DÖNEM: 23                                                                YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 68

94’üncü Birleşim

25 Nisan 2010 Pazar

(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/690)

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 24 milletvekilinin, tıbbi amaçlı bitkisel ürünlerin denetimsiz kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/691)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerinde yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/692)

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ermeni iddialarına karşı izlenen politika konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)

C) Tezkereler

1.- (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, 7-12 Mayıs 2010 tarihleri arasında Kanada’da inceleme çalışması yapmak üzere, Komisyon üyelerinden oluşan, üye sayısı ve isimleri belirlenen Parlamento heyetine ilişkin tezkeresinin Başkanlıkça da uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1177)

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/361) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

2.- (10/20, 10/286, 10/441, 10/493) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

6.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

7.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

 

1.- Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, sarf ettiği bazı sözlerinin maksadını aşan bir şekilde yanlış anlaşılması ve yorumlanmasından dolayı üzüntü duyduğuna ve “şerefsiz” kelimesi yanlış anlaşıldıysa özür dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Başbakana hakaret kastının olmadığına ilişkin açıklaması

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, okullarını bitiren öğrenciler iş bulamadıkları için almış oldukları öğrenci kredilerini ödeyemediklerinden Hükûmetin bu kredi borçlarında bir iyileştirme yapması gerektiğine, kredi miktarının artırılmasına ve imkânı olmayan öğrencilerin yurtlarda ücretsiz kalmasına ilişkin açıklaması

4.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, bir gruba mensup milletvekilleri tarafından 1’inci maddeden itibaren verilen ve standart olarak hazırlanmış bulunan önergelerde hakaret kastı bulunduğuna ve bunun Başkanlıkça önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, kendisinin de görev yaptığı dönemde Türkiye Barolar Birliğinde yapılan anayasa çalışmasıyla ilgili söylediği sözlere ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun ve Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, kendisinin de görev yaptığı dönemde Türkiye Barolar Birliğinde yapılan anayasa çalışmasıyla ilgili söylediği sözlere ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grup sözcüleri Faruk Bal’ın konuşmasını farklı yorumlamasına ilişkin açıklaması

8.- Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, kendisinin yazdığı kitaptan bir paragrafı okuyup ondan önceki ve sonraki pragrafları okumayarak Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğine ilişkin açıklaması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)

 

 

 

 

IX.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

A) VERİLENLER

1.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’na, kürsüde açtığı pankarttaki ifadeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret ederek Meclisin mehabetine gölge düşürmesi nedeniyle kınama cezası verilmesi

B) VERİLMEYENLER

1.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, bir konuşmasında kullandığı “kıvırtma” sözcüğünden dolayı kınama cezası işlemi nedeniyle konuşması

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- “Kıvırtma” kelimesininin hakaret anlamına gelip gelmediği ve bu kelimeyi kullanan muhalefet partisi milletvekiline ve iktidar partisi milletvekiline farklı davranılıp davranılmadığı hakkında

2.- Hatip kürsüde konuşurken birleşime ara vererek hatibin süresi bitmeden sözünün kesilmesi ve yeni oturumda hatibin sözlerini tamamlamak istemesine rağmen, buna imkân tanımaması ile asıl konu görüşülürken Oturum Başkanının görüşünü açıklayıp açıklayamayacağı hakkında


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 12.00’de açılarak yedi oturum yaptı.

 

Birinci Oturum

Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve 22 milletvekilinin, artan şiddet ve suç olayları ile bu olaylarda çocukların ve gençlerin kullanılmasının nedenlerinin (10/687),

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 22 milletvekilinin, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyetin (10/688),

Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 25 milletvekilinin, TRT yönetimindeki kadrolaşma ve diğer iddiaların (10/689),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı,

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, bazı yabancı firmaların Türkiye’de rüşvet dağıttığı iddiaları karşısında gerekeni yapmadığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki ön görüşme gününün Danışma Kurulu tarafından tespit edilip Genel Kurulun onayına sunulacağı,

Açıklandı.

 

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan:

(10/117) esas numaralı, sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

(8/13) esas numaralı, Türkiye'nin Ermeni iddialarıyla mücadele stratejisinin tartışılması amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin görüşmesinin Genel Kurulun 24/4/2010 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

MHP Grup önerisi nedeniyle; Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü, Niğde Milletvekili Mümin İnan, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu, Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve Bursa Milletvekili Necati Özensoy,

CHP Grup önerisi nedeniyle; Bursa Milletvekili Onur Öymen, Niğde Milletvekili Mümin İnan, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Antalya Milletvekili Mehmet Günal, Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü, İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi ve Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı;

Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş, 22 Nisan 2010 Perşembe günkü 91’inci Birleşimin tartışmalı oturumunda, tartışanları ayırma gayretinin basın yayın organlarında Meclisi kötüleme ve karalama kampanyasına dönüşmesine,

İstanbul Milletvekili Birgen Keleş, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasının çok hüzün verici olduğuna,

Antalya Milletvekili Atila Emek, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın, konuşmasındaki sözlerini kendisine iade ettiğine,

İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan ve Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun konuşmalarındaki bazı ifadelerine ve kendi konuşmasındaki bazı ifadelerinin yanlış yorumlanmasına,

Samsun Milletvekili Haluk Koç, Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın konuşmasını hayretle karşıladığına,

Mersin Milletvekili İsa Gök, Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın konuşmasındaki “Mecliste bu konu konuşulmasın.” ifadelerine,

İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ, Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu’nun, konuşmasında, Başbakan’ın, Başkan Obama ve Başbakan Putin ile yaptığı görüşmelerde bulunmadığına, bu itibarla Karabağ hakkında söylemiş olduğu değerlendirmelerin doğru olmadığına,

İlişkin;

Birer açıklamada bulundular.

 

Birleşime saat 14.22’de ara verildi.

 

                                                                    Sadık YAKUT

                                                                    Başkan Vekili

 

                   Yusuf COŞKUN                                                                      Gülşen ORHAN

                          Bingöl                                                                                       Van

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

 

İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci,

Altıncı, Yedinci Oturum

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

4’üncü sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

5’inci sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/656) (S. Sayısı: 497) birinci görüşmesinde 16’ncı maddesine kadar kabul edildi.

 

Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün,

Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Bursa Milletvekili Onur Öymen’in,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın,

Sözlerini yanlış yorumladığına ilişkin birer açıklamada bulundular.

 

İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, İzmir Milletvekili İbrahim Hasgür’ün, grubuna,

İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’nın, şahsına,

Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, grubuna,

Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grubuna,

Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, grubuna,

İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, grubuna,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına,

Van Milletvekili Hüseyin Çelik, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Van Milletvekili Hüseyin Çelik’in, şahsına,

Samsun Milletvekili Suat Kılıç, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, grubuna,

Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında, kâtip üyelerin evrakları eksik okuduğunu dile getirirken kendi isminden de bahsederek şahsına,

Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Alınan karar gereğince, 25 Nisan 2010 Pazar günü, saat 12.00’de toplanmak üzere birleşime 03.06’da son verildi.

 

                                                                Mehmet Ali ŞAHİN

                                                                          Başkan

 

                   Murat ÖZKAN                                                                         Fatih METİN

                         Giresun                                                                                      Bolu

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

                 Harun TÜFEKCİ                                                                   Bayram ÖZÇELİK

                          Konya                                                                                     Burdur

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

                                                                   Gülşen ORHAN

                                                                            Van

                                                                       Kâtip Üye

No.: 129

II.- GELEN KÂĞITLAR

25 Nisan 2010 Pazar

 

Genel Görüşme Önergesi

1.- MHP Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ermeni iddialarına karşı izlenen politika konusunda bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14) (Başkanlığa Geliş Tarihi: 24.04.2010)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 Milletvekilinin, baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/690) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.03.2010)

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 24 Milletvekilinin, tıbbi amaçlı bitkisel ürünlerin denetimsiz kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/691) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.03.2010)

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerinde yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/692) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.03.2010)

 


25 Nisan 2010 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/690)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada gelişen bilim ve teknoloji, sağlık alanında çeşitli gelişmeleri tetiklemekle birlikte, ciddi oranlarda sağlık sorunlarına da neden olmaktadır. Bu sorunlar ise insan sağlığı açısından uzun süreçte olumsuzlukları artırmakta, gelecek kuşakların sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalması için gerekli zemini hazırlamaktadır. Bilim ve teknolojik gelişmelerin toplum yaşamı için vazgeçilmezliği de düşünülürse toplum sağlığını tehdit eden gelişmelerle bilim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler arasında bir dengenin bulunması ve toplum sağlığının korunması amacıyla yapılan düzenlemelerin çoğaltılması konusunda kamuoyunda yoğun tartışmalar bulunmaktadır.

Cep telefonu teknolojisinde yaşanan gelişmeler, bahsi geçen konudaki en önemli örneklerden biridir. Cep telefonu iletişim kapsama alanını genişletmek amacıyla kurulan ve iki yönlü mobil ağ sisteminde yayın yapan birimler olan baz istasyonları son yıllarda toplum sağlığını önemli oranda tehdit eden aygıtlardır. Bu aygıtların illerin her yerinde, şehir merkezlerinde özellikle insanların yoğun olarak bulundukları yerlerde takılı olması insanların tepkisine de neden olmaktadır. Son dönemlerde okul yakınlarında, cami minarelerinde, trafik ışıklarının yakınlarında baz istasyonlarına daha sık rastlanır olunmuştur.

Son dönemlerde baz istasyonlarının halk tarafından tepkiyle karşılanmaması için saatlerle ya da güzel görünümlü cisimlerle kaplandığı görülmektedir. Oysaki alınan mahkeme kararlarına bakıldığında, baz istasyonlarının birçok hastalığa neden olduğu ve bundan dolayı kaldırılması gerektiğine dair çok sayıda karar bulunmaktadır. Buna rağmen baz istasyonlarının sayıları günden güne artmaktadır. Baz istasyonlarının kira bedeli karşılığında takılır olması, ekonomik krizle boğuşan ülkemizde insanların sağlığının ne kadar ucuzladığı üzerine yorumlara neden olmaktadır.

Ülkemizde sayıları giderek artan baz istasyonları insan sağlığı açısından endişeyle karşılanmaktadır. Hemen hemen her mahallede bulunan ve sayıları gün geçtikçe de artan baz istasyonlarının insan sağlığı açısından daha uygun yerlere takılması sıkça dile getirilmektedir.

Şehir merkezi dışına taşınan baz istasyonlarının, daha güçlü sinyal seviyesine sahip olması gerekliliği telefon şirketlerine daha fazla maliyete neden olmaktadır. Maliyetleri artırmamak ve giderleri azaltmak amacıyla insan sağlığının tehdit edilir olmasına yöneticilerin göz yumması ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının, belediyelerin, halkın yoğun olarak bulundukları yerlerin halk sağlığını olumsuz etkileyen böyle bir duruma açık olmasının yasa koyucular tarafından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

Teknolojiden yararlanabilmek amacıyla baz istasyonlarının kullanılması mecburiyetinin yanı sıra insan sağlığını en az etkileyecek çözüm yollarının bulunması, bu konuda insan sağlığını daha az etkileyecek yeni teknolojilerin araştırılması, baz istasyonlarının neden olduğu sağlık sorunlarının ve bu sorunların doğmadan çözümüne ilişkin yolların tespiti amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Iç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Şevket Köse                                                (Adıyaman)

2) Durdu Özbolat                                            (Kahramanmaraş)

3) Enis Tütüncü                                              (Tekirdağ)

4) Ramazan Kerim Özkan                               (Burdur)

5) Mevlüt Coşkuner                                        (Isparta)

6) Tacidar Seyhan                                           (Adana)

7) Ali Rıza Ertemür                                         (Denizli)

8) Ahmet Küçük                                             (Çanakkale)

9) Kemal Demirel                                            (Bursa)

10) Yaşar Ağyüz                                            (Gaziantep)

11) Nesrin Baytok                                          (Ankara)

12) Hulusi Güvel                                            (Adana)

13) Hüsnü Çöllü                                             (Antalya)

14) Tayfur Süner                                            (Antalya)

15) Gürol Ergin                                              (Muğla)

16) Ergün Aydoğan                                        (Balıkesir)

17) Tekin Bingöl                                             (Ankara)

18) Mehmet Ali Susam                                   (İzmir)

19) Erol Tınastepe                                           (Erzincan)

20) Fatma Nur Serter                                      (İstanbul)

21) Mehmet Ali Özpolat                                 (İstanbul

22) Ensar Öğüt                                               (Ardahan)

23) Ali Koçal                                                  (Zonguldak)

24) Muhammet Rıza Yalçınkaya                     (Bartın)

 

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 24 milletvekilinin, tıbbi amaçlı bitkisel ürünlerin denetimsiz kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/691)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yasal olarak gıda takviyesi adı altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan ruhsat alınarak satışa sunulan bitkisel ürünler eczacılık veya tıp mesleği ile ilgisi olmayan kişiler tarafından değişik hastalıklara karşı tavsiye edilmekte, bazı karışımlar halinde satılmakta, tedavi iddiasıyla tanıtımı yapılmaktadır

Internet ve televizyon aracılığı ile zayıflama sağladığı, cinsel gücü artırdığı, şeker ve tansiyon hastalıklarını tedavi ettiği iddiasıyla tanıtımı ve satışı yapılan bu ürünlerin yan etkileri, etkileşimleri, içerikleri bilinmemekte zaman zaman hastalara zarar vermekte ve ölümlere yol açmaktadır. Yetersiz yasal düzenlemeler ve mevzuattaki çok başlılık nedeniyle bu sorunun önü alınamamakta, sorun giderek büyümektedir.

Bu nedenlerle ülkemizde internet ve televizyon aracılığı ile yapılan ilaç istismarına ilişkin sorunlarının saptanması ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz                                                                                                                                   02.03.2010

1) Hulusi Güvel                                    (Adana)

2) Birgen Keleş                                     (İstanbul)

3) Ergün Aydoğan                                (Balıkesir)

4) Kemal Demirel                                  (Bursa)

5) Şevket Köse                                      (Adıyaman)

6) Hüsnü Çöllü                                     (Antalya)

7) Nesrin Baytok                                   (Ankara)

8) Durdu Özbolat                                  (Kahramanmaraş)

9) Tacidar Seyhan                                 (Adana)

10) Mehmet Sevigen                             (İstanbul)

11) Tayfur Süner                                   (Antalya)

12) Yaşar Ağyüz                                   (Gaziantep)

13) Gürol Ergin                                           (Muğla)

14) Tekin Bingöl                                         (Ankara)

15) Mehmet Ali Susam                               (İzmir)

16) Ramazan Kerim Özkan                         (Burdur)

17) Erol Tınastepe                                       (Erzincan)

18) Fatma Nur Serter                                  (İstanbul)

19) Mehmet Ali Özpolat                             (İstanbul)

20) Ahmet Küçük                                        (Çanakkale)

21) Ali Rıza Ertemür                                   (Denizli)

22) Mevlüt Coşkuner                                  (Isparta)

23) Ensar Öğüt                                            (Ardahan)

24) Ali Koçal                                               (Zonguldak)

25) Muhammet Rıza Yalçınkaya                 (Bartın)

 

Gerekçe;

Gerçekliği tartışmalı klinik çalışmalarla etkisinin ispatlandığı iddia edilen bitkisel kökenli ürünlerin ve zayıflama ilaçlarının internette ve televizyonlarda reklam ve satışında son zamanlarda büyük artış gözlenmektedir.

Çeşitli bitki karışımlarından hazırlandığı öne sürülen ve içindeki etken maddeler ile bu maddelerin etkileşimleri konusunda yeterli çalışma ve bilginin olmadığı, zaman zaman insanların ölümüne neden olacak denli ciddi komplikasyonlara neden olan bu çeşit her derde deva bitkisel temelli hapların satışı yeterince denetlenememekte, üzerlerinde hemen hiç kontrol uygulanmadan satışa ve kullanıma sunulduğu bilinmektedir.

Söz konusu bitkisel ürünlerin ilaç sayılamayacağı bu nedenle hangi hastalıklarda kullanılacağı konusunda reklam yapılamayacağının açık olmasına rağmen hem internette hem televizyonlarda bu bitkisel karışımların hangi hastalıklara iyi geldiği konusunda yanlış bilgilendirme yapılmakta, insanlarımızın sağlığı tehlikeye atılmaktadır.

Sağlık Bakanlığı tarafından ilaç istismarının önüne geçilmesi amacıyla yeterli düzenleme yapılmamış olması nedeniyle bu durumun önüne geçilememektedir. Gerek yasal düzenlemeler konusundaki eksikliklerin giderilmemesi gerek eczaneler dışında ilaç satışına göz yumulması konunun üzerine ciddiyetle gidilmemekte olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

İlaç istismarı konusunda iki temel sorun olduğu saptamasını yapmak mümkündür. İlk olarak içindeki etken maddeler, etkileşimleri ve yan etkileri konusunda yeterli bilgi bulunmayan ve zaman zaman ölümlere varan sonuçlar doğuran zayıflama sağlayacağı veya cinsel gücü artıracağı iddia edilen ilaçların tanıtımının ve satışının yapılmasıdır. İlaç istismarında bir diğer sorun ise bitkisel kökenli ürünlerin çeşitli hastalıklara iyi geleceği iddiasıyla satışa sunulmasıdır.

Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre gelişmekte olan ülkelerde tüketilen ilaçların yüzde 25 ile 50'si sahte ilaçlardan oluşmaktadır. Ülkemizde ilaçların büyük çoğunluğunun kamu aracılığıyla alınması nedeniyle bu oran daha düşük düzeyde olmakla birlikte tehlikenin boyutu gün geçtikçe büyümektedir.

Dünya Sağlık Örgütü ölümcül sonuçlarına rağmen, zayıflamak amaçlı ilaçların kullanımının giderek artmasının endişe verici olduğunun altını çizmekte ve reçete ile satılması gereken bu tip ilaçların zayıflama hayali yaşayan birçok kişi tarafından kullanılması konusunda Hükümetleri ve ilgilileri gerekli önlemleri alması konusunda uyarmaktadır.

Alternatif ilaç, bitkisel ürün, ilaçlarla bitkisel tedavi, zayıflama ilacı adları altında internet veya televizyonlar aracılığı ile tanıtımı ve satışı gerçekleştirerek yapılan ilaç istismarı ülkemizde giderek büyüyen bir sorun oluşturmakta, herhangi bir ölüm olayı meydana gelmeden gündemde yer almamaktadır. Alternatif ilaç adı altında yapılan ilaç istismarı konusunda toplumsal farkındalığın artırılması başta olmak üzere bu konuda önlemler alınması gerekliliği bulunmaktadır.

Bu nedenlerle toplum sağlığının korunması açısından ilaç istismarlarının önüne geçilmesine ilişkin sorunların saptanması ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasının yerinde olacağı kanısını taşımaktayız.

3.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerinde yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/692)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sağlık hizmetlerinden yararlanamadığı, sürekli tedavi olması gerekenler için bu olanağın sağlanmadığı uzun zamandır kamuoyuna yansımış durumdadır. Bu durumda ki tutuklu ve hükümlülerin durumunun araştırılması ve yeterli sağlık hizmeti almalarının önündeki engellerin saptanması, tedavi gerekçesi ile tahliye edilebileceklerin tespiti için Anayasanın 98'nci, İçtüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını dilerim.                                                                      04 03.2010

1) Selahattin Demirtaş               (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                      (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                       (Batman)

4) Bengi Yıldız                          (Batman)

5) Akın Birdal                           (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                          (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                      (Van)

8) Hasip Kaplan                         (Şırnak)

9) Hamit Geylani                       (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                     (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                   (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş                     (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                          (İstanbul)

14) Osman Özçelik                                 (Siirt)

15) Özdal Üçer                                       (Van)

16) Pervin Buldan                                   (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                                 (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                               (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                           (Muş)

20) Şerafettin Halis                                 (Tunceli)

Gerekçe

Adalet Bakanlığının resmi açıklamalarına göre 31 Ocak 2010 tarihi itibariyle cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlü sayısı 117.547 kişidir. Bunun 41.049'u tutuklu, 19.642'si hükmen tutuklu, 56.856'sı ise hükümlüdür. Bu sayı gün geçtikçe de artmaktadır. Bu durum cezaevi koşullarını iyice ağırlaştırmaktadır. Örneğin, yatak ve ranzaların yetersiz olduğu bu nedenle tutuklu ve hükümlülerin bir yatakta 2 kişi kaldığı ya da nöbetleşe kullandığı, basın aracılığıyla zaman zaman kamuoyuna yansımaktadır.

Koğuşların ısınmadığı, havalandırmanın sağlanmadığı, sıcak ve soğuk su gereksiniminin yeterli ölçüde karşılanmadığı da bilinmektedir.

Bu olumsuzluklar, tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarını da gündemde tutmaktadır.

Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunlarına ilişkin gerek TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna, gerekse de İnsan Hakları Derneğine yapılan başvuruların çokluğu bu konunun ciddi bir şekilde ele alınmasının gerektirecek ölçüdedir.

Başvuran mahkumların pek çoğu sürekli tedavi gerektiren ve ölümcül sonuçlara yol açabilecek hastalıklara yakalanmış olan tutuklu ve hükümlülerdir. Cezaevi ve Adalet Bakanlığının işleyişindeki bürokratik gecikmeler, cezaevinin bulunduğu ilde bulunan hastanenin o hastalığı tedavi için yetersiz oluşu gibi nedenler bu sorunları daha da artırmaktadır.

Oysa yeterli önlem alınmazsa, gerekli tedavi yapılmazsa ölümle karşılaşılmaktadır. Örneğin kanser hastası ve 77 yaşında olan Ali Çekin 31 Temmuz 2009 tarihinde Siirt Cezaevinde tedavisi yapılmadığı için yaşamını yitirmiştir.

İHD Diyarbakır Şubesinin 2009 yılında Doğu ve Güneydoğudaki cezaevlerinde yaşanan ihlallere ilişkin yayınladığı raporda çok çarpıcı istatistikler yer almaktadır. Bu rapora göre, 131 kişinin sağlık hakkı ihlal edilmiştir. 2008-2009 yıllarında hastalıklarından dolayı cezaevlerinde yaşamını yitirenlerin sayısının 52 olduğu göz önünde tutulursa durumun ciddiyeti daha iyi görülebilir.

Tutuklu ve hükümlülerin gerek yaşamları gerekse de sağlıkları devletin sorumluluğu altında ve demokratik bir devletin gerekliliklerindendir. Özgürlükleri devlet tarafından sınırlanan tutuklu ve hükümlülerin bu haklarının devlet tarafından güvence altına alınması ve eksiksiz karşılanması gerekmektedir.

Bu konuda ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi kuruluşlarca hazırlanmış pek çok uluslar arası sözleşme vardır. Örneğin, bunlardan biri olan BM Kişi Hakları ve Siyasal Haklar Uluslar Arası Sözleşme'nin 10. Maddesi 1. bölümüne göre: "Özgürlüğünden yoksun bırakılmış olan herkese insanca ve insan kişiliğinin niteliğinden gelen onuruna saygı gösterilerek davranılır".

Ne yazık ki Adalet Bakanlığı ve Cezaevi yönetimleri bu konuda yeterli çabayı göstermemektedir. İnsan Hakları Derneğinin açıklamalarına göre cezaevlerinde çok ciddi sağlık sorunu olan, ölüm kıyısında olan ve bir an önce tahliye edilmesi gereken tutuklu ve hükümlü sayısı 48'dir. Bu kişilerin tahliye edilerek tam teşekküllü hastanelerde tedavi altına alınması gerekmektedir. Her geçen gün bu hasta tutuklu ve hükümlüler ölüme biraz daha yaklaşmaktadır. Oysa devletin görevi yaşatmaktır. Üstelik bunlar devletin güvencesinde ve korumasında olan kişilerdir.

Cezaevlerindeki sağlıksız koşulların tespiti, sağlık sorunları olan tutuklu ve hükümlülerin belirlenmesi ve bu konuda yardımcı olabilecek TTB, TIHV ve İHD ile bir an önce ilişkiye geçilerek çalışmalara başlanması gerekmektedir.

Bu çerçevede, tutuklu ve hükümlülerin durumunun araştırılması ve yeterli sağlık hizmeti almalarının önündeki engellerin saptanması, tedavi gerekçesi ile tahliye edilebileceklerin tespiti için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) Genel Görüşme Önergeleri

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ermeni iddialarına karşı izlenen politika konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/14)

TBMM Başkanlığına

Tarihimizin 1915-1923 tarihleri arasındaki dönemini ve bu dönemdeki Osmanlı Yönetimi ile Türkiye Cumhuriyetini ve milletini ağır itham altında bırakan kararın ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde ve İsveç parlamentosunda kabul edilmesi konusunun ve son yıllarda sözde Ermeni soykırımını inkârın "suç sayılması" ve Avrupa'da siyaset, sanat, kültür, ekonomi ve hatta spor alanlarında faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı kurulma çabalarının, ABD Başkanı Obama'nın 24 Nisan'da kabul edilmez anma mesajının ve Ermenistan'la imzalanan protokollerin mahiyet ve akıbetinin TBMM Genel Kurulu tarafından değerlendirilmesi amacıyla Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 101 ve 102. maddeleri uyarınca Genel Görüşme açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına arz ederiz. 24 Nisan 2010

                      Oktay Vural                                                                          Mehmet Şandır

                           İzmir                                                                                      Mersin

           MHP Grup Başkan Vekili                                                      MHP Grup Başkan Vekili

 

Gerekçe:

Bilindiği üzere sözde Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler; Almanya, Arjantin, Belçika, Fransa, Hollanda, İsviçre, İtalya, Kanada, Kıbrıs Rum Kesimi, Litvanya, Lübnan, Polonya, Rusya, Slovakya, Şili, Uruguay, Vatikan, Venezuela ve Yunanistan'dır.

Ermeni sorunu sürekli olarak gündemde tutularak Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti zor duruma düşürülmeye çalışılmaktadır. Ermeni lobileri son yıllarda, sözde Ermeni soykırımının tanınması yanında sözde Ermeni soykırımını inkârın "suç sayılması" için uğraş vermektedir. "Ermeni soykırımı olmamıştır" fikir ve ifade hürriyeti tüm insanlığın elinden alınmaya çalışılmaktadır. Bu çabalar özellikle son iki yıldır yoğunluk kazanmıştır.

Ermenistan Parlamentosu 4 Ekim 2006 tarihinde çıkardığı bir yasayla Ermeni soykırımı iddialarını reddeden, bu iddiaların inkârını destekleyen ya da haklı göstermeye çalışanlara asgari ücretin 100-300 katı (yaklaşık 5 bin -15 bin YTL) para cezası veya 4 yıla kadar hapis cezası verilmesini kanunlaştırmıştır

Fransız Meclisi 2001 yılında kabul ettiği bir kanunla sözde Ermeni soykırımını tanımış iken 12 Ekim 2006 tarihinde de sözde Ermeni soykırımının inkârını cezalandıracak olan yasa tasarısını kabul edip senatoya göndermiştir.

21 Aralık 2004 tarihinde Hollanda Meclisi Türkiye'den sözde Ermeni soykırımının tanınması talep eden bir yasa tasarısını kabul etmiş ve 2006 yılı Haziran ayında da soykırımın inkârının suç sayılmasına yönelik bir yasa tasarısını Hollanda Meclisi'ne sunmuştur.

Avrupa Parlamentosu 18 Haziran 1987 kararıyla sözde Ermeni soykırımını tanımıştı. AP, AB Dışişleri Komisyonunun 4 Eylül 2006 Pazartesi tarihinde kabul ettiği raporda Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini yeniden istemiştir. AP'nın Yunan parlamenterlerinin baskısıyla, Türkiye'nin Süryanilere ve Pontus Rumlarına da soykırım uyguladığı yönünde ifadeler rapora dâhil edilmiştir.

Yasa ve parlamento kararları yanında, Avrupa'da siyaset, sanat, kültür, ekonomi ve hatta spor alanlarında faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı kurulmaya başlanmıştır. Belçika ve Hollanda'da "Ya Ermeni soykırımını tanıyın, ya da istifa edin" şeklindeki baskılarda bulunarak milletvekili adaylarının istifaları sağlanmıştır. Avrupa'da özellikle Fransa'da sanat dünyasında sivrilmiş Türkler baskı altına alınma çabaları hız kazanmıştır.

İsveç'te 11 Mart 2010 tarihinde 1915'te Ermenilerin, Asurilerın, Süryanilerin, Keldanilerin, Pontus Rumların ve diğer Hıristiyan azınlıkların soykırıma uğratıldığına dair karar tasarısı kabul edilmiştir. Bu karara da tepki sadece Büyükelçinin Ankara'ya bir süreliğine çağrılması ve Sayın Başbakan'ın gezisini ertelemesi şeklinde geçiştirilmiştir.

ABD'de ise, Temsilciler Meclisi ve Senato'ya şimdiye kadar birçok kez "Ermeni Soykırımı"nın tanınması için çeşitli tasarılar sunulmuş, bunun yanı sıra donemin ABD Başkanlarından, özellikle 24 Nisan mesajlarında, "soykırım" sözcüğünü kullanmaları talep edilmiştir. ABD'de 2007 yılından itibaren sözde Ermeni soykırımı çabaları yoğunluk kazanmıştır.

Türkiye, Azerbaycan topraklarından çıkmadan, sınırlarımızı belirleyen Kars Anlaşmasını kabul etmeden ve sözde soykırım yalanlarını hasmane yaklaşımla yerine getiren Ermenistan'la TBMM'nin belirlediği irade dışında protokol imzalamak durumunda bırakılmıştır.

Ermeni soykırımı konusunda ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi karar almıştır. Bu tasarının görüşülmesinde Türkiye'nin ortaya koyacağı tepkinin geçici olduğunun anlaşıldığı ifade edilerek, bu konuda zafiyet içinde olmamız bir koz olarak kullanılmıştır. Bu karar tasarısının kabulünün ardından bir eylem planı harekete geçirilmiş de değildir. Sadece ABD Büyükelçisinin bir sure Ankara'ya çağrılması suretiyle tepki geçiştirilmiştir. Bu karar alındığında Sayın Başbakan önce ABD'ye muhtemel geziye çıkmayacağı belirtilmiş maalesef alınan karara rağmen ABD'ye gitmiş ve Ermenistan Cumhurbaşkanı ile görüşmüş ve durumu kabullenmiştir. ABD Başkanı da 24 Nisan 2010'da kabul edilemez açıklamasını yinelemiştir.

Genel Görüşme talebimizin gerekçesini de; son yıllarda sözde Ermeni soykırımını inkârın "suç sayılması" ve Avrupa'da siyaset, sanat, kültür, ekonomi ve hatta spor alanlarında faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı kurulma çabaları ile ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde kararın kabul edilmesinin ve bu konuda yapılacak girişimlerin, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokollerin mahiyeti ve akıbetinin TBMM Genel Kurulu tarafından değerlendirilmesi oluşturmaktadır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemde yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, 7-12 Mayıs 2010 tarihleri arasında Kanada’da inceleme çalışması yapmak üzere, Komisyon üyelerinden oluşan, üye sayısı ve isimleri belirlenen Parlamento heyetine ilişkin tezkeresinin Başkanlıkça da uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1177)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun yurt dışında inceleme çalışması yapabilmesi, gidecek Komisyon üyelerinin sayıları ve inceleme süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca tespit edilmesi kaydıyla Genel Kurulun 22.04.2010 tarihli 91 inci Birleşiminde kararlaştırılmıştı.

Buna göre adı geçen Komisyonun, yurt dışında inceleme çalışması yapabilmesine dair, Başkanlığımızca da uygun görülen ilişikteki önerisi Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

                                                                                                         Mehmet Ali Şahin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla kurulan (10/67, 75, 82, 122, 141, 180, 193, 208, 216, 229, 304, 309, 320, 324, 336, 337, 342, 374, 377, 388, 404) Esas Numaralı Meclis Araştırma Komisyonumuz, yurt içinde; kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve maden sektör temsilcileri ile görüşmelerini tamamladıktan sonra, madencilik sektöründe, maden arama, maden çıkarma, zenginleştirme ve maden kapama faaliyetlerini yerinde inceleyerek madencilik sektörünün geneli hakkında bilgi edinmiştir.

Ülkemizdeki madencilik faaliyetleri ile bu alanda gelişmiş ülkelerdeki madencilik uygulamaları arasında mukayese yapabilmek; kömür, altın, bakır, petrol, çinko, krom, nikel ve gümüş gibi maden ocak ve işletme örneklerini de yerinde görmek, Bölgesel-Federal Maden Bakanları ile temaslarda bulunmak amacıyla, Kanada'da incelemelerde bulunmayı uygun görmüştür.

Bu kapsamda; TBMM Genel Kurulunun 22.04.2010 tarihli 91. Birleşiminde alınan karar gereğince, aşağıda adı, soyadı ve seçim bölgesi yazılı Komisyon üyelerinin, 07 Mayıs 2010-12 Mayıs 2010 tarihleri arasında Kanada'da inceleme ve araştırmalarda bulunması hususunu tensiplerinize saygılarımla arz ederim.

                                                                                                 Mehmet Altan Karapaşaoğlu

                                                                                                                   Bursa

                                                                                                         Komisyon Başkanı

Adı/Soyadı                                                Seçim Bölgesi

M. Altan Karapaşaoğlu                                   Bursa

Polat Türkmen                                                Zonguldak

Osman Ertuğrul                                              Aksaray

M. Salih Erdoğan                                            Denizli

Kutbettin Arzu                                                Diyarbakır

Tahir Öztürk                                                   Elâzığ

Hasip Kaplan                                                  Şırnak

Ali Koçal                                                         Zonguldak

 

-Yol dâhil toplam 6 gün.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum...

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Kılıçdaroğlu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha önce bu konuda bir karar alınmıştı, tekrar karar almaya gerek yok.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha önce karar alınmıştı Sayın Başkan, Kanada’ya bu Komisyonun gitmesi için karar alınmıştı. Şimdi bilgiye sunulması lazım, niye oylama yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Daha önceki karar ön izindi Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyonun Kanada’ya gitmesi konusunda karar alınmıştı. Şimdi bunun bilgiye sunulması lazım, yani şu şu komisyon üyeleri Kanada’ya gidecek denmesi lazım. Hep böyle yapıyoruz, bilgiye sunuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/361) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                                                                                                          Tarih: 25.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25.04.2010 Pazar günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/361 esas numaralı, “Yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 25.04.2010 Pazar günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Huzurlu, güzel bir görüşme, müzakere günü diliyorum, buna çok ihtiyacımız var.

Değerli arkadaşlarım, giderek artan, azalmayan -maalesef, bunu söylerken üzülerek söylüyorum- bu yolsuzluk iddiaları, ispat edilsin edilmesin şüyuu vukuundan beter. Toplumdaki yansıması itibarıyla gerçekten en önemli sorunumuz hâline gelen yolsuzlukların sebeplerinin araştırılması ve yolsuzlukla mücadele stratejisinin belirlenmesi için daha önce vermiş olduğumuz araştırma önergesinin bu konuda bir komisyon kurulması talebimizin gündeme alınmasını arz ediyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2003 tarihinde, 2003’ün 1’inci ayında, yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi için bir komisyon kurmuş. Bu Komisyon, çalışma, yani şöyle veya böyle, netice itibarıyla bir çalışma ortaya koymuş, bazı belirlemeleri yapmış ve Genel Kurula, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştu. Buradaki hususların, belirlenen tedbirlerin ne kadarı uygulandı, ne kadarı uygulanmadı, tam bilemiyorum. Ama sonuç itibarıyla yolsuzluklar bitmedi, azalmadı ve sosyal, toplumsal etkisi her geçen gün toplumu kemiren ve yapılacak, yapılan tüm güzellikleri anlamsız kılan bir sonuca doğru hızla gidiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak buna seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Tabii Türkiye’yi, Türk milleti adına siyasi iktidar yönetiyor, AKP İktidarı, AKP Grubu yönetiyor ama bu konu, tüm Meclisin meselesidir, Türkiye’nin meselesidir. Çünkü yolsuzlukla mücadeleyi başaramazsak, bu konuda toplumda veya bireyde bir güven duygusu oluşturamazsak, bunun yansıması, toplumsal bir yozlaşmadır, geleceğe güvensizliktir ve yoksullaşmadır. Ekonomik kriz, ekonomik tedbirler, sorunlar, farklı anlamlarda, farklı kapsamda tartışılabilinir ama bana göre, yoksullukla mücadelenin başlangıcı yolsuzlukla mücadele olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, 1999 seçimleri öncesinde, bunu birbirleriyle ilişkili iki proje hâlinde topluma sunmuştuk, “Yolsuzlukla mücadele yoksullukla mücadelenin başlangıcıdır, esasıdır.” gerekçesiyle topluma sunmuştuk ve toplumda da çok yüksek düzeyde kabul görmüştü.

Değerli milletvekilleri, bu konuda söylenebilecek ve siyasi iktidarı suçlayabilecek çok malzeme olduğunu ifade edebiliriz ve bunu bir siyasi araç, bir muhalefet aracı olarak da kullanabiliriz, bir propaganda aracı olarak da kullanabiliriz ama ben, meselenin geldiği sonuç itibarıyla aldığı boyutu, anlamı bunun çok daha ötesinde görüyorum. Bir millî mesele hâline gelen, bir millî sorun hâline gelen yolsuzlukla mücadelede biz, iş birliği yapmamız, birlikte hareket etmemiz ve Türkiye’yi, Türk toplumunu, Türk milletini bu illetten kurtarmak gibi bir ortak sorumluluğumuz olduğu kanaatindeyiz. Bu sebeple, size Milliyetçi Hareket Partisinin davetini, teklifini, çağrısını buradan ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakınız, anayasa yapıyoruz. Anayasa yaparken eğer temiz siyaseti, temiz yönetimi oluşturamamışsak, toplumda böyle bir algı yaratamamışsak bizim yapacağımız anayasaya toplumsal desteği ve güveni bulamayız. Onun için, geliniz, bizim bu çağrımıza kulak veriniz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, özellikle, siyasi ahlak yasasının hemen çıkartılmasını, Anayasa’dan önce çıkartılmasını ısrarla söylüyoruz. Çünkü, eğer toplum indinde, nezdinde, bireyin kafasında, gönlünde Anayasa çıkartacak bu Meclisin, bu Genel Kurulun yaklaşımından bir tedirginlik, bir huzursuzluk, bir güvensizlik varsa dünyanın en güzel sistemini de kursanız bir toplumsal paylaşımı, milletin bunu sahiplenmesini sağlayamazsınız. Onun için, gelin, bir siyasi ahlak yasası çıkartalım. Yolsuzluklarla mücadele için bir millî program hazırlayalım. Bu, çok önemli. Bu millî programda tartışarak, katılımı temin ederek birtakım ilkeler belirleyelim, tedbirler belirleyelim. Yakın zamanda, orta vadede, uzun vadede yapılması gerekenler belirlensin.

Bir yolsuzlukla mücadele kurulu kuralım. Ombudsman oluşturduk ama münhasıran yolsuzlukla mücadeleyi takip edecek, alınması gereken tedbirleri, alınan kararları takip edecek bir kurul oluşturalım.

Kamu denetçiliği sistemine geçiş için bir yasal düzenleme yapalım. Kamuyu denetleyemezsek, kamunun gücünü birtakım çıkarları için kullanan yöneticileri, siyasetçiler dâhil, adil bir şekilde, tarafsız bir şekilde denetleyemezsek, denetlediğimizi de topluma ifade edemezsek, bu noktada bir güven oluşturamazsak, toplumda bir kültür hâline gelen “Devlet malı deniz, yemeyen…” anlamında yerleşen sözler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekel işçileri için söyledi Başbakan.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …“Benim memurum işini bilir.” nitelemeleri, maalesef birlikte yapılan her şeyin altını oymaktadır veya onu anlamsız hâle getirmektedir. Bunun için, bir kamu denetçiliği sistemi kuralım, Türkiye denetim kurumunu oluşturalım. Bu anlamda, yönetimin önünde bulunan, en önde duran siyasetçileri bu yolsuzluk ithamının gölgesinden kurtaralım.

Değerli milletvekilleri, bunu aşmamız lazım. Bakın, bundan kaçınıyor Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bir mantık geliştirerek ama teklif ediyoruz, gelin Türkiye’deki tüm dokunulmazlık sistemini gözden geçirelim. Yalnız milletvekili dokunulmazlığını değil, tüm dokunulmazlık sistemini gözden geçirelim ama mutlaka milletvekili dokunulmazlığını yeniden sınırlayalım. Siyaseti temiz siyaset hâline getiremezsek, siyasetin verdiği  karara bu toplumun güvenmesini beklemeyelim. Bu şekilde, özellikle belediye şirketleriyle, kamu şirketleriyle, kamu kuruluşları vasıtasıyla kullanılan kaynaklardaki denetimi, yolsuzluk iddialarını ortadan kaldıracak denetimi etkin hâle getirelim.

Yapılacak birçok şey var ama tekrar ifade ediyorum, Milliyetçi Hareket Partisinin çağrısı olarak: Anayasa yapmaktan çok daha önemli, çok daha önce ele alınması gereken siyasi ahlak yasasını mutlaka çıkarmamız lazım. Bu anlamda, bir millî program hazırlayarak, yolsuzlukla mücadele kurulu ve denetim kurumu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN -  Sayın Şandır, lütfen, tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, bitireceğim.

Özerk, bağımsız, siyasetin baskısının dışında denetim kurumunu kurarak Türkiye’yi bu yoğun, yaygın yolsuzluk iddia ve ithamından kurtarmamız lazım. Aksi takdirde, havanda su dövmek gibi kanun çıkarmak, Anayasa değiştirmek veya iktidar olmak hiç de anlamlı hâle gelmiyor çünkü bir sonuç olarak söylüyorum, bugün ülkemizin geldiği bir sonuç olarak söylüyorum: Toplumsal cinnet geçiriliyorsa, gazetelerde, televizyonlarda her gün seyrettiğimiz o manzaraları bu Türkiye yaşıyorsa -ki bunu yaşatmaya hakkımızın olmadığını söylüyorum- eğer yolsuzluklar artık bir toplumsal yozlaşmaya dönüşüyor ve toplum hızla yoksullaşıyorsa, buna tedbir almak sorumlusu olan Türkiye Büyük Millet Meclisi öncelikle bu konuyu gündemine almak mecburiyetindedir diyor ve önerimize desteğinizi bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yaşar Ağyüz, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Ağyüz. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ülkemizin en önemli sorunu olan yolsuzluklar konusunda verdiği araştırma önergesi hakkında söz aldım. Hepinizi, bu pazar günü, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yolsuzluk, ülkemizde kanıksanan bir olay olmaya başladı. Yolsuzlukla mücadeledeki başarısızlık ve duyarsızlık, maalesef, kamu kaynaklarının talan edilmesine kadar vardı. Uluslararası değerlendirme kriterlerinde ve AB ilerleme raporunda, yolsuzlukla mücadelede başarılı olmadığımız somut olarak gösterilmektedir.

Biz bu noktaya, tabii bir günde, beş günde, bir senede, beş senede gelmedik. Trende baktığınız zaman, özellikle 2003 yılından günümüze kadar yolsuzluk her alanda yapılmaya başlanmıştır. Yolsuzluk bugün değil, 1995 yılında, İstanbul metrosu hiç alakasız bir kişiye verildiği zaman başlamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bir ay sonra kuruyan ağaçları trilyonlara ithal ettiği zaman başlamıştır, AKBİL’de başlamıştır, Başakşehir’de başlamıştır ve 2003 yılında iktidara taşınmıştır. İktidara nasıl taşınmıştır? Seyre baktığınız zaman da…

NURİ USLU (Uşak) – İSKİ ne oldu, İSKİ?

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - …bir iktidarın ilk işi İhale Kanunu’nu 17 sefer değiştirmek olur ise, yandaşlarına koşulsuz, kuralsız önünü açan kaideler koymaya çalışır ise siz vicdanlı insanlar olarak şüphelenmez misiniz? Bir TOKİ’nin yasası 15 kez değiştirilir ise, TOKİ ihaleleri ve yaptırımları denetim dışı bırakılır ise ve 16 katrilyonluk ihalenin 10 katrilyonu bizce malum, kamuoyunca malum şirketlere verilir ise vicdanınız rahatsız olmaz mı? TMSF’ye devredilen haklı haksız kaynakların, Başbakanın oğlunun genel müdür olduğu şirkete üzerine kredi verilerek, bir yabancı şirketten de yüzde 25’lik ortaklık alındığını bilirseniz vicdanınız sızlamaz mı, rahatsız olmaz mı? Ben oluyorum; o nedenle, MHP Grubunun bu önerisi çok doğrudur, desteklenmesi gereken bir öneridir.

Tabii bunu da 1 Mayıs araştırma önergesi gibi, faili meçhuller gibi, TOKİ’nin araştırma önergesi gibi güdümlü oylarınızla reddedeceksiniz çünkü diyeceksiniz ki: “Bizim önemli meselemiz Anayasa değişikliği. Ne yapıyorsunuz siz? Anayasa değişikliği varken bu tür önemsiz konular -sizce önemsiz, bizce önemli- görüşülür mü?” ve çok güdümlü oylarınızla reddedeceksiniz ama reddedin. Bu aşamada tarihe iz düşüren soruşturma önergeleridir bunlar. Onun için, bugün yargılanmazsanız vicdanen, yarın tarih önünde hesap vereceksiniz.

Bakın, değerli arkadaşlarım…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yolsuzluk konusunda ne yaptınız!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Bir şey biliyorsan gelir burada konuşursun, oradan ne laf atıyorsun!

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ne yaptınız yolsuzluk konusunda! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Yevmiyeli laf atıcı gibi ne laf atıyorsun! Bilgin varsa gelirsin buraya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – 1 milyar dolardan fazla parayı…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – TOKİ Kanunu’nu değiştirdiniz, Maden Yasası’nı değiştirdiniz. Maden Yasası’nda yaptığınız değişikliklerle şimdi Kaz dağları talan ediliyor değerli arkadaşlarım.

Peki, oradan laf atan arkadaşım bana şunun cevabını versin: 2 bin adet HES projesi var.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yolsuzluktan bahsediyorsun ama…

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Yolsuzluktan bahsediyoruz, ispat ediyoruz işte.

Sayısız enerji lisansı alınmış. Herkes biliyor ki enerji lisansları bugün spekülasyona düşmüş. 10 milyon dolara Enerji Bakanlığının kapısında enerji lisansı devrinin yapıldığını bilmiyor musunuz! (CHP sıralarından alkışlar) Antalya’da, Turizm Bakanlığınca golf alanı tahsis edilen kişinin, bir ay sonra 20 milyon dolara hiçbir şey yapmadan devrettiğini bilmiyor musunuz! Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın koruması altında yapılan işler. Bunlar, açık ve net oynanıyor.

Peki, gelelim, değerli arkadaşlarım, bu özelleştirmelerde sadece yerliler mi nemalanıyor ihalelerde? Yabancılar da… Mesela, Ofer diye bir marifetli şahıs var; bu Ofer’ın oğlu Sami Ofer’la, Hong Kong’da, Kemal Unakıtan TÜPRAŞ ihalesi öncesi, Galataport ihalesi öncesi ne konuştu arkadaşlar, ne konuştu, bunu ben bilmek istiyorum. Bunlara açıklık getirmediğiniz müddetçe Offer’a TÜPRAŞ hisselerinin yüzde 14,76’sının verilip -o günkü düşük bedelle- 800 milyon dolar cebine koyduğunuzu biz unutmayız, vatandaş unutmaz, halk unutmaz. Hani tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardı? Ne oldu? Tüyü bitmemiş yetimin hakkı falan bir kenarda kaldı. Bakın, aynı şirkete Galataport’u vermeye çalıştınız, ihale ettiniz.

O günün Turizm Bakanı ne diyor, bakın, 2003’te Başbakanlıkta yapılan Galataport’la ilgili toplantıda geçen konuşmaları şöyle aktarıyor: “Toplantı, Başbakanın makam odasının karşısındaki salonda yapıldı. Bizi ve profesyonelleri salonda yirmi dakika kadar beklettiler. Bu arada, Başbakan, kendi makam odasında, Galataport’la ilgili olarak Carribean profesyonelleri dışında birileriyle özel görüşme yaptı.” Buyurun. Ve devam ediyor: “Bu görüşmelere yalnızca Unakıtan katıldı. Çeviriyi ise Başbakanın gözde danışmanı Egemen Bağış yaptı.” Ben söylemiyorum, yalanlanmayan bir belge. Bunlara cevap arıyoruz biz. Bunlara cevap ararken buna kızarak “Yalan söylüyorsunuz, yanlış söylüyorsunuz.” demeye ne hakkınız var.

Galataport ihalesi, çok cüzi bedele verildi ve yargıdan döndü. Siz, niye yargıya karşısınız? Özelleştirmeleriniz yargıdan dönüyor, imar planı tadilatlarınız yargıdan dönüyor, ihaleleriniz yargıdan dönüyor. Siz, kendi yanlışlarınızı yargıya kabul ettiremediğiniz için, şimdi yargıyı kuşatmaya çalışıyorsunuz. Bu, çok yanlış bir yoldur. Çoğunluk diktatoryasıyla bunu sağlayabilirsiniz ama bunun hesabını çok ağır ödersiniz. Kendi bindiğiniz otobüsü duvara vurduğunuz gibi Türkiye’yi de duvara vurmaya çalışıyorsunuz. Biz buna müsaade etmeyiz, sonuna kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz değerli arkadaşlarım.

Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye’de hâlen, 82 yabancı ortaklı şirketin maden arama ruhsatı var. Kaç kez sorduk Sayın Bakana: Nerede bu şirketler? Türk ortakları kim? Çıkmıyor meydana. Geçen gün, Bergama’da, yine şimdi medya patronu olan, davetiyecilikten gelen bir şirketin işlettiği altın madeni var. Bakın, o arkadaş ne diyor Vatan gazetesine: “Bir gün İstanbul’a gidiyordum, telefonum çaldı. Beni arayan kişi dedi ki ‘Eti Gümüş ihalesine giriyoruz, bu çok kârlı bir iş, ucuza da alacağız, ortak olur musun?’ dedi. Ben düşündüm, sonunda 41,2 milyon dolara aldık, hayırlı olsun dedik. Ben, böyle bir parayı hiç görmemiştim.” Peki, böyle bir parayı o gününde görmeyen insan, sizin borazancılığınızı yapan basını nasıl ele geçiriyor? İki televizyonu nasıl oluyor? Nasıl oluyor? Adam “Benim cebimde 100 bin dolar yok.” diyor, Eti Gümüşü alıyor, Bergama altın madenini alıyor, iki üç tane, sizin borazancılığınızı yapan basını alıyor ve biz bunlara sessiz kalıyoruz. Olur mu böyle bir şey?

SONER AKSOY (Kütahya) – Eti Gümüş 41 milyon dolara satıldı.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Hani “temiz toplum” diyordunuz, “temiz siyaset” diyordunuz. “Temiz siyaset” diyen insanlar olarak yüreğiniz varsa yolsuzlukları inceleme kurulu kurarsınız, Anayasa’dan dokunulmazlığı kaldırırsınız, herkes hesap verir. Ama siz bunu yapacağınıza yasalarla oynuyorsunuz, şimdi de Maden Yasası’yla oynuyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Tabii, bununla bitmiyor, bir de Hariri görüşmesi var meşhur -Türk Telekom’u sattığınız- 6,5 milyar dolar, dörtte 1’i peşin, gerisi dört taksit. Kaç taksit? Dört taksit. Kârı ne Telekom’un? 1 milyon 700 bin dolar. Her yıl, yarısını…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sen niye gidip almadın?

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Sen gidip alsaydın uyanık, belki ortaklığın vardır yani.

Bakın şimdi, böyle bir para -ballı börek- bir gecede peşkeş çekiliyor arkadaşlar. Gelelim Tekele… 292 milyon dolara aldı, 100 milyon dolarlık içinde alacağı olan Tekeli üzerinden bir yıl geçmeden, daha ödeme süresi bitmeden, 900 milyon dolara sattı ve sizin genel müdürünüz, o alan şirketin genel müdürü oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen tamamlayınız sözlerinizi.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Petrol Genel Müdürünüz, Çalık’ın Genel Müdürü oldu petrol ihalelerini aldıktan sonra, Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nı aldıktan sonra. Bunların hesabını soracak vizyonu, soracak düzenlemeyi yapmak zorundayız. Anayasa değişikliğiyle Tayyip Erdoğan’ı Yüce Divandan kurtaracak düzenlemeler yapacağınıza, gelin, Anayasa’yı tamamen masaya yatıralım ve Anayasa’nın tüm hükümlerini çağdaş, demokrat...

“İleri demokrasi” dediğiniz var ya, aslında siz demokrat falan değilsiniz, siz kendinize demokratsınız. Başınızda adalet var, adaletli değilsiniz; kalkınma var, kalkınmadan yana değilsiniz. Siz Adalet ve Kalkınma Partisi değil, “afla kendini kurtarma partisi”siniz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Oy bile kullanamıyorsunuz, oy.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bu önergenin desteklenmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ağyüz.

OSMAN KILIÇ (Sivas) – Siz demokrat mısınız Allah’ını seversen? Oy kullanamıyorsunuz oy, halkın oyunu kullanamıyorsunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hey gidi güdümlü! Senin gibi olacağıma milletvekilliğinden istifa ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Konuşmacı partimize çok ağır hakaretlerde bulunmuştur. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen…

Ne dedi, ne söyledi Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, suistimallerle ilgili, yolsuzluklarla ilgili olarak üzerine gidilmediği ve onlarla ilgili alet olduğu şeklinde, doğrudan, o anlama gelebilecek açıklamalarda bulundu.

Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Canikli, yeni bir sataşmaya mahal vermeden iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Bize gelince tutanak kontrolü…

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, yolsuzluk, herhangi bir kişiye, bir kuruma yolsuzluk ithamı son derece önemli bir ithamdır. Bunu yaparken asgari olarak bu ithamı yapacak olan arkadaşlarımızın birtakım özelliklere sahip olabilmesi gerekir, bu değerlendirmeleri yapabilecek sistematiğe sahip olabilmesi gerekir, metodolojiye sahip olabilmesi gerekir. (CHP sıralarından gürültüler) Eğer çıkar buradan sadece gazete haberleriyle, dedikodu haberleriyle çok önemli konularda iddialarda bulunursanız bu samimiyetsizliktir, bilgisizliktir.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Söylenenlerin hangisi yanlış?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Bu şekilde bir suçlama, bir itham olamaz değerli arkadaşlar.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hangisi yanlış söylenenlerin?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Şimdi bakın, Galataport; Galataport gerçekleşmemiş bir ihaledir.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye gerçekleşmedi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Ekonominin yükselme dönemlerinde, fiyatların arttığı dönemlerde…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye gerçekleşmedi?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yargıdan döndü. Yargı iptal etti.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –   …eğer yargının iptali nedeniyle daha sonra gerçekleşirse fiyatlar artar, bu son derece doğaldır. Bu, TÜPRAŞ için de geçerlidir, diğer benzer, biraz önce ifade edilen ihaleler için de geçerlidir. Onun için, metodoloji son derece önemlidir, onun için konuya hâkim olmak son derece önemlidir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Galataport ihalesi yapıldı, bilmiyorsan öğren!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –   Bakın, bir ekonomide fiyatlar sürekli yükseliyor…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Galataport’u mahkeme iptal etti.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve TÜPRAŞ’ta olduğu gibi TÜPRAŞ’ta satılan hisse senetleri o gün geçerli olan, piyasa rayicinde geçerli olan, borsada geçerli olan fiyatlar üzerinden satılıyor. Başka nasıl yapacaksınız? On beş gün sonra, bir ay sonra borsada oluşacak fiyat üzerinden satabilir misiniz değerli arkadaşlar?

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Kısa yoldan icabına bakacaksınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –   Bunun muhakemesini yapamayan insanların töhmet altında bırakmaya hakkı yok, burada iddiada bulunmaya hakkı yok. Basit bir kuraldır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Tekeli ne yaptınız, Tekeli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –   Tersi de mümkün, tersi de mümkün. Bakın, İstanbul İETT’nin sattığı arazi 1 milyar dolara satıldı, yargı durdurdu, yürütmeyi durdurma kararı verdi ama ekonomide fiyatların düştüğü bir döneme denk geldi. Bugün 300 milyon dolara satabilir misiniz değerli arkadaşlar? 700 milyon dolarlık kayıp var aynı olaydan dolayı.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Tekelden, Telekom’dan bahsediyorum ben.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, önemli olan şudur: Eğer bir ihale yapılmışsa, herkese açık ihale yapılmışsa sorun yok. Buna bir itirazınız var mı? Yok. Buna bir iddianız var mı? Yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Var, var!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sadece gazete haberleriyle dedikodu yapmanın bir anlamı yok. Hepsini iade ediyor, reddediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kalkınma ve adalet konusunda en son konuşacak partilerden bir tanesi…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Canikli…

Teşekkür ediyorum.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kendini yorma, seni de biliyoruz İstanbul’dan.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Herkes konuşur ama…

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen…   

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Senin İstanbul defterdarlığını da açarız, Senin AKBİL’i de açarız, AKBİL’i,  AKBİL’i de açalım istersen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

Milliyetçi Hareket Partisi…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Efendim, Sayın Hatip kürsüye çıkıyor, dedikodu ve gazete haberlerinden bahsediyor. Ortada dedikodu yok, gazete haberleri yok. Dolayısıyla, izin verirseniz, sataşma var ve söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı Sayın Kılıçdaroğlu, ne söyledi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Yaşar Ağyüz’ün yaptığı açıklamaları birer dedikodu haberi olarak sundu.

BAŞKAN – Yani gazete haberi diye söylemek sataşmak mı Sayın…  

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gazete haberi ve  dedikodu diye söyledi. Ne gazete ne de dedikodu. Bir sataşma var. Böyle bir şey olamaz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – “Gerçekleşmemiş bir şey.” diyor. İhalesi yapıldı Galataport’un.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, gazeteden okudu, kendisi gazeteyi gösterdi.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Gazete değil, belge bak, belge…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Vatan gazetesi” dedi.

AHMET YENİ  (Samsun) – İSKİ’yi konuşacak herhâlde Sayın Başkan, İSKİ’yi, Yuvacık’ı konuşacak!

2.- İstanbul Milletvvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, burada Cumhuriyet Halk Partili Değerli Hatibin yaptığı açıklamaların tamamında yargı kararı vardır, hiçbirisinde dedikodu yoktur. 14,76’lık hisse, Ofer’e sattığınız… Danıştay kararıyla kesinleşmiştir, ihaleye fesat karıştırıldığı, düşük bedelle satıldığı Danıştay kararında vardır. Bu satışı yapanlar hakkında da görevi kötüye kullanmaktan dava açılmıştır.

Galataport ihalesiyle ilgili olarak da yargı kararı vardır, rekabet sağlanmadığı için iptal edilmiştir. Siz oturun kalkın yargıya dua edin, yoksa birilerine Türkiye Cumhuriyeti’ni neredeyse peşkeş çekeceksiniz. Siz eğer bunu yaparsanız her yerde her ortamda bunu söyleyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yuvacık’la ilgili de yeni, Yargıtayın kararı var, onu da söylesenize.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var, var, yargı kararı var.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/361) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Genç.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 50 milyon dolarlık barajı 4 milyar dolara mal etmişler.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yuvacık’la ilgili, biz, adli soruşturmaya bir şey söylüyor muyuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konu suistimal olduğu zaman hiç kimse bunu… Yuvacık’ın soruşturulması gerekir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sizinle kimse yarışamaz. Cumhuriyet tarihinde sizinle kimse yarışamaz. Cumhuriyet tarihinin hiçbir hükûmeti AKP İktidarının yolsuzluğuyla yarışamaz.

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, düşüncelerinizi ifade ettiniz.

Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal-ekonomik boyutlarının araştırılması, gerekli önlemlerin alınması amacıyla verdiği grup önerisi lehine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, maalesef, bir bağımsız milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde koruma imkânım yok. Burada konuşma… Büyük bir baskı kuruluyor üzerimde. En başta Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’in yarattığı hileli yönetim, basiretsiz yönetim dolayısıyla burada çok büyük bir tehdit altında tutuluyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Senin gözüne dizine dursun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Türk halkına da sizi şikâyet ediyorum. Akşam ben burada konuşurken Grup Başkan Vekiliniz Suat Kılıç bakın kürsüye çıkıp ne diyor? “Milletin imanı ile, milletin inancı ile, milletin Peygamberi ile dalga geçmeyecektin.”

AHMET YENİ (Samsun) – Geçtiniz işte.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, ben Yüce Peygamberimize sizden bin kat kadar saygılıyım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Keşke öyle olsa, mutlu oluruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yüce Peygamberimiz diyor ki… “İslam’ı anlatır mısın?” diyor, Peygamber efendimiz diyor ki: “İslam iyi ahlaktır, ben de bunu yaymak için geldim.” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, bunlar şey ediyorlar mı?

BAŞKAN – Uyarıyorum Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, yani İslam sizin şeyinizde değil, inhisarınızda değil.

Peygamber efendimiz diyor ki: “Münafıklardan sakının.” diyor. “Münafık kim?” diyor, “Yalan söyleyendir.” diyor, “Devlet malına el atandır.” diyor, “Emanete ihanet eden kişidir.” Şimdi, değerli milletvekilleri, ben değil bir Müslüman’a “Peygamberle dalga geçiyorsun.” demem, bir Hıristiyan’a bile demem. Çünkü Peygamberlik makamına çok büyük bir saygım var, bu lafları kullanamam.

Şimdi, yine Grup Başkan Vekiliniz diyor ki: “Kendisinin şeytanla bağlantısı var.” diyor. Arkasından da diyor ki: “Şeytan ona rast gelse yolunu değiştirir.” E, tabii yolunu değiştirir. Şeytan kimin yanına gider? Arkadaşının yanına gider, öyle değil mi arkadaşlar? Onun için benim yanıma gelmez.

Şimdi, bu arkadaşların bir söz… Yani kendilerine bir anlaşma yapmalarını istiyorum. Biliyorsunuz, Bülent Arınç, Oktay Vural’la bir söz düellosunda demişti ki: “Ya, Kamer Genç Oktay Vural yanında melaike.” Şimdi ben melaike miyim, şeytan mıyım? Yani ona bir karar verin. Yani Bülent Arınç diyor ki: “Bu bir melaike Oktay Vural’ın yanında.” Senin Grup Başkan Vekilin de böyle diyor. Böyle bir şey olur mu değerli milletvekilleri?

Bakın, burada çok tehdit ediyorsunuz beni, konuşturmuyorsunuz, çok hakaret ediyorsunuz, bana küfrediyorsunuz. Ben Tunceli halkının temsilcisiyim burada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Tövbe mi ettin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bana yapılan hakaretler Tunceli halkına ve Türk halkına yapılıyor çünkü bu halkın hakkını koruduğum için buraya gelmişim, lütfen bu davranışlarınızdan vazgeçin.

Dün, Mustafa Elitaş’la Suat Kılıç grubu ayaklandırdı, neredeyse tekrar akşam saat iki buçukta beni linç edecektiniz. Bakın, Meclis Başkanınız -benim sözüm duyulmuyor, ben sataşmadan söz istiyorum arkadaşlar- diyor ki: “Ben sana ‘Hatamı anladım, yanlış söyledim, özür dilerim.’ diye buraya, kürsüye, söz verdim.” Ya, Mehmet Ali Şahin, ben hangi gün bu kürsüye özür dilemek için geldim? Çünkü ben özür dileyecek laf sarf etmem arkadaşlar. Ben bilinci öyle şaşırmış, bilinçaltı laflar söylemem. Benim aklım da başımda, daima ne konuştuğumu bilen bir insanım ama maalesef Mehmet Ali Şahin orada, benim sesim duyulmuyor, onun sesi duyuluyor ve burada Meclisi yanlış yönetiyor, Anayasa’yı yanlış oylatıyor, açık oylama yapıyor. Burada bir talimat almış, gelmiş, maalesef bu Anayasa’yı kendisi o keyfî yönetimiyle, kavga çıkararak, özellikle grubu üzerime saldırarak kavga çıkarmaya çalışıyor. Burada birleşime ara verince AKP’liler karşımda, tutanaklar da kapanıyor ve ondan sonra başlıyorlar hakaretler etmeye. Hakaret yapan, insan değildir, insanlık vasfını taşımıyor.

Arkadaşlar, ben burada gerçekleri söylüyorum. Şimdi, ne yapacağız yani şimdi, ne yapacağız? Ben kendimi sizin 50 kişiniz karşısında nasıl koruyacağım ya, nasıl koruyacağım, bir söyler misiniz? Kendinizi benim yerime koyun. Ben buraya çıkıp halkın isteklerini dile getiriyorum. Siz doğru dürüst memleketi yönettiniz de ben mi karşı çıktım? Hayır.

AHMET YENİ (Samsun) – Dürüst konuşacaksın, dürüst!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dürüstü senden anlayacak değilim. Sizin arkanızda neler olduğunu söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Söyleyeyim mi şimdi? Bakın, en basiti, TOKİ’de bir olayın üzerine gittim. Çemişgezek Ulukale köyünde 16 trilyon 250 milyar liraya bir ihale vermiştiniz, ben dedim ki: “Yahu, Çemişgezek’in merkezinde bir evi 50 milyar liraya veriyorsunuz, Ulukale köyünde 162 milyar liraya veriyorsunuz.” Kime veriyorsunuz? Kendinizin Küçükçekmece’deki belediye meclis üyesine veriyorsunuz. Benim bu ikazım üzerine geldi -yazıyı burada gösterdim- o 16 trilyon 250 milyar liralık ihale 8,5 trilyona indi arkadaşlar. Demek ki, bakın, TOKİ 35 katrilyon ihale yapıyor. Gelin, şu TOKİ’nin bir dosyasını açalım arkadaşlar ya, hele devletin hangi mallarını, en kıymetli mallarına el konulmuş.

AHMET YENİ (Samsun) – KİT Komisyonu denetliyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Biliyorsunuz son getirdiğiniz bir kanunla artık TOKİ hazineye ait işte araziyi de, arsayı da, ondan sonra, binayı da, istediği hazine arsasına el koyuyor, yarın bir gün gidecek belki de işte Dolmabahçe Sarayı’na mı el koyacak veyahut da çok kıymetli arazisi olan camilere mi el koyacak, onlarda kendine uygun bir imar değişikliği yapacak?

Bakın sayın milletvekilleri, ben, bundan sonra eğer benim üzerimde bu tehdit devam ederse halka gideceğim “Ey halk, bu AKP Grubu böyle saldırgan olmuş, bunun cezasını vereceksiniz.” diyeceğim, zaten verecek size halk.

Şimdi, bakın arkadaşlar, burada ihaleler yapılıyor -kaç defa dile getirdim- İstanbul Belediyesi altmış tane kavşak, yol ihalesini yapıyor. Nasıl, ihaleyi, yapıyor? Davetiye usulüyle yapıyor, açık ihaleyle yapmıyor. Kamu İhale Kurumuna itiraz ediliyor buna. Kamu İhale Kurumu… Bakın, siz 4734 sayılı Kanun’u bir yönetmelikle değiştiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Efendim, eğer bir ihaleye itiraz edilirse…” 2007’de yapmışsınız Sayın Grup Başkan Vekili, git, eğer bilmiyorsan şey et. Diyor ki: “Kamu İhale Kurumuna yapılan itirazı, ya itirazı reddeder Kamu İhale Kurumu veyahut da usulsüzlükleri tespit ederse yine aynı merciye bildirir, ihale mercisine bildirir.” Hiçbir ihale, çok usulsüz ihaleler olmasına rağmen Kamu İhale Kurumu da “Efendim, ihale tamamen hukuka aykırıdır ama ne yapalım ki yapılan yönetmelik değişikliğiyle bunun üzerinde bir değişiklik yapamıyoruz.” diyor, derhâl mercisine iade ediyor. O arada, yine, yönetmelikte, Kamu İhale Kanunu’nda bir değişiklik yapmışsınız. Efendim, eğer bir ihale üzerinde sözleşme yapılmışsa artık o ihale iptal edilmez. Bu yolda yapılan bir sürü şikâyetler, maalesef, işte, İçişleri Bakanı tarafından uyutuluyor. Sonuçta Danıştaya gidiyor. Danıştay 1. Dairesinin İstanbul Belediye Başkanı ile İmar Dairesi Başkanının bu işleri usulsüz yaptığına dair hakkında soruşturma yapılması, sonunda verdiği karar var. Bu kararı getirdim, burada gösterdim.

Peki, ben soruyorum şimdi İstanbul Başsavcısına, Adana Belediye Başkanını İçişleri Bakanı görevden alıyor da, hiçbir sebep yok, bu Belediye Başkanının yaptığı itirazın da reddedilmesi için, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı gidiyor, ilgili hâkimle de görüşüyor. Böyle bir şey olur mu? Ondan sonra…

AHMET YENİ (Samsun)- Yalan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yalanı siz söylüyorsunuz, yalanı söyleyen sizsiniz.

Peki, o Müsteşar Yardımcısı bu dosya arifesinde niye Mersin’e gitti, niye gitti, onun sebebini izah eder misin?

AHMET YENİ (Samsun) - Başka iş için gitti.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ondan sonra, Adana Belediye Başkanını görevden alıyorsunuz. İstanbul Belediye Başkanının arkasında bir sürü ihale yolsuzlukları var.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Elâzığ Belediye Başkanı, Elâzığ.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunu niye yapıyorsunuz?

Bakın, sizinle iş birliği yapan Müfit Gürtuna, efendim, dedi ki: “Benden sonra İstanbul Belediyesinde 5 bin tane imar tadilatı yapıldı, 5 bin.” İşte, ben yalan söylemiyorum, Müfit Gürtuna söyledi bunu, televizyon kanalında söyledi. “Her ihalede en azından 50 milyar lira para, pardon 5 milyon dolar şey ediyor, 5 bin tane tadilat yapıldı.” dedi.

AHMET YENİ (Samsun) – Karar ver rakamına, rakamına.

KAMER GENÇ (Devamla) - Tam 250 milyar dolar, İstanbul’da yeşil alanların imara açılması ve işte, okul alanlarının, beğenmedikleri yerlerin imara açılmasından dolayı sırf İstanbul Belediyesinde 250 milyar dolarlık rant elde edildi.

Şimdi, bakın, bunun bir yolu var. Gelin, arkadaşlar, yani alnınız temizse, aksa gelin bir komisyon kuralım. Bu komisyonda gidelim araştırma yapalım. Yani niye korkuyorsunuz? Yani, namuslu, şerefli, haysiyetli insanlar… Yolsuzluk mu var? Arkadaş, hepimiz… Bu memlekette yolsuzluk yapanlar şerefsizdir, onları destekleyenler şerefsiz, namussuzdur. Haydi arkadaşlar, bu Mecliste bütün herkesin üstündeki kirliliği kaldıralım, gidelim araştırma yapalım. Bunun mantıklı yolu bu değil mi arkadaşlar? Yok, “Efendim, gidin yolsuzluk varsa savcılığa ihbar edin.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hükûmet gerekeni yapıyor, gereken tedbirleri alıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, savcı korkuyor kardeşim. Hangi savcı memlekette görev yapıyor? İşte, savcı karar vermiş İstanbul Belediyesi hakkında, tam 60 tane ihale yolsuzluğu var arkadaşlar.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yargılaması ne olmuş? Ne olmuş mahkeme sonucu, ne olmuş?

KAMER GENÇ (Devamla) – Buna gelince, bakın, Sayıştay Kanunu… Anayasa’nın 160’ıncı maddesini değiştirdiniz, belediyelerin denetimini getirdiniz Sayıştaya verdiniz. Sayıştay tamamen AKP’leşti. Şimdi, Sayıştayda doğru dürüst görev veren yok ve en ufak bir inceleme yaptın mı hemen gidip görevden alıyorlar.

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp!

KAMER GENÇ (Devamla) – 2005 yılında ben, Sayıştay Başkanı buraya gelmişti, bir soru sordum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayıştay bağımsız, onu mu denetliyorsun? Sayıştayın bağımsız olduğunu bilmiyorsun. Sayıştay bir mahkeme.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – İstanbul belediyelerinde ne kadar inceleme yaptınız?

Bana bir yazı geldi, diyor ki: “İstanbul Belediyesinde 2005 yılında yapılan  denetim sonunda 1 katrilyon 750 trilyon liralık usulsüzlük yapılmıştır.” Nedir, bunları bize söyle, “Yok.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nerede mahkeme kararı, nerede? Hangi mahkeme kararı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, hangi mahkeme kararı? Danıştay kararını…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayıştayın sorgulamasını karıştırma! Karıştırıyorsun, bilmiyorsun! Sorgulama her an yapılır. Bunu bile bilmiyorsun yahu! Öğren de gel.

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, senin kafan ermez böyle şeylere.

Şimdi, bak, o Giresun… Bak, Halk Bankasıyla ilgili meseleyi dile getireceğim. Şu Halk Bankasındaki yoğun bir kredi kapatma var ya, o büyük bir, 100 milyon dolarlık krediler var ya, onların kimler tarafından kapatıldığını getireceğim buraya. Bundan sonra getireceğim, merak etme.

Şimdi, burada…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayıştay mahkeme. Sayıştayın en son zimmet kararı önemli.

KAMER GENÇ (Devamla) –  Yahu, bak, sen maliyecisin. Ben maliyede senden çok kıdemliyim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben biliyorum da sen bilmiyorsun. Bende problem yok, problem sende! Bilmiyorsun, bilmiyorsun…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben senin kararlarını da çok inceledim. O Merkezi Uzlaşma Komisyonunda gidip de Citibank’ın 3,5 milyar dolarını bir kalemde silmedi mi sizin Hükûmetiniz? Citibank’ın 3,5 milyar dolarını Merkezi Uzlaşma Komisyonunda bir kalemde sildiniz. Bunda, ahlak olan insanlar bunu yapar mı arkadaşlar? Yani bu ortada. (CHP sıralarından “Şaban Dişli” sesleri)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Git mahkemeye şikâyet et, git yargıya başvur.

KAMER GENÇ (Devamla) – Merkezi Uzlaşma Komisyonunda daha neler var neler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, özellikle yani ne yapacağız? Ben burada çıkıp da gerçekleri dile getirdiğim zaman…

BAŞKAN – İfade ettiniz Sayın Genç düşüncelerinizi.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Konuşuyorsun, konuşuyorsun, “Söyleyemiyorum.” diyorsun!

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili.

Buyurun Sayın Poyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun yolsuzluklara ilişkin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, çok yoğun bir şekilde Anayasa değişikliği çalışmalarımızın yürütüldüğü bugünlerde, hepimizin farklı görüşleri olmasına rağmen yine de çok uyumlu bir çalışma yaparken grup önerisi getirmeniz, bize göre zamanlaması açısından uygun gelmemektedir. Hükûmet, zaten bu anlamda nerede yolsuzluk, usulsüzlük varsa, kararlılıkla da bunların üzerine gitmektedir. Haddizatında yaptığımız bu Anayasa değişiklikleri, bir yönüyle de yolsuzlukların üzerine gitme noktasında yargının elini güçlendirmek amacıyla yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, getirmiş olduğunuz öneriler ve getireceğiniz tüm teklifler, elbette ki ülkemiz ve milletimiz çıkarları açısından önem taşıyor olabilir, ancak takdir edersiniz ki devam etmekte olan görüşmeler daha da önem arz etmektedir.

En son söyleyeceğim sözü ilk önce söyleyeyim: Bizim AK PARTİ Grubu olarak, bu önemli görüşmelerin ivedilikle tamamlanması noktasında bir kararımız, kararlılığımız var, bundan da vazgeçmiş değiliz.

Diğer taraftan, grup önerisiyle ilgili olarak buraya gelen arkadaşlarımız, her ne kadar bir kısım arkadaşlar grup önerisinin aleyhinde de söz almış olsalar, sanki lehindeymiş gibi konuşma yaptılar.

Biz AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz andan itibaren ısrarla 3 Y ile mücadele edeceğimizi söyledik. Bunlar yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar konusuydu ve bu konularda bugüne kadar da sabırla, azimle mücadele ettik, etmeye devam edeceğiz. Ama şu da bir gerçek ki bugün bu kürsüye gelip konuşan arkadaşlarımız, her ne kadar “Mahkeme kararıyla konuşuyoruz. Elimizde bilgi var, elimizde belge var.” deseler de şöyle geri dönüp geçmişlerine baktıkları zaman, değerli arkadaşlar, İSKİ’ler nerede, hangi yönetimde, hangi siyasi partinin çatısı altında oldu? Ergun Göknel mahkemelerde yargılanıp hapislerde yatarken, hangi siyasi parti çatısı altında görevdeydi? Hangi dönemde, hangi belediyenin, hangi siyasi iktidarın dönemindeydi?

ALİ ARSLAN (Muğla) – Cezasını aldı adam!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Onu bırakalım, değerli arkadaşlar, bugün, buraya çıkıp, bu kürsüde bizi yolsuzlukla itham eden bir siyasi partinin kendi hesaplarında yapılan incelemelerde 1 trilyon lirayı aşan yolsuzluk, usulsüzlük tespit edilip bu partinin saymanı hapisle mahkûm edilmedi mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Hadi lan sen de!

AHMET YENİ (Samsun) – Hangi parti o? Belli değil.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Diğer taraftan, bu ülkede yaklaşık 45-50 milyon dolara yapılması bütün teknik heyetlerce kabul edilen ve bu bilirkişi raporlarına bağlanan bir baraj ihalesi, İzmit’te, bugün Hazine tarafından, kefil olması sebebiyle, yaklaşık 4 milyar doları aşan bir maliyetle bu millete bedel olarak ödettirilmedi mi?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Meclise geldi, o günkü Başkanın dokunulmazlığı kaldırılmıştı.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Peki değerli arkadaşlar, bizim bu noktada alnımız açık, Allah’a şükür, bu noktada veremeyeceğimiz hesabımız yok.

Diğer taraftan, bir başka siyasi parti, AK PARTİ döneminde yolsuzlukların artık kanıksandığını, yaygınlaştığını ifade ediyor.

ABDURREZZAK ERTEN (İzmir) – Her yerde, her yerde.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, geri dönüp baktığımız zaman, 1999-2002 döneminde, bu ülkede bankacılık sektöründe 21 tane banka battı veya batırıldı.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Yalan söylüyorsun.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Yalan söyleme be!

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ayıp sana, ayıp!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Bu dönemde 50 milyar doları aşan bir zarar TMSF tarafından bu milletin cebinden bu bankayı batıranlara, hortumlayanlara ödendi, ödettirildi.

RECEP TANER (Aydın) – Yalan söylüyorsun!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Biz ne yaptık? Göreve gelir gelmez, şu geçtiğimiz sekiz yıllık dönemde hortumcuların tepesine çöktük, aşağı yukarı bu 50 milyar doların 30 milyar dolarını bu batık bankalardan tahsil ettik.

RECEP TANER (Aydın) – Deniz Feneri ortada duruyor.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, aslında çok fazla söze gerek yok. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Ama isterseniz, daha somut, daha bilgilendirici rakamlar üzerinden konuşalım. Yolsuzluklar nerede oluyor?

RECEP TANER (Aydın) – Ali Dibo’lar bakan oldu, bakan.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Eğer elinizde kamu gibi bir güç varsa, kamu bankaları varsa yolsuzlukların yapılabileceği en yumuşak karın bu bölgedir. Bakalım, rakamlar nasıl söylüyor? 3 tane büyük bankamız var, Ziraat Bankası, Halk Bankası, aslında 4’tü, bir de Emlak Bankamız vardı…

AHMET YENİ (Samsun) – Paylaşılmış partilerce.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Ama biliyorsunuz, 2001 yılında o da tasfiye edildi, battı 2001 yılında.

LÜFTİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Yediler, yediler.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) - Ve Vakıflar Bankası var. Şimdi rakamlardan konuşalım. Rakamlarda takipteki alacaklar konusuna bir değinelim.

Bakın değerli arkadaşlar, Ziraat Bankasının, 1998’den başlayalım, takipteki alacakları -küsuratları atıyorum- 83 trilyon lira. 99, takipteki alacaklar 140 trilyon lira. 2000, takipteki alacaklar 191 trilyon lira. 2001, takipteki alacaklar, arkadaşlar, lütfen rakama dikkat edin, bir yıl önce takipteki alacaklar 191 trilyon lira iken, 2001 yılında bu rakam tam tamına, eski rakamlarla söylemeye devam edeceğim, 2 katrilyon 950 trilyon liraya çıkmış.

AHMET YENİ (Samsun) – Vay be!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Şimdi, devam ediyoruz: 2002 yılında biraz toparlanma olmuş, 2 katrilyon 472 trilyon lira diye devam etmiş.

AHMET YENİ (Samsun) – İktidarda kim vardı?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, en son Ziraat Bankasının -çok uzatmayacağım- bu 2002, 2003’lü yıllarda 2,800; 2,700 gitmiş ama 2004’ten itibaren bu rakamlar 381 trilyonlu gibi rakamlara inmiş, bu şekilde devam etmiş.

Peki, Ziraat Bankası bu şekilde de Halk Bankasının durumu nasıl bir de ona bakalım, Halk Bankasının rakamlarını konuşalım.

RECAİ YILDIRIM (Adana) – Utanmadan Halk Bankasından nasıl bahsediyorsunuz?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Şimdi, 1999, Halk Bankasının takipteki alacakları 150 trilyon lira. (MHP sıralarından “Çalık’a bak, Çalık’a” sesleri, gürültüler) Eski rakamlarla konuşuyorum. 2000 yılı, Halk Bankasının takipte alacakları 375 trilyon liraya çıkmış; yüzde 100’den fazla bir artış var.

Değerli arkadaşlar, bu rakama da lütfen dikkat edin. 2001 yılına gelindiği zaman Halk Bankasının takipteki alacakları 1 katrilyon 453 trilyon liraya çıkmış. 2002 yılı 1 katrilyon 300 ve bu şekilde rakamlar devam ediyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bakanların servetinden haber ver.

AHMET YENİ (Samsun) – İktidarda kim vardı?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Dünyanın en zengin başbakanlarından biri olduğunu söyle.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, değerli arkadaşlar…

AHMET YENİ (Samsun) – İktidarda kim vardı söylesene.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) Şimdi, iktidarda kimin olduğunu milletimiz de biliyor.

Bu dönemde, Halk Bankasındaki 2002 sonu itibarıyla takibe alınan kredilerinin toplam kredilere oranı yüzde 95 seviyelerine gelmiş. Yani 5 puan daha gitse diyeceğiz ki: Halk Bankasının verdiği bütün krediler battı, batırıldı, geri gelmedi.

SONER AKSOY (Kütahya) – Nereye gitti?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Bitti.

AHMET YENİ (Samsun) – Hortum nerede?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Ve değerli arkadaşlar, bu rakamların içinde, her iki bankanın rakamlarının içinde tasfiye edilmiş olan Emlak Bankası da var yani bir kamu bankası –dikkatinizi çekerim, özel banka değil- bu dönemde batırılmıştır.

Ve değerli arkadaşlar, 2003 yılında, 2002 sonu itibarıyla yüzde 95 rakamlarına varan takibe alınan kredi oranlarının toplam kredi oranlarına oranı 2003 yılında yüzde 1 oranlarına jet gibi düşüyor 2003 yılında verilen kredilerle. 2008 yılında bu rakam yüzde 3’tür. Peki, sektördeki oran nedir? Sektördeki oran ise yüzde 5’tir, gene o oranın altında.

Şimdi, bu rakamlar nereden geldi, nereden çıktı bu rakamlar yani ben bunları kafamdan mı uyduruyorum? Hayır. Bu rakamlar devletin arşivlerinde, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında, hepsinde ayrıntılı bir şekilde var.

Peki, bu raporlar nereye veriliyor? Bu raporlar hepinizin bildiği gibi KİT Komisyonuna veriliyor ve KİT Komisyonunda muhalefetin, gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerek Milliyetçi Hareket Partisi Grubu üyesi arkadaşlarımızın da olduğu KİT Komisyonunda görüşülüyor. Dolayısıyla burada aslında…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – KİT’te niye konuşmuyorsun o zaman?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Niye yargılamadınız?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Her şey elinizde, niye yargılamıyorsunuz?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu noktada önümüze tabii -“Niye yargılamadınız?” diyorlar- önemli bir sıkıntı çıktı değerli arkadaşlar. 1999’da çıkartılmış olan, bir kısmının kamuoyuna “Rahşan affı” olarak yansıttıkları…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Değiştir, değiştir Anayasa’yı, değiştir!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – …bu Af Kanunu önümüzdeki en büyük engel olarak karşımıza çıkmıştır. Bu da Meclis tutanaklarında, kayıtlarında var.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Elini tutan mı var senin?

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Peki, biz ne yaptık değerli arkadaşlar? Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu geçtiğimiz sekiz yıllık dönem zarfında bir taraftan yolsuzlukla, bir taraftan yoksullukla, bir taraftan yasaklarla mücadele ederken işte buralardaki kaynakları, israf edilen, tüketilen kaynakları aldık yatırımlara harcadık. (MHP sıralarından gürültüler) Ve bu sayededir ki değerli arkadaşlar, bu ülkede 10 bin kilometrenin üzerinde, cumhuriyet tarihinde yapılmıştan daha fazla duble yol yaptık. Bu sayede bu ülkede içme suyu olmayan köyün kalmadığı bir altyapı sağlandı. Bu sayede bu ülkede BELDES uygulamalarıyla küçük belediyelerimize kaynak aktarıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Poyraz, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bu sayede bu ülkede hızlı trenle tanışıldı. Bu sayede bu ülkede Avrupa’yla Asya kıtası Marmaray’la birbirine bağlandı. Bu sayede bu ülkede binlerce okul, binlerce hastane, yüz binlerce toplu konut yapıldı ve bu sayede bu ülkede yüzlerce organize sanayi bölgesinin altyapısı bitirildi.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – İşsizlikten bahset, işsizlikten!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizim bu noktada aslında alnımız açık. Milletimize hesabımızı her zaman vermeye hazırız. Söylediğimiz şey şudur: Eğer mahkeme varsa, hukuk varsa, elinizde bilgi belge varsa hadi buyurun mahkemelere gidin.

RECEP TANER (Aydın) – Dokunulmazlıkları kaldırın, dokunulmazlıkları!

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Ama mahkemeler de yeterli gelmiyorsa o zaman nihai kararı verecek olan halktır. AK PARTİ olarak 2 defa genel seçime, 2 defa yerel seçime gittik. Halk da zaten kararını verdi ve AK PARTİ’ye dedi ki: “Biz senin uygulamalarından memnunuz. Size inanıyoruz, size güveniyoruz. Başkalarının vızıltılarına, başkalarının söylentilerine kulak asmayın, işinize bakın, hizmet etmeye devam edin.” Biz bunu yapıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Poyraz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Ağyüz, önce Sayın Şandır’a bir sorayım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bizim verdiğimiz bir önerge üzerinde konuşuluyor ve Sayın Hatip bizim de iktidar ortağı olduğumuz dönemi kapsayacak şekilde bazı iddialarda bulundu. Müsaade ederseniz kürsüden cevap vermek istiyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, o dönemin Bakanı olarak ben de konuşmak istiyorum. Sataştı arkadaşımız. (AK PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri… Lütfen sayın milletvekilleri…

Ama Sayın Şandır, hem Sayın Bakan hem siz olmaz yani grup olarak ikinizden birisine söz vereyim.

Buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Ağyüz…

Buyurun Sayın Şandır.

İki dakika süre veriyorum Sayın Şandır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzüntü verici hadise yani biri bir şey söylüyor, arkadaşlarımız alkışlıyor, buna üzülüyorum. Ben buraya gelirken güzel bir gün temennisiyle başladım ve asla hiçbir müşahhas olay üzerinde iktidarı da suçlamadım. Buradan tutanakları çıkartıp okuyabilirsiniz, izleyen arkadaşlarımız var. Vicdanlarınızın gözlerine bakarak sesleniyorum. Gelin, bir siyasi ahlak yasası kuralım; gelin, yolsuzluklarla mücadele için bir kurum oluşturalım diye Milliyetçi Hareket Partisinin çağrısında bulundum. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Sözcüsü, sanki suçüstü yakalanmış olmanın telaşıyla geriye döndü…

AHMET YENİ (Samsun) – Rakamları söyle…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, bakın, yüreğiniz yetiyorsa, yüreğiniz yetiyorsa… (AK PARTİ sıralarından  “Bağırma” sesleri)

Dinleyin beni!

Yüreğiniz yetiyorsa gelin kuralım komisyonu. Bu ülkenin tarihinde ne kadar yolsuzluk varsa sonuna kadar araştıralım. Var mısınız? (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Var mısınız? Hadi… Niye sustunuz?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Genel başkanlardan başlayalım önce.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet, öncelikle şunun hesabını verin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye sustunuz? Hadi var mısınız?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Öncelikle şunun hesabını verin: Değerli AKP Grubu milletvekilleri, Kayıkçı Ahmet Efendi’nin oğlu Recep Tayyip Erdoğan’ın, nasıl, gemi sahibi çocukların babası olduğunun hesabını verin. Önce, bu millete bunun hesabını verin. (MHP sıralarından alkışlar) Kasımpaşa’nın gecekondularında oturan Recep Tayyip Erdoğan…

RECAİ YILDIRIM (Adana) – Çamlıca villalarından bahset.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …işçi emeklisi Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün Çamlıca sırtlarında beş konakta birden oturduğunun hesabını verin. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Canikli…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, söz verin, cevap vereyim.

BAŞKAN – Hayır, iki dakika verdim. Bitti Sayın Şandır. Teşekkür ediyorum.  

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, sözüm bitmedi. Tekrar ediyorum…

(MHP ve AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …bu bankaların kuruluşu, bu battığı iddia edilen bankaların kuruluşunun hiçbirinin altında MHP’nin imzası yok.

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hortumlatan kim? Peşkeş çeken kim?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Peşkeşse niye soruşturmadınız? Yetmiyor mu yüreğiniz?

BAŞKAN – Sayın Şandır… Lütfen Sayın Şandır, bak iki dakika süre…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hortumların ucu nereye gidiyordu?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tekrar ediyorum: Hükûmetsiniz, iktidarsınız, tüm belgeleriyle eğer ortaya çıkartıp soruşturma yapmazsanız namertsiniz!

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, izin verin, izah edeyim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.31


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, şurayı bir açalım, ondan sonra.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, ara vermeden önceki oturumda konuşan hatip, benim de bakan olarak görev aldığım dönemde banka hortumculuğundan bahsetmek suretiyle şahsıma, partime ve Hükûmetime sataşmada bulunmuştur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, oturum değiştiği için bütün sataşmalar…

BAŞKAN – Sayın milletvekili, bir saniye, lütfen oturur musunuz.

Sayın grup başkan vekillerini, sayın eski bakanları, sayın milletvekillerini dinleyeceğiz.

Sayın Bakan, öncelikle…

FARUK BAL (Konya) – Sataşma nedeniyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Anladım. Sayın Bal, öncelikle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Sayın Şandır söz istedi…

FARUK BAL (Konya) – Olabilir, ben o dönemde bakandım ve bankadan sorumluydum.

BAŞKAN – Önce Sayın Ağyüz’ü bir dinleyeyim Sayın Bal ondan sonra, daha önce talep etmişti.

Buyurun Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, AKP adına konuşan sözcü “Bu araştırma önergesinde söz alan muhalefet partisi sözcüsü aleyhte söz almasına rağmen aleyhte bir tek söz söylemedi, geçmişine baksın, geçmişte yapılanların hesabını versin.” dedi. Bu sataşmadır.

Bir de “Yargı kararsız konuşuyor.” dedi. Büyükşehir Belediyesinde altı tane yargı kararı var. Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, oturum değişti.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Eğer oturum değişti diyorsanız, o zaman AKP ile ortaklığınız var. AKP bize hakaret edecek, siz oturumu kapatacaksınız. Böyle bir şey olmaz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İç Tüzük çok açık Sayın Başkan.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Böyle bir şey olmaz!

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, lütfen…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Lütfeni yok. Eğer Sayın Grup Başkan Vekilinin dediği doğruysa ortaklığınız var.

BAŞKAN - Birleşimi niye kapattığımı sayın Genel Kurulda bulunan tüm milletvekilleri, sayın milletvekilleri gördüler.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, ama o söz kesmek için yol olmamalı.

BAŞKAN - Hayır, söz kesmek için yol olduğunu söylemedim ki, söz de kesmedim ki Sayın Şandır, niye öyle söylüyorsunuz?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Efendim, 69’uncu maddeye göre sataşmadan söz istiyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, kayıtlarda var, oturum kapatmadan söz istedim ben.

BAŞKAN - Yani, İç Tüzük’ün hükmü ayrı, burada okurum ben İç Tüzük’ün hükmünü ama ben bilerek, isteyerek, kasıtlı bir şekilde kesmedim fakat tüm sayın milletvekilleri… Burada, salonda, Genel Kurulda elektrikli bir ortam meydana geldi, bunun için birleşime ara verdik.

Buyurun Sayın Ağyüz. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Böyle bir şey mi olur ya! Neresi sataşma bunun ya!

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bunun neresi sataşma? Her şeye söz veriyorsun.

4.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekilleri, suçluluk telaşı içerisinde muhalefeti konuşturmamaya çalışmayın.

Demin AKP sözcüsü benim için “Geçmişine baksın.” ibaresini kullandı. Bakın, İSKİ’de bir tek kişiye mal olan suç, cezasını çekerek yargılanmıştır, siyasi organize suç değildir. Bizim ispatladığımız şeyler, siyasi organize suçlardır ve o günkü İSKİ’ye Cumhuriyet Halk Partisi sahip çıkmamıştır.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yuvacık’ı bir söylesene! Siyasi rantları söylesene!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Yuvacık Barajı’nın sorumlusu burada milletvekilliği yaptı, kaç sefer “Dokunulmazlığımı kaldırın.” dedi niye kaldırmadınız? Şimdi elinizde yetki var, iktidarsınız, 336 sayınız var. Yani, kâğıt üzerinde devri sabık yaratacağınıza, MHP Sözcüsü Grup Başkan Vekilinin dediği gibi, gelin, geçmişi bütünüyle yatıralım, hodri meydan! Ama, bizim sorularımıza cevap vermeyeceksiniz ve suçlayacaksınız.

KADİR URAL (Mersin) – Sıkıyorsa gelin, açalım.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Bakın, ben bir şey daha soruyorum: Malavi Fahri Konsolosu olan kişi enerjiye yeni girmişken BOTAŞ’ın kontrat devrinde en büyük payı kim aldı, neden aldı, kimin sayesinde aldı? Bunu soruyorum ben.

İkincisi de: Siz, “bir hırka, bir lokma”yı ilke edinen insan değil misiniz? 1997’de YİMPAŞ’a Almanya’da Müslümanları soyduran Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek değil mi? Bunun hesabını soruyoruz biz, bunun hesabını soruyoruz. (AK PARTİ sıralarından “değil” sesleri, gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sen bir müfterisin!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Niye kaçıyorsunuz? Niye kaçıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yargı kararı var. Yargı kararını ispat edersek, sözcü ve grup başkan vekili istifa edecek mi görevinden?

SUAT KILIÇ (Samsun) - Sayın Başkan, bu şekilde bir konuşmayı devam ettiremezsiniz!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmacı, Sayın Başbakana hakaret etmiştir. Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ben kimseye hakaret etmedim.

BAŞKAN – Sayın Canikli, bir saniye.

Sayın Durmuş, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çok ağır hakaretlerde bulunmuştur Sayın Başkan.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ama sen yolsuzluğu hakaret kabul ediyorsan doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hâlâ “Hakaret değil.” diyorsunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sizin için meslek oldu, meslek.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sizin mesleğiniz.

BAŞKAN - Sayın Canikli, vereceğim, bir saniye bekleyin lütfen. Oturur musunuz Sayın Canikli.

5.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burası yolsuzlukların yaygara yapılacağı yer değil. Elinde bir iddiası, bir tezi olan varsa, onu yargıya teslim etmezse namerttir. Aranızda aynı hükûmetin üyesi Sayın Başesgioğlu var, aranızda aynı hükûmetin bürokratı Sayın Tüzmen var, ben onları söylemiyorum. Benim Bakanlığımla, MHP’nin bakanlıklarıyla ilgili bir iddianız varsa, bunu da gündeme getirmez iseniz… Beş yıl süreyle dokunulmazlığımız yoktu. Sağlık Bakanlığında beş kamyon evrakı getirdiniz, beş defa soruşturma yaptınız, dördü Sağlık Bakanlığında, birisi Başbakanlıkta. Sonra Başbakanınız imzasıyla iftiharname tarzında bir müfettiş raporunu yayınladınız, basın yayın organları da bunu gösterdi.

Bir örnek vereyim: Bağcılar Devlet Hastanesi 34 trilyon liraya ihale edilmiştir. Burada yolsuzluk var şayiasıyla iki yıl ertelediniz. Maliyenin hukukçuları “Bu hastaneyi yapmazsanız kamuyu zarara uğratırsınız.” dedi. O hastaneyi mecbur kaldınız bitirdiniz. 500 yataklı hastane sadece 34 trilyona. Siz, Erzurum’dakini 87 trilyon liraya ihale ettiniz. Sonra müteahhit bitirdi, paket anlaşmayı bozdunuz diye sizi mahkemeye verdi. Danıştay araya girdi. 34 trilyonluk hastaneyi 43 trilyon liraya bitirdiniz, kamuyu 9 trilyon zarara uğrattınız. Bu, Yüce Divana gidecek bir hesabınızdır, bir.

İki: Sağlık Bakanınızı mahkemeye verdim kendi imzamla, on dört ayrı yolsuzluk dosyasıyla. Savcılık şimdi soruşturuyor, dokunulmazlığı kalktığı gün de Bakanın kendisi soruşturulacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmuş, teşekkür ediyorum.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Bal, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Canikli.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, ben de istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Olur mu böyle şey ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oy veren seçmenleri de çağırmanız lazım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir şey olamaz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Bal.

6.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, mensubu bulunduğu Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1997 yılında bankacılıkla ilgili kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Anayasa Mahkemesi bankacılıkla ilgili kanunu iptal ettikten sonra bankalar, bakkal dükkânı açılacak kadar basit bir prosedürle, bir dilekçeyle açılıyordu. İşte ondan sonra onlarca banka kuruldu.

Bu bankaların, 1997, 1998 tarihinde kurulanların isimlerini söylüyorum: EGS Bank, Citibank, Bank Ekspres, Bayındırbank, Atlas Bank, Okan Bank, Egebank, Etibank, Türkbank. Şimdi, bu bankalar hortumlamak için kurulmuştu, devleti hortumlamışlardı. Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu 57’nci Hükûmet, 1999 yılının Haziran ayında bu bankacılık sorununa ilk neşteri atmak üzere faaliyete geçti, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunu kurdu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nu kurdu ve bankacılığı hortumlama aracı olarak kullanan kişilerin üzerine oluşturduğu yasal düzenleme ile yürüdü, banka hortumlayan bakanları kulağından tutup Amerikalardan getirtip yargının önüne verdi. O dönemde 26 milyar dolarlık bir banka hortumu tespit edilmiştir. Bunun 18 milyar doları, yapılan bu düzenlemeyle, BDDK ve TMSF düzenlemesiyle geri alınmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz önce konuşan genç milletvekili arkadaşımızın belki bunlara yaşı müsait olmadığı için aklı ermeyebilir!

AHMET YENİ (Samsun) – Müsait, müsait.

FARUK BAL (Devamla) – Eğer bir iddiası var ise bu iddiayı ispat etmek mükellefiyetindedir.

AHMET YENİ (Samsun) – Rakamları söyle.

FARUK BAL (Devamla) - Ben de o dönemde görevli bir bakan olarak onun getireceği önergeye imza atmayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, teşekkür ediyorum.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, bu teşekkür olmadı. Müsaade edin, sözümüzü bitireyim.

KADİR URAL (Mersin) – Şeref yoksunu ilan ediyoruz şeref yoksunu!

BAŞKAN – Sayın Bal, her konuşmacıya iki dakika süre verdim. Sayın Bal, maksat anlaşılmıştır, teşekkür ediyorum.

KADİR URAL (Mersin) - Çıkarıp göstermezseniz şeref yoksunusunuz, hepiniz şerefsizsiniz!(x) (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bütün milletvekillerine  “şerefsiz” dedi, sözünü geri alsın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Gelsin, özür dilesin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.51


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan… (Gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri… Lütfen…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) - Mahkemeye gideceğiz!

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi üzerindeki görüşmeler yapılırken Mersin Milletvekili Sayın Kadir Ural’ın, bir sözü nedeniyle söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Ural. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir saniye sayın milletvekilleri… Bir saniye bir dinleyin, ondan sonra konuşun.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Öyle bir şey olur mu ya! Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

BAŞKAN – Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Kadir Ural’ın, sarf ettiği bazı sözlerinin maksadını aşan bir şekilde yanlış anlaşılması ve yorumlanmasından dolayı üzüntü duyduğuna ve “şerefsiz” kelimesi yanlış anlaşıldıysa özür dilediğine ilişkin açıklaması

KADİR URAL (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, hakkımızda söylenilen MHP’ye yönelik asılsız ve dayanaksız suçlamalara karşı bunları ispat mükellefiyetinin iddia ve itham sahiplerine ait olduğunu hatırlatırım. Şeref ve haysiyetlerle oynayanların bunu ispat etmeleri… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Ne söylüyor bu, özür dileyeceği yerde!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye…

KADİR URAL (Mersin) - …kaçınamayacakları bir ahlaki görev ve sorumluluktur. Sözlerimi bu anlamda söyledim. Maksadını aşan bir şekilde anlaşıldı ve yorumlandıysa bundan dolayı üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. (AK PARTİ sıralarından “Vay, vay, vay!” sesleri, gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum)  - Ne biçim adamsın sen!

KADİR URAL (Mersin) – Ayrıca…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye… Sonuçlanmadı.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Yazık! Yazık sana!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi…

KADİR URAL (Mersin) – Ayrıca, Sayın Genel Başkanımız “O dönem için dokunulmazlıkları kaldırın, bizi yargılayın.” dedi. Kaldırın dokunulmazlıkları hep beraber yargıya gidelim, hesaplaşalım. Beş yıl boyunca MHP’nin bakanlarının ve milletvekillerinin dokunulmazlıkları yoktu ve siz iktidardaydınız. Verseydiniz Yüce Divana her şey elinizdeydi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ural… Sayın Ural…

KADİR URAL (Mersin) - Hâlen yetki elinizde.

Devam ediyorum efendim (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, özür dilemeye davet edecek misiniz?

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Adam gibi özür dilesin!

BAŞKAN – Sayın Ural, lütfen Meclisin mehabetine yakışmayan ve İç Tüzük’te kaba ve yaralayıcı olarak belirlenen sözünüzden dolayı özür diler misiniz Sayın Ural, lütfen.

KADİR URAL (Mersin) – Devam ediyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfen özür diler misiniz Sayın Ural.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Devamı yok Sayın Başkan, özür dilesin.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, o zaman İç Tüzük’ü uygulatın!

KADİR URAL (Mersin) – Bu duygu ve düşüncelerle söylemiş olduğum “şerefsiz” kelimeleri, “İddiaları ispat etmezseniz” şeklinde değiştirilir ve tutanaklardan çıkartılırsa memnum olurum.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Hayır… Hayır…

KADİR URAL (Mersin) - İddiaları mahkeme kararlarıyla ispat ediniz diyorum, “şerefsiz” kelimesi eğer yanlış anlaşıldıysa özür diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ural.

KADİR URAL (Mersin) – Bu kadar basit. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sen en büyük şerefsizsin!

KADİR URAL (Mersin) - Sensin şerefsiz lan!

BAŞKAN – Lütfen Sayın Ural.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun.

KADİR URAL (Mersin) – Biz söyleyince özür diliyoruz da onlar söyleyince niye diletmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Ural, herkes için o söz Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna yakışmayacak sözdür, herkesin de özür dilemesi gerekir.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, 2 konuşmacı da Sayın Başbakanımıza hakaret içeren ifadeler kullanmışlardır. O çerçevede…

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeden buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce Sayın Osman Durmuş bir söz söyledi, ifade kullandı. Ben de aynısını söylüyorum, aynısını söylüyorum: Elinde bir iddiası olup da bu iddiasını yargıya intikal ettirmeyen -aynen ifadesi- namerttir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Var var, savcıya verdim, savcıya verdim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben de aynı şeyi söylüyorum: Sayın Başbakanla ilgili…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan verdim, savcıya verdim Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İster Çamlıca’daki iddia edilen villalarla ilgili ister oğlunun gemisiyle, gemi iddialarıyla ilgili.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ben savcılığa ilettim, on dört tane delili ben savcıya verdim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –Ne olursa olsun, hangi iddia olursa olsun…

ŞENOL BAL (İzmir) – Meclis soruşturması gerekiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Durmuş’un söylediği sözü aynen söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer elinde bir iddiası olan varsa ve bunu yargıya intikal ettirmiyorsa namerttir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis soruşturması açalım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

ŞENOL BAL (İzmir) – Denetlesin, denetim görevini yapsın Meclis.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır, yerinizden buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bir cümle lütfen.

BAŞKAN – Buyurun, açtım mikrofonu.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Başbakana hakaret kastının olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Başbakana hakaret kastım yoktur. Tutanaklara geçmesi için söylüyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapmayın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Arkadaşımızın sözüne ben de katılıyorum, kim burada hangi iddiayı ortaya koyuyorsa, özellikle İktidar Partisi için söylüyorum… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Mersin) – Kim koyuyor?

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) – Muhalefet de aynı şeyi yapıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çünkü belgeler ellerindedir. Onların arkasında durmalı, iddia ettiklerini ispat etmeli, yargıya götürmeliler, gerekiyorsa Meclis soruşturması açılmasına biz de imza vereceğiz. Bunu ifade ediyorum. Ama şunu tekrar ediyorum: Sayın Başbakana hakaret kastım yoktur. Gazetelere yansıyan bir hususu ben de burada dile getirdim.

Teşekkür ederim.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Meclis soruşturması açılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/361) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Teşekkür ediyorum.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım, söz istiyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Kabul edilmemiştir…

BAŞKAN – Kabul edilmemiştir, düzeltiyorum.

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – “Kabul edilmiştir” dediniz, tutanaklara geçti.

BAŞKAN – Cumhuriyet…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Poyraz, lütfen.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Lütfen dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Poyraz, Sayın Canikli grup adına konuştu, tamam. Lütfen Sayın Poyraz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) –  Hayır. Ben şahsım için söz istiyorum. Sorar mısınız?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Şahsına sataşma var.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinin eski bakanlarında grup adına konuşulduğu için söz vermedim. Lütfen oturur musunuz Sayın Poyraz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkanım, şahsım adına… Sayın Bal, kürsüden, kastederek şahsımın özelliklerini, tahkir edici, alay edici konuşmuştur.

BAŞKAN – Sayın Poyraz, konu anlaşılmıştır.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Hayır, anlaşılmadı.

BAŞKAN – Sözleriniz de tutanaklara geçti. Teşekkür ediyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, kimseyi çocuk yerine koymayın.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kimseyi çocuk yerine koyamazsınız, öyle bir şey yok!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kimseye çocuk muamelesi yapamazsınız, olmaz böyle bir şey!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- (10/20, 10/286, 10/441, 10/493) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                                       25.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 25.04.2010 Pazar günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Kemal Kılıçdaroğlu

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Üniversite Öğrencilerinin Sorunları Hakkında); (10/20), (10/286), (10/441) ile (10/493) esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurul’un 25.04.2010 Pazar günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde söz isteyen Rıza Yalçınkaya, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin, üniversite öğrencilerinin sorunlarının araştırılması ve çözüme kavuşturulması konusunda vermiş olduğu araştırma önergesinin gündeme alınmasına yönelik olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Gürültüler)

Sayın Başkan, Genel Kurulu sükûnete çağırır mısınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yalçınkaya.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz üzere bir ülkenin kalkınmasının iki temel koşulu vardır. Bunlar eğitimli nüfus ve teknolojik gelişmedir. Bu anlamda, nitelikli insan yetiştirme görevi verilen üniversitelerimiz, ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesinin belkemiğidir. Her yıl üniversiteye girmek amacıyla sınavlara başvuran yaklaşık 1,5 milyon gencimizden sadece 500 bini bir programa yerleştirilmekte, geriye kalan 1 milyonu ise yükseköğrenimden mahrum bırakılmaktadır. Hâlbuki, Anayasa’mızın 42’nci maddesi, devlete, halkın eğitim ve öğrenim ihtiyaçlarını karşılamayı en başta gelen ödev olarak vermiş ve kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını açıkça belirtmiştir.

Değerli arkadaşlarım, yükseköğrenimde çözüm bekleyen birçok sorunun olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Şu andaki sistem artık tamamen paralı eğitime dönük, devletin eğitimden yavaş yavaş elini çekmeye başladığı ve parası olmayanın eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakıldığı bir sisteme dönüşmüştür. Türkiye’de aileler çocuklarının üniversiteye hazırlık masrafları için her yıl yaklaşık 3 milyar TL para harcamaktadır. Milyarlar harcayarak ve birçok sınavdan geçerek üniversiteye yerleşmeye hak kazanan öğrencilerimiz, eğitimleri sırasında birçok sorunla baş başa kalmaktadır. Bu sorunların başında ekonomik, eğitim, öğretim, sosyokültürel ve psikolojik problemler gelmektedir. Yükseköğrenim öğrencilerinin içinde bulundukları bu sorunlarla eğitimlerini sürdürmeye çalışmaları, onların başarılarının önündeki en önemli engeldir. Bu nedenle devletin, üniversite öğrencilerinin sorunlarını artık tam anlamıyla tespit etmesi ve gerekli önlemleri alması zorunludur.

Yaşadığı şehrin dışındaki bir üniversiteye giden öğrencinin üniversiteye ilk adım maliyeti; harç ücreti, kayıt parası, yol, yurt, yemek, ders araç gereçleri, fotokopi, kitap masrafı derken çok büyük rakamları tutmaktadır. Bu tutar yurda yerleşemeyen öğrenciler için daha da artmaktadır. Yapılan araştırmalar öğrencilerin yarısının ayda 250 TL’den az bir gelirle geçinmeye çalıştığını, yetersiz beslendiklerini ve kötü koşullarda barındıklarını ortaya koymuştur. Yoksul ailelerden gelen, maddi imkânsızlıklar içerisinde olan öğrencilerimiz son derece yetersiz, 180 TL burs parasıyla geçinmek zorunda kalmakta, yarı aç yarı tok bir şekilde okullarına ve yaşama tutunmaya çalışmaktadır.

 Ülkemizde devlet tarafından öğrencilere sağlanan burslar yetersizdir. Öğrencilerimizin yurt problemleri çözümlenememiştir. Harçların yüksek olması da öğrencilerimizin en büyük problemlerinin başında gelmektedir. Hükûmet üniversite öğrencilerinin bu problemlerinin çözümü konusunda her eğitim-öğretim yılında birçok vaatlerde bulunmakta fakat bu vaatlerini çok çabuk unutarak yerine getirmemektedir. Eğitim sorumluluğunu omuzunda taşımak istemeyen Hükûmet anayasal görevini unutarak çözümü paralı eğitimde bulmakta ve eğitimde özelleştirmeye doğru hızla ilerlemektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu durum çok üzücü ve ülkemiz adına çok acı bir tablodur. Hükûmetin eğiteme verdiği önem bütçesiyle, istatistiki verileriyle, araştırma raporları ve öğrenci problemleriyle maalesef artık utanılacak bir duruma gelmiştir. 2006-2007 eğitim yılında Kredi ve Yurtlar Kurumuna barınma imkânlarından yararlanmak için 197 bin öğrenci müracaat ederken Kredi ve Yurtlar Kurumunun boş yatak sayısı 88 bin olup öğrencilerin barınma ihtiyacının karşılanma oranı yüzde 45 olmuştur. Kalacak yurt bulamayan öğrencilerimiz cemaat ve tarikatların yurtlarına mahkûm edilmekte, âdeta onların kucağına bırakılmaktadır. Bu üzücü durum devletimizin bir ayıbıdır. Devletimizin yurt yapmaya harcayacak hiç kaynağı yok mudur?

Değerli milletvekillerim, 2002-2010 arasında devletin 35 milyar TL’lik kaynağı TOKİ’ye aktarılmıştır. TOKİ’ye aktarılan bu kaynağın onda 1’i üniversitelerin yurt sorununu çözmek için harcanmış olsa idi bugün ülkemizde yükseköğretimde okuyan öğrencilerimizin barınma sorunu tamamen çözülmüş olurdu. Maalesef, ülkemizde devletin sorumluluğunda olması gereken eğitimin yükü öğrencinin ve ailelerin sırtındadır.

Öğrencilerimize devlet tarafından aylık 180 TL öğrenim kredisi verilirken yine devlete ait yurtlarda aylık en az 90 TL yatak ücreti ve 120 TL yemek ücreti alınmaktadır yani verilen krediden 30 lira fazlası öğrenciden alınmaktadır. Yatak ücreti 2002 yılında aylık 25 TL iken AKP Hükûmeti bu ücreti yüzde 300’den fazla artırarak 90 TL yapmıştır. Bu ülkede enflasyon son yedi yıl içerisinde yüzde 300’ün üzerinde artmış mıdır? Nedir bu vicdansızlık? Hâlbuki, olması gereken, sosyal devletin görevi olarak öğrencilerimizin barınma ve yemek ihtiyaçlarının devlet tarafından ücretsiz karşılanmasıdır. Yurtlarda yemek ve yatak ücretsiz olsaydı şu an için yurtlarda kalan 230 bin öğrenci için bunun devlete bir yıllık maliyeti toplamda yaklaşık 484 milyon TL olurdu. Devlet gençlerimiz için bu parayı ödese ne olur? Makroekonomideki bütün dengeler altüst mü olur? Ülkenin mali dengesi mi bozulur? Eğer 480 milyon TL’lik harcama mali dengeleri bozuyorsa, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edildiği üzere, 2004 yılında İstanbul ve İzmir’de devlete ait yedi arsanın TOKİ tarafından gerçek değerinin en az 773 milyon TL altında bir değere özel şirketlere verildiğinde mali dengeler bozulmadı mı? Sadece Oymapınar Barajı’nın satışıyla bu gençlerimize vermeye kıyamadığımız 470 milyon TL’nin 7-8 katını tek bir şirkete aktarmadınız mı? O zaman mali dengeler bozulmadı mı? Tekelin bir fabrikasını satarken devleti 700 milyon lira zarar ettirmediniz mi? O zaman bu dengeler bozulmadı mı? Bunlar gibi yüzlerce örnek var.

Değerli arkadaşlar, korkmayın, gençlerimizin yükseköğrenim sorunlarını çözmek amacıyla harcayacağınız 484 milyon TL ile kamu mali dengesi bozulmaz. Yurtlarda her şey ücretsiz olsa da gene bu devlete hiçbir şey olmaz. Ülkemizin asıl mali dengesini bozan halkımızın bir vampir gibi kanını emen, göz yumulan yolsuzluklardır. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Onu söyleme, kızarlar.

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Tamamlıyorum.

Bu ülkede yolsuzluklar sonucu üç beş firmaya aktarılan milyarlarca TL’lik kaynağın yüzde 1’ini yurtlarda kalan 230 bin genç için harcasaydınız bu öğrencilerin ve ailelerinin yaşadıkları sıkıntılar sona erebilirdi, öğrencilerin hayatında çok şey değişirdi. Böylelikle öğrencilerimizden ve onların ailelerinden alacağınız hayır dualarıyla bu ülkeye ve bu ülkenin güzel insanlarına karşı işlemiş olduğunuz günahlardan bir ölçüde belki de kurtulmuş olurdunuz.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken yaklaşık 3 milyon üniversite öğrencimizin, yani geleceğimizin güvencesi gençlerimizin sorunlarının çözümüne yönelik, gündelik siyasi çıkarlardan uzak politikalar ortaya konularak bu konuya yeterli kaynak aktarılmasını temenni ediyor, önerimize destek vermenizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalçınkaya.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen, Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, artık gelenek hâline geldi çünkü burada söz alabilmek için olağanüstü bir çaba sarf ediliyor. Otuz kırk önerge arasında kura çekilmek suretiyle söz alabiliyoruz.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Tayfun Bey, bari bunu siz söylemeyin. Günde 10 defa konuşuyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşım, ne olur. Yani, bu gerçekten... Bakın, Sayın Grup Başkan Vekilinizle birlikte oradaydık. Yani muazzam bir mücadele veriliyor.

Şunu söyleyeyim: Değerli arkadaşlarım, AKP’nin gündemi ile Türkiye’nin gerçek gündemi birbirine tamamen zıt.

Değerli arkadaşlarım, mutfak yanıyor. Tencereler kaynamıyor. Kaynıyorsa da acaba “Et mi kaynıyor, dert mi kaynıyor.” diye bir atasözü var. Türkiye’de, değerli arkadaşlarım, mutfaktan bir duman çıkıyorsa, o yanan dert, dert; derdin dumanı.

Şimdi, üniversite gençliğinin sorununu konuşuyoruz. Eğer bir ülkede işçisi, memuru, esnafı, tüccarı, sanayicisi, çiftçisi, çok ciddi sıkıntılar içindeyse, hayvancılık yapılamıyorsa, tarım yapılamıyorsa, fabrikalarda üretim yapılamıyorsa ortada kazanç yoktur. Kazanç yoksa o grubun çocukları, üniversitede okuyan çocukların durumu nasıl olur? İçler acısı olur. Geçen konuşmamda söyledim, birçok çiftçi arıyor, üniversitede okuyan çocuklarına 50 TL gönderemediğini söylüyor. Düşünebiliyor musunuz, o üniversitede okuyan çocukların hangi hâl içinde olduğunu düşünebiliyor musunuz? O çocuklar analarından, babalarından para isteyemiyorlar çünkü analarına, babalarına, evlerine haciz gelmiş, icra gelmiş.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin gerçekten gündemi bu ama biz artık, sabahlara kadar… Bugün sabah saat iki buçukta bitti Meclis, tekrar burada çalışıyoruz. Sabahlara kadar bir Anayasa maratonu başladı, AKP’nin dayatmasıyla. Çok ilginçtir, vatandaşlarla konuştuğumuzda, bu Anayasa değişikliğiyle memurlara, emeklilere maddi katkı sağlanacağı şeklinde de yalanlar Türk halkına bir şekilde empoze edilmeye çalışılıyor. Değerli arkadaşlarım, değerli vatandaşlarım; bu yalan. Şu Anayasa Teklifi’nin içinde memurlara, işçilere para verecek, onların ekonomik durumunu iyileştirecek hiçbir şey yok, buna inanın, bunu yaşayarak görün.

Bakın, dün gece, bu getirilen teklifin bütün maddelerinin birlikte oylanmasına dair bir hüküm var. Değerli arkadaşlarım, birbiriden ayrı, birbirinden farklı olan konularda Anayasa’yı aynı teklifte oylamak Anayasa’nın 175’inci maddesine aykırı. Anayasa’nın 175’inci maddesi 1987 yılında değişti ve orada, birbirinden farklı olan konuların ayrı ayrı oylanması kararlaştırıldı. Bunu nereden söylüyorum? Bunu kafamdan atmıyorum. Bakın, elimde, tekrar söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi var; Birleşim 103, Oturum Bir. Adalet Bakanı Oltan Sungurlu hükûmet adına söz alıyor, aynı zamanda teklif sahibi, önerge veriliyor. Orada, tekrar, okuyorum, şunu söylüyor: “Yapılan değişiklikler farklı farklı hususlarda ise vatandaşa hepsine birden oy vermek mecburiyeti tanımamak için, tercih imkânı kullanılabilmesi için biz bu değişikliği yaptık.”

Bugün size yeni bir şey söylüyorum, tutanaklara geçsin: Bu dosya Anayasa Mahkemesine gittiğinde çok saygıdeğer raportörler ve üyeler bunu yapsın.

Peki, 1987’de bu yapıldı da uygulama nedir? Evet, size uygulamadan iki örnek: Tarih 23 Temmuz 1975, 4121 sayılı Anayasa değişikliği hakkındaki Yasa Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüyor. Başlangıç dâhil on beş maddesi görüşülüyor. Birbirinden farklı hükümlerin şayet halk oylamasına sunulması gerekiyorsa bunun farklı farklı oylanmasına karar veriliyor. Ama bir de 13/8/1999 tarih, 4446 sayılı bir Kanun da burada. Bu da Anayasa değişikliği. Ben o zaman burada Anayasa Komisyonu üyesiydim, milletvekiliydim. Hatırlayın, tahkim tartışılmıştı, uluslararası tahkim, özelleştirme, devletleştirme. Farklı üç maddeden birinin ayrı olarak halk oylamasına sunulmasına, iki maddenin ayrı… Çünkü, özelleştirmeyle tahkim ayrı konulardır, çocuk hakları ayrı konulardır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, dün bir örnek verdim. AKP’li bir arkadaşımız laf attı, “Örneğin yanlış.” dedi. Ben dedim ki: “Şeker hastasına tutup da kalp hastasının veyahut başka bir hastanın ilacını verirseniz tedavi etmez, öldürürsünüz.” Arkadaşım itiraz etti.

Bakın, başka bir örnek vereyim: İlacın azı sağlık getirir -o hastalığınızla ilgili olsa dahi- fazlası ölüm getirir, ölüm. Yani, burada sendikal haklarla ilgili bir konuyu bir taraftan oylarken bir taraftan parti kapatmayı oylarsanız birisi şeker hastasına iyi gelir, birisi kalp hastasına iyi gelir; ha, o da hastalığı varsa. Hastalığı olmayan insana başka hastalıkların ilacını verirseniz o hastayı öldürürsünüz.

Değerli arkadaşlarım, burada, tabii, bu görüşmeler yapılırken değişik birtakım şeylerden söz ediliyor. Değerli Hasip Kaplan burada olsaydı, keşke dinleseydi. Geçen gün bu Anayasa turlarında “Kan nakli verdik.” diyor Sayın Hasip Kaplan, “AKP’nin bu taslak için iki ünite kana ihtiyacı varmış, biz beş ünite kan verdik.” dedi. Okumuşsunuzdur gazetelerde.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – O siyaset gereği bir ironi idi. Onu kullanmanın gereği yok.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İroni, biliyorum, ben de ironi yapacağım. Eleştiri anlamında söylemiyorum, çok güzel bir ironi yapmış, ben de onun devamını getireceğim.

Değerli arkadaşlarım, kan nakillerinde eğer uygun kan vermezseniz o hastayı öldürürsünüz. Yani Rh+ A ise hasta, siz kan verirken sizin kanınızın da Rh+ A olması lazım. Eğer, kan uyuşmazlığı varsa hastayı öldürürsünüz; değil mi? Onu anlatmaya çalışıyorum ironi olarak.

Şimdi, şu Anayasa taslağına bakıyorum: Barış ve Demokrasi Partisindeki arkadaşlar kan nakli yaptılar, peki niye yaptılar? Bu birbiriyle farklı konularda çünkü sizi ilgilendiren, hoşunuza giden maddeler var, hoşunuza gitmeyen maddeler var, benim de bu taslak içinde hoşuma giden maddeler var, hoşuma gitmeyen maddeler var. E, peki arkadaş, siz farklı farklı konuları buraya ayrı ayrı getirirseniz,  bu kadar birbirimizi yormamıza, tansiyonun yükselmesine gerek kalmayacak. Kaldı ki, bu benim bir arzum değil, bu, Anayasa’nın ruhu. Anayasa’nın ruhu… Kanunlar yapılırken neden madde ve madde gerekçeleri yazılır? İleride bu, kanunlaştığı zaman bunu uygulayan hâkimler, yargıçlar, avukatlar “Ya, bu insanlar neyi amaçlamışlar?” diye bakmaları gereken gerekçelere bakarlar, Anayasa Komisyonundaki tutanaklara bakarlar, teklif sahibinin, Hükûmetin, Komisyonun bu konudaki düşüncelerine bakarlar, o da yetmez, Genel Kuruldaki benim yaptığım konuşmaya, sizlerin yaptığınız konuşmaya bakarak kelime anlamında bulamadıkları olayı yasanın ruhunda ararlar.

İşte, Anayasa’nın 1987’de 175’inci maddesindeki olay budur. Anayasa 175’i değiştirmeden, Anayasa 175 burada olduğu sürece, Anayasa’nın 175’inci maddesini görmezden gelerek böyle bir iş yaparsanız, bu nereden döner değerli arkadaşlarım? Anayasa Mahkemesinden döner. Döndüğü zaman da, ne olur Anayasa Mahkemesine saldırmayın. Onlar sizin yaptığınız, bizim yaptığımız Anayasa’yı uygulamakla yükümlü. Siz Anayasa’yı değiştirmeden Anayasa’yı rafa kaldırmaya kalkarsanız, kendi içimizde çelişkiye düştüğümüz gibi dünyaya da rezil oluruz.

Bakın, burada görüşeceğiz, Anayasa’nın 145’inci maddesini değiştirmeye kalkıyoruz. Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 145’inci maddesi askerî yargıyla ilgili. Şimdi, biliyorsunuz, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda bir gece yarısı önergesiyle değişiklik yapıldı, Anayasa Mahkemesi mevcut Anayasa’ya göre bunu iptal etti, yürürlüğünü durdurdu. Şimdi, biz Anayasa 145’i değiştirmeye kalkacağız, ama değiştirmeden, Türkiye’de hukuk dışı uygulamalar yapılıyor. Onu anlatmaya çalışıyorum. Elimizdeki Anayasa’ya sadık kalmak durumundayız. Anayasa’ya göre yemin ederken de Anayasa’ya sadakat yemini ettik. Evet, bizim gücümüz var Anayasa’yı değiştirmeye ama neye göre, bizi sınırlayan olay nedir? Bizi sınırlayan olay, elimizdeki Anayasa’dır; iki, içtihatlardır, yüksek yargı organlarının kararlarıdır. Bir, Anayasa Mahkemesi eğer Anayasa’ya uygunluk denetimi yapıyorsa, bu hak onların hakkıysa -ki hakkı- iki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa 90’a göre uluslararası sözleşmeler, devletler arasında yapılan sözleşmeler yasa üstü.

Değerli arkadaşlarım, bunu her seferinde sizlere özellikle belirtmek istiyorum, yine dün akşam söyledim. Eğer yasa koyucunun meramı başka bir şey olsaydı derdi ki: “Değişikliğin tümü birden mi yoksa bölümler hâlinde mi yoksa maddeler hâlinde mi oylanacağına Türkiye Büyük Millet Meclisi karar verir.” Ama öyle dememiş. Ne demiş? Kelime anlamı “Hangilerinin birlikte, hangilerinin ayrı ayrı oylanacağı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kararlaştırılır.” demiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, sizlerden rica ediyorum, biz farklı ülkelerin parlamentolarında çalışan insanlar değiliz, aynı ülkenin çocuklarıyız. Bakın, dün, Çanakkale kara savaşlarının 95’inci yıl dönümüydü. Avustralya Valisi, Başbakanı Çanakkale’de törenlere katıldı. Bakın, yıl 1915. Dün, Taksim’de başka başka şeyler konuşuluyor. Bir yurt işgal ediliyor emperyalistler tarafından; bir tarafta, Doğu cephesinde Ruslar işgal etmiş, bir tarafta, Çanakkale’de bir başkaları işgal etmiş, İstanbul düşman işgali altında, her taraf işgal altında ve bu ülkenin vatan evlatları vatan savunmasında işgalcilere karşı, emperyalistlere karşı ama bu ülkede dün başka başka şeyler, kardeşleri birbirine düşürecek oyunlar oynanmaya başlıyor. Aklımızı başımıza toplayalım. Bu ülke bizim ülkemiz. Biz bu ülkenin insanlarıyız, kardeşiz. Biz barış içinde yaşamak durumundayız ve iyi şeyler üretmek durumundayız, tüketmek değil. Tükete tükete ülke ne hâle geldi hep birlikte görüyoruz. Daha çok üretmeliyiz diyorum, daha çok paylaşmalıyız diyorum ve teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Beytullah Asil, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gençler ne istediğini biliyor; gençler, kendilerini geliştirmek istiyor ve kendilerini geliştirebilmeleri için bizden ortam ve fırsat istiyor; gençler, bir araya gelmek, tanışmak ve birbirine güvenmek istiyor; gençler, katılmak, söz söylemek ve sorumluluk almak istiyor; gençler, ne istediğini biliyor ve bizden de devlet olarak vecibelerimizi yerine getirmemizi bekliyor.

Ülkemizde, gençlik, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak daima gündemimizde. Ülkemizin genç nüfusu ve potansiyel gücü, gençliğin sürekli gündemde olmasının temel nedenidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki bir yerde sorun varsa, çözüm, o sorunun farkına varmakla başlar. Sorunların tümünü içine alan bir bakış açısıyla meselenin doğru bir şekilde ortaya konulması ve olası farklı çözüm önerilerinin tartışılması ise çoğu zaman en iyi çözüm seçeneğini ortaya çıkarır. Bütün bu nedenlerle, en iyi çözüm seçeneğini ortaya çıkarmak, meselelerin doğru bir şekilde ortaya konulması ve farklı çözüm önerilerinin tartışılmasına zemin hazırlamak gayesiyle Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Toplum Gönüllüleri Vakfının “Üniversite Gençliğinin İhtiyaçları Araştırması” adı altında yayımlandığı bir araştırmada gençler sorunlarını nasıl ortaya koyuyor:

“Üniversite öğrencilerinin sosyalleşmesinin önünde, örgütlenme başta olmak üzere, ciddi yönetsel engeller var. Öğrencilerin bir araya gelmesini sağlayacak kolaylıklar maalesef bizlere sağlanmıyor.” diyorlar.

“Pek çok yerleşim biriminde sosyal hayat imkân ve ortamları yok, var olan az miktarda imkân ise gençlerin yararına sunulmuyor, hizmet ve kolaylıklar gençler gözetilerek düzenlenmiyor, gençlerden yararlanma öne çıkarılıyor.”

Akademik imkânsızlıkları sıralarken de kaynak azlığı öne çıkıyor ancak gelişigüzel bir bolluktan çok, kendini geliştirme ve kendi kendine öğrenmenin desteklenmesi gerektiğini ifade ediyorlar.

Eğitim ve öğretim yönetimi noktasında, yönetimle öğrenci arasındaki mesafe, öğrencilerin temel adalet duygularını zedeleyecek kadar uzak. Kaynaklar öğrenci ihtiyaç ve koşullarına göre düzenlenip yönetilmiyor. Yönetim bu konuda bir endişe de maalesef taşımıyor.

Öğrenci koşullarına uygun barınma hizmeti sunulmuyor, yapılmıyor, barınma hizmetleri, barınacak kişilerin ihtiyaçlarından çok, yönetimin anlayışını yansıtacak şekilde hayata geçiriliyor.

Yurt imkânları ve yurt hayatı hakkında görüşleri de şöyle: Kaynak ve imkânlar az ancak bu az olan kaynak ve imkânların da bu kaynak ve imkânlardan yararlanacaklar gözetilmeksizin kullanıldığını ifade ediyor.

Yurtlar, asgari insani şartlara sahip değil, var olan şartlar onur kırıcı. Sınırsız kaynaklar değil, insani şartlar ve kendisini geliştirme düzenlemelerine ihtiyaç var. Yerleşkeler plansız, düzensiz, temel hizmetler eksik veya koordineli değil, konumlama kötü. Yerleşke uygulamaları öğrencilerin ihtiyaçlarını gözetmeden yürütülüyor. Araç ve yol eksiklikleri had safhada. Üniversite içi ve dışı ulaşımda, gençler hiç yokmuş gibi uygulamalar yapılıyor.

Gençler, sadece ekonomik girdi olarak düşünülüyor. Öğrenim hayatının koşullarına uymayan ulaşım, erişim ve koordinasyon zorlukları öne çıkıyor. Sağlık güvencesi kapsam ve uygulamaları yetersiz. Üniversite gençliğinin beslenme ihtiyaçları karşılanmıyor. Beslenme hizmetleri, sadece beslenme mekânlarının varlığıyla sağlanmış kabul ediliyor. Pahalılığa ek olarak kalite, temizlik, hijyen gibi, en önce sağlanması gereken koşullar maalesef sağlanmıyor.

İhtiyaçların karşılanmadığı noktalarda düşük maddi gelir düzeyi bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Hak, eşitlik, adalet ve insan hakları arasında temel eksiklikler açıkça hissediliyor ve zaman zaman, ihtiyaçların merkezinde yer alıyor. Gençliğin sahip olduğu imkânlar yetersiz ancak mesele sadece bunlarla da ibaret değil. Mesele, bu imkânların rasyonel olmayan uygulamalarla kullanılması. Rasyonel olmayan yaklaşımların kaynağı, eldeki imkânların tasarlanmasından tüketilmesine kadar hiçbir aşamasında gençliğin fikrinin alınmaması, gençliğin kendine özgü koşul ve özelliklerinin hesaba katılmamasıdır. Gençliği hesabın dışında tutmak, gençleri gelişmemiş nitelikleriyle baş başa bırakmaktır. Yüksek sesle söylemese bile, geri kaldığının, geride ve yalnız bırakıldığının farkındadır.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, gençlerin kendilerini ifade etmekte zorlandıkları, üniversite tahsilleri boyunca karşılaştıkları sıkıntıları, gençlerin kendi ağızlarından ifadeleri.

O hâlde, ortada bu kadar çok genç kendini yalnız hissederken, gençler kendilerini imkânsızlıklar içerisinde hissederken, gençler kendilerine fırsat eşitliğinin tanınmadığı noktasında birleşmişken, hemfikirken bize düşen görev de bu gençlerin önümüze koyduğu çözümsüzlüklere çözüm bulma noktasıdır. Onun için de bu tür araştırma önergeleri bu yüce Meclisin önüne çıkmış bir fırsattır. Bu araştırma önergelerini bir suçlama aracı olarak, bir gündemi saptırma aracı olarak, gündem değiştirme aracı olarak kullandığımızı ifade eder ve o yaklaşımla burada oy kullanırsanız bu fırsatları kaçırmış oluruz.

Geçen, Yükseköğrenim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde konuşurken de ifade ettim. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 16-24 yaş arası 12,8 milyon genç var. Bu gençlerin yüzde 30’u çalışıyor, yüzde 30’u okuyor, yüzde 40’ı ise ne çalışıyor ne de okuyor; 16 ile 24 yaş arasındaki 5,1 milyon gencimiz ne çalışabiliyor ne okuyabiliyor.

İşte, bu bir fırsat, bu araştırma önergeleri önümüze çıkmış büyük bir fırsat. Bunu, muhalefetin Türkiye Büyük Millet Meclisini çalışmaya teşvik etme noktasında, gençlerin meselelerini çözme noktasında, bu çözümü yakalama noktasında bir fırsat olarak görüp ve bu fırsatı sunan muhalefete de teşekkür etmek suretiyle, olumlu oy vermek suretiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Asil, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

BEYTULLAH ASİL (Devamla) – …bu araştırma önergelerinin ve bu araştırma önergelerinin ortaya çıkartacakları çözüm önerilerini yüce Meclisin önüne getirdiklerinde işte o zaman gençlerimizin önünü açacak güzel işleri yapmış oluruz. Gençlerimizin önünü açmak demek, ülkemizin önünü, milletimizin önünü, dünya insanlığının önünü de açmak demektir. O nedenle sizleri bu önergeye destek vermeye davet ediyor, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu önergeyi destekleyeceğimizi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Asil.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Kerem Altun, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Altun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEREM ALTUN (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarıyla ilgili grup önerisinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlk önce, eğitimi ve yükseköğretimi  konuşacağımıza göre, mümkün olduğu kadar pedagojik ve akademik yaklaşımla konuya bakmak lazım. İlk önce, neden yükseköğretim önemli, neden eğitim önemli? Bunun hiç tartışması yok. Bu ülkenin nüfusunun yüzde 50’si yirmi sekiz yaşın altında. Dolayısıyla eğer biz bu nüfusu çağın bilgi ve becerisiyle donatırsak, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilirsek, başvurduğumuz ve nüfusu gittikçe ihtiyarlayan Avrupa karşısında bu bizim için çok önemli bir avantaj olacaktır. Dolayısıyla, muhalefetin eğitimle ilgili bu konudaki hassasiyetinin bir belirtisi olarak böyle bir önergeyi getirmelerini de önemsiyoruz doğrusu.

Ülkeler, kendi yükseköğretim sistemini ve bu sistemleri oluşturan kurumların, millî ihtiyaçları dikkate alarak, ulusal kalkınmaya etkin bir biçimde katkıda bulunulmasına yardımcı olacak önlemleri almak zorundadır. Hükûmetimiz, genç bir nüfusun ihtiyaç ve talebini karşılayabilmek amacıyla yükseköğrenimi nitelik ve nicelik yönünden desteklemektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi, sekiz yıldır iktidardadır ve bu dönemde Türkiye’yi her alanda ileriye taşıyacak, insanımızın refahını, huzurunu artıracak birçok hizmete imza attı. Eğitimi en önemli alanlarımızdan biri olarak belirledik. Merkezî bütçeden en büyük payı ilk defa eğitime ayırdık. 2002 yılında 7,5 milyar TL olan Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini 2010 yılında 28,24 milyar TL’ye yükselttik ve böylece 2002’ye göre yüzde 278’lik bir artış sağladık. Buna paralel olarak, 2002 yılında 2,5 milyar TL olan yükseköğrenim bütçesini yüzde 275 artırarak 9,4 milyar TL’ye çıkardık.

Değerli milletvekilleri, üniversite öğrencilerinin 2003 yılındaki birtakım bilgileri rakamlarla vermek istiyorum: 2003 yılında 45 TL olan kredi miktarı, 2010 yılında yüzde 344 artışla 200 TL’ye ulaşmıştır. Yüksek lisans öğrencileri, bunun 2 katı, 400 TL almaktadır. Doktora öğrencilerine ve amatör millî sporcu olan öğrencilere 600 TL burs ödenmektedir. Bakınız, 2003 yılında 451 bin öğrenciye burs, kredi verilirken, bugün 2010 yılında kredi alan öğrenci sayısı 960 bine ulaşmıştır. 2003 yılından itibaren, isteyen her öğrenciye durumuna göre burs veya öğrenim kredisi verilmektedir.

2003 yılında 188 bin olan yurt kapasitesi bugün itibarıyla 230 bine ulaşmıştır. 2003 yılından itibaren 50.387 yatak kapasiteli 130 adet yurt blok hizmete girmiştir. 2010 yılından itibaren yatırım programına devam edilen 79 adet, 60.150 yatak kapasiteli yurt projeleri bulunmaktadır. Bunlardan 16 bin kapasiteli 20 adet yurt önümüzdeki öğretim dönemi hizmete girecektir, diğerleri ise inşaat ihalesi ve sözleşme aşamasındadır.

Değerli milletvekilleri, verilen önerge önemlidir, biraz önce söyledim. Ancak önemli bir başka konu da Meclisimizin gündemindedir. Anayasa’nın kısmi değişikliğini yapıyoruz. Elbette yeri geldikçe, bizim de önemsediğimiz bu konu enine boyuna tartışılacaktır. Millî Egemenlik Haftası’nda görüştüğümüz Anayasa değişikliği bize 1920 yılındaki Birinci Kurucu Meclisi hatırlatmaktadır.

Müsaadenizle, örneklik bakımından biraz da Birinci Kurucu Meclisten bahsetmek istiyorum. O günlerin zor şartları içinde, bugün duvarında her gün birkaç kez okuduğumuz “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” düsturunun yazıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. O Meclis ki, bunca iş arasında 1921 Anayasası’nı hazırladı hem de Polatlı’da düşmanın top sesleri yankılanırken.

Değerli arkadaşlar, Birinci Meclisin üyeleri çeşitli tabakalardan gelmiş insanlardı. Aralarında hacılar, hocalar, gazeteciler, idareciler, köylüler, esnaflar, elçiler, yüksek rütbeli subaylar, fikir adamları vardı. Kılık kıyafetleri farklıydı, giyinişleri, zevkleri, hayat telakkileri farklıydı. Kimisi çarıklı, kimisi sarıklıydı, kimisi setre pantolonlu, kimisi şalvarlıydı; kimisi fes, kimisi kalpak, kimisi kasket, kimisi sarık taşıyordu. Kimisi Konya’dan, kimisi Cebelibereket’ten, kimisi Karesi’den, kimisi Erzurum’dan, kimisi doğudan, kimisi batıdan geliyordu. Bütün bu rengarenk, çeşit çeşit insanları birleştiren tek bir emel vardı: Vatanın ve milletin kurtulması. Hepsinin ideali, ihtirası, heyecanı buydu. Düşünceleri ihlas, kalpleri hamiyet doluydu. Cesurdular, inandıkları dava için dünyaya kafa tuttular. Nereleri varsa verdiler, neye inandılarsa onu söylediler. Eğilmediler, ezilmediler. Hak dediler, yürüdüler arkalarına bakmadan.

Birinci Meclis, milletimizin yiğit sesidir. Birinci Meclis, heyecanın, vatan sevgisinin mabedidir. Birinci Meclis, feragatin, fedakârlığın sembolüdür. Her şeyden önce, inandıkları için başardılar. Bu başarı, bu zafer, doğunun pek çok milleti için de kutup yıldızı olmuş ve mücadele yollarını aydınlatmıştır. Milletimizin istikbali için aynı ruh, aynı inanç ve aynı heyecanla görev yapan bu gazi Meclisimizin saygıdeğer milletvekillerinin de bu Millî Egemenlik Haftası’nda daha özgür, daha demokrat bir Türkiye için yoğun mesai harcadıklarına tanıklık ediyoruz, tarih tanıklık ediyor milletimizin ihtiyaç ve taleplerini karşılayacak daha sivil bir anayasa için.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemiz geçmişte büyük travmalar yaşadı. Artık hükûmetlerin, partilerin, demokrasinin ve özgürlüklerin yasaklandığı dönemleri tarihin karanlığına bırakalım, hukuk ve adaletin ileri standardı için adımlar atalım. Bildik ezberlerden, millî iradeye vurulmak istenen prangalardan bir bir kurtulalım. Muhteşem maziyi muhteşem geleceğe bağlayacak sözden, sevgiden köprüler yapalım. Aziz milletimizden alacağımız ilham ve güçle aydınlık geleceğimizi birlikte inşa edelim. Demokrasinin nimetlerinden birisi olan eşitliği, kantarı kanun olan, kantar topu da ehliyet, hizmet, seçkinlik ve şahsiyet olarak belirlenen hakka ve adalete dayalı bir eşitlik için çaba sarf edelim. Unutmayalım ki demokrasi ancak bir hukuk devletinde yaşar, hepimize de lazımdır.

Bugün yüce Meclisimizin huzuruna gelen kısmi Anayasa değişikliği, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bölümleri evrensel standartlara uygun, cumhuriyetimizin temel nitelikleri korunarak devlet yönetiminin esas hükümlerine yer veren, kuvvetler ayrılığı prensibi dikkate alınarak yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında ilişkiler açık, net ve anlaşılır bir biçimde hazırlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altun, lütfen tamamlayınız.

KEREM ALTUN (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde oy kullanacağımızı belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Doğru, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bir söz talebiniz var, buyurun.

Bir dakikalık süre veriyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, okullarını bitiren öğrenciler iş bulamadıkları için almış oldukları öğrenci kredilerini ödeyemediklerinden Hükûmetin bu kredi borçlarında bir iyileştirme yapması gerektiğine, kredi miktarının artırılmasına ve imkânı olmayan öğrencilerin yurtlarda ücretsiz kalmasına ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Üniversite gençliği okumak istiyor, barınmak istiyor, kredi ve burs almak istiyor. Bunların yanında da özellikle son zamanlarda, okullarını bitiren öğrenciler iş bulma umuduyla her tarafa doğru yöneliyor. Hükûmetin, acil olarak, okumuş olan gençlerimize iş bulması gerekiyor. Özellikle de almış oldukları öğrenci kredilerini iş bulamadıkları için de geri ödeyemiyorlar. Bundan dolayı da Hükûmetten bu kredilerin borçlarında bir iyileştirme yapılmasını, faizlerin silinmesi noktasında çalışma yapılmasını istiyorlar.

Ayrıca, üniversitede okuyan öğrencilerimizden bazıları çok zor imkânlar içerisinde okumalarından dolayı da öğrenci yurtlarında ücretsiz kalmayı ve kredi miktarının da artırılmasını bekliyorlar.

Bunları dile getirmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğru.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Bu arada yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Hamzaçebi, Sayın Kaptan, Sayın Selvi, Sayın Özdemir, Sayın Baratalı, Sayın Keleş, Sayın Barış, Sayın Köktürk, Sayın Yalçınkaya, Sayın Arıtman, Sayın Güner, Sayın Köse, Sayın Ersin, Sayın Dibek, Sayın Öztürk, Sayın Coşkuner, Sayın Meral, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Ünsal.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (10/20, 10/286, 10/441, 10/493) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 25/4/2010 Pazar günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.01
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde teklifin 15’inci maddesinin oylaması tamamlanmıştı.

Şimdi, 16’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her hâlde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’ya aittir.

Sayın Baratalı, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun değerlendirmelerini sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Sizleri grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, anayasalar 1215’te Manga Carta Libertatum ile başlar diye biliriz. İngiltere’de ve bunun ardılları bütün ülkelerde anayasalar, çoğunlukla iktidarın, monark’ın, padişahın, sultanın, yani yetki kullananların, muktedir olanların yetkilerinin yönetilenler adına sınırlanması için yapılır.

Anayasalar daha çok içlerinde temel hakları, özgürlükleri barındırırlar ve yine anayasalar, bunların kullanılmasını güvence altına alırlar. Gerçi Sayın Burhan Kuzu “yüz elli yıl” diyor Türkiye’nin anayasal geçmişine, ben aynı şekilde düşünmüyorum; çünkü Senedi İttifak’ı unutuyor. Senedi İttifak’ın 1808 yılında olduğunu düşünürsek, Türkiye’de de anayasal geleneğin an az iki yüz yıl olduğunu söylemek durumundayız. Senedi İttifak, Tanzimat, Islahat fermanları, Birinci Meşrutiyet Anayasası, 1908 İkinci Meşrutiyet Anayasası, Ankara Hükûmetinin yaptığı 1921 Anayasası, onun arkasından gelen cumhuriyet anayasaları; 24 Anayasası, 61 ve 82 anayasaları. Yani Türkiye’de önemli bir anayasal geleneğinin ve bir tabanın olduğunu söylemek durumundayız.

Anayasalar toplumun bütün ihtiyaçlarını kapsarlar. Oysa, değerli milletvekilleri, bizim düzenlemelerimizde anayasalar, toplumun devlet için tanzim ettiği bir yetki beratı olmak yerine, devletin topluma çizdiği hadleri gösteren bir vesayet belgesi mahiyetindedir. Bunu, 1982 Anayasası’na “hayır” demekten üç ay hapse mahkûm olan bir milletvekili arkadaşınız olarak da söylüyorum. Türkiye’de anayasalar vesayet anayasalarıdır.

Yine Türkiye’de anayasalar gücü elinde bulunduranlar tarafından yapılır.  “Güç bendeyse ben yaparım, oldu.” mantığı bugün burada da aynı şekilde tezahür etmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclis üstünlüğünü kullanarak yeni bir anayasa yapmak istemektedir.

Yine, bütün sorunların anayasalardan doğduğunu söylemek de bence aymazlıktır, anayasaların her sorunu çözeceğini söylemek de sorunu basite indirgemek olur. Bir toplumsal mutabakatın olması gereklidir çünkü anayasalar toplumla yapılan bir sözleşmedir. Bunun daha çok zamanı… İhtilaller, büyük harpler, büyük halk hareketleri sonunda yapılır anayasalar ama Türkiye'de şimdi yapılıyor.

Peki, nasıl yapılmalı, ortam nedir? Bence uzun süre bir konsensüs aranmalı, toplumun bütün katmanları bu sürece dâhil edilmelidir. Hiç beğenmediğimiz Afrika cumhuriyetlerinde bile, özellikle Güney Afrika’da Anayasa yazma sürecinin yedi yıl sürdüğünü ve oradaki yurttaşların bu sürece iki milyon önergeyle katıldıklarını düşünürsek bunu önemsememiz gerekiyor.

Peki, Türkiye'de nasıl yapılıyor Anayasa, hangi ortamda yapılıyor? Manzarayı umumiyeye bir bakmak istiyorum:

İşsizliğe bakıyorum, yüzde 14,5 olmuş. Bunun daha fazla olduğunu biliyoruz.

170 bini mikro işletme düzeyinde olmak üzere kredi takibi altında bulunan KOBİ sayısı 200 bin.

Her 4 üniversiteli gençten 1’isi işsiz.

9 milyona yakın engelli yurttaşımız kendi kaderine terk edilmiş.

Tarım ölmüş, çiftçi batmış. Son üç ayda gübre fiyatları yüzde 30-40 artarken buğdayın, ayçiçeğinin, arpanın fiyatları düşmüş; kırsal motorin yine son bir yılda 2,3 liradan 3 liraya çıkmış. Gediz Ovası’nda, Saruhanlı’da 460 bin dönümlük ekili arazinin 350 bin dönümü icralık; ilçede kayıtlı 17 bin çiftçinin 16 bin tanesine icra gitmiş. Bu aynı manzara Türkiye'nin her tarafında var, Amik Ovası’nda da var, Harran Ovası’nda da var.

Yine, destekler konusunda 2010 yılında Hükûmetin çiftçiye vermeyi taahhüt ettiği destek miktarı 2007’nin altında. 2009 yılında verilen destek ise gayrisafi yurt için hasılaya oran olarak 2002 yılının bile altında.

Türkiye'nin dış borcu 130 milyar dolardan sekiz yılda 274 milyar dolara çıkmış, 149 milyar dolar olan devlet borcu 302 milyar dolara yükselmiş. Yani sekiz yıllık AKP İktidarında, cumhuriyet döneminden tam 2 misli borçlanma olmuş. Bu paralara ne olmuş? Hiç açılan bir fabrika ve bir tane baraj olduğunu söyleyemediğimiz gibi, Sayın Başbakan buradan 278 milyar TL’lik bir bütçe yaptığımızı söyledi ama bu bütçenin 50 milyar TL’sinin bütçe açığı olduğunu, 57 milyar TL’sinin ise faiz ödemesi olduğunu nedense söylemedi.

Bu manzara altında Anayasa değişikliğini görüşüyoruz. Peki, toplumun hangi katmanlarına çare oluyor bu Anayasa değişikliği, bakalım. İşçinin, işsizin, memurun, emeklinin, esnafın, çiftçinin, sanayicinin, öğrencinin, engellinin hiçbir derdine çare olmuyor. Şimdi de, değerli arkadaşlar, çare olmadığı gibi, eğer bu değişiklik yapılırsa, yani “Sultan Recep Tayyip Erdoğan anayasası” kabul edilirse -“SRTE” olarak ben bunu kısaca söylüyorum- tam bir totaliter rejime Türkiye dönüştürülecektir.

Şimdi, neden bu maddeyi görüşüyoruz? Çünkü bu madde 26 Haziran 2009 tarihinde bir gece yarısı kabul edilmişti, şimdi buna anayasal bir kılıf hazırlanıyor. Mevcut askerlerin darbe yapmasını önlemek için cezalar konuyor ki onlar sivil mahkemelerde yargılansın diye. Oysa Türkiye'nin mevcut düzenlemeleri, böyle bir darbenin zaten askerî ve sivil yargı olarak önüne geçen düzenlemelerdir. Çünkü darbe bir süreçtir değerli milletvekilleri. Darbeyi sadece askerler yapacak diye bir kural da yoktur. Faşizm, askerî kurumların sivil kurumlar üzerinde tahakküm kurduğu bir rejim olmak zorunda değildir. Çoğu zaman, faşizm, sivil kurum ve kişilerin askerî kurumlar üzerinde vesayet kurduğu bir rejimdir; şimdi yapılmak istenen gibi, uygulanmak istenen gibi. Burada, bu değişiklikle yapılmak istenen, amaç, totaliter rejime gitme yolunda bütün engelleri ortadan kaldırmaktır.

Burada sekiz yıldır bir söylem duyuyoruz, “AB’ye uyum yasaları çıksın.” diye. Halkımız böyle de uyutulmaya çalışılıyor. Buradan “Avrupa demokrasisini getiriyoruz.” diyen arkadaşlarıma soruyorum: Avrupa'nın hangi ülkesinde mutlak dokunulmazlık var? Avrupa'da hangi ülkenin devlet adamı yargıdan kaçıyor? Avrupa'da hangi ülkede basın susturulmaya çalışılıyor, gazetecilere fırça atılıyor ve devletin bu kürsüsünden, bu gazi Meclisten, bir Başbakan Sayın Meclis Başkanını azarlıyor? Bunlar, değerli arkadaşlar, öykündüğümüz Avrupa'da yok, yalnız Türkiye'de var.

Eğer Avrupa'yı kıstas alacaksak, değerli milletvekilleri, değerli muktedir arkadaşlar, iktidarın sahipleri, asgari ücret konusunda, çalışma koşulları konusunda ve sosyal haklar konusunda Avrupa'yı kıstas alın. “Sorunları çözdük.” diyorsunuz -bunu ortaya söylüyorum- ağalık düzeninde, şeyhlik düzeninde, topraksız köylüye toprak için, berdelde, kan davasında, töre cinayetlerinde, çocuk gelinler ve sokak çocukları konusunda ne yaptınız burada sekiz yıldır? Bu düzeni  değiştirmek için neler yaptınız, hangi çareleri getirdiniz? Cevap veriyorum: Hiçbirini yapmadınız.

Değerli arkadaşlarım, daha önce de örnekleri görüldüğü gibi, hukuku dolanmak adına ne varsa sizler tarafından gece yarısı getiriliyor. Yani, ülkenin kaderini değiştirecek olan yasalar kamuoyunun bilgisine sunulmadan, tartışılmadan, uzlaşıdan uzak “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla, milletten kaçarak gece yarısı çıkarılmaya çalışılıyor. Bunun bir nedeni var. Neden gece yarısı? Suçüstü yakalanmamak için. Çünkü bunların gerçek yüzleri gün ışığında değil, kaos ortamında, puslu havalarda ve karanlıklarda açığa çıkmaktadır ve çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baratalı, süreniz doldu. Size ek süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Diğeri, bu paketle iktidar, kendi hukuksuzluklarına karşı çıkabilecek tüm yargı denetimini bertaraf etme amacındadır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir demokrasisinde, değerli milletvekili, sanık kendi hâkimini tayin etmez. Oysa, bu Anayasa Teklifi’yle, sanık ileride yargılanacağı hâkimi kendisi tayin etmektedir.

Benim bir düşüncem var: Ben diyorum ki, bu teklif yoklukla maluldür, çünkü antilaik faaliyetlerin odağı olmaktan sabıkalı bir partinin demokratik bir anayasa yapma hakkı ve ehliyeti bulunmamaktadır. Hukuki işlemlerde ehliyet esas olduğuna göre, bu da yoklukla malul olduğuna göre, sanıyorum, değerli arkadaşlar, bunu uzun uzun tartışacağız, bu malullük hâlini.

Değerli arkadaşlar, AKP, bu değişiklikle, yargılanmaktan kurtulmak ve ülkeyi yargı denetiminden uzak bir biçimde istediği gibi yönetmek istemektedir. Böyle bir yönetimin cumhuriyetle, üstelik demokratik cumhuriyetle bağdaşmayacağı çok açıktır. Bu değişiklikler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bu yana geliştirip ortaya koyduğu temel anlayışı tahrip eden, kuruluş ilkelerine aykırı, hukuku siyasetin emrine almaya yönelik değişik bir zihniyetin, karanlık bir zihniyetin tezahürüdür.

Bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, az önce açılımını yaptığım SRTE anayasasına, yani Sultan Recep Tayyip Erdoğan anayasasına “hayır” diyor, bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Gruba adına Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik’e aittir.

Sayın Çelik, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Kanun Teklifi’nin Anayasa’nın 145’inci maddesini değiştiren çerçeve 16’ncı maddesi için söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu Anayasa değişikliği, ülkemizin temel nizamını tahrip edici mahiyet arz eden bazı hükümler incelendiğinde açıkça görülecektir ki açılım politikalarına ve Habur rezaletine hizmet etmektedir; Türk milletinin temel değerlerini tahrip etmektedir; millî egemenliğin 90’ıncı yılında egemenliği ve bağımsızlığı dönüştürmektedir. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

İktidar partisinin Anayasa’yı değiştirme aşamasına kadar getirdiği yedi buçuk yıllık dönem, Türkiye'nin temel kurumlarının, iç dinamiklerinin, dış politikalarının, güvenlik politikalarının, jeopolitik doğrularının sulandırıldığı ya da farklı bir mahiyet arz edecek şekle dönüştürüldüğü dönemi ifade etmektedir. Bunu özellikle vurguluyoruz çünkü farklı rejim arayışlarının bir uğraşısı olduğunu görüyoruz. Bu bir iddia değil gerçektir. Bize gizli gündem tatbikinin ipuçlarını vermektedir. Meşruiyet alanının dışına çıkmaya can atan AKP’nin altından hukuki zemin kaymakta olduğu kesin ve gerçektir.

AKP İktidarının meşruiyetini sağlayan yüzde 47 oyun demokraside anlamı anayasal düzen içinde yasama ve yürütme faaliyetlerini icra etmesidir. Elbette en çok oyu alan bir siyasi parti olarak AKP, iktidar olmalıydı, olmalıdır ve olmuştur. Vatandaşın oyunun kutsal olduğuna inanan Milliyetçi Hareket Partisi sonuçlara da saygı duymuştur ancak ne kadar oy alındığının yanında oyların nasıl alındığının da önemine dikkat çekmek isterim. Gerilim siyasetiyle, mağduriyet edebiyatıyla, hazine kaynaklarının istismarıyla, muhtelif kanaat önderlerinin malum ikna yöntemleriyle, kamu çalışanlarının baskılanmasıyla, sosyal devlet ilkesi dışına çıkılarak iane ve sadaka uygulamalarıyla, velhasıl e-muhtırayla, sözde “Müslüman Cumhurbaşkanı” söylemleriyle, din istismarcılığıyla…

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp, ayıp!

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - …millî iradenin iğfali sonucunu doğurmuştur ki bu, kamu hukukunda önemli bir müessese olan siyasal meşruiyeti gündeme getirir. Anayasa değişikliği bu bağlamda ele alındığında, uzlaşı arayışı olmadığı için asla kamu vicdanında ve temel hukuk normları muvacehesinde kabul görmez.

Değerli milletvekilleri, “Statükoyu yıkacağız, statükoyla mücadelemiz sürecek.” diyen AKP İktidarı, statükodan neyi kastettiğini açıklığa kavuşturmalı ve kamuoyuyla paylaşmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Türk milletinin üstün millî ve manevi değerlerini korumayı ve geliştirmeyi, Türkiye'nin kuruluş felsefesini savunmayı, millî devleti, üniter yapıyı, bayrağı, Türkçeyi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, demokrasiyi, İstiklal Marşı’nı temel ve vazgeçilmez, tartışılmaz ilkeler olarak benimsiyoruz. Statükoyu savunmak eğer buysa, evet, biz statükocuyuz. Bunun tersini savunmak yıkıcılıktır, bölücülüktür, anarşidir, kaostur. Dünyada var olan sosyoekonomik ve kültürel bütün gelişmeleri takip edip iktidarımızda reformist bir yaklaşımla uygulamak da temel gayemizdir. Bu yönüyle atılımcı ve reformist yaklaşımımıza dikkatinizi çekmek isterim.

Değerli milletvekilleri, lekeli açılım siyasetinin hayata geçirilmesine yol açacak olan bu Anayasa değişikliği aslında öncelik sıralamasında aşağılarda olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye'nin en öncelikli sorunu açlık, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, terör ve ekonomide ciddi gerilemelerdir. Esnaf kepenk kapatıyor, mutfakta yangın var, memur, kamu çalışanları ve işçiler perişan, öğrenciler perişan, asayiş bozuk ve intiharlar artmış durumda, genel ahlak yozlaşmış, tarım sektörü ve çiftçiler çökertilmiş ve çaresiz.

Tekrar etmek isterim ki, böyle bir ortamda, biz, Anayasa değişikliğinden ziyade insanları iş, güç sahibi yapacak, karınları doyuracak, refaha ulaştıracak temel meseleleri tartışmalıydık, bu daha anlamlı olurdu ama ne yazık ki gündeme getirilmekten kaçınılıyor.

Değerli milletvekilleri, sıklıkla ifade ettiğimiz gibi, siyasal partilerin, muhtelif toplum kesimlerinin, devletin önemli kurum ve kuruluşlarının görüşleri alınarak bir uzlaşma metni hazırlanması temel demokrasi değerlerine uygun olurdu ama bu yapılmamıştır. Tam tersine, kurumlar arasına nifak sokularak, onları birbirine düşürerek buradan güç devşirme faaliyeti oldukça tehlikelidir, bu denenmiştir. Hele, bu, yargı erkini ele geçirme icraatı olarak yapılırsa, kesinlikle dikta rejimine giden yolu açmış olur. Fitne çıkaran fitnesinde önce kendi boğulur. AKP’nin izlediği politika ne yazık ki dayatmacı, fitneci, nifakçı görünüm arz etmektedir. Tabiatıyla bu Anayasa değişikliği toplum sözleşmesi özelliğinden uzak, konjonktürel sayısal çoğunluğun oldu bittileriyle yürüyecek bir süreci temin etmiştir.

Değerli milletvekilleri, her bakımdan tükenmiş olan bir iktidarın dış desteklerle Anayasa değişikliği yapamayacağı açıktır. Yurt dışında tasarlanmış, yurt içinde tanımlanmış, dolayısıyla kimliğini bulamamış bir iktidarın bin yıllık kardeşliğe fitne tohumları ekerek sözde açılım politikalarına hizmet edecek bir Anayasa değişikliğini bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Kanuna karşı hile yoluyla kuvvetler ayrımını kuvvetler birliğine çevirerek otokratik yönetim özlemi dikkatimizden kaçmamaktadır. Gelin, bu sevdadan vazgeçin, toplumu germeyin, bölmeyin, mağduriyet edebiyatıyla milleti aldatmak ve kandırmak da artık mümkün değildir. Gelin, ekonomik sorunlara çözüm bulun, dokunulmazlıkları kaldırın, parti kapatmalarında bireysel sorumluluğu koyun, şiddet ve terör unsurunu ilave edin, siyasi ahlak yasasını çıkarın, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim mekanizmasını güçlendirin, yargı bağımsızlığını artıracak tedbirler alın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk milletinin tarihin derinliklerinde kurduğu en önemli kurum ordudur. Erinden en üst komutanına kadar yüksek ahlak, disiplin, vakar, feragat ve fedakârlık timsali Türk ordusu, daima insanlığa hakkı, adaleti ve barışı götürmüş, kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla bir bütün olarak birlikte gülmüş, birlikte gururlanmış, birlikte ağlamıştır. Onun için Türk ordusu, mübarek bir ocak, bağımsızlık ve egemenliğin yıkılmaz seddidir; mazisinde vahşet, soykırım, katliam olmamıştır; bilir ki lüzum olmadıkça savaş bir cinayettir. Batı tipi profesyonellik, lejyonerlik asla kabul edilemez; her asker namusu ve şerefi için, aziz Türk milleti için yaşar ve ölür. Böyle bir orduya dil uzatmak, aşağılamak, etkisizleştirmek olsa olsa Türk milletinin hasımlarıyla iş birliği yapmak anlamına gelir ki bu da ihanetin temel göstergesidir. Cumhuriyetimizin ve devletimizin ilelebet payidar olması, demokrasimizin gelişerek hayatiyetini sürdürmesi ancak milletimizin üstün değerleriyle bütünleşmiş ordumuz sayesinde mümkün olabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bu sebeple, Türk ordusunun moralinin yüksek tutulması, her zaman güç ve kudret sahibi olması düşmanlarımızı korkutur, dostlarımızı sevindirir.

Burada bir hususa vurgu yapmak isterim. Bilindiği üzere geçen yıl 26 Haziran tarihinde 5918 sayılı Yasa yürürlüğe girdi ve 145’inci madde hilafına bir düzenleme yapıldı. Ancak, Anayasa Mahkemesi bunu yürürlükten kaldırdı. Mevcut 145’inci madde -Anayasa değişikliği de- söz konusu kanunun iptaline gerekçe olan hususları kendi açısından düzeltme amaçlı bir uygulama olarak getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin tüm tertip ve tahriplerine rağmen Türk milleti sağduyuyla kararını verecek, inançlarını, maneviyatını ve yüce değerlerini koruyacaktır. Anayasa Değişikliği Teklifi “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması” diye başlayan “Başlangıç” bölümüne, 2’nci maddeye, 6’ncı maddeye, 14’üncü maddesine ve nihayet 175’inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu Anayasa Değişikliği Teklifi’ne esastan ve usulden karşıyız. Niyazımız odur ki, demokratik bir anayasa yapmak inşallah bize nasip olacaktır.

Çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üçüncü söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici’ye aittir.

Sayın Binici, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır efendim.

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle ilgili Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeye ilişkin Avrupa’daki örneklerini incelemekle sizleri sunumumu yapmak istiyorum.

Almanya’da sadece savaş zamanında askerî mahkemelerin kurulmasına izin veriliyor. İsveç, Letonya, Danimarka, Hollanda ve Finlandiya’da da askerî mahkeme yok. Hollanda’da adli yargı için de bir özel daire bu görevi yerine getiriyor.

Avusturya Federal Anayasası’nın 84’üncü maddesiyle Avusturya’da askerî yargılama yetkisi savaş zamanı hariç geçersizdir. Bu düzenlemeyle Avusturya’da barış zamanında askerî mahkeme kurulması anayasal olarak mümkün değildir. Genel yargıdan ayrı bir askerî yargı ve diğer hâkimlerden ayrı bir askerî hâkimlik sistemi de yoktur.

Çek Cumhuriyeti 1993’te askerî mahkemelerin görevlerini sivil mahkemelere devretmiştir. Sivil mahkemelerde askerî suçların yargılanmasında ayrı özel husus ve kurallar bulunuyor.

Her fırsatta gelişmiş Avrupa demokrasisini referans gösteren AKP Hükûmeti, her nedense, Anayasa’nın 145’inci maddesi söz konusu olunca bu ölçütü unutmuşa benziyor. Başta Avrupa ve Afrika ülkeleri olmak üzere dünyada askerî yargının sivilleşme yoluyla tamamen kaldırılması uygulaması ve eğilimi giderek yaygınlaşmaktadır. Bunun adil yargılanma hakkının unsurları olan tabii hâkim ve yargılama birliği ilkeleriyle hâkim bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi açısından ne kadar önem taşıdığı ortadadır. Bunu sağlayacak olan ise, dünyada örnekleri görüldüğü gibi, sivilleşmedir. Bu bakımdan, 145’inci madde tümden kaldırılamayacaksa en azından Anayasa’da askerî mahkemelerin, sadece askerî personelin disiplin suçlarına bakan mahkemeler olması lazımdır. AB ülkelerindeki standartlar bu şekildedir.

Sivillere karşı suç işleyen askerî personel sivil mahkemede yargılanmalıdır. Askerî yargının varlığı ordunun varlığına bağlı olduğuna göre bu yargının alanı da ordu mensupları ve onların askerî hizmetinin ifasından kaynaklanan suçlar ve disiplin suçlarıyla sınırlı olmalıdır. Tersinden söylersek, askerî yargı, askerlerin askerî suç kapsamı dışında kalan suçlarında görevli olmama ve sivil kişileri yargılayamamalarıdır.

Ayrıca, askerî suçları tanımlayan maddelerin kapsamı dar tutulmalıdır. Kanunlardaki “askerî görev” tanımlamaları askerî darbelere de zemin sunacak kadar genişletilmiştir çünkü askerî suçlar dışında kalan suçlar bakımından asker kişileri askerî yargılamaya tabi tutmak, askerî yargının varoluş mantığına da aykırıdır. Keza, sivil kişilerin de askerî yargılamaya bağlı kılınmaları hem doğal yargıç ilkesine aykırılık teşkil etmekte hem de askerî mahkemelerin varoluş gerekçelerine ters düşmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentoya geldiğimiz ilk günden beri hep şunu ısrarla dile getirdik: “12 Eylül faşist darbe Anayasası’nın tümden değiştirilmesi şarttır.” dedik. Türkiye’de büyük çoğunluğu AB sürecinde dış dinamiklerin etkisiyle yapılan değişikliklere rağmen hastalıklı birçok anayasal kurum hak ve özgürlükleri tehdit etmekte, toplumsal barışın tesis edilmesi imkânsız hâle getirilmektedir. Bu yapıyla, köklü bir hesaplaşmaya girilmeden atılacak demokratikleşme adımları güdük kalmaya mahkûmdur.

Hafızalarımızdan silinmeyen “iyi çocuklar” lafını bu ülkede herkes her zaman hatırlamalıdır. Şemdinli davasını hepiniz hatırlıyorsunuz. Birileri çıktı “iyi çocuklar” dedi. Hakkında Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çete oluşturmak ve adam öldürmek suçlamalarından otuz dokuzar yıl hapis cezası verildi. Hemen ardından bu kuvvet devreye girdi. İlgili iddianameyi hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya HSYK tarafından meslekten ihraç edildi. Şemdinli davasında, askerî yargı, hemen ilk celsede iyi çocukları suçsuzmuş gibi toplumun içerisine salıverdiler. Sivil yargının makul sürede neticelendirdiği dava uzatılmaya başlamış ve görevsizlik kararı verilerek dava tekrar yargıya havale edilmiştir.

Evet, askerî yargının etkin soruşturma ve adil yargılama yapmadığına ilişkin daha onlarca örneği bu kürsüde verebiliriz. Bunun temel nedeni ise askerî yargının bağımsız olmaması ya da olamamasıdır. Bağımsızlığın olmadığı yerde tarafsızlık olabilir mi? Netice olarak, ülkemizde askerî yargı hiçbir şekilde bağımsız değilken, yıllardır, Adalet Bakanı ve Müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bulunması nedeniyle yargının bağımsız olmadığını ileri sürenlerin askerî yargıyı görmezlikten gelmeleri düşündürücüdür.

Değerli Başkan, sayın üyeler; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesine ilişkin 1984 tarihli genel yorumunda üye devletlere aşağıdaki uyarı açıklanmıştır.

Komite, birçok ülkede sivilleri yargılayan askerî ya da özel mahkemelerin varlığını not eder. Bu, adaletin eşit, tarafsız ve bağımsız şekilde icrasına ilişkin ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Bu gibi mahkemelerin çoğunlukla kurulma nedeni, normal adli standartlardan farklı istisnai usullerin uygulanmasına imkân sağlamasıdır. Sözleşme, bu kategorideki mahkemelerin kurulmasını yasaklamaz iken sözleşmede öngörülen koşullar bu mahkemelerde sivillerin yargılanmasının çok istisnai durumlarda olmasını ve 14’üncü maddede öngörülen tüm garantileri gerçekten sağlaması gerektiği sonucunu doğurmaktadır. Komite, sivilleri yargılama yetkisi tanıyan bazı taraf devletlerin raporlarında bu konuda ciddi bilgi eksikliği olduğunu not etmektedir. İnsan haklarının etkin kurulması ve adaletin düzenli olarak icrası için gerekli olan 14’üncü maddedeki sıkı garantiler bazı ülkelerdeki askerî mahkemeler ve özel mahkemeler tarafından sağlanmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bazılarının iddia ettiği gibi “Halkımızın anayasal düzenlemelerine ihtiyacı yok.” belirlemesi hiç de doğru değildir. Bu söylem, halktan kopuk olmanın en bariz göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Binici, süreniz doldu. Size de ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün ülkemizde 120 bini aşkın tutuklu ve hükümlü bulunuyorsa, bu 12 Eylül darbesinin bir sonucu değil midir?

Toplumsal barış ve uzlaşı esas alınacaksa, Anayasa’nın bir bütün olarak değiştirilmesi vazgeçilmez ön koşulumuzdur. Bugüne kadar, 82 darbe Anayasası on altı kere değiştirilmiştir. Bu on yedi değişiklik de bu ülkeye demokrasiyi, kardeşliği, birlikte özgür yaşamı getirmeyeceğine inanıyoruz. Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu bu değişiklik Komisyonda görüşülürken aynen şöyle demiştir: “Bu metot Anayasa’yı yamalı bohçaya çevirme, bağlantıyı koparma tehlikesi taşısa da, muhteva olarak ilerlemeye yol açmaktadır. Yeni bir anayasa yapmak arzu edilendir ancak çeşitli sebeplerle gerçekleştirilememiştir.” diyor. Bu söylem dahi, yeni bir anayasanın gerekliliğini net olarak ortaya koymaktadır. Dileğimiz şudur ki, bu Meclisin en kısa sürede Anayasa’yı bir bütün olarak değiştirmesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Binici.

Madde üzerinde gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü’ye aittir.

Sayın Köylü, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 16’ncı maddesiyle değiştirilmesi öngörülen Anayasa’mızın 145’inci maddesiyle ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygı ile selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin çerçeve 16’ncı maddesiyle Anayasa’nın 145’inci maddesinde bazı değişiklikler yapılması düşünülmüştür. Yapılması öngörülen değişiklikler; mevcut hükümde oldukça geniş şekilde düzenlenmiş olan askerî yargının görev alanına bazı sınırlamalar getirilmiştir. Anayasa’nın 145’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan askerî mahkemelerin görev alanını belirleyen; “askerî suç” , “asker kişi” , “askerî mahal” , “askerî hizmet ve görevle ilgili olarak işlenen suç” gibi kavramlar soyut nitelikte ve yoruma açıktır. Bu kavramların içi zaman zaman çıkarılan kanunlarla doldurulmuş, zaman zaman mahkeme içtihatlarıyla doldurulmuş ve bunlar arasında da zaman zaman çelişkiler ortaya çıkmıştır.

Konuyla ilgili birkaç açıklama yapmak istiyorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin sivillerle ilgili, sivillerin askerî mahkemede yargılanmasından dolayı ülkemiz aleyhine vermiş olduğu -isimlerini burada saymayacağım- birçok karar mevcuttur. Gene 2008 yıllı Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yayınlanan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin “Kısa Vadeli Öncelikler” bölümünün “Güvenlik Güçlerinin Sivil Denetimi” başlıklı bölümünde gene askerî mahkemelerin yetkisinin askerî personelin yargılanmasıyla ilgili olarak sınırlandırılması istenmiştir. Gene Katılım Ortaklığı Belgesi’nin, 2006 yılındaki, “Kısa Vadeli Öncelikler” başlıklı bölümde de sivil, asker ilişkileri üzerinde durulurken gene “Askerî mahkemelerin sivilleri yargılamasının önüne bütün engeller konulmalı ve sivillerin hiçbir şekilde bu mahkemelerde yargılanmaması sağlanmalıdır.” denilmiştir.

Türkiye’nin askerî mahkemeler ve askerî idare mahkemelerinin hukuki kararlarının da temyiz mercisi olarak Yargıtayın ve Danıştayın birer dairesi tarafından yerine getirilmesi tavsiye edilmiştir. Yürürlükteki metne bakacak olursak, Anayasa’nın 145’inci maddesinde askerî yargı; askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri olarak ikiye ayrılmıştır. Bu mahkemeler asker kişilerin askerî olan suçlarıyla bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmetleriyle  ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara bakmakla görevli oldukları belirtilmiştir. Askerî mahkemelerin asker olmayan kişilere ait suçları da özel kanunda belirtilen şekilde, ne zaman ve hangi suçlarda yargılayacaklarına dair de hüküm vardır. Keza, sıkıyönetim mahkemelerinin de hangi suçlara ve hangi kişileri yargılayacağına dair hükümler koyduğu görülmektedir. Keza “Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleriyle askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemelerinde görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, askerî hâkimlik teminatı, hâkim bağımsızlığı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre düzenlenir.” hükmü vardır.

İşte, bunlarla birlikte Avrupa ülkelerine de şöyle bir göz attığımız takdirde, İngiltere, İspanya, İtalya, Yunanistan, Polonya ve İrlanda’da askerî mahkemeler vardır, sadece asker kişileri yargılamakla görevlidirler. Bunun dışında Fransa’da, Paris’te askerî mahkeme bulunmaktadır. Bu da Fransa dışında askerlerin görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara bakmakla görevli bir mahkemedir. Bu arada, Danimarka’da sadece açık denizde bulunan askerlerin savaş gemilerinde işledikleri suçları ve Grönland’da işlenen suçları yargılamaktadır. Fransa ve Danimarka’da bu şekildeyken, Belçika, 2004 tarihinden itibaren askerî mahkemeleri tamamen kaldırmıştır. Bunun dışında, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya gibi ülkelerde savaş zamanında askerî mahkemeler kurulabilmektedir. İsveç’te ise savaş zamanında dahi askerî mahkeme kurulmamaktadır.

İncelenen bu ülkelerden ayrı bir askerî mahkemesi olanların haricinde ülkemizde olduğu gibi buralardaki askerî mahkemelerin komutanlıkla ilişkileri son derece sınırlıdır. Bizde ilişkilerin ileri derecede olduğunu anlatmak için size sadece Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’ndan bir iki hüküm okumak istiyorum. Tutuklama kararlarıyla ilgili hüküm, 69’uncu maddede şöyle diyor: “Askerî mahkemede kıta komutanı veya askerî kurum amiri şüphelinin tutuklanmasını istediği takdirde mahkemeden böyle bir talepte bulunabilir, ayrıca savcı da bulunabilir. Savcıya tutuklama talebini intikal ettirdiğinde askerî savcı bu talebi mahkemeye intikal ettirmek zorundadır.”

Arama, zapt ve el koyma… Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre arama kararı verme yetkisi hâkime ait iken, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bunu cumhuriyet savcısı kullanmakta iken, askerî yargıda ise askerî mahkeme teşkilatında askerî mahkeme bulunan kıta komutanı veya onun izin verdiği kurum amiri yahut da onların izin verdiği kişiler tarafından arama yapılabilmektedir.

Bütün bunları ne için söylüyoruz? Bunların yapılış sebebinin başında askerî düzenin ve ordunun disiplininin ön planda geldiği hükmü gözümüze çarpmaktadır. Burada, ordunun disiplininin ön planda geldiğini kabul etmekle birlikte, eğer disiplin her şeyin önünde geliyorsa, bu takdirde, bu mahkemelerin görevine giren suçlarda da birtakım kısıtlamalar, sınırlamalar yapmamız gerekmektedir ki disiplinin ötesine taşmasın.

Askerî mahkemelerin görev alanı askerî suçların yargılanmasıyla sınırlandırılmaktadır bu durumda. Askerî suç ise yüksek mahkeme tarafından tanımlanmış, askerî suçun unsurları “Bir askerî yararı ihlal etmek.” ve “Askerî nitelikte olmak.” şeklinde açıklanmıştır.

Gene askerî mahkemelerin görev alanı tanımlanırken ve mahkemelerin teşkilatı, yapılanması gündeme gelirken hâkim bağımsızlığı ve hâkim teminatı esas alınmış ancak bunun yanında askerî hizmet ve görevin gerekleri de ilave edilmiştir. Bu takdirde elbette ki hâkim bağımsızlığı ve hâkim teminatı biraz da olsa geriye itilebilecektir.

Bütün bunları değerlendirdiğimizde, gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları gerekse Avrupa Birliğiyle olan sözleşmelerimiz birlikte nazara alındığında askerî mahkemelerin görev alanında bir daraltma yapmamız gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Burada ne yapılmıştır, kısaca ondan bahsedeyim. Birincisinde, asker olmayan kişilerin savaş hâli haricinde askerî mahkemelerde yargılanamayacağı esası getirilmiştir. Herkesin de çok iyi bildiği gibi, bunun, asker olmayan kişilerin, sivillerin askerî mahkemede yargılanmasının en bariz görüldüğü hâller sıkıyönetim hâlleridir. Sıkıyönetim mahkemelerinde sivil hâkim ve savcılar da görev yaptığı hâlde -oradaki askerî hâkimlerin elbette ki beceriksiz falan olduğunu kesinlikle düşünecek değilim; onlar da cansiparane çalıştığı hâlde- sistemin yapısından kaynaklanan, Askerî Yargılama Usulü Kanunu’ndan, Askerî Ceza Kanunu’ndan kaynaklanan bazı sorunlardan dolayı birçok kişi mağdur olmuştur. İşte hedefimiz, tekrar bu mağduriyetlere imkân verilmemesidir.

Bir başka düzenleme, askerî mahallerde işlenen suçların askerî mahkemelerin görev alanından çıkarılmasıdır. Elbette ki askerî mahallerde işlenen asker kişilerin görevleriyle ilgili suçları veya asker kişilerin askerlere karşı işledikleri suçlar tabii ki askerî mahkemelerin görevine girecektir.

Bu değişiklikle, askerî mahkemelerin görev ve yetkilerinin demokratik hukuk devletinin gerektirdiği ölçülerde ve bu çerçevede yerine getirilmesi düşünülmüştür.

Teklifi, bu duygu ve düşüncelerle tasviplerinize sunarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Köylü, teşekkür ederim.

Şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk söz, Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’a aittir.

Sayın Aydın, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin çerçeve 16’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle Anayasa’nın mevcut 145’inci maddesi yeniden düzenlenmektedir. Dolayısıyla, askerî yargının görev alanı çağdaş bir hukuk anlayışıyla yeni bir yapıya kavuşturuluyor.

Yapılan bu değişiklikle, askerî mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlendirilmektedir.

Yine, diğer taraftan, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve anayasal düzenin işleyişine karşı işlenen suçların yer aldığı davaların ise her hâlükârda, kim tarafından işlenirse işlensin, adliye mahkemelerinde görüşülmesi esas alınıyor.

Yine bu hükümle birlikte, savaş durumu haricinde, asker olmayan kişilerin askerî mahkemelerde yargılanamayacağı ifade edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, modern dünyada askerî yargının görev alanı daralmakla birlikte gittikçe adli yargının denetimi altına girmiş ve hatta birçok ülkede askerî yargı tamamen kaldırılmıştır. Bugün ülkemizde de, dünyadaki diğer demokratik ülkelerde mevcut olan böyle bir askerî yargı sistemine ihtiyaç vardır. Burada önemli olan, demokratik, hukukun üstünlüğüne dayanan, yargı birliği çerçevesinde adil yargılanma hakkı ve doğal yargıç ilkelerinin oluşturulmasıdır.

Yine bilindiği üzere, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile mevcuttaki bir kanun arasında çatışma çıktığı takdirde uluslararası sözleşme esas alınmaktadır. Bu sebeple, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de vermiş olduğu pek çok kararında, sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmasını, bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun bir mahkeme tarafından yargılandığı için, dolayısıyla, sözleşmenin 6’ncı maddesinde ifade edilen “adil yargılanma hakkı ihlali” olarak görmektedir. Ergin-Türkiye kararında olduğu gibi, Erikçi-Türkiye kararında olduğu gibi, sayabileceğimiz çok sayıda karar var Türkiye aleyhinde işlenmiş.

Mahkemenin -bu özellikle çok önemlidir- bir diğer çarpıcı gerekçesi de, Türkiye'nin Avrupa Konseyi ülkeleri arasında, sivillerin barış zamanında askerî mahkemelerde yargılanabildiği tek ülke olarak yer almasıdır. Burası çok önemlidir değerli arkadaşlar, Avrupa Konseyi ülkeleri arasında bir tek Türkiye’de barış zamanında siviller askerî mahkemede yargılanabiliyor.

Yine, öte yandan, mahkemeye göre demokratik ülkelerde ordunun asli görevinin ulusal güvenlikle sınırlı olması gerçeği yer almaktadır. Yargı gücünün ise sivil iradeye ait olması gereği tartışmasızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mukayeseli hukuku incelediğimiz zaman da, çoğu demokratik ülkelerde ayrı bir askerî yargı sisteminin bulunmadığını ve asker kişilerin de adli mahkemelerde yargılandığını görmekteyiz. Bazı ülkelerde ise askerî mahkemeler sadece disiplin mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Yine, Anayasa Mahkememiz de benzer bir içtihatla, “Suçun Askerî Ceza Kanunu’nda açıkça yer alması onun askerî suç sayılmasına yetmeyecektir.” şeklinde bir karar vermiştir.

İster günümüzdeki evrensel insan hakları çerçevesinde olsun ister Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuyla ilgili kararları olsun, yine uluslararası referans belgeleri olarak gördüğümüz katılım ortaklığı belgesi, ilerleme raporları ve iştişari ziyaret raporlarına baktığımız zaman, mukayeseli hukuku incelediğimiz zaman, Anayasa Mahkemesinin bu konuyla ilgili vermiş olduğu karara baktığımız zaman ve bunların hepsini birlikte incelediğimiz zaman bu madde değişikliğinin çağdaş hukuk anlayışı çerçevesinde bir düzenleme olacağı da kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak bugüne kadar yapmış olduğumuz tüm çalışmaların temelinde ve hizmetlerin odağında insan vardır. Dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun herkese eşit ve adil bir hizmet sunmanın gayreti içerisinde olduk ve olmaya devam edeceğiz; zira, insanı yaşatarak devleti yaşatmaya çalışıyoruz.

Bugün dünyanın 17’nci büyük ekonomisi konumuna gelmiş, bölgesinde lider, komşularıyla iyi ilişkiler kurabilen, artık işkence ve kötü muameleyle anılmayan ve uluslararası alanda her açıdan çok daha iyi bir yerde olan bir Türkiye var. AK PARTİ’yle birlikte Türkiye büyüyor, kalkınıyor, gelişiyor, demokratikleşiyor, çağdaş dünyayla entegre oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bizler, demokratik yapıyı güçlendirmek suretiyle on yılların birikmiş tüm sorunlarını çözmeye çalışıyoruz ve çözüyoruz. Artık, devlet, korkularını bıraksın istiyoruz, siyaset ise korkular üzerinde yapılmasın, hepimizin ortak hassasiyetleri, siyasette istismar edilmesin istiyoruz ve bu ülkede yaşayan herkes eşit, özgür ve onurlu bir vatandaş olduğunu hissetsin istiyoruz; kendisine güvenilen bir devlet ve vatandaşını koruyan bir devlet olsun istiyoruz.

Biz, tüm bu gelişmeleri sağlarken, istiyoruz ki, muhalefet de katkı sunsun, ülke insanlarının beklentileri doğrultusunda, hayat standartlarının geliştirilmesi hususunda, demokratikleşme konusunda her açıdan gayret sarf etsin, halkın yanında olduğunu icraatlarıyla göstersin.

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Olmadığımızı nereden biliyorsun?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sekiz senedir yaptınız!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama maalesef bunu göremedik. Aksine sorunların çözümü yerine sorun üretilmeye çalışılıyor. Siyasete ve siyasetçiye güvenin tesisi yerine siyaset kurumunu zedeleyen girişimlerde bulunuluyor. Şunu da hatırlatmak isterim ki, her şeyden kaçabilirsiniz, her türlü engellemelerde bulunabilirsiniz, oylamalara katılmayabilirsiniz ancak milletten, millî iradeden kaçış yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Çok doğru söylüyorsun, millî iradeden kaçış yok!

BAŞKAN -  Sayın Aydın, ek süreniz de doldu efendim. Genel Kurulu selamlayınız, lütfen, selamlayın.

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – İşkenceyi bir daha söylesene!

AHMET AYDIN (Devamla) – Zira, millet iradesinin önünde duranlar, dün Meclisi boykot edenler, bugün burada yoklar. Onun için değerli arkadaşlar, herkes bindiği dalı keserse, özellikle siyasetçi bunu yaparsa, siyaset güçlenemez, dolayısıyla, demokrasi gelişemez ve sorunlar çözülemez. İşte bundan dolayıdır ki…

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Doğru, bindiğiniz dalı kesiyorsunuz!

BAŞKAN -  Sayın Aydın, sadece Genel Kurulu selamlamanız için açtım mikrofonunuzu. Lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) -  Bitiriyorum efendim.

İşte, bundan dolayıdır ki, siyaseti halkın sorunlarının çözüm aracı olarak görüp, bütün meselelerimizi de gücünü milletten alan bu çatı altında  hep birlikte çözelim istiyoruz. İstediğimiz ve yaptığımız bu bizim. Sizler de gelecek nesiller tarafından hayırla yâd edilmek istiyorsanız, darbe Anayasası’nı değiştiren bu tarihî fırsatı kaçırmayın diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Darbe Anayasası’nda sen neredeydin? Hadi Ahmet Bey, bankacıydı, para kazanıyordu, sen neredeydin?

AHMET AYDIN (Devamla) – İl başkanı…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Darbe döneminin valileri, milletvekili ya burada! Geç geç… Vali var vali, 12 Eylül valileri!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şahıslar adına ikinci söz Denizli Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi’ye aittir.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Darbe döneminin paşaları içinizde, valileri içinizde yani arkadaşlar.

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibi dinleyelim, kendi aramızda konuşmayalım.

Sayın Erçelebi, buyurun efendim.

Sayın Erçelebi, sizin de süreniz beş dakika efendim.

Buyurun.

HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Sol Parti ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu sabaha yakın aramızdan ayrılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Profesör Doktor Sayın Özdemir Özok’a Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime, bir Karadenizli yurttaşımızın bana üç gün önce ettiği telefon mesajıyla, haberiyle başlamak istiyorum. Dedi ki: “Milletvekilum, ha bu Anayasa Hükûmetin midur, milletin midur, bir partinin midur?” Ben de ona dedim ki: “Bu Anayasa Teklifi Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarınındır.” İşte, değerli milletvekilleri, Anadolu’ya gittiğinizde böyle bir tabloyla karşılaşacaksınız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yaratılmak istenen nedir biliyor musunuz? Yaratılmak istenen, gergin bir siyasi ortam, birbiriyle kavgalı görüntü veren, yıpratılmış anayasal kurumlar ve umutsuz bir toplum ve bunun da göstergelerini görüyoruz. Her hafta salı günü gruplar miting alanına dönüyor ve orada liderler gerçekten ağza alınmayacak sözler sarf ediyorlar. Bu durum Genel Kurulumuza da yansıdı. Görmeye alışık olmadığımız ama son günlerde kanıksadığımız davranışlar ve görüntüler bu yüce Meclise, bu gazi Meclise yakışmıyor, bizlere yakışmıyor, o nedenle bu gergin siyasi ortamdan çıkmamız lazım.

Kurumlar birbirleriyle karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Bir tarafta YÖK, Danıştay; işte, öbür tarafta yargı organlarıyla başka kurumlar. Ama bu süreçte en fazla yıpratılan ordumuz ve yargımız olmuştur. O yüzden, bir kez de burada, hepinizin huzurunda söylüyorum: Başka bir Türk ordusu, başka bir Türk yargısı yoktur; o yüzden dikkatli olmamız gerekir.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Başka bir Meclis de yok.

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Başka Meclis de yok tabii, başka Meclis de yok ama yakışıyor mu davranışlar? Tabii ki başka Meclis de yok. Başka yerde arayan mı var çözümü?

Değerli arkadaşlarım…

AHMET YENİ (Samsun) – Onun için, darbe Anayasası’na “Evet.” de!

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim, dur, hele dur, sabret.

Değerli arkadaşlarım, umutsuz bir toplum yaratılmak isteniyor, toplumun önde gelen insanları üç yıla yakın zamandır daha iddianame bile ortaya konmadan tutuklanıyor; bu, halkta bezginlik, halkta yılgınlık yaratıyor; bu, yanlıştır, bu türbülanstan çıkmamız lazım; aksi hâlde, inanın, ne toplumdan ne kurumlardan ne de demokrasimizden hayır göreceğiz. Lütfen, hepimiz aklımızı başımıza toplayalım.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Aklı olan başına toplar, aklı olmayan ne yapacak?

EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) – Akıllar başta değil mi?

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Yarın referanduma gideceksiniz, halk gerçekten sizi bekliyor ve kulağınızı çekecek referandumda, ben size söyleyeyim. Ama halk şiddetini ayarlayamazsa korkarım kulağınız halkın elinde kalacak, o yüzden aklınızı başınıza toplayın.

AHMET YENİ (Samsun) – Biraz daha düzgün konuşalım Sayın Vekilim, düzgün konuşalım.

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Dikkatli olun çünkü sizi o referandumda Tekel işçileri bekliyor, atamadığınız 320 bin öğretmen bekliyor, işsiz gençler bekliyor, toprağını ekemeyen çiftçiler bekliyor, maaşını yetiremeyen memurlar bekliyor ve bir türlü ekmeğinin içine katık bulamayan emekliler bekliyor. İşte, o nedenle, referandum sizin için kâbus olabilir. Bunun örnekleri bizim demokrasimizde vardır. O yüzden şöyle bir açıp o demokrasi tarihine bir baksanız iyi edersiniz diye düşünüyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Millete güvenin, güvenin.

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Güveniyoruz biz millete, başka bir güvencemiz yoktur, hiç merak etmeyin.

AHMET YENİ (Samsun) – Millete güvenin, milletten korkmayın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerimizden söz atmayalım.

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Biz, seçimler öncesinde, sizin gibi gizli toplantılar yapmıyorduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erçelebi, size de ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın konuşmanızı.

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, referandumlar, kuşkusuz anayasal birer düzenlemedir ancak bazı şeyler referanduma götürülemez. Ne götürülemez? Özgürlükler götürülemez. Ne götürülemez? Kuvvetler ayrılığı götürülemez. Siz, bu hâliyle bu paketi milletin önüne koyduğunuz zaman, yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığı ilkesini oylamış olacaksınız. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın, sonuçta Türk milleti adına karar veren Türk yargısı bu işten zarar görmüş olacak.

Onun için, sizlere tekrar diyorum ki: Gelin, bu Mecliste, bu Parlamentoda uzlaşma arayınız. İkinci oylamadan önce uzlaşma yollarını açınız. Aksi hâlde, inanın tarih sizi affetmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erçelebi, Genel Kurulu selamlayabilmeniz için açıyorum mikrofonu. Lütfen…

HASAN ERÇELEBİ (Devamla) – Selamlayalım efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüden sık sık yasakların kalktığını söylüyorsunuz ama geçen hafta, bu yasaklandı, yargının milletvekillerine bilgilendirme notu idi. Bu yasaklardan da vazgeçerseniz iyi olur diyorum.

İnşallah, aklınızı başınıza toplarsınız, uzlaşmayı bu Mecliste ararsınız diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Erçelebi, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş, görüşmelerin devamını amaçlayan bir önerge vardır.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 16. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

                Kemal Kılıçdaroğlu                M. Şevki Kulkuloğlu                       Atila Emek

                         İstanbul                                    Kayseri                                    Antalya

                 Eşref Karaibrahim                          Atilla Kart                             Rahmi Güner

                         Giresun                                     Konya                                       Ordu

Gerekçe:

Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir

Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de işsiz yurttaşımız Türkiye'de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir talep ortaya koymamıştır Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.

Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyasi iktidarın gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma amacını gütmektedir.

Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.

Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil, siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu birleştirmeye değil ayrıştırmaya yönelik bir tekliftir. Türkiye'yi ayrıştıran, Türkiye'yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı niteliğindedir.

Anayasa değişikliği teklifinin tüm maddelerinin birlikte oylanması hem Parlamentoya hem Türk halkına yapılan dayatmayı ortaya koymaktadır. Tüm maddelerin birlikte oylanması bazı şeyleri gözlerden kaçırmanın bir ifadesidir. Milletin vekiline maddeleri teker teker oylama hakkı verilirken, milletin kendisinden bu hakkın kaçırılması asla demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

Bu anayasa değişikliği teklifi bir dayatma niteliğindedir. Toplum kesimlerinin desteği yerine Parlamento çoğunluğunun dayatması ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durum ancak darbe dönemlerinde olur, darbe dönemlerinde Anayasa dayatılır.

Bu Anayasa değişikliği teklifi, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla siyasi iktidarın hegemonyası altına alma planının uygulanma belgesidir. Siyasi iktidar yargıyı ele geçirilmesi gereken bir unsur olarak değerlendirmektedir. Yargının yürütmenin emrinde olduğu bir sisteme demokrasi denilemez. Yargının siyasetin güdümüne sokulması ancak, dikta özlemi ile açıklanabilir.

Bu Anayasa teklifi Sayın Başbakanının ve siyasi iktidar yetkililerinin kendilerini kurtarmak üzere kurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin şekillenmesi Başbakan ve bakanları Yüce Divan'da aklamaya yöneliktir. Çoğunluğu hukukçu olmayan bir mahkeme kurgulandığından hukukçu olmayanların ceza yargılaması yaptığı bir düzen kurulmaktadır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde gözetilmeyeceği ilkesi Anayasaya konularak, siyasetçiler sorumluluktan arındırılmaktadır. Geçici 15. madde kaldırılırken, siyasi iktidarlara kalıcı dokunulmazlık getirilmektedir. Bu düzenleme iktidar partisinin hiçbir şekilde kapatılmayacağına ilişkin bir düzenlemedir. Böylece iktidar mensuplarına hem sorumsuzluk hem de dokunulmazlık getirilmektedir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı da tamamen değiştirilmektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın hedefi hâline getirilmiştir. Adalet Bakanı ve müsteşarının konumunun yargı bağımsızlığı açısından sorgulanırken, başka bakanlık memurlarının da HSYK'ya dâhil edilmesi ile yargı bağımsızlığı daha da zedelenir noktaya taşınmıştır. Yine hakim ve savcıların soruşturmalarında Adalet Bakanına mutlak yetki verilmesi günümüzde yaşanan olaylar düşünüldüğünde vahim sonuçlar doğuracağı açık bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu nedenle oluşturulmalarında mutlaka tüm toplum kesimlerinin katkısı sağlanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumsal mutabakat değil toplumsal çatışma metihlerine dönüştürülmesi toplumsal birlikteliği zarar verir. Toplumu gererek, ayrıştırarak siyaset yapma belki belirli bir zaman diliminde bazı siyasi partilerin çıkarına olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk halkı kendini iradesini istismar eden siyası partilere mutlaka ve mutlaka sandıkta bunun hesabını sorar.

Bu açıdan söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

BAŞKAN – Bir önerge daha geldi aynı mahiyette, onu da okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin 16. maddesinin TBMM İçtüzüğü'nün 72. maddesi uyarınca, görüşmelerinin devamına karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                      Behiç Çelik                       S. Nevzat Korkmaz                    Osman Durmuş

                          Mersin                                     Isparta                                    Kırıkkale

                                                                    Rıdvan Yalçın

                                                                           Ordu

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP’nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP’den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.  

AKP millete değil, kendisine çalışmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir. Bu teklif ile başlattığı PKK AÇILIMI için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle getirmektedir.

Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam edilmelidir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yeni gelen arkadaşlara hoş geldiniz diyorum ve yoklama talep ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önceki okunan önergede –kimin önergesi olduğunu bilmiyorum ama- grubumuzu itham eden sözler vardır. İzin verirseniz, o önergenin grubumuzu itham eden, “PKK AÇILIMI” gibi “dayatma” gibi “uzlaşmaya katılmamak” gibi itham eden sözleri vardır. O konuda söz almak istiyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yoklama istedik.

BAŞKAN – Efendim, bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, eğer gerekçeyi herhangi bir milletvekili burada konuşmuş olsaydı sataşmadan söz verecektiniz. Kâtip üyenin okuması sataşmaya engel değildir.

BAŞKAN – Şimdi, efendim, önerge ve önerge gerekçeleriyle ilgili sataşmadan dolayı söz verme uygulaması şu ana kadar Meclisimizde yapılmış değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Böyle bir uygulamamız yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önerge sahibi burada aynı metni okusaydı, grubumuzu itham eden, grubumuzla alakası olmayan ve iftiralarla dolu bir söylem içinde bulunmuş olacaktı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Zaman kazanmak için yapıyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kâtip üyenin orada okuması herhangi bir şeyi değiştirmez.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, anlıyorum sizi ancak İç Tüzük açısından buna imkân olmadığını düşünüyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Önergenin gerekçesini İç Tüzük açısından Divan olarak inceleme görevi vardır. Önergenin gerekçesi İç Tüzük’e aykırıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, herhangi bir konuşmanın, Genel Kuruldan şahıs adına veya yazılı bir metin olarak okutturulması diye ifade ediliyor İç Tüzük’ümüzde. Şahsın kendisinin söylemesi veya başkası tarafından okutulması hakareti haklı kılmaz. O anlamda, yanlış ifade edilen bu söylemlerin düzeltilmesi gerekir.

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, oyalıyor… Yoklamayı yapmadınız.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bu önerge şu ana kadar, 16’ncı maddeyi görüşüyoruz, hepsinde okundu. Niye şimdi bunu gündeme getiriyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, hepsinde de yanlış ifade ediliyor. İzin verirseniz bunu düzeltmek istiyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hepsi iftira.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Önce bizim talebimizi dikkate alın.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, İç Tüzük açısından mümkün olmadığı kanaatindeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, İç Tüzük açısından mümkün. Çünkü bir önerge veya bir konuşma metnini ya şahıs -kendi tarafından- okuyabilir ya da başka birisi tarafından okutturulabilir. Şahsın okuması veya burada konuşması hakaret içerirken cevap hakkımız varken, Kâtip Üye tarafından okunması cevap hakkımızı engellemez.

BAŞKAN – Bir saniye… Bu önergedeki ifadelere cevap verme, onlara itirazlarınızı dile getirme hakkına sahipsiniz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – O zaman müsaade edin.

BAŞKAN – Onları başka şekilde halledersiniz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır efendim, orada sataşma var, sataşma.

BAŞKAN – Ama ben İç Tüzük açısından…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaret var.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Elitaş, sordum “Önergelerle ilgili sataşma gerekçesiyle söz verilmiş mi uygulamada?” diye, uzman arkadaşlar böyle bir tatbikat olmadığını ifade ettiler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun, buyurun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, İç Tüzük 60’ıncı madde, 60’ıncı maddenin beşinci fıkrası… (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir saniye… Yoğun bir uğultu var.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama daha evvel yoklama istedik.

BAŞKAN – Arkadaşlar, siz oturun, biraz sonra…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Zaten amacı oydu. Bak, söz aldı, oyaladı, doldurdu burayı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten sizin ayağa kalkma amacınız oyalamak değil mi, vakit geçirmek değil mi?

BAŞKAN – Evet, Sayın Elitaş, buyurun izah edin efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, yazılı bir konuşmanın…

BAŞKAN – İç Tüzük…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu, konuşma değil, önerge gerekçesi.

BAŞKAN – Kaçıncı madde?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 60/5 efendim: “Yazılı bir konuşmanın, kürsüden okunması veya Başkanın izni ile bir kâtip üyeye okutturulması mümkündür.”

BAŞKAN – Tamam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer burada önergeyi şahıs okumuş olsaydı, konuşmuş olsaydı, grubumuza hakaret içeren sözler olduğu tespit edilmiş olacaktı ve söz hakkı doğacaktı. Kâtip üyenin okuması hakaretin engellenmesi anlamına gelmez, söz hakkının da olmadığını ifade etmez. (AK PARTİ sıralarından “Doğru, doğru” sesleri) Önergenin gerekçesi hakaret kastıyla hazırlanmıştır.

BAŞKAN – “Yazılı bir konuşmanın, kürsüden okunması veya Başkanın izni ile bir kâtip üyeye okutturulması mümkündür.” Evet, yani buradan nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şunu ifade ediyorum…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kürsü orası, orası değil; Divan başka, kürsü başka.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Eleştiriye tahammülsüzlük, başka bir şey değil.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, ben önerge üzerinde böyle bir söz hakkı vermenin İç Tüzük’e uygun olmadığı kanaatindeyim ama…

 MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, söylenen, yaptığımız Anayasa değişikliği, demokrasinin standardını yükseltmek, demokrasiyi taçlandırmak adınadır. Ama bu yaptığımız değişikliği tahrip ederek başka amaçlarla söylemesi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Asıl sen sataşıyorsun Mustafa Bey!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - …açıkçası Türkiye Büyük Millet…

BAŞKAN – Ama siz eğer 60’ıncı maddenin dördüncü fıkrasına göre bir söz talebinde bulunursanız, yerinizden bir açıklama yapmak için size söz verebilirim.

60/4’e göre “Pek kısa bir sözü olduğunu belirten üyeye Başkan, yerinden konuşma izni verebilir.” Oraya dayalı olarak size söz veriyorum.

Buyurun, yerinizden açıklama yapın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, Suat Bey konuşacak.

BAŞKAN – Peki efendim.

Suat Bey, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, bir gruba mensup milletvekilleri tarafından 1’inci maddeden itibaren verilen ve standart olarak hazırlanmış bulunan önergelerde hakaret kastı bulunduğuna ve bunun Başkanlıkça önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, öncelikle teşekkür ediyorum.

Çok Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunulan önergelerin içerdiği dil ve kullanılan ifadeler bakımından Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün uyulmasını zorunlu kıldığı temiz dil kavramına ve prensiplerine paralel düşmesi bir zarurettir.

Bir parti milletvekilleri tarafından, 1’inci maddeden itibaren verilen ve standart olarak hazırlanmış bulunan önergenin gerekçesi her madde üzerinde verilen önergede aynen tekrar edilmektedir ve tekrar edilen bu önerge gerekçesinde hakaret kastı güdüldüğü apaçık ortadadır. Bu önergenin gerekçesindeki bütün unsurları, bütün kavramları şiddetle reddediyoruz. Bir önergenin bu şekilde gerekçelendirilmesi akılla, mantıkla, hukukla ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’yle kesinlikle bağdaşmamaktadır. (MHP sıralarından gürültüler)

Saygıdeğer Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının, bu şekilde hakaret kastına matuf olmak üzere hazırlanan önerge gerekçelerini değerlendirmek ve işlemden kaldırmak yetkisi vardır ve bu yetkinin dayanağı Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’dür. Eğer bahse konu önergenin gerekçesindeki hakaretler Meclisimizin kürsüsünden ifade ediliyor olsaydı, her bir önergenin gerekçesinde, temiz dile aykırı tutumdan ve hakaret dilini siyasetin kuralı hâline getirmekten dolayı söz almak ve o önergenin gerekçesinde ifade edilen hususları grubumuz adına reddetmek imkânına sahip olacaktık ama burada, bu önergenin altında imzası bulunan milletvekilleri hem Başkanlığın tarafsızlığını istismar ederek hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ndeki hükümleri istismar etmek suretiyle hakaretlerini Başkanlık Divanı kâtip üyelerine okutturmak yoluyla kendilerini haklı bir konumda tutmaya gayret etmektedirler.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kaç dakika verdiniz?

K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Pek kısa bir süre!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu fiks önerge, bu hazır metin üzerinden yürütülen önerge gerekçesi milletimiz tarafından ibretle takip edilmekte ve kınanmaktadır.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Biraz daha süre ver, konuşmasına devam etsin!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu durum doğru bir durum değildir. Her madde üzerinde söyleyecek sözleri olmayanların bu şekilde hakaretler içeren bir önerge gerekçesiyle hareket etmelerini doğrusu biz doğru bulmuyoruz, İç Tüzük’e uygun da bulmuyoruz.

K.KEMAL ANADOL (İzmir) – Böyle bir usul yok!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Maddeler üzerinde bu kadar söz söyleyen, söz söylediği yetmediği gibi hakaretler eden, kürsüden yaptığı hakaretlere önerge gerekçesiyle yeni hakaretlerini ilave edenlerin nihayetinde oy kullanma hakkından bile mahrum olmaları düşündürücüdür. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Kılıç.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu kadar konuşanların, sonrasında gelip gizli oylamada oy kullanmaları…

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – …demokrasinin gereğini yerine getirmeleri gerekirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamam efendim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bundan sonraki maddelerde…

BAŞKAN – Tamam Sayın Kılıç.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, ne diyeceksizin efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, kastedilen… (DSP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar...

Arkadaşlar, sinirlerimize hâkim olalım, daha günün başında sayılırız.

Buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Kılıç yazsın bize bir önerge, biz de onu verelim.

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, söz konusu olan önergelerden biri bizim grubumuza aittir, Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna aittir. Bu önergenin gerekçesi de 87’ye göre değerlendirilmelidir, önergelerin gerekçelerine cevap verme hakkı yoktur. Açıklama için de süre uzun tutulmuştur.

BAŞKAN – Üç dakika verdim, üç dakika da doldu efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Peki. Ancak, şu bilinmelidir ki, bu gerekçede asla hakaret kastı bulunmamaktadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Hep hakaret, hep!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz öyle algılıyorsanız o sizin takdirinizdir. Ona biz karışmayız ama burada hakaret ifade eden bir tek kelime bulunmaz. Eğer öyle bir iddia varsa, arkadaşlarımıza yargı yolu açıktır.

Takdirlerinize sunuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakaret edeceksin, yargıya müracaat gibi, sonra da az önceki arkadaşın özür dilediği gibi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hakaret yok.

BAŞKAN – Sayın Şandır, oturun; Sayın Elitaş, siz de oturun.

Sayın Anadol, yoklamamı istediniz efendim?

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet, efendim.

BAŞKAN – Sayın Anadol, Sayın Koçal, Sayın Çakır, Sayın Baratalı, Sayın Keleş, Sayın Kart, Sayın Arıtman, Sayın Emek, Sayın Diren, Sayın Köktürk, Sayın Köse, Sayın Sönmez, Sayın Yalçınkaya, Sayın  Güner, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Serter, Sayın Hamzaçebi, Sayın Ünlütepe, Sayın Oyan, Sayın Tamaylıgil, Sayın Karaibrahim.

Efendim, iki dakika yoklama için süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Yoklama nedeniyle sistemden isimler silinmiş olabilir. Arkadaşlarımız yeniden girsinler.

Sayın Yıldız, Sayın Tankut, Sayın Taner, Sayın Paksoy, Sayın Işık, Sayın Coşkun, Sayın Ağyüz, Sayın Bölükbaşı, Sayın Sipahi, Sayın Çelik, Sayın Sakık, Sayın Güvel, Sayın Kulkuloğlu. Sıra budur efendim.

Ben silinmeden önceki sıraya göre arkadaşlarımıza söz vereceğim. İlk sırada Sayın Yıldız var.

Sayın Yıldız, buyurun.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmet iş ve işlemlerin yürütülmesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği, aynı zamanda da uluslararası kuruluşların komiserlerinin taleplerini itirazsız yerine getirmektedir.

Savunma Bakanı olarak, askerî yargı ve askerî uygulamalarda, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve uluslararası komiserlerin emirlerini yerine getirmek sizi rahatsız etmiyor mu?

Uygulamalarınız bir tarafa, bu durumu yasaların gerekçelerine yazmanızı da nasıl açıklıyorsunuz?

Askerî konulardaki yasaların düzenlenmesinde, ülkemizin coğrafi, stratejik, tarihsel konumlarını göz önünde tutuyor musunuz? Yoksa AKP’nin diğer konulardaki uygulamalarına mı ayak uyduruyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Dün sormuştum Sayın Komisyon Başkanına, bugün sorumu yenilemek istiyorum, inşallah bugün bir cevap alacağımı da ümit ediyorum.

Mevcut Anayasa’mızın 50’nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.” denilmektedir. Yani çalışan insanlarımızın dinlenme hakları Anayasa’mızla güvence altına alınmıştır.

Şimdi, Komisyon Başkanımız Sayın Hocamıza sormak istiyorum: Temel hakları güvence altına aldığını söylediğimiz ve çok önemli olduğunu ifade ettiğimiz yeni Anayasa Değişikliği Teklifi’ni görüştüğümüz bu zaman diliminde, sizce günde ortalama on dört-on beş saat çalışarak düşüncelerini ifade etmeye çalışan milletvekilleri, bu çalışmalarının karşılığında anayasal hakları olan dinlenme hakkını kullanabilmekte midir? Bunu siyasi kimliğinizle değil, mümkünse akademik kimliğinizle cevaplamanızı... Bu durumda, bir Anayasa değişikliği yapma esnasında başka bir Anayasa ihlali yapılmış olmuyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Görüşmekte olduğumuz maddeyle, askerî personele sivil yargı yolu açılmaktadır ama hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekleyen çoğu yolsuzluk, zimmet, irtikap, rüşvet, sahtecilik ve bölücülük suçlarıyla ilgili olan dosyaları, dokunulmazlık zırhı arkasına saklayarak kamu vicdanını yaralamaktasınız.

1) Hâlen beklemekte olan dokunulmazlık dosyalarına mahkeme yolunu ne zaman açacaksınız?

2) Bu geniş kapsamlı paketin içinde, niçin seçim beyannamesinde olmasına rağmen milletvekilliği dokunulmazlığını kürsü dokunulmazlığı hâline getirecek düzenleme yoktur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Barolar Birliği Genel Başkanı hemşehrimiz Sayın Özdemir Özok’un vefatını derin teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Sayın Bakan, Sayın Başbakanın Sayın Obama’nın bu yılki açıklamasını olumlu bulan yorumu ve Obama’nın hassasiyetlerimizi iyi bildiğini iddia etmesi bir devlet adamı için utanç verici olmuştur. Dışişleri Bakanlığı ise aksi görüş bildirerek, Başbakanı yalanlama ve düzeltme durumunda kalmıştır. Obama’nın baştan sona kadar Türk milletini karalayan mesajında Başbakan Erdoğan’ın hassasiyetlerimize uygun olarak gördüğü kavramların neler olduğu anlaşılamamıştır. Bu konuda, Hükûmet üyesi olarak bize bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ve 27 Nisan 2007 e-muhtıra sorumlularını herhangi bir engel olmadığı hâlde, demokrasi adına şimdiye kadar bir yargılama girişiminde niye bulunulmamıştır? Bu konuda bir girişimizin oldu da kamuoyunun haberi mi yoktur?

İki, Başbakan ve zamanın Genelkurmay Başkanı arasında 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ikili görüşmenin içeriği Türkiye Büyük Millet Meclisine ya da kamuoyuna ne zaman açıklanacaktır? Bu görüşmenin e-muhtırayla bir ilişkisi var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Coşkun…

HAKAN COŞKUN (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, görüşülmekte olan kanun teklifinin 16’ncı maddesiyle ilgili Genelkurmay Başkanlığından görüş alınmış mıdır? Alındıysa Genelkurmay Başkanlığı nasıl bir görüş belirtmiştir? Değişiklik bu görüşe uygun olarak mı hazırlanmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, söz talebiniz oldu sorularla ilgili.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Söz talebi sorularla alakalı Sayın Başkanım.

Efendim, Sayın Tankut dün sordu, zaman sebebiyle cevap veremedik, şimdi veriyorum: Evet, çalışanların Anayasa’nın 50’nci maddesine göre dinlenme hakkı da var.

Tabii, çalışanlar sadece milletvekilleri diye baktığımız zaman, bizim dışımızdaki çalışanlar haftada 40 saat çalışıyor. Bizim normal çalışma süremiz 12 saattir. Yani 3 gün çalışıyoruz; dolayısıyla 4’er saatten 12 saat yapıyor ve bu 1,5 gün demektir. 3 ay tatil var bizim, çok memuriyette bunlar da yok. Dolayısıyla baktığınız zaman genel anlamda, biraz daha dinlenme imkânımız fazla gözüküyor. Ancak buradaki itiraz, tabii yoğun çalışma anlamında. Bütçede ve Anayasa değişikliğinde, şimdi yaşadığımız gibi bazen normal saatin üzerinde çalışma olabiliyor ama ben bir şeyi merak ediyorum Sayın Tankut: Gece saat mesela 3-4 oluyor, maşallah enerjimiz tam yerinde, kavga da ediyoruz, yeri geldiği zaman hırgür de çıkıyor.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ne alakası var?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Yani demek ki, dinlenmeye çok ihtiyaç hissetmiyoruz gibi geliyor bana.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ne yapalım efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Neyse yani ben kanaatimi söylüyorum.

Bir de tabii, İç Tüzük’ün verdiği imkânları biz gerçekten amacı yönünde kullansak sanırım daha çok zaman kalır bize.

Bunu da böylece belirtmiş oluyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorulara da teşekkür ediyorum.

Yalnız bir hususu, dün sorulmuştu cevap veremedim, vakit yoktu; o da kamuoyunun çok takip ettiği bir konu: Askerlikten çıkarılan öğrencilerin tazminat konusuydu, bir arkadaşımız sormuştu. Müsaade ederseniz, onu önce, belki vakit kalmaz gene… Komisyondan geçen bir metinle, bir kanun tasarısıyla, bu yüzde 30’lara, yüzde 40’lara kadar düşecektir. Onu şimdi cevaplandırayım müsaade ederseniz.

İkincisi; tersten başlarsak, Sayın Coşkun’un sorusundan “Genelkurmay Başkanlığının görüşü alındı mı?” diye.

Huzurunuzdaki tasarı her ne kadar milletvekili teklifi ise de artı Komisyondan geçmiş ve bir komisyon metni hâline gelmiştir. Komisyondan geçerken her türlü temsilci, Genelkurmayın temsilcisi -ki, Bakanlık aracılığıyla görüşlerini intikal ettiriyor- orada hazır bulundu ve büyük ölçüde de intikal etti. Büyük ölçüde de bunlar Komisyon zabıtlarından görülebilir. Orada temsilcilerinin görüşleri intikal etti.

Sayın Taner’in sorusuna… Sadece, asker kişilerin devlet güvenliğine ve anayasal düzene karşı işledikleri suçlar sivil yargıya açılmaktadır, askerî suçlar ve askerlik görevinden kaynaklanan suçlar askerî yargıda görülecektir.

Sayın milletvekilleri, şu husus fevkalade önemli: Anayasa’nın 137’nci maddesinde kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat veya suretle çalışmakta olan kimsenin üstünden aldığı konusu suç teşkil eden emri hiçbir suretle yerine getiremeyeceği hüküm altına alındıktan sonra son fıkrasında askerî hizmetlerin görülmesi için kanunla gösterilen istisnaların saklı olduğu belirtilmiştir. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 14’üncü maddesinde de astın, amirine mutlak suretle itaate mecbur olduğu, aldığı emri vaktinde yapacağı, değiştiremeyeceği ve haddini aşamayacağı belirtilmiş, icradan doğacak sorumluluğun emri verene ait olacağı hüküm altına alınmıştır. Ceza hukukundaki ceza sorumluluğunu kaldıran nedenler incelendiğinde Türk Ceza Kanunu’nun 24’üncü maddesi uyarınca emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde bu emrin yerine getirilmesinden emri verenin sorumlu olduğunun düzenlendiği görülecektir. Muhtelif uluslararası mahkeme kararlarında da askerî ceza hukukunun ve askerî mahkemelerin askerî disiplin sadediyle, bu sebeple muhafaza edildiği görülmektedir. Konuşmacılar istisnaları söylediler, onun için onlara girmeyi gereksiz addediyorum.

Sayın Işık, 28 Şubat 1977; 27 Nisan yargılama… Bu yargılama takdir edersiniz, savcıların takdirindeki bir husustur. Bu konuda bir şey söylemek mümkün değildir. Kaldı ki adliyeye intikal eden hususlarda da bir şey söylemek mümkün değildir.

Sayın Paksoy’un, Özdemir Özok için taziyelerine ben de katılıyorum, rahmet diliyorum.

Sayın Obama’nın ifadesiyle ilgili husus tabii dışişlerinin konusu, şu anda o konuda mümkün olsa da keşke Dışişleri Bakanlığımızın burada görüşünü alabilseydik.

Takdirlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Süreniz doldu efendim, çok teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on dört önerge vardır. İç Tüzük gereği, bilindiği gibi sadece yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Aynı anda gelen önergeler arasından çekilen kurada ortaya çıkan yedi önergeyi şimdi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 16 ncı maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesinin 2 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

               M. Şevki Kulkuloğlu                 Eşref Karaibrahim                         Atila Emek

                         Kayseri                                    Giresun                                    Antalya

                    Bülent Baratalı                          Hulusi Güvel                            Şevket Köse

                           İzmir                                       Adana                                   Adıyaman

"Asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 16 ncı maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesinin 2 inci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                                Ali Öztürk

                                                                                                                   Konya

"Asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 16 ncı maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesinin 2 inci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                        Abdurrahman Arıcı

                                                                                                                  Antalya

"Asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 16 ncı maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesinin 2 inci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                             İkram Dinçer

                                                                                                                     Van

"Asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz"

TBMM Başkanlığına

Anayasa değişiklik teklifinin 16. maddesi ile değiştirilen 145. maddesinin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygılarımla arz ederim. 14.4.2010

                                                                                                               Tayfun İçli

                                                                                                                Eskişehir

D.Teklifi:

“Anayasanın 14.maddesindeki durumlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 16 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Hasip Kaplan                          Hamit Geylani                            Sırrı Sakık

                          Şırnak                                    Hakkâri                                      Muş

                                              Şerafettin Halis                          Nuri Yaman

                                                    Tunceli                                      Muş

Madde : 16     

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 "Madde 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri kaldırılmıştır.

Bu mahkemeler yerine; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara Yargıtay bakmakla görevlidir.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş halinde dahi, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, biraz sonra okutulacak  önergenin gerekçesinde partimizi itham eden ve hiç de partimizin ifadeleriyle, konuşmalarıyla, davranışlarıyla alakası olmayan sözler var. İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre, okuyorum: “Konuşma üslûbu: –ikinci fıkra- Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir.”

Sayın Başkan, önergeyi bu şekilde değerlendirmenizi, önergenin gerekçesini okutursanız söz hakkımızın olduğunu ifade etmek istiyorum. Son üç paragrafında, hakaret içeren, iftira içeren durum söz konusu.

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeyi mi kastettiniz efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet efendim.

BAŞKAN – Henüz daha okumadık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet efendim.

Başkanlık, gelen önergeleri, gelen yazıları değerlendirmek ve İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre işleme almak zorunda.

BAŞKAN – Evet, tabii biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İtiraz ettiğimiz kısımların metinden çıkarılması gerekir.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, gerekçedeki hangi ifadelerin İç Tüzük 67’ye girdiği konusunda lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gerekçedeki son üç paragraf efendim.

BAŞKAN – Lütfen Başkanlığımıza bir yazılı gönderebilir misiniz, onu biz değerlendirelim Başkanlıkça.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu anda önergede son üç paragrafta, hiç de partimizle alakalı olmayan, sekiz yıllık icraatlarımızla ilgili olmayan ve iftira dolu sözler vardır. Onun, Başkanlık tarafından İç Tüzük 67/2’ye göre incelenip değerlendirilmesi ve metinden çıkarılması gerekir.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, kaçıncı defa okundu bu önerge.

BAŞKAN – Evet, ben de demin onu söyledim, ama bu beyan, İç Tüzük 67 çerçevesinde değerlendirmeye alınabilecek nitelikte bir beyan olarak değerlendirilebilir, henüz bir karar vermiş değilim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, öyle değerlendiremezsiniz.

BAŞKAN – İzin verirseniz, biz, Başkanlık Divanı olarak konuyu kendi aramızda bir tezekkür edelim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.55
BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

16’ncı madde üzerinde önerge işlemine başlamıştık. Madde üzerinde işleme alınan 7 önergeden 6’sı okunmuştu. Şimdi, maddeye en aykırı olan 7’nci önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 16. maddesinin teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                        Faruk Bal                              Oktay Vural                          Mehmet Şandır

                          Konya                                       İzmir                                      Mersin

                      Behiç Çelik                       S. Nevzat Korkmaz                     Münir Kutluata

                          Mersin                                     Isparta                                    Sakarya

                                                                    Rıdvan Yalçın                                    

                                                                           Ordu                                           

 

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu efendim önergeye?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Efendim, konuşacak mısınız, gerekçe mi okunsun?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

Türkiye'nin iki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen demokrasisini;

- 21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

- Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

- Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

- "Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

- Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

- Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

- Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

- Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

- Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

- Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

- Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

- Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

- Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

- Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

- Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi sübjektif hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

Millet, mahkemelerdeki iş yükünü azaltacak ekonomik, sosyal ve adli reform beklemektedir.

Millet, yandaş yargıç değil, tarafsız ve bağımsız mahkemelerde hakkını aramak istemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP, günü geldiğinde herkesin güvenli liman gibi sığınabileceği tarafsız ve bağımsız mahkemeler için hiçbir şey yapmamıştır.

AKP, 8 yıllık iktidarında, yandaş yargıç yaratmış, yargıyı siyasallaştırmıştır.

AKP, açılım adı altında PKK’nın siyasallaştırılması için ilk adım olduğunu ifade ettiği bu teklif ile, bin yıllık kardeşliğin ve millî bütünlüğün bozulmasına anayasa zemini hazırlamak istemektedir.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK açılımı için anayasal zemin hazırlamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 16 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

Madde : 16     

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 "Madde 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri kaldırılmıştır.

Bu mahkemeler yerine; asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara Yargıtay bakmakla görevlidir.

Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş halinde dahi, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları  ve   gerektiğinde   bu   mahkemelerde   adlî  yargı   hâkim   ve   savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Efendim, gerekçe mi, konuşacak mısınız?

SIRRI SAKIK (Muş) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi selamlıyorum.

Aslında, bu maddeyle ilgili birkaç örnek verdikten sonra bu askerî yargının ne kadar adaletsiz, ne kadar emir-komuta zinciri içerisinde kararlar verdiğini hep birlikte görürüz. Elâzığ Karakoçan, 17 Ağustos, orada biliniyor tabii, o tarihte bir teğmen bir bombanın pimini çekiyor, bir askerin eline veriyor, 4 asker yaşamını yitiriyor. Askerî yargıda dava sürüyor, sekiz yıl, sonra 4 kişi olduğu için on bir yıl ceza alıyor.

Şimdi, sayın milletvekilleri, hepimiz elimizi vicdanımıza koyalım, bir trafik kazasında bile 4 can sekiz yılla geçiştirilemez. Yine, Şemdinli olaylarında, bilindiği gibi, o tarihte de Şemdinli’de devlet suçüstü yakalanmıştı, 2 astsubay bir Umut Kitabevine bomba koymuştu, orada bir insan yaşamını yitirdi ve oradaki insanlar bunları sağ salim alıp devlete teslim ettiler. Sonra sivil yargı otuz dokuz yıl ceza verdi. Yargıtaya geldi, o gözükmeyen el yine devreye girdi, Yargıtay tekrar davayı bozdu eksik soruşturmadan dolayı ve dava askerî yargıya intikal etti. Askerî yargı… Otuz dokuz yıl ceza alan o iki iyi çocuk -hani Büyükanıt “İyi çocuklar.” diyordu ya!- tahliye oldu. Biri gitti, yine çeteden Uşak’ta şu an cezaevinde. Diğeri de nerede, bilinmiyor.

Şimdi buna benzer onlarca olay size söyleyebiliriz.

Yine bir general biz bölgedeyken savcı ve hâkimlerin evine korksunlar diye bomba koyuyordu. Çünkü diğer askerî yargıçlar onların emrinde. Yani diledikleri kararı çıkarıyorlar. Ama sivil yargıları da hizaya getirmenin yolu, onların evine bomba koymak. Ve bunu söyleyen generalin hakkında hiçbir soruşturma açılmıyor.

Şimdi bunları yan yana koyduğunuzda, bu askerî mahkemenin… Gerçekten burada hak, hukuk ve adalet yok, burada süngünün ve namlunun ucu var, postal sesi var!

Yine, bilindiği gibi, Mayıs ayının 29’unda Çukurca’da bir mayın patlaması sonucu 7 asker yaşamını yitirmişti. Sonradan yapılan o İnternet üzerindeki konuşmalarda, oradaki bir generalin bu mayını bizzat kendilerinin döşediği bütün Türkiye kamuoyu tarafında biliniyor. Ve o yaşamını yitiren askerlerin aileleri başvurdular. Van Cumhuriyet Savcılığının açıklaması aynen şu -zaman çok dar, kısa kısa geçiyorum- “Bu mayınlar Türk Silahlı Kuvvetlerine ait, Makine Kimya menşelidir.” Peki sayın milletvekilleri, hepinizin çocukları var, hepiniz “ülkemiz” diyorsunuz, hepiniz “demokrasi ve hukuk” diyorsunuz, bir tek insan bile bununla ilgili bir şey söylemedi. Milletvekilleri sadece burada birbiriyle didişmek için değil… 4 insan dokuz yıl ceza alıyor, sadece, Sayın Bekir Bozdağ bir açıklama yaptı “Trafik suçlarında bile bu kadar hafif ceza verilmez.” diye.

Şimdi burada herkes hak, hukuk ve adaletten bahsediyor, ama yoksul Anadolu çocukları ölüme giderken kimsenin dönüp bir şey dediği yok. Onun için, bu askerî mahkemeler sabıkalıdır, bu askerî mahkemeler halka karşı suç işlemişlerdir, bu askerî mahkemeler yıllardır, 12 Eylül öncesi ve sonrası Türkiye’de devrimci demokrat herkese, hatta milliyetçi kesimlere bile o kadar acımasız acı dolu yıllar yaşattılar ki, şimdi hâlen dönüp bunlarda makyajlar yaparak bu iş olmaz. Eğer gerçekten siz, sorunun çözümünü istiyorsanız, gerçekten bu ülkeyi hukukun ülkesi, huzurun ülkesi yapmak istiyorsanız bunları ortadan kaldıracaksınız, yani sözcüklerle oynayarak, arkasından dolanarak puan almayla hiç kimseyi bu konuda tatmin edemezsiniz. Bu, burada hiçbir yerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen sözlerinizi tamamlayınız, süreniz doldu.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu alanda çok hukukun olmadığını bir iki örnekle daha size sunmak istiyorum. Mesela en çok mayına basıp da ölen uzman çavuşlardır, ama uzman çavuşlar orduevine giremez; çocuklarını götürüp kışlaya teslim edip dağa gidip sonra cenazesini alan anneler Manisa’daki tugaya başı örtülü giremez. Böyle bir hukuk olur mu? Böyle bir demokrasi olur mu? Yani siz, halkın vekilleri buna nasıl seyirci kalabilirsiniz? Ben Sayın Bakanımdan dünden bu yana birkaç kezdir soru sormak istiyorum. Bu uzman çavuşlar, en çok ölüme giden, en çok ölen insanların çocukları niye orduevine alınmıyor? Nedir bu ayrımcılık? Nedir bu sürekli bölücülükten, ayrımcılıktan bahsediyorsunuz? En çok ölüme gönderdiğiniz insanların aileleri kışlaya giremez ve çocukları orduevine giremez. Sonra burada, efendim, insanlar arasında bir ayrımın olmadığını söylersiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süreniz de doldu Sayın Sakık, ek süreniz de doldu.

SIRRI SAKIK (Devamla) - ..siz de buna inanmazsınız, halkımız da buna inanmaz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Anayasa değişiklik teklifinin 16. maddesi ile değiştirilen 145. maddesinin son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygılarımla arz ederim. 14.4.2010

                                                                                                               Tayfun İçli

                                                                                                                Eskişehir

“Anayasanın 14. maddesindeki durumlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun efendim; beş dakika içerisinde önergenizin gerekçesini izah edin.

Buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, birçok konuşmamda söylediğim gibi acele işe şeytan karışır. Bu maddede de -birazdan arz edeceğim görüşlerde göreceksiniz- ciddi hatalar var.

Değerli arkadaşlarım, sivillerin askerî mahkemede yargılanması doğru değil. Askerî mahkemelerin yetki ve görevlerinin de sınırlandırılması mutlaka ve mutlaka gereklidir ancak teklifteki değişikliğe baktığınız zaman -145’le ilgili- birinci cümlesi, ikinci cümlesiyle son cümlesinin birbiriyle net olarak çeliştiğini görüyorsunuz ve son cümledeki “Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.” cümlesi çok soyut bir cümledir, içini doldurmak gerekir.

Teklif sahipleri bunun içini doldurmak için gerekçede, 16’ncı maddenin gerekçesinde bakın ne demişler? Demişler ki: “…Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların, her halde adliye mahkemelerinde görüleceği düzenlenmektedir.“ Bu da “…26/09/2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci bölümlerinde yer alan suçlar kastedilmektedir.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, anayasa tarihinde bir ilki yaşıyoruz, Anayasayı değiştirirken kanunu referans alıyoruz. Şimdi, siz, Türk Ceza Kanunu’nun Dördüncü Kısmı Dört ve Beşinci Bölümlerini değiştirdiniz, “Güvercin avlamak yasaktır.” diye madde koydunuz. O zaman askerî yargının -Anayasa’ya göre- bunu mu düzenleyeceksiniz? Anayasalar kanuna göre yapılmaz, kanunlar anayasaya göre yapılır.

Başka bir komik olay… Herhâlde bu teklifi hazırlayanlar Türk Ceza Kanunu’nun Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümüne bakmamışlar. Neden? Çünkü, teklifte diyorlar ki: “Asker kişilerin askerî hizmetlere ilişkin, hizmet ve göreve ilişkin suçları askerî mahkemelerde bakılır.” Doğru. Peki, son cümleyle baktığınız zaman ne oluyor? Türk Ceza Kanunu’nun Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünü açın, bakın, diyor ki: “Düşmanla iş birliği yapmak.” Madde 303. Bir asker şahıs düşmanla iş birliği yaparsa siz onu sivil mahkemede mi yargılayacaksınız? İki: “Yabancı devletler aleyhine asker toplamak.” Bir asker şahıs, bir yüzbaşı, binbaşı yabancı devlet aleyhine asker toplayacak, siz bunu sivil mahkemede yargılayacaksınız. Başka bir örnek: “Askerî tesisleri tahrip ve düşmanın askerî yararına anlaşma.” Madde -Türk Ceza Kanunu- 307. Bunu da adli mahkemelerde yargılayacaksınız. Bakın “Düşman devlete maddi ve manevi yardım.” Madde 308. Asker şahıs, bir teğmen, bir general, herhangi bir muvazzaf astsubay, Türk Ceza Kanunu’nun bu maddesini işlediği zaman siz bunu adli mahkemelerde yargılamaya çalışıyorsunuz. Bu ne perhiz bu ne turşu… Bir söz vardır.

HASAN KARA (Kilis) – Katalog suçu…

H.TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Şimdi, katalog suç olmaz.

Siz referans olarak Türk Ceza Kanunu’nun bu maddesine gönderme yaparsanız -Anayasa’nın bu maddesine- komik duruma düşersiniz değerli arkadaşlar, komik. Yani katalog suç olur mu? Anayasa’yı tanzim ediyorsunuz, Anayasa’nın 145’ini düzenliyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmaları doğru değildir, doğru. Hatırlarsınız, bundan iki üç ay önce bir çerçeve kanun getirdik ve aslında düzenlemeyi orada yaptık, “Siviller askerî mahkemelerde yargılanmasın.” dedik. Ama sizler çerçeve kanunun 6’ncı maddesinde “hâli dâhil” ibaresiyle bir değişiklik yaptınız, Anayasa Mahkemesine gittiniz. Bakın, o çerçeve kanunun o maddesi zaten değişmedi. Siz ne diyorsunuz? Yani, bunu anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. İşte, acele işe şeytan karışıyor. Bir de bunu yaparken askerlerimizi incitiyoruz. Biraz evvel hatip “Askerî mahkemelerin sabıkası işte şudur…” Doğru veyahut yanlış. Hukuk sistemini tartışırız. Peki, özel yetkili mahkemelerin sicilleri doğru mu? Üç yıldır görülen İstanbul’da özel yetkili savcılar, özel yetkili mahkemeler… Bakın, şu Anayasa’nın değiştirmekte olduğunuz 145’inci maddesi dahi üç yıldır süren hukuka aykırılıkların dışa vurumudur. Siz daha kanunlar orada varken Anayasa’yı değiştirmeye kalkıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Balyoz Operasyonu, gazetelerden okuyoruz, içine girmedim. 2003 yılındaki asker şahısların askerî hizmetle ilgili askerî mahalde işledikleri suç. Anayasa 38 “İşlendiği tarihte Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak kabul edilmeyen şeyleri yargılayamazsınız.” diyor. Peki, biraz evvel gerekçede atıf yaptığınız Türk Ceza Kanunu’nun Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümü ve Beşinci Bölümünü siz hangi tarihte yasalaştırdınız? 2004 yılında. 2004 yılında siz yasalaştırıyorsunuz. 2003 yılında suç olmayan, yeni Ceza Kanunu’na göre birtakım insanları yargılıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, süreniz doldu, lütfen konuşmanızı tamamlayın. Size bir dakikalık ek süre verdim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, şunu söylemiyorum: Suçlu suçunu çekmeli ama bunu yaparken yasa koyucu olarak adam gibi yasa yapmamız lazım. Yapılan işlemleri temizleyecek, onları meşru hâle getirecek Anayasa yapılmaz. Yasayı yaparız, Anayasa’yı yaparız, ona uygun adam gibi ceza kanunları çıkartırız. Suç işleyen ister asker olsun, ister sivil olsun, ister milletvekili olsun, kim olursa olsun evrensel hukuk kuralları çerçevesinde cezasını adil yargılanmak kaydıyla çekmeli ama siz insanları neyle suçlandığını bilmeden, iddianamesini tanzim etmeden… İddianame tanzim edilmezse kişi neyle suçlandığını bilir mi? İki yıl sonra iddianamesi geliyor mahkemeye. Sonra sanıkların ifadeleri daha alınmıyor. İçeride insanlar kanser oluyor, ölüyor. Değerli arkadaşlarım, hangi görüşten olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun adam gibi yargılama yapacağız. Bu, Türk adalet tarihine bir kara leke olarak geçer.

Bu arada da Barolar Birliğinin çok saygıdeğer Başkanı Özdemir Özok aramızdan ayrıldı, başsağlığı diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümleniz…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bir avukat olarak, bir meslektaşı olarak Tanrı’dan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum ve avukat camiasına da başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım dört önerge de aynı mahiyette. Bu nedenle birlikte işleme alacağım. İstemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi, ilk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahiplerini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 16 ncı maddesi ile değiştirilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 145 inci maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                          M. Şevki Kulkuloğlu (Kayseri) ve arkadaşları                      

"Asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz"

İkinci önergenin sahibi: Ali Öztürk (Konya)

Üçüncü önergenin sahibi: Abdurrahman Arıcı (Antalya)

Dördüncü önergenin sahibi: İkram Dinçer (Van), Suat Kılıç (Samsun)

BAŞKAN – Efendim, Komisyon birlikte işleme aldığım önergelere katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (İzmir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu, konuşacak mısınız efendim?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Konuşacağım.

BAŞKAN - Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa değişikliğini öngören Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün vefat eden Sayın Özdemir Özok’a yüce Tanrı’dan rahmet diliyor, Türk hukuk camiasına ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum.

Önergemiz çerçeve 16’ncı maddenin ikinci fıkrasında “Asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.” hükmünü getiriyor. Gerekçemiz asker olmayan kişilerin her hâlükârda adli mahkemelerde yargılanmasını hedeflememizdendir.

Değerli milletvekilleri, bugün burada sanki Anayasa değişikliği vatandaşların yaşamında önceliği alan ilk madde, vatandaşın gündemiymiş gibi konuşan değerli arkadaşlar var. Dediklerine bakıyorum, bir de vatandaşın dediklerine bakıyorum, şaşırıyorum. Vatandaşın gündemi işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk; vatandaşın gündemi iş, aş ve ekmek kavgası. Gelin, hep beraber, sekiz yıllık iktidarınızda vatandaşın ekmeğine ne yaptığınıza hep beraber bir bakalım.

(Hatip beraberinde kürsüye getirdiği pankartları Genel Kurula göstererek konuşmasını sürdürdü)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hadi bak.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Kasım 2002, asgari ücret 184 lira, 920 ekmek alabiliyor asgari ücretle geçinen bir insan. Sekiz yıllık AKP İktidarı geçmiş, hep beraber, bu Mecliste. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Gül, gül, vatandaşın ağlanacak hâline gülüyorsun. Gül, vatandaş cevabını verecek sana.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Asgari ücreti yanlış biliyorsun.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Yanlış, yanlış.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Haberin yok asgari ücretten.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Milleti kandırma.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış biliyorsun, yanlış.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Yanlış o.

BAŞKAN – Lütfen.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Nisan 2010, asgari ücret 521 lira, 800 ekmek ediyor. Bu, eline geçen para, eline geçen para. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış, yanlış biliyorsun. Sana yanlış rakam vermişler.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) - Ve bu Kayseri’deki ekmek fiyatları Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana yanlış rakam vermişler.

BAŞKAN – Sakin olun arkadaşlar lütfen. Lütfen…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – AKP İktidarı vatandaşın ayda 120 ekmeğini çaldı, ayda 120 ekmeğini çaldı. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öğren de gel sen.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sor da gel.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Buradan tüm Türkiye’de bizi seyreden yurttaşlarımıza sesleniyorum: İlk seçimde ilk işiniz AKP’den ayda çaldığı 120 ekmeğinizi istemek olmalı. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öğren de gel sen, öğren. Bilmiyorsun.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Dağıttın kendini.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı, Başbakan Amerika’ya gitmeden evvel kendisine bir çağrıda bulundu: “Anayasa değişikliği Cumhuriyet Halk Partisinin de gündemidir, ilk önceliğidir.”

AHMET YENİ (Samsun) – Geç kaldı, geç!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – “Gelin, üç itiraz ettiğimiz maddeyi halk oylamasına götürelim, gerisini hep beraber, bu Mecliste biz de katkı koyarak oy birliğiyle geçirelim.” dedi ama Sayın Başbakan Amerika’ya giderken ayrı konuştu, dönünce ayrı konuştu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen...

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Zaten Başbakan hem kandırıkçı hem mızıkçı rolü oynuyor. Önce “Kürt açılımı.” dedi, sonra vazgeçti, adını değiştirdi. Sonra “Ermeni açılımı.” dedi, bir türlü açamadı. Şimdi “Bedelli askerlik.” diyor, topu taca atıyor.

Bakın, sekiz yıl önce ne demişti...

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Aç bakayım, aç!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – 25 Ekim 2002... (CHP sıralarından alkışlar) Seçim Arenası Programı, Uğur Dündar’ın sunduğu... Orada çıkmıştı liderler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Seçim sonucu ne?

AHMET YENİ (Samsun) – Millet size inanmadı!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Dört tane konu vardı, biri dokunulmazlık. Sayın Deniz Baykal dedi ki: “Yolsuzluğa yol açan dokunulmazlıklar mutlaka kaldırılmalıdır ancak kürsü dokunulmazlığı korunmalıdır.” Peki, Recep Tayyip Erdoğan ne dedi...

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu, ben size -madde üzerinde bir önerge verdiniz- önergenizi izah etmek için söz verdim. (CHP sıralarından “Aa” sesleri, gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Hayır efendim.

“Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasından yanayız.” diyor Recep Tayyip Erdoğan.

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu, önergeniz üzerinde konuşmayacak mısınız?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Konuştum efendim.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Devam, devam.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Devam, devam.

BAŞKAN – Önergeniz üzerinde ne dediniz?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Konuştum önergem üzerinde.

BAŞKAN – Hiçbir şey söylemediniz.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – “Hatta, kürsü dokunulmazlıklarının kaldırılmasından yanayız çünkü vatandaş Ahmet Ağa’nın dokunulmazlığı yok.” diyor. Hatta “Cumhuriyet Halk  Partisiyle beraber hareket edeceğiz.” diye söz veriyor. Aradan sekiz yıl geçti, bakın ne oldu.

AHMET YENİ (Samsun) – Önergeyle ilgili bir sözünüz yok mu?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Aradan sekiz yıl geçti, Deniz Baykal hâlâ “Anayasa değişikliğine ilk yolsuzluklara sebep olan dokunulmazlıklarla başlayalım.” diyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Nerede Deniz Baykal?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Peki, Recep Tayyip Erdoğan ne diyor, ona bir bakalım.

AHMET YENİ (Samsun) – Anayasa’yla ilgili sözünüz yok mu?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Recep Tayyip Erdoğan ne diyor?

AHMET YENİ (Samsun) – Oy bile kullanamıyorsunuz, oy!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) –  Değerli milletvekilleri, ben, burada sizlere ve bizi ekranları başında dinleyen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Rahatsız olmayın, doğruları söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu, önergeniz üzerinde konuşacak mısınız efendim?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfen sükûneti sağlar mısınız.

BAŞKAN – Peki, bir dakika ek süre veriyorum. Şu önergenizi bir izah edin, oylayacağım çünkü biraz sonra.

AHMET YENİ (Samsun) – Oy bile kullanamıyorsunuz, oy!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Ben, burada, siz sayın milletvekillerine ve bir türlü söylediklerini gerçekleştirmeyen Başbakana sahip ekranları başındaki yüce Türk ulusuna sesleniyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Seslen.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) –  Ben, kıvırtan bir Başbakan istemiyorum, ya sen?  (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Terbiyesiz! Utanmaz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, terbiyesiz bu adam!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Görmüyorum... Görmüyorum… Ne dediğini…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, lütfen! Sayın Başkan, özür dilesin!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, özür dileyecek! Özür dileyecek!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kınamanız gerekiyor!

BAŞKAN – Efendim, lütfen… Lütfen…

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkanım, özür dilesin!

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Özür dilesin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu Milletvekilinin kınanmasını talep ediyoruz!

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Divan’dan gösterdiği tabela görülmedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkanım, özür dilesin!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Çok ayıp bir şey!

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Özür dilesin!

BAŞKAN - Bir dakika oturun değerli arkadaşlar, oturun bir dakika. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Ayıp ya! Sana yakışıyor mu?

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Özür dileyecek!

BAŞKAN - Yerlerinizi alın… Lütfen oturun… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu tabloyu izleyecek misiniz, seyredecek misiniz?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.41


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.20

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

16’ncı madde üzerinde önerge işlemleri gerçekleştiriyorduk. Birlikte işleme aldığım dört önergeden biri olan, Sayın Kulkuloğlu ve arkadaşlarının verdiği önerge üzerinde Sayın Kulkuloğlu konuşurken, yanında getirdiği pankartlar eşliğinde bir konuşma yaptı. Pankartlarda ne yazdığını kürsüden ilk anda görmek mümkün değildi ama sizler gördünüz. Özellikle kaldırmış olduğu son pankart, asla Meclis adabına yakışmayan, hiçbir milletvekili arkadaşımıza yakışmayacak ifadeler taşıyordu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına “Kıvırtan Başbakan İstemiyoruz” pankartı, gerçekten, Meclisin mehabetine çok ciddi gölge düşürmüştür.

Tabii, Meclis Başkanı olarak benim yapmam gereken İç Tüzük hükümlerini uygulamaktır. Bu eylemin İç Tüzük’ümüzün 160’ıncı maddesinde karşılığı, kaba ve yaralayıcı söz sarf etmek ve hakaret yapmak kınama cezasını gerektirecek bir eylemdir.

Şimdi, Sayın Kulkuloğlu burada mıdır? Burada.

Benim, hakkında böyle bir işlem yapıp Genel Kurulun bu konudaki kararını alabilmem için, yine İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi gereğince, savunma yapmak üzere kendisine söz vermem gerekiyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Kamer Genç’e yaptığınız gibi, en sonunda, oylamalar bitince verin. (AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesleri, gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ müdafaa ediyorlar ya!

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Kulkuloğlu, savunma yapacak mısınız? Belki yapmış olduğu savunma Genel Kurulca tasvip edilebilir, ceza tayinine gerek görmeyebilir ama…

Sayın Kulkuloğlu, savunma yapacak mısınız efendim?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yerimden. (AK PARTİ sıralarından “Kürsüden” sesleri)

BAŞKAN – Buyurun, kürsüye davet ediyorum, kürsüden. Konuşmayı kürsüden yaptınız.

Buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yerinden yap, yerinden.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ben yerimden istedim de vermedi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yerinden, yerinden…

BAŞKAN – Niye efendim yerinden?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aynı şey oldu.

BAŞKAN – O hakaretleri yerinden yapmadı ki, kürsüden yaptı.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, ayın 22’sinde, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiline küfreden AKP milletvekiline arka sıradan, yerinden savunma hakkı verdiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun, sizi kürsüye davet ettim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, ne söyleyecekse Sayın Anadol, kürsüden söylesin.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika… Beni dinleyin lütfen.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Çerçi’ye, Manisa Milletvekili, özür dilettiniz…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Hakaretini kürsüden yapmamıştı, yerinden yapmıştı, yerinden özür diledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yerinden yaptı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir dakika…Bir dakika…

…Yerinden konuşturdunuz. Yani niye farklı muamele yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Efendim, kendisi o pankartı kürsüden gösterdi. Niye kürsüden korkuyorsunuz efendim? Kürsü hür kürsü. (CHP sıralarından gürültüler)

Buyurun, Sayın Kulkuloğlu, gelin. Niye çekiniyorsunuz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ceza vereceksiniz değil mi?

BAŞKAN – Eğer… Beyanını bilmiyorum, bir görelim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ceza vereceksiniz.

BAŞKAN – Bir savunmasını görelim, ne söyleyecek, bir bilelim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ceza vereceksiniz, öyle anlaşılıyor. Savunma yapmıyor efendim.

BAŞKAN – Yapmayacak. Kendisi vaz mı geçti efendim?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Vazgeçti.

BAŞKAN – Peki.

Savunma yapmayacağını ifade ederek salonu terk etmiştir Sayın Kulkuloğlu.

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Kendisi vazgeçmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, geliyor musunuz? Efendim, buyurun…

Peki, oradan söyleyin söyleyeceklerinizi, bakalım ne söyleyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT KILIÇ (Samsun) – Hayır… Hayır… Hayır… Hayır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Ne söyleyeceğini bilelim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Hakaretini kürsüden yaptı.

BAŞKAN – Ne söyleyeceğini bilelim.

Buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, tavrınızı değiştiremezsiniz, hakaretini kürsüden yaptı.

BAŞKAN – Buyurun açın mikrofonu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, burayı ben yönetiyorum, izin verin. Ben yönetiyorum…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, tavrınızı değiştiremezsiniz.

BAŞKAN – Bir dinleyelim bakalım ne diyecek.

Buyurun.

IX.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

A) VERİLENLER

1.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’na, kürsüde açtığı pankarttaki ifadeleriyle Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret ederek Meclisin mehabetine gölge düşürmesi nedeniyle kınama cezası verilmesi

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri… Sayın Başkan, benimle ilgili, neden böyle bir söz sarf ettiğimi öğrenmek istediğimi söylediniz. Ancak, burada tarafsız olmanızı sizden rica ediyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Zaten tarafsız.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – AKP milletvekilleri adına bana soru sormayınız lütfen, Meclis adına soruyorsanız başımla beraber.

Sayın Başkan, benim Sayın Başbakanla hiçbir şahsi husumetim yoktur ve olamaz. Ben, siyaseten, Sayın Başbakanın yapmayı taahhüt edip de yapmadıklarını dile getirdim. Nitekim, bu konuşmayı hazırlarken de Türk Dil Kurumunun sözlüğünü açarak baktım. Burada “Verdiği sözü yerine getirmeme…” (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye… Tamam…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – “Verdiği sözü yerine getirmeme…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, bir saniye…

Sayın Kulkuloğlu, şu anda savunma mı yapıyorsunuz efendim?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Evet.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet, savunma yapıyor.

BAŞKAN – Savunma yapıyorsunuz…

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Çok güzel kıvırdın!

BAŞKAN - Bir saniye… Savunma yapıyorlar…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – “Verdiği sözü yerine getirmemek için geçerli geçersiz birçok nedenler öne sürmek…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olun arkadaşlar.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – “…yapmak istememek, yan çizmek.” anlamını taşıyor. Dolayısıyla, ben burada haddimi aşan, Sayın Başbakana hakaret eden bir söz söylemek için bunu sarf etmedim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Doğruyu konuş! Doğruyu konuş, kıvırmadan konuş!

BAŞKAN – Lütfen sakin olun.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Gerekçelerini konuşmamda sıraladığım, Sayın Başbakanın söz verip de yapmadığı siyasi eylemleriyle ilgili bu sözümü sarf ettim. Haddini aşan kötü söz sahibine, yani bana aittir.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Olmaz Başkanım!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ilgili milletvekili arkadaşın savunmasını dinlediniz, ben de dinledim.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şimdi, İç Tüzük’ün 163’üncü maddesine göre, kendisine, kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hakaretler yapmak….

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hakaret değil… Hakaret değil, Yargıtay kararı var.

BAŞKAN - …fiilinden dolayı kınama cezası verilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Etmeyenler… Kabul edilmiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Milletvekili, şu anda bir kınama cezası almış bulunuyorsunuz, tekrarı hâlinde üç gün Meclisten uzaklaştırma cezası alacağınızı ihtaren bildiririm. (CHP sıralarından gürültüler)

Buyurun…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – İşte faşizm bu! İşte faşizm bu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Seviyene bak, seviyene! (CHP Grubuna doğru yürüyerek)

BAŞKAN -  Duyamıyorum efendim, duyamıyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Faşizm bu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN -  Lütfen… Sayın milletvekilleri, herkes yerine otursun lütfen… Herkes yerine otursun… (Gürültüler) Herkes yerine otursun.

Sayın milletvekilleri, sükûnet sağlanmadığı takdirde birleşime ara vermek durumunda kalacağım. Lütfen, yerlerinize oturur musunuz. Lütfen… (Gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yerlerinize oturun…

BAŞKAN -  Lütfen, yerlerinize oturun…

Sayın milletvekilleri, demin üstünde müzakere yaptığımız…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, söz istemiştim.

BAŞKAN -  Ben görevimi yapmak, işlemlere devam etmek zorundayım. Meclis çalışıyor, işimiz var.

Buyurun Sayın Kılıç, buyurun.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, bahse konu Hatip, konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına yönelik kabul edilmesi mümkün olmayan hakaretlerde bulunmuştur. Bu konuyla ilgili İç Tüzük’ten kaynaklanan, sataşma dolayısıyla, hakkımızı kullanmak istiyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Oylandı bitti!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Oylandı bitti, oylandı ceza aldı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ceza oylandı, hayır!

SUAT KILIÇ (Samsun) – Ceza aldı, özür bile dilemedi, tecrüben sana bunu mu emrediyor Sayın Anadol?

Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, işlem bitti, ceza aldı.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Bitmedi Sayın Başkanım, bitmedi, nerede bitti? Ne alakası var?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye ceza verdiniz?

SUAT KILIÇ (Samsun) – Özür dilemedi Sayın Başkan.

M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Kınama cezası verdiğinizi söylediniz, yani…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır Sayın Başkan!

BAŞKAN - Ceza tabii ki bir şahsi sorumluluğun sonucunda İç Tüzük’e uygun olarak uygulanmış olan bir işlemdir. Tabii ki, eğer, gerçekten bir sataşma söz konusu ise, ki sataşma olduğu açıktır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Böyle şey olur mu ya!

BAŞKAN -  Sayın Kılıç, buyurun efendim, yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek şekilde size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)  

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

SUAT KILIÇ (Samsun) –Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; bu kürsüden daha önce de söylemiştim. Eğer, Hazreti Mevlânâ’nın öğüdüne -o zaman da Cumhuriyet Halk Partisiyle alakalı olarak ve bir başka bağımsız milletvekiliyle ilgili olarak ifade etmiştim- Hazreti Mevlânâ’nın öğüdüne riayet edilmiş olsaydı, bugün bu çirkinlik ve ahlaksızca saldırı bu kürsüde yaşanmış olmayacaktı. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hakaret bu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen…

SUAT KILIÇ (Devamla) – Evet, evet, sabredeceksiniz, sabredeceksiniz, aynen öyle. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Hazreti Mevlânâ’ya gelen eleştirileri üzerine…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, niye sıra kapaklarına vuruyorsunuz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Müdahale etsenize!

SUAT KILIÇ (Devamla) – …onu sevenler gelir ve şöyle derler…

BAŞKAN – Niye sıra kapaklarına vuruyorsunuz? Yanlış oluyor.

SUAT KILIÇ (Devamla) – “Büyük üstat, bunca eleştiriye karşı…”

BAŞKAN – Sayın Kılıç, siz de lütfen ifadelerinize dikkat edin.

SUAT KILIÇ (Devamla) – “…söyleyecek bir sözünüz yok mudur?”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, olmuyor…

BAŞKAN – Tamam, uyarıyorum.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Söylediği şudur: “Suskunluğum asaletimdendir…”

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

SUAT KILIÇ (Devamla) – “…Yoksa her söze verilecek bir cevabımız vardır ama önce söylenene bakarım laf mı diye, sonra söyleyene bakarım adam mı diye.” Ne laf var ortada ne adam var maalesef. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hakaret bu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, niye müdahale etmiyorsun?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti başbakanlarının herhangi birine ve özelde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a o çirkin, o seviyesiz…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bu ne ya?

SUAT KILIÇ (Devamla) – …o sahibinin düzeyinden gelen pankartla yöneltilen suçlamalar kesinlikle tarafımızdan reddedilmektedir. (CHP sıralarından gürültüler)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hakaret ediyor ya!

BAŞKAN – Lütfen oturun…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye müdahale etmiyorsun?

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Otur yerine!

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, Meclis Başkanlığı yap. Ayıp be!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Bizim semtimizde, bizim mahallemizde kıvırtmak yoktur. (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye müdahale etmiyorsun?

CANAN ARITMAN (İzmir) – Özür dileyecek!

BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen oturun, lütfen oturun.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Bizim semtimizde döneklik yoktur ama o sözün sahibine ben şunu sormak istiyorum: Anadolu solu deyip de bugün onu unutanlardan mı öğrendiniz kıvırtmayı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnançlara saygılı laiklik deyip de…

BAŞKAN – Sayın Kılıç, siz de yeni sataşmalara yol açmayın lütfen.

SUAT KILIÇ (Devamla) – …bugün onu unutanlardan mı öğrendiniz kıvırtmayı? (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hakaret ediyor Başkan.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ayıp Ya!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Başörtülülere, çarşaflılara altı oklu CHP rozetini takıp da Mersin’de o rozeti yırtarken mi öğrendiniz kıvırtmayı? (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, bu böyle olmaz.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kötü söz sahibine aittir.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sen yaptın hakaretleri.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, bu böyle olmaz. Herkes böyle konuşursa, böyle olmaz.

BAŞKAN – Sayın Kılıç… Sayın Kılıç…

SUAT KILIÇ (Devamla) – Eğer ki özür dilemiş olsaydı bu cevap hakkını kullanmayacaktık.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Tehdit mi edeceksin?

CANAN ARITMAN (İzmir) – Başkan, buna ceza yok mu? Adalet nerede?

SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu cevap hakkını kullanma arzusunda değildik ama buradaki tartışmaları kirletmek, Parlamentodaki tartışmanın düzeyini Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret etme derecesine getirmek hiçbir milletvekilinin hakkı değildir. Daha önce de söyledik, biz, hiçbir siyasal partinin liderine, genel başkanına hiçbir milletvekilimizin bu kürsüden hakaret etmesini, kaldıramayacağı sözler sarf etmesini, liderliğini hafife almasını onaylamıyoruz ve AK PARTİ’nin sözcüleri bugüne kadar Sayın Deniz Baykal’ın şahsını hedef almamıştır, Sayın Devlet Bahçeli’nin şahsını hedef almamıştır (MHP sıralarından gürültüler) ve BDP Grubunda da lider konumunda bulunan ismi kesinlikle hedef almamıştır.

Bundan sonra temennimiz odur ki, grup yöneticileri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, tamamlayın lütfen sözünüzü.

SUAT KILIÇ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Yeter artık, yeter yani!

SUAT KILIÇ (Devamla) – Bizim temennimiz bu noktadan itibaren şudur: AK PARTİ Grubunda grup başkan vekilleri nasıl ki milletvekili arkadaşlarıyla temas hâlinde, siyasi parti genel başkanlarının, liderlerinin bulunduğu konuma ilişkin bir davranış biçimini, kalıbını ve saygınlığını yerleştirebilmişse, muhalefet partilerinin grup yöneticileri de aynı saygınlıkla Başbakanımıza ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik hitapları kontrol altına almak mecburiyetindedir. Bu bir tercih değildir. Her hakaretiniz cevabi hakareti geliştirirse, kavganın sorumlusu tartışmayı başlatan olacaktır.

Arkadaşımız özür dileyememiştir, özür dileme erdemini göstermemiştir. Grup yöneticileri de özür dilemesi yönünde kendisine sağlıklı ve gereken telkinlerde bulunmamıştır.

Bundan sonra, bu kürsünün, böylesine seviyesiz, düzeysiz saldırılarla kirletilmemesini temenni ediyor, kirletilmesi hâlinde…

RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sen kendi hitabını düzelt.

SUAT KILIÇ (Devamla) - …cevabının da yine bu kürsüden verileceğini belirtiyorum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamam Sayın Kılıç, oturun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye... Tamam.

Sayın Anadol, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Grup Başkan Vekili konuşurken yeni bir sataşmaya yol açmıştır… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Açmamıştır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – …sizin uyarınıza rağmen.

BAŞKAN – Ama Sayın Anadol, bu sataşmanın muhatabı Sayın Kulkuloğlu’dur.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Temiz bir dille konuşmaya…

BAŞKAN – Söz mü istiyorsunuz efendim?

CANAN ARITMAN (İzmir) - Hakaret etti.

BAŞKAN – Tamam efendim, sataşmanın muhatabı Kulkuloğlu, gelsin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından “Gel, gel.” sesleri, gürültüler)

Peki, efendim, tamam. (AK PARTİ sıralarından “Gel, gel.” sesleri, gürültüler) Sayın milletvekilleri, tamam efendim…

Sataşma nedeniyle, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yani bana söz vermiyorsunuz, ona söz veriyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Kılıç’ın sataşması nedeniyle söz istedi. O şekilde anladım, söz verdim.

Buyurun.

9.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Samsun Milletvekili Suat Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşma olduğu için söz vermenizden dolayı teşekkür ediyorum.

Ben, burada…

AHMET YENİ (Samsun) – Sataşma için değil, özür için geldin oraya.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Ben, özür için gelmedim, özür için bana söz verdiğinde söyleyeceklerimi söyledim.

CEMAL KAYA (Ağrı) – Özür dile!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Sayın AKP’li milletvekili arkadaşlarım, Sayın Başbakanla ilgili söylediğim sözde, ben siyasi olarak eleştiride bulundum. Biraz evvel de söyledim, sözün kelime anlamı “Söylediklerini tutmamak için bahane uydurmaktır.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Müsaade edin…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Hakaretlerine devam etsin diye mi söz verdiniz Sayın Başkan!

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, müsaade edin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ devam ediyor.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Başkanım, müsaade ederlerse bir şey söyleyeceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye… Daha önce söylediklerinizi tekrar ediyorsunuz.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada, günlerdir, Anayasa görüşmeleri sırasında, AKP’li milletvekillerinin gerek Sayın bağımsız Kamer Genç’e… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Sana ne!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – …gerek Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerine gerekse Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerine ağza alınmayacak derecede galiz küfürlerini duymaktayız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yalan söyleme!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 66’ncı maddeye göre sözünü kesme yetkiniz var.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Perşembe günkü yapılan oturumda…

SUAT KILIÇ (Samsun) – Otur yerine!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ hakaret ediyor!

BAŞKAN – Efendim, siz... Sayın Kılıç’ın beyanlarına cevap vermiyorsunuz Sayın Kulkuloğlu.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – …AKP’li milletvekili arkadaş özür dilememiştir.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Kapatın mikrofonunu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, tamam…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Acaba, Sayın Başbakana…

(Mikrofon Başkan tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, yerinize oturun efendim. Lütfen… Sözünüzü kestim. (Gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hadi kıvır bakalım! Hadi kıvırsana! Kıvırmak nasıl oluyor!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Şevki, gel buraya.

BAŞKAN – Sözünüzü kestim, lütfen yerinize oturun. (Gürültüler)

Sayın Kulkuloğlu, oturun. Lütfen…

Bir saygıdeğer milletvekili, o yapmış olduğu yanlışlıktan dolayı Genel Kuruldan özür diler, “Yanlış yaptım, kaba ve yaralayıcı söz söyledim.” der.

Lütfen, Kulkuloğlu… Tamam, lütfen… Lütfen, yerinize geçin.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Mikrofon kapandı, gel buraya Şevki.

CEMAL KAYA (Ağrı) – Siktir ol!  (CHP sıralarından ayağa kalkmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Diğer önergeye geçiyoruz… (Gürültüler) Lütfen…

Sayın milletvekilleri, yerinize oturun lütfen… Lütfen…

Şimdi, diğer önergelerin sahiplerine istemleri hâlinde söz vereceğim veya gerekçeyi okutacağım. (Gürültüler)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, baksana, oradan küfrediyorlar. Ayıp be!

CEMAL KAYA (Ağrı) – Giderken göz kırpıyor! (AK PARTİ ve CHP sıralarından ayağa kalkmalar, gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturun. Lütfen…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Adamlar küfrediyor! Ayıp ya!

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, yanlış yanlışla ortadan kaldırılmaz.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Ya, küfrediyor ya!

BAŞKAN - Yanlış yapanın yanlışını söylersiniz, doğruyu gösterirsiniz ama yeni bir yanlış, sizin yanlış yapma hakkınız yok. Lütfen, yerlerinize oturun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Devam edin lütfen efendim.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Adam, ana avrat küfrediyor.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, lütfen…

İktidar partisi milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Lütfen, yerlerinize oturun. (Gürültüler)

Siz de Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, lütfen…

AHMET YENİ (Samsun) – Devam edelim Sayın Başkan.

BAŞKAN - İdare Amiri arkadaşlarım, görevlerinizi yapın lütfen. Siz, bugünler için varsınız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Arıcı, konuşacak mısınız, gerekçe mi?

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Asker olmayan kişilerin her hâlükârda adli mahkemelerde yargılanması hedeflenmiştir.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Önerge sahibi Ayhan Yılmaz konuşacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergede Ayhan Yılmaz’ın imzası var.

SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan “Önerge sahibimiz konuşacak.” diyorum, duymuyorsunuz.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

SUAT KILIÇ (Samsun) – “Önerge sahibi konuşacak.” dedik, duyulmadı.

BAŞKAN - Bir saniye…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Gerekçe okundu Sayın Başkan, gerekçe okundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Birinci gerekçe okundu.

BAŞKAN - Var mı ismi, bir dakika, bakayım.

Ne zaman imzaladınız bunu, yeni mi?

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Yazdım, imzaladım Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, her zaman katılabilir önergeye.

BAŞKAN – Yeni imzaladığınız önerge.

Peki, buyurun, önerge üstünde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa değişikliği teklifi ile cumhuriyetimizin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliğinin çağdaş anlayış ve uygulamalar doğrultusunda güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Yeni Anayasa değişikliğiyle ilgili kurulmak istenen komisyonlara üye vermeyen, Genel Kuruldaki oylamalara katılmayan, ak dediğimiz her şeye kara demeyi bir politika hâline getirenlerin bizlere söyleyecek sözleri olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Anayasa değişikliğine konu maddelerin içeriklerine esaslı itirazlar geliştiremeyeceklerini bilenlerin konuyu başka mecralara çekerek milletin iradesini tıkama girişimlerine gerekçe oluşturmaya çalıştıkları açıkça ortadadır. Bu durum, apaçık bir çaresizliğin ifadesidir.

AK PARTİ, Türkiye’de millî birliğin ve beraberliğin sembolüdür. Ülkemizde AK PARTİ kadar kuşatıcı, bütün insanlarımızın kendini içinde bulabileceği, coğrafyamızın her metrekaresinde kabul gören bir başka parti yoktur. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri] AK PARTİ, demokrasimizin olmazsa olmazıdır. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri]

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Lütfen…

Devam edin siz Sayın Yılmaz.

AYHAN YILMAZ (Devamla) – Demokrasimizin standartlarının yükseltilmesi adına atılan her adımın öncüsü AK PARTİ’dir.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Önerge üzerinde konuşsun, önerge!

AYHAN YILMAZ (Devamla) – AK PARTİ, Türkiye’de değişimin adresidir, öncüsüdür, lideridir. AK PARTİ, bir büyük medeniyet davasının takipçisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ’nin Türkiye için tasavvur ettiği medeniyet düzeyi, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesidir. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri]

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – 23 Nisan geçti, bırak çocuk şenliğini!

AYHAN YILMAZ (Devamla) – AK PARTİ, bizatihi milletin partisidir, milletin vicdanıdır, milletin sesidir, milletin taa kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ ve mensupları bugüne kadar milletin rotasından başka bir rota tanımamıştır ve bundan sonra da tanımayacaktır. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri] AK PARTİ’nin üzerindeki emanet, topyekûn milletin emanetidir.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Başkan, önerge…

AYHAN YILMAZ (Devamla) – Bunun için milletimizin sorunlarının çözümü yolunda mücadele vermektedir.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, önerge ne oldu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

AYHAN YILMAZ (Devamla) – AK PARTİ, birliğimize yönelen tehditler karşısında dimdik ayakta durmakta ve ülkeyi hedeflerine ulaştırmak için çalışmaktadır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önergeyle ne alakası var?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Önergede mi konuşuyor?

AYHAN YILMAZ (Devamla) – Milletin teveccühü ve desteğini kazanarak bizimle siyasal yollarla mücadele edemeyeceklerini bildikleri için milletin tercihine tuzak kuranlar, kurdukları tuzaklara kendileri düşmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Önergeye gel, önergeye! Sayın Başkan, herkese müdahale ediyorsun ama…

AYHAN YILMAZ (Devamla) – AK PARTİ demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin güvencesidir. (MHP sıralarından “Bravo!” sesleri) AK PARTİ, hukuk, demokrasi ve özgürlük taleplerinin toplumda yükselen sesidir. AK PARTİ demek, adalet demek, kalkınma demek, çağdaşlaşma demektir. AK PARTİ milletin partisidir. Milletin desteği sürdükçe ve büyüdükçe güçlü bir Türkiye için kararlılıkla çalışmaya devam edecektir.

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!/ Hedefine varmayan mızrak utansın!” (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) “Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!/ Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!” (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler) “Eski çınar şimdi noel ağacı/ Dallardaki iğreti yaprak utansın!/ Ustada kalmışsa bu öksüz yapı/ Onu sürdürmeyen çırak utansın!”

Bu ülkenin çalışkan Başbakanına dil uzatan, bu ülkenin çalışkan Başbakanına ağza alınmayacak sözler söyleyen, milletvekilliğinden haberi olmayan insanlar utansın. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Yaşasın Fenerbahçe!

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, bunun önergeyle ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Öztürk, Konya Milletvekili, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, önergeyle ne alakası var bu konuşmaların? Herkese müdahale ediyorsun ama. Biraz tarafsız ol, tarafsız! Demokrat ol!

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Asker olmayan kişilerin her hâlükârda adli mahkemelerde yargılanması hedeflenmiştir.

BAŞKAN – Diğer önerge…

Sayın Dinçer, konuşacak mısınız?

İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Asker olmayan kişilerin her hâlükârda adli mahkemelerde yargılanması hedeflenmiştir.

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddenin gizli oylamasına geçiyoruz. Ancak gizli oylamanın nasıl yapılacağını tekrar Genel Kurulun bilgilerine arz ediyorum.

Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden Komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana'dan başlayarak İstanbul'a kadar (İstanbul dâhil), Hükûmet sırasındaki Kâtip Üye ise İzmir'den başlayarak Zonguldak'a kadar (Zonguldak dâhil) adı okunan milletvekiline biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek, pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, Kâtip Üyeden üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.

Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Evet, Adana ilinden oy kullanma, gizli oy kullanma işlemini başlatıyorum.

(Oyların toplanmasına başlandı)

Pervin Buldan…

Ali Güner…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama sonucunu açıkladıktan sonra yarım saat ara vereceğim. Milletvekili arkadaşlarımızın bilgilerine sunuyorum. Yarım saatlik süre, oylama sonucunun açıklanmasıyla başlayacaktır.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili arkadaşımız kaldı mı? Yok.

Peki, oy kullanma işlemi sona ermiştir; kutuları kaldırıyoruz efendim.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

“Oy sayısı           : 407

Kabul                  : 337

Ret:                     :   70

Çekimser             :     -

Boş:                    :     -

Geçersiz              :     -

                                   Kâtip Üye                                                     Kâtip Üye

                                Gülşen Orhan                                               Murat Özkan

                                        Van                                                           Giresun”

Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.21
YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Anadol, buyurun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, geçen oturumla ilgili tutumunuz hakkında söz istiyorum. Tutanakları inceledim. Zaten duymuştum konuşmacının, AKP Grup Başkan Vekilinin sözlerini, tutanaklarda da mevcut.

BAŞKAN – Hangi tutumum efendim, onu da bileyim ki… Yani, tutumumun İç Tüzük’e aykırı yönünü bileyim, ona göre…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Peki. Evvela eşit davranmıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partili Kayseri Milletvekili “kıvırtma” sözcüğünü kullandığı için kendisinin savunmasını alıp, ceza verdiniz. Tamam. Ona cezai işlem bittiği hâlde, AKP Grup Başkan Vekiline de “sataşma var” diye söz verdiniz.

BAŞKAN – Tamam, doğru.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bu da bizce yanlış, siz doğru bulabilirsiniz.

BAŞKAN – Yok, hayır, hatırlatmanız doğru, süreç doğru.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ayrıca, sizin söz vermeniz üzerine kürsüye çıkan AKP Grup Başkan Vekili Sayın Suat Kılıç, tam 4 kez–tutanaklarda var- “kıvırtma” sözcüğü kullanmış. Şimdi ne oluyor? Bir milletvekili “kıvırtma” sözcüğünü kullandığı için ceza alıyor, öbürü 4 defa kullandığı için hiçbir şey yapılmıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama kimseyi suçlamıyor, itham etmiyor Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hayır, hayır, tutanakları okuyun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aradaki fark o.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, ben Meclis Başkanıyla konuşuyorum.

BAŞKAN – Peki, efendim, siz İç Tüzük 63’e göre tutumum hakkında usul tartışması açmak istiyorsunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Evet, usul tartışması, aleyhinize.

BAŞKAN – Aleyhte.

Siz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuzun lehinde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, efendim.

İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açtık. Usul tartışmasının lehinde Sayın Anadol’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Anadol. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, lehte ve aleyhte beş dakika süre tanıyacağım.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- “Kıvırtma” kelimesininin hakaret anlamına gelip gelmediği ve bu kelimeyi kullanan muhalefet partisi milletvekiline ve iktidar partisi milletvekiline farklı davranılıp davranılmadığı hakkında

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; oturumu yöneten ve ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde bir Anayasa değişikliği sırasında başından sonuna kadar bütün oturumları tek başına yöneten ilk Başkanın tutumu hakkında aleyhine söz almış bulunuyorum.

Şimdi, bir arkadaşımız kürsüde konuşurken “kıvırtma” sözcüğünü kullandığı için ki hemen parantez açarak ilave edeyim, “kıvırtma” sözcüğünün hakaret anlamına gelmediğine dair Yargıtay kararı vardır ancak bunun ağırlığı siyasidir, arkadaşların tepkisini de normal görüyorum, ona bir söyleyeceğim yok ama Yargıtay kararı vardır, bir teşbihtir. Ona rağmen, bunu kullanan arkadaşım hakkında işlem yaptınız ve savunmasını alarak ceza verdiniz.

Şimdi, ondan sonra işlem bitmesine rağmen, tuttunuz sataşma için söz isteyen Grup Başkan Vekili Sayın Suat Kılıç’a söz verdiniz. O da kürsüye çıktı, tam 4 kez “kıvırtma” sözcüğü kullandı. Ne dedi? “Bu çirkinlik ve ahlaksızlık bu sözler.” Hepsine de itiraz etmişim. Vaktim kısa olduğu için… “Ne laf var ortada ne adam var maalesef.” Partiyi kastederek söylüyor!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Partiyi kastetmiyor.  

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Partiyi değil.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – “Bizim semtimizde kıvırtmak yoktur. ‘Anadolu solu’ deyip de bugün onu unutanlardan mı öğrendiniz kıvırtmayı?” Herhâlde milletvekilini kastetmiyor, siyasi eleştiri bu, doğrudan partiye yönelik.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kimseyi suçlamıyor.

ATİLLA KART (Konya) – Cumhuriyet Halk Partisini suçluyor.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - “Bugün onu unutanlardan mı öğrendiniz kıvırtmayı?”, “Cumhuriyet Halk Partisi rozeti takıp da Mersin’de bu rozeti yırtarken mi öğrendiniz kıvırtmayı?” Bunlar hep tutanaklarda var arkadaşlar.

Şimdi ben de “Sataşma var.” diye söz istemişim. Bana söz vermemişsiniz. Şimdi soruyorum: Sayın Suat Kılıç’a, 4 kez “Kıvırtma” sözcüğünü kullanan -eğer hakaretse ki, sizin kararınıza göre hakaret, ceza verdiniz- Suat Kılıç’a ne işlem yapacaksınız? Neden işlem yapmadınız?

Ayrıca, arkadaşa ceza verdiniz, oyladınız, tamam ama AKP’nin İdare Amiri, Meclisin İdare Amiri bu kürsüye yürüdü, yumruk attı. İlk defa oluyor bu.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Mikrofonları indirdi aşağıya.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Mikrofonları aşağıya indirdi. Kürsü masuniyeti budur, kürsü dokunulmazlığı tam anlamıyla budur, ihlal edilmiştir.

ATİLLA KART (Konya) – Başkanlığa saldırdı Başkanlığa.

K. KEMAL ANADOL (Devamla) - Şimdi ona da hiçbir uyarıda bulunmadınız! Bu durumda, Sayın Başkan, gerçekten tarafsız bir yönetim yerine çoğunluk partisinin ve grup başkan vekillerinin uyarılarına yönelik bir yönetim biçiminiz var. Dolayısıyla, muhalefet partileri olarak yönetiminizin aleyhindeyiz. Çünkü bu oturum yönetme biçiminiz böyle devam ettiği takdirde, zaten gergin olan milletvekillerinin oturumu sakin bir şekilde sürdürmesi imkân dâhilinde olmayacaktır. Ayrıca, birilerine söz verip hakaret ettireceksiniz, bu hakarete cevap vermek isteyen grup başkan vekili söz isteyecek, ona vermeyeceksiniz. Nereye kadar gidecek bu? Bu nereye kadar gidecek? O zaman biz derdimizi nereden anlatacağız? Bir idare amiri kürsüye yönelecek, fiilî taarruza geçecek, yumruk atacak kürsüye, hiçbir şey yapmayacaksınız! O milletvekiline ceza veriyorsunuz, öbürüne hiçbir şey yapmıyorsunuz!

O zaman Sayın Başkan, şimdi bizim talebimiz: Aynı cezayı, 4 kez o hakaret saydığınız sözcüğü kullanan AKP Grup Başkan Vekiline de verme konusunda teşebbüse geçmenizdir, işlem yapmanızdır. Masaya yumruk atan İdare Amiri hakkında aynı şekilde disiplin kovuşturması yapmanız lazım, aynı işlemleri tekrarlamanız lazım, İç Tüzük hükümlerini uygulamanız lazım.

Haa, son olarak şunu söyleyeyim: Buradan bize “ahlaksız” diye hakaret eden insanların önce kendilerinin ahlaklı ve dikkatli olması lazım, dosyası elimdedir.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki. Efendim, usul tartışmasıyla ilgili lehte Sayın Elitaş’ın söz talebi var.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir Anayasa değişikliği maratonu içerisinde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Çalışma saatlerinin uzun olması, yapılan söylemlerin Anayasa ve İç Tüzük’e şartlarını, imkânlarını kullanarak farklı farklı şekillerde ortaya çıkması, ister istemez çalışma saatlerinin uzun olması muhakkak ki milletvekili arkadaşlarımızda bazı gerilimlerin ortaya çıktığını görüyoruz, ama dikkat edilmesi gereken nokta özellikle şu olmalı ki: Grup başkan vekillerinin milletvekillerinin içinde bulunduğu pozisyon ile Meclisteki huzuru ve sükûnu sağlamak en önemli görevlerinden birisidir.

Biraz önce, daha önceki oturumda konuyla ilgili konuşan sayın milletvekili bu kürsüye çıkarken elinde bir çanta vardı, evrak çantası; ben o çantayı hatırlıyorum. O evrak çantası Sayın Baykal’ın bütçe  görüşmelerinde kullandığı çantanın aynısıydı.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Böyle bir şey söyleyemezsiniz “aynı” diye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi içimizdeki şu şüpheyi kaldırabilmek çok önemli: Eğer siyasi parti tüzel kişiliği tarafından hazırlanmamışsa -ki öyle olduğunu da ifade etmek istemiyorum- ve grup başkan vekili arkadaşlarımız bu çantanın içeriğiyle ilgili bilgi sahipleri olduğunu da iddia etmek istemiyorum ama bize gelen duyumlar çerçevesinde, milletvekili arkadaşlarımız…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Dedikodu yapmayın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …Sayın Milletvekilinin burada bir pankart açacağını ve farklı şekilde ifadeler kullanacağını ifade ettiler.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Milletin kürsüsünde dedikodu yapmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ben beklerdim ki Grup Başkan Vekilinden, en azından, bu pankartlarla gelen bir milletvekilinin hangi ölçülerde, neyi ifade edeceğini gözetleyip ona göre milletvekilinin konuşmasına imkân vermeleri gerekirdi. (CHP sıralarından gürültüler) Nasıl ki sayın milletvekillerinin hiçbirini buraya, oy kullanma kabinine göndermeme iradesini de kendinde bulunduran…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Gizli tanık mı söyledi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …Cumhuriyet Halk Partisi siyasi tüzel kişiliği, Milletvekilinin pankartlarını da kontrol etme imkânının var olduğunu düşünüyorum.

İkinci mesele uyarma cezasıyla ilgili: Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesine göre, ağır ve yaralayıcı kaba sözleri söyleyen milletvekilini kınamakla, 160’ın beşinci fıkrasında ise Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmaktan dolayı kınama cezasını vereceğini ifade etti.

İç Tüzük 163’üncü maddeye göre, Sayın Başkan, Milletvekilinin savunma hakkını kendisine verip kürsüde ifade etmesini isterken, Sayın Grup Başkan Vekili, Milletvekilini buraya çağırmaktan imtina etti ve engelledi. Milletvekili buraya gelmesine rağmen “Dur.” dedi, “Gelme.” dedi, “Yerinden konuşsun.” dedi…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) –  Konuştu canım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …ama Sayın Milletvekili eğer özür dilemiş olsaydı, İç Tüzük’ün 163’üncü maddesine göre eğer milletvekili özür dilemiş olsaydı belki kınama cezasını da verme ihtiyacını hissetmezdi... (CHP sıralarından gürültüler)

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Başkan kınama cezası verdiğini söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …çünkü İç Tüzük’te…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Başkan cezayı verdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakınız, İç Tüzük’te…

Başkan cezayı vermedi. Başkanın kınama cezasını verebilmesi için… (CHP sıralarından gürültüler)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Tutanakları oku!

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Tutanakları oku!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, eğer şu İç Tüzük, grup başkan vekillerinizin haricinde sizin de olursa buna bakarsınız, ne anlattığını görürsünüz.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Hepimizde var!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hepsinde var!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İç Tüzük’te kınama cezasının verilebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun onayı gerekir.

Sayın Başkan, İç Tüzük’e uygun olarak milletvekilini buraya çağırdı, “Açıktan özür dileyin.” dedi ama o, özür dilemek yerine kendisinin haklı olduğunu Türk Dil Kurumunun sözlüklerinden faydalanarak ifade etmeye çalıştı, yanlış ifade kullandı.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hakaret kastı yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Bakınız, değerli arkadaşlar, burada, daha uzun bir zaman olmadı, birkaç ay önce olan, gelişen hadiselerde görevi Türkiye Büyük Millet Meclisindeki huzuru ve sükûnu sağlamak olan bir İdare Amirine yumruk atıldı, gözlüğü kırıldı, burnu kırıldı. Onunla ilgili hiç tepki göstermeyenler, Sayın Başkanın İdare Amirinin, tam bir görev olarak, burada konuşan Cumhuriyet Halk Partili Milletvekilinin sözü bitmesine rağmen, sözüne devam etmesi ve kürsüden inip yerine oturması gerekirken oturmayıp kürsüyü işgale devam etmesini…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) - Vakti vardı, süresi vardı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –…İdare Amirinin bu konuda uyarmak, İdare Amirinin görevini yapmak…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İdare Amirinin yetkisi yok.  

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ve İdare Amirinin milletvekilini yerine davet etmek, görevleri arasındadır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok, yok; yok öyle bir görevi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Onun için, değerli arkadaşlarım, şunu ifade ediyorum…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Yahu, bu cahillikle nasıl grup başkan vekili olmuş?

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Ya yeter, yeter!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, şu yaptığınız ortam içerisinde, sakin bir tarzda eleştirilerimizi yapalım ama açık ve net şunu ifade ediyoruz: Biz hiçbir siyasi partinin genel başkanını hedef alan, eleştirilerimizi yaparken incitmemek adına sözcüklerimizi seçerek kullanmaya gayret ediyoruz. Aynı ifadeleri, aynı duyguyu ve aynı tarzı özellikle muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımızdan ve özellikle de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İdare Amiri kesintileri izlesin efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Efendim, İdare Amirini çağırır mısınız, süresi bitti.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …hakikaten sürekli ilişki hâlinde bulunduğumuz sayın grup başkan vekillerinin, bu konuda, milletvekili arkadaşlarımızı sakin olmaya, teskin etmeye ve onun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun sakin bir şekilde devam etmesine katkı sağlamak amacıyla milletvekillerini uyarmak da görevleri arasında olduğunu düşünüyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Usul tartışmasının…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir dakika, bir dakika…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Lehinde söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, şimdi, efendim, aleyhinde Sayın Anadol konuştu. Aleyhinde Sayın İçli istedi, Tayfun İçli -geldi biraz önce, sizden önce- Sayın İçli konuşacak.  

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aleyhinde Canikli.

BAŞKAN – Şimdi lehinde bir konuşma yapıldı. Sayın Canikli’nin talebi var.

Şimdi, Sayın İçli’yi davet ediyorum.

Sayın İçli…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum. Sayın Meclis Başkanının tutumunun doğru olmadığı düşüncesindeyim, bu nedenle söz aldım.

Sayın Meclis Başkanım, bu Mecliste aslında hiç hoş olmayan tartışmalar yaşandı. Sizler belki duyuyorsunuz, belki duymuyorsunuz, biz arka sıralardan duyuyoruz. Milletvekilleri küfre varan çok ağır sözler söylüyorlar.

CANAN ARITMAN (İzmir) – AKP milletvekilleri, AKP’liler…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Evet, AKP milletvekili arkadaşlar da söylüyor, tabii kavga olduğu zaman karşılıklı küfürler de söyleniyor.

Şimdi sizin Meclis Başkanı olarak göreviniz tutanakları alıp incelemektir. Eğer siz kendinizi her konuda yargıç yerine koyar, konuşmaları kendinize göre yorumlar ve o sonuca göre cezalar verirseniz burayı yönetmek mümkün olamaz çünkü sadece burada AKP milletvekilleri değil birçok farklı düşünceye sahip olan milletvekilleri var. Eğer her olaya bir yaptırım, her olaya bir ceza derseniz burada milletvekilleri düşüncelerini ifade edemez. Bir taraftan “düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü” deniliyor; Anayasa görüşmelerinde sözde birtakım demokratik haklar getirilmeye çalışılıyor ama milletin sözcüleri burada konuştuğu zaman kınama cezası! Bakın, geçen gün Sayın Kamer Genç’e ceza verdiniz, oradaki tutumunuz da doğru değil. Bir de bu kararlar Askerî Yüksek Şûra kararları yargı yolunu açıyorsunuz. Var mı sizin kararlarınızın yargı yoluna gitme konusunda İç Tüzük’te veyahut Anayasa’da hüküm? Siz, milletvekillerinin boynuna yafta takıyorsunuz, suçlu damgasını vuruyorsunuz; kaba, hakaret eden kişiler yaftasını takıyorsunuz. Böyle bir hakkınız var mı? Sizden önce bu Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten çok değerli Meclis Başkanları, Meclis Başkan Vekilleri var. Burada geçen 21’inci Dönemde talihsiz bir kavgada bir milletvekili vefat etti -nur içinde yatsın- ama hiçbir Meclis Başkanı taraflı davranmak suretiyle milletvekillerinin boynuna suçlu yaftasını takmadı, buna hakkınız yok. Kaldı ki en basit kuraldır, disiplin cezaları verilirken kademe kademe verilir. Memurlarda da böyledir; ilk önce uyarma cezasını verirsiniz, arkasından kınama cezasını verirsiniz. Siz bir şeyi yorumluyorsunuz, diyorsunuz ki: “Kaba ve yaralayıcı sözler…”

Değerli Başkanım, burada vatan milletle ilgili çok ağır laflar söylendi. Burada neredeyse “Ermeni soykırımı yapıldı.” diyen milletvekilleri çıktı. Burada Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında, anayasal kurumlar hakkında çok ağır ithamlarda bulunuldu, “tık” diye ses çıkmadı sizden veyahut yöneten Başkanlardan ama kişi olduğu zaman, Sayın Cumhurbaşkanı Gül olduğu zaman, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğu zaman, AKP’li milletvekili arkadaşlar hemen rahatsız oluyorlar. Ya kardeşim, tabii ki kişilikle uğraşmamak lazım ama bu ülkede vatan milleti konuşuyoruz, halk bizi vatanın, milletin sorunlarını çözelim diye buraya getiriyor. Terör konusu konuşuldu ağza gelmeyen laflar oldu, bir kişi…

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Şahsa hakaret…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ama efendim… Tamam, şahıs ama sayın milletvekilleri, şahıslara gösterdiğiniz özeni biraz da vatan millete gösterin, vatan milletin anayasal kurumlarına gösterin. (CHP sıralarından alkışlar) Hayır, gösteren arkadaşlarınız yoktur demiyorum, bu laf atma üzerine söylüyorum. Şunu söylüyorum: Biz buraya şahısları savunmak için gelmedik, biz buraya milleti savunmak için geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Milletin hakkı, çıkarları için burada konuşacağız. Şahıslara eğer bir hakaret varsa, yasalarımıza göre açılır tazminat davası… Sayın Başbakan açmıyor mu tazminat davası başkalarına? Açar ama bakın, burada kürsü masuniyeti vardır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Burada açtı, kaybetti.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Size o zaman hakaret edildi mi?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşım, bakın, sizi eleştirmiyorum. Ben Sayın Meclis Başkanına karşı, tutumunu eleştiriyorum. Bu “kaba, yaralayıcı…” Ne hakaretler var! Allah için, ben indikten sonra şu tutanakları, şu Anayasa görüşmelerindeki sadece tutanakları alın -değerli steno arkadaşlar hepsini oraya geçiriyorlar- bunlar kara, kaba, yaralayıcı sözlerin ötesinde hakaret içeriyor. Sizin göreviniz o zaman, bütün milletvekillerine her gün, oturacaksınız, trafik polisi gibi ceza keseceksiniz burada! “Bunu konuşamazsın, bunu konuşursan bu anlama gelir…” Sizin yorum yapma hakkınız yoktur. Siz, Meclisi sükûnetle yönetme hakkınız vardır ama yorum yapıyorsunuz “Ben bunu böyle değerlendiriyorum…” Size, Anayasa ve İç Tüzük bunları değerlendirme yetkisi vermemiş. Siz, burayı düzgün bir şekilde yönetme… Ha, bunu ben de yaparsam, bana da aynı şekilde eleştirilerde bulunacaksınız ama çok gergin, sabahlara kadar çalışıyoruz, bütün herkes çok yorgun, tansiyonlar yüksek. Bazen bazı arkadaşlarımız amacını aşan sözler de sarf ediyorlar ama o arkadaşımıza hem grup başkan vekilleri hem Meclisi yöneten siz, münasip bir lisanla söylerseniz tansiyon da düşer. Biz buraya kavga etmeye gelmedik biz buraya milletin meselesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen sözlerinizi tamamlayın.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hemen toparlıyorum Sayın Başkanım.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – “Şahıs” dediğin devletin Başbakanı.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Efendim? Şahıs, evet.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Başbakan, Cumhurbaşkanı.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, “şahıs” dediğiniz Başbakan; “şahıs” dediğiniz Cumhurbaşkanı. Ama burada, bakın, devletin... Ama burada “şahıs” dediğiniz, bakın, onlar çok önemli kişiler ama bu bir öksüz, bir yetim de çok önemli kişidir. Şehit olan insanlarımız da çok… Silahlı kuvvetlerin mensupları da çok değerlidir.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Saptırıyorsun, saptırma.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yargı mensupları da çok değerlidir. (CHP sıralarından alkışlar) Onlara ağzınıza geleni söyleyeceksiniz ama…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Hakaret…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşım, Genel Başkana saygı göstermek, onu savunmak en doğal hakkınızdır. Hakarete…

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Nasıl tasvip ediyorsun?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bakın, onu demiyorum, hakaret etmek yanlıştır diyorum. Ben Meclis Başkanının yorumunu söylüyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eleştiri var, karıştırıyorsun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sizlerle fazla tartışmak istemiyorum. Sizin algılamanız odur, benim algılamam bu, benim yorumum bu. Sayın Başkana da bu düşüncelerimi ifade ettim. Sabırlarınız için hepinize teşekkür ederim. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın İçli, çok teşekkür ederim.

Sayın Canikli, buyurun, lehte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başkanın tutumunun lehinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütün samimiyetimle söylüyorum ve inanıyorum bütün milletvekilleri saygıdeğerdir. Geçmişte ve bugün bu çatı altında görev yapan, milletin kendisinin temsilcilik unvanına layık gördüğü bütün milletvekilleri ve onların genel başkanları saygıdeğerdir. Hepsi için geçerli, bugün için de geçerli, dün için de geçerli, gelecekte de geçerli olacak. Dolayısıyla herkesin bu saygıyı hak ettiğine inanıyorum. Zaman zaman gerçekten bazıları için belki amacı aşan, irade dışında, o andaki atmosferin ortaya çıkardığı gerginlikten beslenen bir ani çıkışla hakikaten insanları, hepimizi rahatsız eden olaylar olabiliyor ve bu Mecliste zaman zaman, işte, sinirlerine hâkim olamayan arkadaşlar da gündeme gelebiliyor. Ama bunu herhangi bir siyasi parti grubu için söylemiyorum. Hepimiz istisnasız bütün samimiyetle, biraz önce söylediğim o ilkeler çerçevesinde milletvekillerine, onların temsilcilerine hak ettiği gibi davranmamız gerekir. Arkadaşlarım da biraz önce ifade etmeye çalıştılar, hem milletvekillerine ama özellikle de elbette bu milletvekili arkadaşlarımızın veya siyasi partilerin genel başkanlarına eleştiri mümkündür, ona hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Eleştiri sert de olabilir, ağır da olabilir ama tahammül edilebilir, edilir ama hakikaten öyle bir noktaya geliyor ki ya da öyle bir eleştiri konusu yapılabiliyor ki yani en sakin insanlar dahi, en makul bildiğimiz insanlar, milletvekili arkadaşlarımız dahi -tırnak içinde söylüyorum- çileden çıkabiliyorlar. Hepimizin görevi mümkün olduğu kadar sükûneti sağlayarak çalışmak.

Tabii, aslında, Sayın Başkanımıza biraz önce Sayın İçli “Şahısların korunmasındaki gösterdiğiniz hassasiyeti Türk Silahlı Kuvvetleri, devlet, milletle ilgili olduğu zaman göstermiyorsunuz.” gibi bir açıklamada bulundu. Biraz haksızlık olduğunu düşünüyorum. Hatırlarsanız daha birkaç gün  önce -henüz hafızalarda- Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili bir konuşma yapıldı burada yani, işte, savaştan yola çıkarak ve Sayın Meclis Başkanımızın bazı kesimlerce çok eleştirilen bir müdahalesi oldu. Yapacak görevi Sayın Meclis Başkanımıza çok net olarak ifade etti. Yani bu dengeyi sağlıyor Sayın Başkanımız ama bütün herkesin ayağa kalktığı, sinirlerin, gerginliğin had safhaya ulaştığı bir ortamda da hakikaten hâkim olmanın da kolay olmadığını takdir edersiniz. Yani bu çerçevede -elbette Sayın Başkan tarafsız davranacak ve biz onun bu çerçevede kalmaya çalıştığına yürekten inanıyoruz- zaman zaman yanlış anlaşılmalara meydan verebilecek algılamalar olabilir ama bizim de katkı sağlamamız gerekir. Sayın Başkanın bu Meclisi istediğimiz tarzda götürebilmesi için bizim de yapmamız gerekenler var değerli arkadaşlar. Yani elbette birinci görev Sayın Başkanımızın ama yani düşünün, herkes ayakta, burada herkes bağırıyor, tek ses... Böyle bir ortamda da yani Sayın Başkanımızın çok fazla müdahil olması, daha doğrusu kontrol altına alabilmesi çok gerçekçi gözükmüyor.

Tabii, şimdi, biraz önce Sayın Anadol söyledi. Sayın Kılıç’ın –ben de baktım tutanaklara- hiçbirisinde herhangi bir kişiyi, bir partiyi, onun organını hedef alan...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yapma yahu!

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Lütfen, bir daha okuyun...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  O ifadeyi ben kullanmayacağım, kullanmayı da doğru bulmuyorum. Onu da söyleyeyim.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Lütfen bir daha okuyun, bir daha okuyun…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ben algılamamı söylüyorum. Samimi olarak algılamamı söylüyorum.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Bir daha okuyun.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Doğrudan CHP’ye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, orada, yani, eğer bu şekilde yani algılanmışsa, ama o ifadelerden okunduğu zaman öyle algılanmıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Kıvırtma” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ama, bakın, buradaki önceki başlatılan diyelim, yani bu tartışmaları başlatan, start verilen o eylemle karşılaştırıldığında orada doğrudan bir başbakan, çok net bir şekilde, tahrik edici bir tarzda… Gerçi bunları tartışmak istemiyorum yani amacım da bu değil ama. Onunla kıyaslandığında Sayın Kılıç’ın ifadesi ve söyleme biçimi kesinlikle o amaca matuf değil ve o şekilde yorumlanmaması gerekir.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Partiyi hedef alarak söyledi.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Parti” diyor, parti…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Milyonlarca insanın oy verdiği bir partiye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla burada yani hakaret olarak algılamamak gerekiyor Sayın Kılıç’ın açıklamalarını çünkü bakın…

ATİLA EMEK (Antalya) – Öyle mi? Bilirkişilik mi yapıyorsun?

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Neden? Kulkuloğlu söyleyince hakaret…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 4 defa “kıvırtma” diyor, 4 defa…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Arkadaşlar, değerli arkadaşlar, bakın, bu kelimeleri, Sayın Anadol siz de kullanmayın biz de kullanmayalım.

ATİLA EMEK (Antalya) – Bilirkişiye mi havale ettiniz Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 4 defa kullanmış…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hiçbir şekilde kullanmayalım. Alıntı olarak da kullanmayalım. Belki lügat olarak baktığınızda o anlama gelebilir ama algılama açısından baktığında insanlar bunu hakaret olarak kabul ediyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 4 defa!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, bir sıfat olarak kullanılmıyor Sayın Anadol. Bir sıfat olarak kullanılmıyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Partiye söylüyor, partiye…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Partiye direkt söylüyor, partiye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bir kişiyle bütünleştirilerek, ona atfen, ona izafeten yansıtılmıyor, yönlendirilmiyor bu çok net. Yapmayın Allah aşkına. Yani öyle bir kasıt olması söz konusu değil.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – O zaman Sayın Kılıç’ın kullandığı ifadeleri o kürsüden, aynen AKP için de kullanacağız demektir bu. Tutanaktan aynen alacağız, “CHP” yerine “AKP” diyeceğiz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, disiplin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Canikli, tamamlayın efendim, süreniz doldu sizin de.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiçbir şey arz etmiyoruz. Elbette ortamın son derece gergin olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani bütün hakaretler hepsi aynı sıkıntıda, aynı eleştirilmesi gereken derecededir. Ancak şunun da vurgulanması gerekir: Her zaman başlatan eylemler, sözler ağırlığı diğerlerinden daha fazladır. Yani onları önemsiz gördüğümü söylemek için değil ama bir realite olarak ortaya koymaya çalışıyorum.

Geçmişte bakın, geçmişte özellikle baktık çok daha fazla cezalar verilmiş. Savunmuyoruz. Mümkün olduğu kadar hiç uygulanmasın, uygulanmasın yani ve tolere edilsin. Geçen günlerde bir arkadaşımız bir ifade kullandı ve biz devreye girerek özür dilettik, sorun çözüldü. Yani biz onu bekledik. Bakın, o arkadaşımızdan da onu bekledik ve grup başkan vekili arkadaşlarımızdan da onu bekledik ve grup başkan vekili arkadaşlarımızdan da o konuda katkı bekledik ama alamadık. Eğer olsaydı sorun çözülecekti. Tutanaklara baktığınızda şunu görürsünüz: Bir arkadaş soruyor “Özür dilerse ceza verecek misiniz?” diye, “Hayır şey yaparsa vermeyeceğiz.” anlamına gelen bir açıklaması var Sayın Başkanın.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok öyle bir şey.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Hiç öyle bir şey yok.

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – Yok öyle bir şey.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın tutanaklara Sayın Anadol, bakın, göreceksiniz. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Eğer özür dilemiş olsaydı ne ceza konusu gündeme gelecekti ne de bu tartışmalar yaşanacaktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Canım, Çerçi de özür dilemedi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ederim.

Usul tartışması sona erdi. Sadece birkaç cümle söylemek isterim.

Sayın Kılıç’ın sözleri üzerine, sataşma nedeniyle ben Sayın Kulkuloğlu’na biliyorsunuz söz verdim ama Sayın Kulkuloğlu yerinden söylediklerini kürsüde tekrar etti. Yani Sayın Kılıç’ın sataşma nedeniyle söz aldığı o ifadelerine bir cevap için kürsüye gelmemişti.

Sayın Kutlu’yla ilgili, Sayın Anadol, ben burada birleşimi kapatmadan veya ara vermeden önce Sayın Hüsrev Kutlu şurada duruyordu. Kapattım, ayrıldım, ondan sonra meydana gelenlerden bilgim yok. Şimdi arkadaşlara rica ettim, tutanaklara geçmiş bir davranışı var mı, görüntülerde bir davranışı var mı; tabii, bunları öğrendikten sonra Sayın Kutlu’yu da İç Tüzük neyi gerektiriyorsa -uyarı mı olur, başka bir şey mi olur- onunla ilgili de tabii görevim neyse onu yerine getiririm.

Şimdi siz Sayın Kılıç’ın konuşmalarında da o kelimelerin kullanıldığını ifade ettiniz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – 4 defa…

BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul) – 4 defa…

BAŞKAN – Ben metnini getirttim. İzin verirseniz, şu maddenin üzerinde görüşmeler yapılırken, o zaman içerisinde onu bir inceleyim ve değerlendireyim.

Hemen şunu ifade edeyim: Ben hiçbir arkadaşıma ceza verme, onunla sürtüşme gibi bir durum içerisinde olmak istemem. Burada gayet düzgün şekilde görüşmelerin yapılmasını ve Meclis olarak görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi beklerim ama zaman zaman tansiyon yükseliyor. Ben de İç Tüzük hükümlerini uygulamak durumundayım, İç Tüzük neyi amirse onu yapmak durumundayım.

Biraz önce Sayın Canikli de söyledi, İç Tüzük’ün disiplinle ilgili hükümleri ilk defa uygulanmıyor. Bakın, şu anda elimde, altmış tane disiplinle ilgili uygulanmış -geçmiş dönemlerde- çok çeşitli cezalar var ama ben bunları uygulamayı falan da arzu etmiyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Anayasa oylamasında 2 kez uygulandı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Dolayısıyla tutumumun değişmesini gerektirecek bir durumla karşılaşmadım.

O nedenle, şimdi görüşmelerimize devam ediyoruz.

ATİLLA KART (Konya) – “İnceleyeceğim.” dediniz, karar veriyorsunuz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN - 17’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 146- Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulundan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına olmak üzere Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü’nün. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır Sayın Mengü.

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkan, hayatının otuz beş yılını hukuka adamış bir meslek adamı olarak sizin bu Parlamentoyu -üzülerek söylüyorum, bir meslektaşım olmanızdan da üzülerek söylüyorum- tarafsız yönetmediğiniz bilinci altında bu konuşmayı yapacağım. Saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, çerçeve 17’nci madde, yani Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu düzenleyen Anayasa’nın 146’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu Anayasa değişikliği için bizlerde olan yaygın inanç, kabul ederseniz etmezsiniz: Bu Anayasa’nın bir hukuku, yargıyı ele geçirmek mantığı içinde olduğu ve bunun için bir Anayasa Mahkemesini şekillendirmek olduğu. Anayasa Mahkemesinin şekillendirilmesinin iki temel nedeni var. Bu söyleyeceklerimi kendim herhangi bir şeyde inanç veya his olarak söylemiyorum, yapılmış konuşmalardan, gerek basına yansımış gerekse Genel Kurul tutanaklarına yansımış konuşmalardan aldığım, tespit ettiğim, çıkartabildiğim şeyleri söyleyeceğim. Bu bir ele geçirme, bir yönlendirme, yani Anayasa Mahkemesini yeniden dizayn etmedir. Neye göre dizayn etme? Yüce Divana göre dizayn etme. Neye göre dizayn etme? Herhangi bir şekilde sizin İktidarınız zamanında veya sonradan siz muhalefetteyken bu Anayasa Mahkemesine muhalefetin gitmesi veya sizin muhalefetteyken gitmeniz hâlinde kararların hep lehinize çıkması mantığı içinde olduğu için bu inancın içindeyim. Bunu durup dururken söylemiyorum.   

Sayın Bülent Arınç’ın 2 Mayıs 2005’te gazetelere yansıyan bir konuşması var. Bir kere hukukçu olarak hayatta hiç duymadığım bir cümleyi okuyacağım size. Burada Anayasa profesörleri de var. “Her birisi egemenlik haklarını Meclis adına kullanır organların.” Bir tane hukukçu varsa hayatta bana bunu söyleyebilecek diplomamı yırtacağım. Yani, yargı egemenliğini Meclis adına kullanırmış. Burada.

Arkasından başka şeyler var. Bakın okuyayım: Anayasa Mahkemesiyle ilgili düzenlemeyi değiştirmeyi kaydediyor;” o mühim değil. “Üye sayısını değiştirebiliriz.” Olur. “Görev sahasını değiştirebiliriz.” Nedir, belli değil. “Yüce Divan yetkilerini Anayasa Mahkemesinden alırız. Her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesini engelleyebiliriz. Her şeyi yapabilirim, ben Meclisim. Anayasa Mahkemesi bir kanun iptal ederken kendi bir kanun koyucu değildir.”

Ondan sonra, geliyor: “Ben yasama organı olarak istediğim yasa değişikliğini yaparım; istediğim yasağı koyarım, istediğim yasağı kaldırırım.”

Şimdi, o tarihte Sayın Arınç Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve sizin partinizin de çok üst düzey görevlilerinden, yetkililerinden biri. O bakımdan, bunlara baktığınız zaman, o sizin bize “Niyet mi okuyorsunuz?” dediğinizi anlayabilmek için, bu niyeti okumaya lüzum yok; bu yazıyı okuduğunuz zaman zaten niyet ortaya çıkıyor.

Yapılan değişikliğe baktığınız zaman, nedir yapılan değişiklik? Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesinin üye sayısını, yani 11 asıl, 4 yedek olan bugünkü yapıyı 17 kişiye çıkartmak. Baktığınız zaman, belki size göre çok mantıki gelebilir. Nedir o düzenleme? Bu 17 üyenin -yeni getirilen taslakta- 3 tanesinin Meclis tarafından seçilmesi, o da salt çoğunlukla falan değil basit çoğunlukla seçilmesi, geri kalan 14 üyenin 4 tanesini Sayın Cumhurbaşkanının doğrudan seçmesi -hiç kimse kendini kandırmasın- geri kalan 10 tanesini de, dolaylı şekilde, Cumhurbaşkanı kimi istiyorsa ona göre dizayn edecek bir seçim sistemi getirilmiş. Burada çok detayına girmek istemiyorum yani yok işte, o oy sistemiymiş, bu oy sistemimiymiş ama sistem bu.

Tabii, bu getirdiğiniz sistem niye böyle gelmiş? Çünkü… Arkadaşlarımızın, Adalet ve Kalkınma Partili saygıdeğer milletvekillerinin elimde Meclis tutanaklarına geçmiş konuşmaları var.

Sayın Kuzu, sizin için belki bir daha dinlemek olacak. Bunu bundan evvel de anlatmıştım ben.

Bakın, 18 Aralık 2003, Sayın Musa Sıvacıoğlu, kendisi savcılıktan gelme meslektaşımız: “Üyelerin Cumhurbaşkanınca atanması kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargının tam bağımsızlığının sağlanması amacı ve hukuk devleti geleneğine ters düşmektedir.” Bunun altına her hukukçu imza atar, doğru.

Hakikaten hukukçuluğuna saygı duyduğum bir başka AKP Milletvekili, bayağı hukuk mantığı çok güçlü çalışan bir arkadaşımız, Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat. O, 7 Ocak 2003 Salı günü aynen söylüyor: “Sayın Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesinin başı olarak yargı yılının açılışında yapmış olduğu konuşmaları, aslında, dikkatle takip edilmelidir, bir kez daha irdelenmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa’mızda yer alan Cumhurbaşkanlığına verilmiş olan yetkilerin parlamenter sisteme uygun olmadığını, bu yetkilerin daraltılması gerektiğini defaatle ifade etmiştir. Hakikaten, Anayasa’mıza göre Cumhurbaşkanımız, parlamenter sistemle pek bağdaşmayan yarı başkanlık sisteminin gerekleri…” diye devam ediyor. Doğrudur. Bu, normal, makul bir hukukçunu söylemesi gereken sözlerdir.

Arkasından, 20 Aralık 2004 Pazartesi günü AKP Grubu adına konuşan Süleyman Sarıbaş, tekrar tekrar okumak istemiyorum, aynı şeyleri söylemiş, tutanaklarda var. 2006 yılında Recep Özel arkadaşımız, gene burada, altını çizmişim: “Cumhurbaşkanına bu kadar geniş yetkiler tanınması doğru değildir. Yeri geldiği zaman, gerektiğinde Cumhurbaşkanını bile yargılayacak olan makama yargılanacak kişi tarafından atama yapılması bir çelişkidir.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bütün bunları yaşarken, beni nasıl şüpheci olmakla, niyet okumakla suçlayacaksınız? 2005’te Sayın Meclis Başkanının söyledikleri var, 2003’ten, 2004’ten, 2006’dan itibaren saygıdeğer milletvekillerinin söylediği var. Ne değişti? Birisinin bana izah etmesi lazım. Yani 2003’te, 2004’te, 2006’da olan durumdan, hukuki statüden bugün ne değişti? Bir şeyi anlatmak lazım, bir şeyi söylemek mecburiyetindesiniz, şu değişti diye. Ben söyleyeyim mi ne değiştiğini? Ahmet Necdet Sezer gitti, Abdullah Gül geldi; değişen tek o. Şimdi, bütün bunlar ortadayken, siz beni ikna edemezsiniz, beni değil kimseyi ikna edemezsiniz.

Bakın, bir başka husus daha var: “Türkiye Demokrasisinde 130 Yıl” diye, rahmetli Profesör Doktor Bülent Tanör’ün anısına, “Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri 10’uncu Yıl Güncellemesi” diye, değerli bir arkadaşınız, sizin bir arkadaşınız, şu anda partinizin İnsan Hakları Komisyonu Başkanı bu kitabı yenilemiş. “Yüksek mahkeme üyelerinin atanması konusunda 82 Anayasası’nın öngördüğü düzenleme, herhangi bir değişiklik olmadan yürürlüğünü sürdürmektedir. Bu konuda Bülent Tanör’ün 1997 raporunda yer alan değerlendirmesi geçerliliğini aynen korumaktadır.” diyor ve saymış 82 Anayasası’nda şunlar olur diye.

Yalnız bu arkadaşımızın bir şeyi, yani daha doğrusu Sayın Bülent Tanör’ün getirdiği hususlardan bir tanesi, hakikaten Bülent Tanör benim inancımdan farklı bir şeyi söylemiş, arkadaş da onu takip etmiş. Sayın Bülent Tanör diyor ki: “Anayasa Mahkemesinin kendine tanınacak kontenjanlar içinde Cumhurbaşkanı, TBMM, Yargıtay, Danıştay üyeleri tarafından seçilmelidir.” Yani o benim düşüncemden biraz daha farklı, Meclisin ve Cumhurbaşkanının da bu iki kurumun yanında seçimlerini getirmiş, fakat bu kurumların doğrudan doğruya seçim yapmasını getirmiş. Buna saygı duyuyorum, ama burada bir bilim adamı olduğunu söyleyen -hukukçu değildir kendisi ama anayasayla uğraşan, anayasacı diye tarif edilen bir arkadaşımızdır- bunu nasıl şimdi içine sindirebiliyor, bunu anlamakta zorluk çekiyorum.

Bu, hakikaten hepimizin, siyasetle uğraşanların, bu Parlamentonun saygınlığı… Doğrudur, burada çıkan kavgalar televizyonlarda yansır, insanlar bundan rahatsız olur, bunların hepsi doğru ama şu tartıştığımız, şu söylediğimiz şeyler de insanların, biraz düşünenlerin, biraz okur yazarların indinde Parlamentonun itibarını zedeliyor. Bunu görelim.

Bakın, geldiğiniz andan itibaren, devamlı “Bu asker Anayasası, bu faşist Anayasa, bu Anayasa’yı değiştirelim.” diyorsunuz. Yerden göğe kadar haklısınız. Ben, 12 Eylül 1980’de, generallerin insanları hapsettiği dönemde -Sayın İyimaya iyi hatırlar, buradaki birçok hukukçu bilir- o dönemde bir siyasi liderin sıkıyönetim mahkemesinde avukatlığını yapıyordum. Onun için, ben askerî rejimleri burada oturanların birçoğundan çok daha iyi bilirim, sıkıntılarını da bilirim. Eğer o faşist, asker, postal önündeki Anayasa’yı değiştirmek istiyorsanız -bunu dün de burada söyledim, maalesef, utanarak söyledim- Pakistanlı hukukçular kadar adam olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengü, size iki dakika ek süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) - Pakistan’da o askerlerin hazırladığı Anayasa’yı değiştirirlerken… Orada da askerler aynen bizdeki gibi,  herhâlde Kenan Evren’in arkadaşlarıydı, aynen bizde ne yapılmışsa orada da aynı şeyler yapılmış. Cumhurbaşkanına özel, ağır, burada arkadaşlarımın, sizin söyledikleriniz gibi çok yetkiler verilmiş. Yeni gelen Pakistanlı hukukçular bütün yetkilerini almışlar, yüksek yargıya atanacak hâkimleri bir hukukçulardan oluşan kuruluşa vermişler. Hangi kuruldur, o beni çok fazla ilgilendirmiyor ama yapılması gereken işi söylüyorum.

Aslında, beni hep 12 Eylül’ü yaşamış bir insan olarak ıstırap içinde bırakan başka bir olay vardır. Hemen hemen çok yakındır Pakistan’daki Zülfikar Ali Butto darbesiyle bizim darbe arasındaki zaman. Zülfikar Ali Butto darbeyle götürüldüğü zaman, Pakistan’daki hukukçular, Anayasa Mahkemesi üyeleri cübbelerini askıya asmışlar çıkmışlardı. İşte eğer yeni sivil anayasa yapmak istiyorsanız bunları oluşturacak kurumları getirelim. Yoksa hiç incelemeden, her şey “Batı’da böyleydi” diye… Hepiniz biliyorsunuz, hepiniz yaşıyorsunuz, Batı, hayatında bir kere olaya objektif bakmış olsa hep beraber bakalım. Bunu burada bir şey için söylemiyorum; bu Ermeni soykırımı tartışmaları olduğu için, Batı’nın ne kadar kaypak olduğunu anlatmak için anlatıyorum. 1876’dan -Benim rakamlarım değil. Burada sizin ödül verdiğiniz tarihçi Sayın Karpat’ın kitabından da aldığım rakamlar- 1876’dan 1923’e kadar Balkanlar’da 5,5 milyon Müslüman öldürüldü, 5 milyon Müslüman da sürgüne gönderildi. Kimse ağzına alıyor mu? Almıyor.

Sayın Başkan, sözlerime son verirken, değerli meslektaşım, mesai arkadaşım, omuz omuza hukuk kavgası verdiğim arkadaşım Özdemir Özok’un ölümünden büyük üzüntü duyuyorum. Gerek ailesine gerek meslektaşlarıma başsağlığı diliyorum. Aziz hatırasının önünde saygıyla eğiliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Biz de Başkanlık Divanı olarak Sayın Özok’un ölümünden büyük üzüntü duyduk. Allah rahmet eylesin. Ben de ailesine ve baro camiasına başsağlığı diliyorum.

Efendim, şimdi söz sırası, madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’da.

Ancak Sayın Bal’ın ayrıca kişisel görüş talebi de var; ikisini birleştirmek istiyorsunuz.

FARUK BAL (Konya) – Lütfen.

BAŞKAN – Gruplarımızın bir itirazı yok değil mi efendim?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Birleştirme imkânı yok ama bizim bir itirazımız yok.

BAŞKAN – Tamam. Sayın Ahmet İyimaya’nın da var aynı talebi, fark etmiyor.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İç Tüzük açısından mümkün değil ama itirazımız yok efendim. Ama son konuşmacı olması lazım.

BAŞKAN – Grup adına çağırdım zaten.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Son konuşmacı olması lazım.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bal’ın son konuşmacı olması doğru olacaktır. BDP Grubu…

BAŞKAN - Efendim, Sayın İyimaya’nın da böyle bir talebi oldu da onun için demiştim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Peki, BDP Grubunun…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sorun yok bizim için.

BAŞKAN - Her ikisini on beşer dakika konuşturamaz mıyız? İç Tüzük müsait değil mi buna?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hayır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usulen son konuşmacının…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Önce gruplar konuşup sonra şahısların konuşması lazım ama son konuşmacıya ilave beş dakika daha şahsı adına verilmesi uygun İç Tüzük gereği.

BAŞKAN – Peki efendim, sonra o zaman Sayın Bal’ı benim tekrar davet etmem lazım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet, İç Tüzük öyle.

BAŞKAN – Peki, sürenizi başlatıyorum Sayın Bal, grup adına, 17’nci madde üzerinde.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin 17’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Değerli Hukukçu, Barolar Birliği Başkanı Sayın Özdemir Özok’u saygıyla anıyorum. Bugün vefatı nedeniyle duymuş olduğumuz üzüntüyü milletimizle paylaşıyoruz. Cenabıallah’tan kendisine rahmet diliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 17’nci madde kılı kırk yararak Anayasa Mahkemesinin görevini ve üye seçimini düzenleyen bir madde. Bu madde kılı kırk yararak, bütün hassasiyetle üzerinde durularak düzenlenmiş bir kanun teklifi şeklinde huzurumuzdadır ve bu madde üzerindeki eleştirilerimi sunma-dan önce Anayasa Mahkemesinin parlamenter demokratik sistemdeki değeri ve Cumhurbaşkanlığı makamının parlamenter demokratik sistemdeki yerini anlatarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, parlamenter demokratik sistemde Cumhurbaşkanlığı sorumsuz bir makamdır, bu nedenle de yetkisizdir. Ancak 1982 Anayasası, bütün grupların eleştirdiği gibi, bir ihtilal ürünü olarak, ihtilali yapan gücünün başını devlet başkanı olarak oraya yerleştireceği içindir ki parlamenter demokratik sisteme aykırı bir biçimde aşırı yetkiyle donatmıştır. 1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının aşırı bir yetkiye sahip olduğunu aşağı yukarı bütün cumhurbaşkanları şikâyet olarak milletiyle paylaşmıştır, yakın zamanda Sayın Sezer paylaşmıştır, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül paylaşmıştır, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu şikâyette bulunmuştur, Anayasa hukukçularının tümü bulunmuştur. Ancak, gelin görün ki aşırı yetkisinden şikâyet edilen Cumhurbaşkanlığı makamına bu Anayasa değişikliği teklifiyle daha aşırı bir yetki verilmektedir. Neden? Araştıracağımız konu burasıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu sorudan sonra, Anayasa Mahkemesi ne iş yapar? Anayasa Mahkemesi, parlamenter demokratik sistemde yasama gücünün Anayasa’ya uygun nitelikte kanun ve karar alıp almadığını dengeleyen bir yargı mekanizmasıdır yani parlamenter demokratik sistemin denge ve denetim mekanizmasıdır.

İkinci olarak, Anayasa Mahkemesi, parlamenter demokratik düzen içerisinde siyasi sorumluluk üstlenmiş olan iktidar mensuplarının hukuka aykırı iş ve işlemlerinde yüce divan olarak yargılama görevini üstlenir.

Şimdi, bu iki temel hususu anlattıktan sonra, getirilen Anayasa değişikliği teklifi, parlamenter demokrasinin genetiğini bozacak şekilde Cumhurbaşkanlığına aşırı bir görev vermekte ve ucube bir dikta rejimini andıran bir düzenlemeyi tarif etmekte, bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesinin üye seçimi ve görev taksimiyle ilgili iş ve işlemlerde ise yandaş bir yargı kurumu yaratacak nitelikte bir eylemi görmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, “Bu niçin yapılmıştır?” sorusunu hep beraber araştırmamız lazım. Bu yüce Parlamentonun parlamenter demokratik sisteme vermiş olduğu değer ve katkıyı burada bir kanun değişikliğiyle ucube bir dikta sistemine dönüştürmeden önce bunu iyice değerlendirmemiz lazım.

Adalet ve Kalkınma Partisi sekiz yıldır bu ülkede tek başına iktidardır. Bu sekiz yıllık süreç içerisinde, AKP, devleti AKP’lileştirmiştir yani kadrolaşmanın ötesinde devlet makamlarına partizan yandaşlarını atamıştır. Bu birinci aşama geçirildikten sonra ikinci ve ekonomik bir ihtilal anlamına gelen sermaye transferini tamamlamıştır yani yandaş zengin yaratmıştır.

Üçüncü olarak AKP, Türk basınının yüzde 60’ını yandaş basın hâline getirmiş, bakiyesini de hapisle, vergi cezasıyla korkutulan bir basın hâline getirmiştir.

İşte, günümüzün Türkiyesi bu Türkiye’dir ve bu Türkiye'nin üzerine AKP, biraz önce size… Cumhurbaşkanı parlamenter demokratik sistemde yetkisiz ve sorumsuz iken niçin aşırı yetki ile donatılıyor? Niçin Anayasa Mahkemesinin, parlamenter demokratik sistem içerisinde yasamayı dengeleyen ve Yüce Divan olarak görev yaptığı süreçte görevle ilgili ve üyeleriyle ilgili bu değişikliğin yapılması karşımıza çıkıyor?

Değerli arkadaşlarım, tabii ki bu, AKP’nin teklifiyle hemen Millet Meclisi tarafından kabul edilecek bir durum değildir. Bu sistem, korku imparatorluğunun ilk adımının atıldığı işaretini bize vermektedir. Bu sistem, aynı zamanda, biraz önce ifade ettiğimiz, basınla ilgili, devlet kadrolarının partizan atamalarla donatılmasıyla ilgili ve sermaye transferi yapılmasıyla ilgili oluşmuş düzenin üzerine bir  korku imparatorluğunun yaratılmasının yanı sıra aynı zamanda millet bütünlüğünü bozucu, bin yıllık kardeşliği bozucu PKK terör açılımının da ilk adımını teşkil etmektedir. Çünkü Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi “Terör ile ilgili olmak üzere yaptığımız açılımın Anayasa değişikliği ilk adımıdır.” diyor. Bundan sonra diğerleri gelecektir. Elbette ki Anayasa Mahkemesi görevini yapamaz bir duruma getirilir ise bundan sonra, millet bütünlüğünü bozacak, bin yıllık kardeşlik hukukunu bozacak, üniter devlet yapısını bozacak kanunlar ve anayasa değişiklikleri de peş peşe sırasıyla gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını da ihlal eden bir tekliftir; hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu yaratan bir tekliftir; yargı bağımsızlığını ihlal eden, yandaş yargıç yaratma aşamasını tamamlayarak, yandaş yargı kurumu yaratma niyetinde olan bir tekliftir. Dolayısıyla, bu düzen eğer devam ederse Türkiye’de parlamenter demokratik sistemin kuvvetler ayrılığı ilkesindeki yargının dengesinde ve denetiminde olan düzen ortadan kalkacak; Anayasa Mahkemesi, hukuk ile yasamayı denetleyen bir mahkeme olarak görevini yapamaz hâle gelecektir ve denetimsiz bir çoğunluk, ülkenin yönetiminde, dikta dediğimiz hikâyeyi ortaya çıkaracaktır.

Değerli arkadaşlarım, buradan, “Akıl yaşta değil baştadır.” darbımeselinden hareketle 23 Nisanda yaşadığımız bir olayı sizlerin bilgisine sunmak istiyorum: Sayın Başbakan, 23 Nisan nedeniyle Elgin Koçubaba isimli öğrenciye makamını tevdi ederken, kendisi “Ben artık konuşabilir miyim?” diye soruyor Sayın Başbakana. Sayın Başbakan da, yönetim tarzını o çocuğa şu ifadelerle intikal ettiriyor: “Yetki artık senin, istersen asarsın istersen kesersin, her şey sende.” Demek ki, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanlık makamı böyle bir anlayışla yürütülüyormuş; demek ki, böyle bir anlayışın hukuk zemininde hayata geçirilebilmesi için böyle bir teklif huzura getirilmiş.

Aynı gün Başbakanımız, Elgin Koçubaba’nın “Ben başkanlık sistemini beğenmiyorum” sözüne, Sayın Başbakan onu ikna etmek üzere iki örnek vererek dil dökmüş “Amerika’da başkanlık sistemi, Fransa’da yarı başkanlık sistemi başarılıdır.” demiş. Peki, Sayın Başbakan Amerika’da başarılı olan başkanlık sisteminin, dünyanın başkanlık sistemini uygulayan yirmi yedi tane ülkesinde diktatörlüğe gittiğini niçin bu çocuğa anlatmamış? Aynı mantık içerisinde yarı başkanlık sistemi Fransa’da uygulanır iken, Fransa’yı takip eden yirmi küsur tane ülkede diktaya dönüştüğünü niçin anlatmamış? Anlatmaz çünkü niyeti halis değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, grup adına konuşmanızın süresi doldu, size iki dakika daha süre veriyorum efendim.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesiyle ilgili yaptığınız değişiklik kanı kanla yıkamaktır. Sayın Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı olarak rektör atamaları ve Anayasa Mahkemesi üye atamalarının notlarını çıkarmıştım. 2 oyla, 4 oyla üniversitelere rektör atadığından Sayın Sezer’den şikâyet etmiştiniz; o zamanki şikâyetiniz ne kadar haklı ise Sayın Gül’ün aynı tonda yapmış olduğu rektör atamaları ve Cumhurbaşkanı olarak Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu atamalar aynı şekilde haksızdır. Buna susmamanız gerekir, kanı kanla yıkamamanız gerekir.

Sayın Cumhurbaşkanının son yaptığı Anayasa Mahkemesine atamaları dikkatle incelediğimizde bu Anayasa değişiklik teklifi gerçekleştiği takdirde Anayasa Mahkemesine kimlerin hukukun arkasından nasıl dolanılarak atanacağını hep birlikte görüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı sadece Anayasa Mahkemesine üye atama yetkisini kullanmıyor, aynı zamanda Anayasa Mahkemesinde hâkimlerin kıdem sorununu da çözerek belirli gün ve aralıklarla kendisine yakın hissettiği hâkimlerin önceden atamasını yapıyor, onların ataması tamamlandıktan sonra kıdem yönünden ondan daha geride bulunmasını istediği kişileri atıyor. Hele hele bürokrasiden Anayasa Mahkemesine atanan kişilerin bürokratik deneyimlerini Anayasa Mahkemesine sunması gerekçesini otuz bir günlük bir bürokrasi deneyimine sıkıştırması Sayın Cumhurbaşkanının da, sizin gibi, kılı kırk yararak, bu Anayasa Mahkemesini nasıl yandaş bir yargı kurumu hâline dönüştürürüz şeklindeki düşüncenize ortak olduğunu göstermektedir ve bu ortaklık iyi niyetli değildir. Niyet halis değildir, halis olmayan niyetler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, ek süreniz de doldu. Aslında, kişisel söz talebinizi birleştirmeyi arzu ettim ama maalesef İç Tüzük izin vermedi. Sizi tekrar kişisel görüşlerinizi belirtmek için davet edeceğim.

FARUK BAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

Şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit Geylani.

Buyurun Sayın Geylani. (BDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 17’nci maddesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün yitirdiğimiz Barolar Birliği Başkanı değerli meslektaşımız Sayın Özok’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

İzninizle, toplumsal bir özlem olan barış diliyle konuşmama başlamak istiyorum zira bu ülkenin gerçekten böylesi bir söyleme, bir duruşa ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri, günümüzde hâkim olan hukuk devleti anlayışı anayasa yargısının varlığını gerekli görmektedir zira hukuk devleti ilkesi, temelde, devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygun olmasını ve bunların yargı denetimine tabi tutulmasını gerektiriyor.

Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile yasama organının işlemlerini denetleyen bir adli kurum olarak yargı sistemimizde yer almıştır. Avrupa ülkelerindeki bazı modeller esas alınarak oluşturulan Anayasa Mahkemesi, diğer birçok kurumda olduğu gibi, daha oluşum aşamasında Avrupa’daki emsallerinden çok farklı bir role ve işleve bürünmüştür. Onun için, bu Mahkemenin oluşum mantığında üyelerin seçim yöntemi ve yetkileri gibi temel konularda sıkıntılar varsa, doğal olarak, işleyişi de süreç içerisinde ciddi sıkıntılara yol açacaktır. Nitekim, bunun örnekleri çok ve hep birlikte yaşadık. Özünde yasama organı faaliyetlerini bireyin hak ve özgürlükleri lehine korumakla görevli olması gereken bu organ, daha kuruluşundan itibaren, yapılan müdahalelerle, kendini, sadece devletin yüksek çıkarlarını korumakla sorumlu tutmuştur. Özellikle 12 Eylülden sonra darbenin yarattığı hukuku korumayı neredeyse tek görev olarak belirleyen bir yapıya dönüşmüştür. Bu vahim durum, aslında, mahkemenin en önemli görevi olan yasaların hukuka uygunluğunu denetleme işlevi ötesine geçerek, doğrudan doğruya kamu siyasetini belirleme hevesiyle kararlar vermeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, bu Mahkeme, özellikle son dönemlerde verdiği bazı kararlar ile kendi yasasını bizatihi kendisi çiğnemiştir. Onun için, Anayasa Mahkemesinin yeni demokratik düzenlemelere gereksinimi olduğu inancındayız. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yerine, diğer yüksek yargı organları ve Barolar Birliğinin doğrudan seçim yapabilmesi, ayrıca, Parlamentonun da, yine bu kurumlar ve üniversitelerin göstereceği adaylar arasından nitelikli çoğunlukla seçeceği üyelerden oluşması şüphesiz daha olumlu olacaktır.

Değerli arkadaşlar, kurulların demokratik yapısal sorunlarını çözen tek seçenek çağcıl anayasalar ve ona bağlı alt yasalar ile kendi aralarındaki uyumdur, tutarlılıktır. Ne yazık ki görüştüğümüz bu teklifte de 82 Anayasası’nın darbeci özünü biraz daha özendiren, devleti de kutsayarak kendi yurttaşına karşı güvenli korumaya alan 17’nci ezber yamalardan biri olarak yerini koruyor çünkü Anayasa Mahkemesinin demokratik yapısal sorununun çözüm anahtarı kuşkusuz demokratik bir anayasadır. Bunun da üç temel kriteri vardır:

1) Öncelikle, anayasaların dibacesi, o anayasaların hukuki, demokratik ve barışçıl iklimini belirler. Ne var ki 82 darbe Anayasası’nın başlangıç ilkeleri bir aidiyetin menfaati, yüceltilmesi ve üstünlüğü argümanları üzerine kurulmuş ırkçı bir koroyla başlar; korkular, kuşkular, varsayımlar üzerine devam eder; kültürel çoğulculuğu dışlayan bağnaz, tekçi anlayışla insan doğasını zehirleyerek son bulur. İşte, hâlâ bu anlayış baştan sona bu değişiklikle birlikte de devam ediyor.

2) Anayasalar toplumsal uzlaşma kültürünün kabulü ile bireyi özgürleştirir, toplumsal kurumları da demokratikleştirir. AKP’nin uzlaşma diye bir derdi yok Allah’a şükür, uzlaşmadan kaçanları da kendisine bahane ederek, uzlaşma isteyen, toplumsal uzlaşma isteyen, demokrasi adına, bu kesimleri de yok saymaktadır. AKP’nin kendi ihtiyaç ve önceliklerinde direnmesi ve direnmeye devam ediyor olması anlaşılır gibi değildir. Şimdi ise sanırım bir önceki oturumda bir arkadaş “uzlaşalım” yani el kaldırmada, oylamada uzlaşalım… Uzlaşma temelde olur, halkla birlikte olur.

3) Anayasalar evrensel hukuk normlarına uygunluğuyla anlam kazanır ve kalıcılaşır. 82 Anayasası’nın özünde bu anlayışın olmayışı değişiklik teklifine de yansımıştır çünkü sistem kendi antidemokratik yasalarında hâlâ ısrar ediyor. İşte bu antidemokratik iklimde hem inkârcılığın hem de ademi hukukiliğin doğal olarak Anayasa Mahkemesinin yapısında da filizleneceği unutulmamalıdır sevgili arkadaşlar. Ne yazık ki bu anlayış ülkemizde “hukukpar”ları, yani hukuk partilerini yaratmıştır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay başkanları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkan Vekili günlük siyasi demeçlerle televizyon ekranlarını ve gazete sayfalarını süslemektedirler. Adalet Bakanlığı Müsteşarının da yargının bir yapısında yer alması da ayrı bir siyasallaşmanın tipik örneğidir. Ayrıca, Genelkurmay ve üniversiteler de bu siyasallaşma yarışının başını çekmektedirler.

Değerli milletvekilleri, değişiklik maddesiyle Anayasa Mahkemesinin üye sayısı, üyelerin seçileceği alanlar, üyeleri seçen makamlar karmaşasında mahkemenin alışılagelen yapısı ve verdiği siyasal kararlar da anımsanınca daha da siyasallaşacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Öncelikle yargı birliğini bozan ve askerîleştiren askerî yargıdan da, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek Mahkemeden üye seçimi, çözüm bekleyen hukuksal bir krizdir. Ve hukukun eşitlik ilkesini bozan, Genelkurmay ve kuvvet komutanlarının yargılanmasının da Yüce Divana yükseltilmesi bariz bir ayrımcılığın dışa vurumudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bugüne kadar toplumsal dokuyu bozan ve halk iradesini yadsıyan istisnalar hariç genel olarak iki alışkanlıkla, iki yöntemle cumhurbaşkanları seçilmiştir. Darbe yapan generaller veya asker kökenli kimseler, bir de siyasi geleneklerden gelen ve geleneği sürdüren şahsiyetler cumhurbaşkanı olarak bu ülkede seçilmişlerdir.

Bu arada, bir siyasiden daha da siyasi davranan ve Anayasa kitabını dönemin Başbakanına fırlatan Sayın Sezer de ayrı bir örnektir.

Durum böyle olunca, anılan madde değişikliğiyle benzer konularda ve 17 üyenin 14’ünü seçecek olan bir cumhurbaşkanı ne kadar objektif olabilir? Objektif olamayacağı açıktır. Size somut bir kanıt: Görüştüğümüz teklif henüz Komisyondan Genel Kurula inmeden, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesinin rekor oy birliğiyle kapattığı DTP’nin kapatma raporunu hazırlayan Raportör Alparslan Altan’ı jet hızıyla Anayasa Mahkemesine üye olarak ataması subjektifliğin bir kanıtı değil midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Geylani, iki dakika ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Teşekkür ederin Sayın Başkan.

Bu anlayış ideolojik ve yandaş bir anlayıştır. Zaten Silivri, Erzincan, Erzurum, İstanbul ve benzeri soruşturma, tutuklama, itiraz, itirazdan sonra tahliye savaşımlarıyla bir taraftan sürecin savcısı bir taraftan da avukatı yandaşlığıyla yargı siyasallaşarak paramparça olmuştur. Hukuksuzluğa soyunmuş bir sistem çarpık yapısal sorunlar odağında Anayasa Mahkemesinin yapısal kurgusu da bu anlayışa göre yapılanması kaçınılmazdır.

Değerli arkadaşlar, göz ardı edilen önemli bir boyut da her şeyden önce Anayasa yargısı hukukun suç, ceza ilkesine uygun bir yargı değildir. Anayasa yargısında suç olmasa bile ceza vardır. Parti kapatılmasına neden saydıkları bir eylem veya söylem ceza hukuku açısından suç oluşturup oluşturulmadığını, hatta beraatle sonuçlanmasına rağmen kendilerince neden saydıkları eylem söylemi suç saymakta ve beş yıllık siyasi yasak vermektedirler. Bunun canlı bir tanığı ve mağduru benim. Beraatle sonuçlanan yargılandığım bir davayı suç sayarak Halkın Demokrasi Partisinin kapatılmasına ve beş yıllık siyasi yasağıma karar verilmişti.

Bu anlayış, Anayasa yargısı, evrensel hukuk normlarına çekilmedikçe suçsuz cezalar devam edecektir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararların tamamına yakını da adil bir yargılama yapılmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi tazminatlara mahkûm etmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, o kadar çok gürültü geliyor ki buraya.

HAMİT GEYLANİ (Devamla) – Sayın Başkan, sözlerime son verirken gerçek bir hukuk temelinde Anayasa Mahkemesinin kimseyi haksız ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlama için açalım, lütfen.

HAMİT GEYLANİ (Devamla) - …siyaseten mahkûm etmediği ve bu gerçeklerle onun da evrensel hukuk nezdinde mahkûm olmaması dileğiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Geylani, teşekkür ederiz.

Şimdi, 17’nci madde üzerine gruplar adına son konuşma, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’ya aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İyimaya’nın ayrıca kişisel söz talebi var. İç Tüzük açısından birleştirmemizde bir sakınca yok.

Böyle bir talebiniz olmuştu değil mi Sayın İyimaya?

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Tamam Sayın Başkan, talebim vardı zaten.

BAŞKAN – Buyurun.

Süreniz on beş dakika, ikisini birleştirdim.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Ankara) – Çok Değerli Başkanım, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan madde üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin görüşlerini yüksek kurula sunarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında derin bir üzüntümü, müşterek acıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün, çok kıymetli bir meslek ustasını, değerli hukukçumuzu, Barolar Birliğimizin Başkanı Sayın Özdemir Özok’u kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun. Merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, çok önemli bir madde müzakere ediyoruz. Anayasa Mahkemesi gibi hukuk aklının evrim dışında rasyonel olarak keşfettiği bir yapının yeniden yapılandırılmasını müzakere ediyoruz. Beklerdim ki, bu modelin yapısı, noksanlıkları, tamamlama argümanları layıkıyla ortaya konsun.

Değerli arkadaşlar, çok iyi bir anayasa mahkemesi, çok kötü bir anayasayı yorumlayarak yasama egemenliğini anayasa sınırları içerisine getirebilen, hukukun üstünlüğünü kurabilen bir örnekliği ortaya koyabilirdi; Alman Anayasa Mahkemesi öyledir, İtalyan Anayasa Mahkemesi öyledir.

Anayasa Mahkememiz, kötü olan Anayasa’yı vesayetçi ve ideolojik muhtevadan kurtaramamış, özgürlük lehine yorum yoluyla anayasal dönüşümü sağlayamamış ve bu husus, sadece Türk siyaset kurumunun değil, bilim kurumunun ve hukuk camiasının ortaya koyduğu müşterek bir eleştiri olarak gelişmiştir.

Değerli arkadaşlar, şu anda önünüzde bulunan proje, önünüzde bulunan model, bizzat tarafımızdan imal veya inşa edilmiş bir model değildir. Evvela, Anayasa Mahkememiz, diğer anayasa mahkemelerindeki mukayeseli ziyaretlerle, sonra 2004 yılında yaptığı bilhassa Almanya ve Avusturya ve Venedik Komisyonu müşterek müzakereleriyle bir model oluşturmuştur, o model bu modeldir. Barolar Birliğimiz 2 defa çalışma yapmıştır, o model bu modeldir. Sivil toplum örgütlerimiz, kimi partilerimiz çalışma yapmıştır, o model bu modeldir.

Şimdi, değerli parti sözcülerimizin kısmen, kamuoyunda tamamen modele yöneltilen iki-üç temel eleştiri vardır. Bunlardan birisi, yasama organının Anayasa Mahkemesine üye seçmesinin tipik bir siyasallaşma oluşturduğu; öbürü, hukuk kökenli üyelerin noksan olduğu; öbürü ise gerçekten bir parti yargısının inşa edilmekte olduğu itirazlarıdır.

ATİLLA KART (Konya) – Yüce Divan fonksiyonu var.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Yüce Divan, tarihî gerçeğimiz; geleceğim Sayın Kart.

Değerli arkadaşlar, Anayasa kriterleriyle, siyaset bilimi kriterleriyle bu sorunlar tahkik ve tahlil edildiğinde görülecektir ki varit olmayan itirazlardır. Bakın, arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi veya Mahkememiz saf bir mahkeme değildir, pür bir hukuk mahkemesi değildir; siyaset kurumunun yasama işlevini sonuçlandıran mahkemedir. Kurucu baba Kelsen “Negatif yasamadır.” demiştir. Benim 2005 yılında Türk Hukuk Kurumunun 75’inci Yıl Armağanı’nda yayınlanan makalede benimsenmiştir. İzleyen zamanlı ortak yasayıcıdır. Anayasa Mahkememizin bu mahiyeti -hatta bazı anayasa mahkemelerinde kıdemli, deneyimli parlamenterler, eski, mütekait parlamenterler üye olmuştur- Anayasa Mahkemesinin bu yapısı yasama organına üye seçme hakkı verir.

İki, sözleşmenin, Anayasa’nın tarafı millettir. Milletin temsilcilerinin seçim yoluyla temsilci göndermeleri sadece demokratik meşruiyet değil, taraf teorisine… Bakın arkadaşlar, 1961; Anayasa Mahkemesi hazırlığı sırasında, dönemin kurucu komisyonları, bütün siyasal partilere anayasa anketi gönderirler. CHP’ye varır, o, büyük vizyon sahibi İnönü, partisindeki karşıt görüşlere rağmen “2 tane Senato, 3 tane Parlamento üye versin.” demişlerdir. 1961 modellemesi doğrudur ve o dönemde liberal olmamasına, muhafazakâr olmamalarına, sol jargonda bulunmalarına rağmen, Anayasa Mahkememize Parlamentoca üye seçilen hâkimler, hukukçular gerçekten yüz akımızdır. Bir Zargun, bir Ketenoğlu, bunlar çok önemli. Ne yaptık? 1971, müdahale etti, Parlamentonun bu tabii hakkını gasbetti.

Bakın, 1981, 82 Anayasası döneminde Danışma Meclisinin zabıtlarını okuyun, Anayasa Komisyonu zabıtlarını; müthiş bir siyaset taşlaması ve siyaseti kötüleme vardır ve sadece üç tane akıllı ses, Gölcüklü, Tan ve General İhsan Göksel… Onun dışında, bütün oradaki hukukçular, Yargıtay üyeleri falan “Siyaset kurumu seçmesin.” demişlerdir. Bugün yaptığımız şey, yüce Parlamentonun tabii hakkını otuz yıl sonra iade etmektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA EMEK (Antalya) – İnsaf be!

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar “Cumhurbaşkanı seçmesin.” ikinci eleştiri. Bir defa…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz söylüyordunuz zamanında. Sizler, az önce ifade…

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Grup anlamında demiyorum, onu işaret ettim; sayın üstadım, onu işaret ettim. Ben genel eleştiri anlamında diyorum.

Cumhurbaşkanı seçmesin… Bir defa, prototiplerde yasama, yargı ve yürütme organında paylaşım, tümünün yasama organı tarafından oluşturulması gibi modeller var ve şu anda Anayasa’mızın bizzat modeli cumhurbaşkanı tarafından seçimdir ve bu model azaltılarak korunmuştur. Ayrıca, sanılanın aksine, Anayasa’mızdaki sistem bir parlamenter sistem değil -bilinçle söylüyorum, idrak ile söylüyorum- topal başkanlık sistemidir. Büyük Meclis kurucu iktidar yetkisini büyük uzlaşmayla kurarsa o millî tercihi topal başkanlık sisteminden parlamenter sisteme veya öbür sistemlere geçiş yapar ama bu düzenlemenin böyle büyük bir iddiası olamaz değerli arkadaşlar.

Ne deniyor? “Yargısını kuruyor.” Arkadaşlar, “Siyasallaşıyor.” Efendim, büyük reformlara, biz, gerçekten sloganlarla yaklaşırsak yanılırız. Bakın arkadaşlar, Türkiye’de sorun yargının -bu reform anlamında diyorum, öbür reform…- siyasallaştırılması sorunu değil, Anayasa Mahkememizi vesayetçi yapıdan, bürokratik egemenliğin etki alanından ve taraflılaşmadan giderek kuvvetler ayrılığına bir hücum anlamına gelen yargısal aktivizmden kurtarma olayıdır. Örneklere girmek istemiyorum.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın İyimaya, biraz somut anlatın da anlayalım.

AHMET İYİMAYA (Devamla) - Bugün, değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememizin iki ilkesi var uygulamada: Bir, Anayasa normuna sadakat. İki, Anayasa normunu özgürlük lehine yorumdur. 367 aktivizmi, 10/42 aktivizmi, özelleştirmede ortaya konan aktivizm, Demokrat Partinin affında ortaya konan aktivizm aslında Anayasa Mahkemesi tarafından örtülü bir Anayasa ihlaliydi. Biz burada Anayasa’nın anlamına, değişime göre keşfedilecek anlamına ve özgürlük lehine yorum vatanına çekecek bir reformun gayreti içerisindeyiz. Başarılı olur-olmaz ama modeli okuduğunuz zaman varacağınız anlam bu. Bir de, yine ortaya konuyor, Yüce Divan meselesi...

Arkadaşlar, ben on üç yıllık parlamenterim. Yüce Divan ithamlarının, iddialarının ve süreçlerinin en sert şekilde işlediği dönemlerde siyasetçiydim. Yüce Divan meselesini siyasetinin sorunu yapanlara bir hayır getirmediğini deneysel olarak yaşayan bir arkadaşınızım. Burada yaptığımız ne? Bir defa, bizim konumumuzda, bizim tarihimizde Yüce Divan, tarihsel gelenekte karma bir mahkemedir. Niye? Para suçları dışında siyasal takdiri içerirler ve yarı siyasal mahkemelerdir, tam ceza mahkemeleri değildir, onun için modelleme böyledir, bir.

İki, orada Yargıtay üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri, kimi bürokratlar yargılanıyor ve Kelsen’e katılarak söylüyorum ki: “Seçim ne tarafsızlığı üreten ne tarafsızlığı bozan bir karakter değildir.” Kelsen öyle diyor. Falanca organlar da seçebilir, bozulur, falanca kimseler seçer, bozulmaz. Bütün mesele seçilenin kimliğidir, kriterlerdir. Kriterler var. Hiç kimseyi...

Bakın, Nixon olayı var. İşte, Anayasa Mahkemesine daha önce...

ATİLLA KART (Konya) – Sayın İyimaya, ceza usulünü bilmiyorsa ne yapacağız?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Hatibe müdahale etmeyelim.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Nixon olayı var. 4 tane üye seçti, Watergate skandalında aleyhine karar verdiler.

Değerli arkadaşlar, zamanım uzun olsa da bütün görüşlerini aşağıdan yukarıya bana ileten arkadaşlara ayrıntılı cevap verebilsem.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, ceza usulünü bilmiyorsa ne yapacağız?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Yüce Divan yargısının niteliği var, tartışırız Sayın Kart.

 BAŞKAN -  Sayın Kart, lütfen... Böyle bir usulümüz yok karşılıklı konuşmak...

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Ben Anayasa Mahkemesinin Türkiye’deki uygarlığımızdaki mübeşşirleri ve kurucu öncüleri olarak 1915 Halep Mebusu Artin Bey’in, 1927 İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi -karardan okuyamadım- meçhul hâkimi; 1952, Akşehir Hâkimi Refik Gür’ü; 1953, Değerli Hocam Profesör Doktor Necip Bilge’yi; 1958, Hatay Mebusu Ahsen Aral’ı hayırla yâd ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, aziz arkadaşlarım; reform zamanları zor zamanlardır; dirençlerin şaha kalktığı, kimi zaman hakarete bürünen yüksek seslerin müzakere kürsülerini kuşatabildiği zamanlardır; karşı görüş ve öfkelere geniş hoşgörüyle yaklaşılma zamanlarıdır; tereddüt değil cesaret, liyakat ve tahammül zamanlarıdır; tarih cihazının kayıt düştüğü zamanlardır; geleceğe bakanlarla güncel bakışları aşamayanların çağdaş olduğu zamanlardır; yapılanları görmezlikten gelenlerin dahi gerçeği bir gün mutlaka kabul etmek zorunda kalacakları zamanlardır…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Niye uzlaşmıyorsunuz, niye?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – …uzak ve öngörülü tahlil ekseninde ifadeye mecburum ki, Büyük Meclisin mehabetinin ve itibarının doruklarda seyrettiği zamanlardır. Son birkaç saat içerisinde Başbakanımızın şahsında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İyimaya, ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bitti Başkanım…

…insan onuruna karşı işlenen fiillerin ve kime karşı, kim tarafından işlenirse işlensin benzerlerinin bütün partilerimizce karşılıksız bırakılmaması ve önlenmemesi gereken zamanlardır.

Kesinleşeceğine gönülden inandığım ve cumhuriyetimizi demokrasiyle kucaklaştıracak reformun aziz milletimize ve hukuk uygarlığımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Yüksek Genel Kurulu saygı ve derin sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İyimaya.

Şimdi de Komisyonun söz talebi vardır. Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu söz talebinde bulunmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kuzu, on dakikadır süreniz.

Buyurun efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Anayasa Komisyonu Başkanımız Anayasa Mahkemesine hülleyle yargıç atama konusundaki görüşünü de bildirirse çok memnun oluruz efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Her şeyi söylerim, rahat ol.

Şimdi, Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın İyimaya’nın üst perdeden yapmış olduğu konuşmayı ben biraz da halkın diliyle, daha aşağıya indirerek anlatmaya çalışacağım. Çok güzel şeyler söyledi ama belki takip eden vatandaşlar biraz anlamada zorlanır. Ama şimdi biraz vatandaşa doğru hitap edecek şekilde konuşmak istiyorum.

Şimdi, efendim, 17’nci maddede öngörülen konu, bilindiği gibi, Anayasa Mahkememizin yeniden oluşum biçimi. Anayasa mahkemeleri -evvela altını çizmek isterim ki- dünyada örneği çok da fazla olmayan mahkeme tipleridir; tabii, gelişmiş Avrupa ülkelerinin yaygın olarak vardır ve bu mahkemelerin oluşum biçimlerinde aşağı yukarı son yıllarda birbirlerine çok benzerlik arz etmektedir.

Pekâlâ, bu, Anayasa Mahkemesi tipik bir Yargıtay model olmadığına göre, oluşumu başka ülkelerde işte bu gerekçeyle farklı biçimde yapılmış ve hepsinin ortak olan noktasını söylemek istiyorum: O ülkelerin parlamentoları tarafından belli oranda üye seçilmektedir. Bu belli oran konusunu biraz somutlaştırmak istiyorum. Almanya’da 16 üyenin tamamını Parlamento seçiyor, 2/3 çoğunlukla. Fransa’da 9 üyenin 9’unu yine Parlamento seçiyor; 3’ünü Meclis Başkanı, 3’ünü Senato Başkanı, 3’ünü de Cumhurbaşkanı; 3’ü de siyasetçi. Belçika’da 12 üyenin 12’sini Parlamento seçiyor. İspanya’da 12’nin 8’ini seçiyor. İtalya’da 15’in 5’ini, Avusturya’da 12’nin 8’i, Macaristan’da 11’in 11’i, Slovakya’da 10’un 10’u, Slovenya’da 9’un 9’u, Polonya’da 15’e 15, Portekiz’de 13’e 10. İngiltere’de böyle bir mahkeme yok.

Şimdi gelelim Türkiye’deki çalışmalara. Bizden önceki dönemlerde, ANAP 13 üyenin 4’ünü seçtirmek istemiş projelerinde, efendim, SHP’nin 2 üye seçme önerisi var, Türkiye Barolar Birliğine ayrıca geleceğim ve keza Türkiye Odalar Borsalar Birliğinin 2 üye seçme şeklinde bir önerisi olmuş, TUSKON da 4 üye seçsin demiş. 2003 yılındaki, 17 üyeli, Anayasa Mahkememizin önerisinde 17’nin 4’ünü seçsin Meclis denmiş. Tabii, seçim şekilleri biraz farklı ama böyle bir öneri var.

Şimdi, Barolar Birliğimiz ve bu arada tabii Özdemir Özok, değerli dostuma ve Barolar Birliği Başkanımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına Allah sabır ihsan etsin. Gerçekten çok düzgün bir arkadaşımızdı, bunu samimi olarak söylüyorum.

2001 yılında Barolar Birliğinin hazırlamış olduğu bir metin var elimde. O zaman rahmetli Özok Başkan, yanlış hatırlamıyorsam Sayın Mengü de Genel Sekreter -Sayın Mengü yok mu burada?- elimdeki liste onu gösteriyor, yoksa itiraz eder ve Ayşe Nur Bahçekapılı da orada üye. O metin içerisine baktığımız zaman 21 üye öngörülmüş orada, bunun 7 tanesini de Meclise seçtiriyorlar isabetli olarak, eleştirmek için söylemiyorum. Bugün de mesela bu görüşü savunmasını arzu ederiz. Oradaki seçimde de “İlk iki turda salt çoğunluk aranır. Daha sonraki toplantıda toplantıya katılan çoğunluğun oyu yeterli sayılır.” diyor. Yani sürekli salt çoğunluğu tutmamış çünkü bunun 61 örneğinde verildiği gibi salt çoğunlukla seçilmede 15 üyenin 5’ini seçiyor ama uzun süre turlar turlar olduğu için salt çoğunlukta, maalesef sonuç alınamadığı için biraz da bundan kaldırılmış bu. O bakımdan, buna çözüm bulmak açısından bizim metinde de buna benzer bir çözüm bilindiği gibi var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii birkaç eleştiri var, bunlar çok haksız demiyorum. Bunlardan birisi, hukukçu üye sayısı meselesine gelelim. Mevcut durumda hukukçu üye sayısı, aşağı yukarı eldeki, oradan aldığımız bilgiye göre 2 üye şu anda hukukçu değil. Onun dışında mesela Danıştaydan gelen Fulya Kantarcıoğlu ve Osman Paksüt, bunların her 2’si de hukukçu aynı zamanda, yani birisi belki üst kademeden geliyor, birisi Danıştaydan geliyor, ilk etapta sanki hukukçu değilmiş gibi gözüküyor ama baktığın zaman bunlar hukukçu. Dolayısıyla şu anki tabloda 11 üyenin 9’u hukukçu gözüküyor, temsil oranı da yüzde 65’leri buluyor şu anki durumda. Bize gelen metinde, Komisyona, yüzde 70’i; 70,58’i hukukçuyken biz “YÖK’ten gelen 2 üye mutlaka hukukçu olsun.” dediğimiz için yüzde 76’ya çıkmış, yani 17’nin 13’ü hukukçu olarak gözüküyor. Bu bir eksik, bir fazla olabilir.

ATİLLA KART (Konya) – Verdiğiniz oran doğru değil Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Bakarız ona, ben burada...

ATİLLA KART (Konya) – 7 kişinin hukukçu olmaması mümkün…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, yani şöyle…

ATİLLA KART (Konya) – 17’de 7 kişi hukukçu değil.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi, Sayın Kart, bu Danıştaydan 2 üyeyi külliyen çizdiğimizi varsayalım, hukukçu olmadığını varsayalım.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Siz Genel Kurula hitap edin.

ATİLLA KART (Konya) – Doğru bilgi verin.

BAŞKAN – Sayın Kart, böyle bir usulümüz yok, karşılıklı…

ATİLLA KART (Konya) – Yanlış bilgi vermeye tenezzül etmeyin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Yanlış bilgi vermiyorum Sayın Kart. Tenezzül filan etmem böyle şeylere. Sen beni çok iyi tanırsın, sekiz yıldır çalışıyoruz böyle.

ATİLLA KART (Konya) – Biraz sonra hatırlatacağız Sayın Başkan.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hep de böyle konuştuk zaten, sürekli yedi senemiz böyle geçti. Dolayısıyla alışığız biz bu işlere, sen rahat ol.

13 üye çıkıyor burada, hadi hatırına 11’e indirelim bunu, netice itibarıyla gene çoğunluk hukukçu. Dolayısıyla bunların tamamının zaten hukukçu olmaması lazım çünkü Anayasa Mahkemesine çok çeşitli konular geliyor, o bakımdan iktisatçıdır, başka meslektendir, mutlaka bulunması gerekiyor, bu göz önünde bulundurularak yapılmış bir tablo şu anki durumda.

Tabii Yüce Divan konusu, bu konu da önemli. Yüce Divan meselesinden, Sayın Mengü, benim işte daha önce, 2003’te yapmış olduğum konuşmayı getirdi. O düşüncemden farklı bir şey düşünmüyorum burada. Konu şu: Şimdi, Yüce Divan bir ceza yargılamasıdır, tipik ceza yargılaması. Elbette ki ceza hukukçularının çok olmasında, fazla olmasında yarar vardır isabetli karar bakımından ama dünya ülkelerinde bunu Anayasa Mahkemesine veren yerler var, vermeyen yerler var. Şimdi böyle olunca, bizim uygulamamız 61’den bu tarafa, bunu Anayasa Mahkemesine verme biçiminde gerçekleşmiş. Anayasa Mahkemesinin çalışmalarına baktığımız zaman, mesela Mustafa Bumin Başkanken 2001’de şunu söylüyor: “Yüce Divan yargıçlığı sadece bir ceza yargıçlığı değildir. Yargılanan kimselerin görevleri göz önüne alındığında, görüleceği gibi, bu görev ceza hukuku bilgisinden daha çok, anayasa ve idare hukuku bilgi ve deneyimi gerektirir. Bu nedenle, Yüce Divan görevinin Anayasa Mahkemesinden alınarak Yargıtay Başkanının Başkanlığında Yargıtay ceza daireleri başkanlarından oluşan bir kurula verilmesi yönündeki görüşlere katılmıyoruz.” diyor.

Şimdi, benim aksine görüşüm olabilir. Yani “Buna Yargıtay baksın.” diye hep söylüyoruz. Nitekim, 82 Anayasası, bu hazırlandığı zaman, evvela Yargıtay Dairesine verilmiş, Ceza Dairesine, sonra Danışma Meclisinde de böyle geçmiş ama Askerî Konsey buna “61’den beri alışılmış bir yol var, bu orada kalsın.” demiş.

Şimdi, konuya şöyle bakmak lazım değerli arkadaşlar: Siyasetçi… Burada yargıladığı kim? Yargıladığı, işte, Cumhurbaşkanı, Başbakan, ilgili bakanlar, kendi üyeleri, efendim, yüksek yargının başkan ve üyeleri; şimdi, tabii, Meclis Başkanımızı bir taraftan, ayrıca Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını yargılayacak burası Yüce Divan olarak.

Bu görevlerinden doğan suçlardan dolayı yargılamadır ve elbette ki hukukçu olarak ağırlıklı olmasının isabetli karar vermede mutlaka bir katkısı olacaktır ama şunu da unutmayalım: Bu, mahkemenin yapmış olduğu istisnai bir iştir ve tipik bir ceza işi de değildir esasen bu, baktığınız zaman. Böyle tıpatıp tipik ceza işi değildir çünkü olayın siyasi boyutu var. Mesela Yargıtay yargılasa bir bakanı belki dört dörtlük ceza verir ama bu adil olmaz bence.

ATİLLA KART (Konya) - Parti kapatma için olabilir, ceza için olmaz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Siyasetçi elastikiyeti bilmeyebilir, o bürokrattan gelen, aşağıdan gelen hatanın nerede olduğunu göremeyebilir. Dolayısıyla, işte bundan dolayıdır ki biraz elastik davransın diye zannediyorum oraya verilmiş. Kaldı ki biz, bunu gidermek adına, hatırlarsanız, 2004’te bir değişiklik yaptık, burada. Dedik ki orada, bu değişiklikte, ceza yargılaması niteliğini de düşünerek Yüce Divan olarak çalıştığı zaman, Anayasa Mahkemesi, hâkim, savcı ve diğer yerlerden -yani Yargıtay, Danıştaydan- geçici olarak eleman alabilir, bunları çalıştırabilir şeklinde. Bunun da bir anlamda bunu gidermek açısından yararlı olacağını düşünüyoruz.

Şimdi, tabii, Anayasa Mahkemesinin, değerli arkadaşlar, bu siyasetle ilgisi konusunda birkaç kelam daha etmek istiyorum. Elimdeki metinde… Demin de söylediğim gibi, Barolar Birliği bunu hazırladığı zaman şu gerekçeyi yazmış oraya: “Anayasa Mahkemesi üyelerinin belirlenmesi konusunda Avrupa’da başlıca iki teknik uygulanmaktadır. Bütün üyelerin yasama organınca seçilmesi tekniği…” diyor, Almanya’yı falan, örneğini vermiş Barolar Birliği ilgili gerekçede “…ya da seçim yetkisinin yasama ve yargı arasında paylaşılması -onun da örneklerini vermiş- üyelerin tümünün veya bir kısmının halk tarafından seçilen ve işlemlerini denetleyecekleri organ tarafından seçilmesi Anayasa Mahkemesine demokratik meşruluk kazandırır.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, size de ek süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “…demokratik meşruluk kazandırır.” diyor, dikkat edin. Yani Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyorsa, Meclis tabii zaten halk tarafından seçilen bir kurul, dolayısıyla jüri sistemi yoksa -ki bizde böyle bir model zaten yok-  bu bağı kurmak adına böyle bir yola gidildiğini görüyoruz ve yine, ilgili metnin gerekçesine baktığımız zaman, burada “Üyelerin üçte 1’i yenilensin.” diyor. Bir anlamda buna bir çağdaşlık ya da çağın gereklerine göre değişim imkânı vermek açısından tanınmış.

Son olarak, şunu okuyarak toparlamak istiyorum: Bakın, burada diyor ki: “Ülkemizde kırk yaşında atanma olanağı bulunduğuna göre bu olasılıkta üye yirmi beş yıl süreyle Anayasa Mahkemesinde görev yapabilecektir. Bu süre Anayasa Mahkemesi üyeliği için çok uzundur. Anayasa Mahkemesi toplumun evrimine ve sosyal gelişmelere açık olmalıdır. Bunda üyelerin yenilenmesinin önemli bir  payı bulunur. Bu nedenle üyelik süresi Avrupa modellerinde ortalama süre olarak belirlenmiştir. Yeniden seçilmenin mümkün olup olmayışı üyelerin görevlerini tam bir bağımsızlık ve yansızlıkla yapmalarını sağlama amacına yöneliktir.” Hatta bunlar “üçte 1’i değişsin iki yılda bir” şeklinde bir öneride bulunmuşlar.

Netice itibarıyla arkadaşlar, elbette ki Anayasa Mahkemesinin bu mevcut oluşumu yani daha doğrusu getirmek istediğimiz bu teklif mevcuttan 2 üyeyi fazlalaştırıyor, 15 üye zaten var, 2 daha, 17 olmuş oluyor.

ATİLLA KART (Konya) – Hiç temel değişiklik yok!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Daire biçiminde çalışıyor. Bireysel başvuru, İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden önce bu yol açıldığı için de üye sayısının artması gerekiyor. Bana sorarsanız, mevcut sistemde aslında 14’ünü Cumhurbaşkanı seçiyor, şimdi bugünkü getirilende, geriye kalanı da Meclis seçmiş oluyor; şu anki durumda da 16’nın tamamını Cumhurbaşkanı seçmiş oluyor. Dolayısıyla, eleştireceksek mevcudu eleştirmemiz lazım diye düşünüyorum. Bu getirilen model bence, bizim mesela yapmış olduğumuz müracaatlarda, değişik kurumlardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, selamlama için açıyorum, tamamlayın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – …en çok eleştiriyi şurada aldık: Neden, siz, millî iradenin temsili olan Meclise çok daha fazla oranda üye seçtirmediniz de bu şekilde çekingen davrandınız şeklinde. Tabii, bunu uzlaşma adına yaptığımızı ve muhalefet partilerimizin desteğini almak adına yaptığımızı da belirtmek istiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Mengü, buyurun.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Kuzu, benim görev dönemimle ilgili, bir anayasa çalışmasıyla ilgili şeyler söyledi, ona açıklık getirmek istiyorum. Sayın Bahçekapılı’yla da biz o dönemde beraber çalıştık.

BAŞKAN – Tabii, doğru, benim de dikkatimi çekti, sizden bahsetti.

Üç dakika içinde herhâlde özetlersiniz.

Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, kendisinin de görev yaptığı dönemde Türkiye Barolar Birliğinde yapılan anayasa çalışmasıyla ilgili söylediği sözlere ilişkin açıklaması

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli üyeler; doğrudur, 2000 ve 2004 döneminde, rahmetli Özdemir Özok’un Başkanlığı döneminde Türkiye Barolar Birliği bir anayasa çalışması yaptı.

Bu anayasa çalışması, içinde birkaç avukatın bulunduğu, ama yargıçlar ve ilim adamlarından oluşan bir komisyon tarafından yapıldı. Bu komisyon çalışmasını bitirdiği tarihte, hemen hemen son günlerinde, rahmetli Özdemir Özok tasarıyı aldı “Bir basın toplantısıyla açıklayacağım.” dedi. Tam o gün, Yekta Güngör Özden Beyefendi imzasını çekti ve Özdemir Özok bir basın toplantısıyla bu Anayasa taslağını kamuoyuna açıkladı.

O tarihte, Ayşe Nur Bahçekapılı arkadaşım çok iyi hatırlayacak, haklı bir eleştiri getirdi. “Türkiye Barolar Birliği yönetiminden geçmeyen bir Anayasa taslağıdır, bu Türkiye Barolar Birliğini bağlamaz.” diye bir konuşma oldu. Bağlar, bağlamaz, çünkü Barolar Birliği Başkanı açıklamış falan başka…

Bütün bunları söylerken, Cumhuriyet Halk Partisinin biz burada düşünce ve inançlarını anlatıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi veya herhangi bir başka parti, herhangi bir baronun veya sivil toplum örgütünün yan kuruluşu değildir. Türkiye Barolar Birliği öyle bir şey yapabilir, doğrudur, onun bir kısmını ben de tasvip ederim, ama Türkiye Barolar Birliğinin hazırladığı Anayasa taslağını, yani benim o dönemde orada Genel Sekreter olmam, aynı şeyleri söylediğim anlamına gelmez bir başkası için de -ne bileyim- TOBB’un hazırladığı gelmez. Bir kısmını benimsersiniz bir kısmını benimsemezsiniz. Yani, bu Anayasa taslağında en çok itirazımız olan konu seçimin şeklidir. Yoksa, iki daire çalışmış, üç daire… Onlar çok teknik konu. Ama mühim olan seçim şeklidir. Bizim itirazımız onadır. Yoksa, Türkiye Barolar Birliği ne derse desin. Türkiye Barolar Birliğinin Genel Sekreteri olursam onu savunurum, o ayrı bir şey. Ben, bugün, burada siyaset yapıyorum, Cumhuriyet Halk Partisinde milletvekiliyim.

Hepinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Peki, Sayın Mengü, çok teşekkür ederim. Açıklık getirdiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı, buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, benim de adım geçti, ben de bir katkıda bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye… Yerinizden açıklayabilirsiniz. Sanıyorum, sizin de isminiz geçti. Demek ki, birlikte bir anayasa değişikliği çalışması yapmışsınız.

Buyurun.

6.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun ve Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, kendisinin de görev yaptığı dönemde Türkiye Barolar Birliğinde yapılan anayasa çalışmasıyla ilgili söylediği sözlere ilişkin açıklaması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Mengü’nün söylediklerine katılıyorum, Sayın Burhan Kuzu’nun söylediklerine de katılıyorum. Ancak, bu taslak Türkiye Barolar Birliği tarafından Bilim Kuruluna hazırlattırıldı ve o Kurul, Şahin Mengü’nün ve benim olduğum Kurul bu Anayasa Teklifi’ni üstlendi. Elbette ki, Şahin Mengü’nün de benim de farklı düşündüğümüz alanları vardı, ama her dönemde, her çalışmamızda Türkiye Barolar Birliği olarak eleştirilerimizi içimizde saklayarak bu Anayasa taslağına sahip çıkmıştık.

Bunu belirtmek istedim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, Sayın Bahçekapılı, teşekkür ederiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına madde üzerinde son söz Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’a aittir.

Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Efendim, süreniz beş dakikadır.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce grubum adına konuşurken Adalet ve Kalkınma Partisinin sekiz yıllık iktidarı süresinde devleti partileştirecek bir kadrolaşma icra ettiğini, yandaş zengin yaratarak ekonomik bir ihtilal anlamında sermaye transferini gerçekleştirdiğini ve basının yüzde 60’ını yandaş hâle getirerek, bakiyesini de vergi cezası ve hapislerle korkutarak elde ettiğini ifade etmiştim ve gidişatın da Cumhurbaşkanlığının parlamenter düzen içerisindeki…

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri beni dinleyebilecek mi?

BAŞKAN – Evet haklısınız, bir gürültü var Genel Kurulda.

Değerli milletvekilleri, lütfen Hatibi takip edelim.

FARUK BAL (Devamla) – …Cumhurbaşkanlığının parlamenter demokratik sistemde yetkisiz ve sorumsuz olmasına rağmen aşırı bir yetkiyle donatılmasının ve Anayasa Mahkemesinin işlevsiz hâle getirilerek yandaş bir yargı kurumu hâline getirilmesiyle diktaya gidişi anlatmıştım. Bunların içerisinde iki tane sorum cevapsız kalmıştı. Şimdi, bu iki soruyu, sorunun cevabını vermek üzere huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlar, bu iki sorunun cevabı, son üç Anayasa Mahkemesi üyesinin Sayın Cumhurbaşkanı tarafından seçilirken milimetrik hesabın dikkate alınması açısından son derece önemlidir. Sayın Cumhurbaşkanı bu Anayasa Mahkemesinin yandaş yargı kurumu hâline getirilmesine kendileri de önem vermektedir ki, önce Yargıtay, Askerî Yargıtaydan gelecek olan asıl üyenin önüne 2 tane yedek üyeyi kıdemli hâle getirebilmek üzere, otuz bir günlük bürokratik deneyiminden Anayasa Mahkemesinin istifade edeceğine inandığı Sayın Alparslan Altan’ı atamıştır.

Alparslan Altan kimdir? Alparslan Altan Anayasa Mahkemesinde raportördür. Raportörlerin Yargıtaydaki tetkik hâkimi, Danıştaydaki tetkik hâkimi, Adalet Bakanlığındaki tetkik hâkiminden  teknik açısından bir farkı yoktur. Dolayısıyla burada çok fazlaca Anayasa Mahkemesine katkısı olması ihtimali bulunmayan Sayın Alparslan Altan otuz bir gün Denizcilik Müsteşar Yardımcılığında ne gibi bir deneyime sahip oldu ki, Anayasa Mahkemesine bu deneyimini aktarabilecektir? Böyle bir deneyim yok. O zaman Anayasa Mahkemesi yandaş bir yargıç ile yandaş bir yargı kurumu hâline getirilmek istenmektedir. Buna da ilk önce birinci yedek verilmek suretiyle -belli ki bir yandaş yargıç- daha sonra seçilecek hâkimden kıdemli hâle getiriliyor. Burhan Üstün, ikinci yedek hâkim.

Değerli arkadaşlarım, ilk seçilen, Yargıtayın ilk seçiminde ortaya çıkan isim Ramazan Özkepir. Sayın Ramazan Özkepir teamüllere göre Sayın Cumhurbaşkanının Yargıtayın iradesini dikkate alarak ataması gereken kişidir, bunu atamıyor. İkinci kişi Kemalettin Yüksel. Onu ataması gerekiyor, onu da atamıyor. Üçüncü kişi yani bir yandaş yargıcı Anayasa Mahkemesine üye olarak atıyor, yedek üye.

Bunların törenleri yapıldıktan sonra asil üyeyi atıyor ki Anayasa Mahkemesinin kıdem meselesini de milimetrik bir hesapla tanzim etmiş oluyor. Bu, kanı kanla yıkamaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Suçüstü yakalanmıştır.

FARUK BAL (Devamla) – Siz 2 oy, 4 oy alarak rektörlüğe atama yaptı diye Sayın Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’i eleştirirken ne kadar haklıysanız, bunu yapan Sayın Gül’ü eleştirmemekte o kadar haksızsınız. Kan kanla yıkanmaz değerli milletvekilleri, burası adalettir. Adalette, makulde ve sağduyuda buluşmaz iseniz yaratacağınız korku imparatorluğu ilk önce sizin başınıza göçer.

Değerli milletvekilleri, işte bunu niçin yapıyorsunuz? Hîni hacette -inşallah lazım olacak size adalet- Yüce Divana gittiğinizde o yandaş yargı kurumunun himayesine mazhar olmak için bunu yapıyorsunuz.

Bunu yapmanızın ikinci sebebi de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, konuşmanızı tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre veriyorum.

FARUK BAL (Devamla) – Tamam efendim.

“Niçin?” sorusuna ikinci cevap ise… Diyorduk ki: “PKK terör açılımına adım atıyorsunuz.” Bizi, siz, niyet okumakla suçladınız. Bakalım Sayın Başbakanın niyeti neymiş? 17 Nisan 2010, Kanal 24 televizyonunda Açık Görüş programında Sayın Başbakan diyor ki, bizim dediğimizin aynısını diyerek: “Anayasa değişikliği önerimiz açılım projemizin, Millî Birlik ve Kardeşlik Projemizin önemli bir parçasıdır.” Tabii, bu isim tashihi, burada aslı PKK terör mücadelesidir.

AHMET YENİ (Samsun) – PKK’yla ne alakası var!

FARUK BAL (Devamla) – Devam ediyor: “Açılım kapsamında atacağımız adımların önünü açıyor, altyapısını hazırlıyor.” Bu, Habur’un altyapısını hazırlamak kadar vahim, millî bütünlüğü, bin yıllık kardeşliği bozacak adımların ilk adımıdır. Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu Anayasa değişikliği ateşle oynamaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Ateşle oynamak ne size ne de bu millete hiçbir fayda getirmeyecektir diyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bal teşekkür ederiz, eksik olmayın.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, dün burada bir konu tartışılırken şöyle bir gerçek ortaya çıkmıştı: “Burada bulunmayan, kendilerini savunma imkânına sahip olmayan kişileri isim vererek burada eleştirmeyelim.” diye bir temennimiz ortaya çıkmıştı. Ben grup başkan vekili arkadaşlarımızın da “Böyle yapalım.” şeklinde bir izlenimi ortaya koyduklarını biliyorum.

Şimdi, Sayın Bal, bir yüksek yargı organına atanan isimlerle ilgili burada birtakım açıklamalar yaptı. Bunlar pek uygun olmuyor Sayın Bal, hiç uygun olmuyor. Bakın, burada böyle… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan ama bir olayın…

BAŞKAN - Efendim, dün siz bunu eleştirdiniz. Sayın Şandır, ben gayet iyi hatırlıyorum, “Bunu yapmayalım.” diye eleştirdiniz. Ben de şimdi onu hatırlatıyorum yapmayalım diye.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, mesele Sayın Cumhurbaşkanı değil.

BAŞKAN - Efendim, yapmayalım. Burada olmayan, kendilerini savunamayan… Onlara birtakım isnatlarda bulunarak onları töhmet altında bırakıyoruz, doğru olmuyor, kim olursa olsun.

ATİLLA KART (Konya) – Siz hukuksuzluğu mu savunuyorsunuz!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ama bir olayın anlatımında olayın sahibi Sayın Cumhurbaşkanı.

BAŞKAN – Ben, Sayın Bal’ın konuşmasından aldığım izlenimi sizlerle paylaşıyorum. Bunu yapmasak daha iyi olur diye bir temennimi sizlere ifade ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım ama yanlış düşünüyorsunuz.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, buyurun.

FARUK BAL (Konya) – Zatıalinizin Meclis Başkanı olarak benim yaptığım konuşmayı değerlendirme hakkınız var mı? Benim söylediklerimden bir tanesi yanlış mı?

BAŞKAN – Efendim, Meclis Başkanı olarak benim, arkadaşlarımı…

FARUK BAL (Konya) – Efendim, siz benim konuşmamı sansür mü ediyorsunuz?

BAŞKAN - … İç Tüzük’e uygun şekilde konuşmaya davet hususunda bir görevim vardır.

FARUK BAL (Konya) – Siz benim konuşmama sansür mü…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Yani senin istediğin şekilde mi konuşmamız lazım?

BAŞKAN - Ben de bu şekilde bir değerlendirme yaptım.

FARUK BAL (Konya) – Ben çok edepli bir şekilde konuştum.

BAŞKAN – Bunu, sizi eleştirmek için değil… Genel bir yaklaşımımızdı. Dün ortaya çıkan bir yaklaşımı hatırlattım.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Senin hoşuna gidecek şekilde mi konuşmamız lazım?

FARUK BAL (Konya) – Benim hangi sözüm yanlış?

BAŞKAN - Ben sizi eleştirmek için söylemedim. Lütfen oturun.

FARUK BAL (Konya) – Olur mu efendim, ismimden bahsettiniz.

BAŞKAN – Dün de buna benzer birtakım konuşmalar oldu. Bir arkadaşımız konuşurken sizler “Keşke bunlar olmasaydı, keşke söylenmeseydi.” dediniz. Ben de onu hatırlatıyorum size. Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, dün yaptığımız eleştirinin özünde şu vardı: Kürsüye çıkan hatip, bir yargıca öğretmenevinin peşkeş çekildiğini söyledi, isim vererek. Biz de “Kendisini savunma hakkı olmayanların burada eleştirilmesi doğru değildir.” dedik ama Sayın Bal yaptığı açıklamada bir atama yöntemine itiraz ediyor, hülle yöntemiyle atanamayacağını söylüyor.

BAŞKAN – Ama birtakım arkadaşların isimleri geçiyor burada.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir olayı…

BAŞKAN – O nedenle, ya isimlerden bahsetmeyin…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Eğer biz o atama yöntemini içimize sindirirsek…

BAŞKAN – Tamam efendim, teşekkür ederim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşurken Sayın Başbakanımızın, Grup Başkanımızın ATV televizyonundaki röportajına atıf yaparken…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – ATV değil, Kanal 24.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …oradaki ifadelerinden PKK açılımı olduğunu ve bunu da Başbakanın ifade ettiğini söyleyerek Sayın Grup Başkanımızın söylediği ifadeleri çarpıtmıştır. Uygun görürseniz, ben bu konuda 63’e göre sataşmadan söz istiyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Öyle bir şey yapmadı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, gerçeğe aykırı bir şekilde…

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, aslında düzelttiniz yani konuşmanızla aslında düzelttiniz konuyu.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır Sayın Başkan, burada çok büyük bir çarpıtma söz konusu olmuştur, hem Grup Başkanımıza hem de grubumuza dönük.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Hayır, tam tersi…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Uygun görürseniz, İç Tüzük gayet açık efendim.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır, ben yeni bir sataşmaya…

BAŞKAN - Üç dakika içerisinde sadece konunun aslını anlatacaksınız, içeriği neyse, kamuoyunu ve Genel Kurulumuzu doğru bilgilendirme adına. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Böyle yönetim mi olur Allah aşkına?

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanımız bir televizyon programında, Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili sorulara cevap verirken, orada sorulan bir soru üzerine, Anayasa değişikliklerinin demokratik bir açılımı da içerdiğini ifade etti.

Şimdi, baktığınız zaman, Anayasa’ya, bu ifadeden hareketle bunun PKK açılımı olduğunu ifade ettiğini ifade etmek, doğrusu kabul edilebilir bir şey değil. Nasıl bakın…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sana göre demokratik açılım, bana göre faşizm, ona göre PKK açılımı. Seninle aynı düşünmek zorunda mıyım ben?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, bu değişiklik teklifinin içindeki hükümlere baktığınız zaman, YAŞ kararlarına karşı yargı yolu kapalı, açılıyor; HSYK kararlarına karşı yargı yolu kapalı, açılıyor; uyarma, kınama cezasına karşı yargı yolu kapalı, açılıyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yargı yolu açık.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu, hukuk devletini, demokrasinin standardını yükseltiyor mu? Yükseltiyor.

Öte yandan, yine baktığınız zaman, idarenin işleyişiyle ilgili kamu denetçisine başvurma yolu yeni bir hak olarak ihdas ediliyor. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı getirilerek, haklar, hak alanı genişletiliyor, hak arayışları çoğaltılıyor. Bu, bizim insanımızın demokratik haklarının çoğalmasına, güçlenmesine yol açıyor.

Öte yandan, baktığınızda, siyasi partilerin, demokrasimizin, demokratik hayatın vazgeçilmez unsuruyken, âdeta en kolay vazgeçilen unsuru olan uygulamasını zorlaştıracak düzenlemeler getiriyor, bireysel haklar güçlendiriliyor, toplu sözleşme tanınıyor. Baktığınız zaman bu bir yol açıyor. Neyin yolunu açıyor? PKK terör örgütünün yolunu açmıyor, teröristlerin yolunu açmıyor. Neyin yolunu açıyor? Hukuk devletinin yolunu açıyor, demokrasinin yolunu açıyor, 72 milyon Türk milletinin yolunu açıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, grubumuzu temsilen konuşan Sayın Faruk Bal’ın bir açıklaması üzerine, Sayın AKP grup sözcüsü, yanlış anlamaya sebep olacak bir açıklama yaptı.

BAŞKAN – Efendim, ne sizin grubunuzu itham eden bir ifadede bulundu…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım ama…

BAŞKAN – Efendim, sadece Sayın Başbakanın demokratik açılımla kastının ne olduğunu açıkladı.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Ona mı düştü?

BAŞKAN – Efendim, grup başkan vekili grup başkanının hukukunu savunmayacak mı? Lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, ben ima yollu bile bir sataşma yapmadım efendim.

BAŞKAN – Grup Başkanıdır Sayın Erdoğan, Sayın Bozdağ da Grup Başkan Vekilidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bizim atfetmediğimiz, bizim kastetmediğimiz anlamlar yükleyerek bir açıklama yaptı.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış anlaşılmasını engellemek açısından bir açıklama yapmak istiyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, buradaki önergelerinde de aynı şey var.

BAŞKAN – Sayın Şandır, ne Sayın Bal’ın konuşmasının bir eleştirisi yapıldı, ne size bir bühtanda bulunuldu, sadece falanı kastetmiş dedi, bir açıklama yaptı. Ben burada hiçbir sataşma görmüyorum gerçekten.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sataşma anlamında söylemiyorum, yanlış anlamaya meydan vermemesi için…

BAŞKAN – Doğru bilgilendirme adına… Ama çok kısa olarak lütfen. Lütfen… Hiçbir tartışmaya girmeyelim.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, grup sözcüleri Faruk Bal’ın konuşmasını farklı yorumlamasına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanın demokratik açılım veya “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak ifade ettiği hadiseyi biz başından bu yana bir yıkım projesi olarak ifade ediyoruz. “Eğer sorunları etnik kimliği özne yaparak tartışırsanız, bu toplumu ayrıştırırsınız, ileri zaman içerisinde de bir yıkıma dönüşür, bu ülkeyi parçalarsınız.” diye bir iddia ortaya koyuyoruz ve bunun arkasındayız. Bu projeyi siz nasıl değer-lendirirseniz değerlendiriniz, bu gizli bir itham, iftira falan değil. Biz baştan bu yana diyoruz ki: Siz etnik kimlikler üzerinde bir ayrışmaya sebep olacak bir proje başlatıyorsunuz ve bu toplumu etnik temelde ayrıştırıyorsunuz. Bu proje oraya ulaşır. Dolayısıyla biz, siz demokratik açılım da deseniz, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi de deseniz bu projenin PKK’nın isteklerini siyaset üreterek çözmek projesi olarak…

BAŞKAN – Sayın Şandır, bakın, ne için söz istediniz, ne söylüyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, şu…

BAŞKAN – Sayın Şandır, ne için söz istediniz, neler söylüyorsunuz! Lütfen… Lütfen efendim…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN - Ben size bunun için söz vermedim, lütfen, kesiniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, bitiriyorum. Tamam efendim.

BAŞKAN - Yerinize oturur musunuz. Lütfen… İstismar ediyorsunuz, benim iyi niyetimi istismar ediyorsunuz. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) Lütfen oturun yerinize. Lütfen oturunuz. Lütfen oturunuz yerinize. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, buyurun, siz konuşun!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, vermiyorum, oturun yerinize. Lütfen yerinize oturun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Vermiyorum efendim. Vermiyorum efendim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.05


SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.13

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sözümü kestiniz ve sizin güveninizi suistimal etmekle suçladınız. Ben bunu kabul etmiyorum efendim.

BAŞKAN – Bakın Sayın Şandır, ben, size, bir sataşma olmadığı hâlde, “Sadece bir açıklama yapacağım.” diye söz verdim. Bu benim iyi niyetimi gösteriyor ama istismar ediyorsunuz iyi niyetimi. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, cümlemi bir tamamlayayım ama müsaade edin.

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben burada cümlemi tamamladıktan sonra bu değerlendirmeyi yapsaydınız o sizin takdirinizdi, bir şey demem ama cümlemi tamamlatmadınız. Ne diyeceğimi bilmiyorsunuz.

BAŞKAN – Nasıl efendim? Anlattınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, benim daha verilen sürem de tamamlanmamış, cümlem de tamamlanmamış. Ben sizin güveninizi suistimal etmeyi asla kabul etmiyorum.

BAŞKAN – Lütfen efendim, hayır. Ben size ortada bir sataşma yokken söz verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz sizinle beraber çalışıyoruz.

BAŞKAN – Gayet tabii.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz bunu bana nasıl atfedebilirsiniz? Bunu asla hiç kabul etmem Sayın Başkan. Gerçekten deminden bu yana yaptığınız tarafsızlık…

BAŞKAN – İç Tüzük’e göre söz verme gibi bir sorumluluğum olmadığı hâlde siz sadece “Evet, sataşma yok ama bir açıklama yapacağım.” dediğiniz için size söz verdim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama müsaade etmediniz efendim açıklamama.

BAŞKAN - …ama siz, Sayın Bal’ın iddialarını, Sayın Bozdağ’ın cevap verdiği iddialarını gelip tekrar ediyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, açıklamamı tamamlamama müsaade etmediniz.

BAŞKAN - Lütfen efendim, lütfen…

Zaten biraz sonra, 72’ye göre önergenizde tekrar ettiklerinizi, orada söylediklerinizi gidip kürsüde söylüyorsunuz. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – İsterseniz konuşmayalım bundan sonra.

BAŞKAN - Efendim, lütfen ya...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, müsaade edin sözümü tamamlayayım.

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu kürsü milletin kürsüsüdür.

BAŞKAN - Gayet tabii milletin kürsüsü.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada milletin sesini kesemezsiniz. Siz milletin sesini burada kesemezsiniz keyfî olarak. Ne hakla kesiyorsunuz sözümüzü? Biz burada milleti temsil ediyoruz.

BAŞKAN - Ben iyi niyetimi göstererek bir konuda söz verdim, o konuda konuşmadığı için kestim. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz milletin sesini nasıl kesersiniz?

BAŞKAN - Evet, kestim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl kesersiniz?

BAŞKAN - Kestim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, sözümü tamamlamam lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz…

BAŞKAN - İç Tüzük’e göre…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, nedir? İç Tüzük’e göre neymiş? Bakalım.

BAŞKAN – “Başkanın söz kesmesi…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Neymiş İç Tüzük’e göre? Söyleyin bakalım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bu İç Tüzük’te başka bir madde yok mu Sayın Başkan?

BAŞKAN - Efendim…

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’ün, ilk gün, ne olduğunu anlattım burada.

BAŞKAN - Söz verdiğim konunun dışında konuşursa İç Tüzük’e göre hatibin sözünü kesebilirim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi konuda? Hayır efendim, yapamazsınız.

BAŞKAN - Evet, böyle bir yetkim var efendim. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gösterin, İç Tüzük’ün hangi maddesinde var? Söyleyin bakayım.

BAŞKAN - 66’ncı maddede var, kestim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Benimle tartışmayın, lütfen. Lütfen tartışmayın. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, 64’üncü maddeye göre siz taraf olduğunuzu belirttiniz ve 64’te diyor ki: “Asıl konu görüşülürken hiçbir suretle görüşünü açıklayamaz.” Siz şu anda Anayasa’yla ilgili görüşünüzü açıklayarak İç Tüzük’ü ihlal ettiniz.  

BAŞKAN - Hayır, hiçbir görüş açıklamadım. Hayır, hiçbir görüş açıklamadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, oyunuzu da belirttiniz.

BAŞKAN - Hayır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oyunuzu da belirtiniz.

BAŞKAN - Hiçbir görüş açıklamadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz Anayasa değişikliğinin PKK açılımı olduğunu söylüyoruz, siz oradan cevap veriyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Vural, yerinize oturur musunuz lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü kesemezsiniz.

BAŞKAN - Yerinize oturur musunuz lütfen. Lütfen oturun. Lütfen oturun efendim. Lütfen… Müzakerelere devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, devam edemezsiniz.

BAŞKAN - Lütfen oturun. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN - Peki, tutumum hakkında söz istiyorsunuz.

Evet, iki lehte, iki aleyhte arkadaşa söz vereceğim.

Buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Lehte.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte.

BAŞKAN - Peki, madem tutumum hakkında söz istediniz.

Aleyhte mi efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN - Aleyhte kim?

Sayın Şandır, aleyhte.

Hanginiz konuşacaksınız efendim?

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Üç dakika süre veriyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yazdınız mı? Ben de aleyhte söz istedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte istemiştim ben.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben de istiyorum.

BAŞKAN – Aleyhte mi efendim?

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet.

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Sırrı Sakık.

Efendim, buyurun Sayın Şandır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben istemiştim. Sayın Başkan…

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Hatip kürsüde konuşurken birleşime ara vererek hatibin süresi bitmeden sözünün kesilmesi ve yeni oturumda hatibin sözlerini tamamlamak istemesine rağmen, buna imkân tanımaması ile asıl konu görüşülürken Oturum Başkanının görüşünü açıklayıp açıklayamayacağı hakkında

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

OKTAY VURAL (İzmir) - Beni görmezlikten geliyorsun! İsterseniz tayin edin.

BAŞKAN – Efendim, ikinizden biriniz işaret ettiniz ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsterseniz Bakanlar Kurulu üyelerine verin!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Keyfî yönetimin hakkında ben de aleyhte söz istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, süreyi yeniden başlatır mısınız efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. Tabii, başlattık efendim, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bana söz verdiniz mi vermediniz mi?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Süreyi yeniden başlattınız mı?

BAŞKAN – Aleyhte söz istediniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Başlatın ama yeniden. Ben…

BAŞKAN – Tekrar baştan alıyoruz efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Mehmet Ali Bey, söz verdiniz mi bana aleyhte? Ben de söz istiyorum.

MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Geç kaldın, geç.  

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, ben de lehte söz istedim.

BAŞKAN – Sırrı Sakık’a aleyhte söz verdim. Lehte sizler istediniz. Tamam, peki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben aleyhte söz istiyorum. Yahu senin kulağın duymuyor mu Başkan! Kulağın duymuyor mu!

BAŞKAN – Efendim, lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, ama sessizliği temin etmezseniz konuşamıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kulağın duymuyor mu!

BAŞKAN – Efendim, bitti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Duymuyor mu kulağın!

BAŞKAN - 2 aleyhte, 2 lehte kişiye söz verdim. 5’inci bir kişiye veremiyorum biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben aleyhte istedim. Başka var mı?

BAŞKAN – Efendim, verdim, aleyhte verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kim bu ikinci aleyhte? Kim bu aleyhte isteyen?

BAŞKAN – Efendim, aleyhte Sayın Sakık aldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Yahu kulağın duymuyorsa söyle!

BAŞKAN – Sayın Şandır’a aleyhte verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Siz de istemiş miydiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de istedim.

BAŞKAN – Hayır.

Sayın Vural, siz istemiş miydiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cevap vermedi Sayın Başkan.  

BAŞKAN – Ama sizden önce Sayın Sakık istedi, Sayın Sırrı Sakık’ın talebi var. Lehte de Sayın Bekir Bozdağ ile Mustafa Elitaş. Tamam efendim, bitti.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, ben, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekiliyim ve tüm diğer grup başkan vekilleriyle beraber, sizinle birlikte bu Meclisi yönetiyoruz. Siz bana şu ithamı yapamazsınız: Güveninizi suistimal ettiğim iddiasıyla veya ithamıyla beni suçlayamazsınız, buna hakkınız yok. Ben, burada bir konuyla ilgili yanlış anlaşılmaması için açıklama yapmak üzere geldim ama cümlemin ortasında kestiniz; ne açıklayacağımı bilmeden, sonucun nereye varacağını bilmeden sözümü kestiniz ve dediniz ki: “Yerinize oturunuz, güvenimi suistimal ettiniz.” Buna hakkınız yok. Bakın, sabahtan bu yana taraflı olmakla suçlanıyorsunuz. Ben bundan üzüntü duyuyorum ve katılmamaya çalışıyorum ama bu tavrınızı ne yapacağız, bunu anlamakta zorlanıyorum. Ne gerek var bu tartışmalara?

Değerli Başkanım, yorulduğunuzu biliyorum ama bunun müsebbibi Milliyetçi Hareket Partisi değil, bunun sorumlusu AKP Grubu. (MHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisinin sözünü keserek bir yere varamazsınız.

Bizim burada söylediğimiz, her defasında söylediğimiz, bu sizin “demokratik açılım” dediğiniz hadiseye biz “PKK’nın isteklerine siyaset üretmek açılımı” diyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Yalan bu, yalan!” sesi, gürültüler) Şimdi, yalan veya doğru…

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyin efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …ama bakınız, size bir şey söylüyorum: Sayın Başbakan -Sayın Faruk Bal da bunu söylüyor- diyor ki: “Bizim bu Anayasa değişikliğimiz işte bu projenin devamıdır.” Biz de bunu ifade ediyoruz. Bunun ifadesinden niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Açılımdan rahatsız arkadaşlar!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ve çok üzüntüyle ifade ediyorum: Sayın Bakan, bunun neresinde ayıp var, bunu izah etmeleri lazım. Gerçekten sizin bu tavrınızı ben de yadırgıyorum, üzüntüyle karşılıyorum ve Meclisimiz açısından bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum. Bu tavrınızı değiştirmenizi tavsiye ediyorum.

Teşekkür ediyorum efendim. Ben sözümü nerede bitireceğimi bilirim. Bir daha sözümü lütfen kesmeyiniz efendim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki Sayın Şandır, ben de teşekkür ederim.

Sayın Bozdağ, buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açılan usul tartışmasında Başkanlık Divanının tutumu lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kürsüde konuşan hatipler İç Tüzük’te yer alan hususlara uymadığı zaman neler yapılması gerektiğini İç Tüzük düzenliyor. Baktığımız zaman, İç Tüzük, madde 66:

“Kürsüdeki üyenin sözü ancak Başkan tarafından, kendisini İçtüzüğe uymaya ve konudan ayrılmamaya davet etmek için kesilebilir.

İki defa yapılan davete rağmen, konuya gelmeyen milletvekilinin aynı birleşimde o konu hakkında konuşmaktan menedilmesi, Başkan tarafından Genel Kurula teklif olunabilir.

Genel Kurul, görüşmesiz işaret oyu ile karar verir.”

Burada çok açık bir yetki var. Meclisi yöneten sayın başkana, eğer konuşan hatip İç Tüzük’e uymazsa, konudan ayrı konuşursa sözünü kesme yetkisini veriyor. Eğer bunda ısrar ederse bir müeyyide düzenliyor ve bu müeyyidenin nasıl uygulanacağını da İç Tüzük ortaya koyuyor.

Ben, konuşmam sırasında, Sayın Başbakanımızın sözünün çarpıtılarak Başbakanımızın ifade etmediği bir sözü onun ağzındanmış gibi takdimine karşı çıktım ve o sözün ne anlama geldiğini burada izah ettim, o kadar. Ne ima yollu ne de açıktan herhangi bir sataşmaya kesinlikle neden olmadım. Ayrıca Sayın Başkan, burada Anayasa görüşmeleriyle ilgili ne Anayasa Teklifi’nin içeriğiyle ilgili ne de başka bir konuyla ilgili şahsi görüşünü açıklamış, taraf olmuş da değildir. Burada yapılırken görüşmeler hem oylamaların zaman zaman gizli olmadığı hem de gizliliği ihlal edildiği hem de başka birtakım şekillerde ifade edilen sözlerin ne maksatla söylendiğini biz gayet iyi biliyoruz. Hangi yere mektup olduğunu da iyi biliyoruz ama bir şeyi de biliyoruz: Burada devam eden Anayasa Değişiklik Teklifi’nin görüşülmesi hem Anayasa’ya hem de İç Tüzük’e uygun devam etmektedir. Meclis Başkanının tutumu da İç Tüzük ve Anayasa’ya uygundur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldız, efendim.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika… Bir dakika efendim… Bir dakika…

Açtığınız anda ilk aleyhte söz isteyen benim. Dolayısıyla…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’a devrettiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, hayır, öyle bir devir yok. Siz avukat mısınız?

BAŞKAN – Efendim ben “Hanginiz?” dedim, Sayın Şandır’ı işaret ettiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, ben “Aleyhte söz istiyorum.” dedim, siz verdiniz buraya sözü Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen efendim… Lütfen efendim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, daha önce de oldu. Tutanakları getiriniz, benim söz talebim vardır.

BAŞKAN – Peki, tutanakları getiririm. Ben öyle anladım. Eğer tutanaklar aksini gösterirse özür dilerim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben  İç Tüzük’e göre  sözümü istedim. Daha önce de yaptınız bunu, daha önce de yaptınız ve maalesef yanlış yaptığınızı itiraf ettiniz. Bir Başkan olarak, sürekli olarak yanlış yapan bir Başkan olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde anılmamanızı tavsiye ederim. Yapmanız gereken iş şudur: Benim bu söz talebimle ilgili tutanağı alacaksınız, eğer bu  söz talebim yok ise sözü verebilirsiniz ama varsa İç Tüzük’e göre davranacaksınız.

BAŞKAN - Gayet tabii… Tamam, oturun. (MHP sıralarından gürültüler)

Efendim, gelsin zabıtlar… Bir dakika… Bir bakayım, bilmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, konuştuktan sonra olmaz!

BAŞKAN – Efendim, siz ikiniz aynı anda söz istediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Size teslim olacak irademiz yok bizim, teslim olacak da değiliz.

BAŞKAN – Lütfen efendim, böyle konuşmayın. Lütfen…

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Şov yapma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, söz hakkımı vereceksiniz!

BAŞKAN – Sayın Vural, bir saniye… İkiniz söz istediniz, aleyhe söz istediniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim. Ben aleyhte söz istedim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – …ben de Şandır’a verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ben aleyhte söz istedim. Siz kendiniz birilerine söz verdiniz. Ben kendim söz istedim. Tutanakta, burada var.

BAŞKAN – Bakarız efendim tutanaklara.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış yaptıktan sonra düzeltmeniz bir şey ifade etmez.

BAŞKAN – Efendim, tutanakları getirtiriz, bakarız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın lütfen.

BAŞKAN – Peki, efendim.

Tutanaklar gelsin Sayın Yıldız, tutanaklardan sonra değerlendirme yapıp kime söz vereceğimi tayin edeceğim.

Beş dakika birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.26


DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.48

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

Bir önceki oturumda usul tartışması hakkında aleyhte Sayın Mehmet Şandır’a, lehte de Sayın Bekir Bozdağ’a söz vermiştim.

Tutanakları getirttim: “İki lehte, iki aleyhte arkadaşa söz vereceğim. Buyurun…” demişim. Bekir Bazdoğ lehte, Kamer Genç aleyhte, Oktay Vural aleyhte, Mehmet Şandır aleyhte. Aşağıda diyorum ki: “Hanginiz konuşacaksınız?” Sayın Şandır “Ben konuşacağım.” diyor. Üç tane aleyhte var, ilk sırada, çünkü oradan bağırdığı için zabıtlara geçmiş Sayın Genç, onu ben daha sonra tespit ettim. Aslında aleyhte ilk sözü benim Sayın Kamer Genç’e vermem lazım bu zabıtlara göre.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, ama, yani…

BAŞKAN – Size aleyhte verdim, dolayısıyla Kamer Genç’e şimdi verirsem iki aleyhte dolmuş oluyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, doğmuş hakkını devretmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ben devretmedim. Ben istedim.

BAŞKAN – Tamam, bakın size sormuşum diyorum ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kamer Genç’in istediğinden de haberdar değildim. Eğer o önceliği varsa, bu durumda benim devretmiş olmamı kabul ediyorum, o zaman kim öndeyse ona verin. Bizim ilave bir isteğimiz yok.

BAŞKAN – Efendim “Hanginiz konuşacaksınız efendim?” diyorum, Sayın Şandır…

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Efendim, ikisi birden konuşamıyorlar mı?

BAŞKAN – Ben ikinizi aleyhte konuşturursam Sayın Kamer Genç’e nasıl üçüncü olarak söz vereceğim efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – İkimiz de konuşabiliriz efendim, ikimiz de konuşabiliriz.

BAŞKAN – Aynı anda!

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet. Allah Allah!

BAŞKAN – Ama sizden önce Sayın Genç var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama siz söylemediniz ki, ben ne bileyim? Yani, onu ben ne bileyim? Bakın Kamer Genç olmasına rağmen, başka milletvekiline verdiniz, onu bile atladınız. Yani sizin bilmediğinizi ben nereden bileyim?!