İnternet üzerinden üyelik alınması sırasında, kredi kartı seçeneğinde sorun yaşanması halinde, Havale/EFT seçeneğine tıklayabilirsiniz. Ödeme dekontunun info@kanunum.com adresine iletilmesi akabinde üyelikler açılacaktır.
  • Dava Türü: İptal Davası
  • Süreç: Karar
  • Karar Türü: İptal
  • KANUNUM Yürürlük Değerlendirmesi: Yürürlükte
  • Esas No: 2017/156
  • Karar No: 2019/37
  • Karar Tarihi: 15.05.2019
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

25 Temmuz 2019 PERŞEMBE Resmi Gazete Sayı : 30842

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2017/156
Karar Sayısı: 2019/37
Karar Tarihi: 15/5/2019

İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Engin ALT AY,
Levent GÖK, Özgür ÖZEL ile birlikte 117 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU: 18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı Sanayinin
Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A. 1. maddesinin,

B. 17. maddesinin,

C. 18. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na
eklenen ek 38. maddenin;

1. Birinci cümlesinde yer alan “...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi
kapsamında... ” ibaresinin,

2. İkinci cümlesinde yer alan “...en fazla %20’si...” ve “...performansa dayalı
kriterler... ” ibarelerinin,

Ç. 27. maddesiyle 4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 4. maddesinin (a) fıkrasına eklenen (6), (7), (8) ve (9) numaralı
bentlerin,

D. 37. maddesiyle 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin,

E. 84. maddesiyle değiştirilen 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Karamame’nin (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “Ulaştırma ve
Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ” şeklinde
değiştirilen) 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

1. (a) bendinde yer alan “Devletçe... ” ibaresinin,

2. (ç) bendinde yer alan “Kamu kurum ve/veya kuruluşları,...” ibaresinin,

3. (d), (e) ve (f) bentlerinin,



F. 85. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Kanunu’nun;

1. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan
“...lO’dan az... ” ibaresinin “...50’den az... ” şeklinde değiştirilmesinin,

2. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “lO’dan az... ”
ibaresinin ‘‘50’den az... ” şeklinde değiştirilmesinin,

3. 30. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer
alan “lO’dan az... ” ibaresinin “50’den az... ” şeklinde değiştirilmesinin,

G. 86. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “...1/7/2017...” ibaresinin “...1/7/2020...”
şeklinde değiştirilmesinin,

Anayasa’nm 2., 5., 10., 17., 49., 50., 70., 90., 123, 127, 129, 130. ve 131.
maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ

A. İptali İstenen Kanun Hükümleri

Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;

1. 1. maddesi şöyledir:

“MADDE 1- 2/1/1924 tarihli ve 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun yürürlükten
kaldırılmıştır. ”

2.17. maddesi şöyledir:

“MADDE 17- 2547 sayılı Kanunun 60 inci maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin
ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. ”

3.18. maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen ek 38. madde şöyledir:

“Araştırma görevlisi istihdamı

Ek Madde 38- (Ek: 18/6/2017-7033/18 md.)

Yükseköğretim kurumlan araştırma görevlisi kadrolarına atamalar, 33 üncü maddede
belirtilen usule uygun olarak 50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında
yapılır. Bu kapsamda atananlardan doktora veya sanatta yeterlik eğitimlerini
tamamlayanların en fazla %20’si doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamladıkları
kuramların senatolarınca belirlenen ve Yükseköğretim Kurulunca onaylanan performansa
dayalı kriterler çerçevesinde doktor öğretim üyesi kadrolarına atanabilir. Bu kapsamda
atanamayanların, doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamladıkları kurumların öğretim



üyesi kadrolarına atanabilmeleri için en az bir eğitim-öğretim yılı yurt içinde veya yurt
dışında farklı bir yükseköğretim kurumanda çalışması gerekir. Bu madde kapsamında
atananlara 35 inci maddeye göre yurt içinde başka bir yükseköğretim kurumlarındaki
doktora veya sanatta yeterlik eğitim süreleri için mecburi hizmet yüklenemez. ”

4. 27. maddesiyle bentlerin eklendiği 3093 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (a) fıkrası
şöyledir:

“a) Aşağıdaki cihazları imal edenler cihazın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi
hariç) Katma Değer Vergisi matrahı, ithal edenler ise Gümrük Giriş Beyannamesindeki
(özel tüketim vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı üzerinden bir defaya mahsus
olmak üzere, ilave bir yazılım veya donanım desteği olsun veya olmasın doğrudan, internet
üzerinden veya başka bir yolla her türlü görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen;

1. Renkli televizyon için % 8,

2. Siyah - beyaz televizyon için % 8,

3. (Değişik: 15/6/1987-3383/2 md.) Radyo, portatif radyo-teyp, radyo-pikap % 8,

4. Video için % 12,

5. Birleşik cihazlar için :

a. Video - televizyon-radyo 1

Video - televizyon %12,

Radyo - televizyon J

b. (Değişik : 15/6/1987 - 3383/2 md.) Müzik seti ve benzerler % 10,

6. (Ek: 18/6/2017-7033/27 md.) Cep telefonları için % 6,

7. (Ek: 18/6/2017-7033/27 md.) Bilgisayarlar ve tablet bilgisayarlar için % 2,

8. (Ek: 18/6/2017-7033/27 md.) Taşıtlarda yer alan bandrole tabi cihazların ayrı ayrı
tevsik edilememesi hâlinde, imalatta taşıtın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi hariç)
Katma Değer Vergisi matrahı, ithalatta ise gümrük giriş beyannamesindeki (özel tüketim
vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı üzerinden;

a. Kara taşıtları için % 0,4,

b. Diğer taşıtlar için % 0,01,

9. (Ek: 18/6/2017-7033/27 md.) Video görüntü veya ekranına bağlantı yapılmak üzere
tasarlanmış olan televizyon alıcıları (uydu alıcıları, set üstü medya kutuları dâhil) için

%10,

10. (Ek: 15/6/1987-3383/3 md.; Değişik: 18/6/2017-7033/27 md.) Yukarıda sayılan
cihazların dışında kalan ve görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen her türlü cihazlar için

%10,



Tutarında ücret tahsil ederler ve 5 inci maddeye göre Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumuna öderler. ”

5. 37. maddesiyle 4046 sayılı Kanun’a eklenen geçici 28. maddesi şöyledir:

“GeçiciMadde 28 - (Ek: 18/6/2017-7033/37 md.)

Özelleştirme kapsam ve programında bulunan kuruluşlardan bu Kanunun 20 nci
maddesinin (A) bendi gereğince tasfıyesiz infisah suretiyle birleştirilenlerin, gerek halen
bünyelerinde çalışmaya devam etmekte olan, gerekse daha önce istifa, emeklilik, iş
akdinin feshi, Ölüm gibi sair nedenlerle ayrılmış olan çalışanlarının bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde aylık ve ücretlerinden kesilmemiş olmakla
birlikte, bilahare yargı kararına istinaden kuruluşlar tarafından ödenmiş veya ödenecek
olan sendika üyelik aidatları ve faizinden doğan alacak tutarları ile yargılamaya ilişkin
her türlü giderin ilgililerine rücuundan vazgeçilir. ”

6. 84. maddesiyle değiştirilen 655 sayılı Kanun Hükmimde Karamame’nin (KHK)
15. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“MADDE 15 - (1) Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Devletçe yaptırılacak demiryolları, lojistik köy, merkez veya üsler, limanlar,
barınaklar, kıyı yapıları, hava meydanlarının plan ve projelerini hazırlamak veya
hazırlatmak ve onaylamak.

b) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatını yapmak ve/veya yaptırmak,
yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek.

c) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapıları ile sanayi siteleri, fabrikalar, rafineriler,
endüstriyel tesisler, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme
bölgeleri, maden ocakları, sanayi kuruluşları ve benzeri tesislerin demiryolları ile
bağlantısını sağlamak üzere iltisak hatlarını yapmak ve/veya yaptırmak gerekli görülmesi
hâlinde karayolu bağlantılarım tesis etmek ve/veya ettirmek.

ç) Kamu kurum ve/veya kuruluşları, özel sektör ve/veya tüzel kişiler tarafından
tamamlanan veya devam edenler de dâhil olmak üzere (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen
ulaştırma altyapılarının inşaatı ve işletmesinin sağlanması amacıyla Kamu-Özel İşbirliği
(KÖİ) modelleri geliştirerek esaslarını belirlemek, proje bazında gerekli görüldüğü hâllerde
özel sektör gerçek ve tüzel kişilerle müzakerelerde bulunmak, katkı payları belirlemek,
taahhüt vermek ve almak, kiralamak, kiraya vermek, işletmek, işlettirmek, garantiler almak
ve vermek, özel sektörün katılımını sağlamak, ortaklık tesis etmek.

d) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce
yaptırılacak (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapılarının proje ve şartnamelerini incelemek
veya incelettirmek ve onaylamak.

e) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idarelerinin teleferik, finiküler,
monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemi kurma taleplerini değerlendirmek ve
uygun olanlarını Bakanlar Kurulunun iznine sunmak.



f) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özel idareleri tarafından yaptırılacak
teleferik, fıniküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin proje ve
şartnamelerini incelemek veya incelettirmek ve onaylamak.

g) (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapıları ile teleferik, fıniküler, monoray, metro ve
şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin standartlarını ve bunlarla ilgili birim fiyatları belirlemek.

ğ) Bakanlar Kurulunca yapımının üstlenilmesine karar verilen teleferik, fıniküler,
monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve bunlarla ilgili tesislerin ilgili
kuruluşlarla işbirliği yaparak plan, proje ve programlarını hazırlamak, hazırlatmak,
incelemek, incelettirmek ve bunları yapmak veya yaptırmak.

h) Deniz altından ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayıcı altyapı projelerini yapım ve işletim
modelleri de geliştirerek planlamak, bu altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak,
hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve onaylamak, yapmak veya yaptırmak, yapımı
tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve işletme esaslarını belirlemek.

i) Denizleri, gölleri, nehirleri birbirine bağlayarak suyolu işlevi görecek kanal ve
benzeri altyapı projelerini yapım ve işletim modelleri de geliştirerek planlamak, bu
altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve
onaylamak, yapmak veya yaptırmak, yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve
işletme esaslarını belirlemek.

i) Denetim yapmak veya yaptırmak amacıyla gerekli her türlü fiziki ve teknik altyapı ve
tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek ve bunları denetlemek

j) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak. ”

7. 85. maddesiyle değişiklik yapılan 6331 sayılı Kanun’un;

a. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:

fiş sağlığı ve güvenliği hizmetleri

MADDE 6 - (1) Mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik
çalışmaları da kapsayacak, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işveren;

a) Çalışanları arasından iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve on ve daha fazla çalışanı
olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde diğer sağlık personeli görevlendirir.
Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması hâlinde, bu hizmetin
tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine
getirebilir. Ancak belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olması hâlinde, tehlike sınıfı
ve çalışan sayısı dikkate alınarak, bu hizmetin yerine getirilmesini kendisi üstlenebilir.
Belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olmayan ancak 50’den az çalışanı bulunan ve
az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri veya işveren vekili tarafından Bakanlıkça ilan
edilen eğitimleri tamamlamak şartıyla işe giriş ve periyodik muayeneler ve tetkikler hariç iş
sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebilirler. ”

b. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“(3) (Değişik birinci cümle: 10/9/2014-6552/17 md.)Bu Kanun kapsamında alınması
gereken sağlık raporları işyeri hekiminden alınır. 50’den az çalışanı bulman ve az tehlikeli
işyerleri için ise kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilir. Raporlara



itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar
kesindir. ”

c. 30. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendi şöyledir:

“İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çeşitli yönetmelikler

MADDE 30 - (1) Aşağıdaki konular ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir:

b) İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili olarak;

6) (Ek: 10/9/2014-6552/18 md.) 50'den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer
alan işyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin üstlenilmesine ilişkin eğitim programları,
eğitimin süresi ve eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye ilişkin hususlar. ”

8. 86. maddesiyle değişiklik yapılan 6331 sayılı Kanun’un 38. maddesinin (1)
numaralı fırkasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendi şöyledir:

“Yürürlük

MADDE 38-(1) Bu Kanunun;

a) (Değişik: 12/7/2013-6495/56 md.) 6 ve 7 nci maddeleri;

1) 4857 sayılı İş Kanununun mülga 81 inci maddesi kapsamında çalışanlar hariç kamu
kurumlan ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1/7/2020
tarihinde,

yürürlüğe girer. ”

B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri

1. 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 30. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumandan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu
aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dâhil daireler, katma bütçeli idareler, döner
sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından
kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumlan, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile
özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin
%50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya
görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.



Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri;

a) Cumhurbaşkanlığına seçilenler,

b) Cumhurbaşkanı yardımcılığı veya bakanlığa atananlar,

c) Yasama Organı üyeliğine seçilenler,

d) Mahalli idareler seçimleri sonucuna göre görev alanlar,

e) Sadece toplantı veya huzur ücreti ya da hakkı ödenen görevleri yürütenler ile yönetim
ve denetim kurulu üyeliği ücreti karşılığında görevlendirilenler,

fi Yaş haddini aşmamış olmaları kaydıyla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim
kurumlarında ders ücreti karşılığı ders görevi verilenler (üniversitelerde ders ücreti karşılığı
ders görevi verilenler hakkında yaş haddini aşmamış olmaları kaydı aranmaz.),

g) Vakıf üniversitelerinde görev alanlar,

h) Özel kanunlarında veya Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde emeklilik veya yaşlılık
aylığı kesilmeksizin çalıştırılma veya görev yapma hakkı verilenlerden Cumhurbaşkanı
tarafından atanan veya görevlendirilenler ve Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılan
seçimler sonucunda görev verilenler,

i) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 60 inci maddesinin (a) fıkrası uyarınca
Yasama Organı üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi olarak atanmış olanlar,

j) Değiştirilerek kabul: 1/2/2018-7071/20 md.) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk
Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 36 ncı maddesi kapsamında istihdam edilen
ihtiyat pilotlar ile Millî Savunma Bakanlığı ve bağlı birimlerinde personel ve askeri öğrenci
temin faaliyetine yönelik hizmetlerin yürütülmesi için görevlendirilen emekli subay ve
astsubaylar,

k) 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesine göre
görevlendirilen güvenlik korucuları,

Hakkında uygulanmaz. ”

2.2547 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“d) Lisansüstü öğretim yapan öğrenciler, kendilerine tahsis edilebilecek burslardan
yararlanabilecekleri gibi, her defasında bir yıl için olmak üzere araştırma görevlisi
kadrosuna da atanabilirler.”

3.2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrası şöyledir:

“a. (Değişik: 1/11/1990 - 3676/1 md.) Bir süre öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra
Cumhurbaşkanı yardımcılığına, bakanlığa veya Yasama Organı Üyeliğine seçilenler, bu
görevlerde geçirdikleri süreler hesaba katılmak ve buna göre aylık dereceleri yükseltilmek,
meslek unvan ve sıfatlarını kazanma ile ilgili hükümler saklı kalmak şartıyla başvurmaları



halinde bu Kanun hükümlerine göre ayrıldıkları yükseköğretim kurumuna kadro koşulu
aranmaksızın dönerler.

(Ek bent:17/9/2004-5234/2 md.) Bunlardan emekli iken yüksek öğretim kurumlarına
dönenlerin veya yüksek öğretim kurumlarına döndükten sonra emekliliğe hak kazanıp emekli
olanların emekli aylıkları kesilmez. (Mülga ikinci cümle: 18/6/2017-7033/17md.)”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan
ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer
TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki
HAK YEMEZ’in katılımlarıyla 7/9/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas
inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Sadettin CEYHAN tarafından hazırlanan işin
esasına ilişkin rapor, dava konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili
görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 1. Maddesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle, kuralla 2/1/1924 tarihli ve 394 sayılı Hafta Tatili
Hakkında Kanun’un yürürlükten kaldırılmasının çalışanların Pazar günü de dâhil olmak üzere
haftanın tüm günlerinde çalıştırılmalarının yolunu açtığı belirtilerek kuralın Anayasa’mn 50.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykınlık Sorunu

4. İtiraz konusu kuralla 394 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Mülga 394 sayılı
Kanun, bazı işletmelerin haftanın bir günü çalıştırılmaması ve bu işletmelerde çalışan işçilerle
kamuda işçi statüsünde çalışanların bir gün istirahat etmeleri zorunluluğunu öngörmektedir.

5. Anayasa’mn ‘‘Çalışma şartları ve dinlenme hakkı” başlıklı 50. maddesinin üçüncü
fıkrasında ‘‘Dinlenmek, çalışanların hakkıdırson fıkrasında da “Ücretli hafta ve bayram
tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir” hükmüne yer verilerek hafta
tatili hakkının ve şartlarının kanunla düzenleneceği öngörülmüştür. Anayasa’da yer alan
dinlenme hakkı ve haftalık izin hakkı, şartları ve esasları kanunla düzenlenmesi gereken bir
sosyal haktır.

6. Dava konusu kuralla yürürlükten kaldırılan 394 sayılı Kanun’da çalışanların
haftalık tatil hakkına ilişkin düzenleme bulunsa da haftalık tatil hakkı esas olarak 17/3/1981
tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’la düzenlenmiştir.



Mülga 394 sayılı Kanun genel olarak bazı müesseselerin haftanın bir gününde
çalıştınlmamasım, dolayısıyla bu müesseselerde çalışanların da belirlenen bu günde
çalıştınlmamasım öngörürken 2429 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (A) fıkrasındaki “Hafta
tatili Pazar günüdür. Bu tatil 35 saatten az olmamak üzere Cumartesi günü en geç saat
13.00'ten itibaren başlar.” hükmü ile hafta tatili mülga 394 sayılı Kanun’da sayılan belirli
sektörlerle sınırlı olmaksızın tüm çalışma hayatını kapsayacak şekilde geniş kapsamlı ve
Cumartesi günü saat 13.00’ten itibaren başlamak üzere daha uzun süreli olarak belirlenmiştir.
Ayrıca haftalık izin hakkı iş hukukuna tabi çalışanlar açısından 22/5/2003 tarihli ve 4857
sayılı İş Kanunu’nda, devlet memurları açısından 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet
Memurlar Kanunu’nda, bu Kanun kapsamı dışındaki kamu çalışanları açısından ise kendi
personel rejimlerine ilişkin özel kanunlarında ilk elden veya 657 sayılı Kanun’a atıf yapılmak
suretiyle düzenlenmiştir.

7. 2429 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (A) fıkrası hafta tatilini mülga 394 sayılı
Kanun’da sayılan belirli sektörlerle sınırlı olmaksızın tüm çalışma hayatını kapsayacak
şekilde ve Cumartesi günü saat 13.00’ten itibaren başlamak üzere daha uzun süreli olarak
düzenlediğinden, 394 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılmasının çalışanların hafta tatili
haklarını kullanamamaları sonucunu doğurmayacağı açıktır.

8. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 50. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.

B. Kanun’un 17. Maddesinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

9. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralla 2547 sayılı Kanun’un 60.
maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin ikinci cümlesinin yürürlükten kaldırılmasıyla
birlikte anılan bentte belirtilen görevleri yapıp yükseköğretim kurumlarındaki kadrolarına geri
dönen öğretim üyelerine hem emekli aylıklarının hem de görevdeki aylıklarının ödenmesi
suretiyle ayrıcalık getirildiği, sayılan görevlerde bulunmuş başka meslek mensuplarına bu
hakkın tanınmamasınm öğretim üyeleri lehine ayrımcılık oluşturduğu iddia edilmiş ve söz
konusu uygulamanın, diğer görevlerden emekli olan öğretim üyelerinden görevlerine tekrar
dönenlere ayrıca emekli aylığı ödenmediği düşünüldüğünde statü olarak eşit konumda
bulunan öğretim üyeleri arasında da farklı bir uygulamaya yol açtığı belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

10. Dava konusu kural, 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci
bendinin “Bunlara yüksek öğretim burumlarınca, ders yükü zorunluluğu aranmadan ek ders
ücreti ve sınav ücreti ile döner sermaye payı ödenir; bu ödemelerin dışında aylık, ödenek,
tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz” biçimindeki ikinci cümlesini yürürlükten
kaldırmıştır.

11. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./



Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler
için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar/'1 denilmek suretiyle kanun
önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.

12. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısmda
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere aynm yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin
her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.

13. 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının, yürürlükten kaldırılan
hükmün bulunduğu ikinci bendi anılan Kanun’a 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Kanun’la
eklenmiştir. Söz konusu düzenlemeden önce ikinci bentte sayılan görevlere seçilenlerden
emekli iken yükseköğretim kuramlarına dönenlerin veya yükseköğretim kuramlarına
döndükten sonra emekliliğe hak kazanıp emekli olanların emekli aylıkları kesilmekte iken
mezkûr düzenleme emekli aylıklarının kesilmeyeceğini, ancak bu kişilere ek ders ve sınav
ücreti ile döner sermaye payı haricinde aylık, ödenek, tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme
yapılmayacağını hükme bağlamıştır.

14. Dava konusu kuraldan sonra kabul edilen 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Kanun
ise aralarında yukarıda belirtilen görevlerde bulunanların da olduğu kişilerin bu görevlerinden
sonra emekli aylıkları kesilmeksizin kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılabilecekleri ve
görev yapabilecekleri yönünde bir düzenleme getirmiştir. Bu hükmün anılan görevler
sebebiyle tanınan malî hakları da elde etmeyi mümkün kıldığı gözetildiğinde 5335 sayılı
Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrasıyla getirilen söz konusu düzenlemeyle, 2547 sayılı
Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinde yer alan cümlenin de zımnen
yürürlükten kaldırıldığı anlaşılmaktadır.

15. Dava konusu kuralın gerekçesinde 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a)
fıkrası ile 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrası arasındaki uyumsuzluktan
kaynaklanan aksaklığın giderilmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir. Böylece madde
gerekçesinden de 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle zımnen yürürlükten kaldırılan 2547
sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendindeki hükmün kuralla açıkça
yürürlükten kaldırılmak suretiyle hatalı uygulamaların önüne geçilmesinin amaçlandığı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan bentte sayılan görevlerde bulunmuş olanların
yükseköğretim kuramlarındaki öğretim üyeliği görevine dönmeleri durumunda emekli
aylıklarının yanında yürütmekte oldukları görevler için öngörülen aylıkları da almalarının
dayanağını 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi oluşturmaktadır.

16. Bir kuralın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturması için öncelikle eşitliğe aykırı
olduğu ileri sürülen durumun o kuralın uygulanmasının sonucu olması gerekir. Bu itibarla
2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinde sayılan görevlerde



bulunmuş olanların yükseköğretim kuramlarındaki öğretim üyeliği görevine dönmeleri
durumunda emekli aylıklarının yanında yürütmekte oldukları görevler için öngörülen aylıkları
da almaları 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrası gereği olup dava konusu
kuralın uygulanmasının bir sonucu olmadığı gözetildiğinde kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir
duruma yol açtığı söylenemez.

17. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nm 10. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.

Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Kadir ÖZKAYA ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ
bu görüşe katılmamışlardır.

C. Kanun’un 18. Maddesiyle 2547 Saydı Kanun’a Eklenen Ek 38. Maddenin
Birinci Cümlesinde Yer Alan “...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi
kapsamında...” ile İkinci Cümlesinde Yer Alan “...enfazla %20’si...” ve “...performansa
dayalı kriterler...”İbarelerinin İncelenmesi

1. 2547 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 38. Maddenin Birinci Cümlesinde Yer Alan
“...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında...” İbaresi

a. Anlam ve Kapsam

18. 2547 sayılı Kanun’un ek 38. maddesinin birinci cümlesinde yükseköğretim
kurumlan araştırma görevlisi kadrolarına atamaların, 33. maddede belirtilen usule uygun
olarak 50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında yapılacağı hükme bağlanmış olup
anılan cümlede yer alan “...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında...”
ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

19. Ek 38. madde yürürlüğe girmeden önce araştırma görevlisi kadrolanna atamalar
50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi veya 33. madde kapsamında yapılabilmekte iken ek
38. maddenin yürürlüğe girmesiyle birlikte söz konusu kadrolara yapılacak atamalarda bu iki
farklı uygulamadan vazgeçilmiş ve anılan atamaların aynı usulle yapılması öngörülmüştür.

20. 2547 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi lisansüstü
öğretim yapan öğrencilerin, kendilerine tahsis edilebilecek burslardan yararlanabilecekleri
gibi her defasında bir yıl süreyle olmak üzere araştırma görevlisi kadrosuna atanabileceklerini
öngörmektedir. 33. maddeye göre ise araştırma görevlileri, araştırma görevlisi kadrolarına en
çok üç yıl süre ile atanmakta, bu sürenin sonunda görevleri kendiliğinden sona ermekte ve
aynı usulle yeniden atanabilmektedir. Ayrıca 33. madde kapsamında atanan araştırma
görevlileri açısından lisansüstü eğitim yapıyor olma zorunluluğu yokken 50. maddenin birinci
fıkrasının (d) bendi kapsamında görevlendirilen araştırma görevlileri için bu zorunluluk
bulunmaktadır.

21. Ek 38. madde, araştırma görevlisi kadrolarına yapılacak atamaların 33.
maddedeki usule göre ancak 50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında
gerçekleştirilmesi şeklinde bir yöntem benimsemiştir. Yeni sistemle kadrolar arasındaki usul
farklılıkları giderilerek tüm araştırma görevlilerinin 33. maddede belirtilen usuller
çerçevesinde 50. maddenin (d) bendi kapsamında atanması yönünde bir yöntem
öngörülmüştür. Dolayısıyla yeni usule göre araştırma görevlileri 33. maddedeki usul gereği



ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarımn önerisi, bölüm başkanı, dekan, enstitü,
yüksekokul veya konservatuvar müdürünün olumlu görüşü ve rektörün onayı ile 50.
maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında her defasında bir yıl için atanabileceklerdir.

b. İptal Talebinin Gerekçesi

22. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kural uyarınca araştırma görevlilerinin bir
yıl süreyle atanacak olmalarının güvencesiz bir şekilde istihdam edilmeleri sonucunu
doğurduğu, bu şekilde araştırma görevlilerinin iş güvencesinin kaldırılmasının bağımsız ve
özgür çalışma imkânını ortadan kaldırdığı ve akademisyenlerin bilimsel özerkliğine müdahale
oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’mn 70., 130. ve 131. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.

c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

23. Anayasa’mn yükseköğretim kurumlarmı düzenleyen 130. maddesinin birinci
fıkrasında; çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin
ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde
eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet
etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip
üniversitelerin devlet tarafından kanunla kurulacağı belirtilmiştir. Söz konusu hüküm
üniversitelerin kendilerine yüklenen görevleri daha etkin bir şekilde yerine getirmeleri
amacıyla bilimsel özerkliği, bir koşul olarak ortaya koymuştur.

24. Bilimsel özerkliğin bilimsel çalışmaları bizzat yürüten akademik personel
üzerindeki görünüm şekli olan akademik özerkliğin önemli koşullarından biri kadro
güvencesidir. Üniversite kadrolarında görev yapan akademik personelin, bilimsel araştırmanın
evrensel ilke ve yöntemlerine tabi olarak, herhangi bir müdahaleye maruz kalmaksızın
araştırma çalışmalarını sürdürme ve çalışmalarında varmış olduğu sonuçları ve düşünceleri
açıklama ve yaymlama özgürlüğü, akademik özerkliğin bir sonucudur.

25. 2547 sayılı Kanun’un 33. maddesine göre lisansüstü öğrenimi devam eden
araştırma görevlisi ise, yükseköğretim kuramlarında yapılan araştırma, inceleme ve
deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim
elemanı olarak belirtilmiştir. Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının
(m) bendinde öğretim, üyelerinin, bir başka deyişle profesör, doçent ve doktor öğretim
üyelerinin akademik unvana sahip oldukları hükme bağlanmıştır. Bu itibarla Kanun’da
araştırma görevliliği akademik bir kadro olarak belirtilmemiştir.

26. Araştırma görevlilerinin her defasında bir yıl süreyle olmak üzere akademik
niteliği bulunmayan kadroya atanmaları, bu kişilerin yapmakta oldukları lisansüstü eğitimler
kapsamındaki akademik çalışmalarını kolaylaştırmak ve hızlandırmak üzere kanun koyucu
tarafından alınmış bir tedbir özelliği taşımaktadır. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarının
Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (t) bendi uyarınca lisansüstü eğitimin birer parçası
olarak kabul edildiği de gözetildiğinde araştırma görevlilerinin anılan çalışmalarda
bulunmalarının akademik personel olarak sınıflandırılmalarını zorunlu kılmadığı açıktır. Bu
itibarla araştırma görevlilerinin her defasında bir yıl olmak üzere atanmalarının bilimsel
özerklik temelinde denetime tabi tutulması mümkün görünmemektedir.



27. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’mn 130. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa’mn 70. ve 131. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

2. 2547 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 38. Maddenin İkinci Cümlesinde Yer Alan
“...enfazla %20’si...” İbaresi

a. İptal Talebinin Gerekçesi

28. Dava dilekçesinde özetle, araştırma görevlisi kadrosuna atanıp eğitimlerini
tamamlayanlardan bir kısmının doktor öğretim üyesi kadrosuna atanıp bir kısmının
atanamamasının bu kişiler arasında eşitsizlik oluşturduğu ve anılan kadrolara ataması
yapılamayan araştırma görevlilerinin kamu hizmetine girme haklarının hukuka aykırı bir
biçimde sınırlandırıldığı ileri sürülerek kuralın Anayasa’mn 10. ve 70. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

29. 2547 sayılı Kanun’un ek 38. maddesinin ikinci cümlesinde araştırma görevlisi
olarak atananlardan doktora veya sanatta yeterlik eğitimlerini tamamlayanların en fazla
%20’sinin doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamladıkları kuramların senatolarınca
belirlenen ve Yükseköğretim Kurulunca onaylanan performansa dayalı kriterler çerçevesinde
doktor öğretim üyesi kadrolarına atanabileceği hükme bağlanmış olup anılan cümlede yer
alan “...en fazla %20 ’si... ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

30. Anayasa'nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesinin birinci
fıkrasında “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” denilmiş; ikinci fıkrasında
ise “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım
gözetilemez” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa’mn söz konusu hükmü, hizmete alınmada
görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemeyeceği esasını getirmekle bir
yandan kamu hizmetine alımda aranacak koşulların belirlenmesi hususunda kanun koyucuya
takdir yetkisi tanımakta, diğer yandan da öngörülecek koşulların görevin gerektirdiği
niteliklerle uyumlu olması zorunluluğunu vurgulayarak kanun koyucunun bu takdirini
sınırlandırmaktadır.

31. 2547 sayılı Kanun’un dava konusu kuralın da yer aldığı ek 38. maddesinin ikinci
cümlesi uyarınca yükseköğretim kurumlan, kadrolarına atadıkları araştırma görevlilerinden en
fazla %20’sini doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamladıkları kuramların
senatolarınca belirlenen ve Yükseköğretim Kurulunca onaylanan performansa dayalı kriterler
çerçevesinde doktor öğretim üyesi kadrolarına atayabilecektir.

32. Doktor öğretim üyesi olarak atanabilmek için gerekli şartlardan birini
düzenlemesi nedeniyle kamu hizmetine girme hakkına yönelik olduğu anlaşılan kuralın
gerekçesi şu şekilde belirtilmiştir: “Araştırma görevliliği, akademik kariyer sürecinin en
önemli aşaması olmasına karşın mevcut durumda araştırma görevlilerinin önemli kısmı
kariyerlerinin tümünü araştırma görevlisi olduğu kurumda devam ettirmektedir. Bu durum
hem kişinin hem de kurumun performansını olumsuz etkilemektedir. Ek 38 inci maddede
yapılan düzenleme ile ülkemizin gelişime açık bölgelerindeki (Doğu ve Güneydoğu Anadolu



Bölgeleri) üniversitelerin öğretim üyesi bulmasının kolaylaşması ve aynı zamanda doktoralı
insan kaynağının bir kısmının da iş dünyası ve sanayide ihtiyaç duyulan nitelikli istihdamı
arttırmaya katkı sağlaması amaçlanmaktadır. ”

33. Anılan gerekçe gözetildiğinde kuralın gelişime açık bölgelerdeki üniversitelerin
öğretim üyesi ihtiyaçlarını karşılamak ve iş dünyası ile sanayide nitelikli istihdamı artırmak
amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim kural uyarınca doktor öğretim üyeliğine
atanamayan araştırma görevlilerinin aynı fıkranın üçüncü cümlesine göre doktora veya sanatta
yeterlik eğitimini tamamladıkları kuramların öğretim üyesi kadrolarına atanabilmeleri için en
az bir eğitim-öğretim yılı yurt içinde veya yurt dışında farklı bir yükseköğretim kurumunda
çalışması gerekmektedir. Ayrıca lisansüstü eğitimini tamamladığı üniversitelerin kadrolarına
söz konusu sayısal sınırdan dolayı atanamayan araştırma görevlilerinin, diğer üniversitelerin
doktor öğretim üyesi kadrolarına atanması da mümkün olabilecektir. Bu itibarla kuralla
getirilen sayı sınırlamasının görevin gerektirdiği niteliklerden olmadığı söylenemez.

34. Kaldı ki ek 38. madde, araştırma görevlisi kadrosunda bulunanlardan doktor
öğretim üyesi kadrosuna atanacak olanlara ilişkin sayısal bir sımr getirirken atanabilmeye
ilişkin kriterlerin kuramların senatolarınca belirlenmesini öngörerek görevin gerektirdiği
nitelikleri tespit etmeye yönelik bir yöntem de oluşturmuştur. Bu yönüyle kuralm
Anayasa’nın 70. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 70. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.

Kuralm Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

3. 2547 Sayılı Kanun’a Eklenen Ek 38. Maddenin İkinci Cümlesinde Yer Alan
“...performansa dayalı kriterler...'’’' İbaresi

a. İptal Talebinin Gerekçesi

36. Dava dilekçesinde özetle, araştırma görevlisi kadrosundan doktor öğretim üyesi
kadrosuna yapılacak atamaların performansa dayalı kriterler çerçevesinde gerçekleştirilecek
olmasının ataması yapılan kişiler ile yapılmayanlar arasında eşitsizlik oluşturduğu ve
“.. .performansa dayalı kriterler...” ifadesinin belirsiz olduğu belirtilerek kuralm Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

37. 2547 sayılı Kanun’un ek 38. maddesinin ikinci cümlesinde araştırma görevlisi
olarak atananlardan doktora veya sanatta yeterlik eğitimlerini tamamlayanların en fazla
%20’sinin doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamladıkları kuramların senatolarınca
belirlenen ve Yükseköğretim Kurulunca onaylanan performansa dayalı kriterler çerçevesinde
doktor öğretim üyesi kadrolarına atanabileceği hükme bağlanmış olup anılan cümlede yer
alan “...performansa dayalı kriterler... ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

38. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka
uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir



hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

39. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri de belirliliktir. Belirlilik ilkesi bireylerin
hukuk kurallarım önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle
belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Belirlilik ilkesi, yalnızca kanuni belirliliği değil daha
geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Bir başka deyişle hukuk kurallarının
belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir.
Kanuni düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel
gereklilikleri karşılaması şartıyla mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile
de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun
uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.

40. Kural, yükseköğretim kurulularının kendi araştırma görevlisi kadrolarından
doktor öğretim üyesi kadrolarına yapılacak atamalarda ilgili yükseköğretim kurumu
tarafından hazırlanıp Yükseköğretim Kurulunca onaylanan performansa dayalı kriterlerin
gözetileceğini hükme bağlamaktadır. Yükseköğretim kurumlan tarafından hazırlanacak anılan
kriterler, kurum bünyesinde farklı dallarda ve disiplinlerde yer alan akademik branşlann
özelliklerine ve gereksinimlerine uygun olarak senato tarafından belirlenecek ve
Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanacaktır. Belirtilen nitelikleri itibarıyla kuralın
belirsiz ve öngörülemez olduğundan söz edilemeyeceğinden kuralda belirlilik İlkesine
aykırılık bulunmamaktadır.

41. Öte yandan araştırma görevlisi kadrolarından doktor öğretim üyesi kadrolarına
yapılacak atamalara ilişkin olarak yükseköğretim kurulularının senatoları tarafından
belirlenecek kriterlerin kural uyarınca performansa dayalı, bir başka deyişle performansı
ölçmeye elverişli olması gerekmektedir. Kanun’un doktor öğretim üyeliğine atanabilmek için
gerekli usul ve şartları belirlediği 23. maddesinin “Yükseköğretim kurumlan, doktor öğretim
üyesi kadrosuna atama için Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran
bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak, bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da
göz önünde bulundurarak, objektif ve denetlenebilir nitelikte ek koşullar belirleyebilirler”
biçimindeki (c) fıkrası da gözetildiğinde ek 38. madde gereğince yükseköğretim kurumlan
tarafından belirlenecek performansa dayalı kriterlerin, “objektif ve denetlenebilir” olması
gerektiği açıktır. Bu itibarla kuralın, kişiden kişiye göre değişebilecek kriterlerin
benimsenmesine ve bunlara göre atanacak kişilerin belirlenmesine imkân verir nitelikte
olduğu söylenemeyeceğinden eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü bulunmamaktadır.

42. Kaldı ki kuramların senatoları tarafından belirlenen atama kriterlerinin
performansa dayalı, objektif ve denetlenebilir nitelikte olup olmadığının idari yargı
mercilerince denetimi de mümkündür.

43. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nm 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir.
İptal talebinin reddi gerekir.

Ç. Kanun’un 27. Maddesiyle 3093 Sayılı Kanun’un 4. Maddesinin (A) Fıkrasına
Eklenen (6), (7), (8) ve (9) Numaralı Bentlerin İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

44. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumuna (TRT) devamlı ve yeterli gelir kaynağı
sağlamak amacıyla; radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlar ile görsel ve/veya işitsel



yayınları alabilen her türlü cihazlardan alınacak ücretler, elektrik enerjisi hasılatından
ayrılacak paylar ile çeşitli gelirlerin tahakkuk, tahsilat işlemlerini düzenleyen 4/12/1984
tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu kabul edilmiştir.

45. Kanun’un 2. maddesi TRT’nin gelirlerini düzenlemektedir. Maddenin birinci
fıkrasının (a) bendinde radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan tahsil edilecek ücretler
TRT’nin gelirleri arasında sayılmıştır. Kanun’un 4. maddesi ise TRT’nin gelirleri arasında
sayılan bu gelir türünü detaylı bir şekilde düzenlemektedir. Buna göre televizyon, teyp, radyo,
müzik seti gibi görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen her türlü cihazı imal edenler cihazın
satış faturasındaki (Özel Tüketim Vergisi [ÖTV] hariç) Katma Değer Vergisi (KDV) matrahı,
ithal edenler ise gümrük giriş beyannamesindeki (ÖTV hariç) KDV matrahı üzerinden bir
defaya mahsus olmak üzere değişen oranlarda belirlenen ücreti tahsil edip TRT’ye ödemekle
yükümlü kılınmışlardır.

46. Kanun’un 4. maddesine eklenen dava konusu (6), (7), (8) ve (9) numaralı bentler
ise cep telefonu, bilgisayar, tablet bilgisayar ile taşıtlarda yer alıp ayn ayrı tevsik edilemeyen
bandrole tabi cihazları ve video görüntü veya ekranına bağlantı yapılmak üzere tasarlanmış
olan televizyon alıcıları (uydu alıcıları, set üstü medya kutuları dâhil) imal edenlerin belirli
oranlarda ücreti tahsil edip TRT’ye ödemeleri gerektiğini hükme bağlamaktadır.

2. İptal Taleplerinin Gerekçesi

47. Dava dilekçesinde özetle; kanunların genel, adil ve kamu yararım sağlamaya
yönelik olması, hakkaniyet ölçülerini gözetmesi gerektiği belirtilerek taraflı yayın yaptığı
iddia edilen TRT’ye yeni gelir sağlayan kuralların kamu yararını ve toplumun genel
çıkarlarını dikkate almadığı ileri sürülerek Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

48. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif,
adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu
nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal
sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözönünde tutarak kullanması
gerekir.

49. Kanun koyucu, Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi
yapma yetkisine sahip olup düzenlemenin kamu yararına olup olmadığının belirlenerek takdir
edilmesi kanun koyucuya aittir. Anayasa’ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu
yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralın kamu yararı dışında belli
bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığı incelenebilir.
Diğer bir anlatımla bir kuralın Anayasa’ya aykırılık sorunu çözümlenirken kamu yararı
konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı
amacıyla yapılıp yapılmadığının denetimiyle sınırlıdır.

50. TRT’nin görev, yetki ve sorumlulukları 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye
Radyo ve Televizyon Kanunu ile belirlenmiş ve Kurumun kendisine yüklenen görev ve
sorumlulukları yerine getirebilmesi amacıyla 3093 sayılı Kanun kabul edilmiştir. Kuruma
devamlı ve yeterli gelir kaynağı sağlamak amacıyla hazırlanan söz konusu Kanun; radyo,



televizyon, video ve birleşik cihazlar ile görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen her türlü
cihazlardan alınacak ücretler, elektrik enerjisi hasılatından ayrılacak paylar ile çeşitli gelirlerin
tahakkuk ve tahsilat işlemlerini kapsamaktadır. 7033 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle 3093
sayılı Kanun’un 4. maddesine eklenen dava konusu kurallarla Kuruma ilave birtakım gelir
kaynakları oluşturulmuştur.

51. Kurallarla TRT’ye tahsis edilen gelir kaynağının artırılması suretiyle kamu
tüzelkişiliğini haiz TRT’ye verilen görev ve sorumlulukların etkin bir biçimde yerine
getirilebilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle kuralların kamu yararı dışında
özel çıkarlar gözetilerek veya belirli kişiler lehine düzenlendiği sonucuna ulaşılmasını
gerektirecek bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.

52. TRT’ye yüklenen görev ve sorumlulukların yerine getirilebilmesi için bu kuruma
tahsis edilen gelirin kamu yararını sağlayıp sağlamadığı ise yerindelik denetimi kapsamında
kalmakta olup anayasallık denetiminde gözetilebilecek hususlardan değildir.

53. Diğer yandan Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) çalışma usul ve
esaslarının da düzenlendiği 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un “Yayın hizmeti ilkeleri” başlıklı 8.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendine göre TRT tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk
ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır.
Anılan fıkranın (k) bendinde ise TRT’nin siyasî partiler ve demokratik gruplar ile ilgili tek
yönlü veya taraf tutar nitelikte yayın yapamayacağı hükme bağlanmıştır. Kanun’un 45.
maddesine göre TRT söz konusu yükümlülüğü yerine getirmediği takdirde RTÜK tarafından
uyarılır ve yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesi ilgili bakanlığa bildirilir. TRT’nin söz
konusu düzenlemelere aykırı yayın yapıp yapmadığının denetimi RTÜK’ün görevi olup dava
konusu kuralların anayasallık denetimi kapsamında dikkate alınabilecek bir husus değildir.

54. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nm 2. maddesine aykırı değildir. İptal
taleplerinin reddi gerekir.

D. Kanun’un 37. Maddesiyle 4046 Sayılı Kanun’a Eklenen Geçici 28. Maddenin
İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

55. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kural gereğince, özelleştirme kapsam ve
programında bulunan ve tasfıyesiz infisah suretiyle birleştirilmelerine karar verilen
kuruluşlarda çalışanların ücretlerinden zamanında kesilmediği için ödenmemiş olan ve yargı
kararları sonucunda ilgili kurum tarafından ödenen sendika üyelik aidatları ile ortaya çıkan
faiz, ilam harcı, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin ilgililerine rücu edilmek suretiyle
tahsilinin önüne geçilmesinin ortaya çıkan zararın kamuya ait bu şirketlerin üzerinde
bırakılması sonucunu doğurduğu, böylece hukuken zarardan sorumlu kimselere haksız bir
menfaat ve ayrıcalık sağlandığı, düzenlemeyle kamunun genel yararının değil belirli birtakım
kimselerin yararının gözetildiği, kamu çalışanlarının sebep olduğu zarardan sorumlu olmaları
gerektiği hâlde kuralla bu sorumluluğun ortadan kaldırıldığı belirtilerek kuralın Anayasa’nm
2. ve 129. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.



2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 10.
maddesi yönünden incelenmiştir.

57. Kuralda, özelleştirme kapsam ve programında bulunan kuruluşlardan 24/11/1994
tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un 20. maddesinin (A)
bendi gereğince tasfıyesiz infisah suretiyle birleştirilenlerin, gerek hâlen bünyelerinde
çalışmaya devam etmekte olan, gerekse daha önce istifa, emeklilik, iş akdinin feshi, ölüm gibi
nedenlerle ayrılmış olan çalışanlarının kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde
aylık ve ücretlerinden kesilmemiş olmakla birlikte, bilahare yargı kararma istinaden
kuruluşlar tarafından ödenmiş veya ödenecek olan sendika üyelik aidatları ve faizinden doğan
alacak tutarları ile yargılamaya ilişkin her türlü giderin ilgililerine rücu edilmesinden
vazgeçilmesi öngörülmüştür.

58. Süresinde ödenmeyip yargı kararları sonucunda ilgili kuruluşlar tarafından
ödenmiş veya ödenecek sendika üyelik aidatları ile faizinden doğacak alacak tutarının
ilgililerine rücu edilmesinden vazgeçilmesi kapsamında eşitlik ilkesi yönünden yapılacak
anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer
durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu
bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği
belirlenmelidir. Bundan sonra farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayamp
dayanmadığı ve nihayetinde objektif ve makul bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı
muamelenin ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir.

59. Çalışanların ve işverenlerin, belirli bir işkolunda, ortak ekonomik ve toplumsal
çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla kurdukları sendikalar, demokratik sosyal hukuk
devletinin vazgeçilmez öğelerinden birini oluşturmaktadır. Sendikaların bağımsızlıklarım
korumaları ve amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik eylemlerini sürdürmeleri de temelde
üyelik aidatlarından oluşan yeterli düzeyde gelirlerinin bulunmasına bağlıdır. Kanun koyucu
da 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 18.
maddesi uyarınca sendikal hakların kullanılmasının önemli bir aracı olan sendikaların
üyelerinden alacakları aidatları güvence altına almış ve çalışanların ücretlerinden kesilen
ancak sendikaya ödenmeyen aidatların işveren tarafından bankalarca işletme kredilerine
uygulanan en yüksek faiziyle birlikte ödeneceğini belirtmiştir.

60. Dava konusu kuralla, özelleştirme kapsam ve programında bulunan kuruluşlardan
4046 sayılı Kanun’un 20. maddesinin (A) bendi gereğince tasfıyesiz infisah suretiyle
birleştirilenlerin, gerek hâlen bünyelerinde çalışmaya devam etmekte olan, gerekse daha önce
istifa, emeklilik, iş akdinin feshi, ölüm gibi nedenlerle ayrılan çalışanlarının kuralın yürürlüğe
girdiği tarihten önceki dönemde aylık ve ücretlerinden kesilmemiş olmakla birlikte, bilahare
yargı kararına istinaden kuruluşlar tarafından ödenmiş veya ödenecek olan sendika üyelik
aidatları ve faizinden doğan alacak tutarları ile yargılamaya ilişkin her türlü giderin ilgililerine
rücu edilmesinden vazgeçilmektedir. Bu itibarla kuralla hem ücretlerinden kesilmemiş ve
ilgili sendikaya ödenmemiş olan sendika aidatlarından dolayı çalışanlara hem de zamanında
kesilmeyen bu aidatlara ilişkin işverenin ödediği faiz giderlerinden sorumlu olanlara rücu
edilemeyeceği kayıt altına alınmaktadır. Ancak kural ücretlerinden aidat kesilmemiş
çalışanlara da bu işlemden sorumlu olanlara da rücu edilmeyeceği yönünde bir düzenleme



getirirken bu istisnayı sadece özelleştirme kapsamında bulunan ve tasfiyesiz infisah suretiyle
birleştirilen kurumlar açısından geçerli kılmıştır. Kapsam dâhilinde bulunmayan kuruluşlar
açısından ise böyle bir muafiyet geçerli olmayıp ilgililerin bu kuruluşlarda çalışan işçilerin
ücretlerinden kesilmemiş olan sendika aidatlarına ilişkin sorumlulukları devam etmektedir.
Dolayısıyla kuralla, kuralın yürürlük tarihinden önce çalışanların ücretlerinden kesilmesi
gereken ancak kesilmeyen sendika aidatları ve bunların faizleriyle ilgili olarak bazı kuruluşlar
ve bunların çalışanları yönünden sorumluluklar kaldırılarak bunlarla sorumlulukları devam
eden aynı statüdeki kurumlar ve bunların çalışanları arasında bir farklılık oluşturulduğu
anlaşılmaktadır.

61. Eşitlik ilkesinin gereği olarak karşılaştırma yapmaya müsait olacak şekilde
benzer durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı muamelenin bir ayrıcalık
tanınması niteliğinde olmaması için makul ve objektif bir temele dayanması gerekir. Kuralın
gerekçesinde, kurum tarafından ilgili sendikalara ödenmiş olan sendika aidatlarından dolayı
ilgililere yapılacak olan rücu işlemlerinin kuramlara daha büyük maddi külfet ve dava yükü
getireceği belirtilmiştir. Ancak çalışanların ücretlerinden kesilmeyen sendika aidatlarından
dolayı ilgililere dava açmak yoluyla rücu edilmesi sonucunda ortaya çıkacak yargılama
giderlerinin davayı kaybedenler tarafından yüklenilecek giderler olduğunda kuşku
bulunmamaktadır. Dolayısıyla kuramların esasen alacaklarını takip etmeleri sonucunda ayrıca
yargılama giderlerine muhatap olmayacakları açıktır.

62. Diğer taraftan 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanunumun “Kamu zararı” başlıklı 71. maddesinde kamu zararı “...kamu görevlilerinin
kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri
sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması... ” şeklinde
tanımlanmıştır. Buna göre dava konusu kural kapsamında olan kuruluşlarda çalışanların
ücretlerinden sendika aidatı kesintisi yapılmamış olmasının herhangi bir haklı nedeninin
olması durumunda, bu aidatların ödenmemesinden kaynaklanan faiz ve yargılama
giderlerinden dolayı ilgililere zaten rücu edilmeyecek, çalışanlara ise hukuki sorumlulukları
oranında rücu edilebilecektir.

63. Bu sebeplerle özelleştirme kapsam ve programında bulunan ve tasfiyesiz infisah
suretiyle birleştirilen kuruluşlarda çalışanların aylık ve ücretlerinden kesilmemiş olmakla
birlikte yargı kararına istinaden ilgili kuruluşlar tarafından ödenmiş veya ödenecek olan
sendika üyelik aidatları ve bunların faizinden doğan alacak tutarları ile yargılamaya ilişkin her
türlü giderin ilgililerine rücu edilmesinden vazgeçilmesi şeklinde birtakım kişiler lehine
getirilen farklı muamelenin makul ve objektif bir temele dayandığı söylenemez.

64. Eşitlik ilkesi gereği hukuk devletinde hiçbir kimseye, aileye, gruba ve zümreye
ayrıcalık tanınamaz. Ancak nesnel ve makul bir temele dayalı ve ölçülü olan bir farklı
muamele Anayasa’nın koyduğu eşitlik ilkesine aykırı olmaz. Sendika aidatlarının çalışanların
ücretlerinden kesilip ilgili sendikaya ödenmemesi durumunda Kanun’la öngörülen
yaptırımların uygulanması konusunda birtakım işyerleri ve çalışanları lehine farklı muamele
getirilmesi nesnel ve makul bir temele dayanmamaktadır. Bu nedenle dava konusu kuralla
getirilen düzenleme eşitlik ilkesine aykırıdır.

65. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.



Kural, Anayasa’mn 10. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca
Anayasa’nın 2. ve 129. maddeleri yönünden incelenmemiştir.

E. Kanun’un 84. Maddesiyle Değiştirilen 655 Sayılı KHK’nın 15. Maddesinin
(1) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinde Yer Alan “Devletçe...” ve (ç) Bendinde Yer Alan
“Kamu kurum ve/veya kuruluşları,...”İbareleri ile (d), (e) ve (f) Bentlerinin İncelenmesi

66. 655 sayılı KHK’nın 15. maddesinin dava konusu ibareler ile bentlerin yer aldığı
(1) numaralı fıkrası 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nın 31. maddesiyle yürürlükten
kaldırılmıştır.

67. Açıklanan nedenle konusu kalmayan ibareler ile bentlere ilişkin iptal talepleri
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

F. Kanun’un 85. Maddesiyle 6331 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin (1) Numaralı
Fıkrasının (a) Bendinin Dördüncü Cümlesinde, 15. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının
İkinci Cümlesinde ve 30. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (b) Bendinin (6) Numaralı
Alt Bendinde Yer Alan “10’dan az” İbarelerinin “50’den az” Şeklinde Değiştirilmesinin
İncelenmesi

a. İptal Taleplerinin Gerekçesi

68. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kurallarla işverenlerin veya işveren
vekillerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmeti verebilmeleri ve 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş
Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsammda alınması gereken sağlık raporlanmn kamu hizmet
sunucuları ya da aile hekimlerinden de alınabilmesi için işyeri bakımından varlığı aranan en
az on çalışanı bulunma koşulunun en az elli çalışanının olması şeklinde değiştirilmesinin
çalışanları korumak amacıyla var olan düzenlemelerin bu işletmeler ve çalışanları açısından
uygulanmaması sonucunu doğuracağı, elliden az çalışanı olan işyerlerinde iş sağlığı ve
güvenliği hizmetlerinin üstlenilmesine ilişkin eğitim programlan, eğitimin süresi ve
eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye ilişkin hususların Aile, Çalışma ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığının (Bakanlık) takdirine bırakıldığı, bu durumun da söz konusu
işletmelerde çalışanların iş güvenliklerinin sağlanması ve meslek hastalıklarından korunması
imkânını ortadan kaldınr nitelikte olduğu belirtilerek kuralların Anayasa’mn 5., 17. ve 49.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

b. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

69. 6331 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin
dördüncü cümlesinde, belirlenen niteliklere ve gerekli belgeye sahip olmayan ancak 50’den az
çalışanı bulunan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyeri işverenleri veya işveren vekili tarafmdan
Bakanlıkça ilan edilen eğitimlerin tamamlanması şartıyla işe giriş ve periyodik muayeneler ve
tetkikler hariç iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülebileceği hükme bağlanmış olup
anılan cümlede yer alan “...50’den az...” ibaresi dava konusu kurallardan ilkini
oluşturmaktadır.

70. Kanun’un 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde de Kanun
kapsammda alınması gereken sağlık raporlarının 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli
işyerleri için işyeri hekimlerinin yanı sıra kamu hizmet sunucuları veya aile hekimlerinden de



alınabilmesi mümkün kılınmakta olup anılan cümlede yer alan “50’den az...” ibaresi dava
konusu ikinci kuraldır.

71. Kanun’un 30. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt
bendinde ise iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili olarak 50’den az çalışanı bulunan ve
az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin üstlenilmesine
ilişkin eğitim programları, eğitimin süresi ve eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye dair
hususların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle düzenleneceği öngörülmüş olup anılan alt
bentte yer alan “50’den az...” ibaresi, dava konusu üçüncü ve son kuraldır.

72. Anayasa’nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak üzere siyasal, ekonomik ve sosyal engellerin kaldırılması devletin temel görevleri
arasında sayılmıştır. Sosyal devlet sosyal adaletin, sosyal refahın ve sosyal güvenliğin
gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Ekonomik ve malî politikalar, çalışma hayatını etkileyen
düzenlemeler, sosyal devletin gerçekleşmesini sağlayan araçlardır.

73. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, yaşama, maddî ve
manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilerek kişinin yaşam ve vücut
dokunulmazlığı güvence altına alınmıştır. însanm çalışma hayatında bazı risklerle karşı
karşıya kalması veya çeşitli nedenlerle zarar görmesi ihtimal dâhilinde olup kişinin bu
risklerden korunmayı istemesi de kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve
geliştirme hakkı ” kapsamında kalmaktadır.

74. Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu
belirtilmiş; devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek,
çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir
ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alma ödevi verilmiştir.

75. Dava konusu kurallarla gerekli eğitimleri tamamlayan işveren veya işveren
vekillerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yürütebileceği ve Kanun kapsamında alınması
gereken sağlık raporlarının işyeri hekimlerinin yanı sıra kamu hizmet sunucuları veya aile
hekimlerinden de alınabileceği az tehlikeli işyerlerinde çalışan sayısının elliden az olması
gerektiği belirlenmiş ve bu tür işyerlerinde verilecek iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine
ilişkin eğitim programları, eğitimin süresi ve eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye dair
hususların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği öngörülmüştür.

76. Bakanlık tarafından hazırlanan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike
Sınıfları Tebliği tehlikeden kaynaklanacak kayıp, yaralanma ya da başka zararlı sonuç
meydana gelme ihtimaline göre işyerlerini çok tehlikeli, tehlikeli ve az tehlikeli şeklinde üç
gruba ayırmıştır. Dava konusu kurallarda yer alan az tehlikeli işyerleri ise bu gruplar içinde
tatlı sularda yapılan balık yetiştiriciliği, dikim için çiçek ve diğer bitkilerin yetiştirilmesi,
tütünün sınıflandırılması, balyalanması, orman yetiştirmek için fidan ve tohum üretimi, ağaç
dışmdaki yabani olarak yetişen ürünlerin toplanması gibi zarar ve hasar verme potansiyeli
bakımından en az risk içeren faaliyetleri yürüten işyerleri olup bunların kontrol tedbirlerinin
en az oranda uygulanabileceği sektörler olarak nitelendirilebilmesi mümkündür.

77. Yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesi, Anayasa’nın 5.
maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete birtakım yükümlülüklerin yüklenildiği
anlaşılmaktadır. Söz konusu yükümlülüklerden birini, her türlü tehlikeye karşı bireylerin



maddi varlıklarım ve yaşam hakkını koruma yükümlülüğü oluşturmaktadır. Pozitif
yükümlülüğün maddi boyutunu teşkil eden bu yükümlülük, devletin bireylerin maddi
varlıklarını ve yaşam hakkını korumak için gerekli yasal düzenlemeleri oluşturma ve bu
kanunların uygulanmasını sağlayacak etkili bir mekanizma kurma şeklinde hukuki tedbirleri
almasının yam sıra yeterli düzeyde önleyici idari tedbirler almasını da gerektirmektedir.

78. Kanun koyucunun Kanun’un 6. ve 30. maddelerinde yer alan dava konusu
kurallarla elliden az işçi çalıştıran az tehlikeli işyerlerinde işverenin veya vekilinin Bakanlıkça
ilan edilen eğitimleri tamamlamak şartıyla belirli nitelikteki iş sağlığı ve güvenliği
hizmetlerini sunmasının ve bu tür işyerlerinde verilecek iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine
ilişkin eğitim programlan, eğitimin süresi ve eğiticilerin nitelikleri ile görevlendirmeye dair
hususların Bakanlık tarafından çıkanlacak yönetmeliklerle belirlenmesinin iş kazaları ve
meslek hastalıkları riskinin düşük olduğu az tehlikeli işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği
hizmetlerini yerine getirme bakımından yetersiz olduğu söylenemez. Zira söz konusu
işyerlerinde var olan ya da var olabilecek tehlikelerin azlığı ile bu işyerlerinde iş sağlığı ve
güvenliği hizmeti verecek olanların Bakanlıkça ilan edilen eğitimleri tamamlamak zorunda
oldukları da dikkate alındığında, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin işveren veya vekili
tarafından yerine getirilebilmesi için işyerlerinde çalışan sayısının 50’den az olması şartının
aranmasında ve bu tür işyerlerinde verilecek iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine ilişkin
hususların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenmesinde Anayasa'ya aykırı
bir yön bulunmamaktadır.

79. Öte yandan Kanun’un 15. maddesinde yer alan dava konusu kuralla Kanun
kapsamında alınması gereken sağlık raporlarının 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli
işyerleri bakımından işyeri hekimlerinin yam sıra kamu hizmet sunucuları veya aile
hekimlerinden de alınabilmesinin mümkün kılınması karşısında kamu hizmet sunucularının
veya aile hekimlerinin sahip olduğu tıp fakültesi eğitiminin kazandırdığı bilgi ve becerinin,
50’den az çalışanın olduğu az tehlikeli işyerlerinde çalışan işçilere verilecek sağlık raporunu
tanzim etmek için yeterli olmadığı söylenemez. Nitekim söz konusu işyerlerindeki
tehlikelerin az olması sebebiyle iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin Bakanlıkça ilan edilen
eğitimleri tamamlamaları durumda işveren veya işveren vekilince de yerine getirilebilecek
olması karşısında bu tür işyerlerinde iş sağlığı uzmanının bulunmaması da ihtimal
dâhilindedir. Bu sebeple Kanun kapsamında alınacak sağlık raporlarının kamu hizmet
sunucuları veya aile hekimlerinden de alınabilme imkânının çalışan sayısının 50’den az olan
işyerleri olarak belirlenmesinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

80. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 5., 17. ve 49. maddelerine aykırı
değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir.

G. Kanun’un 86. Maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un 38. Maddesinin (1)
Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin (1) Numaralı Alt Bendinde Yer Alan “...1/7/2017...”
İbaresinin “...1/7/2020... ” Şeklinde Değiştirilmesinin İncelenmesi

1. Genel Açıklama

81. Dava konusu kural, 6331 sayılı Kanun’un 6. ve 7. maddelerinin 4857 sayılı
Kanun’un mülga 81. maddesi kapsamında çalışanlar haricindeki kamu kurumlan ile 50’den az
çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için uygulanmasını 1/7/2020 tarihine
ertelemektedir. “İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri” başlıklı mülga 81. maddede sayılan söz



konusu işlere bakıldığında, bunların “sanayiden sayılan işler” olduğu anlaşılmaktadır. Bu
işlerin neler olduğu ise Sanayi, Ticaret, Tarım ve Orman İşlerinden Sayılan İşlere İlişkin
Yönetmelikle belirlenmiştir. Anılan Yönetmelik incelendiğinde sanayiden sayılan işlerin;
hammadde, yarı mamul ve mamul ürünlerin işlenmesi, temizlenmesi, şeklinin değiştirilmesi,
süslenmesi, satış için hazırlanması, yardımcı ve tamamlayıcı işler dâhil her türlü madenleri ve
endüstriyel hammaddeleri arama ve topraktan çıkarma işleri gibi işlerden oluştuğu
görülmektedir.

2. İptal Talebinin Gerekçesi

82. Dava dilekçesinde özetle, çalışanlar bakımından güvencesizliğe yol açması ve
işverenlerin sorumluluklarını yerine getirmesini ertelemesi nedeniyle kamu yaran amacı
gözetmediği belirtilen kuralın Anayasa’nm 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

83. 6331 sayılı Kanun’un 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1)
numaralı alt bendi Kanun’un 6. ve 7. maddelerinin 4857 sayılı Kanun’un mülga 81. maddesi
kapsamında çalışanlar hariç kamu kurumlan ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta
yer alan işyerleri için 1/7/2020 tarihinde yürürlüğe gireceğini öngörmekte olup anılan alt
bentte yer alan “...1/7/2020... ” ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.

84. Hukuk devleti ilkesi gereğince yasama işlemlerinin kişisel yararlan değil kamu
yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu
çözümlenirken kamu yararı konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, kuralın
kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını araştırmakla sınırlıdır. Anayasa’nm çeşitli
hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa'da bir tammı yapılmamıştır. Ancak
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı bireysel, özel
çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Bu saptamanın doğal sonucu olarak
da kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin
yararına olarak kural konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak
saptanması hâlinde söz konusu kural, Anayasa’nm 2. maddesine aykırı düşer ve kuralın iptali
gerekir. Açıklanan ayrık hâl dışında bir kuralın ülke gereksinimlerine uygun olup olmadığı bir
siyasi tercih sorunu olarak kanun koyucunun takdirinde bulunduğundan yalnızca bu nedenle
kamu yararı değerlendirmesi yapmak ve bu doğrultuda dava konusu kural ile kamu yararının
gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemek anayasa yargısıyla bağdaşmaz.

85. Kural, 6331 sayılı Kanun’un 6. ve 7. maddelerinin yürürlüğe girmesini 4857
sayılı Kanun’un mülga 81. maddesi kapsamında çalışanlar hariç olmak üzere kamu kurumlan
ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1/7/2020 tarihine kadar
ertelemek suretiyle anılan işyerleri bakımından süreli bir muafiyet öngörmektedir. Kanun’un
6. maddesi, mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmalan
da kapsayacak iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işverene birtakım
yükümlülükler getirmekte, 7. maddesi ise iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin Bakanlıkça
desteklenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir.

86. İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin bazı işyerlerinde Bakanlıkça ilan edilen
eğitimleri tamamlamak şartıyla işveren veya vekilince sağlanacak olması, Bakanlığın ve
Bakanlığın protokol yaptığı eğitimleri verecek olan kuruluşların bu eğitimlere ilişkin



materyal, içerik, personel ve benzeri birtakım konularda planlama ve hazırlık çalışmaları
yapmalarını gerektirmektedir. Kapsam içinde olan işletmelerin ve bu eğitimi alacak kişilerin
niceliği düşünüldüğünde sadece eğitimlerin tamamlanmasının dahi uzun zaman alacağı
tartışmasızdır. Diğer taraftan söz konusu eğitimleri tamamlamak zorunda olanların bu eğitim
programlarına katılıp yapılacak olan sınavları başarıyla tamamlamaları açısından bir hazırlık
sürecine ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu hazırlık çalışmalarının planlı bir şekilde
tamamlanması için Kanun’un 6. ve 7. maddelerinin uygulanmasının bir süre daha
ertelenmesinin bir zorunluluğun sonucu olduğu gözetildiğinde kuralın kamu yararı amacıyla
çıkarılmadığının söylenemeyeceği açıktır.

87. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal
talebinin reddi gerekir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

88. Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kuralların uygulanması hâlinde telafisi güç
veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
talep edilmiştir.

18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi
Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un;

A. 37. maddesiyle 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun’a eklenen geçici 28. maddeye yönelik yürürlüğün durdurulması talebinin,
koşulları oluşmadığından REDDİNE,

B. 1. 1. ve 17. maddelerine,

2. 18. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na
eklenen ek 38. maddenin;

a. Birinci cümlesinde yer alan “...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi
kapsamında... ” ibaresine,

b. İkinci cümlesinde yer alan “...en fazla %20’si...” ve “...performansa dayalı
kriterler... ” ibarelerine,

3. 27. maddesiyle 4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 4. maddesinin (a) fıkrasına eklenen (6), (7), (8) ve (9) numaralı
bentlere,

4. 85. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Kanunu’nun;

a. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan
“...10’danaz...” ibaresinin “...50'den az...” şeklinde değiştirilmesine,

b. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “10 'dan az... ”
ibaresinin “50’den az...” şeklinde değiştirilmesine,



c. 30. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer
alan “10’dan az... ” ibaresinin “50’den az... ” şeklinde değiştirilmesine,

5. 86. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “...1/7/2017...” ibaresinin “...1/7/2020...”
şeklinde değiştirilmesine,

yönelik iptal talepleri 15/5/2019 tarihli ve E.2017/156, K.2019/37 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu maddelere, bentlere, ibarelere ve ibare değişikliklerine ilişkin yürürlüğün
durdurulması taleplerinin REDDİNE,

C. 84. maddesiyle değiştirilen 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Karamame’nin (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “Ulaştırma ve
Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ” şeklinde
değiştirilen) 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

1. (a) bendinde yer alan “Devletçe... ” ibaresi,

2. (ç) bendinde yer alan “Kamu kurum ve/veya kuruluşları,... " ibaresi,

3. (d), (e) ve (f) bentleri,

hakkında 15/5/2019 tarihli ve E.2017/156, K.2019/37 sayılı kararla karar verilmesine
yer olmadığına karar verildiğinden, bu bent ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması
talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

15/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V. HÜKÜM

18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi
Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un;

A. 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE
OYBİRLİĞİYLE,

B. 17. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE, Zühtü
ARSLAN, Engin YILDIRIM, Kadir ÖZKAYA İle Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. 18. maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na
eklenen ek 38. maddenin;

1. Birinci cümlesinde yer alan “...50 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi
kapsamında... ” ibaresinin,



2. İkinci cümlesinde yer alan “...en fazla %20’si...” ve “...performansa dayalı
kriterler... ” ibarelerinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

Ç. 27. maddesiyle 4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon
Kurumu Gelirleri Kanunu’nun 4. maddesinin (a) fıkrasına eklenen (6), (7), (8) ve (9) numaralı
bentlerin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 37. maddesiyle 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun’a eklenen geçici 28. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE
OYBİRLİĞİYLE,

E. 84. maddesiyle değiştirilen 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik
ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname’nin (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “Ulaştırma ve
Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ” şeklinde
değiştirilen) 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;

1. (a) bendinde yer alan “Devletçe... ” ibaresine,

2. (ç) bendinde yer alan “Kamu kurum ve/veya kuruluşları,...” ibaresine,

3. (d), (e) ve (t) bentlerine,

ilişkin iptal talepleri hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA
OYBİRLİĞİYLE,

F. 85. maddesiyle 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Kanunu’nun;

1. 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin dördüncü cümlesinde yer alan
"... 10 ’dan az... ” ibaresinin “...50’den az...” şeklinde değiştirilmesinin,

2. 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “10’dan az... ”
ibaresinin “50’den az... ” şeklinde değiştirilmesinin,

3. 30. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin (6) numaralı alt bendinde yer
alan “10’dan az... ” ibaresinin “50’den az... ” şeklinde değiştirilmesinin,

Anayasa’ya aykın olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

G. 86. maddesiyle 6331 sayılı Kanun’un 38. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)
bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "...1/7/2017...” ibaresinin “...1/7/2020...”



şeklinde değiştirilmesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
OYBİRLİĞİYLE,

15/5/2019 tarihinde karar verildi.

Başkan
Zühtü ARSLAN

Başkanvekili
Engin YILDIRIM

Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye
Recep KÖMÜRCÜ

Üye Üye
Hicabi DURSUN Celal Mümtaz AKINCI

Üye
M. Emin KUZ

Üye
Kadir ÖZKAYA

iptal talebinin REDDİNE

Başkanvekili
Haşan Tahsin GÖKCAN

Üye
Burhan ÜSTÜN

Üye
Muammer TOPAL

Üye
Recai AKYEL

Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU



Esas Sayısı : 2017/156
Karar Sayısı: 2019/37

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 7003 sayılı Kanun’un iptali istenen 17. maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanunu’nun 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin ikinci cümlesini yürürlükten
kaldırmıştır. İlga edilen hüküm Cumhurbaşkanı yardımcılığı, bakanlık ve milletvekilliğinden
emekli olup yükseköğretim kuramlarına dönenlerin veya yükseköğretim kuramlarına
döndükten sonra emekli olanların özlük haklarını düzenlemekteydi.

2. 2547 sayılı Kanun’un “Kurumlara dönüş” kenar başlıklı 60. maddesinin (a)
fıkrası, iptali istenen düzenlemeden önce şu şekildeydi: “(Değişik: î/11/1990 - 3676/1 md.)
Bir süre öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra Cumhurbaşkanı yardımcılığına, bakanlığa
veya Yasama Organı Üyeliğine seçilenler, bu görevlerde geçirdikleri süreler hesaba katılmak
ve buna göre aylık dereceleri yükseltilmek, meslek unvan ve sıfatlarını kazanma ile ilgili
hükümler saklı kalmak şartıyla başvurmaları halinde bu Kanun hükümlerine göre ayrıldıkları
yükseköğretim kurumuna kadro koşulu aranmaksızın dönerler.

(Ek bent: 17/9/2004-5234/2 md.) Bunlardan emekli iken yüksek öğretim kuramlarına
dönenlerin veya yüksek öğretim kurumlarına döndükten sonra emekliliğe hak kazanıp emekli
olanların emekli aylıkları kesilmez. Bunlara yüksek öğretim kurumlarınca, ders yükü
zorunluluğu aranmadan ek ders ücreti ve sınav ücreti ile döner sermaye payı ödenir; bu
ödemelerin dışında aylık, ödenek, tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz. ”

3. Mahkememiz çoğunluk kararında, 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a)
fıkrasının ikinci bendinin ikinci cümlesinin, daha sonra yürürlüğe giren 5335 sayılı Kanun’un
30. maddesiyle “zımnen yürürlükten kaldırıldığı”, dolayısıyla “anılan bentte sayılan
görevlerde bulunmuş olanlar”m öğretim üyeliğine döndüklerinde emekli aylıklarının yanında
yürütmekte oldukları görevler için öngörülen aylıkları da almalarının dayanağını 5335 sayılı
Kanun’un 30. maddesinin oluşturduğu belirtilmiştir (§§ 14-15). Esasen çoğunluğun görüşü,
iptali istenen kuralın gerekçesine dayanmaktadır. Bu gerekçeye göre, kuralla 2547 sayılı
Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrası ile 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin dördüncü
fıkrası arasındaki “uyumsuzluktan kaynaklanan aksaklığın giderilmesi” amaçlanmıştır.

4. Çoğunluğun Anayasa’nm 10. maddesi yönünden aykırılık incelemesi yapmasını
engelleyen bu yorumun isabetli olmadığı kanaatindeyim. 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi
kural olarak herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların,
bu aylıkları kesilmeden, maddede sayılan kuramlarda çalışamayacağım öngörmektedir.
Ancak aynı maddede bu kuralın “2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 60 mcı maddesinin
(a) fıkrası uyarınca Yasama Organı üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi olarak atanmış
olanlar” hakkında uygulanmayacağı belirtilmektedir. Başka bir ifadeyle milletvekilleri Meclis
üyeliği görevleri sona erdikten sonra yükseköğretim kuramlarında çalışmak istediklerinde
emeklilik aylıkları kesilmeden bu kuramlarda çalışabileceklerdir.

5. Görüldüğü üzere, 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi milletvekillerinin öğretim
üyesi olarak atanmaları durumunda emeklilik maaşlarının kesilmeyeceğine, ilga edilen
düzenleme ise emeklilik aylığı kesilmeden çalışacak olan (emekli) milletvekillerine öğretim
üyesi olarak görev yaparken yapılacak ödemelere ilişkindir. Mülga hükme göre emekli



milletvekillerine yükseköğretim kurumlarınca ek ders ve smav ücreti ile döner sermaye payı
ödenmesi, bunun dışmda herhangi bir ödeme yapılmaması öngörülmekteydi. Kural esasen
emekli aylığı kesilmeyen milletvekili kökenli öğretim üyeleri ile diğer öğretim üyeleri
arasında ortaya çıkan eşitsizliği belli ölçüde gidermeye, emekli maaşları kesilmeyen
milletvekillerinin sadece belli ödemelerden yararlanmasını sağlamaya yönelik bir
düzenlemedir. Dolayısıyla dava konusu kuralın yürürlükten kaldırdığı kural ile 5335 sayılı
Kanun’un 30. maddesi arasında bir uyumsuzluk, çatışma ya da birinin diğerini zımnen ilga
etmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Kurallar birbirini tamamlayan ve aynı anda
uygulanabilecek niteliktedir.

6. Diğer yandan 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesi yalnızca milletvekillerinin emekli
olduktan sonra yükseköğretim kurumlanna atandıklarında emeklilik aylıklarının
kesilmemesini düzenlemekteyken, dava konusu kuralm ilga ettiği cümle milletvekillerinin
yanında Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların da emekli olarak yükseköğretim
kuramlarında çalışmaları durumunda kendilerine yapılacak ödemeleri düzenlemekteydi. Bu
nedenle çoğunluk kararında yer alan ifadeyle “anılan bentte sayılan görevlerde bulunmuş
olanlar”dan sadece birinin (milletvekillerinin) yükseköğretim kuramlarına dönmeleri
durumunda emekli aylıklarının kesilmeyeceğini belirten 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin
ilgili hükmünün 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin ikinci
cümlesini zımnen yürürlükten kaldırdığı söylenemez.

7. İki kural arasında zımni ilga ya da uyumsuzluk olmadığı bu şekilde tespit
edildikten sonra, iptali istenen kuralm Anayasa’ya aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi
gerekir. Anayasa’nın 10. maddesi, hiç kuşkusuz, farklı hukuki konumda bulunanlara farklı
muamele yapılmasını engellememektedir. Ancak aynı görevi yapan kişiler arasında ayrım
yapılması, objektif bir amaca yönelik ve ölçülü değilse eşitlik ilkesini ihlal eder. Bu durumda
öncelikle Anayasa’nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere
farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, ardından da farklı muamelenin
nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup olmadığı hususları
irdelenmelidir. Başka bir ifadeyle “karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer
durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrıcalık
tanınması niteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması
gerekir” (AYM, E.2019/6, K. 2019/25, 11/4/2019, §§ 20, 23).

8. İptali istenen kural iki türlü eşitsizliğe neden olmaktadır. Birinci eşitsizlik
milletvekilliğinden emekli olup da öğretim üyeliğine dönenler ile yine milletvekilliğinden
emekli olup diğer görevlere dönenler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu durumda akademik
görevlerin diğer görevlerden farklı olduğu, bu nedenle yükseköğretim kuramlarına dönenler
yönünden farklı bir düzenlemenin yapılmasının objektif bir sebebe dayandığı ve ölçülü
olduğu söylenebilir

9. İptali istenen kuraldan kaynaklanan ikinci eşitsizlik ise milletvekilliğinden emekli
olan öğretim üyeleriyle üniversiteler dâhil herhangi bir kurumdan emekli olan diğer öğretim
üyeleri arasında ortaya çıkmaktadır. Sözgelimi öğretim üyesi iken emekli olup da tekrar
görevine dönenlerin emekli maaşı kesilirken, milletvekilliğinden emekli olanlar emekli
maaşları kesilmeden yükseköğretim kuramlarınca diğer öğretim üyelerine yapılan ödemeleri
aynen alabileceklerdir. Bu durumda eşitlik ilkesi gereğince karşılaştırılabilir nitelikte benzer
durumda olanlardan bir kısmına ayrıcalık tanınması söz konusudur. Milletvekilliği yapmış



öğretim üyeleri lehine farklılık oluşturan söz konusu düzenlemenin nesnel ve makul bir
gerekçesi olduğu söylenemez.

10. Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’nm 10. maddesine aykırı olduğu için iptal
edilmesi kanaatini taşıdığımdan, reddine yönelik çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Başkan
Zühtü ARSLAN



Esas Sayısı : 2017/156
Karar Sayısı: 2019/37

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Dava konusu kuralla 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci
bendini ikinci cümlesinde yer alan “Bunlara yükseköğretim burumlarınca, ders yükü
zorunluluğu aranmadan ek ders ücreti ve sınav ücret ile döner sermaye payı ödenir; bu
ödemelerin dışında aylık, ödenek, tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz” ibaresi
yürürlükten kaldırılmıştır.

2. Bu kuralla Cumhurbaşkanı yardımcılığı, Bakanlar Kurulu veya yasama organı
üyeliği yapıp yükseköğretim kuramlarındaki kadrolarına geri dönen öğretim üyelerine hem
emekli aylıklarının hem de görevdeki aylıklarının ödenmesi mümkün hale gelmiştir. Yapılan
düzenleme ile kuralda bahis geçen kişilere emekli aylıkları kesilmeden maaş, ödenek ve
tazminat ödenmesinin önü açılmaktadır. Bundan önce anılan durumda bulunan kişilere
yükseköğretim kuramları tarafından sadece ek ders ve sınav ücreti ile döner sermaye payı
ödenmekteydi.

3. Anayasamın 10. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir. dördüncü fıkrasında da “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz” hükümleri yer almaktadır.

4. Bu düzenlemeyle bahsi geçen görevleri yapıp yükseköğretim kuramlarında görev
alan emekli öğretim üyelerine Anayasa’mn 10. maddesine aykırı gelecek şekilde ayrıcalık ve
imtiyaz yaratılmıştır. Bu ayrımcılık ve imtiyaz iki şekilde ortaya çıkmıştır.

5. İlk olarak, bu görevlerde bulunan mühendis, avukat, öğretmen vb. gibi kişiler
kuramlarına döndüklerinde emekli maaşları kesilmektedir. Aynı şekilde bu görevleri
yapmamış olanlar emeklilik sonrasında kuramlarına döndüklerinde emekli maaşı
alamamaktadır. Kuralda belirtilen görevlerde bulunup, yükseköğretim kuramlarına dönen
öğretim üyelerine bir ayrıcalık tanınmıştır. İkinci olarak öğretim üyesi olup emeklilikten sonra
kuramlarına dönen öğretim üyelerinin de emekli maaşı kesilmektedir.

6. İptali istenen kuralın gerekçesinde sadece “uygulamada 2547 sayılı Kanunun 60
inci maddesinde (a) fıkrası ile 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrası
arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanan aksaklığın giderilmesinin” amaçlandığı ifade
edilmiştir. Bu gerekçe haklı ve makul bir neden içermemektedir.

7. Mahkememizin yerleşik içtihadına göre Anayasa’mn 10. maddesinde öngörülen
“eşitlik ilkesi ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanun
karşısında ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır.” (Anayasa Mahkemesi, 8.12.2015 tarih ve E.2014/82, K.2015/112 ve diğer
birçok karar).



8. Kuraldaki düzenleme bir sınıflandırmaya dayanmaktadır. Sınıflandırmalar somut,
haklı ve makul bir nedenden türemişlerse ve ayrıcalık ve imtiyaz doğurmuyorlarsa eşitlik
ilkesine aykırı bir durumdan ilke olarak söz edilemez. Bununa birlikte önümüzdeki
düzenlemenin hangi haklı neden(ler)e dayandığı kuralın gerekçesinden çıkarılamamaktadır.
Yapılan ayrımcı düzenlemede ne gibi üstün kamu yararı bulunduğu veya neden gerekli
olduğu da ortaya konulmamıştır. Dahası belli bir mali disiplin içinde tutulmasında üstün kamu
yararı bulunan sosyal güvenlik sisteminin hiçbir haklı neden gösterilmeden adeta delinmesine
de zemin hazırlanmıştır.

9. Dolayısıyla kuralın belli görevlerde bulunmuş bir meslek grubuna eski görevlerine
döndüklerinde emekli maaşı ödenmesini mümkün kılarak bu durumda olan kişilere haksız bir
ayrıcalık ve imtiyaz sağladığı, bunun da Anayasa’nın 10. maddesine aykırılık taşıdığı
gerekçesiyle çoğunluk kararma katılmadım.

Başkanvekili
Engin YILDIRIM



Esas Sayısı : 2017/156
Karar Sayısı: 2019/37

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu tarafından 18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı
Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 17. maddesinin iptal
istemi reddedilmiştir. Dava konusu kural, 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının
ikinci bendinin “Bunlara yüksek öğretim burumlarınca, ders yükü zorunluluğu aranmadan ek
ders ücreti ve sınav ücreti ile döner sermaye payı ödenir; bu ödemelerin dışında aylık,
ödenek, tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz” biçimindeki ikinci cümlesini
yürürlükten kaldırmaktadır.

2. Dava konusu kural, 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci
bendinin ikinci cümlesini yürürlükten kaldırmakla artık yasama organı üyeliği görevlerinde
bulunmuş olanların yükseköğretim kuramlarındaki görevlerine dönmeleri durumunda aynı
statüdeki öğretim üyelerinden farklı olarak emekli aylıkları yanında üniversitede yürütmekle
yükümlü oldukları öğretim üyeliği aylığını da almaya hak kazanması imkânım ortaya
çıkarmaktadır.

3. Dava dilekçesinde bahse konu 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının
ikinci bendinin ikinci cümlesinin yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte Cumhurbaşkanı
yardımcılığı, bakanlık veya yasama organı üyeliği yapıp yükseköğretim kuramlarındaki
kadrolarına geri dönen öğretim üyelerine hem emekli aylıklarının hem de görevdeki
aylıklarının ödenmesi suretiyle ayrıcalık getirildiği ve sayılan görevlerde bulunmuş başka
meslek mensuplarına bu hakkın tamnmamasmın anılan öğretim üyeleri lehine ayrımcılık
oluşturduğu iddia edilerek bu durama neden olan dava konusu kuralın Anayasa’mn 10.
maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

4. Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararında ise bir kuralın eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturabilmesi için öncelikle eşitliğe aykırı olduğu ileri sürülen durumun o kuralın
uygulanmasının sonucu olması gerektiği, yasama orgam üyeliği görevlerinde bulunmuş
olanların yükseköğretim kuramlarındaki öğretim üyeliği görevine dönmeleri durumunda
emekli aylıklarının yanında yürütmekte oldukları görevler için öngörülen aylıkları da
almalarının, 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin ikinci
cümlesinin dava konusu kuralla yürürlükten kaldırılmasından değil, anılan düzenlemeyi
zımnen ortadan kaldıran 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrasından
kaynaklandığı, bu yönüyle dava konusu kuralın eşitlik ilkesine aykırı bir durama yol açmadığı
belirtilmiştir.

5. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 2547
sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının ikinci bendinin ikinci cümlesini zımnen
yürürlükten kaldırdığı yönündeki görüşe katılabilmek mümkün değildir. Zira her iki
düzenlemenin konuları farklıdır. Şöyle ki 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının
birinci bendinde bir süre öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra Cumhurbaşkanı
yardımcılığına, bakanlığa veya yasama organı üyeliğine seçilenlerin ayrıldıkları
yükseköğretim kurumuna kadro koşulu aranmaksızın dönebilmeleri düzenlenmektedir. Aynı
fıkranın ikinci bendinin ikinci cümlesinde anılan kişilerden emekli iken yükseköğretim
kuramlarına dönenlerin veya yükseköğretim kuramlarına döndükten sonra emekliliğe hak
kazanıp emekli olanların emekli aylıklarının kesilmeyeceği hüküm altına alınmaktadır. Dava



konusu kuralın yürürlükten kaldırdığı (a) fıkrasının ikinci bendinin mülga ikinci cümlesi ise
anılan kişilere yükseköğretim kuramlarınca, ders yükü zorunluluğu aranmadan ek ders ücreti
ve sınav ücreti ile döner sermaye payının ödeneceğini ancak bu ödemelerin dışında aylık,
ödenek, tazminat ve benzeri herhangi bir ödeme yapılmayacağını düzenlemektedir.

6. 5335 sayılı Kanun’un 30. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında herhangi bir
sosyal güvenlik kuramımdan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları
kesilmeksizin genel olarak kamu kurumlan kadrolarına açıktan atanamayacağı, kamudaki
herhangi bir görevde çalıştırılamayacağı ve diğer kanunlann emeklilik veya yaşlılık aylığı
almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıklan ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin
atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümlerinin uygulanmayacağı
öngörülmektedir.

7. Görüldüğü üzere bu hükümler herhangi bir sosyal güvenlik kuramundan emeklilik
veya yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin başka kuram ve kuruluşların
kadrolarına açıktan atanmasını ve çalıştırılmasını yasaklayan hükümlerdir. 5335 sayılı
Kanun’un 30. maddesinin dördüncü fıkrası ise bazı kişileri anılan hükümlerden bağışık
tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu fıkranın (i) bendinde 2547 sayılı Kanun’un 60.
maddesinin (a) fıkrası uyarınca yasama organı üyeliğinin bitiminden sonra öğretim üyesi
olarak atanmış olanlar hakkında anılan hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmektedir. Bu
çerçevede söz konusu hüküm yasama organı üyelerinin emeklilik aylıkları kesilmeksizin
başka kamu kuramlarına atanmasını veya bu kuramlarda çalıştırılması yönündeki yasağı
kaldırmakta olup çalıştırılmaları halinde bunlar hakkında hangi mali hükümlerin
uygulanacağını düzenlememektedir. Dava konusu kuralın yürürlükten kaldırdığı cümlede ise
“Bunlara yüksek öğretim kurumlarınca, ders yükü zorunluluğu aranmadan ek ders ücreti ve
sınav ücreti ile döner sermaye payı ödenir; bu ödemelerin dışında aylık, ödenek, tazminat ve
benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz” denilmek suretiyle emeklilik aylıkları kesilmeksizin
atanan yasama organı üyelerinin hangi mali hükümlerden yararlanacağı düzenlenmektedir. Bu
yönüyle yürürlükten kaldırılan hükmün 5235 sayılı Kanun’un 30. maddesindeki ilgili hükme
nazaran özel hüküm niteliği taşıdığı ve daha spesifik bir alanı düzenlediği açıktır. Bu itibarla
5235 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 2547 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (a) fıkrasının
ikinci bendinin ikinci cümlesini zımnen yürürlükten kaldırdığından söz edilemez.

8. Anılan hükümler karşısında Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararında belirtildiği
gibi eşitliğe aykırı olduğu ileri sürülen durumun dava konusu kuralın uygulanmasının sonucu
olmadığını kabul etmek mümkün görünmemektedir. Bu durumda dava konusu kuralın kanun
önünde eşitlik ilkesine aykırı olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

9. Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere Anayasa’nın 10.
maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı
aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarım sağlamak,
ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan
kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali
yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar
farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.



10. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın
10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin
mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler
arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından
ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve ölçülü olup
olmadığı hususları irdelenmelidir.

11. Bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alan öğretim
üyelerinden bir kısmına ayrıca yükseköğretim kurumundan da aylık veya ödenek
bağlanmasına izin verilirken aynı kamu hizmetini aynı statüde yürüten diğer bir kısmma bu
hakkın tanınmamasmın, aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele teşkil
ettiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

12. Yasama belgeleri incelendiğinde bu hakkın yasama organı üyeliğinden gelenlere
tanınırken diğer kaynaklardan gelenlere neden tanınmadığına ilişkin herhangi bir açıklamaya
yer verilmediği görülmektedir. Yasama süreci ve konuya ilişkin kuralların objektif metinleri
dikkate alındığında da yasama organı üyeliğinden yükseköğretim kurumuna dönen kişiler ile
başka kaynaklardan dönenler arasında hangi makul ve haklı nedenle bu ayrıma gidildiği
anlaşılamamaktadır. Bu bağlamda yasama organı üyeliğinden örneğin tıp fakültesindeki
görevine dönen öğretim üyesi ile tıp fakültesi görevinden emekli olan fakat görevine tekrar
dönen öğretim üyesi arasındaki farklı muamelenin nesnel ve makul bir temelinin bulunduğu
söylenemez.

13. Yukarıda açıklanan nedenlerle yasama organı üyeliği görevlerinde bulunup tekrar
yükseköğretim kurumuna dönen öğretim üyeleri ile diğer öğretim üyeleri arasında sundukları
yükseköğretim hizmeti temelinde farklı maaş alma konusunda ayrımcılığa yol açan ve haklı
bir nedene dayanmayan dava konusu kuralın Anayasa’mn 10. maddesine aykırı olduğu ve
iptali gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye
Kadir ÖZKAYA

Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ


Dosyalar

Kaynak Metin
(Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.
Söz Konusu Mahkeme Kararında İptal İstemine Konu Olan Mevzuat (7)
Söz Konusu Yargı Kararının ilgili olduğu Mevzuat (1)
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (1)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul