• Dava Türü: İptal Davası
  • Süreç:
  • Karar Türü: İptal
  • KANUNUM Yürürlük Değerlendirmesi: Yürürlükte
  • Esas No: 2011/142
  • Karar No: 2013/152
  • Karar Tarihi: 03.04.2013
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
2011/142 E.,2013/52 K., 3.4.2013 T. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

İPTAL DAVASINI AÇAN :
-
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Emine Ülker TARHAN ve Muharrem İNCE ile birlikte 116 milletvekili 
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
-
Ankara 11. İdare Mahkemesi (E.2012/127)
DAVA VE İTİRAZIN KONUSU :
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin; 

A- İptal davası ile ilgili, 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 59. ve 60. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddine,

B- 1- 18. ve 76. maddeleri hariç olmak üzere tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile eki cetvel ve listelerin, 

2- 7. maddesiyle 3.6.2011 günlü, 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici Madde 10’un (2) numaralı fıkrasında yer alan “… (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)…” ibaresinin, 

3- 15. maddesiyle 21.7.1983 günlü, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ek 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişikliklerin, 

4- a- 53. maddesiyle 18.12.1953 günlü, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın,
 
b- 56. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 9’un birinci ve ikinci fıkraları ile Geçici Madde 10’un üçüncü ve dördüncü fıkralarının, 

5- 62. maddesiyle 16.4.2003 günlü, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in birinci fıkrasının, 
6- 63. maddesinin (a) bendiyle 3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinde yapılan değişikliklerin, 
 
7- 68. maddesiyle 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 14’ün, 

8- 74. maddesinin, 

a- (a) bendiyle değiştirilen 3.10.1983 günlü, 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarının,

b- (b) bendiyle 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliklerin,

c- (c) bendiyle 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 23. maddeden sonra gelmek üzere eklenen Geçici Madde 1’in ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının,

9- 90. maddesiyle 19.2.1985 günlü, 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in üçüncü ve dördüncü fıkralarının, 

10- 94. maddesinin birinci fıkrasının,

a- (a) bendiyle 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde yapılan değişikliklerin,

b- (c) bendiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinde yapılan değişiklik ve eklemelerin, 

Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 8., 11., 35., 36., 63., 70., 87., 90., 91., 128., 135. ve 160. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- HÂKİMİN REDDİ, İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ ile İTİRAZ BAŞVURUSUNUN GEREKÇELERİ
A- Dava Dilekçesinin Gerekçe Bölümü Şöyledir: -
“I. HAKİMİN REDDİ TALEBİ

Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde, “adil yargılanma hakkı” düzenlenmiş; 138 inci maddesinde ise, “Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” denilmiştir.

Yargıçların bağımsızlığına gerekçe oluşturan, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermesine ilişkin bu kuraldan yargıçların tarafsızlığı anlaşılmalıdır. Yargıçlara yönelik “meslek ahlakı standartlarını” oluşturmak amacıyla belirlenen ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararıyla benimsenen, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul ettiği 2003/43 sayılı “Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkeleri” de yargıcın bağımsızlığı ile tarafsızlığına ilişkin bağlayıcı hükümler içermektedir. 

Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri şöyledir: 

“Değer 1: BAĞIMSIZLIK
İlke: Yargı bağımsızlığı, hukuk devletinin ön koşulu ve âdil yargılanmanın temel garantisidir. Bundan dolayı hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını temsil ve muhâfaza etmelidir.

Uygulama:

1.1 Hâkim, doğrudan ya da dolayısıyla her hangi bir sebeple ya da her hangi bir yerden gelen müdâhale, tehdit, baskı, teşvik ve tüm hâricî etkilerden uzak, hâkimin olayları değerlendirmesi temelinde, vicdânî hukuk anlayışı ile uyum içerisinde bağımsız olarak yargısal işlevini yerine getirmelidir.

1.2 Hâkim, genelde toplumdan, özelde ise karar vermek zorunda olduğu ihtilâfın taraflarından bağımsızdır.

1.3 Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.

1.4 Hâkim, yargısal görevlerini yerine getirirken, tek başına karar vermek zorunda olduğu hususlarda diğer yargıçlardan da bağımsızdır.

1.5 Hâkim, yargının kurumsal ve eylemsel bağımsızlığını sürdürmek ve arttırmak için, yargısal görevlerinin ifasına yönelik koruma tedbirlerini almalı ve bunları artırmalıdır.

1.6 Hâkim, yargı bağımsızlığını sürdürmede esas olan yargıya yönelik kamusal güveni güçlendirmek amacıyla, yargı etiği ile ilgili yüksek standartlar sergilemeli ve bunları ilerletmelidir.

Değer 2: TARAFSIZLIK

İlke: Tarafsızlık, yargı görevinin tam ve doğru bir şekilde yerine getirilmesinin esasıdır. Bu prensip, sadece bizâtihî karar için değil aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerlidir.

Uygulama:

1. Hâkim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2. Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır.

3. Hâkim, duruşma ve karar aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olasılıkları makul ölçüler içerisinde asgariye indirecek şekilde hareket etmelidir.

4. Hâkim, önündeki bir dava veya önüne gelme ihtimâli olan bir konu hakkında, bilerek ve isteyerek; yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça âdilânelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak hiçbir yorumda bulunmamalıdır. Ayrıca hâkim, her hangi bir şahsın ya da meselenin âdil yargılanmasını etkileyebilecek alenî olsun veya olmasın her hangi bir yorum da yapmamalıdır.

5. Hâkim, tarafsız olarak karar veremeyeceği durumda veya makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide tarafsız olarak karar veremeyeceği izlenimi yaratması halinde, yargılamanın her hangi bir aşamasına katılmaktan çekinmelidir. Sınırlı sayıda sayılmamakla birlikte bu durum aşağıdaki ihtimâllerde söz konusu olur:

6. Hâkimin, yargılama aşamasında delil kâbilinden tartışılan olaylarla ilgili kişisel bir bilgiye sahip olması veya davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olması veya,

7. Hâkimin ihtilâf konusu davada, olaya ilişkin bir tanıklığının olması ya da daha önceden bu konuda avukat olarak hizmet vermiş olması veya, 
 
8. Hâkim ya da hâkimin ailesinden birisinin ihtilâf konusu dava sonuçlarıyla ilgili ekonomik bir çıkarının olması. Davaya bakmaya devam edecek yeni bir mahkemenin kurulamaması halinde veya hiçbir şeyin yapılmamasının durumun aciliyeti nedeniyle ciddi şekilde adaletsizliğe yol açacağı halde hâkime, görevden el çektirmek gerekmez.”

Birleşmiş Milletler Bangolar Yargı Etiği İlkelerinin yukarıda aynen yer verilen “Bağımsızlık” ve “Tarafsızlık” değerleri hiçbir yoruma ve ek açıklamaya ihtiyaç göstermeyecek derecede açıktır. 

Kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde (http://www.wikileaks.ch/origin/186_18.html) yer alan 03 ANKARA 4862 kodlu yazıda, “ 4. (C) Kapsamlı reformların önde gelen savunucularından, Anayasa Mahkemesi Hakimi Haşim Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak CHP’nin mevcut problemleri için kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır. CHP, muhalefet etmek görüntüsünü vererek ya da çok çekişme yarattıktan sonra isteksizce “her şeyi” – demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm reformları -- kabul ederek, kendisi için prensipsiz ve erişilemez bir imaj yaratmakta. CHP, Hükümet doğru şeyi yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti Hükümetinin yaptığı her şeye muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu söylemiştir. Bu da seçmenleri kaçırıyor demiştir.” ifadeleri yer almaktadır. 

Kamuoyuna yansıyan ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç tarafından da yalanlanmayan belgeye dayalı bilgilere göre, Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara Büyükelçiliği yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu anlaşılmış, bu konudaki gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Sayın Başkanın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar veremeyeceği izlenimi doğmuştur. 

Yasama ve yürütme organlarının siyasi söylemlerinden ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiilen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmesi de gereken bir yüksek yargıcın, hem de yabancı bir ülkenin Büyükelçiliğine iç siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulunmasındaki tuhaf ötesi gariplik bir yana, yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü, Anayasaya şekil ve esas bakımından; Anayasa değişikliklerini ise şekil bakımından denetlemek ve bireysel başvuruları karara bağlamakla Anayasal olarak görevli Anayasa Mahkemesinin bir üyesinin, TBMM’nin çıkardığı yasaları, yasa gücünde kararnameleri, TBMM İçtüzüğünü ve Anayasa değişikliklerini gerek gördüğü durumlarda Anayasa Mahkemesine taşımakla Anayasal olarak yetkilendirilmiş Anamuhalefet Partisi hakkında şikayetvari olumsuz görüş beyan etmenin de ötesinde, hiç kimseyi yüceltmeyecek sözler söylemesi; yargıcın bireysel bağımsızlığını koruyamadığını, karar vermek zorunda olduğu ihtilafın taraflarından bağımsız kalamadığını, sadece bizatihi karar için değil, aynı zamanda kararın oluşturulduğu süreç açısından da geçerli olan tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmayan eylemler içinde bulunduğunu, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde bulunmadığını; önüne gelme ihtimâli olan davalar hakkında, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açıkça adilanelik vasfını makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak yorumlarda bulunduğunu, hiçbir yoruma ihtiyaç göstermeyecek açıklıkta ortaya koymaktadır.

Somut olayda, ekte yer alan belgeler ve bu belgeler çerçevesinde kamuoyu önünde yapılan aleni tartışma ve değerlendirmeler karşısında, Sayın Başkan Haşim Kılıç’ın derin bir sessizliğe bürünerek, usulen yalanlama yoluna dahi gitmemiş olması, kamuoyunda ABD Ankara Büyükelçiliğine Cumhuriyet Halk Partisini şikayet eder mahiyetteki sözleri söylediği ve olumsuz değerlendirmelerde bulunduğu ve dolayısıyla davanın bir tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya tarafgirlik içerisinde olduğu şeklinde anlaşılmış ve Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu işbu davada bir yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin ciddi kuşkuların yerleşmesine yol açmıştır.

25 Nisan 2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde yapılan açılış konuşmasındaki şu sözler de Sayın Haşim Kılıç’a aittir: 

“Anayasanın 175 inci maddesinde Anayasa değişikliği için öngörülen nitelikli çoğunluk anlayışının içinde, uzlaşmaya dönük örtülü bir yaklaşım olduğu düşünülebilirse de, bu, çoğunluğu elde edenlerin azınlıkta kalan diğer görüşleri ve farklılıkları yok sayma, dışlama ya da dayatma yolunu haklı kılamaz. Ancak, nitelikli çoğunluk dışındaki görüş sahiplerinin de bu gücü bloke etme, etkisizleştirme gibi davranış sergilemelerine de izin verilemez. Doğal hukukla örtüşen evrensel değerler üzerinde geniş katılımlı bir iradeyi oluşturmak zor değildir. Yeter ki demokrasinin müzakere imkânlarından faydalanarak çözüm bulma iradesi samimiyetle ortaya konulabilsin. Toplumun tanıklığında ortaya konulan bu samimi duruşlar, çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” noktasındaki düşünce sahiplerinin haksızlığını açıkça ortaya koyacaktır. Siyaset kurumları, geçmişte yaşanan fahiş hatalarla hesaplaşarak, sorunlara çözüm önerilerini cesaretle sunabilmelidirler. Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesi’ne dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.”

Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı Haşim Kılıç’a göre, Anayasanın 175 inci maddesinde aranan nitelikli çoğunluk, uzlaşmaya dönük açık bir kural değil, sadece örtülü bir yaklaşım olarak düşünülebilir ve Anayasal olarak yetkilendirilmiş Anamuhalefet partisinin, siyasal iktidarın çoğunlukçu, dayatmacı ve “ben yaptım oldu” anlayışıyla çıkardığı yasal düzenlemeleri, iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine götürmesi, “Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı”dır. 

CHP’nin Anayasa Mahkemesine dava açmasına ilişkin olarak kamuoyunda kahve sohbeti düzeyinde sürdürülen güncel siyasi tartışmalar esnasında, sadece Anayasa Mahkemesine iptal davası açma yetkisi bulunan Anamuhalefet Partisini aşağılamayı ve toplum nezdinde itibarsızlaştırmayı değil, aynı zamanda Başkanı olduğu Yüksek Mahkemenin demokratik sistem içindeki işlevi ile Anayasal varlık nedenini de sorgulayan bu sözleri, herhangi bir siyaset insanı değil, Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanı söyleyebilmiştir. Dahası bu sözler, günümüz Türkiye’sinin kâbusu olduğu üzere, dostlar arasında yapılan özel bir sohbetin ortam veya telefon dinlemesi suretiyle elde edilmesi ve medyaya servisi yoluyla kamuoyuna yansımamış; yazılı ve görsel tüm medyanın takip ettiği Yüksek Mahkemenin 49 ncu Kuruluş Günü Töreninde -6223 sayılı Yetki Yasasının siyasal iktidarın sayısal çoğunluğuna dayalı olarak kabul edildiği 06.04.2011 tarihinden 20 gün sonra 25.04.2011 tarihinde- yapılmıştır. 

Demokratik siyasal sistemlerde bir siyasi partinin muhatabı, diğer siyasi partilerdir. Bu bağlamda, herhangi bir siyasi parti hakkında siyasi değerlendirme, eleştiri ve suçlamaları yapacak olanların da halkın oylarına talip olan diğer siyasi partiler olacağında kuşku yoktur. Anayasasında demokratik hukuk devleti ile kuvvetler ayrılığı ilkelerini benimsemiş ve yargıç bağımsızlığı ile tarafsızlığına yer vermiş bir ülkede, Anayasa Mahkemesi Başkanının herhangi bir siyasi partiyi bırakınız suçlamayı, eleştirmesi dahi hiçbir şekilde mümkün olamaz. Hele bu suçlamanın, Başkanı olduğu Mahkemenin demokrasilerdeki işlevi ile varlık nedenini de yok sayarak Anayasa Mahkemesine dava açmak gibi Anayasal bir hakkın kullanımı, muhalefet görevinin bir parçası ve temel hak ve özgürlükler ile halkın çıkarlarını korumanın gereği ile ilgili olması, açıklanabilir olmanın uzağındadır. 

Anayasa Mahkemesinin Sayın Başkanının amacı ve hedefi, “kör kör parmağım gözüne” kadar açık ve herhangi bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar belirgin bir şekilde Anamuhalefet Partisini, “Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığı” ile suçlaması; hukuksal konumu ve statüsü ile mesleki deneyimi göz önüne alındığında, ancak, Anamuhalefet Partisine karşı alt benliğe yerleşmiş katı önyargının, üst benliğin kontrol işlevini parçalayarak açığa çıkacak derecede güçlü olmasıyla mümkün olabilir ve bu durum tarafsızlığın yitirildiğinin en belirgin göstergesidir.

Öte yandan, Sayın Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiği 1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki yasasının iptali başvurularına üye ve başkan sıfatıyla katılmıştır. 

Bu Yetki Yasaları ve Anayasa Mahkemesi kararları ile Sayın Haşim Kılıç’ın kullandığı oylar şöyledir:

1) 06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin açtığı davada, AYM 12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı Kararı ile 3755 sayılı Yetki Yasasını, Anayasanın 91 inci ve 153 üncü maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, karşıoy kullanmıştır.

2) 24.06.1993 günlü 3911 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı Kararı ile 3911 sayılı Yetki Yasası, “verilen yetkinin belirsiz olduğu”, “yetki yasasında bulunması gereken öğeleri içermediği”, “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu olup olmadığının tespitinin olanaksız olduğu”, “yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.
 
3) 18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı Kararı ile 3990 sayılı Yetki Yasası, “verilen KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olmadığı”, “yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu”, “öngörülen amaç, konu ve kapsamın somut ve belirgin nitelikte olmadığı” gerekçeleriyle Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile İptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ, iptali yönünde oy kullanmakla beraber, KHK çıkarma yetkisinin ivedi, zorunlu ve önemli durumlara ilişkin olması gerektiği görüşüne katılmamıştır.
 
4) 31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı Yetki Kanununun iptali için TBMM Üyeleri Hasan KORKMAZCAN, Bülent ECEVİT ve 113 Milletvekilinin açtığı davada, AYM 04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı Kararı ile 4109 sayılı Yetki Yasasını, “erkler ayrılığı”, “demokratik hukuk devleti” “yasama yetkisinin devredilemeyeceği” ilkelerine aykırı olduğu, “nerelerin il, nerelerin ilçe olacağı konusunda belirsizlik yarattığı”, “kapsam ve ilkelerinin belirsiz olduğu” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

5) 08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anavatan Partisinin açtığı davada, AYM 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45 sayılı Kararı ile 4113 sayılı Yetki Yasasını, “yetki yasasında, çıkarılacak KHK’lerin konu, amaç, kapsam ve ilkelerinin belirgin ve somut biçimde gösterilmemesi”, “yasama yetkisinin devrini doğurması” gerekçeleriyle Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

6) 31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı Yetki Kanununun iptali için Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’in açtığı davada, AYM 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı Kararı ile 4183 sayılı Yetki Yasasını, “amaç, kapsam ve ilkelerin belirsiz olduğu”, “Bakanlar Kurulu’na geniş kapsamlı KHK çıkarma yetkisi verildiği”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanındığı” gerekçeleriyle, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak OYBİRLİĞİ ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

7) 29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet Partisinin açtığı davada, AYM 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararı ile 4588 sayılı Yetki Yasasını, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelmesi”, “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bulunarak OYÇOKLUĞU ile iptal etmiş; Sayın Haşim KILIÇ iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır.

8) 21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Kanununun iptali için Fazilet Partisinin açtığı davada, AYM 20.03.2001 tarihli ve E.2001/9, K.2001/56 sayılı Kararı ile 4615 sayılı Yasanın 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan “idari” ibaresini, “idarî hak kavramının, memurların ve diğer kamu görevlilerinin malî ve sosyal hakları dışında kalan tüm haklarını ifade etmesi nedeniyle belirsizlik içermesi”, “idari haklara ilişkin düzenlemelerin Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alan içinde olması” “Malî ve sosyal haklar dışındaki idarî hak kavramı içinde nitelenebilecek konuların önemli, zorunlu ve ivedi durumlar kapsamında düşünülemeyeceği” gerekçeleriyle Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı bularak oyçokluğu ile iptal etmiş; Sayın Haşim Kılıç iptali yönünde oy kullanmış ve iptal gerekçelerinin tamamına katılmıştır. 

9) 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanununun iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı davada, AYM’nin 27.10.2011 tarihli ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı oyun üstün sayılmasından dolayı iptal istemi reddedilmiştir.

Her dosyanın kendi içinde değerlendirilmesi gerekeceği kural olmakla birlikte, Sayın Haşim Kılıç’ın Yetki Yasaları konusunda 1993 yılından bu yana istikrar kazanmış görüşünden ve bu görüşlerindeki, “sınırlarının geniş ve belirsiz olması”, “yürütme organına, TBMM’ne ait bulunan yasama yetkisini sınırsız biçimde kullanma olanağı ve yürütmeye yasama karşısında üstünlük tanınması” “verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemesi” gerekçelerinden dönerek iptal isteminin reddi yönünde oy kullanması, kamuoyunda AKP’yi Anayasa Mahkemesi Başkanının kurtarması şeklinde değerlendirilmiş ve bu değerlendirme Sayın Haşim Kılıç’ın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda yargıç tarafsızlığı ile karar veremeyeceğine ilişkin yerleşen ciddi kuşkuları pekiştirmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 59 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan, Başkan ve üyelerin istişari görüş ve düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacaklarına ilişkin kural ile 60 ıncı maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, “Başkan ve üyeler tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu iddiası ile reddolunabilirler.” hükmüne dayanarak Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim Kılıç hakkında reddi hakim talebinde bulunuyoruz.”

“…

III. GEREKÇELER

1) 11.10.2011 Tarihli ve 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin 18 inci ve 76 ncı Maddeleri Hariç Tümünün ve Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasaya Aykırılığı 

Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrasında, “Kuvvetler ayırımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;” belirtildikten sonra 2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesine yer verilmiş; 6 ncı maddesinde, hiç kimse ve hiçbir organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı; 7 nci maddesinde, Yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak yerine getirileceği kuralları getirilmiş; 87 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna “belli konularda” KHK çıkarma yetkisi verilmesi TBMM’nin görevleri arasında sayılmış; 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılmayacağını göstereceği hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında da vurgulandığı üzere, Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, yasama yetkisinin genel ve asli bir yetki olması, TBMM’ye ait bulunması ve devredilememesi karşısında KHK çıkarma yetkisinin kendine özgü ve ayrık bir yetki olduğu anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla yetki yasalarının, yasama yetkisinin devri anlamına gelecek ya da bu izlenimi doğuracak biçimde yaygınlaştırılıp genelleştirilmemesi gerekir. KHK’ler ancak ivedilik gerektiren belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konulmak durumundadır. 

Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesinin nedeni, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanırken; Anayasa Komisyonu Başkanınca da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.” denilerek aynı doğrultuda görüş bildirilmiştir. 

Yetki yasasında Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulunun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. KHK’nin, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla gösterilmemeli, değişik biçimlerde yorumlamaya elverişli olmamalıdır. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.

Anayasa Mahkemesinin 1990’lardan bu yana verdiği kararlarda, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi vermesi için, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması gerekeceğine yönelik içtihat oluşturduğu gözlenmektedir (06.02.1990 günlü ve E.1988/62, K.1990/3). Yüksek Mahkeme, 16.10.1993 günlü ve E.1993/26, K.1993/28 sayılı kararında ise, “KHK’lar, ancak ivedilik isteyen belli konularda, kısa süreli yetki yasaları temel alınarak etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeler için yürürlüğe konur.” demiştir. İvedilik koşulu ile etkin önlemler ve zorunlu düzenlemeleri taşımayan hususlarda KHK çıkarma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devri anlamına geleceği açıktır.

Nitekim; 1990 yılından bu yana, Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi veren 9 adet yetki yasasının iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurulardan, sonuncusu olan 6223 sayılı Yetki Yasası hariç, 06.06.1991 günlü ve 3755 sayılı, 24.06.1993 günlü ve 3911 sayılı, 18.05.1994 günlü ve 3990 sayılı, 31.05.1995 günlü ve 4109 sayılı, 08.06.1995 günlü ve 4113 sayılı 31.08.1996 günlü ve 4183 sayılı, 29.06.2000 günlü ve 4588 sayılı, 21.12.2000 günlü ve 4615 sayılı Yetki Yasaları; Anayasa Mahkemesinin sırasıyla 12.12.1991 günlü ve E.1991/27, K.1991/50 sayılı; 16.09.1993 tarihli ve E.1993/6, K.1993/28 sayılı; 05.07.1994 tarihli ve K.1994/44-2 sayılı; 04.07.1995 günlü ve E.1995/35, K.1995/26 sayılı; 19.09.1995 tarihli ve E.1995/39, K.1995/45 sayılı; 02.10.1996 günlü ve E.1996/61, K.1996/35 sayılı; 05.10.2000 tarihli ve E.2000/45, K.2000/27, 20.03.2001 günlü ve E.2001/9, K.2001/56 sayılı kararları ile iptal edilmiştir.

Yüksek Mahkemenin anılan 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı Kararında;

“Anayasanın 87 nci maddesine göre, ancak, belli konularda KHK çıkarma yetkisi verilmesi gerekirken dava konusu Yasa’yla her konuyu kapsayacak biçimde genel bir yetki verilmiştir. Bakanlar Kurulu, ayrık tutulan iki kurum dışında tüm kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden örgütleyebilecek, bunların görev ve yetkilerini yeniden düzenleyebilecek, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin ücret, aylık, disiplin ve cezaları ile emeklileri hakkında kanun ve KHK’lerde değişiklik yapabilecek, Devletin gelirleri ve harcamalarına ilişkin tüm mevzuatı ‘kamu malî yönetimi’ kavramı içinde değerlendirerek yeni kurallar getirebilecektir. Sınırları geniş ve belirsiz konularda düzenleme yapmak üzere Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi verilmesi, Anayasanın 87 nci maddesinde belirtilen ‘belli konu’larda verilen yetki olarak değerlendirilemez.

Öte yandan, yasa, Anayasanın 91 inci maddesinde belirtilen öğeleri de içermemektedir. Yasa’nın 1 inci maddesinde çıkarılacak KHK’lerin “kapsam” ve konusu içiçe girmiş, kapsamının çok geniş ve sınırsız olması nedeniyle de verilen yetkinin 91 inci maddede öngörülen yasak alana girip girmediğinin denetimi olanaksız hale gelmiştir. Konu ve kapsamdaki bu sınırsızlık ve belirsizlik, TBMM’ne ait olan yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelir. Amaç, konu, ilke ve kapsamla ilgili sınırların belirli olması gerekirken bunlara uyulmadan KHK çıkarma yetkisi verilmesi Anayasanın 7 nci maddesine aykırılık oluşturur.

Yasa’nın 2 nci maddesinde, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin ivedi ve zorunlu hallerde kullanılması gerektiği belirtilmiştir. Yetkinin “önemli, ivedi ve zorunlu” durumlarla sınırlandırılması, dava konusu Yetki Yasası’nda olduğu gibi bunun takdirinin Bakanlar Kuruluna bırakılmasıyla değil, amacın, kapsamın ve konunun içeriği yönünden ivedi ve zorunlu olduğunun yasakoyucu tarafından saptanmasıyla olanaklıdır. Niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeler ivedi ve zorunlu olarak nitelendirilemez. Dava konusu Yasa’nın amaç ve kapsamındaki genişlik ve sınırsızlık, verilen yetkinin önemli, ivedi ve zorunlu durumları içerip içermediğinin tespitine imkan vermemektedir. 

Açıklanan nedenlerle Yetki Yasası’nın 1 inci maddesiyle 2 nci maddesinin birinci fıkrası Anayasanın Başlangıç’ının dördüncü paragrafı ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

denilmiştir. 

6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının,

(a) bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;” denildikten sonra; (1) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine; (2) numaralı alt bendinde, mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine; (3) numaralı alt bendinde, mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına; 

(b) bendinde ise, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına; “ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.” gibi belirsiz ve sınırsız ifadelere yer verilerek Yetki Yasasının amacı ortaya konmak istenmiştir.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, Yetki Yasasının kapsamına ilişkin olarak, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;” denilip, 
 
(a) bendinde, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak;” ifadesinden sonra, 19 alt bent halinde 19 yasa ve KHK sayılmış ve (20) numaralı alt bendinde, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri kapsar.” denilerek adeta teşkilatlanmaya ilişkin tüm yasa ve yasa gücünde kararnameler kapsama alınmak istenmiş; 

(b) bendinde ise, “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak;” denildikten sonra 6 alt bent halinde 5 yasa ve 1 KHK sayılmış ve (7) numaralı alt bendinde ise, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde” ifadesiyle de neredeyse tüm kamu personeli hakkında Bakanlar Kuruluna her türlü düzenlemede bulunma yetkisi verilmesi hedeflenmiştir.

Oysa yetki yasalarının, Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması ve verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirleyerek Bakanlar Kurulu’na çerçeveyi çizmesi ve niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren düzenlemeleri kapsamaması gerekmektedir.

Çünkü, Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, bu yetki ile Bakanlar Kurulu’nun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Ancak, 6223 sayılı Yetki Yasasının, amacı, kapsamı ve ilkeleri de konusu gibi geniş içerikli, her yöne çekilebilecek, yuvarlak ve genel anlatımlarla geçiştirilerek, her okuyanın değişik şekillerde yorumlamasına açık hale getirilmiştir. Verilen yetkinin konu, amaç, kapsam ve ilkeler yönünden belirgin duruma getirilmesi, başka bir anlatımla somutlaştırılması, yürürlüğe konulacak KHK’lerin yetki yasası kapsamı içinde kalıp kalmadıklarının, 91 inci maddede belirlenen yasak alana girip girmediklerinin, önemli, ivedi ve zorunlu bir durum için düzenlenip düzenlenmediklerinin saptanabilmesi yönünden gereklidir.

Herhangi bir yetki yasasının Anayasaya aykırı olmaması için Anayasadaki öge ve ölçütlere, Anayasa Mahkemesi kararları ile getirilen yorumlara uygun olması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesi kararlarda açıklanan gerekçelerin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar.

Tüm bunlara ve kanun hükmünde kararnamenin, 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesinden sonra 20.09.1971 tarihli ve 1488 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle Anayasanın 64 üncü maddesine girdiğinden bu güne kadarki Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına rağmen; 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı “Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu”nun iptali için Cumhuriyet Halk Partisinin açtığı iptal davası sonucunda 6223 sayılı Yetki Yasası, AYM’nin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararı ile 14 üyenin oyunun 7’ye 7 çıkması nedeniyle, bu güne kadar istikrar kazanmış görüşünün aksine iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan ve bu Dava Dilekçesinin “Hakimin Reddi Talebi” bölümünde belirtilen nedenlerle reddi hakim talebinde bulunulan Mahkeme Başkanı Sayın Haşim KILIÇ’ın kullandığı oydan dolayı iptal istemi OY ÇOKLUĞU ile reddedilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre;

“… 6223 sayılı Kanunun iki konuda Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verdiği görülmektedir:
Bunlardan birincisi özetle “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi”dir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

İkincisi ise “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler” yapılması için KHK çıkarma yetkisi verilmiştir.

Yetki kanunu, çıkarılacak KHK’lerin konusunu ve kapsamını bu şekilde belirleyip sınırlandırmıştır. Yetki yasalarında, çıkarılması için izin verilen KHK’lerin konusunun belirlenmiş olması gerekmektedir. Bununla birlikte belirlenen bu konunun mutlaka dar kapsamlı olması gerektiği yönünde Anayasada herhangi bir kural bulunmamaktadır. Kaldı ki, yetki kanunlarında KHK’lerle düzenlenmesi için yetki verilen konunun kapsamının sınırlı mı yoksa geniş mi olduğu şeklindeki bir irdelemenin, sübjektif değerlendirmeleri ortaya çıkaracağı hususu, izahı gerektirmeyecek derecede açıktır. Ayrıca, konu ve kapsamın belirlenmiş olduğunun söylenebilmesi için, hangi yasalarda değişiklik yapılacağının yetki kanununda mutlaka sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir. Bu nedenle, dava konusu yasa kurallarında, bir kısım kanunların isimleri sıralandıktan sonra belirlenen bu iki konuyla ilgili “diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler”de de değişiklik yapılabileceğinin ifade edilmiş olması, konunun belirli olmadığı iddiasına dayanak teşkil edebilecek bir husus değildir. Zira konu ve kapsamın belirtilmiş olması kaydıyla, belirlenen bu konu ve kapsamın sınırları içine hangi yasa ya da KHK’lerin girdiğinin yetki yasasında sayma yoluyla gösterilmesi şart değildir. Bu husus 1961 ve 1982 Anayasalarının konuyla ilgili düzenlemelerinin karşılaştırılmasından da açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle ki, 1961 Anayasasının konuyla ilgili 64 üncü maddesinde “Yetki veren kanunda … yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin açıkça gösterilmesi” şartı aranmışken, 1982 Anayasasının 91. maddesinde böyle bir şarta yer verilmemiştir. Yürürlükten kaldırılacak kanun hükümlerinin yetki yasasında açıkça gösterilmesi şart olmadığına göre, hangi kanunlarda ya da KHK’lerde değişiklik yapılacağının yetki kanununda sayma yoluyla gösterilmesi de şart değildir.

(…)

Bir başka anayasaya aykırılık iddiası ise, yetki yasası ve buna bağlı olarak KHK’ler çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun bulunmadığına ilişkindir. Dava konusu yetki yasasıyla çıkarılması için izin verilen KHK’ler olağan kanun hükmünde kararnamelerdir. Bu tür KHK’lerin çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Bu itibarla, yetki kanunlarının ve KHK’lerin anayasaya uygunluğunun incelenmesinde Anayasada öngörülmeyen yeni şartlar ihdas edilmesi mümkün olmadığı gibi, neyin “önemli”, “ivedi” ve “zorunlu” olduğuna anayasaya uygunluk denetimi yapan yargı organının karar vermesi de bu organın işlevine uygun değildir. Ayrıca bu kavramların sübjektif nitelik taşıdığı ve göreceli olduğu da açıktır. Bu nedenle, yetki yasası ve buna bağlı olarak KHK çıkarılmasını gerektiren acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olup olmadığının incelenmesi, Anayasada öngörülen çerçevenin dışına taşacak ölçüde bir denetim yapılması anlamına gelebilecektir. Oysa yetki yasaları üzerindeki denetimin, Anayasada öngörülen çerçevenin sınırları içinde kalması gerekir. Bu nedenle, KHK çıkarılması için yetki verilen konunun acil, ivedi, önemli ve zorunlu olup olmadığının incelenmesine gerek görülmemiştir.”

Bu dava dilekçesinde Yüksek Mahkemenin iki farklı kararından uzun alıntı yapılmıştır. Birincisi 05.10.2000 tarih ve E.2000/45, K.2000/27 sayılı kararı, diğeri ise 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı kararıdır. 

İki karar arasındaki farklılıklar üzerine çok şey söylenebilir; söylenecektir. Özeti, Anayasa Mahkemesinin geçmişini inkâr ettiği ve çağdaş demokrasiyi yüceltmenin erdemine artık nefesinin yetmediğidir. 

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüşe göre;

6223 sayılı Yasanın kapsamına;

- Birincisi, “Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi” ve bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi” için Yetki Yasasında tek tek sayılan 19 adet kanun ve kanun hükmünde kararname ile bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler; 

- İkincisi ise, ‘Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler’ yapılması için” Yetki Yasasında sayılan 6 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bu konuyla ilgili diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler;

girmektedir.

Başka bir anlatımla, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımını ve dolayısıyla teşkilat yasalarını konu alan bütün yasa ve yasa gücünde kararnameler ile kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarını konu alan tüm personel kanunları ile kanun hükmünde kararnameler, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamındadır ve dolayısıyla teşkilat ve personeli konu alan tüm yasa ve yasa gücünde kararnamelerin Yetki Kanununun kapsamında olması, Anayasanın 87 nci maddesine göre “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” anlamına geldiği gibi kapsamı da belirli olduğu için Anayasanın 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırılık oluşturmamaktadır.

Bu yorum, “Kamu hizmetlerinin kapsamı ile kamu hizmetlerini yürütecek her türlü kamu kurum ve kuruluşunun teşkilatı ile görev ve yetkilerini; bağlılık, ilgililik ve ilişkililik ilişkilerini; hizmet üretme süreçlerini; memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ve diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esasları ile mali, sosyal ve diğer her türlü özlük hakları ile sorumluluklarını; kamu hizmetlerinin finansman biçimleri ile harcama usul ve esaslarını yeniden belirlemek amacıyla yürürlükte bulunan tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik ve yeni düzenlemeler yapmak üzere Bakanlar Kuruluna yetki vermektir.” şeklindeki bir yetki yasasının da konusu ve kapsamı -6223 sayılı Yetki Yasasından daha da- belirgin, kısa, öz ve anlaşılabilir olduğundan, Anayasaya daha da uygun olacağı anlamına gelmektedir. 

Bu yoruma, Anayasanın 91 inci maddesinin Danışma Meclisi’nde görüşülmesi sırasında KHK çıkarabilmesi için hükümete yetki verilmesi nedeninin, “... çok acele hallerde hükümetin elinde uygulanacak bir seri kural olmadığı için, acele olarak çıkarılıp ve hemen olayın üstüne gidilmesi gereken hallerde çıkarılması için bu düzenleme getirilmiştir ...” biçiminde açıklanması ile Anayasa Komisyonu Başkanının da, “Kanun hükmünde kararname, yasama meclisinin acil bir durumda, kanun yapmak için geçecek sürede çıkaracağı kanun ihtiyacı, halledilmesi gereken meseleyi çözemeyeceğine; o zaman çok geç kalınacağı endişesinden kaynaklanan bir müessesedir ve bu müessese bunun için kurulmuştur.” biçiminde görüş bildirmesini de görmezden gelip, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da yok sayarak, “KHK çıkarılabilmesi için acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durumun olması gerektiğine dair Anayasada her hangi bir düzenleme yer almamaktadır.” saptamasını da eklersek;

Seçimler yapıldıktan sonra Bakanlar Kurulunun hazırladığı yetki yasası tasarısına TBMM’nin yetki vermesini sağladıktan sonra -75’şer günlük bütçe süreci hariç- bir sonraki genel seçimler sonuçlanıp TBMM açılana kadar TBMM’yi kapatmak; acil, ivedi, önemli ve zorunlu bir durum olmadığı sürece de TBMM’yi toplantıya çağırmamak gerekecektir.

Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı Kararındaki (6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Görüş, net bir biçimde bunu söylemektedir.

Bu görüş, Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetini değil, bambaşka bir devleti tanımlamakta; tanımlanana ne dendiği de herkes tarafından bilinmektedir. 

Bakanlar Kurulu tarafından 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak 35 adet KHK çıkarılmış; bir tanesi yürürlükten kaldırıldığı için geriye yürürlükte 34 adet KHK kalmıştır.

Öyle ki, söz konusu KHK’lerin içeriğine girmeden isimlerinden de anlaşılacağı üzere, KHK’lerden bazıları daha bir ay yürürlükte kalmadan değişikliğe uğramıştır. 02.11.2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 10.10.2011 tarihli ve 657 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair KHK’nin 34 üncü maddesi ile 14.06.1935 tarihli ve 2819 sayılı Elektrik İşleri Etüd İdaresi Teşkiline Dair Kanunun 2 nci maddesi değiştirilerek EİE İdaresinin görevleri yeniden düzenlenirken; yine aynı gün 02.11.2011 tarihli (1. Mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanan 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair KHK’nin 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 11 inci madde ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü kapatılmıştır. Başka bir anlatımla, 02.11.2011 tarihinde aynı gün, 657 sayılı KHK ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün görevleri yeniden düzenlenirken; 662 sayılı KHK ile ise Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü kapatılmıştır. Bu durum göz önüne alındığında, TBMM’nin Bakanlar Kuruluna KHK çıkarma yetkisi verebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin içtihat haline gelmiş kararlarına göre, “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç Anayasal koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmesi şöyle dursun, Bakanlar Kurulunun yönetmelikle kurallaştırmanın dahi asgari gerekleri olan araştırma, inceleme, ihtiyaçları tespit etme ve giderme yollarını belirleme gibi ciddi hiçbir hazırlığının olmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, niteliği itibariyle uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren yasal düzenlemelerin KHK’lere konu oluşturamayacağının en açık, belirgin ve tartışmasız göstergesidir.

Bakanlar Kurulunun ülkemize yaşattığı kelimenin tam anlamıyla bir tür “yap-boz oyunu”dur. Yap-boz oyunu olmadığını hiç kimse ileri süremez. Ancak, yap-boz oyunları, okul öncesi çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlamak için geliştirilen oyunlardır. Yap-boz oyunları ile okul öncesi çocukların, anlamsız parçaları zihinsel çaba göstererek anlamlı bütünlere dönüştürmeleri ve dolayısıyla zihinlerinde kurguladıkları bütüne ulaşabilmeleri için de her defasında yeniden deneyerek düşünme ve çözüm yolları üretme yetilerini geliştirmeleri amaçlanmaktadır. 

Bakanlar Kurulu ise, 6223 sayılı Yasayla aldığı yetkiye dayanarak, yap-boz oyununu Türkiye’nin hukuk sistemi üzerinde oynamaktadır. Kamu hizmeti yürütmekle görevli kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat yapıları, kamu hizmeti üretme usul ve esasları, personel sistemi ve hizmet üretme süreçleri altüst edilmiştir. Yapılan düzenlemelerde 3046 sayılı Kanuna dahi uyulmamaktadır. Bakanlar Kurulu uzun süreli ve çok yönlü çalışmayı gerektiren alanlarda hiçbir hazırlığa dayalı olmadan kural koymakta, daha koyduğu kuralı uygulama ve sonuçlarını izleme ve değerlendirme aşamalarına geçmeden değiştirmekte; durmamakta, değiştirdiğini de değiştirmektedir. Hatta bu değişiklikleri 657 ve 662 sayılı KHK’lerde örneğine yer verildiği üzere aynı gün görevlerini düzenlediği kurumu, aynı gün kapatmaya vardırabilmektedir. Hiçbir hukuksal öngörülebilirlik olmadığı için de değiştirdiği değişikliği değiştirdiğinin üzerinde yarın başka bir değişikliğe gitmeyeceği de belirsizliğini korumaktadır. 

Bakanlar Kurulunun hukuksal öngörülebilirliği ortadan kaldırması ve hukuksal belirsizlik yaratarak hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalar içine girmesini sağlayan ise, Anayasanın 7 nci maddesiyle Türk Milleti adına TBMM’ye verilen devredilemez nitelikteki yasama yetkisini kullanıyor olmaktan kaynaklanmaktadır.

Parlamento, Fransızca “parler”, İtalyanca “parlare” yani “konuşmak” mastarlarından türetilmiş bir sözcüktür ve “konuşulan yer” anlamına gelmektedir. Demokrasilerde yasalar, uzun süreli ve çok yönlü araştırma, inceleme ve değerlendirmelere dayalı olarak ihtiyaçları ve çözüm yollarını tespitten sonra parlamentoların komisyon ve alt komisyonları ile genel kurulunda konuşularak, tartışılarak ve ilgili kurum ve kuruluşlar ile etkilenen toplumsal kesimlerin ve bunların temsilcisi örgütlerin görüşleri alınıp üzerinde asgari mutabakat sağlanmaya çalışılarak yasalaşmaktadır. Demokratik devletin ve çağdaş demokrasinin özü budur. 

Varlığını Anayasaya borçlu olan Anayasa Mahkemesinin bu yalın gerçeği görmezden gelerek tüm teşkilat ve personel yasalarının parlamenter süreç dışında yapılmasını, Anayasanın Başlangıcı ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 87 nci ve 91 inci maddelerine rağmen teşvik etmesinin, hukuksal hiçbir gerekçesi olamaz. 

Kaldı ki, Anayasa yasama yetkisini Türk Milleti adına TBMM’ye vermiş ve bu yetkiye -Anayasanın 91 inci maddesindeki ayrık ve spesifik durum hariç- devredilmezlik atfetmiştir. Anayasa Mahkemesinin 91 inci maddeye ilişkin Danışma Meclisinde ileri sürülen görüşler ile Anayasanın Başlangıcı ve Birinci Kısmında kurulan demokratik parlamenter sistemin niteliğinden hareketle öngördüğü ve içtihat haline getirdiği “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” gibi üç koşulun birlikte bulunması şartının gerçekleşmediği alanlarda 6223 sayılı Yasayla Bakanlar Kuruluna konu ve kapsamı sınırsız ve belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi ve Bakanlar Kurulunun da bu yetkiyi “yap-boz oyunu” oynar gibi kullanması, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan parlamenter demokratik sisteme karşı girişilmiş örtülü bir yürütme organı darbesidir. Bu örtülü darbenin siyasal iktidarın yasama organındaki sayısal üstünlüğüne dayalı olarak yasama organının bilgisi ve ilgisi dahilinde yapılıyor olması, yapılanın Anayasanın özü ve sözüyle bağdaşmayan siyasal bir darbe olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. 

Bunun en açık, bariz ve doğrudan örneklerine Yüce Mahkemeye açılan iptal davalarında yer verilmişti. 662 sayılı KHK de bunlardan birini oluşturmaktadır. 

02.11.2011 tarihli ve 28103 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011 tarihli ve 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile;

- 633 sayılı Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de,

- 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda,

- 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununda,

- 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de,

- 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununda,

- 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de,

- 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda,

- 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunda,

- 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda,

- 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında KHK’de,

- 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanununda,
 
- 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanununda,

- 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda,

- 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunda,

- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda,

- 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunda,

- 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,
- 6085 sayılı Sayıştay Kanununda,

- 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

- 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunda,

- 5411 sayılı Bankacılık Kanununda,

- 5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda,

- 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında KHK’de,

- 5671 sayılı Merkezi Finans ve İhale Biriminin İstihdam ve Bütçe Esasları Hakkında Kanunda,

- 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunda,

- 190 sayılı Genel Kadro Usulü Hakkında KHK’de,

- 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de,

- 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

- 6245 sayılı Harcırah Kanununda,

- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, 

- 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında KHK’de,

- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda,

Olmak üzere toplam 32 yasa ve yasa gücünde kararnamede değişiklik yapılmıştır.
 
Bilindiği üzere yasaların lafzi yorumunda dahi kısım, bölüm, madde, fıkra, bent, alt bent silsilesi ve bütünlüğü büyük bir önem taşımaktadır. Bir alt bendin ilgili olduğu bent, bendin ilgili olduğu fıkra, fıkranın ilgili olduğu madde, maddenin ilgili olduğu bölüm, bölümün ilgili olduğu kısım bağlamında değerlendirilmesi genel kuraldır.

6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamı, 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında, “Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; (a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak; (1) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, (…) (19) 25/3/1997 tarihli ve 571 sayılı Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede, (20) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilişkilerine ilişkin hükümlerinde, (…) yapılacak değişiklik ve düzenlemeleri kapsar.” şeklinde hüküm altına alınmış; (b) bendinde ise, “Kamu Kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak; (1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, (…) (7) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde, yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri kapsar.” denilmiştir. 

Yasanın 1 inci maddesinin gerekçesinde de aynen, “Kanunun amacını ve kapsamını belirleyen bu maddede, kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ve kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmektedir.” ifadelerine yer verilmiştir. 

Oysa, 662 sayılı KHK ile değişiklik yapılan; 

- 633 sayılı Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,

- 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun,

- 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunun,

- 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,

- 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu,

- 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,

- 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu,

- 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun,

- 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun,

- 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında KHK,

- 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu,

- 132 sayılı Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu,

- 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun,

- 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun,
- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu,

- 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun,

- 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,

- 6085 sayılı Sayıştay Kanunun,

- 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,

- 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun,

- 5411 sayılı Bankacılık Kanunu,
 
-5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanun,

- 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında KHK,

- 5671 sayılı Merkezi Finans ve İhale Biriminin İstihdam ve Bütçe Esasları Hakkında Kanun,

- 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun,

- 190 sayılı Genel Kadro Usulü Hakkında KHK,

- 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK,

- 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun,

- 6245 sayılı Harcırah Kanunu,

- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 

- 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında KHK,

- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunundan,

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında KHK ile 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun dışında hiç biri 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve yasa gücünde kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde kararnameler arasında sayılmamıştır.

Yetki Yasasının kapsamında olanlar, 662 sayılı KHK’nin 18 inci maddesiyle değişiklik yapılan 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında KHK ile 76 ncı maddesiyle değişiklik yapılan 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanundan ibarettir ve bunlar hakkında da iptali isteminde bulunulmaktadır.

657 sayılı Kanun, 6223 sayılı Kanunun kapsamında olmakla birlikte, 657 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan ve dolayısıyla yetkisiz düzenleme yapılan 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda yapılan değişikliklere bağlı değişikliklerdir. Asıl değişiklik hükümsüz kalınca bağlı değişikliğin de hükümsüz olacağı tabidir.
 
2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 6223 sayılı Kanunun kapsamında olmakla birlikte, 2828 sayılı Yasanın adı, 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılan 03.06.2100 tarihli ve 633 sayılı KHK’nin 35 inci maddesiyle “Sosyal Hizmetler Kanunu”, 4059 sayılı Kanunun adı ise 03.06.0211 tarihli ve 637 sayılı KHK’nin 38 inci maddesiyle “Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir. Dolayısıyla, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun için alınan yetki, Yetki Yasasından sonra Yetki Yasasıyla ismi değiştirilmiş olan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ile 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun için maddi hukuk bağlamında kullanılamaz. 

Öte yandan, 633 sayılı Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılmıştır.

662 sayılı KHK ile ise, Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılan KHK’lerde değişiklik yapılmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 16.04.2003 gün ve E.2003/22, K.2003/34 sayılı Kararında, “Olağanüstü Hal KHK’leri dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasadan (mad. 121) alırlar. Bu tür KHK’lerin bir yetki yasasına dayanması gerekli değildir. Buna karşılık olağan dönemlerdeki KHK’lerin bir yetki yasasına dayanması zorunludur. Bu nedenle, KHK’ler ile dayandıkları yetki yasası arasında çok sıkı bir bağ vardır.

KHK’nin yetki yasası ile olan bağı, KHK’yi aynı ya da değiştirerek kabul eden yasa ile kesilir. KHK’nin Anayasaya uygun bir yetki yasasına dayanması, geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki yasasına dayanmadan çıkartılan veya dayandığı yetki yasası iptal edilen bir KHK’nin kuralları, içerikleri yönünden Anayasaya aykırılık oluşturmasalar bile Anayasaya uygunluğundan söz edilemez.” denilmiştir.

Bu bağlamda, 6223 sayılı Yetki Yasasına dayalı olarak 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 663 sayılı Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ve 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK çıkarıldığı ve söz konusu KHK’ler çıkarılmış olmakla 6223 sayılı Yasayla alınan yetki kullanıldığı için 633 sayılı, 639 sayılı, 644 sayılı ve 652 sayılı KHK’lerin Yetki Yasasıyla olan bağı kesilmiştir. Dolayısıyla 662 sayılı KHK ile söz konusu KHK’lerde değişiklik yapılamaz. 
 
Öte yandan, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına ilişkin 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılan 19 adet yasa ve yasa gücünde kararname ile (b) bendinde sayılan 6 adet yasa ve yasa gücünde kararname arasında sayılmayan Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin, 6223 sayılı Yetki Yasasının “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin kapsama ilişkin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin (20) numaralı alt bendinde yer alan, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” ifadesi ile (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” ifadesi kapsamı içinde oldukları da ileri sürülemez. Çünkü, (20) ve (7) numaralı alt bentler içinde değerlendirilebileceği ileri sürülür ise bu durum, (20) numaralı alt bentten önce sayılan 19 alt bendin ve (7) numaralı alt betten önce sayılan (6) alt bendin boşu boşuna sayıldıkları anlamına gelir ki, yasakoyucuyu boş işlerle uğraşan bir angarya merkezi değildir. Yasakoyucunun kapsamı geniş tutmak için bu yolu seçtiği ileri sürülüyor ise, 25 yasayı sayan yasakoyucunun, eğer kapsama almak istiyor ise örneğin 2500 yasayı da sayabileceğini ve saymasının önünde de hiçbir engelin bulunmadığını kabul etmek gerekir. Diğer yandan, bu değerlendirme kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin olsun olmasın -2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu, 30.03.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 26.04.1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 05.05.1983 tarihli ve 2821 sayılı Sendikalar Kanunu vb. dahil- tüm teşkilat ve usul kanunları ile KHK’lerin, (20) numaralı alt bendin; personele ilişkin hükümler taşıyan tüm kanun ve KHK’lerin ise (7) numaralı alt bendin kapsamı içinde olduğu gibi Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin temel özellikleriyle bağdaşmayan bir iddia olmaktan öteye geçemez. 

Çünkü, bu durumda yasakoyucunun (1)’den (19)’a kadar 19 adet ve (1)’den (6)’ya kadar 6 adet yasa ve yasa gücünde kararnameyi saymak yerine, doğrudan, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun hükmünde kararnameler de dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde,” ile “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yürürlüğe girecek kanun ve kanun hükmünde kararnameler de dahil olmak üzere tüm kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” demesi ve böylece söz konusu müneccimliği de içeren iddiaya hukuki bir taban oluşturması gerekirdi. 

6223 sayılı Yetki Yasasının yürürlüğe girişinden sonra yürürlüğe girecek kanun ve KHK’ler de dahil tüm yasa ve yasa gücünde kararnameleri kapsamına alan bir düzenleme nasıl ki, Anayasanın 91 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki, yetki kanununun çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını ve ilkelerini göstereceği kuralı ile Başlangıcının dördüncü fıkrası, 2 nci maddesi ve yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceğine ilişkin 7 nci maddesi karşısında Anayasal koruma göremeyecek ise, aynı anlama gelen bir yorumun da aynı gerekçelerle koruma göremeyeceği açıktır. 
 
Çünkü, Yetki Yasası’nda Bakanlar Kurulu’na verilen yetkinin “amaç”, “kapsam” ve “ilkeleri”nin belirlenmesinden amaç, Yetki Yasası’nın Anayasanın belirlediği ögeleri belli bir içeriğe kavuşturarak somutlaştırması, verilen yetkiyi hiçbir tartışmaya yol açmayacak açıklıkta belirlemesi ve dolayısı ile söz konusu istisnai yetki ile Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan yasama yetkisi kapsamında Bakanlar Kurulu’nun neleri gerçekleştirebileceğinin açıklığa kavuşturulmasıdır. 

Yürürlüğe girecek olanlar da dahil tüm teşkilat, personel ve usul yasalarına ilişkin düzenleme yetkisinin Bakanlar Kuruluna verilmesi, hiç tartışma yoktur ki yasama yetkisinin devridir. Aksine bir düşünce, TBMM’nin ve dolayısıyla kuvvetler ayrılığına dayalı demokratik rejimin varlığının ve gerekliliğinin tartışmaya açılarak inkarı kadar, Anayasa Mahkemesinin varlığının ve gerekliliğinin de tartışmaya açılarak inkarı anlamına gelir. 

Ayrıca, 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanun ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu teşkilat kanunu ya da personel kanunu değil; usul kanunudur. Oysa, 6223 sayılı Yetki Yasasının 1 inci maddesinin (2/a) bendinde, “Bu kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler; Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak” denilerek teşkilat kanunlarına vurgu yapılıp teşkilata ilişkin 19 adet kanun ve kanun hükmünde kararname sayılmış; (2/b) bendinde ise, “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,” denilerek personel kanunlarına vurgu yapılıp personele ilişkin 6 adet kanun ve kanun hükmünde kararname sayılmıştır.

Bu bağlamda, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamına açıkça yazılı olanlar dışında her neyin girdiği ileri sürülüyorsa, bunların Bakanlıklar ile bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarına ilişkin teşkilat kanunu/kanun hükmünde kararnamesi ya da personeline ilişkin personel kanunu/kanun hükmünde kararnamesi olması gerekeceği her türlü tartışmanın dışındadır.

Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda hukuksal tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.

Diğer yandan, 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanılarak çıkarılan KHK’ler hariç diğer yasa ve yasa gücünde kararnameler uzun süredir yürürlüktedir ve yürürlüğe girdikleri tarihten, söz konusu değişikliklerin yapıldıkları tarihe kadar değiştirilmelerini “zorunlu” kılan “ivedi” ve “önemli” bir durum ortaya çıkmamıştır. 662 sayılı KHK’nin Bakanlar Kurulunca kabul edildiği 11.10.2011 tarihinde, o gün, hemen ve aniden değiştirilmezler ise kamu hizmeti ve faaliyetlerin, bundan şu ya da bu şekilde olumsuz etkileneceği, “ivedilik, “zorunluluk” ve “önemlilik” durumu da söz konusu değildir. Bu bağlamda iptali istenen 662 sayılı KHK’nin 18 inci ve 76 ncı maddeleri hariç diğer tüm madde ve ekleri, Anayasanın 91 inci maddesine bu açıdan da aykırıdır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 02.11.2011 tarihli ve 28103 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011 tarihli ve 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 18 inci ve 76 ncı maddeleri hariç tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

2) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin 7 nci Maddesiyle 633 Sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Eklenen Geçici 10 uncu Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Parantez İçinde Yer Alan “… (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır) …” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı

662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 7 nci maddesiyle 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 10 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ait Ankara 75. Yıl Dinlenme ve Bakımevi, İstanbul Etiler Dinlenme ve Bakımevi, İzmir Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi ve Salihli Huzurevi; kadroları, taşınır ve taşınmazları, taşıt, araç, gereç ve malzemeleri, her türlü borç ve alacakları, hak ve yükümlülükleri, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları ve dokümanları ile birlikte bu maddenin yayımı tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devredilmekte; (2) numaralı fıkrası ile ise, devredilen kurumlarda 1/9/2011 tarihi itibarıyla fiilen görev yapan personel, anılan tarihteki statülerine göre aynı unvanlı kadrolarda veya pozisyonlarda istihdam edilmek üzere Bakanlığa devredilmekte; Bakanlığa devredilen personele yeni kadro veya pozisyonlarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadro veya pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödeneceği kurallarına yer verilmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına bakımevi ve huzurevlerinin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devredilmesi ve devirle beraber çalışan personelin de kadrolarıyla birlikte devredilmesi yasakoyucunun takdir hakkı kapsamındadır.

Ancak, bu devirden dolayı personelin mali hak kaybına uğratılmaması ve dolayısıyla kazanılmış mali haklarının korunması da hukuk devleti olmanın gereğidir. 

Yapılan düzenlemede, devredilen personele yeni kadro veya pozisyonlarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadro veya pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarının yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak yapılan her türlü ödemelerin toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödeneceği kurallarına yer verilerek kazanılmış mali haklarının korunduğu gibi bir izlenim yaratılmıştır.

Ancak fıkrada, “toplam net tutarının” ibaresinden sonra parantez içinde “bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır” ifadesine yer verilerek, kadro görev unvanlarına ait aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı bakımevi ve huzurevlerinde çalışan birinci derece kadrolu psikologun devirden önce en son aldığı net maaşı 100 TL ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığındaki birinci derece kadrolu psikologun net maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı devrolunan psikologun kurumundaki maaşı 111 TL, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığındaki psikologun maaşı da 100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, devren atanan psikologa herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişinin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla devrolunan psikolog aylık maaşının sabitlenmesi nedeniyle mali hak kaybına uğrayacaktır. 

Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri kazanılmış hakları korumaktır. Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil, uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut hukuksal durumun geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuk Devletinin en önemli unsuru olan hukuk güvenliği, hukuk düzeni yanında, bütün devlet faaliyetlerinin az çok öngörülebilir olmasını gerektirir. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statüye dayalı mali ve sosyal hakların süreceğine duyulan güveni de içerir. 

Kazanılmış hak, yalnızca geçmişe ilişkin edinmeyi değil, geleceği de bu geçmişe bağlı olarak aynı durumda korumayı öngörür. En son ayda alınan aylığın sabitlenmesi, kişinin mali edinimlerini geleceğe taşımadığı için yapılan düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, 633 sayılı KHK, Gerekçelerin 1 inci maddesinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında değildir. Kapsamında olduğu ileri sürülse dahi, 6223 sayılı Yetki Yasası mali haklara ilişkin düzenleme yapılmasına yetki vermemektedir. Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yasanın kapsamında olmayan alanlarda düzenleme yapması, Anayasanın 91 inci maddesi yanında Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci ve 7 nci maddesine de aykırıdır. 

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesiyle 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında parantez içinde yer alan “… (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır) …” ibaresi, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

3) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 15 inci Maddesi ile 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun Ek 4 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yapılan Değişiklik

TBMM, Bakanlar Kuruluna 06.04.2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Yasasının (2/a-8) maddesiyle, 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda ve (2/a-12) maddesiyle ise 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak yetki vermiştir.

Bakanlar Kurulu aldığı bu yetkiye dayanarak 08.06.2011 tarihli ve 27958 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 06.04.2011 tarihli ve 636 sayılı Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’yi çıkarmış ve Çevre ve Orman Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığını, Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı adı altında birleştirerek 4856 sayılı Kanun ile 180 sayılı KHK’yi yürürlükten kaldırmıştır. Bu bağlamda, Bakanlar Kurulu 4856 sayılı Kanun ile 180 sayılı KHK için aldığı yetkiyi kullanmıştır.

Ancak, bundan bir ay sonra Çevre ve Orman ve Şehircilik Bakanlığını Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adı altında tekrar ikiye ayırmayı kararlaştırmış ve 04.07.2011 tarihli ve 27984 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 29.06.2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’yi çıkararak 636 sayılı KHK’yi yürürlükten kaldırmıştır.

Bakanlar Kurulunun yetki aldığı 4856 sayılı Kanun ile 180 sayılı KHK yürürlükten kalkmış olduğundan ve yürürlükten kaldıran 636 sayılı KHK, 6223 sayılı Yetki Yasasına dayalı olarak ve ondan sonra çıkarılmış bulunduğundan, Bakanlar Kurulunun 644 sayılı KHK’yi kimden, ne zaman, hangi yasayla aldığı yetkiye dayanarak çıkardığı hukuksal anlamda meçhuldür.

Bununla yetinmeyen Bakanlar Kurulu, Sayın Erdoğan Bayraktar’ın Çevre ve Şehircilik Bakanlığına atanmasıyla bu defa yine 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanarak çıkardığı 636 sayılı KHK’yi yürürlükten kaldıran 644 sayılı KHK’de değişiklik yapmak üzere 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK ile Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair KHK’yi çıkarmış ve 51 inci maddesiyle 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa ek 4 üncü maddeyi eklemiştir. 

Ek 4 üncü maddenin birinci fıkrasıyla, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurullarının yetkisinde olan taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak 2863 sayılı Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlara ilişkin görev ve yetkiler Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uhdesine alınmış; ikinci fıkrasında ise aynen, “Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarının veya ilgili Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış biolog, peyzaj mimarı, ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcisinin başkanlığında, aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır.” denilmiştir.

Bununla da yetinmeyen Bakanlar Kurulu, şimdi ise yine 6223 sayılı Yetki Yasasına dayanarak çıkardığı 636 sayılı KHK’yi yürürlükten kaldıran 644 sayılı KHK’de değişiklik yapmak üzere çıkardığı 648 sayılı KHK ile 2863 sayılı Kanuna eklediği ek 4 üncü maddesini, 662 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle (galiba biraz karışık oldu), “21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış biolog, peyzaj mimarı, ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri” ibaresi, “söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı cümlede yer alan “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcisinin başkanlığında,” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.” şeklinde değiştirmektedir. Bakanlar Kurulunun 6223 Yetki Yasası ile yaptıkları, Nasrettin Hoca’nın “Tavşanın suyunun suyu” fıkrasındaki gülmece boyutunu da aşıp, “Tavşanın suyunun suyunun suyunun suyu” biçimine gelerek trajikomik bir hal almıştır.

Sanki, 6223 sayılı Yetki Yasası ile Bakanlar Kuruluna kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’de düzenleme yapma yetkisi değil de, Türkiye’nin hukuk sistemi bir fanusun içine alınıp siyasal alandan yalıtılarak Bakanlar Kuruluna fanusun içinde istediği deneyleri, istediği araçları kullanarak isteği yöntem ve tekniklerle yapma yetkisi verilmiştir.

Oysa, Anayasa Mahkemesinin 16.04.2003 gün ve E.2003/22, K.2003/34 sayılı Kararında, “KHK’nin yetki yasası ile olan bağı, KHK’yi aynı ya da değiştirerek kabul eden yasa ile kesilir.” denilmiştir.

Bu bağlamda, 6223 sayılı Yetki Yasasının 4856 sayılı Kanun ve 180 sayılı KHK ile olan bağı, 636 sayılı KHK ile kesilmiş olduğundan; 644, 648 ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmadıkları gibi, Yetki Yasasının kapsamında olmayan 2863 sayılı Kanuna 648 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle eklenen ek 4 üncü madde Yetki Yasasına dayanmadan eklenmiştir ve 2863 sayılı Yasaya yetkisiz olarak eklenen ek 4 üncü maddenin 662 sayılı KHK’nin 15 inci maddesiyle değiştirilmesi de Yetki Yasası kapsamında yapılan bir tasarruf değildir. 

Bakanlar Kurulunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda hukuksal tasarruflara girişmesi Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddesindeki kurallarla bağdaşmamaktadır.

2863 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde tabiat varlıkları, “jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir.” şeklinde tanımlanırken; (3) numaralı alt bendinde ise sit, “tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır. 

Yasal tanımı yukarıdaki şekilde olan tabiat varlıkları ile doğal sit alanlarının korunmasına ilişkin kararların, “söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi”nden oluşan komisyon tarafından verilecek olması, Aziz Nesin öykülerinde dahi rastlanmayan “komik” liğin ötesinde, tam anlamıyla bir “trajedi” dir. 

Çünkü;
Mimarlar; esas olarak her türlü binanın tasarım işini yaparlar. Nitekim, 02.06.2005 tarihli ve 25833 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Serbest Mimarlık Hizmetleri Uygulama, Tescil ve Mesleki Denetim Yönetmeliğinin “Mimarlık hizmetleri” başlıklı 5 inci maddesi aynen, 

“Mimarın ihtisasına, formasyonuna ve iştigal konusuna göre; müellif olarak tasarlamaya, uygulamaya, kabule, imzaya yetkili ve sorumlu olduğu mimarlık hizmet alanları şunlardır:

a) Mimari tasarım hizmetleri: Mimari proje hizmetleri, rölöve, restitüsyon, restorasyon hizmetleri, imalat projesi çalışmalarıdır.

b) Mimari uygulama ve yönetimi hizmetleri: Mimari mesleki kontrollük, proje ve şantiye koordinasyonu ve planlaması; şantiye şefliği, saha mimarlığı; mimari fenni mesuliyet, (Ek ibare - R.G.: 06.02.2010 - 27485 /2) “mimari proje ve uygulama denetimi, yardımcı kontrollük, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri,” kontrollük, geri besleme çalışmaları ve kabul teslim çalışmalarıdır.

c) Mimari danışmanlık hizmetleri: Mimari danışmanlık, müşavirlik, bilirkişilik, (Ek ibare - R.G.: 06.02.2010 - 27485 /2) “gayrimenkul değerleme,” hakemlik, eksperlik, jüri üyeliği, raportörlük; mimari proje yönetimi, yapılabilirlik, fizibilite çalışmaları, program hazırlığı, özel araştırma ve çalışmalar, dosya hazırlığı, iş ve işlem takibi gerektiren işlerin yapılması, ihale dosyası hazırlanması, karşılaştırmalı keşif ve şartname hazırlanmasıdır. 

d) Mimari eğitim çalışmaları: Mimari eğitim ve öğretim çalışmalarıdır.

e) Diğer sanatsal çalışmalar: Sanat eseri seçimi, maket çalışmaları, üç boyutlu görsel çalışmalar ve benzeri hizmetlerdir.
 
Mimar (Ek ibare - R.G.: 06.02.2010 - 27485 /2) “bununla birlikte” ulusal ve uluslararası düzenlemelerle (Değişik ibare - R.G.: 06.02.2010 - 27485 /2) “tanımlanan” yeni mesleki hizmet alanlarında da, bu düzenlemeler çerçevesinde hizmet verir.”

denilmektedir. 

Bu bağlamda, tabiat varlıklarının rölöve, restitüsyon ve restorasyon hizmetleri proje çalışmaları bir mimarlık hizmetidir.

Peyzaj mimarları, inşa edilmiş veya edilecek olan bir binanın veya bina gruplarının içinde, dışında veya çevresinde yer alan alanları estetik bir tasarımla düzenleme işini yaparlar. Bu tasarlama sürecinde ağaç, çalı, çiçek vb. canlı bitkiler yanında, doğal yada yapay taban döşeme malzemeleri, heykel, sütun vb cansız malzemeleri kullanırlar. Peyzaj mimarlığı, bugüne, şimdiye ait bir mühendislik dalıdır. Jeolojik, tarih öncesi veya tarihi devirlerle ilgisi ve akademik bilgisi, çevre düzenleme işinde bu devirlerde oluşmuş mermer, bazalt, andezit vb. doğal malzemelerden hangisini, ne şekilde ve nereye kullanacağı ile sınırlıdır.

Şehir Plancıları, çeşitli büyüklüklerde ve değişik ekolojik ortamlarda yer alan insan yerleşmelerinin ekonomik, sosyal, kültürel ve kurumsal potansiyellerini izleyip değerlendirme ve gelişme eğilimlerine kentsel planlama, kentsel tasarım, kentsel koruma ve yenileme amacıyla bir plan çerçevesinde yön verme hizmetlerini yaparlar. 

Çevre mühendisleri, doğal kaynakların kullanımı ve çevrenin insan sağlığına uygun hale getirilmesi alanında çalışırlar. Genel olarak başlıca çalışma ve uzmanlık alanları; su ve atık su arıtma, hava kirliliği kontrolü, katı atık bertarafı, toprak kirliliği vb. dir. Bu bağlamda, evsel ve sanayi atık su arıtma tesislerinin tasarımı, inşası ve işletilmesi, su şebekeleri, içme suyu arıtımı, atık suların geri çevrimi ve yeniden kullanılması, isale hatları, kanalizasyon tesislerinin tasarımı ve inşası, çevresel etkilerin değerlendirilmesi raporu hazırlanması, hava ve toprak kirliliği, tesis içi proses kontrolu ve temiz üretim teknolojilerinin araştırılması gibi alanlarda hizmet üretirler. 

Orman mühendisleri, genel olarak orman alanlarının saptanması, sınırlandırılması, ağaçlandırılması, korunması, işletilmesi ve geliştirilmesi gibi konularda hizmet yürütürler. Bu bağlamda, orman ağaç ve florasına uygun tohum üretimi, aşılama, tohum ve ağaç ıslahı, fidanlık ve sertifikasyon faaliyetleri, ağaçlandırma, erozyonla mücadele, orman amenajman, yaban hayatı, orman işletme ve koruma faaliyetlerini yaparlar.

Bu mesleklerin tamamı, esas olarak şimdiye, şu ana aittir. Faaliyetleri ve uzmanlık alanları insanların şu andaki biyolojik, barınma ve çevresel ihtiyaçlarını karşılamaktır. 

Tabiat varlıkları ve doğal sit alanlarıyla ilgili asıl meslek insanları ise Arkeolog, Sanat Tarihçileri ve Biyologlardır. 

Arkeoloji, Eski Yunancada “arkheos/eski” ile “logos/bilim” sözcüklerinin birleştirilmesinden türetilmiştir ve “eskinin bilimi” anlamına gelmektedir. Arkeologlar, tarihi ve kültürel eserlerle tabiat varlıklarını ortaya çıkarma, tarihsel, kültürel ve sanatsal yönden inceleme ve eserleri insanlığın kültürel geçmişi, kültürlerin değişimi ve birbirleriyle ilişkileri bağlamında irdeleme faaliyetlerinde bulunurlar. Arkeologlar, yazılı tarihten önce ve sonra yaşamış insanlara ait araç, gereç, eşya ve kalıntıları inceleyerek bunların hangi uygarlığa ait olduklarını ve insanların hangi fizyolojik şartlarda nasıl yaşadıklarını ortaya koymaya çalışırlar.

Sanat tarihçileri, görsel sanatların evrimini inceler ve sanattaki değişimlere bir sistem çerçevesinde yaklaşarak, sanat yapıtlarını sınıflandırmayı, şekillendirilmelerini anlamayı ve yorumlamayı amaç edinirler. Bunun yapılabilmesi de yapıtı üreten sanatçının içinde yaşadığı ve çalıştığı tarihsel, kültürel ve fiziksel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesini ve sanatçının düşünce, esin ve kavrayışlarını yönlendiren etmenlerin anlaşılmasını gerekli kılar. 

Biyoloji, Eski Yunancada “bios/yaşam” ile” logos/bilim” sözcüklerinin birleştirilmesinden türetilmiştir ve “yaşam bilimi/ hayatın incelenmesi” anlamına gelmektedir. Biyologlar tüm canlıları, küresel boyuttan hücre ve molekülleri kapsayan mikroskobik boyuta kadar, çevresel şartlarıyla birlikte inceler. Biyoloji, ana ve birçok alt dalları olan temel bir bilimdir. Bitkileri inceleyen dalı botanik; hayvanları inceleyen dalı zooloji ve mikroorganizmaları inceleyen dalı mikrobiyoloji adını almıştır. Öte yandan, incelenen organizmaların derecesine göre de hayatın temel kimyasını inceleyene moleküler biyoloji, hayatın temel yapı taşı olan hücreleri inceleyene hücre biyolojisi, organizmaların iç organlarının çalışmasını inceleyene fizyoloji, organizmaların dış görünüşünü inceleyene morfoloji, ve organizmaların birbirleri ve çevreyle ilişkilerini inceleyene ise ekoloji denilmiştir.

Bilimsel ve teknik anlamda, tabiat varlıkları denilince arkeolog ve sanat tarihçileri, doğal sit alanı denilince de biyologlar anlaşılır. 
Mimar, Peyzaj Mimarı, Şehir Plancısı, Çevre Mühendisi ve Orman Mühendislerinin jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait tabiat varlıkları ve jeolojik dönemlere ait doğal sit alanları ile doğrudan bir ilgileri olmadığı gibi asıl uzmanlık alanları yaşayan insanların şu andaki beslenme, barınma ve çevresel ihtiyaçlarını karşılamak üzerine iken; arkeologlar ile sanat tarihçilerinin ilgi, bilgi ve uzmanlık alanları tarih öncesi ve tarihi devirlere ait taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, biyologların ise jeolojik devirlerden günümüze ulaşan doğal sit alanlarının ekolojisi ve buralarda yaşayan canlıların her şeyi üzerinedir.

Bu eğilip bükülemeyecek apaçık gerçeklere rağmen, tabiat varlıkları ile doğal sit alanlarının, tespit ve tescili ile koruma amaçlı imar planı ve koruma ve yapılaşmaya ilişkin ilke kararlarını yapacak Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunun, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarının veya ilgili Müsteşar Yardımcısının başkanlığında, “söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi” ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan; Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarının ise aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle oluşturulması ve söz konusu komisyonlarda 6863 sayılı Kanunun 58 inci maddesinde düzenlenen koruma kurullarında yer alan arkeolog ve sanat tarihçilerine bilinçli olarak yer verilmemesi ve biyologların da kurullardan çıkarılmış olması gerçek anlamda bir trajedidir. 

Her mesleğin öncelikleri vardır. Arkeolog, sanat tarihçisi ve biyologlar, var olanı keşfetmeyi, koruma altına almayı ve gelecek kuşaklara nakletmeyi amaçlar ve bundan onur, gurur, ve heyecan duyarlar. Mesleki ve insani doyumlarını böyle sağlarlar. 

Amaçlananın, tabiat varlıkları ile doğal sit alanlarını ve bunlara ilişkin koruma alanlarını, Anayasanın 63 üncü maddesinde belirtildiği şekilde korumak, değerlendirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak değil; kuralsız bir şekilde yerleşme ve yapılaşmaya açmak olduğu apaçık bir gerçekliktir. Yasaların amaç öğesindeki sakatlık, başlı başına Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık nedenidir.

Yasakoyucu, Anayasanın 56 ncı ve 63 üncü maddelerinde kurallaştırılan Devletin görevlerine ilişkin düzenlemeleri yaparken, 56 ncı ve 63 üncü maddelerdeki esaslarla birlikte Anayasanın 11 inci maddesine göre diğer hükümlerini de gözetmek durumundadır. 

Anayasanın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan devlettir.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin E.1985/1, K.1986/4 sayılı Kararında, “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi, hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek... biçimde kullanılamaz” denilmektedir.

Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, hukuk devletinin vazgeçilmez öğeleri içinde yer alan yasaların kamu yararına dayanması ilkesiyle bütün kamusal girişimlerin temelinde bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara egemen olması ve özellikle bir ülkenin en önemli varlık ve değerlerinden olan ve Anayasal güvence altında bulunan tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile bunlara ilişkin koruma alanlarının ve değerlerinin Anayasanın öngördüğü şekilde korunup, değerlendirilerek gelecek kuşaklara aktarılması için yasa koyucunun bu esası gözardı etmemesi ve yasalara bunu en iyi şekilde yansıtması zorunludur.

Yasal düzenlemeler, kanun koyucunun yapacağı tercihlere göre şekillenecektir; yani kanun koyucu, Anayasada belirtilen amacı veya kamu yararını gerçekleştirmek için getireceği çözümü seçmekte serbesttir. Burada takdir yetkisi kanun koyucuya aittir.

Bununla birlikte yasakoyucu, takdirine bırakılmış konularda, düzenleme yetkisini kullanırken, kuşkusuz, Anayasa kuralları ile kamu yararının ve kamu düzeninin gereklerine ve hukukun genel ilkelerine de bağlı kalmak durumundadır (E.1980/1, K.1980/25, K.t. 29.04.1980; E.1963/124, K.1963/243, K.t. 11.10.1963 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararları). Yasakoyucunun kamu yararının dışında bir amaç gütmesi Anayasaya aykırılık oluşturur. Çünkü, yasaların amaç öğesindeki sakatlık başlıbaşına bir aykırılık ve iptal nedenidir. Bu durum, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin gereğidir. Anayasanın takdirine bırakmadığı emredici kurallar için ise, Anayasanın 2 nci maddesi ile birlikte 63 üncü maddesinin gerektirdiği düzenlemeleri yapmak, yasakoyucu için Anayasal bir zorunluluktur. Aksine düzenleme, Anayasanın 2 nci ve 63 üncü maddelerine aykırılık oluşturur. 

Türkiye’nin 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanunla katılması uygun bulunan ve 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla onaylanan (R.G. 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı) Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinin;

1 inci maddesinde, 

“Bu sözleşmenin amaçları bakımından aşağıdakiler “kültürel miras” sayılacaktır:

Anıtlar: Tarih, sanat veya bilim açısından istisnaî evrensel değerdeki mimari eserler, heykel ve resim alanındaki şaheserler, arkeolojik nitelikte eleman veya yapılar, kitabeler, mağaralar ve eleman birleşimleri.

Yapı toplulukları: Mimarileri, uyumlulukları veya arazi üzerindeki yerleri nedeniyle tarih, sanat veya bilim açısından istisnaî evrensel değere sahip ayrı veya birleşik yapı toplulukları.

Sitler: Tarihsel, estetik, etnolojik veya antropolojik bakımlardan istisnaî evrensel değeri olan insan ürünü eserler veya doğa ve insanın ortak eserleri ve arkeolojik sitleri kapsayan alanlar.”

2 nci maddesinde;

“Bu Sözleşmeye göre aşağıdaki eserler “doğal miras” sayılacaktır:

Estetik veya bilimsel açıdan istisnaî evrensel değeri olan, fiziksel ve biyolojik oluşumlardan veya bu tür oluşum topluluklarından müteşekkil doğal anıtlar.

Bilim veya muhafaza açısından istisnaî evrensel değeri olan jeolojik ve fizyografik oluşumlar ve tükenme tehdidi altındaki hayvan ve bitki türlerinin yetiştiği kesinlikle belirlenmiş alanlar,

Bilim, muhafaza veya doğal güzellik açısından istisnaî evrensel değeri olan doğal sitler veya kesinlikle belirlenmiş doğal alanlar.”

denilmiş; 

3 üncü maddesinde; “Yukarıda 1 inci ve 2 nci maddelerde belirtilen ve kendi toprakları üzerinde bulunan çeşitli varlıkları saptayıp belirlemek bu Sözleşmeye taraf olan her devlete ait bir sorumluluktur.” hükmüne yer verilirken; 4 üncü maddesi ise, “Bu Sözleşmeye taraf olan devletlerden her biri 1 inci ve 2 nci maddelerde sözü edilen ve topraklarında bulunan kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevinin öncelikle kendisine ait olduğunu kabul eder. Bunun için kaynaklarını sonuna kadar kullanarak ve uygun olduğunda özellikle mali, sanatsal, bilimsel ve teknik alanlarda her türlü uluslararası yardım ve işbirliği sağlayarak elinden geleni yapacaktır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. 

Sözleşmenin 1 inci maddesindeki “kültürel miras” ile 2 nci maddesindeki “doğal miras”ın, 3 üncü maddesinde öngörüldüğü şekilde saptanıp belirlenmesi ve 4 üncü maddesindeki belirtildiği gibi saptanması, korunması, muhafazası, teşhiri ve gelecek kuşaklara aktarılmasının sağlanması görevlerinin yapılabilmesi için, öncelikle bu görevleri yürütecek komisyonlarda görev alacakların, bu görevlerin gerektirdiği bilgi ve uzmanlığa sahip olmaları gerekmektedir. 

Anayasanın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı kuralı getirilmiştir. 

648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 51 inci maddesiyle 2863 sayılı Kanuna eklenen ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki komisyon gibi 662 sayılı KHK’nin 15 inci maddesi ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ek 4 üncü maddesinde yapılan değişiklik de, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesinin 1 inci ve 2 nci maddelerinde kültürel ve doğal mirası, Sözleşmenin 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde öngörüldüğü şekilde saptanması, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması görevlerini yapacak bilgi ve uzmanlığa sahip olmadığı için 662 sayılı KHK’nin 15 inci maddesi ile 2863 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasanın 90 ıncı maddesine aykırıdır.
 
Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 15 inci maddesi ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ek 4 üncü maddesinde yapılan değişiklik, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 63 üncü, 87 nci, 90 ıncı ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

4) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin 53 üncü Maddesiyle 18.12.1953 Tarihli ve 6200 Sayılı Kanunun 6 ncı Maddesine Eklenen Fıkranın Anayasaya Aykırılığı
 
662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 53 üncü maddesiyle 6200 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine eklenen fıkrada, DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usûl ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usûl ve esasları ve diğer hususların yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmaktadır.
Anayasanın 7 nci maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı; 112 nci maddesinin ikinci fıkrasında, her bakanın Başbakana karşı sorumlu olup, ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden sorumlu olacağı; 123 üncü maddesinde, ,idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, bakanlık merkez teşkilatında, ikinci fıkrasının (a) bendinde ise bakanlık bağlı kuruluşlarının merkez teşkilatında Teftiş Kurulu Başkanlığı kurulabileceği belirtilmiş; 21 inci maddesinin ikinci fıkrasında, bakanların, bakanlık hizmetlerini mevzuata, Hükümetin genel siyasetine, milli güvenlik siyasetine, kalkınma planlarına ve yıllık programlara uygun olarak yürütmekle ve bakanlığın faaliyet alanına giren konularda diğer bakanlıklarla işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla görevli ve başbakana karşı sorumlu oldukları belirtilmiş; üçüncü fıkrasında ise, her bakanın ayrıca emri altındakilerin faaliyet ve işlemlerinden de sorumlu olup, bakanlık merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemekle görevli ve yetkili olduğu açıkça hüküm altına alınmış; 23 üncü maddesinde de Teftiş Kurulu Başkanlığının görev ve yetkilerine yer verilmiştir. 

Bakanın Anayasal sorumluluğunu, DSİ Genel Müdürünün ise bakana karşı yönetsel sorumluluğunu yerine getirmesinin uzantısı olarak kurulan ve bu derece önemli görevler yüklenen Rehberlik ve Teftiş Başkanlığında müfettişlik mesleğine ilk adımın atıldığı Müfettiş Yardımcılığına giriş için, 662 sayılı KHK’nin 53 üncü maddesiyle 6200 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine eklenen fıkrada, hiçbir ölçüt getirilmeden ve sınır çizilmeden Müfettiş Yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarını, Müfettişliğe yükselmelerini, görev, yetki ve sorumluluklarını, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususları düzenleme yetkisi yürütme organına devredilmiştir.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi, Anayasanın 128 inci maddesinde statü hukukunun temel bir kuralı olarak belirlenmiş; 123 üncü maddesinde de idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.
 
Yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasanın 7 nci maddesine aykırı düşer. Yasayla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını gerektirir. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Esasen Anayasanın 8 inci maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” hükmünün anlamı da budur. Hiçbir ölçüt getirilmeden ve sınırlar çizilmeden Müfettiş Yardımcılığı mesleğine giriş şartları, yeterlilik sınavının usul ve esasları, Müfettişliğe yükselme ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını belirleme yetkisinin yönetmeliğe bırakılarak idareye devredilmesi, Anayasanın 7 nci, 8 inci ve 128 inci maddelerine açıkça aykırıdır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 53 üncü maddesiyle 6200 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine eklenen fıkra, Anayasanın 7 nci, 8 inci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

5) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 56 ncı Maddesiyle 6200 Sayılı Kanuna Eklenen Geçici 9 uncu Maddenin Birinci ve İkinci Fıkrası ile Geçici 10 uncu Maddesinin Üçüncü ve Dördüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı

662 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle 6200 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen DSİ Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatı değiştirilerek, 4 üncü maddeye göre oluşturulan Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığın adı Etüt, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı; İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığının adı, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilmekte ve İçmesuyu ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığından ise İçmesuyu Dairesi Başkanlığı ve Atıksu Dairesi Başkanlığı olarak iki daire başkanlığı oluşturulmakta; 662 sayılı KHK’nin 56 ncı maddesiyle 6200 sayılı Kanuna eklenen geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrası ile de Etüd ve Plan Dairesi Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı ve İçmesuyu ve Kanalizasyon Dairesi Başkanı, (I) Sayılı Cetvel ile ihdas edilen (3) adet “Müşavir” kadrolarına atanmış sayılırken; ikinci fıkrası ile ise “Müşavir” kadrolarına atanmış sayılanlara yapılacak aylık ödeme düzenlenmektedir.

Öte yandan, 662 sayılı KHK’nin 56 ncı maddesiyle 6200 sayılı Kanuna eklenen geçici 10 uncu maddenin birinci fıkrasıyla EİEİ Genel Müdürlüğünün hidrometrik araştırma ve etüt, jeoloji ve sondaj, hidroelektrik santral ve bunlara ilişkin harita çalışmalarını yürüten birimleri tüm personeli ve her şeyi ile birlikte DSİ Genel Müdürlüğüne devredilmekte; üçüncü fıkrasıyla devredilen personelden şube müdürü olanların görevi hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erdirilerek (I) Sayılı Cetvel ile DSİ adına ihdas edilen (10) adet “Araştırmacı” kadrolarına atanmakta; dördüncü fıkrasıyla ise, “Araştırmacı” kadrolarına atanmış sayılanlara mali haklar bağlamında yapılacak ödeme düzenlenmektedir.

Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkelerinin bulunduğunun bilincinde olan devlettir.

Hukuk devleti hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukukî güvenliğin bir sonucu da kazanılmış haklara saygı gösterilmesi ilkesidir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş olan haktır. Kişilerin hukuk düzenine güvenerek elde ettikleri hakların sonradan çıkarılacak yasal düzenlemelerle ihlal edilmemesi bu ilkenin gereğidir. 

657 sayılı Kanunun Temel ilkeler başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde kariyer, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için gerekli bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanını sağlamaktır şeklinde; liyakat ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır şeklinde tanımlanmıştır.

662 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle 6200 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen DSİ Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatındaki Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığı ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile İçmesuyu ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığı kapatılmak yerine ilk ikisinin isimleri değiştirilmiş; üçüncüsünden ise iki daire başkanlığı yaratılmıştır. Bu durumda söz konusu daire başkanlarının kariyer ve liyakat ilkelerine göre atandıkları daire başkanlığı görevinden yasayla alınmak yerine, kariyer ve liyakat ilkeleri ile kadro dereceleri gözetilip değerlendirilerek atanmalarına olanak verecek şekilde yasal düzenleme yapılması yada sadece isim değişikliği olduğundan hiçbir şey yapılmayarak görevlerine devam etmelerinin sağlanması gerekirken; söz konusu daire başkanlarının yasayla görevlerine son verilerek yasayla “Müşavirlik” kadrosuna atanmaları ve böylece Anayasanın 36 ncı maddesinde Anayasal güvence altına alınan hak arama özgürlüklerinin ellerinden alınması, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı olmanın yanında, kişilerin hukuk güvenliğini de ihlal ederek Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık oluşturmaktadır. 

Kaldı ki, Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığın adı Etüt, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı; İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığının adı, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı olarak değiştirilir ve İçmesuyu ve Kanalizasyon Dairesi Başkanlığından ise İçmesuyu Dairesi Başkanlığı ve Atıksu Dairesi Başkanlığı olarak iki daire başkanlığı oluşturulurken; 6200 sayılı Kanunun 662 sayılı KHK’nin 51 inci maddesiyle değişik 4 üncü maddesindeki teşkilata ilişkin hizmet birimlerinin görevlerinin düzenlenmemesi ve mevcut hizmet birimlerinin görevlerine ilişkin 8 inci, 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 12 nci ve 13 üncü maddelerin 662 sayılı Kanunun 57 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılması, söz konusu daire başkanlıklarının isminin, daire başkanlarını yasayla görevden almak için değiştirildiği gibi bir sonucun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, söz konusu daire başkanlıklarının isimlerinin değiştirilmesinin, idari bir işlem olan ve idarenin yetkisinde bulunan “Atama ve Görevden Alma” işleminin yasayla yapılmasına gerekçe oluşturmak için yapılması ise, “yetki saptırması”dır. İptali istenen düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi ile 8 inci maddesine bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır. 

Öte yandan, EİEİ Genel Müdürlüğü’nün DSİ Genel Müdürlüğüne devredilen hizmet birimleri kapatılmamış; olduğu gibi personeli dahil her şeyiyle DSİ Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. 

19.12.2005 tarihli ve 26028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin “Görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi hizmet grupları” başlıklı 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde, “Şube müdürü” görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına tabi kadrolar arasında sayılmıştır. Bu bağlamda, EİEİ Genel Müdürlüğünden DSİ Genel Müdürlüğüne devredilen 10 adet şube müdürü söz konusu şube müdürlüğü kadrosuna görevde yükselme sınavı sonucunda atanmışlardır. Şube müdürleri açısından şube müdürlüğü kadrosu kazanılmış bir haktır.

Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil, uluslar arası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün süreceğine duyulan güveni de içerir. Halkın devlete olan güveninin korunması, ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Hukuki istikrar bunu gerektirir. Anayasasında “hukuk devleti” ilkesine yer vermiş ve buna değiştirilemezlik atfetmiş bir ülkede, sınavla şube müdürlüğü kadro görev unvanını elde etmiş kişilerin günün birinde “Araştırmacı” kadrolarına atanacaklarını öngörebilmeleri beklenemez. Özü ve niteliği itibariyle idari bir işlem olan ve idari işlemle yapılması gereken “atama” işleminin, yasa gücünde kararname ile yapılmasıyla; bir yandan yürütmenin “atama” yetkisine Anayasanın 8 inci maddesine aykırı bir şekilde yasama organı tarafından yetkisiz olarak el atılırken; diğer yandan “Müşavir” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanan kişilerin Anayasanın 125 inci maddesinde güvence altına alınan idari işleme karşı yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlükleri, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alınmakta; ve ayrıca kişilerin hak arama özgürlüklerinin ellerinden alınmasının yasa gücünde kararname ile düzenlenmesi Anayasanın 91 inci maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Ayrıca, Anayasanın dördüncü bölümünün siyasi haklar ve ödevler kapsamındaki 70 inci maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin görevlerinde kalma hakkına da güvence oluşturmakta ve siyasi haklar ve ödevler, Anayasanın 91 inci maddesine göre kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmaktadır. 

Öte yandan geçici 9 uncu maddenin ikinci ve geçici 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında, “Müşavirlik” kadrosuna atanan daire başkanları ile “Araştırmacı” kadrosuna atanan şube müdürlerinin mali hakları korunuyor gibi bir izlenim yaratılmıştır. Ancak, söz konusu fıkralarda, “toplam net tutarının” ibaresinden sonra parantez içinde “(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)” ifadesine yer verilerek, daire başkanı ve şube müdürlerinin kadro görev unvanlarına ait aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin daire başkanı veya şube müdürünün en son aldığı net maaşı 100 TL ve Müşavir veya Araştırmacının maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay daire başkanı veya şube müdürünün maaşı 111 TL, Müşavir yada Araştırmacı maaşı da 100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, Daire Başkanı ve Şube Müdürü iken Yasayla Müşavir yada Araştırmacı görevlerine atanan kişilere herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişilerin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin, 56 ncı maddesiyle 6200 sayılı Kanuna eklenen geçici 9 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkrası ile geçici 10 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrası, Anayasanın 2 nci, 8 inci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
 
6) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 63 üncü Maddesinin (a) Bendiyle 6085 Sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü Maddesinde Yapılan Değişiklikler
 
6085 sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri,
“(1) Sayıştay;
 
a) Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri, sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50’den fazla olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkları (% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle), diğer kamu idarelerini (kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç),

b) (a) bendinde sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri (kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle),

(…) 

denetler.”

Şeklinde iken; 

662 sayılı KHK’nin 63 üncü maddesinin (a) bendiyle yapılan değişiklikle; 

“ (1) Sayıştay;

a) Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri, sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50’den fazla olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkları, diğer kamu idarelerini (kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç),

b) Kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla (a) bendinde sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri,

(…)

Denetler.”
 
haline getirilmiş;

Böylece Sayıştay’ın; 

- Sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50’den az olan özel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklıkları;

- Sermayesindeki kamu payı yarıdan az olan, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerine, sosyal güvenlik kurumlarına, mahallî idarelere ve sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50’den fazla olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıklara bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri;

ortaklık hakları yönüyle denetleme yetkisi ortadan kaldırılmıştır.

Anayasanın 160 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleyeceği; üçüncü fıkrasında ise, mahalli idarelerin hesap ve işlemlerinin denetlenmesinin Sayıştay tarafından yapılacağı kurallarına yer verilmiştir.

Fıkradaki “bütün giderleri” ifadesi, özel kanunlarla kurulmuş anonim ortaklılıklara veya merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlere, sermaye katılım payları için yapılmış bulunan sermaye gideri harcamalarını da kapsamaktadır. Dolayısıyla, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları Anayasanın 165 inci maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından denetlenirken; sermayesindeki kamu payı yarıdan az olanlar ise Anayasanın 160 ıncı maddesine göre Sayıştay tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ortaklık hakları yönüyle denetlenmek durumundadır. Kamu payının yarıdan az olması gerekçesiyle, kamu sermayesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi adına ortaklık hakları yönünden denetim dışı bırakılması, Anayasanın 160 ıncı maddesindeki düzenlemeyle bağdaşmaz. 

Öte yandan Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkı düzenlenmiş ve 91 inci maddesinin birinci fıkrasında, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği kuralına yer verilmiştir. 

Bu bağlamda, 662 sayılı KHK’nin 63 üncü maddesinin (a) bendiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü maddesinde kamu mülkiyetinin denetimine ilişkin değişiklik yapılması, kanun hükmünde kararname ile düzenleme yasağı alanı içinde olduğundan Anayasanın 91 inci maddesine aykırıdır.

Öte yandan, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamı içinde değildir. 6085 sayılı Kanun, Yetki Yasasında sayılmadığı gibi 6085 sayılı Kanunda düzenlenen hususlar kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden belirlenmesine konu oluşturacak türden de değildir. Kaldı ki 6085 sayılı Sayıştay Kanununun Yürütme başlıklı 84 üncü maddesi aynen, “Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı yürütür.” şeklindedir. Yürütme yetkisi TBMM Başkanının olan Kanunun 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında olamayacağı yeterince açık bir husustur. Bu bağlamda, Bakanlar Kurulunun yetkili olmadığı alanlarda hukuksal tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunması, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci ve 91 inci maddeleriyle uyuşmaz.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin, 63 üncü maddesinin (a) bendiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 91 inci ve 160 ıncı maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

7) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 68 inci Maddesiyle 4059 Sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna Eklenen Geçici 14 üncü Maddesinin Anayasaya Aykırılığı
662 sayılı KHK’nin 64 üncü maddesiyle, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kamu İktisadi Teşebbüsleri” ibaresi “Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler”, “Banka ve Kambiyo” ibaresi ise “Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo” şeklinde değiştirilmekte; 68 inci maddesiyle aynı Kanuna eklenen geçici 14 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla ise, Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü ile Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Daire Başkanı kadrolarında bulunanların görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği ve bunların ekli (I) sayılı liste ile ihdas edilen Müsteşarlık Müşavirliği kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılacakları hüküm altına alınırken; ikinci fıkrasında, bunlara yapılacak ödemeler düzenlenmektedir.

662 sayılı KHK’nin 64 üncü maddesiyle, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle “Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü” ile “Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü kapatılmamış, sadece adları sırasıyla “Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğü” ve “Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü” şeklinde değiştiriliştir. Bu durumda, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü ile Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Daire Başkanı kadrolarında bulunanların, kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde atandıkları genel, genel müdür yardımcısı ve daire başkanlığı görevlerinden yasayla alınmak yerine, kariyer ve liyakat ilkeleri ile kadro görev unvanları gözetilip değerlendirilerek atanmalarına olanak verecek şekilde yasal düzenleme yapılması yada sadece isim değişikliği olduğundan hiçbir şey yapılmayarak görevlerine devam etmelerinin sağlanması gerekirken; söz konusu personelin yasayla görevlerine son verilerek yasayla “Müşavirlik” kadrosuna atanmaları ve böylece Anayasanın 36 ncı maddesinde Anayasal güvence altına alınan hak arama özgürlüklerinin ellerinden alınması, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı olmanın yanında, kişilerin hukuk güvenliğini de ihlal ederek Anayasanın 2 nci maddesine aykırılık oluşturmaktadır. 

Öte yandan, kişiler genel müdür ve yardımcılığı ile daire başkanlığı görevlerine, 657 sayılı Kanunun temel ilkeleri olan kariyer ve liyakat ilkeleri çerçevesinde atanmışlar ve söz konusu görevler kendileri açısından kazanılmış hak statüsü kazanmıştır.

Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil, uluslar arası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün süreceğine duyulan güveni de içerir.

Kaldı ki, söz konusu genel müdürlüklerin isminin değişmiş olması, görevlerinde de esaslı değişiklik ve yepyeni görev alanları ile sonuçlanmamış ve dolayısıyla isim değişikliğinin idari bir işlem olan ve idarenin yetkisinde bulunan “Atama ve Görevden Alma” işleminin yasayla yapılmasına gerekçe oluşturmak için yapılmış olduğu izlenimi doğurmaktadır. 

Devlet memurlarının “atamaları”, “görevden alınmamaları”, “başka kurumlara nakilleri”, “geçici görevlendirilmeleri” vb. hususlar idari işlemlerdir. Devlet memurlarının atanmalarındaki usule göre görevden alınmaları da kamu hukukunun temel ilkelerinden biridir. 2451 sayılı Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılacağı belirtilmiş; (2) sayılı cetvelde genel müdür ve yardımcıları da sayılmış ve maddenin ikinci fıkrasında ise, “Bunların nakilleri ve görevden alınmaları da aynı usule göre olur.” denilmiştir. Söz konusu hüküm sadece 2451 sayılı Kanuna ekli (1) ve (2) sayılı Cetvelde sayılanları değil, ilkesel olarak tüm kamu personelini kapsayan temel bir hükümdür. 

Yasakoyucunun, kamu yararından başka bir amaca, kişilerin Anayasal hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırma amacına ulaşmak için, yürütmenin/idarenin yetkisinde olan idari atama işlemini yasayla düzenlemesi bir “yetki saptırması”dır ve bu yetki saptırması amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığına yol açarak, yasayı Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirir. 

“Müsteşarlık Müşavirliği” kadrolarına hukuka uygun yol olan idari işlemle atanmaları halinde, Anayasanın 125 inci maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açık olduğundan, Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlükleri kapsamında yetkili yargı mercilerinde dava açma hakları, atamanın “yetki saptırması” yoluyla yasa gücünde kararnameyle yapılması sonucunda ortadan kaldırılmıştır. Kişilerin Anayasanın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan yetkili yargı mercilerinde davacı olarak hak arama özgürlüklerini ortadan kaldıran düzenleme, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırıdır. Ayrıca, Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünün yasa gücünde kararname ile engellenmesi ise, Anayasanın 91 inci maddesindeki yasak alana girdiğinden, iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın 91 inci maddesine de aykırıdır. 

Ayrıca, Anayasanın dördüncü bölümünün siyasi haklar ve ödevler kapsamındaki 70 inci maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin görevlerinde kalma hakkına da güvence oluşturmakta ve siyasi haklar ve ödevler, Anayasanın 91 inci maddesine göre kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmaktadır. 

Öte yandan geçici 14 üncü maddenin ikinci fıkrasında, “Müsteşarlık Müşavirliği” kadrosuna atanan genel müdür, genel müdür yardımcısı ve daire başkanlarının mali hakları korunuyor gibi bir izlenim yaratılmıştır. Ancak, söz konusu fıkralarda, “toplam net tutarının” ibaresinden sonra parantez içinde “(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)” ifadesine yer verilerek, genel müdür, genel müdür yardımcısı ve daire başkanlarının kadro görev unvanlarına ait aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin genel müdürün en son aldığı net maaşı 100 TL ve Müsteşarlık Müşavirinin maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay genel müdürün maaşı 111 TL, Müsteşarlık Müşavirinin maaşı da 100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, genel müdür iken Yasayla Müsteşarlık Müşaviri görevlerine atanan kişiye herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişinin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin, 68 inci maddesiyle 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 14 üncü maddesi, Anayasanın 2 nci, 36 ncı ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.
8) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 74 üncü Maddesinin (a) Bendiyle Değiştirilen 91 Sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı Maddesinin Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Fıkraları ile (b) Bendi ve (c) Bendiyle Eklenen Geçici 1 inci Maddesinin İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı

662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 74 üncü maddesinin (a) bendiyle değiştirilen 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, menkul kıymetler borsalarında bir başkan ve altı üyeden oluşan yedi kişilik bir yönetim kurulu bulunacağı ve borsa başkanının, yönetim kurulunun da başkanı olduğu; ikinci fıkrasında, borsa başkanı ve yönetim kurulunun üç üyesinin, Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanacağı; yönetim kurulunun diğer üç üyesinin ise, menkul kıymetler borsalarının genel kurullarınca üyeleri arasından grup ayrımı yapılmaksızın seçileceği; yönetim kurulunun ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir başkan vekili seçeceği; üçüncü fıkrasında, borsa yönetim kurulunun, Borsa Başkanı dâhil en az dört üyenin hazır bulunması ile toplanacağı; kararların, katılanların oy çokluğu ile alınacağı; oylamalarda çekimser oy kullanılamayacağı ve oyların eşitliği hâlinde Borsa Başkanının oyu doğrultusunda karar alınacağı; dördüncü fıkrasında, Borsa Başkanının görev süresinin dört yıl, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin ise üç yıl olduğu; Borsa Başkanlığı ve müşterek kararname ile atanan yönetim kurulu üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması hâlinde, boşalma tarihinden itibaren iki ay içinde Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atama yapılacağı; beşinci fıkrasında, borsa genel kurulunun süresi içinde toplanamaması veya genel kurullarca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın, söz konusu her bir boş üyelik için öngörülen nitelikleri taşıyan kişileri, genel kurullarca seçim yapılıncaya kadar görev yapmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak re’sen atayacağı hüküm altına alınmakta; (b) bendiyle, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve yönetim kurulları ile başkan” ibaresi yürürlükten kaldırılmakta; aynı fıkrada yer alan “İlişkin hususlar” ibaresinden sonra gelmek üzere ise “, Borsa Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin ücretleri, görev, yetki ve sorumlulukları” ibaresi eklenmekte; (c) bendiyle 23 üncü maddesinden sonra gelmek üzere eklenen geçici birinci maddenin ikinci fıkrası ile İMKB Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri görevden alınmakta; üçüncü fıkrası ile İMKB tarafından seçilecek Yönetim Kurulu üyelerinin seçimleri düzenlenmekte; dördüncü fıkrasında ise müşterek kararname ile atanacak borsa başkan ve üyelerinin atanması düzenlenmektedir.

Anayasanın 135 inci maddesinin birinci fıkrasında, kau kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarının, belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak; mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak amacıyla kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usule göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileri olduğu; beşinci fıkrasında da, meslek kuruluşları üzerinde Devletin idari ve mali denetimine ilişkin kuralların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

Anayasanın 135 inci maddesindeki kurallar doğrultusunda da 03.10.1983 tarihli ve 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkarılarak yürürlüğe konmuştur.

91 sayılı KHK’nin “Amaç” başlıklı 1 inci maddesinde, Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı, “menkul kıymetlerin güven ve istikrar içinde işlem görmesi için menkul kıymetler borsalarının açık, düzenli ve dürüst çalışmasını sağlamak üzere; kuruluş, yönetim, çalışma esasları ve denetlenmelerini düzenlemek suretiyle sermaye piyasasının ekonomik gelişmede etkin rol oynamasını sağlamaktır.” şeklinde ortaya konmuş; 2 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Türkiye’de kurulmuş ve kurulacak menkul kıymetler borsalarının bu KHK hükümlerine tabi olduğu belirtilmiş; 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasında, menkul kıymetler borsalarının tüzel kişiliğe haiz kamu kurumları oldukları ve gerekli görülen yerlerde kurulmalarının Sermaye Piyasası Kurulu’nun önerisi ve Maliye Bakanlığının iznine bağlı olduğu; (2) numaralı fıkrasında, menkul kıymetler borsalarının Sermaye Piyasası Kurulunun denetimine tabi olduğu; (3) numaralı fıkrasında, menkul kıymetler borsalarında, Sermaye Piyasası Kurulunun göstereceği adaylar arasından Maliye Bakanlığı’nın inha edeceği adayın üçlü kararname ile atanan bir Menkul Kıymetler Borsası Komiseri olacağı; 4 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasında menkul kıymetler üzerinde borsada işlem yapmalarına Sermaye Piyasası Kurulunca izin verilen gerçek ve tüzel kişilere borsa üyeleri denildiği; 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, menkul kıymetler borsalarının üyelerden oluşan bir genel kurulu bulunduğu; (3) numaralı fıkrasında, genel kurulun borsanın üst karar mercii olduğu ve genel kurul kararlarının Sermaye Piyasası Kurulu’nun onayı ile veya bu onayın gecikmesi halinde genel kurul kararlarının Sermaye Piyasası Kuruluna sunulmasını izleyen 30 gün içinde yürürlüğe gireceği; 6 ncı maddesinde, menkul kıymetler borsalarında, bir başkan ve dört üyeden oluşan beş kişilik bir yönetim kurulu bulunduğu; 7 nci maddesinde, menkul kıymetler borsalarının, yönetim kurulunca alınan kararlar çerçevesinde yönetim kurulu başkanı tarafından idare ve temsil olunacağı; 8 inci maddesinde, menkul kıymetler borsalarının, hesap ve işlemlerinin genel kurul tarafından seçilen iki denetçi tarafından denetleneceği; 9 uncu maddesinde, menkul kıymetler borsalarının genel kurul ve yönetim kurulları ile başkan ve denetçilerinin; seçilmelerine veya atanmalarına ve görev süresine, görev ve yetkilerine, sorumluluklarına, ücretlerine ilişkin hususlar ile borsa organı, üye ve görevlilerinin çalışma usul ve esaslarının Sermaye Piyasası Kurulunca hazırlanacak yönetmelikte gösterileceği ve bu yönetmeliğin Maliye Bakanlığı’nın onayı üzerine Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe gireceği kurallarına yer verilmiştir.

02.10.1984 tarihli ve 84/8581 sayılı BKK ile kararlaştırılan ve 06.10.1984 tarih ve 18537 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Menkul Kıymetler Borsalarının Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik”in 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, borsada işlem yapmak üzere SPK’dan izin almış olan yatırım ve kalkınma bankalarının; (b) bendinde, Bankalar Kanununa göre Türkiye’de faaliyette bulunan bankalardan, borsada işlem yapmak üzere SPK’dan izin almış bulunanların; (c) bendinde, 2499 sayılı Kanuna göre SPK’dan “borsa bankerliği belgesi” almış olan aracı kurumların; (d) bendinde ise münhasıran borsada işlem yapmak üzere 8 inci maddede sayılan nitelikleri taşıyan ve bu işe tahsis ettiği fon SPK’ca belirlenen miktardan az olmayan gerçek kişilerden, borsa yönetim kurulunun teklifi üzerine SPK’nın onayı ile üyeliğe kabul edilen borsa komisyoncularının, Borsaya üye olabilecekleri; 20 nci maddesinde ise, borsada bir başkan ve dört üyeden oluşan beş kişilik bir yönetim kurulu bulunacağı; borsa başkanı dışındaki yönetim kurulu üyelerinin, 7 nci maddede belirtilen her gruptan bir üye olmak üzere 4 yıl için genel kurul tarafından seçileceği; 28 inci maddesinde ise Borsa Başkanının SPK’nın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanacağı belirtilmiştir.

Menkul kıymetler borsalarının, menkul kıymetlerin güven ve istikrar içinde işlem görmesi ve menkul kıymetler borsalarının açık, düzenli ve dürüst çalışmasını sağlamak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu’nun önerisi ve Maliye Bakanlığının izniyle kurulan tüzel kişiliğe haiz kamu kurumları olduklarına; organlarının üyelerinden oluşan ve en üst karar mercii olan genel kurul ile genel kurul tarafından seçilmesi öngörülen yönetim kurulu ve denetim kurulundan oluştuğuna; bir başkan ve dört üyeden oluşan yönetim kurulundan, Borsa Başkanının SPK’nın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanacağına ve yönetim kurulu üyelerinin de Yönetmeliğin 7 nci maddesinde belirtilen her gruptan bir üye olmak üzere genel kurul tarafından seçileceğine; ayrıca, menkul kıymetler borsalarının Sermaye Piyasası Kurulunun vesayet denetimine tabi bulunduğuna yönelik Yasa ve Yönetmelik hükümleri gözetildiğinde, menkul kıymetler borsalarının Anayasanın 135 inci maddesinin kapsamına giren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduklarında hiçbir duraksama bulunmamaktadır. 

Bir başkan ve dört üyeden oluşan yönetim kurulunun, bir başkan ve altı üye olmak üzere yediye çıkarılması; borsa başkanı ile birlikte üç üyenin Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanarak yedi kişilik yönetim kurulunda salt çoğunluğun siyasal iktidarın eline geçmesi; kalan üç üyenin seçiminde grup ayrımının kaldırılması; yönetim kurulunun dört üye ile toplanır ve oy çokluğu ile karar alır hale getirilerek yedi kişilik yönetim kurulunda başkanın bulunduğu tarafın iki kişiyle yedi kişiyi bağlayıcı karar almasının sağlanması; yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin gerekçesiz olarak üç yıla düşürülmesi; borsa genel kurulunun süresi içinde toplanamaması veya genel kurullarca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın, genel kurullarca seçim yapılıncaya kadar görev yapmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak re’sen atayacak olması; Anayasanın 135 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının idari özerkliği ile bağdaşmayan ve menkul kıymetler borsalarının kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olma özelliklerini bütünüyle ortadan kaldırarak adeta Sermaye Piyasası Kurulunun bağlı olduğu bakanlığın ilişkili kuruluşu haline getirmeyi amaçlayan, Anayasal dayanaktan yoksun ve Anayasanın 135 inci maddesine aykırı bir düzenlemedir. Ayrıca, atamayla gelen borsa başkanının atanmasındaki usul yerine yasayla görevden alınması Anayasanın 2 nci maddesiyle 36 ncı maddesindeki; seçimle gelen yönetim kurulu üyelerinin yargı kararına dayanmadan yasayla görevlerine son verilmesi ise Anayasanın 135 inci maddenin altıncı fıkrasındaki kurallarla bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, menkul kıymetler borsaları menkul kıymetlerin güven ve istikrar içinde işlem görmesi gereken yerlerdir ve değişime menkul kıymetler konu oluşturmaktadır. Anayasanın ikinci kısmının ikinci bölümünün 35 inci maddesinde mülkiyet hakkı düzenlenmiş; 91 inci maddesinde ise Anayasanın ikinci kısmının ikinci bölümündeki kişi hakları ve ödevlerinin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği kuralına yer verilmiştir. Bu bağlamda Anayasanın 35 inci maddesindeki mülkiyet hakkının kapsamında olan menkul kıymetlerin işlem gördüğü menkul kıymetler borsalarının kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi, Anayasanın 91 inci maddesindeki kurala aykırıdır.

Kaldı ki, 91 sayılı KHK, teşkilat yasası olmadığı gibi personel yasası da değildir ve Anayasa Mahkemesinin 27.10.2011 günlü ve E.2011/60, K.2011/147 sayılı (Başkanın oyundan dolayı 6216 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre çoğunluk sayılan) Kararına göre dahi 6223 sayılı Kanunun kapsamında bulunmamaktadır. Dolayısıyla iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın 91 inci maddesine bu açıdan da aykırılık oluşturmaktadır.

29.09.2009 tarihli ve 2009/31 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararıyla kararlaştırılan ve 02.10.2009 tarihli ve 27364 sayılı Resmi gazetede yayımlanan “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Strateji Belgesi”nin “Öncelik.15” maddesinde aynen; 

“Borsaların, faaliyetlerini piyasa dinamiklerine cevap verebilecek esneklikte gerçekleştirebilmelerini sağlayacak hukuki statüye kavuşturulmaları ve genel kamu idaresini ilgilendiren mevzuat kapsamı dışına çıkarılmaları sağlanacaktır.

(…)

Borsaların, uluslararası dinamik süreçlerin gerektirdiği esnekliği göstermesi, gelişen teknolojiyi yakalamak üzere modernizasyon yatırımlarını hızla yapabilmesi, yeterli kaynak biriktirebilmesi ve faaliyetlerinin gerektirdiği nitelikli eleman istihdamını sağlayabilmesi önem arz etmektedir. Bu çerçevede, borsaların Kamu İhale Kanunu, 5018 sayılı Kanunun 78 inci maddesi ve İŞKUR mevzuatı gibi kamu idareleri ile ilgili mevzuat hükümlerine tabi olmadan çalışabilmesini ve kurumsal olarak uluslararası rekabetin gerektirdiği çağdaş borsacılık açılımlarını gerçekleştirebilmesini temin edecek mevzuat yapısının kurulması gerekmektedir. Bu kapsamda, İMKB ve İAB’nin hukuki statüleri netleştirilecek, bu borsalar kamu idaresini ilgilendiren mevzuat kapsamından çıkarılacak, mevzuattan ve/veya uygulamalardan kaynaklanan sorunlar tespit edilerek giderilecektir.” 

denilmiştir. 

Bu bağlamda, kamu hizmeti kuruluşu olan TOKİ Başkanlığı, Kamu İhale Kanunu ile 5018 sayılı Kanuna tabi değilken; İMKB’nin tabi tutulmasındaki çarpıklığın farkında olan ve bunu gidereceği ile İMKB ve İAB (İstanbul Altın Borsası)’nin hukuki statülerini belirleyeceği stratejisini taahhüt eden siyasal iktidarın, iki yıl içinde taahhüdünden vaz geçerek menkul kıymetler borsaları, kamu hizmet kuruluşuymuşçasına Sermaye Piyasası Kurulunun bağlı olduğu bakanlığın adeta ilişkili kuruluşu haline getirmesindeki anlayışı da anlayabilmek mümkün değildir. 
 
Siyasal iktidarın, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları dahil, örgütlü bütün alanları ele geçirme ve iktidarının sürekliliğine payanda yapma emeli ve kararlılığı içinde olması Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerinden demokratik devlet ilkesiyle uyuşmadığı gibi, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun, bakanlığın ilgili kuruluşu haline getirilmesinde kamu yararı bulunmamakta ve yapılan bu düzenlemeler kaynağını Anayasadan almadığı için de ayrıca Anayasanın 6 ncı ve 11 inci maddelerine de aykırılık taşımaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 74 üncü maddesinin (a) bendiyle değiştirilen 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile (b) bendi ve (c) bendiyle eklenen geçici 1 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları; Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 11 inci, 35 inci, 36 ncı ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir. 

9) 662 Sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin, 90 ıncı Maddesiyle 3154 Sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununa Eklenen Geçici 11 inci Maddesinin Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarının Anayasaya Aykırılığı

662 sayılı KHK’nin 81 inci maddesiyle 3154 sayılı Kanunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Ana Hizmet Birimlerinin düzenlendiği 8 inci maddesi değiştirilerek, kapatılan Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile EİEİ Genel Müdürlüğünün yerine sırasıyla Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü kurulmakta; Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığı ise Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü yapılarak genel müdürlük seviyesine çıkarılmakta; 85 inci maddesi ile ise, 3154 sayılı Kanunun 13 üncü maddesindeki Teftiş Kurulu Başkanlığı yürürlükten kaldırılarak yerine Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmakta; 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununa eklenen geçici 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde, Bakanlık merkez teşkilatında, Teftiş Kurulu Başkanı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı ve Şube Müdürü; (b) bendinde, kapatılan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Enerji Kaynakları Etüd Dairesi Başkanı, Hidrolik Etüdler Dairesi Başkanı, Jeoloji ve Sondaj Dairesi Başkanı, Proje Dairesi Başkanı, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı, İdari İşler Dairesi Başkanı, Makina ve İkmal Dairesi Başkanı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı, I.Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü; (c) bendinde kapatılan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı, Arama ve Üretim Dairesi Başkanı, Rafineri ve Petro-Kimya Dairesi Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Müdür kadrolarında bulunanların görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ereceği; bunlardan Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Şube Müdürü ve Müdür kadrosunda bulunanlar ekli (I) sayılı liste ile ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına, diğerlerinin ise aynı liste ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacakları hüküm altına alınmakta; dördüncü fıkrasında ise “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” kadrolarına mali ödemeler düzenlenmektedir. 

Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere, Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da uyması gereken temel hukuk ilkelerinin bulunduğunun bilincinde olan devlettir.

Hukuk devleti hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukukî güvenliğin bir sonucu da kazanılmış haklara saygı gösterilmesi ilkesidir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş olan haktır. Kişilerin hukuk düzenine güvenerek elde ettikleri hakların sonradan çıkarılacak yasal düzenlemelerle ihlal edilmemesi bu ilkenin gereğidir. 

657 sayılı Kanunun Temel ilkeler başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde kariyer, Devlet memurlarına yaptıkları hizmetler için gerekli bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkanını sağlamaktır şeklinde; liyakat ise, Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır şeklinde tanımlanmıştır.

662 sayılı KHK’nin 85 inci maddesiyle Teftiş Kurulu Başkanlığının adı değiştirilerek Denetim Hizmetleri Başkanlığı; 81 inci maddesiyle de Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanlığının adı değiştirilip genel müdürlük seviyesine çıkarılarak Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü yapıldığına ve 662 sayılı KHK’nin 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci madde ile de Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile EİEİ Genel Müdürlüğü kapatılmakla birlikte DSİ Genel Müdürlüğüne devredilenler hariç EİEİ’nin tüm personeliyle birlikte tüm malvarlığı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına devredilip, 662 sayılı KHK’nin 81 inci maddesiyle 3154 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde yapılan değişiklikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Ana Hizmet Birimleri içinde Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü kurulduğuna göre, 662 sayılı KHK’nin 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Kanuna eklenen geçici 11 inci maddenin üçüncü fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen Devlet memurlarının görevlerinden alınarak ilgisine göre “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanmalarını zorunlu kılacak hukuksal bir gerekçe bulunduğu ileri sürülemez. 
 
Bakanlık merkez teşkilatında, Teftiş Kurulu Başkanı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı ve Şube Müdürü; kapatılan ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığında Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü adıyla Ana Hizmet Birimi olarak kurulan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Enerji Kaynakları Etüd Dairesi Başkanı, Hidrolik Etüdler Dairesi Başkanı, Jeoloji ve Sondaj Dairesi Başkanı, Proje Dairesi Başkanı, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı, İdari İşler Dairesi Başkanı, Makina ve İkmal Dairesi Başkanı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı, I.Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü; kapatılan ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığında aynı isimle Ana Hizmet Birimi olarak kurulan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı, Arama ve Üretim Dairesi Başkanı, Rafineri ve Petro-Kimya Dairesi Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Müdür kadrolarında bulunanlar söz konusu görevlere, kariyer ve liyakat ilkelerine göre atandıklarına ve dolayısıyla görevlerinden yasayla alınmak yerine, kariyer ve liyakat ilkeleri ile kadro dereceleri gözetilip değerlendirilerek atanmalarına olanak verecek şekilde yasal düzenleme yapılması yada sadece çalıştıkları birimlerin isimleri değişmiş olduğundan hiçbir şey yapılmayarak görevlerine devam etmelerinin sağlanması gerekirken; söz konusu Devlet memurlarının yasayla görevlerine son verilerek yasayla “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanmaları ve böylece Anayasanın 36 ncı maddesinde Anayasal güvence altına alınan yetkili yargı mercileri nezdinde hak arama özgürlüklerinin ellerinden alınması, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı olmanın yanında, kişilerin hukuk güvenliğini ihlal ederek Anayasanın 2 nci maddesine de aykırılık oluşturmaktadır. 

Devlet memurlarının “atamaları”, “görevden alınmamaları”, “başka kurumlara nakilleri”, “geçici görevlendirilmeleri” vb. hususlar idari işlemlerdir. Devlet memurlarının atanmalarındaki usule göre görevden alınmaları da kamu hukukunun temel ilkelerinden biridir. 2451 sayılı Bakanlıklarda ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde gösterilen unvanları taşıyan görevlere müşterek kararla atama yapılacağı belirtilmiş; (2) sayılı cetvelde Teftiş Kurulu Başkanı, genel müdür ve yardımcıları ile daire başkanları da sayılmış ve maddenin ikinci fıkrasında ise, “Bunların nakilleri ve görevden alınmaları da aynı usule göre olur.” denilmiştir. Söz konusu hüküm sadece 2451 sayılı Kanuna ekli (1) ve (2) sayılı Cetvelde sayılanları değil, ilkesel olarak tüm kamu personelini kapsayan temel bir hükümdür. 

17.10.2005 tarihli ve 25969 sayılı resmi Gazetede yayımlanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin, 21.11.2005 tarihli ve 26000 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Personeli Görevde Yükselme Ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin ve 19.12.2005 tarihli ve 26028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin “Görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi hizmet grupları” başlıklı 5 inci maddelerinin ikinci fıkralarının (a) bentlerinin (1) numaralı alt bentlerinde, “Şube müdürü” görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına tabi kadrolar arasında sayılmıştır. Bu bağlamda, Bakanlıkta ve EİEİ Genel Müdürlüğü ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde sınava girerek kazanan ve “şube müdürü” kadrosuna atananların, sınav sonucunda elde ettikleri şube müdürlüğü kadro görev unvanının yasayla ellerinden alınması, kazanılmış hakların korunması ilkesi karşısında hiçbir şekilde Anayasal koruma göremez.

Yasakoyucunun, kamu yararından başka bir amaca, kişilerin Anayasal hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırma amacına ulaşmak için, yürütmenin/idarenin yetkisinde olan idari atama işlemini yasayla düzenlemesi bir “yetki saptırması”dır ve bu yetki saptırması amaç öğesi bakımından yasanın sakatlığına yol açarak, yasayı Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırı hale getirir. 

Doğmuş hakkı tanımak kazanılmış hakka saygı göstermektir. Sadece iç hukukta değil, uluslar arası hukukta da benimsenen “kazanılmış hakların korunması”, mevcut hukuksal durumun, benimsenmiş yapının, edinilmiş statünün geçerliliğini sürdürmesini zorunlu kılar. Kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmak, üstelik tek yanlı hukuki düzenlemelerle kaldırmak hukuka güveni yıkar. Hukuki güvenlik, sadece kişilerin devlet faaliyetlerine güvenini değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuata göre edinilmiş statünün süreceğine duyulan güveni de içerir. Halkın devlete olan güveninin korunması, ancak hukuk güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Hukuki istikrar bunu gerektirir. Anayasasında “hukuk devleti” ilkesine yer vermiş ve buna değiştirilemezlik atfetmiş bir ülkede, kariyer ve liyakat ilkelerine göre genel müdürlüğe atanmış ve sınavla şube müdürlüğü kadro görev unvanını elde etmiş kişilerin günün birinde bir yasayla “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanacaklarını öngörebilmeleri beklenemez. Özü ve niteliği itibariyle idari bir işlem olan ve idari işlemle yapılması gereken “atama” işleminin, yasa gücünde kararname ile yapılmasıyla; bir yandan yürütmenin “atama” yetkisine Anayasanın 8 nci maddesine aykırı bir şekilde yasama organı tarafından yetkisiz olarak el atılırken; diğer yandan “Müşavir” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanan kişilerin Anayasanın 125 inci maddesinde güvence altına alınan idari işleme karşı yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlükleri, Anayasanın 36 ncı maddesine aykırı bir şekilde ellerinden alınmakta; ve ayrıca kişilerin hak arama özgürlüklerinin ellerinden alınmasının yasa gücünde kararname ile düzenlenmesi Anayasanın 91 inci maddesiyle de bağdaşmamaktadır.

Ayrıca, Anayasanın dördüncü bölümünün siyasi haklar ve ödevler kapsamındaki 70 inci maddesinde düzenlenen kamu hizmetine girme hakkı, söz konusu hizmete girenlerin görevlerinde kalma hakkına da güvence oluşturmakta ve siyasi haklar ve ödevler, Anayasanın 91 inci maddesine göre kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmaktadır. Dolayısı ile iptali istenen hükümler Anayasanın 91 inci maddesine bu açıdan da aykırıdır.

Öte yandan geçici 11 inci maddenin dördüncü fıkrasında, “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” kadrolarına atananların mali haklarının korunduğu gibi bir izlenim yaratılmıştır. Ancak, söz konusu fıkralarda, “toplam net tutarının” ibaresinden sonra parantez içinde “(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)” ifadesine yer verilerek, Teftiş Kurulu Başkanı, genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, şube müdürü ve diğerlerinin kadro görev unvanlarına ait aylık net hak edişleri sabitlenmiştir. Bu durumda örneğin genel müdürün en son aldığı net maaşı 100 TL ve Bakanlık Müşavirinin maaşı ise 90 TL ise aradaki 10 TL içinde bulunulan ayda tazminat olarak ödenerek maaşı yine 100 TL olacak; örneğin yıllık %11 oranındaki enflasyonun maaşlara yansıtılmasından dolayı bir sonraki ay genel müdürün maaşı 111 TL, Bakanlık Müşavirinin maaşı da 100 TL olduğunda ise, net maaş sabitlendiğinden dolayı, genel müdür iken Yasayla Bakanlık Müşaviri görevine atanan kişiye herhangi bir ödemede bulunulmayacak, kişinin maaşı nominal olarak yine 100 TL olurken; reel olarak 90 TL’ye gerileyecektir. Dolayısıyla kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali hak kaybı da söz konusu olduğundan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bu açıdan da bağdaşmamaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununa eklenen geçici 11 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları, Anayasanın 2 nci, 8 inci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

10) 662 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 94 üncü Maddesinin (a) Bendi ile (c) Bendinin Anayasaya Aykırılığı

662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 94 üncü maddesinin (a) bendiyle 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında KHK’nin 5 inci maddesinin “Üyelik Seçimi” olan madde başlığı “Üye Seçimi” olarak değiştirilmekte; asli, asosye ve şeref üyelerinin tamamının Akademi Genel Kurulu tarafından seçimini öngören düzenlemenin 22.08.2011 tarihli ve 651 sayılı KHK’nin 32 nci maddesiyle değişik birinci fıkrasındaki, “Aslî ve Asosye üyelerin, üçte biri Bakanlar Kurulu, üçte biri Yükseköğretim Kurulu ve üçte biri Aslî üyeler tarafından seçilir.” şeklindeki hükümde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “TÜBİTAK Bilim Kurulu” tarafından şeklinde değiştirilmekte; 11 inci maddesinin, Akademi Başkanının 4 yıl için asli üyeler arasından asli üyeler tarafından seçileceğine ve Başbakan tarafından atanacağına yönelik düzenlemenin, 22.08.2011 tarihli ve 651 sayılı KHK’nin 37 nci maddesiyle değişik “Akademi Başkanı, Aslî üyeler arasından müşterek kararla üç yıl için atanır.” hükmü, “Akademi Başkanı, Aslî üyeler içinden Akademi Genel Kurulunca belirlenecek üç aday arasından Başbakan tarafından üç yıl için atanır.” şeklinde değiştirilerek devamına “Akademi Başkanlığının herhangi bir sebeple boşaldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Genel Kurulca adaylar belirlenir. Genel Kurulun süresi içinde toplanamaması veya Genel Kurulca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda, Başbakan Aslî üyeler arasından re’sen atama yapar.” tümceleri eklenmekte; (ç) bendiyle 497 sayılı KHK’ye eklenen geçici 5 inci madde ile ise, Bakanlar Kurulunca belirlenen Aslî ve Asosye üyeliklerin 01.01.2012 tarihinden sonra boşalması hâlinde, anılan kontenjanlara TÜBİTAK Bilim Kurulunca seçim yapılacağı ile 01.01.2012 tarihinden önce atanan Akademi Başkanının görevinin, atandığı sürenin sonuna kadar devam edeceği hüküm altına alınmaktadır.

Böylece, TÜBA’nın bilimsel ve yönetsel özerkliğine 651 sayılı KHK ile son verilmesi sonrasında ulusal ve uluslararası bilim dünyası ile Dünyanın saygın bilim akademilerinden gelen yoğun tepkiler üzerine, yüzeysel değişiklikler yapılarak tepkiler önemsizleştirilmeye çalışılmıştır. 

Yapılan değişiklikle, asli ve asosye üyelerin üçte biri Bakanlar Kurulu tarafından seçilecek iken, TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından seçilecek ve Akademi Başkanı asli üyeler arasından üçlü kararname ile doğrudan atanırken, yapılan değişiklikle aslî üyeler içinden Akademi Genel Kurulunca belirlenecek üç aday arasından Başbakan tarafından atanacak ve Akademi Başkanlığının herhangi bir sebeple boşaldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Genel Kurulca adaylar belirlenecek; Genel Kurulun süresi içinde toplanamaması veya Genel Kurulca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda, Başbakan Aslî üyeler arasından Akademi Başkanını re’sen atayacaktır.

Bakanlar Kurulunun 22.08.2011 tarihli ve 651 sayılı KHK ile 497 sayılı KHK’de yaptığı değişikliklere ilişkin olarak Anamuhalefet Partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine açtığı İptal Dava Dilekçesinde Bilim Akademilerinin bilimsel, yönetsel ve mali özerkliklerine ilişkin Dünyadaki saygın bilim akademilerinden de örnekler verilerek ayrıntılı açıklama ve gerekçeler ileri sürüldüğünden bu dava dilekçesinde tekrara girilmeyecektir. Aynı örnekler ile gerekçeler bu dava dilekçesi için de geçerlidir.

278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Merkezi Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine göre TÜBİTAK Bilim Kurulu, ondört üye ile Başkan ve iki Başkan Yardımcısı olmak üzere toplam onyedi üyeden oluşmakta;

Bilim Kurulunun;

- 8 üyesi bilim insanları arasından, üçünü Yükseköğretim Kurulunun, üçünü TÜBİTAK Bilim Kurulunun, ikisini TÜBA’nın her bir boş kontenjan sayısının iki katı önerdiği adaylar arasından,

- 6 üyesi lisans öğreniminden sonra mesleğinde temayüz etmiş kişiler arasından, ikisini TOBB’un, dördünü Bakanlığın her bir boş kontenjan sayısının iki katı önerdiği adaylar arasından,

Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından seçilmektedir.

278 sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre ise, TÜBİTAK Başkanı müşterek kararla atanmakta; Başkana yardımcı olmak üzere Başkanın önerisi ve Bakanın teklifi üzerine Başbakan tarafından dört Başkan Yardımcısı atanmakta ve Başbakan Başkan Yardımcılarından ikisini Bilim Kurulu üyesi olarak seçmektedir. 

Bu düzenlemelere göre, TÜBİTAK Bilim Kurulu adının çağrıştırdığının tersine özerk bir yapı değil; siyaset kurumu tarafından oluşturulan siyasi bir kuruldur. Bakanlar Kurulunun bir tür prototipidir. TÜBİTAK Başkanı, iki Başkan Yardımcısı ve lisans öğreniminden sonra temayüz etmiş dört üye olmak üzere toplam yedi üyeyi siyaset kurumu doğrudan belirlemekte; geri kalanlarını da dolaylı yoldan belirlemektedir. Dahası, TÜBA’ya üye seçecek kurulun altı üyesi bilim insanı dahi değildir. 

Anayasanın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.

Hukukun evrensel ilkeleri, Bilim Akademisi üye ve başkanlarının, Akademi üyeleri tarafından seçildiğini, Musolini İtalya’sı tarihte kaldığından istisnasız bir biçimde ortaya koymaktadır. Tüm Dünyada Bilim Akademileri, kendi üyelerini bilimde üstün başarı ve liyakat ölçütüne göre kendileri seçer ve tüm kararlarını özerklik içinde alırlarken; Bakanlar Kurulunun 651 sayılı KHK ile TÜBA’nın bilimsel ve yönetsel özerkliğine son vermesine, Dünya bilim çevreleri ile Bilim Akademilerinin ayağa kalkarak, bir yandan TÜBA’yı destek mesajlarına boğmasının; diğer yandan da Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakanı mesaj ve mektup yağmuruna tutmalarının gerisinde hukukun evrensel ilkelerine karşı girişilen bir uygulamaya karşı gösterilen evrensel tepki yatmaktadır. Hukukun evrensel ilkelerinin hatırlatıldığı mesaj ve mektuplara Türkiye Bilimler Akademisinin internet (http://www.tuba.gov.tr) adresinden ulaşılabilir. 
Bu bağlamda, 651 sayılı KHK’nin iptali istenen düzenlemeleri Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olduğu gibi, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 94 üncü maddesiyle 497 sayılı KHK’de yapılan değişikliklerden iptali istenenler de aykırıdır. 
 
Öte yandan, 497 sayılı KHK’nin “Amaç” başlıklı 1 inci maddesinde, Türkiye Bilimler Akademisinin “tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip” olduğu belirtilmiştir.

Anayasanın 27 nci maddesinde, herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma yapma hakkından; 127 nci maddesinde, mahalli idarelerin kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri olduklarından; 130 uncu maddesinde, üniversitelerin kamu tüzel kişiliğinden ve bilimsel özerkliğinden; 133 üncü maddesinde, Devletçe kamu tüzelkişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kuruluşlarının ve haber ajanslarının özerkliğinden; 135 inci maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının, kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleri olduklarından söz edilmektedir. 

Anayasa Mahkemesi 29.06.1992 günlü ve E.1991/21, K.1992/42 sayılı Kararında üniversitelerin bilimsel özerkliği konusunda, “Bilimsel özerklik, kuruluştan işleyişe değin, bilimin gerektirdiği özgürlük ortamının tüm çalışmalarla yönetimde bir yaşam biçimi olarak sağlanmasıdır. Devletin gözetim ve denetim hakkı, yürütmenin üniversitede söz sahibi olması, çalışmalara el atıp bunları yönlendirip yönetmesi biçiminde algılanamaz. Üniversiteler, en üst düzeydeki bilim kuruluşlarıdır. Özgür toplumun bilim alanındaki simgeleridir. Yönetim yapısı ve biçimi, üniversitenin niteliğini açıklar. Bilgi edinme, bilgi üretme ve insan yetiştirme amacının ortaya çıkardığı yapının araştırma, deneyim ve tüm çabalarla gerçeği bulma ereğine özgün bir kurum olduğu göz ardı edilemez. Özetlenen bu özellikleriyle üniversite, bilimi yaşama katan, usun öncülüğünü, düşüncenin aydınlığını somutlaştıran kurumlardır. Varlığının temeli kendi toplumu olmakla birlikte, amaç ve işlevinin gerektirdiği atılımlar ve devingenlikle onun önünde yürürler. Kurumlaşmış gelenek ve ilkeleriyle toplumun itici gücüdürler. Anayasa gerekleriyle uyumsuz bir üniversite yapısına geçerlik tanınamaz. Üniversitede devlet yönetimindeki sıralama türünde bir yönetim biçimi, düşünce üretimine, özgür düşünce ve özgür çalışmaya elverişli bir ortama engeldir.” görüşlerine yer vermiştir.

Yüksek Mahkeme, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerkliği konusunda ise, 06.11.2008 günlü ve E.2007/66, K.2008/157 sayılı Kararında, “Demokrasi, Anayasanın Başlangıç kısmıyla 2 nci ve 5 inci maddelerinde, devletin korumakla ve özen göstermekle yükümlü olduğu ilkeler arasında yer almakta, özgürlükçü niteliğinin erdemi ve değeri de, hukuk devletinin çağdaşlaşmasına katkısı nedeniyle büyük önem kazanmaktadır. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokrasinin en önemli ilkelerinden biri de hukuk devleti ve hukuk güvenliğidir.

Meslek kuruluşlarına, üyelerinin nitelik ve niceliği, ürettikleri iş ve hizmetlerin toplumun temel ihtiyaçlarına yönelik olması ve ülke genelinde yaygınlığı, çoğulcu demokratik gelişim ortamında etkili bir sivil toplum örgütü rolünde bulunmaları, örgütlülüğün üyelere getirdiği yararlar ile toplum çıkarlarının uygun düzeylerde dengelenebilmesi ve demokratik toplum kültürünün kamu düzeninde olumsuzluk yaratmadan derinleştirilebilmesi nedenleriyle, kamusal nitelik kazandırılarak, Anayasada yer verilmiştir.

Demokrasi, siyasal mekanizma dışında, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Bir meslek örgütüne üyelik, işlevsiz olur ve biçimsel üyelikten öteye geçemezse, demokratik bir örgütlenmeden de söz edilemez. Bu tür işlevsiz örgütlenmeler, kuramsal ve somut olarak var olmalarına karşın, gerçek anlamda varlıkları tartışmalı ve etkisiz hale gelir. Kamu hukuku kurallarına göre yönetilmesi anayasal güvence altında bulunan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının işlev ve etkileri de hukukun koruması altındadır. Meslek kuruluşlarının etkinliği, sorumluluğu ve yükümlülüğü, belirli bir düzen ve disiplin içinde faaliyette bulunması, görevlerinin boyut ve kapsamına bağlıdır. İşlevsizliği ve biçimsel örgütlenmeyi aşmanın yolu, mesleğin tüm alanlarında ve meslekle ilgili işlemlerde, ilgili meslek kuruluşuyla organik bağlantının, meslek kuruluşunun kimlik ya da belgesinin esas alınması, diğer bir deyişle, meslekle ilgili faaliyetlerle meslek kuruluşu arasındaki olgusal bağın koparılmamasıdır.” demiştir.

Anayasa Mahkemesi yerel yönetimlerin özerkliğine ilişkin olarak ise birçok kararında, “Özerklik kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır. 

Anayasada merkezi yönetim - yerel yönetim ayrımının yapılması, yerel yönetimlerin organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesi, seçimlerinin süreli olması, kararlarını kendi organları eliyle alması ve uygulatması, kendilerine özgü bütçelerinin bulunması gibi yetki ve ayrıcalıklar tanınmış olması, bu idarelerin özerkliklerinin somutlaşmış halidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında da, Anayasanın 127 nci maddesi uyarınca yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliklerinin bulunduğu vurgulanmıştır.

İl özel idaresi ve köyün, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişiliği oldukları kuşkusuzdur. İdari özerklik icrai karar alma yetkisini de içermektedir. Merkezi idarenin bu kuruluşlar üzerindeki vesayet yetkisi yerindelik ve hukukilik denetimleriyle sınırlı olup vesayet, yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek icrai karar alma yetkisini içermez.” yorumunda bulunmuştur.

Anayasanın yukarıda yer verilen hükümleri ile Anayasa Mahkemesinin bu hükümlere getirdiği yorumlar çerçevesinde, özerklik, bir grup, örgüt, kurum ya da kişinin kendi kendini yönetmesi ya da kendi faaliyetlerini dış yönlendirme ya da müdahale olmaksızın düzenleyebilmesidir (Türk Dil Kurumu). Bilimsel özerklik, kuruluştan işleyişe değin, bilimin gerektirdiği özgürlük ortamının tüm çalışmalarla yönetimde bir yaşam biçimi olarak sağlanması; kurumsallaşmış gelenek ve ilkeleriyle toplumun itici gücüdür. İdari özerklik, özerk kuruluşların karar organlarını seçimle iş basına getirebilmelerini, kendi organları aracılığı ile serbestçe karar alabilmelerini, işlerini dışarıdan herhangi bir müdahale olmaksızın kendi organları aracılığıyla yerine getirebilmelerini ve tüzel kişilik sahibi olmalarını ifade eder. Özerk bir idarenin serbestçe karar alabilen organlara sahip olması idari özerklik için yeterli değildir. İdari özerklikten söz edilebilmesi için, karar organlarını da kendisinin seçimle oluşturması gerekir. Mali özerklik ise, özerk kuruluşların Devlete bağımlı olmadan kendilerine verilen görev ve sorumlulukları yerine getirebilmelerini, ayrı mal varlığına ve gelir kaynaklarına sahip olabilmelerini ve kanunların belirlediği sınırlar içerisinde kendi organlarının kararlarına dayanarak harcama yapabilmelerini öngörür. 

Bu durumda, 497 sayılı KHK’nin 1 inci maddesindeki, “Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standardlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek” amacıyla; 2 nci maddesindeki, bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak; toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak; hükümete, Türk bilimcileri ve araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek; bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek görevleri verilen Türkiye Bilimle Akademisinin, tamamı TÜBA üyeleri tarafından seçilen Asli ve Asosye üyelerin, üçte biri Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilirken, üçte birinin de Bakanlar Kurulu tarafından seçilmesinin TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından seçilir hale getirilmesinin; 4 yıl süre için Akademi Genel Kurulu tarafından seçilen ve Başbakan tarafından atanan Akademi Başkanının, Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından üç yıl süreyle müşterek kararla atanacakken, “Aslî üyeler içinden Akademi Genel Kurulunca belirlenecek üç aday arasından Başbakan tarafından üç yıl için atanır” şeklinde değiştirilmesi, Türkiye Bilimler Akademisinin bilimsel, idari ve mali özerkliğinin elinden alınmasını ortadan kaldırmamakta; bilimsel ve yönetsel özerkliğe aykırı olan iptali istenen düzenlemeler Anayasanın Anayasanın 2 nci maddesine aykırı olmanın yanında Anayasanın 27 nci maddesindeki bilim ve sanat özgürlüğü ile 127 nci, 130 uncu, 133 üncü ve 135 inci maddelerindeki özerklik ilkeleriyle örtüşmemektedir.

Öte yandan, 497 sayılı KHK’nin 1 inci maddesinde Türkiye Bilimler Akademisinin kuruluşu, “Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek ve bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak; gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek; Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak; bilim ve araştırma standardlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek” amacına dayandırılıp, 2 nci maddesinde bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak; toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak; hükümete, Türk bilimcileri ve araştırıcılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek; bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek görevleri verildiğine ve Anayasanın 135 inci maddesinde de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileri” olduğuna göre, Türkiye Bilimler Akademisi kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Çünkü, kuruluş amacı ve görevleri ile idari ve mali özerkliği kamu kurumu meslek kuruluşları ile örtüşmektedir. 

Bu bağlamda, tüm Dünyada bilim akademileri tanım itibarı ile kendi üyelerini bilimde üstün başarı kıstasına göre kendileri seçerler ve kamu kurumu meslek kuruluşlarında olduğu gibi tüm kararlarını özyönetimle alırlar. Akademi üyeliği sırf onursal bir aidiyettir. Akademiler kamu kurumu meslek kuruluşlarında olduğu gibi üyelerine üyelik faaliyetleri ve bilimsel etkinlikleri için çok kısıtlı bazı destekler sağlayabilirler ama akademi üyeliği parasal desteğe değil, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında olduğu üzere aidiyete ilişkin dayanışmaya dayanır. Akademi, bilimsel araştırmaların yapıldığı yer değildir, üyeler araştırmalarını kendi üniversite ya da çalıştıkları araştırma merkezlerinde yürütürler. 
Bu ortak özellikler gözetildiğinde 662 sayılı KHK ile TÜBA’nın bilimsel, idari ve mali özerkliğine son veren iptali istenen düzenlemeler, Anayasanın 2 nci maddesi yanında, 135 inci maddesine de doğrudan aykırılık oluşturmaktadır.

Ayrıca, 13.08.1993 tarihli ve 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 6223 sayılı Yetki Yasasının kapsamında değildir. Bakanlar Kurulunun Yetki Yasasının kapsamında olmayan alanlarda hukuki tasarruflarda bulunması Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine aykırıdır. 

Akademi üyeliği gibi onursal bir payenin, Dünyadaki örneklerinin tersine, akademi üyeleri tarafından değil de, siyaset kurumunun belirlediği TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından verilmesi ve bu Kurulun altı üyesinin bilim insanı bile değil, piyasa şartlarında ve piyasa ilişkileri içinde temayüz etmiş kişilerden oluşmasının Akademi Üyeliğini ne derece değersizleştirdiği ortadadır. Türkiye’yi uygar Dünyadan koparıp Mussolini İtalya’sıyla özdeş kılan bu düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesi kararıyla tescilli siyasal emeline ulaşmak için her alanı ele geçirme hırsıyla hareket eden siyasal iktidar içine sindirebilir; ancak, buna Anayasanın Başlangıcı ile Birinci Kısmındaki ve 135 inci maddesindeki açık kurallara rağmen, geçit verilmesi, Türkiye’deki Anayasal siyasal rejimin yorumundan çıkarılan sonucun, Türkiye’nin Mussolini İtalya’sıyla özdeş olduğunun Anayasal organlar tarafından tescil edilmesi anlamına da gelecektir. 
 
Yukarıda açıklandığı üzere, 662 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 94 üncü maddesinin (a) ve (c) bentleriyle 497 sayılı KHK’de yapılan düzenlemeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci, 91 inci ve 135 inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.

III- YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
 
1) 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişiklik yapılan yasa ve yasa gücünde kararnamelerin ikisi hariç diğerlerinin, 6223 sayılı Yetki Kanununun kapsamı içinde olmaması, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan düzenlemelerin, Yetki Yasasının amaç ve ilkeleriyle bağdaşmaması yanında Anayasanın öngördüğü “ivedilik”, “zorunluluk” ve “önemlilik” şartlarını taşımaması nedenleriyle, 662 sayılı KHK’nin 18 inci ve 76 ncı maddeleri hariç tümünün ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listelerin yürürlüğünün durdurularak kamu hizmetlerinden yararlananlar ile vergi mükelleflerinin ileride telafisi mümkün olmayan zarar ve ziyanlardan korunması gerekeceği değerlendirilmektedir.

2) 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, 7 nci maddesiyle 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 10 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ait dinlenme ve huzurevleriyle birilikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devredilen personele yapılacak ödemelere ilişkin olarak (2) numaralı fıkrasında, personelin maaşlarının sabitlenerek kazanılmış haklarının ellerinden alınması, ileride telafisi imkansız maddi zarar ve ziyanlarına yol açacaktır. 

3) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile doğal sit alanlarının, koruma kurullarından arkeolog, sanat tarihçisi ve biyologların çıkarılarak mimar, şehir plancısı, çevre mühendisi ve orman mühendislerinden oluşturulacak kurullar eliyle korunacak olması, söz konusu yerlerin Anayasanın 63 üncü maddesinde kurallaştırıldığı üzere korunmasına değil, yerleşme ve yapılaşmaya açılmasına hizmet ederek korunması gerekli tabiat varlıkları ile sit alanlarının yok olmasıyla sonuçlanacaktır. 

4) DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usul ve esasları ve diğer hususların yönetmelikle belirlenecek olması, denetim, teftiş, soruşturma gibi hizmetlerin bağımsız ve tarafsız yürütülmesini engelleyerek, kamu kaynaklarının verimli, etkili ve tutumlu kullanılması amacından sapmasına yol açacak; bu da hizmetten yararlananlar ile vergi mükelleflerinin telafisi imkansız zarar ve ziyanlarına neden olacaktır.

5) DSİ Genel Müdürlüğünde ismi değiştirilen daire başkanlıklarında Daire Başkanı kadro görev unvanıyla çalışanların yasayla görevlerinden alınarak “Müşavir” kadrosuna; EİEİ Genel Müdürlüğünden DSİ Genel Müdürlüğüne devredilen hizmet birimlerindeki şube müdürlerinin ise yine yasayla görevlerinden alınarak “Araştırmacı” kadrolarına atanmaları ve böylece kazanılmış statülerinin doğrudan, mali haklarının ise maaşlarının sabitlenmesi yoluyla ellerinden alınması, söz konusu personelin ileride telafisi olmayan maddi ve manevi zarar ve ziyanlarına yol açmıştır.

6) Kamu payının %50’den veya yarıdan az olduğu ortaklıklarda Sayıştay tarafından yapılan “ortaklık hakları yönüyle” denetimin yürürlükten kaldırılması ve böylece kamunun ortaklık haklarının denetim dışı bırakılması, kamunun ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlarına yol açacaktır.

7) Hazine Müsteşarlığı ana hizmet birimlerinin ismi değiştirilerek ismi değiştirilen birimlerde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Daire Başkanı kadro görev unvanlarıyla istihdam edilenlerin yasayla görevlerinden alınarak “Müsteşarlık Müşaviri” görevlerine atanması ve böylece kazanılmış kadro görev unvanı ve statülerini yanında maaşlarının da sabitlenerek kazanılmış haklarının ellerinden alınması ileride telafisi olmayan maddi ve manevi zarar ve ziyanlarına yol açmıştır.

8) Menkul Kıymetler Borsalarının yönetim kurulu üye sayısının dörtten yediye çıkarılarak, başkan ve üç üyenin siyaset kurumu tarafından atanması yoluyla yönetsel özerkliklerine son verilerek siyasallaştırılması, borsaları “menkul kıymetlerin güven ve istikrar içinde işlem görmesi için menkul kıymetler borsalarının açık, düzenli ve dürüst çalışması suretiyle sermaye piyasasının ekonomik gelişmede etkin rol oynamasının” sağlanması ilkelerinden koparacak ve tasarruf sahipleriyle ülke ekonomisinin ileride telafisi olmayan zarar ve ziyanlarına yol açacaktır.

9) 662 sayılı KHK ile kapatılarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü adlarıyla Ana Hizmet Birimi olarak kurulan ve personeliyle birlikte Bakanlığa devredilen Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile EİEİ Genel Müdürlüğünde şube müdürü ve üstü kadrolarda çalışan tüm Devlet memurlarının yasayla kadro görev unvanlarının ellerinden alınarak “Bakanlık Müşaviri” ve “Araştırmacı” görevlerine atanmalarına ek olarak maaşlarının sabitlenmesi yoluyla kazanılmış haklarının ellerinden alınması ileride telafisi olmayan maddi ve manevi zarar ve ziyanlarına yol açmıştır.

10) Akademi üyeliği gibi onursal bir payenin, Dünyadaki örneklerinin tersine, akademi üyeleri tarafından değil de, siyaset kurumunun belirlediği TÜBİTAK Bilim Kurulu tarafından verilmesi ve bu Kurulun altı üyesinin bilim insanı bile değil, piyasa şartlarında ve piyasa ilişkileri içinde temayüz etmiş kişilerden oluşması, Türkiye’yi uygar Dünyadan koparıp Mussolini İtalya’sıyla özdeş hale getirerek Türkiye’nin ve bilim insanlarının saygınlıklarını uluslararası düzeyde zedeleyecek ve bilim bundan ileride telafisi olmayan zararlar görecektir. 

Öte yandan, Anayasal düzenin hukuka aykırı kural ve düzenlemelerden en kısa sürede arındırılması, hukuk devleti olmanın en önemli gerekleri arasında sayılmaktadır. Anayasaya aykırılıkların sürdürülmesi, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyecektir. Hukukun üstünlüğünün sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesi hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacaktır.

Bu zarar ve durumların doğmasını önlemek amacıyla, Anayasaya açıkça aykırı olan ve iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin de durdurulması istenerek Anayasa Mahkemesine dava açılmıştır.


V. SONUÇ VE İSTEM

02.11.2011 tarihli ve 28103 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 11.10.2011 tarihli ve 662 sayılı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin;

I) İptal davasıyla ilgili ilk ve esas incelemelerinde, 6216 sayılı Kanunun 59 uncu ve 60 ıncı maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın reddine,

II) 1) 18 inci ve 76 ncı maddeleri hariç tümü ve ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki Cetvel ve Listeler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci ve 91 inci maddelerine;

2) 7 nci maddesiyle 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 10 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasında parantez içinde yer alan “… (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır) …” ibaresi, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci ve 91 inci maddelerine;

3) 15 inci maddesi ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişik, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 63 üncü, 87 nci, 90 ıncı ve 91 inci maddelerine;

4) 53 üncü maddesiyle 18.12.1953 tarihli ve 6200 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine eklenen fıkra, Anayasanın 7 nci, 8 inci ve 128 inci maddelerine;

5) 56 ncı maddesiyle 6200 sayılı Kanuna eklenen geçici 9 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkrası ile geçici 10 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrası, Anayasanın 2 nci, 8 inci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine;

6) 63 üncü maddesinin (a) bendiyle 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 4 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 91 inci ve 160 ıncı maddelerine;
 
7) 68 inci maddesiyle 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 14 üncü maddesi, Anayasanın 2 nci, 36 ncı ve 91 inci maddelerine;

8) 74 üncü maddesinin (a) bendiyle değiştirilen 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile (b) bendi ve (c) bendiyle eklenen geçici 1 inci maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 11 inci, 35 inci, 36 ncı ve 91 inci maddelerine; 

9) 90 ıncı maddesiyle 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanununa eklenen geçici 11 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları, Anayasanın 2 nci, 8 inci, 36 ncı, 70 inci ve 91 inci maddelerine;

10) 94 üncü maddesinin (a) bendi ile (c) bendi, Anayasanın Başlangıcının dördüncü fıkrası ile 2 nci, 7 nci, 87 nci, 91 inci ve 135 inci maddelerine;

aykırı olduklarından iptallerine ve uygulanmaları halinde giderilmesi güç ya da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
B- E. 2012/127 Sayılı İtiraz Başvurusunun Gerekçe Bölümü Şöyledir: -
“Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan davacı … vekili AV. … tarafından, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 8. maddesi uyarınca bakanlık müşaviri kadrosuna atanmasına ilişkin 17.11.2011 tarih ve 233129 sayılı işlemin iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na karşı açılan davada, dava konusu işlemin dayanağı olan 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 62. maddesi ile 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 8. maddenin Anayasaya aykırı olduğu yolundaki davacı itirazı ciddi bulunduğundan, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 40. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’nce “somut norm denetimi” yapılmak üzere Anayasaya aykırılık itirazında bulunulması gerektiği sonucuna varılarak gereği görüşüldü:

662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 62. maddesiyle 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna eklenen geçici 8. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu maddenin yayımı tarihinde Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanların görevi, bu maddenin yayımı tarihinde sona erer. Bunlar, bu Kanuna eklenen (II) sayılı cetvel ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır.” hükmü yer almaktadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmüne, 36. maddesinde, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne, 91. maddesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez. Yetki kanunu, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını gösterir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yukarıda yer verilen Anayasa hükümlerinde, Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin belirli konularda düzenleme yapmak üzere sınır ve süre ile sayısı belli olmak üzere kanun hükmünde kararname çıkarma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verebileceği hükme bağlanmıştır.

Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmuş, bunu geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uymak zorunda olduğu Anayasa’nın ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması da hukuk devletinin ön koşullarındandır.

Olayda davacı, 4848 sayılı Kanunun geçici 8. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı görevinden bakanlık müşaviri kadrosuna atanmıştır.

İdari görevlere atanma ve dolayısıyla görevlerin sona erdirilmesi işlemleri idare fonksiyonuyla ilgili olduğundan idari makamlarca tesis edilmesi gereken tasarruflardır. 4848 sayılı Kanunun geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ile ise yeni bir göreve atanma işlemi idari bir tasarrufla değil kanun hükmünde kararname ile tesis edilmiş olup, bu durum Anayasanın yukarıda anılan maddelerine aykırı olduğu gibi, yasaların genel, soyut, sürekli, düzenleyici ve nesnel olması ilkesine de uymamaktadır.

Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne karşın, halen görevde bulunan Tarım Reformu Genel Müdürlüğünde şube müdürü olarak görev yapmakta olanların araştırmacı kadrosuna kanun hükmünde kararname ile atanması, ilgililerin bu tasarrufa karşı dava açma hakları bulunmadığından hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırmak suretiyle yargı denetimini de engellemektedir.

Mevcut Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün kaldırılmasından sonra, bu birim yerine yeni Genel Müdürlüğün kurulmasına karşın, kaldırılan Genel Müdürlükte görev yapanların durumlarının kariyer ve liyakat ilkeleri ile kadro dereceleri gözetilip değerlendirilerek atanmalarına olanak verecek şekilde genel, soyut, sürekli, düzenleyici ve nesnel yasal düzenleme yapılması gerekirken, genel müdür yardımcısı olarak görev yapan davacının, müşavir kadrosuna atanmasının, Kanun Hükmünde Kararnamenin zorunlu bir sonucunu oluşturması ve Kanun Hükmünde Kararname kuralına karşı ilgililerin dava açma haklarının bulunmaması, hak arama özgürlüğünün kullanılabilmesine engel oluşturmakta ve kişilerin hukuk güvenliğini ihlal etmektedir.

Ayrıca Anayasanın 91. maddesi hükmü uyarınca verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin kullanılması sırasında yetki kanunu ile verilen sınır çerçevesinde hareket edilmesinin gerekeceği ve verilmemiş bir yetkinin kullanılmasına olanak bulunmayacağı kuşkusuzdur. 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Yetki Kanunu olan 6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat Görev ve Yetkileri İle Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde “kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına,” ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verildiği görülmektedir. Söz konusu yetki kanununda atama ve görevden almaya ilişkin yalnızca genel ve soyut olan usul ve esasları belirleme yetkisinin verilmiş olmasına karşın itiraza konu 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 62. maddesinin 1. fıkrasında bu durum aşılarak bireysel idari işlem tesis edildiği, kanun hükmünde kararname ile verilen yetkinin, kural tasarrufların genel, soyut ve nesnel olma özelliklerini taşıması gerektiği yolundaki sınıra uygun olmasına karşın, Bakanlar Kurulu tarafından bu yetki aşılarak statü hukukuna ilişkin tasarruflarda bulunacak şekilde kanun hükmünde kararname çıkardığı, bu durumun ise Anayasanın 91. maddesine aykırı olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak; itiraza konu Kanun Hükmünde Kararname kuralının Anayasanın 2, 36 ve 91. maddesine aykırı olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 62. maddesinin 1. fıkrası Anayasa’nın 2. maddesine, 36. maddesine ve 91. maddesine aykırı olduğu kanısına varıldığından, söz konusu hükmün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, başvurumuzun Anayasa Mahkemesi’nce kabul edilmesinden başlayarak beş ay süre ile Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki kararının beklenmesine, kararın bir örneğinin taraflara tebliğine, 05.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Kanun Hükmünde Kararname Kuralları -
662 sayılı KHK’nin iptali istenen kuralları da içeren maddeleri ile eki liste ve cetveller şöyledir:
 
MADDE 1- 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve sonraki bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“ğ) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı.

h) Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı.”

MADDE 2- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “töre cinayetleri gibi sorunları” ibaresi “töre cinayetleri, intihar ve benzeri sorunları” şeklinde değiştirilmiştir.

b) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “her türlü şiddet,” ibaresinden sonra gelmek üzere “töre ve namus cinayetleri,” ibaresi eklenmiştir.

c) 11 inci maddesinin birinci fıkrasına (ğ) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve sonraki bent buna göre teselsül ettirilmiştir.
“h) Sosyal yardıma hak kazanılmasında ve genel sağlık sigortalılığının tespitinde esas alınacak gelir tespit testlerine ilişkin usûl ve esasları belirlemek, bu testleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarıyla işbirliği yaparak uygulamak.”

MADDE 3- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 14 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiş, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.

“Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı

MADDE 14/A- (1) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Bakanlığın görev ve faaliyet alanına giren konularda, kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda, uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilişkileri yürütmek, koordinasyonu sağlamak.

b) Avrupa Birliğine yönelik olarak Hükümetçe belirlenen amaçlar çerçevesinde Bakanlığın görev alanlarına ilişkin kısa, orta ve uzun vadede uygulanacak politikaların saptanması için gerekli çalışmaları yapmak, bu konularda uygulama ile ilgili gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak ve öneriler hazırlamak.

c) Bakanlığın Avrupa Birliği kaynaklı program ve projelerini hazırlamak, ilgili birimlerle işbirliği içinde yürütmek ve gerekli koordinasyonu sağlamak.
 
ç) Uluslararası kuruluşlar nezdinde düzenlenen seminer ve toplantılara personelin katılımı konusunda gerekli koordinasyonu sağlamak.

d) Yurtdışında yaşayan, çalışan veya yurtdışıyla bağlantısı olan kişi ve ailelerin, sosyal, kültürel, ekonomik ve ailevi nedenlerden kaynaklanan sorunlarına çözüm bulmak üzere uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapmak ve uluslararası vaka çalışmalarını yürütmek.

e) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı

MADDE 14/B- (1) Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Bakanlık personeli ile Bakanlığın görev alanındaki hizmetleri yerine getirecek diğer kurum ve kuruluş personelinin yetiştirilmesi, eğitilmesi ve bilgi düzeylerinin yükseltilmesi için gerekli programları planlamak, geliştirmek ve uygulamak; hizmet içi eğitim programları hazırlamak ve yürütülmesini sağlamak.

b) Bakanlığın görev alanına ilişkin konularda kamuoyuna yönelik eğitici, aydınlatıcı ve bilinçlendirici faaliyetler yürütmek, bu konuda ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve özel sektörle işbirliği yapmak.

c) Bakanlığın iletişim stratejisini hazırlamak, uygulamak ve uygulanmasını izleyerek değerlendirmek.

ç) Bakanlığın faaliyetlerini, projelerini, sunduğu hizmetleri kamuoyuna duyurmak.

d) Bakanlığın görev alanına giren konularda toplumsal dayanışmayı güçlendirici kitlesel kampanyalar ve etkinlikler düzenlemek, teşvik etmek ve katkı sağlamak.

e) Bakanlığın görev alanına giren konularda görsel, işitsel ve yazılı dokümanların basım ve yayımını yapmak veya yaptırmak, bu alandaki çalışmaları teşvik etmek ve desteklemek.

f) Bakanlığın görev alanıyla ilgili her türlü bilgi ve belgeyi toplamak, değerlendirmek, yayımlamak, film, slayt, fotoğraf ve benzeri belgeleri hazırlamak veya hazırlatmak, bu konulara ilişkin arşiv, dokümantasyon ve kütüphane hizmetlerini yürütmek.

g) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 4- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 21 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Bakanlık Müşavirleri, Bakanın uygun göreceği merkez veya taşra teşkilatına ait birimlerde çalıştırılabilir.”
 
MADDE 5- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Dördüncü Bölümünün başlığı “Taşra Teşkilatı, Kurullar ve Çalışma Grupları”, 24 üncü maddesinin başlığı “Kurullar ve çalışma grupları” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasına “uzmanların katılımıyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “ulusal takip ve danışma kurulları ile” ibaresi ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(2) Oluşturulacak kurulların sekretarya hizmetleri, ilgili birimler tarafından yürütülür.”

MADDE 6- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “belirlenecek esaslar çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde” ibaresi eklenmiş ve aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan “Bir yıllık” ibaresi “Üç yıllık” şeklinde değiştirilmiştir. 

MADDE 7- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
 
“Dinlenme ve bakımevlerinin devri

GEÇİCİ MADDE 10- (1) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ait Ankara 75.Yıl Dinlenme ve Bakımevi, İstanbul Etiler Dinlenme ve Bakımevi, İzmir Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi ve Salihli Huzurevi; kadroları, taşınır ve taşınmazları, taşıt, araç, gereç ve malzemeleri, her türlü borç ve alacakları, hak ve yükümlülükleri, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları ve dokümanları ile birlikte bu maddenin yayımı tarihinde Bakanlığa devredilmiştir. 

(2) Birinci fıkrada belirtilen kurumlarda 1/9/2011 tarihi itibarıyla fiilen görev yapan personel, anılan tarihteki statülerine göre aynı unvanlı kadrolarda veya pozisyonlarda istihdam edilmek üzere bu maddenin yayımı tarihinde Bakanlığa devredilmiştir. Bu madde uyarınca Bakanlığa devredilen personele yeni kadro veya pozisyonlarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadro veya pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni atandıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Kadro ve pozisyon unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

Geçici görevlendirme

GEÇİCİ MADDE 11- (1) Kapatılan Sosyal Güvenlik Kurumu Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğünde 8/6/2011 tarihi itibarıyla fiilen görev yapan personel, aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatları ile diğer sosyal hak ve yardımları Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenmek kaydıyla bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yılı aşmamak üzere Bakanlıkta geçici görevle istihdam edilebilir.”

MADDE 8- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin; 

a) Eki (I) sayılı Cetvelin “Hizmet Birimleri” başlıklı sütununa 8 inci sıradan sonra gelmek üzere “9. Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı” ve “10. Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı” sıraları eklenmiş ve sonraki sıralar buna göre teselsül ettirilmiştir. 

b) Eki (II) sayılı Cetvelin dördüncü sırasına “Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı,” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 9- 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İl veya İlçe İdare Heyetlerinden” ibaresi “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından”, 8 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “İl veya İlçe İdare Kurullarının” ibareleri “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 10- 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine (14) numaralı alt bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bentler eklenmiştir.

“15. “Sosyal Hizmet Merkezi”; İhtiyaç sahiplerinin tespit edilerek sosyal hizmet müdahalesinin ve takibinin gerçekleştirilmesi, çocuk, genç, kadın, erkek, özürlü, yaşlı bireylere ve ailelerine koruyucu, önleyici, destekleyici, geliştirici hizmetler ile rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin bir arada ve en kolay ulaşılabilir biçimde, gerektiğinde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler ile işbirliği içinde sunulmasından ve bu hizmetlerin koordinasyonundan sorumlu gündüzlü sosyal hizmet kuruluşlarını,
16. “Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi”; Çocuk evlerinin illerde planlanması, açılış ve işleyişine ilişkin her türlü işlemler ile harcamaların yapılması, takibi, denetlenmesi ve çocuk evleri arasındaki koordinasyonun sağlanması amacıyla oluşturulan merkezleri,” 

MADDE 11- 3/6/2011 tarihli ve 639 sayılı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiş ve aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı Listenin “B) Bölgesel Araştırma Enstitüleri” başlıklı bölümünün 2 nci sırası “2. Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü-Konya” şeklinde değiştirilmiştir.
“Yayın zorunluluğu

EK MADDE 1- (1) Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika gıda güvenliği, gıda güvenirliliği, bitki ve hayvan sağlığı ile toprak koruma konularında uyarıcı ve eğitici mahiyette yayınlar yapmak zorundadır. Bu yayınlar, asgarî otuz dakikası 17:00-22:00 saatleri arasında olmak üzere, 08:00-22:00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu programlar, Bakanlık, Sağlık Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile bilimsel kuruluşlar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları veya sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanır veya hazırlatılır. Hazırlanan programların, Bakanlığın olumlu görüşü alındıktan sonra Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından radyo ve televizyonlarda yayınlanması sağlanır. 

(2) Bu madde kapsamında yapılan yayınlar için herhangi bir bedel ödenmez. Bu yayınların ve sürelerinin denetimi Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yapılır.”

MADDE 12- 12/4/2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 26/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Bakanlık ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı” ibaresi “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiş ve anılan Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Organize Sanayi Bölgelerine ilişkin olarak Bakanlığa verilmiş olan yetkiler ve görevler, Tarıma Dayalı İhtisas OSB’leri bakımından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca kullanılır ve yerine getirilir.”
 
“GEÇİCİ MADDE 10- Bu maddenin yayımı tarihinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı denetiminde yürütülmekte olan Tarıma Dayalı İhtisas OSB’lerine ilişkin iş ve işlemler, bütçeleri ile birlikte bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı arasında imzalanacak bir protokolle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına devredilir. Devir işlemleri tamamlanıncaya kadar, Tarıma Dayalı İhtisas OSB’lerine ilişkin iş ve işlemler Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülür.

Mevzuatta Tarıma Dayalı İhtisas OSB’lerine ilişkin olarak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına yapılan atıflar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına yapılmış sayılır.”

MADDE 13- 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “üç ay” ibaresi “dört ay” olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 “(2) Bakanlık, birinci fıkranın (h) bendindeki iş ve işlemleri tesis etmeden evvel, bu iş ve işlemleri esasen tesise yetkili olan idarelerin görüşlerini ister. İdareler, bu iş ve işlemlerin yapılmama gerekçelerini etraflıca açıklayarak konu hakkındaki görüşlerini en geç onbeş gün içinde Bakanlığa bildirmek zorundadır.”

MADDE 14- 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendine “kriterlerini” ibaresinden sonra gelmek üzere “Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile birlikte” ibaresi eklenmiştir. 

b) 13/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “değiştirmek,” ibaresinden sonra gelmek üzere “onaylamak,” ibaresi eklenmiştir. 

MADDE 15- 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış biolog, peyzaj mimarı, ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri” ibaresi, “söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi” şeklinde değiştirilmiş ve aynı cümlede yer alan “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcisinin başkanlığında,” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 16- 29/6/2001 tarihli ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “% 1’i” ibareleri “% 3’ü” olarak değiştirilmiş ve 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç” ibaresi “altı” olarak değiştirilmiştir. 

MADDE 17- 26/1/2011 tarihli ve 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Genel Müdür ve Genel Müdür yardımcılarının bu görevleriyle ilişiklerinin” ibaresi, “Genel Müdürün bu göreviyle ilişiğinin” şeklinde, 13 üncü maddesinin onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 
“(10) Bakan, Genel Müdürlüğün boşalması hâlinde Genel Müdür yardımcılarından birini Genel Müdür Vekili olarak görevlendirir.” 

MADDE 18- 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına (m) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve sonraki bent buna göre teselsül ettirilmiştir. 

“n) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde, kamu görevlileri sendikalarına ilişkin mevzuatın uygulanmasında personel konularında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidererek uygulama birliğini sağlayacak tedbirleri almak, kamu işverenini temsilen yetkili kurullar ile kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşları arasında yürütülen çalışmalarda danışma, destek ve koordinasyon hizmetlerini yürütmek,

o) Özelleştirme veya yeniden yapılandırma sürecinde bulunan kamu kurum ve kuruluşlarındaki istihdam fazlası ve nakle tâbi personele ilişkin işlemleri yürütmek,”

MADDE 19- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinde yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiş, 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“e) Bilgi Sistemleri ve İstatistik Dairesi Başkanlığı,

f) Kamu Görevlileri Sendikaları Dairesi Başkanlığı,

g) Kamu Personel İstihdamı Dairesi Başkanlığı,

h) Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve Özelleştirme Dairesi Başkanlığı.”

MADDE 20- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Bilgi Sistemleri ve İstatistik Dairesi Başkanlığı: 

MADDE 12- Bilgi Sistemleri ve İstatistik Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
 
a) Kamu personeline ilişkin verileri Başkanlıkça belirlenecek şekil, süre ve standartlarda kamu kurum ve kuruluşlarından temin etmek ve merkezî sistemde kaydetmek, 

b) Başkanlığın görev alanına giren ve diğer birimlerce ihtiyaç duyulan her türlü bilgiyi kayıt altına almak ve ilgililerin kullanımına sunmak,

c) Kurum bilgi mimarisinin hazırlanması, veri tabanlarının kurulması, güncellenmesi ve arşivlenmesi çalışmalarını yapmak,

d) Kurumlar arası veri değişimi için gerekli teknik koordinasyonu sağlamak,
 
e) Bilgi sistemleri ve otomasyonu konusundaki gelişmeleri izlemek, bu gelişmelere paralel uygulamalar yapmak, gerektiğinde kamu yönetiminin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması için bilgisayar sistemlerinin kullanılabileceği alanları araştırmak ve bu yöndeki çalışmaları koordine etmek, 

f) Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 21- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 12 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

“Kamu Görevlileri Sendikaları Dairesi Başkanlığı:

MADDE 12/A- Kamu Görevlileri Sendikaları Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde kamu görevlileri sendikaları ile kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili mevzuatın uygulanmasında personel konularında ortaya çıkabilecek tereddütlerini gidermek, kurumlar arası uygulama birliğini sağlayacak tedbirleri almak,

b) Kamu işverenini temsilen yetkili kurullarla kamu görevlileri sendikaları ve üst kuruluşları arasında gerçekleştirilen çalışmalarda danışma, destek ve koordinasyon hizmetlerini yürütmek,

c) Kamu görevlileri sendikacılığı konusunda bilimsel inceleme ve araştırmalar ile istatistik çalışmaları yapmak veya yaptırmak, 

d) Kamu görevlileri sendikalarına ilişkin mevzuat uyarınca verilen görevleri yapmak,

e) Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.

Kamu Personel İstihdamı Dairesi Başkanlığı:

MADDE 12/B- Kamu Personel İstihdamı Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Kamu personelinin hizmete alınmasında adaleti ve liyakati sağlayacak usul ve esasları belirlemek, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde kamu personel istihdamı planlaması çalışmalarını koordine etmek,

b) Kamu personel alım sınavları ve yerleştirme işlemlerine ilişkin esasları belirlemek, özürlülerin istihdamına ilişkin iş ve işlemleri yürütmek,

c) Hizmet öncesi eğitim kurumlarının, kamu yönetiminin orta ve uzun vadeli insan gücü ihtiyacına göre yapılandırılması konusunda ilgili kurumlarla işbirliği yapmak,

d) Görev alanına giren konularda araştırma ve inceleme yapmak ve değerlendirmek, ortaya çıkabilecek sorun ve tereddütleri giderecek tedbirleri almak ve uygulamaya esas olmak üzere görüş bildirmek,

e) Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.

Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve Özelleştirme Dairesi Başkanlığı:

Madde 12/C- Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve Özelleştirme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Kamu iktisadî teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkların personeli ile kadro ve pozisyonlarına ilişkin işlemleri yürütmek,

b) Özelleştirme uygulamalarına ilişkin kanun hükümleri gereğince özelleştirme programına alınan, küçültülen, kapatılan, tasfiye edilen kamu iktisadî teşebbüslerindeki istihdam fazlası ve nakle tâbi personel ile yeniden yapılandırılan kamu kurum ve kuruluşlarındaki istihdam fazlası personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil işlemlerini yürütmek, 

c) Görev alanına giren konularda araştırma ve incelemeler yapmak ve bunların sonuçlarını değerlendirmek, ortaya çıkabilecek sorun ve tereddütleri giderecek tedbirleri almak ve uygulamaya esas olmak üzere görüş bildirmek,

d)Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 22- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesinde yer alan “Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’dır” ibaresi “Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığıdır” şeklinde, 14 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı:

MADDE 14- Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:
 
a) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmetler birimlerine verilen görevleri yapmak, 

b) Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 23- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı ve 17 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. 

“İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı:
 
MADDE 15- Başkanlığın yardımcı hizmet birimi İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığıdır.

İnsan Kaynakları ve Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Başkanlığın insan gücü planlaması ve personel politikası ile ilgili çalışmaları yapmak, personel sisteminin geliştirilmesi için tekliflerde bulunmak.

b) Başkanlık personelinin atama, nakil, terfi, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini yürütmek.

c) Başkanlığın eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek.
 
d) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümleri çerçevesinde, kiralama ve satın alma işlerini yürütmek, temizlik, güvenlik, aydınlatma, ısıtma, onarım, taşıma ve benzeri hizmetleri yapmak veya yaptırmak.

e) Başkanlığın taşınır ve taşınmazlarına ilişkin işlemleri ilgili mevzuat çerçevesinde yürütmek.

f) Genel evrak ve arşiv faaliyetlerini düzenlemek ve yürütmek.

g) Başkanlığın sivil savunma ve seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek.

h) Başkanlıkça verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 24- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 23 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“MADDE 23- Başkanlık, görev alanına giren konularda gerekli gördüğü bilgi ve dokümanları kamu kurum ve kuruluşlarından istemeye yetkili, kurum ve kuruluşlar da bu bilgi ve dokümanları vermekle yükümlüdür. Kamu kurum ve kuruluşları, atama, yer değiştirme, görevde yükselme, unvan değişikliği gibi her türlü personel hareketlerini Başkanlığın belirleyeceği usûl ve esaslar çerçevesinde Başkanlığa bildirmek zorundadır.”

MADDE 25- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) bendinde yer alan “30” ibaresi “35” olarak değiştirilmiştir.

“b) En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri ile Başkanlıkça yönetmelikle belirlenen yüksek öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki ya da yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak,”

MADDE 26- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde ile (I) sayılı liste eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 7- Bu Kanun Hükmünde Kararname ile kadroları iptal edilen veya değiştirilen personelin görevi hiçbir işleme gerek kalmaksızın bu maddenin yayımı tarihinde sona erer. Bunlar bu Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen (I) sayılı liste ile ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılır. Bu madde uyarınca ihdas edilen Başkanlık Müşaviri kadroları, herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu madde uyarınca atanmış sayılan personele yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.”

MADDE 27- 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı Cetvel aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


 
-
MADDE 28- 10/11/2005 tarihli ve 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Başbakana” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya Kurumun bağlı olduğu Bakana” ibaresi eklenmiştir. 

MADDE 29- 5429 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

“Başkanlığa atanacaklarda; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartlara ilave olarak, en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olma şartı aranır.”

MADDE 30- 5429 sayılı Kanunun;

a) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “23 üncü maddede sayılan yüksek öğretim kurumlarından mezun olmaları” ibaresi “en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olma” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya “belge almış” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip” ibaresi eklenmiştir.
 
b) 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 25- Başkanlığın ana hizmet birimleri şunlardır:

a) Ulusal Hesaplar Daire Başkanlığı.

b) Ekonomik Göstergeler ve Fiyat İstatistikleri Daire Başkanlığı.

c) Tarım ve Çevre İstatistikleri Daire Başkanlığı.
 
d) İş İstatistikleri Daire Başkanlığı.

e) Sektörel İstatistikler Daire Başkanlığı.

f) Nüfus ve Demografi İstatistikleri Daire Başkanlığı.

g) Sosyal Sektörler ve Araştırmalar Daire Başkanlığı.
 
h) Yöntem Araştırmaları Daire Başkanlığı.

ı) Dış İlişkiler Daire Başkanlığı.
 
j) Yayın ve Bilgi Dağıtım Daire Başkanlığı.

k) Bilgi ve İletişim Teknolojileri Daire Başkanlığı.”

c) 26 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeden sonra gelmek üzere Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Ulusal Hesaplar Daire Başkanlığı

MADDE 26- Ulusal Hesaplar Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:
 
a) Ulusal hâsıla hesaplamaları ve analiz çalışmaları yapmak.

b) Endüstriler arası işlemler ile ilgili hesapları yapmak, ulusal girdi-çıktı tabloları oluşturmak.

c) Ulusal hesaplar sisteminde öngörülen hesapları yapmak.

d) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

e) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

Ekonomik Göstergeler ve Fiyat İstatistikleri Daire Başkanlığı

MADDE 26/A- Ekonomik Göstergeler ve Fiyat İstatistikleri Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:
 
a) Dış ticaret istatistiklerine ait bilgileri derlemek ve derlenmesini koordine etmek.

b) Bölgesel göstergeler üretmek.

c) Tüketici düzeyinde oluşan fiyat hareketlerini izlemek amacıyla veri derlemek. 

d) Üretici düzeyinde oluşan fiyat hareketlerini izlemek amacıyla veri derlemek.

e) Satın alma gücü paritesi göstergelerini hesaplamak.

f) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

g) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.” 
ç) 28 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeden sonra gelmek üzere Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

“İş İstatistikleri Daire Başkanlığı

MADDE 28- İş İstatistikleri Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Madencilik ve taş ocakçılığı, imalât sanayii, elektrik, gaz, su, enerji, inşaat ve benzeri konularda ihtiyaç duyulan istatistikî bilgileri aylık, dönemlik ve yıllık olarak derlemek ve değerlendirmek.
 
b) Ulaştırma, haberleşme, depolama, malî aracı kuruluş faaliyetleri, iş hizmetleri ve kişisel hizmetler, kâr amacı gütmeyen kuruluş faaliyetleri, toptan ve perakende ticaret, otel, lokanta ve diğer konularda istatistikî bilgileri aylık, dönemlik ve yıllık olarak derlemek ve değerlendirmek.

c) İş kayıtları sistemini yönetmek.

d) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

e) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

Sektörel İstatistikler Daire Başkanlığı

MADDE 28/A- Sektörel İstatistikler Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Araştırma ve geliştirme, yenilik, bilgi ve bilişim konularında istatistikî bilgileri derlemek ve değerlendirmek.

b) Enerji ve ulaştırma istatistiklerini derlemek ve değerlendirmek. 

c) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

d) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.”
 
d) 29 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve Kanuna aynı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
 
“Nüfus ve Demografi İstatistikleri Daire Başkanlığı

MADDE 29- Nüfus ve Demografi İstatistikleri Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Nüfus ve demografi alanında ihtiyaç duyulan istatistikî bilgileri derlemek ve değerlendirmek.

b) Hayati istatistikleri derlemek ve değerlendirmek.
 
c) Toplumsal cinsiyet istatistiklerini derlemek ve değerlendirmek.

d) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

e) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.

Sosyal Sektörler ve Araştırmalar Daire Başkanlığı

MADDE 29/A- Sosyal Sektörler ve Araştırmalar Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Eğitim, sağlık, kültür, spor, suç, adalet ve turizm konularında istatistikî bilgileri derlemek ve değerlendirmek.

b) Sosyal güvenlik, sosyal koruma ve tüketicinin korunması alanlarında ihtiyaç duyulan istatistikî bilgileri derlemek ve değerlendirmek.

c) İş gücü piyasası, gelir dağılımı, tüketim harcamaları, hayat şartları ile ilgili araştırmalar yapmak ve sonuçlarını değerlendirmek.

d) Görev alanına giren konularda standartları ve metodolojik gelişmeleri takip etmek, ulusal ve uluslararası proje çalışmalarını yürütmek.

e) Program kapsamındaki görevler ile Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 31- 5429 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “23 üncü maddede sayılan yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak” ibaresi “en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkraya “belge almış” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 32- 5429 sayılı Kanunun 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

“MADDE 35- Strateji Geliştirme Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmet birimlerine verilen görevleri yapmak.
 
b) Başkan tarafından verilecek benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 33- 5429 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “, uygulamak” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanunun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir. 

“Başkanlıkça gerek duyulan illerde bölge müdürlüklerine bağlı olarak irtibat büroları kurulabilir.”
MADDE 34- 5429 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başkanın teklifi, ilgili Bakanın uygun görüşü üzerine Başbakan onayı ile” ibaresi “Başkanın teklifi ve Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 35- 5429 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “en az (C) düzeyinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan” ibaresi eklenmiştir. 
 
“a) En az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarının hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler, mühendislik ve iletişim fakülteleri ile istatistik, matematik, fizik, sosyoloji, psikoloji bölümleri ve Başkanlıkça yönetmelikle belirlenecek fakülte ve bölümlerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt içindeki ya da yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak,”

MADDE 36- 5429 sayılı Kanunun;

a) 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “bu Kanunun 23 üncü maddesinde sayılan yüksek öğretim kurumlarından” ibaresi “en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “belge almış” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip” ibaresi ile aynı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler ile (I) sayılı liste eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 12- Başkanlığın yeni kurulan daire başkanlıklarına göre yeniden yapılanması tamamlanıncaya kadar, yeni kurulan birimlere verilen görevlerin, bu maddenin yayımı tarihinden önce bu görevleri yerine getirmekte olan birimler, kurullar ve personel tarafından yürütülmesine devam edilir.

GEÇİCİ MADDE 13- Bu maddenin yayımı tarihinde Başkanlık merkez teşkilatında; Ulusal Hesaplar ve Ekonomik Göstergeler Daire Başkanı, Sanayi ve İş İstatistikleri Daire Başkanı ile Sosyal İstatistikler Daire Başkanı kadrolarında bulunanların görevleri hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Bunlar ekli (I) sayılı liste ile ihdas edilen İstatistik Müşaviri kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle birlikte hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Anılan liste ile ihdas edilen İstatistik Müşaviri kadroları herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

Birinci fıkraya göre İstatistik Müşaviri kadrolarına atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.”
b) Eki (I) sayılı cetvel aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 


 
-
MADDE 37- 18/11/1960 tarihli ve 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanununun 1 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. 

“Türk Standardları Enstitüsünün merkezi Ankara’dadır. Enstitü, yurt içinde Yönetim Kurulunun teklifi ve ilgili Bakanın onayıyla, yurt dışında sayısı onu geçmemek üzere Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek yerlerde temsilcilikler kurabilir.” 

“Enstitünün her türlü yayını, 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa tâbidir.”

MADDE 38- 132 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasının (e) ve (g) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.

“Genel Kurul aşağıdaki üyelerden meydana gelir:

a) Başbakanlık ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından görevlendirilecek üçer temsilci,

b) Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı tarafından görevlendirilecek ikişer temsilci,
 
c) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Devlet Malzeme Ofisi ve Türk Akreditasyon Kurumu tarafından görevlendirilecek birer temsilci,

d) Üniversitelerden Yükseköğretim Kurulunca seçilecek yedi temsilci,

e) Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğince görevlendirilecek onbir temsilci.”

MADDE 39- 132 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi ile altıncı fıkrasının (a) ve (b) bentleri aşağıdaki şekilde, aynı maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “ve üyeler ile üç yedek üye” ibaresi “ile asıl ve yedek üyeler” şeklinde, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “4 ncü Maddenin 1, 2 ve 3 ncü fıkralarında” ibaresi “4 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde” şeklinde değiştirilmiştir.

“Yönetim Kurulu; üç üyesi 4 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen temsilciler arasından, birer üyesi aynı fıkranın (d) ve (e) bentlerinde belirtilen temsilciler arasından seçilmek üzere beş üyeden oluşur; aynı usûlle yedek üyeler belirlenir.” 

“a) Yönetmelik ve diğer düzenleyici işlem tasarılarını onaylamak, Enstitüde yeni birimler kurulmasına veya mevcut birimlerin birleştirilmesine ya da kaldırılmasına karar vermek, Enstitü kadrolarını belirlemek;

b) Enstitü bütçesini ve çalışma programını Genel Kurula sunmak, Genel Kurulun aldığı kararları ve onayladığı çalışma programını uygulamak;”

MADDE 40- 132 sayılı Kanuna 9 uncu maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.
 
“Teknik komiteler 

Madde 9/A- Enstitünün, standard hizmetleriyle ilgili görevleri kapsamında bilimsel incelemelerde bulunmak ve standard hazırlamak amacıyla, Yönetim Kurulunca ilgili ürün, hizmet veya sektör adıyla teknik komiteler kurulabilir. Teknik komitelerin görevleri, çalışma usul ve esasları, üye sayısı, başkan ve üyelerinin nitelikleri ve seçimi ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.”

MADDE 41- 132 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bu Kurula” ibaresi “Başkana”, “iki ” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiş ve aynı Kanuna anılan maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

“Personel

Madde 10/A- Enstitünün hizmetlerinin gerektirdiği görevler için istihdam edilen personel, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. 

Belirli süreli, geçici nitelikte ve özel bilgi ve uzmanlık gerektiren işlerde yurt içinde ve yurt dışında Enstitü dışından inceleme elemanı görevlendirilebilir. Ayrıca, özel bilgi ve ihtisas gerektiren işlerde diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın toplam kadro sayısının % 2’sini geçmemek üzere sözleşmeli olarak yerli ve yabancı uzmanlar çalıştırılabilir; bu şekilde yurt içinde çalıştırılacak personelin, meslekî bilgisi ve ihtisasını en az doktora düzeyinde belgelendirmesi zorunludur. 

Enstitü dışından görevlendirilen ve uhdesinde kamu görevi bulunmayan inceleme elemanlarının günlük inceleme ücreti, asgarî ücretin aylık brüt tutarının % 25’ini aşmamak üzere Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.

8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinde sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar, kurumlarının muvafakatiyle, aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatları ile diğer malî ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Enstitüde görevlendirilebilir. Bu personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. İzinli oldukları sürece memuriyetleri ile ilgili özlük hakları devam eder ve bu süreler terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır. Terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde yapılır. Bu fıkraya göre görevlendirilecek personel, toplam personel sayısının % 1’ini geçemez. 

Enstitüde Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, Daire Başkanı, Merkez Başkanı ve Grup Başkanı kadrolarında görev yapanların görev süreleri üç yıldır. Görevi sona erenler yeniden atanabilir.

Enstitünün yurt dışı temsilciliklerinde görevlendirilen personel ile mahallinden temin edilen personelin niteliği, sayısı, görev süresi ve bunlara yapılacak ödeme tutarı ile diğer hususlar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.

Enstitü personelinin izin, disiplin, intibak işleri ile diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.

Enstitü personelinin ücretleri ile diğer malî hakları, 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 14 üncü maddesi ve anılan madde uyarınca yürürlüğe konulan mevzuat hükümleri çerçevesinde, kurum içi hiyerarşi gözetilerek Yönetim Kurulunca tespit edilir. 

TSE Uzmanı ve TSE Uzman Yardımcısı

Madde 10/B- Enstitü, görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere TSE Uzmanı ve TSE Uzman Yardımcısı istihdam eder. TSE Uzman Yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:

a) En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri ile Enstitünün görev alanına giren ve yönetmelikle belirlenen mühendislik fakülteleri ve diğer yüksek öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak.

b) Sınavın yapıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla otuzbeş yaşını doldurmamış olmak.

c) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.

TSE Uzman Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl çalışmak ve hazırlayacakları uzmanlık tezinin, oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların uzman kadrolarına atanabilmeleri, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgarî (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlar veya sınava girmeye hak kazandığı halde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile yabancı dil yeterliği şartını yerine getirmeyenler, TSE Uzman Yardımcısı unvanını kaybederler ve Enstitüde durumlarına uygun kadrolara atanırlar.

TSE Uzmanları ve TSE Uzman Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.”

MADDE 42- 132 sayılı Kanuna aşağıdaki maddeler eklenmiştir.
 
“Ek Madde 2- Enstitü, standardizasyon görevleri dışında kalan ana faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kuracağı, iştirak edeceği veya işbirliğinde bulunacağı yerli ve yabancı şirketler eliyle yürütebilir. Şirket kurulmasına veya iştirak edilmesine, Genel Kurulun kararı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca karar verilir. Genel Kurul, gerektiğinde bu konudaki yetkisini Yönetim Kuruluna devredebilir.”

“Geçici Madde 5- Bu maddenin yayımı tarihinde Enstitüde, Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, 1.Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, Merkez Başkanı, Başkanlık Müşaviri, Genel Sekreterlik Müşaviri ve Grup Başkanı kadrolarında bulunanların görevleri bu maddenin yayımı tarihinde sona erer. Bunlardan; Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı, 1. Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, Merkez Başkanı, Başkanlık Müşaviri ve Genel Sekreterlik Müşaviri kadrolarında bulunanlar Müşavir kadrolarına, Grup Başkanı kadrolarında görev yapanlar Uzman kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Müşavir ve Uzman kadrolarına atanmış sayılanlar Yönetim Kurulu tarafından belirlenen birim ve görevlerde çalıştırılır.

Bu madde uyarınca Müşavir ve Uzman kadrolarına atanmış sayılanların yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar) ile diğer her türlü malî hakları (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplamının net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır), atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar) ile diğer her türlü malî hakları (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, farklılık giderilinceye kadar atandıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

Geçici Madde 6- 7 nci maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişiklik, Türk Standardları Enstitüsünün bu maddenin yayımı tarihinden sonra yapılacak seçimli ilk Genel Kurulundan itibaren uygulanır.

Geçici Madde 7- TSE personelinin malî ve sosyal hakları hakkında bu maddenin yayımı tarihinde yürürlükte bulunan ilgili Genel Kurul kararı ile belirlenen ücret sisteminin uygulanmasına devam olunur; malî ve sosyal haklara ilişkin olarak anılan Genel Kurul kararıyla belirlenmiş olan aynî ve nakdî ödeme unsurlarında artış yapılamaz ve bu unsurlara yeni bir unsur ilave edilemez. Bunların malî ve sosyal haklarında yapılacak artışlarla ilgili olarak 10/A maddesinin son fıkrası hükmü uygulanır.

Geçici Madde 8- TSE personelinden emekli aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlardan, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde emeklilik başvurusunda bulunanların hizmet tazminatları, bu maddenin yayımı tarihi itibarıyla; 
 
a) Zorunlu emekliliğine bir yıldan daha az süre kalanlar hariç olmak üzere, zorunlu emekliliğine en fazla üç yıl kalanlar için % 25, 

b) Zorunlu emekliliğine üç yıldan fazla, beş yıldan az kalanlar için % 30,

c) Zorunlu emekliliğine beş yıl ve daha fazla kalanlar için % 40,

fazlasıyla ödenir.

Emekli aylığı bağlanması şartlarını 2011 yılı sonuna kadar haiz olacaklara, bu hakkı kazandıkları tarihten itibaren bir ay içinde emeklilik başvurusunda bulunmaları hâlinde hizmet tazminatları % 40 fazlasıyla ödenir. 

Bu madde uyarınca yapılan emeklilik başvurularında emeklilik tarihi olarak daha sonraki bir tarih gösterilemez, başvurular herhangi bir kayda bağlanamaz ve geri alınamaz. 

Bu madde hükümlerine göre emekli olan personel, Enstitüde hiçbir statüde yeniden istihdam edilemez.”

MADDE 43- 132 sayılı Kanunun; 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinde yer alan “mecburi olarak yürürlüğe konmalarında fayda görülenleri, ilgili bakanlığın onayına sunmak,” ibaresi, 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve bunlardan zorunlu olarak yürürlüğe konmaları gerekenleri belirleyen” ibaresi ile 14 üncü maddesinde yer alan “hazırlanıp Genel Kurulca” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 44- 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin;
 
a) Birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “ağırlıklı olarak bu alanlara yönelik eğitim programlarına sahip bölümlerinden” ibaresi “bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan derslerin en az % 80’ine sahip olan diğer bölümlerden”, “açıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla” ibaresi, “yapıldığı tarih itibarıyla”, “otuz yaşını” ibaresi “otuz beş yaşını”, “otuz iki yaşını” ibaresi “otuz yedi yaşını” şeklinde değiştirilmiş, aynı bentte yer alan “üniversitelerin sosyal bilimler alanında” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya mühendislik fakültelerinde” ibaresi eklenmiştir. 

b) Birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “derecelere tekabül ettiği” ibaresi “unvan grubunda yer aldığı ekli (3) sayılı listede, meslek memurlarının kadrolarına karşılık gelen dereceler” şeklinde değiştirilmiştir. 

c) Birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “memurlarına üçüncü, ikinci ve birinci derece kadro unvanlarının verilmesinde, sicil ve” ibaresi “memurlarının üçüncü, ikinci ve birinci unvan grubuna yükseltilmesinde,” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende “Bakan, ikinci unvan grubundaki meslek memurlarını, bu unvan grubundaki asgarî bekleme sürelerini en fazla üç yıl kısaltarak üst yönetim grubuna atayabilir.” cümlesi eklenmiştir.

ç) Birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “derecedeyken” ibaresi “unvan grubundayken” şeklinde değiştirilmiştir.

d) İkinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “derecelere tekabül ettiği” ibaresi “unvan grubunda yer aldığı ekli (4) sayılı listede, konsolosluk ve ihtisas memurlarının kadrolarına karşılık gelen dereceler” şeklinde değiştirilmiştir.
 
e) İkinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “memurlarına ikinci ve birinci derece kadro unvanlarının verilmesinde, sicil ve” ibaresi “memurlarının ikinci ve birinci unvan gruplarına yükseltilmesinde,” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 45- 6004 sayılı Kanunun;

a) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “(1) ve (2)” ibaresi “(3) ve (4)” şeklinde, ikinci fıkrasının (ç) bendi, altıncı fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile yedinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “derece kadrodaki” ibareleri ile aynı maddenin beşinci fıkrasının (a) bendi ile altıncı fıkrasının (a) bendinde yer alan “derece kadrolardaki” ibareleri “unvan grubundaki” şeklinde; onbirinci fıkrasında yer alan “bu kadro derecelerine tekabül eden unvanlarla” ibaresi “bulundukları unvan grubuyla” şeklinde değiştirilmiştir.

b) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan “derece kadrodaki” ibareleri “unvan grubundaki” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin birinci fıkrasının (d) bendine “Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Diplomasi Akademisi Başkanı” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 46- 6004 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “ve askerlik hizmeti dâhil meslek memurluğunda geçirdikleri en erken dokuzuncu fiili hizmet yılı içinde başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavına girer” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

“(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihi itibarıyla altıncı unvan grubunda bulunan meslek memurları, askerlik dâhil mevcut statülerindeki altıncı fiilî hizmet yılı içinde, beşinci unvan grubunda bulunan meslek memurları ise bu unvan grubundaki en az üçüncü fiilî hizmet yılı içinde açılacak müteakip başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavlarına girebilirler. İlk sınav haklarında başarılı olamayanlar, kalan iki sınav haklarını, müteakip iki yıl içinde kullanabilir. 

(2) Bu memurlardan üç sınav hakkında da başarısız olanlara 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde konsolosluk ve ihtisas memurları için öngörülen kariyer ilerleme ve konsolosluk yeterlik sınavına iki kez girme hakkı tanınır. Meslek memurları bu haklarını, en son katıldıkları başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavından sonra düzenlenecek müteakip üç kariyer ilerleme ve konsolosluk yeterlik sınavında kullanabilir. Kariyer ilerleme ve konsolosluk yeterlik sınavına katılıp başarılı olan meslek memurları, konsolosluk ve ihtisas memuru statüsüne geçmiş olur. Bu sınavda da başarılı olamayan veya bu sınava katılmayan meslek memurları, mevcut statüleri ile birlikte, merkez teşkilatında ikinci kâtip, yurtdışı teşkilatında ise ikinci kâtip veya muavin konsolos unvanını korur, ancak daha üst unvanlara yükselemez.

(3) Beşinci unvan grubunda üç yıldan fazla süre bulunmuş olan memurlardan ilk başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavında başarılı olanların bu unvan grubunda üç yıldan fazla geçirmiş oldukları sürelerin tamamı üst unvan grubunda geçirilmiş sayılır.”

“(5) Beşinci unvan grubunda üç yıldan fazla süre bulunmuş olan memurlardan ilk başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavında başarılı olamayanların ya da bu sınava girmeyenlerin, müteakip başkâtiplik ve konsolosluk yeterlik sınavlarından birinde başarılı olmaları hâlinde, ilk sınavla başarılı olunan sınav arasında geçen süre bir üst unvan grubunda geçirilen sürelerden sayılmaz.”

MADDE 47- 6004 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(3) İkinci fıkra çerçevesinde unvan alanların başkâtip veya konsolos unvanına yükselebilmeleri geçici 2 nci madde hükümlerine tabidir. Bu memurların geçici 2 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen fiili hizmet sürelerinin hesaplanmasında hukuk müşaviri ve aday hukuk müşaviri statülerinde geçirmiş oldukları süreler de dikkate alınır.” 

MADDE 48- 6004 sayılı Kanuna aşağıdaki listeler eklenmiştir. 


 
-
MADDE 49- 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunun adı “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” şeklinde, 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

“Madde 1- Bu Kanunun amacı; yerüstü ve yeraltı sularının zararlarını önlemek ve/veya bunlardan çeşitli yönlerden faydalanmak maksadıyla bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere; Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, merkezi Ankara’da bulunan özel bütçeli bir kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenlemektir. 

Genel Müdürlüğün kısa adı DSİ’dir.”
 
MADDE 50- 6200 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (c) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) fıkrasında yer alan “a, b, c” ibaresi “(a) ve (b)” şeklinde değiştirilmiş, (i) fıkrasında yer alan “(Bunlardan d fıkrasında yazılı işlerde Elektrik İşleri Etüd İdaresi ile işbirliği yapar)” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve anılan maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. 

“c) Sulak alanları ıslah etmek, erozyon ve rüsubat kontrolü ile ilgili etüt ve planlama işlerini yapmak veya yaptırmak, kendi tesislerini korumaya yönelik erozyon kontrolü maksatlı ağaçlandırma çalışmaları yapmak,” 

“p) Kullanılmış suları tekrar kazanmak maksadıyla gerekli tesisleri yapmak veya yaptırmak,
 
r) İşletmeye açılan hidroelektrik santrallerin su kullanım hakkı anlaşmalarına uygun olarak işletilip işletilmediğini kontrol etmek, bunlarla ilgili her türlü hesap ve tahsilât işlemlerini yapmak,

s) Sınıraşan ve sınır oluşturan sular konusunda görev alanı ile ilgili çalışmalar yapmak,

t) Yardım mahiyetindeki uluslararası su sondajı veya diğer faaliyetler ile sulama tesislerinin işletme ve bakım hizmetlerini devralan kuruluşlar hariç, kamu kurum ve kuruluşları ile yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilere yurt içinde ve yurt dışında ücreti karşılığında eğitim, etüt, planlama, proje hazırlama, müşavirlik, laboratuvar ve kontrollük hizmeti vermek,

u) Yerüstü ve yeraltı sularını kalite yönünden izlemek, atıksular sebebiyle yerüstü ve yeraltı sularının kirlenmesinin tespiti hâlinde durumu Orman ve Su İşleri Bakanlığına bildirmek,

v) Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.”

MADDE 51- 6200 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 4- Genel Müdürlüğün merkez teşkilatı aşağıdaki hizmet birimlerinden oluşur:

a) Etüt, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı.

b) Proje ve İnşaat Dairesi Başkanlığı.

c) Barajlar ve Hidroelektrik Santrallar Dairesi Başkanlığı.

d) İçmesuyu Dairesi Başkanlığı.

e) Atıksu Dairesi Başkanlığı.

f) Emlak ve Kamulaştırma Dairesi Başkanlığı.

g) Jeoteknik Hizmetler ve Yeraltısuları Dairesi Başkanlığı.

h) Makina, İmalat ve Donatım Dairesi Başkanlığı.

ı) Teknik Araştırma ve Kalite Kontrol Dairesi Başkanlığı.

j) İşletme ve Bakım Dairesi Başkanlığı.
 
k) Hidroelektrik Enerji Dairesi Başkanlığı.

l) Teftiş Kurulu Başkanlığı.

m) Hukuk Müşavirliği.

n) Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı.

o) Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığı.

p) Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı.

r) Teknoloji Dairesi Başkanlığı.”

MADDE 52- 6200 sayılı Kanunun 5 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Genel Müdüre yardımcı olmak üzere dört Genel Müdür Yardımcısı görevlendirilebilir.”

MADDE 53- 6200 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usûl ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usûl ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.”

MADDE 54- 6200 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “Maliye Hazinesi” ibaresi, “DSİ” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 55- 6200 sayılı Kanunun 38 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 38- DSİ’nin gelirleri şunlardır: 

a) Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden gelen hizmet talepleri çerçevesinde elde edilen gelirler.

b) Görev alanına giren konularda verilen her türlü belge, veri, rapor, ihale şartnamesi ve dokümanın satışları ile analiz, denetim, danışmanlık, etüt, deney ve benzeri hizmetler karşılığı alınan gelirler.

c) Yatırım, iyileştirme ve yenileme ile işletme bakım-onarım masraflarının geri ödemesinden elde edilen gelirler.

d) Taşınır mallar ve taşınmazların satışından veya kiraya verilmesinden veya irtifak hakkı kurulmasından veya devrinden ve işletilmelerinden elde edilen gelirler.

e) Taahhütlerini tamamen veya kısmen yerine getirmeyen yüklenicilerden alınan tazminatlar ile gelir kaydedilen teminatlar.

f) Özel sektör tarafından gerçekleştirilecek enerji projelerinden sağlanan; fizibilite raporu kontrol ücreti, hidroelektrik kaynak katkı payı, havza hidrolojik gözlem, değerlendirme ve kontrol bedeli, hidrolojik veri, rapor inceleme, DSİ tarafından hazırlanan projeler için alınan hizmet bedeli karşılığı gelirler. 
 
g) Su tüketimi olmayan tahsisler hariç olmak üzere, tahsis edilen sulardan alınacak bedeller ile balıkçılık üretimine yapılan su tahsislerinden elde edilen gelirler. 

h) Talep üzerine yeraltı ve yerüstü sularıyla ilgili yapılan münferit işler karşılığı gelirler.

ı) DSİ üretim tesislerinde üretilen su ürünleri satışından elde edilen gelirler.

j) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

k) Ortaklıklardan ve tesislerin işletmelerinin devredildiği mahallî idareler ve teşekküller ile şirketlerden alınacak bedeller ve paylar.

l) Her türlü bağış, yardım ve vasiyetler.

m) Genel Müdürlüğün gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilen gelirler.

n) Diğer gelirler.”

MADDE 56- 6200 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yer alan “bir nizamname ile” ibaresi “yönetmelikle” şeklinde değiştirilmiş, anılan Kanuna aşağıdaki ek ve geçici maddeler ile (I) sayılı cetvel eklenmiştir. 

“Ek Madde 4- DSİ’nin görev ve faaliyetlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlar, talebi üzerine Maliye Bakanlığınca bedelsiz olarak DSİ’ye tahsis edilir.

Ek Madde 5- DSİ; deprem, sel, çığ, su baskını ve benzeri tabii afetler sebebiyle hasar gören su yapıları ile ilgili tesislerin gecikmeksizin onarılmasının zorunlu olduğu durumlarda olayın vuku bulduğu mahalde veya yakınındaki kamu kurum ve kuruluşlarının tasarrufunda bulunan taş, kum ve ariyet ocağı gibi malzeme ocaklarından, izin almaksızın ve bedelsiz olarak malzeme kullanmaya yetkilidir.

DSİ’nin projeleri gereğince, Devlet ormanları ile millî parklar kapsamındaki alanlarda, durumu ve sınıfına bakılmaksızın 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamındaki alanlarda, Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde, 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamındaki yapı ve inşaat ham maddelerinin üretimine yönelik olarak gerekli olan sahalarda, DSİ tesislerinin yapım, bakım ve onarım işlemleri için gerekli olan alanlar ile ham madde üretim izin alanları ve tesis alanları için ilgili mevzuatına göre alınması gereken izin ve işlemler Genel Müdürlüğün müracaatından itibaren, ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından altmış gün içinde sonuçlandırılır. Bu izin ve işlemler için 4342 sayılı Kanundan kaynaklanan ot bedeli hariç herhangi bir bedel ve teminat talep edilemez.

Geçici Madde 9- Bu maddenin yayımı tarihinde kadroları iptal edilenlerin görevi hiçbir işleme gerek kalmaksızın bu maddenin yayımı tarihinde sona erer ve bunlar (I) sayılı cetvel ile ihdas edilen Müşavir kadrolarına atanmış sayılır. Bu kadrolar, herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. 

Bu madde uyarınca Müşavir kadrolarına atanmış sayılan personele yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

DSİ’nin mülkiyetinde iken 5018 sayılı Kanunun geçici 12 nci maddesi gereğince Hazineye devredilen ve DSİ faaliyetleri için Hazine adına kamulaştırılan taşınmazlardan bu maddenin yayımı tarihi itibarıyla satışı yapılmamış, başka kurum ve kuruluşlara tahsis edilmemiş ve devredilmemiş olanların mülkiyeti, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde DSİ adına re’sen tescil edilir. Tescil işlemi nedeniyle hiçbir bedel ve harç alınmaz. 

Bu maddenin yayımı tarihinde DSİ’nin muhasebe hizmetlerini yürüten ve Maliye Bakanlığı kadrolarında bulunan personel, DSİ’nin talebi ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine bu maddenin yayımı tarihinden itibaren beş yılı geçmemek üzere muhasebe hizmetlerini yürütmeye devam eder.

DSİ’nin 2011 malî yılı harcamaları, 26/12/2010 tarihli ve 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanununda yer alan DSİ bütçesindeki ödeneklerden yapılır ve DSİ’nin tahsil edilen gelirleri de genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. DSİ’nin 2011 malî yılı bütçe uygulamaları, genel bütçeli idareler için uygulanan usûl ve esaslar çerçevesinde yürütülür.
 
Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar, mevcut düzenleyici işlemlerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.

Geçici Madde 10- Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün hidrometrik araştırma ve etüt çalışmalarını, jeoloji ve sondaj çalışmalarını, baraj ve nehir tipi hidroelektrik santral ile pompaj depolamalı hidroelektrik santral çalışmalarını, bunlara ilişkin harita çalışmalarını ve bu çalışmaların yürütülmesinde kullanılan makina ve teçhizatın bakım, onarım ve idamesinde destek hizmeti çalışmalarını yürütmekte olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi memurlar ile sözleşmeli personel ve 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa tâbi personel, bu maddenin yayımını takip eden altıncı ayın sonunda DSİ’ye devredilmiş sayılır. Bunlarla ilgili taşınırlar, taşıtlar, araçlar, gereçler ve malzemeler, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar, mevcut sözleşmeler, protokoller, sözleşme ve protokollerle ilgili dava ve icra takipleri, yukarıda sayılan görevlerin yürütülmesinde destek hizmeti sağlayan imalat ve motor atölyelerindeki makina ve teçhizat DSİ’ye devredilir. Devir işlemleri Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde ve bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde tamamlanır. DSİ yukarıda belirtilen mevcut sözleşme ve protokollerle ilgili dava ve icra takiplerine devir tarihini müteakiben halef olur.

Birinci fıkraya göre devredilmiş sayılan personelden;

a) Memurlar, DSİ adına ihdas edilmiş sayılan aynı unvanlı kadrolara bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış, anılan kadrolar bu maddenin yayımını takip eden altıncı ayın sonunda 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerinde yer alan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğüne ait bölümlerden çıkarılmış ve DSİ’ye ait bölümlere eklenmiş sayılır, 

b) Sürekli işçiler kadrolarıyla birlikte devredilmiş sayılır, 
 
c) 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına göre istihdam edilen sözleşmeli personel, pozisyonlarıyla birlikte devredilmiş sayılır, 

d) Sürekli işçi kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonları, Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünden iptal edilerek başka bir işleme gerek kalmaksızın DSİ adına vize edilmiş sayılır.

Bu maddeye göre devredilen personelden Şube Müdürlerinin görevi hiçbir işleme gerek kalmaksızın bu maddenin yayımı tarihinde sona erer. Şube Müdürleri (I) sayılı cetvel ile DSİ adına ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılır. Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılanlar Genel Müdür tarafından belirlenen birim ve görevlerde çalıştırılır. 

Devredilen personelden atandıkları veya atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar), her türlü zam ve tazminatlar, makam tazminatı, görev tazminatı, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün devredilen personeli ile ilgili ödenekler DSİ’ye devredilir. Bu devir ile bütçe ve muhasebe işlemlerini yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. Bütçe ve muhasebe işlemlerine ilişkin diğer kanunlardaki aktarma yasakları uygulanmaz.”

MADDE 57- 6200 sayılı Kanunun 8 inci ila 13 üncü, 15 inci ila 17 nci ve 40 ıncı ila 47 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 58- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (I) sayılı cetvelin 48 inci ve 51 inci sıraları ile anılan Kanunun eki (II) sayılı cetvelin “B) Özel Bütçeli Diğer İdareler” bölümünün 19 uncu sırası yürürlükten kaldırılmış, anılan Kanunun eki (II) sayılı cetvelin “B) Özel Bütçeli Diğer İdareler” bölümüne “42) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü” sırası eklenmiştir.

MADDE 59- 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinde yer alan “genel bütçeye” ibaresi “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesine” şeklinde değiştirilmiştir.
 
MADDE 60- 16/4/2003 tarihli ve 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkraya (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve sonraki bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
 
“d) Telif Hakları Genel Müdürlüğü,

e) Sinema Genel Müdürlüğü,”

MADDE 61- 4848 sayılı Kanunun 11 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve anılan Kanuna 11 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Telif Hakları Genel Müdürlüğü

MADDE 11- Telif Hakları Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile Bakanlığa verilen görevleri yürütmek,
 
b) Telif hakları alanının kamu yararına, ekonomik ve sosyal gelişmelere uygun olarak düzenlenmesi, korunması, geliştirilmesi ile fikir ve sanat eserlerinin desteklenmesi amacıyla stratejileri belirlemek, uygulamak ve takip etmek,

c) Bakanlığın, telif haklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik uluslararası kuruluşlarla işbirliği kapsamındaki faaliyetlerini yürütmek,

d) Telif hakları ihlâllerinin önlenmesi amacıyla gerekli tedbirleri almak, bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümüne yönelik çalışmaları ilgili taraflarla birlikte yürütmek, 
 
e) Telif hakları alanında mevzuat hazırlık çalışmalarını yürütmek; uygulanacak idarî ve hukukî tedbirlere ilişkin esasları belirlemek, 

f) Telif haklarının korunmasına ilişkin çalışmalar kapsamında teknolojik gelişmelere uygun alt yapıyı ilgili birimlerle işbirliği yaparak hazırlamak ve işletilmesini sağlamak,

g) Kamu kurum ve kuruluşları, mahallî idareler, meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlamak,

h) İhtiyaç halinde, hizmet alımı yoluyla fikir ve sanat eserlerine ilişkin projeler ve işler yaptırmak,

ı) Telif hakları alanında ulusal veya uluslararası, bilimsel, kültürel, sanatsal ve sosyal amaçlı etkinlikleri düzenlemek veya desteklemek,
 
j) Bakanlık makamınca verilecek benzeri görevleri yapmak.

Sinema Genel Müdürlüğü

MADDE 11/A- Sinema Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bakanlığa verilen görevleri yürütmek,
 
b) Sinema sektörüne ilişkin yatırım destek ve tanıtım faaliyetlerini koordine etmek ve bu alandaki kültür mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak,

c) Bakanlığın ulusal sinema sektörünün korunması, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik uluslararası kuruluşlarla işbirliği faaliyetlerini yürütmek,

d) Ulusal sinema eserlerinin yaygın olarak izleyiciye ulaştırılmasını sağlama ve sanat bilincini yükseltme yönünde politikalar üretmek, bu amaca hizmet eden projeleri desteklemek, nitelikli eser üretimini teşvik etmek,

e) Ülke tanıtımına katkı sağlayacak yabancı film projelerini desteklemek, 
 
f) Bakanlık adına ulusal ve uluslararası festivaller, film haftaları, yarışmalar, gösterimler, seminer ve benzeri etkinlikler düzenlemek ya da düzenlenmesini sağlamak, maddî katkıda bulunmak ve bu etkinliklere ilişkin ödüller vermek,

g) Müze, arşiv, kütüphane ve gözlemevi gibi birimler aracılığıyla sinematografik eserlerin paylaşılmasını ve korunmasını sağlamak ve bunları kamunun istifadesine sunmak,

h) Ulusal ve uluslararası düzeyde kamu ve özel medya kuruluşları ile sektörel ilişkileri geliştirecek faaliyetleri yürütmek; görev alanında bankalar, finans kuruluşları, meslek birlikleri, birlikler, dernekler, vakıflar ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak,

ı) Sinema sektöründe meslekî standartlar ile çalışma koşullarını belirlemek ve bu esaslar doğrultusunda belgelendirme ve denetim faaliyetlerini yürütmek, 

j) Sinema sektöründe yapım, dağıtım ve gösterime ilişkin eğitim programları hazırlamak, uygulamak ve uygulanmasını sağlamak; sinema filmleri ile görsel-işitsel yapımları üretenler ve dağıtanlar ile gösterimin yapıldığı alan ve mekânlara izin belgeleri vermek ve bu mekânları denetlemek,
 
k) Görev alanına giren konularda her türlü bilgi ve veriyi oluşturmak veya ilgili kurum ve kuruluşlardan toplamak, güncellemek ve dağıtmak, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla bu konuda işbirliği yapmak, basılı veya elektronik yayınlar yapmak ve bu tür yayınları desteklemek,
 
l) Bakanlık makamınca verilecek benzeri görevleri yapmak.” 

MADDE 62- 4848 sayılı Kanunun eki (I) sayılı Cetvelin “Ana Hizmet Birimleri” başlıklı sütununun 4 üncü sırası “4) Telif Hakları Genel Müdürlüğü,” şeklinde değiştirilmiş, aynı sütuna “5) Sinema Genel Müdürlüğü,” sırası eklenmiş ve sonraki sıralar buna göre teselsül ettirilmiş, anılan Kanuna aşağıdaki geçici madde ile (II) sayılı cetvel eklenmiştir.
 
“GEÇİCİ MADDE 8- Bu maddenin yayımı tarihinde Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünde Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcısı kadrolarında bulunanların görevi, bu maddenin yayımı tarihinde sona erer. Bunlar, bu Kanuna eklenen (II) sayılı cetvel ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. 

Bu madde uyarınca Bakanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılanların, yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar) ile diğer her türlü malî hakları (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplamının net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır), atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, ikramiye (bir aya isabet eden net tutar) ile diğer her türlü malî hakları (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, farklılık giderilinceye kadar atanmış sayıldıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

Bu madde uyarınca ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadroları herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. ” 

MADDE 63- 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun;
 
a) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “(% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi ile aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “(kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve (b) bendinin başına “Kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir.

b) 20 nci maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
“(3) Bir Başkan ve yeterli sayıda meslek mensubundan oluşan Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi doğrudan Başkanlığa bağlı olarak görev yapar.”
 
c) 75 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(2) Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi, birinci fıkra kapsamında aşağıda belirtilen görevleri yapar:

a) Meslekî gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla Sayıştay mensuplarına eğitim vermek, eğitim sonuçlarını izlemek ve değerlendirmek; Sayıştay denetçi yardımcıları için gerekli mesleki eğitimleri yürütmek.

b) Sayıştayın görev alanına giren konularda kamu idarelerine yönelik eğitim faaliyetlerinde bulunmak, kurs, seminer, konferans ve eğitim programları düzenlemek, kamu idareleri tarafından gerçekleştirilen eğitim faaliyetlerinin hazırlanmasına ve yürütülmesine katkı sağlamak.

c) Ulusal ve uluslararası denetim standartlarının kamu idarelerinde uygulanmasını sağlamak amacıyla denetim metotları ve araçları üzerinde araştırma, inceleme, geliştirme ve eğitim faaliyetlerinde bulunmak.

ç) Uluslararası alanda denetime ilişkin konularda eğitim faaliyetlerinde bulunmak, seminer ve konferanslar düzenlemek, yabancı ülkelerin yüksek denetim kurumları ve uluslararası kuruluşlarla kapasite geliştirme ve teknik yardım programları, proje ve benzeri etkinlikler düzenlemek.

d) Çalışma alanı ile ilgili olarak üniversitelerle işbirliği yapmak ve denetimle ilgili alanlarda yürütülen lisansüstü çalışmalara ve araştırmalara destek sağlamak.

e) Sayıştay Başkanı tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

(3) Sayıştay Başkanı, Sayıştay meslek mensupları arasından birini Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi başkanlığını yürütmek üzere görevlendirir. Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezinde görevlendirilen başkan ve meslek mensuplarının sicil ve diğer işlemleri hakkında grup başkanlığında görevli meslek mensuplarına ilişkin hükümler uygulanır.

(4) Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar ile üniversite öğretim üyeleri, kurumlarının muvafakatiyle aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer malî ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla bu maddede sayılan görevlerin yapılmasına katkı sağlamak amacıyla geçici olarak Sayıştayda görevlendirilebilir. Bu personel, kurumlarından aylıklı izinli sayılır. İzinli oldukları sürece memuriyetleri ve görevleriyle ilgili özlük hakları devam eder, bu süreler; terfi ve emekliliklerinde hesaba katılır ve makam, temsil, görev veya yüksek hâkimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde geçmiş olarak değerlendirilir. Akademik unvanların kazanılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bunların terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde yapılır. Hâkim ve savcıların bu fıkra uyarınca görevlendirilmeleri, muvafakatleri alınmak kaydıyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılır.”

MADDE 64- 9/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bankacılık ve sermaye piyasası, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, “Kamu İktisadi Teşebbüsleri” ibaresi “Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler” şeklinde, “Banka ve Kambiyo” ibaresi “Malî Sektörle İlişkiler ve Kambiyo” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 65- 4059 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının; 

a) (b) bendinde yer alan “Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğünün görevleri;” ibaresi, “Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğünün görevleri; kamu iktisadi teşebbüsleri ile ilgili olarak” şeklinde, “kamu iktisadi teşebbüslerinin faaliyetlerini” ibaresi “kamu iktisadi teşebbüslerinin faaliyetlerinin” şeklinde, “sürekli” ibaresi “süreli” şeklinde, “tarımsal destekleme politikalarının oluşturulması ve uygulanmasına ilişkin çalışmalar yapmak, Petrol Kanunu ile ilgili olarak vergi hükümleri dışındaki mali hükümlerin uygulanmasını sağlamak, sosyal güvenlik sisteminin finansmanına ilişkin olarak Müsteşarlık faaliyet alanına giren konularda çalışmalar ve uygulamalar yapmak” ibaresi “Hazinenin sermayesinin yüzde ellisinden fazlasına sahip olduğu kamu kuruluş ve işletmelerinin faaliyet gösterdikleri sektörlere ilişkin politika geliştirme çalışmalarına katkıda bulunmak, sermayesinin yarısından fazlası, mahallî idareler dâhil kamuya ait olan veya faaliyet alanı itibarıyla ticarî nitelik taşıyıp Sayıştay Başkanlığınca denetlenen ve kapsamı Müsteşarlıkça belirlenecek olan kamu kuruluş ve işletmelerinin malî ve malî olmayan verilerini toplamak, izlemek ve değerlendirmek, sosyal güvenlik, sosyal yardım ve hizmetler, sağlık ve istihdam politikalarının oluşturulmasına katkıda bulunmak” şeklinde değiştirilmiştir. 

b) (d) bendinde yer alan “Banka” ibaresi “Malî Sektörle İlişkiler” şeklinde değiştirilmiş, aynı bentte yer alan “bankacılık, sermaye piyasası, menkul kıymetler borsaları,” ibaresi, “, finansal kiralama ve mali sektör” ibaresi ve “, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri ile ilgili olarak Müsteşarlığın görev alanına giren uygulamaları yürütmek ve ilgili kurum ve kuruluşları koordine etmek” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 66- 4059 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (b) bendine birinci paragraftan sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraf eklenmiş ve mülga (d) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
“Hazine Kontrolörleri Kurulu, Avrupa Birliği tarafından Türkiye Cumhuriyetine malî işbirliği çerçevesinde sağlanan fonların kullanımı amacı ile oluşturulan tüm yönetim ve kontrol mekanizmalarının işlerliği ve etkinliğinin denetimi ile bu kapsamdaki her türlü harcama, gelir, malî yükümlülük, muafiyet ve malî tabloların denetimini, Avrupa Birliği ile imzalanan anlaşmalara, uluslararası denetim standartlarına ve Kurul Başkanlığınca hazırlanan denetim rehberlerine uygun olarak Denetim Otoritesi sıfatıyla yerine getirmekle görevlidir.”
 
“d) Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmetler birimlerine verilen görevler ile Müsteşar tarafından verilen benzeri görevleri ifa eder.” 

MADDE 67- 4059 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “1.Hukuk Müşaviri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı,” ibaresi eklenmiş ve aynı bentte yer alan “uygun görüşü üzerine Başbakan” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 68- 4059 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler ile (I) sayılı liste eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 13- Müsteşarlığın taşra teşkilatında yer alan kambiyo müdürlükleri bu maddenin yayımı tarihinde kapatılmıştır. Bu müdürlüklerde çalışan personel, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren en geç bir ay içinde 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22 nci maddesi hükümleri çerçevesinde diğer kurum ve kuruluşlara nakledilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu madde çerçevesinde diğer kurumlara nakledilen personele ait kadrolar, atama işleminin yapıldığı tarihte hiçbir işleme gerek kalmaksızın 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin Müsteşarlığa ait bölümlerinden çıkarılmış sayılır.

GEÇİCİ MADDE 14- Bu maddenin yayımı tarihinde Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü ile Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Daire Başkanı kadrolarında bulunanların görevleri bu maddenin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Bunlar ekli (I) sayılı liste ile ihdas edilen Müsteşarlık Müşavirliği kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılırlar. Bu madde uyarınca ihdas edilen Müsteşarlık Müşavirliği kadroları, herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. 

Birinci fıkra uyarınca atanmış sayılan personelin yeni kadrolara atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır), atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteklerine bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara tazminat ödenmesine son verilir.

GEÇİCİ MADDE 15- 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Hazine Müsteşarlığına ait bölümünde yer alan “Aktüer” ve “Aktüer Yardımcısı” kadro unvanları sırasıyla “Sigorta Denetleme Aktüeri” ve “Sigorta Denetleme Aktüer Yardımcısı” olarak değiştirilmiştir. Bu maddenin yayımı tarihinde Hazine Müsteşarlığında “Aktüer” ve “Aktüer Yardımcısı” kadrosunda bulunanlar sırasıyla “Sigorta Denetleme Aktüeri” ve “Sigorta Denetleme Aktüer Yardımcısı” kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılırlar. Bunların Aktüer ve Aktüer Yardımcısı kadrolarında geçirdikleri süreler Sigorta Denetleme Aktüeri ve Sigorta Denetleme Aktüer Yardımcısı kadrolarında geçirilmiş sayılır.”

MADDE 69- 4059 sayılı Kanunun eki (I) sayılı cetvelin “Ana Hizmet Birimleri” başlıklı sütununun 2 nci sırası “2. Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğü” şeklinde, aynı sütunun 4 üncü sırası “4. Malî Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü” şeklinde, “Danışma Denetim Birimleri” başlıklı sütunu aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“Danışma Denetim Birimleri

1. Hazine Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı

2. Sigorta Denetleme Kurulu Başkanlığı 
 
3. Hukuk Müşavirliği

4. Müsteşarlık Müşavirleri

5. Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı”

MADDE 70- 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “Hazine Kontrolörleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sigorta Denetleme Uzman ve Aktüerleri,” ve aynı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasına “Hazine Kontrolörleri Kurulu Başkanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sigorta Denetleme Kurulu Başkanı,” ibaresi eklenmiş, aynı fıkrada yer alan “Banka ve Kambiyo” ibaresi “Malî Sektörle İlişkiler ve Kambiyo” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 71- 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 92 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bentlerinde yer alan nitelikleri” ibaresi “(a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan niteliklerin yanı sıra yönetmelikle belirlenen diğer şartları” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiş, aynı maddenin üçüncü ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“Kurumda bankacılık, hukuk ve bilişim uzman yardımcılıkları ile bankalar yeminli murakıp yardımcılığına atanacakların, üniversite ve yüksekokulların en az dört yıllık eğitim veren; hukuk, siyasal bilgiler, iktisadî ve idarî bilimler, iktisat, işletme fakültelerine bağlı bölümler ile bankacılık, bankacılık ve finans, fizik, matematik, istatistik, istatistik ve bilgisayar, bilgisayar mühendisliği, elektrik mühendisliği, elektronik mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği, elektronik ve haberleşme mühendisliği, endüstri mühendisliği, matematik mühendisliği bölümlerinden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurt içindeki veya yurt dışındaki fakülte veya yüksekokullardan mezun veya belirtilen alanlarda lisansüstü eğitim yapmış olmaları, yapılacak giriş sınavında başarılı olmaları ve yönetmelikte belirtilen diğer şartları taşımaları gereklidir. Söz konusu fakülte ve bölümleri, kadro unvanları ve/veya uzmanlık alanları itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye Kurul yetkilidir.” 
 
“Bu Kanunun ekinde yer alan (I) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve mevcut kadro unvanları veya 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla, kadro, sınıf, unvan ve derece değişikliklerine ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir.”

“Kurum personeli, Kurul kararı ve ilgilinin muvafakati ile geçici olarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevlendirilebilir.” 

MADDE 72- 5411 sayılı Kanunun 121 inci maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Bu Kanunun ekinde yer alan (II) sayılı cetveldeki toplam kadro sayısı geçilmemek ve mevcut kadro unvanları veya 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla, kadro, sınıf, unvan ve derece değişikliklerine ilişkin usûl ve esaslar Fon Kurulunca belirlenir.”

MADDE 73- 22/5/2007 tarihli ve 5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

“EK MADDE 3- (1) Hak sahipliğinin tespitine esas olmak üzere, 5 inci maddenin dördüncü fıkrası kapsamında, ilgili kurum ve kuruluşlarca hazırlanarak Bankaya ve 31/3/2011 tarihinden sonra Banka tarafından ilan edilmek üzere EGYO’ya gönderilen listelerde yer alan kişilerden bilgileri eksiksiz olan hak sahipleri ile Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numaraları veya kurum sicil numaraları bulunmayan hak sahipleri, ayrı listeler hâlinde EGYO tarafından Resmi Gazete’de ilan edilir.

(2) Birinci fıkra uyarınca ilan edilen listelerdeki veya 31/3/2011 tarihinden önce ilan edilen listelerdeki bilgilerinde hata veya eksiklik tespit edilenler, hatalı ve eksik bilgilerin düzeltilmesi ve tamamlanması için 31/12/2012 tarihine kadar ilgili kurum ve kuruluşlara yazılı olarak başvurmak zorundadır. Bu süre geçirildikten sonra yapılan talepler ilgili kurum ve kuruluşlarca dikkate alınmaz.

(3) İkinci fıkra uyarınca yapılan başvurular üzerine veya resen ilgili kurum ve kuruluşlarca düzeltilen ve tamamlanan bilgiler, en son 31/12/2013 tarihine kadar olmak üzere üçer aylık dönemler itibarıyla Bankaya gönderilir. Düzeltilen ve tamamlanan bilgiler dışında yeni hak sahibi bildirimi yapılamaz. Banka tarafından, söz konusu bildirimlerden hatasız ve eksiksiz olanlara göre hazırlanan listeler, üçer aylık dönemler itibarıyla 30/6/2014 tarihine kadar EGYO’ya gönderilir. Söz konusu listeler, hak sahipliğinin tespitinde ve ödemede esas alınmak üzere, iptal ve düzeltme listeleri olarak 30/9/2014 tarihine kadar EGYO tarafından Resmi Gazete’de ilan edilir.

(4) Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca ilan edilecek hatasız ve eksiksiz listeler kapsamındaki hak sahiplerinin alacakları 5 inci maddenin beşinci fıkrası çerçevesinde üçer aylık dönemler baz alınarak nemalandırılır.
(5) Bu maddede belirtilen usûl ve esaslar uyarınca hata ve eksiklikler giderilerek düzenlenen listelerin ilan tarihlerinden itibaren beş yıl içinde talep edilmeyen alacaklar Hazineye irad kaydedilir.” 

MADDE 74- 3/10/1983 tarihli ve 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin; 

a) 6 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 

“Borsa Başkanı ve Yönetim Kurulu:

Madde 6- Menkul kıymetler borsalarında bir başkan ve altı üyeden oluşan yedi kişilik bir yönetim kurulu bulunur. Borsa Başkanı, yönetim kurulunun da başkanıdır. 

Borsa Başkanı ve yönetim kurulunun üç üyesi, Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanır. Yönetim kurulunun diğer üç üyesi, menkul kıymetler borsalarının genel kurullarınca üyeleri arasından grup ayrımı yapılmaksızın seçilir. Yönetim kurulu ilk toplantısında kendi üyeleri arasından bir Başkan Vekili seçer.

Borsa yönetim kurulu, Borsa Başkanı dâhil en az dört üyenin hazır bulunması ile toplanır. Kararlar, katılanların oy çokluğu ile alınır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz; oyların eşitliği hâlinde Borsa Başkanının oyu doğrultusunda karar alınır.

Borsa Başkanının görev süresi dört yıl, yönetim kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Borsa genel kurullarınca seçilen yönetim kurulu üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması hâlinde, borsa genel kurullarınca boşalma tarihinden itibaren otuz gün içinde boş üyelik için seçim yapılır; bu süre zarfında görev yapmak üzere, yönetim kurulunca yeni üye seçilir. Borsa Başkanlığı ve müşterek kararname ile atanan yönetim kurulu üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması hâlinde, boşalma tarihinden itibaren iki ay içinde Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atama yapılır. 

Borsa genel kurulunun süresi içinde toplanamaması veya genel kurullarca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakan, söz konusu her bir boş üyelik için öngörülen nitelikleri taşıyan kişileri, genel kurullarca seçim yapılıncaya kadar görev yapmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak re’sen atar.

Borsa Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin; 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ilave olarak, en az dört yıllık yükseköğrenim görmüş, sermaye piyasaları, bankacılık, ekonomi, maliye veya işletme alanında veya bu alanlarla ilgili hukuk veya mühendislik dallarında en az on yıllık deneyim sahibi olması şarttır.

Borsa Başkanının herhangi bir nedenle görevde bulunmadığı hâllerde bu Kanun Hükmünde Kararname ve diğer mevzuatla Borsa Başkanına verilmiş olan görev ve yetkiler Borsa Başkan Vekili tarafından yerine getirilir.

Borsa Başkanı, müşterek kararname ile atanan yönetim kurulu üyeleri ile bunların ikinci derece dâhil ikinci dereceye kadar kan ve kayın hısımları; borsanın görev ve yetki alanına giren konularda herhangi bir taahhüt işine giremez, ticaretle uğraşamaz, payları borsada işlem gören ortaklıklarda pay sahibi olamaz, borsada menkul kıymet alım-satım amacı ile dolaylı da olsa emir veremez. Borsa Başkanı ve müşterek kararname ile atanan yönetim kurulu üyeleri; göreve başlamadan önce maliki oldukları, Hazine Müsteşarlığı tarafından çıkarılan borçlanmaya ilişkin menkul kıymetler dışındaki, borsada işlem gören ortaklıklara veya bunların iştiraklerine ait her türlü hisselerini ya da menkul kıymetlerini, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları dışındakilere, görev sürelerinin başlamasından itibaren otuz gün içinde satmak veya devretmek suretiyle elden çıkarmak zorundadır. Bu fıkrada belirtilen esaslara aykırı davranan Borsa Başkanı ve müşterek kararname ile atanan yönetim kurulu üyeleri görevlerinden çekilmiş sayılır.” 

b) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ve yönetim kurulları ile başkan” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “İlişkin hususlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Borsa Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin ücretleri, görev, yetki ve sorumlulukları” ibaresi eklenmiştir.

c) 23 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. 

“Geçici Madde 1- Mevcut düzenlemelerin bu Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişikliklere aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Bu maddenin yayımı tarihinde görevde bulunan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevleri 31/12/2011 tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erer.

Bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altmış gün içinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası tarafından, 1/1/2012 tarihinde göreve başlamak üzere, Yönetim Kurulunun üç üyesini seçmek için olağanüstü genel kurul toplantısı yapılır. Genel Kurulun anılan süre içinde toplanamaması veya Genel Kurulca anılan süre içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda yönetim kurulu üye seçimi yapılmaması durumunda, Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili olduğu Bakan tarafından, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Genel Kurulunca seçim yapılıncaya kadar görev yapmak üzere re’sen yönetim kurulu üyesi atanır. 
 
Müşterek kararname ile atanacak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yönetim Kurulu üyeleri bu maddenin yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde atanır.” 

MADDE 75- 26/5/2007 tarihli ve 5671 sayılı Merkezi Finans ve İhale Biriminin İstihdam ve Bütçe Esasları Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “istatistik bölümlerinden” ibaresi “istatistik bölümleri, Birimin görev alanına giren ve yönetmelikle belirlenecek diğer fakülte ve bölümlerden” şeklinde, aynı bentte yer alan “yabancı” ibaresi “yurt içindeki veya yurt dışındaki” şeklinde değiştirilmiştir. 

MADDE 76- 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanuna ekli (2) sayılı cetvelde yer alan “Devlet Planlama Teşkilatı Genel Sekreteri ve Daire Başkanları, Devlet Planlama Teşkilatı Planlama Uzmanı,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı cetvelde yer alan “Strateji Geliştirme Başkanları,” sırasından sonra gelmek üzere “Bakanlıkların Rehberlik ve Teftiş, Rehberlik ve Denetim, Denetim Hizmetleri başkanları,” sırası eklenmiştir.

MADDE 77- 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde, 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “bir defa” ibaresi “iki defa” şeklinde değiştirilmiştir. 

“Herhangi bir yıla ilişkin serbest bırakma teklifleri, Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Serbest bırakma işlemleri, ilgili malî yılbaşından itibaren geçerli olmak üzere bir önceki malî yıl sonuna kadar sonuçlandırılır.”

MADDE 78- 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. 

b) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“b) Her kademedeki öğrencilere yönelik dernek ve vakıflar ile gerçek ve diğer tüzel kişilerce açılacak veya işletilecek yurt, pansiyon ve benzeri kurumların açılması, devri, nakli ve kapatılmasıyla ilgili esasları belirlemek ve denetlemek.”

c) 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “Bakanlığa” ibaresinden önce gelmek üzere “Döner sermaye işletmesi kurmak ve” ibaresi ile aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (f) bendi (g) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

“f) Bakanlığa ait sosyal tesislerle ilgili işleri yürütmek.”

ç) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Bakanlık taşınmaz ve demirbaşlarını sigortalatmak, kiraya vermek, işletmek,” ibaresi ile aynı fıkranın (f) ve (g) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.
 
d) 27 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü” ibaresi eklenmiştir.

e) 37 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “İl millî eğitim müdürü,” ibaresinden sonra gelmek üzere “il eğitim denetmeni,”, “ilçe milli eğitim müdürü,” ibaresinden sonra gelmek üzere “il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri şube müdürü,” ve “okul ve kurum müdürü” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile okul ve kurum müdür başyardımcısı ve yardımcısı” ibareleri eklenmiştir.

MADDE 79- 19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş, diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir.

“h) Yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi ve enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik politikaların ve stratejilerin belirlenmesine yönelik çalışmalarda bulunmak,” 

MADDE 80- 3154 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Müsteşar ve Müsteşar Yardımcıları
MADDE 6- Müsteşar, Bakandan sonra gelen en üst düzey kamu görevlisi olup Bakanlık hizmetlerini, Bakan adına ve onun emir ve yönlendirmesi doğrultusunda, mevzuat hükümlerine, Bakanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına uygun olarak düzenler ve yürütür. Bu amaçla, Bakanlık birimlerine gereken emirleri verir, bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar. Müsteşar, bu hizmetlerin yürütülmesinden Bakana karşı sorumludur.

Müsteşara yardımcı olmak üzere beş Müsteşar Yardımcısı görevlendirilebilir.”

MADDE 81- 3154 sayılı Kanunun 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 8- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının anahizmet birimleri şunlardır: 
 
a) Maden İşleri Genel Müdürlüğü,

b) Enerji İşleri Genel Müdürlüğü, 

c) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,

d) Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü,
 
e) Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü,

f) Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı,

g) Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Dairesi Başkanlığı, 

h) Transit Petrol Boru Hatları Dairesi Başkanlığı.”

MADDE 82- 3154 sayılı Kanuna 10 uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

“Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

MADDE 10/A- Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Petrol faaliyetleri ile ilgili konularda ülke stratejisi ve politikalarını belirlemek için gerekli çalışmaları yapmak,

b) Ülkemizin petrol kaynaklarının ortaya çıkarılarak hızlı, sürekli ve etkili bir şekilde değerlendirilmesini sağlamak, petrol arama ve üretimi ile ilgili bilgileri toplamak, tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak,

c) Yerli ve yabancı girişimcilerin yatırım yapmalarını özendirecek ortamı sağlamak,

d) Yerli ve yabancı yatırımcıların petrol arama ve üretim yatırımlarını, bir program dâhilinde rekabetçi, şeffaf, güvenli ve istikrarlı bir ortam içerisinde yapmalarını temin etmek,
e) Petrol açısından potansiyel olarak tespit ettiği sahaları ilanla açık artırmaya çıkarıp arama ruhsatı vermek,

f) Ülkemizin üye olduğu uluslararası kuruluşlar ve taraf olduğu uluslararası anlaşma ve sözleşmelere ilişkin olarak faaliyet alanına giren konulardaki işlemleri yürütmek,

g) Şirketlerin petrol hakkı sahibi olmak için yapmış oldukları başvuruları incelemek,
 
h) Araştırma izni, arama ve işletme ruhsatnamesi vermek ve bunlarla ilgili diğer işlemleri yapmak,

ı) Petrol hakları ile ilgili petrol sicil kayıtlarını tutmak,

j) Petrol arama ve üretim faaliyetlerinin takip ve denetimini yapmak,

k) Petrol hakkı sahibi şirketlerin faaliyetleri ile ilgili her türlü bilgi ve verileri arşivlemek ve gerektiğinde kullanıma açmak,

l) Devlet hakkı ve hissesi ile ilgili işlemleri yapmak,

m) Petrol hakkı sahibi şirketlerin petrol işlemlerinde kullandıkları malzeme ile ilgili ithalat, ihracat ve devir işlemlerini gerçekleştirmek,

n) Petrol hakkı sahipleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak,

o) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü 

MADDE 10/B- Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Ülkenin hidrolik, rüzgâr, jeotermal, güneş, biyokütle ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları öncelikli olmak üzere tüm enerji kaynaklarının tespiti ve değerlendirilmesine yönelik ölçümler yapmak, fizibilite ve örnek uygulama projeleri hazırlamak; araştırma kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparak pilot sistemler geliştirmek, tanıtım ve danışmanlık faaliyetleri yürütmek, 

b) Sanayide ve binalarda enerjinin verimli kullanımı ile ilgili olarak farkındalık oluşturmak ve bu amaçla çalışmalar yürütmek, 

c) Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu tarafından onaylanan enerji verimliliği uygulama projelerini ve araştırma ve geliştirme projelerini izlemek ve denetlemek, 

d) Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği alanlarındaki çalışmaları ve gelişmeleri izlemek ve değerlendirmek, ülkenin ihtiyaç ve şartlarına uygun olarak araştırma ve geliştirme hedef ve önceliklerini belirlemek, bu doğrultuda araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak, yaptırmak, çalışma sonuçlarını ekonomik analizleri ile birlikte kamuoyuna sunmak,
 
e) Yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesine ve enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik projeksiyonlar ve öneriler geliştirmek. 

f) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.
 
Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü

MADDE 10/C- Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Bakanlığın görev alanına giren uluslararası ilişkilere ait konularda görevli kuruluşlarla sürekli temas halinde bulunmak ve bunlar arasında koordinasyonu sağlamak,

b) Bakanlığın görev alanına giren uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan meseleler hakkında inceleme ve araştırmalar yapmak ve yaptırmak, bunları değerlendirmek ve teklifleri hazırlamak,

c) Bakanlığın koordinatörlüğünde görevleri ile ilgili konularda teşkil edilen kurullara sekreterya hizmeti yapmak,

d) Bakanlığın, bağlı ve ilgili kuruluşlarının uluslararası ilişkilerini düzenleyip yürütmek ve koordinasyonu sağlamak,

e) Bakanlığın görev alanına giren konularda Avrupa Birliği ile ilgili iş ve işlemleri yürütmek ve ilgili kurumlarla işbirliği sağlamak,

f) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.

Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı

MADDE 10/D- Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Nükleer güç santralleri projelerinin gerçekleştirilmesi için bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum ve özel sektör kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak,

b) Nükleer güç santralleri projelerinin uygulanması ile ilgili olarak mevzuat, insan kaynakları, eğitim, sanayi ve teknoloji gibi alanlarda gerekli altyapının hazırlanması için kurumlar arası koordinasyonu sağlamak ve bu alanlarda gerekli çalışmalar yapmak veya yaptırmak,

c) Nükleer güç santrallerine ilişkin olarak kamuoyunun bilgilendirilmesi ile ilgili çalışmalar yapmak veya yaptırmak,

d) Nükleer güç santralleri ile ilgili ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülen çalışmalara katılmak,

e) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.”
 
MADDE 83- 3154 sayılı Kanunun 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 
“Madde 11- Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Bakanlığın bağlı ve ilgili kuruluşlarının faaliyetlerini izlemek, bunların Bakanlık politika esaslarına, program ilke ve hedeflerine uygun olarak yürütülmesini sağlamak,

b) Kamu İhale Kurulu kararlarıyla ilgili işlemlerin koordinasyonunu sağlamak, ihaleden yasaklama kararları ile ilgili olarak Bakanlık merkez teşkilatıyla bağlı ve ilgili kuruluşların işlemlerini yürütmek,

c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 84- 3154 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, mülga (b) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. 

“a) Denetim Hizmetleri Başkanlığı, 

b) Strateji Geliştirme Başkanlığı,”

MADDE 85- 3154 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. 
 
“Denetim Hizmetleri Başkanlığı

MADDE 13- Denetim Hizmetleri Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Bakanlık teşkilatının her türlü faaliyet ve işlemleriyle ilgili olarak inceleme, denetim ve soruşturma yapmak,

b) Bakanlığın denetimi altındaki her türlü kuruluş ile gerçek ve tüzel kişilerin faaliyet ve işlemleri ile ilgili olarak Bakanlığın görev ve yetkileri çerçevesinde inceleme, denetim ve soruşturma yapmak,

c) Bakanlığın amaçlarını daha iyi gerçekleştirmek, mevzuata, plan ve programa uygun faaliyet göstermesini sağlamak üzere çalışmalar yapmak ve gerekli teklifleri hazırlamak,
 
d) Mevzuatın Bakanlığa tanıdığı inceleme, denetim ve soruşturma yetkilerini kullanmak,

e) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.
 
Denetime tâbi olan gerçek ve tüzel kişiler, gizli dahi olsa bütün belge, defter ve bilgileri talep edildiği takdirde ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı ilk talep hâlinde göstermek, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak zorundadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri, görevleri sırasında kamu kurum ve kuruluşları ve kamuya yararlı dernekler ile gerçek ve tüzel kişilerden gerekli yardım, bilgi, evrak, kayıt ve belgeleri istemeye yetkili olup kanunî engel bulunmadıkça bu talebin yerine getirilmesi zorunludur.”

MADDE 86- 3154 sayılı Kanunun mülga 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Strateji Geliştirme Başkanlığı

MADDE 14- Strateji Geliştirme Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 15 inci maddesi ve diğer mevzuatla strateji geliştirme ve malî hizmetler birimlerine verilen görevleri yapmak, 

b) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri yapmak.”

MADDE 87- 3154 sayılı Kanuna 31 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Uzman ve Denetçi istihdamı
 
MADDE 31/A- Bakanlıkta, Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcısı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçisi ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcısı istihdam edilir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcılığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:

a) En az dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, mimarlık ve mühendislik fakülteleri ile Bakanlığın görev alanına giren ve yönetmelikle belirlenen fakültelerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtiçindeki ve yurtdışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak.

b) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcılığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl çalışmak ve istihdam edildikleri birimlerce belirlenecek konularda hazırlayacakları uzmanlık tezinin, oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanır. Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların uzman ve denetçi kadrolarına atanabilmeleri, Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgari (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlar veya sınava girmeye hak kazandığı halde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı dil yeterliği şartını yerine getirmeyenler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcısı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcısı unvanını kaybeder ve Bakanlıkta durumlarına uygun kadrolara atanır. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcıları ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususlar yönetmelikle düzenlenir.”

MADDE 88- 3154 sayılı Kanunun eki (I) sayılı cetvelin “Müsteşar Yrd.” başlıklı sütununa aşağıdaki sıralar eklenmiş, “Ana Hizmet Birimleri” başlıklı sütunu aşağıdaki şekilde, “Danışma ve Denetim Birimleri” başlıklı sütununun 1 inci sırası “1. Denetim Hizmetleri Başkanlığı” şeklinde değiştirilmiş ve aynı sütunun mülga 2 nci sırası “2. Strateji Geliştirme Başkanlığı” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
 
“Müsteşar Yrd.

Müsteşar Yrd.”

“1. Maden İşleri Genel Müdürlüğü

2. Enerji İşleri Genel Müdürlüğü 

3. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü

4. Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü

5. Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü
 
6. Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı

7. Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Dairesi Başkanlığı 

8. Transit Petrol Boru Hatları Dairesi Başkanlığı”

MADDE 89- 3154 sayılı Kanunun 7 nci, 11/A ve 11/B maddeleri, 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanununun 17 nci, 18 inci, 19 uncu, 20 nci ve 23 üncü maddeleri ile 14/6/1935 tarihli ve 2819 sayılı Elektrik İşleri Etüd İdaresi Teşkiline Dair Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 90- 3154 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler ile (I) sayılı liste eklenmiştir.
 
“Düzenleyici işlemler

GEÇİCİ MADDE 10- Bakanlığın yeniden yapılandırılmasının gerektirdiği düzenlemeler bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde yürürlüğe konulur. Bu düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. 

Hak ve yetkiler ile personelin devri

GEÇİCİ MADDE 11- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü bu maddenin yayımı tarihinde kapatılmıştır. 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesi hükümlerine göre DSİ’ye devredilenler hariç olmak üzere; kapatılan genel müdürlüklere ait her türlü taşınır, taşıt, araç, gereç ve malzeme, borç ve alacaklar, hak ve yükümlülükler, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve dokümanlar ile bu genel müdürlüklere ait kadro ve pozisyonlarda istihdam edilen personel, bu maddenin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın Bakanlığa devredilmiş sayılır. Mülkiyeti Hazineye ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan kapatılan genel müdürlüklere tahsis edilmiş olanlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın tahsis amacında kullanılmak üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır. Kapatılan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan taşınmazlar tapuda resen Hazine adına tescil edilir, bunlar Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır.

6200 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kapatılan genel müdürlükler tarafından yapılmış olan sözleşmelere Bakanlık halef olur. Bu genel müdürlüklerin leh ve aleyhine açılmış davalar ve icra takiplerinde Bakanlık kendiliğinden taraf sıfatını kazanır. Maliye Bakanlığı uhdesinde Hazine avukatları tarafından kapatılan genel müdürlükleri temsilen takip edilmekte olan dava ve icra takiplerine ilişkin dosyalar, Maliye Bakanlığı ve Bakanlıkça müştereken belirlenecek esaslara göre bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl içinde Bakanlığa devredilir. Bu şekilde devredilen dava ve icra takipleri ile ilgili olarak devir tarihine kadar yapılmış her türlü işlem Bakanlık adına yapılmış sayılır.

Bu maddenin yayımı tarihinde; 

a) Bakanlık merkez teşkilatında, Teftiş Kurulu Başkanı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı ve Şube Müdürü, 

b) Kapatılan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Enerji Kaynakları Etüd Dairesi Başkanı, Hidrolik Etüdler Dairesi Başkanı, Jeoloji ve Sondaj Dairesi Başkanı, Proje Dairesi Başkanı, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı, İdari İşler Dairesi Başkanı, Makina ve İkmal Dairesi Başkanı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı, I.Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, 

c) Kapatılan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı, Arama ve Üretim Dairesi Başkanı, Rafineri ve Petro-Kimya Dairesi Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Müdür,

kadrolarında bulunanların görevleri hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Bunlardan Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Şube Müdürü ve Müdür kadrosunda bulunanlar ekli (I) sayılı liste ile ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına, diğerleri ise aynı liste ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. (I) sayılı liste ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadroları herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

Bakanlık Müşaviri ve Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılanlara bu kadrolara atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); atanmış sayıldıkları kadrolara ilişkin olarak sözleşme ücreti, aylık, ek gösterge, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatları, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı, ek ücret, ek ödeme ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir. Atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilir.

Üçüncü fıkranın (b) ve (c) bentlerinde belirtilen kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerinden çıkarılmış; 6200 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesinde belirtilenler hariç olmak üzere, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin kapatılan Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğüne ait bölümlerinde yer alan kadrolar ilgili bölümlerden çıkarılmış ve aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir.

190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve kapatılan genel müdürlüklere ait bölümlerinde yer alan Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı kadrolarının unvanı sırasıyla Başdenetçi, Denetçi ve Denetçi Yardımcısı şeklinde değiştirilmiş ve bu kadrolarda bulunanlar Denetim Hizmetleri Başkanlığında ilgisine göre Başdenetçi, Denetçi ve Denetçi Yardımcısı kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılır. Bunların Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı kadrolarında geçirdikleri süreler Denetim Hizmetleri Başkanlığında Başdenetçi, Denetçi ve Denetçi Yardımcısı olarak geçmiş sayılır. 

Mevzuatta kapatılan genel müdürlüklere yapılan atıflar Bakanlığa yapılmış sayılır. 

Bu maddenin uygulanması sırasında teşkilat, personel, kadro, demirbaş devri ve benzeri hususlarda ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Bakan yetkilidir.

Bütçe işlemleri

GEÇİCİ MADDE 12- Bakanlığın yeni kurulan hizmet birimlerinin 2011 mali yılı harcamaları, 6091 sayılı 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa istinaden Maliye Bakanlığınca yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, 6200 sayılı Kanunun geçici 10 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla Bakanlık ve kapatılan genel müdürlüklerin 2011 yılı bütçesinde yer alan ödeneklerden karşılanır.

Kadro değişiklikleri

GEÇİCİ MADDE 13- Bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir yıl süreyle 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesindeki sınırlamalara bağlı olmaksızın boş kadrolarda sınıf, unvan ve derece; dolu kadrolarda derece değişikliği yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Mevcut işlerin yürütülmesi

GEÇİCİ MADDE 14- Bakanlığın yeniden yapılandırılması tamamlanıncaya kadar, Bakanlığın teşkilatında değişen veya yeni kurulan birimlere verilen görevler ve hizmetler, Bakanlığın ve kapatılan genel müdürlüklerin mevcut birimleri ve personeli eliyle yürütülmeye devam olunur.”

MADDE 91- 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 33 üncü maddesinin (b) fıkrasına “Aile ve Sosyal Politikalar Denetçileri ve Aile ve Sosyal Politikalar Denetçi Yardımcıları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcıları,” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 92- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü,” ve “Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,” ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır. 

MADDE 93- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

a) 36 ncı maddesinin “Ortak Hükümler” başlıklı bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendine “Millî Eğitim Uzman Yardımcıları ve Millî Eğitim Denetçi Yardımcıları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcıları ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcıları,” ibaresi ve aynı bende “Millî Eğitim Uzmanlığına ve Millî Eğitim Denetçiliğine,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanlığına ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçiliğine,” ibaresi eklenmiştir.

b) 152 nci maddesinin “II- Tazminatlar” kısmının “A- Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (g) bendine “Millî Eğitim Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresi, (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi eklenmiştir.

c) Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (g) bendine “Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi ve (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi eklenmiştir.
 
d) Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8 inci sırasının (a) bendine “Millî Eğitim Denetçileri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi eklenmiştir.

MADDE 94- 13/8/1993 tarihli ve 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin; 

a) 5 inci maddesinin başlığı “Üye seçimi” olarak değiştirilmiş ve birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “TÜBİTAK Bilim Kurulu” şeklinde değiştirilmiştir.

b) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üyelerden” ibaresi “üyeler ile Şeref üyelerinden” şeklinde değiştirilmiştir.

c) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve anılan cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

“Akademi Başkanı, Aslî üyeler içinden Akademi Genel Kurulunca belirlenecek üç aday arasından Başbakan tarafından üç yıl için atanır.” 

“Akademi Başkanlığının herhangi bir sebeple boşaldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Genel Kurulca adaylar belirlenir. Genel Kurulun süresi içinde toplanamaması veya Genel Kurulca süresi içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçimi yapılmaması durumunda, Başbakan Aslî üyeler arasından re’sen atama yapar.”

ç) Geçici 4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 5- Bakanlar Kurulunca belirlenen Aslî ve Asosye üyeliklerin 1/1/2012 tarihinden sonra boşalması hâlinde, anılan kontenjanlara TÜBİTAK Bilim Kurulunca seçim yapılır.

1/1/2012 tarihinden önce atanan Akademi Başkanının görevi, atandığı sürenin sonuna kadar devam eder.” 

MADDE 95- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir:

“GEÇİCİ MADDE 60- Bir derse ikiden fazla kayıt yaptırılması, ilave ders alınması veya 44 üncü maddenin (c) fıkrasındaki süreler içinde öğrenimin tamamlanamaması hallerinde, 46 ncı maddenin (ç), (d), (e) ve (f) fıkraları uyarınca her bir ders için kredi başına ödenecek öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretinin artırımlı olarak uygulanmasını öngören hükümler, 2014-2015 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanır. Söz konusu eğitim-öğretim yılına kadar durumu anılan fıkraların kapsamına giren öğrencilerden, ders tekrarı olup olmadığı ve öğrenimin süresi içinde tamamlanıp tamamlanmadığına bakılmaksızın, ilk defa kayıt yaptıran öğrencilerden alınacak tutarda öğrenci katkı payı veya öğrenim ücreti alınır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 2011-2012 eğitim-öğretim yılı için öğrencilerden alınmış öğrenci katkı payı ve öğrenim ücretlerinin artırımlı kısmı, talep edilip edilmediğine bakılmaksızın ilgililere red ve iadeler gelir kaleminden iade edilir.”

MADDE 96- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerine eklenmiş ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar iptal edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerin ilgili bölümlerinden çıkarılmıştır.

190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Dışişleri Bakanlığına ait bölümünde yer alan “Diplomasi Akademisi Başkanı, Büyükelçi” kadrosunun unvanı “Diplomasi Akademisi Başkanı” şeklinde değiştirilmiştir.

190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Savunma Sanayii Müsteşarlığına ait bölümünde yer alan Uzman ve Uzman Yardımcısı kadrolarının unvanı sırasıyla Savunma Sanayii Uzmanı ve Savunma Sanayii Uzman Yardımcısı şeklinde değiştirilmiş ve 17/8/2011 tarihi itibarıyla anılan kadrolarda bulunanlar dâhil, bu maddenin yayımı tarihinde bu kadrolarda bulunanlar ilgisine göre Savunma Sanayii Uzmanı ve Savunma Sanayii Uzman Yardımcısı kadrolarına başka bir işleme gerek kalmaksızın bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılır. 

MADDE 97- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri 1/1/2012 tarihinde, diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer. 

MADDE 98- Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür









 
Madde B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları -
Dava dilekçesi ve başvuru kararında, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 8., 11., 35., 36., 63., 70., 87., 90., 91., 128., 135. ve 160. maddelerine dayanılmış, Anayasa’nın 123. ve 125. maddeleri ise ilgili görülmüştür.
III- İLK İNCELEME
A- E.2011/142 Sayılı Başvuru Yönünden -
1-Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki reddi hâkim talebi görüşülmüştür.
 
Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın, kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu, 25.4.2011 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 49. Kuruluş Yıldönümü’nde yaptığı açılış konuşmasında “Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır.” ifadelerine yer verdiği, ayrıca 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davada verilen kararda açıklanan görüşünün daha önceki kararlarda yer alan görüşlerinden farklı olduğu, bu nedenlerle Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu davalarda tarafsız olarak karar veremeyeceği ileri sürülerek 6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendi ile 60. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca reddi talep edilmiştir.
 
Hâkimin reddi kurumu, hâkimin bakacağı davada tarafsızlığını sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir. Nitekim herkesin, kanuni ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, hâkimin tarafsız kalamayacağı varsayılan veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda, hâkimin kendi mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir davaya bakamayacağı veya reddedilebileceği kabul edilmiştir. Herkesin, tarafı olduğu davada hâkimin reddi talebinde bulunmak hakkı var ise de talebin incelenebilmesi için bazı usuli şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartların gerçekleşmesi durumunda talep içerik yönünden incelenebilecektir.
 
6216 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin, istişarî görüş ve düşüncelerini ifade etmiş olduğu dava ve işlere bakamayacakları; 60. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin tarafsız hareket edemeyecekleri kanısını haklı kılan hallerin olduğu iddiası ile reddolunabileceği; (2) numaralı fıkrasında, bu takdirde, Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında kesin karar verileceği; (5) numaralı fıkrasında ise ret talebinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi hâlinde, talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verileceği kurala bağlanmıştır. 
 
Dava dilekçesinde hâkimin reddi talebi yönünden dayanılan hususlardan biri Wikileaks belgeleri olarak bilinen belgelerde yer aldığı ileri sürülen bilgilerdir. Ancak, bu belgelerin gerçekte var olup olmadığı kanıtlanamadığı gibi içerdiği bilgilerin doğru olup olmadığı da ortaya konulabilmiş değildir. Aksine, belgelerde ismi geçen birçok kişi gibi Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da kamuoyunun bilgisine sunuldukları ilk andan itibaren anılan belgelerde var olduğu ileri sürülen bilgiler açıkça yalanlanmıştır. Ret talebi yönünden dayanılan hususlardan biri olan açılış konuşmasındaki sözler, Türk siyasal yaşamındaki uzlaşma kültürü eksikliğine ve temel siyasal sorunların siyasi arenada çözümü yerine yargı kurumlarına havale edilmesi eğilimine yönelik genel ve kişisel nitelikte bir eleştiri olup somut bir davaya ilişkin herhangi bir görüş veya düşünce içermediği gibi somut bir siyasi partiyi de hedef almamaktadır. Ret talebine dayanak yapılan hususlardan biri olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın geçmişte kimi dava dosyalarında kullandığı oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine ilişkindir. Hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların ret sebebi olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla, dava dilekçesinde hâkimin reddi nedeni olarak ileri sürülen hususlar, Kanun’da düzenlenen davaya bakılması yasak bir hâl veya ret sebebi olarak kabul edilemez.
 
Öte yandan, her hak gibi hâkimin reddini talep etme hakkının da amacına uygun olarak kullanılması gerekir. Aksi halde hakkın kötüye kullanılması söz konusu olur. Somut dava dosyasında, varlığı ve içerdiği bilgilerin doğruluğu kanıtlanmamış aksine yalanlanmış olan ve hukuken delil değeri bulunmayan bir takım bilgi ve belgelere, yine ret sebebi olmadığı açık olan hâkimin önceki dava dosyalarında kullandığı oylara dayanılarak ret talebinde bulunulmuş olması, hâkimin reddini talep etme hakkının iyi niyetle ve amacına uygun olarak kullanılmadığını ortaya koymaktadır. Buna göre, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince ret talebinde bulunanlara takdiren 500 Türk Lirası disiplin para cezası uygulanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle;

1- Hâkimin reddi talebinin esastan REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
2- Talebin kötü niyetle yapıldığının KABULÜNE ve 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
 
3- Disiplin para cezasının talepte bulunan davacıya verilmesine, Serruh KALELİ, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU’nun “Para cezasının talepte bulunanların her birine verilmesi gerektiği” yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 
 
4- Para cezası miktarının 500 Türk Lirası olarak esas alınmasına, OYBİRLİĞİYLE,

Karar verilmiştir.
 
2- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN’ın katılımlarıyla 12.1.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- E.2012/127 Sayılı Başvuru Yönünden -
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN ve Muammer TOPAL’ın katılımlarıyla 8.11.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 62. maddesiyle 16.4.2003 günlü, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in birinci fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2011/142 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2012/127 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2011/142 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 8.11.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
-
Dava dilekçesi, başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ümit DENİZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen kanun hükmünde kararname kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi Hakkında Genel Açıklama -
Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler, işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde olduğundan yargısal denetimlerinin yapılması görev ve yetkisi Anayasa’nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki kanununa sonra da Anayasa’ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar, Anayasa’nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa’ya biçim ve esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de Anayasa’ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa’da, Bakanlar Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun hükmünde kararnameyi Anayasa’ya aykırı duruma getirir. 

Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa’dan alan olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun hükmünde kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle, kanun hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir. Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya uygun bir yetki kanununa dayanması, geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği Anayasa’ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa’ya uygunluğundan söz edilemez.
 
Kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa’nın 11. maddesinde, “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa’ya uygun olmak zorundadırlar.
 
Anayasa’da kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Bakanlar Kurulu”na ancak kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. 

Anayasa’nın herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa’nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz. 
B- İptal Başvurusundan Sonra Yapılan Değişikliklerin İptal Konusu Kurallara Etkisi -
KHK’nin 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle, 3.6.2011 günlü, 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin eki (II) Sayılı Cetvel’in dördüncü sırasına “Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı,” ibaresi, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, 

KHK’nin 13. maddesiyle değiştirilen, 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “dört ay” ibaresi, 16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile değiştirildiğinden, 

KHK’nin 30. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (b) bendiyle değiştirilen, 10.11.2005 günlü, 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 25. maddesi, 13.6.2012 günlü, 6327 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 40. maddesi ile değiştirildiğinden, 

b- (c) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 26. maddesi,

ab- Eklenen 26/A maddesi,

c- (ç) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 28. maddesi,

ab- Eklenen 28/A maddesi,

d- (d) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 29. maddesi,

ab- Eklenen 29/A maddesi,

6327 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, 

KHK’nin 34. maddesiyle değiştirilen, 5429 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başkanın teklifi ve Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, 

KHK’nin 36. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle değiştirilen 5429 sayılı Kanun’un eki (I) Sayılı Cetvel’in “Ana Hizmet Birimleri” bölümü, 6327 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile değiştirildiğinden,

KHK’nin 67. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “1. Hukuk Müşaviri,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, 

KHK’nin 74. maddesiyle 3.10.1983 günlü, 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci fıkrasının; 

a- (a) bendiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 6. maddesi,

b- (b) bendiyle 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikler,

c- (c) bendiyle 23. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen Geçici Madde 1,

91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tamamı, 6.12.2012 günlü, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 140. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından,
 
KHK’nin 92. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü,” ve ”Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,” ibareleri, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, 

KHK’nin 93. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (b) bendiyle, 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasının (4) numaralı, 

b- (c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasının (5) numaralı,

alt bentleri ile yürürlükten kaldırıldığından, 

konusu kalmayan bu madde, fıkra, bent, cümle ve ibarelere yönelik iptal istemleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir. 
C- Kanun Hükmünde Kararname’nin 18. ve 76. Maddeleri Hariç Olmak Üzere Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin, 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının İncelenmesi -
Dava dilekçesinde, KHK’nin 18. ve 76. maddeleri hariç olmak üzere ayrı ayrı tüm maddeleri ile eki cetvel ve listelerinin ivedi, zorunlu ve önemli konuları düzenlemediği ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığı belirtilerek Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6223 sayılı Yetki Kanunu’nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesinde Kanun’un amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit edilmiştir. Yetkinin kapsamına ilk olarak kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu amaçla; 

1- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine, 

2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine, 

3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

ilişkin kanun hükmünde kararname çıkarılabilecektir. 

İkinci olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılması için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.
1- KHK’nin 6 Maddesiyle 633 Sayılı KHK’nin Geçici 9. Maddesinin Bir Numaralı Fıkrasında “belirlenecek esaslar çerçevesinde” İbaresinden Sonra Gelmek Üzere Eklenen “bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde” İbaresi ve Aynı Maddenin Dokuz Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Bir yıllık” İbaresinin “Üç yıllık” Şeklinde Değiştirilmesi -
633 KHK’nin geçici 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kapatılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatında yer alan sosyal hizmet kuruluşları ile bu kuruluşların personelinin, borç ve alacaklarının, tüm varlıklarının, araç, gereç ve taşınırlarının il özel idarelerine devredileceği belirtilmiş; diğer fıkralarında da bu devire ilişkin ayrıntılar düzenlenmiştir. Dava konusu (9) numaralı fıkra ile il özel idarelerine geçiş ve devir işlemlerini gerçekleştirmek ve gerekli tedbirleri almak üzere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına yetki verilmiş, birinci fıkradaki değişikliğe uygun olarak geçiş ve devir için üç yıllık süre öngörülmüştür.

Madde ile anılan kuruluşların, personelinin, borç ve alacaklarının, tüm varlıklarının, araç, gereç ve taşınırlarının il özel idarelerine devredileceği öngörülmekle birlikte bu kuruluşların görev ve yetkilerinin il özel idarelerine devredildiğine yönelik açık bir hükme yer verilmemiştir. Bununla beraber, geçici 9. maddenin (5) numaralı fıkrasındaki “il özel idarelerine devredilen hizmetler” ibaresi ve (6) numaralı fıkrasındaki “il özel idaresinin hizmet alanının genişlemesi” ibaresi ile maddenin diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kapatılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatında yer alan sosyal hizmet kuruluşlarının yürütmekte oldukları hizmetlerin de il özel idarelerine devredildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, dava konusu kurallarla il özel idaresinin görev alanına ilişkin konular düzenlenmektedir. 

6223 sayılı Yetki Kanunuyla kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi amacına yönelik olarak Bakanlar Kuruluna verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, Bakanlıklar ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları kapsamakta olup Bakanlık veya bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluş niteliğinde olamayan kamu kurum ve kuruluşları kapsamına almamaktadır. Bakanlar Kurulunun, 6223 sayılı Yetki Kanunu’na dayanarak bakanlık veya bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluş niteliğinde olamayan kamu kurum ve kuruluşlarının görev, yetki, teşkilat ve kadrolarına ilişkin düzenleme yapması mümkün değildir.

İl özel idareleri, il halkının mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. Anayasa’nın 127. maddesi uyarınca il özel idareleri mahalli idare kuruluşu niteliğindedirler. Merkezî idare, mahalli idareler üzerinde vesayet yetkisine sahip ise de bu durum, mahalli idareleri merkezî idarenin bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşu hâline getirmemektedir. Dolayısıyla, il özel idaresi, bakanlıkların merkez ya da taşra teşkilatında yer almadığı gibi bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşu değildir. 

Diğer taraftan, kapatılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatının il özel idarelerine devrine ilişkin kurallar kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme olarak da nitelendirilemez. 

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında değildir. İptalleri gerekir.
2- KHK’nin 9 Maddesiyle, 2022 Sayılı Kanun’un 1. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “İl veya İlçe İdare Heyetlerinden” İbaresinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından”, 8. Maddesinin Birinci ve İkinci Fıkralarında Yer Alan “İl veya İlçe İdare Kurullarının” İbarelerinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının” Şeklinde Değiştirilmesi -
2022 sayılı Kanun’un 1. maddesi, 65 yaşını doldurmuş ihtiyaç sahibi kimselere aylık bağlanması ve şartlarını, 8. maddesi ise aylık bağlanacaklarla ilgili yapılacak araştırma, istenecek belgeler, aylık bağlanması ve bağlandıktan sonra yapılacak işlemler ve aylık kesme usulü, uygulanacak ceza kuralları, sağlık raporu ile ilgili çıkarılacak yönetmelik konularını düzenlemektedir. Dava konusu kurallarla “İl ve İlçe İdare Kurulları” yerine “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına” görev verilmektedir. 

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, 29.5.1986 günlü, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca, bu Kanun’un amacına uygun faaliyet ve çalışmalar yapmak ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdî ve aynî yardımda bulunmak amacıyla kanunla kurulmuş, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre tescile tabi olan tüzel kişiliğe sahip vakıflardır. Kuruluşları ve tescilleri için özel hükümler getirilmemiş olan bu vakıflar, mahallin en büyük mülki idare amirinin asliye hukuk mahkemesine yapacağı başvurunun ardından belirtilen mahkeme nezdinde tutulan özel sicile vakıf senedinin tesciliyle tüzel kişilik kazanmaktadır. Bazı özellikleri itibarıyla kamu kurumuna bazı özellikleri itibarıyla özel hukuk tüzel kişisine benzeyen bu vakıfların kendine özgü bir yapıları bulunmaktadır. Ancak, bu vakıflar bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşu olmadığı gibi bakanlıklar ile arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmayıp, merkezi idare teşkilatı içerisinde de yer almamaktadır.

Dava konusu kurallar ile yapılan düzenlemelerin 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamına giren kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ile bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme olarak da nitelendirilemez. 

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında değildir. İptalleri gerekir.
3- KHK’nin 63 Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendiyle 6085 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin Birinci Fıkrasının Yürürlükten Kaldırılan (a) Bendinde Yer Alan “(% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” İbaresi ile Aynı Fıkranın (b) Bendinde Yer Alan “(kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” İbaresi ve (b) Bendinin Başına Eklenen “Kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla” İbaresi ile (b) Bendiyle 6085 Sayılı Kanun’un 20. Maddesine Eklenen (3) Numaralı Fıkra ve (c) Bendiyle 6085 Sayılı Kanun’un 75. Maddesine Eklenen (2) ve (3) Numaralı Fıkralar -
KHK’nin 63. maddesinin;

(a) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının yürürlükten kaldırılan (a) ve aynı fıkranın (b) bentlerinde yapılan değişiklikler, kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla (a) bendinde sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketlerin denetimini,
(b) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 20. maddesine eklenen (3) numaralı fıkra, Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezinin Sayıştay Başkanı’na bağlı olarak görev yapacağını, 

(c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezinin görevlerini; (3) numaralı fıkra, Denetim Geliştirme ve Eğitim Merkezi Başkanlığına Sayıştay Başkanı tarafından görevlendirme yapılmasını ve burada görev yapacak başkan ile meslek mensubu görevlilerin sicil ve diğer işlemlerinde hangi hükümlerin uygulanacağını; (4) numaralı fıkra ise kamu kurum ya da kuruluşlarında çalışanlar ile üniversite öğretim üyelerinin kurumlarının muvafakati ile Sayıştay’da geçici olarak görevlendirilmesi ile görevlendirilecek bu personelin özlük hakları, görevde geçirecekleri süre ve terfileri ile hâkim ve savcıların hangi makam tarafından görevlendirileceğini,
 
düzenlemektedir.

Anayasa’nın “Cumhuriyetin Temel Organları” başlıklı üçüncü kısmının, “Yargı” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde düzenlenen Sayıştay, Anayasa’nın 160. maddesinin birinci fıkrası ile merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 günlü, E.2012/102, K.2012/207 ve 28.2.2013 günlü, E.2011/21, K.2013/36 sayılı kararları da dikkate alındığında Sayıştay’ın, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi yönünden yargısal bir faaliyet gerçekleştirdiği ve bu çerçevede verdiği kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararı niteliğinde olup, bu kararlarına karşı yargı organları dâhil hiçbir makam ve merciye başvurma olanağı bulunmayan yargısal sonuçlu kararlar veren bir hesap mahkemesi olduğu görülmektedir. Bu yönüyle yürütme ve yasama organının dışında olan Sayıştay, aynı zamanda Anayasal ve yasal teminatlarla korunan bağımsız statüsü olan yüksek denetim kurumudur. Temel görevi denetim olsa da bu durum Sayıştay’ı Başbakanlık ya da Adalet Bakanlığının veya başka bir bakanlığın bağlı, ilgili ya da ilişkili kuruluşu hâline getirmemektedir. 

Dava konusu kurallar ile yapılan düzenlemelerin 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamına giren kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi ile bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin bir düzenleme olarak da nitelendirilemezler. 

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında değildir. İptalleri gerekir.
4- KHK’nin Diğer Kuralları -
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde yapılan inceleme sonucunda; KHK’nin, hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığı gerekçesiyle iptal edilen kuralları ile Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptal edilen edilenler dışında kalan diğer kuralları 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun kapsamında kaldığından Anayasa’nın 91. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir. 
D- Kanun Hükmünde Kararname’nin 18. ve 76. Maddeleri Hariç Olmak Üzere Ayrı Ayrı Tüm Maddeleri ile Ekindeki Cetvel ve Listelerin Anayasa’nın 91. Maddesi Yönünden İncelenmesi -
Dava dilekçesinde, KHK’nin 18. ve 76. maddeleri hariç olmak üzere ayrı ayrı tüm maddeleri ile ekindeki cetvel ve listelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin düzenleme içerdiği, bu nedenle Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1- KHK’nin 16. Maddesiyle 4708 Sayılı Kanun’un 5. Maddesinin Altıncı Fıkrasında Yer Alan “%1’i” İbarelerinin “%3’ü” Olarak Değiştirilmesi -
4708 sayılı Kanun’un 5. maddesi, yapı denetimi hizmet sözleşmelerinin yapılmasını ve uygulamasını, anılan maddenin altıncı fıkrası ise yapı denetimi hizmet bedellerinin emanet nitelikli hesaba yatırılmasını ve bu hesaptan ruhsat veren idare ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde bulunan döner sermaye işletmesinin hesabına aktarılacak oranları düzenlemektedir. Anılan 5. maddenin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik ile yapı denetimi hizmet bedellerinden ruhsatı veren idare veya Bakanlık hesabına yapılan kesinti oranının %1’den %3’e çıkarılması öngörülmektedir.

4708 sayılı Kanun’un 1. maddesi, yapı denetim kuruluşunu, Bakanlıktan aldığı izin belgesi ile münhasıran yapı denetimi görevini yapan, ortaklarının tamamı mimar ve mühendislerden oluşan tüzel kişi olarak tanımlamıştır. Kanun’un 10. maddesi uyarınca Çevre ve Şehircilik Bakanlığının denetimi altında olan yapı denetim kuruluşlarının işlevi, yapının imar planlarına, projeye, fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun yapılmasını sağlamaktır. Yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi arasında hizmet sözleşmesi yapılacak, bu sözleşme ile Kanun’un 5. maddesinin beşinci fıkrası ile belirlenen sınırlamalara uymak koşuluyla hizmet bedelini taraflar iradeleri ile belirleyecektir. Belirlenen yapı denetim hizmet bedeli Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca il muhasebe birimlerinde açılacak emanet nitelikli hesaba yatırılacaktır. Dava konusu kuralla yapılan değişiklik uyarınca yatırılan bedelin % 3’ü ilgili idareye, % 3’ü ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığının döner sermaye işletmesinin hesabına aktarılacaktır.

Anayasal denetimin yapılabilmesi için öncelikle dava konusu kural ile oranı yükseltilen payın ismine bakılmaksızın içeriğinin ve hukuksal niteliğinin saptanması gerekmektedir. 

Vergi; kamu giderlerini karşılamak amacıyla yasalarla gerçek ve tüzelkişilere malî güçlerine göre getirilen bir yükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı olmayan vergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma payıdır. 

Harç; kimi kamu hizmetlerinden yararlanmanın karşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Ödenen vergiler bakımından, vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın, harçlar belirli bir kamu hizmetinden yararlanmanın (tapu, pasaport gibi) karşılığıdır. 

Resim; bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından izin verilmesi dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde tanımlandığı gibi harca benzer biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan giderlerin karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek ve tüzelkişilerden sağlanan gelirler şeklinde de açıklanmaktadır.

Vergi, resim, harç benzeri malî yükümlülük ise; kişilerden yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya da bir hizmet karşılığı olmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan paralardır. Benzeri malî yükümlülük kimi zaman vergi, harç ve resim'in özelliğini ayrı ayrı yansıtırken kimi zaman da verginin, harç ve resim'in ortak öğelerini taşıyabilir.

Dava konusu kural ile oranı arttırılan pay, Devlet tarafından yerine getirilmesi gereken yapı denetiminin özel hukuk tüzel kişiliği olan yapı denetim kuruluşları aracılığıyla yapılmasına izin verilmesi karşılığı alınmaktadır. Denetim yetkisinin devri niteliğindeki bu iznin verilmemesi durumunda belirtilen kuruluşların denetim yapamayacakları açıktır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen izne dayalı bir faaliyet olan yapı denetimi hizmetlerinden elde edilen gelirin bir yüzdesinin idare payı olarak alınması şeklindeki yükümlülük, vergi kavramı ile tam olarak örtüşmemektedir. Bir izne dayalı faaliyetten alınması nedeniyle resme, il muhasebe birimlerinde açılacak hesaba yatırılmasından sonra % 3’ünün ruhsat veren idareye, (valilik veya belediye) % 3’ünün ise genel bütçeli idare olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde bulunan döner sermaye işletmesine aktarılması nedeniyle vergiye benzemektedir. Kamu gücüne dayalı olarak, tek taraflı bir iradeyle alınan söz konusu pay, belirtilen özellikleriyle itibarıyla Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen “benzeri malî yükümlülük” kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu geliri niteliği taşımaktadır.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiş ve kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmıştır. Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı kuralı yer almaktadır. “Verginin yasallığı” ilkesi olarak da nitelendirilen bu kural gereği, vergilendirme yetkisi sadece yasama organına aittir. Kanun koyucunun herhangi bir şekilde vergi, harç, resim ve “benzeri yükümlülüklerin” konusunu, miktar ve oranını ve yükümlüsünü belirleme noktasında yürütmeyi yetkilendirmesi, açıkça yasama yetkisinin devri sonucunu doğuracaktır. Buna göre, Anayasa’nın 73. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan vergi ödevine ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 

KHK’nin 16. maddesiyle yapı denetimi hizmetinin izin verilen özel kuruluşlar tarafından yapılmasının karşılığı alınan payın oranının yükseltilmesi ile vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerin oranının belirlenmiş olması karşısında vergi ödevine ilişkin düzenleme niteliğinden olan kural, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptali gerekir. 
2- KHK’nin 25. Maddesi -
KHK’nin 25. maddesiyle değişiklik yapılan 217 sayılı KHK’nin 25. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmenin eğitime ilişkin koşullarını düzenlemiş, anılan fıkranın (d) bendi ile uzman yardımcısı olabilmek için sınavın yapıldığı tarihteki yaş sınırı öngörülmüştür.

Buna göre, Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmek için üniversitelerin en az dört yıllık eğitim veren ekonomi, maliye, hukuk, idare ve işletme dallarının birinden mezun olmak gerekir iken 25. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklik sonucu en az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri ile Başkanlıkça yönetmelikle belirlenen yüksek öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki ya da yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak yeterli olacaktır. Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmek için sınavın yapıldığı tarihte 30 yaşını doldurmamış olmak gerekirken anılan fıkranın (d) bendinde yapılan değişiklik ile bu sınır 35’e yükseltilmiştir. 
 
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 25. maddesiyle bir kamu hizmeti olan Devlet personel uzman yardımcılığına giriş koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan kural, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptali gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
 
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
3- KHK’nin 35. Maddesiyle 5429 Sayılı Kanun’un 46. Maddesinin Birinci Fıkrasının Değiştirilen (a) Bendi -
KHK’nin 35. maddesiyle değişiklik yapılan 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrası, Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aranacak koşulları düzenlemiş, anılan fıkranın değiştirilen (a) bendi ile bu koşullardan eğitime ilişkin olanlar belirtilmiştir.
 
Buna göre, Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcılığına atanabilmek için en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarının istatistik, matematik, fizik, sosyoloji, psikoloji bölümleri ile iktisat, işletme, iktisadi ve idarî bilimler, siyasal bilgiler, mühendislik, iletişim ve hukuk fakültelerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak gerekirken 46. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişiklik sonucu en az dört yıllık eğitim veren yüksek öğretim kurumlarının hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler, mühendislik ve iletişim fakülteleri ile istatistik, matematik, fizik, sosyoloji, psikoloji bölümleri ile Başkanlıkça yönetmelikle belirlenecek fakülte ve bölümlerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki ya da yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak gerekecektir.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 35. maddesiyle bir kamu hizmeti olan Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcılığına giriş koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan kural, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptali gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.

Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
4- KHK’nin 44. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendiyle 6004 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin Birinci Fıkrasının (b) Bendinde Yapılan Değişiklikler ve Ekleme -
KHK’nin 44. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle değişiklik ve ekleme yapılan 6004 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile Dışişleri Bakanlığı meslek memuru olabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aranacak eğitim ve yaşa ilişkin koşullar düzenlenmektedir. 

Dava konusu kural ile (b) bendinde yapılan değişiklikten önce bentte sayılan fakültelerin yanında “ağırlıklı olarak bu alanlara yönelik eğitim programlarına sahip bölümlerinden” ibaresi kullanır iken bu ibare “bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan derslerin en az % 80’ine sahip olan diğer bölümlerden” olarak “açıldığı yılın Ocak ayının ilk günü itibarıyla” ibaresi, “yapıldığı tarih itibarıyla”, “otuz yaşını” ibaresi “otuz beş yaşını”, “otuz iki yaşını” ibaresi “otuz yedi yaşını” şeklinde değiştirilmiş, aynı bentte yer alan “üniversitelerin sosyal bilimler alanında” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya mühendislik fakültelerinde” ibaresi eklenmiştir.

Belirtilen değişiklikler ve ekleme uyarınca, yurtiçindeki üniversitelerin veya diploma denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış olmak kaydıyla yabancı üniversitelerin en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakültelerinin uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, tarih, sosyoloji, halkla ilişkiler ve tanıtım, psikoloji, iktisat, işletme, maliye ve finans bölümleri ile bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan derslerin en az % 80’ine sahip olan diğer bölümlerden veya hukuk fakültelerinden mezun olanlar ile üniversitelerin sosyal bilimler alanında veya mühendislik fakültelerinde en az dört yıllık lisans eğitimi yapmış olup uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, hukuk ve iktisat alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar, meslek memurluğu sınavının yapıldığı tarih itibarıyla, lisans diplomasına sahip bulunanlar için otuz beş yaşını, lisansüstü eğitim diplomasına sahip bulunanlar için otuz yedi yaşını doldurmamış olmaları durumunda, meslek memuru olabileceklerdir. 

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 44. maddesiyle bir kamu hizmeti olan Dışişleri Bakanlığı meslek memurluğuna giriş koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan dava konusu kural ile yapılan değişiklikler ve ekleme, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptalleri gerekir.
 
Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
5- KHK’nin 53. Maddesiyle 6200 Sayılı Kanun’un 6. Maddesine Eklenen Fıkrada Yer Alan “giriş ve” İbaresi -
KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkra ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde görev yapacak olan müfettiş yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarının, müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususların yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmıştır.
 
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkrada yer alan “giriş ve” ibaresiyle, bir kamu hizmeti olan müfettiş yardımcılığına giriş koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan kural, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptali gerekir.
 
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır. 

Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
6- KHK’nin 71. Maddesiyle 5411 Sayılı Kanun’un 92. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yapılan Değişiklik ve Bu Fıkraya Eklenen Cümleler -
KHK’nin 71. maddesiyle değişiklik ve ekleme yapılan 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun personelini, anılan maddenin birinci fıkrası ise Kurumda görev yapacak personelde aranacak koşulları düzenlemektedir.
 
Dava konusu kural ile 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca Kurumun her türlü personelinin anılan Kanun’un 84. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan niteliklerin yanı sıra yönetmelikle belirlenen diğer şartları taşımaları gerektiği belirtilmiş, bu fıkraya eklenen cümleler ile Kurumda bankacılık, hukuk, bilişim uzman yardımcılıkları ile bankalar yeminli murakıp yardımcılığına atanacakların, üniversite ve yüksekokulların en az dört yıllık eğitim veren; hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme fakültelerine bağlı bölümler ile bankacılık, bankacılık ve finans, fizik, matematik, istatistik, istatistik ve bilgisayar, bilgisayar mühendisliği, elektrik mühendisliği, elektronik mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği, elektronik ve haberleşme mühendisliği, endüstri mühendisliği, matematik mühendisliği bölümlerinden veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurt içindeki veya yurt dışındaki fakülte veya yüksekokullardan mezun veya belirtilen alanlarda lisansüstü eğitim yapmış olmaları, yapılacak giriş sınavında başarılı olmaları ve yönetmelikte belirtilen diğer şartları taşımaları gerektiği ayrıca belirtilen fakülte ve bölümleri, kadro unvanları ve/veya uzmanlık alanları itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye Kurul’un yetkili olduğu öngörülmüştür.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 71. maddesiyle 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ve bu fıkraya eklenen cümlelerle, bir kamu hizmeti olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun personeli olmanın koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan yapılan değişiklik ve bu fıkraya eklenen cümleler, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptalleri gerekir.
 
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.

Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
7- KHK’nin 85. Maddesiyle 3154 Sayılı Kanun’un Başlığı ile Birlikte Değiştirilen 13. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan “…gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibareleri -
KHK’nin 85. maddesi ile değiştirilen 3154 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Denetim Hizmetleri Başkanlığının görevleri sayıldıktan sonra ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, denetime tâbi olan gerçek kişilerin gizli dahi olsa bütün belge, defter ve bilgileri talep edildiği takdirde ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı ilk talep hâlinde göstermek, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmak zorunda olduğu kurala bağlanmıştır.
 
Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı; ikinci fıkrasında, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstünün, özel kâğıtlarının ve eşyasının aranamayacağı ve bunlara el konulamayacağı, yetkili merciin kararının yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen ve “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlıklı ikinci bölümünde yer alan özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 85. maddesi ile değişiklik yapılan 3154 sayılı Kanun’un ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibareleriyle gerçek kişilerin özel hayatı kapsamında olan bilgi ve belgelerin kendilerinden alınma koşullarının belirlenmiş olması, özel hayatın gizliliği hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan ibareler, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptalleri gerekir.
8- KHK’nin 87. Maddesiyle 3154 Sayılı Kanun’a Eklenen 31/A Maddesinin İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Fıkraları -
KHK’nin 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde görev yapacak olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman ve Uzman Yardımcıları ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcılarının istihdamını düzenlemektedir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında, uzman ve denetçi yardımcılarında mesleğe giriş için 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde sayılan genel şartlara ilâve olarak aranacak eğitim ve yapılacak yarışma sınavında başarılı olma koşulu öngörülmektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen yardımcıların yeterlilik almaları ile kadroya atanma koşulları; dördüncü fıkrasında ise mesleğe alınma, yetiştirilme, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, “Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...”in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinin birinci fıkrasında, her Türk’ün, kamu hizmetlerine girme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan kamu hizmetlerine girme hakkına ilişkin olarak kanun hükmünde kararname ile düzenleme yapılması mümkün değildir. 
 
KHK’nin 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında, bir kamu hizmeti olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman Yardımcılığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına giriş koşullarının belirlenmiş olması, kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğundan kurallar, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırıdır. İptalleri gerekir.
 
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Burhan ÜSTÜN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır. 

Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.
9- KHK’nin Diğer Kuralları -
KHK’nin 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadıkları gerekçesiyle ya da Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptal edilen maddeleri ile hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan diğer kurallarında, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi yasaklanmış alanlara ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşıldığından bu kurallar Anayasa’nın 91. maddesine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.
 
KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “giriş ve” ibaresi dışında kalan bölümü yönünden Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ, KHK’nin 95. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 60 yönünden ise Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmışlardır.
E- Kanun Hükmünde Kararname’nin İçerik Yönünden İncelenmesi
1- KHK’nin 7. Maddesiyle 633 Sayılı KHK’ye Eklenen Geçici Madde 10’un (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)…” İbaresi -
Dava dilekçesinde, başka bakanlık ve birimlere devredilen personelin dava konusu ibare nedeniyle kazanılmış mali haklarının korunmadığı, hak kaybına neden olunduğu, dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı davranıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

KHK’nin 7. maddesiyle 633 sayılı KHK’ye eklenen Geçici Madde 10’un birinci fıkrası, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ait Ankara 75. Yıl Dinlenme ve Bakımevi, İstanbul Etiler Dinlenme ve Bakımevi, İzmir Narlıdere Dinlenme ve Bakımevi ve Salihli Huzurevinin kadroları, taşınır ve taşınmazları, taşıt, araç, gereç ve malzemeleri, her türlü borç ve alacakları, hak ve yükümlülükleri, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları ve dokümanları ile birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına devrini düzenlemektedir. 
 
Davaya konu ibarenin de yer aldığı Geçici Madde 10’un ikinci fıkrası ile kadroları Bakanlığa devredilen personelin, yeni kadrolarına devredildikleri tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve sözleşme ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarının sabit bir değer olarak esas alındıktan sonra, atandıkları veya atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, bu farklılık giderilinceye kadar atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenmesi ve atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verileceği hüküm altına alınmıştır. 

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. 

Kamu personelinin kadrosuna veya pozisyonuna bağlanan mali haklar, o dereceye ulaşan kişi yönünden tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş alacak niteliğine dönüştüğünden kazanılmış hak teşkil eder. Pozisyonuna veya kadrosuna bağlanan mali haklar unvandan bağımsız olduğundan, unvan değişse bile bunların hukuken korunması gerekmektedir. Buna karşılık bir görevin fiilen yapılması karşılığında ödenen mali haklar ise kazanılmış hak oluşturmaz. Bu gibi mali haklar, ilgilinin o görevi fiilen yerine getirdiği süreyle sınırlı olarak ödenir. 

Dava konusu kural ile kişilerin bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahaleden de söz edilemez. Başka Bakanlığa devredilen personelin yeni atandıkları kadro ve pozisyondaki mali haklarının mevcut kadro veya pozisyonlarındakine göre daha düşük olması halinde yeni statülerindeki gelirlerine eşitleninceye kadar aradaki farkın ödenmesi öngörülmektedir. Bu şekilde mali hak kaybının önüne geçildiğinden kazanılmış haklar korunmuş olmaktadır. Diğer taraftan ilgili personelin devir tarihinden itibaren önceki kadro ya da pozisyonu ile ilişkisi kesildiğinden, bu tarihten sonra eski kadro ya da pozisyonuna bağlanan malî haklardan yararlanması mümkün değildir. Dolayısıyla atama tarihinde elde edilen tüm parasal haklar toplamının sabit bir değer olarak kabul edilmesinin kazanılmış hakları ihlal ettiği söylenemez. 

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 

Kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı ve 7. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
2- KHK’nin 15. Maddesiyle 2863 Sayılı Kanun’un Ek 4. Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yapılan Değişiklikler -
Dava dilekçesinde, düzenleme ile Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonlarında yer alan arkeolog ve sanat tarihçilerine bilinçli olarak yer verilmemesi sonucu tabiat varlıkları ile doğal sit alanlarını Anayasa’nın 63. maddesinde belirtildiği şekilde koruma, değerlendirme ve gelecek kuşaklara aktarmanın gerçekleşmeyeceği, kuralsız bir şekilde yerleşme ve yapılaşmaya neden olunacağından hukuk devleti ilkesini ihlal edeceği, kanun koyucunun kamu yararının dışında bir amaç gütmesinin Anayasa’ya aykırılık oluşturduğu, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesi’ne uyulmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 6., 7., 63., 87. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2863 sayılı Kanun’un ek 4. maddesi, taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak anılan Kanun’da öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlığın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğunu, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere kurulacak Tabiat Varlıkları Koruma Merkez ve Bölge Komisyonlarını, bu Komisyonlar tarafından alınacak kararların nasıl yürürlüğe gireceğini, Komisyon üyelerine ödenecek huzur hakkını, bu konuya yönelik iş ve işlemlerle ilgili usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceğini öngörmektedir. 

Dava konusu değişikliklerin de yer aldığı ek 4. maddenin ikinci fıkrası ile tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve 2863 sayılı Kanun’da öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu’nun ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarının kurulması ve bu komisyonların oluşumları ile bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, 2863 sayılı Kanun’un Koruma Yüksek Kurulu ve Koruma Bölge Kurulları ile ilgili hükümlerinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Değiştirilen ibare ile Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü, Merkez Komisyonu bünyesinden çıkarılmış, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez ve Bölge Komisyonlarını oluşturacak meslek grupları farklılaştırılmış, yürürlükten kaldırılan ibare ile de taşrada oluşacak komisyonlara Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcisinin başkanlık etmesi uygulamasına son verilmiştir.

Anılan kural ile yapılan değişiklikler öncesi söz konusu komisyonlarda incelenecek konu ile ilgisi olsun ya da olmasın biolog, peyzaj mimarı ile ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri zorunlu olarak yer almakta iken davaya konu kural uyarınca tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanlarının özelliklerine göre mimar ya da şehir plancısından biri ile orman ya da çevre mühendisinden birinin bulunması zorunlu hâle gelmiştir. Bunların yanında bir hukukçu üye ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlar komisyonda mutlaka bulunacaktır. Bakanlık tarafından uygun görülecek uzman ise konuya ilgisi göz önüne alınarak belirlenecektir. 

Anayasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasına göre, Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamak ve bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almakla yükümlüdür. Anılan madde Devlete pozitif yükümlülük getirmekle birlikte, korumanın yöntemini, şeklini, kimin tarafından nasıl yerine getirileceğini ve kapsamını belirlememiştir. Kanun koyucunun gerekli korumayı sağlamak üzere amaca elverişli çeşitli tedbirler almaya, bu kapsamda da komisyonlarda görev yapacakların kimler ve hangi meslek mensuplarından oluşacağını belirleme konusunda Anayasa’nın öngördüğü sınırlar içerisinde kullanılabilecek takdir hakkının olduğu açıktır. 

Kanun koyucu, belirtilen takdir hakkına dayanarak Anayasa’nın 63. maddesinin verdiği yükümlülüğe uygun olarak tabiat varlıklarını korumak üzere kurallar koymuş, idari birimler oluşturmuş, birimlerde görev yapacak meslek mensuplarını ve bu birimlerin görevlerini belirlemiştir. Bu birimlerin yeterli olup olmayacağını, işlevini yerine getirip getirmeyeceğini değerlendirmek, üye yapısının ideal olup olmadığını belirlemek anayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır. Komisyonları oluşturan üyelerin veya mesleklerinin değiştirilmesi Anayasa’nın 63. maddesinde öngörülen Devletin koruma yükümlülüğüne de engel teşkil etmemektedir. 
 
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 63. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 

Kuralın Anayasa’nın Başlangıç’ı, 6., 7., 87. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
3- KHK’nin 53. Maddesiyle 6200 Sayılı Kanun’un 6. Maddesine Eklenen Fıkranın “…giriş ve...” Sözcükleri Dışında Kalan Bölümü -
Dava dilekçesinde, dava konusu kural ile eklenen fıkra uyarınca hiçbir ölçüt getirilmeden ve sınır çizilmeden müfettiş yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususların düzenlenmesinin yürütme organına devredildiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 8. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6200 sayılı Kanun’un 6. maddesi, Devlet Su İşleri Genel Müdürünün atanması usulünü, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, teknik, hukuk, tarım ve iktisat müşavirleri ve bölge müdürlerinin tayin, nakil ve terfilerini, muhasebe müdürü ve memurlarının atanması ile bunların dışında kalan aylıklı memurlarla bütün hizmetlilerin tayin, terfi ve nakillerinin usulünü düzenlemektedir. 

KHK’nin 53. maddesiyle eklenen dava konusu kural ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde görev yapacak olan müfettiş yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarının, müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususların yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmıştır.
 
Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği belirtilmektedir. Buna göre, Anayasa’da kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Kanun ile yetkilendirme Anayasa’nın öngördüğü biçimde Kanun ile düzenleme anlamını taşımamaktadır. Temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin, yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir Kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa’nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, kanun ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. 

Anayasa’nın 128. maddesinde de “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.” denilmiştir. Buna göre, Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki görevleri yürüten bütün personelin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerinin kanunla düzenlenmesi gerekir.

Belirtilen konuların kanunla düzenlenmesi gerekmekte ise de tüm ayrıntılarının sadece kanunla düzenlenmesi beklenemez ve yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz. 
 
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Orman ve Su İşleri Bakanlığının bağlı kuruluşudur. Bakanlık bağlı kuruluşlarının merkez teşkilatında ihtiyaca göre danışma ve denetim birimleri kurulmasını öngören 3046 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca kurulan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı, anılan Kanun’un 23. maddesinde sayılan görevleri yerine getirmektedir. Görevleri sırasında adına denetleme yaptıkları en üst amirin denetlemeye ilişkin yetkilerini kullanabileceklerdir. Dolayısıyla, müfettiş ve müfettiş yardımcılarının görev ve yetkilerinin sınırları kanunla belirlenmiştir. 
 
Öte yandan, kamu görevlilerinin ödev ve yükümlülüklerine ilişkin genel ilkelerin kanunla belirlenmesi zorunludur. Müfettiş yardımcılarının yükümlülükleri gerek Anayasa’da gerekse 657 sayılı Kanun’da genel olarak düzenlendiğinden kuralda ayrıntılı biçimde sayılmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca, Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında kanunla düzenleme zorunluluğu getirilen hususlar arasında kamu görevlilerinin çalışma usul ve esasları bulunmamaktadır. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeye bırakması mümkündür.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde görev yapacak olan müfettiş yardımcılarının işe giriş ve yeterlilik sınavlarının usul ve esasları ile müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Başkanlığın çalışma usul ve esaslarıyla ilgili idari ve teknik ayrıntıların düzenlenmesi hususunda yürütmenin yetkisini yönetmelik düzenleyerek kullanması, idari ve teknik bir mesele olup gelişen koşul ve durumlar dikkate alınarak süratli bir şekilde karar alınabilmesini sağlamak amacıyla bu konudaki yetkinin yürütmeye bırakılması yasama yetkisinin devri anlamına gelmez.
 
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 

Kuralın, Anayasa’nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
 
Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
4- KHK’nin 56. Maddesiyle 6200 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici Madde 9’un Birinci ve İkinci Fıkraları ile Geçici Madde 10’un Üçüncü ve Dördüncü Fıkraları -
Dava dilekçesinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatında yer alan daire başkanlıklarının bazılarının isminin değiştirildiği, bazılarının ikiye ayrıldığı ya da yeni başkanlıklar kurulduğu, daire başkanlarının kariyer ve liyakat ilkeleri ile kadro dereceleri gözetilmeksizin kanunla görevlerine son verilerek “Müşavirlik” kadrosuna atandıkları, bu atamalarla hukuk devleti ilkesine aykırı olarak hak arama özgürlüklerinin ve hukuki güvenliklerinin ihlal edildiği, Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün bazı hizmet birimlerinin kapatılmaksızın Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredildiği, bu birimlerde şube müdürü görevinde bulunanların yükselme ve unvan değişikliği sınavına tabi kadrolar arasında sayılmalarına ve bu nedenle kazanılmış bir haklarının bulunmasına rağmen hukuki güvenlik ve kazanılmış hakların korunması ilkelerine aykırı olarak araştırmacı kadrolarına atandıkları, yürütmenin atama yetkisine yasama organı tarafından yetkisiz olarak el atıldığı, yetkili merciler nezdinde hak arama özgürlüklerinin kanun hükmünde kararname ile ellerinden alındığı, müşavirlik kadrosuna atanan daire başkanları ile araştırmacı kadrosuna atanan şube müdürlerinin kazanılmış statü kaybının yanında kazanılmış mali hak kaybına uğradıkları belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 2., 8. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle dava konusu kurallar Anayasa’nın 125. maddesi yönünden de incelenmiştir.

KHK’nin 56. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 9’un birinci fıkrası, maddenin yayımı tarihinde kadrosu iptal edilenlerin görevinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermesini, bunların 6200 sayılı Kanun’a eklenen (I) Sayılı Cetvel ile ihdas edilen müşavir kadrolarına atanmış sayılmalarını, atandıkları bu kadroların boşalması hâlinde kadroların hiçbir işleme gerek olmaksızın iptal edilmiş kabul edileceğini öngörmektedir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde yeniden yapılandırma nedeniyle bazı daire başkanlıkları kaldırılmış, bazıları da yeni kurulmuştur. Kaldırılan dairelerde başkanlık görevini yürütenler de ihdas edilen müşavir kadrolarına atanmış sayılmıştır.

Geçici Madde 9’un ikinci fıkrası ile kadroları Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilen personelin, yeni kadrolarına atandıkları ya da atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve sözleşme ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarının sabit bir değer olarak esas alındıktan sonra, atandıkları veya atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, bu farklılık giderilinceye kadar atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenmesi ve atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verileceği hüküm altına alınmıştır. 

Geçici Madde 10’un üçüncü fıkrası ise Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilmiş sayılan personel arasında olan şube müdürlerinin görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın maddenin yayımı tarihinde sona ermesini ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü adına ihdas edilen araştırmacı kadrolarına atanmış sayılmasını, belirtilen personelin genel müdür tarafından belirlenen birim ve görevlerde çalıştırılabilmesini öngörmektedir. 

Geçici Madde 10’un dördüncü fıkrası ile Geçici Madde 9’un ikinci fıkrası benzer mahiyette olup, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilmiş sayılan şube müdürlerinin sözleşme ücreti, ek gösterge, ikramiye vb. tüm unsurlar eklendikten sonra eski kadrolarında aldıkları mali hakları toplamının net tutarı ile yeni kadrolarında alacakları mali hakları toplamının net tutarı arasındaki farkın, bu fark kapanıncaya, isteklerine bağlı olarak herhangi bir değişiklik yapılıncaya ya da başka kurumlara atanıncaya kadar tazminat olarak ödenmesi hüküm altına almaktadır. 

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
 
Anayasa’nın 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun ile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemenin anayasa yargısıyla bağdaşmayacağı, bunun kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır. 

Dava konusu kuralların gerekçesinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılmasından kaynaklanan; personele ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne devredilen birimlere ilişkin geçiş hükümlerinin düzenlenmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir. Kanun koyucunun amacının kamu yararını sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Somut düzenlemelerin bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biri kazanılmış haklara saygı gösterilmesidir. Kazanılmış haklara saygı, hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Ancak güvenin korunması, mevcut bir hukuki durumun dokunulmazlığı anlamında da değerlendirilmemelidir. Hukuki güvenliğin mevcut bir hukuki durum için dokunulmazlık şeklinde algılanması, dinamik toplum yapısının kurallarla statik, durağan hâle getirilmesi sonucunu doğurur ki bu da toplumun çağın gerisinde kalmasına neden olabilir. Bu nedenle Kanun koyucu Anayasa’da öngörülen koşullar çerçevesinde diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevlilerinin durumları ile ilgili olarak da kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabilir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş, kendisi yönünden kesinleşmiş kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Dava konusu kuralda, kişilerin bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahale de söz konusu değildir. Öte yandan, belirtilen kişilerin yeni atandıkları kadrodaki mali haklarının mevcut kadrolarındakine göre daha düşük olması halinde yeni kadrolarındaki ücretleri mevcut ücretlerine eşitleninceye kadar aradaki farkın tazminat olarak ödenmesi öngörülmektedir. Bu şekilde mali olarak hak kaybına uğramaları engellenmiştir. Ayrıca, kamu görevlilerinin statülerine ilişkin konularda kazanılmış haklarının olmayacağı açıktır. Bir kamu görevlisinin bir statüye atanmasıyla ömür boyu o statüde çalışacağı yönünde kazanılmış hak elde ettiği söylenemez. Bu nedenle dava konusu kuralların hukuk güvenliği ilkesine ve kazanılmış haklara müdahalesi söz konusu değildir. 
 
Diğer taraftan, teşkilat yapısı değiştirilen Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünün bazı kadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin görevlerinin sona erdirilerek müşavir veya araştırmacı kadrolarına atanmış sayılmalarının öngörülmesi, yeniden teşkilatlanma sonucu ortaya çıkan hukuki ve fiili zorunluluklar nedeniyledir. Meydana gelebilecek bu değişiklik, daha önce kural tasarrufların doğurmuş olduğu objektif ve genel hukuki durumlara da uygulanabilecektir. Soyut ve genel hukuki durumların (statülerin) en önemli özelliği bunların değişebilmesi ve bu değişikliğin de herkese karşı geçerli olmasıdır. Hukuk alanında meydana gelen ve hukuki statüde değişiklik yapan bu düzenlemeler, eski düzenleme uyarınca statü kazanmış ve statüsü devam eden bireyleri de kapsar. Dolayısıyla, nesnel hukuki durumların kazanılmış hak bahşetmesi mümkün değildir. Kuralda belirtilen kadrolarda görev yapan kişilerin hukuki durumlarının düzenlemenin sonucundan etkilenmiş olması, bu sonucu değiştirmez. 
 
Kuralın dolaylı şekilde hak arama özgürlüğüyle ilgili olması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelemesi yapılmıştır.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 125. maddesinde ise “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denilmektedir. Her iki maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur. 
 
Dava konusu kurallarla, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve bu Genel Müdürlüğe devredilen birimlerin kadrolarında yapılan değişiklikler, yukarıda nedenleri belirtilen zorunluluklardan kaynaklanmaktadır. Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru, Genel Müdürlüğe devredilen yeni birimler ile mevcut bazı kadroların kaldırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden farklıdır. Genel nitelikte olduğu sonucuna ulaşılan yasal düzenlemeyle oluşturulan bu durumun, sebep unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespitinin anayasal bir sorun olduğu ve bu yöndeki denetimin Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği açıktır. Anılan atama işleminin doğrudan kanunla değil, idari işlemle yapılmasının öngörülmesi durumunda dahi kanunlara uygunluk denetimi yapmakla sınırlı bir yetkiyi hâiz olan idari yargı yerlerinin, işlemin sebep unsuru olan kanunun Anayasa’ya uygunluk denetimini yapması mümkün olmadığından bu işlemin doğrudan kanun hükmünde kararnameyle yapılmasının hak arama hürriyetini sınırladığı söylenemez.
 
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir. 

Kuralların, Anayasa’nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
5- KHK’nin 62. Maddesiyle 4848 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici Madde 8’in Birinci Fıkrası -
Başvuru kararında, bakanlık müşaviri kadrosuna idari makamlar yerine kanunla atama yapılmasının yasaların genelliği ve soyutluğu ilkelerinin yanında ilgililerin dava açma haklarının engellenmiş olması nedeniyle hak arama özgürlüğü ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 
 
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 125. maddesi yönünden de incelenmiştir.

KHK’nin 62. maddesiyle 4848 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in dava konusu birinci fıkrası, kaldırılan Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü bünyesinde genel müdür ve genel müdür yardımcılığı kadrolarında görev yapanların maddenin yayımı tarihi itibarıyla görevlerinin sona ermesini, bu görevde bulunanların 4848 sayılı Kanun’a eklenen (II) Sayılı Cetvel ile ihdas edilen bakanlık müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek olmaksızın atanmış sayılmalarını öngörmektedir. Anılan maddenin ikinci fıkrası bu şekilde atanmış sayılan personelin mali haklarını, üçüncü fıkrası ise ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrolarının herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılmasını düzenlemektedir.

Kültür Bakanlığının ana hizmet birimleri arasında yer alan Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü kaldırılmış, yerine Telif Hakları Genel Müdürlüğü ve Sinema Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Belirtilen Genel Müdürlüğün kaldırılması sonucu genel müdür ve genel müdür yardımcılarının kadroları da kaldırılmıştır. 

KHK’nin 56. maddesiyle 6200 Sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 9’un birinci ve Geçici Madde 10’un üçüncü fıkraları için açıklanan gerekçelerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 
6- KHK’nin 68. Maddesiyle 4059 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici Madde 14 -
Dava dilekçesinde, Hazine Müsteşarlığında Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü ile Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün kapatılmadığı sadece adlarının Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğü ile Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü şeklinde değiştirildiği, belirtilen genel müdürlüklerde bulunan genel müdür, genel müdür yardımcısı ve daire başkanı kadrolarında bulunanların, kariyer ve liyakat ilkeleri dikkate alınmaksızın kanun hükmünde kararnameyle “Müşavirlik” kadrosuna atanmaları sonucu hak arama özgürlüklerinin ellerinden alındığı, hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiği, kazanılmış haklarına saygı gösterilmediği, Anayasal hak arama özgürlüklerinin ortadan kaldırıldığı, yürütmenin/idarenin yetkisinde olan idari atama işleminin kanun hükmünde kararnameyle yapılmasının bir “yetki saptırması” olduğu, hak arama özgürlüğünün kanun hükmünde kararname ile engellenmesinin siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunduğu, kazanılmış mali hak kaybı yaratıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 125. maddesi yönünden de incelenmiştir.

KHK’nin 68. Maddesiyle 4059 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 14’ün birinci fıkrası, Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü ile Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünde genel müdür, genel müdür yardımcısı ve daire başkanı kadrolarında bulunanların görevlerinin maddenin yayımı tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermesini ve belirtilen personelin 4059 sayılı Kanun’a ekli (I) Sayılı Liste ile ihdas edilen müsteşarlık müşavirliği kadrolarına hâlen bulundukları kadro dereceleriyle atanmış sayılmaları ile ihdas edilen müsteşarlık müşavirliği kadrolarının herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılmasını öngörmektedir. 

Kuralın ikinci fıkrası, birinci fıkra uyarınca atanmış sayılan personelin yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve sözleşme ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarının sabit bir değer olarak esas alındıktan sonra, atandıkları veya atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, bu farklılık giderilinceye kadar atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenmesi ve atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilmesi hüküm altına alınmıştır.

Hazine Müsteşarlığının teşkilat yapısı içerisinde yer alan Kamu İktisadi Teşebbüsleri Genel Müdürlüğü kaldırılarak yerine Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğü, Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü kaldırılarak yerine Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 

KHK’nin 56. maddesiyle 6200 Sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 9’un birinci ve ikinci fıkraları ile Geçici Madde 10’un üçüncü ve dördüncü fıkraları için açıklanan gerekçelerle dava konusu kural, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
7- KHK’nin 90. Maddesiyle 3154 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici Madde 11’in Üçüncü ve Dördüncü Fıkraları -
Dava dilekçesinde, dava konusu kuralda sayılan birimlerde görev yapanların kariyer ve liyakat ilkeleri dikkate alınmaksızın kanun hükmünde kararnameyle “Müşavir” ve “Araştırmacı” kadrolarına atanmaları ile hak arama özgürlüklerinin ellerinden alındığı, hukuk güvenliği ve şube müdürlerinin sınav sonucunda elde ettikleri kadro görev unvanının kanun hükmünde kararnameyle ellerinden alınması sonucu kazanılmış hakların korunması ilkesinin ihlal edildiği, atanmış sayılanların hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırmak için kanun hükmünde kararnameyle düzenleme yapıldığı, belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 8. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa’nın 125. maddesi yönünden de incelenmiştir.

KHK’nin 90. Maddesiyle 3154 Sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in üçüncü fıkrası, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde yer alan Teftiş Kurulu Başkanı, Avrupa Birliği Koordinasyon Dairesi Başkanı, Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Şube Müdürü ve kapatılan Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğünde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, Enerji Kaynakları Etüd Dairesi Başkanı, Hidrolik Etüdler Dairesi Başkanı, Jeoloji ve Sondaj Dairesi Başkanı, Proje Dairesi Başkanı, Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı, İdari İşler Dairesi Başkanı, Makina ve İkmal Dairesi Başkanı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı, I.Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü ile kapatılan Petrol İşleri Genel Müdürlüğünde Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanı, İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı, Arama ve Üretim Dairesi Başkanı, Rafineri ve Petro-Kimya Dairesi Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Müdür kadrolarında bulunanların görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermesini, bunlardan Personel ve Eğitim Şubesi Müdürü, Şube Müdürü ve Müdür kadrosunda bulunanlar 4059 sayılı Kanun’a ekli (I) Sayılı Liste ile ihdas edilen “Araştırmacı” kadrolarına, diğerlerinin ise aynı Liste ile ihdas edilen “Bakanlık Müşaviri” kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılmalarını, bu kadroların herhangi bir sebeple boşalması hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılmasını öngörmektedir.

KHK’nin 90. Maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in dördüncü fıkrası ile kuralın üçüncü fıkrası uyarınca bakanlık müşaviri ve araştırmacı kadrolarına atanmış sayılanların yeni kadrolarına atanmış sayıldıkları tarih itibarıyla eski kadrolarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve sözleşme ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarının sabit bir değer olarak esas alındıktan sonra, atandıkları veya atanmış sayıldıkları yeni kadroları için öngörülen aylık, ek gösterge, her türlü zam ve tazminatlar, makam, görev ve temsil tazminatları, ek ödeme, ikramiyenin bir aya isabet eden tutarı ve ücretleri ile ilgili mevzuatı uyarınca fiilî çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti ile fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç olmak üzere diğer mali hakları toplamının net tutarından fazla olması hâlinde aradaki fark tutarının, bu farklılık giderilinceye kadar atandıkları veya atanmış sayıldıkları kadrolarda kaldıkları sürece herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat olarak ödenmesi ve atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla, kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara fark tazminatı ödenmesine son verilmesi hüküm altına alınmıştır.

662 sayılı KHK ile getirilen düzenlemelerle yeniden yapılandırılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ana hizmet birimleri arasında yer alan (Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü gibi) bazı genel müdürlükler kaldırılmış, yerlerine farklı yeni genel müdürlükler kurulmuş yine Bakanlığın danışma ve denetim birimlerinde de değişiklikler yapılmıştır. Dolayısıyla, Bakanlığın yeniden yapılanma nedeniyle bazı genel müdürlüklerin kapatılması, kapatılan genel müdürlüklerin bazı birimlerinin ve personelinin başka genel müdürlüklere aktarılması nedeniyle kadro yapısında değişiklikler olmuş, bazı kadrolar kaldırılmış, kurulan genel müdürlükler ve birimler içinse yeni kadrolar ihdas edilmiştir.

KHK’nin 56. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 9’un birinci ve ikinci fıkraları ile Geçici Madde 10’un üçüncü ve dördüncü fıkraları için açıklanan gerekçelerle dava konusu kurallar, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir. 

Kuralın, Anayasa’nın 8. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
8- KHK’nin 94. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendiyle 497 Sayılı KHK’nin 5. Maddesinde Yapılan Değişiklikler İle (c) Bendiyle 497 Sayılı KHK’nin 11. Maddesinde Yapılan Değişiklik ve Eklemeler -
Dava dilekçesinde, TÜBA’nın bilimsel ve yönetsel özerkliğine son verilerek hukuk devleti ilkesinin, bilim ve sanat özgürlüğünün, bilimsel özerkliğin ihlal edildiği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 7., 87. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle dava konusu kurallar Anayasa’nın 123. maddesi yönünden de incelenmiştir.

KHK’nin 94. maddesinin (a) bendiyle değişiklik yapılan 497 sayılı KHK’nin 5. maddesi Türkiye Bilimler Akademisi üyelerinin seçimini düzenlemektedir. Anılan 5. maddenin birinci fıkrası, Akademinin aslî ve asosye üyelerinin, üçte birinin TÜBİTAK Bilim Kurulu, üçte birinin Yükseköğretim Kurulu ve üçte birinin ise aslî üyeler tarafından seçilmesini öngörmektedir. TÜBA’da aslî üye, asosye üye ve şeref üyesi olmak üzere üç tür üye bulunmaktadır. Aslî ve asosye üye sayısı, her birinden yüzelli olmak üzere toplam üçyüzdür. Şeref üyeliği sayısında herhangi bir sayı sınırlaması bulunmamaktadır. Akademinin aslî ve asosye üyelerinin üçte biri Bakanlar Kurulu tarafından seçilirken 497 sayılı KHK’nin 5. maddesinin (a) bendiyle yapılan değişiklik uyarınca bu seçim TÜBİTAK Bilim Kuruluna bırakılmıştır. Seçilecek üyelerin nitelikleri ya da üye seçim şartları ile ilgili değişiklik bulunmamaktadır.

KHK’nin 94. maddesinin (c) bendiyle değişiklik yapılan 497 sayılı KHK’nin 11. maddesi, Akademi Başkanı’nın atanması ve başkanlığın herhangi bir nedenle boşalması durumunda adayların belirlenmesi ile Başbakan tarafından atanması usulünü düzenlemektedir. Akademi Başkanı, aslî üyeler arasından müşterek kararla atanırken 497 sayılı KHK’nin 11. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca yine aslî üyeler içinden Akademi Genel Kurulunca belirlenecek üç aday arasından Başbakan tarafından üç yıl için atanacaktır. Dava konusu fıkraya eklenen cümle ise Akademi Başkanlığının herhangi bir sebeple boşaldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Genel Kurulca adaylar belirlenmesini, Genel Kurulun belirtilen süre içinde toplanamaması veya Genel Kurulca aynı süre içinde herhangi bir sebeple uygun nitelikte ve yeterli sayıda üye seçiminin yapılmaması durumunda, Başbakanın aslî üyeler arasından resen atama yapmasını öngörmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu Anayasa’nın ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. 

“Hukuk devleti” ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır. Bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken “kamu yararı” konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak tespit edilebilir. Dolayısıyla, dava konusu kuralların kamu yararı amacı gözetilmeden çıkarılmış olduğu iddiasını ispatlamaya elverişli nitelikteki kanıtların varlığından söz edilemediğinden kanun koyucunun amacının kamu yararını sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Somut düzenlemelerin bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığı yönündeki bir değerlendirme ise anayasallık denetiminin kapsamı dışındadır.

Bunun yanında bilimsel özerklik, akademik özgürlük, bilim özgürlüğü kavramları birlikte değerlendirildiğinde; TÜBA, Anayasa’nın 130., 131. ve 132. maddelerinde belirtilen kurul, kurum, üniversite ya da yüksek öğretim teşkilatı içerisinde bir kurum ya da bilimsel araştırma kurumu değildir. Bu nedenle, TÜBA’nın Başkan ya da üyelerinin seçimine ilişkin usulü belirleyen dava konusu kural, belirtilen kavramları olumsuz yönde etkilemez. Ayrıca seçime ilişkin konular ile belirtilen kavramların doğrudan ilgisi bulunmadığından dava konusu düzenlemeler hukuk devleti ilkesine de aykırılık teşkil etmez.

Anayasa’nın 123. maddesinde, “İdare kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” denilmektedir. 

Anayasa’da “yerinden yönetim esasları”nın neler olduğu gösterilmemiştir. Buna karşılık, öğretide “özerklik” ve “vesayet ilişkisi” kavramlarının yerinden yönetim esasları arasında merkezi bir rol oynadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte, özerkliğin sınırları ve vesayet yetkisinin kapsamı kanunlarda farklı şekillerde düzenlenebilmektedir. Bu bağlamda özerkliğin derecelerinden söz edilmekte ve kimi kurumların göreceli olarak daha özerk, kimi kurumların ise oldukça sınırlı bir alanda özerk olduklarına vurgu yapılmaktadır. 

Anayasa’nın 127. maddesinde, “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılaması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir.” denilerek idari vesayete cevaz verilmiştir. Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları üzerinde merkezi idarenin vesayet yetkisine sahip olduğu hususu belirtilmemiş; ancak, mahalli idareler üzerinde bu yetki var ise hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarında da var olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 123. maddesinde yer alan idarenin bütünlüğü ilkesi de bu hususu destekler niteliktedir.

497 sayılı KHK’nin 1. maddesi uyarınca, Türkiye’de tüm bilim alanlarındaki araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmek, bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırmak, gençleri bilim ve araştırma alanına yöneltmek, Türkiye’deki bilimcilerin ve araştırıcıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve korunmasına çalışmak, bilim ve araştırma standardlarının uluslararası düzeye çıkarılmasına yardım etmek amacıyla kurulan TÜBA, tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı hizmet yönünden yönetim kuruluşudur. Kısmi bir özerkliğe sahip ise de bağımsız idari otoriteler arasında da kabul edilemez.

Kurumların özerkliğinin unsurlarının neler olduğu yönünde ne Anayasa’nın 123. maddesinde ne de diğer bir maddede kanun koyucuyu sınırlandıran Anayasal bir kural bulunmamaktadır. Bunun yanında, ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlamasının olmadığı görülmektedir. Gerçekten de, anılan metinlerde, özerk bir kurumun organlarının nasıl oluşturulması gerektiği ve bu kurumun hangi yetkilere sahip olabileceği sorusuna cevap teşkil edecek şekilde genel, her kurum için uygulanabilecek nitelikte bir özerklik tanımlaması bulunmamaktadır. Özerk kamu kurumlarının statüsü kanunlarda gösterilmektedir. Dolayısıyla, kamu kurumlarının kuruluş ve işleyişlerinin düzenlenmesi ve gerektiğinde bu kurumların varlığına son verilmesi hususunda kanun koyucunun yetki sahibi olduğu açıktır. 

TÜBA’nın özerkliğinin hangi unsurları içereceği, TÜBA üyelerinin ve Başkanı’nın hangi yöntemle göreve getirileceği ve bu süreçlerde vesayet makamına hangi yetkilerin tanınacağı hususlarında da kanun koyucunun takdir yetkisinin bulunduğunun kabulü gerekir. Kanunla kurulmuş olan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı olan Kurumun üyelerinin ve Başkanı’nın seçilmesi usulünün yine kanunla değiştirilmesi özerkliğe aykırılık teşkil etmez. 

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 2. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.

Kuralların, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 7., 87. ve 135. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
-
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, kanunun belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 

KHK’nin 63. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) ve (3) numaralı fıkralarının iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan (4) numaralı fıkranın da 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin;

A- 1- 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle, 3.6.2011 günlü, 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin eki (II) Sayılı Cetvel’in dördüncü sırasına “Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı,” ibaresi, 

2- 13. maddesiyle değiştirilen, 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “dört ay” ibaresi, 

3- 30. maddesinin birinci fıkrasının;
 
a- (b) bendiyle değiştirilen, 10.11.2005 günlü, 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 25. maddesi, 

b- (c) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 26. maddesi,

ab- Eklenen 26/A maddesi,

c- (ç) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 28. maddesi,

ab- Eklenen 28/A maddesi,

d- (d) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 29. maddesi,

ab- Eklenen 29/A maddesi,

4- 34. maddesiyle değiştirilen, 5429 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başkanın teklifi ve Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile” ibaresi,
 
5- 36. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle değiştirilen 5429 sayılı Kanun’un eki (I) Sayılı Cetvel,
 
6- 67. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “1.Hukuk Müşaviri,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı,” ibaresi,
 
7- 74. maddesiyle 3.10.1983 günlü, 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci fıkrasının; 
 
a- (a) bendiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 6. maddesi,

b- (b) bendiyle 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikler,

c- ( c) bendiyle 23. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen Geçici Madde 1,
 
8- 92. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü,” ve ”Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,” ibareleri, 
 
9- 93. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (b) bendiyle, 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 
b- ( c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 

hakkında, 3.4.2013 günlü, E.2011/142, K.2013/52 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu maddelere, bölüme, ibarelere ve değişikliklere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B- Kapsam ve Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası yönünden;

1- 1., 2., 3., 4., 5., 7. maddeleri, 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 10., 11., 12. maddeleri, 13. maddesiyle 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra, 14., 15. maddeleri, 16. maddesiyle, 29.6.2001 günlü, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç” ibaresinin “altı” olarak değiştirilmesi, 17., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 26., 27., 28., 29. maddeleri, 30. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 31., 32., 33. maddeleri, 35. maddesiyle 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “en az (C) düzeyinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan” ibaresi, 36. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 37., 38., 39., 40., 41., 42., 43. maddeleri, 44. maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentleri, 45., 46., 47., 48., 49., 50., 51., 52. maddeleri, 53. maddesiyle, 18.12.1953 günlü, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “giriş ve” ibaresi dışında kalan bölümü, 54., 55., 56., 57., 58., 59., 60., 61., 62., 64., 65., 66. maddeleri, 67. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 4059 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “uygun görüşü üzerine Başbakan” ibaresi, 68., 69., 70. maddeleri, 71. maddesiyle, 19.10.2005 günlü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 92. maddesinin değiştirilen üçüncü ve altıncı fıkraları, 72., 73., 75., 77., 78., 79., 80., 81., 82., 83., 84. maddeleri, 85. maddesiyle, 19.2.1985 günlü, 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 13. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “….gerçek ve….gizli dahi olsa…” ibareleri dışında kalan bölümü, 86. maddesi, 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin birinci fıkrası, 88., 89., 90., 91. maddeleri, 93. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, (b) bendiyle 657 sayılı Kanun’un 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (g) bendine “Millî Eğitim Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresi, (c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (g) bendine “Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, (d) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8. sırasının (a) bendine “Millî Eğitim Denetçileri” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, 94., 95., 96., 97., 98. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı listelere yönelik iptal istemleri, 3.4.2013 günlü, E.2011/142, K.2013/52 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bentlere, bölümlere, ibarelere, değişikliğe ve listelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE, 

C- Kapsam yönünden 6., 9. ve 63. maddelerine ilişkin iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle, bu maddelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,

D- Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası yönünden;

1- 16. maddesiyle 4708 sayılı Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “% 1’i” ibarelerinin “% 3’ü” olarak değiştirilmesine, 

2- 25. maddesine, 

3- 35. maddesiyle 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendine, 

4- 44. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle, 7.7.2010 günlü, 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (b ) bendinde yapılan değişikliklere ve eklemeye,

5- 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “giriş ve” ibaresine, 

6- 71. maddesiyle 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliğe ve bu fıkraya eklenen cümlelere,

7- 85. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 13. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “….gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibarelerine,

8- 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına, 

ilişkin iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle, bu maddeye, fıkralara, bende, cümlelere, ibarelere, değişikliklere ve eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,

E- İçerikleri itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;

1- 7. maddesiyle 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici Madde 10’un (2) numaralı fıkrasında yer alan “…(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)…” ibaresine,

2- 15. maddesiyle, 21.7.1983 günlü, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ek 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişikliklere, 

3- 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “…giriş ve…” sözcükleri dışında kalan bölüme, 

4- 56. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen;

a- Geçici Madde 9’un birinci ve ikinci fıkralarına,

b- Geçici Madde 10’un üçüncü ve dördüncü fıkralarına,

5- 62. maddesiyle, 16.4.2003 günlü, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in birinci fıkrasına, 

6- 68. maddesiyle 4059 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 14’e,

7- 90. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in üçüncü ve dördüncü fıkralarına, 

8- 94. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (a) bendiyle, 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde yapılan değişikliklere,

b- (c) bendiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinde yapılan değişikliğe ve eklemelere,

yönelik iptal istemleri, 3.4.2013 günlü, E.2011/142, K.2013/52 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bentlere, bölüme, ibareye, değişikliklere ve eklemeye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE, 

3.4.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VIII- İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
-
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.

KHK’nin;
 
6 maddesiyle 633 sayılı KHK’nin geçici 9. maddesinin birinci fıkrasına “belirlenecek esaslar çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde” ibaresi ve aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan “Bir yıllık” ibaresinin “Üç yıllık” şeklinde değiştirilmesinin, 

9 maddesiyle 2022 sayılı Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İl veya İlçe İdare Heyetlerinden” ibaresinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından”, 8. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “İl veya İlçe İdare Kurullarının” ibarelerinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının” şeklinde değiştirilmelerinin, 

16 maddesiyle 4708 sayılı Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “% 1’i” ibarelerinin “% 3’ü” olarak değiştirilmesinin, 
 
25. maddesinin, 

35. maddesiyle 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendinin, 

44. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle 6004 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikler ve eklemenin, 

53 maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen “DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usûl ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usûl ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.” biçimindeki fıkrada yer alan “giriş ve” ibaresinin, 

63 maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının, yürürlükten kaldırılan (a) bendinde yer alan “(% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi ile aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “(kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi ve (b) bendinin başına eklenen “Kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla” ibaresi, (b) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 20. maddesine eklenen (3) numaralı fıkra, (c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) ve (3) numaralı fıkralar, (c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) ve (3) numaralı fıkraların iptalleri nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan (4) numaralı fıkranın, 
 
71. maddesiyle 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişikliğin ve bu fıkraya eklenen cümlelerin, 

85. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 13. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “….gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibarelerinin, 

87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının,

iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
IX- SONUÇ
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin;

A- 1- 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle, 3.6.2011 günlü, 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin eki (II) Sayılı Cetvel’in dördüncü sırasına “Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı, Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı,” ibaresi, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından (II) Sayılı Cetvel’de yapılan değişikliklerin konusu kalmadığından, bu ibareye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

2- 13. maddesiyle değiştirilen, 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “dört ay” ibaresi, 16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

3- 30. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (b) bendiyle değiştirilen, 10.11.2005 günlü, 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 25. maddesi, 13.6.2012 günlü, 6327 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 40. maddesi ile değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu maddeye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

b- (c) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 26. maddesi,
 
ab- Eklenen 26/A maddesi,

c- (ç) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 28. maddesi,

ab- Eklenen 28/A maddesi,

d- (d) bendiyle 5429 sayılı Kanun’un;

aa- Başlığı ile birlikte değiştirilen 29. maddesi,

ab- Eklenen 29/A maddesi,

6327 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu maddelere ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

4- 34. maddesiyle değiştirilen, 5429 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Başkanın teklifi ve Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

5- 36. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendiyle değiştirilen 5429 sayılı Kanun’un eki (I) Sayılı Cetvel’in “Ana Hizmet Birimleri” bölümü, 6327 sayılı Kanun’un 40. maddesi ile değiştirildiğinden, konusu kalmayan bu cetvele ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

6- 67. maddesiyle, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine “1.Hukuk Müşaviri,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibareye ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

7- 74. maddesiyle 3.10.1983 günlü, 91 sayılı Menkul Kıymetler Borsaları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin birinci fıkrasının; 

a- (a) bendiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 6. maddesi,

b- (b) bendiyle 9. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklikler,

c- (c) bendiyle 23. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen Geçici Madde 1,
 
91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tamamı, 6.12.2012 günlü, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 140. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu maddelere ve değişikliklere ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

8- 92. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü,” ve “Petrol İşleri Genel Müdürlüğü,” ibareleri, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibarelere ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
 
9- 93. maddesinin birinci fıkrasının;
 
a- (b) bendiyle, 14.7.1965 günlü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (i) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasının (4) numaralı, 

b- ( c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (h) bendine “Basın ve Enformasyon Uzmanları,” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,” ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin (ç) fıkrasının (5) numaralı,

alt bentleri ile yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu ibarelere ilişkin iptal istemleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

B- 1- 1., 2., 3., 4., 5., 7. maddeleri, 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 10., 11., 12. maddeleri, 13. maddesiyle 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra, 14., 15. maddeleri, 16. maddesiyle, 29.6.2001 günlü, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç” ibaresinin “altı” olarak değiştirilmesi, 17., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 26., 27., 28., 29. maddeleri, 30. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 31., 32., 33. maddeleri, 35. maddesiyle 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “en az (C ) düzeyinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan” ibaresi, 36. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 37., 38., 39., 40., 41., 42., 43. maddeleri, 44. maddesinin birinci fıkrasının (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentleri, 45., 46., 47., 48., 49., 50., 51., 52. maddeleri, 53. maddesiyle, 18.12.1953 günlü, 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “giriş ve” ibaresi dışında kalan bölümü, 54., 55., 56., 57., 58., 59., 60., 61., 62., 64., 65., 66. maddeleri, 67. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 4059 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “uygun görüşü üzerine Başbakan” ibaresi, 68., 69., 70. maddeleri, 71. maddesiyle, 19.10.2005 günlü, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 92. maddesinin değiştirilen üçüncü ve altıncı fıkraları, 72., 73., 75., 77., 78., 79., 80., 81., 82., 83., 84. maddeleri, 85. maddesiyle, 19.2.1985 günlü, 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 13. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “….gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibareleri dışında kalan bölümü, 86. maddesi, 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin birinci fıkrası, 88., 89., 90., 91. maddeleri, 93. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, (b) bendiyle 657 sayılı Kanun’un 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (g) bendine “Millî Eğitim Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresi, (c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (g) bendine “Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, (d) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8. sırasının (a) bendine “Millî Eğitim Denetçileri” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, 94., 95., 96., 97., 98. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı listelerin, 6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu kapsamında olduğundan Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu maddelere, fıkralara, bentlere, bölümlere, ibarelere, değişikliğe ve listelere ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- 6 maddesiyle 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 9. maddesinin birinci fıkrasına “belirlenecek esaslar çerçevesinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde” ibaresi ve aynı maddenin dokuzuncu fıkrasında yer alan “Bir yıllık” ibaresinin “Üç yıllık” şeklinde değiştirilmesi, 6223 sayılı Kanun kapsamında olmadığından, bu maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3- 9 maddesiyle, 1.7.1976 günlü, 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş, Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un, 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “İl veya İlçe İdare Heyetlerinden” ibaresinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından”, 8. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “İl veya İlçe İdare Kurullarının” ibarelerinin “İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının” şeklinde değiştirilmeleri, 6223 sayılı Kanun kapsamında olmadığından, bu maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
4- 63 maddesinin birinci fıkrasının, 

a- aa- (a) bendiyle 3.12.2010 günlü, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4. maddesinin birinci fıkrasının, yürürlükten kaldırılan (a) bendinde yer alan “(% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi ile aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “(kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle)” ibaresi ve (b) bendinin başına eklenen “Kamu payı % 50’den az olmamak kaydıyla” ibaresi, 
ab- (b) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 20. maddesine eklenen (3) numaralı fıkra, 

6223 sayılı Kanun kapsamında olmadığından, bu bentlerin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- aa- (c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) ve (3) numaralı fıkralar, 6223 sayılı Kanun kapsamında olmadığından, bu fıkraların Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, OYBİRLİĞİYLE,

ab- (c) bendiyle 6085 sayılı Kanun’un 75. maddesine eklenen (2) ve (3) numaralı fıkraların iptalleri nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan (4) numaralı fıkranın da 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

C- 1- 1., 2., 3., 4., 5., 7. maddeleri, 8. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 10., 11., 12. maddeleri, 13. maddesiyle 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesine eklenen (2) numaralı fıkra, 14., 15., 17., 19., 20., 21., 22., 23., 24., 26., 27., 28., 29. maddeleri, 30. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 31., 32., 33. maddeleri, 36. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 37., 38., 39., 40., 41., 42., 43., 45., 46., 47., 48., 49., 50., 51., 52., 54., 55., 56., 57., 58., 59., 60., 61., 62., 64., 65., 66. maddeleri, 67. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 4059 sayılı Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “uygun görüşü üzerine Başbakan” ibaresi, 68., 69., 70., 72., 73., 75., 77., 78., 79., 80., 81., 82., 83., 84., 86., 88., 89., 90., 91. maddeleri, 93. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, (b) bendiyle 657 sayılı Kanun’un 152. maddesinin “II-Tazminatlar” kısmının “A-Özel Hizmet Tazminatı” bölümünün (g) bendine “ Millî Eğitim Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcıları” ibaresi, (c) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin “I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı” bölümünün (g) bendine “Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, (d) bendiyle 657 sayılı Kanun’un Eki (IV) sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 8. sırasının (a) bendine “Millî Eğitim Denetçileri” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “, Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçileri” ibaresi, 94., 96., 97., 98. maddeleri ile eki (1) ve (2) sayılı listelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu maddelere, fıkraya, bentlere, ibarelere ve listelere ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- 16 maddesiyle;

a- 4708 sayılı Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “% 1’i” ibarelerinin “% 3’ü” olarak değiştirilmesinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- 4708 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç” ibaresinin “altı” olarak değiştirilmesinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
3- 25. maddesinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

4- 35. maddesiyle;

a- 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “en az (C ) düzeyinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “veya buna denk kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan” ibaresinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

5- 44. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (a) bendiyle, 7.7.2010 günlü, 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikler ve eklemenin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
b- (b), (c), (ç), (d) ve (e ) bentlerinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

6- 53 maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen “DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usûl ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usûl ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.” biçimindeki fıkranın;
 
a- “giriş ve” ibaresinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Kalan bölümünün Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

7- 71. maddesiyle 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin;

a- Birinci fıkrasında yapılan değişikliğin ve bu fıkraya eklenen cümlelerin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Değiştirilen üçüncü ve altıncı fıkralarının, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

8- 85. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 13. maddesinin;

a- İkinci fıkrasında yer alan “….gerçek ve…gizli dahi olsa…” ibarelerinin, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE; iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Kalan bölümünün, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

9- 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin;
a- Birinci fıkrasının, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
b- İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Haşim KILIÇ, Alparslan ALTAN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ile Muammer TOPAL’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
 
10- 95. maddesiyle, 4.11.1981 günlü, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na eklenen Geçici Madde 60’ın, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D- İçerikleri itibariyle Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen;

1- 7. maddesiyle 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen Geçici Madde 10’un (2) numaralı fıkrasında yer alan “…(bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır)…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

2- 15. maddesiyle, 21.7.1983 günlü, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun ek 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişikliklerin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3- 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın “…giriş ve…” sözcükleri dışında kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

4- 56. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’a eklenen;

a- Geçici Madde 9’un birinci ve ikinci fıkralarının,

b- Geçici Madde 10’un üçüncü ve dördüncü fıkralarının,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu fıkralara ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

5- 62. maddesiyle, 16.4.2003 günlü, 4848 sayılı Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

6- 68. maddesiyle 4059 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 14’ün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

7- 90. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 11’in üçüncü ve dördüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu fıkralara ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

8- 94. maddesinin birinci fıkrasının;

a- (a) bendiyle, 13.8.1993 günlü, 497 sayılı Türkiye Bilimler Akademisinin Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinde yapılan değişikliklerin,

b- (c) bendiyle 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinde yapılan değişiklik ve eklemelerin, 

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu değişiklere ve eklemelere ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

3.4.2013 gününde karar verildi.

KARŞIOY YAZISI
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesiyle değiştirilen 217 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 25. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile aynı fıkranın (d) bendinde yer alan “35” ibaresi, 35. maddesiyle 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (a) bendi, 44. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle 6004 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklikler ve ekleme, 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkrada yer alan “…giriş ve…” ibaresi, 71. maddesiyle 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik ve bu fıkraya eklenen cümleler ile 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları çoğunluk kararıyla Anayasa’nın 91. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

662 sayılı KHK’nin 25. maddesiyle değişiklik yapılan 217 sayılı KHK’nin 25. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmenin eğitime ilişkin koşulları, anılan fıkranın (d) bendi ile uzman yardımcısı olabilmenin yaşa ilişkin koşulu öngörülmüştür.
 
Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmek için üniversitelerin en az dört yıllık eğitim ekonomi, maliye, hukuk, idare ve işletme dallarının birinden mezun olmak gerekir iken 25. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklik sonucu en az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler fakülteleri ile Başkanlıkça yönetmelikle belirlenen yüksek öğretim kurumlarından veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki ya da yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak yeterli olacaktır. Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmek için sınavın yapıldığı tarihte 30 yaşını doldurmamış olmak gerekirken anılan fıkranın (d) bendinde yapılan değişiklik ile bu sınır 35’e yükseltilmiştir. 
 
KHK’nin 35. maddesiyle değişiklik yapılan 5429 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrası, Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aranacak koşulları düzenlemiş, anılan fıkranın (a) bendi ile bu koşullardan eğitime ilişkin olanlar öngörülmüştür. 
 
KHK’nin 44. maddesiyle değişiklik ve ekleme yapılan 6004 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrası Dışişleri Bakanlığında görev yapan meslek memurlarına ilişkin esasları, (b) bendi ise meslek memuru olabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ilâve olarak aranacak koşulları düzenlemektedir. Dava konusu kural ile yapılan değişiklikler ve ekleme ise eğitim ve yaşa ilişkin koşulları öngörmektedir.
 
KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkra ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde görev yapacak olan müfettiş yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarının, müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususların yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmıştır.
 
KHK’nin 71. maddesiyle değişiklik ve ekleme yapılan 5411 sayılı Kanun’un 92. maddesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun personelini, anılan kuralın birinci fıkrası ise kurumda görev yapacak personelde aranacak koşulları düzenlemektedir.
 
KHK’nin 87. maddesiyle 3154 sayılı Kanun’a eklenen 31/A maddesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde görev yapacak olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman ve Uzman Yardımcıları ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcılarının istihdamını düzenlemektedir. Anılan kuralın ikinci fıkrasında uzman ve denetçi yardımcılarının mesleğe giriş için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ilâve olarak aranacak koşulları öngörülmektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yardımcıların yeterlilik almaları ile kadroya atanma koşullarının, dördüncü fıkrasında ise mesleğe alınma, yetiştirilme, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.

Çoğunluk kararıyla söz konusu düzenlemeler kamu hizmetine girme hakkına ilişkin düzenleme niteliğinde ve Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasına aykırı görülerek iptal edilmiştir.

6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrasının (a-3) bendinde, Kanunun amaçlarından birinin kamu hizmetlerinin Bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek, mevcut Bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan Bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek olduğu belirtilmiş ve aynı Kanun’un ikinci fıkrasında da ilgili kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılabileceği belirtilmiştir. 

662 sayılı KHK’nin iptali istenen kurallarıyla Devlet personel uzman yardımcılığına atanabilmenin eğitime ve yaşa ilişkin koşulları, Türkiye İstatistik Kurumu uzman yardımcılığına atanabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aranacak koşullar, Dışişleri Bakanlığında görev yapan meslek memurlarına ilişkin eğitime ve yaşa ilişkin koşullar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde görev yapacak olan müfettiş yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarının, müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile diğer hususların yönetmelikle belirleneceği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun personelini, anılan kuralın birinci fıkrası ise kurumda görev yapacak personelde aranacak koşullar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde görev yapacak olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzman ve Uzman Yardımcıları ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcılarının mesleğe giriş için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde sayılan genel şartlara ilâve olarak aranacak koşulları ile yardımcıların yeterlilik almaları ile kadroya atanma koşullarının, dördüncü fıkrasında ise mesleğe alınma, yetiştirilme, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavı ile diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği hususların düzenlenmesi teşkilat ve kadroların belirlenmesine ilişkin bir husus olduğundan Yetki Kanunu’na aykırılık bulunmamaktadır.

Kamu görevlilerinin kadrolarının ve bu kadrolara atanacak kişilerde bulunması gereken niteliklerin de kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Ancak, kamu görevlisi olarak atanacak kişilerle ilgili tüm ayrıntıların sadece yasayla düzenlenmesi gerektiği ve bu konuda idarî düzenlemeler yapılmasının Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı düşeceği iddiası yerinde değildir. Anayasa’nın bir maddesinin yasayla düzenleneceğini öngördüğü bir konunun, Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile doğrudan ilgili olmadıkça, ya da KHK ile düzenlenemeyeceği Anayasa’da özel olarak belirtilmedikçe KHK ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı değildir. 

Anayasa’nın 70. maddesine göre, “her Türk kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”. Maddede Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin görevin gerektirdiği nitelikler dışında, dil, din, mezhep, renk, siyasi düşünce, cinsiyet ve benzeri ayırım gözetilmeksizin kamu hizmetlerine girme hakkına sahip bulundukları belirtilmiştir. Böylece “kamu hizmetlerine girme hakkı” siyasi hak ve ödevler kapsamında, vatandaşlık bağına bağlı olarak kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Düzenlemenin temel hakka ilişkin niteliği bundan ibarettir. Yoksa, bunun dışında kamu görevlerine giriş, atanma, görev değişikliğine ilişkin tüm düzenleme ve uygulamaların temel hakkın düzenlenmesi ve 91. madde anlamında yasak alan kapsamında görülmesi yerinde değildir.

Anayasa’nın 91. maddesinin birinci fıkrasında, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Anayasanın belirtilen bölümlerinde birçok temel hak ve özgürlük düzenlenmiş bulunmaktadır. Sözkonusu temel hak ve özgürlüklerin kapsama alanları ve ilgili oldukları hususlar geniş bir biçimde yorumlandığında KHK’lerle yapılacak tüm düzenlemelerin bu hak ve özgürlüklerle bağlantılarının bulunduğu ileri sürülebilecektir. Böyle bir yorumdan hareket edilmesi halinde yasak alan kapsamı oldukça genişleyecek ve KHK ile düzenlenebilecek alan kalmayacaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin, 6.1.1987 günlü, E:1986/15 ve K:1987/1 sayılı kararında, dolaylı biçimde kişi hak ve özgürlüklerini ilgilendirmeyecek bir düzenleme düşünmenin oldukça güç olduğu, bu nedenle de dolaylı bir ilginin varlığına dayanılarak sonuca gitmenin isabetli sayılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, yasak alanın kapsamının, temel hak ve özgürlüklerle doğrudan ilgili düzenlemeleri kapsayacak, dolaylı olarak ilgili düzenlemeleri ise kapsam dışında bırakacak şekilde belirlenmesi gerekir. 

Anayasa Mahkemesi, 16.5.1989 günlü, E:1989/4 ve K:1989/24 sayılı kararında, 3.11.1988 günlü, 347 sayılı “233 Sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin Genel Müdür olarak atanabilmek için, “yükseköğrenim görmüş olmak, dört yılı kamuda, altı yılı özel sektörde geçmek şartıyla en az on yıl hizmeti bulunmak, kamu hizmeti bulunmayanlarda ise özel sektörde asgari onbeş yıl çalışmış olmak, Genel müdürlük görevini yerine getirebilecek yetenek, bilgi ve tecrübeye sahip olmak” şartlarını getiren 1. maddesine yönelik iptal istemini reddetmiştir. 

Anayasa’nın 91. maddesi kapsamına giren alanlarda düzenleme yapılmış olmasından söz edilebilmesi için 91. maddede belirtilen hak ve alanlarla ilgili doğrudan bir düzenleme yapılmış olması gerekir.

Yetki Kanunu kapsamında KHK’nin iptali istenen kurallarıyla belirtilen kurumlara bağlı olarak görev yapacak olan farklı statüdeki görevlilerin mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yeterlik sınavları, görev, yetki ve sorumlulukları ile Başkanlığın çalışma usul ve esaslarının belirlenmesinin öngörülmesi ve uzman yardımcılarının uzman kadrolarına atanabilme koşullarının düzenlenmesi kadrolara girişin koşullarını düzenleyen kurallar olup doğrudan memuriyete girişe ilişkin kurallar değildirler. Bu nedenle anılan kuralların Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen yasak alana ilişkin düzenlemeler içerdiğinden söz etmek mümkün değildir.
 
Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kurallara yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle kuralın iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.

KARŞIOY (Reddi Hakim)
-
Mahkememize 2011/142 Esas sayısı ile T.B.M.M. üyesi 116 milletvekili tarafından açılan 11.10.2011 tarih ve 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali davasın da Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ’ın reddi talebi yer almış ise de, dosyanın 12.1.2012 tarihli ilk incelemesinde hakimin reddi talebi esastan reddedilmiş, talebin kötü niyetle yapıldığı oyçokluğu ile kabul edilmiş ise de, bu gibi hallerde uygulanacak para cezasının talepte bulunanlar dışında cezanın SOYUT bir niteleme ile sadece davacıya verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.
 

Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığının kabulü halinde, bu kasta yaptırım uygulanması hukuk düzenince makul kabul görmeyen bir fiilin cezalandırılması isteminin gereğidir. Nitekim hukukun temel ilkelerinden bakıldığında HMK’nun 42. maddesi hukuksuz eyleme meşruiyet kazandırmamak için ceza öngörüsünde bulunmuş ve başvuruda bulunanlara bunlar arasında nasıl bir hukuksal ilişki olduğuna bakmaksızın talepte bululanlar yönünden her birinin cezalandırılması gerektiğini ifade etmiştir.


Nitekim genel usul hukuku hükümleri yanında özel nitelik taşıyan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinde yapılacak hakimin reddi taleplerinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması halinde BAŞVURUCULARIN HER BİRİNE disiplin para cezası verileceği hükmü çok açıktır.


Davacılar; Anayasanın 150. maddesince siyasi parti kimliklerine bakılmaksızın kendilerine iptal davası açma hakkı tanınan meclis üye tamsayısının 1/5 oranındaki asgari 110 milletvekilidir. Açılan davaların kabul görebilmesi için alt sınır 110 olup beklenmeyip üstünde olması haline ilişkin bir sınırlama bulunmamaktadır. Nitekim Türkiye Büyük Milet Meclisi tarafından imzalanarak tasdik edilen belge ile görülen bu davayı açanların Meclis üyeleri oldukları teyit edilmiş ve görülen bu davayı da asgari 116 kişinin bir araya gelerek açtığı anlaşılmıştır.


Bir an için dava açma için bir araya gelen iradenin zorunlu bir birliktelik içinde oldukları kabul edilse bile bu beraberlik açılmış davanın mahkemece kabulünün ön şartıdır. Örneğin değişik siyasi gruplardan 140 kişinin bir araya gelmesi ile açılan bir davada dava açan belgeye imza atanlardan 40 kişinin diğer talepler yanında reddi hakim talebinde bulunmamış veya bilahare feragat olmaları halinde görülen davada dava, kalan 100 kişi davacı yönünden 110 kişilik dava açma şartını oluşturmadığı için açılmamış mı sayılacaktır? veya dava tüm diğer talepler yönünden düşmüş mü olacaktır?


Dava açanların iradesi açılmış davanın kabul şartından bağımsız nitelikte olup dava açanlar arasında ki hukuksal ilişkiden kaynaklı bir zorunluluk değildir. Reddi hakim talebinden çekilenler yönünden kötü niyet araştırması yapılamayacak ve para cezası verilemeyecek olması – talepte bulunan ve bulunmayanlar arasında nasıl bir hukuki tespit yapmayı gerektiriyorsa da dava açıp hakimin reddi talebinde bulunanların bu yöndeki iradesi dava açma için bir araya gelme zorunluluğunda bağımsız bir fikir – bir irade tezahürüdür.


Dava açanlar, açma yönünden gerekli biçimsel bir zorunluluk, dava konusu talepler yönünden ise ihtiyari bir birliktelik içindedirler. Davacılar arasında şekli bakımından mecburi dava arkadaşlığı vardır. 


Mecburi dava arkadaşlığında; dava konusu hukuki ilişkide farklı davranmalarını önleyecek çok sıkı, iştirak halinde bir ortaklık olup, dava arkadaşları aynı şekilde ve birlikte hareket etmek zorundadırlar. İştirak halinde mülkiyet, adi ortaklık, miras şirketi gibi veya ilgililer hakkında tek bir karar verilmesi zorunluluğunu doğuran davalarda davacılar şekli bakımından mecbur dava arkadaşı durumundadırlar ve dava konusu hak ile aralarında zorunlu ilişki vardır.
 

Özel yasasına tabii olan Anayasa Mahkemesine iptal davası açma şeklinde izah edildiği anlamda dava açan asgari 110 kişinin hukuk usulü nitelemesi ile mecburi dava arkadaşı oldukları söylenemeyecektir. Aralarında şekli bakımından olan bu zorunlu birliktelik nedeniyle dava açma şartı yerine getirildikten sonra dava açanlar yönünden dava açmada asgari sayısal zorunluluk şartının altına düşmedikçe talep konusu haklar yönünden bağımsız ihtiyari davranmalarının önüne geçecek kısıtlayıcı bir hüküm mevzuatta yoktur.


Kaldı ki, davanın konusu, dava açanlar arası şahsa bağlı sıkı bir medeni hukuk ilişkisinden değil Kamu hukukundan doğan ve toplumun tümünü ilgilendiren bir yasa uygulamasının, demokratik toplum öznelerinden Anayasal denetim talebine ilişkin olup bu yönüyle de mecburi dava arkadaşlığı nitelemesinden ayrıldığı düşünülmektedir. 
 

Aktif süje olan davanın konusu, toplumun tümünü ilgilendiren içerik taşıdığından, pasif süje olan dava açanlar olup, dava açmada birliktelik zorunluluğu içinde iseler de hak, yetki ve taleplerini hukuka uygun sorumluluk bilinci dahilinde kullanmak zorundadırlar, Aksine davranışın cezalandırılacağının öngörüldüğü hallerde ceza vermenin sınırını adaletle şekillendirilmiş toplumsal yarar düşüncesi oluşturur, ve cezaların önleme iyileştirme amaçları da göz önüne alınarak adaletli bir ölçü içinde biçimlenir. Hedef, cezanın yaratacağı korkutuculuk ve caydırıcılıktan toplum adına yararlanma ilkesidir.


Ceza önlemi kimi suçlardan, niteliği, işleme biçimi, Devlet için zarar alanı, SUÇTAN ZARAR GÖRENİN KİMLİĞİ vb nedenler ile farklı düzenlemeler içerebilir.
 

Başkanvekili 
Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ (Reddi Hakim)
-
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında ret talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas yönünden kabul edilmemesi” hâlinde, “disiplin para cezası” verileceği öngörülmekte, (6) numaralı fıkrasında da ret talebinin “açıkça” kötüye kullanıldığının tespiti aranmaktadır.

Söz konusu kurallar uyarınca disiplin para cezasına hükmedilebilmesi için, ret talebinin kötü niyetle yapılması ve ret talebi olarak gösterilen sebeplerin esastan kabul edilmemesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi disiplin para cezası verilebilmesi için yeterli olamayacağı gibi ret talebinin açıkça kötüye kullanıldığının da tespit edilmesi gerekmektedir. 
 
Davacı ret sebeplerini,

- Kamuoyunda “WikiLeaks Belgeleri” olarak bilinen belgelere göre, 2003 yılında ABD Büyükelçisine Cumhuriyet Halk Partisi aleyhinde bir takım beyanlarda bulunduğu iddiası, 

- “Ümit ediyorum ki bu gayret, Anayasa Mahkemesine dava açmak suretiyle sorun çözme kolaycılığını da ortadan kaldıracaktır” biçimindeki 25 Nisan 2011 tarihli konuşma metninden yapılan alıntı,

ve bunları pekiştiren

- 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun iptali başvurusunda istikrar kazanmış görüşünden vazgeçerek iptal isteminin reddi yönünde kullandığı oy,

olarak gösterdikten sonra, bu sebeplerin Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarafı olduğu davalarda, reddedilenin tarafsız davranamayacağına ilişkin kuşkulara neden olduğunu ileri sürmüştür.

İleri sürülen bu iddia, 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (1) numaralı fıkrası çerçevesinde incelenerek, söz konusu sebeplerin tarafsız hareket edemeyeceği kanısını haklı kılan hâl kapsamında olmadığı düşüncesiyle Davacının ret talebi esastan reddedilmiştir.
 
Ret talebinin esastan reddedilmiş olması, talebin kötü niyetle yapıldığı anlamını taşımayacağı gibi salt reddedilme nedeniyle disiplin para cezası verilemeyeceği de açıktır. Disiplin para cezası verilebilmesi için kanunun tanıdığı bu hakkın açıkça kötüye kullanıldığının (kötü niyetle yapıldığının) tespit edilmesi gerekmektedir.

Ret talebinin, kimi internet sitelerinden elde edilebilmesi mümkün olan ret sebeplerine dayanması, belirtilen ret sebeplerinin içerikleri, ret talebinin sunuluş biçimi, anlatım düzeni ve yargılama sürecindeki ileri sürülüş zamanı, Davacı tarafından açılan ve ret taleplerini de içeren diğer iptal davalarının konuları arasındaki benzerlik ve bu iptal başvurularındaki ret taleplerinin başvuru yönteminin ve ret sebeplerinin ayırımsız aynı olması dikkatle incelendiğinde, ret talebi başvurusunun, kanunun tanıdığı bir hakkın kanuni sınırlar içinde kullanıldığını ve yargılamanın düzenli biçimde işleyişini önlemek ve kamu düzenini bozmak gibi bir amaç taşımadığını, dolayısıyla da bu hakkın açıkça kötüye kullanılmadığını göstermektedir.

Açıklanan nedenle Davacıya disiplin para cezası verilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
 
Üye
Mehmet ERTEN
KARŞIOY GEREKÇESİ
-
6223 sayılı Yetki Yasası’na dayanılarak kararlaştırılan 662 sayılı (KHK) Kanun Hükmündeki Kararname’nin:
 
53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen ve iptali istenilen fıkrada, DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlilik sınavlarının usul ve esaslarının, Müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usul ve esaslarının ve diğer hususların yönetmelikle belirleneceğine ilişkin;
 
95. maddesiyle de 2547 sayılı Kanun’a eklenen ve iptali istenilen GEÇİCİ 60. maddesinde, bir derse ikiden fazla kayıt yaptırılması, ilave ders alınması veya 44/c fıkrasındaki süreler içinde öğrenimin tamamlanamaması gibi hallerde öğrenciden alınacak ya da iade edilecek öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretine ilişkin;
 
Hususların düzenlendiği anlaşılmaktadır.
 
Anayasa’nın 91. maddesinde, olağan dönemde çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler ile Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin düzenlenemeyeceği öngörülmüştür.
 
Anayasa’nın “Hizmete girme” başlıklı 70. maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmekte ve söz konusu kural, Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve ödevler ile ilgi düzenlemeler içinde yer almaktadır.
. 
662 sayılı KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkrada, DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlilik sınavlarının usul ve esaslarının yönetmelikle düzenleneceği ifade edilmektedir. Söz konusu düzenlemenin, Anayasa’nın 70. maddesinde belirtilen kamu hizmetine girme hakkına ilişkin olması nedeniyle kuralda yer alan “mesleğe giriş ve” ibareleri, KHK ile düzenleme yapılması yasaklanan alanı düzenlediği için oybirliği ile iptal edilmişse de bu ibareler dışında kalan kısmın da iptal edilen ibarelerle bütünlük oluşturmak suretiyle kuralı anlamlandırdığı ve ondan ayrı bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, gözetildiğinde kalan kısmın da kamu hizmetine girme hakkına ilişkin bir düzenleme olduğu ve Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve ödevler ile ilgi yasaklanan alan içinde yer aldığı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Buna göre, 662 sayılı KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen “DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının……….yeterlilik sınavlarının usul ve esaslarının,” biçiminde kalan kısmının da Anayasa’nın 91. maddesine aykırı olması nedeniyle iptali gerekmektedir.

Ayrıca Anayasa’nın 128. maddesinde, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” denilmektedir. 
 
İptali istenilen kural, DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının mesleğe giriş ve yeterlilik sınavlarının usul ve esaslarının, Müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının ve diğer hususların düzenlemesinin doğrudan yönetmelik ile yapılacağını öngörmektedir. Kuralda yer alan Müfettiş yardımcıları ve Müfettişlerin Anayasa’nın 128. maddesinde tanımlanan memur ve kamu görevlileri kapsamında oldukları, bunlarla ilgili mesleğe giriş ve yeterlilik sınavlarının usul ve esaslarının, Müfettişliğe yükselmelerinin, görev, yetki ve sorumluluklarının ve özlük hakları kapsamında diğer hususların kanunla yapılmasının Anayasal bir zorunluluk olduğu açıktır. Buna göre, kural Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır ve bu yönden de iptali gerekir. 
 
Anayasa’nın “Vergi ödevi” başlıklı 73. maddesinde “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” denilmekte ve söz konusu kural, Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve ödevler ile ilgi düzenlemeler içinde yer almaktadır.
 
662 sayılı KHK’nin 95. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici 60. maddesinde, öğrenciden alınacak öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretinin, Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülük kapsamında bir düzenleme olduğu ve Anayasa’nın dördüncü bölümündeki siyasi haklar ve ödevler ile ilgi yasaklanan alan içinde yer aldığı konusu duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıktır. Buna göre, 662 sayılı KHK’nin 95. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici 60. maddenin Anayasa’nın 91. maddesine aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerekir.
 
Açıklanan nedenle kuralların iptali gerektiğinden, redde ilişkin çoğunluk görüşüne katılmadım.
 
Üye 
Mehmet ERTEN
DEĞİŞİK GEREKÇE
-
6.4.2011 günlü, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun 1. maddenin (b) bendi “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği arttırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul esaslarına” ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere, Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermektedir. 662 sayılı KHK’nin 25., 35., 53., 71. ve 87. maddeleri memuriyet statüsüne alınmaya ilişkin düzenlemeler niteliğindedir. Oysa yukarıda ifade edildiği üzere, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nun belirtilen hükmü salt “istihdam edilen” kamu görevlileri bakımından bir düzenleme yapılabilmesi konusunda yetki vermektedir. Diğer bir deyişle söz konusu kurallar Yetki Kanunu kapsamı dışında kalmakta ve bu mahiyeti itibariyle ve Anayasa’nın 91. maddesine aykırı düşmektedir.

Açıklanan nedenle, anılan kuralın iptaline bu gerekçeyle katılıyoruz. 


Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR 

Üye
Burhan ÜSTÜN
KARŞIOY YAZISI
1- Reddi hakim talebinin kötü niyetle yapıldığı gerekçesiyle DİSİPLİN PARA CEZASI UYGULANMASINA yer olmadığına dair KARŞIOY: -
İptal davasını açan Parti tarafından Başkan Haşim KILIÇ’ın reddi talebinin kötü niyetle yapıldığına ve 6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince disiplin para cezası uygulanmasına ilişkin çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:

6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında “Ret talebinin kötü niyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yönünden kabul edilmemesi halinde, talepte bulunanların her birine Mahkemece beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası verilir” denilmiş; (6) numaralı fıkrasında “Bu Kanun anlamında disiplin para cezasından maksat, bireysel başvuru hakkını veya ret talebini açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine verilen … para cezası” olduğu belirtilmiştir. Buna göre para cezası verilebilmesi için öncelikle talebin esastan reddedilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Talepte kötü niyet olup olmadığı talebin yerinde olup olmadığı hususundan bağımsız olarak ayrıca incelenecek, varlığı açıkça saptanmışsa kötü niyete ilişkin para cezasına hükmedilebilecektir. 

Reddi hakim talep etme hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının gereğince kullanılmasını güvence altına alan bir hukuk müessesesidir. Temel hakların kötüye kullanılması gerekçesi, çoğu kez hakkın özüne dokunacak nitelikte kısıtlayıcı düşüncelere yönelebildiğinden, ihtiyatla kullanılmalı ve ancak açık, nesnel koşulların oluşması halinde başvurulmalıdır. Bu nedenle reddi hakim talepleri yönünden de kötü niyetin varlığı açık, somut ve nesnel delillere dayanmalıdır. Talebin gerekçelerinin yetersiz olması, davacının daha önce de benzeri nitelikte, kabul edilmeyen taleplerde bulunması, davacının mahkemeye ve hakime karşı itimatsızlığının bilinmesi, tek başına kötü niyetin kanıtlarını oluşturamazlar. 

Olayda davacının reddi hakim talebinde bulunmasının kendi açısından hassasiyet yaratan bazı beyan ve olgulara dayandığı, bu bağlamda:

- Başkan Haşim KILIÇ’ın aleni bir konuşmada kullandığı ifadeler siyaset alanına giren eleştirilerdir. İyi işleyen demokrasilerde yüksek yargı başkanlarının siyaset alanına yönelik, ifade özgürlüğü kapsamında da olsa, yorum veya değerlendirme yapmaları olağan değildir. Öte yandan, Anayasa’nın 150. maddesine göre iptal davası açma hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi Meclis gruplarına ve TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere ait olup, bunlardan Cumhurbaşkanının dava açması uygulamasına uzun süredir rastlanmadığı, iktidar partisinin dava açtığının ise hiç görülmediği bilinmektedir. Bu durumda eleştirinin hedefinin ana muhalefet olduğu açıktır. 

-WIKILEAKS belgeleri her ne kadar hukuki bir işleme veya karara esas alınabilecek nitelikte değillerse de bunlarda geçen anlatımların davalı partide menfi yönde sübjektif kanaat veya kuşku uyandırmaya elverişli oldukları 

anlaşılmaktadır. 

Başkan Haşim KILIÇ’ın derdest olan davada tarafsız hareket edemeyeceği yönünde somut bir ret nedeni bulunmamakla birlikte Sayın Başkan’dan kaynaklanan nedenlerle davacıda bir hassasiyet doğmuş olduğu, dosyadaki evraktan anlaşılmaktadır. Bu nedenle olayda açıkça kötü niyet bulunduğu söylenemez. Para cezasına hükmedilmemesi gerekir.
2- KHK Kurallarına İlişkin Karşıoy Gerekçeleri:
A) KHK’nin 53. maddesiyle 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkra: -
Fıkra ile “DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle belirlenir” hükmü getirilmiştir. 

Kuralda, 6223 sayılı Yetki Kanunu’nda öngörülmeyen müfettiş yardımcılığı kariyerinin giriş ve yeterlik, yükselme, görev, yetki ve sorumlulukları ve teftiş kurulunun çalışma usul ve esasları ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeler yetki kanununun kapsamı dışında kaldığından kural, Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır. 

Anayasanın 128. maddesinde “…memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri…”nin kanunla belirleneceği belirtilmektedir. Kuralla, hiçbir ölçüt getirilmeden ve sınır çizilmeden, müfettiş yardımcılarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma esaslarının yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür. Kuralın, Anayasa’da öngörülen anlamda yasa ile düzenleme anlamına gelmediği açıktır. Bu nedenle, Anayasa’nın 128. maddesine de aykırıdır.
B) KHK’nin 95. maddesiyle, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na Eklenen Geçici Madde 60: -
Kuralda, öğrenci katkı payı ve öğrenim ücretinin artırımlı olarak uygulanacağı hallerin belirtildiği ve bu uygulamanın ne zaman başlayacağının düzenlendiği anlaşılmaktadır. 6223 sayılı Yetki Kanunu yükseköğrenimle ilgili bir düzenlemeye yetki vermediği gibi, Anayasa’nın İkinci Kısmının siyasi haklar ve ödevler başlıklı dördüncü bölümünde yer alması nedeniyle kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyecek olan harç ve benzeri mali yükümlülüklerle ilgili kuralın, Anayasa’nın 91. maddesine aykırı olması nedeniyle iptali gerekir. 

 
Üye 
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ (Reddi Hakim)
-
6216 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (5) numaralı fıkrasında red talebinin “kötü niyetle yapıldığının anlaşılması” ve “esas yönünden kabul edilmemesi” halinde talepte bulunanların her birine beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar “disiplin para cezası” verileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin (6) numaralı fıkrasında ise, bu Kanun anlamında disiplin para cezasının bireysel başvuru hakkını veya red talebini “açıkça kötüye kullandığı” tesbit edilen başvurucular aleyhine verilen para cezası olduğu belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi disiplin para cezasına hükmedilebilmesi için red talebinin kötü niyetle yapılması (açıkça kötüye kullanılması) ve talebin esastan kabul edilmemesi koşullarının birlikte bulunması gerekmektedir.

Bu durumda her somut olayda olayın özelliğine göre “hakimin reddi talebinin kötü niyetle yapıldığı” hususu mahkemece takdir edilecektir.

Davada, davacının hakimin reddi talebinin reddedildiği açıktır. Ancak dosyanın incelenmesinden bu talebin kötü niyetle yapıldığı konusunda herhangi bir belge ve bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenle kararın “hakimin reddi talebinin kötü niyetle yapıldığının kabulü ile talepte bulunanlar hakkında disiplin para cezası uygulanması” yolundaki kısmına katılmıyorum.

Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
-
11.10.2011 günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin;

1) 53. maddesi ile 6200 sayılı Kanun’un 6. maddesine eklenen fıkranın incelenmesi;

Fıkrada “DSİ’de istihdam edilecek Müfettiş Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, Müfettişliğe yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile Teftiş Kurulu Başkanlığının çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.” denilmektedir.

Kararda “giriş ve” ibaresi Anayasa’nın 91. maddesinde düzenlenen Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmesi mümkün olmayan yasak alan içinde görülerek sadece ibare yönünden iptal edilmiştir.

Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama Yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” hükmü yer almıştır. Anayasa’nın 87. maddesinde ise , “Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

Anayasa’nın 91. maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” denilmektedir. 

Yukarıya aynen alınan madde hükümlerinden yasama yetkisinin genel ve asli bir yetki olup devredilemeyeceği, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin ise kendine özgü istisnai bir yetki olduğu ve Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen sınırlar içinde kullanılabileceği anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın “siyasi haklar ve ödevler” başlıklı Dördüncü Bölümünde yer alan 70. madde de ise “ Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir ayırım gözetilemez.” hükmü yer almıştır. Madde hükmü ile kamu hizmetlerine girme hakkı düzenlenirken, hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden başka bir ayırım gözetilemeyeceği de belirtilmek suretiyle bu hakkın güvence altına alındığı açıktır.

Bu durumda, Devlet Su İşlerinde istihdam edilecek müfettiş yardımcıları ile ilgili düzenleme, Anayasa’nın Dördüncü Bölümünde yer alan 70. maddede hüküm altına alınan “kamu hizmetine girme hakkına” ilişkin olup, Anayasa’nın 91. maddesine göre kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi mümkün olmayan, yasak alan içindedir ve iptali gerekmektedir,

2) 95. maddesi ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na eklenen geçici 60. maddenin incelenmesi; 

Madde de “Bir derse ikiden fazla kayıt yaptırılması, ilave ders alınması veya 44 üncü maddenin (c) fıkrasındaki süreler içinde öğrenimin tamamlanamaması hallerinde, 46 ncı maddenin (ç), (d), (e) ve (f) fıkraları uyarınca her bir ders için kredi başına ödenecek öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretinin artırımlı olarak uygulanmasını öngören hükümler, 2014-2015 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanır. Söz konusu eğitim-öğretim yılına kadar durumu anılan fıkraların kapsamına giren öğrencilerden, ders tekrarı olup olmadığı ve öğrenimin süresi içinde tamamlanıp tamamlanmadığına bakılmaksızın, ilk defa kayıt yaptıran öğrencilerden alınacak tutarda öğrenci katkı payı veya öğrenim ücreti alınır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 2011-2012 eğitim-öğretim yılı için öğrencilerden alınmış öğrenci katkı payı ve öğrenim ücretlerinin artırımlı kısmı, talep edilip edilmediğine bakılmaksızın ilgililere red ve iadeler gelir kaleminden iade edilir.” denilmektedir.

Madde hükmü öğrenci katkı payı ve öğrenim ücreti ile ilgili olup, Anayasa’nın Dördüncü Bölümünde yer alan “siyasi haklar ve ödevler” kapsamında mali yükümlülüğe ilişkin düzenlemeler içermektedir. 
 
Bu durumda Anayasa’nın 91. maddesi karşısında Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlenemeyecek yasak alanda yapılan bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırılık oluşturduğu açıktır. 

Açıklanan nedenlerle 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 53. ve 95. maddeleri ile eklenen fıkra ve geçici maddenin iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
-
662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptali istenen 95. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici 60. maddede, bazı durumlarda öğrenci katkı payı veya öğrenim ücretinin artırımlı olarak uygulanmasını öngören hükümlerin 2014-2015 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlanacağı, söz konusu eğitim-öğretim yılına kadar durumu bu kapsama giren öğrencilerden ilk defa kayıt yaptıran öğrencilerden alınacak tutarda öğrenci katkı payı veya öğrenim ücreti alınacağı, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle 2011-2012 eğitim-öğretim yılı için öğrencilerden alınmış öğrenci katkı payı ve öğrenim ücretlerinin artırımlı kısmının, talep edilip edilmediğine bakılmaksızın ilgililere iade edileceği belirtilmektedir.


Anayasa’nın 91. maddesi uyarınca, “sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” Esasen bu hüküm, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması konusunda Anayasa’nın 13. maddesiyle getirilen kanunilik şartına paraleldir. Olağan dönemlerde, sosyal ve ekonomik haklar dışında kalan temel hak ve hürriyetlerin, kanuna göre istisnai bir tasarruf olan kanun hükmünde kararnameyle düzenlenemeyeceğinin belirtilmesi, bu hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına almaya yöneliktir.


Diğer yandan, Anayasa’nın 91. maddesindeki kanun hükmünde kararname ile düzenleme yasağını sadece “sınırlama” olarak anlamamak gerekir. Anayasa koyucunun, “sınırlama”yı da kapsayan çok daha geniş bir kavram olan “düzenleme”yi seçmesi bilinçli bir tercihi yansıtmaktadır. Aksi yorum, temel hak ve hürriyetlere yönelik hangi düzenlemenin sınırlama, hangisinin genişletme olduğu konusunda belirsiz bir alanın doğmasına ve gereksiz tartışmalara yol açabilir. Bu nedenle, Anayasa’nın 91. maddesinde belirtilen hak ve hürriyetler, sınırlama ya da genişletme amacıyla, hiç bir şekilde kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenememelidir.


Anayasa’nın ikinci kısmının dördüncü bölümünde yer alan haklar ve ödevler kapsamında olan “vergi ödevi”, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanan alanlardan biridir. Anayasa’nın 73. maddesine göre, “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” İptali istenen kural da “harç ve benzeri mali yükümlülük” kapsamında değerlendirilebilecek bir kamu gelirine ilişkin olduğundan, 91. madde gereğince, KHK ile düzenlenemez.


Nitekim Mahkememiz, 662 sayılı KHK’nın iptal davasına konu 16. maddesiyle 4708 sayılı Kanun’un 5. maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik sonucu yapı denetimi hizmet bedellerinden, ruhsatı veren idare veya Bakanlık hesabına yapılan kesinti oranının % 1’den % 3’e çıkarılmasına dair düzenlemeyi, Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan “benzeri mali yükümlülük” kapsamında değerlendirerek, böyle bir düzenlemenin KHK ile yapılamayacağı gerekçesiyle iptal etmiştir. İptal gerekçesinde belirtildiği üzere, “öncelikle dava konusu kural ile oranı yükseltilen payın ismine bakılmaksızın içeriğinin ve hukuksal niteliğinin saptanması gerekmektedir.” Mahkeme, daha önce olduğu gibi, bu kararında da Anayasa’nın 73. maddesinde geçen “harç” kavramını “bazı kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları (pasaport, adliye, tapu, öğrenim hizmetleri vb.) hizmetin bedeli olarak bu hizmetten yararlanan fertlerden tahsil edilen kamu geliri” olarak tanımlamıştır. 


Bu tanım karşısında, devlet üniversitelerinde öğrencilerin ödemekle yükümlü oldukları katkı payı ve öğrenim ücretlerinin, kamu kurumları olan üniversitelerin verdikleri öğrenim hizmeti karşılığında bu hizmetten yararlananlardan alınan bir kamu geliri olduğu, bu haliyle “harç” olarak nitelendirilebileceği açıktır. Nitekim, 2547 sayılı Kanun’un ilk halinde söz konusu katkı payı ve öğrenim ücretleri “harç” olarak ifade edilmiştir. Terim değişikliğine rağmen, 2547 sayılı Kanun’un, 47., 55., 65. ve 67. maddeleri gibi bir çok hükmünde öğrenim harcı ya da üniversite harcı anlamında “harç” ibaresi kullanılmaya devam etmektedir. 


Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kapsamındaki bir kamu gelirine ilişkin hususların KHK ile düzenlenmesi, Anayasa’nın 91. maddesiyle bağdaşmayacağından, çoğunluğun red yönündeki kararına katılmıyorum.

Üye
Zühtü ARSLAN
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (10)
Söz Konusu Mahkeme Kararında İptal İstemine Konu Olan Mevzuat (9)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul