• Esas No: 1995/38
  • Karar No: 1996/7
  • Karar Tarihi: 28.02.1996
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI 
Esas Sayısı	: 1995/38 
Karar Sayısı	: 1996/7 
Karar Günü	: 28.2.1996 
 
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri O. Mümtaz SOYSAL, Adnan KESKİN ve 88 milletvekili.  
İPTAL DAVASININ KONUSU : A- 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı “Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 1. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen “ek madde 17”nin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarının; 2. maddesiyle aynı Yasa’ya eklenen “ek madde 18”in üçüncü ve beşinci fıkralarının; 3. maddesiyle eklenen “ek madde 19”un Anayasa’nın Başlangıç Bölümünün 5. paragrafı ile 5., 7., 8. ve 153. maddelerine,  
B- 24.11.1994 günlü 4046 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 3., 4. maddesiyle 15. maddenin beşinci fıkrasının ilk tümcesinin, 34. maddesinin ve 42. maddesindeki “18.1.1954 Tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1. maddesinin (c) bendi” ibaresinin Anayasa’nın Başlangıç Bölümünün beşinci fıkrası ile 5., 7., 8., 153., 155., 167. ve 172. maddelerine,  
Aykırı oldukları savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.  
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ  
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren 4.7.1995 günlü dava dilekçesi ile eksikliklerin giderilmesi için verilen 20.7.1995 günlü ek dilekçe aynen şöyledir :  
A- Dâva dilekçesi  
“Giriş  
3.5.1995’de TBMM’de kabul edilen 4107 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde, Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 6 Mayıs 1995 tarih ve 22279 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.  
Sözkonusu yasa, aynı konuda düzenlemeler yapan 4000 sayılı Yasa’nın bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine, bunları yeniden düzenlemek üzerine çıkarılmış, ancak bu sırada Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki iptal kararları gözönüne alınmadığı için yine Anayasa’ya aykırı bir durum doğmuştur.  
Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi’nin her kararı bağlayıcıdır. Bir iptal kararının dikkate alınıp, bir başka karara uyulmaması hukuken mümkün değildir.  
Bu ilkeye karşın, iptali istenen yasanın hazırlanması sırasında 4000 sayılı Yasa’nın bazı maddelerini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararına uyulmaya çalışıldığı (Resmî Gazete’de yayım tarihi: 28.1.1995), ancak 3987 sayılı Özelleştirme Yetki Yasası’nı iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının (Resmî Gazete’de yayım tarihi 10 Eylül 1994) ise hiç dikkate alınmadığı görülmektedir.  
Nitekim, yasa önerisinin bazı maddeleri, TBMM komisyonlarında düzeltilmiş, ancak buna karşın Anayasa’ya aykırılık giderilmemiştir.  
Aşağıda, 4107 sayılı Yasa’nın Anayasa’ya aykırılık nedenleri, yasa daha önce bir iptal kararına konu olduğu için, madde madde açıklanmaya çalışılmıştır.  
1- Yasanın Birinci Maddesi ile Getirilen Düzenleme Anayasaya Aykırıdır:  
a) 2. ve 3. fıkraların Anayasa’ya aykırılığı:  
Yasa’nın 1. maddesi 1. fıkrasında, Türk Telekomünikasyon AŞ. hisselerinin en çok yüzde 49’unun devredilebileceğini belirtmiş, 2. ve 3. fıkralarında da bunlardan yüzde 10’unu Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne, yüzde 5’ini Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon AŞ. çalışanları ile küçük tasarruf sahiplerine, yüzde 34’ünü de yerli-yabancı ayrımı yapmadan gerçek ve tüzel kişilere ayırmıştır.  
İlk fıkra için Anayasa’ya aykırılık itirazımız yoktur.  
Ancak 2. ve 3. fıkralardaki düzenlemeler hiçbir koruma getirmeden, hisselerin devrine olanak verdiği için Anayasa’ya aykırıdır.  
Bilindiği gibi Anayasa maddeleri çeşitli iptal başvuruları sırasında verilen gerekçeli kararlarla Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlanır ve bu kararlar Anayasa’nın 153. maddesi gereği, yasama, yürütme ve yargı organları ile gerçek ve tüzel kişileri, kısaca herkesi bağlar.  
Yüce Mahkeme, 3987 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesi ile Özelleştirme Sonucunda Doğabilecek İstihdamla İlgili Sorunların Çözümlenmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameler Çıkarılması Amacıyla Yetki Verilmesine Dair Kanun”un iptal gerekçesinde açıkça telekomünikasyon alanından da söz ederek:  
“Telekomünikasyon, elektrik üretim, iletim ve dağıtım gibi stratejik önemi olan alanlara yabancı sermaye girmesinin ötesinde, egemen olması, güvenlik, bağımsızlık ve ekonomik yönlerden çok sakıncalı olabilir. Çünkü, bu tür kamu hizmetleri ülke güvenliği ile çok yakından ilgilidir.” demiş ve telekomünikasyon gibi bir alana yabancı sermayenin egemen olmasının ötesinde, girmesinin bile belirli sakıncaları olabileceğini dile getirmiştir.  
Aynı kararda, önlem almadan yapılan özelleştirmenin hangi yollardan sakıncaya yol açabileceği de gösterilmiştir:  
“Halka ya da çalışana satılsa bile yasada önlem getirilmedikçe payların hızla el değiştirmesi her zaman için olanaklıdır. Özelleştirilen ve ilk aşamada halka satılan kuruluşların sonradan yerli ya da yabancı sermaye gruplarının eline geçme olasılığı fazladır. Düzenlemelerin bu tür durumları önleyecek biçimde yapılması gerekir.”  
Aynı kararda “özelleştirme yoluyla giderek yabancıların nüfuzuna yol açılmasının kabul edilemez” olduğu ve “bu gerçek (nedeniyle) özelleştirme politikası uygulayan kimi gelişmiş ülkeleri(n) bile önlem almak zorunda” kaldığı vurgulanarak, yabancı paya konulan sınırlar hakkında çeşitli ülkelerden oranlar verilmiştir.  
İptali istenen maddede, bu durumlara ilişkin hiçbir önlem yoktur. Yapılan düzenleme ile yüzde 49’u özelleştirmeye açılan Türk Telekomünikasyon AŞ.’nde, bu payın tamamının yabancı sermaye tarafından ele geçirilmesi mümkündür.  
Çünkü, yapılan düzenlemeye göre hisselerin yüzde 34’ü doğrudan özel ya da gerçek kişilere satılacaktır. Bunların tamamı yabancı sermayeye, üstelik bir defada verilebilir.  
Ancak, düzenleme bununla sınırlı kalmamaktadır. Geriye kalan yüzde 15 payın da, yine Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki kararında belirtildiği gibi “payların hızla el değiştirmesi olanaklı olduğu” için, yabancı sermayeye gitmesi mümkündür.  
Sonuç olarak yasa, devredilecek hisselerden yabancıların alabileceği pay konusunda hiçbir sınırlama getirmemiştir. Oysa, Anayasa Mahkemesi’ne göre “telekomünikasyon ve elektrik gibi stratejik öneme sahip kamu hizmetlerinin yabancılaşması, ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı yönünden sakıncalı” olduğuna ve Anayasa Mahkemesi kararları, 153. madde uyarınca herkesi bağladığına göre, 4107 sayılı Yasa’da yabancılara devredilecek hisse miktarının sınırlanması zorunludur.  
Çünkü, “herhangi bir sınır getirmeden ... yabancılara satılmaya olanak sağlamak ... Anayasa’nın Başlangıç’ının yedinci paragrafındaki “Türk Milli Menfaatleri”nin korunması ve 5. maddesindeki devletin, “Türk Milletinin Bağımsızlığı”nı ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğu”nu sağlama ilkelerine aykırıdır”  
Aksi düzenlemeler, yukarıda aktarılan maddelere ve sakıncayı açıkça belirten Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmadığı için, Anayasa’nın 153. maddesine aykırı olur.  
Buna ek olarak Anayasa Mahkemesi, yabancılara satışta, “karşılıklılık” ilkesinin gözetilmesini de istemiştir.  
“Türk Ulusu’nun çıkarlarının, ülke bağımsızlığının ve güvenliğinin gözetilmesi, özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi yönünden getirilecek kuralların önemi büyüktür. Uygulamaların karşılıklılık ilkesi gözetilerek yapılması gerekir.”  
Ancak, iptali istenen düzenlemelerde bu konuda da bir hüküm yoktur. Ama Anayasa Mahkemesi aynı kararda:  
“Özelleştirme ile ilgili yasalarda yabancılarla ilgili kimi sınırlamalar getirilmesi ülkenin bağımsızlığı ve ulusun güvenliği ile doğrudan ilgilidir. Böyle bir düzenlemenin bulunmaması, uygulamanın anılan ilkeleri zedeleyici sonuç doğurmasına neden olabilir. 
Devletin kuruluş, işletme, altyapı gibi ekonominin ögesi ve gücü olan tüm kamusal varlıklarının, gelir ortaklığı, satış ya da işletme hakkı yoluyla yerli-yabancı ayırımı gözetilerek elden çıkarılması, geleneksel yapısı ve niteliğiyle Anayasa’da öngörülen devlet düzenine uygun düşer” sonucuna varmıştır.  
4107 sayılı Yasa, genel bir özelleştirme yasası değil, özel, belirli bir alanı düzenleyen bir özelleştirme yasasıdır. Satılacak olan, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki kararında belirtilen “işletme” ve “alt yapı gibi ekonominin ögesi ve gücü olana kamusal varlıklar”dandır. Üstelik telekomünikasyon gibi, dünyanın her yerinde özelleştirmede en çok geliri getiren, ama aynı zamanda ulusal ekonomiye doğrudan etkide bulunma olanağı verdiği ve alternatifsizliği nedeniyle işleten açısından çok karlı olduğu için yabancı sermayenin en istekli olduğu alandır. Üstelik yasada kamulaştırma olanağı da getirilmiştir.  
4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin 2. ve 3. paragrafları hiçbir önlem ve sınırlama getirmeden hisse devrini yabancı sermayeye açtığı, ayrıca “karşılıklılık” ilkesini de gözetmediği için Anayasa’ya aykırıdır.  
Bu noktada, Türk Telekomünikasyon AŞ. hisselerinin yüzde 51’inin devlette kaldığı, hiçbir biçimde satılmayacağı ve bunun başlı başına bir güvence olduğu, ayrıca başka sınırlamalara gerek kalmadığı ileri sürülebilir. Ancak, anonim şirketlerin ortaklık yapısı ve karar süreci gözönünde tutulduğunda bunun hiç de geçerli olamayacağı kendiliğinden ortaya çıkar.  
İptali istenen Yasa’daki mevcut düzenleme, yüzde 49 hissenin tek başına yerli veya yabancı tek bir şirkete gitmesine olanak sağladığına ve anonim şirkette temsil açısından hiçbir sınırlama getirmediğine göre, hisselerin satışı sırasında yönetimde temsil konusunun “gizli” biçimde çözümlenmesi ve daha sonra “gereğinin yapılması” mümkündür.  
Kaldı ki, şu anda bile gerçek ya da tüzel kişilere devir için ayrılan yüzde 34’lük payın bir kalemde satılmasının düşünüldüğü ve uzun süredir pazarlıklar yapıldığı, ayrıca telekomünikasyon alanının genel özelleştirme anlayışı içinde ele alınmayacak çok “özel” bir alan olduğu da bilinmektedir. Telekomünikasyon alanının önem ve değeri üzerine çok söz söylemeye gerek yoktur; zaten bu, Yüce Mahkeme tarafından da defalarca karar altına alınmıştır.  
Hal böyle iken, hisse oranı elli bir-kırkdokuz gibi hassas bir dengeye, karar alma süreci de -1-oy’a bağlanmış bir yapı içinde, Türkiye’nin stratejik açıdan her an tehlike altında kalması kaçınılmazdır. Bu, yasa koyucu tarafından birinci derece dikkat ve özenle ele alınması gereken bir konuyken, yapılan düzenlemeden tam aksi sonuç çıkmaktadır.  
Bundan daha da ilginç olanı, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Ana Sözleşmesi (Ek-1)’nin, yüzde kırk dokuz hisse ile yönetim kurulunda çoğunluğu (7 üyelikten 4’ünü) ele geçirmeyi mümkün hale getirmiş ya da engellememiş olmasıdır.  
Ana Sözleşmeye göre (Madde 6) şirket hisseleri (A), (B) ve (C) olarak 3 gruba ayrılmıştır.  
(C) grubu hisseler “hamiline” yazılıdır ve bunların TC. Posta İşletmesi’ne ücretsiz verilecek yüzde 10 pay ile şirket çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerine ayrılacak yüzde 5 pay olduğu anlaşılmaktadır.  
(A) ve (B) grubu hisseler ise, “nama” yazılıdır. Normal olarak özel ya da tüzel kişilere satılacak yüzde 34 oranında şirket hissesinin de (B) grubu hisseler olacağı varsayılır. Ancak, özel ya da tüzel kişilere satılacak hisselerin hangilerinin olacağı ya da olamayacağına dair Ana Sözleşme’de bir kayıt yoktur.  
Ancak Ana Sözleşme’de (Madde 8, paragraf 2), yönetim kurulunun 7 üyesinden 4’ünün (A) grubunca gösterilecek adaylar arasından seçileceği hükmü vardır. Özel ya da tüzel kişilere satılacak hisselerin hangi gruptan olacağına veya olmayacağına dair bir kayıt olmadığına göre, her iki tür hisse de satılabilecektir.  
Özelleştirme’de (A) grubu hisseler satıldığı takdirde yüzde 34 oranındaki hisseyi alan bir gerçek ya da tüzel kişi 3 yönetim kurulu üyeliği kazanacaktır. Yönetim kurulunda 1 kişi ile temsil edilen (C) grubu hisseleri de piyasadan topladığı takdirde, yönetimde çoğunluğu ele geçirecektir.  
Bu da, yüzde kırk dokuz hisse ile yönetimde çoğunluk ve karar yetkisi sahibi olmak demektir ve devletin (ya da Türk Telekomünikasyon AŞ.’nin) yüzde elli bir payı elinde bulundurmasının pratikte bir anlamı kalmamaktadır.  
İlk anda “komplo teorisi” izlenimi veren bu olasılık, mevcut yasal yapı uyarınca “olanaklı”dır ve sırf bu ihtimal bile, gerek yabancıların sahip olabileceği payın, gerekse bir şirketin tek başına sahip olabileceği payın sınırlanmasının zorunluluğunu ortaya koymaya yeter.  
Üstelik Türkiye telekomünikasyon alanında acı bir deneyimin de sahibidir. Teknoloji üreten bir devlet şirketi olan TELETAŞ, aşama aşama elden çıkarılmış ve sonuçta uluslararası bir telekomünikasyon tekeline teslim edilmiştir. TELETAŞ özelleştirmesinin de aşama aşama gerçekleştirildiği, başlangıçta yüzde 19 olan yabancı sermaye payının daha sonra yüzde 39’a çıkarıldığı, buna sahip olan ALCATEL’in halka satılan hisseleri toplayıp, son olarak da PTT’nin hissesini satın alarak, şirketin yüzde 65’ine sahip olduğu ve TELETAŞ’ın artık bir teknoloji çöplüğü durumuna düştüğü bilinmektedir.  
Türkiye, yaşadıklarından ders alması gereken bir ülkedir ve yasa koyucu bu dirayeti göstermemiştir; ancak, Türkiye’de hala teslimiyet ruhuyla hareket etmeyen insanlar da vardır. Bu başvuru, yaşadıklarından birşeyler öğrenen vekillerin, asıllarının, yani milletin hakkını aramak için hukuk sınırları içinde vermeye çalıştıkları mücadelenin ve direnişin göstergesidir.  
Sonuç olarak, 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin 2. ve 3. fıkraları, yabancı sermayeye hiçbir sınır getirmeden hisse devrine olanak sağladığı, yabancılara hisse satışında “karşılıklılık” ilkesini getirmediği; ayrıca satılan hisselerin tümünün bir tek şirket tarafından toplanmasını engellemediği için, daha önceki Anayasa Mahkemesi kararlarına, dolayısıyla Anayasa’ya aykırıdır.  
b) 4. fıkranın Anayasa’ya aykırılığı:  
Bilindiği gibi 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 17’nin 1., 2. ve 3. fıkraları ile yukarıdaki düzenlemeleri yapma yetkisini Ulaştırma Bakanına veren hükümler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.  
Mahkeme, Ulaştırma Bakanı’nın yetkilendirilmesini Anayasa’nın 7. maddesine aykırı bulmuş ve yasada “Ulaştırma Bakanına bırakılan belirleme ve saptamaların bizzat yasama organı tarafından yasada öngörülmesi(nin) zorunlu” olduğunu belirterek, “maddedeki düzenlemenin açıkça bir yetki devri” olduğunu karara bağlamıştır.  
Aynı kararda “değerlendirme ve satış yöntemlerinin yasada ad olarak değil, ayrıntılı ve açık biçimde belirtilmesi” istenmiştir.  
Kararda telekomünikasyonun özelleştirilmesi ile ilgili bir yasal düzenlemede yer alması gereken konular da teker teker belirtilmiştir:  
(1) “Anonim şirket hisselerinin satışına ilişkin usul ve esaslar, (2) şirket hisselerinin değerini belirleme biçimi, (3) ihale ve satış yöntemleri; (4) satışa sunulan hisselerden PTT çalışanları ve emeklileri ile küçük tasarruf sahiplerine ve TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne ayrılacak paylar; (5) pay ayrılanlardan kimilerine tanınacak ayrıcalıklar; (6) işletme lisans ve ruhsatları karşılığı alınan ücretler ile hisse senetlerinin satış hasılatlarından Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketine ayrılacak paylar üzerinden posta hizmetlerinin geliştirilmesinde kullanılacak kısmın belirlenmesi tümüyle yasa ile düzenlenmesi gereken konulardır. Bütün bu konularda yasama organının objektif değerlendirmesi gerekir.”  
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına karşın, iptali istenen metin yukarıdaki konulardan 4. maddede istenileni, 1. maddesinin 2. ve 3. fıkrasıyla düzenlemiş, 5. maddesini hiç düzenlememiş, 6. maddesi için belirli sınırlar içinde Bakanlar Kurulu’nu yetkilendiren bir düzenleme yapmış, 1., 2. ve 3. maddede istenilenler için ise, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nu yetkilendirerek, 4046 sayılı Yasa’ya gönderme yapmıştır.  
Anayasa Mahkemesi’nin 3987 sayılı Özelleştirme Yetki Yasası iptal gerekçesinde belirtilen iptal nedenlerinin bir bölümünü dikkate alarak çıkarılan 4046 sayılı Yasa, bilindiği gibi özelleştirme ile ilgili konuları genel olarak düzenleyen bir yasadır ve dava konusu olmadığı için bu yasanın henüz Anayasa Mahkemesi’nce, Anayasa yönünden denetleme ve yorumu yapılmamıştır. Bu nedenle 4046 sayılı Yasa hakkında Anayasa Mahkemesi’nin görüşü ve dolayısıyla yasa ile getirilen kurul ve kurumların anayasal konumu henüz bilinmemektedir.  
Bilindiği gibi, Başbakanın başkanlığında, onunla birlikte 5 bakandan oluşan ve özelleştirme uygulamalarında son karar mercii olan Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) anayasal bir organ değildir. Anayasal sistem içinde yeri olmayan bu kurulun, hiyerarşik yeri de bilinmemektedir. Özelleştirme Yüksek Kurulu, bir yürütme organı mıdır, yasama organı mıdır; tek bir bakanlık ya da başbakan ile aynı statüde midir, belli değildir.  
Bir yasama organı olmadığı kesindir, çünkü Anayasa’ya göre yasama yetkisi TBMM tarafından kullanılır ve devredilemez (Madde 7).  
Yürütme organı da değildir, çünkü Anayasa’ya göre yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından kullanılır (Madde 8).  
Başbakan ile Bakanlar Kurulunun ve tek tek bakanların anayasal durumu da, Anayasa’nın “YÜRÜTME” başlıklı İKİNCİ BÖLÜM’ünde düzenlenmiştir.  
Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun anayasal konumu için, bu düzenlemelerden de bir ipucu çıkmamaktadır.  
Ancak 4046 sayılı Yasa ile Başbakanın başkanlığında 2’si ismen sayılmış, ikisi başbakan tarafından belirlenen 4 bakandan oluşturulan bu kurul, özelleştirme uygulamalarında tek yetki ve karar sahibidir. Üstelik, yetkilerinin bir bölümünü Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na da devredebilmektedir. Yasama organının, Anayasa’ya göre devredilemez nitelikteki yetkileri, bir yasa ile Özelleştirme Yüksek Kurulu’na devredilmiş, kurula bu yetkilerin bir bölümünü devir yetkisi de verilmiştir. ÖYK’nın yetkilerini TBMM’nin mi, Bakanlar Kurulunun mu, kimin adına kullandığı da belli değildir.  
Kullanılan bir yürütme yetkisi ise, bu Anayasa’ya göre, ancak Bakanlar Kurulu tarafından kullanılabilir. Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 7. ve 8. maddeleriyle ilgili yorumu da bu doğrultudadır.  
Oysa, ÖYK kararlarının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gibi bir durum da yoktur. ÖYK kararlarının, tüzük, yönetmelik çıkarmak gibi klasik düzenleme yetkisini çok aştığı ve çoğu yasa ile kurulmuş kamu kuruluşlarını veya şirketlerinin satışına tek başına karar verdiği de bir gerçektir.  
Anayasa Mahkemesi, 1982 Anayasası’nın yürütmeyi yalnız bir “görev” değil, aynı zamanda bir “yetki” olarak düzenlediğini kabul etmekle birlikte bunun bir sınırının bulunduğunu ve yetki gücü veren kuralların Anayasa’nın 121., 122., 73., 167. maddelerinden ibaret olduğunu karara bağlamış, tanınan yetkinin “sınırlı ve tamamlayıcı” bir yetki olduğunu özellikle belirtmiştir. “Bu bakımdan, Anayasa’da belirlenen yukarıdaki ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif (öznel) hakları etkileyen bir kural koyma yetkisi” yoktur.  
Üstelik, “Yürütme organının yasa ile yetkili kılınmış olması da yasayla düzenleme anlamına gelmez”  
Anayasa Mahkemesi’nin kararı yoruma gerek bıraktırmayacak kadar açıkken, daha önce Ulaştırma Bakanı’na bırakıldığı için “yetkisizlik” nedeniyle iptal edilen yetkilerin, bu kez Özelleştirme Yüksek Kurulu’na bırakılması, Anayasa’ya aykırılığı ortadan kaldırmaz.  
Çünkü, ilk olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun bir bakandan daha “üst” konumda ve yürütme erkini kullanmaya daha yetkili olduğunu gösteren hiçbir anayasal ve hukuksal kanıt yoktur.  
İkinci olarak, bir yüksek mahkeme olan Danıştay’ın ÖYK kararlarının iptali istemiyle açılan davaları kendisinin karara bağlamayıp, “genel yetkili” idare mahkemelerine göndermiş olmasının da “hukuksal” bir anlamı vardır.  
Birinci derece mahkemesi olarak Danıştay’ın inceleyeceği konular, yasasında gösterilmiştir. Bakanlar Kurulu ile Başbakan tarafından yapılan işlemler Danıştay’ın, tek bakan imzalı işlemler de idare mahkemelerin görev alanına girmektedir. Danıştay’ın ÖYK kararları konusunda idare mahkemesini yetki bulması, ÖYK kararlarının başbakan tarafından imzalanmasına karşın, “başbakan” işlemleri olarak değerlendirilmediğini göstermektedir. Bu açıdan ÖYK kararlarının “tek bakan” imzalı bir işlemden farkı yoktur.  
Anayasal ve hukuksal olarak Özelleştirme Yüksek Kurulu, bir Bakan’dan “yüksek” olmadığına, hatta Danıştay tarafından bir bakan ile “eşdeğer” tutulduğuna göre, daha önce bir bakana verildiğinde Anayasa’ya aykırı bulunan yetkinin, şimdi Özelleştirme Yüksek Kurulu’na bırakılmış olması da, 7., 8. ve 153. maddeler açısından Anayasa’ya aykırıdır.  
İptali istenen Yasa’da Anayasa Mahkemesi’nin, 4000 sayılı Yasa’nın bazı maddelerini Anayasa’ya aykırı bulduğu gerekçeli iptal kararında, yasada yer almasını açıkça istediği hususlar, başka bir yasaya gönderme yapılarak düzenlenmiştir. Sözkonusu yasa, 4046 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”dur.  
4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son fıkrasında:  
“Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisselerinin değer tespiti ve satış işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır” hükmü vardır.  
Buna göre hisse senetlerinin değer tespit ve satış işlemleri, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yürütülecek ve sonuçlandırılacaktır.  
4107 sayılı Yasa’da hisse senetlerinin değer tespit ve satış işlemleri ile işletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemlerinin “sonuçlandırma” yetkisinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bırakılması, hem 4046 sayılı Yasa’ya hem de, Anayasa’ya aykırıdır.  
Çünkü 4046 sayılı Yasa’ya göre özelleştirme işlemlerinde “son merci” Özelleştirme Yüksek Kurulu’dur. Bu kurulun bir an “anayasal ve hukuksal” bir kurul olduğu varsayılsa bile, ona ait bir yetkinin, herhangi bir müsteşarlıkla eşdeğer olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bırakılması “yetki devri” açısından Anayasa’ya aykırıdır.  
Ayrıca, daha önce bir bakana tanındığında bile Anayasa’ya aykırı bulunan bir yetkinin, yürütme erkinin içinde yer almayan bir “bürokrat”a tanınması da, Anayasa’ya aykırıdır.  
Sonuç olarak, 4046 sayılı Yasa’ya göre karar organı ÖYK’dır, “sonuçlandırma” yetkisinin ÖİB’e verilmesi Anayasa’ya aykırıdır.  
Yukarıda açıklanan nedenlerle 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin 2. ve 3. fıkraları yabancı sermayenin sahip olabileceği hisseler ile bir şirketin tek başına sahip olabileceği hisseleri sınırlamadığı için; 4. fıkrası, daha önce bir bakana tanındığında Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen bir yetkiyi, onunla eş değerde bir kurula devrettiği için; 5. maddesindeki “sonuçlandırılır” ifadesi de, yetkisiz bir makamı yetkilendirdiği için Anayasa’ya aykırıdır.  
2- 4107 Sayılı Yasanın 2. Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı  
4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 4. fıkrası, Anayasa’ya aykırılık nedeni yukarıda açıklanmaya çalışılan 1. maddenin son fıkrasındaki yetkiyi, bu kez işletme lisans ve ruhsatları için getirmektedir. Fıkra şöyledir:  
“İşletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı kanun hükümleri dahilinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır.”  
Bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı yönleri, daha önce aktarıldığı için burada yinelenmeyecektir. 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son fıkrası için Anayasa’ya aykırılık itirazlarımız aynen geçerlidir.  
3- 4107 Sayılı Yasanın 3. Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı  
4107 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle 406 sayılı Kanun’a aşağıdaki ek madde eklenmiştir:  
“EK MADDE 19.- Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satışından elde edilen gelirlerin % 20 kadarı posta hizmetleri, % 20 kadarı telekomünikasyon hizmetleri, lisans ücretlerinin % 20 kadarı telekomünikasyon hizmetlerinin geliştirilmesinde kullanılır. Bu miktarlar ve kullanım alanları Ulaştırma Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenir. Kalan kısım öncelikle borç ödemelerinde kullanılmak üzere Hazineye devredilir.”  
4000 sayılı Yasa’nın bazı bölümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararında Bakanlar Kurulu’na tanınan yetkinin “sınırlı ve tamamlayıcı” bir yetki olduğu belirtilmiştir.  
4107 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin sınırı da belirsizdir. Her üç miktarda da “% 20 kadarı” ibaresi, yüzde 1’den, yüzde “20’ye kadar herhangi bir oranı kapsamaktadır ki, bu da yüzde 2000’lik bir yetkiyi içermektedir.  
Bilindiği gibi Bakanlar Kurulu’nun yetkilendirildiği yasalarda bir oran belirlenir ve bu oranı belli bir kata kadar artırma yetkisi verilir. Ancak, yukarıdaki düzenleme ile 1’den 20’ye kadar herhangi bir oranı belirleme, gerekli gördüğü oranda artırma veya eksiltme yetkisi tanınmaktadır.  
Telekomünikasyon hisseleri ile işletme lisans ve ruhsatları milyonlarca dolar (trilyonlarca lira) ile ölçülmektedir. Örneğin hisse senetleri için, Eski Ulaştırma Bakanı Sayın Köstepen tarafından 16 milyar dolar biçiminde dile getirilen tutarın yüzde 1’i ile yüzde 20’si arasındaki fark, 160 milyon dolar ile 3,2 milyar dolar arasında değişmektedir. Yalnız hisse senetleri özelleştirilmesinden doğan 3,040 milyar dolar farka (yaklaşık 120 trilyon TL) diğer kalemler de eklendiğinde ortaya çıkan rakamların karşılaştırılması için birkaç örnek yeterlidir.  
Örneğin resmi tahminlere göre 1995 yılında kamu yatırımlarının toplam tutarı (1994 fiyatlarıyla) 194,5 trilyon TL olacaktır.  
Yedinci beş yıllık plan döneminde, yani 5 yılda, kamu toplam eğitim yatırımı tutarının 168,1 trilyon TL, sağlık yatırımlarının ise 64,9 trilyon TL olması beklenmektedir (Kaynak DPT, Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Taslağı s. 238 Tablo 47). 
Örnekler, Bakanlar Kurulu’na verilen takdir yetkisinin çok büyük olduğunu göstermek için yeterlidir.  
Sonuç olarak, 4107 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle Bakanlar Kurulu’na verilen yetki, Anayasa’nın 7. maddesi ile Başlangıç bölümünün 5. fıkrasına ve daha önceki Anayasa Mahkemesi kararlarına uymadığı için de, Anayasa’nın 153. maddesine aykırıdır.  
4- 4046 Sayılı Yasanın, 4107 Sayılı Yasa ile Birlikte Uygulanacak Hükümlerinin Anayasa’ya Aykırılığı  
İptali istenen 4107 sayılı Yasa’da; Anayasa Mahkemesi’nin, 4000 sayılı Yasa’nın bazı maddelerini Anayasa’ya aykırı bulduğu gerekçeli iptal kararında, yasada yer almasını açıkça istediği hususların, başka bir yasaya gönderme yapılarak düzenlendiğine, sözkonusu yasanın da, 4046 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” olduğuna daha önce değinilmişti.  
4107 sayılı Yasa, telekomünikasyon hizmetlerinin özelleştirilmesinde 4046 sayılı Yasa’nın uygulanacağını açıkça belirtmiştir.  
Bu kural gereği 4046 sayılı Özelleştirme Yasası’nın başta Özelleştirme Yüksek Kurulu’nu oluşturan, görev ve yetkilerini belirleyen 3., Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı kuran, görev ve yetkilerini belirleyen 4. maddeleri olmak üzere, özelleştirme ilkelerini belirleyen 2., Yasak ve Cezai Hükümleri düzenleyen 7., stratejik konu ve kuruluşları belirleyen 13., yabancılara taşınmaz satışını düzenleyen 14., kamu hizmetinin devrini düzenleyen 15., özelleştirme uygulamaları sonucu rekabetin korunmasını düzenleyen 16., özelleştirme uygulamalarına ilişkin hükümleri düzenleyen 17., özelleştirme yöntemlerini, değer tespitini, ihale yöntemlerini düzenleyen 18. maddeleri, yabancı sermayenin faaliyetini düzenleyen 6224 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin (c) bendini kaldıran 42. maddesinin girişi, Türk Telekomünikasyon AŞ. hisselerinin, işletme lisans ve ruhsatlarının özelleştirilmesinde geçerli olacak, yukarıdaki maddeler de, 4107 sayılı Yasa metninden sayılacaktır.  
Bu noktadan hareketle, dava dilekçemizde 4046 sayılı Yasa’nın, 4107 sayılı Yasa ile birlikte uygulanacak maddelerinden bazıları için de Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunulmuştur.  
a) 4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı  
Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK)’nun oluşumu ve görevleri 4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde düzenlenmiştir.  
ÖYK’nun anayasal bir statüsü olmadığı, hukuksal olarak yürütme erkini temsil edemeyeceği; 4046 sayılı Yasa ile kendisine tanınan statü ile de, bir yandan yürütme erkine ait bazı yetkileri kullanmaya, üstelik bunlardan bazılarını müsteşar statüsünde bir kamu görevlisine devretmeye yetkili kılınmasının Anayasa’ya aykırı olduğu daha önce açıklandığı için, konunun ayrıntısına girilmeyecektir. 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin 3. ve 4. fıkraları için yapılan itirazlarımız aynen geçerlidir.  
Ancak, 4046 sayılı Yasa ile ÖYK’ya tanınan yetkilerin kapsamı ele alındığında, anayasa hukuku açısından daha vahim olanı, ÖYK’nun yasama organı kararı (yasa) ile kurulmuş, aynı zamanda görev, yetki ve işleyişine ait kurallar belirlenmiş kamu kuruluşları üzerinde, yasama organı erkini kullanma konusunda yetkili kılınmış olmasıdır.  
Bilindiği gibi, 3987 sayılı Özelleştirme Yetki Yasası, özetle yürütme erkine “somut ve sınırı olmayan yetkiler” tanıdığı için iptal edilmişti.  
4046 sayılı Özelleştirme Yasası da, adında “yetki” sözcüğü geçmemekle birlikte, kapsam ve içerik olarak bir “yetki yasası”ndan farksızdır. Ancak, ondan çok daha ileri gitmekte, bir yetki yasası ile yetki, “yürütme organı”na (Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na) devredilirken, bu kez hukuksal statüsü belirsiz, ama hiyerarşik olarak daha “alt”ta yer aldığı kesin olan bir “kurul”a yetki devri yapılmaktadır.  
Anayasa Mahkemesi, yasama yetkisinin “kanun hükmünde kararname” çıkarmaya yetkili bir organa devri sırasında bile birtakım sınırlamalar arar, kapsam ve yetkinin açık ve somut olmasını isterken; 4046 sayılı Yasa’da daha önce yürütme erkine devri Anayasa’ya aykırı bulunan konularda, bu kez yürütme erkini bile temsil etmeyen ve cumhurbaşkanı onayının aranmadığı beş kişilik bir kurulun yetkilendirilmesinin Anayasa’ya uygun olması düşünülemez.  
Kuşkusuz gelişmeler, kararlarda sürat ve çabukluğun sağlanması açısından kamu yönetiminde yetki devrinin gelenekselleşmişin dışında makam ve organlara yapılmasını gerekli, hatta kaçınılmaz hale getirebilir ve bu yeni bir yönetim anlayışının gereği de olabilir. Ancak, bu durumda bile yetki devrinin “usul”üne göre ve içinde bulunulan sistemin (Türkiye için parlamenter sistem) öngördüğü biçimde yapılması zorunludur.  
Türkiye’nin uygulamakta olduğu ve Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünde tanımlanan “güçler ayrılığı” sisteminin temel özelliği, belirli yetkilerin belirli organlar tarafından kullanılmasıdır. Bunların devrine ait usuller de, yine Anayasa’da belirtilmiştir.  
ÖYK’nun konumu bu açıdan değerlendirildiğinde, 4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinde sayılan yetkilerinden bir bölümünün Anayasa’nın 7. maddesinde “devredilemez” olarak nitelendirilen yasama organına; bir bölümünün de, Anayasa’nın 8. maddesinde belirtilen Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na ait olduğu görülmektedir ki, bu yetkilerin ÖYK’na tanınmış olması Anayasa’ya aykırıdır.  
Çünkü, ÖYK 4046 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde yazılı ve neredeyse kamuya ait mal varlığının tamamına yakınını içeren kuruluşların özelleştirilmesinde yetkili kılınmıştır. Bu yetkinin istisnası, 4046 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin (B) bölümündeki 5 kuruluştur. Bunlar da özel yasalar ile bu kapsama alınabilmektedir. Nitekim, bazı maddelerinin iptali istenen yasa da, bu kapsamdadır.  
Kısaca, Türkiye’de kamunun sahip olduğu tüm mal varlığının özelleştirilmesi, bir başka sözcükle satılması için 5 kişilik bir kurulun yasama ve yürütme organlarının üzerinde yetkili kılınması Anayasa’nın öngördüğü parlamenter sisteme ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırıdır.  
Bilindiği gibi, yasalar ile tanınan yetkilerin “objektif (nesnel)” olması zorunludur. Hukuk sistemimizde yürütme organına ya da idareye “takdir yetkisi” tanınmış olmakla birlikte, bu sınırsız ve keyfi kullanılabilecek bir yetki değildir. Yetki devredilirken, kullanılmasının yöntem ve sınırlarının da açıkça belirtilmesi gerekir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi tarafından da zaman zaman dile getirilmiş ve yürütme organının yasa ile yetkili kılınmış olması bile “nesnellik” için yeterli sayılmamıştır. Bu nedenle yasalarda, devredilen yetkinin “açık, somut ve sınırlarının belirlenmiş” olması beklenir.  
Oysa, 4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin son fıkrasında; maddenin (d) ve (g) bentlerinde yazılı yetkilerin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devri de mümkün kılınmıştır.  
Bunlardan (d) bendi: “Özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşların “satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarrufla gerçek ve/veya özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi” yöntemleriyle ... gerçekleştirilen nihai devir işlemini onaylama”yı düzenlemektedir.  
4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin son fıkrası “hizmetin ifası için yarar gördüğü hallerde parasal sınırları ile usul ve esaslarını açıkça belirlemek kaydıyla” bu yetkinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilebilmesini sağlamaktadır.  
“Hizmetin ifası için yarar” subjektif bir tanımlamadır, diğer bir deyişle objektif değildir. Özelleştirme Yüksek Kurulu, bunu dilediği biçimde yorumlayabilecektir. Özelleştirme kapsamındaki bir kamu kuruluşunda görev değişimi yetkisinden, telekomünikasyon hizmetlerinin tümünün özelleştirilmesi yetkisine kadar çok geniş bir yetki yelpazesinin “hizmetin ifası” kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.  
“Parasal sınırlar ile usul ve esaslar”ın “açıkça” belirlenmesinde, neyin “ölçüt” alınacağı da belirsizdir. 100 milyon TL ile 100 trilyon TL biçiminde “belirlenmiş” bir “açıklık”, kuşkusuz aynı şey değildir. “Usul ve esaslar” geniş ya da dar belirlenebilir. Nesnellik ilkesi, yetki devrinin “somut ve sınırlarının belirlenmiş” biçimde yapılmasını gerektirir. Bu, örneğin “yüzde” biçiminde oran ya da oranların belirlenmesi veya “belirli bir parasal miktara kadar” yetki tanınması biçiminde olabilir. Ancak, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun “takdir yetkisi”ni sınırsız hale getiren bir düzenleme ile yapılamaz.  
Bu nedenle, zaten Anayasa’ya aykırı olarak ÖYK’ya tanınmış bir yetkinin, bir de Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na, hem de “nihai karar” aşamasında tanınması Anayasa’ya aykırıdır.  
b) 4046 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 5. fıkrası ile 34. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı  
4046 sayılı Yasa’nın 4107 sayılı Yasa ile uygulanacak hükümlerinden biri de 15. maddesidir. Kamu hizmeti kavramını yeniden düzenleyen 15. maddenin 5. fıkrası şöyledir:  
“Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur. Bunların dışındakiler imtiyaz sayılmaz. Bu madde gereğince yapılan faaliyetlerle ilgili olarak yapılacak anlaşma ve sözleşmeler imtiyaz şartlaşma ve sözleşmesi niteliğinde olup, diğer kanunların bu hususları düzenleyen özel hükümleri saklıdır.”  
Görüldüğü gibi maddenin ilk cümlesi ile “imtiyaz” alanı yeniden düzenlenmiştir.  
Kamu hizmetlerinin özel kesim tarafından da yapılabilmesi için kullanılan bir yol olan imtiyaz ile bir kamu hizmetini yapma ayrıcalığı, belirli koşullar ile özel kesime devredilir ve bu koşullar “imtiyaz sözleşmesi” ile düzenlenir.  
Kuşkusuz, “kamu hizmeti” kavramının içeriği, zaman içinde değişebilir ve bu takdirde de gerek yasalarda, gerekse içtihatta değişiklikler yapılabilir. Ancak, anılan düzenleme ile kamu hizmeti dolaylı yoldan değiştirilmeye çalışılmakta, kamu hizmeti tanımına hiç girilmeden hangi konuların imtiyaz sayılmayacağı belirtilerek bu amaca ulaşılmak istenmektedir.  
Hangi hizmetlerin kamu hizmeti olduğu, hukukumuzda her derece mahkeme tarafından sayılamayacak kadar çok kez belirlenmiştir.  
Anayasa Mahkemesi’nin 1976/1 E. ve 1976/28 K. sayılı ve 25.5.1976 tarihli kararında kamu hizmetinin varlığı, idari yargının temel varlık nedenlerinden sayılmıştır:  
“... idari yargının, yani adli yargıdan ayrı ve bağımsız bir idari yargı sisteminin Anayasaca ve idare hukukunca kabul edilmiş olmasının nedeni, kamu hizmetlerinden doğan anlaşmazlıkların yapılarındaki özellikler; bunlara uygulanacak hukuk kurallarının hukuki ve teknik bir nitelik taşıması”dır.  
Demek ki, kamu hizmeti kavramının daraltılması, idari yargı denetiminin de daraltılması anlamına gelir. Özel kesim, kamu hizmeti alanlarına imtiyaz sözleşmesi ile girebileceği için, bunların herbiri dava konusu olabilecekken, bazı alanlar kamu hizmeti sınırının dışına çıkarılırsa, özel kesim bu alanlara imtiyazsız girebilecek ve bu nedenle kamu hizmetinin devri bile dava konusu olamayacaktır ki, bu hukuk devleti kavramını daraltmakla eş anlamlıdır.  
“İmtiyaz” alanının daraltılması girişimlerinde son yıllarda gözle görülür bir artış göze çarpmakta, ancak yapılan düzenlemeler her seferinde Anayasa Mahkemesi tarafından geri çevrilmektedir.  
Bu konuda TEK’in özelleştirilmesine ait 3974 sayılı Yasa’da getirilmek istenen düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, üstelik aynı gerekçeli kararda daha önce çıkarılmış ve Anayasa Mahkemesi’ne götürülmemiş bir yasa ile ilgili olarak da:  
“... 3096 sayılı Yasa’daki “görevlendirme” sözcüğünün, yapılan sözleşmeleri imtiyaz sözleşmesi kapsamı dışına çıkarıp Danıştay öndenetiminden geçmemesini sağlamak için kullanıldığını vurgulamakta yarar bulunduğu” dile getirilmiştir.  
Benzer bir düzenleme getirilen Yap-İşlet-Devret Yasası’ndaki hükmün iptali için açılan dava da, Yüce Mahkeme’nin iptal kararı verdiği açıklanmıştır.  
Bu kararlara karşın, 4046 sayılı Yasa’da da yasa koyucunun aynı amacı farklı bir yoldan gerçekleştirmek istemesi ilgi çekicidir.  
Çünkü, yasa koyucu bu amaç doğrultusunda 4046 sayılı Yasa’nın 34. maddesi ile 233 sayılı KHK’nin 2. maddesinin 3 numaralı bendinde de değişiklik yaparak “kamu iktisadi kuruluşu (kuruluş)” tanımını değiştirmiş, “temel mal ve hizmet üretimi”ni “kuruluş” tanımından çıkararak, yalnızca “tekel niteliğindeki mal ve hizmetler”i, kamu iktisadi kuruluşu saymıştır. Böylece sermayesinin tümü devlete ait olsa bile, tekel olmayan mal ve hizmet üretim birimleri, artık kamu iktisadi kuruluşu sayılmayacak, kamu hizmeti gördükleri ya da ürettikleri halde, imtiyaz kapsamı dışında tutulacaklardır.  
Bu düzenlemede, “Anayasa’ya karşı hile”nin ipuçları görülmektedir. Bilindiği gibi Anayasa’ya göre, imtiyaz sözleşmeleri Danıştay denetimine tabidir. Bazı alanların imtiyaz kapsamı dışına çıkarılması, bu hukuksal denetimin yapılmasını önlemeye yöneliktir.  
Bugün için “tekel” olan ve temel bir hizmet olan telekomünikasyon hizmetleri küçük bir özelleştirmeden sonra artık tekel sayılmayacağı için, kamu hizmeti kapsamı dışına da çıkarılmış olacak ve artık imtiyaz devredilebilecektir. Oysa, telekomünikasyon hizmetlerine ait işletme ve lisansların ancak “imtiyaz” ile verilebileceği Anayasa Mahkemesi tarafından da açıkça belirtilmiştir.  
Bu nedenle, 4107 sayılı Yasa ile özelleştirilmesine karar verilen ve 4046 sayılı Yasa’nın öngördüğü usul ve yöntemlerle özelleştirilecek olan telekomünikasyon hizmetlerine uygulanacak olan 4046 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 5. fıkrasındaki “Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur.” cümlesi ile 4046 sayılı Yasa’nın 34. maddesi ile 233 sayılı KHK’nin 2. maddesinin 3 numaralı bendinde kamu iktisadi kuruluşu tanımını değiştiren bölümün Anayasa’ya aykırı olduğu için iptalini istemekteyiz.  
c) 4046 sayılı Yasa’nın 42. maddesiyle yapılan değişikliğin Anayasa’ya aykırılığı:  
4046 sayılı Yasa’nın “Yürürlükten Kaldırılan Hükümler” başlıklı 42. maddesinin başında “18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1 nci maddesinin (c) bendi”nin kaldırıldığı yer almıştır.  
Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 1. maddesi, ithal edilecek yabancı sermaye ile istikrazlara uygulanacak koşul ve sınırlamaları düzenlemektedir.  
Buna göre yatırım yapılacak teşebbüsün desteklenmesi için;  
“a) Memleketin iktisadi inkişafına yararlı olması,  
b) Hususi teşebbüslerine açık bulunan bir faaliyet sahasında çalışması,” ve  
“c) İnhisar veya hususi bir imtiyaz teşkil etmemesi”  
koşullarının aranacağı belirtilmişken; 4046 sayılı Yasa ile “tekel ya da özel bir imtiyaz oluşturmaması” fıkrası kaldırılmıştır.  
Bu değişikliğin anlamı son derece açıktır.  
Yasa koyucunun 1954 yılında bu sınırlamayı getirirken amacının ne olduğuna dair çok şey söylemeye gerek yoktur. Türkiye’nin cumhuriyetin kuruluşundan beri, imtiyaz konusunda çok hassas davrandığı bilinmektedir ve bu konu Anayasa Mahkemesi’nin başta telekomünikasyon özelleştirilmesi olmak üzere bir çok kararında da defalarca yer almıştır.  
Türkiye Cumhuriyeti’nin belirli alanlarda “tekel” oluşturmayı tercih etmesinin ve bu amaçla kamu iktisadi teşebbüsleri kurmasının nedeni de bellidir ve bu kararların arkasında, siyasal bağımsızlığın temel unsurunun ekonomik bağımsızlık olduğu gerçeği yatmaktadır.  
Buna karşın, kaldırılan fıkra ile tekel veya imtiyaz oluşturan alanlar da Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu kapsamına alınmıştır. Üstelik bu değişiklik, son derece “gizli, kapaklı” gerçekleştirilmiş, ne değişiklik yapılan yasanın adı, ne de kaldırılan fıkranın metni verilmiştir.  
Bu değişikliğin başta Anayasa’nın Başlangıç bölümündeki “hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk milli menfaatlerinin karşısında koruma göremeyeceği” ilkesi olmak üzere, 5. maddesi ile verilen “Türk ulusunun bağımsızlığını koruma”, 167. madde ile verilen “tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme” ve Anayasa Mahkemesi’nin bununla bağlantılı olarak değerlendirdiği 172. maddedeki “tüketiciyi koruma” görevlerine ters düştüğü açıktır.  
Nitekim, bu konunun çeşitli partiler tarafından dile getirilmesi sonucu, 4105 sayılı “18.1.1954 tarihli ve 6224 Sayılı Kanun ile 24.11.1994 Tarihli ve 4046 sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasına:  
“Ancak, Türkiye’ye ithal edilecek yabancı sermaye, ülke çapında tekel teşkil edecek faaliyetlerde bulunan kuruluşlarda çoğunluk hissesine sahip olamaz” hükmü eklenmiştir.  
Kaldırılan hüküm, yabancı sermayenin tekel ve imtiyaz oluşturan alanlara girmesini yasaklamışken, getirilen hükmün bunu sadece ülke çapında tekel oluşturacak alanlarda çoğunluk hissesine sahip olmama ile sınırlandırmış olması, kuşkusuz aynı şey değildir.  
Örneğin telekomünikasyon hizmetlerinin özelleştirilmesi göz önüne alındığında yabancı sermaye, ortak olmanın da ötesinde, yerel veya bölgesel olarak tekel bile oluşturabilecektir. Bu durum, getirilen düzenlemenin, hele bir de telekomünikasyon hizmetlerinde işletme lisans ve ruhsatlarının yerel ya da bölgesel olarak dağıtılması halinde, bir “sınırlama” maskesi altında, yabancı sermaye “sınırsız”a yakın bir hareket alanı yarattığını göstermektedir.  
Sonuç olarak 4046 sayılı Yasa’nın 42. maddesi ile kaldırılan ve 4107 sayılı Yasa ile birlikte uygulanacak olan düzenleme Anayasa’nın Başlangıç bölümünün 5. paragrafı ile 5., 167 ve 172. maddelerine aykırıdır.  
Yürürlüğün Durdurulması İstemi :  
1) Bilindiği gibi Yüce Mahkeme tarafından iptal davası açılan yasalar için “yürürlüğün durdurulması kararı” verilmesi yolunda oluşan içtihatın ilk örneği, yine telekomünikasyon hizmetlerinin özelleştirilmesine yönelik olarak çıkarılan 509 sayılı kanun hükmünde kararname hakkında verilen karardır.  
Aynı amaca yönelik olarak çıkarılan ve bazı maddeleri iptal edildiği için, dava konusu yasanın çıkarılmasını gerektiren 4000 sayılı Yasa hakkında açılan iptal davasında da, yasanın bazı maddeleri için yürürlüğün durdurulması kararı verilmiştir.  
İptali istenen Yasa hükümlerinin uygulanmaya başlaması durumunda, telekomünikasyon hisselerinin bir bölümünün satışı gerçekleştirilebilecek ve bunlardan geriye dönüş mümkün olmayacaktır.  
Anayasa hükümleri gereği, 4107 sayılı Yasa’nın bazı maddeleri iptal edilse bile, Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümeyeceği için, yapılan satışlar ile verilen işletme lisans ve ruhsatları kazanılmış hak doğuracaktır.  
Üstelik dava konusu Yasa’nın bir an önce uygulamaya geçmesi için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda özel bir çalışma grubu oluşturulduğu ve özelleştirmeden beklenen gelirin “milyarlarca dolar” ile ifade edildiği ortadayken, özelleştirme işlemlerine başlanmasının “telafisi mümkün olmayan zararlar” kavramının bile çok ötesinde, Türkiye için “geri dönüşü mümkün olmayan kayıplar” yaratacağı açıktır.  
Ayrıca, tüm özelleştirme uygulamalarından beklenen gelirin, telekomünikasyon özelleştirmesinden beklenen gelirin çok çok altında olduğu da bilinmektedir. Bunun için, siyasi irade açısından asıl önem ve ivedilik taşıyan telekomünikasyon hizmetlerinin özelleştirilmesidir.  
Bu nedenle 4107 sayılı Yasa’nın; 1. maddesinin ilk fıkrası dışında kalan hükümleri için YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI istenmektedir.  
2) Bilindiği gibi, 4107 sayılı Yasa’nın uygulanması için 4046 sayılı Yasa’ya gönderme yapılmış ve bunlardan hangilerinin Anayasa’ya aykırılık taşıdığı yukarıda anlatılmıştır.  
Özelleştirme uygulamalarının temel karar alma ve uygulama süreçlerini düzenleyen sözkonusu maddelerin Anayasa’ya aykırı iken, uygulanmasında Türkiye’nin hiçbir çıkarının olmadığı, aksine bu uygulamaların telafisi mümkün olmayan zararlar yaratacağı açıktır.  
Bu nedenle, 4046 sayılı Yasa’nın 4107 sayılı Yasa ile birlikte uygulanacak hükümlerinden 3., 4., 15. ve 42. maddeleri için YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI istenmektedir.  
Sonuç ve İstem :  
Yukarıda anlatılan hukuka aykırılık nedenleri ile:  
1- 4107 sayılı Yasa’nın  
a) 1. maddesinin 2. ve 3. fıkralarının Anayasa’nın 153. maddesine,  
b) 1. maddenin 4. fıkrası ile 2. maddesinin 3. fıkrasının Anayasa’nın 153., 7., 8. maddeleri ile Başlangıç bölümünün 5. fıkrasına,  
c) 2. maddenin 5. fıkrasının Anayasa’nın 153. maddesine,  
d) 3. maddesinin 1. fıkrasıyla getirilen EK MADDE 19’un, Anayasa’nın 7. maddesi ile Başlangıç bölümünün 5. fıkrasına  
2- 4107 sayılı Yasa ile gönderme yapılarak uygulanacağı belirtilen 4046 sayılı Yasa’nın  
a) 3. ve 4. maddesinin Anayasa’nın 153., 7., 8. maddeleri ile Başlangıç bölümünün 5. fıkrasına,  
b) Kamu hizmetinin devrini düzenleyen 15. maddesinin 5. fıkrasındaki “Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur.” ibaresi ile buna bağlı olarak 34. maddesinin, Anayasa’nın 153. ve 155. maddelerine,  
c) Yabancı sermayenin tekel ve imtiyaz oluşturan alanlara girmesine olanak sağlayan 42. maddenin başındaki “18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (c) bendi,” ibaresinin Anayasa’nın Başlangıç bölümü ile 5., 167. ve 172. maddelerine,  
aykırı olduğu için iptaline karar verilmesini,  
3- Dava ile ilgili olarak Başbakanlık’ça “sözlü savunma” isteminde bulunulması durumunda, bunların yanıtlanması ve savlarımızın daha ayrıntılı açıklanması için davacılar adına ProfDr. OMümtaz SOYSAL’a da aynı hakkın tanınmasını  
saygılarımızla arz ederiz.”  
B- Ek Dilekçe  
“1- Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 27. maddesinin 4. fıkrası gereğince sunulan bu dilekçe, önceki istemde eksik olduğu görülen; 4107 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesinin 3. ve 5. fıkralarının iptal isteminin gerekçesinin tamamlanmasına yöneliktir ve ek bir iptal istemi içermemektedir.  
2- Dilekçemizin 11. sayfasında yer alan;  
“2- 4107 SAYILI YASANIN 2. MADDESİNİN ANAYASA’YA AYKIRILIĞI” başlıklı bölümünün ilk satırındaki “4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 4. fıkrası” sehven yazılmıştır. Doğrusu, “4107 sayı­ lı Yasa’nın 2. maddesinin 3. fıkrası” olacaktır.  
3- 4107 Sayılı Yasa’nın 2. Maddesi  
4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile 406 sayılı Kanun’un Ek 18. maddesine 5 fıkra eklenmiştir.  
Ek Madde 18, 4000 sayılı Yasa ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen 4 fıkralık bir madde iken, Anayasa Mahkemesi tarafından 2. ve 3. fıkraları iptal edildiği için 2 fıkrası yürürlükte kalmıştır.  
Bu fıkralar şunlardır:  
“Bakanlık, mobil telefon, çağrı cihazı, data şebekesi, akıllı şebeke, kablo TV, ankesörlü telefon, uydu sistemleri, rehber basım ve benzeri katma değerli hizmetler konularında sermaye şirketlerine tekel oluşturmayacak koşulları da dikkate almak suretiyle işletme lisans ve ruhsatı (sermaye şirketlerinin devralacakları ve bizzat kuracakları tesislerin işletmesine yönelik olarak) verebilir.  
Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi ile lisans ve ruhsat alan sermaye şirketlerinin yapacağı iş ve hizmetlerin karşılığı olarak alınacak ücretlere ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Ulaştırma Bakanının onayı ile yürürlüğe konulur.”  
4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile bu iki fıkraya 5 fıkra daha eklenmiştir.  
Bunlar da şunlardır :  
“Sadece işletme lisans ve ruhsatına ilişkin hizmet vermek üzere kurulmuş sermaye şirketlerine hizmetin tanımı ve yeri belirlenmek suretiyle tesis ve işletme izni verilir. Süresi en çok 49 yıl olarak düzenlenir. Verilmiş izinler, süre sonunda uzatılması talep edilmediği takdirde sürenin bitimi ile kendiliğinden sona erer.  
Sermaye şirketleri haberleşmenin gizliliğine, milli güvenlik ve kamu düzenine aykırı davranışta bulunamazlar. Ulaştırma Bakanlığı sermaye şirketlerinin görev alanlarıyla ilgili faaliyetlerini bütün aşamalarda denetler veya denetletebilir.  
İşletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır.  
Lisans hizmetlerine ilişkin uygulama usul ve esasları Ulaştırma Bakanlığınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle tespit edilir.  
Lisans ve ruhsat alan sermaye şirketlerinin yapacağı telekomünikasyon tesislerinin onaylanmış tatbikat projelerine göre, kamulaştırma ihtiyacı ortaya çıktığında, kamulaştırma bedeli sermaye şirketi tarafından ödenmek kaydıyla genel hükümlere göre kamulaştırma yapılır.”  
İptali istenen, Ek Madde 18’e, 4107 sayılı Yasa ile eklenen beş fıkradan 3. 5. fıkralar; zaten yürürlükte olanlar da dikkate alındığında, 5. ve 7. fıkralardır.  
a) 4107 Sayılı Yasa’nın 2. Maddesinin 3. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı :  
İşletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemleri için 4046 sayılı Yasa’ya gönderme yapan ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı yetkilendiren fıkra şöyledir :  
“İşletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır.”  
Benzer bir yetki, 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son fıkrasında TÜRK TELEKOM AŞ. hisselerinin değerinin tespiti ve satış işlemleri için de tanınmış ve buna ilişkin iptal istemimizin gerekçeleri daha önce sunulmuştu.  
Bilindiği gibi, 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son ve 2. maddesinin 3. fıkrasıyla Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB)’na verilen yetkiler, 4046 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kullanılması gereken yetkilerdir.  
4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesine göre, nihai karar yetkisine sahip olan Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK)’dur. ÖYK, bu yetkiyi 4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin son fıkrasına göre “parasal sınırları ile usul ve esaslarını açıkça belirlemek kaydıyla” devredebilir. Bu devrin usul açısından müstakil kararlarla yapılabileceği de, ayrıca belirtilmesine gerek bile olmayan bir husustur.  
İptali istenen hüküm ise, “ihale işlemlerinin sonuçlandırılması” konusunda da, doğrudan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı yetkilendirmektedir.  
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, idare hukuku açısından, bir müsteşarlıkla eş düzeydedir. Müsteşarlıklar ise, idari hiyerarşi içinde “bakan”dan sonra gelen ve doğrudan onun emir ve denetiminde görev yapan birimlerdir.  
4000 sayılı Yasa’nın Ulaştırma Bakanı’na yetki veren bazı hükümlerinin, Anayasa’nın 7. maddesine aykırılıktan iptal edildiği ortadayken ve özelleştirme uygulamaları konusunda genel yetkili Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun anayasal durumu bile tartışmalıyken, “ihale işlemlerinin sonuçlandırılması” yetkisinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na tanınması, Anayasa’nın 7. ve 8. maddeleri ile 2. maddesine aykırıdır.  
Çünkü “hukuk devleti”nde, yetki devri hukuka uygun biçimde ve yetkili makama yapılabilir. Bu nedenle, fıkradaki “sonuçlandırılır” ifadesinin iptali ve bunun iptali sonucu anlamını yitiren “ve” bağlacının iptali istenmektedir.  
Fıkra ile getirilen düzenlemenin bütününün Anayasa’ya aykırılığı iddiası ise, “24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde” ifadesinden kaynaklanmaktadır.  
Çünkü 4046 sayılı Yasa’nın özellikle 15. maddesinin 5. paragrafı ile 34. maddesi “imtiyaz” kapsamını daraltan ve belirli kamu hizmetlerini, imtiyaz sözleşmeleri kapsamı ve dolayısıyla Danıştay denetimi dışına çıkaran hükümler içermektedir. Bunlara dair iptal istemi ve gerekçeleri ilk dilekçemizde ayrıntısıyla sunulmuştur ve konu Yüce Heyetinizce karara bağlanacaktır.  
Bununla birlikte, 4046 sayılı Yasa’nın 35. maddesine göre Türk Telekomünikasyon AŞ., bir kamu iktisadi kuruluşu olduğu, ayrıca işletme lisans ve ruhsat işlemlerinin ancak imtiyaz sözleşmeleri yoluyla ve Danıştay denetiminden geçtikten sonra verilebileceği Anayasa Mahkemesi’nin E. 1994/70, K. 1994/65-2 sayılı kararında belirtildiği halde; 4000 ve 4107 sayılı Yasalar ile telekomünikasyon hizmetleri özelleştirme kapsamına alındığı için, “temel kuruluş amaçları dışında kalan malları” Özelleştirme İdaresi tarafından, kendi kurallarına göre “özelleştirilebilecek” ve bunlar “imtiyaz” kapsamı dışında kalacaktır ki; bu da hem Anayasa’nın 155. maddesine, hem de 4000 sayılı Yasa’nın iptal gerekçesinde yer alan Anayasa Mahkemesi kararına aykırı bir durum oluşturacaktır.  
Bu nedenle, 4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 3. fıkrası “sonuçlandırma” yetkisini Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bıraktığı için; tümü ise, “imtiyaz” kapsamına giren alanları, Anayasa’nın 155. maddesinin hilafına özelleştirilmesini mümkün kıldığı için Anayasa’ya aykırıdır.  
b) 4107 Sayılı Yasa’nın 2. Maddesinin 5. Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı :  
İptali istenen fıkra şöyledir :  
“Lisans ve ruhsat alan sermaye şirketlerinin yapacağı telekomünikasyon tesislerinin onaylanmış tatbikat projelerine göre, kamulaştırma ihtiyacı ortaya çıktığında; kamulaştırma bedeli sermaye şirketi tarafından ödenmek kaydıyla genel hükümlere göre kamulaştırma yapılır.”  
Kuşkusuz yasalar, “genel” düzenlemeleri içeren, hukuk metinleridir. Bu nedenle “ayrıntılı” kuralları içermezler. Bununla birlikte yasalardan, “yaptırım” ve “sınırlar”ı göstermeleri de beklenir.  
Kamulaştırmada Türkiye’nin öteden beri hassas olduğu konu, “yabancılara mülk satışı”dır. Bunu öngören yasalar her seferinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş; 3987 sayılı Özelleştirme Yasası’nı iptal eden gerekçeli kararda, özelleştirmenin yabancılaşmaya yol açma ihtimali ile bunun Türkiye için yaratacağı sakıncalar üzerinde defalarca durulmuş ve özelleştirme konusunu düzenleyen bir yasada bu sakıncayı önleyecek düzenlemelerin yer almasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.  
Adı geçen kararda:  
“Önemli olan KİT’lere ilişkin araç ve gereçlerle birlikte taşınmaz malların da satılmasıdır. Bu yöntemle, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırı bularak kapatmış olduğu yabancılara taşınmaz mal satışı yolu, bu konuda dolaylı olarak yeniden açılmış olacaktır ki, bu da Anayasa Mahkemesi kararlarını etkisiz kılma anlamına gelir. Bu kararlar ve karşılıklılık ilkesi gözetilmeden yapılacak özelleştirme Anayasa’ya aykırı olur.” denmiştir.  
İptali istenen düzenleme, kamulaştırma konusuna bir “sınır” ve “önlem” getirmemektedir. Görünürde, yapılan düzenleme “teknik” bir zorunluluğun ifadesinden ibarettir ve bu açıdan bakıldığında aksi mümkün olmayacağına göre, yasada belirtilmesine gerek bile yoktur; nitekim; önceki yasal düzenlemelerde yer de verilmemiştir. Buna karşın, bu kez yasada yer alması, belki “kamulaştırma bedelinin ilgili şirket tarafından karşılanmasına yönelik” olmasıyla açıklanabilir.  
Ancak, bu takdirde de, telekomünikasyon alanında işletme lisans ve ruhsatını alacakların büyük bölümünün “yabancı” şirketler olacağı göz önünde alındığında, kamulaştırılacak taşınmazların, mülkiyetinin kimin adına tescil edileceği ve bunlar üzerinde “parayı ödeyenin” bir hak iddia edip edemeyeceği, özellikle imtiyaz sona erdikten sonra mülkiyetin ne olacağı soruları gündeme gelmektedir ki, buna dair bir önlem getirilmemiştir.  
Yasa’da, ilgili şirketin kamulaştırma bedelini kendisinin ödemesinin, şirkete bir “hak” doğurmayacağı belirtilmemiştir. Buna gerek olmadığı yolunda bir savın ileri sürülmesi mümkünse de, tarafımızdan buna verilecek yanıtın hukuksal ifadesi; E.1994/49, K.1994/45-2 sayılı ve 7.7.1994 tarihli kararında, yabancıların taşınmaz sahibi olması konusu da Yüce Mahkeme’nin kaleme aldığı “Kaldı ki önceden önleme olanağı varken, sonuçta da bu denli sorunlarla yüklü bir yola girmek, mantıkla da bağdaşmaz” cümlesidir.  
Aynı kararda, ayrıca özelleştirmenin yabancılara stratejik konumdaki bölgelerde taşınmaz mal edinme olanağı sağlayacağı, arazi, arsa, bina edinmenin yalnızca bir mülkiyet sorunu olarak görülemeyeceği, toprağın devletin vazgeçilmez temel ögesi, egemenliğin ve bağımsızlığın simgesi olduğu da açıkça belirtilmiştir.  
Konunun taşıdığı sakıncaların örneklerini artırmak mümkündür.  
Ülkemizde, yabancıların taşınmaz sahibi olmasını yasaklayan hükümler ve bunları delmek için bir dönem yasa koyucunun yaptıkları herkesçe bilinmektedir ve Yüce Mahkememe kararlarında da sabittir.  
Bütün bu nedenlerle, iptali istenen hüküm, “sınır ve kapsam”ını açıkça belirtmeden yabancılara da, sonradan hukuksal tartışma yaratabilecek ve geri alınması mümkün olmayan kazanılmış haklar sağlayacak biçimde kamulaştırma olanağı tanıdığı için, Anayasa Mahkemesi’nin 3987 sayılı Yasa’yı iptal kararında yer alan gerekçelerle Anayasa’nın Başlangıç bölümü ile 5. maddesine ve Anayasa’nın 153. maddesine aykırıdır.”  
II- YASA METİNLERİ  
A- İptali İstenen Kurallar  
a- 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı Yasa’nın iptali istenen kuralları da içeren 1., 2. ve 3. (EK 19.) maddeleri şöyledir:  
1- “MADDE 1.- 4.2.1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Ek 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.  
Ek Madde 17.- Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin en çok % 49’u devredilebilir.  
Bu hisselerden % 10’u TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne bedelsiz olarak verilir.  
Hisse satışında TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ile Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerine % 5, gerçek ve tüzel kişilere % 34 pay ayrılır.  
Özelleştirme Yüksek Kurulu, bu Kanun hükümlerine göre Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin en çok % 49’unun devir ve satış esaslarını, bunlara ilişkin usul ve esasları tespite, nihaî devir işlemlerini onaylamaya yetkilidir.  
Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin hisselerinin değerinin tespiti ve satış işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır.”  
2- “MADDE 2.- 406 sayılı Kanunun Ek 18 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.  
Sadece işletme lisans ve ruhsatına ilişkin hizmet vermek üzere kurulmuş sermaye şirketlerine hizmetin tanımı ve yeri belirlenmek suretiyle tesis ve işletme izni verilir. Süresi en çok 49 yıl olarak düzenlenir. Verilmiş izinler, süre sonunda uzatılması talep edilmediği takdirde sürenin bitimi ile kendiliğinden sona erer.  
Sermaye şirketleri haberleşmenin gizliliğine, millî güvenlik ve kamu düzenine aykırı davranışta bulunamazlar. Ulaştırma Bakanlığı sermaye şirketlerinin görev alanlarıyla ilgili faaliyetlerini bütün aşamalarda denetler veya denetletebilir.  
İşletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemleri 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanun hükümleri dahilinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür ve sonuçlandırılır.  
Lisans hizmetlerine ilişkin uygulama usul ve esasları Ulaştırma Bakanlığınca yürürlüğe konulacak yönetmelikle tespit edilir.  
Lisans ve ruhsat alan sermaye şirketlerinin yapacağı telekomünikasyon tesislerinin onaylanmış tatbikat projelerine göre, kamulaştırma ihtiyacı ortaya çıktığında, kamulaştırma bedeli sermaye şirketi tarafından ödenmek kaydı ile genel hükümlere göre kamulaştırma yapılır.”  
3- “MADDE 3.- 406 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.  
EK MADDE 19.- Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satışından elde edilen gelirlerin % 20 kadarı posta hizmetleri, % 20 kadarı telekomünikasyon hizmetleri, lisans ücretlerinin % 20 kadarı telekomünikasyon hizmetlerinin geliştirilmesinde kullanılır. Bu miktarlar ve kullanım alanları Ulaştırma Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenir. Kalan kısım öncelikle borç ödemelerinde kullanılmak üzere Hazineye devredilir.”  
b- 24.11.1994 günlü 4046 sayılı Yasa’nın 3., 4., 15., 34. ve 42. maddeleri şöyledir:  
1- “MADDE 3.- Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği bir Devlet Bakanı, Özelleştirmeden sorumlu Devlet Bakanı (bu konuda görevlendirilmiş bir Devlet Bakanının olmaması halinde Başbakanın belirleyeceği diğer bir Devlet Bakanı), Maliye Bakanı ile Sanayi ve Ticaret Bakanından oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekreterya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür.  
Kurulun görevleri aşağıda belirtilmiştir:  
a) Bu Kanunun 1 inci maddesinde sayılan kuruluşların “özelleştirme kapsamına” alınmasına, özelleştirme kapsamına alınanlardan mevcut durumu itibarıyla özelleştirilebilir nitelikte olmayanların malî ve hukukî açıdan “özelleştirmeye hazırlanmasına”, hazırlık işlemleri tamamlananların bu işlemlerin tamamlanmasından sonra, hazırlık işlemlerine gerek görülmeyenlerin ise doğrudan “özelleştirme programına” alınmasına karar vermek ve özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek,  
b) Özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirme kapsamından çıkarılarak eski statülerine iade edilmesine ve/veya özelleştirme programına alınmış kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirmeye hazırlanmasına karar vermek,  
c) Kuruluşların; satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri aynî hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukukî tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek,  
d) Özelleştirme programına alınan kuruluşların “satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri aynî hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukukî tasarruflarla gerçek ve/veya özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi” yöntemleriyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen nihaî devir işlemlerini onaylamak,  
e) Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlardan gerekli görülenlerin küçültülmesine, faaliyetlerinin süreli veya süresiz olarak durdurulmasına, kapatılmasına veya tasfiyesine karar vermek,  
f) Yurt içinden ve/veya yurt dışından Özelleştirme Fonunun kullanım alanlarında yararlanmak üzere borç almaya ve bu amaçla Devlet garantili ve garantisiz iç ve dış tahviller ile gerekli görülen hallerde her türlü menkul kıymet ihracı ve diğer kıymetli evrakın düzenlenmesine karar vermek,  
g) Gerekli görülen hallerde, Özelleştirme programındaki kuruluşların hisse senetleri ile bu kuruluşlara ait her türlü menkul kıymet ve diğer kıymetli evrakın satın alınmasına ve tekrar satılmasına karar vermek,  
h) Özelleştirme Fonu ve Özelleştirme İdaresinin gelir gider programlarını görüşerek onaylamak,  
ı) Özelleştirme İdaresinin yıl içindeki uygulamaları ile gelecek yıl programlarını değerlendirerek varsa aksaklıkları giderecek tedbirleri almak,  
i) Kanunlarla ve diğer mevzuatla verilen işleri karara bağlamak.  
Kurul, hizmetin ifası için yarar gördüğü hallerde parasal sınırları ile usul ve esaslarını açıkça belirlemek kaydıyla bu maddenin (d) ve (g) bentlerinde yazılı konularda Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yetki verebilir.”  
2- “MADDE 4.- Başbakana bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip, özel bütçeli Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (İdare) kurulmuştur. Başbakan bu Kanunla ilgili yetkilerini görevlendireceği özelleştirmeden sorumlu bir Devlet Bakanı vasıtasıyla kullanabilir. İdare geçici bir teşkilat olup, özelleştirme süreci sona erdiğinde elemanları ihtisaslarına göre ilgili kuruluşlara nakledilirler.  
İdarenin görevleri aşağıda belirtilmiştir;  
a) Kurul kararlarını uygulamak,  
b) Kurul tarafından verilen görev ve yetkilerle ilgili konularda karar vermek ve gerekli işlemleri yürütmek,  
c) Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına veya özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşların eski statülerine iade edilmesi veya özelleştirme programındaki kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirmeye hazırlanmasına karar verilmesi konusunda Kurula teklifte bulunmak,  
d) Kuruluşların özelleştirilmesine ilişkin her türlü işlemin yerine getirilmesi ile bunların özelleştirilmelerine hazırlık amacıyla yönlendirilmesini, faaliyetlerinin takip ve koordinasyonunu yürütmek,  
e) Özelleştirme programına alınan kuruluşlardan anonim şirket statüsünde olmayanların anonim şirket haline dönüştürülüp dönüştürülmemelerine karar vermek,  
f) Özelleştirme programına alınan kuruluşlardan, anonim şirket statüsünde olan ve anonim şirket haline dönüştürülen kuruluşların sermayelerindeki kamu payı % 50’nin altına düşünceye, diğerlerinde ise özelleştirme uygulamaları sonucu devredildikleri tarihe kadar bunların sermaye miktarını tespit etmek, kuruluş, birleşme veya bölünmelerinde gerekli düzenlemeleri yapmak, mal varlıkları ile hak ve yükümlülüklerine ilişkin esasları tespit etmek, hesapları ve faaliyetleri ile ilgili her türlü düzenlemeyi yapmak, bu işlemleri kolaylaştırıcı tedbirleri almak,  
g) Özelleştirme uygulamalarının gerektirdiği özelleştirme ile ilgili her türlü işlemi yürütmek,  
h) Kanunî sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla, kuruluşların malî, idarî ve hukukî yapıları ile ilgili olarak düzenlemeler yapmak,  
ı) Özelleştirme programındaki kuruluşların; kaynak kullanımlarına, taşınmaz edinmelerine, kiralamalarına ve bu taşınmazlar üzerinde sair âkitler yoluyla tasarruf etmelerine, yurt içi ve yurt dışı borçlanmalarına, verimliliğin artırılması ilkesi gözönünde bulundurularak yapılacak personel alımı ve azaltılmasına, çalışma şartlarına, personelinin yurt dışı geçici görevlendirilmelerine ilişkin talepler hakkında karar vermek,  
i) Kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri ile denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunmak (bu görevlere atanacaklardan 4 yıllık yükseköğrenim görmüş olma şartı aranır),  
j) Kurulca ihracına karar verilen her türlü menkul kıymet ile diğer kıymetli evrakın düzenlenmesine yönelik olarak bunların adedi, değeri ve ilgili diğer hususları tespit etmek,  
k) Kuruluşların sermayelerine aynî sermaye konulması hallerinde aynî sermayenin değerlendirmesini yapmak veya yaptırmak,  
l) Özelleştirme Fonunu idare etmek,  
m) Hizmetin gerektirdiği her çeşit araştırma, proje işleri, reklam, tanıtım, halkla ilişkiler işlemleri ve malî denetim ile hukukî, teknik, idarî ve malî değerleme işlemlerini yapmak ve/veya bu işlerin danışman görevlendirilmesi suretiyle yaptırılmasını temin etmek,  
n) Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlara, özelleştirme uygulamalarının gerektirdiği hallerde borç vermek, kamu bankalarının uyguladığı en yüksek ticarî faiz oranını aşmamak kaydıyla Özelleştirme Fonundan sağlanacak finansmana uygulanacak faiz oranlarını ve şartlarını belirlemek,  
o) Kanunlarla ve diğer mevzuatla verilen görevleri yapmak.  
İdare hizmetin ifası için yarar gördüğü hallerde usul ve esaslarını açıkca belirlemek kaydıyla bu maddenin (a) , (b), (h) ve (ı) bentlerinde yazılı konularda özelleştirme programındaki kuruluşlara yetki verebilir.”  
3- “MADDE 15.- Kamu hizmeti gören kuruluşların mülkiyet devri suretiyle özelleştirilmesine ilişkin konularda bu Kanunun 1 inci maddesinde öngörülen ayrı kanunlarla düzenleme yapılmasına ilişkin şartlar saklı kalmak kaydıyla;  
a) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıklarının (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri),  
b) Bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) bendinde belirtilen ve kamu hizmeti gören tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri üreten kamu iktisadî kuruluşları ile bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme ve işletme birimlerinin,  
İşletme haklarının verilmesi veya kiralanması ve mülkiyetin devri dışındaki benzeri diğer yöntemlerle özelleştirilmesi bu Kanun hükümleri çerçevesinde yapılır.  
Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadî kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur. Bunların dışındakiler imtiyaz sayılmaz. Bu madde gereğince imtiyaz sayılan faaliyetlerle ilgili olarak yapılacak anlaşma ve sözleşmeler imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri niteliğinde olup, diğer kanunların bu hususları düzenleyen özel hükümleri saklıdır.  
Bu madde gereğince işletme hakkı verilmesi, kiralama veya benzeri diğer yöntemlerle kullanma hakkının devri süresi 49 yılı geçemez.”  
4- “MADDE 34.- 8.6.1984 tarihli ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin 3 numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.  
3. Kamu İktisadî Kuruluşu “Kuruluş”; sermayesinin tamamı Devlete ait olup, tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadî teşebbüsüdür.”  
5- “MADDE 42.- 18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (c) bendi, 28.5.1986 tarihli ve 3291 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ile 17 nci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.”  
B- Dayanılan Anayasa Kuralları  
1- Başlangıç Bölümünün beşinci paragrafı:  
“Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;”  
2- “MADDE 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”  
3- “MADDE 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”  
4- “MADDE 8.- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.”  
5- “MADDE 153.- Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.  
Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.  
İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukukî boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.  
İptal kararları geriye yürümez.  
Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”  
6- “MADDE 155.- Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.  
Danıştay, davaları görmek, Başbakan ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük tasarılarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek, idarî uyuşmazlıkları çözümlemek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevlidir.  
Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; dörtte biri, nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından Cumhurbaşkanı; tarafından seçilir.  
Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları, kendi üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıl için seçilirler. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.  
Danıştayın, kuruluşu, işleyişi, Başkan, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ile üyelerinin nitelikleri ve seçim usulleri, idarî yargının özelliği, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”  
7- “MADDE 167.- Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.  
Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir.”  
8- “MADDE 172.- Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.”  
III- İLK İNCELEME  
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Yekta Güngör ÖZDEN, Selçuk TÜZÜN, A. Necdet SEZER, Samia AKBULUT, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve Mustafa YAKUPOĞLU’nun katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında dosyadaki eksiklikler giderildiğinden işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.  
IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI  
Anayasa Mahkemesi 28.2.1996 gününde, Esas: 1995/38, Karar: YD.1996/1 sayı ile :  
A- 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı “Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un;  
1- a- 1. maddesiyle değiştirilen 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Ek 17. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının,  
b- 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. maddesine eklenenlerden üçüncü fıkranın, uygulanmalarından doğacak ve sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜKLERİNİN DURDURULMASINA, Samia AKBULUT ile Lütfi F. TUNCEL’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,  
2- a- 1. maddesiyle değiştirilen 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Ek 17. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının,  
b- 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. maddesine eklenenlerden beşinci fıkranın,  
c- 3. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 19’un,  
YÜRÜRLÜKLERİNİ DURDURMA İSTEMİNİN REDDİNE; OYBİRLİĞİYLE,  
B- 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 3. ve 4. maddelerinin, 15. maddesinin beşinci fıkrasındaki “Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadî kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur.” tümcesi ile 42. maddesindeki “18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (c) bendi,” ibaresine yönelik iptal istemleri incelenemeyeceğinden bu kuralların yürürlüklerinin durdurulması istemine ilişkin başvurunun REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
Karar vermiş ve bu karar, 2.3.1996 günlü, 22568 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.  
V- ESASIN İNCELENMESİ  
İşin esasına ilişkin rapor, dâva dilekçesi, ekleri ve iptali istenilen Yasa kurallarıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :  
A- Anayasa ve Özelleştirme  
Anayasa’nın 46. maddesinde “kamulaştırma”ya, 47. maddesinde “devletleştirme”ye yer verilmesine karşın özelleştirme konusunda özel bir düzenleme öngörülmemiştir. “Sosyal Devlet”te kamu hizmetlerinin çoğalması eğilimi giderek ağır bastığı için anayasalarında özelleştirmeye yer veren devletler de bulunmaktadır. Ancak, özelleştirme konusunun Anayasa’da özel olarak düzenlenmemiş olması, yasaklandığı anlamına gelmez. Anayasa’da doğrudan özelleştirmeye ilişkin kurallar bulunmaması nedeniyle yasakoyucu, Anayasa’nın genel ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla, konuyu düzenleme yetkisine sahiptir. Başka bir anlatımla, Anayasa’da özelleştirmenin öngörülmemiş olması yasakoyucunun bu konuda düzenleme yapmasını engellemez.  
Anayasa’da özelleştirme konusunda özel bir düzenlemeye yer verilmemesine karşın, devletleştirmeye ilişkin 47. maddeden, özelleştirme için de kimi ilkeler çıkarılabilir. Çünkü, devletleştirme, özelleştirmenin tersi bir işlemdir. Bu nedenle, devletleştirmeye yetkili organın özelleştirme konusunda da yetkili olduğunun kabulû gerekir. Nitekim öğretide, devletleştirme yapmaya yetkili olan organın “devletsizleştirme”ye de yetkili sayılması gerektiği görüşü çoğunluktadır. Anayasa’nın devletleştirmeye ilişkin 47. maddesinde “Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir.  
Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır. Gerçek karşılığın hesaplanma tarz ve usulleri kanunla düzenlenir.” denilmektedir.  
Anayasa’nın 47. maddesi gereğince, 20.11.1984 günlü, 3082 sayılı “Kamu Yararının Zorunlu Kıldığı Hallerde Kamu Hizmeti Niteliği Taşıyan Özel Teşebbüslerin Devletleştirilmesi Usul ve Esasları Hakkında Kanun” yürürlüğe konulmuştur. Bu Yasa’nın 3. maddesinde de “Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilmesi kanunla düzenlenir.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin, 3082 sayılı Yasa’nın iptali için açılan dâva nedeniyle verdiği 27.9.1985 günlü, Esas 1985/2, Karar 1985/16 sayılı kararı; Yasa’nın tümlüğü içerisinde 3. maddenin devletleştirilecek özel teşebbüsü Yasa’nın göstereceği, kişilerin temel haklarından olan mülkiyet hakkına, çalışma ve özel teşebbüs kurma hürriyetine sınırlamalar getiren devletleştirmenin yasama organınca düzenlenmesinin çok daha güvenceli olduğunda kuşku duyulmayacağı yargısını içermektedir. Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkıyla ilgili korumanın, kamu mülkiyeti için de özel mülkiyetle eşit biçimde değerlendirip düzenlenmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle, özel teşebbüslerin devletleştirilmesinde olduğu gibi kamu varlıklarının özelleştirilmesinde de yetki, yasama organınındır. Bu yetki, yasama organının kamu mülkiyetinin de koruyucusu olmasının doğal sonucudur.  
Özelleştirme Anayasa’da yasaklanmadığına göre yasama organı, yararlı, gerekli ya da uygun gördüğü kamu varlıklarının özelleştirilmesini Anayasa’nın 11. maddesi gereğince Anayasa’nın ilkelerine ve kurallarına bağlı kalarak, yasayla belirleyebilir. Devletleştirmede olduğu gibi özelleştirmede de esas ve yöntemlere ilişkin bir düzenlemenin yasayla yapılması zorunluluğu açıktır. Özelleştirmeyi genelde düzenleyen böyle bir yasanın varlığı, özelleştirilecek her KİT için yasama organınca gerektiğinde özel bir yasa çıkarılmasını engellemez. Yasama organı özelleştirilecek kimi KİT’ler için anayasal ilkelere uygun olmak koşuluyla çerçeve yasaya ayrık biçimde özelleştirme kurallarında değişiklik yapma yetkisine sahip bulunmaktadır.  
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu  
1- 4107 Sayılı Yasa’nın İptali İstenen Kurallarının Anayasa’ya Aykırılığı Sorunu:  
a. Yasa’nın 1. Maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya Eklenen “Ek Madde 17”nin İncelenmesi  
aa. Maddenin İkinci ve Üçüncü Fıkraları  
Yasa’nın 1. maddesiyle 4.2.1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Ek 17. maddesi yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, maddenin birinci fıkrasında, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin en çok %49’nun devredilebileceği, ikinci fıkrasında bu hissenin %10’nun TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bedelsiz olarak verileceği üçüncü fıkrasında ise, hisse satışlarında TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ile Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerine %5, gerçek ve tüzel kişilere de %34 pay ayrılacağı belirtilmiştir.  
Dâvacılar, Anayasa Mahkemesi’nin 3987 sayılı Yetki Yasası’nın iptaline ilişkin kararında, Telekomünikasyon, elektrik üretimi, işletmesi ve dağıtımı, gibi stratejik önemi olan alanlarda yabancı sermayenin girmesinin ötesinde egemen olmasının güvenlik, bağımsızlık ve ekonomik yönlerden çok sakıncalı olacağı, halka ya da çalışana satılsa bile yasada önlem getirilmedikçe payların hızla el değiştirmesi sonucunda satılan kuruluşun yerli ya da yabancı sermaye gruplarının eline geçme olasılığının fazla olabileceği belirtilerek düzenlemelerin bu tür durumları önleyecek biçimde yapılması gerektiğinin açıklanmasına karşın ikinci ve üçüncü fıkralarda yabancı sermaye’ye hiçbir sınır getirilmeden hisse devrine olanak sağlandığı, yabancılara satışta “karşılıklılık gözetilmediği”, bu nedenle, Anayasa’nın 153. maddesindeki Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine ve 5. maddesine uyulmadığını ileri sürmüşlerdir.  
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama yürütme ve yargı organları ile yönetim makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural gereğince Yasama Organı, yapacağı yeni düzenlemelerde daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararlarını gözönünde bulundurmak, bu kararları etkisiz bırakacak biçimde yeni yasa çıkarmamak ve Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen kuralları tekrar yasalaştırmamak yükümlülüğündedir. Üstelik, yasama organı, kararların yalnız sonuçları ile değil bir bütünlük içinde gerekçeleri ile de bağlıdır. Çünkü, kararlar gerekçeleriyle genel olarak yasama işlemlerini değerlendirme ölçütlerini içerirler ve yasama etkinliklerini yönlendirme işlevi de görürler. Bu nedenle yasama organı, yasa çıkarırken iptal edilen yasalara ilişkin kararların sonuçları ile birlikte gerekçelerini de gözönünde bulundurmak zorundadır. İptal edilen yasalarla sözcükler ayrı da olsa aynı doğrultu, içerik ya da nitelikte yeni yasa çıkarılmaması gerekir. Bir yasanın Anayasa’nın 153. maddesine aykırılığından söz edilebilmesi ve iptal edilen önceki yasayla aynı ya da benzer nitelikte olup olmadığının saptanabilmesi için öncelikle, aralarında özdeşlik, anlam ve kapsam ile nitelik ve teknik içerik yönlerinden benzerlik olup olmadığı incelenmelidir.  
4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Telgraf ve Telefon Yasası’na eklenen Ek 17. Maddeyle, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin satılabilecek %49 hissesinden TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne ayrılacak payı belirlemeye, PTT çalışanları ve emeklileri ile küçük tasarruf sahiplerine tanınacak ayrıcalıkları da kapsayacak biçimde satış esaslarını tesbite Ulaştırma Bakanı yetkili kılınmıştır. Ancak bu kural, Ulaştırma Bakanına tanınan yetkilerin açık olmayıp son derece belirsiz ve sınırsız olduğu, satışa sunulan hisselerden PTT çalışanları ve emeklileri ile küçük tasarruf sahiplerine ve T. C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne ayrılacak payların yasayla belirlenmesinin gerektiği, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif hakları etkileyen bir kural koyma yetkisinin bulunmadığı, böylece yasama organının bu konudaki yetkilerinin yürütme organına devredildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nin 22.12.1994 günlü, Esas 1994/70, Karar 1994/65-2 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. 4000 sayılı Yasa’nın bu kuralının iptal edilmesi sonunda doğan hukuksal boşluğun giderilmesi için iptali istenen fıkraların düzenlendiği Yasa’nın gerekçesinden anlaşılmaktadır.  
Bu durumda, iptali istenen fıkralarda satılacak hisseden PTT çalışanları ve küçük tasarruf sahipleriyle TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne, gerçek ve tüzelkişilere ayrılacak paylar yasakoyucu tarafından oran itibariyle saptanarak bu belirsizlikler giderilmiştir. Ayrıca, iptal edilen kurallarla dâva konusu fıkralar arasında özdeşlik olmadığı gibi anlam ve kapsam ile nitelik ve teknik içerik yönünden benzerlik sözkonusu değildir. Bu nedenle, 2. ve 3. fıkraların Anayasa’nın 153. maddesine aykırı bir yanı yoktur.  
Dâva dilekçesinde, yabancı sermayeye hiçbir sınır getirilmeden hisse devrine olanak sağlanarak telekomünikasyon gibi stratejik öneme sahip kamu hizmetlerinin yabancılaştırılması ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı yönünden sakıncalı olması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesine aykırılık savına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 17. Maddenin iptaline ilişkin kararda “...Ek 17. Maddede, Yasa’nın birinci maddesiyle kurulan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin %49’nun satılması, %51 hissenin ise kamuda kalması öngörülmüştür. Telekomünikasyon, stratejik önemi nedeniyle yasakoyucu, şirket hisselerinin satışını %49’la sınırlandırarak yönetim ve denetimin Devlette kalmasını amaçlamıştır. Böylece Telekomünikasyon hizmetlerinde kamu tekelinin devamı sağlanmıştır. Bu nedenle Ek 17. Maddenin Anayasa’nın 2., 5., 11. ve 167. maddelerine aykırılığına ilişkin dâva dilekçesindeki savlar yerinde bulunmamıştır” denilerek şirket yönetim ve denetiminin devlette kalmasını ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı yönünden yeterli görmüştür. Satılabilecek hisse oranı bu Yasa’da da %49 olarak belirlenmiştir. Öte yandan, ikinci fıkrada, TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne bedelsiz olarak devredilmesi öngörülen %10’luk hissenin gerçek ve tüzelkişilere satışının ancak yeni bir yasa ile olanaklı bulunması ayrı bir güvence niteliğindedir.  
Bu nedenle, Anayasa’nın 5. maddesine de aykırı olmayan ikinci ve üçüncü fıkralara ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.  
Yekta Güngör ÖZDEN, Ahmet N. SEZER, Samia AKBULUT ile Yalçın ACARGÜN bu görüşe katılmamışlardır.  
bb. Maddenin Dördüncü Fıkrası  
Maddenin bu fıkrasıyla, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin hisselerinin % 49’unun devir ve satış esaslarını ve bunlara ilişkin usul ve esasları tesbite, nihaî devir işlemlerini onaylamaya bu yasa çerçevesi içinde Özelleştirme Yüksek Kurulu yetkilendirilmiştir.  
Dâva dilekçesinde; 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 17. Maddenin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiği iptal gerekçesine göre, Ulaştırma Bakanı’na bırakılan belirleme ve saptamaların bizzat yasama organı tarafından yasada öngörülmesinin zorunlu olduğu, Anonim Şirket hisselerinin satışına ilişkin usul ve esaslarla değerini belirleme biçimi, ihale ve satış yöntemlerinin yasa ile düzenlenmesi gereken konulardan olduğu, bunlar için yasama organının objektif değerlendirmesinin gerekli olduğu oysa, gerekçe de belirtilen konulara uyulmadan bu kez belirleme ve saptama yetkisinin Özelleştirme Yüksek Kurulu’na verilmek suretiyle aynen yasalaştırıldığı, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun anayasal statüsünün belli olmadığı yasama ya da yürütme organı olarak düşünülemeyeceği bu Kurul’a verilen yetkinin yasama ve yürütme organının yetkilerinin devri niteliğinde olması nedeniyle fıkranın Anayasa’nın 153., 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.  
Özelleştirme Yüksek Kurulu, Şirket hisselerinden % 10’luk bölümün TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bedelsiz olarak devredilmesine ilişkin usul ve esaslarla, TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ile Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerine % 5, gerçek ve tüzel kişilere de % 34’lük payın satış esaslarını bu Yasa kurallarına göre saptayacaktır. Fıkrada, özelleştirme uygulamalarının düzenlendiği 4046 sayılı Yasa kurallarına herhangi bir yollama yapılmamıştır. Tersine 4107 sayılı Yasa hükümleri gereğince uygulama yapılacaktır. 4046 sayılı Yasa gereğince oluşturulan Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun görev ve yetkilerinin bu Yasa’da gösterildiği düşüncesinden hareketle devir ve satış esaslarının da 4046 sayılı Yasa’ya göre saptanacağı söylenemez. Çünkü, 4046 sayılı Yasa, özelleştirme uygulamasını düzenleyen bir çerçeve yasa olup 1. maddesinin son fıkrasına göre de Kamu İktisadî Kuruluşlarının, mülkiyetin devri dışında kalan yöntemlerle özelleştirilmelerinde bu Yasa uygulanacaktır. İncelenen dördüncü fıkrada 4046 sayılı Yasa’ya gönderme yapılmadığına göre bir “Kamu İktisadî Kuruluşu” olan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisselerinin satışı mülkiyetin devri olduğundan 4046 sayılı Yasa’nın uygulanması sözkonusu değildir.  
Yukarıda açıklandığı gibi Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırılıktan sözedebilmek için, iptal edilen kuralla iptali istenen kural arasında anlam ve kapsam ile nitelik ve teknik içerik yönlerinden benzerlik başka bir anlatımla özdeşlik bulunması gerekir.  
406 sayılı Yasa’ya 4000 sayılı Yasa’yla eklenen Ek 17. Maddenin iptaline ilişkin 22.12.1994 gün 1994/65-2 sayılı kararda; Ulaştırma Bakanı’na tanınan yetkilerin belirsiz ve sınırsız olduğu, Anonim Şirket hisselerinin satışına ilişkin usul ve esaslar, ihale ve satış yöntemleri, TC. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne bedelsiz olarak devredilecek % 10’luk payın devrine ilişkin usul ve esasların tümüyle yasa ile saptanması gerekeceği, ihale usul ve satış yöntemlerinin yasada ad olarak değil ayrıntılı ve açık biçimde yasama organı tarafından belirlenmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. İptal nedeniyle doğan hukukî boşluğun giderilmesi için 4107 sayılı Yasa çıkarılmış ve 1. maddesiyle Ek Madde 17 yeniden düzenlenmiştir. Maddenin dördüncü fıkrası ile önceki yasada Ulaştırma Bakanı’na tanınan yetkiler bu kez Özelleştirme Yüksek Kurulu’na verilmiş; yapılan değişiklikle Bakan yerine Özelleştirme Yüksek Kurulu yetkilendirilmiştir. Böylece, iptal kararında belirtilen ve yasa ile saptanması zorunlu olan konuların tamamı Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun takdirine bırakılmıştır. Oysa, bu konuların yasama organınca (objektif) nesnel kurallara bağlanması anayasal zorunluluktur. Bakan veya Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun yetkilendirilmesi yasama yetkisinin devri niteliğini değiştirmez.  
Öte yandan, satış esaslarının kapsamı içinde değerlendirilmesi gereken hisselerin satışında uygulanacak ihale usulü ve satış yöntemlerinin yasa ile belirlenmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Yukarıda “Anayasa ve Özelleştirme” bölümünde belirtildiği gibi devletleştirme özelleştirmenin tersi bir işlem olup, devletleştirmede olduğu gibi özelleştirmede de esas ve yöntemlere ilişkin düzenlemelerin mutlaka yasa ile yapılması zorunludur. Kamu varlıklarının satışında “gerçek değer”e ulaşmada ihale usul ve satış yöntemlerinin etkisi gözardı edilemez. Hisse satışının konum ve durumuna uygun olan ihale ve satış yönteminin önceden yasa ile belirlenmesi zorunluluğu kimi sakıncaları da ortadan kaldırır.  
Bu nedenle, 4000 sayılı Yasa ile düzenlenen ve iptal edilen Ek 17. Maddenin birinci fıkrası ile iptali istenen dördüncü fıkra arasında nitelik, teknik içerik ile anlam ve kapsam yönlerinden benzerlik bulunduğu, başka bir anlatımla özdeş oldukları açıktır. Anayasa’nın 153. maddesine aykırı olan dördüncü fıkranın iptali gerekir.  
Lütfi F. TUNCEL bu görüşlere katılmamıştır.  
cc. Maddenin Beşinci Fıkrası  
Fıkrada, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin değerinin tesbiti ve satış işlemlerinin, 4046 sayılı Yasa hükümlerine göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yürütülüp sonuçlandırılacağı belirtilmektedir.  
Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satış esasları ve buna ilişkin usul ve esaslar Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca tesbit edildikten sonra hisselerin satış işlemleri 4046 sayılı Yasa kurallarına göre Özelleştirme İdaresi’nce yürütülüp sonuçlandırılacaktır. Hisselerin satış işlemlerinin yürütülüp sonuçlandırılmasından anlaşılması gereken, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca saptanan satış esasları kapsamındaki ihale ve satış yöntemi gibi Özelleştirme İdaresinin uygulama aşamasındaki idarî ve teknik hazırlık çalışmalarıdır. Bunlar 4046 sayılı Yasa’da düzenlenmiş bulunmaktadır.  
Şirket hisselerinin değerinin saptanması ve bunun sonuçlandırılması ise 4046 sayılı Yasa’nın 18/B maddesine göre İdarece yapılacaktır. Beşinci fıkra ile 4046 sayılı Yasa’ya yapılan yollama hisselerin değer tesbiti ve satış işlemleri ile sınırlıdır.  
Dâva dilekçesinde, 4046 sayılı Yasa’ya göre özelleştirme işlemlerinin sonuçlandırılmasında “son merci” Özelleştirme Yüksek Kurulu olmasına karşın, buna ait bir yetkinin herhangi bir müsteşarlıkla eşdeğerde olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bırakılması yetki devri yönünden Anayasa’ya aykırı görülerek fıkranın sonundaki “sonuçlandırılır” sözcüğünün iptali istenmektedir.  
Fıkradaki “sonuçlandırılır” sözcüğünün değerlendirilebilmesi için şirketin hisselerinin değer tesbiti ve satış işlemleri ile birlikte düşünülme zorunluluğu vardır. Özelleştirme İdaresi, fıkradaki yollama nedeniyle Şirketin hisselerine ilişkin değer tespit çalışmalarını 4046 sayılı Yasa’nın 18/B maddesine göre sonuçlandıracaktır. Maddede, özelleştirme programına alınan kuruluşların değer tesbitinin bu kuruluşların nitelikleri ve bunlara uygulanacak özelleştirme yöntemleri de dikkate alınarak genel kabul görmüş onbir değerleme metodları ile yapılması öngörülmüştür. Bu işlemler, İdare bünyesinde ve İdare Başkanı’nın onayı ile en az beş üyeden oluşturulacak “Değer Tesbit Komisyonları” veya İdare tarafından teklif ve Kurul’ca kabul edilecek “Özel bağımsız ihtisas kuruluşları” tarafından yapılacaktır. Değerlendirme metodlarının Yasa’da yalnızca adlarının sayılması duruma göre İdareye birini seçme olanağının verilmesi gerçek değere ulaşmayı zorlaştıran belirsizliklerdir. Bunların; Yasa’da yer almaması durumunda da genel kabul görmüş uygulanabilecek değerlendirme yöntemleri olduğu açıktır. Şirket hisselerinin özellikle gerçek ve tüzel kişilere satışında uygulanacak değerlendirme esasları gerçek değeri yansıtacak nitelikte olmalıdır. Devletleştirmede “gerçek değeri” esas alan Anayasa koyucunun bunun tersi olan özelleştirmede kamu varlıklarını korumasız bıraktığı düşünülemez. Öte yandan, değer saptama yetkisi olan birimlerin hiçbir etki altında kalmadan çalışabileceği bir yapıya kavuşturularak gerçek değerin bulunmasında hukuksal alt yapı oluşturulmalıdır. 4046 sayılı Yasa’nın 4. maddesi uyarınca Başbakana bağlı olan Özelleştirme İdaresi Başkanı’nın 18. maddeye göre oluşturacağı “Değer Tesbit Komisyonlarının” tam bir bağımsızlıkla görev yapabilmesi oldukça güçtür. 4046 sayılı Yasa’nın 18/B maddesinde değer tesbit yöntemleri ve bunu uygulayacak “Değer Tesbit Komisyonlarının” oluşum biçimiyle görev ve yetkilerinin yasama organınca belirlenmesi gerekir. Bu nedenle şirket hisselerinin değerinin tesbitinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülüp sonuçlandırılacağına ilişkin kural yasama yetkisinin devri niteliğinde olup, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali istenen beşinci fıkra ile Anayasa’ya aykırılığı saptanan bu maddeye yollama yapıldığından buna göre gerçekleştirilecek bir değer tesbiti ve sonuçlandırılma işlemi de Anayasa’nın 7. maddesine aykırılık oluşturur. Fıkranın sonundaki “...sonuçlandırılır.” sözcüğünün bu yönden iptali gerekir.  
Mustafa BUMİN, Sacit ADALI ve Lütfi F. TUNCEL bu düşünceye katılmamışlardır.  
b) Yasa’nın 2. Maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın “Ek 18. Madde”sine Eklenen Fıkraların İncelenmesi  
aa. Eklenen Üçüncü Fıkra  
4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle, 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 18. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, Anayasa Mahkemesi’nin 1994/65-2 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Doğan hukukî boşluğun giderilmesi amacıyla 4107 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. Maddesine beş yeni fıkra eklenmiştir.  
İptali istenen üçüncü fıkra ile; Bakanlığın mobil telefon, çağrı cihazı, data şebekesi, akıllı şebeke, kablo TV, ankesörlü telefon, uydu sistemleri, rehber basım ve benzeri katma değerli hizmetler konularında sermaye şirketlerine vereceği işletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemlerinin 4046 sayılı Yasa’ya göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yürütülüp sonuçlandırılacağı öngörülmektedir.  
Dâva dilekçesinde, Yasa’nın 1. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek madde 17’nin son fıkrasında “sonuçlandırılır” sözcüğünün iptali için ileri sürülen savlar burada da aynen tekrarlanarak fıkranın sonundaki “sonuçlandırılır” ibaresinin iptali istenmiştir. Ayrıca, fıkranın tümünün; 4046 sayılı Yasa’ya yapılan yollama nedeniyle bu Yasa’nın 15. maddesinin 5. parağrafı ve 34. maddesinin uygulamaya girmesiyle imtiyaz kapsamının daraltıldığı ve belirli kamu hizmetlerinin imtiyaz sözleşmesi kapsamı dışına çıkartıldığı bu nedenle Anayasa’nın 155. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.  
Fıkrada, Bakanlıkça katma değerli hizmetlere ilişkin verilecek işletme lisans ve ruhsatların değer tesbitlerinin 4046 sayılı Yasa’nın 18/B maddesine göre yapılması öngörüldüğünden Ek 17. Maddenin son fıkrası için belirtilen anayasal aykırılık nedenleri bu fıkra için de aynen geçerlidir.  
Eklenen üçüncü fıkrada, işletme lisans ve ruhsatlarının değer tesbitlerinin nasıl yapılacağının belirtilmesine karşın Bakanlıkça bunların hangi yöntemle verileceğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Özelleştirme uygulamalarını düzenleyen 4046 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son fıkrasında, Kamu İktisadî Kuruluşlarının mülkiyetin devri dışındaki yöntemlerle yapılacak özelleştirmelerin de bu Yasa’nın uygulanacağı belirtildiğine göre, işletme lisans ve ruhsatlarının verilmesinde 18/C maddesindeki ihale usullerine bağlı olacağı açıktır. Kaldıki 18/C maddesinde ihale işlemlerini ilgilendiren kurallar da bulunduğundan iptali istenen fıkra ile yapılan yollama nedeniyle de incelenmesi gerekir.  
4046 sayılı Yasa’nın 18/C maddesinde ihale usûllerinin tamamı sayılmış, Özelleştirme İdaresi’ne işin gereğine göre bunlardan birini ya da birkaçını uygulama olanağı verilmiş; ihale işlemlerinin İdare Başkanı’nın onayı ile beş üyeden oluşacak ihale komisyonları tarafından yürütüleceği öngörülmüştür. İhale usûlleri, kamu idarelerinin satacağı mal ya da gördüreceği işlerde rekabet koşulları içinde en uygun teklifin oluşmasını gerçekleştirecek yöntemlerdir. Bu nedenle yalnız yöntem türlerinin belirlenmesi değil, durum ve konuma göre hangilerinin uygulanacağının açıkça saptanması gerekir. İhale komisyonlarının hiçbir etki altında kalmadan çalışabilecekleri ortamın sağlanması, doğabilecek kimi sakıncaları ortadan kaldırır.  
18/C maddedeki ihale usûllerine ilişkin belirsizliğin giderilmemesi ve ihale komisyonlarının oluşumu ile görev ve yetkilerinin yasama organınca kurallara bağlanmaması yasama yetkisinin devri niteliğinde olup Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. Anayasa’ya aykırılığı saptanan bu kurala yollama yapılarak uygulama olanağı verilmesi nedeniyle söz konusu üçüncü fıkranın iptali gerekir.  
Mustafa BUMİN, Sacit ADALI ve Lütfi F. TUNCEL bu görüşe katılmamışlardır.  
Dâva dilekçesinde, eklenen üçüncü fıkranın Anayasa’nın 155. maddesine de aykırılığı savında bulunulmuştur. 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 18. Maddenin birinci fıkrasına ilişkin yukarıda değinilen 22.12.1994 günlü, Esas 1994/70, Karar 1994/65-2 sayılı kararda, sermaye şirketlerine katma değerli hizmetlerin işletme lisans ve ruhsatının Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi tarafından değil “Bakanlık” tarafından verileceği, bakanlığın bu fıkra gereğince işletme lisans ve ruhsatına ilişkin sermaye şirketleriyle yapacağı sözleşmelerin idarî sözleşme olacağı, lisans ve ruhsat verilen şirketler için Bakanlığın koşulları belirleme, gözetim, denetim ve yaptırım uygulama yetkisinin bulunduğu, kamu hizmetinin özel teşebbüse gördürülmesine ilişkin ve yönetime üstünlük tanıyan, koşullarını Ulaştırma Bakanlığı’nın belirleyeceği sözleşmelerin imtiyaz sözleşmeleri olduğundan, Anayasa’nın 155. maddesi gereğince Danıştay’ın öndenetimine bağlı olacağı belirtilerek 18. maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak ve nitelikleri gereği imtiyaz sayılacak işletme lisans ve ruhsat sözleşmelerinin özel hukuk kurallarına bağlı olmasını ve bunların imtiyaz oluşturmayacağını öngören bir kurala Yasa’da yer verilmediğinden birinci fıkra Anayasa’ya aykırı görülmemiştir. 4107 sayılı Yasa’yla Ek 18. Maddenin birinci fıkrasında bir değişiklik yapılmamış, eklenen öbür fıkralarda ise işletme lisans ve ruhsatlarına ilişkin sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi sayılmayacağı yolunda da bir düzenleme yoktur. Maddenin bu kapsamı nedeniyle 4046 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin beşinci fıkrasının ilk tümcesiyle 34. maddenin işletme lisans ve ruhsatlarının verilmesinde uygulanma olanağı bulunmamaktadır.  
Bu nedenle Anayasa’nın 155. maddesine aykırılık savı yerinde görülmemiştir.  
bb. Eklenen Beşinci Fıkra  
Fıkrada, katma değerli kamu hizmetlerini yürütmek üzere işletme lisans ve ruhsatı alan sermaye şirketlerinin yapacakları tesislerin Bakanlıkça onaylanmış uygulama projelerine göre kamulaştırma gereksinimi ortaya çıkarsa bedeli sermaye şirketi tarafından ödenmek üzere 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası gereğince kamulaştırmanın yapılacağı öngörülmektedir.  
Dâva dilekçesinde, işletme lisans ve ruhsatlarının büyük bölümünün yabancı şirketlerce alınacağı belirtilerek, buna bağlı olarak kamulaştırılacak taşınmazın kimin adına tescil edileceğinin, imtiyaz sona erdikten sonra mülkiyetin ne olacağının açıklığa kavuşturulmadığı; yabancılara, sonradan hukuksal tartışma yaratabilecek ve geri alınamayacak haklar sağlayacak biçimde kamulaştırmaya olanak tanındığı ve önceki kararlara uyulmadığı savıyla fıkranın Anayasa’nın 5. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.  
Anayasa’nın 46. maddesine göre, Devlet ve kamu tüzelkişileri kamu yararının gerektirdiği durumlarda karşılığı peşin ödenmek kaydıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını ya da bir kısmını yasada gösterilen usullere göre kamulaştırabilir. 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası, özel mülkiyetteki taşınmaz malların Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmazın geri alınmasını, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm ve yöntemlerini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Yasa’nın 1. maddesinin ikinci fıkrasında özel yasalara dayanılarak gerçek ve özel hukuk tüzelkişileri adına kamulaştırma yapılabileceği belirtilmektedir. İptali istenen fıkrada kamulaştırmanın 2942 sayılı Yasa uyarınca yapılacağı öngörülmüştür.  
Buna göre, kamulaştırılan taşınmaz mal kamulaştıran idare adına tescil edilecektir. Fıkradan, kamulaştırmanın işletme lisans ve ruhsatı alan şirketler adına yapılacağı anlamı çıkartılamaz. Ancak, kamu idaresi adına tescil edilen taşınmazın katma değerli kamu hizmetini yürütecek olan şirketler tarafından kullanılması doğaldır. 2942 sayılı Yasa gereği, Ulaştırma Bakanlığı adına tescil edilecek olan taşınmazın, lisans ve ruhsat alan yabancı bir şirkete mülk satışı biçiminde yorumlanarak Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarına uyulmadığı bu nedenle 153. maddeye aykırı hareket edildiği savı yerinde görülmemiştir. 
Bu nedenle, fıkraya ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.  
c) 3. Maddeyle 406 Sayılı Yasa’ya Eklenen Ek Madde 19’un İncelenmesi  
Maddede, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satışından elde edilecek gelirin % 20 kadarı posta hizmetlerinde, % 20 kadarı da telekomünikasyon hizmetlerinin gelişiminde kullanılacağı, ayrıca, şirketlere verilen işletme lisanslarından alınacak ücretlerin % 20 kadarının da telekomünikasyonun gelişimi için harcanacağı belirtilmektedir. Bu miktarlar ve kullanım alanları Ulaştırma Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar Kurulu’nun kararıyla belirlendikten sonra kalan kısım öncelikle borç ödemelerinde kullanılmak üzere Hazine’ye devredilecektir.  
Dâva dilekçesinde, madde ile Bakanlar Kurulu’na tanınan yetkinin sınırsız ve çok geniş olduğu böylece Anayasa’nın Başlangıç bölümünün beşinci paragrafı ile 7. maddesine ve bu konuda daha önce verilmiş Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması nedeniyle de 153. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.  
4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya Eklenen Ek 17. Maddenin üçüncü fıkrası ile Ek 18. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları Anayasa Mahkemesi’nin 1994/65-2 sayılı kararında, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satışı ile, işletme lisans ve ruhsatlarından alınacak ücretlerden telekomünikasyon ve posta hizmetlerinin gelişiminde kullanılmak üzere ayrılacak payları belirlemeye Ulaştırma Bakanı’nın yetkili kılınması yasama yetkisinin devri niteliğinde görülerek Anayasa’nın 7. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.  
Dâva konusu maddede ise ayrılacak paylarda üst sınır belirtilmiş, Ulaştırma Bakanı’nın önerisi Bakanlar Kurulu’nun kararıyla bu sınırın altında oran saptamaya olanak tanınmıştır. Hisse satışlarından elde edilecek gelirlerle işletme lisanslarından alınacak ücretlerin yıllar itibariyle ne kadar gerçekleşeceğinin belirsizliği Bakanlar Kurulu’na alt oranları saptama konusunda yetki verme zorunluluğunu doğurmuştur. Madde kapsamı, belirsiz ve sınırsız olmadığından yasama yetkisinin devri niteliğinde görülmemiştir. Bu nedenle madde, Anayasa’nın 7. ve 153. maddelerine aykırı bulunmadığından iptal isteminin reddi gerekir.  
2- 4046 Sayılı Yasa’nın İptali İstenen Kimi Maddelerinin Anayasa’ya Aykırılığı Sorunu  
Dâva dilekçesinde, 4046 sayılı Yasa’nın 3. ve 4. maddeleriyle 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3. ve 4. maddeleriyle 15. maddesinin beşinci fıkrasındaki “Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadî kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur.” tümcesi, 34. maddesi ve 42. maddesindeki “18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (c) bendi” ibaresinin iptali istenmiştir. Ancak, bu kurallara 4107 sayılı Yasa’nın iptali istenen kuralları ile herhangi bir yollama yapılmadığından bu maddelere yönelik iptal istemi incelenemeyeceğinden başvurunun reddi gerekir.  
C- İptal Sonucu Karşısında Yasa’nın Öbür Kurallarının Uygulama Olanağı Kalıp Kalmadığının İncelenmesi  
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında “Ancak başvuru, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya İçtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya İçtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanun, kanun hükmünde kararnamenin veya İçtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir.” denilmektedir. Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden düzenlenen Ek 17. Maddenin iptal edilen kuralları nedeniyle uygulama olanağı kalmayan beşinci fıkrasının kalan bölümünün de iptali gerekir.  
VI- SONUÇ  
A- 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı “Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un:  
1- 1. maddesiyle değiştirilen 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Ek 17. maddesinin;  
a- İkinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
b- Üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Ahmet N. SEZER, Samia AKBULUT ile Yalçın ACARGÜN’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,  
c- Dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Lütfi F. TUNCEL’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,  
d- Beşinci fıkrasının sonundaki “...sonuçlandırılır.” sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI ile Lütfi F. TUNCEL’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,  
2- 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. maddesine eklenenlerden;  
a- Üçüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI ile Lütfi F. TUNCEL’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,  
b- Beşinci fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
3- 3. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 19’un Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
4- 1. maddesiyle değiştirilen Ek madde 17 nin iptal edilen kuralları nedeniyle uygulama olanağı kalmayan beşinci fıkrasının kalan bölümünün de 2949 sayılı, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrası nedeniyle İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
B- 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı “Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 3. ve 4. maddelerine, 15. maddesinin beşinci fıkrasındaki “Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların sadece tekel niteliğindeki mal ve hizmet üretim faaliyetleri ile kamu iktisadî kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim faaliyetleri imtiyaz addolunur.” tümcesine, 34. maddesine ve 42. maddesindeki “18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (c) bendi,” ibaresine yönelik İPTAL İSTEMİNİN İNCELENEMEYECEĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,  
28.2.1996 gününde karar verildi.  
  
  
  
   
Başkan 
Yekta Güngör ÖZDEN  
Başkanvekili 
Selçuk TÜZÜN  
Üye 
Ahmet N. SEZER   
Üye 
Samia AKBULUT  
Üye 
Haşim KILIÇ  
Üye 
Yalçın ACARGÜN   
  
  
   
Üye 
Mustafa BUMİN  
Üye 
Sacit ADALI  
Üye 
Ali HÜNER   
  
   
Üye 
Lütfi F. TUNCEL  
Üye 
Fulya KANTARCIOĞLU     
 
 
 
KARŞIOY YAZISI 
 
Esas Sayısı : 1995/38 
Karar Sayısı : 1996/7 
 
Ek 17. maddenin üçüncü fıkrasına ilişkin karşıoyum;  
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası gereğince Anayasa Mahkemesi kararları, yasama organını da bağlayan kesin yargılardır.  
Bu bağlamda konuyla ilgili ve gözardı edilmesi olanaksız 7.7.1994 günlü, Esas 1994/49, Karar 1994/45-2 sayılı karara aykırı biçimde yapılan yeni düzenlemenin Anayasa’nın amacına, ereğine ve anlamına aykırı kurallar içermesi nedeniyle iptali gerekir.  
Zaman ve yer almamak için bu doğrultudaki öbür karşıoylardaki görüşleri de paylaşıyor, Mahkemenin red gerekçesine katılmıyorum. 
  
   
Başkan 
Yekta Güngör ÖZDEN     
 
 
 
KARŞIOY YAZISI 
Esas Sayısı : 1995/38 
Karar Sayısı : 1996/7 
 
Anayasa’nın, Cumhuriyet’in niteliklerini belirleyen 2. maddesindeki, “Türkiye Cumhuriyeti.... başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan... bir .... Devlet(tir)” açıklığı, Başlangıç’ta belirtilen temel ilkeleri Cumhuriyetin nitelikleriyle özdeşleştirmiştir. İçerdiği temel görüş ve ilkeleri, diğer kurallarıyla eşdeğer olan Anayasa’nın başlangıç kısmının beşinci paragrafında, “Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatleri ...nin karşısında korunma göremeyeceği....” ilkesi ile de Anayasa’nın öngördüğü hukuk düzeni içinde ulusal çıkarların herşeyin üzerinde tutulması gerektiği vurgulanmıştır.  
Öte yandan, Anayasa’nın 2. maddesinde, “... toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı ... içinde insan haklarına saygılı...” olunacağı kuralına yer verilerek devlet ve toplumun çıkarlarına öncelik tanınmıştır.  
Anayasa’nın 5. maddesinde de, “...Türk Milletinin bağımsızlığı” ile “... kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” Devlet’in temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. 5. maddedeki “Türk milletinin bağımsızlığı” ilkesi siyasal ve ekonomik bağımsızlığı birlikte içermektedir. Bunlar, yalnız başına bir anlam taşımayıp, birbirlerini tamamlayan kavramlardır.  
Anayasa’nın 16. maddesinde ise, Anayasa’nın 12. maddesinde herkese tanınan temel hak ve özgürlüklerin, yabancılar için, uluslararası hukuka uygun olarak yasayla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir.  
Yabancıların temel hak ve özgürlüklerin kimilerinden vatandaşlar gibi yararlandırılmamasının, bu hakların kimi sınırlama ya da kısıtlamalara bağlı tutulmasının nedenlerini Devlet’i korumak, onun sürekliliğini sağlamak gibi düşüncelerde aramak gerekir. Devletin geleceği üzerinde doğrudan etkisi olan yaşamsal önemdeki konularda, yabancıların ağırlığını önleyici kuralların getirilmesi, bağımsızlığın korunması yönünden zorunludur.  
Kalkınmayı hızlandırmak için elbette dış borçlanma, yabancı sermaye, yabancı ortaklıklardan yararlanmak gerekir. Ancak, özelleştirme yoluyla giderek yabancıların nüfuzuna yol açılması, ülke bağımsızlığı yönünden kabul edilemez. Bu gerçek, özelleştirme politikası uygulayan gelişmiş kimi ülkeleri bile önlem alma zorunda bırakmıştır. Örneğin, yabancılara satılabilecek pay oranı Fransa’da % 20, Belçika’da % 20-25, İngiltere’de ise % 10 ile sınırlandırılmıştır. Türk Ulusu’nun çıkarlarının, ülke bağımsızlığının ve güvenliğinin gözetilmesi özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi yönünden getirilecek kuralların önemi büyüktür. Uygulamaların karşılıklılık ilkesi gözetilerek yapılması gerekir.  
Telekomünikasyon gibi stratejik önemi olan alanlara yabancıların girmesinin ötesinde, egemen olması, güvenlik, bağımsızlık ve ekonomik yönlerden çok sakıncalı olabilir. Çünkü, bu tür kamu hizmetleri ülke güvenliği ile çok yakından ilgilidir.  
Halka ya da çalışana satılsa bile yasada önlem getirilmedikçe payların hızla el değiştirmesi her zaman için olanaklıdır. Özelleştirilen ve ilk aşamada halka satılan kuruluşların sonradan yerli ya da yabancı sermaye gruplarının eline geçme olasılığı fazladır. Düzenlemelerin bu tür durumları önleyecek biçimde yapılması gerekir.  
Anayasa’nın 47. maddesinde devletleştirme olanağının getirildiği, yabancıya satışın ülke çıkarlarına olumsuz etkisi görülürse devletleştirme yoluna gidilerek bu riskin ortadan kaldırılabileceği düşüncesi, ulusal ve uluslararası hukuk yönünden pek geçerli görülemez. Gerçekten, Devletleştirme Yasası’na göre özel teşebbüsleri Devletleştirme oldukça güçleşmiştir. Konunun uluslararası boyutuna bakıldığında olayın çok daha güç olduğu görülür.  
Bu nedenlerle, özelleştirme ile ilgili yasalarda yabancılarla ilgili kimi sınırlamalar getirilmesi ülkenin bağımsızlığı ve ulusun güvenliği ile doğrudan ilgilidir. Böyle bir düzenlemenin bulunmaması, uygulamanın, anılan ilkeleri zedeleyici sonuç doğurmasına neden olabilir.  
Telekomünikasyon gibi stratejik öneme sahip kamu hizmetlerinin yabancılaşması, ülke savunması, güvenliği ve bağımsızlığı yönünden sakıncalıdır.  
Anayasa Mahkemesi’nin 7.7.1994 günlü, 1994/49-45-2 sayılı kararında bu görüşler belirtilmesine karşın dava konusu 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 406 sayılı Yasa’nın Ek 17. maddesinin üçüncü fıkrasında, yabancıların satın alabilecekleri paylar yönünden herhangi bir sınır getirilmemiş gerçek ve tüzelkişilere satılacak % 34 payın tümünün yabancılara satılmasına olanak sağlanmıştır.  
Bu nedenle, üçüncü fıkra Anayasa’nın Başlangıç’ının beşinci paragrafındaki “Türk Millî Menfaatleri”nin korunması ve 5. maddesindeki devletin, “Türk Milletinin Bağımsızlığı”nı ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğu”nu sağlama ilkelerine aykırıdır. İptali gerekir. 
  
  
  
   
Üye 
Ahmet N. SEZER  
Üye 
Samia AKBULUT  
Üye 
Yalçın ACARGÜN     
 
 
 
KARŞIOY YAZISI 
 
Esas Sayısı : 1995/38 
Karar Sayısı : 1996/7 
 
Anayasa Mahkemesi’nce 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı “Telgraf ve Telefon Kanununa Bazı Ek Maddeler Eklenmesine, Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”la ilgili olarak oyçokluğuyla alınan, 28.2.1996 günlü, E. 1995/38, K. 1996/7 sayılı kararın kimi bölümlerine aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum.  
1- Ek 17. Maddenin Dördüncü Fıkrası Yönünden:  
4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Ek 17. maddesinin dördüncü fıkrasıyla, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin % 49’unun devir ve satış esaslarını ve bunlara ilişkin usul ve esasları tespite, nihaî devir işlemlerini onaylamaya bu Yasa çerçevesinde Özelleştirme Yüksek Kurulu görevlendirilmiştir.  
Oyçokluğuyla alınan kararın değerlendirme bölümünde bu konuda daha önce Anayasa Mahkemesi’nce alınan 22.12.1994 günlü, 1994/65-2 sayılı karara göndermede bulunularak, “Buna göre 4000 sayılı Yasa ile düzenlenen ve iptal edilen Ek 17. maddenin bir bölümü ile iptali istenen bu fıkranın özdeş olduğu teknik, içerik ve kapsam yönünden tam bir benzerlik gösterdiği açıktır. Bu nedenle Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına aykırı olan bu fıkranın iptali gerekir.” denilmiştir.  
Bir yasanın Anayasa’nın 153. maddesine aykırılığından söz edilebilmesi için, iptal edilen önceki yasayla “aynen” ya da “benzer” nitelikte olması zorunludur. İki yasanın aynı ya da benzer nitelikte olup olmadığının saptanabilmesi için öncelikle, aralarında “Özdeşlik”, yani anlam ve nitelik ile “teknik, içerik ve kapsam” yönlerinden benzerlik olup olmadığının incelenmesi gerekir.  
Dava konusu kural incelendiğinde, bunun Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen kuraldan farklı hükümler içerdiği görülmektedir.  
Anayasa Mahkemesi’nin 22.12.1994 günlü, E. 1994/70, K. 1994/65-2 sayılı kararı ile iptaline karar verilen 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 17. maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.  
406 sayılı Yasa’nın Ek 17. maddesinin 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen kurallarıyla, 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilen kuralları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bir bütünlük içinde yorumlandığında, Ek 17. maddede 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile yapılan değişiklikle, 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile yapılan değişiklikten farklı kurallar getirilmiş, bu arada dördüncü fıkrada da Ulaştırma Bakanı’na tanınan yetkiler Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda yeniden düzenlenecek bu yetki Özelleştirme Yüksek Kurulu’na verilmiştir. Kanaatimize göre dördüncü fıkranın yalnız başına değil, diğer fıkralarla birlikte değerlendirilmesi daha yerinde olur.  
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen 4000 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 17. madde ile, 3.5.1995 günlü, 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin dördüncü fıkrası, Anayasa’nın 153. maddesinde öngörülen benzerlik içinde bulunmamaktadır. Bu nedenle işin esasına girilerek yeni getirilen hükmün Anayasa’ya uygun olup olmadığının irdelenmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekirdi.  
Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.  
2- Ek 17 Maddenin Beşinci Fıkrası ve Ek 18. Maddesine Eklenenlerden Üçüncü Fıkra Yönlerinden:  
a) 4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 406 sayılı Yasa’nın Ek 17. maddesinin beşinci maddesinin sonundaki “... sonuçlandırılır.” sözcüğünün;  
b) 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. maddesine eklenenlerden üçüncü fıkranın;  
Anayasa’ya aykırı oldukları yolundaki çoğunluk görüşüne, üyeler Mustafa BUMİN ve Sacit ADALI’nın görüşleri doğrultusunda katılmıyorum. 
  
   
Üye 
Lütfi F. TUNCEL     
 
KARŞIOY YAZISI 
Esas Sayısı : 1995/38 
Karar Sayısı : 1996/7 
	4107 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 406 sayılı Telgraf ve Telefon Yasası’nın Ek 17. maddesinin beşinci fıkrasında, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisselerinin değerinin tespiti ve satış işlemlerinin, aynı Yasa’nın 2. maddesiyle 406 sayılı Yasa’nın Ek 18. maddesine eklenen üçüncü fıkrasında da, işletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespit ve ihale işlemlerinin 4046 sayılı Yasa hükümleri dahilinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yürütülerek sonuçlandırılacağı öngörülmektedir.  
	Her iki fıkrada da sayılan işlerin yürütülüp sonuçlandırılmasında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yetkili kılınmış ve bu işlerin 4046 sayılı Yasa hükümleri dahilinde yürüteceği belirtilmiştir.  
	Çoğunluk görüşüne göre, özelleştirme programına alınan Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisseleri ile işletme lisans ve ruhsatlarının değerlerinin tespiti, ihale ve satış işlemlerinin 4046 sayılı Yasa’da öngörülen genel esaslara göre yapılması ve bu işlemlerin sonuçlandırılmasının Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bırakılması Anayasa’nın 7. maddesinde sözü edilen “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkesine aykırıdır. Değerleme ve satış yöntemlerinin, yollama yapılan 4046 sayılı Yasa’da ad olarak sayılmış olması yeterli olmayıp, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin özelleştirilmesinde bu esaslardan hangisinin uygulanacağının 4107 sayılı Yasa’da ayrıca gösterilmesi gerekmektedir.  
	Söz konusu hükümlere ilişkin iptal gerekçesinin aşağıda açıklanan nedenlerle katılma olanağı bulunmamaktadır.  
	4000 sayılı Yasa’nın EK MADDE 17 ve EK MADDE 18’inde, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin satışına ilişkin usul ve esasların Ulaştırma Bakanlığı’nca belirleneceği hükme bağlanmış iken, bu düzenlemenin Anayasa’nın 7. maddesine aykırı bulunması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin 22.12.1994 günlü, E: 1994/70, K: 1994/65-2 sayılı kararıyla iptali sonucu yürürlüğe konulan dâva konusu 4107 sayılı Yasa ile, bu konularda karar vermeye Özelleştirme Yüksek Kurulu yetkili kılınmış, şirket hisseleri ile işletme lisans ve ruhsatlarının değerlerinin tespiti, ihale ve satış işlemlerinin de Özelleştirme İdaresi Başkanı’nın onayı ile kurulacak komisyonlarca 4046 sayılı Yasa hükümleri dahilinde yürütüleceği belirtilmiştir.  
	4046 sayılı Yasa’nın 18. maddesinin (A) bendinde özelleştirme yöntemleri gösterilmiş, bu bendin son fıkrasında da, özelleştirmeye konu olan işin gereğine göre, belirtilen özelleştirme yöntemlerinden hangilerinin uygulanacağına Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca karar verileceği hükme bağlanmıştır.  
	Öte yandan, aynı maddenin (B) bendinde “Değer Tesbiti” usulleri sayıldıktan sonra, özelleştirme programına alınan kuruluşların değer tespit işlemlerinin, bu kuruluşların nitelikleri ve bunlara uygulanacak özelleştirme yöntemleri dikkate alınarak bu bentte sayılanlardan birisi ile yapılacağı, (C) bendinde de, sayılan altı ihale usulünden hangisinin veya hangilerinin uygulanacağına Özelleştirme İdaresi’nce karar verileceği ve ihale sonuçlarının ihale sonrasında açıklık-şeffaflık ilkesi gereği kamuoyuna duyurulacağı belirtilmiştir.  
	Anayasa Mahkemesi’nin süreklilik kazanan kararlarına göre, bir yasal düzenlemenin Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için, yapılacak işin sınırları yasa ile belirlenmeli, teknik konulardaki uygulamaya ilişkin ayrıntıların saptanması ise yürütmeye bırakılmalıdır. Anayasa’nın 8. maddesinin gerekçesinde belirtildiği gibi, “... yürütme yasamaya tâbi bir organ olmaktan çıkarılmış, her iki kuvvetin Devlet faaliyetlerinin düzenlenmesinde eşitlik ve denklik içinde işbirliği yapmalarını öngören parlamenter hükümet sistemi bütün gerekleriyle uygulanmaya konmuştur. Bu nedenle yürütme, 1961 Anayasası’nda olduğu gibi bir görev olmaktan çıkartılmış, yürütme gerekli yetkilere sahip ve kanunların kendisine verdiği görevleri yerine getiren bir kuvvet olarak düzenlenmiştir.”  
	Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi hisselerinin satışına ilişkin usul ve esasları belirlemede Ulaştırma Bakanı’na yetki veren 4000 sayılı “Telgraf ve Telefon Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun”un Ek 17. maddesi, Ulaştırma Bakanı’na tanınan yetkilerin belirsiz ve sınırsız olduğu, maddede şirket hisselerinin değerini belirleme biçimi ve bunların satış ve ihale yöntemleri gibi kimi yöntemlerin düzenlenmediği, bu yöntemlerin yasada ad olarak değil, ayrıntılı ve açık biçimde belirlenmesinin zorunluğu bulunduğu, Ek 17. madde ile Ulaştırma Bakanı’na bırakılan belirleme ve saptamaların bizzat yasama organı tarafından yasada gösterilmesinin gerektiği, maddenin bu haliyle yetki devrine neden olduğu, bu yüzden de “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkesini düzenleyen Anayasa’nın 7. maddesine aykırı bulunduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.  
	4000 sayılı Yasa’nın Ek 17. ve Ek 18. maddelerinin iptaline ilişkin 22.12.1994 günlü, E: 1994/70, K: 1994/65-2 sayılı kararın “Karşıoy Yazısı” bölümündeki gerekçede de belirtildiği gibi, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisselerinin değeri, sermaye piyasalarında arz-talep dengesi ile oluşur. Zamana ve günün koşullarına göre oluşacak bu değerin önceden yasa ile belirlenmesi yararlı ve hatta olanaklı da değildir. Bu değer saptama metodlarının seçimi konusunda idareye yetki tanınması işin gereğine daha uygun düşer.  
	Ayrıca, şirket hisselerinin Türkiye’deki sermaye piyasalarında veya uluslararası sermaye piyasalarında halka arzı söz konusu olduğunda, Sermaye Piyasası Kurulu veya İstanbul Menkul Kıymetler Borsası veya yurt dışındaki borsaların yönetmeliklerine göre yapılacak yüklenim anlaşmaları çerçevesinde , yüklenici firmalar, hisse senetlerinin değerini ayrıca belirleyebilirler ve oluşan değer yasa ile belirlenecek değerlerden farklı olabilir.  
	Bu gibi günün siyasal ve ekonomik koşullarına göre hızlı değişkenlik gösteren ve oluşacak değerlere göre karar almayı gerekli kılan konulara ilişkin usul ve esasların ayrıntılı ve açık biçimde yasada belirlenmesinin doğru olmayacağı, ekonomik nitelikteki bu kararların günün koşullarına ve kamunun yararına uygun biçimde süratle alınabilmesi için Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın yetkili kılınmış olmasının uygun olduğu düşünülmektedir.  
	Nitekim, dâva konusu Yasa hükmü ile yollamada bulunulan 4046 sayılı Yasa’nın 18. maddesinde de, özelleştirme programına alınan kuruluşların özelleştirilmesinde uygulanacak yöntemler ile değer tespit ve ihale usullerinden hangilerinin uygulanacağına işin gereği gözetilerek Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca karar verileceği belirtilmiştir.  
	Anayasa’nın 125. maddesine göre, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun bu işlemleri idarî yargının denetimine tâbi olacaktır. Objektif düzenleme ve subjektif idarî işlemler kamu yararına aykırı olursa bu işlemler idarî yargı yerlerince iptal edilebilir. Kaldı ki, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hesapları TBMM’nin denetimine tâbi olup, bu yolla da denetim söz konusudur.  
	Öte yandan, 4046 sayılı Yasa’nın 4. maddesine göre, Başbakan’a bağlı ve kamu tüzelkişiliğine sahip olarak kurulan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, ana hizmet birimleri, danışma birimleri ve yardımcı birimlerden oluşmaktadır.  
	4046 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca da, Özelleştirme İdaresi Başkanı müşterek kararname ile, Başkan Yardımcıları Başkanın teklifi ve Başbakanın onayı ile ve diğer personel de Başkan tarafından atanmaktadır. Başkan, Başkan Yardımcısı, Başkanlık Müşaviri, Daire Başkanlığı ve Proje Grup Başkanlığı kadrolarına atanacakların 4 yıllık yüksek öğrenim görmüş olmanın yanında, görevlerini yerine getirebilmek için gereken bilgi ve deneyime sahip olmaları koşulu aranmaktadır.  
	Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı oluşturacak personelin seçimi ile atanmalarındaki yönteme göre, çalışmalarında bağımsız olamayacakları yolundaki çoğunluk görüşü ise, yerindelik denetimine girer ve Anayasa yargısında yerindelik denetimine yer verilmemiştir.  
	Açıklanan nedenlerle, Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin hisselerinin değerinin tespiti ve satış işlemleri ile işletme lisans ve ruhsatına ilişkin değer tespiti ve ihale işlemlerinin, 4046 sayılı Yasa’da gösterilen usullerden biri ile yapılacağı ve bu işlemlerin Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca sonuçlandırılacağı yolundaki 406 sayılı Yasa’ya Ek 17. maddenin beşinci fıkrasıyla, Ek 18. maddeye eklenen üçüncü fıkrada Anayasa’nın 7. maddesine aykırılık görülmemiştir.  
	Söz konusu hükümlere ilişkin iptal isteminin reddi gerekeceği görüşüyle kararın bu bölümüne karşıyız. 
  
Üye 
Mustafa BUMİN  
Üye 
Sacit ADALI     
 
DEĞİŞİK GEREKÇE 
Esas Sayısı : 1995/38 
Karar Sayısı : 1996/7 
Dava dilekçesinde 4107 sayılı Yasa’nın yanısıra 4046 sayılı Yasa’nın da kimi hükümleri dava konusu yapılmıştır.  
Anayasa’nın 151., 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 22. maddesi uyarınca, kanunların esas yönlerinden Anayasa’ya aykırılıkları iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açılabilmesi için tanınan süre, bunların Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altmış gündür.  
27.11.1994 günlü, 22124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4046 sayılı Yasa’ya karşı 4.7.1995 gününde açılan davada altmış günlük sürenin geçirilmiş olduğu açıktır. Ancak davacılar 4046 sayılı Yasa’ya karşı iptal isteminde bulunurken, 4107 sayılı Yasa’nın gönderme yaptığı 4046 sayılı Yasa’nın kimi kuralları ile bu Yasa’nın 4107 sayılı Yasa yönünden de uygulanabileceğini düşündükleri kurallarının, 4107 sayılı Yasa metninden sayılacağı görüşünden hareket etmişlerdir.  
İptal davalarında dava açma süresi hak düşürücü süredir ve kamu düzeni ile ilgilidir. Bu nedenle bir yasanın yaptığı göndermeden yola çıkarak gönderme yapılan yasayı da Anayasa’ya uygunluk denetimine bağlı kılmak, o yasa yönünden süre koşulunun aşılması anlamına geleceğinden kabul edilemez. Bu durum, kuşkusuz Anayasa Mahkemesi’nin gönderme yapan bir yasa kuralı nedeniyle gönderme yapılan diğer bir yasa kuralını gözönünde bulundurmasına engel oluşturmaz. Ancak, sonuçta gönderme yapan kuralda gönderme yaptığı kuralı kapsamına alması nedeniyle bir aykırılık oluşup oluşmadığı saptanarak bunun Anayasa’ya aykırı olduğuna veya olmadığına karar verilebilir.  
4107 sayılı Yasa’nın yaptığı gönderme nedeniyle dava açma süresi geçirilmiş olan 4046 sayılı Yasa’nın kimi hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varılarak bu kurallara gönderme yapan 4107 sayılı Yasa’nın ilgili maddesinin de Anayasa’ya aykırılığına karar vermek 4046 sayılı Yasa’nın 4107 sayılı Yasa’dan bağımsız olarak incelenmesi anlamına gelir. Oysa 4046 sayılı Yasa’ya karşı süresi içinde bir iptal davası veya itiraz yolu ile başvuru olmadıkça anayasal denetime bağlı tutulması olanaklı değildir.  
Açıklanan nedenlerle çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum. 
  
   
Üye 
Fulya KANTARCIOĞLU
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (1)
Söz konusu esas kararın ilgili olduğu yürürlüğün durdurulması kararı (1)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul