direğidir; istihdama, gelir dağılımına, toplumsal adalete yaptıkları katkı ekonomik katkılardan daha büyük bir önem taşımaktadır. Kendileri ve aileleriyle birlikte yanlarında çalışanlarıyla ülkemizin beşte 1’ini oluşturan bu kesimin desteklenmesi, korunması ve gelişmesi yönünde sürekli politikalar üretilmesi gerekmektedir.

Bu kesimlerin acil desteğe ihtiyaç duyduğu başlıca sorunu uygun şartlarda finansman sağlanması ve bunun kullanılabilmesidir. Bu gerçeklerin ışığında 2003 yılından bu yana kurulan hükûmetler esnaf ve sanatkâra özel bir önem vermiş ve ilk örnek olma özelliği taşıyan bazı uygulamaları hayata geçirmiştir. Bunlar arasında ilk akla gelenler finansman sorunları ve bunlara yönelik çalışmalardır.

Değerli milletvekilleri, gerek can suyu destek programları gerekse Esnaf ve Sanatkâr Stratejisi ve Eylem Planı çalışmaları esnasında esnaf ve sanatkârın en önemli sorunlarından olan finansmana erişim konusunda tespiti ortaya konulmuştur. Esnaf ve sanatkârımıza kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla kullandırılan Türkiye Halk Bankası kredileri piyasaya göre daha cazip bir oranda ucuzlatılmıştır. Bugün için esnaf ve sanatkâr yüzde 6 oranında bir faizle kredi kullanmaktadır. Bunun daha açığı, bugün 50 milyar lira Halk Bankasından esnaf destekli bir kredi alan esnaf ve sanatkâr, dört yılın sonunda bütün kesintiler ve masraflar dâhil 54.500 lira ödemektedir. Bugün dünyanın hiçbir yerinde olmayan ucuzlukta, kolaylıkta bir kredi desteğidir.

Değerli milletvekilleri, esnaf ve sanatkârlarımızın temsilcisi olan iki büyük kuruluş, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu ile Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Merkez Birliği (TESKOMB) esnaf ve sanatkârların sorunlarının çözülebilmesi adına özlenen iş birliği ve ortak çalışmayı, uyum, birlik ve beraberlik içinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığımız başkanlığında, önderliğinde gerçekleştiriyorlar.

Bu iş birliğinin sonuçlarını, son yıllarda esnaf ve sanatkâra yönelik çalışmaların nitelik ve nicelik olarak artmasıyla almaya başladık. Kredi destek programları, geleceğe yönelik planlamalar ve yol haritalarının çizilmesi, finansmana erişimin kolaylaşması ve nihayetinde sicil affı, bu iş birliğinin sağladığı etkiyle kısa vadede sonuçlanan çalışmalardır. Bu birlikteliğin artarak verimli bir iş birliğine dönüşeceğine ve devamının da geleceğine yürekten inanıyorum.

Bu iş birliğinin yönelmesi gereken alanlar hakkında TESKOMB, esnaf ve sanatkârların finansman ihtiyacını uygun şartlarda sağlamak üzere kurulmuş bir kurumdur. TESK ise esnaf ve sanatkârların mesleki gelişimini sağlamak üzere kurulmuş bir kuruluştur.

Günümüz ekonomisinin anahtar kelimesi rekabet edebilirliktir. Hızlı ekonomik gelişme süreci, bilgi paylaşımının hızı, yaygınlığı ve küreselleşme, ülke ekonomilerini ve bunun içindeki aktörlerin yapılarını değiştirmiştir. Tüketiciler daha kaliteli, daha ucuz, kolay ulaşılan, standartlara uygun, çevreyi koruyan mal ve hizmet istemektedir. Bu talepleri karşılayabilen işletmeler ayakta kalabilmekte, diğerleri ise bu dönüşüm sürecine ayak uyduramadığı için süreç içinde elenmektedirler. Esnaf ve sanatkâr işletmeleri için bu süre sancılı geçmektedir. Bu işletmelerin taşıdığı özellikler, yapısal değişim ve dönüşüm süreçlerine ayak uydurmalarını güçleştirmektedir. Bu açıdan, esnaf ve sanatkâr işletmelerinin rekabet edebilirliklerini artırmaya yönelik olarak desteklere ihtiyacı bulunmaktadır. İşte tam bu bağlamda, üç yıldır Sanayi ve Ticaret Bakanlığımız önderliğinde yapılan çalışmalar neticesine ulaşmış ve bu çalışmalar Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından 10 Nisan 2010 tarihinde İstanbul’da kamuoyuna açıklanmıştır. Bu açıklamalar içerisinde, tüm TESK yönetimi, federasyon başkanları, birlik başkanları da bu toplantıya dâhil edilerek Başbakanımızın açıklamış olduğu bu strateji eylem planını yürekten desteklemişlerdir.

31/3/2010 tarihinde Bakanlar Kurulunda görüşülen Esnaf ve Sanatkârlar Değişim, Dönüşüm, Destek (3D) Strateji Belgesi Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilmiştir.

Bu kabul edilen planlamaya göre, özellikle ilk yedi başlık hâlinde sıralanan ve esnaf ve sanatkârın geleceğine yönelik yapılan bu önemli değişiklikler şunlardır:

1) Kredi ve finansmanın şartlarının iyileştirilmesi, Halk Bankası tarafından esnaf ve sanatkârlara kullandırılan krediye erişim artırılacak ve kolaylaştırılacaktır.

KOSGEB desteklerinden esnaf ve sanatkârların etkin bir şekilde yararlanması sağlanacaktır.

2) Vergi, istihdam ve diğer yükümlülüklerin azaltılması, geleneksel, kültürel ve sanatsal değeri olan ve kaybolmaya yüz tutan esnaf muaflığı kapsamındaki meslek kollarının durumu gözden geçirilecektir.

Hâlen esnaf muaflığı kapsamındaki meslek kolları için vergiden muaf esnaf belgesi uygulamasına geçilecektir.

Basit usulden gerçek usule, esnaf ve sanatkârların şartlar oluştuğunda basit usulde vergilendirilmelerine imkân sağlanacaktır.

Meslek odalarına kayıtlı olmayan esnaf ve sanatkârın kayıt altına alınması için çalışmalar yapılacaktır.

3) Eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi.

4) Yenilikçilik ve girişimciliğin geliştirilmesi.

5) Altyapı, kümelenme, ortaklık faaliyetlerinin desteklenmesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akgül, lütfen tamamlayınız.

ABDULKADİR AKGÜL (Devamla) – Tamamlıyorum.

6) Hukuki düzenlenmelerin yapılması ve son olarak, esnaf ve sanatkârların Avrupa Birliği programlarından faydalanmasının sağlanması gibi esnaf ve sanatkârların tarihinde Sayın Başbakanımızın yapmış olduğu bu girişim ilk defa başlamıştır. İnşallah, bu girişim hepimizin desteğiyle sonuçlandırılacaktır, nihayetlendirilecektir. Bu konuda güvenimiz tamdır. Çalışmaların tam manasıyla destekçisi olacağımıza ve bu çalışmaların başarılı bir şekilde gideceğine inancımız tamdır.

Bu düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgül.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şandır.

III.- YOKLAMA

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, oylamadan önce toplantı yeter sayısının olup olmadığının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi vardır, onu yerine getireceğim.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşların isimlerini tespit edeceğim: Sayın Şandır, Sayın Büyükataman… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ten kaynaklanan bir hakkı kullanıyorlar.

İsimleri tespite devam ediyorum: Sayın Uslu, Sayın Tankut, Sayın Cengiz, Sayın Sipahi, Sayın Akkuş, Sayın İnan, Sayın Enöz, Sayın Doğru, Sayın Işık, Sayın Orhan, Sayın Akçay, Sayın Kumcuoğlu, Sayın Yalçın, Sayın Özdemir, Sayın Özensoy, Sayın Asil, Sayın Ertugay ve Sayın Taner.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (10/391) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- (10/353, 10/354, 10/677) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 20.04.2010 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Hakkı Suha Okay

                                                                                                                             Ankara

                                                                                                                    Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (10/353), (10/354) ile (10/677) esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurul’un, 20.04.2010 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde söz isteyen Kemal Anadol, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Anadol. (CHP sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; bugün 20 Nisan 2010, 1 Mayıs…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Şu sesi susturur musunuz? Herkes ayakta…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, bu dışarıda çok güzel çay ikramı yapılıyor efendim.

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Anadol, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım, Sayın Hatibin konuşması anlaşılamamakta.

Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; bugün 20 Nisan 2010, 1 Mayıs 2010’a on gün kaldı. Her 1 Mayıs yıl dönümü, emekçilerin yıl dönümü kutlamaları Türkiye için bir sorun oluyor. Öteden beri böyle. İktidarınızda, 1 Mayısı İstanbul halkına zehir eden ve 1 Mayısta hastanelere biber gazı atılan, ÖDP’ye, DİSK’e zorla sokulduktan sonra üzerlerine biber gazı atılan milletvekilinin, bu kürsüde, biber gazı yiyen milletvekillerinin olayı anlatan sahneler geride kaldı. Her şeye rağmen Hükûmetin aldığı, İstanbul Valiliğinin aldığı son kararı, bütün bunlara rağmen olumlu karşılıyoruz ve 1 Mayısın emekçilere açılmasını ve 1 Mayıs 2010’un Taksim Alanı’nda kutlanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bunu tamamlayan, tamamlaması gereken yapacak işlerimiz var, Meclis olarak yapacak işlerimiz var. Şu anda -biraz önce yoktu- Meclis içinde gördüğüm sendikacı arkadaşımız Agâh Kafkas’ın bir gazetede yayınlanan demecini de memnuniyetle okudum. Milletvekili arkadaşımız, iktidar partisine mensup, sendikacı milletvekili arkadaşımız Agâh Kafkas diyor ki: “1 Mayısta Taksim Alanı’na gideceğim ama asıl amacım, 1 Mayıs 1977’deki kanlı pazar olayının açıklanması için bir şeyler yapmak gerekiyor. Ben de o olayın gerçek faillerinin bulunmasını istiyorum.”

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin bugün Meclis gündemine taşımak istediği grup önerisinin anlamı bu. 1 Mayıs 1977 günü yüz binlerce emekçi İşçi Bayramı’nı kutlamak için Taksim Alanı’nı doldurmuştu. DİSK Genel Başkanı…

Arkadaşlar, değerli arkadaşlarım, çok güzel çay ikramı var dışarıda. Beni dinlemek zorunda değilsiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, öyle zannediyorum ki Sayın Hatip muhtemelen çok güzel şeyler söyleyecek. Lütfen kaçırmayınız. Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Anadol, kendisini sadece oy kullanma makinesi olarak görenler konuşabilirler, siz devam edin.

BAŞKAN - Lütfen, sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – 1 Mayıs 1977 günü Taksim Alanı’nda bayramlarını kutlamak isteyen emekçiler yüz binlerce kişiyle alanı doldurmuşlardı. Merhum DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşurken aniden silah sesleri duyuldu. Ardından, alana hâkim olan Sular İdaresinin üstünden ve Intercontinental Otel’in odalarından, Pamuk Eczanesinin üstünden açılan ateşle 37 vatandaşımız derhâl can verdi, yüzlerce vatandaşımız ezildi, yaralandı ve çok müessif bir olay meydana geldi. Yıllarca bu olay, işte Taksim Alanı’nın hâlâ işçilere, emekçilere kapalı kalmasının nedeni olarak söylendi, istismar edildi, solun aleyhinde propaganda olarak kullanıldı. Oysa olay başkaydı. Intercontinental Otel’in beşinci katı polis tarafından, birtakım güçler tarafından boşaltılmıştı.

Merhum Uğur Mumcu, yazdığı bir kitapta bugün hâlâ güncelliğini koruyan sorular soruyor: 510, 511, 512 numaralı odalarda kimler vardı? (AKP sıralarından “Ergenekon” sesleri)

Ergenekon, değil mi? Hemen yardımcı olun, onu da dâhil edersiniz davaya.

Ve buradan meydana kimler ateş etti? Günaydın gazetesinde Necati Doğru bizzat olaya tanık: “Beşinci katta bir odanın kapısı açıktı. Odanın pencerelerinden alanı seyreden kişiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineler gördüğüm için gazetecilerin bu odada olduğunu sanarak içeri girdim. Adımımı atar atmaz oldukça mütecaviz bir biçimde itilerek durduruldum. Garsona bu odadakilerin kim olduğunu sordum, ‘Polisler.’ yanıtını aldım. “

Şimdi, o odadan meydana ateş edildi. Intercontinental Otel’in güvenlik müdürü İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığından emekli olan, soyadı “Akzambak” olan bir zattı. 37 kişi öldü. Olaylar bütün dünyada infial yarattı. Ama 2 Mayıs günü, bir gün sonra Intercontinental Otel’in önünde bir bomba patladı, bütün camlar aşağıya indirildi -çünkü o zaman ithal camlar takılabiliyordu, yerli cam yoktu- kurşun deliklerinin bulunduğu camlar bu şekilde tahrip edildi, otel müşterilere kapatıldı ve on-on beş gün sonra camları yenilendikten sonra faaliyete geçti. Sonra birtakım davalar açıldı güya, birtakım deliller yok edildi ve dava giderek benzer davalar gibi zaman aşımına uğradı.

Şimdi mahkemede görülen bir dosya yok. Onun için, tam zamanıdır Meclisin müdahale etmesi için. Mutlaka bir Meclis araştırması komisyonu kurulması lazım. Zamanaşımına uğrayabilir dosya ama insanlık suçu zaman aşımına girmez. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu olaya el koyması lazım.

Değerli arkadaşlar, sürekli -iktidar partisi milletvekilleriyle polemik için söylemiyorum- demokratikleşmeden bahsediyorsunuz, geçmişle yüzleşmekten bahsediyorsunuz, geçmişi tartışmaktan bahsediyorsunuz. Bakın, orada bir önerge verdi DTP, askerî darbelerle ilgili bir araştırma önergesi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumlu rey verdik. Çıktınız, aleyhinde konuştunuz ve reddettiniz. JİTEM’le ilgili bir önerge daha verildi, onu da reddettiniz. Şimdi bir önerge verildi Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından, Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar siyasi cinayetlerin araştırılması için, çıktınız onu da reddettiniz.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Kabul edilenler var.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Faili meçhul cinayetlerle ilgili bir önerge daha geldi, onu da reddettiniz ama bunu reddetmeyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gereği yapıldı.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Ama bunu reddetmeyin. Yani, demokratikleşme, geçmişle yüzleşme diyorsanız, gladio burada, derin devlet burada. Buna eğilmezseniz… (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Anayasa’yı görüşelim ondan sonra…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – …buna eğilmezseniz, o zaman bütün söylediklerinizi kara tahtadaki tebeşir yazısı gibi silersiniz. Zaten inandırıcılığınıza reddettiğiniz dört önergeyle büyük gölge düştü. Hem burada basına demokratikleşmeden bahsediyorsunuz, geçmişle yüzleşmekten bahsediyorsunuz, bu tür ne kadar önerge varsa AKP oylarıyla reddediliyor, reddediliyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İşte onun için Anayasa’yı değiştiriyoruz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Turnusol kâğıdı bu önerge. Ya buna evet deyip yüce Meclis tarafından kurulacak bir komisyonla gerçeği ortaya çıkaracağız, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu faciaya büyütecini…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Anayasa’ya destek verin bugün, çıkaralım.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Anayasa’dan sonra mı? Üç tane önergesi vardı Cumhuriyet Halk Partisinin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Bu Anayasa gündeme gelmeden önce neredeydiniz? Üç tane, bu üçüncü önerge.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Niye bağırıyorsun?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Bu üçüncü araştırma önergesi. Bahane, bahane. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ben sizlerin ne yapacağını bilmiyorum ama Sayın Agâh Kafkas karşımda oturuyor, ondan olumlu oy bekliyorum. Sizlerin ne yapacağını bilmiyorum.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Agâh Kafkas, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Kafkas. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Bugün 20 Nisan 2010. Egemenlik Haftası’nın içerisindeyiz ve yüce Meclis sabahlara kadar Türkiye’nin daha özgürleşmesi, daha demokratikleşmesi, daha çağdaş normlarla insan kalitesinin ve demokrasi standartlarının yükseltilmesi konusunda, tam da haftanın özüne uygun bir çalışma sürdürüyor. Emeği geçen herkesi kutluyorum. Egemenliğimizin kayıtsız, şartsız milletin olduğunu güçlendirecek her adımı heyecanla ve umutla takip ettiğimi ve desteklediğimi ilan ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Günaydın, Sayın Kafkas günaydın!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Aleykümselam

Değerli arkadaşlarım, bugün Anayasa görüşmelerini ve Türkiye’nin bu demokratik önemli açılımını engelleme girişimlerinin bir başka boyutunu beraberce izliyoruz. Herhâlde bu filmi biz bu süreç içerisinde her sabah izleyecekmişiz gibi görünüyor. Arkadaşlarımız için her gün yeni bir konu önemli hâle geliyor, akıllarına geliyor ve bugün buraya getiriyorlar.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Demeç verdik iki gün evvel ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin aklına gelmiyor mu?

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ben, Sayın Anadol’u içtenlikle kutluyorum, CHP Grubunu kutluyorum. Hiç olmazsa bugün getirdikleri önerge çok da isabetli bir yaklaşım tarzı. Tam da bugünün anlamına, önemine uygun bir yaklaşım tarzı ve ben bu önergelerin üçünü de okudum, değerlendirdim, baktım. Çünkü biraz aynı şeyleri düşünüyoruz. Ben Türkiye Büyük Millet Meclisinde defalarca, komisyon çalışmalarında defalarca, 1 Mayıs her gündeme gelişinde -ki kanun teklifini veren ve Meclise gelmesinde katkısı olan bir kardeşiniz olarak- her teklifin gelişinde “1 Mayısın karanlık noktalarını temizlemeden ne 1 Mayısı aklayabiliriz ne Türkiye’de demokrasiyi aydınlatabiliriz”i söylemiş birisiyim. Kimse gündeme getirmeden…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam, oy vermiştik.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Benim ne yapacağımı biraz sonra göreceksiniz Sayın Anadol, biraz sonra göreceksiniz.

Şimdi, olaya şöyle bakalım: Bir defa, önce, şu 1 Mayıs ticaretinden vazgeçelim siyaseten. Yani, 1 Mayıs, Türkiye’de, ilk defa, cumhuriyet tarihi boyunca, çağdaş, evrensel dünyadakiler gibi, özüne uygun, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak resmen devletin tanıdığı gün hâline AK PARTİ İktidarıyla gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2008’de 1 Mayısı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak Bakanlar Kurulu kararıyla ilan ettik. 22 Nisanda, tam bir yıl önce, burada, yüce Mecliste büyük bir konsensüsle de 1 Mayısı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatil ettik.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Bütün partiler oy verdi, sadece siz değil. Hepsini söylesenize.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – “Konsensüs” kelimesini anlarsan bunun sizi de kapsadığını anlamış olursun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “AKP” deme o zaman.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, biz, tatil yaptık. 1935’te Cumhuriyet Halk Partisi döneminde de tatil edilmiş ama ne yapılmış, biliyor musunuz, adına “1 Mayıs Bahar Bayramı” demişler.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ay ne kadar entelsin sen öyle!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Biz, ilk defa “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatil etmişiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İlk defa biz getirdik Meclise, 1979’da.

AKİF AKKUŞ (Mersin) - Farkında olmadan yapmışsınız. Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – 1 Mayısı tatil ederken de, 1 Mayısı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatil ederken de o gün demişiz ki: Türkiye, karanlık noktalarından, defolarından kurtulmak durumundadır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Eyvallah.

Şimdi…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İlk defa Tekel işçileri biber gazı yedi sizin zamanınızda.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Vallahi, Tekeli de konuşuruz, her şeyi de konuşuruz.

BAŞKAN – Sayın Kafkas, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bu tarafa bak, bu tarafa!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Emek dünyasında, AK PARTİ İktidarı, cumhuriyet tarihinde, bugüne kadarki iktidarların hepsinden daha çok emeğe katkı vermiştir, emeğin ekmeğini büyütmüştür, demokrasiyi büyütmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ekmeğini aldınız, işini aldınız, daha ne olacak?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak bunu, bırak! Bu tarafa bak!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Bunu herkesle her zeminde konuşuruz. Tekel işçisini de konuşuruz, bunu da konuşuruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşi olanı işsiz bıraktınız.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Tekelden söz edenlerin, Tekel işçisine bizim sunduğumuz hakların yarısını sunmadığını biz çok çok iyi biliriz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İbretle seni izliyor işçiler.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Milletvekillerine biber gazı attınız.

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bir Anayasa değişikliği görüşüyoruz.

Şimdi, benim oyumun rengini merak eden ve sosyal demokrat değerli kardeşlerime bir şey söylüyorum: Şimdi, biz, yarın bugün çalışma hayatıyla ilgili devrim niteliğinde, Anayasa’da değişikler yapacağız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin oyunun rengi sarı, sarı…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Oyumun rengini göreceksin. Anayasa’da Türkiye’de ilk defa kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı veren maddeye siz ne oy vereceksiniz? Ben oyunuzun rengini çok merak ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin oyunun rengi sarı, sarı…

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Grev, grev…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Grev nerede, grev?

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Sen sendikacısın, grev nerede?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Türkiye’de sendikal hareketin özgürleşmesi için, onun önünün açılması için yapılan düzenlemelere, 51’inci maddeye ne oy vereceksiniz? Ne oy vereceksiniz, ben çok merak ediyorum?

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin gibi sarı sendikaya hayır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin oyun sarı.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Yine, ilk defa, cumhuriyet tarihinde bir siyasi iktidar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Uzlaştırma Kurulu kararına uymayan bakanlarla mı oy vereceksin?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Değerli dostlarım, cumhuriyet tarihinde ilk defa bir siyasi iktidar kendisine karşı emek hareketinin elini güçlendirecek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Uzlaştırma Kurulu kararlarına uymayan Bakanlar Kuruluna sözünü söyle.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Hatip, arkanı dönme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …kendisine karşı cumhuriyet tarihinde ilk defa bir cumhuriyet hükûmeti emekçilerin kendisine karşı elini güçlendirecek kazanımları kendi elleriyle veriyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Grev nerede, grev?..

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Grev nerede, grev?..

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Toplu sözleşme hakkını veriyor kamu çalışanlarına, işçilere de diyor ki: Grev esnasında… Bugüne kadar kısıtlamalarda, Anayasa’nın 54’üncü maddesinde “Grev esnasında greve katılan işçilerin veya sendikaların kasıt veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur.” hükmünü kaldırıyor. Bu nedir? Çünkü bugüne kadar 12 Eylül mantığında bunu buraya koyarken bütün sendikaları, bütün emek hareketini, bütün işçileri potansiyel suçlu, emek düşmanı olarak gören zihniyetin bu ürününü Anayasa’dan kazıyor bu iktidar ve sen buna ne oy vereceksin, ben bunu merak ediyorum? Ben bunu merak ediyorum Sayın Anadol. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sendikacılara “Ayaklar baş olamaz.” diyenler, işçilere “Ayaklar baş olamaz.” diyenler kim?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Bağırma, ne bağırıyorsun!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Yine diyor ki, siyasi amaçlı…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Ayaklar baş olamaz.” diyen, hakir görenler…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bakın, çok önemli bir şey söylüyorum: Siyasi amaçlı grev, lokavt, dayanışma grevi, iş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz diye emek dünyasının önünü tıkayan, önemli bir sınıf dayanışmasını elinden alan maddeyi Anayasa’dan kaldırıyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Agâh Kafkas, yüzünden ne hayır gördük ki arkanı dönüyorsun.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Şimdi, Sayın Anadol, Sayın Kılıçdaroğlu, siz bu maddeye ne oy vereceksiniz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin rengin sarı, sarı…

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Yine grubunuzu yasaklayacak mısınız? İçerideki emek dostlarının yanlışlıkla oy vermesini engellemek için yine oy kullandırmayacak mısınız? Yine kullandırmayacak mısınız oyu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin rengin sarı! Sen sarı sendikacısın!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bırakın Allah aşkına, demokrasiden söz edeceksin, insanın sandığın başına gitmesini engelleyeceksin. Var mı böyle üç kuruşa beş köfte? Var mı böyle?

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Var, var, var!

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Var, var!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Sen “demokratım” diyeceksin, Türkiye’nin karanlık noktalarını aydınlatacaksın, buradaki demokrasi, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu bu yüce Meclisin çatısı altında insanların özgürce oy kullanmasına izin veremeyecek kadar…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hava atmak için demeç verme!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …antidemokratik davranacaksın ve ondan sonra gelip, bana demokrasi dersi vereceksin.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Senin rengin sarı, sarı, sapsarı! Sarı sendikacı!

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Belli oluyor, belli oluyor kimin özgür iradesiyle oy kullandığı!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Değerli dostlarım, değerli kardeşlerim; 1 Mayısın karanlık noktalarının aydınlatılması konusunda biz AK PARTİ olarak bunun yanındayız ama Türkiye’nin önemli bir demokrasi olayını engelleme aracı olarak asla size kullandırmayacağız bunu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Demokrasi” diye demeç verme! Artistlik yapma!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ama burada başka bir şey söylüyorum: Ben bir Çorum Milletvekiliyim. Değerli arkadaşlarım demişler ki: “Burada sadece 1 Mayıs değil, Kahramanmaraş ve Çorum olayları da araştırılsın.” Ben bir Çorumlu olarak…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Senin yaptığını Çorumlular yapmaz!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde Çorum’un Çorum olaylarıyla anılmasından, Kahramanmaraş’ın Kahramanmaraş olaylarıyla anılmasından, Sivas’ın Sivas olaylarıyla anılmasından biz Sivaslılar, Maraşlılar, Çorumlular rahatsızız.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Aydınlatın... Aydınlatın…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sekiz senedir niye ortaya çıkarmadınız?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bu karanlık noktalar Türkiye’de aydınlatılmalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye’nin Ergenekon’unun uzantıları, geçmişleri temizlenmeli ama bunun zamanlamasını birlikte tespit etmeliyiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sekiz senedir ülke senin elindeydi niye ortaya çıkarmadın? İstismar ediyorsunuz. İstismarcı!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Biz, bir demokrasi mücadelesinin… Türkiye’deki emekçilerin kazanımlarını engellemenin ve Anayasa değişikliklerinin önlenmesinin bir aracı olarak bunu kullanmayın.

Değerli kardeşlerim, şunu söylüyorum ya: Allah aşkına, 1977 1 Mayısından bu yana, AK PARTİ iktidara gelene kadar bu takvimlerde 1 Mayıs yok muydu? Yok muydu? Siz iktidar olduğunuz zaman bu takvimlerde 1 Mayıs yok muydu? Sizin iktidarda olduğunuz zaman takvimlerden 1 Mayıslar çıkarılmış mıydı?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Agâh, Tekel işçilerinden bahset, Tekel işçilerinden! Gaz bombalarından, biber gazlarından bahset!

AGÂH KAFKAS (Devamla) - Şimdi, onun için, gelin samimi olalım…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Samimi olmayan sensin! Bu Meclis ittifakla kabul etti onu.

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …gelin dürüst olalım, Türkiye’yi özgürleştirelim, Türkiye’nin demokrasi standartlarını yükseltelim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kafkas, lütfen tamamlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Elini tutan mı vardı, niye yapmadın?

AGÂH KAFKAS (Devamla) - …sonra da Türkiye’nin bütün karanlık noktalarını da birlikte aydınlatalım.

AHMET BUKAN (Çankırı) – Önce Meclisten başlayacaksınız karanlık noktalara!

AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ama Türkiye’nin demokrasi standartlarını yükseltme konusunda samimi olalım. Önce insanlarımıza güvenelim, önce birbirimize güvenelim ve bu yüce Meclisin Türkiye’nin bütün sorunlarını çözme yeterliliğinin de olduğuna inanalım, birbirimizi sevmeyi başaralım.

Ve ben bu Egemenlik Haftası münasebetiyle tekrar bu milletin egemenliğini hepimizin içine sindirmesi ve içselleştirmesi konusunda duyarlılığımızı yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bu duygularla hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kafkas.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, teker teker isimlerimizden bahsederek Sayın Kılıçdaroğlu ve bana sataştı.

BAŞKAN – Önce isterseniz karar verin, hanginiz söz isteyeceksiniz? Buyurun sayın başkanlar.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hayır, ikimize de ayrı ayrı söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İsmimden bahsederek… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Anadol’u dinliyoruz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İsmimden bahsederek sataştı ve Anayasa oylamasında işçilere karşı tavır koymakla beni suçladı. Aynı suçlamayı Sayın…

BAŞKAN – Sayın Anadol, buyurun, iki dakika süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeden…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, müsamahanızı kötüye kullanmayacağım.

Şimdi burada Anayasa oylaması ayrı, Anayasa oylamasında Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu ayrı. Buraya getireceksiniz sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili ama içinde grev hakkı olmayacak. Bu sarı zihniyetin görüntüsüdür, bu sarı zihniyetin tescilidir. Bu bir.

İki: 1979 yılında 23 Nisan 1920’den bu tarafa ilk kez 1 Mayısın İşçi Bayramı olması için yasa önerisi hazırlayan ve arkadaşlarımla Meclise sunan insan benim. Benim için şereftir.

Şimdi…

AGÂH KAFKAS (Çorum) - AK PARTİ İktidarı getirdi.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – AK PARTİ İktidarı getirmedi, Meclis getirdi. Orada herkesin reyi var. Hem “konsensüs” diyeceksin hem de “AK PARTİ İktidarı getirdi.” diyeceksin. Bu bir.

İki: Hava atmak için gazeteye demeç vereceksin, Anayasa gene gündemdeyken, hava atmak için “Şimdi amacım… Ben 1 Mayısta Taksim’e gideceğim, asıl amacım, bu olay, 77’nin kanlı 1 Mayısı aydınlatılmalıdır.” diyeceksin, Meclise gelecek kıvıracaksın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp! Çok ayıp oluyor.

HALUK İPEK (Ankara) – Yakışmadı.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Benim sarı sendikacılardan alacak sol dersim yoktur. Sarı sendikacılardan alacak sol dersim yoktur, yüreği olan bu öneriye oy verir ve kanlı 1 Mayısı ortaya çıkartır.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan “kıvırma” kelimesini “yan çizmek” olarak kullandı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Anadol.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Kafkas konuşurken “Bu soruya nasıl yanıt vereceksiniz?” diye… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu anlaşılmıyor.

Lütfen sayın milletvekilleri, bir saniye.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Kafkas konuşurken “Sayın Kılıçdaroğlu, bu soruya nasıl cevap vereceksiniz?” diye sordu. Dolayısıyla ben de Sayın Kafkas’ın merak ettiği soruyu cevaplandıracağım.

BAŞKAN – Yok böyle bir usul Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen, sataşma varsa söz…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sataşma var efendim.

BAŞKAN – Hayır, lütfen… İç Tüzük ortada Sayın Kılıçdaroğlu, yani burada siz soru sorulan makamda değilsiniz ki…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Benim ismimden bahsederek söyledi Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hatibin konuşma tarzı gereği, sizin hatipler de diğer hatipler de konuşurken zaman zaman karşılıklı soru sorup cevap alıyor. Tüzük’te böyle bir usul yok yani.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Her soru sorulana cevap vermek için izin verdi sayın başkanlar efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sana mı bağlı bizim talebimiz! Diğer sayın başkanlar söz verdiler efendim.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Oktay… Hiç kimseden öğrenecek değilim, hele sizden hiç öğrenecek değilim ben burada idare tarzını. Oturun lütfen yerinize! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne olacak oturmazsam. Niye oturacağım? İç Tüzük’ten öğreneceksin.

BAŞKAN – Elinizi indirin! Oturduğunuz yerden Başkanlık Divanına hep sataşıp duruyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerine ne biçim hitap ediyorsunuz! Hitabını öğren önce! Sen ne biçim konuşuyorsun!

BAŞKAN – Muhatabım değilsiniz burada, Sayın Kılıçdaroğlu’yla konuşuyorum ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne biçim konuşuyorsun sen orada!

BAŞKAN – Konuşurum!

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin önünde saygı göster.

BAŞKAN - Burada muhatap siz değilsiniz. Sayın Kılıçdaroğlu’yla konuşmamıza niye müdahale ediyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle hareketler yapıyorsunuz. Milletin iradesine saygı göster! Ne biçim konuşuyorsun orada!

BAŞKAN – Oturun lütfen Sayın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Neymiş “oturun”? Ne olacak oturmazsam?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Yakut, Grup Başkan Vekilimizle böyle konuşamazsın. Sözünü düzelt Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü düzelt!

BAŞKAN – İstediğiniz kadar bağırıp çağırın Sayın Oktay.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sözünü düzelt!

BAŞKAN – Size hiçbir şey kazandırmayacaktır bu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne diyorsun?

BAŞKAN – Hiçbir şey diyorum, kazandırmayacaktır bu.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sözünü düzelt, Grup Başkan Yardımcımızla böyle konuşamazsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tavırlarında dikkatli ol! Tavırlarında dikkatli ol! (AK PARTİ sıralarından “Oo!” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen… İstediğiniz kadar çağırın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben senin memurun değilim!

BAŞKAN – Kimsenin değilsiniz tabii…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kimin memurusun, bilmiyorum.

BAŞKAN – Kimsenin değilsiniz tabii…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Seni çok iyi tanıyor millet.

BAŞKAN – Siz de Başkana karşı konuşurken dikkatli olun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada milletvekilleri taleplerini “Başkaları talep etti, etmedi” diye değerlendiremezsiniz. Herkesin talebi kendinedir.

BAŞKAN – Muhatap siz değilsiniz, Sayın Kılıçdaroğlu… Değerlendirmesini yapar Başkan burada İç Tüzük gereği.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede İç Tüzük gereği? Tavrınızda nezakete davet ediyorum sizi. Nazik olun.

BAŞKAN – Ben naziğim, tüm…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerine hitap ederken, millete hitap ederken nazik olun.

BAŞKAN – Burada tüm Türkiye seyrediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclisin mehabetine uyun.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Lütfen saygılı olun, sözünüzü tashih edin, düzeltin.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanı Sayın Oktay Vural’a karşı tavrınızdan dolayı sizi şiddetle kınıyorum. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Kınayabilirsiniz Sayın Şandır, kınayabilirsiniz, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ve bu tavrınız devam ederse sizin yönettiğiniz toplantıları çalışamaz hâle getiririz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Şandır, o sizin takdiriniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Takdirimiz tabii…

BAŞKAN - …ama burada Sayın Kılıçdaroğlu’yla karşılıklı konuşuluyor, bir talebi var, bu değerlendiriliyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır. Sayın Başkan, siz grup başkan vekillerini azarlayamazsınız.

BAŞKAN – Ben kimseyi azarlamıyorum Sayın Şandır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne azarlaması! Aynen iade ederim. Yok öyle bir şey. Burada Meclis Başkanını azarlayanlara cevap veremeyecek insanlar yok.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Bağırma, bağırma!

BAŞKAN – Burada ben kimseyi azarlamadım, azarlamıyorum da.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok öyle… Yok, yok…

BAŞKAN – Hiçbir grup başkan vekilinin de Türkiye Büyük Millet Meclisini idare eden Sayın Başkan ve sayın başkan vekillerini azarlama hakkı yoktur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Düzeltin o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hitabınızı düzeltin. Nezaket içerisinde hitap edin.

BAŞKAN – Yerinden söz ister, talepte bulunur, talebi değerlendirilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nezaket içerisinde et… Et…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hiçbir şekilde size saygısızlık ortamı yok ama orada… Mürebbiye, azarlama makamı değil orası.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zannediyorsunuz, Ali kıran baş kesen mi oldunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani o kürsü azarlama kürsüsü değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Susacak mıyız? Orada, iki tane kaşlarını çattın diye susacak mıyız? Hitabı öğren! Bizim kimlerin karşısında susmadığımızı bilirsin sen!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kılıçdaroğlu, sataşma varsa hangi sözleri söylediyse söyleyin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Onu da söyleyeyim efendim.

BAŞKAN – Buyurun söyleyin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Dönüp bizim grubumuza dedi ki: “Niçin milletvekillerini özgür bırakmıyorsunuz?” Daha bundan başka sataşma ne olabilir?

BAŞKAN – Sayın Anadol cevap verdi ona, oy kullanma şekliyle ilgili.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Olur mu efendim? Milletvekilinin özgürlüğünü bizim kısıtlamamız söz konusu olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Hatibin, Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa oylaması sırasında oylama şekliyle ve tutumuyla ilgili konuşmasından dolayı Sayın Anadol söz istedi. Zaten sizin her ikiniz de söz istediğinizde, ben “Önce bir karar verin, hanginiz söz isteyeceksiniz ve konuşacaksınız?” diye sordum, Sayın Anadol söz istedi ve sizin söylediğiniz konularla ilgili sataşmadan dolayı cevabı verdi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ikimizin de isminden söz etti. Sadece Sayın Anadol’un isminden söz etseydi itirazım olmayacaktı zaten.

BAŞKAN – Hayır, sizin isminizden bahsederek nasıl sataştı? Onu anlamadım ben, onu soruyorum size. Herhangi bir sataşma olarak değerlendirmiyorum, yok böyle bir şey diyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakikalık süre istiyorum efendim, bir dakika.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ver iki dakika, ne olacak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kolay değil yani irade kullanmak.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu, eğer maksadınız bu süreyi uzatmaksa bu başka bir şey, ama… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle bir laf kullanamazsınız.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ben yerimden de konuşabilirim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hatibin Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili konuşmasından dolayı Sayın Anadol söz istedi, verdik.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şahsi bir şey söz konusu değil, grup adına…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O zaman tutanaklara girmesi için izin verirseniz şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi sarı sendikacılardan ders alacak bir parti değildir.

BAŞKAN – Sayın Anadol cevap verdi bütün bunlara…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sendika ağaları burada olabilir. Ama o sendika ağalarından biz hesap soracağız.

BAŞKAN - …fazlasıyla da söyledi zaten, dinledin, takip ettin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Onlar işçilerin paralarıyla altlarına Mercedes çekip gezebilirler ve burada bize demokrasi dersi verirler. Onların böyle bir hakları da yoktur, yetkileri de yoktur. Onlar sadece ve sadece işçileri pazarlarlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sözleriniz tutanaklara geçti Sayın Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkan…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet şahsınızı kastediyorum, buyurun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kafkas.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından izin verirseniz bir düzeltme yapmak istiyorum. Bir sendikacıya en büyük hakaret “sarı sendikacı” demektir. Kendileri herhâlde bu tür sendikacıları iyi tanıyor olabilirler, onlarla çalışmış olabilirler ama ben bunu kendilerine aynen iade ediyorum.

İki: Hesabı biz Allah’a veririz, hesap vermeye de kimsenin gücü yetmez.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kafkas, sözleriniz tutanaklara geçti, teşekkür ediyorum.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Bir dakika… Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Selvi, buyurun.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Hakarettir. Sayın Kafkas’ın hakareti karşısında, sataşması karşısında söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Selvi, bu karşılıklı olacak değil.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Ne münasebet! Söylediği lafa eğer ciddiyetle bakarsanız ne anlama geldiği açıkça görülüyor. “Siz sarı sendikacılarla çalışmışsınızdır, öyle zannediyor.” diyor. Bunu hakaret saymıyorsanız söylenecek hiçbir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Selvi, geçti zaten tutanaklara sözleriniz, teşekkür ediyorum.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Hayır, bunu hakaret saymıyorsanız burada oturmanın âlemi yok.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Selvi

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Hayır, rica ederim… İşte burada, şu anda ne söyledi? “Biz sarı sendikacı değiliz. Sarı sendikacılarla çalıştığı için CHP veya siz onu zannediyorsunuz…” dedi. Yok öyle şey! Hayatımız boyunca bize sarı sendikacı demeye hiçbir kimse cesaret göstermedi, bu hakareti kabul etmem.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Selvi, sizin isminizden bahsetti mi?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Cumhuriyet Halk Partisinde kaç tane sendikacı var?

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sendikacılıktan, emekten, tarihinden bilen bir sendikacı için şöyle veya böyle “sarı” demek dünyanın en büyük hakaretidir. Bunu siz anlayamıyorsanız emekten bahsetme imkânınız yoktur. Bu bir hakarettir. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Selvi, herkes anlıyor burada. Sarı sendikacılık tartışmasını başlatan sizin Grup Başkan Vekiliniz Sayın Anadol oldu Sayın Selvi, lütfen.

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Meral, buyurun.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Hayır, sataşmadan söz istiyorum. Bu öyle çocukça bir şey değil, bu ciddi bir olaydır.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Selvi, lütfen Sayın Selvi, oturun. Sayın Bayram Meral Bey’i dinleyelim, ondan sonra.

Buyurun.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Ses çıkarmadık diye, nezaket gösterdik diye gözümüze baka baka hakaret ettiriyorsunuz. Ben kabul etmem böyle şeyi.

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Meral, anlaşılmıyor sözleriniz efendim.

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Burada buna bir açıklık getiremezsem son derece yanlış bir uygulama olur. Müsaade ederseniz kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sarıyı, yeşili anlatalım da herkes bilsin. Öyle şey mi olurmuş?

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, siz Grup Başkan Vekilisiniz. Sayın Meral ve Sayın Selvi’nin sarı sendikacılıkla ilgili söz talepleri var sataşmadan dolayı. Sadece birinize grup olarak söz vereceğim. Zaten Sayın Selvi’nin ve Sayın Meral’in de isimlerini zikretmediler.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sendikacılar için ismini zikretmeye lüzum yoktur. Bütün Türkiye, bütün işçi sınıfı, bütün namuslu insanlar hepsini bilir.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Selvi. (CHP sıralarından alkışlar)

Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeden Sayın Selvi

İki dakika söz veriyorum.

MEHMET MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Cevap verecekse Kemal Anadol’a cevap versin, asıl sarı sendikacı Kemal Anadol’dur.

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Önce Kemal Anadol’a, sonra Agâh Kafkas’a cevap verin.

2.- Eskişehir Milletvekili M. Cevdet Selvi’nin, Çorum Milletvekili Agâh Kafkas’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye’de özgürlükleri yok edecek dikta rejiminin altyapısının oluştuğu bir Anayasa değişikliği konusunda önemli bir uluslararası konunun, evrensel bir günün burada tartışması yapıldı. Öylesine çelişkiler vardı ki, hayatı boyunca asgari ücretlinin sırtından ağalık yapanlar burada birdenbire emeğin yanında olduğunu anlatmaya çalıştı. “CHP seslerinden “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sosyal demokratlığınızı hatırlatırız.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Türkiye’de emeği, demokrasiyi, insan haklarını tarihi boyunca, yaşadığı sürece herkes kanıtlamıştır. Sendikacılık kapı arkalarında yapılmaz, kitleler görür, yıllarca birikir. Namusluca işlevini yerine getiren, gerçek emekçi ve emekten yana olanlar, özgürlükten yana olanlar, kardeşlikten yana olanlar kendilerini kanıtlamışlardır. İktidarların koltuğunun altına girip yasaları, iktidar olmanın avantajlarını kullanıp işçileri perişan eden, sendikalı oldu diye 100 binlerce işçiyi, sadece sendikalı oldu diye, ekmeğinden edenler, ailece açlığa sevk edenler, bunu seyredenler buraya gelip sendika, emek ve özgürlükten bahsetme hakkına sahip değildir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sekiz yılda 100 bin insan Susurluk’ta, YÖRSAN’da, Bursa’da şoförleri, el emekçilerini, Türkiye’nin her yerinde sadece anayasal, sadece uluslararası onaylanmış hakları olmasına rağmen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - …sendikalı oldu diye aç bıraktınız. Şu anda beni duyanlar, eğer paraları olsa, kapının önüne gelip para istemedim, pul istemedim…

BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - …demokratik hakkımı kullandım ama çoluğum çocuğumla aç kaldım diye önünüze çıkarlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Provokasyon yapma, provokasyon.

BAŞKAN – Lütfen Sayın milletvekilleri.

Sayın Selvi

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Hangi hakla, hangi düşünceyle yaşadığım bu gerçekler karşısında, siz, emekten yana, özgürlükten yana diye zeytinyağı gibi işin üstüne çıkıyorsunuz. Halk aç, halk özgürlüklerini kullanamıyor.

BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Sendikalar düştü, 600 bine düştü. [AK PARTİ sıralarından alkışlar (!)] Sendikacılar, özellikle AKP döneminde 600 bin sendikacı kalmıştır Konfederasyonda. Bu utanç verecek, bu emeğe karşı mahcup olunacak bir olaydır.

BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen, teşekkür ediyorum.

M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Hâlâ buraya çıkıp açıkça konuşmalarını hayretle, ibretle kınıyorum. Hele hele sendikacı geçinenlerin bu ortamdaki bu konuşması üzüntü verici. Tüm emekçiler bunun ne anlama geldiğini görecekler. Hep beraber de o sağlıklı noktaya ulaşacağız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Selvi.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/353, 10/354, 10/677) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 20/4/2010 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Akın Birdal, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Birdal. (BDP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bizi görmemezlikten geldiniz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Meral, oturur musunuz.

Buyurun.

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, geçen yıl biz de 1 Mayısın işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününün kutlanması doğrultusunda kapatılan partimiz Demokratik Toplum Partisi adına bir yasa önergesi vermiştik ve sonra dört partinin ortak önerileri birleştirilerek bu, evrensel işçi sınıfının, emekçilerin günü Emek ve Dayanışma Günü olarak kabul edildi.

Şimdi, biz bu günün, 1977’deki kanlı 1 Mayısta öldürülen 36 kişinin katilini arıyoruz. Şimdi, mesele, burada sadece bunun katillerini bulmak için Meclis araştırma komisyonunu istemekle kalmıyoruz, 1980 askerî darbesine götüren ilk adımın 1 Mayıs katliamı olduğunu biliyoruz ve sonra 1980’e nasıl gittik ve 1980 sonrası ne oldu? Emin olun, bugün emekçilerin, ezilenlerin, işçilerin, çalışanların aleyhine izlenen ekonomi politikaların uygulamaya konulmasının, IMF’nin, Dünya Bankasının reçetesinin uygulanması sağlandı. Kimin aracılığıyla? Kontrgerilla aracılığıyla. Şimdi, burada, emekçilerin işine, ekmeğine, yarattığına göz koyanların yaptığı darbeyi savunmak, bir sendika adına, emek adına ne kadar ayıp, utanç verici.

Şimdi, o nedenle, ben doğrusu Cumhuriyet Halk Partisinin, Sayın Konuşmacı Kemal Anadol’un, AKP temsilcisi Sayın Agâh Kafkas’ın 1 Mayısta Taksim’de olacağını duyunca sevinmiştim çünkü biz de orada olacağız. 1 Mayıs kaç yıldır... 1978’de en son bir araya geldik emekçilerle. Biz de işçi sınıfının bağlaşı, ittifakı olarak emekçi köylülerin örgütü KÖY-KOOP olarak orada toplanmıştık ve o günden bu yana o alan yasaklandı. 1977 1 Mayısında o alan “1 Mayıs Alanı” olarak ilan edilmişti.

Şimdi, elbette ki, Emek, Barış ve Dayanışma Günü’nün kabul edilmesi, tatil edilmesi ve bugün 1 Mayıs alanının da yasaklarının, barikatların kaldırılmış olması elbette önemli ama bence şunu iyi sorgulamak gerekiyor: 1 Mayısta,1 Mayıs alanında olmak ne demektir biliyor musunuz? Bugün AKP’nin izlediği neoliberal politikalara karşı çıkmak demektir. 1 Mayısta olmak ne demektir biliyor musunuz? Gerçekten bütün siyasi suikastların araştırılıp arkasındaki gerçeği bulmak demektir, bunun için oy vermek demektir ve bunun için bir araştırma komisyonunun oluşturulmasını kabul etmek demektir.

Ee, şimdi, siz faili meçhul cinayetlere karşı çıkacaksınız, JİTEM, kontrgerillanın oluşturulmasına karşı çıkacaksınız, darbelere ve bunun araştırılmasına karşı çıkacaksınız ve gerçekten bugün emekçilerin yarattığı değerlere el koyan politikaları savunacaksınız, ondan sonra da bunun emek adına olduğunu söyleyeceksiniz. Olmaz böyle bir şey. O nedenle, kim ezilenlerden yanaysa, emekçilerden yanaysa, 1980 darbesini hazırlayan koşulların yüzleşmesini ister, yani Kahramanmaraş katliamının faillerinin açığa çıkarılmasını ister, Sivas katliamının faillerinin açığa çıkarılmasını ister, 16 Martta Beyazıt’ta 7 devrimci gencin katledilmesinin faillerini ister ve The Marmara Oteli’nde beşinci, altıncı katta konuşlanmış olan kontrgerillanın peşine düşer. Hâlâ bunların hesabı sorulmadan 1 Mayısı emekçilere “Emek Bayramı” olarak armağan ettiğinle övünülür. Bu, karşılığı olmayan bir şeydir.

Örneğin, işte, bakın, bugünkü, tam da ilgisi, bugün tartışılan Anayasa’nın kaynağı buradadır. 1980 darbe Anayasası’dır. 24 Ocak kararlarını hayata geçiremeyen uluslararası tekelci sermayenin havale ettiği silahlı kuvvetler aracılığıyla rejime el konulmuştur ve 80 öncesi 10’larca aydın suikasta kurban götürülmüştür ve bir yazarımızın dediği gibi, gerçekten hep kalleşçe ve alçakça -çünkü başkalarında düello var, bizde pusu var- pusuya yatmıştır CIA elemanları, kontrgerilla elemanları ve 36 emekçimiz öldürülmüştür, arkasından da 24 Ocak Kararları hayata geçirilmiştir.

Bakın, şimdi, bence, bu kanlı 1 Mayısın araştırılmasını istemek demek, İttihat Terakki’yle yüzleşeceğiz demektir. Bu araştırma komisyonunun oluşturulmasını istemek demek, 1955 6-7 Eylül saldırılarını sorgulamak demektir. Bu araştırma komisyonunun oluşturulması, bütün azınlıklara karşı izlenen baskıcı, yasakçı, retçi politikaların sorgulanması demektir. Şimdi bunları sorgulamadan biz nasıl 1980 darbe Anayasası’yla yüzleşeceğiz? Şimdi, örneğin AKP tarafından getirilen Anayasa değişikliği işte 1980 darbesinin gerekçelerini ortadan kaldırmıyor. O nedenle, şimdi biz örneğin…

Şunu söylüyorlar sekiz yıldır ve nitekim az önceki AKP’nin Sayın Konuşmacısı: “Bu anayasayı engellemek için bu Meclis araştırma komisyonunu veriyor.” Peki, çıksınlar, burada halkımıza söz versinler, bu anayasa geçtikten sonra ya da geçmedikten sonra “Üç ay sonra biz böyle bir Meclis araştırma komisyonunun oluşturulmasını AKP olarak Genel Kurula getireceğiz.” desinler, biz bunu kabul edelim ama ne yazık ki bu tarihle yüzleşmekten kaçınılıyor ve çekiniliyor. Biraz empati yapmak gerekiyor, gerçekten 1980 öncesi… Örneğin buraya geldi aileler, Sabahattin Ali’den günümüze, Hrant Dink’e kadar aileler geldiler ve bütün grupları dolaştılar. Siyasi suikastlarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına böyle bir araştırma komisyonunun oluşturulacağı sözü verildi ama, şimdi, neden bu sözün arkasında durulmuyor, bu açıklanmalıdır. Örneğin, JİTEM, JİT, TİT, kontrgerilla ve de bugün adlandırılan Ergenekon’un açığa çıkarılması için neden araştırma komisyonunun oluşturulmasından kaçınılıyor? Bu nedenle işçi sınıfından, emekçilerden yana olmak, gerçekten bugün Tekel işçilerinin maruz bırakıldığı saldırıya karşı çıkmak demektir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde resmî rakamlara göre ilk kez yüzde 14’ü aşan işsizliğe ve de emek konfederasyonlarının açıklamalarına göre 6 milyon işsizliğe, yoksulluğa karşı çıkmak demektir. Yoksa, emekten, demokrasiden, barıştan, özgürlükten söz etmenin hiçbir karşılığı yok.

Şimdi, 1 Mayıs 2010’da, gerçekten orada biz de olacağız ve emekçilerden özür dileyeceğiz. Elbette ki özür dilemesi gereken, önce, emekçileri işsizliğe, yoksulluğa, açlığa ve emek alanını özelleştirmeye, taşeronlaşmaya terk eden AKP olmalıdır. Bugün AKP’dir, yarın başka birinin adıdır ama egemen güçlerin siyasi iradesidir ve onlar 1 Mayıs’ta emekçilerden özür dileyeceklerdir. Umuyoruz, 80 öncesi ve sonrası da giden aydınlardan özür dileyeceklerdir.

Şimdi, Egemenlik Haftası’ndan söz ediliyor. İki gün sonra, burada, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yine konuşulacak. Yani bununla ne kadar övünebiliyorsunuz? Çocukların ana dilini reddederek, çocukların kendi dillerinde eğitim hakkını yok sayarak, çocukların gerçekten elinde taş izi arayarak, çocukları zindanlara atarak nasıl bu Çocuk Bayramı’nı kutlayacaksınız ve bununla nasıl övüneceksiniz? O nedenle, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti’nin çocuklara armağan ettiği bir bayram olmaktan eğer övünülüyorsa, bütün çocuklarımızın eşit, özgür, demokratik bir Türkiye’de büyümesine ve gelişmesine yardımcı olmalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN - Sayın Birdal, lütfen, tamamlayınız.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan, bitiriyorum.

…ve bu yolda eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa ve yasa çıkaralım. Yoksa ayrımcılık ve ırkçılığı, emek düşmanlığını, özgürlük düşmanlığını burada bu Parlamento çatısı altında kimse savunamaz ve övünemez. Bu bakımdan bu Meclis araştırması komisyonunun oluşturulmasından yana oy kullanacağız. Gelin bir kez de siz gerçekten AKP’nin değerli milletvekilleri, böyle bir Meclis araştırması komisyonunun oluşturulmasını sağlayalım ve bu katliamın arkasındaki ekonomik, politik, siyasi gerçekleri açığa çıkaralım. Yoksa biz… Karıncaya sormuşlar, aslan sormuş “Nereye gidiyorsun? “demiş, o “Kâbe’ye.” demiş ama ben Küba’ya diyeyim…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bırak Kâbe’ye gitsin ya…

AKIN BİRDAL (Devamla) - “Küba’ya gidiyorum.” demiş, “E yetmez senin ömrün!” demişler. “Olsun, yolunda ölürüm!” demiş; biz de emekçilerin, özgürlüğün, kardeşliğin ve barışın yolunda yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Birdal.

Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/353), (10/354) ile (10/677) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun bugünkü bir-leşiminde birlikte yapılması önerilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma gündeminin belirlenmesi için dünkü birleşimde bütün siyasi parti gruplarımızın grup önerileri görüşülmüş ve Genel Kurul AK PARTİ Grubu önerisini kabul ederek, 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni gündeme alarak Anayasa değişikliğinin görüşüleceği takvimi belirlemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin dünkü birleşiminde Anayasa değişiklik teklifinin geneli üzerinde görüşmeler, 1’inci ve 2’nci maddeler üzerindeki görüşmeler tamamlanarak Genel Kurulumuz tarafından -Anayasa’mızda öngörülen nitelikli çoğunluk tarafından- görüşmelere geçilmesi, 1 ve 2’nci maddelerin kabul edilmesi kararlaştırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bugün de, dün kararlaştırdığı gibi, Anayasa değişikliğinin 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci maddelerini görüşmeye devam edecektir. Dünkü birleşimde, Anayasa değişikliğinin gündeme alınmaması ve görüşmelerin geciktirilmesi için muhalefet partilerimiz, İç Tüzük hükümlerinin verdiği hakları kötüye kullanarak görüşmelerin engellenmesi için çok büyük çaba gösterdiler, bugünkü grup önerileri de bunun bir örneği.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sen anlamazsın onları.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin (10/353), (10/354), (10/677) esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin bugün gündeme alınmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa değişikliği gibi önemli bir çalışmaya başlamış olması nedeniyle doğru olmayacağı kanaatindeyim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Önemli olan 1 Mayıs, açlık, yoksulluk.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi çok önemli bir Anayasa değişikliğini gündemine almıştır. Toplumun büyük bir kesiminde değişmesi konusunda mutabakatın olduğu Anayasa değişikliklerinin bir an önce görüşülmesini milletimiz bizlerden beklemektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hayır öyle değil, yanlış söylüyorsun.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ülkemizin demokrasi standardının yükseltilmesi, hukuk devletinin güçlendirilmesi, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefindeki engellerin ortadan kaldırılması için…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yolsuzluk ne olacak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …Türkiye Büyük Millet Meclisinin gerçekleştirdiği bu tarihî görüşmelerin, dünkü birleşimde kararlaştırdığımız takvime göre tamamlamasını milletimiz bu yüce Meclisten istemektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Deniz feneri ne olacak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – CHP grup önerisi aslında demokratikleşmeyle ilgili bir sorundur, bunun için de önce Anayasa’mızın demokratik standartlara kavuşturulması gerekir. AK PARTİ, her alanda olduğu gibi çalışma hayatında da önemli icraatlara imza atmaktadır. Yıllardır konuşulan, hiçbir iktidarın yapamadığı 1 Mayısı, AK PARTİ İktidarı, Emek ve Dayanışma Bayramı olarak ilan etmiştir. Anayasa değişikliklerine ve demokratikleşmeye engel olmak isteyen Cumhuriyet Halk Partisinin, grup önerisinde samimi olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle, CHP grup önerisinin bugünkü gündeme alınması Anayasa değişikliği görüşmeleri takviminin aksamasına neden olacağından önerinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Anayasa değişikliklerinin ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hangi anayasa! Hangi anayasa!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kabul edilmiştir Başkanım, sayı çok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam ya, daha ne sayıyorsunuz? İlla orayı bekliyorsunuz, orayı bekliyorsunuz! Oyla!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yanlış bir şey yapıyorsunuz yani burada var, işte çoğunluk var. Bitmiştir, kabul edilmiştir Başkan.

BAŞKAN – Anladım da… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Oyla! Ne bekliyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çoğunluk var burada, bekletemezsiniz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, çok ayıp ediyorsun.

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık olduğu için elektronik sistemle oylama yapacağım. (Gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hadi canım sende!

BAŞKAN – Ne diyorsun?

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ayıp! Ayıp!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olur mu böyle şey ya! Ayıp! Ayıp! Hem çetelere karşı olacaksınız hem aleyhine oy kullanacaksınız! Rezalet bunlar!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Adaletmiş! Ne adaleti be! Meclisi çoğunluk grubu basıyor, çoğunluk grubu basıyor bu Meclisi. Olacak iş mi ya!

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneri reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır. (Gürültüler)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.44


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN (Giresun),

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Biraz önceki, süreyle ilgili…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, oylamayı yenilemeniz lazım, bir dakika erken kapattınız.

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Ağyüz, o konuda açıklama yapıyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bir dakika erken kapattınız.

BAŞKAN – Tutanakları getirttim:

“Başkan – Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık olduğu için elektronik sistemle oylama yapacağım. (Gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hadi canım sende!

BAŞKAN – Ne diyorsun?

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)”

Ben “İki dakika süre veriyorum.” dedikten sonra, süreyi başlatan, teknik eleman ama, daha önce üç dakika verdiği için, benim “İki dakika süre veriyorum.” sözünden sonra iki dakikada süreyi kesen, yine teknik eleman. Başkanlıktan ve tarafımdan kaynaklanan herhangi bir hadise yok, yanlışlık da yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sonucu nasıl ilan ettiniz?

BAŞKAN - Süreyi iki dakika verdim. Benim söylememe göre de, her zaman olduğu gibi, teknik eleman iki dakikada süreyi kesiyor. Buyurun, tutanakları inceleyebilirsiniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sonucu nasıl ilan ettiniz? Tutanağa bakar mısınız.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bir dakika vardı, ekranda bir dakika görünüyordu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sonucu nasıl ilan ettiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Şunu soracağım efendim: Tutanağa göre sonucu nasıl ilan ettiniz? Bakar mısınız.

BAŞKAN – Bu tutanakta sonuç gelmedi efendim, yeniden onu getirmemiz lazım, o kısım yok tutanakta.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Karar yeter sayısı vardır.” dediniz.

BAŞKAN – Hayır, reddedildiğini ifade ettim Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama, sonuç başka, o başka.

BAŞKAN - İsteyelim, onu da isteyelim, onu da açıklayalım. Hayhay, tabii ki.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bakalım. Gelsin, ondan sonra söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, on dakika ara verdiniz; bu saate kadar beklemeniz tutanak için miydi?

BAŞKAN – Sayın Vural, tutanakları bekledim efendim, tutanaklar için, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum, yani tutanaklara girsin amacıyla söylüyorum…

BAŞKAN – Tamam, tutanakları bekledim…

OKTAY VURAL (İzmir) – …çünkü bu Meclisin de herhâlde bir saygınlığı vardır.

BAŞKAN – …eğer tutanaklar gelmemiş olsa yeni bir tartışma çıkar diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, Meclise saygınlık açısından bunu ifade etmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, (2/245) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/203)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/245 Esas Numaralı Kanun Teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesi uyarınca doğrudan gündeme alınması hususunu saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                         Rasim Çakır

                                                                                                                              Edirne

BAŞKAN – Önerge sahibi adına söz isteyen Rasim Çakır, Edirne Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir saniye Sayın Çakır.

Sayın milletvekilleri, tutanaklar geldi. Sonucun açıklanması anlamında: “Sayın milletvekilleri, öneri reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısıyla ne alakası var?

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Oylamanın sonucu neydi yani?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çakır.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İç Tüzük 37’nci maddeye göre “Trakya Su ve Kanalizasyon İdaresi” ismiyle vermiş olduğum kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasını talep etmiştim. 37’ye göre, Komisyonda görüşülmeyen kanun teklifim Genel Kurulda görüşülecek ve diliyorum, vermiş olduğum kanun teklifine bütün arkadaşlarım destek verirler.

Değerli arkadaşlarım, 22’nci Dönem Parlamentosunda Ergene Nehri’nin kirliliğiyle ilgili bir Meclis araştırması istedik, daha bir aylık milletvekiliyken. Bir Meclis araştırması komisyonu kuruldu, ciddi bir çalışma yapıldı, bir rapor hazırlandı, rapor Genel Kurula, millî iradeye sunuldu, oy birliğiyle kabul edildi.

O günden bugüne, soru önergeleriyle, kürsüde konuşmalarla, sivil toplum çalışmalarıyla, yerel medyayla, Ergene Nehri’nin kirliliğinin temizlenmesi adına olağanüstü yoğun gayretler, çabalar, mitingler, eylemler, toplantılar yapıldı, yaptık, öncülük ettik ve sorunun ne olduğuna, sorunun nasıl çözülmesi gerektiğine kafa yorduk, ders çalıştık, araştırdık, inceledik. Sonunda -bir milletvekilinin yapabileceği en önemli şey- sorunun çözümüne yönelik bir kanun teklifi hazırlayıp Parlamentoya verdik. Ama, maalesef, verdiğimiz kanun teklifi… Sayın Bakan “Çok güzel.” dedi, bürokratlar “Çok güzel.” dedi, bilim adamları “Çok güzel.” dedi, herkes “Çok uygun.” dedi ama kanun teklifi Komisyona bile maalesef getirilmedi, gelmedi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, mevcut kanunlar, yasalar, yönetmelikler ve devlet örgütlenmesi Ergene Nehri’nin kirliliğini önlemeye yönelik çözüm üretmiyor. Yapısal bir sıkıntı var, dolayısıyla çözüme yönelik yapısal bir alternatif oluşturmak mecburiyetindeyiz. Bu anlamda, sorunu yaratan Trakya’da yaşayan 1 milyon 800 bin kişiyi sorunun çözümüne ortak etmeliyiz -eğer çözmek istiyorsak, çözümü bir yerlerden, birilerinden beklememeliyiz- çevreciliğin evrensel kurallarını göz önünde bulundurarak “Kirleten öder, kirlettiği kadar öder.” prensibini göz önünde bulundurmalıyız -hep kanun teklifinde bunları yapmaya çalıştık- ve sorunun kaynağında çözüm aramak mecburiyetindeyiz. O anlamda, Trakya’nın yer altı ve yer üstü su kaynaklarını bir merkezde toplamak ve atık suyunu bir merkezde arıtmak ve katı atığını da Trakya’da bir merkezde ayrıştırmak, imha etmek veya entegre etmek gibi bir projeyi, alternatif yapısal bir değişikliği öngören bir projeyi kanun teklifi hâlinde değerli Meclise sunduk. Hani dersiniz ya “Siz hiç öneride bulunmazsınız, hep eleştirirsiniz.” Hayır, biz hem eleştiririz hem de doğrunun ne olduğunu sizlere göstermeye çalışırız, göstermeye çalıştık ama benim, sekiz yıllık gece gündüz, mücadele ederek, araştırarak, emek vererek, bir evlat gibi büyüterek ortaya çıkarmış olduğum bu kanun teklifi maalesef bugün bu Genel Kurulda beş dakikalık bir konuşmanın neticesinde “Edenler…” ve “Etmeyenler…” oylamasıyla nihayet bulacak. Lütfen beni yanıltın, lütfen beni utandırın.

O günden bugüne üç tane hükûmet, üç tane Çevre Bakanı gördük. Herkes burada Ergene’yle ilgili hamasi nutuklar söyledi, bakanlar sözler verdi, yapın, edin, derhâl falan dendi ama bugüne kadar Ergene’yle ilgili maalesef bu iktidar döneminde en ufak ciddi bir eylemde, girişimde bulunulmadı değerli arkadaşlarım. Eğer “yaptık” diyorsa Sayın Bakan, çıksın burada söylesin. Bugüne kadar Ergene’ye atıklarını, evsel atıklarını bırakan yerel yönetimler var, altmış yedi tane. Bir tanesinde arıtma tesisi yok, bir tanesinde arıtma tesisi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – “Nüfusu 10 binin altında olan yerel yönetimlerle ilgili arıtma tesisi ve kanalizasyonda Bakanlık destek verecek.” denildi, biz de sevindik. Bütün belediye başkanlarımızı çağırdık, dosyalarını tekâmül ettirdik, projelerini aldırdık, her şeyini yaptık ama sevgili arkadaşlarım, yani bu nasıl bir iktidar anlayışıdır? Sayın Bakan lütfen çıksın şurada, Bakan olduğu günden bugüne kadar hangi belediyeye kaç para vermiştir? Bu belediyelerin kaç tanesi Cumhuriyet Halk Partilidir, kaç tanesi Milliyetçi Hareket Partilidir, kaç tanesi Adalet ve Kalkınma Partilidir? Bugüne kadar bu ülkede hiçbir siyasal iktidar, iktidarını bu kadar insafsızca siyaset adına kullanmamıştır.

Sayın Bakan, Sayın Çevre Bakanı, sen Allah’tan korkmaz mısın, senin hiç vicdanın yok mu? Sen, Ergene zehir akarken, Trakya’daki insanlar kanserden ölürken hâlâ bu kürsülere gelip hamaset nutukları mı yapacaksın? Bugün eğer benim bu kanun teklifimin görüşülmesine “evet” demezseniz, ahdım var ki, bir tane milletvekilinizi Trakya’da gezdirmem, peşinden giderim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakır, teşekkür ediyorum.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Bir tane milletvekilinizi orada görsem peşinden giderim, halka şikâyet ederim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN KILIÇ (Sivas) – Sen kimsin?

BAŞKAN – Sayın Çakır…

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Halka şikâyet ederim, peşinden giderim, laf söyletmem. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NECDET BUDAK (Edirne) – Ben her hafta gidiyorum.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – Sayın Çakır, ek sürenizi…

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Sayın Başkanım, sözümü tamamlamak için otuz saniye…

BAŞKAN – Teşekkür için, buyurun.

OSMAN KILIÇ (Sivas) – Kürsü adabına yakışmıyor.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben kürsü adabını da bilirim, insanlık adabını da bilirim, vicdanı da bilirim, ahlakı da bilirim. Ama ben topraklarımı bir Kızılderili kabile reisinin aşkıyla seviyorum. Nerede o milletvekilleri, göreyim onları. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

RASİM ÇAKIR (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NECDET BUDAK (Edirne) – Her hafta Edirne’deyim ya, her hafta. Sen neredesin?

BAŞKAN – Önerge üzerinde bir milletvekili adına söz isteyen Tansel Barış, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Edirne Milletvekili Rasim Çakır ve arkadaşlarının verdiği Trakya Su ve Kanalizasyon İdaresi Kurulmasına İlişkin Yasa Teklifi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, evet, Ergene Nehri’miz bugün zehir akıyor. Burada size Ergene’nin coğrafi konumundan bahsedecek değilim arkadaşlar. Çünkü bugüne kadar biz bu kürsülerde Ergene’den çok bahsettik. Ben en azından üç beş defa bahsettim. Trakya milletvekilleri bu konuda çok söz almışlardır. Ama bugün Ergene yine zehir akıyor arkadaşlar. O nedenle Sayın Çevre Bakanım burada, umarım şu anda bize bu konuda detaylı bilgi verir ve Trakya halkına Ergene’yle ilgili yapılanları açıklar. Ama benim bildiğim kadarıyla bugün Ergene’yle ilgili, taşkına bağlı birtakım çalışmalar haricinde bir çalışma yapılmamıştır çünkü Ergene’ye hâlâ zehir akmaya devam ediyor arkadaşlar. Çevredeki fabrikaların, belediyelerimizin maalesef sanayi atıkları ve evsel atıklar hâlen Ergene’yi kirletmektedir. Bugün insanlarımız Ergene’de hasta olmakta, hayvanlarımız ölmekte, ürünlerimiz verimsizleşmekte ve maalesef çocuklarımızın geleceği bu nedenle pek aydınlık görülmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, Ergene, Trakya bölgesinde, Türkiye’deki ayçiçeğin yüzde 60’ını, buğdayın yüzde 14’ünü ve çeltiğin yüzde 42’sini yetiştirmektedir ama gelecekte bunları bulmak hayaldir arkadaşlar çünkü Ergene topraklarımızı zehirliyor, yer altı sularını zehirliyor ve daha önemlisi insanlarımızı zehirliyor.

Sayın Bakanım, bu konuda Trakya sizden bir cevap bekliyor, sizden en azından müjdeli bir haber bekliyor “Trakya’nın suyu artık zehirlenmesin.” diyor. Trakya’daki sular maalesef Ergene yüzünden kirlenmekte ve içme sularımız tehlike altında. Benim endişem ileride toplu ölümlerin olmasıdır. Bu nedenle, bu konuda, Sayın Bakanım, lütfen, Trakya halkına buradan müjdeli bir haber bekliyoruz.

Evet, çözüm istiyoruz. Çözüm acaba bu konuda ne? Sayın Bakanım bu konuda herhâlde bir şeyler açıklayacaktır. Çözüm var mı? Varsa, çözüm ne? Ve biz çözümü şimdi istiyoruz arkadaşlar, çünkü sekiz yıllık AKP İktidarı her zaman “Biz Ergene’yle ilgileniyoruz.” diyordu ama bakıyoruz, sekiz yıl sonra yine aynı noktada değerli arkadaşlarım.

Bu nedenle, bizler insanlarımızın hasta olmaması için, hayvanlarımızın ölmemesi için, yer altı sularının kirlenmemesi için Ergene’de çözüm bekliyoruz. Trakya halkı yıllardır bu dertten muzdarip. Her zaman bize söz veriliyor “Trakya’da Ergene kurtarılacaktır.” deniyor ama bugün bakıyoruz yine Trakya’da Ergene kan ağlıyor, Trakya toprakları kan ağlıyor ve insanlarımız kan ağlıyor. Ergene, bizim göz bebeğimiz ama maalesef o göz bebeğimiz bugün insanları zehirliyor arkadaşlar.

Sayın Bakanımız burada. Burada olmasından da çok mutlu oldum çünkü kendisinden bizler, Trakya’yla ilgili ve Ergene’yle ilgili bir cevap bekliyoruz. Ben, üç yıl önce, bu dönem başladığı zaman, Sayın Bakanıma bu soruyu yine sormuştum ve “Çözüm hazır. Çok yakında biz bu çözüme ulaşacağız ve Ergene’yi kurtaracağız.” demişti ama bugün bakıyorum değişen bir şey yok Sayın Bakanım.

22’nci Dönemde, bu Mecliste, Ergene Komisyonu kuruldu –Sayın Rasim Çakır onu çok iyi biliyor- ve bu arkadaşlarım, günlerce, aylarca bu Komisyonla beraber çeşitli topluluklarla görüştüler ve güzel bir rapor hazırladılar. Bu rapor, Mecliste kabul edildi ve Hükûmetin karşısına çıkarıldı ancak o zaman, Sayın Bakanım şunu demişti bana: “Evet, rapor geldi ama bizde para yok.” Sayın Bakanım, birtakım şeylere ve çok şeylere para buluyorsunuz da Ergene gibi çok hayati konumda olan bir duruma niye para bulamıyorsunuz? Umarım, bu dönem bitmeden Ergene’ye bir el atarsınız ve Ergene’de zehir akmasını önlersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Barış, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

TANSEL BARIŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ergene suyu artık zehir akmasın. Trakya halkı artık bu konudan kurtulsun ve bizler otuz sene önceki gibi Ergene Nehri’nde pırıl pırıl su akmasını, içinde balıkların olmasını, kenarında piknik yapılmasını özlüyoruz ve bizler o günlerin gelmesini bekleyerek Sayın Bakanımdan bu müjdeli haberi bekliyoruz.

Yüce heyete saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Barış.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, ismimi söyleyerek sataştı. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Bakanım, ne söyledi de sataştı size?

Bir saniye, sayın milletvekilleri, lütfen… Anlaşılmıyor.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Sayın Barış ve özellikle Sayın CHP’li vekiller ayrımcılık yaptığımı, destek vermediğimi söyleyerek sataştı.

BAŞKAN – Sayın Bakan, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince üç dakika süre veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Edirne Milletvekili Rasim Çakır ve Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasen Ergene, Trakya’ya yapılan yatırımlar, özellikle benim taraf tuttuğumu veyahut bilhassa CHP’li belediyelere destek vermediğim şeklinde, böyle, Sayın Milletvekili ithamda bulundu.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Aynen öyle, aynen öyle!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – O bizim kitabımızda yazmıyor, biz herkese eşit davranıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir kere şunu söyleyeyim: Edirne’ye, Trakya’ya Hükûmetimiz döneminde son yedi sekiz yılda yapılan yatırımlar seksen yılda yapılan yatırımlardan fazladır. Bunu açıkça söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Hani, nerede?

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Rakam ver, rakam.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, şu anda, son beş yılda biz Edirne’ye tam 450 milyon TL Bakanlık olarak yatırım yapmışız. (CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen bir susar mısınız! Bakın, Edirne…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Para vermedin…

BAŞKAN – Sayın Arıtman, lütfen oturun.

Sayın milletvekilleri…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Müsaade ederseniz… (CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekillerim, özellikle Edirne’ye, Trakya’ya çok büyük yatırımlar yaptı Hükûmetimiz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ergene’den bahsetsene! Ergene’den bahset!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir kere şunu ifade edeyim: Daha önce Ergene Nehri tamamen ıslah edilmemişti. Yirmi yılda sadece 5-10 kilometrelik ıslah yapılmışken ben DSİ Genel Müdürüyken tam 150 kilometrelik ıslahı iki yılda yaptım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Nerede? Nerede?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca hiçbir Hükûmet Trakya’ya, Edirne’ye baraj yapmadı. Şu anda biz orada Hamzadere Barajı’nı yapıyoruz, inşallah bu sene bitireceğiz; Çakmak Barajı’nı yapıyoruz, inşallah önümüzdeki yıl bitireceğiz.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ergene’den bahset!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ayrıca, Sayın Vekilin memleketine olan Meriç Nehri’nden 12 kilometrelik iletim hattını biz yapıyoruz. Sultanköy sulamasını biz bitiriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun dışında, özellikle Yenikarpuzlu sulamasını kim bitirdi? Yapılan çok sayıda –on beş-yirmi tane- göleti, sulamayı kim yaptı? Edirne susuz kalacaktı. Süloğlu Barajı’ndan Edirne’ye yıldırım harekâtıyla isale hattını biz döşedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca şunu ifade edeyim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında tabii söylenecek çok şey var, ancak vaktim sınırlı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şunu ifade edeyim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, Ergene Nehri’yle alakalı şunu ifade ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatip sataşmadan mı söz istedi, yoksa Hükûmet Programı’nı mı anlatıyor? Neden bahsediyor?

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kılıçdaroğlu.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz, sadece Ergene değil… Mesela, ben daha geçenlerde İzmir’de Gediz’deydim. Hangi belediye olursa olsun, her belediyeye, Gediz ve Ergene için üçte 1 nispetinde, hangi partiye mensup belediye başkanı olursa olsun, projesini getirsin, üçte 1 oranında destek vereceğiz dedik, ama atık su arıtma tesisini kurmak belediyelerin görevidir. Onu açık söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Bakanım, Ergene’den bahset! Ergene’ye ne yaptın? Demagoji yapma!

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ama buna rağmen, proje desteği vereceğim, üçte 1 destek vereceğiz, Ergene’yi de kurtaracak anlaşılan biziz.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Ergene’den bahset! Ne yaptın Ergene’ye?

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Bakan, hiç çevrecilikten bahsetme, üç bin yıllık tarihî geçmişi olan Amasra’ya termik santral yapıyorsunuz!

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Şovdan başka bir şey yapmadın! Şov yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre sayın milletvekilleri söz istediler, önce onları bir dinleyeyim. Bir saniye. Dinleyeceğim Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen oturur musunuz.

Sayın Yaman, söz talebiniz var. Ne için söz istediniz?

M. NURİ YAMAN (Muş) – Ben de konuya katkı sunma amacıyla, o konuyu bilen bir kişi olarak...

BAŞKAN – Sayın Yaman, bir saniye.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre söz talebi hakkınız yok Sayın Yaman, ama 60’ıncı maddeye göre bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Muş Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Gerçekten Trakya milletvekillerinin gündeme getirdikleri bu konuyu, İçişleri Bakanlığının teftişlerinde benim de sahip olduğum bilgilerle Genel Kurulun bilgisine sunma ihtiyacını duydum. Bu konunun polemik konusu olmayacağına inanıyorum. Bu konu gerçekten Trakya’nın önemli bir sorunu. Her İçişleri Bakanlığı müfettişleri Trakya’yı denetlediklerinde, gerek Edirne’yle ilgili gerekse Tekirdağ’la ilgili, konunun genel durum raporlarında sürekli dile getirdiklerini biliyorum. Bu konuları, ben de bu illeri denetlerken genel durum raporu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yaman.

Sayın Nalcı, size de bir dakikalık süre veriyorum.

Buyurun.

2.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan zannedersem, sadece Genel Kurulda Ergene’yi gündeme getiriyor. Biz defalarca, daha öncesinde Ergene’yle ilgili, Tekirdağ’la ilgili ve üç vilayeti ilgilendiren bir konuyla ilgili birkaç kere görüştük. Fakat, Sayın Bakanımız hep bu konuların çözümleriyle ilgili çalıştıklarını söylüyorlar.

Sayın Bakanım, bu konuda acaba orada hastalıklar başladıktan sonra mı çözüme geçeceksiniz? Çözüm belli. Çözüm, Çerkezköy’den başlayan ve Muratlı’da biten bir kuşaklama hattı yapacaksınız ve orada bölgesel bir arıtma yapmanız gerekiyor ve bu, 197 kilometre boyunca Trakya’nın üç vilayetini, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli’ni zehirleyerek giden, ağır metaller bırakan bir çevre sorunu. Bunu çok iyi biliyorsunuz.

22’nci Dönem, 23’üncü Dönem araştırma komisyonlarının raporları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Nalcı.

Sayın Uslu, size de İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bir dakika süre veriyorum.

Buyurun Sayın Uslu.

3.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Ergene Havzası’ndaki kirliliğin Trakya’nın büyük bir sorunu olduğuna ve bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ergene Havzası Trakya için çok önemli mesele gerçekten. Bunun kirliliğinin giderilmesi lazım. Burada, bugün konu edilen husus da budur esasında. Ancak Sayın Bakan Edirne’ye, özellikle Hamzadere ve Çakmak barajlarıyla ilgili yaptıklarını ifade etti. Evet, bu konuda Edirne halkı olarak bu girişimlerinizden dolayı teşekkür ediyorum, tabii yapılması lazım ve yıllardan beri bir çözüme kavuşması gereken husustur bunlar. Bir an önce bitirilmesi Edirne’deki tarımsal potansiyelin ortaya çıkarılması bakımından önemlidir. Ancak, burada asıl sorun Ergene havzasının kirliliğinin giderilmesi olması iken, bunun çözümünü sizin söylemeniz gerekirken başkaca faaliyetlerden bahsetmek çok doğru değil Sayın Bakanım.

Bir an önce bitirilmesini bu yatırımların Edirne halkı olarak bekliyoruz gerçekten ama bu Ergene’nin kirliliğinin giderilmesi çok önemlidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Sayın Durmuş, buyurun.

Bir dakikalık süre veriyorum İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre.

4.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Kırıkkale belediyeleri içinde MHP’li belediyelere, İller Bankası ve İçişleri Bakanlığının gönderdiği paraların verilmemesi nedeniyle zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan tarafsız davrandığını, her yere yardım ettiğini söyledi. Kırıkkale belediyeleri içinde MHP’li belediyelere Sayın Bakanım, ne İller Bankasından ne de İçişleri Bakanlığının gönderdiği paralardan para gönderilmiyor. Şu anda Hasandede beldesi, Bahşılı ve Yahşihan ilçemiz kirlenen Kızılırmak nedeniyle, Makine Kimya ve TÜPRAŞ nedeniyle çok zor durumdadır.

Bu konuda ben sizin sözünüze güvenmek istiyorum ve takipçisi olacağım. İnşallah, Kırıkkale MHP belediyelerine de destek verirsiniz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmuş.

Sayın Budak, yine İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bir dakika.

Buyurun.

5.- Edirne Milletvekili Necdet Budak’ın, iktidarları döneminde Trakya’ya cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarının yapıldığına ilişkin açıklaması

NECDET BUDAK (Edirne) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben özellikle muhalefet partisi milletvekili arkadaşların Çevre ve Orman Bakanına teşekkür etmeleri gerektiğini düşünüyorum Edirne için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kime? Hitabı kime?.. Muhalefet partisinden kime?

NECDET BUDAK (Edirne) - Türkiye’nin en verimli topraklarının olduğu Trakya’ya 450 trilyon yatırım yapıldı. Hamzadere Barajı’na cumhuriyet tarihinde en büyük yatırımlar yapıldı; yüzde 1’den yüzde 90’a getirildi. O topraklar, o topraklar…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen Ergene’den bahset!

NECDET BUDAK (Edirne) – (A), (B) partisi çok daha iyi şeyleri hak ediyor ama maalesef geçmişte hiçbir parti, yüzde 1 temel atanlara teşekkür ediyoruz… Ama AK PARTİ İktidarı döneminde, Başbakanımızın özel talimatıyla… Seksen iki yaşındaki adam Trakya’da ilk kez baraj gördüğü için şükür namazı kıldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Budak.

NECDET BUDAK (Edirne) – O, bu dönemde oldu. Bunun hakkını teslim edelim. Ama Ergene Nehri kirliliğiyle ilgili yapılan çok güzel çalışmalar var ama yeterli değil. Bunun birlikte mücadelesini verelim. Nehir yatağı temizliği yapıldı. Şu anda Çevre Kanunu ile cezalar artırıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET BUDAK (Edirne) – Ayrıca her hafta Edirne’deyim. Siz yoksunuz, ben oradayım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Budak.

Sayın Bulut, son söz…

Buyurun.

Sayın Bulut, buyurun.

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Trakya’nın atardamarı olan Ergene Nehri’nin tıkandığına, bu damarın açılması gerektiğine ve Balıkesir Susurluk Çayı’nın da Ergene Nehri gibi olmaması için çevre atıklarından korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakan, Ergene, Trakya’nın atardamarıdır. Bu atardamar tıkanmıştır Sayın Bakan. Bu konuya, diğer yaptığınız, bahsettiğiniz güzel hizmetlerin yanı sıra bu atardamarı açmanın gayretini sizlerden bekliyoruz.

Balıkesir Susurluk Çayı Ergene olma yolundadır. Çevre atıklar hiçbir engelle karşılaşmaksızın buraya akıtılmaktadır. Bu konuda da tedbir alarak çevrenin korunması adına gereğini yapacağınıza inanıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır’ın, (2/245) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/203) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.33


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.45

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Murat ÖZKAN (Giresun),

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince şimdi sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz birleşimde teklifin 2’nci maddesinin oylaması tamamlanmıştı.

Şimdi 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar ve şahıslar adına konuşmalar yapılacaktır.

Gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına olmak üzere Kırşehir Milletvekili Sayın Metin Çobanoğlu.

Süresi on dakikadır.

Sayın Çobanoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddeleri Üzerinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış buluyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, anayasalar siyasetin ve zamanın üstündeki birer metinlerdir. Birey, toplum ve devletin ortak hukukunu belirleyen temel ve çerçeve hukuk metinleridir. Hukuk sistemimizin hiyerarşik sıralamasında anayasalarımız en üst hukuk normumuzdur. Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir, devletin yapısını, organların işleyişini, bireyin temel hak ve özgürlüklerini belirlerler.

Değerli milletvekilleri, millet olarak yüz kırk dört yıllık bir Anayasa geçmişine sahibiz. 1876’dan itibaren alacak olursak beş ayrı anayasayı yaşamış bir millete mensubuz. Öncelikle Kanunuesasi, daha sonra 1921 Anayasası, 24 Anayasası, 61 Anayasası ve 1982 Anayasası.

                        

(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 19/04/2010 tarihli 88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Anayasalar kutsal metinler değildir ve değiştirilebilir. Zaten bu süreç içerisinde, 1876’dan beri anayasalar zaman zaman değiştirilmişlerdir.

Tabii ki, anayasaların değiştirilmesiyle ilgili özel birtakım şekil, usul şartları yer almıştır, bu da doğrudur. Tabii, anayasaların değiştirilmesi noktasında mutlaka ve mutlaka hukuk kurallarına uyulması gerektiği gibi temayüller de göz önüne alınmalı. Madem toplumsal metinlerdir anayasalarımız, en üst hukuk normlarımızdır, mutlaka, bu normlar değiştirilirken bir uzlaşma, toplumsal uzlaşma aranmak durumundadır.

Bugün üzerinde konuştuğumuz, yapılan değişikliklerle ilgili, bakacak olursak bu toplumsal uzlaşma ve mutabakat sağlanabildiğini söylememiz mümkün değildir. Bu Anayasa AKP’nin tek başına hazırladığı ve AKP’nin ihtiyaçlarından hasıl olarak hazırlanmış ve önümüze bir dayatma şeklinde getirilmiş bir Anayasa değişiklik teklifidir.

Değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişiklikleri gündeme geldiğinde Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli bunu çok açık, net bir şekilde ifade etmiş, anayasaların değiştirilebileceğine, bu değişiklik yapılırken de mutlaka uzlaşmanın, toplumsal uzlaşmanın da aranması gerektiğini ifade etmiş, bu değişiklikle ilgili de Mecliste bir uzlaşma komisyonunun kurulması gerektiğini, parti gruplarının bu komisyonlara üye vermelerini ve bu komisyonlarda yapılan görüşmeler neticesinde ortak metinler ortaya çıktığında bunların imza altına alınmasını ve bu Meclisin değil, önümüzde erken veya zamanında yapılacak genel seçimlerden sonra oluşacak 24’üncü Dönem Millet Meclisinde bu mutabık kalınan bu metinlerin ve değişikliklerin yapılması gerektiğini ifade etmişizdir.

Değerli milletvekilleri, ama gelinen süreci Mecliste hep beraber yaşadık. Bir metin hazırlandı ve parti gruplarına, şu kadar süre içinde, ki başka ülkelerde yapılan anayasa değişikliklerine baktığımızda bu süre yılları alabilmiştir, ama bizde, AKP İktidarının hazırladığı bu anayasa, parti gruplarına “Çok kısa bir sürede görüşlerinizi bildirin.” diye âdeta dayatılmıştır.

Yine, Anayasa Komisyonundaki görüşmeler çok kısa ve çok yoğun bir şekilde devam etmiş, yine iktidar partisinin çoğunluğuna dayanarak oradaki görüşmeler kısa sürede bitirilmiş, bugün de Meclis Genel Kurulunda iki gündür de bu görüşmelere devam edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişiklikleri Türkiye’nin ihtiyacı olan Anayasa değişiklikleri değildir. Biraz önce de ifade ettim, anayasalar değiştirilebilir, ama bunun yapılabilmesi için mutlaka toplumsal ve siyasi uzlaşmanın sağlanması gerektiğini de hep ifade etmişizdir. Bugün bu değişikliğe baktığımızda böyle bir uzlaşmayı bulmak mümkün değildir. AKP Grubu dışında bütün parti grupları bu konudaki muhalefetlerini sürdürmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, buradan sormak istiyorum: Bu Anayasa’da yapılan değişikliklerle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını değiştirdiğinizde Türk adaletinin acaba sorunlarına bir çözüm bulabilecek miyiz? Yine Anayasa Mahkememizin üye sayısını 19’a çıkardığımızda, vatandaşımıza, işsizimize, yoksulumuza, yolsuzluklara acaba bir çözüm üretilebilecek midir? Yine adalet hizmetlerinin denetiminde yapılacak değişikliklerle acaba Anadolu insanının hangi problemlerine çözüm üreteceksiniz?

Değerli milletvekilleri, yine sekiz yıla yakın bir süredir Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidardadır. Niye zamanlama noktasında bugün seçilmiştir? İşte, bunu da şöyle ifade etmek istiyorum: Geçtiğimiz günlerde “Şark kurnazlığı” diye bir polemik konusu yapıldı. İşte bu Anayasa’nın gündeme getirilmesi de tabiri caizse tam bir Şark kurnazlığını ifade etmektedir. Sebebine gelince, ülke gündemi vatandaşımızın gerçek gündeminden uzaklaştırılıp suni birtakım gündemlerle vatandaşımızın kafası karıştırılmak isteniyor. Bakın ülkemizin ekonomik yapısına, “Kriz teğet geçti.” derken, bu ülke insanını, özellikle dar gelirli, işçi, memur, çiftçi, esnaf ve emekliyi gerçekten çok ciddi sıkıntılara sokarak bu ekonomik kriz üzerimizden geçmiştir. İşsizlik cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlarına gelmiştir. Geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK verilerine göre yüzde 14,5 işsizlikle karşı karşıyayız. Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizliğini yaşıyoruz. Yine, esnafımız perişan hâldedir, palyatif tedbirlerle düzelmesi mümkün değildir.

Türk çiftçisi bitirilmiştir. Üzülerek söylüyorum, ülkemizin en verimli topraklarında, Çukurova’da, Ege’de sulu tarımla üretim yapan çiftçimiz, artık, tarlasını ekmekten, biçmekten vazgeçmek üzeredir. Hele hele, benim ilim gibi, Kırşehir gibi, İç Anadolu Bölgesi’nde kuru tarımla üretim yapan çiftçimiz, üzülerek söylüyorum, sosyal dayanışma vakıflarından gelecek bir poşete mahkûm olmuş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bu kadar sıkıntının üzerinde, bir de açılım rezaletini hep beraber yaşadık. İşte, açılım rezaletinin kamuoyundaki infialinden sonra, hele hele Habur Sınır Kapısı’nda o görüntülerden sonra, hepimiz, Türkiye’nin geleceğiyle ilgili endişe duymaya başladık fakat Sayın Başbakan, o günlerde, Habur’daki görüntülerden sonra “İyi şeyler olacak.” demiştir, buna hep beraber şahidiz. Bu görüntülerden sonra, “Türkiye’nin geleceğiyle ilgili ümitli olmamak, mutlu olmamak mümkün mü?” diyebilmiştir. Bunu sizlere demiştir değerli milletvekilleri ama milletimizde çok ciddi bir sıkıntıya yol açmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, on dakikalık süreniz doldu. Size iki dakika daha süre veriyorum. Lütfen bu süre içinde konuşmanızı tamamlayın.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

O görüntülerden sonra hepimizin yüreği endişeyle çarpmaya başladı. Milletimiz, geleceğiyle ilgili, Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprak bütünlüğüyle ilgili, bin yıllık kardeşliğiyle ilgili ciddi endişeler duymaya başladı ve bu, kamuoyu araştırmalarına da yansıdı, sizler de bunu çok yakından takip ettiniz, Hükûmetimiz de bunu çok iyi gördü ve derhâl bu Anayasa tartışmalarına girdiniz.

Bugün, bu Anayasa değişikliklerinin gündeme gelmesinin en önemli nedeni, artık, vatandaşa gidip sekiz yıllık tek başına İktidarınızdan sonra söyleyebileceğiniz hiçbir şey kalmamıştır; işçiye ne diyeceksiniz, çiftçiye ne diyeceksiniz, esnafa ne diyeceksiniz, işsize ne diyeceksiniz, emekliye ne diyeceksiniz? İşte böyle bir şeyle, tekrar “Cambaza bak.” diyorsunuz, yani Anayasa değişiklikleriyle ülke gündemini işgal etmeye devam ediyorsunuz. Ama biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ülkemizin gerçek gündemini, vatandaşımızın sıkıntılarını, problemlerini Anayasa değişiklikleri vasıtasıyla da veya fırsatını bulduğumuz her platformda vatandaşımıza hatırlatmaya devam edeceğiz.

Bu değişikliklerle bu ülkenin bir yere varması mümkün değil. Bunu da şuradan ifade etmek istiyorum: Zaman zaman tek parti dönemlerinde, hep böyle, o iktidar partisinin, Mecliste çoğunluktaki partinin yapacağı birtakım değişikliklerle ilgili bu düzenlemeler yapılır ama sonuçta ne olur biliyor musunuz? Sonuçta bu iş, bir gün bir başkası bu Mecliste çoğunluğa geldiği zaman bu yaptığınız değişiklikler sizlerin aleyhine döner.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, ek süreniz de doldu.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Temenni etmiyorum ama geçmişte bunlar yaşanmıştır, inşallah bu sefer siz yaşamazsınız diyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk konuşacaklar.

Sayın Köktürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakika efendim.

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine yönelik kanun teklifinin 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Laik, demokratik, sosyal hukuk devletimiz Anayasa’nın 2’nci maddesinde ve Anayasa’nın “Başlangıç” metninde ifadesini bulan yasama, yürütme, yargı erklerinin birbirinden bağımsızlığı yani kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde şekillenmiştir.

Yine hepimiz biliyoruz ki kuvvetler ayrılığı ilkesi erklerin birbirine üstünlüğü anlamına gelmemektedir; tam tersine, Anayasa’daki metnin tanımlamasıyla erklerin arasındaki medeni bir iş birliği anlamını taşımaktadır.

Yine Anayasa’mızın egemenliği düzenleyen 6’ncı maddesine göre, egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir. Türk halkı, halkımız, egemenliği, Anayasa’nın koymuş olduğu esaslara göre, değişik organlar aracılığıyla, organlar kanalıyla kullanır. Yani değerli milletvekilleri, gerek bizim Anayasa’mız gerekse bütün demokratik anayasalar egemenlik kavramını sadece yürütmeye, sadece siyasal iktidara has bir kavram olarak tanımlamamıştır. Egemenlik kavramı sadece yürütmeye tanınan mutlak bir yetki değildir. Bu nedenle bütün demokratik anayasalar egemenlik yetkisini dağıtmış, parçalamış, hiçbir kişiye, sınıfa, zümreye, gruba veya tek bir siyasal partiye veya iktidara, hangi oyla gelirse gelsin tek bir siyasal iktidarın mutlak egemenliğine bırakmamıştır.

Yine demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan kuvvetler ayrılığının doğal sonucu yargı bağımsızlığının ve hâkimlik teminatının güvence altına alınmasıdır. Bu, aynı zamanda hukuk devletinin ön koşuludur.

Değerli milletvekilleri, ancak dünden bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran, parmak çoğunluğuna dayanarak yasamaya egemen olan yürütmenin yargıya da hâkim olmasını sağlayacak, hukuk devletinin norm ve ilkelerini ortadan kaldıracak, parti devletine gidişin son aşamasını yaratacak bir değişiklik paketini görüşüyoruz. Bu değişiklik paketiyle açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veren halkımızın temel sorunlarını bir kenara bırakarak, bundan tam iki yüz yılı aşkın bir süre öncesine giderek, 1789 tarihli Fransız Yurttaş Hakları Bildirgesi’nde tanımlanan “Hakların güvence altına alınmadığı, erkler ayrılığının sağlanmadığı bir toplumun anayasası yoktur.” anlayışını Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu kadar süre sonra, iki yüz küsur yıl süre sonra yeniden tartışmaya, değerlendirmeye açıyoruz. Bundan iki yüz altmış-iki yüz yetmiş yıl kadar önce yaşamış Montesquieu’nün bütün gerçek demokrasilerde kabul gören “Eğer yargı gücü yürütme ve yasama güçlerinden ayrılmazsa, o ülkede özgürlük yoktur.” ifadesinin gerisine düşen bir iktidar anlayışını, bir AKP anlayışını hayretle ve ibretle izliyoruz.

Değerli milletvekilleri, yazdıkları hukuk kitaplarında bu temel normları öğrencilerine ders kitabı olarak okutan, katıldıkları sempozyumlarda az önce belirtmiş olduğumuz genel ilke ve normları kararlılıkla savunan, ancak bugün “Onlar bizim kişisel görüşümüzdü, şimdiki söylemlerimiz resmî görüşümüz.” diyebilen iktidarın Adalet ve Anayasa komisyonları başkanlarının AKP’nin kanatları altında siyasal ikbal uğruna geldikleri noktayı izlerken ülkemiz adına gerçekten büyük kaygı, onlar adına büyük üzüntü, büyük beis duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, tartışmasız gerçek şudur ki, bu değişiklik teklifi, aslen bu değişiklik tasarısı üç temel konu üzerinde şekillenmiştir: HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmesi ve hangi şart ve koşullarda olursa olsun parti kapatmalarının mutlak olarak önlenmesi dışında kalan diğer maddeler, Sayın Başbakanın deyimiyle, “Halkımızın bu hapı kolay yutmasına yönelik, bunu kolaylaştırıcı düzenlemelerdir.” ve diğer bir başka deyimle, tavşan-havuç yöntemiyle, tavşan-havuç modeliyle tasarıya yerleştirilen ve arkasındaki gerçek ve arkasındaki gerçek ölüm kapanını gizleyen önerilerdir.

Nitekim, görüşmekte olduğumuz 3’üncü madde bu değişiklik tekliflerinden birini oluşturmaktadır. Bu maddeyle, Anayasa’nın 23’üncü maddesindeki yerleşme ve seyahat özgürlüğü düzenlenmektedir. Değerli milletvekilleri, ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki tüm siyasi grupların üzerinde anlaşabilecekleri bu temel hak ve özgürlüklere yönelik düzenleme dahi, madde yazımındaki, maddenin düzenlenmesinde teklif sahiplerinin özensizliği ve dikkatsizliği nedeniyle Anayasa Komisyonunda uzun tartışmalardan sonra neticelendirilebilmiş, Genel Kurulun gündemine getirilebilmiştir. Değişiklik tasarısıyla aslen öngörülen Anayasa’nın 23’üncü maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik yapılması olmasına karşın, Anayasa Komisyonunun önüne gelen metinde Anayasa’nın 23’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının değiştirileceği ifade edilmiş, Komisyonda yer alan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin yoğun çabaları ve konuyu uzun uzun anlatmaları sonucunda ancak bu madde şimdiki hâliyle, kısmen de olsa düzeltilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna taşınmıştır.

Değerli milletvekilleri, değiştirmek istediği fıkra numarasına dahi dikkat etmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı, üç temel konu dışındaki önerilere aslında kör bakması nedeniyle, temel hak ve özgürlüklere yönelik bu Anayasa maddesi konusunda gereken özeni, gereken saygıyı, gereken itinayı dahi göstermemiştir. Ayrıca “Vatandaşın yurt dışına çıkması ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.” şeklindeki hak ve özgürlükleri genişleten düzenleme, tasarı metnindeki “ceza kovuşturması” kavramını çıkartarak, daha genel bir ifade, daha genel bir kavram olan “suç soruşturması ve kovuşturması” kavramını Anayasa maddesine geçirerek hak ve özgürlüklerin sınırlanmasının alanını daha da genişletmiştir.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, burada söylemek istediğimiz husus şu: Tabii ki Anayasa metinlerinde temel hak ve özgürlüklerin önünü açan düzenlemelere hepimiz sahip çıkmak zorundayız, hepimiz bu hukuki düzenlemelerin yanında olmak zorundayız, ancak aslolan, bu Anayasa değişikliklerinin, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesinin soyut kavramlar olarak Anayasa’ya girmesi midir yoksa sosyal ve ekonomik yaşam koşullarının buna yönelik düzenlemeleri geliştirmek suretiyle yaşama geçmesini sağlamak mıdır?

Ben burada teklif sahibi sayın milletvekillerine ve Bakanlar Kurulu sıralarında oturan değerli bakanlara sormak istiyorum: Değerli bakanlar, değerli milletvekilleri, teklif sahibi milletvekilleri; bu getirilen düzenleme, seyahat özgürlüğüne yönelik sınırlamaları daraltan düzenleme, oğlunun cebine, çocuğunun cebine 1,5 milyon lira harçlık koyarak okula gönderemeyen, çocuğunun okul masraflarını karşılayamayan ailelerin acaba seyahat özgürlüğünü genişletecek mi? Ben bunu merak ediyorum. Acaba her gün “iş bulurum” umuduyla evden çıkan ancak bir tek ekmek alarak eve dönemeyen 7 milyon işsizin seyahat özgürlüğüne acaba bir katkı sağlayacak mı? Asgari ücretin altında maaş alan ancak, buna rağmen sadece çocuklarının değil torunlarının dahi geçimini üstlenmek zorunda kalan, bir bardak çayı kahvede boğazına düğümlenerek içen, bir bardak çaya para ödememek için evinden ayrılarak kahveye dahi gidemeyen emeklilerimizin acaba seyahat etmesini, sayın başbakanlar gibi, sayın bakanlar, sayın cumhurbaşkanları gibi değişik ülkeleri, değişik memleketleri görmesini sağlayacak mı?

Yine, bu getirdiğiniz düzenleme, her gün kapısına kilit vuran, sigorta, BAĞ-KUR primlerini ödeyemeyen, BAĞ-KUR primlerini ödeyemediği için çalışma sürelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köktürk, süreniz doldu. Size de ilave süre veriyorum iki dakika, lütfen tamamlayınız efendim konuşmanızı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – …sildirmek zorunda kalan esnaflarımızın da -dediğimiz gibi- seyahat etmesini sağlayacak düzenlemeler mi?

Sayın iktidar yetkilileri, sayın teklif sahipleri, sayın bakanlar; asıl olan, soyut tasarılarla Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmek değil, somut olarak bu hak ve özgürlükleri yaşama geçirecek gereken tedbirleri almaktır siyasal iktidarın görevi. Yoksa burada ne kadar konuşursak konuşalım, hangi düzenlemeleri getirirsek getirelim, az önce saydığımız toplum katmanları, sayın bakanlarımız, Sayın Başbakanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız gibi, maalesef o özgürlüklerden faydalanamayacaktır, o özgürlüklerden yararlanamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlar göstermektedir ki Adalet ve Kalkınma Partisinin hedefi temel hak ve özgürlükleri genişletmek, bunların önündeki sınırlamaları daraltmak, ülkemizdeki demokrasi standardını yükseltmek değildir. Bu değişiklik teklifinin hedefi, 12 Eylül Anayasası’nı ideal hukuk devletlerinde, anayasalarında yer alan en üst hukuk normlarına ulaştırmak da değildir. Tam tersine, hedef, AKP’nin kuyruğuna yargıyı bağlayarak, hangi koşullarda olursa olsun parti kapatmayı önleyerek, yargı siyasallaştırıp hesap vermesi gerekenlerin yargı önünde hesap vermesini engelleyecek düzenlemeleri bir Anayasa normu hâline getirmektir. Yapılmak istenen, yargı bağımsızlığına ve genel anlamıyla ülkenin demokrasisine vurulacak ağır bir darbedir; yargıdan kaçanların, dokunulmazlıkların arkasında, dokunulmazlıkları adi suçlara, yüz kızartıcı suçlara kalkan yapanların, halkımızın fakirleşmesi pahasına her gün servetine servet katanların, Tekel işçisine, emekliye, memura vermedikleri paraları damat holdinglerine aktaranların ulaşmak istediği nihai aşamadır sayın milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köktürk, ilave süreniz de doldu. Lütfen…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Sonuç olarak, bu Parlamento, bu Parlamentonun anayasal denetim organı ve egemenliğin gerçek sahibi olan halkımız, meşru, hukuki ve ahlaki olmayan bu Anayasa değişiklik tasarısına geçit vermeyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi yürekten saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köktürk, teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi de söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer’e aittir.

Sayın Üçer, buyurun.

Sizin de süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde düzenlenmekte olan Anayasa’nın 23’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya dönük her türlü oluşumu, her türlü yaklaşımı benimsemek, özümsemek ve desteklemekle birlikte, Anayasa tartışmalarının ülke kamuoyunda çok yoğunluklu bir şekilde yer aldığı bir süreçte “Adım Hıdır, elimden gelen budur.”, “Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okur.” tarzıyla düzenlenen bir Anayasa’ya çok da taraf olmayacağımızı, aslında köhnemiş, yıkılmaya yüz tutmuş ve altında insanların can vermesine neden olacak köhne bir binanın tadilatı gerekirken, hatta onu yıkıp aynı temel üzerine, aynı arsa üzerine yeni bir bina yapmak, yeni güçlendirilmiş temel yapmak, yeni bir yaşam alanı oluşturmak yerine, o köhnemiş binanın pencerelerini boyamaya benzeyen bir Anayasa çalışmasının, pratiğini, AKP’nin ülke sorununa karşı “Ben bildiğimi yaparım.” tavrını açıkça kınadığımızı da belirtmek isterim.

Anayasa, toplumsal bir sözleşmedir. Toplumun bütün kesimlerinin ortaklaştığı ve yüreğine sindirdiği bir ortak anlaşma metnini toplumun önüne getirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Maalesef ki başta Sayın Başbakan olmak üzere AKP Hükûmeti, bu sorumluluğunu yerine getirememiştir. Olsun, bu ülkenin ihtiyacı olan ve toplumun tüm kesimlerinin, Türklerin, Kürtlerin, farklı etnik tabanlı bütün insanların, farklı inanç gruplarının, emek çevrelerinin, sosyal çevrelerin, dezavantajlı grupların, herkesin kendini içinde bulacağı bir anayasa çalışmasının önümüzdeki seçim sonucunda bu Meclise bir görev olarak yeniden geleceğini belirtmek isterim.

3’üncü maddede Anayasa’nın 23’üncü maddesiyle ilgili bir düzenleme yapılmakta, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması yerine hâkim kararına bağlı olarak, ancak suç soruşturması kavramları yerleştirilerek olumlu bir yapılanma mevcuttur. Bunu biçimsel olarak desteklememek çok doğru değildir. Biz Anayasa’nın hazırlanışına ilişkin genel tavrımızı bütününe ilişkin sürdüreceğimiz için, bu konuda parti yetkililerimizin, genel başkanlarımızın açıklamış olduğu tutumumuz devam etmekle beraber, bu düzenlemedeki olumluluklardan da bahsetmemek doğru olmaz diye düşünüyoruz.

Suç ve suçlulukla mücadelenin kamusal yararı ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasındaki kamu yararı arasında bir denkleşim kurulmaya çalışılmaktadır. Uluslararası metinlerde ve çağdaş hukuk metinlerine baktığımızda, bu iki ana unsur arasındaki dengeyi sağlayan yapılanma en önemli noktadır. Bir, kamu güvenliğini, kamu huzurunu ve hukuku koruma altına alacaksınız; ikincisi, bireysel hak ve özgürlükleri. Artık, hangisini daha çok önemsersiniz, o sizin bakış açınıza bağlıdır ama dünyada, temel noktada, özgürlük-güvenlik çelişkisi içerisinde tartışabilecek bir maddedir bu.

Biz elbette ki siyasal özgürlükler temelinde değerlendirerek, bireysel temel hak ve özgürlükler temelinde değerlendirerek, her şeyden önce bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasından yanayız. Hâkim kararına bağlı olması olumlu bir özellik olmasına rağmen, Türkiye’de hâkim kararlarının da bağımsız yargının tartışıldığı süreçlerde aslında yargı birimlerinin de çok da bağımsız olmadığı, bağımsız kararlar veremediği bir ülkede hâkim kararının ne kadar bağımsız olacağına ya da ne kadar keyfiyetten uzak olacağına ilişkin kimi soru işaretleri hatırlatmaktadır. Biz şuna çok iyi tanık oluyoruz… Hatta, birçok yerde, gidiyoruz ki kolluk kuvvetleri cebinden tarih ibaresi boş bırakılmış mahkeme kararlarını karşımıza çıkarıyor. 3 kilometrelik yol içerisinde aynı günde alınmış üç farklı mahkeme kararıyla karşımıza çıkabiliyor. Yani, burada, örnekten anlaşıldığı üzere, mahkeme kararlarının da aslında sadece metin bağlayıcılığı söz konusu değildir.

Bir ülkede hukukun, adaletin, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin yaşam bulması aslında demokratik zihniyet sorununa bağlıdır. Hangi açıdan değerlendirirseniz değerlendirin, eğer biz bu ülkede demokrasi kültürüne hepimiz kendi cephemizden bir güç katamazsak, bir demokrasi kültürü getiremezsek ve bunu kendi çocuklarımıza miras olarak bırakamazsak, biz hangi tartışmaları yürütürsek yürütelim, bu ülkede demokrasi yaşam bulmayacaktır, bu ülkede toplumsal huzursuzluk sürgit devam edecektir, bu ülkede çatışmalar devam edecektir, bu ülkede kan akmaya devam edecektir, bu ülkede emek sömürülmeye devam edilecektir. Bunun için, bu Mecliste yer alan herkesin ortak sorumlulukta hareket etmesi, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumlulukta hareket etmesi gerekmektedir.

AKP’nin özellikle bütün oluşumlarda ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikasının aslında artık prim yapmadığını herkes biliyor. Bu konuda diğer partilerin… İşte, AKP’nin kamuoyuna “Aslında biz iyi şeyler yapmak istiyoruz.” ya da Kürt tabanına “Biz iyi şeyler yapmak istiyoruz, MHP, CHP bunun önünde engel.” gibi söyleminin de artık bir anlam taşımadığını ifade etmek istiyoruz.

Bizimle değerlendirmeler de yapılırken, BDP’ye yönelik değerlendirmeler yapılırken “Evet, biz, onların görüşlerini bir şekilde kayda almak istiyoruz ama bunu MHP, CHP istemiyor.” gibi kamuoyunda reklama dönüştüren politikalarının da artık toplumda yeri yok. Bu konuda muhalefetin de çok dirayetli olması ve istikrarlı, tutarlı olması, ortak düşünceyi dile getirmesi noktasında sorumlulukları vardır.

Ülkemizde vergi borcu olduğu için, banka borcu olduğu için ya da siyasi suçlardan yargılanan kişiler hakkında mahkeme kararı olduğu için yurt dışına çıkamayan binlerce insanımız var. Evet, bir kişinin, bu ülkenin maddi değerlerine zarar veren dolandırıcılar için tedbir alabiliyorsak mahkeme kararı önemlidir ama sadece birilerinin siyasi düşüncesini baskılamak için keyfiyete neden olabilecek bir mahkeme kararına razı olabiliyorsak bunun da tartışmalı olduğunu ifade etmek isteriz.

Bir büyükşehir belediye başkanının, dünyanın neresinde görülmüştür ki bir büyükşehir belediye başkanının makamını, mevkisini, halkını terk edip başka bir ülkeye kaçma düşüncesinin olabileceği! Siyasetten yargılanan insanların hakkında herhangi bir hüküm olmadığı hâlde onların yurt dışına çıkma yasağının… Birçok insan bugün ülkeye dönmek için, bizim kanunen sürgün edilmiş yurttaşlarımız, belki bir yasal düzenleme olur da ben ülkeme, evime, yurduma dönebilirim muradıyla yaşayan binlerce insanımız şu an sürgün illerde. Kaldı ki eğer belli sorunlarla boğuşan bir kişilik değilse, bütün insanlar memleket hasretiyle kendi ülkesine dönmek gayretindeyken biz bu tür baskılamaları yapan bir anlayışı ne kadar makul görebiliriz, sizlere soruyoruz.

Evet, keyfiyetin önüne geçilmeli. Gece yarısı ev baskınlarının önüne geçilmeli. Yargılanmayıp tutuklu bulunan ve onlar için kurdele taktığımız arkadaşların cezaevinde yaşamış oldukları haksızlığın önüne geçilebilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üçer, sizin de on dakikalık süreniz doldu.

Size de diğer arkadaşlarım gibi iki dakikalık ek süre veriyorum. Bu süre içinde konuşmanızı tamamlayın efendim.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

“Yaşayanlar bir gün ölür, bir gün ölür elbette.

Ağaçlarla, balıklarla, kuşlarla ben, amenna.

Ağlayanlar bir gün güler, bir gün güler elbette.

Uyanmakla, anlamakla, bilmekle ben, amenna.

Kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette.

Direnmekle, kurtulmakla, barışla ben, amenna.” diyen Ruhi Su pasaport alamadığı için hayatını yitirdi. Bu ülkenin, cumhuriyet tarihinin en büyük halk ozanlarından biri, tedavisini yurt dışında yapmak zorundaydı fakat siyasal engellemelerden dolayı, bu Kanun’dan dolayı tedavisini gerçekleştiremedi ve yaşamını yitirdi. Ruhi Su benim hemşehrimdi, Ruhi Su Ermeni’ydi, Ruhi Su halk ozanıydı. Bu vesileyle Ruhi Su’yu büyük bir özlemle, büyük bir devrim aşkıyla anmak istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Destek verecek misiniz?

AHMET YENİ (Samsun) – Oy vereceksiniz değil mi?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – “Ağaç demiş ki baltaya:

Sen beni kesemezdin ama

Ne yapayım ki sapın benden.

Bak şu ağacın bilincine sen,

Ölen ben, öldüren benden.

Bunca analar ağlayıp durur da

Akıp gider gelinciklerden,

Kör müdür, sağır mıdır bu ırmak?

Ölen ben, öldüren benden.

Her yerde böyle olmuş bu.

Önce dağa, taşa, ağaca söyletmiş halk.

Sonunda sabahın bir yerinden,

Uyanıp kalmış ayağa ırmak.

Ölen ben, öldüren benden.” demiş Ruhi Su.

İşte bu duyarlılıkta olan sanatçılarımız can verdi, siyasetçilerimiz can verdi 82 Anayasası’ndan dolayı.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Destek verecek misiniz?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Bütününü değiştirecekseniz sonuna kadar destek vereceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bırak, bırak” sesleri.)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üçer, ek süreniz de doldu, çok teşekkür ederim.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ama, kandırmaya yönelik bir şey olacaksa bu konuda Barış ve Demokrasi Partisini ve halkı kandıramayacağınızı artık bilmek zorundasınız.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Hepinizi sonsuz sevgi, saygıyla selamlarım. (BDP sıralarından alkışlar)

KÜRŞAD TÜZMEN (Mersin) – Ama, fakat, keşke… Kullanma bunları, tamam mı; bu üç kelimeyi kullanma. “Ama, fakat, keşke” yok, açık olun, samimi olun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde gruplar adına son konuşma Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına olmak üzere, Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Gökalp Güney’e aittir.

Sayın Güney, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın 23’üncü maddesinde değişiklik yapan çerçeve 3’üncü maddesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında iki gün önce görevi başında şehit olan Jandarma Yüzbaşısı Levent Çetinkaya’ya Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, Değerli Bakanımız Sayın Taner Yıldız’a Kayseri’de yapılan, hiçbir formüle, hiçbir akla, hiçbir insaniyete uymayan çirkin saldırıyı da burada, huzurlarınızda bir milletvekili olarak, AK PARTİ’ye mensup bir arkadaşınız olarak kınıyorum, içtenlikle kınıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu madde hakkında, bu saate kadar konuşan değerli grup mensubu arkadaşlarımın hepsinin gruplar adına yaptıkları konuşmalarını dikkatle dinledim. Bu maddeyle ilgili, bu maddenin içeriğiyle ilgili beyanda bulunmadılar, genel anlamda Anayasa’yla ilgili fikirlerini beyan ettiler.

Ben, diğer gruplardaki arkadaşlarımın aksine, bu 23’üncü maddenin üçüncü fıkrasının niçin değiştirildiğini, bunun getirisinin ülkemize, insanlarımıza neler kazandırdığını bu kısa süre içerisinde anlatmaya gayret edeceğim.

Yurt dışına çıkma hürriyeti 1982 Anayasası’nın “Yerleşme ve seyahat özgürlüğü” başlıklı 23’üncü maddesi kapsamında düzenlenmiştir. Anayasa’mızın 23’üncü maddesi üçüncü fıkrası “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.” şeklindedir.

Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, teklifin gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi, idare tarafından vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlandırılmasına son verilmektedir, altını çizerek bunu tekrar ifade etmek istiyorum, bu maddenin temel özü budur. Yani idare tarafından vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetine son verilmiş, ibare şu şekilde değiştirilmiştir: Yurt dışına çıkma hürriyetinin sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve yargı kararına bağlı olarak sınırlandırılabilmesi ilkesi benimsenmiştir. Yani bundan sonra bir vatandaşın vergi borcu da olsa yargı kararıyla ancak yurt dışına çıkması sınırlanabilmektedir. Aksi hâlde vatandaşın en temel hak ve hürriyetlerinden biri olan seyahat özgürlüğü -keyfî bir şekilde demeyelim- sadece bürokratik bir şeyle, dahası Pasaport Kanunu’ndaki bir maddeye dayanarak durdurulamayacaktır. Nedir bunun faydası? Şimdi ona bakacağız.

Ülkemizde yurt dışıyla ilgili ihracat yapan ve yurt dışıyla ilişkileri olan, hele son yıllarda, şöyle baktığımız zaman etrafımıza sayısız işverenlerimiz, iş adamlarımız vardır. Bu insanlarımız globalleşen bu dünyada işlerini artık yurt dışıyla yapmaktadırlar. Dolayısıyla bunların yurt dışına çıkışlarının kesintiye uğraması ama sadece bir yasanın bugünkü şartlara uymayan maddesiyle kesintiye uğraması bunların işlerini altüst etmekte, o insanlardan vergiyi tahsil edebilelim diye uğraşırken tümüyle, yekûnuyla bütün insanlarımız varlıklarını kaybetmektedirler, müteşebbislerimiz. Bunları siz tanıyorsunuz, ben de tanıyorum, bunların isimlerini, firmalarını burada söylememizin bir anlamı yok.

Şimdi, bu teklifin uluslararası hukuk standartlarıyla da uyum sağladığını görüyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca bu husus, sözleşmenin 4’üncü Protokolü’nün “Serbest Dolaşım Özgürlüğü” kenar başlıklı 2’nci maddesinin iki ve üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Söz konusu fıkralar “Herkes, kendi ülkesi de dâhil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.” demektedir.

Ayrıca “Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.” demiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya yaklaşımını değerlendirdiğimizde de yakın tarihteki bir karar bu konuya ışık tutmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 27/5/2006 tarihli Riener Kararı’nda, Bulgaristan’daki vergi borcu nedeniyle yurt dışı yasağını sözleşmeye aykırı bulmuştur. Bununla ilgili çok misaller verebilirim, zamanım kısa, sadece bu misali vererek geçmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, uluslararası hukuktan dönüp ulusal hukukumuza baktığımızda, yüksek yargı organımız Anayasa Mahkemesinin az önce ifade ettiğim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Riener Kararı’na da atıf yaparak, uluslararası hukuk kriterlerini işaret eden kararından bahsetmekte fayda görüyorum.

5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 22’nci maddesinin birinci fıkrası “Yurt dışına çıkmaları mahkemelerce yasaklananlara, memleketten ayrılmalarında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğu İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere, vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere pasaport veya seyahat vesikası verilmez.” demektedir. “Ancak yabancı memleketlere gitmeleri mahkemelerce yasaklananlar dışında kalanlara zaruri hâllerde İçişleri Bakanının teklifi, Başbakanın onayıyla seyahat vesikası veya pasaport verilebilir.” deniyor.

Söz konusu hüküm “Vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere…” ibaresi Anayasa Mahkememiz tarafından 18/10/2007 tarihinde 2007/4 ve 2007/81 sayılı Karar’la iptal edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güney, size de iki dakikalık ek süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayın efendim.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani bu yurt dışı yasağıyla ilgili karar, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi tarafından da o kanun bu şekliyle iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi iptal kararında ölçülülük, elverişlilik, zorunluluk ve oranlılık ilkelerine uyulmadığından bahsetmiştir.

Değerli milletvekilleri, aynı zamanda, Anayasa Mahkememiz bu Kanun’un Anayasa’mızın 2’nci, 13’üncü ve 23’üncü maddelerine de aykırı olduğuna işaret etmiştir.

Bütün bu bahsettiğimiz gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gerekse Anayasa Mahkemesi kararları ışığında uluslararası ve ulusal hukuk standartları salt vergi borcunun ödenmemesi olgusuna bağlı olarak otomatik bir biçimde uygulanan bir yasağın ölçüsüz olduğunu ortaya koymaktadır. Kişinin seyahat hürriyetini sınırlandırmada bir gerekçe olmaktan artık bunun çıkarılması gerekiyor. Bu nedenle Anayasa’mızda bu değişiklik teklifi yapılmıştır. Kanımca yerindedir, ihtiyaç, fazlasıyla buna ihtiyaç vardır, hatta gecikilmiştir.

Artık, yurt dışına çıkış yasağı, vergi yükümlüsünün seyahat özgürlüğüne devletin müdahalesi ortadan kalkıyor, tamamen yargı kararlarıyla yurt dışına çıkabilme imkânı getirilebiliyor. Daha hafif ve uygun yöntemler mevcutken en ağır yöntemin bugüne kadar seçilmesi anayasal koruma altında bulunan temel hak ve özgürlüklerden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güney, ek süreniz de doldu efendim.

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Tek bir cümle kaldı efendim.

BAŞKAN – Sadece selamlama bakımından size bir süre vereceğim, daha doğrusu mikrofonu açacağım.

Lütfen Genel Kurulu selamlayın efendim, lütfen…

ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tek cümle olarak şunu söyleyeceğim: Ülkemizde sadece özgürlüklerin kısıtlanması yoluyla vergilerin tahsil edilmesine çalışılması hem amaca bu şekilde ulaşmıyor hem de dünyadaki gelişmelere ters yönlü ilerleyen bir beyhude çaba olarak önümüzde duruyor.

İşte, bunu önlemek, bunu kaldırmak için bu düzenleme gelmiştir. Doğru bir düzenlemedir. Bunun ülkemize yararlar getireceğine ve diğer parti gruplarının, değerli arkadaşlarımızın tümünün bu maddeye katılacaklarını umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güney, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlandı.

Şimdi şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz Manisa Milletvekili Sayın Recai Berber’e aittir.

Sayın Berber, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, arkadan çok gürültü geliyor. Lütfen sayın milletvekilleri…

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın 23’üncü maddesinde değişiklik yapan çerçeve 3’üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin 3’üncü maddesi, biraz önce grubumuz adına da konuşan Sayın Milletvekilimizin de belirttiği gibi, Anayasa’nın 23’üncü maddesinde değişiklik öngörerek yurt dışına çıkma hürriyetinin sadece suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılması ilkesini getirmektedir.

Anayasa’mız vergi ödevini bir vatandaşlık ödevi olarak kabul etmektedir. Anayasa bütünü içinde vergi ödevini düzenleyen 73’üncü maddenin sistematik değerlendirmesi bunu ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 23’üncü maddesindeki “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.” hükmü vatandaşlık ödevi nedeniyle, yurt dışına çıkma hürriyetinin sınırlandırılabileceğini öngörmektedir.

Yurt dışına çıkış yasağı uygulaması devletin vergi mükellefinin seyahat özgürlüğüne yaptığı bir müdahaledir. Bu nedenle özgürlüğün sınırlandırılmasını ifade eden bu müdahalenin meşru ve ölçülü yapılıp yapılmadığı hukuk devleti uygulaması açısından belirlenmesi gereken bir konu olarak durmaktadır.

Mükelleflerin yükümlülüklerini zamanında yerine getirmelerinin sağlanması, amme alacağının tahsilinin güvence altına alınması ve tahsilatın hızlandırılması amacıyla vergi borcu belirli bir miktarın üzerinde bulunan mükelleflere yurt dışı yasağı uygulanmaktadır. Vergi yükümlüsünün seyahat özgürlüğüne getirilen sınırlamanın yasal dayanağını hâlen Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da yer alan hükümler belirlemektedir. Yurt dışı yasağına ilişkin borç miktarına ilişkin sınır, borcun nevi, yasağın kaldırılması koşul ve usulleri bu Kanun’da düzenlenmiştir ve bununla ilgili sınır da şu anda bildiğiniz üzere 100 bin TL gibi bir sınırdır, 100 bin TL’nin üzerinde borcu olanlar için otomatik olarak yurt dışı yasağı uygulanmaktadır. Kanun gereğince, özellikle limitet şirket ortakları şirketten tahsil imkânı bulunmayan vergi borçlarından dolayı sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olduklarından, özellikle bu şirketlerde yurt dışı çıkışı yasağı konusunda büyük sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Anonim şirket statüsündeki şirketlerde ise yönetim kurulu veya genel müdür, yönetim kurulu üyeleri şirketin kanuni temsilcisi pozisyonunda olduklarından şirketin ödenmeyen vergi borçlarının tamamından şahsi mal varlıkları ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olmakta ve bunların hepsi için yurt dışı çıkış yasağı uygulanmaktadır. Anayasa’nın 23’üncü maddesinde öngörülen sınırlama nedenleri ve bunlar arasında yer alan vatandaşlık ödevi genel nitelikte soyut bir kavramdır. Yasa koyucunun getireceği her sınırlayıcı düzenlemede bu nedenleri somutlaştırması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Amerikan hukukunda yurt dışına çıkış yasağı verginin tahsilini sağlamaya yönelik araçlardan biridir ve vergi idaresinin tahsil imkânlarını koruma amacını taşır. Bu uygulama mükellefin bedensel varlığına değil, mal varlığına yöneliktir. Amerikan İş Gelir Yasası çerçevesinde vergi yasalarının uygulanması için yurt dışına çıkış yasağının uygulanabilmesi, ancak mahkeme kararı ile mümkün olmaktadır. Mahkemeden çıkış yasağı kararı isteyen idare, olayın bütün olgu ve koşullarını ortaya koymak durumundadır. Mükellefin vergi borcu olduğunu, mal varlığını yurt dışına transfer etme amacının ve daimî olarak yurt dışına kaçma niyetinin bulunduğunu ispat etmek durumundadır. Aynı şekilde, biraz önce Sayın Milletvekilimiz de belirtti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de konuyla ilgili kararı Riener Kararı’nda bu yasağın sözleşmeye aykırı olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkememiz bile Anayasa’dan, bu değişiklikten önce davranarak Pasaport Kanunu’ndaki buna ilişkin hükmü iptal etmiştir.

Değerli milletvekilleri, Amerikan hukuku uygulamaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında uluslararası ve ulusal hukuk standartları salt vergi borcunun ödenmemesi olgusuna bağlı olarak otomatik bir biçimde uygulanan bu yasağın ölçüsüz olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, bu temel hak ve özgürlüğünün sınırlandırılmasıyla ilgili yetkinin bir yasa maddesinde iki kelimeyle yer alması, kanımca Anayasa’ya uygunluk açısından da yeterli değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu noktada bir temel hak ve hürriyet olan vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin soyut ve genel bir kavram olan vatandaşlık ödeviyle sınırlandırılmasının, günümüzde küreselleşen dünyanın gereksinimleriyle de bağdaşır bir tarafı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Berber, süreniz doldu.

Bir dakika size de ilave süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

RECAİ BERBER (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle Hükûmetimiz tarafından, başta komşularımız ve pek çok ülke ile son yıllarda ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkileri daha da pekiştirmeye yönelik atılan adımlar, karşılıklı vizelerin kaldırılması uygulamaları, mevcut yasal düzenlemeler ile bir tenakuz teşkil etmektedir. Bu Kanun’daki hükümlerin dayanağı olan Anayasa hükmü bu değişiklikle ortadan kaldırılmakta, daha doğrusu, artık, bir yargı kararıyla ancak kısıtlama getirilmektedir, ki Anayasa’mızda bu pakette yapılan temel hak ve özgürlükler ile demokratik standartlarımızı yükseltmeye yönelik düzenlemeler tam bir uyum ve mutabakat oluşturmaktadır.

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliğiyle ilgili hükümlerin ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, bu değişiklikler için emeğini ve yüreğini koyan herkese teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Berber, teşekkür ederim.

Şimdi şahısları adına ikinci söz Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş’a ait.

Sayın Karabaş, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakika efendim.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Anayasa değişiklikleri her ülke için, tarihin her döneminde önemli olmuştur. Özellikle Türkiye gibi, 1960’tan bu yana son iki anayasası, 61 ve 82 Anayasası askerî cunta sonucu darbeciler tarafından yapılan bir ülkede bu daha önemli.

Şimdi, herkes şunu biliyor: Türkiye’de 82 Anayasası’nın hemen sonrasında kurulan siyasi partiler ve yapılan seçimlerden sonra o dönemdeki Özal ANAP’ından bu yana, her siyasi parti, toplumun tüm kesimleri 82 Anayasası’nı tartışmış ve 82 Anayasası’nda değişiklik yapılmasıyla ilgili bir talebin, bir tartışmanın, bir mücadelenin içinde olmuştur.

Yine, Hükûmet, AKP İktidarı, 2002 yılında da, 2004 yerel seçimlerinde de, 2007 genel seçimlerinde de, seçim politikasını, propagandasını, halka vaatlerinin temelini Anayasa değişikliği üzerine ve sivil Anayasa yapma üzerine kurmuş.

Şimdi, bizler, partimiz, daha önce kapatılan partilerimiz, kadın, gençlik temsilcilerimiz, halkımız, tabanımız, kitlemiz, Anayasa’nın değiştirilmesi konusunda en ağır bedelleri ödemiş, can bedeli ödemiş, kan bedeli ödemiş bir partiyiz.

Şimdi, AKP, Kürt sorununun çözümü, gerçek anlamda demokratik bir ortamın yakalanması ve farklılıkların, kültürlerin zenginlik sayılacağı bir zihniyetle yeni bir anayasa getirme yerine, Anayasa’nın ruhunu, Anayasa’nın zihniyetini değiştirip, bu ülkede gerçekten Anayasa’nın hem birlikte yaşama hem kardeşçe yaşama hem tüm çatışmaların, savaşın, şiddetin durduğu bir zemin yapma yerine, seçime gidiyorken, belli bazı maddelerle -ki, içinde olumlu olan, kimsenin reddetmeyeceği maddeler var- bir halkın talebi olan Anayasa değişikliklerini erteleme gibi bir anlayışla karşımıza geliyor ve sonra da, bizim bu Anayasa’yı neden desteklemediğimizi -demokrasiyi istiyorsak, eğer Türkiye’de Anayasa’nın değişmesini istiyorsak- bu değişikliğe niye destek vermediğimizi soruyor. Evet, bizce Türkiye’nin en temel sorunu Anayasa’nın değişmesi sorunudur. “Anayasa değişmediği sürece, mevcut Anayasa ve onun yarattığı zihniyet değişmediği sürece Türkiye’de barış olmaz, kardeşlik olmaz, kan durmaz, annelerin gözyaşı dinmez.” diyoruz, “Ama bu anayasayla da, bu taslakla da olmaz.” diyoruz, “Bu taslak sorunları çözmez.” diyoruz. Biz onun için bu değişikliğe, Türkiye’nin farklı olması gereken zemini varken, herkesin beklentisi varken, gerçekten yaratılabilecek, oluşturulabilecek, toplumun tüm kesimlerinin ve Parlamentoda da -bir bütün olmasa bile- toplumun tüm kesimlerinin talepleriyle birlikte bir sivil anayasa oluşturma zemini varken, gelip tüm bu talepleri, bu umutları ertelemeye karşı çıkıyoruz, bu zihniyete karşı çıkıyoruz.

Şimdi, siz bu zihniyeti değiştirmediğiniz sürece, bu başlangıç ilkeleriyle, bu anlayışla yarın bu maddelerin çok anlamı olmayacaktır. Daha önce konuşan Sayın Özdal Üçer Bey dile getirdi, eğer bu ülkede gerçek sivil bir anayasa ve zihniyet değişikliği olmazsa, hâkim güvencesi neye yarar? Bu ülkenin hâkim ve savcıları arasında yapılan bir araştırmada, bu kesimlerin, hukuku herkes için eşit uygulamakla görevli olan bu kesimlerin yüzde 70’inin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, süreniz doldu. Size de ilave bir dakika süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

…“Benim için hukuk değil, önemli olan devletin çıkarları.” diyen bir zihniyetle bu değişiklikler ne kadar çözüm getirebilir?

Başlangıç ilkelerini değiştirmiyorsunuz çünkü zihniyet, değişmesi gereken şey başlangıç ilkelerindedir. Din ve vicdan hürriyetiyle ilgili gerçekten, türbanlının, Alevi’nin, Sünni’nin, tüm kesimlerin, herkesin inancını özgürce yaşayabileceği, birilerinin, devletin inancına göre ve devletin düzenlediği, Diyanetin dayattığı bir anlayışa göre değil özgürce yaşadığı bir Anayasa değişikliği getirmiyorsunuz. İnsanların dilinde özgürce eğitim yapabileceği, kendisini ifade edebileceği değişiklikler getirmiyorsunuz. Toplu sözleşme ve grev hakkı getiren bir sendika yasası getirmiyorsunuz. Vicdani reddi de içeren, insanların o hakkını kullanmasını getirmiyorsunuz. Ondan sonra, biz bunlar için savunmuyoruz, biz bunlar için bu yasanın yetersiz olduğunu söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) - Biz gerçek bir anayasadan, 12 Eylül darbe Anayasası’nın tümüyle ortadan kaldırıldığı bir anayasadan yanayız. Onun için bu yetersizdir diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde gruplar ve şahıslar adına yapılan konuşmalar tamamlandı. Ancak Meclis Başkanlığımıza İç Tüzük 72’nci madde gereğince, görüşmelerin devamını amaçlayan iki tane önerge geldi. Şimdi bu önergeleri okutacağım ve sonra yine 72’nci madde gereğince işlem yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin 3. maddesinin TBMM İçtüzüğü’nün 72. maddesi uyarınca, görüşmelerin devamına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

 

Faruk Bal

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya

İzmir

Mersin

 

Sabahattin Çakmakoğlu

Behiç Çelik

S. Nevzat Korkmaz

 

Kayseri

Mersin

Isparta

 

Mehmet Günal

Abdülkadir Akcan

Ahmet Orhan

 

Antalya

Afyonkarahisar

Manisa

 

Gürcan Dağdaş

Hasan Çalış

Hüseyin Yıldız

 

Kars

Karaman

Antalya

 

Mümin İnan

Şenol Bal

Akif Akkuş

 

Niğde

İzmir

Mersin

 

Mithat Melen

Reşat Doğru

Recep Taner

 

İstanbul

Tokat

Aydın

 

İsmet Büyükataman

Alim Işık

K. Erdal Sipahi

 

Bursa

Kütahya

İzmir

 

Erkan Akçay

Süleyman L. Yunusoğlu

Muharrem Varlı

 

Manisa

Trabzon

Adana

 

Ahmet Duran Bulut

Hakan Coşkun

Münir Kutluata

 

Balıkesir

Osmaniye

Sakarya

 

D. Ali Torlak

Kürşat Atılgan

E. Haluk Ayhan

 

İstanbul

Adana

Denizli

 

Mustafa Enöz

Metin Ergun

Mehmet Serdaroğlu

 

Manisa

Muğla

Kastamonu

 

Ertuğrul Kumcuoğlu

Tuğrul Türkeş

 

 

Aydın

Ankara

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, milletvekillerimizin isimleri var orada. Önerge olduğu gibi okunsun, bir kısaltma hakkını haiz değil.

BAŞKAN – Biliyorsunuz İç Tüzük’e göre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Geçerlilik için beş imza…

BAŞKAN – Biliyorsunuz beş imza okunur İç Tüzük’e göre.

Beşini de okudunuz mu? Okudu.

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye’nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

Tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir anayasa yapmayı sağlamaktır. (CHP sıralarından “Anlayamıyoruz.” sesleri, gürültüler)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, yavaş okusun, anlayamıyoruz.

BAŞKAN - Bir saniye… Ses düzeniyle ilgili problem mi var?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Çok hızlı okuyor, anlayamıyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Beş defa okundu, anlamayıversinler!

BAŞKAN – Lütfen,okuyun

MHP bu sebeple;

“Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu” kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclisin ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP’nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP’den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP’den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP’den iş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP’den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK açılımı için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle getirmektedir.

Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam edilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 3. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

Şahin Mengü

Atila Emek

 

İstanbul

Manisa

Antalya

 

M. Ali Özpolat

Ali İhsan Köktürk

Orhan Ziya Diren

 

İstanbul

Zonguldak

Tokat

Gerekçe:

Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir

Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de işsiz yurttaşımız Türkiye’de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir talep ortaya koymamıştır Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.

Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyasi iktidarın gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma amacını gütmektedir.

Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.

Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil, siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu birleştirmeye değil ayrıştırmaya yönelik bir tekliftir. Türkiye’yi ayrıştıran, Türkiye’yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı niteliğindedir.

Anayasa değişikliği teklifinin tüm maddelerinin birlikte oylanması hem Parlamentoya hem Türk halkına yapılan dayatmayı ortaya koymaktadır. Tüm maddelerin birlikte oylanması bazı şeyleri gözlerden kaçırmanın bir ifadesidir. Milletin vekiline maddeleri teker teker oylama hakkı verilirken, milletin kendisinden bu hakkın kaçırılması asla demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

Bu anayasa değişikliği teklifi bir dayatma niteliğindedir. Toplum kesimlerinin desteği yerine Parlamento çoğunluğunun dayatması ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durum ancak darbe dönemlerinde olur, darbe dönemlerinde Anayasa dayatılır.

Bu Anayasa değişikliği teklifi, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla siyasi iktidarın hegemonyası altına alma planının uygulanma belgesidir. Siyasi iktidar yargıyı ele geçirilmesi gereken bir unsur olarak değerlendirmektedir. Yargının yürütmenin emrinde olduğu bir sisteme demokrasi denilemez. Yargının siyasetin güdümüne sokulması ancak, dikta özlemi ile açıklanabilir.

Bu Anayasa teklifi Sayın Başbakanının ve siyasi iktidar yetkililerinin kendilerini kurtarmak üzere kurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin şekillenmesi Başbakan ve bakanları Yüce Divan’da aklanmaya yöneliktir. Çoğunluğu hukukçu olmayan bir mahkeme kurgulandığından hukukçu olmayanların ceza yargılaması yaptığı bir düzen kurulmaktadır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde gözetilmeyeceği ilkesi Anayasaya konularak, siyasetçiler sorumluluktan arındırılmaktadır. Geçici 15. madde kaldırılırken, siyası iktidarlara kalıcı dokunulmazlık getirilmektedir. Bu düzenleme iktidar partisinin hiçbir şekilde kapatılmayacağına ilişkin bir düzenlemedir. Böylece iktidar mensuplarına hem sorumsuzluk hem de dokunulmazlık getirilmektedir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı da tamamen değiştirilmektedir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın hedefi haline getirilmiştir. Adalet Bakanı ve müsteşarının konumunun yargı bağımsızlığı açısından sorgulanırken, başka bakanlık memurlarının da HSYK’ya dahil edilmesi ile yargı bağımsızlığı daha da zedelenir noktaya taşınmıştır. Yine hakim ve savcıların soruşturmalarında Adalet Bakanına mutlak yetki verilmesi günümüzde yaşanan olaylar düşünüldüğünde vahim sonuçlar doğuracağı açık bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu nedenle oluşturulmalarında mutlaka tüm toplum kesimlerinin katkısı sağlanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumsal mutabakat değil toplumsal çatışma metinlerine dönüştürülmesi toplumsal birlikteliği zarar verir. Toplumu gererek, ayrıştırarak siyaset yapma belki belirli bir zaman diliminde bazı siyasi partilerin çıkarına olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk halkı kendini iradesini istismar eden siyasi partilere mutlaka ve mutlaka sandıkta bunun hesabını sorar.

Bu açıdan söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş, görüşmelerin devamını isteyen iki önerge de aynı mahiyettedir. O nedenle, ikisini birleştirerek oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı istiyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Geçti efendim, geçti.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Geçmedi efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Oylamaya geçmedi…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – “Kabul edenler…”

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika…

Sayın Kılıçdaroğlu, oylamaya geçmiştim ama siz toplantı yeter sayısı istediniz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, soru sordunuz…

BAŞKAN – Oylamaya geçmiştim. Siz İç Tüzük’ü çok iyi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, oylamaya geçerken isteniyor zaten.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bir soru sordunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oylamaya geçmeden nasıl istenecek?

BAŞKAN – Hayır… Ama “Kabul edenler...” tabiri ağzımdan çıkmıştı.

Peki efendim. Ben, lüzumsuz tartışmalara mahal vermek istemiyorum.

Sayın Öztürk, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Köse, Sayın Özdemir, Sayın Emek, Sayın Mengü, Sayın Keleş, Sayın Güvel, Sayın Diren, Sayın Yalçınkaya, Sayın Aydoğan, Sayın Çöllü, Sayın Dibek, Sayın Barış, Sayın Süner, Sayın Sönmez, Sayın Paçarız, Sayın Yıldız, Sayın Tütüncü, Sayın Erenkaya.

Şimdi, elektronik cihazla yoklama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – İki önergeyi birleştireceğimizi ve buna göre oylama yapacağımızı ifade etmiştim.

İç Tüzük 72’nci maddeye göre, görüşmelerin devamını öngören iki önergeyi birleştirerek oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, soru-cevap faslına geldik.

Bilindiği gibi, maddeler üzerinde soru-cevap için süremiz on dakikadır, beş dakikası soru, beş dakikası cevaptır.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Sayın Başkan, önergemiz vardı.

BAŞKAN – Ne önergesi efendim?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, değişiklik önergemiz vardı daha önce verdiğimiz. Soru-cevaptan sonra mı olacak?

BAŞKAN – Tabii tabii, daha sonra, önergeler daha sonra, soru-cevaptan sonra.

Teşekkür ederim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii, yoklama için sisteme girince söz isteyen arkadaşlarımızın isimleri siliniyor ama ben bunu daha önceden düşündüğüm için ismen kâğıda dökmüştüm. Şimdi, o sıraya göre arkadaşlarımıza sorularını sorabilmeleri için imkân sağlamaya çalışıyorum.

Sayın Uslu, buyurun efendim, sorunuzu yöneltin.

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, müfettiş raporuyla vergi kaçırdığı tespit edilen ancak hakkında henüz hâkim kararı olmayan birisi bu düzenlemeden sonra yurt dışına çıkabilecek midir?

Anayasa gibi ciddi bir konuda bu düzenlemeyi niçin getiriyorsunuz? Özel olarak himaye etmek istediğiniz birileri mi var?

Ekonomik krizden dolayı vergi borcu olanların seyahat özgürlüğünü kanunla da düzenlemek mümkündür. Bu düzenlemeyle vergi kaçakçılarına yurt dışına kaçma imkânı sağlamış olmuyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tankut

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bu Anayasa değişikliğiyle yurt dışında yaşayan insanlarımızın temel ve bireysel hakkı olan oy verme ve kullanabilme hakları ne ölçüde pratik hayata uygulanabilecektir? Mevcut Anayasa’mız yurt dışındaki insanlarımızın oy verme hakkını güvence altına aldığı hâlde, bu vatandaşlarımızın anayasal hakları olan seçme haklarını tam anlamıyla kullanamadıkları bilinmektedir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkanım, duyamıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan duyamıyor efendim.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Yine, mevcut Anayasa’mız bireysel hak ve özgürlüklerle ilgili pek çok konuyu güvence altına almışken…

BAŞKAN – Görevli arkadaşlarım, sesin duyulmadığı ifade ediliyor. Soru soran Sayın Tankut’un da gerçekten sesi çok cılız geliyor. Sayın Bakan da duyamadığını ifade etti. Lütfen teknik arkadaşlar bir müdahale etsinler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uğultu var da ondan dolayı efendim.

BAŞKAN – Bitti mi, Sayın Tankut, sorunuz?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Bitmedi efendim, yarım kaldı.

BAŞKAN – Tamam, iyi şu anda sesiniz ama. Biraz, belki yaklaştırmadınız, o nedenle ses…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Yeniden alalım.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Bitti değil mi sizin sorunuz efendim? Bitti, tamam.

Sayın Çelik…

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum: Vergi kaçakçılığı ahlaken ve hukuken en ağır suçtur ancak ceza kovuşturması bazı hâllerde engellenmektedir. Vergi kaçakçılığı suçu mali bürokrasi tarafından tespit edildiği zaman mükelleflere karşı adil işlem yapacaklarına kefil olur musunuz?

İki: Ceza kovuşturma veya soruşturması, başta Anayasa olmak üzere değişik kanunlarda dokunulmazlık sebebiyle başlatılamamaktadır. Başta bakanlar dâhil olmak üzere tüm vergi kaçakçılığı suçları için dokunulmazlığın kaldırılmasını düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Yasalar ve anayasalar toplumların huzurlu bir biçimde yaşamaları için tanzim edilirler, onları yöneticiler uygular. Döneminiz, maalesef, birçok yasa ve Anayasa kuralları ihlalleriyle doludur. Kanunların dışına çıkılarak, “açılım” denen yıkım projesinin bir parçası olarak, terör örgütü mensupları, Habur Sınır Kapısı’ndan, seyahat özgürlükleri kısıtlanmadan, düğün alayı karşılanır gibi karşılanmıştır. Diğer taraftan, Ankara’da haklarını arayan Tekel işçilerinin haklarını arama sürecinde uğradıkları mağduriyetler bir yana, sendikalarına gitmelerine mâni olunmuş ve seyahat özgürlükleri engellenmiştir. Bu Anayasa değişikliği elini kolunu sallayarak ülkeye giren ve çıkan suçluların girişine ve çıkışına “Durun bakalım, nereye?” diyebilecek midir? Haklarını arayan işçilerin seyahat özgürlükleri artık engellenmeyecek midir? İşlerini kaybeden işçilerin işlerini geri iade edebilecek midir bu Anayasa değişikliği?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Hükûmete sormak istiyorum: Bu Anayasa değişikliğiyle, yapılan yolsuzluklar neticesinde suç işlemiş bakan veya milletvekillerinin yargılanmasını engellemek mi istiyorsunuz?

Hâlihazırdaki Anayasa hükümlerinde tarımla ilgili birçok hüküm vardır. Yine, Hükûmetiniz döneminde çıkarılan birçok yasa vardır ama tarımın durumu ortadadır. Bu Anayasa değişikliğiyle çiftçilerimize ne vereceksiniz? Mesela, mısır, pamuk, buğday daha mı çok para edecek veya mazot, gübre, tohumda indirim mi yapacaksınız? Çiftçilerimize, insanlarımıza hangi katkıda bulunacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ekonomik ve sosyal çöküntülerin, yükselen asayişsizliğin ve bölücü terörün, yolsuzluğun, yoksulluğun ve yozlaşmanın arttığı günümüzde bu değiştirilen Anayasa ile çözüm bulunacak mıdır?

Görüşülmekte olan 3’üncü maddeyle özgürlükler genişletilmektedir. Ancak, Tokat ili gibi birçok ilden gelen Tekel işçileri, Ankara’ya özlük haklarını savunmak, anlatmak için gelmelerine rağmen il girişlerinde engellenmişler ve çeşitli şekilde şiddete maruz kalmışlardır. Bu değişiklikle o yönlü özgürlüklerine kavuşacaklar mıdır? İşçilere saldırılardan dolayı siyasi iktidar özür dileyecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, ben sualimi tamamlayamadan kesmiş oldunuz. Müsaade ederseniz tamamlayayım. 

BAŞKAN – Size ayrılan bir dakika süre dolduğu için mikrofonunuz otomatik olarak kapandı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama siz yediniz süresini.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Siz kestiniz efendim...

BAŞKAN – Ama siz bayağı sormuştunuz sorularınızı. Sayın Bakan cevap verecek. Şu anda başka bir imkânım yok.

Çok teşekkür ederim. Bir başka maddede inşallah…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan da bir başka maddede cevaplandırsın efendim!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle sorulan soruları kısa süre içerisinde cevaplandırmaya çalışacağım ama bu çerçevede öncelikle Anayasa’nın ilgili maddesinde yapılan değişikliğin, “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlığı altında yapılan düzenlenmenin anlatılması gerekiyor.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Bakan, duymuyoruz, sesiniz anlaşılmıyor.

BAŞKAN – Efendim, şöyle gelir misiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Öncelikle Anayasa’nın ilgili maddesinde yapılan bu düzenleme, 23’üncü maddede gerçekleştirilen “Yerleşme ve seyahat hürriyeti” başlığı altındaki bu düzenleme, hem uluslararası normlar açısından hem de temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ancak kanunla ve hâkim kararıyla gerçekleştirilmesine ilişkin bir düzenleme.

Doğrusu, çok uzun yıllardır bu ilgili madde üzerinde çalışma yapmış birisi olarak, bugün burada bu değişikliğin gerçekleşiyor olmasından büyük bir heyecan duyuyorum çünkü hepinizin de bildiği gibi, burada bir şeyi karıştırmamak gerekiyor. Bir yandan da bu sorulara cevap vermiş olayım.

Şimdi, vergi kaçakçılığı suçu ile bir vergi ödevinin yerine getirilmemesi karşılığında yurt dışına çıkış yasağı konulması meselesi farklı algılar. Nitekim, düzenlemede, Anayasa’nın düzenlemesinde “Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak bir suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabiliyor.” diyor. Oysaki şu anki Pasaport Kanunu’nda ve başkaca kanunlarımızdaki düzenlemelerde, sizlerin de bildiği gibi, herhangi bir nedenle -küçük esnaf da olabilir- bir vergi ödevini, borcunu yerine getirmediği için yurt dışına çıkış yasağı konuluyordu. Bu nasıl konuluyordu? İlgili vergi dairesi müdürlüğünün emniyete bildirmesiyle mümkündü. Çoğu zaman kişiler kendileri hakkında bir vergi borcunun doğmuş olduğundan dahi haberdar değillerdi. Dolayısıyla bu yöndeki kısıtlamaların, en temel özgürlüklerden olduğunu düşündüğümüz seyahat hürriyetini kısıtlaması konusunda bir düzenleme yapılması gereği vardı.

Öncelikle seyahat hürriyetinin sınırlarının bu anlamda genişletilmesi, temel hak ve özgürlüklerin tamamı neredeyse Anayasa sistematiği içerisinde, hepinizin de bildiği gibi, önce hakları tanımlar, sonra “ama” der ve sınırlandırmaları düzenler. Hepinizin de bildiği gibi, temel hak ve özgürlükler ancak kanunla ve hâkim kararıyla sınırlandırılabilir. Peki, şu anki uygulama doğru bir uygulama mı? Elbette değil.

Şimdi, burada, vergi kaçıran, vergi kaçakçılığı yapan herhangi birinin cezasının ortadan kaldırılacağı gibi bir yorum yapıldı. Şimdi, her şeyden önce vergi kaçakçılığı suçu vergi kanunlarında düzenlenmiş olduğu gibi, burada herhangi bir anayasal vatandaşlık ödevinin yerine getirilmemesi çerçevesi içerisinde bir kişi hakkında açılmış bir suç kovuşturması söz konusu ise o takdirde yine hâkim kararıyla sınırlandırılabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Soruşturma yok ki, müfettiş var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Biz, burada, bir hâkim kararıyla sınırlandırılmasını bir temel hakkın sınırlandırılmasının genel çerçevesini çizmesi açısından son derece önemli buluyoruz.

Bir tahsilatı gerçekleştirmek için, bir borcun tahsili için insanların hapsedilmesi veya kanunda öngörülmeyen bir hürriyetin sınırlandırılması, belirli olmayan bir tedbirin uygulanması artık insan hakları anlayışının çok dışında. Dolayısıyla dünyada da bu eğilim böyle olduğu gibi ülkemizde de çok uzun yıllardır, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikler çerçevesinde Anayasa’nın bu maddesinin uyumlulaştırılması gerekiyordu. Şöyle ki: Türk Ceza Kanunu’nun yeni düzenlemesinde cezalar, kabahatler ve cezalar, kabahatler ve tedbirler sıralanmıştır. Şimdi, bir kişinin yurt dışına çıkışına ilişkin bir yasağın bir vergi idaresi müdürü tarafından konulması doğru bir yaklaşım mıdır? Belki de böyle bir borcu yoktur, belki de buna itiraz edecektir, belki de yargı kararıyla bunu ortadan kaldıracaktır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim, süreniz doldu efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bu düzenlemenin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Gerçekten Anayasa’da yer alması gereken temel hürriyetlerin altını çizmesi açısından çok anlamlı buluyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Ama cevaplandıramadığınız sorulara da yazılı cevap vereceğinizi ifade etseniz İç Tüzük’e uygun davranmış olursunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Efendim?

BAŞKAN – Cevap veremediğiniz sorular var, onlara da yazılı cevap vermeniz gerekir.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Tamam Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 16 önerge var, ancak İç Tüzük gereği biliyorsunuz maddeler üzerinde milletvekillerince sadece 7 önerge verilebilmektedir. Aynı anda gelen 16 önerge arasında çekilen kurada çıkan 7 önergeyi okutacağım. Şimdi bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ara vermeyi düşünmüyor musunuz? Milletvekillerinin, yani medeni bir şekilde… Yani bu zorlama neden? Nasılsa vereceksiniz. Nedir bu ya? Yani saat 20.30.

BAŞKAN – Efendim, izin verir misiniz.

Tabii ki ara vereceğim ama lütfen onun takdirini bana bırakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, o takdir sadece sizin yemek yeme düzeninize bağlı değil.

BAŞKAN – Ara vereceğim, oylama bittikten sonra.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ara vereceksiniz. Ne programı efendim?

BAŞKAN – Efendim, lütfen benimle kavga eder gibi konuşmayın. Bu bir grup başkan vekiline yakışmaz, hele size hiç yakışmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin memurunuz değil efendim milletvekilleri. Medeni bir şekilde ara verelim.

BAŞKAN – İzin verirseniz onun takdirini ben yapayım. Burayı ben yönetiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani size verilen sürede mi bitirmek zorundasınız? Bizi düşünmeyecek misiniz?

BAŞKAN – Efendim, lütfen oturur musunuz. Lütfen oturur musunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İstediğiniz zaman vereceksiniz! Şu işe bakın ya!

BAŞKAN – Şimdi, işleme aldığım 7 önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                                    Abdullah Çalışkan

                                                                                                                             Kırşehir

“Vatandaşın seyahat hürriyeti, ancak suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                                           Ali Öztürk

                                                                                                                              Konya

“Vatandaşın seyahat hürriyeti, ancak suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.”

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının…”

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hiçbir şey anlamıyoruz.

BAŞKAN – Biraz anlaşılır şekilde yavaş okuyun. Arkadaşlar anlayamıyorlar.

“…Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin…”

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, anlaşılmıyor.

BAŞKAN - Tamam efendim, uyardım. Uyardım Sayın Kılıçdaroğlu.

“…çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                                         İkram Dinçer

                                                                                                                               Van”

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfedip dinlerseniz…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, anlayamadım, ne dediniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Efendim, lütfedip buradan dinlerseniz hiçbir şey anlaşılmadığını sizler de göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önergeler önümüzde Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sakin sakin okuyun.

Sayın Kılıçdaroğlu, elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalıyorum, lütfen…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Yavaş yavaş, tane tane

OKTAY VURAL (İzmir) – Acele giden ecele gider.

BAŞKAN – Buyurun.

“Vatandaşın seyahat hürriyeti, ancak suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                      Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu

                                                                                                                         Siirt

“Vatandaşın seyahat hürriyeti, ancak suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3. maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif ederiz.

 

İsa Gök

Atilla Kart

Malik Ecder Özdemir

 

 Mersin

Konya

Sivas

“Seyahat hürriyeti, hâkim kararıyla, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Akın Birdal

Pervin Buldan

Sevahir Bayındır

 

Diyarbakır

Iğdır

Şırnak

 

M. Nezir Karabaş

Hasip Kaplan

 

 

Bitlis

Şırnak

 

Madde 3:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sonucunda kesinleşmiş mahkeme kararı ile infaz sonuna kadar sınırlanabilir”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutacağım ve işleme alacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin 3. maddesinin teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya

İzmir

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

Behiç Çelik

Mehmet Ekici

 

Isparta

Mersin

Yozgat

 

E. Haluk Ayhan

Beytullah Asil

Gürcan Dağdaş

 

Denizli

Eskişehir

Kars

 

Osman Ertuğrul

Bekir Aksoy

H. Hamit Homriş

 

Aksaray

Ankara

Bursa

 

 

Metin Çobanoğlu

 

 

 

Kırşehir

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, konuşacak mıyız?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçe okunacak efendim.

“Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye’nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır

MHP bu sebeple;

Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis’in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AK PARTİ…”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, lütfen…

BAŞKAN – Biraz sakin, biraz sakin okuyun.

Efendim, tamam, ben de takip ediyorum Sayın Şandır, lütfen…

Anlaşılır şekilde, lütfen.

“…MHP’nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AK PARTİ, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ama olmaz efendim, önergede ne yazıyorsa onu okuyacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergede değişiklik yapmasın, olmaz! PKK’yı da mı açarak okuyacak?

BAŞKAN – Ne oldu ki?

FARUK BAL (Konya) – Metinden okumuyor!

BAŞKAN – Anlayamadım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Orada “AKP” yazılı.

BAŞKAN – Orada ne yazıyorsa onu okuyun.

Tamam, oturun kardeşim.

Gerekçeyi okumaya devam edin.

“AKP’nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.”

CANAN ARITMAN (İzmir) – Burası hızlı okuma yarışması değil!

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yavaş yavaş!

“Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP’den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP’den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP’den İş beklemektedir. Aş beklemektedir

Millet, AKP’den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir.”

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, AK PARTİ.

BAŞKAN – Orada ne yazıyorsa onu okuyacak.

“Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK açılımı için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale getirmektedir.”

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, anlaşılmıyor!

BAŞKAN – Okuyun.

“AKP 8 yıllık iktidarında vergi ve askerlik mükellefi vatandaşlar için hiçbir şey yapmamıştır

AKP, vergi yüzsüzlerini ve yandaşı vergi kaçakçılarının suçlarını affetmiştir.

AKP, vergisini namusu ile ödeyen mükellefleri mağdur etmiştir.

AKP, vergide sosyal adaleti sağlamamıştır.

AKP, PKK terör açılımı kutuplaşma ve gerilim politikası ile vatandaşı askerlikten soğutmuştur.

AKP, bütün bunların halka hesabını vermek yerine suçu anayasanın üstüne atmak istemektedir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı, gerekçesini okuduğumuz önergeyi oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3 ncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Akın Birdal (Diyarbakır) ve arkadaşları

Madde 3:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sonucunda kesinleşmiş mahkeme kararı ile infaz sonuna kadar sınırlanabilir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Konuşacak mısınız, gerekçe mi?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Peki.

Gerekçe:

Suç soruşturma ve kovuşturmaları uzun sürmekte, hazırlık ve mahkeme aşamasında verilen ve bir tedbir niteliğinde olan “yurtdışı yasağı” âdeta bir cezaya dönüşmektedir. Bazı özellikli suç tiplerinde yurt dışı yasağı, sanığın ailesine ve çocuklarına dahi uygulanmaktadır. Bu durum temel insan hak ve hürriyetlerine aykırı olup “masumiyet karinesi” ve uluslararası sözleşmeler dikkate alınarak kesinleşmiş yargı kararları ile sınırlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hükûmetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 3. maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 23. maddesinin 3. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif ederiz.

                                                                                                   İsa Gök (Mersin) ve arkadaşları

“Seyahat hürriyeti, hâkim kararıyla, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Özdemir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergemizin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında iş başına gelen AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın değişmez, ertelenemez, olmazsa olmaz bir hedefi vardı. Bu hedef, laik demokratik cumhuriyeti ortadan kaldırmak, onun yerine yeni bir siyasal rejim ikame etmekti. Bu hedefe ulaşabilmek için her şeyin, her yolun mübah olduğu bir anlayışla karşı karşıyaydık. Sekiz yıllık iktidarı boyunca AKP, bu hedefe varmak için hiçbir zaman geri adım atmadı, kimi zaman kavgayla, kimi zaman şantajla, kimi zaman kurumları teslim alarak, bazılarını tasfiye ederek kurumların, kimilerini korkuyla sindirerek, sindiremediklerini de hapishanelere atarak… Türkiye bugün bu noktaya böyle geldi.

Değerli arkadaşlarım, bugün burada yapılan işlemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilen bu Anayasa değişiklik teklifinin özünü ve amacını doğru algılamamız gerekiyor. Bugün burada yapılmak istenen şey, Büyük Millet Meclisine yaptırılmak istenilen şey, birilerinin söylediği gibi daha sivil bir anayasa yapmak, daha fazla insan hakları, daha vesayetsiz bir demokrasi falan değil. Samimi olmamız gerekiyor. Bu iddiaya hiç kimsenin inanması mümkün değil. Bugün burada yapılmak istenen şey, sekiz yıllık iktidarı boyunca AKP’nin yarattığı yeni siyasal rejimin adını koymak, bu siyasal rejime göre mevcut Anayasa’mızı organize etmektir. Bir başka ifadeyle, AKP, mevcut Anayasa’ya uymamış, Anayasa’yı şimdi AKP’ye uydurmaya çalışmaktadır. Bir örnek vermek istiyorum: Anayasa Mahkemesi kararıyla laikliğe karşı hareketin odağı hâline gelmiş olan AKP bu hareketten, bu suçtan vazgeçmek yerine, bugün getirdiği teklifle laikliğe karşı hareketlerin odağı olmayı suç olmaktan çıkarmaya çalışıyor değerli arkadaşlarım. Eğer bugün, bu yasayı bu önümüzdeki günlerde kabul edersek, daha önceki konuşmacıların söylediği gibi, yasamanın, yürütmenin, yargının bağımsızlığından söz etme olanağımız kalmayacaktır. Dolayısıyla Anayasa’mızda tarif edilen parlamenter rejim olmaktan rejimimiz çıkacaktır. Yeni rejimin adı artık, sandıklı monarşi mi olur, padişahlık mı olur, hilafet mi olur, diktatörlük mü olur ya da Sayın Başbakanın deyimiyle başkanlık sistemi mi olur bilemem. Buradan AKP’lilere ve Sayın Başbakana bir önerim var, “Samimice gelin, bu işin adını koyun, yeni siyasal rejimin adını Anayasa’da koyarak bu işlemi bitirin.” diyorum.

Değerli arkadaşlarım, sekiz yıllık süreçte zaman zaman AKP’ye -kendi adıma söylüyorum- haksızlık ettiğimi düşündüm. “AKP, cumhuriyeti değiştirerek yerine ılımlı İslam devleti, ılımlı İslam cumhuriyeti kuracak.” iddiaları vardı. Bu, benim açımdan, benim gibi düşünenler açısından belki demokrasimizin kazanımlarını kaybetmek adına bir talihsizlik olabilirdi ama toplumun büyük bir kesimi, özellikle mütedeyyin yurttaşlarımız, “Ya, eğer bu iş demokrasiyle, hukukla olmuyorsa, İslam kurallarıyla, İslam ahlakıyla çözülebilecekse bırak öyle çözülsün.” diyen yurttaşlarımız vardı, “İşsiz olan çocuğuma eğer iş bulabileceksem, kendisi açken komşusu tok yatmayacaksa, beytülmale el uzatan iktidarlar, başbakanlar olmayacaksa varsın rejimin adı ‘demokrasi’ değil ‘ılımlı İslam’ olsun.” diyen yurttaşlarımız vardı. Ancak ne yazık ki geldiğimiz bu noktada gördük ki ne AKP’nin ne Tayyip Bey’in böyle bir derdi de yok. AKP’nin ve Tayyip Bey’in yapmak istediği şey başka.

Tayyip Bey İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda belediye duvarlarına yazdırırken sözü, “Rüşvet alan da veren de melundur.” diyen Tayyip Bey gitti, tam tersine başbakanların, bakanların çocuklarının bir gecede zengin olduğu bir başka siyasal anlayış geldi. O nedenle, değerli arkadaşlarım, adını doğru koymak gerekiyorsa bence sekiz yıllık AKP İktidarı laik, demokratik cumhuriyetin kurumlarını tasfiye etmek adına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Özdemir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, herkese iki dakika ek süre verdiniz.

BAŞKAN – Size de bir dakika süre veriyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Bir dakika süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, on dakika konuşmalar için iki, beş dakika için bir dakika süre veriyorum. Böylece adil davranmaya çalışıyorum.

Buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Peki, Sayın Başkanım, o zaman bu yapılanları zaten hepimiz biliyoruz.

Ben kısaca bir şey arz etmek istiyorum: Sayın Başbakan, şiir okumayı çok seviyor. Yine geçenlerde Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” şiirini okuyarak “Demokrasimiz üzerindeki prangayı kaldıracağız.” dedi. Nazım’ın “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz.” şiirini okudu, güzel günler göreceğimizi söyledi. Ben ve toplumun büyük kesimi, artık siz bu zihniyetle, bu kafayla gittiğiniz sürece güzel günler görme şansımızın olmadığını biliyoruz.

Şimdi, şiiri çok seven Sayın Başbakana Nazım’ın bir başka şiiriyle seslenmek istiyorum:

“Hürriyet Kavgası

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,

Dalga dalga aydınlık oldular,

Yürüdüler karanlığın üstüne.

Meydanları zaptettiler yine.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.

Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.

Safları sıklaştırın çocuklar,

Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, ilave süreniz de doldu. İlave süreniz de doldu Sayın Özdemir.

Teşekkür ederiz efendim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun. (CHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, bir saniye.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, konuşmacı hitabı sırasında AK PARTİ Grubunun ve milletvekillerinin hiç hak etmediği iftiralarda bulunmuştur. Tarafımızca kabul edilmeyen, onaylanmayan, açıklanmayan görüşler de…

BAŞKAN – Hangi ifadesi nedeniyle?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Efendim, AK PARTİ İktidarının ve Grubunun demokratik ve laik cumhuriyet açısından bir tehdit oluşturduğunu ifade etmiştir. Düzeltmek üzere söz talep ediyorum.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Mahkeme kararı var!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Anayasa Mahkemesi kararı var!

BAŞKAN – Tabii, buyurun. O tür bir cümlesini burada ben de takip ettim.

Ama yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere üç dakikalık süre veriyorum Sayın Kılıç.

Buyurun efendim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa görüşmeleri devam ederken, doğrusu, böyle bir konu üzerinde düzeltme amaçlı olarak söz hakkımızı kullanma ihtiyacını hiç hissetmemiş olmayı tercih ederdik (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, lütfen…

SUAT KILIÇ (Devamla) - Ama maalesef, birileri var ki bu çatı altında, AK PARTİ İktidarı demokrasiye sahip çıktıkça, AK PARTİ İktidarı laik cumhuriyete sahip çıktıkça…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Cumhuriyeti tasfiye ediyorsunuz tasfiye, tasfiye etmeye çalışıyorsunuz.

SUAT KILIÇ (Devamla) - …AK PARTİ İktidarı demokratik cumhuriyetin olmazsa olmaz niteliklerine sahip çıktıkça rahatsız olan, başı ağrıyan, karnı ağrıyan bir zümre var bu çatı altında. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu zihniyeti kınıyorum ve ayıplıyorum. Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Cumhuriyetin temel ilkelerinden bir şey kalmadı!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz her defasında, başta CHP’li milletvekili arkadaşlarımız olmak üzere kendilerine şunu hatırlatıyoruz: Demokrasi ve laikliği marjinal bir zümreye mal etmek onları güçlendirmez, cumhuriyetin temel niteliklerini marjinal bir kitleye mal etmek bu cumhuriyetin temel niteliklerine kuvvet kazandırmaz. (CHP sıralarından gürültüler)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Marjinal sizsiniz!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Ne zaman ki bu ülkenin iktidar partisiyle birlikte muhalefet partileri ve ne zaman ki bu ülke insanlarının tamamı laik cumhuriyeti demokratik meşruiyeti içselleştirir ve birlikte bu değerleri sahiplenirse bu değerler o zaman bu milletin tamamına ait değerler olarak güç kazanacaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Anayasa’da tarif edilen devletin bütün niteliklerini yok ettiniz, bütün niteliklerini!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Laik cumhuriyeti babanızın evinden getirmediniz. Demokrasi kimsenin babasının tapulu malı değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Sosyal devleti kaldırdınız, hukuk devletini kaldırdınız, iane devleti kurdunuz.

SUAT KILIÇ (Devamla) - Bu ülkenin insanları laik demokrasiye, cumhuriyetin temel niteliklerine inanmış durumdadır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Daha dürüst olun, cumhuriyet ilkesini de kaldırın!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Elbette ki AK PARTİ Grubu ve milletvekilleri bu değerlere sahip çıktıkça sizler elinizdeki siyasi istismar sermayenizi kaybettiğiniz için rahatsızlık duyuyorsunuz. Elbette ki bizler bu değerlere sahip çıktıkça sizin için siyasetin alanı daralıyor çünkü kendinizi bir sebep-sonuç içerisinde bu değerlerin sahibi, maliki, banisi zannediyorsunuz ama öyle değil. (CHP sıralarından “Öyle, öyle.” sesleri)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Siz de olun, siz de!

SUAT KILIÇ (Devamla) - Sekiz senedir iktidardayız. Sekiz senedir uygulamalarımız, icraatımız ortada. Demokratik cumhuriyet, hukuk devleti prensibi bütün değerleriyle, bütün kavramlarıyla, burada bulunan milletvekili arkadaşlarım, AK PARTİ Grubu, AK PARTİ Hükûmeti ve tam dört seçimdir AK PARTİ’yi desteğiyle ayakta tutan milletimiz tarafından bu değerler sahiplenilmiştir, içselleştirilmiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kürt açılımıyla mı yapıyorsun, Alevi açılımıyla mı yapıyorsun, Habur’daki görüntüyle mi yapıyorsun? Hangi anlayışınla, hangi icraatınla yapıyorsun?

SUAT KILIÇ (Devamla) - Az önceki cümleler maalesef tutanakların üzerine kara bir leke olarak düşmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Az önceki cümleleriniz tutanaklara kara bir leke olarak düşmüştür. AK PARTİ’nin ak anlayışıyla o kara lekeyi aydınlığa kavuşturduk. (CHP sıralarından gürültüler)

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İcraatınızla sahip çıkın icraatınızla. Habur’daki yaptığınız rezillikle mi bu millete sahip çıkacaksınız?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Senin niyetin başka.

BAŞKAN - Lütfen…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Benim niyetim ortada.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, lütfen birbirimize daha saygılı olmaya özen gösterelim. Bu Parlamentoda… (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet efendim, daha saygılı olmaya özen gösterelim.

BAŞKAN - Bir saniye… Bunu herhangi bir arkadaşımızı, herhangi bir grubumuzu kastederek söylemiyorum, genel olarak söylüyorum.

SUAT BİNİCİ (Samsun) – Tarafsız ol, tarafsız.

BAŞKAN - Kuşkusuz ki düşüncelerimizi açıklarken, meramımızı anlatırken uygun cümleler seçeceksiniz ama bunlar kırıcı olmamalı, tahrik edici olmamalıdır.

SUAT BİNİCİ (Samsun) – Sen de tarafsız olmaya bak.

BAŞKAN - Bunu, söz alan tüm arkadaşlarım için söylüyorum, belki de önce kendim için söylüyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, hangi gerekçeyle…

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi, tabii, önergeyi oylamadım, izin verirseniz onu oylayalım, sonra sizi dinleyeyim, olur mu?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Peki efendim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Ama oylama asıldır, onun için diyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı ve Sayın Özdemir’in de biraz önce kürsüde gerekçesini izah ettiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Hatibe hangi gerekçeyle söz hakkı verdiniz? Ben, doğrusu merak ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, ben buradan hatiplerin konuşmalarını takip ediyorum. Siz genellikle birbirinizle konuşuyorsunuz, tabii, sizin şahsınızı kastetmiyorum ama konuşmasına girerken Sayın Kılıç’ın demin ifade ettiği o cümleyi kullanarak başladı, benim de çok dikkatimi çekti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hangi cümle efendim?

BAŞKAN – Şimdi zabıtları getirebilirim. (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, dinlediğinizi söylediniz Sayın Başkan.

BİLGİN PARÇARIZ (Edirne) – Zabıt mı istenir Sayın Başkan!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Nasıl kanaat oluştu o zaman?

BAŞKAN – Efendim, izin verir misiniz.

Sayın Kılıç da onu tespit etmiş ki söz istedi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, Sayın Kılıç’ın…

BAŞKAN - O bir sataşmaydı. Sataşma nedeniyle söz verdim, o da çıktı cevap verdi. Siz ne diyorsunuz şimdi? Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Özdemir’in söylediği cümle bir sataşma cümlesi değildi. Hatip’in orada söylediği, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda yaptığı bir açıklamaydı. Eğer siz bunu sataşma olarak kabul ediyorsanız doğru değil bu. Yani, mahkeme kararını sataşma olarak…

BAŞKAN – Ben öyle değerlendirdim efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Olmaz efendim.

BAŞKAN – Ben öyle değerlendirdim Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öyle değerlendirdiniz…

BAŞKAN – Ben öyle değerlendirdim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tamam. Bunu niye söylemiyorsunuz?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye yanlış değerlendiriyorsunuz o zaman Sayın Başkan? Ben Anayasa Mahkemesinin kararından bahsediyorum.

BAŞKAN – Son önergelere geliyoruz. Söyleyeceğiniz bir şey var mı efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var efendim. İzin verirseniz kürsüden söyleyeceğim.

BAŞKAN – Siz hangi sebeple istiyorsunuz efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Mahkeme…

BAŞKAN – Siz nereye dayanarak, hangi cümlesinin sataşma olduğunu ileri sürerek…(CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutumunuz hakkında efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanın tutumuyla ne alakası var? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, bir saniye…

Sayın milletvekili arkadaşlarım, niye, lütfen, yerlerinizden konuşuyorsunuz hiddetli hiddetli, elinizi sallayarak? Bir milletvekiline yakışıyor mu? Bakın, televizyonları başında vatandaşlarımız bizi izliyor. Davranışlarımızla, sözlerimizle vatandaşlarımıza örnek olmak mecburiyetindeyiz.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Kılıç’ın hangi cümlesi sataşma anlamında değerlendi, onu cümle… (CHP sıralarından gürültüler)

SUAT BİNİCİ (Samsun) – Tarafsız ol, tarafsız!

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – “Marjinal” dedi, daha ne desin? Marjinal kendisi!

BAŞKAN – Efendim, ben Sayın Kılıçdaroğlu’na söz verdim, size ne oluyor!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – “Marjinal” ifadesini kullandı efendim, “marjinal” diyor. Kim marjinal efendim?

BAŞKAN – Peki, buyurun gelin, üç dakika da size veriyorum, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Meclisin zamanını üç dakika boşu boşuna harcadınız.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in konuşmasında Anayasa Mahkemesi kararını okumasının AK PARTİ Grubuna sataşma olarak değerlendirilemeyeceğine, Oturum Başkanının bu değerlendirmeyle söz vermesinin İç Tüzük’e uygun olmadığına ilişkin açıklaması

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, şunu bir sefer kabul etmemiz gerekiyor: Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımız konuşurken…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen… Sayın Kılıçdaroğlu’na söz verdim, lütfen sükûnetle dinleyelim.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, önce tutumunuz hakkında.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararı burada dile getirdi diye bir arkadaşımız, “İktidar grubuna sataşma vardır.” diye söz verirseniz sizin de o mahkeme kararını tanımadığınız anlamına gelir. Bunu burada, kürsüde açıkça ifade ettiniz. Biz bunu bir sefer doğru kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, bu açıdan sizi… Eğer bu çatının altında hukuk devleti varsa, hukuk varsa, hukukun gereğini birileri yapması gerekiyorsa onu önce sizin tesis etmeniz gerekiyor.

Anayasa Mahkemesinin kararını elbette tartışabiliriz ama Anayasa Mahkemesi kararını bir sataşma unsuru olarak asla ve asla kabul etmiyoruz ve bu konuda sizin yapacağınız…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmayın, Başkan dinlemiyor. Başkan dinlemiyor ki!

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Mehmet Ali Şahin, dinle!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bir başka önemli nokta Sayın Başkan: “Siz aranızda konuşurken ben hatibi dinliyorum.” diyordunuz. Ben size sataşmanın hangi cümle olduğunu sorduğumda, “Tutanakları getireceğim.” dediniz. Madem dinliyordunuz tutanağa niye ihtiyacınız var? Ama biz burada dinliyorduk. Siz konuştuğumuzu zannediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, ben hem tespit ettim, ispat için de “Tutanakları getirtebilirim.” dedim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – O zaman o cümleyi hâlâ şimdi söyleyin efendim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Söyleyemez.

BAŞKAN – Söyleyeyim mi efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Söyleyemezsiniz efendim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Böyle bir şey olur mu? Ayıp ya!

BAŞKAN – Bir dakika… Söyleyeyim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet… (AK PARTİ sıralarından “İnanmıyor musun?” sesi, gürültüler) O nedenle söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Özdemir konuşmasına başlarken, sekiz yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin laik rejimi yıkmak için gelmiş bir parti olduğunu söyledi. (CHP sıralarından “Doğru, doğru!” sesleri, gürültüler)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Mahkeme kararı var.

BAŞKAN – Bir milletvekili arkadaşımıza bu yakışmazdı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Peki Sayın Başkan…

BAŞKAN – O nedenle bunu tespit eden ve bunu gerekçe gösteren Sayın Kılıç’a söz verdim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Mahkeme kararı var. Ne cumhuriyet kaldı, ne demokrasi kaldı, ne hukuk devleti kaldı. Yalan mı söylüyoruz? (AK PARTİ sıralarından “Yalan!” sesleri, gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu karar kime ait Sayın Başkan? Bu karar Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinin 10 üyeyle verdiği bir karar, değil mi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aynen yapıyorsunuz. Ortada hukuk devleti bırakmadınız, ortada sosyal devlet bırakmadınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Laikliği tartışalım.” diyen Başbakan Yardımcısı orada oturuyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen…

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ülkenin başına bela oldunuz, bela! Ülkenin başına bela oldunuz! İnşallah en kısa zamanda Türkiye bu beladan kurtulacak.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Kılıç’a da şunu hatırlatmak isterim: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesinin her siyasal parti tarafından savunulmasından biz ancak memnuniyet duyarız. Sayın Kılıç’ın da bunu içtenlikle savunmasını dileriz, Adalet ve Kalkınma Partisinin de bunu içtenlikle savunmasını dileriz.

Anayasa Mahkemesi kararının herkese ders olması gerektiğinin de açıkça, özenle altını çizmemiz gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki Sayın Kılıçdaroğlu, çok teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi diğer önergeyi okutacağım ancak değerli arkadaşlarım, dört önerge aynı mahiyette. O nedenle önergeleri birlikte işleme almak durumundayım ve istemleri hâlinde de önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahiplerini şimdi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 23 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                      Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu

                                                                                                                         Siirt

“Vatandaşın seyahat hürriyeti, ancak suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilir.”

 

Abdullah Çalışkan

Ali Öztürk

İkram Dinçer

 

Kırşehir

Konya

Van

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, aynı mahiyette olsalar bile, hepsini dinlememiz lazım bizim, bir kelimesi değişik olabilir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, İç Tüzük kuralları içerisinde işlem yapıyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, doğru söylüyorum Sayın Başkan, diğerlerini de bilmemiz lâzım. Mahiyeti aynı olabilir!

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Birleştirerek görüşmekte olduğum önergelere Komisyon katılmıyor.

Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet katılmıyor.

Peki, konuşacak mısınız efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN - Gerekçeleri okutuyorum…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Başkan! Önergelerin hepsini dinlemek istiyorum, bu benim hakkım! Hepsini okutacaksınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dağıtıldı, grubunda var.

BAŞKAN - Sayın Engin, lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aynı mahiyette deyip geçiyorsunuz. Böyle şey olmaz!

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Taraflı davranma!

BAŞKAN - Burada yapılan işlem tamamen İç Tüzük’e uygundur, uygulamalarımıza uygundur.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tamamen aykırı. Böyle şey olur mu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz oylamaya geçin.

BAŞKAN - Lütfen, bakın, böyle celalli şekilde elinizi kolunuzu sallayarak Başkanlık Divanına bu şekilde davranışınız hiçbir zaman uygun değil. Özellikle, size, bir eğitimci olarak size, öğrencilerimize iyi örnek olması gereken size hiç yakışmıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Size hiç yakışmıyor!

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Bu ortamı yaratan sizsiniz! Güven vermiyorsunuz, taraflı davranıyorsunuz!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tamam, şimdi, bu hâlde bana söz vermeniz lazım.

BAŞKAN – Lütfen oturun… Lütfen oturun, size söz vermedim. Size söz vermedim, oturun. Bakın…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Şu tavrımla bana söz vermeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Lütfen, oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Size, sizin hukukçuluğunuza yazıklar olsun!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sana yazıklar olsun!

BAŞKAN – Lütfen oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Benim eğitimciliğimi dilinize alıyorsunuz, sizin hukukçuluğunuz…

BAŞKAN – Bakın, hakaret ediyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben şu hareketi yaptığım zaman…

BAŞKAN – Hakaret ediyorsunuz, oturun lütfen. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben şu hareketi yaptığım zaman bana söz vermek zorundasınız.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylamaya geçtik.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben bu hareketi yaptığım zaman “Ne diyorsun?” diye sormak zorundasın.

BAŞKAN – Söz verip vermeme takdiri bana aittir. Şu anda önergelerle ilgili işlem yapıyoruz, lütfen oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçeyi okutun da Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, oylamadan önce…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, şu hareketi yapan milletvekiline “Ne diyorsun?” diye sormak zorundasın. (AK PARTİ sıralarından “Sordu.” sesleri)

BAŞKAN – Dinledim ben sizi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır…

BAŞKAN – Dinledim “Önergelerin hepsini okutun.” dediniz. Ben de “İç Tüzük’e uygun değil.” dedim. Lütfen oturun. Talebinizi aldım, uygun değil, uygun görmedim.

Buyurun, oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başka bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şu harekete söz vermek zorundasın, bu harekete…

BAŞKAN – Bakın, hiç uygulamak istemiyorum, hiçbir milletvekili arkadaşımı bu disiplin hükümleriyle karşı karşıya getirmek istemem.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir milletvekili ayağa kalkıp elini kaldırdığı zaman Başkan milletvekiline meramını sorar.

BAŞKAN – Sordum ve cevabını verdim. Lütfen oturun.

ÖMER İNAN (Mersin) – Atın dışarı.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bunu bilmiyorsanız sizin hukukçuluğunuza yazıklar olsun! ( AK PARTİ sıralarından “Aa” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Hakkınızda disiplin hükümlerini uygulayacağım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne münasebet? Ayağa kalkıp söz istedim, değil mi? Öyle şey olur mu?

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ilk defa…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, işinizi öğrenin.

BAŞKAN – Ya özür dilersiniz yahut disiplin hükümlerini uygulayacağım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…. Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen grubunuzdaki milletvekillerine sahip çıkın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Böyle şey olmaz. Bir milletvekili ayağa kalkıp…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 161’inci maddesini okuyorum, disiplinle ilgili: “Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak…” (CHP sıralarından “Hakaret yok.” sesleri,gürültüler)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Hakaret yok.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Hakaret etmedi.

BAŞKAN - …Meclisten geçici çıkarma cezasını gerektirir.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Hakaret etmedi size.

BAŞKAN – Hiçbir arkadaşım hakkında bunu uygulamak istemiyorum.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Siz de ona hakaret ettiniz, öğretmenliğine laf ettiniz.

BAŞKAN – Lütfen oturunuz, sadece hatırlatıyorum şimdi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz benim eğitimciliğimi oradan yakıştırmıyorsunuz da…

BAŞKAN – Oturun…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne münasebet! Ne münasebet!

BAŞKAN – Gayet tabii. Meclis Başkanınız olarak bir milletvekili arkadaşıma…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ben söz talep etmişim.

BAŞKAN – …örnek davranışlar içerisinde bulunduğunu hatırlatmak benim görevimdir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yanlış bir uygulama yaptığınızı söylüyorum size.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ben buradan bir şey söylemek istiyorum, beni dinlemek zorundasınız.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Beni dinlemek zorundasınız.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen milletvekilinize sahip olun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek! O nasıl laf ya! O nasıl laf!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Oturun yerinize.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Oturmuyorum, beni dinlemek zorundasınız. (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Size önce…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, buna müsaade etmeyin.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, oradan siz benim eğitimciliğimi sorgulayamazsınız. Ben sizin hukukçuluğunuzu sorgulayınca nasıl rahatsız oluyorsunuz…

BAŞKAN – Ben sizin eğitim yönünüzü takdir ederek söyledim…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Eyvallah!

BAŞKAN – …“Eğitimcisiniz” dedim, “Eğitimci olan, herkese örnek olur.” dedim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bana söz vermek zorundasınız.

BAŞKAN – Bu size hakaret değil, size iltifat etmektir. Niye farklı anlıyorsunuz?

Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Seyahat hürriyeti, yurt dışına çıkma hürriyeti de dâhil olmak üzere daha geniş kapsamlı olduğundan ifade tercih edilmiştir.

BAŞKAN – Değerli milletvekili arkadaşlarım, Meclis Başkanlığımıza yazılı bir başvuru var.

TBMM Başkanlığına

497 sıra sayılı teklifin 3. maddesinde Sn. Abdullah Çalışkan’ın verdiği önergenin oylamasının açık yapılmasını arz ederiz.

 

Behiç Çelik

Osman Durmuş

S. Nevzat Korkmaz

 

Mersin

Kırıkkale

Isparta

 

Kemalettin Nalcı

Reşat Doğru

Prof. Dr. Tunca Toskay

 

Tekirdağ

Tokat

Antalya

 

Rıdvan Yalçın

Cemaleddin Uslu

Ahmet Kenan Tanrıkulu

 

Ordu

Edirne

İzmir

 

Osman Çakır

Hüseyin Yıldız

Recep Taner

 

Samsun

Antalya

Aydın

 

Alim Işık

Hakan Coşkun

Ahmet Duran Bulut

 

Kütahya

Osmaniye

Balıkesir

 

Mustafa Enöz

İzzettin Yılmaz

Süleyman Latif Yunusoğlu

 

Manisa

Hatay

Trabzon

 

Muharrem Varlı

Beytullah Asil

 

 

Adana

Eskişehir

 

BAŞKAN – Açık oylama istemi, Anayasa, kanunlar ve İç Tüzük gereğince işaret oyuna yahut gizli oya başvurulması zorunlu olmayan hâllerde açık oylama yapılması, en az 15 milletvekilinin yazılı istemine bağlıdır.

Ayrıca, 87’nci maddede -fıkrasını sonra tespit ederiz- “…önergeler işaret oyuyla ayrı ayrı oylanır.” deniyor. O nedenle, önergelerin söylediğiniz gibi açık oylama şeklinde oylanması 87’nci maddenin bu açık hükmü karşısında mümkün değildir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, müracaatımızın gerekçesini açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet, önergelerin işaret oyuyla oylanması İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde geçmektedir ama yine aynı şekilde, 15 milletvekilinin talebiyle açık oylama yapılabileceği de yine İç Tüzük’ün amir hükmüdür. Ayrıca, İç Tüzük’ün 142’nci maddesinin son cümlelerinde “Anayasanın değiştirilmesine dair kanun tekliflerinin her bir maddesiyle tümü ve bu İçtüzüğün emredici hükümleriyle belirtilen diğer hususların oylanması açık oylamayla yapılır.” deniliyor. Tümü ve maddelerinin açık oylamayla yapılması İç Tüzük gereği olan bir konuda önergenin de açık oylaması yine İç Tüzük’ün amir hükmü gereği, 15 milletvekilinin talebiyle mümkündür. Buna dayanarak açık oylama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, görüşmekte olduğumuz herhangi bir kanun tasarısının veya teklifinin maddelerinin, 87’nci maddeye rağmen, açık oylama şeklinde yapılması mümkün değil. Sizin bu izahınız, 87’nci maddenin o fıkrasını ortadan kaldırmıyor. O nedenle, bu müracaatınızı işleme alamayacağım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin ama bizim isteğimiz İç Tüzük’e uygundur.

BAŞKAN – Şimdi, birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler..

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne olduğunu bilmiyoruz bile diğerlerinin.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Katılmış mıydı Sayın Komisyon ve Hükûmet?

BAŞKAN – Evet, sormuştum efendim.

3’üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ara vermeyecek misiniz?

BAŞKAN - Gizli oylamanın ne şekilde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim… Söyledim, işleme almayacağım dedim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ara vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Gizli oylamanın ne şekilde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ara vermeyecek misiniz?

BAŞKAN - Oylamayı yapacağız, oylamadan sonra dedim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne zaman?

BAŞKAN – Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını şimdi arz ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, lütfen, kimse yerinden kalkmasın. İsmi okunmayan hiçbir arkadaşım da oy kullanma mahalline gelmesin.

Komisyon ve hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana’dan başlayarak İstanbul’a kadar (İstanbul dâhil), hükûmet sırasındaki Kâtip Üye ise İzmir’den başlayarak Zonguldak’a kadar (Zonguldak dâhil) adı okunan milletvekiline, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekili ad defterinde işaretlenecektir. Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.

Tekrar uyarıyorum: Dışarıda oy kullanan arkadaşlarımız var. Mutlaka kabine girerek oy kullanacaksınız.

Vekâleten oy kullanacak bakanlar da yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyelerden 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içine koyacak, diğer 2 pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.

Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

İsmi okunmayan hiçbir milletvekili arkadaşım lütfen sıraya girmesin.

Şimdi, gizli oylamaya Adana İlinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Hakkı Suha Okay

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, kabine aynı anda 2 milletvekili arkadaşımızın girdiğine dair Başkanlığımıza bir şikâyet geldi. Lütfen… Kabinde oy kullanacak arkadaşımız tek başına orada oyunu kullanacaktır. 2 kişinin aynı anda girmesi usule uygun değildir. Böyle bir şey olacağını da pek zannetmiyorum ama uyarı açısından bunları söyleme ihtiyacını duydum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekilimiz kaldı mı efendim?

Oy kullanma işlemi bitmiştir. Oy kutularını lütfen yerlerinden alalım ve tasnif işlemine başlayalım.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin gizli oylama sonucu:

“Oy Sayısı    :  408

Kabul           :  337

Ret                :    71

Çekimser      :       -

Boş               :       -

Geçersiz       :       -

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

Yusuf Coşkun

Yaşar Tüzün

 

Bingöl

Bilecik”

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birleşime 22.15’te başlamak üzere ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.36


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.18

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 89’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

4’üncü maddeyi okutuyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir hukukçu bakan yok mu hükûmet sırasında oturacak?

BAŞKAN – Var efendim, var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir hukukçu otursaydı bari.

BAŞKAN – Bakan var efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakan var ama hukukçu olsaydı.

BAŞKAN – Size de bakan beğendiremiyoruz Sayın Genç.

Maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinin kenar başlığı “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Canan Arıtman söz istemişlerdir.

Sayın Arıtman, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır efendim.

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bu madde, amacı itibarıyla, vatandaşa yutturulmak istenen zehirli hapın üzerindeki şekerlerden biridir, yani şeker maddesidir, kandırmaca, yutturmaca maddesidir. Sekiz yıllık iktidarları boyunca çocukları hiç düşünmemiş olanların kendi çıkarları için çocukları kullandığı bir maddedir, yani iktidarın çocuk istismarıdır. Halka tuzak kurmak için hazırlanmış bir kamuflajdır. Ayıplı bir maddedir.

İki büyük ayıbı vardır:

Birincisi, gerçek amaca ulaşabilmek için çocukların arkasına saklanmak, çocukları kullanmak, halkı çocuklarla kandırmak ayıbıdır.

İkincisi, çocuk hakları temel haklar arasındadır. Türkiye’yi temel hakları oylayan bir ülke konumuna düşürmek ayıptır, haksızlıktır.

Temel hak ve özgürlüklerin olası bir referandumla oya sunulması yanlıştır. Bugün çocuklara istismar, özürlülere ayrımcılık referanduma sunulursa yarın birileri çıkar, başka temel haklar oylama vesilesi olur ve olumsuz bir netice alınırsa ne olacaktır?

Daha önce taş atan çocukların arkasına Öcalan’ı sakladınız, şimdi de kendinizi saklıyorsunuz. Bu anlayışın taş atan çocukların arkasına saklanan anlayıştan ne farkı vardır?

İktidarın tek derdi var, o da demokratik hukuk devletini, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmak. Parti devleti yapılanmasında son aşama olarak son kaleyi düşürmek, yüksek yargıyı da parti devleti yargısı hâline getirmek. Partinizin kapatılma olasılığını ortadan kaldırmak. Yüce Divanda yargılanmaktan kaçmak. İktidardan uzaklaşmamak ve bu arada demokratik, laik hukuk devleti rejimini de tarihe gömmek ve Hitlervari bir rejimle AKP diktası kurmak. İşte amaç budur.

Anayasa Değişikliği Teklifi’nde bu amaçlara ulaşmayı sağlayacak üç maddeyi referandumla geçirebilmek için diğer maddeleri, bu arada çocuk haklarıyla ilgili bu maddeyi de araç olarak kullanıyorsunuz. Halk oylamasında “evet”leri çoğaltabilmek için bu tür düzenlemeler yapmak, bunlardan siyasi bir rant arayışına girmek ahlaki değildir. Torba imzalarla, hile ve hülle yaparak, kadınların ve çocukların arkasına saklanarak amaçlara ulaşmak ayıptır. Demokrasiyi araç olarak kullananlar, demokrasiyi ortadan kaldırmak için çocukları da araç olarak kullanmaktan hiç çekinmemektedirler.

Amacınız, derdiniz çocuklar olmadığı için ve ayrıca çok da aceleniz olduğundan, büyük bir telaş içerisinde hazırladığınız Anayasa değişikliğinin ilk teklifinde bu 4’üncü maddeyi öyle özensiz yazdınız ki, medyada alay konusu oldunuz. “Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alır.” şeklindeki düzenlemeniz, hem sivil toplumdan hem de hukukçulardan yoğun tepki alıp basında da alay konusu olunca düzeltmek zorunda kaldınız. Aceleden, yazdığınızı bile okumadan kanun teklifi veriyorsunuz. Çünkü, bu madde ve çocuklar sizin için önemli değildir.

Bir kadın akademisyen “Bırakın anayasa yapmayı, kira sözleşmesi bile yapamazlar.” demişti doğrusu çok haklıymış. Sekiz yıldır iktidarda olmanıza rağmen, çocukların başta cinsel istismarı olmak üzere pek çok konudaki ihmal ve istismarını önlemek amacıyla verilen onlarca yasa teklifini görmezden geldiniz, gündeme bile almadınız. Benim, çocukların cinsel istismarını önlemek için Ceza Yasası’nın 103’üncü maddesine verdiğim kanun teklifim, vatandaşlarımızdan 1 milyon 300 bin destek oyu almasına rağmen, bunun belgelerini Sayın Adalet Bakanına ve Başbakana sunmama ve şahsen ricacı olmama rağmen görmezden gelindi ama iktidar Hüseyin Üzmezleri kurtarmak için elinden geleni yaptı.

Bakın, bir buçuk yıl önce Adalet Bakanlığındaki bir çalışmada cinsel istismar suçlarında yaş sınırının on dörde çekilip, mağdur yerine ailesinin şikâyetçi olma şartının aranması şeklinde bir düzenleme yapıldı. “Bunu Meclise getirirseniz, dünyayı başınıza yıkarız!” dedik de, engelleyebildik. Belediye başkanlarınız “Dokuz yaşındaki kız çocukla evlenilebilir.” diye kitap bastırıp halka dağıttı. İşte, çocuklara bakış açısı bu olan bir partinin şimdi çocukların cinsel istismarını önlemeyi gerçekten istediğine inanıyor musunuz? “Eğer gerçekten çocukları düşünüyorsanız, bu maddeleri, sizin derdiniz olan o üç maddeden ayrı olarak görüşelim, yüksek oyla Meclisten geçirelim, referanduma gerek kalmasın.” dedik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Sayın Genel Başkanımız seviyesinde defalarca çağrıda bulunduk. Ne oldu? Çamura yattınız. Her türlü ahlaki, vicdani, insani değer yargısını hiçe sayıp kendi amaçlarınıza ulaşmak için çocukları kullanıyorsunuz; yazıktır, günahtır. Çocukların arkasına saklanıp onların geleceklerini yok edeceksiniz, onları, demokrasinin ve hukukun olmadığı bir ülkede yaşamaya mahkûm edeceksiniz. Bu Anayasa Değişikliği Teklifi’niz gerçekleşirse zaten ortada çocuk haklarını koruyacak bir hukuk devleti de kalmayacaktır, çocuk hakları diye bir şey de kalmayacaktır, çocuklarımız var olan haklarını bile yitireceklerdir ve onları kapkara bir gelecek bekleyecektir, ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emellerinize ulaşmak için çocukları bir yem gibi kullanıp halkı kandırmanıza izin vermeyeceğiz, bütün planlarınızı halka anlatacağız.

Şimdi soruyoruz: Çocukların cinsel istismarını, şiddete uğramasını engellemek için Anayasa değişikliğine ihtiyaç var mıdır? Çocuk istismarını önleyecek yasal düzenlemeler yapmak için mevcut Anayasa’mız bir engel teşkil ediyor mu? Cevap, tabii ki hayır. Sekiz yıllık İktidarınızda, umurunuzda olmadığı için yapmadığınız yasal değişiklikler ve almadığınız önlemler yüzünden on binlerce çocuk mağdur oldu; hepsinin vebali üzerinizdedir.

Bugüne değin ülkemizde çocuk haklarının anayasal dayanağı yok muydu? Tabii ki var. Başta Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere, taraf olduğumuz tüm uluslararası sözleşmeler zaten Anayasa’nın 90’ıncı maddesiyle üst hukukumuz durumundadır. Çocuk Koruma Kanunu gibi ulusal yasalarımız da var ama ne yazık ki hepsi kâğıt üzerinde kalıyor. Çocuk ihmal ve istismarının, çocuğa yönelik şiddetin en yüksek olduğu ülkelerden biriyiz. Devri İktidarınızda çocukların her türlü istismara ve şiddete karşı korunamamasının nedeni Anayasa’nın 41’inci madde başlığında “çocuk hakları” yazmaması mıydı? İnsanları güldürmeyin ve kandırmayın.

Cinsel tacize uğramış mağdur çocuğu, tecavüzcüsüyle aynı otobüse bindirip, Van’dan İstanbul’a Adli Tıp’a gönderip, 20 kişinin huzurunda, ayrıca mahkemede, nasıl tecavüze uğradığını en az 10 kez anlattırıp, tekrar tekrar örselenmesinin, mağduriyetinin artmasının nedeni Anayasa’da bugün teklif edilen değişikliklerin olmaması mıdır? Bunları engellemek için elinizi tutan mı vardı? Şimdi, madde başlığına “çocuk hakları” yazmakla bunları engelleyebilecek misiniz? Üstelik, teklif edilen değişiklik ile aslında çocuk hakları kısıtlanmaktadır, maddi içeriği “çocuk hakları” ve “sosyal eşitlik” kavramlarının içini boşaltır niteliktedir. Çocuk hakları, yeterli korunma ve bakımdan yararlanma ile yüksek yararına aykırı olmadıkça ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakları ile sınırlandırılmış. Yeterli koruma ve bakımdan yararlanma yani çocuğun devlet tarafından korunma hakkı, çocuğun dört temel hakkından sadece biridir. Çocuğun yaşama, gelişme ve katılım hakları niçin bu madde metnine alınmamıştır? Çünkü amaç çocuklar değildir; çocuklar, AKP anayasasında bir araç olarak kullanılmaktadır. Korkunç bir çocuk sömürüsü ile karşı karşıyayız. Amaç çocuk hakları ise yapılacak düzenlemeler bunu kısıtlamamalı, sınırlandırmamalı, devletin temel prensibi her durumda çocuk haklarının bütününü korumak olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, seçim ufukta gözüktü. Seçim meydanlarında, sekiz yıllık İktidarınızda hakları gasbedilmiş, örselenmiş, ihmal ve istismara uğramış, gece yatağa aç girmek zorunda bırakılmış milyonlarca çocuğumuzun, onların masum gözyaşlarının hesabını seçim sandıklarında soracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arıtman, süreniz doldu. Size de iki dakika ek süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayın lütfen.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu arada, bir şey sormak istiyorum. Neden bu Anayasa Değişikliği Teklifi’ne “Devlet, vatandaşın işsizlik ve yoksulluğunu da önlemekle yükümlüdür.” diye bir madde yazmadınız? Halkın işsizliği, yoksulluğu, sizin yüksek yargıya hâkim ayarlamanız kadar önemli değil midir? Belki sizin haberiniz yok ama vatandaş hâkim değil, geçim derdindedir. Halkın önceliklerini gözetmeyenler, önünde sonunda sandıkta bunun hesabını verir.

Dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arıtman, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, gruplar adına ikinci konuşma Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Şenol Bal’a aittir.

Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakika efendim.

MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, daha önceki hatiplerimizin de ifade ettiği gibi, bazı konular üzerinde durmak istiyorum. Anayasa, biliyorsunuz, tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alır. Anayasa, milletin bir arada yaşama arzusu ve toplumsal değerlerini korur. Anayasa, devletin yapısını, siyasi rejimini, organlarının görevi ve yetkilerini belirler ve anayasa, kanunlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan, en temel hukuk normudur. Bu özelliklere sahip olduğundan ve devleti kuran kurucu iradenin ürünü olduğundan, Anayasa’nın değiştirilmesi de öyle, bugün önümüzde olan Anayasa değişiklik paketi gibi, gelişigüzel bir usulle olamaz. Anayasa değişiklikleri, biliyorsunuz, bilimsel yöntemlere de uygun olmalıdır. Anayasa değişiklikleri, demokratik bir ortamda tartışılmalıdır. Yine, Anayasa değişiklikleri, milletin her kesiminin kabul edebileceği bir uzlaşma sürecinden geçmelidir ve milletin iradesiyle toplumsal bir sözleşme niteliği taşımalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 15 defa değişikliğe uğramış ve 86 maddesi değiştirilmesine rağmen hâlen toplumsal bir mutabakat belgesi niteliğini kazanamayan 1982 Anayasası’nın değiştirilmesi gerektiğine inandığımızı her defasında ifade ettik. 21’inci yüzyılda, her kesimin belirleyebileceği bir anayasaya kavuşabilmenin yolu, bugün Meclise bir dayatmayla getirilen bu paket olabilir mi saygıdeğer milletvekilleri? Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, uzlaşma kültürüne dayalı bir anayasa önerisini, 2007 yılında, seçimden hemen sonra dile getirdi. Konuyu hem siyasi partilerle hem de aziz milletimizle sık sık paylaştı ve Anayasa değişikliğinin şartlarını ve nasıl olması gerektiğini hiç bıkmadan anlattı.

Evet, saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak dedik ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partilerin eşit sayıda temsil edildiği bir Anayasa değişiklik uzlaşma komisyonu kurulmalıdır. Partiler kendi fikir ve katkılarını bu çalışmalarda ortaya koymalıdır ve ortak bir metin arayışı içinde çalışmalarında uzlaşma sağlamalıdır.” Ve yine dedik ki: “Bu komisyon çalışmaları sonunda, üzerinde uzlaşılan hususlar belirlenmeli ve demokratik bir sözleşmeye bağlanmalıdır ve bu sözleşmeyle, siyasi partilerin hangi konularda, nasıl uzlaştığı kamuoyuyla paylaşılmalı ve her partinin duruşu ve Anayasa konusundaki görüşü, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmalıdır.” Ve dedik ki: “Yeni seçimlerden sonra oluşacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk işi, Anayasa değişikliklerini gerçekleştirmek olmalıdır.”

Sayın milletvekilleri, ancak böyle geniş katılımla sağlanacak mutabakat ile bir asırdır devam eden Anayasa tartışmalarını sona erdirebiliriz ve ancak böylelikle Türkiye’nin bütün imkân, kaynak ve kabiliyetlerini harekete geçirebilecek azmi yeniden yakalayabiliriz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, devlet ile milleti kucaklaştıran, milletin değerleriyle devletin değerlerini barıştıran, cumhuriyet ile demokrasiyi uzlaştıran bir anayasayı öngörüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletimizin birlik ve beraberlik içinde, birlikte yaşama arzusunu güçlendiren, müşterek değerleri koruyan, toplumsal bir sözleşme niteliğinde bir anayasa öngörüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, cumhuriyetimizin temel nitelikleriyle, Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini tartışmasız kabul eden bir anayasayı öngörüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bireyin temel hak ve hürriyetlerini evrensel insan hakları standartları seviyesine yükselten bir anayasa öngörüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletlin bölünmez bütünlüğünü, devletin üniter ve millî yapısını tartışmasız kabul eden bir anayasa öngörüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, devletin siyasi rejimini erkler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzen olarak benimseyen, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında çatışma ve müdahale yaratmayan, uyumu gözeten bir anayasa öngörüyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yine bu üç erk arasında denge ve denetimin hukukun üstünlüğüne, hukukun üstünlüğünün ise yargı bağımsızlığına bağlı olarak değerlendirildiği bir anayasayı öngörüyoruz.

Sayın milletvekilleri, siz bunları istemiyor musunuz? Gerisi mutabakatla halledilebilecek maddeler değil mi? Peki şimdi ortaya konan bu pakete bir bakalım: Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan çoğunluğun gücüne dayanarak ve AKP’nin ihtiyaç duyduğu şekilde hazırlanmış Anayasa değişikliği dayatılıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerine dayatılıyor. Yani, seçim sürecine girildiği böyle bir dönemde gerginlik, kutuplaşma ve gerilim ortamına ihtiyaç var değil mi sayın milletvekilleri? 2007 seçimlerinde kullanılan taktik şimdi, bu seçimler öncesinde de kullanılmak isteniyor? 2007 seçimlerinden itibaren kurumlar içinde ve kurumlar arasında hiç durmadan yaratılan gerginlik de boşa değil. Niyet hiç halis değil, yapılmak istenilen ortadadır. AKP, acele ve telaş içinde, kendine göre bir anayasa ve siyasi yapı yaratmak peşindedir. AKP’nin Anayasa değişikliğiyle, millete yutturulmaya çalışılan hapın üzerindeki boyayı teşkil eden maddeler bir kenara konulursa, özünü teşkil eden zehirli maddelerle Türk milleti teslim alınmaya çalışılmaktadır.

Herkes ve her siyasi parti Türkiye’de yargı reformuna ihtiyaç olduğunu söylüyor ve istemiyor mu sayın milletvekilleri? Ancak bu getirilen yasa teklifinin amacı, yargı reformu yapmak değil, kendine tabi yargı yaratmaktır. Bu teklifle yargı siyasallaştırılmıyor mu ve yargı bağımsızlığı ihlal edilmiyor mu? Bu değişiklik teklifi yasama ve yürütme gücünün hukuk ile sınırlandırılması ilkesine dayalı parlamenter demokratik sistemin özüne aykırı değil mi sayın milletvekilleri?

Bakınız, erkler ayrılığına dayalı parlamenter rejimde cumhurbaşkanı sorumsuzdur ve bu sebeple de yetkisiz olması gerekmiyor mu? İktidar partisi dâhil herkesin, her siyasi partinin ittifak ettiği 1982 Anayasası’nın Cumhurbaşkanına aşırı yetki ve görev verdiği söylenmiyor muydu, tenkit edilmiyor muydu? Bu teklifle Cumhurbaşkanının yetkileri artırılmıyor mu sayın milletvekilleri?

Başbakan başkanlık sistemini istediğini açıkladı, yani tek adam olma özlemini biliyoruz Sayın Başbakanın. Bu anlayışa göre, Başbakanın kendisini hazırladığı o makam için bir alt zemin bu teklifle karşımızda değil mi?

Anayasa Mahkemesinin üye yapısının değiştirilmesi, üyelerin seçiminde Cumhurbaşkanının daha etkili hâle getirilmesi, yasama organını dengeleyecek ve denetleyecek Anayasa Mahkemesinin gücünü zayıflatmak istemesi ortada değil mi? Anayasa Mahkemesinin gücünü zayıflatmakla, böylelikle kuvvetler ayrılığı parlamenter sistemin özü bozulmak istenmektedir.

Bu, parlamenter sistem anlayışına ters düşen bir durum değil midir Sayın İyimaya? Ülkeyi parti devletine mi götürmek istiyorsunuz? Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır? Çoğulcu demokrasi ilkelerini göz ardı ederek çoğunluk tahakkümünü esas alacaksınız, sonra dönüp demokrasiden bahsedeceksiniz.

Anayasa değişiklik tekliflerinde siyasi partilerin kapatılmasıyla ilgili maddeler, HSYK üye seçimi, Anayasa Mahkemesinin yapısına ve üye seçimine ilişkin maddeleri objektif bir şekilde incelendiğinde her ihtimalin ne kadar ince ince hesaplandığını, anayasa maddesi hâline dönüştürüldüğünü görüyorsunuz. Bu teklifle düzeltmek, daha düzgün hâle getirmek yerine, iktidarın bir intikam alma hissiyatını ve bugüne kadar ölçüsüzce yaptıkları uygulamaların, davranışların hesabını vermekten kaçınmak istediğini göreceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, süreniz sona erdi. Size de ilave süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

ŞENOL BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Yani at pazarlığına alışık bir yapının milletin Anayasası’na da at pazarlığı yaparcasına, kendileri için gereken maddeleri teklif ederken referandum süreciyle kitlelerin “evet” oyunu almak için araya muhtelif kesimin hoşlanacağı maddeleri serpiştirmiş olmaları, bir siyasi yozlaşmanın tezahürü değil mi sayın milletvekilleri?

CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Çocuk haklarından hiç bahsetmediniz.

ŞENOL BAL (Devamla) - O yüzden, görüşmekte olduğumuz bu teklifte, 4’üncü maddede olduğu gibi, doğru mu yanlış mı tartışmasını yapmanın abesle iştigal olduğunu söylüyorum. Yargının siyasallaştırılması ve kontrol altına alınmasıyla ilgili maddelerin arasına serpiştirilen ve çocuk hakları gibi evrensel insan haklarının ve çocuk haklarının böyle ikincil duruma düşürülmesini de burada şiddetle kınıyorum sayın milletvekilleri. Bu yüzden, 41’inci maddede yapılan değişiklik üzerinde görüş beyan etmedim.

Bir paket olarak, Mecliste şartlar gerçekleşirse referandum olarak vatandaşlarımızın oyuna sunulacak olan bu paket teklif insan haklarına da aykırıdır. Paket hâlinde referanduma sunulan 1982 Anayasası’ndan bu Anayasa değişiklik paketinin ne farkı var sayın milletvekilleri? Üstelik, o dönem de olağanüstü şartların hüküm sürdüğü bir dönemken, bugün kendilerini “demokrasi havarisi” olarak ilan edenlerin uygulaması ve vatandaşlarımızı iki cami arasında bırakması gerçekten demokrasimiz adına utanç verici.

O yüzden, değerli milletvekilleri, Anayasa Değişikliği Teklifi’nin tümüne, hazırlanma ve usulüne ve esaslarına muhalifiz ve buna “Hayır.” diyoruz, sizleri de “Hayır.” demeye davet ediyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bal, teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisinin 4’üncü madde üzerindeki görüşlerini Şırnak Milletvekili Sayın Sevahir Bayındır dile getirecekler.

Sayın Bayındır, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

BDP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişikliği üzerine sunulan değişiklik teklifi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz küçükken de hep “Bugün 23 Nisan, neşe dolar insan.” derdik. O çocukluk düşümüzle hakikaten neşeli olduğumuzu varsayıyorduk. Bugün 20 Nisan, cumhuriyetin kuruluşu yıl dönümü. Belki kuruluş günü ve zamanı itibarıyla kısmen sevinçliydik. Ancak 1924’ten itibaren ne yazık ki bu sevinci paylaşamıyoruz, üzüntülüyüz. Hele 21’inci yüzyılın şu ilk on yılında cezaevlerinde çocuklar mahkûmken, çocuklar ana dilinde konuşamazken, çocuklar emeğiyle sömürülüyorken, çocuklar sokaklara terk ediliyorken, çocuklar cinsel saldırılarla yüz yüzeyken ne yazık ki sevinç dolmuyoruz; bu bir yanılsama, bir kandırmaca. Artık uyanmak gerekiyor. “Uyanın” diyoruz artık. Biz neşeli değiliz, üzüntülüyüz. Çünkü biz bugün çocuk haklarının bu pakette bir istismar konusu olarak pazarlanmasını doğru bulmuyoruz, vicdani bulmuyoruz, hukuki bulmuyoruz, adil bulmuyoruz. Bu mudur adaletiniz?

Çocuk haklarının evrensel bir hak olarak korunması gerekir. Sözleşmeye imza atmışsınız. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamışız ama 17, 29 ve 30’uncu maddelere de çekince koyarak tabii, kerhen. Nedir o çekinceler? Yeri geldiğinde Sayın Başbakan da dâhil “Kürtler bu ülkenin asli kurucularındadır. Azınlık değil onlar, çoğunluktur.” diyor ama bu çoğunluk azınlık haklarından dahi yararlanamıyor; ana diliyle konuşamıyor, ana diliyle okuyamıyor, ana diliyle yazamıyor, ana diliyle siyaset yapamıyor, yani suçlu, yasaklı pozisyondadır hâlâ. Dolayısıyla bugün siz bu Anayasa’nın 41’inci maddesine bir kelime ilave ederek düzelttiğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü biz sizi şuna davet ediyoruz: 2005’te Terörle Mücadele Yasası’nı çıkararak Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ihlal edip suç işlediniz, hâlâ bu suçu işliyorsunuz. Ne yaptınız? “On beş yaşla on sekiz yaş çocuğu çocuk değil.” dediniz. Bunu ne hakla, hangi akılla ve hangi vicdanla yaptınız, sorarız size. Kürt oldukları için mi? Kürt çocuklarıysa çocuk değildir, onlar zulmün pençesinde erken büyürler diye mi bunu yaptınız? Onlar, bu sistemin bütün zorbalıklarına, haksızlıklarına ve hukuksuzluklarına tanıklar.

Ahmet Arif’in dediği gibi “Tanıdılar ve erken büyüdüler” diye mi çocuk saymıyorsunuz? Bu sebeple mi Terörle Mücadele Yasası’nı değiştirerek çocukları erişkin yaptınız, erken büyüttünüz, ağır ceza mahkemelerinde yargıladınız? Dünyanın hiçbir yerinde çocuklar ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaz. Çocuklar, Medeni Yasa’ya göre, Medeni Kanun’a göre… Çocukları korumak üzere, çocukların kendini gerçekleştirmesini sağlamak, eğitiminin tamamlanması, travmadan, şiddetten uzak durması, kendini kişilik olarak, bilinç olarak geliştirmesini korumakla yükümlü bir Hükûmet, bir sistem nasıl oluyor da çocukları koruması gereken yerde çocuklara bu kadar zalimane davranabiliyor, çocuk da olsa, kadın da olsa “vurun” diyebiliyor? Böyle bir şey oluyor da siz nasıl samimi olabilirsiniz, nasıl inandırıcı olabilirsiniz ki? Siz, Kenan Evren cunta yasasına dokunmadan önce kendinizin çıkardığı yasalara dokunun. O inkâr eden, yok sayan, çocukları kendi yaşından daha büyük cezalara çarptırmadan önce, önce o çocuklardan özür dileyin, önce o cezaevlerinin kapılarını açın. O çocukların annelerinin yanında, babalarının yanında, kardeşlerinin yanında, mahallesinde, arkadaşlarıyla kendi dilinde okumasını sağlayın; kendi okulunda, çevresinde okumasını sağlayın.

Nedir suçumuz? “Yeter” diyoruz artık, yıllardır “yeter” dedik artık. Kürtler bu coğrafyada vardı, bölücü değiller, bin yıl önce bu topraklarını bölüştüler. “Bölücü” diyenler, Kürtlere de, Anadolu’daki tüm halklara ihanet ediyorlar. Kürtler neyi böldü? Evet, paylaştı; toprağını paylaştı, evini paylaştı, kültürünü paylaştı, geleceğini paylaştı, inancını paylaştı. Suç değil mi Kürtlere “bölücüdür” demek? Suç değil midir Kürdü yok saymak? Gelip bu bağdakini kovmak suç değil mi, günah değil mi? Nereye kadar? Ne zamana kadar? Neyin antrenmanını yapmaya çalışıyorsunuz?

O nedenle, biz, bu maddenin bu şekilde, sadece bir Anayasa değişikliği sunuluyor gibi, çocukların hakkını koruyoruz gibi çok hileli bir yaklaşımınızı hiç samimi bulmuyoruz çünkü önce düzeltmeniz gereken şeyler var.

Yine, Meclisimiz, kayıp çocuklar sebebiyle bir Meclis araştırma komisyonu oluşturdu. UNICEF’in Komisyonumuza verdiği bilgiler vardı. Dünyanın Hindistan’dan sonra 2’nci büyük iç göçü yaşayan ülkesi Türkiye. Kim göç etti? Kimler göç ettirildi? Büyük çoğunluğu Kürt coğrafyasından Kürtler ya ekonomik ya da savaş koşullarından dolayı köyleri yakılarak zorunlu göçe tabi tutuldu ve peki, bu göçün maliyeti nedir? Bir, zaten kimliği, toprağı, hakları elinden alınmış bir topluluk yeniden göçe maruz bırakılarak gittiği yerde çocukları da dâhil en büyük risk altındadır. Yani göç ettirilmiş topluluk gittiği yerde ekonomik olarak zorluk yaşamakta, çocuklarına zaman ayıramamakta, çocuklarını koruması gereken aile kendisi de korumasız bir pozisyonda. Yani, bugün kaçırılan, sokakta suç örgütleri aracılığıyla kullanılan çocuklar, istismar edilen çocuklar, bütün bunlar bu ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve hukuki haksızlıkların yarattığı devasa bir sorundur ve ciddi tehlikeleri barındırıyor.

UNICEF’in de ısrarla, Komisyonumuza da sunduğu bilgiler ve yaptığı çağrılar budur.

Eğer Türkiye’de ekonomik kriz bu şekilde devam ederse, işsizlik bu hızla devam ederse, yoksulluk bu kadar derinleşirse ve çalışmak için yirmi dört saat sömürülmek zorunda kalırsa aileler, ne yazık ki çocukları da korumasız kalacak ve çocuklar her türlü suç karşısında korumasız bir şekilde hayatlarını sürdürmek zorunda kalacaklar.

Bu nedenle biz diyoruz ki AKP Hükûmeti öncelikle şu verilerine bakarsa bile… Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin’e verdiğimiz soru önergesine verdiği cevapta… “2002’den bu yana çocukların hem yargılanması hem de tutuklanması nedir? diye. Örneğin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklı çocuklara dönük açılan dava sayısı 2002’de 472, sanık sayısı 975. Peki, altı yıl sonra, 2008’de nasılmış bu veri? Açılan dava sayısı 2.643, sanık sayısı 6.688. Kaç bin kat artırmışsınız çocuklara dönük. Peki, on sekiz yaş altı sanık sayısı: 2002’de 27, 2008’de 496 kişi. Adaletiniz bu mu?

Çocuklara dönük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayındır, süreniz doldu, size de ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Yine, çocuklar hakkında denetimli serbestlik kararı verilmiş, 2006’dan 2009’a kadarki verileri sunuyorum size: 2006’da 3.773 çocuk hakkında denetimli serbestlik kararı verilmiş, 2007’de 7.453 çocuk hakkında, 2008’de 8.080 çocuk hakkında, 2009’un ilk on bir ayı için 9.022 çocuk hakkında denetimli serbestlik kararı verilmiş.

Peki, çocuklar mı suçlu, siz mi suç ortamını yarattınız, yoksa niye herkesi bu kadar cezaevlerine atıp yargılama pozisyonuyla karşı karşıya bırakıyorsunuz? Nedir? Bunu etkileyen nedenler nedir?

Yine çocuk işçiliği… Her türlü kötü şartlarda çalışan çocuk işçi sayısı 1 milyon! 1 milyon arkadaşlar! Bu da kayıt dışı olan yüzde 42’nin dışındadır. Yani, kayıtlı işçi, çalışan olarak tespit edilen yüzde 57’lik birim içindedir, ama neredeyse çalışanların yarısına yakın da kayıt dışı çalışmakta ve bu kayıt dışı çalıştırılanların büyük çoğunluğu da kadınlar ve çocuklardır. O nedenle “Barış getiriyoruz, özgürlük getiriyoruz; hak, hukuk getiriyoruz.” diye kendinizi kandırabilirsiniz, ama o cezaevinde o soğuk duvarlar içinde, o demir parmaklıklar arasındaki çocukları kandıramazsınız, yoksul insanları kandıramazsınız, inkâr edilen çocukları, insanları kandıramazsınız, savaş tamtamları altında yaşayan insanları kandıramazsınız. Kendinizi kandırabilirsiniz, cevabınızı alacaksınız yakın zamanda, eminim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 4’üncü madde üzerinde gruplar adına son konuşma, AK PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Zafer Üskül’e aittir.

Sayın Üskül, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kez daha bir Anayasa değişikliğiyle uğraşıyoruz. Değiştirmeye çalıştığımız Anayasa, anayasa hukukçularının dilinde yapılışı itibarıyla bir “Ferman Anayasa.” Bu ferman Anayasa’dan kurtulup halkın temsilcilerinin özgür iradeleriyle oluşturduğu bir anayasayı yapamamanın üzüntüleriyle sözlerime başlıyorum.

Egemenlik Haftası içindeyiz. Egemenlik Haftasının içinde, egemenliğin sahibi olan milletin temsilcilerinin hâlâ demokratik bir anayasa yapamamış olması gerçekten çok acı. “Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına saygılı olarak bir yeni anayasayı yapamamanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Sonuç olarak, yeni bir anayasa yapamasak da elimizdeki Anayasa’nın eksikliklerini gidermek hepimizin ortak görevi. Benim üzerinde konuşma yaptığım madde çocuk haklarıyla ilgili. Çocuk hakları, elbette insan hakları kapsamı içinde değerlendirilir. Ancak çocukların özel durumu onların haklarıyla özel olarak ilgilenmemizi gerektirir. Aslında, Türkiye Cumhuriyeti devleti, uluslararası alanda yürürlüğe konulan neredeyse çocuklarla ilgili tüm sözleşmeleri, uluslararası antlaşmaları imzalayarak çok önemli adım atmıştır. Ancak bütün bunların iç hukukumuza yansıtılması Anayasa’nın 90’ıncı maddesine rağmen bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle çocuk haklarıyla ilgili, çocuk haklarını daha güvenceli bir hâle getirecek bir Anayasa değişikliği yapmanın ne gibi bir sakıncası olabilir? Bu sorunun cevabını herhâlde bütün milletvekilleri tek tek kendisine sorup, vermelidir.

1924 yılında Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi’nde bu düşünce ortaya çıktı. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi de bu konuya değindi.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Peki, eğer “hayır” geçerse ne olacak?

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme çocuk haklarını önemli ölçüde geliştirdi; Türkiye de bunu imzaladı.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Çocuk haklarından vaz mı geçeceğiz?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili, lütfen… Böyle bir usulümüz yok.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Peki, çocuk haklarını güvence altına almak, korumak için ille Anayasa değişikliği yapmak mı gerekirdi? Anayasa değiştirilmeden, Anayasa’ya bu konuda bir hüküm konmadan bir şeyler yapılamaz mıydı? Elbette yapılabilirdi ve çok şey yapıldı. Yapılanların tamamını anlatmaya zamanım elvermez ama bazı örnekler vermek isterim hızla.

Türkiye’de uygulamada, daha önceleri olduğu gibi AK PARTİ döneminde de sağlıktan eğitime, sosyal güvenlikten yargıya kadar hemen hemen tüm alanlarda çocukların haklarını teslim edecek düzenlemeler yapılmıştır. Sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin öngördüğü gereklilikler önemli ölçüde dikkate alınarak ilerlemeler sağlanmıştır. Çocuk ölümleri azalmış, anne ölümleri azalmıştır. Çocukların aşılanması konusunda çok ileri düzeye gelecek uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bugün çok değişik alanlarda çocuklarımız yüzde 96’ya varan bir oranda aşılanmaktadır. On sekiz yaşına kadar tüm çocukların ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanmasını bu siyasi iktidar sağlamıştır.

Çocukların aile ortamında yetiştirilmesi hem Birleşmiş Milletler sözleşmesinin bir gereğidir hem de son derece insani bir ihtiyaçtır. Bu anlamda Aileye Dönüş Projesi uygulamaya konulmuş, binlerce çocuğumuzun aile içine yerleştirilerek aile ortamında büyümeleri, gelişmeleri sağlanmıştır ve bu çalışmalar, çabalar devam etmektedir. Koruyucu ailelere yerleştirilen çocukların sayısı da binlerle ifade edilebilmektedir.

Eğitim hakkının kullanılması konusunda yaşanan ilerlemeler, gerçekleştirilen ilerlemeler defalarca bu kürsüde dile getirildi. 350 bin kız çocuğumuz bu siyasi iktidar döneminde okula kavuştu. Okul öncesi eğitim yüzde 11’den yüzde 33’e çıktı. İlköğretimde yüzde 91’den yüzde 98’e ulaştı okullaşma oranı; ortaöğretimde yüzde 51’den yüzde 59’a. Bunlar yeterli mi? Elbette yeterli değil ama yapılan uygulamaların, gerçekleştirilen ilerlemelerin de gözden uzak tutulmaması gerekir. Kız çocuklarımızın ilköğretimdeki okullaşma oranı 2003’ten bu yana 10 puanlık bir artışla yüzde 96’ya çıkartılmıştır.

Çocuklarımızın ders kitapları ücretsiz dağıtılmakta, teknoloji sınıfları kurulmaktadır.

Elbette, çocukları suçlu olarak niteleyemeyiz. Çocuklar suça itilebilirler ama onları ağır ceza mahkemelerinde yargılamamak da bizim görevimizdir. Onların tutuklanmalarının doğurduğu sakıncaları elbette hepimiz biliyoruz. Yargıçlarımızın tutuklama kararı verirken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında ortaya konulan ölçütleri dikkate alarak karar vermeleri gerektiğini ısrarla her defasında vurguluyoruz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Bu yasaları siz çıkardınız! Yargıçlara sorumluluk yüklemeyin, yasaları siz çıkardınız.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Ama Adalet Komisyonumuzda görüşülmekte olan bir yasa tasarısı, eminim ki bu konuda yaşanan sıkıntıları çok büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Biz de İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak o yasa tasarısının daha yararlı, daha olgun bir biçimde çıkartılabilmesi için çabalarımızı sürdürüyoruz.

Çocuk istismarına, çocuğa karşı uygulanan şiddete hepimiz karşıyız. Ama uygulamada bu durumlarla karşılaşmıyor muyuz? Karşılaşıyoruz, doğru. Bunları engellemek için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu muhalefet partilerimizden temsilcilerin de katıldığı bir alt komisyonla tüm çocuk yuvalarını, gençlik evlerini, kreşleri inceleme altına almıştır, aynı şekilde yatılı bölge ilköğretim okullarında incelemelerini sürdürmektedir. Bu çalışmalar devam edecektir. Biz bu konularda herhangi bir hak ihlaliyle karşılaştığımız zaman herhangi bir başvuru beklemeksiniz, resen harekete geçerek işlem yapıyoruz. Birkaç gün önce Hakkâri’de bir çocuğumuzu iki kolundan tutarak sürükleyen polisler açığa alınmıştır. Komisyonumuzun, o polislerin açığa alınmasında katkısı vardır, müdahalesi vardır. Aynı şekilde, birkaç gün önce yine, Antakya’da bir ana sınıfında bir öğretmenin uyguladığı işkence üzerine o öğretmen açığa alınmıştır. Komisyon olarak bu tür olayları haber aldığımız anda derhâl harekete geçiyoruz, müdahale ediyoruz ve gereğinin yapılmasını idareden istiyoruz.

Çocuklarımızın çok değişik sıkıntıları var. Cinsel istismara uğrayan çocuklarımızdan söz edildi, doğrudur. Bunların Adli Tıpta yıllarca sırada beklediklerini biliyoruz. Büyük bir ıstırap kaynağıdır bu. Daha geçenlerde, on-on beş gün önce Sağlık Bakanımızdan rica ettim, Adli Tıp Kurumumuzda çocuk psikiyatristi uzmanı azdı, yetersizdi, bu nedenle çok bekleniyordu, şu anda iki kadro, mecburi hizmetli kadrosu konuldu ve bu kadrolara atamalar yapıldığında Adli Tıp Kurumuna 2 yeni çocuk psikiyatristi atanmış olacak. Bugün Adli Tıp Kurumu Başkanımız beni aradı, teşekkürlerini iletti. Bu yılın sonuna kadar bekleyen bütün tasfiyelerin, bu 2 hekimin göreve başlamasıyla gerçekleştirilebileceğini söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üskül, süreniz doldu.

Size de ek süre veriyorum iki dakika. Lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

MEHMET ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Atatürk’ün çocuklarımıza ithaf ettiği içinde bulunduğumuz bu Millî Egemenlik Haftası’nda sürekli olarak “Meclis yapamaz.”, “Meclis seçemez.”, “Meclis karar veremez.” diye karşımıza çıkanlara Atatürk’ün şu sözlerini hatırlatmak isterim: “Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı, bu millî hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahaneyle ve hiçbir düşünceyle, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz.” Biz böyle düşünüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin temsilcilerinin, bütün sorunları burada görüşüp, çözüme kavuşturması gerekir.

Bazı arkadaşlarımız bu Anayasa değişikliği teklifinde bazı konuların yer almadığını söyledi. Önerdiniz de ret mi ettik? Neden önermediniz?

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Önermedik mi?

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Önerdik, reddettiniz.

ZAFER ÜSKÜL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sonuç olarak bir Anayasa değişikliği gerçekleştiriyoruz. Bu Anayasa değişikliklerini gerçekleştirdiğimiz zaman referanduma gidileceği belirtiliyor ve insan haklarıyla ilgili konuların referanduma götürülemeyeceği söyleniyor. Doğrudur, oy verin, referanduma götürmeyelim; bu, Meclisin elindedir. Eğer bu değişiklikler referanduma gidecekse oy vermeyenler düşünmeli neden referanduma gitmek zorunda kalındığını. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken, gerçekleştirilecek bu Anayasa değişiklikleriyle Anayasa sorunumuzun ortadan kalkmayacağını bir kez daha ifade ediyorum. Ümit ediyorum ki, çok da geç olmadan demokratik bir yeni, sivil Anayasa’yı yapabilecek iradeyi bulabiliriz, ortaya koyabiliriz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Üskül, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, böylece 4’üncü madde üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlandı.

Şimdi şahıslar adına iki milletvekili arkadaşıma söz vereceğim.

İlk söz Adana Milletvekili Sayın Fatoş Gürkan’a ait.

Sayın Gürkan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1982 Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 41’inci maddesi “Ailenin korunması” kenar başlığı altında “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ve uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” şeklindedir.

Ülkemizin de taraf olduğu çocuk haklarına ilişkin uluslararası ve tarihte geniş kabul gören insan hakları belgelerinin en önemlilerinden birisi Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’dir. 1989 tarihli Sözleşme, bugün -ikisi hariç- Birleşmiş Milletler üyesi yüz doksan bir ülke tarafından imzalanmıştır.

Başlıca başlıkları “Yaşama hakkı”, “Eksiksiz biçimde gelişme hakkı”, “Zararlı etkilerden istismar ve sömürüden korunma hakkı”, “Aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma hakları”dır.

Sözleşme’ye yön veren temel değerler ise “ayrım gözetmeme”, “çocuğun yüksek yararının gözetilmesi”, “yaşama, gelişme ve katılım”la özetlenecek olup çocuk dünyanın neresinde olursa olsun bu ilkeler geçerlidir.

Getirilmek istenilen düzenlemeyle, tarafı olduğumuz Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocuk Hakkının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ve diğer uluslararası belgelerde yer alan ve çocuk haklarıyla ilgili kabul gören evrensel ilkeler ülkemizde ilk kez bu Anayasa teklifi ile Anayasa’ya dâhil edilecektir. Her çocuğun himaye ve bakımdan yararlanma hakkı olduğu vurgulanmakta ve çocuğun ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Getirilen düzenleme ile ayrıca, devlete, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukların korunmasına yönelik gerekli tedbirleri alma ödevi de yüklenmektedir.

Teklifin kabul edilmesi hâlinde, çocuklarla ilgili yasal çalışmalara dayanak teşkil edecektir.

Anayasa’nın 41’inci maddesi “Ailenin korunması” kenar başlığı altında iken kenar başlığa “çocuk hakları” ibaresi eklenmiştir. Teklifin 4’üncü maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41’inci maddesinin kenar başlığı “Ailenin korunması ve çocuk hakları” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir:

“Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

Evet, nüfusun üçte 1’ini on sekiz yaşından küçüklerin oluşturduğu ülkemiz, çocuk hakları ve çocukların korunması noktasında ileri ülkeler arasındadır. Toplumsal yapımız, kültürel geleneklerimiz ve dinimizin emirleri gereği de aile kavramına ve çocuklarımıza çok fazla değer veren bir milletiz. Örneğin yetim hakkı yemek büyük günahlardan sayılmıştır, yetim çocukların korunması ve hakkının gözetilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. Buna rağmen dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocuklar maalesef istismara uğramakta, şiddete maruz kalabilmekte, korunmaya muhtaç hâle gelebilmektedir. Bir anne olarak ben ve eminim hepimiz hiçbir çocuğun saçının bir teline bile zarar gelmesini istemeyiz.

Dünyada bir ilk olarak, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, çocuklarımıza millî bir bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı armağan etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk “Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” demiştir.

Sağlıklı bireylerin ve sağlıklı bir toplumun oluşabilmesi için çocuklarımızın sorunlarına hassasiyetle yaklaşmalı, onların gelişimi ve korunması için gereken tüm tedbirleri almalıyız. Bu konuda hem devletin hem de biz bireylerin sorumluluğu vardır.

Ailenin korunması ve çocuk hakları konusu siyasi tartışmalara kurban edilemeyecek kadar hassas olup Sayın Başbakanımızın ve AK PARTİ hükûmetlerinin en hassas gördüğü konulardandır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürkan, size de bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

FATOŞ GÜRKAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, AK PARTİ hükûmetleri döneminde bu alanda birçok iyileştirme, düzenleme ve koruma tedbiri alınmıştır ancak yeterli değildir. Zira, değişen ve gelişen dünyaya göre yeni düzenlemeler gerekmektedir.

Bu teklifle devlete daha fazla yükümlülük getirilmektedir. Amacımız bütün çocukların mutlu, kardeşçe, güven içinde yaşayacağı çağdaş ve gelişmiş bir Türkiye’dir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, bu cuma günü kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı şimdiden kutluyor, tüm çocuklarımızı sevgiyle kucaklıyorum.

Teklifin hazırlanmasında emeği geçenlere, bakanlarımıza, Komisyon Başkanımıza ve tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Gürkan, teşekkür ederim.

Şahısları adına ikinci söz İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Jale Ağırbaş’a aittir.

Sayın Ağırbaş, buyurun.

AYŞE JALE AĞIRBAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi Demokratik Sol Parti ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Demokratik Sol Parti, Anayasa değişikliği konusu gündeme geldiği günden beri bu konudaki görüşlerini net bir şekilde ortaya koydu. Türkiye’de bir değişim ya da dönüşüm yaşanacaksa bunun dayatmayla değil, uzlaşmayla, tüm toplumu kavrayan bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Halkın tamamını kucaklayacak, tüm kesimlerin üzerinde uzlaştığı bir Anayasa değişikliğinin gerekliliğine inanarak adımlarımızı attık çünkü anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Bu nedenle, Anayasa değiştirilirken de yeniden yapılırken de toplumsal mutabakat gerekmektedir.

Hükûmetin de bu uzlaşmacı tutum içerisinde olması konusunda gayretler sarf ettik. Ancak Hükûmet, yine her zamanki gibi bildiğini okuyan tavrını sergiledi. Türkiye’nin bir Anayasa problemi olduğu geniş bir çevre tarafından kabul edilmektedir. Bu sorunun temelinde 82 Anayasası yatmaktadır çünkü 1982 Anayasası antidemokratik yöntemle yapılmıştır. Bu antidemokratik içerikteki 82 Anayasası’nı değiştirmek için en kapsamlı çalışmayı 2001 yılında Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve ANAP Koalisyon Hükûmeti yaptı. Bu değişikliği, Mecliste bir uzlaşma komisyonu kurarak tüm siyasi partilerin görüşlerini alarak gerçekleştirdik. Yapılan değişiklikler ve bugün üzerinde görüşmelerde bulunulan değişiklikler, 82 Anayasası’nın üzerindeki antidemokratik vesayeti kaldırmaya yetmemektedir.

Ancak, Hükûmetin bugün Anayasa’nın değiştirilmesi hususunda izlediği yöntem, 82 Anayasası’nın yapılışı tekniğini andırmaktadır. Partilerle ve toplumun tüm kesimleriyle uzlaşmadan ortaya konacak Anayasa değişikliği, askerî ihtilallerden sonraki Anayasa değişikliğinden farklı olabilir mi? Anayasa değişikliklerinde dayatma olmamalıdır oysa bu değişiklik tam manasıyla bir dayatma görüntüsü vermektedir.

Muhalefet, alternatifleri de ortaya koyarak yapılır. Bu nedenle, Demokratik Sol Parti olarak, Anayasa Değişikliği Teklifi’yle ilgili önerilerde bulunarak parti kapatılmasını zorlaştıran, HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesinin yapısının ve işleyişinin yeniden düzenlenmesini içeren, memurların sendikal haklarıyla ilgili tekliflerin de olduğu yirmi maddelik taslağı mart ayı içinde parti liderlerine götürdük; Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası’nda değişiklikler içeren yasa tekliflerini de Meclis Başkanlığına verdik; seçim barajının düşürülmesi ve partilerin uzlaşacağı bir Anayasa değişikliği yapılması gerektiğini söyledik; Anayasa değişikliği için bir uzlaşma komisyonu kuralım önerisini getirdik ancak bu konudaki önerilerimiz beklediğimiz ölçüde dikkate alınmadı. DSP, üzerinde uzlaşılmayan Anayasa değişikliğine destek vermeme kararlılığındadır. Hükûmet diyor ki: “Uzlaşmaya ne gerek var? Biz değişiklik paketini topluca referanduma götürürüz.” Ama bunda da bir kurnazlık göze çarpıyor. Teklifin 4’üncü maddesiyle Anayasa’nın 41’inci maddesine, çocuk haklarıyla ilgili uluslararası belgelerde kabul gören evrensel ilkeler dâhil edilmektedir. Bu, son derece yerinde bir düzenlemedir. Referandum oylamasında, 4’üncü madde gibi, uygun gördüğünüz değişiklikler nedeniyle “Evet.” derseniz aynı paketteki beğenmediğiniz maddeleri de onaylamış oluyorsunuz; paketteki bir değişikliğe “Hayır.” derseniz, beğendiğiniz maddeleri de reddetmiş olacaksınız. Hükûmet, kurnazlık sergileyerek, vatandaşın yeni tanınan haklara “Evet.”, bunların çiğnenmesi durumunda etkisiz kalabilecek bir yargıya “Hayır.” deme olanağını elimizden almaktadır.

Diğer sakıncalı husus ise uzlaşmanın önünü tıkayan üç konunun kabul edilmesi için temel insan haklarının referandum konusu edilmesidir. AKP’nin bu tavrı, Türkiye’yi temel insan haklarını tartışan ülke konumuna düşürecektir, bu yanlıştır. Venedik Komisyonu kararına göre, referandumda, seçmenlerin aralarında bir bağ olmayan sorunların hepsine birden cevap vermek zorunda bırakılmaması gerekmektedir.

Biz samimiyetten, Türkiye’nin yarınlarına olumlu etki edecek, uzlaşı kültürünün ortaya konduğu değişikliklerin yapılmasından yanayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağırbaş, sizin de süreniz doldu.

Size de ilave bir dakikalık süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

AYŞE JALE AĞIRBAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmete sesleniyorum: İleride büyük sıkıntılar yaşanmasına sebep olacaksınız. Yargının bölünüp parçalanmasına… HSYK’nın Adalet Bakanlığı sekreteryasına dönüşeceği, yürütmenin yargı üzerinde egemen olduğu yapı size bugün yarar sağlayabilir ama bu değişikliklerden ileride hem siz hem de ülkemiz büyük zarar görecektir, bundan vazgeçin. Amaç demokrasinin yerleşmesiyse Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açabilecek yasalar var, daha doğrusu ele alınması gereken yasalar var. Mesela, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, Sendikalar Kanunu; bu yasalarda değişiklikler yapılmalıdır.

AKP’nin, Anayasa’yı, toplumun ihtiyaçlarına cevap vermek yerine yargı bağımsızlığını kendi kontrolüne alacak şekilde değiştirmesi kabul edilemez. Tüm partilerin üzerinde uzlaşacağı bir Anayasa metninin oluşturulması için hâlâ vakit var.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Ağırbaş.

Sayın milletvekilleri, böylece, 4’üncü madde üzerinde gerek gruplar gerekse şahıslar adına konuşmalar tamamlandı.

Soru-cevap faslına geçeceğim ancak bundan önce, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre Meclis Başkanlığımıza verilmiş görüşmelerin devamına dair bir önerge var.

Önergeyi okutuyorum, sonra işlem yapacağım ilgili madde gereği.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 4. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

Ali Koçal

Turgut Dibek

 

İstanbul

Zonguldak

Kırklareli

 

Ensar Öğüt

Fevzi Topuz

Abdullah Özer

 

Ardahan

Muğla

Bursa

 

Ali Rıza Ertemür

Enis Tütüncü

Ramazan Kerim Özkan

 

Denizli

Tekirdağ

Burdur

 

Zekeriya Akıncı

Şevket Köse

Ergün Aydoğan

 

Ankara

Adıyaman

Balıkesir

 

Bihlun Tamaylıgil

Eşref Karaibrahim

Mevlüt Coşkuner

 

İstanbul

Giresun

Isparta

 

Kemal Demirel

Onur Öymen

 

 

Bursa

Bursa

 

Gerekçe:

Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir

Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de işsiz yurttaşımız Türkiye’de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir talep ortaya koymamıştır. Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.

Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyası iktidarın gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma amacını gütmektedir.

Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.

Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil, siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu birle