• Dava Türü: İptal Davası
  • Süreç: Karar
  • Karar Türü: İptal
  • KANUNUM Yürürlük Değerlendirmesi: Yürürlükte
  • Esas No: 2017/33
  • Karar No: 2019/20
  • Karar Tarihi: 10.04.2019
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)


17 Temmuz 2019 ÇARŞAMBA Resmi Gazete Sayı : 30834

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2017/33 
Karar Sayısı : 2019/20 
Karar Tarihi: 10/4/2019

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALTAY, 
Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 130 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU: 2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Kanun’un;

A. 6. maddesiyle 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat 
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı 
Kanun Hükmünde Kararname ile “Özel Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı 
Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ” şeklinde değiştirilen) 17. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (ç) ve (d) bentleri ile (2) numaralı fıkrasında yer alan “Maarif 
Müfettişleri” ibarelerinin “ Bakanlık MaarifMüfettişleri” şeklinde değiştirilmesinin,

B. 8. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37. maddesinin (9) 
numaralı fıkrasına eklenen cümlenin;

C. 9. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 41. maddesinin 
değiştirilen;

1. (2) numaralı fıkrasının (b) bendinin,

2. (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

Ç. 13. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’ye eklenen geçici 12. 
maddenin;

1. (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan “Maarif 
Müfettişleri illerde il müdürüne...” ve “...il müdürünün vereceği diğer görevleri yapar.” 
ibarelerinin,

2. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...şube müdürü ve üstü 
kadrolarda fiilen çalışanlar ve...” ve “...yapılacak mülakatta başarılı olanlar,...” 
ibarelerinin,

D. 26. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. 
maddesinin değiştirilen (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan 
“657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak... ” ibarelerinin,

E. 29. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/C maddesinin dördüncü 

fıkrasının,



F. 30. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) 
bendinin birinci cümlesinin,

G. 39. maddesiyle 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 10. 
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) bendinin,

Ğ. 52. maddesiyle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na eklenen ek 
10. maddenin,

H. 53. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol 
Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin “ ...üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara 
yaygın yüklemelere girişilebilir. ” bölümünün,

Anayasa’mn 2., 5., 10., 27., 41., 42., 90., 130., 138., 161. ve 166. maddelerine 
aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi 
talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

A. 6. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin (KHK) 17. 
maddesinin (1) numaralı fıkrasının değişiklik yapılan (ç) ve (d) bentleri ile (2) numaralı 
fıkrası şöyledir:

“ç) Bakanlık teşkilatı ve personeli ile Bakanlığın denetimi altındaki her türlü kuruluşun 
faaliyet ve işlemlerine ilişkin olarak, usulsüzlükleri önleyici, eğitici ve rehberlik yaklaşımım 
ön plana çıkaran bir anlayışla, Bakanlığın görev ve yetkileri çerçevesinde denetim, inceleme 
ve soruşturma iş ve işlemlerini Bakanlık Maarif Müfettişleri aracılığıyla yapmak

d) Her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlan ile il ve ilçe millî eğitim 
müdürlüklerinin rehberlik, işbaşında yetiştirme, denetim, değerlendirme, inceleme, 
araştırma ve soruşturma hizmetlerini Bakanlık Maarif Müfettişleri aracılığıyla yürütmek

(2) Denetime tabi olan gerçek ve tüzel kişiler, gizli dahi olsa bütün belge, defter ve 
bilgileri talep edildiği takdirde ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı ilk 
talep hâlinde göstermek, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmakla mükelleftir. 
Bakanlık Maarif Müfettişleri, görevleri sırasında kamu kurum ve kuruluşları ve kamuya 
yararlı demekler ile gerçek ve tüzel kişilerden gerekli yardım, bilgi, evrak, kayıt ve belgeleri 
istemeye yetkili olup kanuni engel bulunmadıkça bu talebin yerine getirilmesi zorunludur. ”

B. 8. maddesiyle cümlenin eklendiği 652 sayılı KHK’nın 37. maddesinin (9) 
numaralı fıkrası şöyledir:

“(9) (Ek: 1/3/2014-6528/22 md.) Yurt içi veya yurt dışında, yerli veya yabancı kurum ve 
kuruluşlarla veya başka ülkelerle işbirliği anlaşması çerçevesinde kurulan ve ulusal veya uluslararası 
proje yürüten okul ve kurumlar, Bakan onayı ile proje okulu olarak seçilen ve belirli eğitim reformu ve 
programları uygulanan okul ve kurumlar ile Bakan onayıyla doğrudan Bakanlık merkez teşkilatına



bağlanan kurumlara yapılacak öğretmen atamaları ve yönetici görevlendirmeleri Bakan tarafından 
yapılır. (Ek cümle: 2/12/2016-6764/8 md.) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesi 
kapsamında üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarına bu okullarda okul müdürlüğü görevi 
verilebilir. ”

C. 9. maddesiyle 652 sayılı KHK’nın 41. maddesinin değiştirilen;

1. (2) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“b) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak. ”

2. (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“(6) Bakanlık Maarif Müfettişleri ve Bakanlık Maarif Müfettiş Yardımcılarının 
görevlendirildikleri çalışma merkezinde en az bir yıl çalışmaları esastır. Başkanlık, 
hizmetin gereği ve ihtiyaç halinde bu süre kaydını gözetmeden Bakanlık Maarif 
Müfettişleri ve Bakanlık Maarif Müfettiş Yardımcılarının görevlendirildiği çalışma 
merkezini değiştirebilir. ”

Ç. 13. maddesiyle 652 sayılı KHK’ya eklenen geçici 12. maddenin;

1. (1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“b) Maarif Müfettişleri illerde il müdürüne bağlı olarak inceleme, araştırma rehberlik 
hizmetleri ile il müdürünün vereceği diğer görevleri yapar. Maarif müfettişlerinin çalışma 
usul ve esasları yönetmelikle belirlenir. ”

2. (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde; 190 sayılı Kanun 
Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Bakanlığa ait bölümünde yer alan Bakanlık 
Maarif Müfettişi unvanlı toplam serbest kadro adedini geçmemek üzere, Maarif Müfettişi, 
Eğitim Müfettişi, Millî Eğitim Denetçisi ve İl Eğitim Denetmeni unvanlarını ihraz etmiş olup 
halen Bakanlık teşkilatında görevli olanlar ile Bakanlık teşkilatında şube müdürü ve üstü 
kadrolarda fiilen çalışanlar ve millî eğitim uzmanı ile millî eğitim uzman yardımcılarından 
yönetmelikte belirlenen yabancı dil ve tez şartını karşılayanlar arasından yapılacak 
mülakatta başarılı olanlar, 9/3/2016 tarihli ve 6682 sayılı 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe 
Kanunu ile belirlenen atama sayı sınırlarına tabi tutulmaksızın Bakan Onayı ile Bakanlık 
Maarif Müfettişi olarak atanabilir. ”

D. 26. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin değiştirilen (b) fıkrası
şöyledir:

“b. (Değişik: 2/12/2016 - 6764/26 md.) Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının 
öğretim elemanları, memur ve diğer personeline uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, 
kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla 
ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma 
cezalarıdır.

(1) 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri 
için uyarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:



a) Yetkili makamların bilgi ve belge istemini mazeretsiz olarak zamanında yerine 
getirmemek.

b) Maiyetindeki elemanların yetiştirilmesinde özen göstermemek.

c) Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, 
kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarım belirtmemek.

(2) 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki kamu görevlileri 
için kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır:

a) Yetkili makamların görevle ilgili bilgi ve belge istemini mazeretsiz olarak zamanında 
yerine getirmemek.

b) Resmi olarak ders vermekle yükümlü bulunulan öğrencilere özel ders vermek.

c) Resmi ilan, afiş, program, yazı ve benzeri dokümanları koparmak, yırtmak veya tahrif 
etmek.

d) Üniversite veya bağlı birimlerin sınırları içinde herhangi bir yeri kurumun izni 
olmadan hizmetin amaçları dışında kullanmak veya kullandırmak.

e) Yayınlarında hasta haklarına riayet etmemek.

f) İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda veya diğer klinik araştırmalarda ilgili 
mevzuat hükümlerine aykırı davranmak.

g) İncelemek üzere görevlendirildiği bir eserde yer alan bilgileri eser sahibinin açık izni 
olmaksızın yayımlanmadan önce başkalarıyla paylaşmak.

h) Bilimsel bir çalışma kapsamında yapılan anket ve tutum araştırmalarında 
katılımcıların açık rızasını almadan ya da araştırma bir kurumda yapılacaksa ayrıca 
kurumun iznini almadan elde edilen verileri yayımlamak.

ı) Araştırma ve deneylerde, çalışmalara başlamadan önce alınması gereken izinleri 
yetkili birimlerden yazılı olarak almamak.

j) Araştırma ve deneylerde mevzuatın veya Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası 
sözleşmelerin ilgili araştırma ve deneylere dair hükümlerine aykırı çalışmalarda bulunmak.

k) Araştırmacılar veya yetkililerce, yapılan bilimsel araştırma ile ilgili olarak muhtemel 
zararlı uygulamalar konusunda ilgilileri bilgilendirme ve uyarma yükümlülüğüne uymamak.

l) Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve 
yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak.

m) İçeriği itibarıyla şiddet, terör ve nefret amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve 
benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kuramların herhangi bir yerine 
asmak veya teşhir etmek.



n) Yükseköğretim kurumlan içinde siyasi parti faaliyetinde bulunmak veya siyasi parti 
propagandası yapmak.

(3) Aylıktan veya ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında brüt aylıktan; 
vakıf yükseköğretim kurumlarında brüt ücretten bir defaya mahsus olmak üzere 1/30 ila 1/8 
arasında kesinti yapılmasıdır. 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun 
kapsamındaki kamu görevlileri için aylıktan veya ücretten kesme cezasını gerektiren fiiller 
şunlardır:

a) Yükseköğretim üst kuruluşları ile yükseköğretim kurumlarının organlarında yapılan 
konuşma ve alınan kararları, yetkili olmadığı halde organ veya üyelerinin aleyhinde 
davranışlara yol açmak maksadıyla dışarı yaymak.

b) Kuruma ait araç, gereç, belge ve benzeri eşyayı görevin sona ermesine ve kurumca 
yazı ile islenmesine rağmen belirlenen süre içinde geri vermemek.

c) Araştırma ve deneylerde, hayvanlara ve ekolojik dengeye zarar vermek.

d) Bilimsel çalışmalarda, diğer kişi ve kurumlardan temin edilen veri ve bilgileri, izin 
verildiği ölçüde ve şekilde kullanmamak, bu bilgilerin gizliliğine riayet etmemek ve 
korunmasını sağlamamak.

e) Bilimsel araştırma için sağlanan veya ayrılan kaynakları, mekânları, imkânları ve 
cihazları amaç dışı kullanmak.

f) Mükerrer yayınlarını akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak.

g) Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun 
olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayarak bu yayınları akademik 
atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak.

h) Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek veya olan kişileri dâhil 
etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif 
katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak, aktif katkısı olmadığ 
hâlde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek.

ı) Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak.

j) Hukuka aykırı olarak kurumun bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına kasten 
girmek veya orada kalmak.

(4) Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme: Devlet 
yükseköğretim kurumlarında bulunulan kademedeki ilerlemenin, fiilin ağırlık derecesine 
göre bir ila üç yıl arasında durdurulması; vakıf yükseköğretim kurumlarında ise fiilin ağırlık 
derecesine göre üç ila altı ay süreyle brüt ücretten 1/4 ila 1/2 arasında kesintiye 
gidilmesidir. 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki kamu 
görevlileri için kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiiller şunlardır:

a) Hizmet içinde resmi bir belgeyi tahrif etmek, yok etmek, gizlemek veya sahte olarak 
düzenlemek, sahte belgeyi bilerek kullanmak, kullandırmak.



b) Görevi sebebiyle veya görevi sırasında doğrudan veya dolaylı olarak her ne ad 
altında olursa olsun menfaat sağlamak, iş sahiplerinden veya öğrencilerden borç para 
istemek veya almak.

c) Kamu hizmetlerinin yürütülmesini engellemek, boykot ve işgal eyleminde bulunmak.

d) Ders, seminer, konferans, laboratuvar, grafik çalışma ve sınav gibi öğretim 
çalışmalarının yapılmasına engel olmak; görevlileri, öğrencileri eğitim-öğretim alanı dışına 
çıkartmak; görev yapılmasına engel olmak; öğrencileri bu tür davranışlara teşvik etmek 
veya zorlamak ya da bu maksatla yapılacak hareketlere iştirak etmek.

e) Basın-yayın veya bilişim sistemlerini kullanarak amiri, iş arkadaşları, personeli, 
hizmetten yararlananlar veya öğrencileri hakkında gerçeğe aykırı açıklamada veya haksız 
isnatta bulunmak veya rızaları olmaksızın özel hayatlarıyla ilgili açıklama yapmak.

f) İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda ve diğer klinik araştırmalarda ilgili 
mevzuat hükümlerine aykırı davranmak suretiyle kişilere zarar vermek.

g) Bilimsel araştırmalarda gerçekte var olmayan veya tahrif edilmiş verileri kullanmak, 
araştırma kayıtları veya elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan cihaz 
veya materyalleri kullanılmış gibi göstermek, destek alınan kişi ve kuruluşların çıkarları 
doğrultusunda araştırma sonuçlarını tahrif etmek veya şekillendirmek

h) Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din 
ve mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararım hedef tutan davranışlarda bulunmak.

ı) Kanunların izin verdiği haller dışında siyasi partilere üye olmak.

(5) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma: Akademik bir kadroya bir daha 
atanmamak üzere üniversite öğretim mesleğinden çıkarmadır. Üniversite öğretim 
mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiil, başkalarının özgün fikirlerini, metotlarını, 
verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya 
tamamen kendi eseri gibi göstermektir.

(6) Kamu görevinden çıkarma: Kamu kurum ve kuruluşları ile vakıf yükseköğretim 
kurumlarında öğretim elemanı ve memur olarak bir daha atanmamak üzere kamu 
görevinden çıkarmadır. 657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak bu Kanun kapsamındaki 
kamu görevlileri için kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:

a) Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek.

b) Amire, iş arkadaşlarına, personeline, hizmetten yararlananlara veya öğrencilerine 
fiili saldırıda veya cinsel tacizde bulunmak.

c) Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz 
kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak.

d) Uyuşturucu veya uyuşturucu olarak kabul edilen diğer uyarıcı maddeleri kullanmak, 
bulundurmak, başkalarına vermek, kullanılmasını özendirmek, satmak, imal etmek.

e) Hukuka aykırı olarak kurumun verilerini elde etmek, kaydetmek, kullanmak, 
depolamak, dağıtmak, değiştirmek veya yok etmek.



J) Kurumun bilişim sistemlerinin işleyişini kasten engellemek veya bozmak ”

E. 29. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/C maddesi şöyledir:

“Zamanaşımı:

MADDE 53/C (Ek: 2/12/2016 - 6764/29 md.)

Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten 
itibaren;

a) Uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin 
durdurulması veya birden fazla ücretten kesme cezalarında bir ay içinde,

b) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezasında altı 
ay içinde,

disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin soruşturması açılamaz.

Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl, 
üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiil açısından altı yıl geçmiş ise 
disiplin cezası verilemez.

Bilimsel bir eserin akademik atama ve terfilerde kullanılması ya da kısmen veya 
tamamen yeniden yayımlanması hâlinde ikinci fıkrada belirtilen zamanaşımı süreleri yeniden 
işlemeye başlar.

Disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde, kararın idareye ulaştığı 
tarihten itibaren kalan disiplin ceza zamanaşımı süresi içerisinde, zamanaşımı süresinin 
dolması veya üç aydan daha az süre kalması hâlinde en geç üç ay içerisinde karar 
gerekçesi dikkate alınarak yeniden disiplin cezası tesis edilebilir. ”

F. 30. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/Ç maddesi şöyledir:

”Disiplin cezası verme yetkisi

MADDE 53/Ç- (Ek: 2/12/2016 - 6764/30 md.)

Disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullar şunlardır:

a) Uyarma ve kınama cezaları sıralı disiplin amirleri tarafından, rektörler ve bağımsız 
vakıf meslek yüksekokulu müdürleri hakkında Yükseköğretim Kurulu Başkam tarafından 
verilir.

b) Aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden 
fazla ücretten kesme cezaları kişinin görevli olduğu birimdeki disiplin kurulu kararı ile 
verilir.

c) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezaları 
atamaya yetkili amirin teklifi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla verilir.



d) Rektörler, bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürleri ve dekanlar hakkında 
aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten 
kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezaları Yüksek 
Disiplin Kurulu kararıyla verilir.

e) Aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden 
fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden ve kamu görevinden çıkarma 
cezaları gerektiren fiillerle ilgili olarak öğretim elemanları hakkında Yükseköğretim 
Kurulu Başkam disiplin amiri sıfatıyla doğrudan soruşturma açabilir. Bu kapsamda 
yapılan soruşturmalar sonucunda verilecek cezalar Yüksek Disiplin Kurulunca verilir.

Disiplin cezası vermeye yetkili makamlar, soruşturmada eksiklik olduğunun tespiti 
halinde eksikliklerin giderilmesi amacıyla dosyayı iade edebilir, soruşturmacı tarafından 
önerilen disiplin cezasını aynen verebilir, hafifletebilir veya reddedebilir. Teklif edilen 
cezanın reddedilmesi halinde ilgili disiplin amiri ya da kurulu tarafından ret gerekçesine 
uygun olarak en geç üç ay içerisinde yeni işlem tesis edilebilir.

Disiplin cezası verme yetkisi devredilemez.

Disiplin kurulları gerekli gördüğü takdirde ilgilinin özlük dosyasını ve her türlü evrakı 
incelemeye, ilgili yerlerden bilgi almaya, her türlü incelemeyi yaptırmaya, yeminli tanık ve 
bilirkişi dinlemeye veya niyabeten dinletmeye, keşif yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir.

G. 39. maddesiyle 3308 sayılı Kanun’un değişiklik yapılan 10. maddesi şöyledir:

“Çıraklık şartlan

Madde 10 - Çırak olabilmek için aşağıdaki şartlar aranır.

a) (Mülga: 2/12/2016-6764/39 md.)

b) (Değişik: 2/12/2016-6764/39 md.) En az ortaokul veya imam-hatip ortaokulu 
mezunu olmak.

c) Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun 
olmak.

(Ek: 29/6/2001-4702/9 md.) Ancak, ondokuz yaşından gün almış olanlardan daha önce 
çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak 
düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir.

Ağır, tehlikeli veya özellik arz eden mesleklere alınacak çırakların öğrenim ve yaş 
durumu ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir. ”

Ğ. 52. maddesiyle 4734 sayılı Kanun’a eklenen ek 10. madde şöyledir:

“FATİHProjesi kapsamında mal ve hizmet alımları ile yapım işleri

EK MADDE 10- (Ek: 2/12/2016-6764/52 md.)



Yurt içi üretimin ve katma değerin artırılması, teknoloji kazanımının sağlanması, 
daha önce yurt içinde üretimi bulunmayan ürünlerin üretilebilmesi, yeni teknoloji ve 
ürünlere yönelik araştırma-geliştirme faaliyetlerinin sürdürülmesi ve bilgi toplumuna 
geçiş hedefleriyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim 
kademelerindeki okulların dersliklerine bilişim teknolojisi donanımı, yazılımı, ağ altyapısı 
ve internet erişim imkânının sağlanması, dersler için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda 
e-içerik temin edilmesi ve e-içerik altyapısının oluşturulması, Millî Eğitim Bakanlığına 
bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün eğitim gören öğrencilere e-kitap, 
tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amaçlarıyla Eğitimde Fırsatları 
Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında, Millî Eğitim 
Bakanlığı tarafından yapılacak mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, ceza ve ihalelerden 
yasaklama hükümleri hariç, bu Kanun hükümlerine tabi değildir. Bu madde uyarınca 
yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun 
görüşü alınarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle rekabete açık 
olacak şekilde düzenlenir. ”

H. 53. maddesiyle 5018 sayılı Kanun’a eklenen ek 3. madde şöyledir:

“FATİHProjesi kapsamında mal ve hizmet alımları ile yapım işleri

EK MADDE 3- (Ek: 2/12/2016-6764/53 md.)

Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi (FATİH) Projesi 
kapsamında Millî Eğitim Bakanlığınca yapılacak yazılım, donanım, dijital içerik alımı, 
internet erişim hizmetleri sağlanması, ağ altyapısı, AR-GE merkezi, veri merkezi kurulumu 
ve bunlara ilişkin her türlü bakım, onarım ve işletme işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 
yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişilebilir.

II. İLK İNCELEME

I. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan 
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz 
PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer 
TOPAL, M. Emin KUZ, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Recai AKYEL ve Yusuf 
Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 9/2/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, 
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin 
esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Elif KARAKAŞ tarafından hazırlanan işin 
esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa 
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği 
görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 6. Maddesiyle 652 Sayılı KHK’nın 17. Maddesinin (1) Numaralı 
Fıkrasının (ç) ve (d) Bentleri ile (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “Maarif Müfettişleri” 
İbarelerinin “Bakanlık Maarif Müfettişleri” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi

3. 9/7/2018 tarihli ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 
2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nm 22. maddesiyle 652 sayılı KHK’nın adı “Özel



Barınma Hizmeti Veren Kurumlar ve Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde 
Kararname“ şeklinde değiştirilmiş ve yine aynı maddeyle dava konusu ibareleri içeren 17. 
maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle konusu kalmayan iptal talebi hakkında karar 
verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

B. Kanun’un 8. Maddesiyle 652 Sayılı KHK’nuı 37. Maddesinin (9) Numaralı 
Fıkrasına Eklenen Cümlenin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

4. 652 sayılı KHK’nm 37. maddesinin (9) numaralı fıkrasının ilk cümlesi yurt içi 
veya yurt dışında, yerli veya yabancı kurum ve kuruluşlarla veya başka ülkelerle işbirliği 
anlaşması çerçevesinde kurulan ve ulusal veya uluslararası proje yürüten okul ve kurumlar, 
Millî Eğitim Bakanı (Bakan) onayı ile proje okulu olarak seçilen ve belirli eğitim reformu ve 
programları uygulanan okul ve kurumlar ile Bakan onayıyla doğrudan Millî Eğitim Bakanlığı 
(Bakanlık) merkez teşkilatına bağlanan kuramlara yapılacak öğretmen atamaları ile yönetici 
görevlendirmelerinin Bakan tarafından yapılacağını öngörmektedir. Anılan fıkraya eklenen 
dava konusu cümle ise üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarına 2547 sayılı 
Kanun’un 38. maddesi kapsamında bu okullarda okul müdürlüğü görevi verilebileceğini 
hüküm altına almaktadır.

5. (9) numaralı fıkraya dayanılarak hazırlanan 1/9/2016 tarihli ve 29818 sayılı Resmî 
Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim 
Kuramları Yönetmeliği’nin 4. maddesinin birinci fıkrasına 6/7/2018 tarihli ve 30470 sayılı 
Resmî Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile eklenen (k) bendinde proje tanımına yer 
verilerek projenin “yurt içinde ve yurt dışındaki yerli ve yabancı kuruluşlarla işbirliği 
anlaşmaları çerçevesinde eğitim kurumanda belirli bir süre içerisinde yürütülecek olan 
akademik, meslekî, sosyal, sanatsal ve kültürel alanlarda kaliteyi artırmak amacıyla okul 
müdürlüğü, il müdürlüğü, ilçe milli eğitim müdürlüğü veya ilgili genel müdürlük tarafından 
teklif edilen çalışmaları ” ifade ettiği belirtilmiştir.

6. Öte yandan 2547 sayılı Kanun’un 38. maddesi öğretim elemanlarının ilgili 
kuramların talebi ve kendisinin muvafakati, üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi ve 
rektörün onayı ile ihtiyaç duyulan konularda, özlük işlemleri kendi kuramlarınca yürütülmek 
kaydıyla diğer kamu kuram ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek 
kuruluşlarında geçici olarak görevlendirilebileceğini ve bu şekilde görevlendirilenlerin 
kadrosunun bulunduğu yükseköğretim kuramlarındaki aylık ve diğer ödemeler ile öteki 
haklarının devam edeceğini düzenlemektedir.

7. Buna göre kural uyarınca üniversitelerde görev yapan öğretim elemanları (9) 
numaralı fıkrada yer alan okulların talebi, öğretim elemanının muvafakati, üniversite yönetim 
kurulu ve rektörün onayı ile bu okullarda geçici olarak okul müdürü olarak 
görevlendirilebilecektir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

8. Dava dilekçesinde özetle; kural ile üniversitelerde görev yapan öğretim 
elemanlarına bazı okullarda müdürlük görevi verilmesinin mümkün kılındığı, bu okullarda



görev yapacak okul müdürleri için tecrübenin şart olduğu, öğretim elemanlarının ise 
ortaöğretim düzeyinde herhangi bir çalışma tecrübesinin olmadığı, ortaöğretim ile 
yükseköğretimin işleyiş sisteminin birbirinden farklı olduğu, dolayısıyla kural ile kamu 
yararının gözetilmediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri 
sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

9. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka 
uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir 
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan 
kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

10. Hukuk devleti ilkesi gereği kanunlar kamu yararı amacıyla çıkarılır. Anayasa 
Mahkemesinin kararlarına göre kamu yararı genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı 
ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Kanunun amaç öğesi bakımından 
Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın 
gözetilmemiş olması gerekir. İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu 
yararı dışında bir amaçla çıkarılmış olduğu açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından 
Anayasa’ya aykırılık söz konusudur. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip 
etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına bakılarak 
tespit edilebilir.

11. Öte yandan kanun koyucu, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla kural koyma 
yetkisine sahip olup yapılan bir düzenlemede kamu yararının bulunup bulunmadığını kendisi 
takdir eder. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kanun koyucunun kamu yaran anlayışının 
isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da 
grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenir.

12. Kanun’un genel gerekçesinde, yapılan düzenlemelerle gözetilen amacın 
Bakanlıkça yürütülen eğitim-öğretim hizmetlerinin daha çağdaş, verimli ve yüksek 
standartlarda verilebilmesi olduğu belirtilmiştir. Kuralın, “Madde ile, akademisyenlerin 
üniversitelerde edindikleri bilgi, beceri ve tecrübelerden okullarımızda yararlanabilmek için 
düzenleme yapılmaktadır” şeklindeki gerekçesi de dikkate alındığında kural ile kamu 
yararının amaçlanmadığı söylenemez. Kuralın uygulanması hâlinde kamu yararının 
gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususu ise yerindeliğe ilişkin olup anayasa yargısı denetiminin 
kapsamı dışında kalmaktadır.

13. Anayasa’da üniversite, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği 
kurum olarak nitelendirilmiştir. Üniversitelerde görev yapan öğretim elemanlarının öncelikli 
ve asli görevi de yükseköğretim kuramlarında, kanunlarda belirtilen amaç ve ilkelere uygun 
biçimde ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eğitim-öğretim ve uygulamalı çalışmalar 
yapmak, proje hazırlıklarım ve seminerleri yönetmek, bilimsel araştırmalar ve yayımlar 
yapmak, öğrenci yetiştirmek, öğrencilere rehberlik etmektir.

14. Bu itibarla ulusal veya uluslararası projeler yürütme, akademik, mesleki, sosyal, 
sanatsal ve kültürel alanlarda kaliteyi artırma amacı ile kurulduğu anlaşılan anılan okulların 
yönetiminde bir sonraki eğitim kademesi olan üniversitelerde görev yapan öğretim



elemanlarının görevlendirilebilmesi anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi 
kapsamında olup kuralda kamu yararı dışında bir amacın gözetildiği söylenemez.

15. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nm 2. maddesine aykırı değildir. İptal 
talebinin reddi gerekir.

C. Kanun’un 9. Maddesiyle 652 Sayılı KHK’nm 41. Maddesinin Değiştirilen (2) 
Numaralı Fıkrasının (b) Bendi ile (6) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin 
İncelenmesi

16. 9/7/2018 tarihli ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 
2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nm 22. maddesiyle dava konusu bent ve cümlenin yer 
aldığı 41. madde yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle konusu kalmayan iptal talebi 
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

Ç. Kanun’un 13. Maddesiyle 652 Sayılı KHK’ya Eklenen Geçici 12. Maddenin; 
(1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin Birinci Cümlesinde Yer Alan “Maarif Müfettişleri 
illerde il müdürüne...”, “...il müdürünün vereceği diğer görevleri yapar. ” İbareleri ile (2) 
Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan “...şube müdürü ve üstü kadrolarda 
fiilen çalışanlar ve...”, “...yapılacak mülakatta başarılı olanlar...” İbarelerinin 
İncelenmesi

17. 9/7/2018 tarihli ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 
2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nm 22. maddesiyle dava konusu ibarelerin yer aldığı 
geçici 12. madde yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle konusu kalmayan iptal talebi 
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

D. Kanun’un 26. Maddesiyle 2547 Sayılı Kanun’un 53. Maddesinin Değiştirilen 
(b) Fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) Numaralı Bentlerinde Yer Alan “657 sayılı 
Kanundaki fiillere ilave olarak...” İbarelerinin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

18. Anayasa Mahkemesinin 14/1/2015 tarihli ve E.2014/100, K.2015/6 sayılı 
kararıyla 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun’la 
değiştirilen (b) fıkrasının öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek 
disiplin cezalarına ilişkin olarak “Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu 
bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına 
uygulanan usul ve esaslar da göz önüm alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca 
düzenlenir. ” şeklindeki ikinci cümlesi iptal edilmiştir. İptal kararının gerekçesinde dava 
konusu kuralın disiplin uygulamaları ile ilgili olarak genel ilkeleri ortaya koymadığı, disiplin 
cezalarım gerektiren hâl ve durumları belirlemediği, kamu görevlilerinin hakları, cezaların 
uygulanma şekli ve disiplin cezalarının hangi hâllerde özlük dosyasından silinebileceği gibi 
konuların hiçbirini düzenlemediği belirtilerek kapsama dâhil personelin disiplin işlemlerine 
dair usul ve esasların kanunda gösterilmeyerek tüm bu işlemlerin Yükseköğretim Kurulunca 
düzenlenmesinin öngörülmesinin Anayasa’nm 38., 128. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı 
vurgulanmıştır.



19. Söz konusu iptal kararı sonrası 6764 sayılı KanunTa 53. madde yeniden 
düzenlenmiş ve maddenin dava konusu ibareleri içeren (b) fıkrasında devlet ve vakıf 
yükseköğretim kuramlarının öğretim elemanları, memur ve diğer personeline uygulanabilecek 
disiplin cezalarına yer verilmiştir. Anılan fıkrada söz konusu disiplin cezaları ismen 
sayıldıktan sonra her bir disiplin cezasını gerektiren eylemler ayrı ayrı altı bentte ifade 
edilmiştir.

20. “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak... ” şeklindeki dava konusu ibareler 
ise (b) fıkrasının sırasıyla uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe 
ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme ve kamu görevinden çıkarma 
cezalarım düzenleyen (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer almaktadır.

21. Buna göre (5) numaralı bentte düzenlenen ve niteliği gereği yalmzca üniversite 
öğretim elemanlarına uygulanabilecek olan üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası 
hariç diğer disiplin cezalarını gerektiren fiillerin (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerde 
sayma yoluyla belirtilmesinin yanı sıra bu bentlerin her birinde dava konusu “657 sayılı 
Kanundaki fiillere ilave olarak... ” ibarelerine yer verilmek suretiyle ilgili disiplin cezalan 
yönünden 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Disiplin cezalarının 
çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller’’ başlıklı 125. maddesine atıfta bulunulduğu ve bu 
suretle 125. maddede öngörülen fiil ve hâllerin 53. maddenin (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve 
(6) numaralı bentleri kapsamına alındığı anlaşılmaktadır.

22. Dava konusu ibareleri içeren (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentler devlet ve 
vakıf yükseköğretim kurumlanmn öğretim elemanları, memur ve diğer personeline birlikte 
uygulanacak ortak kurallar niteliğindedir. Bu itibarla anılan bentler yönünden yükseköğretim 
kuramlarındaki kamu görevlileri arasında herhangi bir ayran gözetilmeksizin tümü aynı 
disiplin hükümlerine tabi tutulmuştur.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

23. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu ibarelerle devlet ve vakıf yükseköğretim 
kuramlarının öğretim elemanı, memur ve diğer personeline uygulanabilecek disiplin 
cezalarını gerektiren fiillere 657 sayılı Kanun’daki disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin 
de ilave edildiği, bu şekilde 657 sayılı Kanun’da sayılan fiil ve hâllerin 2547 sayılı Kanun 
kapsamına alındığı, üniversite öğretim elemanlarının memur statüsünde olmadığı hâlde bu 
statüye ilişkin disiplin hükümlerine tabi tutulmalarının amacı aşan bir düzenleme olduğu, 
akademik özgürlük ve güvencelerin hiyerarşik ilişkinin ve bürokrasinin hâkim olduğu devlet 
memurluğu statüsü altında mümkün olamayacağı, 2547 sayılı Kanun kapsamındaki personelin 
her iki Kanun’u dikkate almak zorunda bırakıldığı, bu itibarla gerek 657 sayılı gerekse 2547 
sayılı Kanun’da benzeri fiilleri işleyenlere benzer cezaların verileceği hükmünün yer 
almasının belirliliği ortadan kaldırdığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 27. ve 130. 
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

24. Anayasa'nm 128. maddesinde devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu 
tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin 
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği



öngörülmüştür. Anılan maddede geçen diğer kamu görevlileri kavramı söz konusu asli ve 
sürekli görevlerde kamu hukuku ilişkisiyle görev yapan fakat memur olmayan kişileri ifade 
etmekte olup üniversite öğretim elemanları da bu kapsamda yer alan kamu görevlilerindendir.

25. 657 sayılı Kanun’un 1. maddesinin üçüncü fıkrasında öğretim elemanlarının 
kendi özel kanun hükümlerine tabi olduğu ifade edilmiş ve aynı Kanun’un disiplin kurallarını 
düzenleyen 125. maddesinin altıncı fıkrasında özel kanunların disiplin suç ve cezalarına 
ilişkin hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir.

26. Diğer taraftan 657 sayılı Kanun’un kamu personel rejimini düzenleyen temel 
kanun niteliği taşıması nedeniyle diğer kamu görevlilerine ilişkin özel kanunlarda hüküm 
bulunmayan hususlarda 657 sayılı Kanun’a atıfta bulunmak suretiyle anılan Kanun 
hükümlerinin uygulanabileceği tabiidir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken düzenlemeye 
konu kamu görevlileri hakkında Anayasa ile ortaya konulan ilke ve ayrımların kanun koyucu 
tarafından dikkate alınması gerekmektedir.

27. Anayasa’nm 130. maddesinde üniversite, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve 
bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilip bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer 
kamu kuramlarından farklı değerlendirilmiştir. Anılan maddenin öğretim elemanlarının 
Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca 
her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacakları yönündeki yedinci fıkrası 
ile öğretim elemanlarının görevleri, atanmaları, yükselmeleri gibi birçok hususun kanunla 
düzenleneceğini belirten dokuzuncu fıkrası gözetildiğinde öğretim elemanları yönünden diğer 
kamu görevlilerine nazaran daha güvenceli bir personel rejiminin öngörüldüğü 
anlaşılmaktadır.

28. Dava konusu ibarelerin yer aldığı maddenin gerekçesinde de “...öğretim 
elemanlarına ilgili mevzuat ile yüklenen ödevlerin diğer kamu personeline nazaran farklı 
nitelikte olması sebebiyle uygulanacak disiplin hükümlerinin de bu meslek sınıfının 
özelliklerini gözetmesi gerektiği... ” ifade edilmiştir.

29. Buna göre Anayasa’nm 130. maddesinde belirtilen ve bilimsel özerkliğe dayalı 
farklı konumlan gereğince öğretim elemanları hakkında yapılacak düzenlemelerde söz konusu 
farklılığın dikkate alınması gerektiği açıktır.

30. Anayasa’nm 27. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe 
öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir ” 
hükmüne yer verilmek suretiyle bilim ve sanat hürriyeti güvence altına alınmıştır. Söz konusu 
güvence herkes için öngörülmüş olmakla birlikte bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler 
bünyesinde ifa edilen görevin kapsam ve niteliği gözetildiğinde öğretim elemanlığı ile bilim 
ve sanat hürriyeti arasında daha yakın bir ilişki bulunduğu görülmektedir.

31. Anayasa’nm 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel unsurlarından biri de 
belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden 
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, 
uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı 
koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey,



kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın 
veya sonucun bağlandığım bilmelidir.

32. Dava konusu ibareler ile 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiillerin 
tamamı 2547 sayılı Kanun kapsamına alınmıştır. Başka bir ifadeyle yükseköğretim 
kuramlarında görev yapan tüm kamu görevlileri ve dolayısıyla bunlar arasında yer alan 
öğretim elemanları hakkında 657 sayılı Kanun’da yer alan fiiller nedeniyle disiplin 
sorumluluğuna gidilebilecektir. Ancak söz konusu fiillerin bir kısmının öğretim elemanlarına 
uygulanması anayasal bakımdan sorunlara yol açacak niteliktedir.

33. Şöyle ki 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (m) 
alt bendinde “Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon 
kurımlarına bilgi veya demeç vermek” kınama cezasmı gerektiren fiiller arasında sayılmıştır. 
Söz konusu alt bentte herhangi bir aynm ya da sınırlamaya yer verilmemesi nedeniyle 
bilimsel nitelik arz etmeyen konular ya da üniversite tüzel kişiliği adına yapılan açıklamalar 
dışında kalan bilimsel alana ilişkin açıklamaların da yaptırıma tabi kılındığı anlaşılmaktadır. 
Bir öğretim elemanının bilimsel faaliyet alanına ilişkin bir konuda basın veya medya 
aracılığıyla kamuoyuna açıklamada bulunmasının disiplin yaptırımına bağlanması 
Anayasa’nın 27. maddesinde güvence altına alman bilim hürriyeti ile bağdaşmamaktadır.

34. Anayasa’nın 68. maddesinin altıncı fıkrasında da “Yükseköğretim elemanlarının 
siyasî partilere üye olmaları ancak kanunla düzenlenebilir. Kanun bu elemanların, siyasî 
partilerin merkez organları dışında kalan parti görevi almalarına cevaz veremez ve parti 
üyesi yükseköğretim elemanlarının yükseköğretim burumlarında uyacakları esasları belirler. ” 
hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda 2547 sayılı Kanun’un 59. maddesinde parti faaliyetinde 
bulunmamak, parti propagandası yapmamak ve birtakım idari görevlerde bulunmamak 
kaydıyla yükseköğretim kuramlarındaki öğretim elemanlarının siyasi partilere üye 
olabilecekleri düzenlenmiştir. 657 sayılı Kanun’un öğretim elemanları hakkında uygulanması 
öngörülen 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (c) alt bendine göre ise siyasi 
partiye girmek devlet memurluğundan çıkarılmayı gerektiren fiiller arasında gösterilmiştir. 
Dava konusu ibare yoluyla da anılan fiil 2547 sayılı Kanun kapsamında kamu görevinden 
çıkarma cezasını gerektirmektedir. Diğer taraftan 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (b) 
fıkrasının (4) numaralı bendinin (ı) alt bendinde “Kanunların izin verdiği haller dışında siyasi 
partilere üye olma” fiili kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme 
cezasının dayanağı olarak gösterilmiştir.

35. Bu yönüyle Anayasa’nın öğretim elemanlarına yasaklamadığı siyasi partilere üye 
olma fiilinin dava konusu ibareler yoluyla 2547 sayılı Kanun kapsamında kamu görevinden 
çıkanna cezasının dayanağı sayılması, aynı fiilin kanunların izin verdiği hâller dışında 
işlenmesinin ise kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme 
cezasının sebeplerinden birini oluşturması hem Anayasa ile çelişmekte hem de Kanun’da aynı 
fiili yaptırıma bağlayan farklı hükümlerin varlığından dolayı öğretim elemanlarına hangi 
yaptırımın uygulanacağı hususunda belirsizliklere neden olmaktadır.

36. 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinde sayılan fiiller esas olarak devlet memurları 
için öngörülmüş olduğundan anılan fiillerin bir kısmı gerek içerik gerekse kullanılan 
kavramlar ve ifade tarzı itibarıyla öğretim elemanlığı görevinin kapsam ve niteliğiyle 
örtüşmemektedir. Nitekim kullanılan kavramlar noktasında ortaya çıkan bazı uyumsuzlukları



kanun koyucunun da öngördüğü anlaşılmaktadır. Örneğin 657 sayılı Kanun’un 125. 
maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendinde “Memurluk sıfatı ile 
bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunma” fiili 
devlet memurluğundan çıkarma cezasının nedeni olarak gösterilirken 2547 sayılı Kanun’un 
53. maddesinin (b) fıkrasının (6) numaralı bendinin (e) alt bendinde “Kamu hizmeti veya 
öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici 
hareketlerde bulunma ” fiili kamu görevinden çıkarma cezasının nedeni olarak gösterilmiştir. 
Amlan bentte yer alan dava konusu ibareler nedeniyle her iki fiil de 2547 sayılı Kanun 
kapsamında görev yapan tüm kamu personeli yönünden kamu görevinden çıkarma cezasını 
gerektirmektedir. Aynı disiplin cezasına dayanak olan bu iki fiil arasında fiili işleyenlerin 
mesleki sıfatı dışında bir farklılık bulunmamaktadır. Kanun koyucunun yükseköğretim 
kuramlarında görev yapan tüm kamu personeline uygulanacağını öngördüğü bir fiilin 
memurluk sıfatına özgülenmiş olduğunu gözeterek öğretim elemanı sıfatına sahip olanlar 
yönünden aynı fiili ayrıca düzenleme gereği duyması kamu personel rejimine ilişkin dava 
konusu ibarelerden kaynaklanan kavramsal farklılıkların uygulamada oluşturabileceği 
belirsizlikleri önleme amacım göstermektedir.

37. Diğer taraftan devlet memuru vakarı, devlet memurunun itibar ve güven duygusu, 
devlet memuruna yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetler gibi salt devlet memurluğu 
sıfatına yönelik benzer ifadeler 125. maddedeki uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe 
ilerlemesinin durdurulması cezalarım gerektiren fiillerin içeriğinde de bulunmaktadır. Ancak 
kanun koyucu bu fiiller yönünden öğretim elemanlarına özgü ayrıca bir düzenleme 
öngörmemiştir.

38. Kanun koyucunun kamu görevinden çıkarma cezasını düzenlediği bentte öğretim 
elemanı sıfatına açıkça yer veren ayrı bir fiil ihdas ederken diğer disiplin cezaları bakmamdan 
bu yöntemi izlemediği de gözönüne alındığında bu cezaları gerektiren fiillerin dava konusu 
ibareler yoluyla öğretim elemanları hakkında geçerli olup olmadığı hususu belirli ve 
öngörülebilir olmaktan uzaktır.

39. Öte yandan 657 sayılı Kanun’da uyarma cezasını gerektiren hâller arasında 
“Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terk etmek” 
ve “Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak” fiilleri yer almaktadır. Ancak 
hiyerarşiye dayalı ve sınırları daha net çizilebilen çalışma koşulları içinde görev yapan 
memurlar ile yürüttükleri hizmetin niteliği gereği Anayasa’da ayrıca düzenlenen ve bilimsel 
özerklik temelinde farklı bir konumda değerlendirilen öğretim elemanlarına kılık ve kıyafet 
ile çalışma saatlerinin belirlenmesi konusunda aynı ölçütlerin uygulanamayacağı açıktır. Bu 
nedenle öğretim elemanları hakkında kılık ve kıyafet ile çalışma saatleri ve biçiminin 
belirlenmesi konusunda memurlar için öngörülen düzenlemelerin aynen uygulanmasında 
Anayasa’nın 130. maddesine uygunluk bulunmamaktadır.

40. Bu durumda öğretim elemanı, memur ve diğer personelden oluşan yükseköğretim 
kurumlan kamu personeline ilişkin disiplin kuralları öngörülürken kanun koyucu tarafından 
bunlar arasında görevin niteliğinden kaynaklanan ve Anayasa tarafından öngörülen aynın ve 
farklılıkların dikkate alınmayarak öğretim elemanları ile memur ve diğer personelin tümüyle 
aynı kurallara tabi kılınması ve dava konusu ibareler yoluyla öğretim elemanlannm disiplin 
sorumluluğu kapsamına 657 sayılı Kanun’da sayılan fiillerin tamamının dâhil edilmesi, 
Anayasa’da bu kişiler için öngörülen güvencelerle örtüşmediği gibi gerek uygulayıcılar



gerekse disiplin kurallarının muhatapları yönünden birtakım belirsizliklere de yol açtığından 
dava konusu kuralların Anayasa’nm 2., 27. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı sonucuna 
ulaşılmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nm 2., 27. ve 130. maddelerine aykırıdır. 
İptali gerekir.

E. Kanun’un 29. Maddesiyle 2547 Saydı Kanun’a Eklenen 53/C Maddesinin 
Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

42. Kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki ve sorumlulukları kamu hizmeti ve 
hizmet gerekleri ile sınırlandırılmış; bu sınırların dışına çıkanların ise disiplin cezalan ile 
cezalandınlmaları ilgili kanunlarda öngörülmüştür.

43. Ceza hukukunda olduğu gibi disiplin hukukunda da idarenin cezalandırma 
yetkisinin kullanılması belirli sürelerle sınırlandırılmıştır. Kanun’da öngörülen sürelerin 
geçmesiyle ilgililer hakkında disiplin soruşturması açılması ya da disiplin cezası verilmesi 
imkânı ortadan kalkmaktadır. Bu bakımdan disiplin hukukunda zamanaşımı, belirli bir süre 
geçtikten sonra disiplin cezası verilmesinde kamu yaran bulunmadığı ve kamu görevlilerinin 
süresiz olarak ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmaması için getirilen hukuki bir güvencedir.

44. Disiplin hukukunda soruşturma zamanaşımı ve ceza zamanaşımı olmak üzere iki 
tür zamanaşımı söz konusudur. Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hâllerin 
işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren kanunda belirtilen sürenin geçmesi nedeniyle disiplin 
soruşturması açılmasını engelleyen zamanaşımına soruşturma zamanaşımı, fiilin işlendiği 
tarihten itibaren kanuni süresi içinde soruşturma açılmakla birlikte ceza verilebilmesi için 
kanunda öngörülen sürenin geçirilmesiyle disiplin cezası verilmesini engelleyen 
zamanaşımına ise ceza zamanaşımı denilmektedir. Kamu düzenine ilişkin olan bu sürelerin 
idari makamlar ve yargı mercileri tarafından resen gözetilmesi zorunludur.

45. 2547 sayılı Kanun’a 6764 sayılı Kanunla eklenen 53/C maddesinin ikinci 
fıkrasında düzenlenen ceza zamanaşımı süresi, disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin 
işlendiği tarihten itibaren iki yıldır. Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını 
gerektiren fiil yönünden ise bu süre altı yıl olarak belirlenmiştir. Söz konusu iki ve altı yıllık 
sürelerin geçirilmesinden sonra ilgililer hakkında disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına 
uğrar.

46. Dava konusu kural, iki ya da altı yıllık disiplin ceza zamanaşımı süresi içinde 
verilen bir disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde, kararın idareye ulaştığı 
tarihten itibaren kalan disiplin ceza zamanaşımı süresi içinde, zamanaşımı süresinin dolması 
ya da üç aydan daha az süre kalması hâlinde en geç üç ay içerisinde kararın gerekçesi dikkate 
alınarak idarece yeniden disiplin cezası verilebileceğini düzenlemektedir. Buna göre iptal 
edilen disiplin cezasına ilişkin kalan ceza zamanaşımı süresinin üç aydan daha fazla olması 
hâlinde idarece bu sürenin sonuna kadar iptal kararı gerekçesi doğrultusunda yeni bir disiplin 
cezası verilebilecek, zamanaşımı süresinin dolması ya da üç aydan daha az bir süre kalması



hâlinde ise kural gereğince en geç üç ay içinde yeni bir disiplin cezası tayinine 
gidilebilecektir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

47. Dava dilekçesinde özetle; bir disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesine 
rağmen yargı kararının etkisiz kılınarak 2547 sayılı Kanun kapsamında görev yapanların 
sürekli baskı altında tutulmalarına ve aynı fiilden dolayı tekrar cezalandırılmalarına neden 
olunduğu iddia edilen kuralın Anayasa’mn 2., 5. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri 
sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

48. Anayasa’mn 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka 
uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir 
hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan 
kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

49. Hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer alan aynı fiilden dolayı iki kez 
yargılama olmaz (ne bis in idem) ilkesi gereğince kişi aym fiil nedeniyle birden fazla 
yargılanamaz ve cezalandırılamaz.

50. Anayasa’mn 138. maddesinin son fıkrası “Yasama ve yürütme organları ile 
idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını 
hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmünü 
içermektedir.

51. Mahkeme kararları gerekçe ve hüküm kısımları itibarıyla bir bütündür. 
Dolayısıyla yargı yerince verilen bir iptal hükmünün gereği yerine getirilirken ilgili kamu 
makamlarının kararın gerekçesini dikkate almaları gerektiği kuşkusuzdur.

52. İdari yargı mercilerince verilen iptal kararlan, davaya konu işlemin hukuk 
âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur ve aym koşullar devam ettiği sürece 
bu konuda yeniden işlem tesis edilemez. Disiplin cezasının, eylemin sübut bulmadığı ya da 
zamanaşımı süresi geçtikten sonra tesis edildiği gibi gerekçelerle iptal edilmesi üzerine aynı 
konuda yeniden bir disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. Ancak bazı iptal kararlarının 
gerekçesi idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da gerekli kılabilir. Örneğin 
iptal davasına konu bir disiplin cezasının dayanağı olarak ileri sürülen eylemin, niteliği gereği 
daha hafif bir cezayı gerektirdiği gerekçesiyle verilen bir iptal kararı üzerine idari makamlar 
anılan gerekçe doğrultusunda daha hafif olan cezanın verilmesi yoluna gidecektir. Yine dava 
konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul hükümleri yönünden 
hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal kararları üzerine idare tarafından iptale 
neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis 
edilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır.

53. Dava konusu kural ile bir disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi ve 
kararın idareye ulaştığı tarihten itibaren zamanaşımı süresinin dolması veya üç aydan daha az 
süre kalması durumunda iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak en geç üç ay içinde yeniden



disiplin cezası tesis edilebileceği ifade edilirken bu tür iptal kararlarının kastedildiği 
anlaşılmaktadır.

54. 2547 sayılı Kanun’da disiplin ceza zamanaşımı süresi 657 sayılı Kanunda ve 
kamu görevlilerine ilişkin diğer kanunlarda olduğu gibi genel olarak iki yıldır. Kanun’da söz 
konusu zamanaşımı süresinin iptal karan gerekçesi doğrultusunda tesis edilecek yeni disiplin 
işlemlerini kapsadığına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.

55. Anılan zamanaşımı süresine disiplin cezasının verilmesinden sonraki yargısal 
sürecin ve yargı karan uyannca yeniden disiplin cezası verilmesine ilişkin idari safhanın dâhil 
olduğunun kabul edilmesi; bir disiplin soruşturmasının başlatılması, elde edilen bulgular ve 
yapılan değerlendirmeler sonucunda fiile uygun disiplin cezasının verilmesi, bu cezaya karşı 
dava açılması üzerine mahkemece yeni bir ceza verilmesini mümkün kılacak bir gerekçeyle 
cezamn iptaline hükmedilmesi ve idare tarafından bu karara uygun şekilde yeniden disiplin 
cezası tesis edilmesi şeklinde özetlenebilecek bir sürecin iki yıllık zamanaşımı süresi içinde 
tamamlanmasını gerektirmektedir.

56. İdari düzenin korunması ve kamu hizmetinin düzgün işlemesi amacıyla getirilen 
disiplin cezaları ile genel toplum düzenini koruyan ceza hukuku alanındaki cezalar arasında 
cezanın amacı, veriliş usulü ve sonuçları yönünden farklılıklar bulunmaktadır. Anılan 
farklılıklar zamanaşımının işleyişinde de kendini göstermektedir. Bu anlamda disiplin hukuku 
bakımından disiplin cezası verme zamanaşımı, cezayı gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarih 
itibarıyla başlayan ve cezanın verilmesine kadar geçen sürece ilişkindir. Anılan cezaya karşı 
hak arama hürriyeti kapsamında idari ve yargısal mercilere başvurulması ve akabinde cezanın 
iptal edilmesi üzerine iptal kararı doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin cezası tesis 
etmesine ilişkin sürecin ise ayrı bir aşama olması nedeniyle ceza zamanaşımından bağımsız 
olarak değerlendirilmesi gerekir. Aksine bir kabul, zamanaşımı süresinin iki yıl olduğu ve 
Kanım’da genel ceza hukukuna özgü zamanaşımını durduran ve kesen nedenlere de yer 
verilmediği dikkate alındığında idari düzenin korunması ve kamu hizmetinin düzgün 
işlemesini zedeleyebileceği gibi yargı kararlarının uygulanmasını güçleştirici hatta önleyici 
sonuçlara da yol açabilecektir.

57. Öte yandan iptal kararının gerekleri doğrultusunda idarenin yeni bir disiplin 
cezası tesis ederken hiçbir süreyle sınırlı tutulmaması da kabul edilemeyeceğinden idarenin 
yeni cezayı makul bir sürede tesis etmesi gerekir.

58. Bu itibarla Kanun’da belirtilen ceza zamanaşımı süresi iptal kararından önce 
verilen ilk disiplin cezası için geçerli olup iptal kararı uyannca yeni bir disiplin cezası tesis 
edileceği durumlarda idarenin vakit geçirmeden harekete geçmesi ve makul bir süre içinde 
yargı kararım uygulaması gerekmektedir. Nitekim doktrinde yer alan görüşlerin büyük kısmı 
ile Danıştay içtihadı da bu yöndedir.

59. Kural ile söz konusu makul sürenin belirlenmesi amaçlanmış ve bu suretle ceza 
verme zamanaşımı süresinin dolması ya da üç aydan daha az süre kalması hâlinde yargı kararı 
doğrultusunda yeniden disiplin cezası tesis edilebilmesi için üç aylık bir süre öngörülmüştür. 
Dava konusu düzenleme ile getirilen bu sürenin kişilerin süresiz olarak ceza tehdidi altında 
kalmalarına yol açacak nitelikte olmadığı ve gerek bireysel gerekse kamusal çıkarlar 
yönünden makul ölçüde olduğu sonucuna varılmıştır.



60. Kural uyarınca iptal kararının gerekleri doğrultusunda idarenin belirli bir süre 
içinde yeniden disiplin cezası tesis etmesi söz konusudur. Ancak yargı kararı uyarınca verilen 
yeni cezanın hukuki varlığı, aynı fiil nedeniyle daha önce verilen cezayı tesis edildiği tarihten 
itibaren ortadan kaldıran ve hiç işlem yapılmamış gibi hukuki sonuç doğuran iptal kararma 
bağlı olduğundan kuralda aynı fiil nedeniyle birden fazla cezalandırmama ilkesine aykırı bir 
yön bulunmamaktadır.

61. Bu durumda idari düzenin korunması, kamu hizmetinin düzgün işlemesi ve yargı 
kararlarının uygulanması amacıyla kanun koyucunun takdir yetkisi kapsammda düzenlenen 
kuralın yargı kararlarını etkisiz kılacak ve aynı fiilden dolayı iki kez cezalandırılmaya yol 
açarak kişilerin baskı altında tutulmalarına neden olacak bir nitelik taşıdığı söylenemez.

62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 138. maddelerine aykırı değildir. 
İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nın 5. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

F. Kanun’un 30. Maddesiyle 2547 Sayılı Kanun’a Eklenen 53/Ç Maddesinin 
Birinci Fıkrasının (e) Bendinin Birinci Cümlesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

63. Dava dilekçesinde özetle; kural ile bazı disiplin cezalarına konu fiiller 
bakımından Yükseköğretim Kumlu (YÖK) Başkanımn öğretim elemanlarının disiplin amiri 
konumuna getirildiği ve anılan sıfatla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma 
açabilme yetkisinin tanındığı, bu yetkinin üniversitelerin özerk yapısına zarar verdiği, 
üniversite çalışanlarına yönelik keyfî soruşturma açılmasına imkân tanıdığı, YÖK’ün 
akademik personel üzerinde doğrudan baskı oluşturmasına yol açtığı belirtilerek kuralın 
Anayasa’nın 130. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama 
Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 131. 
maddesi yönünden de incelenmiştir.

65. Kural; aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya 
birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden ve kamu görevinden çıkarma 
cezalarını gerektiren fiillerle ilgili olarak YÖK Başkanımn disiplin amiri sıfatıyla öğretim 
elemanları hakkında doğrudan soruşturma açabileceğini hüküm altına almaktadır.

66. Anayasa’nın 130. maddesinde çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir 
düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile kurulan 
üniversitelerin kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 
anılan maddenin dokuzuncu fıkrasında öğretim elemanlarının atanmaları ve disiplin işleri de 
dâhil olmak üzere üniversiteler ve öğretim elemanları ile ilgili birçok hususun kanunla 
düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.



67. Anayasa’nm söz konusu maddesinin gerekçesinde İse "...Üniversiteleri, devletin 
gözetim ve denetimi altında, kendi organları eliyle yönetilmesi, öğretim üye ve 
yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son verilmesinin kendi 
organları tarafından yürütülmesi de bilimsel özerkliğin bir gereği olarak belirtilmiştir./ 
Üniversitelerde öğretim ve eğitimin özgürlük ve güvenlik içinde yürütülmesi, yurt düzeyinde 
yaygınlaşan üniversitelerin öğretim üye ihtiyaçlarının dengeli biçimde, ülke ihtiyaçları ve 
kalkınma planı gerekleri dikkate alınarak karşılanması konularının ve genel olarak Devletin 
üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkilerinin düzenlenmesi konuları, bilimsel 
özerklik dikkate alınmak suretiyle kanun koyucuya bırakılmıştır” denilmektedir.

68. Anayasa’mn 131. maddesinin birinci fıkrasında “Yükseköğretim burumlarının 
öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim burumlarındaki 
eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu burumların kanunda 
belirtilen amaç ve ilkeler doği'ultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis 
edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının 
yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile Yükseköğretim Kurulu kurulur” hükmü yer 
almaktadır. Bu bakımdan yükseköğretim kuramlarının işleyişine ilişkin olarak yapılacak 
düzenlemelerde YÖK’ün Anayasa’da tanımlanan görev ve işlevlerinin dikkate alınması 
gerekir.

69. YÖK’e atfedilen bu görev ve işlevlerden bir kısmının gerekli görüldüğü hâllerde 
YÖK’ün yetkili organlarından biri olan YÖK Başkanma bırakılması kanun koyucunun takdir 
yetkisindedir. Bununla beraber Anayasa’mn 130. maddesinin gerekçesinde devletin 
üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetim yetkilerini düzenleyen konuların bilimsel özerklik 
dikkate alınmak suretiyle kanun koyucuya bırakıldığını belirten Anayasa koyucunun 
iradesinin bir kamu tüzel kişisi olan YÖK’ün üniversiteler üzerindeki denetim yetkisini 
düzenleyen konulan da kapsadığı açıktır.

70. Bilimsel özerklik kavramı, yargı içtihatları ve öğretide, bilimsel çalışmaların 
üniversite ortamında amacına uygun şekilde yürütülebilmesinin olmazsa olmaz koşulu olarak 
görülmekte ve üniversite mensuplarının ekonomik, siyasi veya diğer başka yönlerden nüfuz 
sahibi bulunan kişi ve kuramların baskısı, yönlendirmesi olmadan ve toplumda genel olarak 
hâkim olan düşünce ve kabuller doğrultusunda sonuçlara varmak gibi bir zorunluluk 
hissetmeden, sadece bilimsel ölçütler ve etik kurallar çerçevesinde eğitim, öğretim, araştırma 
ve yayın yapabilme imkânlarına sahip bulunmaları biçiminde açıklanmaktadır.

71. Bilimsel özerkliğin yukarıdaki tanımına uygun koşulların oluşturulabilmesi 
üniversitelerin kendi işleyişine ilişkin idari kararların alınmasında da serbest olmasını 
gerektirmektedir. Nitekim Anayasa’mn 130. maddesinin gerekçesinde öğretim üye ve 
yardımcılarının göreve alınmalarının, yükseltilmelerinin ve görevlerine son verilmesinin 
kendi organları tarafından yürütülmesinin bilimsel özerkliğin bir gereği olduğu belirtilmiştir.

72. Diğer taraftan bilimsel özerkliğe sahip olunması üniversitelerin sınırsız bir 
özgürlük ve keyfiliğe sahip olduğu anlamına da gelmez. Özerkliğin kötüye kullanılmasını 
önlemek ve amacına uygun olarak kullanılmasını sağlamak için devletin gerekli önlemleri 
alması tabiidir.



73. Bu bağlamda Anayasa’nm 131. maddesinde kurulması öngörülen YÖK ile 
birlikte daha somut ve kuramsal bir görünüm kazanan devletin üniversiteler üzerindeki 
gözetim ve denetim yetkisi ile Anayasa’nm 130. maddesinde ifade edilen bilimsel özerkliğe 
sahip üniversite olgusu arasında hassas bir dengenin kurulması gerekmektedir.

74. Anayasa’mn 131. maddesinde YÖK’ün yükseköğretim kuramlarının öğretimini 
planlama, düzenleme, yönetme görevlerinin yanında denetleme görevinin de bulunduğu ifade 
edilmiş; ancak gerek maddenin lafzında gerekse de maddenin gerekçesinde bu denetleme 
görevinin kapsam ve sınırlarına yer verilmemiştir. Maddede öğretim elemanlarına ilişkin 
olarak yer verilen tek ifade ise öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmanın 
YÖK’ün kuruluş amaçlarından biri olduğudur.

75. Anayasa’mn 131. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kuruluş amaçlarına 
bakıldığında YÖK’ün yükseköğretim sisteminde eşgüdümü sağlamak üzere düzenleyici, 
yönlendirici ve denetleyici bir kurum olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu anlamda anılan 
maddede ifade edilen denetim yetkisinin yükseköğretim alanında planlama ve iş birliğine 
yönelik, bilimsel özerklikle uyumlu ve Kurulun üniversiteler üzerinde hiyerarşik üstünlüğüne 
yol açmayacak şekilde kullanılması gerektiği vurgulanmalıdır.

76. Anayasa’mn 130. maddesinin altıncı fıkrasında kanunun belirlediği usul ve 
esaslara göre rektörlerin Cumhurbaşkanınca, dekanların YÖK tarafından seçilip atanacağı 
ifade edilmiştir. Anılan maddede öğretim elemanlarının seçiminin ve atamasınm üniversite 
dışından kullanılacak bir yetki ile gerçekleşeceğine ilişkin bir hükme ise yer verilmemiştir. Bu 
durum, öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve görevlerine son 
verilmesinin kendi organları tarafından gerçekleştirilmesinin bilimsel özerkliğin bir gereği 
olduğunu belirten Anayasa’nm 130. maddesinin gerekçesi ile de uyum arz etmektedir.

77. 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin (a) fıkrasının 6764 sayılı Kanun’la 
değiştirilmeden önceki metninde YÖK Başkam yalnızca YÖK ile üniversite rektörlerinin 
disiplin amiri olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla soruşturma açma yetkisi Kurul ve rektörler 
ile sınırlandırılmıştır. Dava konusu kuralla ise öğretim elemanlarının görev yaptığı 
yükseköğretim kuramımdaki disiplin amirlerinin yetkisine ek olarak YÖK Başkanına da 
disiplin amiri sıfatıyla öğretim elemanları hakkında doğrudan soruşturma açma yetkisi 
verilmiştir. Başka bir ifadeyle disipline konu eylemleri nedeniyle öğretim elemanları 
hakkında gerek çalıştığı yükseköğretim kurumu gerekse de YÖK Başkam doğrudan disiplin 
soruşturması açma yetkisine sahiptir.

78. Dava konusu kuralla üniversite tüzel kişiliğini temsile yönelik idari bir görevi 
bulunmayıp salt akademik faaliyet yürüten öğretim elemanlarının bazı disiplin fiilleriyle ilgili 
olarak YÖK Başkanma doğrudan soruşturma açma yetkisi tanınmasının, YÖK’ün 
üniversiteler üzerinde sahip olduğu denetim yetkisinin neredeyse yükseköğretim 
kuramlarındaki tüm akademik personeli kapsayacak ve Kurulun üniversiteler üzerinde 
hiyerarşik bir güce sahip olacak şekilde genişletilmesi sonucunu doğurduğu görülmektedir.

79. Bu itibarla bilimsel özerkliğe sahip öğretim elemanları hakkında üniversitenin 
kendi iç mekanizması dışında yer alan ve ayrı bir tüzel kişiliği bulunan YÖK’ün Başkam 
tarafından disiplin soruşturmasına tabi tutulabilmesi Anayasa’da bilimsel özerkliğe sahip



olduğu belirtilen üniversitelerin iradesini zayıflatacak ve öğretim elemanlarının akademik 
kaygılar dışında bir endişe taşımaksızın görev yapma imkânını zedeleyebilecek niteliktedir.

80. Anayasa’nın 130. maddesinin gerekçesinde öğretim elemanlarının görevlerine 
son verilmesinin kendi organları tarafından yürütülmesinin bilimsel özerkliğin bir gereği 
olduğunun ifade edildiği de dikkate alındığında YÖK Başkanma öğretim elemanları hakkında 
soruşturma açma yetkisi tanıyan dava konusu kuralın bilimsel özerkliği zayıflatan ve YÖK’ün 
sahip olduğu denetim yetkisini aşan yönü ile Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleri ile 
bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

81. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 130. ve 131. maddelerine aykırıdır. 
İptali gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe ek gerekçeyle katılmıştır.

G. Kanun’un 39. Maddesiyle 3308 Sayılı Kanun’un 10. Maddesinin Birinci 
Fıkrasının Değiştirilen (b) Bendinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

82. Dava dilekçesinde özetle; eğitim sistemimizde 60-66 aylık çocukların ilkokula 
başlayabilmeleri dolayısıyla daha önce 14 olan çıraklığa başlama yaşının dava konusu kural 
ile 13’e indirildiği, bu durumun Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşme 
hükümlerine aykırı olduğu, çıraklık eğitiminin verildiği mesleki eğitim merkezlerinin 
ortaöğretim kapsamına alındığı ancak bunların okul niteliği taşımadığı, 15 yaşın altındaki 
çocukların mesleki eğitim merkezleri üzerinden çalıştırılmasının eğitim hakkını ihlal ettiği 
belirtilerek kuralın Anayasa’nın 5., 41., 42. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri 
sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

83. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 
50. maddesi yönünden de incelenmiştir.

84. Kanun’un 39. maddesiyle 3308 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasının 
değiştirilen dava konusu (b) bendi, çırak olabilmek için “en az ortaokul veya imam-hatip 
ortaokulu mezunu olma” koşulunu öngörmektedir.

85. Anayasa’nın “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. maddesinin 
dördüncü fıkrasında devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri 
almakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Ayrıca Anayasa’mn “B. Çalışma şartları ve 
dinlenme hakkı” başlıklı 50. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında “Kimse, yaşma, 
cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz./Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî 
yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar” hükmüne yer 
verilerek çocuk istihdamında sömürünün engellenmesi anayasal güvence altına alınmıştır.

86. Anayasa’nın “II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesinin ilk 
fıkrasında “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ” denilerek eğitim ve



öğrenim hakkının genelliği ilkesi benimsenmiş, ikinci fıkrasında da öğrenim hakkının 
kapsamının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Dokuzuncu fıkrada ise, eğitim ve öğretim 
kuramlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetlerin 
yürütüleceği, bu faaliyetlerin her ne suretle olursa olsun engellenemeyeceği hüküm altına 
alınmıştır.

87. 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanunda onaylanan Çocuk Haklarına Dair 
Sözleşme’nin 28. ve 32. maddelerinde, çocuğun eğitim hakkının varlığı kabul edilmiş; taraf 
devletlere ilköğretimin parasız ve zorunlu yapılması, ortaöğretim sistemlerinin genel olduğu 
kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesi, eğitim ve meslek 
seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklar için elde edilir hâle getirme ve çocuğun 
ekonomik sömürüsüne ve eğitimine zarar verecek nitelikte çalıştırılmasına karşı koruma 
yükümlülüğü getirilmiştir.

88. Yine, 26/11/1992 tarihli ve 3850 sayılı Kanun’la onaylanan İnsan Kaynaklarının 
Değerlendirilmesinde Meslekî Eğitim ve Yönlendirmenin Yeri Hakkındaki 142 Sayılı 
Uluslararası Çalışma Sözleşmesi’nin 2. maddesinde, her üyenin bu Sözleşme’de belirtilen 
hedefleri dikkate alarak resmî eğitim sistemi içinde veya bunun dışında yer alacak şekilde, 
genel, teknik ve mesleki eğitime, eğitim ve mesleki rehberliğe ve mesleki eğitime ilişkin açık, 
esnek ve tamamlayıcı sistemleri oluşturup geliştireceği kuralı yer almaktadır.

89. 23/1/1998 tarihli ve 4334 sayılı Kanun’la onaylanan ve bütün sektörlerde çalışan 
çocuk ve genç işçileri kapsayan İstihdama Kabulde Asgari Yaşa İlişkin 138 Sayılı 
Uluslararası Çalışma Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre asgari yaş sımrı zorunlu öğrenim 
yaşının bittiği yaşın altında ve her halükârda 15 yaşın altında olamaz. Sözleşme bu kurala bazı 
istisnalar da getirmiştir. Örneğin Sözleşme’nin 6. maddesine göre bu Sözleşme, çocuklar ve 
gençler tarafından genel, mesleki ve teknik eğitim için okullarda ve diğer eğitim 
kuruluşlarında yapılan işlere veya yetkili makamın varsa ilgili işçi ve işveren örgütlerine 
danışarak belirlediği koşullara göre işyerlerinde en az 14 yaşındaki kişilerin yaptıkları ve esas 
olarak bir okul ya da bir eğitim kuruluşunun sorumlu bulunduğu bir eğitim veya öğretim 
kursunun, yetkili makam tarafından onaylanmış olup büyük ölçüde veya tamamen bir 
işyerinde yürütülen bir eğitim programının veya eğitim veya meslek seçimini kolaylaştırmak 
amacıyla hazırlanmış bir yönlendirme ya da rehberlik programının ayrılmaz parçası olan 
işlere uygulanmaz.

90. Anayasa’nm 41., 42. ve 50. maddelerinde benimsenen ilkelerle öz yönünden bir 
farklılık içermeyen söz konusu uluslararası sözleşmelerde, çocuğun temel eğitim ve mesleki- 
teknik eğitim hakkı kabul edilerek taraf devletlere bu hakların gereğini yerine getirme ve 
çocuk emeğinin sömürüsünü önleme ödevi yüklenmiştir.

91. Kanun’un genel gerekçesinde çıraklık eğitiminin altyapısının güçlendirilmesi ile 
meslek lisesi ve üniversite öğrencilerinin staj yapmalarım özendirici tedbirlerin alınmasının 
amaçlandığı; madde gerekçesinde ise çıraklık eğitiminin zorunlu ortaöğretim kapsamına 
alınması nedeniyle çıraklığa giriş şartlarının da bu doğrultuda düzenlendiği ifade 
edilmektedir.

92. 3308 sayılı Kanun’un 11. maddesine göre aday çırak ve çıraklar öğrenci 
statüsünde olup öğrencilik haklarından yararlanır ve bunlar işyerinde çalışan işçi sayısına



dâhil edilmezler. 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 6764 sayılı 
Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 26. maddesi ile de çıraklık eğitiminin verildiği mesleki 
eğitim merkezleri yaygın eğitim kapsamından çıkarılarak ortaöğretim kurumlan kapsamına 
alınmış ve bu okullan bitirenlere Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen fark derslerin 
tamamlanması koşuluyla ortaöğretim diploması verileceği hüküm altına alınmıştır.

93. Anılan hükümlerden çıraklık eğitiminin zorunlu örgün eğitim sisteminin bir 
parçası olduğu, öğrenci statüsündeki çırak ve çırak adaylarının işçi olarak 
nitelendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.

94. Buna göre daha önce yaygın eğitim kapsamında iken zorunlu örgün eğitimin 
ortaöğretim kapsamına alınan ve öğrencilerine mesleki eğitim merkezleri bünyesinde teori ile 
pratiğin birleştiği bir mesleki eğitim süreci sağlayan çıraklık eğitimine başlayabilmek için 
gereken şartlardan biri olarak öngörülen dava konusu kuralın çıraklık eğitiminin dâhil olduğu 
ortaöğretimden bir önceki eğitim aşamasına işaretle “en az ortaokul veya imam-hatip 
ortaokulu mezunu olmak” şeklinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.

95. Bu durumda ortaokul eğitiminden sonra başlanabilen örgün eğitim kapsamındaki 
çıraklık eğitiminin çocuğun üretime yönelik çalıştırılması olarak değerlendirilmesine ve 
çocuk emeğinin sömürüsü olarak nitelendirilmesine imkân bulunmamaktadır.

96. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nm 41., 42. ve 50. maddelerine aykırı 
değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’nm 5. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

Ğ. Kanun’un 52. Maddesiyle 4734 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 10. Maddenin 
İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

97. Dava dilekçesinde özetle; Eğitimde Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme 
Hareketi (FATİH) Projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alımlarmm 4734 sayılı 
Kanun’un kapsamı dışına çıkarılmasıyla anılan Kanun’da öngörülen idareye şikâyet, Kamu 
İhale Kurumuna itirazen şikâyet ve Kamu İhale Kurumu incelemesi ile Kamu İhale Kurumu 
kararları üzerinden ihalelerin yargısal denetiminin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı 
belirtilerek kuralın Anayasa’nm 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

98. Kanun’un 52. maddesiyle 4734 sayılı Kanun’a eklenen ek 10. maddenin birinci 
cümlesi ile FATİH Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak mal ve 
hizmet alımları ile yapım işlerinde, 4734 sayılı Kanun’un ceza ve ihalelerden yasaklama 
haricindeki hükümlerinin uygulanmaması öngörülmüştür.

99. 4734 sayılı Kanun’un uygulaması dışında bırakılan işler; yurtiçi üretimin ve 
katma değerin artırılması, teknoloji kazanmamın sağlanması, daha önce yurt içinde üretimi 
bulunmayan ürünlerin üretilebilmesi, yeni teknoloji ve ürünlere yönelik araştırma-geliştirme



faaliyetlerinin sürdürülmesi ve bilgi toplumuna geçiş hedefleriyle Millî Eğitim Bakanlığına 
bağlı okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerindeki okulların dersliklerine bilişim 
teknolojisi donanımı, yazılımı, ağ altyapısı ve internet erişim imkânının sağlanması, dersler 
için çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda e-içerik temin edilmesi ve e-içerik altyapısının 
oluşturulması, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapan öğretmenlere ve örgün 
eğitim gören öğrencilere e-kitap, tablet bilgisayar ve benzeri ihtiyaçların sağlanması amacıyla 
FATİH Projesi kapsamında yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinden ibarettir.

100. Maddenin son cümlesinde ise bu madde uyarınca yapılacak alımlara ilişkin usul 
ve esasların Maliye Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak Millî Eğitim 
Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle rekabete açık olacak şekilde düzenleneceği 
kurala bağlanmıştır.

101. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alman hukuk devleti ilkesinin 
gereklerinden biri kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. 
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği 
ortaya konulmuştur. Buna göre kamu yararı, genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı 
ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.

102. Devlet harcamalarında 4734 sayılı Kanun’un uygulanmasını zorunlu kılan bir 
Anayasa kuralı bulunmadığından, kanun koyucunun bazı mal ve hizmetler yönünden farklı 
usuller benimsemesinde anayasal açıdan bir engel yoktur. Ancak bir mal ve hizmet alımı 
ihalesinin 4734 sayılı Kanun’da öngörülen saydamlık, rekabet, eşit muamele, güvenirlik, 
gizlilik ve kamuoyu denetimi esas alınarak belirlenen usullerin dışına çıkarılırken hukuk 
devleti ilkesinin bir gereği olan kamu yararı amacı gözetilmelidir.

103. Dava konusu kuralın gerekçesinde eğitimde FATİH Projesi kapsamında 
okullara ve öğrencilere sağlanacak mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin 
gerçekleştirilmesi, belirlenen sürede tamamlanabilmesi, proje hizmetlerinin kesintisiz olarak 
öğrencilere eş zamanlı sunulabilmesi, ülkemizde bulunmayan teknolojilerin transferinin 
sağlanması ve proje konusu ürün ve hizmetlerin azami düzeyde katma değerle yurtiçi 
üretiminin temini amacıyla 2015 yılı sonuna kadar projenin 4734 sayılı Kanun kapsamı 
dışında tutulduğu; ancak ortaya çıkan ihtiyaçlar ile projenin içerik alımları dâhil eğitimde bir 
dönüşüm projesi olması ve kısıtlı bir süre içinde proje hedeflerinin gerçekleştirilmesinin 
sağlıklı sonuçlar vermeyeceği gözönüne alınarak FATİH Projesi kapsamındaki alımların ilgili 
Bakanlıklarca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde temin edilebilmesinin düzenlendiği 
belirtilmiştir.

104. 4734 sayılı Kanun’da düzenlenen şikâyet ve itirazen şikâyet prosedürü, bu 
Kanun kapsamına giren ihaleler yönünden uygulanması öngörülen özel idari başvuru yolu 
niteliğinde olup bu prosedürün varlığı diğer ihaleler yönünden idari ve yargısal başvuru 
yollarının kapatıldığı anlamına gelmemektedir. Anılan Kanun kapsamında olmayan 
ihalelerdeki hukuka aykırılıkların genel hükümler çerçevesinde idari ve yargısal başvurulara 
konu edilmesi mümkündür.

105. Nitekim Anayasa Mahkemesinin, 30/3/2012 tarihli ve 6287 sayılı Kanun’un 24. 
maddesiyle 4734 sayılı Kanun’a eklenen ve benzer hüküm içeren geçici 13. madde ile ilgili 
olarak verdiği 20/9/2012 tarihli ve E.2012/65, K.2012/128 sayılı kararı da bu yöndedir.



106. Sonuç olarak FATİH Projesi kapsamında kalan mal ve hizmet atımlarının 4734 
sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarılmasında kamu yararı amacı dışında bir amaç güdüldüğü 
belirlenmediğinden kuralda Anayasa’nm 2. maddesi ihlal edilmemiştir.

107. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nm 2. maddesine aykırı değildir. İptal 
talebinin reddi gerekir.

H. Kanun’un 53. Maddesiyle 5018 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 3. Maddenin 
“...üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklemelere girişilebilir.” 
Bölümünün İncelenmesi

I. İptal Talebinin Gerekçesi

108. Dava dilekçesinde özetle; bütçenin yıllık olması ilkesinden farklı bir süre ve 
usul benimsenebilmesi için harcamanın, kalkınma planlan ile ilgili yatınmlara veya bir yıldan 
fazla sürecek iş ve hizmetlere ilişkin olması gerektiği, halbuki internet erişim hizmetleri ve ağ 
altyapısının sağlanması için yapılacak mal ve hizmet satın alma işlerinin bu kapsamda 
olmadığı, Millî Eğitim Bakanlığınca uygulanan FATİH Projesi kapsamında yapılacak mal ve 
hizmet alımlarmda birden fazla yıla yaygın yüklenmelere girişilmesine olanak tanındığı hâlde 
diğer kamu kurum ve kuruluşlannca yürütülen bilişim projeleri yönünden bu şekilde bir 
imkânın sağlanmamasının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu belirtilerek kuralın 
Anayasa’nm 10., 161. ve 166. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırdık Sorunu

109. 5018 sayılı Kanun, kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu 
bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, 
raporlanmasmı ve mali kontrolünü düzenlemektedir. Anılan Kanun’da, merkezî yönetim 
bütçesinin yıllık olması esası öngörülmüştür. Bununla birlikte söz konusu Kanun’un 28. 
maddesinde bütçenin yıllık olması ilkesine bazı istisnalar getirilmiştir.

110. Dava konusu kuralla, bütçenin yıllık olması ilkesine yeni bir istisna 
getirilmektedir. Buna göre FATİH Projesi kapsamında Millî Eğitim Bakanlığınca yapılacak 
yazılım, donanım, dijital içerik alımı, internet erişim hizmetleri sağlanması, ağ altyapısı, 
AR-GE merkezi, veri merkezi kurulumu ve bunlara ilişkin her türlü bakım, onarım ve işletme 
işlerinde üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara yaygın yüklenmelere 
girişilebilmesi mümkün kılınmıştır.

111. Anayasa’nm 161. maddesinin birinci fıkrasında kamu idarelerinin ve kamu 
iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamalarının yıllık bütçeyle yapılacağı 
kuralı getirilmiş; ikinci fıkrasında ise kanunla, mali yıl başlangıcı ile merkezî yönetim 
bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek 
iş ve hizmetler için özel süre ve usullerin öngörülebileceği düzenlenmiştir. Anayasa koyucu, 
bu tür harcamalar yönünden bütçenin yıllık olması ilkesine istisna getirilebileceğini 
belirtmekle birlikte bu sürenin ne kadar uzatılabileceğine ilişkin herhangi bir hükme yer 
vermeyerek bu konudaki takdiri kanun koyucuya bırakmıştır.



112. FATİH Projesi okul öncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm 
okullarda bulunan 570.000 dersliğe dizüstü bilgisayar, LCD panel etkileşimli tahta ve internet 
ağ altyapısı sağlamayı amaçlayan ve beş yılda tamamlanması planlanan; ancak ortaya çıkan 
ihtiyaçlar nedeniyle devam etmekte olan bir proje olup bu projenin, Anayasamın 161. 
maddesinin ikinci fıkrası anlamında bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmet niteliğinde olduğu 
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla FATİH Projesi kapsamında yapılacak mal ve hizmet alanlarında 
birden fazla yıla yaygın yüklenmelere girişilmesine imkân tanıyan kural Anayasa’nın 161. 
maddesine aykırı değildir.

113. Anayasa’mn “I. Planlama; Ekonomik ve Sosyal Konsey" başlıklı 166. 
maddesinde, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayi ve tarımın yurt 
düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve 
değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamanın ve bu amaçla gerekli 
teşkilatı kurmanın devletin görevi olduğu, planda, millî tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda 
istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdam geliştirici tedbirler 
öngörüleceği; yatırımlarda toplum yararları ve gereklerinin gözetileceği, kaynakların verimli 
şekilde kullanılmasının hedef alınacağı; kalkınma girişimlerinin, bu plana göre 
gerçekleştirileceği; kalkınma planlannın hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince 
onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin 
önlenmesine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Böylece, sosyal 
devlet ilkesini gerçekleştirmek amacıyla devletin sosyal ve ekonomik yaşama müdahalesinin 
bir plan çerçevesinde yapılması öngörülmüştür.

114. Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmaları nedeniyle hukuki bir güç 
kazandırılan kalkınma planlarının ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı ilgilendiren 
konularda kanun koyucuyu önceden ilkeleri belirlenmiş bir doğrultuda düzenleme yapmaya 
yönelttiği bir gerçektir. Ancak bu durum kanun koyucunun planm özüne bağlı kalarak ortaya 
çıkan yeni gereksinmelere ve önceliklere göre düzenleme yapmasına engel değildir. Bu 
itibarla herhangi bir kanun hükmünün plan düzenlemeleriyle uyumlu olmaması Anayasa’ya 
aykırılık oluşturmaz. Kaldı ki 6/7/2013 tarihli ve 28699 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de 
yayımlanan Onuncu Kalkınma Plam’nda (2014-2018) kural kapsamında yapılacak ihalelere 
yönelik herhangi bir öneriye de yer verilmemiştir.

115. Ayrıca bir kuralın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden kanunlaşmasının 
Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası, şekle ilişkin olup Anayasa’nın 148. maddesinin ikinci 
fıkrası uyarınca 6764 sayılı Kanun’un Resmî Gazete’de yayımlandığı 9/12/2016 tarihinden 
itibaren 10 günlük süre içinde dava konusu edilmesi gerekirken 27/1/2017 tarihinde açılan bu 
davada söz konusu iddianın incelenmesine imkân bulunmamaktadır.

116. Öte yandan Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin bir unsuru 
olan eşit işlem görme hakkının öznesi bireyler ve bireyler tarafından oluşturulan topluluklar 
olup kamu otoriteleri bu hakkın öznesi değildir. Kamu otoritelerinin yetki, görev ve 
sorumluluklarının ne şekilde düzenleneceği kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir.

117. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 30/3/2012 tarihli ve 6287 sayılı Kanun’un 25. 
maddesiyle 5018 sayılı Kanun’a eklenen ve dava konusu kurala benzer hüküm içeren geçici 
20. maddenin Anayasa’nın 10., 161. ve 166. maddelerine aykırı olduğu iddialarına ilişkin 
olarak verdiği 20/9/2012 tarihli ve E.2012/65, K.2012/128 sayılı kararı da bu yöndedir.



118. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 161. ve 166. maddelerine aykırı 
değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

119. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların bu hâliyle uygulanmasının 
telafisi güç veya imkânsız zararların doğmasına sebebiyet vereceği belirtilerek yürürlüklerinin 
durdurulması talep edilmiştir.

2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri 
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde 
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 30. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na 
eklenen 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin birinci cümlesine yönelik yürürlüğün 
durdurulması talebinin, koşullan oluşmadığından REDDİNE,

B. 26. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’un 53. maddesinin değiştirilen (b) fıkrasının 
(1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan “657 sayılı Kanundaki fiillere ilave 
olarak... ” ibarelerine yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmesi 
nedeniyle bu ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,

C. 1. 8. maddesiyle 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat 
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Karamame’nin 37. maddesinin (9) numaralı 
fıkrasına eklenen cümleye,

2. 29. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/C maddesinin dördüncü fıkrasına,

3. 39. maddesiyle 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu’nun 10. 
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) bendine,

4. 52. maddesiyle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na eklenen ek 
10. maddeye,

5. 53. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol 
Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin “ ...üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara 
yaygın yüklenmelere girişilebilir. ” bölümüne,

yönelik iptal talepleri 10/4/2019 tarihli ve E.2017/33, K.2019/20 sayılı kararla 
reddedildiğinden, bu maddeye, fıkraya, bende, cümleye ve bölüme ilişkin yürürlüğün 
durdurulması taleplerinin REDDİNE,

Ç. 1. 6. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin 17. maddesinin (1) 
numaralı fıkrasının (ç) ve (d) bentleri ile (2) numaralı fıkrasında yer alan “Maarif 
Müfettişleri” ibarelerinin “Bakanlık Maarif Müfettişleri” şeklinde değiştirilmesi,



2. 9. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin 41. maddesinin 
değiştirilen (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi,

3. 13. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’ye eklenen geçici 12. 
maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan “Maarif 
Müfettişleri illerde il müdürüne...”, “...il müdürünün vereceği diğer görevleri yapar.” 
ibareleri ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...şube müdürü ve üstü 
kadrolarda fiilen çalışanlar ve... ”, “ ...yapılacak mülakatta başarılı olanlar... ” ibareleri,

hakkında 10/4/2019 tarihli ve E.2017/33, K.2019/20 sayılı kararla karar verilmesine 
yer olmadığına karar verildiğinden, bu cümleye, ibarelere ve değişikliğe ilişkin yürürlüğün 
durdurulması talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

10/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V. HÜKÜM

2/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri 
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde 
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 6. maddesiyle 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat 
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Karamame’nin 17. maddesinin (1) numaralı 
fıkrasının (ç) ve (d) bentleri ile (2) numaralı fıkrasında yer alan “Maarif Müfettişleri” 
ibarelerinin “Bakanlık Maarif Müfettişleri” şeklinde değiştirilmesine ilişkin iptal talepleri 
hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B. 8. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin 37. maddesinin (9) 
numaralı fıkrasına eklenen cümlenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin 
REDDİNE,

C. 9. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’nin 41. maddesinin 
değiştirilen (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ile (6) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine 
ilişkin iptal talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

Ç. 13. maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Karamame’ye eklenen geçici 12. 
maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan “Maarif 
Müfettişleri illerde il müdürüne...”, “...il müdürünün vereceği diğer görevleri yapar.” 
ibareleri ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...şube müdürü ve üstü 
kadrolarda fiilen çalışanlar ve...”, “...yapılacak mülakatta başarılı olanlar...” ibarelerine 
ilişkin iptal talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

D. 26. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. 
maddesinin değiştirilen (b) fıkrasının (1), (2), (3), (4) ve (6) numaralı bentlerinde yer alan 
“657 sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak... ” ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve 
İPTALLERİNE, iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri 
Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ



GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA 
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,

E. 29. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/C maddesinin dördüncü fıkrasının 
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

F. 30. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) 
bendinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

G. 39. maddesiyle 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu’nun 10. 
maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen (b) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal 
talebinin REDDİNE,

Ğ. 52. maddesiyle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na eklenen ek 
10. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE,

H. 53. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol 
Kanunu’na eklenen ek 3. maddenin “ ...üst yöneticinin onayıyla 15 yıla kadar gelecek yıllara 
yaygın yüklenmelere girişilebilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal 
talebinin REDDİNE,

10/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan
Zühtü ARSLAN

Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili 
Engin YILDIRIM

Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye
Recep KÖMÜRCÜ

Üye
Hicabi DURSUN

Üye
Celal Mümtaz AKINCI

Üye
Muammer TOPAL

Üye
M. Emin KUZ

Üye
Haşan Tahsin GÖKCAN

Üye
Kadir ÖZKAYA

Üye
Rıdvan GÜLEÇ

Üye
Recai AKYEL

Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU



Esas Sayısı : 2017/33 
Karar Sayısı : 2019/20

EK GEREKÇE

2547 sayılı Kanuna eklenen 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin birinci 
cümlesinin iptaline karar verilmiştir.

Oybirliğiyle alman bu karara katılmakla birlikte anılan kuralın aşağıdaki gerekçelerle 
Anayasanın 10. maddesine de aykırı olduğunu düşünüyorum.

Bilindiği gibi, Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi, 
aynı hukukî durumda bulunan kişilerin aynı işleme tâbi tutulmalarının sağlanmasını, ayrım 
yapılmasının ve ayrıcalık tanınmasının önlenmesini amaçlamakta ve aynı durumda bulunan 
kişilere veya topluluklara farklı kurallar uygulanmasını yasaklamaktadır.

Bu çerçevede eşitlik ilkesi yönünden Mahkememizce yapılan anayasallık 
denetiminde, aynı durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılmasına imkân veren bir 
hüküm bulunup bulunmadığı tespit edilmekte ve böyle bir düzenleme varsa bunun nesnel ve 
makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı da İncelenmektedir.

İncelenen kuralın yer aldığı 53/Ç maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, aylıktan 
ve ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme 
cezalarının kişinin görevli olduğu birimdeki disiplin kurulu kararı ile verileceği hükme 
bağlanmakta iken, incelenen (e) bendinin birinci cümlesine göre aynı cezaları gerektiren 
fiillerle ilgili olarak öğretim elemanları hakkında Yükseköğretim Kurulu Başkanmm 
doğrudan soruşturma açması hâlinde, soruşturmalar sonucunda verilecek cezaların aynı 
bendin ikinci cümlesine göre Yüksek Disiplin Kurulunca karara bağlanmasının öngörüldüğü 
anlaşılmaktadır.

Böylece, öğretim elemanları hakkında soruşturma açılmasına, soruşturma açmaya 
yetkili makamlara ve disiplin cezası önerisini karara bağlamaya yetkili kurullara ilişkin olarak 
dava konusu kuraldan önce yürürlükte olan düzenlemenin varlığını koruduğu da dikkate 
alındığında, aynı hukukî durumda bulunan öğretim elemanları hakkında -aynı fiillerinden 
dolayı- soruşturma açmaya iki farklı merciin yetkili kılınmasının, iki farklı soruşturma usulü 
uygulanmasının ve farklı düzeydeki mercilerce disiplin cezası verilmesinin söz konusu olduğu 
görülmektedir.

Diğer taraftan, aynı hukukî durumdaki bu kişilere -aynı fiillerinden dolayı- farklı 
muamele yapılmasına imkân veren söz konusu hükmün nesnel ve makul bir temele dayandığı 
da söylenemez.

Bu nedenle, (e) bendinin iptal edilen birinci cümlesi Anayasanın 130. ve 131. 
maddeleri yanında 10. maddesine de aykırıdır.

Üye
M. Emin KUZ

 

Dosyalar

Resmi Gazete Metni
Resmi Gazete Metni (Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (3)
Söz Konusu Yargı Kararının ilgili olduğu Mevzuat (1)
Söz Konusu Mahkeme Kararında İptal İstemine Konu Olan Mevzuat (6)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul