DÖNEM: 23                            CİLT: 67                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

93’üncü Birleşim

24 Nisan 2010 Cumartesi

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve 22 milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/687)

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22 milletvekilinin, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/688)

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 milletvekilinin, TRT yönetimindeki kadrolaşma ve diğer iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/689)

B) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/117) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

2.- (8/13) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

2.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, 22 Nisan 2010 Perşembe günkü 91’inci Birleşimin tartışmalı oturumunda, tartışanları ayırma gayretinin basın yayın organlarında Meclisi kötüleme ve karalama kampanyasına dönüşmesine ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

5.- Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

6.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

9.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması

12.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

13.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

14.- Antalya Milletvekili Atila Emek’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasındaki sözlerini kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun konuşmalarındaki bazı ifadelerine ve kendi konuşmasındaki bazı ifadelerinin yanlış yorumlanmasına ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın konuşmasındaki “Mecliste bu konu konuşulmasın.” ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

19.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun, konuşmasında, kendisiyle ilgili yapmış olduğu değerlendirmelerin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

21.- Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

23.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

24.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)

 

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, kâtip üyelerin evrakları eksik okuduğunu dile getirirken kendi isminden de bahsederek şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açıldı.

 

İstiklal Marşı okundu.

 

Genel Kurulu ziyaret eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi.

 

Genel Kurulun 21 Nisan 2010 tarihli 90’ıncı Birleşiminde alınan karar uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 90’ıncı yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla:

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in sunuş konuşmasından sonra;

AK PARTİ Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,

CHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Deniz Baykal,

MHP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Devlet Bahçeli,

BDP Genel Başkanı ve Meclis Grubu Başkanı Selahattin Demirtaş Adına Gültan Kışanak,

DSP Genel Başkanı Adına Hasan Macit,

TP Genel Başkanı Adına Mehmet Yaşar Öztürk,

Birer konuşma yaptılar.

 

Alınan karar gereğince, 24 Nisan 2010 Cumartesi günü saat 12.00’de toplanmak üzere, birleşime 15.49’da son verildi.

 

                                                                Mehmet Ali ŞAHİN

                                                                          Başkan

 

                            Yusuf COŞKUN                                                             Gülşen ORHAN

                                   Bingöl                                                                              Van

                                 Kâtip Üye                                                                       Kâtip Üye

 

                                                                                                                                                 No.: 128

II.- GELEN KÂĞITLAR

24 Nisan 2010 Cumartesi

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve 22 Milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/687) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.03.2010)

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22 Milletvekilinin, tasfiye halindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/688) (Başkanlığa geliş tarihi: 07.04.2010)

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 Milletvekilinin, TRT yönetimindeki kadrolaşma ve diğer iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/689) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.03.2010)

 

Gensoru Önergesi

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un; bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan  Recep Tayyip  Erdoğan  hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/04/2010) (Dağıtma tarihi: 24/04/2010)

 

 

 

                                                                                                                                      No.: 128’e ek

 

24 Nisan 2010 Cumartesi

Rapor

1.- Tarım ve Gıda Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in; Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Değiştirilerek Toprak Bankası Kurulmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/795, 2/529) (S. Sayısı: 500) (Dağıtma tarihi: 24.4.2010) (GÜNDEME)

24 Nisan 2010 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Önergelerden biri beş yüz kelimeden fazladır. Bu nedenle, beş yüz kelimeyi geçen önergelerin gerekçe özetini ve diğer önergeleri ayrı ayrı okutuyorum ancak önergelerin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve 22 milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/687)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde ve özellikle, büyük şehirlerimizde hırsızlık, soygun, gasp, sokak gösterileri ve şiddet olayları son derece artmış bulunmaktadır. Bu olaylar sonucunda birçok esnaf, kamu kurum ve kuruluşları, bankalar, belediyeler maddi zarara uğramakta, vatandaşlar ise bunu bazı durumlarda canı ile ödemektedir. Bu, vatandaşı kendi başının çaresine bakacak duruma getirmiştir. Olaylarda küçük yaşta çocuk ve gençlerin ön planda kullanılması, böyle bir durumda hadiseleri daha da içinden çıkılmaz hâle getirmektedir. Bu yüzden olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirleri ve “büyük şehirlerimizde şiddetin önlenmesi, çocukların ve gençlerin bu olaylardaki rolü” konulu Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Akif Akkuş                                (Mersin)

2) D. Ali Torlak                              (İstanbul)

3) H. Hamit Homriş                       (Bursa)

4) Mehmet Şandır                           (Mersin)

5) Osman Durmuş                          (Kırıkkale)

6) Mustafa Kalaycı                         (Konya)

7) Mehmet Günal                           (Antalya)

8) Ali Uzunırmak                           (Aydın)

9) Hasan Çalış                                (Karaman)

10) Yılmaz Tankut                          (Adana)

11) Süleyman Lâtif Yunusoğlu      (Trabzon)

12) Metin Ergun                             (Muğla)

13) Ahmet Kenan Tanrıkulu           (İzmir)

14) Emin Haluk Ayhan                  (Denizli)

15) Muharrem Varlı                       (Adana)

16) Mehmet Akif Paksoy               (Kahramanmaraş)

17) Bekir Aksoy                             (Ankara)

18) Behiç Çelik                               (Mersin)

19) S.Nevzat Korkmaz                   (Isparta)

20) Ahmet Duran Bulut                  (Balıkesir)

21) Murat Özkan                            (Giresun)

22) Alim Işık                                  (Kütahya)

23) Recep Taner                             (Aydın)

Genel gerekçe:

Ülkemizin birçok bölgesinde, özellikle doğu illerimizde ve büyük şehirlerimizde suç ve şiddet giderek artmaktadır İşsizlik, açlık, yoksulluk, ekonomik faktörler ve hükümetin yanlış politikaları, suç oranlarının ve şiddet olaylarının artmasında önemli etkenlerdir.

Çeşitli bölgelerde yapılan, izinsiz eylemlerde çocukların ve gençlerin en ön saflarda güvenlik güçlerine karşı bir kalkan olarak kullanılması dramatik bir durumdur. Bunda aile içi iletişimsizlik, eğitimsizlik, işsizlik ve gelecek kaygısı önemli rol oynamaktadır. Suçlu çocuk ve genç yoktur. Suça itilmiş çocuk ve genç vardır. Özellikle insanın içinde yaşadığı koşullar, onun nasıl bir birey olacağını, kişiliğini büyük ölçüde etkilemektedir.

Şiddet olaylarında çocukların ön safa sürülmesi olayın vahametini daha da artırmaktadır. Adalet Bakanlığının adli sicil verilerine göre, şehirlerimizde yaşayan her sekiz kişiden birinin sabıkalı olduğu anlaşılmaktadır. Sabıka kaydının, suç yenilenmemesi hâlinde iki yılda bir silinmesine rağmen suç örgütleri ve bundan çıkar sağlayan ideolojik ve siyasi çevreler, çocukları ön plana çıkartarak onların sakıncalı hâle gelmesini sağlamaktadır Bir defa sabıka kaydı girilen kişi, bir müddet de cezaevinde tutulursa, bir militan hâline gelmektedir. Dolayısı ile çocuklarımızı militan hâline gelmekten korumalıyız.

Suçlu çocukları, çocuk mahkemelerinde mahkeme etmek, onların suçuna karşılık gelen cezaları azaltmak, çözüm değildir. Bunların, (çocukların) suç örgütü ve PKK gibi etnik, bölücü örgütlerin elemanı hâline gelmesini önleyecek çalışmalar yapılmalı ve çocuklarımız militan olmaktan mutlaka kurtarılarak topluma, ülkesine ve insanlığa faydalı olacak şekilde yönlendirilip, yetiştirilmelidir.

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22 milletvekilinin, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/688)

                                                                                                               06/04/2010

TBMM Başkanlığına

Onbinlerce yurttaşımızın emek ve tasarruflarını kâr ortaklığı vaadiyle toplayan, ancak bu kişilerin hak ve alacaklarını ödemeyen İhlas Finans Kurumu ile ilgili olarak;

İhlas Finans Mağdurları olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda alınması gereken önlemlerin tespiti,

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından düzenlenmiş olan raporların gereğinin neden bihakkın yapılmadığı,

Bu Finans Kurumuna yönelik olarak neden imtiyaz yaratıldığı ve himaye edildiği ve sair durumların tespiti amacıyla;

Anayasanın 98 ve TBMM içtüzüğünün 104. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Kemal Kılıçdaroğlu                     (İstanbul)

2) Atilla Kart                                   (Konya)

3) Sacid Yıldız                                (İstanbul)

4) Hulusi Güvel                              (Adana)

5) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

6) Ergün Aydogan                          (Balıkesir)

7) Durdu Özbolat                           (Kahramanmaraş)

8) Ramazan Kerim Özkan               (Burdur)

9) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

10) Rahmi Güner                            (Ordu)

11) Ali İhsan Köktürk                    (Zonguldak)

12) İsa Gök                                    (Mersin)

13) Atila Emek                               (Antalya)

14) Suat Binici                                (Samsun)

15) Abdulaziz Yazar                       (Hatay)

16) Ali Koçal                                  (Zonguldak)

17) Şevket Köse                             (Adıyaman)

18) Tekin Bingöl                            (Ankara)

19) Algan Hacaloğlu                      (İstanbul)

20) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

21) Halil Ünlütepe                          (Afyonkarahisar)

22) Mehmet Ali Özpolat                 (İstanbul)

23) Ahmet Küçük                           (Çanakkale)

Gerekçe:

Onbinlerce yurttaşımızın emek ve tasarruflarını kâr ortaklığı vaadiyle toplayan, ancak bu kişilerin hak ve alacaklarını ödemeyen İhlas Finans Kurumu'nun, doğrudan Başbakan ve Hükûmet tarafından himaye edildiğine dair ciddi bulgu ve gelişmeler söz konusudur.

Yurtdışındaki vatandaşlarımızın tasarruflarını istismar etmek suretiyle ve suç ilişkileri içinde kullanan Holding'lerde de benzeri durum söz konusudur.

İslami Holding olarak bilinen bu örgütlenmelerde, yurtdışındaki vatandaşlarımızın kutsal değerleri istismar edilerek, kayıt dışı bir şekilde büyük miktarlarda paraların toplandığı ve insanlarımızın mağdur edildikleri bir vakıadır. 22. Yasama Döneminde bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı takibi sonucunda Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuş, bu Komisyon yurt içi ve yurt dışında ciddi çalışmalar yapmış, bu çalışmalarını Rapor'a bağlamıştır. Bu Raporda; İslami Holdingler adıyla bilinen bu örgütlerin çalışmalarından mağdur olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için alınması gereken öneriler ve yapılması gereken yasal düzenlemeler somut olarak dile getirilmiş ise de, Hükûmet bu konularda hep engelleyici bir tavır içinde olmuştur.

İhlas Grubu yönünden ise daha da somut bir durum mevcuttur. Öyle ki; İhlas Finans Kurumunun tasfiyesinin genel hükümler yerine, TMSF mevzuatına göre yapılması ve bu suretle tasarruf sahiplerinin mağduriyetlerinin önlenmesi için Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerinin 22. Yasama Döneminde ısrarlı takipleri sonucunda, Plan Bütçe Komisyonunda verilen önerge oy çokluğuyla kabul edilmiş, ancak Genel Kurul aşamasında Başbakan'ın müdahalesiyle, İhlas mağdurları TMSF kapsamından çıkarılmıştır.

2002 seçimlerinden evvel yolsuzlukla mücadele söylemini dilinden düşürmeyen Başbakan'ın, iktidara geldikten sonra, başka birçok grup gibi İhlas Grubu'nu da özel olarak himayesine alması, birçok soru işaretini beraberinde getirmiştir. Bu Finans Kurumuna yönelik olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığının da üstüne düşen yasal görev ve denetimleri hakkıyla yapmadığı, himaye eden tavrını sürdürdüğü görülmektedir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişlerinin düzenlemiş oldukları 03.12.2004 tarih-8 sayılı inceleme raporunun akıbeti belli değildir. Haksız kazanç ve yolsuzluk ilişkilerinin baş sorumlusu konumunda olan Ören Ailesi ve Üst düzey yöneticiler, yine protokol ilişkilerinden ve imtiyazlardan yararlanmaya devam etmektedirler.

Açıklanan sebeplerle; İhlas Finans mağdurları olan yurttaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda alınması gereken önlemlerin tespiti, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişleri tarafından düzenlenmiş olan raporların gereğinin neden bihakkın yapılmadığı, Kurum sahiplerinin neden himaye edildiği, bu Finans Kurumuna yönelik olarak neden imtiyaz yaratıldığı ve himaye edildiği ve sair durumların tespiti amacıyla; Anayasanın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

3.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 milletvekilinin, TRT yönetimindeki kadrolaşma ve diğer iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/689) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 133'üncü maddesine göre; "Devletçe, kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır"

Ancak TRT, son 5 yıldır usulsüzlüklerle, tarafsızlığını yitirdiği ve kadrolaşma iddialarıyla kamuoyunda tartışılmaktadır

Kamu hizmeti yayıncılığı ile görevlendirilen TRT'de yaşanan hukuksuzlukların, haksızlıkların, keyfi kararların önüne geçilmesi ve TRT'nin asli görevlerini daha sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105 maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

                                       

(x) (10/689) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

1) Ali İhsan Köktürk                      (Zonguldak)

2) Enis Tütüncü                              (Tekirdağ)

3) Durdu Özbolat                           (Kahramanmaraş)

4) Gürol Ergin                                (Muğla)

5) Hulusi Güvel                              (Adana)

6) Nesrin Baytok                            (Ankara)

7) Kemal Demirel                           (Bursa)

8) Hüsnü Çöllü                               (Antalya)

9) Tayfur Süner                              (Antalya)

10) Şevket Köse                             (Adıyaman)

11) Ferit Mevlüt Aslanoğlu            (Malatya)

12) Yaşar Ağyüz                            (Gaziantep)

13) Tekin Bingöl                            (Ankara)

14) Tacidar Seyhan                         (Adana)

15) Mehmet Ali Susam                  (İzmir)

16) Ergün Aydoğan                        (Balıkesir)

17) Erol Tınastepe                          (Erzincan)

18) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

19) Fatma Nur Serter                      (İstanbul)

20) Mevlüt Coşkuner                     (Isparta)

21) Ahmet Küçük                           (Çanakkale)

22) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

23) Mehmet Ali Özpolat                 (İstanbul)

24) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

25) Ali Koçal                                  (Zonguldak)

26) Muhammet Rıza Yalçınkaya    (Bartın)

Gerekçe Özeti

Anayasamızın 133'üncü maddesine göre; "Devletçe, kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır"

Yani TRT özerk ve tarafsız bir yayın kurumudur.

2954 sayılı TRT yasasının 5'inci maddesinin "k", "I", "m" bentlerine göre de TRT,

"Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak, Haberler ile yorumları ayırmak ve yorumların kaynaklarını açıklamak, Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak, tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevrelerinin, herhangi inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak" zorundadır.

3093 sayılı TRT'nin Gelirleri Kanununa göre, TRT gelirlerinin yaklaşık yüzde 80'ini, denetim pulu (bandrol) ve elektrik faturaları aracılığı ile halktan toplanan paralar oluşturmaktadır. Bu nedenle TRT, kamu hizmeti yapmakla yükümlüdür. Bu hizmeti Anayasa ve yasaların belirlediği çerçevede sunmak zorunluluğu vardır. Ocak 2004 tarihinden itibaren kamuoyuna yansıyan gelişmeler, TRT'nin Anayasa ve yasalarla belirlenen çerçeveden uzaklaştığını ve TRT'nin ehil olmayan kişilerce yönetildiğini göstermektedir.

TRT, AKP hükümetinin propaganda aracına dönüşmüştür.

Hükümet, anayasaya ve yasalara aykırı olarak TRT'ye doğrudan müdahale etmektedir.

TRT haber bültenlerinde ve programlarında toplumun farklı kesimlerinin taleplerinin yansıtılmadığı, tek taraflı yayınlar yapıldığı, özellikle haber bültenlerinde tüm muhalif kesimlere sansür uygulandığı, eylem ve etkinliklerine yer verilmediği belgelerle sabittir.

TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Anayasa'ya ve yasalara aykırı bir şekilde çok sayıda kurumda yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır.

TRT'de, kadrolaşmak için yasa ve yönetmelik değişikliği yapılmış, liyakatsiz kişiler göreve getirilmiş ve mevzuata aykırı atamalar yapılmıştır.

TRT'nin üst yönetimine, yayıncılıkla hiçbir ilişkileri olmadığı halde eş-dost ve akrabalar atanmıştır.

Kurum içi sınavlarda ve personel alımında usulsüzlükler yapıldığına ilişkin belgeler basında yer almıştır.

Çalışanlara baskı yapılmakta, TRT'de siyasi düşünce, inanç, etnik köken ve sendika üyeliklerine göre ayrımcılık hüküm sürmektedir.

Kurumun kadrolu personeli atıl hale getirilirken, AKP hükümetinin destekçisi bazı yayın kurumlarından sözleşmeli personel olarak transfer edilenlere verilen yüksek ücretlerle, çalışma barışı bozulmuş ve ücret adaletsizliği yaratılmıştır.

Kurum personelinin önerdiği programların reddedilmekte, programlar, kurum personeli olmayan kişilere yüksek ücretler karşılığında hazırlatılmakta ve sundurulmaktadır.

TRT'nin asli görevleri anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde taşeron firmalara devredilmektedir.

Kamu İhale Kanunu'nun 3-g maddesi ve 22. maddesine doğrudan temin yöntemi ile alınan mal ve hizmetlerde Amasya merkezli şirketler tercih edilmektedir.

İhalelere fesat karıştırıldığı ve ihalelerde Kurumun zarara uğratıldığına ilişkin haberler basında geniş şekilde yer almıştır.

Bu tablo, TRT gibi halkımız ve ülkemiz açısından önemli bir kurumu her geçen gün yıpratmakta, güvenilirliğini azaltmaktadır.

Yukarıda belirtilen konuların, bir bölümü TBMM’nin denetim araçlarından biri olan soru önergeleri ile basının ve kamuoyunun da gündemine taşınmış, ancak TRT yönetimi, önergelere verdiği eksik ve yanlış bilgilerle TBMM'yi de kamuoyunu da yanıltmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğince yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır; önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

B) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya'da yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda Türkiye'de rüşvet dağıttığı yargı kararlarıyla sabit olan Daimler firmasının Türkiye iştiraki "Mercedes-Benz Türk", Amerikan Delta & Pine firmasının Türkiye iştiraki "Türk Deltapine Ltd. Şti." ve Alman firması Siemens'in Türkiye'de dağıttığı rüşvetler hakkında gerekli olan soruşturmaları başlatmayarak demokratik sisteme olan güveni sarsan ve Türkiye'nin uluslararası saygınlığını zedeleyen Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu maddeleri ile TBMM içtüzüğünün 106 ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                Kemal Kılıçdaroğlu                   Hakkı Suha Okay                      Kemal Anadol    

                         İstanbul                                    Ankara                                      İzmir           

           CHP Grup Başkan Vekili       CHP Grup Başkan Vekili       CHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya'da yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda;

1- ABD Adalet Bakanlığı'nın, Almanya'da Mercedes'in üreticisi Daimler aleyhine yaptığı suç duyurusu dosyasında, Daimler firmasının Türkiye iştiraki Mercedes-Benz Türk'ün, Türkiye'de rüşvet verdiği;

2- ABD Sermaye Piyasası Kurulu'nun Amerikan Delta&Pine şirketinde yaptığı denetimler sonucunda düzenlenen raporda, söz konusu şirketin Türkiye iştiraki "Türk Deltapine Ltd. Şti."nin 2001-2006 yılları arasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nda 43.000 Amerikan Doları rüşvet dağıttığı,

3- ABD Adalet Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulunun ABD'de, Alman Adalet Bakanlığının ise Almanya'da açmış oldukları davalarda, Alman firması Siemens hakkında Dünya genelinde 4.283 olayda dağıttığı 1.8 milyar Amerikan Doları rüşvetin bir kısmını Türkiye'de verdiği,

Kanıtlarıyla ortaya konmuştur.

Rüşvet dağıtan firmalardan;

a) Daimler firması 180 milyon Amerikan Doları ceza ödeyerek dava açılmadan söz konusu dosyayı kapatmayı;

b) Delta&Pine firması iddiaları kabul ederek ABD Kolombiya Bölge Mahkemesinin verdiği 300 bin Amerikan Doları cezayı ödemeyi;

c) Siemens firması ise iddiaları kabul ederek açılan soruşturma dosyalarının kapatılması için ABD'de 800 milyon Amerikan Doları; Almanya'da açılan davada ise 395 milyon Euro ödemeyi;

Kabul etmişlerdir.

Ayrıca Dünya Bankası, Siemens grubunu Rusya'da karıştığı yolsuzluklar nedeniyle "kara liste"ye alarak Türkiye dahil kredi kullandırdığı tüm ülkeleri, kullandırdığı kredilere ilişkin projelerde Siemens grubuna yüklenici veya alt yüklenici olarak görev verilmemesi konusunda uyarmıştır. Öte yandan Siemens grubu, 15 yıl boyunca yolsuzluğu önleme projelerinde kullanılmak üzere Dünya Bankasına 100 milyon Amerikan Doları ödemeyi taahhüt etmiş ve Dünya Bankası bunu 30 Temmuz 2009 tarihinde İnternet sayfasına koymuştur.

Siemens grubu rüşvet dağıtımına konu oluşturan BOTAŞ yanında, TCDD, İBB Ulaşım A.Ş. başta olmak üzere Türkiye'deki pek çok ulaşım projesi ve telekomünikasyon altyapısı işlerinde milyarlarca Dolarlık ihaleler almıştır.

Türkiye dışında yürütülen söz konusu soruşturma ve kovuşturmalarda anılan şirketlerin Türkiye'de rüşvet dağıttıkları duyum ya da iddianın ötesinde belgelenmiş ve yargı kararlarına bağlanmıştır. Rüşvet olayının söz konusu firmalar tarafından kabul edilmiş olması, Türkiye'ye ilişkin rüşvet olgusunun gerçek olduğunu bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.

Türkiye'yi konu alan söz konusu rüşvet olaylarının üzerine gidilmemesi AKP Hükümetinin duyarsızlığının ve kayıtsızlığının ötesinde Türkiye'nin uluslararası alanda saygınlığına gölge düşürmeye başlamıştır.

Nasıl oluyor da Türkiye'de rüşvet dağıtanlar başka ülkelerde yargılanıyor, rüşvet belgeleriyle ortaya çıkarılıyor, rüşveti verenler kabul ederek anlaşma yoluna gidiyor ve bu haberler medyada yer alıyorken; rüşvetin dağıtıldığı Türkiye'deki yürütme organı sessizliğini koruyabiliyor?

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasal demokratik hukuk devleti olmasına rağmen, siyasal iktidarın rüşvet konularını inceleyerek sorumlularını yargı karşısına çıkarmaktan ve kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınmasının gerçek nedeni, dağıtılan rüşvetlerin siyasi sorumlusunun bizzat Sayın Başbakan olmasıdır.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Anayasamızın 98 ve 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve talep ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme günü, Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/117) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                               24.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 24.04.2010 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.                                                  

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşler kısmında yer alan 10/117 esas numaralı, “Sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 24.04.2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Yılmaz Tankut, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Tankut. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayi sektörünün içerisinde bulunduğu sıkıntı ve çaresizliklerin araştırılması için Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime dün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı buruk bir şekilde kutladığımızı ifade ederek başlamak istiyorum. Bölücü emellerin artık gizlenmediği, açıktan açığa kalkışma hareketlerini andıran olayların yaşandığı, millî bayramımızda bile terör örgütünün sözde marşının çalınmasına izin verildiği çok tarihî ve her bakımdan ibret verici bir musibet dönemini hep birlikte yaşıyoruz. Bir taraftan, hain terör polislerimizi, Mehmetçiklerimizi, güvenlik görevlilerimizi ve masum vatandaşlarımızı katlederken, diğer yandan, ne acıdır ki, bu alana gizliden ya da açıktan daha fazla özgürlük verilmesi çabaları olanca hızıyla ve büyük bir gaflet anlayışıyla devam etmektedir. Vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğü için fedakârca görev yapan ve önceki günlerde bölücü hainlerce şehit edilen polis ve askerlerimize buradan bir kez daha yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün hepinizin malumu olduğu üzere, toplum ve millet olarak çok zor ve sıkıntılı bir dönemden geçmekteyiz. Ne yazık ki, sekiz yıla yakın bir zamandır tek başına ülkemizi yöneten AKP İktidarı, bugün hem ekonomik hem üretim hem istihdam hem huzur hem de güvenlik konularında milletimizi çok sıkıntılı ve vahim bir tablo ile karşı karşıya bırakmıştır.

Bir yandan millî birliğimizin, kimliğimizin, üniter yapımızın, devlet olma geleneklerimizin ve bin yıllık kardeşliğimizin gaflet ötesi bir anlayışla sorgulanarak zedelendiği bir felaket dönemini yaşarken, diğer yandan yokluk, yoksulluk, açlık, sefalet ve bölücü terör döneminin de ne yazık ki, en yüksek ve en pik yaptığı bir dönemi hep birlikte yaşamaktayız.

Bugün AKP yönetimindeki Türkiye’de insanlarımız gerçekten de mutlu değildir. Vatandaşlarımızın büyük bir kesimi yokluk ve açlıkla boğuşmakta ve geleceğinden endişe duymaktadır. Toplumumuzun hemen bütün kesimleri çaresiz, huzursuz, umutsuz bir şekilde baş başa bırakıldığı sorunlarla boğuşmaktadır. İşçimiz, memurumuz, esnaf ve çiftçimiz bugün âdeta fildişi kulelerden kendisini yönetenlerin insafına terk edilmiş bir vaziyette, çaresizlik batağında suni teneffüslerle bitkisel hayatını uzatmaya çalışmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısacası toplumumuzun hemen her kesimi bugün hayatından memnun değildir ve geleceğinden de umudunu kesmiş bir vaziyettedir. Ancak bugün grup önerimize de konu olan ve ülkemizin gelişmesine, istihdamına, üretimine, ham madde ve öz kaynaklarımızın değerlendirilmesine ve geleceğin Türkiye’sine çok önemli katkılar sağlayan en temel sektörlerimizden birisi olan sanayi sektörümüzün durumu da maalesef çok vahim ve sıkıntılıdır.

2002 yılında iktidara gelen AKP, daha o zamanlarda hayal tüccarlığını sanayicilerimiz için de kullanmaktan kaçınmamış, bin bir vaatle sanayicilerimizin iyi niyetlerini ve umutlarını sömürmekten çekinmemiştir ve her zaman olduğu gibi âdeta zeytinyağı gibi üste çıkmayı da sürdürmüş, var olan sorunların tek müsebbibi olarak bazen sanayici işverenleri acımasızca suçlamayı tercih etmiş, bazen de kendi üzerindeki sorumluluğu yine sanayicilerimizin üzerine atmayı yeğlemiştir.

Değerli arkadaşlar, bu ve benzeri bir politikanın artık devam şansı kalmamıştır. Sanayi asla ihmal edilmemesi gereken, bir ülkenin en önemli kalkınma ölçütlerinden birisi olan bir alandır. Tarımdan ticarete, ulaşımdan madenciliğe, tekstilden hemen her alana hitap eden sanayi sürdürülebilir rekabetin de belirleyicisi konumundadır.

İşte böylesine önemli bir alanın son yıllarda ihmal edilmesi yaşanan sorunları da beraberinde getirmiştir. Tablo maalesef hiç iç açıcı değildir ve çok eski yıllara gitmeye de gerek yoktur. Merkez Bankası verilerine göre imalat sanayisi kapasite kullanım oranı 2007’den itibaren aylık olarak düşmüş ve 2007 Mart ayında yüzde 78’den 2010 Mart ayında yüzde 68’e gerilemiştir.

Dolayısıyla bugün sanayi kolunda faaliyet gösteren işletmeler büyük bir kriz ile baş başadır ve sanayici artık elektrik borcunu dahi ödeyemez bir durumdadır. Tatil günlerinde ve hafta sonlarında indirimli elektrik isteyen sanayiciye seçim arifesinde verilen sözler unutulmuş, sanayicimiz aldatılmış ve hüsrana uğratılmıştır. Diğer taraftan, vergisini, işçisinin sigorta primini ödeyemez hâle gelmiş ve birçoğunun sermayesi de maalesef tükenmiştir ve ne yazık ki birçoğu yabancılara satılmış olan bankalarda kredi batağına düşmüş, tefecinin insafına terk edilmiş ve fabrikasını haciz yoluyla kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlar, bugün kabul etmek gerekir ki içinde bulunduğumuz ağır ekonomik kriz sürecinde ülkemizin en önemli sektörlerinden olan sanayideki üretim maliyetinin azaltılması büyük bir önem arz etmektedir. Hemen hemen her gün işletmelerin kapısına kilit vurmak zorunda kalındığı, dolayısıyla işsizliğin çığ gibi arttığı bir süreçte bu önem kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bugün Ağrı’dan Adana ve Edirne’ye, Sinop’tan Mersin’e kadar bütün organize sanayi bölgelerinde enerji tüketimi, geçtiğimiz yıllara nazaran özellikle de son aylarda oldukça düşmüştür. Sanayicilerimiz üretimin üzerindeki maliyetleri azaltmak için büyük bir arayış içerisine girmişlerdir ve örneğin bu arayışlardan birisi de -az önce ifade etmeye çalıştığım gibi- hafta sonu ve resmî tatil günlerinde kullanılan enerji fiyatlarının gece tarifesinden işlem görmesine yönelik olanıdır.

Sayın Başbakan, ekonomik krizin etkilerinin azaltılması, üretime destek olunması amacıyla, bu arayışa paralel olarak sanayicilerimize, 13 Mart 2009 tarihinde Eskişehir’de yaptığı bir konuşmada “Bu yıla mahsus olmak üzere sanayide uygulanan indirimli gece tarifesini hafta sonları ve diğer tatil günlerini kapsayacak şekilde genişletiyoruz.” demek suretiyle bir söz vermiş idi. Enerjinin, tatil günleri olan dönemlerde daha verimli kullanılması anlamına da geleceği için uzun zamandır beklenen Başbakanın bu sözü isabetli bulunmuş, çözüm temelinde geçici de olsa sanayicilerimizin beklentileriyle örtüşmüş idi ve onun içindir ki Sayın Başbakanın bu sözü sanayicilerimiz tarafından iyimserlikle karşılanmıştı. Ancak, aradan bir yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen bu konuda somut bir adım atılmamıştır ve Başbakan verdiği sözü unutmuştur ama bunun bir önemi yoktur değerli arkadaşlar çünkü asıp kesen bir Başbakana artık sanayicilerin söyleyeceği fazla bir söz de kalmamıştır. Belki de Sayın Başbakan asıp kesmeyi bırakıp o sözünü tutsaydı, bugün, birçok insan işinden ve ekmeğinden olmayacaktı. Şimdi, sadece sanayiciler değil sokağa atılmaktan korkan çalışan vatandaşlarımız ve işine geri dönmeyi umut eden insanlarımız, 13 Mart 2009 tarihinde verilen sözün seçim sözü olarak söylenmemiş olmasını umut ediyor ve hâlen de umutsuzca ama sabırla bekliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bu hususlar çerçevesinde Sayın Başbakana ve Hükûmete sormak istiyorum: Mahallî seçimlere on altı gün kala Başbakan olarak ifade ettiğiniz söz unutulmuş mudur? Şayet unutulmadıysa şimdiye kadar neden somut bir adım atılmamıştır? 13 Mart 2009 tarihinde ülkenin Başbakanı tarafından sanayicilere verilen indirimli elektrik kullanımı sözünün yerine getirilmemesinin önünde ne gibi engeller mevcuttur? Eğer engel ya da engeller söz konusu değilse bir yılı geçen zamandaki keyfiyetin makul bir izahı var mıdır, varsa nedir?

Sayın milletvekilleri, az önce ifade ettiğim soruları kapsayan ve geçen yıl sorduğum yazılı soru önergemi Başbakan adına cevaplayan Enerji Bakanı, bakın nasıl cevap vermiş: “Enerji KİT’leri 01/07/2008 tarihinden itibaren maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasına geçmiştir. Söz konusu karar gereğince maliyet ve döviz kurlarındaki değişimler fiyatlara yansıtılmaktadır.”

Değerli arkadaşlar, işte AKP Hükûmetinin anlayışı bu. Biz ne sormuşuz, ne cevap gelmiş. Dalga geçer gibi 01/07/2008 tarihindeki maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasından bahsetmektedirler. Peki, Sayın Başbakan, 13 Mart 2009 tarihinde Eskişehir’de sanayicilere indirimli elektrik sözü verirken bu fiyatlandırma mekanizmasını bilmiyor muydu?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice olarak böylesine vahim bir tablo karşısında ülkemizi yöneten AKP İktidarı insanlarımızın âdeta feryat edercesine seslendirdiği bu temel meseleleri çözme yerine, sözde Anayasa değişikliği yapar gibi gözükerek suni gündemlerle milletimizi aldatmaya, kendi siyasi saltanatlarını devam ettirebilmek için Türkiye'nin millî çıkarlarını ve köklü devlet geleneklerini sermaye yaparak harcamaya, toplumsal bir sözleşme hüviyetinde değiştirilmesi gereken Anayasa maddelerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tankut, lütfen toparlayınız.

Buyurun.

YILMAZ TANKUT (Devamla) – …kimseyle uzlaşma ihtiyacı duymadan AKP grup önerisi anlayışıyla değiştirmeye, sözde demokrasi ve özgürlük maskesi altında Anayasa değişiklikleri etrafında toplum ve devletin temel kurumlarını çatıştırmaya, bu çatışma ve kutuplaşmalardan nemalanarak yeni bir mağduriyet ve masumiyet edebiyatı yaparak siyasi rant sağlamaya ve seçimlere gitmeye ne yazık ki gözü dönmüş bir şekilde kendi geleceğini de, ülke geleceğini de ateşe atarak devam etmektedir.

Sözlerime son vermeden önce, buradan bir kez daha AKP İktidarını ikaz ediyor ve ülkemizin gerçek gündemi olan işsizlik, yoksulluk, açlık, çaresizlik konularını ele alarak bir an önce vatandaşlarımızın sıkıntılarını azaltacak düzenlemeleri yapmasını tavsiye ediyor ve sanayi sektörünün yaşadığı sorunların tespiti için vermiş olduğumuz önergemizin desteklenmesi temennisiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tankut.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Bayram Ali Bayramoğlu, Rize Milletvekili.

Buyurun Sayın Bayramoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergenin gerekçelerinin içerisinden birkaç tane paragrafı okumakta fayda görüyorum:

“Bugün yetersiz sermaye birikiminin dışında makroekonomik istikrarı sağlamakta güçlükler, yüksek vergiler, sermayenin ve temel sınai girdilerin yüksek maliyetleri, teknolojik gelişmelere ayak uydurma konusundaki zorluklar, yenilik ve yeni teknoloji üretmedeki yetersizlik, Türk sanayisinin rekabet gücünü olumsuz olarak etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.” Tamamen doğru bir ifadedir.

“Sanayi, olabildiğince yerel kaynakları harekete geçiren, çevre normlarına uygun üretim yapan, tüketici sağlığını ve tercihlerini gözeten, yüksek nitelikli iş gücü kullanan, stratejik yönetim anlayışını uygulayan, ARGE’ye önem veren, teknoloji üreten, özgün tasarım ve marka yaratarak uluslararası pazarlarda yerini alan bir yapıya acilen kavuşturulmalıdır.” Buna da aynen katılıyoruz.

“Türkiye'de sanayi politikalarının temel amacı artan dünya rekabet şartları altında sanayimizin rekabet gücünü ve verimliliğini artırarak dışa dönük bir yapı içerisinde sürdürülebilir büyümeyi sağlamayı hedeflemelidir.” Buna da aynen katılıyoruz.

Ve son paragraf: “Teşvik, istihdam, eğitim, finansmana erişim, teknoloji ve ARGE konuları sanayinin gelişimi için önem arz etmektedir.” Buna da katılıyoruz. Bu katıldıklarımızın hepsini yapıyoruz da onun için katılıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani sorun yok mu Ali Bey?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani şimdi, bu bahsetmiş olduğumuz ifadelerin biz yüzde 100’ünü yapıyoruz belki diyemeyiz, bazılarında yüzde 90’ını yapıyoruz, bazılarında yüzde 85’ini yapabiliyoruz ama özellikle sanayinin uluslararası rekabeti açısından baktığınızda, bunu unutmayalım ki dünyada en zor şey bir malı üretmek değildir, ürettiğiniz bir malı, şu anda aslanın ağzında değil -pazar olarak- bağırsaklarına inmiş pazarda kendinize yer bulup o ürünü satabilmektir. Türkiye yaklaşık 130 milyar dolarlara ekonomik krizden önce çıkartmış olduğu ihracatını oturduğu yerden sağlamış değil. Ara malları, tüketim malları ve hammaddeleri ithal ederek teknolojik anlam içerisinde ürettirmiş olduğu mevcut sanayisiyle, gelişmiş rekabet gücüyle beraber bunları yapabilmiş bir ülke.

Bakın, ben size enteresan bir şey söyleyeyim: Şu anda sanayinin kapasite kullanma oranı yüzde 70’ler civarında, doğru. Yüzde 30’luk bir kapasite kullanım sıkıntımız var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yüzde 59’a kadar düştü ama Ali Bey.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yüzde 70, son veriler var bende, 69-69,3.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yüzde 59’a kadar düştü.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – İşletmelerin yüzde 40’ı kapalı.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi tabii, bu işletmelerin kapalılığı, açıklığı konusuna da değineceğim.

Şimdi, bugün için, ben kendim bir sanayici olarak, mevcut, yükte hafif pahada ağır ürünler dediğimiz, teknolojik ürünler, uluslararası rekabete açık ürünler üretimi konusunda çeşitli makine ve ekipmanları yaptırmak için sanayimize gittim. OSTİM’e de gittim, İstanbul’daki sanayilere de gittim, makine siparişi vereceğim, yani tank siparişi vereceğim, teknolojik ürün siparişi vereceğim, dolum makinesi siparişi vereceğim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tankı ne yapacaksın?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – “Altmış gün içerisinde makineye ihtiyacım var.” dediğimde, bütün sanayici arkadaşlardan ortak aldığım süre “En iyi şartlarla yüz yirmi günde teslim ederiz.” Niye? “Çünkü kapasitelerimiz dolu.” Yani, sanayinin içerisinde teknolojik rekabet gücü oluşabilen firmaların şu anda üretebilme kabiliyetlerini göz ardı etmeyelim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye yeni yatırım yapmıyorlar?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bütün, bakın…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye yeni yatırım yapmıyorlar yüzde 100 kapasiteyle çalışıyorsa?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – …düzenli olarak mevcut ülke ekonomisi içerisinde sanayi tesislerinin, rekabete alışırken, rekabet ortamı içerisine girerken çok sağlıklı, çok ciddi fizibiliteye ihtiyaçları vardır. Türkiye’deki en büyük problem, bu bahsettiğiniz işlerin içerisindeki sıkıntı değildir sanayide, özellikle orta ölçekli sanayideki en büyük problemi size söyleyeyim. Bir tane kalfa yetiştirirsiniz, usta yetiştirirsiniz, üç sene, beş sene sanayinin başında onu ustabaşı olarak koyarsınız ve o ustabaşı der ki; ya, bu bahsettiğiniz ürünü üretmek çok zor bir şey değilmiş kardeşim, ben de şuradan biraz paslanmaz çelik alırım, şuradan biraz rulman alırım, buradan da biraz başka yardımcı malzemeler alırım, aynı sanayi malzemesini ben de üretebilirim der ve gider yan tarafta bir tane daha imalathane açar. Dolayısıyla bu açmış olduğu imalathaneyle altyapısı, yeterli fizibilitesi, kaliteli iş gücü, o işin başına koyacağı yeterli elemanı olmadığı zaman, rekabet edemediği gibi gerçek anlamda üretim yapanın da ayaklarına haksız rekabetten dolayı pranga vurmaya çalışır. Esas problemlerin başında bu vardır. Türkiye’deki mevcut bu bahsetmiş olduğumuz ARGE faaliyetleri sanayinin gelişimi, uluslararası rekabeti açısından, sorarım size, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ARGE’ye bu kadar önem veren, ARGE’ye bu kadar büyük bütçe ayıran bir başka siyasi oluşum olmuş mudur? Şu anda mevcut TÜBİTAK bünyesinde on binlerce proje özellikle gelişime yönelik ve ARGE faaliyetlerine yönelik çalışmaları yapmaktadır.

Bugün Türkiye’de mevcut hemen hemen bütün üniversitelerimiz teknoparklarla ilgili çalışmaları için elinden gelen her türlü gayreti gösteriyor. Şu anda aktif otuz altı tane teknoparkımız var. Daha evvel teknopark kelimesi bile Türkiye'nin normal literatüründe olmayan bir şeydi. Teknopark ne demek? Uç ürün, kaliteli ürün, yükte hafif, pahada yüksek ürünü üretebilmek demek, rekabet gücünü oluşturabilmek demek. Ama 1990’lı, 1980’li yıllara gittiğimizde Türkiye, sanayi oluşumunu maalesef uluslararası rekabete göre değil, hamaliye sistemine göre oluşturduğu bir sanayiyle geliştirme çalışması yapmıştır. Uluslararası rekabet sistemine ayak uyduracak bir sanayi sistemi geliştirmiş olsaydık, bugün bu sıkıntıları konuşmaz olurduk ve çok daha yüksek ürünlü, çok daha yüksek fiyatlı ürünleri satıyor olurduk. Ama ben bugün bunu çok net bir şekilde görebiliyorum ki hem yerli hem yabancı yatırımcılar açısından Türkiye artık yükte hafif pahada ağır ürünleri üretebilen bir ülke konumuna doğru gitmektedir.

İşte bugün içerisinde geçtiğimiz haftadan bu yana başlamış olduğumuz Anayasa değişikliği çalışmalarının sanayi açısından önemini de vurgulamamızda çok önem vardır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İşte şimdi şaşırdın! Bunu da ekonomiye bağladın ya, helal olsun sana!

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, ben size örnek veriyorum, örnek, somut örnek: Geçen sene AK PARTİ’nin kapatılması davası sırasında, Türkiye’ye yatırım yapmak gerek mali sektör gerekse sınai yatırım yapma noktasında, gelen birçok firmamız, bu riski, parti kapatılma riskini görerek özellikle yatırımlarından vazgeçmiş ve “Bir siyasi istikrar yoksa, sürekli bir siyasi parti kapatılma davası gündemdeyse o ülkede ekonomik istikrar da olmaz.” diyerek yatırımlarını geriye çekmiştir.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Onlar sanal sanayicidirler.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Ama, bugün gelinen noktada ben size özellikle bir tavsiyede bulunayım arkadaşlar: Birçoğunuz çeşitli bankalarla irtibat halindesiniz. Bankacılarla bir görüşün, Anayasa değişikliğinin gündeme geldiği günden bugüne kadar gerek mali sektörde gerekse Türkiye'nin sanayi sektöründe yatırım için bekleyen firmaların özellikle önümüzdeki aydan itibaren nasıl yatırım planlamalarını Türkiye’ye taşıtacağı konusunu hep beraber görmüş olacağız. Niye göreceğiz? Çünkü, siyasi istikrarın getirmiş olduğu yapı, ekonomik istikrarı sağlayan en önemli sermayedir de ondan.

Türkiye, kendi başına 30 milyar dolardan 130 milyar dolarlara çıkmadı. Türkiye'nin gayrisafi hasılası, otururken, oturduğunuz yerde 700 milyarlara çıkmadı. Bunlar çalışarak, bunlar üreterek gündeme geldi. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Sekiz yıldır yapsaydınız ya bunu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlâ daha 2002’desin.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Oradan laf atarak olmuyor bu işler. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlen daha 2002’de seviyesindesin.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Oradan laf atarak olmuyor arkadaşlar, çalışarak oluyor. Çalışarak, didişerek, geceyi gündüze katarak oluyor bu işler. Üretmek dediğiniz kendi hâlinde olmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sanayiciler sizinle gurur duyuyor! Keşke orada onların sorunlarını dile getirseydiniz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Üretmek dediğiniz, mücadeleyle olur. Üretmek dediğiniz, heyecan duyarak olur. Üretmek dediğiniz, o işe kendinizi vakfederek olur.

Onun için, Türkiye’de bu süreç içerisinde yapılmış olan bütün sanayi gelişmeleri, bu heyecanı duyan bir siyasi istikrara sahip olan başta Sayın Genel Başkanımız, Başbakanımız, Bakanlar Kurulumuz, milletvekillerimiz ve bürokratlarımızın mücadelesiyle olmuştur ama istediğimiz seviyede olmamış olabilir. Şunu unutmayın ki, Türkiye dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi olabilmişse, bugün Türkiye Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisi olabilmişse, 2023 yılında hedefine dünyanın en büyük 10’uncu ekonomisi olmayı koyuyor ise sizin “Ortada yok.” dediğiniz sanayisine güvenerek bunları söylüyor, kendi başına söylemiyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sanayiciler böyle mi konuşuyor Ali Bey?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Türkiye’deki mevcut sanayi tesisleri açısından da baktığımızda, bugün hâlâ yatırımların nasıl yapıldığını, kapasite artırımlarının nasıl yapıldığını ben bizatihi yaşıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Çay ihracatına gel.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sanayicilerle hiç görüşmüyorsunuz herhâlde Ali Bey.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kuralım o zaman komisyonu.

BAŞKAN – Sayın Bayramoğlu, lütfen tamamlayınız.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, şunu net bir şekilde size söyleyeyim: Bakın, Türkiye’de çok heyecanlı, bu heyecanın içerisinde dünyayla rekabet edebilecek çok dinamik bir sanayi kesimi var. Eksikleri yok mu? Var.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Tamam, araştırma komisyonunu kuralım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Komisyon kuralım o zaman.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Eksikleri var ama bu eksiklerin giderilmesi konusuyla ilgili hiç araştırma önergesine ihtiyaç yok. Bakın, esnaflarla ilgili de gündeme getirmiştiniz, esnaflarla ilgili 7 ana başlık, 36 tali başlıkla zaten size ekonomik programı koyduk. Sanayiyle ilgili de önümüzdeki günlerde yapılacak çalışmaları buraya getiririz, bir önergeye ihtiyaç olmadan sanayinin önünün de nasıl açıldığını hep beraber görmüş oluruz diyor…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bunları beraber yapalım.

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Bayramoğlu, sanayiciler seninle gurur duyuyor (!)

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – …bu duygu ve düşüncelerle MHP’nin grup önerisine karşı oy kullanacağımı beyan ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayramoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Harun Öztürk, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, imalat sanayisi kapasite kullanım oranları 2010 yılının ilk üç ayında sırasıyla yüzde 67,8; 67,8 ve 67,9 şeklinde olmuştur, yatay bir seyir izlemektedir. 2010 yılının Mart ayında 67,9 olan kapasite kullanım oranı 2007 Martında yüzde 78, 2008 Martında yüzde 76,3 şeklindeydi. Geçen yıla göre düzelmiş gibi görünen kapasite kullanım oranı 2007 ve 2008’e göre 10 puan daha düşük düzeylerde seyretmektedir.

Üretim artışlarına baktığımızda, 2009 yılı Ocak ayında yüzde 21,4 düşen üretim 2010 yılında yüzde 12,3 oranında artmıştır. Yine, 2009 yılı Şubat ayında yüzde 23,8 oranında düşen üretimin de Şubat 2010’da yüzde 18,1 oranında arttığını görüyoruz. Sadece artış oranlarına bakmak yeterli değil, geçen yılın ocak ve şubat ayındaki düşüşlerin kompanse edilemediğini görmek gerekiyor.

Yine, büyümeye baktığımızda, 2008 yılı son çeyreğinde yüzde 7,0 oranında küçülen ekonominin 2009 yılının son çeyreğinde 6,0 oranında büyüdüğünü görüyoruz yani 2008 yılındaki küçülmenin telafi edilemediğini görüyoruz.

Aylık dış ticaret açıkları yeniden 4-5 milyar düzeylerine çıkmıştır. Ödemeler dengesi açıkları 3 milyar düzeyinde seyretmektedir. Doğrudan yatırımlar, 2008 yılına göre üçte 1 oranında düşen 2009 yılından daha kötü durumdadır 2010 yılının ilk aylarında. Cari işlemler açığı sorunu nereden geldiği belli olmayan döviz girişiyle aşılmaya çalışılmaktadır. Güven endekslerindeki kısmi düzelmeler bizi yanıltmamalıdır. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisi 2009 yılında düştüğü noktada patinaj yapmaktadır. Bunu tekrar ediyorum. Bu düştüğü noktadan çıkış konusunda sanayici ve iş adamlarının önerileri dikkate alınmaz ise düştüğü noktada daha da derinleşeceği konusundaki uyarılarımı yineliyorum.

Değerli milletvekillerim, biraz sonra yeniden Anayasa değişikliklerini görüşmeye devam edeceğiz. Görüşülmekte olan teklifin kimi maddelerinin Anayasa’ya uygun olup olmadığını değerlendirmek için 2008 yılında AKP tarafından Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan değişiklikle ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararına bakmak gerekir. Bu gerekçelere bakmadan, geniş uzlaşma aramadan Anayasa değişiklikleri yapmaya devam edersek ülkeye zaman kaybettirmekten başka bir şey yapmış olmayız.

Şimdi Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararından alıntılar yaparak konuşmamı sürdürmek istiyorum: Katılımcı, müzakereci ve uzlaşıyı esas alan demokratik ülkelerde asli kurucu iktidarın sahibi halktır. Asli kurucu iktidarın önceki anayasalarla bağlı olmaksızın yarattığı yeni anayasa, temel düzen normu hâline geldiği andan itibaren tüm anayasal kurum ve kuruluşların meşruiyetlerinin dayanağı hâline gelir. Anayasa’nın öngördüğü ve öğretide kurulu iktidar olarak tanımlanan yasama, yürütme, yargı organları ile bunların alt birimlerinin asli kurucu iktidarın yarattığı hukuksal otorite sınırları içinde hareket etmeleri, işlem ve eylemlerinin hukuksal geçerlilik kazanabilmesinin ön koşuludur. Bu durum Anayasa’nın 6’ncı maddesinde yer alan “Hiçbir kimse ve organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” ifadesiyle herhangi bir istisna tanımaksızın kabul edilmiştir. Anayasa koyucu hiçbir kimse ya da organdan söz ettiğine göre kurulu bir organ olarak yasama organının da sistem dışı yetki kullanımının hukuksal açıdan geçerli olmayacağının kabulü gerekir.

Anayasa’nın 175’inci maddesine göre Anayasa’yı değiştirme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine tanınmıştır. Kaynağı Anayasa olan bu yetkinin Anayasa’nın öngördüğü yöntemlerle ve Anayasa’ya uygun olarak kullanılacağı kuşkusuzdur. Yasama organı bu yetkisini 175’inci maddede belirtilen yöntemle kullanırken yetkinin her şeyden önce asli kurucu iktidar tarafından kullanılmasına izin verilen bir yetki olması gerektiği açıktır. Anayasa’nın 4’üncü maddesinde “Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” denilmek suretiyle 175’inci maddede belirtilen yetkinin kullanılamayacağı, kullanılsa dahi hukuken geçerli olamayacağı alanlar açıkça belirlenmiştir. Bu kural, kurucu iktidar tarafından yüzde 92 evet oyuyla kabul edilmiş olup yok sayılamaz. Teklif edilebilir olmayan bir Anayasa değişikliğinin 148’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen teklif çoğunluğu koşulunu yerine getirmiş olması hukuken geçersiz nitelikteki bir yasama tasarrufunun sırf anayasal çoğunluğun gücüyle etkin kılınmasının gerekçesi olamaz. Zira kurulu iktidar olan yasama organının işlem ve eylemlerinin geçerliliği asli kurucu iktidarın öngördüğü anayasal sınırlar içinde kalması koşuluna bağlıdır.

Yürürlükteki Anayasa’mızın öngördüğü düzen, anayasal normlar bütünü ve bu bütünü somutlaştıran ilk üç maddede ortaya çıkan bir anayasal düzendir. Kurucu iktidarın siyasal düzene ilişkin temel tercihi Anayasa’nın ilk üç maddesinde, bunun somut yansımaları ise diğer maddelerde ortaya çıkmaktadır. 4’üncü madde ise ilk üç maddenin güvencesi olma niteliği itibarıyla, doğal olarak değiştirilmezlik özelliğine sahiptir.

Bu durumda, Anayasa’nın 4’üncü maddesi dâhil olmak üzere her bir maddede yapılacak değişikliklerin, siyasal düzende değişikliklere ve kurucu iktidarın yarattığı anayasal düzende dönüşümlere yol açması mümkündür. O hâlde, Anayasa’nın diğer maddelerinde yapılacak değişikliklerle, Anayasa’nın 4’üncü maddesinin yasama organı için çizdiği sınırların aşılma olasılığı göz ardı edilemez.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, Anayasa’nın ilk üç maddesinde değişiklik öngören ve Anayasa’nın sair maddelerinde yapılan değişiklikle doğrudan doğruya veya dolaylı olarak aynı sonucu doğuran herhangi bir yasama tasarrufunun da hukuksal geçerlilik kazanması mümkün olmadığından, bu doğrultudaki tekliflerin sayısal yönden Anayasa’ya uygun olması tasarrufun geçersizliğine engel oluşturmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi, söz edilen kararında yukarıda açıklanan gerekçelere dayanarak 10 ve 42’nci maddelerde değişiklik öngören hükümleri esastan inceleyebileceğine karar verdikten sonra içeriğine geçmiş ve Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde yapılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bu düzenleme, Anayasa’nın 4’üncü maddesinde ifade edilen “değiştirme ve değişiklik teklif etme yasağı”na aykırı olduğundan, Anayasa’nın 148’inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen “teklif koşulu”nun yerine getirilmiş olduğu kabul edilemez.

Değerli milletvekilleri, durum böyle olmasına ve Anayasa’nın 153’üncü maddesinin son fıkrasında “Anayasa Mahkemesi kararları … yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” denmesine rağmen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

…siyasi iktidar bu teklifle yeni bir anayasa aykırılığını Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatmaktadır. Cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmede ısrar eden AKP, Anayasa’da öngörülen yaptırımlarla karşı karşıya kalmayı göze almalıdır. Teklifin, siyasi partilerin kapatılmasına, Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üye yapısının değiştirilmesine yönelik maddeleriyle bu maddelerle bağlantılı diğer maddeleri cumhuriyetimizin temel niteliklerinden olan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan demokratik hukuk devleti ilkesini dolanarak etkisiz kılmayı amaçlamaktadır.

Bu nedenle, Anayasa’mıza açıkça aykırılık teşkil elden bu maddeler tekliften çıkarılmalıdır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Orhan Ziya Diren, Tokat Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Diren.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu -sanayi sektörü ve sanayicilerimizin sorunları ve çözüm önerilerinin araştırılması için ve gerekli önlemlerin alınması için verdikleri- önergenin aleyhinde söz aldım. Bu nedenle, bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Aslında verilen önergenin birçok savına katılmakla birlikte bulduğum eksikliklerden dolayı aleyhinde söz aldım. O da şudur: Malumlarınız, sanayi, ham maddeden hareketle bilgi, proje ve emeği birleştirmek suretiyle katma değer üretmek, ondan kâr sağlamak ve uluslararası rekabet arenasında yer bulabilmek için sarf edilen gayretlerin adlandırıldığı bir sektördür. Bu sektörde sanayicilerimizin, yatırımcılarımızın, atılımcı kişilerimizin gönül vererek sağlıklı bir şekilde ve başarılı çalışabilmeleri için de yeterli kârı mutlaka yapmaları gerekir. Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği günden beri Türkiye’mize dünyadaki o sıcak paranın bol olduğu dönemde hep övündükleri yabancı sermayenin Türkiye’ye akışından bahsetmişlerdir ama yabancı sermaye ya da sıcak para eğer kâr etmiyorsa o ülkeye gelmez. Türkiye’den bu sıcak para ne kadar kâr ediyor diye incelediğimizde de gördüğümüz rakamlar gerçekten korkunç. Ben mart ayında bu rakamları bir incelemiştim. Türkiye’mize giren her bin dolar 2.300 dolar olarak yani yüzde 130 kâr kazanarak geriye gidiyorlardı. Nisan ayındaki rakamlara baktığımızda -bu bilgiler çok taze- her gelen bin dolar, ülkemizden 1.800 doları da alarak geri gidiyor. İşte bunun içindir ki yabancı sermaye çok rahatlıkla ülkemize geliyor ve buradan kazancını alıp, Türkiye’nin ürettiği katma değeri de alıp gitmek suretiyle böyle bir hareket sağlanıyor. Yoksa Sayın Bayramoğlu’nun söylediği gibi Türkiye’deki siyasal istikrardan dolayı da Türkiye’ye böyle bir para akışı vesairesi söz konusu değil. Siyasi istikrardan dolayı para akışı söz konusu olsaydı herhâlde bu kadar kâr biz oraya vermeyecektik. Para da buraya finansal kâr etmek için değil, burada üretim tesisleri ve istihdam sorununa çözüm sağlayıcı, birtakım hareketler sağlayıcı yatırımlar yapmak üzere gelirdi ki böyle bir yatırım olduğundan da bahsetmemiz çok zor.

Siyasi istikrarın iddia ettiğiniz kadar sağlıklı bir ortam yaratmadığı da şuradan belli: Hatırlayınız, geçen aylarda ÖTV ve KDV’de özellikle otomotiv sektöründeki tıkanıklığı, bu siyasi kriz ortamında, dünyadaki ekonomik kriz ortamında bunalmış olan otomotiv sektöründeki krizi çözmek için yapılan ÖTV ve KDV istisnası yapıldığı dönemde gerçekten vatandaşlarımızın siyasi güvensizliği nedeniyle bankalarda değil de yastık altında sakladığı paralar ortaya çıkmış ve otomotiv sektörünün tüm stokları iki gün içerisinde eritilebilmiştir. Onun için, bu siyasi istikrar sözcüğünü doğru bulmadığımı söylüyorum.

Önergenin aleyhinde niye söz almıştım? İşte bu sorunları, özellikle bu sermayenin getirisinin ne kadar yüksek olduğunu ve bunun da sanayi gelişmesini ve yatırımların artmasını önleyici bir unsur olduğunu bu önergede bahsetmedikleri için bunun aleyhinde söz aldım ama bu arada, sanayimizin sorunlarını da aklımın erdiğince aktarmak isterim.

Sanayide özellikle 2009 yılında işini kaybeden sayımız 311 bin kişiye varmıştır. Bu sayı 2001 krizinde Türkiye’mizde gördüğümüz rakamın tam 9 katıdır arkadaşlar.

Yine, borç batağındaki vatandaş sayımız da 2005 yılında 90 bin civarındayken 2009 yılında da 1 milyon 100 bin civarına çıkmıştır.

Yine, Adalet ve Kalkınma Partisinin her vesileyle gelişmekte olan ciddi bir ekonomiye sahip olduğumuzu söylemesine karşın, 2009’da bir yıl öncesine göre yüzde 4,7 oranında bir daralma açıkça görülmüştür ve bunları TÜİK’in resmi rakamlarından teyit etmeniz mümkündür. Bu daralma, Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinde G-20 olarak adlandırdığımız ülkelerin ekonomileri içerisinde 17’nci sıradayken 2009 yılında 14’üncü sıraya düşmemiz şeklinde de ifade edilebilir.

1990-2001 yılları arası büyüme yüzde 0,99 iken reel sektör büyümesi bu yıl maalesef yüzde eksi 4,1 olarak gerçekleşmiştir. Yani büyümede de bir daralma görülmektedir. Bunların sebeplerine kısaca girecek olursak, başta sanayinin kullandığı elektrik ve enerjiyi düşünebiliriz. Elektrik, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında en pahalı elektrik Türkiye’de tüketilmektedir. Mümkün olduğunca kısa sürede bu elektrik konusundaki sıkıntıyı mutlaka çözmek gerekir. Ayrıca sanayinin hem ham maddesinin taşınmasında hem üretim mallarının taşınmasında ve ihracında taşımacılık için kullanılan alternatif, büyük ölçüde, Türkiye’mizde kara yoluyla yapılmaktadır. Nasıl ihracatımızı artırabilmek için deniz yolları ve hava yollarında, özellikle kargo taşımacılıklarında, akaryakıtta ÖTV ve KDV istisnası getirmişsek yurt içinde sanayimizin temel taşıma aracı olan kara yollarındaki kullanılan araçların özellikle mazot ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için mazottaki ÖTV ve KDV’nin de mutlak surette kaldırılması gerekmektedir diye düşünüyoruz.

İhracatın profiline baktığımızda imalat sektörü gerçekten yüzde 92 oranıyla birinci sırada geliyor. Bunun da büyük bir bölümünü otomotiv sektöründen gerçekleştirdiğini görüyoruz. Otomotiv sektörü Batı’daki işçilik bedelinin yüksekliği ve çevre sorunlarından dolayı batıdan doğuya doğru yavaş yavaş pas ediliyor, biz de bunu iktidarın siyasi başarısı olarak göstermeye çalışıyoruz. Elbette ki Türk insanı çok müteşebbis, çok yaratıcı insanlar. Burada görülüyor ki imkân verildiğinde o yaratıcı Türk insanı hakikaten bugün yarıştığı Batı ülkeleriyle arasında çok büyük bir fark yok hatta onlardan çok daha ileri bir yaratıcı güce sahip olduğunu görüyoruz. Nitekim otomotiv sektöründeki ürettiğimiz araçların kaliteleri başka ülkelerde üretilen aynı marka ürünlere göre hep birinci sıraya gelmiştir. Bunu da memnuniyetle insanlarımızın, müteşebbis insanlarımızın ve işçilerimizin başarısı olarak görüyoruz.

Kapasite kullanımının yetmediğinden bahsetti AKP sözcüsü arkadaşımız. 2007 yılında Türkiye’de kapasite kullanımı maksimum seviyeye çıkmıştı, doğrudur, yüzde 80’lik bir kapasite kullanımı söz konusuydu ancak 2009’da sanayideki bu kapasite kullanımının yüzde 65’ler seviyesine düştüğünü de maalesef üzülerek görüyoruz.

Tabii, ihracatta, sektörlerimizden tarım yüzde 5, madencilik yüzde 2 ve diğerleri de yüzde 1 olarak görülüyor. Oysa, tarım ülkesi olan ülkemizin tarım ürünlerini katma değer de ilave ederek yurt dışına ihraç etme imkânları var ama bu konuda da sanayimizin yeteri kadar desteklendiği söylenemez. Adalet ve Kalkınma Partisinin yatırımları ve sanayiyi teşvik anlamında yaptığı çalışmalarda, örneğin, 5084 sayılı Yasa’da yatırım indirimi teşvikleri kaldırıldı.

Değerli arkadaşlar, şimdi, eğri oturalım, doğru konuşalım. Finans sektöründe buraya gelen bir sıcak para yüzde 130, yüzde 150 gibi rakamlarla kâr ediyorsa insanlarımız ellerindeki kaynakları bu finansal rant piyasasına yöneltirler. Bunların yatırım anlamında kaynaklarını kullanabilmeleri ve oraya yönlendirebilmeleri için mutlaka özendirici birtakım koşulların ortaya gelmesi lazım. Yatırım indirimi teşviki gerçekten sanayimizin ilerlemesi, kalkınması için çok önemli bir motor sektördü ama maalesef o kaldırıldı. O kaldırılınca da insanlarımızın büyük çoğunluğu maalesef Türkiye’de üretmek yerine tüketen bir kambur hâlinde Türkiye’nin sırtına binmeye devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Diren, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ORHAN ZİYA DİREN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, tamamlıyorum.

İşsizlik rakamlarımız yine korkunç seviyeye geldi. Nitekim, bu Anayasa görüşmeleri aşamasında genelde eleştiriler yaparken bütün milletvekillerimiz, muhalefet milletvekillerimiz işsizliğin hangi seviyelere geldiğinin dikkate alınması gerektiği ve Anayasa değişikliğinin bu kadar acil olmadığı görüşünü hep sizlere defalarca açık açık söylediler ama buna kimse kulak asmadı.

Nitekim, Türkiye’de sanayinin profiline baktığımızda “Anadolu Kaplanları” diye övündüğümüz o yaratıcı, üretici ve ihracatın ve işsizliği önlemedeki istihdamın en büyük motoru KOBİ’lerimizin yavaş yavaş kapandığını ve Anadolu Kaplanları’nın öldüğünü de üzülerek görüyoruz.

Bu açıdan da mutlaka sanayi sektörünün bu sorunlarının da bir yerde araştırılması gerektiğine inanıyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Diren.

Sayın Tütüncü, Sayın İnan ve Sayın Durmuş’un İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince pek kısa sözleri olduğuna dair talepleri vardır. Birer dakika süre veriyorum.

Sayın Tütüncü, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin bu önergesinin mutlaka ve mutlaka kabul edilmesi gerekiyor Sayın Başkan. Neden? Şunun için: AKP’nin uyguladığı ekonomi politikaları, özellikle sanayileşme konusundaki ekonomi politikaları üretim ve istihdam yaratmaktan öte, işsizlik ve yoksulluk üretmiştir. Çok büyük bir işsizlik ve yoksulluk sorunuyla Türkiye karşı karşıya ise bugün, yanlış sanayi politikaları sonucundadır. Bu nedenle bu önergenin kabulü gerekiyor. Türkiye’nin işsizlik ve yoksullukla mücadele ekseninde yeni bir sanayileşme politikasıyla yola çıkması gerekiyor. Yeni bir sanayi yol haritası gerekiyor. Yeni bir teşvik sistemi gerekiyor. Bütün bunların ortaya çıkarılması için bu önergenin bir an önce kabulü gerekmektedir.

Bir başka şeyi, Sayın Başkan, söyleyeyim. Yani üzülüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Durmuş, buyurun.

2.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, 22 Nisan 2010 Perşembe günkü 91’inci Birleşimin tartışmalı oturumunda, tartışanları ayırma gayretinin basın yayın organlarında Meclisi kötüleme ve karalama kampanyasına dönüşmesine ilişkin açıklaması

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

22 Nisan günkü oturumda tartışmalı bir durum oldu. Çanakkale Milletvekili Sayın Mehmet Daniş Bey’i benim durdurma gayretim basın yayın organlarında Meclisi kötüleme kampanyasına, karalama kampanyasına dönüştü. Ben Mehmet Daniş Bey’den ne çirkin söz ne de fiziki bir müdahale gördüm. Aynı şekilde durdurma gayretinin ötesinde hiçbir fiilî tavrım olmadığı hâlde boğazını sıktığım, hatta bakışlarımla dövdüğüm iddia ediliyor, gazetelerde bu var. Bu vesileyle, her vesileyle Parlamentoya saldırmayı alışkanlık hâline getirenlere bu fırsatı vermememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda Mehmet Daniş Bey de açıklama yaparsa memnun olacağımı ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuş.

Sayın İnan, buyurun.

3.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Sayın İçişleri Bakanımız gidiyor ama bir konu vardı. Sayın Bakanım, dinlerseniz çok sevineceğim. Sayın İçişleri Bakanım, çok özür dileyerek, şimdi, Niğde’de meydana gelen bir konu ile ilgili hassasiyetimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Sayın Bakanım, Niğde Ulukışla Maden köyünde çıkarılacak altın madeninin siyanürle ayrıştırılması havuzlarının yapılması, Hasangazi köyünün içme su ve sulama suyu kaynaklarının havzasına yapılmaktadır ve köylüler, o yörede yaşayan bütün insanlar bu konuya karşı çıkmaktadırlar. Zaman zaman müteahhidin yaptığı çalışmalarla köylüler karşı karşıya gelmekte, yaşayan o yörenin halkı. Geçen gün yine güvenlik güçleriyle vatandaşlar arasında birtakım arbedeler yaşandı. Dolayısıyla hassas bir konu var. Bu konunun araştırılarak orada ileride meydana gelebilecek ciddi bir olayın önlenmesi konusunda sizlerin yardımlarınızı beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Doğru...

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şu anda organize sanayilerinin en önemli sorunlarının başında, bedelsiz arsa tahsisinin Şubat 2010 tarihinden itibaren durdurulmuş olmasıdır. Bedelsiz arsa tahsisi durdurulunca Anadolu’daki birçok organize sanayi bölgesine yatırım gitmez, hiç kimse oraya gidip de bir tesis kurmayı düşünmez. Bu noktada Hükûmete daha önceden de soru önergeleriyle biz soru sormuştuk ama uzatılmayacağını ifade etmişlerdi. Bu konunun tekrar görüşülmesini ve bedelsiz arsa tahsisinin tekrar yapılması noktasında bir çalışmanın olmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkmenoğlu...

5.- Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’nun, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkanım, bana göre bizim ülkemizin sanayisi her şeyin üzerindedir. Bizim gururumuzdur. Makine teçhizat ihracatında da 2007-2008 yılları arasında rekor kırmıştır. Hükûmetimiz döneminde, ülkemiz sanayisine verebileceğimiz, verdiğimiz en önemli desteklerimizden birisi, enflasyonu indirdik değerli arkadaşlar. Daha 2000 yıllarında, hatırlar mısınız, enflasyonu indirmek için bilboard’ları kullanıyordu bu ülke. Bugün, biz, bu enflasyonu indirmekle ülkemiz sanayisinin önündeki en büyük engeli aştık. Faizi indirdik, destekleri verdik. Bugün, aşağı yukarı, bakanlıklarımız tarafından ülkemiz sanayisine yetmiş sekiz ayrı destek unsuru var. Bence bu destek unsurlarını sanayicimize anlatmanın zamanı gelmiştir. Biz bu yolu seçersek daha iyi netice alacağımıza inanıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkmenoğlu.

Sayın Çalış…

6.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, organize sanayi bölgelerimizde sanayicilerimiz gerçekten zor şartlarda üretim yapmakta, ihracat yapmakta ve istihdam sağlamaktadır. Ancak, girdilerin pahalılığı dünya piyasalarında rekabetlerini zorlaştırmaktadır. Doğal gazdaki ucuz doğal gaz kullanma sözünün yerine getirilmesini Sayın Hükûmetten beklemektedirler. Bu konuda Sayın Hükûmetin sanayicilerimiz adına dikkatini çekmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özensoy ve son söz talebi.

7.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, MHP grup önerisine ilişkin açıklaması

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, sanayideki problemlerle alakalı, araştırılmasıyla ilgili bir önerge verilmiş ama iktidar partisi mensubu arkadaşlar, sanki Türkiye’de sanayicilik sektöründe, sanayi sektöründe her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir sunum, bir tavır içerisindeler. Ben Bursa’da âcizane sanayicilik yapan bir insan olarak, Bursa’ya gittiğimde -ki Bursa Türkiye'nin en önde gelen sanayi illerinden bir tanesi- problemlerini dinlemekten inanın üzüntü duyuyorum. Gerçekten, enerji girdi maliyetlerinden tutun, vergi yüklerinden tutun, OSB’lerdeki problemlerden tutun da o kapasite kullanım oranlarının aşağıya düşmesi, ihracattaki gerilemeler… Yani bütün bunları üst üste koyduğumuzda sanayide problemlerin yok olduğunu burada, Meclis kürsüsünde söylemek, böyle bir önergeye destek vermemek gerçekten büyük bir yanlış diye düşünüyorum. Bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/117) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- (8/13) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 24.04.2010 Cumartesi günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Kemal Kılıçdaroğlu

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 22.04.2010 tarihli ve 91 inci birleşiminde okunan, (8/13) esas numaralı “Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması” amacıyla verilmiş olan Genel Görüşme Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 24.04.2010 Cumartesi günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Şükrü Elekdağ, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ermenistan ile Türkiye arasında imzalanan protokollerin akıbeti ve asılsız Ermeni iddiaları ile mücadele stratejisinin tartışılması amacıyla genel görüşme açılmasını öngören Cumhuriyet Halk Partisi önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu daha protokolleri 10 Ekim 2009’da Zürih’te imzalamadan önce Cumhuriyet Halk Partisinin bu iki protokoldeki birçok maddenin sakıncalı ve ulusal çıkarlarımıza çok büyük zararlar verecek nitelikte olduğunu ısrarla dile getirmiş olduğu anımsanacaktır. Değerli arkadaşlarım, bendeniz de bu hususları Dışişleri bütçesinin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan Bütçe Komisyonunda ve Genel Kurul oturumunda açıklamış olduğum gibi, peş peşe yazdığım gazete makalelerinde de dile getirdim.

Değerli arkadaşlarım, ısrarla ve kaygıyla vurguladığımız sakıncalı hususların, Türkiye’nin çıkarları açısından son derece önemli olan üç noktanın protokol metinlerinde Türkiye’nin aleyhine yorumlanabilecek, muğlak ve sakız gibi her tarafa çekilebilecek bir ifade tarzıyla formüle edilmiş olduğu, bir dördüncü noktanın ise protokol metninde teminat altına alınmamış olmasıydı.

Sayın Davutoğlu, hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda yapmış olduğu konuşmalarda bizim endişelerimizin geçerli olmadığını ve protokollerin Türkiye’nin çıkarlarını koruyan sağlam metinler olduğunu ileri sürdü. Oysa, malumunuz olduğu üzere, Ermenistan Anayasa Mahkemesi, protokolleri yorumlamak suretiyle şu dört ön şartı Türkiye’ye dayattı:

1) Kars ve Moskova Anlaşmaları, Ermenistan hukuk sisteminin bir parçası olma niteliğini kazanmamıştır. Bu nedenle her ikisi de geçersizdir.

2) Protokoller, Ermenistan Anayasası’nın başlangıcında ve Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’nde yer alan amaç ve ilkeler ışığında yorumlanmalıdır. Bu bakımdan, Ermenistan’ın Doğu Anadolu toprakları üzerindeki hakları meşru ve geçerlidir.

3) Keza Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi gereğince 1915 soykırım olayı tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçeğin uluslararası alanda tanınması için Erivan her türlü çabayı gösterecektir, göstermeye devam edecektir. Bu nedenle ilişkilerin tarihî boyutunu incelemekle görevli Ortak Komisyon, soykırım iddiasını hiçbir şekilde ele alamaz.

4) Protokoller, uluslararası hukuk ilkeleri gereğince sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri kapsar. Karabağ sorununa teşmil edilemez. Esasen, Karabağ ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında bağ kuran hiçbir ifade de protokollerde yer almamaktadır.

Şimdi, şu noktaya mim koyunuz değerli arkadaşlarım: Ermenistan Anayasa Mahkemesinin Türkiye aleyhine yorumladığı bu dört nokta bizim aylarca ısrarla belirttiğimiz hatalı, muğlak ve yoruma açık nitelikteki protokol hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Yani, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararı, ikazlarımızda ne denli haklı olduğumuzun bir kanıtıdır.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararından şoke olan Dışişleri Bakanlığı 18 Ocakta gerekli tepkiyi göstererek şöyle bir açıklama yaptı: “Protokollerin müzakere gerekçesini ve protokollerde hedeflenen temel hedefi sakatlaması nedeniyle Mahkemenin kararı kabul edilemez.” Buna rağmen, Erdoğan Hükûmeti, bu safhada işlerin düzeltilebileceği hususundaki umudunu kaybetmedi. Hükûmet, müzakere sürecini yakından izlemiş olan İsviçre, Amerika ve Rusya’nın hakemliğine başvurdu ve Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararının protokolleri tahrif ettiğini belirterek Ermenistan’ın tutumunun kabul edilmez olduğunu belirtti. Şimdi sıkın durun değerli arkadaşlarım. Zürih’teki imza törenine dışişleri bakanlarının katılımıyla destek vermiş olan bu devletler Ankara’ya nasıl bir yanıt verdiler biliyor musunuz? Şunu söylediler: “Biz protokol metinlerini ve Mahkemenin yorumunu inceledik. Mahkemenin yorumu protokollerin içeriğiyle uyum hâlindedir. Türkiye itirazında haksızdır.”

Değerli arkadaşlarım, bu açıklama da protokollerin malul olduğu zafiyetler hakkındaki ikazlarımızın ne denli isabetli olduğunu bir kere daha teyit ettiği gibi, Türk tarafının -bunu üzülerek söylüyorum- müzakere yeteneğinin sorgulanmasını da gündeme getirmektedir.

Dışişleri Bakanlığımızın bu sonuç vermeyen girişiminden sonra üç önemli gelişme oldu. Bunlardan birincisi, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın, Ermeni soykırımının tarihî bir gerçek olduğunu ve bu gerçeğin, protokollerle kurulması öngörülen Tarih Komisyonunda tartışılmasının kesinlikle söz konusu olmayacağını tekrar tekrar ve çok hırçın bir lisanla açıklamasıdır. Sarkisyan, ünlü Der Spiegel dergisiyle yaptığı bir röportajda bu konudaki bir soruya şöyle cevap verdi, aynen naklediyorum: “Soykırım konusunu ancak şu şartla tartışırız: Önce, Türk tarafı Ermenilere karşı soykırım yaptığını kabul eder, sonra da kurulacak bir ortak komisyonda, Türklerin bu suçu işlemiş olmalarının ne gibi sonuçları olacağını kendileriyle görüşürüz.”

İkincisi, Sayın Başbakanın, Nükleer Güvenlik Konferansı’na katılmak için Washington’a gittiği zaman görüştüğü Başkan Obama, Amerika’nın, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasında ısrarlı olduğunu vurguladı. Ayrıca, Sayın Başbakana, 24 Nisanda “soykırım” kelimesinin Obama tarafından kullanılmaması için Türkiye'nin protokollerin onay sürecini aksatmaması mesajı verildi. Bu ortamda daha ziyade zevahiri kurtarmak amacı ile Sayın Başbakanla Cumhurbaşkanı Sarkisyan bir buçuk saatlik bir görüşme yaptılar. Hiçbir konuda anlaşmaya varılamayınca açıklama yapılamadı. Sarkisyan, görüşme sonrasında diasporaya yaptığı konuşmada Türkiye’ye saldırarak “Dedelerimizin katillerinin hiçbir şartını kabul etmeyeceğiz.” dedi ve Erivan’ın soykırım iddiasından kesinlikle vazgeçmeyeceği hususunda da teminat verdi.

Üçüncü gelişmeyi, değerli arkadaşlarım, evvelsi gün, yani 24 Nisan tarihinin arifesinde, Ermenistan Ulusal Konseyinin protokolleri tek taraflı olarak dondurma kararını alması oluşturdu. Bu karar, esas itibarıyla, Başkan Obama’nın 24 Nisanda yapacağı açıklamayı etkilemek amacı ile alındı. Başkan Obama’nın, bu yıl da açıklamasında geçen yıl olduğu gibi “soykırım” kelimesini kullanmayacağı ve bunun yerine Ermenicede büyük felaket anlamına gelen meds yeghern (mes yegen) ibaresini kullanması bekleniyor. Ancak bu şekilde, hareketinin gerekçesi olarak da Obama’nın, Türkiye ile Ermenistan arasındaki uzlaşma sürecinin canlılığını muhafaza ettiğini ve bu sürecin somut yansıması olan protokollerin onay aşamasında olduğunu belirtebilecek durumda olması gerekiyor. Ermenistan Ulusal Konseyi ise Türkiye'nin süreci tıkadığını, uzlaşma niyetinde olmadığını belirtmek ve protokolleri askıya almak suretiyle Obama’nın elinden bu gerekçeyi almaya yelteniyor, bu suretle, Obama’nın Türkiye’ye karşı sert bir açıklama yapmasını hedefliyor. Ermenistan, ayrıca protokollerin gündeme getirilmesi ve işlerlik kazandırılması için Türkiye’ye iki şart ileri sürüyor: Birincisi, protokollerin onayının Karabağ sorununa bağlanamayacağı. İkincisi de, tartışılmaz bir gerçek olan -onlara göre- Ermeni soykırımının sorgulanamayacağı ve bir komisyon bağlamında kesinlikle tartışmaya açılamayacağı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, âlâyıvala ile ilan edilen Ermenistan açılımının hangi noktaya geldiğine bir bakalım:

1- Ermenistan Anayasası’nın 102’nci maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir ve değiştirilemez. Bu durumda, söz konusu mahkeme kararının yorum yoluyla protokollerin ruhuna ve lafzına uygun bir hâle getirilmesi mümkün değildir. Bir varsayım olarak getirilse dahi, protokoller temelden sakat ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan belgelerdir. Ben, bu yüce Meclisin, Ermeni soykırımının bir gerçek olarak tanınmasını kabul edeceğini ve Doğu Anadolu’nun Ermenistan toprağı olduğunu onaylayacağını kesinlikle zannetmiyorum. Bu nitelikleri nedeniyle, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilme şansı sıfırdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Elekdağ, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Şimdi soruyorum size değerli arkadaşlarım: Buraya kadar söylediklerim dahi, Ermenistan açılımının fiyaskoyla sonuçlandığını ortaya koymuyor mu? Bunu söylemekten mutlu değilim ama gerçek bu.

2- Başbakan Erdoğan, 13 Mayıs 2009’da, Azerbaycan Parlamentosunda yaptığı konuşmada, Karabağ sorunu çözümlenmeden Ermenistan’la ortak sınırın açılmayacağı yani protokollerin onaylanmayacağı hususunda şeref sözü vermiştir. Peki, Karabağ sorununun bir çözüme ulaştırılacağı hususunda bir ümit var mı? Yok, değerli arkadaşlarım. Bu konuda bazen asparagas haberler uçuruluyor fakat bunların hiçbir şekilde gerçekle alakaları yok. Esasen, hem Başkan Obama hem de Minsk Grubunun Eş Başkanlığını yapan Rusya Federasyonu Başbakanı Putin, Başbakan Erdoğan’a “Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Karabağ sorunu iki ayrı konudur, ikisini bir pakete koymak doğru olmaz.” diyerek hem bu umut ışığını tamamen söndürdüler hem de Türkiye'nin bu meseleden elini çekmesini arzu ettiklerini belirttiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elekdağ, tamamlayınız.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu durum da protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmayacağının bir ilave göstergesidir.

Şimdi, bağlıyorum değerli arkadaşlarım. Türk Dışişleri Bakanlığı, içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmak için, Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu Azerilere ait bazı reyonlardan çıkması karşılığında Türk sınırının açılması pazarlığını yapma girişimlerinde bulunuyor. Bu sefer de Washington’da Türkiye'nin inisiyatifiyle Füzuli ve Agdam reyonlarının Ermenilerle müzakere edildiği Bakü’nün kulağına gitmiş değerli arkadaşlarım, son derece rahatsız olmuşlar. Bunu, Başbakan Erdoğan’ın verdiği sözden döneceği şeklinde yorumluyorlar ve Türkiye’ye karşı duydukları kuşkular giderek artıyor.

Sonuç olarak değerli arkadaşlarım, protokollerin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından hiçbir ahval ve şartta onaylanması mümkün gözükmüyor. Bu durumda, protokollerin Mecliste tutulması, onaylanacakları gibi bir izlenim yaratacak ve Türkiye üzerinde baskıların artması sonucunu doğuracaktır. Nitekim, Temsilciler Meclisi seçimleri yaklaşıyor Amerika’da. Amerika Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi ile Dışişleri Komitesi Başkanı Howard Berman, protokoller onaylanmadığı takdirde soykırım karar tasarısını Temsilciler Meclisine sevk edeceklerini açıklayarak Türkiye’ye baskı yapmaya yönelebilirler.

Değerli arkadaşlarım, bu bakımdan, protokollerin derhâl Meclisten çekilmesi, sonra da çöp sepetine atılması zorunludur. Konuya geniş bir perspektiften bakıldığı takdirde, bugüne kadar uluslararası alanda, Ermenistan’a ilaveten birçok devlet tarafından Türkiye'nin dış politikasını yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla kullanılan Ermeni soykırım iddialarının, giderek Türkiye’yi baskı altına alıcı ve kuşatıcı küresel bir tehdit niteliğini kazandığını görüyoruz değerli arkadaşlarım. Biraz önce gelen haberlerde de 24 Nisan nedeniyle Ermenistan’da olaylar çıktığı, Türk bayraklarının yakıldığı belirtildi. Bu bakımdan, meseleleri örtbas etmek iyi bir taktik, iyi bir yaklaşım değildir değerli arkadaşlarım.

Bütün bu gelişmeler ışığında, hem Türkiye'nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması hem de Ermenistan’la imzalanan protokollerin nihai akıbetinin değerlendirilmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 102’nci ve 103’üncü maddeleri uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına genel görüşme açılmasını yüce Meclisin takdirlerine derin saygılarımla sunarım.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hasan Murat Mercan, Eskişehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Mercan.

HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün huzurunuzda, Cumhuriyet Halk Partisinin, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanmış olan protokollerin akıbeti ve asılsız Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisini tartışmak üzere gündeme alınması hususunun aleyhinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, şunu hepinize hatırlatmak isterim: Bugün biz burada ne konuşuyorsak, bu Mecliste konuşulan her cümle, her kelime, özellikle uluslararası meseleleri ilgilendirdiği zaman, bu konuşulanların hepsi, anında, ilgili ülkelerin masalarında, ilgili ülkelerin dışişleri bakanlarının masalarında mutlaka ve mutlaka yer alacaktır. Onun için, biz millî menfaatlerimizi gözetiyorsak eğer; onun için, eğer biz ulusal menfaatlerimizi gözetiyorsak, konuşurken bütün bir dünyanın bizi dinlediğini dikkate alarak konuşmak durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, hem protokollerle ilgili hem Ermeni iddialarıyla ilgili, ben öyle iddia ediyorum ve öyle sanıyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm siyasi partileri ve ilgili arkadaşlarımız, Hükûmetimiz tarafından son derece yakın bir şekilde bilgilendirilmiştir. Bu protokollerle ilgili Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, siyasi partilerimizin genel başkanlarını yakinen bilgilendirmiştir, aynı zamanda, Dışişleri Komisyonunda bu konuyla ilgili çok detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletlerine yapacağımız seyahat öncesinde, bu seyahate iştirak edecek olan milletvekili arkadaşlarımızla uzun bir şekilde görüşmüş, konuşmuş ve aslında bu protokollerin akıbetiyle ilgili ve Ermenistan iddialarıyla ilgili, Ermeni iddialarıyla ilgili mücadele stratejimizi en üst düzeyde muhalefet partili arkadaşlarımızı bilgilendirmiştir.

Bugün burada bunları konuşmanın kime ne faydası var? Bunu, ben, doğrusu merak ediyorum. Diyelim ki biz, bugün, Ermeni iddialarıyla ilgili mücadele stratejisini burada konuştuk. Bu konuştuğumuz sadece Türkiye’de mi kalacak? Eğer bu mücadele stratejisini konuşacaksak o zaman bunu biz kapalı oturumda ya da ilgili milletvekili arkadaşlarımızla komisyonlarımızda, muhalefet partilerini ziyarette çok daha rahat konuşamaz mıyız?

Değerli arkadaşlar…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugün gazetelerde Sarkisyan’ın açıklaması var.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz, hiçbir zaman Ermenistan ile yapılmış olan protokollerin tartışılmasını, bu protokollerle ilgili düşüncelerimizin açıklanmasından ya da bunların konuşulmasından rahatsızlık duymadık ama gönlümüz arzu ederdi ki muhalefet partisindeki arkadaşlarımız, bu meseleleri konuşurken Ermenistan Cumhurbaşkanını referans gösterdiği kadar, Ermenistan Anayasa Mahkemesini referans gösterdiği kadar ya da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yetkilileri referans gösterdiği kadar, en az onun kadar bizim Dışişleri Bakanımızı referans göstersin, bizim Başbakanımızı referans göstersin. Bu konularda Başbakan ne demiş, Dışişleri Bakanı ne demiş, pozisyonları nedir, bunları ortaya koysunlar.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Niye protokol imzaladınız?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu protokollerin imzalandığı gün de bugün de…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Niye imzaladınız? Neden?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz sizi saygıyla dinledik, lütfen bizi de saygıyla dinleyin.

Bu protokollerin imzalandığı gün de Dışişleri Bakanının yaptığı açıklama herkesin gözü önündedir, kamuoyuna yapılmış açıklamadır.

MUHARREM VARLI (Adana) – O zaman neyi gizliyorsun sen?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bu protokollerle nelerin murat edildiği, nelerin amaçlandığı, bölgede topyekûn bir çözüme yönelik çabaların olduğu herkesin malumu üzerinedir. Bugün bunları konuşmanın kime ne faydası var? Bugün bunları gündeme getirmenin kime ne faydası var?

OKTAY VURAL (İzmir) – İmzaladığınız zaman kime ne faydası vardı?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sanki, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu protokolleri imzalayarak Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ meselesini gündeminden düşürmüş gibi konuşuyorsunuz.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Aynen öyle.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bu konuda bunu böyle söylüyorsanız size “Yazıklar olsun.” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) – Size yazıklar olsun, size, size! O imzayı atana yazıklar olsun!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Çünkü değerli arkadaşlar, daha dün…

MUHARREM VARLI (Adana) – Hâlen bir de konuşuyorsunuz ya! Yüzünüz de kızarmıyor be!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Daha dün Amerika Birleşik Devletleri Başkanıyla görüşmesinden hemen sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Vatanı satanlara yazıklar olsun!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – …Azerbaycan’la ilgili, Dağlık Karabağ’la ilgili sözlerini tekrar etti. Bunları niye gündeme getirmiyorsunuz? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) – Azeriler küstü mü, küsmedi mi, sen onu söyle.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dış politika, uluslararası ilişkiler ciddiyet ister. Değerli arkadaşlar, uluslararası ilişkiler vizyon ister.

Statükonun korunması, statükonun devam etmesi Azerbaycan’ın hangi problemini çözecek? Statükonun devam etmesiyle 1 milyonu aşkın Azeri kaçkın kardeşimiz yerlerine geri mi dönecekler?

MUHARREM VARLI (Adana) – Siz geri mi döndürdünüz?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Yedi reyonun yedisinden Ermenistan geri mi çekilecek? Dağlık Karabağ meselesi biz bu statükoyu korursak çözüme mi kavuşacak? Değerli arkadaşlar, zihnimizi açık tutmamız lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önemli olan çözülmesi değil, nasıl çözüldüğü.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, proaktif politikayı izlememiz lazım. İlk defa ve ilk defa, uzun yıllardan sonra Dağlık Karabağ meselesini dünyanın gündemine AK PARTİ Hükûmeti getirmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yıllardır uyuyan Dağlık Karabağ meselesi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi bölge de sizden taviz bekliyor, müsebbibi sizsiniz.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – …yıllardır uyuyan Dağlık Karabağ meselesi, Azeri kardeşlerimizin hakları hukukları ilk defa dünyada Türkiye Cumhuriyeti’nin attığı adımlarla gündeme getirilmiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Azeri kardeşlerimiz size küstü, o zaman niye?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bugün eğer Ermenistan ile Azerbaycan arasında Minsk Grubu eşliğinde görüşmeler devam ediyorsa, bu kendiliğinden mi oldu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söylediklerinize bir de kendiniz inanın!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ermenistan açılımı bitti.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Amaç burada, Azeri kardeşlerimizin kendi topraklarına geri dönmesi değil mi? Amaç burada, Azerbaycan’ın, Dağlık Karabağ’ın haklarını korumak değil mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O protokollerde bunu sağlayan bir hüküm var mıydı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz her zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yorma kendini, yorma!

BAŞKAN – Sayın Mercan, lütfen tamamlayınız.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – …millî menfaatlerini korumak hepimizin görevidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bozgun yaşadınız, bozgun!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bunu korurken, muhalefetteki arkadaşlarımızın da bu korumaya katkıda bulunması gerekmektedir. Bunu bugün tartışarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin millî menfaatleri mi korunmaktadır?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Protokoller ne oldu, onu söyle.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bunu bugün gündeme alırsak bizim millî menfaatlerimiz daha mı fazla korunacak?

MUHARREM VARLI (Adana) – Hangi millî menfaatimizi korudunuz ki bunu koruyacaksınız ya! Hangisini korudunuz ki bunu koruyacaksınız!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizim pozisyonumuz belli.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Size alet olmayız, olmayacağız.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Protokoller, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonunun gündemindedir. Ama biz bunu gündeme almamızın koşullarını, Sayın Başbakan da daha yeni söyledi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Talimat mı veriyor Başbakan?

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Azerbaycan’la ilgili meselede bizim açık ve net bir şekilde pozisyonumuz belli. Azeri kardeşlerimizin problemlerini de çözmek istiyoruz. Ermenistan ile tabii ki ilişki kurmak istiyoruz, normalleşme kurmak istiyoruz ama bunu yaparken de millî menfaatlerimizi her şeyin üstünde tuttuğumuzu hepinizin gayet iyi bilmesini istiyorum.

Değerli arkadaşlar, statükonun kimseye faydası yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ermenistan’a gidin, biraz daha yalvarın.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Vatan…

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sözlerinize dikkat edin!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mercan.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sözlerinize dikkat edin!

BAŞKAN – Sayın Mercan, teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen dikkat et!

RECEP TANER (Aydın) – Sen dikkat et, sen!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Bir başbakan, gelmiş geçmiş hiçbir başbakan o söylediğiniz şeyi yapmamıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bugüne kadar öyleydi zaten!

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Sözlerinize dikkat edin. Lütfen…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Mercan… Teşekkür ediyorum.

HASAN MURAT MERCAN (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Keşke konuşmasaydın, büyük şanssızlık oldu.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Deniz Bölükbaşı, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Bölükbaşı. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun Ermenistan’la ilişkiler konusunda genel görüşme açılması önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ermenistan protokolleri konusunda yaşanan son gelişmeler ve AKP Hükûmetinin iflas eden sakat politikaları bu konunun bütün yönleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde ele alınmasını zaruri ve kaçınılmaz hâle getirmiştir.

Biraz önce burada konuşan Dışişleri Komisyonu Başkanı ve AKP Sözcüsü Sayın Murat Mercan’ın söylediklerini üzüntü, hayret ve ibretle dinledim. Doğrudur Sayın Mercan, dış politika ciddiyet ister, vizyon ister ama sorun bu iki hasletin AKP’nin dış politika anlayışında yeri olmamasıdır. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan” sesleri, gürültüler)

SONER AKSOY (Kütahya) – Evet, senin öğrenmen lazım, hadi oradan.

MUHARREM VARLI (Adana) – Öğreteceğiz…

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, lütfen.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Devamla) – Gelin, şimdi AKP’nin dış politika anlayışının ciddiyet ve vizyondan ne kadar nasibini aldığını, bu alandaki karanlık sicili ışığında birlikte değerlendirelim.

Değerli milletvekilleri, geldiğimiz bugünkü noktada Ermenistan’la protokollerin imzalanmasıyla Türkiye'nin nasıl bir çıkmaza sürüklendiği bütün çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Bu konudaki gerçekleri ve değerlendirmemizi satır başlarıyla yüce heyetinizle paylaşmak isterim.

AKP Hükûmetinin, Anayasası’yla Türkiye'nin toprak bütünlüğünü sorgulayan, soykırım yalanını millî dava olarak benimseyen ve Azerbaycan topraklarının beşte 1’ini işgal eden Ermenistan’la, bu ülke uluslararası hukuka aykırı ve düşmanca tutum ve politikalarını değiştirmeden sınırın açılmasını ve diplomatik ilişki kurulmasını öngören protokolleri imzalaması tarihî bir gaflet olmuştur. Bunun siyasi, hukuki ve ahlaki meşruiyetten yoksun olduğu aradaki dönemde yaşanan gelişmelerle şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Bu gaflet, AKP Hükûmetinin benimsediği vizyonsuz ve teslimiyetçi dış politika anlayışının ibret verici bir örneği olarak siyasi tarihimize geçmiştir.

Ermenistan Anayasa Mahkemesinin protokollerin içeriği, kapsamı ve anlamı konusunda aldığı karar da Hükûmet için uyarıcı olmamış, gaflet yolculuğundan dönmesini sağlayamamıştır. Ne dedi Anayasa Mahkemesi, gelin bir kere daha hatırlayalım. Bu kararıyla Anayasa Mahkemesi, protokollerin Türkiye'nin Doğu Anadolu topraklarını Batı Ermenistan olarak tanımlayan Ermenistan Anayasası hükmüne değiştirmeyeceğini, sınırı belirleyen 1921 Kars Anlaşması’nın tanınması sonucunu doğurmayacağını ve 1915 soykırım yalanının tanınması için sürdürülen kampanyayı hiçbir şekilde etkilemeyeceğini kayda geçirmiştir. Bunun yanı sıra, protokollerin Dağlık Karabağ sorunu ve Ermeni işgaliyle hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bu konuda herhangi bir etki ve sonuç doğurmayacağını hükme bağlamıştır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla, Sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, protokollerin Türkiye'nin tezlerine uygun olduğunu söyleyerek gerçekleri saptırdığı acı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ermenistan yetkilileri, protokollerin imzalanması sonrası her vesileyle sahte soykırım kampanyasının her şart altında süreceğini ve Dağlık Karabağ ön şartının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini açıkça dile getirmişlerdir. AKP Hükûmeti, bütün bu gelişmeler karşısında sessiz ve tepkisiz kalmış, bu şartlar altında protokollerin Türkiye bakımından geçersiz ve hükümsüz olduğunu açıklama ve bunu Meclisten geri çekme basiretini ve cesaretini gösterememiştir.

Türkiye'nin bu ezik ve teslimiyetçi tavrından cüret alan Ermenistan, Türkiye’ye tehditlerini aradaki dönemde ağırlaştırarak sürdürmüştür. Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Türkiye'nin protokol müzakerelerinde Dağlık Karabağ sorununu hiçbir şekilde, evet, hiçbir şekilde gündeme getirmediğini, şimdi böyle bir ön şart ileri sürmenin kabul edilemeyeceğini ifadeyle, protokollerin Türkiye tarafından en kısa zamanda onaylanması için âdeta ültimatom üstüne ültimatom vermiştir. Bu yapılmadığı takdirde, Ermenistan’ın protokollerin onay işlemini durdurarak bunları geri çekeceği tehdidinde bulunmuştur. Bütün bu küstahlıklar karşısında Sayın Başbakan ve Hükûmeti protokolleri suni teneffüsle yaşatmak gayreti içerisine girmiş, Ermenilerin peşinden koşarak ricacı duruma düşmüştür.

Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Washington’da Sayın Başbakanla yaptığı görüşme öncesi Alman dergisi Spielgel’e verdiği demeçte soykırım gerçeğinin Türkiye ile hiçbir şart altında tartışma konusu yapılamayacağını bir kez daha açıkça ifade etmiştir. Protokollerde kurulması öngörülen tarih komisyonunda bu konunun görüşülmeyeceğini, bunun için Türkiye'nin önce soykırım suçu işlediğini kabul etmesi gerektiğini ancak bundan sonra tarihçilerin bu trajedinin nedenlerini araştırabileceklerini söylemiştir. Sayın Başbakan ve Hükûmeti buna karşı da sessiz ve tepkisiz kalmıştır.

Sayın Başbakanın 13-14 Nisan 2010’da Washington ziyaretinde Obama ve Sarkisyan’la yaptığı görüşmeler bu ortam ve şartlar altında gerçekleşmiştir. Bu görüşmeler tam bir fiyaskoyla sonuçlanmış, AKP Hükûmetinin bu konuda içine saplandığı bataklık daha da ağırlaşmıştır. Amerikan Başkanı, Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme sürecinin ön şartsız ilerletilmesi ve protokollerin onay sürecinin bu anlayışla bir an önce sonuçlandırılması yolundaki görüşünü değiştirmemiş ve bu durumda Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl bir çıkmaza sürüklediği çok çarpıcı bir şekilde bir kez daha anlaşılmıştır.

Sarkisyan, Washington’daki temaslarında soykırımın hiçbir şekilde tartışmaya açık olmadığını, Türkiye'nin Dağlık Karabağ sorununa karışamayacağını bir kez daha küstah ifadelerle kayda geçirmiştir ve nihayet 22 Nisan 2010 tarihinde Ermenistan Cumhurbaşkanlığı yaptığı açıklamayla protokollerin onay sürecini askıya aldıklarını ve ilişkilerin normalleşme sürecinin bu aşamasının sona erdiğini ilan etmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu gelişmeler karşısında Türk yetkililerinin sergiledikleri tutum her yönüyle ibret vericidir. Sayın Cumhurbaşkanımız, bu durum karşısında sessiz diplomasiye ihtiyaç olduğunu, sürecin sona erdiğini düşünmediğini söylemiştir. Sayın Başbakan ise, süreci askıya almanın Ermenistan’ın takdiri olduğunu, AKP Hükûmetinin yine de imzasına sadık kalmayı sürdüreceğini açıklamıştır. Sayın Dışişleri Bakanımız da Erivan’ın aldığı tek taraflı kararın kendi takdirleri olduğunu belirtmiş ve sürecin devam etmesi ümidini dile getirmiştir.

Türkiye'nin, Türk Hükûmetinin sergilediği bu ezik tutum, gaflet ve basiretsizliğin zirvesidir. Bütün yaşananlara rağmen Hükûmetin süreci kurtarmaya çalışması, izahı olmayan bir garabet örneği olarak karşımızdadır. Geldiğimiz bu noktada, Hükûmetin ağır baskılar altında protokollerin sonuçlandırılmasına angaje olduğunu, bu amaçla Türkiye'nin geri adım atarak ilave tavizler vereceği yeni arayışlara yöneldiğine ilişkin işaretler artmaktadır.

Bu kapsamda üç hususu dikkatinize getirmek isterim: Protokollerin yürürlüğe girmesinden önce, iyi niyet jesti olarak Akdamar Kilisesi’nde yapılacak ayine katılacakların geçişi için sınırın açılmasının düşünüldüğü ve Dağlık Karabağ ön şartından pişman olan Sayın Başbakanın, bu ön şartı sulandırmak için ricat kapısı arayışlarına yöneldiği, bu amaçla Minsk sürecinde kâğıt üstünde göstermelik bazı ilerlemeleri, işgal altındaki birkaç reyondan çekilme sözünü yeterli sayarak protokollerin onay sürecini sonuçlandırmaya hazırlandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir yaklaşımın Türkiye için onur ve haysiyet kırıcı olacağı açıktır.

Protokollerin imzalanmasının cumhuriyet döneminin en büyük diplomatik fiyaskosu olduğu, şimdi bütün çıplaklığıyla karşımızdadır. Geldiğimiz bugünkü noktada bu vahim tablonun satır başları bunlardır.

Bu durumda Hükûmete çağrımız, Amerika Birleşik Devletleri’nin ağzına bakmaktan artık vazgeçmesi, Erivan’la başlattığı teslimiyet sürecinin iflas ettiğini görmesi ve protokollerin geçersiz ve hükümsüz hâle geldiğini ilan ederek bunları Türkiye Büyük Millet Meclisinden derhâl çekmesidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi çok zor günler beklemektedir. Hükûmetin ilkesiz, vizyonsuz ve pusulasız dış politikası Türkiye’yi bir bataklığa saplamıştır.

Bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisinin genel görüşme önerisini, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu desteklemektedir.

Hepinize saygılarımı sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bölükbaşı.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Suat Kınıklıoğlu, Çankırı Milletvekili.

Buyurun Sayın Kınıklıoğlu.

SUAT KINIKLIOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması, Türkiye-Ermenistan protokollerinin değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılması talebinin aleyhinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Sayın Elekdağ’ın, Sayın Başbakanımızın Rusya Başbakanı Sayın Putin, Amerikan Başkanı Sayın Obama ve başka liderlerle ilgili görüşmelerdeki sözlerine atfen ve oradaki görüşmelerde sanki orada varmış gibi yapmış olduğu ifadelerin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Bu tür görüşmelerde, kendilerinin de çok iyi bildiği gibi…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Siz var mıydınız?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – …bir tercüman ve bir Dışişleri Bakanı dışında kimse bulunmazken…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Siz orada mıydınız?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – …Sayın Elekdağ’ın bu tür bilgiyi, bu görüşmelerde varmış gibi bulunup bunları nerede, nasıl aktardığını burada Genel Kurula izah etmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Şeffaf değil mi her şey? Kapalı kapılar ardında mı konuşuldu?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanımızın bu görüşmelerde olduğu gibi, Türkiye-Ermenistan protokollerinin yazılması ve siyasetimizin genel çerçevesi içerisinde en ufak bir imanın dahi yapılabilmesinin hem Adalet ve Kalkınma Partisine hem bu Hükûmete hem de bu ülkeye yapılmış büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

Türkiye-Ermenistan normalleşmesine en baştan beri Türkiye bölgesel bir perspektif getirmiştir. Sayın Başbakanın mayıs ayında, geçen yılın mayıs ayında Bakü’de yaptığı gibi, bütün kamuoyu önünde, Azerbaycan Parlamentosuna da hitaben yaptığı konuşmada olduğu gibi, akabinde yapmış olduğu basın toplantısında Sayın Aliyev ile ilan edildiği gibi Karabağ sorununda somut bir gelişme olmadan protokollerin Türk Parlamentosundan geçemeyeceği açık bir şekilde beyan edilmiştir. Bir Başbakanın en üst seviyede kamuoyuna açık bir şekilde ifade etmiş olduğu bu duruştan sonra hâlen bunu sorgulamanın, bununla ilgili soru işaretleri yaratmanın, burada sanki Türkiye, Türk-Ermeni normalleşmesi protokollerinde Azerbaycan’a rağmen bir iş yapıyormuş gibi bir hava yaratmanın haksızlık olduğunu, doğru olmadığını, kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğunu düşünüyorum.

Türk-Ermeni normalleşmesi ve bu protokollerin her aşamasında Azerbaycan bilgilendirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Sayın Dışişleri Bakanımız Azeri kardeşlerimizle istişare hâlinde protokollerin yazılması, protokollerin daha ileri bir aşamaya gelmesi merhalelerinde sürekli istişare hâlinde olmuş ve karşılıklı, iki kardeş ülkenin gerektirdiği gibi istişare hâlinde bu süreci yürütmüşlerdir.

Eğer protokoller olmasaydı ki, protokollerin gündeme gelmesinden bu yana Minsk Grubu bir yılda 17 kez bir araya gelmiştir. 17 yıldır 17 kez bir araya gelmeyen Minsk Grubu, yani Karabağ sürecinden sorumlu olan üç eş başkanlı Minsk Grubu 17 yıldır 17 kez bir araya gelmezken, 1 yılda 17 kez bir araya geliyorsa bunun bir sebebi ve bir anlamı var.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Gelse ne olur!

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Bunun tek sebebi, Türkiye’nin mevcut statükoyu kabul etmemesidir. Mevcut statükoda işgal vardır. Mevcut statükonun devamı Azerbaycan’ın lehine değildir. Türk dış politikası Karabağ’da statükoyu değiştirmeye yöneliktir.

En son yaptığımız Washington ziyareti esnasında, nükleer zirve esnasında -ki, eğer basın yayın organlarında bu ziyaretle ilgili değerlendirmeler iyi incelenirse görülecektir- Karabağ süreciyle Türk-Ermeni normalleşmesi arasındaki bağ Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul edilmiştir. Bu yüzden…

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Allah Allah! Nereden çıkarıyorsun? Tam tersine!

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Efendim, gazete okuyunuz; gazete okuyunuz, analiz okuyunuz. Nereden çıkardığımı…

BAŞKAN – Sayın Kınıklıoğlu, lütfen Genel Kurula hitap ediniz, karşılıklı konuşmayınız.

Buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Gazeteler çok şey yazıyor!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin gazeteleri mi okuyalım Suat Bey?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sayın Elekdağ’ın Türk-Ermeni normalleşmesi ve protokolleriyle ilgili söylediği bir iki hususa da atıfta bulunmak istiyorum.

Kendileri Ermenistan Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı bir unsur kattığını söylediler. Türk diplomasisi, Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararından sonra, gerekçeli kararından sonra hem uluslararası diplomasinin bütün araçlarını aktive etmiş hem de sürecin iki tarafını da bir araya getiren İsviçre Hükûmeti nezdinde gerekli girişimlerde bulunmuştur. Protokollerin lafzına ve ruhuna herhangi bir etkisi olmaması açısından bütün önlemler alınmıştır. Bu protokoller sürecine, 1915 olaylarına ilişkin tanımlamayla ilgili, sanki Hükûmetimiz 1915 olaylarına ilişkin soykırım tanımını kabul ediyormuş, sanki Hükûmetimiz 1915 olaylarına ilişkin Ermeni diasporasının iddialarını kabul ediyormuş gibi bir hava yaratmanın siyaseten ahlaksızlık olduğunu düşünüyorum. Bütün kayıtlar, Başbakanımızın, Dışişleri Bakanımızın, Cumhurbaşkanımızın, bu Hükûmetin üyelerinin 1915 olaylarına ilişkin yaptıkları açıklamalar kayıtlarda mevcuttur. Bununla ilgili böyle bir imada bulunmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Şu unutulmamalıdır, birkaç gün önce Azerbaycan’ın Musavat gazetesinde şöyle bir yorumun olduğuna işaret etmek istiyorum: “Türkiye bizim adımıza gereken mücadeleyi gerektiği gibi yerine getiriyor, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanıymış gibi gereken mücadeleyi veriyor.” Ve hatta bu yazı, kendi ülkesindeki liderleri de bu konuyla ilgili eleştiriyor.

Diasporaya bakarsanız, bugün diaspora içindeki tartışmaya bakarsanız, protokollerin diaspora içinde de ciddi bir bölünmeyi, Ermenistan’la diaspora arasında ciddi bir uçurum yarattığını görüyorsunuz. Nasıl oluyor da Ermenistan Cumhurbaşkanı diasporayı gezmeye gittiği zaman Ermenistan Cumhurbaşkanına Ermeni davasına ihanet ettiği suçlaması veriliyor da burada siz bu itirazları gündeme getiriyorsunuz? Ya siz haksızsınız ya onlar.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sen de diasporaya mı sığınıyorsun?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Diasporanın yaptığı açıklamalara bakarsanız, bu protokollerinin diplomatik lisanda, hem Kars Anlaşması’nı teyit ettiği hem de Karabağ sorununa barışçıl bir çözüm talep ettiğini göreceksiniz. Diplomatik dilden anlayan herkes, bu protokollerin Türk-Ermeni normalleşmesi hususunda çok akıllı, Türkiye'nin çıkarlarını koruyan ve -önemle altını çiziyorum- soruna bölgesel bir bakış açısı getiren… Çünkü bizim dış siyasetimiz, komşuluk siyasetimiz bölgesel bir bakış açısı getiriyor yani Karabağ sorununu görmemezlikten gelmiyor.

Bugün net bir şekilde görülüyor ki protokoller gündeme geldiğinden beri Karabağ konusu gündeme gelmektedir. On yedi yıldır neden Karabağ konusunda bir çalışma olmadı? Neden Minsk Grubu bir araya gelmedi?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Size soralım!

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Neden, Karabağ’la ilgili koridordan tutun, Fizuli ve Aktan bölgelerinin çekilmesine kadar ayrıntılı bir şekilde bugün burada tartışılıyor? Bunun tek bir sebebi var, o da Türkiye'nin Ermenistan normalleşmesi ve bölgesel komşuluk siyasetiyle gelmiş olduğu noktadır.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizin sekiz senedir yaptığınız, protokol... Sekiz senedir yaptığınız şey, protokol.

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Sözlerimi toparlarken, şunu ifade etmek istiyorum: Bugün, bu bölgeyle ilgili…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ermeni kardeşleriniz sizlere hayırlı olsun!

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – O bölgeye kaç kere gittiniz, oradan konuşanlar?

BAŞKAN – Sayın Kınıklıoğlu, lütfen, karşılıklı konuşmayın.

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Karabağ’ı gördünüz mü?

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Gördük…

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Ermenistan’a gittiniz mi? Kafkasya’yı gördünüz mü?

MUHARREM VARLI (Adana) – Savaştık biz orada, savaştık…

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Hepimiz gittik oralara…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sen ne bilirsin Karabağ’ı?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Oraya gitmeden, konuşmadan, oraları bilmeden, oradan konuşmak kolay. O bölgeleri göreceksiniz, oradaki konuyu iyi anlayacaksınız, siyasetimizin değerini daha iyi göreceksiniz.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sen ne bilirsin?

SUAT KINIKLIOĞLU (Devamla) – Bu ülkenin dış politikası, eğer bir futbol terminolojisi kullanmak gerekiyorsa, sizin döneminizde Bank Asya Ligi’ndeydi, biz bu ülkenin dış politikasını Süper Lig’e çıkarttık.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Sen bilirsin, başka kimse bilmez!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kınıklıoğlu.

Sayın Öymen, Sayın İnan, Sayın Doğru, Sayın Keleş, Sayın Günal, Sayın Tütüncü, Sayın Emek, Sayın Elekdağ, Sayın Koç, Sayın Gök ve Sayın Sipahi İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince söz istemişlerdir. Başka kimseye söz verilmeyecektir. Sisteme daha sonra girilmesin lütfen.

Sayın Öymen, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

ONUR ÖYMEN (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu tartışmaları biz bu yüce Meclisin çatısı altında yaparken şu anda Erivan’da Türk bayrakları yakılıyor, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanının posterleri yakılıyor. Washington Büyükelçiliğimizi Ermeni saldırılarından korumak için oradaki vatandaşlarımız etten duvar ördüler, Büyükelçiliğimizin etrafında.

Biz, burada, şimdi birlik içinde, bize yapılan bu haksızlıkları tepkiyle karşılayacağımıza birbirimize saldırıda bulunuyoruz; çok yakışıksız buluyorum. Biz bu çatının altında Ermenistan konusunda oy birliğiyle karar aldık geçen dönemde. Ne değişti? Değişen tek şey Hükûmetin politikasıdır. Bir anlaşma imzalıyorsunuz, bir protokol imzalıyorsunuz, içinde, Türkiye'nin  -sizin dönem dâhil- on yedi senedir uyguladığı politikalar bir tarafa bırakılıyor. Bir tek cümle yok içinde ne Karabağ’la ilgili ne Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesiyle ilgili. Çok hazin bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnan, buyurun.

9.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Başbakanın Amerikan gezisinden sonra, ABD Başkanıyla görüşmesinden sonra Türkiye’de ulusal bir televizyonda yayınlanan Canlı Gaste programında sürmanşet atılmıştır ve başlık şudur: “Obama’dan Yol Haritası” Obama’nın protokolleri çok önemsediği ve bu konuda, bir an önce bunların hayata geçirilmesi konusunda hassas olduğu belirtilmektedir. Obama Türkiye’yi acaba Amerika’nın 53’üncü eyaleti mi kabul etmektedir? Dolayısıyla onurlu bir dış politikasından bahsedenler bu manşete neden tepki göstermediler? Amerika Başkanının Türkiye’ye böyle bir tavır içerisinde Türk dış politikasına müdahalesini bizim bağımsızlığımıza bir müdahale olarak neden görmediler?

Dolayısıyla biz bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak Obama’nın ve AKP’nin politikalarını şiddetle reddettiğimizi ifade eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Doğru…

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün itibarıyla -24 Nisan- dünyanın birçok yerlerinde Ermeniler yandaşlarıyla beraber, milletimiz aleyhinde birçok eylemler ve söylemler içerisindedir. Türkiye-Ermenistan arasında yapılan protokolün, maalesef, yapıldığı anda bizler tarafından yanlış olduğu söylenmişti ancak protokollere devam edildi. Şu an itibarıyla da Ermenistan bunu bozduğunu ifade ediyor.

Şurası unutulmamalıdır ki bu protokolden dolayı Azerbaycan çok büyük üzüntü içerisinde kalmış, Azeri kardeşlerimizin hepsi tepki göstermiştir. Azerbaycan’da hiçbir kurum ve kuruluş, basın ve medya dâhil olmak üzere, bu protokolü onaylamamıştır. Onaylayan, bunun olmasını isteyen sadece AKP Hükûmeti ve Dışişleri Bakanlığı olmuştur. Bundan dolayı da şu anda yedi Azerbaycan kenti işgalde, Karabağ işgal altında bulunmaktadır. 1 milyonun üzerindeki insan perişan bir şekilde, Bakü’nün etrafında, Azerbaycan’ın çeşitli reyonlarında “Acaba benim durumum ne olacak?” söylemi ve beklentisi içerisindedir. Bundan dolayı da özellikle bu konuyu yakından takip etmek gereklidir. 1992 yılında Hocalı katliamının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Keleş, buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Mercan’ın konuşması çok hüzün vericiydi çünkü Sayın Mercan’ın, yıllardır dış politika konusunda çalıştığı ve Avrupa Konseyinde bulunduğu hâlde Türkiye'nin ne duruma itildiğinin farkında olmadığını gösteriyordu. Azerbaycan sorunu olsa da olmasa da Türkiye sözde soykırım iddiaları karşısında her geçen gün biraz daha gerilemektedir. Çünkü biraz önce sergilenen tavır nedeniyle bir türlü ortaya çıkıp sözde soykırım iddialarının gerçekte ne olduğunu, Türkiye'ye ne kadar büyük haksızlık yapıldığını ve iddiaların tarihî gerçeklerden ve uluslararası hukuktan ne kadar uzak olduğunu anlatmıyoruz. Talepler yapıldığı ve Türkiye aleyhine haritalar yayınlandığı hâlde biz tepki göstermiyoruz. İddiaları çürütmek için çaba göstermiyoruz. Oysa uluslararası ilişkilerde başarılı olan ülkeler, iddialarının arkasında sapasağlam duran ve onları bıkmadan usanmadan tekrarlayan ülkelerdir. Siyasi bakımdan ahlaki bir davranış olmayan şey, belli görevlerde olup da bu ülkenin, bu toplumun haklı davalarını savunmamaktır ve biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Günal, buyurun.

12.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Başkanım.

22 Nisan tarihli gazeteler, Ermenistan’daki koalisyonu oluşturan üç partinin oluşturduğu hükûmetin onay sürecini durdurduğunu söylüyor. İsterlerse kendilerine -Sayın Mercan- açıklamanın tam metnini gönderebilirim, henüz önümde açık duruyor. Dolayısıyla “Yazıklar olsun” sözünü geriye iade ediyoruz. Burada duruyor, onay sürecini durdurmuşlar.

İkincisi, Hükûmetin Kıbrıs açılımı da seçimden sonra bitmiş görünüyor. İnşallah diğer açılımlar da Türkiye’deki olaylarla sona erecek.

Bir de, son bir şey kaldı; bu tazminat, toprak ve tanıma talebi Ermenistan’ın devam ediyor. Fatih’in İstanbul’la ilgili söylediği bir şey vardı: “Topraklar elimizden çıkacak” diyen falcıya “Benim edindiğim yerleri satanlara Allah’ın gazabı üzerine olsun” diyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tütüncü…

13.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisinin, soykırım iddiaları karşısında yeni bir strateji kabul edilmesi konusundaki bu önerisinin neden kabul edilemediğini, kabul edilmek istenmediğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Bir tarihî fırsat var Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. AKP tarihe bu konuda son derece sıkıntılı bir şekilde geçmektedir. Bakınız, Ermeni konusunda Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinde alınan karar, soykırımı 1915 de değil, 1923’e, Atatürk’e kadar yansıtmaya başladılar.

İsveç Parlamentosunda alınan karar, soykırımı sadece Ermeni soykırımı olarak değil, Süryani soykırımı, Keldani soykırımı, Pontus Rum soykırımı şeklinde genişletilmeye başlandı, bunları siz biliyor musunuz? Neden Cumhuriyet Halk Partisinin bu önerisine sahip çıkmıyorsunuz? Anlamakta güçlük çekiyorum ben AKP’li arkadaşları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Emek, buyurun.

14.- Antalya Milletvekili Atila Emek’in, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasındaki sözlerini kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, AKP sözcüsü Mesut Mercan, Genel Kurula hitabında “Sizlere yazıklar olsun” demiştir, sözlerini kendisine iade ediyorum. Mesut Mercan aynaya baksın, söylediği bu sözlerin kendisine çok yakıştığını görecektir.

Teşekkür ederim.

HASAN MURAT MERCAN (Eskişehir) – Mesut Mercan kim?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emek.

Sayın Elekdağ, buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun konuşmalarındaki bazı ifadelerine ve kendi konuşmasındaki bazı ifadelerinin yanlış yorumlanmasına ilişkin açıklaması

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, iktidar partisinin 2 milletvekili konuştular. Her 2 milletvekili de Dışişleri Komisyonunun üyesi. Ben kendilerinden bu konuştuğumuz konunun özüne taalluk edecek bir iki söz söylemelerini beklerdim fakat söylemediler, işi karıştırdılar.

Sayın Mercan’ın söylediği şey şu: “Burada konuştuğumuz her şey dünya ülkeleri tarafından, devletleri tarafından değerlendiriliyor, dikkatli olalım.” diyor. Peki, nerede konuşacağız işin doğru olup olmadığını? Başka nerede konuşacağız, tartışacağız, karar vereceğiz? Bunu söyledi kendisi fakat hiçbir şekilde işin özüne girmedi.

Sayın Kınıklıoğlu’na gelince, ben doğrusu kendisinden bu konuya daha böyle bir ağırlıklı, ciddiyetli bir şekilde girmesini beklerdim, o da olmadı.

Efendim, mesele ne? Mesele şu: Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokollerin içini boşaltmış, yeni baştan yazmıştır. Bunu ben söylemiyorum, Dışişleri Bakanlığı da söylüyor. Ne demiştir? Kars ve Moskova anlaşmaları geçerli değildir demiştir. Doğu Anadolu Ermenistan topraklarıdır demiştir. Soykırım bir gerçektir ve biz bunun savunmasından hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz demiştir. Dördüncü olarak da Türk-Ermeni…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Koç, buyurun.

16.- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın konuşmasında yapmış olduğu değerlendirmelere ilişkin açıklaması

HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Dışişleri Komisyon Başkanının konuşmasını ben de hayretle karşıladım. Yani bütün diaspora, bütün Ermenistan, Ermenistan’ın lobisini oluşturan bütün yapılar, bütün dünya platformlarında bu sorunu kendi pencerelerinden tartışırken “Türkiye kendi tezlerini Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışmasın” anlamında ifadelerde bulundu ve sonra da başka sıkıcı cümlelerle konuşmasına devam etti.

Ortada bir gerçek var, o gerçek bir tek AKP’yi bugün yöneten zihniyet tarafından kabul edilmek istenmiyor. O da kuşatılmış bir Türkiye, bu konuda daha sonraki ödünlere yol açacak Türkiye'nin pasif tutumu. Umarım önümüzdeki günler Türkiye’yi daha zor durumda bırakmaz.

Ben bu genel görüşmenin Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün detaylarıyla konuşulmasından ve Türkiye'nin ulusal tavrını ortaya koymasından yanayım.

Bu şekilde sözlerimi bağlamak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

17.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın konuşmasındaki “Mecliste bu konu konuşulmasın.” ifadelerine ilişkin açıklaması

İSA GÖK (Mersin) – Sağ olun Sayın Başkan.

Sayın Murat Mercan, size yazıklar olsun! Siz, anlaşılan son Amerika ziyaretinde olduğu gibi diplomatların alınmadığı, zabıtların dahi tutulmadığı, Başbakanın “ülkeyi pazarlama” lafına atıf da yaparak özel al gülüm ver gülüm toplantıları istiyorsunuz galiba çünkü bu konu Mecliste konuşulmasın diyorsunuz, size yazıklar olsun!

Ermenistan ardıl devlet olmayı dahi kabul etmiyor, Kars ve Moskova anlaşmalarını reddediyor. Protokolün, 2’nci Protokolün 1’inci maddesine, nasıl, yürürlükten sonra iki ay içerisinde ortak sınır açılması şartını koyarsınız, nasıl? Ardıl devlet olmayı kabul etmeyen Ermenistan ile oturup “Kars ve Moskova’yı zımnen kabul etti.” diyorsunuz, nerede kabul etti? Buyurun, karar. Acaba, hâlâ Dışişleri Bakanı istifa etmeyi düşünmüyor mu bu skandaldan sonra? Muz cumhuriyeti olsa istifa eder ama burada hâlâ konuşuluyor; Bakan, koltuğunda oturuyor, bir de onu savunanlar çıkıyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sipahi, buyurun.

18.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dış politikamızın vizyon sahibi olduğundan bahsedildi. Acaba, arka platformda Amerika, Rusya, İsviçre Dışişleri Bakanları ve Solana’nın himaye, nezaret ve gözetiminde Mondros ezikliği ve zavallılığı içerisinde imza atmak mıdır vizyon sahibi olmak?

Bursa’da stat kapısında Azerbaycan bayraklarını toplatıp çöpe atmak mıdır vizyon sahibi olmak?

Bursa Valisinin ağzından “Gece karanlığından beş saat sonra -güya- planörle Azerbaycan bayrağı stada indirilecekti.” saçmalığı, orta oyunu mudur vizyon sahibi olmak?

“Ermeni diasporası Ermeni Cumhurbaşkanına kızmış.” Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu ne zamandan beri Ermeni diasporasına endekslenmiştir? Sormak isterim.

Türkiye'nin düşmanlarıyla dost olmak kimseye bir şey kazandırmaz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sipahi.

Sayın Kabakcı, buyurun.

19.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, CHP Grup önerisine ilişkin açıklaması

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben, sadece, Azerbaycan Bakü’de 17 Nisan 2010 günü yayınlanan bir gazeteden bir paragraf okuyacağım: “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan Washington’da bir kez daha Karabağ’la ilgili açıklamalarda bulundu. Topraklarımız işgalden kurtarılmadan Ermenistan sınırını açmayacaklarını, sözde Ermeni soykırımının yıl dönümüne birkaç gün kala bir kez daha yineledi. Karabağ sorununun çözümlenmesi için uluslararası camiada ciddi bir aktiflik var. Türkiye Başbakanı sadece son bir hafta içinde Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa cumhurbaşkanlarıyla Karabağ konusunda ciddi müzakereler yaptı, Türkiye, Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılması için kendi nüfuzundan maksimum yararlanıyor ve aktif bir diplomasi yürütüyor.”

Azerbaycan Bakü’de yayınlanan Azadlık Gazetesi, 17/10/2010. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (8/13) esas numaralı genel görüşme önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Edilmemiştir.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Edilmemiştir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Düzeltiyorum, kabul edilmemiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

SUAT BİNİCİ (Samsun) – O, zabıtlara geçti “kabul edilmiştir” dedin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bugün 24 Nisan. Biraz önce bir Sayın Milletvekili “bu haksız bir şekilde soykırım iddialarını ileri sürenlerin Bayrağımızı yaktıklarını, devlet büyüklerimizin posterlerini yaktığını, büyükelçilerimize yönelik saldırıya geçtiklerini ve orada bulunan vatandaşlarımızı da korumak için girişimde bulunduğunu” ifade etti.

Şimdi bütün siyasi parti grup başkan vekillerine önerim şudur: Gelin hep beraber, birlikte, Mecliste, bu şanlı Bayrağımızı yakanlara ve haksız bir şekilde soykırım iddialarını gündeme getirip, büyükelçilerimize yönelik bu fiilî saldırıya geçenlere karşı, Türk milleti adına bir kınama mesajı yayınlamanızı istirham ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Diğer partilerin sayın grup başkan vekili arkadaşlar da dinlemişlerdir, zaten ara vereceğim, değerlendirilir.

Buyurun.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Kınıklıoğlu “Benim, Sayın Başbakanın Başkan Obama’yla ve Başbakan Putin’le yapmış olduğu görüşmelerde bulunmadığımı, buna rağmen, içeride bulunmuş gibi konuşma yaptığımı ve benim de uydurduğumu” ima etti. Müsaade ederseniz buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden, iki dakika söz veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun, konuşmasında, kendisiyle ilgili yapmış olduğu değerlendirmelerin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Efendim, biraz önce konuşmasında Sayın Kınıklıoğlu, benim Sayın Başbakanımızın Sayın Obama ve aynı zamanda Başbakan Putin ile yaptığı görüşmelerde bulunmadığımı, bu itibarla Karabağ hakkında söylemiş olduğum değerlendirmelerin doğru olmadığını söyledi.

Şimdi, birincisi şu efendim: Sayın Kınıklıoğlu’nun yapmış olduğu bu açıklamalar maalesef gerçekleri aksettirmiyor. Birincisi: Sayın Başbakan 7 Aralıkta Amerika’ya gittiği zaman -Başbakan Putin’le görüşmelerinin akabinde- Beyaz Saray’da bir basın toplantısı yapıldı ve o basın toplantısından sonra Başkan Obama bütün basının önünde Sayın Başbakana şu ifadelerde bulundu; dedi ki: “Biz Amerika olarak, Türkiye'nin Ermenistan’la yapmış olduğu protokollerin onaylanmasını bekliyoruz. Aynı zamanda bunu mümkün olduğu kadar çabuk yapmanızı size öneririm.” dedi. Bundan sonra da şöyle bir ifadede bulundu; dedi ki: “Esas itibarıyla Karabağ sorunu ile Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin bir alakası yoktur, onun için bu iki işi birbirine bağlamayın.” dedi. Birincisi bu. Bu, basın önünde söylenmiş olan bir husustur. Bu itibarla bu konuda söylemiş olduğum husus tamamen gerçektir, gerçek dışı değildir.

İkincisi: Sayın Başbakanın Putin’le yaptığı görüşmelerin sonrasında da bütün büyük gazeteler, önemli gazeteler belirtmiş olduğum hususu belirttiler. Yani Başbakan Putin demiş ki Sayın Başbakana: “Bu iki olay, bu iki konu birbiriyle bağlantılı değildir; Türkiye-Ermenistan ilişkileri ayrı bir konudur, Karabağ sorunu ise ayrı bir konudur; bu ikisi aynı pakete konulmamıştır.” diye bütün gazeteler bunu ifade ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elekdağ.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:14.22

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.35

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde

Hükûmet? Yerinde.

91’inci Birleşimdeki görüşmelerde teklifin 11’inci maddesinin oylanması tamamlanmıştı. Şimdi 12’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şuranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’a aittir.

Sayın Yalçın, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin çerçeve 12’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Konuşmamın başında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğum madde Yüksek Askerî Şûra kararlarına karşı yargı denetiminin açılmasını öngörmektedir. Genelkurmay Başkanımızın asimetrik psikolojik savaşa maruz kaldıklarını ifade ettiği, ordumuzu yıpratma ve kamuoyunda itibarını azaltma çabalarının sistemli olarak sürdürüldüğü bir ortamdayız. Silahlı Kuvvetlerin hiyerarşik emir-komuta zinciri dışındaki odaklardan emir alacak personelin doğuracağı mahzurlar her zamankinden daha yüksek bir tehdit olarak bulunmakta iken, bu değişikliğin bir kez daha düşünülmesi kanaatindeyiz.

                                    

(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 19/4/2010 tarihli 88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Değerli milletvekilleri, gönül arzu ederdi ki burada, devletimizi daha çağdaş hâle getirecek, milletimizi mutlu kılacak, özgürlük eksenli gerçek bir sivil anayasayı samimi bir mutabakat ikliminde görüşüyor olsaydık; bütün toplum kesimlerinin ortak kabulüne mazhar olmuş, toplum kesimlerini temsil eden örgütlü yapıların desteğini kazanmış, bütün siyasi partilerin tasvibiyle tam bir uzlaşma metnine dönmüş bir anayasa üzerinde devlet-millet kaynaşmasının, uzlaşma kültürünün en güzel örneklerini verebilseydik.

Gönül isterdi ki millet iradesini iktidardan ibaret sayan, muhalefet milletvekillerini millî iradenin bir parçası olarak görmeyi içine sindiremeyen, aldığı yüzde 34 ya da yüzde 47 oyu, yüzde 100 hükmetme hakkı olarak kabul eden bir anlayış yerine, bağımsız seçilenlerin de, yüzde 15’le, yüzde 18’le seçilenlerin de millet iradesinin doğrudan ve ayrılmaz temsilcileri olduğunu kabul etme olgunluğu içerisinde olabilseydik.

Gönül isterdi ki bu görüşmeleri, anayasal kurumların varlık ve yetkilerine hürmet edilen, kurumları milletimize hizmet edebilme ülküsünde birleşmiş, güvenin, saygının, tahammülün en üst seviyede olduğu bir iklimde yapabilseydik.

Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki demokrasi, insan hakları, sivilleşme, çağdaşlaşma, millet iradesinin hâkim kılınması gibi ortak kabul gören sempatik kavramların arkasına gizlenmiş öfkenin, hırsın, rövanş ve intikam duygularının yerine toleransın, empatinin, hoşgörünün, hukuka saygının hâkim olduğu, milletimizin umudunu yeşertecek samimiyet içerisinde olabilseydik.

Gönül isterdi ki Sayın Başbakanın, 23 Nisanda yerine oturan çocuğa kendi ruh dünyasını yansıtan “Başbakansan istediğini asarsın, istediğini kesersin.” öğüdü yerine, hukuka bağlı olmayı tavsiye edebildiği anlamlı örneklerin huzuruyla bu görüşmeleri yapabilseydik. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yukarıda belirtilen güzel örnekler temenniden öteye geçememiştir. Üzülerek belirtiyorum ki Anayasa değişikliği için ne zaman uygundur ne ortam ne de iklim uygundur. Kafalar karışıktır, kaygılar had safhadadır. Gerilim, sükûneti esir almıştır. İşsizlik rekor kırmaktadır. Ücretli evini geçindiremez olmuştur, esnaf çaresizdir, çiftçi umutsuzdur. Ekonomik sebeplerle cinnet intiharları sıradan olaylar hâline gelmişken, milletimiz küçük çocuklara cinsel istismar haberleriyle sarsılmaktadır.

AKP’nin terörle mücadele yerine müzakere tercihinin, birbirimize bile söylemekten kaçındığımız ağır neticelerini yaşamaktayız. Bütün uyarılara rağmen sürdürülen yıkım projesinin, yıkıcı, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı etkilerinin tahammül edilemez örneklerine şahit olmaktayız. Siyasetçilere fiziki saldırının ürkütücü örneklerini görmekteyiz. Siyasal, etnik, mezhepsel ve bölgesel cepheleşmelere yol açan AKP politikaları sonucunda bin yıllık kardeşliğimizin sarsıldığı, toplumsal cinnet hâlinin hâkim olduğu bu atmosfer anayasa yapmak için uygun değildir sayın milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, bu tablonun sorumlusu elbette yedi buçuk yıldır iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisidir. İktidar, başka alanlarda da örneklerini gördüğümüz üzere, kendi ideolojik kulvarında olmayan ya da kendilerine koşulsuz biat etmeyen resmî, yarı resmî ya da özel kişi ve kurumlarla âdeta savaş içerisindedir. FİSKOBİRLİK’ten Futbol Federasyonuna, YÖK’ten esnaf kuruluşlarına, Odalar Birliğinden Eczacılar Odasına, Tabipler Odasından medya kuruluşlarına kadar yöntem hep aynı olmaktadır. Bu kişi ve kurumların söylediklerini anlamaya çalışmak ve saygı göstermek yerine önce yıpratmak, yandaş medyada karalamak, adli ve idari makamlar eliyle sindirmek, bütün bu yollarla olmuyorsa yasal düzenlemelerle kendilere bağlı kuruluş hâline getirmek şeklindedir. İktidar partisi bu sindirme, yok etme ya da kendine tabi hâle getirme sürecinde millet iradesini, yalnızca ve bütünüyle kendisi temsil ediyormuş gibi, kendisi dışındaki bütün siyasi partileri ve kurumsal yapıları millet iradesine karşı olmakla suçlamakta ve milletimizle karşı karşıya getirmeye çalışmaktadır. Bu işleyişin sayısız örnekleri bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP anlayışında oluşturulan gerilim ortamının uzlaşmaz tarafı hep karşı taraf olarak gösterilmektedir. Görüştüğümüz teklifte de süreç bu şekilde işletilmiştir. Bir önceki Meclis Başkanının Anayasa ve İç Tüzük hazırlanması için oluşturduğu komisyona üye vererek ilk destek Sayın Genel Başkanımız tarafından sağlanmıştır. Sayın Genel Başkanımız her fırsatta yeni bir Anayasa ihtiyacını belirtmiş ancak uzlaşma içerisinde yapılması gerektiğini de özellikle vurgulamıştır.

Bütün bunlara rağmen, iktidar partisi, parti tüzüğü hazırlama yöntemiyle hazırladıkları bu teklifi esastan ve usulden reddedişimizi bir uzlaşmazlık ve 12 Eylül Anayasası’nı savunmak olarak yansıtmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu itham haksızdır, gerçeklere aykırıdır ve iftiradır. Siyasi tarihimiz uzlaşma örnekleriyle doludur. 1987 yılında yapılan siyasi yasaklarla ilgili değişikliğin Meclis desteği yüzde 78 oranındadır. 1993’te, o zamanki Refah Partisinin ahlaka aykırı yayınların önünü açacağı gerekçesiyle karşı çıktığı özel medya kuruluşlarının açılmasına ilişkin değişikliğin Meclis desteği yüzde 69,5 oranındadır. 1995 yılında yapılan memura sendikal haklar, öğretim üyelerinin ve sendikacıların siyasi haklarının verildiği, kadın ve gençlik kollarının açılmasına imkân veren, seçmen yaşını 18’e, milletvekili sayısını 550’ye çıkaran, özetle 1982 Anayasası’nın yasaklarını kaldıran bu pakete ise, yine o zamanki Refah Partisi hariç Meclisin yüzde 80’i destek vermiştir. 1999’da DGM’lerden askerî üyelerin çıkarılması da Mecliste yüzde 78 destekle kabul edilmiştir. Darbe anayasasını savunmakla suçladığınız Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı olduğu 57’nci Hükûmetin 2001 yılında gerçekleştirdiği otuz üç maddelik değişiklik ise, burada gerçeğe aykırı yaptığınız konuşmalara rağmen, bugüne kadar 82 Anayasası üzerinde yapılmış en kapsamlı değişiklik olarak bulunmaktadır.

Bireysel hakların, kültürel hakların, ifade özgürlüğünün engellerinin kaldırılması, Millî Güvenlik Kurulunda sivil üyelerin sayısının arttırılması ve MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğunun vurgulanması gibi gerçek bir reformun yer aldığı paket, üçlü koalisyon desteği yanında, muhalefetin de desteğiyle 476 oy ve yüzde 86 destekle kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, gerçekler bunlardır. Görülmektedir ki, Anayasa değişiklikleri her zaman önemli oranda bir uzlaşma ve mutabakatla yapılmıştır. Bugün uzlaşma sağlanamıyorsa, bu, iktidar partisinin “Mademki ben iktidarım, ne yasa tanırım ne gelenek bilirim ne muhalefeti dinlerim ne yargıyı önemserim, millet iradesinin tek temsilcisi benim.” anlayışının sonucudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalçın, size iki dakika ek süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisini bu gerçeklere rağmen uzlaşmazlıkla suçlamak ne siyasi ahlaka sığar ne vicdana sığar.

Değerli milletvekilleri, bir kez daha iktidarı samimiyetle uyarıyoruz: Gittiğiniz yolun sonu çıkmaz sokaktır. Yalnızca kişisel kaderiniz söz konusu olsa elbette söyleyecek lafımız olmaz ancak söz konusu olan milletimizin kaderidir. Biliniz ki, rüzgâr ekiyorsunuz, fırtına biçeceksiniz.

Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.

Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerinde şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü konuşacaklardır.

Sayın Mengü, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır efendim.

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin, Çerçeve 12’nci maddesinde, yani Anayasa’mızın 125’inci maddesinde yapılmak istenen değişikliklerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini arz etmeye geldim. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

125’inci maddede, hazırlanan teklifte, iki değişiklik öngörülüyor. Bunlardan bir tanesi Yüksek Askerî Şûra kararları içinde meslekten ihraç kararlarının yargı denetimine açılması, diğeri de idarenin her türlü eylem ve işlemini yargı denetimine alan 125’inci maddesinde, bunu hukuka uygunluk denetimiyle sınırlayan maddenin sonuna, cümlenin sonuna, siyasal iktidar, sanki yerindelik denetimi varmış gibi bir algılamayla veya böyle algılamak istedikleri için yeni bir ilaveyle yerindelik denetiminin hiçbir şekilde yapılamayacağını söylemektedirler.

Değerli arkadaşlarım, Yüksek Askerî Şûranın ilişik kesme kararlarına karşı yargı yoluna başvurma gerekçesi olarak da, böyle bir işlemin, yani yargı yoluna başvurulamamasının Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine aykırı olacağını, gene çok sevdiği tabirlerle arkadaşlarımızın “mukayeseli hukuktaki hükümler”, “Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardaki imzaları” ve sonuna da hiç bugüne kadar yapılanlara pek benzemeyen “hukukun üstünlüğünü tesis etmek” olduğunu söylüyorlar.

Peki, aklıma çok basit bir şey geliyor. Sayın Cumhurbaşkanı sizin çekirdek kadronuzdan olduğu için mi onun tek başına yaptığı işlemleri yargı denetiminin dışında bırakıyorsunuz? Onun tek başına yaptığı işlemler Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine aykırı olmuyor mu? Yani bir tarafta yargının tümünü elinize geçirmeye çalışacaksınız, bunu askerî anayasayı, darbe anayasalarını yok edeceğiz diye yapacaksınız… Bakın, size bir şey örnek vereyim, darbe anayasaları nasıl sivil anayasa hâline getirilir: Yeni, üç gün evvel basında vardı, Pakistan’da darbe anayasasını ortadan kaldırmak üzere yeniden bir düzenleme yaptılar. Pakistan’da da aynen bizim gibi, yüksek hâkimlerin atanmasında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanmasında, Cumhurbaşkanına, her askerî darbenin, her darbe anayasasının ruhunda yatan yetkiler verilmişti. Pakistan, Cumhurbaşkanının bütün bu yetkilerini kaldırdı, hâkim atamalarının tamamını yüksek bir hâkimler kuruluna bıraktı.

Hukukun üstünlüğü böyle sağlanır. Hukukun üstünlüğü, Cumhurbaşkanı benden olduğu zaman bütün işlemleri onun arzu ettiği gibi, onun dizayn edebileceği bir şekilde bir yargı modeli kurmaktan geçmez. O bakımdan “Hukukun üstünlüğünü tesis etmek için bunları yapıyoruz.” söyleminiz hiç inandırıcı değil.

125’inci maddenin dördüncü fıkrasında “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” diyor. Sanki yerindelik denetimi yapılabilirmişçesine bu cümlenin yanına “Hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.” şeklinde bir ibare getiriyorsunuz. Şimdi, siz bunu yapınca benim aklıma bir Amerikan Yüksek Mahkemesi kararı geliyor. Diyor ki Yüksek Mahkeme: “Şeytan bile insanın kafasından geçeni bilemez.”

Bakın, değerli arkadaşlarım, gerek Anayasa’nın şu andaki hâliyle, 125’inci maddeyi okuduğunuz zaman yerindelik denetimi yapılamayacağını her hukukçu bilir. Eğer bu bir hukuki bilgisizlikten, cehaletten kaynaklanmıyorsa bir kötü niyetten kaynaklanıyordur.

Bakın, madde şu kadar açık: “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.” Burada hiç yerindelik denetiminden bahsediyor mu? Hiç bahsetmiyor. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesini açıyorsunuz, aynı hükmü orada da görüyorsunuz. Neyi getiriyorsunuz? Amerikan Yüksek Mahkemesinin söylediği gibi aslında sebep ve amaç yönünden iptal edilen işlemlerinizden rahatsızsınız. Nedir bu işlemler? Bakın, çok basit örnekleri var.

Şimdi, 4046 sayılı özelleştirme uygulamaları hakkında bir kanun var, diyor ki: “Özelleştirilecek kurumlar ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak için yapılır.”

Gelin, size bir Danıştay kararı okuyalım, sizi çok kızdıran, rahatsız eden. Ne diyor burada? PETKİM’le ilgili karar. PETKİM 1987 yılında özelleştirme kapsamına alınmış. Bu süreçte satılmamış, 1990’dan sonra da bu ülke 430 milyon dolarlık yatırım yapmış. Neye yatırım yapmış? Teknoloji yenileşmesi yapmış. Yani PETKİM kâr eden bir müessese hâline gelmeye başlamış. PETKİM’in ürettiği mamullerin piyasadaki payı yüzde 20 ile yüzde 50 arasında oranlanmaya başlamış. Peki, 2000 yıllarına geldiğimiz zaman bu anlamdayız, artı PETKİM satıldığı zaman elden çıkacak PETKİM’in Aliağa Limanı dünyanın en önemli limanlarından biridir, bu konudaki bir ihracat için. Avrupa’nın bu tip üretimden vazgeçtiği bir dönemde en önemli limandır. Bu da elden çıkacaktır.

Diyor ki Danıştay, işte o amaç ve sebep yönünden yasayı iptal ederlerken, yani rahatsız oldukları kararı okuyorum: “4046 sayılı Kanun, özelleştirme uygulamalarında ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalmayı sağlamayı amaçladığına göre, petrokimya ürünlerine olan talebin sürekli arttığı ülkemizde, yapılan yatırımlarla üretim kapasitesi artan ve kâr eden büyük bir petrokimya kompleksi olan PETKİM’in yüzde 1 oranındaki kamu hissesinin özelleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” İdari eylem ve işlemlerin temelinde kamu yararı yatar. Kamu yararını çiğnediğiniz zaman Danıştay bunu iptal eder. O zaman idari yargıya hiçbir şekilde kızmayacaksınız.

Sayın Cemil Çiçek’in 2004 yılında bir demeci vardı, basında çıkan. Diyor ki çok haklı olarak: “Yasama hata yaparsa Anayasa Mahkemesine gidersin, idare hata yaparsan Danıştaya gidersin.” Dün öyle söylüyorsunuz, bugün Danıştayı yok etmenin, Danıştayı devre dışı bırakmanın, Danıştayı da, Şûrayı Devlet mantığıyla Osmanlı’nın, sadece görüş veren bir kurum hâline getirmek ve onu dışlamak için bunu yapıyorsunuz ve bunu yaparken de hukukun üstünlüğünden bahsediyorsunuz. Kamu yararının gözetilmediği bir toplumda yargı buna müdahale edecektir.

Bakın, arkadaşlar, çok karar var elimizde. Örneğin, Sayın Başbakanın çok kızdığı, bu, meşhur Arap arkadaşlarımıza sattığımız bina vardı ya, arazi, Dubai Şeyhi El Maktum’a; bu Dubai Holding gelip İstanbul’da Tekel arazisi üstünde “towers”lar yapacaktı ya...

OKTAY VURAL (İzmir) – Borçlarını ödeyemeyen.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Borçlarını ödeyemeyen, o ayrı. Borçlarını öder, ödemez de, bunu, Danıştay, buradaki değişikliği, bu satışı kamu yararına uygun bulmamış.

Şimdi, o zaman akla bir şey geliyor. Nedir bu yapılan? Nereden çıkıyor yerindelik denetimi? Yerindelik denetimi nedir, biliyor musunuz? Danıştay bir işlemi iptal eder, şunu şöyle yapacaksın derse bu bir yerindelik denetimi olur. Örnek vereyim: Bu, üniversitenin, YÖK’ün işte o puanlama sistemiyle ilgili iptal ettiği zaman işlemi deseydi ki ”yüzde 3 ile yüzde 10 olmaz, bunu iptal ettim, sen bunu yüzde 3 ile yüzde 7 yapacaksın” derse bu bir yerindelik denetimi olur. Yani idarenin yerine geçip bir tasarrufta bulunmaya kalkarsa yerindelik denetimi olur. Bu olmaz, yerindelik denetimi yapılamaz. Ama eğer bir şey, bir işlem maksat yönünden inceleniyorsa ona da müdahale edemezsiniz. Çünkü maksat yönünden incelerken kamu yararını, üstün kamu yararını görmek mecburiyetindesiniz.

Değerli arkadaşlarım, siyasal iktidarlar yargıdan çekinmeyecekler. Yargıdan çekindiğiniz zaman, ileride, bunun hepimiz için, hepiniz için telafisi mümkün olmayan olaylar olacağını hepimiz biliriz. Türkiye’nin yakın tarihine bakın, yargıyı yok saydığınız zaman bu ülkenin nerelere geldiğini hep beraber yaşayarak gördük. Bir Pakistan’da eğer yüksek yargı organına bütün seçilen hâkimleri cumhurbaşkanının yetkisinden alan ve bunu tamamıyla bir hukukçular kurumuna veren bir düzen dünyada var ise buna bir göz atmak lazım. Her dakika söylenen bir şey var: Fransa’da işte, efendim, hâkimleri cumhurbaşkanı atıyor, şurası atıyor. Bunu bilin, 2011 yılında Fransa’da yürürlüğe girecek olan kanunla hâkimlerin atanması da tümü hukukçulara bırakılıyor. Artık gerçekleri saklamadan, kitabımızda ne yazıyorsak burada gelip onu söyleyerek, 2003’te, 2004’te, 2006’da yüce Meclisin önünde, tutanaklarda sabit olan, ne söylüyorsanız, gelin 2010’da da onları yapalım. 2007’de, 2006’da, 2004’te “Cumhurbaşkanlığına verilen yetkiler çoktur.” dedikten sonra...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengü, sizin de süreniz doldu ama ilave süre veriyorum iki dakika, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buraya gelip bugün tam aksini söylüyorsanız, insana sorarlar “O gün mü doğru söylüyordun, bugün mü doğru söylüyorsun?” diye. Yani, bir saygıdeğer ilim adamı, Sayın Burhan Kuzu, filiz gibi doçentken başka şey söylemiş. Onu hep inkâr ediyor ama bu sefer elimde Mecliste söylediği var. Orada çok açık bir şekilde -örnek veriyorum- Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan görevinden rahatsız olduğunu, bunun bir ceza işlemi olduğunu, bunun Yargıtaya verilmesi gerektiğini söylüyor. Şimdi, hangisi doğru? 2003’te söylediğiniz mi doğru, bugün hazırladığınız tasarıdaki mi doğru? Artık…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O gün, bugün, ne fark eder?

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – “Ne fark eder?” değil, çok şey fark eder. O gün bir şey söylüyorsan bugün de arkasında duracaksın Sayın Kuzu. Yani, insanlar gelişerek değişebilir ama gelişerek değişirken, söylediği laflar arasında bu kadar taban tabana zıt bir mantık hatası olmaz. O gün diyorsunuz ki: ”Ceza hâkimi işidir.” Burada ceza hâkimi yok. Bugün kurduğunuz Anayasa yapısında ceza hâkimi çok mu? Bugün kurduğunuz Anayasa Mahkemesi yapısında, kurmaya çalıştığınız Anayasa Mahkemesinde hukukçu sayısı çok mu? Yoo. Hayatında mahkemede tahliye davası görmemiş bir ilim adamını getireceksiniz, Anayasa Mahkemesinde bu ülkenin Başbakanını yargılatacaksınız! Olur mu böyle bir mantık? Özellikle diğerleri siyasidir, onların söylediğini çok önemsemiyorum; siz ilim adamısınız, siz üniversitede ders veriyorsunuz ya çocuklara doğrusunu söyleyeceksiniz, çocuklara doğrusunu söylüyorsanız burada da gelip aynı şeyi söyleyeceksiniz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Mengü, teşekkür ederim.

Şimdi, 12’nci madde üzerinde üçüncü söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a aittir.

Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika efendim.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüştüğümüz bu Anayasa değişikliği, kamuoyunda “YAŞ kararları.” olarak bilinen bir konuya, ki önceki düzenlemede kesin olduğu için yargı yolunu kapatan düzenlemeye kısmi bir açıklık getiren bir düzenlemeyi içeriyor.

Şunu kabul etmek gerekir ki ordular, silahlı kuvvetler askerliğin gerektirdiği görev nedeniyle belli bir hiyerarşi ve disipline tabidirler. Bu disiplin nedeniyle de bazı kurallarının olması ve diğer idari birimlerden ayrılması doğaldır. Ancak, bu konudaki bu özelliği getirip YAŞ kararları gibi kesin karar durumuna sokan bir mevzuata geldiğimiz zaman -ki, 12 Eylül düzenlemelerindin biridir bu- o zaman kuruyla beraber yaş da yanıyor arkadaşlar, mesele bu! Kuruyla beraber yaş da yanıyor!

Bunu biraz anımsatmak istiyorum: Elimde birçok done var. Hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde biri solcu, biri sağcı olduğu için iki subayın davasına, duruşmasına Strasbourg’da girdim ve o dosya içinde gördüklerim gerçekten beni ürkütmüştür bir avukat olarak. Eğer Türkiye’de bir subay eşi baş örtüsü takıyor diye ordudan atılıyorsa, bu son derece vahim, insan hakları hukukunu ilgilendiren bir konudur. Eğer yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de bir subay namaz kılıyor olması nedeniyle ordudan atılıyorsa, bu da son derece vahim bir konudur ve inanç özgürlüğü çerçevesinde, ordu disiplinine aykırı olmamak kaydıyla, inançsal özgürlüklerini yaşamasından daha doğal bir şey olamaz.

Ancak, yakın tarihimize baktığımız zaman, ordudan atılmaların, YAŞ kararlarının şöyle kısa bir şeceresini görmek gerekiyor: Elimde bir kitap var, “Rugan Ayakkabılı Teğmen”i okuyorum bu aralar. Mesleğinde pırıl pırıl ve çevresinde çok sevilen bir teğmene, çok sevdiği komutanına gelen bir emrin, 12 Eylülün hemen akabinde resen emeklilik kararının tebliği. Üstelik de resmî bir yazışmayla değil, usulüne uydurulmuş bir şekilde, direkt telefonla Genelkurmaydan, komutandan oraya… Bu teğmenin merak saikiyle “Ben ne yaptım da, ben ordudan atılıyorum?” araştırmasının altından çok trajikomik bir durum çıkıyor. Nedir? Araştırıyor, zorluyor, komutanıyla konuşuyor ve diyor ki, “Evet, önce komünist subaylar atılmaya başladı, solcu subaylar…” Ordudan toplu atılmaların tarihine bakın, 68 kuşağına bakın, yakın tarihimizde önce komünist subayların -solcu olan herkes komünistti zaten, anlayış oydu- solcu olanların atılmasıyla başlayan toplu atılmalar var. Biliyorsunuz, işte, Harp Okulundan topluca atılan, ilişkisi kesilen binlerce öğrenci, görevde olanlar ve… Ne yazık ki, 12 Eylül döneminde girdiğim sıkıyönetim davalarında 85’in üzerinde havacı, karacı, denizci subay ve astsubayın davasında da çok trajikomik gerekçelerle bunların görevden alındığını gördüm. Evet, orduda atılmalar komünistlerle başladı. O zaman dünyada, Türkiye'de komünizm heyulası dolaşıyordu. Sonra “muhtemel tehlike içeren unsurlar” tabiri getirildi! Muhtemel tehlike içeren unsurlar!

Daha sonra, bu teğmen niye atıldığını merak ediyor ve cevabını buluyor. Bu teğmenin dedesi Dersim isyanına katılmış. Dersim isyanından sonra babası, çocukken gelmiş, batıda bir ilimize yerleşmiş, kendisi de orada doğmuş ve parlak bir öğrencilikten sonra başarılı bir görev sürdürmüş ve sonradan tespit etmişler ki bu teğmen Alevi’dir, dedesi de Dersim isyanına katılmış.

Bunun biraz daha ötesine gidelim. Benim girdiğim davada, Şanlıurfalı olduğu için binbaşı ve ailesi Kürtçe konuştuğu için ordudan atılmıştı. Benim yine Strazburg’da davasına girdiğim Bursa’dan bir subay, dinî inançlarından, istikrarlı namaz kıldığından dolayı ordudan atılmıştı. Bakın, bunlar yakın tespitler.

Bugüne gelmeden -son YAŞ kararlarına- daha önce atılanların neden atıldığına bir göz atmak istiyorum. Atatürkçülükten sapanlar kadar, sapma ihtimali bulunanların da temizlenmesi emredildi diyor. Elde bir terazi mi var kim Atatürkçü, kimin sapma ihtimali var? İhtimal arkadaşlar, ihtimal! Sonra, yıkıcı faaliyetler bünyesinde olanlar ve en son, son on, on beş yılda, irticai faaliyetlere katılan subaylar peyderpey, her YAŞ kararlarında atılıyor.

Şimdi, burada, bunun ölçüsü ne? Bölücülükten çok fazla subay atılmadı arkadaşlar; atılmadı çünkü Doğu, Güneydoğu’dan harp okullarına Kürt olduğu için öğrenci alınmıyor. Kaç tane general sayabilirsiniz? Kaç tane albay sayabilirsiniz? Kaç tane subay sayabilirsiniz? Bana, Türk Silahlı Kuvvetlerinde albay rütbesinde veya general rütbesinde kaç tane Kürt sayabilirsiniz? “Kürt kökenli” diye… Bu bir anlayış. Şimdi, 72 milyon bu söylediklerimi… Belki birilerinin hoşuna gitmeyecek ama inanın son on beş senede irtica ile atılanların dışında Kürt olan subaylar olsaydı önce onların hepsi atılırdı, sonra irtica noktasına gelinirdi.

Meşhur Alman faşizminin İkinci Dünya Harbi’nde papazın hikâyesidir. Önce komünistleri, sonra sosyal demokratları… Papaza sıra geldiği zaman da kimse kalmamıştı! Şimdi, inançları nedeniyle “dinci” demiyorlar, irticai faaliyette bulunanlar görevden alınıyor.

Şimdi, tabii ki bazen kızan arkadaşlarımız var ama bu sorunun cevabını Millî Savunma Bakanlığına da kaç kez sordum: “Kaç tane Kürt general geldi?”, “260 civarında general var, bunun kaç tanesi Kürt general?” 1-2, doktorluktan gelen var, biliyorum, burada milletvekilliği yapan hemşehrim de var, onu da biliyorum, ama istisna bu.

Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Bu bir hukuksuzluk, bu bir adaletsizlik, bu bir eşitsizlik ve ne yazık ki YAŞ kararı nedeniyle binbaşı olmuş, yarbay olmuş, senelerce görev almış ve son bir yazı, bir tebligat geliyor. O tebligat iki satır arkadaşlar: “Emekliye resen sevk edildiniz.” Sonra apoletlerini söküyorsun, sonra itibarını alıyorsun; sonra çocuğunu, torunlarını, eşini cezalandırıyorsun, orduevine girişini yasaklıyorsun ve toplum nezdinde büyük bir suç işlemiş birisi olarak açığa çıkarıyorsunuz.

CEVDET ERDÖL (Trabzon) – Mahkeme kararı yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Olmaz, kesin karar olur.

Şimdi, yakın zamanda Balıkesir’de bir davaya girmiştim. Çok yetenekli bir astsubay…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, size de ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir’de, astsubay okulunu kazanıp tayin emri çıkan, pırıl pırıl, okul birincisi -ilk on sırada olan- genç bir öğrenci resen emekliye ayrılıyor ve hemen atılıyor. Soruyorlar “Nedir?” Deniliyor ki:”12 Eylülden önce, baban TSİP’e üç ay üye olmuş.” Arkadaşlar, burada YAŞ kararlarıyla ilgili 1612 sayılı Yasa var, bu değiştirilebilirdi, buradan da kanun yolu, yargı yolu açılabilirdi ama Anayasa’da, Hükûmet önceki teklifini oradan da kısırlaştırmış, sınırlandırarak getirdi buraya. Deniliyor ki: “Sadece ilişik kesme kararlarına yargı yolu açılır.” Değil arkadaşlar. Artık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başlangıçta reddettiği bu tür YAŞ kararlarını, 2007 yılından sonra büyük dairenin aldığı bir içtihatla -ki Finlandiya’dan 5 polisin başvurusuyla alınan büyük bir içtihat kararı- bundan böyle… Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları da kesin biliyorsunuz, oradan verilen savcıların atılma -Şemdinli Savcısı gibi- ve YAŞ kararıyla atılanlarla ilgili mutlak surette iç hukukta, ulusal hukukta bir yargı yolunun açılması gerekiyor. Bu düzenleme yeterli mi? Değil arkadaşlar. İnanın, sadece mağduriyet, ilişik kesme değildir, başka cezalar da vardır ve kışlada da hukuk olmalıdır. Kışla hukuksuzluk demek değildir. Bu konuda hukuk devleti olmanın gereğini yerine getirmek yüce Meclise yakışan tavırdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Komisyon Başkanı Sayın Kuzu’nun bana bir yazılı müracaatı oldu: “Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü adımdan bahsederek söylediğim bazı sözleri yanlış yorumlamıştır. Bu konuda açıklama yapmak üzere İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz istiyorum.” diyorlar.

Yerinizden Sayın Kuzu, üç dakikayı geçmemek üzere.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Manisa Millet-vekili Şahin Mengü’nün, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Olur Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; tabii, biz akademik kesim olarak elbette ki teorik birçok şeyler yazar, çizeriz. Bunlar doğal şeylerdir. Biz, kanun yazmıyoruz.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Ama Hocam, bunlar…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Müsaade buyurun efendim.

Yapılanlar içerisinde, katıldığımız olur, katılmadığımız olur. Yani, şurada siz, oy veren tüm arkadaşlar, her şeye mutlak, yüzde yüz… Hiçbir zaman böyle şey olmaz, olmamıştır da. Siyasiler, nasıl ki bir yasaya tümden karşı çıkıyorsanız, içinizden “Bu madde iyidir.” demenize rağmen ret oyu kullanıyorsanız, bu tür şeyler olabilir.

Yalnız, benim söylediğimde Sayın Mengü, biz Komisyonda bunları konuştuk. Bakın, iki şeye itiraz ediyorsunuz: Birisi, Anayasa Mahkemesi, tipik bir yargılama makamı değil. Elbette ki içinde yargıçların çok olmasını arzu ederiz. Bu, doğru da olur, buna bir şey de demiyoruz. Ama, bugünkü metinde de şimdiki sistemde de zaten hukukçular çoğunlukta değil. Öyle midir, açın, hesabı yapalım beraber.

Bizim getirdiğimiz metin, daha çok hukukçu imkânı tanıyor. Onu, madde geldiği zaman görüşeceğiz. Bugünkü metin, hukuki daha çok imkân tanıyor yani getirdiğimiz metin, getirmeye çalıştığımız metin.

Onun dışında, sizin söylediğiniz öbür hususa gelince: Şimdi, tabii ki Yüce Divan sıfatı bir ceza yargılaması ama Anayasa Mahkemesinin bakışı da benim şahsi kanaatim de elbette ki Yargıtayda bir ceza dairesi baksın şeklinde. Bu, doğru mantıktır. Ancak, Anayasa Mahkemesi üyeleri de -benim de katıldığım- şöyle diyorlar: “Bu, bir Anayasa ve idare hukuku sorunudur, tipik ceza olarak görürseniz bu yargılama çok ağır olur, siyasetteki elastikiyeti göremez.” Buna aynen katılıyorum. Dolayısıyla, biz yasa yazmıyoruz yani netice olarak oradaki farklı yorumları getirip de burada sanki yanlış bir şey demişiz gibi, hukukçu olmayan arkadaşlarım üzerinde özellikle “Dün öyleydi, bugün böyleydi.” filan gibi, Demirel tipi böyle bir kişi değilim ben, onu açık açık söyleyeyim size.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz? Yerimden, eğer açarsanız hemen, çok… Elimde tutanak var. Bu, bir ilim adamının söylemi değil, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına…

BAŞKAN – Bu yani, böyle karşılıklı bir sataşma şeklinde uzayıp gitmesin diye arzu ediyorum.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – İsmimi söylüyor ama…

BAŞKAN – Tabii, buyurun oturun, açarım efendim, açarım.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – O zaman, bir de benim için açmak zorunda kalırsınız Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama, ismini söylediniz ya.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bir mahzuru yok. Siz konuşun, Şahin Bey konuşsun…

BAŞKAN – Efendim, tamam.

Sayın Kuzu, biraz toleranslı olalım.

22.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Kuzu dediler ki: “Sanki bunu, bir ilim adamı gibi görüşü…” Hayır. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına 23 Mart 2003 Pazar günü yaptığı konuşmada söylemiş, yani bilimsel fikri değil, siyaset adamı olarak fikri. Aynen okuyorum, hiç değiştirmeden: “Bu yetkiyi kime vermek lazım diye düşündüğümüzde, daha önce bu tür çalışmalar olmuş. Mesela, 1982 Anayasası, ilk şeklinde, bunu, Yargıtay Ceza Daireleri başkanlarından oluşan bir kurula vermiş. Bunu doğru buluyoruz. Gerçi, bunu, o günün şartlarında askerî konsey uygun bulmadı ama öyle zannediyorum, bunun düzeltilmesi lazım, çünkü bu çok teknik ceza işidir. Anayasa Mahkemesinde hukukçu olmayan üye var, cezacı olmayan üye var. Bu kadar teknik bir konuda, öyle zannediyorum, isabetli karar vermede zorlanılıyor olsa gerektir.”

Zaten Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kere hepsi yargıçtır, oraya eczacıyı da tayin etseniz yargıç oluyor bir anda. Orada söylediğimiz, hukukçu üye sayısının çok fazla olması.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sanıyorum anlaşıldı.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi de 12’nci madde üzerinde gruplar adına son konuşmayı yapmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa’yı davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Fatsa buyurun. Sizin de süreniz on dakikadır efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Teklifi’nin çerçeve 12’nci maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Başkanlık makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, çerçeve 12’nci madde, Anayasa’mızın 125’inci maddesinin ikinci fıkrasını düzenliyor. 125’inci maddenin ikinci fıkrasında, YAŞ kararlarının -Yüksek Askerî Şûra kararlarının- yargı denetimine kapalı olduğu yazıyor. Aynı maddenin birinci fıkrasında da diyor ki: “İdarenin her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir.” Yine Anayasa’mızın 36, 37, 38’inci maddelerinde de bunu teyit eden, bunu doğrulayan hükümler vardır.

Söz konusu idarenin eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olduğu bir Anayasa zorunluluğu olmasına rağmen Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine kapalı olmasını bir hukuk mantığıyla, evrensel hukuk ilkeleriyle, hukukun üstünlüğüyle, yargılanma hakkıyla ve savunma hakkının kutsallığıyla izah etmek mümkün değildir. Hiçbir sağduyulu yargıç, hiçbir sağduyulu hukukçunun bunun doğru olduğunu, hakkaniyet içerdiğini ifade etmesi söz konusu olamaz eğer gerçekten hukukun üstünlüğüne inanıyorsa.

Değerli arkadaşlar, savunma, kutsal bir haktır. Nasıl yargılıyorsak, yargıladığımız insanlara savunma hakkını, kendini ifade etme hakkını da vermek bir hukuki zorunluluktur. Dolayısıyla uygulamaya baktığımız zaman, Anayasa’nın açık hükümleri ortadayken, Yüksek Askerî Şûra kararlarıyla özellikle 1982’den sonra yaklaşık 1.700 subay ve astsubay ama daha öncekileri de biraz önce Sayın Hasip Kaplan’ın başlattığı tarihten başlatırsak, bu rakamın 3 binin üzerinde olduğu görülmektedir.

Yüksek Askerî Şûra’nın bu kararları belki Şûra’nın kendi mantığı açısından izah edilebilir, haklı gerekçelere dayanabilir ama hukuk mantığı açısından ve kamu vicdanı açısından baktığımız zaman, hiçbir zaman kabul görmemiş ve kamu vicdanını da rahatsız etmiştir. Toplum, kamuoyu bunu sürekli sorgulamıştır. Kaldı ki, Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine kapalı olması 1982 Anayasası’yla beraber, şimdi üzerinde tartışma yaptığımız Anayasa’yla beraber Anayasa’da yerini bulmuştur. Sadece bu gerekçeyle bile bu Anayasa’nın değiştirilmesinin ne kadar önemli, ne kadar temel insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir uygulama, çalışma olduğunu, herhâlde bunu kabul etmeyecek sağduyulu bir insan yoktur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, 1982’ye kadar bu kararlar yargı denetimine açıkmış. Ancak bir olay oluyor -aslında birçok olay oluyor, yaşanan olay var- eski Deniz Kuvvetleri komutanlarından Sayın Vural Bayazıt bir gazeteciyle bir mülakat yapıyor, bu, Yüksek Askerî Şûra kararlarının neden yargı denetimine kapalı olduğuna dair. Diyor ki: “Özellikle terfilerde yaşanan sıkıntılardan dolayı ordunun üst kademelerinde kadro sıkıntısı yaşıyorduk. Dolayısıyla 1982’ye kadar da bu yargı denetimine açıktı, herkes yargıya gidiyor, idari yargıda bunu durduruyor idi. Dolayısıyla -yüksek- ordunun üst kademelerinde de ciddi manada bir hiyerarşik yapıyı zorlayan durum ortaya çıkıyordu.” diyor. Onun için, değerli arkadaşlar, kadrosuzluk sebebiyle veya terfi sebebiyle ordudan ilişiği kesilenlerin YAŞ kararına tabi tutulması ve YAŞ kararının da yargı denetimine kapalı olması hükmünü bunun için talep ettik, bunun için Anayasa’da uygulanmasını istedik diyor. Tabii, kadrosuzluk sebebiyle veya terfi sebebiyle ordudan ilişiği kesilenler, bu vesileyle, bu sebepten dolayı da yargıya gidemiyorlar, önleri kapanmış oluyor. Daha önceki uygulamalarda da “Danıştay paşaları” diye herkesin hafızasında kalacak, yargı yoluyla geriye görevine dönmüş paşalar ve uygulamalar da vardı.

Ancak burada bir şeyin göz ardı edildiği görülüyor. Özellikle bu disiplinsizlik sebebiyle ordudan ilişiği kesilenler, onlar yargıya açık kalıyor uygulamada, 82 Anayasası’nın uygulamasında yargıya açık kalıyor. Bu sefer onlar idari yargıya gitmek suretiyle haklarında alınan kararları bozdurmaya başlayınca, 83 yılında 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Yasası’nın 50 ve 94’üncü maddelerinde değişiklik yapılmak suretiyle disiplinsizlik nedeniyle de ordudan ilişiği kesilenlerin yargıya başvuruları, yargıya müracaatlarının önü kesilmiş oluyor. O günden beri de zaten gündemde, Türk kamuoyunun gündeminde, ülkemizin, milletimizin gündeminde sıkça tartışılan bir konu olarak da yerini muhafaza etmektedir.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada, “Niye insanlar suçlanıyor, niye ordudan ilişiği kesiliyor?” değil tartışılan konu. Tartışılan konu, en temel hak olan savunma hakkının kullandırılmamasıdır. Belki gerçekten, iddia edildiği gibi, bu insanların hepsi suç işlemiş de olabilir. Kaldı ki en azılı suçlulara bile avukat hakkı veriyoruz, savunma hakkı veriyoruz, yetmiyor mahkeme karar verdikten sonra temyiz hakkı veriyoruz. Niye? Ola ki, bu süreçte göz ardı edilmiş bir eksiklik veya delilde bir noksanlık olabilir endişesiyle. Adaletin tecelli etmesi için her türlü imkân verilirken adi suçlulara bile, Türk Silahlı Kuvvetlerine uzun yıllar hizmet etmiş, üniformasını onuruyla, şerefiyle taşımış insanların sadece disiplinsizlik gerekçesiyle, hiçbir gerekçe göstermeden Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesilmesini kabul etmek doğrusunu istersen mümkün değildir. Mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar… Ha yargılanır, kendisini savunur, haklarındaki iddiaları görür, mahkemeye gider, mahkeme yoluyla da cezalanmasının veya ilişiğinin kesilmesinin doğru olduğu ortaya çıkabilir ama biz bunu bile yapmıyoruz. Boğazına idam ilmeği geçirilmiş insana bile son arzusu sorulurken, bu insanlara suçlarının ne olduğu bile söylenmemiştir. Hatta…

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Fatsa, itiraz eden yok.

EYÜP FATSA (Devamla) – Edebilirsiniz, kürsü açık.

ATİLLA KART (Konya) – İtiraz eden yok, sekiz yıldır niye yapmadınız?

EYÜP FATSA (Devamla) – Kürsü açıktır.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Karşılıklı konuşmayalım değerli arkadaşlarım.

ATİLLA KART (Konya) – İtiraz eden yok.

EYÜP FATSA (Devamla) – Kürsü açıktır, siz de itiraz edebilirsiniz.

ATİLLA KART (Konya) – İtiraz etmiyoruz, katılıyoruz görüşünüze. Sekiz yıldır niye yapmadınız?

EYÜP FATSA (Devamla) – Siz de itiraz edebilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Fatsa, lütfen siz Genel Kurula hitap edin efendim, lütfen.

ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır niye yapmadınız?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım Sayın Kart.

EYÜP FATSA (Devamla) – Demek ki yapıyoruz işte, buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Sekiz yıldır niye yapmadınız?

EYÜP FATSA (Devamla) – Ama, 1982’den beri de yapılmadığını düşünürsek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Konya) – Onu, yapmayanlara sorun.

BAŞKAN – Sayın Fatsa, on dakikalık süreniz doldu. Size de ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

EYÜP FATSA (Devamla) – ...o süre içerisinde de bunun niye yapılmadığını sorgulayabiliriz.

ATİLLA KART (Konya) – Tabii, haklısınız tabii.

EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben sözlerimi burada bitirirken bir iki hususu sizlerle beraber paylaşmak istiyorum, hem bu Anayasa değişikliği gerekçesiyle hem de bu üzerinde konuşmuş olduğum konu gerekçesiyle.

Bütün tecrübeler göstermiştir ki korku bir yönetme kültürüdür.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Doğru.

EYÜP FATSA (Devamla) – İnsanları önce korkuturlar, sonra bu korkuya inandırırlar, sonra bu korkuyla yaşatırlar, sonra da bu korkuyla yönetirler. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından “aynen” sesleri, alkışlar(!)]

ATİLLA KART (Konya) – Aynen yaşıyoruz. Her türünü yaşıyoruz.

EYÜP FATSA (Devamla) – Peki, buna kim başvurur?

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Fatsa, uyguladığın yöntemi söylüyorsun.

EYÜP FATSA (Devamla) – Kendinden emin olmayan yönetimler…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Tayyip Erdoğan’ın yöntemini anlatıyorsun.

ŞENOL BAL (İzmir) – Kendinizi anlatıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allahtan korkarız elbette, ne demek?

EYÜP FATSA (Devamla) – …halkıyla paylaşabileceği veya halkına her şeyi alenen yapma noktasında, ifade etme noktasında çekinceleri olan yönetimler bunlara başvurabilir. Tarih boyunca da buna çok başvurulmuştur.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Yaptığınızı anlatıyorsun. Allah söyletiyor, yaptıklarınızı anlatıyorsun.

ATİLLA KART (Konya) – Kendinizi anlatıyorsun.

EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, buyurun, biz bu korkularla yaşadık, bu millet yaşamıştır.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Hâlâ yaşıyor.

EYÜP FATSA (Devamla) – Bu millet tabutluklarla korkutulmuştur, bu millet komünizm tehlikesiyle korkutulmuştur…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Onu da sen korkuttun.

EYÜP FATSA (Devamla) – …bu millet bölücülük tehlikesiyle korkutulmuştur, bu millet irtica tehlikesiyle korkutulmuştur, bu millet İran tehlikesiyle, en son Malezya tehlikesiyle korkutulmuştur ama bu korkuların hiç birisinin gerçek olmadığını da görmüştür.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Komünizmle Mücadele Derneği…

OKTAY VURAL (İzmir) – Millî Mücadeleyi niye yaptın sen?

EYÜP FATSA (Devamla) – Şimdi, milletçe biz bir şey yaşıyoruz, artık demokratik standartlarımız yükseldikçe…

OKTAY VURAL (İzmir) – Mehmet Akif o şiiri niye yazdı acaba? Akif’in şiirini okuyordun sen.

EYÜP FATSA (Devamla) – …demokrasimizin çıtası yükseldikçe, temel hak ve hürriyetlerimizi kullanmaya başladıkça korkularımızı da yenmeyi öğrendik. Şimdi, sorgulanamayanları sorguluyor, konuşulamayanları konuşur hâle getiriyoruz.

ATİLLA KART (Konya) – Aranızda Sayın Başkan, o derneklerin mücahitleri aranızda. Onları kuran da sizsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Komünizmle Mücadele Derneği yöneticisi Abdullah Gül.

BAŞKAN – Ek süreniz de doldu. Genel Kurulu selamlayınız.

Sadece selamlama için açıyorum efendim, sadece selamlama için.

EYÜP FATSA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, insanlık tarihi iki şeyin mücadelesinden ibarettir. Değişimi isteyenler ve değişime direnenlerin mücadelesidir insanlık tarihî. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Ama bütün tarih boyunca baktığınız zaman, baktığımızda gördüğümüz gerçek şudur: Değişime direnenler sadece süreci yavaşlatabilmiştir ama süreci sonuçsuz kılamamış ve değişimi talep edenler hep galip gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ŞENOL BAL (İzmir) – Sizin gibi teslimiyetçiler söylemesin bunu.

EYÜP FATSA (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Fatsa, Kominizmle Mücadele Derneğinin başında Sayın Abdullah Gül, Sayın Cemil Çiçek, Sayın Recep Tayyip Erdoğan dâhil olmak üzere o kadro vardı.  Bugün Türkiye’yi yönetiyor, o kadro.

BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar…

Sayın Kart, böyle karşılıklı konuşmayalım lütfen…

Sayın milletvekilleri, şimdi de madde üzerinde şahıslar adına konuşmalar yapılacaktır.

İlk söz hakkı Çanakkale milletvekili Sayın Mehmet Daniş’e aittir.

Sayın Daniş, buyurun.

Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın “Yargı yolu” kenar başlıklı 125’inci maddesinde değişiklik yapan çerçeve 12’nci maddesi hakkında görüşlerimi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin çerçeve 12’nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı yolu” başlıklı 125’inci maddesinde iki önemli değişiklik yapılmaktadır. Yapılan ilk değişiklik: Yüksek Askerî Şûranın Silahlı Kuvvetlerden terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılmasına ilişkindir. Diğer değişiklik ise idari işlemlere karşı açılacak davalarda yargı yetkisinin hiçbir suretle yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağına ilişkindir.

Değerli arkadaşlar, YAŞ kararıyla subay ve astsubayların ordudan ihraç edilmeleri 1982 Anayasası’yla güvence altına alınmış olduğu kabul edilen temel hak ve özgürlüklere ilişkin açık hükümler olmak üzere insan haklarına ve genel olarak da hukukun egemenliği ilkesine aykırı bir nitelik taşımaktadır.

Sizlerle 1982 Anayasası yapılırken Millî Güvenlik Konseyinin 18/10/1982 tarihli 118’inci Birleşim Tutanağı’nı paylaşmak istiyorum:

Bu 125’inci maddenin görüşmelerinde, Konsey Başkanı: “İkinci fıkrada Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işler ile Yüksek Askerî Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır deniyor. Yüksek Askerî Şuranın kararlarından kasıt burada nedir?”

“Hâkim Tümgeneral Muzaffer Başkaynak (Anayasa Komisyonu Başkanı) - 926 sayılı Kanun’un öngördüğü kararlar.”

“Başkan – Yani terfi kararları.”

Hâkim Tümgeneral Muzaffer Başkaynak, Anayasa Komisyonu Başkanı olarak: “Evet.”

“Başkan – Yoksa diğer kararlar değil.”

Yine, Komisyon Başkanı: “Hayır.”

Başkan tekraren: “Personel hakkında aldığı kararlar.”

Yine Komisyon Başkanı: “Yüksek Askerî Şûra aslında istişârî nitelikte karar verir veya savaş hazırlığıyla ilgili çalışmaları yapar. Tabii, istişârî nitelikte kararlar; bu sadece kesin, bağlı olan.”

“Başkan – Onlar kastediliyor.”

Yine Anayasa Komisyonu Başkanı olarak hâkim, tümgeneral Muzaffer Başkaynak: “Onlar kastediliyor. 926 sayılı Kanun, terfi işlemi, emekli işlemlerine ilişkin işlemler yargı denetiminin dışındadır deniyor.”

Anayasa yapılırken bunlar tutanaklarda mevcut olduğu hâlde, Sayın Fatsa’nın da ifade ettiği gibi, 1983 yılında 926 sayılı Yasa’nın 50 ve 94’üncü maddelerinde yapılan değişiklikle, astsubay ve subaylarla ilgili disiplinsizlikten dolayı YAŞ kararlarının içine alınması sağlanıyor. Aslında, o dönemde yapılan bu kanun Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu hâlde, tabii yıllarca yürürlükte kalıyor ve uygulanıyor.

Arkadaşlarım, benden önceki arkadaşlarım detaylı bir şekilde ifade ettiler; tabii, bu, birçok hak mahrumiyetine sebep oluyor.

Yine, bizim Anayasa’mızda, açıkça 15’inci maddenin ikinci fıkrasının sonunda “…suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

Tabii, bu hukukun genel bir kuralı, Anayasa’mızda da 82’de yazmış olmamıza rağmen.

Yine 36’ncı maddede “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” dememize rağmen, yıllarca bu hak mahrumiyetleri maalesef devam edegelmiştir.

Tabii ki bütün bunların sonunda hem kamu vicdanında gerçekten derin yaralar açılmıştır hem de haklı haksız yıllarca kurum yıpratılmıştır. Âdeta burada Yüksek Askerî Şûra kanunlar üstü bir kurum gibi algılanmış, personelin bütün disiplin notları tam puan olmasına rağmen disiplinsizlikten dolayı görevinden ayrılmış, ayrılmak zorunda kalmış, aileler bunun sıkıntısını yaşamış ama hepsinden önemlisi açıkça hukuka aykırı fiilî bir durum oluşturmuştur.

Şimdi yapmış olduğumuz Anayasa değişikliğiyle, ilgili maddede yapmış olduğumuz değişiklikle de işte, kişi hak ve özgürlüklerini genişlettiğimizi ifade ettiğimiz bu çerçevede, böyle bir hukuksuzluğun, hukuka açıkça aykırılığın… Hep beraber bunu gideriyoruz, bunu oyluyoruz.

Ben, bu maddenin, bütün Anayasa değişikliklerinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinizi en içten duygularımla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Daniş, teşekkür ederim.

Şahıslar adına ikinci söz, Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak’a aittir.

Sayın Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişiklik teklifi üzerinde, 12’nci maddede şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde halk iradesi olmazsa olmazdır ve en önemli ana unsurdur. Ama halk iradesi eğer hukuk-demokrasi-halk iradesi üçlemi içerisinde bir yere oturtulmazsa bunun anlam kazanması mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu görüşmelerde, müzakerelerde söylenen ile yapılanın, söylenenlerin sürekliliğinin çok birbiriyle tenakuza düştüğü birçok şeye şahit olmaktayız. Bunlara dikkat çekmek için huzurlarınıza geldim. Sadece belli bölümlerde belli tutanaklardan ve günlük konuşmalardan bazı şeyleri sizlerle paylaşarak yorumlar getirmek istiyorum.

21/4/2010 tarihindeki tutanaklarda bir şey var: “Bugün bazı çevrelerin algılamasına göre yeni bir Anayasa yapmak ancak darbe sonrası oluşan icazetli Meclislerin işidir ve onların yetkisindedir. Maalesef, bu algı ülkemizin en ciddi kurumlarında bile etkindir.” ve birtakım kurumlar itham ediliyor.

Sayın Başbakanın da dünkü konuşmasında aynı mahiyette bir metin var: “Milletimizin Meclisini Anayasa ve yasa yapmak konusunda aciz, yetersiz ve yetkisiz görenler Türkiye Büyük Millet Meclisiyle birlikte milleti ve millet iradesini inkâr ettiklerini görmek ve anlamak zorundadırlar.”

Değerli milletvekilleri, eğer bir milletvekili, bir devlet adamı, hayalî düşmanlarla, hayali ithamlarla, duygusal birtakım konuşmalarla, bilimin, aklın gittiği bir yerde, yok olduğu bir yerde anayasa gibi değişiklikleri yapmak gibi bir ihtiyacı hissediyorsa bu, ülkemizi sağlıklı bir noktaya götürmez.

İkinci bir nokta: Sayın Başbakan ve AKP’li arkadaşlarımız birçok beyanlarında “Yedi yılda yaptıklarımız cumhuriyet tarihi boyuncu yapılanların çok ötesindedir.” diyorlar. Sayın Başbakan yedi yılda cumhuriyetin bütün yaptıklarının ötesinde bir şeyler yaptınsa, geçen televizyon programında “Ayağımızda prangalar var.” diyorsunuz. Acaba, yedi yılda yaptıklarınız cumhuriyetin bütün yaptıklarının üstünde ise hangi prangalar var? İşte, burada bir niyet ortaya çıkıyor. Hatta ve hatta Anayasa değişikliğinin gerekçesinde, arkadaşlarımız 82 Anayasası’nın, 84’te seçimler olduğunu düşünürsek ve 16 kez değişiklik yapıldığını eğer Anayasa’nın değişikliğinin gerekçesine koymuşlarsa, bu ülkede Meclisin Anayasa değişikliğini yapamamak duygusallığını oluşturmak, birtakım kurumları itham etmek, acaba ne kadar haklı bir gerekçedir değerli arkadaşlar? Bu Meclis 82’den bu yana Anayasa’da 16 kez değişiklik yapmış.

Değerli milletvekilleri, asıl önemli olan ikinci bir paragrafa geliyorum: “İşte biz bugün çağdaş demokratik devlet anlayışına aykırı düşüncelere karşı bir gayret içindeyiz. Evet, bu çalışma bu ülkede kurucu irade kavramının yeniden tanımlanmasını sağlayacaktır.”

Değerli milletvekilleri, AKP’nin Anayasa değişikliğinin esas gizli olan unsuru buradadır. Eğer kurucu iradenin yeniden tanımlanması gündeme geliyorsa, Anayasa’nın değişiklik içeren bugünkü mağdurlarının istismar edildiği maddeler gibi daha birçok madde de ancak rüşvet maddeleridir. Esas gaye burada kilitlenmiştir. Rüşvet maddeleridir. Eğer 12 Eylül Anayasası’na “darbe Anayasası” diyerek bir duygusallık oluşturulmak isteniyorsa, bugünkü Anayasa’ya ad vermek gerekirse değişikliklere, bu değişikliklerin yapıldığı Anayasa değişikliği de “rüşvetli Anayasa değişikliği” olacaktır.

“12 Eylül yargılansın.” deniyor. Değerli milletvekilleri, 12 Eylülde bu ülkede ıstırap çeken, gök ekin gibi yerlere, hapishanelere sürülen istikbal, istiklal ve hayat bedellerini ödeyen ülkücüler ve solcu gençler olmuştur. AKP’den kim acaba idam edilmiştir? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İşte o istismarla bunlar da gündeme geliyor, baş örtüsü de gündeme geliyor, her şey ama sözde her şey gündeme getiriliyor ama asıl gaye burada kurucu iradenin yeniden tanımlanmasıdır. Bunu Sayın Başbakan da çeşitli kerelerde ikaz etti, demokrasi tanımında araç olarak görülmesi, laikliğin yeniden tanımlanması gibi birçok konuları da gündeme getirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, size bir dakika ek süre veriyorum; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, kurucu iradenin neşet ettiği yer Anayasa’nın başlangıç ve ilk üç maddesinde ifadesini bulduğu terimlerdir, tanımlardır. Şimdi “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.” “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” diyor 2’nci madde. Yani başlangıç ilkelerine dayanan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bunu bir bütün içerisinde ele almak lazım. Aynı zamanda 3’üncü maddede de devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, dili, bayrağı, İstiklal Marşı ve başkenti tanımlanmaktadır.

Kurucu iradenin yeniden tanımlanması bu maddelerin tartışılmasıdır. AKP… Asıl niyeti budur. Bunların hangisini tartışmak istiyorsunuz değerli arkadaşlar? Süslediniz 12 Eylülün yargılanmasıyla, çocuk istismarıyla, baş örtüsüyle, askerden atılanlarla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, ek süreniz de doldu efendim.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bunların hangisini tartışmak istediğinizi, asıl onları gündeme getirerek burada tartışmak Türkiye Büyük Millet Meclisini daha doğru tartışma zeminine çekecektir, diyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 72’ye göre verilmiş bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 12. maddesinin TBMM İçtüzüğü’nün 72. maddesi uyarınca, görüşmelerinin devamına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                      Behiç Çelik                           Hamit Homriş                     S. Nevzat Korkmaz

                          Mersin                                      Bursa                                      Isparta

                  Y. Tuğrul Türkeş                  İsmet Büyükataman              Sabahattin Çakmakoğlu

                          Ankara                                     Bursa                                     Kayseri

                      Recep Taner                           Beytullah Asil                        Gürcan Dağdaş

                          Aydın                                    Eskişehir                                     Kars

                   Hüseyin Yıldız                          Mümin İnan                              Şenol Bal

                         Antalya                                     Niğde                                       İzmir

                   Necati Özensoy                          Akif Akkuş                            Reşat Doğru

                           Bursa                                      Mersin                                      Tokat

                   K. Erdal Sipahi                          Erkan Akçay                  Süleyman L. Yunusoğlu

                           İzmir                                      Manisa                                    Trabzon

                   Muharrem Varlı                   Ahmet Duran Bulut                     Hakan Coşkun

                          Adana                                    Balıkesir                                 Osmaniye

               Ertuğrul Kumcuoğlu                 Abdülkadir Akcan                       D. Ali Torlak

                          Aydın                               Afyonkarahisar                             İstanbul

                    Ahmet Bukan                          Ahmet Orhan                          Kürşat Atılgan

                          Çankırı                                    Manisa                                     Adana

                   E. Haluk Ayhan                        Mithat Melen                             Atila Kaya

                          Denizli                                    İstanbul                                   İstanbul

                    Ali Uzunırmak                        İzzettin Yılmaz                             Alim Işık

                          Aydın                                      Hatay                                     Kütahya

                     Zeki Ertugay                          Mehmet Günal                       Deniz Bölükbaşı

                         Erzurum                                   Antalya                                    Ankara

                                                                    Mustafa Enöz

                                                                          Manisa

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK AÇILIMI için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle getirmektedir.

Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Taner, buyurun efendim.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, bu haftaki önemli gündem maddelerinden birisi bedelli askerlik konusu idi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin bedelli askerlikle ilgili düşünceleri net bir şekilde ortada iken Sayın Başbakanın “Genelkurmay Başkanı ile görüşeceğim.” açıklaması Türk Silahlı Kuvvetlerini talep sahipleriyle karşı karşıya getirme ve yıpratma süreci olmamış mıdır?

İki: Millî Savunma Bakanı olarak sizin bu konudaki görüşlerinizi pek duyamadık. Sizin bedelli askerliğe bakış açınız nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Erbatur…

NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, insani gelişme, insanların hak ettikleri bir yaşam için karar ve seçeneklerini artıran kendilerine verilmiş veya yaratılmış olanaklar olarak tanımlanmaktadır. Bunu sağlayacak ortamlar demokratik toplumlarda anayasalarla sağlanır. Anayasa değişikliğinin 2007 seçimlerinde 9 milyon oy alan Cumhuriyet Halk Partisi, 6 milyon oy alan MHP ve 2 milyon oy alan BDP’nin görüşlerine yer vermeden yapılması, 16 milyon oyla Meclis çoğunluğunu alanların âdeta astığı astık kestiği kestik bir davranış değil midir? Millî irade bu Anayasa değişikliğine nasıl yansıyacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, AKP İktidarı olarak “Sizler adına ve sizler için Anayasa yapıyoruz.” mantığıyla hazırladığınız Anayasa değişikliklerinin hazırlanışındaki sakat mantığınızı ortadan kaldırmayacaktır. Vatandaşlarımızın ortak tercihlerini yansıtan bir anayasayı milletimize neden layık görmediniz? Bu tavrınız Jakoben bir yaklaşım değil midir?

TRT, YÖK, Futbol Federasyonu, RTÜK gibi kurumlarda değişiklik önermemektesiniz çünkü bunları yandaşlaştırdınız; böylece demokratikleşmiş oldular, yasal değişikliklerine de gerek kalmadı. Ancak HSYK, Anayasa Mahkemesi ve TSK’yı yandaşlaştırmak için sekiz yıldır uğraşıyorsunuz, yandaşlaştıramadınız. Sekiz yıldır YAŞ kararlarını tartışılır konumda tutuyorsunuz. İlişik kesme kararlarına yargı yolunu açarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gök…

İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan “YAŞ yani Yüksek Askerî Şûra kararlarını yargı denetimine açıyoruz.” diyorsunuz. Madem böyle bir niyetiniz var, ikinci fıkranın ilk cümlesinde, ilk hâlindeki Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemlere karşı yargı denetimi yolunu niye açmıyorsunuz?

İkincisi: Bu metni kim yazdı yani bu fıkra değişikliğini kim yazdı? Zira, fıkrayı okursanız aynen şunu diyor Anayasa: “Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûranın kararları yargı denetimi dışındadır.” Nokta. Ondan sonra “Ancak…” diyerek cümlenin devamını koyuyorsunuz “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri…” falan diye gidiyor. Bunu yapıncaya kadar, o cümlenin devamını şu “ancak” kelimesini kaldırıp bunu aynen oraya oturtsanız anlam bütünlüğü olmaz mı? Şunu, tümünü bir okuyun, önceki maddeyi ve bunu okuyun, işin ne kadar komik hâlde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu düzenleme ile YAŞ kararlarına itiraz yolu açılıyor. Buna göre, önceki yıllarda ihraç edilenlere bu imkân sağlanabilecek mi, yargı kararı gereğince eski görevlerine dönebilecekler mi?

Diğer sorum: Askerî okullarda okurken çeşitli sebeplerle okuldan uzaklaştırılan öğrenciler ve aileleri çok yüksek maddi yükümlülüklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu hususta bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana ve Komisyon Başkanına soruyorum: Her fırsatta millet iradesinden bahseden AKP, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerindeki sonucu bir türlü hazmedememiştir ve her fırsatta Adana seçimleriyle olumsuz görüş belirtmeye devam etmiş ve Türkiye’de birçok belediye başkanının suçu sabit olmasına rağmen görevden alınmamış ancak Başbakan talimatlı olduğu anlaşılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı görevden alınmıştır. Aytaç Durak Bey, alınma kararının yanlış olduğu gerekçesiyle mahkemeye başvurmuştur.

Sorum şudur: Mahkemenin kararını açıklayacağı gün Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sayın Mustafa Kökçam Adana’ya gelmiş midir? Adana’ya geldiği iddia edilen müsteşar yardımcısı mahkeme başkan yardımcısıyla görüşmüş müdür? Adı geçen müsteşar yardımcısı idare mahkemesi üyeleriyle toplantı yapmış mıdır? Bu müsteşar yardımcısının kamuoyuna yansıyan faaliyetleriyle ilgili bir soruşturma açmayı düşünüyor musunuz?

Bu Anayasa değişikliğiyle millet iradesini hâkim kılma iddialarınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Sayın Başkanım teşekkür ederim.

Sorulara da teşekkür ediyorum, bazı konuların belki daha kolay açıklanmasına yardımcı olacaktır.

Öncesi, bedelli askerlik konusuyla ilgili Sayın Taner’in sorusu: Bedelli askerlikle ilgili yeni bir düzenleme yapmaya bugün için ihtiyaç yoktur. Bunu defaatle ifade ettiğim gibi, yazılı olarak sorulan sorulara da, Komisyonda da aynı yolda cevap vermiştim. Zamanınızı almamak için yalnız şunu söyleyeyim: 1111 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi şöyle diyor: “Genelkurmay Başkanlığı da Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç miktarını tespit ederek Millî Savunma Bakanlığına bildirir.

Her celp döneminde eğitim merkezlerine sevk edilen miktar Genelkurmay Başkanlığınca belirlenenden fazla ise ihtiyaç fazlası olan yükümlüler, temel askerlik eğitimini bedel ödemek suretiyle yaparlar ve askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.”

Bugün bu mevcut, binaenaleyh, benim, kanundaki mevcut hüküm dışında bir görüş beyan etmem mümkün değildir.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakanım, Sayın Başbakan bilmiyor muydu bunu?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, siz devam edin lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Millî iradeye nasıl yansıyacaktır yani 16 milyon bunu çıkarıyor, diğer geri kalan 14-15 milyon burada temsil edilirken… Bu, tabii sizlerin takdirindedir ama netice itibarıyla referanduma gitmesi hâlinde, giderse -ki gidip gitmemesi de sizin takdirindedir, Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirindedir, hâlâ ikinci oylarımız var- o zaman referandum elbette ki millî iradeyi temsil edecektir.

İlişik kesme kararları… İki soruyu birleştirerek Sayın Yıldız ile Sayın Gök’ün sorularına beraber müsaade ederseniz cevap vereyim: Cumhurbaşkanıyla aynı cümlede neden yer almadı? İlişik kesme kararlarının, Askerî Şûra kararlarının sağladığı disipline halel getirmemesi lazım. Yani bir defa terfi işleri Askerî Şûra’da görüşülmeye devam edilmelidir, hiçbir şekilde yargı denetimine bunun açılması doğru olmaz. Biraz evvel bir sayın sözcünün de ifade ettiği gibi, vaktiyle açıktı ama yargının terfi ettirdiği kişilerle Askerî Şûra’nın terfi ettirdiği kişiler arasındaki uyuşmazlık disipline menfi etki etti. Bu sebeple Askerî Şûra’nın kararlarının yargıya açık olmadığı kesin vurgulanmalıdır.

İkincisine gelince: Belki daha geniş bir izahat vermem gerekir ama hemen anlatmaya çalışayım: İhraç kararlarının Askerî Şûra ile hiçbir alakası yoktur. İhraç kararları kurullardan geçtikten sonra, kurulların kararı ihraç şeklinde tecelli ederse bu, ilgili kuvvet komutanı tarafından Savunma Bakanlık makamına arz edilir ve bakanın uygun görmesiyle ihraç tamamlanmış olur; astsubaylarda böyledir. Subaylarda da üçlü kararnameyle olur bu. Demek ki Askerî Şûra’ya gitmeden ihraç etmek mümkündür ve normal yolu budur. Ancak 83 yılında 926 sayılı Kanun’un 50 ve 94’üncü maddelerinde yapılan bir değişiklikle “Genelkurmay arzu ettiği dosyaları -uygun gördüğü dosyaları diyelim, arzu etmek pek uygun kaçmadı- uygun gördüğü dosyaları, gerekli gördüğü dosyaları Askerî Şûra’ya sevk eder.” denmiş ve onun sonucunda 1542 personel Askerî Şûradan geçerek ihraç edilmiş; bunun 615’i subay, 927’si astsubay. Şimdi, bunlar yargıya gidememişler.

Bunun dışında belki binlerce -şu anda rakamı hatırlamam mümkün değil- ihraç yapılmış bizden önce de ama bunlar askerî idare mahkemesine gidebilmişler. Zaten bizim de Tüzük’ün 25’inci maddesine göre muhalefet şerhi koymamız -ki Tüzük buna müsait- bundan kaynaklanıyordu. Bu, ikili ayrımı takdiren yapan makama saygı duymadığımızdan değil ama anayasal hükümlerin bunun da üzerinde olduğunu düşünmemizden kaynaklanıyor.

BAŞKAN – Süre doldu Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Bakanım, eski ihraç edilenler dönebilecekler mi?

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on üç önerge vardır. İç Tüzük gereği, bilindiği gibi, ancak yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Kurayla tespit edilen yedi önergeyi şimdi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                 Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu

                                                                                                                    Siirt

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                        Abdurrahman Arıcı

                                                                                                                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                             İkram Dinçer

                                                                                                                    Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12. maddesi ile değiştirilen Anayasanın 125. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                               İsa Gök                                  Onur Öymen

                                               Mersin                                        Bursa

“Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Bengi Yıldız                           Hamit Geylani                        Osman Özçelik

                         Batman                                    Hakkâri                                      Siirt

                 M. Nezir Karabaş                          Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

                           Bitlis                                        Muş                                       Şırnak

Madde 12

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 12. maddesinin teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                      Behiç Çelik                       S. Nevzat Korkmaz                     Ali Uzunırmak

                          Mersin                                     Isparta                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz efendim?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir, aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP, 8 yıllık iktidarında devlet değerleri ile millet değerlerini çatıştırmıştır.

AKP, bu çatışma ile toplumu kutuplaştırmıştır.

AKP, bu kutuplaşmayı halka hesap vermekten kaçmak, siyasi rant elde etmek için kullanmıştır.

AKP yargıyı siyasallaştırmış, yandaş yargıç yaratmıştır.

AKP, şimdi yandaş yargı kurumu yaratmak istemektedir.

AKP, gizlemediği başkanlık sistemi hevesi ile, dikta yönetimi istemektedir.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK açılımı için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale getirmektedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, o nedenle birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi iki önergeyi de ayrı ayrı okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Bengi Yıldız (Batman) ve arkadaşları

Madde 12

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.” şeklindeki cümle eklenmiş ve dördüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 12. maddesi ile değiştirilen Anayasanın 125. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                               İsa Gök (Mersin) ve arkadaşları

“Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun efendim, önergeniz üzerinde beş dakika söz hakkınız var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim verdiğimiz önergede -Hükûmet son dakikada, ne hikmetse, nereden kaynaklandı, bilmiyorum- YAŞ kararlarına birazcık yolu açıyorduk, o yolu tek gidişli bir köprüye çevirdi, daralttı ve “…yerindelik denetimi yargı yapamaz.” Yargının ne yapacağına siz Anayasa’da kural koyarsanız, o zaman bağımsız yargıdan bahsedemezsiniz arkadaşlar, adil yargıdan bahsedemezsiniz.

Yerindelik denetimi zaten yargı yapmıyor ki. Olmayan bir hükmü niye koyuyorsunuz Anayasa’ya? Yani gerçekten şaşırtıyor. Yani şimdi, YAŞ kararlarına diyoruz ki: “Evrensel ölçütler ışığında yargı yolu açılsın.” ama “açılsın” derken… Anayasa’mızda zaten hüküm var, savunma hakkı var. Ne diyor? “Herkes savunma hakkına sahiptir. Suçu sabit olana kadar herkes masumdur.” deniliyor. Var mı? Var. 2001’deki değişiklikte adil yargılanma hakkı Anayasa’ya konuldu mu? Konuldu. Peki, yakın zamanda imzaladığımız Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nde de bağımsız yargı, savunma hakkı, adil yargılanma yok mu? Var. O zaman, eğer bu yolu açacaksanız, böyle duble yol gibi açacaksınız, böyle tam açacaksınız. Böyle, ince bir patika yol açarsanız, bu patika yolu da çok rahatlıkla kapatırlar. Onun için, bizim verdiğimiz önerge hep bu mahzuru gidermeye yönelik. Zaten “İdarenin her türlü işlemi yargıya tabidir.” denirken, YAŞ kararlarına karşı hazır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin içtihadı da varken, böyle bir durum da varken Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uyarınca adil yargılanma konusunda kendi ulusal yargımıza artık güvenmemiz gerekiyor. Yani güvenmeliyiz ki burada sorunları çözelim. Zaten bunu çözemezsek arkasından bu konuda bireysel başvuru hakkı da getirilecek ve bu açıdan da bu yol açılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre veriyorum efendim, lütfen tamamlayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Fakat ben bir şeyi söylemek istiyorum. Yani tamam, bunları görüşüyoruz, iki gün sonra ara verilecek ve bu ara verme sonrası ikinci tura geçeceğiz. Şunu düşündü mü arkadaşlarımız acaba: Buradan, farzımuhal, 330-337’le geçti ve referanduma gidiyoruz. Referanduma gidersek ne olur? Meclis bir ay çalışamaz; ümitsiz, umutsuz, çaresiz toplumda gelişen gerginlik artar; 50 trilyon lira para harcarsınız, zaman harcarsınız, emek harcarsınız; Meclis durur bir ay boyunca; sonra da seçime bir yıl kala şimdiden başlamış olursunuz seçim propagandasına ve Türkiye’ye faydası ne olur bunun arkadaşlar? Sonuç: Türkiye kaybeder. O zaman, kırk sekiz saat ara var iki tur arasında, iki kritik madde geliyor, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılanması bir de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Gerçekten bunun bağımsız olmasını hepimiz istemiyor muyuz? Peki, sorun ne? Niye konuşamıyoruz bunu? Niye gruplar bir uzlaşma kurulu kurup bu iki madde üzerinde -yargıçların tayini, yargıçların seçilmesi konusunda- bir mutabakat aramıyorlar? Bunu aramak zorundayız, bir çözüm bulmak zorundayız. Türkiye’yi bu atmosferlerde, bu sıkıntılarda, bu gerilimde referanduma götürmek Türkiye’ye haksızlıktır arkadaşlar. Bunu gerilimsiz bitirme imkânı var. İki madde üzerinde tartışmalar sürüyor. Zaman zaman CHP’nin söylediği bir şey var burada “konuşalım” diye, konuşulsun, tartışılsın, uzlaşılsın. Uzlaşılamıyorsa eğer iki madde çıkarılır mı çıkarılmaz mı, sonraki bir çare olarak o da konuşulsun. Ama Meclisteki temel yasalarda ve önümüzdeki dönem çalışmalarında bir randıman sağlanması isteniyorsa buna ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Bu konuda, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın Öymen, konuşacak mısınız efendim?

ONUR ÖYMEN (Bursa) – Evet, konuşacağım.

BAŞKAN – Önergesi üzerinde, Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 12’nci maddeyle ilgili olarak verdiğimiz önerge hakkında görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Bu konuda gerekçemizde de ifade ettiğimiz gibi “yerindelik” lafının, sözünün metinde yer almamasının daha uygun olacağını düşünüyoruz. Aynı metinde aynı zamanda Cumhurbaşkanının bireysel olarak aldığı kararların yargı denetiminin dışında tutulmasıyla Yüksek Askerî Şûranın kararlarının yargı denetimi dışında tutulması sözlerinin aynı ifadenin içinde yer almasının sakıncalı olduğunu düşünüyoruz. Birincisi tek başına yargı denetimi dışında. Şimdi öyle anlaşılıyor ki yapılan değişiklikle Yüksek Askerî Şûranın kararlarının bir bölümü yargı denetiminin dışında, bir bölümü değil. Bunun gözden geçirilmesini tavsiye ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu 12’nci maddeyle ilgili olarak şunları da söylemek istiyorum: Bütün konuşmalarda Komisyon sözcüleri, iktidar sözcüleri sürekli olarak Avrupa Birliğinin normlarına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına atıfta bulundular. Şimdi 12’nci maddeyle ilgili olarak bakalım Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne demiş. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu YAŞ kararlarıyla ilgili olarak kendisine yapılan yüz yedi müracaat hakkında karar almış. Bu yüz yedi müracaatın hepsi “Bizim yargı yoluna müracaat yolumuz tıkalıdır, onun aleyhine dava açıyoruz.” diye müracaat etmişler. Bu yüz yedi davanın kaç tanesini kabul etmiş? Hiçbirini kabul etmemiş. Son derece ilginçtir. Biraz önce arkadaşım dedi ki: “Kendi savunma hakkını insanlara tanımamak hukuka aykırıdır. Hiçbir hukukçu böyle bir şeyi tasavvur bile edemez.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki insanlar, yargıçlar hukukçu değil mi acaba?

Şimdi bir de bakıyoruz ki Meclise getirdiğiniz metinle Komisyondan çıkan metin farklı. Sayın Başbakan, Sayın Millî Savunma Bakanı bütün YAŞ kararlarına şimdiye kadar şerh koydular. Acaba niye koydular? Bu defa, bakıyoruz, terfiler ve tayinlerle ilgili, emeklilikle ilgili hususları gene yargı denetiminin dışında bırakıyorlar. Demek ki onları rahatsız etmiyormuş, demek ki şerh koymalarının sebebi emeklilik kararları veya efendim terfi kararları değilmiş. Peki neymiş? Sakın irtica kararları, disiplinsizlik kararları olmasın! Şimdi öyle anlaşılıyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi irticai konularla ilgili olarak yargıya başvurma imkânının bulunmamasını İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmuyor ama Hükûmeti rahatsız ediyor bu. Demek ki, Hükûmet farklı bir yaklaşım içinde. Şimdi, buraya bir nokta koyuyoruz.

Günlerden beri, değerli arkadaşlarım, Almanya örnek veriliyor. Yani Almanya örneğini çok iyi bilmek lazım. Ne yazık ki, yanlış veriliyor bu örnek. Almanya’da sanki, partilerin kapatılması konusu bizim dikkate almamız gereken bir husus. Almanya’da partilerin kapatılması değil, kapatılmaması sorun yarattı. Keşke Weimar Anayasası’nda partilerin kapatılmasıyla ilgili hüküm olsaydı. Keşke o zaman Almanya’da anayasa mahkemesi olsaydı da, Nazi Partisi bütün Almanya’yı ve dünyayı bir felakete sürüklemeseydi. O zaman anayasa mahkemesi yok, Anayasa’da hüküm yok, parti kapatılamıyor, milis teşkilatı kuruluyor ve bu nedenle dünya felakete sürükleniyor.

Değerli arkadaşlarım, Alman Anayasası’yla ilgili olarak bir hususu daha dikkatinize getirmek istiyorum, burada söyleniyor ama Alman Anayasası’nın 21’inci maddesinin ikinci fıkrasını okuyunuz: Demokrasiye karşı partilerin kapatılmasından bahsediyor. “Şiddet kullanma” lafı yoktur orada. Burada öyle bir laf ediliyor ki, öyle sözler söyleniyor ki, sanki şiddete başvuran, sadece şiddete başvuran partiler kapatılabilirmiş gibi. Alman Anayasası öyle demiyor “Demokrasiye zarar verecek partiler…” diyor. Bu konuda dikkatinizi çekerim.

“Efendim” diyorlar, örnek olarak, “Meclisin denetim fonksiyonuyla ilgili olarak, yani Meclis izin vermezse parti kapatma davası açılamayacak; örnek, Almanya.” Yanlış… Yanlış örnek. Almanya’da Meclisin de senato konumundaki Bundesrat’ın da partinin kapatılması için mahkemeye başvurma hakkı var, bu başka bir iş. Bu, suç duyurusunda bulunma hakkıdır. Aynı hak Alman Hükûmetinin de var, eyalet hükûmetlerinin de var bazı durumlarda. Bu, suç duyurusunda bulunma hakkıdır ama mahkemeye müracaatı denetleme hakkı değildir.

Ben Sayın Kuzu’ya soruyorum: Bana bir tek ülke gösteriniz, bir partiyi kapatma kararı aleyhinde meclis bir denetleme fonksiyonu görsün, bir filtre fonksiyonu görsün. Dünyada örneği yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, ilave süre veriyorum efendim, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, dünyada örneği yok bunun. Şu Meclise sunulan metnin yani Büyük Millet Meclisine başsavcının dava açma yetkisini sınırlama, engelleme yetkisinin dünyada hiçbir örneği yoktur, Alman Anayasası’nda da yoktur. Bunu herkes çok iyi bilsin.

Değerli arkadaşlarım, “Avrupa’da parti kapatılmıyor…” Avrupa’da parti kapatılıyor. Daha iki ay önce Çek Cumhuriyeti’nde bir parti kapatıldı haberiniz var mı? Aşırı sağcı İşçi Partisi kapatıldı. Şiddetle alakası yok. Daha çok anlatacak şeyler var ama size şunu da söyleyeyim: “Avrupalıların önerisine uyuyoruz.” diyorsunuz. Avrupalılar size diyor ki: “Milletvekili dokunulmazlığını kaldırın.” Uyuyor musunuz? Uymuyorsunuz. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulundan Adalet Bakanını, müsteşarını çıkarın. Uyuyor musunuz? Uymuyorsunuz. Ondan sonra Venedik Komisyonu… “Birbirine bağlantılı olmayan konuları birlikte referanduma sunamazsınız.” diyorlar. Sunuyor musunuz? Önerinize göre sunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu gidiş çok tehlikeli bir gidiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak bu çağ dışı gidişi durdurmak için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öymen, ek süreniz de doldu, lütfen Genel Kurulu selamlayınız. Onun için mikrofonunuzu son kez açıyorum.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz bu çağ dışı gidişi durdurmak için bütün gücümüzle çalışacağız. Cumhuriyet Halk Partililer olarak Türkiye’de demokrasiyi ve özgürlükleri karanlıklara sürüklemek isteyenlere izin vermeyeceğiz. Demokrasiyi bir durakta binilip bir durakta inilecek bir tramvay gibi görenlere şunu söylüyorum buradan ve sizi selamlıyorum değerli arkadaşlarım: Önümüzdeki durağın adı Yüce Divandır.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet karar verecek ona, millet. Darbe anayasası yapmıyoruz biz, darbe anayasasını değiştiriyoruz.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatip beni kastederek YAŞ kararlarıyla ilgili “Hepsi reddedildi.” dedi. Yanlış bir anlama var herhâlde. Reddedildi ama sonunda 2007’de de yeni bir karar var, içtihat…

BAŞKAN – Yerinizden kısa bir açıklama yapın efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yerimden yapabilsem.

BAŞKAN – Sadece açıklama efendim değil mi? Yanlış anlaşıldığını ileri sürüyorsunuz.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hatibin bahsettiği gibi daha önceleri YAŞ kararları, doğrudur, hepsi reddedilmişti çünkü bu konuda Fransız Pellegrin davası vardı; emniyet, yargı, ordu mensuplarıyla ilgili ülkelerin devletin egemenlik etkisi olarak görülüyordu. Sonra bu içtihat 2007 yılında Büyük Dairede değiştirildi ve bu içtihada göre bundan sonra YAŞ kararları, HSYK kararları dâhil ulusal hukukta mutlaka bunlara karşı bir yargı yoluna gidilmesi içtihadı oluşturuldu. Bu açıdan, bunu hatırlatma gereğini duydum. Belki 2007’deki Büyük Daire içtihadından haberi olmayabilir. Onun adı da “Eskelinen davası”, Finlandiyalı 5 polisin açtığı dava.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki Sayın Kaplan, teşekkür ederiz.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan evvel yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylamadan önce bir yoklama talebi oldu.

Şimdi, yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızı tespit ediyoruz: Sayın Anadol, Sayın Öymen, Sayın Tamaylıgil, Sayın Keleş, Sayın Durgun, Sayın Özkan, Sayın Güner, Sayın Köse, Sayın Dibek, Sayın Tütüncü, Sayın Özpolat, Sayın Kaptan, Sayın Emek, Sayın Koçal, Sayın Aydoğan, Sayın Sönmez, Sayın Paçarız, Sayın Karaibrahim, Sayın Erbatur, Sayın Yıldız.

Şimdi, elektronik sistemle yoklama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım dört önerge de aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahiplerini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 12 nci maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlede geçen “terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                             Ahmet Aydın

                                                                                                                Adıyaman

Diğer önerge sahiplerinin isimlerini okuyorum:

                Abdurrahman Arıcı

                         Antalya

         Mehmet Yılmaz Helvacıoğlu

                            Siirt

                     İkram Dinçer

                            Van

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lüften:

Gerekçe:

Hukuk devleti ilkesine daha uygun düşecektir.

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 12’nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum.

Lütfen, milletvekili arkadaşlarım, yerlerinizde oturunuz, henüz oylamayı başlatmadım.

Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden Komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana'dan başlayarak İstanbul'a kadar (İstanbul dâhil), Hükûmet sırasındaki Kâtip Üye ise İzmir'den başlayarak Zonguldak'a kadar (Zonguldak dâhil) adı okunan milletvekiline, biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek; pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir.

Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret, yeşil olan ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer 2 pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.

Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekilimiz var mı? Yok

Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.

Oy kutularını kaldırıyoruz.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin gizli oylama sunucunun açıklıyorum:

“Oy sayısı            : 408

Kabul                    : 336

Ret:                       :   70

Çekimser              :     1

Boş:                      :      -

Geçersiz               :      -

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

                     Murat Özkan                                                                          Yusuf Coşkun

                         Giresun                                                                                    Bingöl”

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.01

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

13’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde gruplar adına konuşmalara başlıyoruz.

İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman’ın.

Sayın Büyükataman, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa değişikliği kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk fikir, akademi ve bilim hayatı ile Türk milliyetçiliği tarihinde ilmî çalışmaları ve fikrî donanımıyla müstesna bir yere sahip olan, millî köklere bağlı yaşantısı ve karakteriyle gerçek bir mütefekkirin, Profesör Doktor Erol Güngör’ün vefatının 27’nci yıl dönümünü idrak ediyoruz. Düşünceleri hâlâ canlılığını koruyan ve günümüz meselelerine ışık tutan muhterem Erol Güngör’ü rahmetle anıyor, ruhu şad, mekânı cennet olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, anayasalar vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, milletin bir arada yaşama arzusunu ve toplumsal değerlerini koruyan, devletin yapısının, siyasi rejiminin ve organlarının görev ve yetkilerini belirleyen, kanunlar hiyerarşisinin en üstündeki temel hukuk normlarıdır.

Anayasalar, devletin kuruluş ruhuyla uyum içerisinde olmalı, yapılması da, değiştirilmesi de özel bir usule tabi olmalıdır çünkü anayasa devletin ruhudur, bütünlük arz etmek mecburiyetindedir, usulünce yapılmayan değişiklikler, devlet hayatında ahenksizliklere, çatışmalara yol açabilir. Anayasalar kutsal metinler değildir, toplumun beklentileri yönünde değiştirilebilmelidirler ancak bu değişiklik ahlaka uygun yöntemlerle, başkalarına saygı gösteren bir anlayışla, farklı düşüncelere kulak veren bir etik yaklaşımla, toplumun tamamını dinleyen bir geniş görüşle, azami uzlaşma kanallarının arayışıyla yapılmalıdır.

AKP, oluşturduğu kriz ve kutuplaşma ortamında, ekonomik ve sosyal çöküntüyü, artan asayişsizliği, azan bölücülüğü, yolsuzluğu, yoksulluğu, yozlaşmayı, işsizliği, iflasları, yandaşlarını zenginleştirmeyi, yandaş basın, yandaş yargı oluşturmayı, kamunun kaynaklarını ve gücünü parti çıkarlarına kullanmayı ve dış politikadaki başarısızlığını örtmek için sürekli sanal gündemler oluşturma çabası içerisindedir, şimdiki sanal gündemi ise Anayasa değişikliğidir.

AKP’nin 2007 yılında sivil anayasa için oluşturduğu Bilim Kurulunda yer alan anayasa profesörü Sayın Serap Yazıcı bir gazeteye verdiği röportajda “Biz, bu ortamda bırakın Anayasa değişikliği yapmayı, kira kontratı gibi çok basit bir sözleşmeyi bile yapabilecek hoşgörüye, uzlaşmaya, diyaloğa sahip değiliz. Artık Parlamento da çok yıprandı, yoruldu, bu Parlamentodan yeni bir anayasa çıkmaz.” diyordu.

Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, geçtiğimiz şubat ayında Hindistan’a giderken “Bu Meclise yeni bir anayasa yapmak yakışırdı ama çeşitli sebeplerden dolayı bu fırsat kaçırıldı.” demiştir. Sayın Cumhurbaşkanının açıklamalarına istinaden, AKP’nin Anayasa değişikliği taslağının hazırlanmasını emanet ettiği Profesör Doktor Sayın Ergün Özbudun “O an için kaçırıldı tabii. 2007 seçimlerinden sonra arkasında yüzde 47 destek olan parti, eğer kararlı bir şekilde bu projeyi ortaya koysaydı büyük ihtimalle sonuca ulaşırdı. Bence çok doğru bir tespit.” açıklamasını yapmıştır.

Yine, Anayasa değişikliği konusunda Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç’ın da ikaz ettiği gibi “Ben yaptım, oldu.” anlayışı doğru değildir “Bir sayı fazla ise hepsi benim.” anlayışı ve yaklaşımı ise hiç doğru değildir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu Anayasa değişikliğinin bir sonraki Meclise bırakılmasının uygun olacağını ifade etmiştik, ortak akıl da bunu söylemektedir. Aksi bir davranış, toplumu daha da germekten ve kutuplaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizde çalışanların örgütlenmeleri istihdam şekillerine bağlı olarak iki ayrı biçimde düzenlenmiştir. Özel hukuk kapsamında değerlendirilen işçiler için sendika hakkı, bütün kısıtlama ve aksaklıklarına rağmen, toplu sözleşme ve grev hakkını da içine alacak şekilde oluşturulmuş ve anayasal güvencelerle korunmuştur. Statü hukuku içinde istihdam edilen memurlar için ise sendika hakkı yalnızca sendika kurma, sendikalara üye olabilme ve taraflar arasında toplu görüşme yapabilmeyle sınırlı olmuş olup, sendika hakkının temelini oluşturan toplu sözleşme ve grev hakkından mahrum bir düzenleme yapılmıştır. Toplu sözleşme ve grev hakkı, Uluslararası Çalışma Örgütü nezdinde temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmektedir. Ayrıca, gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve benzeri bazı değişik sözleşmeler de işçi-memur ayırımı yapılmaksızın tüm çalışanlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmasını öngörmektedir. Ülkemiz tarafından da onaylanmış bulunulan bu sözleşmeler, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde bağlayıcı hâle gelmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Danıştayın verdiği bu kararlar ülkemizde toplu sözleşme ve grev hakkının memurlar tarafından fiilen kullanılmasının önünde bir engel bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Sözleşme hükümlerinin taraf devletlerce hayata geçirilmesi de uluslararası hukuk boyutunda bir zorunluluktur.

Memurların ekonomik, sosyal ve siyasi alandaki haklarının geliştirilmesi, menfaatlerinin korunması için toplu sözleşme ve grev hakkını ihtiva eden gerçek anlamda sendikal haklara ihtiyaç vardır.

Anayasa’da değişiklik ihtiva eden metin incelendiğinde, kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasıyla ilgili olarak, Anayasa’nın 53’üncü ve 128’inci maddelerinde değişiklik yapılması planlandığı görülmektedir. Ancak, Anayasa’nın 54’üncü maddesinde yer alan grev hakkı ve memurların grev yasağıyla ilgili bir değişiklik düşünülmemiştir. İşte bu nokta teklifin en önemli eksikliğidir. Eğer toplu sözleşme hakkı tanıdığınız kamu çalışanına grev hakkını tanımış olsaydınız daha çağdaş ve uluslararası bir yaklaşımı kabul ettiğinizi, toplumsal yaşamda meydana gelen gelişmeyi gerçekten kavradığınızı, bu değişiklik teklifinde samimi olduğunuzu ve bu madde düzenlemesinin bazı niyetleri gizlemek için konulmuş bir madde olmadığını anlardık.

Kamu görevlilerinin toplu pazarlık sisteminin kurulması, tarafların eşit statüde ve eşit güçlerle pazarlık yapabilmesinin kamu görevlilerinin grev hakkından geçtiği unutulmamalıdır. Grev hakkının olmadığı, toplu görüşme sistemine benzer bir şekilde yapılacak pazarlıkların ardından imzalanacak mutabakat metninin toplu sözleşme hükmü taşıyacağı bir yapılanma kamu görevlileri açısından yıllardır uğrunda mücadele ettikleri değerler adına bir kazanım anlamı taşımamaktadır. Grevsiz toplu sözleşme hakkının Anayasa’ya koyulması bir aldatma, kandırma ve göz boyamadan başka bir şey değildir. Grev hakkı verilmeyip Uzlaştırma Kurulu kararına dava açılmasına engel olunarak kamu görevlileri sendikacılığı yok edilmeye çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişikliği kredi kartları ve borçla hayatını sürdürmeye çalışan memurlarımızın durumunu mu düzeltecektir? Bu Anayasa değişiklikleri 1 milyonu açlık, yüzde 95’i ise yoksulluk sınırı altında maaş alan 2,5 milyon memurun sorunlarına çözüm mü olacaktır? Tabii ki hayır. Hükûmetin tutumundan kaynaklanan yanlışlıklar bugün ne yazık ki Türkiye'yi çok tehlikeli bir ayrışmanın eşiğine getirmiştir. AKP Hükûmeti tarafından toplum nezdinde suni gerginlikler oluşturulmuştur. Bu Anayasa değişikliği çalışmaları milletin içine gömülmüş olduğu sorunlara hiçbir şekilde çözüm getiremeyecektir, sadece ayrışmaları artıracaktır. Bu sebeple AKP Anayasa değişiklik teklifi mevcut Anayasa’ya aykırıdır ve milletimizin hayrına değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Büyükataman, iki dakika kadar ek süre veriyorum efendim, lütfen tamamlayınız.

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisi 21’inci yüzyılda Türkiye'yi lider ülke hedefine ulaştırabilecek, devleti ve milletini kucaklaştıran, milletin değerleriyle devletin değerlerini barıştıran, cumhuriyet ile demokrasiyi uzlaştıran bir anayasa öngörmektedir.

Bu vesileyle sözlerime burada son verirken yüce heyetinizi en derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Büyükataman.

Şimdi de söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bihlun Tamaylıgil’e aittir.

Sayın Tamaylıgil, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin çerçeve 13’üncü maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu selamımın çok geniş bir katılıma ulaşmasını dilerdim. Özellikle, Türkiye'nin demokratikleşme, aydınlaşma ve kamu ihtiyacının, millet ihtiyacının, millet iradesinin talebi olarak ortaya konan bir Anayasa değişikliğinde, uyuyan milletvekili görüntüsünden sonra boş koltukları bırakarak buradaki değerlendirmeden kaçan milletvekili manzarasını görmek ve yaşamaktan son derece üzgün olduğumu (CHP sıralarından alkışlar) ve şu tablonun böylesine önemli bir Anayasa değişikliği görüşmesi sürecinde Türk halkına nasıl önemli bir ışık tutacağının da farkındayım ve halkımız da bunu paylaşacaktır.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Tam kaç kişi olduklarını söyle, 15 kişiler.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şu an üzerinde görüştüğümüz değişiklik teklifi ve maddesi, aslında, çerçeve 6’ncı maddeyle uyumu sağlamak üzere getirildiği söylenen toplu sözleşme hakkının devamını 128’inci maddeye uyarlamak üzere yapılmış bir değişiklik. Ancak, şu bir gerçektir ki, üreten, çalışan ve emeğiyle hakkını aramaya mücadele eden kamu çalışanına toplu sözleşme hakkı verip grev hakkı getirilmezse bunun “toplu sözleşme” anlamı taşımadığı çok açıktır.

Kaldı ki bu -biliyorsunuz- Anayasa değişikliklerinde sürekli olarak Venedik Kriterleri görüşülüyor, bunlar dile getiriliyor ama bu Anayasa değişikliğinin temelinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve ILO kararları dikkate alınmıyor. Zaten böyle bir değişikliğin öncesinde de fiilen baktığımızda ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesiyle yapılan düzenleme sonrasında, yürütmeye verilen uygulama yükümlülüğünün ortaya konmadığı gerçeğiyle değerlendirdiğimizde memurun ve kamu çalışanının hem toplu sözleşme hem de grev hakkı vardır. “Nasıl?” derseniz, hem tarafı olduğumuz sözleşme maddeleri hem de daha önce sizin sesini çıkartmasından rahatsız olduğunuz ve eylem, toplu eylem, iş bırakma noktasına gitmiş ama ondan sonra hakkını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde arayarak tazminat kazanmış olan davaların gerekçeleri ve sonuçlarıyla ortada. Böyle olduğu zaman “Kamu çalışanına toplu sözleşme hakkı veriyoruz.” söyleminin, bu değiştirmeye çalıştığınız çok tartışılan Anayasa değişiklik teklifinde bir albeni yaratması, bir çekicilik oluşturması için oraya eklendiğini görüyoruz. Bunun kalıcı, gerçek ve uluslararası hükümlerle bir araya getirildiğinde yeterli olan bir düzenleme olmadığı alenen açıktır.

Diğer taraftan, bir Uzlaştırma Kurulu kuruluyor. Bu Uzlaştırma Kurulunu kimler kuracak? Yine Hükûmet kuracak. Bundan önce memurlar oluşan kararlara itiraz ettiğinde iş Bakanlar Kurulunun üzerindeydi, şimdi Uzlaştırma Kurulu ya da adını değiştirdiniz Hakem Kurulu, bunun üzerine atılacak ve onların çıkarttığı kararlar kesin olup yargıya bile gidilmeyecek ve bunun üzerine Uzlaştırma Kurulunun oluşturulacağı yapıya bakmak gerekecek. Yani bunun içerisinde Hükûmet olmayacak mı? Onun yönlendirmesi olmayacak mı? Bittabi ki olacak ve bugün her kurumda yaptığınız gibi yine memur haklarıyla ilgili düzenlemelerde kendi baskınızı ortaya koyacaksınız.

Değerli arkadaşlar, bununla da bitmiyor. Tabii, statü hukukuna tabi olarak elde edilmiş haklarını da yine 128’inci maddede özlük hakları olarak tanınmış tazminattan ek yardıma ve bununla beraber sağlık ödemelerine kadar pek çok hakkının önüne Uzlaştırma Kurulu kararını getirerek bir çekince, bir geriye gidiş yaratıyorsunuz ve diğer taraftan baktığınızda -kanunen saklı tutulan bir değişikliğin hayata geçmesi hâlinde- kanunen hakları, o zaman Uzlaştırma Kurulunun kararlarının, mevcut olarak kazanılmış hakları nereye götüreceği belirsizliği içinde ve bu değişiklik yürürlüğe girdiği takdirde ne yazık ki ve ne yazık ki bir koruma mekanizması oluşmayacak, Uzlaştırma Kurulu ne derse o olacak.

Değerli arkadaşlar, sözlerimin başında söyledim, baştan çok üzülmüştüm -uyuyan milletvekilleri televizyonlarda ve basında yer aldığı zaman- ve demiştim ki “Gerçekten, benim yüzüm kızarıyor.” Ama görüyorum ki şu anda bu hâle düşüren kişilerin ne derece yüzü kızarıyor? Acaba onlar bu duruma düştüğü zaman, bu tablo ortaya çıktığı zaman bir sorgulama yapılıyor mu: Yangından mal mı kaçırıyoruz? Acaba selin önünden kütük mü kapıyoruz, acelemiz ne? Bu kadar ağır şartlarda çalıştırılmanın amacı ne? Ama doğru, tabii ki acele var çünkü onlar bunu hiçbir zaman kendilerine sormadılar. İstanbul’da Ayamama Deresi’nde insanlarımız boğulurken hiç kimse sesini çıkarmadı, hesap sormadılar, ne oluyor demediler. Bunlar ve bu benzeri olumsuzluklar yaşanırken bunlarla da yetinilmedi, Türkiye'yi bir yangın yerine çevirdiler, cumhuriyetin kazanımları ayaklar altına alınırken gizli ajandalarına uygun bir yönetim biçimi, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne dayatılmaya kalkışıldı, dayatma da devam ediyor. Sürekli dikta Anayasasından şikâyet ediyorsunuz. Şimdi ne yapıyorsunuz? Siz de “dikte anayasası” yapıyorsunuz ve bu bir “açılım” başlığında ortaya koyduğunuz adımlardan farklı olmayacak şekilde gelişecek ve sonunda yanlışlığı anlaşılacaktır. Baktığınız zaman, bu yanlışlıklar ayaklarınıza dolanacak ve bu niyet kursaklarda kalmaya mahkûm olacaktır.

Getirilen önergelerin bir göz boyama olduğu açıktır, dürüst değildir, samimi değildir ve geçmişte grev gömleği giymiş, onlarla poz vermiş, onu övünerek kullanmış Sayın Başbakan, şimdi bakıyoruz değişiklik teklifinin ilk imza sahibi ve giydiği grev gömleğini unutuyor, bugün baktığımızda teklifte grev hakkı çok görülüyor.

Grev, işçinin, memurun, emekçinin hakkını elde edebilmek için kullandığı en etkili, en önemli güçtür. Siz memurdan grev hakkını esirgiyorsunuz, hak arama aracını esirgiyorsunuz. Neden? Çünkü, aslında “Neden” diye sormak da çok anlamsız. Siz sadece kendi kullanacağınız gücü, o güçten yana tavrı ortaya koyuyorsunuz. Siz sadece kendi gücünüze evet diyorsunuz. Buna da örnek mi istiyorsunuz, işte YÖK. Üniversitelerin başına kendi adamlarınızı getirmek ve oraları ele geçirmek için geçmişte yok etmeye çalıştığınız YÖK’e dört elle sarıldınız, orayı dönüştürüp rahatladınız. Şimdi, orduyu, yargıyı, medyayı birer YÖK yapmak istiyorsunuz, RTÜK’e benzetmek istiyorsunuz, çünkü siz, elindeki yasal olanağı sizin için kullanmayan herkesi, her kurumu teslim almak istiyorsunuz. Burada ortaya getirdiğiniz teklifler, hepimizin kabul edebileceği önemli birtakım başlıkları da içerenler var, ama burada da samimi değilsiniz. Demokrasi havariliğinizin boyası her gün biraz daha dökülüyor. Siz değil misiniz yandaş medyanızla her ağzınızı açtığınızda “Cuntaya karşıyız, demokrasi istiyoruz, faili meçhullerin hesabı sorulsun” diyen. Peki ne yapıyorsunuz? Peki ne yapıyorsunuz? Cumhuriyet Halk Partisinin, 37 vatandaşın katledildiği Mayıs 1977 Taksim olayları için verdiği önergeye karşı ne yaptınız veyahut faili meçhul cinayetler için, darbeler için, Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar siyasi cinayetler için verilen tekliflere karşı ne yaptınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tamaylıgil, süreniz doldu, size de ilave iki dakika süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla) – Şehitlerimizin, gazilerimizin sorunlarını araştırmak için ortaya konulan araştırma önergesi teklifine karşı ne yaptınız? Hepiniz buraya geldiniz ve hep beraber hayır olarak oy kullandınız.

Sevgili milletvekilleri, bundan pişman olmuyor musunuz? Size birileri sorduğu zaman, vicdanınıza cevap verdiğinizde, demokratlık bu mudur diye sorduğunda, ya aslında bizim Genel Başkanımız da demokrasi amaç değil, araç demişti; biz o demokrasi nutuklarını o amaca ulaşmak için de atıyoruz diyorsunuz. Peki, onlara öyle dediniz de tarihe nasıl hesap vereceksiniz?

Değerli arkadaşlarım, bir dokunulmazlık konusu var. Biliyorsunuz 2002 seçimlerinden önce Sayın Programcı Uğur Dündar’ın programında Sayın Başbakan ve Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal halkın önünde söz verdiler ve dediler ki… Tabii bu da çok enteresandır, Sayın Başbakan o günden beri ne canlı yayına çıkıyor ne de Genel Başkanımızla canlı olarak tartışabiliyor! Bu olaydan sekiz sene geçti, ne yaptınız? Hiçbir şey.

Tabii, şimdi, Sayın Başbakan çok sık gömlek değiştirir, o günlerde grev gözcüsü gömleği giyiyordu ve o zamanlar millî görüş gömleği vardı, onu çıkarttı BOP Eş Başkanı olarak 22 Müslüman ülkenin coğrafyasını belirleyen bir sürecin içerisindeki gömleği giydi. Şimdi Başbakanlık gömleği dar geliyor, başkanlık gömleği arayışında ve bazen bakıyorsunuz “Her amaca ulaşmak için ben papaz cüppesi bile giyerim.” diyen bir Başbakanımız var.

Değerli arkadaşlar, bugün gömlek giymek, gömlek çıkarmak tabii önemli ama yaptığınız eylemlerle bu gömleklerde yeni bir gömlek ihtiyacı duydunuz, o da 17 tane Anayasa Mahkemesi üyesine hesap vermemek için RTE markalı Anayasa Mahkemesi üyeleri gömleği. Ama Türk halkı da, hukuk da, vicdan da buna izin vermeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Osman Özçelik

Buyurun Sayın Özçelik.

Süreniz on dakika efendim.

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa değişikliklerine ilişkin kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu Anayasa değişiklikleri teklifinde, gerekçe olarak, birinci paragrafta, Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğuna, asıl olarak da yeni bir anayasanın yapılması gereğine vurgu yapılıyor. Bu, yeni bir tanım değil; bu, yine bir ifade de değil. 2002 seçimlerinden bu yana, AK PARTİ, kamuoyuna, 12 Eylül darbesi sonrasında hazırlanan Anayasa’nın Türkiye'nin gereksinimlerine yanıt verecek, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve gelişmesine katkıda bulunabilecek, buna olanak tanıyan bir anayasa olmadığını, bu nedenle mutlaka yeni, sivil, demokratik bir anayasanın hazırlanacağı sözünü, vaadini vermişti. 2002’de bu vaatle milyonlardan oy aldı AK PARTİ ama gerçekleştirmedi. 2007 seçimlerinde aynı vaatlerini tekrar etti, yine eski Anayasayla yaşama devam etti, yani 12 Eylül Anayasası’yla. 2009 seçimlerinde yine aynı şekilde… Anayasa’nın kimi maddelerinin değişikliklerini görüştüğümüz bugün bile yeni bir anayasadan söz etmekte.

Peki, neden yeni bir anayasa yapılmıyor? Bu Meclisin neden sivil, demokratik bir anayasa yapma gücünden yoksun olduğu iddia ediliyor? Eğer bu Meclis, bu halk… Ki gerekçede, halkın büyük bir mutabakatla yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğu vurgusu yapılıyor. Peki, halkın -büyük bir mutabakatla- yeni bir anayasa ihtiyacı ortadayken ve bu, gerekçede ikrar edilmişken, Meclisin de böyle bir gücü var iken neden yeni bir sivil, demokratik anayasa yapılmıyor da Anayasa’nın kimi maddeleri üzerinde değişiklik yapılıyor? Eğer Anayasa’nın kimi maddeleri üzerindeki değişiklik kamuoyundan olur alacaksa, bu Meclisten olur alacaksa, çok daha büyük ihtiyaç hâlinde olan bütünüyle bir yeni anayasa yapılması konusunda neden tereddütler yaşanıyor? Aslında herhangi bir tereddüt yok. Aslında, AK PARTİ, 12 Eylül cuntacı generallerin baskıyla, zorla halka kabul ettirdiği, Türkiye’yi bir cendereye çevirdiği bir Anayasa’ya sığınma ihtiyacı hissediyor. Anayasa’ya sığınarak, bu Anayasa’nın iktidara tanıdığı olanakları sonuna kadar kullanma amacıyla Anayasa’nın tamamını değiştirmiyor, kendisine yarayacağını düşündüğü, kendi yaşamını, siyasal yaşamını uzatacak, kendi iktidar gücünü artıracak değişiklikleri tercih ediyor. Bunu anlamak, halkımızın ve Meclisimizin sorumluluğundadır, bunu anlamak zorundayız. Çünkü ciddi bir çelişki var; hem kamuoyunun buna hazır olduğu söyleniyor hem Anayasa değişikliği yapılmıyor.

Bakın, 12 Eylül Anayasası taslak olarak kamuoyu gündemine sunulduğunda ve tartışmaya açıldığında ben İstanbul Eczacı Odası Genel Sekreteriydim. Bu Anayasa taslağının ancak baskıyla, zorla halka kabul ettirilebileceğini ifade etmiş, Anayasa’nın faşist ögeler taşıdığını, faşist eğilimler ihtiva ettiğini, demokratikleşmenin önündeki ciddi bir hukuksal metin olacağını ifade etmiştik ve biz… Belki o gün Türkiye’de birçok aydının sustuğu, birçok demokratım diyen, barıştan yanayım diyen, gelişmiş bir Türkiye’den yanayım diyen, barış içindeki bir Türkiye’den yanayım diyen birçok aydın ve siyasetçi bu baskıcı dönemde sustular. Biz Eczacı Odası yönetimi olarak susmadık ve bu Anayasa taslağını, 12 Eylül Anayasası’nın taslak hâlindeki tartışmalarına karşı çıktık, yazı yazdık, dergilerimizde, yayın organlarımızda yayınladık. Ne oldu biliyor musunuz? Bütün İstanbul Eczacı Odası olarak biz cezaevine konulduk çünkü tartışma yasaklanmıştı. Kamuoyunun tartışmasına açılan bir Anayasa taslağı hakkında olumsuz düşüncelerin ifade edilmesi ülkeye neredeyse ihanet noktasında, derecesinde tepki görüyordu ve sıkıyönetim mahkemeleri, sıkıyönetim bildirgelerine aykırı davrandığımız gerekçesiyle bizi cezaevine attı. Cezaevinde birlikte yattığımız arkadaşlarımızdan bir tanesi de -Sayın Mehmet Domaç- şu anda AK PARTİ sıralarında oturuyor.

Büyük, ağır bedeller yaşattı bu Anayasa metni; 12 Eylül askerî darbe anayasası hukukuna uygun, onun mantığına uygun düzenlenmiş yasalar Türkiye’yi bir cehenneme çevirdi âdeta ve bunca yıldır biz bu Anayasa’yla birlikte yaşıyoruz. Bu Anayasa’nın mutlaka değişmesi lazım. Yapılacak rötuşlarla, yapılacak madde değişiklikleriyle bu ülkeyi 21’inci yüzyılda demokratik bir ülke hâline getirmemizin mümkün olmadığı artık bilinmelidir. Aslında, herkes bu bilinçte ama nedense 12 Eylül Anayasası’nın sağladığı kimi avantajlardan yararlanma eğilimi ağır basıyor.

Konuşmacılardan Sayın Eyüp Fatsa iki kategoriden söz etti: Statükocular ve statükoya karşı olanlar. Yani değişimden ve dönüşümden yana olanlar, toplumsal gelişmeyi sağlamaktan yana olanlar, çağdaş, aydın bir ülke hâline gelmesi için çaba sarf edenler -ki bunlar ilericiler, devrimciler, inançlarını siyasal amaçları uğruna kullanmayan samimi Müslümanlar, inanç sahipleri, yurtseverler, gerçek liberaller yani özgürlükçülerdir- ama bunun karşısında statükoyu savunanlar, milliyetçilik kisvesi altında, ülkenin genel çıkarları kisvesi altında bu toplumu dar kalıplara sığdırmaya çalışan statükocular yani değişimden, dönüşümden yana olmayanlar.

Aslında bir üçüncü kategori var. AK PARTİ ile biçimlenen, AK PARTİ’de ifadesini bulan üçüncü bir kategori var. Bu kategoride, aslında en tutucu, en muhafazakâr, statükonun devamından yana olmalarına rağmen, değişimden, dönüşümden yanaymış gibi davranan, değişimi, dönüşümü sağlamak için çaba sarf ettiği şeklinde kamuoyuna kendisini pazarlayabilen bir siyasi anlayış. Yani aslında statüko devam edecek ama halkın, kitlelerin, vatandaşların ve değişen dünyanın değişim taleplerine artık bu statükoyla gidilemeyeceği çok açık olduğu için, değişimi, dönüşümü programına alan, kamuoyuna bu değişimlerden yana olduğu imajını yaratmaya çalışan ikinci bir anlayış. Gerçekte demokrasiden, barıştan, aydınlanmadan, gelişmeden ve çağdaş dünyayla uyumlu bir ülke hâline gelmekten kaçınan, statükonun devamından yana olmalarına rağmen, değişim ve halkın, vatandaşların değişim, dönüşüm taleplerini bir tür engelleme, bu taleplere yanıt veriyormuş gibi bir tutum içinde olma anlayışı. İşte AK PARTİ bunu yapıyor.

Süremiz kısıtlı. Bu 12’nci maddede toplu sözleşme hakkı getiriliyor kamu çalışanlarına, kamu emekçilerine. On yılı aşkın, yirmi yıla yakın bir süredir, bildiğim kadarıyla, kamu emekçileri sokaklarda coplanmayı, gaz yemeyi göze alarak yağmurda, karda, kışta grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakları için çok ağır bedeller ödeyerek bir mücadele sürdürdüler ve bugüne geldiler. Artık AK PARTİ bunun kaçınılmaz hâle geldiğini görünce sadece toplu sözleşme hakkı tanıyarak grevi bu kapsamın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özçelik, size de ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Grev hakkını uluslararası sözleşmelere aykırı olarak… Çünkü bir çok Avrupa ülkesi, kamu çalışanlarının grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklarını bir bütün olarak görüyor ve bunu uyguluyor. Burada, kamu çalışanlarının bir uzlaşmazlık hâlinde Uzlaştırma Kuruluna gitmesi şeklinde bir durum var. Uzlaştırma Komisyonunun, Kurulunun çalışanların lehine kararlar vermesi herhâlde beklenemez. Devrimci, ilerici sendikalar, kamu sendikalarının talepleri bu doğrultudayken, AK PARTİ, sivil toplum örgütlerinin görüşlerini dikkate aldığını ifade ediyor olmasına rağmen, bu görüşlerin yasalara, Anayasa’ya yansıması konusunda çok tutucu davranıyor.

Bu 12 Eylül Anayasası tümden değişmeden, bir kenara itilmeden, bırakılmadan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, siyasal, tarihsel, toplumsal, etnik, inançsal durumu göz önünde bulundurularak yeni bir anayasa yapılmadan, bu Anayasa’da yapılacak makyaj değişikliklerle bir yere varılamayacağını biliyoruz. Bu Anayasa’yı hazırlayanların mantığının bu ülkeyi nasıl bir kaosa sürüklediği malumdur. Bu anlayışın, bu Anayasa’yı yazanların, ortaya çıkaranların mantıklarının Diyarbakır Cezaevlerinde yarattığı dehşeti ve vahşeti biliyoruz, unutmadık. Yine bu anlayış, belki Sayın Başkanın hoşuna gitmiyor “savaş” sözcüğü ama, ben günün, o günün Genelkurmay Başkanı Sayın Doğan Güreş’in tanımıyla düşük yoğunluklu savaşa neden olan zemini hazırlayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özçelik, ek süreniz de doldu efendim. Genel Kurulu selamlamanız için tekrar mikrofonu açıyorum. Lütfen, Genel Kurulu selamlayarak konuşmanızı tamamlayın.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, bu mantığı, bu zihniyeti toplumumuzun yaşamından çıkarmadan, zihinsel dönüşüm sağlamadan ve yeni, sivil, demokratik bir anayasa sağlamadan bu ülkede barışın sağlanması mümkün değil, bu ülkede gelişme, ilerleme, çağdaşlaşma heveslerimizin, taleplerimizin karşılanması, sonuç alması mümkün değil.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özçelik, teşekkür ederim.

Şimdi, gruplar adına son konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Hasgür’e aittir.

Sayın Hasgür, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın 128’inci maddesinde değişiklik yapan çerçeve 13’üncü maddesi hakkında parti grubum adına görüşlerimi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de önce, rahmetli Erol Güngör üstadımızın 27’nci ölüm yıl dönümünde kendisini rahmetle anarak, değerli fikirleriyle aramızda hâlen yaşadığını ifadeyle, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı dileyerek sözlerime başlıyorum.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, 1982 Anayasası, Batı’daki anayasal gelişmelere aykırı olarak hazırlanmış, bireyin devlete karşı korunmasını amaçlamamıştır. Birey ve toplumu siyasi bir tehdit olarak gören, onları siyasi dar bir alana hapseden bir yapıdadır. Yani halktan korkan, düşünen insandan korkan, gelişmeyi, modernizasyonu devlet düşmanlığı olarak algılayan, bireyleri devlet karşısında potansiyel bir düşman olarak gören, “halka rağmenci” bir kanun koyucunun ironilerini yansıtan bir anayasadır.

1982 Anayasası çok mükemmel bir anayasa imiş de biz bu mükemmelliği sekteye uğratıyormuşuz gibi bir tavır alınmasını doğrusu çok yadırgıyoruz. Komisyon çalışmaları sırasında birçok maddeyle ilgili hiçbir itiraz gelmezken, desteklenirken, “Üç konu dışında hepsi bizim de görüş ve isteklerimize uygundur, doğrudur.” denirken, Genel Kurulda böylesine eleştirmenin, suni engeller ortaya çıkararak, yine zihin okuyarak art niyet aramanın anlamını kavramakta âdeta zorlandığımı ifade etmek istiyorum.

Bunun yanında “Anayasa değişikliğini gelecek Meclis yapsın.” önerisinin mantığı ve vicdanı tatmin eden bir gerekçesinin olmadığını ifade etmemiz lazım. Bu siyasi tutum Türkiye’ye vakit kaybettirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Anayasa değişikliği önerisi Türkiye’yi yol ayrımına getirmiştir. Demokratikleşecek miyiz? Yoksa “Böyle geldi böyle gider.” deyip bürokratik oligarşinin tahakkümüne boyun eğmeye devam mı edeceğiz? İstiklal Marşı’nda “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” derken, 12 Eylül Anayasası zincirine vurulmuş hâlde yaşamaya hâlâ katlanan bir millet mi olacağız? Muhalefetin “Bu Anayasa değişikliği öneri taslağı bir AK PARTİ anayasası oluşturma girişimidir.” sözünü de ciddiye almak mümkün değildir. Birçok demokratik reformu içeren Anayasa değişikliği önerisinin AK PARTİ ve AK PARTİ’lilere nasıl bir çıkar sağladığını doğrusu anlamakta zorlanıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

Tüm bu düzenlemeler milletimize ne avantajlar sağlıyorsa, herhâlde, AK PARTİ’lilere de, CHP’lilere de, diğer partililere de aynı oranda imkânlar sağlayacaktır. Yürürlükteki 12 Eylül Anayasası sadece Kenan Evren’e mi çıkar sağlamıştır? Yoksa, yürürlüğe girdiği günden beri 12 Eylül Anayasası bürokratik oligarşiye iktidar nimetlerini sağlarken bütün bir Türkiye’ye acı vermemiş midir? Anayasalar bütün bir ülkeye dönük düzenlemelerdir. Niçin bu gerçek dikkatlerden kaçırılıyor ya da ters yüz edilerek gündeme getiriliyor?

“Anayasa değişiklik önerilerinde özgürlükleri ve demokratikleşmeyi niye bu kadar kısıtlı tuttunuz?” demesi gereken muhalefet partileri, partimizi tenkit edeceklerine tam tersini yapıyorlar. Değişiklik paketini görmeden “Biz karşıyız.” diyor, mesela paketteki değişiklik parti kapatmada Meclis onayı getiriyor ya, muhalefetin “Hani Venedik Kriterleri, nerede?” diye sorması gerekmez mi?

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – BDP hariç.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – AB’nin uyguladığı Venedik Kriterleri’ne göre bir parti sadece ve sadece şiddeti savunursa kapatılıyor. “Önce bu temel kriteri Anayasa’ya sokun, sonra icabında Meclise de yetki verirsiniz.” demeli değil miydiniz?

Diğer taraftan “Bu Meclis Anayasa yapamaz.” diyenlere “Meclisin ve siyasetin kendisini inkârdır.” diyen Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da son derece haklıdır. (CHP sıralarından gürültüler)

Seçim gününe kadar bu Meclis savaş kararı bile almaya muktedirdir arkadaşlar. 12 Eylül Anayasası’nın mevcut hâlinden kaynaklanan sorunlarımızın çözümü için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak bu Meclisin asli görevidir. Kendi asli görevini gelecek Meclise havale etmek ipe un sermektir.

Değerli milletvekilleri, 82 Anayasası’yla halkın oyuyla iktidara gelenleri yine toplum kökenli sivil demokratik güçler değil, bürokrasi denetliyor. Yasamayı halkın oyları belirliyor. Yürütme de zaten o Meclisin bir fonksiyonu. Buna karşılık, yargı, özellikle yüksek yargı yüzde 99 oranında bürokrat kökenlilerden oluşuyor. Cumhurbaşkanı atama yaparken bürokratlardan bürokrat beğenmek zorunda kalıyor. Bu durum değiştirilmeye çalışıldığında bürokratlar yaygarayı koparıyor.

Evet, Türkiye olarak CHP’nin itirazlarını anlıyoruz. CHP, yüksek yargıda kendi zihniyetinin hâkim olduğunu düşünüyor ve bu düzenin bozulmasını istemiyor.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Nereden çıktı ya?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sandıkla iktidara gelemeyen CHP, darbelerle ve yapılan anayasalarla hâkimiyet kuran bürokratik oligarşinin zihniyetinin iktidarda kalmasını savunuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sana ne! Sen Anayasa’yla ilgili konuşsana!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bak, sataşma oluyor. Darbeyi savunduğumuzu söylüyor.

BAŞKAN – Sakin olun efendim, sakin olun.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Bu durumda, Anayasa değişikliği paketini hazırlayan bizlere de referanduma gitmekten başka yol kalmıyor.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 12 Eylül hepimize son derece büyük acılar vermiştir.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sana ne verdi?

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sana ne acısı verdi, söyle bakalım hadi!

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sadece Aydın Milletvekili Ali Bey’in ifade ettiği gibi…

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – 12 Eylül’de sen neredeydin o zaman?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 12 Eylül’de neredeydin, sen onu söyle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 12 Eylül sonrası son derece feci olaylar oldu.

M. FATİH ATAY (Aydın) – 12 Eylülde neredeydin sen, sana ne verdi?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 650 bin kişi gözaltına alındı.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen alındın mı?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 7 bin kişiye idam cezası istendi, 517 kişi idam edildi.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yazılmış, eline verilmiş bir metin! Eline yazılmış metni okuyorsun orada.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sizin gruptan kaç kişi var 12 Eylül’de gözaltına alınan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böyle bir usulümüz var mı? Niye yerimizden, konuşan Hatibe söz atıyoruz?

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Siz 12 Eylül’ün ürünüsünüz. 12 Eylül olmasaydı siz olmazdınız.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi “sakıncalı personel” adı altında işten atıldı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Hayır, sana ne oldu 12 Eylül’de onu söyle. Bırak 15 bin kişiyi!

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – 30 bin kişi yurt dışına siyasi mülteci olarak gitti. 23.677 derneğin faaliyetine son verildi. 4 bine yakın öğretmen, 120 üniversite öğretim üyesi ve 47 yargıcın da işlerine son verildi. 400 gazeteciye de dört bin yıl ceza verildi.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen o zaman neredeydin kendin?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, o günlerde ben de gencecik bir doktor asistandım. O günlerin acısını ben de çektim. Sizler gibi ikinci-üçüncü gün değil, ilk gün tutuklandım. Sonra YÖK çıktı, ondan da darbe yedim. Bir yıl sonra doçent olacaktım, tam altı yıl kaybettim. Dünya Bankasının uzmanlık sınavını kazandım, güvenlik soruşturmasında…(CHP sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatibi duyamıyoruz, lütfen müdahale eder misiniz.

BAŞKAN – Sayın Atay, lütfen… Hiç uygun düşmüyor. Gerçekten hiç uygun düşmüyor. Sayın Koçal, lütfen…

Tamamlayın konuşmanızı.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet…

Dünya Bankası uzmanlık sınavını kazandım, güvenlik soruşturmasında “Bu adam aşırı milliyetçi ve muhafazakârdır, yurt dışına gönderilmesi sakıncalıdır.” şeklinde rapor verilince oraya da gidemedim. Burada aynı sıkıntıları çekmiş belki onlarca, belki yüzlerce arkadaşımız var.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Milliyetçinin AKP’nin içinde ne işi var?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Öyleyse, bu kadar acının ürünü bir darbe anayasasına böyle sahip çıkmanın bir mantığı olabilir mi?

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Kim sahip çıkıyor ya!

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişikliğiyle ilgili ideolojik sabit bakış açılarının dışına çıkabilen aklıselim sahibi insanların ortak kanaati şudur.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Yeni mi aklına başına geldi senin o zamandan beri? O zamandan beri otuz yıl geçti, yeni mi aklın başına geldi?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Tüm eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen bu değişiklik taslağı demokrasi için kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sekiz senedir aklınız neredeydi?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Darbeci siyasetin oluşturduğu tüm kurumlardan kurtulmalıyız.

Anayasa yapmak, anayasa değiştirmek milletvekillerinin ve onların oluşturduğu Meclisin görevidir. Anayasaları mahkemeler, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı yapmaz. Statükocular demokrasi ve yargı reformuna karşıdırlar. Anayasa’ya dokununca canları yanmaktadır. Bu değişikliklerle devlet, artık millet karşısında efendi değil, hizmet aracı hâline gelmektedir. Onlarca yıldır canı yanan milletimiz artık bugün kaderine el koyup Anayasa’da değişiklikler yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri…

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Evet, milletin canı yandı, sizin değil. Milletin canı yandı. Siz sırça köşklerde oturdunuz, milletin canı yandı, doğru.

BAŞKAN – Sayın Koçal… Sayın Koçal, lütfen yerinizden konuşmayın.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, toplum artık önüne konulanla yetinmiyor. Siyaset kendisine uygun görülen dar alana razı değil. Devlet ve aygıtlarının tahakkümcü tavrı, hiç olmadığı kadar tepki çekiyor.

Öyleyse ne istiyoruz? Avrupa Birliği yolculuğu, Kıbrıs, ekonomik kriz, azınlıklar, Alevilik, terör, çeteler, Ergenekon, başörtüsü gibi tüm problemlerimizin hepsinin hukuk üzerinden çözülmesini istiyoruz. Yargı bağımsızlığı sağlansın, üniversiteler fikirlerin tartışıldığı özgürlük kaleleri olsun istiyoruz.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sizin istediğiniz şekilde…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Halkıyla çatışmayan, çetelerin kirletmediği, lobilerce ele geçirilmemiş, toplumda kendisine karşı yeni yeni düşmanlar üretmeyen bir devlet istiyoruz. İktidarlar sandıkta değişsin. Tanklar asfaltlara insin istemiyoruz.(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Terör bitsin, millî gelirin büyük bölümü eğitime, sağlığa harcansın istiyoruz. Kimsenin bu ülkede başka cumhuriyetin çocukları gibi bir ayrımcılığa uğramasını istemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Biz de istemiyoruz.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Evet, Değerli Başkan ve sayın milletvekilleri, biraz da, üzerinde söz almış bulunduğum 13’üncü maddedeki değişiklikten bahsetmek istiyorum.

Buraya geçmeden önce, değerli CHP Sözcüsü Bihlun Hanım’ın Sayın Başbakanımız hakkında söylemiş olduğu sözleri de…

RECEP TANER (Aydın) Maddeyle mi ilgili bu?

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Hepsi doğru.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …hiç, dolayısıyla kendisine yakıştıramadığımı da ifade etmek istiyorum.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Yalan mı?

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – O niye, o niye?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Kendisi son derece nazik, kibar bir insandır.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Yanlış mı?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Şimdi, biz nasıl, Sayın Baykal Kutlu Doğum Haftası’nda konuştu, çok güzel şeyler söyledi, kendisini alkışladık. Ama hiçbir zaman ona bir “Cübbe giymesi, imam cübbesi giymesi lazımdır.” diye bir söz söylemedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hasgür, size de ek süre veriyorum. Lütfen iki dakika içinde tamamlayınız.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Ben söylemiyorum ki, Başbakan kendisi söylüyor.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Hiç öyle bir söz söylemedik.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – “Eğer gerekirse alıp ben bunu giyerim.” diye Başbakan kendisi söylüyor.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Dolayısıyla Sayın Başbakana… Ülkeye bu kadar hizmet etmiş, şöyle veya böyle. Sayın Baykal da bu ülkeye çok hizmet etmiştir…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Başbakan bunu söyledi mi, söylemedi mi?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …kendisini alkışlıyoruz yaptığı hizmetler için. Sayın Başkanımız Değerli Bahçeli de bu ülkeye çok hizmetler etmiştir. Tüm liderlerimiz bizim başımızın tacıdır. Dolayısıyla onları bu türlü ucuz ifadelerle toplum içerisinde…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Bunu Başbakan kendisi söylüyor, Başbakan kendisi söylüyor. Başbakanın söylediği bir söz.

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – …özellikle Meclisimizde rencide etmek… Size ve CHP Grubuna hiç yakıştıramıyorum.

Evet, daha önce Anayasa’nın 53’üncü maddesinde yani bu taslaktaki çerçeve 6’ncı maddede yapılan değişiklikle, memur ve diğer kamu çalışanlarımıza toplu görüşme yerine toplu sözleşme hakkı verilerek bu konudaki hak arama özgürlüğü genişletilmekte ve hak arama özgürlüğü daha somut bir hâle getirilmektedir. Görüşmekte olduğumuz bu çerçeve 13’üncü maddeyle, 53’üncü maddede yapılan değişikliğe paralel olarak “memur ve diğer kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin toplu sözleşme hükümlerinin saklı olduğu” hükme bağlanmaktadır. Buna karşı çıkmak mümkün müdür? Bunun daha ilerisi, şüphesiz, grev hakkıdır. Ancak burada, memur olmanın getirdiği yükümlülüklerle grev kavramının bağdaştırılması konusunda sıkıntılar vardır. Belki bundan sonraki adımlarda, inşallah, kamu personel rejiminde yapılacak değişikliklerle bu sorunlar halledilebilir. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi üst düzey görevler memuriyet olarak kalarak, diğer personeller büro çalışanı olarak kadrolandırılabilir. Böyle bir çalışmayla, bugün memur kavramı içerisinde değerlendirilen çok sayıda çalışan memuriyet dışına çıkartılıp grev hakkı düzenlenebilir yani bunun için değişik çalışmalar yapılarak bu hak çalışanlarımıza verilebilir. İnşallah, bir sonraki Anayasa değişikliğinde grev hakkı da vermek yine bu yüce Meclise nasip olur.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Vermediyseniz şimdiden düzeltelim.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sekiz yıl sonra mı?

İBRAHİM HASGÜR (Devamla) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, Anayasa’mızda yapılan bu değişikliklerin de milletin ihtiyaç ve taleplerini karşılama adına atılmış önemli bir adım olduğunu ifade ediyor, bu değişikliğin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hasgür, teşekkür ederim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Anadol.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Cumhuriyet Halk Partisini darbelere sahip çıkmakla, darbecilikle suçladı Sayın Konuşmacı. Partime açık sataşma olmuştur. Açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Anadol, ben de takip ettim ama izin verirseniz zabıtları bir getirteyim, eğer gerçekten söylediğiniz gibiyse veririm.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ne zaman gelecek zabıtlar? Açıkça darbelere sahip çıkmakla Cumhuriyet Halk Partisini suçladı.

BAŞKAN – Veririm efendim.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sizi uyarmıştı bu arada.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ben uyardım hatta Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Anadol, anladığım kadarıyla ısrarlısınız.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde görüşlerinizi ifade etmek için size üç dakika süre veriyorum. Siz çok tecrübeli bir arkadaşımızsınız, bütün bunlara riayet edeceğinize inanıyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; evvela bir konuda anlaşalım. 12 Eylül sanki dün oldu. 80, 90, 2000, 2010, otuz sene geçmiş. 12 Eylül’le göğüs göğüse mücadele eden insanlar burada. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Aramızda fark var.” sesi)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Onlar için de istiyoruz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Aramızda fark var tabii. Ben Barış Derneği davası sanığıyım, siz hayali ihracat sanığısınız. (CHP sıralarından alkışlar) Arada fark var. Arada fark var.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ne oldu şimdi?

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – 12 Eylül oldu. YÖK terör estirdi bilim adamları üzerinde, insanlar üzerinde. Hoca neredeydin?

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sizin için değiştiriyoruz.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – YÖK’ün emrinde doçentlik yapıyordun. İstifa mı ettin? Ne oldu? Ne oldu 12 Eylül’de? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Karşılıklı konuşmayalım.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – O zaman susacaksın, ondan sonra, otuz sene sonra, menzil dışına çıkınca konuşacaksın. Böyle bir şey yok. Böyle yağma yok. Darbelerle kavga eden insanlar burada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ben Anayasa’ya…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, değerli milletvekilleri, Hatibe müdahale etmeyin.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – …12 Eylül Anayasası’na maalesef hayır oyu kullanamadım çünkü 12 Eylül beni cezaevine atmıştı. O sırada cezaevindeydim. Siz nerdeydiniz? Siz, 12 Eylül ürünü partinin ta kendisisiniz, ta kendisi! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 12 Eylül olmasaydı siz olmazdınız.

Yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Konya Milletvekili Sayın Hüsnü Tuna’ya aittir.

Sayın Tuna, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

HÜSNÜ TUNA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin teklifin 13’üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu maddede, Anayasa’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasına bir cümle eklenmektedir. Anayasa’nın 53’üncü maddesiyle tanınan toplu sözleşme yapma hakkının korunmasına ilişkin bir değişikliktir bu. Bu değişiklikle kamu görevlilerine sağlanan bir hakkın yanı sıra, bir de Anayasa’nın değiştirilmesi açısından konuya bakmak gerekir.

Darbe sonrası oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan 1982 Anayasası’nın pek çok sorunun kaynağı olduğu hususunda toplumumuzda ortak bir kanaat olduğu şüphesizdir. Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu veya mevcut Anayasa’nın ciddi biçimde tadil edilmesinin gerekliliği üzerinde de yaygın bir toplumsal mutabakat vardır.

Türkiye’nin evrensel ilke ve standartlara uygun demokratik bir anayasaya kavuşturulması şarttır. Evrensel nitelikte bir anayasa, devlet iktidarının sınırlandırılması ve kurallara bağlanmasını, birey hak ve özgürlüklerinin ise daha geniş düzenlenmesini gerektirmektedir.

Bugün, değiştirilmesini istediğimiz 82 Anayasası, yapılış biçiminden muhtevasına, onu meşruiyet zemininden uzaklaştıran hastalıklarla maluldür. Zorba bir yönetimin hileli yöntemleriyle varlık alanına girmiştir. Yansıttığı ideolojik duruşun demokrasiyle bağdaştırılması imkânsızdır. Bu Anayasa, insan hak ve özgürlükleri lehine devletin sınırlanmasını değil, hak ve özgürlüklerin devlet iktidarı lehine sınırlanmasını ve kullanılamaz hâle getirilmesini esas almaktadır. 16 kez değiştirilmesine rağmen ıslah edilememiş, demokrasinin içine sığdırılabilecek bir anayasa hâline getirilememiştir. Bu yüzden, 82 Anayasası’nın, insan hak ve özgürlüklerini merkeze alan, anayasal yönetim geleneğine lafzen ve ruhen uygun bir metinle değiştirilmesine acil ihtiyaç vardır.

82 Anayasası, demokratik iktidar alanını, bürokratik iktidar alan lehine hem daraltmakta hem parçalamaktadır. Siyasetçi-bürokrat gerilimi ve çekişmesi her ülkede karşımıza çıkan bir olgu olmakla birlikte, Türkiye’deki durum eşsizdir, benzersizdir. Türkiye’de iki iktidar alanı vardır: Birincisi, demokratik siyasetin yaşadığı ve yasama yoluyla oluşacak iktidarın belirlendiği alan; ikincisi, kendi kendine meşruluk atfeden ve demokrasiden bağımsız olarak kendini yeniden üreten bürokratik iktidar alanıdır. Bizde bürokratik iktidar alanı, demokratik iktidar alanını kuşatmıştır. Demokratik iktidara ait olması gereken kimi yetkileri eline geçirmiş ve kendisi için ayrıcalıklı bir konum inşa etmiştir. Bu gerçek, özellikle yargı bürokrasisi yapılanmasında kendini göstermektedir.

Bu değişiklik teklifinin gayesi, birey hak ve özgürlüklerini daha kuvvetli kılmak ve korumak, demokratik siyasetin alanını bürokratik iktidar aleyhine genişletmek olmalıdır. Anayasa değişikliği nedeniyle yapılan tartışmalara bu çerçeveden de bakmak gerekir. Her türlü bürokrasinin gayrimeşru iktidar alanını savunmak zor olduğu için “kuvvetler ayrılığı zedeleniyor, yargı kuşatılıyor, yandaş yargı ediniliyor” gibi karartma iddialarla değişikliğe ayak direnilmektedir. Bugüne kadar olduğu gibi bazı olguları gizlemek artık imkânsızlaşmış ve gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. “Yargı bağımsızlığı” kavramı üzerinden yürütülmek istenen mevzi koruma teşebbüsü de bu hakikati gizleyememektedir. Türkiye’de yargı bürokrasisinin yürütmenin ve yasamanın kuşatması altına girmesi tehlikesi değil, yargı bürokrasisinin yürütme ve yasamayı hukuk ve demokrasi dışı şekilde sınırlaması tehlikesiyle karşı karşıyayız. Yüksek yargının hem yargının diğer parçalarından hem de demokratik siyaset ve siyasetçilerden gayrimemnun olmasının nedeni budur. İdeolojik bir kast sistemiyle oluşturulan yapının demokratikleştirilmesi, kast sisteminden yararlananları rahatsız etmiştir. Bunların sözcülerinin zihniyeti ve söylemleri hep aynıdır. Halkın iradesinin ve taleplerinin kendi irade ve talepleri adına reddedilmesini istemektedirler. Türk milleti adına karar verenler Türk milletinin denetimine rıza gösterememektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tuna, size de bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen tamamlayın konuşmanızı.

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kısım muhalefet milletvekili, bu Anayasa görüşmelerinde Anayasa’yla ilgili olmayan birçok hususu gündeme getirmektedir. Kendileri açısından hiçbir ölçü bulunmamaktadır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Senin ölçün ne? Yağcı!

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Bizler… Ben özellikle hukukçu olarak masumiyet ilkesine inanan bir insanım. Dolayısıyla, aslı astarı olmayan hususların burada gündeme getirilmesini aslında kınıyorum.

M. FATİH ATAY (Aydın) – “Aslı astarı olmayan” ne demek? Bir milletvekili böyle mi konuşur?

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Eğer bizler masumiyet ilkesine saygılı olmazsak, Erzincan otellerinde sahte şahit ayarlamalarından tutun… (CHP sıralarından gürültüler)

M. FATİH ATAY (Aydın) – Bırak ya!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bırak, bırak, bırak bunları ya! Bırak, yakışıyor mu sana ya?

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – …kapatma davalarında terör örgütü mensubu, siyasetçi ve yargı mensubu birlikteliklerine kadar gideriz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ayıp! Dedikodularla meşgulsün ya!

M. FATİH ATAY (Aydın) – Ayıp, ayıp!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hiç yakışıyor mu şu hâller ya! Dedikodularla meşgulsün. Ciddi bir şey konuşuyoruz, Anayasa’yı görüşüyoruz. Çocuk gibi laf ediyorsun!

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Yani, burada gündeme getirdiğiniz hususların hepsi, ispatlanamamış, iddialardan ileriye geçmeyen şeylerdir. Dolayısıyla, masumiyet …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tuna, ek süreniz de doldu. Lütfen Genel Kurulu selamlayınız efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ayıp be! Dedikoducu!

M. FATİH ATAY (Aydın) – Geyik muhabbeti yapıyorsun!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Çık git! Bir de milletvekili olacaksın. Çık git!

BAŞKAN – Lütfen Genel Kurulu selamlayınız.

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Saygılı olmaya davet ediyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ciddi bir şey söyle!

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sen saygılı olacaksın! Sen saygılı olacaksın!

HÜSNÜ TUNA (Devamla) – Bu Anayasa değişikliğinin…

M. FATİH ATAY (Aydın) – Doğru olmayan bir şeyi doğruymuş gibi sunuyorsun.

HÜSNÜ TUNA (Devamla) –…ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

M. FATİH ATAY (Aydın) – Ayıp, çok ayıp!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Utanır insan biraz, halkın karşısına çıkacaksın! Yaşından, başından utan!

BAŞKAN – Sayın Tuna, teşekkür ederim.

Şimdi, şahıslar adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Birgen Keleş’e aittir.

Sayın Keleş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Anayasa değişiklik teklifinin 13’üncü maddesiyle ilgili olarak kendi adıma söz almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Anayasa’mızın 128’inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.” demektedir.

Anayasa değişiklik teklifinin 13’üncü maddesi ise Anayasa’nın 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesini eklemektedir.

İlk bakışta masum gibi gözüken bu cümle, Hükûmetin devlet memurlarını hükûmet memuru hâline getirme arzusunun bir sonucudur. Bu yaptığım değerlendirme reddedebileceğiniz bir değerlendirme değildir çünkü sekiz yıldır gerek yaptığınız yasal değişiklikler gerek uygulamalar, mevcut bürokratları, kamu çalışanlarını nasıl dağıttığınızı, yerlerine çoğu kez söz konusu görevlere eğitimi, deneyimi uygun olmayan kişileri atadığınızı göstermektedir. Oysa, Anayasa’nın 128 ‘inci maddesi, çağdaş bir devlet yapısı açısından çok önemli olan bir hükmü içermektedir. O da, devletin asli ve sürekli görevlerinin devlet memurları ve kamu görevlileri tarafından yapılmasıdır. Bunun bir nedeni, kamu hizmetlerinin sürekliliğidir. Ayrıca, belirli görevlerde uzun süre çalışmak, devlet memurlarının deneyim kazanmalarına, yaptıkları işte ihtisas sahibi olmalarına yol açar.

Devlet memurunun kendi işini objektif bir şekilde yapabilmesi için, yaptığı işten aldığı gelirle temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi ve geleceğinden emin olması gerekir. Bunun da, kısa bir süre sonra geçerliğini yitirecek olan sözleşmelere bel bağlayarak, sözleşme bitiminde ne olacağını bilmeden çalışarak gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Aslında ideoloji ve yandaşlık gibi nedenlerle belli görevlere o konuda eğitimi ve birikimi olmayan kişileri atamak, belki söz konusu iktidara siyasi bir avantaj sağlayabilir ancak emin olun ki, bu yaklaşım aynı zamanda o iktidarın sonunu hazırlar ve en azından hızlandırır. Tabii, bizim buna bir itirazımız olamaz, ancak gene de uyarmak istiyorum. Çünkü, iktidar tarafından hak etmedikleri görevlere getirilenler, hem konuları bilmedikleri için hem de şükran duyguları içinde olduklarından iktidara yardımcı olacak bir performans sergileyemezler, yanlış adım attığında hükûmeti uyaramaz, sorunları çözecek öneriler yapamaz, politika geliştiremezler.

Türkiye’de AKP İktidarından önce de bir kamu personel rejimi sorunu vardı. Çünkü alt kademe ile üst kademe arasında farklılıklar vardı, aynı eğitimi gören, aynı işi yapanlar farklı kuruluşlarda farklı ücretler alıyorlardı. Çalışanlarla emekliler arasında büyük uçurum vardı ve personel rejimi reformu denildiği zaman da bu değişikliklerin giderilmesi düşünülüyordu, ama yapılan, tam tersi sonuç verdi. Çünkü siz, İş Kanunu’nda, Personel Kanunu’nda, Sosyal Güvenlik Kanunu’nda, Özelleştirme Kanunu’nda ve diğer bazı kanunlarda yaptığınız değişikliklerle, kamu sektöründe ve özel sektörde çalışanların birçok hakkını elinden aldınız. Üstelik, çeşitli bahanelerle işten çıkarılmalar arttı ve kamu çalışanları çok farklı statülerde çalıştırıldı. En önemli devlet görevlerinde bile -eğitim ve sağlık gibi- sözleşmeli olanların sayısı hızla yükseldi. Aslında yapılan, cumhuriyet tarihinde görülmemiş düzeyde bir kadrolaşma idi. Gerek uygulandığı şekliyle performans kriterleri gerek sözleşmeyle iş güvencesinin ortadan kaldırılması, kamu çalışanlarını iktidar yanlısı yöneticilerin insafına terk etti. Böyle bir durumda ve iktidar, sendikal örgütlenmeyi bugün bile istediği şekliyle yönlendirirken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keleş, bir dakika ilave süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – …13’üncü maddede getirilen “Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesi kara mizah gibidir, kamu çalışanlarının yararına sonuç vereceğini düşünmek gerçekçi değildir ve aşırı iyimserliktir. Uzlaşma olmadığı takdirde başvurulan merci Yüksek Hakem Kurulu veya Kamu Görevlileri Hakem Kurulu ise, bu kurulların oluşumu karşı tarafın çoğunluğunu içeriyor ise ve de vereceği kararlar kesin ise sonucun çalışanlar yararına olacağını kim söyleyebilir? O nedenle, biz verdiğimiz önergede, 13’üncü maddeyle eklenen cümlenin arkasından “Kazanılmış mali ve sosyal haklar geriye götürülemez.” ifadesini de eklemeyi düşünüyoruz. Zaten kazanılmış hakların korunması, çalışanlarla ilgili en önemli hukuk kurallarından biri değil midir?

Önergeyle ilgili daha sonra konuşacağım, yalnız, bir noktayı açıklamak istiyorum: Bir konuşmacı bizi itham etti “Darbe anayasasını koruyorsunuz.” diye. Biz darbe anayasasını korumuyoruz. Darbe anayasasından çok daha tehlikeli olan sivil darbe anayasası…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Keleş, ek süreniz de doldu, selamlamanız için açabilirim, eğer…

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Darbe anayasasından çok daha tehlikeli olan sivil darbe anayasasına dönüşmesini engellemeye çalışıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, Sayın Keleş.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 72’ye göre verilmiş iki önerge var, birlikte işleme alacağım, sonra oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 13. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

                  Abdulaziz Yazar                           Ali Oksal                                 Ali Koçal

                           Hatay                                      Mersin                                  Zonguldak

                                              Enis Tütüncü                          Şevket Köse

                                                  Tekirdağ                                Adıyaman

Gerekçe:

Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir.

Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de işsiz yurttaşımız Türkiye'de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir talep ortaya koymamıştır. Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.

Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyasi iktidarın gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma amacını gütmektedir.

Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.

Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil, siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu birleştirmeye değil ayrıştırmaya yönelik bir tekliftir. Türkiye'yi ayrıştıran, Türkiye'yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı niteliğindedir.

Anayasa değişikliği teklifinin tüm maddelerinin birlikte oylanması hem Parlamentoya hem Türk halkına yapılan dayatmayı ortaya koymaktadır. Tüm maddelerin birlikte oylanması bazı şeyleri gözlerden kaçırmanın bir ifadesidir. Milletin vekiline maddeleri teker teker oylama hakkı verilirken, milletin kendisinden bu hakkın kaçırılması asla demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

Bu anayasa değişikliği teklifi bir dayatma niteliğindedir. Toplum kesimlerinin desteği yerine Parlamento çoğunluğunun dayatması ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durum ancak darbe dönemlerinde olur, darbe dönemlerinde Anayasa dayatılır.

Bu Anayasa değişikliği teklifi, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla siyasi iktidarın hegemonyası altına alma planının uygulanma belgesidir. Siyasi iktidar yargıyı ele geçirilmesi gereken bir unsur olarak değerlendirmektedir. Yargının yürütmenin emrinde olduğu bir sisteme demokrasi denilemez. Yargının siyasetin güdümüne sokulması ancak, dikta özlemi ile açıklanabilir.

Bu Anayasa teklifi Sayın Başbakanının ve siyasi iktidar yetkililerinin kendilerini kurtarmak üzere kurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin şekillenmesi Başbakan ve bakanları Yüce Divan’da aklanmaya yöneliktir. Çoğunluğu hukukçu olmayan bir mahkeme kurgulandığından hukukçu olmayanların ceza yargılaması yaptığı bir düzen kurulmaktadır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde gözetilmeyeceği ilkesi Anayasaya konularak, siyasetçiler sorumluluktan arındırılmaktadır. Geçici 15. madde kaldırılırken, siyası iktidarlara kalıcı dokunulmazlık getirilmektedir. Bu düzenleme iktidar partisinin hiçbir şekilde kapatılmayacağına ilişkin bir düzenlemedir. Böylece iktidar mensuplarına hem sorumsuzluk hem de dokunulmazlık getirilmektedir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı da tamamen değiştirilmektedir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın hedefi haline getirilmiştir. Adalet Bakanı ve müsteşarının konumunun yargı bağımsızlığı açısından sorgulanırken, başka bakanlık memurlarının da HSYK'ya dahil edilmesi ile yargı bağımsızlığı daha da zedelenir noktaya taşınmıştır. Yine hakim ve savcıların soruşturmalarında Adalet Bakanına mutlak yetki verilmesi günümüzde yaşanan olaylar düşünüldüğünde vahim sonuçlar doğuracağı açık bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu nedenle oluşturulmalarında mutlaka tüm toplum kesimlerinin katkısı sağlanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumsal mutabakat değil toplumsal çatışma metinlerine dönüştürülmesi toplumsal birlikteliğe zarar verir. Toplumu gererek, ayrıştırarak siyaset yapma belki belirli bir zaman diliminde bazı siyasi partilerin çıkarına olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk halkı kendini iradesini istismar eden siyasi partilere mutlaka ve mutlaka sandıkta bunun hesabını sorar.

Bu açıdan söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin TBMM İçtüzüğü’nün 72. maddesi uyarınca, 13. maddesi üzerindeki görüşmelere devamına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                     Osman Çakır                            Behiç Çelik                       S. Nevzat Korkmaz

                         Samsun                                    Mersin                                     Isparta

                                                                   Hasan Özdemir

                                                                        Gaziantep

Gerekçe:

Anayasalar, Vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Anayasa değişikliğinde; Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini 21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmek ve asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmak, her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu toplumsal uzlaşmayı sağlamaktır.

Teklif hazırlanmadan önce AKP uzlaşma arayışına girmemiştir. Parti olarak ihtiyaçlarını tatmin için hazırladığı meclise dayatmıştır. Yapılan görüşmelerde uzlaşma sağlanamamış, değişikliğin Millete mi, AKP’ye mi hizmet edeceği açıklığa kavuşturulamamıştır.

Toplumsal uzlaşma için MHP "Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını, Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını, siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını ve her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını, seçimler sonunda oluşacak Meclis’in ilk işinin anayasa değişikliği olmasını teklif etmiştir.

MHP;

- Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

- Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

- Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

-Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

- Milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacak üniter yapı içinde Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

- Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek,

- Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa değişikliği kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin desteğine ve iradesine dayandırılmalıdır.

AKP bütün bu sayılanlara kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı teklifi partilere ve millete dayatmıştır.

Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanan AKP'nin, acele ve telaş içinde hazırladığı ilk tekliften imzaların çekilmesi ve aynı teklifin başka imzalar ile Meclise sunulması işin başında Anayasa ve İçtüzüğe aykırılık teşkil etmektedir.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmakta, bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık ucube bir cumhurbaşkanlığı sistemi getirilmektedir.

Teklifin içinde Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den inançlarına göre yaşarken başörtüsü, imam hatip okulu mezunu olması gibi sebepler ile devletin kendisine eşit hizmet sunmamasına çözüm beklemektedir. Meydanlardaki sözlerini tutmasını, ahde vefa göstermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den terörü ve asayişsizliği bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

Ne AKP'nin 8 yıllık icraatında ve ne de bu Teklifte Milletin beklentisinden eser yoktur.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır. Çünkü niyeti halis değildir.

AKP Ali Cengiz oyunu ile dikta niyetini bazı temel hak ve hürriyetlerin arkasına gizlemiştir.

Bu temel hak ve hürriyetleri, niyetinin halis olmadığı maddeler için oy devşiriciliğine malzeme etmiştir.

Böylece, halk oylamasında "evet" sonucunu elde etmek için seçmene sunduğu acı "hap”ın üstünü tatlandırıcı ile kapatmıştır.

AKP’nin cin fikri oy kullanacak seçmeni yardan ya da serden vazgeçmeye zorlayacaktır, vicdani muhasebe kabul etmeyen bir ikilemin içine sürükleyecektir.

Bu anayasaya ve halk oylamasını düzenleyen uluslar arası belgelere aykırıdır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklama isteği var, oylamaya geçmeden önce.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın hemen tespitini yapacağız: Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Tamaylıgil, Sayın Atay, Sayın Yazar, Sayın Keleş, Sayın Oksal, Sayın Ersin, Sayın Özdemir, Sayın Tütüncü, Sayın Köse, Sayın Aydoğan, Sayın Erenkaya, Sayın Hacaloğlu, Sayın Çöllü, Sayın Arıtman, Sayın Karaibrahim, Sayın Ünlütepe, Sayın Seçer, Sayın Özkan, Sayın Öztürk, Sayın Bingöl.

Sayın milletvekilleri, elektronik sistemle yoklama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

İsmi okunan arkadaşlarımız elektronik sisteme girmeyecekler, onu hatırlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım iki önergeyi de oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Ersin, sizin bir söz talebiniz var. Bana biraz önce izah ettiniz. Sayın Tuna konuşmasında masuniyet karinesinden bahsederken, benim anladığım kadarıyla -büyük bir dikkatle izledim- “İnsanları, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçlamamak gerekir. İşte örneğin, -sanıyorum Erzincan’da- otelde bir arkadaşla ilgili şöyle şöyle iddialar oldu. Bunu eğer biz tek başına yeterli görürsek insanları suçlamış oluruz.” şeklinde anladım ben ama siz…

M. FATİH ATAY (Aydın) – Hayır, öyle değildi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii, sizin isminizden bahsetmedi.

M. FATİH ATAY (Aydın) – Bahsetmesi gerekmez, onun ismi kamuoyunda geçti.

BAŞKAN – Ama sizin akla gelmeniz gayet doğaldır o açıklamayla.

O nedenle, Sayın Ersin, yerinizden açıklama yapabilirsiniz.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, kürsüden konuşabilir miyim?

BAŞKAN – Peki, gelin, üç dakika, buradan…

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyeceğinizden eminim, sadece bir açıklama yapacaksınız.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, ilginize teşekkür ederim, bana bu açıklama fırsatını verdiğiniz için.

Değerli arkadaşlarım, bir süre, on beş günü aşan süre bazı gazetelerde, televizyonlarda benimle ilgili bazı haberler çıktı. Benim Erzincan’da, gizli tanık olduğu ileri sürülen bir şahsa, çanta içinde… Önce 800 bin lira telaffuz edildi, sonra 80 bin dolar denildi ve en sonunda 80 bin liraya karar verdiler ve bu çanta içinde gizli tanık olduğu ileri sürülen şahsa, sonuç olarak 80 bin lira verdiğimi ileri sürdüler.

Değerli arkadaşlarım, bütün mukaddesatımla söylüyorum, ne Erzincan’da ne de Türkiye’nin başka bir yerinde, gizli tanık ya da başkasına, çanta içinde ya da başka bir şekilde... (AK PARTİ sıralarından “Poşetle” sesi)

BAŞKAN – Lütfen sayın arkadaşlar, lütfen…

AHMET ERSİN (Devamla) – …ne para verdim ne para pazarlığı yaptım ne de benim dışımda böyle bir şey yapıldıysa aracılık ettim. Dolayısıyla bunlar bazı üşütüklerin ortaya attığı deli saçması iddialardır. Çanta sıramda duruyor. Pazartesi günü Siirt’e gideceğim ve aynı çantayla gideceğim.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bana yönelik sürdürülen bu kampanya, bu kirli kampanya aslında benim üzerimden Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sürdürülen bir kampanyadır. Ben milletvekiliyim, hepinizin ziyaretçileri oluyor, tanıdığınız, tanımadığınız kişilerle görüşüyorsunuz. O sabah kaldığımız otelin restoranında kahvaltı yaparken, 20-25 kişilik bir grup hâlinde -aramızda 4 tane de gazeteci vardı- kahvaltı yapıyorken benimle görüşmek isteyen 7-8 kişi otelin restoranına geldiler ve sohbet ettik ve bu 7-8 kişiden birisinin gizli tanık olduğu iddia ediliyor. Bu beni ilgilendirmez, gizli tanık olsaydı bile yine görüşürüm çünkü ben milletvekiliyim. Benimle görüşen herkesin mutlaka bir problemi vardır, bir derdi vardır, onu paylaşmak istiyordur, çözüm istiyordur. O nedenle, değerli arkadaşlarım, bu deli saçması iddialara inananların bana göre zekâlarını bir kontrolden geçirmeleri lazım.

Tekraren söylüyorum: Ne kimseye para verdim ne kimseyle para pazarlığı yaptım ne de benim dışımda oluşan bir pazarlık varsa ona aracılık ettim.

Bunu açıklama fırsatını da bana verdiği için bu arkadaşıma teşekkür ediyorum. Bunun dışında, bu iddiaları sürdürenleri de bu kürsüden müfteri ilan ediyorum. İddialarını ispatlamak zorundadırlar çünkü bu haberleri yapanlarla ilgili yargıda hesaplaşacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersin…

AHMET ERSİN (Devamla) – Selamlayıp bırakacağım.

BAŞKAN – Peki, sadece Genel Kurulu selamlamanız için açıyorum, lütfen… Kâfi miktarda açıklama yaptınız.

AHMET ERSİN (Devamla) – Evet efendim. Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ediyorum. O arkadaşıma da teşekkür ediyorum çünkü herkes ağzına geldiği şekilde, aklına geldiği şekilde veya işine geldiği şekilde bu konuyu kullanıyordu. Bu fırsatı yakaladım, bu fırsatı buldum, açıklamamı yaptım; bundan sonrası artık herkesin vicdanına kalmış. Çok da önemli değil ama bu haberleri yapanlarla yargıda hesaplaşacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

 BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi başlatacağım.

Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, AKP İktidarının memuruna, çalışanına, emeğe yaklaşımına açıklık getirmesi amacıyla… Memura 2010 yılında ortalama 3,78 oranında zam yaptınız. Yüzde 10’lardaki enflasyona rağmen, Hükûmetiniz, memuru enflasyona ezdirmediğinizi söylemeye devam edecek misiniz?

Sayın Başbakan, 4/C’yi kabul etmeyen Tekel işçilerine “Size teklif edilen paranın çok altında ücrete razı olan binlerce işsiz var.” demektedir. Bu söylemiyle cumhuriyet tarihinde, çalışan işçisini işsizlerle tehdit eden ilk Başbakan unvanını kazanmıştır. Siz böyle bir yaklaşımı olan Başbakanın işçiden, emekten yana olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Anayasa değişikliklerinizde memurlara, işçilere daha çok sendikal ve demokratik haklar sağlanacağını bundan sonra nasıl...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir önceki maddeyle ilgili olarak sorduğum soruya cevap alamamıştım. Bu defa Sayın Komisyon Başkanına sormak istiyorum: Az önce yapılan düzenleme ile önceki yıllarda YAŞ kararları neticesinde ihraç edilen askerî personelin yargıya başvurma hakkı var mıdır? Tekrar eski görevlerine dönebilirler mi?

Bu sorum da Sayın Bakana: Geçmiş yıllarda ihraç edilen bu kişilerden kaç tanesi AKP’li belediyelerde çalışmaktadırlar?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Süner…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Anayasa değişiklik paketinin görüşmeleri başlamadan bu konuda çok doğru bir uyarı yaptı, “Mutabakat sağlayın, yoksa konu gerginliğe gider, hukuki tartışmaya gider, bizim önümüze gelir.” dedi. Sayın Haşim Kılıç’ı dinlemediniz, bildiğinizi yapmaya devam ettiniz. Sayın Kılıç iki gün önce Yüksek Mahkemenin kuruluş yıl dönümünde çekincelerini tekrarladı. “Yargıyı ideolojik vesayet altında tutmak isteyenler tarafsızlık ve bağımsızlıktan rahatsız olanlardır.” şeklinde bir açıklama yaptı. “Yargıyı rahat bırakın, dokunmayın.” dedi. Haşim Kılıç’ın bu görüşleri hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz bu madde de acı Anayasa hapının tatlandırıcılarından birisi. Vatandaş iş, aş, üretici ve köylüler ürünlerinin para etmesini, çalışanlar ve emekliler insanca yaşayabilecekleri bir ücret, geleceği banka kredileriyle ipotek altına alınmış milyonlar ise bankaların vicdansız uygulamalarından kurtulmayı beklemekteler ama siz sadece kendi yarınlarınızı kurtaracak bir düzenleme için Anayasa değişikliği yapmaktasınız. Bu, adınızdaki “adalet” anlayışıyla ne kadar bağdaşmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, özellikle AKP Anayasa değişikliği paketinde her ne kadar “Çalışanların özgürlük ve pazarlık alanları genişletiliyor.” deseniz de maalesef olay sizin dediğiniz gibi görünmemektedir. Devri iktidarınızda kamuda çalışan ancak AKP’ye veya onun tasvip ettiği sendikalara üye olanların hoş tutulduğu gerçektir ve onların özgürlükleri olabilir. Onun haricinde tüm çalışanlar hiçbir dönemde olmadığı kadar baskı altındadırlar. Kurum içi atamalarda, tayinlerde, yer değişikliklerinde AKP yöneticileri ve yandaş sendikaların uygun görüşleri olmadan hiçbir işlem yapılmamaktadır. Önemli bir bölümü açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan ve onuru ile işi arasına sıkıştırılan ve boyun eğmeye zorlanan çalışanların bu Anayasa değişikliğiyle bahsettiğim haksız uygulamalardan vazgeçilecek midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana soruyorum: Sekiz yıllık iktidarınızda fabrikaların çoğu kapanmış, küçük esnaf batmış, siftah edemiyor, işsizlik çığ gibi büyümüş, yolsuzluklar ayyuka çıkmış, çiftçi perişan, asayiş bozukluğundan büyük şehirlerde yaşanmaz hâle gelmiş, uyuşturucu ticareti ve kullanımı artmış, altın vuruşla küçük şehirlerde bile umumi tuvaletlerde çocuklar ölüyor, bölücülük siyasallaşmış. Bu Anayasa değişikliği bunlardan hangisine çözüm getirecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Komisyon Başkanının bir cevap vermesi gerekir herhâlde, kendisine de bir soru var.

Buyurun Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Uslu’nun sormuş olduğu, YAŞ kararlarıyla ilgili olarak yapmış olduğumuz, daha doğrusu yapmaya çalıştığımız bu düzenleme yürürlüğe girdikten sonra, bugüne kadar ilişkisi kesilmiş olan, demin Millî Savunma Bakanımızın 1.500 küsur olarak ifade ettiği rakam, “Bunların geri dönme durumu olur mu?” diye…

Tabii, bu konuda herhangi bir düzenleme mevcut metinde olmayacak, ancak dava açmaya herhangi bir engel yok. Açılan dava, olayın durumuna göre, dosyanın durumuna göre mahkemeler buna karar verecekler, kiminin özlük hakları verilebilir, kiminin verilemeyebilir. O yüzden düzenleme bazında şu an yapılacak bir şey yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Hükûmetin cevapları olacak mı?

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, cidden çok önemli bir teklifi görüşüyoruz. Bakınız, Türkiye'de veya bizim siyasi tarihimizde beş tane anayasa yapmışız. İlki 1876, 1921, 1924, 1960 ve 1982 Anayasaları. İlk ikisi veya ilk üçü olağanüstü dönemlerde yapılmış, son ikisi de darbe sonrası yapılmıştır. Dolayısıyla, arzu ederiz ki bu Anayasa değişikliklerinin müzakeresinde tarihî görev yapan bu Meclis, daha iyi, birlikte, bir konsensüs içerisinde, herkesin şikâyet ettiği 1982 Anayasası’ndan kurtulmanın, ayrılmanın, milletimizin geleceğine dönük, ufkunu açan, hak ve özgürlüklerini önceleyen bir anayasayı hep birlikte yapalım.

Şimdi, burada, arkadaşımız Sayın Süner diyor ki: “Anayasa Mahkemesi Başkanı ‘mutabakat sağlayın’ dedi.” Niye onu hatırlatıyorsunuz? Bu çok olağan bir şeydir. Elbette ki, arzu ederiz ki biz bunu hep birlikte yapalım, mutabakat içinde yapalım, ama şu Mecliste bu mutabakatı sağlayamıyoruz diye, bu Anayasa mutabakatsız yapılıyor denemez.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye sağlamıyorsunuz Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Bu Anayasa’nın yapılmasında milletle mutabakat var, sivil toplum kuruluşlarıyla mutabakat var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Meclisi oluşturan partilerimizin…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sayın Bakan, sivil toplum kuruluşları toplu sözleşme istemiyorlar mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet size mi söyledi?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Arzumuz… Arzumuz o.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sendikalar grev hakkı istemiyorlar mı Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, arzumuz sizinle birlikte yapmak, ama sizin katılmayışınız…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Sivil toplum kuruluşları grev hakkı istemiyorlar mı Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tepeden bakıyorsunuz. Millet senin emir kulun mu oldu?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Milletin katılmadığı, sivil toplum kuruluşlarının katılmadığı, sendikaların katılmadığı bir çalışma değil. Hepsiyle görüşmeler yapılmış ve bu çalışmayı sürdürüyoruz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet sana mı söyledi?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Deniyor ki: Memurlara…

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Telefonla mı söyledi, telgraf mı çekti sana? Yoksa, Tayyip mi söyledi?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, bir şey daha söyleyeyim, önemli bir şey daha söyleyeyim: Sayın Özdemir diyor ki: “Bu Anayasa’yı yapmakla asayiş bozukluğu mu düzelecek? Uyuşturucu tüketimi mi azalacak?” Nerede asayiş bozukluğu?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yok, değil mi? Yok!

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Düzgün değil mi Türkiye gibi bir ülkede? Elbette 1-2 milyonun yaşadığı büyük şehirlerimizde asayiş niteliğinde olay olacak, ama asayiş bozukluğu olarak niteleyeceğiniz, takdim edeceğiniz yaygın bir bozukluk söz konusu değil.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Siirt’tekini asayiş bozukluğu saymıyor musunuz siz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet size dokunulmasını istiyor. Hele size bir dokunalım bakalım! Millet size dokunulmasını istiyor!

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Dolayısıyla, bu düzenlemeyle memur sendikalarımıza, kamuda çalışanlarımıza toplu iş sözleşmesi veya toplu sözleşme süreciyle bağlantılı olarak 128’inci maddede bu düzenleme zorunlu olarak getirilmiş, 53’üncü maddenin sonucu olarak. Çünkü, 128’inci maddede memurların özlük hakları, sosyal haklarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. 53’üncü maddede yaptığımız düzenlemeyle toplu sözleşmeyle de bu hakların belirlenmesi öngörülmüş, 128’inci maddedeki düzenleme bu ihtiyacı gidermeye dönüktür.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Görüşme, sözleşme oldu. Başka ne değişti?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Diğer bir konu daha: “İhraçlardan kaç kişi AK PARTİ’li belediyelerde çalışıyor?” Çok merak ediyorsanız, bunun sayısı vereceğim. Tabii, benim şimdi onu aklımda tutup da AK PARTİ’li belediyelerde ne kadar çalışıyor, CHP’lilerde ne kadar, MHP’lilerde ne kadar… Ama bunu merak ediyorsanız, çıkaracağım.

Kamu kuruluşunun herhangi bir biriminde kamu hizmeti görmüş, şu veya bu sebeple ihraç edilmiş vatandaşların memurluğa girmede engel bir hâlleri yoksa elbette ki bunlar istihdam edilir, bunları çalıştırmak bir görevdir, onlar açısından bir haktır. Biz bunu yine getiririz.

Evet, Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, ben de teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, 13’üncü…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?..

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (Gürültüler)

Bir saniye arkadaşlar, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan konuşma yaparken “Parlamentoda mutabakat yok ama biz milletle mutabakat yaptık.” diye bir ifade kullandı.

Sayın Bakan acaba milletle mutabakatı nasıl yaptı? Yani biz milletin dışında mıyız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Telefon mu geldi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bir Bakan bunu nasıl söyleyebilir? Bakan şunu söyleyebilir: Sivil toplum örgütleriyle görüştük diye…

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Cevap vereyim.

BAŞKAN – Efendim, bir soru sordunuz “Cevap vereceğim.” diyor. Sayın Bakana söz verelim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Cevap versin efendim, tabii.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; aslında bu sorunun cevabı biliniyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biz bilmiyoruz!

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yani Meclis nasıl karar verir bilemem ama Meclis bu kanun değişikliğini bir referanduma götürecekse, o arada kabul edecekse, bunu onaylayacak mercinin iradesi de o yönde tecelli ederse, yani bunu göreceğiz, o zaman ölçeceğiz. Ama yapılan anketler, kamuoyu anketleri, çok değişik kurumlar tarafından yapılan anketler bu Anayasa değişikliğinin halk tarafından, sivil toplum kuruluşları tarafından, meslek odaları tarafından, sendikalar tarafından, kamu ve işçi sendikaları tarafından, memur sendikaları tarafından kabul edildiğini gösteriyor, arzu edildiğini gösteriyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – İpotek mi koydunuz?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Ve maddelerden önemli bir kısmı da onların arzu ve istekleri doğrultusunda konulmuştur.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Yani örneğin, memurlarla ilgili düzenleme memur sendikalarının isteği doğrultusunda konulmuştur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bakan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakana bir bilgi sunmak isterim efendim:

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi böyle bir usulümüz yok ki. Şimdi, oradan siz bir soru soruyorsunuz. Soru sorma faslını kapattık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biliyorum efendim. Sayın Bakana sadece…

BAŞKAN – Efendim, ne yapayım, kendi takdiri. Yazılı cevap verir. Benim zorla cevap verdirecek hâlim yok ya Sayın Bakana!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakana sadece…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, anlayamadım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yapılan anketlerde halkın büyük bir kesiminin Anayasa’da neyin değişip değişmediğini bilmediğini gösteriyor; Sayın Bakanın da bunu bilmesi lazım.

BAŞKAN – Tamam, tamam efendim.

Efendim, şimdi 13’üncü madde üzerinde…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, efendim bir arzum var. CHP Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Anadol konuşurken -tutanaktan okuyorum- şöyle bir ifade kullanıyor: Konuşmasının son kısmında “12 Eylül Anayasası’na maalesef ‘hayır’ oyu kullanamadım. Çünkü 12 Eylül beni cezaevine atmıştı. O sırada cezaevindeydim.” Buna hiç itirazımız yok. Takdir edilecek bir davranış. “Siz neredeydiniz?” diye soruyor, arkasından da “Siz 12 Eylülün ürünü partinin ta kendisisiniz, ta kendisi.” şeklinde AK PARTİ Grubunu itham eden, 12 Eylülün ürünü olmakla suçlayan bir ifade kullanmıştır.

BAŞKAN – Evet, sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İç Tüzük’e uygun olarak söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Peki, siz de yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde konuşmak koşuluyla üç dakika süre veriyorum.

Evet, bu iddia… Aslında Sayın Anadol böyle konuşmazdı ama herhâlde ağzından kaçtı.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasında ben de Sayın Anadol’un böyle konuştuğuna inanmadım ama tutanakları alıp baktığımda takdir ettiğim Değerli Grup Başkan Vekili Arkadaşımın benzer bir ifadeyi kullandığını gördüm ve size de arz ettim.

Bir defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin ürünüdür, milletin iradesinin ürünü buradadır. Herkesi millet seçti, millet buraya gönderdi. Biz darbelere karşı, hukuk dışı her türlü müdahaleye karşı bir tavrın, bir tutumun bugüne kadar hep içinde olduk. 1960 darbesini biz kınadık, lanetledik sürekli bir biçimde; onları bayram olarak kutlayanları ve o yapıyı kutsayanları hep kınaya kınaya, eleştire eleştire buralara geldik.

12 Eylül askerî darbesi oldu. O darbenin sonunda da burada bulunan, ben öyle inanıyorum ki, milletvekillerinin, oy kullanma hakkı olanların neredeyse tamamına yakını “hayır” oyu kullananlardan oluşan insanlardan müteşekkil. Biz darbeden yana hiç olmadık. Darbenin ürünü olarak bu Mecliste itham edilemeyecek, belki en son itham edilebilecek bir yapı, burada bulunma imkânını hiçbir grup için ben görmüyorum.

AK PARTİ’ye bakarsanız, 2001’de kurulmuş. Şöyle, mantık olarak izah ettiğinizde 12 Eylül 1980 nere, 2001 nere? Nasıl bir irtibat kurdu, nasıl bağladı anlamam mümkün değil ama Sayın Anadol bunun böyle bir bağlamasını yaptı. Ama biz diyoruz ki: Darbecileri artık yargının önüne çıkaralım, hesap versinler, yargılansınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu Anayasa değişikliği onun içindir. “Darbecilerin millî iradenin üzerine koyduğu ipotekleri kaldıralım, her türlü vesayeti ortadan kaldıralım; onun için, darbecilerin yaptığı Anayasa’yla, darbe sözleşmesiyle bu ülke yoluna devam etmesin.” diyoruz. Onun için huzurlarınızdayız. Onun için Anayasa görüşmelerini yapıyoruz. Bir yandan “Darbeciler yargılansın.” deyip öte yandan da onların yargılanmasına yol açacak, öte yandan da onların kurduğu vesayet düzenini ortadan kaldıracak değişiklikler “aman olmasın” diye tavır koymak, mücadele etmek; hangisi ne yana hangisi ne tarafa? Onun takdirini de ben size bırakıyorum.

Ama, bakın, bugüne kadar darbe zihniyetinin sahipleri ses çıkardığında şapkayı alıp gidenler, 27 Nisan e-muhtırası ortaya çıktığında karşısında milletin gür sesini ilk defa duymuşlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, şapkayı alıp giden siyasetin sahipleri değiliz. Darbe zihniyetini benimseyenlerin veya o anlayışta olanların sesini çıkardığı anda esas duruşa geçenler de değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Dolmabahçe’de ne konuşuldu?

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, Genel Kurulu selamlamanız için açıyorum, lütfen.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Son cümlem: 12 Mart Muhtırası verildiği zaman, Parlamento ve milletin iradesi yok sayıldığı zaman Parlamentoyu çalıştırıp talimatla yasa çıkaran hiç olmadık, hiçbir zaman da olmayacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Okay, anlayamadım efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Hatibin, konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisine yönelik haksız ithamları var. “Darbe Anayasası’nı destekleyenlerden hiç olmadık.” yönünde…

BAŞKAN – Efendim, bunda ne var Allah aşkına?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakın, bu bir ithamdır!

BAŞKAN – Efendim, sizi kasteden, sizi muhatap alan hiçbir…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bu bir ithamdır!

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İtham değil ki, ne olmadığımızı söyledim.

BAŞKAN – Ben çok büyük bir dikkatle dinledim, lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de sizin gibi dikkatle dinledim Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alınganlık gösterecek ne var yani?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de sizin gibi dikkatle dinledim. Sayın Anadol nedeniyle söz aldılar...

BAŞKAN – Sayın Okay, gerçekten, hiçbir sataşma emaresi, sözlerinde tespit etmedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Darbecileri eleştirdi, darbeyi övenleri eleştirdi.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bakın, “darbe Anayasası’na karşı olanlar”la kastettiği…

BAŞKAN – Efendim, lütfen… Lütfen Sayın Okay… Bakın…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Rica ederim Sayın Başkan… Rica ederim.

BAŞKAN – Sayın Okay, ben de burada dinliyorum, takip ediyorum, İç Tüzük’ü uyguluyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben de dinliyorum… Ben de dinliyorum ve ben partime yönelik haksız ithamları…

BAŞKAN – Eğer gerçekten bir sataşma izi görürsem veriyorum, şu ana kadar verdim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ben partimize yönelik haksız ithamların ne olduğunu çok iyi biliyorum. İzin verin, buna cevap vermek zorundayız biz.

BAŞKAN – Sizin partinizi kastederek Sayın Bozdağ’ın bir ifadesi olmadı.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – O zaman “Ben Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedim.” desin, sorun bitsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, isim vermedi, alınganlık göstermelerine gerek yok.

BAŞKAN – Evet, sizi kasteden bir şey oldu mu efendim? Siz Cumhuriyet Halk Partisini mi kastettiniz o ifadelerinizle Sayın Bozdağ? Lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedim.” desin sorun biter.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, efendim müsaade buyurursanız… Ben ifadelerimi kullanırken hiçbir sataşmaya mahal vermeyecek bir üslubu tercih ettim ve ben darbeyi destekleyen ve darbeye övgü yağdıranları ifade ettim. Eğer böyle bir alınganlıkları varsa ve öyle düşünüyorlarsa benim ona itirazım yok ama benim düşüncem, ifadem öyle değil.

BAŞKAN – Efendim, sizi kastetmediğini söylüyor, ben öyle duyuyorum burada.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hayır, öyle bir şey söylemiyor! Öyle bir şey söylemiyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Darbeye karşı olduğunu söylesin Sayın Başkanım.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Açıkça ifade etsin, “Ben Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedim.” desin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, darbe ve darbecilere karşı olduğunu söylesin.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Açıkça söylesin.

BAŞKAN – Efendim, “Havada bulut var.” mantığıyla hareket edersek benim herkese söz vermem lazım. Öyle şey olmaz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – “Havada bulut var, sen bana falan dedin.” Olur mu öyle şey Sayın Okay? Allah aşkına yapmayın!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bakın, siz Grup Başkan Vekilisiniz, lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, burada darbe üzerinden siyaset yapıp, muhalefet partilerini darbe anayasasının destekçisi gibi gösterip haksız ithamlarda bulunuyor.

BAŞKAN – Efendim, ben, Sayın Bozdağ’ın o ifadelerinden burada bulunmayan bir eski siyasi partiyi ve burada bulunmayan bir siyasiyi kastettiği izlenimini edindim. Başka birini kastettiğini biliyorum, sizi kastetmedi. Lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, MHP neden alınmadı, BDP neden alınmadı, CHP niye alınıyor? Benim konuşmam ortada. Başka partiler niye alınmadı da CHP alınıyor?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, niye müdahale etmediniz! Niçin müdahale etmediniz!

BAŞKAN – Neye müdahale etmedim efendim? Lütfen, efendim… (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, bakın, saygıdeğer grup başkan vekillerim, ortada hiçbir şey yok. Sizi ilzam eden, sizi hedef alan, sizi eleştiren, sizi rencide eden hiçbir ifade kullanmadı; kullansa, zerre kadar kullansa kesinlikle size söz verirdim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Az önce kullandı zaten.

BAŞKAN – Israr etmeyin lütfen. Lütfen ısrar etmeyin.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, az önceki ifadeleri de bu içerikte. Sayın Anadol nedeniyle, Sayın Anadol’un konuşması nedeniyle söz aldı.

BAŞKAN – Evet, tamam.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ve ona cevap verdi. Ona cevap verirken de Cumhuriyet Halk Partisinin…

BAŞKAN – Sayın Okay, madem ısrarlısınız tutanakları getirteceğim, bakacağım, eğer gerçekten böyle bir izlenim edinirsem, size söz vereceğim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanağa ne gerek var?

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge vardır.

Şimdi, yedi önergeyi İç Tüzük çerçevesinde işleme alacağım.

Kurada çıkan bu yedi önergeyi şimdi okutuyorum, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                         Abdullah Çalışkan

                                                                                                                 Kırşehir

“Ancak, kazanılmış haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                               Ali Öztürk

                                                                                                                   Konya

“Ancak, kazanılmış haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun teklifinin on üçüncü maddesindeki “toplu sözleşme” kelimelerinden sonra “ve grev” kelimelerinin eklenmesini arz ve teklif ederim. 14.04.2010

                                                                                                              Hasan Macit

                                                                                                                 İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13 ncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Bengi Yıldız                           Hamit Geylani                        Osman Özçelik

                         Batman                                    Hakkâri                                      Siirt

                                       M. Nezir Karabaş                           Nuri Yaman

                                                 Bitlis                                          Muş

Madde: 13

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. Çalışanlar ayrımsız olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                              Birgen Keleş

                                                                                                                 İstanbul

Madde 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. Toplu sözleşme ile memur ve diğer kamu görevlilerinin aleyhine hüküm getirilemez.” cümleleri eklenmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

T. B. M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değiştirme teklifinin (13) maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişiklik teklifinin 13 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                      Behiç Çelik                        S.Nevzat Korkmaz                      Rıdvan Yalçın

                          Mersin                                     Isparta                                       Ordu

                                             Şenol Bal                                Osman Çakır

                                                 İzmir                                        Samsun

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim önergelere?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç burada değil, göremiyorum.

Gerekçesini okutacağız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, en aykırı önerge bizim önerge değil mi?

BAŞKAN – Her ikisi de metinden çıkarılması şeklinde. O bakımdan ikisini birlikte işleme aldım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tamam.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

• 21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

• Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

• Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, anlaşılmıyor. Biraz yavaş lütfen...

BAŞKAN – Bir saniye... Bir saniye...

Ne oldu arkadaşlar?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlaşılmıyor efendim, biraz yavaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok anlaşılıyor Sayın Başkan, anlaşılıyor. Biz anlıyoruz!

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Zeki çocuklar anlıyormuş Sayın Başkan!

BAŞKAN – Arkadaşlar, yani hızlı okuyor, yavaş okuyor, orta okuyor, yani bu bile tartışma konusu olmamalı arkadaşlar. İzin verin de Kâtip Üye...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu ezberlemiş olmaları lazım. Hep aynı herhâlde!

BAŞKAN – Kâtip Üye Arkadaşımız, lütfen siz de hassasiyetlere dikkat ederek okuyun.

“…Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

• Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

• Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

• Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

• Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

• Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

• Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

• Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

• Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

• Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

• Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

• Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP, 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP, millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP 8 yıllık iktidarında grev, toplu sözleşme, toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenleyen haklarla ilgili hiçbir iyileştirme yapmamıştır.

AKP, Taşeron işçiliği geliştirerek emeğin sömürüne zemin hazırlamıştır. İşçi kesimini hak arayamaz hâle getirmiştir.

AKP, Sendikaların etkisizleştirilmesine neden olmuştur.

AKP, Devletin gücünü işçiyi susturmak için kullanmıştır.

AKP, tekel işçilerine zulmetmiştir.

AKP, 8 yıllık iktidarında 4C mağdurları yaratmıştır.

AKP, işçiyi sefalete mahkûm etmiştir.

AKP, 8 yıllık iktidarındaki bu başarısızlığın suçunu Anayasa üzerine atmak istemiştir.

AKP iyi niyetli değildir. Bu teklifle başlattığı PKK Açılımı için anayasal zemin hazırlamaktadır.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bir özetlesin Sayın Başkan okuduğunu da bir anlayalım! Ne anladığını bir anlatsın!

BAŞKAN – Artık ezberlettiniz! Bunu şimdi ezbere okuyanlar vardır!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anlamadığı yeri söylesin Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sayın Genç’in önergesinin gerekçesini de okutuyorum:

Gerekçe:

Getirilen madde Anayasa düzenine, hukukun genel ilkelerine ve temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine aykırı olduğundan teklif metninden çıkarılması istenmiştir.

BAŞKAN – Her iki önergeyi aynı mahiyette olduğu için oylarınıza sunuyorum… (MHP sıralarından “Komisyona sormadınız.” sesleri)

Komisyona sordum demin. Sordum efendim, Komisyona sordum. Lütfen… Ben takip ediyorum, siz benim kadar takip etmiyorsunuz.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                              Birgen Keleş

                                                                                                                 İstanbul

Madde 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. Toplu sözleşme ile memur ve diğer kamu görevlilerinin aleyhine hüküm getirilemez.” cümleleri eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Keleş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet memurlarını bugünkü statülerinden kopararak AKP Hükûmetinin memuru statüsüne sokmak AKP’nin iktidara geldiği günden beri üzerinde durduğu ve gerçekleştirmeye çalıştığı bir durum. Son sekiz yıllık uygulama, sözleşmeyi esas alan, iş güvencesini ortadan kaldıran, memurluk statüsünü sınırlayan, keyfî atamalar yapılmasına olanak sağlayan, eğitim, deneyim gibi kamu görevini başarılı kılacak unsurlara önem vermeyen bir uygulamadır.

Kısa bir süre önce Tekel işçilerinin yaşadıkları iktidarın çalışanların maddi ve sosyal hakları konusunda ne düşündüğünü açıkça ortaya çıkarmıştır. Özelleştirme nedeniyle işsiz kalan işçilerden bir kısmı kendilerine dayatılan 4/C’yi kabul etmek zorunda kalmıştır. 4/C kıdem ve ihbar tazminatı haklarından yararlanmayan, iş garantisi ve örgütlenme hakkından yoksun olan bir statüdür. İşçilerin direnme gücünde karşılaştıkları muamele ise tek kelime ile utanç vericidir.

Aslında imzaladığımız ILO sözleşmeleri grevli toplu sözleşme yapılmasını öngörmektedir. ILO sözleşmesinin ilgili hükümleri uygulanmadığı gibi, 13’üncü maddeyle getirilen değişiklik Anayasa’nın 128’inci maddesiyle de çelişkilidir. Anayasa’nın 128’inci maddesinde “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin hakları ile yükümlülükleri, aylık ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” demektedir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 28’inci maddesi ise, kamu görevlilerinin aylıklarını, ücretlerini, tedavi yardımlarını ve benzeri harcamaları kapsamaktadır. Bu durumda, bu getirilen değişiklik 128 sayılı Anayasa maddesiyle çelişkili bir durum yaratmaz mı? 128’inci maddeye eklenen “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesi ne getirmektedir? Aslında yapılan, toplu sözleşme hükümlerine anayasal bir etkinlik kazandırmaktır. Bu durumda ilgili yasa ile kamu görevlilerinin elde etmiş oldukları haklar, toplu sözleşmeyle kısılabilecek midir? Toplu sözleşme hükümleri, Anayasa’daki diğer hükümlerden daha mı üstündür yoksa bu değişikliğin amacı sadece memurlara ve kamu görevlilerine koşullarının daha iyi olabileceği izlenimini mi vermektir? Kaldı ki, grev hakkı tanınmadan getirilen bir toplu sözleşme hakkının değeri nedir? Bütün bu nedenlerle ve kazanılmış hakların korunması, çalışanlarla ilgili en önemli hukuk kurallarından biri olduğu için, biz önergemizin, yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” ifadesinden sonra “Kazanılmış mali ve sosyal haklar geriye götürülemez.” cümlesinin de eklenmesini diliyoruz ve bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Keleş, ben de teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

 Diğer önergeye geçiyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 13 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Bengi Yıldız (Batman) ve arkadaşları

Madde : 13- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır. Çalışanlar ayrımsız olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Konuşacak mısınız efendim?

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Özçelik, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır efendim.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

12 Eylül Anayasa’sı bu toplumda büyük travmalar yaratmıştır. 12 Eylül darbesinden sonra Meclis kapatılmış, siyasi partiler kapatılmış, sivil toplum örgütleri kapatılmış, meslek kuruluşları kapatılmış, yüz binlerce insan sorgudan, işkenceden geçirilmiş ve toplum ağır bir yara almıştır. Bunun izlerinin silinmesi yeni bir anayasayla mümkündür. Toplumdaki bu haksızlıkların giderilmesi yine bu Meclisin görevi olmalıdır. Bu haksızlıkların giderilmesi için yeni bir anayasa şarttır.

Bakın, Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) kapatıldığında birçok mal varlığı vardı, binaları, araçları vardı ve bütün bunlara el konuldu; uzun yıllar sonra bunların bir bölümü geri alınabildi, bir bölümü çarçur edildi. Yine, Türkiye Öğretmenler Birliğinin mal varlığına el konulmuştu, yöneticileri cezaevlerine konulmuş, doksan gün sorgudan geçirilmişlerdi, büyük acılar yaşatılmıştı. Öğretmenlerin mal varlıkları hâlâ sürüncemede, tamamını geriye alabilmiş değiller, onun hukuksal mücadelesini sürdürüyorlar. Bu Meclisin yapacağı bir katkı var, bu tür haksızlıkların giderilmesi.

Yine, “Sosyal Haklar” bölümünde söyleyeceğimiz şu var: Bütün insanlar Türkiye'de sosyal güvence altında olmalıdır. Yeşil kart bir tür sosyal güvence ama yeşil kart diğer adıyla “yoksulluk belgesi” özellikle bizim seçim bölgelerimizde, Diyarbakır’da, Urfa’da, Siirt’te, Mardin’de, Muş’ta 10 binlerce, 100 binlerce insanın yeşil kartla tedavi giderlerini karşılama ihtiyacında olmaları söz konusu ancak iktidara bağlı kimi -tümünü tabii kastetmiyorum- valiler bunu bile vatandaşın üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıyor. Çok yakından şahit olduğumuz, özellikle Siirt’te, bağımsız adaylara, yani bizlere veya AK PARTİ dışında partilere oy verilmesi hâlinde yeşil kartların iptal edileceği, hatta çok sayıda yeşil kartın iptal edildiğine şahit olduk.

Siirt Valisi, herhangi bir toplantıda alınan fotoğraflarda ağzı açık görünen kişilerin sorgulanmasında, tabii ki Emniyet Müdürlüğü tarafından sorgulanmasında en ufak bir tereddüt yaşamazken, hatta çoğu zaman atılan sloganlara tefle eşlik etti diye sanatçılar sorgulanırken, insanlar böylesi takibat altındayken sosyal güvenceden yoksun bırakılması ciddi bir sorundur.

Yine, son günlerde büyük bir üzüntüyle yaşadığımız bir skandal olay var. Ahlaki çöküntünün işareti olan bir olay var. Burada fazla dile getirmeyeceğim. Bunun da temelinde yatan nedenlerin bir tanesi, en azından bir tanesi ve en önemlisi belki yoksulluktur. Bu Meclisin görevi yoksullukla mücadele etmektir. Sosyal hakların herkese eşit ve adil dağılımını sağlayıcı önlemler almaktır. Anayasa, bu anlamda yeniden yapılanmalı diyoruz. 12 Eylül mağdurlarının itibarlarının geri verilmesi, haksız yere aylarca, günlerce işkenceden geçip beraat eden insanların itibarlarının geri verilmesi gerekmektedir. Toplumdaki yaraları bu şekilde belki yeniden sarabiliriz.

Bu nedenle, tekrar ve ısrarla söylüyoruz ki, yeni bir anayasa, sivillerin hazırladığı bir anayasa gibi anlaşılıyor. Hayır, sivil bir mantıkla, devleti merkeze alan değil, vatandaşı merkeze alan, devleti koruyan değil, devleti vatandaştan koruyan değil, vatandaşı devletin baskısından, haksızlıklarından koruyacak, demokratik, gerçek demokratik, eksiksiz bir demokrasiye yanıt verebilecek bir anayasaya ihtiyaç vardır. Umarım, böyle bir anayasayı gerçekleştirebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, lütfen tamamlayınız.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Gerek yok, selamlıyorum sadece.

BAŞKAN – Tekrar açıyoruz mikrofonunuzu.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Peki.

Saygılar sunuyorum, bu umutlarımızı korumaya devam edeceğimizi ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında kanun teklif’inin on üçüncü maddesindeki “toplu sözleşme” kelimelerinden sonra “ve grev” kelimelerinin eklenmesini arz ve teklif ederim. 14.04.2010

                                                                                                              Hasan Macit

                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Macit burada mı? Görmüyorum.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uluslararası Çalışma Teşkilatının (ILO) Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmelerine uygun hâle getirmek.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, aynı mahiyette…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, tutanak geldi galiba. Lütfederseniz…

BAŞKAN – Burayı yönetiyorken okuyamıyorum bunu bir taraftan da.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Onu okuduktan sonra oylama düzeni başlayacak, pek kaotik bir ortam olacak…

BAŞKAN – Okuyamıyorum efendim.

Okuyacağım efendim şimdi. İzin verin, şu işlemleri bir bitirelim. Size söz verebilirim, eğer gerçekten bir sataşma varsa.

Şimdi, aynı mahiyetteki iki önergeyi işleme alıyorum.

Birinci önerge sahibini ve önerisini, diğerinin de ismini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 13 üncü maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 128 inci maddesinin 2 nci fıkrasına eklenen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                         Abdullah Çalışkan

                                                                                                                 Kırşehir

“Ancak, kazanılmış haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.”

Diğer önerge sahibi:

Ali Öztürk

 Konya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, konuşacak mısınız?

ALİ ÖZTÜRK (Konya) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Sayın Çalışkan?

ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

“Gerekçe:

Toplu sözleşme ile elde edilen tüm haklar bu kapsamda saklı tutulmaktadır.”

BAŞKAN – Aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın Okay, şimdi, konuşma metnini ben de elime aldım. Nerede size sataşma var, bana bir işaret buyurur musunuz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Bir yandan ‘Darbeciler yargılansın.’ deyip…” diye başlayan cümleye devam ederseniz.

BAŞKAN – Nerede, kaçıncı sayfa?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Üçüncü sayfada olması lazım.

BAŞKAN – “Bir yandan ‘Darbeciler yargılansın.’ deyip öte yandan da onların yargılanmasına yol açacak, öte yandan da onların kurduğu vesayet düzenini ortadan kaldıracak değişiklikler ‘aman olmasın’ diye tavır koymak, mücadele etmek, hangisi ne yana, hangisi ne tarafa? Onun takdirini de ben size bırakıyorum.”

Burası mı efendim?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Evet, çok net. Bu tavrı koyan biziz, haksız itham ve…

BAŞKAN – Bunun, buradaki ifadelerin sizi kastettiğini nasıl anlayacağız Sayın Okay?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Anadol’a cevaben söylüyor. Sayın Anadol “Darbeciler yargılansın, darbelerden en çok mağdur olan biziz.” dedi. Sayın Bozdağ çıkıp “Bir yandan bunu diyorsunuz, şimdi de bu tavrı koyuyorsunuz.” diyor. Bu tavrı koyan partiler ortada.

BAŞKAN – Efendim, kusura bakmayın, ben hiçbir irtibat kuramadım. Kusura bakmayın…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hiçbir irtibat kuramadım, bir sataşma…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kurmak istemezseniz, tabii kuramazsınız.

BAŞKAN – Sayın Okay, bir sataşma görmedim. Görsem veririm, daha önce kaç defa verdim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, kurmak istemezseniz, tabii kuramazsınız o irtibatı.

BAŞKAN – Hayır efendim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kastettiklerinin kim olduğu açık. “Hayır, ben sizi kastetmedim.” diyemeyen bir hatip…

BAŞKAN – Efendim, ne partinizin ismi geçiyor ne sizin isminiz geçiyor, ortadan bir söz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Peki, kime cevap veriyor? Hangi nedenle çıktı oraya?

BAŞKAN – Ne bileyim kime cevap veriyor! Söyledi biraz önce.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hangi nedenle çıktı da söz verildi orada?

BAŞKAN – Lütfen… (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, 13’üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır. (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Anadol’a cevap verilmedi mi efendim?

BAŞKAN – Evet, şimdi oylamaya geçiyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, bu konuda bir karar vermeniz lazım…

BAŞKAN – Direniyor musunuz efendim 2 grup başkanvekili olarak?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – …veyahut da bırakın, AKP Grubu yönetsin, Meclis Başkanlığından çekilin! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, buyurun, gelin efendim. Bakayım, ben de çok merak ettim, ne diyeceksiniz bakalım. Hadi…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Oylamaya geçtiniz Sayın Başkan, oylamaya geçtiniz.

BAŞKAN – Üç dakika süre veriyorum size, hadi buyurun.

Ben bir sataşma görmedim doğrusu, görmedim.

Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Grup Başkan Vekiliniz AK PARTİ’ye “Siz darbe ürünüsünüz.” diyor. Cevap verilmeyecek mi?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Bakan, ona cevap verin, bana sataşmayın. Şimdi darbe ürünü olup olmadığını da söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Okay, tamam, buyurun.

Size üç dakika süre verdim, lütfen buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, 12 Eylül bir darbe ve o 12 Eylül darbesi burada -Parlamentoda- temsil edilen, grubu bulunan iki siyasi partiyi kapattı. Bu siyasi partilerin -her iki siyasi partinin- yöneticilerini içeri aldı, yargıladı ve gerçekten, o dönemde bu siyasi partilerle aynı ideolojiyi paylaşan birçok insan cezaevlerinde oldu, milyonlarca insan fişlendi. Hâlâ o fiş düzeni devam ediyor ve bu iki siyasi partiyi 12 Eylül siyasetten yasakladı.

O dönemde “yeni türedi partiler” ortaya çıktı ve bunlar rüzgârgülü gibi “Dört eğilimi kucaklıyoruz.” dediler. Türkiye'nin siyasi naturası bozuldu ve o partilerin türevleri olan kimi siyasi partiler bu Parlamentoya geldi ve onlar saman alevi gibi yükseldiler, sonra bir kısmı yok oldu. Yeniden saman alevi gibi yükselen partiler burada yer aldı. Onlar da bir gün yok olacaktır. Ancak bu 12 Eylül darbesinin ürünü olan Anayasa’nın, geçen Parlamento döneminde, yani AKP ve CHP’nin olduğu dönemde de 5 kez, on yedi maddesi değiştirildi.

Şimdi, burada ucuz polemik, ucuz politika yapıp “Darbecilerin anayasasını koruyorsunuz.” demek yakışık almıyor. Burada “27 Nisan muhtırasına sessiz kalındı.” deyip 4 Mayısta, o muhtırayı yazan işgüzarla Dolmabahçe’de buluşanların, Dolmabahçe’de buluşup sırdaş olanların, kanka olanların partisi burada. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bu darbelere karşı daha dün bu kürsüden, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, onu yapanların utanç duyduklarını söylemiştir. Böylesine duruş sergileyen bir parti karşısında kalkıp da ucuz polemikle “Darbe Anayasası’nı savunuyor, koruyor.” demek hiçbir siyasetçiye prim getirmez.

Evet, bu Parlamento içerisinde 12 Eylül ürünü bazı partiler bulunmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Kılıç…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, grubumuzu itham eder mahiyette, sataşmaya cevap vermek üzere… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar, duyamıyorum, Sayın Kılıç’ı duyamıyorum.

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sataşmaya cevap vermek üzere çıkanların yeni bir sataşmaya mahal vermeden görüşlerini ortaya koymaları gerekir. Sayın Okay sataşmaya cevap vermek üzere çıktığını iddia etti ama sataşmadan başka bir iş yapmadı. Dolayısıyla grubumuzu itham eden sözlerine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bu sataşma işlemi dizi film gibi böyle devam mı edecek, arkası yarın gibi?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Efendim, kısa bir…

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, tutanakları getirin.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Tutanakları getirin…

BAŞKAN – Sayın Okay… Sayın Okay, yani lütfen…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Tutanaklara hiç gerek yok, her şey ortada.

BAŞKAN – Ama Sayın Okay, gerçekten konuşmanızda, ben gelirken uyarmıştım, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin diye ama…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, sataşmamak üzere kısa bir söz talep ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

Bir saniye… Daha söz vermedim…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, 12 Eylül ürünü olduklarını kabul ediyorlar bu durumda.

BAŞKAN – Nasıl efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – 12 Eylül ürünü olduklarını kabul ediyorlar bu durumda. 12 Eylül ürünü olarak çıkıp konuşabilirler.

BAŞKAN – Evet, efendim, Sayın Okay’ın da konuşmasında bir…

Evet, Sayın Kılıç, buyurun. Size de üç dakika süre veriyorum ama hiç olmazsa siz yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – 12 Eylül ürünü…

5.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii biliyorum ki bir an önce herkes gizli oylamanın yapılması için sabırsızlıkla bekliyor. O nedenle üç dakikanın bile tamamını kullanma düşüncesinde değilim ama sataşmaya cevap vermek üzere gelenlerin yeni bir sataşmaya mümkün mertebe mahal vermeden cevaplarını ortaya koyup yerlerine geri dönmeleri icap eder.

Bu çatı altında 12 Eylül’ün mağduru olan çok parti var ama 12 Eylül’ün ürünü olan bir parti ben göremiyorum. Eğer görüyorsanız, bunu açıkça burada ifade etmeniz lazım; bu bir. (CHP sıralarından “Niye söz aldın?” sesleri)

İkincisi: Bazı siyasal partilerin saman alevi gibi büyüyüp küçüldüklerinden bahisle bizi kastetmiş olduğunuzu kesinlikle düşünmüyorum çünkü 1999 seçimlerinde barajın altında kalan sizsiniz. Ama biz 22 Temmuz 2007, öncesinde 3 Kasım 2002, 28 Mart 2004 ve son olarak 29 Mart 2009 seçimlerinde, dört seçimdir üst üste birincilik ipini göğüsleyerek siyasetimize devam ediyoruz. Dolayısıyla bir sorun varsa siz kendinizi sorgulayın; bu bir.

Üçüncüsü: Değerli arkadaşlarım, hiçbir partiyi “12 Eylülün ürünü” olarak yaftalamanın gereği yoktur. 12 Eylülle sebep-sonuç ilişkisini burada grubu bulunan herhangi bir siyasal partiyle kurmanın da gereği yoktur. Aslolan hayata bakıştır, aslolan özgürlükleri, demokrasiyi, hukuku ve bireyin hukukunu kavrayış biçimidir. Eğer ki siz bizim Anayasa değişikliği teklifimizi özünden demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti kavramları bağlamında değerlendirecek olursanız size düşen bir görev var: 12 Eylül’ün neticesi, 12 Eylül’ün sebebi gibi bir yaklaşımla konuyu değerlendirmiyorum. Eğer ki 12 Eylül’le aranıza mesafe koyacaksınız, 12 Eylül’ün çok uzağında kalma iradesini ortaya koyacaksanız, az sonra başlayan gizli oylama öncesinde, milletvekillerinizin oy kullanma hakkı üzerindeki ipoteği kaldırın, gelin oylarınızı kullanın.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 13’üncü maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır.

Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, bir dakika, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen artık…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – CHP’nin üzerinde ipotek yoktur.

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan…Lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Nasıl Başkansın!

BAŞKAN – Böyle bir şey olabilir mi efendim ya? (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, gizli oylama işlemi başlamıştır.

Okuyun, buyurun,.

(Oyların toplanmasına başlandı)

M. FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, “Bu grupta ipotek var.” dedi. Ben bu grubun üyesiyim, söz istiyorum. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – AKP’nin militanı mısın, Meclisin Başkanı mısın, onu bir öğrenelim ya! Meclis Başkanlığıyla hiçbir alakası yok, AKP’nin militanı!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu oylamanın sonucunu ilan ettiğimde birleşime otuz dakika ara vereceğimi siz değerli arkadaşlarımın bilgilerine sunuyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Meclis Başkanı, Meclis Başkanlık vasfını unutmuş, AKP’nin militanlığını yapıyor burada. AKP’nin militanı...

BAŞKAN – Sayın Öztürk, kendine hâkim ol lütfen. Hâkim ol, hâkim ol kendine, bağırıp durma.

Sayın milletvekilleri, sizlere kâtip üyelerce verilen pullardan beyaz olanı “kabul”, kırmızı olanı “ret”, yeşil olanı ise “çekimser” oyu ifade etmektedir, hatırlatıyorum.

İsmi okunmayan arkadaşımız da lütfen sıraya girmesin.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oyunu kullanmayan arkadaşımız var mı? Yok.

Oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.

Lütfen oy kutularını kaldırın.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

“Oy sayısı              : 408

Kabul                     : 338

Ret                         :   70

Çekimser               :     –

Boş                        :     –

Geçersiz                 :     –

                                             Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

                                          Gülşen Orhan                             Yaşar Tüzün

                                                  Van                                         Bilecik”

Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.50

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, kimse yok, beş dakika ara verelim.

BAŞKAN – 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

14’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14.– Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 14’üncü madde üzerinde gruplar adına konuşmalara başlıyoruz.

İlk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz’a aittir.

Sayın Korkmaz, buyurun.

Süreniz on dakikadır efendim.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin Anayasa değişiklik metninde yer alan 14’üncü madde hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Neredeyse haftalardır Türkiye Anayasa’yla yatıyor, Anayasa’yla kalkıyor. Niye? Çünkü, AKP bunu böyle istiyor. Onlarca kendisine yandaş televizyon kanalı ve gazete üzerinden öyle bir kampanya yürütülüyor ki, bu memlekette işsizlik yok, açlık yok, üreten tesislerimiz kalmamış, çiftçi ekemez, dikemez, topladığını satamaz, insanlarımız borç altından kalkamaz durumda değilmiş gibi “Anayasa gelecek dertler bitecek.” kampanyası!

Ancak, vatandaş AKP gibi Anayasa’yı sihirli reçete olarak görmüyor. Bir kamuoyu araştırma şirketi, vatandaşlara en öncelikli sorunlarını sormuş, sıralama şu şekilde oluşmuş: İnsanlarımızın yüzde 35’i “geçim sıkıntısı”, yüzde 30’u “işsizlik”, yüzde 8’i “eğitim”, yüzde 3’ü “demokrasi” demiş en öncelikli problemine; yaklaşık yüzde 12’si de Hiçbir sorunum yok.” diye cevap vermiş. Eğri oturalım doğru konuşalım. AKP Anayasa değişikliği vatandaşın bu hayati sorunlarından hangisini çözüyor? Olsa olsa, keyfe keder “Hiçbir sorunum yok.” diyen kişilerin, yani yüzde 12’nin ihtiyacına cevap veriyor, geri kalan yüzde 88 “Bu benim ihtiyacımdan kaynaklanmıyor.” diyor.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık iki yıldır etkisini sürdüren ekonomik kriz, her geçen gün toplumsal huzursuzluğu ve gerginliği artırmakta, esnafımız, işçimiz, çiftçimiz, memurumuz, emeklimiz, iş adamımız gittikçe erimektedir. Dolayısıyla, bu kesimler krizin karşısında ayakta kalmaya çalışırken, Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu gibi Mecliste yapılacak hukuki düzenlemeleri bekliyor. Bu düzenlemelerin geciktirilmeye tahammülü yok, derhal Meclisten geçirilmesi lazım.

Üretim ve istihdamın dip yaptığı, işsiz gençlerin çoğaldığı, iç ve dış borçların ödenemez hâle geldiği, alım gücünün zayıflayıp hane gelirlerinin düştüğü bir ortam mevcut iken yapılacak Anayasa değişikliğine halk yeterli ilgiyi göstermeyecek ve halkın nezdinde de Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı erozyona uğrayacaktır. İnsanlarımızın bu girişim karşısında, “Çocuk ağlar, derdi çörek.” yahut “Koyun can derdinde, kasap et derdinde.” dediğini duyar gibi oluyorum. Bu yüzden, Türkiye Büyük Millet Meclisi enerjisini bu öncelikli sorunların çözümüne harcamalıdır diyorum. “Halkın bugünkü gündemi Anayasa değil.” dediğimizde, Komisyonda Sayın Çiçek, “İllaki gündem dikey yapılmaz, yatay da yapılabilir. Biz gündemimizi yatay yapıyoruz.” demiştir. Sayın Çiçek, gündemin yatay ya da dikey olması önemli değil, önemli olan, gündeminizin halkın gündemi olmasıdır. Halka indiğinizde bunun böyle olmadığını göreceksiniz. Muhalefetle inatlaşma adına millete eziyet ettiğinizin, sıkıntılarını görmezden geldiğinizin farkına varacaksınız.

Değerli milletvekilleri, kürsüye çıkan AKP’li hatipler biraz da mahcubiyetle “Tabii ki uzlaşma aranmalıdır. Komisyonda müzakere edildi. Bak, Genel Kurulda günlerdir konuşuluyor, bu da bir uzlaşmadır.” gibi açıklamalarda bulundular. Arkadaşlar, ya yanlış biliyorsunuz yahut da yanlış söylüyorsunuz. Uzlaşma bu değil. Bakın, Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü uzlaşmayı nasıl açıklıyor: “Uzlaşma, farklı düşünen, farklı hareket tarzı belirleyen insanların ortak bir nokta için karşılıklı tavizler vererek uyuşmasıdır.” Sizin yaptığınız bu mudur? Hayır. AKP Genel Merkezinde hazırladığınız metnin, hem de parlamenter sistemin denge unsuru olan güçler ayrılığı ilkesinde ve devletimizin savunma reflekslerinde ciddi sıkıntılar ve zafiyetler yaratacak olan metnin bizden müzakeresini istiyorsunuz. Bunun adına uzlaşma demezler, bu bir dayatmadır, kendi metninizi kabule zorlamadır. Meclisteki sayısal çoğunluğunuza güveniyorsunuz. Yine, parmak demokrasisi şovunu sergiliyorsunuz. Milletimiz görüyor. Birçoğunuzun bu değişikliklerin neler getirip neler götürdüğünden bile haberi yok. Burada bulunmanızın tek bir gayesi var, milleti değil Sayın Başbakanı memnun etmek. Ancak biliniz ki demokrasi, demokrat bireylerin oluşturduğu bir rejimdir, eğer kafalarda demokrat olmayı beceremez iseniz demokrasiyi de tesis edemezsiniz.

Sayın Ömer Dinçer birkaç gün önce Genel Kurulda bir soruyu cevaplandırırken “Bilim adamı dokuz köyden kovulacağını bilse bile doğruyu söyleyen insandır.” mealinde bir söz sarf etti, kesinlikle katılıyorum. Eminim, saygın bir isim, anayasa hukuku profesörü olan Anayasa Komisyonu Başkanımız da bu görüşe katılıyordur ancak telefonlarla, fakslarla, yetiştirdiği onlarca öğrenci kendisine şu soruyu sormamı istediler, ben de söz verdim, diyorlar ki: “Hocamız bizlere Anayasa hukuku derslerinde ‘Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir dolayısıyla toplumun mutabakatıyla hazırlanmalıdır.’ diye öğretti. Bugün görüyoruz ki AKP dışında hiçbir partinin Anayasa hazırlanırken uzlaşma iradesine başvurulmamış…”

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Millete götüreceğiz, millete!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – “…Hocamız da yaptığı konuşmada AKP metnine ‘olur’ diyor. O zaman Hocamıza sormak istiyoruz: Biz öğrencilerinize anlattıklarınız mı yanlıştı ya da bugün milletin gözünün içine baka baka yanlış şeyler mi söylüyorsunuz?”

Değerli milletvekilleri, âlâyıvala ile sunduğunuz, demokrasi devrimi diye göklere çıkardığınız Anayasa değişiklik metninin 14’üncü maddesi, Anayasa’nın 129’uncu maddesine bir cümle ekliyor: “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.” Bürokrasiden gelenler bilirler. Zaten uygulamada yargı bu kararları denetliyor. Bir teamül oluşmaya başlamıştı bile. Bu değişikliğiniz ne getirdi? Hiç, kocaman bir sıfır. Sivil demokratik bir Anayasa devrimi gerçekleştiriyorsunuz ya, kimi kandırıyorsunuz? Anayasa’yı yasaya ve uygulamaya uydurmanın, malumu ilan etmenin adı ne zamandan beri “devrim” oldu? Bu değişiklik ile çalışanların özlük hakları iyileştirildi de bizim mi haberimiz yok? Ücretlerde, atamalarda, adaleti temin ettiniz de biz mi duymadık? Memur, emekli, hayatından memnun da biz boşa mı konuşuyoruz? Memurdan oylarını isterken vaadiniz bu muydu? Bugün memurlara insanca yaşama vaadini sunarken vizyonunuz bu mu?

Arkadaşlar, kendinizi akıllı, âlemi saf görmeyin. Sizlere oy vermiş ancak ev kirasını ödeyemeyen, ay sonunu getiremeyen, borçlularından köşe bucak kaçıp telefonlarını açmayan, evladına okula giderken harçlık veremeyen, yol parasını bütçesi kaldıramayacağı için sılayırahim yapıp anasının, babasının elini öpemeyen, ölmüşlerinin kabirlerini ziyaret edemeyen, ailesine bir bayram hediyesi götüremeyen binlerce memura, emekliye bu ikiyüzlülüğü nasıl açıklayacaksınız?

AKP’nin Anayasa değişiklik metni ayıplıdır çünkü AKP’nin Meclis çoğunluğu dışında, hiçbir siyasi partinin görüşü “Muhalefetin her dediği yanlıştır.” denilerek kale alınmamıştır. AKP’nin Anayasa değişiklik metni özürlüdür, adaletin şaşmaz terazisi olmaya değil, hep kendisine yontan nalıncı keserliğine taliptir, seçim öncesi nasıl avantaj elde ederim gibi kurnazca hesaplar peşindedir. Tepkisel bir metindir hazırladığınız. Anayasalar objektif görüş ve düşüncelerle yapılmalıdır. Hâlbuki AKP anayasasının temelinde, geçmişte yaşanılan öyküler, siyasi olaylar, bir türlü unutulmayan kötü hatıralar vardır. Bu metin, yaşananlara karşı öç alma, rövanş alma hissiyatıyla üretilmiştir; asırlık anayasa tartışmalarını bitirmek bir yana, yeni tartışmaları başlatacaktır, yeni ret cepheleri oluşturacaktır.

Bir başka husus, AKP’nin milletvekili ve parti yöneticilerinin -ki karma komisyonlardaki dosyalardan da anlaşılacağı üzere- birçok usulsüzlük ve yolsuzluklarla birlikte anılıyor olması, yapılacak değişikliğin üzerinde ağır iddialar ve gölgeler meydana getirmektedir.

AHMET YENİ (Samsun) – Sizin kaç tane dosyanız var?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sen aynaya bak!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Denilmektedir ki: “AKP milletvekilleri ve yöneticileri kendi istikballerini teminat altına almaya, mahkeme huzurunda hesap vermemek için tedbir almaya çalışmaktadırlar.” Sadece bu eleştirilerin açıklığa kavuşturulması için bile AKP’nin diğer partilere “Sizlerin bu kaygılarınızı giderelim. Gelin, Anayasa değişikliğini birlikte hazırlayalım.” demesi gerekiyordu. Âdeta bu iddiaları haklı çıkaracak şekilde metni kendi mahfillerinde hazırlamış, gözlerden kaçırıp tartıştırmamış ve anlaşılmaz bir telaşla, komisyonlarda saat hesabı yaparak görüştürmüştür.

Değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliği tartışmalarının yapıldığı bir süreçte, milletimizin yüreğini yakan Habur görüntüleri, şehirleri neredeyse Teksas’a çeviren terör eylemleri ve ateşin üzerine benzin döker gibi “Anayasa değişikliği demokratik açılımın bir uzantısıdır.” mealinde Hükûmet yetkililerinin demeçleri milletimizi tedirgin etmiştir.

Tarih 17 Nisan 2010. Bundan yedi gün önce, bir televizyon kanalı, Sayın Başbakan bazı gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, süreniz doldu. Size de ek süre veriyorum iki dakika.

Lütfen, konuşmanızı tamamlayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Diyor ki, lütfen dikkatle dinleyin: “Anayasa değişikliği önerimiz, açılım projemizin önemli bir parçasıdır. Açılım kapsamında atacağımız adımların önünü açıyor, altyapısını hazırlıyoruz.” Anayasa değişikliğinin amacının PKK açılımını hayata geçirmek ve bölünmez bütünlük aleyhinde fiilleri parti kapatma nedeni olmaktan çıkarmak olduğu, Başbakanın ağzıyla ikrar ediliyor.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bu iftiralarınızı hep dinliyorlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sayın Başbakan, bunları biz söylesek “İftira atıyorlar.” dersiniz. İşte, bu görüntü ve sözler, değişikliğin halisane niyetlerle yapılmadığı, yapılanın bölücülük ve terör çetesinin arzu ettiği şartlara hizmet edeceği gibi kanaatlerin hâkim olmasına yol açmıştır. Gerçi Sayın Başbakan, hiçbir gizleme ihtiyacı duymaksızın açıkça söylemektedir bunu. Sadece bu niyet bile, milletine verdiği sözler gereği ve millî duruşu itibarıyla Milliyetçi Hareket Partisinin neden AKP anayasasına karşı olduğunu anlatmaya yeter de artar bile.

Teklifte, temiz toplum, temiz yönetim ve temiz siyaset yoktur, milletvekili dokunulmazlığı gibi herkesin kanun önünde eşitliği ilkesini bozan 83’üncü maddenin kaldırılması yoktur. Başbakan ve AKP yöneticileri, hesap vermekten kaçmaktadırlar. 83’üncü maddeyi kaldırmaya yürekleri yetmemektedir. Birilerinin korkularını anlıyoruz da millete hizmet için vekâlet almış siz değerli AKP milletvekilleri, siz bu işe neden alet oluyorsunuz?

Teklifte, baş örtüsü yasağı, imam hatip okulları mezunlarının yaşadığı sıkıntılar gibi eğitimde fırsat eşitsizliğine yol açan yasakların kaldırılması yoktur. Aziz milletimiz sormaktadır: İstismar denince, baş örtüsünün, inançlı insanlarımızın sözcülüğüne soyunmak söz konusu olunca varsınız, iş icraata gelince köşe bucak kaçıyorsunuz, yoksunuz.

Tüm bu eksiklikleri içeren, hazırlanışında AKP’nin hiçbir siyasi parti grubuna ve sivil topluma eyvallahı olmadığını gösteren Anayasa değişiklik metnine usulden ve esastan karşı olduğumuzu söylüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Nesrin Ünal’ın günahı yeter size.

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, madde üzerinde ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce’ye aittir.

Sayın İnce, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika efendim.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu maddeyle memurlar ve diğer kamu görevlilerinin onlara verilen uyarma ve kınama cezalarını yargı denetimine açıyoruz. Buradan, uyarma ve kınama cezaları sanki yargı denetimine hiç açılmamış sonucu çıkarılmasın. Anayasa’nın 129’uncu maddesindeki bu hükme rağmen, Danıştay ve idare mahkemeleri uyarma ve kınama cezalarını denetime açmışlardır. Bunu da Anayasa’nın 36’ncı maddesindeki “Hak arama hürriyeti”ne bağlamışlardır.

İdarenin her tür işlemini yargı denetimine açmak demek, yargı kararlarına uymak demektir. Ne yazık ki bu konuda siciliniz çok bozuk. Şimdiden sonra vereceğim bütün örnekler delillidir. İşte burada, mahkeme kararları elimdedir ve bunlar bu Meclisin kötü hâl kağıdıdır aynı zamanda. Bu Mecliste mahkeme kararlarını uygulamayan Başbakan, bakan, milletvekilleri vardır. Haklarında fezleke olan milletvekilleri bu sıralarda oturmaktadır. Geçen dönem müsteşar, müsteşar yardımcısı olup da bugün bazılarının yirmi bir adet fezlekesinin olduğunu -yargı kararlarını uygulamamaktan dolayı- hepimiz biliyoruz. Kendilerine isnat edilen suçlar ise görevde keyfî davranmak, görevde yetkiyi kötüye kullanmak, zincirleme biçimde yetkiyi kötüye kullanmaktır.

Demokrasilerde keyfîlik yoktur, keyfîlik sultanlıklarda, padişahlıklarda ve totaliter rejimlerde vardır. Daha dün, 23 Nisan çocuğuna “Artık yetki sende, asarsın da, kesersin de.” diyen bir Başbakanımız var. Sembolik bir teslim töreninde, çocuklarda demokrasi bilincini geliştirmek için yapılan bu törende bile asmaktan, kesmekten söz eden bir Başbakanımız var.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Mecazi anlamda dedi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Asmak, kesmek demokrasilerde olmaz, padişahlıklarda, krallıklarda, sultanlıklarda olur. Türkiye’yi muz cumhuriyeti, kendisini padişah zanneden bir Başbakanın bu hâlini gördükçe dünkü Başbakan Sayın Elgin Koçubaba’nın -Sayın Başbakan Elgin Koçubaba’nın- keşke görevi devam etseydi, başbakanlığı hiç bırakmasaydı diyorum çünkü dünkü Başbakan Sayın Elgin Koçubaba “Başkanlık sistemini istemiyorum çünkü Ulu Önder Atatürk, ülkemiz için cumhuriyeti uygun gördü.” diyor.

Ben, size şu kürsüden şunu tavsiye etmek istiyorum: Anayasa’yı değiştirmek yerine önce kendiniz değişin, önce demokrat olun, demokrasiye inanın diyorum. Siz bu değişikliklerle bu dünyadaki mahkemelerdeki hâkimleri ayarlayabilirsiniz, dokunulmazlığın arkasına sığınabilirsiniz ama öbür mahkemede ne dokunulmazlığınız olacak ne ayarladığınız hâkimler olacak. Gerçi, merak etmeyin, öbür tarafa bunu bırakacak hâlimiz yok. Bu hesabı bu dünyada, önümüzdeki seçimden sonra hep birlikte göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Göreceğiz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Başbakan, Sayın Başbakan, yargı kararını uygulamadığı gerekçesiyle TÜBİTAK Başkanına 7 milyar lira tazminat ödedi. Başbakan, bu parayı ödemekte zorlanır mı diye düşündüm, mal varlığını araştırdım, baktım, beyanlarına baktım Sayın Başbakanın. Mal varlığı da, alacağı da artmış. 2007’de alacağı 312 milyarmış, 2010’da alacağı 500 milyar olmuş. Demek ki Başbakan 2007’den 2010’a alacaklarına 188 milyar lira faiz uygulamış, faiz işletmiş. Bunu da bilgilerinize sunmak istiyorum.

Demokratik bir anayasa yapabilmek için önce asgari düzeyde demokrasi inancı ve asgari düzeyde bir demokrasi bilgisi gereklidir. Size dünyanın en demokratik anayasasını versek siz oradan bir faşizm çıkarırsınız. Gerçek bir demokratsa demokratik olmayan bir anayasadan bile eksiksiz bir demokratik yapı kurabilir. Tıpkı uranyumdan elektrik enerjisi üretilebildiği gibi, uranyumdan atom bombası da yapılmasına benzer bu örnek.

Yargı kararlarını uygulamama rekorlarınıza devam edelim. Sayın Hüseyin Çelik, sadece Erzurum Millî Eğitim Müdürüne 54 milyar lira tazminat kaybetti. Bu para faiziyle birlikte 80-90 milyar yapmaktadır. Hüseyin Çelik bu parayı ödeyebilir mi diye baktığımda, araştırdığımda, daha düne kadar…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kardeşi var, kardeşi, Ramazan Çelik.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …daha düne kadar mini market işleten kardeşleri, bugün ÇAYKUR bayiliği, Sarar bayiliği, Volkswagen bayiliği ve özel hastane işletmeciliği yaptıkları için bu parada zorlanmazlar diye düşünüyorum.

Yargı kararlarını uygulamayıp hukuku katlettiğiniz örnekler bununla sınırlı değil. Yahudi iş adamına sattığınız TÜPRAŞ hisseleriyle ilgili mahkeme kararını uygulamadınız. Çevrecinin daniskası kesilen Sayın Başbakan, HES’lerle ilgili mahkeme kararını uygulamıyor. Başbakan, Ofer’e yaptırılacak Galataport ve Dubai Şeyhine satılan İETT arazisi konusunda yargı kararlarını eleştiriyor. Başbakan diyor ki: “Yargıçların cebinden bir şey çıkmıyor, çok rahat hareket ediyorlar.” Oysa o yargıçlar olmasaydı, TÜPRAŞ’ın satışından bu milletin, bu fakir milletin 3,5 milyar dolar parası uçup gidecekti. Bu fakir millete 3,5 milyar dolar para kazandıran yargıçlara… İçinde biraz insaf, biraz merhamet, biraz vatan millet sevgisi olan herkes bu yargıçları eleştirmez, bu yargıçları ayakta alkışlar.

Bu pakette unuttuğunuz bir şey var. Bir geçici madde eklemeyi unutmuşsunuz. Şöyle diyebilirdiniz: “Geçici Madde 3- Başbakan Recep Erdoğan, Hüseyin Çelik ve onun müsteşarları yargı kararlarını uygulamama hakkına sahiptir.” diye bir geçici madde eklemeyi unutmuşsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, sizin amacınız hukuk devletini kökleştirmek, yargı bağımsızlığını sağlamak, bireyi özgürleştirmek, toplumu demokratikleştirmek değildir. Sizin amacınız üç tanedir:

1) Bu milletin varlıklarını “özelleştirme” adı altında talan ettiniz, şimdi yargıdan dönmesini istemiyorsunuz.

2) Yargı kararlarına dayanarak size direnebilen bürokratların olmasını istemiyor, kadrolaşmanızı tamamlamak istiyorsunuz.

3) Yüce Divan korkusu dört bir yanınızı sarmış, Habur’daki gibi hâkim ayarlamak istiyorsunuz.

Bu Anayasa paketinin hazırlanış biçimi, topluma sunuş biçimi, görüşmelerdeki dayatma mantığı ve içeriği bakımından darbe anayasasından farksızdır. 82 Anayasası’nda yürütme güçlendirilmişti, siz daha da güçlendiriyorsunuz. 12 Eylül Anayasası faşist bir anayasaysa bu paket iki kere faşisttir. 12 Eylülcüler darbe yaptılar, kendilerini korumak için geçici 15’inci maddeyi koydular. Siz darbe mi yaptınız ki ya da bizim bilmediğimiz hangi suçları işlediniz ki “İdarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez.” deyip kendinizi koruma altına alıyorsunuz?

Sayın milletvekilleri, bu değişiklik paketinin içinde çocuk hakları var ama 1 milyon çocuk sokaklarda çalışıyor. Bu paketin içinde engelliler var ama 53 bin engelli kadrosu boş, Millî Eğitim Bakanlığının engellilere açtığı sınavdan 110 lira sınav ücreti alıyorsunuz. Bu pakette şehitlerimiz var ama şehit anneleri al bayraklarla Meclise giremiyor. Değerli milletvekilleri, bu pakette kişisel verilerin korunması var ama Sayın Başbakan Tekel işçilerinin hesabından para çektiğini biliyor. Bu pakette ailenin bütünlüğünün korunması var ama sözleşmeli öğretmenlerin ailesi parçalanmış durumda. Bu pakette memurlara toplu sözleşme hakkı var ama grev hakkı yok hatta eylem yapan memurlara “Sonuçlarına katlanırsınız.” diyen bir Başbakan var.

Sizin demokrasi anlayışınız tramvay demokrasisi anlayışıdır. Sizin yargı reformunu savunan Bakanınız, cemaatler için başsavcıya baskı yapan Bakandır. Geçici 15’in kaldırılmasını önerdiğimizde “sulu şaka” diyenler bugün aynı şeyi öneriyorsa, bilin ki onlar Dolmabahçe’de sırdaş olup, Genelkurmay Başkanıyla paslaşıp, e-muhtırayı verenlere trilyonluk araç alanlardır. Onların biber gazıyla Hitler’in gaz odaları arasında hiçbir fark yoktur. Onlar ki “Ofer’le sabah görüşmedim.” deyip akşam görüştüğünü kabul edenler bu milleti kandırmaktadır. Milleti kandıranların millet iradesinden söz etmeye hakları yoktur. Milleti kandırmaya devam ediyorsunuz. Bu paketle hap yutturmayacaksınız, millete hapı yutturacaksınız. Bu paketle yürütmeyi yargı karşısında güçlendirerek milletin parasını yürütmeyi kolaylaştıracaksınız.

Bu paketin amacı, Sayın Recep Erdoğan’ın başkanlığa, sultanlığa giden yoluna taş döşemektir. Halk tabiriyle bu paketi ete benzetirsem, 29 kilogram ete benzetirsem, 26 kilogramı dana etidir, kuzu etidir, 3 kilogramı domuz etidir. Biz bunu yemeyiz, Türk milleti de yemez, siz isterseniz yiyin.

AHMET YENİ (Samsun) – Oy bile kullanamıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın milletvekilleri, size son olarak şunu söyleyeceğim: Siz sürekli demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden söz ediyorsunuz. Bakınız, Anayasa’nın 6’ncı maddesi ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnce, normal süreniz doldu, size de ilave süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” Madde 6; Madde 7: “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”

AHMET YENİ (Samsun) – Oy bile kullanamıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Buraya kadar okuyorsunuz, buna hiç itirazımız yok, buraya kadar okuyorsunuz. Şimdi size madde 9’u okuyorum: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Yasamayı okuyorsunuz da 9’uncu maddeyi niye okumuyorsunuz?

Bakın, elimde bunlar mahkeme kararları. Türk milleti adına yargı karar vermiş, bunların hiçbirini uygulamamışsınız. İşte idari davalar, işte tazminat davaları, işte bunların hepsi… Kim istiyorsa AKP’den, hangi milletvekili istiyorsa… Sizin bakanlarınızın, Başbakanın uygulamadığı mahkeme kararları ortada. Siz neden söz ediyorsunuz?

Disiplin cezalarını yargı denetimine açsanız ne olur, açmasanız ne olur? Önemli olan demokrasiye inançtır. Size dünyanın en demokratik anayasasını getirelim, siz bunun içinden yine bir baskı rejimi çıkarırsınız, bunun içinden yine bir faşizm çıkarırsınız.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Konuşmacı grubuma çok ağır ithamlarda bulunan bir konuşma yaptı. Müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Nedir efendim bunlar?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Baştan aşağı her şey. Faşist olduk, yürüttük, dolandırdık… Daha ne olabilir?

KEMAL KILIÇDAROLU (İstanbul) – Sayın Başkan tutanakları getirtip bakabilir.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde lütfen üç dakikalık süre içerisinde tamamlayınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

AHMET YENİ (Samsun) – Konuşmacıya tahammülünüz bile yok.

BAŞKAN – Ne oldu Sayın Kılıçdaroğlu? Ne oldu? (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) Bir saniye… Niye sıralara vuruyorsunuz? Orada elektronik cihazlar var arkadaşlar, onlar arızalanır. Devletin malı, Meclisin malı. Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Niye rahatsız oluyorsunuz? Cevap verecek.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Niye zarar veriyorsunuz, vermeye çalışıyorsunuz Meclisin malına?

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, tutanakları getirtin.

BAŞKAN – Orada elektronik sistemler var, hepsi bozulur. Niye vuruyorsunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bağırıyoruz…

BAŞKAN – Efendim, söz verdim, daha sonra dinleyeceğim sizi Kılıçdaroğlu, daha sonra dinleyeceğim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bağırıyoruz duymuyorsunuz, mecburen vuruyoruz çünkü siz… O zaman bir işitme sorununuz var herhâlde.

BAŞKAN – Hayır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O zaman… Burada bağırıyoruz, dönüp bakmıyorsunuz, mecburen buraya vuruyoruz, ilginizi çekmek için.

BAŞKAN – Efendim, bir grup başkan vekili sataşma nedeniyle söz istedi, kendisine söz verdim, daha sonra da sizi dinleyeceğim.

Lütfen oturun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanakları getirin, biz de bilelim, neye sataşma oldu.

BAŞKAN – Efendim, işte anlatacak şimdi.

Sayın Bahçekapılı, buyurun.

Yalnız yeni bir sataşmaya lütfen mahal vermeyin.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Dikkat ederim efendim. Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önceki konuşmacı Sayın İnce, grubu adına konuştu. Benim bildiğim kadarıyla ve notlarımdan okuduğum kadarıyla Sayın İnce’nin grubu adına konuşacağı madde Anayasa’nın 129’uncu maddesi, teklifteki de çerçeve 14’üncü maddeydi ancak kendisi bu maddeyle ilgili hiçbir şey söylemedi.

Sayın İnce’yi görebildiğim kadarıyla, kendisi Meclise çok az gelmekte ve Meclise gelmediği zaman içinde, sanıyorum, birtakım gazete haberlerinden veya kulaktan dolma bilgilerle bir dedikodu paketi derleyip burada bizlere sunuyor. Bunu yapmaması gerekiyor çünkü hepimiz…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Müsaade ederseniz… Dinleyin.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen arkadaşlar…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Çünkü bakın, Muhammer İnce, bu değişiklik paketindeki… (CHP sıralarından “Muharrem” sesleri)

BAŞKAN – Muharrem İnce.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Muharrem İnce, bu değişiklik paketindeki 14’üncü maddeyle ilgili dedi ki: “Memurlar hakkında verilecek olan disiplin kararlarına yargı yolunu açsanız ne olur, açmasanız ne olur?” Demokrasi anlayışımız onu gerektirir ki savunma hakkı her şeyin üstündedir. Verilecek olan her cezada savunma hakkına öncelik verilmesi gerekir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sataşma nerede?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Uyarı ve kınama cezaları da eğer bir ceza ise memurlara da savunma hakkının verilmesi gerekir.

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, sataşmaya mı cevap veriyor?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Demokrat olduğunuzu söylüyorsunuz, benim burada iki dakikalık cevap verme hakkıma saygı göstermeyip, masaların üstüne vuruyorsunuz. Demokrat olan insan…

Geçmişte biliyorum hepiniz acı çektiniz 12 Eylülde. Birçok insanınız var aranızda. Bunları tanıyorum, birlikte de yaşadık. Eğer demokratlığınızı sürdürüyorsanız, size acı çektiren bu 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek için oy kullanırsınız.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Daha kötüsünü getiriyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, öncelikle Sayın Grup Başkan Vekili adımı doğru telaffuz etmedi. İkincisi…

AHMET YENİ (Samsun) – Düzeltti, düzeltti.

BAŞKAN – Sonra düzeltti efendim.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ikincisi: Bir dedikodu paketinden söz etti. Oysa ben belgeleri gösterdim. Buna dedikodu paketi dediği için bana sataşmıştır. Ben bu belgeleri Başkanlığa teslim ederim. İster Komisyon incelesin ister AKP’li milletvekilleri incelesin. İkincisi bu. Dedikodu paketi değildir söylediklerim.

BAŞKAN – Tamam, evet, doğru.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Söz istiyorum efendim.

Bir de Meclise…

BAŞKAN – Sayın İnce, aslında vereceğiniz cevabı söylediniz, zabıtlara geçti. “Bu dedikodu paketi değildir.” dediniz “Elimizde belgeler var, mahkeme kararları var. Başkanlığa da veririm, ilgilenen arkadaşlara veririm.” dediniz. Bunun dışında…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır Sayın Başkanım, Sayın Başkanım...

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, soyut iddialarda bulundu. Ben ondan bahsediyorum. Hiçbir delili yok.

BAŞKAN – Tamam efendim, tamam. Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bakınız, bana sataştı.

Bir de Sayın Bahçekapılı Meclise gelmediğim zamanlardan söz etti. Sayın Bahçekapılı avukatlık yaparken ben bu Mecliste milletvekilliği yapıyordum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben bu dönemden bahsediyorum.

BAŞKAN – Tamam Sayın Bahçekapılı, oturun lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Benim Meclise ne zaman gelip ne zaman gelmeyeceğimi kontrol edecek makamda değildir.

Söz istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gözlemlerimi söylüyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun, üç dakika ama yeni bir sataşmaya mahal vermeyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar lütfen sakin olalım.

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. İyi niyetinizi suistimal etmeyeceğimden emin olabilirsiniz.

Sayın Ayşegül Bahçekapılı…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ayşe Nur!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ayşe Nur, pardon. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

AHMET YENİ (Samsun) – Ne oldu?

BAŞKAN – Demek ki oluyormuş.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Pardon. Düzelttim.

Size şunu söyleyeyim: Ben sizi çok öncesinden tanırım Sayın Bahçekapılı. Beraber solcu olduğumuz günleri hatırlıyor musunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Çok iyi hatırlıyorum, hiç unutmadım zaten. Hâlâ öyleyim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Muharrem İnce on beş yaşında neyse kırk beş yaşında da aynıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Geri kalmışsınız geri!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Milletvekili olmak için asla ve asla yan çizmemiştir. Siyasi çizgisinde hiçbir kırık yoktur. Muharrem İnce asla dedikodu yapmamıştır. Bunlar mahkeme kararlarıdır.

Sayın Bahçekapılı, o eski birlikte solcu olduğumuz günlerin hatırına…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizinle hiç solculuk yapmadım ben!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …size bunların bir fotokopisini verebilirim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizinle hiç aynı çizgide olmadım.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Olur mu efendim, olur mu?

BAŞKAN – Tamam, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Fotoğraf getirebilir miyim? İsterseniz fotoğraf getireyim.

BAŞKAN – Sayın İnce… Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben burada… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen tamamlayın.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, şunlar eğer dedikodu paketiyse, bunlar dedikodu paketiyse, bunlar mahkeme kararı değilse, işte, burada dört partimizin grubu var. Dört parti grubu birer milletvekilini, hukukçu milletvekilini görevlendirsin. Eğer bunlar dedikodu paketiyse, ben yarın sabah milletvekilliğinden istifa ediyorum.

BAŞKAN – Aman etme. Niye ediyorsun?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir daha da ömrümün sonuna kadar milletvekili olmayacağım.

Sayın Bahçekapılı, gel, yüreğin varsa, bilgin varsa, cesaretin varsa, gel bu kürsüden benim koyduğum iddiayı sen de koy.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, izin verin cevap vereceğim. Düşüncelerimle ilgili cevap vereceğim.

BAŞKAN – Efendim, hangi sözüne sataşma gerekçesiyle cevap vereceksiniz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Söylüyorum efendim: Benim siyasi düşüncelerimle ilgili.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşma var efendim, çünkü aynı iddialarla yanıt vermek istiyor! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Duyamadım efendim. Arkadaşlar, bir dakika… Hangi sözüne efendim? Hangi sözüne?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Siyasi düşüncelerimle ilgili sataşma yaptı şahsıma.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, bakın, İktidar Partisinin Grup Başkan Vekilisiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – İktidar milletvekilleri, grubu, muhalefetin eleştirileri karşısında birazcık tahammüllü olmalıdır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, ben yeteri kadar dayanıyorum.

BAŞKAN – Bakın, tahammüllü olmalıdır. Tabii ki muhalefet iktidarı eleştirecektir. Eleştirisinde haklı olabilir, haksız olabilir…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, yeteri kadar dayanıyoruz. İş kişiselleşmeye dönüştü. İki cümle…

BAŞKAN – Lütfen…

Hayır, hayır, söz vermedim, oturun. Hayır efendim, oturun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, kişisel bir durumla karşı karşıyayız.

BAŞKAN – Efendim, bu devam eder, ben biliyorum. Şimdi siz konuşacaksınız, o bir daha isteyecek. Tamam efendim, kimin ne olduğunu herkes bilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ben kürsüdeyken yine bana sataştı Sayın Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hiçbir zaman birlikte olmadığımızı söyledi.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın İnce, bakın, benim iyi niyetimi lütfen kötüye kullanmayın. Tamam.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 27-28 Haziran 1998 ODTÜ Sosyal Demokratlar Konferansında birlikteydik kendisiyle. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamam. Peki efendim. Oturun yerinize. Tamam, zabıtlara geçti.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayatımda oraya gitmedim, yemin ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Efendim, şimdi görüşmelerimize devam ediyoruz.

Bu da bu birleşimdeki farklı bir tartışmayı bize yaşattı.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Nuri Yaman hitap edecekler.

Buyurun Sayın Yaman.

BDP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu heyecanlı ve karşılıklı eski hesaplaşmaların yapıldığı bir süreçten sonra, ben de 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle ilgili olarak Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle, hepinizi en içten duygularımla selamlarım.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, duyulmuyor.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, Sayın Okay, Sayın İnce, orada büyük bir karmaşa var arkadaşlar. Hatibi dinleyemiyoruz. Lütfen…

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Öyle sanıyorum ki bu tatlı, geçmişe yönelik hesaplaşma belki biraz daha devam edecek ama koridorlar müsait, lütfen, orada bu süreyi devam ettirebilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, Anayasa’mızın 129’uncu maddesinin üçüncü bendinde “Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.” hükmü yer almaktadır.

Söz konusu madde, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu görevlerini yaparken görevleriyle ilgili sorumluluklarının neler olduğunu ve herhangi bir soruşturmaya uğradıkları zaman yapılan kovuşturmayla ilgili olarak sahip oldukları yasal güvencelerini düzenlemektedir. Madde, memurlar ile diğer kamu görevlilerinin yürüttükleri faaliyetlerinin çerçevesini çizmekte ve ayrıca bu faaliyetlerini kanunlara sadık kalarak yürütmek zorunda olduklarını belirtmektedir.

Değerli arkadaşlar, Anayasa’nın çizmiş olduğu bu çerçeve kapsamında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olanlar bu kanuna göre, diğerleri ise kuruluş yasalarında belirtilen temel düzenlemelere göre çalışmalarını yürütmekle zorunludurlar.

657 sayılı Yasa’nın 135’inci maddesinin üçüncü fıkrasında da “Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurabilirler.” hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeyle, kanun koyucu Anayasa’nın sağladığı imkânı kullanmış ve uyarma ve kınama cezalarını yargı denetimi dışında tutmuştur.

Aynı Kanun’un 133’üncü maddesinin birinci fıkrasında ise “Disiplin cezaları memurun siciline işlenir.” denilmektedir. Yani disiplin cezalarından olan uyarı ve kınama cezalarına hem yargı yolu kapatılmıştır hem de bu cezaların sicile işlenmesine dair bir düzenlemeye gidilmiştir.

Yine ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 27/11/2007 tarih ve 2002/169 esas, 2007/88 sayılı kararının gerekçesinde de uyarma ve kınama cezaları özellikleri dolayısıyla bu kuralın dışına çıkarılmıştır.

Uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında bırakılacağı ifade edilmekle beraber, Anayasa Mahkemesinin ilgili kararının devamında da yargısal denetim bakımından uyarma ve kınama cezalarının genel kural kapsamı dışında tutulmasının sebebi olarak da bu cezaların özellikleri gösterilmiştir.

Gerekçede “Disiplin cezalarının ağırlıkları birbirinden farklı olup, uyarma ve kınama cezaları en hafif disiplin cezalarını oluşturmaktadır.” şeklinde açıklama yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesinin kararının sonuç bölümünde ise “Devlet memurlarına verilen uyarma ve kınama cezaları Anayasa’da yer alan hükme ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yöndeki iradesine uygun olarak yargı denetimi dışında tutulduğundan, söz konusu kuralların Anayasa’ya aykırılığından söz edilemez.” şeklinde değerlendirmeye de ayrıca yer vermiştir.

İç hukukta uyarma ve kınama cezalarına karşı iptal davası açma hakkının tamamen ortadan kaldırılmış olması karşısında etkili başvuru ve hak arama özgürlüğü dikkate alındığında başvurulabilecek tek yargı makamı ise ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kalmıştır. Söz konusu Mahkeme başvurana karşı yapılmış olan uyarıya benzer disiplin cezalarının verildiği durumlarda “Etkili başvuru yolunun bulunmaması sonucunda başvuru sahibi, benzeri disiplin tedbirlerinin meşruluğunun denetlenmesini sağlayacak her türlü güvenceden mahrum bırakılmaktadır.” gerekçesi ile İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan etkili başvuru hakkının ihlali anlamına geldiği yolunda da bu kararını vermiştir. Bu tür davalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa’nın 129’uncu maddesinin üçüncü fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 136’ncı maddesinin “…bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvurulamaz.” hükmüyle bir uyarma veya kınama cezasının hukuki denetime tabi olmayacağı sonucunun ortaya çıktığını hatırlatmakta ve bunu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13’üncü maddesinde yer alan “Bu sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmî görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış olsa dahi, ulusal bir makama, etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.” ilkesinin ihlali anlamında kabul etmiştir.

İşte bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine açılan yüzlerce dava sonucu Türkiye binlerce avro tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Verilen bu tür tazminat kararları sonucu Anayasa’nın bu düzenlemesi ile 657 sayılı Yasa’nın söz konusu hükmünün uygulanabilirliği tartışılır hâle gelmiş bulunmaktadır.

Yine basında sık sık bu cezalara karşı yargı yoluna gidildiğine dair haberler çıkmaktadır. Oysa burada durum tamamen farklıdır çünkü uyarma ve kınama cezalarında yargı yoluna başvurabilmenin tek yolu, verilmiş olan cezada bir şekil eksikliğinin bulunmasına bağlıdır. Bu eksiklikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Savunmayı alan amir ile cezayı veren amir farklı kişi olamaz.

Bir suça iki ceza verilemez.

Disiplin suçunun işlendiği tarihten itibaren soruşturma bir ay içinde açılmamışsa ceza uygulanmasına gidilemez.

Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarında disiplin soruşturması tamamlandıktan sonra disiplin kurulu on beş gün içinde karar almak zorundadır.

Eğer uyarı ve kınama cezası sonucunda, kişi kurumundan özel herhangi bir ek ödeme alıyorsa ve kurum da bu ek ödemeyi verilen cezanın yanında belli bir süreliğine kesiyorsa, işte, ancak o kesintiye karşı iptal davası açılabilmektedir. Yani kişi, uyarı ve kınama cezasına karşı, içerik açısından değil, sadece şekil açısından yargı yoluna gidebilmektedir.

Yine, “Uyarı ve kınama cezaları çok hafif cezalardır ve cezalar da yargı denetimine açılırsa otorite sağlanmaz.” şeklinde düşünenler de şunu bilmeliler ki, idareler söz konusu kesintilerin yanı sıra başka mükerrer cezalandırma yollarına da başvurmaktadırlar. Söz gelimi, uyarı ve kınama cezası almış memurların terfi, tayin ve diğer özlük hakları bu cezalar gerekçe gösterilerek engellenmekte ve anılan cezalar yargı denetimi dışında bırakılmış olduğundan bu hukuksuz uygulamalara karşı memurlar haklarını arayamamaktadırlar.

Yukarıda da belirtmiş olduğum gibi, uyarı ve kınama cezaları memurların sicillerine işlenmektedir. Kurumların çıkarmış olduğu görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmeliklerinin hiçbirinde “uyarı ve kınama cezası almış olmamak” şartı aranmamaktadır ancak hepsinde “olumlu sicil” şartı aranmaktadır.

Değerli arkadaşlar, sicillerin Bilgi Edinme Yasası kapsamında elde edilmesiyle birlikte binlerce sicil raporu dava konusu edilmiştir. Bu davalara karşı idare tarafından yapılan bazı savunmalarda, sicil raporlarındaki düşük notun sebebi olarak memura verilen yazılı ikaz veya uyarı cezaları gösterilmiştir. Danıştay, temyiz incelemesi sırasında verdiği bir kararda, devlet memurlarının ehliyetlerinin tespitinde, kademe ilerlemelerinde ve derece yükselmelerinde özlük ve sicil dosyalarının başlıca dayanak olduğunu, dolayısıyla bu tür durumlarda mahkemelerin, uyarı cezalarını incelemeleri gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu karar, sadece sicil dosyalarına karşı açılan davalarda uyarı cezalarının incelenmesiyle ilgilidir.

Yine bir örnek verecek olursak, İçişleri Bakanlığı birinci sınıf mülki idare amirliği statüsüne yükseltmelerde, ilgili encümence, başarı puanlarının tespiti hususunda, söz konusu yönetmeliğe göre sicil dosyası üzerinden yapılan değerlendirmelerde takdirname, müfettiş değerlendirme belgesi, sicil raporu ortalama notu olumlu puan olarak değerlendirilirken, alınan disiplin cezalarından uyarma, kınama, maaş kesimi ve devamı cezalar ise eksi puan olarak başarı puanlarının tespitinde değerlendirmeye alındığı düşünüldüğünde de yapılan bu düzenleme ile uyarma ve kınama cezalarına karşı da anayasal bir güvenceye kavuşturularak yargı yolunun açılmış olmasını memurlar ve diğer kamu çalışanları için hukuka uygun ve adil bir yol olarak kabul etmek gerektiğine inanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, size de ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayınız.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Elbette ki öngörülen bu değişiklik yapılabildiği takdirde, çalışanların hak ve özgürlük alanı biraz daha genişleyecektir. Ancak demokratik yönetimin önündeki engellerin kaldırılması sadece anayasal metinleri yenilemekten değil, aynı zamanda doğru uygulanmasını sağlayacak mekanizmaların da oluşturulmasından geçmektedir. Her ne kadar bu düzenlemeler ile disiplin cezalarına ilişkin başvuruların ve yargı yoluna gitmenin bir anayasal güvencesi sağlanıyor ise de memurların diğer özlük haklarıyla ilgili yapılması gereken düzenlemelerin bunu desteklemediği ve memurların, şu anda geçim sıkıntısında olan bu kişilerin, huzurlu, rahat ve ülkeye daha iyi hizmet üretmeleriyle ilgili, özlük haklarıyla ilgili yapılması öngörülen düzenlemelerin, bunların sağlanmamasında, sadece bu eksikliklerin giderilmesi, onların daha etkin ve daha verimli çalışmalarına katkı sunmayacağını belirtirken burada sözlerime son veriyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yaman, çok teşekkür ederim.

Gruplar adına 14’üncü madde üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Mustafa Çetin’e ait.

Sayın Çetin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14’üncü maddeyle ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Maddenin içeriğiyle ilgili, benden önce konuşan arkadaşlar özünü söyledi ama bazı yanlışlıklar var düzeltilmesi gereken. 1961 Anayasası’nın yasaklamadığı uyarma ve kınama cezalarına karşı 82 Anayasası 129/3’te bu yasaklama getirilmiştir. İdari yargının bu yasaklara karşı yani uyarma ve kınama cezalarına karşı açılan davalarda ilgilendiği olmuştur ama süre ve zaman aşımı yönünden incelemiştir, cezanın esası yönünden verilen kararlar daha çok “ret” şeklinde olmuştur.

Son zamanlarda farklı bir arayış vardı, o da şudur: Şimdi, öncelikle yapmaya çalıştığımız şey “uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç” ibaresini üçüncü fıkranın metninden çıkarmaktır. Böylece tüm disiplin cezalarına karşı yargı yoluna gidilebiliyor. Bizim hukukumuzda bu mümkün değildi, ta ki Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde değişiklik yapılmasına kadar. Bildiğiniz gibi, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde, usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağına dair değişikliğin yapılmasından sonra, doktrinde, bu değişiklikten dolayı Türk idari yargı mercilerinde, bu değişiklik olmasa bile bunlar hakkında idari yargıya gidilip gidilemeyeceği yeni tartışılmaya başlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bu konuda yapılan başvurularda, mahkeme, İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin, adil yargılama hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin ihlali olduğunu belirterek, bize, Türkiye’ye, bu cezalara karşı ihlal anlamında kararlar vermiştir. O sebeple bu düzenlemenin yapılması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Kaldı ki, 657 sayılı Kanun’a tabi olmayan TRT gibi veya 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olan KİT personeli için zaten böyle bir engel söz konusu değildi. Bu şekilde, bu eşitsizlik de ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu değişiklik, gene toplam değişikliğin kapsamında bulunan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bazı kararlarına karşı da dava açılabilmesi, keza Yüksek Askerî Şûra’nın bazı kararlarına karşı da dava açılabilmesi imkânı da bu değişiklikle getirildiği için orada da bir bütünlük ve bir tutarlılık arz etmektedir.

Bu vesileyle, değişikliklerin kapsamıyla hiç ilgisi bulunmayan, burada, efendim, çokça söylendi “İşsizlik ve pahalılık var”, Anayasa’ya “Şimdi sırası mı?” deniyor. “Efendim, ekonomik sorunlar var, şimdi toplumun gündemi Anayasa değil” deniyor. Acaba öyle mi? Bir bakalım.

Bunlara bakmadan önce şu husustaki talihsizliği de belirtmek istiyorum. Burada dile getirilen eleştirilerde sanıyorum bir üslup sorunu var. Öfke, itham, ima, niyet okumalarla dolu bu üslup, milletimizi üzmekte, siyasi hayatı âdeta zehirlemekte, uzlaşma zeminini tahrip etmektedir. Unutmayalım ki, barış zemini kurmada vazgeçilmez olan demokrasiler aynı zamanda kendi yaşam alanlarını da barış zemininde bulabilmektedirler. Korkarım, bu tartışmalardaki özellikle muhalefetin kullandığı üslup yüzünden kamuoyunun rahatsız olduğunu düşündüğüm bir örneği vermek istiyorum. Bir akademisyenimiz “Ülkemizde, başta kimi siyasetçilerimiz olmak üzere, kendine aydın diyen bazı kişiler, ne zaman bu ülkenin demlenmiş ruhlara çok acele ihtiyacı olduğunu anlayacaklar?” diye sormaktadır.

Değerli milletvekilleri, anayasalar, birey hak ve özgürlüklerini güvence altına alma amacına yönelik olarak, devlet iktidarını sınırlandıran, kuvvetler ayrımını sistemleştiren ve iyi işleyen bir devlet mekanizmasını oluşturan temel kurucu normlardır. Bizim hâlen yürürlükte olan temel kurucu normumuz 1982 Anayasası, zihniyet itibarıyla bireyi değil devleti gözettiği, özgürlük-güvenlik dengesini kurmada tercihini otoriteden yana kullandığı, hazırlanışı ve halkoyuna sunuluşunda antidemokratik yöntemler uygulandığı, bu sebeplerle de gerçek bir toplum sözleşmesi olma karakterini yitirmekte olduğuna dair yoğun eleştirilere maruz kalmıştır.

Bu Anayasa’nın ikinci en önemli talihsizliği de, Anayasa yargısı tarafından, özgürleştirici değil kısıtlayıcı, ilerlemeci değil korumacı bir zihniyetle yorumlanagelmiş olmasıdır. Birçok anayasa hukukçusu, siyaset adamı, sivil toplum ve entelektüel dünya, anılan nedenlerle mevcut Anayasa’nın ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğunu düşünmektedir. Sözgelimi, bundan on yıl önce, eski Yargıtay başkanı, bu Anayasa’yla ilgili olarak “Türkiye, meşruluk debisi neredeyse sıfıra yaklaşmış bir anayasayla yeni yüzyıla giremez, girmemelidir.” demiştir.

Bir başka değerli anayasa hukukçusu “Anayasalar değişen toplumun gerçekleriyle yenilenip yaşatılmak için vardır. En kötü ama değişikliğe ve toplumca onarılıp benimsenmeye açık bir anayasa, görünüşte en iyi görünüp ilişilmezliği yüzünden toplumdan soğuyarak taşlaşan ve raflardan tarih seyreden bir anayasaya göre kat kat iyidir.” demektedir.

Toplumun heyecanla karşıladığı bu ve benzer düşüncelerin ürettiği talepler kaçınılmaz bir şekilde harekete geçmiş, bu süreçte art arda yeni anayasa önerileri gündeme gelmiştir. TÜSİAD, Odalar Birliği, Barolar Birliği, bazı siyasi partiler ve kurumlar, uzun bir süreden beri toplumun karşısına yeni anayasa önerileriyle çıkmaktadırlar. Demek ki toplumda yeni bir anayasa talebi var. Her gün bir yenisi ortaya çıkıyor. AK PARTİ de gerek 2007 gerekse 2002 seçim kampanyasında bu ihtiyacı vurgulamış ve bunu halkımıza anlatmaya çalışmıştır.

Anayasa, toplumumuzun gündeminden hiçbir zaman düşmemiştir. Anayasaların bize bir günde mutlu bir dünya yaratamayacağını bilsek bile devlet ve toplum hayatı bakımından önemini inkâr edemeyiz. Güncel sorunlar asla yeni bir anayasanın yapılması konusundaki sorumluluklarımızı ertelemenin mazereti olamaz. Güncel sorunları bahane ederseniz kıyamete kadar anayasa filan yapamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir örnek verelim: Daha 1876’da pahalılık, işsizlik yok muydu arkadaşlar? 1921’de yok muydu?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Harp vardı, harp!

MUSTAFA ÇETİN (Devamla) – 1924’te yok muydu? 1961’de işsizlik, pahalılık yok muydu? 1982’de yok muydu? Şu Anayasa 16 defa değiştirilirken işsizlik ve pahalılık yok muydu?

Siyaset elbette güncel sorunlarla meşgul olacaktır, ancak siyaset kurumuna saygınlık kazandıran şey, geleceği inşa etme sorumluluğudur. Güncel sorunları bahane ederek, geleceği inşa etme sorumluluğumuzdan vazgeçemeyiz.

Siyasetin hâlâ aziz milletimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çetin, size de ek süre veriyorum, konuşmanızı, lütfen, tamamlayın efendim.

MUSTAFA ÇETİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Siyasetin aziz milletimize hâlâ ödenememiş en büyük borcu, ülkemizi uzlaşma temelinde demokratik, sivil, özgür, çağdaş ve yepyeni bir anayasaya kavuşturmaktır. Güncel sorunları bahane ederek “Şimdi anayasa zamanı değil” demek, anayasacılığı da, anayasanın bir toplum ve devlet bakımından ne anlam ifade ettiğini hiç anlamamış olmak demektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 Bazı vatandaşlarımıza gelince, onlar bunu da yeterli bulmuyor, bizden daha fazlasını istiyor. O vatandaşlarımızdan da anlayış bekliyoruz. Çünkü siyaset, bir akademisyenin deyişiyle, demokrasi ve siyaset birçok iyiyi aynı anda yürürlüğe koymaya bazen imkân vermeyebiliyor.

Bu değişikliklerin içinde millet var, bu değişikliklerin içinde kadınlar var, engelliler var, şehit ve dul ve yetimleri var, memurlar var, kişisel verileri kaydedilen var, haksız disiplin cezaları sebebiyle mağdur edilenler var.

Vatandaşlarımızdan ricam şu, sözlerime son vermeden önce: Bu maddeleri dikkatle dinleyin, kendi vicdanınızla, aklınızla değerlendirin, o zaman göreceksiniz ki, bu değişiklikler hayata geçtiği zaman birey hak ve özgürlükleri daha bir güvenceye kavuşmuş olacak, demokrasi ve hukuk düzenimizin kalite ve standardı yükselecek, anayasal kurumlarımızın saygınlık ve demokratik meşruiyeti artacak, kurumlara duyulan güven artacaktır. Bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği günün Türkiye’si, bugünün Türkiye’sinden çok daha iyi, çok daha mutlu bir Türkiye olacaktır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ederim.

Şimdi de, şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Manisa Milletvekili Sayın İsmail Bilen’e ait.

Sayın Bilen, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin, Anayasa’nın 129’uncu maddesinde değişiklik yapan çerçeve 14’üncü maddesi hakkında görüşlerimi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1982 darbe Anayasası’nın bazı maddelerinin değiştirilmesi için arkadaşlarımızla bir değişiklik teklifini huzurlarınıza getirmiş bulunmaktayız. Darbe ürünü olan 82 Anayasası’ndan hiç kimsenin memnun olmadığına, hatta bu Anayasa’nın temel hak ve hürriyetleri daralttığına, antidemokratik hükümleri nedeniyle sürekli eleştirildiğine hep birlikte şahit olduk. 82 Anayasası yapıldığı günden bugüne hep eleştirilmiş ve bu nedenle 15 kez kısmi değişikliklere uğramış ancak toplumun taleplerini karşılama noktasında iyileştirmelere rağmen eksiklikler ve eleştiriler giderilememiştir. Huzurunuza getirilen bu değişiklik teklifi ile toplumumuzun talepleri ve ihtiyaçları göz önünde tutulmuştur.

Yaklaşık bir haftadır yapılan müzakerelerde tüm siyasi partiler, mevcut 82 Anayasası’nı eleştirmelerine rağmen değişiklik teklifine karşı çıkarak ciddi bir çelişki içerisine düşmüşlerdir. Darbenin -ki bu iddialar da doğrudur- mağduru olduğunu iddia eden partilerimiz, burada, mevcut Parlamento içerisinde görev yapan partilerimiz bu değişiklik teklifine karşı çıkmakta, alternatif bir teklif ve öneri de getirmemekle, hamasetle ve popülizmle, antidemokratik sistemin ve statükonun savunuculuğunu âdeta burada sergilemek durumunda kalmışlardır. Yargının ve yargıcın bağımsızlığını dile getirenler, yargının ve yargıcın tarafsızlığını göz ardı etmektedirler. Altını tekrar çizerek ifade etmek isterim ki yargıya ve yargıca en fazla zarar verenler ideolojilerinin esiri olanlardır. Kararlarını hukukun evrensel ilkelerine göre veremeyenler, ideolojilerinin esiri olanlar, yargıya ve yargıca en fazla zarar verenlerdir. Bu tür kararlar kamu vicdanını yaraladığı gibi hukuka ve hukukçuya olan güveni de zedelemektedir.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Kim olduklarını açıklasana.

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Bu durumu savunmak ne millete ne devlete bir yarar sağlamamıştır, bundan sonra da sağlamayacaktır.

Halktan kopuk siyaset yapanlar aziz milletimizin beklentilerini karşılamak yerine statükoyu sahiplenmektedirler. Görünen o ki Anayasa değişiklik teklifimiz referanduma gidecek ve aziz milletimizin onayı istenecektir. Milletten korkanlar referandumu engellemenin yollarını ve çarelerini aramaktadırlar. Değişiklik teklifinin yeterince tartışılmadığını dile getirenler yirmi sekiz yıllık tartışma sürecini ve talebini görmezlikten gelmektedirler.

Gecikmeli de olsa süreç başlamıştır. İnsanımızın temel hak ve hürriyetlerini daraltan bu darbe Anayasası, daha özgürlükçü, daha demokratik, daha katılımcı bir yapıya kavuşacaktır. Bu bağlamda, darbe Anayasası’nda, 129’uncu madde ile disiplin kararlarının yargı denetimi dışında tutulamayacağı ifade edilmiş ise de uyarma ve kınama cezaları bu ana kuralın dışında tutulmuştur. Bu hususa dolaylı birtakım gerekçeler de oluşturulmuştur. Yargı yükünün hafifletilmesinde, bu cezaların özellikleri dolayısıyla, yani hafif cezalar olması itibarıyla yargı denetimi dışında bırakıldıkları ifade edilmiştir. Oysaki bu cezalar yani uyarma ve kınama cezaları dolaylı da olsa mahkemelere taşınabilmekte ve etkileri itibarıyla da çok ciddi mağduriyetlere sebebiyet verebilmektedir.

Uygulamada 657 sayılı Kanun’a tabi olanlar bu hükme muhatap olmalarına rağmen, farklı kanunlara tabi olanlar için bir kısıtlama getirilmemiştir. Bu yasağa muhatap olan 657 sayılı Kanun’un muhatapları moral olarak yıprandıkları gibi, terfilerinde de bir engel oluşturmakta, uygulamada da keyfîliklere sebebiyet vermektedir. Değişiklik teklifimizle, bu keyfîliği ve evrensel hukuka aykırılığı kaldırmayı ve bu mağduriyetleri gidermeyi hedeflemekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bilen, bir dakika süre içinde lütfen konuşmanızı tamamlayın.

İSMAİL BİLEN (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Birçok memurumuzun kariyer ve mali hakları üzerinde de olumsuzluklara sebebiyet veren bu hüküm Anayasa metninden çıkarılmıştır yani uyarma ve kınama cezaları da yargı denetimine açılmıştır.

Teklifin ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bilen, teşekkür ederim.

Şimdi, şahısları adına ikinci söz Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’e aittir.

Sayın Ağyüz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizi boş yere ve uzun süredir işgal eden Anayasa değişikliğinin 14’üncü maddesi üzerinde söz aldım.

Nasıl bir iş ki uyarma ve kınama cezalarını yargı denetimine açıyorsunuz ama siz kendinizi yargı denetimine kapatıyorsunuz ve dokunulmazlık zırhına bürünerek yargıdan korunan, yargıdan kaçan insanların oylarıyla da Anayasa değişikliği yapmaya çalışıyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bravo.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bunun adı “Anayasa değişikliği.” değildir. Kendinizi tekrar zırha büründürmek, topluma hiçbir şey vermeyen, hiçbir katkısı olmayan… Bunu dahi bir haftadır anlayamayan milletvekilleri var, konuşmaları…

Biz “İşsizlik var, Anayasa değişikliği yapılmasın.” demiyoruz. Ana sorunlar dururken, topluma hiçbir şey katmayacak, işsizliği, yoksulluğu, açlığı, dış sorunları ihmal ederek yapılan bir değişiklik, Anayasa değişikliği, demokrasi adına yapılmıyor, Recep Tayyip Erdoğan adına yapılıyor. Bu kadar açık. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu başka kamufle etmeyiniz ve bu Anayasa değişikliği sürecinde iki şey gördük: Yiyip içerek, uyuyup uyanıp oy kullananlar. Bir de muhalefetin eleştirilerine tahammülsüz, küfürle cevap verenler. Böyle bir şey olur mu?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Siz hiç kullanamıyorsunuz. Küfrü ancak siz yapıyorsunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bakın muhalefet partilerinin masalarına, çoğunda Anayasa değişiklik tasarısı var. Siz de kaç tane var? Kaldırın bakayım. Haberiniz yok çünkü, haberiniz yok! (CHP sıralarından alkışlar) Haberiniz yok, haberiniz! Hangisine oy verdiğinizi bilmiyorsunuz. Bir de broşür dağıtıldı size, küçük çocuklar gibi, hani, alfabeyi öğrenen çocuklar olur ya. Onları aman yanlışlık yapma ha! Böyle bir Anayasa değişikliği olur mu ya?

12 Eylül’ün acısını çeken, 12 Eylül’de hapishanede yatan, YÖK’ün mağduru, işinden olmuş olan binlerce, yüz binlerce demokrat insana, siz, bu değişikliğe karşılar diye, nasıl “statükocu” diyebilirsiniz?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Hadi ispat edin, oy kullanın!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yavrum, biliyorsan gelir konuşursun buraya. Bak, konuşuyorum ben, belgeli konuşuyorum.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Oy veremiyorsunuz!

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim. Müdahale etmeyelim sayın milletvekilleri, lütfen…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Oy kullanma başka bir olaydır. Vesayet altında oy kullananlar, demokratlıktan bahsedemezler. Demokratlık, eylem ister eylem, lafla olmaz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Siz hiç kullanamıyorsunuz, yürek ister. Oy kullanın, oy! Yürek ister, yürek!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Çiftçiye küfür edeceksin “Ananı al git!” diyeceksin, demokrat.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Çarpıtma!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – 4/C için hak arayan Tekel işçilerini Ankara’ya sokmayacaksın, demokrat; çocuğun ümüğünü sıkacaksın, demokrat. Sevsinler böyle demokratı ya! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen önce demokratlığını şu kabinlerde ispat et.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Kendi koltuğuna oturan insana, çocuğa, çocuğa: “Yetki senin, istersen as, istersen kes.” Mantık bu, mantık bu, mantık!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Gel şuraya oy kullan, görelim o zaman sosyal demokratlığını!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu mantıkla devlet idare ediyorsunuz, bu mantıkla iktidarsınız.

Bakın size… 3 Kasım 2002 tarihini hepiniz hatırlarsınız. Lideri Parlamento dışında kalmış, iktidar. Buna acıyan parti kim? Cumhuriyet Halk Partisi ve Genel Başkanı Sayın Baykal.

MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Bravo!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Ne oldu? 3 Mart 2003 tarihini de siz iyi hatırlarsınız. 3 Mart 2003 tarihi, bugün yasal sığınmaya almaya çalıştığınız Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi doğum günüdür, doğum yılıdır. Siz nasıl bugün dersiniz ki “Bu bilmem Şark oyunudur.” diye. O gün sözünün eri olarak size bu imkânı tanıyan Sayın Deniz Baykal, bugün de uzlaşmacı anlayışını ortaya koydu ama sizde bu mantık nerede?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Mahkûmdu, mahkûm, vermek zorundaydı. Neredeyse Türkiye’yi uçurumun eşiğine getiriyordu.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu bilgi nerede? Bu uzlaşmacı kültür nerede sizde, nerede? Çoğunluk demokrasisi değil bu. Çoğunluk diktatörlüğüne güvenerek her şeyi yapmaya çalışıyorsunuz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Demokrasiye “diktatorya” diyemezsiniz. 336 tane milletvekili var burada.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, seçilirken “3Y” dediniz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Diktatorya böyle olmaz. Halkın oylarıyla…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yoksulluk, yasaklar… Neydi öteki? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Bilemezsin tabii.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yolsuzluklar. Onu siz söyleyin diye söylemiyorum. Söyleyemezsiniz. Yolsuzluğu meşrulaştırdınız çünkü, yolsuzluğu meşrulaştırdınız. (CHP sıralarından alkışlar) Benim hafızam Allaha şükür yerinde.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Antalya’daki arazilerden de bahset.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu üçle mücadele eden yiğitler nerede şimdi? Bu yiğitler nerede?

Hani “Benim aile fotoğrafımda milletim vardı.” diyen Başbakan nerede? Aile fotoğrafına bakıyoruz: İsrailli milyarder aile Ofer grubu, Lübnanlı Hariri, Dubaili Şeyh El Maktum, İtalyan Başbakan Silvio, Yasin El Kadı. Bu yabancı aile fotoğrafı.

Yerlisine bakıyoruz… İsimleri kamuoyunda tartışıldığı için söylüyorum, tartışılmayanları söylemeyeceğim: Çalık, Albayraklar, Tamince ve Kamer, Kamer, Kamer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Hepsi bu memleketin yetiştirdiği iş adamları, aslan gibi iş adamları. Aslan gibi iş adamları hepsi. Kredi alıyorlar, geriye ödüyorlar; sizin gibi alıp götürmüyorlar.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz… Sayın Ağyüz, süreniz bitti. Size ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın efendim.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Ve de oğlunun, burslarıyla okuduğu iddia edilen iş adamları. İşte aile fotoğrafı bu.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Cumhuriyet Halk Partisi eşittir yolsuzluk.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu anayasa demokrat değil.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Aslanım benim…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Niye demokrat değil? 80’inci maddeyi niye kaldırmıyorsunuz yiğitler? Dokunulmazlık…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Siz iktidara gelince kaldırırsınız.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – “Alevi açılımı” dediniz, 24’üncü maddede din ve ahlak bilgisi mecburiyeti var. Niye kaldırmıyorsunuz yiğitler?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Siz iktidara gelince kaldırırsınız.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – AB ilerleme raporunda, ILO sözleşmelerinde grevli hak var, emeklilere sendika var. Niye getirmiyorsunuz yiğitler? Bunları getirin ve toplumsal mutabakatı bulacak şekilde getirin, biz de “evet” diyelim. Ama buna yüreğiniz yetmez.

Toplumun geleceğini değil, kendi geleceğinizi yargıdan kaçırmak için bu düzenlemeyi yapıyorsunuz. Ama sap döner, keser döner; bir gün gelir, sandıkta hesap döner, o zaman Yüce Divanda sizi kimse kurtaramaz arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Aç tavuk rüyasında arpa görürmüş, arpa.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Onun için, değerli milletvekilleri, uyuyup uyanmayı bırakın, neye oy verdiğinizi iyi araştırın. Bu ülke uyuyup uyanarak idare edilmez, edilmez. Bitti bak, bitti bak, sandık görünüyor, otobüs son durağa yanaştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, ek süreniz de doldu efendim. Lütfen Genel Kurulu selamlayın.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Aklınızı başınıza alın, toplum yararına işler yapın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, Hatip yaptığı konuşmada… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, duyamıyorum, duyamıyorum. Bir saniye… Bir saniye… Dinleyin Sayın Kılıç’ı.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Hatip yaptığı konuşmada, üzerinde söz aldığı maddeyle ilgili tek cümle sarf etmediği hâlde onurlu insanlara aslı astarı olmayan iftiralarıyla saldırı cihetine gitmiştir. İftiralarının ve isnatlarının cevap bulması gerekir. Sataşmadan söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Hangi beyanları için efendim, hangi beyanları için?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, öncelikle bir aile fotoğrafı isnadında bulunmuştur, yolsuzluk isnadında bulunmuştur. Bunlar kesinlikle reddedilen çirkin yaklaşımlardır, bu bir.

İkincisi, Anayasa teklifini anlayamadıkları için -dinlemediklerinden dolayı anlamıyorlar- anlamadığından dolayı Anayasa teklifinin başlığını dâhil olmak üzere doğru ifade edemedi, kendisini bilgilendirmek lazım.

BAŞKAN – Tamam efendim, siz cevap verdiniz, tamam. Bu sorularınızla aslında cevap vermiş oldunuz. Zabıtlara da geçti Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, sadece tutanaklara geçmiş oldu, ekranda dinleyen insanlar var.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, geçti. Bakın…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, bakınız, kürsüdeki hatibi maddeye davet etme gereği vardır.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sayın Başkan, tutanakları isteyin.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Kürsüdeki Hatip maddeye davet edilmemiştir. Madde üzerinde altı dakika süreyle tek kelam etmediği hâlde iftiralarına kayıtsız kalınmıştır. Bunların kürsüden cevap bulması gerekir.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Çocuk, otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Kılıç, bakın, biraz önce Hatibin isnatlarına siz birkaç cümleyle cevap verdiniz aslında. Bunlar zabıtlara geçti.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, zabıtlara geçmesi yetmez. Kürsüden ifade edildi. Bunların cevabını bulması lazım. Madde üzerinde söz alan milletvekili konuşmasını madde üzerinde yapmak mecburiyetindedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Onu Başkan tayin eder.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Madde üzerinde konuşmuyorsa tutarlı ve asaletli şeyler söylemek mecburiyetindedir.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Tamam, gerekli şeyler söylendi.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Gelişigüzel, vara yoka cümlelerle hakaretler edilmiştir. Bunların cevabını bulması lazım.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, ben de dinledim. Ben, zabıtları getirip öyle size söz vereceğim. Lütfen oturun yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, siz…

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önceki Hatip dedi ki: “Tayyip Erdoğan’ın aile fotoğrafında Kamer de var.” dedi. (Gülüşmeler) Ne gülüyorsunuz ya? Allah Allah! Burada Kamer olarak tek ben varım. Bana sataşma var.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sen giremezsin oraya. Sen giremezsin, merak etme.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika verir misiniz, bir konuşayım.

BAŞKAN – Sayın Genç, Hatibin kastettiği Kamer siz değilsiniz efendim. (Gülüşmeler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, siz ne biliyorsunuz? (Gülüşmeler) Efendim, ben burada tiyatro oynamıyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, gerçekten…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada bir tek Kamer ben varım. Tayyip Erdoğan’ın aile fotoğrafında yer almadığıma dair…

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, kastettiğiniz Kamer kim oluyor?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır, burada tek Kamer ben varım.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, sizin kastettiğiniz Kamer, Kamer Genç mi efendim? (Gürültüler)

Efendim, bahsettiğiniz Kamer, Tunceli Milletvekili Kamer Genç mi?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hayır.

BAŞKAN – Değilmiş efendim, sizi kastetmemiş, lütfen...

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kamer” dedi, burada Kamer olarak tek ben varım.

BAŞKAN – Sizi kastetmemiş efendim. Efendim, Hatip diyor ki: Kamer derken…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben Tayyip Erdoğan’ın aile fotoğrafında nasıl yer alırım?

BAŞKAN – Sayın Genç, Kamer ismi sadece sizde değil ki. Yani Kamer ismi size tescilli mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim…

BAŞKAN – Kamer ismi diyorum sadece sizde yok ki, başkalarında da Kamer ismi var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır ama bu Parlamentoda ben varım yalnız Kamer.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim yani... İki dakika izah edeyim efendim.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Ağyüz diyor ki: “Benim kastettiğim Kamer, Tunceli Milletvekili Kamer Genç değildir.” demek istedi.

Lütfen oturun yerinize.

MUHARREM VARLI (Adana) – Efendim, cebinizden mi veriyorsunuz, iki dakika verin, ne olacak?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Çok gürültü var gerçekten Genel Kurulda.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza bir yazılı başvuru var.

 “Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce, ad vererek şahsımı hedef alan, doğru olmayan beyanlarda bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyorum.

Arz ederim.

                                                                                                            Hüseyin Çelik

                                                                                                                    Van”

BAŞKAN – Sayın Çelik, tutanakları getirttim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hüseyin Çelik burada mıydı o anda Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tutanakları getirttim, var mı yok mu bir bakalım efendim, ben de yeni bakıyorum: “Yargı kararlarını uygulamama rekorlarına devam edelim. Sayın Hüseyin Çelik, sadece Erzurum Millî Eğitim Müdürüne 54 milyar lira tazminat kaybetti. Bu para faiziyle birlikte 80-90 milyar yapmaktadır. Hüseyin Çelik bu parayı ödeyebilir mi diye baktığımda, araştırdığımda, daha düne kadar mini market işleten kardeşleri, bugün ÇAYKUR bayiliği, Sarar bayiliği, Volkswagen bayiliği ve özel hastane işletmeciliği yaptıkları için bu parada zorlanmazlar diye düşünüyorum.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Hüseyin Çelik’in beni dinlemiş olması lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun efendim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, usul hatası yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN – Size söz vermedin, oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN – Bütün bunları söyleyeceksiniz, sonra gidip itiraz edeceksiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ben o konuşmayı yaparken Sayın Hüseyin Çelik bu salonda değildi.

BAŞKAN – Evet, olsun, ne olacak? Sayın Ahmet Ersin de burada yoktu, söz verdim ama.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz, grup başkan vekili değilsiniz, Meclis Başkanısınız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ahmet Ersin de burada yoktu ona söz verdiğimde.

Lütfen oturun yerinize.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir şey yapamazsınız, buna hakkınız yok!

BAŞKAN – Nasıl yapamam…

MUHARREM İNCE (Yalova) – İç Tüzük ihlali yapıyorsunuz.

BAŞKAN – İşte, grup başkan vekilleriniz burada. Sayın Ersin yoktu, geldi, itiraz etti, söz istedi ve verdim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman bana da söz vermeniz lazım.

BAŞKAN – Şimdi Hüseyin Çelik’e de veriyorum, uygulamamda bir yanlışlık yok. Lütfen oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bana da söz vermeniz lazım.

BAŞKAN – Lütfen oturun ve takip edin Genel Kurulu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, çok yoruldunuz. Gidin, Akfırat’taki evinizde dinlenin biraz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına burada konuşan Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce, gerek Sayın Başbakanımızla gerek genel olarak partimiz ve Hükûmetimizle ve gerekse de şahsımla ilgili nezakete sığmayan, hiç de şık olmayan bir üslupla gerçek olmayan bazı beyanlarda bulunmuştur.

Öncelikle şunun altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlarım: Erzurum Millî Eğitim Müdürü Sayın Fevzi Budak’ı defalarca görevden aldığım doğrudur. Bugün eğer Millî Eğitim Bakanı olsaydım Fevzi Budak’ı yine görevden alırdım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O burada yok.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bu yaptığımdan kesinlikle bir pişmanlık duymuyorum, sebebini arz edeyim, müsaade edin efendim.

Erzurum Millî Eğitim Müdürü Sayın Fevzi Budak, bir çeyrek asırdan beri Erzurum Millî Eğitim Müdürüdür. Ben, bakın, değerli arkadaşlar, bir vali, bir emniyet müdürü, bir komutan, bir hâkim, bir savcı bir ilde üç yıl, dört yıl, beş yıl neticede görev yapar, bir başka yere nakledilir. Bu arkadaşımız, ben kendisini görevden aldığım zaman yirmi yılını tamamlamıştı. Muş Millî Eğitim Müdürlüğüne gönderdim, beğenmedi, mahkemeye müracaat etti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, söz konusu kişi Parlamentoda değildir.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Daha sonra Kütahya Millî Eğitim Müdürlüğüne gönderdim, mahkemeye müracaat etti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Söz konusu kişi, Millî Eğitim Müdürü Parlamentoda değildir.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen…

BAŞKAN – Efendim, lütfen… Lütfen… İzin ver de cevap versin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Mahkeme kararlarından söz etti sadece, o kadar.

BAŞKAN – Nasıl cevap vereceğini, Sayın Kılıçdaroğlu, size mi soracak?

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Çanakkale Millî Eğitim Müdürlüğü…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O kişi burada yok.

BAŞKAN – Size mi soracak? Lütfen oturun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, isim kullanamaz burada.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Arkadaşlar… Sayın Kılıçdaroğlu…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Savunma hakkı yok.

ATİLLA KART (Konya) – Bu kabul edilemez.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Siz bizim hukuksuz iş yaptığımızı iddia edeceksiniz, biz burada hukukumuzu müdafaa etmeyeceğiz, var mı böyle bir şey?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, Sayın Bakan…

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Müsaade edin, müsaade edin… Bir dinleyin önce beni.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Müdafaa edebilirsiniz ama burada olmayan kişiler hakkında konuşulmaz.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Beni önce dinleme nezaketinde bulunun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lütfen önce dinleyin beni.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mahkeme karar vermiş, sen mahkeme kararından daha mı üstünsün?

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bu arkadaşımızı Kütahya’ya Millî Eğitim Müdürü, Çanakkale’ye Millî Eğitim Müdürü olarak gönderdim, mahkeme kararıyla döndü. Ne oldu biliyor musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yargı karar vermiş.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – İdare mahkemesi, Sayın Millî Eğitim Müdürünü göreve sürekli iade eden ve yürütmeyi durdurma kararları veren aslında idare hâkimi -ilk defa burada söylüyorum, yargımızın rencide olmaması için bunu bugüne kadar da söylemedim- Sayın Millî Eğitim Müdürü tarafından öğretmen evinin bütün imkânları kendisine peşkeş çekilmiş, düğünü orada ücret alınmadan yapılmış… (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Böyle bir şey olamaz.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – …ve bakın, bu, müfettişler tarafından tespit edilmiş bir durumdur.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Böyle bir şey yapılamaz burada.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Müfettişler tarafından tespit edilmiş bir durumdan söz ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Buna izin veremezsiniz Sayın Başkan.

ATİLLA KART (Konya) – Buna izin veremezsiniz.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Adalet Bakanlığına müracaat ettik. Adalet Bakanlığı müfettişleri bu durumu tespit ettiler. İlgili idare mahkemesi hâkimi başka tarafa gönderildi değerli arkadaşlarım.

Benim kendisine 54 milyar tazminat ödediğim iddia edildi. Bakın, değerli arkadaşlarım, bunun faiziyle birlikte 90 milyar olduğunu söyledi değerli arkadaşımız. Ben, müsteşar ve genel müdür, müteselsil sorumluluktan dolayı toplam 10 milyar lira, 10 milyar küsur lira…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, üç dakika süre vermiştim. Sadece selamlamanız için mikrofonu açıyorum. Lütfen... Lütfen efendim, lütfen.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kardeşini anlatsın, kardeşini…

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Müsaade edin de sözüme…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle keyfî Başkanlık olmaz ya!

BAŞKAN – Tabii, standart uygulama yapıyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kardeşini anlatsın Sayın Başkan.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, müsaade eder misiniz? Toplam, bakın, benim şahsıma düşen miktar 3 küsur milyardır. Ben bir milletvekili arkadaşıma “Yalan söylüyorsun.” tabirini yakıştırmıyorum ama 30 kat bir abartmada bulunulmuştur ve…

BAŞKAN – Tamam efendim, tamam.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kardeşini anlatacak daha.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Son bir cümle söyleyeyim.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Kardeşlerini anlat.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Kardeşimin hastane işlettiği kesinlikle doğru değildir. Kardeşlerimle ilgili bakın şunu söyleyeyim: Bildiğiniz yasal olmayan, hukuk dışı bir suistimal varsa, sizinle beraber yarın cumhuriyet savcılığına müracaat etmeye hazırım. Allah’a da kullara da verilemeyecek hesabımız yoktur, iftira etmeyin.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Çelik, selamlayın Genel Kurulu lütfen.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bütün Van biliyor, bütün Van.

HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – İftira ayıp bir şeydir. Şahsiyete girerken dikkatli olun.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Van’a gidelim beraber, Vanlılara anlatın kardeşinizi.

BAŞKAN – Tamam Sayın Çelik, teşekkür ederiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Hüseyin Çelik, beni olayı 30 kat abartmakla suçladı. Dosya elimdedir, mahkeme kararları elimdedir. İzin verirseniz 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim, fotokopisini çektirip Sayın Çelik’e gönderin. (CHP sıralarından gürültüler)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Olur mu öyle şey Sayın Başkan?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, beni 30 kat…

BAŞKAN – Efendim, siz öyle söylediniz, o da öyle cevap verdi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, ben belgelerimle çıkıyorum. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, işte söylüyorsunuz. Ne kadarmış, ne kadar tazminat? Ne kadar ödemiş efendim?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır, kürsüden…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben oradan söylemek istiyorum.              

BAŞKAN – Söylediniz ya biraz önce, 90 mı dediniz, bir şey dediniz.

MU