En son güncellemeler 20 Eylül 2019 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Esas No: 1971/44
  • Karar No: 1972/29
  • Karar Tarihi: 06.06.1972
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 
Resmi Gazete tarih/sayı:3.3.1973/14465 
Esas Sayısı : 1971/44 
Karar Sayısı : 1972/29 
Karar Günü : 6/6/1972 
İptal dâvasını açan : Milliyetçi Hareket Partisi. 
I- İptal dâvasının konusu : 
11/7/1971 günlü, 13892 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3/7/-1971 günlü, 1425 sayılı (5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa ek ve geçici maddeler eklenmesine ve bu Kanun ile diğer Kanunların bazı hükümlerinin değiştirilmesine ve kaldırılmasına dair Kanun) un : 
A- 1. maddesinin c bendinin; 
B- 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan : 
Geçici 1. maddenin son fıkrasının, geçici 2. maddenin, geçici 4. maddenin son fıkrasının geçici 6. maddenin son fıkrasının, geçici 14. ve 20. maddelerin, 
Anayasa'nın genel kural ve ilkeleriyle 2., 12., 48., 61. ve 126. maddelerine aykırı bulundukları öne sürülerek iptal edilmelerine karar verilmesi istenilmiştir. 
II- Davacının gerekçesi : 
Dâva dilekçesindeki sıraya göre aynen şöyledir : 
(A- 1. maddenin c fıkrası; 
"5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununa ek ve geçici maddeler eklenmesi ve bu Kanunun bazı maddelerinin kaldırılmasına dair 7/2/1969 gün ve 1101 sayılı Kanunla konulan eski ek madde l ile emekli, adi malûllük veya vazife malullüğü aylıklarının bağlanmasına, emekli keseneğine esas olan aylık kabul edilmişken 1425 sayılı Kanunun emekli aylığı bağlanmasına esas aylığı belirten l inci madde c fıkrasında bu hükme yer verilmeyerek emekli keseneğine esas memur aylık göstergesinden ayrı" emekli aylığına esas bir gösterge tablosu kabul edilmek suretiyle emeklilere emekli sandığına kesenek verdikleri aylıklarından emekli olmak yolu kapatılmıştır. 
5434 sayılı Kanunla 1950 senesinde emekli keseneğine esas aylığın % 50 si oranının emeklilere aylık bağlanırken bu nispet 1101 sayılı Kanunca 1969 senesinde % 70'e çıkarılmış, 1186 sayılı Kanunla da Sosyal Sigorta emeklileri ile T. C. Emekli Sandığına tabi emeklilerin sosyal güvenlikleri ve emekli aylıkları bakımından eşitlik sağlanmıştır. 
8/7/1971 gün ve 1425 sayılı Kanunun l inci maddesi c fıkrası emekliler arasında tesis olunan bu ahenk ve eşitliği T. C. Emekli Sandığına bağlı olan memur ve emekliler 'aleyhine bozup kazanılmış hakları da korumayarak emekli keseneği ödenen aylıktan emekli aylığı bağlanması sisteminden ayrılıp ayrı gösterge kabulü suretiyle 1950 senesindeki aylığı bağlanması oranında aşağısında aylık bağlanmasını öngörmektedir. 1950 senesindeki oranda bu gün 1000 gösterge aylıklı l inci derecedeki bir memura 3500 TL. sı emekli aylığı verilmesi lâzım gelirken 1425 sayılı Kanunun l/c maddesindeki sözü edilen göstergeye göre ancak % 50 nin altında 3400 lira civarında emekli aylığı bağlanabilmesi ile, değil 1101 sayılı Kanunla tanınan % 70 oranı, 21 sene önceki 1950 senesindeki % 50 oranından da geriye gidilmektedir. 1186 ve 1474 sayılı Kanunlara göre (Sosyal Sigortaya 4950 liradan belirli bir prim ödeyen) sigortalıya 25 sene sonunda 3465 lira emekli aylığı bağlanmakta iken (T. C. Emekli Sandığına bağlı en son derece ve kademeden 7000 üzerinden aidat ödeyen bir memura 25 sene sonunda 3400 liranın çak altında 2762 lira) Sosyal Sigortalı gibi (4970 lira üzerinden T. C. Emekli Sandığına aidat ödeyen) memura da 25 sene sonunda ancak 2393 lira emekli aylığı bağlanmasını kabul eden 1425 sayılı Kanunun l/c maddesi Anayasa'nın genel kural ve ilkelerine olduğu gibi 2, 12 ve 48 inci maddeleri hükümlerine de aykırıdır. 
B- Geçici madde l, son fıkra : 
1/3/1970 tarihinden önceki emeklileri kapsamı dışında bırakarak 1/3/1970 tarihi ile 28/2/1971 tarihi arasında emekli olanların l Aralık 1970 tarihinden itibaren üç aylıklarının ödenmesi hükmünü getiren geçici madde l son fıkrası 1/3/1970 tarihinden sonraki emeklilere imtiyaz tanıması bakımından Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddesine aykırıdır. 
C- Geçici madde 2 : 
Bu madde T. B. M. M. Temsilciler Meclisi üyelerine kazanmadıkları kademeler üzerinden emekli olma hakkını vermesi bakımından Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddesi hükmüne aykırıdır. 
D- Geçici madde 4, son fıkrası : 
Geçici l inci madde de olduğu gibi 1/3/1970 tarihinden önceki emekli olanlardan ayrı, bazı kimselere üç aylık maaşın verilmisini derpiş etmesi bakımından fıkranın (3 üncü fıkradaki 'esaslar) cümlesinden (Üçüncü) ibaresi Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddesine aykırıdır. 
E- Geçici madde 6, son fıkrası : 
Yalnızca T. B. M, Meclisi üyelerine borçlanma miktar ve süresi bakımından imtiyaz tanınması itibariyle Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddesine aykırıdır. 
F- Geçici 14 üncü madde : 
Bu madde ile Sosyal Sigortalar gibi aynen bir sosyal güvenlik kurumu olan T. C. Emekli Sandığının gelirlerinin Hazine'ye aktarılması sağlanmıştır. Madde çalışanların güvenliğini tehlikeye sokacak nitelikte olup, Anayasa'nın 2 ve 48 inci, Sandık gelirlerinin bir vergi olmaması sebebiyle 61 inci ve Devletin gelir ve giderlerinin Bütçe Kanununda gösterilip düzenleneceğini bildiren 126 nci maddelerine aykırıdır. 
G- Geçici madde 20 : 
Borçlanma vesair hususlarda yalnız T. B. M. Meclisi üyesi olanlara bu madde ile imtiyaz tanındığından madde Anayasa'nın 2 ve 12 nci maddesi hükmüne aykırı bulunmaktadır. 
III- Metinler : 
A- 8/7/1971 günlü, 1425 sayılı Kanunun (Düstur Tertip 5 - Cilt 10 - sayfa 2921) Anayasaya aykırı oldukları öne sürülen hükümleri ; 
Madde l- Bu Kanunda geçen : 
a) ..................... 
b) ..................... 
c) "Emekli aylığı bağlanmasına esas aylık" deyimi; bu Kanuna ekli gösterge tablosunda her derece kademe için gösterilen rakamların katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak tutarları, 
İfade eder. 
Madde 7- 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir. 
Geçici Madde l- 1/3/1970 tarihi ile 28/2/1971 tarihi arasında emekli, adî malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylığı bağlanmış olanların, aylıkları (Kurumlarınca personel kanunları hükümlerine göre yapılacak intibakları dikkate alınmak suretiyle 1/3/1971 tarihinden itibaren bu kanun esaslarına göre hesabedilerek kendilerine ödenir. 
Bunların aylıklarının bağlandığı tarihle 28/2/1971 tarihi arasındaki aylık ve ikramiye farkları, Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman, şekil ve usule göre kendilerine ödenir. 
Ancak l Aralık 1970 tarihi ile l Mart 1971 tarihi arasındaki 3 aylık farklar Kanunun neşrinden itibaren 3 ay içersinde ödenir. 
(Maddenin yalnız son fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu öne sürülmektedir). 
Geçici Madde 2- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi, Temsilciler Meclisi üyesi, dışarıdan atanmış bakan iken veya bu görevlerden ayrılıp da başka bir göreve girmeden, bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce emekliye ayrılmış bulunanların emekli aylıkları ile ölenlerin, dul ve yetimlerinin aylıklarının intibak ve yükseltme işlemleri, birinci dereceden emekli olanlardan bu derecenin dördüncü kademesi üzerinden, diğer derecelerden emekli olanlarda ise bu derecelerin beşinci kademesi başlangıç alınarak yapılır. 
Emekli iken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilmiş olup da bu Kanunun yayımlandığı tarihte bu sıfatları devam edenler veya etmeyenler ile bunlardan ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. 
Geçici Madde 4- Bütçe kanunlarına bağlı (ç) işaretli cetvelde ismen gösterilen kişilerden; Sivas Kongresince seçilen Temsil Heyeti üyeleri ile eş ve çocuklarına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birinci döneminde bulunan üyeler ile eş ve çocuklarına, Kurtuluş Savaşında ve iç isyanların bastırılmasında fevkâlede hizmetlerinden dolayı şahıslarına veya bunlardan şehit olanların dul ve yetimlerine ayrı ayrı kabul edilen özel kanunlarla vatanî hizmet tertibinden bağlanmış olan aylıklar ile Kore Savaşında üstün başarısından ötürü vatanî hizmet tertibinden maaş alanların aylıkları yüzde yüz oranında artırılmıştır. 
Bunların aylıkları hakkında da ek 5 inci maddedeki alt sınır hükümleri uygulanır. 
Ancak, dul ve yetimlere bağlanmış aylıkların alt sınıra yükselmesinde özel kanunlardaki nispetler gözönünde tutulur. 
Bu aylıkların 1/3/1970 - 28/2/1971 tarihleri arasına ait fıkraları geçici l inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki esaslar uyarınca ilgililere ödenir. 
(Maddenin yalnız son fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu öne sürülmektedir). 
Geçici Madde 6- 1/3/1970 tarihinden 30/11/1970 tarihine kadar 5434 sayılı Kanunla bu Kanuna atıf yapan kanunlar gereğince hizmet borçlanması hususunda, sandığa müracaat edenlerin borçlanma işlemlerinde, müracaat ettikleri tarihteki emeklilik keseneklerine esas aylıklarının, 31/7/1970 tarihli ve 1322 sayılı Kanunun yürürlüğünden önceki % 35 nispetinde zamlı tutarları esas alınır. 
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden 1/3/1970 tarihinden bu Kanunun yayımlandığı tarihi takibeden 90 inci günün sonuna kadar borçlanma isteğinde bulunmuş veya bulunacak olanların borçlanma işlemlerinde yukarıdaki fıkrada tanımlanan aylık miktarları esas tutulur. 
(Maddenin yalnız son fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu öne sürülmektedir). 
Geçici Madde 14-Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasından dolayı Sandığın her türlü kanunî gelirleri ile kanunî giderleri ve harcamaları arasında ortaya çıkacak gelir fazlası Genel Bütçeye gelir kaydolunur. 
Sandığın nakit durumu gerekli ödemeleri ve harcamaları karşılayamadığı takdirde. Sandığın talebi üzerine, Maliye Bakanlığı Bütçesinin sosyal transferler bölümüne bu husus için konulacak ödenekten Sandığa tediyede bulunulur. 
Geçici Madde 20- 5/3/1970 tarih ve 1243 sayılı Kanunun birinci maddesinde sayılan meslek mensuplarından halen Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olanlar da 5 yıllık süre aranmaksızın sözügeçen Kanunun birinci maddesi hükümlerinden aynen yararlanırlar. Borçlanma işlemleri geçici 6 ncı maddenin ikinci fıkrasına göre uygulanır. 
B - Davacının dayandığı Anayasa hükümleri : 
Davacı iptalini istediği yukarıdaki hükümlerin Anayasa'nın genel kural ve ilkelerine ve aşağıda yazılı maddelerine aykırı olduğunu öne sürmektedir : 
Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. 
Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. 
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. 
Madde 48- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir. 
Madde 61- (20/9/1971 günlü 1488 sayılı Yasa ile değişik) herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. 
Vergi, resim ve harçlar ve benzeri malî yükümler ancak kanunla konulur. 
Kanunun belli ettiği yukarı ve aşağı hadler içinde kalmak, ölçü ve esaslara uygun olmak şartiyle, vergi resim ve harçların muafiyet ve istisnalariyle nisbet ve hadlerine ilişkin hükümlerde değişildik yapmaya, Bakanlar Kurulu yetkili kılınabilir. 
Madde 126- Devletin ve kamu iktisadî teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır. 
Kanun, kalkınma planları ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller koyabilir. 
Genel ve katma bütçelerin nasıl yapılacağı ve uygulanacağı kanunla gösterilir. Bütçe Kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiç bir hüküm konulamaz. 
IV- İlk inceleme : 
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 21/10/1971 gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Şahap Arıç, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyle yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyanın eksiği bulunmadığı ve dâvanın 20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce açıldığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. 
V- Sözlü açıklama : 
Dâvanın esasının incelenmesi için çıkartılan gündem gereğince' 24/2/1972 gününde Muhittin Taylan, Avni Givda, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Nuri Ülgenalp, Şahap Arıç, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Kani Vrana, Mustafa Karaoğlu, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş ve Şevket Müftügil'in katılmalariyle yapılan toplantıda konunun özelliği nedeniyle ilgili kuruluşlar olarak Maliye Bakanlığı ile T. C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün sözlü açıklamaya çağrılmasına karar verilmiştir. 
İptali istenen hükümlerin, pek geniş alanı ve o ölçüde de ayrıntıları olan "Emeklilik" mevzuatını ilgilendirmekte olması itibariyle sözü geçen hükümlerin bu mevzuat içindeki gerçek yerinin, kanunun öteki hükümleriyle olan ilgi ve bağlantılariyle varsa aylık durumlarının ve özelliklerinin ve bu konulardaki uygulamaların gereği gîbî açıklığa kavuşabilmesi için kanunu hazırlayan ve hükümet düzeyinde uygulanmasını sağlayan ve denetleyen Maliye Bakanlığı ile uygulamayı bizzat yapan T. C. Emekli Sandığı uzmanlarına konunun teknik yönlerini incelettirerek sözlü açıklamalarının dinlenmesinin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır. 
Avni Givda ve Recai Seçkin bu düşünceye katılmıyarak sözlü açıklamaya gerek görmemişlerdir. 
Karar gereğince ilgili kuruluşlara yapılan tebligat üzerine sözlü açıklama için saptanan 11/4/1972 gününde sözü geçen kuruluşlar adına gelen yetkili görevlilerce sözlü açıklama yapılmıştır. 
VI- Esasın incelenmesi: 
Havanın esasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen Kanun hükümleriyle Anayasa'nın ilgili hükümleri, bunlara ilişkin gerekçelerle Yasama Meclisleri tutanakları, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler ve sözlü açıklama tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : 
A - 1425 sayılı Kanunun 1. maddesinin c bendinin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu: 
Tam metni yukarıda II işaretli bölümde yazılı bulunan davacı görüşünün bu soruna ilişkin olanı şu noktalarda toplanabilir; 
1- Önceki kanunlarla emekli aylığının bağlanmasına, emekli keseneği kesilen aylık tutarları esas olarak kabul edilmiş iken bu kanunla o yol bırakılmış, keseneği ödenen aylıkla ilgisi olmayan ve başkaca herhangi bir dayanağı da bulunmayan, yapma nitelikte bir (gösterge tablosu) ihdas olunarak emekli aylığının bağlanmasında tablodaki rakamların kat sayı ile çarpımı sonunda oluşan miktar esas alınmak suretiyle memurlara, kesenek verdikleri aylıkları üzerinden emekli olmak yolu kapatılmıştır. 
2- Memurlara öteden beri 30 fiilî hizmet yılı için emekli kese verdikleri aylıklarının % 50 si emekli aylığı olarak bağlanırken ve 7/2/1969 günlü, 1101. sayılı Kanunla da bu miktar % 70 oranına çıkartılmış iken bu kanunla bu oran % 50 nin bile altına düşürülmüş tür. 
3- 23/10/1969 günlü, 1186 sayılı Kanunla Sosyal Sigorta emeklileri ve T. C. Emekli Sandığından emekli aylığı bağlananlar arasında, sosyal güvenlik ve emekli aylığı bakımından eşitlik sağlanmış iken 1425 sayılı Kanunun söz konusu hükmü ile memurlar aleyhine olmak üzere bu eşitlik büyük ölçüde bozulmuştur. 
Davacı, bu nedenlerle hükmün Anayasa'nın genel kural ve ilkeleriyle 2., 12. ve 48. maddelerine aykırı olduğu sonucuna vararak iptaline karar verilmesini istemektedir. 
Öne sürülen bu görüşler aynı sıra ile aşağıda incelenmiştir : 
1) Anayasa'da, memurların emeklilik haklariyle doğrudan ilgili sayılabilecek iki hüküm vardır : Bunlar da 48. ve 117. maddelerdir. 
117 maddede, (Memurların nitelikleri, atanmaları ödev ve yetkileri, hakları ve yükümleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.), 48. maddede ise (Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakki sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir.) denilmek suretiyle memur haklarından olup, onların sosyal güvenliğini sağlama yollarından birisini oluşturan "emeklilik" rejiminin, bu ilkelerin amacı doğrultusunda olmak üzere kanunlarla düzenleneceği belirtilmiş bulunmaktadır. Zira Anayasa'nın 117. maddesi gereğince (haklan) nın kanımla düzenlenmesi gereken memurların, tüm yurttaşlar gibi Anayasa'nın 48. maddesi kapsamına da girdiklerinden ve bu maddede yer alan sosyal güvenlik hakkına, en az maddede belirtilen nitelik ve koşullariyle, sahip bulunduklarından kuşku gösterilemez. Tersine bir düşünce, tüm yurttaşlara tanınan sosyal güvenlik hakkının memur yurttaşlara tanınmaması sonucunu doğurur ki böyle bir düşüncenin, Anayasa'nın genel ilkeleriyle, özellikle 117. ve 48. maddelerin amaçlariyle bağdaştırılması olanaksızdır. Hatta denebilir ki 117. madde kapsamına giren memurların 48. madde gereğince öteki yurttaşlar gibi sahip oldukları sosyal-güvenlik haklarının, bütün yaşamlarını ve enerjilerini bağlayarak yürüttükleri kamu güveninin önemine uygun ölçülerde güvence sağlayacak nitelikte olmak üzere kanunlarla düzenlenmesi bu iki maddenin ortak ereğini oluşturur. 
Şu açıklamalardan zorunlu olarak aşağıdaki sonuç çıkmaktadır. 
Memurların emeklilik sisteminin ve bu sistemin belkemiği olan emekli aylığının miktarının, Anayasa'nın genel ilkelerine ve sosyal sigorta gereklerine uygun olarak adaletli ve eşit ölçüler içinde kalmak ve ülkenin sosyal ve ekonomik durumu ve memurların görevlerinin niteliğiyle uyuşan bir sosyal güvenlik hakkı sağlamak şartiyle kanunla düzenlenmesi gereklidir. 
Görüldüğü gibi bu düzenlemede yer alacak hükümlerden bir bölümü, açıklanan koşullara uygun olmak şartiyle Yasa Koyucunun takdirine dayanacak, öteki bölümünü ise (sosyal sigorta gerekleri) gibi takdir dışında kalacak matematik ve istatistik bilimlerinin uygulanma sonuçlan oluşturacaktır. 
Örneğin, emekli aylığını, Yasa Koyucu yukarıda belirtilen Anayasa koşullarına uymak şartiyle yerinde göreceği miktarda saptadıktan sonra bu aylığın Sosyal Sigorta esaslarına uyar biçimde ödenmesini sağlayabilmek için (işveren) durumundaki Devletle (çalışan) memurdan alınması gerekli (kesenek) miktarı, matematik ve istatistik bilimlerinin esasları uyarınca yaptırılacak "aktüer" incelemeleri sonucuna göre belirlenerek gerekli kanun düzenlemesi buna uygun olarak yapılacaktır. 
Şu duruma göre bu konuda önemli olan, keseneğin matrahı ve kesilme biçimi değil, kurulan emeklilik düzeninin ve emeklilik aylığının miktarının yukarıdaki koşullara uygun olarak saptanmasıdır. Düzen ve aylık miktarı yukarıdaki koşullara uygunsa keseneğin eskiden ve şimdi olduğu gibi alınan aylık üzerinden, veya alınan aylıkla böyle bir ilişki kurulmayarak maktu miktarlar biçiminde saptanmasında ve emekli aylığının da eskiden olduğu gibi kesenek kesilen aylıkla orantılı olarak veya aylıkla ilgilendirilmeyerek maktu miktarlar biçiminde veya bu kanunla yapıldığı gibi başka bir ölçü üzerinden bağlanmasında ilişilecek bir yon bulunamaz. 
Esasen hayat sigortası sisteminde primin, sigorta edilen menfaate sigortalının sağlık ve yaş durumuna göre sigortacı tarafından matematik kurallarına ve hayat istatistikleri verilerine uygun olarak yapılacak hesap sonunda saptanarak sigorta edilenden belli zamanlarda tahsil edilen maktu bir bedelden ibaret olduğu düşünülecek olursa emekli keseneğinin kesildiği memuriyet aylığının bağlanacak emekli aylığına esas teşkil etmesinde bir zorunluk bulunmadığı kolayca anlaşılır. 
Bu bakımdan, 1425 sayılı Kânunun 1. maddesinin iptali istenen (c) bendi ile emekli aylığının bağlanmasına kesenek kesilen görev aylığı yerine kurumsal bir takım hesapların ve rakamların esas tutulmuş olmasında Anayasa'ya aykırılık yoktur. 
2) 7/2/1969 günlü, 1101 sayılı Kanunla emekli aylığı (30 yıl fiili hizmete göre) memuriyet aylığının % 70 i olarak kabul edilmiş iken 1425 sayılı Kanunla bunun % 50 nin altına düşürülmüş olduğu iddiası doğrudur. Ancak bu tutumun Anayasa'ya aykırı sayılabilmesi için bu oran düşmesi sonucunda emekli aylıklarında yukarıda l sayılı bentte açıklanan anayasal ilke ve koşullara aykırı bir durumun oluşmuş bulunması gereklidir. 
1425 sayılı Kanunun bu açıdan incelenmesi aşağıdaki sonuçları ortaya koymaktadır: 
a) Sözü geçen Kanun hükümleri sonucunda emekli aylıklarının, memuriyet aylıklarına oranı, davacının öne sürdüğü ölçüde düşmüş olmakla birlikte emekli aylığının miktarı, memur aylıklarındaki yükselme nedeniyle eskiye göre önemli bir artış göstermiştir. 
Bugünkü miktarları bakımından emekli aylıklarının sağladığı sosyal güvenliğin, yurdun sosyal ve ekonomik durumu açısından toplumun öteki kesimlerine göre adaletsiz ve eşitsiz nitelikte olduğu ve bu nedenle de Anayasa'nın 48. ve 117. maddelerinde öngörülen sosyal güvenlik hakkım, Anayasa'nın 53. maddesi de gözönünde bulundurulmak suretiyle Devletin şimdiki ekonomik gücü ve toplumun genel ekonomik dengesi ile orantılı olarak sağlamış sayılamayacağı yolunda bir iddia öne sürülemez. Esasen davacı da bu açıdan bir aykırılık öne sürmeyerek sadece emekli aylığı ile görev aylığı arasındaki orantının düşmesinden söz etmiştir. Emekli aylığının açıklanan niteliği bozulmadıkça yalnızca söz konusu orantının düşmüş olmasının Anayasa'ya aykırılık nedeni sayılması olanaksızdır. 
b) Kesilen keseneklerle Emekli Sandığından sağlanan yararlar arasında adaletli bir orantı olup olmadığı, başka deyimle bu konuda memur aleyhine bir durum bulunup bulunmadığı gibi bir sorun ise davacı tarafından öne sürülmediği gibi matematik kurallara dayandırılması gereken bu konuda Maliye Bakanlığı ve T. C. Emekli Sandığı temsilcilerince kandırıcı bir bilgi de verilememiştir. 
Zira Emekli Sandığınca Sandığın mali durumu hakkında bazı incelemeler yaptırılmış olduğu bildirilmiş ise de söz konusu 1425 sayılı kanun hazırlanmasında, ilgili kurumdan ve iştirakçiden (memurdan) kesilen keseneklerle bu kanunla, kurulan yeni emeklilik düzeni sonucu sağlanan yararlar arasındaki orantının saptanması için yapılması zorunlu olan ve 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununun 29; maddesinde her beş yılda bir yapılması buyurulan nitelikteki aktüer incelemelerine benzer bir incelemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Şu duruma göre bu konuda herhangi bir sonuca ulaşmanın olanaksız bulunduğu ortadadır. 
Yukarıda açıklanan nedenlerle aylıklarının yeni tutarları üzerinden, eskiye göre, daha çok miktarda kesenek kesildiği halde bağlanan emekli aylığı ile memuriyet aylığı arasındaki oranın düşürülmüş olmasının Anayasa'ya aykırı durumun varlığı için yeter sayılması mümkün değildir. 
3) Sosyal Sigortalar emeklileri ile Emekli Sandığı emeklileri arasında, sağlanan yararlar bakımından farklı bir durumun yaratılmış olduğu iddiası da doğrudur. Gerçekten hizmet yılı aynı olan ve birbirine eşit veya çok yakın miktarda aylık ve ücret alan Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı bir işçi ile Emekli Sandığına bağlı bir memur arasında bağlanan emekli aylıklarının miktarı bakımından memur aleyhine olmak üzere büyük farkların mevcut olduğu görülmektedir. 
Ancak (çalışanlar) m bu iki bölüğü arasındaki fark yalnız emekli aylığı miktarında görülenden ibaret değildir. 
Aylık bağlanmasına hak kazandıran hizmet süresi, aile bireylerine sağlanan tedavi yardımları, konut kredisi, asgari ücret gibi öteki bir çok konularda da işçi lehine farklı bir durumun bulunduğu bilinmektedir. 
Buna karşı; keseneğin miktarı, işte kararlılık gibi öteki bazı konularda da işçi aleyhine sayılabilecek statü farklılıktan bulunmaktadır. 
Bu nedenlerle işçilerle memurlar arasında sosyal güvenlik hakkı bakımından tam bir kıyaslama yaparak aralarında Anayasa'nın 48. maddesi açısından bir eşitsizliğin var olduğu sonucuna varmak için her iki Statünün bir bütün halinde ele alınarak kıyaslamaya gidilmesi ve her iki gurup çalışan arasında, işin niteliğinin gerektirdiği doğal farklılıkları da gözönünde tutarak derinliğine ve genişliğine bir inceleme yapılması zorunludur. Ancak böyle bir inceleme sonunda hangi hükümlerin Anayasa'ya aykırı veya uygun olduğu belli olabilir. 
Oysa dava konusu Kanun, memurların yalnızca emekli aylıklarım düzenlemekte olduğundan bu kanunu vesile yaparak dava dışındaki Öteki hükümleri karar kapsamı içine almak olanaksızdır. Çünkü Anayasa Mahkemesi iptal davalarında istem ile bağlıdır. (22/4/1962 günlü 44 sayılı kanun - Madde 28) Bu nedenlerle açıklanan nitelikte bir incelemeye yer görülmemiştir. 
Öte yandan sözlü açıklamada işçiler bakımından farklı bir durum yaratmış bulunan kanunun (hiçbir aktüeryal hesaba dayanmadığı bu bakımından büyük mahzurlarının meydana çıktığı ve değiştirilmesine tevessül edildiği) belirtilmiş olduğundan bu durumdaki bir hükmün Anayasa'nın eşitlik ilkesi açısından ölçü olarak ele alınıp bu ölçüye uymayan öteki hükümlerin Anayasa'ya aykırı olduğunun öne sürülmesi yerinde değildir. 
Yukarıdaki nedenlerle 1425 sayılı Kanunun I. maddesinin c bendi Anayasa'ya aykırı olmadığından bu konuya ilişkin istek ret olunmalıdır. 
B- 1425 sayılı kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenmiş bulunan geçici 1. maddenin son fıkrası hükmünün Anayasaya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Söz konusu geçici 1. madde ile, 1/3/1970 - 28/2/1971 tarihleri arasında bağlanmış olan emekli, adli malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylıklarının bu kanundaki yeni hükümlere göre hesap edilerek yüksetilmesi hükmü konulduktan sonra, yükselme sonucunda oluşacak fakların ödenmesi için iki ayrı usul kabul edilmiş bulunmaktadır. 
1- 1/3/1970 tarihinden 30/11/1970 tarihine kadar olan aylık ve ikramiye farkları Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman, biçim ve usule göre, 
2- 1/12/1970 1/3/1971 tarihleri arasındaki 3 aylık farklar kanunun yayımından başlayarak 3 ay içinde, 
Ödenecektir. 
Bu davada, maddenin son fıkrasında yer alan ve az yukarıda 2 sayılı bentte açıklanan 1/12/1970 - 1/3/1971 tarihleri arasındaki 3 aylık farkın kanunen yayımından başlıyarak 3 ay içinde ödeneceğine ilişkin kuralın Anayasaya aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmesi istenmektedir. 
Davacı söz konusu hükmün, 1/3/1970 tarihinden önceki emeklileri kapsamı dışında bırakarak bu tarih ile 28/2/1971 tarihi arasında emekli olanların 1/12/1970 tarihinden sonraki üç aylıklarının üç ay içinde ödenmesini kabul etmesi nedeniyle emeklilerin bir bölüğüne imtiyaz tanımış olduğu ve bu bakımdan Anayasa'nın 2. ve 12. maddelerine aykırı bulunduğu kanısındadır. 
Gerçekten 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 3. maddenin son fıkrası hükmü ile 1/3/1970 tarihinden Önce bağlanmış olan emekli, dul ve yetim aylıklarının da 1/3/1970 tarihinden geçerli olmak üzere yükseltilmesi ve yükseltme işlemleri tamamlanıncaya kadar bu aylıklarının 1/3/1971 tarihinden itibaren % 50 avans ilâvesiyle ödenmesi kabul edilmiş ancak maddenin son fıkrasiyle bunların, l Aralık 1970 - 1/3/1971 tarihleri arasındaki 3 aylık maaş farklarının, geçici 1. maddenin son fıkrasındakilerde olduğu gibi kanunun yayımından başlıyarak 3 ay içinde ödenmesi yerine geçici 1. maddenin ikinci fıkrasındakilerde, olduğu gibi Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman biçim ve usule göre ödenmesi esası konulmuştur. 
Bu hüküm farkının dayandığı neden araştırıldıkta şu sonuçlara ulaşılır; 
a- 1/3/1970 günü Devlet Memurları Kanununun bir bölüm hükümlerinin, bu arada aylık miktarına ilişkin olanlarının yürürlüğe girdiği tarihtir. Bu tarih ile l Aralık 1970 günü arasında yeni tutarlara göre fiilen ödeme yapılmış olmamakla birlikte dereceler ve aylık tutarları belli olmuş ve farklar, Memurların hakkı olarak Hazinece borçlanılmış, Bakanlar Kurulunca belirtilecek süre içinde ve saptanacak usule göre ödenmesi esası benimsenmiştir. (31/7/1970 günlü, 1327 sayılı Kanun - Madde : 93) 
Demek ki 1/3/1970 den sonra emekliye ayrılanların görevlerinin yeni derece ve aylıkları belli olmuş durumdadır. Oysa 1/3/1970 den önce emekli aylığı bağlanmış olanların 1101 sayılı Kanun gereğince yeni derece ve aylıklarının, o kanundaki usullere göre ayrıca belli edilmesine ilişkin işlemlerin ikmali gerekmektedir. 
b- l Aralık 1970 ise, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa göre memurlara yeni derece ve aylık tutarları üzerinden fiilen ödeme yapılmasına başlama tarihidir. 
Söz konusu geçici 1. ve 3. maddeler ile 1/3/1970 tarihinden önce veya sonra emekli aylığı bağlananlara Devlet Memurları Kanunu ile kabul edilen yeni tutarlar üzerinden yapılacak ayarlama sonucunda çıkacak aylık farklarının ödenmesi, memurların görev aylık farklarının ödenmesinde uygulanan usule benzer bir kurala bağlanmış, yani 1/3/1970 - 1/12/1970 dönemine ilişkin farkların Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman, biçim ve usule göre ödenmesi esası benimsenmiş, memurlar 1/12/1970 den itibaren yeni tutarlar üzerinden aylık almaya başladıktan için Devlet Memurları Kanununun geçerli olduğu 1/3/1970 den sonra emekli aylığı bağlanan, yani görev aylıklarına ilişkin yeni esasların haklarında uygulanacak duruma girmesinden sonra emekli olanların 1/12/1970 den sonraki 3 aya düsen aylık farklarının memur aylık farklarına muvazi olarak Kanunun yayımından sonra 3 ay içinde ödenmesi kabul edilmiştir. 
Buna karşı 1/3/1970 den önce emekliye ayrılanların 1101 sayılı Kanun gereğince özel bir aylık ayarlaması işlemine tabi tutulmaları gerektiğinden bunların 1/12/1970 den sonraki 3 aylık farklarının ödenmesinde bu tarihten önceye ilişkin farklar için uygulanan usulün değiştirilmesi gerekli görülmeyerek bu 3 aylık farkın da Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman, biçim ve usule göre ödenmesi uygun görülmüştür. 
Yukarıdaki, açıklamadan söz konusu farklı hükmün nedeninin, iki istihkakın dayandığı görev aylıkları arasında farklı bir düzenin oluşmuş bulunmasından ve birinciler için yeni düzen doğrudan uygulandığı halde ikinciler için 1101 sayılı Kanunda öngörülen ayarlamadan sonra yeni düzene geçilmesinin mümkün olabilmesinden ve işlemlerin ikmali için de bir zamana ihtiyaç bulunmasından ileri geldiği ortaya çıkmaktadır. 
Bu bakımdan 1/12/1970 - 1/3/1971 tarihleri arasındaki 3 aylık emekli malûllük, dul ve yetim aylıklarının farklarının ödenmesi konusunda geçici 1. maddenin son fıkrasiyle, geçici 3. maddenin son fıkrasına göre, birinciler lehine olarak değişik bir usulün benimsenmiş olmasının, yapılan yönünden iki ayrı çeşit istihkakın farklı usuller uygulanmak yoliyle tahakkuk ettirilebilmesinin bir sonucu olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. 
Kaldı ki, bîr istihkakın, özellikle borçlusu Devlet olan bir alacağın Ödenmesinde uygulanacak en doğru usulün, mukavaleye dayalı vadeler dışında, hemen ödeme olduğunda kuşku olmamak gerekir. Borcuna sadakat konusunda Devletin gösterdiği titizliğin, yurttaşın Devlete olan güvenini artıracağı ve yurttaş -Devlet ilişkilerini sağlıklı düzeyde tutacağı bir yana bırakılsa bile bu konuda vereceği iyi örneğin, bireyler arasındaki ilişkileri de etkileyerek sosyal ve ekonomik hayatta dirlik ve düzenlik ortamını oluşturmak suretiyle büyük ölçüde kamu yararı sağlayacağı meydandadır. 
Bu bakımdangeçici 1. maddenin iptali istenen ve bir bölüm istihkakın 3 ay içinde ödenmesini öngören son fıkrası hükmü yerinde ve doğrudur. Bu konudaki eşitsizliği, bir kısım hak sahiplerinin istihkakının ödenmesini Bakanlar Kurulunun belirliyeceği tarihe erteleyen geçici 3. maddenin son fıkrası yaratmaktadır. Bu fıkra ise, davacı tarafından iptal davasına konu yapılmamış olduğundan 44 sayılı Kanunun 28. maddesi gereğince istem ile bağlı bulunan Anayasa Mahkemesince karar kapsamının sözü geçen hükme kadar uzatılması olanaksızdır. 
Yukarıdaki nedenlerle geçici 1. maddenin son fıkrası hükmü Anayasanın 2. ve 12. maddelerine aykırı bulunmadığından bu hükmün iptaline ilişkin istek ret olunmalıdır. 
C- 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 2. maddenin Anayasaya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Söz konusu geçici 2. madde hükmü, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi, Temsilciler Meclisi Üyesi ve dışardan atanmış bakanlardan bu kanunun yayımlandığı tarihten önce emekliye ayrılmış olanlarla bunların dul ve yetimlerinin aylıklarının intibak ve yükseltme işlemlerinin (emeklilik bakımından kazanılmış hak olan derece ve kademe aylığı) esasından ayrılarak, sadece bunlara münhasır olmak üzere, birinci dereceden emekli olanlar için bu derecenin 4. kademesinin, öteki derecelerden emekli olanlar için de derecelerinin beşinci kademesinin başlangıç alınarak yapılması esasını kabul etmektedir. 
Davacı bu hükmün, adı geçen kişilere kazandıkları kademeler üzerinden emekli olma hakkını vermesi bakımından Anayasanın 2. ve 12. maddeleri hükümlerine aykırı olduğunu öne sürmektedir. 
Konunun gereği gibi açıklığa kavuşturulabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin emeklilik kanunları karşısındaki durumlarının belirlenmesinde yarar vardır : 
l- Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana benimsenegelen bir ilke olarak Türkiye Büyük. Millet Meclisi üyeliği, memurların tabî bulundukları emeklilik düzeni içinde emekliliğe hak veren bir görev değildir. Ancak 31/3/1926 günlü, 788 sayılı Memurin Kanununun 70. ve 73. maddeleriyle mesleği memuriyet olup da milletvekilliğine seçilenlerin milletvekilliğinde geçirdikleri süreler emeklilik fiilî hizmetinden sayılarak emeklilik süresini dolduranlara onbin kuruş üzerinden emekli maaşı bağlanması kabul edilmiştir. 
Sorunda yürürlüğe giren 3/6/1930 günlü, 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanununun 23. maddesiyle milletvekillerinin bu statüleri aynen sürdürülmüş, ancak 13/4/1936 günlü, 2941 sayılı Kanunun 1. maddesiyle söz konusu 23. maddeye eklenen fıkralar gereğince emekli aylıklarının hesabında bu tarihe kadar uygulanmakta olan 3. derece memuriyet aylığı olan "100" lira değiştirilerek 2. derece memuriyet aylığı olan 125 lira esas tutulmuştur. 3/8/1944 günlü, 4644 sayılı Kanunla (Madde 7) ücretli görevlerden milletvekilliğine seçilenlerin de emeklilik haklarının devam etmesi kabul olunmuştur. 
1683 sayılı Kanunun 25. maddesi Büyük Millet Meclisi başkanlariyle Bakanlar Kurulu üyeleri için ayrı ve istisnaî bir hüküm getirmiş, bunlara mesleklerinin memuriyet olup olmamasına ve hizmet sürelerine bakmaksızın ayrılışlarında birinci derece memuriyet maaşı üzerinden aylık bağlanmasını kabul etmiştir. 
Hükümlerinin bir bölümü 1/7/1949 tarihinde geri kalanları da !/• 1/1950 gününde yürürlüğe girmiş bulunan 8/6/1949 günlü, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile milletvekilliği ve Bakanlar Kurulu üyeliği, tüm olarak emeklilik statüsü dışına çıkartılmış, ancak kanunun yürürlüğe girdiği tarihte milletvekili veya Bakanlar. Kurulu üyesi bulunanların eski hükümlere göre geçen hizmet sürelerinin bundan sonrakilere ne yolda eklenerek emeklilik durumlarının sürdürüleceği geçici nitelikte kabul edilmiştir. (5434 sayılı Kanun : geçici madde 55 - 64) 
9/6/1952 günlü, 5951 sayılı Kanunla bu esastan tekrar eskiye dönülerek emeklilik hakkı tanınan görevlerde bulunduktan sonra milletvekilliğine seçilenlerin, seçimlerinden itibaren 6 ay içinde yazı ile Emekli Sandığına başvurmaları şartiyle emeklilik durumlarının devam edeceği kurala bağlanmış, ancak emekli aylığının bağlanmasına esas tutulacak olan aylık miktarları, bütün öteki iştirakçiler gibi, kazanılmış hak olan ve herkes gibi keseneği ödenen derece aylığı olarak kabul edilmiş ve kanunun 3. maddesiyle en yüksek miktarının da Devlet baremindeki ikinci derece aylık tutarını geçmemesi esası konulmuştur. 
Kanunun 2. maddesiyle bunların hem kendi keseneklerinin hem de kurumlarınca ödenmesi gereken karşılıklarının milletvekillerince ödenmesi öngörülmüştür. 
Bu Kanunun gerekçesi özet olarak; memur yurttaşların seçilmeleri halinde emeklilik haklarının kesilmesi suretiyle onların Anayasa ile tanınmış olan seçilme haklarım kullanmalarının güçleştirilmiş olacağı, oysa aydın kitlenin büyük bir bölümünü oluşturan memur zümresinin bilgi ve ihtisasından Büyük Millet Meclisinin müstağni kalamayacağı nihayet paylarına düşen primi ödeyerek evvelce kazanmış oldukları sigortalı sıfatını korumayı sürdürmelerinin hiç bir malî ve mantıkî sakıncası da bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. (T. B. M. M. Tutanak Dergisi : Donem : 9, Toplantı : 21, Cilt : 15, sayfa : 323 ve 381, 175 S. Sayılı, Basma Yazı; Cilt : 16; sayfa : 141 - 147) 
Ancak, kısa bir süre sonra, 13/2/1954 günlü, 6244 sayılı Kanunla, kesenek karşılığının milletvekilince ödeneceğine ve emekliliğe esas aylık derecesinin Devlet baremindeki ikinci derece aylık tutarını geçemeyeceğine ilişkin hükümler kaldırılmıştır. 
Yasama Meclisi üyelerinin emeklilikleri konusunda yukarıda kısaca özetlenen evrelerden de anlaşılacağı gibi, emekliliğe tabi bir görevden gelmeleri şartiyle orada kazandıkları sosyal güvenlik haklarının kesintisiz sürdürülmesini sağlamak ereğîyle, bunların memurların sosyal güvenlik kurumu olan Emekli Sandığı ile olan ilişkilerini sürdürmeleri istisnaî hal olarak kabul edilmiştir. Bu hükümlerin hiç birinde memurlardan üstün ve hak edilmemiş birtakım yararlar sağlamak suretiyle Yasama Meclisi üyeliğini, eşit koşullarla kesenek ödeyen öteki iştirakçilerden farklı ve imtiyazlı bir duruma sokmak öngörülmemiştir. 
Ancak dâva konusu geçici 2. madde iledir ki Yasama Meclisleri üyelerinin emekliliği konusunda (kazanılmış derece ve kademe aylığı) esasından uzaklaşılarak hak kazanılmamış bir kademe aylığının emekliliğe esas tutulduğu ve böylece öteki iştirakçilere göre imtiyaz sayılabilecek nitelikte farklı bir durumun yaratıldığı görülmektedir. 
Bu maddenin Kanuna giriş şekli şöyle olmuştur : 
Hükümetçe Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Kanun tasarısında Yasama Meclisleri üyeleri hakkında özel bir hüküm yoktur. Buna göre, onların yeni aylıklara intibak işlemlerinin de bütün öteki iştirakçiler hakkında uygulanan genel hükümlere tabi tutulmasını öngörüldüğü anlaşılmaktadır ki doğru olanı da budur. 
Ancak tasarının Millet Meclisi Maliye Komisyonunda görüşülmesi sonunda (Yasama organı üyesi iken 1. derece üzerinden emekli aylığı bağlanmış olanların bu aylıklarının 1. derecenin son kademesi üzerinden yükseltilmeye tabı tutulmasını sağlamak maksadiyle tasarıya geçici 2. maddenin) eklendiği ve Bütçe Plân Komisyonunun da aynı öneriye katılarak maddeyi koruduğu görülmektedir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem : 3, Toplantı : 2, 13. Birleşim : 96, Basma Yazı S Sayısı : 291, sayfa : 5 ve 10) 
Tasarının Millet Meclisindeki görüşülmesinde sıra bu maddeye geldiğinde Bütçe ve Plân Komisyonunun gerekçesiz bir önergesiyle madde şu yolda değiştirilmiş ve görüşmelere bu yeni metin esas alınmıştır : (Geçici Madde 2- Yasama organı üyesi veya dışarıdan atanmış bakan iken bu Kanunun yayınlandığı tarihten önce emekliye ayrılmış bulunanların emekli aylıklarının intibak ve yükselme işlemleri ek 1. maddedeki ek gösterge esasları da gözönünde bulundurularak, emekli oldukları derecenin son kademesi üzerinden yapılır.) 
Görüldüğü gibi yalnızca 1. derece üzerinden emekli olanlara ilişkin ilk öneri hangi dereceden emekli olursa olsun bütün yasama organı üyelerini kapsamına alacak biçimde genelleştirilmiş ve bunlara bulundukları derecenin kazandıkları kademe aylığı yerine derecelerinin en son kademe aylığı üzerinden aylık bağlanması önerilmiş, ancak bu ayrıcalığın nedeni üzerinde hiçbir açıklama yapılmamıştır. 
Millet Meclisindeki görüşmeler sırasında, bu hükmün Yasama Organı üyelerine bir imtiyaz getirdiği öne sürüldüğü gibi buna karşı da bu hükmün, ek : 1. madde ile Yasama Meclisleri üyelerinin emekliliklerine ilişkin olarak benimsenen esası daha Önce Yasama Meclisleri üyeliği yapmış olanlara da teşmil suretiyle adaletin sağlandığından ve memuriyetten siyasete atılanların memur iken alacakları haklan burada kaybetmemeleri gerektiğinden söz edilmiş ve sonunda madde komisyonun önerisi gibi aynen kabul edilmiş ve geçici 2. madde olarak tasarıya girmiştir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem : 3, Toplantı : 2, Cilt : 13, sayfa : 467-471) 
Cumhuriyet Senatosu'nca bu tasarıyı incelemek üzere kurulan geçici komisyon, söz konusu geçici 2. maddeye (ek I. madde de yapılan değişikliklere paralel olarak yeniden düzenlenmiştir) gerekçesiyle şu biçime dönüştürmüştür. 
(Geçici Madde 2- Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi veya dışardan atanmış bakan iken bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce emekliye ayrılmış bulunanların emekli aylıktan ile ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıklarının intibak ve yükselme işlemleri, birinci dereceden emekli olanlarda bu derecenin dördüncü kademesi üzerinden, diğer derecelerden emekli olanlarda ise, bu derecenin beşinci kademesi başlangıç alınarak yapılır. 
Emekli iken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilmiş olup da bu Kanunun yayımlandığı tarihte bu sıfatları devam edenler veya etmeyenler ile bunlardan ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları hakkında da yukarıki fıkra hükmü uygulanır.) (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi : Toplantı 10, Cilt: 65, Birleşim : 80, Basma Yazı S. Sayısı : 1605) 
Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bu hükmün Büyük Millet Meclisi üyelerine emeklilik hallerinde "bir imtiyaz, bir faikiyet" verdiği belirtilmiş ve maddenin kapsamı biraz daha genişletilerek kabul olunmuş, bu değişiklik Millet Meclisince de aynen benimsenerek yürürlükteki geçici 2. madde meydana gelmiştir. 
Hükümet tasarısında bulunmayan ve Millet Meclisi Maliye ve Bütçe Plân Komisyonlarında tasarıya eklenen bu hüküm ile ilgili olmak üzere Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu Genel Kurullarında öne sürülen görüşler şöylece özetlenebilir : 
1- Bu Yasama organı üyeliğinin özel durumunun gerektirdiği bir imtiyaz, bir faikiyet hükmüdür. 
2- Ek 1. madde ile Yasama Meclislerinin halen görevde bulunan üyelerinin emeklilikleri konusunda benimsenmiş olan esasın daha Önce Yasama Meclisi üyeliği yapmış olanlara da teşmilinden ibarettir. Böylece eski ile yeni arasında adalet tesis edilmiş olmaktadır. 
3- Memuriyetten Yasama Meclisi üyeliğine geçenlerin memuriyette kalmaları halinde kazanacakları hakların devamını sağlamak amacını taşımaktadır. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi : Toplantı : 10, Cilt : 65, sayfa : 615, Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem : 3, Toplantı : 2, Cilt : 15, sayfa : 291, Birleşim : 12 Basma Yazı S. Sayısı : 291 e 1. ek, sayfa 13) 
Sonuncudan başlayarak bu görüşlerin incelenmesi konuya yeterince aydınlık getirecektir. 
l- Memuriyetten Yasama Meclisi üyeliğine seçilenlerin memuriyetteki kazanılmış haklarının sürdürülmesi yolu ile aydın kitlenin bir bölümünün siyasete geçmesinin kolaylaştırılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığı tartışılabilir. Bu düşüncenin doğruluğu bir an benimsense bile bunun yolu, mevcut ve kazanılmış bir hakkın kaybedilmesini önleyici ve Yasama Meclisi üyeliğine geçtikten sonra da devamım sağlayıcı nitelikteki hükümlerin kabul edilmesidir. 
Oysa yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü gibi geçici 2, madde ile, memuriyette iken kazanılmış olan hak devam ettirilmekle kalınmamış, kazanılmamış bir kademe aylığı üzerinden emekli aylığı bağlanması yolu tutulmuştur. 
Bu bakımdan gerekçe olarak ileri sürülen düşünceye ters düştüğü açık olan söz konusu hükmün böyle bir gerekçe ile savunulması olanaksızdır. 
2- Gerçekten 1425 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 5434 sayılı T. C, Emekli Sandığı Kanunu'na eklenen ek 1. maddenin üçüncü fıkrasında Yasama Meclisi üyeleriyle dışardan atanan bakanların emeklilik kesenekleri, tüm iştirakçiler için uygulanan (kazanılmış hak elan derece ve kademe aylığı) esası bir yana bırakılmak suretiyle hak olarak kazanılmamış bulunan kademelere (birinci dereceye yükselmiş olanlar için bu derecenin dördüncü kademesi, öteki derecelerde bulunanlar için bulundukları derecelerin beşinci kademesi) dayandırılmış, böylece savunulabilir bir nedeni olmayan farklı bir hak, bir imtiyaz tanınarak Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bir durum yaratılmıştır. 
İnceleme konusu olan geçici 2. madde hükmü ile de, ek 1. maddenin niteliği yukarıda açıklanan hükmüne mütenazır olarak daha önce emekliye ayrılmış olan Yasama Meclisleri üyeleriyle dışardan atanmış bakanlara aynı imtiyazlı durumun sağlanması amacının güdüldüğü açıkça görülmektedir. 
Anayasa'ya aykırılığı apaçık olan ve davacı tarafından bu dosyadaki iptal dâvasına konu yapılmamış bulunan bir hükmün, Kanunun daha önceki maddelerinde yer almış bulunması, aynı nitelikteki başka hükümlerin Kanunun öteki maddelerine konulmaları için haklı bir neden teşkil edemeyeceğinden söz konusu geçici 2. madde hükmünü bu yoldan savunmak üzere öne sürülen düşünceler de geçerli değildir. 
3- Hükmün Yasama Meclisleri üyeleri ve dışardan atanan bakanların özel durumları gerektirdiği için "bir imtiyaz, bir faikiyet" yaratılması amacıyla Kanuna konulmuş bulunduğu düşüncesine gelince : 
Yukarıda Özetlenen tarihi gelişiminden de anlaşılacağı üzere, Yasama Meclisleri üyelerinin memurların emeklilik statüleriyle ilişkileri, ilke olarak yoktur. Ancak ülkenin sosyal durumunun bir zorunluğu olarak, aydın kitlenin büyük bir bölümünü oluşturan memurların hizmet ve ihtisaslarından yasama çalışmalarında faydalanmak için bunların siyasete geçmelerini kolaylaştırmakta kamu yararı görülmüş, bu amaçla memurlukta kazanılan emeklilik hakkının Yasama Meclîsi üyeliğinde de sürdürülmesi esası benimsenmiştir. 
Bu durumda olanlara tanınan en yüksek emeklilik tavanı, önceleri baremin 3. derecesi iken, sonradan 2. dereceye çıkartılmış, kesenek esasına dayanan Emekli Sandığı kurulurken, Yasama Meclisi üyeleri emeklilik dışında bırakılmış, kısa bir süre sonra yeniden Sandık sistemine alınıp öteki memurlar gibi kazanılmış hak olan aylık derecesi üzerinden emeklilik haklarının devam edeceği esası kabul olunmuştur. 
Bu konuda konulan ilke, memurlukta kazanılan hakkın Yasama Meclisi üyeliğinde de devamını sağlamak olduğuna göre söz konusu hakkı oluşturan koşulların, sanki memurluk sürüp gidiyormuşçasına aynen korunması, yani aynı sandıkta, aynı kesenek; aynı hizmet süresi, aynı hak ve yükümlerin sürdürülmesi için gerekli düzenlemenin yapılması maksada yeterli olur. Yoksa (hak devam ettiriliyor) gerekçesi öne sürülerek bu hakkın niteliği veya niceliği bir yana bırakılıp koşullarda haklı nedene dayanmayan değişiklikler yolu ile üstün ve kazanılmamış haklar sağlamak çabası içine girildiğinde, önceleri haklı gibi görünen ilke kaybolur ve ortada gerekçesine uymayan, haksız yarar ve imtiyazlar sağlayan bir hüküm kalır. 
Demokratik Hukuk Devleti ilkesini Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayan bir Devlet yapısı içinde Yasama Meclisleri üyelerinin "faikiyet ve imtiyaz" istemeleri düşünülemez. Böyle bir isteğe dayanan hükmün Anayasa'nın 2. maddesindeki (Hukuk Devleti) ve 12. maddesindeki eşitlik ilkelerine aykırılığı açıktır. 
Bu nedenlerle 1425 sayılı Kanunla 5434 sayılı Kanuna eklenen, Yasama Meclisleri üyelerinden ve dışardan atanmış bakanlardan emekli olanların ve bunların dul ve yetimlerinin emekli dul ve yetim aylıklarının kazanılmamış kademe aylıkları üzerinden intibak ve yükseltmeye tabi tutulacağına ilişkin geçici 2. madde hükmü, Anayasa'nın 2. maddesindeki Hukuk Devleti ve 12. maddesindeki eşitlik ilkelerine aykırı olduğundan iptal olunmalıdır. 
Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır. 
Ç- 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 4. maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Söz konusu geçici 4. madde ile vatanî hizmet aylığı alanların bir bölümünün aylıkları yüzde yüz oranında artırılmakta ve maddenin iptali istenen fıkrası ile de bu artırma nedeniyle ortaya çıkan 1/3/1970-28/2/1971 tarihleri arasına ait farkların; 
a) 1/3/1970 - 30/11/1970 tarihleri arasındaki bölümünün Bakanlar Kurulunca belirtilecek zaman, biçim ve usûle göre, 
b) 1/12/1970 - 28/2/1971 tarihleri arasındaki 3 aylık bölümünün de Kanunun yayımından başlayarak 3 ay içinde, 
Ödenmesi esası kabul edilmektedir. 
Görüldüğü gibi bu düzenleme ile 1/3/1970'den sonra bağlanan emekli aylıklarına ilişkin farkların ödenmesi konusunda geçici 1. madde ile kabul edilmiş bulunan usulün bu maddenin konusu olan vatanî hizmet aylıklarının artış farklarının ödenmesinde de aynen uygulanması öngörülmüş bulunmaktadır. 
Davacı bu fıkranın, 1/12/1970 - 28/2/1*71 tarihleri arasındaki üç aylık farkın 3 ay içinde ödenmesine ilişkin hükmünü, geçici 1. maddede olduğu gibi 1/3/1970 tarihinden önce emekli, olanlardan farklı olarak üç aylık maaşın üç ay içinde verilmesini öngörmüş olması nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 12. maddelerine aykırı görmektedir. 
Geçici 4. maddenin konusu olan (vatanî hizmet aylıkları), emekli aylığı olmadığı gibi o nitelikte bir istihkak da değildir. Üstün ölçüde yurt hizmeti yapmış olanlara veya onların dul ve yetimlerine Devletin şükran duygularının bir ifadesinden ibaret olan bu aylıkları, emekli aylıklariyle kıyaslayarak, ödeme usulleri bakımından da olsa, aralarında bir eşitlik aramak yerinde değildir. 
Bu bakımdan iptal isteğinin gerekçesi geçerli sayılamaz. 
Kaldı ki, geçici 1. maddenin son fıkrasına ilişkin olarak yukarıda VI. bölümün B bendinde yapılan açıklamalarda da belirtildiği gibi, derhal ödenmesi asıl olan bir istihkak hakkında buna yakın bir usulün benimsenmiş olmasını, başka benzer istihkakların ödenmesinin vadeye bağlanmış bulunması veya ödenmelerinin belirsiz bir zamana bırakılmış olması halleri Anayasa'ya aykırı duruma dönüştüremez. 
Bu konular yukarıda B bendinde geniş bir biçimde açıklanmış olduğundan burada da aynen geçerli olan düşüncelerin tekrarı gereksiz bulunmuştur. 
Bu nedenlerle dâva konusu geçici 4. maddenin son fıkrası hükmü Anayasa'ya aykırı olmadığından bu fıkranın iptaline ilişkin isteğin reddine karâr verilmelidir. 
D- 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 6. maddenin son fıkrası hükmünün Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Bu madde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun yürürlüğe girdiği ve fakat bu Kanunla kabul edilen yeni aylık tutarlarının ödenmesine henüz başlanmadığı 1/3/1970 - 30/11/1970 tarihleri arasındaki devrede borçlanma isteğinde bulunmuş olanların borçlanma işlemlerinde, ilgililerin ellerine geçmeyen yeni tutarların yerine % 35 zamlı olarak almaya devam ettikleri eski tutarların esas alınmasını kabul etmiş bulunmaktadır. 
Bu hükme göre, sözü göçen devrenin bitiminden, yani 30/11/1970 tarihinden sonra borçlanma isteğinde bulunanların borçlanma işlemlerinde artık eski tutarların değil, fiilen almaya başladıkları yeni tutarların esas alınması gerekmektedir. 
Maddenin iptali istenen son fıkrası ile, Emekli Sandığının tüm iştirakçileri hakkında uygulanan bu genel kuraldan uzaklaşılarak, 30/11-1970 tarihinden sonra bu Kanunun yayımlandığı tarihi (11/7/1971) takip eden 90. günün sonuna, yani 9 Ekim 1971 akşamına kadar borçlanma isteğinde bulunan Yasama Meclisleri üyelerinin borçlanma işlemlerinin, yeni tutarlar üzerinden aylık aldıkları halde, eski aylık tutarlarının esas alınması suretiyle yapılması öngörülmektedir. Yani tüm iştirakçilerin yeni aylık tutarları üzerinden borçlandıkları bir devreyi, Yasama Meclisleri üyeleri daha düşük olan eski aylık tutarları üzerinden borçlanabilmektedirler. 
Davacı, dilekçesinde, öteki iştirakçilere göre Yasama Meclisleri üyeleri lehine olarak kabul edilmiş bulunan bu farklı hükmün, T. B. M. Meclisi üyelerine borçlanma miktar ve süresi bakımından imtiyaz tanınması itibariyle Anayasa'nın 2. ve 12. maddelerine aykırı olduğu görüşünü öne sürmektedir. 
Kanuna ilişkin Hükümet tasarısında ve Millet Meclisi Maliye ve Bütçe Plân Komisyonlarınca hazırlanan metinlerde bulunmayan bu hükme Millet Meclisince de yer verilmemiştir. 
Ancak tasarıyı inceleyen Cumhuriyet Senatosu Geçici Komisyonunca, (eklenen bir fıkra ile Türkiye Büyük Millet .Meclisi üyeleri hakkında da aynı hükmün uygulanacağı belirtilmiştir) gerekçesiyle tasarının geçici 6. maddesine bu dâva ile iptali istenen söz konusu hükmün eklendiği ve Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunda da konu üzerinde görüşme olmadan oylanarak kabul edildiği görülmektedir. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi : Toplantı 10, Cilt : 65, sayfa : 621 ve aynı Cilt : 80, Birleşim, sonundaki 1605 S. Sayılı basma yazı sayfa : 4 ve 19) 
Komisyon gerekçesinde yer verilen (aynı hükmün uygulanacağı) deyimi ile, maddenin ilk fıkrasında bütün iştirakçiler hakkında uygulanması öngörülmüş bulunan genel nitelikteki hükmün Yasama Meclisleri üyeleri hakkında da uygulanacağını belirtmek maksadının güdüldüğü ifade edildiği halde eklenen fıkra metninin, birinci fıkradaki hükmünden ayrı ve Yasama Meclisleri üyeleri için özel bir yarar ve imtiyaz sağlayıcı nitelikte olduğu görülmektedir. 
Haklı nedene dayanmayan, hattâ hükmü maddeye ekleyen Komisyonun raporunda belirttiği gerekçeye de uymayan söz konusu fıkra hükmünün Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılığı ortadadır ve bu nedenle de iptaline karar verilmelidir. 
E- 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 14. maddenin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Söz konusu madde ile Sanığın her türlü kanunî gelirleri ile giderleri ve harcamaları arasında ortaya çıkacak gelir fazlasının Genel Bütçeye gelir kaydolunması ve Sandığın nakit durumu gerekli ödemeleri ve harcamaları karşılayamadığı takdirde, Sanığın talebi üzerine Maliye Bakanağı Bütçesinin sosyal transferler bölümüne bu husus için konulacak ödenekten Sandığa ödeme yapılması ilkesi kabul olunmaktadır. 
Kanan metninde bu hüküm "Geçici Madde" olarak adlandırılmış ise de herhangi bir olay veya zaman ile sınırlı olmayıp daimî niteliği bulunduğundan hükmün geçici maddeler arasına konulmasının yerinde olmadığı görülmektedir. 
Her ne kadar tasarının Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundaki görüşülmesi sırasında maddenin bu niteliği üzerinde yapılan eleştirilere karşı komisyon, sözcüsüne Emekli Sandığı sistemi üzerinde incelemeler yapıldığı, varılacak sonuca göre sandığın bünyesinin kesin biçimini alacağı, bu itibarla Sandığın mali bünyesine ilişkin söz konusu hüküm o zaman kesin bir düzenlemeye dönüşeceği için maddenin geçici olarak adlandırıldığı öne sürülmüş ise de bir maddenin geçicilik niteliği, o maddenin teklifi île sonradan ulaşılması tasarlanan ereğe göre değil, bizzat madde de yer alan hükmün bir süre veya bir olay ile sınırlı olmasına göre belli olduğundan ve söz konusu maddenin metninde ise böyle bir sınırlama değil sürekli bir hüküm niteliği bulunduğundan maddenin (geçici) diye nitelendirilmesinin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. 
Davacı siyasî parti, bu hükmün, çalışanların güvenliğini tehlikeye sokacak nitelikte olması nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 48., Sandık gelirinin bir vergi olmaması sebebiyle 61. ve Devletin gelir ve giderlerinin Bütçe Kanununda gösterilip düzenleneceğini bildiren 126. maddelerine aykırı olduğu görüşünü öne sürmektedir. 
Kanuna ait Hükümet tasarısında, geçici 14. maddenin şimdiki biçimiyle var olduğu, Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosunun ilgili komisyonlarında ve genel kurullarında yapılan görüşmeler sonunda da aynen benimsenerek Kanunlaştığı görülmektedir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi : Dönem : 3, Toplantı : 2, Cilt : 13, sayfa : 493 - 504, 96 Birleşim sonundaki 291 S. Sayılı Basma Yazı : sayfa : 6, 11, 28; Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi : Toplantı : 10, Cilt : 65, sayfa : 623 - 638, 80. Birleşim sonundaki 1605 S. Sayılı Basma Yazı : sayfa : 4, 20, 21) 
Söz konusu maddenin Hükümet tasarısındaki numarası 12 olup gerekçesi şöyledir : 
(Geçici onikinci madde, 1971 yılı Bütçe Kanununda sevkedilen hükme paralel olarak getirilmiş olup, Sandık gelir fazlasının genel bütçeye gelir kaydedebileceği hakkındadır.) 
Yasama Meclislerindeki görüşmeler sırasında bu maddenin, sandığın 5434 sayılı Kanunla saptanmış olan hüviyetini ve tüzel kişiliğini zedelediği, Sandık gelir fazlasını Hazineye aktarmak suretiyle bu gelirin emekliler lehine Sandığın sorumlu ve yetkili kurallarınca gereği gibi işletilme ve nemalandırılmasının ve sonucundan emeklilerin zaten dar olan geçim durumlarının biraz olsun ferahlatılması yönünde kullanılmasının önlendiği ileri sürülmüş, buna karşı Sandığın bir Devlet kurumu olduğu, büyük ölçüde Devlet katkısı bulunan gelirlerinin tümünü, onun ancak bir bölümüne katılan emeklilere ait saymanın yerinde olmadığı ve binnetice Devlet topluluğuna dahil bir kurumun gelir fazlasının Devletin iktisadî kalkınma konularına yönetilmesinin isabetli bulunduğu, esasen bu madde ile emekli, dul ve yetim aylıklarının ödenmesi Hazinece güvence altına alınmış olduğundan bu ödemelerde herhangi bir aksamanın söz konusu olamıyacağı görüşleri ileri sürülerek sonuçta madde oylanarak aynen kabul edilmiştir. 
Konuya girmeden önce bir noktanın belirtilmesinde yarar vardır : 
T. C. Emekli Sandığı, tüzel kişiliği olan ve hakkında kendi Kanunundaki özel hükümler dışında Devlet iktisadî teşekküllerine ilişkin hükümler uygulanan bir Devlet kurumudur. Devletin temel kuruluşlarından (yürütme) içinde yer alır ve Maliye Bakanlığına bağlıdır. (5434 sayılı Kanun- Madde 1) Sandığın mallan, gelir ve alacakları Devlet mallarının hak ve ruçhanlığını haizdir. Bunlara karşı suç işleyenler hakkında Devlet mallarına karşı suç işleyenler gibi kovuşturma yapılır. (Aynı Kanun- Madde 20) 
Bu maddelerden açıkça anlaşıldığı gibi T. C. Emekli Sandığının mallan Devlet malı değildir. Anayasa'nın 2. maddesindeki sosyal Devlet ve 48. maddesindeki sosyal güvenlik ilkelerinin gereklerine uyularak işveren sıfatiyle Devletin ve Devlet kurumlarının, çalışan sıfatiyle de iştirakçilerin ödedikleri primlerden (kesenek ve karşılığında) ve ayrıca Devletin ve kurumların Sandığın yönetim giderlerini karşılamasından oluşan bîr sermaye, T. C. Emekli Sandığı tüzel kişiliğinin işletme ve idaresine bırakılmıştır. 
Anayasa'nın 48. maddesinde, herkesin ve bu terimin genel kapsamı içinde olan memurların sahip oldukları sosyal güvenlik hakkım sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmanın ve kurdurmanın Devletin ödevlerinden bulunduğu ilkesi yer almaktadır. 
Buna göre, Devletin, sosyal güvenlik kurumlarını, niteliğinin gereklerine göre (sosyal sigorta) veya (sosyal yardım) teşkilâtı biçiminde kurması gerekmektedir. 
Memurların emeklilik hakları, işveren ve çalışanlar arasında ortaklaşa katkıda bulunmak suretiyle meydana getiren sosyal güvenlik sistemdin kapsamı içinde olduğuna ve Devletçe tek taraflı olarak memura tanınmış bir sosyal yardım kurumu niteliğinde bulunmadığına göre hu hakkın "sosval sigorta" esaslarına uygun olarak kurulacak bîr teşkilât eliyle sağlanmasında anayasal zorunluk bulunduğu ortadadır. 
Esasen böyle anayasal zorunluğun bulunmadığı bir dönemde bile, emeklilik sisteminin zaman içinde gelişen niteliği Yasa Koyucu bu yöne zorlamış ve 5434 sayılı Kanunla T. C. Emekli Sandığı, yaşlılık, malûllük ve ölüm sigortası niteliğinde kurulmuş, sermayesinin amaca uygun biçimde idare ve işletilmesi için gerekli yetkiler ve tüzel kişilik kuruma verilmiştir. 
Öte yandan Kanunun 29. maddesiyle Maliye Bakanlığına, en az beş yılda bir defa, harp halinde, harbin sona erdiği tarihten itibaren en çok 6 ay içinde Sandığın malî durumunu ve bu Kanunla kabul edilen çeşitli ödemeleri her yönden, biri aktüer olmak üzere, teknik uzmanlara inceletme görevi verilmiştir. 
Aynı maddeye göre, inceletmeler sonunda Sandığın malî durumunun sağlamlaştırılması ve geleceğinin zarardan korunması için bu Kanun hükümlerinde değişiklik yapılması gerekli görülürse, bir Kanun tasarısı hazırlanarak Büyük Millet Meclisine sunulması ve bu Kanundan sonraki ilk incelemenin de üç yıl içinde aktüerlere yaptırılması gerekmektedir. 
Görüldüğü gibi bu Kanunla, bir sosyal sigorta kurumu niteliğinde olmak üzere bilimsel ve matematik esaslara uygun olarak idare ve işletilmesi Öngörülmüş bulunan T. C. Emekli Sandığının, gelirlerinde giderlerini aşan bir artış olursa. Bunun, ya iştirakçilerin sigorta edilen haklarının genişletilmesi yolunda kullanılması buna yurdun sosyal ve ekonomik durumu açısından gerek görülmediği takdirde, iştirakçilerle işveren kurumların yükümlerinin hafifletilmesi için Kanunda değişiklik yapılması gerekmektedir. 
Böyle yapılmayarak Sandığın gelir fazlasının Hazineye irat kaydolunması durumu, yukarıda açıklandığı gibi Anayasa'nın 48. maddesine aykırı olduktan başka 61. maddesine de aykırılık gösterir. Zira bu gelir fazlasının Hazineye irat kaydı sonunda, Sandık iştirakçilerinin hakkı olan ve hatta bir bölümü bizzat bu iştirakçilerden toplanan paraların Devletin genel giderleri için sarfedileceği ortadadır. Bunun neticesinde Sandık iştirakçileri, Devletin giderlerine, öteki yurttaşlardan ayrı olarak ve fazladan katılmaya zorlanmış olmaktadır. Bunun haklı bir nedeni olmadığı gibi sözü geçen iştirakçilerin bu biçimde özel ve fazla bir malî yüküm altına sokulmalarını gerektiren üstün bir mali güce sahip bulundukları da düşünülemez. Şu hale göre bu hüküm Anayasa'nın 1488 sayılı Kanunla değişik 61. maddesinde yer alan (Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.) ilkesindeki koşullara da aykırılık göstermektedir. 
Yukarıdaki nedenlerle dâva konusu geçici 14. maddenin birinci fıkrası Anayasanın 48. ye 61. maddelerine aykırı olduğundan iptaline karar verilmelidir. 
Şahap Arıç ve İhsan Ecemiş bu görüşe katılmamışlardır. 
Maddenin ikinci fıkrasına gelince : 
Bu fıkrada, Sandığın nakit durumunun gerekli ödemeleri ve harcamaları karşılayamaması halinde, bunların Sandığın isteği üzerine, Maliye Bakanlığı Bütçesine konulacak ödenekten ödenmesi öngörülmektedir. 
Yukarıda da belirtildiği gibi Sandığın gelir ve giderlerinin kendine yeterli alması asıldır. Bunun sağlanmasının yollan da Kanunda gösterilmiştir. Buna rağmen Hükümetin görevlerini zamanında ve ereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle Sandığın, karşılamak zorunda olduğu sosyal güvenlik hakkının malî yükümlerini yerine getiremez duruma düşmesi halinde, Anayasanın 48. maddesi gereğince bu hakkı sağlamakla asıl görevli olan Devletin sorumunun ortaya çıkması ve bu nedenle de bu sorumun gerektireceği malî yükümlerin Devletçe karşılanması doğaldır. 
Geçici 14. maddenin söz konusu ikinci fıkrası bu açıdan ele alındığında Anayasa'nın 48. maddesine uygun bir düzenleme olduğu anlaşılır. 
Bu nedenle Anayasa'ya uygun bulunan bu fıkra hükmüne ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir. 
F- 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı Kanuna eklenen geçici 20. maddenin Anayasa'ya aykırı olup olmadığı sorunu : 
Söz konusu madde ile, 1243 Sayılı Kanunun 1. maddesinde sayılan meslek mensuplarından halen T. B. M. Meclisi üyesi olanların, yani halen Milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyesi olan tıp mesleği mensuplarının, o Kanunda yazılı 5 yıl süre ile Sağlık Bakanlığı kadrolarında görev yapma koşulu aranmaksızın sözü geçen Kanunun 1. maddesi hükümlerinden yararlanmaları öngörülmektedir. 
Davacı, dilekçesinde bu hükmün, borçlanmada ve öteki yönlerde yalnız T. B. M. Meclisi üyesi olanlara bir imtiyaz tanınması nedeniyle Anayasa'nın 2. ve 12. maddelerine aykırı bulunduğunu öne sürmektedir. 
3017 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Teşkilat ve Memurin Kanununa bir madde ile iki geçici madde ilâvesine dair olan, 5/3/-1970 günlü, 1243 sayılı Kanunun 1. maddesi hükmü şöyledir : 
(Yurt içinde veya dışında mesleklerini serbest ifa etmekte veya barem dışı ücretli hizmetlerde çalışmakta iken ilk defa memuriyette intisap ederek veya memuriyetten ayrıldıktan sonra aynı şekilde serbest meslek veya barem dışı hizmetlerde çalışıp tekrar memuriyete dönerek Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı teşkilâtında vazife alan tabip, diş tabibi, eczacı ve yardımcı sağlık personelinin serbest veya barem dışı hizmette geçirdikleri sürenin 3/4 ü sosyalizasyon bölgelerinde en az 3 yıl çalışanların veya çalışacak olanların tamamı memuriyette geçmiş gibi sayılarak girebilecekleri derecelere atanmaları yapılır ve bu suretle kıdeme eklenen müddetlerin azamî on yılı 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanunu esasları dairesinde borçlandırılarak emeklilik fiilî hizmet süresine ilâve olunur. Bu suretle borçlananların Bakanlık teşkilatında beş yıl hizmet görmeleri ve borçlarını beş yıl içinde T. C. Emekli Sandığına ödemeleri gerekir. İlgililerin terfi ve emeklilik kıdemlerine eklenecek şiirlerde bilfiil meslekleri ile iştigal etmiş olmaları şarttır.) (Düstur 5. Tertip, Cilt : 9, sahife : 716) . 
Görüldüğü gibi bu Kanun, serbest çalışan sağlık personelinin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kadrolarında görev almaları sağlama amacını taşımaktadır. 
Bu amacın sağlanması için de Kanun iki temele dayandırılmıştır. 
l- Söz konusu sağlık personeli mutlak surette Sağlık ve Sosyal fardım Bakanlığı teşkilâtında görev almalıdır. 
Bu nedenle Devletin öteki Bakanlıklarında ve sağlık kuruluşlarında görevli sağlık personeli bu Kanundan faydalandırılmamıştır. 
2- Bu suretle görev alanların beş yıl Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı teşkilâtında bilfiil göreve devam etmeleri şarttır. 
Kanunun geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile, Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına müracaat edenlerin bu hükümlerden faydalanması esası konulmuş aynı maddenin ikinci fıkrasiyle de seçimle alınan görev sebebiyle iki yıl içinde müracaat edememiş olanların bu görevlerinden ayrıldıktan sonra altı ay içinde müracaatları halinde birinci maddeden faydalanmaları kabul olunmuştur. 
Görüldüğü gibi Yasama Meclisleri üyelerine bu Kanundan yararlanma yolu da açık tutulmuştur. 
Dâva ve inceleme konusu geçici 20. madde ile, seçimle görev alanlardan sadece asıl meslekleri tabip, diş tabibi, eczacı ve yardıma sağlık personeli olan milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyeleri hakkında yukarıdaki hükümler yeterli görülmiyerek sözü geçen 1243 sayılı Kanunun amacına taban tabana zıt düşen ve hiçbir haklı nedene de dayanmayan imtiyaz sağlayıcı nitelikteki bu hüküm kabul olunmuştur. Zira bu hükümle 1243 sayılı Kanunun iki temeli, yani (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı teşkilatında bilfiil görev alma ve en az beş yıl müddetle çalışma) koşulları bir yana bırakılarak, hiçbir neden olmadığı halde Yasama Meclisleri üyesi iken de söz konusu Kanunla tanınan haklardan faydalanılması kabul edilmiştir. 
1425 sayılı Kanuna ilişkin Hükümet tasarısında ve Millet Meclisince kabul olunan metinde ve hatta Cumhuriyet Senatosunun tasarıyı inceleyen Geçici Komisyon metninde bulunmayan bu hüküm, Cumhuriyet Senatasu Genel Kurulunda geçici 19. maddesinin görüşülmesinin bitip de geçici 20. maddesinin görüşülmesine başlanacağı sırada bir Cumhuriyet Senatosu üyesince geçici 20. madde olarak verilen ve hiçbir gerekçeyi ihtiva etmeyen bir önergenin, söz alan olmadığından, görüşmesiz oylanıp kabul edilmesi suretiyle Kanuna girmiş bulunmaktadır. (Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi : Toplantı : 10, Cilt : 65 sayfa : 646) 
Görüldüğü gibi haklı herhangi bir gerekçeye dayanmayan ve sadece asıl meslekleri tıp dalının çeşitli bolüm ve kademesi olan Yasama Meclisleri üyeleri hakkında ve onların sırf bu sonucu sıfatlan dolayısiyle tanınmış olan bu hüküm ile aynı mesleğin Yasama Meclisleri üyesi olmayan öteki mensuplarına karşı bir üstünlük ve ayrıcalık sağlama amacının güdüldüğü, başkaca herhangi bir açıklamayı gerektirmeyecek derecede ortadadır. 
Bu niteliği ile Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılığı belirgin olan söz konusu geçici 20. maddenin iptaline karar verilmelidir. 
VII- Sonuç : 
11/7/1971 günlü, 13892 sayılı Resmî Gazete'de de yayımlanan "5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na Ek ve geçici maddeler eklenmesine ve bu Kanun ile diğer Kanunların bazı hükümlerinin değiştirilmesine ve kaldırılmasına" dair 8/7/1971 günlü 1425 sayılı Kanunun : 
A- 1. maddesinin (c) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümünün reddine oybirliği ile; 
B- 7. maddesiyle 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa eklenen: 
1) Geçici 1. maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümün reddine oybirliğiyle, 
2) Geçici 2. maddenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşı oylariyle ve oyçokluğu ile, 
3) Geçici 4. maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümünün reddine oybirliğiyle, 
4) Geçici 6. maddenin son fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle, 
5) Geçici 14. maddenin : 
a) Birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Şahap Arıç ve İhsan Ecemiş'in karşı oylariyle ve oy çokluğu ile, 
b- İkinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve dâvanın bu hükme yönelen bölümünün reddine oybirliğiyle, 
6) Geçici 20. maddenin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle; 
6/6/1972 gününde karar verildi. 
  
  
  
  
   
Başkan 
Muhittin Taylan  
Başkanvekili 
Avni Givda  
Üye 
Fazıl Uluocak  
Üye 
Sait Koçak   
  
  
  
   
Üye 
Nuri Ülgenalp  
Üye 
Şahap Arıç  
Üye 
İhsan Ecemiş  
Üye 
Recai Seçkin   
  
  
  
   
Üye 
Ahmet Akar  
Üye 
Ziya Önel  
Üye 
Kâni Vrana  
Üye 
Muhittin Gürün   
  
  
   
Üye 
Lütfi Ömerbaş  
Üye 
Şevket Müftügil  
Üye 
Ahmet H. Boyacıoğlu     
 
KARŞIOY YAZISI 
Kararın, 1425 sayılı Kanunun 7. maddesiyle 5434 sayılı T. C. Emekli Sandığı Kanununa eklenen geçici 14. maddenin iptaline ilişkin kısmına ait karşı oy yazısı : 
İptal dâvasının ek geçici 14. maddeye ilişkin kısmı, bir sosyal güvenlik kurumu olan T. C. Emekli Sandığı'nın gelir fazlasının Hazineye irat kaydedilmesi çalışanların güvenliğini tehlikeye sokacak nitelikte olup Anayasa'nın 2. ve 48. maddelerine ve Sandık gelirleri bir vergi olmaması sebebiyle 61. ve 126. maddelerine aykırı olduğu, esaslarına dayanmaktadır. 
Anayasa Mahkemesince bu konu hakkında: Sözü geçen ek geçici 14. maddenin iptaline çoğunlukla karar verilmiştir. 
Çoğunluk gerekçesinde bu husus hakkında kabul edilen esaslar özetlenecek olursa : 
Anayasa'nın 48. maddesi hükümlerine göre, Devletin sosyal güvenlik kurulmasını, niteliğinin gereklerine göre sosyal sigorta ve sosyal yardım teşkilâtı biçiminde kurması gerekmektedir. 
Memurların emeklilik haklan işveren ve çalışanlar arasında ortaklaşa katkıda bulunmak suretiyle meydana getirilen sosyal güvenlik sisteminin kapsamı içinde olduğuna ve Devletçe tek taraflı olarak memurlara tanınmış bir sosyal yardım kurumu niteliğinde bulunmadığına göre bu hakkın sosyal sigorta esaslarına uygun olarak kurulacak bir teşkilât eliyle sağlanmasından anayasal bir zorunluk bulunduğu ortadadır. 
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile, bir sosyal sigorta kurumu niteliğinde olmak üzere bilimsel ve matematik esaslara uygun olarak idare ve işletilmesi öngörülmüş bulunan T. C. Emekli Sandığının gelirlerinde giderlerini aşan bir artış bulunursa bunun ya iştirakçilerin sigorta edilen haklarının genişletilmesi yolunda kullanılması veya iştirakçilerle işveren kurumların borçlarının hafifletilmesi için Kanunda değişiklik yapılması gerekmektedir. 
Böyle yapılmıyarak Sandığın gelir fazlasının Hazineye irat kaydedilmesi, Anayasa'nın 48. maddesine aykırı olduktan başka, bu gelir fazlasının Hazineye irat kaydolunması ile, Sandık iştirakçilerinin hakkı olan ve hatta bir bölümü bu iştirakçilerden toplanan paraların Devletin genel giderlerine diğer yurtaşlardan ayrı ve fazladan katılmaya zorlanmış olmaktadır ki bunun haklı bir nedeni bulunmadığı gibi bu iştirakçilerin bu biçimde özel ve fazla bir malî yüküm altına konulmalarını gerektiren üstün bir malî güce sahip bulundukları da sözkonusu olmadığından Anayasa'nın 61. maddesine aykırıdır." şeklindedir. 
Aşağıda açıklanan nedenlerle bu görüşe katılmıyorum : 
Durum şudur : T. C. Emekli Sandığı, Maliye Bakanlığına bağlı ve bütün idari giderleri Hazineden ödenen bir Devlet kurumudur. Sandık, 5434 sayılı Kanunla, kuruluş ve işleyiş tarzı itibariyle sosyal sigorta niteliğini haiz olmak üzere kapitalizasyon sistemine göre kurulmuş idi. Bu sistem, bağlanan aylıkların ödenen keseneklerle orantılı olarak "tayin edilmesi esasına dayanmakta olduğundan emekli aylıklarının zamanla değişen iktisadî şartlara göre arttırılmasına imkân vermediği görülerek sonradan çıkarılan Kanunlarla getirilen hükümlere göre kapitalizasyon sisteminden ayrılmış ve bugünkü sisteme geçilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, bugün eskiden emekliye ayrılmış olan binlerce memurun aylıklarında bugünkü iktisadî şartlara göre yükseltmeler; yapılmış bulunmaktadır. 
İptal konusu geçici 14. madde ile sandığın gelir fazlasının genel bütçeye irat kayıt olunacağı esası kabul edilmekle beraber, sandığın açığının Hazinece ödeneceği esası dahi kabul edilmiş; bu esas ile Devletçe şandık iştirakçilerine âti için bir garanti sağlamış bulunmaktadır. 
T. C. Emekli Sandığının iptal konusu bu kanun hükmü ile aldığı hüviyet artık bir sosyal sigorta değildir. Ancak, Emekli Sandığının bu haliyle bir sosyal güvenlik temin etmiş olduğunda da kuşku yoktur. 
Durum böylece açıklandıktan sonra Devletin, sağlayacağı bu sosyal güvenliği, bugün için, sosyal sigorta şeklinde sağlama durumunda ve zorunda olup olmadığı konusuna gelince : 
Anayasanın 48. maddesinde aynen "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Bu hakkı sağlamak için sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilâtı kurmak ve kurdurmak Devletin ödevlerindendir." hükümleri yer almıştır. 48. maddenin açık hükmüne göre Devlet bu sosyal güvenliği sağlama ödevini sosyal sigorta veyahut sosyal yardım teşkilâtı ile sağlama hususunda bir takdir yetkisine sahiptir. 
Yukarıda da açıklandığı üzere Devlet, T.C. Emekli Sandığının bugünkü hüviyeti ile memurlara sosyal güvenlik temin etmiş fakat bunu temin ederken, takdir yetkisini kullanarak, şimdilik bu güvenliğin sosyal sigortalar biçiminde bir teşkilât ile sağlanmasına imkân görmemiş, ancak, yine Anayasanın 48. maddesinde öngörülen sosyal yardım teşkilâtı ile sağlamış, bu suretle anayasal ödevini yerine getirmiştir. 
T.C. Emekli Sandığı bugünkü hüviyeti ile bir sosyal yardım teşkilâtıdır. Zira, Devlet memurlarının çalışamadığı emeklilik devresi için, memurdan bu hususta kesilen paranın iki misline yakın miktarda para vermekte ve sandığın nakti durumu gerekli ödemeleri ve harcamaları karşılayamadığı takdirde bunu da ödemeyi garanti etmektedir. İşte bunlar sosyal yardımdan başka bir şey değildir; Emekli Sandığı da bir sosyal yardım teşkilâtıdır. 
Devlet tarafından verilen paranın tek taraflı verilmiş olmayıp memur ile ortaklaşa verilmiş olması ve sandığın gelir fazlasının bir kanun hükmü ile Hazineye irat kaydedilmesi Devletin, memurun çalışmadığı emeklilik devresi için verdiği paranın ve ileride husule gelecek açığın Hazineden ödeneceği garantisine göre vereceği paraların sosyal yardım niteliğini ortadan kaldırmaz. Zira Anayasada sosyal yardım teşkilâtının bir tarifi yapılmamış, muayyen bir şekle bağlı tutulmamıştır. 
Bundan başka, Devletin bu sosyal güvenliği muhakkak surette sosyal sigorta teşkilâtı ile sağlamak zorunda olduğu da ileri sürülemez. Zira, Devlet Anayasa'nın 48. maddesinde yer alan sosyal güvenliği temin için iktisadî ve sosyal hayatın düzenini kurarken yine Anayasanın 41. maddesinde yer alan birtakım anayasal kurallara bağlı ve 53. maddesinin tanıdığı imkânlarla sınırlı tutulmuştur. 
Anayasanın 41. maddesi hükümleriyle Devlete, iktisadî ve sosyal hayatı, birinci fıkrada yazılı amaca göre, birlikte, düzenlerken iktisadî, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek ve bu maksatla millî tasarrufu artırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma plânları yapmak ödevleri de verilmiş ve aynı zamanda Anayasanın 53. maddesindeki "Devlet, bu iktisadî ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini ancak iktisadî gelişme ile malî imkânlarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." şeklindeki hükümlerle de Devletin iktisadî ve sosyal ödevlerini yerine getirmesi iktisadî ve malî imkânların yeterliği derecesiyle sınırlanmıştır. 
Görülüyor ki Devlet, iktisadi ve sosyal hayatı düzenlerken, Anayasanın 41. ve 53. maddeleri hükümlerince bağlı olduğu anayasal kurallar ve yüklendiği ödevlerin yerine getirilmesi hususunda mevcut imkânlar bakımından, bir takdir yetkisine sahip bulunmaktadır. 
Devlet, bu takdir yetkisini kullanarak Anayasa'nın 41. maddesi hükmünce, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek üzere, T. C. Emekli Sandığının gelir fazlasını alıp diğer iktisadî ve sosyal yardım sahalarına harcamak yetkisine dahi sahiptir. 
Açıklanan bu anayasal esaslar karşısında Devlet, sosyal güvenliği, sosyal sigorta biçiminde kuracağı ve işleteceği bir teşkilât eliyle temin etmek zorunda olmayıp, sosyal yardım teşkilâtı biçiminde kuracağı ve işleteceği bir teşkilat elifle temin etmek ve onun gelir fazlasını Hazineye gelir kaydederek diğer iktisadi ve sosyal yardım sahalarına harcamak yetkisine sahiptir. Bu durumda, Devlet, çoğunluk gerekçesinde belirtildiği üzere "Emekli Sandığının gelirlerinde giderlerini aşan bir artış olursa bunun, iştirakçilerin sigorta edilen haklarının genişletilmesi yolunda kullanılması veya iştirakçilerle işveren kurumların yükümlerinin hafifletilmesi için Kanunda değişiklik yapılması gerektiği" yolundaki, sosyal sigorta şeklinde işletmenin gereklerini teşkil eden esaslara göre hareket etmek zorunda değildir. 
Keza, yukarıda açıklanan anayasal esaslara ve Devletin, iştirakçilerden kesilen paranın iki misline yakın bir miktarda para ödenmesi ve Sandığın husule gelecek açığın ödemeyi garanti etmesi karşısında, iptal konusu geçici 14. maddedeki, Emeldi Sandığının gelir fazlasının Hazineye gelir kayıt olunacağı hükmünün "Sandık iştirakçilerinin hakkı olan ve bir bölümü bu iştirakçilerden toplanan paraların Devletin genel giderlerine diğer yurttaşlardan ayrı ve fazladan katılmaya zorlama niteliğinde olduğu" şeklinde manalandırılması mümkün görünmemektedir. 
Sonuç: Yukarıdan beri açıklanan nedenler karşısında T. C. Emekli Sandığının gelir fazlasının Hazineye gelir kaydolunacağı hükmünü ihtiva eden iptal konusu ek geçici 14. madde hükmü, Anayasa'nın 48. maddesi hükmüne aykırı olmadığı gibi 61. maddesi hükmüne de aykırı düşmemektedir. Bu durumda, dâvanın, iptal konusu ek geçici 14. maddenin iptaline ilişkin kısmının reddine karar verilmesi gerekirdi. Anayasa Mahkemesi kararının sözü geçen geçici 14. maddenin iptaline ait kısmına karşıyım. 
  
   
Üye 
Şahap Arıç     
 
KARŞIOY YAZISI 
l- 1425 sayılı Kanunun inceleme konusu olan geçici 2. maddesi aynı Kanunun ek 1. maddesiyle Yasama Meclisi üyeleriyle dışardan atanan bakanlara tanınmış olan haklan, bu durumlarda iken daha önce emekliye ayrılmış olanlara da teşmil eden ve netice itibariyle de eskiler ile yeniler arasında eşitliği ve adaleti sağlayan bir hükümdür. 
Yasama Meclisi üyeleri ile dışarıdan atanan bakanların emeklilikleri konusundaki düzenlemede Anayasa'ya bir aykırılık bulunup bulunmadığını tartışma yeri 1425 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi değil, aynı Kanunun ek 1. maddesi olması gerekir. Ek 1. madde ise bu dâvanın konusu dışındadır ve bu dâva sebebiyle incelenmesi ve Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesi de mümkün değildir. 
Ek 1. madde yürürlükte iken inceleme konusu 2. maddenin iptali ile ise, Kanunun yürürlüğünden önce emekli olanlarla sonra emekli olanlar arasında haklı bir sebebe dayanmayan bir ayırım meydana gelmekte ve Anayasa'ya aykırılığın giderilmesi yerine, bir başka yönden Anayasa'ya aykırı bir sonuç doğmaktadır. 
Kaldı ki, iptal edilen hükümde sözü geçen kişilerle Emekli Sandığının başka iştirakçileri arasında fiilî ve hukukî durumları bakımından az çok bir farklılık bulunduğuna göre emeklilik durumları da az çok farklı olarak düzenlenebileceğinden, bu ölçüdeki bir ayrım ve özellik hiçbir haklı sebebe dayanmayan, Anayasa'ya aykırı bir durum sayılmaz. 
2- 1425 sayılı Kanunun iptali istenilen hükümlerinden geçici 14. maddesinin 1. fıkrasındaki (Bu Kanun hükümlerinin uygulanmasından dolayı Sandığın her türlü kanunî gelirleri ile Kanuni giderleri ve harcamaları arasında ortaya çıkacak gelir fazlası genel bütçeye gelir kaydolunur.) hükmü Anayasa'nın 48. ve 61. maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş, aynı maddenin 2. fıkrasındaki (Sandığın nakit durumu gerekli ödemeleri ve harcamaları karşılayamadığı takdirde, Sandığın talebi üzerine, Maliye Bakanlığı bütçesinin sosyal transferler bölümüne bu husus için konulacak ödenekten Sandığa tediyede bulunulur.) hükmünde ise Anayasa'ya bir aykırılık görülmemiştir. 
Bir kez, Emekli Sandığı Anayasanın 48. ve 117. maddelerinin kapsamına giren, Maliye Bakanlığına bağlı, sosyal güvenlik kurumu niteliği ağır basan, bîr Devlet kurumu olduğundan, Devletle olan ilişkisine bu açıdan bakmak gerekir ve aralarındaki malî transferlerde de durum böyledir. Öte yandan bu konuda isabetli bir sonuca varabilmek için söz konusu 14. maddenin her iki fıkrası birlikte gözönünde tutulmalıdır. Gerçekten, bu fıkralar birlikte mütalâa edilirse, bu ilişkide Genel bütçenin yükümü sandığınkinden daha ağır olduğu ve iştirakçileri koruma amacı güttüğü görülür. Çünkü, Sandığın gelirlerinden bir bölümünün genel bütçeye gelir kaydolunabilmesi, Sandığın kanunî gelirlerinden kanuni giderlerinin ve her türlü harcamalarının çıkması şartına bağlandığı halde, Sandığa Hazineden yapılacak yardım için yalnız nakit durumunun Sandığın ödeme ve harcamalarını karşılayamaması kâfi görülmüştür. Her iki fıkra Anayasa'nın 48. ve 117. maddesinin gereği olan ve Sandığı korumak ve iştirakçilerin haklarını teminat altına almak amacı ile konulmuş, birbirine bağlı hükümlerdir ve bu düzenleme Hazineye gelir sağlama amacı ile yapılmamıştır. 
Sandık iştirakçilerinin haklarının ve yükümlerinin tesbitinde inceleme konusu hükmün hiç bir etkisi yoktur. Bunların, miktarı, toplumun sosyal ve ekonomik durumuna göre ve memurların görevlerinin niteliğine uygun bir sosyal güvenlik sağlamak şartiyle, Kanunla düzenlenir. Yapılan tahmin ve hesaplara rağmen, Sandığın gelirlerinde madde de yazılı şekildeki bir gelir fazlası olması veya gelir ve paranın yetmemesi halinde iştirakçilerin haklarında ve yükümlerinde değişiklik yapılma" Emekli Sandığının kuruluş ve işleyiş, sistem ve amacı ile bağdaşamıyacağı gibi, kararsızlık ve güvensizlik sebebi olacağından çoğunluğun gelir fazlası hakkında böyle bir sonuç doğuracak nitelikteki görüşüne katılmak mümkün değildir. 
İnceleme konusu hükmün Sandık kanalı ile ve başka kamu hizmetlerine harcanmak üzere, memurlardan prim adı altında bir para almak amaciyle konulmadığı ve memurların ödeyecekleri primin tespitinde hiçbir etkisinin olamıyacağı açıktır. Tersine bir uygulama halinde de primi tespit eden hüküm üzerinde durulması gerekir. 
Hazine için bir gelir kaynağı bulma amacı ile değil, doğabilecek muhtemel bir neticeyi düşünerek bir kamu kurumu olan Sandığın gelirlerinden ihtiyaç fazlası bir bölümünü, maddede yazılı şartlarla, onun ödeme ve harcamalarını garanti etmiş durumda olan genel bütçeye aktarılmasında da Anayasa'ya aykırı bir yön yoktur. 
Bu sebeplerle kararın bu yönlere ilişkin bölümlerine karşıyım. 
  
   
Üye 
İhsan Ecemiş     
 
Sayın İhsan Ecemiş'in geçici 2. madde hakkındaki 1. bentte yazılı düşüncelerine katılıyorum. 
  
   
Üye 
Fazıl Uluocak     
 
KARŞIOY YAZISI 
8/7/1971 günlü 1425 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa 13 ek madde, 7. maddesiyle de 25 geçici madde eklenmiştir. 
Ek 1. maddenin üçüncü fıkrası, "Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile dışarıdan atanan bakanlardan emeklilik keseneğine esas aylıkları birinci dereceye yükselenlerin emeklilik kesenekleri, bu derecenin dördüncü kademesi aylığı üzerinden kesilir. Emeklilik keseneğine esas aylıkları diğer derecelerde bulunanların emeklilik kesenekleri ise, bu derecenin beşinci kademesi aylıkları başlangıç alınarak kesilir ve yürütülür" hükmünü getirmiş, geçici 2. maddesi de "Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyesi, Temsilciler Meclisi üyesi, dışarıdan atanmış bakan iken veya bu görevlerden ayrılıp da başka bir göreve girmeden, bu Kanunun yayınlandığı tarihten önce emekliye ayrılmış bulunanların emekli aylıkları ile ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıklarının intibak ve yükseltme işlemleri birinci dereceden emekli olanlarda bu derecenin dördüncü kademesi üzerinden, diğer derecelerden emekli olanlarda ise bu derecelerin beşinci kademesi başlangıç alınarak yapılır. Emekli iken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilmiş olup da bu Kanunun yayınlandığı tarihte bu sıfatları devam edenler veya etmiyenler ile bunlardan ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır" yolundaki intibak ve yükseltme işlemlerine dair hükümleri düzenlemiştir. 
Davacı bu hükümlerden ikincisinin yani geçici 2. maddenin Anayasa'ya aykırılığını ileri sürerek iptalini istemiştir ve dâvasını birinci hükme yöneltmemiştir. 
l- Kural olarak Anayasa Mahkemesi pozitif hukuk bakımından Anayasa'ya uygunluk denetiminde önüne getirilen dâvadaki istemin konusu ile bağlıdır; istemin konusu dışında kalan hükümler hakkında karar verme yetki ve olanağına sahip değildir. Nitekim bu husus, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 28. maddesinde "Anayasa Mahkemesi, kanunların ve yasama meclisleri içtüzüklerinin Anayasa'ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Mahkeme, taleple bağlı kalmak kaydiyle, başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir" denilmek suretiyle açık bir biçimde belirtilmiştir. Gerçi bir kanunun belirli hükümlerinin Anayasa'ya aykırılığının ileri sürülmesinde, Anayasa Mahkemesinin, sözkonusu hükmün anlamım saptarken incelemelerini kanunun dâva edilmeyen hükümlerine de sirayet ettirilebilme yetkisinin varlığından kuşku edilemez. Şu yönü hemen belirtmek lâzımdır ki, Anayasa Mahkemesinin bu yoldaki inceleme yetkisi, dâva dışında kalan hükümleri Anayasa'ya uygunluk denetimi biçiminde ele alması anlamına gelmez; zira Anayasa Mahkemesinin bu tarzda bir yetkisi yoktur. Çoğunluk kararında, "Yasama Meclisi üyelerinin emekliliği konusunda -Kazanılmış derece ve kademe aylığı - esasından ayrılarak hak kazanılmamış bir kademe aylığının emekliliğe esas tutulduğu ve bu suretle diğer iştirakçilere nazaran imtiyaz sayılabilecek nitelikte farklı bir durumun yaratıldığı görülmektedir" denildikten sonra "Anayasa'ya aykırılığı aşikâr olan ve davacı tarafından bu dosyadaki iptal davasına konu yapılmamış bulunan bir hükmün, kanunun daha önceki maddelerinde yer almış bulunması, aynı nitelikteki başka hükümlerin kanunun öteki maddelerine konulmaları için haklı bir neden teşkil edemiyeceğinden" söz edilmesi inceleme kavramı dışında kalan, dâva ve istem konusu içinde olmayan hükümlerin Anayasa'ya aykırı bulunduklarını ortaya koyan, yetki dışı yapılmış tasarruflar biçiminde kendini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi istem konusu hükmü kendi kapsam ve çerçevesi içinde ele alarak konuyu çözmek durumundadır ve bunu böyle yapmak zorundadır. 
2- Dâva dışında kalan hüküm üzerindeki Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen hükmün sırf anlamını saptamak için başvurulan bir yol olunca konuyu başka açıdan ele almak lâzım gelir. Çünkü 1425 sayılı Kanunla getirilen ek l. maddenin üçüncü fıkrası dâva edilmemiş ve bu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunduğu yolunda bir istemde bulunmamıştır. 
1425 sayılı Kanunla getirilen geçici 3. madde, "1/3/1970 tarihinden önce bağlanmış emekli, adi malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim aylıklarının yükseltme işlemleri, 7/2/1969 tarihli ve 1101 sayılı Kanunun ek 2. maddesine istinaden Bakanlar Kurulunca bu Kanunun yayımı tarihînden itibaren en geç altı ay içinde tespit edilecek esasla uyarınca 1/3/1970 tarihinden geçerli olarak yapılır" yolunda bir buyurucu hüküm getirmiştir. Dâva konusu geçici 2. madde hükmü kanunda yer almasaydı bu maddenin kapsamı içinde bulunanların intibak ve yükseltme işlemleri de 1101 sayılı Kanunun ek "2. maddesine dayanılarak ve 1425 sayılı Kanunla getirilen ek 3. maddesi ile yapılacaktı. Dâva konusu maddenin kapsamına girenlerin arzettiği özellik yüzünden, ana kuralın dışında bunlar için değişik intibak ve yükseltme esasları getirilmesinde Anayasa'ya aykırı olan ve eşitliği bozan bir yön yoktur. Çünkü 7/2/1969 günlü 1101 sayılı Kanunun ek 2. maddesi "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilât, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonunda aylık tutarlarında husule gelecek yükselmeler; aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adî malullük ve vazife malullüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır. 
Yükseltmeye esas olacak rütbe, kadro unvanı, derece ve sair yönlerden eşitlikleri; Devlet Personel Dairesi, Maliye Bakanlığı, T. C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların birlikte hazırlayacakları teklif üzerine Bakanlar Kurulunca tesbit olunur" ilkesini getirmektedir. 
Dâva konusu geçici 2. maddenin Anayasa'ya aykırı bulunması nedeniyle iptal edilmesi üzerine iki sonuç ortaya çıkmaktadır: 
a) Ya bu maddenin kapsamı içinde olanların intibak ve yükseltme işlemleri hiç yapılmıyacak ve durumları olduğu gibi kalacaktır. Bunun eşitliği zedelediği şöyle dursun hakkın özünü tahrip ettiğinden kuşku edilemez ve böyle bir sonucu hukukça savunmak olanağı yoktur. 
b) Ya da bunların intibak ve yükseltme işlemleri, geçici 2. madde iptal edildiği için geçici 3. maddedeki esaslar dairesinde yerine getirilecektir. Bu takdirde Anayasa Mahkemesi kararının ve bunun hukukî sonuçlarını izah etmek mümkün değildir. 
3- Aynı çatı altında aynı görevi yapan, aynı yetkileri kullanan ve hizmete girişleri, yükselme koşulları, derece ve kademeleri eşit olan kimselerden bir bölüğünü emekli iken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilmiş olmaları, bunların, meclislerin üyesi iken emekli olanlardan farklı ve zayıf bir sosyal güvenliğe sahip kılınmaları için haklı bir neden olarak da gösterilemez ve böyle farklı bir durum, hukukî dayanaktan da yoksundur. 
Çoğunluk kararına gerekçe yapılan dayanaklar ancak 1. maddenin üçüncü fıkrası hakkında açılmış bir dâvada geçerli olabilir. 
Sonuç : Yukarıdan beri açıklanan nedenlerle, kararın bu bölümü hakkında çoğunlukça öne sürülen gerekçelere dayanılarak varılan sonuca ve işi çözmek için uygulanan yönteme katılamıyorum. 
Bu düşünce ve kanı ile çoğunluk görüşüne karşıyım. 
  
   
Üye 
Ahmet H. Boyacıoğlu
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (1)
Söz Konusu Yargı Kararının ilgili olduğu Mevzuat (3)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul