En son güncellemeler 13 Aralık 2019 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Dava Türü: İptal Davaları / İtiraz Başvuruları
  • Süreç: Karar
  • Karar Türü: İptal
  • Esas No: 2017/89
  • Karar No: 2018/5
  • Karar Tarihi: 18.01.2018
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
2017/89 E., 2018/5 K., 08.01.2018 T.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2017/89 
Karar Sayısı: 2018/5 
Karar Tarihi: 18.1.2018

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Batı 1. Asliye Hukuk
Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU: 29.6.2001 tarihli ve 4706 sayılı Hâzineye Ait 
Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik 
Yapılması Hakkında Kanun’a 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle 
eklenen 7/B maddesinin dördüncü cümlesinin Anayasa’nın 11., 13., 35., 46. ve 57. 
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacı kooperatif tarafından, Hâzineye ait taşınmazın kooperatife 
satışından sonra uygulama imar planında rehabilitasyon merkezi ve spor alanı kullanımına 
ayrılan taşınmazın Hazine adına yapılan tapu tescilinin iptali ile kooperatif adına tapuya 
tesciline karar verilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık 
iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ

Kanun’un itiraz konusu kuralın yer aldığı geçici 7/B maddesi şöyledir.

“Hazîneye ait taşınmazlar; konut yapılmak amacıyla rayiç bedel üzerinden 
konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst 
birliklere, bunlar arasında yapılacak ihale ile satılabilir. Bunların ihaleye katılabilmeleri 
için, ihale konusu taşınmazın tahmini bedelinin dörtte birini bir bankada adlarına açılan 
hesapta bloke etmeleri şarttır. Bu taşınmazların satış amacı dışında kullanılamayacağına, 
amacı dışında kullanıldığının tespiti halinde, satılan taşınmazın satış bedelinin faizsiz iade 
edilerek Hâzinece geri alınacağına dair tapu kütüğüne şerh konulur. Bu maddeye göre 
satılan taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet 
alanlarına ayrılan yerler, bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına resen tescil 
edilir. ”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, 
Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman 
Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal 
Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir 
ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 
15.3.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine 
uygun olup olmadığı sorunu görüşülmüştür.



2.6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri 
Hakkında Kanun’un “Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” kenar başlıklı 
40. maddesinde Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek 
yöntem belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya bakmakta 
olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin 
hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü 
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri 
dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmış, fıkranın (a) 
bendinde de “iptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarım 
açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı” mahkemeye gönderilecek belgeler arasında 
sayılmıştır. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun 
veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas 
incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.

3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının 
(a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya 
aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi 
nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği 
ifade edilmiştir.

4. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4706 sayılı Kanun’un 7/B maddesinin 
dördüncü cümlesinin tamamının iptalini talep etmekle birlikte başvuru kararında sadece 
maddede yer alan “bedelsiz” ibaresine ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddialarını 
gerekçelendirilmiş; maddenin geri kalan kısmının ise Anayasa’nın hangi maddelerine, hangi 
nedenlerle aykırı olduğunu ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça göstermemiştir.

5. Açıklanan nedenlerle, 29.6.2001 tarihli ve 4706 sayılı Hâzineye Ait 
Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik 
Yapılması Hakkında Kanun’a 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle 
eklenen 7/B maddesinin dördüncü cümlesinin:

A. “Bedelsiz” ibaresi dışında kalan bölümünün iptaline karar verilmesi 
talebiyle yapılan itiraz başvurusunun 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve 
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince 
yöntemine uygun olmadığından esas incelemeye geçilmeksizin REDDİNE,

B. “Bedelsiz” ibaresinin esasının incelenmesine

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan 
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ile 
bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp 
düşünüldü:



A. Anlam ve Kapsam

7. 3194 sayılı İmar Kanunu’nda imar uygulamaları ayrıntılı olarak 
düzenlenmektedir.

8. Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre; imar hududu içinde 
bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati 
aranmaksızın birbirleri ile yol fazlaları ile kamu kuramlarına veya belediyelere ait bulunan 
yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, 
müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve resen tescil 
işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan 
dışında ise bu yetkiler valilikçe kullanılır.

9. Kanun’un 18. maddenin ikinci fıkrasına göre belediyeler veya valiliklerce 
düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüz ölçümlerinden 
yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında 
“düzenleme ortaklık payı” olarak düşebilir. Ancak bu maddeye göre alınacak düzenleme 
ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüz 
ölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

10. Kanun’un 18. maddenin üçüncü fıkrasına göre düzenleme ortaklık 
payları; düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve 
ortaöğretim kuramları, yol, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, 
meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi 
hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Ayrıca 
maddenin altıncı fıkrasında herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı 
alınmayacağı belirtilmiştir.

11. Kanun’un 18. maddesinin dördüncü fıkrasına göre ise düzenleme ortaklık 
paylarının toplamı, üçüncü fıkrada belirtilen umumi hizmetler için yeniden ayrılması 
gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde eksik kalan miktar belediye veya 
valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

12. 4706 sayılı Kanun’un 7/B maddesinde de Hâzineye ait taşınmazların 
konut yapılmak amacıyla rayiç bedel üzerinden konut yapı kooperatiflerine, kooperatif 
birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere bunlar arasında yapılacak ihale ile 
satılabileceği belirtildikten sonra itiraz konusu kuralla, bu maddeye göre satılan 
taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına 
ayrılan yerlerin Hazine adına tescilinin “bedelsiz ” yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

13. Madde gerekçesinde belirtildiği üzere kuralla ‘‘ileride kamu 
ihtiyaçlarının karşılanması güvence altına alınmakta ve Devletin ileride doğabilecek 
kamulaştırma yükü ortadan kaldırılmaktadır. ” Belirtilen husus dikkate alındığında kural 
kapsamında Hâzineye bedelsiz devredilmesi öngörülen alanların 3194 sayılı Kanun’un 18. 
maddesinde belirtilen umumi hizmetlere ayrılan yerler için Kanun’da belirtilen oranın 
üzerinde kalan ancak düzenleme ortaklık payı ile karşılanamayan kamu hizmet alanları 
olduğu anlaşılmaktadır.



B. İtirazın Gerekçesi

14. Başvuru kararında özetle, bedeli ödenmek suretiyle satılan ve kooperatif 
adına tapuya tescil edilen Hâzineye ait taşınmazların yapılacak imar uygulaması sonucunda 
kamu hizmet alanlarına ayrılması hâlinde bedelsiz olarak Hazine adına tescil edilmesinin 
mülkiyet hakkına aykırı olduğu ve kişilerin bedelini ödeyerek aldıkları taşınmazların bedel 
ödenmeksizin idare tarafından geri alınmasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 
tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ek 1 No.lu Protokolü’nün 1. 
maddesi ile korunan mülkiyetin kullanımı hakkının ihlali olarak görüldüğü belirtilerek 
kuralın Anayasa’nın 11., 13., 35., 46. ve 57. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

15. Anayasa’nın 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına 
sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kamınla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının 
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." denilmektedir.

16. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve 
miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. 
Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade 
eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, 
E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına 
dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

17. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış 
olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu 
sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden 
yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü 
kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden 
herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına 
müdahale teşkil eder.

18. Dava konusu kuralla konut yapılmak amacıyla rayiç bedel üzerinden 
konut yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst 
birliklere ihale ile satılan Hâzineye ait taşınmazların bunlarla ilgili olarak yapılacak imar 
uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan yerlerin Hazine adına bedelsiz olarak 
tescil edileceği öngörülmektedir. Kuralda sayılan tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan 
taşınmazların kamu hizmet alanına ayrılan kısmının mülkiyetinin imar uygulaması sonucu 
bedelsiz olarak Hâzineye geçmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

19. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında mülkiyet hakkının 
kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin 
mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Zira 
mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamaması, devletin mülkiyetin 
kullanımını toplum yararına uygun olarak düzenleyebilmesini gerektirmektedir. Bu durumda 
da devletin mülkiyetin kullanımını kontrol yetkisine sahip olduğunun kabulü zorunlu hâle 
gelmektedir. Ayrıca Anayasa’nın kıyılara ilişkin 43., toprak mülkiyetine ilişkin 44., tarih, 
kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin 63., tabii servet ve kaynaklara ilişkin 168., 
ormanlara ilişkin 169. ve 170. maddeleri ile müsadereye ilişkin 28. maddesinin sekizinci



fıkrası, 30. maddesi ve 38. maddesinin onuncu fıkrasında, devlet tarafından mülkiyetin 
kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.

20. İtiraz konusu kuralda belirtilen taşınmazların mülkiyetinin bedelsiz olarak 
-kısmen- idareye geçmesi imar uygulaması yapılması nedeniyledir. İmar uygulamaları 
düzenli ve planlı bir şehirleşmenin sağlanabilmesi amacına yönelik olarak gerçekleştirilen ve 
planlamanın yapıldığı kentte bulunan arsa ve arazilerin kullanım amaçlarının, şehircilik ve 
planlama ilke ve politikaları doğrultusunda yeniden belirlenmesini içeren idari tasarruflardır. 
Bu işlemler taşınmazların sınırlarının ve büyüklüklerinin değiştirilmesini dahi gerekli 
kılabilmektedir. İmar uygulamalarında temel hedef taşınmazların kullanımının, şehircilik ve 
planlama ilkelerine uygun olarak yeniden düzenlenmesidir. Dolayısıyla itiraz konusu kuralla 
mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyet hakkının düzenlenmesine ve kontrolüne 
yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

21. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarak 
düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği 
öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin 
sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de göz 
önünde bulundurulması gerekmektedir.

22. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik 
toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili 
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet 
hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna 
dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması 
gerekmektedir.

23. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı 
amacıyla sınırlanabilir. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de 
beraberinde getiren bir kavram olup, objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her 
somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Yapılacak imar uygulaması 
sonucunda kamu hizmet alanına ayrılan yerlerin müstakil parsel olarak Hazine adına tescil 
edilmesinde kamu yararı bulunduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.

24. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı 
amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi 
“elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. 
“Elverişlilik” öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli 
olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını 
yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” 
ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir 
dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin, ulaşılmak istenen 
kamu yararı karşısında maliki olağandışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda 
müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez.

25. Arsa ve arazi düzenlemesi yapılmasının ve bu kapsamda kamu hizmetleri 
için ihtiyaç duyulan taşınmazların kısmen özel mülkiyette bulunan taşınmazlardan bedelsiz 
olarak karşılanmasının düzenli ve planlı bir kentleşmenin sağlanabilmesi amacına 
ulaşılabilmesi bakımından elverişsiz bir araç olmadığı söylenemez.



26. Düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi planlama yapılmasını zorunlu 
kılmaktadır. Yetkili kamu otoritelerince planlama yapılırken toplum olarak bir arada 
yaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçların estetik kaygısı da 
gözetilerek belirlenmesi ve karşılanması hedeflenmektedir. Sosyal birer varlık olarak aynı 
yerleşim yerinde ve bir arada yaşayan bireylerin bu ihtiyaçlarının giderilmesi, özel 
mülkiyette bulunmayan kamusal bir takım alanların varlığını gerekli hale getirmektedir. Özel 
mülkiyetin dışında bırakılan bu alanlar kentte yaşayan tüm bireylerin -ilgisine göre- 
kullanımma açık olan mekânlardır. Günümüzde tüm dünyada bu tür kamusal alanların 
oluşturulması için ihtiyaç duyulan taşınmazların en azından bir bölümü, kentin sınırları 
içinde yer alıp arsa ve arazi düzenlemesine tabi tutulan özel mülkiyetteki taşınmazların 
kısmen kamuya bedelsiz olarak terki suretiyle temin edilmektedir.

27. Bu taşınmazların kamuya terkinin bedelsiz olması Anayasa’nın 35. 
maddesinin üçüncü fıkrasında ifadesini bulan, mülkiyet hakkının kullanımının kamu 
yararına aykırı olamayacağı kuralının bir gereğidir. Bireyler toplum olarak bir arada 
yaşamanın kendilerine sağladığı nimetlerin karşılığında birtakım toplumsal külfetlere 
katlanmak durumundadırlar. Ayrıca maliklerin toplum halinde yaşamanın getirdiği genel 
nitelikteki nimetlerden öte taşınmazlarının imar uygulamasına tabi tutulması nedeniyle 
değerinde artış meydana gelmesi biçiminde kişiselleşmiş bazı menfaatler de elde 
edebildikleri dikkatten kaçırılmamalıdır. Bu açıdan, mülk sahiplerinin imar uygulamasına 
tabi tutulan taşınmazlarının mülkiyetinin kısmen, kamu hizmetine tahsis edilmek üzere 
Hâzineye geçmesinin adalet ve hakkaniyete aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Dolayısıyla 
itiraz konusu kuralla, ihale ile özel kişilere satılan taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar 
uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan yerlerin bedelsiz olarak Hazine adına 
resen tescil edilmesinin öngörülmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin gerekli 
olmadığı sonucuna varılamayacaktır.

28. Son olarak itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 
orantılı olup olmadığı da incelenmelidir. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların, imar 
uygulamasına tabi tutulmasının malike sağladığı menfaatler gözetilerek kısmen ve bedelsiz 
olarak Hâzineye devredilmesinin öngörülmesinde kamusal yarar bulunmakla birlikte bu 
yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir. Bu bağlamda malikin, imar 
uygulamasından elde ettiği yarar ile taşınmazının kısmen idareye devredilmesi ile yüklendiği 
külfet arasında bir kıyaslama yapılmalıdır. Bu çerçevede imar uygulaması sonucu taşınmazın 
değerinde meydana gelen değer artışının, menfaatlerin dengelenmesinde göz önünde 
bulundurulacak unsurlardan biri olduğu ifade edilmelidir. Taşınmazın değerinde meydana 
gelen artış ile idareye devredilen kısmının değeri arasında açık bir dengesizliğin bulunması 
durumunda malike yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olduğundan söz edilebilir.

29. İtiraz konusu kural, satılan taşınmazlarla İlgili olarak yapılacak imar 
uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan yerlerin, herhangi bir üst oran 
belirlenmeksizin bedelsiz olarak Hazine adına resen tescil edilmesini mümkün kılmaktadır. 
Dolayısıyla söz konusu taşınmazları Hâzineden satın alan kişilerin ileride yapılacak imar 
uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan ve bedelsiz olarak Hazine adına tescil 
edilecek olan yerlerin taşınmazın ne kadarlık kısmına karşılık geleceğini bilmeleri mümkün 
değildir. Kural bu haliyle maliklerin, imar uygulamasından elde ettikleri yarar ile 
yüklendikleri külfet arasında açık bir dengesizliğin bulunup bulunmadığının 
değerlendirilmesine imkân tanımamaktadır. Diğer bir ifadeyle imar uygulaması sonucu 
taşınmazın, bedelsiz olarak Hâzineye devredilecek kısmına yönelik herhangi bir üst sınır 
getirilmemesi malikin Hâzineye devretmekle topluma terk ettiği ekonomik değer ile imar 
uygulamasının, taşınmazın geride kalan kısmına sağladığı ekonomik katkı arasında makul



bir orantısallığın bulunup bulunmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmasına olanak 
vermemektedir. Bu da malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile malikin 
mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.

30. Sonuç olarak imar uygulaması sonucu taşınmazın, bedelsiz olarak 
Hâzineye devredilecek kısmına yönelik herhangi bir üst sınır getirilmemesi nedeniyle itiraz 
konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğu sonucuna 
varılmaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.

_ Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, 
Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ ile Recai AKYEL bu görüşe katılmamışlardır.

Kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden 
ayrıca Anayasa’nın 11., 46. ve 57. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

32. 30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında başvurunun; 
kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü’nün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup bu madde veya 
hükümlerin iptalinin kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet 
Meclisi İçtüzüğü’nün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamaması sonucunu 
doğurması hâlinde keyfiyeti gerekçesinde belirtilmek şartıyla uygulanma olanağı kalmayan 
kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü’nün söz konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline Anayasa 
Mahkemesince karar verilebileceği öngörülmektedir.

33. 29.6.2001 tarihli ve 4706 sayılı Hâzineye Ait Taşınmaz Malların 
Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 
Kanun’a 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen 7/B maddesinin 
dördüncü cümlesinde yer alan “bedelsiz” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı 
kalmayan bu ibareden sonra gelen “ve" ibaresinin de 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin 
(4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

V. HÜKÜM

29.6.2001 tarihli ve 4706 sayılı Hâzineye Ait Taşınmaz Malların 
Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında 
Kanun’a, 3.7.2003 tarihli ve 4916 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen 7/B maddesinin 
dördüncü cümlesinde yer alan;

A. “...bedelsiz... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 
Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Kadir 
ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ ile Recai AKYEL’in karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA,



B. “...bedelsiz... ” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan bu 
ibareden sonra gelen “...ve...” ibaresinin de 30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa 
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) 
numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

18.1.2018 tarihinde karar verildi.

Başkan Başkanvekili Başkanvekili
Zühtü ARSLAN Burhan ÜSTÜN Engin YILDIRIM

Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye Üye
Serruh KALELİ Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye Üye Üye
Recep KÖMÜRCÜ Hicabi DURSUN Celal Mümtaz AKINCI

Üye
Muammer TOPAL

Üye
M. Emin KUZ

Üye
Haşan Tahsin GÖKCAN

Üye
Kadir ÖZKAYA

Üye
Rıdvan GÜLEÇ

Üye
Recai AKYEL

Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ



KARŞIOY GEREKÇESİ

İptal istemine konu kuralın da yer aldığı 4706 sayılı Kanun’un 7/B maddesi, 
hâzineye ait taşınmazların, salt “konut yapılmak amacıyla”, rayiç bedel üzerinden “konut 
yapı kooperatiflerine, kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere” 
ihale ile satılmasını düzenlemekte olup; bu taşınmazların satış amacı dışında 
kullanılamayacağı, aksi halde, satılan taşınmazın satış bedelinin faizsiz iade edilerek 
Hâzinece geri alınacağı hususunun tapu kütüğüne şerh edileceği de madde metninde 
belirtilmektedir. Kuralın iptal istemine konu dördüncü cümlesinde ise “Bu maddeye göre 
satılan taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet 
alanlarına ayrılan yerler, bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına re’sen tescil edilir.” 
denilmektedir.

Esas Sayısı : 2017/89
Karar Sayısı: 2018/5

Hemen ifade etmek gerekir ki, kuralda sözü edilen “imar uygulaması”, 
Hazine taşınmazını konut yapmak amacıyla satın alan kooperatif tarafından yaptırılacak 
“mevzi imar plânı” taslağı baz alınarak ilgili Belediyece onaylanacak imar plânıdır. Diğer bir 
deyişle, ilgili kooperatif işin başından itibaren sürece müdahil olmakta, yalnız kuralda sözü 
edilen “kamu hizmet alanlarının tespiti ve plâna devredilmesi” faaliyeti ilgili Belediyenin 
görevine girmekle beraber, bunun kapsam ve sonuçlan taşınmazı satın alan kooperatifçe de 
bilinmektedir. Üstelik kuralın açık metni, satılan taşınmazların tamamının Hâzinece bir 
şekilde bedelsiz olarak geri alınabileceği gibi bir anlam çıkarılmasına elverişli değildir. 
Burada Hâzinenin bedelsiz olarak tescil edebileceği taşınmaz bölümü, yalnız ve yalnız 
“kamu hizmet alanlarına ayrılan yerler” ile sınırlı olup, bunun “Düzenleme Ortaklık Payı” 
gibi kamu yararı amacıyla mülkiyetin takyidi dışında bir anlam bulunmamaktadır. Taşınmazı 
Hâzineden satın alan kooperatif, işin başından (ihaleyi almasından) itibaren sürecin içinde 
olduğundan ve imar uygulamasında da kamu hizmetine ayrılan taşınmaz bölümü ve 
kullanılma amacını bilebilecek konumda bulunduğundan, ortada mülkiyet hakkının özünü 
zedeleyen bir tasarrufun varlığından ve hukuk devleti ilkesine aykırılıktan söz edilemez. 
Dolayısiyle bu tespitin doğal sonucu olarak ortada bir “kamulaştırmasız el atma” sorunu da 
mevcut değildir. Katlanılması gerekli bu “kamu külfeti”, ilgili kooperatifin konut yapmak 
maksadiyle Hâzineden ihaleyle satın aldığı taşınmazda, kendisinin de katılımıyla 
gerçekleşen imar uygulamasında “kamu hizmet alanlarına ayrılan yerler”in malikinin Hazine 
olması gerekliliğinden başka bir anlam ifade etmemektedir.

Anayasa Mahkemesinin 21.6.1990 tarih ve E.1990/7, K.1990/11 sayılı 
kararında da, imar uygulaması yapılan şahıslara (gerçek ve tüzel) ait taşınmazların 
yüzölçümlerinden belli miktarda kesinti yapılmasını öngören “Düzenleme Ortaklık Payı” 
kuralı Anayasa’ya aykırı görülmemiş v e bir kamu hizmeti karşılığında taşınmazda 
meydana gelecek değer artışı nedeniyle öngörülen bu uygulamanın mülkiyet hakkını ihlâl 
etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine 
aykırı olmadığı kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararma katılmıyoruz.

Üye Üye Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Recep KÖMÜRCÜ

Üye
Kadir ÖZKAYA

Üye
Rıdvan GÜLEÇ

Üye
Recai AKYEL



KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz konusu kuralın yer aldığı 4706 sayılı Kanun’un 7/B maddesi, hâzineye 
ait taşınmazların konut yapılmak amacıyla rayiç bedel üzerinden konut yapı kooperatiflerine, 
kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere ihale ile rayiç bedel 
üzerinden satılmasını düzenlemektedir. İtiraz konusu kuralda ise bu maddeye göre satılan 
taşınmazlarla ilgili olarak yapılacak imar uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına 
ayrılan yerlerin, bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına resen tescil edileceği 
düzenlenmektedir.

İtiraz konusu kural, esasen hâzineye ait olup imar geçmemiş bir alanda 
bulunan ve konut yapılmak amacıyla rayiç bedel üzerinden konut yapı kooperatiflerine, 
kooperatif birliklerine veya bu birliklerin oluşturduğu üst birliklere ihale ile rayiç bedel 
üzerinden satılan taşınmazların, satış amaçlarına uygun olarak inşaat faaliyetine uygun hale 
gelebilmesi için, 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi gereğince düzenlemeye tâbi tutulan 
alanlarda olduğu gibi, buralarda ihtiyaç duyulan kamu hizmetlerinin karşılanabilmesi 
amacıyla bir miktarının, bir anlamda imarsız bir alanın imara tabi tutulmasıyla ortaya çıkan 
değerlenmenin karşılığı olarak bedelsiz ve müstakil parsel olarak Hazine adına resen tescil 
edileceğini düzenlemektedir.

Anayasa Mahkemesi 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin ikinci fıkrasının 
iptali talebiyle yapılan başvuru hakkında verdiği 21.6.1990 tarihli ve E.1990/7, K.1990/11 
sayılı kararında; arazi ve arsa düzenlemesi sonucu taşınmazın esas yüzölçümünden düşülen 
"düzenleme ortaklık payı”nın, bir kamu hizmeti nedeniyle artan değer karşılığında ve 
düzenlemeye tâbi tutulan bölgenin gereksinimi olan hizmet ve tesisler için kullanılmak üzere 
öngörüldüğünü, kadastral parsellerin imar parseline dönüştürülmesinden sonra belediye 
tarafından kamu hizmeti yapılırken, hizmet karşılığı, yine o yere getirilecek hizmet için 
malikin taşınmazından belli bir miktarın düzenleme ortaklık payı olarak alınmasının 
kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirilemeyeceğini ifade etmiştir. Dolayısıyla 
düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan belirli umumî hizmetler için düzenlemeye 
tâbi tutulan arazi ve arsalarda düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışlarının 
karşılığı olarak düzenleme ortaklık payı düşülmesini Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının 
ihlali olarak görmemiştir.

Bu bağlamda, düzenleme ortaklık payı niteliğinde olmak üzere, imar 
uygulaması sonucunda kamu hizmet alanlarına ayrılan yerlerin bedelsiz olarak Hazine adına 
tescili hakkındaki itiraz konusu kuralın da mülkiyet hakkını ihlal ettiği söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 46. maddelerine 
aykırı olmadığı ve iptali gerekmediği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki 
kararına katılmadım.

Esas Sayısı : 2017/89
Karar Sayısı: 2018/5

Uye
Hicabi DURSUN

Dosyalar

RESMİ GAZETE METNİ
Resmi Gazete Metni (Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.
Söz Konusu Mahkeme Kararında İptal İstemine Konu Olan Mevzuat (2)
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (2)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul