DÖNEM: 23                            CİLT: 68                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

97’nci Birleşim

28 Nisan 2010 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/699)

2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin, tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/700)

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattındaki illerin deprem riskinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701)

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/417) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

2.- (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin, Genel Kurulun 29/4/2010 Perşembe günkü birleşiminde görüşülmesine; gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Bursa Milletvekili Mehmet Tunçak’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, AK PARTİ Grubu Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, CHP grup önerisine ilişkin açıklaması

2.- Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, kendisine hitaben söylediği “Sen bunu hak ettin.” ifadesine ilişkin açıklaması

3.- Ordu Milletvekili Mustafa Hamarat’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, şahsına karşı kaba ve yaralayıcı sözler sarf ettiğine ilişkin Başkanlığa verdiği önergesi üzerine, kastının yaralamak olmadığına ilişkin açıklaması

4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, 497 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin çerçeve 26’ncı maddesine bağlı geçici 19’uncu maddesi üzerinde konuşma yaparken söylediği “12 Eylül darbe Anayasası’na evet demeye davet ediyorum” şeklindeki ifadesini “12 Eylül darbe Anayasası’nı değiştiren teklife oy vermeye davet ediyorum” şeklinde düzelttiğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesi üzerindeki görüşmeler sırasında şahsına sataşılması nedeniyle yaptığı konuşmada dil sürçmesiyle söylediği “12 Eylül darbe Anayasası’na oy verin” şeklindeki ifadesini “12 Eylül Anayasası’nın değiştirilme teklifine kabul oyu verin” şeklinde düzelttiğine ilişkin açıklaması

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497)

 

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Geçici madde ilavesine ilişkin iki önergeyi işleme alıp diğer önergeleri işleme almaması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Roman vatandaşlarla yapılan toplantıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13320)

2.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, sivil toplum kuruluşlarına bütçeden yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/13334)

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, TİGEM’in Yalova’daki eğitim tesislerinin kiraya verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/13386)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Roman açılımı toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13396)

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Roman açılımı toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13400)

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Roman açılımı toplantısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13401)

7.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, il kontrol laboratuvar müdürlüklerindeki işlemlere,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık teşkilatını düzenleyen kanun tasarısındaki denetimle ilgili hükümlere,

Tarım ve Gıda Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’na,

- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, beyaz ekmek üretimi ve tüketimine yönelik iddialara,

- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, üreticilerin girdi maliyetlerine ve ürünlerin değerine,

İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/13441), (7/13442), (7/13443), (7/13444), (7/13445)

8.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Roman açılımı toplantısına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13461)

9.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, kamu taşınmazlarının turizm yatırımlarına tahsisine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13506)

10.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, bandrol işlemlerinde istenen banka dekontuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/13507)

11.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, GAP Eylem Planı çerçevesinde yapılacak organize hayvancılık bölgesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/13543)

12.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, prim borcu olanlara banka kredisi verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/13546)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin özlük haklarına yönelik düzenlemelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13619)

14.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, TAPDK yöneticilerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/13641)

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’daki cami ihtiyacına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13689)

16.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, Diyanet İşleri Başkanlığının GSM şirketleri ile yaptığı sözleşmeye ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/13756)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.05’te açılarak altı oturum yaptı.

Birinci Oturum

İsviçre Kantonlar Meclisi Başkanı Erika Forster-Vannini ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin:

Taklit mal üretimi ve satışı sorununun (10/696),

Türk Telekom’un özelleştirilmesi sonrasında çalışanların yaşadıkları sorunların (10/697),

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Kuzey Anadolu fay hattındaki illerin deprem riskinin (10/698),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan:

(10/96) esas numaralı, hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin görüşmelerinin Genel Kurulun 27/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP,

(10/688) esas numaralı, tasfiye hâlindeki bir finans kurumunun oluşturduğu mağduriyet hakkındaki Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 27/4/2010 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP,

Grubu önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

MHP grup önerisi nedeniyle; Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay, Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık,

CHP grup önerisi nedeniyle; Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz, Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç,

Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, konuşmasındaki, 2005 yılında kendisinin vermiş olduğu bir önergeyle Bankacılık Yasası’nda bir değişiklik olduğu yönündeki ifadelerine ilişkin,

Birer açıklamada bulundular.

Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli, Bursa Milletvekili Ali Koyuncu’nun, şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2022 Sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin (2/460) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.

Birleşime saat 17.44’te ara verildi.

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

Bayram ÖZÇELİK

 

Harun TÜFEKCİ

 

Burdur

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı Oturumlar

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96),

2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/499) (S. Sayısı: 321),

3’üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/761) (S. Sayısı: 458),

4’üncü sırasında bulunan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporlarının (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496),

Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

5’inci sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/656) (S. Sayısı: 497) birinci görüşmesinde 26’ncı maddesine kadar kabul edildi.

Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, konuşmasındaki, 12 Eylül mağduru olup da buradaki oylamalarda oy kullanmayacak olanları, bir anlamda vicdansızlıkla suçlayan,

İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, konuşmasındaki “Anlamıyorum, siz niçin oy kullanmıyorsunuz?”,

İfadelerine ilişkin birer açıklamada bulundular.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun,

Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın,

Şahsına sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

28 Nisan 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere birleşime 04.01’de son verildi.

 

 

Mehmet Ali ŞAHİN

 

 

 

Başkan

 

 

Bayram ÖZÇELİK

 

Harun TÜFEKCİ

 

Burdur

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

Fatih METİN

 

Yusuf COŞKUN

 

Bolu

 

Bingöl

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

                                                                                                                                               No.:  132

II.- GELEN KÂĞITLAR

28 Nisan 2010 Çarşamba

Tasarılar

1.- Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/847) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.4.2010)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yükseköğretim Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/849) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Nükleer Bir Kazanın Erken Bildirimine ve Nükleer Tesisler Hakkında Bilgi Değişimine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/850) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gürcistan Hükümeti Arasında Çevre ve Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/851) (Tarım, Orman ve Köyişleri; Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/852) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

7.- Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/853) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliğinin Güçlendirilmesine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/854) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/855) (Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/856) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ve Suriye Arap Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı Arasında Denizcilik İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/857) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hayvan Sağlığı Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/858) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bitki Koruma ve Karantina Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/859) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

14.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Kaynaklarının Verimli Kullanımı ve Kuraklıkla Mücadele Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/860) (Çevre; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

15.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Kalitesinin İyileştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/861) (Çevre; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

16.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/862) (Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

17.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sınır Kapılarının Ortak Kullanımına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/863) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

18.- Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/864) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.4.2010)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/699) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.03.2010)

2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 Milletvekilinin, tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/700) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.03.2010)

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekilinin, Doğu Anadolu Fay Hattındaki illerin deprem riskinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.03.2010)


28 Nisan 2010 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için beş dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla beş dakikalık süre içerisinde başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 11.10

 

 

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır. Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır. Ayrı ayrı okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, 1995’teki Gazi Mahallesi olaylarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/699)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı" Türkiye'nin yakın tarihinde, insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli karanlık olaylardan biridir. 22 kişinin öldüğü 155 kişinin yaralandığı olayların her yönüyle gün yüzüne çıkması için, Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.   11.03.2010

1) Selahattin Demirtaş                    (Diyarbakır)

2) Gültan Kışanak                           (Diyarbakır)

3) Ayla Akat Ata                            (Batman)

4) Bengi Yıldız                               (Batman)

5) Akın Birdal                                (Diyarbakır)

6) Emine Ayna                               (Mardin)

7) Fatma Kurtulan                           (Van)

8) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

9) Hamit Geylani                            (Hakkâri)

10) İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

11) M. Nuri Yaman                        (Muş)

12) Mehmet Nezir Karabaş             (Bitlis)

13) Mehmet Ufuk Uras                  (İstanbul)

14) Osman Özçelik                         (Siirt)

15) Özdal Üçer                               (Van)

16) Pervin Buldan                          (Iğdır)

17) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

18) Sevahir Bayındır                      (Şırnak)

19) Sırrı Sakık                                           (Muş)

20) Şerafettin Halis                         (Tunceli)

Gerekçe:

12 Mart 1995 tarihinde, Alevi yurttaşların çoğunlukta yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi'ndeki üç kahvehane ve bir işyeri akşam saatlerinde aynı anda bir taksiden kimliği belirsiz kişilerce otomatik silahlarla tarandı.

Saldırılar sonucu bir yurttaş yaşamını yitirirken, beşi ağır yirmi beş kişi yaralandı.

Olayların ardından çok sayıda Alevi yurttaş, Gazi Mahallesi'nde toplandı, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polisler grubun üzerine ateş açması sonucu bir yurttaş yaşamını yitirdi, birçok kişi de yaralandı.

13 Mart günü yaklaşık 15 bin kişi olayı protesto etmek için gösteri yaptı. Çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen emniyet güçleri yine kitlenin üzerine ateş açtı. Gösteriler sonunda on beş kişi hayatını kaybederken, aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul valiliği Gazi Mahallesi ile iki mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etti.

14 Mart günü, Gazi Mahallesi'nde sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi.

15 Mart'ta olaylar Ümraniye'ye sıçradı. Mustafa Kemal Mahallesi'nde çıkan olaylarda beş kişinin ölmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu, ölenlerden yedisinin polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği belirlendi.

Gaziosmanpaşa savcılığı'nın olayla ilgili fezlekesiyle Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, yirmi polis hakkında "müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" iddiasıyla dava açtı.

Yargılanan yirmi polis memurundan Adem Albayrak dört kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edilirken, (cezalar ertelendi), diğer on sekiz sanık polisin ise beraatına karar verildi.

Yargıtay, Albayrak ve Gündoğdu hakkında verilen kararı "Haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı" gerekçesiyle bozdu. Tekrar görülmeye başlanan dava üçüncü celsede karara bağlandı. Mahkeme heyeti Albayrak ve Gündoğdu'ya toplam dört yıl hapis cezası verdi. Kararın Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi AİHM'ne (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) başvurdu.

Mahkeme Gazi Mahallesi'nde yaşamını yitiren on iki kişi ile Ümraniye'de ölen beş vatandaşın ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Türkiye'yi toplam 510 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.

"12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Katliamı", Türkiye'nin yakın tarihinde, insan yaşamını ve insan haklarını ayaklar altına alan önemli karanlık olaylarından biridir.

Akıllara polislerin kalabalığa nişan alarak ateş açtığı televizyon görüntüleri ile kazınmış bu olaylarda, silahsız sivil insanlar polis kurşunlarıyla öldürülmüştü. Cem evi'nde cenazesini almak için bekleyen insanların üzerine dahi panzerlerden ateş açılmıştı.

Sokaklarda polisler tarafından coplarla ve kalaslarla dövülen onlarca insan yaralanmış, onlarcası gözaltına alınarak işkencelerden geçirilmişti.

Üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen, iki polis memuruna verilen sembolik cezanın dışında, olayın perde arkasındakiler açığa çıkarılmamış ve hâlâ olayın asıl sorumluları cezalandırılmamıştır.

Bu da toplumsal vicdanın kanamaya devam etmesine yol açmaktadır.

Sorumluları cezalandırmak bir yana; katliam tarihinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Necdet Menzir ve Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar daha sonra bakan olarak görev yapmışlardı.

"Gazi Katliamı" olarak bilinen, 22 kişinin öldüğü 155 kişinin yaralandığı bu karanlık olayların ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılması, sorumlularının vicdanlarda ve hukuk önünde yargılanıp mahkûm edilmesi sağlıklı bir toplumsal yapının kurulması için gereklidir.

Bu konuda "Meclis Araştırması" açılmasını arz ve teklif ederiz.

2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 21 milletvekilinin, tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/700)

                                                                                                               09/03/2010       

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda uygulanan tarımsal politikaların sonucunda tarım bölgelerindeki köylerin nüfusunun azalmasının nedenlerinin araştırılarak tespit edilmesi ve çözümü amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Yılmaz Tankut                            (Adana)

2) Zeki Ertugay                               (Erzurum)

3) Mehmet Şandır                           (Mersin)

4) Ahmet Deniz Bölükbaşı             (Ankara)

5) Süleyman Turan Çirkin              (Hatay)

6) Kamil Erdal Sipahi                     (İzmir)

7) Süleyman Lâtif Yunusoğlu        (Trabzon)

8) Alim Işık                                    (Kütahya)

9) Hüseyin Yıldız                           (Antalya)

10) Cemaleddin Uslu                      (Edirne)

11) Metin Ergun                             (Muğla)

12) Kadir Ural                                (Mersin)

13) Erkan Akçay                            (Manisa)

14) Abdülkadir Akcan                    (Afyonkarahisar)

15) H. Hamit Homriş                     (Bursa)

16) Hasan Çalış                              (Karaman)

17) Akif Akkuş                              (Mersin)

18) Mehmet Akif Paksoy               (Kahramanmaraş)

19) Gürcan Dağdaş                        (Kars)

20) Mehmet Ekici                           (Yozgat)

21) Necati Özensoy                        (Bursa)

22) Mümin İnan                             (Niğde)

Gerekçe:

Ülkemizde 1927 yılında nüfusun yüzde 75'i köy ve beldelerde yaşarken, 2009 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 24'e gerilemiştir. İI ve ilçe merkezinde ikamet edenlerin oranı da 82 yılda yüzde 24'den yüzde 75'e çıkmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 1927 yılında nüfusun 3,306,000'i il ve ilçe merkezinde, 10,342,000'i ise köy ve beldelerde yaşamaktayken, 2009 yılına gelindiğinde ise il, ilçe merkezlerinde yaşayanların sayısı 54,807,000 kişiye çıkarken, köy ve beldelerdeki nüfus ise 17,754,000 kişiye yükselmiştir. Bu rakamlar şehir nüfusunun hızla yükseldiğinin, köy ve kırsal nüfusunun ise hızla azaldığına işaret eden çarpıcı değerlerdir.

2009 yılı itibariyle ülkenin tümündeki köy ve beldelerde yaşayan nüfusun hemen hemen Ankara ve İstanbul nüfusunun toplamı kadar olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir gerçektir.

Son yıllarda ülkemizde AKP hükümetleri döneminde uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları ile birlikte son dönemde yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle çoğu köyümüzden yüksek oranda şehirlere göçün hızlandığı ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz durum yeni birçok sorunun kaynağını oluştururken bu sorunların içinde en önemlisi olan işsizlik oranının giderek yükselmesine neden olmuştur. Yıllardan beri sistematik bir şekilde ülkemizde köyden şehirlere göç özendirilmiştir. Bu durum gelişmişliğin göstergelerinden birisi olarak köy ve kırsal kesimde yaşayanların oranının düşük olması şeklinde izah edilmeye çalışılmıştır.

Yanlış tarım ve hayvancılık politikalarının yanında genelde sanayileşme ülkemizde belli şehirler ve bölgelerde yoğunlaşınca, göçlerinde bu şehirlere ve bölgelere yönelmesi sonucu şehirlerin etrafı kısa sürede gecekondularla çevrilerek, giderek şehirlerin köyleşmesine, köylerin boşalmasına neden olmuştur. Asıl önemli olan konu ise insanların köylerinden sökülüp şehirlere taşınmış olunmasına rağmen onlara köydeki hayatlarından daha zor bir yaşantı sağlanmasıdır.

Tüm bu olumsuzlukların yanında köylere ve kırsal kesime alt yapı hizmetlerinin uzun yıllar götürülememesi sonucu, çamurdan geçilemeyen yollar, sağlıksız ortamdan temin edilen su, elektriği olmayan, kanalizasyonu ise hiç düşünülmeyen yerleşim birimleri olarak kalması da, insanlar için şehirlerin daha cazip hale gelmesine neden olmuştur.

Eğer köylere ve kırsal kesime alt yapı hizmetleri zamanında götürülebilmiş, tarımda ve hayvancılıkta verimi artırıcı tedbirler alınabilmiş, gerekli destekler verilebilmiş olsaydı bu gün şehirlerimiz büyük köyler haline gelmeyeceği gibi, köylerimiz de yaşlıların duvar diplerinde günlerini tükettiği mekânlar halinde olmayacak, üretimin olduğu, mutlu insanların yaşadığı yerleşim birimleri olacaktı.

Köylerin boşalmasının önüne geçecek önlemlerin acil olarak alınması, hem tarımsal üretimin artmasının, hem işsizliğin ciddi ölçüde azalmasına hem de çarpık şehirleşmenin önüne geçilmesine katkı sağlayacak ve insanlarımızın köylerinde mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir yaşantı sürdürmesine imkân sağlayacaktır.

Netice olarak;

Yukarıda anlatılmaya çalışılan gerçekler çerçevesinde; tarım bölgelerindeki köylerin nüfuslarının azalmasının nedenlerinin araştırılarak tespit edilmesi ve çözümü amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

3.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, Doğu Anadolu fay hattındaki illerin deprem riskinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/701)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

08.03.2010 tarihinde Elazığ'da yaşanan deprem felaketi ülkemizde derin bir acıya yol açmıştır. Ülkemiz önemli bir deprem kuşağında olmasına karşın, ayrıca Doğu Anadolu Fay Hattı'nın çok aktif olduğu açık ve net ifade edilmesine karşın bugüne kadar bu bölgede hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Doğu Anadolu Fay Hattı; Muş-Varto, Bingöl-Karlıova, Elazığ-Kovancılar ve Sivrice, Malatya-Doğanyol, Pütürge, Doğanşehir, Adıyaman-Gölbaşı, Maraş ve Hatay'a kadar uzanmaktadır.

Bu hatta, yıllardır oluşan birikimin boşalmasının her an olabileceği Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün daha önce hazırladığı raporlarda açık ve net olarak ifade edilmesine karşın, bu fay üzerinde çok geniş yerleşim alanları olmasına karşın hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Sonuçta; Elazığ'da oluşan depremin bu fay hattı üzerinde her an olabileceği mevcut raporlarda yer almıştır. Ancak, sonuçta bu bölgede depreme karşı hiçbir önlemin alınmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalmamız, depremin acısı kadar üzüntü duyulacak diğer bir gerçektir.

Bu fay hattında, son on yılda, farklı bölgelerde değişik ölçeklerde depremler oluşmuş, bu depremlerde önemli ölçüde can ve mal kayıpları olmasına karşın, depremin yaraları yeterince sarılmadan, vatandaşlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Oluşacak yeni depremlere karşı her şey unutulmuş ve hiçbir tedbir alınmamıştır.

Bu fay hattı ile ilgili hazırlanan raporda, bu hattaki enerji boşalmasının her an olabileceği açık ve net ifade edilmiş olmasına karşın bu rapor dikkate alınmamıştır.

Doğu Anadolu Fay Hattı ile ilgili olarak hazırlanan detaylı raporlar ve alınması gereken önlemler açıkça belirtilmesine karşın bu raporun neden işleme konulmadığının belirlenmesi, bu fay hattında önümüzdeki süreçte oluşabilecek yeni ve büyük depremlere karşı alınacak önlemlerin tartışılması için Anayasanın 98. Maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (Malatya)

2) Tekin Bingöl                              (Ankara)

3) Ali Arslan                                  (Muğla)

4) Tayfur Süner                              (Antalya)

5) Ali Koçal                                    (Zonguldak)

6) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

7) Ramazan Kerim Özkan               (Burdur)

8) Mevlüt Coşkuner                       (Isparta)

9) Ali Rıza Ertemür                        (Denizli)

10) Ahmet Küçük                           (Çanakkale)

11) Muhammet Rıza Yalçınkaya    (Bartın)

12) Ensar Öğüt                               (Ardahan)

13) Gürol Ergin                              (Muğla)

14) Hulusi Güvel                            (Adana)

15) Rasim Çakır                             (Edirne)

16) Hüsnü Çöllü                             (Antalya)

17) Şevket Köse                             (Adıyaman)

18) Atila Emek                               (Antalya)

19) Bülent Baratalı                          (İzmir)

20) Kemal Demirel                         (Bursa)

21) Abdülaziz Yazar                       (Hatay)

22) Akif Ekici                                 (Gaziantep)

23) Selçuk Ayhan                           (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/417) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                                                               28.04.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 28.04.2010 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Kemal Kılıçdaroğlu

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                         Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Belediyelere kamu paylarının dağıtımı hakkında); (10/417) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un, 28.04.2010 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisi lehinde ilk konuşmacı Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; önce size, hepinize saygılar sunuyorum. Genel bilgi vermek istiyorum:

Türkiye’deki belediyeler ve şu anda uygulanan ve yapılan uygulamalar, belediyelerin aldığı katkı payları, gelir payları, burada hak var mıdır, adalet var mıdır, bunların değerlendirmesini vicdanlarınıza sunacağım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 81 il belediyesinin 16 tanesi büyükşehir belediyesi. 1985 yılında, o günün koşullarında, o günün Türkiye’sinde, o günün illerin gelirlerine göre 16 büyükşehir belediyesi yapılmış. Bir kısmı önce yapılmış daha sonra da -yine her nedense, neye göre, hangi objektif kritere göre yapılmış- bazı belediler de büyükşehir yapılmış. Ve 65 il belediyemiz var, yaklaşık 900 ilçe, 2 bin tane belde belediyemiz var, yaklaşık.

Değerli arkadaşlarım, size hesap veriyorum ve vicdanlarınıza sesleneceğim daha sonra. Şimdi, Türkiye’de 5779 sayılı -ve siz yaptınız bu kanunu- Belediye Gelirleri Yasası’na göre ve il özel idarelerle ilgili gelir dağılımı nasıl dağıtılıyor, ülkede toplanan vergi gelirinin yüzde 6’sının yüzde 2,85’i büyükşehir belediyesi dışındaki belediyelere, yüzde 2,85’i! Yüzde 2,5’u da büyükşehir belediyelerine veriliyor, 16 belediyeye. 65 belediye 2,85; 16 büyükşehir 2,5 ve 1,15 de özel idarelere veriliyor, yüzde 1,15’i bunun. Değerli arkadaşlarım, ayrıca, akaryakıttan, doğal gazdan ve petrolden toplanan ÖTV, KDV’ler de ayrıca dâhil ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ben size rakam vereceğim, rakam veriyorum: 350 bin nüfuslu bir büyükşehir belediyesi -altını çiziyorum 350 bin nüfuslu bir büyükşehir belediyesi!- yılda 160 milyon para alıyor. 600 bin nüfuslu bir il belediyesi ise, Şanlıurfa… Ben sesleniyorum Şanlıurfa milletvekillerine ve söyleyeceğim başka ilin milletvekillerine de… 600 bin nüfuslu bir Şanlıurfa ise yılda aldığı para 80 milyon. Hak mı dır, adalet midir, bunun adını ne koyuyorsunuz arkadaşlar? Şimdi, bir yerde bir haksızlık, adaletsizlik, bir yerde bir zulüm varsa buna sahip çıkmak bu Meclisin görevidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Buna karşı çıkmak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Zulme karşı çıkmak, yani zulme karşı çıkmak bu Meclisin görevidir ve zulüm edilenlere sahip çıkmak gene Meclisin görevidir. Ama 600 bin nüfuslu bir il belediyesine kişi başına verdiğiniz paraya... Orada 80 bin lira para veriyorsunuz Şanlıurfa’ya. Şanlıurfa’nın bu da daha mücavir alan. Bu dediğim, 350 bin veya 500 bin olan büyükşehirlerde de buraya bir kanun getirdiniz, 25 kilometre büyüttünüz, 30 kilometre büyüttünüz etrafını -adı “büyükşehir” gene- ve onları da büyükşehir içine alınca bu nüfus bu oldu. Akyazı ilçesi, Adapazarı’na kaç kilometre arkadaşlar? Kaç kilometre ya? 35 kilometre! Siz 35 kilometrelik alanı -bir de Akyazı’nın dışına taşın- büyükşehir içine alıyorsunuz, nüfusunu Adapazarı Büyükşehre ekliyorsunuz, nüfusu 500 bin yapıyorsunuz, senede 200 milyon para veriyorsunuz. 600 bin nüfuslu Şanlıurfa’nın ise daha mücavir alan, bir de 20 kilometre büyüt bakayım, 35 kilometre büyüt bakayım… Bunun adı vicdansızlıktır arkadaşlar.

Türkiye’de mevcut büyükşehirlerden nüfusu daha yüksek olan 9 tane il vardır. Bugün, şu anda 500 bin nüfuslu bazı büyükşehirler senede 200-250 milyon para alıyor arkadaşlar. Şimdi, bir ile yılda 250 milyon giriyor; bir ile, 600 bin nüfuslu bir ile 80 milyon para giriyor. Yani vicdanınıza sesleniyorum. Yani 250 milyon yılda bir para giriyorsa bir ile, o belediye o parayı harcıyor arkadaşlar. Aş veriyor, iş veriyor, ekmek veriyor.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Onlar vicdanı partide bırakıp geliyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ha siz... Ben bunu sekiz yıldır söylüyorum. Ha hepiniz bunu çok iyi biliyorsunuz. Yani hepiniz bunu çok iyi biliyorsunuz. Birçoğunuz vicdanlarınızda bunu tartamıyorsunuz. Birçoğunuz bunun haksızlık olduğunu çok iyi biliyorsunuz ama haykırmıyorsunuz. Haykırın kardeşim ya! Eğer milletvekili olmayacaksanız, olmayın kardeşim ya! Olmayın ya! Eğer ilinin hakkına sahip çıkmıyorsan, eğer ilindeki insanın ekmeğine sahip çıkmıyorsan “Beni bir daha milletvekili yapmazlar, haykıramıyorum.” diyorsan… Onurluluktur benim için.

Değerli arkadaşlarım, Van; nüfusu çoğu büyükşehirden daha yüksektir, doğru mu?

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – 1 milyon.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “1 milyon” diyorsun bak, 1 milyon! Senede kaç para alıyorsun, kaç para?

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Çok büyük hizmet yaptık, hizmet. 600 trilyon lira kamu yatırımı aldık.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Kaç para geliyor?

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kamu yatırımı aldık 600 trilyon.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bırak kamu yatırımını. 350 bin nüfuslu… Sen 1 milyon nüfusa göre para aldığın zaman kaç para alacaksın yılda biliyor musun? 300 milyon. Haa!

Malatya, Kahramanmaraş, Denizli, Balıkesir, Trabzon, Manisa…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şanlıurfa.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Zaten en büyük haksızlık Şanlıurfa’ya yapılıyor, en büyük haksızlık.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, benim ilimdeki insanın ekmeğine sahip çıkmak hepimizin görevi. Ben, bir başka ile vermeyin demiyorum, bir başka ilin hakkını alın bana verin demiyorum, bir başka ilin hakkını hak etmeyene verin demiyorum ama eğer objektif kriter varsa, nüfus başına para ödenecekse, biri… Arkadaşlar, 1’e 4,5 fark ödeniyor, 1’e 4,5! Bunun adını koyamıyorum arkadaşlar ya! Ya, lütfen, rica ediyorum…Ben bu illerin milletvekillerinden rica ediyorum, rica ediyorum, biz kimseye haksızlık yapmayalım, biz kimsenin hakkını alıp kimseye vermeyelim ama hakkı yenen insanlara sahip çıkalım arkadaşlar.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Anayasa’ya aykırı bunların yaptığı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde, il özel idarelere 1, 15’i veriliyor. Şimdi, il özel idarelerindeki amaç, özellikle köylere hizmet götürme yönünden ilk amacı, şekli şemali budur. Han hamam yaptırsın diye il özel idarelerine yardım edilmiyor. İl özel idarelerine yapılan yardım genelde KÖYDES ve köylere yönelik amaçla kurulmuştur bu ama bu da şaştı.

Şimdi, Kocaeli’de bir tek köy yok arkadaşlar, tek bir tane köy kalmadı. Şimdi, bir tarafta Balıkesir’in bin küsur tane köyü var, Sivas’ın bin küsur tane köyü var. Şimdi, bunların her birine Sivas Özel İdaresi, Balıkesir Özel İdaresi hizmet götürüyor arkadaşlar. Yani, bir hizmetin köylere nasıl gittiğini siz benden daha iyi biliyorsunuz.

Şimdi, eğer hiçbir köyü olmayan… Hepsi büyükşehir kapsamından para alıyor. Orada yaşayan nüfus var ya, Kocaeli’de, köylerde yaşayan nüfus, büyükşehir içine girdiği için kişi başına parayı alıyor bir kere, bir; bir de özel idareden alıyor, iki. Bir taşla üç tane kuş. Bu nasıl iş arkadaşlar ya? Bu nasıl vicdan? Bu nasıl vicdan?

Değerli arkadaşlarım, gerek özel idare katkı payları gerekse büyükşehirlerle ilgili katkı payları vicdanlarda büyük yara açmaktadır. Haksızlıktır, diğer illerde yaşayan insanlara karşı büyük bir haksızlıktır. Gelin, bu haksızlığa el koyun; gelin, kimsenin hakkını almayın, diyorum. Ama öbürünün hakkını verin.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, örneğin Malatya’yı büyükşehir yapın demiyorum. Böyle bir talebimiz yok bizim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sadece sadece -bu illeri illa büyükşehir yapın demiyorum- bu illere uygulanan haksızlığı yok edin, bu illere verilen geliri adil paylaştırın. Yani, illa ismini büyükşehir yazmayın. Bize paramızı verin, paramızı; hakkımızı verin, hakkımızı kimseye yedirmeyin bizim.

Değerli arkadaşlarım, tabii, ayrıca bir de Maliye Bakanlığının belediyelere verdiği denkleştirme ödeneği. Burada de bir haksızlık var. Özellikle denkleştirme ödeneğini yılda iki defa veriyor, nüfusu 5 bin ve 10 bine kadar veriliyor ama o 10 binle 50 bin, 60 bin veya 100 bin arasında olan belediyelere denkleştirme ödeneği verilmediği için, zaten çok büyük bir sorunla, önemli bir yoksullukla mücadele ediyor bu belediyeler yani onlara da mutlaka denkleştirme ödeneği verilmesi lazım. Onların da mutlaka bir şekilde bu denkleştirme katkısından pay alması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum. Sayın Başkanım, selamlayıp bitiriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, bundan sonraki hatipler için söylüyorum, bir dakikalık süreyi kesinlikle uzatmayacağım. Selamlamayı falan onun içinde yapın. Şimdi, size söylemek için de yapıyorum. Lütfen, arkadaşlar, konuşmalarınızı ona göre ayarlayın.

Buyurun selamlayın Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki, efendim.

Sadece şunu söylüyorum: Hakkımızı yedirmeyin, hakkımıza sahip çıkın, hak yedirirseniz yarın sizin hakkınızı başkası yer.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, grup önerisinin aleyhinde Nusret Bayraktar, İstanbul milletvekili.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nusret Bey, bak hakkımızı vermezsen, bak valla konuşmam.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhine şahsım olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyor ancak sözlerime başlamadan önce dün yine elim bir saldırı sonucu Hakkâri’de şehit olan uzman çavuş Erkan Ayaz ve er Selam Özay’a Allah’tan rahmet diliyorum. 2 erimiz de yaralanmışlardır, yaralılara da acil şifalar diliyor, bu denli saldırıların son bulmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Sayın Mevlüt Aslanoğlu, “Hakkımızı verin, vermezseniz hakkımızı isteriz.” derken…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi, şahsınız adına değil, grup adına…

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, bu hak hukuk dağılımı işi öyle bir kişinin elinde değildir. Ülkeyi bugüne kadar yönetenler… Hatırlayın, 1984 yılı sonrası özellikle, Türkiye'de yeni bir değişim, yeni bir dönüşüm hareketi başlamıştı. 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu ile Türkiye'de İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentler büyükşehir belediyesi olmuştu. Neden olmuştu? Maalesef, geçmiş dönemdeki yanlış uygulamalar, merkezî ve yerel yönetimlerin alması gereken tedbirleri yasalara uygun alamadıkları için, doğu ve güneydoğu başta olmak üzere Anadolu’nun her ilindeki insanlarımız doğduğu yerde doyamadıkları için, doğduğu yerde gerek iş gerek aş gerek eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için, taşı toprağı altın büyük şehir belediyelerine göç etmişlerdir ve Türkiye’nin en büyük sorunu, büyük illerin en büyük sorunu, göçten kaynaklanan altyapı, ulaşım, çevre, sağlık ve sair sorunların çözümüne yönelik imkân ve ihtiyaç paylaşımı, dağılımı ve yöneticilerin, yerel ve genel yöneticilerin eksikliklerinden, zafiyetlerinden kaynaklanmıştı. O bakımdan, büyük şehir belediyelerindeki bu biriken sorunların önce çözümüne yönelik adımlar atılmıştı. Uygulamada yanlış olmuş, eksik olmuş…

Sonra, 99 yılındaki deprem sonucu, yine, büyükşehir olmasa bile yoğun göç alan illerde yeni bir büyükşehir belediye olma anlayışı… Ama şunu da unutmayın, geçmiş dönemde birkaç moda vardı, siyasiler seçim önceleri ve seçimden sonra tutturuyorlardı… Modanın biri şuydu: “Size iki önemli anahtar vereceğiz.” diyorlardı. Çünkü halkın ve milletin en önemli ihtiyacı, arzusu mekândı, evdi, otomobildi. Bir araba bir de ev anahtarı. Bu geçti, daha sonra “Sizi belde yapacağız, belediye yapacağız.” arkasından “Sizi ilçe yapacağız, sizi il yapacağız, sizi büyük şehir belediyesi yapacağız.” diyerek taahhütlerde ve popülist politikalarla vaatlerde bulunulmuştur. Daha sonra, doğan netice sonucu, büyük kentler başta olmak üzere, kangren olan sorunların çözümüne yönelik, merkezî yönetim artık etkisiz hâle gelmiş ve tartışılmaya başlanmış.

Yerel Yönetimler Yasası’nda ciddi bir değişiklik olması gerekiyor. “Yerinden çözüm önerileri, sorunların araştırılarak orada çözüm imkânları mutlaka gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de uygulansın.” dendi. İşte, hiçbir siyasi partinin söyleyip de uygulayamadığı ama geçmiş dönem, birlikte çalışmış olduğumuz 22’nci Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki siyasi partisi ile bağımsızlar ve diğer partilerin de desteği olmuştur ama AK PARTİ İktidarının cesur ve popülist olmayan adımları atması suretiyle Yerel Yönetimler Yasası’nda değişiklikler olmuştur; Büyükşehir Belediye Kanunu değişmiştir, Belediye Kanunu değişmiştir, İl Özel İdareleri Kanunu değişmiştir, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılarak -hantal, merkezî yönden, Ankara’dan bütün il ve ilçelere, beldelere hizmet götürülmesinin mümkün olmadığı anlaşılarak- köylere hizmet götürme birlikleri kurulmuştur.

Nitekim, Türkiye’de Anadolu’nun gelişmesine yönelik adım atmazsanız, insanlarımızı doğduğu yerde ferah, refah, huzur içinde yaşama şansını yakalayacak altyapı, ulaşım gibi hizmetlere kavuşturamazsanız, yine göçlerin artarak büyük şehirlere devam edeceği kanaatiyle, ilk kez, Türkiye’de KÖYDES, BELDES projeleri AK PARTİ döneminde uygulanmış. Bununla beraber, arkasından -yetmiyor tabii- sadece belediyelere dağıtacak olduğunuz imkânla yerel yönetim hizmeti yürütülemez; merkezî yönetimin mutlaka, önce politikalarla, geri kalmış bölgelere teşvikler uygulaması gerekirdi, yatırımları o bölgelere kaydırması gerekirdi; ulaşım imkânları, duble yolları, demir yolları, hava yolları, deniz yollarıyla ilgili tedbirler alması, teşvikler vermesi gerekirdi. İşte, bu yönde, Anadolu’nun geri kalmış bölgeleri başta olmak üzere, önce teşviklerle bölgelerin yatırım alanı hâline gelmesine, arkasından duble yollarla, arkasından demir yolu ağlarına yönelik yatırımlarla, hatta ve hatta daha ileri giderek önce Ankara-Eskişehir arasında başlayan hızlı tren, Ankara-İstanbul, arkasından Ankara-Sivas, Sivas-Erzurum gibi hızlı trenle ilgili adımları bugün atacaksınız ama bugün attığınız adımlar hemen yarın ve öbür gün, gelecek yıl hizmete dönüşmüyor, uzun yıllardan bu yana uygulanan eksiklikler ve zaaflar sonucu bu noktaya gelmiş.

Şimdi, Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun söylediklerinin bazılarına katılmamak mümkün değil.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Biri 300 alıyor, biri 80 alıyor. Onu söyleyin yani.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – “Ben büyükşehir istemiyorum ama nüfusu fazla olan illerle ilgili dağıtımı adaletli hâle getirelim.” dedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet…

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bir saniye… Müsaade edin…

Önce, kangren olan büyükşehirlerle ilgili sorunları belirli noktalarda çözerken, Anadolu’da yeni yeni cazibe merkezi oluşturmaya yönelik faaliyetleri yürüttüğünüz zaman, o bölgenin nüfusları artmaya başlıyor, doğrudur. Demek ki o bölgelerle ilgili bir cazibe oluşmaya başladı. İşte, gelir dağılımında kriterleri değiştirdik. Nasıl değiştirdik?

1) Nüfus miktarına göre ödenek.

Demek ki nüfusunuz artıyorsa geliriniz artıyor. Bu birinci, adalete yönelik atılan adım.

2) Kalkınmışlık endeksine göre o bölgelere yatırım.

3) Coğrafi alan ve köy alanlarıyla ilgili yol ağlarının gelişmesi.

Bu da yeterli olmayabilir ama biz, popülist politikalarla büyükşehir belediyesi yapacağız, hemen gelirlerinizi artıracağız değil, zaman içerisinde… Türkiye olarak, başta belediyeler olmak üzere çok dinamik bir potansiyele sahip olan bir ülkeye sahibiz.

Bu dinamik değişikliklere göre… Elbette vaktinden önce çiçek açmaz. Vaktinden önce çiçek açtığı takdirde, üstüne bir don ve yağmur geldiği zaman kuruyabilir. Onun için, yeri ve zamanı gelmekte olduğu her dönemde, bu dinamik değişime ayak uyduracak değişikliklerle ilgili hazırlıklarımız var ama bunun bir zamanlaması vardır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, bekleyecek miyiz daha?

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Şu anda, Anayasa değişikliklerinin görüşüldüğü bu kadar önemli, Türkiye Büyük Millet Meclisinin on beş saat, on sekiz saat, sabahlara kadar çalışmasından şikâyetçi olan muhalefet partileri, işte bu yoğun çalışma trafiğini daha süratli bir şekilde götürdükten sonra, zaman ve imkânlar ölçüsünde, elbette, arkasından, buna benzer adaletsizlik varsa, önce uygulamadan kaynaklanan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Var mı, yok mu? Onu söyleyin.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bakın, uygulamadan kaynaklanan eksikliklerin bölüm bölüm giderildiğini görüyorsunuz aslında.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Nerede?

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Bölün, bölün, bölmeye devam edin!

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Gelir konusunda görüyorsunuz, mesafe konusunda görüyorsunuz. Belediyelerle ilgili nüfus kriterleri ve coğrafi alan kriterleri de o bölgenin gelişmiş olmasına yönelik. Burada yine 25 kilometre, 50 kilometre gibi… Buna aslında “Daire kanunu” da dediniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Vay, vay! Neler yapmışsınız?

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) –Buraya giren konularla ilgili, siz, Adapazarı Akyazı’nın, Adapazarı merkezden 35 kilometre olduğunu söylediniz, 35 kilometre değil.

Kaç kilometre Recep Bey?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – 35 kilometre.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Adapazarı merkezden Akyazı kaç kilometre?

RECEP YILDIRIM (Sakarya) – 36.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – 30-35 kilometre.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Evet, yalan mı söyledik yani?

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değil.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Hâlâ “değil” diyorsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Örnek verdik hâlâ “değil” diyorsun.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Tamam, peki, 35 kilometre içerisinde, Akyazı’nın kalkınmasına yönelik bölgeyi sınırlarının içerisine almak yanlış değil ki.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – “Oraya vermeyin.” demiyoruz Beyefendi. Her yeri kalkındırın, bunu söylüyorum, “Akyazı’ya vermeyin.” demiyorum.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi önümde… Bakın, 10 binin altındaki belediyelere dağılımla ilgili de adaletsizlikten bahsedildi. Şimdi, nüfusu 2 binin altına düşen belediyelerle ilgili bir kapatılma süreci başlamıştı. Neden? Bütün belediyelerin belediye başkanları, belde belediye başkanları başta olmak üzere, her ay aldığı İller Bankası payından daha fazlasını harcayacak tarzda Ankara’da “İlgili bakanlıklardan, fonlardan ne alabiliriz, ne alamayız.” diyerek gelip gitmek suretiyle… Otuz yıl belediye olmuş, 2 bin nüfus düşmüş bine, 500’e, 700’e. Demek ki orada bir hastalık var, orada bir eksiklik var. Bunu düzeltmek gerekir, diyerek; yeniden belediye olma kriterleri ve 2 binin altına düşenlerle ilgili nasıl bir düzenleme yapabiliriz, diyerek -dengeleme ödeneğini- aslında kapatılması gereken 840 belde belediyesinin belde belediyeliğinden çıkarak il özel idarelerine bağlanacağı varsayımıyla o denkleştirme ödeneği miktarı ayarlanmıştı ama Anayasa Mahkemesine müracaatla bunların ancak 284’ünün tüzel kişiliği kaldırıldı, geri kalan kısımlar yeniden belde belediyesi olunca 2 binle 5 bin arasındaki, 5 binle 10 bin arasındaki belediyelere yapılan ek BELDES desteğindeki pay ayarlamasının… Aslında bu Anayasa Mahkemesinin iptaliyle böyle olduğunu ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayraktar, konuşmanızı tamamlayın efendim.

Buyurun.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bunun yeni dönemde dağılımla ilgili, herkesin ilgili bakanlıklara gelip fon almayı değil Maliye Bakanlığına aktarılarak maktuen yılda 2 kez belde nüfusunun ve özelliklerinin getirdiği kriterler çerçevesinde önce nüfus karşılığı, arkasından da bunlarla ilgili ayrılan ödeneklerin dengeli şekilde dağılımına yönelik bir adım atılmıştır.

Özet olarak şunu sunmaya çalışmak istiyorum: Bizim dönemimizde aslında adaletsiz bir dağılım olmamıştır. Her ilçeye, her beldeye, her büyükşehre ve her il özel idaresine Yüksek Planlama Kurulu ve usul ve esasları tamamen kanun çerçevesinde düzenlenen şekliyle, adaletli olarak, bu (A) partiliymiş, (B) partiliymiş, (C) partiliymiş diye ayrım yapılmadan ödenekler dağıtılmıştır. Bundan sonra gösterilecek performans ve dinamik değişimlere göre yeni dönemde hazırlıkların da yapılabilmesine açık olduğumuzu, bununla ilgili çalışmaların da belli zamanlar içerisinde yürütülebilmesinin gerekli olduğunu düşünüyor; bu vesileyle, bugün gündeme alınması hususuna karşı olduğumuz anlayışıyla, CHP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde, Şerafettin Halis, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Halis.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, ben, önerge lehine konuşmadan önce, iki gün sonra kutlanacak olan 1 Mayıs üzerine sizinle görüşmelerimi paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, 77 kanlı 1 Mayısından sonra, yani otuz üç yıl sonra, ilk defa Taksim’de yasal bir rahatlıkla işçiler, emekçiler, bayram kutlayacaklar. Tabii, vermiş oldukları mücadelenin bir kazanımı olarak bu mücadelelerinde başarılar diliyor ve mücadelelerinin devamını diliyorum.

Tabii, Türkiye’de, geçmiş yakın tarihimizde, Maraş, Sivas, Gazi ve Aydın cinayetleri yanında, bir sürü karanlıkta kalmış, üzerindeki sis perdesi aydınlatılmamış olaylar yaşandı. Bu olaylardan biri de 77 yılı 1 Mayısıdır. 77 1 Mayısı, deyim yerindeyse 12 Eylül’ü hazırlayan bir eylem olarak, kanlı bir gün olarak tarihe geçti. 77 yılı 1 Mayısından sonra, yine, Çorum’da, Maraş’ta meydana gelen olaylar, 12 Eylül’e giden yol taşlarını döşediler.

Nasıl gelişmişti 1 Mayıs? O gün sabah 9.00’da Taksim’e gitmek için çeşitli alanlarda biriken gruplar, emekçiler, emekçi dostları saat dörde kadar bulundukları yerlerden hareket ettirilmemişti, polis bir türlü çıkışlarına izin vermemişti.

Örneğin, Saraçhane’den Tarlabaşı’na gelininceye kadar saat neredeyse yedi oluyordu. Bizim, kendimin de içinde bulunduğum, tanıklığını yapmış olduğum o kanlı 1 Mayısta, kortejin arkası daha Tarlabaşı’ndayken, Kemal Türkler’in saat 19.00 sularındaki konuşmasının başladığı anda, o günkü adı Intercontinental olan, bugünkü The Marmara otelinden ateş açılıyor. Aynı anda, eş zamanlı olarak, Sular İdaresi tarafından ikinci bir ateş açılıyor ve çok ilginçtir, “Her taraf kontrol altına alınmış.” denmesine rağmen, Kazancı Yokuşu’nun başına mavi, Fiat marka bir kamyonet yerleştiriliyor ve bu ateşle beraber ses bombalarıyla kitle Kazancı Yokuşu’na doğru koşmaya, kaçmaya mecbur bırakılıyor ve o sıkışma anında ezilmelerle büyük oranda insan ölüyor.

Çok ilginçtir, dönemin Belediye Başkanı Ahmet İsvan, ateş açanları oradaki görevli polislere soruyor ve görevli polisler, o dönemin Belediye Başkanına cevap verme yerine copla karşılık veriyorlar ve dönemin Belediye Başkanı cop yemek durumunda kalıyor.

Yine, o dönem Günaydın gazetesinin yazarlarından Necati Doğru “Otelin beşinci katına çıktım, odanın kapısı açıktı. İçeride kameralar vardı. Basın mensupları var diye ben de içeri girmek istedim. İçeri daha birkaç adım atmıştım ki iteklenerek dışarı atıldım. Otelin garsonuna sordum ‘Bunlar kim?’ diye, bana polis olduğunu söylediler…” Tabii, insanlar Kazancı Yokuşu’na doğru kaçarken bej renkli, Renault marka bir araçtan ateş ediliyor ve o ateş edenler arasında bulunan Necati Tınaz adındaki polis memuru “Evet, üstümüze geldiler, ateş ettik…”

Şimdi, her şey çok net ve açık, anlaşılıyor. O günün hükûmeti ne yaptı? Hükûmet, katilleri bulmak yerine, mağdurlardan yargı önüne çıkaracak insanları buldu getirdi. 98 zanlı getirdiler, çok ilginç bir durum var, 98 mağdurun 49’u tek bir polis tarafından tespit edilmişti ve dönemin Başbakanı Demirel’e MİT tarafından verilen raporda “Darbe hazırlığı için yapılan bir eylem.” diye bilgi veriliyor. O dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı -arka planını bilmiyoruz tabii- resen emekliye ayrılıyor ama üç yıl sonra, dönemin Başbakanı Demirel, her zaman yaptığı gibi, şapkasını alıp gidiyor ve bugüne kadar, ondan sonra gelen başbakanlar döneminde de konu incelenip araştırılmıyor.

Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; tabii, yasalar yapılıyor belediyeler konusunda, yaşamın diğer alanları konusunda. Yasalar ne kadar adaletli dağıtıyor, bir ona bakalım:

Şimdi, verilmiş olan önergede bir adaletsizlikten dem vuruluyor. Örneğin, nüfusu 370 bin olan büyükşehir belediyelerinin kamudan ayrılan payı, kamu kaynaklarından ayrılan payı 160 milyon, yine 600-650 bin nüfuslu il belediyelerine ayrılan kamu payı 80 milyon. Yine, 600-650 bin arası nüfusu olan büyükşehir belediyeleri 250 milyon alırken aynı nüfus oranındaki diğer, normal belediyeler 80 milyonda kalmıştı. Yani 3 katı bir adaletsizlik.

Şimdi, illerle büyükşehir belediyeleri arasındaki fark buysa, illerle küçük iller, illerle ilçeler, ilçelerle kasabalar arasındaki, beldeler arasındaki fark nedir, bir düşünün. Bizim BDP’li belediyelere yönelik uygulamalardan birkaç örnek vermek gerekirse bu usulsüzlük ve adaletsizlik çok daha net olarak gözler önüne serilmiş olur.

Şimdi, belediyeler borçlu; belediyelerin kaynakları “e-haciz” şeklinde, yöntemiyle kesiliyor. “E-muhtıra”dan muzdarip olan AKP -ki hakları var- “e-haciz” yoluyla da yoksul belediyelerin, borçlu belediyelerin gelirlerini kesiyor.

Şimdi birkaç örnek demiştim: Yenişehir Belediyesinin 300 bin liralık vergi borcu bu yöntemle kesildi. Kozluk Belediyesi AKP elindeyken borçlarına ilişkin sadece 15 icra takibi varken 2009’da BDP’ye geçti ve bu icra sayısı 157’ye yükseldi.

Yine, Başbakanın yerel seçimlerde “Hizmet istiyorsanız AKP’ye oy verirsiniz.” mealindeki sözleri belediyeleri çalışmaz duruma sokmuştur.

Yine, Sur Belediyesinde gece ve gündüz nüfusu ciddi bir değişkenlik gösteriyor. Bu değişkenlik 3 katına varan bir değişkenlik, gece 108 bine düşen nüfus, gündüz 350 bine çıkıyor ama ayrılan pay, kamu yatırımlarından ayrılan pay sadece gece nüfusu üzerinden hesaplanıyor.

Turizm bölgelerinde bulunan belediyeler hakeza değişkenlik gösteriyor, nüfusları kış ve yaz koşullarına göre, ama payları yine kış koşullarındaki nüfusa göre veriliyor.

Şimdi bunlar, AKP’nin uyguladığı çifte standartlar. Çok daha somut bir ölçü vereceğim size: Maliye Bakanlığınca Bingöl il ve ilçelerine gönderilen hibelere bakıldığında, nüfusa göre hesaplanan kişi başına düşen hibe miktarlarında AKP’de bulunan Yayladere’nin payı kişi başına 16,6 lira, Çaytepe 31 lira, Kiğı 29 lira iken 2009’da BDP’ye geçen Karlıova Belediyesine gönderilen pay ise kişi başına sadece 5,8’dir.

Şimdi, düşünün kişi başına bir yerde ayrılan pay, kişi başına düşen pay 31 lira iken bir başka yerde bu 5,8’e kadar düşebiliyor.

Şimdi, turistik bölgelerden bahsettik. Dersim, Tunceli Belediyesinin nüfusu, belki turistik bir bölge değil ama göçertilmiş nüfustan dolayı yaz ve kış nüfusu değişkenlik gösteriyor. Kışın 25-27 bin arasında olan nüfus yazın 50 bine yaklaşıyor ama Tunceli Belediyesine ayrılan pay ne yazık ki yine kış nüfusu üzerinden gerçekleştiriliyor.

Tunceli Belediyesinin ayrıca sorunları arasında, Tunceli’nin hemen önüne kurulmuş, hukuksuz olarak kurulmuş -bugün yargı yoluyla da hukuksuzluklar peyderpey açığa çıkıyor- baraj göletinin durumu. Baraj göleti yapılmadan önce olması, yapılması, yaptırılması gereken arıtma tesisi yaptırılmadı. Oysaki arıtma tesisinin maliyetine bakıldığında, bir belediyenin olanaklarını, bütçesini zorlayan bir maliyet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halis, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Bu konuda Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün destek sözlerine rağmen –ki bu destekler gelecek- Belediye Başkanımızın ilgili Bakana, Çevre Bakanına yapmış olduğu müracaatta gerekli desteği görmediğini, alamadığını da burada belirtmek istiyorum.

Yine, ben, küçük belediyelerden geçen, bundan bir ay önce Dersim’de bulunan bir belediyeyi örnek göstermiştim, Darıkent Belediyesi. Darıkent Belediyesi, 2 bin nüfuslu bir belediye. Haliyle, belediye olduğu için KÖYDES hizmet biriminden de hizmet görmüyor. 11 personeli var. 11 personelinin maaşını yaklaşık dokuz yıldır istikrarlı ödeyemiyor. Son sekiz aydır da maaşlarını alamamış durumdalar. Belediyeye bakıldığında, küçük bir hizmet binası, bir otomobili -makam aracı olarak kullanıyor- ve çöpleri toplamak için bir traktörü. Öz gelirleri yok, kamu paylarından, kamu gelirlerinden ayrılan paya ise borçlarından dolayı otomatikman el konuyor ve şu anda sıkıntılı bir durumda, yardım bekleyen bir durumda. Bunları sizinle paylaştım.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Halis, teşekkür ediyorum.

Grup önerisinin aleyhinde Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Söz hakkını bana devreden Sayın Nuri Yaman’a da teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, belediyeler çok zor durumda, özellikle iktidar partisinde olmayan belediyeler çok zor durumda görev yapıyorlar. Bu zorluğun sebebi, tabii, mahallinde gerekli gelir kaynakları olmadığı için, orada imar rantları olmadığı için çok sıkıntı içinde bulunmaktadırlar.

Bu konuda mesela bizim Tunceli’den örnek verirsek, biraz önce Şerafettin Halis Arkadaşım bahsetti, Darıkent Belediyesinin içinde bulunduğu durumu kendisi izah etti, aynı fikirlere katılıyorum. Ama Akpazar Belediyesi var, AKP’nin. Oraya yıl başında 50 milyar lira gitti. Çemişkezek’te AKP belediye başkanı var, 80 milyar lira gitti. Ama öteki belediyelere bir şey gitmiyor. Yani bu doğru bir yaklaşım değil. Öte tarafta bir belediye memuru sekiz ay, dokuz ay, on ay ücret almıyor.

Diğer taraftan, tabii -daha önce de burada dile getirmiştim- İstanbul Belediyesi yaptığı ihalelerde yolsuzluk yaptığı, bütün yol, kavşak ihalelerini özel davetiyeyle kendi yandaşlarına verdiği için Danıştay tarafından Belediye Başkanı hakkında soruşturma açılması konusunda karar var. Bu kararın cumhuriyet başsavcısı tarafından hemen uygulanması lazım. Karar, bir hayli zaman oldu ama daha hâlâ bir ses yok. En azından böyle bir soruşturma açılsaydı basına da intikal ederdi. İşte, maalesef, savcılar korkutulduğu için, ürkütüldüğü için bu gibi soruşturmalar yapılmıyor.

Ankara Belediye Başkanının, biliyorsunuz, en azından 4,5 katrilyon lira devlete borcu var, o tahsil edilmiyor. Ama öte tarafta devlet gidiyor, faizle para alıyor. İşte, böyle bir keşmekeşlik içinde devlet gidiyor. Dolayısıyla devletin yönetimi çok sağlıklı değil. Belediyelerde çalışan birçok insan maaşlarını almamakta, bizim bölge öyle. Ama tabii karşımızda ciddi bir hükûmet olmadığı için bunları dile getirsek bile bir sonuç alamıyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, dün burada tabii, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesini kaldırdık. Şimdi, Komisyon Başkanı Burhan Kuzu diyor ki: Ben güya Komisyona gitmişim. Efendim, Danışma Meclisi üyelerinin de işte 15’inci maddeye göre dokunulmazlığı kalkacak. “Kamer Genç geldi, çok huzursuzdu.” diyor. “Bana dedi ki -kendisi burada söylüyor- ya Sayın Başkan, sen çok ünlü hukukçusun, acaba bu geçici 15’inci maddeden kimler yararlanıyor?” Ben, bir defa Burhan Kuzu’yu öyle pek ünlü hukukçu kabul etmiyorum. Biliyorsunuz işte, Alemdaroğlu’nun yanında danışmandı, Alemdaroğlu’nun da kimliği belli ama birdenbire dönüş yaptı. Nedense AKP’nin içine dönüş yapıp da giden çok kişi var. Yani ondan sonra “Sen 82 Anayasası’na başlangıçta ret vermişsin. Sonra askerden de korktuğun için bunu çekimsere çevirmişsin.” diyor. Ben de demişim ki “İspat edersen istifa ederim.” O da, “Ya, korktuğunu, askerlerden korktuğunu iddia edemem ama çekimser verdiğini ispat ederim.” demiş.

Şimdi, arkadaşlar, o kadar yani hayâsızca bir şeyler yapılıyor ki evrak bile sahte düzenleniyor. Bakın, şimdi normal olarak Kanunlar bilirler, kabul oyu verenler, reddedenler, çekimserler. Bir şey bastırmışlar burada, “Kabul edenler”, arkasından “çekimserler”, arkasından “reddedenler” denmiş. Çekimserlerle reddedenlerin isimlerinin başını değiştirmişler, baş harflerini. Hâlbuki çekimser 12, reddeden 7 ve bunun içinde de ben varım. Ama tabii Burhan Bey buraya geldi, on dakikanın aşağı yukarı yedi dakikasını buna ayırdı. Yani böyle bir şey olur mu sayın milletvekilleri? Bir Anayasa Komisyonu Başkanı da böyle sahte evraklardan yararlanırsa, bir de insanlara iftira atarsa… Ya, ben neden çekineceğim?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Genç, sahte bir evrak mı? Sahte mi o evrak Sayın Genç?

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabii sahte, buyur, al bak.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tutanaklardan gösterebiliriz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Burhan Kuzu verdiğine göre kimden aldığı belli. Ben getirdim doğrusunu verdim de ondan sonra… Hayır, bir yerlerde yanlış çıkmış.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Kuzu gelir birazdan.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, işte söyleyin kendisine, Meclisin kayıtları var, dolayısıyla yani bu kadar gerçek dışı belgeler düzenleyerek üzerimize gelmenin anlamı yok.

Sonra diyor ki ben tedirginmişim. Arkadaşlar, ben tedirgin değilim, ben ne tedirgin olacağım. Ben, tamam, Danışma Meclisi üyeliğine gittim, müracaat ettim, istifa ettim, hesabını da Tunceli halkına ve Türkiye halkına veriyorum. Bakın, Tunceli halkı… Yiğitliğiniz varsa, bakın, ben orada altı defadır seçilip geliyorum, halkın oyuyla seçiliyorum. Dar bölge sistemi… Dar bölge sisteminde yani gidip de parti…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Darbecilere hizmet için nereye müracaat ettiniz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya şimdi siz konuşmayın. Şimdi gidip de yani Tayyip Bey’in elini öperek milletvekili olan bir insan değilim. Ondan sonra, Tayyip Bey’in elini öperek burada gelip milletvekili olduktan sonra da yiğitlik taslamak kadar yani insan haysiyetiyle, onuruyla bağdaşmayan bir davranış biçimi olmaz.

Şimdi, ben böyle bir şey söylemediğim hâlde… Bir de yani Burhan Kuzu’nun benim bildiğim kadarıyla kendisi üniversitede ders verirken verdiği derslere bile itibar edilmiyormuş, onların derslerinde çocuklara imtihan sorusu sorulmuyormuş, o kadar bu konularda yetersiz. Zaten burada söylediği, Anayasa’yla ilgili söylediği şeylerde de yetersiz bir kişi olduğu ortaya çıkıyor. O tezini nerede hazırlamış? Sorbonne’de morbondan bahsediyor ama yani ben hafiyelik de yapmak istemiyorum.

Şimdi, arkasından Ertuğrul Günay çıktı, tabii çok böyle hararetli bir konuşma yaptı. Efendim, dedi ki: “Bu Parlamento…

AHMET YENİ (Samsun) – Muhteşem bir konuşma yaptı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tabii ben Ertuğrul Günay’ı çoktan beri tanıyorum, beraber aynı partide görev yaptık.

BURHAN KAYATÜRK (Ankara) – Biz de seni tanıyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, diyor ki: “Bir Parlamento milletin namusu ve şerefedir. Bu Parlamentoyu korumak milletin namusunu ve şerefini korumak demektir.” Çok güzel bir laf ama Parlamentoyu korumak demek, o Parlamentoda senin Genel Başkanın olan kişi, efendim evrak sahtekârlığından, ihaleye fesat karıştırmaktan, kalpazanlık yapmaktan eğer hakkında dosya varsa…

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Yalan söyleme!

KAMER GENÇ (Devamla) – …ve bu dosyalar bu Meclis tarafından bir sonuca bağlanmıyorsa, dokunulmazlık zırhı altında bunlar korunuyorsa, sana soruyorum ey Sayın Turizm Bakanı, Sayın Ertuğrul Günay, bunlar şerefli bir davranış mıdır? Bunlar şerefli bir davranışsa o zaman ben bir şey demiyorum.

Yani askerlerin, tamam, diyorsunuz ki: “Onların dokunulmazlıklarını kaldıralım.” Tamam kaldırdık. O zaman evvela iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkalarına batıralım.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Ben geldim Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bu milleti böyle… Efendim, yiğitlik yapmak kolay.

AHMET YENİ (Samsun) – Burhan Hoca geldi, burada.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben bu kürsülerde de çok bulundum. Hep bulunduğum bu kürsülerde bir şeye şahit oldum sayın milletvekilleri, kendilerini böyle bir çoğunluk içinde gördükleri zaman aslan kesilirler ama bir korku karşısında kuyruklarını siner, otururlar yerlerine. İşte, benim beğenmediğim, benim tasvip etmediğim, insan onuruyla bağdaşmayan davranış biçimleridir bunlar.

Burada bir Anayasa değişikliğini getirmişsiniz. Anayasa değişikliği, yani 12 Eylül Anayasası’nın çok ve çok gerisinde. Biz Anayasa değişikliğine karşı değiliz. Biz diyoruz ki: Çağdaş, laik, demokrat, insan haklarına saygılı bir Anayasa getirelim ama getirdiğiniz Anayasa’da… Bir defa, burada Anayasa tartışılmıyor.

Bakın, bizim bir tek önergemiz burada işleme girmiyor. Anayasa müzakeresinde önemli olan o maddelerin enine boyuna tartışılması, bunun uygulamasında ne gibi sıkıntıların meydana gelebileceğinin tahmin edilmesi lazım ama AKP’liler önergeleri getiriyorlar, veriyorlar. Bizim önergemiz gelmiyor, konuşma hakkımız yok. Yani 550 milletvekilinin içinde 2 milletvekili söz alacak ve ondan sonra da beş dakikayla bir Anayasa yapacağız.

Komisyona gittik, Komisyon Başkanı bu Anayasa müzakeresinde doğru dürüst müzakere açmıyor. Efendim, bir laf alıyorsunuz, oradan o laf atıyor, bilmem o laf atıyor. Böyle bir terör havasının estirildiği bir Parlamentoda Anayasa yapılmaz.

Şimdi, niye biz sizin Anayasa yapmayacağınızı biliyoruz? Çünkü işte, Tayyip Bey diyor ki: “Ben İstanbul imamıyım.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar verdiği zaman “Yahu, yok, bu senin işin değil.” diyor, “Bu din adamlarının işidir.” diyor. Ondan sonra diyor ki: “Ben demokrasiyi bir amaç değil de bir araç olarak kabul ediyorum, yani hedefe ulaşmak için.” Ondan sonra “laiklik” diyor, “Bu memlekette insan ya laik ya dindar olur.” diyor. Şimdi bu tıynetteki, bu düşüncedeki insanın yapacağı Anayasa’nın sonucu ortada çünkü siz 335 milletvekilisiniz, bir tek Tayyip Erdoğan var. İçinizde, Çankaya’ya gönderdiğiniz kişi de dâhil bir tanesi acaba Tayyip Erdoğan’ın yaptığı hatalı bir harekete “Yahu, Tayyip Bey, bunu yanlış yapıyorsun.” diyebilecek cesareti var mı? Yok. Ertesi gün kapının önüne koyuyor, ertesi gün.

Geçen gün işte, bedelli askerlikle ilgili bir Bakanınıza birisi soru soruyor: “Yahu, bu ne haddimize. Burada tek karar mercisi Tayyip Bey efendim. Biz nasıl karar vereceğiz?” diyor.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakanın öyle bir açıklaması yok, yok!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Bey nasıl bir insan? Getiriyor, 23 Nisanda bir çocuk yerine oturuyor, diyor: “İstediğini kes, istediğini as.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlayınız Sayın Genç.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bu kafadaki, bu düşüncedeki bir insanın demokrasiye, vatandaşa bakış açısını zaten kestirmek mümkün değildir değerli milletvekilleri. Onun için, yani keyfî yönetime gelince sizden daha keyfî bir yönetim yoktur, suistimalleri örtbas etmeye gelince sizden daha fazla suistimalleri örten bir kadro yoktur. Kamu hizmetine atamalarda hep keyfinize göre hareket ediyorsunuz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İftiraları yap! Bol bol iftira at!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, partilerin denetimini Anayasa Mahkemesinden aldınız, Sayıştaya verdiniz. Sayıştay diye bir kurum yok. Hep kadrolarını siz atadınız.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İftiradan başka bir şey bilmiyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin hesaplarını inceledi Sayıştay. Nedir? “Efendim, şu harcamalar belgesizdir.” dedi. Onun en azından 10 misli sizin harcamalarda var ama sizi bu konuda tenkit etmiyor çünkü onlar, orada, sadece AKP’ye karşı olan partileri ve güçleri yok etmeye çalışıyor.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Anayasa Mahkemesi inceliyor, sonra bilgi veriyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, o Sayıştaya sesleniyorum: Niye belediyelerin hesaplarını açıklamıyorlar?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İtiraz etsinler. Ağır ceza mahkemesinde ceza veriyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – İstanbul Belediyesinde 2005 yılında 1 katrilyon 700 trilyon liralık usulsüzlük var. Niye bunu açıklamıyorlar? Onun için Türkiye’deki bütün kurumları yok ettiniz. Bu kurumları yok edenler sonunda kendileri yok olacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sayın Başkanım, konuşmacı kullandığı seviyesiz üslup arasında milletvekillerinin kuyruğundan bahsetti. Kendisi ile diğer milletvekillerini karıştırmasın. “Baskıyı görünce kuyruğunu kıstırıp” falan diye… Milletvekillerinin kuyruğu yok, kendisini bilemeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, yoklama talebimiz var.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Benden sonra, daha bitmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, burada şöyle bir üslubu benimsersek daha rahat olur: Diyelim ki konuşmacı olan arkadaşımız, Sayın Genç’in ifade ettiği hususta, Sayıştayın seçimlerini Meclis olarak hep beraber yapıyoruz, hep beraber yerine getiriyoruz. Dolayısıyla, Meclisin hukukuna hepimizin riayet etmesi lazım. Ha, o belirli bir üslupla seçiliyor, yapılıyor, burada hepimiz oy veriyoruz. Dolayısıyla, Meclisin yapmış olduğu seçimler noktasında o hukuka riayet etmemiz lazım. Meclisi gölgelemenin hiçbir anlamı yoktur. Daha nezih üslupla, daha düzgün bir şekilde konuşursak olabilir.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Kuzu’nun bir talebi var.

BURHAN KUZU (İstanbul) – 69’a göre Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, ilmî durumunuzdan, derslerinizden falan bahsetti Sayın Genç, tabii onu siz cevaplandırırsınız.

Benim sizden istirhamım, şu çekimser ve ret meselesini bir neticelendirin. Yani neyse, tutanaklar bellidir, bu konuya bir son verelim ve durmaksızın bu konuyu tartışmayalım Mecliste.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, tutanaklar…

BAŞKAN – İşte, tamam, ben de diyorum onu, yani ben de baktıracağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ret…

BAŞKAN – Tamam, Sayın Genç, ona bir bakalım, yani her ne ise o husus.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Yeter artık… Sayın Başkan, itiş kakış yeri mi bu kürsü?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Size ne oluyor beyefendi?

BAŞKAN – Şimdi, ders vermesinden vesaire diğer hususlardan falan bahsettiniz. Tabii, biz hukukçu değiliz, Sayın Kuzu’nun şeyinden bahsetmeyiz.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sus be! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hocam… Sayın Kuzu… Sayın Kuzu… Arkadaşlar, lütfen…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Önüne geleni azarlıyorsun, terbiyesiz!

RECEP TANER (Aydın) – Milletvekillerini azarlıyorsun!

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Oraya çıkıp da azarlamaya hakkı var mı Sayın Başkan?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Şuna bak şuna!

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Yaşından utan! Saygısız herif!

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen… Sayın Kumcuoğlu… Arkadaşlar…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sen de bilim adamı olacaksın!

BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen arkadaşlar…

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, bu adamın kim olduğunu hatırlatın!

BURHAN KUZU (İstanbul) – Olur, olur!

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Özür dilesin! Özür dilesin!

BURHAN KUZU (İstanbul) – Ah canım, özür dileyecekmişim! Tam buldun özür dileyecek adamı! Ah canım benim! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, buyurun efendim.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkan, söz veriyor musunuz?

BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun, siz konuşmanıza başlayın.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; evvela burada her birimizin hukukunu başkalarının da koruması lazım. Deminden beri çamur atıyor çamurcu başı, bir yığın pislik atıyor bu Meclisin Başbakanına, Cumhurbaşkanına ve birçok vekillere. Burada gıkınız çıkmıyor. Kürsüde ben savunma hakkımı kullanacağım “Ne söz verdin?” diyorsun, öyle mi?

Ayıp! Ayıp! Çok ayıp. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Senin yaptığın ayıp.

BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla, siz yokken ben burada hakkınızı koruyorum, hakkınızı. Ben, bir bilim adamıyım. Kimdir o be! Kim o!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kimsin!

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sen kimsen o da öyle.

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Kuzu, lütfen…

BURHAN KUZU (Devamla) – Öyle işte. Bak dokunuyor, görüyorsunuz değil mi? Dokunuyor değil mi? Bu iş böyle işte.

BAŞKAN – Sayın Kuzu…

BURHAN KUZU (Devamla) – Efendim, Sayın Kamer Genç, her zaman yaptığı gibi, işi gücü çamur atmak, pislik atmak, başka da bir işi yok zaten.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen…

BURHAN KUZU (Devamla) – Çünkü dağarcığında pislik var, başka bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Kuzu…

BURHAN KUZU (Devamla) – Şu elimdeki belge, görüyorsunuz, geldi komisyona söz verdik.

Dedim ki: “Sana bir soru soracağım.”, “Buyur.” dedi.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – İnsan biraz ilkeli olur.

BURHAN KUZU (Devamla) – “82 Anayasası hazırlanırken gelmişsin sen, burada konuşmuşsun…

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Kamer Genç’i savunmak sana mı kaldı?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Kuzu’yu savunmak sana mı düştü?

BURHAN KUZU (Devamla) – “Burada konuşmuşsun, oylama kısmında birinci oylamaya ‘ret’ vermişsin…”

Sayın Başkanım, rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, siz devam edin.

BURHAN KUZU (Devamla) – “Birinci oylamada ret vermişsin, ikinci oylamada çekimser kalmışsın” dedim.

Burada, elimdeki yazıda var, bu kendi şeyi. Bakın, burada diyor ki, benim sorum üzerine: “İstifa ederim ispatlarsan.” Dedim ki: “Bak, askerden korktuğunu ispatlayamam, burada var. Onu bilmem, öyle diyorlar, ama, ikincide çekimser verdiğini ispatlarım.” “Peki.” dedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İspatla. İspatla.

BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi ispatlıyorum, ispatlıyorum.

Bu şeyin üzerine bakın ne diyor: “Kuzu’nun ‘askerden korktu’ sözlerine takılan Genç, Komisyon çalışmaları devam ederken Meclis görevlilerinin yanına, elinde dönemin tutanaklarıyla giderek ‘Tutanaklarda yanlışlık var, ret oyu verdiğim hâlde çekimser gözüküyorum, yanlış yazılmış, bunun düzeltilmesi gerek. Nasıl olacak? Bir çözüm bulmalı, yoksa böyle bilecekler.’ dedi” diyor. Şimdi, ben onun üzerine tabii, gittim, şu gördüğünüz şeyde, kendisinin getirdiği…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Net gösterin, okuyun Sayın Başkan. Ne yazıyor orada?

BURHAN KUZU (Devamla) – Bakın, şu kendisinin gösterdiği yerde “Ben ret verdim.” dediği yerde, evet “Ret” yazıyor. Bakın, aynı tutanaklarda burada da “Çekimser” yazıyor. Buyurun… Buyurun… Eğer bir yanlışlık varsa, buradan kaynaklanıyor. Benimle ne alakası olabilir bunun Sayın Genç?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada benim ret verdiğim…

BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, ne alakası olabilir? Buyurun işte, devletin evrakları burada. Bu, arşivden alınmış belge. Ben mi düzenledim bunu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen onu getirdin işte.

BURHAN KUZU (Devamla) – Öyle mi?

Sahtekarlığa kendin meyillisin, beni de öyle mi zannediyorsun? Evet, aynen böyle işte. Bir daha benimle uğraşma, perişan ederim seni, ona göre.

Herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, arkadaşlar, Kanunlar Müdürlüğündeki arkadaşlara söyledim, bu konuyu açıklığa kavuşturacaklar. Çünkü iki tane belge var biri ret, biri çekimser falan. Onları araştıracaklar. Durum neyse çıkar, yani bunda gizli kapaklı bir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce bana ağır hakaretlerde bulundu. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

RECEP TANER (Aydın) – Bulundu Sayın Başkan “sahtekâr” diye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Başkansınız…

BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Genç, bakınız şunu ifade ediyorum: Bakınız, biraz önce Sayın Kutlu’nun söylediği ifadeler vardı. Siz ifadelerde konuştuklarınızı hesap ediyorsanız. Bakınız, orada, ben o tabiri kullanmak istemiyorum ama ne söylediğinizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne dedim ben orada?

BAŞKAN – Şöyle söyleyeyim yani…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanaklarda var efendim.

BAŞKAN – “Kuyruğunu alır altına oturur.” dediniz; böyle bir ifade var mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – “Kuyruğunu kısar üstüne oturur.” dediniz; böyle bir ifade var mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, yani ben milletvekillerine demedim.

BAŞKAN – Dediniz efendim, olur mu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben dedim ki “Bazı insanlar zoru gördüğü zaman kuyruğunu kısar.” Ben milletvekillerine demedim ki, genel konuştum Sayın Başkan.

BAŞKAN – “Büyük kalabalıklarla gelirse” dediniz. Sayın Genç, lütfen efendim, lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Önemli olan güç odaklarına karşı güçlü olmak, başı dik durmak demektir.” dedim. Tutanaklarda…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bu konuşmaları burada neticelendiriyoruz. Tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, bu konuda şunu açıklar mısınız? Sayın Başkan, şu çekimser mi, ret mi konusunda…

BAŞKAN – Sayın Genç, ret, çekimser konusunu bu Kanunlardan araştıracağım, söyleyeceğim. Bu iş tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani orada bakın, bu Meclisten kaynaklanan bir bilgisizlik, yanlışlık. Onu da açıklayın efendim.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, yoklama talebi vardı.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Okay, Sayın Koçal, Sayın Aslanoğlu, Sayın Bingöl, Sayın Gök, Sayın Emek, Sayın Yıldız, Sayın Yalçınkaya, Sayın Sönmez, Sayın Tütüncü, Sayın Köse, Sayın Çöllü, Sayın Güner, Sayın Eşref Karaibrahim, Sayın Özkan, Sayın Diren, Sayın Öztrak, Sayın Aydoğan, Sayın Seçer, Sayın Oksal, Sayın Arat, Sayın Seyhan.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakikalık süre vereceğim.

Yoklama talebinde ismini yazdırmış olan arkadaşlarım lütfen sisteme girmesinler.

Yoklama işlemini başlatıyorum efendim.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, söz istedik baştan beri, sisteme girdik; söz vermediniz.

BAŞKAN – Şu anda, yoklamadan sonra söz talebinizi yerine getireyim.

Arkadaşlar, yalnız, şöyle bir usul ittihaz etmeyelim: Bakınız, sürekli olarak bir kısım arkadaşlar aynı şekilde, her konuyla ilgili olarak sisteme girip sürekli aynı konuda bir kısım şeyler yaparlarsa bu artık, İç Tüzük’ün biraz dışına taşmış oluyor. Sizin için söylemiyorum Sayın Çelik ama o konuda da biraz daha dikkatli olalım.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Engeli yok İç Tüzük’te efendim.

BAŞKAN – Engeli yok ama bu takdir yetkisi Başkanlığa ait. O zaman şimdi, yüz kişi talep ederse yüz tane verirsek çalışamaz ki Meclis.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Makulünü bulmak lazım.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/417) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 28/4/2010 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Kuzu’nun grubumuza dönerek, kürsüden, hakaretamiz sözlerle, sinirli şekilde, azarlayıcı mahiyette hitapta bulunmasını şiddetle kınıyorum.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Kınarsın sen! Hakkımı koru, hakkımı!

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Ahlaklı ol, ahlaklı!

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, CHP grup önerisine ilişkin açıklaması

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Grup önerisi üzerinde şunu ifade etmek istiyorum: Belediyeler gerçekten can çekişiyor ve 862 belediyenin kapatılması ve 16 büyükşehir belediyesinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili kanun çıkarılırken de iktidar partisi iyi bir sınav vermedi ve bunu yüzüne gözüne bulaştırdı ve 2009 seçimlerinde bu belediyelerden birçoğu, mahkeme kararıyla tekrar tüzel kişiliğini kazanarak seçime girmiş oldular. Şu anda, yerel yönetimlerde büyük bir keşmekeş olduğunu görüyoruz.

Ayrıca, genel bütçeden belediyelerin aldığı payın fevkalade düşük olduğunu görüyoruz. Bunun en az ikiyle çarpılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, buyurun efendim.

Konu nedir efendim, önce bir öğreneyim.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, biraz önce maalesef Sayın Kuzu, sinirlerini kontrol edemedi. Buradan, kendisine yakışmayan, profesör unvanına yakışmayan, bir komisyon başkanına yakışmayan tavırlar sergiledi. Ben sükût ettim, söz istemedim, hak aramadım ama oradan biraz önce, çok yakışıksız bir şekilde, bana hitaben “Hak etti.” dedi. Dolayısıyla bu, çok büyük ayıp. Bu ayıbı kürsüden dile getirmesi lazım.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Özür dilemesi lazım!

BAŞKAN – Hayır, ne dedi efendim, anlamadım ki ben?

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Azarladı Sayın Başkan.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Ben neyi hak etmişim?

BAŞKAN – Ne dediğini ben anlamadım.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Ben söz istemiyorum. Çıksın kürsüye, benim neyi hak ettiğimi açıklasın. Çık!

BURHAN KUZU (İstanbul) – Bunu hak etti, bunu!

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Neyi hak etmişim ben? Ben neyi hak etmişim? Çıksın, kürsüden açıklasın.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Azarlanmayı hak ettin, azarlanmayı!

BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, yani ne hak edildi ne hak edilmedi bilmiyoruz ki konuyu, yani bu nedir? Biri diyor ki: “Hak etti.”, biri diyor ki: “Ne hak edildi?” Ben bu konuda bir şey söyleyemiyorum ki bilmiyorum.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, hakaret etti, ondan sonra… Olur mu öyle bir şey.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, şu oturumu en iyi, doğru dürüst idare edenlerden birisiniz. Lütfen bu tavrınızı…

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, müsaade buyurun bir açıklama getireyim. Şimdi, Sayın Başkanım…

BAŞKAN –Sayın Kumcuoğlu, oturun efendim. Mikrofonunuzu açayım da bir dakika içinde söyleyin.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın…

BAŞKAN – Efendim?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi, burada, benim söz hakkımı kullanmamı “Bu niye konuşturuyor.” deyince “Sen bunu hak ettin.” dedim, mesele bu, bundan ibarettir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani böyle bir takdirin var mı?

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika.

Sayın Kumcuoğlu, buyurun efendim.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Yani sen bana “Burada konuşma.” diyeceksin, ben de onu yapacağım öyle mi?

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Azarlama hakkını nereden buluyorsun sen!

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Şandır, Sayın Kumcuoğlu konuşuyor.

Buyurun efendim.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Çocuğunu mu azarlıyorsun. Ayıp!

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, buyurun efendim.

Sayın Kuzu, oturun efendim lütfen yerinize.

Sayın Kumcuoğlu, buyurun.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Hadi oradan sen!

BAŞKAN – Sayın Akcan, lütfen efendim.

Sayın Kumcuoğlu, mikrofonunuz açık efendim.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) –Ne zannediyorsun kendini. Muhatap olmaya değecek adam mısın?

BURHAN KUZU (İstanbul) – Sen ne zannediyorsun kendini!

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

2.- Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, kendisine hitaben söylediği “Sen bunu hak ettin.” ifadesine ilişkin açıklaması

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ama müsaade ederseniz evvela sükuneti sağlayın da ben sesimi duyurabileyim.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

Durun, sürenizi yeniden başlatayım.

Buyurun efendim.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Şimdi, öyle anlaşılıyor ki çok yoğun çalışma temposu ve uykusuzluk nedeniyle Sayın Komisyon Başkanı sinirlerine hâkim olamıyor ve nitekim de bir komisyon başkanına yakışmayacak şekilde, bu müzakereler boyunca, buradaki 550 milletvekilinden biriyle hassaten uğraşıyor. Hâlbuki ona düşen, komisyon başkanının getirdiği olgunluk ve vakar içinde bu müzakereleri yürütmektir. Maalesef bunu becerecek durumda değil. İsterseniz kendisini bir süre dinlenmeye alın. Sinirleri durgunlaşsın, aklı başına gelsin. Ondan sonra da…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Beraber gidelim, beraber!

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) –Hem de öyle Meclisin mehabetini bozmasın, bizim buradaki huzurumuzu bozmasın. Görevimizi doğru dürüst yapalım, o da görevini doğru dürüst yapsın, yoksa birisi gelir yaptırır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(AK PARTİ sıralarından “Ne demek istiyorsun?” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin, Genel Kurulun 29/4/2010 Perşembe günkü birleşiminde görüşülmesine; gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

                                                                                                                28.4.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28.04.2010 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, TBMM İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                             Bekir Bozdağ

                                                                                                                  Yozgat

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

24.04.2010 Tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun aynı tarihli 93 üncü Birleşiminde okunan Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (11/11) esas numaralı gensoru önergesinin 29.04.2010 tarihli genel kurul gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmında yer alması,

Genel Kurulun; haftalık olağan çalışma günlerinin dışında aşağıda tarihleri belirtilen Pazartesi, Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde de toplanması ve aşağıda belirtilen saatlerde çalışması, bu birleşimlerde Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

Genel Kurulun; 04.05.2010 Salı günkü birleşimde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek, Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

Genel Kurulun 29.04.2010 Perşembe günü saat 15:00'de toplanması ve bu Birleşimde; 11/11 esas numaralı gensoru önergesinin Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin yapılması ve görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesi,

Genel Kurulun; 02 Mayıs 2010 Pazar, 03 Mayıs 2010 Pazartesi, 05 Mayıs 2010 Çarşamba, 06 Mayıs 2010 Perşembe, 07 Mayıs 2010 Cuma, 08 Mayıs 2010 Cumartesi ve 09 Mayıs 2010 Pazar günlerinde 12:00-24:00 ve 04 Mayıs 2010 Salı günü ise 15:00-24:00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi,

Genel Kurulun; 18 ve 25 Mayıs 2010 Salı günkü birleşimlerde bir saat sözlü soruları müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, Gündemin Kanun Tasarı Ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler Kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 05 ve 26 Mayıs 2010 Çarşamba günkü birleşimlerde Sözlü Soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun; 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerde 15:00-20:00 saatleri arasında, 20, 26 ve 27 Mayıs 2010 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerde ise 13:00-20:00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, eksik oldu bu, bir de Filistin askısıyla falakaya yatırsınlar, tam olur o zaman, tam olur!

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisinin lehinde Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Sayın Tunç, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Mayıs saat 20.00’ye kadar olan süre içerisindeki çalışma gün ve saatleri öneriliyor. Buna göre:

24 Nisan 2010 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun aynı tarihli 93’üncü Birleşiminde okunan Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 29 Nisan 2010 tarihli Genel Kurul gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması öneriliyor.

Genel Kurulun haftalık olağan çalışma günlerinin dışında pazartesi, cuma, cumartesi ve pazar günlerinde de toplanması ve bu birleşimlerde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi öneriliyor.

Genel Kurulun 4 Mayıs Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi öneriliyor.

Genel Kurulun 29 Nisan 2010 Perşembe günü saat 15.00’te toplanması ve bu birleşimde (11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin yapılması ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurul çalışmalarının devam etmesi öneriliyor.

Genel Kurulun, 2 Mayıs Pazar, 3 Mayıs Pazartesi, 5 Mayıs Çarşamba, 6 Mayıs Perşembe, 7 Mayıs Cuma, 8 Mayıs Cumartesi, 9 Mayıs Pazar günlerinde de 12.00-24.00 saatlerinde ve 4 Mayıs Salı günü ise 15.00-24.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi öneriliyor.

Genel Kurulun 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruları müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 5 Mayıs ve 26 Mayıs Çarşamba günkü birleşimlerde sözlü soruların görüşülmemesi; Genel Kurulun 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında, 20, 26 ve 27 Mayıs Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 13.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi öneriliyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – O günlerde millet aleyhine hangi kanunları getireceksiniz?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27 Mayıs Perşembe günü saat 20.00’ye kadarki çalışma gün ve saatlerini içeren AK PARTİ grup önerisinin lehinde olduğumu belirtiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, huzurlu, güzel bir müzakere günü tekrar diliyorum. Geçen gün de dilemiştim, maalesef, yine birtakım tartışmalar yaşandı.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hep beraber yapalım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hep beraber tabii ki.

Bu da gösteriyor ki, artık, bu bardak, kova falan doldu, en küçük damlada taşıveriyor ve sonuçta hepimizi rahatsız eden, üzen, bize yakışmayan, bu Genel Kurula yakışmayan, milletimize karşı da haksızlık olan manzaraların oluşmasına sebep oluyoruz. Dolayısıyla, ben, yine gönülden bugün ve devam eden günlerde huzurlu, karşılıklı sabra dayalı, saygıya dayalı, nezaketli müzakere yapılmasını, birlikte konuşulmasını, birlikte düşünülmesini temenni ederek sözlerime başlıyorum.

AKP Grubunun vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Tabii, sayın grup başkan vekilleri bu haftanın çalışma saatlerini belirlemişler; takdir kendilerinindir ama anlaşılıyor ki daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu “bitimine kadar” çalışma metodu doğru bir metot değil. Doğru olmadığını şu geçen birkaç gün içerisinde yeniden, maalesef, üzüntülü birtakım olaylara da şahitlik yaparak, tekrar gürdük. Şimdi bunu saat 24.00’e kadar sınırlamışlar. Bu doğru bir yaklaşımdır ama şunu da getirir bununla beraber bu doğru yaklaşım: Eğer saat 24.00’e kadar müzakereler tamamlanmaz, maddeler üzerindeki oylama yapılamazsa bu da yeni bir hukuki sıkıntı getirecektir. Buna da tedbir geliştirmelerini arkadaşlarımızdan beklemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, grup önerisi birazdan oylanacak ve Meclisimizin, Genel Kurulun bu haftaki çalışma saatleri belirlenecek; buna dayalı olarak da Anayasa değişiklik tartışmalarının, müzakerelerinin 2’nci turu için zannediyorum önümüzdeki hafta içinde bu saatlere bağlı olarak çalışacağız. Ben, bu anlamda, bunu da fırsat ittihaz ederek bir iki hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Meclis Başkanı birkaç defa kürsüden okuyor: “İktidar olanların, önde bulunanların, kendisine emanet tevdi edilenlerin sabırlı ve hoşgörülü olmaları bir kültür, yani bizim geleneğimizin gereğidir.” Aslında hukukun da gereğidir. Ama, hani bir söz vardır: “Fiziği zorlarsanız kimya da bozulur, ondan sonraki tüm alanlar bozulur.” Şimdi göz göre göre bu Meclisi, bu Genel Kurulu, bu sayın milletvekillerini on sekiz saat çalıştırırsanız, sonuç itibarıyla… Sayın Kuzu; salonda görmüyorum, aleyhinde, arkasından konuşmuş olmayalım ama, güzel şey söyleyeceğim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gelir biraz sonra.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.

Yani, Sayın Kuzu’yu bile sonuç itibarıyla böyle bir noktaya getirirsiniz. Yani Kuzu bile artık böyle bir başka şekle bürünüyor!

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, sonuçları sorgularken sebepleri subjektif değil objektif değerlendirmek lazım. Niye bu duruma geldi bu Meclis, bu insanlar niye bu duruma geldi değerli arkadaşlar?

SONER AKSOY (Kütahya) – Sayenizde!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Soner Aksoy, yaşı itibarıyla bu Meclisin böyle olgun, dolgun, saygıdeğer bir üyesi ama o bile oradan laf atıyor, “Sayenizde!” diyor.

Tabii, değerli arkadaşlar, tekrar ediyorum: Bu Meclisin yönetimi, hatta ülkenin yönetimi size emanet edilmiş. Bunun idrakinde olun. Önde olanı taşlarlar. Önde olan geriye dönüp de arkada olanlarla laf yarışına girerse… İşte “Sayenizde!” demek hakkına sahip değilsiniz, “Sebebi sizsiniz!” demektir.

İki şey var: Bakın, biri, Sayın Meclis Başkanımızın veya Genel Kurulu yöneten Başkanımızın tavırları gerçekten yaralayıcı. Dün akşam yaşadığımız hadise bizi çok kırdı. Milletvekiliyle Meclis Başkanı alay etmemeli arkadaşlar, alay etmemeli. Kişiliğine yakışmaz. Kişi olarak öyle bir yapısının olmadığını biliyorum Sayın Meclis Başkanının ama söz isteyen bir milletvekilinin söz hakkını alayla karşılarsa… Böyle bir hakkı yok. Buna tepkisi, milletvekilinin ve o milletvekilinin ait olduğu grubun sözcülerinin tepkisi tabii ki sert olacaktır, tabii ki sizi rahatsız edecektir. “Sayenizde!” demek hakkınız yok.

Meclis Başkanı buradaki grup başkan vekilinin sözünü keser ve böyle azarlayıcı bir şekilde “Otur yerine.” diye bağırırsa burada saygı kalmamış demektir, burada nezaket kalmamış demektir, burada birlikte çalışmak arzusu kalmamış demektir. Böyle bir şey olmaz değerli arkadaşlar. Bu yanlış. Keskin sirke küpüne zarar. Bu durum bu Meclise zarar, bu Meclisin itibarına zarar, iktidar olarak iktidar erkine zarar.

Dolayısıyla, birinci husus bu. Meclisi yöneten yöneticilerin, gerçekten kendilerini Meclis Başkanı olarak -vekilleri için de söylüyorum- görmeleri ve burada olaylara taraf olmamaları gerekir. Sorun var, tartışıyoruz, herkes kendi bulunduğu noktadan, baktığını, gördüğünü ifade ederken mutlaka karşıyı tenkit ediyor ve o tenkite taraf olmamalı Meclisi yönetenler. Olmamalı. Olduğu takdirde, tartışmanın içerisine Meclis Başkanı da çekilirse, e burada hakem olacak, hüküm cümlesi kuracak kimse kalmaz. “Anarşi” dediğimiz hadise budur.

İkinci husus: Değerli arkadaşlar, bakın, ilk günden bu yana, başlangıçtan bu yana bir şey söylüyoruz. Burada ne yaparsak yapalım, hangi kanunu çıkartırsak, hangi konuda, hangi üslupla tartışırsak tartışalım, sonuç itibarıyla, bir ortak sorumluluğumuz bulunmaktadır. O ortak sorumluluğumuz Anayasa’nın 2’nci maddesinde yazılıdır: “Milletin huzuru, adalet duygusuna olan güven ve dayanışma…” Birlikte çalışmayı geliştirecek bir sonuç hasıl etmekle görevliyiz.

Şimdi, Anayasa gibi çok temel bir hukuk belgesinde, yani bireyin, toplumun ve devletin hukukunu belirleyen çok temel bir konuda bile eğer bu Genel Kurul bu düzeyde bir ayrışmaya, bu düzeyde bir çatışmaya düşüyorsa yapılanlar doğru değil, yapılanlar faydalı değil demek ki. Eğer bu Anayasa tartışmaları üzerinde Meclis, bu düzeyde bir, bu seviyede bir tartışmanın içine düşüyorsa yaptığınız iş milletin hayrına değil demektir. Israrla söylediğimiz bu, ilk günden söylediğimiz bu.

Bakınız, bu Anayasa’nın sonunda bu Anayasa’nın değiştirildiği tarihler yazıyor, “16” deniliyor, “17” deniliyor. Ama, inanınız ki, benim kendimin de şahit olduğu her Anayasa değişikliği uzlaşılarak geçildi. Bu tartışmayla, bu ayrışmayla… Şimdi, biz, burada bu tartışmayı yaparken bizi seyreden halkımız ne diyor? Ayrışmıyor mu, cepheleşmiyor mu, kutuplaşmıyor mu? E, bunun neresinde fayda var? Birliği zedeleyen… Birlikte rahmet var, bunun neresinde rahmet var? Yani sizin vicdanlarınıza hitap ediyorum. Şu tartışmalar… Ortak bir noktamız var, herkes diyor ki: “Bu Anayasa değişmeli.” Hepimiz diyoruz: “Gelin beraber değiştirelim.” Bunu ne zaman… Şimdi de söylemiyoruz, ilk günden itibaren Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyoruz. Ama bir uzlaşma arayışı ortaya konmadan, bunda bir ısrar ortaya konmadan parmak çoğunluğunuzla, sayısal çoğunluğunuzla, ben yaptım oldu, benim buna hakkım var diyerek, günde de on beş saatin üzerinde çalışarak hem burayı böyle bir ayrışmaya… Nasıl birbirimizin yüzüne bakacağız bu sözlerden sonra? Nasıl beraber çalışacağız da bu milletin sorunlarına çözüm üretmek üzere ortak hukuk oluşturacağız?

Değerli arkadaşlar, kendi vicdanlarınızda sorgulayasınız diye söylüyorum, bir tenkit olarak söylemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

Buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Onun için, tekrar ediyorum: Meclis yönetiminden başlayarak grup başkan vekillerinden ve değerli iktidar partisinin milletvekillerinden başlayarak suhulet ve sükûnetle, sabrederek, hoşgörü içerisinde, diyaloğa da açık olarak bir müzakere zemini oluşturmak sorumluluğu öncelikle iktidar partisine, iktidar partisinin değerli yöneticilerine aittir ama burada maalesef şu yaşadığımız sonuçlar, hiçbir şekilde milletin huzurunu geliştirici, adalet duygusuna güveni geliştirici, dayanışmayı, birlikte çalışma arzusunu geliştirici bir sonuç getirmemektedir.

Bu sebeple, değerli arkadaşlar, meseleyi tekrar tezekkür etmenizi ve şu temennime katılmanızı istiyorum: Huzur içerisinde, sabırlı, hoşgörü içerisinde, birbirimize sabrederek bir çalışmayı kurmak için herkes, özellikle de yöneticiler, özenli olmak ve bir gayret içerisinde olmak mecburiyetindedir. Bunu öncelikle iktidar partisinin yöneticilerinin takdirine sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Grup önerisinin lehinde Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığından, toplanamadığından İç Tüzük 19 gereğince AK PARTİ olarak bizler 27 Mayısa kadarki süre içerisindeki çalışma gün ve saatlerini belirleyen bir grup önerisiyle geldik.

Grup önerisiyle, değerli arkadaşlar, Genel Kurulun haftalık olağan çalışma saatleri belirleniyor ve bu manada özellikle pazartesi, cuma, cumartesi ve pazar günlerinin de toplanması, bu birleşimlerde gündemdeki kanunlardaki sırasına göre ve komisyonlardan gelen diğer işlere göre çalışmaların yapılması öngörülüyor. Genel Kurulun 4/5/2010 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi öngörülüyor. Yine yarın yani perşembe günü, 29’unda saat 15.00’te Genel Kurulun toplanmasıyla birlikte bu birleşimde (11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin yapılması ve bu görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarının devam etmesi öngörülüyor.

Yine grup önerimizle birlikte, değerli arkadaşlar, 2 Mayıs Pazar günü, 3 Mayıs Pazartesi, 5 Mayıs Çarşamba, 6 Mayıs Perşembe, 7 Mayıs Cuma, 8 Mayıs Cumartesi ve 9 Mayıs Pazar günlerinde saat 12.00 ile 24.00 arasında çalışmaların, 4 Mayıs Salı günü ise 15.00-24.00 arası çalışmanın yapılması takvime bağlanmış. Genel Kurulun 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerinde ise bir saat sözlü soruları müteakip, gündemdeki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi öngörülüyor. 5 ve 26 Mayıs 2010 Çarşamba günkü birleşimlerde de sözlü soruların görüşülmemesi öngörülüyor.

Yine değerli arkadaşlar, getirmiş olduğumuz grup önerimizle birlikte, 18 ve 25 Mayıs Salı günkü birleşimlerde 15.00-20.00 arası, 20, 26 ve 27 Mayıs Çarşamba, Perşembe günkü birleşimlerde ise 13.00-20.00 saatleri arasında çalışmaların sürdürülmesi önerilmiştir.

Perşembe günkü gensorudan sonra, çalışma takviminde gündemdeki kanunların sıra ve sayısına göre görüşmelere devam edilecek diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grup önerisinin aleyhinde Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

AKP grup önerisi aleyhinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, AKP grup önerisinde, önümüzdeki günlerle ilgili çalışmaların ne şekilde yapılacağı kararlaştırılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Anayasa Değişiklik Teklifi’nin ilk tur görüşmeleri tamamlanacak. Her zaman söylediğim gibi, Türkiye’nin gerçek gündeminde açlık var, yoksulluk var, zamlar var, geçim derdi var ama biz burada ısrarla, inatla, bir Anayasa Değişiklik Teklifi’ni görüşmeye çalışıyoruz. Değerli arkadaşlarım, gelin bu inattan vazgeçin. Türkiye kilitlendi, Başbakan Ankara dışına çıkamıyor, bakanlar çıkamıyor, milletvekilleri burada neredeyse tutsak. Sabahlara kadar çalışıyoruz, daha, o gün devam, üç, dört saat sonra tekrar çalışıyoruz.

Şimdi asıl konuya geleceğim, bakın, önümüzdeki süreçte mağduriyet edebiyatı yapma devri bitmiştir, ağlama devri bitmiştir çünkü belirli konularda uyarılar yapılmazsa, ikazlar yapılmazsa diyebilirsiniz ki: “Ya, biz, işte, bilmiyorduk, işte, mağdur olduk, bizi Anayasa Mahkemesi mağdur etti.” gibi.

Bakın, değerli arkadaşlarım, çok değerli bir hukukçu, Anayasa hukukçusu Andrew Arato’nun, işte, geçtiğimiz günlerde gazetede açıklamalarını gördük. Sami Selçuk, Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk ki sizin birçok icraatınızı da yeri geldiğinde övmüş bir bilim adamı, bir üniversitede ders veriyor ve Yargıtay Onursal Başkanlığı yapmış. Yine sizin siparişiniz üzerine 2007 seçimlerinden sonra sivil Anayasa taslağını hazırlayan Sayın Özbudun’un söylemlerine bakın. Bakın Sayın Özbudun da sizi ikaz ediyor. Bu teklifin birçok maddesine katıldığı gibi katılmadığı yerleri var ve diyor ki Özbudun: “Anayasa Mahkemesinin 10 ve 42’yle ilgili verdiği karar bir içtihattır.” Şekil incelemesi yapacaktır, şimdi ona değineceğim. Bakın, bu uyarılara, değerli arkadaşlarım, kulak asmıyorsunuz. Bugün görüşeceğimiz bu parti kapatmayla ilgili 8’inci maddenin, ki Anayasa’nın 69’uncu maddesidir, burada yapılacak değişikliklerin Anayasa yürürlüğe girmeden önce açılmış bulunan kapatma davalarına da uygulanacağına dair bir hüküm getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, AKP hakkında bir kapatma davası yok, herhangi bir siyasi parti hakkında bir kapatma davası yok. Bu teklifi hazırlayan arkadaşlarımız Anayasa’nın arkasından dolanmak suretiyle, bu teklifin eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmesi hâlinde, Anayasa Mahkemesinde bir kapatma davası açılacağını öngörerek şimdiden tedbir almaya çalışıyor yani Sayın Özbudun’un görüşünü, birçok Anayasa hukukçusunun görüşünü çok ciddiye alıyor ve diyor ki: Bir içtihat oluşmuştur, bu içtihat gereğince Anayasa 148’inci maddesine göre biçim, şekil incelemesi yapacak Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın değişmez, değiştirilmez hükümlerini siz eğer değiştirmeyi teklif etseniz dahi onu teklif edenler hakkında, parti yöneticileri hakkında bir kapatma davası açılabileceğini çok net söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir milletvekili olarak size yalvarıyorum, yapmayın. Bakın, Türkiye’yi kilitledik. Bakın, geri döneceği çok çok belli olan… Ve bu teklife, size destek olan birçok saygın hukukçu bunu söylüyor. Bakın, açıyorum, bu içtihat dedikleri olay... Bakın değerli arkadaşlarım, bir de hukuk sisteminde içtihatlar, olağanüstü bir durumda değişiklik olmazsa yani ülkede olağanüstü şartlar olmazsa, zaman geçmezse, mahkemelerin o kararları, içtihat dedikleri kararları yani istikrar kazanmış kararları değişmez.

Bakın, bu karar, daha üzerinden bir buçuk sene geçmedi ve Anayasa Mahkemesi çok net olarak diyor ki: Buna dayalı olarak Anayasa değişikliğine ilişkin tekliflerin her şeyden önce Anayasa’nın “Başlangıç” bölümü ile 1 ve 2’nci maddelerinde yer alan ilkelerde en küçük bir sapmayı veya değişikliği öngöremeyecekleri, değişikliklerin sözü geçen ilkelerin tümü veya herhangi birini hedef alması durumunda teklif edilemeyecekleri ve yasama meclisince kabul edilemeyecekleri... Devam ediyor ve diyor ki: Teklif edilebilir olmayan bir Anayasa değişikliğinin -148’inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen teklif- çoğunluğu koşulunun yerine getirilmiş olması, hukuken geçersiz nitelikteki bir yasama tasarrufunun, sırf sayısal çokluğun gücüyle etkin kılınamayacağını ifade ediyor.

Değerli arkadaşlarım, yine geçtiğimiz günlerde Anayasa’nın 175’inci maddesinden söz ettim. Anayasa’nın 175’inci maddesi 1987’de değiştirilirken teklif sahiplerinin tutanağa geçen görüşlerini sizlere arz ettim. Diyor ki: “Farklı farklı konular birlikte referanduma sunulamaz.” Yani bu teklifin içinde, otuz maddenin içinde, birbiriyle hiç alakası olmayan, çocuk haklarıyla HSYK’yı, Anayasa Mahkemesiyle sendikal hakları birden, hepsini birlikte referanduma götüreceksiniz!..

Bakın, Anayasa Mahkemesinin mürekkebi kurumayan bu kararında, sayısal teklif çoğunluğunuz olsa dahi Anayasa’nın 175’inci maddesini değiştiremeden bunu bu şekilde halkın önüne sunarsanız, bu, bir kere şekil yönünden de hatalı olacağı gibi, dediğim gibi, teklif edilemezlik yasağına aykırı olması sebebiyle Anayasa’nın 68’inci maddesinde kendisine yükümlülük yüklenen Cumhuriyet Başsavcısı, bu teklif Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaştığı an bir kapatma davası açmak zorundadır; açmazsa, Anayasa’ya aykırı, Siyasi Partiler Yasası’na aykırı davranmış olacak.

Size yalvarıyorum, bu inattan vazgeçin. Türkiye’yi gerilime sokmayın değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin gerçekten çok çok önemli konuları var. Bu konuları niye şey yapmıyoruz?

Bakın, teklifte cumartesi, pazar, pazartesi her gün çalışacağız. Kırk sekiz saat bir boşluk var ya ikinci tur görüşmeler olabilmesi için, oraya da gensoruyu koyacağız.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir çalışma usulü, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, yok. Yani yine de söyledim, öncelikle görüşmekle, ivedilikle görüşmek farklı farklı kavramlar. Ne kovalıyor yani niye bu kadar inat ediyoruz? Niye bu kadar toplumu geriyoruz? Niye Türkiye Büyük Millet Meclisini geriyoruz? Niye birbirimize saygısızlık etmek konusunda olağanüstü çaba sarf ediyoruz?

Bakın, Değerli Komisyon Başkanı kendisine bir sataşmadan dolayı “Ben bir bilim insanıyım.” dedi. Doğrudur, profesör titri var. Ama ben sizi hem uluslararası hem de kendi ülkemizdeki bilim insanlarının bu konulardaki, bir kısmını… Birçok anayasa hukukçusu benim bu söylediklerimi ısrarla söylüyor, fırsat bulabildikleri ölçüde ve halka aktarmak gibi bir niyet varsa, kimi basın organları, televizyonlarımız bunu aktarıyor. Bu ülke bizim ülkemiz. Biz düşman kardeşler değiliz.

Bakın, 12 Eylül Anayasası nasıl bugün tartışılıyorsa ve 12 Eylül Anayasası, Danışma Meclisinde kullanılan oylar bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde, ret mi, çekimser mi gibi tartışılıyorsa, yarın bir gün bu tasarruf, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bugün yapacağı tasarruf üniversitelerde isim isim zikredilmek suretiyle, kimler oy verdi, hangi bilim insanları suskun kaldı ve suskun kalmakla suç ortağı oldu, bunlar hep yazılacak, üniversitelerde bunlar anlatılacak. Kendi illerimize gittiğimiz zaman bu teklifin toplumda yarattığı olumsuzluklar, ekonomide yarattığı olumsuzluklar, milletvekillerine, halk tarafından hesabı sorulacak.

Dün hayvancılığın sorunlarını konuştuk. Bakın, burada “Artık insanlar et kaynatmıyor tencerede, kemik kaynatıyor.” dedim. Benden sonra söz alan arkadaşımız, kemiğin ne kadar faydalı olduğunu; onunla ilgili, mutlaka kemik de yenmesi gerekir diye çok ciddi birtakım şeyler söyledi.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kemikten bahsetmedi, kemik suyundan bahsetti. Karıştırma şimdi.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yani asıl olan eti yemek. Eti bulamayan insan kemik yer.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – “Kemik suyu “ diyor. Karıştırmayın.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Tabii ki kemiği sirkede kaynatırsanız bebeklerin kemiksel gelişimi için iyidir. Onu doktor olan arkadaşlarınız burada çıkar anlatır ama burada, bu derece, et konusundaki ciddi olayda bile kemik yemenin faydalarını anlatıyor arkadaşımız.

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – “Kemik suyu” dedi.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Kemik ayrı, kemik suyu ayrı.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – İşte kemik suyu, kemik suyu, yani et tenceresinde kemik suyu.

Değerli arkadaşlarım, siz AKP olarak, halkımızın et yerine kemik suyu içmesini yeğliyorsanız bu sizin probleminiz.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Bu bizim problemimiz, kendimiz çözeriz. Sen kendi işine bak!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Gittiğiniz zaman çiftçiye anlatacağınız değil et meselesi, çiftçi meselesi ama büyük kentlerde, kentin varoşlarında et yiyemeyenlere, hani vardı o, Fransa’da, işte “Ekmek bulamadı, pasta yesin.” Sizinki biraz ona benziyor ama biraz tersi. “Et bulamazsa kemik suyu içsin.” diyorsunuz ve bunu, inanarak laf atıyorsunuz. Yani beni aslında üzen, bir siyasetçi olarak inciten olay o.

Yine o arkadaşımız diyor ki: “Ben hukukçu değilim, ben çiftçiyim, şudur, budur. “ Doğrudur arkadaşlar. Ama bakın, ben hukukçu olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitiriyorum Değerli Başkanım.

Bakın, ben hukukçu olarak birçok mahkemede, kimi zaman, tanık, yani izlediğim zamanlarda şunu gördüm: Yargıç soruyor hırsızlık yapana “Oğlum, sen hırsızlık yapmışsın.” diyor veyahut dolandırıcılık, herhangi bir suç isnadında bulunuyor. “Hayır efendim, ben yapmadım.” diyor. “Oğlum, cebinde yakalamışlar.” diyor. “Efendim, cebime polis koymuş.” diyor, lafın gelişi. “Evladım, kamera kayıtları var.” O sanık sürekli bir inkâr etmek durumunda.

Değerli arkadaşlarım, teşbihte hata olmaz. Size ha bire bir şeyler söylüyoruz, siz kendinizi “ama”larla, “ancak”larla savunmaya kalkıyorsunuz. Siz savunma durumunda değilsiniz, ben de iddia makamı durumda değilim. Burada bir anayasa yapıyoruz. Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Burada yapacağımız her şey Türkiye'nin geleceğini ilgilendirir.

Ben tekrar sizden rica ediyorum, bir arkadaşınız olarak, bir milletvekili olarak uyarı görevimi yapıyorum, gelin bu inadınızdan vazgeçin, Türkiye'nin gerçek gündemine dönelim. Ülkemiz için, halkımız için, milletimiz için yararlı kanunlar çıkartalım diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yaptığımız tam da o Tayfun Bey.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.29

 

 

 

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 13.44

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Tarım, Orman ve Köyişleri ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonları Raporları (1/811, 2/633) (S. Sayısı: 496)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin; 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde teklifin 25’inci maddesinin oylaması tamamlanmıştı.

26’ncı maddeye bağlı geçici 18’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 26- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır. Ancak, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştay tarafından yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî partilerin 2009 yılına ait denetimleri hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin malî denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici 18’inci madde üzerinde ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırşehir Milletvekili Sayın Metin Çobanoğlu’na aittir.

Sayın Çobanoğlu, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 26’ncı maddesine bağlı geçici 18’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dokuz günlük bir maratonunun ilk etabını bitirmek üzereyiz. Gerçekten çok yoğun bir çalışma oldu. Meclise şöyle bir baktığımızda bu yorgunluğu görmemiz mümkün. Çok sayıda arkadaşımız da bugün salonda bulunmuyor. Tabii, bu kadar yoğunluğa, bu kadar sıkıştırmaya gerek var mıydı? Bunu, bu teklifi getirenlerin takdirine bırakıyorum.

                                   

(x) 497 S. Sayılı Basmayazı 19/04/2010 tarihli 88’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Değerli milletvekilleri, bu Anayasa Değişiklik Teklifi, uzlaşma üzerine tesis edilememiş ve uzlaşma olmadan yani toplumsal uzlaşma metni hâline getirilememiş, iktidar partisinin, AKP’nin bir Anayasa teklifi olarak gelmiş ve dokuz gündür de bu görüşmeler devam etmektedir. Keşke uzlaşılsaydı, toplumsal bir metin hâline gelseydi ve bu kadar kavga, gürültü, tartışma da bu Mecliste çıkmasaydı, ama bu fırsat kaçırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu Anayasa, AKP’nin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş ve bir AKP Anayasası olarak da tartışmaları uzun süre devam edecektir. Üzülerek söylüyorum: Hukuk devleti ilkemiz, kuvvetler ayrılığı prensiplerimiz bu anlamda hiçe sayılmıştır. Bu değişikliklerle, yargı yürütmenin kuşatması hâline getirilmiş ve yürütme yargıyı istediği gibi yönlendirecek bir noktaya gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu, ülkemiz açısından, hukuk devletimiz, kuvvetler ayrılığı prensipleri açısından ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği açısından hepimizi ciddi endişelere sevk etmektedir. Bu konuyla ilgili bu Anayasa değişikliği teklifi gündeme gelmeden önce de Adalet ve Kalkınma Partisinin birtakım uygulamalarından hepimiz rahatsızlık duyar hâle gelmiştik, ülkemizin geleceğiyle ilgili endişelere kapılmıştık. Bakın, iki örnek vermek istiyorum: Habur’da yaşanan rezalete hep beraber şahit olduk, Habur’da Kandil’den gelen PKK’lı teröristlerle ilgili yapılan hukuk dışı uygulamalara hepimiz şahit olduk ve oradaki uygulamaları endişeyle takip ettik.

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde ifade veren bir sanık Habur’la ilgili aynen şunları mahkeme kayıtlarına geçirmiştir: “İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’la yapılan görüşmede, İçişleri Bakanı, hâkimleri, savcıları ayarladığını, hiçbir teröristin tutuklanmayacağını bize ifade etmiştir.” Bu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin zabıtlarına geçmiş bir ifadedir. Değerli milletvekilleri, tabii İçişleri Bakanı tarafından yalanlanmıştır ama olayın seyrine bir bakalım.

Habur’dan teröristler giriş yapıyor ve malum şovlarıyla da hepimizi endişeye sevk ediyor fakat İçişleri Bakanının Müsteşarı Habur’da. Hâkimler, savcılar Habur’da geçici mahkeme kuruyorlar. Bizim hukuk usulümüzde böyle bir şey yok.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, gelenler asla ve asla bir pişmanlık emaresi göstermiyorlar. Orada, kendilerine soruyorlar: “Pişman mısınız?” Cevap: “Biz –İmralı canisini kastederek- önderimizin talimatlarıyla geldik. Pişman değiliz, barış elçisiyiz.” Peki, hâkimler, savcılar ne yapıyor? “Yaz kızım, pişman oldukları anlaşılmıştır.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, böyle bir hukuk anlayışı, yargının üzerinde idarenin böyle bir baskısı, bu Anayasa değişiklikleri olmadan önce meydana gelmiş ve hepimizi endişeye sevk etmiştir. Erzincan Savcısının tutuklandıktan sonra bir sözü var, diyor ki: “Artık hiç kimse güvence altında değildir.”

Değerli milletvekilleri, hukuk hepimize bir gün lazım olacaktır. Size göre ayrı, bize göre ayrı hukuk olmaz. Hukuk devleti olacaksak, mutlaka ve mutlaka hâkimlerin, savcıların tarafsızlığını korumak durumundayız ama üzülerek söylüyorum, gelinen nokta itibarıyla, bu ortadan kaldırılmak durumundadır.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanımızın 10 Kasım 2008 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı bir konuşma var. Diyor ki: “Belediye başkanları seçilmişlerdir. Seçilmişleri görevden almak doğru değildir, görevden almamak için gayret ediyoruz, bu konuda çok titiz davranıyoruz.” Bu sözlerine katılıyorum. Zaten İçişleri Bakanının bir belediye başkanını görevden alması Anayasa’nın 127’nci maddesinde istisna bir görevdir, her zaman başvurulacak bir konu değildir ama Adana Büyükşehir Belediye Başkanı söz konusu olunca İçişleri Bakanı 10 Kasım 2008’de konuştuklarını unutuyor ve alelacele Adana Büyükşehir Belediye Başkanını görevden alıyor. Tabii, Belediye Başkanı da bu konuyla ilgili idare mahkemesine başvuruyor.

Değerli arkadaşlarım, tabii, Belediye Başkanı da kendi savunmasını yapacaktır ama 24 Nisanda burada arkadaşlarımız Adalet Bakanımıza bir soru sordular, dediler ki: “Tam Adana İdare Mahkemesinde Adana Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili bir karar verileceği günde Adalet Bakanının Müsteşar Yardımcısı Adana’ya gelmiş midir, Adana’da Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla görüşmüş müdür, toplantı yapmış mıdır?” diye sorular sordular. Sayın Ergin de bu soruları cevaplandırdı, dedi ki: “Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcımız 13.00 uçağıyla Adana’ya gitmiştir, Bölge İdare Mahkemesine uğramamıştır, doğrudan Mersin’e geçmiş, Mersin adliye binasının temeliyle, zemin etütleriyle ilgili incelemelerde bulunmuştur. Yani Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla görüşmemiştir, toplantı yapmamıştır.”

Değerli milletvekilleri, ben, size bir resim göstermek istiyorum.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Bakana ver, Bakana!

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Bu resim Mersin’de, Adliye Binası’nın temelinde incelemelerde bulunuyor Müsteşar Yardımcısı. Yanında kim var biliyor musunuz? Adana Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Sayın Ali Yaşar Yurdabak.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şimdi Bakan istifa edecek mi?

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Evet, değerli milletvekilleri, böyle bir şey olur mu?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bakanı istifaya davet et!

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan yalanladı, “Görüşmemiştir.” dedi ve son derece kritik bir dönemde bu ziyaret gerçekleştiriliyor. Yani, Türkiye’de birçok adliye binası yapılıyor ama Mersin Adliye Binası’nın zemin etütleriyle ilgili, Müsteşar Yardımcısı, Adana aktarmalı Mersin’e gidiyor ama yanında kim var? Adana Bölge İdare Mahkemesinin Başkanı.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bir araya gelmemeleri gereken kişiler mi?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Bırak Allah’ını seversen ya! Ne konuşuyorsun ya! Utanmadan konuşuyorsun bir de!

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle yargı mı olur?

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şunu anlarım: Adana Başsavcısı, Başsavcı Vekili olsa diyeceğim hiçbir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TANKUT (Adana) – Nasıl bir iddiayla konuşuyorsun? Özür dileyeceğine konuşuyorsun! Sahtekâr adam!

BAŞKAN – Lütfen efendim, karşılıklı konuşmayalım, hatibi dinleyelim.

İki dakika ek süre verdim Sayın Çobanoğlu.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Ama, böyle bir kritik dönemde, Adana Büyükşehir Belediyesiyle ilgili olarak bir karar verileceği bir anda, Müsteşar Yardımcısının, Adana’ya ve Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla birlikte Mersin’e geçmelerini doğru bulmuyoruz. Bu hukuku yönlendirmedir, bu gerçekten yürütmenin yargı üzerindeki baskısının bir neticesidir.

Değerli milletvekilleri, şuna hiçbir itirazımız yok: Bu ülkede kim suç işliyorsa hesabını vermek durumundadır. Bir gün bu hesabı sizler de vereceksiniz, bundan kaçmanız mümkün değil. Kim işliyorsa, bağımsız yargıda hesabını versin ama şunu doğru bulmuyoruz: Bir seçimde kaybetmenin hesabı, öbür seçimde vatandaşın vereceği oylarla görülür.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakan da doğru söylemeli.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Siz eğer 29 Martta Adana’da kaybettiğiniz seçimleri, Belediye Başkanını, İçişleri Bakanının yetkisiyle görevden alıp bu konuda karar verileceği gün Adalet Bakanını, Müsteşarını Adana’ya gönderiyorsanız, Mersin’de Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyla birlikte fotoğraflanıyorsa, bu konuda haklı endişelerimizin ortaya çıktığının bir resmidir.

Değerli milletvekilleri, suç oluşturmak, suç icat etmek, böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Yasal olarak, bağımsız yargıda gereğini yapın. İstediğiniz kadar müfettiş gönderin, istediğiniz kadar inceletin ama suç yaratmayın, suç icat etmeyin ve bu şekilde de insanları sıkıntıya sokmayın değerli milletvekilleri.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanıltmayın, yanıltmayın.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – İşte bu bir ibret vesikasıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı yapar mısın? Sen yapar mısın Sayın Kuzu, bunu yapan adamı yapar mısın yani?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hükûmet burada.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Bunu, özellikle kamuoyuna da, sizlerin de dikkatlerine sunuyorum.

Değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, ek süreniz de doldu. Sadece Genel Kurulu selamlayabilmeniz için mikrofonu tekrar açıyorum.

METİN ÇOBANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Gerçekten, bu değişiklikle ilgili endişelerimiz var. İşte biraz önce söylediğim bu iki örnek -bu örnekleri çoğaltabiliriz- hepimizi endişeye sevk etmektedir. Bundan bir an önce geri dönmenizi tavsiye ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çobanoğlu, teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle mi yargının bağımsızlığını sağlayacaksınız?

BAŞKAN – Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan hitap edeceklerdir grupları adına. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Buldan, buyurun.

Sizin de süreniz on dakikadır efendim

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, Sayın Kuzu, böyle; “Bağımsız yargı istiyoruz.” dediğiniz, bu yargı işte. Yaa…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu yargı mevcut yargı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben doğrusu merak ettim, 26’ncı maddeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi ne söylemek istiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, bunlar gülüp geçilecek hususlar, değil mi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Adalet Bakanının doğruyu söylemeyeceği belliydi.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir hatibi kürsüye davet ettim.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Adalet Bakanlığı yalan söylemesin.

BAŞKAN – Lütfen kendi aramızda konuşmayalım. Değerli arkadaşlarım…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – 26’ncı maddeyi ilgilendiriyor mu Sayın Kılıçdaroğlu?

BAŞKAN – Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Valla ilgilendiriyor çünkü siz yandaş yargıç oluşturmak istiyorsunuz, yargıyı siyasileştirmek istiyorsunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – “Görüşmedi.” diyor.

BAŞKAN �?? Sayın Ünal, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Akıncı, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yalan söylemesin.

BAŞKAN – Efendim, değerli arkadaşlarım, lütfen…

Sayın Buldan, buyurun efendim, siz konuşmanıza başlayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle nutuk atmaya benzemiyor.

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUSTAFA ÜNAL (Karabük) – Teklifi okumuyorsunuz siz herhâlde.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Aynen sizin yaptığınız gibi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle, değil mi?

PERVİN BULDAN (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin geçici 18’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunduğum geçici 18’inci maddede Anayasa Mahkemesi önünde derdest durumda olan kapatma davaları hakkında Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan değişikliğin bir bütün olarak uygulanacağı hükme bağlanmaktadır.

Anayasa’nın temel ilkelerinden biri de toplumsal çeşitliliğin ve dolayısıyla da toplumsal çoğulculuğun bir tezahürü olan siyasal çoğulculuğu güvence altına almaktır. Demokratik sistemlerde siyasi partiler, demokrasinin inşasında ve ülke yönetiminde izlenecek yolların belirlenmesinde, başka kurumlar tarafından ikame edilmeyecek bir yer işgal etmektedir. Bu bakımdan, siyasi partiler, siyasal katılımın doğrudan ve önde gelen araçlarıdır. Bu nedenledir ki siyasi partilerin demokrasinin ve aynı zamanda siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğu üzerinde yaygın bir kanaate varılmıştır. Ancak uygulamada bu kanaatin çok da dikkate alınmadığına ve demokratik ilkeler dışına çıkılarak partilere ağır cezai yaptırımların uygulandığına ve kapatıldıklarına tanık olmaktayız ve hatta bu durumun mağduriyetlerini yaşayan siyasetçileriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi partilerin varlık kaynağı siyasal özgürlükleridir. 1961 ve 1982 darbe anayasalarında da bu noktaya vurgu yapılmış ve siyasi partilerin siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları oldukları belirtilmiştir. Ancak Anayasa’nın sahip olduğu ideolojik bakış açısı siyasi partilerin kapatılmalarına kaynaklık etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi parti kapatılmalarının istikrarlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönemdir. Onlarca parti askerî mahkemeler tarafından kapatılmış, 1980 darbesinden sonra da bu görevi Anayasa Mahkemesi devralmıştır. Militarist bir anayasayla yönetilen bir ülkede Anayasa Mahkemesinin verdiği kararların sivil olmasını beklemek elbette mümkün değildir. Örneklerini birçok defa gördük, Yargıtay ve hatta devlet güvenlik mahkemeleri tarafından incelenerek suç unsuru bulunmamış sözler nedeniyle Anayasa Mahkemesi, partileri kapatmıştır. Nitekim, siyasi partiler kapatılmaları bakımından derneklerden dahi daha savunmasız konumlarda kalmışlardır.

Şu konuda sanıyorum hepimiz hemfikiriz: Siyasi partilerin tüzükleri, programları ve eylemleri insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olamaz, herhangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaç edinemez. Ancak ne var ki bir partinin kapatılmasına resmî ideoloji tarafından karar verilmişse, resmî ideolojiye aykırı görülen her türlü söz ve edim kapatma gerekçesi yapılabilmektedir, odak olma iddiasıyla dava açılabilmektedir. İşte bu durumun kendisi bizatihi farklı düşünce ve ideolojileri direkt olarak dışlayan ve cezaya tabi tutan, farklı olanı mahkûm eden bir anlayıştır yani siyasal çoğulculuğun reddidir. Bu noktada özellikle Siyasi Partiler Kanunu parti kapatma rejiminin belirleyici bir unsuru olmuştur. Bu konuda, özgürlükçü, demokratik rejimin temel nitelikleri ile bağdaşmayan çok sayıda yasak bulunmaktadır ve bu yasaklar sürekli olarak devreye sokularak örgütlenme özgürlüğü kısıtlanmakta, temsiliyet hakkı engellenmekte, kısacası demokrasiyi sekteye uğratmaktadır.

Siyasi Partiler Kanunu’nun bu nitelikteki yasaklardan ivedilikle arındırılması gerekmektedir. Nitekim, demokratik siyasetin başında sallanan tek kılıç bu gerici Anayasa değildir. Malumunuz olduğu üzere Türkiye hâlihazırda Avrupa ülkeleri arasında en çok parti kapatan birinci ülkedir ve dünya ülkeleri arasında da örneği hiçbir siyasi sistemde görülmeyecek şekilde yüzde 10 barajına sahiptir. Yani Türkiye'nin, seçmenlerin tercih ettiği vekilleri Meclis dışında bırakma konusunda da dünya birincisi olduğunu söyleyebiliriz. Evet, yüzde 10 barajı, parti kapatmaların ilk aşamasıdır. Bu barajla partileri büyük oranda engelleyerek siyasi partilerin hak ettikleri oranda halkı temsil etme yetkisini zaten elinden alıyorsunuz yani işlevsel olarak yüzde 10 barajı, parti kapatmanın fonksiyonlarını yerine getirmektedir zaten. Halkın siyasal tercihinin kendi ülkesinin Parlamentosunda temsil bulması olanaksızlaştırılmaktadır. Bu ne demektir biliyor musunuz? Halka, “siz temsil edeceğiniz kişiyi bilmiyorsunuz, sizi temsil edecek kişiler ancak çoğunluğun oyunu almış kişiler olabilir” demektir. Halka, asıl olan sizin değil, bizim irademizdir demektir. Halka, temsil edilmesi gereken iradeyi göstermektir.

Şimdi, şunu merak ediyorum: Siz, bu durumu demokrasinin hangi ilkesiyle açıklıyorsunuz? Özcesi, demokrasinin beslendiği kaynağı, halk iradesini hiçe sayıyorsunuz. Sonra da çıkıp “Biz, demokratikleşmeyi hedefliyoruz.” diyorsunuz. Demek ki öncelikle bu İktidarın demokrasinin ne demek olduğunu kavraması gerekmektedir. Yalnız iktidarın değil, bu konuda iktidar ile tam bir uzlaşı içerisinde olan muhalefet partilerinin de hesaplarını yaparken bu yanlış tavrın hak ve hukuka ne kadar uygun olduğunu sorgulaması gerekir.

Demek ki demokrasi anlayışında büyük bir eksiklik, büyük bir yanlışlık vardır. Zira hakkı, hukuku büyük bir uzlaşı içinde gasbeden ve buna ufacık bir itirazı da bulunamayan kesimler, halkın haklarını, halkın menfaatlerini savunamazlar. Savunduklarını iddia etseler bile başta durdukları yer, bu yalanın resmini gözler önüne sermeye kâfi olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasiyle bağdaşır hiçbir yanı bulunamayan bu hukuk dışı kuralın yanı sıra, halk siyasal tercihini hangi şartlar altında kullanıyor, biliyor musunuz? En eşitsiz koşullarda bütün baskı ve zorbalıklara rağmen kullanıyor. Halk, birçok yerde korucuların ve askerlerin açık oy kullanmayı dayatmasına rağmen bu tercihte bulunuyor. Tercihlerinin kendisine şiddet ve baskı olarak fatura edilebileceğini bile bile oy kullanıyor. Halk kendilerine teklif edilen menfaatlerin demokrasi umudunu bitireceğinin farkındalığıyla bu menfaatlerden mahrum kalarak kullanıyor oyunu. Sonrasında yüzde 10’un nimetlerinden nasiplenen siyasi partiler halkın tercihini kendileri yönünde kullanamamasına rağmen, haksız bir şekilde, kendilerine verilmemiş oylarla Meclise onlarca milletvekilini taşıyor. Bu durumun hangi hak anlayışında, hangi adalet düzeninde, hangi hukuk sisteminde yeri vardır?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 90’ıncı yılı kutlandı. Yani halk egemenliğinin 90’ıncı yılındayız ama halkın iradesinin Türkiye Parlamentosunda temsil edilmesinin önünde engel oluşturan onlarca yasaklardan hâlâ kurtulabilmiş değiliz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, halk egemenliğinin sağlanması konusunda büyük bir adımdır ve köklü bir zihniyet değişiminin ifadesidir. Egemen kılınmak istenen demokratik sistem, cumhuriyet tarihi boyunca tek partili sistemlerle ve sonrasında askerî darbelerle sekteye uğratıldı. Günümüz yasakları da bu demokratikleşme sürecini gerileten askerî darbelerin ürünüdürler. Ufak değişiklikler ile demokratik siyasette uzun soluklu mesafelerin alınması mümkün değildir.

Tarihsel bir görevimiz var, o da bu ülkede ne olursa olsun demokrasiyi, adaleti tesis etmek. Bunları sağlamak için de bir zihniyet değişimine ihtiyacımız vardır. Ancak bu değişim, sistemin antidemokratik uygulamalarına köklü çözümler üretemiyorsa buna zihniyet değişimi değil, “zihin oyunları” diyebiliriz ancak. Bir ülke kirli oyunlarla yeterince zaman kaybetti ve hiç hak etmediği kadar bedel ödedi. Bu nedenle bu ülkenin oyuna değil, gerçek bir hukuksal ve siyasal dönüşüme ihtiyacı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Buldan, size de ek süre veriyorum iki dakika.

Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gelin, halkın menfaatlerini temel referans noktası kabul ederek bu yasakların hepsini konuşalım, tartışalım ve ülkemizin aydınlık geleceği adına Türkiye Cumhuriyeti’ni bir an önce bu paslı prangalardan kurtaralım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Buldan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.

Sayın Özyürek buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır efendim.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa teklifinin 26’ncı maddesine bağlı geçici 18’inci maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, uzun zamandır gece yarılarına kadar ve zaman zaman da gergin bir ortamda bu müzakereleri yürütüyoruz. Olaylara çok yakından bakmayan vatandaşlarımız “Acaba bunlar ne yapıyorlar, ne görüşüyorlar?” diye merak ediyor olabilir. Bütün vatandaşlarıma şunu söylemeliyim ki bu Anayasa paketi milletin ihtiyacı olan bir paket değildir. Bu Anayasa paketi AKP’nin ihtiyacı için AKP’nin mutfağında hazırlanmış olan bir Anayasa paketidir.

1982 Anayasası ki askerî yönetim tarafından oluşturulmuştur, maalesef halkın yüzde 92’si oy vermiştir. Ben, o Anayasa’ya karşı çıkan birisi olarak söyleyeyim ki o Anayasa mutlaka değişmelidir. Bu anlayış doğrultusunda on altı defa bu Anayasa değiştirilmiş ama her defasında Parlamentoda bir uzlaşma sağlanmıştır. İlk kez bu paket sadece AKP tarafından hazırlanmış ve AKP’nin oylarıyla, bir uzlaşma sağlanmadan, burada madde madde görüşülmekte ve kabul edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa’nın, paketin -çok görüşüldü, konuşuldu- esas üç temel maddesi var. Siyasi parti kapatılmasının Parlamentoya verilmesi, bir anlamda, yani iddianame hazırlama konumunda olan cumhuriyet başsavcısının yasama organından izin alması demek, yargının siyasetin emrine girmesi demektir.

Bir diğer madde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve bir diğer madde de Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilmesidir.

Burada yapılmak istenen, esas itibarıyla, bu üst yargı organlarını AKP’nin emrine vermek, yargıyı siyasallaştırmak demektir. Eğer siz yargı bağımsızlığını ortadan kaldırırsanız, eğer siz kuvvetler ayrımını yok ederseniz Anayasa’mızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 2’nci maddesindeki hukuk devletini yok etmiş olursunuz. O nedenle, bu değişiklik Anayasa’mıza aykırıdır, zaten hukukun temel ilkelerine de aykırıdır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Gül, Cumhurbaşkanımız, seçildiği zaman demişti ki: “Bana verilen, Anayasa’da verilen bu yetkiler fazla.” Ama biz bu paketle Sayın Cumhurbaşkanının yetkilerini artırıyoruz; Anayasa Mahkemesine de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna da atama yapma yetkilerini artırıyoruz.

Sayın Gül’ün bu yetkilerini nasıl kullandığını rektör atamalarında gördük. Atamalarda yüzde 50’den fazla 1’inci dışındaki adayları, 2'nci ve 3’üncü adayları dikkate aldı. Yani akademisyenlerin tercihini değil, kendi kişisel tercihini öne aldı. Anayasa Mahkemesine yaptığı atamalarda da gördük. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi Raportörüyken otuz bir gün Denizcilik Müsteşar Yardımcılığı yapan birisi Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. Yani hile yapıldı, yani yasanın arkasından dolanıldı. Bir Cumhurbaşkanı, tarafsız olması gereken, anayasal kurumlar arasında uyumu gözetmesi gereken bir Cumhurbaşkanı bu şekilde atamalar yaparsa, genişlemiş yetkileriyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ve Anayasa Mahkemesine yapacağı atamalarla artık sistem bütünüyle AKP‘nin denetimine girecektir, amaç da budur.

Zaten Sayın Başbakan, zaman zaman Anayasa Mahkemesinin yetkilerine, kullandığı yetkiye, verdiği kararlara çok ağır suçlamalar getirdi. İsteniliyor ki, hiçbir engel olmasın. Geçmişte, hatırlayınız, bundan altı yedi ay önce daha çok YÖK tartışılırdı, AKP’li sözcüler YÖK’ün atamalarını, YÖK’ün işlemlerini, eylemlerini tartışırlardı. Şimdi, bunu duyuyor musunuz? Duymuyorsunuz çünkü artık YÖK, AKP tarafından teslim alınmıştır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Daha önce siz mi teslim almıştınız?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesini teslim almak üzere bu değişiklik yapılmaktadır.

Sayın Başbakan, yasa tanımak istemiyor, hukuk tanımak istemiyor ve giderek başkan seçildiği zaman da tam bir diktatör gibi Türkiye’yi yönetmek istiyor. Bu Anayasa’nın özü budur ve bu Anayasa’da bir garabete herkesin dikkatini çekmek istiyorum. Burada da çok dile getirildi. 29 soru soracaksınız, tek cevap isteyeceksiniz. O tek cevap da tek kelime: “Evet” mi, “Hayır” mı? Oysa bir vatandaşımız, bir seçmenimiz diyebilir ki, kadınlara, çocuklara pozitif ayrımcılığa “evet” ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesine “hayır” ama böyle bir hakkı tanımıyorsunuz. Burada, sabahlara kadar çalışıp madde madde oyluyoruz, “evet” diyoruz, “hayır” diyoruz ama vatandaşa gelince “teker teker olmaz, sen hepsine evet veya hayır de” şeklinde bir düzenleme yapıyoruz.

Özü itibarıyla, değerli arkadaşlarım, bu Anayasa AKP’nin ihtiyaçları için düzenlenmiştir, AKP mutfağında hazırlanmıştır ve topluma dayatılmıştır. Nasıl 12 Eylül Anayasası Evren tarafından topluma dayatılmışsa, bu Anayasa da AKP tarafından topluma dayatılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz geçici 18’inci maddeyle de ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.

Bu düzenleme, 2009 yılına ait partilerin hesaplarının Anayasa Mahkemesinde denetlenmeye devam edilmesi için yapılan bir düzenlemedir. Biliyorsunuz, daha önce kabul edilen bir maddeyle, bundan böyle Anayasa Mahkemesi yerine partilerin hesaplarının, mali işlemlerinin Sayıştay tarafından denetlenmesi kabul edilmişti.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi, bu görevi, yani siyasal partilerin mali denetimini hep angarya olarak görmüştür. Sayın Adalet Bakanımıza sormuştum bu maddeyi oluştururken, yani “Siyasal partilerin mali denetimini Anayasa Mahkemesinden alıp Sayıştaya verirken bir değerlendirme yaptınız mı, dünyadaki örneklerle ilgili incelemeler yaptınız mı?” diye sorduğumda, “Anayasa Mahkemesi istemiyordu, biz de aldık Sayıştaya verdik, zaten Sayıştaydan yardım alarak bu denetimi yapıyorlar.” denmiştir.

Oysa bu denetimin Anayasa Mahkemesine verilmesinin bir amacı vardır. İstenilmiştir ki bütünüyle tarafsız, bütünüyle bağımsız bir organ siyasal partilerin hesaplarını denetlesin, çünkü siyasal partiler, Anayasa’mızın deyimiyle demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

Şimdi Sayıştaya veriyoruz. İlçe belediyesini de Sayıştay denetliyor, siyasal partinin hesaplarını da Sayıştay denetliyor. Herhangi bir kamu kurumunu da Sayıştay denetliyor, siyasal parti hesaplarını da Sayıştay denetliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme gerçekten çok sakıncalı, çok özensiz, önüne arkasına bakılmadan yapılmış bir düzenlemedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde nasıl yapılıyor diye baktığımızda, orada Senatodan ve Temsilciler Meclisinden oluşan bir komite hem partilerin siyasal hesaplarını denetliyor hem de adayların hesaplarını, harcamalarını denetliyor.

Fransa’da ise yine benzer şekilde bir komite oluşturulmuştur, bu komite denetliyor. Geçmişte Fransa’da da Anayasa Mahkemesi denetlerken, yetki bu komiteye verilmiştir.

Bana göre de Türkiye’de de siyasal partilerin mali denetiminin ayrı bir kuruluş tarafından yapılması lazım. Buraya Yargıtaydan temsilci seçilebilir, Danıştaydan temsilci seçilebilir, Maliye Bakanlığından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özyürek, size iki dakika ek süre veriyorum. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …Sayıştay tarafından temsilci seçilebilir.

Siyasi partilerin hesaplarının, mali hesaplarının özellikle TÜRMOB’tan yetki almış bağımsız denetçiler tarafından denetlenmesi, bu resmî komitelerin ise o denetçilerin denetleme sonuçlarını incelemesinde yarar var. Bu, son derece önemlidir. Şu anda, siyasal partilerin mali incelemelerinde büyük haksızlıklar yapılmaktadır. Çünkü, siyasal partiler ne kamu kurumudur ne kamu kuruluşudur ne de vergi mükellefidir. Ama bu denetimi yapan Sayıştay denetçileri… Ne yazık ki, yüce mahkeme denetçilerin hazırladığı raporu hiçbir şekilde değerlendirmeden olduğu gibi kabul etmektedir. Mesela, ben yıllarca Maliye Bakanlığında hesap uzmanlığı yapmış birisi olarak söyleyebilirim ki, bir mükellefin bir harcamasıyla ilgi fotokopi belge varsa, bundan şüphe duyarsanız araştırırsınız. Ama araştırmadan, doğrudan “Hayır, sen fotokopiyle yazmışsın, bunu reddediyorum.” diyerek Hazineye o kadar harcamayı irat kaydetmek son derece yanlıştır. Ayrıca bu denetçiler “yerindelik denetlemesi” yapmaya kalkmaktadırlar. Mesela Cumhuriyet Halk Partisinin hesaplarının incelemesinde, biz sosyal demokrat bir parti olarak, işten ayrılan insanlara da ihbar tazminatı vermişiz, “Hayır, siz ihbar tazminatı veremezsiniz, bu ihbar tazminatlarını irat kaydetmeniz gerekir.” gibi hiçbir yasada yeri olmayan değerlendirmeler yapılıyor ama Yüce Mahkemenin üyeleri de buna bakmadıkları için böyle bu karakuşi değerlendirmelerle sonuca varılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özyürek, ek süreniz de doldu, Genel Kurulu selamlamanız için açıyorum efendim tekrar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Peki efendim.

O nedenle ben diyorum ki: Siyasi partilerin hesaplarının denetlenmesi son derece önemlidir. Özellikle kayıt dışılığın çok yoğun olduğu bir ülkede adayların harcamalarının da mutlaka denetlenmesi gerekiyor çünkü sermaye partileri kayıt dışı gelir elde ediyorlar ve kayıt dışı harcamalar yapıyorlar. Bazı adayların çok ölçüsüz harcama yaptığını biliyoruz. Bu ölçüsüz harcamalar demokrasiyi zedelemektedir, haksız rekabete yol açmaktadır; bunlara bir çare bulunması gerekir. Özellikle Siyasi Partiler Kanunu’nda yapacağımız değişiklikle belki bu sorunu çözebiliriz, diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özyürek, teşekkür ederim.

Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ’a ait.

Sayın Bozdağ, aynı zamanda kişisel söz talebiniz de var, arzu ederseniz ikisini birleştirebilirim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Evet, birleştirelim.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz on beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici 18’inci madde üzerinde AK PARTİ Grubunun ve şahsi görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçici 18’inci madde, esasında çerçeve 8’in 69’uncu maddede yaptığı değişiklikle ilgili bir geçici düzenlemeyi içermektedir. Ben bu vesileyle siyasi parti kapatmalarıyla ilgili bir değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bizim demokrasi tarihimize baktığımızda Anayasa’mızın ilgili maddelerinin de pratiğine baktığımızda, bir yandan Anayasa’mız “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru.” temel ilkesini koyarken ortaya, öte yandan benimsediği ilkelerle ve Anayasa Mahkememizde ortaya koyduğu kararlarla maalesef demokratik siyasi hayatın en kolay vazgeçilebilen unsurları hâline gelmiştir.

Yine Anayasa’da yer alan hükümler ve Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan hükümler dikkatle değerlendirildiği takdirde, Türkiye’deki siyasi partilerin tüzük ve programları da yan yana konulup incelendiği takdirde, neredeyse birbirinin tıpkısının aynısı tüzük ve programlarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Yani, partilere, özgürce bir tüzük yazma imkânı, özgürce bir program yapma imkânı bile vermiyor. Ben merak ettim, inceledim. Baktığınız zaman, pek çok konuda, işte bir parti “şart” demiş, bir parti “koşul” demiş, baktığınızda, öz itibarıyla, ana eksenlerde büyük benzerlikler olduğunu görüyoruz yani bir defa, bizim siyasal partilerle ilgili alanda, partilerimizin tüzüklerini, programlarını özgürce düzenleyebileceği bir ortam yok. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesinin ortaya koyduğu bir pratik var ve Türk demokrasi tarihi, dünyanın en büyük siyasi partiler mezarlığına sahip bir tarihî özellik taşıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konudaki içtihatlarını oluşturmasına da yine Türkiye öncülük etmiş. Bu noktada bir birinciliğimiz var, bir kültür oluşturmuşuz; orada da bu kültür bundan sonra yayılır mı, yayılmaz mı, bilmem.

Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu, Türkiye’den giden davalar nedeniyle birtakım değerlendirmeler yapıyor ve Türkiye’ye dönük de raporlar hazırlıyor. En son hazırlanan, 13-14 Mart 2009 tarihinde Türkiye’ye dönük raporunda üç tane ana eleştiride bulunuyor:

Bir tanesinde diyor ki: “Parti yasaklama ve kapatma davalarını başlatma süreci Avrupa ülkelerine nazaran daha keyfî ve daha az demokratik kontrole tabi.”

Bir başkasında diyor ki: “Parti kapatma nedenleri çok fazla.”

Bir başkasında da diyor ki: “Parti kapatma neredeyse alışkanlık hâline gelecek kadar kolay oluyor.” Bunlarla ilgili Türkiye'nin tedbir almasını istiyor. Şimdi, bizim, tabii, Anayasa Mahkemesinin kapatma konusunda iradesini nasıl koyacağına karışma imkânımız yok. O, mahkemenin takdirinde olan bir konudur. Kapatma nedenleri yani 68/4’teki, fıkradaki hususlarla ilgili bir değişiklik de getirilmiyor. O da yerinde muhafaza ediliyor. Peki, getirilen ana düzenleme ne? Dava açma sürecinin, Venedik Komisyonunun tavsiyelerine de uygun bir biçimde demokratik kontrole, demokratik bir süzgece tabi tutulmasıdır. Dava açarken Cumhuriyet Başsavcısı iddianameyi düzenleyip doğrudan dava açamayacak, Parlamentodan, oluşan komisyondan izin alabildiği takdirde açacak. Burada bir demokratik kontrol sistemi söz konusudur. Peki, bu, bizim pratiğimize uygun mu, aykırı mı? Uygun. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı mı? Kesinlikle aykırı değil.

Şimdi, bakıyoruz, Anayasa’mızın 83’üncü maddesi, milletvekillerinin dokunulmazlıklarıyla ilgili madde ve burada izin sistemi var. Bizim demokrasi pratiğimizde var. Yine bakıyoruz, Anayasa’mızın 100’üncü maddesi, Meclis soruşturmasıyla ilgili Yüce Divana sevk noktasında yine bir izin sistemi ortaya koymuş. Bizim Meclis pratiğimizde bir başka izin olduğunu görüyoruz. Yine bakıyoruz Anayasa’mızın 129’uncu maddesinin son fıkrasına, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı ceza kovuşturması açılmasını, kanunla gösterilecek istisnalar dışında, izne bağlayan bir pratiği bizim bizzat Anayasa’mız ortaya koyuyor. Dolayısıyla Anayasa’nın kabul ettiği bir pratik bu, Anayasa’yı ilk yapanların ortaya koyduğu bir anlayış; şu anda da var.

Peki, Ceza Kanunu’nda ne var? Oraya da bakıyorsunuz, Türk Ceza Kanunu’nun, bakıyorum, 299’uncu maddesi: “Cumhurbaşkanına hakaret.” Davanın açılması Adalet Bakanının iznine bağlı. Bakıyorsunuz, 301’inci maddesi: “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama.” Burada da dava açma Adalet Bakanının iznine bağlı. 305’inci maddesine bakıyorsunuz: “Temel millî yararlara aykırı hareket.” Temel millî yararlar nedir diye madde izah ediyor, 4’üncü fıkrasında “…bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.” diyor. Böyle bir durumda dahi suç savaş hâli dışında işlenmişse davanın açılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Hiç kimse kalkıp da bu düzenlemeler varken “Siz Adalet Bakanının iznine bağlıyorsunuz, o zaman bu ülkenin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve bu ülkenin değerleri tehlikeye girer.” demedi. Bu yeni bir düzenleme de değil, eski Ceza Kanunu’nda da olan bir düzenlemedir.

Dolayısıyla, bütün bunları birlikte değerlendirdiğinizde, izin sistemi hem Venedik Komisyonunun tavsiyesine uygundur hem de Anayasa’mızın ortaya koyduğu pratiğe uygundur hem de Türk Ceza Kanunu’nda kabul edilen esasa uygundur. Avrupa’ya baktığınızda, İspanya’da ve Almanya’da da benzer bir izin sistemi mekanizmasının işlediğini çok rahatlıkla görebiliyoruz. O nedenle “İzin sistemi yargı birliğine müdahaledir.” demek, Anayasa’nın bu ilgili hükümlerini, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerini ya görmemektir ya da yok saymaktır. Eğer bunlar yargı birliğine müdahale olsaydı… 301’inci madde Anayasa Mahkemesine gitti ve Anayasa Mahkemesi davayı reddetti, bir karar da oluşturmadı. Bu nedenle, yargı birliğine, yargıya yürütmenin veya yasamanın müdahalesine açık kapı bırakan bir şey değil, birbirinden tamamen ayrı şeylerdir, bunları birbirinden ayırmak lazım.

Peki, başka ne getiriliyor; odaklaşmayla ilgili konuda iki tane husus getiriliyor, delil yasağı ortaya konuyor ayrıca. Nedir? Anayasa’nın 83’üncü maddesi dokunulmazlıkları düzenliyor, diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamaz.” Nedir bu? Mutlak sorumsuzluktur. Anayasa diyor: Bu kürsüde milletvekili ne konuşursa konuşsun, onun mutlak sorumsuzluğu vardır, hiçbir biçimde ben sorumlu tutmam. Benim kurduğum -kurucu iktidar diyor- Anayasa Mahkemesi veya başkaca kurulmuş organlar, onlar da sorumlu tutamazlar diyor. Ne koyuyor ortaya? Bir sorumsuzluk ilkesi ortaya koyuyor. Ama buna rağmen Anayasa Mahkememizin verdiği kararlara baktığınız zaman, bu kürsüde söylenmiş masuniyet kapsamında olduğu tartışmasız olan nice ifadelerden dolayı siyasi yasaklar koyduğunu ve bu ilkeyi görmezden geldiğini, uygulamadığını, ihlal ettiğini hepimiz biliyoruz. Çok net, çok açık ama buna rağmen uygulamada böyle. Bu düzenlemede bir delil yasağı ortaya koymak suretiyle, odaklaşmanın belirlenmesinde Anayasa Mahkemesinin uyması gerekli olan 83’üncü madde bir kez daha hatırlatılmakta ve altı çizilmektedir ve delil yasağı ortaya konmaktadır.

Bir diğer konu da şu: İdarenin, yürütmenin eylem ve işlemlerinin de odaklaşmanın tespitinde dikkate alınmayacağı. Bir başka delil yasağı da burada ortaya konmaktadır. Bu da çok tartışılıyor: İdarenin eylem ve işlemi nasıl olur da bir partiyle ilgili kapatma davasında dikkate alınmaz?

Şimdi baktığımız zaman, hakkında kapatma davası açılan partiler hangi konumda olabilir? İktidarda olabilirler, olmayabilirler. İktidarda olmayan bir partinin yürütmeye ilişkin bir eylemi söz konusu olabilir mi? Yürütmede değil, dolayısıyla iktidarda olmayan partiler açısından zaten bunun fiilen uygulanma imkânı yok. Peki, iktidardaki partilerin durumuna gelince, o da nedir? Oraya da iyi bakmak lazım. Anayasa, madde 125, çok açık bir şekilde diyor ki: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” İdare ne? Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, yürütme ve aşağı doğru baktığınızda, diğer görevliler. Şimdi, neye göre yapıyorlar bunu? Kanuna ve Anayasa’ya göre yapıyorlar.

Değerli milletvekilleri, idarenin eylem ve işlemleriyle bir partinin odak olması hem fiilen mümkün değildir hem de hukuken mümkün değildir. Fiilen mümkün değildir çünkü idare, bütün eylem ve işlemlerini Anayasa ve yasalara uygun yapmakla mükelleftir, yapmak zorundadır, uyarak yapmak mecburiyetindedir. Fiilen uygulamalarını da böyle yapmak durumundadır.

Hukuken nasıl mümkün değildir? Eğer idare, Anayasa ve yasaların ortaya koyduğu bu temel kurallara uymazsa, Anayasa ve yasa sınırları dışına çıkarsa, o zaman, idarenin eylem ve işlemleri yargı denetimine, idari yargının ve Danıştayın denetimine açıktır. Danıştay bunu iptal eder veya idari mahkemeler bunu iptal eder, yürürlüğünü durdurur.

Hukuk, bizzat Anayasa ve yasalar, iktidarda olan bir partinin 68/4’teki konular nedeniyle odak olmasına -bizim Anayasamız ve hukukumuz- hem hukuken hem de fiilen imkân vermez. Böylesi bir mekanizma, böylesi bir kontrol sistemi var. Düşünebiliyor musunuz, idarenin ortaya koyduğu bütün işlemler gidiyor, iptal ediliyor, durduruluyor; ondan sonra diyorsunuz ki, yürürlüğe girmiş bir şey yok veya girmişse bir zaman sonra iptal edilmiş bir durum var; bundan dolayı siz odak oluyorsunuz diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Eğer bir denetim mekanizması olmasaydı, eğer bir yargı merciine başvurma yolu açık olmasaydı, o zaman belki burada bu tartışılabilirdi.

Öte yandan, biz, parlamenter sisteme sahibiz. Parlamenter sistemde yürütme ile yasamanın ilişkileri biraz farklıdır. Şimdi, oradan baktığınızda: Parlamento yasalar çıkarıyor. Bu yasaların içerisinde sıkıntı olabilir mi? Olabilir. O zaman, Anayasa ne diyor? “Anayasa Mahkemesi var.” diyor. Anayasa Mahkemesine konu gider mi? Gider. Burada yapılan her türlü yasa, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişiklikleri Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi. Oradan da iptal edilebilir veya yürürlüğü durdurulabilir. Bir şekilde kontrol mekanizmasına tabi. Yasama faaliyetlerinde bulunmak suretiyle de 68/4’e aykırı eylemlerin odağı olması iktidardaki partinin fiilen, hukuken mümkün değildir. Bu mümkün olmadığı için burada bunun yazılma gereği, bir delil yasağı ortaya koyma gereği vardır.

Bir başka konu: Hukukun evrensel ilkelerinden bir tanesi, o da nedir? Suçun şahsiliğidir, cezanın şahsiliğidir. Suç şahsidir, ceza da şahsidir. Siz, bir şahsın işlemediği bir suçtan dolayı başka birini sorumlu tutabilir misiniz? Ahmet’in işlediği suçtan Mehmet’i, oğlun işlediği suçtan babayı, halanın işlediği suçtan yeğeni siz sorumlu tutabilir misiniz? Tutamazsınız. Siyasi partinin tüzel kişiliği ayrıdır, yürütme ayrı bir tüzel kişiliktir. Ayrı bir tüzel kişiliğin işlediği bir fiilî, onunla irtibatlı olmayan başka bir tüzel kişiliğe izafe etmek ilkel çağların anlayışıdır. Dünya bunu aşalı asırlar oldu, yüzyıllar oldu ama bizim hukukumuzda, maalesef, bu ilkellik, hem de hukuk devleti adına, bugüne kadar muhafaza edilmiştir. Yapılmak istenen şey, esas hukuk devletiyle bağdaşmayan bu ilkel anlayışı, bu ilkel kuralı ortadan kaldırmak, işi hukukun sınırları içerisine çekmektir. Burada bir yanlışlık yok, burada doğru bir düzenleme var, doğru bir yapı var. Hiç kimse, bir başkasının işlediği suçtan dolayı bir başkasının cezalandırılmasını talep edemez. Talep ederse, bunu hukukun evrensel ilkeleriyle, çağımızın demokratik hak ve özgürlükleriyle özdeşleştirip ifade edemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, size de ek süre veriyorum efendim. Konuşmanızı tamamlayın lütfen.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Belki geçmişte kolektif cezalarla ifade edilebilir, belki geçmişte, Orta Çağda, daha önceki ilkel çağlarda ortaya konan hukuk anlayışları ve cezalarıyla izah edilebilir; şu anda yapılan düzenleme, bu anlayışları tarihe gömmekte, yerine hukukun gereğini ortaya koymaktadır.

Bir başka konu, eğer böyle bir düzenleme olursa, ülkenin bölünmez bütünlüğü, Anayasa’mızın ilk üç maddesi korumasız kalır mı, kalmaz mı? Bu tartışılıyor. Kesinlikle korumasız kalmaz. Neden? Sebebi çok açık: Çünkü Anayasa’nın ilk üç maddesindeki veya anayasal düzenin ortaya koyduğu bütün korunan değerlerin hepsinin müeyyidesi vardır. Nedir? Türk Ceza Kanunu bunu düzenler. Nedir? Terörle Mücadele Kanunu bunu düzenler, başka kanunlar bunu düzenler. Bir kişi ülkenin bölünmez bütünlüğü aleyhine suç işlediği zaman “Bu bir partinin üyesi.” diye savcılar ona dokunmayacak mı? Polis, jandarma onun soruşturmasını yapmayacak mı? Yapacaktır. Bunlarla ilgili her türlü soruşturma, kovuşturma yolu açıktır, Ceza Kanunu ve diğer yasalarımız buna izin vermektedir. Bu hepimizin bildiği bir konudur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen telefon edersen yapmazlar!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, değerli milletvekilleri, bir başka konu: Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü, cumhuriyetin temel niteliklerini bir cumhuriyet başsavcısının koruyacağını, şurada bulunan 550 milletvekilinin bu konuda bir savcı kadar hassasiyet sahibi olamayacağını düşünmek, bu Meclise, bu Meclisin içinde bulunan insanlara hakaret sayılır mı, sayılmaz mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Neden biz bir cumhuriyet başsavcısının ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve cumhuriyetin temel değerlerine, sadakatine bağlılığına itimat ediyoruz da kendimizin bu değerler konusundaki samimiyetinden şüphe ediyoruz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kadar bu yasamayı, bu milletin temsilcilerini aşağılama olabilir mi? Olamaz.

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sen kendine bak, kendine!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, bakın, çok net söylüyorum: Cumhuriyetin koruyucusu mahkemeler değildir, cumhuriyetin koruyucusu falanlar, filanlar değildir. Kimdir? 72 milyon Türk milletidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiç kimse kendisini ayrı görmesin.

Bu nedenle, bu düzenlemeler bizim demokrasimize standart kazandıracak, hukuku ve hukuk devletinin gereklerini hayata geçirecek düzenlemelerdir, altında başka şeyler arayıp başka yerleri göstermek bu düzenlemelere ve bu Meclise haksızlık olur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.

Şimdi, şahıslar adına ikinci söz, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’e aittir.

Sayın Genç, buyurun.

Süreniz beş dakika efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 497 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin 26’ncı maddesine bağlı geçici 18’inci madde üzerine kişisel söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii bundan önce konuşan arkadaşımız hukukçu ama bu hukuk tahsilini nerede yaptığını ben de merak ediyorum! Yani… Bakın, bir kural vardır, hiçbir kimse bir suç işlediği zaman “Aman ben suç işlemişim, gelin beni cezalandırın.” diye hiçbir hukukta, hiçbir devlette böyle bir hukuk kuralı konulmaz. Siyasi partiler suç işleyecek, ondan sonra gidecek, gelecek diyecek ki: “Yahu tamam, ben suç işledim, beni kapatın.” Böyle bir mantık en ilkel toplumlarda olmaz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle demedi, çarpıtıyorsun! Onu söylemedi ki, nerden çıkarıyorsun onu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir geçmişi vardır; Osmanlı Devleti’nin parçalanması üzerine kurulmuş, belli bir rejimi değiştirmiş, çağdaş, laik, devrimci bir devlet anlayışıyla kurulmuş bir devletimiz. Bu devleti baştan beri yıkmaya çalışan hain emeller var. Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine kendi ideolojilerine uygun bir sistem getirmek isteyen, işte İslamcı liberal, ta Tanzimat’tan beri gelen, 1908 tarihinden beri gelen böyle bir akım var.

Şimdi burada Anayasa yapılırken bir sistem koymak lazım. Denilebilir ki: “Siyasi partiler kapatılmasın kardeşim.” Bu bir ilke, bu dürüstçe bir ilke. Ama evvela, efendim, siyasi partileri kapatalım, kapatalım ama kim kapatacak? Parlamento karar verecek. Peki, bu Anayasa’da hukuk devleti ilkesi var mı? Hukuk devletinin en önemli özelliklerinden birisi de kuvvetler ayrılığı değil midir? Kuvvetler ayrılığında yargı yetkisi kime aittir? Bağımsız yargıya aittir. Yasama da Meclise aittir. Peki, diyorsunuz ki siz: “Efendim, Cumhuriyet Başsavcısı nasıl olur da ülkenin bölünmez bütünlüğünü, laik düzeni koruyor da 550 milletvekilli korumuyor? Şimdi bu, o kadar ilkel bir düşünce tarzı ki. Bakın, başsavcı oraya bir günde gelmiyor, o, uzun zaman hâkimlik görevini yaptıktan sonra, belli bir hukuk kültürü, belli bir hukuk nosyonu ve deneyiminden geçtikten sonra oraya geliyor ve tarafsız bir kişidir, ne kadar kim ne derse desin. Kaldı ki, başsavcı bir mütalaa veriyor, o mütalaa da gidiyor Anayasa Mahkemesinde karara bağlanıyor.

Şimdi, siyasi partiler -biz burada hepimiz siyasileriz- burada bir siyasi partide hangi siyasi partili bir milletvekili çıkıp da genel başkanının isteklerinin aksine bir karar veriyor? Dürüst olalım arkadaşlar. Yani şimdi, yarına AKP veyahut da herhangi bir parti, farz edelim CHP, kapatma kararı geldi buraya, bir milletvekili çıkabilir diyebilir mi ki: “Yahu, bu partiyi kapatalım.” Der mi arkadaşlar? Bu, çok mantıksız, dünyada emsali olmayan… İşte siz yeni bir şey icat etmiş gibi kamuoyunun karşısına insanları kandırarak, göz boyaması yaparak geliyorsunuz. Şimdi, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar var. Şimdi siz, ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı eylemleri suç olmaktan çıkarıyorsunuz. İdari eylem ve işlemleri suç olmaktan çıkarıyorsunuz. Yahu, bu tamamen, bu Anayasa değişikliği, AKP’nin kapatılmaması için hazırlanan özel bir yönetmelik maddesi. Çünkü idari eylem ve işlemleri kim yapıyor? İktidar yapıyor. İktidarda kim var? Siz varsınız. Yani siz burada getireceksiniz, devletin temel niteliklerini bozan bir… Yarın bir Diyanet İşleri kanununu getireceksiniz, belki orada öyle düzenlemeler de yapacaksınız ki göreceğiz, Türkiye’nin laik düzenini ortadan kaldırıp yerine bir şeriat düzeni getirebilecek bir davranış da yapabilirsiniz, düzenleme yapacaksınız. Peki, Anayasa Mahkemesi eğer bu konuda bir karar verirse nasıl karar verecek? “Sen kararın önünü kesmişsin.” diyecek.

Şimdi burada, ayrıca da partilerin denetimini Anayasa Mahkemesinden alıyorsunuz Sayıştaya veriyorsunuz. Biraz önce yaptığım konuşmada da söylemiştim. Sayıştayın tamamen kadrosu değiştirilmiş. Türkiye’de şimdi RTÜK nasılsa Sayıştay da öyledir, AKP’nin tamamen seçtiği ve kendi seçtiği üyeler. Onlar sizin ideolojiniz paralelinde ve size uygun. Ayrıca da yeni alınan tetkik… Şey, tetkik elemanı mı diyorlar, neyse…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Denetçiler…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani denetçiler de -hep sizin zamanınızda alınan- özel tarikat ve cemaat mensubu. Hepsi değil de büyük bir kesimi tarikat ve cemaat mensubu insanlar.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nereden biliyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi ne yapacaklar? Bunlarda, özellikle belli bir tarikat ve cemaate bağlı olarak eğitim gören insanlarda adalet duygusu çok zayıf oluyor. Onların tek hedefleri, kendi cemaat ve tarikatlarının başarıya ulaşması için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, size de bir dakika ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

KAMER GENÇ (Devamla) – …onlardan taraf olanlara her şey mübah, onların karşısında olanlara da en doğru, en hukuka uygun şeyleri de tenkide değer hususlar olarak buluyorlar.

Şimdi, geçen gün işte -yani geçmişte- Sayıştay denetçilerinin Cumhuriyet Halk Partisinin işlemlerini incelerken çıkardığı, neymiş efendim, “Uçak biletini alırken sen partinin ismini yazmamışsın…” E, olabilir, milletvekili alıyor. Buna zimmet suçu çıkarıyor ama aynı şeyle gitsin bakalım, AKP’nin hesaplarını incelesin, çıkarır mı, çıkarmaz mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizim hesaplarımız açık, bizim hesaplarımız çok şeffaf.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, AKP’nin orada devasa -daha dünkü parti- bir genel merkezi yapıldı. Bu paralar nereden geldi arkadaşlar? Bir sürü genel merkez yapıldı, en azından 1 katrilyona yakın. O iç döşemeleri möşemeleri… Bunların parası nereden geldi, hangi müteahhit firmalardan geldi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sen kendi hesaplarına bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, orada ciddi bir inceleme yapılsa o bile partinin kapatılması için bir neden. Çünkü tevsik edilmeyen gayrimeşru zeminlerden gelen paralar var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bizim hesaplarımızın hepsi açık, hiç tartışmasız.

KAMER GENÇ (Devamla) – O itibarla, burada eğer siz kendinize göre bir Sayıştay oluşturup da onun hesaplarını o Sayıştaya denetletirseniz, onlar hep rakip partileri ortadan kaldırmak için ortaya atılan tuzaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, ek süreniz de doldu efendim, ek süreniz de doldu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama tabii, Anayasa yapıyoruz; böyle beş dakikayla düşüncelerimizi burada söylememiz mümkün değil.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar ve şahıslar adına konuşmalar tamamlandı.

Şimdi, İç Tüzük gereği 72’nci maddeye göre görüşmelerin devamını amaçlayan bir önerge var, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğünün 72 nci maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Yasa Teklifinin 26. maddesine bağlı geçici 18. maddenin üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

 

Ahmet Küçük

Atilla Kart

 

İstanbul

 

Çanakkale

Konya

 

Zekeriya Akıncı

 

 

Mustafa Özyürek

 

Ankara

 

 

İstanbul

Gerekçe:

Anayasalar, devletin dayandığı temel ilkelerle siyasal rejimin belirlendiği; yetkili organların, teşkilatın ve bunların nasıl işleyeceklerinin düzenlendiği ve insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı temel hukuk metinleridir.

Anayasa Devletin ve toplumun temel kanunu, temel toplum sözleşmesidir; bu günü ve geleceği ilgilendirir. Bu nedenle toplumsal mutabakatı gerektirir.

Dünyada ve Türkiye'de Anayasalar hep olağanüstü dönemlerin eseri olmuştur Amerika'da, Fransa'da, Sovyetler Birliği'nde, Almanya'da, ve hatta İran'da. Anayasalarla siyasal rejimler değiştirilmiş, siyasal rejimler kurulmuştur.

Anayasaların halkın ihtiyaçlarını karşılayamayarak toplumsal taleplerin gerisinde kalması durumunda ise değiştirilmesi ihtiyacı gündeme gelmiştir. Değişiklik ihtiyacını gündeme getiren ise Dünyanın her yerinde ve Türkiye'de hep halk olmuştur. Halk ve halkın temsilcileri, sorunları tartışmış, çözüm yollarında uzlaşmış ve varılan mutabakatın eseri olarak Anayasalar değiştirilmiştir.

AKP iktidarı ise toplumu bir yana koyarak, kendini her şeyi yapmaya muktedir cuntacılar gibi gördüğünden mutabakat aramamaktadır. Darbe dönemlerinin cuntaları dahi, konu Anayasa olduğunda bir toplumsal meşruiyet arayışına girmesine rağmen, AKP iktidarı çoğunluğum varsa astığım astık, kestiğim kestik anlayışı içindedir.

Türkiye'de halkın gerçek gündemi işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Halk, aşından ekmeğinden keserek üniversite okuttuğu çocuklarına iş istemektedir. Halk, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesini değil, eğitime ve sağlığa harcanmasını istemektedir. Halk, ürettiği ürünlerin maliyetini karşılamasını beklemektedir.

AKP iktidarı ise sayısal çoğunluğuna dayalı olarak Meclis gündemine taşıdığı Anayasa değişikliği paketi ile halkın gerçek gündeminin üzerini örtmenin ötesinde, Anayasada olağanüstü dönemlere özgü değişiklikler öngörerek demokratik siyasal rejimi dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Anayasa değişikliği metni bir sivil darbe belgesidir. Demokratik rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır ve AKP'nin Anayasa değişikliği doğrudan insan haklarının teminatı olan bağımsız yargıyı hedeflemektedir.

Hedefledikleri, yaptıkları yolsuzluklardan dolayı ilerde kendilerini yargılayacak olan hakimleri bu günden seçerek, özgürlüklerini yarattıkları yandaş yargıya emanet etmektir. Yürütmenin Yasama Organına egemen olması yetmemekte, yargıyı da ele geçirerek bir dikta rejimini kurumsallaştırmak istemektedirler. İstedikleri hukuka ve vicdanı kanaatlerine göre karar veren bağımsız ve tarafsız yargı değil, siyası ideolojileri ile uyum içinde olan "yandaş yargı"dır.

AKP iktidarı sayısal çoğunluğuna dayalı olarak yaratacağı "yandaş yargı"yı Anayasal düzeyde kurumsallaştırmanın peşindedir.

Sayın Başbakanın hedeflediği "yandaş yargı" oluşturma anlayışına toplumun tüm kesimleri karşıdır. Sivil Toplum Örgütleri karşıdır. Yargı kuruluşları karşıdır. Mecliste temsil edilen siyasi partiler karşıdır.

Çok büyük badireler atlatmış; tarihten silindi denildiği anda kendini var edebilmeyi başarabilmiş bu halk bu gidişe dur diyecektir.

Bunun için söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

BAŞKAN – İç Tüzük 72’ye göre verilmiş önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sormak isteyen arkadaşlarımıza Sayın Aydoğan’la başlıyoruz efendim.

Buyurun Sayın Aydoğan.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öncelikle, burada oturan bakan arkadaşlarımızın sorulan sorulara cevap vermiyor olması, sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamıyoruz. Cevaplarınızda, bu değişikliklerin demokratikleşmenin yanında ekonomik zenginleşme sağlayacağını da söylüyorsunuz. Peki, bu nasıl bir zenginlik sağlayacak; ihracatı mı artıracak, işsizliği mi önleyecek, yeni istihdam alanları mı yaratacak? Yine cevap yerine, kapatma davası sürecindeki ekonomik gelişmelerden bahsedildiğini görüyoruz. Sorulan sorularla bunun ne ilgisi olduğunu merak ediyoruz.

22 Temmuzdan bugüne ekonomiyi unutup sanal davalar, Roman açılımı, Alevi açılımı, demokratik açılım, Kürt açılımı ve benzeri sanal gündemlerin ekonomi üzerindeki etkisi nedir? Çünkü sorulan sorular karşısında, görüşmelerin başından bu yana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taner...

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, 24 Nisan günü Sayın Adalet Bakanına, Müsteşar Yardımcısının Adana’ya gittiğini, Adana’daki mahallî basında bu haberlerin çıktığını göstererek kendisine sormuştum “Sayın Müsteşar Yardımcısının Adana ziyareti Adana İdare Mahkemesi üzerinde bir etki yaratmış mıdır, oraya gitmiş midir?” diye. Sayın Bakanın ifadeleriyle o gün, böyle bir iddianın gerçek olmadığı, Mersin’e gittiği, Adana’ya uğramadığı yönünde açıklamada bulundu ama bugünkü yaşanan gelişmeyle siz de gördünüz ki, Sayın Müsteşar Adana’ya gitmiş.

Şimdi soruyorum: Hükûmet üyesi bir bakanın açıklamasının gerçekleri yansıtmaması karşısında eski bir Adalet Bakanı olarak sizin görüşünüz nedir? Bakan istifa etmeli midir? Aynı soruları size sorsam nasıl bir cevap verirdiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sıvacıoğlu…

MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkanım, Sayın Komisyona ve Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Siyasi Partiler Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre, siyasi partiler millet iradesinin temsil edildiği en geniş, ülke genelinde teşkilatlanmış organlardır. 4’üncü maddesine göre de, siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler çalışmalarını hem ülke genelinde hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde yürütürler, millî iradenin temsilcisidirler.

İç Tüzük’ün 139, 148’inci maddelerine göre de, buradaki çalışma şekilleri hem Meclisin faaliyetlerine katılmak hem de netice olarak bu görüşmeler sonucunda oylamalara katılmaktır. Sayın Komisyon Başkanından öğrenmek istediğim, bu kabil bir uygulama, yani siyasi partilerin Meclis faaliyetlerine katılıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yazılı ve görsel basından öğrendiğimize göre Anayasa paketinizle ilgili bir siyasi partimize değişiklik teklifiniz olduğu söylenmektedir, bu teklifiniz nedir? Getirdiğiniz Anayasa Değişikliği Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğunu sizin de kabul ettiğiniz söylenmektedir, doğru mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Uslu…

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Anayasa’nın 11’inci maddesine göre Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar. Bunun yanında, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere hiçbir kimse ve organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisini kullanmaz. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa değişikliği yaparken mutlak surette bu kurallara uymak zorundadır. Anayasa’nın başlangıç, 2, 6, 11, 14 ve İç Tüzük’ün 75’inci maddelerine aykırılık oluşturan bu değişiklikler kanuna karşı hile değil midir? Avrupa’da yakın tarihlerde görülen dikta rejimleri hep kanuna karşı hile yöntemiyle gelmemiş midir? Sizin de amacınız bu mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yunusoğlu…

SÜLEYMAN LÂTİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gazetelerdeki iddialar üzerine Adana Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında soruşturma açıldı ve bu soruşturmanın neticesinde İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla da görevden alındı. Ancak, gazetelerden takip ettiğimize göre İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları hakkında da ihale yolsuzluğundan, ruhsatsız bina yapımından tutun birtakım iddialar bulunmaktadır. Bu iddialar konusunda Hükûmetiniz incelemeler yapmakta mıdır? Acaba bu Başkanlar hakkında da bir soruşturma açıldığı takdirde onları da görevden alabilme cesaretini gösterebilecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Komisyonun söz talebi var.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Musa Sıvacıoğlu’nun bir sorusu var. Sayın Sıvacıoğlu der ki: Milletvekillerinin toplantılara katılmaları, Genel Kurulda bulunmaları ve parti içerisindeki faaliyetlerinin önemli bir göstergesi olarak -yani milletvekilliğinin bir anlamda- oy kullanma hakkını, noktasındaki, gruplar arasındaki değişiklikler ya da milletvekilliği iradesi üzerindeki baskılar… Bu konuda ne düşündüğümü sordu.

Milletvekillerimizin tabii ki her birinin tek tek reddetme, kabul etme, çekimser kalma en doğal haklarıdır ama bu, tabii, bir grup hâlinde, toplu olarak yapıldığı zaman, özellikle irade üzerinde baskı imajı veriyorsa bu doğru değil. Anayasa oylaması gibi önemli bir meselede öyle zannediyorum ki milletvekillerimizin kapalı oy kabinlerine tek tek girerek iradelerini çok açık bir şekilde, kendi vicdanıyla baş başa kalarak yansıtmasında yarar var. Aksi hâlde, “irade üzerinde ipotek mi vardır, yok mudur” gibi tartışmalara sebep olur. Tabii, bu, milletvekilliğinin vekillik sıfatını yerine getirmesi bakımından çok isabetli olmaz.

Bunun kayıtlara geçmesi adına, hem bu soru da isabetli oldu.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Sayın Çiçek, buyurun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ister Anayasa değişikliği teklifi olsun ister geçmişte veya bugün görüştüğümüz, görüşeceğimiz kanun tasarı ve teklifleri olsun, bunların bir genel gerekçesi vardır. Böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğu, bu düzenlemenin amacının ne olduğu, bunun ilkeleri, usulleri, yöntemleri bu kanunlarda yazılır, gerekçesinde yazılır. Her bir maddeyle ilgili de gerekçe vardır. Dolayısıyla, bu Anayasa değişikliği teklifinin amacının ne olduğu da hem genel gerekçesinde hem de madde gerekçelerinde var hem de buradaki müzakereler sırasında bunlar ifade edilmiştir. Dolayısıyla, bu değişikliğin temel amacı Türkiye’de yüksek standartta bir demokrasinin tesisini amaçlamaktadır. Bu, bir ekonomik paket teklifi değildir. Daha evvel de benzer sorular arkadaşlarımız tarafından soruldu. Elbette bir hükûmet, bir parlamento aynı anda birçok işi yapabilir, birçok konuyu yan yana koymak suretiyle onlar üzerinde durabilir. Bugün Parlamento Anayasa değişikliğine ihtiyaç duymuş, bunu görüşüyor. İhtiyaç hasıl olduğunda insanlarımızın mutluluğunu, refahını temin edecek başka türlü paketleri, bunların başında ekonomik paketleri de görüşebilir, konuşabilir. Nitekim geçmişte çok sayıda paket çıkmıştır, ihtiyaç hasıl olduğunda ve olacaktır. Dolayısıyla bu konuyu daha evvel de ifade etmiş olduğumuzu düşünüyoruz.

İkincisi, Adana…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sayın Bakan, siz söylüyorsunuz…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Adana Belediye Başkanıyla ilgili olarak 24 Nisan günü burada bir soru sorulmuş.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Sayın Bakan, ekonomide bir zenginleşme yaratacağını siz söylediniz. Siz söylüyorsunuz…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – İlgili bakan arkadaşımız bu konuyla ilgili cevap vermiştir.

BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar, cevap veriyor Sayın Bakan. Dinleyin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Şimdi, soruyu soruyorsunuz değerli arkadaşlar, biz de bildiğimiz kadarıyla buna cevap vermeye çalışıyoruz.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Ama Sayın Bakan, ekonomide zenginleşme yaratacağını siz söylüyorsunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sizi tatmin eder ya da etmeyebilir, o başka bir soruyu beraberinde getirir. O takdirde de ona ilave cevap verebiliriz. Dolayısıyla kafanızda neyi düşünerek bu soruyu sorduğunuzu bilemeyeceğim için, ben kendi bildiğimi bu şekilde cevaplamaya çalışıyorum.

24 Nisan günlü açıklaması… Burada müzakere sırasında Adana Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili olarak burada soru sorulmuş, sayın bakan da o gün buna ayrıntılı bir cevap vermiştir.

Adana’ya gidip gitmediği meselesi… Benim de şu an alabildiğim kadarıyla, uçakla gittiği için -Mersin’de havaalanı yok, inşallah önümüzdeki dönemde yapılacak- o takdirde, Mersin’e uçakla gitme imkânı olmadığı için Adana üzerinden gidilecektir. Bu manada soruyorsanız, elbette Adana’ya gitmiştir, oradan da Mersin’e geçmiştir. Dolayısıyla bunun dışında gerçekten o kararın altında imzası var mı yok mu, ben şahsen bilmiyorum ama elimizde sağlıklı bir delil olmadan yargı makamlarıyla ilgili bu ve benzeri değerlendirmeleri yapmak bence ne kadar doğru olur, onu da takdirlerine bırakıyorum.

Ayrıca bir şey daha ifade etmek istiyorum. “Bu teklif Anayasa’ya aykırı mıdır?” diyor Sayın Yıldız. Biz Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatindeyiz. Bu inancımız da tamdır. Herhangi bir aykırılık söz konusu değil çünkü yasama meclisleri kural koyan meclislerdir. Biz burada kuralı koyarız, bu kural gerçekleştikten sonra da Anayasa Mahkemesi bu kurala uygun olarak somut denetimler yapar.

Teklif olarak, herhangi bir partiye bir teklifimiz var mı? Herkese, bu Mecliste bulunan herkese teklifimiz var. O da şudur: Eğer bu getirilen düzenlemeler yanlışsa, eksikse, buna katkı vermek adına herkese çağrıda bulunduk, sivil toplum örgütlerine de çağrı da bulunduk. Dolayısıyla bu manada genel bir teklifimiz her zaman oldu. İkinci tura geçmezden evvel de bu teklifimizi burada bir defa daha tekrar ediyoruz. Bir katkı olacaksa, bundan memnuniyet duyarız. Bunu ifade etmek istiyorum.

Diğer sorulara yazılı cevap verilebilir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, Sayın Bakan, teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge vardır. Bilindiği gibi, İç Tüzük gereği sadece yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Çekilen kurada çıkan yedi önergeyi şimdi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen “2009 yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                        Abdurrahman Arıcı

                                                                                                                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen “2009 yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

              Ahmet Yeni                                                                            İkram Dinçer

                 Samsun                                                                                      Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı maddesinin geçici 18 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Pervin Buldan

 

Ayla Akat Ata

Fatma Kurtulan

 

Iğdır

 

Batman

Van

 

İbrahim Binici

 

Şerafettin Halis

M. Nezir Karabaş

 

Şanlıurfa

 

Tunceli

Bitlis

“Geçici Madde 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler, lehe olan hükümler geçmişe şamil olarak uygulanabileceği gibi, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır. Ancak, siyasi partilerin malî denetiminin Sayıştay tarafından yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî partilerin 2009 yılına ait denetimleri hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin malî denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici 18. maddesinin teklif metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

 

Konya

 

İzmir

Mersin

 

 

Behiç Çelik

 

S. Nevzat Korkmaz

K. Erdal Sipahi

 

 

Mersin

 

Isparta

İzmir

 

 

Süleyman L. Yunusoğlu

 

Hakan Coşkun

Yılmaz Tankut

 

 

Trabzon

 

Osmaniye

Adana

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde 18’in Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 İsa Gök

                                                                                                                  Mersin

BAŞKAN – Şimdi en aykırı iki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde 18’in Anayasaya aykırılığı nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                                                                        Halil Ünlütepe

                  Mersin                                                                              Afyonkarahisar

TBMM Başkanlığına

Anayasa değişiklik teklifinin 26. maddesi Geçici 18. maddesi Anayasaya aykırıdır. Teklif metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim. 14.4.2010

                                                                                                               Tayfun İçli

                                                                                                                Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon birlikte işleme aldığım önergelere katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın İçli, buyurun efendim.

Önergeniz üzerinde beş dakika süre veriyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Anayasa Değişiklik Teklifi’nin 26’ncı maddesinin geçici 18’inci maddeyle ilgili önergem üzerinde söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, geçici 18’inci madde neyi düzenliyor? Birincisi, bu teklifin 8’inci maddesiyle Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan değişikliğin… Bu teklif diyelim ki halkoyuna sunuldu, halk oylamasında kabul edildi. İşte kabul edildiği tarihten geriye dönük olarak, açılmış bulunan kapatma davalarında uygulanacağını düzenliyor, birincisi bu.

İkincisi de, siyasi partilerin mali denetimlerinin Sayıştay tarafından yapılmasına ilişkin düzenleme vardı, işte bu teklifin içinde. Bunun 2009 yılına ait olan denetimleri hakkında uygulanamayacağını, 2009 yılından sonra siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi tarafından değil de Sayıştay tarafından denetleneceğini düzenliyor.

Değerli arkadaşlarım, herhangi bir siyasi parti hakkında bir kapatma davası açıldı mı? Yani, AKP hakkında bir kapatma davası var mı bugün gündemde? Anayasa mahkemesinin gündeminde yok. Peki, Barış ve Demokrasi Partisi hakkında var mı? Yok. Cumhuriyet Halk Partisi hakkında var mı? Yok. Hangi siyasi parti hakkında var? Yok.

Peki, o zaman neden böyle bir düzenlemeyi yapıyorsunuz? Yani, diyelim ki halk oylaması beş ay sonra yapıldı, bu Anayasa teklifi yürürlüğe girdi, siz beş aydan daha gerilere gitmek suretiyle bir düzenleme yapmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu, açıkça, bir korkunun; açıkça, bir suç işleyen insanın, işlediği suçu nasıl bu işin içinden çıkartabiliriz düşüncesinin bir sonucu. Neden? Çünkü hep söyledik, Anayasa’nın değişmez, değiştirilmez maddelerini değiştirmeye kalkarsanız, bunu teklif ederseniz, Anayasa Mahkemesi AKP kapatma davasında verdiği kararda, bunun bir siyasi partinin kesin kapatma nedeni olacağını, odaklaşma nedeni olacağını çok net biçimde ortaya koydu. İşte, Resmî Gazete’nin 24 Ekim 2008 tarihinde yayınladığı AKP kapatma davasında, Anayasa 10 ve 42 ile ilgili olarak, AKP’nin Anayasa değişikliğini teklif etmesini, bunu yasalaştırmasını ve bu partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu net olarak ortaya koydu.

Anayasa Mahkemesinin içtihadı var. Anayasa Mahkemesinin bu içtihadına muhalif oy veren Sayın Başkan dahi, kim verdiyse, artık kendi kararı azınlık oyu olsa da, önünde mahkemesinin kendi kararı olduğundan buna uymakla yükümlü. “Hayır, ben buna yeniden muhalefet şerhi yazıyorum.” diyemez. Bir önceki kararında muhalefet şerhini yazmış, artık ortada bir karar var. Peki, böyle bir Anayasa Mahkemesi kararı varken, yani bunu bile bile, göz göre göre, geçmişe yönelik olarak Anayasa’da bir geçici madde düzenliyorsunuz. “Ya, bak ben bir suç işleyeceğim de, yarın bir gün Anayasa Mahkemesinin önüne bu gider de…”

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Saçmalama, saçmalama; doğru konuş!

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Ayıp, çok ayıp bir şey ya!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Saçmalama diye… Doğru konuş! Terbiyeli konuş! Yani siz artık işin tadını kaçırmaya başladınız.

BAŞKAN – Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bir milletvekilisiniz, saygın konuşacaksınız, ağızdan çıkanı kulağınız…

BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen siz Genel Kurula hitap edin.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Sayın Başkan, siz oraya müdahale edeceksiniz, bana değil.

BAŞKAN – Tamam efendim, görüyorum efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hemen o arkadaşa özür dilettireceksiniz.

BAŞKAN – Lütfen Hatibe müdahale etmeyelim. Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Özür dileyecek orada, siz ona müdahale edeceksiniz.

BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Siz ona müdahale edeceksiniz, benim zamanımı da durdurun.

BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Artık, adamın asabını bozuyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O dosyada Danıştay saldırısı da var, o ne oldu?

BAŞKAN – Lütfen…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ben burada görüşümü söylüyorum, Anayasa Mahkemesinin kararını söylüyorum. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyacak. Burasını mahalleye çevirdiniz artık.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O mahkeme kararında Danıştay saldırısı da var, o ne oldu?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Konuşma, konuşma!

BAŞKAN – Sayın İçli, siz Genel Kurula hitap edin. Karşılıklı konuşmayalım.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Kalk, çık burada konuş işte. Sözcün konuştu…

Sayın Başkan, müdahale edin…

BAŞKAN – Lütfen… Değerli arkadaşlar…

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – …ve arkadaşları da saygıya, terbiyeye davet edin lütfen. Burada ben konuşuyorum, bana abuk subuk hakaret ediyorlar.

BAŞKAN – Sayın İçli, siz konuşmanızı… Ben takip ediyorum, siz konuşmanıza devam edin.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Olur mu Başkanım? Şurada zaten beş dakika bir önerge için söz almışız, artık işin tadını kaçırıyorlar.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Değerli arkadaşlar, yerinizden Hatibe lütfen söz atmayın, böyle bir usulümüz yok.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Çıkın, konuşun, aykırı bir düşünceniz varsa konuşun.

İşte, ben size şunu söylüyorum, bu benim görüşüm: Anayasa’nın geçici maddesine niye geçmişe yönelik olarak hüküm koyuyorsunuz kardeşim?

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Apolet tak bir de, daha güzel olur.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Koyamazsınız! Evrensel hukuk kurallarına göre koyamazsınız. Siz koyduğunuz takdirde geçmişe yönelik olarak, kendinizle ilgili olarak; bu doğru değildir, bunu söylüyorum. Alıyorsunuz, 69’da düzenleme yapıyorsunuz. “Komisyon kararı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yargı denetimine kapalı.” diyorsunuz. Hani uyarma, kınama cezaları yargı denetimine açık olmadığı için evrensel hukuk kurallarına aykırılığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek süre veriyorum Sayın İçli.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Şimdi, buna yargı yolunu kapatıyorsunuz. Neden yargı yolunu kapatıyorsunuz? Böyle bir şey var mı? Türkiye Büyük Millet Meclisine yargı işlevi veriyorsunuz.

Hep söyledim, Siyasi Partiler Yasası’nın cezai hükümler getiren düzenlemelerini -bu komisyon yargı işlevi yaparak- “suç unsurları oluştu, maddi-manevi unsur oluştu, oluşmadı” diye bir değerlendirme yapabilir misiniz? Yine söyledim, hiçbir kimse kendiyle ilgili veyahut hasmıyla ilgili bir soruşturmayı yürütemeyeceği gibi, hiçbir yargıç bu konuda karar veremez. Siz kendinizle ilgili, çok evrensel hukuk kuralı olan konularda, reddi hâkim gibi olaylarda bunu bunun içine sokuyorsunuz. Adam öldüren adama, savcı gidecek diyecek ki: “Kardeşim, senin hakkında dava açayım mı, açmayayım mı?” diye soracak.

Değerli arkadaşlarım, bunlar hatalı. Anayasa’nın geçici 18’inci maddesini böyle koyuyorsunuz. İki sayfalık geçici madde Anayasa’da nerede görülmüştür? Bu, bir korkunun, bir yerden kaçmanın, bir yeri kıvırmanın ruh hâlidir bu; başka bir şey demiyorum.

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Size de bir apolet takalım.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ve hepinize sabrınız için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, Sayın İçli.

Ben diğer sayın milletvekilinin ne söylediğini buradan duymadım, zabıtları isteyeceğim efendim. Siz duymuş olabilirsiniz ama buraya kadar gelmedi, bir bakacağım.

Diğer önerge üzerinde Sayın Ünlütepe.

Sayın Ünlütepe, buyurun efendim.

Beş dakikadır süreniz.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli üyeler; önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, uzun bir dönemdir Anayasa değişikliği üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Bu değişikliklerin 1’inci maddesi üzerine yaptığım açıklamayı tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum. Söz alan saygıdeğer üyeler “Demokratik bir anayasa yapıyoruz, temel hak ve özgürlükleri genişletiyoruz.” gerekçesine dayalı olarak bu değişiklikleri savunuyorlar.

Sevgili arkadaşlar, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için temel hak ve özgürlüklere saygı duyulan bir ortamda çalışma yapılması gerekir. Günde on sekiz saatlik bir çalışmayla Anayasa’nın 18’inci maddesini ihlal eden bir ortamda temel bir yasayı yapmaya çalışıyoruz. Bakın, burada stenograflar var. Bu stenograflar da çalışan elemanlarımız, günde on yedi-on sekiz saat çalışıyor. Kavaslar var, sabah saat onda geliyor, sabaha karşı üçte, dörtte gidiyor. Böyle bir ortamda, Anayasa’yı acaba demokratikleştiriyor musunuz? Temel hak ve özgürlükleri acaba genişletiyor musunuz? Bunları düşünen insanlar, önce çalışanlara saygı duyar, kendi arkadaşlarına saygı duyar. Saygının olmadığı bir ortamda bu tür bir Anayasa değişikliği, dayatmaya dayalı bir yöntemdir, ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Öncelikle, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yapılan değişikliğe münhasır olarak, siyasi partilerin uyacakları esaslarda bir değişikliğe gidiyoruz. Yapılan bu düzenlemede -Komisyon toplantısında da söyledim- 18’inci madde, Anayasa tekniği açısından uygun bir düzenleme değil, sanki birisine mektup yazar gibi. Anayasal kurallar, temel ilkeleri az ve öz olarak belirtir. Kanunla, yönetmelikle paylaşılması gereken düzenlemeyi 18’nci maddesinin içine almışsınız. Niçin? Korkudan. İhtiyaçtan kaynaklanan bir düzenleme değil. Geçici maddelerde yaptığınız bu düzenlemeler, sizin gerçek niyetinizi ortaya koymaktadır.

Sevgili arkadaşlar, bu tür değişikliklere giderken, 2002’den bugüne kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 7 kez Anayasa’da değişiklik yapılmış. Eğer, hakikaten, bunlar demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, Türkiye’de katılımcılığın gerekliliğine inançtan kaynaklanıyorsa, geçen dönem şimdikinden çok daha fazla milletvekili sayınız vardı, niçin bu dönem bunları getirdiniz de o dönem getirmediniz? Çünkü o dönem hakkınızda açılan davalar yoktu. Dayak yediniz. “Bundan nasıl kurtulacağız?” diyorsunuz ve Anayasa’nın değiştirilmesi dahi olanaksız olan hükümlerini bu dönem getirme ihtiyacı duydunuz. Bunlar, toplumun ihtiyacından kaynaklanan değil, sizin ihtiyacınızdan, sizi kurtarmaya yönelik çalışmalardan kaynaklanan değişiklikler. Örneğin, Sayın Erdoğan’ın milletvekilliği olanağını yarattık, milletvekili yaşını otuzdan yirmi beşe düşürdük, Sayın Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini getirdik; RTÜK’ü getirdik; yedi sefer değişiklik yapılmış. Niçin o dönem aklınıza bu tür değişiklikler gelmedi de şimdi yirmi dört maddede ciddi bir değişikliğe gidiyorsunuz? Bunların tümü bir ihtiyaçtan değil bir zorlamadan kaynaklanıyor. Hele hele Sayın Başbakanın iki gün önceki veya üç gün önceki açıklaması, “Başkanlık sistemine geçiyoruz.” diyor. Mademki Sayın Başbakan bunu düşünüyordu, bir Anayasa değişikliği yaparken niçin bunu gündeme getirmediniz? Onu da getirseydiniz. Şimdi, parlamenter sistemi zorlayacak bu Anayasa değişikliğinden sonra da tekrar Sayın Başbakanın ihtirasları gereği yeniden, bir başkanlık sistemiyle ilgili Anayasa değişikliklerine gideceğiz.

Sevgili arkadaşlar, toplumun ihtiyaçları işsizlik, yoksulluk, açlık. Ekonomi durmuş. Böyle bir ortamda on güne yakın bir süredir bir Anayasa değişikliğiyle kendimizi hapsetmemize ne gerek var? Bu Anayasa değişikliklerinin düzgün bir ortamda, düzgün bir çalışma ortamında yapılabilmesi gerekirdi.

Sevgili arkadaşlar, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile, başka maddelerde yapılacak değişikliklerle cumhuriyetin temel ilkelerini zaafa uğratıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, size de ek süre veriyorum efendim bir dakika, lütfen tamamlayınız.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Anayasa değişikliğinin yalnızca bir siyasi partinin inisiyatifinde hazırlanıyor olması sürecin demokratikliğine gölge düşürür.

Sevgili arkadaşlar, geçici maddeyle Anayasa Mahkemesinde açılmış olan davalarla ilgili bir müdahaleye gidiyoruz. Anayasa Mahkemesinde siyasi partiler hakkında açılmış olan bir dava yok. Olmayan bir şeyi neden hukuksal bir düzenlemenin içine sokuyoruz? Bu, hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Bu nedenle, Anayasa’nın geçici 18’inci maddesindeki değişikliğin Anayasa’ya aykırı olduğunu, temel hukuk kurallarına aykırı olduğunu iddia ediyoruz önergemizde ve bu önergemizin kabulüyle bu değişikliğin reddedilmesini talep ediyoruz.

Şimdi, Sayın Adalet Komisyonu Başkanımızın sözüyle konuşmamı sona erdiriyorum Sayın Başkanım: “Oyunda yarışanların, rekabet içinde olanların ‘Falanca partiyi kapatın.’ demesi hem ahlaka hem de demokrasiye uymaz.” İşte yaptığımız, Sayın Başkanın sözünün tam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, lütfen, selamlama için açıyorum tekrar.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Teşekkür ediyorum, bağlıyorum.

BAŞKAN – Tamam efendim, selamlama için.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – “…demokrasiye uymaz.” sözü, Sayın Başkanın, bugün tam tersini savunduğunu gösteriyor. İşte, zaman zaman, maalesef, siyasette dün söylediklerimizin tersini söyler bir duruma düşüyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, önergemizin yüce heyetinizce değerlendirilmesini diliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.

Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge de aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Buyurun, okuyun efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde 18’in Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 İsa Gök

                                                                                                                  Mersin

Diğer önergenin imza sahipleri: Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergelere Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, konuşacak mısınız efendim?

İSA GÖK (Mersin) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, dün gece rahat uyuyabildiniz mi? (AK PARTİ sıralarından “Uyuduk.” sesleri) Rahat yattınız. Tebrik ediyorum sizi çünkü 12 Eylül 1980 askerî darbesini yapan generallerin hakikaten yargılanmasını sağlayacak olan Cumhuriyet Halk Partisi önergesini hep beraber reddettiniz. Sizi tebrik ediyorum, çünkü önergemizde… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, sizi tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen Hatibe…

İSA GÖK (Devamla) – Umarım hazmetmişsinizdir ve rahat uyumuşsunuzdur. Generaller size teşekkür edeceklerdir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale etmeyin.

İSA GÖK (Devamla) – Bu 12 Eylül darbesi yapıldığında, arkadaşlar, ne olmuştu? Dönemin Amerikan Başkanına “Bizim çocuklar yönetime geldiler.” demişlerdi, değil mi? “Bizim çocuklar…” Derken, şimdi o çocukların, yönetimdeki çocukların zarar vermediği tek grup sizlersiniz; “rahat uyuyanlar grubu”. Herkes zarar gördü, bir tek siz zarar görmediniz.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Ne zararı? Saçmalama! Ülke zarar gördü. Zarar görmeyen vatandaş olur mu?

İSA GÖK (Devamla) – Bir tarla oluşturuldu ve o tarladan çıkanlar sizlersiniz. 12 Eylül tarlası sizleri üretti ve bu ürettiğiyle beraber, şimdi siz de yönetime geldiniz …

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Millet için yapıyoruz, millet için.

İSA GÖK (Devamla) – …ve hatta o ağababalarınıza o kadar bağlısınız ki bir büyüğünüz Amerika’da, Pennsylvania’da yaşıyor, Türkiye’ye fetvalar veriyor -Sayın Fethullah Gülen- ve siz, işte, sizi yaratan 12 Eylül 1980 darbesinin generallerinin yargılanmasını, dünkü CHP’nin bu önergesine ret oyu vererek ve daha sonra da eve gidip rahat rahat uyuyarak engellediniz. Sizi Türkiye tebrik edecek!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Generallerin gerçek dostu kim, gördük biz; Türkiye gördü.

İSA GÖK (Devamla) – İşin ironisi şurada arkadaşlar: 12 Eylül’den zarar gören on yedi yaşındaki gencecik fidanın yaşını büyütüp asanlardan sonra, sizler o mağdurların maneviyatını kullanarak, o mağdurların vicdanlarına seslenerek hiç de alakası olmayan bu anayasa -Hükûmetinizin- tasarısını geçirmek için oylarını istiyorsunuz. Bu ahlaki değil, bu asla ahlaki değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu, 12 Eylül’ün vicdansızlığını yapıyorsunuz demektir. Bu bir.

RECEP KORAL (İstanbul) – O dediğin sensin.

BAŞKAN – Lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 12 Eylül’ü kimlerin desteklediğine bütün millet şahit oldu.

İSA GÖK (Devamla) – İkincisi: Geçici 15’inci maddeyle, bir taraftan, güya dokunulmazlığı kaldırdığınızı söylüyorsunuz ama çerçeve 8 ile Anayasa 69’u değiştirip bir partiye, kendi partinize mutlak dokunulmazlık getiriyorsunuz, yargılanmazlık getiriyorsunuz; hem de dünyada ikinci bir örneği olmayan bir sistemle, bir komisyon kararıyla. Öyle bir komisyon ki fetva veriyor komisyon, çünkü kararları yargı denetimi dışında. Dünyada bir komisyona bu yetkinin verildiği ikinci bir ülke sayın, muz cumhuriyetleri dâhil, ikinci bir ülke yok ama siz bulursunuz!.. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET OCAKDEN (Bursa) – Fotokopi yaptırın, her defasında aynı şeyi söylüyorsunuz.

İSA GÖK (Devamla) – Buldunuz, yaptınız. Tekrar, çerçeve 10 ile Anayasa 84’ü değiştiriyorsunuz. Milletvekilliği dokunulmazlığı eleştiriliyor ama yetmiyor size, iyice abartıyorsunuz.

Arkadaşlar, biz CHP Grubu olarak sizin gerçeğe aykırı beyanlarınızın gerçeğini bulup söylemekten bıktık usandık ama siz gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktan usanmadınız. Az önce sözcünüz dedi ki: “Sayıştay denetimine verdik artık siyasi partilerin mali denetimini. Bunu yaparken de 2003 tarihli, Mustafa Bumin’in Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğu dönemdeki taslağa göre hareket ettik.”

Bak, bir de baş sallıyorsunuz! O baş boşuna sallanıyor, hakikaten boşuna sallanıyor çünkü şu taslağa bakarsanız, diyor ki: “2003 yılında Anayasa Mahkemesinin Meclise gönderdiği taslakta Anayasa’nın 148’inci maddesinin kenar başlığı ‘Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri’ şeklindedir.” Bu maddeye ilişkin değişiklik önergesinde var olan 82 Anayasası’ndaki tüm yetkiler korunuyor. Partilerin mali denetimi yetkisi de korunuyor, ilaveten halk arasında “bireysel başvuru” denen şey kabulleniliyor.

Arkadaşlar, Mustafa Bumin sizleri dinliyor ve o şahsı üzüyorsunuz. 2003 tarihindeki Anayasa Mahkemesinin Sayın Komisyona gönderdiği tasarıyı, taslağı kullanıyorsunuz ama -altını çizerek tekrar söylüyorum- yalan söyleyerek kullanıyorsunuz çünkü burada böyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) – Yalanı sen söylüyorsun!

İSA GÖK (Devamla) – Burada böyle bir şey yok arkadaşlar. Olmayan şeyleri mütemadiyen varmış gibi gösteriyorsunuz.

Yaptığınız diğer yanlışlıklar? Diyorsunuz ki arkadaşlar: “Anayasa 69’u değiştirerek mali denetimi Sayıştaya vermekle aslında demokratik tavır sergiliyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gök, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

İSA GÖK (Devamla) – Aslında yaptığınız ne biliyor musunuz? Güçlünün herkes üzerindeki hükümranlığını artırmak. Faşist bir mantık. Nedenini söyleyeyim: Mali yönden siyasi partileri Sayıştay denetimi marifetiyle baskı altına alıyorsunuz. Bu, doğrudan Hükûmetin; bu, doğrudan Parlamentodaki güçlü olan partinin Sayıştay denetimini kullanarak diğer partiler üzerinde baskı yaratmasıdır, bu kabul edilemez.

İki, bir komisyon kuruyorsunuz, grup kurmaya bağlı olarak, parti kapatma gibi önemli bir konuda Venedik Kriterleri gibi kriterleri Anayasa’ya koymuyorsunuz. Parti kapatmanın ölçütleri değişmedi, asla değişmedi. Ne değişti? Kapatacak olan iradeyi kendi elinize alıyorsunuz yani totaliter yaklaşımın devamını sergiliyorsunuz. Siyasi partilere hem mali yönden Sayıştay üzerinden bir vesayet uyguluyorsunuz hem de kapatma konusunda Hükûmet olarak…

BAŞKAN – Sayın Gök, ek süreniz de doldu efendim. Sadece selamlama için açabilirim.

Buyurun, Genel Kurulu selamlayın lütfen.

İSA GÖK (Devamla) – Peki, selamlıyorum.

…Parlamento gücünüzü kullanarak tüm partiler üzerinde kapatma tehdidi yaratıyorsunuz. Bunun neresi demokrasi? Bunun neresi temel hak ve özgürlükler? Bunun neresi Batı’nın çağdaşlık normları?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

İSA GÖK (Devamla) – Bu normlar, AKP’nin kendi ilkel Orta Çağ normlarıdır.

Hayırlı uğurlu olsun size. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şandır, gerekçeyi okutuyorum değil mi efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk demokrasisini;

21. yüzyılın evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin, tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde Anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; millet yoktur, milletin iradesi yoktur, milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir, aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP millete değil, kendine çalışmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, bu teklif ile başlattığı PKK AÇILIMI için anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale getirmektedir.

AKP, 8 yıllık iktidarında Siyasi Partiler Kanununun demokratikleşmesi için hiçbir adım atılmamıştır.

AKP, Siyasi Etik Kanununu çıkarmamıştır.

AKP, Siyasetin Finansmanı Kanununu çıkarmamıştır.

AKP Yerel Yönetimlerdeki partilerine mensup Belediye Başkanlarının yolsuzluklarını örtbas etmiştir.

AKP, dokunulmazlıkların arkasına sığınmıştır, açıklık ve şeffaflığı sağlayacak düzenlemeleri getirmemiştir.

AKP parti kapatma korkusu ile Millet bütünlüğünü bozan eylemleri ve işlemleri serbest hale getirmek istemektedir.

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum efendim:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı maddesinin geçici 18 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

 “Geçici Madde 18- Bu Kanunun 8 inci maddesiyle Anayasanın 69 uncu maddesinde yapılan değişiklikler, lehe olan hükümler geçmişe şamil olarak uygulanabileceği gibi, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır. Ancak, siyasî partilerin malî denetiminin Sayıştay tarafından yapılacağına ilişkin hükümleri, siyasî partilerin 2009 yılına ait denetimleri hakkında uygulanmaz; 2009 yılına ilişkin malî denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Karabaş, buyurun efendim.

Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş.

Beş dakika efendim süreniz.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; geçici 18’inci madde üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii bugün Anayasa’nın yirmi yedi maddesinde değişiklik yapma görüşmelerini sürdürüyoruz. Daha önce çeşitli konularda belli yasal çalışmalar ve düzenlemeler yürüttük Meclis olarak. İktidar da, Adalet ve Kalkınma Partisi, Hükûmet üyeleri her söylemlerinde yaptıkları değişikliklerle demokratik hakları, özgürlükleri, örgütlenme özgürlüğünü, insanların özgürce düşüncesini ifade etme, özgürce düşüncesini kamuoyuna aktarmanın önünü açtıklarını söylüyorlar. Şimdi bu Anayasa değişikliği metninde de sendikalarla ilgili, sendikal örgütlenmeyle ilgili, sendikaların faaliyetleriyle ilgili, toplu sözleşmeyle ilgili maddeleri var.

Yine, değerli milletvekilleri, biz geçen yıl 1 Mayısı ilk defa Türkiye’de resmî bayram olarak Meclisten geçirdik ve kanunlaştırdık ve yine 77’den bu yana otuz yılı aşkın süredir miting alanlarına 1 Mayıslarda kapanan Taksim’i bu yıl miting alanı olarak işçilerimizin taleplerini karşıladık. Bunlar olumlu.

Hepinizin bildiği gibi geçmişte özellikle “nevroz”, 1 Mayıs, 1 Eylül Dünya Barış Günü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, benzeri günler ve onunla ilgili etkinlikler geldiğinde başta Hükûmet, Meclis olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde bir gerilim başlardı: Acaba bu süreci nasıl atlatacağız? Yine olaylar yaşanacak mı? Yine ölümler yaşanacak mı? Yine kentlerde çatışma, savaş görüntüleri yaşanacak mı? Gözaltılar, tutuklanmalar olacak mı? Bu konuda belli gelişmeler sağlandı. Nitekim, biz bu yıl 8 Mart ve “nevroz”da özellikle başta Sayın Bakanın açıklamaları, il valilerinin, yetkililerinin de duyarlı davranması sonucu olay yaşanmadan geçti, biz de bu kürsüde dile getirdik. Demek bu ülkede insanların düşüncesini dile getirmesi, miting yapması, etkinlik yapması ve o etkinliği birilerinin istemlerine, onların taleplerine göre değil, özgürce sloganlarını haykırması ve bunun engellenmemesi durumunda, milyonların katılması durumunda bile bir olay yaşanmayacağını dile getirdi.

Şimdi, burada şuna getirmek istiyorum: Bu yıl herkesin gözü Taksim’deyken Bitlis’te sendikaların, sivil toplum örgütlerinin yapmak istediği mitinge hâlâ izin verilmiş değil. Bitlis Valisiyle 3 kez görüştüm. Sayın İçişleri Bakanıyla görüştüm, Müsteşarıyla görüştüm, KESK Sayın Genel Başkanı yetkililerle görüştü ama şu ana kadar izin verilmiş değil.

Sayın Vali, 2911 çerçevesinde Bitlis’te miting alanı olarak belirlenen yerleri vermiyor. Sendikalara diyor ki: “Ya Tatvan’da miting yapın veya Bitlis miting kaldırmaz; kentin dışında bir alan gösteriyoruz, bu alanda yapacaksınız.” ve sendikacıların tertip komitesinin bize aktardığı, yine devlet yetkilileri “Biz, aslında, size istediğiniz yerde, yer veririz, miting alanı veririz ama Barış ve Demokrasi Partisinin yaptığı açıklama var, yaptığı çalışma var. Bu parti kitlesel olarak bu etkinliklere katılacak, Bitlis’te de katılacak, sorun yaşayacağız, size izin vermiyoruz.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir taraftan “Siyasi partiler demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurudur.” diyeceğiz bir taraftan da bir ilin valisi, bir ilin emniyet yetkilisi, bir ilin oradaki yaşamın düzenlenmesi, partilerin siyaset yapması, vatandaşların yaşamlarını sürdürmesi, düşüncelerini ifade etmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – …tüm bunları sağlamakla görevli olan yetkililer, bir siyasi parti düzenlenecek bir mitinge katılacak diye “Merkezde yer vermiyorum.” diyor.

Değerli arkadaşlar, Bitlis, dört beş bin yıllık tarihî bir kenttir. Bitlis yıllardır, on yıllardır, hele özellikle 1960’tan bu yana en büyük bölgesel mitinglerin gerçekleştirildiği bir yerdir ve Bitlis’te bugüne kadar bir miting yapıldı diye -siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların- ciddi sorun yaşanmamıştır. Evet, Bitlis’te sorunlar yaşanmıştır ama “nevroz”a izin verilmediği için, ama bir etkinliğe, bir mitinge yasal izin verilmediği için ve şurada Sayın Bakana, Hükûmet yetkililerine sesleniyoruz: “Taksim’i miting alanına açtık.” dediğiniz bu dönemde bu tür bir sorunun yaşanmasına lütfen buradan şimdiden müdahale edin diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi ve diğer önergenin imza sahibini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 18 de geçen “2009 yılına ilişkin mali denetimler Anayasa Mahkemesince yapılır” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                           Ahmet Yeni (Samsun) ve arkadaşları

Diğer önerge sahibi:

Abdurrahman Arıcı

Antalya          

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki birlikte işleme aldığım önergelere Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Arıcı, konuşacak mısınız?

ABDURRAHMAN ARICI (Antalya) – Gerekçe.

BAŞKAN – Sayın Dinçer?

İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe.

BAŞKAN – Lütfen gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Maddenin önceki cümleleri içerik olarak aynı anlamı ihtiva ettiğinden dolayı bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici 18’inci üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır. Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum:

Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden, Komisyon sırasındaki kâtip üye Adana’dan başlayarak İstanbul’a kadar -İstanbul dâhil- Hükûmet sırasındaki kâtip üye ise İzmir’den başlayarak Zonguldak’a kadar -Zonguldak dâhil- adı okunan milletvekiline 1’i beyaz, 1’i yeşil, 1’i de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek, pul ve zarf verilen milletvekili ad defterine işaretlenecektir.

Sayın milletvekilleri, daha oylamaya başlamadım, lütfen yerlerinize oturun.

Milletvekilleri Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanmayacaklardır.

Bildiğiniz üzere bu pullardan beyaz olanı “kabul”, kırmızı olanı “ret”, yeşil olanı ise “çekimser” oyu ifade etmektedir.

Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyeden üç yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır.

Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır.

Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oy kullanmayan sayın milletvekili arkadaşımız var mı? Yok.

Sayın milletvekilleri, oy kullanma işlemi tamamlanmıştır.

Oy kutularını kaldıralım.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 26’ncı maddesine bağlı geçici 18’inci maddenin gizli oylama sonucu:

“Oy sayısı             :            408

Kabul                    :            338

Ret:                       :               70

Çekimser               :                 -

Boş:                      :                 -

Geçersiz                :                 -

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

               Fatih Metin                                                                             Yaşar Tüzün

                    Bolu                                                                                      Bilecik”

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.26


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.54

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Fatih METİN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 19’uncu maddesini okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Rahmi Güner’e aittir.

Sayın Güner, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesiyle eklenen geçici 19’uncu maddeyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bu görüşülmekte olan Anayasa kanun teklifi Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını teşkil eden bir kanun. Bu kanun, cumhuriyet kurulduğu zamanda Teşkilatı Esasiye Kanunu olarak geçmektedir ve bu, okullarda da Esas Teşkilat Hukuku dersi olarak okutulmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun, Türkiye Cumhuriyeti’nin özünü, Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgasını teşkil etmektedir. Senelerce bazı odaklar tarafından yapılan yıpratma faaliyetlerinde işte, bu Teşkilatı Esasiye Kanunu 60 yılından sonra “Anayasa kanunumuzu nasıl yıpratırız, nasıl bunu değişik amaçlar şeklinde yapılandırırız” düşüncesiyle devamlı mücadele edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, 60 öncesi Türkiye’de “kuvvetler ayrılığı” diye bir sistem yok; yasama organı var, yürütme organı var. Yargı organı tamamen yürütme organı tarafından paspas edilmiş, kendi amaçlarına, kendi yönlerine kullanma durumuna gelmiştir. Bunu bugünkü basında okuduk. Yargıtay eski Başkanlarından Sami Selçuk açıkça şunu söylüyor: “60 öncesi yargı organı tamamen paspas edilmiş, ortadan kaldırılmıştı.”

Değerli arkadaşlarım, o zaman Yargıtay üyeleri görevden alınmakta, yargıçlar istediği şekilde tayin edilmekte, yargıçlara yandaş hâkim sıfatıyla kendi amaçları doğrultusunda iş yaptırılmaktaydı. İşte bu durumu önlemek için 1961 Anayasası’nda öncelikle yüksek hâkimler kurulu, yüksek savcılar kurulu diye iki tane bağımsız kurul meydana getirildi.

Değerli arkadaşlarım, yasama organının yapmış olduğu kanunlar ve kanun hükmünde kararnameler ve Meclis İç Tüzükleri de o zaman hiçbir denetime tabi olmadan yasama organından geçtikten sonra yürürlüğe girmekteydi.

Değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde yasama organının almış olduğu, tek parti iktidarında alınan keyfî bu kanun yapılanmalarının denetime tabi olması için işte Anayasa Mahkemesi, bu 61 Anayasası’yla getirildi. Geçende 48’inci yıl dönümü kutlandı değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin bir hukuk devleti sistemine oturtulması için yapılan büyük bir çalışma.

Değerli arkadaşlarım, şimdi şunu görüyoruz: Yapılan bu hukuk devleti yapılanması, kuvvetler ayrılığı şeklinde Türkiye’nin yönetilmesi, bağımsız yargının olması, bağımsız yayın organının, TRT’nin Anayasa’ya geçmesi maalesef bazı kesimler tarafından idrak edilemedi ve 1971 müdahalesiyle biraz daraltıldı, 1982 Anayasası’yla tamamen ortadan kaldırma noktasına geldi.

Değerli arkadaşlarım, 1960 yılında, 1980 yılında yapılan bu hukuka karşı, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin modeline karşı, Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan, demokrasiye karşı müdahaleleri kabul etmediğimizi her zaman beyan ediyoruz. Geçen de Genel Başkanımız bunu bu Meclis kürsüsünden açık ve seçik olarak söyledi.

Değerli arkadaşlarım, biz o dönemde hukukun nasıl yok edildiğini, mahkemelerin nasıl o darbenin yönünde karar verme durumuna yapılandığını o devirlerde gördük ve o zaman tutuklananlar vardı, hakkını savunamayanlar vardı belki gerçekten. Çünkü bir darbe vardı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi 2010 yılını yaşıyoruz. O, askerî darbeydi, onu kabul ediyoruz ama şimdi hangi darbe var değerli arkadaşlarım? Silivri mahkemesine gittik; bir sene, iki sene, üç sene tutuklu olanlar var. Darbe mi var şimdi değerli arkadaşlarım?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – AKP darbesi var.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – Neden tutuklu olduğunu bilmeyenler var. “Ben neden burada tutukluyum?” diyor, bilmiyor. Savunması alınmamış, yani ifadesi alınmamış, neden tutuklandığı söylenmemiş. İşte, şimdi, herkes ağzına alıyor, darbeler diyor, 60 darbesi, 80 darbesi. Tasvip etmiyoruz ama şimdi hangi darbe var değerli arkadaşlarım? İşte bütün mücadele, işte Türkiye’de bu sivil darbeyi yasalaştırmak, mücadele bu. Bu kanun teklifi de o amaçla geliyor değerli arkadaşlarım. Yasama organı denetimden kaçmak istiyor, Anayasa Mahkemesi denetiminden kaçmak istiyor. Yürütme organı, yasama organını tamamen paspas etmiş. Buyurun, bunu ben söylemiyorum. Bunu, 1997’de yazmış olduğu kitapta söyleyen Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı. Bugün gazetelerde yazıyor. “Yürütme organı yasama organını tamamen geçti.” diyor.

Ne kaldı arkadaşlar? Şimdi kalan şu: Yargıyı nasıl ele geçiririz mücadelesi var. Evet, mahkemeleri ele geçirdiler, hâkimleri ele geçirdiler. Bütün baskı onların üzerinde ama amaç ne? Yargıtayın, Danıştayın Anayasa Mahkemesinin ele geçirilmesi mücadelesi var.

Sayın Başbakan Amerika’dan geldikten sonra boş söylemedi. “Türkiye, başkanlık sistemine dönmelidir.” dedi. Çünkü -değerli arkadaşlarım, bunlara aldanmayın -geçmişte de bir Başbakan -Allah rahmet etsin- “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağım.” diye söylemişti. Şimdi, bununla bunun farkı yok. Bugün Anayasa profesörleri söylüyorlar. Türkiye’de eğer bu kanun kabul edilirse, bunun peşinden birçok kanun daha gelecektir. İşte o zaman, Türkiye başkanlık sistemine dönerse, değerli arkadaşlarım, 1908 yılındaki mutlak monarşi idaresine dönüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk bilmiyor muydu bu başkanlık sisteminin kurulmasını? Atatürk neden gündeme getirdi de parlamenter sisteme geldi, halkın daha etkili olma şeyine getirdi? Halkın temsilcilerinin Mecliste daha ağırlıklı olması için neden Türkiye’de parlamenter sistemi getirdi? İşte bu bunu rahatsız ediyor değerli arkadaşlarım.

Ne diyor Başbakan? “As, kes.” diyor, kendi düşüncesini söylüyor. Demokrasilerde bu var mı değerli arkadaşlarım?

Şunu belirtmek istiyorum: Halk bizden bu şekilde bir Anayasa değişikliğini beklemiyor. Halk, üreticisi, işçisi, memuru, emeklisi, dar gelirlisi, yoksulu açlık sınırında olan, Hükûmetten, kendi yaşamını düzenleyecek olan bir yasa teklifi bekliyor değerli arkadaşlarım. Bu Anayasa değişikliği olursa, benim köyümdeki, benim şehrimdeki, Türkiye'nin herhangi bir şehrindeki halka ne vereceksiniz değerli arkadaşlar? Ne vereceksiniz siz? Bir tek kendinizi Anayasa Mahkemesinde güçlendireceksiniz, yargıyı tamamen paspas edip onu denetim altına alacaksınız. Yargı da emrinizde, yasama emrinizde… Başkan, tek parti iktidarı Türkiye’yi açıkça bir sivil darbe idaresine götürüyor.

Değerli arkadaşlarım, hiç iyi değil, hiç iyi değil, gidiş iyi değil. Çünkü Türkiye bir İtalyan faşizmi gibi yapılanmayı, bir Alman faşizmi gibi yapılanmayı kaldıramaz. Buna herkesin çok dikkat etmesi gerekli. Bu çok önemli bir olay değerli arkadaşlarım. İşte, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna karşı mücadelemizi veriyoruz. Biz darbelere karşıyız, biz 60 darbesine de karşıyız, biz 12 Mart müdahalesine de karşıyız, biz 80 darbesine de karşıyız ama en kötüsü, şu anda yapılan sivil darbeye de karşıyız değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için, sonuna kadar mücadelemizi vereceğiz.

Kimse Cumhuriyet Halk Partisini yabana atmasın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını yabana atmasın.

Değerli arkadaşlarım, kulaklarınızı açın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisinin ekolünden gelir, Atatürk ekolünden gelir, İsmet Paşa ekolünden gelir, çok uyarmıştır burada bu milleti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güner, konuşmanızı tamamlayın, ek süre veriyorum efendim.

RAHMİ GÜNER (Devamla) – İşte, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal sizi uyarıyor. Dikkat edin, dikkat edin, gittiğiniz yol yol değil. Türkiye, böyle, yandaş mahkemeyi, yandaş hâkimi, yandaş idareciyi kaldıramaz değerli arkadaşlarım. Dikkat edin, hiç iyi değil, halk yarın size sorar ve çok düşünerek oy verin.

Burada bazı arkadaşlarımı görüyorum, bakanlık seviyesine gelmiş, birçoğu benimle beraber solda mücadele etmiş. Devlet güvenlik mahkemelerine karşıydık biz, biz sıkıyönetimlere karşıydık beraber. Biz, şimdi, özel yetkili mahkemelere karşıyız ama kimse bunu dikkate almıyor. Ne farkı var devlet güvenlik mahkemelerinden özel yetkili mahkemelerin? Özel yetkili hâkimlerin ne farkı var arkadaşlar, devlet güvenlik mahkemesindeki hâkimlerden? Bir farkı var mı? O da yine emir ve talimatla yapıyor.

Hukuk, emir, talimatla görev yapmaz. Hukukçu kendi vicdanına göre, kendi düşüncesine göre, kafasında oluşan hukuk formasyonuna göre, kurumlaşan hukuka göre karar verir. Burada görüyorum ben, öğretim üyeliğinde başka türlü konuşmuş, milletvekilliğine gelmiş başka türlü konuşuyor. Yok arkadaş öyle! Hukukta, inanıyorsan, tek fikir vardır, tek inanç vardır, tek doğru vardır, onu söylemek durumundasınız.

Değerli arkadaşlarım, mücadelemiz sonuna kadar olacaktır. Şunu söylüyorum: Burada oy veren çok değerli milletvekili arkadaşlarımın çok dikkatli olmaları gerekli. Türkiye’nin geleceğine ipotek koymayın, Türkiye’nin geleceğini kısıtlamayın, Türkiye’nin özgürlüğünü, Türkiye’nin aydınlığa giden yollarını tıkamayın. Kişiler değil, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti, üniter yapı misakımillî huduttur. En büyük inancımız, düşüncemiz bunu korumaktır, bunu en iyi demokratik seviyelere çıkarmaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güner.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, madde üzerinde, Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bal, buyurun efendim.

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 26’ncı maddeyle düzenlenen geçici 19’uncu madde hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle Hakkâri’de şehadet mertebesine ulaşan Amasyalı Erkan Ayaz’a, Samsunlu Selman Özay’a Cenabıallah’tan rahmetler diliyorum, kederli ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum, yaralı askerlerimize de şifa diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz süreç bir hız yarışı şeklinde geçmekte ve gerek Komisyonda on bir, on beş, on yedi saati bulan gerekse Genel Kurulda gecenin geç vakitlerine kadar devam eden bu görüşme trafiğinde bir aceleyi görüyoruz. Bu acele sadece görüşme trafiğinde değil aynı zamanda kanunun içinde de vardır. İşte geçici 19’uncu maddeyle Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesinin…

Sayın Başkan, lütfen sükûneti temin edebilir misiniz, dikkatimiz dağılıyor.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin efendim.

FARUK BAL (Devamla) – Evet, bu acelecilik, AKP’nin aceleciliği kanunun metninin içine de girmiştir. Eğer Anayasa değişikliği kabul edilir ise otuz gün içerisinde Meclis, Anayasa Mahkemesine, bu kanunda öngörülen şekilde üyelerini seçecek. Otuz gün içerisinde Anayasa Mahkemesinin bir kısım üyelerinin seçimindeki hızı, teklif, beşer günlük dilimler hâline ayırmış. İlk beş gün içerisinde adaylar başvuru için müracaat edecek, ikinci beş gün içerisinde başvuru sürelerinin tamamı ve üçüncü beş gün içerisinde ise seçim tamamlanacak ve ertesi gün de Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi de on gün içerisinde bu seçimi gerçekleştirecek.

Şimdi, Sayıştay ve barolar böyle hızlı bir seçime zorlanıyor ve Sayıştay ve baroların seçim için de oy kullanacak üyelerine “Ancak seçilecek bir kişiye oy verebilirsin, diğerlerine oy veremezsin.” şeklindeki bir antidemokratik hüküm, Anayasa hükmü hâline getiriliyor ve bundan tam altmış dört yıl öncesine Türkiye’yi geri döndürüyor. Altmış dört yıl önce de Türkiye'de adı demokratik olan bir seçim vardı, o seçimde oy vermek açıktandı, sayım ise gizliydi. Şimdi, aynı mantıkla, Sayıştayın üyelerinin iradesini Anayasa Mahkemesine yansıtacak olan seçimde, Sayıştayın üyelerinden sadece birisine oy verebilmesi demek, diğer üyelere oy hakkının yasaklanması demek, tam 1946 seçimiyle bağdaştırılabilecek bir antidemokratik uygulamadır.

Değerli arkadaşlarım, Meclis -geldiği zaman- on gün içerisinde bu seçimi yapacaktır. Nasıl yapacaktır? İlk oylamada üçte 2 çoğunluk, bu mümkün olmayacak, nasıl Anayasa oylamasında bir uzlaşma zemininden kaçıyorsa AKP orada haydi haydi kaçacaktır, eline fırsatı geçirmiştir, yandaşı olarak seçtirdiği bir kişiyi Anayasa Mahkemesine de göndermek suretiyle Anayasa Mahkemesini yandaş yargı kurumu hâline getirdiği fırsatı kaçırmayacaktır. O zaman, ikinci tura geçilecektir. İkinci turda 1/2 artı 1 çoğunlukla, yani salt çoğunlukla seçim olacaktır. AKP çoğunluğunu görüyoruz. İşte, bugün Anayasa konuşuluyor. Biraz önce bir arkadaşımız saydı, 11 tane milletvekiliyle takip ettiklerini söylediler. Muhtemeldir ki 1/2 çoğunluğu yine temin edemeyecektir, bu defa katılanların çoğunluğuyla seçim yapılacaktır ki bu tam AKP’nin istediğidir, dilediği kişiyi Anayasa Mahkemesine gönderecektir.

İşte, böyle bir mantık ile Anayasa’ya konulan bu hüküm, Anayasa Mahkemesini yandaş yargı kurumu hâline getirmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Anayasa’ya konulan bu sürelerin de hiçbir fiilî ve hukuki değeri bulunmamaktadır. Mesela, on gün içerisinde Meclis seçmedi Anayasa Mahkemesi üyelerini. Ne olacak? Hiçbir şey olmayacak. Nitekim, 2003 yılında Sayıştaydan seçilen üyelerin Mecliste oylamasının yapılmasını AKP iki yıl engellemedi mi? Engelledi? Ne ile müeyyidelendirildi? Hiçbir müeyyide yok, dolayısıyla bu abesle iştigaldir. Anayasa ile ilgili bir değişiklik abesle iştigal etmemelidir.

Ancak AKP’nin acelesi vardır. Bunların hukuki bir değeri yoktur, siyasi bir değeri vardır. AKP acelecidir çünkü AKP halka hesap vermekten kaçacak delik aramaktadır. AKP, bu Anayasa değişikliği teklifi ile yaratmış olduğu ekonomik ve sosyal çöküntünün halk tarafından konuşulmasını engellemek için sanal bir tartışma ortamı yaratmıştır. Bu sanal tartışma ortamı içerisinde ekonomik çöküntünün, toplumsal çöküntünün yarattığı sosyal cinnetlerin, cinayetlerin, hırsızlıkların, soygunların hesabını vermekten kaçmaktadır. AKP’nin, işsizliğin, fakirliğin, esnaftaki, tüccardaki iflasların hesabını vermekten kaçış yolu için bulduğu delik işte bu deliktir.

Değerli arkadaşlarım, AKP sadece halka hesap vermekten kaçmamaktadır. AKP, sekiz yıla yakın bir süredir, Türkiye’de yaratmış olduğu ekonomik soygunların, özelleştirme idarelerindeki yandaş kayırmalarının, peşkeşlerin, yolsuzlukların hesabını vermek zorundadır. AKP, aynı zamanda, anayasasal sistemde yaratmış olduğu tahribatın, işlediği anayasal suçların hesabını da vermek zorundadır. AKP’nin hesap vereceği yer Yüce Divandır. İşte, AKP hesap vermekten kaçmak için Yüce Divanı yandaş bir yargı kurumu hâline getirmek istemektedir, AKP’nin acelesi bundandır ancak hesap gününden kaçış yoktur.

Değerli arkadaşlarım, AKP, sekiz yılda, devleti kadrolaşma suretiyle parti devleti hâline getirmiştir. AKP, yaklaşık sekiz yıllık iktidarında, sermaye transferi yapmak suretiyle yandaşlarını zengin etmiştir. AKP, sekiz yıllık iktidarında, basının yarıdan fazlasını yandaş hâle getirmiş, geriye kalan yarısını da vergi cezası ve hapislerle korkutmuştur ve AKP, böylece, yaratmış olduğu bir düzene sahiptir. İşte, AKP, yarattığı bu düzene uygun bir hukuk düzeni yaratmak istemektedir ve bunu gizlememektedir. AKP, bu düzenin adını önceden gizliyordu, şimdi Başbakanın ifadesiyle açıklamıştır: “Başkanlık sistemi.”

Değerli arkadaşlarım, başkanlık sistemiyle ilgili, bugün AKP sıralarında bulunan bir bilim adamı Zafer Üskül “Başkanlık sistemi, seçilmiş saltanattır.” diyor, eleştiriyor. Sayın Profesör Necmi Yüzbaşıoğlu “Başkanlık sistemi, devleti federal bir yapıya dönüştürür.” diyor, bunun altını kalınca çiziniz ve bu lafın üzerinde kırk defa düşününüz. Yine bilim heyetinde bulunan Profesör Levent Köker, başkanlık sisteminin Türkiye’ye büyük problemler yaratacağını ifade ediyor. Anayasa Hukuku Profesörü Sayın Hasan Tunç, yine Anayasa Hukuku Profesörü Sayın Ethem Atay, yine Kamu Hukuku Profesörü Sayın Murat Sezginer, başkanlık sisteminin Türkiye’de gideceği yerin dikta olduğunu söylüyor ve AKP’ye bilim adamları kurulunda başkanlık etmiş olan Sayın Ergun Özbudun da “Başkanlık sistemi, darbeleri davet eden bir sistemdir.” diyor. Kendisinin de danışman olarak görev yaptığı Latin Amerika ülkelerinde başkanlık sisteminin bir diktaya, bir tek adam yönetimine dönüştüğünü açıkça ilan ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, ek süre veriyorum iki dakika, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim.

FARUK BAL (Devamla) – Tabii, AKP’nin başkanlık sistemini istemesindeki sebebi ikinci ve halis olmayan niyetiyle birlikte değerlendirmemiz lazım. Sayın Yüzbaşıoğlu’nun dediği gibi, başkanlık sistemi federatif sistemlerde başarılı olabilir, bunun bir tek örneği vardır, o da Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye üniter bir devlettir. Başkanlık sistemi dayatması ve PKK terör açılımıyla birlikte Türkiye önce eyaletlere bölünecek, arkasından başkanlık sistemi mi kurulacak?

Değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye için yapılmış en büyük günah, bu millet için yapılabilecek en büyük, yüz yıla sari bir sıkıntılar zincirini oluşturacaktır. Bu süreçten sadece AKP değil, sadece milletimiz değil etrafımızdaki ülkeler ve coğrafyamızda bulunan tüm kitle zarar görecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu bir AKP oyunu değildir; bu, okyanus ötesinde yazılmış bir oyundur; bu, BOP Eş Başkanlığı ile yazılmış bir senaryodur; bu, mübarek İslam dinine “ılımlı” sıfatını yapıştırarak okyanus ötesinden yazılmış senaryonun bugün ilk adımıdır. Zaten Başbakan da diyor: “Bu, açılımımız için ilk adımdır, ikincisi, üçüncüsü gelecek.” İkincisinin, üçüncüsünün ne olacağını biz önceden görüyoruz, biliyoruz.

Değerli AKP milletvekillerinin de ikincinin, üçüncünün ve sonuncunun ne olabileceğini “mahkemei kübraları” diye nitelendirdiğimiz vicdanlarında değerlendirmelerini talep ediyor ve bu beyaz oyu kullanırken onlara Cenabıallah’ın akıl, fikir ve izan nasip etmesini temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bal, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, üçüncü söz Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Nezir Karabaş’a aittir.

Sayın Karabaş, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

BDP GRUBU ADINA MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçici 19’uncu madde üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uzun bir süredir, onuncu gündür, Anayasa’daki değişiklik teklifi üzerine görüşme yürütüyoruz. Şimdi, değişikliğini düşündüğümüz Anayasa, 1982 darbe Anayasası. Tabii, anayasalar üzerine konuştuğumuz zaman, anayasaları değerlendirdiğimiz zaman, tarihte anayasalar, ya bir toplumsal devrimin, bir ülkede ulusal, toplumsal bir mücadelenin sonucunda veya çağın, toplumun gereklerinin değişmesi sonucu o toplumun tüm kesimlerinin büyük bir mutabakatla artık mevcut Anayasa’nın cevap olmadığı, dünyanın geldiği seviyeyi de, dünya hukukunun, uluslararası hukukun geldiği seviyeyi de dikkate alarak yeniden toplumun tüm kesimlerinin üzerinde değerlendirme yapıp yeni bir anayasa yapmasından kaynaklı doğar bu ihtiyaç.

Şimdi, Türkiye’ye baktığımız zaman, 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 90’ıncı yılını kutladık, bu sürenin dörtte 1’inden fazlasını tek parti iktidarı altında geçirmiştir. Yani, bir ulusal kurtuluş mücadelesi verilmiş ama ardından, uzun bir süre, cumhuriyet tarihinin bugüne kadarki süresinin dörtte 1’inden uzun bir süresini tek parti iktidarıyla geçirmiş ve bu tek partinin yaptığı Anayasa geçerli olmuş. Türkiye’deki çok partili seçimden kısa bir süre sonra 1960 darbesi gelmiş, 1970 müdahalesiyle Anayasa’da bazı değişiklikler yapılmış ve 1982’de de bu mevcut Anayasa yapılmış. Bugüne kadar bu Anayasa 17’nci kezdir değiştiriliyor, seksen beş maddesi değiştirildi bugüne kadar ama sonuçta bu Anayasa’yla idare ediliyoruz.

Şimdi, belli bir hukukunu, anayasal düzenini oluşturmuş ülkelerde hem uluslararası hem de ülke içindeki mevcut ihtiyaçlardan kaynaklı bir anayasa değişikliği gerekebilir. Bu Anayasa değişikliği üzerinde çok tartışılmadan, toplumun tüm kesimlerine yaymadan… Çünkü sonuçta bir teknik veya o andaki gerekliliği karşılamak üzere bir ihtiyaç doğar. Zaten orada demokratik anayasal hukuk oturmuştur. Onun çok tartışılması gerekmiyor ama Türkiye’de, doksan yıllık süreyi olağanüstü bir şekilde geçirmiş, mevcut anayasaları ya tek parti döneminde ya da darbe dönemlerinde darbeciler tarafından hazırlanmış bir ülkede Anayasa değişikliği ciddi bir olaydır.

Türkiye’de tüm toplum kesimleri Anayasa değişikliği talebinde bulunuyor. Bu talebi en fazla isteyen, bu toplumda dikkate alınmamış, bu anayasalarda dikkate alınmamış veya zaten inkâr edilmiş kesimlerdir; Kürtlerdir ve inancını özgürce yaşaması anayasal kurala bağlanmamış veya yasaklanmış kesimlerdir; Alevilerdir, gayrimüslimlerdir ve yine, bu toplumun önemli bir kesimini nüfus anlamında, sayı anlamında oluşturan işçidir, emekçidir ve yine, cins ayrımı gözetilen ve Anayasa’ya, tüm yasalara sığınmış kadınlardır ve çağdaş toplumda korunması gereken ve özel kanunlarla, uygulamalarla korunması gereken engellilerdir, çocuklardır.

Şimdi, bu Anayasa’da, hem daha önceki tartışmalarda hem getirilen değişiklik teklifinde hem de buradaki tartışmalarda genelde bunlar çok dikkate alınmıyor, bunlar değerlendirilmiyor. İşte, bir taraftan iktidar partisi “Ben zaten toplumun çoğunluğunun oyunu aldım, bu halkın iradesiyim, sivil yapıyı da temsil ediyorum; onun için, istediğim gibi bir teklif getiririm, istediğim zaman Anayasa tartışmalarını, değişiklik tartışmalarını başlatırım, istediğim maddeleri getirir burada oylarım, istediğim maddeleri geçiririm.” diyor ve yine bir siyasi parti, geçmiş tartışmalarda da, bugün de bu teklif tartışılıyorken, bu teklifin yetersizliğini, Türkiye toplumunun taleplerini karşılamadığını dile getirmek yerine, işte “cumhuriyetin, laikliğin temelleri” diyor, “tarafsız, bağımsız yargı” diyor.

Değerli milletvekilleri, biraz önce belirttik. Aksini ispat eden gelsin, burada söylesin. Bu ülkede çok kısa bir dönem hariç ki o da tek partili dönemde, savaşın hemen sonrasında cumhuriyetin kuruluşunda hazırlanan 1924 Anayasası’dır. 1921 Anayasası çok farklıdır, 1924’te değiştirilmiştir. Darbe anayasalarıyla yönetiliyoruz. Şimdi darbe anayasalarıyla yönetilen, ordunun, askerin istediği zaman darbe yaptığı, yargının devletin yanında hukuk, hukukun üstünlüğü, çağdaş hukuku herkese eşit, herkese tarafsız uygulayan ve bağımsız olan bir yargı yerine bu darbe anayasalarına biat eden bir yargı var ve şimdi “bunun temelleri sarsılacak” diyor ve yine bazı vekillerimizle siyasi partiler, devletin birliğinin, bütünlüğünün bozulacağını ve ülkenin bölüneceğini söylüyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, dünyaya baktığımız zaman farklı etnik yapıları, farklı kültürleri ve bunların çözümlenmemiş sorunlarının olmadığı hiçbir ülke ne anayasasında ne yasalarında birlikten, bütünlükten ve bölünmeden bahsetmez. Eğer bir ülke anayasalarında, yasalarında ve o ülkenin siyasetçileri, hukukçuları tüm söylemlerinde önce birlikten, bütünlükten, sonra da bölünmeden bahsediyorsa o ülkede farklılıkların sorunları var ve çözümlenmemiştir.

Şimdi biz şunu söylüyoruz Barış ve Demokrasi Partisi olarak: Daha önce Anayasa’yla ilgili düşüncelerimizi belirttik, bu konuda çalışmalar yaptık. Bu çalışmaları yürütürken akademisyenlerden, anayasa profesörlerinden, farklı kesimlerin düşüncelerinden yararlandık, bunları kamuoyuyla paylaştık.

Yine, bu Anayasa Değişiklik Teklifi tartışması başladığı zaman bizler Barış ve Demokrasi Partisi olarak hem Anayasa’da temel olan, değişmezse, olmazsa olmaz olan bazı gerçeklerin olduğunu, bunlar konulmadığı zaman teklifin sorunu çözmeyeceğini ve bu teklifin buradan da, Meclisten de geçse, sonuçta referandumda halk tarafından kabul de edilse Türkiye’de Anayasa tartışmasının bitmeyeceğini ve seçimde de, seçimin de, sonrasının da tartışmasının, siyaset tartışmasının Anayasa değişikliği olacağını belirttik.

Sadece onunla yetinmedik. Sonuçta biz şunu söylüyoruz, her siyasi parti söylüyor, biz de söylüyoruz: Tüm bizim üzerimize uygulanan dışlanma politikasına rağmen, sadece Kürt halkına değil, onun siyasetçisine ve bu Parlamentoda tüm engellere, barajlara rağmen gelmiş olan Demokratik Toplum Partisine ve o kapandıktan sonra şu anda grubu bulunan Barış ve Demokrasi Partisine tüm ayrımlara rağmen, biz, başta iktidar olmak üzere tüm siyasi partilerle diyaloğa açık olduğumuzu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

…belli konularda hem bu kürsüde hem komisyonlarda hem de siyasi partilerin çeşitli platformlardaki ilişkilerinde diyalog kuracağımızı ve açık olduğumuzu belirttik ve hiçbir zaman şunu söylemedik… Her zaman şunu söyledik, dayattık: Zaten Türkiye'nin sorunlarını çözmeyi, hem Anayasa sorununu çözmeyi, Anayasa’yı zorunlu hâle getirmiş olan Kürt sorununu, inanç sorununu, Alevi sorununu, azınlıklar sorununu, tüm sorunların, kadın sorununun çözülmesinin yolunun yüce Meclis olduğunu ve bu sorunlar Mecliste tartışılmadığı sürece sonuç alınamayacağını belirttik. Ancak hem bugüne kadarki çalışmamızda hem bu Anayasa tartışmaları ve Anayasa teklifinin tartışıldığı bu dönemde şunu gördük: Bu Meclis, gerçekten bugün de sorunları çözme, Türkiye'nin sorunlarını çözme iradesi göstermiyor, doksan yıldır göstermediği gibi. Doksan yıldır Türkiye’de askerin, ordunun darbe yapması, hukukun tarafsız ve bağımsız olmaması, sivil ve askerî bürokratların istediği zaman istediği gibi davranmasının tek nedeni bu Meclistir ve bu Meclis sorunları çözme yeridir de.

Bu Meclis gerçek anlamda farklı düşüncelere, farklı kimliklere, farklı siyasal düşünce ve ideolojilere rağmen, ülkenin sorunlarını çözme iradesini karşısına koyup, “Ben bu ülkenin sorunlarını çözmek için buradayım. Tüm farklı düşüncelerime rağmen, farklılıklarla bir araya gelip kendimden ne katabilirim?” Ve bu sorunu Meclis iradesi dışında kimse çözemez ama yasal çerçevede, anayasal çerçevede iradesini koymadığı sürece bu sorunları çözemeyiz. Toplumun beklediği bir anayasayı çıkaramayacağız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, ek süreniz de doldu efendim.

Teşekkür ederim, sağ olun.

Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Ayhan Sefer Üstün’e aittir.

Sayın Üstün, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 497 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin geçici 19’uncu maddesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçici 19’uncu madde -adı üzerinde geçici bir madde- intikal hükümlerini düzenlemektedir. İnşallah bu teklif reylerinizle kanunlaşırsa Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanacaklar, yine eksik kalan 2 üye Meclis tarafından otuz gün içerisinde seçilecektir. Bu maddede ayrıca Meclisin seçim süreci de etraflı bir şekilde anlatılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, uzunca bir süreden beri bu teklifi görüşüyoruz. Zaman zaman her ne kadar tansiyon yükselse de olgun bir şekilde tartışmalarımızı devam ettirdik. Ancak yine bazı konuşmacılarda bazı tereddütler görüyoruz. Örneğin bunlardan bir tanesi, acaba Anayasa Mahkemesine parlamentolarca, Meclisçe üye seçilebilir mi, seçilebilmeli mi? Bu soruyu kendimize sormalıyız. Meclisin böyle bir hakkı var mı gerçekten?

Değerli arkadaşlar, bu soruyu sorduğumda sanki ilk kez böyle bir olayla karşılaşıyormuşuz gibi bazı arkadaşları görüyorum. Sanki Türk hukuk sistemimizde ilk kez böyle bir durum ortaya çıkmış, sanki Meclis ilk kez Anayasa Mahkemesine üye seçecekmiş gibi bir durumla, öyle bir tepkiyle karşılaşıyoruz. Oysa bu hüküm daha önceden 1961 Anayasası’nda zaten yer almıştı. 1961 Anayasası’nda 15 üyenin 5 tanesini yüce Meclis seçiyordu.

Değerli arkadaşlar, 1961 Anayasası hazırlanırken yine değerli hukukçu Mümtaz Soysal, bu hükmün Anayasa’ya girmesi için büyük çaba sarf etmiştir. Bakın, o zaman yazdığı kitapta aynen şu cümleleri söylüyor: “Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçilişleri 1961 Anayasası’nda karma bir çözüme bağlanmıştır. Üyelerin bir kısmı yargı organlarınca, bir kısmı da siyasal organlarca seçiliyordu. Üyelerden bir kısmının siyasal organlara seçtirilmesi, kurulacak denetim mekanizmasıyla halkın temel tercihleri arasında bir bağlantı kurabilmek içindir. Siyasal organlarda ağır basan, çoğunlukların kendi eğilimlerindeki kimseleri üyeliğe getirmeleri normal olduğuna göre yargısal denetimin parlamento üstünde bir güç yaratma tehlikesi bir ölçüde önlenmiş olacaktır.” Bu, Sayın Mümtaz Soysal’ın kitabından aldığım bir alıntı. Tabii, maalesef, 1971 darbesiyle bu hüküm değiştirilmiş, o değişiklikten sonra Sayın Mümtaz Soysal hayal kırıklıklarını ifade eden bir makale yazmıştır. O makaleyi burada okumuyorum.

Değerli arkadaşlar, mukayeseli hukuka baktığımızda da Avrupa’da bütün parlamentoların anayasa mahkemelerine üye seçtiklerini görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, burada zaman zaman örnek verdik Sayın Mustafa Bumin’in hazırladığı tekliften. “Efendim çok benziyor.” dedik, bazı arkadaşlar karşı çıktılar. Elbette bazı farklılıklar var. Örneğin Sayın Mustafa Bumin’in teklifinde yüce Meclise 4 tane kontenjan ayrılmıştı. Daha cömert davranmış Mustafa Bumin ama burada 3 üyeyi seçebiliyoruz.

Değerli arkadaşlar, yine burada Sayıştayın siyasi partilerin mali denetimiyle ilgili hükümler var. Artık bundan sonra bu kanun teklifi yasalaşırsa siyasi partilerin mali denetimini Sayıştay yapacak. Gene itirazlar geldi: “Efendim, Sayın Mustafa Bumin’in teklifinde böyle bir durum yok.” Evet, teklifinde böyle bir durum yok ama bakın, şimdi, burada size söyleyeyim: Sayın Mustafa Bumin Anayasa Mahkemesinin 30’uncu Kuruluş Yıldönümünde “Anayasa yargısının asıl işlevine ve konumuna uygun düşmeyen düzenlemeler kaldırılmalıdır. Bu bağlamda, siyasi partilerin mali denetimi, yasama ve yürütme erkleri dışındaki bağımsız birimlerce, örneğin Sayıştayca yapılmalı, denetim sonucu Anayasa Mahkemesine bildirilerek yaptırım için gerekli yargısal kararların Anayasa Mahkemesince alınması sağlanmalıdır.” diyor. Değerli arkadaşlar, yine bakın benzer bir hüküm. Burada, Anayasa Mahkemesinin kendi yayınları burada, aynı benzer ifadeler de buradadır. Elbette yüce Meclis bu tür eleştirilerden istifade ederek kendi metnini hazırlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, yine başka bir soru: Anayasa Mahkemesi Yüce Divan görevi yaptığına göre yargıladıkları kişilerin buraya üye seçmesi Yüce Divanın veya Mahkemenin, orada görev yapan hâkimlerin tarafsızlığına gölge düşürür mü? Bu da bir temel soru olarak karşımızda duruyor. Eğer yargıladıkları kişiler buraya üye seçemeyeceklerse şu anda Yüce Divan oluşturulması mümkün olamazdı.

Bakın, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi kimleri yargılıyor: Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını yargılıyor. Peki, şu andaki sistemde Anayasa Mahkemesinin üyelerini kim seçiyor? Sayın Cumhurbaşkanı. O zaman buraya bizim üye veremememiz gerekirdi.

Yine, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi üyelerini… Anayasa Mahkemesi kendi üyelerini yargılıyor. Daha geçenlerde, hatırlarsınız, bir üyeleriyle ilgili olarak ön inceleme yapıldı. Yani şunu diyebilir miyiz ki: Anayasa Mahkemesi kendi üyesini yargılarken veya ön iznini verirken taraflı davranmıştır? Hayır, bu son derece haksız bir iddia olur.

Yine, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini yargılamaktadır. Bu kurullar da oraya doğrudan üye seçmektedir.

Eğer böyle bir mantıkla yaklaşmış olsaydık buralara üye veremezdi veyahut da verildikten sonra, Anayasa Mahkemesinin sanki oralara yandaş bir yaklaşım sergilediğini ifade etmemiz gerekirdi ki son derece haksız bir ifade olur değerli arkadaşlar.

Bunun yanı sıra, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı olmalı mı? Temel sorulardan bir tanesi bu. Böyle bir usul Yargıtayın, Danıştayın görevine müdahale sayılır mı? En temel sorulardan bir tanesi bu. Buna da çok fazla karşı çıkıldı.

Değerli arkadaşlar, burada anlatıldı, bireysel başvuru anlatılırken. Ben de şahsen şu teklifteki en önemli değişikliklerden bir tanesi de bunu görüyorum çünkü Anayasa Mahkemesi maalesef zamanlama itibarıyla bir darbe ortamında kurulmuştur dolayısıyla vesayetçi bir anlayışla görev yapmaktadır, verdiği kararlarda da maalesef özgürlükçü bir anlayış sergileyememiştir.

İlk kez Anayasa Mahkemesine farklı bir görev yükleniyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ve Anayasa’da güvence altına alınan özgürlüklerle ilgili bir denetim yapma, inceleme yapma yetkisi veriliyor. Anayasa Mahkemesini değiştirerek dönüştürecek bir hükümdür bu. O bakımdan, değerli arkadaşlar, bu hüküm mutlaka olmalıdır. Avrupa Birliği düzenlemelerinde de yine, devletlerin kendi iç hukuklarında böyle bir düzenleme yapılması gerektiği noktasında öneriler vardır.

Değerli arkadaşlar, burada bu hükme en fazla itiraz eden bir milletvekili arkadaşımız, daha yakın bir zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin ihlal edildiğini ve şikâyetini dile getirerek bu haklılığını ispat için başvurmuştur. Bakın, aynı kapsamdaki bu hakları Ahlatlıbel’de kurulmuş olan mahkemeye veriyoruz. Şimdi, burada, bunun olmasını istemeyen arkadaşlarımız Strazburg’daki mahkemeye müracaat edebiliyorlar ve bu hakları Anayasa Mahkemesine verdiğimizde efendim, Yargıtayın, Danıştayın, yüksek mahkemelerin yetkilerine tecavüz olarak görüyorlar.

Değerli arkadaşlar, o zaman sizin yaptığınız başvuru nedir? Ki bu haklar nelerdir? Bakın, adil yargılanma hakkı, ayrımcılıkla mücadele hakkı, din ve vicdan hürriyeti. Maalesef yerel mahkemelerimizin daha gündemine bunlar gelememiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstün, lütfen konuşmanızı tamamlayın, ek süre veriyorum.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ayrımcılıkla mücadele hakkı 2005 yılında hukuk sistemine girmiştir ancak benim daha duyabildiğim, görebildiğim, bu konuda genel mahkemelerde verilmiş bir karar yoktur. Öyleyse burada bir sorun var, burada bir sorun alanı var. Dolayısıyla bu sorun alanını giderecek olan Anayasa Mahkemesidir.

Değerli arkadaşlar, bir başka temel itiraz, hukukçu üye olmadığı veya az olacağı noktasında. Oysa Anayasa Komisyonunda yapılan görüşmelerde bu konudaki tedbirlerimizi aldık. Şu anda zaten en az 13 üye hukukçu olacak, diğer yüksek bürokrasiden gelen üyelerin de bir kısmının hukukçu olacağını tahmin ediyorum. Dolayısıyla, en az 15-16 üyenin burada mutlaka hukukçu olacağı düşüncesindeyiz.

ATİLLA KART (Konya) – Yanlış bilgi veriyorsun!

M. FATİH ATAY (Aydın) – Tahmin ediyorum olur mu ya!

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Efendim, bakın, değerli arkadaşlar…

ATİLLA KART (Konya) – Yanlış bilgi veriyorsun!

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Yanlış bilgi vermiyoruz.

ATİLLA KART (Konya) – Metne aykırı bilgi veriyorsun.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Sayın Kart, Sayın Kart…

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayalım.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Çok güzel bir tartışma ortamı içerisindeyiz. Biz sizi dinliyoruz.

Anayasa Komisyonunda, sık sık “Efendim, medeni bir şekilde tartışalım dediniz.” ki tartıştık…

ATİLLA KART (Konya) – Ben sizin konuşmanıza katkı sağlıyorum, onu bozmak istemiyorum ama doğru bilgi verin!

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – …ama bakın değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin gerisine düşmeyelim. Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri şu anda bizden daha reformistler.

Bakın, şurada, son Anayasa Mahkemesinin yine kuruluşunun 48’inci yılında yapılan bir konuşmadan bir pasaj okuyorum Sayın Başkanın: “Yargıda şeffaflık dönemi açılmalıdır. Türk milleti adına karar verenlerin bunu nasıl oluşturduğunu milletin görme ve bilme hakkı vardır. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, Yargıtay ve Danıştayın genel kurullarındaki görüşme ve müzakerelerin kayda alınması, tutanakların kamuoyuna açıklanması veya önemli görüşmelerin herkese açık olması sağlanmalıdır. Aleniyet ilkesi, toplumun geleceğine yön veren çok önemli kararların alındığı bu kurullardaki görüşmelerin gizliliğinin haklı gerekçelerini ortadan kaldırmaz.”

Değerli arkadaşlar, bakın, şu Meclis on iki tane kamera altında çalışıyor, ağzımızdan çıkan her söz kayda alınıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Üstün, ek süreniz de doldu efendim, sadece Genel Kurulu selamlayabilmeniz için mikrofonu açıyorum.

Buyurun.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Dolayısıyla, yüksek yargının da inşallah bundan sonra daha aleni ve şeffaf olmasını diliyoruz.

Bu talep sadece bizden gelmiyor, bu talep Yüksek Mahkemenin Başkan ve üyelerinden geliyor diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Üstün, teşekkür ederim.

Şimdi şahıslar adına ilk söz Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Yeni’ye aittir.

Sayın Yeni, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, saygıdeğer yüce milletimiz; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Dün Hakkâri’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum, Samsunlu şehidimiz Selman Özay’ın babası Rahim Özay ve ailesine sabırlar diliyorum; milletimizin başı sağ olsun.

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifi’nin, birkaç kelimeyle ifade etmek gerekirse değerli milletvekilleri, özü şudur: Bu teklif, insan haklarını ve özgürlüklerini, daha fazla teminata kavuşturan, demokrasimizin standardını yükselten, hak arama yollarını çoğaltan, hak arama yollarının önündeki engelleri kaldıran, yeni hak arama yolları açan, yargı bağımsızlığını, hâkimlik teminatını, hukuk devletini güçlendiren bir düzenlemedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Parlamento bu değişiklikleri kabul ettiği takdirde, kadınlar, yaşlılar, çocuklar, özürlüler, şehitlerimizin dul ve yetimleri ile gazi ve maluller lehine devlet pozitif ayrımcılık yapacaktır. Onların durumunu daha ileri düzeye getiren düzenlemeler yapıp tedbirler alacaktır.

Kişisel verilerin korunması daha teminatlı bir duruma getirilecektir. Kişilere ait verilerin bakkal Mehmet’ten toplanıp kişilerin aleyhine kullanılması artık hiçbir biçimde mümkün olmayacaktır. İnsanlar, devlette şahsıyla ilgili her türlü bilgiye ulaşabilecek, şahsıyla ilgili yanlış bilgileri düzelttireceklerdir. Kanun gereği kullanılan bilgileri amacı dışında kullanıp kullanmadığını kontrol edebilecektir. Amaç dışında kullananlar hakkında suç duyurusunda bulunabilecekler ve onların cezalandırılmasını temin edebileceklerdir.

Memurlarımız toplu görüşme değil, toplu sözleşme yapabileceklerdir. Milyonlarca emeklimiz de bundan istifade edecektir. Bu da büyük bir değişimdir.

YAŞ kararları, HSYK kararları, uyarma ve kınama kararlarına karşı kapalı olan yargı yolu açılmaktadır. Böylece, hukuk devletinde olmaması gereken ayıplar ortadan kalkacaktır.

İdarenin işleyişiyle ilgili kamu denetçisine başvurarak vatandaşlarımızın idari işlemler dışında idarenin işleyişinden kaynaklanan kötü muamelelerden, haksızlıktan dolayı kamu denetçisine başvurma hakkı elde edebileceklerdir.

Temel hak ve hürriyetlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde ihlal edildiğini düşünen bütün vatandaşlarımız yargı yolunu tüketmiş olmak kaydıyla bireysel başvuru hakkına kavuşabileceklerdir. Dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek zorunda kalan vatandaşlarımız artık Anayasa Mahkemesine, başvurabileceklerdir. Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı çerçevesinde, hukuk devletinin evrensel gereklerine uygun bir biçimde yapılandırılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde 26 geçici 19’la ilgili olarak da “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve bir üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.” denilerek mevcut Anayasa Mahkemesi üyelerinin durumunu düzenliyor. Yedek üyeler de asıl üye oluyorlar. Mevcut üyelerin kazanılmış hakları da bu şekilde bu kanunla korunmuş oluyor.

Anayasa Mahkemesinin üye sayısının artırılması sebebiyle yeni seçilecek üyelerin seçilme şartları ve usulleri yeniden belirleniyor. Bu seçim süreci belli usul ve esaslara bağlanıyor. Bireysel başvurunun altyapısını hazırlama sürecini belirliyor.

Özetle, Türkiye’nin ufku açılmakta, medeniyet seviyesi yükselmektedir. Demokrasimiz güçlendirilmektedir. Bireysel haklar daha güvenli hâle getirilmektedir. Hak arama yolları çoğaltılmaktadır. Hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmaktadır. Cumhuriyetimizin demokrasi özelliği ve hukuk devleti niteliği güçlendirilmektedir. Bunun dışındaki beyanlar, çarpıtmalar bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Milletimiz de bu gerçeği bizden daha iyi görmektedir.

Sizi 12 Eylül darbe Anayasası’na evet (x) demeye davet ediyor, bu vesileyle kanunun hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeni.

BENGİ YILDIZ (Batman) – 12 Eylül Anayasası’na evet demişsiniz zaten!

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci söz Tunceli Milletvekili Sayın Şerafettin Halis’in.

Sayın Halis, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de madde üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Anayasa Mahkemesi, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ve diğer yargı kurumları üzerinde düzenlemeler yapılırken çeşitli tartışmalar yaşanıyor. Tabii, ben demokrasiye olan inancım gereği bu kurum düzenlemeleri üzerinde yasamanın, daha doğrusu Parlamentonun daha fazla söz ve karar sahibi olmasını isterdim. Her ne kadar yargı, yürütme ve yasama birbirinden ayrı görünen bağımsız güçler gibi görünse de ilişkisiz güçler de değildir. Ama ben bu Parlamentonun daha fazla söz sahibi olmasını isterken Parlamento üzerinde de Parlamentonun meşruiyeti üzerinde de bazı gölgelerin olduğunu burada bildirmek durumundayım.

Her şeyden önce, demokrasilerde “temsilde adalet, yönetimde istikrar” esasıyla hareket edilir ama gel gör ki Türkiye'de bugüne kadar yüzde 100’e yakın bir halk iradesi bu Meclise yansımadı. Belki dünya siyaset tarihinde çok da tartışılabilecek 2002 seçimlerinde iki partinin toplam sandık temsiliyeti 53’e tekabül ediyor ama toplam 53’e tekabül eden sandık temsiliyeti Mecliste yüzde 98’le kendisini var ediyor. Şimdi, böyle olduğu zaman yüzde 50’ye yakın bir halk iradesinin kendisini irade olarak temsil edemediği bir parlamento üzerinde “Şaibe ya da gölge yok.” denebilir mi?

İkincisi: Parlamentonun yapısı üzerinde çok ciddi bir gölge oluşturan liderlik sultası. Şimdi, öyle ki liderlik sultası iktidar partilerinde çok daha fazla kendisini gösteriyor. Deyim yerindeyse milletvekillerinin iradesi ve vicdanı kelepçeleniyor, anahtar liderin cebinde duruyor. Böyle olunca da burada milletvekilleri irdelemeden, araştırmadan, hesaplamadan, kendi partisinin istemleri doğrultusunda bir vicdan muhasebesi yapmadan, sadece birer parmak makinesi hâline geliyor, getiriliyor. Tabii böyle olunca da yine Parlamento üzerinde bir şaibenin, bir gölgenin olmadığını söylemek mümkün değildir.

Üçüncü bir durum, bu Parlamentonun kişiliğine, şahsiyetine yakışmayan dokunulmazlıklar durumudur. Söyledik: “Düşüncelerinden ziyade yaptıklarıyla mutlaka ceza görmesi gerekenlerin dokunulmazlığı kaldırılmalı, dokunulmazlık sadece bu kürsü hakkıyla sınırlandırılmalıdır.” ama gelin görün ki sadece düşünce suçundan -tırnak içinde söylüyorum düşünce suçunu- dolayı, her bir

                                           

(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu Tutanak Dergisi’nin 765’inci sayfasında yer almıştır.

arkadaşımıza ortalama yüz yıl düşebilecek ceza istemleri var. Parlamentoda kaç tane dosyanın olduğunu gerçekten bilmiyoruz ama bizim bildiğimiz kadarıyla, öğrendiğimiz kadarıyla dokunulmazlık noktasında suç dosyası isnat edilen milletvekilleri, hukukta şu tanımlamalarla esas bulmuş suçlarla itham edilmiş: Sahtecilik, vergi kaçakçılığı, irtikap ve benzeri. Tabii, bunların hukuktaki adı -öyle zannediyorum- “Yüz kızartıcı suçlar.” Şimdi, yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymesi istenen kişilerin burada milletvekili olarak Türkiye’de yasama konusunda söz ve karar sahibi olması, her şeyden önce demokrasiye ve hukuka aykırıdır.

Yine, Parlamentonun seçtiği cumhurbaşkanları konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşandı bugüne kadar. Daha önce de bu ülkede, parti amblemli bastonlarla gezen cumhurbaşkanları, parti amblemli kol düğmeleri takan cumhurbaşkanları vardı. Şükür ki bugün, günümüzde parti amblemiyle gezen cumhurbaşkanları yok ama ne hikmetse, cumhurbaşkanlarını seçen hükûmet ya da büyük partiler, cumhurbaşkanı üzerinde vesayet hakkını her zaman kullanmak durumunda olmuşlardır. Böyle olunca da Cumhurbaşkanlığı kurumu, esas olarak sorumsuzluğuna rağmen, tarafsız olması gereken böyle bir kurum yine şaibe altında kalmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halis, ek süre veriyorum bir dakika. Lütfen, tamamlayın efendim.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Tabii, Cumhurbaşkanlarının bu durumu kendisini en çok -somut olarak söylersek- rektör atamalarında göstermiştir. Bu, rektör atamalarında böyle olunca diğer kurumlar üzerinde de aynı zihniyeti taşıdığını söyleyebiliriz. Bu, bugünün Cumhurbaşkanına ait bir durum değil. Rektör atamalarında 3’üncü, 4’üncü, hatta 5’inci sırada olan, seçilmemesi gereken hocalar, rektörler ne yazık ki 1’inci sıradaki ya da 2’nci sıradaki kişinin yerini alarak bir haksızlığa yol açmış olmaktadır. Hâliyle böyle olunca da bu hukuksuzluğun asıl kaynağının Meclisten geldiğini de söylemek durumundayız.

Ben, bu durumun ortadan kalkacağı demokratik bir parlamentonun, şaibesiz ve şaibe gölgesi olmayan bir parlamentonun kurulacağı inancıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halis.

Efendim, madde üzerinde İç Tüzük 72’ye göre verilmiş bir önerge vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72 nci maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Yasa Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici 19. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

 

İsa Gök

Turgut Dibek

 

İstanbul

 

Mersin

Kırklareli

 

Ali Koçal

 

Atilla Kart

Hüsnü Çöllü

 

Zonguldak

 

Konya

Antalya

 

Atila Emek

 

Orhan Ziya Diren

Osman Kaptan

 

Antalya

 

Tokat

Antalya

 

 

 

Enis Tütüncü

 

 

 

 

Tekirdağ

 

Gerekçe:

Anayasalar, devletin dayandığı temel ilkelerle siyasal rejimin belirlendiği; yetkili organların, teşkilatın ve bunların nasıl işleyeceklerinin düzenlendiği ve insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığı temel hukuk metinleridir.

Anayasa Devletin ve toplumun temel kanunu, temel toplum sözleşmesidir; bu günü ve geleceği ilgilendirir. Bu nedenle toplumsal mutabakatı gerektirir.

Dünyada ve Türkiye'de Anayasalar hep olağanüstü dönemlerin eseri olmuştur. Amerika'da, Fransa'da, Sovyetler Birliği'nde, Almanya'da, ve hatta İran'da. Anayasalarla siyasal rejimler değiştirilmiş, siyasal rejimler kurulmuştur.

Anayasaların halkın ihtiyaçlarını karşılayamayarak toplumsal taleplerin gerisinde kalması durumunda ise değiştirilmesi ihtiyacı gündeme gelmiştir. Değişiklik ihtiyacını gündeme getiren ise Dünyanın her yerinde ve Türkiye'de hep halk olmuştur. Halk ve halkın temsilcileri, sorunları tartışmış, çözüm yollarında uzlaşmış ve varılan mutabakatın eseri olarak Anayasalar değiştirilmiştir.

AKP iktidarı ise toplumu bir yana koyarak, kendini her şeyi yapmaya muktedir cuntacılar gibi gördüğünden mutabakat aramamaktadır. Darbe dönemlerinin cuntaları dahi, konu Anayasa olduğunda bir toplumsal meşruiyet arayışına girmesine rağmen, AKP iktidarı çoğunluğum varsa astığım astık, kestiğim kestik anlayışı içindedir.

Türkiye'de halkın gerçek gündemi işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Halk, aşından ekmeğinden keserek üniversite okuttuğu çocuklarına iş istemektedir. Halk, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesini değil, eğitime ve sağlığa harcanmasını istemektedir. Halk, ürettiği ürünlerin maliyetini karşılamasını beklemektedir.

AKP iktidarı ise sayısal çoğunluğuna dayalı olarak Meclis gündemine taşıdığı Anayasa değişikliği paketi ile halkın gerçek gündeminin üzerini örtmenin ötesinde, Anayasada olağanüstü dönemlere özgü değişiklikler öngörerek demokratik siyasal rejimi dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Anayasa değişikliği metni bir sivil darbe belgesidir. Demokratik rejimlerde temel hak ve özgürlüklerin güvencesi bağımsız ve tarafsız yargıdır ve AKP'nin Anayasa değişikliği doğrudan insan haklarının teminatı olan bağımsız yargıyı hedeflemektedir.

Hedefledikleri, yaptıkları yolsuzluklardan dolayı ilerde kendilerini yargılayacak olan hakimleri bu günden seçerek, özgürlüklerini yarattıkları yandaş yargıya emanet etmektir. Yürütmenin Yasama Organına egemen olması yetmemekte, yargıyı da ele geçirerek bir dikta rejimini kurumsallaştırmak istemektedirler. İstedikleri hukuka ve vicdanı kanaatlerine göre karar veren bağımsız ve tarafsız yargı değil, siyası ideolojileri ile uyum içinde olan "yandaş yargı"dır.

AKP iktidarı sayısal çoğunluğuna dayalı olarak yaratacağı "yandaş yargı"yı Anayasal düzeyde kurumsallaştırmanın peşindedir.

Sayın Başbakanın hedeflediği "yandaş yargı" oluşturma anlayışına toplumun tüm kesimleri karşıdır. Sivil Toplum Örgütleri karşıdır. Yargı kuruluşları karşıdır. Mecliste temsil edilen siyasi partiler karşıdır.

Çok büyük badireler atlatmış, tarihten silindi denildiği anda kendini var edebilmeyi başarabilmiş bu halk bu gidişe dur diyecektir.

Bunun için söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir önerge daha gelmiştir, 72’ye göre, onu da okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin 26. maddesi ile düzenlenen Geçici 19. maddenin görüşmelerine TBMM İçtüzüğü'nün 72. maddesi uyarınca, devamın olunmasını saygı ile arz ve talep ederiz.

 

Faruk Bal

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya

 

İzmir

Mersin

 

D. Ali Torlak

 

 

Mehmet Serdaroğlu

 

İstanbul

 

 

Kastamonu

Gerekçe:

Anayasalar, Vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk demokrasisini;

21 yüzyıl evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk işinin anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerlen ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacak üniter yapı içinde Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek,

Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa değişikliği kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği ancak böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP, millet için değil kendini korumak için Anayasa değişikliği yapmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, başlattığı PKK AÇILIMI için bu teklif ile anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hâle getirmektedir.

Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemine geçeceğim ancak Eskişehir Milletvekili Sayın Tayfun İçli’nin Başkanlığımıza yazılı bir müracaatı var, okuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 26. maddesinin (G. 18 md) tekliften çıkarılmasına ilişkin önergem üzerinde konuşurken Sayın Mustafa Hamarat tarafından ‘Saçmalama, saçmalama, doğru konuş’ şeklinde şahsıma karşı kaba ve yaralayıcı sözlerle sataşılmıştır.

Oturum sırasında zabıtları isteyip inceleyeceğinize dair beyanınızın gereğini yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                               Tayfun İçli

                                                                                                                Eskişehir”

BAŞKAN – Zabıtları getirttim, gerçekten o ifadeler Sayın Mustafa Hamarat tarafından kullanılmış.

Sayın Hamarat, bir milletvekili arkadaşımızın diğer bir milletvekili arkadaşımıza karşı kullanabileceği ifadeler değil bunlar. Sizden, Meclis Başkanınız olarak Sayın İçli’den özür dilemenizi istiyorum, özür dilemenizi talep ediyorum.

Değerli arkadaşlar, birbirimize hitap ederken, lütfen… Bakın, en basit, belki çoğu zaman aramızda kullanıyoruz ama bu tür ifadeler bile İç Tüzük gereği söylenmemesi gereken ifadelerdir. Sayın İçli de hakkını arıyor.

Sayın Hamarat, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Ordu Milletvekili Mustafa Hamarat’ın, Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, şahsına karşı kaba ve yaralayıcı sözler sarf ettiğine ilişkin Başkanlığa verdiği önergesi üzerine, kastının yaralamak olmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Sayın Başkan, bu sözler bana aittir ancak Tayfun İçli Bey, Sayın İçli sözleri devamında bana daha ağır ifadeler kullanmıştır “Terbiyesizlik yapma!” gibi. Eğer kendisi de özür dileyecekse ben de dilerim çünkü benim kastım yaralamak değildi, sözlerindeki tutarsızlığı ifade etmekti.

BAŞKAN – Sayın İçli, siz de, gerçekten “Terbiyeli konuş!” demişsiniz, tabii, bunun muhalifi…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Terbiyeli konuş!” demek hakaret değildir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Neyse efendim, ben size söz verdim Sayın Hamarat, buyurun.

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Ben teşekkür ediyorum. Kastım yaralamak değildi.

BAŞKAN – Özür dilediniz?

MUSTAFA HAMARAT (Ordu) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İçli, tamam mı?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İzin verirseniz efendim…

BAŞKAN – Sayın İçli, yani, zaman zaman konuşurken böyle ağzımızdan normal durumda söylemeyeceğimiz kelimeler çıkıyor, buna da dikkat etmeliyiz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Birisi hakaret ederse “Terbiyeli konuş.” demenin dışında ne diyebilir insan?

BAŞKAN – Sayın İçli, bir şey mi söyleyeceksiniz, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet efendim.

Bakın, Sayın Başkanım, Sayın Mustafa Hamarat, zabıt tutanakları elimde…

BAŞKAN – Bende de var zabıtlar.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – …bana bunu söyledikten sonra ben de -“Saçmalama!” diye o arada laflar atılıyor- şunu diyorum: “Doğru konuş, terbiyeli konuş.” diyorum. Yani “Siz artık işin tadını kaçırmaya başladınız…” Ben ona “terbiyesiz” demedim. “Terbiyeli konuş.” demekle bu tür sataşmaların yapılmaması konusunda arkadaşımı orada ikaz ediyorum. Yoksa ben arkadaşıma “terbiyesiz” demedim. Tutanaklar burada.

BAŞKAN – Efendim, mesele anlaşıldı. Sayın Hamarat da bir noktada özür beyanı anlamına gelen, benim anladığım, ifadeler kullandı.

Bundan sonra sözlerimize, yerimizden, otururken bile ağzımızdan çıkan her cümleye dikkat etmek durumundayız çünkü bunların hepsi zabıtlara geçiyor. Muhataplarının bunları takip etmesi ve benden işlem yapmamı istemesi İç Tüzük gereği gayet doğaldır. Ben de Meclis Başkanınız olarak İç Tüzük’ün gereklerini yerine getirmek durumundayım.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, ben de teşekkür ederim Sayın İçli.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Aydoğan…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci sorum Sayın Kuzu’ya: Sayın Kuzu, bugün basına yansıyan demecinde “Yürütme yasamanın önüne geçti, iktidarı elde etmiş siyasi partinin grubu hâline sokulmuş Meclisin Hükûmet üzerindeki siyasi denetimi işlemez duruma düşürülmüştür.” diyor ve bu çalışmalardan yargıyı da ele geçirmek istediklerini mi anlamamız gerekiyor?

İkinci sorum Sayın Bakana: Dün akşam görüşmelerinde Sayın Bakan “184 milletvekilinin iradesiyle Parlamentoya sunulan bir teklife siz hangi hakla ‘şu maddeyi çıkarın’ diye teklif yapabiliyorsunuz, öneri getirebiliyorsunuz?” diye cevap veriyor ve AKP sıralarından alkış alıyor. Peki, bu 184 milletvekilinin imzası yeterli ise bu görüşmeleri niye, niçin, neden yapıyoruz? Yani 184 milletvekili imza attıktan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, ülkemizde yargının suçlu bulduğu her suçlu cezasını mutlaka çekmelidir. Ancak suçunu, suçu ve suçunun ne olduğunu bilmeyen ve Sayın Balbay gibi, Sayın Haberal gibi, Sayın Hilmioğlu gibi iki yıldır Silivri Cezaevi ve diğer cezaevlerinde yatan tutukluların suçsuzlukları ortaya çıktığında toplum olarak biz vicdan azabı duymayacak mıyız?

İki: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu güz kararnamesi için neden toplanmıyor? Neden engel olunuyor? Bu toplantıyı engellemek Bakanlığın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun işlevini yerine getirmemek değil mi? Güz kararnamesi için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ne zaman toplanacak?

BAŞKAN – Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, verdiği ifadeyle Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Sayın İlhan Cihaner’in tutuklanmasında önemli rol oynayan gizli tanık Erdal Zirek silahlı yağma suçundan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, Sayın İlhan Cihaner’in bu tanığın ifadesine dayanılarak hâlâ tutuklu olmasını nasıl değerlendiriyoruz?

İkinci sorum: Görüştüğümüz bu Anayasa paketinde parti kapatma konusunda Avrupa’da uygulanan üçte 2 nitelikli çoğunluk istenmesi gibi bir kriterin konulmamasını -ki, siz hep Venedik Komisyonu kararlarını dikkate aldığınızı söylüyorsunuz- izah eder misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay 10 Kasım 2008 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada “Yerel yönetimlerimiz seçimle gelmişlerdir. Kolay kolay bir belediye başkanı görevden alınmaz. Görevden almamak için büyük gayret gösteririz. Özellikle büyük şehirlerimizde seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması konusunda biz çok titiz davranıyoruz. Mesela Edirne Belediye Başkanı büyük iddialarla tutuklandı ama bir süre sonra tahliye edildi ve biz iki gün sonra göreve başlattık.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak, Adana’da yapılan uygulama bunun tam tersi olmuş ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı bir soruşturma kapsamında hemen açığa alınmıştır. Şimdi Adalet Bakanı olarak size soruyorum: Türkiye’de hiçbir örneği olmayan Adana Büyükşehir Belediye Başkanının İçişleri Bakanı tarafından çifte standartların çok üstünde açığa alınmasının en önemli hukuki temeli nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Asil…

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Yargıtay Onursal Başkanı Doçent Doktor Sami Selçuk Star gazetesindeki köşesinde “Öfkelerin ve kişisel tutkuların aklın ve bilimin önüne geçtiği, bilim insanlarının bile ‘resmî görüşüm-kişisel görüşüm’ ayrımına zorlandığı bir ortamda sağlıklı düzenlemeler yapılamaz. AKP iktidar kadrosunun yüksek yapıya yönelik hıncı iktidar milletvekillerinde körlük ve zihinlerde karanlık yaratmıştır. Gafletten daha ağır sonuçlar olacak bir zafiyettir. Bu Meclisteki çoğunluğun inadı ülkeyi çok tehlikeli mecralara sürükleyebilir. Bu Anayasa gitsin de yerine ne gelirse gelsin mantığı bizi yağmurdan kaçarken doluya tutulmak benzeri bir kötülüğe sürükleyebilir.” Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe…

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, görüştüğümüz bu maddede Sayıştay ve barolarca yapılacak seçimlerde her üyelik için 3 aday gösterilecek olmasına karşın seçmenlere sadece bir oy kullanma olanağı tanınması oy hakkının demokratik kullanımına engel oluşturmuyor mu? Her seçmenin seçilecek tüm adaylar için oy kullanmasının engellenmesi Anayasa’nın 67’nci maddesinin başlığında seçme ve seçilme hakkını düzenleyen eşit ve serbest oy ilkelerine aykırı değil mi? Yani, şimdi yaptığımız bu düzenlemeyle eşit ve serbest oy ilkelerine aykırı yeni bir Anayasa hükmü yapmaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Komisyonun söz talebi var, daha doğrusu cevap verme isteği var.

Sayın Kuzu, buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Aydoğan sorusunda “Bugün yürütme yasamanın önüne geçti.” diye bir ifadem olduğunu söylüyor. Bunu her zaman söylüyorum ben. Bugün değil, dün böyleydi, yarın da bu böyle olacak Sayın Aydoğan. Parlamenter rejimin hastalığıdır bu. Dolayısıyla parlamenter rejimde yasama yürütme iç içe geçmiştir. Yürütme organı tabii ki içimizden çıkmıştır. Gensoru çalışmaz, soru çalışmaz, bunlardan sonuç alınmaz. Dünyanın her yerinde bu iş böyledir. Akademik olarak bunları söylüyorum, uygulama da böyledir. Neden ben… Şu anda gelen yasaların yüzde 98’i Hükûmet tasarısıdır, İngiltere’de de bu iş böyle, Almanya’da da bu iş böyledir.

Sonuç itibarıyla, ben “Başkanlık sistemi” diye yirmi yıldır çırpınıyorum ve bunu anlatmaya çalışıyorum. Gelin, bunu Türkiye için konuşalım. Bunu federal yapıyla filan korkutmaya gerek yok. Eğer federal yapı başkanlık modelini gerektirseydi o zaman Almanya’da başkanlık sisteminin olması gerekirdi.

Talleyrand -son sözüm Sayın Başkanım- diyor ki: “Bugüne kadar çok nutuklar dinledim bu kürsüden. Bunların birçoğu benim kanaatimi değiştirdi ama hiçbiri oyumu değiştirmedi.”

Gelin, şu başkanlık modelini -hakikaten, samimi olarak söylüyorum- masaya yatıralım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ergin, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çekin bunu, bakalım…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Komisyona mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyona çekin bu teklifi, görüşelim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi olmaz artık.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yaa… Rabbena, Rabbena, hep bana, hep bana… Kuzu gibi olmaz Sayın Başkan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Aydoğan’ın sorusuna cevap vermek istiyorum. Dünkü görüşmeler sırasında Sayın Baykal’ın sözleri üzerine verdiğim bir cevabı gündeme getirdi Sayın Aydoğan.

Sayın Baykal, hem grup konuşmasında hem ondan önce, uzlaşma ihtimali üzerine sorulan bir soruya verdiğim cevabı maalesef yakışık olmayan bir üslupla cevaplamıştır. Orada o cevabı verir iken şu ifadeyi de kullanmıştır: “Siz hangi hakla bizim anayasal hakkımız olan Anayasa Mahkemesine müracaat etme hakkımızı kullanmamamızı öneriyorsunuz?”

Biz böyle bir öneride bulunmadık o televizyon programında ama gazetecinin sorusuydu. Ben de cevaben şunu söylemiştim: ”Varsayın ki öyle söylemiş olduğumu düşünün.” Ben orada, benim buna tek başıma karar verecek noktada olmadığımı ifade ettim ancak böyle bir tavır takınılması hâlinde uzlaşının kolaylaşabileceği görüşümü beyan ettim ancak aynı, Sayın Baykal’ın mantığıyla yola çıkarsak, “Sayın Baykal, bir milletvekilinin en tabii hakkı olan yasa teklifi verme hakkını kullanmasını hangi hakla ‘Bu teklifi geri çek, şu maddelerini geri çekin, bunları seçimden sonra oluşacak Parlamentoda görüşelim.’ gibi bir teklifi hangi hakla yapıyor?” sorusunu sordum. Yoksa burada, bunların siyasi müzakereler esnasında muhatapların birbirlerine söylemesinin uygun olmadığını ifade etmedim. Ben Sayın Baykal’ın bize yöneltmiş olduğu sorunun mantığıyla ona bir soru sordum ve “Mademki biz böyle bir teklifte bulanamayacağız, Sayın Baykal siz nasıl oluyor da 184 milletvekilinin iradesiyle Parlamentoya sunulmuş bir Anayasa Değişiklik Teklifi’nden üç konu başlığında toplam sekiz on maddeyi içeren maddelerin geri çekilmesini önerebiliyorsunuz? Siz bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz?” demiş idim. Normal şartlarda, benim anlayışıma göre, partiler arasında bir müzakere yapılıyor ise bu müzakerelerde taraflar birbirlerine bunları söyleyebilmeli diye düşünürüm. Ama Sayın Baykal’ın o şekildeki beyanına karşı bu sözleri söyledim. Bunu ifade etmem gerekiyor.

Onun dışında, Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna geliyorum.

“İki yıldır Silivri Cezaevinde yatanlar…”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Silivri değil efendim, sadece Silivri değil.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Silivri ve diğer cezaevlerinde yatan tutuklular yarın tahliye olduklarında ya da ceza almadıklarında bunun vicdan azabını nasıl ödeyeceksiniz? Vicdan azabı duymayacak mısınız?”…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Biz, biz de yani, hepimiz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …diye bir soru sordu.

Evet, değerli arkadaşlar, bu, soruşturma sonrasında devam eden kovuşturmalar ile ilgilidir. Bir kısmı soruşturması devam eden dosyalardır, bir kısım itibarıyla da soruşturması tamamlanmış kovuşturma aşamasına geçen dosyalardaki ve yargı kararlarına bağlı olarak tutukluluk hâlleridir. Burada devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalara dönük olarak Anayasa’nın 138’inci maddesi karşısında bu sorunun sorulması da imkân dâhilinde değildir kanaatimce, buna bir cevap vermemiz de doğru değildir. Bu nedenle, ben, Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna bu yapılan tasarrufların tamamı yargı organlarınca yapılmış tasarruflardır ve soruşturma, kovuşturma devam eder iken Parlamentoda bu konuya ilişkin soru sorulamayacağını -amir olan 138’inci maddeyi- hatırlatmakla yetiniyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Basına sızdırma serbest ama, servis yapma…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizi doldurduk. Diğer sorulara isterseniz daha sonra…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sadece şunu ifade edeyim…

BAŞKAN – Veya yazılı cevap verin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun güz kararnamesi ne zaman gelecek?” dedi Sayın Aslanoğlu. Yaz ve güz kararnameleri çıktı aslında, yetki kararnamesi var idi. Yaklaşık dört hafta önce biz bu yetki kararnamesini Kurula teslim etmişizdir. Arkadaşlarımız üzerinde çalışıyor, Kurulun üyeleri. O çalışma bittiğinde bu da görüşülecek.

Arz ediyorum Sayın Başkanım. Kalan sorulara da yazılı cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on beş önerge var ancak yedi önergeyi işleme alabiliyoruz. Şimdi bu önergeleri okutacağım ve sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19 un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                             İkram Dinçer

                                                                                                                    Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19 un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                                             Veysi Kaynak

                                                                                                           Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19 un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

              Ahmet Yeni                                                                        Azize Sibel Gönül

                 Samsun                                                                                    Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı maddesinin Geçici 19 ncu maddesinin aşağıda ki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ayla Akat Ata

 

Şerafettin Halis

Fatma Kurtulan

 

Batman

 

Tunceli

Van

 

Pervin Buldan

 

İbrahim Binici

M. Nezir Karabaş

 

Iğdır

 

Şanlıurfa

Bitlis

Geçici Madde 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut üyeleri yeni üyeleri seçilene kadar görevlerine devam ederler.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve üç üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları ve üyeler tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir.

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır; ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur. Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte sona erer.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 26. maddesi ile teklif edilen Geçici 19. maddenin metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya

 

İzmir

Mersin

 

Behiç Çelik

 

S. Nevzat Korkmaz

Mehmet Serdaroğlu

 

Mersin

 

Isparta

Kastamonu

 

 

 

D. Ali Torlak

 

 

 

 

İstanbul

 

BAŞKAN – Şimdi, en aykırı iki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici Madde 19’un Anayasaya aykırılığı nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Rıza Öztürk                                                                           Atilla Kart

                  Mersin                                                                                     Konya

TBMM Başkanlığına

Anayasa değişiklik teklifinin 26. maddesi Geçici 19. maddesi anayasaya aykırıdır. Teklif metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                               Tayfun İçli

                                                                                                                Eskişehir

BAŞKAN – Sayın Komisyon, birleştirerek işleme aldığım önergelere katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın İçli, konuşacak mısınız efendim?

Süreniz beş dakikadır efendim, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum. Önergem hakkında söz talep ettim.

Değerli arkadaşlarım, maddeler hakkında tüm gruplar ve çok değerli milletvekili arkadaşlarım kendi görüşlerini ifade etti. Ben de belirli maddelerde kendi görüşlerimi ifade ettim. Bu geçici maddeler -daha önceki konuşmalarımda da ifade ettim- bir korkunun ve bir aceleciliğin, bu geçici maddelerde, somut kanıtlarını görüyorum, bu benim düşüncem. Böyle bir düzenleme, kuvvetler ayrılığına, yargı bağımsızlığına ve hukuk devleti ilkelerine aykırı. Diyebilirsiniz ki “Tayfun İçli, bu senin görüşün.” Ama, değerli arkadaşlarım, Yargıtay Başkanlar Kurulu toplanmış, işin siyasetine girmeksizin bu Anayasa teklifini değerlendirmiş ve hukukçu olan milletvekillerine Yargıtay Başkanlık Kurulunun görüşlerini göndermiş, lütfetmişler, bana da göndermişler.

Değerli arkadaşlarım, çok kısa zamanda bunların hepsini aktaracak değilim ama bakın, saptama şu giriş bölümünde: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki teklif edilen metin Anayasa’mızın temel ve değiştirilemez ilkelerinden birini oluşturan hukuk devletiyle ilgilidir. Hukuk devletinin temel felsefesi ise kuvvetler ayrılığına dayanır. Erkler ayrılığında, daha doğrusu hukuk devletinde bağımsız yargının doğal olarak asıl yetki ve görevi yasama ve yürütmenin işlemlerini denetlemektir. Yargı, yasama organınca çıkarılan yasaların yorumunu yapar. Yargının hukuksal yorumu bağlayıcıdır. Böylece, yargı, yürütme ve yasamanın işlem ve faaliyetlerinin hukuk çerçevesi içinde kalmasını sağlar. Demokratik sistemlerde kuvvetler ayrılığını korumak, yasaları yorumlayarak yaşama geçirmek yargının görevidir.

Bu bağlamda, yargı bağımsızlığı, demokrasinin, hukuk üstünlüğünün olmazsa olmaz koşuludur çünkü adalete, yansızlığa ancak bağımsız yargıyla ulaşılabilir.” dedikten sonra HSYK, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve görevleriyle ilgili kendi görüş ve düşüncelerini ifade etmişler.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili en önemli saptamalardan birisi, bakın, ceza yargılamasıyla ilgili, Yüce Divan yargılamasıyla ilgili saptamaları: “Birçok üyenin hukuk dalında öğrenim görmemiş kişiler arasından seçilmeleri ve buna rağmen bir ceza yargılaması olan Yüce Divan yargılamasında görev alabilmeleri, diğer yurttaşlara oranla Yüce Divanda yargılanacak olanlar açısından büyük bir güvencesizlik ve eşitsizlik oluşturabilecektir. Ayrıca, ceza yargıçlarının çoğunlukta olmadığı bir yargı düzenindeki yargılamaların belli dönemler bakımından yargılanacak olanların lehlerine olacağı düşünülebilir ise de bunun her zaman böyle olmayabileceğini de öngörmek yerinde olur.” dedikten sonra, ceza yargılamasında çok önemli bir yol olan yargılamanın yenilenmesi hâlinde bu yargılamayı bu belirli sayıdaki yapının yapamayacağına dair de çok ciddi saptamaları var ve sonuç olarak da, diğer mahkemelerde yargılananlar bakımından temyiz incelemesi mümkün olduğu hâlde Yüce Divan kararlarına karşı böyle bir başvuru yolu olmaması Anayasa’nın 40, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13, Ceza Yargılaması Yasası’nın filanca filanca maddeleri diye eleştirilerini devam ettirmişler ve bireysel başvuruyla ilgili de Yargıtay Başkanlar Kurulu görüşlerini çok net ifade etmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, Yargıtay Başkanlar Kurulunda yer alan hukukçular mesleklerinde en az kırk yıl geçirmiş, saygın ve Yargıtaya seçildikleri gibi, Yargıtaydaki görevleri nedeniyle başkanlık durumuna gelmiş değerli hukukçulardır ve bunların zannetmeyin ki, bir siyasi parti gibi, işte, (a) partisi… Tabii ki, herkesin içinde, gönlünde bir aslan yatar, bir siyasetçi yaklaşımı vardır ama bu arkadaşlarımızın bu öğütlerini, mesleklerinde en az kırk-kırk beş yıl görev yapan insanlar olarak düşünmeniz gerekir.

Bakın, burada bir siyasi parti ayrımı yapmaksızın bir görüş var ve bir önceki konuşmamda da ifade ettim, geçici 18’inci maddede de, çok değerli Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un dün ve bugünkü gazetelerdeki eleştirilerine, değerlendirmelerine de mutlaka kulak vermek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözünüzü tamamlayın lütfen Sayın İçli. Size ek süre veriyorum.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Peki efendim.

Bir kıskançlık içinde olmamak gerekiyor. Bu Anayasa hepimizin anayasası. Bu Anayasa çıktıktan sonra uzun yıllar Türkiye’deki birçok sistemin düzenlenmesini sağlayacak. Onun için, “acele işe şeytan karışır” sözünden hareketle, değerli arkadaşlarım, acele etmeyelim. Yani yanlış yaptığımızı, çok değerli hukukçular var aralarınızda, bunu, oturalım, sağlıklı bir şekilde değerlendirelim ve adam gibi bir Anayasa yapalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, Sayın İçli, teşekkür ederim.

Sayın Kart, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart önergesi üzerinde konuşacak.

Süreniz beş dakika efendim.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarafımızdan verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sekiz yıldan bu yana bu Parlamentoda görev yapıyorum. Çok gergin ve tartışmalı dönemleri burada çoğu arkadaşımızla beraber yaşadık, geçmiş dönemden de birlikte yaşadık. Ancak son bir haftadaki tartışma ortamını, bu aradan geçen sekiz yıl içinde hiç yaşamadığımızı gözlemliyorum. Şunu görüyorum: Bu son bir haftada...

Sayın Başkan, arkadaşlar...

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, Hatibi takip edelim. Sakin olalım.

Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) – Son bir haftadaki hava şu: Diktatöryal bir tavır, keyfî bir yönetim, “ben bildiğimi yaparım, yapacağım” tavrı. Bu, gerçekten kabul edilemez bir tavır. Bu tavır ve anlayış, Türkiye’nin yararına değildir. Bunu, bu noktada lütfen kendi vicdanınızda değerlendirin, sorgulayın. Sizleri, bu anlamda, Türkiye’nin huzuru ve geleceği adına asgari ölçüde sağduyulu ve sorumlu davranmaya bir kez daha davet etmek gereğini duyuyorum. Gemileri yakma anlayışıyla siyaset yapmaktan vazgeçelim; bu noktada kendimizi bir kez daha sorgulayalım, bir özeleştiri yapalım, öz güven içinde bir özeleştiri yapalım.

Değerli milletvekilleri, bu maddede konuşan iktidar sözcüleri, siyasi partilerin kapatılmasına yönelik olarak değerlendirmeler yaparken, idari işlem ve eylemlerden dolayı o partinin odak olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, odak unsurunun tespitinde idari işlem ve eylemlerin göz önüne alınmaması gerektiğini ifade ettiler. Bu, sanki, soyut olarak değerlendirildiği zaman doğru bir değerlendirmeymiş gibi geliyor ama gerçeklerle ve hukukla hiçbir ilgisi olmayan bir değerlendirme.

Merhum Ertan Gönen’i hatırlayacaksınız, Kızılay eski Başkanı. Defalarca görevden alındı, defalarca iptal kararları verildi. İçişleri Bakanlığı ve Başbakanlık aleyhine ve Başbakan ve İçişleri Bakanı aleyhine tazminat davaları açıldı. Sonuçta 46 milyar İçişleri Bakanlığından tahsil edildi. Ama ne deniyordu yargı kararında? “Hizmet kusuru olan, görev ve yetkisini kötüye kullanan Başbakan ve İçişleri Bakanından rücu yoluyla bu tazminatın tahsili.” deniliyordu. Bu para henüz tahsil edilemedi. Ortada kesinleşmiş yargı kararları olmasına rağmen tahsil edilemedi. Peki, niye tahsil edilemiyor, durup dururken mi? Çünkü, idare, icrai anlamda ya da ihmali anlamda bir işlem tesis ediyor, o yargı kararını uygulamıyor.

Bunu TÜPRAŞ olayında görüyoruz. 400 milyon civarında soygun ortaya çıkıyor. Yargı kararı var. O yargı kararının uygulanmamasını Bakanlar Kurulu sağlıyor. Burada bir idari işlem, eylem yoktur diyebilir miyiz?

Bunu Seydişehir Eti Alüminyumda görüyoruz. İptal kararı var. 3,5 milyar dolar civarında bir yolsuzluğun olduğu tespit ediliyor, bunu uygulamıyor Hükûmet. Burada bir idari işlem ve eylem yoktur diyebilir miyiz?

Bunu Telekom’da görüyoruz, benzeri durumu.

Bunu, yargı kararlarının müteselsilen uygulanmaması suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun kaçaklarının taşınması sürecinde görüyoruz. Burada organize bir süreç söz konusu. Yargı kararlarını müsteşarlara uygulatmayan bir siyasi otorite söz konusu. Anayasa’nın 137’nci maddesini ihlal eden, kanunsuz emir vermek suretiyle ihlal eden bir hükûmet var. Burada idari işlem ve eylem yok diyebilir misiniz? Bunun bir açıklaması var mı? Birisi çıksın şunun açıklamasını yapsın; soyut değerlendirmeler yapmadan, hamaset yapmadan, demagoji yapmadan buna bir açıklama getirsin. Bu, ne demektir? Bu, kanun kaçaklarını Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyan, idari işlem ve eylemler yoluyla fiilen kapatma sürecini engelleyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, size bir dakika ek süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayın.

ATİLLA KART (Devamla) – Organize bir şekilde gerçekleştirilen idari işlem ve eylemler yoluyla kapatmayı fiilen engelleyen bir düzenlemedir bu. Hukuk devletlerinde bu olur mu? Ortada bir suç var, o suça karşılık hiçbir yaptırım yok. Bu hukuk devletlerinde olmaz, bu ancak dikta yönetimlerinde olur. Bunu vicdanınızda bir kez daha sorgulayın.

Bakın, bu suretle ne yapıyoruz? Görünürde geçici 15’inci maddeyi kaldırırken yeni geçici 15’inci maddeleri kalıcı hâle getiriyoruz, hukuk sistemini sabote ediyoruz iktidar eliyle ve hukuku araç olarak kullanmak suretiyle; buna hiç kimsenin hakkı yok. Hiç kimsenin bu eylemi işlemesine de hukuk devletinde müsaade etmezler, izin vermezler. Hukuk demokrasiyi koruyacaktır, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kart, teşekkür ederim.

Şimdi, birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifinin, 26. maddesi ile teklif edilen Geçici 19. maddenin metninden çıkarılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bal, gerekçeyi mi okutuyorduk efendim?

FARUK BAL (Konya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasalar, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk demokrasisini;

21. yüzyıl evrensel değerlerine kavuşturabilmenin,

Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın,

Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin,

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

"Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

Her partinin görüş ve tavrının, yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

Seçimler sonunda oluşacak Meclisin ilk iş olarak anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

Milletin bölünmez bütünlüğünü üniter yapı içinde sağlayacak ve Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokrasiyi iyileştirecek…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, çok hızlı okuyor, anlaşılmıyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekzip metinleri gibi okuyor!

BAŞKAN – Sakin okuyun.

Tamam, uyardım.

Buyurun devam edin:

…Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa yapma kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği ancak böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi, kendi hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklif, Parlamenter demokrasi esasına göre inşa edilen Anayasaya aykırıdır.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur.

Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den iş beklemektedir. Aş beklemektedir

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

Millet, mahkemelerdeki iş yükünü azaltacak ekonomik, sosyal ve adli reform beklemektedir.

Millet, yandaş yargıç değil, tarafsız ve bağımsız mahkemelerde hakkını aramak istemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP, millet için değil, kendini korumak için Anayasa değiştirmektedir.

AKP, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünü tahrip etmek, üstünlerin hukukunu yaratmak istiyor.

AKP, kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sistemin denge ve denetim ilkesini yok ederek, diktaya dönüşecek başkanlık sisteminin ilk adımını atmak istiyor.

AKP, Sn. Başbakan'ın "yetki sende, ister asarsın, ister kesersin" anlayışı ve gizlemediği başkanlık sistemi hevesi ile diktaya yönelmiştir. Dikta hevesinin önünde engel gördüğü Anayasa mahkemesini yandaş yargı kurumu haline getirmek istiyor.

AKP, PKK'nın siyasallaştırılması için ilk adım olduğunu ifade ettiği bu teklif ile, bin yıllık kardeşliğin ve milli bütünlüğü bozmaktadır.

Sayın Başbakan'ın " Anayasa değişikliği önerimiz açılım projemizin, milli birlik ve kardeşlik projemizin önemli bir parçasıdır. Açılım kapsamında atacağımız adımların önünü açıyor, alt yapısını hazırlıyor" ifadesi ile PKK terör açılımına anayasal zemin hazırlamaktadır.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, oylamadan önce yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır oylamaya geçmeden önce.

Yoklama talebinde bulunan milletvekili arkadaşlarımızın tespitine başlıyoruz: Sayın Seyhan, Sayın Anadol, Sayın Öztürk, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Dibek, Sayın Keleş, Sayın Süner, Sayın Çöllü, Sayın Diren, Sayın Tütüncü, Sayın Özpolat, Sayın Erenkaya, Sayın Yalçınkaya, Sayın Köktürk, Sayın Yıldız, Sayın Ekici, Sayın Güner, Sayın Arat, Sayın Hacaloğlu, Sayın Seçer.

Efendim, elektronik sistemle yoklama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 497 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin 26 ncı maddesinin Geçici 19 ncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Ayla Akat Ata (Batman) ve arkadaşları

Geçici Madde 19 - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut üyeleri yeni üyeleri seçilene kadar görevlerine devam ederler.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun ve üç üyeyi de baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday içinden seçer.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapacağı üye seçimi için aday göstermek amacıyla;

a) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Sayıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Sayıştay Genel Kurulunca seçim yapılır. Her Sayıştay üyesinin ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

b) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde, Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren beş gün içinde adaylar Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren beş gün içinde Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının ilanında gösterilen yer ve zamanda baro başkanları ve üyeler tarafından seçim yapılır. Her bir baro başkanının ancak bir aday için oy kullanabileceği bu seçimde, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

c) (a) ve (b) bentleri uyarınca yapılan seçimlerin sonucunda aday gösterilmiş sayılanların isimleri seçimin yapıldığı günü takip eden gün Sayıştay ve Türkiye Barolar Birliği başkanlıklarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirilir,

ç) (c) bendi uyarınca yapılan bildirimden itibaren on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde seçim yapılır. Her boş üyelik için yapılacak seçimde, ilk oylamada üye tamsayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır, ikinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı, üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur. Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte sona erer.

Bireysel başvuruya ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bireysel başvurular kabul edilir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sakık? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın yürürlüğe girdiği anda tüm üyelerin yeniden seçilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi eski üyelerinin asıl üye olarak tekrar göreve devam etmesi hukuka aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge de aynı mahiyettedir. Önergeleri bu nedenle birlikte işleme alıyorum ve istemleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi ve diğer önergelerin imza sahibini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/656 Esas Numaralı 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına eklenen Geçici Madde 19 un son fıkrasında geçen "iki yıl" ibaresinin "bir yıl" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                                                                           Ahmet Yeni (Samsun) ve arkadaşları

Diğer önergelerin imza sahipleri:

Veysi Kaynak (Kahramanmaraş)

İkram Dinçer (Van)

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Gönül…

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Gerekçe…

BAŞKAN – Sayın Kaynak…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Kaynak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; vermiş olduğumuz önerge dolayısıyla söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüde yaklaşık on günden beri, 264 milletvekilinin vermiş olduğu Anayasa teklifini görüşüyoruz. İktidar partisine mensup milletvekilleri olarak, sürekli, bu Anayasa teklifini Türkiye'nin daha da demokratikleşmesi, çağdaşlaşması ve hukuk devleti olması yolunda getirilmiş bir teklif olarak sizlere sunuyoruz, muhalefete mensup milletvekilleri ise bu teklifin diktatörlüğe giden, bir diktatoryal idareyi arzu eden bir değişiklik olduğunu iddia ediyorlar.

Ben, ana başlıklarıyla şunları arz etmek için özellikle söz aldım: Kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadınlara pozitif ayrımcılık, özürlülere, şehit ailelerine pozitif ayrımcılık; toplumun bazı kesimlerinin sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak daha iyi korunması ve gözetilmesi, kişisel verilerin korunması, bireylerin yurt dışına çıkmalarının sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin daraltılması, çocuk haklarının anayasal temele kavuşturulması, her türlü istismara karşı çocukların korunması, sendikal haklar ile grev hakkında öngörülen bazı sınırlamaların kaldırılması gibi; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilere ilişkin hükümlerin uluslararası belgelerde yer alan objektif kriterler dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkının düzenlenmesi, bir siyasi partinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine son verilmesi, Yüksek Askerî Şûra kararlarının yargı denetimine açılması, memur ve diğer kamu görevlilerine disiplin cezası olarak verilen uyarma ve kınama cezalarının yine yargı denetimine açılması, askerî yargının görev alanının daraltılması; mukayeseli hukuk uygulamaları ve ülkemiz ihtiyaçları göz önüne alınarak Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, üye sayısının artırılması, mahkeme üyelerinin belli bir süre için bu göreve seçilmesi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru müessesesinin yürürlüğe konması; Askerî Yargıtayın ve Askerî İdare Mahkemesinin bağımsızlığının güçlendirilmesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya kavuşturulması, hâkim ve savcılar hakkında kararlar alan bu Kurulda yine hâkim ve savcıların temsili; bunlar hep demokratik ve çağa uygun düzenlemelerdir.

O yüzden, Anayasa teklifimizi, kimsenin antidemokratik bir diktatorya arzusu olarak ileri sürmesi doğru değildir, mümkün değildir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynak.

Sayın Dinçer, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutalım?

İKRAM DİNÇER (Van) – Gerekçe okutulsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bireysel başvuru hakkının bir an önce hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birlikte işleme aldığım önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici 19’uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddenin oylaması gizli oylama şeklinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, size verilen pullardan beyaz olanı “kabul”, kırmızı olanı “ret”, yeşil olanı ise “çekimser” oyu ifade etmektedir.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oy kullanmayan milletvekili arkadaşımız var mı? Yok.

Sayın milletvekilleri, oylama işlemi sona ermiştir.

Oy kutularını kaldırıyoruz.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesine bağlı geçici 19’uncu maddenin gizli oylama sonucunu açıklıyorum:

“Oy sayısı             :            409

Kabul                    :            336

Ret                        :               71

Çekimser               :                 -

Boş                       :                 1

Geçersiz                :                 1

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

               Fatih Metin                                                                            Murat Özkan

                    Bolu                                                                                     Giresun”

Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.42


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.39

BAŞKAN: Mehmet Ali ŞAHİN

KÂTİP ÜYELER: Fatih METİN (Bolu), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20’nci maddesini okutuyorum…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, 497 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin çerçeve 26’ncı maddesine bağlı geçici 19’uncu maddesi üzerinde konuşma yaparken söylediği “12 Eylül darbe Anayasası’na evet demeye davet ediyorum” şeklindeki ifadesini “12 Eylül darbe Anayasası’nı değiştiren teklife oy vermeye davet ediyorum” şeklinde düzelttiğine ilişkin açıklaması (x)

BAŞKAN – Buyurun, bir şey mi söyleyeceksiniz?

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, bir önceki oturumda söz alıp konuşmuştum. Orada 12 Eylül darbe Anayasası’na oy vermelerini talep ettim milletvekillerimizden. Esasen, benim kastım 12 Eylül darbe Anayasası’nı değiştiriyoruz, bu değişikliğe oy vermelerini talep etmiştim.

BAŞKAN – Yanlış mı anlaşılmış? Yani yanlış mı geçmiş metne?

AHMET YENİ (Samsun) – Yanlış geçmiş.

BAŞKAN – Amacınızın dışında, iradenizin paralelinde değil, farklı şekilde…

AHMET YENİ (Samsun) – Amacım, değişikliğe oy vermelerini talep etmekti efendim.

BAŞKAN – Onu düzelten bir açıklama mı yapmak istiyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Evet efendim.

BAŞKAN – Zabıtlara geçti şu anda efendim, tamam. Zabıtlara geçmiş oldu.

AHMET YENİ (Samsun) – Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tamam, peki, teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

                                        

(x) Bu açıklamaya ilişkin ifadeler bu Tutanak Dergisi’nin 744’üncü sayfasında yer almıştır.

BAŞKAN –Evet, teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20’nci maddesini okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir:

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri arasından seçeceği Kurul üyesini, bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, valilik, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer.

b) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve üç yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

c) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından iki asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu, kendi üyeleri arasından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu seçim yapar. Her üyenin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurularını ilân eder. İlân tarihinden itibaren üç gün içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karşı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir, sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karşı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır. Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu iş için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur. Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulalarını kendisi bastırabileceği gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idarî yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden iş günü görevlerine başlarlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay ve Danıştaydan gelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bunlardan, Yargıtaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (b) bendi uyarınca seçilenler; Danıştaydan gelen üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler, sırayla göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, (30000) gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu;

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul şeklinde çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.

ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür.

Kurul müfettişleri ile adalet müfettişleri atanıncaya kadar, mevcut adalet müfettişleri, Kurul müfettişi ve adalet müfettişi sıfatıyla görev yaparlar.

Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 26’ncı maddeye bağlı geçici 20’nci madde üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü’ye aittir.

Sayın Mengü, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20’nci maddeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurlarınıza geldim. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Ben, madde içinde geçen “Bir ay içinde yapar.”, “Bir haftada seçer.”, “Beş günde yapar…” Bunlara çok dokunmayacağım. Olay zaten, görülüyor ki, bir yangından mal kaçırma havası içinde, böyle bir fazla süratli yapılmaya çalışılan bir işlem var.

Aslında gelin, olayın özüne bakalım. Şimdi, bu taslağın çok temel üç maddesi var, üç grup maddesi var diğerlerinin tamamı herkesin “Evet.” diyebileceği, herkesin bir şekilde uzlaşabileceği maddeler. Ama onun dışında üç tane madde var ki, üç grup madde var ki bunlar: Birisi siyasi partilerin kapatılması, diğeri Anayasa Mahkemesinin şekillendirilmesi, bir diğeri de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun düzenlenmesi. Bütün bunlara baktığınız zaman bunlar Adalet ve Kalkınma Partisinin kendisini koruma saiki içinde düzenlediği, yaptığı bir organizasyondur. Şimdi, kimse bir iyi niyetten bahsetmesin. Bu olay dün söylediklerinizle bugün getirdiğiniz tasarının birbirine taban tabana zıt olduğunu gösteriyor. Geçen günlerde burada Anayasa Mahkemesiyle ilgili yaptığım konuşmada Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili sayın arkadaşlarımın Anayasa Mahkemesinin kuruluşunda Cumhurbaşkanı yetkileriyle ilgili neler söylediklerini burada tek tek okumuştum. Bakın, şimdi, isterseniz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu için Sayın Cumhurbaşkanının 1993 yılında Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı açıklamaları okuyalım:

Bakın, 8/11/1993: “Bunların dışında çok önemli meselelerden birisi yargının bağımsızlığıdır. Yargının bağımsızlığı ne demektir? Mahkemelerin hiçbir tesir altında kalmadan, dolaylı veyahut da direkt hiçbir etki altında kalmadan vicdanların sesini dinleyerek karara varmalarıdır. Türkiye’deki yargı bağımsızlığının zaman zaman zedelenebilirliğinin söz konusu olduğudur. Burada, tabii, bütün yargı mensuplarını tenzih ederim fakat ister istemez bu söz konusudur. Bunun da en önemli sebebi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısında görmekteyiz. Bildiğiniz gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Yargıtaydan 3, Danıştaydan 2 üye bulunmaktadır ve Sayın Bakan ile Sayın Müsteşar burada üyedirler, dolayısıyla siyasidirler. Bunu sadece sizin iktidarınız için söylemiyorum. Yarın iktidara biz geliriz, başkası gelir, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna -kolay bir şekilde demeyeyim ama- etki etme imkânı söz konusudur böyle bir yapılanmada. Bunun için, siyasi iktidarın direkt temsilcilerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan çıkarılması gerektiği kanaatindeyim.” diye 1993’te bunu söylüyor. 4/11/1994’te aynı sözleri gene Plan ve Bütçe Komisyonunda tekrar ediyor.

Şimdi, bütün bunlara baktığınız zaman bize bir iyi niyetten bahsetmeniz mümkün değil çünkü o tarihten bu tarihe Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan bir kapatma davasından başka değişen bir şey yok. Bu sözler söylendiği zaman Türkiye’de Adalet Bakanı ve Müsteşarı, sizin partiniz daha o zaman ortada yok ama Sayın Abdullah Gül’ün o tarihte mensubu bulunduğu partinin de iktidarda olmadığı için ne bakanı ne müsteşarının bu kurulda olması söz konusu. Nitekim sizin iyi niyet testinizi yaptığımız zaman niçin anlaşamadığımızı ortaya koymak üzere evvelce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanının bulunmaması gerektiğini söyleyen sizler, 2002’den bu tarafa yapılan bütçe konuşmalarına baktığınız zaman, Adalet Bakanı ve müsteşarının bu kuruldan çıkmasını hiç ağzınıza almıyorsunuz. Ama tam aksine Anayasa Mahkemesine Cumhurbaşkanının atama yapmasına -çünkü o tarihteki Cumhurbaşkanı sizin kadrolarınızdan gelen bir Cumhurbaşkanı olmadığı için- şiddetle karşı çıkıyorsunuz. O bakımdan olaya baktığınız zaman bir iyi niyetten bahsetmek söz konusu değil. Şartlarda değişiklik, hep aynı şeyler olmuş ama dediğim gibi yapılan tek şey var: Bir, Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılmış bir kapatma davası var; iki, size göre her an böyle bir beklenti var.

Şimdi, bu siyasi parti kapatma olaylarına geldiğiniz zaman bu maddeyi düzenlerken hep bir şey söyleniyor: “Bütün dünyada var.” Buna benzer düzen, izin düzeni değildir, sakın yanlış anlamayın fakat dava açma hakkı bir tek Almanya’da parlamentolara verilmiştir veya hükûmete verilmiştir yoksa herhangi bir savcının bir yerden izin alması söz konusu değildir. Eğer izinden bahsediyorsanız, o bir yanlış anlamanızdır. Siyasi Partiler Kanunu’nun 99’uncu maddesinde, savcıya başvuran siyasi partinin talebi reddedilirse o takipsizlik kararına karşı ceza genel kuruluna başvurulabilir. Oradaki düzenleme o. Yani dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi Türkiye’de de böyle bir izin söz konusu değildir.

Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna baktığınız zaman, şu anda ne var? Bakın, şimdi, getirdiğiniz sisteme de baktığınız zaman hakikaten meslekle hiçbir ilişkisi olmayan, işte üniversite hocalarından, iktisatçı şu bu, seçiyorsunuz. Bu insanların yargılama konusuyla uzaktan yakından ilgileri yok. Orada yapılan bir faaliyet savcının, hâkimin özlük haklarından başlayarak bunların mesleğe alınmasından devam ederek hiçbir şekilde bir iktisat profesörünün orada bulunmasını gerektirecek… Hadi, Anayasa Mahkemesi için diyorsunuz ki: “Anayasa yargısı farklı bir yargıdır, orada bir iktisat profesörüne de ihtiyaç vardır.” Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunda iktisat profesörü neyi anlatacak, bir siyaset bilimci neyi anlatacak? Hadi hukukçuyu anlayabiliyorum. Yani bu, mesela, işin ne kadar olayı sulandırmaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Şimdi, bu arada, Avrupa Birliği veya Avrupa Konseyince hazırlanan raporlardan ilerleme raporlarında Adalet Bakanının ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının çıkmasıyla ilgili söylenenleri artık burada tekrar etmek istemiyorum, bunlar çünkü defalarca burada söylendi ama bakın, en son olarak Budapeşte’de… Siz çünkü bu Batı’dan gelen önerilere çok meraklısınız, her ne kadar, Türk Anayasası, bu Anayasa, şu “askerlerin yaptığı” dediğiniz, beğenmediğimiz Anayasa 1982’de yapılmışsa da bu çok meraklı olduğunuz Venedik Komisyonu 1992’de kurulmuş. 1992’de kurulmuş bir komisyonun raporlarına, güdümlü raporlarına çok meraklısınız da bu arada, mesela bir de “Budapeşte Ortak Bildirisi” diye 11-12 Haziran 2007 tarihinde yapılan Hukuk Düzenleyici Kurumlar Uluslararası Konferansında da birçok ülke sayılmış. Bunların aldığı bir toplu faaliyet var, karar var; “Ortak açıklama” diyor, bunun ilk paragrafını okuyacağım çünkü diğerlerini okursam çok vakit alacak.

Bakın, ne diyor orada: “Bağımsız yargı tüm toplumlar için demokrasinin en temel direğidir. Bağımsız bir yargı sisteminin tesisi için bağımsız hâkimlerin mevcudiyeti şarttır. Öyle ki bu hâkimlerin yargısal düzenleyici bir organ tarafından atanması veya görevden alınması veya bu işlemlerin halkı temsil eden yüksek makamlar ya da onların temsilcileri tarafından sıkı sıkıya, yargısal düzenleyici organın tavsiyesi doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekir. Yargı bağımsızlığıyla ilgili ilkelerin anayasalara dercedilmiş olması arzu edilen bir durumdur. Yargı bağımsızlığı ilkesi ile çıkar çatışması olması veçhesiyle, yasama ve yürütme organlarının bu konuda yetkilerinin olmaması gereklidir.”

Şimdi, her olaya baktığınız zaman her toplumun kendi değer yargıları, kendi sorunları, kendi sıkıntıları olduğu gibi Avrupa’nın da yeni gelişen ülkelerinde… Çünkü, bunu niçin verdim? Buraya bakarsanız, Budapeşte Bildirisi’ne, altında Orta Avrupa’da Sovyet sisteminden ayrılan ülkeler de vardır bunların imzaları altında, bir tek İtalya vardır diğer alıştığımız Batı Avrupa modelleri dışında. Niye bunu söylüyorum? Çünkü, çok meraklı olduğunuz o Venedik Komisyonu da Sovyetlerden yeni kurtulan, Sovyet bloğu içinden çıkıp Batı modelini kabul eden ülkelere danışmanlık yapmak üzere kurulmuştur. O nedenle, yani Venedik Komisyonu ne kadar saygıdeğerse bu ismini verdiğim Budapeşte Komisyonunun kararları da o kadar saygıdeğerdir.

Şimdi arkadaşlar, hepimiz çok tarihî günlerden geçiyoruz. Yarın hep beraber çocuklarımızın yüzüne bakacağız. Yargıyla oynayan hiçbir siyasi iktidar bundan hiçbir zaman çok önemli bir kazanç sağlamamıştır ama yargıyla oynayan siyasi iktidarların çok büyük sorunlar yaşadığı yakın tarihimizde gördüğümüz olaylardır. Bu toplum, 1950’li yıllarda 35 tane, 40 tane Yargıtay üyesinin bir gecede emekli edildiğini bilir; bu ülkede 1950-60 döneminde 10’larca savcının, hâkimin nasıl savrulduğunu bilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengü, ek süre veriyorum iki dakika. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tamam toparlayacağım Sayın Başkanım, toparlayacağım.

Bu bakımdan yargıyla oynamak, üniversiteyle oynamak hiçbir siyasi iktidara mutluluk getirmemiştir.

Hepimiz tarih önünde tarihî görev yapıyoruz bugün ama her toplumda demokrasi ancak insanlık onurunu, insan haklarını ve özgürlüğünü kendi kişisel menfaatlerinden, konumlarından üstün tutanların bilinciyle ve özverisiyle kurulabilir ve yaşatılabilir.

Size tarih önündeki sorumluluğunuzu hatırlatıyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Mengü, teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Özçelik, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Özçelik.

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20'nci madde üzerine Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçici 20’nci madde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılanmasının esas ve usullerini düzenlemektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılanmasının, kuşkusuz kurumda, kuruma bağlı bireylerin katılımını sağlamanın, katılımcı demokrasi adına önemli bir gelişme olduğunu ve biçimsel bir katkı sağlayacağını söylemek mümkün.

İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir hukuk devletinin oluşumunda kurumsal yapı ve organizasyonlar tabii ki çok önemli ancak bu yeterli değil, asıl, adaletin sağlanmasında, adaletin tesisinde en etkili faktör yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır.

Resmî devlet ideolojisi ve devlet yapılanması, olgulardan ziyade algılar yaratmaya dayalı ideolojik bir yapılanmadır. Olgular, bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgi ve bilgi sistemleridir. Mevcut sistem olguları değiştirmeye, olguları çarpıtmaya yönelen bir yapıdadır ancak diyalektik bilimi, olguların ancak diyalektik usullerle değişim ve dönüşüme uğrayabileceğini, dışarıdan müdahalelerle subjektif değişimlerin ve dönüşümlerin sağlanmasının mümkün olmadığını göstermektedir; bu şekildeki müdahalelerle olgular değişmez.

İşte, burada devlet, mevcut olguları değiştirmeye yönelik ve yeni algılar yaratmaya, çarpık algılar yaratmaya, yanılsamalı algılar yaratmaya çaba gösteren bir yapı sergilemektedir.

Türkiye, çok etnisiteli, çok inançlı bir toplumsal yapıya sahipken resmî ideoloji herkesi Türk, herkesi Müslüman ve herkesi Hanefi mezhebine ait kılmaya çalışmaktadır. İşte, çatışmalı durum buradan kaynaklanmaktadır. İşte, bizim yapmaya çalıştığımız, mevcut yanılgılı, yanılsamalı algıları değiştirmek ve olgulara uygun davranışlar sağlamak amaçlı yürüttüğümüz mücadele nedeniyle toplumda çatışmalar, toplumda yanlış anlaşılmalara meydan vermemek üzere yaptığımız mücadele bu yapının değişmesine yöneliktir.

Olguların yerine algıları yerleştirmeye çalıştığınızda yanılsamalar oluşmakta ve bu yanılsamalar yine, toplumda kargaşaya, çatışmaya ve kaosa ve sorunlar yaratmaya dönüşmektedir. Mesela bizleri bölücü, şiddet yanlısı göstermeye çalışmak, algı yanılsamaları yaratmaya yönelik ideolojik ve bilinçli bir çabadır. Biz bu alışkanlıkları, bu duygusal yaklaşımların algılarda yarattığı etkileri kırmaya çalışıyoruz. Çatışma, olguları değiştirmeye ve yanılgılı algıları değiştirmeye yönelik toplumsal kesimler arasında olmaktadır.

TESEV, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, yaptığı araştırmalarda demokratikleşmedeki devlet yapısının engeli yanında yine, bireylerin ve toplumsal zihniyette bu eksik algı, yanılsamalı algıların önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Profesör Mithat Sincar’ın çok sayıda yargıç ve savcıyla uzun görüşmeler yaparak bu kesimlerin devlet, adalet ve hak kavramlarına nasıl yaklaştıklarını araştırdı ve çok ilginç sonuçlara ulaştı. Almanya’da Nazi yargıçlarının oynadığı rol ile Yassıada mahkemelerinin… Yine 12 Eylül darbe döneminin, mahkemeleri nasıl korkunç bir silaha dönüştürdüğünü hepimiz biliyoruz, hatırlarımızda ve günümüzde, tamamı olmasa bile kimi yargıç ve savcıların, adalet, hukuk, insan hakları kavramlarına yaklaşımlarının tüyler ürpertici etkisinde kalmamak mümkün değil.

12 Eylül askerî darbesi sırasında, yüksek yargı mensuplarının generallerin karşısına geçerek, hizaya gelerek, el pençe divan durarak emir beklediklerini unutmuyoruz.

28 Şubat döneminde, yine yüksek yargı mensuplarının, başkanlarının ve üyelerinin generallerin karşısına geçip brifing aldıklarını ve bu duruma itiraz etmediklerini biliyoruz.

Tüm bunlar, hâkimler, yargıçlar ve savcıların otoriteye itaat ve resmî ideolojiye sadakat sonucu ortaya çıkan durumlardır. Sistem böyle oluşmuştur.

Eğitimle ve her türlü propagandayla devletin kutsallığı, devletin büyüklüğü ve vatandaşın, bireyin, yurttaşın hiçleştirildiği bir propaganda sistemi ve eğitim sistemi mevcuttur. Yargıçlar ve savcılar bu anlayışla davranmakta, bireyden önce devleti korumaya yönelik bir görevle görevli olduklarını düşünmektedirler. Kendilerini devletin bir memuru olarak gördüklerinden, devleti koruma görevi üstlendiklerini düşünmektedirler.

Oysa hukukçu Sami Selçuk: “Hukukçunun görevi vatanı, milleti korumak değildir, hukukun korunmasına yönelik çaba içinde olmaları gerektiğidir. Devleti, milleti koruyacak olan güvenlik güçleridir, hukukçuların görevi değildir. Hukukçuların görevi hukuku korumaktır, hukuku kurtarmaktır. Yargıcın görevi kuvvetlinin yanında, yani devletin yanında bireyi korumaktır, bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Devletin güvenlik sorunu eksiksiz bir demokrasiyle sağlanabilir. Eksiksiz bir demokrasi, insan hakları hukukunun çerçevesine bağlı kalınarak insan hakları hukukunun uygulanmasıyla, devletin demokratikleşmesi ve dolayısıyla devletin güvenliği ancak bu şekilde sağlanabilir.”

Profesör Mithat Sincar “Devlet güvenliğinin tehlikeye düştüğünü düşündüğünüzde demokrasi kavramına nasıl yaklaşılması gerekir?” diye savcı ve yargıçlara sorduğunda, çok ilginç cevaplar alınıyor, birçok savcı ve yargıç tarafından ilginç yanıtlar veriliyor. “Benim ülkem söz konusu olduğunda, vatan ve millet söz konusu olduğunda ben hukuk mukuk tanımam.” diyen birçok yargıç ve savcının varlığı tespit edilmiştir. Kendisini hukukun değil devletin hatta rejimin savcısı ve yargıçları olarak gören, ne yazık ki, çoğunlukta. Böyle düşünmeyenler, kendisini hukukun savcısı, kendisini hukukun, adaletin yargıcı görenler ya sistemin dışına atılmakta ya da ekonomik ve sosyal nedenlerle sistemin içinde kalarak sisteme adapte olmaya zorlanmaktadırlar. Sistem, itaatkâr ve ürkek hâkim ve savcılar üretmeye devam etmekte ve sistem bunun üzerine kuruludur. Bu nedenle, yargıç ve savcıların siyasal iktidar, yürütme ve yasama yanında kendisini devletin asıl sahibi gören otoriter ve militer kurumlara karşı bağımsızlığının sağlanması gerekir. Bundan da önemlisi, hâkimlerin ve savcıların güvencede olabileceği demokratik bir ortam yaratılarak hâkim ve savcıların tamamen bağımsız ve tarafsız olmalarının sağlanması demokrasinin asıl gereğidir. Bu yapılanma, bu düzenleme bunu ne kadar sağlıyor belli değil. Bunun bir zihniyet dönüşümüyle de sağlanabileceği açıktır.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, gerek yasama faaliyetlerinde gerekse bu Anayasa görüşmelerinde grubumuz milletvekilleri olabildiğince hiçbir çatışmaya, hiçbir sataşmaya meydan vermeden halkımızın bize verdiği görevi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özçelik, ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum Başkan.

Halkımızın verdiği görevi bilimsel metotlarla, yine demokratik bir anlayışla kürsüden ifade etmeye, yasa teklifleri vermeye, önergeler vermeye çalışıyoruz. Hiçbir polemiğe meydan vermemek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ancak ne yazık ki, Hükûmet Sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik dün basına yansıyan bir demecinde ilginç şeyler söylüyor. Sayın Hüseyin Çelik önce Konfüçyüs’ten bir alıntı yapıyor ve diyor ki: “Hükümdar adil olursa kanuna gerek yok. Hükümdar adil değilse kanunun anlamı yok.” İki bin yıl öncesinin, iki bin yıldan önceki hukuk anlayışını günümüze getiriyor Sayın Hüseyin Çelik.

Peki, hükümdar adil değilse -hükümdar yerinde yok- hükümdarın direktifleri doğrultusunda hazırlanan yasalar antidemokratik ise ne olacak? Buna halk işte cevap verecek. Sayın Hüseyin Çelik bunları unutuyor.

Sayın Hüseyin Çelik bizi Ergenekonculukla suçluyor. Sayın Hüseyin Çelik bizi mağduriyet politikası sürdürmekle, bizi politika üretmemekle suçluyor.

Peki, mağduriyet politikası üzerine iktidar olan kim? Mağduriyet politikasını sonuna kadar kullanarak iktidarda kalan kim? Biz mi, Sayın Hüseyin Çelik mi? Biz halkımızın, ezilenlerin, sömürülenlerin sözcülüğünü yapmaya devam ediyoruz ve Sayın Hüseyin Çelik de sermayenin sözcülüğünü yapıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Mesele budur.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Sayın Hüseyin Çelik bizi halkımıza, tabanımıza ihanet etmekle suçluyor.

Sayın Çelik, biz bugüne kadar halkımıza, tabanımıza, insanlarımıza ihanet etmedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Selamlama yapabilmeniz için tekrar mikrofonu açıyoruz.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Biz işkence pahasına, hapishane pahasına, tehdit pahasına, hatta ölüm pahasına halkımızın yanında yer aldık, halkımızın yanında yer almaya devam edeceğiz. Halkımızın kendisine ihanet edenleri nasıl hiçleştirdiğini, nasıl etkisizleştirdiğini biliyoruz. İşte bu nedenle biz, halkımızın yanında olmaya devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına üçüncü söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına olmak üzere Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz on dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklifin geçici 20’nci maddesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu bu geçici maddeyle birlikte Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının yeni hükümlere uyarlanmasına ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmektedir. Geçiş hükümleri düzenlenirken de üyelerin aday gösterilmesi, seçimi, nitelikleri, seçim usul ve sürelerine yer verilerek yasal boşluk meydana getirmemek amaçlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, her fırsatta söylemeye çalıştığımız gibi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını geliştirmek her şeyden önce yargı sistemine, yargı mensuplarına ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna daha etkin bir işlev kazandıracaktır. Bu düzenleme ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik meşruiyeti artırılmış, yargı aktörlerinin tümünün temsili sağlanmış, kucaklayıcı, bütünleştirici bir kurul hâline gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, hepimizin malumudur ki 1982 Anayasası darbe sonrası olması münasebetiyle 1990’lı yılların başlarından itibaren özellikle eleştirilmeye başlanmış ve 1992’de TÜSİAD, 2000’de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 2001’de Barolar Birliği tarafından ve diğer kurum ve kuruluşlar tarafından çeşitli Anayasa değişiklik teklif önerileri hazırlanmıştır. Bugüne kadar 16 kez değişmiş ve toplamda seksen üç madde değiştirilmiş -ki şu anda görüşmekte olduğumuz asıl, esaslı değişim bu döneme denk gelmektedir- ve bu Anayasa’yla oluşturulan kurumlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, uluslararası metinler, Avrupa Birliği ilerleme raporları ve istişari ziyaret raporlarında sürekli eleştiri görmüştür. İşte bu yüzdendir ki yeni düzenlemeyle Kurul yapısında, yetkilerinde ve kararlarına itiraz konularında revizyona gidilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Kurulun yönettiği kitle olan ilk derece mahkemesi hâkim ve savcılarının temsil edilmemesi demokratik meşruiyet açısından önemli bir eksikliktir. Sadece Yargıtay ve Danıştay üyelerinden mensup olup, yaklaşık 12 bine varan ilk derece mahkemesindeki hâkim ve savcıların hiçbiri temsil edilmemektedir ve bu, sürekli eleştiri konusu olmuş, gerek akademisyenler gerek siyasetçiler gerekse yargı camiası tarafından da bugüne eleştirilegelmiştir. Öte yandan, mevcut yapısıyla Kurulun, muhatap kitlenin ihtiyaçlarını karşıladığını da söylemek mümkün değildir. Bu durum çoğulcu demokrasiye de aykırılık teşkil etmektedir.

Değerli arkadaşlar, mukayeseli hukuk uygulamaları incelendiğinde, hemen tüm ülkelerde, hatta demokrasiye yeni geçen Balkan ülkelerinde dahi, birçoğunda, ilk derece hâkim ve savcıları ağırlıklı olarak bu kurullarda yer almaktadır. Yine tüm uluslararası belgelerde, ilk derece hâkim ve savcıların burada yer alma gerekliliğine işaret edilmektedir. Aynı şekilde, Adalet Bakanlığımız tarafından oluşturulan yargı reformu stratejisinde de belirtildiği üzere, Kurulun, objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık temelinde, uluslararası belgeler ışığında, geniş temsil esasına göre yeniden yapılandırılması söz konusudur. Bunun sağlanabilmesi ise üye sayısının artırılmasına bağlıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; yeni düzenlemede Yargıtay ve Danıştayın dışında, Adalet Bakanı Müsteşarıyla birlikte, Türkiye Adalet Akademisinden, ilk derece hâkim ve savcılardan, avukatlardan, öğretim üyeleri ve üst düzey yöneticilerden bir temsil sağlanacak ve dolayısıyla yargının içindeki bütün aktörlerden bir temsil sağlanmış olup demokratik meşruiyet de kazanmış olacaktır.

Şimdi, en çok tartışılan konulardan biri Cumhurbaşkanının Kurula üye vermesiyle ilgili husus. Değerli arkadaşlar, Kurulun üye sayısı 22’ye çıkıyor ve bu 22 üyeden Adalet Bakanı ve Müsteşarın dışında 20 tane üyesi kalıyor, geri kalan 20 üyeden 4 tanesini Cumhurbaşkanı seçiyor; 16 tane üye tamamen yargının içinde ve seçimle geliyor oraya ve bu şekilde Cumhurbaşkanı da yapmış olduğumuz düzenlemeyle birlikte millet iradesiyle seçileceğine göre, bu Kurula da milletin iradesi bu şekilde yansımış olacaktır. Yine Türk ve Avrupa doktrini, Avrupa uygulaması ve demokratik meşruiyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, yeni düzenlemenin kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olmadığı da açıkça görülecektir. Mukayeseli hukuk, Avrupa örnekleri de yine aynı şekilde Cumhurbaşkanının Kurula üye seçmesini olağan olarak gösterecektir baktığımız zaman.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Anayasa’nın “Başlangıç” kısmı güçler ayrılığı prensibini düzenlemektedir. Evet, doğrudur, burada bir değerli arkadaşımız, güçler ayrılığından ve özellikle yargının bağımsızlığından sıkça bahsediyor, hatta gelen herkes aslında aynı konudan bahsediyor ki aynı konu bizim de en önemli hassasiyetlerimizden biri. Bu düzenlemeyle, asıl yargının bağımsızlığını sağlayacak olan yeni mevcut düzenlemenin ötesinde yapacağımız yeni düzenleme olacaktır. Zira, değerli arkadaşlar, bizler de istiyoruz ki yargı hiçbir tesir altında kalmasın, daha şeffaf olsun, objektif karar verebilsin. Şimdi, yargının bu şekliyle yürütmenin tesiri altında kaldığını iddia eden arkadaşlarımızın HSYK’nın Ferhat Sarıkaya olayında, Erzincan olayında herhangi bir sesi çıkmamıştır. Yine aynı şekilde, 28 Şubat sürecinde nereden brifing aldıklarında böylesi durumlara eleştiri getiren hiçbir durumları hiç söz konusu olmamıştır, konularında söz ifade edememişlerdir. 367’yle ilgili karar verildiğinde yasamanın yargı tarafından çembere alındığı dönemde hiç sesleri çıkmamıştır. 10 ve 42’nci maddede yine yargı yasamaya tahakküm ettiğinde, maalesef gene bu arkadaşlarımızın sesi çıkmamıştır.

Değerli arkadaşlar, adalet terazisini yargı uyguluyor ama adalet terazisini yapan da millî iradenin tecelli ettiği yasama organıdır, dolayısıyla Parlamentodur. Yargı bağımsızlığını savunuyoruz, doğrudur, savunmaya devam edelim ama aynı şekilde, milletin iradesinin tecelli ettiği bu Parlamentonun, yasamanın da dokunulmazlığını bence aynı şekilde savunmak gerekir.

Yine, değerli arkadaşlar, 1961 Anayasası’nda bile bu Parlamento bu kurala, o günkü ismiyle Yüksek Hâkimler Kuruluna 6 tane üye verebiliyordu ve o dönemde, bu tercih ve düzenlemeler kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı değildi de bugün mü acaba aklımıza geldi, bugün mü aykırı olmaya başladı?

Bu tür iddialar ancak dünyayı ve Avrupa hukukunu, Avrupa doktrinini, mukayeseli hukuku araştırmamakla, bilimin ışığından ve aydınlığından kaçınarak körü körüne statükoyu korumaya çalışmakla açıklanabilir. Yine, değerli arkadaşlar, bu iddialar ancak “Bizim oğlan bina okur, döner döner bir daha okur.” felsefesinin bir ürünüdür diye düşünüyorum.

HSYK benzeri kurullar birçok Avrupa ülkesinde vardır. Az önce eleştirdiğiniz konuların birçoğu… Aslında Avrupa ülkelerindeki örneklere baktığınız zaman, Türkiye'de getirmiş olduğumuz düzenlemeyle çok daha demokratik bir yapının kurulacağı da ortadadır.

Değerli arkadaşlar, Fransa’da 18 üye var, Fransa Kurul yapısında Yargıtaydan hiç temsilci bulunmamaktadır: Başkanı Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı ise Başkan Yardımcısıdır. Cumhurbaşkanı, Senato Başkanı ve Millet Meclisi Başkanı tarafından da 3 üye, işte yine yasama, yürütme, yargı organlarına mensup olmayan seçkin vatandaşlar tarafından seçilmektedir. İtalya’da yine aynı şekilde 27 üyeden oluşuyor; toplam yüksek yargıç oranı ise bu 27 üyenin içerisinde sadece 4’tür. Türkiye'de ise değerli arkadaşlar, 22’de 16’dır. İspanya’da bütün atamalar Parlamentonun önerisi üzerine Kral tarafından gerçekleştiriliyor. Polonya’da Parlamento kendi üyeleri arasından 4 kişiyi, Senato da yine kendi üyeleri arasından 2 senatörü Kurul üyesi olarak atayabiliyor. Portekiz’de Kurulun çoğunluğu yargı dışı üyelerden oluşmaktadır. Hollanda, İsveç, Danimarka, Finlandiya gibi kuzey ülkelerinde de bu kurulların hâkimlik mesleğine mensup üyeleri dahi hükûmet tarafından atanabiliyor. Hollanda’da mesela bütün üyeler Adalet Bakanının önerisi üzerine Kral tarafından atanıyor. İsveç’te hâkimler dâhil üyelerin tümü hükûmet tarafından atanmaktadır. Kurul üyelerinin çoğunluğu yargı dışı üyelerden oluşmaktadır.

Evet, kendimize örnek aldığımız, demokrasisini üst düzeyde geliştiren ülkelerdeki uygulamalara baktığınız zaman Türkiye’de bu yapının içerisinde şu anda parlamentonun atayabileceği hiçbir üye dahi yoktur o kadar eleştirmenize rağmen değerli arkadaşlar.

Yine değerli arkadaşlar, bu kurulun oluşum yapısı aslında birçok uluslararası belgelerde, Avrupa Birliği raporlarında dile getirilen eleştirileri de kapsayacak düzeydedir. Şöyle ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, konuşmanızı tamamlayın lütfen. Size de ek süre veriyorum.

AHMET AYDIN (Devamla) – Şu ana kadar eleştirilen birçok hususun, aslında iyi baktığımızda, irdelediğimizde bu getirmekte olduğumuz düzenlemenin içerisinde düzeltildiğini, yer aldığını göreceğiz. Sekreteryanın olmaması eleştiriliyordu, teklifle kurula bağlı genel sekreterlik teşkilatı kurulmaktadır. Yine bütçenin olmaması… Teklif ve kurulun ayrı bir bütçesinin olması öngörülüyor. HSYK’nın kendisine ait binasının ve fiziki imkânlarının bulunmaması eleştiriliyordu, teklifle kurulan bina ve diğer fiziki imkânların tahsis edilmesi öngörülüyor.

Yine yargı yolunun açık olmaması eleştiriliyordu, bu teklifle Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararlarının yargı denetimine açılması öngörülmektedir. Diğer kararlar için de etkili bir iç itiraz yöntemi geliştirilmiştir.

Hâkim ve savcıların denetimi Adalet Bakanına ait olması eleştiriliyordu, teklifle hâkim ve savcıların denetim yetkisi kurula devrediliyor.

Soruşturma açılmasına izin verme yetkisi Adalet Bakanına aitken, teklifle kurul ilgili dairenin teklifi ve kurul başkanının, yani Adalet Bakanının oluruyla oluyor. İlgili daireden teklif gelmesi gerekiyor ve bu noktada da Adalet Bakanının yetkisi sınırlandırılıyor.

Yine Teftiş Kurulu çokça eleştiriliyordu, Teftiş Kurulu Adalet Bakanlığına bağlı iken şimdi bu düzenlemeyle HSYK’ya bağlanmaktadır.

Yine, değerli arkadaşlar, Bakan ve Müsteşarın Kurulda yer almaya devam etmesi birçok eleştiriye neden oluyor ancak bu Kurulda şu anda Bakanın da, Müsteşarın da yetkisi eskisi kadar değil ve bu yetki ciddi oranda kısıtlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, Bakan, tabii ki ülkenin genel adalet işlerinden, politikalarından sorumlu. HSYK da, üstlenmiş olduğu görev itibarıyla, ülkenin adalet politikasını etkiler konumdadır. Dolayısıyla Adalet Bakanının topluma ve Parlamentoya hesap verilebilirliğini de bir tarafa koyarsak, Adalet Bakanının HSYK’da yer almasının da önemli olduğunu düşünüyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, destek hizmetleri; birçok destek hizmeti Adalet Bakanı tarafından sağlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, ek süreniz de doldu, lütfen Genel Kurulu selamlayın. Sadece bunun için mikrofonunuzu açıyorum, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Efendim, az önce CHP sözcüsü arkadaşımız özellikle Venedik Komisyonundan bahsetti, o Komisyonun bir kararını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Venedik Komisyonunun 2007 tarihli Adli Atamalar Raporu’nda, yürütme temsilcilerinin yargı kurullarında yer almaları konusuyla ilgili ülkemizdeki mevcut durum örnek gösterilmiş ve “Türkiye’de Adalet Bakanı ve Müsteşarı HSYK üyesidir. Bu durum, tek başına -Venedik Komisyonuna göre- Kurulun bağımsızlığını zayıflatmaz.” ifadesine yer vermiştir.

Yine, üye sayısının artırılması, daireler hâlinde çalışıyor olması, birçok yetkisini devretmesi gibi hususlar nazara alındığında, Adalet Bakanı ve Müsteşarının da yetkileri son derece azalmıştır.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlara baktığımız zaman, öngörülen düzenlemeler, şu ana kadar gelen bütün eleştirileri kapsayan, HSYK’yla ilgili dile getirilen eleştirilerin ve beklentilerin neredeyse tamamını karşılayan ve çözüme kavuşturan bu teklif, bizce çok doğru bir teklif; çok daha demokratik, çok daha hukuka uygun, yargı bağımsızlığını pekiştiren, geliştiren bir teklif.

Sözlerimi burada tamamlarken, millî iradeyi etkin kılacak olan Anayasa değişikliklerine ilişkin hükümlerin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Eğer sizler de sözlerinizde samimiyseniz, bireyin hak ve hukukunu korumak istiyorsanız, eğer halkın refah ve mutluluğunu düşünüyorsanız, eğer demokrasimizin standartlarının geliştirilmesi ve millî iradenin hâkim kılınmasını istiyorsanız, hadi buyurun diyoruz; Halep oradaysa arşın burada, sandık burada diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ederiz.

Şimdi, gruplar adına son söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal’a aittir.

Sayın Bal, ayrıca kişisel talebiniz de var, ikisini birleştiriyorum.

Süreniz on beş dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Anayasa Değişikliği Teklifi’yle ilgili 26’ncı maddede düzenlenen geçici 20’nci maddeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa Değişikliği Teklifi’nin en önemli maddelerinden birisini bugün burada görüşüyoruz. Bu maddeyle getirilenleri ben size özetle aya, güne dökerek arz etmeye çalışacağım ve “Bu hızla nereye koşuyoruz.” sorusunun da cevabını birlikte bulmaya çalışacağız.

Eğer bu teklif kabul edilir ve yürürlüğe girer ise otuz gün içerisinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden teşekkül edecek. Bu teşekkül tarzına göre Sayın Cumhurbaşkanı, öğretim üyelerinden, bürokratlardan, avukatlardan bir kısmını atayacak.

Yargıtay 3 asil, 3 yedek üyeyi yedi gün içerisinde seçmek üzere ilana çıkacak. Yedi günlük bir başvuru süresi tanınacak. On beş gün içerisinde seçimi yapacak ve bu seçim içerisinde de her Yargıtay üyesi ancak 1 tek adaya oy verebilecek.

Danıştay 2 asil, 2 yedek üyeyi aynı şekilde seçecek.

Adalet Akademisi 1 asil, 1 yedek üyeyi aynı şekilde seçecek.

Adli yargı hâkimlerine geldiğinde, birinci vitesten, ikinci vitese ya da sonuncu vitese çıkılıyor. Buna göre adli yargı hâkimleri 7 asil, 4 yedek üyeyi, kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, beş gün içerisinde Yüksek Seçim Kurulu ilan edecek -üç gün tanınmıştır başvuru için- iki gün içerisinde adayların listeleri ilan edilecek, iki gün içerisinde bunlara itiraz edilebilecek, iki gün içerisinde itirazlar karara varılacak, bunu takip eden 2’nci pazar günü de seçim yapılacak. İdari yargı hâkimlerinde de aynı usulü takip edeceğiz.

Değer arkadaşlarım, size okuduğum bir hikâye, bir masal değil, size okuduğum bir Yüksek Seçim Kurulu genelgesi de değil, size okuduğum AKP’nin Anayasa Değişikliği Teklifi’dir. Dünyada eşi, menendi görülmemiş bir Anayasa Değişikliği Teklifi ve bir AKP Anayasa değişikliği tekniği.

Değerli arkadaşlarım, daha önce konuşmalarımda söylemiştim, Amerika Birleşik Devletleri’nin Anayasası elimizde, toplam 3.200 kelime, bu 3.200 kelimeyi… Dünyanın jandarması olan, kıtalara hükmeden, elli tane federal devleti içinde barındıran Amerika Birleşik Devletleri’nin Anayasası bu cesamette, bizim sadece Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu oluşturmak için ayları, günleri tasnife tabi tutarak, uzun uzun, masalımsı, hikâyemsi yazdığımız Anayasa değişikliği de bu. Bunun, tabii, niyetin halis olmadığından böyle yazıldığı açık seçik ortada çünkü bu aylar, günler Seçim Kanunu’nda yok, Milletvekili Seçimi Kanunu’nda yok, Muhtarlık Seçimi Kanunu’nda yok, Mahalli İdareler Seçimi Kanunu’nda yok. Bunlar vardır bir yerde. Nerede? Sadece ve sadece Yüksek Seçim Kurulunun seçim takvimi başladığında o takvim için yazdığı yazılardan ibarettir. Asıl olan, orada olması gereken bu ayların, günlerin sıkıştırılarak Anayasa’ya yazılması. İki ayrı meseleyle birlikte düşündüğümüzde, Anayasa ilkesi hâline getirilen iki ayrı konuyla birlikte düşündüğümüz takdirde mesele biraz daha vahamet arz ediyor. Burada, birincisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna aday olacak kişiler birden fazla olacaktır tabii. Buraya oy verecek kişiler ancak bir kişiye oy verebilir. Değerli arkadaşlarım, bu aynen 1946 yılında açık oy/gizli tasnif anlamına gelebilecek oy verme hakkını, seçme hakkını ve seçilme hakkını külliyen ortadan kaldıran ve 1950’li yıllardan itibaren demokratikleşmeye başlayan dünyanın daha gerisindeki bir anlayışı ortaya koymaktadır.

Peki “Bu iki günde aday belirlenecek, iki günde ilan edilecek, iki günde itirazlar bağlanacak, iki günde…” diye sıralanan tarihler içerisinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna aday olan kişiler kendini nasıl anlatacak Türkiye'nin Hakkâri’sindeki, Edirne’sindeki, Kars’ındaki, Konya’sındaki, Samsun’undaki, Antalya’sındaki hâkimlere Sayın Bakan? “Adaylar propaganda yapamaz.” Niçin? Anayasa hükmü. Bu Anayasa değişikliği niye geldi? Demokratikleşmek için geldi. Propaganda yapamayan bir adayın seçiminde nasıl bir demokrasi olur? Böyle ilkel bir düşünce olabilir mi? Tabii, bu ilkel düşünceler ilkel bir sonuç ortaya çıkaracaktır. Varılmak istenen ilkel sonucu, ne kadar ilkel olduğunu ben size bir Osmanlı sadrazamının bir hâkime yazmış olduğu şiirle ifade edeyim. Sadrazam Mehmet Paşa. Şimdiki Silivri Hâkimiyle alakası yok! Ama o zaman da Silivri’de bir Osmanlı hâkimi varmış, Silivri Naibi. Kızıyor bu naibe ve alıyor kalemi Sadrazam Mehmet Paşa, yazıyor:

“Silivri Naibi,

Şeriat haini,

İlamını okudum,

Kahkaha ile güldüm.

Meali hezeyan,

Hükmü hilafı Kur'an,

Mührü müeyyidemi basarım,

Seni mahkeme kapısına asarım."

Mantık aynı. Mantık aynı, Sayın Bakan, aynı mantığı biz yüz yıllar geçmiş olmasına rağmen mührü müeyyidenizi basacağınız bir müsteşar muavininizi Adana’ya gönderiyorsunuz, Adana’da Adana Belediye Başkanlığı seçimiyle ilgili karar verilmeden önce her ne hikmetse Mersin’deki Adliye Sarayı’nın yapımıyla ilgili bir iş çıkıyor ve o müsteşar muavini 16.00’da Adana’ya iniyor, 17.30’da muhtemelen Mersin’e varmıştır, gidiş-geliş süresi. Orada bir fotoğraf çektiriyor bunu tevsik için, ama bu fotoğrafın içerisinde ertesi gün Adana Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında karar verecek olan hâkimler var. Size Sayın Recai Yıldırım kulağınıza söyledi, hicabından, yargıya duyduğu saygıdan dolayı, delilini söyledi size Sayın Bakan, kulağınıza.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yanlış.

FARUK BAL (Devamla) – Biz yargıya saygımızdan dolayı teferruatını anlatmıyoruz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Anlatın, ne varsa anlatın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “Görüşmedi” dediniz ama. “Mersin’de görüşmedi.” dediniz, tutanaklar var.

FARUK BAL (Devamla) – Ama İstanbul’da, Ankara’da, Çorum’da, Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde mahkûm olmuş, tutuklanmış, haklarında Danıştay yargılanması için karar vermiş belediye başkanları dururken Adana Belediye Başkanını görevden alıyorsunuz. Niçin?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Hazmedemediler.

FARUK BAL (Devamla) – Aslında Adana Belediye Başkanını da görevden almanızın sebebi hikmeti bir başka yargı kararını uygulatmamak için. O yargı kararı da seçimlerden hemen sonra, bu meşhur İçişleri Bakanının bir hukuk müşaviri var, o hukuk müşavirinden aldığınız bir fetva ile Belediyeler Birliği seçimini allem ettiniz, kallem ettiniz, katakulliye getirdiniz, apayrı bir usule tabi tuttunuz, Adana Büyükşehir Belediye Başkanının açmış olduğu Türkiye Belediyeler Birliğiyle ilgili davayı kazandı. Kazandıktan sonra iki gün içerisinde o makama oturacaktı, oturtmamak için görevden aldınız. Sizin yargıya saygınız bu mu? Sizin yargının bağımsızlığından beklediğiniz bu mu? Sizin yargının tarafsızlığından beklediğiniz bu mu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İspat edin… İspat edin…

FARUK BAL (Devamla) – Alacaksanız, işte Ankara Belediye Başkanı var, işte İstanbul Belediye Başkanı var, işte Çankırı Belediye Başkanı var, Çorum Belediye Başkanı var, Şarkikaraağaç Belediye Başkanı var. Hepsinin arkasında yargı kararı var.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Bal, siz Hükûmeti…

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, mesele yargı bağımsızlığı. Şimdi, bu yargı bağımsızlığının temin edileceği yer…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Rahatsız mı oldunuz?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Onunla alakası yok, şeyle… (MHP sıralarından “Dinle, dinle” sesleri)

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, lütfen beni dinleyin.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım arkadaşlar… Lütfen değerli milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Belediye başkanları…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen mi ilgileniyorsun bu işlerle?

FARUK BAL (Devamla) – Bekir Bey, beni dinleyecek misiniz?

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bal, siz devam edin lütfen, Genel Kurula hitap edin.

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, verdiğim örnekler vahimdir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, o ilgileniyor, partinin genel başkan yardımcısı.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Çanakkale Belediye Başkanı sekiz yıl ceza aldı, hâlen görevde ya!

BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlarım…

FARUK BAL (Devamla) – Lütfen, benim konuşmalarıma ve şahsiyetime saygı göstererek dinleyin.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Niye Diyarbakır Belediye Başkanını görevden alamıyorsunuz?

FARUK BAL (Devamla) – Bunları niye anlatıyorum? Değerli arkadaşlarım, parlamenter, demokratik sistemde üç tane kuvvet vardır, artık öğrendiniz bu tekrar eden konuşmaları dinleye dinleye. Biri yasamadır, biri yürütmedir, biri yargıdır. Bu üç kuvvetin dengelenmesi ve denetlenmesi için bir mekanizma oluşturulmuştur. Bu mekanizmada dengeleyecek ve denetleyecek tek güç yargıdır. Yargının kullanacağı güç de hukukun üstünlüğüdür ve hukukun üstünlüğünü mümkün kılacak yargı bağımsızlığıdır, hukukun üstünlüğünü mümkün kılacak hâkimin tarafsızlığıdır.

Değerli arkadaşlarım, size örnek olsun diye biraz önce Osmanlının şiirini anlattım ama Osmanlının medeniyete, insani değerlere, evrensel değere yapmış olduğu bir hâkim tarifini de size okuyacağım. Hâkimin tarifi Mecellei Ahkâmı Adliye’nin 1792’nci maddesinde şöyle diyor Sayın Bakanım: “Hâkim, hâkim, fehîm, müstakîm ve emîn, metîn ve mekîn olmalıdır.” Anlamayabilirsiniz, Türkçeleştirerek okuyayım bir daha: Hâkim, hâkim yani hükmeden, fehim yani anlayışlı, müstakim yani doğruluktan ayrılmayan, emin yani güvenilir, mekîn yani vakarlı, metin yani dayanma gücü olan kişi olmalıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de öyle yaptın ki, bunların hiçbirine uymaz bunların şeyleri.

FARUK BAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu Müsteşar Muavininin bir Mersin ziyareti ile adliyenin otlar bitmiş -otlarını da görüyoruz- inşaat yapım sahasında idare mahkemesi hâkimleriyle ispatı vücut etmesi Ankara Belediyesi ile ilgili alınacak bir kararda sonuç doğurmuştur. Bu Müsteşar Muavini ve Bakanlığınızın diğer etkilileri, yetkilileri, bu iki günlük seçimlerde, hâkimler üzerinde ne gibi bir etki kullanacaktır, ne gibi bir yetki kullanacaktır? Telefonlar çalışacak mıdır? Sayın Bakanım, başsavcılar bir tarassut altına alınacak mıdır? Oradan çıkacak oylara göre kimlere nasıl ikballer verilecektir? Eğer oradan çıkan oylar sizin istediğiniz gibi olmazsa verdiği kararlarla zülfüyâre dokunan hâkimlerin sürüm sürüm süründürüldüğü gibi bu seçimlerin sonunda yine hâkimlere bir sürüngenlik hayatı ortaya çıkacak mı?

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları derlersek toparlarsak, bunun adı demokratikleşme değil bunun adı dayatmadır. Bunun adı tarafsız ve bağımsız yargı yaratmak için demokratikleşme değildir, tam anlamıyla yargıyı kontrol etmek için güç değişim aracıdır. Siz mevcut sistemden şikâyet ediyorsunuz. Elbette Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 1982 Anayasası’na göre şikâyet edilecek, kurumsal olarak, çok yönü vardır. Anayasa’da belirlenen sistemin eleştirilecek çok tarafı vardır. Bir reforma ihtiyacı var mıdır? Vardır. Mevcut Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun beğenmediğiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bal, on beş dakikanız doldu, size de ek süre veriyorum, üç dakika içinde tamamlayınız.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elbette Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun eleştirdiğiniz kararları vardır, biz de eleştiriyoruz ancak çözümü böyle değildir. Siz, Sayın Bakan, kanı kanla yıkıyorsunuz. Siz, Sayın Bakan, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak diktaya gidiyorsunuz, diktaya giderken önünüzdeki tek güç olan yargıyı yandaş bir yargı kurumu hâline getiriyorsunuz. Siz, yandaş yargıç aşamasını aşmışsınız. Yargıyı “Biz korkuyoruz.” şeklinde kamuoyuyla duygularını paylaşacak kadar korkutmuşsunuz. Siz, yargının özel hayatına girmişsiniz. Siz, yargıyı kurumsal ve bireysel olarak dinlemişsiniz ve yargı, herkesin günü geldiğinde güvenli bir liman olarak sığınacak bir yer olan yargı kendini savunamaz hâle gelmiştir. İsteğiniz buydu, korkutulmuş ve ürkütülmüş bir yargıdan bir dikta yaratmak istiyorsunuz. Bunu ben söylemiyorum. Bunu size anayasa hukuku rehberiniz olan Ergun Özbudun söylüyor. Bunu size şimdi milletvekiliniz olan Sayın Zafer Üskül söylüyor. Bunu size bilim heyeti üyelerinden Sayın Levent Köker söylüyor ama bunun size daha açığını Anayasa Hukuku Profesörü Sayın Hasan Tunç söylüyor. Yine İdare Hukuku Profesörü Sayın Ethem Atay söylüyor, Sayın Profesör Doktor Murat Sezginer söylüyor. Bunu size uluslararası hukuk alanında Robert Elgie söylüyor, son yüz yılın sosyal siyaset uzmanı ve diktaya gidiş, parlamenter sistemden diktaya geçişin önünü kesmek için kafa yoran bilim adamı. Bunu size Giovanni Sartori söylüyor, o da yüzyılın en büyük bilim adamı; diktaya gidişi, parlamenter sistemlerdeki kuvvetler ayrılığında dengenin bozulması hâlinde diktanın önlenemeyeceğini anlatan bilim adamı. Bunu size, Prof. Andrew Arato söylüyor, geçen defa anlattım.

Sayın Bakan, yolunuz yanlış. Bir tek kendiniz için yanlış yapmıyorsunuz, bu ülke için yanlış yapıyorsunuz, bu ülkenin geleceği için yanlış yapıyorsunuz.

23 Nisanı Millî Egemenlik Bayramı olarak kutladık, siz Çocuk Bayramı olarak kutladınız. Elbette ki, Millî Egemenlik Bayramı, milletin geleceğini emanet edeceği çocuklara atfedilmiş bir bayramdır ama bu iş çocuk işi değil Sayın Bakan. (MHP sıralarından alkışlar)

Yüce heyete saygılarımı sunuyor, Adalet ve Kalkınma Partisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet… Selamlamanız için, buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye’yi diktaya götürecek olan bu Anayasa Değişikliği Teklifi’ni, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine mensup çok değerli milletvekillerinin vicdanına saygıyla arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hükûmetin söz talebi var.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında bu maddede Hükûmet adına bir konuşma talebimiz yoktu ama biraz önce konuşan Sayın Bal’ın burada gündeme getirdiği iddialara ilişkin…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Başka şahıs yok mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkinci bir şahıs var, iki şahıs arasında konuşuyorum.

BAŞKAN – Var efendim, var.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Tamam, sorun yok.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Bal’ın biraz önce bu kürsüden dile getirdiği iddialara cevap verme ihtiyacı için kürsüye geldim.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bal, bu kürsüden daha önce de dile getirdiği birkaç iddiası oldu. Her şeyden önce bu getirilen maddelerle ilgili olarak, her seçmenin bir tek adaya oy vermesi düzenlemesini 1946 yılındaki açık oy, gizli tasnif yöntemine benzeten yorumlar yaptı. Ne tarafına koysanız, boşa koysanız dolmuyor, doluya koysanız almıyor. Burada getirilmek istenen çoğulcu bir sistem ama 1946’da bir oy fazla alan bütün seçim sonucunu kendisi alıp götürüyor.

FARUK BAL (Konya) – Burada bir oy alan seçilecek Sayın Bakan, bir oy alan seçilecek.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Biz sizi dinledik.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Oysa burada çoğunlukçu değil çoğulcu bir bakış açısı var yani verdiği örnekle tam ters bir uygulama getirmişiz, daha modern, daha çağdaş bir düzenleme getirmişiz, birincisi bu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Meclis niye hepsini seçiyor?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkincisi, aday olacaklar nasıl propaganda yapacak, nasıl kendini tanıtacak? Hâkim, savcı sınıfından Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna aday olacak kişilerin broşür bastırıp, kitapçık bastırıp il il gezmeleri onların mesleklerine, konumlarına uymaz düşüncesiyle yapılan değerlendirmelerle beraber, İnternet üzerinden bilişim ortamında bu hâkim, savcılarımız kendilerini tanıtabilecekler, Yüksek Seçim Kurulunun oluşturacağı bir platformda herkes kendini anlatma imkânı bulabilecek.

Bu arada Sayın Bal’ın birkaç gündür Genel Kurulda gündeme getirilen ve soru olarak yöneltilen Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa Kökçam’ın Adana’ya gidip gitmediğine dönük sorular oldu, bu sorulara iki gün önce ben Genel Kurulda cevap verdim. Aynı zamanda biz bununla ilgili 24 Nisan 2010 tarihinde bir basın açıklaması da yaptık. Bu basın açıklamamızda da çok net ifade ettik, Genel Kurulda da söyledik. Buna rağmen bu iddiayı tekrar tekrar buraya getirmesini ben onun hukukçu kimliğiyle bağdaştıramıyorum. Zira...

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Resimler var, resimler!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Göstereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gösterin.

FARUK BAL (Konya) – Hâkimler Müsteşar Muavinine niçin refakat ediyor?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Dinleyeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu kürsüden itham edip gideceksiniz, sonra da kürsüye çıkıp cevap vermek isteyeni de konuşturmayacaksınız. Sizin anladığınız yöntem bu mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sabaha kadar konuş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuş, konuş...

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mustafa Kökçam Bakanlığımızdaki adalet sarayları ve cezaevlerinin yapılmasını yürüten Teknik İşler Daire Başkanlığından sorumlu Müsteşar Yardımcımızdır.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ne işi var bölge idare mahkemesinde?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İşi gücü arazidedir. İstanbul’daki inşaatlarda bir problem varsa oraya gider, İskenderun’da varsa oraya gider, Mersin’de varsa oraya gider, yer tespiti için Erzurum’a gider; işi budur, temel görevi budur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Mühendis mi bu arkadaş?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Herhangi bir müsteşar yardımcımız değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yan görevi var mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu olayda, Mersin Adliye Sarayının inşaatında sorun çıkmıştır, iş programının gerisindedir -bunları öğrenebilirsiniz- temelde problemler çıkmıştır. Bu problemlerin tespiti ve buna çözüm üretme noktasında, bahsedilen tarihte, 19 Nisan günü Adana Havaalanını kullanmıştır. Adana Havaalanından Adana şehir merkezine girmeksizin –ki bunu burada da ifade ettim- doğrudan Mersin�???�e gitmiştir. Oysa bize sorulan sorularda şunlar vardı: Adana merkezde idare mahkemesi hâkimleriyle toplantı yaptığı, Ertan Otelde kayıt yaptırmadan konakladığı –adres de veriliyor- iddia ediliyor ve soru olarak yöneltiliyor idi.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Evet, evet...

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Biz bunları hem basın bülteninde hem Genel Kurul konuşmalarımızda dile getirdik, dedik ki: “Doğrudan Mersin’e gitmiştir.” Sayın Bal’ın da gösterdiği fotoğraflarda Mersin Başsavcısı vardır, Müsteşar Yardımcımız vardır, Mersin’deki yargı mensupları vardır, Adana Bölge İdare Mahkemesi Başkanı vardır. (MHP sıralarından gürültüler)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Ne işi var orada?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Ne işi var?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ama şunu ifade edeyim… Müsaade edin, bir dinleyin... (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye... Sayın milletvekilleri, bir dakika...

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Yalnız, bir dinlerseniz...

YILMAZ TANKUT (Adana) – Suçüstü yakalandı.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Adana Belediye Başkanının davasına bakan mahkemeden bir tek hâkim, savcı yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırak onu, bölge başkanı var! Ne? Zemin etüdü için mi geldi Adana’daki bölge başkanı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İdare mahkemesinde, Adana 2. İdare Mahkemesinde görülen bir davadır o.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zeminci miydi o?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Dolayısıyla doğrudan Mersin’e gidilmiştir, orada görevlendirme gereği faaliyetler yapılmıştır, akşam Mersin Valisinin verdiği yemeğe katılmıştır, Mersin Öğretmenevi’nde konaklayıp sabah yedi uçağıyla da Ankara’ya geri dönmüştür. Bunu defalarca ifade ettik. Bunun ötesinde, iddiası olan varsa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bölge İdare Mahkemesi zeminci mi?

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, kızarmaya başladın.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Bal iyi bilir, iddia eden ispat edecektir. İddia edip bırakamazsınız! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz nüfuzunuzu kullanıyorsunuz. Baskı yapıyorsunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İtham edip bırakamazsınız! Müddei müddeasını ispatla mükelleftir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nüfuzunuzu kullandınız! Bir Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanısın sen!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Burada siz bir ithamda bulunuyorsanız bu ithamı ispat etmek zorundasınız; bu bir.

METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) – Dün “görüşmedi” diyordunuz, bugün fotoğraflar var.

MUHARREM VARLI (Adana) – O günkü konuşmanızda, hiç yok dediniz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkincisi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne tesadüf değil mi, karardan öncesi göreve gidiyor. İki gün sonra gitseydi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – İkincisi, bu kürsüde Sayın Bal, Ergun Özbudun’dan alıntı yapıyor. Sayın Özbudun’un başkanlık sistemine ilişkin eleştirilerini dile getiriyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Adana’ya gel…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Evet, Sayın Özbudun başkanlık sistemine ilişkin eleştirilerini ortaya koymuştur. Ama Sayın Bal, Ergun Özbudun’un parti kapatmalarına ilişkin, 69’uncu maddeye dair görüşlerini de bu kürsüden keşke anlatsanız. Gene 146’ncı maddeye ilişkin, Anayasa Mahkemesinin yeniden dizaynına ilişkin düzenlemeye ait görüşlerini de bu kürsüden dile getirseniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sistemi getirdikten sonra mahkeme mi kalır?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – …ve 159’uncu maddede Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun bugün huzurlarınıza getirilen düzenlemelerine dair görüşlerini de bu kürsüden aktarsaydınız, size çok teşekkür edecektim ve saygı duyacaktım ama sadece bir konuya ait görüşünü dile getiriyorsunuz, kalanını da ben söyleyeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sistemden bahset, sistemden.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sayın Özbudun bu Anayasa değişiklik paketiyle getirilen düzenlemelerin Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını güçlendireceğini, Avrupa Birliği değerlerine yaklaştıracağını ve Türkiye’de yargının daha da özgür hâle getirileceğini ifade etmiştir, bunu defalarca yazmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, tabii, hâkim ayarlamak suretiyle!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu kürsüye gelen değerli hatipler birtakım değerlendirmeleri maalesef sadece bir ucundan alıp dile getiriyorlar ama tamamını dile getirmiyorlar. İstişari ziyaret raporlarından ikisini konuşuyor, sonuncusunu konuşmuyor. İlerleme raporlarından işine gelenler söyleniyor, diğerleri söylenmiyor. Bakınız, bu paket gündeme getirildikten sonra değerli milletvekilleri, çok sayıda Avrupa Birliği yetkilisinden, Dönem Başkanlığından açıklamalar yapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen teklifin ilerleme raporlarıyla uyumlu olduğu, beklentileri karşıladığı ve Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına hizmet edeceği yönünde açıklamalar vardır, bu bir.

İkincisi, 2009’da kamuoyuyla paylaştığımız ve Avrupa Komisyonuna takdim edilen “Yargı Reformu Strateji Belgesi ve Eylem Planı”ndan övgüyle bahsedilmiştir, nerede? 2009 Türkiye İlerleme Raporu’nda.

Değerli arkadaşlar, huzurlarınıza getirilen teklif gerçekten uluslararası uygulamalarla, uluslararası belgelerle ve çağdaş demokrasilerin yerleşmiş olduğu ülkelerdeki uygulamalarla paralel bir düzenlemedir. Her hâl ve kârda Türkiye’deki mevcut yapıyı daha da ileriye götüreceğini düşündüğümüz bir düzenlemedir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin.

Şimdi, kişisel olarak…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim, buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Şimdi, bu, az önceki Sayın Bakanın açıkladığı konuyu ilk defa Meclisin gündemine taşıyan benim. Bu soruyu ben yöneltmiştim. Sayın Bakan ilk verdiği cevapta, idare mahkemesi hâkimlerinden hiçbirisiyle görüşmediğini, Müsteşar Yardımcısının, söyledi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplantı değil de nedir?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Toplantı yapmıştır diye öyle bir şey yok.

MUHARREM VARLI (Adana) – Fakat ben de dedim ki “Elimizde resim var, resimleri getirteceğim.” dedim ve resim geldi, bugün Metin Çobanoğlu, Sayın Bal gündeme getirdiler. Şimdi, bir başka inkârla bunu anlatıyor. Lütfen kayıtlara girsin.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, bir saniye, duyamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, Türk milletine karşı sorumludur, milletvekillerine karşı sorumludur. Bir soru yöneltilmiştir, Türk milleti adına milletvekilimiz sormuştur.

Sayın Bakan burada demiştir ki: “Mersin Başsavcısı ve Mersin Adliyesindeki yetkililerle incelemeler yapmıştır. Adana’daki adliyedeki hâkimleri toplayıp görüşme yaptığı gerçek dışıdır.”

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Doğru, doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, bu fotoğrafta Adana Bölge İdare Mahkemesi Başkanı var mıdır, yok mudur? Söyleyin, var mı, yok mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, pişpirik oynamaya mı geldiniz? Doğru bilgi verin millete.

BAŞKAN – Tamam efendim. Sayın Vural, tamam.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerini hafife almayın, doğru bilgi verin.

BAŞKAN – Sayın Vural, sizin de sözleriniz zapta geçti.

Teşekkür ederiz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bölge İdare Mahkemesinin bu davayla ne alakası var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru bilgi verin, doğru bilgi vermiyorsunuz. Milletten saklayamazsınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonuna kadar takip edeceğiz.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, böyle bir karardan önce, ne tesadüftür ki Müsteşar Yardımcısı nedense böyle bir karardan önce Mersin’deki zemin etüdünü yapma ihtiyacı duymuştur. Doğrusu buna da çok inandık yani! Gerçekten iyi kandırıyorsunuz!

BAŞKAN – Efendim, benim Başkan olarak bir yorum yapmam mümkün değil, her şey milletin gözünün önünde cereyan ediyor. Zabıtlara geçti, değerlendirilir.

Sayın Mehmet Tunçak, Bursa Milletvekili.

Buyurun efendim, kişisel görüşleriniz için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

Lütfen karşılıklı konuşmayalım, lütfen.

Değerli arkadaşlar, bir milletvekili arkadaşımızı kürsüye davet ettim, lütfen…

Sayın Tunçak, buyurun.

MEHMET TUNÇAK (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya geçici 20’nci maddenin eklenmesini öngören çerçeve 26’ncı maddesi hakkında görüşlerimi paylaşmak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, birinci tur görüşmelerin artık son maddesine giriliyor. Bu maddeye gelene kadar birçok değişik görüşler ifade edildi bu kürsüden. Hakikaten bazen çok önemli hukuki tartışmalar olduğu gibi, bazen de çok değer verdiğimiz hukukçu büyüklerimizin yeterli mesnedi olmayan çok küçük ifadelerle büyük iftiralar attıklarını gördük. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin o kalitesine, milletimizin beklediği kalitesine doğrusu yakışmadı.

OSMAN ERTUĞRUL (Aksaray) – Sırf kalitesiniz be, sırf kalitesiniz!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, öncelikle bu kürsüden yine Anayasa değişikliğiyle ilgili çok olumlu, faydalı ifadeler de oldu. Bu faydalı ifadelerden ayrı olarak çok önemli bir fayda daha oluştu milletimiz için bence. Bu fayda şudur: Milletimiz, bu Anayasa görüşmesi sırasında bir turnusol kâğıdının oluştuğunu hissetmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Bugüne kadar hukuk devleti, insan hakları, işçi, memur, emekli hakları, kadın hakları, darbe karşıtlığı, hak arama özgürlüğünün genişlemesi, siyasi partiler ve demokrasi konusunda çok söz söyleyenlerin önüne, işte bu değişiklik paketi geldiğinde, bu değişiklik paketi konulunca her şey milletimizin gözünde aydınlanmıştır, her şey ayan beyan ortaya çıkmıştır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Habur da öyle, Habur da! Habur paketi, ondan da bahset.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Çok iyi ayırdık konuşmalarınızı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Korkmaz…

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Sesiniz çok güzel, sesiniz çok güzel de bence Mecliste harcamayın, başka işlere de geçebilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, her konuşma, her tutum, buradaki her davranış hatta her laf atma milletimizin o vicdanında, o zihninde, unutmaz zihninde kazınmıştır…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Evet, Habur da öyle, Habur!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – …tarihin kitaplarına bugünkü olaylar, bugünkü görüşmeler bizatihi geçmiştir.

Birileri, nutuklar atmış, iftiralar atmış fakat yirmi adım atıp da işte şuraya gelememiştir…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Seni Habur fatihi, seni!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – …vicdanlarındaki prangayı kıramamıştır, oy dahi kullanamamışlardır. Aslında buradaki bazı milletvekillerimizin düştükleri zor durumu bizler de gördük.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Çabalama, çabalama.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Oy dahi kullanamamanın ezikliğini nasıl yaşadıklarını gördük. Gizli oyda…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Aynen sizin gibi kardeşim!                                    

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Tunçak, siz Genel Kurula hitap edin efendim, Genel Kurula hitap edin.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – …kendilerine güvenilmemesinin ya “evet” derlerse diye kabinlere dahi yaklaştırılmamalarının üzüntüsünü taşıdıklarını gördük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizinle alakalı değil, niye alınıyorsunuz?

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yeni bir şey değildir. Özellikle kendi üzerine alınan bazı partilerimiz de var, diğer partinin arkasından hızlıca giden. Bu yeni bir şey değildir, CHP’nin demokrasi anlayışı böyledir.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen kendine bak.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Özelliği şudur: Millete güvenme, milletvekiline de güvenme. Olur ya, ya “evet” oyu atarsa… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen CHP’yi konuşamazsın, CHP’yi ağzına alamazsın sen!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Bakın, bu güvensizlik, millete güvenmemek ama başka mahfillere güvenmeyi de doğurmuştur, başka mahfillere güvenilmiştir. Elimdeki şu Meclis tutanaklarını bir hemen okumak istiyorum. 27’nci Birleşim Dördüncü Yasama Yılı, 8 Aralık 2009 Salı.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Bursa İl Genel Meclisinde ne yaptın, onu anlat, onu!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – CHP Milletvekili Esfender Korkmaz, Meclis tutanaklarında, diyor ki: “Bu dışarıdaki kaosu kim çözecektir? Eğer siz çözebilseydiniz bu kaosu yaratmazdınız. Madem kaos yaratınız, bırakın, Türkiye'nin millî kurumları, Türkiye'nin ordusu ve halkın beklentisi bu kaosu çözsün.”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Buyurun işte.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Yazıyor, devam ediyor: “Ben demiyorum ki, Türkiye’de illa müdahale olsun ama halk, halk müdahalenin zaruri hâle geldiğine karar verirse olur.” Kim söylüyor? İşte, bu millete ve milletvekiline güvenmeyenler, başka mahfillereyse ciddi ciddi güvenenler.

Değerli milletvekilleri, bu görüşmeler sırasında yine bir CHP Milletvekili Hanımefendi, CHP’nin demokrasi anlayışı ile AK PARTİ’nin demokrasi anlayışının aynı olmadığını söylediler. Elhak doğrudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tunçak, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen konuşmanızı tamamlayın.

Buyurun.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – CHP’nin demokrasi anlayışı, az önce ifade edildi, “Yanlış yere attılar aslında bizatihi yanlarında duruyordu…”

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – CHP’yi bırak! CHP’yi bırak!

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – CHP’nin demokrasi anlayışı seçimlerin açık oy, gizli tasnif yapılmasıdır.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen Bursa’da İl Genel Meclisindeyken ne yaptın, onu anlat!

BAŞKAN – Lütfen, lütfen sayın milletvekilleri…

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – CHP’nin demokrasi anlayışı buna rağmen oy alamaz ise oy vermeyene “göbeğini kaşıyan adam”, “bidon kafalı adam” demektir. CHP’nin demokrasi anlayışı Ergenekon’a avukatlık yapmaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Haydi be! Ayıp!

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sen işine bak, işine! Sen ne yaptın İl Genel Meclisinde, onları bir anlat bakalım. Millet onları duysun.

MEHMET TUNÇAK (Devamla) – Değerli milletvekillerimiz, insan haklarına dayalı demokrasiyi, evrensel demokrasiyi, sivil demokrasiyi AK PARTİ olarak biz talep ediyoruz, bunun için uğraş veriyoruz ve vesayet demokrasisini reddediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Savcılık yapıyorsun savcılık! Ergenekon savcıları!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kendine bak, kendine!

BAŞKAN – Evet, Sayın Okay, buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, bir dakika…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Yani tekrar etmeme, açıklamama gerek var mı?

BAŞKAN – Efendim, bir zabıtlara geçsin, ne için söz istediğinizi bir anlayalım.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Yani 69 açık.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle mi söz istiyorsunuz efendim?

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Siz çok tecrübeli bir arkadaşımızsınız, yeni bir sataşmaya mahal vermeden meramınızı anlatacağınızdan eminim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, ses çıkarmıyorsunuz ama!

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Bursa Milletvekili Mehmet Tunçak’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel, bu kürsüde, dağarcığında bir şey olmayan ama günün bu zaman diliminde Cumhuriyet Halk Partisine veyahut da diğer muhalefet partilerine sataşmak için ve burada vatandaşa mesaj vermek için bir garip konuşma dinledik.

Gelseydin de keşke şu önergen veyahut da şahsın adına bu yasayla ilgili açıklamalarda bulunsaydın, keşke Sayın Başkan da senin bu açıklamalarının böylesine gereksiz, saçma olduğunu ve bununla ilgili olmadığını da ikaz etseydi de seni sustursaydı! Bunların hiçbirini yaşamadık.

Ancak şu var ki maalesef hazin bir tablo, aşağı yukarı 30 Mart tarihinden bu yana, bir aydır, Türkiye Büyük Millet Meclisini, AKP Grubu, kendi mutfağında hazırlamış olduğu Anayasa değişikliği adı altında bir tasarıyla, teklif demiyorum tasarıyla, Parlamentoyu meşgul ediyor.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Teklif, Başkan.

AHMET YENİ (Samsun) – Bizim teklifimizdir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen okumadan imza atanlardansın!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Ve bu tasarı, ilk defa bir siyasi parti tarafından Parlamentoya getirilen Anayasa değişiklik tasarısıdır.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Milletvekilleri getirdi, parti getirmedi, Hükûmet getirmedi, tasarı değil tekliftir.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Nitekim, sıra sayıya bakarsanız “AK PARTİ Grup Başkanı Recep Tayyip Erdoğan” diye başlıyor. Bundan evvelki Anayasa değişikliğinde ise “İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli” diye idi.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın onlarda nasıl? Onlarda da aynı, hepsi aynı!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri, AKP’nin kendisine bir tüzük yapmak için, AKP’nin kendisi için ve nasıl üniversiteleri eline geçirdiyse, nasıl basını ele geçirdiyse, yargıyı da ele geçirmek için ve Türkiye’de tüm kurumları işgal etmek için ve anayasal düzen için, nasıl 12 Eylül rejimi kendisi için 6 maddelik bir yasa çıkardıysa AKP de kendisi için bir düzen kurmak için -İç Tüzük adı altında olacak- bir teklif getirdi.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Başkanım, demokratik yargı amacımız.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Bu, gayrimeşru bir teklifti ve buna hiçbir Cumhuriyet Halk Partili milletvekili meşruiyet kazandırmamak adına burada oy kullanmıyor ama sizlerin nasıl oy kullandığını da görüyor. Mevcutlu, derdest veyahut da zimmetli, vekillerin zimmet alanlarının kontrolü altında olduğu tüm gazete manşetleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hiç alakası yok. Herkes oyunu özgürce kullanıyor, özgürce.

BAŞKAN – Sayın Okay, tamamlayabilmeniz için tekrar açıyorum. Lütfen selamlayın Genel Kurulu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, hangi sataşmaya cevap veriyor, anlamadık.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …ve maalesef Türkiye’de ilk kez bir Anayasa oylamasında AKP Grubu güvensizlik içerisinde bir oylama süreci yaşatıyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, oy bile kullanamıyorsunuz.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sizlerin bu meşruiyetten yoksun sivil dikta özleminize ve Türkiye’de rejim değiştirme özleminize katkı vermeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri burada sizi izledikleri gibi, tarih de bunları not edecektir. Ama bilesiniz ki kendiniz pişirip kendiniz yemek isterken elinize, yüzünüze bulaştıracaksınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 72’ye göre verilmiş iki önerge vardır, okutup sonra oylarınıza sunacağım. (CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen sayın milletvekilleri… Yerimizden konuşmayalım. Lütfen…

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 497 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 26. maddesine bağlı Geçici 20. maddesi üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

 

İsa Gök

Atila Emek

 

İstanbul

 

Mersin

Antalya

 

Turgut Dibek

 

Ali Koçal

Atilla Kart

 

Kırklareli

 

Zonguldak

Konya

 

Osman Kaptan

 

Enis Tütüncü

Hüsnü Çöllü

 

Antalya

 

Tekirdağ

Antalya

 

 

 

Orhan Ziya Diren

 

 

 

 

Tokat

 

Gerekçe:

Anayasa teklifi ile Türkiye tarihi birikimine ters bir istikamete doğru çekilmek istenmektedir.

Anayasa değişikliği toplumsal bir talepten ve ihtiyaçlardan kaynaklanmamıştır. Ne çiftçi, ne esnaf, ne işçi, ne emekli, ne memur, ne de işsiz yurttaşımız Türkiye'de bir Anayasa değişikliği yapılmasına ilişkin bir talep ortaya koymamıştır. Kaldı ki, Anayasa değişikliği teklifi halkın hiçbir somut sorununa, hiçbir somut çözüm getirmemektedir. Yani Anayasa değişikliğinin içeriği ile halkın sorunları örtüşmemektedir.

Anayasa değişikliği teklifi, halkın değil, siyasi iktidarın gündemidir. Yoksulluk, işsizlik ve yolsuzlukları perdelemek ve önümüzdeki seçimleri Anayasa tartışmaları içinde toplumun gerçek gündeminden uzaklaştırma amacını gütmektedir.

Bu Anayasa değişikliği siyasi iktidarın güncel çıkarlarını gerçekleştirmek üzere ortaya atılmıştır. Bu nedenledir ki, Parlamento içindeki hiçbir siyasi parti tarafından desteklenmemektedir.

Bu Anayasa değişikliği teklifi bir toplumsal mutabakatın değil, siyasi iktidarın talebi olarak ortaya çıkmıştır. Bu açıdan toplumu birleştirmeye değil ayrıştırmaya yönelik bir tekliftir. Türkiye'yi ayrıştıran, Türkiye'yi parçalamaya yönelik çok tehlikeli kamplaşmaların kaynağı niteliğindedir.

Anayasa değişikliği teklifinin tüm maddelerinin birlikte oylanması hem Parlamentoya hem Türk halkına yapılan dayatmayı ortaya koymaktadır. Tüm maddelerin birlikte oylanması bazı şeyleri gözlerden kaçırmanın bir ifadesidir. Milletin vekiline maddeleri teker teker oylama hakkı verilirken, milletin kendisinden bu hakkın kaçırılması asla demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

Bu anayasa değişikliği teklifi bir dayatma niteliğindedir. Toplum kesimlerinin desteği yerine Parlamento çoğunluğunun dayatması ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir durum ancak darbe dönemlerinde olur, darbe dönemlerinde Anayasa dayatılır.

Bu Anayasa değişikliği teklifi, anayasal sistemimizin temel dayanağını oluşturan üç temel erkten yargı erkini özensiz, usule aykırı bir yaklaşımla siyasi iktidarın hegemonyası altına alma planının uygulanma belgesidir. Siyası iktidar yargıyı ele geçirilmesi gereken bir unsur olarak değerlendirmektedir. Yargının yürütmenin emrinde olduğu bir sisteme demokrasi denilemez. Yargının siyasetin güdümüne sokulması ancak, dikta özlemi ile açıklanabilir.

Bu Anayasa teklifi Sayın Başbakanının ve siyasi iktidar yetkililerinin kendilerini kurtarmak üzere kurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesinin şekillenmesi Başbakan ve bakanları Yüce Divan'da aklanmaya yöneliktir. Çoğunluğu hukukçu olmayan bir mahkeme kurgulandığından hukukçu olmayanların ceza yargılaması yaptığı bir düzen kurulmaktadır.

İdarenin eylem ve işlemlerinin odaklaşmanın tespitinde gözetilmeyeceği ilkesi Anayasaya konularak, siyasetçiler sorumluluktan arındırılmaktadır. Geçici 15. madde kaldırılırken, siyasi iktidarlara kalıcı dokunulmazlık getirilmektedir. Bu düzenleme iktidar partisinin hiçbir şekilde kapatılmayacağına ilişkin bir düzenlemedir. Böylece iktidar mensuplarına hem sorumsuzluk hem de dokunulmazlık getirilmektedir.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı da tamamen değiştirilmektedir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu siyasi iktidarın hedefi haline getirilmiştir. Adalet Bakanı ve müsteşarının konumunun yargı bağımsızlığı açısından sorgulanırken, başka bakanlık memurlarının da HSYK'ya dahil edilmesi ile yargı bağımsızlığı daha da zedelenir noktaya taşınmıştır. Yine hakim ve savcıların soruşturmalarında Adalet Bakanına mutlak yetki verilmesi günümüzde yaşanan olaylar düşünüldüğünde vahim sonuçlar doğuracağı açık bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Bu nedenle oluşturulmalarında mutlaka tüm toplum kesimlerinin katkısı sağlanmalıdır. Anayasa metinlerinin toplumsal mutabakat değil toplumsal çatışma metinlerine dönüştürülmesi toplumsal birlikteliği zarar verir. Toplumu gererek, ayrıştırarak siyaset yapma belki belirli bir zaman diliminde bazı siyasi partilerin çıkarına olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Türk halkı kendini iradesini istismar eden siyasi partilere mutlaka ve mutlaka sandıkta bunun hesabını sorar.

Bu açıdan söz konusu düzenlemenin görüşmelerine devam edilmelidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Anayasa Değişiklik Teklifinin 26. maddesi ile düzenlenen Geçici 20. maddenin görüşmelerine TBMM İçtüzüğü’nün 72. maddesi uyarınca, devamın olunmasını saygı ile arz ve talep ederiz.

 

Faruk Bal

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

 

Konya

 

İzmir

Mersin

 

S. Nevzat Korkmaz

 

Ahmet Duran Bulut

Osman Ertuğrul

 

Isparta

 

Balıkesir

Aksaray

 

 

Metin Çobanoğlu

 

 

 

 

 

Kırşehir

 

Gerekçe:

Anayasalar, Vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan, siyasi rejimin ve devlet organlarının görev ve yetkilerini belirleyen kanunlar hiyerarşisinin en üstünde temel hukuk normlarıdır.

İki ihtilal ve 3 muhtıra ile üzerine gölge düşürülen Türk demokrasisini,

• 21. yüzyıl evrensel değerlerine kavuşturabilmenin

• Asırlık anayasa tartışmalarından kurtarmanın

• Her kesimin benimseyebileceği bir anayasaya kavuşturabilmenin

tek yolu toplumsal uzlaşmaya dayalı bir Anayasa yapmayı sağlamaktır.

MHP bu sebeple;

• "Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu" kurulmasını,

• Partilerin uzlaştıkları hususlarda demokratik bir sözleşme yapılmasını,

• Siyasi partilerin hangi konularda uzlaştığının kamuoyuna duyurulmasını,

• Her partinin görüş ve tavrının yapılacak ilk seçimde milletin takdirine sunulmasını,

• Seçimler sonunda oluşacak Meclis'in ilk işinin anayasa değişikliğini gerçekleştirmek olmasını teklif etmiştir.

MHP; bu kapsamda,

• Devlet ile Milleti kucaklaştıracak,

• Milletin değerleri ile Devletin değerlerini bağdaştıracak,

• Demokrasi ile Cumhuriyeti barıştıracak,

• Vatandaşın temel hak ve hürriyetlerini evrensel standarda yükseltecek,

• Milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacak üniter yapı içinde Devleti kurum ve kuruluşları ile uyum içinde çalıştıracak,

• Kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter demokratik düzeni iyileştirecek,

• Cumhuriyetin temel nitelikleri ile Anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddelerini koruyacak,

Toplumsal bir sözleşme belgesi niteliğinde anayasa değişikliği kararını ilan etmiştir.

Anayasa değişikliği ancak böylece milletin iradesine dayandırılmış olacaktır.

AKP, MHP'nin bu teklifine kulak tıkamış, kendisi için hazırladığı Anayasa teklifini partilere ve millete dayatmıştır.

AKP, Anayasa değişikliğini seçmene ve yargıya hesap vermekten kaçmak için malzeme olarak kullanmaktadır.

AKP'nin Anayasa Değişiklik Teklifi kendi hedefine ulaşmak için hazırlanmıştır.

Bu teklif ile kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter sistemin denge ve denetim mekanizmaları iktidar lehine bozulmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak başta parti kapatma, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı ile hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri zedelenmektedir. Parlamenter sistem yerine ucu diktaya açık bir Başkanlık sistemi getirilmektedir.

Bu teklifin içinde; Millet yoktur, Milletin iradesi yoktur, Milletin beklentisi yoktur. Millet, AKP'den bölücü terörü bitirmesini beklemektedir.

Millet, AKP'den yoksulluğun, yolsuzluğun, hayat pahalılığının ve işsizliğin hesabını vermesini beklemektedir.

Millet, AKP'den İş beklemektedir. Aş beklemektedir.

Millet, AKP'den düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetlere güvence beklemektedir.

AKP 8 yılı heba etmiştir. Milletin beklentilerini karşılayamamıştır.

AKP, millet için değil kendini korumak için Anayasa değişikliği yapmaktadır.

AKP, iyi niyetli değildir, başlattığı PKK açılımı için bu teklif ile anayasal zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple yargıyı etkisiz hale getirmektedir.

Bu hususlarda uzlaşmaya varıncaya kadar görüşmelere devam edilmelidir.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi mi var efendim?

Önergeleri oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi olmuştur. Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızı tespit ediyoruz: Sayın Anadol, Sayın Öğüt, Sayın Emek, Sayın Çöllü, Sayın Kart, Sayın Özbolat, Sayın Serter, Sayın Erbatur, Sayın Tütüncü, Sayın Ekici, Sayın Köse, Sayın Diren, Sayın Oksal, Sayın Yazar, Sayın Bingöl, Sayın Aydoğan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Seçer, Sayın Köktürk, Sayın Ertemür, Sayın Öztürk, Sayın Ünlütepe, Sayın Ağyüz.

Efendim, elektronik sistemle yoklama yapıyoruz.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve 264 Milletvekilinin, 7/11/1982 Tarihli ve 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/656) (S. Sayısı: 497) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Ancak soru sormak isteyen arkadaşlarımız sisteme girmişlerdi, yoklama sebebiyle… Tekrar girmeleri gerekiyor. Ben, yoklamadan önce arkadaşlarımızın sıradaki isimlerini okuyorum: Sayın Aydoğan, Sayın Tunç, Sayın Köse, Sayın Özdemir, Sayın İnan, Sayın Işık, Sayın Ağyüz -sisteme girmiş ve çıkmışsınız Sayın Ağyüz- Sayın Aslanoğlu -sisteme girmiş ve çıkmışsınız- Sayın Ünlütepe, Sayın Tütüncü, Sayın Taner.

Evet, Sayın Aydoğan’dan başlıyoruz efendim.

Buyurun.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yapılan yargı düzenlemeleri iktidarınızın yargıyı ele geçirme ihtiyacından mıdır? Değil ise yapılan yargısal değişiklikler vatandaşın yargıdaki tapu davalarını, orman davalarını, boşanma davalarını, idari davalarını veya dava açmasını mı kolaylaştıracak, mahkeme masraflarını mı azaltacak, kısacası, vatandaş ile yargı sorunlarını mı yoksa AKP ile yargı sorunlarını mı çözecek?

Bir de Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya alınacak üyeler belli mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Bakanım, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu mevcut duruma göre hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerine uygun bir yapıya kavuşturulmaktadır. Değişiklikle Adalet Bakanı ve Müsteşarının etkisi azaltılmakta, hâkim ve savcıların yargısal işlerinin denetimi Adalet Bakanının atadığı adalet müfettişlerinden alınıp Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu müfettişlerine verilmektedir. Hâkim ve savcıların atama, terfi ve tayin kararname taslaklarının hazırlanması Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünden Kurula bağlı sekretaryaya verilmektedir. HSYK getirilen seçim usulleriyle de demokratik bir yapıya kavuşmaktadır.

BAŞKAN – Sayın Tunç, sorunuzu bekliyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tüm bu olumlu değişikliklerin muhalefet partileri tarafından “yargıda kuşatma”, “dikta” olarak nitelendirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Köse…

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye'de adli ve idari yargıda görev yapan yaklaşık 12 bin hâkim ve savcı vardır. Bunların yaklaşık 4 bini birinci sınıf hâkim ve savcıdır ve yine bunların her birinin Hâkim ve Savcı Yüksek Kurulu için aday olma hakkını getiriyorsunuz. Bu 4 bini de birden aday olursa, yaklaşık olarak on günlük bir sürede seçim nasıl yapılacaktır? Bu 4 bin için nasıl oy pusulası hazırlanacaktır? Bu maddeyi düşünürken böyle bir düzenlemeyi nasıl düşündünüz?

Son sorum: Çağdaş demokrasilerde Başbakanlar ritüel olarak makamlarına oturttukları çocuklara “İstersen as, istersen kes.” diyebilirler mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana soruyorum: Adalet Bakanının hâkim ve savcılar aleyhine yapılan şikâyetler sonunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı sıfatıyla soruşturma izni verilmemesi yönündeki karar aleyhine mahkemeye gidilmeme şeklindeki düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yoksa bu düzenleme AKP demokrasisinin bir tezahürü müdür?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, hukuk devleti ilkesi, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle kendini yükümlü sayan, hukuk kurallarına ve Anayasa’ya uygun davranan, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlet denmektedir. AKP hazırlamış olduğu bu Anayasa değişikliğiyle yargıdan ve denetimden kaçmak için hukuk devletinin üç temel unsuru arasındaki dengeyi bozmaktadır. Bütün uyarılara rağmen hâlâ neden bunda ısrar ediyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, Habur’dan törenle yurda giriş yapan PKK’lı teröristlerin kurduğunuz mobil mahkemede yargılanması sürecinde yargılama odasındaki Atatürk portresini ve Türk Bayrağı’nı indirterek yargılandıkları yönündeki haber ve iddialar doğru mudur? Doğruysa Hükûmetinizce bu konuda herhangi bir işlem yapılmış mıdır? Yapıldıysa nasıl bir işlem yapılmış? Yapılmadıysa Türk hukuk tarihine geçecek bu kara lekeyi nasıl temizleyebileceksiniz?

İkinci soru: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanının meşenin dallarından da bahsederek 72 milyon vatandaşımızın gözü önünde, televizyondan Hükûmetinize karşı yapmış olduğu hakaretle ilgili olarak bir işlem yapılmış mıdır? Yapılmamışsa bu da “PKK açılımı” adıyla verdiğiniz tavizlerden birisi midir? (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe…

Sayın Ağyüz, buyurun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, “Cumhurbaşkanının yetkileri fazla.” diyordunuz, neden artırıyorsunuz? Nedeni, acaba Recep Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanlık hayali midir? Cumhuriyet Halk Partisi açık söylüyor: Anayasa’ya aykırı olduğu için biz bunları Anayasa Mahkemesine götüreceğiz diyoruz. Siz, neden Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile değişiklik yapmakta ısrar ediyorsunuz? Bunu anlamakta zorlanıyoruz.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu Sayıştayın içine katıyorsunuz. Denetlemelerden bu kadar kaçan ve korkan bir iktidarı cumhuriyet tarihinde hiç görmedik. Siz neden yargıdan bu kadar çekiniyorsunuz?

Ayrıca da CHP’nin oy kullanmaması size niye garip geliyor? Sizin yanlışlıklarınıza CHP ortak olmak zorunda mı? Bu da bir tavırdır. Bunu anlayamayacak kadar, düşünemeyecek kadar siyasi etikten yoksun insanlar mıdır siyasetçiler? Onu da bilmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İlk olarak Sayın Aydoğan’ın sorusuyla başlıyorum: “Yargıyı ele geçirmek amacı yoksa vatandaşın hangi sıkıntısı giderilecektir bu değişiklikle?” Bunu sordu Sayın Aydoğan.

<