İnternet üzerinden üyelik alınması sırasında, kredi kartı seçeneğinde sorun yaşanması halinde, Havale/EFT seçeneğine tıklayabilirsiniz. Ödeme dekontunun info@kanunum.com adresine iletilmesi akabinde üyelikler açılacaktır.
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Sayfa 1 -
Dönem : 21 Yasama Yılı: 3  T.B.M.M. (S. Sayısı: 723)  Türk Medeni Kanunu Tasarısı ile Türk Kanunu Medenisin­ de Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve An­ kara Milletvekili Yücel Seçkiner'in; Ankara Milletvekili Es- vet Özdoğu ve Dört Arkadaşının; Aynı Kanunda Değişiklik  Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve Adalet Komisyonu  Raporu (1/611,1/425, 2/36İ, 2/680)  T.C.  Başbakanlık 30.12.1999  Kanunlar ve Kararlar  Genel Müdürlüğü  Sayı: B.02.0.KKG.0.10/101-514/6664  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 8.10.1999  tarihinde kararlaştırılan "Türk Medeni Kanunu Tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.  Gereğini arz ederim.  Bülent Ecevit  Başbakan  GENEL GEREKÇE  Türk hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olarak nitelendirilebilecek olan "Türk  Kanunu Medenîsi", Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edil­ miş, 4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Borçlar Kanunu ile birlikte 4 Ekim  1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türk Kanunu Medenisinin ve onun yerini alacak olan Yeni Türk Medeni Kanununun amacını  ve işlevini iyice kavrayabilmek, özellikle Türk Ulusu için arzettiği önemi belirtmek üzere, dönemin  Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt imzasını taşıyan ve o günün diliyle ve mükemmel bir üslupla  kaleme alınmış olan gerekçenin yeni kuşakların anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş hâlinden  özetle aşağıya alınmıştır.  "Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinin tevdin edilmiş bir Medenî Kanunu yoktur. Yalnız, söz­ leşmelerin küçük bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde  yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur.  Denilebilir ki: bu kanunun günümüz ihtiyaçlarına uyan ancak 300 maddesidir. Geriye kalanı Ül­ kemizin ihtiyaçlarını ifade edemeyecek kadar ilkel bir takım kurallardan oluştuğundan uy­ gulanamamaktadır. ...  Ulusal toplum yaşamının düzenleyicisi olan ve yalnız ondan esinlenilmesi gereken tedvin edil­ miş bir medenî kanundan Türkiye Cumhuriyeti'nin yoksun kalması ne yüzyılımızın uygarlığının  gerekleriyle ne de Türk devriminin hedeflediği anlam ve kavramla bağdaşttrılabilir. Yüzyılımızın  devletini ilkel siyasal kuruluşlardan ayıran niteliklerin birisi de, toplumun kaderine uygulanan  kanunların akılcı bir zihniyetle hazırlanıp tedvin edilerek konulmasıdır. Göçebe dönemlerde  hükümler tedvin edilmiş değildir. Hâkim gelenek ve göreneklere dayanarak hüküm verir. Mecel-
Sayfa 2 -
Dönem : 21 Yasama Yılı: 3  T.B.M.M. (S. Sayısı: 723)  Türk Medeni Kanunu Tasarısı ile Türk Kanunu Medenisin­ de Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve An­ kara Milletvekili Yücel Seçkiner'in; Ankara Milletvekili Es- vet Özdoğu ve Dört Arkadaşının; Aynı Kanunda Değişiklik  Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ve Adalet Komisyonu  Raporu (1/611,1/425, 2/36İ, 2/680)  T.C.  Başbakanlık 30.12.1999  Kanunlar ve Kararlar  Genel Müdürlüğü  Sayı: B.02.0.KKG.0.10/101-514/6664  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 8.10.1999  tarihinde kararlaştırılan "Türk Medeni Kanunu Tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.  Gereğini arz ederim.  Bülent Ecevit  Başbakan  GENEL GEREKÇE  Türk hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olarak nitelendirilebilecek olan "Türk  Kanunu Medenîsi", Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edil­ miş, 4 Nisan 1926 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Borçlar Kanunu ile birlikte 4 Ekim  1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.  Türk Kanunu Medenisinin ve onun yerini alacak olan Yeni Türk Medeni Kanununun amacını  ve işlevini iyice kavrayabilmek, özellikle Türk Ulusu için arzettiği önemi belirtmek üzere, dönemin  Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt imzasını taşıyan ve o günün diliyle ve mükemmel bir üslupla  kaleme alınmış olan gerekçenin yeni kuşakların anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş hâlinden  özetle aşağıya alınmıştır.  "Günümüzde Türkiye Cumhuriyetinin tevdin edilmiş bir Medenî Kanunu yoktur. Yalnız, söz­ leşmelerin küçük bir kısmına değinebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde  yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur.  Denilebilir ki: bu kanunun günümüz ihtiyaçlarına uyan ancak 300 maddesidir. Geriye kalanı Ül­ kemizin ihtiyaçlarını ifade edemeyecek kadar ilkel bir takım kurallardan oluştuğundan uy­ gulanamamaktadır. ...  Ulusal toplum yaşamının düzenleyicisi olan ve yalnız ondan esinlenilmesi gereken tedvin edil­ miş bir medenî kanundan Türkiye Cumhuriyeti'nin yoksun kalması ne yüzyılımızın uygarlığının  gerekleriyle ne de Türk devriminin hedeflediği anlam ve kavramla bağdaşttrılabilir. Yüzyılımızın  devletini ilkel siyasal kuruluşlardan ayıran niteliklerin birisi de, toplumun kaderine uygulanan  kanunların akılcı bir zihniyetle hazırlanıp tedvin edilerek konulmasıdır. Göçebe dönemlerde  hükümler tedvin edilmiş değildir. Hâkim gelenek ve göreneklere dayanarak hüküm verir. Mecel- - 2 - le'nin anılan 300 maddesi bir yana bırakılmak koşulu ile Medenî Kanun içine giren sorunları çöz­ mek için Türkiye Cumhuriyeti Hâkimleri derme çatma eski hukuk kitaplarından ve din esaslarından  çıkartılan bilgilerle yargı işini görmektedirler. Türk Hâkimi hükümlerinde belli bir içtihat, bir söz  ve bir esasla bağlı değildir. Bundan dolayı herhangi bir sorunu çözmek için Ülkemizin bir yerinde  verilen bir hüküm ile aynı koşullar altında doğan aynı sorunda diğer bir yerde verilen hükümler ek­ seriya birbirinden farklı ve çelişkili bulunmaktadır. Sonuç olarak Türkiye halkı, adaletin uygulan­ masında kuralsızlık ve sürekli kargaşa karşısındadır. Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet  esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı, birbiriyle çelişkili ortaçağ fıkıh kurallarına bağlı bulunmak­ tadır. Cumhuriyet, Türk adaletinin bu karışıklıktan, yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarıl­ masını devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medenî Kanununun hız­ la vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır. Bu amaçla hazırlanan Türk  Medenî Kanunu, medenî kanunlar içinde en yeni, en eksiksiz ve halkçı olan İsviçre Medenî  Kanunundan alınmıştır. Bu görevi! Adalet Bakanlığı tarafından verilen direktifler içinde Ülkemizin  seçkin uzman hukukçularından oluşan özel bir komisyon yerine getirmiştir.  Yüzyılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur.  Toplumsal ve ekonomik sürekli ilişkiler insanlığın büyük bir uygar bölümünü bir aile durumuna  getirmiştir ve getirmektedir. İlkeleri yabancı bir ülkeden alınmış olan Türk Medenî Kanunu  Tasarısının yürürlüğe konulmasından sonra yurdumuzun ihtiyaçları ile bağdaşmayacağı savı geçer­ li görülmemiştir. Özellikle İsviçre Devleti'nin çeşitli tarih ve geleneklere mensup Alman, Fransız ve  İtalyan ırklarını içerdiği bilinmektedir. Bu kadar, hattâ kültür bakımından bile birbirinden farklı bir  ortamda uygulanma esnekliğini gösteren bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksanı  bakımından aynı ırka sahip bir devlette uygulanma yeteneğini bulabilmesi kuşkusuz görülmüştür.  Bundan başka, uygar bir ulusun gelişmiş, ileri bir kanunun Türkiye Cumhuriyetinde uygulanma or­ tamı bulamayacağı düşüncesi sakat görülmüştür. Bu tez, Türk ulusunun uygarlık yeteneğine sahip  bulunmadığını belirten bir mantık dizisine varılmasıyla sonuçlanabilir. Halbuki olayların gerçeği,  durum ve tarih bu savın tamamen tersidir. Türk yenileşme tarihi tanık tutularak denilebilir ki: Türk  ulusu yüzyılımızın gereklerine uygun olarak vücuda getirilen kabul edilebilir ve sağlam ve akıl ve  zekâ ile yoğrulmuş yeniliklerden hiçbirine karşı çıkmamıştır. Bütün bir yenileşme tarihimiz sürecin­ de kamunun yararı düşüncesiyle vücuda getirilen yeniliklerle yalnız çıkarları bozulmuş olan grup­ lar mücadele etmek durumunda kalmışlar ve halkı din adına, yanlış ve geçersiz inançlar adına kan­ dırıp düzensizliğe sürüklemişlerdir. Unutmamak gerektir ki Türk ulusunun kararı çağdaş uygarlığı  kayıtsız ve koşulsuz bütün ilkeleri ile kabul etmektir. Bunun en açık ve canlı kanıtı devrimimizin  kendisidir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşmayan noktaları görülüyorsa bu, Türk  ulusunun beceri ve yeteneğindeki eksiklikten değil, onu gereksiz bir biçimde sarıp sarmalamış or­ taçağ örgütü ve dinsel bazı düzenlemeler ve kurumlardandır.  Gerçekten çağdaş uygarlıkla Mecelle hükümleri kuşkusuz bağdaşamaz. Fakat Mecelle ve buna  benzer diğer düzenlemeler ile Türk yaşamının uyuşmadığı da açıktır. Adalet Bakanlığı en yeni ve  en gelişmiş olan İsviçre Medenî Kanununu ulusumuzun şimdiye kadar bağlı kalan geniş zekâ ve  yeteneğini doyuracak ve ona gerçek bir yarış yeri ve alan olabilecek bir uygarlık yapıtı olarak gör­ mektedir. Bu Kanunda ulusumuzun duygularına ters düşecek hiç bir nokta düşünmemektedir.  Şu yanı da belirtmek gerektir ki: çağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla yürüyen  Türk ulusu, çağdaş uygarlığı kendisine değil, kendisi çağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal  olursa olsun ayak uydurmak zorundadır. Yaşamak kararında olan bir ulus için bu şarttır. Hazırlanan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 3 -
- 2 - le'nin anılan 300 maddesi bir yana bırakılmak koşulu ile Medenî Kanun içine giren sorunları çöz­ mek için Türkiye Cumhuriyeti Hâkimleri derme çatma eski hukuk kitaplarından ve din esaslarından  çıkartılan bilgilerle yargı işini görmektedirler. Türk Hâkimi hükümlerinde belli bir içtihat, bir söz  ve bir esasla bağlı değildir. Bundan dolayı herhangi bir sorunu çözmek için Ülkemizin bir yerinde  verilen bir hüküm ile aynı koşullar altında doğan aynı sorunda diğer bir yerde verilen hükümler ek­ seriya birbirinden farklı ve çelişkili bulunmaktadır. Sonuç olarak Türkiye halkı, adaletin uygulan­ masında kuralsızlık ve sürekli kargaşa karşısındadır. Halkın kaderi belli ve yerleşmiş bir adalet  esasına değil, rastlantı ve talihe bağlı, birbiriyle çelişkili ortaçağ fıkıh kurallarına bağlı bulunmak­ tadır. Cumhuriyet, Türk adaletinin bu karışıklıktan, yokluktan ve pek ilkel durumdan kurtarıl­ masını devrimin ve yüzyılımız uygarlığının gereklerine uyan yeni bir Türk Medenî Kanununun hız­ la vücuda getirilmesini ve uygulamaya konulmasını zorunlu kılmıştır. Bu amaçla hazırlanan Türk  Medenî Kanunu, medenî kanunlar içinde en yeni, en eksiksiz ve halkçı olan İsviçre Medenî  Kanunundan alınmıştır. Bu görevi! Adalet Bakanlığı tarafından verilen direktifler içinde Ülkemizin  seçkin uzman hukukçularından oluşan özel bir komisyon yerine getirmiştir.  Yüzyılımızın uygarlık ailesine mensup olan ulusların ihtiyaçları arasında esaslı bir fark yoktur.  Toplumsal ve ekonomik sürekli ilişkiler insanlığın büyük bir uygar bölümünü bir aile durumuna  getirmiştir ve getirmektedir. İlkeleri yabancı bir ülkeden alınmış olan Türk Medenî Kanunu  Tasarısının yürürlüğe konulmasından sonra yurdumuzun ihtiyaçları ile bağdaşmayacağı savı geçer­ li görülmemiştir. Özellikle İsviçre Devleti'nin çeşitli tarih ve geleneklere mensup Alman, Fransız ve  İtalyan ırklarını içerdiği bilinmektedir. Bu kadar, hattâ kültür bakımından bile birbirinden farklı bir  ortamda uygulanma esnekliğini gösteren bir kanunun Türkiye Cumhuriyeti gibi yüzde doksanı  bakımından aynı ırka sahip bir devlette uygulanma yeteneğini bulabilmesi kuşkusuz görülmüştür.  Bundan başka, uygar bir ulusun gelişmiş, ileri bir kanunun Türkiye Cumhuriyetinde uygulanma or­ tamı bulamayacağı düşüncesi sakat görülmüştür. Bu tez, Türk ulusunun uygarlık yeteneğine sahip  bulunmadığını belirten bir mantık dizisine varılmasıyla sonuçlanabilir. Halbuki olayların gerçeği,  durum ve tarih bu savın tamamen tersidir. Türk yenileşme tarihi tanık tutularak denilebilir ki: Türk  ulusu yüzyılımızın gereklerine uygun olarak vücuda getirilen kabul edilebilir ve sağlam ve akıl ve  zekâ ile yoğrulmuş yeniliklerden hiçbirine karşı çıkmamıştır. Bütün bir yenileşme tarihimiz sürecin­ de kamunun yararı düşüncesiyle vücuda getirilen yeniliklerle yalnız çıkarları bozulmuş olan grup­ lar mücadele etmek durumunda kalmışlar ve halkı din adına, yanlış ve geçersiz inançlar adına kan­ dırıp düzensizliğe sürüklemişlerdir. Unutmamak gerektir ki Türk ulusunun kararı çağdaş uygarlığı  kayıtsız ve koşulsuz bütün ilkeleri ile kabul etmektir. Bunun en açık ve canlı kanıtı devrimimizin  kendisidir. Çağdaş uygarlığın Türk toplumu ile bağdaşmayan noktaları görülüyorsa bu, Türk  ulusunun beceri ve yeteneğindeki eksiklikten değil, onu gereksiz bir biçimde sarıp sarmalamış or­ taçağ örgütü ve dinsel bazı düzenlemeler ve kurumlardandır.  Gerçekten çağdaş uygarlıkla Mecelle hükümleri kuşkusuz bağdaşamaz. Fakat Mecelle ve buna  benzer diğer düzenlemeler ile Türk yaşamının uyuşmadığı da açıktır. Adalet Bakanlığı en yeni ve  en gelişmiş olan İsviçre Medenî Kanununu ulusumuzun şimdiye kadar bağlı kalan geniş zekâ ve  yeteneğini doyuracak ve ona gerçek bir yarış yeri ve alan olabilecek bir uygarlık yapıtı olarak gör­ mektedir. Bu Kanunda ulusumuzun duygularına ters düşecek hiç bir nokta düşünmemektedir.  Şu yanı da belirtmek gerektir ki: çağdaş uygarlığı almak ve benimsemek kararıyla yürüyen  Türk ulusu, çağdaş uygarlığı kendisine değil, kendisi çağdaş uygarlığın gereklerine her neye mal  olursa olsun ayak uydurmak zorundadır. Yaşamak kararında olan bir ulus için bu şarttır. Hazırlanan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 - Tasarı bu gereklerin önemli bölümlerini içermektedir. Gelenek ve göreneklere kesin olarak bağlı  kalmak davası, insanlığın en ilkel durumundan bir adım dahi ileri götüremeyecek kadar tehlikeli bir  kuramdır. Hiç bir uygar ulus böyle bir inanç çevresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine uygun  hareketle zaman zaman kendini bağlayan gelenek ve görenekleri yıkmakta duraklamamıştır. (Ger­ çekler karşısında babalardan ve atalardan gelen inançlara her ne olursa olsun bağlı kalmak akıl ve  zekâ gereklerinden değildir). Aslında devrimler bu konuda en etkili bir araç olarak kullanılmışlar­ dır....  Yüzyılımızın uygar uluslara tanıdığı bütün hukuku uygarlık dünyasından kayıtsız koşulsuz is­ terken, bu hukukun yerine getirilmesi gereken uygarlık görevlerini de Türk ulusu kendi eliyle ken­ disine yüklemiş bulunuyor. Bu kanun tasarısının anlamlarından birisi de budur.  Türk ulusunun yüksek temsilcisi olan büyük Meclis'in uygun bulunmasına ve onayına sunulan  Türk Medenî Kanunu Tasarısı yürürlüğe konulduğu gün ulusumuz on üç yüzyılın kendisini çeviren  hastalıklı inançlarından ve kargaşadan kurtulmuş, eski uygarlığın kapılarını kapayarak yaşam ve  verimlilik getiren çağdaş uygarlığın içine girmiş bulunacaktır."  İşte bu gerekçe ile kabul edilmiş olan ve Türk hukuk hayatında fevkalâde önemli bir yeri ve iş­ levi olan Türk Kanunu Medenîsi -kısaca Medenî Kanun- yürürlükte bulunduğu 74 yıllık uygulama  sürecinde, ilki 1938 yılında olmak üzere çeşitli tarihlerde pek çok değişiklikler geçirmiştir.  Canlı varlıkların, organizmaların zamanla yaşlanması ve beklenen performansı göstermekten  yavaş yavaş uzaklaşması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla yaşlanmakta ve günün ih­ tiyaçlarına gereği gibi cevap vermekte zorlanmaktadırlar. Bu sebepledir ki kanunların, özellikle  Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve Usul Kanunları gibi temel kanunların belli bir  süre geçtikten sonra baştan aşağıya yeniden gözden geçirilmesi ve yaşanan çağın ve gelişen tek­ nolojinin ihtiyaçlarına cevap verebilir hâle getirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim son yıllarda Alman­ ya ve İsviçre'de bu yola gidilmiş, Alman Medenî Kanunu (BGB) ve Medenî Kanunumuzun kay­ nağını oluşturan İsviçre Medenî Kanununda (ZGB) yapılan köklü değişikliklerle bazı kurumlar  geliştirilerek yeni sosyal görüşlere ve ihtiyaçlara cevap verebilir duruma getirilmişlerdir.  Türk Medenî Kanununun bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemeyeceğinden, Adalet  Bakanlığı, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden geçirmek ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap  verecek yeni bir tasarı hazırlamak üzere bilim adamları ve uygulayıcılardan oluşan bir "Medenî  Kanun Komisyonu"nun kurulmasına karar vermiştir.  Oluşturulan Medeni Kanun Komisyonu, 4 yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir sürede hazır­ ladığı "Türk Medenî Kanunu Tasarısı"nda yürürlükteki Türk Kanunu Medenîsinin genel yapısını ve  sistematiğinin bozulmamasına gayret göstermiş ve böylece, bazı küçük değişiklikler dışında mev­ cut yapı ve sistematik aynen korunmuştur.  Gerçekten Tasarı, aynen yürürlükteki Kanunda olduğu üzere, "Başlangıç" ile "Kişiler Hukuku"  başlığını taşıyan Birinci Kitap, "Aile Hukuku" başlığını taşıyan İkinci Kitap, "Miras Hukuku" baş­ lığını taşıyan Üçüncü Kitap ve "Eşya Hukuku" başlığını taşıyan Dördüncü Kitap olmak üzere dört  kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar "kısımlara", kısımlar "bölümlere", bölümler de "ayırımlara" ayrıl­ mıştır. Kitapların olduğu gibi, bölümlerin ve ayırımların da başlıkları vardır. Ancak, bölümlere  numara verilirken yürürlükteki Kanundan farklı bir yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanun bölümlerin  numaralarını her kısım içinde ayrı ayrı vermemiş, sonuna kadar devam ettirmiş, böylece de "yir- mibeş" bölümden (Bab'tan) oluşmuştur. Oysa Tasanda her kışıma ait bölümlere yeni baştan numara  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 4 -
- 3 - Tasarı bu gereklerin önemli bölümlerini içermektedir. Gelenek ve göreneklere kesin olarak bağlı  kalmak davası, insanlığın en ilkel durumundan bir adım dahi ileri götüremeyecek kadar tehlikeli bir  kuramdır. Hiç bir uygar ulus böyle bir inanç çevresinde kalmamış ve yaşamın gereklerine uygun  hareketle zaman zaman kendini bağlayan gelenek ve görenekleri yıkmakta duraklamamıştır. (Ger­ çekler karşısında babalardan ve atalardan gelen inançlara her ne olursa olsun bağlı kalmak akıl ve  zekâ gereklerinden değildir). Aslında devrimler bu konuda en etkili bir araç olarak kullanılmışlar­ dır....  Yüzyılımızın uygar uluslara tanıdığı bütün hukuku uygarlık dünyasından kayıtsız koşulsuz is­ terken, bu hukukun yerine getirilmesi gereken uygarlık görevlerini de Türk ulusu kendi eliyle ken­ disine yüklemiş bulunuyor. Bu kanun tasarısının anlamlarından birisi de budur.  Türk ulusunun yüksek temsilcisi olan büyük Meclis'in uygun bulunmasına ve onayına sunulan  Türk Medenî Kanunu Tasarısı yürürlüğe konulduğu gün ulusumuz on üç yüzyılın kendisini çeviren  hastalıklı inançlarından ve kargaşadan kurtulmuş, eski uygarlığın kapılarını kapayarak yaşam ve  verimlilik getiren çağdaş uygarlığın içine girmiş bulunacaktır."  İşte bu gerekçe ile kabul edilmiş olan ve Türk hukuk hayatında fevkalâde önemli bir yeri ve iş­ levi olan Türk Kanunu Medenîsi -kısaca Medenî Kanun- yürürlükte bulunduğu 74 yıllık uygulama  sürecinde, ilki 1938 yılında olmak üzere çeşitli tarihlerde pek çok değişiklikler geçirmiştir.  Canlı varlıkların, organizmaların zamanla yaşlanması ve beklenen performansı göstermekten  yavaş yavaş uzaklaşması gibi, sosyal varlıklar olan kanunlar da zamanla yaşlanmakta ve günün ih­ tiyaçlarına gereği gibi cevap vermekte zorlanmaktadırlar. Bu sebepledir ki kanunların, özellikle  Medenî Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu ve Usul Kanunları gibi temel kanunların belli bir  süre geçtikten sonra baştan aşağıya yeniden gözden geçirilmesi ve yaşanan çağın ve gelişen tek­ nolojinin ihtiyaçlarına cevap verebilir hâle getirilmesi kaçınılmazdır. Nitekim son yıllarda Alman­ ya ve İsviçre'de bu yola gidilmiş, Alman Medenî Kanunu (BGB) ve Medenî Kanunumuzun kay­ nağını oluşturan İsviçre Medenî Kanununda (ZGB) yapılan köklü değişikliklerle bazı kurumlar  geliştirilerek yeni sosyal görüşlere ve ihtiyaçlara cevap verebilir duruma getirilmişlerdir.  Türk Medenî Kanununun bu gelişmelerden uzak kalması düşünülemeyeceğinden, Adalet  Bakanlığı, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden geçirmek ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap  verecek yeni bir tasarı hazırlamak üzere bilim adamları ve uygulayıcılardan oluşan bir "Medenî  Kanun Komisyonu"nun kurulmasına karar vermiştir.  Oluşturulan Medeni Kanun Komisyonu, 4 yıl gibi oldukça uzun sayılabilecek bir sürede hazır­ ladığı "Türk Medenî Kanunu Tasarısı"nda yürürlükteki Türk Kanunu Medenîsinin genel yapısını ve  sistematiğinin bozulmamasına gayret göstermiş ve böylece, bazı küçük değişiklikler dışında mev­ cut yapı ve sistematik aynen korunmuştur.  Gerçekten Tasarı, aynen yürürlükteki Kanunda olduğu üzere, "Başlangıç" ile "Kişiler Hukuku"  başlığını taşıyan Birinci Kitap, "Aile Hukuku" başlığını taşıyan İkinci Kitap, "Miras Hukuku" baş­ lığını taşıyan Üçüncü Kitap ve "Eşya Hukuku" başlığını taşıyan Dördüncü Kitap olmak üzere dört  kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar "kısımlara", kısımlar "bölümlere", bölümler de "ayırımlara" ayrıl­ mıştır. Kitapların olduğu gibi, bölümlerin ve ayırımların da başlıkları vardır. Ancak, bölümlere  numara verilirken yürürlükteki Kanundan farklı bir yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanun bölümlerin  numaralarını her kısım içinde ayrı ayrı vermemiş, sonuna kadar devam ettirmiş, böylece de "yir- mibeş" bölümden (Bab'tan) oluşmuştur. Oysa Tasanda her kışıma ait bölümlere yeni baştan numara  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 4 - verilmiş, böylece o kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir, örneğin Aile Hukuku  Kitabının Birinci Kısmı olan "Evlilik Hukuku" dört bölümden oluşmuş, onu izleyen ve "Hısımlık"  başlığını taşıyan İkinci Kısmın ilk bölümü "Beşinci Bölüm" şeklinde değil fakat "Birinci Bölüm"  olarak isimlendirilmiştir. Oysa aynı bölüm yürürlükteki Kanunda "Yedinci Bab (Bölüm) olarak  numaralandırılmıştır. Her kısmın ilk bölümünün baştan beri gelen numarayı izleyeceği yerde, tek­ rar birden başlayarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür. Böylece her kısma  ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış olmaktadır.  Alışılmış olması bakımından yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması,  yeni maddelere a, b, c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında bu düşün­ cenin gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece madde numaralarında da yürür­ lükteki Kanundan ayrılınmak zorunda kalınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanun 937 maddeden oluş­ tuğu hâlde, Tasarı 1027 esas madde ile yürürlüğe ait 3 maddeden oluşmaktadır. Tasarıya eklenen  yeni maddeler o kadar çoktur ki, neredeyse alfabenin harfleri bunları belirtmeye yetmeyecektir.  Kaldı ki, yürürlükteki Kanunun pek çok maddesi Tasarıya alınmayarak yürürlükten kaldırıldığı için,  metinde bir hayli boş madde kalmaktadır. Bu sakıncalar dikkate alınarak madde numaralarının yeni  baştan birbirini izler biçimde düzenlenmesi yoluna gitmek zorunlu olmuştur.  Komisyonu bu yolu seçmeye yönelten bir diğer sebep de, Tasarının Türkiye Büyük Millet  Meclisinde görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasarı yürürlükteki Kanunun bazı maddelerinin  değiştirilmesi, Kanuna bazı yeni maddeler eklenmesi şeklinde düzenlenecek olursa, Tasarının  tamamının görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya  sunulacaktır. Bu ise yapılacak çeşitli değişiklik önerileriyle Tasarının bütünlüğünü ve sistematiğini  bozabilecektir.  Maddelerin konu ve kenar başlıkları yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen korunmuştur.  Ancak madde metinleri kaynak İsviçre Medenî Kanununa uydurulmak ve ifadeler günümüzde  geçerli Türkçeye uygun şekilde anlaştırılmak suretiyle maddelerin daha kolay anlaşılır hâle gelmesi  sağlanmıştır.  Tasarı hazırlanırken Adalet Bakanlığının daha önce oluşturduğu komisyonlar tarafından hazır­ lanarak Bakanlıkça 1971 ve 1984 tarihlerinde yayımlanmış bulunan iki Öntasarı ile kaynak İsviçre  Medenî Kanunu, Alman Medenî Kanunu, Fransız Medenî Kanunu ve kısmen de İtalyan Medenî  Kanunundan yararlanılmıştır. Ayrıca gerek İsviçre gerek Türk doktrin ve yargı içtihatlarında ileri  sürülen görüşler ile sayılan ülkelerdeki gelişmeler de gözden geçirilmiş ve bunlar olanak bulunduğu  ölçüde maddelere yansıtılmıştır. Böylece yürürlükteki Kanundan farklı pek çok yeni hükümleri  içeren, özellikle kadın-erkek eşitliğine her alanda yer veren çağdaş bir Tasarı ortaya çıkarılmıştır.  I- ŞEKLE VE İFADEYE İLİŞKİN YENİLİKLER  Yukarıda da açıklandığı üzere Tasanda yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından  ayrılınmış, bölüm ve maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.  Tasarıda kullanılan dil oldukça anlaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan  dile oranla eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Daha önceki Ön- tasarıda olduğu gibi bu Tasarıda da genellikle Anayasada kullanılan dil esas alınmıştır.  Tasarıda kullanılan kavram, deyim ve terimler olanak bulunduğu ölçüde anlaştırılmış ve  Tasarının tümünde "terim birliği"nin sağlanmasına büyük çaba harcanmıştır. Bir çok kavram, deyim  ve terim günümüzde yerleşmiş olan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Ancak, bütün uğraşılara kar­ şın bazı kavram, deyim ve terimlere uygun arı Türkçe karşılık bulunamamış, bunları aynen kullan­ mak zorunda kalınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 5 -
- 4 - verilmiş, böylece o kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir, örneğin Aile Hukuku  Kitabının Birinci Kısmı olan "Evlilik Hukuku" dört bölümden oluşmuş, onu izleyen ve "Hısımlık"  başlığını taşıyan İkinci Kısmın ilk bölümü "Beşinci Bölüm" şeklinde değil fakat "Birinci Bölüm"  olarak isimlendirilmiştir. Oysa aynı bölüm yürürlükteki Kanunda "Yedinci Bab (Bölüm) olarak  numaralandırılmıştır. Her kısmın ilk bölümünün baştan beri gelen numarayı izleyeceği yerde, tek­ rar birden başlayarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür. Böylece her kısma  ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış olmaktadır.  Alışılmış olması bakımından yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması,  yeni maddelere a, b, c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında bu düşün­ cenin gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece madde numaralarında da yürür­ lükteki Kanundan ayrılınmak zorunda kalınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanun 937 maddeden oluş­ tuğu hâlde, Tasarı 1027 esas madde ile yürürlüğe ait 3 maddeden oluşmaktadır. Tasarıya eklenen  yeni maddeler o kadar çoktur ki, neredeyse alfabenin harfleri bunları belirtmeye yetmeyecektir.  Kaldı ki, yürürlükteki Kanunun pek çok maddesi Tasarıya alınmayarak yürürlükten kaldırıldığı için,  metinde bir hayli boş madde kalmaktadır. Bu sakıncalar dikkate alınarak madde numaralarının yeni  baştan birbirini izler biçimde düzenlenmesi yoluna gitmek zorunlu olmuştur.  Komisyonu bu yolu seçmeye yönelten bir diğer sebep de, Tasarının Türkiye Büyük Millet  Meclisinde görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasarı yürürlükteki Kanunun bazı maddelerinin  değiştirilmesi, Kanuna bazı yeni maddeler eklenmesi şeklinde düzenlenecek olursa, Tasarının  tamamının görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya  sunulacaktır. Bu ise yapılacak çeşitli değişiklik önerileriyle Tasarının bütünlüğünü ve sistematiğini  bozabilecektir.  Maddelerin konu ve kenar başlıkları yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen korunmuştur.  Ancak madde metinleri kaynak İsviçre Medenî Kanununa uydurulmak ve ifadeler günümüzde  geçerli Türkçeye uygun şekilde anlaştırılmak suretiyle maddelerin daha kolay anlaşılır hâle gelmesi  sağlanmıştır.  Tasarı hazırlanırken Adalet Bakanlığının daha önce oluşturduğu komisyonlar tarafından hazır­ lanarak Bakanlıkça 1971 ve 1984 tarihlerinde yayımlanmış bulunan iki Öntasarı ile kaynak İsviçre  Medenî Kanunu, Alman Medenî Kanunu, Fransız Medenî Kanunu ve kısmen de İtalyan Medenî  Kanunundan yararlanılmıştır. Ayrıca gerek İsviçre gerek Türk doktrin ve yargı içtihatlarında ileri  sürülen görüşler ile sayılan ülkelerdeki gelişmeler de gözden geçirilmiş ve bunlar olanak bulunduğu  ölçüde maddelere yansıtılmıştır. Böylece yürürlükteki Kanundan farklı pek çok yeni hükümleri  içeren, özellikle kadın-erkek eşitliğine her alanda yer veren çağdaş bir Tasarı ortaya çıkarılmıştır.  I- ŞEKLE VE İFADEYE İLİŞKİN YENİLİKLER  Yukarıda da açıklandığı üzere Tasanda yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından  ayrılınmış, bölüm ve maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.  Tasarıda kullanılan dil oldukça anlaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan  dile oranla eskimiş olan ifadeleri kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Daha önceki Ön- tasarıda olduğu gibi bu Tasarıda da genellikle Anayasada kullanılan dil esas alınmıştır.  Tasarıda kullanılan kavram, deyim ve terimler olanak bulunduğu ölçüde anlaştırılmış ve  Tasarının tümünde "terim birliği"nin sağlanmasına büyük çaba harcanmıştır. Bir çok kavram, deyim  ve terim günümüzde yerleşmiş olan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Ancak, bütün uğraşılara kar­ şın bazı kavram, deyim ve terimlere uygun arı Türkçe karşılık bulunamamış, bunları aynen kullan­ mak zorunda kalınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 - A) Yenileştirilen kavram, deyim ve terimler  Hüsnüniyet (objektif)=Dürüst davranma; Hüsnüniyet (sübjektif) =İyiniyet, Beyyine külfeti=İs- pat yükü; Nısfet= Hakkaniyet; Şahıs=Kişi; Şahsiyet=Kişilik; Şahsın Hukuku=Kişiler Hukuku;  Medenî haklardan istifade=Hak ehliyeti; Medenî hakları kullanma=Fiil ehliyeti; Temyiz kud- reti=Ayırt etme gücü; Rüşt= Erginlik; Reşit=Ergin; Kazaî rüşt^Ergin kılınma; Mahcur=Kısıtlı;  Hacir=Kısıtlama; İvazsız iktisap=Karşılıksız kazanma; Şahsa merbut haklar=Kişiye sıkı sıkıya bağ­ lı haklar; Kanunî mümessil = Yasal temsilci; Usul=Üstsoy; Füru = Altsoy; Usul-füru hısım- lığı=Üstsoy-Altsoy hısımlığı; Civar hısımlığı=Yan soy hısımlığı; Sihri Hısımhk=Kayın hısımlığı;  İkametgâh=Yerleşimyeri; Mesken=Konut; Tecavüz=Saldırı; Ahvali şahsiye sicilleri=Kişisel durum  sicili; Şahsî hâl=Kişisel durum; Hükmî şahıs=Tüzel kişi; Cemiyet=Dernek; Nizamname=Tüzük; İs- tifa=Çıkma; İhraç=Çıkarılma; Hata=Yanılma; Hile=Aldatma; Tehdit=Korkutma; Müşterek ev=Aile  konutu; Evlenme mukavelesi=Mal rejimi sözleşmesi; Nesep=Soybağı; Kanunî mirasçı =Yasal  mirasçı; Mahfuz hisse=Saklı pay; Tasarruf nisabı=Tasarruf edilebilir kısım; Mirasçı nasbı=Mirasçı  atama; Teberru=Karşılıksız kazandırma; Mirastan ıskat=Mirasçılıktan çıkarma; Alalâde  ikame=Yedek mirasçı atama; Fevkalâde ikame= Artmirasçı atama; Muayyen mal vasiyeti= Belli  mal bırakma; Vasiyeti tenfız memuru= Vasiyeti yerine getirme görevlisi; Mirasta iade= Mirasta  denkleştirme; Mirastan Mahrumiyet^ Mirastan yoksunluk; Taksim= Paylaşma; Gayrimenkul  =Taşınmaz; Menkul= Taşınır; Mütemmim cüz= Bütünleyici parça; Teferruat= Eklenti; Müşterek  mülkiyet= Paylı mülkiyet; İştirak hâlinde mülkiyet= Elbirliği mülkiyeti; Tabiî semere= Doğal ürün;  Lükata= Bulunmuş eşya; İştira hakkı= Alım hakkı; Şuf a hakkı=Önalım hakkı; Vefa hakkı= Geri  alım hakkı; Hukukî tağyir= İşleme; Gayrimenkul mükellefiyeti= Taşınmaz yükü; Sükna hakkı=  Oturma hakkı; temettü=kâr payı gibi.  B)Aynen korunması zorunda kalınan kavram ve terimler  Aşağıdaki kavram, deyim ve terimlerin arı Türkçe tam karşılığı bulunamadığından aynen  korunması zorunda kalınmıştır:  Ehliyet, velayet, veli, vasi, kayyım, nafaka, tazminat, vakıf, irat, tasrıye, ret, miras, tereke,  vasiyet, vasiyetname, mirastan feragat, iptal, tenkis, miras sebebiyle istihkak davası, aynî hak, mül­ kiyet, istihkak davası, define, zilyetlik, irtifak, intifa hakkı, üst hakkı, mecra, rehin, ipotek, ipotekli  borç senedi, irat senedi, hapis hakkı, tescil, şerh, beyan, terkin, ihraz.  C) Arı Türkçe olarak karşılığı bulunamayan sözcükler  Feragat, temlik, tevdi, tasarruf, intifa, muacceliyet, gaip, menfaat, takyit, müteselsil, miktar, ıs- '  lah, usul, ihbar, halefiyet, zanaatkar, ibraz, rücu, mahsup, gasp, fer'i, fiilî hâkimiyet, ihtar, tahsil, teb­ liğ, takip, emtia, gibi.  II- ESASA İLİŞKİN YENİLİKLER  Tasarıda yürürlükteki Kanuna oranla çeşitli kurumlarda oldukça önemli ve köklü değişiklikler  yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek  amacıyla; diğer bir kısım ise, yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukukların­ da gerçekleşen değişiklikler ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle yapılmıştır.  Değişikliklerin önemli ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle kadın-er- kek eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış, böylece bütün modern hukuk sistem­ lerinde benimsenmiş olan ve yürürlükteki Kanunda da büyük ölçüde yer verilmiş bulunan "eşitlik  ilkesi", yeni düzenlemeyle daha da pekiştirilmiş, bu ilkeye ters düşen düzenlemelerin hepsi değiş­ tirilmiştir. Aşağıda bu değişiklikler yeri geldikçe açıklanacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 6 -
- 5 - A) Yenileştirilen kavram, deyim ve terimler  Hüsnüniyet (objektif)=Dürüst davranma; Hüsnüniyet (sübjektif) =İyiniyet, Beyyine külfeti=İs- pat yükü; Nısfet= Hakkaniyet; Şahıs=Kişi; Şahsiyet=Kişilik; Şahsın Hukuku=Kişiler Hukuku;  Medenî haklardan istifade=Hak ehliyeti; Medenî hakları kullanma=Fiil ehliyeti; Temyiz kud- reti=Ayırt etme gücü; Rüşt= Erginlik; Reşit=Ergin; Kazaî rüşt^Ergin kılınma; Mahcur=Kısıtlı;  Hacir=Kısıtlama; İvazsız iktisap=Karşılıksız kazanma; Şahsa merbut haklar=Kişiye sıkı sıkıya bağ­ lı haklar; Kanunî mümessil = Yasal temsilci; Usul=Üstsoy; Füru = Altsoy; Usul-füru hısım- lığı=Üstsoy-Altsoy hısımlığı; Civar hısımlığı=Yan soy hısımlığı; Sihri Hısımhk=Kayın hısımlığı;  İkametgâh=Yerleşimyeri; Mesken=Konut; Tecavüz=Saldırı; Ahvali şahsiye sicilleri=Kişisel durum  sicili; Şahsî hâl=Kişisel durum; Hükmî şahıs=Tüzel kişi; Cemiyet=Dernek; Nizamname=Tüzük; İs- tifa=Çıkma; İhraç=Çıkarılma; Hata=Yanılma; Hile=Aldatma; Tehdit=Korkutma; Müşterek ev=Aile  konutu; Evlenme mukavelesi=Mal rejimi sözleşmesi; Nesep=Soybağı; Kanunî mirasçı =Yasal  mirasçı; Mahfuz hisse=Saklı pay; Tasarruf nisabı=Tasarruf edilebilir kısım; Mirasçı nasbı=Mirasçı  atama; Teberru=Karşılıksız kazandırma; Mirastan ıskat=Mirasçılıktan çıkarma; Alalâde  ikame=Yedek mirasçı atama; Fevkalâde ikame= Artmirasçı atama; Muayyen mal vasiyeti= Belli  mal bırakma; Vasiyeti tenfız memuru= Vasiyeti yerine getirme görevlisi; Mirasta iade= Mirasta  denkleştirme; Mirastan Mahrumiyet^ Mirastan yoksunluk; Taksim= Paylaşma; Gayrimenkul  =Taşınmaz; Menkul= Taşınır; Mütemmim cüz= Bütünleyici parça; Teferruat= Eklenti; Müşterek  mülkiyet= Paylı mülkiyet; İştirak hâlinde mülkiyet= Elbirliği mülkiyeti; Tabiî semere= Doğal ürün;  Lükata= Bulunmuş eşya; İştira hakkı= Alım hakkı; Şuf a hakkı=Önalım hakkı; Vefa hakkı= Geri  alım hakkı; Hukukî tağyir= İşleme; Gayrimenkul mükellefiyeti= Taşınmaz yükü; Sükna hakkı=  Oturma hakkı; temettü=kâr payı gibi.  B)Aynen korunması zorunda kalınan kavram ve terimler  Aşağıdaki kavram, deyim ve terimlerin arı Türkçe tam karşılığı bulunamadığından aynen  korunması zorunda kalınmıştır:  Ehliyet, velayet, veli, vasi, kayyım, nafaka, tazminat, vakıf, irat, tasrıye, ret, miras, tereke,  vasiyet, vasiyetname, mirastan feragat, iptal, tenkis, miras sebebiyle istihkak davası, aynî hak, mül­ kiyet, istihkak davası, define, zilyetlik, irtifak, intifa hakkı, üst hakkı, mecra, rehin, ipotek, ipotekli  borç senedi, irat senedi, hapis hakkı, tescil, şerh, beyan, terkin, ihraz.  C) Arı Türkçe olarak karşılığı bulunamayan sözcükler  Feragat, temlik, tevdi, tasarruf, intifa, muacceliyet, gaip, menfaat, takyit, müteselsil, miktar, ıs- '  lah, usul, ihbar, halefiyet, zanaatkar, ibraz, rücu, mahsup, gasp, fer'i, fiilî hâkimiyet, ihtar, tahsil, teb­ liğ, takip, emtia, gibi.  II- ESASA İLİŞKİN YENİLİKLER  Tasarıda yürürlükteki Kanuna oranla çeşitli kurumlarda oldukça önemli ve köklü değişiklikler  yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek  amacıyla; diğer bir kısım ise, yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukukların­ da gerçekleşen değişiklikler ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle yapılmıştır.  Değişikliklerin önemli ve oldukça büyük bir kısmı aile hukuku alanında ve özellikle kadın-er- kek eşitliğini zedelediği iddia edilen hükümlerde yapılmış, böylece bütün modern hukuk sistem­ lerinde benimsenmiş olan ve yürürlükteki Kanunda da büyük ölçüde yer verilmiş bulunan "eşitlik  ilkesi", yeni düzenlemeyle daha da pekiştirilmiş, bu ilkeye ters düşen düzenlemelerin hepsi değiş­ tirilmiştir. Aşağıda bu değişiklikler yeri geldikçe açıklanacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 6 - A) BAŞLANGIÇ  Yürürlükteki Kanunda "Başlangıç" başlığını taşıyan kısımda yedi madde hâlinde düzenlenen  konular, Tasarıda da aynen korunmuştur. Bu kısımda "Medenî hukukun kaynakları ve uygulan­ ması"; "hakların kullanılması ve yükümlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken davranış  biçimi" (objektif hüsnüniyet); "hakların kazanılmasında aranılan iyiniyet (sübjektif hüsnüniyet)";  "hâkimin takdir yetkisi"; "Borçlar Kanununun genel hükümlerinin medenî hukukun diğer alanların­ da da uygulanması şartları"; "ispat yükü" ile "resmî sicil ve senetlerin ispat işlevi" düzenlenmek­ tedir.  Bu konularda önemli değişiklikler yapılmıştır. Öncelikle birinci maddenin kenar başlığı ile  içeriği uyumlu hâle getirilmiş "Kanunu medenînin tatbiki" biçimindeki başlık, maddenin içeriğini  yansıtır şekilde "Hukukun uygulanması ve kaynakları" olarak değiştirilmiştir.  İkinci ve üçüncü maddelerde geçen "Hüsnüniyet" terimi karışıklığa yol açtığından farklı  konulara ilişkin olmaları dikkate alınarak "Dürüstlük kurallarına uymak" ve "İyiniyet" terimlerine  dönüştürülmüştür.  Dördüncü maddedeki "hak ve nısfetle" deyimi "hukuka ve hakkaniyete" şekline dönüştürülmüştür.  Beşinci maddenin ifade biçimi değiştirilerek Medenî Kanun ile Borçlar Kanununun genel  nitelikteki hükümlerinin uygun düştükleri ölçüde "tüm özel hukuk ilişkilerine" uygulanacağı hük­ me bağlanmış, böylece maddenin uygulama alanı genişletilmiştir.  B) KİŞİLER HUKUKU  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasanda da birinci kitap "Kişiler Hukuku"nu oluşturmak­ tadır. Bu kitap iki bölüme ayrılmış olup birinci bölümde "Gerçek Kişiler", ikinci bölümde "Tüzel  Kişiler" düzenlenmiştir.  1) Gerçek Kişiler Bölümü  Bu bölüm biri "Kişilik", diğeri "Kişisel Durum Sicili" başlığını taşıyan iki ayırımdan oluşmak­ tadır.  "Kişilik" başlığını taşıyan birinci ayırımda kişilere tanınan hak ve fiil ehliyetleri, hısımlık, yer- leşimyeri, kişiliğin korunması, kişiliğin başlangıcı ve sonu gibi konular düzenlenmiştir.  Bu ayırımda yer alan hükümlerde terim, deyim ve ifadenin arılaştırılmasından başka esasa iliş­ kin önemli değişiklikler yapılmıştır.  Hak ehliyetini düzenleyen 8 inci maddenin birinci fıkrasındaki "Her şahıs.." deyimi "Her in­ san.." şeklinde değiştirilerek bu maddede düzenlenen ehliyetin gerçek kişilerle ilgili olduğu vur­ gulanmıştır.  Ergin kılınmayı düzenleyen 12 nci maddede vasinin dinlenmesi şartına yer verilmemiştir.  Tasarının 463 üncü maddesi uyarınca, vesayet altındaki küçüğün ergin kılınmasında vesayet ve  denetim makamlarının izni gerekli olduğundan, ayrıca vasinin dinlenmesine gerek görülmemiştir.  Yürürlükteki Kanunun ikametgâhı düzenleyen 21 inci maddesinin "Kanunî ikametgâh"  biçimindeki kenar başlığı anlaştırılarak "Yasal yerleşimyeri" şeklinde değiştirilmiş, ancak kadın-er- kek eşitliğinin sağlanması amacıyla "Kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur" hükmü  Tasarıya alınmamıştır.  Kişilerin kısmen bile olsa vazgeçemeyecekleri hususun haklar değil, hak ve fiil ehliyetleri ol­ duğu 23 üncü maddenin birinci fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 7 -
- 6 - A) BAŞLANGIÇ  Yürürlükteki Kanunda "Başlangıç" başlığını taşıyan kısımda yedi madde hâlinde düzenlenen  konular, Tasarıda da aynen korunmuştur. Bu kısımda "Medenî hukukun kaynakları ve uygulan­ ması"; "hakların kullanılması ve yükümlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken davranış  biçimi" (objektif hüsnüniyet); "hakların kazanılmasında aranılan iyiniyet (sübjektif hüsnüniyet)";  "hâkimin takdir yetkisi"; "Borçlar Kanununun genel hükümlerinin medenî hukukun diğer alanların­ da da uygulanması şartları"; "ispat yükü" ile "resmî sicil ve senetlerin ispat işlevi" düzenlenmek­ tedir.  Bu konularda önemli değişiklikler yapılmıştır. Öncelikle birinci maddenin kenar başlığı ile  içeriği uyumlu hâle getirilmiş "Kanunu medenînin tatbiki" biçimindeki başlık, maddenin içeriğini  yansıtır şekilde "Hukukun uygulanması ve kaynakları" olarak değiştirilmiştir.  İkinci ve üçüncü maddelerde geçen "Hüsnüniyet" terimi karışıklığa yol açtığından farklı  konulara ilişkin olmaları dikkate alınarak "Dürüstlük kurallarına uymak" ve "İyiniyet" terimlerine  dönüştürülmüştür.  Dördüncü maddedeki "hak ve nısfetle" deyimi "hukuka ve hakkaniyete" şekline dönüştürülmüştür.  Beşinci maddenin ifade biçimi değiştirilerek Medenî Kanun ile Borçlar Kanununun genel  nitelikteki hükümlerinin uygun düştükleri ölçüde "tüm özel hukuk ilişkilerine" uygulanacağı hük­ me bağlanmış, böylece maddenin uygulama alanı genişletilmiştir.  B) KİŞİLER HUKUKU  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasanda da birinci kitap "Kişiler Hukuku"nu oluşturmak­ tadır. Bu kitap iki bölüme ayrılmış olup birinci bölümde "Gerçek Kişiler", ikinci bölümde "Tüzel  Kişiler" düzenlenmiştir.  1) Gerçek Kişiler Bölümü  Bu bölüm biri "Kişilik", diğeri "Kişisel Durum Sicili" başlığını taşıyan iki ayırımdan oluşmak­ tadır.  "Kişilik" başlığını taşıyan birinci ayırımda kişilere tanınan hak ve fiil ehliyetleri, hısımlık, yer- leşimyeri, kişiliğin korunması, kişiliğin başlangıcı ve sonu gibi konular düzenlenmiştir.  Bu ayırımda yer alan hükümlerde terim, deyim ve ifadenin arılaştırılmasından başka esasa iliş­ kin önemli değişiklikler yapılmıştır.  Hak ehliyetini düzenleyen 8 inci maddenin birinci fıkrasındaki "Her şahıs.." deyimi "Her in­ san.." şeklinde değiştirilerek bu maddede düzenlenen ehliyetin gerçek kişilerle ilgili olduğu vur­ gulanmıştır.  Ergin kılınmayı düzenleyen 12 nci maddede vasinin dinlenmesi şartına yer verilmemiştir.  Tasarının 463 üncü maddesi uyarınca, vesayet altındaki küçüğün ergin kılınmasında vesayet ve  denetim makamlarının izni gerekli olduğundan, ayrıca vasinin dinlenmesine gerek görülmemiştir.  Yürürlükteki Kanunun ikametgâhı düzenleyen 21 inci maddesinin "Kanunî ikametgâh"  biçimindeki kenar başlığı anlaştırılarak "Yasal yerleşimyeri" şeklinde değiştirilmiş, ancak kadın-er- kek eşitliğinin sağlanması amacıyla "Kocanın ikametgâhı karının ikametgâhı addolunur" hükmü  Tasarıya alınmamıştır.  Kişilerin kısmen bile olsa vazgeçemeyecekleri hususun haklar değil, hak ve fiil ehliyetleri ol­ duğu 23 üncü maddenin birinci fıkrasında açıklığa kavuşturulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 7 —  Saldırının hukuka aykırılık niteliğini ortadan kaldıran sebeplerden bazıları 24 üncü maddenin  ikinci fıkrasında örnek olarak belirtilmiş, bütün sebeplerin sayılması yoluna gidilmemiştir.  Yürürlükteki Kanunun gaiplik kararının verilmesinde yetkili mahkemeyi düzenleyen 31 inci  maddesinin ikinci fıkrasında geçen "pederinin mukayyet olduğu mahal" deyimi, kadın-erkek eşit­ liğini sağlayacak şekilde "anasının veya babasının kayıtlı olduğu yer" biçiminde değiştirilmiştir.  "Kişisel Durum Sicili" başlığı altında düzenlenen ikinci ayırımda sicillerin tutulmasından  doğan zararlardan doğrudan doğruya görevli memurların sorumlu olacağını öngören Yürürlükteki  Kanunun 37 nci maddesi hükmünün Anayasanın 129 uncu maddesindeki ilkeyle çeliştiği dikkate  alınarak, maddeye sorumluluk konusunda "Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar  kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla Devletçe tazmin edilir." hükmü konulmuş, böylece medenî  hukukta sorumluluk konusunda vesayet organları ve tapu memurları ile nüfus memurları arasındaki  farklılık da ortadan kaldırılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine sonradan 3444 sayılı Kanunla eklenen ve cinsiyet  değişikliği konusunu düzenleyen hükmün yerine Tasarıya 40 mcı madde olarak yeni bir madde ek­ lenmiş ve bu önemli konu yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile cinsiyet değiştirebilme bazı  şartlara bağlanmıştır. Bunlar, on sekiz yaşını tamamlamış olma, bekâr olma, transseksüel yapıda  olup cinsiyet değiştirmenin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli  olarak yoksunluğunu uzmanlardan oluşan resmî sağlık kurulu raporuyla belgeleme ve mahkemece  izin verilmiş olma şartlarıdır.  2) Tüzel Kişiler Bölümü  Bu bölüm üç ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar "Genel Hükümler", "Dernekler" ve "Vakıflar"  başlıklarını taşıyan bölümlerdir.  Birinci ayırımda tüzel kişilerle ilgili genel kurallara yer verilmiştir. Bu ayırımda yapılan önem­ li değişiklik, tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda tasfiyenin "terekenin resmî tasfiyesi" hüküm­ lerine göre yürütüleceğidir. Bu değişiklik yürürlükteki Kanunun tasfiyeyi tabî tuttuğu hükümlerin  dernek ve vakıflara uygulanmasının isabetli olmaması gerekçesiyle yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun ikinci ayırımda derneklere ilişkin hükümler, ayrıntılı biçimde düzen- lenmemektedir. Buna karşılık vakıflar oldukça ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu durum dikkate  alınarak Tasarıda derneklerle ilgili hükümler daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiş böylece de düzen­ leme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.  Tasarının 80 inci maddesinin ikinci fıkrasında genel kurulun diğer organları haklı sebeplerle  her zaman görevden alabileceği hükme bağlanmıştır. Pek tabiîdir ki, haklı sebeple olsa bile görev­ den alınan diğer organların, sözleşmeden doğan hakları saklı olacaktır. Tabiî olan bu durumun fık­ rada ayrıca ifade edilmesine gerek görülmemiştir.  89 uncu madde uyarınca, amacı kanuna ve ahlâka aykırı hâle gelen bir derneğin feshi, Cum­ huriyet savcısı tarafından resen veya bir ilgilinin ihbarı üzerine açılacak bir dava ile istenebileceği  gibi, bir ilgilinin de doğrudan doğruya açacağı bir dava ile istenebilecektir.  Vakıflara ayrılmış bulunan üçüncü ayırımda vakfa özgülenecek olan malların ve hakların  "yeterli" olması şartı eklenerek açıklık sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda Vakıflar Genel Müdür­ lüğüne tanınan temyiz süresi iki aydan bir aya indirilmiştir. Ayrıca eklenen yeni bir maddeyle Vakıf­ lar Genel Müdürlüğüne ve diğer ilgililere, vakfın kurulmasını engelleyen sebepleri göstermek  suretiyle iptal davası açma hakkı tanınmıştır. Tasarının 110 uncu maddesinin kenar başlığı yürürlük­ teki Kanunda yeralan "istihdam edilenler" ifadesi "çalıştırılanlar" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 8 -
— 7 —  Saldırının hukuka aykırılık niteliğini ortadan kaldıran sebeplerden bazıları 24 üncü maddenin  ikinci fıkrasında örnek olarak belirtilmiş, bütün sebeplerin sayılması yoluna gidilmemiştir.  Yürürlükteki Kanunun gaiplik kararının verilmesinde yetkili mahkemeyi düzenleyen 31 inci  maddesinin ikinci fıkrasında geçen "pederinin mukayyet olduğu mahal" deyimi, kadın-erkek eşit­ liğini sağlayacak şekilde "anasının veya babasının kayıtlı olduğu yer" biçiminde değiştirilmiştir.  "Kişisel Durum Sicili" başlığı altında düzenlenen ikinci ayırımda sicillerin tutulmasından  doğan zararlardan doğrudan doğruya görevli memurların sorumlu olacağını öngören Yürürlükteki  Kanunun 37 nci maddesi hükmünün Anayasanın 129 uncu maddesindeki ilkeyle çeliştiği dikkate  alınarak, maddeye sorumluluk konusunda "Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar  kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla Devletçe tazmin edilir." hükmü konulmuş, böylece medenî  hukukta sorumluluk konusunda vesayet organları ve tapu memurları ile nüfus memurları arasındaki  farklılık da ortadan kaldırılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine sonradan 3444 sayılı Kanunla eklenen ve cinsiyet  değişikliği konusunu düzenleyen hükmün yerine Tasarıya 40 mcı madde olarak yeni bir madde ek­ lenmiş ve bu önemli konu yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile cinsiyet değiştirebilme bazı  şartlara bağlanmıştır. Bunlar, on sekiz yaşını tamamlamış olma, bekâr olma, transseksüel yapıda  olup cinsiyet değiştirmenin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli  olarak yoksunluğunu uzmanlardan oluşan resmî sağlık kurulu raporuyla belgeleme ve mahkemece  izin verilmiş olma şartlarıdır.  2) Tüzel Kişiler Bölümü  Bu bölüm üç ayırımdan oluşmaktadır. Bunlar "Genel Hükümler", "Dernekler" ve "Vakıflar"  başlıklarını taşıyan bölümlerdir.  Birinci ayırımda tüzel kişilerle ilgili genel kurallara yer verilmiştir. Bu ayırımda yapılan önem­ li değişiklik, tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda tasfiyenin "terekenin resmî tasfiyesi" hüküm­ lerine göre yürütüleceğidir. Bu değişiklik yürürlükteki Kanunun tasfiyeyi tabî tuttuğu hükümlerin  dernek ve vakıflara uygulanmasının isabetli olmaması gerekçesiyle yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun ikinci ayırımda derneklere ilişkin hükümler, ayrıntılı biçimde düzen- lenmemektedir. Buna karşılık vakıflar oldukça ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu durum dikkate  alınarak Tasarıda derneklerle ilgili hükümler daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiş böylece de düzen­ leme bakımından dernekler ile vakıflar arasında bir denge sağlanmıştır.  Tasarının 80 inci maddesinin ikinci fıkrasında genel kurulun diğer organları haklı sebeplerle  her zaman görevden alabileceği hükme bağlanmıştır. Pek tabiîdir ki, haklı sebeple olsa bile görev­ den alınan diğer organların, sözleşmeden doğan hakları saklı olacaktır. Tabiî olan bu durumun fık­ rada ayrıca ifade edilmesine gerek görülmemiştir.  89 uncu madde uyarınca, amacı kanuna ve ahlâka aykırı hâle gelen bir derneğin feshi, Cum­ huriyet savcısı tarafından resen veya bir ilgilinin ihbarı üzerine açılacak bir dava ile istenebileceği  gibi, bir ilgilinin de doğrudan doğruya açacağı bir dava ile istenebilecektir.  Vakıflara ayrılmış bulunan üçüncü ayırımda vakfa özgülenecek olan malların ve hakların  "yeterli" olması şartı eklenerek açıklık sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda Vakıflar Genel Müdür­ lüğüne tanınan temyiz süresi iki aydan bir aya indirilmiştir. Ayrıca eklenen yeni bir maddeyle Vakıf­ lar Genel Müdürlüğüne ve diğer ilgililere, vakfın kurulmasını engelleyen sebepleri göstermek  suretiyle iptal davası açma hakkı tanınmıştır. Tasarının 110 uncu maddesinin kenar başlığı yürürlük­ teki Kanunda yeralan "istihdam edilenler" ifadesi "çalıştırılanlar" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 8 - Tasarıya yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bir hüküm 115 inci madde olarak konulmuş­ tur. Bu hüküm vakfın geçici olarak faaliyetten alıkonulmasını düzenlemektedir. Madde vakıf kurma  özgürlüğüyle yakından ilgili olduğundan, Anayasanın 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla  değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve sonuncu fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmış­ tır.  C) AİLE HUKUKU  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da ikinci kitap "Aile Hukuku"nu düzenlemektedir.  Bu kitap "Evlilik Hukuku", "Hısımlık" ve "Vesayet" başlıklarını taşıyan üç kışıma ayrılmıştır.  1) EVLİLİK HUKUKU KISMI  Tasarı bu kısımda önemli ve köklü değişiklikler getirmektedir. Bu değişiklikler her şeyden ön­ ce, günümüzde modern hukuk sistemlerinin istisnasız hepsinde temel ilke olarak kabul edilen  "kadın-erkek eşitliği" ilkesinin hukukumuzda da eskiden olduğu gibi sürdürülmesi, bu eşitliğe ters  düşen hükümlerin kanundan çıkarılması veya eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmesi düşüncesine  dayanmaktadır.  Evlilik Hukuku Kısmı "Evlenme","Boşanma","Evlitiğin Genel Hükümleri" ve "Eşler Arasın­ daki Mal Rejimi" başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşmaktadır.  a) Evlenme Bölümü  Evlilik Hukuku Kısmının birinci bölümü olan "Evlenme" bölümü dört ayırımdan oluşmaktadır.  Bunlar "Nişanlılık", "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri","Evlenme Başvurusu ve Töreni" ile "Batıl  olan evlenmeler"den ibarettir.  "Nişanlılık" başlığını taşıyan birinci ayırımda 123 üncü maddede yürürlükteki Kanunda kul­ lanılan "nişanlanmaktan mütevellit davalar" ifadesi yerine "nişanlılığın sona ermesinden doğan  dava hakları" ifadesi tercih edilmiştir. Böylece madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil,  fakat ölüm ve gaiplik gibi diğer sona erme sebeplerini de kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır.  Ayrıca manevî tazminatı düzenleyen 121 inci madde de, tazminatın "uygun bir miktar para" olarak  ödenmesi şeklinde kaleme alınarak açıklığa kavuşturulmuştur.  "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri" başlığını taşıyan ikinci ayırımda yapılan en önemli değişiklik,  evlenme yaşının hem erkek hem kadın bakımından yükseltilmesidir. Gerçekten, 1984 tarihli Ön- tasarıda kabul edilmeyen yaşları yükseltme konusu, Komisyonca küçük yaştaki kişilerin, özellikle  kızların evlenmesine imkân tanınmış olmasının gerek biyolojik, gerek psikolojik açıdan olumsuz et­ kiler gösterdiği gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bu değişiklikle normal evlenme yaşı kadın-erkek far­ kı da kaldırılarak on yedi yaşın doldurulması, yani on sekizinci yaşa girilmiş olması biçiminde  düzenlenmiştir. Olağanüstü evlenme yaşı ise, aynı şekilde kadın-erkek farkı kaldırılarak on altı  yaşın doldurulması, yani on yedinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki "Akıl hastalıklarından birine  müptelâ olan kimse asla evlenemez" hükmü metinden çıkarılmış, daha sonra 133 üncü madde  olarak düzenlenen yeni maddeyle "Akıl hastaları evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî  sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez." hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikle evlen­ meleri tıbbî açıdan sakınca doğurmayacak olan bazı önemsiz akıl hastalarının evlenmelerine imkân  tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 9 -
- 8 - Tasarıya yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bir hüküm 115 inci madde olarak konulmuş­ tur. Bu hüküm vakfın geçici olarak faaliyetten alıkonulmasını düzenlemektedir. Madde vakıf kurma  özgürlüğüyle yakından ilgili olduğundan, Anayasanın 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla  değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve sonuncu fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmış­ tır.  C) AİLE HUKUKU  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi Tasarıda da ikinci kitap "Aile Hukuku"nu düzenlemektedir.  Bu kitap "Evlilik Hukuku", "Hısımlık" ve "Vesayet" başlıklarını taşıyan üç kışıma ayrılmıştır.  1) EVLİLİK HUKUKU KISMI  Tasarı bu kısımda önemli ve köklü değişiklikler getirmektedir. Bu değişiklikler her şeyden ön­ ce, günümüzde modern hukuk sistemlerinin istisnasız hepsinde temel ilke olarak kabul edilen  "kadın-erkek eşitliği" ilkesinin hukukumuzda da eskiden olduğu gibi sürdürülmesi, bu eşitliğe ters  düşen hükümlerin kanundan çıkarılması veya eşitliği sağlayacak şekilde düzenlenmesi düşüncesine  dayanmaktadır.  Evlilik Hukuku Kısmı "Evlenme","Boşanma","Evlitiğin Genel Hükümleri" ve "Eşler Arasın­ daki Mal Rejimi" başlıklarını taşıyan dört bölümden oluşmaktadır.  a) Evlenme Bölümü  Evlilik Hukuku Kısmının birinci bölümü olan "Evlenme" bölümü dört ayırımdan oluşmaktadır.  Bunlar "Nişanlılık", "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri","Evlenme Başvurusu ve Töreni" ile "Batıl  olan evlenmeler"den ibarettir.  "Nişanlılık" başlığını taşıyan birinci ayırımda 123 üncü maddede yürürlükteki Kanunda kul­ lanılan "nişanlanmaktan mütevellit davalar" ifadesi yerine "nişanlılığın sona ermesinden doğan  dava hakları" ifadesi tercih edilmiştir. Böylece madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil,  fakat ölüm ve gaiplik gibi diğer sona erme sebeplerini de kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır.  Ayrıca manevî tazminatı düzenleyen 121 inci madde de, tazminatın "uygun bir miktar para" olarak  ödenmesi şeklinde kaleme alınarak açıklığa kavuşturulmuştur.  "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri" başlığını taşıyan ikinci ayırımda yapılan en önemli değişiklik,  evlenme yaşının hem erkek hem kadın bakımından yükseltilmesidir. Gerçekten, 1984 tarihli Ön- tasarıda kabul edilmeyen yaşları yükseltme konusu, Komisyonca küçük yaştaki kişilerin, özellikle  kızların evlenmesine imkân tanınmış olmasının gerek biyolojik, gerek psikolojik açıdan olumsuz et­ kiler gösterdiği gerekçesiyle kabul edilmiştir. Bu değişiklikle normal evlenme yaşı kadın-erkek far­ kı da kaldırılarak on yedi yaşın doldurulması, yani on sekizinci yaşa girilmiş olması biçiminde  düzenlenmiştir. Olağanüstü evlenme yaşı ise, aynı şekilde kadın-erkek farkı kaldırılarak on altı  yaşın doldurulması, yani on yedinci yaşa girilmiş olması biçiminde düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki "Akıl hastalıklarından birine  müptelâ olan kimse asla evlenemez" hükmü metinden çıkarılmış, daha sonra 133 üncü madde  olarak düzenlenen yeni maddeyle "Akıl hastaları evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî  sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez." hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikle evlen­ meleri tıbbî açıdan sakınca doğurmayacak olan bazı önemsiz akıl hastalarının evlenmelerine imkân  tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 - Bu değişiklik, Komisyona davet edilen adlî tıp uzmanı öğretim üyelerinin akıl hastalıkları  konusunda yaptıkları açıklamalara dayanmaktadır. Bu açıklamalarda bazı akıl hastalarının tedavi  sonucunda iyileşebilecekleri, bu gibi akıl hastalıklarının hepsinin aynı mahiyette olmadığı, bunların  bu sebeple aynı düzenlemeye tâbi tutulmasının isabetli olmayacağı sonucu ortaya çıkmıştır.  Tasarıya yasal temsilcilerin izni konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni bir  madde (m. 128) konulmuştur. Bununla yasal temsilcilerin, evlenme yaşına erişmiş olan kişilerin ev­ lenmelerine hiç de haklı olmayan sebeplerle engel olmaya kalkmaları hâlinde, özellikle kız kaçır­ ma ve kocaya kaçma gibi olaylar yüzünden aileler arasında kavgalara sebebiyet verecek sonuçların  doğmasını önlemek amacıyla hâkimin evlenmeye izin verebilmesi imkânı getirilmiştir.  "Evlenme Başvurusu ve Töreni" başlığını taşıyan üçüncü ayırımda 134 üncü maddeyle  birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme memuruna  birlikte başvurabilmeleri imkânı getirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 98 inci maddesi ise baş­ vurunun evlenecek erkeğin ikametgâhındaki evlendirme memuruna yapılması gerektiğini öngör­ mektedir. Bu değişiklikle de kadın-erkek eşitliği sağlanmış olmaktadır.  "Batıl olan evlenmeler" başlığını taşıyan dördüncü ayırımda evlenmenin mutlak butlanı yanı  sıra nisbî butlanı da düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun evlenmenin nisbî butlanını düzen­ leyen 115, 116, 117 ve 118 inci maddelerinde geçen "evlenmenin feshini" deyimi, Tasarıda doğru  olarak "evlenmenin iptalini" şekline dönüştürülmüştür. Çünkü bu maddelerde, geçerli olarak doğ­ mamış olan bir evliliğin iptal yoluyla ortadan kaldırılması düzenlenmektedir. Fesih ise baştan geçer­ li olan bir evliliğin sonradan belli bir sebebe dayanılarak ortadan kaldırılması yoludur. Bunun en  güzel örneği de Tasarının 119 uncu (yürürlükteki Kanunun 94 üncü) maddesinde düzenlenmiş olan  gaiplik hâlinde evliliğin feshidir.  Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesi fesih (doğru olarak iptal) davasının altı ay ve beş yıl­ lık sürelerin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Doktrin ve yargısal içtihat­ larda öne sürülen görüşlere göre, yenilik doğuran hak olan iptal davası açma hakkına ilişkin süre  zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Bu sebeple Tasarının bu maddeyi karşılayan 152 nci mad­ desinin kenar başlığı ve metni bu şekilde düzeltilerek kaleme alınmıştır.  b) Boşanma Bölümü  "Boşanma" başlığını taşıyan ikinci bölümde boşanma sebeplen ve boşanmanın sonuçlarıyla il­ gili bazı değişiklikler yapılmıştır.  Komisyon çalışmaları sırasında Medenî Kanunda ayrı ayrı özel boşanma sebeplerine yer veril­ meyerek bunların yerine Alman Medenî Kanununda (BGB) olduğu gibi, genel bir sebep olarak  sadece "temelden sarsılma" ilkesine dayanan bir boşanma sebebinin kabul edilip edilmemesi  konusu uzunca süre tartışılmış, ancak yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı  Kanunla yapılan değişikliğin genel bir boşanma sebebi olarak Alman Medenî Kanununun 1555 ve  1567 nci maddelerine benzer bir hüküm içerdiği, bu genel boşanma sebebi dışında Tasarının 161 ilâ  165 inci maddelerinde öngörülen özel boşanma sebeplerinin uygulamada bugüne kadar herhangi bir  sorun yaratmamış olmaları ve özellikle "zina"nın özel bir boşanma sebebi olmaktan çıkartılıp genel  boşanma sebebi olarak "evlilik birliğinin temelden sarsılması" sebebi içinde değerlendirilmesinin  Türkive Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 10 -
- 9 - Bu değişiklik, Komisyona davet edilen adlî tıp uzmanı öğretim üyelerinin akıl hastalıkları  konusunda yaptıkları açıklamalara dayanmaktadır. Bu açıklamalarda bazı akıl hastalarının tedavi  sonucunda iyileşebilecekleri, bu gibi akıl hastalıklarının hepsinin aynı mahiyette olmadığı, bunların  bu sebeple aynı düzenlemeye tâbi tutulmasının isabetli olmayacağı sonucu ortaya çıkmıştır.  Tasarıya yasal temsilcilerin izni konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni bir  madde (m. 128) konulmuştur. Bununla yasal temsilcilerin, evlenme yaşına erişmiş olan kişilerin ev­ lenmelerine hiç de haklı olmayan sebeplerle engel olmaya kalkmaları hâlinde, özellikle kız kaçır­ ma ve kocaya kaçma gibi olaylar yüzünden aileler arasında kavgalara sebebiyet verecek sonuçların  doğmasını önlemek amacıyla hâkimin evlenmeye izin verebilmesi imkânı getirilmiştir.  "Evlenme Başvurusu ve Töreni" başlığını taşıyan üçüncü ayırımda 134 üncü maddeyle  birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme memuruna  birlikte başvurabilmeleri imkânı getirilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 98 inci maddesi ise baş­ vurunun evlenecek erkeğin ikametgâhındaki evlendirme memuruna yapılması gerektiğini öngör­ mektedir. Bu değişiklikle de kadın-erkek eşitliği sağlanmış olmaktadır.  "Batıl olan evlenmeler" başlığını taşıyan dördüncü ayırımda evlenmenin mutlak butlanı yanı  sıra nisbî butlanı da düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun evlenmenin nisbî butlanını düzen­ leyen 115, 116, 117 ve 118 inci maddelerinde geçen "evlenmenin feshini" deyimi, Tasarıda doğru  olarak "evlenmenin iptalini" şekline dönüştürülmüştür. Çünkü bu maddelerde, geçerli olarak doğ­ mamış olan bir evliliğin iptal yoluyla ortadan kaldırılması düzenlenmektedir. Fesih ise baştan geçer­ li olan bir evliliğin sonradan belli bir sebebe dayanılarak ortadan kaldırılması yoludur. Bunun en  güzel örneği de Tasarının 119 uncu (yürürlükteki Kanunun 94 üncü) maddesinde düzenlenmiş olan  gaiplik hâlinde evliliğin feshidir.  Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesi fesih (doğru olarak iptal) davasının altı ay ve beş yıl­ lık sürelerin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Doktrin ve yargısal içtihat­ larda öne sürülen görüşlere göre, yenilik doğuran hak olan iptal davası açma hakkına ilişkin süre  zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Bu sebeple Tasarının bu maddeyi karşılayan 152 nci mad­ desinin kenar başlığı ve metni bu şekilde düzeltilerek kaleme alınmıştır.  b) Boşanma Bölümü  "Boşanma" başlığını taşıyan ikinci bölümde boşanma sebeplen ve boşanmanın sonuçlarıyla il­ gili bazı değişiklikler yapılmıştır.  Komisyon çalışmaları sırasında Medenî Kanunda ayrı ayrı özel boşanma sebeplerine yer veril­ meyerek bunların yerine Alman Medenî Kanununda (BGB) olduğu gibi, genel bir sebep olarak  sadece "temelden sarsılma" ilkesine dayanan bir boşanma sebebinin kabul edilip edilmemesi  konusu uzunca süre tartışılmış, ancak yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı  Kanunla yapılan değişikliğin genel bir boşanma sebebi olarak Alman Medenî Kanununun 1555 ve  1567 nci maddelerine benzer bir hüküm içerdiği, bu genel boşanma sebebi dışında Tasarının 161 ilâ  165 inci maddelerinde öngörülen özel boşanma sebeplerinin uygulamada bugüne kadar herhangi bir  sorun yaratmamış olmaları ve özellikle "zina"nın özel bir boşanma sebebi olmaktan çıkartılıp genel  boşanma sebebi olarak "evlilik birliğinin temelden sarsılması" sebebi içinde değerlendirilmesinin  Türkive Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 0 - Türk toplumunda yanlış yorumlara yol açabileceği düşüncesiyle, mevcut durumun aynen korun­ ması görüşü ağırlık kazanmıştır.  Böylece boşanma sebepleri konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut düzenlemeden farklı bir  düzenlemeye gidilmemiş, sadece kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanununun 138 inci mad­ desinde öngörülmüş iken yürürlükteki Kanunumuza her nedense alınmamış olan "onur kırıcı dav­ ranış" (Ehrenkraenkung) sebebi, Tasarının 162 nci maddesinde mevcut "hayata kast" ve "pek kötü  davranış" sebeplerine üçüncü bir sebep olarak eklenmek suretiyle doktrin ve yargısal içtihatlarda or­ taya atılan görüşlere yer verilmiş olmaktadır.  Tasarının 163 üncü maddesinde düzenlenen "suç işleme" sebebiyle boşanmaya "çekilmezlik  şartı" eklenmiş, böylece aynı madde içinde düzenlenen "haysiyetsiz hayat sürme" sebebi ile uyum  sağlanarak her iki sebep "nisbî" boşanma sebebi hâline getirilmiştir.  Tasarının 164 üncü maddesinde düzenlenen "terk" sebebiyle boşanmada yürürlükteki Kanunun  öngördüğü üç aylık terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılmasının dayandığı düşünce, eş­ lerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzunca bir sürede gerçekleşebileceğidir. Terkeden  eşe dördüncü ayın sonunda ihtarda bulunularak iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği  hususunda uyarılacaktır.  Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiş olan  "evlilik birliğinin sarsılması" adlı genel boşanma sebebi aynen korunmuştur.  Boşanma davalarında yetki konusunu düzenleyen 168 inci madde yeniden kaleme alınmış ve  yetkili mahkemenin, eşlerden birinin yerleşimyeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan  beri oturdukları yer mahkemesi olması uygun görülmüştür.  Boşanan kadının kişisel durumuyla ilgili olarak yürürlükteki Kanundan ayrılınmak suretiyle  Tasarının 173 üncü maddesi, boşanan kadının "evlenmeden önceki soyadını yeniden alabilmesine  imkân verecek şekilde kaleme alınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanunun aynı maddeyi karşılayan  141 inci maddesinde öngörülen "bekârlık soyadını yeniden alması" hükmünün çoğu kez boşanan  kadının menfaatine ters düşeceği kabul edilmiştir.  Boşanmada maddî tazminatı düzenleyen 174 üncü madde yürürlükteki maddeden farklı olarak  daha az kusurlu tarafın da dava açabilmesi imkânını getirmiştir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen  175 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesinde öngörülen  "Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hâli refahta bulunması  gerekir." hükmü kadın-erkek eşitliği ilkesini zedelediği için metinden çıkartılmıştır.  Tasarıyla yeni getirilen 178 inci madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların boşanma hük­ münün kesinleşmesinin üzerinden bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağ­ lamıştır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hüküm mevcut değildir. Aynı şekilde yeni getirilen 177 nci  maddeyle de boşanmadan sonra açılacak davalarda yetkili mahkemenin, nafaka alacaklısının yer­ leşimyeri mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda bu konuda da bir hüküm  mevcut değildir.  Tasarıyla yeni getirilen 181 inci maddenin ikinci fıkrası, boşanma davası devam ederken  davacı eşin ölümü hâlinde diğer eşin mirasçı olup olamayacağının şartını düzenlemektedir. Buna  göre, mirasçılardan herhangi birinin davayı devam ettirmesi ve davalı eşin kusurlu olduğunun sabit  olması hâlinde, davalı eş ölmüş olan davacı eşe mirasçı olamayacaktır. Bu durumda mirasçıların  devam ettirdikleri dava, artık boşanmaya yönelik olmayacak (zira ölümle evlilik zaten sona ermiş- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 11 -
- 1 0 - Türk toplumunda yanlış yorumlara yol açabileceği düşüncesiyle, mevcut durumun aynen korun­ ması görüşü ağırlık kazanmıştır.  Böylece boşanma sebepleri konusunda yürürlükteki Kanunda mevcut düzenlemeden farklı bir  düzenlemeye gidilmemiş, sadece kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanununun 138 inci mad­ desinde öngörülmüş iken yürürlükteki Kanunumuza her nedense alınmamış olan "onur kırıcı dav­ ranış" (Ehrenkraenkung) sebebi, Tasarının 162 nci maddesinde mevcut "hayata kast" ve "pek kötü  davranış" sebeplerine üçüncü bir sebep olarak eklenmek suretiyle doktrin ve yargısal içtihatlarda or­ taya atılan görüşlere yer verilmiş olmaktadır.  Tasarının 163 üncü maddesinde düzenlenen "suç işleme" sebebiyle boşanmaya "çekilmezlik  şartı" eklenmiş, böylece aynı madde içinde düzenlenen "haysiyetsiz hayat sürme" sebebi ile uyum  sağlanarak her iki sebep "nisbî" boşanma sebebi hâline getirilmiştir.  Tasarının 164 üncü maddesinde düzenlenen "terk" sebebiyle boşanmada yürürlükteki Kanunun  öngördüğü üç aylık terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılmasının dayandığı düşünce, eş­ lerin barışma ve bir araya gelme ihtimalinin daha uzunca bir sürede gerçekleşebileceğidir. Terkeden  eşe dördüncü ayın sonunda ihtarda bulunularak iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği  hususunda uyarılacaktır.  Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinde 3444 sayılı Kanunla yeniden düzenlenmiş olan  "evlilik birliğinin sarsılması" adlı genel boşanma sebebi aynen korunmuştur.  Boşanma davalarında yetki konusunu düzenleyen 168 inci madde yeniden kaleme alınmış ve  yetkili mahkemenin, eşlerden birinin yerleşimyeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan  beri oturdukları yer mahkemesi olması uygun görülmüştür.  Boşanan kadının kişisel durumuyla ilgili olarak yürürlükteki Kanundan ayrılınmak suretiyle  Tasarının 173 üncü maddesi, boşanan kadının "evlenmeden önceki soyadını yeniden alabilmesine  imkân verecek şekilde kaleme alınmıştır. Çünkü yürürlükteki Kanunun aynı maddeyi karşılayan  141 inci maddesinde öngörülen "bekârlık soyadını yeniden alması" hükmünün çoğu kez boşanan  kadının menfaatine ters düşeceği kabul edilmiştir.  Boşanmada maddî tazminatı düzenleyen 174 üncü madde yürürlükteki maddeden farklı olarak  daha az kusurlu tarafın da dava açabilmesi imkânını getirmiştir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen  175 inci madde yeniden kaleme alınmış ve yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesinde öngörülen  "Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının hâli refahta bulunması  gerekir." hükmü kadın-erkek eşitliği ilkesini zedelediği için metinden çıkartılmıştır.  Tasarıyla yeni getirilen 178 inci madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların boşanma hük­ münün kesinleşmesinin üzerinden bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağ­ lamıştır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hüküm mevcut değildir. Aynı şekilde yeni getirilen 177 nci  maddeyle de boşanmadan sonra açılacak davalarda yetkili mahkemenin, nafaka alacaklısının yer­ leşimyeri mahkemesi olduğu hükme bağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunda bu konuda da bir hüküm  mevcut değildir.  Tasarıyla yeni getirilen 181 inci maddenin ikinci fıkrası, boşanma davası devam ederken  davacı eşin ölümü hâlinde diğer eşin mirasçı olup olamayacağının şartını düzenlemektedir. Buna  göre, mirasçılardan herhangi birinin davayı devam ettirmesi ve davalı eşin kusurlu olduğunun sabit  olması hâlinde, davalı eş ölmüş olan davacı eşe mirasçı olamayacaktır. Bu durumda mirasçıların  devam ettirdikleri dava, artık boşanmaya yönelik olmayacak (zira ölümle evlilik zaten sona ermiş- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 1 - tir), bu davada davalının boşanmada kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Başka bir deyişle,  bu durumda devam eden dava, boşanmada hangi eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik  olacaktır.  c) Evliliğin Genel Hükümleri Bölümü  "Evliliğin Genel Hükümleri" başlığını taşıyan üçüncü bölümde yapılan değişikliklerin büyük  bir çoğunluğu kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacına yöneliktir.  Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma konularını düzenleyen 186 ncı maddey­ le yürürlükteki Kanunun konutun seçimini kocaya tanıyan hükmü değiştirilmiş ve eşlerin beraber­ ce oturacakları ortak konutu birlikte seçmeleri ilkesi getirilmiştir. Böylece konutun seçiminde  kadına nazaran üstün konuma getirilmiş bulunan kocanın tek başına konutu seçmesi imkânı ortadan  kaldırılmıştır. Aynı şekilde, eşitliği sağlamak amacıyla yürürlükteki Kanunun "koca birliğin  reisidir" hükmü kaldırılmış, böylece konut seçiminde olduğu gibi evlilik birliğinin yönetiminde de  eşlere eşit söz hakkı tanınmış, eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetmeleri ilkesi kabul edilmiştir.  Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılmaları konusunda  da eşitlik ilkesine yer verilmiştir. "Karı ve çocukların infak ve iaşesinin" kocaya ait olduğuna iliş­ kin hüküm değiştirilerek, bu konuda her iki eşin de giderlere katılma zorunluluğu kabul edilmiş,  fakat giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin malî güçleri, emek ve malvarlıkları esas alınmıştır.  Kadının soyadı konusunda yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesinde 4248 sayılı Kanunla  yapılan ve kadının kocasının soyadının önünde "önceki" soyadını da taşımasına imkân sağlayan  değişiklik, tasarının 187 nci maddesinde aynen korunmuştur.  Evlilik birliğinin temsilinde de kadın-erkek eşitliğini sağlayacak biçimde esaslı değişiklik  yapılmıştır. Buna göre 188 inci madde uyarınca eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince  ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil etme yetkisine sahip olacaklardır. Eşler aynı  zamanda birliğin temsili yetkisini kullandıkları hâllerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu  tutulacaklardır. 189 uncu maddede düzenlenen bu hükümle, bu tür borçlardan sadece kocanın şahsen  sorumlu olmasını öngören ilke değişmiş olmakta ve sonuçta kadın-erkek eşitliği sağlanmaktadır.  Temsil yetkisinin kaldırılması, sınırlanması ve kaldırılan yetkinin geri verilmesi konularında da  kadın-erkek eşitliğini sağlayan yeni düzenlemeler yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun "Karının meslek veya san'atı" kenar başlığını taşıyan 159 uncu mad­ desi, eşitlik ilkesine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 29.11.1990 tarih ve 30/31  sayılı kararla iptal edilmiştir. Komisyon bu maddeyi kadın-erkek eşitliğine uygun şekilde yeniden  kaleme alarak Tasarıya 192 nci madde olarak dahil etmiştir. Bu maddeyle eşlerden her birinin mes­ lek veya iş seçiminde diğerinin iznine bağlı olmadığı, dilediği meslek ve işi seçmekte ve yürütmek­ te tamamiyle özgür olduğu açıkça dile getirilmiştir.  Tasarıya konulan yeni 194 üncü maddeye göre, aile konutuyla ilgili hukukî işlemler söz konusu  olduğunda, örneğin konutla ilgili kira sözleşmesinin feshedilmesi, konutun devredilmesi veya konut  üzerindeki hakların tamamen veya kısmen sınırlandırılması gibi işlemlerde eşlerden her biri,  diğerinin açık rızasına muhtaç olacaktır. Rıza verilmedikçe bu işlemler yapılamayacaktır. Bu  hüküm, bir önceki maddede kabul edilen "eşlerden her birinin diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü  hukukî işlemi yapabilme" ilkesine getirilmiş bir istisnadır. Aynı maddeyle, aile konutu olarak öz­ gülenen taşınmazın maliki olmayan eşe, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini is­ teme hakkı tanınmaktadır. Eğer bu taşınmaz, eşlerden biri tarafından kira yoluyla sağlanmışsa, kira  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 12 -
- 1 1 - tir), bu davada davalının boşanmada kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Başka bir deyişle,  bu durumda devam eden dava, boşanmada hangi eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik  olacaktır.  c) Evliliğin Genel Hükümleri Bölümü  "Evliliğin Genel Hükümleri" başlığını taşıyan üçüncü bölümde yapılan değişikliklerin büyük  bir çoğunluğu kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacına yöneliktir.  Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma konularını düzenleyen 186 ncı maddey­ le yürürlükteki Kanunun konutun seçimini kocaya tanıyan hükmü değiştirilmiş ve eşlerin beraber­ ce oturacakları ortak konutu birlikte seçmeleri ilkesi getirilmiştir. Böylece konutun seçiminde  kadına nazaran üstün konuma getirilmiş bulunan kocanın tek başına konutu seçmesi imkânı ortadan  kaldırılmıştır. Aynı şekilde, eşitliği sağlamak amacıyla yürürlükteki Kanunun "koca birliğin  reisidir" hükmü kaldırılmış, böylece konut seçiminde olduğu gibi evlilik birliğinin yönetiminde de  eşlere eşit söz hakkı tanınmış, eşlerin evlilik birliğini beraberce yönetmeleri ilkesi kabul edilmiştir.  Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılmaları konusunda  da eşitlik ilkesine yer verilmiştir. "Karı ve çocukların infak ve iaşesinin" kocaya ait olduğuna iliş­ kin hüküm değiştirilerek, bu konuda her iki eşin de giderlere katılma zorunluluğu kabul edilmiş,  fakat giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin malî güçleri, emek ve malvarlıkları esas alınmıştır.  Kadının soyadı konusunda yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesinde 4248 sayılı Kanunla  yapılan ve kadının kocasının soyadının önünde "önceki" soyadını da taşımasına imkân sağlayan  değişiklik, tasarının 187 nci maddesinde aynen korunmuştur.  Evlilik birliğinin temsilinde de kadın-erkek eşitliğini sağlayacak biçimde esaslı değişiklik  yapılmıştır. Buna göre 188 inci madde uyarınca eşlerden her biri, ortak yaşamın devamı süresince  ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil etme yetkisine sahip olacaklardır. Eşler aynı  zamanda birliğin temsili yetkisini kullandıkları hâllerde, üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu  tutulacaklardır. 189 uncu maddede düzenlenen bu hükümle, bu tür borçlardan sadece kocanın şahsen  sorumlu olmasını öngören ilke değişmiş olmakta ve sonuçta kadın-erkek eşitliği sağlanmaktadır.  Temsil yetkisinin kaldırılması, sınırlanması ve kaldırılan yetkinin geri verilmesi konularında da  kadın-erkek eşitliğini sağlayan yeni düzenlemeler yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun "Karının meslek veya san'atı" kenar başlığını taşıyan 159 uncu mad­ desi, eşitlik ilkesine aykırı bulunarak Anayasa Mahkemesi tarafından 29.11.1990 tarih ve 30/31  sayılı kararla iptal edilmiştir. Komisyon bu maddeyi kadın-erkek eşitliğine uygun şekilde yeniden  kaleme alarak Tasarıya 192 nci madde olarak dahil etmiştir. Bu maddeyle eşlerden her birinin mes­ lek veya iş seçiminde diğerinin iznine bağlı olmadığı, dilediği meslek ve işi seçmekte ve yürütmek­ te tamamiyle özgür olduğu açıkça dile getirilmiştir.  Tasarıya konulan yeni 194 üncü maddeye göre, aile konutuyla ilgili hukukî işlemler söz konusu  olduğunda, örneğin konutla ilgili kira sözleşmesinin feshedilmesi, konutun devredilmesi veya konut  üzerindeki hakların tamamen veya kısmen sınırlandırılması gibi işlemlerde eşlerden her biri,  diğerinin açık rızasına muhtaç olacaktır. Rıza verilmedikçe bu işlemler yapılamayacaktır. Bu  hüküm, bir önceki maddede kabul edilen "eşlerden her birinin diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü  hukukî işlemi yapabilme" ilkesine getirilmiş bir istisnadır. Aynı maddeyle, aile konutu olarak öz­ gülenen taşınmazın maliki olmayan eşe, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini is­ teme hakkı tanınmaktadır. Eğer bu taşınmaz, eşlerden biri tarafından kira yoluyla sağlanmışsa, kira  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 —  sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle taraf haline gelecek, konut da bu  bildirimle aile konutu niteliğini kazanacaktır. Bu hükümlerle eşlerin menfaatini koruma amacı  güdüldüğü açıktır.  "Birlikte yaşamaya ara verilmesi" kenar başlığını taşıyan yeni 197 nci madde, ortak yaşam  nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru tehlikeye düştüğü  sürece, o eşe ayrı yaşama hakkı tanımaktadır. Bu hükmün düzenlenmesinde kaynak Kanunun 175  inci maddesinden esinlenilmiştir.  Tasarının 199 uncu maddesiyle İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesine uygun olarak  özel bir önlem mahiyetinde olmak üzere hâkime eşlerden birinin tasarruf yetkisinin sınırlanmasına  karar verme yetkisini tanımaktadır. Bu hükümle, boşanmaya kararlı olan kocanın sırf kadına nafaka  veya tazminat ödememek için mevcut mallarını başkalarına devretme imkânı önlenmekte ve bu yol­ la kadın korunmuş olmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, hâkimin eşlerden birinin taşın- mazlarıyla ilgili olarak tasarruf yetkisini kaldırması hâlinde, tasarruf yetkisinin kaldırılmasına iliş­ kin önlemin tapuya şerh edilmesine re'sen karar vermesi imkânı getirilmekte ve böylece eşlerin bir­ birlerinden mal kaçırmaları yolu da kapatılmış olmaktadır.  Yürürlükteki Kanunun karı koca arasında cebrî icra yasağını ve karının koca lehine yapacağı  bazı işlemlerin geçerliliğini hâkimin onayına tâbi tutan 167, 168 ve 169 uncu maddeleri kadın-er- kek eşitliğine aykırı görüldüğü ve aynı zamanda günümüz şartlarında hiç de gerekli  bulunmadığından Tasarıya alınmamıştır.  d) Eşler Arasındaki Mal Rejimi Bölümü  Dördüncü Bölüm "Eşler Arasındaki Mal Rejimi" başlığı altında ve beş ayırım hâlinde eşler  arasındaki mal rejimlerini düzenlemektedir.  Yürürlükteki Kanuna göre eşler, evlenmeden önce veya evlilik devam ederken Kanunda belir­ lenen mal rejimlerinden birini evlenme mukavelesi yapmak suretiyle seçebilirler. Eşler bu konuda  bir seçim yapmazlarsa, aralarında Kanundan ötürü "mal ayrılığı" rejimi geçerli olacaktır. Kanun  "yasal rejim" olan bu rejimin yanında "akdî rejim" olarak "mal ortaklığı" ve "mal birliği" rejimlerini  de düzenlemiştir.  Kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanunu yasal rejim olarak "mal birliği" rejimini benim­ semiş idi. Ancak, İsviçre'de Medenî Kanununun eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümü  (SechsterTitel) 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe giren 5 Ocak 1984 tarihli bir Kanunla yeni baş­ tan düzenlenmiş, mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejimi bu değişiklikte "Edinilmiş Mallara  Katılma" (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edilmiştir.  Uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu gözden kaçırılmayarak Ülkemizde geçer­ li olan "mal ayrılığı" rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilerek bunun yerine Tasanda "Edinilmiş  Mallara Katılma" rejimi yasal rejim olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında eşler dilerlerse akdî  rejim olarak "Mal Ayrılığı", "'Paylaşmalı Mal Ayrılığı" ve "Mal Ortaklığı" rejimlerinden birini  seçebileceklerdir. Bunun için yapacakları tek şey, 205 inci madde uyarınca noterde bir mal rejimi  sözleşmesi yapmaktan veya aralarında yapacakları yazılı sözleşmeyi notere onaylatmaktan ibaret­ tir.  Edinilmiş Mallara Katılma rejimi 24 madde halinde ayrıntılı biçimde İkinci Ayırımda düzen­ lenmiştir.  Bu rejimde iki türlü mal vardır: Eşlerin kişisel malları ve edinilmiş mallar.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 13 -
- 1 2 —  sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle taraf haline gelecek, konut da bu  bildirimle aile konutu niteliğini kazanacaktır. Bu hükümlerle eşlerin menfaatini koruma amacı  güdüldüğü açıktır.  "Birlikte yaşamaya ara verilmesi" kenar başlığını taşıyan yeni 197 nci madde, ortak yaşam  nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru tehlikeye düştüğü  sürece, o eşe ayrı yaşama hakkı tanımaktadır. Bu hükmün düzenlenmesinde kaynak Kanunun 175  inci maddesinden esinlenilmiştir.  Tasarının 199 uncu maddesiyle İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesine uygun olarak  özel bir önlem mahiyetinde olmak üzere hâkime eşlerden birinin tasarruf yetkisinin sınırlanmasına  karar verme yetkisini tanımaktadır. Bu hükümle, boşanmaya kararlı olan kocanın sırf kadına nafaka  veya tazminat ödememek için mevcut mallarını başkalarına devretme imkânı önlenmekte ve bu yol­ la kadın korunmuş olmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında, hâkimin eşlerden birinin taşın- mazlarıyla ilgili olarak tasarruf yetkisini kaldırması hâlinde, tasarruf yetkisinin kaldırılmasına iliş­ kin önlemin tapuya şerh edilmesine re'sen karar vermesi imkânı getirilmekte ve böylece eşlerin bir­ birlerinden mal kaçırmaları yolu da kapatılmış olmaktadır.  Yürürlükteki Kanunun karı koca arasında cebrî icra yasağını ve karının koca lehine yapacağı  bazı işlemlerin geçerliliğini hâkimin onayına tâbi tutan 167, 168 ve 169 uncu maddeleri kadın-er- kek eşitliğine aykırı görüldüğü ve aynı zamanda günümüz şartlarında hiç de gerekli  bulunmadığından Tasarıya alınmamıştır.  d) Eşler Arasındaki Mal Rejimi Bölümü  Dördüncü Bölüm "Eşler Arasındaki Mal Rejimi" başlığı altında ve beş ayırım hâlinde eşler  arasındaki mal rejimlerini düzenlemektedir.  Yürürlükteki Kanuna göre eşler, evlenmeden önce veya evlilik devam ederken Kanunda belir­ lenen mal rejimlerinden birini evlenme mukavelesi yapmak suretiyle seçebilirler. Eşler bu konuda  bir seçim yapmazlarsa, aralarında Kanundan ötürü "mal ayrılığı" rejimi geçerli olacaktır. Kanun  "yasal rejim" olan bu rejimin yanında "akdî rejim" olarak "mal ortaklığı" ve "mal birliği" rejimlerini  de düzenlemiştir.  Kaynak Kanun olan İsviçre Medenî Kanunu yasal rejim olarak "mal birliği" rejimini benim­ semiş idi. Ancak, İsviçre'de Medenî Kanununun eşlerin mal rejimini düzenleyen altıncı bölümü  (SechsterTitel) 1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe giren 5 Ocak 1984 tarihli bir Kanunla yeni baş­ tan düzenlenmiş, mal birliği olarak geçerli olan yasal mal rejimi bu değişiklikte "Edinilmiş Mallara  Katılma" (Errungenschaftsbeteiligung) olarak kabul edilmiştir.  Uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurduğu gözden kaçırılmayarak Ülkemizde geçer­ li olan "mal ayrılığı" rejiminin değiştirilmesi cihetine gidilerek bunun yerine Tasanda "Edinilmiş  Mallara Katılma" rejimi yasal rejim olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında eşler dilerlerse akdî  rejim olarak "Mal Ayrılığı", "'Paylaşmalı Mal Ayrılığı" ve "Mal Ortaklığı" rejimlerinden birini  seçebileceklerdir. Bunun için yapacakları tek şey, 205 inci madde uyarınca noterde bir mal rejimi  sözleşmesi yapmaktan veya aralarında yapacakları yazılı sözleşmeyi notere onaylatmaktan ibaret­ tir.  Edinilmiş Mallara Katılma rejimi 24 madde halinde ayrıntılı biçimde İkinci Ayırımda düzen­ lenmiştir.  Bu rejimde iki türlü mal vardır: Eşlerin kişisel malları ve edinilmiş mallar.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 3 —  Kişisel malların nelerden oluştuğu 220 nci maddede bentler halinde sayılmıştır. Bu mallar  kanundan ötürü kişisel mal sayılır. Ayrıca eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya iş­ letmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerini  kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Tasarının 221 inci maddesi eşlere bu imkânı tanımaktadır.  Edinilmiş malların nelerden oluştuğu ise, 219 uncu maddede beş bent halinde sayılmaktadır.  Aynı maddeye göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek  elde ettiği malvarlığı değerleridir. Böylece bir eşin çalışmasının karşılığı olan edinimleri, çalışma  gücünü kaybetmesi sebebiyle kendisine ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri, sosyal  güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının, sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler ve nihayet edinil­ miş malların yerine geçen değerler, bir eşin edinilmiş malı sayılacaktır. Bir eşin bütün malları aksi  ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecek, eşlerden hangisine ait olduğu ispat  edilemeyen mallar, onların paylı mülkiyetinde sayılacaktır, (m. 222)  Tasarının 223 üncü maddesine göre, her eş yasal sınırlar içinde kişisel mallan ile edinilmiş  malları yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. An­ cak bir eş diğerinin rızası olmadıkça paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta  bulunamaz.  Tasarının 224 üncü maddesi eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere kar­ şı bütün malvarlığıyla sorumlu olmasını öngörmektedir.  Tasarının 225 ve devamı maddelerinde rejimin sona ermesi halleri ile bu durumda tasfiyenin  nasıl yapılacağı, eşlerin paylarının nasıl hesaplanacağı, eklenecek değerler, kişisel mallar ile edinil­ miş mallar arasında denkleştirme, artık değer ve artık değerin paylaştırılması, aile konutu ve ev eş­ yası üzerinde sağ kalan eşe tanınan haklar düzenlenmektedir.  Edinilmiş mallara katılma rejiminin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Medenî Kanununun 196  ilâ 220 nci maddeleri hükümlerinden geniş ölçüde yararlanılmıştır. Hatta birkaç istisna dışında bu  hükümlerin tamamen adı geçen Kanundan alındığı da söylenebilir.  Yürürlükteki Kanunda yasal mal rejimi olarak kabul edilen "mal ayrılığı" rejimi, Tasarıda ak- dî rejim olarak üçüncü ayırımda düzenlenmiştir.  Dördüncü ayırımı oluşturan paylaşmalı mal ayrılığı rejimi mal ayrılığı rejiminin sakıncalarını  gidermek amacıyla kısmen edinilmiş mallara katılma rejimine benzeyen yeni bir rejim olarak  düzenlenmiştir.  Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, eşlerden her biri yasal sınırlar içinde kendi malvarlığı  üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahiptir. Bu husus 244 üncü maddede gayet açık  bir ifadeyle dile getirilmiştir. 246 nci madde uyarınca eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün  malvarlığıyla bizzat sorumlu olacaktır.  Paylaşmalı mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü, mahkemece ev­ liliğin iptaline, boşanmaya veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde sona erecek­ tir. Bu durumda rejimin tasfiyesine geçilecektir.  Tasarının 250 nci maddesi uyarınca, eşlerden biri tarafından bu rejimin kurulmasından sonra  edinilmiş olup da ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olan mallar ile ailenin  geleceğini güvence altına alma amacıyla yapılan yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler,  mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılacaktır. Ancak, manevî tazminat  alacakları ve miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın iradesinden açık­ ça anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar eşler arasında paylaşa­ mayacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 14 -
- 1 3 —  Kişisel malların nelerden oluştuğu 220 nci maddede bentler halinde sayılmıştır. Bu mallar  kanundan ötürü kişisel mal sayılır. Ayrıca eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya iş­ letmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerini  kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Tasarının 221 inci maddesi eşlere bu imkânı tanımaktadır.  Edinilmiş malların nelerden oluştuğu ise, 219 uncu maddede beş bent halinde sayılmaktadır.  Aynı maddeye göre edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek  elde ettiği malvarlığı değerleridir. Böylece bir eşin çalışmasının karşılığı olan edinimleri, çalışma  gücünü kaybetmesi sebebiyle kendisine ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri, sosyal  güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının, sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler ve nihayet edinil­ miş malların yerine geçen değerler, bir eşin edinilmiş malı sayılacaktır. Bir eşin bütün malları aksi  ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilecek, eşlerden hangisine ait olduğu ispat  edilemeyen mallar, onların paylı mülkiyetinde sayılacaktır, (m. 222)  Tasarının 223 üncü maddesine göre, her eş yasal sınırlar içinde kişisel mallan ile edinilmiş  malları yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. An­ cak bir eş diğerinin rızası olmadıkça paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta  bulunamaz.  Tasarının 224 üncü maddesi eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı üçüncü kişilere kar­ şı bütün malvarlığıyla sorumlu olmasını öngörmektedir.  Tasarının 225 ve devamı maddelerinde rejimin sona ermesi halleri ile bu durumda tasfiyenin  nasıl yapılacağı, eşlerin paylarının nasıl hesaplanacağı, eklenecek değerler, kişisel mallar ile edinil­ miş mallar arasında denkleştirme, artık değer ve artık değerin paylaştırılması, aile konutu ve ev eş­ yası üzerinde sağ kalan eşe tanınan haklar düzenlenmektedir.  Edinilmiş mallara katılma rejiminin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Medenî Kanununun 196  ilâ 220 nci maddeleri hükümlerinden geniş ölçüde yararlanılmıştır. Hatta birkaç istisna dışında bu  hükümlerin tamamen adı geçen Kanundan alındığı da söylenebilir.  Yürürlükteki Kanunda yasal mal rejimi olarak kabul edilen "mal ayrılığı" rejimi, Tasarıda ak- dî rejim olarak üçüncü ayırımda düzenlenmiştir.  Dördüncü ayırımı oluşturan paylaşmalı mal ayrılığı rejimi mal ayrılığı rejiminin sakıncalarını  gidermek amacıyla kısmen edinilmiş mallara katılma rejimine benzeyen yeni bir rejim olarak  düzenlenmiştir.  Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, eşlerden her biri yasal sınırlar içinde kendi malvarlığı  üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf hakkına sahiptir. Bu husus 244 üncü maddede gayet açık  bir ifadeyle dile getirilmiştir. 246 nci madde uyarınca eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün  malvarlığıyla bizzat sorumlu olacaktır.  Paylaşmalı mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü, mahkemece ev­ liliğin iptaline, boşanmaya veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde sona erecek­ tir. Bu durumda rejimin tasfiyesine geçilecektir.  Tasarının 250 nci maddesi uyarınca, eşlerden biri tarafından bu rejimin kurulmasından sonra  edinilmiş olup da ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olan mallar ile ailenin  geleceğini güvence altına alma amacıyla yapılan yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler,  mal rejiminin sona ermesi hâlinde eşler arasında eşit olarak paylaşılacaktır. Ancak, manevî tazminat  alacakları ve miras yoluyla edinilen mallar ile karşılıksız kazandırmada bulunanın iradesinden açık­ ça anlaşılmadıkça, sağlararası veya ölüme bağlı tasarruflarla edinilen mallar eşler arasında paylaşa­ mayacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 4 - Getirilen 251 inci madde, eşlerden birinin diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan ön­ ce bir malı karşılıksız olarak elden çıkarması hâlinde hâkime, diğer eşin alacağı denkleştirme  bedelini hakkaniyete uygun biçimde belirleme yetkisi vermektedir.  Paylaşmanın açıkça hakkaniyete aykırı olduğunun veya istemde bulunan eşin mirasçılıktan  çıkarılmasını (ıskatını) gerektirecek davranışlarda bulunduğunun anlaşılması hâlinde hâkim, 252  nci madde uyarınca paylaştırma istemini reddedecektir.  Paylaştırma yöntemi 253 üncü maddede; "Paylaştırmanın aynen yapılmasına olanak yoksa,  malın maliki eş diğer eşin payını parayla ödeyebileceği gibi malı ona vererek kendi payına düşen  bedelin parayla ödenmesini isteyebilir. Paylaştırmada, paylaşım konusu olan malın edinilmesinden  doğan borçlar indirilir." şeklinde düzenlenmiştir.  Tasarı eşlerden birinin katkısından doğan hakkını da düzenlemektedir. Buna göre, eşlerden biri  diğerine ait olup paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına  hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, kat­ kısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilecektir.  Tasarı, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, eşlerden her birine, paylı mülkiyetteki bir  malın kendisine özgülenmesinde üstün yararı olduğunu ispat ederek eşine karşılığını ödemek  suretiyle bu malın kendisine özgülenmesini isteme hakkı tanımaktadır.  Tasarının 254 üncü maddesinde ekonomik ve sosyal açıdan korunması gereken eşi koruma  amacını taşıyan bir hüküm getirilmektedir. Buna göre, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona  erdirilmesi hâlinde, taraflardan birine ait olmakla beraber paylaşım konusu olan konutta paylaş­ madan sonra da hangisinin kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam edeceği konusunda tarafların  anlaşmaları mümkündür. Eğer taraflar bu konuda anlaşamazlarsa, hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa  iptal veya boşanma kararıyla birlikte bu hakka hangisinin sahip olacağına kendiliğinden, yani bir is­ tem olmaksızın karar verecektir. Hâkim karar verirken, olayın özelliklerini, tarafların ekonomik ve  sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulunduracaktır.  Anlaşma sonucunda bu hakkı elde eden eş veya anlaşmazlık hâlinde karar veren hâkim, bu  hakkın şerh edilmesini sağlamak üzere tapu idaresine bildirimde bulunacaklardır. Şerh süresinin  sonunda bu hak kendiliğinden sona erecektir.  Aile konutunda kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam etmesine mahkemece karar veril­ miş olan tarafın durumunda değişiklik olması, örneğin ekonomik durumunun iyileşmiş veya bu  arada kendisine miras yoluyla yeterince mal varlığı değeri kalmış olması durumunda, diğer taraf  hâkimden kararını yeniden gözden geçirmesini isteyebilecektir. Hâkim, şartlar gerektiriyorsa,  kararını değiştirebilecektir.  Eşlerden birinin ölümü hâlinde, tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanmış konut  varsa, sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine, miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edil­ mek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını 255 inci maddenin  birinci fıkrasına dayanarak isteyebilecektir. Bu hüküm sayesinde sağ kalan eşin birlikte yaşadıkları  ve acı tatlı hatıralarla dolu olan aile konutunda yaşantısını sürdürmesi mümkün olacaktır.  Beşinci bölümde düzenlenen "mal ortaklığına ilişkin hükümler büyük ölçüde İsviçre Medenî  Kanununun 221 ilâ 246 ncı maddelerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 15 -
- 1 4 - Getirilen 251 inci madde, eşlerden birinin diğer eşin payını azaltmak kastıyla paylaşmadan ön­ ce bir malı karşılıksız olarak elden çıkarması hâlinde hâkime, diğer eşin alacağı denkleştirme  bedelini hakkaniyete uygun biçimde belirleme yetkisi vermektedir.  Paylaşmanın açıkça hakkaniyete aykırı olduğunun veya istemde bulunan eşin mirasçılıktan  çıkarılmasını (ıskatını) gerektirecek davranışlarda bulunduğunun anlaşılması hâlinde hâkim, 252  nci madde uyarınca paylaştırma istemini reddedecektir.  Paylaştırma yöntemi 253 üncü maddede; "Paylaştırmanın aynen yapılmasına olanak yoksa,  malın maliki eş diğer eşin payını parayla ödeyebileceği gibi malı ona vererek kendi payına düşen  bedelin parayla ödenmesini isteyebilir. Paylaştırmada, paylaşım konusu olan malın edinilmesinden  doğan borçlar indirilir." şeklinde düzenlenmiştir.  Tasarı eşlerden birinin katkısından doğan hakkını da düzenlemektedir. Buna göre, eşlerden biri  diğerine ait olup paylaştırma dışı kalan bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına  hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, kat­ kısı oranında hakkaniyete uygun bir bedel ödenmesini isteyebilecektir.  Tasarı, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, eşlerden her birine, paylı mülkiyetteki bir  malın kendisine özgülenmesinde üstün yararı olduğunu ispat ederek eşine karşılığını ödemek  suretiyle bu malın kendisine özgülenmesini isteme hakkı tanımaktadır.  Tasarının 254 üncü maddesinde ekonomik ve sosyal açıdan korunması gereken eşi koruma  amacını taşıyan bir hüküm getirilmektedir. Buna göre, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona  erdirilmesi hâlinde, taraflardan birine ait olmakla beraber paylaşım konusu olan konutta paylaş­ madan sonra da hangisinin kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam edeceği konusunda tarafların  anlaşmaları mümkündür. Eğer taraflar bu konuda anlaşamazlarsa, hâkim hakkaniyet gerektiriyorsa  iptal veya boşanma kararıyla birlikte bu hakka hangisinin sahip olacağına kendiliğinden, yani bir is­ tem olmaksızın karar verecektir. Hâkim karar verirken, olayın özelliklerini, tarafların ekonomik ve  sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulunduracaktır.  Anlaşma sonucunda bu hakkı elde eden eş veya anlaşmazlık hâlinde karar veren hâkim, bu  hakkın şerh edilmesini sağlamak üzere tapu idaresine bildirimde bulunacaklardır. Şerh süresinin  sonunda bu hak kendiliğinden sona erecektir.  Aile konutunda kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya devam etmesine mahkemece karar veril­ miş olan tarafın durumunda değişiklik olması, örneğin ekonomik durumunun iyileşmiş veya bu  arada kendisine miras yoluyla yeterince mal varlığı değeri kalmış olması durumunda, diğer taraf  hâkimden kararını yeniden gözden geçirmesini isteyebilecektir. Hâkim, şartlar gerektiriyorsa,  kararını değiştirebilecektir.  Eşlerden birinin ölümü hâlinde, tereke malları arasında ev eşyası veya birlikte yaşanmış konut  varsa, sağ kalan eş bunlar üzerinde kendisine, miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edil­ mek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını 255 inci maddenin  birinci fıkrasına dayanarak isteyebilecektir. Bu hüküm sayesinde sağ kalan eşin birlikte yaşadıkları  ve acı tatlı hatıralarla dolu olan aile konutunda yaşantısını sürdürmesi mümkün olacaktır.  Beşinci bölümde düzenlenen "mal ortaklığına ilişkin hükümler büyük ölçüde İsviçre Medenî  Kanununun 221 ilâ 246 ncı maddelerinden yararlanılarak kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 5 - 2) HISIMLIK KISMI  Yürürlükteki Kanunda aile hukuku kitabının ikinci kısmının başlığı "Hısımlar" biçimindedir.  Bu kısımda hısımlardan çok hısımlığın nasıl doğacağı veya kurulacağı ve hısımlık ilişkisinin hukukî  sonuçları düzenlenmekte olduğundan, başlık kaynak Kanuna da uygun olarak "Hısımlık" şeklinde  değiştirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun bu kısmı, "Nesebi Sahih Çocuklar", "Nesebi Sahih Olmayan Çocuk" ve  "Aile" başlıklarını taşıyan üç bölümden (babtan) oluşmakta iken, Tasarıda iki bölüm hâlinde düzen­ lenmiştir. Zira bu sistematik aynen İsviçre'de 1 Ocak 1978 tarihinde gerçekleşen değişiklikle uyum­ lu olarak "sahih nesep", "sahih olmayan nesep" ayrılığına son vermektedir. Bu itibarla birinci  bölümün başlığı "Nesebi Sahih Çocuklar" yerine "Soybağının Kurulması" şeklinde değiştirilmiştir.  Nesep terimi çok eskimiş olduğu ve çoğu kez "mezhep" terimiyle karışıklığa sebep olduğu için,  Tasarıda arı Türkçe bir sözcük olan "soybağı" şekline dönüştürülmüştür. İkinci bölüm "Aile" baş­ lığını taşımaktadır.  a) Soybağının Kurulması Bölümü  Bu bölüm "Genel Hükümler", "Kocanın Babalığı", "Tanıma ve Babalık Hükmü", "Evlât Edin­ me", "Soybağının Hükümleri", "Velayet" ve "Çocuk Malları" olmak üzere yedi ayırım şeklinde  düzenlenmiştir.  "Genel Hükümler" başlığını taşıyan ve yürürlükteki Kanunda olmayan birinci ayırımda çocuk  ile ana ve çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına ilişkin genel kurallara yer verilmiştir.  Bu ayırımda 282 nci maddenin birinci fıkrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getir­ mekle birlikte, Medenî Kanunun soybağını düzenleyen hükümlerinde çocuk ile baba arasında ol­ duğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu açıklayan bir hükmün bulun­ ması gereğini yerine getirmektedir. İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını  sağlayan hukukî olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına  kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak evlilik, tanıma veya hâkim kararıdır. Üçüncü fıkrada  da soybağının kurulmasını sağlayan "evlât edinme" belirtilmektedir.  Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan 282 nci madde kaleme alınırken kaynak İsviçre  Medenî Kanununda yapılan ve 1978 yılı başında yürürlüğe giren değişiklik örnek alınmıştır.  İkinci ayırım "Kocanın Babalığı" başlığını taşımaktadır. Bu ayırımda evliliğe dayalı "babalık  karinesi" ile bunun sonuçları düzenlendikten hemen sonra, "sonradan evlenme" sayesinde evlilik  içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere kendiliğinden tâbi olma, yani koca ile çocuk arasın­ da soybağının kurulması, kocanın babalığının bu sayede hukuken kabullenilmesi olanağı da yer al­ makta ve yürürlükteki Kanunun ikinci fasılında olduğu gibi "Nesebin Tashihi" şeklinde bir başlık  altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir.  Bu ayırımın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu doğuran kadın ile evli  olan kişi olması hâline işaret etmek üzere "Kocanın Babalığı" şeklinde belirlenmiştir. Bu ayırımda  çocuğu doğuran kadın ile evli olan veya evliliği sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı  düzenlenmektedir.  Soybağının reddi konusunu düzenleyen 286 nci maddenin ikinci fıkrasında, ilgili olan çocuğa  da dava hakkının tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 16 -
- 1 5 - 2) HISIMLIK KISMI  Yürürlükteki Kanunda aile hukuku kitabının ikinci kısmının başlığı "Hısımlar" biçimindedir.  Bu kısımda hısımlardan çok hısımlığın nasıl doğacağı veya kurulacağı ve hısımlık ilişkisinin hukukî  sonuçları düzenlenmekte olduğundan, başlık kaynak Kanuna da uygun olarak "Hısımlık" şeklinde  değiştirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun bu kısmı, "Nesebi Sahih Çocuklar", "Nesebi Sahih Olmayan Çocuk" ve  "Aile" başlıklarını taşıyan üç bölümden (babtan) oluşmakta iken, Tasarıda iki bölüm hâlinde düzen­ lenmiştir. Zira bu sistematik aynen İsviçre'de 1 Ocak 1978 tarihinde gerçekleşen değişiklikle uyum­ lu olarak "sahih nesep", "sahih olmayan nesep" ayrılığına son vermektedir. Bu itibarla birinci  bölümün başlığı "Nesebi Sahih Çocuklar" yerine "Soybağının Kurulması" şeklinde değiştirilmiştir.  Nesep terimi çok eskimiş olduğu ve çoğu kez "mezhep" terimiyle karışıklığa sebep olduğu için,  Tasarıda arı Türkçe bir sözcük olan "soybağı" şekline dönüştürülmüştür. İkinci bölüm "Aile" baş­ lığını taşımaktadır.  a) Soybağının Kurulması Bölümü  Bu bölüm "Genel Hükümler", "Kocanın Babalığı", "Tanıma ve Babalık Hükmü", "Evlât Edin­ me", "Soybağının Hükümleri", "Velayet" ve "Çocuk Malları" olmak üzere yedi ayırım şeklinde  düzenlenmiştir.  "Genel Hükümler" başlığını taşıyan ve yürürlükteki Kanunda olmayan birinci ayırımda çocuk  ile ana ve çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına ilişkin genel kurallara yer verilmiştir.  Bu ayırımda 282 nci maddenin birinci fıkrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getir­ mekle birlikte, Medenî Kanunun soybağını düzenleyen hükümlerinde çocuk ile baba arasında ol­ duğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu açıklayan bir hükmün bulun­ ması gereğini yerine getirmektedir. İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasını  sağlayan hukukî olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile baba arasında soybağının kurulmasına  kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak evlilik, tanıma veya hâkim kararıdır. Üçüncü fıkrada  da soybağının kurulmasını sağlayan "evlât edinme" belirtilmektedir.  Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan 282 nci madde kaleme alınırken kaynak İsviçre  Medenî Kanununda yapılan ve 1978 yılı başında yürürlüğe giren değişiklik örnek alınmıştır.  İkinci ayırım "Kocanın Babalığı" başlığını taşımaktadır. Bu ayırımda evliliğe dayalı "babalık  karinesi" ile bunun sonuçları düzenlendikten hemen sonra, "sonradan evlenme" sayesinde evlilik  içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere kendiliğinden tâbi olma, yani koca ile çocuk arasın­ da soybağının kurulması, kocanın babalığının bu sayede hukuken kabullenilmesi olanağı da yer al­ makta ve yürürlükteki Kanunun ikinci fasılında olduğu gibi "Nesebin Tashihi" şeklinde bir başlık  altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir.  Bu ayırımın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu doğuran kadın ile evli  olan kişi olması hâline işaret etmek üzere "Kocanın Babalığı" şeklinde belirlenmiştir. Bu ayırımda  çocuğu doğuran kadın ile evli olan veya evliliği sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı  düzenlenmektedir.  Soybağının reddi konusunu düzenleyen 286 nci maddenin ikinci fıkrasında, ilgili olan çocuğa  da dava hakkının tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 6 - Tasarının 288 inci maddesinin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinden farklı olarak "yüz sek­ sen günlük süre" bir ölçü olarak zikredilmemiş, sadece "evlenmeden önce...ana rahmine düşmüşse"  deyimi kullanılmıştır. Çünkü evlilik içinde ana rahmine düşmüş olma olgusunun hangi durumda  kabul edileceği, yüz seksen günlük süre ölçüsü de zikredilmek suretiyle zaten bir önceki maddede  düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce ana rahmine'düşmenin ne zaman söz  konusu olacağını da ortaya koymaktadır.  Tasarının 289 uncu maddesiyle yürürlükteki Kanunda öngörülen bir aylık dava açma süresi bir  ve beş yıllık süreler hâline getirilmiştir.  "Karinelerin çakışması" kenar başlığını taşıyan 290 inci madde ile yürürlükteki Kanunda  düzenlenmemiş olan önemli bir konu hükme bağlanmaktadır. Kaynak Kanundan esinlenerek  kaleme alınan bu maddeye göre, çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmeden  önce doğmuş ve ana da bu arada, yani çocuk doğmadan önce yeniden evlenmiş olursa, ikinci ev­ lilikteki koca baba sayılacaktır. Ancak bu karine âdi bir karine mahiyetindedir, yani aksi ispat­ lanarak çürütülebilir. Bu durumda ise, sona eren birinci evlilikteki koca baba sayılacaktır.  Diğer ilgililerin dava hakkının düzenlendiği 291 inci maddenin ikinci fıkrasıyla, ergin olmayan  çocuğun dava hakkı hükme bağlanmaktadır. Davayı çocuk adına kayyım açacaktır. Kayyım, atan­ ma kararının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilecektir.  292, 293 ve 294 üncü maddeler yürürlükteki Kanunun "Nesebin Tashihi" başlığını taşıyan 247  ve devamı maddelerini karşılamaktadır. Madde sonradan evlenme yoluyla çocuk ile koca arasında  soybağı kurabilme imkânını düzenlemektedir. Bu durumda çocuk kendiliğinden evlilik içinde  doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olacaktır.  Üçüncü ayırım "Tanıma ve Babalık Hükmü" başlığı altında çocuk ile babası arasındaki soy­ bağının "tanıma" ve "babalığa mahkemece karar verilmesi" yoluyla kurulmasını düzenlemektedir.  Tasarıda "sahih nesep -sahih olmayan nesep" farklılığı kaldırıldığı için tanıma ve babalık hükmü,  yürürlükteki Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağının hükümlerinden önce düzenlenmiş­ tir. Tanıma ve babalık hükmü çocuk ile baba arasında "sahih olmayan (gayri sahih) nesep" değil,  normal bir soybağı kurmaktadır.  Tanımanın koşullarını ve şeklini düzenleyen 295 inci maddede, şartları varsa tanımanın  babanın babası tarafından da yapılmasına imkân tanıyan yürürlükteki hükme yer verilmemiştir.  Şekil konusunda yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî senet veya vasiyetname ile  yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuruda bulunmak suretiyle de  yapılmasına imkân sağlanmıştır.  Dördüncü ayırımda "Evlât Edinme" düzenlenmektedir. Tasarıyla getirilen yeni düzenleme, ev­ lât edinme konusunda büyük değişiklikleri içermektedir. Bu değişiklikler aşağıda ilgili maddelerde  açıklanacaktır.  Küçüklerin, yani henüz ergin olmamış bulunan kişilerin evlât edinilmesi, onların evlât edinen  tarafından iki yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmaları koşuluna bağlanmıştır, (m.305) Bir son­ raki 306 ncı madde uyarınca, evli olmayanların birlikte evlât edinmeleri mümkün olmayacak, an­ cak eşler birlikte evlât edinebileceklerdir. Ancak eşlerden biri en az iki yıldan beri evli olmaları  veya otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğer eşin önceki evliliğinden olan çocuğunu ev­ lât edinebilecektir. Bu hüküm, birinci fıkra hükmünün istisnasını oluşturmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 17 -
- 1 6 - Tasarının 288 inci maddesinin birinci fıkrasında, yürürlükteki metinden farklı olarak "yüz sek­ sen günlük süre" bir ölçü olarak zikredilmemiş, sadece "evlenmeden önce...ana rahmine düşmüşse"  deyimi kullanılmıştır. Çünkü evlilik içinde ana rahmine düşmüş olma olgusunun hangi durumda  kabul edileceği, yüz seksen günlük süre ölçüsü de zikredilmek suretiyle zaten bir önceki maddede  düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce ana rahmine'düşmenin ne zaman söz  konusu olacağını da ortaya koymaktadır.  Tasarının 289 uncu maddesiyle yürürlükteki Kanunda öngörülen bir aylık dava açma süresi bir  ve beş yıllık süreler hâline getirilmiştir.  "Karinelerin çakışması" kenar başlığını taşıyan 290 inci madde ile yürürlükteki Kanunda  düzenlenmemiş olan önemli bir konu hükme bağlanmaktadır. Kaynak Kanundan esinlenerek  kaleme alınan bu maddeye göre, çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmeden  önce doğmuş ve ana da bu arada, yani çocuk doğmadan önce yeniden evlenmiş olursa, ikinci ev­ lilikteki koca baba sayılacaktır. Ancak bu karine âdi bir karine mahiyetindedir, yani aksi ispat­ lanarak çürütülebilir. Bu durumda ise, sona eren birinci evlilikteki koca baba sayılacaktır.  Diğer ilgililerin dava hakkının düzenlendiği 291 inci maddenin ikinci fıkrasıyla, ergin olmayan  çocuğun dava hakkı hükme bağlanmaktadır. Davayı çocuk adına kayyım açacaktır. Kayyım, atan­ ma kararının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde soybağının reddi davasını açabilecektir.  292, 293 ve 294 üncü maddeler yürürlükteki Kanunun "Nesebin Tashihi" başlığını taşıyan 247  ve devamı maddelerini karşılamaktadır. Madde sonradan evlenme yoluyla çocuk ile koca arasında  soybağı kurabilme imkânını düzenlemektedir. Bu durumda çocuk kendiliğinden evlilik içinde  doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olacaktır.  Üçüncü ayırım "Tanıma ve Babalık Hükmü" başlığı altında çocuk ile babası arasındaki soy­ bağının "tanıma" ve "babalığa mahkemece karar verilmesi" yoluyla kurulmasını düzenlemektedir.  Tasarıda "sahih nesep -sahih olmayan nesep" farklılığı kaldırıldığı için tanıma ve babalık hükmü,  yürürlükteki Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağının hükümlerinden önce düzenlenmiş­ tir. Tanıma ve babalık hükmü çocuk ile baba arasında "sahih olmayan (gayri sahih) nesep" değil,  normal bir soybağı kurmaktadır.  Tanımanın koşullarını ve şeklini düzenleyen 295 inci maddede, şartları varsa tanımanın  babanın babası tarafından da yapılmasına imkân tanıyan yürürlükteki hükme yer verilmemiştir.  Şekil konusunda yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî senet veya vasiyetname ile  yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuruda bulunmak suretiyle de  yapılmasına imkân sağlanmıştır.  Dördüncü ayırımda "Evlât Edinme" düzenlenmektedir. Tasarıyla getirilen yeni düzenleme, ev­ lât edinme konusunda büyük değişiklikleri içermektedir. Bu değişiklikler aşağıda ilgili maddelerde  açıklanacaktır.  Küçüklerin, yani henüz ergin olmamış bulunan kişilerin evlât edinilmesi, onların evlât edinen  tarafından iki yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmaları koşuluna bağlanmıştır, (m.305) Bir son­ raki 306 ncı madde uyarınca, evli olmayanların birlikte evlât edinmeleri mümkün olmayacak, an­ cak eşler birlikte evlât edinebileceklerdir. Ancak eşlerden biri en az iki yıldan beri evli olmaları  veya otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğer eşin önceki evliliğinden olan çocuğunu ev­ lât edinebilecektir. Bu hüküm, birinci fıkra hükmünün istisnasını oluşturmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 7 - Eşlerin bir kimseyi birlikte evlât edinebilmeleri için, en az beş yıldan beri evli olmaları veya  otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekecektir. Böylece yürürlükteki Kanunun öngördüğü yaş,  otuz beşten "otuza" indirilmiş olmaktadır. Yapılan bu yeni düzenlemeyle örneğin iki yıldan beri ev­ li olmakla birlikte otuz yaşını doldurmuş bulunan eşler evlât edinebilecekleri gibi, henüz otuz yaşını  doldurmamış olmakla beraber en az beş yıldır evli olan eşler de evlât edinebileceklerdir.  Tek başına evlât edinmenin düzenlendiği 307 nci maddeye göre, evli olmayan bir kimse otuz  yaşını doldurmuş olduğu takdirde tek başına evlât edinebilecektir.  Aynı madde uyarınca, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli  olarak yoksunluğunu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da iki yıl­ dan beri mahkeme kararıyla eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin  mümkün olmadığını ispat ederse, tek başına evlât edinebilecektir. Bu hüküm bir önceki maddeyle  getirilen "eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri" kuralının istisnasını oluşturmaktadır.  Tasarıyla yeni getirilen 312 nci maddenin birinci fıkrası, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla  bu işlerle görevli bir kuruma yerleştirilmesi ve ana ve babadan birinin rızasının bulunmaması hâlin­ de, kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, evlât edinen veya evlât edinmeye aracılık yapan  kurumun istemi üzerine, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar verebilmesini düzenlemek­ tedir. Üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine  getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması kararının kendisine yazılı olarak bildirilebileceğini  hükme bağlamaktadır.  Tasarı, küçüklerin evlât edinilmesinde yürürlükteki Kanundan ayrılarak, evlât edinenin "nesebi  sahih furuunun bulunmaması" şartını benimsememiş, böylece altsoyu bulunsa dahi bir kimsenin bir  veya birden fazla küçüğü evlât edinebilmesine olanak tanımıştır. Oysa Tasarıda erginlerin ve kısıt­ lıların evlât edinilmesi, evlât edinenin altsoyunun bulunmaması koşuluna bağlanmıştır. Böylece  küçükler ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde farklı bir yol izlenmiştir. Erginlerin ve  kısıtlıların evlât edinebilmeleri 313 üncü maddede üç bent hâlinde şu hâllere indirgenmiştir:  1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafın­ dan en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,  2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,  3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile  halinde birlikte yaşamakta ise.  Evlât edinme kararının, evlât edinenin oturmayeri; birlikte evlât edinmede eşlerden birinin  oturmayeri mahkemesince verileceği 315 inci maddeyle öngörülmüştür. Bunu izleyen maddede,  evlât edinmeye ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasın­ dan ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verileceği vurgulanmaktadır.  Bu aşamada, evlât edinenin altsoyu varsa onların evlât edinmeyle ilgili tavır ve düşüncelerinin de  değerlendirilmesi gerekecektir.  Tasarının 320 nci maddesi yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan "evlâtlık işlemlerinde  aracılık" kurumunu hükme bağlamaktadır. Uygulamada çoğu kişiler evlât edinmeyi, bir çok aileler  de kendi çocuklarının evlât edinilmesini arzuladıkları hâlde, bunları bir araya getiren kurumlar ve  bu kurumların yasal statülerini düzenleyen hükümler mevcut olmadığı için, Ülkemizde evlât edin­ me işlemleri sağlıklı ve etkin biçimde gerçekleştirilememektedir. Yeni getirilen bu madde, Ül- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 18 -
- 1 7 - Eşlerin bir kimseyi birlikte evlât edinebilmeleri için, en az beş yıldan beri evli olmaları veya  otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekecektir. Böylece yürürlükteki Kanunun öngördüğü yaş,  otuz beşten "otuza" indirilmiş olmaktadır. Yapılan bu yeni düzenlemeyle örneğin iki yıldan beri ev­ li olmakla birlikte otuz yaşını doldurmuş bulunan eşler evlât edinebilecekleri gibi, henüz otuz yaşını  doldurmamış olmakla beraber en az beş yıldır evli olan eşler de evlât edinebileceklerdir.  Tek başına evlât edinmenin düzenlendiği 307 nci maddeye göre, evli olmayan bir kimse otuz  yaşını doldurmuş olduğu takdirde tek başına evlât edinebilecektir.  Aynı madde uyarınca, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli  olarak yoksunluğunu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da iki yıl­ dan beri mahkeme kararıyla eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmesinin  mümkün olmadığını ispat ederse, tek başına evlât edinebilecektir. Bu hüküm bir önceki maddeyle  getirilen "eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri" kuralının istisnasını oluşturmaktadır.  Tasarıyla yeni getirilen 312 nci maddenin birinci fıkrası, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla  bu işlerle görevli bir kuruma yerleştirilmesi ve ana ve babadan birinin rızasının bulunmaması hâlin­ de, kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, evlât edinen veya evlât edinmeye aracılık yapan  kurumun istemi üzerine, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar verebilmesini düzenlemek­ tedir. Üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine  getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması kararının kendisine yazılı olarak bildirilebileceğini  hükme bağlamaktadır.  Tasarı, küçüklerin evlât edinilmesinde yürürlükteki Kanundan ayrılarak, evlât edinenin "nesebi  sahih furuunun bulunmaması" şartını benimsememiş, böylece altsoyu bulunsa dahi bir kimsenin bir  veya birden fazla küçüğü evlât edinebilmesine olanak tanımıştır. Oysa Tasarıda erginlerin ve kısıt­ lıların evlât edinilmesi, evlât edinenin altsoyunun bulunmaması koşuluna bağlanmıştır. Böylece  küçükler ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde farklı bir yol izlenmiştir. Erginlerin ve  kısıtlıların evlât edinebilmeleri 313 üncü maddede üç bent hâlinde şu hâllere indirgenmiştir:  1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafın­ dan en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,  2. Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise,  3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile  halinde birlikte yaşamakta ise.  Evlât edinme kararının, evlât edinenin oturmayeri; birlikte evlât edinmede eşlerden birinin  oturmayeri mahkemesince verileceği 315 inci maddeyle öngörülmüştür. Bunu izleyen maddede,  evlât edinmeye ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasın­ dan ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verileceği vurgulanmaktadır.  Bu aşamada, evlât edinenin altsoyu varsa onların evlât edinmeyle ilgili tavır ve düşüncelerinin de  değerlendirilmesi gerekecektir.  Tasarının 320 nci maddesi yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan "evlâtlık işlemlerinde  aracılık" kurumunu hükme bağlamaktadır. Uygulamada çoğu kişiler evlât edinmeyi, bir çok aileler  de kendi çocuklarının evlât edinilmesini arzuladıkları hâlde, bunları bir araya getiren kurumlar ve  bu kurumların yasal statülerini düzenleyen hükümler mevcut olmadığı için, Ülkemizde evlât edin­ me işlemleri sağlıklı ve etkin biçimde gerçekleştirilememektedir. Yeni getirilen bu madde, Ül- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 8 - kemizde bu alanda mevcut olan söz konusu eksikliği gidermek amacını taşımaktadır. Bu yeni hük­ me göre, evlât edinme işlemlerinde aracılık sadece Devletin kendi yetkili kurumları tarafından  yapılabilecek, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri bu faaliyetleri yürütemeyeceklerdir.  Küçüklerin evlât edinilebilmeleri için, ayırt etme gücüne sahip bulunan küçüğün rızası gerek­ li olduğu gibi, ana ve babasının rızası da gerekecektir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının otur­ dukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanmak suretiyle tutanağa geçirilecektir  (m.309). Ancak, rıza küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemeyecektir.  Ana ve babaya, verdikleri rızayı bir defa geri alabilmeleri imkânı tanınmıştır. Ancak, geri almadan  sonra verilecek rıza kesin rıza sayılacaktır (m.310).  Beşinci ayırım "Soybağınm Hükümleri" başlığını taşımakta ve yürürlükteki Kanunun 259 ilâ  261 inci maddelerinin yer aldığı "Nesep Sıhhatinin Umumî Hükümleri" başlıklı dördüncü faslını  karşılamaktadır.  Çocuğun soyadı konusunun düzenlendiği 321 inci maddeye göre çocuk, ana ve baba evliyse  ailenin soyadını taşıyacaktır. Eğer ana ve baba evli değilse, yani çocuk yasal olmayan bir birleşme  sonucunda dünyaya gelmişse, ananın soyadını taşıyacaktır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı  çifte soyadı taşımakta ise, o zaman çocuk onun bekârlık (kızlık) soyadını taşıyacaktır.  Tasarıyla yeni getirilen 323 üncü madde ana ve babanın, kendi velayetleri altında bulunmayan,  örneğin ana ve babadan alınarak başka bir kimsenin koruma ve gözetimine bırakılmış olan çocuk  ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasını isteme haklarını düzenlemektedir. Bir sonraki 324  üncü madde ise, ana ve babanın bir önceki madde uyarınca çocuk ile kurabilecekleri kişisel ilişkinin  sınırlarını belirlemektedir. Buna göre, ana ve babadan herbiri diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini  zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorundadırlar.  İkinci fıkrada belirlenen hâllerde kişisel ilişki kurma hakkının reddedilmesi veya onlardan geri alın­ ması söz konusu olacaktır.  Yeni getirilen 325 inci madde ise olağanüstü hâllerin mevcut olması durumunda çocuğun men­ faatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere,  özellikle hısımlara da tanınabilmesini hükme bağlamaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasıyla ilgili bütün  düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi yetkili kılınmıştır, (m.326) Ancak, aynı madde  uyarınca, çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip  veya çocuk kendisine bırakılmış olan kimsenin rızası dışında kişisel ilişki uygulanması mümkün  olmayacaktır. Örneğin çocuğun korunması ve gözetimi bir başka kimseye bırakılmışsa, mahkemece  düzenleme yapılıncaya kadar ana ve baba, çocuğun kendisine bırakıldığı bu kimsenin rızası ol­ madıkça çocukları ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.  Çocuğun bakımıyla ilgili olarak getirilen yeni 328 inci madde, ana ve babanın bakım borcunun  çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğini, ancak çocuk ergin olmuş olsa bile bakım borcunun  çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar ana ve babadan durum ve koşullara göre beklenebilecek  ölçüde olmak üzere devam edeceğini hükme bağlamaktadır.  Tasarının 329 uncu maddesi yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan "nafaka davası açma hak- kı"nı düzenlemektedir. Buna göre, küçüğe fiilen bakan ana veya baba diğerine karşı doğrudan doğ­ ruya kendi adına nafaka davası açabilecektir. Küçük de ayırt etme gücüne sahip ise nafaka davası  açabilecek, sahip değilse onun adına bu davayı atanacak kayyım veya vasi açabilecektir. Nafaka  miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak  belirlenecek ve her ay peşin olarak ödenecektir. Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine  nafaka miktarını yeniden belirleyecek veya kaldıracaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 19 -
- 1 8 - kemizde bu alanda mevcut olan söz konusu eksikliği gidermek amacını taşımaktadır. Bu yeni hük­ me göre, evlât edinme işlemlerinde aracılık sadece Devletin kendi yetkili kurumları tarafından  yapılabilecek, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri bu faaliyetleri yürütemeyeceklerdir.  Küçüklerin evlât edinilebilmeleri için, ayırt etme gücüne sahip bulunan küçüğün rızası gerek­ li olduğu gibi, ana ve babasının rızası da gerekecektir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının otur­ dukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanmak suretiyle tutanağa geçirilecektir  (m.309). Ancak, rıza küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilemeyecektir.  Ana ve babaya, verdikleri rızayı bir defa geri alabilmeleri imkânı tanınmıştır. Ancak, geri almadan  sonra verilecek rıza kesin rıza sayılacaktır (m.310).  Beşinci ayırım "Soybağınm Hükümleri" başlığını taşımakta ve yürürlükteki Kanunun 259 ilâ  261 inci maddelerinin yer aldığı "Nesep Sıhhatinin Umumî Hükümleri" başlıklı dördüncü faslını  karşılamaktadır.  Çocuğun soyadı konusunun düzenlendiği 321 inci maddeye göre çocuk, ana ve baba evliyse  ailenin soyadını taşıyacaktır. Eğer ana ve baba evli değilse, yani çocuk yasal olmayan bir birleşme  sonucunda dünyaya gelmişse, ananın soyadını taşıyacaktır. Ancak, ana önceki evliliğinden dolayı  çifte soyadı taşımakta ise, o zaman çocuk onun bekârlık (kızlık) soyadını taşıyacaktır.  Tasarıyla yeni getirilen 323 üncü madde ana ve babanın, kendi velayetleri altında bulunmayan,  örneğin ana ve babadan alınarak başka bir kimsenin koruma ve gözetimine bırakılmış olan çocuk  ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasını isteme haklarını düzenlemektedir. Bir sonraki 324  üncü madde ise, ana ve babanın bir önceki madde uyarınca çocuk ile kurabilecekleri kişisel ilişkinin  sınırlarını belirlemektedir. Buna göre, ana ve babadan herbiri diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini  zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak zorundadırlar.  İkinci fıkrada belirlenen hâllerde kişisel ilişki kurma hakkının reddedilmesi veya onlardan geri alın­ ması söz konusu olacaktır.  Yeni getirilen 325 inci madde ise olağanüstü hâllerin mevcut olması durumunda çocuğun men­ faatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere,  özellikle hısımlara da tanınabilmesini hükme bağlamaktadır. Bu ilişkilerin kurulmasıyla ilgili bütün  düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi yetkili kılınmıştır, (m.326) Ancak, aynı madde  uyarınca, çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velayet hakkına sahip  veya çocuk kendisine bırakılmış olan kimsenin rızası dışında kişisel ilişki uygulanması mümkün  olmayacaktır. Örneğin çocuğun korunması ve gözetimi bir başka kimseye bırakılmışsa, mahkemece  düzenleme yapılıncaya kadar ana ve baba, çocuğun kendisine bırakıldığı bu kimsenin rızası ol­ madıkça çocukları ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.  Çocuğun bakımıyla ilgili olarak getirilen yeni 328 inci madde, ana ve babanın bakım borcunun  çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğini, ancak çocuk ergin olmuş olsa bile bakım borcunun  çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar ana ve babadan durum ve koşullara göre beklenebilecek  ölçüde olmak üzere devam edeceğini hükme bağlamaktadır.  Tasarının 329 uncu maddesi yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan "nafaka davası açma hak- kı"nı düzenlemektedir. Buna göre, küçüğe fiilen bakan ana veya baba diğerine karşı doğrudan doğ­ ruya kendi adına nafaka davası açabilecektir. Küçük de ayırt etme gücüne sahip ise nafaka davası  açabilecek, sahip değilse onun adına bu davayı atanacak kayyım veya vasi açabilecektir. Nafaka  miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak  belirlenecek ve her ay peşin olarak ödenecektir. Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine  nafaka miktarını yeniden belirleyecek veya kaldıracaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 9 - Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hüküm­ den önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilecektir. Soybağı tespit edilirse  davalı uygun nafaka miktarını depo etmeye veya geçici olarak ödemeye mahkûm edilebilecektir.  Yürürlükteki Kanunda bulunmayan yeni bir maddede (m.334) ana ve babanın nafaka yüküm­ lülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine dair veri oluşturan bazı hâller sayılmakta ve bun­ ların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence sağlamaya mahkûm edebileceği  yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği hükme bağlanmaktadır.  Altıncı ayırım "Velayet" konusunu düzenlemektedir. Bu ayırım yürürlükteki Kanunun yedinci  babının beşinci faslını karşılamaktadır. Bu ayırımda yer alan maddelerin bazıları İsviçre Medenî  Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden esinlenilerek düzenlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan,  bazıları ise 1984 tarihli Öntasarıdan alınmıştır.  Tasarının 335 inci maddesinde ergin olmayan çocuklar üzerinde velayet hakkının ana ve  babaya ait olduğu kuralı tekrarlandıktan sonra, 336 ncı maddede evlilik devam ettiği sürece ana ve  babanın velayeti birlikte kullanacakları vurgulanmaktadır. Yürürlükteki Kanunun velayetin yürütül­ mesinde ana ve babanın anlaşamamaları hâlinde babanın oyuna üstünlük tanıyan 263 üncü mad­ desindeki hüküm, kadın-erkek eşitliğini bozmakta olduğundan Tasarının bu maddesine alınmamıştır.  Tasarıya yeni konulan 337 nci maddeyle, ana ve baba evli değilse velayetin anaya ait olduğu  hükme bağlanmıştır. Ancak, aynı maddede ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da velayetin  kendisinden alınmış olması durumunda, hâkimin çocuğun menfaatine göre çocuğa vasi atama ya da  velayeti babaya verme konusunda yetkili olduğu açıklanmaktadır.  Yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan bir başka konu da yeni 338 inci maddeyle hükme  bağlanmıştır. Buna göre, eşler ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yüküm­ lüdürler. Bir eş, kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşine uygun bir şekilde yardımcı olacak,  hatta durum ve koşullar zorunlu kılarsa çocuğun ihtiyaçları için onu temsil edecektir. Bu madde  hükmü, bir sosyal ahlâk gerekliliğini, Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine  çıkarmaktadır.  "Çocuk Malları" başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen maddelerde yürürlükteki  Kanuna nazaran büyük ve önemli değişiklik olmamıştır.  Değişiklik getiren bir hüküm 354 üncü maddededir. Yürürlükteki Kanun çocuk malları üzerin­ de istifade (yararlanma) hakkı tanırken, Tasarı daha sınırlı bir anlamı olan "kullanma" deyimini ter­ cih etmiş, böylece de çocuğu korumak amacıyla, ana ve babanın çocuk mallarını sadece kul­ lanabilecekleri, onlardan yararlanamayacakları hükme bağlanmıştır.  355 inci maddeyle getirilen değişiklik, çocuk mallarının gelirlerinin çocuğa sarfedilmesinden  sonra artan kısmın aile ihtiyacına sarfedileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı  şeklindedir.  Kısmen kaynak Kanunun 320 nci maddesinden alman yeni 356 ncı maddede, çocuğa yapılan  sermaye biçimindeki ödemelerin, tazminat ödemelerinin ve maddî değeri olan benzeri edimlerin,  olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme bağlan­ maktadır. İkinci fıkra, çocuğun bakımı, eğitimi ve yetiştirilmesi için zorunluluk varsa, hâkimin ana  ve babaya, belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisi tanıyabileceğini  belirtmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 20 -
- 1 9 - Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim, babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hüküm­ den önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilecektir. Soybağı tespit edilirse  davalı uygun nafaka miktarını depo etmeye veya geçici olarak ödemeye mahkûm edilebilecektir.  Yürürlükteki Kanunda bulunmayan yeni bir maddede (m.334) ana ve babanın nafaka yüküm­ lülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine dair veri oluşturan bazı hâller sayılmakta ve bun­ ların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence sağlamaya mahkûm edebileceği  yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği hükme bağlanmaktadır.  Altıncı ayırım "Velayet" konusunu düzenlemektedir. Bu ayırım yürürlükteki Kanunun yedinci  babının beşinci faslını karşılamaktadır. Bu ayırımda yer alan maddelerin bazıları İsviçre Medenî  Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden esinlenilerek düzenlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan,  bazıları ise 1984 tarihli Öntasarıdan alınmıştır.  Tasarının 335 inci maddesinde ergin olmayan çocuklar üzerinde velayet hakkının ana ve  babaya ait olduğu kuralı tekrarlandıktan sonra, 336 ncı maddede evlilik devam ettiği sürece ana ve  babanın velayeti birlikte kullanacakları vurgulanmaktadır. Yürürlükteki Kanunun velayetin yürütül­ mesinde ana ve babanın anlaşamamaları hâlinde babanın oyuna üstünlük tanıyan 263 üncü mad­ desindeki hüküm, kadın-erkek eşitliğini bozmakta olduğundan Tasarının bu maddesine alınmamıştır.  Tasarıya yeni konulan 337 nci maddeyle, ana ve baba evli değilse velayetin anaya ait olduğu  hükme bağlanmıştır. Ancak, aynı maddede ananın küçük, kısıtlı veya ölmüş olması ya da velayetin  kendisinden alınmış olması durumunda, hâkimin çocuğun menfaatine göre çocuğa vasi atama ya da  velayeti babaya verme konusunda yetkili olduğu açıklanmaktadır.  Yürürlükteki Kanunda düzenlenmemiş olan bir başka konu da yeni 338 inci maddeyle hükme  bağlanmıştır. Buna göre, eşler ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yüküm­ lüdürler. Bir eş, kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşine uygun bir şekilde yardımcı olacak,  hatta durum ve koşullar zorunlu kılarsa çocuğun ihtiyaçları için onu temsil edecektir. Bu madde  hükmü, bir sosyal ahlâk gerekliliğini, Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine  çıkarmaktadır.  "Çocuk Malları" başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen maddelerde yürürlükteki  Kanuna nazaran büyük ve önemli değişiklik olmamıştır.  Değişiklik getiren bir hüküm 354 üncü maddededir. Yürürlükteki Kanun çocuk malları üzerin­ de istifade (yararlanma) hakkı tanırken, Tasarı daha sınırlı bir anlamı olan "kullanma" deyimini ter­ cih etmiş, böylece de çocuğu korumak amacıyla, ana ve babanın çocuk mallarını sadece kul­ lanabilecekleri, onlardan yararlanamayacakları hükme bağlanmıştır.  355 inci maddeyle getirilen değişiklik, çocuk mallarının gelirlerinin çocuğa sarfedilmesinden  sonra artan kısmın aile ihtiyacına sarfedileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı  şeklindedir.  Kısmen kaynak Kanunun 320 nci maddesinden alman yeni 356 ncı maddede, çocuğa yapılan  sermaye biçimindeki ödemelerin, tazminat ödemelerinin ve maddî değeri olan benzeri edimlerin,  olağan ihtiyaçlar gerektirdiği ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme bağlan­ maktadır. İkinci fıkra, çocuğun bakımı, eğitimi ve yetiştirilmesi için zorunluluk varsa, hâkimin ana  ve babaya, belirlediği miktarlarda çocuğun diğer mallarına da başvurma yetkisi tanıyabileceğini  belirtmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 2 0 - Tasarının 359 uncu maddesinde yürürlükte olan Kanundaki "küçüğün kazancının, yanlarında  yaşadığı sürece, ana ve babaya ait olduğuna" ilişkin hükme yer verilmemiş, ancak ana ve baba ile  birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda bulunması esası getirilmiştir. Bir ön­ ceki 358 inci maddede de yeni bir hüküm olarak ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payının  ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabileceği hükme bağlanmıştır.  Çocuk mallarının geri verilmesinde ana ve babanın sorumluluğu yürürlükteki Kanundan fark­ lı biçimde düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanun onların intifa hakkı sahibi gibi sorumlu olacaklarını  öngörmüş iken, Tasarı onları "vekil" gibi sorumlu tutmaktadır.  b) Aile Bölümü  Bu bölüm "Nafaka Yükümlülüğü", "Ev Düzeni" ve "Aile Malları" başlıklarını taşıyan üç  ayırımdan oluşmaktadır.  Ayırımın başlığında yer alan "Nafaka" terimi eski bir terim olmakla beraber, uygulamada geniş  ölçüde alışılmış ve anlamı herkes tarafından bilinmekte olduğundan, değiştirilmesi yoluna gidil- meyerek aynen korunmuştur.  Birinci ayırımda 364 üncü maddeye eklenen üçüncü fıkrayla eşin ve ana ve babanın bakım  borçlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.  Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme alınan yeni 366 ncı madde, korunmaya muhtaç kişilerin  bakımının bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanacağını öngörmektedir. Esasında bu hüküm­ le korunmaya muhtaç kişilere ilişkin özel kanunlara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle  "korunmaya muhtaç çocuklardan" değil, fakat "korunmaya muhtaç kişilerden" söz edilmektedir. Bu  kurumlar, söz konusu kişiler için yaptıkları giderleri nafaka yükümlüsü hısımlarından isteyebilecek­ lerdir.  İkinci ayırımda "Ev Hakimiyeti" düzenlenmektedir.  367 nci madde, sadece "aynı çatı altında" sözcüklerinin çıkarılması suretiyle, yürürlükteki  Kanundan aynen alınmıştır. 368 inci maddede yapılan tek değişiklik, ev başkanının göstermesi  gereken özenle ilgilidir. Yürürlükteki metinde bu özen, ev başkanının kendi eşyasına göstereceği  özen ile aynı iken, maddede bu ölçüden ayrılınmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi  •gereken objektif bir özen aranmıştır.  Ev başkanının sorumluluğunu düzenleyen 369 uncu maddeye, yürürlükteki Kanunun 320 nci  maddesindeki hükme ilâveten, "bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini en­ gelleyemeyeceğini" deyimi konulmuş, böylece ev başkanının Borçlar Kanununun 55 ve 56 ncı  maddelerinde olduğu gibi sorumluluktan kurtulabilmesi olanağı kabul edilmiştir.  Tasarıya konulan yeni 370 ve 371 inci maddeler uyarınca talep edilebilecek denkleştirme  bedelinin istenmesi zamanı düzenlenmektedir.  "Aile Mallan" başlığını taşıyan üçüncü ayırımda yer alan hükümlerde esasa ilişkin önemli  değişiklik yapılmamış, sadece bazı deyim ve terimler anlaştırılmıştır. "Aile şirketi emvali" eskimiş  bir terim olduğundan "Aile malları ortaklığı" şeklinde; "Hissei temettü şartiyle şirket" terimi ise  "Kazanç paylı aile malları ortaklığı" şeklinde değiştirilmiştir.  3) VESAYET KISMI  Aile hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenen vesayet, "Vesayet Düzeni", "Vesayetin  Yürütülmesi" ve "Vesayetin Sona Ermesi" başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 21 -
- 2 0 - Tasarının 359 uncu maddesinde yürürlükte olan Kanundaki "küçüğün kazancının, yanlarında  yaşadığı sürece, ana ve babaya ait olduğuna" ilişkin hükme yer verilmemiş, ancak ana ve baba ile  birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda bulunması esası getirilmiştir. Bir ön­ ceki 358 inci maddede de yeni bir hüküm olarak ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payının  ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabileceği hükme bağlanmıştır.  Çocuk mallarının geri verilmesinde ana ve babanın sorumluluğu yürürlükteki Kanundan fark­ lı biçimde düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanun onların intifa hakkı sahibi gibi sorumlu olacaklarını  öngörmüş iken, Tasarı onları "vekil" gibi sorumlu tutmaktadır.  b) Aile Bölümü  Bu bölüm "Nafaka Yükümlülüğü", "Ev Düzeni" ve "Aile Malları" başlıklarını taşıyan üç  ayırımdan oluşmaktadır.  Ayırımın başlığında yer alan "Nafaka" terimi eski bir terim olmakla beraber, uygulamada geniş  ölçüde alışılmış ve anlamı herkes tarafından bilinmekte olduğundan, değiştirilmesi yoluna gidil- meyerek aynen korunmuştur.  Birinci ayırımda 364 üncü maddeye eklenen üçüncü fıkrayla eşin ve ana ve babanın bakım  borçlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.  Kaynak Kanundan esinlenerek kaleme alınan yeni 366 ncı madde, korunmaya muhtaç kişilerin  bakımının bununla yükümlü kurumlar tarafından sağlanacağını öngörmektedir. Esasında bu hüküm­ le korunmaya muhtaç kişilere ilişkin özel kanunlara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle  "korunmaya muhtaç çocuklardan" değil, fakat "korunmaya muhtaç kişilerden" söz edilmektedir. Bu  kurumlar, söz konusu kişiler için yaptıkları giderleri nafaka yükümlüsü hısımlarından isteyebilecek­ lerdir.  İkinci ayırımda "Ev Hakimiyeti" düzenlenmektedir.  367 nci madde, sadece "aynı çatı altında" sözcüklerinin çıkarılması suretiyle, yürürlükteki  Kanundan aynen alınmıştır. 368 inci maddede yapılan tek değişiklik, ev başkanının göstermesi  gereken özenle ilgilidir. Yürürlükteki metinde bu özen, ev başkanının kendi eşyasına göstereceği  özen ile aynı iken, maddede bu ölçüden ayrılınmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi  •gereken objektif bir özen aranmıştır.  Ev başkanının sorumluluğunu düzenleyen 369 uncu maddeye, yürürlükteki Kanunun 320 nci  maddesindeki hükme ilâveten, "bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini en­ gelleyemeyeceğini" deyimi konulmuş, böylece ev başkanının Borçlar Kanununun 55 ve 56 ncı  maddelerinde olduğu gibi sorumluluktan kurtulabilmesi olanağı kabul edilmiştir.  Tasarıya konulan yeni 370 ve 371 inci maddeler uyarınca talep edilebilecek denkleştirme  bedelinin istenmesi zamanı düzenlenmektedir.  "Aile Mallan" başlığını taşıyan üçüncü ayırımda yer alan hükümlerde esasa ilişkin önemli  değişiklik yapılmamış, sadece bazı deyim ve terimler anlaştırılmıştır. "Aile şirketi emvali" eskimiş  bir terim olduğundan "Aile malları ortaklığı" şeklinde; "Hissei temettü şartiyle şirket" terimi ise  "Kazanç paylı aile malları ortaklığı" şeklinde değiştirilmiştir.  3) VESAYET KISMI  Aile hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenen vesayet, "Vesayet Düzeni", "Vesayetin  Yürütülmesi" ve "Vesayetin Sona Ermesi" başlıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 1 - Vesayet kısmında düzenlenmekte olan kurumlarda ve bunlara ilişkin hükümlerde önemli ve  esaslı değişiklikler söz konusu değildir. Daha çok şekle ilişkin olarak bazı terim ve deyimler anlaş­ tırılmış, bu suretle maddelerin içerikleri ile uyum sağlanmış ve hükümlerin daha kolay anlaşılması  mümkün hâle getirilmiştir. Örneğin alışılmış olmaları sebebiyle vesayet, vasi, vesayet makamı, aile  meclisi ve kayyım terimleri aynen korunurken, "kanunî müşavir" yerine "yasal danışman" terimi  tercih edilmiştir. Aynı şekilde "vesayet teşkilâtı" yerine "veyaset düzeni"; "vesayet uzuvları" yerine  "vesayet organları" terimlerine yer verilmiştir.  a) Vesayet Düzeni Bölümü  Özel vesayetin kurulmasında istemde bulunacakları belirleyen 399 uncu maddeye, yürürlük­ teki metinde geçen "vesayet altındaki kimsenin yakın kan veya sıhrî hısımlarından iki reşidin"  deyimi yerine, "vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının" deyiminin  konulması tercih edilmiştir.  "Vesayeti Gerektiren Hâller" başlığını taşıyan ikinci ayırımda istek üzerine kısıtlanmayı  düzenleyen 408 inci maddede sayılan hâllere "ağır hastalık" hâli de eklenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılayan 406 ncı maddenin kenar başlığı anlaştırıl­ mış, ayrıca hem kenar başlığında, hem de madde metninde "ayyaşlık" yerine "alkol veya uyuş­ turucu madde bağımlılığı" deyiminin kullanılması uygun görülmüştür. Bu suretle ayyaşlığın sadece  alkol bağımlılığını ifade etmediği vurgulanmıştır.  409 uncu maddede akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık  kurulu raporu üzerine karar verilebileceği hükmü getirilmiş, bu suretle herhangi bir hekimin  raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.  "Vasinin atanması" başlıklı dördüncü ayırımda vasiliği kabul yükümlülüğünü düzenleyen mad­ dede yapılan değişiklikle, bu yükümlülüğün sadece erkekler için değil, fakat kadınlar için de ön­ görüldüğünü vurgulamak üzere yürürlükteki Kanunda yer alan "erkekler" sözcüğü "vasiliğe  atananlar" şekline dönüştürülmüştür. Böylece erkekler aleyhine bozulan eşitlik de giderilmiş olmak­ tadır.  Vasilikten kaçınma sebeplerini düzenleyen 417 nci maddeye yürürlükteki metinde sayılanlar­ dan başka Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları da  eklenmiş, böylece kaçınabilecekleri alanı bir ölçüde genişletilmiştir.  Beşinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda "Kayyımlık" iken Tasarıda bu başlığa "Yasal  Danışmanlık" da eklenmiştir. Zira bu ayırımda aynı zamanda yasal danışmanlık da düzenlenmek­ tedir.  429 uncu maddenin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda "Mahdut ehliyet" tir. Oysa bu mad­ dede ehliyet konusu değil, "yasal danışmanlık" düzenlenmektedir. Bu sebeple başlık "Yasal danış­ manlık" olarak değiştirilmiştir. Ayrıca madde içerisinde de "reyi alınmak üzere müşavir" yerine  "yasal danışmanı" deyimi kullanılmıştır. Maddenin birinci bendinde "husumet" deyimiyle kas­ tedilen, "dava açma"dır. Bu sebeple "dava açma" şeklinde terim değişikliği yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunda beş ayırımdan (fasıldan) oluşan birinci bölüm (bab), Tasarıda "Koruma  Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması" başlıklı yeni bir ayırımın eklenmesiyle altı ayırımdan oluşur  duruma gelmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 22 -
- 2 1 - Vesayet kısmında düzenlenmekte olan kurumlarda ve bunlara ilişkin hükümlerde önemli ve  esaslı değişiklikler söz konusu değildir. Daha çok şekle ilişkin olarak bazı terim ve deyimler anlaş­ tırılmış, bu suretle maddelerin içerikleri ile uyum sağlanmış ve hükümlerin daha kolay anlaşılması  mümkün hâle getirilmiştir. Örneğin alışılmış olmaları sebebiyle vesayet, vasi, vesayet makamı, aile  meclisi ve kayyım terimleri aynen korunurken, "kanunî müşavir" yerine "yasal danışman" terimi  tercih edilmiştir. Aynı şekilde "vesayet teşkilâtı" yerine "veyaset düzeni"; "vesayet uzuvları" yerine  "vesayet organları" terimlerine yer verilmiştir.  a) Vesayet Düzeni Bölümü  Özel vesayetin kurulmasında istemde bulunacakları belirleyen 399 uncu maddeye, yürürlük­ teki metinde geçen "vesayet altındaki kimsenin yakın kan veya sıhrî hısımlarından iki reşidin"  deyimi yerine, "vesayet altına alınan kişinin fiil ehliyetine sahip iki yakın hısımının" deyiminin  konulması tercih edilmiştir.  "Vesayeti Gerektiren Hâller" başlığını taşıyan ikinci ayırımda istek üzerine kısıtlanmayı  düzenleyen 408 inci maddede sayılan hâllere "ağır hastalık" hâli de eklenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılayan 406 ncı maddenin kenar başlığı anlaştırıl­ mış, ayrıca hem kenar başlığında, hem de madde metninde "ayyaşlık" yerine "alkol veya uyuş­ turucu madde bağımlılığı" deyiminin kullanılması uygun görülmüştür. Bu suretle ayyaşlığın sadece  alkol bağımlılığını ifade etmediği vurgulanmıştır.  409 uncu maddede akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmî sağlık  kurulu raporu üzerine karar verilebileceği hükmü getirilmiş, bu suretle herhangi bir hekimin  raporuyla karar verme imkânı ortadan kaldırılmıştır.  "Vasinin atanması" başlıklı dördüncü ayırımda vasiliği kabul yükümlülüğünü düzenleyen mad­ dede yapılan değişiklikle, bu yükümlülüğün sadece erkekler için değil, fakat kadınlar için de ön­ görüldüğünü vurgulamak üzere yürürlükteki Kanunda yer alan "erkekler" sözcüğü "vasiliğe  atananlar" şekline dönüştürülmüştür. Böylece erkekler aleyhine bozulan eşitlik de giderilmiş olmak­ tadır.  Vasilikten kaçınma sebeplerini düzenleyen 417 nci maddeye yürürlükteki metinde sayılanlar­ dan başka Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri, hâkimlik ve savcılık mesleği mensupları da  eklenmiş, böylece kaçınabilecekleri alanı bir ölçüde genişletilmiştir.  Beşinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda "Kayyımlık" iken Tasarıda bu başlığa "Yasal  Danışmanlık" da eklenmiştir. Zira bu ayırımda aynı zamanda yasal danışmanlık da düzenlenmek­ tedir.  429 uncu maddenin kenar başlığı yürürlükteki Kanunda "Mahdut ehliyet" tir. Oysa bu mad­ dede ehliyet konusu değil, "yasal danışmanlık" düzenlenmektedir. Bu sebeple başlık "Yasal danış­ manlık" olarak değiştirilmiştir. Ayrıca madde içerisinde de "reyi alınmak üzere müşavir" yerine  "yasal danışmanı" deyimi kullanılmıştır. Maddenin birinci bendinde "husumet" deyimiyle kas­ tedilen, "dava açma"dır. Bu sebeple "dava açma" şeklinde terim değişikliği yapılmıştır.  Yürürlükteki Kanunda beş ayırımdan (fasıldan) oluşan birinci bölüm (bab), Tasarıda "Koruma  Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması" başlıklı yeni bir ayırımın eklenmesiyle altı ayırımdan oluşur  duruma gelmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 2 - Yürürlükteki Kanunda ve 1984 tarihli Öntasarıda mevcut olmayan bu altıncı ayırım, İsviçre  Medenî Kanununda 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yeni düzenlemeden esin­ lenerek ve aynı düzenlemenin Ülkemiz için de gerekli ve yararlı olduğu düşünce ve inancıyla  Tasarıya alınmıştır. Nitekim aynı ihtiyaç Anayasamızın 19 uncu maddesinde de açıkça ifade edil­ miştir.  432 nci madde ve onu izleyen maddelerde, kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlan­ ması söz konusu olup, bu denli önemli bir konunun koşulları, hüküm ve sonuçları, bir takım özel  hükümlerin konulmasını gerektirmiştir.  432 nci maddede kişinin bir kuruma yerleştirilmesi veya alıkonulması belli sebeplere bağlan­ mıştır. Bunlar toplum için tehlike oluşturan akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu mad­ de bağımlığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik hâlleridir. Ağır tehlike arzeden  hastalıkların neler olduğunun belirlenmesi tıp biliminin işi olmakla beraber, buraya AİDS, ilerlemiş  verem, kolera ve veba gibi bulaşıcı hastalıkların gireceği düşünülebilir. Madde sadece ergin  kişilerin bir kuruma yerleştirilmesini veya kurumda alıkonulmasını öngörmektedir. Ergin olmayan  kişiler, yani küçükler bu maddenin kapsamına girmemektedir. Bu kişilere ilişkin koruma önlemleri  daha önceki maddelerde hükme bağlanmıştır. Ergin kişinin bu madde uyarınca bir kuruma yerleş­ tirilmesi veya kurumda alıkonulması için, kısıtlı olup olmaması önemli değildir. Kısıtlı olmamasına  karşın eğer maddede sayılan sebeplerden biri söz konusu ise, yani kişi toplum için bir tehlike oluş­ turuyor ise, bu kişi bir kuruma yerleştirilebilecek ya da kurumda alıkonulmaya devam edilecektir.  433 ve devamı maddelerde bu konuda karar vermeye yetkili vesayet makamı, bildirim yüküm­ lülüğü, itiraz, usul ve yargılama usulü konuları düzenlenmektedir.  b) Vesayetin Yürütülmesi Bölümü  Bu bölüm "Vasinin Görevleri", "Kayyımın Görevleri", "Vesayet Dairelerinin Görevleri" ve  "Vesayet Organlarının Sorumluluğu" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ve daha sonraki ayırımlarda esasa ilişkin olarak büyük ve önemli değişiklik yapıl­ mamış, bazı küçük değişikliklerle yetinilmiştir. örneğin yürürlükteki Kanunun 392 nci maddesinde  vasinin bağış yapamayacağı öngörülmüş iken, Tasarının bu maddeyi karşılayan 449 uncu maddesin­ de yapılması yasak olan bağışın "önemli" olması şartı getirilmektedir.  454 üncü maddenin kenar başlığı "malların idaresi" yerine "malvarlığının yönetilmesi" şeklin­ de değiştirilmiştir. Çünkü burada mallar değil, malvarlığının kül hâlinde yönetilmesi söz konusudur.  Aynı şekilde 451 inci maddenin kenar başlığı da içeriğiyle uyumlu olmak üzere "vesayet altındaki  kişinin yapabileceği işler" şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı ise  "Küçüğün tasarrufu" şeklindedir.  Vasilik süresi yürürlükteki Kanunda dört yıl iken, yeni düzenlemede bu süre kaynak Kanuna  da uygun olarak iki yıla indirilmiştir.  Vesayet organlarının sorumluluğunun düzenlendiği dördüncü ayırımda, vesayet ve denetim  makamı gibi organlarda görevli olanların haksız fiilleriyle verdikleri zararlardan dolayı Devlet'in  doğrudan doğruya sorumlu olması esası getirilmiştir. Aynı maddede Devlet, vasi, kayyım ve yasal  danışmanların verdikleri zararlardan da sorumlu tutulmuştur. Ancak, burada Devletin sorumluluğu,  bu kişilerin zararı ödeyememeleri hâlinde ikinci derecede bir sorumluluk olarak düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 23 -
- 2 2 - Yürürlükteki Kanunda ve 1984 tarihli Öntasarıda mevcut olmayan bu altıncı ayırım, İsviçre  Medenî Kanununda 1 Ocak 1981 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan yeni düzenlemeden esin­ lenerek ve aynı düzenlemenin Ülkemiz için de gerekli ve yararlı olduğu düşünce ve inancıyla  Tasarıya alınmıştır. Nitekim aynı ihtiyaç Anayasamızın 19 uncu maddesinde de açıkça ifade edil­ miştir.  432 nci madde ve onu izleyen maddelerde, kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlan­ ması söz konusu olup, bu denli önemli bir konunun koşulları, hüküm ve sonuçları, bir takım özel  hükümlerin konulmasını gerektirmiştir.  432 nci maddede kişinin bir kuruma yerleştirilmesi veya alıkonulması belli sebeplere bağlan­ mıştır. Bunlar toplum için tehlike oluşturan akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu mad­ de bağımlığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik hâlleridir. Ağır tehlike arzeden  hastalıkların neler olduğunun belirlenmesi tıp biliminin işi olmakla beraber, buraya AİDS, ilerlemiş  verem, kolera ve veba gibi bulaşıcı hastalıkların gireceği düşünülebilir. Madde sadece ergin  kişilerin bir kuruma yerleştirilmesini veya kurumda alıkonulmasını öngörmektedir. Ergin olmayan  kişiler, yani küçükler bu maddenin kapsamına girmemektedir. Bu kişilere ilişkin koruma önlemleri  daha önceki maddelerde hükme bağlanmıştır. Ergin kişinin bu madde uyarınca bir kuruma yerleş­ tirilmesi veya kurumda alıkonulması için, kısıtlı olup olmaması önemli değildir. Kısıtlı olmamasına  karşın eğer maddede sayılan sebeplerden biri söz konusu ise, yani kişi toplum için bir tehlike oluş­ turuyor ise, bu kişi bir kuruma yerleştirilebilecek ya da kurumda alıkonulmaya devam edilecektir.  433 ve devamı maddelerde bu konuda karar vermeye yetkili vesayet makamı, bildirim yüküm­ lülüğü, itiraz, usul ve yargılama usulü konuları düzenlenmektedir.  b) Vesayetin Yürütülmesi Bölümü  Bu bölüm "Vasinin Görevleri", "Kayyımın Görevleri", "Vesayet Dairelerinin Görevleri" ve  "Vesayet Organlarının Sorumluluğu" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ve daha sonraki ayırımlarda esasa ilişkin olarak büyük ve önemli değişiklik yapıl­ mamış, bazı küçük değişikliklerle yetinilmiştir. örneğin yürürlükteki Kanunun 392 nci maddesinde  vasinin bağış yapamayacağı öngörülmüş iken, Tasarının bu maddeyi karşılayan 449 uncu maddesin­ de yapılması yasak olan bağışın "önemli" olması şartı getirilmektedir.  454 üncü maddenin kenar başlığı "malların idaresi" yerine "malvarlığının yönetilmesi" şeklin­ de değiştirilmiştir. Çünkü burada mallar değil, malvarlığının kül hâlinde yönetilmesi söz konusudur.  Aynı şekilde 451 inci maddenin kenar başlığı da içeriğiyle uyumlu olmak üzere "vesayet altındaki  kişinin yapabileceği işler" şeklinde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı ise  "Küçüğün tasarrufu" şeklindedir.  Vasilik süresi yürürlükteki Kanunda dört yıl iken, yeni düzenlemede bu süre kaynak Kanuna  da uygun olarak iki yıla indirilmiştir.  Vesayet organlarının sorumluluğunun düzenlendiği dördüncü ayırımda, vesayet ve denetim  makamı gibi organlarda görevli olanların haksız fiilleriyle verdikleri zararlardan dolayı Devlet'in  doğrudan doğruya sorumlu olması esası getirilmiştir. Aynı maddede Devlet, vasi, kayyım ve yasal  danışmanların verdikleri zararlardan da sorumlu tutulmuştur. Ancak, burada Devletin sorumluluğu,  bu kişilerin zararı ödeyememeleri hâlinde ikinci derecede bir sorumluluk olarak düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 2 3 - c) Vesayetin Sona Ermesi Bölümü  Bu bölüm "Vesayeti Gerektiren Hâllerin Sona Ermesi", "Vasilik Görevinin Sona Ermesi" ve  "Vesayetin Sona Ermesinin Sonuçları" olmak üzere üç ayırımdan oluşmaktadır.  Bu ayırımlarda esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır. Değişiklikler daha çok şekil ve  ifadenin arılaştırılması yönünde olmuştur.  Esasa ilişkin bir değişiklik, yürürlükteki Kanunun 429 uncu maddesinde hafif yolsuzlukta sulh  mahkemesi tarafından vasiye verilmesi öngörülen yirmi beş liralık para cezasının, bu maddeyi kar­ şılayan 485 inci maddeden kaldırılması olmuştur. Zira Medenî Kanunda para cezasına ilişkin bir  hükmün yer alması söz konusu olmamak gerekir.  D) MİRAS HUKUKU  Tasarının "Miras Hukuku" başlığını taşıyan üçüncü kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlar  "Mirasçılar" ve "Mirasın Geçmesi" başlıkları altında düzenlenmektedir.  1) MİRASÇILAR KISMI  Bu kısım biri "Yasal Mirasçılar" diğeri "ölüme Bağlı Tasarruflar" olmak üzere iki bölüme ay­ rılmıştır.  a) Yasal Mirasçılar Bölümü  Tasarının 497 nci maddesine eklenen yeni bir hükümle, büyük analar ve büyük babaların ken­ di çocukları yani mirasbırakanın amcası, halası, dayısı veya teyzesi hayatta iseler, mirasbırakandan  önce ölmüş olan büyük analar ve büyük babalara düşen miras paylarının onların çocuklarına, yani  yukarıda sayılan kişilere geçmesi imkânı sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunun 441 inci maddesinde  14.11.1990 tarihli ve 3678 sayılı Kanunla yapılmış olan değişiklik, söz konusu miras paylarının bu  kişilere geçmesini önlemektedir. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve amca, hala, dayı ve teyze  ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters düşmektedir. Bu sebeple, yapılan değişiklik sayesinde sağ  kalan eş varsa, büyük analar ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlin­ de, ona düşen pay kendi çocuğuna, yani mirasbırakanın amca, hala, dayı veya teyzesine geçecektir.  500 üncü maddede, yürürlükteki 447 nci maddede geçen "kendisini evlât edinen kimseye,  nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar" ifadesi tamamen çıkarılmış, bunun yerine evlâtlığın "evlât  edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar" ifadesi konulmuştur. Zira yeni düzenlemeyle sahih- sahih  olmayan nesep ayırımı kaldırılmış bulunmaktadır.  501 inci maddeye, bunu karşılayan 448 inci maddede "Hazine" sözcüğü yerine daha doğru olan  "Devlet" sözcüğü konulmuştur. Zira mirasçı olan Devlettir.  b) Ölüme Bağlı Tasarruflar Bölümü  Bu bölüm "Tasarruf Ehliyeti", "Tasarruf özgürlüğü", "Ölüme Bağlı Tasarrufların Çeşitleri",  "Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekilleri", "Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi", "Ölüme Bağlı Tasarruf­ ların İptali ve Tenkisi" ve "Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar" başlıklarını taşıyan yedi ayırım­ dan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda yer alan ve yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılayan 503 üncü  maddeye, miras sözleşmesi yapabilmek için, tasarrufta bulunanın "kısıtlı olmaması" koşulu da ek­ lenmiş, böylece bilimsel ve yargısal içtihatlardaki görüşlerle uyum sağlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 24 -
— 2 3 - c) Vesayetin Sona Ermesi Bölümü  Bu bölüm "Vesayeti Gerektiren Hâllerin Sona Ermesi", "Vasilik Görevinin Sona Ermesi" ve  "Vesayetin Sona Ermesinin Sonuçları" olmak üzere üç ayırımdan oluşmaktadır.  Bu ayırımlarda esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır. Değişiklikler daha çok şekil ve  ifadenin arılaştırılması yönünde olmuştur.  Esasa ilişkin bir değişiklik, yürürlükteki Kanunun 429 uncu maddesinde hafif yolsuzlukta sulh  mahkemesi tarafından vasiye verilmesi öngörülen yirmi beş liralık para cezasının, bu maddeyi kar­ şılayan 485 inci maddeden kaldırılması olmuştur. Zira Medenî Kanunda para cezasına ilişkin bir  hükmün yer alması söz konusu olmamak gerekir.  D) MİRAS HUKUKU  Tasarının "Miras Hukuku" başlığını taşıyan üçüncü kitabı iki kısımdan oluşmaktadır. Bunlar  "Mirasçılar" ve "Mirasın Geçmesi" başlıkları altında düzenlenmektedir.  1) MİRASÇILAR KISMI  Bu kısım biri "Yasal Mirasçılar" diğeri "ölüme Bağlı Tasarruflar" olmak üzere iki bölüme ay­ rılmıştır.  a) Yasal Mirasçılar Bölümü  Tasarının 497 nci maddesine eklenen yeni bir hükümle, büyük analar ve büyük babaların ken­ di çocukları yani mirasbırakanın amcası, halası, dayısı veya teyzesi hayatta iseler, mirasbırakandan  önce ölmüş olan büyük analar ve büyük babalara düşen miras paylarının onların çocuklarına, yani  yukarıda sayılan kişilere geçmesi imkânı sağlanmıştır. Yürürlükteki Kanunun 441 inci maddesinde  14.11.1990 tarihli ve 3678 sayılı Kanunla yapılmış olan değişiklik, söz konusu miras paylarının bu  kişilere geçmesini önlemektedir. Bu ise, Türk toplumunun aile yapısı ve amca, hala, dayı ve teyze  ile yeğenleri arasındaki aile bağlarına ters düşmektedir. Bu sebeple, yapılan değişiklik sayesinde sağ  kalan eş varsa, büyük analar ve büyük babalardan birinin mirasbırakandan önce ölmüş olması hâlin­ de, ona düşen pay kendi çocuğuna, yani mirasbırakanın amca, hala, dayı veya teyzesine geçecektir.  500 üncü maddede, yürürlükteki 447 nci maddede geçen "kendisini evlât edinen kimseye,  nesebi sahih füruu gibi mirasçı olurlar" ifadesi tamamen çıkarılmış, bunun yerine evlâtlığın "evlât  edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar" ifadesi konulmuştur. Zira yeni düzenlemeyle sahih- sahih  olmayan nesep ayırımı kaldırılmış bulunmaktadır.  501 inci maddeye, bunu karşılayan 448 inci maddede "Hazine" sözcüğü yerine daha doğru olan  "Devlet" sözcüğü konulmuştur. Zira mirasçı olan Devlettir.  b) Ölüme Bağlı Tasarruflar Bölümü  Bu bölüm "Tasarruf Ehliyeti", "Tasarruf özgürlüğü", "Ölüme Bağlı Tasarrufların Çeşitleri",  "Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekilleri", "Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi", "Ölüme Bağlı Tasarruf­ ların İptali ve Tenkisi" ve "Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar" başlıklarını taşıyan yedi ayırım­ dan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda yer alan ve yürürlükteki Kanunun 450 nci maddesini karşılayan 503 üncü  maddeye, miras sözleşmesi yapabilmek için, tasarrufta bulunanın "kısıtlı olmaması" koşulu da ek­ lenmiş, böylece bilimsel ve yargısal içtihatlardaki görüşlerle uyum sağlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 2 4 —  Yürürlükteki 451 inci maddenin "Batıl tasarruflar" şeklindeki kenar başlığı, bunu karşılayan  504 üncü maddede doğru ve içeriğine uygun olarak "irade sakatlığına dönüştürülmüştür. Zira mad­ dede bu konu düzenlenmektedir.  "Tasarruf Özgürlüğü" başlığını taşıyan ikinci ayırımın saklı paylan düzenleyen 506 ncı mad­ desinde, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün genişletilmesi yönündeki eğilimler göz önünde  tutularak saklı pay oranlan yeniden belirlenmiştir. Saklı paylı mirasçılarda değişiklik yapılmamış,  sadece onların alacakları saklı payların azaltılması yoluna gidilmiştir. Maddenin dördüncü bendin­ de sağ kalan eşin saklı payı belli miktarda artırılmıştır. Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin  ikinci fıkrası, indirilmiş saklı pay oranlarıyla ilgilidir. Sağ kalan eş dışındaki saklı pay sahibi miras­ çıların saklı pay oranları oldukça düşürülmüş olduğundan, bu fıkra hükmü yeni düzenlemede mad­ deye alınmamıştır.  Yürürlükteki Kanunun 457 nci maddesinde mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak "ağır bir  cürüm" öngörülmüş iken, Tasarının bunu karşılayan 510 uncu maddesinde bunun yerine "ağır bir  suç" deyimi kullanılmıştır. Kaynak Kanun da "cürüm" yerine "suç" sözcüğünü kullanmaktadır.  Tasarının 513 üncü maddesinde yürürlükteki metinde geçen "keenlemyekün" sözcüğü yerine  "iptal olunur" deyimi kullanılmıştır. Bu suretle genel ilkeye uygun olarak mirasçılıktan çıkarma  tasarrufunun kendiliğinden hükümsüz kalması yerine, iptal edilmesi gereği kabul edilmiştir. Bunun  sonucu olarak buradaki iptal davası da ölüme bağlı tasarrufların iptaline ilişkin 557 nci madde  hükümlerine tâbi tutulmuştur.  Üçüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların çeşitleri düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun  464 üncü maddesinin kenar başlığı "Muayyen bir malda tasarruf şeklindedir. Bunun yerine 517 nci  maddenin kenar başlığında "belirli mal bırakma" deyimi kullanılmış, böylece konunun daha iyi an­ laşılması sağlanmıştır. Mirasbırakanın belli bir malını bir başkasına bırakması, bu hükme göre o  kimsenin mirasbırakan tarafından mirasçı olarak atandığı anlamına gelmez.  520 nci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 467 nci maddedeki "Alelade ikame" yerine  "Yedek mirasçı atama"; 468 inci maddenin kenar başlığı olan "Fevkalâde ikame" yerine de 521 in­ ci maddenin kenar başlığı "Ardmirasçı atama" şekline dönüştürülmüştür.  Yürürlükteki Kanunun 473 üncü maddesini karşılayan 526 ncı maddeye eklenen ikinci fıkray­ la, ölüme bağlı tasarrufla kurulması öngörülen vakfın, mirasın açılması anında değil, ancak bundan  sonraki yasal koşulların gerçekleşmesiyle tüzel kişilik kazanacağı vurgulanmıştır.  Dördüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların şekilleri düzenlenmektedir,  Yürürlükteki Kanunun 482 nci maddesinde geçen "okuyamama veya imza edememe" yerine  bu maddeyi karşılayan 535 inci maddede "bizzat okumaz veya okuyamazsa ve bizzat imzalamaz  veya imzalayamazsa" ifadesi kullanılmıştır. Zira bu madde sadece okuyup yazamayan kişilerin  vasiyetnamesini düzenlememektedir. Burada okuyup yazma bildiği hâlde, bedensel bir özrü  nedeniyle imza yeteneğine sahip olmayan kişilerin vasiyeti de söz konusudur.  536 ncı maddenin kenar başlığı maddenin içeriğine uygun olarak "Düzenlemeye katılma  yasağı" şeklinde değiştirilmiştir. Maddeye kaynak Kanunun 503 üncü maddesinin ikinci fıkrasına  paralel olarak ikinci fıkra eklenmiş, böylece bize alınmamış olan ikinci fıkranın yarattığı tereddüt­ ler de giderilmeye çalışılmıştır.  El yazılı vasiyetnamenin düzenlendiği 538 inci maddede "yer" koşulu metinden çıkarılmıştır.  Yer koşulu Fransız Medenî Kanununda da bulunmadığı gibi, daha önce hazırlanan 1971 ve 1984  tarihli Öntasanlar da yer koşulunu metne almamışlardır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 25 -
- 2 4 —  Yürürlükteki 451 inci maddenin "Batıl tasarruflar" şeklindeki kenar başlığı, bunu karşılayan  504 üncü maddede doğru ve içeriğine uygun olarak "irade sakatlığına dönüştürülmüştür. Zira mad­ dede bu konu düzenlenmektedir.  "Tasarruf Özgürlüğü" başlığını taşıyan ikinci ayırımın saklı paylan düzenleyen 506 ncı mad­ desinde, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünün genişletilmesi yönündeki eğilimler göz önünde  tutularak saklı pay oranlan yeniden belirlenmiştir. Saklı paylı mirasçılarda değişiklik yapılmamış,  sadece onların alacakları saklı payların azaltılması yoluna gidilmiştir. Maddenin dördüncü bendin­ de sağ kalan eşin saklı payı belli miktarda artırılmıştır. Yürürlükteki Kanunun 453 üncü maddesinin  ikinci fıkrası, indirilmiş saklı pay oranlarıyla ilgilidir. Sağ kalan eş dışındaki saklı pay sahibi miras­ çıların saklı pay oranları oldukça düşürülmüş olduğundan, bu fıkra hükmü yeni düzenlemede mad­ deye alınmamıştır.  Yürürlükteki Kanunun 457 nci maddesinde mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak "ağır bir  cürüm" öngörülmüş iken, Tasarının bunu karşılayan 510 uncu maddesinde bunun yerine "ağır bir  suç" deyimi kullanılmıştır. Kaynak Kanun da "cürüm" yerine "suç" sözcüğünü kullanmaktadır.  Tasarının 513 üncü maddesinde yürürlükteki metinde geçen "keenlemyekün" sözcüğü yerine  "iptal olunur" deyimi kullanılmıştır. Bu suretle genel ilkeye uygun olarak mirasçılıktan çıkarma  tasarrufunun kendiliğinden hükümsüz kalması yerine, iptal edilmesi gereği kabul edilmiştir. Bunun  sonucu olarak buradaki iptal davası da ölüme bağlı tasarrufların iptaline ilişkin 557 nci madde  hükümlerine tâbi tutulmuştur.  Üçüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların çeşitleri düzenlenmektedir. Yürürlükteki Kanunun  464 üncü maddesinin kenar başlığı "Muayyen bir malda tasarruf şeklindedir. Bunun yerine 517 nci  maddenin kenar başlığında "belirli mal bırakma" deyimi kullanılmış, böylece konunun daha iyi an­ laşılması sağlanmıştır. Mirasbırakanın belli bir malını bir başkasına bırakması, bu hükme göre o  kimsenin mirasbırakan tarafından mirasçı olarak atandığı anlamına gelmez.  520 nci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 467 nci maddedeki "Alelade ikame" yerine  "Yedek mirasçı atama"; 468 inci maddenin kenar başlığı olan "Fevkalâde ikame" yerine de 521 in­ ci maddenin kenar başlığı "Ardmirasçı atama" şekline dönüştürülmüştür.  Yürürlükteki Kanunun 473 üncü maddesini karşılayan 526 ncı maddeye eklenen ikinci fıkray­ la, ölüme bağlı tasarrufla kurulması öngörülen vakfın, mirasın açılması anında değil, ancak bundan  sonraki yasal koşulların gerçekleşmesiyle tüzel kişilik kazanacağı vurgulanmıştır.  Dördüncü ayırımda ölüme bağlı tasarrufların şekilleri düzenlenmektedir,  Yürürlükteki Kanunun 482 nci maddesinde geçen "okuyamama veya imza edememe" yerine  bu maddeyi karşılayan 535 inci maddede "bizzat okumaz veya okuyamazsa ve bizzat imzalamaz  veya imzalayamazsa" ifadesi kullanılmıştır. Zira bu madde sadece okuyup yazamayan kişilerin  vasiyetnamesini düzenlememektedir. Burada okuyup yazma bildiği hâlde, bedensel bir özrü  nedeniyle imza yeteneğine sahip olmayan kişilerin vasiyeti de söz konusudur.  536 ncı maddenin kenar başlığı maddenin içeriğine uygun olarak "Düzenlemeye katılma  yasağı" şeklinde değiştirilmiştir. Maddeye kaynak Kanunun 503 üncü maddesinin ikinci fıkrasına  paralel olarak ikinci fıkra eklenmiş, böylece bize alınmamış olan ikinci fıkranın yarattığı tereddüt­ ler de giderilmeye çalışılmıştır.  El yazılı vasiyetnamenin düzenlendiği 538 inci maddede "yer" koşulu metinden çıkarılmıştır.  Yer koşulu Fransız Medenî Kanununda da bulunmadığı gibi, daha önce hazırlanan 1971 ve 1984  tarihli Öntasanlar da yer koşulunu metne almamışlardır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 5 - Sözlü vasiyetin düzenlendiği 539 uncu maddede, yürürlükteki metinde geçen "salgın hastalık"  yerine sadece "hastalık" deyimine yer verilmiş, böylece sadece hastalık durumu, sözlü vasiyet için  yeterli görülmüştür. Üçüncü fıkrada, tanıkların okur yazar olması şartı aranmamıştır. 540 inci  maddeye eklenen yeni üçüncü fıkra ile ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında yapılan sözlü  vasiyetin sorumlu yöneticiye; sağlık kurumlarında tedavi edilmekte olanların vasiyetinin sağlık  kurumunun en yetkili yöneticisine tevdi edilmesi imkânı getirilmiştir.  546 ncı maddenin ikinci fıkrasında, mirasbırakanın miras sözleşmesinden tek taraflı olarak  dönebilmesi için öngörülen davranışların, miras sözleşmesinin yapılmasından sonra olması  koşuluna yer verilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 495 inci maddesi, ölenin mirasçılarının ölüm tarihinde elde kalan mik­ tarı geri vermekle yükümlü olduklarını öngörmüştür. Bu hüküm haksızlıklara yol açtığından yeni  düzenlemede 548 inci maddede "ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler" şeklinde düzel­ tilmiştir.  "Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi" başlıklı beşinci ayırımda bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu  ayırımda yer alan yürürlükteki hükümlerin yetersizliği bilimsel içtihatlarda eleştiri konusu olmuş­ tur. Bu eleştiriler dikkate alınarak Alman Medenî Kanununun 2197 ilâ 2228 inci maddeleri ile İtal­ yan Medenî Kanununun 700 ilâ 711 inci maddeleri göz önünde tutularak bu ayırıma yedi madde  tahsis edilmiştir.  Bu maddelerde birden çok atanma hâlinde uyulacak esaslar, vasiyeti yerine getirme görev­ lisinin görev ve yetkileri, tereke malları üzerinde hangi koşullarda tasarrufta bulunabileceği,  görevinin sona ermesi, denetlenmesi, sorumluluğu gibi konular düzenlenmektedir.  Altıncı ayırım "Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi" başlığını taşımaktadır. Yürürlük­ teki 499 uncu maddede yer alan ilk üç bentte değişiklik yapılmamış, bu maddeyi karşılayan 557 nci  maddeye eklenen yeni dördüncü bentle şekle aykırılığın da iptal sebebi oluşturduğu hükme bağlan­ mıştır. 558 inci maddenin üçüncü fıkrasında yürürlükteki 500 üncü maddeden farklı olarak "vasiyet­ namenin tanzimine iştirak edenlere veya aileleri efradından birine" ifadesi yerine "ölüme bağlı  tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına" ifadesi kullanılmıştır.  Yürürlükteki 501 inci madde iptal davaları için belirtilen süreleri zamanaşımı olarak öngör­ mektedir. Oysa bu sürelerin zamanaşımı değil, hak düşümü süresi olduğu görüşü ağır basmaktadır.  Bu sebeple süreler 559 uncu maddede hak düşümü süresi olarak düzenlenmiştir. Yürürlükteki mad­ dede öngörülen otuz yıllık süre 713 üncü maddede olduğu gibi kaynak Kanundan ayrılmak suretiy­ le iki madde arasında paralellik sağlamak amacıyla 559 uncu maddede yirmi yıla indirilmiştir.  Yürürlükteki 506 ncı maddenin "Muayyen bir şeyin vasiyeti" şeklindeki kenar başlığı 564 ün­ cü maddenin kenar başlığında "Bölünmez mal vasiyetinde" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki  madde bu konuyu ölüme bağlı tasarruf açısından düzenlemekte ise de, Yargıtay içtihatları bunun  belirli mala ilişkin sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanmasını kabul etmektedir. İşin  mahiyetine uygun olan bu çözüm kabul edilerek maddeye yeni ikinci fıkra eklenmiştir.  Yürürlükteki 511 inci maddede geçen "batıldır" sözcüğü bu maddeyi karşılayan 569 uncu mad­ deye alınmamıştır. Burada butlan değil, tasarrufun tenkisi söz konusudur. Madde buna uygun olarak  kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 26 -
- 2 5 - Sözlü vasiyetin düzenlendiği 539 uncu maddede, yürürlükteki metinde geçen "salgın hastalık"  yerine sadece "hastalık" deyimine yer verilmiş, böylece sadece hastalık durumu, sözlü vasiyet için  yeterli görülmüştür. Üçüncü fıkrada, tanıkların okur yazar olması şartı aranmamıştır. 540 inci  maddeye eklenen yeni üçüncü fıkra ile ülke dışında seyreden bir ulaşım aracında yapılan sözlü  vasiyetin sorumlu yöneticiye; sağlık kurumlarında tedavi edilmekte olanların vasiyetinin sağlık  kurumunun en yetkili yöneticisine tevdi edilmesi imkânı getirilmiştir.  546 ncı maddenin ikinci fıkrasında, mirasbırakanın miras sözleşmesinden tek taraflı olarak  dönebilmesi için öngörülen davranışların, miras sözleşmesinin yapılmasından sonra olması  koşuluna yer verilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 495 inci maddesi, ölenin mirasçılarının ölüm tarihinde elde kalan mik­ tarı geri vermekle yükümlü olduklarını öngörmüştür. Bu hüküm haksızlıklara yol açtığından yeni  düzenlemede 548 inci maddede "ölüm tarihindeki zenginleşmeyi geri isteyebilirler" şeklinde düzel­ tilmiştir.  "Vasiyeti Yerine Getirme Görevlisi" başlıklı beşinci ayırımda bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu  ayırımda yer alan yürürlükteki hükümlerin yetersizliği bilimsel içtihatlarda eleştiri konusu olmuş­ tur. Bu eleştiriler dikkate alınarak Alman Medenî Kanununun 2197 ilâ 2228 inci maddeleri ile İtal­ yan Medenî Kanununun 700 ilâ 711 inci maddeleri göz önünde tutularak bu ayırıma yedi madde  tahsis edilmiştir.  Bu maddelerde birden çok atanma hâlinde uyulacak esaslar, vasiyeti yerine getirme görev­ lisinin görev ve yetkileri, tereke malları üzerinde hangi koşullarda tasarrufta bulunabileceği,  görevinin sona ermesi, denetlenmesi, sorumluluğu gibi konular düzenlenmektedir.  Altıncı ayırım "Ölüme Bağlı Tasarrufların İptali ve Tenkisi" başlığını taşımaktadır. Yürürlük­ teki 499 uncu maddede yer alan ilk üç bentte değişiklik yapılmamış, bu maddeyi karşılayan 557 nci  maddeye eklenen yeni dördüncü bentle şekle aykırılığın da iptal sebebi oluşturduğu hükme bağlan­ mıştır. 558 inci maddenin üçüncü fıkrasında yürürlükteki 500 üncü maddeden farklı olarak "vasiyet­ namenin tanzimine iştirak edenlere veya aileleri efradından birine" ifadesi yerine "ölüme bağlı  tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına" ifadesi kullanılmıştır.  Yürürlükteki 501 inci madde iptal davaları için belirtilen süreleri zamanaşımı olarak öngör­ mektedir. Oysa bu sürelerin zamanaşımı değil, hak düşümü süresi olduğu görüşü ağır basmaktadır.  Bu sebeple süreler 559 uncu maddede hak düşümü süresi olarak düzenlenmiştir. Yürürlükteki mad­ dede öngörülen otuz yıllık süre 713 üncü maddede olduğu gibi kaynak Kanundan ayrılmak suretiy­ le iki madde arasında paralellik sağlamak amacıyla 559 uncu maddede yirmi yıla indirilmiştir.  Yürürlükteki 506 ncı maddenin "Muayyen bir şeyin vasiyeti" şeklindeki kenar başlığı 564 ün­ cü maddenin kenar başlığında "Bölünmez mal vasiyetinde" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki  madde bu konuyu ölüme bağlı tasarruf açısından düzenlemekte ise de, Yargıtay içtihatları bunun  belirli mala ilişkin sağlararası kazandırmaların tenkisinde de uygulanmasını kabul etmektedir. İşin  mahiyetine uygun olan bu çözüm kabul edilerek maddeye yeni ikinci fıkra eklenmiştir.  Yürürlükteki 511 inci maddede geçen "batıldır" sözcüğü bu maddeyi karşılayan 569 uncu mad­ deye alınmamıştır. Burada butlan değil, tasarrufun tenkisi söz konusudur. Madde buna uygun olarak  kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 6 - 513 üncü maddede öngörülen süreler zamanaşımı süresi olarak düzenlenmiştir. Oysa bilimsel  görüşler ve İsviçre Federal Mahkemesi bu sürenin hak düşümü süresi olduğunu kabul etmektedir.  Bu sebeple bunu karşılayan 571 inci madde hem kenar başlığı, hem de içeriği itibarıyla değiş­ tirilerek, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu hükme bağlanmıştır.  "Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar" başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen 572 nci  madde kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline getirilmiş, yürürlükteki metinde geçen "mal­ larını teslim eylediği" sözcüğü yeni düzenlemede "malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı miras­ çıya devretmişse" olarak kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki 515 inci maddenin kenar başlığı "B. Tenkis I. Geri verme"dir. Bu başlık isabetli  değildir. Zira bu madde mirastan feragat durumunda tenkis; bunu izleyen 516 ncı madde ise geri  verme konularını düzenlediğinden, kenar başlıklar bu maddeleri karşılayan 573 ve 574 üncü mad­ delerde düzeltilmiştir. Ayrıca 515 inci maddede geçen "mallar" sözcüğü yerine, daha üst ve geniş  bir kavram olarak kaynak Kanunun 535 inci maddesinde de kullanılan "edimler" deyimine 573 ün­ cü maddede yer verilmiştir.  Yürürlükteki 516 ncı maddenin "Muhayyerlik" şeklindeki kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan  574 üncü maddenin kenar başlığında "Geri verme" şekline dönüştürülmüştür.  2) MİRASIN GEÇMESİ KISMI  Bu kısım "Mirasın Açılması", "Mirasın Geçmesinin Sonuçlan" ve "Mirasın Paylaşılması" baş­ lıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  a) Mirasın Açılması Bölümü  Bu bölümdeki hükümlerde de bir takım değişiklikler yapılmıştır.  Yürürlükteki 517 nci maddenin kenar başlığı "A. Açılma sebebi" şeklindedir. Oysa burada  mirasın hangi anda açıldığı ve terekenin hangi andaki değerinin esas alınacağı hususları düzenlen­ mekte olduğundan, bu maddeyi karşılayan 575 inci maddenin kenar başlığı "Açılma ve değerlen­ dirme anı" şeklinde değiştirilmiştir.  576 ncı maddenin birinci fıkrasında, miras malları nerede bulunursa bulunsun miras işlerinin  tek elden, yani aynı mahkeme tarafından yürütülmesinin uygun olacağı düşüncesiyle, mirasın mal­ varlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılacağı düzenlenmiş, yürürlükteki metin­ de yer alan "mahkeme" sözcüğü yeni metne alınmamıştır. Çünkü mahkeme sözcüğü, mirasın mut­ laka bir dava veya mahkemeye yapılacak bir başvuru ile açılacağı izlenimini yaratmaktadır.  Yürürlükteki 519 uncu maddenin "Ehliyet" şeklindeki konu başlığı bu kez 577 nci maddenin  konu başlığında "Mirasa ehliyet" şeklinde ifade edilmiştir. Zira burada söz konusu olan, genel an­ lamda fiil ehliyeti değil, mirasçı olabilme ehliyetidir.  581 inci maddenin ikinci fıkrasının yeni düzenlemesinde, mirasbırakandan önce ölmüş olan  vasiyet alacaklısının vasiyet alacağı hakkının mirasçılarına geçmeyeceği hükme bağlanarak, miras­ çının haklarının kendi mirasçılarına geçeceğine ilişkin hükmün aksine bir hüküm getirilmiş olmak­ tadır. Bu durumda vasiyet alacağı vasiyet alacaklısının mirasçılarına geçmeyecek, vasiyeti yerine  getirmekle yükümlü olan mirasçılar lehine ortadan kalkacaktır. Ancak, bu düzenleme emredici  nitelikte değildir, mirasbırakan dilerse aksini kararlaştırabilir.  b) Mirasın Geçmesinin Sonuçları Bölümü  "Mirasın Geçmesinin Sonuçları"nın düzenlendiği bu bölüm, "Koruma Önlemleri", "Mirasın  Kazanılması", "Resmî Defter Tutma", "Resmî Tasfiye" ve "Miras Sebebiyle İstihkak Davası"  ayırımlarından oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 27 -
- 2 6 - 513 üncü maddede öngörülen süreler zamanaşımı süresi olarak düzenlenmiştir. Oysa bilimsel  görüşler ve İsviçre Federal Mahkemesi bu sürenin hak düşümü süresi olduğunu kabul etmektedir.  Bu sebeple bunu karşılayan 571 inci madde hem kenar başlığı, hem de içeriği itibarıyla değiş­ tirilerek, bu sürenin hak düşürücü süre olduğu hükme bağlanmıştır.  "Miras Sözleşmesinden Doğan Davalar" başlığını taşıyan yedinci ayırımda düzenlenen 572 nci  madde kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline getirilmiş, yürürlükteki metinde geçen "mal­ larını teslim eylediği" sözcüğü yeni düzenlemede "malvarlığını miras sözleşmesiyle atadığı miras­ çıya devretmişse" olarak kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki 515 inci maddenin kenar başlığı "B. Tenkis I. Geri verme"dir. Bu başlık isabetli  değildir. Zira bu madde mirastan feragat durumunda tenkis; bunu izleyen 516 ncı madde ise geri  verme konularını düzenlediğinden, kenar başlıklar bu maddeleri karşılayan 573 ve 574 üncü mad­ delerde düzeltilmiştir. Ayrıca 515 inci maddede geçen "mallar" sözcüğü yerine, daha üst ve geniş  bir kavram olarak kaynak Kanunun 535 inci maddesinde de kullanılan "edimler" deyimine 573 ün­ cü maddede yer verilmiştir.  Yürürlükteki 516 ncı maddenin "Muhayyerlik" şeklindeki kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan  574 üncü maddenin kenar başlığında "Geri verme" şekline dönüştürülmüştür.  2) MİRASIN GEÇMESİ KISMI  Bu kısım "Mirasın Açılması", "Mirasın Geçmesinin Sonuçlan" ve "Mirasın Paylaşılması" baş­ lıklarını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  a) Mirasın Açılması Bölümü  Bu bölümdeki hükümlerde de bir takım değişiklikler yapılmıştır.  Yürürlükteki 517 nci maddenin kenar başlığı "A. Açılma sebebi" şeklindedir. Oysa burada  mirasın hangi anda açıldığı ve terekenin hangi andaki değerinin esas alınacağı hususları düzenlen­ mekte olduğundan, bu maddeyi karşılayan 575 inci maddenin kenar başlığı "Açılma ve değerlen­ dirme anı" şeklinde değiştirilmiştir.  576 ncı maddenin birinci fıkrasında, miras malları nerede bulunursa bulunsun miras işlerinin  tek elden, yani aynı mahkeme tarafından yürütülmesinin uygun olacağı düşüncesiyle, mirasın mal­ varlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılacağı düzenlenmiş, yürürlükteki metin­ de yer alan "mahkeme" sözcüğü yeni metne alınmamıştır. Çünkü mahkeme sözcüğü, mirasın mut­ laka bir dava veya mahkemeye yapılacak bir başvuru ile açılacağı izlenimini yaratmaktadır.  Yürürlükteki 519 uncu maddenin "Ehliyet" şeklindeki konu başlığı bu kez 577 nci maddenin  konu başlığında "Mirasa ehliyet" şeklinde ifade edilmiştir. Zira burada söz konusu olan, genel an­ lamda fiil ehliyeti değil, mirasçı olabilme ehliyetidir.  581 inci maddenin ikinci fıkrasının yeni düzenlemesinde, mirasbırakandan önce ölmüş olan  vasiyet alacaklısının vasiyet alacağı hakkının mirasçılarına geçmeyeceği hükme bağlanarak, miras­ çının haklarının kendi mirasçılarına geçeceğine ilişkin hükmün aksine bir hüküm getirilmiş olmak­ tadır. Bu durumda vasiyet alacağı vasiyet alacaklısının mirasçılarına geçmeyecek, vasiyeti yerine  getirmekle yükümlü olan mirasçılar lehine ortadan kalkacaktır. Ancak, bu düzenleme emredici  nitelikte değildir, mirasbırakan dilerse aksini kararlaştırabilir.  b) Mirasın Geçmesinin Sonuçları Bölümü  "Mirasın Geçmesinin Sonuçları"nın düzenlendiği bu bölüm, "Koruma Önlemleri", "Mirasın  Kazanılması", "Resmî Defter Tutma", "Resmî Tasfiye" ve "Miras Sebebiyle İstihkak Davası"  ayırımlarından oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 7 - Birinci ayırımın "İhtiyatî Tedbirler" şeklindeki başlığı yeni düzenlemede "Koruma Önlemleri"  şeklinde değiştirilmiştir.  589 uncu maddeye yeni eklenen bir fıkrayla, koruma önlemleriyle ilgili giderlerin, ileride  terekeden alınmak üzere, istemde bulunan kişi tarafından; eğer önleme hâkim re'sen karar vermiş- se Devlet tarafından karşılanması esası kabul edilmiştir.  598 inci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 538 inci maddenin "Malların itası" şeklindeki  kenar başlığının içeriğiyle uyumlu olmaması sebebiyle "Mirasçılık belgesi" şeklinde ifade edilmiş­ tir. Yürürlükteki madde sadece atanmış mirasçılara mirasçılık belgesi verilmesini öngörmektedir,  Oysa yasal mirasçıların da böyle bir belgeye ihtiyaç duyduklarına şüphe yoktur. Bu sebeple yeni  düzenlemede yasal mirasçılara da yer verilmiştir.  İkinci ayırımda mirasın kazanılması düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 549 uncu maddesini karşılayan 609 uncu maddeye eklenen yeni iki fık­ ra ile reddin şekli ve ret iradesinin açıklanması üzerine yapılacak işlemlere açıklık getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 553 üncü maddesini karşılayan 613 üncü madde yeniden kaleme  alınarak altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payının sağ kalan eşe kalacağı  hükme bağlanmış ve böylece sağ kalan eş daha fazla korunmuştur.  Üçüncü ayırımın başlığı "Resmî Defter Tutma" şeklinde değiştirilmiştir. Bu ayırımda yer alan  maddelerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır.  Dördüncü ayırımda "Resmî Tasfiye" başlığı altında terekenin resmen tasfiyesi düzenlenmek­ tedir. Bu ayırımda yer alan hükümlerde de esasa ilişkin değişiklik yapılmamıştır.  Beşinci ayırımda "Miras Sebebiyle İstihkak Davası" düzenlenmektedir. Bu davanın adının  1971 tarihli Öntasarıda önerildiği gibi "Mirasçılık Davası" şeklinde arılaştırılması düşünülmüş ise  de, bu terimin söz konusu davayı tam anlamıyla ifade etmediği ve ayrıca hâlen kullanılmakta olan  terimin uygulamada yerleşmiş olduğu dikkate alınarak değiştirme yoluna gidilmemiştir.  637 nci maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, miras sebebiyle istihkak davası vesilesiyle miras­ çılık sıfatı tartışmalı ise, hâkimin bunu da çözmesi hükme bağlanmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 579 uncu maddesinde zamanaşımı iyiniyetli olmayanlara karşı otuz yıl­ dır. Mülkiyetin olağanüstü zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin yirmi yıllık süre ile miras sebebiy­ le istihkak davası arasında paralellik sağlamak üzere bu süre Tasarının 639 uncu maddesinde yirmi  yıla indirilmiştir.  c) Mirasın Paylaşılması Bölümü  Bu bölüm "Paylaşımdan Önce Miras Ortaklığı", "Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı", "Mirasta  Denkleştirme" ve "Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan  oluşmaktadır.  Birinci ayırımda "Paylaşımdan Önceki Miras Ortaklığı" düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 581 inci maddesini karşılayan 640 inci maddeye eklenen yeni bir fıkra  ile, mirasçılardan her birinin hakkını korumak için tek başına dava açmasına imkân sağlanmıştır.  641 inci maddenin ikinci fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle, maddede belirtilen çocuklar ile  torunlara verilecek uygun tazminat, terekenin paylaşılmasından önce hak sahiplerine ödenecek,  bundan sonra geri kalan tereke değerleri mirasçılar arasında paylaşılacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 28 -
- 2 7 - Birinci ayırımın "İhtiyatî Tedbirler" şeklindeki başlığı yeni düzenlemede "Koruma Önlemleri"  şeklinde değiştirilmiştir.  589 uncu maddeye yeni eklenen bir fıkrayla, koruma önlemleriyle ilgili giderlerin, ileride  terekeden alınmak üzere, istemde bulunan kişi tarafından; eğer önleme hâkim re'sen karar vermiş- se Devlet tarafından karşılanması esası kabul edilmiştir.  598 inci maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 538 inci maddenin "Malların itası" şeklindeki  kenar başlığının içeriğiyle uyumlu olmaması sebebiyle "Mirasçılık belgesi" şeklinde ifade edilmiş­ tir. Yürürlükteki madde sadece atanmış mirasçılara mirasçılık belgesi verilmesini öngörmektedir,  Oysa yasal mirasçıların da böyle bir belgeye ihtiyaç duyduklarına şüphe yoktur. Bu sebeple yeni  düzenlemede yasal mirasçılara da yer verilmiştir.  İkinci ayırımda mirasın kazanılması düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 549 uncu maddesini karşılayan 609 uncu maddeye eklenen yeni iki fık­ ra ile reddin şekli ve ret iradesinin açıklanması üzerine yapılacak işlemlere açıklık getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 553 üncü maddesini karşılayan 613 üncü madde yeniden kaleme  alınarak altsoyun tamamının mirası reddetmesi hâlinde, bunların payının sağ kalan eşe kalacağı  hükme bağlanmış ve böylece sağ kalan eş daha fazla korunmuştur.  Üçüncü ayırımın başlığı "Resmî Defter Tutma" şeklinde değiştirilmiştir. Bu ayırımda yer alan  maddelerde esasa ilişkin önemli değişiklik yapılmamıştır.  Dördüncü ayırımda "Resmî Tasfiye" başlığı altında terekenin resmen tasfiyesi düzenlenmek­ tedir. Bu ayırımda yer alan hükümlerde de esasa ilişkin değişiklik yapılmamıştır.  Beşinci ayırımda "Miras Sebebiyle İstihkak Davası" düzenlenmektedir. Bu davanın adının  1971 tarihli Öntasarıda önerildiği gibi "Mirasçılık Davası" şeklinde arılaştırılması düşünülmüş ise  de, bu terimin söz konusu davayı tam anlamıyla ifade etmediği ve ayrıca hâlen kullanılmakta olan  terimin uygulamada yerleşmiş olduğu dikkate alınarak değiştirme yoluna gidilmemiştir.  637 nci maddeye eklenen yeni bir fıkra ile, miras sebebiyle istihkak davası vesilesiyle miras­ çılık sıfatı tartışmalı ise, hâkimin bunu da çözmesi hükme bağlanmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 579 uncu maddesinde zamanaşımı iyiniyetli olmayanlara karşı otuz yıl­ dır. Mülkiyetin olağanüstü zamanaşımıyla kazanılmasına ilişkin yirmi yıllık süre ile miras sebebiy­ le istihkak davası arasında paralellik sağlamak üzere bu süre Tasarının 639 uncu maddesinde yirmi  yıla indirilmiştir.  c) Mirasın Paylaşılması Bölümü  Bu bölüm "Paylaşımdan Önce Miras Ortaklığı", "Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı", "Mirasta  Denkleştirme" ve "Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan  oluşmaktadır.  Birinci ayırımda "Paylaşımdan Önceki Miras Ortaklığı" düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 581 inci maddesini karşılayan 640 inci maddeye eklenen yeni bir fıkra  ile, mirasçılardan her birinin hakkını korumak için tek başına dava açmasına imkân sağlanmıştır.  641 inci maddenin ikinci fıkrasında yapılan yeni düzenlemeyle, maddede belirtilen çocuklar ile  torunlara verilecek uygun tazminat, terekenin paylaşılmasından önce hak sahiplerine ödenecek,  bundan sonra geri kalan tereke değerleri mirasçılar arasında paylaşılacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 8 - Mirasbırakanın ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin geçim  masraflarının terekeden sağlanması süresi, yürürlükteki Kanunda bir ay iken 645 inci maddede Ül­ kenin koşullan da göz önünde bulundurularak üç aya çıkarılmıştır.  İkinci ayırımda "Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı" hükme bağlanmıştır.  652 nci maddedeki yeni hüküm, sağ kalan eşin korunması amacıyla getirilmiştir. Bu hükmün  kaleme alınmasında İsviçre Medenî Kanununa 1984 yılında eklenen 612 a maddesinden esinlenil­ miştir. Getirilen yeni hüküm, eşler arasındaki mal rejimiyle ilgili 240 inci maddeyle aynı yöndedir.  Burada, sağ kalan eşe konut ve ev eşyasıyla ilgili olarak mülkiyet ya da haklı sebeplerin varlığı  hâlinde talep üzerine intifa veya oturma (sükna) hakkının tanınması olanağı getirilmektedir.  656 ncı maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde, mirasın paylaşılması  sırasında, taşınmazların bölünmelerine kısıtlama getiren özel kanunların dikkate alınacağını vur­ gulamak için konulmuştur.  Tarımsal işletmelerin varlık ve bütünlüğünü korumaya yönelik olan 662 nci madde hükmü  Tasarıya yeni konulmuş bir hükümdür. Bu hükmün Ülkemiz açısından yararlı olacağı düşünülmüştür.  Yeni getirilen 663 üncü maddeyle, mirasçılar arasında ergin olmayan, fakat ayırt etme gücüne  sahip bulunan altsoy hısımların bulunması hâlinde, bunların ergin olmalarına kadar paylaşmanın er­ telenmesi kabul edilmiştir.  667 nci maddenin ikinci fıkrasında tarımsal işletmenin gelir değeriyle, sınaî işletmenin ise  sürüm değeriyle özgüleneceği ilkesi kabul edilerek, yine tarımsal işletmenin varlığının korunması  amaçlanmıştır. Maddenin kenar başlığı da içeriğine uygun olarak "Yan sınaî işletme" şeklinde  kaleme alınmıştır.  668 inci maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde İsviçre Medenî  Kanununa eklenen 625 bis maddesinden alınmıştır. Burada, işletmenin bir bütün olarak özgülen- mesini mirasçılardan hiç birisi istemez ya da böyle bir istekte bulunmasına karşın bu istek red­ dedilirse, mirasçılardan her birinin işletmenin bir bütün hâlinde satılmasını isteyebileceği kabul  edilerek, işletmenin varlığının ve bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.  Üçüncü ayırım "Mirasta Denkleştirme" başlığını taşımaktadır. Bu ayırımın başlığı yürürlük­ teki Kanunda "Mirasta İade" şeklindedir. Bu başlık, düzenlenen kurumu daha iyi açıklaması  bakımından "Mirasta Denkleştirme" şeklinde değiştirilmiştir. Zira burada, alınanı fiilen geri verme  anlamında bir "iade" değil, terekeye geri verilmiş gibi kâğıt üzerinde değerinin terekenin hesabın­ da göz önünde tutulması ve paylaşma sonucu mirasçıya düşecek paydan indirilmesi söz konusudur.  Bu ise "iade" değil, bir "denkleştirme"dir.  669 uncu maddenin ikinci fıkrasına yürürlükteki Kanunda bulunmayan, fakat İsviçre Medenî  Kanununun 626 ncı maddesinde yer alan "bir malvarlığını devretme" hususu da karşılıksız kazan­ dırmalar arasına eklenmiştir.  673 üncü maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak "Denkleştirme değeri" şeklin­ de değiştirilmiştir. İkinci fıkrayla getirilen yeni hüküm, maddenin amacına uygun olarak yarar ve  zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iş­ lem yapılacağını düzenlemektedir. Oysa yürürlükteki madde mirasçıların sorumluluğu konusunda  "zilyedin haklarına" ilişkin hükümlere yollama yapmaktadır.  Dördüncü ayırım "Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu"nu düzenlemektedir.  Yeniden kaleme alınan 676 ncı maddenin ikinci fıkrasıyla, paylaşmanın tereke mallarının  tamamını kapsamasının zorunlu olmadığı ifade edilmiştir. Mirasçılar, tereke mallarının tamamı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 29 -
- 2 8 - Mirasbırakanın ölümünde onunla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin geçim  masraflarının terekeden sağlanması süresi, yürürlükteki Kanunda bir ay iken 645 inci maddede Ül­ kenin koşullan da göz önünde bulundurularak üç aya çıkarılmıştır.  İkinci ayırımda "Paylaşmanın Nasıl Yapılacağı" hükme bağlanmıştır.  652 nci maddedeki yeni hüküm, sağ kalan eşin korunması amacıyla getirilmiştir. Bu hükmün  kaleme alınmasında İsviçre Medenî Kanununa 1984 yılında eklenen 612 a maddesinden esinlenil­ miştir. Getirilen yeni hüküm, eşler arasındaki mal rejimiyle ilgili 240 inci maddeyle aynı yöndedir.  Burada, sağ kalan eşe konut ve ev eşyasıyla ilgili olarak mülkiyet ya da haklı sebeplerin varlığı  hâlinde talep üzerine intifa veya oturma (sükna) hakkının tanınması olanağı getirilmektedir.  656 ncı maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde, mirasın paylaşılması  sırasında, taşınmazların bölünmelerine kısıtlama getiren özel kanunların dikkate alınacağını vur­ gulamak için konulmuştur.  Tarımsal işletmelerin varlık ve bütünlüğünü korumaya yönelik olan 662 nci madde hükmü  Tasarıya yeni konulmuş bir hükümdür. Bu hükmün Ülkemiz açısından yararlı olacağı düşünülmüştür.  Yeni getirilen 663 üncü maddeyle, mirasçılar arasında ergin olmayan, fakat ayırt etme gücüne  sahip bulunan altsoy hısımların bulunması hâlinde, bunların ergin olmalarına kadar paylaşmanın er­ telenmesi kabul edilmiştir.  667 nci maddenin ikinci fıkrasında tarımsal işletmenin gelir değeriyle, sınaî işletmenin ise  sürüm değeriyle özgüleneceği ilkesi kabul edilerek, yine tarımsal işletmenin varlığının korunması  amaçlanmıştır. Maddenin kenar başlığı da içeriğine uygun olarak "Yan sınaî işletme" şeklinde  kaleme alınmıştır.  668 inci maddenin yürürlükteki Kanunda karşılığı yoktur. Bu yeni madde İsviçre Medenî  Kanununa eklenen 625 bis maddesinden alınmıştır. Burada, işletmenin bir bütün olarak özgülen- mesini mirasçılardan hiç birisi istemez ya da böyle bir istekte bulunmasına karşın bu istek red­ dedilirse, mirasçılardan her birinin işletmenin bir bütün hâlinde satılmasını isteyebileceği kabul  edilerek, işletmenin varlığının ve bütünlüğünün korunması amaçlanmıştır.  Üçüncü ayırım "Mirasta Denkleştirme" başlığını taşımaktadır. Bu ayırımın başlığı yürürlük­ teki Kanunda "Mirasta İade" şeklindedir. Bu başlık, düzenlenen kurumu daha iyi açıklaması  bakımından "Mirasta Denkleştirme" şeklinde değiştirilmiştir. Zira burada, alınanı fiilen geri verme  anlamında bir "iade" değil, terekeye geri verilmiş gibi kâğıt üzerinde değerinin terekenin hesabın­ da göz önünde tutulması ve paylaşma sonucu mirasçıya düşecek paydan indirilmesi söz konusudur.  Bu ise "iade" değil, bir "denkleştirme"dir.  669 uncu maddenin ikinci fıkrasına yürürlükteki Kanunda bulunmayan, fakat İsviçre Medenî  Kanununun 626 ncı maddesinde yer alan "bir malvarlığını devretme" hususu da karşılıksız kazan­ dırmalar arasına eklenmiştir.  673 üncü maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak "Denkleştirme değeri" şeklin­ de değiştirilmiştir. İkinci fıkrayla getirilen yeni hüküm, maddenin amacına uygun olarak yarar ve  zarar ile gelir ve giderler hakkında mirasçılar arasında sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iş­ lem yapılacağını düzenlemektedir. Oysa yürürlükteki madde mirasçıların sorumluluğu konusunda  "zilyedin haklarına" ilişkin hükümlere yollama yapmaktadır.  Dördüncü ayırım "Paylaşmanın Tamamlanması ve Sonucu"nu düzenlemektedir.  Yeniden kaleme alınan 676 ncı maddenin ikinci fıkrasıyla, paylaşmanın tereke mallarının  tamamını kapsamasının zorunlu olmadığı ifade edilmiştir. Mirasçılar, tereke mallarının tamamı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 2 9 - veya bir kısmıyla ilgili olarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini kabul  edebilirler. Böylece paylaşmanın paylı mülkiyete dönüşüm şeklinde gerçekleşmesine de olanak sağ­ lanmış olmaktadır.  677 nci maddenin birinci fıkrasına, miras payının devrinin terekenin tamamı veya bir kısmı  üzerinde olabileceği hükmü eklenmiştir. Böylece doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilen,  payın devrinin terekenin tamamı üzerindeki payı kapsamasının zorunlu olmadığı yolundaki görüşe  yasal dayanak sağlanmak istenmiştir.  E) EŞYA HUKUKU  Medenî Kanunun dördüncü kitabını oluşturan "Eşya Hukuku", "Mülkiyet", "Sınırlı Aynî Hak­ lar", "Zilyetlik ve Tapu Sicili" başlıklarını taşıyan üç kısımdan oluşmaktadır.  1-MÜLKİYET KISMI  Bu kısım, "Genel Hükümler", "Taşınmaz Mülkiyeti" ve "Taşınır Mülkiyeti" bölümlerini içer­ mektedir.  a) Genel Hükümler Bölümü  Yürürlükteki 621 inci maddeyi karşılayan 686 ncı maddenin birinci fıkrasında, yürürlükteki  metinde geçen "temliki tasarruflar" deyimi taahhüt işlemlerini hariç bıraktığından sadece "tasarruf­ lar" şekline getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 623 üncü maddesinin "Birden ziyade kimselerin bir şey üzerinde mül­ kiyeti" ve "Müşterek mülkiyet" şeklindeki konu ve kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 688 inci  maddede "Birlikte mülkiyet" ve "Paylı mülkiyet" şeklinde değiştirilmiştir. Konu başlığı olarak  seçilen "Birlikte Mülkiyet" terimi her iki tür mülkiyeti de daha iyi şekilde ifade etmektedir. Doktrin  ve uygulamada da "müşterek mülkiyet" yerine "paylı mülkiyet" terimi kullanılmaktadır. İsviçre  Medenî Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümleri 1965 yılında yürürlüğe giren kanunla esaslı  bir değişikliğe uğramıştır. Yeni düzenlememizde İsviçre'deki bu değişiklikler de göz önünde  tutularak bu mülkiyet türü günün şartlarına uygun hâle getirilmiştir. Paylı mülkiyet yeni bir düzen­ lemeye tâbi tutulduğu için, yürürlükteki maddenin "1. Hissedarlar arasındaki münasebetler"  biçimindeki kenar başlığı, "1. Genel kurallar" şeklinde değiştirilmiştir.  Yeni getirilen 689 uncu maddeyle, paydaşların kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yarar­ lanma, kullanma ve yönetime ilişkin olarak kanun hükümlerinden farklı düzenleme yapmalarına  imkân tanınmıştır.  Tasarının 693 üncü maddesini tamamen karşılayan bir hüküm yürürlükteki kanunda mevcut  değildir. Yeniden düzenlenen bu madde, paylı mala ilişkin yararlanma, kullanma ve koruma esas­ larını belirlemektedir.  695 inci madde kaynak Kanunun 647 nci maddesinden alınmıştır. Paydaşların yararlanma, kul­ lanma ve yönetime ilişkin konularda yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece  verilen kararların, sonradan paydaş olanları veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlayacağı,  bunun için taşınmazlarda, yararlanmaya, kullanmaya ve yönetime ilişkin kararların tapu kütüğüne  şerh edilmesi gerektiği esası getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 627 nci maddesini karşılayan 698 inci maddenin ikinci fıkrası ile, taşın­ mazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılması ve bunun tapu  kütüğüne şerh edilebilmesi öngörülmüştür. Böylece, söz konusu sözleşmelerin sonraki paydaşlara  etkili olmasının nasıl sağlanacağı hususunda yürürlükteki Kanun döneminde ortaya çıkan tereddüt­ lere son verilmek istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 30 -
- 2 9 - veya bir kısmıyla ilgili olarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini kabul  edebilirler. Böylece paylaşmanın paylı mülkiyete dönüşüm şeklinde gerçekleşmesine de olanak sağ­ lanmış olmaktadır.  677 nci maddenin birinci fıkrasına, miras payının devrinin terekenin tamamı veya bir kısmı  üzerinde olabileceği hükmü eklenmiştir. Böylece doktrinde ve yargı kararlarında kabul edilen,  payın devrinin terekenin tamamı üzerindeki payı kapsamasının zorunlu olmadığı yolundaki görüşe  yasal dayanak sağlanmak istenmiştir.  E) EŞYA HUKUKU  Medenî Kanunun dördüncü kitabını oluşturan "Eşya Hukuku", "Mülkiyet", "Sınırlı Aynî Hak­ lar", "Zilyetlik ve Tapu Sicili" başlıklarını taşıyan üç kısımdan oluşmaktadır.  1-MÜLKİYET KISMI  Bu kısım, "Genel Hükümler", "Taşınmaz Mülkiyeti" ve "Taşınır Mülkiyeti" bölümlerini içer­ mektedir.  a) Genel Hükümler Bölümü  Yürürlükteki 621 inci maddeyi karşılayan 686 ncı maddenin birinci fıkrasında, yürürlükteki  metinde geçen "temliki tasarruflar" deyimi taahhüt işlemlerini hariç bıraktığından sadece "tasarruf­ lar" şekline getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 623 üncü maddesinin "Birden ziyade kimselerin bir şey üzerinde mül­ kiyeti" ve "Müşterek mülkiyet" şeklindeki konu ve kenar başlığı, bu maddeyi karşılayan 688 inci  maddede "Birlikte mülkiyet" ve "Paylı mülkiyet" şeklinde değiştirilmiştir. Konu başlığı olarak  seçilen "Birlikte Mülkiyet" terimi her iki tür mülkiyeti de daha iyi şekilde ifade etmektedir. Doktrin  ve uygulamada da "müşterek mülkiyet" yerine "paylı mülkiyet" terimi kullanılmaktadır. İsviçre  Medenî Kanununun paylı mülkiyete ilişkin hükümleri 1965 yılında yürürlüğe giren kanunla esaslı  bir değişikliğe uğramıştır. Yeni düzenlememizde İsviçre'deki bu değişiklikler de göz önünde  tutularak bu mülkiyet türü günün şartlarına uygun hâle getirilmiştir. Paylı mülkiyet yeni bir düzen­ lemeye tâbi tutulduğu için, yürürlükteki maddenin "1. Hissedarlar arasındaki münasebetler"  biçimindeki kenar başlığı, "1. Genel kurallar" şeklinde değiştirilmiştir.  Yeni getirilen 689 uncu maddeyle, paydaşların kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yarar­ lanma, kullanma ve yönetime ilişkin olarak kanun hükümlerinden farklı düzenleme yapmalarına  imkân tanınmıştır.  Tasarının 693 üncü maddesini tamamen karşılayan bir hüküm yürürlükteki kanunda mevcut  değildir. Yeniden düzenlenen bu madde, paylı mala ilişkin yararlanma, kullanma ve koruma esas­ larını belirlemektedir.  695 inci madde kaynak Kanunun 647 nci maddesinden alınmıştır. Paydaşların yararlanma, kul­ lanma ve yönetime ilişkin konularda yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece  verilen kararların, sonradan paydaş olanları veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlayacağı,  bunun için taşınmazlarda, yararlanmaya, kullanmaya ve yönetime ilişkin kararların tapu kütüğüne  şerh edilmesi gerektiği esası getirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 627 nci maddesini karşılayan 698 inci maddenin ikinci fıkrası ile, taşın­ mazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmelerin resmî şekilde yapılması ve bunun tapu  kütüğüne şerh edilebilmesi öngörülmüştür. Böylece, söz konusu sözleşmelerin sonraki paydaşlara  etkili olmasının nasıl sağlanacağı hususunda yürürlükteki Kanun döneminde ortaya çıkan tereddüt­ lere son verilmek istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 0 - Yürürlükteki Kanunda Tasarının 700 üncü maddesini karşılayan bir madde yoktur. Yeni  getirilen bu madde, bir pay üzerinde intifa hakkı kurulması hâlinde, diğer paydaşlardan biri üç ay  içinde paylaşma isteminde bulunursa, satış yoluyla yapılacak paylaşmada pay üzerinde intifa hak­ kı bulunmaksızın satışın yapılması ve intifa hakkının söz konusu paya düşen bedel üzerinde devam  etmesi esasını öngörmektedir. Üç ay geçtikten sonra yapılacak paylaşma istemleri ise, intifa hakkını  etkilemeyecektir.  701 inci maddenin kenar başlığı yürürlükteki maddede kullanılan "İştirak hâlinde mülkiyet"  yerine "Elbirliği mülkiyeti" şeklinde değiştirilmiştir.  702 nci maddeye eklenen dördüncü fıkra ile, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların  korunmasını sağlayabileceği, bu korumadan da bütün ortakların yararlanacağı öngörülmüştür.  b) Taşınmaz Mülkiyeti Bölümü  Bu bölüm, "Taşınmaz Mülkiyetin Konusu, Kazanılması ve Kaybı" ve "Taşınmaz Mülkiyetinin  İçeriği ve Kısıtlamaları" başlıklarını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 704 üncü maddeye üçüncü bent olarak "kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı  bağımsız bölümler" eklenmiş, yürürlükteki üçüncü bentte yer alan "madenler" maddeye alınmamış­ tır.  706 ncı maddenin kenar başlığı "Mülkiyeti nakleden akitler" yerine "Hukukî işlem" şeklinde  kaleme alınmıştır. Çünkü devir tek taraflı işlemle, örneğin vasiyet yoluyla da gerçekleşmektedir.  Yeni arazi oluşmasını düzenleyen 708 inci maddeye eklenen bir fıkra ile, yeni oluşan ve Dev­ lete ait olan arazinin, kamusal bir sakınca bulunmayan hâllerde öncelikle arazisi kayba uğrayan  veya bu araziyle bitişik olan arazi sahibine devredilebilmesine olanak sağlanmıştır. Üçüncü fıkra,  yeni arazi oluşumunda toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu kanıtlayan kişiye, bunu öğ­ renme tarihinden itibaren bir yıl ve her durumda bu arazi oluşumunun gerçekleşmesinden itibaren  on yıl içinde geri alabilme olanağını vermektedir.  710 uncu madde İsviçre Medenî Kanununun 660 a maddesinden alınan yeni bir maddedir. Ül­ kemizde sık sık karşılaşılan heyelan (akı) olayları göz önünde tutularak bu hükmün bizde de büyük  bir ihtiyacı karşılayacağı kabul edilmiştir. Bu hükümle, arazi kaymasının sınır değişikliğine yol aç­ mayacağı ilkesinin, yetkili makamlar tarafından heyelan bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uy­ gulanmayacağı kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra ile bir yörenin heyelan yöresi olduğu hususunun o  taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi zorunluluğu getiril­ miş ve böylece tapuya güven ilkesi korunmak istenmiştir.  Yeni 711 inci madde ile bir sınırın arazi kayması sebebiyle artık gerçeği yansıtmaması  durumunda, ilgili taşınmazın maliklerinin sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilecekleri hükme  bağlanmıştır.  Yürürlükteki 638 inci maddede geçen "nizasız" deyimi, bu maddeyi karşılayan 712 nci mad­ dede "davasız" şeklinde ifade edilmiştir. Bu suretle taraflar arasında her türlü niza değil, ancak dava  şeklindeki nizaların kazanmayı engelleyeceği vurgulanmıştır. Dava dışı nizalar mülkiyeti kazanacak  kişinin iyiniyetini ortadan kaldırmayacaktır.  Yürürlükteki Kanunun "Fevkalâde müruruzaman" başlığını taşıyan 639 uncu maddesi,  Tasarının bu maddeyi karşılayan 713 üncü maddesinde kısmen hüküm değişikliği yapılmak  suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada belirtilen yolla kazanmanın taşınmazın tamamı,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 31 -
- 3 0 - Yürürlükteki Kanunda Tasarının 700 üncü maddesini karşılayan bir madde yoktur. Yeni  getirilen bu madde, bir pay üzerinde intifa hakkı kurulması hâlinde, diğer paydaşlardan biri üç ay  içinde paylaşma isteminde bulunursa, satış yoluyla yapılacak paylaşmada pay üzerinde intifa hak­ kı bulunmaksızın satışın yapılması ve intifa hakkının söz konusu paya düşen bedel üzerinde devam  etmesi esasını öngörmektedir. Üç ay geçtikten sonra yapılacak paylaşma istemleri ise, intifa hakkını  etkilemeyecektir.  701 inci maddenin kenar başlığı yürürlükteki maddede kullanılan "İştirak hâlinde mülkiyet"  yerine "Elbirliği mülkiyeti" şeklinde değiştirilmiştir.  702 nci maddeye eklenen dördüncü fıkra ile, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların  korunmasını sağlayabileceği, bu korumadan da bütün ortakların yararlanacağı öngörülmüştür.  b) Taşınmaz Mülkiyeti Bölümü  Bu bölüm, "Taşınmaz Mülkiyetin Konusu, Kazanılması ve Kaybı" ve "Taşınmaz Mülkiyetinin  İçeriği ve Kısıtlamaları" başlıklarını taşıyan iki ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 704 üncü maddeye üçüncü bent olarak "kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı  bağımsız bölümler" eklenmiş, yürürlükteki üçüncü bentte yer alan "madenler" maddeye alınmamış­ tır.  706 ncı maddenin kenar başlığı "Mülkiyeti nakleden akitler" yerine "Hukukî işlem" şeklinde  kaleme alınmıştır. Çünkü devir tek taraflı işlemle, örneğin vasiyet yoluyla da gerçekleşmektedir.  Yeni arazi oluşmasını düzenleyen 708 inci maddeye eklenen bir fıkra ile, yeni oluşan ve Dev­ lete ait olan arazinin, kamusal bir sakınca bulunmayan hâllerde öncelikle arazisi kayba uğrayan  veya bu araziyle bitişik olan arazi sahibine devredilebilmesine olanak sağlanmıştır. Üçüncü fıkra,  yeni arazi oluşumunda toprak parçalarının kendi arazisinden koptuğunu kanıtlayan kişiye, bunu öğ­ renme tarihinden itibaren bir yıl ve her durumda bu arazi oluşumunun gerçekleşmesinden itibaren  on yıl içinde geri alabilme olanağını vermektedir.  710 uncu madde İsviçre Medenî Kanununun 660 a maddesinden alınan yeni bir maddedir. Ül­ kemizde sık sık karşılaşılan heyelan (akı) olayları göz önünde tutularak bu hükmün bizde de büyük  bir ihtiyacı karşılayacağı kabul edilmiştir. Bu hükümle, arazi kaymasının sınır değişikliğine yol aç­ mayacağı ilkesinin, yetkili makamlar tarafından heyelan bölgesi olduğu belirlenen yörelerde uy­ gulanmayacağı kabul edilmiştir. Üçüncü fıkra ile bir yörenin heyelan yöresi olduğu hususunun o  taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi zorunluluğu getiril­ miş ve böylece tapuya güven ilkesi korunmak istenmiştir.  Yeni 711 inci madde ile bir sınırın arazi kayması sebebiyle artık gerçeği yansıtmaması  durumunda, ilgili taşınmazın maliklerinin sınırın yeniden belirlenmesini isteyebilecekleri hükme  bağlanmıştır.  Yürürlükteki 638 inci maddede geçen "nizasız" deyimi, bu maddeyi karşılayan 712 nci mad­ dede "davasız" şeklinde ifade edilmiştir. Bu suretle taraflar arasında her türlü niza değil, ancak dava  şeklindeki nizaların kazanmayı engelleyeceği vurgulanmıştır. Dava dışı nizalar mülkiyeti kazanacak  kişinin iyiniyetini ortadan kaldırmayacaktır.  Yürürlükteki Kanunun "Fevkalâde müruruzaman" başlığını taşıyan 639 uncu maddesi,  Tasarının bu maddeyi karşılayan 713 üncü maddesinde kısmen hüküm değişikliği yapılmak  suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada belirtilen yolla kazanmanın taşınmazın tamamı,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 1 —  bir parçası veya bir payı üzerinde de olabileceği kabul edilmiştir. Doktrinde kazanmanın taşınmazın  bir parçası üzerinde de olabileceği savunularak yürürlükteki madde eleştirilmektedir. Maddenin  üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, tescil davasında sadece Hazine ve ilgili kamu tüzel  kişilerinin değil, varsa tapuda malik görünen kişinin mirasçılarının da davalı (hasım) gösterilmesi  zorunluluğu getirilmiştir. Üç kez gazeteyle ilân koşulu, bir kez ilân şeklinde değiştirilmiş, buna kar­ şılık gazete dışında uygun araçlarla ilânda üç kez ilân koşulu değiştirilmemiştir. Beşinci fıkrayla  doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışmalı olan bir konu açıklığa kavuşturulmuştur. Gerçek­ ten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre,  mülkiyet birinci fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani  hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır. Yedinci fıkrası, il­ gili taşınmazın "uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisinin eklenmesi" koşulunu  getirmektedir.  714 üncü maddede yapılan değişiklikle, sürelerle ilgili olarak Borçlar Kanununun  zamanaşımına ilişkin hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.  İkinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda "Gayrimenkul Mülkiyetinin Hükümleri" şeklin­ dedir. Bu başlık Tasarıda ayırımın içeriğine ve kaynak Kanuna uygun olarak "Taşınmaz Mülkiyetin  İçeriği ve Kısıtlamaları" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 650 nci maddesini karşılayan 724 üncü maddede yapılan değişiklikle  malzeme sahibine yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının verilebileceği kabul  edilmiş, böylece uygulamada kısmî devrin mümkün olup olmayacağı konusundaki tereddüt ortadan  kaldırılmıştır.  725 inci maddede yapılan değişiklikle, bir irtifak hakkına dayanarak yapılan taşkın yapılar ile  böyle bir irtifaka dayanmadan yapılanlar ayrı fıkralarda düzenlenerek konuya açıklık getirilmiştir.  Taşınmaz malikinin sorumluluğunu düzenleyen 730 uncu maddeye eklenen yeni bir fıkra ile,  iki koşulun bir arada bulunması hâlinde, taşınmaz malikinin taşkınlıklardan doğan sorumluluğunda  çatışan yararların denkleştirilmesine olanak sağlanmıştır. Aranan koşullardan birincisi taşkınlığın  "yerel âdete uygun olması", ikincisi bu taşkınlığın "kaçınılmaz olmasfdır. Böylece bu maddede  mevcut olan bir boşluk doldurulmuştur.  Onalım (şufa) hakkının düzenlediği maddeleri karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 681 ilâ  683 üncü maddelerinde Ocak 1965'de yürürlüğe giren Kanunla esaslı ve önemli değişiklik yapıl­ mıştır. Bu değişiklikler göz önünde tutulmak suretiyle Tasarının bu kısmında gerekli değişikliklere  yer verilmiş, bu amaçla iki yeni madde (733 ve 734) kaleme alınmıştır.  732 nci maddede, paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen, ister kıs­ men bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların onalım haklarını kulanabilecekleri hükme bağ­ lanmıştır. Böylece onalım hakkının, üçüncü kişiye payın tamamen veya kısmen satılması hâlinde de  kullanılabileceği kanuna konulmuştur.  Yeni 733 üncü maddenin birinci fıkrasında, onalım hakkının paylı mülkiyetteki payın cebri ic­ rayla satışında kullanılmayacağı belirtilmiştir. İkinci fıkrada, onalım hakkından feragatin resmî  şekilde yapılması ve tapuya şerh verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Buna karşılık, böyle bir haktan  feragati içermeyen, sadece belirli bir satışta onalım hakkını kullanmaktan vazgeçmenin yazılı şekil­ de yapılabileceği, bu vazgeçmenin satıştan önce veya sonra verilebileceği kabul edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 32 -
- 3 1 —  bir parçası veya bir payı üzerinde de olabileceği kabul edilmiştir. Doktrinde kazanmanın taşınmazın  bir parçası üzerinde de olabileceği savunularak yürürlükteki madde eleştirilmektedir. Maddenin  üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, tescil davasında sadece Hazine ve ilgili kamu tüzel  kişilerinin değil, varsa tapuda malik görünen kişinin mirasçılarının da davalı (hasım) gösterilmesi  zorunluluğu getirilmiştir. Üç kez gazeteyle ilân koşulu, bir kez ilân şeklinde değiştirilmiş, buna kar­ şılık gazete dışında uygun araçlarla ilânda üç kez ilân koşulu değiştirilmemiştir. Beşinci fıkrayla  doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışmalı olan bir konu açıklığa kavuşturulmuştur. Gerçek­ ten, mülkiyet hakkının hangi anda kazanılmış olacağı sorusunu cevaplayan bu yeni hükme göre,  mülkiyet birinci fıkrada öngörülmüş olan bütün şartların gerçekleştiği anda kazanılmış olacak, yani  hâkimin vereceği tescil kararı geriye dönük (makable şamil) sonuç doğuracaktır. Yedinci fıkrası, il­ gili taşınmazın "uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisinin eklenmesi" koşulunu  getirmektedir.  714 üncü maddede yapılan değişiklikle, sürelerle ilgili olarak Borçlar Kanununun  zamanaşımına ilişkin hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.  İkinci ayırımın başlığı yürürlükteki Kanunda "Gayrimenkul Mülkiyetinin Hükümleri" şeklin­ dedir. Bu başlık Tasarıda ayırımın içeriğine ve kaynak Kanuna uygun olarak "Taşınmaz Mülkiyetin  İçeriği ve Kısıtlamaları" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 650 nci maddesini karşılayan 724 üncü maddede yapılan değişiklikle  malzeme sahibine yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının verilebileceği kabul  edilmiş, böylece uygulamada kısmî devrin mümkün olup olmayacağı konusundaki tereddüt ortadan  kaldırılmıştır.  725 inci maddede yapılan değişiklikle, bir irtifak hakkına dayanarak yapılan taşkın yapılar ile  böyle bir irtifaka dayanmadan yapılanlar ayrı fıkralarda düzenlenerek konuya açıklık getirilmiştir.  Taşınmaz malikinin sorumluluğunu düzenleyen 730 uncu maddeye eklenen yeni bir fıkra ile,  iki koşulun bir arada bulunması hâlinde, taşınmaz malikinin taşkınlıklardan doğan sorumluluğunda  çatışan yararların denkleştirilmesine olanak sağlanmıştır. Aranan koşullardan birincisi taşkınlığın  "yerel âdete uygun olması", ikincisi bu taşkınlığın "kaçınılmaz olmasfdır. Böylece bu maddede  mevcut olan bir boşluk doldurulmuştur.  Onalım (şufa) hakkının düzenlediği maddeleri karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 681 ilâ  683 üncü maddelerinde Ocak 1965'de yürürlüğe giren Kanunla esaslı ve önemli değişiklik yapıl­ mıştır. Bu değişiklikler göz önünde tutulmak suretiyle Tasarının bu kısmında gerekli değişikliklere  yer verilmiş, bu amaçla iki yeni madde (733 ve 734) kaleme alınmıştır.  732 nci maddede, paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen, ister kıs­ men bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların onalım haklarını kulanabilecekleri hükme bağ­ lanmıştır. Böylece onalım hakkının, üçüncü kişiye payın tamamen veya kısmen satılması hâlinde de  kullanılabileceği kanuna konulmuştur.  Yeni 733 üncü maddenin birinci fıkrasında, onalım hakkının paylı mülkiyetteki payın cebri ic­ rayla satışında kullanılmayacağı belirtilmiştir. İkinci fıkrada, onalım hakkından feragatin resmî  şekilde yapılması ve tapuya şerh verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Buna karşılık, böyle bir haktan  feragati içermeyen, sadece belirli bir satışta onalım hakkını kullanmaktan vazgeçmenin yazılı şekil­ de yapılabileceği, bu vazgeçmenin satıştan önce veya sonra verilebileceği kabul edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 2 - Üçüncü fıkra, satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesini,  dördüncü fıkra ise onalım hakkının satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren bir ay ve her  hâlde satıştan itibaren beş yıl geçmekle düşeceğini hükme bağlamaktadır. Bu son fıkrada yürürlük­ teki maddede öngörülen on yıllık süre oldukça uzun görülerek beş yıla indirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 734 üncü maddeyle, onalım hakkının dava açıl­ ması suretiyle kullanılması esası getirilmiştir. Yürürlükteki hükümler uyarınca onalım hakkının  dava dışı bir beyanla (açıklamayla) kullanılabilmesi mümkündür. Ancak buna karşın sonuçta bu  beyan ile istenilen sonucun elde edilebilmesi bir dava açılmasını gerektirmektedir. Bu sebeple bu  durum bir kanun hükmü hâline getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası, onalım bedelinin depo edil­ mesi konusunda uygulamada kabul edilen esası, kanun hükmü hâline getirmektedir.  748 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Bu fık­ ralarda zorunlu geçit dışında kalan geçici nitelikteki geçitler ile kırsal alanlarda ihtiyaç duyulan  diğer geçitlerin özel kanunla düzenleneceği, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı  belirtilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 672 nci maddesini karşılayan, fakat yeniden kaleme alınan  üçüncü fıkra ile, doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan geçit haklarının tescilsiz olarak doğduğu  kabul edilmiş, bunlar arasında sürekli nitelikte olanların ise tapu kütüğünün beyanlar sütununda  gösterilmesi öngörülmüştür.  Tasarının 754 üncü maddesinin karşılığı yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Medenî  Kanunun İsviçre'den alınması sırasında bir unutkanlık eseri olarak alınmadığı kabul edilen kaynak  Kanunun 702 nci maddesi göz önünde tutularak bu yeni madde kaleme alınmıştır. Bu maddede  sayılan kısıtlamaların özel kanun kurallarına tâbi olduğu vurgulanmıştır. Nitekim eski eserlere iliş­ kin olmak üzere bazı kanunlarımız mevcuttur.  Tasarının 760 inci maddesini karşılayan bir hüküm yürürlükteki Kanunda mevcut değildir.  Madde 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme de göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Maddede  özel mülkiyete tâbi arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve diğerlerinin  yararlanmalarının özel kanun hükümlerine tâbi olduğu, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uy­ gulanacağı belirtilmektedir.  c) Taşınır Mülkiyeti Bölümü  767 nci maddenin konu başlığında kullanılan "ihraz" terimi aynen korunmuştur.  769 uncu maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 693 üncü maddenin kenar başlığında kullanılan  "Lükata" teriminin eskiliği ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacak olması sebebiyle anlaş­ tırılarak "Bulunmuş eşya" şekline dönüştürülmüştür. Yürürlükteki maddede geçen "zabıta memur­ ları" yerine "kolluk kuvvetleri" deyimi kullanıldığı gibi, bildirimin köylerde "muhtara" da  yapılabileceği birinci fıkrada düzenlenmiştir. İkinci fıkrada, bulunan şeyin önemli ölçüde değerli ol­ ması hâlinde, bildirme kanunî bir zorunluluk durumuna getirilmiştir. Yürürlükteki maddenin üçün­ cü fıkrasında öngörülmüş olan "bir liralık" değer yerine konulacak miktar ölçüsünün her zaman süb­ jektif olabileceği ve zaman içinde değersiz hâle gelebileceği düşünülerek miktar belirtme yerine,  "önemli ölçüde değerli olma" ölçüsü getirilmiştir.  773 üncü maddede, bilimsel değeri olan eşya Ülkemizde bu alanda çıkarılan, örneğin Kültür  ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi, özel kanunlarla korunduğundan, özel hükümlere yol­ lama yapılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 33 -
- 3 2 - Üçüncü fıkra, satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirilmesini,  dördüncü fıkra ise onalım hakkının satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren bir ay ve her  hâlde satıştan itibaren beş yıl geçmekle düşeceğini hükme bağlamaktadır. Bu son fıkrada yürürlük­ teki maddede öngörülen on yıllık süre oldukça uzun görülerek beş yıla indirilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 734 üncü maddeyle, onalım hakkının dava açıl­ ması suretiyle kullanılması esası getirilmiştir. Yürürlükteki hükümler uyarınca onalım hakkının  dava dışı bir beyanla (açıklamayla) kullanılabilmesi mümkündür. Ancak buna karşın sonuçta bu  beyan ile istenilen sonucun elde edilebilmesi bir dava açılmasını gerektirmektedir. Bu sebeple bu  durum bir kanun hükmü hâline getirilmiştir. Maddenin ikinci fıkrası, onalım bedelinin depo edil­ mesi konusunda uygulamada kabul edilen esası, kanun hükmü hâline getirmektedir.  748 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Bu fık­ ralarda zorunlu geçit dışında kalan geçici nitelikteki geçitler ile kırsal alanlarda ihtiyaç duyulan  diğer geçitlerin özel kanunla düzenleneceği, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uygulanacağı  belirtilmiştir. Yürürlükteki Kanunun 672 nci maddesini karşılayan, fakat yeniden kaleme alınan  üçüncü fıkra ile, doğrudan doğruya kanundan kaynaklanan geçit haklarının tescilsiz olarak doğduğu  kabul edilmiş, bunlar arasında sürekli nitelikte olanların ise tapu kütüğünün beyanlar sütununda  gösterilmesi öngörülmüştür.  Tasarının 754 üncü maddesinin karşılığı yürürlükteki Kanunda mevcut değildir. Medenî  Kanunun İsviçre'den alınması sırasında bir unutkanlık eseri olarak alınmadığı kabul edilen kaynak  Kanunun 702 nci maddesi göz önünde tutularak bu yeni madde kaleme alınmıştır. Bu maddede  sayılan kısıtlamaların özel kanun kurallarına tâbi olduğu vurgulanmıştır. Nitekim eski eserlere iliş­ kin olmak üzere bazı kanunlarımız mevcuttur.  Tasarının 760 inci maddesini karşılayan bir hüküm yürürlükteki Kanunda mevcut değildir.  Madde 1984 tarihli Öntasarıdaki düzenleme de göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Maddede  özel mülkiyete tâbi arazide bulunan kaynak, kuyu veya derelerden komşuların ve diğerlerinin  yararlanmalarının özel kanun hükümlerine tâbi olduğu, özel kanun hükmü yoksa yerel âdetin uy­ gulanacağı belirtilmektedir.  c) Taşınır Mülkiyeti Bölümü  767 nci maddenin konu başlığında kullanılan "ihraz" terimi aynen korunmuştur.  769 uncu maddenin kenar başlığı, yürürlükteki 693 üncü maddenin kenar başlığında kullanılan  "Lükata" teriminin eskiliği ve herkes tarafından kolaylıkla anlaşılamayacak olması sebebiyle anlaş­ tırılarak "Bulunmuş eşya" şekline dönüştürülmüştür. Yürürlükteki maddede geçen "zabıta memur­ ları" yerine "kolluk kuvvetleri" deyimi kullanıldığı gibi, bildirimin köylerde "muhtara" da  yapılabileceği birinci fıkrada düzenlenmiştir. İkinci fıkrada, bulunan şeyin önemli ölçüde değerli ol­ ması hâlinde, bildirme kanunî bir zorunluluk durumuna getirilmiştir. Yürürlükteki maddenin üçün­ cü fıkrasında öngörülmüş olan "bir liralık" değer yerine konulacak miktar ölçüsünün her zaman süb­ jektif olabileceği ve zaman içinde değersiz hâle gelebileceği düşünülerek miktar belirtme yerine,  "önemli ölçüde değerli olma" ölçüsü getirilmiştir.  773 üncü maddede, bilimsel değeri olan eşya Ülkemizde bu alanda çıkarılan, örneğin Kültür  ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi, özel kanunlarla korunduğundan, özel hükümlere yol­ lama yapılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 3 —  2) SINIRLI AYNÎ HAKLAR KISMI  Bu kısım "îrtifak Haklan ve Taşınmaz Yükü", "Taşınmaz Rehni" ve "Taşınır Rehni" başlık­ larını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  a) İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü Bölümü  Bu bölüm "Taşınmaz Lehine İrtifak Hak", "İntifa Hakkı ve Diğer İrtifak Hakları" ile "Taşın­ maz Yükü" ayırımlarından oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 790 inci maddenin birinci fıkrasında, kaynak Kanun göz önünde tutulmak  suretiyle, irtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımının kime ait olacağı düzenlen­ miştir.  İkinci ayırımda yer alan ve intifa hakkının sona ermesini düzenleyen 796 ncı madde, Tasanda  kanunî intifa hakkına yer verilmediği göz önünde tutularak yeniden yazılmış ve yürürlükteki 720  nci maddenin son fıkrası aynı gerekçeyle bu maddeye alınmamıştır.  814 üncü maddenin kenar başlığı içeriğine uygun hâle getirilmek amacıyla "Bir mamelekin  borçlannın faizi" yerine "Malvarlığı intifamda borçlann faizi" şeklinde ifade edilmiştir.  Ormanlar üzerindeki intifa hakkının düzenlendiği ve yürürlükteki Kanunun 742 nci maddesini  karşılayan 818 inci maddede intifa hakkı sahibinin ormandan yararlanabilmesinin ancak özel kanun  hükümlerine uygun bir işletme plânı çerçevesinde mümkün olabileceği esası vurgulanmıştır.  Üçüncü ayırımda düzenlenen "Taşınmaz Yükü"ne ilişkin maddelerde hüküm değişikliği yapıl­ mamıştır.  b) Taşınmaz Rehni Bölümü  Bu bölüm, "Genel Hükümler", "İpotek", "İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi" ile "Taşınmaz  Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 857 nci maddeye yeni bir fıkra eklenmiş ve bu yeni hükümle, bir veya bir kaç  pay üzerine rehin kurulduktan sonra, o taşınmazın tümü üzerinde rehin kurulması yasaklanmıştır.  İkinci ayırımda düzenlenen "İpotek" konusunda, üçüncü ayırımda düzenlenen "İpotekli Borç  Senedi ve İrat Senedi" konusunda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak Kanunun  hükümleri dikkate alınarak bazı düzeltme ve değişikliklere yer verilmiştir.  Dördüncü ayırımın başlığı "Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri" şek­ linde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki başlık ise "Gayrimenkul Karşılık Gösterilerek Senet İh- racı"dır.  c) Taşınır Rehni Bölümü  Bu bölüm, "Teslime Bağlı Rehin ve Hapis Hakkı", "Alacaklar ve Diğer Haklar Üzerinde  Rehin", "Rehin Karşılığında Ödünç Verme İşi ile Uğraşanlar" ve "Rehinli Tahvil" ayırımlarından  oluşmaktadır.  Bu ayırımlarda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak İsviçre Medenî  Kanununun ilgili hükümleri göz önünde bulundurularak bazı değiştirme ve düzeltmeler yapılmıştır.  3) ZİLYETLİK VE TAPU SİCİLİ KISMI  Bu kısım biri "Zilyetlik", diğeri "Tapu Sicili" olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.  a) Zilyetlik Bölümü  Yürürlükteki Kanunda ve İsviçre Medenî Kanununda karşılığı olmayan yeni 975 inci madde  ile, "dolaylı ve dolaysız zilyetlik" tanımları yapılmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 34 -
- 3 3 —  2) SINIRLI AYNÎ HAKLAR KISMI  Bu kısım "îrtifak Haklan ve Taşınmaz Yükü", "Taşınmaz Rehni" ve "Taşınır Rehni" başlık­ larını taşıyan üç bölümden oluşmaktadır.  a) İrtifak Hakları ve Taşınmaz Yükü Bölümü  Bu bölüm "Taşınmaz Lehine İrtifak Hak", "İntifa Hakkı ve Diğer İrtifak Hakları" ile "Taşın­ maz Yükü" ayırımlarından oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 790 inci maddenin birinci fıkrasında, kaynak Kanun göz önünde tutulmak  suretiyle, irtifak hakkının kullanılması için gerekli tesislerin bakımının kime ait olacağı düzenlen­ miştir.  İkinci ayırımda yer alan ve intifa hakkının sona ermesini düzenleyen 796 ncı madde, Tasanda  kanunî intifa hakkına yer verilmediği göz önünde tutularak yeniden yazılmış ve yürürlükteki 720  nci maddenin son fıkrası aynı gerekçeyle bu maddeye alınmamıştır.  814 üncü maddenin kenar başlığı içeriğine uygun hâle getirilmek amacıyla "Bir mamelekin  borçlannın faizi" yerine "Malvarlığı intifamda borçlann faizi" şeklinde ifade edilmiştir.  Ormanlar üzerindeki intifa hakkının düzenlendiği ve yürürlükteki Kanunun 742 nci maddesini  karşılayan 818 inci maddede intifa hakkı sahibinin ormandan yararlanabilmesinin ancak özel kanun  hükümlerine uygun bir işletme plânı çerçevesinde mümkün olabileceği esası vurgulanmıştır.  Üçüncü ayırımda düzenlenen "Taşınmaz Yükü"ne ilişkin maddelerde hüküm değişikliği yapıl­ mamıştır.  b) Taşınmaz Rehni Bölümü  Bu bölüm, "Genel Hükümler", "İpotek", "İpotekli Borç Senedi ve İrat Senedi" ile "Taşınmaz  Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri" başlıklarını taşıyan dört ayırımdan oluşmaktadır.  Birinci ayırımda 857 nci maddeye yeni bir fıkra eklenmiş ve bu yeni hükümle, bir veya bir kaç  pay üzerine rehin kurulduktan sonra, o taşınmazın tümü üzerinde rehin kurulması yasaklanmıştır.  İkinci ayırımda düzenlenen "İpotek" konusunda, üçüncü ayırımda düzenlenen "İpotekli Borç  Senedi ve İrat Senedi" konusunda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak Kanunun  hükümleri dikkate alınarak bazı düzeltme ve değişikliklere yer verilmiştir.  Dördüncü ayırımın başlığı "Taşınmaz Rehni ile Güvence Altına Alınan Ödünç Senetleri" şek­ linde kaleme alınmıştır. Yürürlükteki başlık ise "Gayrimenkul Karşılık Gösterilerek Senet İh- racı"dır.  c) Taşınır Rehni Bölümü  Bu bölüm, "Teslime Bağlı Rehin ve Hapis Hakkı", "Alacaklar ve Diğer Haklar Üzerinde  Rehin", "Rehin Karşılığında Ödünç Verme İşi ile Uğraşanlar" ve "Rehinli Tahvil" ayırımlarından  oluşmaktadır.  Bu ayırımlarda yürürlükteki Kanunun hükümleri esas alınmış, kaynak İsviçre Medenî  Kanununun ilgili hükümleri göz önünde bulundurularak bazı değiştirme ve düzeltmeler yapılmıştır.  3) ZİLYETLİK VE TAPU SİCİLİ KISMI  Bu kısım biri "Zilyetlik", diğeri "Tapu Sicili" olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır.  a) Zilyetlik Bölümü  Yürürlükteki Kanunda ve İsviçre Medenî Kanununda karşılığı olmayan yeni 975 inci madde  ile, "dolaylı ve dolaysız zilyetlik" tanımları yapılmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 4 - Gasp ve saldırıdan doğan dava hakkının, zilyedin fiili ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki  ay geçmekle düşeceği, yürürlükteki Kanundan farklı olarak 984 üncü maddede düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 901 inci maddesini karşılayan 988 inci maddenin kenar başlığında "is­ tihkak davası" terimi yerine "taşınır davası" terimine yer verilmiştir. Zaten bu davaya doktrinde  "menkul davası" adı verilmektedir.  Bu bölümde yer alan maddelerde değişiklik yapılmamıştır.  b) Tapu Sicili Bölümü  Yürürlükteki Kanunun 910 uncu maddesini karşılayan 997 nci maddenin yeni ikinci fıkrası,  tapu sicilinin unsurlarını düzenlemektedir. Bu unsurlar arasında kat mülkiyeti kütüğü de yer almak­ tadır.  Tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilecek taşınmazların belirtildiği 998 inci maddede esaslı  değişiklik yapılmıştır. Bir defa, madenler madde metnine alınmamıştır. Zira madenler 3213 sayılı  Maden Kanunu ile özel mülkiyet konusu olmaktan çıkarılmıştır. Buna karşılık maddeye "kat mül­ kiyetine konu olan bağımsız bölümler" alınmıştır. Üçüncü fıkrada, bağımsız ve sürekli hakların  taşınmaz olarak kaydedilmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması koşulu getiril­ miştir.  1000 inci maddenin konu ve kenar başlığı "3. Sicilin unsurları" "a.Tapu kütüğü" şeklinde  kaleme alınmış, birinci fıkrada yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen, tapu sicili sisteminin temelini  oluşturan ve taşınmaza sayfa açılması ilkesini belirleyen hükme yer verilmiştir. Maddede ayrıca  kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara nelerin tescil edileceği belirtilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 1001 inci maddede "kat mülkiyeti kütüğü"ne  yazılacaklar düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı bulunmayan yeni 1002 ve 1003 üncü maddelerde yevmiye def­ teri ve belgeler ile plân düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 919 uncu maddesini karşılayan 1009 uncu maddede şerh verilebilecek  haklar arasına "taşınmaz satış vaadi sözleşmesi" ile "arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi" de eklen­ miştir.  1010 uncu maddenin (1) numaralı bendinde, yürürlükteki Kanunun bu maddeyi karşılayan 920  nci maddesindeki "icraî iddia zımnında müttehaz resmî kararlar" deyimi yerine "çekişmeli hakların  korunmasına ilişkin mahkeme kararlan" ifadesine yer verilmiştir.  Son üç maddede 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin yürürlükten kal­ dırıldığı, yeni kanunun yürürlük tarihi ve kanunu yürütecek makam belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 35 -
- 3 4 - Gasp ve saldırıdan doğan dava hakkının, zilyedin fiili ve failini öğrendiği tarihten itibaren iki  ay geçmekle düşeceği, yürürlükteki Kanundan farklı olarak 984 üncü maddede düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 901 inci maddesini karşılayan 988 inci maddenin kenar başlığında "is­ tihkak davası" terimi yerine "taşınır davası" terimine yer verilmiştir. Zaten bu davaya doktrinde  "menkul davası" adı verilmektedir.  Bu bölümde yer alan maddelerde değişiklik yapılmamıştır.  b) Tapu Sicili Bölümü  Yürürlükteki Kanunun 910 uncu maddesini karşılayan 997 nci maddenin yeni ikinci fıkrası,  tapu sicilinin unsurlarını düzenlemektedir. Bu unsurlar arasında kat mülkiyeti kütüğü de yer almak­ tadır.  Tapu siciline taşınmaz olarak kaydedilecek taşınmazların belirtildiği 998 inci maddede esaslı  değişiklik yapılmıştır. Bir defa, madenler madde metnine alınmamıştır. Zira madenler 3213 sayılı  Maden Kanunu ile özel mülkiyet konusu olmaktan çıkarılmıştır. Buna karşılık maddeye "kat mül­ kiyetine konu olan bağımsız bölümler" alınmıştır. Üçüncü fıkrada, bağımsız ve sürekli hakların  taşınmaz olarak kaydedilmesi için hakkın süresiz veya en az otuz yıl süreli olması koşulu getiril­ miştir.  1000 inci maddenin konu ve kenar başlığı "3. Sicilin unsurları" "a.Tapu kütüğü" şeklinde  kaleme alınmış, birinci fıkrada yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen, tapu sicili sisteminin temelini  oluşturan ve taşınmaza sayfa açılması ilkesini belirleyen hükme yer verilmiştir. Maddede ayrıca  kütüğün her sayfasındaki özel sütunlara nelerin tescil edileceği belirtilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı olmayan yeni 1001 inci maddede "kat mülkiyeti kütüğü"ne  yazılacaklar düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunda karşılığı bulunmayan yeni 1002 ve 1003 üncü maddelerde yevmiye def­ teri ve belgeler ile plân düzenlenmektedir.  Yürürlükteki Kanunun 919 uncu maddesini karşılayan 1009 uncu maddede şerh verilebilecek  haklar arasına "taşınmaz satış vaadi sözleşmesi" ile "arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi" de eklen­ miştir.  1010 uncu maddenin (1) numaralı bendinde, yürürlükteki Kanunun bu maddeyi karşılayan 920  nci maddesindeki "icraî iddia zımnında müttehaz resmî kararlar" deyimi yerine "çekişmeli hakların  korunmasına ilişkin mahkeme kararlan" ifadesine yer verilmiştir.  Son üç maddede 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsinin yürürlükten kal­ dırıldığı, yeni kanunun yürürlük tarihi ve kanunu yürütecek makam belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 35 —  MABBE GEREKÇELERİ  BAŞLANGIÇ  Madde 1- Yürürlükteki Kanunun 1 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde olduğu gibi korunmuş fakat gerek amaç ve içeriğini daha iyi ifade  etmesi bakımından, gerek dilinin daha anlaşılır bir hâle getirilmesi yönünden yeniden  kaleme alınmıştır.  Maddenin kenar başlığı "Kanunu Medenînin Tatbiki" şeklindedir. Bu kenar  başlık maddenin uygulama alanıyla uyumlu değildir. Çünkü, madde sadece Medenî  Kanunun uygulanmasını düzenleyen bir~madde olmayıp genel olarak hukukun  kaynaklanm düzenlemektedir. Maddede sayılan kaynaklar medenî hukukta olduğu  kadar özel hukukun diğer dallarında da geçerli olan kaynaklardır. Bu sebeple,  maddenin kenar başlığı "Hukukun uygulanması ve kaynaklan" şeklinde  değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddede yer alan "lâfziyle veya ruhiyle" sözcükleri yerine daha  anlaşılır bir ifadeyle "sözüyle ve özüyle"; 'temas ettiği" deyimi yerine "değindiği";  "vazıı kanun" yerine "kanun koyucu"; "vazedecek' yerine "koyacak" sözcükleri  kullanılmıştır. Hâkim kanunu hem sözü hem de özüyle birlikte ele alarak  uygulayacaktır. Sadece sözüyle veya sadece özüyle uygulaması söz konusu  olmayacaktır.  Maddenin üçüncü fikrası "Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı  kararlarından yararlanır." şeklinde daha an bir Türkçe ile kaleme alınmış, daha  anlaşılır hâle getirilmiştir.  Madde 2- Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığı "Medenî haklann şümulü" yerine "Hukukî ilişkilerin  kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten de yürürlükteki Kanunun 2 ve 3 üncü  maddelerinde kişilerin medenî lıaklannın kapsamı değil, kişilerin hukuk ilişkilerinde  haklan kazanmaları ile borçlannı ifa etmelerinin kapsamı düzenlenmiştir. Bu sebeple  2, 3 ve 4 üncü maddelerin konu başlığı olarak "Hukukî ilişkilerin kapsamı" deyimi  kullanılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesinde, kişilerin haklanni kullanırken ve  borçlannı yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlü olduklan  düzenlenmektedir. Gerek öğretide, gerek yargı kararlannda bu maddenin "doğruluk ve  dürüstlük kurallarına" ilişkin genel ilkeyi ortaya koyduğu kabul edilmektedir.  Maddenin içerik ve amacına uygun olarak kenar başlığı bu sebeple, "Dürüst  davranma" olarak değiştirilmiştir. Bu deyim, bir sonraki maddede yer alan sübjektif  iyiniyet ile bu maddede düzenlenen iyiniyeti birbirinden ayırt etmeye hizmet etmesi  bakımından da daha isabetli görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 36 -
— 35 —  MABBE GEREKÇELERİ  BAŞLANGIÇ  Madde 1- Yürürlükteki Kanunun 1 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde olduğu gibi korunmuş fakat gerek amaç ve içeriğini daha iyi ifade  etmesi bakımından, gerek dilinin daha anlaşılır bir hâle getirilmesi yönünden yeniden  kaleme alınmıştır.  Maddenin kenar başlığı "Kanunu Medenînin Tatbiki" şeklindedir. Bu kenar  başlık maddenin uygulama alanıyla uyumlu değildir. Çünkü, madde sadece Medenî  Kanunun uygulanmasını düzenleyen bir~madde olmayıp genel olarak hukukun  kaynaklanm düzenlemektedir. Maddede sayılan kaynaklar medenî hukukta olduğu  kadar özel hukukun diğer dallarında da geçerli olan kaynaklardır. Bu sebeple,  maddenin kenar başlığı "Hukukun uygulanması ve kaynaklan" şeklinde  değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddede yer alan "lâfziyle veya ruhiyle" sözcükleri yerine daha  anlaşılır bir ifadeyle "sözüyle ve özüyle"; 'temas ettiği" deyimi yerine "değindiği";  "vazıı kanun" yerine "kanun koyucu"; "vazedecek' yerine "koyacak" sözcükleri  kullanılmıştır. Hâkim kanunu hem sözü hem de özüyle birlikte ele alarak  uygulayacaktır. Sadece sözüyle veya sadece özüyle uygulaması söz konusu  olmayacaktır.  Maddenin üçüncü fikrası "Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı  kararlarından yararlanır." şeklinde daha an bir Türkçe ile kaleme alınmış, daha  anlaşılır hâle getirilmiştir.  Madde 2- Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığı "Medenî haklann şümulü" yerine "Hukukî ilişkilerin  kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten de yürürlükteki Kanunun 2 ve 3 üncü  maddelerinde kişilerin medenî lıaklannın kapsamı değil, kişilerin hukuk ilişkilerinde  haklan kazanmaları ile borçlannı ifa etmelerinin kapsamı düzenlenmiştir. Bu sebeple  2, 3 ve 4 üncü maddelerin konu başlığı olarak "Hukukî ilişkilerin kapsamı" deyimi  kullanılmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 2 nci maddesinde, kişilerin haklanni kullanırken ve  borçlannı yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlü olduklan  düzenlenmektedir. Gerek öğretide, gerek yargı kararlannda bu maddenin "doğruluk ve  dürüstlük kurallarına" ilişkin genel ilkeyi ortaya koyduğu kabul edilmektedir.  Maddenin içerik ve amacına uygun olarak kenar başlığı bu sebeple, "Dürüst  davranma" olarak değiştirilmiştir. Bu deyim, bir sonraki maddede yer alan sübjektif  iyiniyet ile bu maddede düzenlenen iyiniyeti birbirinden ayırt etmeye hizmet etmesi  bakımından da daha isabetli görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 3 6 - Madde içerisinde de iyiniyet sözcüğü yerine "dürüstlük kurallarına uymak"  ifadesi kullanılmıştır. Maddenin ifadesi anlaştınlmak suretiyle daha anlaşılır bir şekle  sokulmuştur. Maddede, aynca ödevi de ifade edecek şekilde geniş anlamda "borç*'  ibaresine yer verilmiştir.  Madde 3- Yürürlükteki Kanunun 3 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "İyiniyet" olarak değiştirilmiştir. Burada 1984 tarihli  Ontasandaki düzenleme aynen benimsenerek, iyiniyetin rolü, yalnız haldann doğumu  alanına indirgenmemiş, kanunun hukukî bir sonuç bağladığı durumlara teşmil  olunmuştur. Aynca ifade düzeltilmek suretiyle birinci fıkra, kaynak İsviçre Medenî  Kanununun 3 üncü maddesinin Almanca metnine uygun hâle getirilmiştir.  Madde 4- Yürürlükteki Kanunun 4 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı 1984 tarihli Öntasandan alınmış, maddede yer alan  "hak ve msfetle hükmeder." deyimi yerine, "hukuka ve hakkaniyete göre karar verir."  deyimi kullanılmıştır. Gerçekten maddede yer alan sadece "hak ve msfetle hükmeder"  ifadesi hâkimin önüne gelen olayda, hukuku bir tarafa bırakıp sadece hakkaniyeti  gözetecekmiş gibi bir kam uyandırmaktadır. Oysa hâkim, takdir yetkisini kullanırken  Önce hukuka, daha sonra hakkaniyete göre karar vermek zorundadır.  Madde 5- Yürürlükteki Kanunun 5 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Genel nitelikli hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddenin Borçlar Kanununun genel hükümlerinin sadece "medenî hukuk  ilişkilerinde" uygulanabileceği kanisim uyandıran ifadesi, Medenî Kanun ile Borçlar  Kanununun 1 ilâ 181 inci maddelerindeki genel hükümler ile, bunların dışında  kalmakla birlikte genel nitelik arzeden diğer hükümlerin de tüm özel hukuk ilişkilerine  uygun düştüğü ölçüde uygulanabilmesine olanak sağlayacak şekilde değiştirilmiştir.  Gerçekten tartışmasız olarak kabul edildiği üzere, bu madde, sadece "medenî hukukun  diğer kısımlarında" değil, "özel hukukun diğer kısımlarında da" uygulanabilen temel  bir kural koymaktadır. Bunun açıklığa kavuşturulması bakımından "medenî hukuk  ilişkileri" deyimi yerine, "özel hukuk ilişkileri" deyimine yer verilmiştir.  Madde 6- Yürürlükteki Kanunun 6 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 6 ncı maddesinden kısmen değiştirilerek  alınmış, konu ve kenar başlıklan günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.  Madde 7- Yürürlükteki Kanunun 7 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin düzenlediği konulan daha iyi anlatması bakımından maddenin kenar  başlığı "Resmî belgelerle ispat" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında "Resmî sicil ve senetlerin doğru  olmadığı sabit oluncaya kadar mündericatı ile amel olunur." şeklindeki anlaşılması güç  ifade yerine, kısa ve olumlu bir cümle ile "Resmî sicil ve senetler belgeledikleri  olguların doğruluğuna kanıt oluşturur." ifadesi tercih edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 37 -
- 3 6 - Madde içerisinde de iyiniyet sözcüğü yerine "dürüstlük kurallarına uymak"  ifadesi kullanılmıştır. Maddenin ifadesi anlaştınlmak suretiyle daha anlaşılır bir şekle  sokulmuştur. Maddede, aynca ödevi de ifade edecek şekilde geniş anlamda "borç*'  ibaresine yer verilmiştir.  Madde 3- Yürürlükteki Kanunun 3 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "İyiniyet" olarak değiştirilmiştir. Burada 1984 tarihli  Ontasandaki düzenleme aynen benimsenerek, iyiniyetin rolü, yalnız haldann doğumu  alanına indirgenmemiş, kanunun hukukî bir sonuç bağladığı durumlara teşmil  olunmuştur. Aynca ifade düzeltilmek suretiyle birinci fıkra, kaynak İsviçre Medenî  Kanununun 3 üncü maddesinin Almanca metnine uygun hâle getirilmiştir.  Madde 4- Yürürlükteki Kanunun 4 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı 1984 tarihli Öntasandan alınmış, maddede yer alan  "hak ve msfetle hükmeder." deyimi yerine, "hukuka ve hakkaniyete göre karar verir."  deyimi kullanılmıştır. Gerçekten maddede yer alan sadece "hak ve msfetle hükmeder"  ifadesi hâkimin önüne gelen olayda, hukuku bir tarafa bırakıp sadece hakkaniyeti  gözetecekmiş gibi bir kam uyandırmaktadır. Oysa hâkim, takdir yetkisini kullanırken  Önce hukuka, daha sonra hakkaniyete göre karar vermek zorundadır.  Madde 5- Yürürlükteki Kanunun 5 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Genel nitelikli hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddenin Borçlar Kanununun genel hükümlerinin sadece "medenî hukuk  ilişkilerinde" uygulanabileceği kanisim uyandıran ifadesi, Medenî Kanun ile Borçlar  Kanununun 1 ilâ 181 inci maddelerindeki genel hükümler ile, bunların dışında  kalmakla birlikte genel nitelik arzeden diğer hükümlerin de tüm özel hukuk ilişkilerine  uygun düştüğü ölçüde uygulanabilmesine olanak sağlayacak şekilde değiştirilmiştir.  Gerçekten tartışmasız olarak kabul edildiği üzere, bu madde, sadece "medenî hukukun  diğer kısımlarında" değil, "özel hukukun diğer kısımlarında da" uygulanabilen temel  bir kural koymaktadır. Bunun açıklığa kavuşturulması bakımından "medenî hukuk  ilişkileri" deyimi yerine, "özel hukuk ilişkileri" deyimine yer verilmiştir.  Madde 6- Yürürlükteki Kanunun 6 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 6 ncı maddesinden kısmen değiştirilerek  alınmış, konu ve kenar başlıklan günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.  Madde 7- Yürürlükteki Kanunun 7 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin düzenlediği konulan daha iyi anlatması bakımından maddenin kenar  başlığı "Resmî belgelerle ispat" şeklinde değiştirilmiştir.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında "Resmî sicil ve senetlerin doğru  olmadığı sabit oluncaya kadar mündericatı ile amel olunur." şeklindeki anlaşılması güç  ifade yerine, kısa ve olumlu bir cümle ile "Resmî sicil ve senetler belgeledikleri  olguların doğruluğuna kanıt oluşturur." ifadesi tercih edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 3 7 - Maddenin ikinci fıkrası da aynı amaçla sadeleştirilmiş ve daha anlaşılır bir  ifadeyle kaleme alınmıştır. Maddede "kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça"  deyimi, resmî sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olmadığının ispaüyla ilgili her türlü  kanunu ifade etmektedir. Bu anlamda olmak üzere, bu kanunlar usul kanunları  olabileceği gibi, bunun dışındaki diğer kanunlar da olabilir. "Sicil", kayıt, şerh ve  tescil gibi bütün işlemleri kapsayan bir üst kavram olduğundan, maddede "sicil"  sözcüğüne yer verilmiştir.  BİRİNCİ KİTAP  KİŞİLER HUKUKU  BİRİNCİ BÖLÜM  GERÇEKKİŞİLER  BİRİNCİ AYIRIM  KİŞİLİK  Madde 8- Yürürlükteki Kanunun 8 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "A.Şahsîyet" şeklindeki konu başlığı bu. maddelerde genellikle  ehliyet konusu düzenlenmiş olduğundan "A. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin "I. Medenî haklardan istifade" şeklindeki kenar başlığı ise "I. Hak ehliyeti"  şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik 1984 tarihli Öntasandan aynen alınmıştır.  Gerek öğretide gerek yargı kararlarında bu maddenin "hak ehliyeti", bundan sonraki  maddenin ise "fiil ehliyeti" ile ilgili olduğu kabul edildiğinden "medenî haklardan  istifade" yerine "hak ehliyeti", "medenî hakların kullanılması" yerine ise "fiil ehliyeti"  deyimleri kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında "Her şahıs..." sözcükleri yerine "Her insan..."  sözcükleri kullanılmıştır. Gerek İ971 gerek 1984 tarihli öntasanlarda da isabetle  kullanılan bu sözcükler, maddede düzenlenen bu ehliyetin insanlarla ilgili olduğunu ve  temel bir insan hakkı olmasını vurgulaması açısından amaca daha uygun düşmektedir.  Maddenin ikinci fıkrası da 1971 ve 1984 tarihli Öntasanlara uygun olarak  yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada olduğu gibi ikinci fıkrada da hak ehliyetinde  eşitlik ilkesinin belirlenmesinde "Herkes" sözcüğü yerine "Bütün insanlar.." sözcükleri  kullanılmıştır.  Madde 9- Yürürlükteki Kanunun 9 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında "II.Medenî hakların kullanılması" ifadesi yerine, bir  önceki maddede "hak ehliyetinin" düzenlendiği göz önünde tutularak "Il.Fiil ehliyeti"  ifadesi, kenar başlığında "1.Mevzuu" yerine "1.Kapsamı" sözcüğü kullanılmıştır.  Gerçekten de bu madde, fiil ehliyeti açısından hak sahibinin hukukî konumunu ve fiil  ehliyetinin hak sahibine neler tanıdığını belirleyen bir maddedir. Bu sebeple maddede,  fiil ehliyetinin "mevzuu" değil, daha isabetli olarak "kapsamı" ifadesi kullanılmıştır.  Maddede yer alan "iktisaba da iltizama da ehildir" deyimi yerine "kendi  fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir',' deyimi kullanılmak suretiyle fiil  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 38 -
- 3 7 - Maddenin ikinci fıkrası da aynı amaçla sadeleştirilmiş ve daha anlaşılır bir  ifadeyle kaleme alınmıştır. Maddede "kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça"  deyimi, resmî sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olmadığının ispaüyla ilgili her türlü  kanunu ifade etmektedir. Bu anlamda olmak üzere, bu kanunlar usul kanunları  olabileceği gibi, bunun dışındaki diğer kanunlar da olabilir. "Sicil", kayıt, şerh ve  tescil gibi bütün işlemleri kapsayan bir üst kavram olduğundan, maddede "sicil"  sözcüğüne yer verilmiştir.  BİRİNCİ KİTAP  KİŞİLER HUKUKU  BİRİNCİ BÖLÜM  GERÇEKKİŞİLER  BİRİNCİ AYIRIM  KİŞİLİK  Madde 8- Yürürlükteki Kanunun 8 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "A.Şahsîyet" şeklindeki konu başlığı bu. maddelerde genellikle  ehliyet konusu düzenlenmiş olduğundan "A. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin "I. Medenî haklardan istifade" şeklindeki kenar başlığı ise "I. Hak ehliyeti"  şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik 1984 tarihli Öntasandan aynen alınmıştır.  Gerek öğretide gerek yargı kararlarında bu maddenin "hak ehliyeti", bundan sonraki  maddenin ise "fiil ehliyeti" ile ilgili olduğu kabul edildiğinden "medenî haklardan  istifade" yerine "hak ehliyeti", "medenî hakların kullanılması" yerine ise "fiil ehliyeti"  deyimleri kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında "Her şahıs..." sözcükleri yerine "Her insan..."  sözcükleri kullanılmıştır. Gerek İ971 gerek 1984 tarihli öntasanlarda da isabetle  kullanılan bu sözcükler, maddede düzenlenen bu ehliyetin insanlarla ilgili olduğunu ve  temel bir insan hakkı olmasını vurgulaması açısından amaca daha uygun düşmektedir.  Maddenin ikinci fıkrası da 1971 ve 1984 tarihli Öntasanlara uygun olarak  yeniden kaleme alınmıştır. Birinci fıkrada olduğu gibi ikinci fıkrada da hak ehliyetinde  eşitlik ilkesinin belirlenmesinde "Herkes" sözcüğü yerine "Bütün insanlar.." sözcükleri  kullanılmıştır.  Madde 9- Yürürlükteki Kanunun 9 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında "II.Medenî hakların kullanılması" ifadesi yerine, bir  önceki maddede "hak ehliyetinin" düzenlendiği göz önünde tutularak "Il.Fiil ehliyeti"  ifadesi, kenar başlığında "1.Mevzuu" yerine "1.Kapsamı" sözcüğü kullanılmıştır.  Gerçekten de bu madde, fiil ehliyeti açısından hak sahibinin hukukî konumunu ve fiil  ehliyetinin hak sahibine neler tanıdığını belirleyen bir maddedir. Bu sebeple maddede,  fiil ehliyetinin "mevzuu" değil, daha isabetli olarak "kapsamı" ifadesi kullanılmıştır.  Maddede yer alan "iktisaba da iltizama da ehildir" deyimi yerine "kendi  fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir',' deyimi kullanılmak suretiyle fiil  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 3 8 - chliyetinin hak sahibine kapsam itibanyla tanıdığı hukukî durum açıklığa  kavuşturulmuştur.  Madde 10- Yürürlükteki Kanunun 10 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında yer alan "2.Şartlan" sözcüğü günümüz diline daha  uyumlu ve yerleşik bir sözcük olan "2. Koşullan" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin  kenar başlığı fiil ehliyetinin genel olarak koşullarını düzenleyen bir madde olması  nedeniyle, "a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir. 1971 ve 1984 tarihli Öntasanlar  da aynı yöndedir.  Madde fiil ehliyetinin üç genel koşulunu düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu  nedenle mevcut maddede olduğu gibi sadece rüşt ve temyiz kudretinden söz edilmesi  yeterli görülmemiş, buraya fiil ehliyetinin üçüncü koşulu olan "kısıtlı olmama"  durumu da dahil edilmiştir.  Madde 11- Yürürlükteki Kanunun 11 inci maddesini karşılamaktadır..  Bu maddenin kenar başlığı "Rüşt" yerine günümüz diline uygun olarak  "Erginlik" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "ikmal" sözcüğü yerine bunu  daha iyi ifade eden "doldurma" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 12- Yürürlükteki Kanunun 12 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında "Kazaî rüşt" yerine 1984 tarihli Öntasanya uygun  olarak "Ergin kılınma" deyimi kullanılmıştır. Maddede küçüğü ergin kılmada görevli  mahkemenin asliye mahkemesi olduğuna ilişkin belirlemenin hukukumuz bakımından  gereksiz olduğu kabul edilerek "mahkemei asliyece" yerine "mahkemece" deyimi  kullanılmıştır, isviçre'den farklı olarak Ülke genelinde geçerli Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanunumuz bulunduğundan, hangi mahkemelerin bu tür işlerde görevli,  olduğu konusunun usul kanunlarının işi olduğu düşünülerek bu değişikliğe gidilmiştir.  Maddede yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, ana ve babanın muvafakati  yerine nza gösterecek kimsenin veli olması koşulu getirilerek, velayeti kaldınlmış  bulunanların rızasının aranmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. 463 üncü maddede  küçüğün ergin kılınması için vesayet makamının izni ve1 denetim makamının onayının  alınması öngörüldüğünden, yjlrürlükteki maddede yer alan aynca vasinin dinlenilmesi  hususuna yer verilmemiştir.  Madde 13- Yürürlükteki Kanunun 13 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Temyiz kudreti" yerine "Ayırt etme gücü" şeklinde  günümüz diline uyarlanmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 14- Yürürlükteki Kanunun 14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında "Medenî hakları kullanmağa ehliyetsizlik" deyimi  yerine daha kısa ve önceki maddelerle terim birliğini sağlayan "Fiil ehliyetsizliği"  deyimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktun  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 39 -
- 3 8 - chliyetinin hak sahibine kapsam itibanyla tanıdığı hukukî durum açıklığa  kavuşturulmuştur.  Madde 10- Yürürlükteki Kanunun 10 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında yer alan "2.Şartlan" sözcüğü günümüz diline daha  uyumlu ve yerleşik bir sözcük olan "2. Koşullan" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin  kenar başlığı fiil ehliyetinin genel olarak koşullarını düzenleyen bir madde olması  nedeniyle, "a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir. 1971 ve 1984 tarihli Öntasanlar  da aynı yöndedir.  Madde fiil ehliyetinin üç genel koşulunu düzenlemeyi amaçlamaktadır. Bu  nedenle mevcut maddede olduğu gibi sadece rüşt ve temyiz kudretinden söz edilmesi  yeterli görülmemiş, buraya fiil ehliyetinin üçüncü koşulu olan "kısıtlı olmama"  durumu da dahil edilmiştir.  Madde 11- Yürürlükteki Kanunun 11 inci maddesini karşılamaktadır..  Bu maddenin kenar başlığı "Rüşt" yerine günümüz diline uygun olarak  "Erginlik" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "ikmal" sözcüğü yerine bunu  daha iyi ifade eden "doldurma" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 12- Yürürlükteki Kanunun 12 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında "Kazaî rüşt" yerine 1984 tarihli Öntasanya uygun  olarak "Ergin kılınma" deyimi kullanılmıştır. Maddede küçüğü ergin kılmada görevli  mahkemenin asliye mahkemesi olduğuna ilişkin belirlemenin hukukumuz bakımından  gereksiz olduğu kabul edilerek "mahkemei asliyece" yerine "mahkemece" deyimi  kullanılmıştır, isviçre'den farklı olarak Ülke genelinde geçerli Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanunumuz bulunduğundan, hangi mahkemelerin bu tür işlerde görevli,  olduğu konusunun usul kanunlarının işi olduğu düşünülerek bu değişikliğe gidilmiştir.  Maddede yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, ana ve babanın muvafakati  yerine nza gösterecek kimsenin veli olması koşulu getirilerek, velayeti kaldınlmış  bulunanların rızasının aranmayacağı açıklığa kavuşturulmuştur. 463 üncü maddede  küçüğün ergin kılınması için vesayet makamının izni ve1 denetim makamının onayının  alınması öngörüldüğünden, yjlrürlükteki maddede yer alan aynca vasinin dinlenilmesi  hususuna yer verilmemiştir.  Madde 13- Yürürlükteki Kanunun 13 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Temyiz kudreti" yerine "Ayırt etme gücü" şeklinde  günümüz diline uyarlanmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 14- Yürürlükteki Kanunun 14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında "Medenî hakları kullanmağa ehliyetsizlik" deyimi  yerine daha kısa ve önceki maddelerle terim birliğini sağlayan "Fiil ehliyetsizliği"  deyimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktun  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 3 9 - Madde 15- Yürürlükteki Kanunun 15 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı terim birliğini sağlamak Üzere "Ayırt etme gücünün  bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunda iki fıkra hâlinde  düzenlenmiş olan madde tek fıkra hâline getirilmiştir. Madde ayırt etme gücüne sahip  olmayan kişinin tasarruflarının değil, fiillerinin hukukî sonuç doğurmadığını ifade  etmek üzere yeniden kaleme alınmıştır. Gerçekten de ayırt etme gücüne sahip  olmayan kişilerin hukukî sonuç doğurmayan fiilleri sadece tasarruf işlemleri olmayıp,  bu nitelikte olmayan bütün diğer fiilleridir. Maddede bunun kanunlarda öngörülen  ayrık durumların âaklı olduğu ifade edilmiştir.  Madde 16- Yürürlükteki Kanunun 16 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddede ayırt etme gücüne sahip oldukları hâlde küçük ya da kısıtlı olan  kişilerin fiil ehliyetleri düzenlenmektedir. Kenar başlık terim birliğini sağlamak üzere  "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede  kullanılan "kanunî mümessil" deyimi yerine daha güzel bir ifade tarzı olan ve dilimize  yerleşmiş bulunan "yasal temsilci" deyimi kullanılmıştır. "İvazsız iktisap" yerine  "karşılıksız kazanma", "münhasıran şahsa merbut haklar" yerine de "kişiye sıkı sıkıya  bağlı haklar" deyimleri kullanılmıştır.  Madde 17- Yürürlükteki Kanunun 17 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber,, isviçre Medenî Kanununun 20 nci  maddesinin Fransızca metni dikkate alınarak usul ve füru hısımlığmm "üstsoy-altsoy  hısımlığı", civar hısımlığmm ise "yansoy hısımlığı" olduğu belirtilmiştir. • Aynca  üstsoy-altsoy hısımlığında usul ve füru deyimlerini karşılamak üzere "üstsoy" ve  "altsoy" deyimlerine yer yerilmiş, "civar hısımları" için de "yansoy" deyimi  kullanılmıştır.  Madde 18- Yürürlükteki Kanunun 18 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında kullanılan "Simi hısımlık" yerine Ülkemizde halk  arasında çok yaygın olan ve dilimize yerleşmiş bulunan "Kayın hısımlığı" terimi  kullanılmıştır.  Madde daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmış, ikinci fıkradaki  "Evlenmenin zevaliyle, sıhrî hısımlık zail olmaz." hükmü yerine amacı daha iyi ifade  etmek üzere bu hısımlığı meydana getiren evliliğin sona ermesinin hısımlık ilişkisini  ortadan kaldırmayacağı açıkça belirtilmiştir.  Madde 19- Yürürlükteki Kanunun 19 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede ve konu başlığında kullanılan "İkametgah" terimi yerine günümüz  diline de uygun olarak "Yerleşim yeri" terimi kullanılmıştır. Aynı şekilde maddedeki  "ticarî ve smaî müesseseler" deyimi yerine "ticarî ve sınaî kuruluşlar" deyimi  kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 40 -
- 3 9 - Madde 15- Yürürlükteki Kanunun 15 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı terim birliğini sağlamak Üzere "Ayırt etme gücünün  bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir. Yürürlükteki Kanunda iki fıkra hâlinde  düzenlenmiş olan madde tek fıkra hâline getirilmiştir. Madde ayırt etme gücüne sahip  olmayan kişinin tasarruflarının değil, fiillerinin hukukî sonuç doğurmadığını ifade  etmek üzere yeniden kaleme alınmıştır. Gerçekten de ayırt etme gücüne sahip  olmayan kişilerin hukukî sonuç doğurmayan fiilleri sadece tasarruf işlemleri olmayıp,  bu nitelikte olmayan bütün diğer fiilleridir. Maddede bunun kanunlarda öngörülen  ayrık durumların âaklı olduğu ifade edilmiştir.  Madde 16- Yürürlükteki Kanunun 16 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddede ayırt etme gücüne sahip oldukları hâlde küçük ya da kısıtlı olan  kişilerin fiil ehliyetleri düzenlenmektedir. Kenar başlık terim birliğini sağlamak üzere  "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede  kullanılan "kanunî mümessil" deyimi yerine daha güzel bir ifade tarzı olan ve dilimize  yerleşmiş bulunan "yasal temsilci" deyimi kullanılmıştır. "İvazsız iktisap" yerine  "karşılıksız kazanma", "münhasıran şahsa merbut haklar" yerine de "kişiye sıkı sıkıya  bağlı haklar" deyimleri kullanılmıştır.  Madde 17- Yürürlükteki Kanunun 17 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber,, isviçre Medenî Kanununun 20 nci  maddesinin Fransızca metni dikkate alınarak usul ve füru hısımlığmm "üstsoy-altsoy  hısımlığı", civar hısımlığmm ise "yansoy hısımlığı" olduğu belirtilmiştir. • Aynca  üstsoy-altsoy hısımlığında usul ve füru deyimlerini karşılamak üzere "üstsoy" ve  "altsoy" deyimlerine yer yerilmiş, "civar hısımları" için de "yansoy" deyimi  kullanılmıştır.  Madde 18- Yürürlükteki Kanunun 18 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında kullanılan "Simi hısımlık" yerine Ülkemizde halk  arasında çok yaygın olan ve dilimize yerleşmiş bulunan "Kayın hısımlığı" terimi  kullanılmıştır.  Madde daha anlaşılır biçimde yeniden kaleme alınmış, ikinci fıkradaki  "Evlenmenin zevaliyle, sıhrî hısımlık zail olmaz." hükmü yerine amacı daha iyi ifade  etmek üzere bu hısımlığı meydana getiren evliliğin sona ermesinin hısımlık ilişkisini  ortadan kaldırmayacağı açıkça belirtilmiştir.  Madde 19- Yürürlükteki Kanunun 19 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede ve konu başlığında kullanılan "İkametgah" terimi yerine günümüz  diline de uygun olarak "Yerleşim yeri" terimi kullanılmıştır. Aynı şekilde maddedeki  "ticarî ve smaî müesseseler" deyimi yerine "ticarî ve sınaî kuruluşlar" deyimi  kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 4 0 - Madde 20- Yürürlükteki Kanunun 20 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasarının 20 nci maddesinden alınmıştır. Maddeye göre  henüz bir yercim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen yerleşmek niyeti olmaksızm  geçici olarak oturduğu yer, yani "hâlen oturduğu yer" onun yerleşim yeri sayılacaktır.  Bu hüküm herkesin mutlaka bir yerleşim yeri edinmesi zorunluluğunun bir sonucudur.  Madde 21- Yürürlükteki Kanunun 21 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı velayet ve vesayet altında bulunan kişilerin yerleşim  yerlerini ifade etmek üzere "Yasal yerleşim yeri" şeklinde kaleme alınmıştır. Maddede  ana ve babanm birlikte velayet hakkma sahip olduğu durumlarda velayet altındaki  küçüğün yerleşim yerinin ana ve babanm yerleşim yeri olduğu hükme bağlanmıştır.  Ana ve babanm ortak bir yerleşim yerinin bulunmadığı, eşlerin ayrı yaşadığı, boşanma  hâlinde henüz velayet hakkma sahip olmayan ana veya babanm söz konusu olduğu  durumlarda çocuğun yerleşim yeri, çocuk kendisine bırakılan ana veya babanm  yerleşim yeri olacaktır. Buradaki "çocuğun kendisine bırakıldığı" deyimi, fiilen  çocuğu yanında alıkoyan ana veya babayı değil, bırakılmanın bir hakka dayanmasını  ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bir başka ifadeyle buradaki alıkoymak, fiilî durumu  değil "hukuka uygun bırakılmayı", ifade eder.  Ana ve baba velayet hakkına sahip değiller ve çocuk bunlardan birinin  korumasına bırakılmış da değilse, maddede çocuğun oturma yerini onun yerleşim yeri  olarak kabul edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri vesayet  makamının bulunduğu yer olarak düzenlenmiştir.  Madde 22- Yürürlükteki Kanunun 22 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde günümüz diline uyarlanarak yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 23- Yürürlükteki Kanunun 23 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında an bir Türkçe olarak "Kişiliğin korunması" deyimi  kullanılmıştır. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber doktrindeki açıklamalar  dikkate alınarak ve kaynak İsviçre Medenî Kanununun 27 nci maddesinin Almanca  metnine uygun olarak, kişilerin vazgeçemeyecekleri hususların "hak ve fiil ehliyetleri  olduğu" açıklığa kavuşturulmuştur.  Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasına 3678 sayılı Kanunla eklenen hükmün,  Ülkemizde bu konu ile ilgili özel bir kanun olan 2238 sayılı "Organ ve Doku  Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanım" varken, aynen korunmasının isabetli  olup olmadığı tartışılabilirse de kişi haklannm korunması açısından madde metninde  yer alması uygun görülmüştür.  Madde 24- Yürürlükteki Kanunun 24 üncü maddesini karşılamaktadır.  Bu madde ile bir sonraki madde kişilik haklarının "saldınya karşı" korunmasını  düzenlemekte olduğundan, "II.Tecavüz hâlinde" biçimindeki konu başlığı "Il.Saldınya  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 41 -
- 4 0 - Madde 20- Yürürlükteki Kanunun 20 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasarının 20 nci maddesinden alınmıştır. Maddeye göre  henüz bir yercim yeri edinmemiş olan kimsenin hâlen yerleşmek niyeti olmaksızm  geçici olarak oturduğu yer, yani "hâlen oturduğu yer" onun yerleşim yeri sayılacaktır.  Bu hüküm herkesin mutlaka bir yerleşim yeri edinmesi zorunluluğunun bir sonucudur.  Madde 21- Yürürlükteki Kanunun 21 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı velayet ve vesayet altında bulunan kişilerin yerleşim  yerlerini ifade etmek üzere "Yasal yerleşim yeri" şeklinde kaleme alınmıştır. Maddede  ana ve babanm birlikte velayet hakkma sahip olduğu durumlarda velayet altındaki  küçüğün yerleşim yerinin ana ve babanm yerleşim yeri olduğu hükme bağlanmıştır.  Ana ve babanm ortak bir yerleşim yerinin bulunmadığı, eşlerin ayrı yaşadığı, boşanma  hâlinde henüz velayet hakkma sahip olmayan ana veya babanm söz konusu olduğu  durumlarda çocuğun yerleşim yeri, çocuk kendisine bırakılan ana veya babanm  yerleşim yeri olacaktır. Buradaki "çocuğun kendisine bırakıldığı" deyimi, fiilen  çocuğu yanında alıkoyan ana veya babayı değil, bırakılmanın bir hakka dayanmasını  ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bir başka ifadeyle buradaki alıkoymak, fiilî durumu  değil "hukuka uygun bırakılmayı", ifade eder.  Ana ve baba velayet hakkına sahip değiller ve çocuk bunlardan birinin  korumasına bırakılmış da değilse, maddede çocuğun oturma yerini onun yerleşim yeri  olarak kabul edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri vesayet  makamının bulunduğu yer olarak düzenlenmiştir.  Madde 22- Yürürlükteki Kanunun 22 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde günümüz diline uyarlanarak yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 23- Yürürlükteki Kanunun 23 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığında an bir Türkçe olarak "Kişiliğin korunması" deyimi  kullanılmıştır. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber doktrindeki açıklamalar  dikkate alınarak ve kaynak İsviçre Medenî Kanununun 27 nci maddesinin Almanca  metnine uygun olarak, kişilerin vazgeçemeyecekleri hususların "hak ve fiil ehliyetleri  olduğu" açıklığa kavuşturulmuştur.  Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasına 3678 sayılı Kanunla eklenen hükmün,  Ülkemizde bu konu ile ilgili özel bir kanun olan 2238 sayılı "Organ ve Doku  Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanım" varken, aynen korunmasının isabetli  olup olmadığı tartışılabilirse de kişi haklannm korunması açısından madde metninde  yer alması uygun görülmüştür.  Madde 24- Yürürlükteki Kanunun 24 üncü maddesini karşılamaktadır.  Bu madde ile bir sonraki madde kişilik haklarının "saldınya karşı" korunmasını  düzenlemekte olduğundan, "II.Tecavüz hâlinde" biçimindeki konu başlığı "Il.Saldınya  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 1 - karşı" şeklinde değiştirilmiş ve bu maddenin kenar başlığı "Ülke", 25 inci maddenin  kenar başlığı ise "2.Davalar" şeklinde kaleme alınmıştır.  Yakın bir tarihte 3444 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme daha anlaşılır  biçimde yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 25- Yürürlükteki Kanunun 24/a maddesini karşılamaktadır.  . Madde yürürlükteki Kanuna 3444 sayılı Kanunla konulmuş yeni bir hükümdür.  Maddenin aslı İsviçre Medenî Kanununun 1985 tarihinde yürürlüğe giren yeni 28 a  maddesidir.  Maddenin birinci fıkrasında zarar ve kusur koşullarını gerektirmeyen saldın  tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi ve tespit davaları düzenlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada yer alan davalarla birlikte davacıya,  mahkemece verilen düzeltmenin (tekzibin) ya da kararın "üçüncü kişilere bildirilmesi"  veya "kararın yayımım" isteme hakkı tamnmıştır.  •—Sürürlükteki maddenin üçüncü fıkrası "Manevî tazminat talebi karşı tarafça  kabul edilmedikçe devredilemez, ancak miras yoluyla intikal eder." şeklindedir.  Madde bu şekliyle manevî tazminat istemlerinin hak sahibi tarafından ileri  sürülmemesine rağmen ölümü hâlinde mirasçılarına intikal etmesini kabul etmiştir.  Böyle bir çözüm tarzının manevî tazminat istemlerinin niteliğiyle bağdaştırılması  mümkün değildir. .Zira manevî tazminat istemleri ileri sürülmediği sürece kişilik  hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına intikal  etmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra, malvarlığı niteliği  kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Nitekim bu gerçeği göz önünde tutan  İsviçre Medenî Kanunu dâ 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında manevî tazminat  isteminin ileri sürülmedikçe miras yoluyla intikal edemeyeceğim kabul etmektedir.  Buna uygun olarak maddenin dördüncü fıkrası yeniden kaleme alınıp, değiştirilmiştir.  Bu değişiklik sonucu olarak manevî tazminat istemlerinde iki nitelik önemle  vurgulanmıştır: *•  a) Manevî tazminat istemlerinin bir başkasına devredilebilmesi için, bundan  sorumlu olan kişi ya da kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir.  b) Manevî tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için,  kişilik haklan' saldınya-uğrayan kişinin tazminat jstemini ileri sürmüş olması gerekir.  Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi $art olmayıp  saldmya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen hür iradesi yeterli  görülmüştür/Madde bu konuda dava şartım öngören kaynak Kanundan ayrılmıştır.  Madde 26- Yürürlükteki Kanunun 25 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede ve kenar başlıklarında "isim" yerine dilimizde daha yaygın bir  uygulama alanı bulan ve daha güncel olan "ad" sözcüğü kullanılmıştır.  Maddenin birinci^fıkrası aslına uygun olarak arılaştınlmak suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası da aynı şekilde aslına uygun olarak yeniden kaleme  alınmıştır. Maddenin -sadece "adın gasba karşı korunmasını", yani adın başkalan  tarafından haksız olarak kullanılmasını düzenlediği göz önünde tutularak, "buna son  Türkive Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 42 -
- 4 1 - karşı" şeklinde değiştirilmiş ve bu maddenin kenar başlığı "Ülke", 25 inci maddenin  kenar başlığı ise "2.Davalar" şeklinde kaleme alınmıştır.  Yakın bir tarihte 3444 sayılı Kanunla getirilen yeni düzenleme daha anlaşılır  biçimde yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 25- Yürürlükteki Kanunun 24/a maddesini karşılamaktadır.  . Madde yürürlükteki Kanuna 3444 sayılı Kanunla konulmuş yeni bir hükümdür.  Maddenin aslı İsviçre Medenî Kanununun 1985 tarihinde yürürlüğe giren yeni 28 a  maddesidir.  Maddenin birinci fıkrasında zarar ve kusur koşullarını gerektirmeyen saldın  tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi ve tespit davaları düzenlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada yer alan davalarla birlikte davacıya,  mahkemece verilen düzeltmenin (tekzibin) ya da kararın "üçüncü kişilere bildirilmesi"  veya "kararın yayımım" isteme hakkı tamnmıştır.  •—Sürürlükteki maddenin üçüncü fıkrası "Manevî tazminat talebi karşı tarafça  kabul edilmedikçe devredilemez, ancak miras yoluyla intikal eder." şeklindedir.  Madde bu şekliyle manevî tazminat istemlerinin hak sahibi tarafından ileri  sürülmemesine rağmen ölümü hâlinde mirasçılarına intikal etmesini kabul etmiştir.  Böyle bir çözüm tarzının manevî tazminat istemlerinin niteliğiyle bağdaştırılması  mümkün değildir. .Zira manevî tazminat istemleri ileri sürülmediği sürece kişilik  hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına intikal  etmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra, malvarlığı niteliği  kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Nitekim bu gerçeği göz önünde tutan  İsviçre Medenî Kanunu dâ 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında manevî tazminat  isteminin ileri sürülmedikçe miras yoluyla intikal edemeyeceğim kabul etmektedir.  Buna uygun olarak maddenin dördüncü fıkrası yeniden kaleme alınıp, değiştirilmiştir.  Bu değişiklik sonucu olarak manevî tazminat istemlerinde iki nitelik önemle  vurgulanmıştır: *•  a) Manevî tazminat istemlerinin bir başkasına devredilebilmesi için, bundan  sorumlu olan kişi ya da kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir.  b) Manevî tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için,  kişilik haklan' saldınya-uğrayan kişinin tazminat jstemini ileri sürmüş olması gerekir.  Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi $art olmayıp  saldmya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen hür iradesi yeterli  görülmüştür/Madde bu konuda dava şartım öngören kaynak Kanundan ayrılmıştır.  Madde 26- Yürürlükteki Kanunun 25 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede ve kenar başlıklarında "isim" yerine dilimizde daha yaygın bir  uygulama alanı bulan ve daha güncel olan "ad" sözcüğü kullanılmıştır.  Maddenin birinci^fıkrası aslına uygun olarak arılaştınlmak suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası da aynı şekilde aslına uygun olarak yeniden kaleme  alınmıştır. Maddenin -sadece "adın gasba karşı korunmasını", yani adın başkalan  tarafından haksız olarak kullanılmasını düzenlediği göz önünde tutularak, "buna son  Türkive Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 2 - verilme davasının" zarar ve kusur koşuUanm gerektirmediği, oysa tazminat  davalarının kusur koşullarına bağlı olduğu ifade edilmiştir. Maddenin bu fıkrasında  manevî tazminat istemi, İsviçre Medenî Kanununun 29 uncu maddesine uygun olarak  sadece bir miktar paranın verilmesine yönelik olmaktadır. Bu niteliği vurgulamak  üzere "manevî tazminat ödenmesini" ifadesine yer verilmiştir.  Madede 27- Yürürlükteki Kanunun 26 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilmek amacıyla yeniden kaleme  alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 28- Yürürlükteki Kanunun 27 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlıkları ile birlikte sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki  maddeden aynen alınmıştır.  Madde 29- Yürürlükteki Kanunun 28 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Sağlığın ve ölümün ispatı" şeklindeki konu başlığı daha anlaşılır bir  ifade olarak "Sağ olmanın ve ölümün ispatı" şeklinde, "Beyyine külfeti" şeklindeki  kenar başlığı, "İspat yükü" şeklinde değiştirilmiştir.  """Madde 30- Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Ahvali şahsiye beyyineleri" şeklindeki konu başlığı kaynak Kanuna  uygun olarak "İspat araçları" biçiminde düzeltilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında, 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklik  sonucu cinsiyet değişikliği sonunda nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılması  öngörülmüş, bu düzeltmenin yapılabilmesi için kişinin cinsiyetini değiştirdikten sonra  mahkemeye başvurarak düzeltjm karan alması hükme bağlanmıştır. Bu fıkra  t hükmünün kişisel durum sicilindeki düzeltmelerle ilgili 39 uncu maddeyi izleyen ayrı  bir madde hâlinde düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşünülmüş ve 40 mcı madde  kaleme alınmıştır.  Madde 31- Yürürlükteki Kanunun 30 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilerek yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 32- Yürürlükteki Kanunun 31 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında "haklan ölüme muallâk kimselerin talebi" yerine  "haklan bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine" ifadesi kullanılmış ve fücra  böylece daha an bir Türkçeyle kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yetkili mahkemenin belirlenmesinde  son çare olarak "pederinin mukayyet olduğu mahallin hâkimi" öngörülmüştür. Kadın- erkek arasındaki eşitliği zedeleyen hükümlerin Medenî Kanunumuzdan tasfiyesi  amacıyla bu hüküm "anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesi"  şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik sayesinde özellikle evlilik dışı doğan ve  anasının nüfusuna kayıtlı olan çocuklar: ile •babası belli olmayan anasının..nüfusuna  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 43 -
- 4 2 - verilme davasının" zarar ve kusur koşuUanm gerektirmediği, oysa tazminat  davalarının kusur koşullarına bağlı olduğu ifade edilmiştir. Maddenin bu fıkrasında  manevî tazminat istemi, İsviçre Medenî Kanununun 29 uncu maddesine uygun olarak  sadece bir miktar paranın verilmesine yönelik olmaktadır. Bu niteliği vurgulamak  üzere "manevî tazminat ödenmesini" ifadesine yer verilmiştir.  Madede 27- Yürürlükteki Kanunun 26 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilmek amacıyla yeniden kaleme  alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 28- Yürürlükteki Kanunun 27 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlıkları ile birlikte sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki  maddeden aynen alınmıştır.  Madde 29- Yürürlükteki Kanunun 28 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Sağlığın ve ölümün ispatı" şeklindeki konu başlığı daha anlaşılır bir  ifade olarak "Sağ olmanın ve ölümün ispatı" şeklinde, "Beyyine külfeti" şeklindeki  kenar başlığı, "İspat yükü" şeklinde değiştirilmiştir.  """Madde 30- Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Ahvali şahsiye beyyineleri" şeklindeki konu başlığı kaynak Kanuna  uygun olarak "İspat araçları" biçiminde düzeltilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında, 3444 sayılı Kanunla yapılan değişiklik  sonucu cinsiyet değişikliği sonunda nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılması  öngörülmüş, bu düzeltmenin yapılabilmesi için kişinin cinsiyetini değiştirdikten sonra  mahkemeye başvurarak düzeltjm karan alması hükme bağlanmıştır. Bu fıkra  t hükmünün kişisel durum sicilindeki düzeltmelerle ilgili 39 uncu maddeyi izleyen ayrı  bir madde hâlinde düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşünülmüş ve 40 mcı madde  kaleme alınmıştır.  Madde 31- Yürürlükteki Kanunun 30 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığı ile birlikte sadeleştirilerek yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 32- Yürürlükteki Kanunun 31 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında "haklan ölüme muallâk kimselerin talebi" yerine  "haklan bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine" ifadesi kullanılmış ve fücra  böylece daha an bir Türkçeyle kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yetkili mahkemenin belirlenmesinde  son çare olarak "pederinin mukayyet olduğu mahallin hâkimi" öngörülmüştür. Kadın- erkek arasındaki eşitliği zedeleyen hükümlerin Medenî Kanunumuzdan tasfiyesi  amacıyla bu hüküm "anasının veya babasının kayıtlı bulunduğu yer mahkemesi"  şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik sayesinde özellikle evlilik dışı doğan ve  anasının nüfusuna kayıtlı olan çocuklar: ile •babası belli olmayan anasının..nüfusuna  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 3 - kayıtlt çocukların gaipliğine karar verilmesinde yetkili mahkemenin anamn kayıtlı  bulunduğu yer mahkemesi olduğu açıklanmış olmaktadır.  Madde 33- Yürürlükteki Kanunun 32 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin ifadesi anlaştırılmak suretiyle yürürlükteki maddeden aynen  alınmıştır. Maddede "gaip hakkında" deyimi "gaipliğine karar verilecek kişi hakkında"  şeklinde değiştirilmiştir. Zira "gaiplik" gaipliğine karar verilecek kişi hakkmdaki  kurumun adıdır. Gaiplik karan, bu kişiler hakkında verilen karardır.  Madde 34- Yürürlükteki Kanunun 33 üncü maddesini karşılamaktadır.  1984 tarihli Öntasarının bu maddeyle ilgili metni kısmen düzeltilmek suretiyle  yeniden kaleme alınmıştır. Maddede "gaip olan kimse" deyimi yerine "gaipliğine karar  verilecek kişi" deyimi kullanılmıştır.  Madde 35- Yürürlükteki Kanunun 34 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır. İkinci  cümledeki "tıpkı gaibin ölümü tebeyyün etmiş gibi" ifadesi "aynen gaibin ölümü  ispatlanmış gibi" şeklinde değiştirilmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  KİŞİSEL DURUM SİCİLİ  Madde 36- Yürürlükteki Kanunun 35 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddenin yer aldığı İkinci Ayırımın "Ahvali Şahsiye Sicil Kayıtlan"  şeklindeki başlığı "Kişisel Durum Sicili" biçiminde daha anlaşılır hâle getirilmiştir.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 36 ncı maddesinden esinlenilerek kaleme  alınmıştır.  Madde 37- Yürürlükteki Kanunun 36 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasındaki "Devletçe mansup memurlan"  ifadesi yerine "Devletçe atanan memurlar" ifadesi, maddenin İsviçre aslından aynen  alınmıştır. İsviçre'de "Devlet memurlannı" kilise memurlarından ayırt etmek amacıyla  bu ifade kullanılmıştır. Çeviri yoluyla bize'de aynen bu şekilde geçmiştir. Oysa  Ülkemizde bizde kişisel durum sicilini tutan memurların tamamı Devlet memurudur.  Madde 38- Yürürlükteki Kanunun 37 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunun, Devlet memurlannın verdikleri zararlardan doğrudan  doğruya sorumlu olacağım öngören 37 nci maddesi hükmünün, mevcut yasal  düzenlememizle bağdaştırılması güçtür. Anayasamız Devlet memurlannın görevleriyle  ilgili olarak verdikleri zararlardan dolayı Devletin sonımlu olduğunu, zaran tazmin  eden Devletin kendi memuruna rücu edebileceğini öngörmektedir. 657 sayılı Devlet  Memurlan Kanununun düzenlemesi de^ '^öndedir . Bu nedenle madde, mevcut  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 44 -
- 4 3 - kayıtlt çocukların gaipliğine karar verilmesinde yetkili mahkemenin anamn kayıtlı  bulunduğu yer mahkemesi olduğu açıklanmış olmaktadır.  Madde 33- Yürürlükteki Kanunun 32 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin ifadesi anlaştırılmak suretiyle yürürlükteki maddeden aynen  alınmıştır. Maddede "gaip hakkında" deyimi "gaipliğine karar verilecek kişi hakkında"  şeklinde değiştirilmiştir. Zira "gaiplik" gaipliğine karar verilecek kişi hakkmdaki  kurumun adıdır. Gaiplik karan, bu kişiler hakkında verilen karardır.  Madde 34- Yürürlükteki Kanunun 33 üncü maddesini karşılamaktadır.  1984 tarihli Öntasarının bu maddeyle ilgili metni kısmen düzeltilmek suretiyle  yeniden kaleme alınmıştır. Maddede "gaip olan kimse" deyimi yerine "gaipliğine karar  verilecek kişi" deyimi kullanılmıştır.  Madde 35- Yürürlükteki Kanunun 34 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır. İkinci  cümledeki "tıpkı gaibin ölümü tebeyyün etmiş gibi" ifadesi "aynen gaibin ölümü  ispatlanmış gibi" şeklinde değiştirilmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  KİŞİSEL DURUM SİCİLİ  Madde 36- Yürürlükteki Kanunun 35 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddenin yer aldığı İkinci Ayırımın "Ahvali Şahsiye Sicil Kayıtlan"  şeklindeki başlığı "Kişisel Durum Sicili" biçiminde daha anlaşılır hâle getirilmiştir.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 36 ncı maddesinden esinlenilerek kaleme  alınmıştır.  Madde 37- Yürürlükteki Kanunun 36 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasındaki "Devletçe mansup memurlan"  ifadesi yerine "Devletçe atanan memurlar" ifadesi, maddenin İsviçre aslından aynen  alınmıştır. İsviçre'de "Devlet memurlannı" kilise memurlarından ayırt etmek amacıyla  bu ifade kullanılmıştır. Çeviri yoluyla bize'de aynen bu şekilde geçmiştir. Oysa  Ülkemizde bizde kişisel durum sicilini tutan memurların tamamı Devlet memurudur.  Madde 38- Yürürlükteki Kanunun 37 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunun, Devlet memurlannın verdikleri zararlardan doğrudan  doğruya sorumlu olacağım öngören 37 nci maddesi hükmünün, mevcut yasal  düzenlememizle bağdaştırılması güçtür. Anayasamız Devlet memurlannın görevleriyle  ilgili olarak verdikleri zararlardan dolayı Devletin sonımlu olduğunu, zaran tazmin  eden Devletin kendi memuruna rücu edebileceğini öngörmektedir. 657 sayılı Devlet  Memurlan Kanununun düzenlemesi de^ '^öndedir . Bu nedenle madde, mevcut  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 4 4 - düzenlemeyle uyumlu hâle gelecek şekilde yeniden kaleme alınmış, 468, 469 ve  1007 nci maddelerle paralellik sağlamak üzere ve Anayasanın 129 uncu maddesine  uygun olarak maddeyle kişisel durum sicilinin tutulmasmdan doğan zararm, kusurlu  memura rücu edilmek kaydıyla tazmin edileceği hükmü getirilmiştir. Maddede aynca  tazminat ve rücu davalannda hangi mahkemenin yetkili olacağı konusuna da açıklık  getirilmiştir.  Madde 39- Yürürlükteki Kanunun 38 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 40- Bu madde yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine-04/05/1988  tarih ve 3444 sayılı Kanunla eklenmiş olan ikinci fıkradan değiştirilmek suretiyle  alınmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince cinsiyet  değişikliği dolayısıyla nüfus sicilinde gerekli değişikliğin yapılabilmesi için kişinin  önceden cinsiyetini değiştirmesi, bu değişikliğin resmî sağlık kurulu raporuna  dayandığının belgelendirilmesi yeterli görülmüştür. Madde bu şekliyle mahkemeye,  kişinin cinsiyetinin değiştirilmesi sonucu nüfus sicilinde değişiklik yapma konusunda  bir takdir yetkisi vermemekte, mahkemeyi âdeta bir onay makamı hâline  getirmektedir. Bu durum, gelişigüzel cinsiyet değişiklikleri sonucu mahkemelerimizi,  âdeta bir emrivaki ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu amaçla yeni düzenlemede  cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin bu değişikliğe gitmeden önce bizzat mahkemeye  başvurması zorunlu kılınmış; mahkemenin böyle bir izni verebilmesi bazı koşullara  bağlanmak suretiyle yürürlükteki 29 uncu maddenin ikinci fıkrasında olduğu gibi  gelişigüzel cinsiyet değişikliklerinin önüne geçilmek istenmiştir.  Bu koşulların başında kişinin mahkemeye bizzat başvurması gelmektedir.  Cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, bu istemin bizzat cinsiyet  değiştirmek isteyen kişiden gelmesi gerekir. Ancak bu durum kişinin böyle bir davayı  mutlaka bizzat açması anlamında olmayıp, iradî temsil yolu da açıktır.  Değişiklik için aranan diğer önemli koşul, kişinin onsekiz yaşmı doldurmuş  olması ve evli bulunmamasıdır. Henüz cinsiyeti yönünden bir değişiklik zorunluluğu  bulunmayan ya da böyle bir zorunluluğun olup olmadığı belli olmayan kişilerin bu  yola. başvurmasının önlenmesi bakımından en az onsekiz yaşın doldurmuş olması  koşulu aranmış, bunun yanında bu kişinin evli olmaırçgsj] koşulu da getirilmiştir.  Toplumun temeli olan aile kurumunun cinsiyeti belirsiz kişiler nedeniyle sarsılmasını  önlemek amacıyla öncelikle kişinin evli olmaması öngörülmüştür. Bu koşul, kişinin bu­ yandan evliliğini sürdürmesi, öte yandan bu evlilik devam ederken cinsiyet  değişikliğine girmesi, bunu eşinin ya da çocuklannm ortak yaşantılan içinde  yapmasının psikolojik ve ahlâkî tersliklerinin önüne geçmek üzere konulmuştur.  Getirilen diğer önemli bir koşul, istem sahibinin transseksüel yapıda olması, ruh  sağlığı açısından cinsiyet değişikliğinin zorunlu bulunması ve kişinin üreme  yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmasıdır. Bu yolla cinsiyet değişikliği sadece  biyolojik açıdan d e p , ruhsal açıdan da zorunlu olma koşuluna bağlanmıştır. Bu  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 45 -
- 4 4 - düzenlemeyle uyumlu hâle gelecek şekilde yeniden kaleme alınmış, 468, 469 ve  1007 nci maddelerle paralellik sağlamak üzere ve Anayasanın 129 uncu maddesine  uygun olarak maddeyle kişisel durum sicilinin tutulmasmdan doğan zararm, kusurlu  memura rücu edilmek kaydıyla tazmin edileceği hükmü getirilmiştir. Maddede aynca  tazminat ve rücu davalannda hangi mahkemenin yetkili olacağı konusuna da açıklık  getirilmiştir.  Madde 39- Yürürlükteki Kanunun 38 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 40- Bu madde yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesine-04/05/1988  tarih ve 3444 sayılı Kanunla eklenmiş olan ikinci fıkradan değiştirilmek suretiyle  alınmıştır.  Yürürlükteki Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince cinsiyet  değişikliği dolayısıyla nüfus sicilinde gerekli değişikliğin yapılabilmesi için kişinin  önceden cinsiyetini değiştirmesi, bu değişikliğin resmî sağlık kurulu raporuna  dayandığının belgelendirilmesi yeterli görülmüştür. Madde bu şekliyle mahkemeye,  kişinin cinsiyetinin değiştirilmesi sonucu nüfus sicilinde değişiklik yapma konusunda  bir takdir yetkisi vermemekte, mahkemeyi âdeta bir onay makamı hâline  getirmektedir. Bu durum, gelişigüzel cinsiyet değişiklikleri sonucu mahkemelerimizi,  âdeta bir emrivaki ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu amaçla yeni düzenlemede  cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin bu değişikliğe gitmeden önce bizzat mahkemeye  başvurması zorunlu kılınmış; mahkemenin böyle bir izni verebilmesi bazı koşullara  bağlanmak suretiyle yürürlükteki 29 uncu maddenin ikinci fıkrasında olduğu gibi  gelişigüzel cinsiyet değişikliklerinin önüne geçilmek istenmiştir.  Bu koşulların başında kişinin mahkemeye bizzat başvurması gelmektedir.  Cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, bu istemin bizzat cinsiyet  değiştirmek isteyen kişiden gelmesi gerekir. Ancak bu durum kişinin böyle bir davayı  mutlaka bizzat açması anlamında olmayıp, iradî temsil yolu da açıktır.  Değişiklik için aranan diğer önemli koşul, kişinin onsekiz yaşmı doldurmuş  olması ve evli bulunmamasıdır. Henüz cinsiyeti yönünden bir değişiklik zorunluluğu  bulunmayan ya da böyle bir zorunluluğun olup olmadığı belli olmayan kişilerin bu  yola. başvurmasının önlenmesi bakımından en az onsekiz yaşın doldurmuş olması  koşulu aranmış, bunun yanında bu kişinin evli olmaırçgsj] koşulu da getirilmiştir.  Toplumun temeli olan aile kurumunun cinsiyeti belirsiz kişiler nedeniyle sarsılmasını  önlemek amacıyla öncelikle kişinin evli olmaması öngörülmüştür. Bu koşul, kişinin bu­ yandan evliliğini sürdürmesi, öte yandan bu evlilik devam ederken cinsiyet  değişikliğine girmesi, bunu eşinin ya da çocuklannm ortak yaşantılan içinde  yapmasının psikolojik ve ahlâkî tersliklerinin önüne geçmek üzere konulmuştur.  Getirilen diğer önemli bir koşul, istem sahibinin transseksüel yapıda olması, ruh  sağlığı açısından cinsiyet değişikliğinin zorunlu bulunması ve kişinin üreme  yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olmasıdır. Bu yolla cinsiyet değişikliği sadece  biyolojik açıdan d e p , ruhsal açıdan da zorunlu olma koşuluna bağlanmıştır. Bu  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 5 - koşullann gerçekleşip gerçekleşmediğinin gelişigüzel doktor raporlanna  bağlanmaması için de uzmanlardan oluşan bir resmi sağlık kurulu raporu alınması  öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, hâkimin iznine bağlı olarak cinsiyet değişikliğinin  gerçekleştirilmesi hâlinde, bu hususun yine resmî sağlık kurulu raporuyla saptanması  koşuluyla hâkimin cinsiyet değişikliği için nüfus sicilinde değişiklik karan vennesini  öngörmüştür.  Madde 41- Yürürlükteki Kanunun 39 uncu maddesini karşılamaktadır.  Doğum kütüğü ve doğumun bildirilmesi konusunda 1587 sayılı Nüfus Kanunu  hükümlerinin uygulanacağı göz önünde tutularak madde yürürlükteki metinden farklı  bir şekilde düzenlenmiştir.  Madde 42- Yürürlükteki Kanunun 40 mcı maddesini karşılamaktadır.  Doğum kütüğünde değişiklik konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda aynca  düzenlenmiş bulunduğu için, maddede diğer ilgili kanunlara yollama yapılmaktadır.  Madde 43- Yürürlükteki Kanunun 41 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddede öngörülen süreler, ilgili kanunlara yollama yapılmak  suretiyle metinden çıkarılmıştır. Ölümlere ilişkin bildirimlerin hangi sürelerde  yapılması gerektiği konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda düzenlenmiştir. Bu nedenle,  bu hususların Medenî Kanunda yer alması isabetli görülmemiştir.  Madde 44- Yürürlükteki Kanunun 42 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmeksuretiyle yeniden kaleme alınmış, kaynak Kanuna uygun  olarak iki fıkra hâline getirilmiştir.  Madde 45- Yürürlükteki Kanunun 43 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 46- Yürürlükteki Kanunun 44 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ BÖLÜM  TÜZELKİŞİLER  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Yürürlükte olan Medenî Kanunun İkinci Babı "Hükmî Şahıslar", bu Babın  İkinci Faslı ise "Umumî Hükümler" başlığını taşımaktadır. Bu bölümün başlıkları  günümüz diline uyarlanmış ve "Hükmî Şahıslar" yerine "Tüzel Kişiler", "Umumî  Hükümler" yerine ise "Genel Hükümler" başlıkları tercih edilmiştir. "Tüzel Kişiler"  terimi bugün hukuk dilinde yerleşmiş bir terimdir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 46 -
- 4 5 - koşullann gerçekleşip gerçekleşmediğinin gelişigüzel doktor raporlanna  bağlanmaması için de uzmanlardan oluşan bir resmi sağlık kurulu raporu alınması  öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, hâkimin iznine bağlı olarak cinsiyet değişikliğinin  gerçekleştirilmesi hâlinde, bu hususun yine resmî sağlık kurulu raporuyla saptanması  koşuluyla hâkimin cinsiyet değişikliği için nüfus sicilinde değişiklik karan vennesini  öngörmüştür.  Madde 41- Yürürlükteki Kanunun 39 uncu maddesini karşılamaktadır.  Doğum kütüğü ve doğumun bildirilmesi konusunda 1587 sayılı Nüfus Kanunu  hükümlerinin uygulanacağı göz önünde tutularak madde yürürlükteki metinden farklı  bir şekilde düzenlenmiştir.  Madde 42- Yürürlükteki Kanunun 40 mcı maddesini karşılamaktadır.  Doğum kütüğünde değişiklik konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda aynca  düzenlenmiş bulunduğu için, maddede diğer ilgili kanunlara yollama yapılmaktadır.  Madde 43- Yürürlükteki Kanunun 41 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddede öngörülen süreler, ilgili kanunlara yollama yapılmak  suretiyle metinden çıkarılmıştır. Ölümlere ilişkin bildirimlerin hangi sürelerde  yapılması gerektiği konusu 1587 sayılı Nüfus Kanununda düzenlenmiştir. Bu nedenle,  bu hususların Medenî Kanunda yer alması isabetli görülmemiştir.  Madde 44- Yürürlükteki Kanunun 42 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmeksuretiyle yeniden kaleme alınmış, kaynak Kanuna uygun  olarak iki fıkra hâline getirilmiştir.  Madde 45- Yürürlükteki Kanunun 43 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 46- Yürürlükteki Kanunun 44 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ BÖLÜM  TÜZELKİŞİLER  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Yürürlükte olan Medenî Kanunun İkinci Babı "Hükmî Şahıslar", bu Babın  İkinci Faslı ise "Umumî Hükümler" başlığını taşımaktadır. Bu bölümün başlıkları  günümüz diline uyarlanmış ve "Hükmî Şahıslar" yerine "Tüzel Kişiler", "Umumî  Hükümler" yerine ise "Genel Hükümler" başlıkları tercih edilmiştir. "Tüzel Kişiler"  terimi bugün hukuk dilinde yerleşmiş bir terimdir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 4 6 - Mndde 47- Yürürlükteki Kanunun 45 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Tüzel kişilik" olarak sadeleştirilmiştir. 1984 tarihli  Öntasandan farklı olarak birinci fıkradaki "kişi birlikleri" yerine "kişi toplulukları",  yine aynı fıkradaki "bağımsız malvarlıklan" yerine "bağımsız mal toplulukları"  terimleri tercih edilmiştir.  Birinci fıkrada, hem "tüzel kişilik" kavramının tanımı yapılmakta, hem de tüzel  kişiliğin nasıl kazanılacağı belirtilmektedir. Fıkraya, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı  konusunda tüm özel hukuk tüzel kişileri için geçerli olabilecek genel bir hüküm  koymaktan özellikle kaçınılmıştır. Çünkü yürürlükteki metin, İsviçre Medenî  Kanunundan (m. 51/1) esinlenmek suretiyle kişi ve mal topluluklarının "sicillerine  kayıtlarını icra ettirmekle şahsiyet iktisap edeceklerini" belirtiyorsa da, bu hüküm  pozitif hukukumuzda yalnızca vakıflar ve ticaret şirketleri ile kooperatif ortaklıklar  açısından teyid edilmektedir. Serbest kuruluş sistemine tâbi olan dernekler açısından  ise yürürlükteki maddenin ilk fıkrasındaki bu hükmün işlerliği söz konusu değildir. Bu  nedenle, yeni düzenleme hazırlanırken bütün özel hukuk tüzel kişileri için geçerli  olması amaçlanan bir genel hükümde, her tüzel kişi çeşidinin kendisi için getirilen özel  hükümlerde kabul edilen sisteme göre kurulacağını belirtmekle yetinmenin daha doğru  olacağı düşünülmüştür.  Öte yandan yürürlükteki metnin "tüzel kişilik" tanımı da yeni düzenlemeye  aynen alınmamıştır. Bu yapılırken, kanunda tanımlanmak istenen hukukî bir kavramın  kapsamına girecek kurumlan tek tek saymaktan ziyade, bu kurumların ortak  özelliklerini ortaya koyan açık bir ifade kullanılması gerektiği düşüncesinden hareket  edilmiştir. Dernekler, vakıflar, ticaret şirketleri ve kooperatif ortaklıklar, kendilerini  düzenleyen özel hükümlerde zaten ayrı ayrı tanımlanmaktadır.  Bu sebeple maddenin birinci fıkrasında, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı  açıklanırken verilen tanımda tüzel kişi türleri tek tek zikredilmemiş, tüzel kişilere has  olan ortak unsurlar belirtilmiştir. Birinci fıkrada yer alan bu unsurlar ise,  a. Bir kişi veya mal topluluğunun bulunması,  b. Bu topluluğun belirli bir amaç için oluşturulması,  c. Bu oluşumun hukuk düzeninde başlıbaşına bir varlığa sahip olmak üzere, bir  örgütlenme ile sağlanmasıdır.  Herhangi bir kişi veya mal topluluğunun tüzel kişilik kazanabilmesi için, onun  aynca hukuk düzeni tarafından "hak etıliyetine sahip bir varlık" olarak tanınması  gerektiği de açıktır. Yukarıdakilere eklenmesi gereken bu dördüncü unsur da birinci  fıkrada yer almakta ve tanımda verilen özellikleri taşıyan toplulukların ancak özel  hükümlerinde yazılı şartlar uyarınca tüzel kişilik kazanabilecekleri belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, yürürlükteki metinden ve 1984 tarihli Öntasandan  farklı olarak "Kanuna... aykırı" yerine "hukuka ...aykırı" deyimi tercih edilmiştir.  Böylece, yalnızca teknik ve dar anlamda "kanun"a değil, pozitif hukuktaki diğer  yürürlük kaynaklatma aykın amaç güden kişi ve mal topluluklannın da tüzel kişilik  kazanamayacağı vurgulanmış olmaktadır. Diğer taraftan ikinci fıkrada, yürürlükteki  metinden farklı olarak "kanuna ve ahlâka mugayir" ifadesi yerine "hukuka veya ahlâka  aykın" ifadesi kullanılmış ve böylece "ve" yerine "veya" sözcüğü tercih edilmek  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 47 -
- 4 6 - Mndde 47- Yürürlükteki Kanunun 45 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Tüzel kişilik" olarak sadeleştirilmiştir. 1984 tarihli  Öntasandan farklı olarak birinci fıkradaki "kişi birlikleri" yerine "kişi toplulukları",  yine aynı fıkradaki "bağımsız malvarlıklan" yerine "bağımsız mal toplulukları"  terimleri tercih edilmiştir.  Birinci fıkrada, hem "tüzel kişilik" kavramının tanımı yapılmakta, hem de tüzel  kişiliğin nasıl kazanılacağı belirtilmektedir. Fıkraya, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı  konusunda tüm özel hukuk tüzel kişileri için geçerli olabilecek genel bir hüküm  koymaktan özellikle kaçınılmıştır. Çünkü yürürlükteki metin, İsviçre Medenî  Kanunundan (m. 51/1) esinlenmek suretiyle kişi ve mal topluluklarının "sicillerine  kayıtlarını icra ettirmekle şahsiyet iktisap edeceklerini" belirtiyorsa da, bu hüküm  pozitif hukukumuzda yalnızca vakıflar ve ticaret şirketleri ile kooperatif ortaklıklar  açısından teyid edilmektedir. Serbest kuruluş sistemine tâbi olan dernekler açısından  ise yürürlükteki maddenin ilk fıkrasındaki bu hükmün işlerliği söz konusu değildir. Bu  nedenle, yeni düzenleme hazırlanırken bütün özel hukuk tüzel kişileri için geçerli  olması amaçlanan bir genel hükümde, her tüzel kişi çeşidinin kendisi için getirilen özel  hükümlerde kabul edilen sisteme göre kurulacağını belirtmekle yetinmenin daha doğru  olacağı düşünülmüştür.  Öte yandan yürürlükteki metnin "tüzel kişilik" tanımı da yeni düzenlemeye  aynen alınmamıştır. Bu yapılırken, kanunda tanımlanmak istenen hukukî bir kavramın  kapsamına girecek kurumlan tek tek saymaktan ziyade, bu kurumların ortak  özelliklerini ortaya koyan açık bir ifade kullanılması gerektiği düşüncesinden hareket  edilmiştir. Dernekler, vakıflar, ticaret şirketleri ve kooperatif ortaklıklar, kendilerini  düzenleyen özel hükümlerde zaten ayrı ayrı tanımlanmaktadır.  Bu sebeple maddenin birinci fıkrasında, tüzel kişiliğin nasıl kazanılacağı  açıklanırken verilen tanımda tüzel kişi türleri tek tek zikredilmemiş, tüzel kişilere has  olan ortak unsurlar belirtilmiştir. Birinci fıkrada yer alan bu unsurlar ise,  a. Bir kişi veya mal topluluğunun bulunması,  b. Bu topluluğun belirli bir amaç için oluşturulması,  c. Bu oluşumun hukuk düzeninde başlıbaşına bir varlığa sahip olmak üzere, bir  örgütlenme ile sağlanmasıdır.  Herhangi bir kişi veya mal topluluğunun tüzel kişilik kazanabilmesi için, onun  aynca hukuk düzeni tarafından "hak etıliyetine sahip bir varlık" olarak tanınması  gerektiği de açıktır. Yukarıdakilere eklenmesi gereken bu dördüncü unsur da birinci  fıkrada yer almakta ve tanımda verilen özellikleri taşıyan toplulukların ancak özel  hükümlerinde yazılı şartlar uyarınca tüzel kişilik kazanabilecekleri belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, yürürlükteki metinden ve 1984 tarihli Öntasandan  farklı olarak "Kanuna... aykırı" yerine "hukuka ...aykırı" deyimi tercih edilmiştir.  Böylece, yalnızca teknik ve dar anlamda "kanun"a değil, pozitif hukuktaki diğer  yürürlük kaynaklatma aykın amaç güden kişi ve mal topluluklannın da tüzel kişilik  kazanamayacağı vurgulanmış olmaktadır. Diğer taraftan ikinci fıkrada, yürürlükteki  metinden farklı olarak "kanuna ve ahlâka mugayir" ifadesi yerine "hukuka veya ahlâka  aykın" ifadesi kullanılmış ve böylece "ve" yerine "veya" sözcüğü tercih edilmek  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 7 - suretiyle sadece hukuka aykınlığm yahut da ahlâka aykınhğm varlığmm, tek başına  tüzel kişiliğin kazanılmasını engellemeye yeterli olduğu vurgulanmıştır.  Madde 48-YürÜrlükteki Kanunun 46 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında, yürürlükteki metnin kenar başlığındaki "Medenî  haklardan istifade" deyimi yerine, teknik ve daha doğru bir ifade olan hem kaynak  Kanunda hem de 1984 tarihli Öntasanda kullanılan "Hak ehliyeti" terimi tercih  edilmiştir.  Hüküm değişikliği yoktur; madde içerik itibanyla yürürlükteki metnin aynıdır.  Böylece, yaradılış gereği sadece insanlara özgü olan ve maddede "...cins, yaş,  hısımlık gibi..." ifadesiyle sınırlayıcı olarak sayılmayan nitelikler dışmdaki bütün  haklara ve borçlara tüzel kişilerin de ehil olduğu vurgulanmak suretiyle gerçek ve tüzel  kişilerin ehliyet eşitliğini esas alan medenî hukuk yaklaşımı muhafaza edilmektedir.  Ancak, yürürlükteki metinde kullanılan **.." bütün haklan iktisap ve borçlan iltizam  edebilirler" tarzındaki ifade, "... bütün haklara ve borçlara ehildirler." şeklinde  değiştirilmiştir. Nitekim, hak ehliyeti kavramı, haklara ve borçlara ehil olma şeklinde  açıklandığı için kaynak Kanunda da (m. 53) aynı ifade kullanılmaktadır.  1984 tarihli Öntasarının 47 nci maddesinde yer alan "Özel hükümler saklıdır."  şeklindeki ikinci fıkranın maddeye alınması, kaynak Kanun da izlenmek suretiyle,  gereksiz görülmüştür.  Madde 49- Yürürlükteki Kanunun 47 nci maddesini karşılamaktadır.  İçerik itibanyla hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki metin yerine, Türkçe  açısından daha sade ve teknik hukuk terimlerini daha özenli kullanan ifadeler tercih  edilmiştir.  Maddenin konu ve kenar başlıkları, yürürlükteki metinde yer alan "C.Mcdenî  haklan kullanmak salâhiyeti/1. Şartlan" yerine, "C. Fiil ehliyeti/ I.Koşulu" şeklinde  değiştirilmiştir. Kaynak Kanunun Fransızca metninde "exercise des droit civils".  deyimi yer almakla birlikte, Almanca metninde "Handlungfaehiğkeit", yani "Fiil  ehliyeti" terimi yer almaktadır. Yeni düzenlemede Almanca metnin çevirisinin tercih  edilmesinin sebebi, bugün Türk Hukukunda, "kişinin kendi fiilleriyle haklar  edinebilmesi ve borç (yüküm) altına girebilmesi" olanağı anlamında "fiil ehliyeti"  teriminin yerleşmiş olmasıdır. Nitekim, 9 uncu maddede de kaynak Kanunun Almanca  metni izlenilmek suretiyle "fiil ehliyeti" terimi kullanılmış ve "Fiil ehliyetine sahip  olan kimse, kendi fılleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" ifadesine yer  verilmiştir.  Diğer taraftan, madde kaleme alınırken, yürürlükteki metnin kullandığı  "...nizamnamelerine göre...." ifadesi yerine "... kuruluş belgelerine göre..." ifadesi  tercih edilmiştir. Bunun sebebi, özel hukuk tüzel kişilerinin kurulması için düzenlenen  belgelerin hepsinin "nizamname" yani "tüzük" kavramı altında toplanmasının  mümkün olmamasıdır.  Yürürlükteki metnin içerik itibanyla değiştirilmemesinde ise, doğal olarak,  kaynak Kanunun kabulüne temel olan gerekçelerin bugün de aynen geçerli olması  gerçeğinden hareket edilmiştir. Gerçek kişilçr gibi .doğal bir iradeye sahjp...olmayan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 48 -
- 4 7 - suretiyle sadece hukuka aykınlığm yahut da ahlâka aykınhğm varlığmm, tek başına  tüzel kişiliğin kazanılmasını engellemeye yeterli olduğu vurgulanmıştır.  Madde 48-YürÜrlükteki Kanunun 46 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığında, yürürlükteki metnin kenar başlığındaki "Medenî  haklardan istifade" deyimi yerine, teknik ve daha doğru bir ifade olan hem kaynak  Kanunda hem de 1984 tarihli Öntasanda kullanılan "Hak ehliyeti" terimi tercih  edilmiştir.  Hüküm değişikliği yoktur; madde içerik itibanyla yürürlükteki metnin aynıdır.  Böylece, yaradılış gereği sadece insanlara özgü olan ve maddede "...cins, yaş,  hısımlık gibi..." ifadesiyle sınırlayıcı olarak sayılmayan nitelikler dışmdaki bütün  haklara ve borçlara tüzel kişilerin de ehil olduğu vurgulanmak suretiyle gerçek ve tüzel  kişilerin ehliyet eşitliğini esas alan medenî hukuk yaklaşımı muhafaza edilmektedir.  Ancak, yürürlükteki metinde kullanılan **.." bütün haklan iktisap ve borçlan iltizam  edebilirler" tarzındaki ifade, "... bütün haklara ve borçlara ehildirler." şeklinde  değiştirilmiştir. Nitekim, hak ehliyeti kavramı, haklara ve borçlara ehil olma şeklinde  açıklandığı için kaynak Kanunda da (m. 53) aynı ifade kullanılmaktadır.  1984 tarihli Öntasarının 47 nci maddesinde yer alan "Özel hükümler saklıdır."  şeklindeki ikinci fıkranın maddeye alınması, kaynak Kanun da izlenmek suretiyle,  gereksiz görülmüştür.  Madde 49- Yürürlükteki Kanunun 47 nci maddesini karşılamaktadır.  İçerik itibanyla hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki metin yerine, Türkçe  açısından daha sade ve teknik hukuk terimlerini daha özenli kullanan ifadeler tercih  edilmiştir.  Maddenin konu ve kenar başlıkları, yürürlükteki metinde yer alan "C.Mcdenî  haklan kullanmak salâhiyeti/1. Şartlan" yerine, "C. Fiil ehliyeti/ I.Koşulu" şeklinde  değiştirilmiştir. Kaynak Kanunun Fransızca metninde "exercise des droit civils".  deyimi yer almakla birlikte, Almanca metninde "Handlungfaehiğkeit", yani "Fiil  ehliyeti" terimi yer almaktadır. Yeni düzenlemede Almanca metnin çevirisinin tercih  edilmesinin sebebi, bugün Türk Hukukunda, "kişinin kendi fiilleriyle haklar  edinebilmesi ve borç (yüküm) altına girebilmesi" olanağı anlamında "fiil ehliyeti"  teriminin yerleşmiş olmasıdır. Nitekim, 9 uncu maddede de kaynak Kanunun Almanca  metni izlenilmek suretiyle "fiil ehliyeti" terimi kullanılmış ve "Fiil ehliyetine sahip  olan kimse, kendi fılleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" ifadesine yer  verilmiştir.  Diğer taraftan, madde kaleme alınırken, yürürlükteki metnin kullandığı  "...nizamnamelerine göre...." ifadesi yerine "... kuruluş belgelerine göre..." ifadesi  tercih edilmiştir. Bunun sebebi, özel hukuk tüzel kişilerinin kurulması için düzenlenen  belgelerin hepsinin "nizamname" yani "tüzük" kavramı altında toplanmasının  mümkün olmamasıdır.  Yürürlükteki metnin içerik itibanyla değiştirilmemesinde ise, doğal olarak,  kaynak Kanunun kabulüne temel olan gerekçelerin bugün de aynen geçerli olması  gerçeğinden hareket edilmiştir. Gerçek kişilçr gibi .doğal bir iradeye sahjp...olmayan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 8 - tüzel kişilerin kendi fiilleri ile haklar edinip borç altına girmelerinin mümkün  olabilmesi için, bu yöndeki iradeyi oluşturacak ve fiil ve davranışları tüzel kişiye  atfedilebilecek organların varlığı gerektiğinden, tüzel kişilerin fiil ehliyetinin  başlangıcından da ancak söz konusu organların kurulmasından sonra  bahsedilebilecektir.  Madde 50- Yürürlükteki Kanunun 48 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metnin hem kenar başlığı hem de hüküm fıkraları dil açısından  sadeleştirildiği gibi, metne hükmün anlam ve amacı açısından önemli ofon bazı  eklemeler de yapılmıştır.  Birinci fıkra, 1984 tarihli Öntasarının 49 uncu maddesinde de yapıldığı gibi,  yürürlükteki metnin dil açısından sadeleştirilmiş ve günümüz diline çevrilmiş şeklidir.  İkinci fıkrada, yürürlükteki metnin hem dil açısından sadeleştirilmesi, hem de  düzenlenmek istenen konunun daha açık ifade edilebilmesi amacıyla bazı açılardan  tamamlanması söz konusudur. Bu fıkrada, organların hukukî işlemleri ve diğer bütün  hukukî fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokabilecekleri belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada düzenlenmek istenen konu ise, "organdın sorumluluğu değil,  orgam oluşturan kişinin veya kişilerin sorumluluğu olduğu için, hüküm, bu açıdan  tamamlanmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Diğer taraftan hükme, yürürlükteki  metinden farklı olarak, bir de ".:ayrıca.." sözcüğü eklenmiştir; çünkü orgam oluşturan  kişilerin kişisel sorumlulukları tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayan ve  onun yanında yer alan bir sorumluluktur. Kaynak Kanunun 55 inci maddesinin üçüncü  fıkrasında ve 1984 tarihli Öntasarının 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da aynı  hususlar vurgulanmıştır.  Madde 51- Yürürlükteki Kanunun 49 uncu maddesini karşılamaktadır.  Hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki metnin "İkametgâh" şeklinde olan  kenar başlığı, anlaştırılarak "Yerleşim yeri" şeklinde değiştirilmiş ve ayrıca hüküm  cümlesi de sadeleştirilmiştir.  Maddede "nizamname" yerine "tüzük" terimi kullanılmayıp, bütün tüzel kişileri  kapsamak üzere "kuruluş belgesi" ifadesi tercih edilmiştir.  Maddede yer alan tüzel kişinin yerleşim yerinin "kuruluş belgesinde başka bir  hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer" olduğuna ilişkin hüküm, tüzel kişilerin  kuruluş belgesinde yerleşim yerlerinin belirtilmemiş olması hâlinde, bu eksiklik  tamamlanıncaya kadar veya tamamlanmadığı sürece uygulama alanı bulacak ve  böylece kişiler hukukunda kabul edilen "yerleşim yerinin zorunluluğu ilkesi"  açısından önemli bir işlevi yerine getirecektir.  Madde 52- Madde, yürürlükteki Kanunda, kaynak Kanunda ve 1984 tarihli  Öntasanda yer almayan yeni bir hükmü içermektedir.  Tüzel kişinin kişiliğinin sona ermesinin etkilerini düzenleyen hükümler,  yürürlükteki metinde "Şahsiyetin zevali" başlığı altında kaleme alınmıştır. Maddenin  konu başlığı "Kişiliğin sona ermesi" şeklinde ifade edilmiştir.»  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 49 -
- 4 8 - tüzel kişilerin kendi fiilleri ile haklar edinip borç altına girmelerinin mümkün  olabilmesi için, bu yöndeki iradeyi oluşturacak ve fiil ve davranışları tüzel kişiye  atfedilebilecek organların varlığı gerektiğinden, tüzel kişilerin fiil ehliyetinin  başlangıcından da ancak söz konusu organların kurulmasından sonra  bahsedilebilecektir.  Madde 50- Yürürlükteki Kanunun 48 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metnin hem kenar başlığı hem de hüküm fıkraları dil açısından  sadeleştirildiği gibi, metne hükmün anlam ve amacı açısından önemli ofon bazı  eklemeler de yapılmıştır.  Birinci fıkra, 1984 tarihli Öntasarının 49 uncu maddesinde de yapıldığı gibi,  yürürlükteki metnin dil açısından sadeleştirilmiş ve günümüz diline çevrilmiş şeklidir.  İkinci fıkrada, yürürlükteki metnin hem dil açısından sadeleştirilmesi, hem de  düzenlenmek istenen konunun daha açık ifade edilebilmesi amacıyla bazı açılardan  tamamlanması söz konusudur. Bu fıkrada, organların hukukî işlemleri ve diğer bütün  hukukî fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokabilecekleri belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada düzenlenmek istenen konu ise, "organdın sorumluluğu değil,  orgam oluşturan kişinin veya kişilerin sorumluluğu olduğu için, hüküm, bu açıdan  tamamlanmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Diğer taraftan hükme, yürürlükteki  metinden farklı olarak, bir de ".:ayrıca.." sözcüğü eklenmiştir; çünkü orgam oluşturan  kişilerin kişisel sorumlulukları tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmayan ve  onun yanında yer alan bir sorumluluktur. Kaynak Kanunun 55 inci maddesinin üçüncü  fıkrasında ve 1984 tarihli Öntasarının 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da aynı  hususlar vurgulanmıştır.  Madde 51- Yürürlükteki Kanunun 49 uncu maddesini karşılamaktadır.  Hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki metnin "İkametgâh" şeklinde olan  kenar başlığı, anlaştırılarak "Yerleşim yeri" şeklinde değiştirilmiş ve ayrıca hüküm  cümlesi de sadeleştirilmiştir.  Maddede "nizamname" yerine "tüzük" terimi kullanılmayıp, bütün tüzel kişileri  kapsamak üzere "kuruluş belgesi" ifadesi tercih edilmiştir.  Maddede yer alan tüzel kişinin yerleşim yerinin "kuruluş belgesinde başka bir  hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer" olduğuna ilişkin hüküm, tüzel kişilerin  kuruluş belgesinde yerleşim yerlerinin belirtilmemiş olması hâlinde, bu eksiklik  tamamlanıncaya kadar veya tamamlanmadığı sürece uygulama alanı bulacak ve  böylece kişiler hukukunda kabul edilen "yerleşim yerinin zorunluluğu ilkesi"  açısından önemli bir işlevi yerine getirecektir.  Madde 52- Madde, yürürlükteki Kanunda, kaynak Kanunda ve 1984 tarihli  Öntasanda yer almayan yeni bir hükmü içermektedir.  Tüzel kişinin kişiliğinin sona ermesinin etkilerini düzenleyen hükümler,  yürürlükteki metinde "Şahsiyetin zevali" başlığı altında kaleme alınmıştır. Maddenin  konu başlığı "Kişiliğin sona ermesi" şeklinde ifade edilmiştir.»  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 4 9 - "Sınırlı devam etme" başlığım taşıyan madde, sona erme sebeplerinden birinin  ortaya çıkması durumunda bunun sonucunun ne olacağı konusunda, Türk Ticaret  Kanununun çeşitli hükümlerinde ticaret ortaklıkları için dile getirilen ve doktrinde  bütün özel hukuk tüzel kişileri açısmdan da geçerli olduğu kabul edilen bir ilkenin  Medenî Kanunda da bir genel ilke olarak yer alması gerektiği düşüncesinden hareketle  kaleme alınmıştır. Bu ilke, sona erme sebeplerinden biri ortaya çıktığında bir tüzel  kişinin kişiliğinin ortadan kalkmasmm hemen gerçekleşmeyeceği, tüzel kişinin kuruluş  amacının yerini -tasfiye sonuçlanana kadar- tasfiye amacının alacağı ve tüzel kişiliğin  de bu amaçla sınırlı olmak üzere devam edeceği ilkesidir. Sona erme sebebi  gerçekleşen tüzel kişinin, tasfiye su-asında kişiliğini koruması, bu aşamada yapılacak  işlemlerin kime izafe edileceğinin belirlenmesi açısmdan kaçınılmazdır; ancak  kişiliğin yalnızca tasfiye amacı çerçevesinde devam etmesi de yeterlidir. Bu amaç,  sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin malvarlığının paraya çevrilerek borçlarının  ödenmesine ve alacaklarının tahsiline yöneliktir.  Madde 53- Yürürlükteki Kanunun 51 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin yeri, yürürlükteki hükümden, kaynak Kanundan ve. 1984 tarihli  Öntasandan farklı bir sistematik izlenmek suretiyle, "malvarlığının tasfiyesi" konusu  "malvarlığının özgülenmesi" konusunun önüne alınmıştır. Bunun sebebi, özgüleme  aşamasının ancak tasfiyeden soma söz konusu olabileceği gerçeğidir.  Madde içerik itibarıyla, yürürlükteki metinden ve kaynak Kanundan ayrılarak,  1984 tarihli Öntasarının 52 nci maddesi hükmündeki tercihi izlemiştir. Buna göre,  sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesi, yürürlükteki metinde olduğu gibi  "...kooperatif şirketlere tatbik edilen hükümlere tevfikan..." değil, kanunda ve kuruluş  belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere  göre yapıhr. Sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesinde uygulanacak olan  terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümler ile kasdedilen ise 632 ve 633 üncü madde  hükümleri değil, 634 ilâ 636 ncı maddeleri arasında getirilmiş olan tasfiye usulü  hükümleridir. Hâkim bu hükümleri doğrudan değil, ancak kıyas yoluyla uygulayabilir.  Madde 54- Yürürlükteki Kanunun 50 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığında kullanılan "Malların tahsisi" ifadesi  yerine, günümüz diline uygun olan "Malvarlığının özgülenmesi" ifadesi tercih  edilmiştir. Madde, yürürlükteki.metinden farklı olarak, kaynak Kanun (m.57) izlenmek  suretiyle ve 1984 tarihli Öntasarının 51 inci maddesinde olduğu gibi üç fıkraya  ayrılmıştır.  Maddede hüküm değişikliğine gidilmemiş ve ifade açısmdan ise, büyük ölçüde  1984 tarihli Öntasarı izlenmiştir.  Madde 55- Yürürlükteki Kanunun 52 nci maddesini karşılamaktadır.  Kaynak Kanundaki kenar başlıktan esinlenen yürürlükteki metnin kenar başlığı,  kanun yapma tekniğine uygun olarak kısaltılarak "Saklı hükümler" şeklinde kaleme  alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 50 -
- 4 9 - "Sınırlı devam etme" başlığım taşıyan madde, sona erme sebeplerinden birinin  ortaya çıkması durumunda bunun sonucunun ne olacağı konusunda, Türk Ticaret  Kanununun çeşitli hükümlerinde ticaret ortaklıkları için dile getirilen ve doktrinde  bütün özel hukuk tüzel kişileri açısmdan da geçerli olduğu kabul edilen bir ilkenin  Medenî Kanunda da bir genel ilke olarak yer alması gerektiği düşüncesinden hareketle  kaleme alınmıştır. Bu ilke, sona erme sebeplerinden biri ortaya çıktığında bir tüzel  kişinin kişiliğinin ortadan kalkmasmm hemen gerçekleşmeyeceği, tüzel kişinin kuruluş  amacının yerini -tasfiye sonuçlanana kadar- tasfiye amacının alacağı ve tüzel kişiliğin  de bu amaçla sınırlı olmak üzere devam edeceği ilkesidir. Sona erme sebebi  gerçekleşen tüzel kişinin, tasfiye su-asında kişiliğini koruması, bu aşamada yapılacak  işlemlerin kime izafe edileceğinin belirlenmesi açısmdan kaçınılmazdır; ancak  kişiliğin yalnızca tasfiye amacı çerçevesinde devam etmesi de yeterlidir. Bu amaç,  sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin malvarlığının paraya çevrilerek borçlarının  ödenmesine ve alacaklarının tahsiline yöneliktir.  Madde 53- Yürürlükteki Kanunun 51 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin yeri, yürürlükteki hükümden, kaynak Kanundan ve. 1984 tarihli  Öntasandan farklı bir sistematik izlenmek suretiyle, "malvarlığının tasfiyesi" konusu  "malvarlığının özgülenmesi" konusunun önüne alınmıştır. Bunun sebebi, özgüleme  aşamasının ancak tasfiyeden soma söz konusu olabileceği gerçeğidir.  Madde içerik itibarıyla, yürürlükteki metinden ve kaynak Kanundan ayrılarak,  1984 tarihli Öntasarının 52 nci maddesi hükmündeki tercihi izlemiştir. Buna göre,  sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesi, yürürlükteki metinde olduğu gibi  "...kooperatif şirketlere tatbik edilen hükümlere tevfikan..." değil, kanunda ve kuruluş  belgesinde aksine hüküm bulunmadıkça, terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere  göre yapıhr. Sona erme sebebi gerçekleşen tüzel kişinin tasfiyesinde uygulanacak olan  terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümler ile kasdedilen ise 632 ve 633 üncü madde  hükümleri değil, 634 ilâ 636 ncı maddeleri arasında getirilmiş olan tasfiye usulü  hükümleridir. Hâkim bu hükümleri doğrudan değil, ancak kıyas yoluyla uygulayabilir.  Madde 54- Yürürlükteki Kanunun 50 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığında kullanılan "Malların tahsisi" ifadesi  yerine, günümüz diline uygun olan "Malvarlığının özgülenmesi" ifadesi tercih  edilmiştir. Madde, yürürlükteki.metinden farklı olarak, kaynak Kanun (m.57) izlenmek  suretiyle ve 1984 tarihli Öntasarının 51 inci maddesinde olduğu gibi üç fıkraya  ayrılmıştır.  Maddede hüküm değişikliğine gidilmemiş ve ifade açısmdan ise, büyük ölçüde  1984 tarihli Öntasarı izlenmiştir.  Madde 55- Yürürlükteki Kanunun 52 nci maddesini karşılamaktadır.  Kaynak Kanundaki kenar başlıktan esinlenen yürürlükteki metnin kenar başlığı,  kanun yapma tekniğine uygun olarak kısaltılarak "Saklı hükümler" şeklinde kaleme  alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 0 - Madde, yürürlükteki metinden ve 1984 tarihli Öntasarının 53 üncü maddesinden  farklı olarak, tek fıkraya indirilmiş ve yürürlükteki metnin "İktisadî bir gaye takip eden  cemiyetler, şirketler hakkındaki hükümlere tâbidir." şeklindeki ifadesi, gereksiz  olduğu düşüncesiyle hükümden çıkarılmıştır. Hukuk sistemimizde dernekler, dar  anlamda iktisadî amaç güdemeyecekleri ve üyelerine iktisadî yarar sağlamak yahut  kazanç paylaştırmak amacıyla kunılamayacaklan için, bu amaçlar için kurulabilecek  ve tüzel kişiliğe sahip bulunacak kişi topluluklan da sadece ticaret şirketleridir. Bu  sebeple, maddede sadece "kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun  hükümlerT'nin saklı olduğu belirtilmekle yetinilmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  DERNEKLER  Madde 56- Bu maddede derneğin tamım yapılmıştır. Yürürlükteki Kanun 53 ilâ  72 nci maddelerinde demek kurumunu düzenlemiş; fakat dernek tanımına yer  vermemiştir.  Bu maddede, 2908 sayılı Dernekler Kanununun 1 inci maddesinde yer alan  düzenleme ve yürürlükteki Kanunun 53 üncü maddesi birlikte ele alınmış; doktrinde  ileri sürülen görüşlerden yararlanılarak dernek kavramı yeniden tanımlanmıştır.  Böylece dernek kavramının, benzer kavramlardan, örneğin adî ortaklıktan, ticaret  şirketlerinden, vakıftan ve gönüllü faaliyetlerden ayırdedilmesi sağlanmıştır.  Maddede verilen tanımdan hareketle, derneğin unsurlarım şu şekilde  belirleyebiliriz:  a- En az yedi gerçek kişinin bilgi ve çalışmalannı sürekli olarak birleştirmeleri,  b- Kazanç paylaşma dışmda belirli ve ortak amacı gerçekleştirme,  c- Tüzel kişiliğe sahip olma,  d- Örgütlenmiş kişi topluluğu olma.  İkinci fıkrada demeklerin hukuka veya ahlâka aykurı amaçlarla kurulamayacağı  öngörülmektedir.  Madde 57- Anayasamızda dernek kurma özgürlüğü kişinin haklan ve ödevleri  başlıklı bölümde temel haklar arasında sayılmış, böylece anayasal güvence altına  alınmıştır. Anayasanın 33 üncü maddesinin birinci fıkrası, birinci fıkra olarak aynen  alınmıştır; Bu bakımdan anılan Anayasa hükmünün gerekçesi burada da geçerli  olacaktır.  Bu maddede, dernek özgürlüğünün olumlu bir görünümü olan dernek kurma  hakkı düzenlenmiştir.  Maddedeki "herkes" sözü ile, Anayasanın 33 üncü maddesinde olduğu gibi  gerçek kişiler kastedilmiştir. Dernek kurucusu olacak gerçek kişilerin fiil ehliyetine  sahip olmalan yeterli sayılmıştır. Demek kurucu üyesi olabilmek için kişinin ergin  olması, ayırt etme. gücüne sahip bulunması ve kısıtlı olmaması gerekir. Demek  kumcusu olabilmek için kişinin mutlaka onsekiz yaşını tamamlaması şartı aranmamış;  ergin kılınma (m. 12) veya evlenmeyle ergin olanlann (m. 11) onsekiz yaşım  tamamlamadıkları hâlde, kurucu olabilmelerine olanak tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 51 -
- 5 0 - Madde, yürürlükteki metinden ve 1984 tarihli Öntasarının 53 üncü maddesinden  farklı olarak, tek fıkraya indirilmiş ve yürürlükteki metnin "İktisadî bir gaye takip eden  cemiyetler, şirketler hakkındaki hükümlere tâbidir." şeklindeki ifadesi, gereksiz  olduğu düşüncesiyle hükümden çıkarılmıştır. Hukuk sistemimizde dernekler, dar  anlamda iktisadî amaç güdemeyecekleri ve üyelerine iktisadî yarar sağlamak yahut  kazanç paylaştırmak amacıyla kunılamayacaklan için, bu amaçlar için kurulabilecek  ve tüzel kişiliğe sahip bulunacak kişi topluluklan da sadece ticaret şirketleridir. Bu  sebeple, maddede sadece "kamu tüzel kişileri ile ticaret şirketleri hakkındaki kanun  hükümlerT'nin saklı olduğu belirtilmekle yetinilmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  DERNEKLER  Madde 56- Bu maddede derneğin tamım yapılmıştır. Yürürlükteki Kanun 53 ilâ  72 nci maddelerinde demek kurumunu düzenlemiş; fakat dernek tanımına yer  vermemiştir.  Bu maddede, 2908 sayılı Dernekler Kanununun 1 inci maddesinde yer alan  düzenleme ve yürürlükteki Kanunun 53 üncü maddesi birlikte ele alınmış; doktrinde  ileri sürülen görüşlerden yararlanılarak dernek kavramı yeniden tanımlanmıştır.  Böylece dernek kavramının, benzer kavramlardan, örneğin adî ortaklıktan, ticaret  şirketlerinden, vakıftan ve gönüllü faaliyetlerden ayırdedilmesi sağlanmıştır.  Maddede verilen tanımdan hareketle, derneğin unsurlarım şu şekilde  belirleyebiliriz:  a- En az yedi gerçek kişinin bilgi ve çalışmalannı sürekli olarak birleştirmeleri,  b- Kazanç paylaşma dışmda belirli ve ortak amacı gerçekleştirme,  c- Tüzel kişiliğe sahip olma,  d- Örgütlenmiş kişi topluluğu olma.  İkinci fıkrada demeklerin hukuka veya ahlâka aykurı amaçlarla kurulamayacağı  öngörülmektedir.  Madde 57- Anayasamızda dernek kurma özgürlüğü kişinin haklan ve ödevleri  başlıklı bölümde temel haklar arasında sayılmış, böylece anayasal güvence altına  alınmıştır. Anayasanın 33 üncü maddesinin birinci fıkrası, birinci fıkra olarak aynen  alınmıştır; Bu bakımdan anılan Anayasa hükmünün gerekçesi burada da geçerli  olacaktır.  Bu maddede, dernek özgürlüğünün olumlu bir görünümü olan dernek kurma  hakkı düzenlenmiştir.  Maddedeki "herkes" sözü ile, Anayasanın 33 üncü maddesinde olduğu gibi  gerçek kişiler kastedilmiştir. Dernek kurucusu olacak gerçek kişilerin fiil ehliyetine  sahip olmalan yeterli sayılmıştır. Demek kurucu üyesi olabilmek için kişinin ergin  olması, ayırt etme. gücüne sahip bulunması ve kısıtlı olmaması gerekir. Demek  kumcusu olabilmek için kişinin mutlaka onsekiz yaşını tamamlaması şartı aranmamış;  ergin kılınma (m. 12) veya evlenmeyle ergin olanlann (m. 11) onsekiz yaşım  tamamlamadıkları hâlde, kurucu olabilmelerine olanak tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 51 —  Madde 58- Madde dört fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkrada her derneğin  mutlaka bir tüzüğünün bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Derneklerin tüzüğü âdeta  onların temel yasası niteliğindedir. Tüzükte mutlaka yer alması gereken hususların  neler olduğu ikinci fikrada belirtilmiştir. Tüzükte ayrıca geçici yönetim kurulu  üyelerinin de gösterilmiş olması şarttır.  Üçüncü fıkrada dernek tüzüklerine konulacak hükümlerin kanunun emredici  hükümlerine aykın olmaması gereğine işaret edilmekte, son fikrada da tüzükte  hakkında hüküm bulunmayan hâllerde kanun hükümlerine başvurulacağı ifade  edilmektedir.  Madde 59- Maddede derneklerin tüzel kişilik kazanması ve özellikle tüzel  kişiliğin hangi anda kazanılmış olacağı düzenlenmektedir.  Birinci fıkrada derneklerin tüzel kişilik kazanma anı, kuruluş bildirimi, demek  tüzüğü ve gerekli belgelerin yerleşim yerindeki en büyük mülkî amire verildiği an  olarak öngörülmektedir. Bu itibarladır ki, demeklerin tüzel kişilik kazanmasında  "normatif bildirim sistemi" benimsenmiş olmaktadır. Böylece de yürürlükteki  Kanunun kabul etmiş olduğu "serbest kuruluş sistemi" değiştirilmiş olmaktadır.  Madde 60- Madde demeklerin kuruluş aşamasında yaptıkları başvurunun  incelenmesi konusunu oldukça ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.  Birinci fıkrada yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine,  kuruluş bildirimi ve eklerinin, bu arada tüzüğün doğruluğunun, eksiklik veya kanuna  aykırılıkların bulunup bulunmadığının en çok altmış gün içinde incelenmesi görevi  verilmektedir.  İkinci fıkrada, bu inceleme sonucunda tüzükte, kuruluş bildirimi ve kurucuların  hukukî durumunda kanuna aykırılık veya noksanlıklar tespit edildiği takdirde mülkî  amirin ne yapması gerektiği açıklanmaktadır.  Madde 61- Maddede demek tüzüğünün, en büyük mülkî amirin demeğe yaptığı  yazılı bildirimi izleyen onbeş gün içinde yerel bir gazete ile ilân edilmesi zorunluluğu  getirilmektedir.  Madde 62- Maddede yeni kurutmuş olan bir derneğin ilk genel kurul  toplantısını tüzüğünün gazetede yayımlandığı günü izleyen altı ay içinde yapması ve  kanunen kurulması gerekli olan organlarını bu genel kurul toplantısında oluşturması  zorunluluğu getirilmektedir. Derneğin fiil' ehliyetinin başlayabilmesi, yani demek  adına hukukî işlemlere girişilebilmesi ancak bu zorunlu organların oluşturulmasıyla  mümkün olabilecektir.  Madde 63- Toplantı ve demek kurma hakkı temel hak ve özgürlüklerdendir.  Nitekim, Anayasanın 33 üncü maddesi bu özgürlüğü temel haklar arasında  düzenlemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 52 -
— 51 —  Madde 58- Madde dört fıkradan oluşmaktadır. Birinci fıkrada her derneğin  mutlaka bir tüzüğünün bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Derneklerin tüzüğü âdeta  onların temel yasası niteliğindedir. Tüzükte mutlaka yer alması gereken hususların  neler olduğu ikinci fikrada belirtilmiştir. Tüzükte ayrıca geçici yönetim kurulu  üyelerinin de gösterilmiş olması şarttır.  Üçüncü fıkrada dernek tüzüklerine konulacak hükümlerin kanunun emredici  hükümlerine aykın olmaması gereğine işaret edilmekte, son fikrada da tüzükte  hakkında hüküm bulunmayan hâllerde kanun hükümlerine başvurulacağı ifade  edilmektedir.  Madde 59- Maddede derneklerin tüzel kişilik kazanması ve özellikle tüzel  kişiliğin hangi anda kazanılmış olacağı düzenlenmektedir.  Birinci fıkrada derneklerin tüzel kişilik kazanma anı, kuruluş bildirimi, demek  tüzüğü ve gerekli belgelerin yerleşim yerindeki en büyük mülkî amire verildiği an  olarak öngörülmektedir. Bu itibarladır ki, demeklerin tüzel kişilik kazanmasında  "normatif bildirim sistemi" benimsenmiş olmaktadır. Böylece de yürürlükteki  Kanunun kabul etmiş olduğu "serbest kuruluş sistemi" değiştirilmiş olmaktadır.  Madde 60- Madde demeklerin kuruluş aşamasında yaptıkları başvurunun  incelenmesi konusunu oldukça ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.  Birinci fıkrada yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine,  kuruluş bildirimi ve eklerinin, bu arada tüzüğün doğruluğunun, eksiklik veya kanuna  aykırılıkların bulunup bulunmadığının en çok altmış gün içinde incelenmesi görevi  verilmektedir.  İkinci fıkrada, bu inceleme sonucunda tüzükte, kuruluş bildirimi ve kurucuların  hukukî durumunda kanuna aykırılık veya noksanlıklar tespit edildiği takdirde mülkî  amirin ne yapması gerektiği açıklanmaktadır.  Madde 61- Maddede demek tüzüğünün, en büyük mülkî amirin demeğe yaptığı  yazılı bildirimi izleyen onbeş gün içinde yerel bir gazete ile ilân edilmesi zorunluluğu  getirilmektedir.  Madde 62- Maddede yeni kurutmuş olan bir derneğin ilk genel kurul  toplantısını tüzüğünün gazetede yayımlandığı günü izleyen altı ay içinde yapması ve  kanunen kurulması gerekli olan organlarını bu genel kurul toplantısında oluşturması  zorunluluğu getirilmektedir. Derneğin fiil' ehliyetinin başlayabilmesi, yani demek  adına hukukî işlemlere girişilebilmesi ancak bu zorunlu organların oluşturulmasıyla  mümkün olabilecektir.  Madde 63- Toplantı ve demek kurma hakkı temel hak ve özgürlüklerdendir.  Nitekim, Anayasanın 33 üncü maddesi bu özgürlüğü temel haklar arasında  düzenlemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 2 - Madde bir demeğe üyelik konusunu bu anlayışla düzenlemekte ve busu Idşinin  iradesine bağlamaktadır.  Madde 64- Madde bir demeğe üye olma koşullarını düzenlemektedir. Buna  göre, demeğe üyelik için özel koşullar aranmamış, kişinin fiil ehliyetine sahip olması  yeterli görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında üyelik başvurusu üzerine yapılacak işlemler  belirtilmiştir.  Madde 65- Dernek üyeliğinin sona ermesi, bu ve bunu izleyen maddelerde  "Kendiliğinden", "çıkma ile" ve "çıkarılma ile" kenar başlıklarıyla Üç ayrı maddede  düzenlenmiştir.  Bu hükümde üyeliğin, kanunda veya demek tüzüğünde öngörülen koşulların  kaybı hâlinde kendiliğinden sona ereceği belirtilmiştir.  Madde 66- Madde yürürlükteki Kanunun 63 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede demeğe girme gibi demekten çıkma da kişinin kendi iradesine bağlanmıştır.  Demekten çıkmak isteyen üyenin bu iradesini altı ay önceden yazılı olarak  bildirmesi yeterlidir. Yazılı şekil geçerlilik koşuludur.  Madde 67- Maddede Idşinin demekten çıkarılması konusu düzenlenmiştir.  Çıkarılma sebeplerinin genelde demek tüzüğünde gösterilmesi yaygın bir  uygulamadır. Tüzükte bu konuda bir hüküm yoksa, üye ancak haklı sebeplere  dayanılarak demekten çıkarılabilir. Üçüncü fıkra ile bu gibi durumlarda üyelikten  çıkarılan kimseye çıkarma kararma karşı itiraz hakkı tanınmıştır.  Madde 68- Madde, Anayasanın 10 uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesini  tekrarlamaktadır. Buna göre, demek üyeleri arasında herhangi bir ayınm  yapılamayacağı ve demek faaliyetlerine katılımda da üyelerin eşit haklara sahip  olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca maddede, yürürlükteki Kanunun 66 ncı maddesinde  olduğu gibi, demekten çıkan her üyenin, demek malvarlığında hak iddia edemeyeceği  hüküm altına alınmıştır.  Madde 69- Maddede üyelerin oy hakkı düzenlenmiştir. Eşitlik ilkesi gereği, her  üyenin bir oy hakkına sahip olacağı tabiîdir.  Madde 70- Madde yürürlükteki Kanunun 64 üncü maddesini karşılamakta olup,  İsviçre Medenî Kanununun 71 inci maddesinin Fransızca ve Almanca metnine uygun  olarak yeniden düzenlenmiştir. Madde, üyelik yükümlülüklerinden "ödenti verme  borcu"nu hükme bağlamakta, bu borcun tüzükle düzenleneceğini, tüzükte hüküm  bulunmaması hâlinde ise üyelerin demek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının  karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılacağını, demekten çıkan veya  çıkarılan üyenin, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorunda olduğunu  onursal üyelerin ödenek vermeye zorlanamayacağım öngörmektedir. Maddeye, ödenti  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 53 -
- 5 2 - Madde bir demeğe üyelik konusunu bu anlayışla düzenlemekte ve busu Idşinin  iradesine bağlamaktadır.  Madde 64- Madde bir demeğe üye olma koşullarını düzenlemektedir. Buna  göre, demeğe üyelik için özel koşullar aranmamış, kişinin fiil ehliyetine sahip olması  yeterli görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında üyelik başvurusu üzerine yapılacak işlemler  belirtilmiştir.  Madde 65- Dernek üyeliğinin sona ermesi, bu ve bunu izleyen maddelerde  "Kendiliğinden", "çıkma ile" ve "çıkarılma ile" kenar başlıklarıyla Üç ayrı maddede  düzenlenmiştir.  Bu hükümde üyeliğin, kanunda veya demek tüzüğünde öngörülen koşulların  kaybı hâlinde kendiliğinden sona ereceği belirtilmiştir.  Madde 66- Madde yürürlükteki Kanunun 63 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede demeğe girme gibi demekten çıkma da kişinin kendi iradesine bağlanmıştır.  Demekten çıkmak isteyen üyenin bu iradesini altı ay önceden yazılı olarak  bildirmesi yeterlidir. Yazılı şekil geçerlilik koşuludur.  Madde 67- Maddede Idşinin demekten çıkarılması konusu düzenlenmiştir.  Çıkarılma sebeplerinin genelde demek tüzüğünde gösterilmesi yaygın bir  uygulamadır. Tüzükte bu konuda bir hüküm yoksa, üye ancak haklı sebeplere  dayanılarak demekten çıkarılabilir. Üçüncü fıkra ile bu gibi durumlarda üyelikten  çıkarılan kimseye çıkarma kararma karşı itiraz hakkı tanınmıştır.  Madde 68- Madde, Anayasanın 10 uncu maddesinde öngörülen eşitlik ilkesini  tekrarlamaktadır. Buna göre, demek üyeleri arasında herhangi bir ayınm  yapılamayacağı ve demek faaliyetlerine katılımda da üyelerin eşit haklara sahip  olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca maddede, yürürlükteki Kanunun 66 ncı maddesinde  olduğu gibi, demekten çıkan her üyenin, demek malvarlığında hak iddia edemeyeceği  hüküm altına alınmıştır.  Madde 69- Maddede üyelerin oy hakkı düzenlenmiştir. Eşitlik ilkesi gereği, her  üyenin bir oy hakkına sahip olacağı tabiîdir.  Madde 70- Madde yürürlükteki Kanunun 64 üncü maddesini karşılamakta olup,  İsviçre Medenî Kanununun 71 inci maddesinin Fransızca ve Almanca metnine uygun  olarak yeniden düzenlenmiştir. Madde, üyelik yükümlülüklerinden "ödenti verme  borcu"nu hükme bağlamakta, bu borcun tüzükle düzenleneceğini, tüzükte hüküm  bulunmaması hâlinde ise üyelerin demek amacının gerçekleşmesi ve borçlarının  karşılanması için zorunlu ödentilere eşit olarak katılacağını, demekten çıkan veya  çıkarılan üyenin, üyelikte bulunduğu sürenin ödentisini vermek zorunda olduğunu  onursal üyelerin ödenek vermeye zorlanamayacağım öngörmektedir. Maddeye, ödenti  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 3 - tuzükle belirlenmemişse, üyenin demeğin tüm borçlarını ödemek zorunda olmadığı,  sadece amacı ve borçlarının karşılanması için belli bir miktar ödenti vereceği  konusunda açıklık getirilmiştir.  Madde 71- Madde "Diğer yüküınlülükler" kenar başlığı -altında üyelerin  manevî yükümlülüklerinin neler olduğunu düzenlemektedir. Bu yükümlülüklerin birer  birer belirtilmesindeki güçlük göz önünde tutularak birinci fıkrada genel düzenlemeye  yer verilmiş, ikinci fıkrada ise bu kapsamda değerlendirilebilecek bazı özel nitelikli  yükümlülükler sayılmıştır.  Madde 72- Madde demeğin zorunlu organlarının neler olduğunu düzenlemekte  ve bunlar dışmda da organlar oluşturabilme olanağını tanımaktadır. Zorunlu organların  görev, yetki ve sorumluluklarının oluşturulacak bu organlara devri mümkün değildir.  Zorunlu organlar dışındaki organların neler olabileceği açıklanmamış, böylece  demeklere iç örgütlerini serbestçe belirleme olanağı tanınmıştır.  Madde 73- Madde, yürürlükteki Kanunun 57 nci maddesini karşılamakta olup,  kayıtlı tüm üyelerden oluşan genel kumlun, demeğin en yetkili karar organı olduğunu  hükme bağlamıştır.  Madde 74- Maddeyle genel kumlun olağan toplanma koşullan düzenlenmiştir.  Çağrı yönetim kurulunca yapılır. Olağan genel kurul toplantısının yapılma süresi en  geç iki yılda bir olarak saptanmış, böylece yönetim kumlunun olağan toplantıya  çağırma hak ve yetkisini kötüye kuUanrnasına karşı önlem alınmıştır.  Madde 75- Madde genel kurulun olağanüstü toplanmasını düzenlemektedir.  Bazı önemli ve zorunlu durumlarda genel kumlun olağanüstü toplantıya çağnlmast  gerekebilir.  Birinci fıkrayla olağanüstü çağnyı yapabilecek organlar ile üye sayısı  belirlenmiştir.  İkinci fıkrayla da yönetim kurulunun genel kumlu toplantıya çağırmaması  hâlinde üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hâkiminin üç üyeyi genel kumlu  toplantıya çağırmakla görevlendirebileceği öngörülmüştür.  Madde 76- Madde, olağan genel kurullar hariç bırakılmak suretiyle, toplantısız  veya çağnsız toplantıyla kararlar alınmasını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla genel kurul Üyelerinin tamamının bir araya gelmeksizin yazılı  katılımıyla alacaklan kararlar ile demek üyelerinin tümünün kanunda yazılı, çağn  usulüne uyulmaksızın bir araya gelerek aldıkları kararlar geçerli kabul edilmiştir.  İkinci fıkrayla, olağan genel kurul toplantısı yerine geçmek üzere bu şekilde  karar alınamayacağı öngörülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 54 -
- 5 3 - tuzükle belirlenmemişse, üyenin demeğin tüm borçlarını ödemek zorunda olmadığı,  sadece amacı ve borçlarının karşılanması için belli bir miktar ödenti vereceği  konusunda açıklık getirilmiştir.  Madde 71- Madde "Diğer yüküınlülükler" kenar başlığı -altında üyelerin  manevî yükümlülüklerinin neler olduğunu düzenlemektedir. Bu yükümlülüklerin birer  birer belirtilmesindeki güçlük göz önünde tutularak birinci fıkrada genel düzenlemeye  yer verilmiş, ikinci fıkrada ise bu kapsamda değerlendirilebilecek bazı özel nitelikli  yükümlülükler sayılmıştır.  Madde 72- Madde demeğin zorunlu organlarının neler olduğunu düzenlemekte  ve bunlar dışmda da organlar oluşturabilme olanağını tanımaktadır. Zorunlu organların  görev, yetki ve sorumluluklarının oluşturulacak bu organlara devri mümkün değildir.  Zorunlu organlar dışındaki organların neler olabileceği açıklanmamış, böylece  demeklere iç örgütlerini serbestçe belirleme olanağı tanınmıştır.  Madde 73- Madde, yürürlükteki Kanunun 57 nci maddesini karşılamakta olup,  kayıtlı tüm üyelerden oluşan genel kumlun, demeğin en yetkili karar organı olduğunu  hükme bağlamıştır.  Madde 74- Maddeyle genel kumlun olağan toplanma koşullan düzenlenmiştir.  Çağrı yönetim kurulunca yapılır. Olağan genel kurul toplantısının yapılma süresi en  geç iki yılda bir olarak saptanmış, böylece yönetim kumlunun olağan toplantıya  çağırma hak ve yetkisini kötüye kuUanrnasına karşı önlem alınmıştır.  Madde 75- Madde genel kurulun olağanüstü toplanmasını düzenlemektedir.  Bazı önemli ve zorunlu durumlarda genel kumlun olağanüstü toplantıya çağnlmast  gerekebilir.  Birinci fıkrayla olağanüstü çağnyı yapabilecek organlar ile üye sayısı  belirlenmiştir.  İkinci fıkrayla da yönetim kurulunun genel kumlu toplantıya çağırmaması  hâlinde üyelerden birinin başvurusu üzerine sulh hâkiminin üç üyeyi genel kumlu  toplantıya çağırmakla görevlendirebileceği öngörülmüştür.  Madde 76- Madde, olağan genel kurullar hariç bırakılmak suretiyle, toplantısız  veya çağnsız toplantıyla kararlar alınmasını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla genel kurul Üyelerinin tamamının bir araya gelmeksizin yazılı  katılımıyla alacaklan kararlar ile demek üyelerinin tümünün kanunda yazılı, çağn  usulüne uyulmaksızın bir araya gelerek aldıkları kararlar geçerli kabul edilmiştir.  İkinci fıkrayla, olağan genel kurul toplantısı yerine geçmek üzere bu şekilde  karar alınamayacağı öngörülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 4 - Maddc 77- Madde genel kurulun toplantıya çağrılmasını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla genel kurulun toplantıya çağrılmasının usul ve esasları  belirlenmiş, böylece kuruldan bütün üyelerin zamanında haberdar olmalan ve  katılımlarının sağlanması öngörülmüştür.  İkinci fıkrayla da toplantıya çağn usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin  konuların ayrıntıları, düzenlenecek yönetmeliğe bırakılmıştır.  Madde 78- Madde toplantı yeri ve toplantı yeter sayısını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla sakıncaları gidermek amacıyla, tüzükte aksine bir hüküm  bulunmadıkça, genel kurul toplantılarının demek merkezinde yapılacağı hükmü  getirilmiştir.  İkinci fıkrayla toplantı yeter sayısı ayrıntılı olarak belirlenmiştir.  Üçüncü fıkrayla ise genel kurul toplantısının bir defadan fazla geri  bırakılamayacağı öngörülmüştür.  Madde 79- Madde toplantı usulünü düzenlemektedir.  Birinci fıkra toplantıyı yöneteceklerin kimler olacağını ve sayılanın  saptamaktadır.  İkinci fıkra genel kurulun toplantılarında gündemle bağlılığım ve bunun  yamsıra toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafmdan istenilmesi  koşuluyla görüşülmesi yazılı olarak istenen -konuların da gündeme alınması  zorunluluğunu öngörmektedir.  Üçüncü fıkra hükümet komiserinin katılımını ve katılmamasının toplantının  yapılmasını önlemeyeceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 80- Maddeyle demeğin en üst organı olan genel kurulun görev ve  yetkilerinin neler olduğu düzenlenmiş, demeğin diğer organlarını denetleyeceği ve  onlan haklı sebeplerin varlığı hâlinde her zaman görevden alabileceği hükme  bağlanmıştır. Haklı sebeplerle görevden alınan diğer organların sözleşmeden doğan  haklarını kullanmaları doğal olduğundan, maddede genel kurulca haklı sebeplerle  görevden alman diğer organların, sözleşmeden doğan haklarının saklı tutulması  yönünde bir hükme yer verilmemiştir.  Madde 81- Madde genel kurul kararlarının alınmasında aranacak karar yeter  sayısını düzenlemektedir. Genel kurul, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla  karar alacaktır. Tüzük değişikliği ile demeğin feshi kararlarının toplantıya katılan  üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilmesi öngörülmüştür.  Madde 82- Madde bir demek üyesinin hangi hâllerde oy kullanamayacağım  düzenlemektedir. Bu hüküm sadece genel kurul görüşmelerine ilişkin olmayıp,  demeğin diğer organlarında yapılan görüşmelere katılan bir üyenin de kendisi, eşi,  üstsoyıı ve altsoyu ile demek arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda  alınması gereken kararlarda oy kullanamayacağını da kapsar niteliktedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 55 -
- 5 4 - Maddc 77- Madde genel kurulun toplantıya çağrılmasını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla genel kurulun toplantıya çağrılmasının usul ve esasları  belirlenmiş, böylece kuruldan bütün üyelerin zamanında haberdar olmalan ve  katılımlarının sağlanması öngörülmüştür.  İkinci fıkrayla da toplantıya çağn usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin  konuların ayrıntıları, düzenlenecek yönetmeliğe bırakılmıştır.  Madde 78- Madde toplantı yeri ve toplantı yeter sayısını düzenlemektedir.  Birinci fıkrayla sakıncaları gidermek amacıyla, tüzükte aksine bir hüküm  bulunmadıkça, genel kurul toplantılarının demek merkezinde yapılacağı hükmü  getirilmiştir.  İkinci fıkrayla toplantı yeter sayısı ayrıntılı olarak belirlenmiştir.  Üçüncü fıkrayla ise genel kurul toplantısının bir defadan fazla geri  bırakılamayacağı öngörülmüştür.  Madde 79- Madde toplantı usulünü düzenlemektedir.  Birinci fıkra toplantıyı yöneteceklerin kimler olacağını ve sayılanın  saptamaktadır.  İkinci fıkra genel kurulun toplantılarında gündemle bağlılığım ve bunun  yamsıra toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafmdan istenilmesi  koşuluyla görüşülmesi yazılı olarak istenen -konuların da gündeme alınması  zorunluluğunu öngörmektedir.  Üçüncü fıkra hükümet komiserinin katılımını ve katılmamasının toplantının  yapılmasını önlemeyeceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 80- Maddeyle demeğin en üst organı olan genel kurulun görev ve  yetkilerinin neler olduğu düzenlenmiş, demeğin diğer organlarını denetleyeceği ve  onlan haklı sebeplerin varlığı hâlinde her zaman görevden alabileceği hükme  bağlanmıştır. Haklı sebeplerle görevden alınan diğer organların sözleşmeden doğan  haklarını kullanmaları doğal olduğundan, maddede genel kurulca haklı sebeplerle  görevden alman diğer organların, sözleşmeden doğan haklarının saklı tutulması  yönünde bir hükme yer verilmemiştir.  Madde 81- Madde genel kurul kararlarının alınmasında aranacak karar yeter  sayısını düzenlemektedir. Genel kurul, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla  karar alacaktır. Tüzük değişikliği ile demeğin feshi kararlarının toplantıya katılan  üyelerin üçte iki çoğunluğuyla alınabilmesi öngörülmüştür.  Madde 82- Madde bir demek üyesinin hangi hâllerde oy kullanamayacağım  düzenlemektedir. Bu hüküm sadece genel kurul görüşmelerine ilişkin olmayıp,  demeğin diğer organlarında yapılan görüşmelere katılan bir üyenin de kendisi, eşi,  üstsoyıı ve altsoyu ile demek arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda  alınması gereken kararlarda oy kullanamayacağını da kapsar niteliktedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 5 5 —  Msdde 83- Madde genel kurul kararlarının iptalinin kim tarafından ve hangi  koşullarda istenebileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.  Medde 84- Maddede demek yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı konusu  düzenlenmiştir. Bunun için beş asıl ve beş yedek üye yeterli görülmüştür. Bunlar  asgari sayılardır. Demek tüzüğünde yönetim kurulunun daha fazla üyeden oluşacağı  öngörülebilir.  Madde 85- Maddede demek yönetim kurulunun görevleri belirtilmiştir.  Yönetim kumlu, demeğin yürütme ve temsil organı olarak bu görev ve yetkilerini  kanun ve tüzüğünde belirtilen hükümler çerçevesinde yerine getirir. Bu görevler  demek içinde derneğin yönetimi, dışarıya karşı ise demeğin temsili çerçevesindeki  görevlerdir.  Madde 86- Madde denetim kumlunun oluşum ve görevlerini düzenlemiştir.  Denetim kumlu, kendisini seçen genel kurul adma yönetim kumlunun hesap ve  işlemlerini denetler. Denetim kumlu, demeğin işlemleri, hesaplan ve durumu hakkında  yönetim kumlundan her zaman bilgi ve belge isteyebilir ve yönetim kumlunun  faaliyetlerini sürekli olarak izleyerek sonuçlannı bir raporla yönetim kumluna ve  genel kumla sunar.  Madde 87- Madde yürürlükteki Kanunun 70 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu ve bunu izleyen iki maddede, demeğin sona erme sebepleri "Kendiliğinden",  "Genel kurul karan ile" ve "Mahkeme karan ile" kenar başhklan altında üç madde  hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede demeğin kendiliğinden sona ereceği durumlar beş bent hâlinde  belirtilmiştir.  Madde 88- Madde yürürlükteki Kanunun 69 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede bir demeğin kendi varlığına genel kurul karanyla her zaman son verebileceği  belirtilmiştir. Bu konuda tek yetkili organ genel kural olduğundan, bu yetkinin başka  organlara devri mümkün değildir.  Madde 89- Madde yürürlükteki Kanunun 71 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede demeğin amacının kanuna veya ahlâka aylan hâle gelmesi durumunda  .Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkemece feshine karar  verilebileceği belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı da re'sen dava açabileceği gibi,  doğrudan veya dolaylı olarak ilgili kişilerin başvurusu üzerine istemi haklı görür ve  koşullar gerçekleşmişse demeğin feshine ilişkin davayı açabilecektir. Demeğin feshine  karar verecek mahkemenin, dava sırasında gerekli gördüğü takdirde bir önlem olarak  demeği geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceğine kuşku yoktur.  Madde 90- Maddede demeklerin amacı dışında faaliyet gösteremeyecekleri  belirtilmiştir. Demeğin amacı, tüzel kişi plamkvderneğin hangi alanlarda çalışacağını  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 56 -
- 5 5 —  Msdde 83- Madde genel kurul kararlarının iptalinin kim tarafından ve hangi  koşullarda istenebileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.  Medde 84- Maddede demek yönetim kurulunun nasıl oluşturulacağı konusu  düzenlenmiştir. Bunun için beş asıl ve beş yedek üye yeterli görülmüştür. Bunlar  asgari sayılardır. Demek tüzüğünde yönetim kurulunun daha fazla üyeden oluşacağı  öngörülebilir.  Madde 85- Maddede demek yönetim kurulunun görevleri belirtilmiştir.  Yönetim kumlu, demeğin yürütme ve temsil organı olarak bu görev ve yetkilerini  kanun ve tüzüğünde belirtilen hükümler çerçevesinde yerine getirir. Bu görevler  demek içinde derneğin yönetimi, dışarıya karşı ise demeğin temsili çerçevesindeki  görevlerdir.  Madde 86- Madde denetim kumlunun oluşum ve görevlerini düzenlemiştir.  Denetim kumlu, kendisini seçen genel kurul adma yönetim kumlunun hesap ve  işlemlerini denetler. Denetim kumlu, demeğin işlemleri, hesaplan ve durumu hakkında  yönetim kumlundan her zaman bilgi ve belge isteyebilir ve yönetim kumlunun  faaliyetlerini sürekli olarak izleyerek sonuçlannı bir raporla yönetim kumluna ve  genel kumla sunar.  Madde 87- Madde yürürlükteki Kanunun 70 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu ve bunu izleyen iki maddede, demeğin sona erme sebepleri "Kendiliğinden",  "Genel kurul karan ile" ve "Mahkeme karan ile" kenar başhklan altında üç madde  hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede demeğin kendiliğinden sona ereceği durumlar beş bent hâlinde  belirtilmiştir.  Madde 88- Madde yürürlükteki Kanunun 69 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede bir demeğin kendi varlığına genel kurul karanyla her zaman son verebileceği  belirtilmiştir. Bu konuda tek yetkili organ genel kural olduğundan, bu yetkinin başka  organlara devri mümkün değildir.  Madde 89- Madde yürürlükteki Kanunun 71 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede demeğin amacının kanuna veya ahlâka aylan hâle gelmesi durumunda  .Cumhuriyet savcısının veya bir ilgilinin istemi üzerine mahkemece feshine karar  verilebileceği belirtilmiştir. Cumhuriyet savcısı da re'sen dava açabileceği gibi,  doğrudan veya dolaylı olarak ilgili kişilerin başvurusu üzerine istemi haklı görür ve  koşullar gerçekleşmişse demeğin feshine ilişkin davayı açabilecektir. Demeğin feshine  karar verecek mahkemenin, dava sırasında gerekli gördüğü takdirde bir önlem olarak  demeği geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceğine kuşku yoktur.  Madde 90- Maddede demeklerin amacı dışında faaliyet gösteremeyecekleri  belirtilmiştir. Demeğin amacı, tüzel kişi plamkvderneğin hangi alanlarda çalışacağını  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 6 - gösterir. Demek, ilke olarak bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak her türlü faaliyette  bulunabilir. Demeğin amaç ve faaliyet konularının demek tüzüğünde belirtilmesi  yaygın bir uygulamadır. Bu konular aynı zamanda demeğin hak ve fiil ehliyetinin  kapsamını da belirler.  Maddenin ikinci fıkrasında, yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili olarak  özel kanun hükümlerine yollama yapılmıştır.  Madde 91- Maddeyle, demeklerin uluslararası düzeyde faaliyet göstermelerine  olanak sağlanmakta, Türkiye'de kumlan demeklerin, amaçlan doğrultusunda  uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hâllerde, Bakanlar Kumlunun  izniyle yurt dışında kurulmuş demek veya kuruluşlara katılabilecekleri  öngörülmektedir.  Madde 92- Maddede yabancı demeklerin Türkiye'de faaliyet göstermelerinin  koşullan düzenlenmiştir. Bunun için Bakanlar Kumlundan izin alınması zorunludur.  Bakanlar Kurulu ekonomik, kültürel ve teknik konularda bilgi ve teknolojilerinden  yararlanılmak üzere yabancı bir demeğe Türkiye'de faaliyet izni verebilir.  Madde 93- Maddede yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de yerleşme hakkına  sahip olmaları koşuluyla Türkiye'de demek kurabilecekleri veya bir demeğe üye  olabilecekleri belirtilmiştir.  Madde 94- Madde demeklerin şube açmalarının koşul ve yöntemlerini  düzenlemektedir.  Madde 95- Maddede demeklerin merkezinde olduğu gibi demek şubelerinin de  zorunlu organlar olarak yönetim ve denetim kurulları oluşturmaları, denetim kumlu  olmadığı takdirde denetçi bulunmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.  Madde 96- Maddede demeklerin üst kuruluşlar kurabilecekleri öngörülmüştür.  Böylece demeklerin tüzüklerinde belirtilen amaç ve faaliyet alanlarında çalışan diğer  demekler ile bir federasyon çatısı altında örgütlenerek güçlerim birleştirmelerine  olanak sağlanmıştır. Aynı amaca yönelik demeklerin bir araya gelerek üst örgüt  oluşturmalarının, demeklerin faaliyetlerini ülke çapında birleştirme, etkinleştirme ve  tek basma yapamadıkları faaliyetleri ülke düzeyinde gerçekleştirmelerini  sağlayacağından kuşku yoktur. Yine bu amaçla Demekler Kanununun 34 üncü  maddesindeki, üç demeğin amaçlarım gerçekleştirmek üzere biraraya gelerek bir  federasyon kurabileceklerine ilişkin hüküm değiştirilerek, daha demokratik katılımın  sağlanması ve demeklerin seslerini daha iyi duyurabilmelerinin sağlanması için  federasyonların bünyelerinin kalabalık olması gerekliliği göz önüne alınarak, en az beş  demeğin bir federasyon kurabilecekleri öngörülmüştür!  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 57 -
- 5 6 - gösterir. Demek, ilke olarak bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak her türlü faaliyette  bulunabilir. Demeğin amaç ve faaliyet konularının demek tüzüğünde belirtilmesi  yaygın bir uygulamadır. Bu konular aynı zamanda demeğin hak ve fiil ehliyetinin  kapsamını da belirler.  Maddenin ikinci fıkrasında, yasaklanan veya izne bağlı faaliyetlerle ilgili olarak  özel kanun hükümlerine yollama yapılmıştır.  Madde 91- Maddeyle, demeklerin uluslararası düzeyde faaliyet göstermelerine  olanak sağlanmakta, Türkiye'de kumlan demeklerin, amaçlan doğrultusunda  uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hâllerde, Bakanlar Kumlunun  izniyle yurt dışında kurulmuş demek veya kuruluşlara katılabilecekleri  öngörülmektedir.  Madde 92- Maddede yabancı demeklerin Türkiye'de faaliyet göstermelerinin  koşullan düzenlenmiştir. Bunun için Bakanlar Kumlundan izin alınması zorunludur.  Bakanlar Kurulu ekonomik, kültürel ve teknik konularda bilgi ve teknolojilerinden  yararlanılmak üzere yabancı bir demeğe Türkiye'de faaliyet izni verebilir.  Madde 93- Maddede yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de yerleşme hakkına  sahip olmaları koşuluyla Türkiye'de demek kurabilecekleri veya bir demeğe üye  olabilecekleri belirtilmiştir.  Madde 94- Madde demeklerin şube açmalarının koşul ve yöntemlerini  düzenlemektedir.  Madde 95- Maddede demeklerin merkezinde olduğu gibi demek şubelerinin de  zorunlu organlar olarak yönetim ve denetim kurulları oluşturmaları, denetim kumlu  olmadığı takdirde denetçi bulunmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.  Madde 96- Maddede demeklerin üst kuruluşlar kurabilecekleri öngörülmüştür.  Böylece demeklerin tüzüklerinde belirtilen amaç ve faaliyet alanlarında çalışan diğer  demekler ile bir federasyon çatısı altında örgütlenerek güçlerim birleştirmelerine  olanak sağlanmıştır. Aynı amaca yönelik demeklerin bir araya gelerek üst örgüt  oluşturmalarının, demeklerin faaliyetlerini ülke çapında birleştirme, etkinleştirme ve  tek basma yapamadıkları faaliyetleri ülke düzeyinde gerçekleştirmelerini  sağlayacağından kuşku yoktur. Yine bu amaçla Demekler Kanununun 34 üncü  maddesindeki, üç demeğin amaçlarım gerçekleştirmek üzere biraraya gelerek bir  federasyon kurabileceklerine ilişkin hüküm değiştirilerek, daha demokratik katılımın  sağlanması ve demeklerin seslerini daha iyi duyurabilmelerinin sağlanması için  federasyonların bünyelerinin kalabalık olması gerekliliği göz önüne alınarak, en az beş  demeğin bir federasyon kurabilecekleri öngörülmüştür!  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 7 - Maddc 97- Madde kuruluş amaçlan aynı olan federasyonların bu amaçlarım  gerçekleştirmek üzere konfederasyon kurabileceklerini belirtmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, demekler ve federasyonlarda olduğu gibi  konfederasyonlann da ancak bir tüzükle kurulabilecekleri öngörülmüş üçüncü fıkrada  ise konfederasyon kuruluşunun yöntemi belirtilmiştir..  Madde 98- Maddede demeklerin federasyonda, federasyonlann konfederas­ yonda temsil edilmelerinin usul ve esaslan düzenlenmiştir.  Madde 99- Maddede demek gelirlerinin kaynaklan belirtilmiştir.  Madde 100- Maddede özel bir kategori oluşturan kamuya yararlı demekler ve  özel kanunla kumlan demekler hakkındaki özel kanun hükümlerine yollama  yapılmıştır.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  VAKIFLAR  Madde 101- Yürürlükteki Kanunun 73 üncü maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de vakıf kurabilecekleri (vakıf  kumcusu olabilecekleri) açıkça ifade edilmiş; vakfın kurulmasının, sadece mal ve  hakların özgülenmesi ile değil, ."yeterli" mal ve haklann özgülenmesi ile olacağı  vurgulanmıştu*; yine vakfın tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olması niteliği de, vakfın  tanımında bir unsur olarak belirlenmiştir.  İkinci fıkrada, vakfedilecek malvarlığı değerleri arasında, bir malvarlığının  bütünü, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri, ekonomik değeri  olan haklar da sayılmıştır.  Üçüncü fıkrada, vakıflarda üyeliğin söz konusu olamayacağı esası getirilmiştir.  Ülkemizde belirli dönemlerde söz konusu olabilen dernekleşme yerine vakıf kurma  eğilimleri, böylece yeterli mal ve haklann belirli bir amaca özgülenmesinin aranması  ve demeklerden farklı olarak vakıflarda üyelik olamayacağının öngörülmesi ile  sınırlandınlmış olacak ve bu suretle demek benzeri vakıflar kurulması değil, gerçek  anlamda tarihi gelişimine ve işlevine uygun şekilde vakıf kurulması yolu, yasal  güvence altına alınmış olmaktadır. Son fıkra ise, Anayasanın ilkeleri dikkate alınarak  düzenlenmiştir.  Madde 102- Yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı, içeriğine uygun olarak, "Kuruluş şekli" olarak  düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, vakıf kurma iradesinin resmî senetle veya ölüme bağlı  tasarnıfla açıklanabileceği ve vakfın tüzel kişilik kazanmasının, yerleşim yeri  mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile olacağı esaslan getirilmiştir. İkinci  fıkrada, resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığı ile yapılması  düzenlenmiş; bu çerçevede, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 58 -
- 5 7 - Maddc 97- Madde kuruluş amaçlan aynı olan federasyonların bu amaçlarım  gerçekleştirmek üzere konfederasyon kurabileceklerini belirtmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, demekler ve federasyonlarda olduğu gibi  konfederasyonlann da ancak bir tüzükle kurulabilecekleri öngörülmüş üçüncü fıkrada  ise konfederasyon kuruluşunun yöntemi belirtilmiştir..  Madde 98- Maddede demeklerin federasyonda, federasyonlann konfederas­ yonda temsil edilmelerinin usul ve esaslan düzenlenmiştir.  Madde 99- Maddede demek gelirlerinin kaynaklan belirtilmiştir.  Madde 100- Maddede özel bir kategori oluşturan kamuya yararlı demekler ve  özel kanunla kumlan demekler hakkındaki özel kanun hükümlerine yollama  yapılmıştır.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  VAKIFLAR  Madde 101- Yürürlükteki Kanunun 73 üncü maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de vakıf kurabilecekleri (vakıf  kumcusu olabilecekleri) açıkça ifade edilmiş; vakfın kurulmasının, sadece mal ve  hakların özgülenmesi ile değil, ."yeterli" mal ve haklann özgülenmesi ile olacağı  vurgulanmıştu*; yine vakfın tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olması niteliği de, vakfın  tanımında bir unsur olarak belirlenmiştir.  İkinci fıkrada, vakfedilecek malvarlığı değerleri arasında, bir malvarlığının  bütünü, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri, ekonomik değeri  olan haklar da sayılmıştır.  Üçüncü fıkrada, vakıflarda üyeliğin söz konusu olamayacağı esası getirilmiştir.  Ülkemizde belirli dönemlerde söz konusu olabilen dernekleşme yerine vakıf kurma  eğilimleri, böylece yeterli mal ve haklann belirli bir amaca özgülenmesinin aranması  ve demeklerden farklı olarak vakıflarda üyelik olamayacağının öngörülmesi ile  sınırlandınlmış olacak ve bu suretle demek benzeri vakıflar kurulması değil, gerçek  anlamda tarihi gelişimine ve işlevine uygun şekilde vakıf kurulması yolu, yasal  güvence altına alınmış olmaktadır. Son fıkra ise, Anayasanın ilkeleri dikkate alınarak  düzenlenmiştir.  Madde 102- Yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı, içeriğine uygun olarak, "Kuruluş şekli" olarak  düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, vakıf kurma iradesinin resmî senetle veya ölüme bağlı  tasarnıfla açıklanabileceği ve vakfın tüzel kişilik kazanmasının, yerleşim yeri  mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile olacağı esaslan getirilmiştir. İkinci  fıkrada, resmî senetle vakıf kurma işleminin temsilci aracılığı ile yapılması  düzenlenmiş; bu çerçevede, temsil yetkisinin noterlikçe düzenlenmiş bir belgeyle  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 8 - verilmesi ve vakfın amacı ile özgDlenecek mal ve haklann bu belgede belirlenmiş  bulunması koşulu aranmıştır.  Mahkemeye başvurmanın; resmî senetle kurulan vakıflarda vakfeden tarafından  ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurmada, ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh  hâkiminin bildirimi ile ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından re'sen yapılacağı,  başvurulan mahkemenin de, mal ve haklann korunması için gerekli önlemleri  kendiliğinden alacağı üç ve dördüncü fıkralarda açıklanmıştır.  Madde 103- Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 74 üncü  maddesinin üçüncü fıkrasını karşılamaktadır. Mahkemenin vereceği karamı, tebliği  tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuru sahibi veya Vakıflar Genel Müdürlüğü  tarafından temyiz edilebileceği öngörülmüş olmakla, yürürlükteki metinden farklı  olarak, başvuru sahibi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyiz hakkı aynı esaslara  tâbi kılınmış, temyiz süresi de, Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından "iki ay" yerine  "bir ay"a indirilmiş olmaktadır: Diğer taraftan, vakfın kurulması istemini reddeden  mahkeme kararının da aynı esaslar içinde temyiz edilebileceği kabul edilmiştir.  Temyiz süresinin Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından kısaltılması ile, vakfın  kuruluşunun daha fazla geciktirilmemesi, durumun bir an önce yasal yolla aydınlığa  kavuşturulması amacı güdülmüş; bu yolla, Ülkemizde yalanmalara yol açan  yargılamanın uzamasına ilişkin itirazlar, genel temyiz süresi olan onbeş günün daha  fazla uzatılmasının önüne geçilmesi suretiyle kısmen giderilmiştir. Vakfın kurucusu ile  Vakıflar Genel Müdürlüğünün temyiz süresinin aynı olması da, bu konuda olması  gereken bir eşitliğin gereği olarak düşünülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı  hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün veya ilgililerin iptal davası açabileceği esası  getirilmiştir. Böylece maddede, başvuranın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyize  başvurma hakkı ile, bundan farklı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgililerin vakıf  kurma işleminin geçerliliğini engelleyen sebeplere dayanarak iptal davası açma haklan  açıklığa kavuşturulmuştur. Ehliyetsizlik ve irade sakatlığı, iptal davası bakımından en  önemli sebepleri oluştururlar. Buradaki iptal davası, vakıf kurulduktan sonra,  kuruluştaki eksiklik ve hukuka aykınlıklar sebebiyle vakfın tüzel kişiliğine son  verilmesi amacıyla açılacak ve verilecek hüküm 2 nci maddenin uygulanmasıyla farklı  sonuçlara vanlması gerekmeyen durumlar bakımından, geçmişe etkili olabilecektir.  Madde 104- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesinin birinci  fıkrası ile dördüncü fıkrasını karşılamaktadır. Birinci fıkrada vakfın, hem vakfuı  yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile ve hem de Vakıflar Genel  Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile tescil edilmesi düzenlenmiştir, ikinci fıkrada  tescil kararının başka bir mahkemece verilmesi hâlinde, ilgili belgelerle birlikte tescil  için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilmesi öngörülmüştür. Vakfm tescili  karan, vakfın yerleşim yerinden başka bir yer mahkemesinde verilmiş ise, bu kararı  veren mahkeme, karar ile buna dayanak olan belgeleri vakfın yerleşim yeri  mahkemesine gönderecek ve geriye kalan işlemler yerleşim yeri mahkemesi tarafından  tamamlanacaktır. Üçüncü fıkrada, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 59 -
- 5 8 - verilmesi ve vakfın amacı ile özgDlenecek mal ve haklann bu belgede belirlenmiş  bulunması koşulu aranmıştır.  Mahkemeye başvurmanın; resmî senetle kurulan vakıflarda vakfeden tarafından  ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurmada, ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh  hâkiminin bildirimi ile ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından re'sen yapılacağı,  başvurulan mahkemenin de, mal ve haklann korunması için gerekli önlemleri  kendiliğinden alacağı üç ve dördüncü fıkralarda açıklanmıştır.  Madde 103- Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 74 üncü  maddesinin üçüncü fıkrasını karşılamaktadır. Mahkemenin vereceği karamı, tebliği  tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuru sahibi veya Vakıflar Genel Müdürlüğü  tarafından temyiz edilebileceği öngörülmüş olmakla, yürürlükteki metinden farklı  olarak, başvuru sahibi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyiz hakkı aynı esaslara  tâbi kılınmış, temyiz süresi de, Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından "iki ay" yerine  "bir ay"a indirilmiş olmaktadır: Diğer taraftan, vakfın kurulması istemini reddeden  mahkeme kararının da aynı esaslar içinde temyiz edilebileceği kabul edilmiştir.  Temyiz süresinin Vakıflar Genel Müdürlüğü bakımından kısaltılması ile, vakfın  kuruluşunun daha fazla geciktirilmemesi, durumun bir an önce yasal yolla aydınlığa  kavuşturulması amacı güdülmüş; bu yolla, Ülkemizde yalanmalara yol açan  yargılamanın uzamasına ilişkin itirazlar, genel temyiz süresi olan onbeş günün daha  fazla uzatılmasının önüne geçilmesi suretiyle kısmen giderilmiştir. Vakfın kurucusu ile  Vakıflar Genel Müdürlüğünün temyiz süresinin aynı olması da, bu konuda olması  gereken bir eşitliğin gereği olarak düşünülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı  hâlinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün veya ilgililerin iptal davası açabileceği esası  getirilmiştir. Böylece maddede, başvuranın ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün temyize  başvurma hakkı ile, bundan farklı olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgililerin vakıf  kurma işleminin geçerliliğini engelleyen sebeplere dayanarak iptal davası açma haklan  açıklığa kavuşturulmuştur. Ehliyetsizlik ve irade sakatlığı, iptal davası bakımından en  önemli sebepleri oluştururlar. Buradaki iptal davası, vakıf kurulduktan sonra,  kuruluştaki eksiklik ve hukuka aykınlıklar sebebiyle vakfın tüzel kişiliğine son  verilmesi amacıyla açılacak ve verilecek hüküm 2 nci maddenin uygulanmasıyla farklı  sonuçlara vanlması gerekmeyen durumlar bakımından, geçmişe etkili olabilecektir.  Madde 104- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesinin birinci  fıkrası ile dördüncü fıkrasını karşılamaktadır. Birinci fıkrada vakfın, hem vakfuı  yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile ve hem de Vakıflar Genel  Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile tescil edilmesi düzenlenmiştir, ikinci fıkrada  tescil kararının başka bir mahkemece verilmesi hâlinde, ilgili belgelerle birlikte tescil  için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilmesi öngörülmüştür. Vakfm tescili  karan, vakfın yerleşim yerinden başka bir yer mahkemesinde verilmiş ise, bu kararı  veren mahkeme, karar ile buna dayanak olan belgeleri vakfın yerleşim yeri  mahkemesine gönderecek ve geriye kalan işlemler yerleşim yeri mahkemesi tarafından  tamamlanacaktır. Üçüncü fıkrada, yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 5 9 - üzerine,merkezî sicile kaydolunan vakfm Resmî Gazete ile ilân edileceği; dördüncü  fıkrada, tescil ve ilânın tüzük hükümlerine göre yapılacağı açıklanmıştır.  Madde 105- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesinin altı ve  yedinci fıkralannı karşılamaktadır. Vakfm şekliyle ilgili olmayan bu iki fıkradaki  konular, "Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk" başlığı altındaki bu madde  içerisinde yer almıştır. Ayrıca ölüme bağlı tasarruf yoluyla kurulan vakfm, mirasçı  olarak atanması ihtimali bakımından, mirasbırakanın borçlarından sorumluluğunun,  özgülenen mal ve haklarla sınırlı olduğu esası getirilmiştir. Böylece vakfın  kurulmasından sonra bazı mal ve haklar elde etmesi ihtimali bakımından,  mirasbırakanın alacaklılarının vakfa mirasbırakandan intikal eden mal ve haklar  dışmda vakfı sorumlu tutması önlenmek istenmiştir.  Madde 106- Yürürlükteki Kanunun 75 inci maddesini karşılamaktadır. Bu  maddenin kenar başlığı ile birlikte tamamı anlaştırılmak suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır.  Madde 107- Madde yürürlükteki Kanunun 77 nci maddesiyle güdülen amacı  karşılamaktadır. Maddede kuruluş belgesindeki eksikliklerin etkisi daha açık ve tutarlı  bir şekilde düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, kuruluş belgesinde vakfm amacı ile bu  amaca özgülenen mal ve haklann yeterince belirlenmemiş olmasının tüzel kişilik  kazanmaya engel teşkil -etmesine karşılık, diğer eksikliklerin tüzel kişiliğin  kazanılmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. İkinci fıkrada, tüzel kişiliğin  kazanılmasını engellemeyen eksikliklerin nasıl tamamlattınlacağı açıklanmıştır.  Böylece bu tür noksanlıklann, tescil karan verilmeden önce mahkemece  tamamlattınlabileceği, kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine  mümkünse vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince  tamamlattınlacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Son fıkrada, ölüme bağlı tasarruf  yoluyla kurulan vakıflarda, özgülenen mal ve haklann amacın gerçekleşmesine yeterli  olmaması ihtimali bakımından, vakfedenin aksine bir irade açıklaması olmadıkça,  denetim makamının görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa  Özgüleneceği ifade edilmiştir.  Amacı hukuka uygun olan bir vakfm, mal ve haklarının kullanılmasının hukuka  veya ahlâka aylan olması, vakfı uygun amaçlı vakıf hâline getirmeyecektir. Zaten  hukuka veya ahlâka aykın koşul Ve yüklemeler içeren ölüme bağlı tasarruflar, 515 inci  madde gereğince geçersiz olacağından, ayrıca bir düzenleme getirilmesi gerekli  görülmemiştir.  Madde 108- Yürürlükteki Kanunun 76 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığı aynen alınmış; maddeye, "bağışlamaya  ilişkin hükümler" yanında "ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler" de eklenmek  suretiyle, ölüme bağlı tasarruflarla vakıf kurulması ve saklı paylı mirasçıların saklı  paylannın ihlâli hâlinde dava haklan bulunduğu hususu, bu madde vesilesiyle de  açıklanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 60 -
- 5 9 - üzerine,merkezî sicile kaydolunan vakfm Resmî Gazete ile ilân edileceği; dördüncü  fıkrada, tescil ve ilânın tüzük hükümlerine göre yapılacağı açıklanmıştır.  Madde 105- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 74 üncü maddesinin altı ve  yedinci fıkralannı karşılamaktadır. Vakfm şekliyle ilgili olmayan bu iki fıkradaki  konular, "Mal ve hakların kazanılması ve sorumluluk" başlığı altındaki bu madde  içerisinde yer almıştır. Ayrıca ölüme bağlı tasarruf yoluyla kurulan vakfm, mirasçı  olarak atanması ihtimali bakımından, mirasbırakanın borçlarından sorumluluğunun,  özgülenen mal ve haklarla sınırlı olduğu esası getirilmiştir. Böylece vakfın  kurulmasından sonra bazı mal ve haklar elde etmesi ihtimali bakımından,  mirasbırakanın alacaklılarının vakfa mirasbırakandan intikal eden mal ve haklar  dışmda vakfı sorumlu tutması önlenmek istenmiştir.  Madde 106- Yürürlükteki Kanunun 75 inci maddesini karşılamaktadır. Bu  maddenin kenar başlığı ile birlikte tamamı anlaştırılmak suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır.  Madde 107- Madde yürürlükteki Kanunun 77 nci maddesiyle güdülen amacı  karşılamaktadır. Maddede kuruluş belgesindeki eksikliklerin etkisi daha açık ve tutarlı  bir şekilde düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, kuruluş belgesinde vakfm amacı ile bu  amaca özgülenen mal ve haklann yeterince belirlenmemiş olmasının tüzel kişilik  kazanmaya engel teşkil -etmesine karşılık, diğer eksikliklerin tüzel kişiliğin  kazanılmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. İkinci fıkrada, tüzel kişiliğin  kazanılmasını engellemeyen eksikliklerin nasıl tamamlattınlacağı açıklanmıştır.  Böylece bu tür noksanlıklann, tescil karan verilmeden önce mahkemece  tamamlattınlabileceği, kuruluştan sonra da denetim makamının başvurusu üzerine  mümkünse vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince  tamamlattınlacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Son fıkrada, ölüme bağlı tasarruf  yoluyla kurulan vakıflarda, özgülenen mal ve haklann amacın gerçekleşmesine yeterli  olmaması ihtimali bakımından, vakfedenin aksine bir irade açıklaması olmadıkça,  denetim makamının görüşü alınarak hâkim tarafından benzer amaçlı bir vakfa  Özgüleneceği ifade edilmiştir.  Amacı hukuka uygun olan bir vakfm, mal ve haklarının kullanılmasının hukuka  veya ahlâka aylan olması, vakfı uygun amaçlı vakıf hâline getirmeyecektir. Zaten  hukuka veya ahlâka aykın koşul Ve yüklemeler içeren ölüme bağlı tasarruflar, 515 inci  madde gereğince geçersiz olacağından, ayrıca bir düzenleme getirilmesi gerekli  görülmemiştir.  Madde 108- Yürürlükteki Kanunun 76 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığı aynen alınmış; maddeye, "bağışlamaya  ilişkin hükümler" yanında "ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler" de eklenmek  suretiyle, ölüme bağlı tasarruflarla vakıf kurulması ve saklı paylı mirasçıların saklı  paylannın ihlâli hâlinde dava haklan bulunduğu hususu, bu madde vesilesiyle de  açıklanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 0 - Madde 109- Madde yürürlükteki Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı, "Vakfın örgütü" şeklinde  değiştirilmiş ve kenar başlıktaki "Genellikle" sözcüğü "Genel olarak" şeklinde kaleme  alınmıştır. Yürürlükteki maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ise  alınmamıştır. Çünkü ikinci fıkrada güdülen amaç, yukarıda açıklanan 107 nci  maddenin ikinci fıkrası ile; üçüncü fıkradaki durum ise 107 nci maddenin üçüncü  fıkrası ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, 101 inci maddenin  son fıkrasına aykırı olarak vakıf kurulması mümkün olamayacağına göre, böyle  durumlarda, benzer amaçlı vakfm varlığmdan ve böyle bir vakfa mallarm  özgülenmesinden söz edilemeyecektir. Son fikra ise, vakıflarla ilgili davalarda vakfin  yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olmasına göre, gereksiz yetki kuralı getirdiğinden  bu kuralın yeniden tekrar edilmesi yerinde görülmemiştir.  Madde 110- Yürürlükteki Kanunun 77/A maddesi ile 79 uncu maddesinin  ikinci fıkrasının son cümlesini karşılamaktadır. Maddenin kenar başlığı  "Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı" olarak değiştirilmiş; yürürlükteki metin esas  alınmakla birlikte, maddenin ifadesi, açıklık sağlayacak şekilde düzeltilmiştir.  Maddeye eklenen son fıkrada, çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarından  yararlanma ve yararlananların yönetime katılmaları koşullan ile ilgili hükümlerde  yapılacak değişikliklerde uyulacak usul açıklanmıştır.  Madde 111- Yürürlükteki Kanunun 78 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı ve madde metni anlaştırılmak suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır, "teftiş" sözcüğü yerine dilimize yerleşmiş daha uygun bir sözcük olan  "denetim" kullanılmıştır.  Madde 112- Yürürlükteki Kanunun 79 uncu maddesini karşılamaktadır.  Konu başlığı, "Yönetimin, amacın ve mallann değiştirilmesi" hâline getirilmiş;  fıkra sayısı ikiye indirilmiştir. Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte vakfın  yönetiminde değişiklik için, "kesin ihtiyaç" yerine "haklı sebepler" aranmıştır. Aynca,  başvuruda bulunacaklar, vakfın yetkili organı veya denetim makamının biri olarak  sayılmış ve mahkemenin başvuruda bulunmayan tarafın yazılı görüşünü alması gereği  getirilmiştir. Yürürlükteki metin ise, vakfın yönetim organının teklifte bulunacağı ve  denetim makamının yazılı görüşünün alınacağı esasını getirmektedir. Getirilen çözüm,  vakıflara ilişkin düzenlemede izlenen vakıf veya kuruculan ile denetim makamının  aynı kurallara tâbi olması ilkesine uygun düşmektedir. Yürürlükteki 79 uncu maddenin  ikinci fıkrasının son cümlesi, yukanda açıklandığı üzere, ilgisi itibanyla 110 uncu  maddenin son fıkrası olarak benimsenmiştir. Yürürlükteki 79 uncu maddenin son  fıkrası ise, gerekli görülmediğinden metne almmamıştır. Çünkü, aynı sonuca birinci  fıkrada belirtilen haklı sebeplerle varmak mümkündür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 61 -
- 6 0 - Madde 109- Madde yürürlükteki Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin kenar başlığı, "Vakfın örgütü" şeklinde  değiştirilmiş ve kenar başlıktaki "Genellikle" sözcüğü "Genel olarak" şeklinde kaleme  alınmıştır. Yürürlükteki maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ise  alınmamıştır. Çünkü ikinci fıkrada güdülen amaç, yukarıda açıklanan 107 nci  maddenin ikinci fıkrası ile; üçüncü fıkradaki durum ise 107 nci maddenin üçüncü  fıkrası ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, 101 inci maddenin  son fıkrasına aykırı olarak vakıf kurulması mümkün olamayacağına göre, böyle  durumlarda, benzer amaçlı vakfm varlığmdan ve böyle bir vakfa mallarm  özgülenmesinden söz edilemeyecektir. Son fikra ise, vakıflarla ilgili davalarda vakfin  yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olmasına göre, gereksiz yetki kuralı getirdiğinden  bu kuralın yeniden tekrar edilmesi yerinde görülmemiştir.  Madde 110- Yürürlükteki Kanunun 77/A maddesi ile 79 uncu maddesinin  ikinci fıkrasının son cümlesini karşılamaktadır. Maddenin kenar başlığı  "Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı" olarak değiştirilmiş; yürürlükteki metin esas  alınmakla birlikte, maddenin ifadesi, açıklık sağlayacak şekilde düzeltilmiştir.  Maddeye eklenen son fıkrada, çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarından  yararlanma ve yararlananların yönetime katılmaları koşullan ile ilgili hükümlerde  yapılacak değişikliklerde uyulacak usul açıklanmıştır.  Madde 111- Yürürlükteki Kanunun 78 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı ve madde metni anlaştırılmak suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır, "teftiş" sözcüğü yerine dilimize yerleşmiş daha uygun bir sözcük olan  "denetim" kullanılmıştır.  Madde 112- Yürürlükteki Kanunun 79 uncu maddesini karşılamaktadır.  Konu başlığı, "Yönetimin, amacın ve mallann değiştirilmesi" hâline getirilmiş;  fıkra sayısı ikiye indirilmiştir. Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte vakfın  yönetiminde değişiklik için, "kesin ihtiyaç" yerine "haklı sebepler" aranmıştır. Aynca,  başvuruda bulunacaklar, vakfın yetkili organı veya denetim makamının biri olarak  sayılmış ve mahkemenin başvuruda bulunmayan tarafın yazılı görüşünü alması gereği  getirilmiştir. Yürürlükteki metin ise, vakfın yönetim organının teklifte bulunacağı ve  denetim makamının yazılı görüşünün alınacağı esasını getirmektedir. Getirilen çözüm,  vakıflara ilişkin düzenlemede izlenen vakıf veya kuruculan ile denetim makamının  aynı kurallara tâbi olması ilkesine uygun düşmektedir. Yürürlükteki 79 uncu maddenin  ikinci fıkrasının son cümlesi, yukanda açıklandığı üzere, ilgisi itibanyla 110 uncu  maddenin son fıkrası olarak benimsenmiştir. Yürürlükteki 79 uncu maddenin son  fıkrası ise, gerekli görülmediğinden metne almmamıştır. Çünkü, aynı sonuca birinci  fıkrada belirtilen haklı sebeplerle varmak mümkündür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 6 1 - Madde 113- Yürürlükteki Kanunun 80 ve 80/A maddelerini karşılamaktadır.  Bu iki madde, "Amacın ve malların değiştirilmesi" kenar başlığı ile tek madde  hâlinde düzenlenmiştir. 112 nci maddedeki gerekçeler, burada da geçerlidir.  Madde 114- Yürürlükteki Kanunun 81 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin "Vakfın gelirleri ve iktisap" şeklindeki kenar başlığı  "Yıllık rapor" olarak değiştirilmiştir. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber,  yapılacak işlem, daha basit şekilde ifade edilmiştir. Ancak, raporun her takvim yılı  başmda sunulması yerine ilk üç ay içinde sunulması esası benimsenmiştir.  Madde 115- Madde vakfın "faaliyetten geçici alıkoyma" hâlini  düzenlemektedir. Yürürlükteki Kanunda bu konuda bir hüküm bulunmamaktadır.  Ülkemizde, zaman zaman demek yerine vakıf şeklinde örgütlenme eğilimi  olabilmektedir. Demekİerin İdarenin yalan takibinde bulunması, genel kurul  toplantılarının yapılmasındaki güçlükler, bunun yapılmaması hâlinde demeğin sona  erdirilmesi gibi yasal düzenlemeler karşısında, vakıf şeklinde örgütlenme tercih  edilmektedir. Bu gelişme, vakıfların da aynen demekler gibi bir düzenlemeye tâbi  tutulması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Maddede, bu amaçla, İçişleri  Bakanlığının, denetim makamıhm da görüşünü alarak, mahkemece bir karar  verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceği şeklinde bir  düzenleme getirilmiştir.  Madde, vakıf kurma özgürlüğü ile yalandan ilgili olduğundan, Anayasanın  23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve son  fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 116- Yürürlükteki Kanunun 8 l/A maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, birinci fıkraya, "amacın  gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği" deyiminden sonra "ve değiştirilmesine de olanak  bulunmadığı" deyimi eklenmiştir. Bu fıkranın sonuna, yürürlükteki maddenin ikinci  fıkrası, "ve mahkeme kararıyla sicilden silinir." şeklinde değiştirilerek eklenmiştir.  Böylece sicilden silinmenin yargısal denetim altmda gerçekleştirilmesi amacı  güdülmüştür.  Maddenin son fıkrasında "Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyette bulunduğu  sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine  olanak bulunmazsa" vakfın denetim makamının veya Cumhuriyet savcısının başvurusu  üzerine duruşma yapılarak dağıtılacağı öngörülmüştür.  lyindrfc 117- Yürürlükteki Kanunun 8 l/B maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin, kenar başlığı ile birlikte, "iktisap" yerine daha arı Türkçe  bir sözcük olarak "kazanma" sözcüğü kullanılmak suretiyle aynen korunmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 62 -
- 6 1 - Madde 113- Yürürlükteki Kanunun 80 ve 80/A maddelerini karşılamaktadır.  Bu iki madde, "Amacın ve malların değiştirilmesi" kenar başlığı ile tek madde  hâlinde düzenlenmiştir. 112 nci maddedeki gerekçeler, burada da geçerlidir.  Madde 114- Yürürlükteki Kanunun 81 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin "Vakfın gelirleri ve iktisap" şeklindeki kenar başlığı  "Yıllık rapor" olarak değiştirilmiştir. Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber,  yapılacak işlem, daha basit şekilde ifade edilmiştir. Ancak, raporun her takvim yılı  başmda sunulması yerine ilk üç ay içinde sunulması esası benimsenmiştir.  Madde 115- Madde vakfın "faaliyetten geçici alıkoyma" hâlini  düzenlemektedir. Yürürlükteki Kanunda bu konuda bir hüküm bulunmamaktadır.  Ülkemizde, zaman zaman demek yerine vakıf şeklinde örgütlenme eğilimi  olabilmektedir. Demekİerin İdarenin yalan takibinde bulunması, genel kurul  toplantılarının yapılmasındaki güçlükler, bunun yapılmaması hâlinde demeğin sona  erdirilmesi gibi yasal düzenlemeler karşısında, vakıf şeklinde örgütlenme tercih  edilmektedir. Bu gelişme, vakıfların da aynen demekler gibi bir düzenlemeye tâbi  tutulması zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Maddede, bu amaçla, İçişleri  Bakanlığının, denetim makamıhm da görüşünü alarak, mahkemece bir karar  verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabileceği şeklinde bir  düzenleme getirilmiştir.  Madde, vakıf kurma özgürlüğü ile yalandan ilgili olduğundan, Anayasanın  23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı Kanunla değişik 33 üncü maddesinin dördüncü ve son  fıkraları esas alınmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 116- Yürürlükteki Kanunun 8 l/A maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla birlikte, birinci fıkraya, "amacın  gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği" deyiminden sonra "ve değiştirilmesine de olanak  bulunmadığı" deyimi eklenmiştir. Bu fıkranın sonuna, yürürlükteki maddenin ikinci  fıkrası, "ve mahkeme kararıyla sicilden silinir." şeklinde değiştirilerek eklenmiştir.  Böylece sicilden silinmenin yargısal denetim altmda gerçekleştirilmesi amacı  güdülmüştür.  Maddenin son fıkrasında "Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyette bulunduğu  sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine  olanak bulunmazsa" vakfın denetim makamının veya Cumhuriyet savcısının başvurusu  üzerine duruşma yapılarak dağıtılacağı öngörülmüştür.  lyindrfc 117- Yürürlükteki Kanunun 8 l/B maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin, kenar başlığı ile birlikte, "iktisap" yerine daha arı Türkçe  bir sözcük olarak "kazanma" sözcüğü kullanılmak suretiyle aynen korunmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 6 2 - İKİNCİ KİTAP  AİLE HUKUKU  BİRİNCİ KISIM  EVLİLİK HUKUKU  BİRİNCİ BÖLÜM  EVLENME  BİRİNCİ AYIRIM  NİŞANLILIK  Madde 118- Yürürlükteki Kanunun 82 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddedeki "evlenmek" sözcüğü «yerine "evlenme" sözcüğü kullanılmak  suretiyle bu fıkra Türkçe yazım kurallarına uygun hâle getirilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında "kanunî mümessillerinin muvafakati" yerine yasal  temsilcilerinin rızası" kavramına yer verilmiştir. Bu yolla yasal temsilcisinin  nişanlanmaya rızasının sadece izin şeklinde değil icazet şeklinde de olabileceği kabul  edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında Türkçemize yerleşmiş olan ve gerek yazılış gerek  ifade biçimi bakımından daha elverişli bir sözcük olarak "yasal temsilci" sözcükleri  kullanılmıştır.  Madde 119- Yürürlükteki Kanunun 83 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde mevcut haliyle olduğu gibi alınmış, sadece konu ve kenar başlıkları  "B.Nişanlılığın hükümleri" "1. Dava hakkının bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 120- Yürürlükteki Kanunun 84 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber açıklık sağlanmak üzere, nişanlıların  dava hakları ile diğer şahıslarm dava haklan ayn fıkralarda düzenlenmiştir. Diğer  taraftan nişan için yapılan giderlerin de aynı esaslar çerçevesinde istenilebileceği  belirtilmiştir.  Madde 121- Yürürlükteki Kanunun 85 .inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddede manevî tazminatın koşullan Borçlar Kanunumuzun 3444  sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki hükmüne paralel olarak kaleme alındığından,  manevî tazminat "şahsen fahiş bir surette mutazarnr olma" koşuluna bağlanmıştır.  Oysa Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan  değişiklikle manevî tazminatta "zarann ve kusurun ağırlığı" koşulu kaldmlmıştır. Bu  değişikliğe rağmen niteliği ve amacı aynı olan bu maddedeki manevî tazminatın ağır  zarar koşuluna bağlı tutulması haklı ve yerinde görülmemiştir. Öte yandan maddede  hükmedilecek manevî tazminatın bir miktar paranın ödenmesi şeklindeki bir tazminat  olduğu açıkça vurgulanmış, burada manevî tazminatın diğer şekillerine yer verilmediği  ifade edilmek istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 63 -
- 6 2 - İKİNCİ KİTAP  AİLE HUKUKU  BİRİNCİ KISIM  EVLİLİK HUKUKU  BİRİNCİ BÖLÜM  EVLENME  BİRİNCİ AYIRIM  NİŞANLILIK  Madde 118- Yürürlükteki Kanunun 82 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddedeki "evlenmek" sözcüğü «yerine "evlenme" sözcüğü kullanılmak  suretiyle bu fıkra Türkçe yazım kurallarına uygun hâle getirilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında "kanunî mümessillerinin muvafakati" yerine yasal  temsilcilerinin rızası" kavramına yer verilmiştir. Bu yolla yasal temsilcisinin  nişanlanmaya rızasının sadece izin şeklinde değil icazet şeklinde de olabileceği kabul  edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında Türkçemize yerleşmiş olan ve gerek yazılış gerek  ifade biçimi bakımından daha elverişli bir sözcük olarak "yasal temsilci" sözcükleri  kullanılmıştır.  Madde 119- Yürürlükteki Kanunun 83 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde mevcut haliyle olduğu gibi alınmış, sadece konu ve kenar başlıkları  "B.Nişanlılığın hükümleri" "1. Dava hakkının bulunmaması" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 120- Yürürlükteki Kanunun 84 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber açıklık sağlanmak üzere, nişanlıların  dava hakları ile diğer şahıslarm dava haklan ayn fıkralarda düzenlenmiştir. Diğer  taraftan nişan için yapılan giderlerin de aynı esaslar çerçevesinde istenilebileceği  belirtilmiştir.  Madde 121- Yürürlükteki Kanunun 85 .inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddede manevî tazminatın koşullan Borçlar Kanunumuzun 3444  sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki hükmüne paralel olarak kaleme alındığından,  manevî tazminat "şahsen fahiş bir surette mutazarnr olma" koşuluna bağlanmıştır.  Oysa Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde 3444 sayılı Kanunla yapılan  değişiklikle manevî tazminatta "zarann ve kusurun ağırlığı" koşulu kaldmlmıştır. Bu  değişikliğe rağmen niteliği ve amacı aynı olan bu maddedeki manevî tazminatın ağır  zarar koşuluna bağlı tutulması haklı ve yerinde görülmemiştir. Öte yandan maddede  hükmedilecek manevî tazminatın bir miktar paranın ödenmesi şeklindeki bir tazminat  olduğu açıkça vurgulanmış, burada manevî tazminatın diğer şekillerine yer verilmediği  ifade edilmek istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 6 3 - Yürürlükteki Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevî  tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği sorunu, 25 inci maddenin dördüncü  fıkrasında hükme bağlanmış olan genel kurala bırakılmıştır. Manevî tazminatın  mirasçılara intikal edip etmeyeceği, aynca bunun başkalanna devir edilip  edilmeyeceği 25 inci maddede hükme bağlanmış olduğundan bu maddede yeniden  kaleme alınması yerinde görülmemiştir. 3444 sayılı Kanunla yürürlükteki Kanunun  24/a maddesi hükmü kabul edilmeden önce, bu sorun yürürlükteki Kanunun 85 inci  maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanmış idi. Bu düzenleme karşısında buradaki  özel hükmün diğer manevî tazminatlar için de geçerli olup olmadığı konusunda önemli  tartışmalar yapılmaktaydı. Bu konu 25 inci maddede genel hüküm olarak  düzenlendikten sonra artık manevî tazminatla ilgili özel hükümlerde aynı kuralın  tekrarlanması isabetli olmayacaktır.  Madde 122- Yürürlükteki Kanunun 86 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddede nişanı sona erdiren sebeplerin tek tek (bozulma, ölüm, gaiplik karan  şeklinde) sayılması yerine "Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse"  ifadesi kullanılmıştır. Böylece nişanlılık evlenme dışında her ne sebeple sona ererse  ersin bu madde gereğince hediyelerin geri verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında "hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa"  karşılığının sebepsiz zenginleşme kurallanna göre geri • verilmesi öngörülmüştür.  Birçok hâllerde aynen mevcut olmayan hediye- mislen mevcuttur. Buna rağmen  yürürlükteki hükme göre davalının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hediye  yerine bir bedel ödemek suretiyle kurtulması, Özellikle paramn değer kaybına uğradığı  büyük oranlı enflasyonların yaşandığı dönemlerde haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bu  nedenle maddeye hediyenin sadece aynen bulunmamasının yeterli olmadığı, mislen  mevcut ise yine davalının hediyeyi mislen temin edip tazmin etmesi esası eklenerek,  mislen ifası mümkün olmayan bir hediye söz konusu ise, o zaman bunun yerine  değerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre para olarak ödenmesine karar  verilmesi kabul edilmiştir.  Madde 123- Yürürlükteki Kanunun 87 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil, ölüm, gaiplik gibi diğer sona  erme sebeplerini de kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Böylece maddeye  "Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava haklan" ifadesi konulmak suretiyle bozma  dışındaki diğer sona erme hâllerinde açılan davalann da buradaki özel zamanaşımı  süresine tâbi olduğu anlatılmak istenmektedir.  Burada gerek süre gerek bu sürenin işlemeye başladığı tarih itibanyla özel bir  hüküm söz konusudur. Maddede zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması, sona erme  sebebinin öğrenilmesine tabî olmayıp bu süre sona enneden itibaren işlemeye  başlayacaktır. Bu yolla taraflann "sona ermeyi daha geç öğrenmiş olduklan" iddiasıyla  yıllar sonra bu tür davalarla karşı karşıya getirilmesi yerinde görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 64 -
- 6 3 - Yürürlükteki Kanunun 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen manevî  tazminatın mirasçılara intikal edip etmeyeceği sorunu, 25 inci maddenin dördüncü  fıkrasında hükme bağlanmış olan genel kurala bırakılmıştır. Manevî tazminatın  mirasçılara intikal edip etmeyeceği, aynca bunun başkalanna devir edilip  edilmeyeceği 25 inci maddede hükme bağlanmış olduğundan bu maddede yeniden  kaleme alınması yerinde görülmemiştir. 3444 sayılı Kanunla yürürlükteki Kanunun  24/a maddesi hükmü kabul edilmeden önce, bu sorun yürürlükteki Kanunun 85 inci  maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanmış idi. Bu düzenleme karşısında buradaki  özel hükmün diğer manevî tazminatlar için de geçerli olup olmadığı konusunda önemli  tartışmalar yapılmaktaydı. Bu konu 25 inci maddede genel hüküm olarak  düzenlendikten sonra artık manevî tazminatla ilgili özel hükümlerde aynı kuralın  tekrarlanması isabetli olmayacaktır.  Madde 122- Yürürlükteki Kanunun 86 ncı maddesini karşılamaktadır.  Maddede nişanı sona erdiren sebeplerin tek tek (bozulma, ölüm, gaiplik karan  şeklinde) sayılması yerine "Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse"  ifadesi kullanılmıştır. Böylece nişanlılık evlenme dışında her ne sebeple sona ererse  ersin bu madde gereğince hediyelerin geri verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında "hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa"  karşılığının sebepsiz zenginleşme kurallanna göre geri • verilmesi öngörülmüştür.  Birçok hâllerde aynen mevcut olmayan hediye- mislen mevcuttur. Buna rağmen  yürürlükteki hükme göre davalının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hediye  yerine bir bedel ödemek suretiyle kurtulması, Özellikle paramn değer kaybına uğradığı  büyük oranlı enflasyonların yaşandığı dönemlerde haksız sonuçlara yol açmaktadır. Bu  nedenle maddeye hediyenin sadece aynen bulunmamasının yeterli olmadığı, mislen  mevcut ise yine davalının hediyeyi mislen temin edip tazmin etmesi esası eklenerek,  mislen ifası mümkün olmayan bir hediye söz konusu ise, o zaman bunun yerine  değerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre para olarak ödenmesine karar  verilmesi kabul edilmiştir.  Madde 123- Yürürlükteki Kanunun 87 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, nişanlılığın sadece bozulması hâlini değil, ölüm, gaiplik gibi diğer sona  erme sebeplerini de kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır. Böylece maddeye  "Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava haklan" ifadesi konulmak suretiyle bozma  dışındaki diğer sona erme hâllerinde açılan davalann da buradaki özel zamanaşımı  süresine tâbi olduğu anlatılmak istenmektedir.  Burada gerek süre gerek bu sürenin işlemeye başladığı tarih itibanyla özel bir  hüküm söz konusudur. Maddede zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması, sona erme  sebebinin öğrenilmesine tabî olmayıp bu süre sona enneden itibaren işlemeye  başlayacaktır. Bu yolla taraflann "sona ermeyi daha geç öğrenmiş olduklan" iddiasıyla  yıllar sonra bu tür davalarla karşı karşıya getirilmesi yerinde görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 4 - İKİNCİ AYIRIM  EVLENME EHLİYETİ VE ENGELLERİ  Ayırımın başlığı "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 124- Yürürlükteki Kanunun 88 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığındaki "Ehliyet şartları" yerine amacı daha iyi ifade  etmek üzere "Ehliyetin koşullan" deyimi kullanılmıştır.  Küçük yaştaki kızların evlendirilmesinin gerek biyolojik gerek psikolojik  açıdan olumsuz etkiler gösterdiği günümüzde tartışmasız olarak kabul edilen bir  gerçektir. Daha ortaöğretim çağında bulunan onbeş yaşındaki bir küçüğün evlenmesine  izin vermemek gerekir. Ülkemizde Medenî Kanunumuzun kabul edilmesinden bu yana  bu konuda halkm bilinçlendiği ve eğitildiği göz önünde tutulmak suretiyle önemli bir  kurum olan aile hayatinin kurulmasmda kadınlar için onbeş yaşm bitirilmesi yeterli  görülmemiştir. Bu konuda bu kadar küçük yaşta evlenme yaşı itibarıyla aynm erkek ve  kadın arasında yapılmasının da anlamlı olmadığı kabul edilmelidir. 8u sebeple  evlenme yaşı erkek ve kadın için onyedi yaşm bitirilmesi olarak kabul edilmiştir.  Aynı gerekçelerle erken evlenme yaşının da her iki cins için hem aynı hem daha  yükseltilerek onaltı yaşm bitirilmesi olarak kabulü uygun görülmüştür.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Karardan önce ana, baba  veya vasinin dinlenmesi şarttır." hükmü bu kişilerin bulunmaması, nerede olduklarının  bilinmemesi gibi hâllerde erken evlenmeye izin verilmesini engellemektedir. Bu  nedenle bu kişilerin dinlenmesi maddede "mutlak bir zorunluluk" olmaktan çıkarılmış,  "olanak bulundukça" dinlenmesi yönünde bir çözüm getirilmiştir.  Madde 125- Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasındaki "mümeyyiz" sözcüğü yerine "ayırt  etme gücü" sözcüğü kullanılmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yer alan "akıl hastalarının" asla  evlenemeyeceği hükmü metinden çıkarılmış, 133 üncü maddede ayn bir madde  hâlinde düzenlenmiştir. Bu maddede, akıl hastalarının evlenmelerinde tıbbî sakınca  bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi hâlinde evlenmesi  olanaklı hâle getirilmiştir.  Madde 126- Yürürlükteki Kanunun 90 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Kanunî mümessilin rızası" şeklindeki konu başlığı, iznin, rızanın  Önceden verilmesini ifade etmesi sebebiyle, "Yasal temsilcinin izni" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddede "Ana ve babasının veya vasisinin" şeklindeki sayma yerine, bunların  tamamını ifade etmek üzere "yasal temsilcisinin" deyimine yer verilmiştir.  Yürürlükteki maddenin ikinci cümlesi gereksiz bir hükümdür. Evlenmenin ilânı  esnasmda ana ve babadan yalnız biri velayete sahip ise, velayete sahip olan kişi "yasal  temsilci" olduğundan ve birinci cümlede de bu kişinin izni arandığından, ister ana  isterse baba velayet hakkına sahip olsun, bu durumda velayet hakkına sahip olan bu  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 65 -
- 6 4 - İKİNCİ AYIRIM  EVLENME EHLİYETİ VE ENGELLERİ  Ayırımın başlığı "Evlenme Ehliyeti ve Engelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 124- Yürürlükteki Kanunun 88 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığındaki "Ehliyet şartları" yerine amacı daha iyi ifade  etmek üzere "Ehliyetin koşullan" deyimi kullanılmıştır.  Küçük yaştaki kızların evlendirilmesinin gerek biyolojik gerek psikolojik  açıdan olumsuz etkiler gösterdiği günümüzde tartışmasız olarak kabul edilen bir  gerçektir. Daha ortaöğretim çağında bulunan onbeş yaşındaki bir küçüğün evlenmesine  izin vermemek gerekir. Ülkemizde Medenî Kanunumuzun kabul edilmesinden bu yana  bu konuda halkm bilinçlendiği ve eğitildiği göz önünde tutulmak suretiyle önemli bir  kurum olan aile hayatinin kurulmasmda kadınlar için onbeş yaşm bitirilmesi yeterli  görülmemiştir. Bu konuda bu kadar küçük yaşta evlenme yaşı itibarıyla aynm erkek ve  kadın arasında yapılmasının da anlamlı olmadığı kabul edilmelidir. 8u sebeple  evlenme yaşı erkek ve kadın için onyedi yaşm bitirilmesi olarak kabul edilmiştir.  Aynı gerekçelerle erken evlenme yaşının da her iki cins için hem aynı hem daha  yükseltilerek onaltı yaşm bitirilmesi olarak kabulü uygun görülmüştür.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Karardan önce ana, baba  veya vasinin dinlenmesi şarttır." hükmü bu kişilerin bulunmaması, nerede olduklarının  bilinmemesi gibi hâllerde erken evlenmeye izin verilmesini engellemektedir. Bu  nedenle bu kişilerin dinlenmesi maddede "mutlak bir zorunluluk" olmaktan çıkarılmış,  "olanak bulundukça" dinlenmesi yönünde bir çözüm getirilmiştir.  Madde 125- Yürürlükteki Kanunun 89 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasındaki "mümeyyiz" sözcüğü yerine "ayırt  etme gücü" sözcüğü kullanılmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrasında yer alan "akıl hastalarının" asla  evlenemeyeceği hükmü metinden çıkarılmış, 133 üncü maddede ayn bir madde  hâlinde düzenlenmiştir. Bu maddede, akıl hastalarının evlenmelerinde tıbbî sakınca  bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi hâlinde evlenmesi  olanaklı hâle getirilmiştir.  Madde 126- Yürürlükteki Kanunun 90 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Kanunî mümessilin rızası" şeklindeki konu başlığı, iznin, rızanın  Önceden verilmesini ifade etmesi sebebiyle, "Yasal temsilcinin izni" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddede "Ana ve babasının veya vasisinin" şeklindeki sayma yerine, bunların  tamamını ifade etmek üzere "yasal temsilcisinin" deyimine yer verilmiştir.  Yürürlükteki maddenin ikinci cümlesi gereksiz bir hükümdür. Evlenmenin ilânı  esnasmda ana ve babadan yalnız biri velayete sahip ise, velayete sahip olan kişi "yasal  temsilci" olduğundan ve birinci cümlede de bu kişinin izni arandığından, ister ana  isterse baba velayet hakkına sahip olsun, bu durumda velayet hakkına sahip olan bu  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 5 - Idşi yasal temsilci kavramı içerisinde zaten yer aldığından ikinci cümle metne  alınmamıştır.  Madde 127- Yürürlükteki Kanunun 91 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığında ve metninde kullanılan "mahcur"  terimi yerine daha isabetli ve an Türkçe bir sözcük olan "kısitir sözcüğü tercih  edilmiştir. Ayrıca maddede kullanılan "rıza" yerine buradaki anlamına uygun olarak  "izin" sözcüğü kullanılmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası, aşağıdaki 128 inci maddede, yasal  temsilcilerden her ikisinin de, yani hem velilerin hem de vasilerin izin vermemesi  hâlini kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır.  Madde 128- Kanun koyucunun öngördüğü evlenme yaşı, kişilere tanınmış bir  temel hak olan evlenme haklanın-kazanılmasını sağlar. Henüz normal rüşt yaşma  ermemiş olmaları sebebiyle bu kişilerin evlenmesinde kanun koyucu yasal  temsilcilerin de izninin bulunmasında yarar görmüştür. Ancak, uygulamada yasal  temsilcilerin, evlenme yaşma erişmiş kişilerin evlenmelerine hiç de haklı olmayan  sebeplerle karşı çıktıktan görülmektedir. Özellikle kırsal kesimde evlenme yaşma  erişmiş olmalarına rağmen yasal temsilcilerin "tarafların mutlu bir yuva kurma  özlemi" dışındaki sebeplerle evliliğe karşı çıktıktan, bu durumun ise "kız kaçırma, aile  kavgalan gibi" arzu edilmeyen sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu sebeple  maddede yasal temsilcilerin haldi bir sebep göstermeksizin evlenmeye izin  vermemeleri hâlinde, arzu edilmeyen sonuçlan önlemek üzere hâkimin, yasal  temsilcinin karşı çıkmasına rağmen evlenmeye izin vermesi imkân dahiline  sokulmuştur.  Madde 129- Yürürlükteki Kanunun 92 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Maniler" şeklindeki konu başlığı "Evlenme engelleri" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin (1) numaralı bendi kısaltılmak suretiyle daha anlaşılır şekilde kaleme  alınmıştır. Maddede sahih ve gaynsahih nesep aynmı yapılmaksızın "üstsoy ile altsoy  arasında" evlenme yasağı olduğu ifade edilmiştir. Aynca kardeşlerin ana ve baba bir  ya da ana bir baba ayn, baba bir ana ayn aynmı yapılmaksızın bütün bunlan kapsayan  bir ifade olarak "kardeşler arasında" denmek suretiyle evlenme yasağı ortaya  konulmuştur.  Maddenin (2) numaralı bendi kısaltılarak kaleme alınmıştır.  Maddenin (3) numaralı bendindeki evlenme yasağı, evlât edinen ile evlâtlığı  veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında olmak üzere genişletilmiştir.  Madde 130- Yürürlükteki Kanunun 93 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu ve kenar başlıklan anlaştınlmıştır.  Maddede yeniden evlenmek için önceki evliliğin sona erme sebeplerinin tek tek  sayılması yerine "önceki evliliğin sona ermiş olduğunu ispat etmek" şeklinde bir ifade  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 66 -
- 6 5 - Idşi yasal temsilci kavramı içerisinde zaten yer aldığından ikinci cümle metne  alınmamıştır.  Madde 127- Yürürlükteki Kanunun 91 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığında ve metninde kullanılan "mahcur"  terimi yerine daha isabetli ve an Türkçe bir sözcük olan "kısitir sözcüğü tercih  edilmiştir. Ayrıca maddede kullanılan "rıza" yerine buradaki anlamına uygun olarak  "izin" sözcüğü kullanılmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası, aşağıdaki 128 inci maddede, yasal  temsilcilerden her ikisinin de, yani hem velilerin hem de vasilerin izin vermemesi  hâlini kapsayacak şekilde kaleme alınmıştır.  Madde 128- Kanun koyucunun öngördüğü evlenme yaşı, kişilere tanınmış bir  temel hak olan evlenme haklanın-kazanılmasını sağlar. Henüz normal rüşt yaşma  ermemiş olmaları sebebiyle bu kişilerin evlenmesinde kanun koyucu yasal  temsilcilerin de izninin bulunmasında yarar görmüştür. Ancak, uygulamada yasal  temsilcilerin, evlenme yaşma erişmiş kişilerin evlenmelerine hiç de haklı olmayan  sebeplerle karşı çıktıktan görülmektedir. Özellikle kırsal kesimde evlenme yaşma  erişmiş olmalarına rağmen yasal temsilcilerin "tarafların mutlu bir yuva kurma  özlemi" dışındaki sebeplerle evliliğe karşı çıktıktan, bu durumun ise "kız kaçırma, aile  kavgalan gibi" arzu edilmeyen sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu sebeple  maddede yasal temsilcilerin haldi bir sebep göstermeksizin evlenmeye izin  vermemeleri hâlinde, arzu edilmeyen sonuçlan önlemek üzere hâkimin, yasal  temsilcinin karşı çıkmasına rağmen evlenmeye izin vermesi imkân dahiline  sokulmuştur.  Madde 129- Yürürlükteki Kanunun 92 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "Maniler" şeklindeki konu başlığı "Evlenme engelleri" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin (1) numaralı bendi kısaltılmak suretiyle daha anlaşılır şekilde kaleme  alınmıştır. Maddede sahih ve gaynsahih nesep aynmı yapılmaksızın "üstsoy ile altsoy  arasında" evlenme yasağı olduğu ifade edilmiştir. Aynca kardeşlerin ana ve baba bir  ya da ana bir baba ayn, baba bir ana ayn aynmı yapılmaksızın bütün bunlan kapsayan  bir ifade olarak "kardeşler arasında" denmek suretiyle evlenme yasağı ortaya  konulmuştur.  Maddenin (2) numaralı bendi kısaltılarak kaleme alınmıştır.  Maddenin (3) numaralı bendindeki evlenme yasağı, evlât edinen ile evlâtlığı  veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında olmak üzere genişletilmiştir.  Madde 130- Yürürlükteki Kanunun 93 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu ve kenar başlıklan anlaştınlmıştır.  Maddede yeniden evlenmek için önceki evliliğin sona erme sebeplerinin tek tek  sayılması yerine "önceki evliliğin sona ermiş olduğunu ispat etmek" şeklinde bir ifade  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 6 - tercih edilmiştir. Bu ifade sayesinde önceki evirtiğin sona erme sebebi ne olursa olsun  bunu kanıtlayan kişinin yeniden evlenebileceği ortaya konulmuştur.  Madde 131- Yürürlükteki Kanunun 94 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  3444 sayılı Kanunla yürürlükteki 94 üncü maddeye evliliğin sona erdirilmesi  hususunda getirilen yeni bir sebep "gaiplik kararım alan eşin bunu kendi istediği  zamanda götürüp nüfus idaresine vermesidir. Bu yöntem Medenî Kanunumuzun  sistemine yabancıdır. Zira Medenî Kanunumuza göre evlilik ya kendiliğinden sona  erer (ölüm); ya da mahkeme kararıyla sona erdirilir (boşanma, iptal, evliliğin feshi).  Bu sebeple 3444 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin isabetli olmadığı oyçokluğuyla  kabul edilmiş, madde yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 132- Yürürlükteki Kanunun 95 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "2. Müddetler" "a. Kadm için" şeklindeki konu ve kenar başlıkları  "2. Kadm için bekleme süresi" şeklinde tek başlık hâline getirilmiştir. Zira bunu takip  eden eski 96 ncı madde 3444 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olup, artık  boşanan kadm için bir cezaî beldeme süresi söz konusu olmadığından, madde bir tek  bekleme süresiyle sınırlı hâle getirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası yemden ve daha uygun bir ifadeyle kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki 95 inci maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ikinci fıkra hâline  getirilmiştir.  Maddenin son fıkrasında kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının  anlaşılması veya önceki eşiyle yeniden evlenmek istemesi hâlinde hâkime süreyi  kısaltma yetkisi verilmemiş, hâkimin bu süreyi kaldırması öngörülmüştür. Zira bu iki  hâlde de kadının evlenmesini engelleyen süreyi kısaltmanın bir anlamı yoktur. Bu gibi  hâllerde mahkemece sürenin tamamen kaldırılması gerekir.  Madde 133- Akıl hastalığının evlenme engeli oluşturmasına ilişkin hüküm,  yürürlükteki Kanunda, evlenme şartlarından temyiz kudretini düzenleyen 89 uncu  maddede yer almaktadır. Bu durum, akıl hastalığının, temyiz kudretini kaldırması  sebebiyle evlenmeye engel oluşturacağı gibi bir anlam çıkarılmasına müsaittir. Oysa  doktrinde isabetle belirtildiği üzere, temyiz kudreti açısından akıl hastalığının ayrıca  belirtilmesine ihtiyaç yoktur.  Akıl hastalığı, temyiz kudretini devamlı olarak kaldırmasa ve evlenme merasimi  sırasında akıl hastası ayırt etme gücüne sahip bulunsa bile, neslin sağlığı açısından  akıl hastalığının bir evlenme engeli oluşturması gerekebilir. Bu sebeple akıl  hastalığının evlenme engeli oluşturması, evlenmenin ayırt etme gücü (temyiz kudreti)  koşulundan bağımsız olarak ayrı bir maddede düzenlenmiştir. Ancak resmî sağlık  kurulu raporu ile evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı tespit edildiği takdirde akıl  hastalarının evlenmesine izin verilecektir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 67 -
- 6 6 - tercih edilmiştir. Bu ifade sayesinde önceki evirtiğin sona erme sebebi ne olursa olsun  bunu kanıtlayan kişinin yeniden evlenebileceği ortaya konulmuştur.  Madde 131- Yürürlükteki Kanunun 94 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  3444 sayılı Kanunla yürürlükteki 94 üncü maddeye evliliğin sona erdirilmesi  hususunda getirilen yeni bir sebep "gaiplik kararım alan eşin bunu kendi istediği  zamanda götürüp nüfus idaresine vermesidir. Bu yöntem Medenî Kanunumuzun  sistemine yabancıdır. Zira Medenî Kanunumuza göre evlilik ya kendiliğinden sona  erer (ölüm); ya da mahkeme kararıyla sona erdirilir (boşanma, iptal, evliliğin feshi).  Bu sebeple 3444 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin isabetli olmadığı oyçokluğuyla  kabul edilmiş, madde yeniden kaleme alınmıştır.  Madde 132- Yürürlükteki Kanunun 95 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin "2. Müddetler" "a. Kadm için" şeklindeki konu ve kenar başlıkları  "2. Kadm için bekleme süresi" şeklinde tek başlık hâline getirilmiştir. Zira bunu takip  eden eski 96 ncı madde 3444 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olup, artık  boşanan kadm için bir cezaî beldeme süresi söz konusu olmadığından, madde bir tek  bekleme süresiyle sınırlı hâle getirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası yemden ve daha uygun bir ifadeyle kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki 95 inci maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ikinci fıkra hâline  getirilmiştir.  Maddenin son fıkrasında kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının  anlaşılması veya önceki eşiyle yeniden evlenmek istemesi hâlinde hâkime süreyi  kısaltma yetkisi verilmemiş, hâkimin bu süreyi kaldırması öngörülmüştür. Zira bu iki  hâlde de kadının evlenmesini engelleyen süreyi kısaltmanın bir anlamı yoktur. Bu gibi  hâllerde mahkemece sürenin tamamen kaldırılması gerekir.  Madde 133- Akıl hastalığının evlenme engeli oluşturmasına ilişkin hüküm,  yürürlükteki Kanunda, evlenme şartlarından temyiz kudretini düzenleyen 89 uncu  maddede yer almaktadır. Bu durum, akıl hastalığının, temyiz kudretini kaldırması  sebebiyle evlenmeye engel oluşturacağı gibi bir anlam çıkarılmasına müsaittir. Oysa  doktrinde isabetle belirtildiği üzere, temyiz kudreti açısından akıl hastalığının ayrıca  belirtilmesine ihtiyaç yoktur.  Akıl hastalığı, temyiz kudretini devamlı olarak kaldırmasa ve evlenme merasimi  sırasında akıl hastası ayırt etme gücüne sahip bulunsa bile, neslin sağlığı açısından  akıl hastalığının bir evlenme engeli oluşturması gerekebilir. Bu sebeple akıl  hastalığının evlenme engeli oluşturması, evlenmenin ayırt etme gücü (temyiz kudreti)  koşulundan bağımsız olarak ayrı bir maddede düzenlenmiştir. Ancak resmî sağlık  kurulu raporu ile evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı tespit edildiği takdirde akıl  hastalarının evlenmesine izin verilecektir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 7 - ÜÇÜNCÖ AYIRIM  EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ  Madde 134-Yürürliikteki Kanunun 97 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metnin "Evlenmenin ilâm ve akdi" şeklindeki üçüncü ayırım  başlığı, "Evlenme başvurusu ve töreni" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin konu ve  kenar başlıkları içeriğiyle uyumlu olacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Maddede  birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme  memurluğuna birlikte başvurmalan öngörülmüştür. Bununla erkeğin yerleşim yerinin  bulunduğu yer evlendirme memurluğuna başvurulması koşulundan vazgeçilmiş, gerek  erkeğin gerek kadının oturduğu yerdeki evlendirme memurluğuna başvurulması yeterli  görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında evlendirme memurluğu görevinin belediye bulunan  yerlerde belediye başkam veya onun bu işle görevlendirdiği memuruna, köylerde ise  muhtara ait olduğu hükme bağlamıştır.  Madde 135- Maddede evlenme başvurusunun ne şekilde yapılacağı  düzenlenmiştir. Bu başvurunun eskiden olduğu gibi yazılı veya sözlü olabileceği  hükme bağlanmıştır.  Madde 136- Maddede, evlenme için başvuruda bulunacakların başvuruya  eklemeleri gerekli olan belgeler belirlenmiştir.  Madde Î37- Madde başvurunun incelenmesi ve evlenme isteminin reddini  düzenlemektedir.  Birinci fıkra, başvuruda bir eksiklik görülmesi hâlinde, eksikliklerin bizzat  evlendirme memurluğu tarafından tamamlanmasını veya evleneceklere  tamamlattırılması düzenlemektedir. Maddenin ikinci fıkrası ise, evlenme  başvurusunun usulüne uygun yapılmadığı ya da tarafların evlenme ehliyetlerinin  bulunmaması yahut evlenmelerine yasal bir engelin bulunması hâlinde evlenme  isteminin reddedilmesini ve bunun evlenme için başvuruda bulunanlara yazılı olarak  bildirilmesini hükme bağlamaktadır.  Madde 138- Maddede evlenme isteminin reddi kararma karşı taraflara  mahkemeye itirazda bulunma olanağı tanınmıştır. Bu itiraz çekişmeli yargı davasıyla  değil, evrak üzerinde incelenecek olan bir itiraz şeklinde hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, evlendirme memurluğunun evlenme istemini ret  kararının mutlak butlan sebeplerinden birine dayanmış olması hâlinde, buna itiraz  davasının basit yargılama usulüyle görülen bir dava şeklinde açılması ve davada  Cumhuriyet savcısının hazır bulunması öngörülmüştür. Böylece evlenmeye önemli bir  engel oluşturan mutlak butlan hâllerinde -kamu düzeniyle ilgisi olması nedeniyle- davada Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasında zaruret görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 68 -
- 6 7 - ÜÇÜNCÖ AYIRIM  EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ  Madde 134-Yürürliikteki Kanunun 97 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metnin "Evlenmenin ilâm ve akdi" şeklindeki üçüncü ayırım  başlığı, "Evlenme başvurusu ve töreni" şeklinde değiştirilmiştir. Maddenin konu ve  kenar başlıkları içeriğiyle uyumlu olacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Maddede  birbiriyle evlenecek erkek ve kadının içlerinden birinin oturduğu yerdeki evlendirme  memurluğuna birlikte başvurmalan öngörülmüştür. Bununla erkeğin yerleşim yerinin  bulunduğu yer evlendirme memurluğuna başvurulması koşulundan vazgeçilmiş, gerek  erkeğin gerek kadının oturduğu yerdeki evlendirme memurluğuna başvurulması yeterli  görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında evlendirme memurluğu görevinin belediye bulunan  yerlerde belediye başkam veya onun bu işle görevlendirdiği memuruna, köylerde ise  muhtara ait olduğu hükme bağlamıştır.  Madde 135- Maddede evlenme başvurusunun ne şekilde yapılacağı  düzenlenmiştir. Bu başvurunun eskiden olduğu gibi yazılı veya sözlü olabileceği  hükme bağlanmıştır.  Madde 136- Maddede, evlenme için başvuruda bulunacakların başvuruya  eklemeleri gerekli olan belgeler belirlenmiştir.  Madde Î37- Madde başvurunun incelenmesi ve evlenme isteminin reddini  düzenlemektedir.  Birinci fıkra, başvuruda bir eksiklik görülmesi hâlinde, eksikliklerin bizzat  evlendirme memurluğu tarafından tamamlanmasını veya evleneceklere  tamamlattırılması düzenlemektedir. Maddenin ikinci fıkrası ise, evlenme  başvurusunun usulüne uygun yapılmadığı ya da tarafların evlenme ehliyetlerinin  bulunmaması yahut evlenmelerine yasal bir engelin bulunması hâlinde evlenme  isteminin reddedilmesini ve bunun evlenme için başvuruda bulunanlara yazılı olarak  bildirilmesini hükme bağlamaktadır.  Madde 138- Maddede evlenme isteminin reddi kararma karşı taraflara  mahkemeye itirazda bulunma olanağı tanınmıştır. Bu itiraz çekişmeli yargı davasıyla  değil, evrak üzerinde incelenecek olan bir itiraz şeklinde hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, evlendirme memurluğunun evlenme istemini ret  kararının mutlak butlan sebeplerinden birine dayanmış olması hâlinde, buna itiraz  davasının basit yargılama usulüyle görülen bir dava şeklinde açılması ve davada  Cumhuriyet savcısının hazır bulunması öngörülmüştür. Böylece evlenmeye önemli bir  engel oluşturan mutlak butlan hâllerinde -kamu düzeniyle ilgisi olması nedeniyle- davada Cumhuriyet savcısının hazır bulunmasında zaruret görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 6 8 - Madde 139- Maddede, evlendirme memurunun, evlenmelerine engel hâl  bulunmayanlara veya evlenme istemleri ret edilmesine rağmen bu reddin mahkemece  kaldırılması hâlinde taraflara evlenme gün ve saatini bildirmesi ya da evlenme izin  belgesini vermesi hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, evlenme izin belgesi ile tarafların altı ay içerisinde  herhangi bir evlendirme memurluğu önünde evlenme hakkma sahip bulunduklarım  tekrarlamaktadır.  Madde 140- Yürürlükteki Kanunun 106 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yapılan düzenlemede daha açık olarak, evlenme koşullarının bulunmadığının  tespit edildiği hâllerle, evlendirme belgesi verilmesinden sonra dahi evlenme  koşullannın bulunmadığının anlaşılması veya evlenme belgesinin verilmesinden  itibaren altı aym geçmesi hâlinde evlendirme memurunun evlenme törenini  yapamayacağı belirtilmiştir.  Madde 141- Yürürlükteki Kanunun 108 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddeyle evlenme merasiminin yeri ve usulü düzenlenmektedir. Buna göre  evlenme töreni evlendirme memuru ile iki ergin ve ayırt etme gücüne sahip tanığın  önünde ve açık (alenî) olarak yapılmak zorundadır. Kural olarak evlenme tören yeri  evlendirme dairesidir. Fakat istem üzerine evlendirme memurluğunun uygun bulacağı  diğer yerlerde de bu tören yapılabilecektir.  Madde 142- Madde yürürlükteki Kanunun 109 uncu maddesinden  sadeleştirilerek aynen alınmıştır.  Madde 143- Madde yürürlükteki Kanunun 110 uncu maddesinden  sadeleştirilmek suretiyle alınmış ve kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline  getirilmiştir.  Madde 144- Maddeyle, yürürlükteki Kanunun 111 inci maddesinde öngörülen  nizamname yerine yönetmelik çıkarılması öngörülmektedir. Bu yönetmelikle evlenme  işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışmalar ve evlenme başvurusu ve  töreniyle ilgili diğer konular düzenlenecektir.  DÖRDÜıNCÜ AYIRIM  BATIL OLAN EVLENMELER  Madde 145- Yürürlükteki Kanunun 112 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu ve kenar başlıkları "A.Mutlak Butlan" "1.Sebepleri" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin (2) numaralı bendindeki "akıl hastalığı veya daimî bir sebep neticesi  mümeyyiz" olmama hâli iki ayrı bent hâline getirilmiştir. Maddenin (2) numaralı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 69 -
- 6 8 - Madde 139- Maddede, evlendirme memurunun, evlenmelerine engel hâl  bulunmayanlara veya evlenme istemleri ret edilmesine rağmen bu reddin mahkemece  kaldırılması hâlinde taraflara evlenme gün ve saatini bildirmesi ya da evlenme izin  belgesini vermesi hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, evlenme izin belgesi ile tarafların altı ay içerisinde  herhangi bir evlendirme memurluğu önünde evlenme hakkma sahip bulunduklarım  tekrarlamaktadır.  Madde 140- Yürürlükteki Kanunun 106 ncı maddesini karşılamaktadır.  Yapılan düzenlemede daha açık olarak, evlenme koşullarının bulunmadığının  tespit edildiği hâllerle, evlendirme belgesi verilmesinden sonra dahi evlenme  koşullannın bulunmadığının anlaşılması veya evlenme belgesinin verilmesinden  itibaren altı aym geçmesi hâlinde evlendirme memurunun evlenme törenini  yapamayacağı belirtilmiştir.  Madde 141- Yürürlükteki Kanunun 108 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddeyle evlenme merasiminin yeri ve usulü düzenlenmektedir. Buna göre  evlenme töreni evlendirme memuru ile iki ergin ve ayırt etme gücüne sahip tanığın  önünde ve açık (alenî) olarak yapılmak zorundadır. Kural olarak evlenme tören yeri  evlendirme dairesidir. Fakat istem üzerine evlendirme memurluğunun uygun bulacağı  diğer yerlerde de bu tören yapılabilecektir.  Madde 142- Madde yürürlükteki Kanunun 109 uncu maddesinden  sadeleştirilerek aynen alınmıştır.  Madde 143- Madde yürürlükteki Kanunun 110 uncu maddesinden  sadeleştirilmek suretiyle alınmış ve kaynak Kanuna uygun olarak üç fıkra hâline  getirilmiştir.  Madde 144- Maddeyle, yürürlükteki Kanunun 111 inci maddesinde öngörülen  nizamname yerine yönetmelik çıkarılması öngörülmektedir. Bu yönetmelikle evlenme  işlemi, evlenme kütüğü, evlenmeye ilişkin yazışmalar ve evlenme başvurusu ve  töreniyle ilgili diğer konular düzenlenecektir.  DÖRDÜıNCÜ AYIRIM  BATIL OLAN EVLENMELER  Madde 145- Yürürlükteki Kanunun 112 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu ve kenar başlıkları "A.Mutlak Butlan" "1.Sebepleri" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin (2) numaralı bendindeki "akıl hastalığı veya daimî bir sebep neticesi  mümeyyiz" olmama hâli iki ayrı bent hâline getirilmiştir. Maddenin (2) numaralı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  -69- bendinde "sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksunluk"; (4) numaralı bendinde  ise "evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı" hâli kaleme alınmıştır. Bu yolla  herhangi bir akıl hastalığının değil, ancak "evlenmeye engel olacak derecedeki" akıl  hastalığı evliliğin butlanı sebebi sayılmıştır.  Madde 146- Yürürlükteki Kanunun 113 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede sadece dava açma hakkı değil aynı zamanda Cumhuriyet savcıları için  böyle bir davayı açma, görev olarak düzenlenmiş olduğundan kenar başlık "Dava  açma görevi ve hakla" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde iki fıkra hâline getirilmiştir. Birinci fıkrada Cumhuriyet savcıları  bakımından dava açma görevi, ikinci fıkrada ilgililer babmmdan dava açma hakkı  düzenlenmiştir.  Madde 147- Yürürlükteki Kanunun J14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte Türkçeleştirilerek yeniden kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin' ikinci fıkrasında dava hakkı , ayırt etme gücüne sonradan  sahip olan veya akıl hastalığı iyileşmiş olan eşe de tanınmıştır. Bu düzenleme isabetli  olmadığından, ikinci fıkra değiştirilmek suretiyle dava hakkı sadece ayırt etme gücüne  sahip değilken ya da akıl hastası iken ayırt etme gücünü sonradan kazanan ya da akıl  hastalığı iyileşen eş için tanınmıştır. Üçüncü fıkrada, evliyken yeniden evlenen bir  kimsenin önceki evliliğinin mutlak butlan karan verilmeden önce sona ermesi ve  ikinci evlenmede de diğer eşin iyiniyetli olması hâlinde, artık mutlak butlan sebebi  kalmadığından, evlenmenin butlanına karar verilemeyeceği öngörülmüştür. Maddede  İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde yer alan "butlan" sözcüğü  kullanılmıştır. Bu sözcük hem mutlak butlan hem de nisbi butlan hâllerini ifade  etmektedir.  Madde 148- Yürürlükteki Kanunun 115 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığı "B.Nisbî butlan" şeklinde korunmuş bunu takip eden  birinci kenar başlık "I.Eşjerin dava hakkı" şeklinde değiştirilmiştir. Burada eşlerin  dava hakkından birincisi olarak, maddenin kenar başlığında "1.Temyiz kudretinden  mahrumiyet" ifadesi yerine "Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk" ifadesi  kullanılmıştır. Bu yolla bu maddenin temyiz kudretinden her yoksunluk hâlini  kapsamadığı buraya sadece geçici yoksunluk hâllerinin girdiği ifade edilmek  istenmiştir.  Maddede yanlış olarak kullanılan "fesih" sözcüğü yerine doğru olarak "iptal"  sözcüğü kullanılmıştır. Zira fesih, geçerli olan bir hukukî ilişkinin sona erdirilmesi  olduğu hâlde, iptal geçerli olmayan bir hukukî ilişkinin ortadan kaldırılmasını ifade  eder ki, maddede söz konusu olan durum budur.  Madde 149- Yürürlükteki Kanunun 116 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 70 -
-69- bendinde "sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksunluk"; (4) numaralı bendinde  ise "evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı" hâli kaleme alınmıştır. Bu yolla  herhangi bir akıl hastalığının değil, ancak "evlenmeye engel olacak derecedeki" akıl  hastalığı evliliğin butlanı sebebi sayılmıştır.  Madde 146- Yürürlükteki Kanunun 113 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede sadece dava açma hakkı değil aynı zamanda Cumhuriyet savcıları için  böyle bir davayı açma, görev olarak düzenlenmiş olduğundan kenar başlık "Dava  açma görevi ve hakla" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde iki fıkra hâline getirilmiştir. Birinci fıkrada Cumhuriyet savcıları  bakımından dava açma görevi, ikinci fıkrada ilgililer babmmdan dava açma hakkı  düzenlenmiştir.  Madde 147- Yürürlükteki Kanunun J14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte Türkçeleştirilerek yeniden kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin' ikinci fıkrasında dava hakkı , ayırt etme gücüne sonradan  sahip olan veya akıl hastalığı iyileşmiş olan eşe de tanınmıştır. Bu düzenleme isabetli  olmadığından, ikinci fıkra değiştirilmek suretiyle dava hakkı sadece ayırt etme gücüne  sahip değilken ya da akıl hastası iken ayırt etme gücünü sonradan kazanan ya da akıl  hastalığı iyileşen eş için tanınmıştır. Üçüncü fıkrada, evliyken yeniden evlenen bir  kimsenin önceki evliliğinin mutlak butlan karan verilmeden önce sona ermesi ve  ikinci evlenmede de diğer eşin iyiniyetli olması hâlinde, artık mutlak butlan sebebi  kalmadığından, evlenmenin butlanına karar verilemeyeceği öngörülmüştür. Maddede  İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde yer alan "butlan" sözcüğü  kullanılmıştır. Bu sözcük hem mutlak butlan hem de nisbi butlan hâllerini ifade  etmektedir.  Madde 148- Yürürlükteki Kanunun 115 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin konu başlığı "B.Nisbî butlan" şeklinde korunmuş bunu takip eden  birinci kenar başlık "I.Eşjerin dava hakkı" şeklinde değiştirilmiştir. Burada eşlerin  dava hakkından birincisi olarak, maddenin kenar başlığında "1.Temyiz kudretinden  mahrumiyet" ifadesi yerine "Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk" ifadesi  kullanılmıştır. Bu yolla bu maddenin temyiz kudretinden her yoksunluk hâlini  kapsamadığı buraya sadece geçici yoksunluk hâllerinin girdiği ifade edilmek  istenmiştir.  Maddede yanlış olarak kullanılan "fesih" sözcüğü yerine doğru olarak "iptal"  sözcüğü kullanılmıştır. Zira fesih, geçerli olan bir hukukî ilişkinin sona erdirilmesi  olduğu hâlde, iptal geçerli olmayan bir hukukî ilişkinin ortadan kaldırılmasını ifade  eder ki, maddede söz konusu olan durum budur.  Madde 149- Yürürlükteki Kanunun 116 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 0 - Madde 150- Yürürlükteki Kanunun 117 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Madde 151- Yürürlükteki Kanunun 118 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte anlaştırılmak ve daha anlaşılır hâle getirmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Madde 152-Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda maddenin kenar başlığı ve metni iptal davasına ilişkin  sürenin zamanaşımı süresi olduğunu ifade ermektedir. Doktrinde ve mahkeme  içtihatlarında çoğunlukla belirtildiği üzere, bir yenilik doğuran hak olan iptal davası  açma hakkına ilişkin süre hak düşürücü bir süredir. Bu husus dikkate alınarak  maddenin başlığı ve ifadesi düzeltilmiş fakat yürürlükteki Kanunda kabul edilmiş  süreler aynen muhafaza edilmiştir.  Madde 153- Yürürlükteki Kanunun 120 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Yasal temsilcinin dava hakkı" şeklinde kısaltılmış ve  maddenin dili daha anlaşılır bir şekilde kaleme alınmıştır.  Madde evlenmenin feshi değil iptaliyle ilgilidir. Bu nedenle "fesih" yerine  "iptal" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 154- Yürürlükteki Kanunun 122 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddede kadın açısından geçerli olan bekleme süresine rağmen yapılan  evliliğin butlanının istenemeyeceği düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanunun 142 nci  maddesinde öngörülen "kazaî müddetler" 3444 sayılı Kanunla kaldırılmış olduğundan,  böyle bir süreye uyulmaması da söz konusu olamayacağmdan maddede bu husus  düzenlenmemiştir. Maddede, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde olduğu  gibi, hem mutlak butlan hem de nisbî butlan hâllerini ifade etmek üzere, yürürlükteki  metinde yer alan "fesih" sözcüğü yerine "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 155-Yürürlükteki Kanunun 123 Üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Şekil noksanı" yerine "Şekil kurallarına uymama"  biçiminde değiştirilmiştir. Maddede yetkili memur önünde evlenmenin akdedilmesi  hâlinde, bunun dışında kalan diğer şekil eksikliklerinin bir butlan sebebi  sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Yürürlükte olan maddedeki evlendirmeye yetkili  memurlar olarak "burada belediye reisi veya vekili veya köylerde ihtiyar heyeti"  şeklinde sayma yerine "evlendirmeye yetkili memur" ifadesinin kullanılması tercih  edilmiştir. Böylece maddede sayılan bu kişiler dışında Nüfus Kanunu ile kendilerine  evlendirme memurluğu yetkisi verilmiş kişilerin de bu ifade kapsamında yer alması  sağlanmıştır. Maddede, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde olduğu gibi,  hem mutlak butlan, hem de nisbî butlan hâllerini ifade etmek üzere, "butlan" sözcüğü  kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 71 -
- 7 0 - Madde 150- Yürürlükteki Kanunun 117 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Madde 151- Yürürlükteki Kanunun 118 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde kenar başlığıyla birlikte anlaştırılmak ve daha anlaşılır hâle getirmek  üzere yeniden kaleme alınmış, içeriğinde değişiklik yapılmamıştır.  Madde 152-Yürürlükteki Kanunun 119 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda maddenin kenar başlığı ve metni iptal davasına ilişkin  sürenin zamanaşımı süresi olduğunu ifade ermektedir. Doktrinde ve mahkeme  içtihatlarında çoğunlukla belirtildiği üzere, bir yenilik doğuran hak olan iptal davası  açma hakkına ilişkin süre hak düşürücü bir süredir. Bu husus dikkate alınarak  maddenin başlığı ve ifadesi düzeltilmiş fakat yürürlükteki Kanunda kabul edilmiş  süreler aynen muhafaza edilmiştir.  Madde 153- Yürürlükteki Kanunun 120 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Yasal temsilcinin dava hakkı" şeklinde kısaltılmış ve  maddenin dili daha anlaşılır bir şekilde kaleme alınmıştır.  Madde evlenmenin feshi değil iptaliyle ilgilidir. Bu nedenle "fesih" yerine  "iptal" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 154- Yürürlükteki Kanunun 122 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddede kadın açısından geçerli olan bekleme süresine rağmen yapılan  evliliğin butlanının istenemeyeceği düzenlenmiştir. Yürürlükteki Kanunun 142 nci  maddesinde öngörülen "kazaî müddetler" 3444 sayılı Kanunla kaldırılmış olduğundan,  böyle bir süreye uyulmaması da söz konusu olamayacağmdan maddede bu husus  düzenlenmemiştir. Maddede, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde olduğu  gibi, hem mutlak butlan hem de nisbî butlan hâllerini ifade etmek üzere, yürürlükteki  metinde yer alan "fesih" sözcüğü yerine "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 155-Yürürlükteki Kanunun 123 Üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin kenar başlığı "Şekil noksanı" yerine "Şekil kurallarına uymama"  biçiminde değiştirilmiştir. Maddede yetkili memur önünde evlenmenin akdedilmesi  hâlinde, bunun dışında kalan diğer şekil eksikliklerinin bir butlan sebebi  sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Yürürlükte olan maddedeki evlendirmeye yetkili  memurlar olarak "burada belediye reisi veya vekili veya köylerde ihtiyar heyeti"  şeklinde sayma yerine "evlendirmeye yetkili memur" ifadesinin kullanılması tercih  edilmiştir. Böylece maddede sayılan bu kişiler dışında Nüfus Kanunu ile kendilerine  evlendirme memurluğu yetkisi verilmiş kişilerin de bu ifade kapsamında yer alması  sağlanmıştır. Maddede, İsviçre Medenî Kanununun Fransızca metninde olduğu gibi,  hem mutlak butlan, hem de nisbî butlan hâllerini ifade etmek üzere, "butlan" sözcüğü  kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 1 —  Madde 156- Yürürlükteki Kanunun 124 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde tek fıkra hâlinde sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Kenar başlığı "butlan karan" şeklindedir. Zira bu  madde hem mutlak butlan, hem de nisbî butlan sebebiyle geçersiz olan evlilikleri  içermektedir.  Madde 157- Yürürlükteki Kanunun 125 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sade ve daha anlaşılır bir hâle getirilmiştir. Maddede yürürlükteki  metinden farklı olarak "fesih" sözcüğü yerine, mutlak butlan ve nisbî butlam ifade  etmek üzere "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 158- Yürürlükteki Kanunun 126 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde de, evlenmenin butlanına karar verilmesi durumunda, evlenirken  iyiniyetli bulunan eşin, bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu koruyacağı  Öngörülmüştür. Maddenin birinci fıkrasındaki "fakat evlenmeden evvelki aile ismini  tekrar alır" cümlesi kaldırılmış, bu cümle ikinci fıkrada "soyadı hakkında boşanmaya  ilişkin hükümler uygulanır" hükmüyle daha isabetli bir düzenlemeye  kavuşturulmuştur. Gerçekten de evlenmenin butlam sonucu kadmm önceki aile  soyadını alması boşanmada buna ilişkin hükümlerde düzenlenmiştir. Bu nedenle  boşanmaya ilişkin hükümlere yollama yapan ikinci fıkradaki hâller araşma soyadınm  da konulması suretiyle kanun yapma tekniği bakımından daha isabetli davramlmıştır.  Madde 159- Yürürlükteki Kanunun 127 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Maddede,  yürürlükteki metmde yer alan "fesih" sözcüğü yerine, mutlak butlan ve nisbî butlan  hâllerini kapsamak üzere "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 160- Yürürlükteki Kanunun 128 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek ve diğer maddelerde olduğu gibi "fesih" yerine mutlak  butlan ve nisbî butlan hâllerini kapsamak üzere "iptal" sözcüğü kullanılmak suretiyle  yeniden kaleme alınmıştır.  İKİNCİ BÖLÜM  BOŞANMA  Madde 161- Yürürlükteki Kanunun 129 uncu maddesini karşılamâktadu.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 162- Yürürlükteki Kanunun 130 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda "cana kast" ve "pek fena muameleler" boşanma sebebi  olarak öngörülmüştür. Oysa Uygulamada ve özellikle yargısal içtihatlarda eşlerden  birinin diğerine karşı "onur kırıcı davranışta bulunması" da boşanma sebebi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 72 -
- 7 1 —  Madde 156- Yürürlükteki Kanunun 124 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde tek fıkra hâlinde sadeleştirilmek ve daha anlaşılır hâle getirilmek  suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Kenar başlığı "butlan karan" şeklindedir. Zira bu  madde hem mutlak butlan, hem de nisbî butlan sebebiyle geçersiz olan evlilikleri  içermektedir.  Madde 157- Yürürlükteki Kanunun 125 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sade ve daha anlaşılır bir hâle getirilmiştir. Maddede yürürlükteki  metinden farklı olarak "fesih" sözcüğü yerine, mutlak butlan ve nisbî butlam ifade  etmek üzere "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 158- Yürürlükteki Kanunun 126 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde de, evlenmenin butlanına karar verilmesi durumunda, evlenirken  iyiniyetli bulunan eşin, bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu koruyacağı  Öngörülmüştür. Maddenin birinci fıkrasındaki "fakat evlenmeden evvelki aile ismini  tekrar alır" cümlesi kaldırılmış, bu cümle ikinci fıkrada "soyadı hakkında boşanmaya  ilişkin hükümler uygulanır" hükmüyle daha isabetli bir düzenlemeye  kavuşturulmuştur. Gerçekten de evlenmenin butlam sonucu kadmm önceki aile  soyadını alması boşanmada buna ilişkin hükümlerde düzenlenmiştir. Bu nedenle  boşanmaya ilişkin hükümlere yollama yapan ikinci fıkradaki hâller araşma soyadınm  da konulması suretiyle kanun yapma tekniği bakımından daha isabetli davramlmıştır.  Madde 159- Yürürlükteki Kanunun 127 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Maddede,  yürürlükteki metmde yer alan "fesih" sözcüğü yerine, mutlak butlan ve nisbî butlan  hâllerini kapsamak üzere "butlan" sözcüğüne yer verilmiştir.  Madde 160- Yürürlükteki Kanunun 128 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek ve diğer maddelerde olduğu gibi "fesih" yerine mutlak  butlan ve nisbî butlan hâllerini kapsamak üzere "iptal" sözcüğü kullanılmak suretiyle  yeniden kaleme alınmıştır.  İKİNCİ BÖLÜM  BOŞANMA  Madde 161- Yürürlükteki Kanunun 129 uncu maddesini karşılamâktadu.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 162- Yürürlükteki Kanunun 130 uncu maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda "cana kast" ve "pek fena muameleler" boşanma sebebi  olarak öngörülmüştür. Oysa Uygulamada ve özellikle yargısal içtihatlarda eşlerden  birinin diğerine karşı "onur kırıcı davranışta bulunması" da boşanma sebebi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 7 2 - sayılmaktadır. Maddeye "onur kinci davranışta bulunma" sebebi de eklenmiş ve  böylece "hayata kast", "pek kötü davramş" ve "onur kinci davranış" olmak Üzere  madde üç boşanma sebebini kapsayacak hâle getirilmiştir.  Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralan sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır;  Madde 163- Yürürlükteki Kanunun 131 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddedeki "terzil edici cürüm" kavramı yerine "küçük düşürücü suç" kavramı  kullanılmıştır. Bu kavrara hem yüz kızartıcı hem de bu nitelikte olmayan diğer  cürümleri kapsar mahiyette geniş bir kavramdır.  Yürürlükteki maddede "terzil edici cürüm" işleme mutlak bir boşanma sebebi,  buna karşılık haysiyetsiz hayat sürme nisbî bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.  Bir başka ifadeyle terzil edici cürüm de çeldlmezlik şartı aranmadan boşanmaya  hükmedilebildiği hâlde, haysiyetsiz bir yaşam sürme hâlinde bu durum tek basma  boşanma için yeterli olmayıp, bu sebeple eşler için birlikte yaşama çekilmez hâle  gelmiş olmalıdır. Değişiklik sonucu her iki sebep de nisbî boşanma sebebi hâline  getirilmiştir. Buna göre ister küçük düşürücü suç işlenmiş olsun, ister haysiyetsiz bir  hayat sürülmüş olsun, boşanmaya hükmetmek için bu durumların diğer eş için birlikte  yaşamayı çekilmez hâle getirmesi zorunlu olacaktır.  Madde 164- Yürürlükteki Kanunun 132 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddede iki önemli değişiklik yapılmıştır. Yürürlükteki maddede üç ay olarak  öngörülmüş olan terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılması, ortak konutu terk  etmiş olan eşe düşünme süresi olarak daha fazla zaman sağlayacaktır. Pek de önemli  olmayan sebeplerle ortak konutu terk eden eşler, zaman geçtikçe yaptıkları davranışın  doğru olmadığım, böyle bir sebeple evliliği sona erdirmenin giderilmesi (telafisi)  mümkün olmayacak bir hata olacağım anlayacaklardır. Kaynak Kanunda bu süre iki  yıl olarak öngörülmüştür.  İkinci değişiklik ihtardan sonra dava açılabilmesi için aranan sürenin bir aydan  İM aya çıkarılmış olmasıdır. Eğer davada hakkı olan eş, terk eden eşin eve dönmesinin  yararlı olacağına inanıyorsa, mahkeme kanalıyla dördüncü aym sonunda, iki ay  içerisinde ortak konuta dönmesi için ihtarda bulunabilecektir. Maddede aynca bu  ihtann gerektiğinde ilân yoluyla da yapılmasına imkân tanınmıştır.  Madde 165- Yürürlükteki Kanunun 133 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Yürürlükteki  Kanunda akıl hastalığı, en az üç yıldan beri devam etmesi ve bu durumun müşterek  hayatın devamım diğer taraf için çekilmez hâle getirmesi koşuluyla boşanma sebebi  kabul edilmektedir. Hastalığın geçmesine olanak yoksa, sağlıklı olan eşi üç yıl gibi  uzun bir süre dayanılmaz hayat şartlan altında bırakmanın adil olmayacağı  düşüncesiyle; akıl hastalığının ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi ve  hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit  edilmesi koşuluyla boşanma davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Aynca akıl  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 73 -
— 7 2 - sayılmaktadır. Maddeye "onur kinci davranışta bulunma" sebebi de eklenmiş ve  böylece "hayata kast", "pek kötü davramş" ve "onur kinci davranış" olmak Üzere  madde üç boşanma sebebini kapsayacak hâle getirilmiştir.  Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralan sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır;  Madde 163- Yürürlükteki Kanunun 131 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddedeki "terzil edici cürüm" kavramı yerine "küçük düşürücü suç" kavramı  kullanılmıştır. Bu kavrara hem yüz kızartıcı hem de bu nitelikte olmayan diğer  cürümleri kapsar mahiyette geniş bir kavramdır.  Yürürlükteki maddede "terzil edici cürüm" işleme mutlak bir boşanma sebebi,  buna karşılık haysiyetsiz hayat sürme nisbî bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir.  Bir başka ifadeyle terzil edici cürüm de çeldlmezlik şartı aranmadan boşanmaya  hükmedilebildiği hâlde, haysiyetsiz bir yaşam sürme hâlinde bu durum tek basma  boşanma için yeterli olmayıp, bu sebeple eşler için birlikte yaşama çekilmez hâle  gelmiş olmalıdır. Değişiklik sonucu her iki sebep de nisbî boşanma sebebi hâline  getirilmiştir. Buna göre ister küçük düşürücü suç işlenmiş olsun, ister haysiyetsiz bir  hayat sürülmüş olsun, boşanmaya hükmetmek için bu durumların diğer eş için birlikte  yaşamayı çekilmez hâle getirmesi zorunlu olacaktır.  Madde 164- Yürürlükteki Kanunun 132 nci maddesini karşılamaktadır.  Maddede iki önemli değişiklik yapılmıştır. Yürürlükteki maddede üç ay olarak  öngörülmüş olan terk süresi altı aya çıkarılmıştır. Sürenin uzatılması, ortak konutu terk  etmiş olan eşe düşünme süresi olarak daha fazla zaman sağlayacaktır. Pek de önemli  olmayan sebeplerle ortak konutu terk eden eşler, zaman geçtikçe yaptıkları davranışın  doğru olmadığım, böyle bir sebeple evliliği sona erdirmenin giderilmesi (telafisi)  mümkün olmayacak bir hata olacağım anlayacaklardır. Kaynak Kanunda bu süre iki  yıl olarak öngörülmüştür.  İkinci değişiklik ihtardan sonra dava açılabilmesi için aranan sürenin bir aydan  İM aya çıkarılmış olmasıdır. Eğer davada hakkı olan eş, terk eden eşin eve dönmesinin  yararlı olacağına inanıyorsa, mahkeme kanalıyla dördüncü aym sonunda, iki ay  içerisinde ortak konuta dönmesi için ihtarda bulunabilecektir. Maddede aynca bu  ihtann gerektiğinde ilân yoluyla da yapılmasına imkân tanınmıştır.  Madde 165- Yürürlükteki Kanunun 133 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Yürürlükteki  Kanunda akıl hastalığı, en az üç yıldan beri devam etmesi ve bu durumun müşterek  hayatın devamım diğer taraf için çekilmez hâle getirmesi koşuluyla boşanma sebebi  kabul edilmektedir. Hastalığın geçmesine olanak yoksa, sağlıklı olan eşi üç yıl gibi  uzun bir süre dayanılmaz hayat şartlan altında bırakmanın adil olmayacağı  düşüncesiyle; akıl hastalığının ortak hayatı diğer eş için çekilmez hâle getirmesi ve  hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit  edilmesi koşuluyla boşanma davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Aynca akıl  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 3 - hastalığt gibi önemli bir konuda herhangi bir bilirkişi raporu ile yetinilmeyip, resmî  sağlık kurulu raporunun alınması esası benimsenmiştir.  Madde 166- Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinden 3444 sayılı Kanunla  yapılmış olan değişikliklerle birlikte aynen alınmış, herhangi bir değişiklik  yapılmamıştır.  Madde 167- Yürürlükteki Kanunun 135 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddeyle davacıya dilerse boşanma dilerse ayrılığa karar verilmesini isteme  yetkisi tanınmıştır. Mevcut maddedeki hüküm sadeleştirilmek suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır.  Madde 168- Yürürlükteki Kanunun 136 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu ilgilendiren bir konuyu  düzenlemesine rağmen, ldşi halleriyle ilgili önemli bir özel konu olması nedeniyle  burada özel yetki kuralı koymanın yararlan bulunmaktadır. Bu sebeple maddede özel  yetki kuralına ilişkin hüküm korunmuştur. Ancak yürürlükteki madde, davacının  boşanmada kusursuz, davalının kusurlu olduğu karinesinden hareketle davacıya  kolaylık getirip, kendi yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açmasını  kabul etmiştir. Oysa boşanmada kusur ilkesi terk edildiğinden yetki konusunda  "eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri  birlikte oturdukları yer mahkemesi"nin özel yetkisine yer verilmek suretiyle  değişikliğe gidilmiştir.  Madde 169- Yürürlükteki Kanunun 137 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 170- Yürürlükteki Kanunun 138 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde üç fıkrasıyla birlikte sadeleştirilmek suretiyle yeniden aynen kaleme  alınmıştır.  Madde 171- Yürürlükteki Kanunun 139 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede ayrılık süresinin alt ve üst sınırı aynen korunmuştur. Ancak ayrılık  süresinin işlemeye başladığı tarihe açıklık getirmek üzere, bu sürenin ayrılığa ilişkin  kararın kesinleşmesinden itibaren işlemeye başladığı kabul edilmiştir.  Madde 172- Yürürlükteki Kanunun 140 mcı maddesini karşılamaktadır.  Ayrılık süresi sonunda her iki eşe de, herhangi bir kayda bağlı olmaksızın  boşanmaya karar verilmesini isteme hakkı tanındığından, yürürlükteki Kanunun  140 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına gerek kalmamıştır. Üçüncü fıkra ise  maddenin yeni durumuna uygun hâle getirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 74 -
- 7 3 - hastalığt gibi önemli bir konuda herhangi bir bilirkişi raporu ile yetinilmeyip, resmî  sağlık kurulu raporunun alınması esası benimsenmiştir.  Madde 166- Yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde yürürlükteki Kanunun 134 üncü maddesinden 3444 sayılı Kanunla  yapılmış olan değişikliklerle birlikte aynen alınmış, herhangi bir değişiklik  yapılmamıştır.  Madde 167- Yürürlükteki Kanunun 135 inci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddeyle davacıya dilerse boşanma dilerse ayrılığa karar verilmesini isteme  yetkisi tanınmıştır. Mevcut maddedeki hüküm sadeleştirilmek suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır.  Madde 168- Yürürlükteki Kanunun 136 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu ilgilendiren bir konuyu  düzenlemesine rağmen, ldşi halleriyle ilgili önemli bir özel konu olması nedeniyle  burada özel yetki kuralı koymanın yararlan bulunmaktadır. Bu sebeple maddede özel  yetki kuralına ilişkin hüküm korunmuştur. Ancak yürürlükteki madde, davacının  boşanmada kusursuz, davalının kusurlu olduğu karinesinden hareketle davacıya  kolaylık getirip, kendi yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açmasını  kabul etmiştir. Oysa boşanmada kusur ilkesi terk edildiğinden yetki konusunda  "eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri  birlikte oturdukları yer mahkemesi"nin özel yetkisine yer verilmek suretiyle  değişikliğe gidilmiştir.  Madde 169- Yürürlükteki Kanunun 137 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 170- Yürürlükteki Kanunun 138 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde üç fıkrasıyla birlikte sadeleştirilmek suretiyle yeniden aynen kaleme  alınmıştır.  Madde 171- Yürürlükteki Kanunun 139 uncu maddesini karşılamaktadır.  Maddede ayrılık süresinin alt ve üst sınırı aynen korunmuştur. Ancak ayrılık  süresinin işlemeye başladığı tarihe açıklık getirmek üzere, bu sürenin ayrılığa ilişkin  kararın kesinleşmesinden itibaren işlemeye başladığı kabul edilmiştir.  Madde 172- Yürürlükteki Kanunun 140 mcı maddesini karşılamaktadır.  Ayrılık süresi sonunda her iki eşe de, herhangi bir kayda bağlı olmaksızın  boşanmaya karar verilmesini isteme hakkı tanındığından, yürürlükteki Kanunun  140 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına gerek kalmamıştır. Üçüncü fıkra ise  maddenin yeni durumuna uygun hâle getirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 4 - Madde 173- Yürürlükteki Kanunun 141 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrası 3678 sayılı Yasa ile değiştirilmiş, eski  maddede boşanan kadının evlenmeden önceki soyadım alabilmesi olanağı kaldırılmış,  boşanan kadının ancak ve ancak bekârlık soyadını alabileceği kabul edilmiştir. Bu  değişiklik isabetli bulunmamıştır. Boşanan kadının bekârlık soyadı yerine, evlenmeden  önceki soyadını kullanmasında yaran bulunabilir. Örneğin; dul. iken evlenen ve daha  sonra boşanan kadın dulluk soyadmı yani evlenmeden önceki soyadını almakta yarar  sahibi olabilir. Zira dul kalmasına yol açan evlilikten doğan çocuklarının soyadı ile  aynı soyadmı taşımak isteyebilir. 3678 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik, boşanan  kadm için bu olanağı kaldırmış, kadının daima bekârlık soyadını alması zorunluluğunu  getirmiştir. Bu nedenle yapılan değişiklikle bu maddenin 3678 sayılı Yasa ile  değiştirilmeden Önceki şekline dönülmüştür. Kadının dulluk soyadma dönmesi kuralı  kabul edilmiş, ancak dilerse hâkimden bekârlık soyadmı taşımasına izin isteyebileceği  istisnası öngörülmüştür.  Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında 3678 sayılı Yasa ile getirilen hükümler  korunmuştur.  Madde 174- Yürürlükteki Kanunun 143 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası boşanma nedeniyle maddî tazminatı düzenlemektedir.  Yürürlükteki maddeden farklı şekilde davacının kusursuz olması mutlak bir şart olarak  aranmamış, daha az kusurlu olan tarafın da bu davayı açabilmesi kabul edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası boşanma nedeniyle manevî tazminatı düzenlemektedir.  Yürürlükteki maddeden farklı olarak davacının kusursuz olması şartı yasadan  çıkanlmış, davalının kusurlu olması yeterli görülmüştür. Davalının kusurlu olması  şartının arandığı her olayda, davacının kusursuz olması gerekeceğinden böyle bir  koşulun maddede yer almasına gerek görülmemiştir. Davacının da boşanmada  kusurunun bulunması genel hükümler gereğince Borçlar Kanununun 42 nci madde ve  devamı hükümlerinin uygulanması sonucu tazminattan indirim ya da tazminata hiç  hükmetmeme sebebi sayılacaktır.  Maddenin her iki fıkrasında da yürürlükteki maddeden farklı "eş" sözcüğü  yerine "taraf sözcüğü kullanılmıştır. Zira maddî ve manevî tazminat davası, boşanma  karanndan sonra da açılabilen bir davadır. Bu durumda boşanmış eşlere hâlen "eş"  demek mümkün değildir. Bu nedenle, bu hâli de kapsayacak şekilde maddedeki "eş"  sözcüğü yerine "taraf sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 175- Yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi yürürlükteki maddeden  sadeleştirilmek suretiyle alınmıştır. Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasının ikinci  cümlesindeki "Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının  hâli refahta bulunması gerekir." hükmü kadm-erkek eşitliği ilkesine ters düştüğü için  çıkarılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası aynen yürürlükteki Kanundan alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 75 -
- 7 4 - Madde 173- Yürürlükteki Kanunun 141 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrası 3678 sayılı Yasa ile değiştirilmiş, eski  maddede boşanan kadının evlenmeden önceki soyadım alabilmesi olanağı kaldırılmış,  boşanan kadının ancak ve ancak bekârlık soyadını alabileceği kabul edilmiştir. Bu  değişiklik isabetli bulunmamıştır. Boşanan kadının bekârlık soyadı yerine, evlenmeden  önceki soyadını kullanmasında yaran bulunabilir. Örneğin; dul. iken evlenen ve daha  sonra boşanan kadın dulluk soyadmı yani evlenmeden önceki soyadını almakta yarar  sahibi olabilir. Zira dul kalmasına yol açan evlilikten doğan çocuklarının soyadı ile  aynı soyadmı taşımak isteyebilir. 3678 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik, boşanan  kadm için bu olanağı kaldırmış, kadının daima bekârlık soyadını alması zorunluluğunu  getirmiştir. Bu nedenle yapılan değişiklikle bu maddenin 3678 sayılı Yasa ile  değiştirilmeden Önceki şekline dönülmüştür. Kadının dulluk soyadma dönmesi kuralı  kabul edilmiş, ancak dilerse hâkimden bekârlık soyadmı taşımasına izin isteyebileceği  istisnası öngörülmüştür.  Maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında 3678 sayılı Yasa ile getirilen hükümler  korunmuştur.  Madde 174- Yürürlükteki Kanunun 143 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası boşanma nedeniyle maddî tazminatı düzenlemektedir.  Yürürlükteki maddeden farklı şekilde davacının kusursuz olması mutlak bir şart olarak  aranmamış, daha az kusurlu olan tarafın da bu davayı açabilmesi kabul edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası boşanma nedeniyle manevî tazminatı düzenlemektedir.  Yürürlükteki maddeden farklı olarak davacının kusursuz olması şartı yasadan  çıkanlmış, davalının kusurlu olması yeterli görülmüştür. Davalının kusurlu olması  şartının arandığı her olayda, davacının kusursuz olması gerekeceğinden böyle bir  koşulun maddede yer almasına gerek görülmemiştir. Davacının da boşanmada  kusurunun bulunması genel hükümler gereğince Borçlar Kanununun 42 nci madde ve  devamı hükümlerinin uygulanması sonucu tazminattan indirim ya da tazminata hiç  hükmetmeme sebebi sayılacaktır.  Maddenin her iki fıkrasında da yürürlükteki maddeden farklı "eş" sözcüğü  yerine "taraf sözcüğü kullanılmıştır. Zira maddî ve manevî tazminat davası, boşanma  karanndan sonra da açılabilen bir davadır. Bu durumda boşanmış eşlere hâlen "eş"  demek mümkün değildir. Bu nedenle, bu hâli de kapsayacak şekilde maddedeki "eş"  sözcüğü yerine "taraf sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 175- Yürürlükteki Kanunun 144 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi yürürlükteki maddeden  sadeleştirilmek suretiyle alınmıştır. Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasının ikinci  cümlesindeki "Ancak, erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için, kadının  hâli refahta bulunması gerekir." hükmü kadm-erkek eşitliği ilkesine ters düştüğü için  çıkarılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası aynen yürürlükteki Kanundan alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 5 - Madde 176- Yürürlükteki Kanunun 145 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci ve ikinci fıkrası yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci ve üçüncü fıkrası birleştirilmek suretiyle Üçüncü  fıkra olarak kaleme alınmış; iradın arttınlması veya azaltılmasını gerektiren hâller  maddede dördüncü fıkra hâlinde; hükme bağlanmıştır.  Maddenin beşinci fıkrasıyla istem hâlinde, hâkime, maddî tazminat ya da  nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğine ilişkin karar verebilmesi olanağı  sağlanarak, ekonomik ve malî açıdan güçsüz olan nafaka alacaklılannm her yıl masraf  ve emek sarfı suretiyle arttınm davalan açmaları önlenmek ve bu nedenle  mağduriyetlerine son verilmek istenmiştir.  Madde 177- Madde boşanmadan sonra açılacak yeni nafaka davalan ya da  hükmedilmiş nafakanın arttınlması veya azaltılması davalarında nafaka alacaklısının  yerleşim yeri mahkemelerini yetkili kılmaktadır. Bu sayede uygulamada çok cüz'i  nafaka istemleri dolayısıyla genellikle ekonomik ve malî açıdan güçsüz durumda olan  nafaka alacaklılannm, nafaka yükümlüsünün bulunduğu yer mahkemelerine masraf  yapıp gelerek dava açması nedeniyle mağduriyeti önlenmek istenmiştir. Burada zayıfı  korumak amacıyla genel yetki hükmü getirilmiştir.  Madde 178- Madde boşanma sebebiyle açılacak davaların, evliliğin boşanma  nedeniyle son bulmasından itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tâbi olduğunu  hükme bağlamaktadır. Bu hüküm sayesinde evliliğin boşanma nedeniyle son  bulmasına rağmen eşlerin yıllar sonra maddî ya da manevî tazminat ya da ilk kez  istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir.  Bütün alacak istemleri gibi boşanmadan doğan tazminat ve yoksulluk nafakası  istemlerinin de bir zamanaşımı süresinin olması gerekir. Bu süre, evliliğin boşanma  sebebiyle son bulmasına ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren işlemeye  başlayacaktır.  Madde 179- Yürürlükteki Kanunun 146 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde yürürlükteki hüküm yerine daha kısa ve öz bir ifadeyle boşanma hâlinde  eşler arasındaki mal rejimi ne ise bu rejimin tasfiyesine ilişkin hükme yollama yapmak  suretiyle mal rejiminin tasfiyesi sorununu çözümlemiştir.  Maddenin ikinci fıkrası 181 inci maddede hükme bağlanmıştır.  Madde 180- Yürürlükteki Kanunun 147 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddeyi karşılayan bu madde ile mahkemece eşlerin ayrılığına  karar verilmesi hâlinde, aynı mahkemenin, hükmedilecek aynlığm süresine ve eşlerin  dummlanna göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejimin kaldınlmasına  karar verebilecektir.  Madde 181- Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki 146 ncı maddenin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır. Bu fıkraya eşlerin boşanma hâlinde ölüme bağlı  Türkiye Büyük Millet Meclisi ' (S. Sayısı : 723)
Sayfa 76 -
- 7 5 - Madde 176- Yürürlükteki Kanunun 145 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci ve ikinci fıkrası yürürlükteki maddeden aynen alınmıştır.  Yürürlükteki maddenin ikinci ve üçüncü fıkrası birleştirilmek suretiyle Üçüncü  fıkra olarak kaleme alınmış; iradın arttınlması veya azaltılmasını gerektiren hâller  maddede dördüncü fıkra hâlinde; hükme bağlanmıştır.  Maddenin beşinci fıkrasıyla istem hâlinde, hâkime, maddî tazminat ya da  nafakanın gelecek yıllarda ne miktarda ödeneceğine ilişkin karar verebilmesi olanağı  sağlanarak, ekonomik ve malî açıdan güçsüz olan nafaka alacaklılannm her yıl masraf  ve emek sarfı suretiyle arttınm davalan açmaları önlenmek ve bu nedenle  mağduriyetlerine son verilmek istenmiştir.  Madde 177- Madde boşanmadan sonra açılacak yeni nafaka davalan ya da  hükmedilmiş nafakanın arttınlması veya azaltılması davalarında nafaka alacaklısının  yerleşim yeri mahkemelerini yetkili kılmaktadır. Bu sayede uygulamada çok cüz'i  nafaka istemleri dolayısıyla genellikle ekonomik ve malî açıdan güçsüz durumda olan  nafaka alacaklılannm, nafaka yükümlüsünün bulunduğu yer mahkemelerine masraf  yapıp gelerek dava açması nedeniyle mağduriyeti önlenmek istenmiştir. Burada zayıfı  korumak amacıyla genel yetki hükmü getirilmiştir.  Madde 178- Madde boşanma sebebiyle açılacak davaların, evliliğin boşanma  nedeniyle son bulmasından itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tâbi olduğunu  hükme bağlamaktadır. Bu hüküm sayesinde evliliğin boşanma nedeniyle son  bulmasına rağmen eşlerin yıllar sonra maddî ya da manevî tazminat ya da ilk kez  istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir.  Bütün alacak istemleri gibi boşanmadan doğan tazminat ve yoksulluk nafakası  istemlerinin de bir zamanaşımı süresinin olması gerekir. Bu süre, evliliğin boşanma  sebebiyle son bulmasına ilişkin hükmün kesinleşmesinden itibaren işlemeye  başlayacaktır.  Madde 179- Yürürlükteki Kanunun 146 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde yürürlükteki hüküm yerine daha kısa ve öz bir ifadeyle boşanma hâlinde  eşler arasındaki mal rejimi ne ise bu rejimin tasfiyesine ilişkin hükme yollama yapmak  suretiyle mal rejiminin tasfiyesi sorununu çözümlemiştir.  Maddenin ikinci fıkrası 181 inci maddede hükme bağlanmıştır.  Madde 180- Yürürlükteki Kanunun 147 nci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddeyi karşılayan bu madde ile mahkemece eşlerin ayrılığına  karar verilmesi hâlinde, aynı mahkemenin, hükmedilecek aynlığm süresine ve eşlerin  dummlanna göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejimin kaldınlmasına  karar verebilecektir.  Madde 181- Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki 146 ncı maddenin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır. Bu fıkraya eşlerin boşanma hâlinde ölüme bağlı  Türkiye Büyük Millet Meclisi ' (S. Sayısı : 723)  - 7 6 - tasarruflardan doğan haklan da kaybetmesi, yapılan ölüme bağlı tasarrufta bunun  aksinin kararlaştırılmam^ olması şartına bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, boşanma davası devam ederken, davacı eşin ölümü  hâlinde, davalının buna rağmen mirasçı olabilmesi belli koşullar altmda  engellenmektedir. Buna göre ölen davacının mirasçılarından herhangi birisinin davayı  devam ettirmesi ve davalının kusurlu olduğunun sabit olması hâlinde, davalı eş, birinci  fıkra hükmünde olduğu gibi davacıya mirasçı olamayacaktır. Davacı eşin Ölümü  hâlinde evlilik kendiliğinden son bulur. Bu nedenle davacımn ölümüne rağmen,  mirasçılardan birinin devam ettirdiği bu dava, eşlerin boşanmasına yönelik olmayacak,  devam edilen davada, boşanmada davalının kusurlu olup olmadığı karara  bağlanacaktır. Bir başka ifadeyle bu durumda devam edilen dava, boşanmada hangi  eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik olacaktır. Bu durum özellikle zina,  hayata kast, pek kötü davramş, haysiyetsiz hayat sürme sebeplerinden biriyle açılan  boşanma davasmda, davacının ölümü hâlinde, bu eylemlerde bulunan kusurlu davalı  eşin buna rağmen mirasçı olabilmesi konusunda haksız ve adaletsiz sonuçların  doğmasına da neden olabilecektir. İşte bu haksız durumların önlenmesi amacıyla  maddenin ikinci fıkrası kaleme alınmıştır.  Madde 182- Yürürlükteki Kanunun 148 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber, çocuk kendisinden alınan eşin  çocuk ile ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun-özellikle sağlık, terbiye ve ahlâk  bakımından yararlarının esas alınacağı açıklığa kavuşturulmuştur.  Maddenin ikinci fıkrasında velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin  çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası getirilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasıyla ise, istem hâlinde hâkime, bu giderlerin gelecek  yıllarda ne miktarda ödeneceğine ilişkin karar verebilmesi olanağı sağlanarak,  ekonomik ve malî açıdan güçsüz olan alacaklıların her yıl masraf ve emek sarfı  suretiyle arttırım davaları açmalarım önlemek ve bu nedenle mağduriyetlerine son  vermek amaçlanmıştır.  Madde 183- Yürürlükteki Kanunun 149 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde İsviçre aslı göz önünde tutulmak ve Türkçeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır.  Velayetin yeniden düzenlenmesi için ana veya babanm başkasıyla evlenmesi,  başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde,  hâkimin re'sen veya ana veya babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağı  hususu düzenlenmiştir.  Madde 184- Yürürlükteki Kanunun 150 nci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddede belirtilenler dışında, boşanmada yargılama usulünün Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanununa tâbi olduğu açıklanmıştır. Maddenin beşinci bendinde "iki  taraf arasında" ifadesi mehaza uygun olarak metinden çıkarılmıştır.  Boşanma veya ayrılığın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşma, eşler dışında, çocuğun  velayet altında bulunduğu durumlarda vasisinin de katılmasını gerektirebileceğinden,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 77 -
- 7 6 - tasarruflardan doğan haklan da kaybetmesi, yapılan ölüme bağlı tasarrufta bunun  aksinin kararlaştırılmam^ olması şartına bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, boşanma davası devam ederken, davacı eşin ölümü  hâlinde, davalının buna rağmen mirasçı olabilmesi belli koşullar altmda  engellenmektedir. Buna göre ölen davacının mirasçılarından herhangi birisinin davayı  devam ettirmesi ve davalının kusurlu olduğunun sabit olması hâlinde, davalı eş, birinci  fıkra hükmünde olduğu gibi davacıya mirasçı olamayacaktır. Davacı eşin Ölümü  hâlinde evlilik kendiliğinden son bulur. Bu nedenle davacımn ölümüne rağmen,  mirasçılardan birinin devam ettirdiği bu dava, eşlerin boşanmasına yönelik olmayacak,  devam edilen davada, boşanmada davalının kusurlu olup olmadığı karara  bağlanacaktır. Bir başka ifadeyle bu durumda devam edilen dava, boşanmada hangi  eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik olacaktır. Bu durum özellikle zina,  hayata kast, pek kötü davramş, haysiyetsiz hayat sürme sebeplerinden biriyle açılan  boşanma davasmda, davacının ölümü hâlinde, bu eylemlerde bulunan kusurlu davalı  eşin buna rağmen mirasçı olabilmesi konusunda haksız ve adaletsiz sonuçların  doğmasına da neden olabilecektir. İşte bu haksız durumların önlenmesi amacıyla  maddenin ikinci fıkrası kaleme alınmıştır.  Madde 182- Yürürlükteki Kanunun 148 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki metin esas alınmakla beraber, çocuk kendisinden alınan eşin  çocuk ile ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun-özellikle sağlık, terbiye ve ahlâk  bakımından yararlarının esas alınacağı açıklığa kavuşturulmuştur.  Maddenin ikinci fıkrasında velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin  çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası getirilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasıyla ise, istem hâlinde hâkime, bu giderlerin gelecek  yıllarda ne miktarda ödeneceğine ilişkin karar verebilmesi olanağı sağlanarak,  ekonomik ve malî açıdan güçsüz olan alacaklıların her yıl masraf ve emek sarfı  suretiyle arttırım davaları açmalarım önlemek ve bu nedenle mağduriyetlerine son  vermek amaçlanmıştır.  Madde 183- Yürürlükteki Kanunun 149 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde İsviçre aslı göz önünde tutulmak ve Türkçeleştirilmek suretiyle yeniden kaleme  alınmıştır.  Velayetin yeniden düzenlenmesi için ana veya babanm başkasıyla evlenmesi,  başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde,  hâkimin re'sen veya ana veya babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alacağı  hususu düzenlenmiştir.  Madde 184- Yürürlükteki Kanunun 150 nci maddesini karşılamaktadır.  Bu maddede belirtilenler dışında, boşanmada yargılama usulünün Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanununa tâbi olduğu açıklanmıştır. Maddenin beşinci bendinde "iki  taraf arasında" ifadesi mehaza uygun olarak metinden çıkarılmıştır.  Boşanma veya ayrılığın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşma, eşler dışında, çocuğun  velayet altında bulunduğu durumlarda vasisinin de katılmasını gerektirebileceğinden,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 7 - bu anlaşmalann hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağı hükmüne yer  verilmiştir.  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ  Madde 185- Yürürlükteki Kanunun 151 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda kullanılmış olan "evlenme merasimi" deyimi yerine  "evlenme" deyimi kullanılmak suretiyle evlilik birliğinin "evlenme" ile kurulacağı  açıklanmıştır.  Maddede eşlerin hak ve yükümlülükleri belirtilmiş, çocukların bakım ve  eğitiminde eşlerin birlikte yükümlü olduğıı, birlikte yaşayacaklan, birbirlerine sadık  kalacakları ve yardımcı olacaklan esasma yer verilmiştir.  Madde 186- Yürürlükteki Kanunun 152 nci maddesini karşılamaktadır.  Bu madde ile eşlerin birlikte oturacakları konutun seçimi, evlilik birliğini  yönetmeleri ve birliğin giderlerine katılmak konulan düzenlenmiştir.  Türkiye'nin de taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Aynmcıhğın  Önlenmesine ilişkin Anlaşma'da kadının yerleşim yerini seçme konusunda erkek ile  eşit haklara sahip olduğu öngörülmüştür. Bu nedenle konutun seçimini kocaya tanıyan  yürürlükteki hüküm İsviçre Medenî Kanununun yeni 162 nci maddesinde olduğu gibi  değiştirilmiş, eşlerin bu seçimi birlikte yapmalan sağlanmış, böylece yürürlükteki  hükümle konutun seçiminde kadına nazaran üstün konuma getirilmiş olan kocanm tek  basma konutu seçmesi olanağı ortadan kaldınlmıştır.  Kadın erkek eşitliğini sağlamak üzere "koca, birliğin reisidir." hükmü  kaldırılmış, evlilik birliğinin yönetiminde de eşlere eşit söz hakkı tanınmış ve eşlerin  evlilik birliğini birlikte yönetmeleri kabul edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası ile eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılma  konusunda da eşitlik ilkesi öngörülmüştür. Kadın ve çocukların infak ve iaşesinin  kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm, İsviçre Medenî Kanununun 163 üncü maddesine  paralel bir şekilde değiştirilmiş, her iki eşin de bu giderlere katılmak zorunda olduğu  kabul edilmiştir. Giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin "güçleri" esas alınmıştır. Bu  katılma eşlerin emeklerini ya da malvarlıklannı ortaya koyması şeklinde  öngörülmüştür. Böylece bir meslek ya da sanat sahibi olmamasına rağmen, kendi  emeğini evlilik birliğine harcayan eşin de katkısı, maddî katkı şeklinde  değerlendirilmiştir.  Madde 187-Yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında 14.5.1997 tarihli ve 4248 sayılı  Kanunla yapılan değişiklik aynen alınmış, böylece evlenen kadınlann kocalanrun  soyadını almakla beraber, dilerlerse evlendinne memuruna veya daha sonra nüfus  idaresine yapacakları yazılı başvuruyla kocalannın soyadının önünde evlenmeden  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 78 -
- 7 7 - bu anlaşmalann hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağı hükmüne yer  verilmiştir.  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ  Madde 185- Yürürlükteki Kanunun 151 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda kullanılmış olan "evlenme merasimi" deyimi yerine  "evlenme" deyimi kullanılmak suretiyle evlilik birliğinin "evlenme" ile kurulacağı  açıklanmıştır.  Maddede eşlerin hak ve yükümlülükleri belirtilmiş, çocukların bakım ve  eğitiminde eşlerin birlikte yükümlü olduğıı, birlikte yaşayacaklan, birbirlerine sadık  kalacakları ve yardımcı olacaklan esasma yer verilmiştir.  Madde 186- Yürürlükteki Kanunun 152 nci maddesini karşılamaktadır.  Bu madde ile eşlerin birlikte oturacakları konutun seçimi, evlilik birliğini  yönetmeleri ve birliğin giderlerine katılmak konulan düzenlenmiştir.  Türkiye'nin de taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Aynmcıhğın  Önlenmesine ilişkin Anlaşma'da kadının yerleşim yerini seçme konusunda erkek ile  eşit haklara sahip olduğu öngörülmüştür. Bu nedenle konutun seçimini kocaya tanıyan  yürürlükteki hüküm İsviçre Medenî Kanununun yeni 162 nci maddesinde olduğu gibi  değiştirilmiş, eşlerin bu seçimi birlikte yapmalan sağlanmış, böylece yürürlükteki  hükümle konutun seçiminde kadına nazaran üstün konuma getirilmiş olan kocanm tek  basma konutu seçmesi olanağı ortadan kaldınlmıştır.  Kadın erkek eşitliğini sağlamak üzere "koca, birliğin reisidir." hükmü  kaldırılmış, evlilik birliğinin yönetiminde de eşlere eşit söz hakkı tanınmış ve eşlerin  evlilik birliğini birlikte yönetmeleri kabul edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası ile eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılma  konusunda da eşitlik ilkesi öngörülmüştür. Kadın ve çocukların infak ve iaşesinin  kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm, İsviçre Medenî Kanununun 163 üncü maddesine  paralel bir şekilde değiştirilmiş, her iki eşin de bu giderlere katılmak zorunda olduğu  kabul edilmiştir. Giderlere katılmada ölçü olarak eşlerin "güçleri" esas alınmıştır. Bu  katılma eşlerin emeklerini ya da malvarlıklannı ortaya koyması şeklinde  öngörülmüştür. Böylece bir meslek ya da sanat sahibi olmamasına rağmen, kendi  emeğini evlilik birliğine harcayan eşin de katkısı, maddî katkı şeklinde  değerlendirilmiştir.  Madde 187-Yürürlükteki Kanunun 153 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında 14.5.1997 tarihli ve 4248 sayılı  Kanunla yapılan değişiklik aynen alınmış, böylece evlenen kadınlann kocalanrun  soyadını almakla beraber, dilerlerse evlendinne memuruna veya daha sonra nüfus  idaresine yapacakları yazılı başvuruyla kocalannın soyadının önünde evlenmeden  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 8 - önceki soyadlannı kullanmalanna olanak sağlanmıştır. Ancak dalıa önce iki soyadı  kullanan kadınlar, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabileceklerdir.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası maddeye alınmamış, madde tek fıkra  hâline getirilmiştir.  Madde 188-Yürürlükteki Kanunun 154 ve 155 inci maddelerini kısmen  karşılamaktadır. Madde isviçre Medenî Kanununun 166 ncı maddesine uygun olarak  yeniden düzenlenmiştir.  Kanunun tümünde olduğu gibi bu maddede de kabul edilen kadın-erkek eşitliği.  esası uyannca evlilik birliğini her iki eş de temsil edebilecektir.  Ailenin sürekli gereksinimleri için her iki eş, temsil yetkisine sahip olacaktır.  Diğer hâllerde bir eşin tek basma hareket etmesi, diğer eşin nzasma veya hâkimden  izin alınmasma bağlıdır. Ancak istisnai hâllerde bu nza veya izin alınmadan da hareket  edilebilecektir.  Evlilik birliği bir tüzel kişi olmadığı için bu birliğin temsilinin sonuçlan devam  eden maddede özel olarak düzenlenmiştir.  Madde 189- Maddenin birinci ve ikinci fıkrası, 1984 tarihli öntasannın 152 nci  maddesinden alınmıştır. Evlilik birliğinin tüzel kişiliği olmadığı için bu birliği temsilin  sonuçlannı temsile ilişkin kurallar ile belirlemek olanaklı değildir. Yürürlükteki  Kanunda evlilik birliğini temsile ilişkin maddelerde bu konu düzenlenmiş değilse de,  eşlerin mal rejimlerine ilişkin fasıllarda kadının birliği temsilen yüklendiği borçlardan  kocanın ve aynk durumlarda (istisnaen) kadının sorumluluğu çeşitli maddelerde  belirlenmiştir, (md.187,202,203,204,215,216 ve 217)  Evlilik birliğini temsilin sonuçlarının hemen temsil yetkisinden sonra  düzenlenmesi daha uygun görülmüştür. Böylece buradaki temsilin anlamı ve sonuçlan  daha kolay anlaşılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, 1984 tarihli Öntasarıda bulunmayan "Ancak, temsil  yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen  sorumludurlar." hükmü eklenmiştir. Böylece bu hüküm sayesinde eşlerin temsil  yetkisini aşmaları hâlinde, bundan habersiz iyiniyetli üçüncü kişiler komnmak  istenmiş, bu durumda da eşlerin müteselsilen sorumlu olacaklan öngörülmüştür.  Madde 190- Yürürlükteki Kanunun 156 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasan 153 üncü maddeden yararlanılmak suretiyle  yeniden kaleme alınmış, İsviçre Medenî Kanununun 174 üncü maddesinde olduğu gibi  üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Ancak madde kaleme alınırken, İsviçre Medenî Kanununun 174 üncü madde  hükmü göz önünde tutulmak suretiyle kısmen değiştirilmiştir. Bu anlamda olmak  üzere 1984 tarihli Öntasandan farklı olarak "Eşlerden birinin evlilik birliğini temsil  yetkisini kötüye kullanması" yerine "Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar"  ibaresine yer verilmiştir. Öte yandan 1984 tarihli öntasanda kullanılan "veya bu  yetkisini kullanma gücünden yoksun bulunması hâlinde" yerine "veya bu yetkiyi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 79 -
- 7 8 - önceki soyadlannı kullanmalanna olanak sağlanmıştır. Ancak dalıa önce iki soyadı  kullanan kadınlar, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabileceklerdir.  Yürürlükteki maddenin ikinci fıkrası maddeye alınmamış, madde tek fıkra  hâline getirilmiştir.  Madde 188-Yürürlükteki Kanunun 154 ve 155 inci maddelerini kısmen  karşılamaktadır. Madde isviçre Medenî Kanununun 166 ncı maddesine uygun olarak  yeniden düzenlenmiştir.  Kanunun tümünde olduğu gibi bu maddede de kabul edilen kadın-erkek eşitliği.  esası uyannca evlilik birliğini her iki eş de temsil edebilecektir.  Ailenin sürekli gereksinimleri için her iki eş, temsil yetkisine sahip olacaktır.  Diğer hâllerde bir eşin tek basma hareket etmesi, diğer eşin nzasma veya hâkimden  izin alınmasma bağlıdır. Ancak istisnai hâllerde bu nza veya izin alınmadan da hareket  edilebilecektir.  Evlilik birliği bir tüzel kişi olmadığı için bu birliğin temsilinin sonuçlan devam  eden maddede özel olarak düzenlenmiştir.  Madde 189- Maddenin birinci ve ikinci fıkrası, 1984 tarihli öntasannın 152 nci  maddesinden alınmıştır. Evlilik birliğinin tüzel kişiliği olmadığı için bu birliği temsilin  sonuçlannı temsile ilişkin kurallar ile belirlemek olanaklı değildir. Yürürlükteki  Kanunda evlilik birliğini temsile ilişkin maddelerde bu konu düzenlenmiş değilse de,  eşlerin mal rejimlerine ilişkin fasıllarda kadının birliği temsilen yüklendiği borçlardan  kocanın ve aynk durumlarda (istisnaen) kadının sorumluluğu çeşitli maddelerde  belirlenmiştir, (md.187,202,203,204,215,216 ve 217)  Evlilik birliğini temsilin sonuçlarının hemen temsil yetkisinden sonra  düzenlenmesi daha uygun görülmüştür. Böylece buradaki temsilin anlamı ve sonuçlan  daha kolay anlaşılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, 1984 tarihli Öntasarıda bulunmayan "Ancak, temsil  yetkisinin üçüncü kişilerce anlaşılamayacak şekilde aşılması hâlinde eşler müteselsilen  sorumludurlar." hükmü eklenmiştir. Böylece bu hüküm sayesinde eşlerin temsil  yetkisini aşmaları hâlinde, bundan habersiz iyiniyetli üçüncü kişiler komnmak  istenmiş, bu durumda da eşlerin müteselsilen sorumlu olacaklan öngörülmüştür.  Madde 190- Yürürlükteki Kanunun 156 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasan 153 üncü maddeden yararlanılmak suretiyle  yeniden kaleme alınmış, İsviçre Medenî Kanununun 174 üncü maddesinde olduğu gibi  üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Ancak madde kaleme alınırken, İsviçre Medenî Kanununun 174 üncü madde  hükmü göz önünde tutulmak suretiyle kısmen değiştirilmiştir. Bu anlamda olmak  üzere 1984 tarihli Öntasandan farklı olarak "Eşlerden birinin evlilik birliğini temsil  yetkisini kötüye kullanması" yerine "Eşlerden biri birliği temsil yetkisini aşar"  ibaresine yer verilmiştir. Öte yandan 1984 tarihli öntasanda kullanılan "veya bu  yetkisini kullanma gücünden yoksun bulunması hâlinde" yerine "veya bu yetkiyi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 7 9 - kullanmada yetersiz kalırsa" ibaresi amacı daha iyi ifade etmesi yönünden tercih  edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda madde, kadtnm temsil yetkisinin nez'i (kaldırılması)  açısından düzenlenmiştir. Maddede ise temsil yetkisi her ild eş acısmdan eşit olarak  düzenlendiği cihetle, temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması her iki eş  açısından ancak hâkimden karar alınmasına bağlıdır. Hâkimin böyle bir karar vermesi  için, temsil yetkisinin aşılmış olması veya yetkiyi kullanmada yetersiz kalınmış  bulunması gerektiği esası kabul edilmiştir.  Ayrıca maddede, istemde bulunan eşin, temsil yetkisinin kaldırıldığı veya  sınırlandığını hâkim karan gerekmeksizin, sadece üçüncü kişilere, kişisel duyuru  yoluyla bildirebileceği öngörülmüştür.  İkinci fıkrada ise daima hâkim kararını gerektiren durum düzenlenmiştir. Bu  hükme göre temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü  kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlı  olacaktır.  Madde 191- Yürürlükteki Kanunun 157 nci maddesini karşılamaktadır. 1984  tarihli Öntasarının 154 üncü maddesinden aynen alınmıştır. Buna göre evlilik birliğini  temsil yetkisi, her iki eş açısından düzenlendiği için, kaldırılan temsil yetkisinin geri  verilmesi sorunu da aynı tarzda düzenlenmiştir.  Temsil yetkisinin kaldırılmasına ve sınırlanmasına karar verilmiş ise, temsil  yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına sebep olan koşulların değişmesi üzerine  eşlerden birinin istemi üzerine hâkimin, kararın kaldırılmasına veya değiştirilmesine  karar verebileceği hükme bağlanmıştır.  Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına dair verilmiş olan ilk karar  ilân edilmiş ise, bu kararın değiştirilmesi veya kaldırılması hakkındaki kararın da ilânı  gerekecektir.  Madde 192- İsviçre Medenî Kanununun 167 nci maddesi hükmü göz önünde  tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır. Kadma Karşı Her Türlü Ayrımcılığın  Önlenmesine İlişkin Sözleşmede kadınların serbestçe çalışma ve meslek edinme  özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Nitekim, kadının bir meslek ve sanatla  iştigal etmesinin kocanın iznine tâbi olduğuna ilişkin yürürlükteki Kanunun 159 uncu  maddesi hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunarak iptal  edilmiştir. Maddeyle Sözleşme hükümleri de göz önünde tutulmak suretiyle, sadece  kadının değil her iki eşin de meslek veya iş seçiminde diğer eşin iznini almak zorunda  olmadığı kabul edilmiştir.  Madde 193-1984 tarihli Öntasarının 156 nci maddesinden alınmıştır.  Maddede, eşler arasında kabul edilen eşitlik prensibi uyarınca, kadının bazı  hukukî işlemleri için hâkimden izin almasına gerek görülmediği gibi eşler arasında  cebrî icra yasağı ve istisnalarını muhafaza etmeye de gerek görülmemiştir. Eşler de  birbirlerine karşı borçlarını ifa etmeli, aksi hâlde sonuçlarına katlanmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 80 -
- 7 9 - kullanmada yetersiz kalırsa" ibaresi amacı daha iyi ifade etmesi yönünden tercih  edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda madde, kadtnm temsil yetkisinin nez'i (kaldırılması)  açısından düzenlenmiştir. Maddede ise temsil yetkisi her ild eş acısmdan eşit olarak  düzenlendiği cihetle, temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlanması her iki eş  açısından ancak hâkimden karar alınmasına bağlıdır. Hâkimin böyle bir karar vermesi  için, temsil yetkisinin aşılmış olması veya yetkiyi kullanmada yetersiz kalınmış  bulunması gerektiği esası kabul edilmiştir.  Ayrıca maddede, istemde bulunan eşin, temsil yetkisinin kaldırıldığı veya  sınırlandığını hâkim karan gerekmeksizin, sadece üçüncü kişilere, kişisel duyuru  yoluyla bildirebileceği öngörülmüştür.  İkinci fıkrada ise daima hâkim kararını gerektiren durum düzenlenmiştir. Bu  hükme göre temsil yetkisinin kaldırılmasının veya sınırlanmasının iyiniyetli üçüncü  kişilere karşı sonuç doğurması, durumun hâkimin kararıyla ilân edilmesine bağlı  olacaktır.  Madde 191- Yürürlükteki Kanunun 157 nci maddesini karşılamaktadır. 1984  tarihli Öntasarının 154 üncü maddesinden aynen alınmıştır. Buna göre evlilik birliğini  temsil yetkisi, her iki eş açısından düzenlendiği için, kaldırılan temsil yetkisinin geri  verilmesi sorunu da aynı tarzda düzenlenmiştir.  Temsil yetkisinin kaldırılmasına ve sınırlanmasına karar verilmiş ise, temsil  yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına sebep olan koşulların değişmesi üzerine  eşlerden birinin istemi üzerine hâkimin, kararın kaldırılmasına veya değiştirilmesine  karar verebileceği hükme bağlanmıştır.  Temsil yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlanmasına dair verilmiş olan ilk karar  ilân edilmiş ise, bu kararın değiştirilmesi veya kaldırılması hakkındaki kararın da ilânı  gerekecektir.  Madde 192- İsviçre Medenî Kanununun 167 nci maddesi hükmü göz önünde  tutulmak suretiyle kaleme alınmıştır. Kadma Karşı Her Türlü Ayrımcılığın  Önlenmesine İlişkin Sözleşmede kadınların serbestçe çalışma ve meslek edinme  özgürlüğüne sahip olduğu kabul edilmiştir. Nitekim, kadının bir meslek ve sanatla  iştigal etmesinin kocanın iznine tâbi olduğuna ilişkin yürürlükteki Kanunun 159 uncu  maddesi hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunarak iptal  edilmiştir. Maddeyle Sözleşme hükümleri de göz önünde tutulmak suretiyle, sadece  kadının değil her iki eşin de meslek veya iş seçiminde diğer eşin iznini almak zorunda  olmadığı kabul edilmiştir.  Madde 193-1984 tarihli Öntasarının 156 nci maddesinden alınmıştır.  Maddede, eşler arasında kabul edilen eşitlik prensibi uyarınca, kadının bazı  hukukî işlemleri için hâkimden izin almasına gerek görülmediği gibi eşler arasında  cebrî icra yasağı ve istisnalarını muhafaza etmeye de gerek görülmemiştir. Eşler de  birbirlerine karşı borçlarını ifa etmeli, aksi hâlde sonuçlarına katlanmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 8 0 - Madde 194- Bu madde ile İsviçre Medenî Kanununun 169 uncu maddesine  uygun olarak eşlerin hukukî işlemlerinde 193 üncü maddeyle kabul edilen genel  kuralm bir istisnasına yer verilmiştir. Madde eşlerin aile konutlanyla ilgili hukuld  işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece, aile konutu ile ilgili  bazı hukukî işlemlerin diğer eşin nzasma bağlı olduğu kabul edilmiştir. Aile konutu  eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği»  acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli  önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması  diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili  kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki  haklan ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını  diğer eşin nzasma bağlamıştır. Maddede, aile konurunu eşlerden birinin kiralaması  hâlinde, diğer eşin bir bildirimle sözleşmenin taraû hâline gelmesi öngörülmektedir.  Bu konu İsviçre Medenî Kanununda 7-Temmuz 1998 tarihli Kanunla yapılan  değişiklikle "boşanmanın sonuçlan" ile ilgili 121 inci maddede üç fıkra hâlinde  düzenlenmiştir. Ancak bizde evliliğinin devamı sırasında da kira sözleşmesine taraf  olmayan eşin mağdur olması gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle söz konusu hüküm  evlenmenin hükümleri kısmında ele alınmıştır.  Diğer eşin kanunun kendisine tanımış olduğu nza verme yetkisini haklı sebep  olmaksızın eşinden esirgemesi, bu yolla hakkım kötüye pullanması mümkündür.  Bunun önlenmesi için de maddenin ikinci fıkrasında böyle bir nzaya muhtaç olan eşe  hâkime başvurma yetkisi tanınmıştır.  Madde 195- Yürürlükteki Kanunun 161 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde İsviçre Medenî Kanununun 172 nci maddesindeki yeni hükme uygun  olarak kaleme alınmıştır. Eşler ayn ayn ya da birlikte hâkime başvurmak suretiyle,  evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğiyle  ilgili önemli bir uyuşmazlığın doğması hâlinde gerekli müdahalenin yapılmasına karar  verilmesini isteyebilecektir.  Müdahalesi istenen hâkim, bu konuda eşleri uyarma, onlan uzlaştırma ya da  eşlerin birlikte nza göstermesi hâlinde onlann huzur ve mutluluklan için uzman  kişilerin önerileri yönünde karar verme yetkisine sahiptir.  Maddenin üçüncü fıkrası hâkime, eşlerden birinin istemi üzerine kanunlarda  öngörülen önlemleri alma yetkisini de tanımaktadır. Bu hüküm hâkime, istem üzerine  eşlerin ayn yaşamalanna, eşlerin meslek ve işine, eşlerin çocuklarla ilişkilerine, evlilik  birliğine ilişkin katkılara yönelik önlem hükmünde kararlar verme yetkisini tanımıştır.  Maddenin ikinci fıkrasındaki "uzman kişilerin yardımım" isteme, İsviçre  Medenî Kanununun 172 nci maddesinde "Evlilik veya Aile Danışma Bürolan"nın  yardımını isteme ş̂eklinde kaleme alınmıştır. Ülkemizde bu tür bürolar  bulunmadığından, maddede "uzman kişilerin yardımını isteme" şeklinde genel bir  hükme yer verilmiştir.  Madde 196- Madde isviçre Medenî Kanununun 173 üncü maddesinin yeni  hükmü göz önünde tutulmak suretiyle değiştirilerek yeniden kaleme alınmıştır. Burada  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 81 -
- 8 0 - Madde 194- Bu madde ile İsviçre Medenî Kanununun 169 uncu maddesine  uygun olarak eşlerin hukukî işlemlerinde 193 üncü maddeyle kabul edilen genel  kuralm bir istisnasına yer verilmiştir. Madde eşlerin aile konutlanyla ilgili hukuld  işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece, aile konutu ile ilgili  bazı hukukî işlemlerin diğer eşin nzasma bağlı olduğu kabul edilmiştir. Aile konutu  eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği»  acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Bu nedenle bu denli  önemli bir malvarlığıyla ilgili olarak eşlerin tek başlarına hukukî işlemleri yapması  diğer eşin önemli yararlarını etkileyebilir. Bunun sonucu olarak madde, konutla ilgili  kira sözleşmesinin feshini, bu konutun başkalarına devrini ya da konut üzerindeki  haklan ve buna benzer diğer hukukî işlemlerle tamamen ya da kısmen sınırlanmasını  diğer eşin nzasma bağlamıştır. Maddede, aile konurunu eşlerden birinin kiralaması  hâlinde, diğer eşin bir bildirimle sözleşmenin taraû hâline gelmesi öngörülmektedir.  Bu konu İsviçre Medenî Kanununda 7-Temmuz 1998 tarihli Kanunla yapılan  değişiklikle "boşanmanın sonuçlan" ile ilgili 121 inci maddede üç fıkra hâlinde  düzenlenmiştir. Ancak bizde evliliğinin devamı sırasında da kira sözleşmesine taraf  olmayan eşin mağdur olması gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle söz konusu hüküm  evlenmenin hükümleri kısmında ele alınmıştır.  Diğer eşin kanunun kendisine tanımış olduğu nza verme yetkisini haklı sebep  olmaksızın eşinden esirgemesi, bu yolla hakkım kötüye pullanması mümkündür.  Bunun önlenmesi için de maddenin ikinci fıkrasında böyle bir nzaya muhtaç olan eşe  hâkime başvurma yetkisi tanınmıştır.  Madde 195- Yürürlükteki Kanunun 161 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde İsviçre Medenî Kanununun 172 nci maddesindeki yeni hükme uygun  olarak kaleme alınmıştır. Eşler ayn ayn ya da birlikte hâkime başvurmak suretiyle,  evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğiyle  ilgili önemli bir uyuşmazlığın doğması hâlinde gerekli müdahalenin yapılmasına karar  verilmesini isteyebilecektir.  Müdahalesi istenen hâkim, bu konuda eşleri uyarma, onlan uzlaştırma ya da  eşlerin birlikte nza göstermesi hâlinde onlann huzur ve mutluluklan için uzman  kişilerin önerileri yönünde karar verme yetkisine sahiptir.  Maddenin üçüncü fıkrası hâkime, eşlerden birinin istemi üzerine kanunlarda  öngörülen önlemleri alma yetkisini de tanımaktadır. Bu hüküm hâkime, istem üzerine  eşlerin ayn yaşamalanna, eşlerin meslek ve işine, eşlerin çocuklarla ilişkilerine, evlilik  birliğine ilişkin katkılara yönelik önlem hükmünde kararlar verme yetkisini tanımıştır.  Maddenin ikinci fıkrasındaki "uzman kişilerin yardımım" isteme, İsviçre  Medenî Kanununun 172 nci maddesinde "Evlilik veya Aile Danışma Bürolan"nın  yardımını isteme ş̂eklinde kaleme alınmıştır. Ülkemizde bu tür bürolar  bulunmadığından, maddede "uzman kişilerin yardımını isteme" şeklinde genel bir  hükme yer verilmiştir.  Madde 196- Madde isviçre Medenî Kanununun 173 üncü maddesinin yeni  hükmü göz önünde tutulmak suretiyle değiştirilerek yeniden kaleme alınmıştır. Burada  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 8 1 - eşlerin birlikte yaşamlan devam ederken, hâkimin alacağı özel bir önlem hükme  bağlanmıştır. Bu hükümle eşlerin evlilik birliğinin devamı sırasında ailenin geçimi için  gereldi olan parasal katkıya ilişkin Önlem öngörülmüştür. Hâkimin, parasal katkıda  bulunma karan verirken göz Önünde tutması gereken ölçüler ikinci fıkrada  belirlenmiştir. Bu fıkra hükmüne göre hâkim katkı miktarını belirlerken eşin ev işlerini  görmesini, çocuklara bakmasını, diğer eşin işinde karşılıksız olarak çalışması  hususlarını göz Önünde tutacaktır.  Maddenin üçüncü fıkrasında önlem niteliğinde hükmedilecek katkı suresinin  başlangıcı gösterilmiştir. Buna. göre bu katkı istemden geriye doğru bir yıl ile gelecek  yıllan kapsayacaktır.  Madde 197- Maddenin birinci fıkrası birlikte yaşamaya ara verilmesine ilişkin  özel bir önlem getirmektedir. Bu hüküm İsviçre Medenî Kanununun 175 inci  maddesinde hükme bağlanmıştır. -İsviçre'deki hükümde olduğu gibi ortak yaşam  nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî  şekilde tehlikeye düşmesi söz konusu olduğunda eşlerden her birinin ayrı yaşama  hakkı öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 137 nci maddesinde öngörülen  koruma önlemlerini düzenlemektedir. İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin  birinci fıkrası hükmünden esinlenmek suretiyle kaleme alman bu yeni hükümle, ayn  yaşamanın haklı olduğu hâllerde, hâkimin;  a. Bir eşin diğerine yapacağı parasal katkıya,  b. Konut ve ev eşyasından, hangi eşin hangi oranda yararlanacağına,  c. Eşlerin mallarının yönetimine,  ilişkin önlem karan alması öngörülmüştür.  Maddenin üçüncü fıkrası İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin ikinci  fıkrası hükmünden alınmıştır. Bu fikra hükmü, maddede öngörülen önlemlerin,  eşlerden birinin haklı sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınması ya da ortak  yaşamın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi durumunda alınacağını öngörmüştür.  Maddenin son fıkrası İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin üçüncü  fıkrası hükmüne paralel bir hükümdür. Bununla, eşlerin birlikte yaşamasma ara  verilmesi hâlinde halcimin ergin olmayan çocuklarla ilgili alacağı Önlemler  düzenlenmiştir. Madde, hâkimin, alacağı bu önlemlerin çocuklarla ana ve baba  arasındaki ilişkileri düzenleyen velayetle ilgili hükümlere dayanarak almasmı  öngönnüştür.  Madde 198-Yürürlükteki Kanunun 163 üncü maddesini karşılamaktadır.  1984 tarihli öntasarının 160 mcı maddesinden kenar başlık değiştirilmek  suretiyle aynen alınmıştır.  Yürürlükteki metin, kocanın "aile vazifelerini ihmal etmesi"ne ilişkindir.  Aslında söz konusu olan, eşlerden birinin birliğin giderlerine katılma  yükümlülüğüdür. İsviçre Medenî Kanununun 177 nci maddesinde "bakım  yükümlülüğü" (Unterhaltsptlacht) ifadesi kullanılmıştır. Bunun karşılığı olarak  maddede, 186 ncı maddede olduğu gibi birliğin giderlerine katılma yükümlülüğü  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 82 -
- 8 1 - eşlerin birlikte yaşamlan devam ederken, hâkimin alacağı özel bir önlem hükme  bağlanmıştır. Bu hükümle eşlerin evlilik birliğinin devamı sırasında ailenin geçimi için  gereldi olan parasal katkıya ilişkin Önlem öngörülmüştür. Hâkimin, parasal katkıda  bulunma karan verirken göz Önünde tutması gereken ölçüler ikinci fıkrada  belirlenmiştir. Bu fıkra hükmüne göre hâkim katkı miktarını belirlerken eşin ev işlerini  görmesini, çocuklara bakmasını, diğer eşin işinde karşılıksız olarak çalışması  hususlarını göz Önünde tutacaktır.  Maddenin üçüncü fıkrasında önlem niteliğinde hükmedilecek katkı suresinin  başlangıcı gösterilmiştir. Buna. göre bu katkı istemden geriye doğru bir yıl ile gelecek  yıllan kapsayacaktır.  Madde 197- Maddenin birinci fıkrası birlikte yaşamaya ara verilmesine ilişkin  özel bir önlem getirmektedir. Bu hüküm İsviçre Medenî Kanununun 175 inci  maddesinde hükme bağlanmıştır. -İsviçre'deki hükümde olduğu gibi ortak yaşam  nedeniyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî  şekilde tehlikeye düşmesi söz konusu olduğunda eşlerden her birinin ayrı yaşama  hakkı öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 137 nci maddesinde öngörülen  koruma önlemlerini düzenlemektedir. İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin  birinci fıkrası hükmünden esinlenmek suretiyle kaleme alman bu yeni hükümle, ayn  yaşamanın haklı olduğu hâllerde, hâkimin;  a. Bir eşin diğerine yapacağı parasal katkıya,  b. Konut ve ev eşyasından, hangi eşin hangi oranda yararlanacağına,  c. Eşlerin mallarının yönetimine,  ilişkin önlem karan alması öngörülmüştür.  Maddenin üçüncü fıkrası İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin ikinci  fıkrası hükmünden alınmıştır. Bu fikra hükmü, maddede öngörülen önlemlerin,  eşlerden birinin haklı sebep olmaksızın birlikte yaşamaktan kaçınması ya da ortak  yaşamın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi durumunda alınacağını öngörmüştür.  Maddenin son fıkrası İsviçre Medenî Kanununun 176 ncı maddesinin üçüncü  fıkrası hükmüne paralel bir hükümdür. Bununla, eşlerin birlikte yaşamasma ara  verilmesi hâlinde halcimin ergin olmayan çocuklarla ilgili alacağı Önlemler  düzenlenmiştir. Madde, hâkimin, alacağı bu önlemlerin çocuklarla ana ve baba  arasındaki ilişkileri düzenleyen velayetle ilgili hükümlere dayanarak almasmı  öngönnüştür.  Madde 198-Yürürlükteki Kanunun 163 üncü maddesini karşılamaktadır.  1984 tarihli öntasarının 160 mcı maddesinden kenar başlık değiştirilmek  suretiyle aynen alınmıştır.  Yürürlükteki metin, kocanın "aile vazifelerini ihmal etmesi"ne ilişkindir.  Aslında söz konusu olan, eşlerden birinin birliğin giderlerine katılma  yükümlülüğüdür. İsviçre Medenî Kanununun 177 nci maddesinde "bakım  yükümlülüğü" (Unterhaltsptlacht) ifadesi kullanılmıştır. Bunun karşılığı olarak  maddede, 186 ncı maddede olduğu gibi birliğin giderlerine katılma yükümlülüğü  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 8 2 - düzenlenmiştir. Bu yükümlülük, eşitlik ilkesi gereği yürürlükteki maddenin aksine her  iki eşe yukletilmiştir. Bu sebeple madde, eşlerden birinin birliğin giderlerine katılma  yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde hâkimin, onun borçlularına borçlarım  diğer eşe ödemelerini emredebileceği biçiminde düzenlenmiştir.  Madde 199- İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesinden alınmıştır. Bu  maddeyle hâkim, özel bir önlem olarak eşlerden birinin tasarruf yetkisinin  sınırlanmasına karar verebilmektedir. Bu hükme bizim Ülkemizde İsviçre'den daha  fazla ihtiyaç vardır. Çoğu olaylarda aynhk veya boşanmaya kararlı olan koca, sırf  kadına nafaka ya da tazminat ödememek için mevcut mallarım başkalarına devretme  yoluna gitmekte, nafaka ya da tazminat hükmü alan kadm, kocadan icra yoluyla  herhangi bir tahsilat yapamamaktadır. Bu hüküm sayesinde hâkim, eşlerin tasarruf  yetkisinin sınırlanmasına yönelik önlem niteliğinde olmak üzere, bu tür tasarrufların  diğer eşin rızasına bağlı olduğuna" karar verebilecektir. Ancak bu kararın verilmesi  yeterli olmayıp, maddenin ikinci fıkrası bu durumda hâkime gerekli diğer önlemleri de  kararlaştırma yetkisini tanımaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasında hâkimin, eşlerden  birinin taşınmazlanyla ilgili olarak tasarruf yetkisini sınırlaması hâlinde, daha özel  nitelikte bir önlemi alabileceği de hükme bağlamıştır. Bu hükme göre, hâkimin  tasarruf yetkisinin sınırlanmasına ilişkin önlemin tapuya şerh edilmesine re'sen karar  vermesi mümkün olmaktadır. Böylece eşlerin mal kaçırma yolu kapatılmıştır.  Madde 200-Yürürlükteki Kanunun 164 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede esasa ilişkin bir değişiklik yapılmamış, sadece ifade tarzı  sadeleştirilmiştir. Aynca maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak  "Durumun değişmesi" biçiminde ifade edilmiştir. Madde birliğin korunması amacıyla  alınmış olan her türlü önlemin gerektiğinde değiştirilmesini veya alman önlemin  kaldırılmasını içermektedir.  Madde 201- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 180 inci maddesinden  alınmıştır. İsviçre'den farklı olarak Ülke çapında uygulanan bir Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanununa sahip olmamız sebebiyle Medenî Kanunda ayrıca usule  ilişkin hükümlere gerek olmadığı düşünülebilirse de, bu maddede evlilik birliğinin  korunmasıyla ilgili önemli bir durum düzenlenmiştir. Bu düzenleme içerisinde "yetkili  mahkeme" de büyük bir önem taşımakta olduğundan, İsviçre'de olduğu gibi bu konuda  böyle bir yetki hükmünün Medenî Kanunumuzda yer almasının isabetli olacağı  düşünülmüştür.  Maddenin birinci fıkrası evlilik birliğinin korunmasına yönelik Önlemler  konusunda kural olarak eşlerden herhangi birinin yerleşim yerinin bulunduğu yer  mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası ise eşlerin yerleşim yerlerinin farklı bulunması ve her  ikisinin de önlem alınması isteminde bulunması hâlinde, ilk istem sahibi olan eşin  yerleşim yeri mahkemesinin özel yetkisini kabul etmiştir.  Maddenin son fıkrası önlem kararının değiştirilmesi, tamamlanması veya  hükmedilen Önlemin kaldırılması konularında önlem karan veren mahkemenin yetkili  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 83 -
— 8 2 - düzenlenmiştir. Bu yükümlülük, eşitlik ilkesi gereği yürürlükteki maddenin aksine her  iki eşe yukletilmiştir. Bu sebeple madde, eşlerden birinin birliğin giderlerine katılma  yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde hâkimin, onun borçlularına borçlarım  diğer eşe ödemelerini emredebileceği biçiminde düzenlenmiştir.  Madde 199- İsviçre Medenî Kanununun 178 inci maddesinden alınmıştır. Bu  maddeyle hâkim, özel bir önlem olarak eşlerden birinin tasarruf yetkisinin  sınırlanmasına karar verebilmektedir. Bu hükme bizim Ülkemizde İsviçre'den daha  fazla ihtiyaç vardır. Çoğu olaylarda aynhk veya boşanmaya kararlı olan koca, sırf  kadına nafaka ya da tazminat ödememek için mevcut mallarım başkalarına devretme  yoluna gitmekte, nafaka ya da tazminat hükmü alan kadm, kocadan icra yoluyla  herhangi bir tahsilat yapamamaktadır. Bu hüküm sayesinde hâkim, eşlerin tasarruf  yetkisinin sınırlanmasına yönelik önlem niteliğinde olmak üzere, bu tür tasarrufların  diğer eşin rızasına bağlı olduğuna" karar verebilecektir. Ancak bu kararın verilmesi  yeterli olmayıp, maddenin ikinci fıkrası bu durumda hâkime gerekli diğer önlemleri de  kararlaştırma yetkisini tanımaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasında hâkimin, eşlerden  birinin taşınmazlanyla ilgili olarak tasarruf yetkisini sınırlaması hâlinde, daha özel  nitelikte bir önlemi alabileceği de hükme bağlamıştır. Bu hükme göre, hâkimin  tasarruf yetkisinin sınırlanmasına ilişkin önlemin tapuya şerh edilmesine re'sen karar  vermesi mümkün olmaktadır. Böylece eşlerin mal kaçırma yolu kapatılmıştır.  Madde 200-Yürürlükteki Kanunun 164 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede esasa ilişkin bir değişiklik yapılmamış, sadece ifade tarzı  sadeleştirilmiştir. Aynca maddenin kenar başlığı kaynak Kanuna uygun olarak  "Durumun değişmesi" biçiminde ifade edilmiştir. Madde birliğin korunması amacıyla  alınmış olan her türlü önlemin gerektiğinde değiştirilmesini veya alman önlemin  kaldırılmasını içermektedir.  Madde 201- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 180 inci maddesinden  alınmıştır. İsviçre'den farklı olarak Ülke çapında uygulanan bir Hukuk Usulü  Muhakemeleri Kanununa sahip olmamız sebebiyle Medenî Kanunda ayrıca usule  ilişkin hükümlere gerek olmadığı düşünülebilirse de, bu maddede evlilik birliğinin  korunmasıyla ilgili önemli bir durum düzenlenmiştir. Bu düzenleme içerisinde "yetkili  mahkeme" de büyük bir önem taşımakta olduğundan, İsviçre'de olduğu gibi bu konuda  böyle bir yetki hükmünün Medenî Kanunumuzda yer almasının isabetli olacağı  düşünülmüştür.  Maddenin birinci fıkrası evlilik birliğinin korunmasına yönelik Önlemler  konusunda kural olarak eşlerden herhangi birinin yerleşim yerinin bulunduğu yer  mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası ise eşlerin yerleşim yerlerinin farklı bulunması ve her  ikisinin de önlem alınması isteminde bulunması hâlinde, ilk istem sahibi olan eşin  yerleşim yeri mahkemesinin özel yetkisini kabul etmiştir.  Maddenin son fıkrası önlem kararının değiştirilmesi, tamamlanması veya  hükmedilen Önlemin kaldırılması konularında önlem karan veren mahkemenin yetkili  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 8 3 - olduğunu öngörmüştür. Ancak önlemden sonra eşlerin yerleşim yerinin değişmiş  olabileceği olasılığı karşısında, bu durumda değiştirme, tamamlama ya da kaldırma  konusunda yetkili mahkemenin eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi  olduğu kabul edilmiştir.  DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Madde 202- Yürürlükteki Kanunun 170 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasandan alınarak dil açısından sadeleştirilmiştir.  Yürürlükteki Kamında eşlef arasın'daki yasal mal rejiminin ""mal ayrılığı"  olduğu belirtilmiştir. Evlilik birliği sona erdiğinde, mal ayrılığı rejiminin eşler arasında  büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine işlediği, ev  işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan kadının durumunu  hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamu oyunda ağır eleştirilere uğramıştır,  Bu nedenle, "edinilmiş mallara katılma" başlığı altında yeni bir mal rejimi  düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, eşler arasındaki yasal mal rejiminin "edinilmiş  mallara katılma" olduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, eşler mal rejimi  sözleşmesi yaparak kanunda belirtilen diğer mal rejimlerinden birisini  seçebileceklerdir,  Madde 203- Yürürlükteki Kanunun 171 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasandan alınmıştır. Maddeye yürürlükteki 171 inci  maddenin son cümlesi alınmamış, ikinci cümlede değişildik yapılmıştır. Bu  değişiklikle hukuk güvenliği açısından, eşlerin mal rejimini ancak kanunda gösterilen  şuurlar içerisinde kabul edebilecekleri, değiştirebilecekleri veya sona erdirebilecekleri  belirtilmiştir.  Mal rejimi sözleşmesi evlenme töreninden önce yapılabileceği gibi, evliliğin  devamı süresince de yapılabilir..  213 üncü maddeyle.üçüncü kişilerin, mal rejimi değişikliklerine karşı haklan  yeterli bir şekilde korunduğundan, yürürlükteki maddenin son cümlesine gerek  görülmemiştir.  Madde 204- Yürürlükteki Kanunun 172 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle kaynak Kanuna da uygun olarak iki fıkra  hâlinde düzenlenmiştir. Yürürlükteki maddenin "İki tarafın ehliyeti" şeklindeki kenar  başlığı, "Sözleşme ehliyeti" şeklinde değiştirilmiştir. Mal rejimi sözleşmesi yapmak  isteyen eşlerin ayırt etme gücüne sahip olmalan zorunludur. Küçükler ve kısıtlılar ise  ancak yasal temsilcilerinin nzasıyla sözleşme yapabilirler.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 84 -
- 8 3 - olduğunu öngörmüştür. Ancak önlemden sonra eşlerin yerleşim yerinin değişmiş  olabileceği olasılığı karşısında, bu durumda değiştirme, tamamlama ya da kaldırma  konusunda yetkili mahkemenin eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi  olduğu kabul edilmiştir.  DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Madde 202- Yürürlükteki Kanunun 170 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasandan alınarak dil açısından sadeleştirilmiştir.  Yürürlükteki Kamında eşlef arasın'daki yasal mal rejiminin ""mal ayrılığı"  olduğu belirtilmiştir. Evlilik birliği sona erdiğinde, mal ayrılığı rejiminin eşler arasında  büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine işlediği, ev  işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan kadının durumunu  hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamu oyunda ağır eleştirilere uğramıştır,  Bu nedenle, "edinilmiş mallara katılma" başlığı altında yeni bir mal rejimi  düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, eşler arasındaki yasal mal rejiminin "edinilmiş  mallara katılma" olduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, eşler mal rejimi  sözleşmesi yaparak kanunda belirtilen diğer mal rejimlerinden birisini  seçebileceklerdir,  Madde 203- Yürürlükteki Kanunun 171 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli öntasandan alınmıştır. Maddeye yürürlükteki 171 inci  maddenin son cümlesi alınmamış, ikinci cümlede değişildik yapılmıştır. Bu  değişiklikle hukuk güvenliği açısından, eşlerin mal rejimini ancak kanunda gösterilen  şuurlar içerisinde kabul edebilecekleri, değiştirebilecekleri veya sona erdirebilecekleri  belirtilmiştir.  Mal rejimi sözleşmesi evlenme töreninden önce yapılabileceği gibi, evliliğin  devamı süresince de yapılabilir..  213 üncü maddeyle.üçüncü kişilerin, mal rejimi değişikliklerine karşı haklan  yeterli bir şekilde korunduğundan, yürürlükteki maddenin son cümlesine gerek  görülmemiştir.  Madde 204- Yürürlükteki Kanunun 172 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde sadeleştirilmek suretiyle kaynak Kanuna da uygun olarak iki fıkra  hâlinde düzenlenmiştir. Yürürlükteki maddenin "İki tarafın ehliyeti" şeklindeki kenar  başlığı, "Sözleşme ehliyeti" şeklinde değiştirilmiştir. Mal rejimi sözleşmesi yapmak  isteyen eşlerin ayırt etme gücüne sahip olmalan zorunludur. Küçükler ve kısıtlılar ise  ancak yasal temsilcilerinin nzasıyla sözleşme yapabilirler.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 84 —  Madde 205-Yürürlükteki Kanunun 173 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası ile mal rejimi konusunda eşlerin yapacakları  sözleşmenin noterde düzenlenmesi gerektiği öngörülmüştür. Bu sözleşme noterce  re'sen düzenleme şeklinde yapılabileceği gibi, eşlerin hazırladıklan yazılı sözleşmede  imzalarının noterlikçe onaylanması şeklinde de yapılabilir.  Maddenin ikinci fıkrası, mal rejimi sözleşmesinin şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak  olduğunu, bu nedenle bizzat eşler tarafından yapılması gerektiğini hükme  bağlamaktadır. Aynı fıkrada, eşlerin sözleşme yapma ehliyetine sahip olmadıkları  hâllerde, sözleşmeye yasal temsilcilerin de katılması zorunluluğu getirilmiştir.  Madde 206- Bu madde yürürlükteki Kanunun 175 ve 176 ncı maddelerini  karşılamaktadır.  Madde İsviçre Medenî Kanununun 185 inci maddesine uygun olarak kaleme  alınmıştır.  Birinci fıkrada eşlerden birinin istemi üzerine, haklı sebep varsa hâkim  kararıyla mal ayrılığı .H$HJg$ dönüşüm düzenlenmiştir. .  İkinci fıkrada İcaynak Kanunda olduğu gibi haklı sebeplere örnek niteliğindeki  olaylara yer verilmiştir.  Maddenin son fıkrasında eşlerden birinin ayırt etme gücünden sürekli olarak  yoksun bulunması hâlinde, yasal temsilcisinin de "ayırt etme gücünden sürekli olarak  yoksun olma" haldi sebebine dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteme  yetkisine sahip olduğu öngörülmüştür. Buna göre yasal temsilcisinin mal ayrılığına  dönüşüm isteminde bulunması sadece, temsil ettiği eşin ayırt etme gücünden sürekli  olarak yoksun olması koşuluna bağlıdır.  Madde 207- Mal ayrılığına dönüşüm isteminde yetkili mahkemenin istemde  bulunan eşin yerleşim yeri mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Madde İsviçre Medenî  Kanununun 186 ncı maddesi ve 1984 tarihli Öntasarının 167 nci maddesine paralel  bir düzenleme getirmiştir.  Madde 208- Maddenin birinci fıkrası eşlere her zaman için yeni bir mal rejimi  sözleşmesiyle önceki ya da başka bir mal rejimi kabul etme olanağı sağlamaktadır.  İkinci fıkra, yürürlükteki Kanunun 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasını  karşılamaktadır. Buna göre, mal ayrılığına geçişi gerektiren haldi sebeplerin ortadan  kalkması hâlinde, eşler arasında kendiliğinden eski rejime dönme söz konusu  olmamaktadır. Bunun için eşlerden birinin istemi üzerine hâkim tarafından, mal  ayrılığına dönüşten önceki rejime dönme karan verilmesi zorunludur.  Madde 209- Madde yürürlükteki Kanunun 174 üncü maddesini  karşılamaktadır. Buna göre, mal ortaklığı rejiminde yaşayan eşlerden birinin iflâs  etmesi hâlinde, iflâs edenin eşinin kişisel mallanm geri almasını sağlamak için, rejimin  kendiliğinden mal aynlığına dönüşeceği öngörülmüştür. Kendiliğinden mal aynhğına  dönüşmenin iflâs eden eşin alacaklan açısından da yararı vardır. Bu yolla alacaklı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 85 -
— 84 —  Madde 205-Yürürlükteki Kanunun 173 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası ile mal rejimi konusunda eşlerin yapacakları  sözleşmenin noterde düzenlenmesi gerektiği öngörülmüştür. Bu sözleşme noterce  re'sen düzenleme şeklinde yapılabileceği gibi, eşlerin hazırladıklan yazılı sözleşmede  imzalarının noterlikçe onaylanması şeklinde de yapılabilir.  Maddenin ikinci fıkrası, mal rejimi sözleşmesinin şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak  olduğunu, bu nedenle bizzat eşler tarafından yapılması gerektiğini hükme  bağlamaktadır. Aynı fıkrada, eşlerin sözleşme yapma ehliyetine sahip olmadıkları  hâllerde, sözleşmeye yasal temsilcilerin de katılması zorunluluğu getirilmiştir.  Madde 206- Bu madde yürürlükteki Kanunun 175 ve 176 ncı maddelerini  karşılamaktadır.  Madde İsviçre Medenî Kanununun 185 inci maddesine uygun olarak kaleme  alınmıştır.  Birinci fıkrada eşlerden birinin istemi üzerine, haklı sebep varsa hâkim  kararıyla mal ayrılığı .H$HJg$ dönüşüm düzenlenmiştir. .  İkinci fıkrada İcaynak Kanunda olduğu gibi haklı sebeplere örnek niteliğindeki  olaylara yer verilmiştir.  Maddenin son fıkrasında eşlerden birinin ayırt etme gücünden sürekli olarak  yoksun bulunması hâlinde, yasal temsilcisinin de "ayırt etme gücünden sürekli olarak  yoksun olma" haldi sebebine dayanarak mal ayrılığına karar verilmesini isteme  yetkisine sahip olduğu öngörülmüştür. Buna göre yasal temsilcisinin mal ayrılığına  dönüşüm isteminde bulunması sadece, temsil ettiği eşin ayırt etme gücünden sürekli  olarak yoksun olması koşuluna bağlıdır.  Madde 207- Mal ayrılığına dönüşüm isteminde yetkili mahkemenin istemde  bulunan eşin yerleşim yeri mahkemesi olduğu belirtilmiştir. Madde İsviçre Medenî  Kanununun 186 ncı maddesi ve 1984 tarihli Öntasarının 167 nci maddesine paralel  bir düzenleme getirmiştir.  Madde 208- Maddenin birinci fıkrası eşlere her zaman için yeni bir mal rejimi  sözleşmesiyle önceki ya da başka bir mal rejimi kabul etme olanağı sağlamaktadır.  İkinci fıkra, yürürlükteki Kanunun 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasını  karşılamaktadır. Buna göre, mal ayrılığına geçişi gerektiren haldi sebeplerin ortadan  kalkması hâlinde, eşler arasında kendiliğinden eski rejime dönme söz konusu  olmamaktadır. Bunun için eşlerden birinin istemi üzerine hâkim tarafından, mal  ayrılığına dönüşten önceki rejime dönme karan verilmesi zorunludur.  Madde 209- Madde yürürlükteki Kanunun 174 üncü maddesini  karşılamaktadır. Buna göre, mal ortaklığı rejiminde yaşayan eşlerden birinin iflâs  etmesi hâlinde, iflâs edenin eşinin kişisel mallanm geri almasını sağlamak için, rejimin  kendiliğinden mal aynlığına dönüşeceği öngörülmüştür. Kendiliğinden mal aynhğına  dönüşmenin iflâs eden eşin alacaklan açısından da yararı vardır. Bu yolla alacaklı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 8 5 —  muhatabım bilebilecek ve alacağını hangi mallardan tahsil edebileceğini daha  kolaylıkla anlayabilecektir.  Madde 210- Bu madde, İsviçre Medenî Kanununun 189 ve 190 inci  maddelerinde iki ayrı madde hâlinde düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 177 nci maddesini  karşılamaktadır. Ancak yürürlükteki maddeden farklı olarak madde sadece mal  ortaklığı rejimine hasredilmiş ve bu rejimi kabul eden eşlerden birine karşı icra  takibinde bulunan alacaklmm zarara uğraması hâlinde, hâkimden mal ayrılığına karar  verilmesini isteyebilmesi öngörülmüştür.  İkinci fıkrada, mal rejiminin sona ermesi yalnız borçlu eşi değil, diğer eşi de  ilgilendirdiği için, mal aynlığına dönüşüm isteminin her iki eşe de yöneltilmesi  öngörülmüştür.  Maddenin üçüncü fıkrasında bu konudaki istemlerin yöneltilebileceği yetkili  mahkemenin, hakkında icra takibinde bulunulan borçlunun yerleşim yeri mahkemesi  olduğu belirtilmiştir.  Madde 211- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 191 inci maddesinin birinci  fıkrasından alınmıştır. Buna göre cebrî icra nedeniyle mal ayrılığına dönüşün söz  konusu olduğu hâllerde, alacaklmm tatmin edilmesi durumunda, eşlerden birinin  başvurusu üzerine hâkim kararıyla mal ortaklığmm yeniden kıırulmasma  hükmedilebilecektir.  Maddenin ikinci fıkrası ile, olağanüstü mal rejimine dönüş sebebi ortadan  kalkınca, eşlere mal ortaklığma tekrar dönme yerine, dilerlerse edinilmiş mallara  katılma rejimini seçebilme olanağı tanınmıştır.  Madde 212- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 192 nci maddesini  karşılamaktadır. Maddede mal ayrılığına geçildiği takdirde önceki mal rejiminin  tasfiyesi öngörülmüş, tasfiyeyi eşlerin kendilerinin yapacakları ve bu konuda eşlerin o  ana kadar tâbi oldukları mal rejimi hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Ancak  kanunda aksinin öngörülmüş olduğu hâller maddede saklı tutulmuştur.  Madde 213- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 193 üncü maddesini  karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 173 üncü maddesinde de aynı düzenleme  getirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası, yürürlükteki Kanunun 171 inci maddesinin son  cümlesiyle 180 inci maddenin birinci fıkrasını karşılamaktadır. Bu iki hüküm de mal  rejiminin kurulması, değiştirilmesi ve tasfiyesinin eşlerden birinin veya ortaklığın  alacaklısının haklarının ihlâl edilmesini önlemeye yönelik olduğundan, maddede tek  fıkrada birleştirilmiştir. Böylece, alacaklıların tatminine konu olabilecek malların, mal  rejimindeki değişiklikler dolayısıyla tatmine konu olmaktan çıkarılması önlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, yürürlükteki Kanunun 180 inci maddesinin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 86 -
- 8 5 —  muhatabım bilebilecek ve alacağını hangi mallardan tahsil edebileceğini daha  kolaylıkla anlayabilecektir.  Madde 210- Bu madde, İsviçre Medenî Kanununun 189 ve 190 inci  maddelerinde iki ayrı madde hâlinde düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki Kanunun 177 nci maddesini  karşılamaktadır. Ancak yürürlükteki maddeden farklı olarak madde sadece mal  ortaklığı rejimine hasredilmiş ve bu rejimi kabul eden eşlerden birine karşı icra  takibinde bulunan alacaklmm zarara uğraması hâlinde, hâkimden mal ayrılığına karar  verilmesini isteyebilmesi öngörülmüştür.  İkinci fıkrada, mal rejiminin sona ermesi yalnız borçlu eşi değil, diğer eşi de  ilgilendirdiği için, mal aynlığına dönüşüm isteminin her iki eşe de yöneltilmesi  öngörülmüştür.  Maddenin üçüncü fıkrasında bu konudaki istemlerin yöneltilebileceği yetkili  mahkemenin, hakkında icra takibinde bulunulan borçlunun yerleşim yeri mahkemesi  olduğu belirtilmiştir.  Madde 211- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 191 inci maddesinin birinci  fıkrasından alınmıştır. Buna göre cebrî icra nedeniyle mal ayrılığına dönüşün söz  konusu olduğu hâllerde, alacaklmm tatmin edilmesi durumunda, eşlerden birinin  başvurusu üzerine hâkim kararıyla mal ortaklığmm yeniden kıırulmasma  hükmedilebilecektir.  Maddenin ikinci fıkrası ile, olağanüstü mal rejimine dönüş sebebi ortadan  kalkınca, eşlere mal ortaklığma tekrar dönme yerine, dilerlerse edinilmiş mallara  katılma rejimini seçebilme olanağı tanınmıştır.  Madde 212- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 192 nci maddesini  karşılamaktadır. Maddede mal ayrılığına geçildiği takdirde önceki mal rejiminin  tasfiyesi öngörülmüş, tasfiyeyi eşlerin kendilerinin yapacakları ve bu konuda eşlerin o  ana kadar tâbi oldukları mal rejimi hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Ancak  kanunda aksinin öngörülmüş olduğu hâller maddede saklı tutulmuştur.  Madde 213- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 193 üncü maddesini  karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 173 üncü maddesinde de aynı düzenleme  getirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrası, yürürlükteki Kanunun 171 inci maddesinin son  cümlesiyle 180 inci maddenin birinci fıkrasını karşılamaktadır. Bu iki hüküm de mal  rejiminin kurulması, değiştirilmesi ve tasfiyesinin eşlerden birinin veya ortaklığın  alacaklısının haklarının ihlâl edilmesini önlemeye yönelik olduğundan, maddede tek  fıkrada birleştirilmiştir. Böylece, alacaklıların tatminine konu olabilecek malların, mal  rejimindeki değişiklikler dolayısıyla tatmine konu olmaktan çıkarılması önlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, yürürlükteki Kanunun 180 inci maddesinin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 86 - Madde 214- Madde, İsviçre , Medenî Kanununun 194 üncü "maddesini  karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 174 Üncü maddesinde de aynı hüküm kabul  edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Bu madde ile  mal rejimine ilişkin genel hükümler arasmda, tasfiyeye ilişkin olarak çıkacak  uyuşmazlıkları çözümlemek üzere yetkili mahkemelerin gösterilmesinin uygun olacağı  kabul edilmiştir.  (1) numaralı bentte, mal rejiminin ölümle sona ermesi hâlinde, dava ekonomisi  bakımından en uygun olan yerin, ölen eşin son yerleşim yeri mahkemesi olduğu kabul  edilmiştir.  (2) numaralı bentte, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal  ayrılığına karar verilmesi durumunda ise, bu davaları görmüş olan mahkemelerin  yetkili olacağı belirtilmek suretiyle birbirleriyle ilişkili olan bu davalarm aynı yer  mahkemesinde görülmesi sağlanmıştır.  Son bentte ise, diğer hâllerde genel yetki kuralına uygun olarak davalının  yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir.  Madde 215- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 195 inci maddesinin birinci  fıkrası hükmünü karşılamaktadır.  Maddede bir eşin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğerine  bırakması hâlinde, aksi kararlaştınlmadıkça, eşler arasında vekâlet hükümlerinin  uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu hükme göre, bir eş açıkça veya ses çıkarmamak  suretiyle fiilen, mallarının yönetimini diğer eşe bırakabilir. Yönetimin açıkça diğer eşe  bırakılması için mutlaka bir mal rejimi sözleşmesi yapılması şart değildir. Bir iş veya  şirket sözleşmesi çerçevesinde de bu yönetim diğer eşe bırakılabilir. Bu gibi  durumlarda vekâlet değil, bu sözleşme hükümlerinin uygulanacağı tabiîdir.  Madde 216- İsviçre Medenî Kanununun 195 inci maddesi hükmünden  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası eşlerden her birine diğerinden mallarının envanterinin  resmî bir senetle tespit edilmesini isteme yetkisini tanımıştır. İstemede bulunulan eş,  noterce resmî senedin düzenlenmesine katılmakla yükümlüdür.  İkinci fıkrada böyle bir envanterin malların getirilmesinden'itibaren bir yıl  içinde yapılmış olması hâlinde, karine olarak bunun doğru olduğu kabul edilmektedir.  Bu durumda ispat yükü, bu envanterin doğru olmadığını iddia eden eşe düşecektir.  Madde 217- Madde, 1984 tarihli Öntasarının 176 ncı maddesinden alınmıştır.  Yürürlükteki Kanunda da bu maddeyi karşılayan bir hüküm mevcut değildir.  Maddeyle eşler arasındaki borç ilişkilerine açıklık getirilmiş ve kabul edilen  mal rejiminin eşler arasındaki borçların muaccel olmasını engelleyemeyeceği  belirtilmiştir. Ancak eşlerin herhangi iki insan değil, evlilik birliğini sürdürmekle  görevli ve bu birliğe karşı yükümleri olan kişiler olduğu ve evlilik kurumunu koruma  gerektiği düşüncesiyle, ödemede güçlükle karşılaşacak eşe süre tanınması kabul  edilmiştir. Bununla beraber, alacaklı eşin yararlarını korumak açısından da hâkime.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 87 -
- 86 - Madde 214- Madde, İsviçre , Medenî Kanununun 194 üncü "maddesini  karşılamaktadır. 1984 tarihli Öntasarının 174 Üncü maddesinde de aynı hüküm kabul  edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Bu madde ile  mal rejimine ilişkin genel hükümler arasmda, tasfiyeye ilişkin olarak çıkacak  uyuşmazlıkları çözümlemek üzere yetkili mahkemelerin gösterilmesinin uygun olacağı  kabul edilmiştir.  (1) numaralı bentte, mal rejiminin ölümle sona ermesi hâlinde, dava ekonomisi  bakımından en uygun olan yerin, ölen eşin son yerleşim yeri mahkemesi olduğu kabul  edilmiştir.  (2) numaralı bentte, boşanmaya, evliliğin iptaline veya hâkim tarafından mal  ayrılığına karar verilmesi durumunda ise, bu davaları görmüş olan mahkemelerin  yetkili olacağı belirtilmek suretiyle birbirleriyle ilişkili olan bu davalarm aynı yer  mahkemesinde görülmesi sağlanmıştır.  Son bentte ise, diğer hâllerde genel yetki kuralına uygun olarak davalının  yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir.  Madde 215- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 195 inci maddesinin birinci  fıkrası hükmünü karşılamaktadır.  Maddede bir eşin açık veya örtülü olarak mallarının yönetimini diğerine  bırakması hâlinde, aksi kararlaştınlmadıkça, eşler arasında vekâlet hükümlerinin  uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu hükme göre, bir eş açıkça veya ses çıkarmamak  suretiyle fiilen, mallarının yönetimini diğer eşe bırakabilir. Yönetimin açıkça diğer eşe  bırakılması için mutlaka bir mal rejimi sözleşmesi yapılması şart değildir. Bir iş veya  şirket sözleşmesi çerçevesinde de bu yönetim diğer eşe bırakılabilir. Bu gibi  durumlarda vekâlet değil, bu sözleşme hükümlerinin uygulanacağı tabiîdir.  Madde 216- İsviçre Medenî Kanununun 195 inci maddesi hükmünden  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası eşlerden her birine diğerinden mallarının envanterinin  resmî bir senetle tespit edilmesini isteme yetkisini tanımıştır. İstemede bulunulan eş,  noterce resmî senedin düzenlenmesine katılmakla yükümlüdür.  İkinci fıkrada böyle bir envanterin malların getirilmesinden'itibaren bir yıl  içinde yapılmış olması hâlinde, karine olarak bunun doğru olduğu kabul edilmektedir.  Bu durumda ispat yükü, bu envanterin doğru olmadığını iddia eden eşe düşecektir.  Madde 217- Madde, 1984 tarihli Öntasarının 176 ncı maddesinden alınmıştır.  Yürürlükteki Kanunda da bu maddeyi karşılayan bir hüküm mevcut değildir.  Maddeyle eşler arasındaki borç ilişkilerine açıklık getirilmiş ve kabul edilen  mal rejiminin eşler arasındaki borçların muaccel olmasını engelleyemeyeceği  belirtilmiştir. Ancak eşlerin herhangi iki insan değil, evlilik birliğini sürdürmekle  görevli ve bu birliğe karşı yükümleri olan kişiler olduğu ve evlilik kurumunu koruma  gerektiği düşüncesiyle, ödemede güçlükle karşılaşacak eşe süre tanınması kabul  edilmiştir. Bununla beraber, alacaklı eşin yararlarını korumak açısından da hâkime.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 8 7 - gerekirse borçluyu güvence vermekle lyükümlü tutma yetkisi tamnması suretiyle,  yararlar durumu dengelenmeye çalışılmıştır.  İKİNCİ AYIRIM  EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA  Madde 218- Edinilmiş mallara katılma rejimi, İsviçre Medenî Kanununda  1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe giren bir değişiklikle, bu ülkede "yasal mal rejimi"  olarak kabul edilmiştir. Yürürlükteki Kanunda eşler arasındaki yasal mal rejiminin  "mal ayrılığı" olduğu belirtilmiştir. Evlilik birliği sona erdiğinde, mal aynliğı rejiminin  eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine  işlediği ve ev işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan  kaduun durumunu hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamu oyunda ağır  eleştirilere uğramıştır. Bu nedenle, "edinilmiş mallara katılma" rejimi yasal (mal rejimi  olarak kabul edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda bu konuda hüküm olmadığı cihetle, edinilmiş mallara  katılma rejimine ilişkin bütün hükümler, İsviçre Medenî Kanunundan çeviri suretiyle  alınmıştır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 196 ncı maddesinin karşılığıdır. Bu  hükümle, edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin iki grup malı olduğu kabul  edilmiştir. Bunlar, edinilmiş mallar ile eşlerden hçr birinin kişisel mallandır. Eşlerden  her biri evlilik birliğinin devamı süresince her iki grup mal üzerinde de mülkiyet  hakkma sahip olduğundan, bu mallar üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarrufta  bulunma haldan kendilerine aittir.  Madde 219- Madde İsviçre Medenî Kanununun 197 nci maddesinde olduğu  gibi eşlerin edinilmiş mallarının nelerden oluştuğunu hükme bağlamaktadır. Birinci  fıkrada edinilmiş mallardan bazılan sayılmıştır. îlke olarak mal rejiminin devamı  süresince ivazlı, yani bir karşılık ödemek suretiyle elde ettikleri tüm malvarlıklan  edinilmiş,mallardan sayılacaktır.  İkinci fıkranın (1) numaralı bendinde, bir eşin çalışmasının yani emeğinin  karşılığı olarak elde ettiği tüm değerler hükme bağlanmıştır. (2) numaralı bentte bir'  eşe, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurum ve kuruluşları veya personele yardım  amacı ile kurulmuş sandık benzerlerinin yaptığı ödemeler de edinilmiş mallar arasında  sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu,  yardımlaşma sandıkları gibi sosyal güvenlik kurumlannca bir eşe ödenen tazminatlar  ya da bağlanan aylıklar buraya girer.  İkinci fıkranın (3) numaralı bendinde, bir eşin çalışma gücünü kaybetmesi  nedeniyle ödenen tazminatlar sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir iş kazası ya da  trafik kazası sonucu çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybeden eşe ödenen  tazminatlar edinilmiş mallardan sayılacaktır.  (4) numaralı bentte eşlerin kişisel mallannın gelirleri de edinilmiş mallar  arasında, sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir eşe miras yoluyla intikal eden ya da  ikramiye olarak çıkan bir taşınmazın kira geliri, buraya dahildir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 88 -
- 8 7 - gerekirse borçluyu güvence vermekle lyükümlü tutma yetkisi tamnması suretiyle,  yararlar durumu dengelenmeye çalışılmıştır.  İKİNCİ AYIRIM  EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA  Madde 218- Edinilmiş mallara katılma rejimi, İsviçre Medenî Kanununda  1 Ocak 1988 tarihinde yürürlüğe giren bir değişiklikle, bu ülkede "yasal mal rejimi"  olarak kabul edilmiştir. Yürürlükteki Kanunda eşler arasındaki yasal mal rejiminin  "mal ayrılığı" olduğu belirtilmiştir. Evlilik birliği sona erdiğinde, mal aynliğı rejiminin  eşler arasında büyük haksızlıklara yol açtığı, özellikle meslek sahibi kocanın lehine  işlediği ve ev işlerini yapan ve hatta kocasına mesleğinin icrasında yardımcı olan  kaduun durumunu hiç nazara almadığı, meslek çevrelerinde ve kamu oyunda ağır  eleştirilere uğramıştır. Bu nedenle, "edinilmiş mallara katılma" rejimi yasal (mal rejimi  olarak kabul edilmiştir.  Yürürlükteki Kanunda bu konuda hüküm olmadığı cihetle, edinilmiş mallara  katılma rejimine ilişkin bütün hükümler, İsviçre Medenî Kanunundan çeviri suretiyle  alınmıştır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 196 ncı maddesinin karşılığıdır. Bu  hükümle, edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin iki grup malı olduğu kabul  edilmiştir. Bunlar, edinilmiş mallar ile eşlerden hçr birinin kişisel mallandır. Eşlerden  her biri evlilik birliğinin devamı süresince her iki grup mal üzerinde de mülkiyet  hakkma sahip olduğundan, bu mallar üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarrufta  bulunma haldan kendilerine aittir.  Madde 219- Madde İsviçre Medenî Kanununun 197 nci maddesinde olduğu  gibi eşlerin edinilmiş mallarının nelerden oluştuğunu hükme bağlamaktadır. Birinci  fıkrada edinilmiş mallardan bazılan sayılmıştır. îlke olarak mal rejiminin devamı  süresince ivazlı, yani bir karşılık ödemek suretiyle elde ettikleri tüm malvarlıklan  edinilmiş,mallardan sayılacaktır.  İkinci fıkranın (1) numaralı bendinde, bir eşin çalışmasının yani emeğinin  karşılığı olarak elde ettiği tüm değerler hükme bağlanmıştır. (2) numaralı bentte bir'  eşe, sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurum ve kuruluşları veya personele yardım  amacı ile kurulmuş sandık benzerlerinin yaptığı ödemeler de edinilmiş mallar arasında  sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu,  yardımlaşma sandıkları gibi sosyal güvenlik kurumlannca bir eşe ödenen tazminatlar  ya da bağlanan aylıklar buraya girer.  İkinci fıkranın (3) numaralı bendinde, bir eşin çalışma gücünü kaybetmesi  nedeniyle ödenen tazminatlar sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir iş kazası ya da  trafik kazası sonucu çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybeden eşe ödenen  tazminatlar edinilmiş mallardan sayılacaktır.  (4) numaralı bentte eşlerin kişisel mallannın gelirleri de edinilmiş mallar  arasında, sayılmıştır. Bu anlamda olmak üzere bir eşe miras yoluyla intikal eden ya da  ikramiye olarak çıkan bir taşınmazın kira geliri, buraya dahildir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 8 8 - (5) numaralı bent hükmü edinilmiş malların yerine ikame edilen değerleri de  edinilmiş mal olarak korumaktadır. Bu anlamda olmak üzere edinilmiş bir malm bedel  karşılığında elden çıkanlması hâlinde bu bedel; edinilmiş mal olan bir arsanm kat  karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmesi sonucu edinilen bağımsız bölümler buraya  girer. Aynı şekilde edinilmiş bir malm hasara uğraması ya da yok olması hâlinde  bunun için ödenen tazminatlar da edinilmiş mal sayılacaktır.  Madde 220- Madde İsviçre Medenî Kanununun 198 inci maddesinde olduğu  gibi, yasa gereği kişisel mallardan sayılan değerleri düzenlemektedir.  Maddenin (1) numaralı bendinde eşlerin sadece kişisel kullanımına yarayan  eşya kişisel mal sayılmıştır. Eşlerin giysileri, saati, çantası, spor alet ve malzemeleri,  ziynet eşyası bunlara örnek verilebilir. Bunlar evlilik birliğinin başlangıcında mevcut  olabileceği gibi karşılıksız olarak sonradan/ da edinilmiş olabilir. Hatta, karşılığı  edinilmiş .mallardan da ödenmiş olabilir.-Ancak bu hâlde diğer eşin denkleştirme  isteminde bulunması hakkı saklıdır.  Maddenin (2) numaralı bendinde eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin  başlangıcında sahip oldukları veya bu rejimin kurulmasından sonra miras yoluyla ya  da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği tüm malvarlığı  değerleri kişisel mallardan sayılmıştır.  Maddenin (3) numaralı bendi, eşin Idşisel durumu göz önünde tutulmak  suretiyle ödendiği, onun acı, üzüntü ve ızdırabı. sonucu tamamen kişisel nitelikteki  zararlarının karşılığı olduğu göz önünde tutulmak suretiyle, manevî tazminat  alacaklarının da kişisel mal olduğunu kabul etmiştir.  Maddenin (4) numaralı bendinde, tüm kişisel malların herhangi bir şekilde el ya  da şekil değiştirmesi hâlinde, onun yerine geçen ikame değerlerin de kişisel mal  olacağı kabul edilmiştir. Bir malın tahrip edilmesi dolayısıyla elde edilen sigorta  tazminatı veya sair tazminat ya da kamulaştırma karşılığı olarak ödenen meblağ  buraya girer.  Madde 221- Maddede İsviçre Medenî Kanununun 199 uncu maddesinde  olduğu gibi eşlere mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş malların kapsamım daraltma  olanağı tanınmıştır.  Birinci fıkra, eşlerin mesleklerinin icrası veya sahip oldukları işletmelerinin  faaliyetinden elde ettikleri değerlerin edinilmiş mal sayılmayıp, kişisel mal  sayılmasının eşlerin yapacakları bir sözleşmeyle kararlaştinlabileceğini hükme  bağlamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 219 uncu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı  bendinde edinilmiş mallar arasında sayılmış bulunan "kişisel malların gelirleri"nin  edinilmiş mal değil, kişisel mal olarak kabul edilmesinin eşlerin yapacakları  sözleşmeyle öngörülebileceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 222- Madde İsviçre Medenî Kanununun 200 üncü maddesini  karşılamaktadır.. Burada eşlerin mallarının, edinilmiş inallardan mı yoksa kişisel  mallardan mı olduğu hususunda doğacak uyuşmazlıklarda ispat yükü düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 89 -
- 8 8 - (5) numaralı bent hükmü edinilmiş malların yerine ikame edilen değerleri de  edinilmiş mal olarak korumaktadır. Bu anlamda olmak üzere edinilmiş bir malm bedel  karşılığında elden çıkanlması hâlinde bu bedel; edinilmiş mal olan bir arsanm kat  karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmesi sonucu edinilen bağımsız bölümler buraya  girer. Aynı şekilde edinilmiş bir malm hasara uğraması ya da yok olması hâlinde  bunun için ödenen tazminatlar da edinilmiş mal sayılacaktır.  Madde 220- Madde İsviçre Medenî Kanununun 198 inci maddesinde olduğu  gibi, yasa gereği kişisel mallardan sayılan değerleri düzenlemektedir.  Maddenin (1) numaralı bendinde eşlerin sadece kişisel kullanımına yarayan  eşya kişisel mal sayılmıştır. Eşlerin giysileri, saati, çantası, spor alet ve malzemeleri,  ziynet eşyası bunlara örnek verilebilir. Bunlar evlilik birliğinin başlangıcında mevcut  olabileceği gibi karşılıksız olarak sonradan/ da edinilmiş olabilir. Hatta, karşılığı  edinilmiş .mallardan da ödenmiş olabilir.-Ancak bu hâlde diğer eşin denkleştirme  isteminde bulunması hakkı saklıdır.  Maddenin (2) numaralı bendinde eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin  başlangıcında sahip oldukları veya bu rejimin kurulmasından sonra miras yoluyla ya  da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği tüm malvarlığı  değerleri kişisel mallardan sayılmıştır.  Maddenin (3) numaralı bendi, eşin Idşisel durumu göz önünde tutulmak  suretiyle ödendiği, onun acı, üzüntü ve ızdırabı. sonucu tamamen kişisel nitelikteki  zararlarının karşılığı olduğu göz önünde tutulmak suretiyle, manevî tazminat  alacaklarının da kişisel mal olduğunu kabul etmiştir.  Maddenin (4) numaralı bendinde, tüm kişisel malların herhangi bir şekilde el ya  da şekil değiştirmesi hâlinde, onun yerine geçen ikame değerlerin de kişisel mal  olacağı kabul edilmiştir. Bir malın tahrip edilmesi dolayısıyla elde edilen sigorta  tazminatı veya sair tazminat ya da kamulaştırma karşılığı olarak ödenen meblağ  buraya girer.  Madde 221- Maddede İsviçre Medenî Kanununun 199 uncu maddesinde  olduğu gibi eşlere mal rejimi sözleşmesiyle edinilmiş malların kapsamım daraltma  olanağı tanınmıştır.  Birinci fıkra, eşlerin mesleklerinin icrası veya sahip oldukları işletmelerinin  faaliyetinden elde ettikleri değerlerin edinilmiş mal sayılmayıp, kişisel mal  sayılmasının eşlerin yapacakları bir sözleşmeyle kararlaştinlabileceğini hükme  bağlamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 219 uncu maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı  bendinde edinilmiş mallar arasında sayılmış bulunan "kişisel malların gelirleri"nin  edinilmiş mal değil, kişisel mal olarak kabul edilmesinin eşlerin yapacakları  sözleşmeyle öngörülebileceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 222- Madde İsviçre Medenî Kanununun 200 üncü maddesini  karşılamaktadır.. Burada eşlerin mallarının, edinilmiş inallardan mı yoksa kişisel  mallardan mı olduğu hususunda doğacak uyuşmazlıklarda ispat yükü düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 8 9 - Maddenin birinci fıkrasında genel ispat yükü ile ilgili bir kural tekrarlanmakta,- belli bir malın eşlerden birinin kişisel mülkiyetinde olması yani kişisel malı olduğu  iddiasında bulunan kişinin bunu ispat etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu kişi,  eşlerden biri olabileceği gibi üçüncü kişi de olabilir.  Maddenin ikinci fıkrası paylı mülkiyet lehine bir karine öngörmüştür. Buna  göre bir malın eşlerden birinin mülkiyetinde olduğu iddia edilir ve fakat bu husus ispat  edilmezse, bu malın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilecektir. Burada  getirilen karine kesin olmayıp, diğer eş bu karineyi çürüterek, çekişme konusu malın  paylı mal değil, kendi mülkiyetinde olduğunu kanıtlayabilir.  Aynı şekilde, maddenin üçüncü fıkrasında da, bir eşin tüm mallarının aksi  kamtlanıncaya kadar edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine getirilmiştir. Bu  durumda eş bu malm edinilmiş mal değil kişisel mal olduğunu iddia ederse, birinci  fıkradaki kural gereğince bunu bizzat ispatla yükümlü olacaktır. Bunu ispat edemediği  takdirde ise söz konusu mal eşlerin edinilmiş malı sayılacaktır.  Madde 223- Madde isviçre Medenî Kanununun 201 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi, evlilik birliğinin  devamı süresince eşlerden her birinin gerek kişisel mallan gerek edinilmiş mallan  üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf konusunda serbest olduğunu hükme  bağlamaktadır. İkinci fıkrada ise taraflar arasında mal rejimi sözleşmesinde aksi  kararlaştmlmamışsa, eşlerden herbirinin diğerinin nzası ve katılımı olmaksızın paylı  mülk konusu mal üzerindeki payda tasarrufta bulunmayacağı öngörülmüştür. Burada  paylı mülkiyette paydaşlardan herbirinin kendi payı üzerinde serbestçe tasarruf  kuralından (m.688) sapma söz konusudur.  Madde 224- Madde İsviçre Medenî Kanununun 202 inci maddesini  karşılamaktadır. Mal rejiminin eşlerin kişisel borçlan üzerinde herhangi bir etkisi  yoktur.  Madde eşlerden herbirinin kendi borçlanndan bütün malvarlığıyla sorumlu  olacaklannı öngörmüştür. Eşin borcu nedeniyle sorumlu tutulabilecek mal sadece  kişisel mallan değil, aynı zamanda bu eşin edinilmiş mallarını da kapsar. Ancak, diğer  rejimlerde olduğu gibi, eşlerden birinin evlilik birliğini temsilen ailenin ihtiyaçlan  dolayısıyla yapacağı borçlardan dolayı eşlerin müteselsilen sonımlu olacağı tabiîdir.  (m. 189)  Madde 225- Madde İsviçre Medenî Kanununun 204 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Birinci fıkrada edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme hâli olarak,  eşlerden birinin Ölümü veya başka rejiminin kabul edilmesi önKörüİTni'»«für.  İkinci fıkrada evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine ya da  mal aynlığına geçilmesine mahkemece karar verilmesi hâllerinde, edinilmiş mallara  katılma rejiminin son bulması öngörülmüştür. Burada mahkemenin buna ilişkin  kararının kesinleşmesinden itibaren değil, dava tarihinden itibaren mal rejiminin sona  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 90 -
- 8 9 - Maddenin birinci fıkrasında genel ispat yükü ile ilgili bir kural tekrarlanmakta,- belli bir malın eşlerden birinin kişisel mülkiyetinde olması yani kişisel malı olduğu  iddiasında bulunan kişinin bunu ispat etmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu kişi,  eşlerden biri olabileceği gibi üçüncü kişi de olabilir.  Maddenin ikinci fıkrası paylı mülkiyet lehine bir karine öngörmüştür. Buna  göre bir malın eşlerden birinin mülkiyetinde olduğu iddia edilir ve fakat bu husus ispat  edilmezse, bu malın eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu kabul edilecektir. Burada  getirilen karine kesin olmayıp, diğer eş bu karineyi çürüterek, çekişme konusu malın  paylı mal değil, kendi mülkiyetinde olduğunu kanıtlayabilir.  Aynı şekilde, maddenin üçüncü fıkrasında da, bir eşin tüm mallarının aksi  kamtlanıncaya kadar edinilmiş mal sayılması yönünde bir karine getirilmiştir. Bu  durumda eş bu malm edinilmiş mal değil kişisel mal olduğunu iddia ederse, birinci  fıkradaki kural gereğince bunu bizzat ispatla yükümlü olacaktır. Bunu ispat edemediği  takdirde ise söz konusu mal eşlerin edinilmiş malı sayılacaktır.  Madde 223- Madde isviçre Medenî Kanununun 201 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası mal ayrılığı rejiminde olduğu gibi, evlilik birliğinin  devamı süresince eşlerden her birinin gerek kişisel mallan gerek edinilmiş mallan  üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf konusunda serbest olduğunu hükme  bağlamaktadır. İkinci fıkrada ise taraflar arasında mal rejimi sözleşmesinde aksi  kararlaştmlmamışsa, eşlerden herbirinin diğerinin nzası ve katılımı olmaksızın paylı  mülk konusu mal üzerindeki payda tasarrufta bulunmayacağı öngörülmüştür. Burada  paylı mülkiyette paydaşlardan herbirinin kendi payı üzerinde serbestçe tasarruf  kuralından (m.688) sapma söz konusudur.  Madde 224- Madde İsviçre Medenî Kanununun 202 inci maddesini  karşılamaktadır. Mal rejiminin eşlerin kişisel borçlan üzerinde herhangi bir etkisi  yoktur.  Madde eşlerden herbirinin kendi borçlanndan bütün malvarlığıyla sorumlu  olacaklannı öngörmüştür. Eşin borcu nedeniyle sorumlu tutulabilecek mal sadece  kişisel mallan değil, aynı zamanda bu eşin edinilmiş mallarını da kapsar. Ancak, diğer  rejimlerde olduğu gibi, eşlerden birinin evlilik birliğini temsilen ailenin ihtiyaçlan  dolayısıyla yapacağı borçlardan dolayı eşlerin müteselsilen sonımlu olacağı tabiîdir.  (m. 189)  Madde 225- Madde İsviçre Medenî Kanununun 204 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Birinci fıkrada edinilmiş mallara katılma rejiminin sona erme hâli olarak,  eşlerden birinin Ölümü veya başka rejiminin kabul edilmesi önKörüİTni'»«für.  İkinci fıkrada evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine ya da  mal aynlığına geçilmesine mahkemece karar verilmesi hâllerinde, edinilmiş mallara  katılma rejiminin son bulması öngörülmüştür. Burada mahkemenin buna ilişkin  kararının kesinleşmesinden itibaren değil, dava tarihinden itibaren mal rejiminin sona  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 0 - ermesi ve tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır. Mal rejiminin tasfiyesinde, malların  tasfiye anındaki değerleri göz önüne alındığından, bu düzenlemeyle birinin davayı  olabildiğince uzatarak diğer eşin edinilmiş mallanndaki artışa ve bu artış dolayısıyla  kendi payını arttırmasına engel olunmuştur.  Madde 226- Madde isviçre Medenî Kanununun 205 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası her eşe, edinilmiş mallara katılma rejiminin  tasfiyesinde, diğer eşin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alma hakkım tanımıştır.  Aslında her eş gerek kişisel, gerek edinilmiş bütün malvarlığı üzerinde evlilik  süresince mülkiyet hakkını muhafaza ettiğinden, kendi mallarından yararlanma veya  yönetim amacıyla diğer eşe bıraktığı mallarım geri alacaktır.  İkinci fıkrada eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altmda  taksim edilmeden eşlerden birine verilmesi «öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir  yarar sahibi olduğunu kamtlayan ve diğer eşin payım ödeyen eş, taksimi  önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.  Üçüncü fıkrada, eşlerin karşılıklı borçlarım tasfiye etmek için kendi aralarında  düzenleme yapabilecekleri kabul edilmiştir.  Madde 227- Madde İsviçre Medenî Kanununun 206 ncı maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında, tasfiye sırasında, bir eşin diğerinin mal  edinmesine, malının iyileştirilmesine ve korunmasına ivazsız olarak katkıda bulunması  hâlinde bu katkısının değerlendirilip ödenmesi hükme bağlanmıştır. Burada katkıda  bulunan eşe tanınan hak bir alacak hakkı olup, bu hakkın tasfiye sırasında göz önünde  tutulması kabul edilmiştir. Böylece tasfiye sırasındaki değer artışı göz önüne alınarak  para değerindeki düşüşler dolayısıyla katkıda bulunan eşin kayba uğraması  önlenmiştir.  İkinci fıkrada, eğer mal elden çıkarılmışsa, diğer eşe ödenecek olan alacağı  hakkaniyete uygun olarak hâkimin belirleyeceği öngörülmüştür.  Üçüncü fıkrada eşlerin yazılı olmak kaydıyla yapacakları bir anlaşmayla değer.  artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri ya da alacakları pay oranım tespit  edebilecekleri hükme bağlanmıştır.  Madde 228- Madde İsviçre Medenî Kanununun 207 nci maddesini  karşılamaktadır.  Eşlerden her birinin malvarlığı belirlenip karşılıklı borçlar ödendikten sonra,  tasfiye için bu malvarlıklan içinde nelerin kişisel mal, nelerin edinilmiş mal olduğunun  belirlenmesi zorunludur.  Maddenin birinci' fıkrası, eşlerin gerek kişisel mallarının gerek edinilmiş  mallarının, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre değerlendirileceğini  kabul etmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, edinilmiş mal grubuna dahil kabul edilen sosyal  güvenlik ve sosyal yardım kurumlarınca toplu ödemelerin yapılması ya da iş gücünün  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 91 -
- 9 0 - ermesi ve tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır. Mal rejiminin tasfiyesinde, malların  tasfiye anındaki değerleri göz önüne alındığından, bu düzenlemeyle birinin davayı  olabildiğince uzatarak diğer eşin edinilmiş mallanndaki artışa ve bu artış dolayısıyla  kendi payını arttırmasına engel olunmuştur.  Madde 226- Madde isviçre Medenî Kanununun 205 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası her eşe, edinilmiş mallara katılma rejiminin  tasfiyesinde, diğer eşin zilyetliğinde bulunan mallarını geri alma hakkım tanımıştır.  Aslında her eş gerek kişisel, gerek edinilmiş bütün malvarlığı üzerinde evlilik  süresince mülkiyet hakkını muhafaza ettiğinden, kendi mallarından yararlanma veya  yönetim amacıyla diğer eşe bıraktığı mallarım geri alacaktır.  İkinci fıkrada eşlerin paylı mülkiyetinde bulunan bir malın belli koşullar altmda  taksim edilmeden eşlerden birine verilmesi «öngörülmüştür. Buna göre daha üstün bir  yarar sahibi olduğunu kamtlayan ve diğer eşin payım ödeyen eş, taksimi  önleyebilecek, paylı mülkün kendisine verilmesini sağlayabilecektir.  Üçüncü fıkrada, eşlerin karşılıklı borçlarım tasfiye etmek için kendi aralarında  düzenleme yapabilecekleri kabul edilmiştir.  Madde 227- Madde İsviçre Medenî Kanununun 206 ncı maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında, tasfiye sırasında, bir eşin diğerinin mal  edinmesine, malının iyileştirilmesine ve korunmasına ivazsız olarak katkıda bulunması  hâlinde bu katkısının değerlendirilip ödenmesi hükme bağlanmıştır. Burada katkıda  bulunan eşe tanınan hak bir alacak hakkı olup, bu hakkın tasfiye sırasında göz önünde  tutulması kabul edilmiştir. Böylece tasfiye sırasındaki değer artışı göz önüne alınarak  para değerindeki düşüşler dolayısıyla katkıda bulunan eşin kayba uğraması  önlenmiştir.  İkinci fıkrada, eğer mal elden çıkarılmışsa, diğer eşe ödenecek olan alacağı  hakkaniyete uygun olarak hâkimin belirleyeceği öngörülmüştür.  Üçüncü fıkrada eşlerin yazılı olmak kaydıyla yapacakları bir anlaşmayla değer.  artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri ya da alacakları pay oranım tespit  edebilecekleri hükme bağlanmıştır.  Madde 228- Madde İsviçre Medenî Kanununun 207 nci maddesini  karşılamaktadır.  Eşlerden her birinin malvarlığı belirlenip karşılıklı borçlar ödendikten sonra,  tasfiye için bu malvarlıklan içinde nelerin kişisel mal, nelerin edinilmiş mal olduğunun  belirlenmesi zorunludur.  Maddenin birinci' fıkrası, eşlerin gerek kişisel mallarının gerek edinilmiş  mallarının, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre değerlendirileceğini  kabul etmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, edinilmiş mal grubuna dahil kabul edilen sosyal  güvenlik ve sosyal yardım kurumlarınca toplu ödemelerin yapılması ya da iş gücünün  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 1 - kaybı nedeniyle toplu tazminat ödenmesi hâllerinde, tasfiye sırasında bunların nasıl  değerlendirilebileceğini hükme bağlamaktadır. Buna göre mal rejiminin sona erdiği  tarihte, bu toplu ödeme veya tazminat yerine irat şeklinde bir ödeme plâm olsaydı, bu  tarih itibarıyla bundan sonraki devreler için hesaplanacak iradın sermaye değeri bu  miktar üzerinden kişisel mal olarak hesaba katılacaktır.  - Madde 229- Madde İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesinden kısmen  değiştirilmek suretiyle alınmıştır.  İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesi iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Birinci fıkra iki bent hâlinde olup; aynen alınmıştır. Buna karşılık İsviçre Medenî  Kanununun 208 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Bu tür kazandırma ve  devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda, kararın, dava kendisine ihbar edilmişse bu devir ve  kazandırmalardan yararlanan için verileceğF'ne ilişkin hüküm alınmamıştır. Hukuk  Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda davarım üçüncü kişiye itibarıyla ilgili hükümler  mevcut olduğundan, bu genel hükümler varken aynca böyle bir hükme gerek  olmadığı düşünülmüştür.  Maddede eşlerin edinilmiş mallarına ilâvesi gerekli değerler iki bent hâlinde  sayılmıştır.  Tasfiyenin adil bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için eşlerin bazı işlemlerle  devrettiği edinilmiş mallara ait malvarlığı değerlerin tasfiye sırasında edinilmiş  mâllara eklenmelidir. Eşlerden her biri diğerinin malvarlığmdaki artıştan pay  alacağından, diğerinin bu payı azaltmak maksadıyla yaptığı tasarrufların tasfiye  su-asmda hesaba katılması zorunludur. Bu nedenle (1) numaralı bentte, eşlerden birinin  mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın,  olağan hediyeler dışmda yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara ek değer  olarak eklenmesi öngörülmüştür. İsviçre Medenî Kanununda mal rejiminin sona  ermesinden önceki beş yıl içinde yapılan kazandırmaların edinilmiş mallara eklenmesi  kabul edilmiştir. Bu hüküm mirasta tenkise tâbi tasarruflara ilişkin 565 inci maddenin  (3) numaralı bendi hükmüne paralel olarak kaleme alınmıştır. İsviçre'de tenkisle ilgili  bu maddeyi karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 527 nci maddesinin (3) numaralı  bendinde de bizden farklı olarak beş yıllık süre esas almmıştır.Tenkisle ilgili olarak  563 inci madde ile paralellik sağlamak üzere, bu maddede, İsviçre'den farklı olarak son  beş yıl içindeki değil son bir yıl içindeki kazandırmaların edinilmiş mallara ilâvesi  kabul edilmiştir.  Maddenin (2) numaralı bendinde, edinilmiş mallara eklenmesi gereken  değerlerden ikincisi olarak, bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin paymı  azaltmak amacıyla yaptığı devirler değerlendirilmiştir. Burada da bir önceki bentte  olduğu gibi mirasta tenkise tâbi tasarruflar arasında yer alan "saklı pay kurallarını  etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan temliklere" benzer bir hüküm getirilmiştir.  Eşlerden birinin mal rejiminin devam ettiği süre içinde diğer eşin edinilmiş mallardan  pay almaşım azaltmak üzere yaptığı devirler de tasfiye sırasında edinilmiş mallara, hiç  devir edilmemiş gibi eklenecektir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 92 -
- 9 1 - kaybı nedeniyle toplu tazminat ödenmesi hâllerinde, tasfiye sırasında bunların nasıl  değerlendirilebileceğini hükme bağlamaktadır. Buna göre mal rejiminin sona erdiği  tarihte, bu toplu ödeme veya tazminat yerine irat şeklinde bir ödeme plâm olsaydı, bu  tarih itibarıyla bundan sonraki devreler için hesaplanacak iradın sermaye değeri bu  miktar üzerinden kişisel mal olarak hesaba katılacaktır.  - Madde 229- Madde İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesinden kısmen  değiştirilmek suretiyle alınmıştır.  İsviçre Medenî Kanununun 208 inci maddesi iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Birinci fıkra iki bent hâlinde olup; aynen alınmıştır. Buna karşılık İsviçre Medenî  Kanununun 208 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Bu tür kazandırma ve  devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda, kararın, dava kendisine ihbar edilmişse bu devir ve  kazandırmalardan yararlanan için verileceğF'ne ilişkin hüküm alınmamıştır. Hukuk  Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda davarım üçüncü kişiye itibarıyla ilgili hükümler  mevcut olduğundan, bu genel hükümler varken aynca böyle bir hükme gerek  olmadığı düşünülmüştür.  Maddede eşlerin edinilmiş mallarına ilâvesi gerekli değerler iki bent hâlinde  sayılmıştır.  Tasfiyenin adil bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için eşlerin bazı işlemlerle  devrettiği edinilmiş mallara ait malvarlığı değerlerin tasfiye sırasında edinilmiş  mâllara eklenmelidir. Eşlerden her biri diğerinin malvarlığmdaki artıştan pay  alacağından, diğerinin bu payı azaltmak maksadıyla yaptığı tasarrufların tasfiye  su-asmda hesaba katılması zorunludur. Bu nedenle (1) numaralı bentte, eşlerden birinin  mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmaksızın,  olağan hediyeler dışmda yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara ek değer  olarak eklenmesi öngörülmüştür. İsviçre Medenî Kanununda mal rejiminin sona  ermesinden önceki beş yıl içinde yapılan kazandırmaların edinilmiş mallara eklenmesi  kabul edilmiştir. Bu hüküm mirasta tenkise tâbi tasarruflara ilişkin 565 inci maddenin  (3) numaralı bendi hükmüne paralel olarak kaleme alınmıştır. İsviçre'de tenkisle ilgili  bu maddeyi karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 527 nci maddesinin (3) numaralı  bendinde de bizden farklı olarak beş yıllık süre esas almmıştır.Tenkisle ilgili olarak  563 inci madde ile paralellik sağlamak üzere, bu maddede, İsviçre'den farklı olarak son  beş yıl içindeki değil son bir yıl içindeki kazandırmaların edinilmiş mallara ilâvesi  kabul edilmiştir.  Maddenin (2) numaralı bendinde, edinilmiş mallara eklenmesi gereken  değerlerden ikincisi olarak, bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin paymı  azaltmak amacıyla yaptığı devirler değerlendirilmiştir. Burada da bir önceki bentte  olduğu gibi mirasta tenkise tâbi tasarruflar arasında yer alan "saklı pay kurallarını  etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan temliklere" benzer bir hüküm getirilmiştir.  Eşlerden birinin mal rejiminin devam ettiği süre içinde diğer eşin edinilmiş mallardan  pay almaşım azaltmak üzere yaptığı devirler de tasfiye sırasında edinilmiş mallara, hiç  devir edilmemiş gibi eklenecektir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 9 2 - Madde 230- Madde İsviçre Medenî Kanununun 209 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Her bir eşin edinilmiş malvarlığının belirlenebilmesi için, tasfiye sırasında ilgili  eşin kişisel mallan ile edinilmiş mallan arasındaki alacak borç ilişkileri göz önüne  alınmalıdır.  Maddenin birinci fıkrası, bir eşin mal gruplarıyla ilgili bir borcun diğer mal  grubundan Ödenmesi hâlinde tasfiye sırasında bunun denMeştirileceğini  düzenlemektedir. Buna göre bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçlanılın edinilmiş  mallardan veya edinilmiş mallarına ilişkin borçlan kişisel mallardan ödenmiş ise,  tasfiye şurasında denkleştirme yapılacak, edinilmiş mallarda bu yüzden meydana gelen  artma ya da eksilme hesaba katılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası, eşin borçlarının hangi mal kesimine ait ise sadece o  kesimi yükümlülük altına sokacağım hükme bağlamıştır. Aynı fıkrada hangi kesime ait  olduğu anlaşılmayan borçlar bakımından bu borcun edinilmiş mallara ilişkin olduğu  hususunda bir karine getirilmiştir. Burada adî bir karine söz konusudur. Aksini iddia  eden ispatla yükümlüdür.  Maddenin üçüncü fıkrasında, denkleştirmenin değerlendirmesi açısından nazara  alınacak ölçüler ve zaman konusunda bir hüküm getirilmiştir. Buna göre bir mal  kesiminden diğer kesimdeki malm edinilmesine, iyileştirilmesine veya konıninasma  katkıda bulunulmuşsa, denkleştirmede katkı oranına ve tasfiye sırasında mal mevcut  ise bu andaki değeri, mal daha önce elden çıkmışsa, hakkaniyet ölçüleri göz önünde  tutulmak suretiyle belirlenecek değeri esas alınacaktır.  Madde 231- Madde İsviçre Medenî Kanununun 210 uncu maddesini  karşılamaktadır  Madde artık değerin nasıl hesaplanacağım düzenlemektedir. Birinci fıkrada  artık değerin, eklemelerden ve denkleştirmeden sonra elde edilecek miktarlar da  katılmak suretiyle her eşin edinilmiş mallarmın toplam değerinden bu mallarla ilgili  borçlar çıktıktan sonra kalan miktardan ibaret olduğu belirtilmiştir.  İkinci fıkra, yapılacak hesaplama sonucu edinilmiş mallarla ilgili bir artık  değerin ortaya çıkmaması hâlinde yani değerdeki eksilme hâlinde bunun nazara  alınmayacağım öngörmüştür.  Madde 232- Madde İsviçre Medenî Kanununun 211 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddeye göre mal rejiminin tasfiyesinde değerlendirme yapılırken malm sürüm  (rayiç) değerleri esas alınacaktır. Böylece bu konuda tasfiye sırasındaki sürüm  değerlerin esas alınacağının hükme bağlanması suretiyle kesin bir ölçü konulmak  istenmiştir.  Madde 233- Madde İsviçre Medenî Kanununun 212 nci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası, bir bütün olarak özgülenecek bir tanmsal işletme söz  konusu olduğunda değer artışından alınacak pay ve katılma alaçağmın, bunların gelir  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 93 -
- 9 2 - Madde 230- Madde İsviçre Medenî Kanununun 209 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Her bir eşin edinilmiş malvarlığının belirlenebilmesi için, tasfiye sırasında ilgili  eşin kişisel mallan ile edinilmiş mallan arasındaki alacak borç ilişkileri göz önüne  alınmalıdır.  Maddenin birinci fıkrası, bir eşin mal gruplarıyla ilgili bir borcun diğer mal  grubundan Ödenmesi hâlinde tasfiye sırasında bunun denMeştirileceğini  düzenlemektedir. Buna göre bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçlanılın edinilmiş  mallardan veya edinilmiş mallarına ilişkin borçlan kişisel mallardan ödenmiş ise,  tasfiye şurasında denkleştirme yapılacak, edinilmiş mallarda bu yüzden meydana gelen  artma ya da eksilme hesaba katılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası, eşin borçlarının hangi mal kesimine ait ise sadece o  kesimi yükümlülük altına sokacağım hükme bağlamıştır. Aynı fıkrada hangi kesime ait  olduğu anlaşılmayan borçlar bakımından bu borcun edinilmiş mallara ilişkin olduğu  hususunda bir karine getirilmiştir. Burada adî bir karine söz konusudur. Aksini iddia  eden ispatla yükümlüdür.  Maddenin üçüncü fıkrasında, denkleştirmenin değerlendirmesi açısından nazara  alınacak ölçüler ve zaman konusunda bir hüküm getirilmiştir. Buna göre bir mal  kesiminden diğer kesimdeki malm edinilmesine, iyileştirilmesine veya konıninasma  katkıda bulunulmuşsa, denkleştirmede katkı oranına ve tasfiye sırasında mal mevcut  ise bu andaki değeri, mal daha önce elden çıkmışsa, hakkaniyet ölçüleri göz önünde  tutulmak suretiyle belirlenecek değeri esas alınacaktır.  Madde 231- Madde İsviçre Medenî Kanununun 210 uncu maddesini  karşılamaktadır  Madde artık değerin nasıl hesaplanacağım düzenlemektedir. Birinci fıkrada  artık değerin, eklemelerden ve denkleştirmeden sonra elde edilecek miktarlar da  katılmak suretiyle her eşin edinilmiş mallarmın toplam değerinden bu mallarla ilgili  borçlar çıktıktan sonra kalan miktardan ibaret olduğu belirtilmiştir.  İkinci fıkra, yapılacak hesaplama sonucu edinilmiş mallarla ilgili bir artık  değerin ortaya çıkmaması hâlinde yani değerdeki eksilme hâlinde bunun nazara  alınmayacağım öngörmüştür.  Madde 232- Madde İsviçre Medenî Kanununun 211 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddeye göre mal rejiminin tasfiyesinde değerlendirme yapılırken malm sürüm  (rayiç) değerleri esas alınacaktır. Böylece bu konuda tasfiye sırasındaki sürüm  değerlerin esas alınacağının hükme bağlanması suretiyle kesin bir ölçü konulmak  istenmiştir.  Madde 233- Madde İsviçre Medenî Kanununun 212 nci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası, bir bütün olarak özgülenecek bir tanmsal işletme söz  konusu olduğunda değer artışından alınacak pay ve katılma alaçağmın, bunların gelir  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 3 - değerine göre hesaplanacağını öngörmektedir. Eşlerden biri, bir tanmsal işletmeyi  bizzat işletmeye devam ettiği veya böyle bir tanmsal işletmenin sağ kalan eşe ya da  altsoyundan birine bir bütün olarak özgülendiğinde, tanmsal işletme için değer  artışından bu kişinin alacağı pay ve katılma alacağı bu tanmsal işletmenin gelir değeri  esas alınarak hesaplanacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası tanmsal işletmenin malik veya mirasçılanna, diğer eşe  karşı ileri sürebilecekleri değer artışı paymm veya katılma alacağının, işletmenin  sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteme yetkisini tanımıştır.  Maddenin üçüncü fıkrası bu gibi hâllerde değerlendirmeye ve işletmenin  İcazancmdan mirasçılara pay ödenmesine ilişkin olan miras hukukunun ilgili'  hükümlerinin de amaca elverişli olduğu oranda uygulanacağını öngörmüştür.  Madde 234- Madde İsviçre Medenî Kanununun 213 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası özel hâl ve .koşulların gerektirdiği durumlarda  hesaplanan değerin uygun bir miktarda arttınlmasmı öngörmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası özel durumlara örnek niteliğinde olmak üzere sağ kalan  eşin geçim koşullan, tanmsal işletmenin alım değeri, tanmsal işletme kendisine ait  olan eşin yaptığı yatınmlar ve bu eşin malî durumlarım saymıştır. Bunlar göz önünde  tutulmak suretiyle hesaplanan değer gerektiğinde uygun bir miktarda arhnlabilecektir.  Madde 235- Madde isviçre Medenî Kanununun 214 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fikrası katılma rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan  edinilmiş malların, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağım öngörmüştür.  Burada malların 232 nci maddede öngörülen sürüm değerlerinin hangi andaki sürüm  değeri olduğu hükme bağlanmak istenmiştir. Maddede bu an, tasfiye anı olarak  öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası yapılacak" hesaplamada, edinilmiş mallara eklenecek  olan malların değerinin ise, bu malm temlik edildiği tarihe göre belirleneceğini  öngörmüştür.  Madde 236- Madde İsviçre Medenî Kanununun 215 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası, her eşin diğer eşe ait artık değerin yansı oranında hak  sahibi olduğunu hükme bağlamıştır. Mal rejiminin eşlerden birinin ölmesiyle sona  ermesi hâlinde maddede bu istem hakkının ölen eşin mirasçılanna ait olduğu ifade  edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacaklan  bulunması hâlinde, artık değere ilişkin alacak ile bu alacaklann takas edilebileceğini  öngörmüştür.  Madde 237- Madde İsviçre Medenî Kanununun 216 ncı maddesini.  karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 94 -
- 9 3 - değerine göre hesaplanacağını öngörmektedir. Eşlerden biri, bir tanmsal işletmeyi  bizzat işletmeye devam ettiği veya böyle bir tanmsal işletmenin sağ kalan eşe ya da  altsoyundan birine bir bütün olarak özgülendiğinde, tanmsal işletme için değer  artışından bu kişinin alacağı pay ve katılma alacağı bu tanmsal işletmenin gelir değeri  esas alınarak hesaplanacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası tanmsal işletmenin malik veya mirasçılanna, diğer eşe  karşı ileri sürebilecekleri değer artışı paymm veya katılma alacağının, işletmenin  sadece sürüm değeri üzerinden hesaplanmasını isteme yetkisini tanımıştır.  Maddenin üçüncü fıkrası bu gibi hâllerde değerlendirmeye ve işletmenin  İcazancmdan mirasçılara pay ödenmesine ilişkin olan miras hukukunun ilgili'  hükümlerinin de amaca elverişli olduğu oranda uygulanacağını öngörmüştür.  Madde 234- Madde İsviçre Medenî Kanununun 213 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası özel hâl ve .koşulların gerektirdiği durumlarda  hesaplanan değerin uygun bir miktarda arttınlmasmı öngörmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası özel durumlara örnek niteliğinde olmak üzere sağ kalan  eşin geçim koşullan, tanmsal işletmenin alım değeri, tanmsal işletme kendisine ait  olan eşin yaptığı yatınmlar ve bu eşin malî durumlarım saymıştır. Bunlar göz önünde  tutulmak suretiyle hesaplanan değer gerektiğinde uygun bir miktarda arhnlabilecektir.  Madde 235- Madde isviçre Medenî Kanununun 214 üncü maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fikrası katılma rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan  edinilmiş malların, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağım öngörmüştür.  Burada malların 232 nci maddede öngörülen sürüm değerlerinin hangi andaki sürüm  değeri olduğu hükme bağlanmak istenmiştir. Maddede bu an, tasfiye anı olarak  öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası yapılacak" hesaplamada, edinilmiş mallara eklenecek  olan malların değerinin ise, bu malm temlik edildiği tarihe göre belirleneceğini  öngörmüştür.  Madde 236- Madde İsviçre Medenî Kanununun 215 inci maddesini  karşılamaktadır.  Maddenin birinci fıkrası, her eşin diğer eşe ait artık değerin yansı oranında hak  sahibi olduğunu hükme bağlamıştır. Mal rejiminin eşlerden birinin ölmesiyle sona  ermesi hâlinde maddede bu istem hakkının ölen eşin mirasçılanna ait olduğu ifade  edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, tasfiye sonunda eşlerin birbirinden alacaklan  bulunması hâlinde, artık değere ilişkin alacak ile bu alacaklann takas edilebileceğini  öngörmüştür.  Madde 237- Madde İsviçre Medenî Kanununun 216 ncı maddesini.  karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 4 - Maddenin birinci fıkrası, eşlere artık değerin paylaştırılması hususunda mal  rejimi sözleşmesiyle başka bir esasın kabul edilmesi olanağını tanımıştır. Bunun  sonucu olarak eşler yan yarıya paylaşım yerine başka oranlar kabul edebileceklerdir.  Edinilmiş malların önemli bir bölümünü eşlerden birisinin malvarlığuıdalci  artışın oluşturması ve mal rejimi sözleşmesiyle bunun tamamının sağ kalan eşe  kalmasının öngörülmesi hâlinde, ölen eşin mirasçılarının bundan zarar görecekleri  tabiîdir. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrası bu tür anlaşmalann, eşlerin müşterek  olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarım ihlâl edemeyeceğini  öngörmektedir. Bu hükümle eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle, ortak olmayan  çocuMann saldı paylarını ihlâl edecek çözümler getirmeleri önlenmek istenmiştir.  Madde 238- Madde İsviçre Medeni Kanununun 217 nci maddesini  karşılamaktadır.  Evlenmeyi sürdürmek asıl olduğundan eşler genelde boşanmayı düşünmezler.  Mal rejimi sözleşmesinde öngörülen farklı paylaşım şekilleri, özünde bundan  yararlanan eşe bir atıfet, mükâfat niteliğindedir. Dolayısıyla buna ilişkin sözleşme  hükümlerinin boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle son bulması veya mahkeme  kararıyla mal aynlığına geçiş hâllerinde uygulanabilmesi için, bunun sözleşmede  açıkça öngörülmüş olması gerekir. Bu nedenle maddede eşler arasındaki evliliğin iptali  veya boşanma sebepleriyle veya edinilmiş mallara katılma rejimi yerine mahkeme  karanyla mal aynlığına geçiş durumunda artık değere katılmanın farklı oranlarda  olacağına ilişkin bir anlaşmanın geçerli olabilmesi, mal rejimi sözleşmesinde bu  hususun açık bir şekilde belirtilmiş olması koşuluna bağlanmıştır. İsviçre Medenî  Kanununun 217 nci maddesinde boşanma ve evliliğin iptali yanında aynhk hâli de  sayılmıştır. Fakat aynlık ile evlilik sona ermediğinden bu konuda düzenleme  yapılmamıştır.  Madde 239- Madde İsviçre Medenî Kanununun 218 inci maddesini  karşılamaktadır.  Eşlerden birinin katılma alacağının derhâl ödenmesi, borçluyu ciddî güçlüklere  sokabilir. Borçlunun bir ticarî işletme işletmesi ve nakit sıkıntısı çekmesi hâlinde böyle  bir durum söz konusudur. Bu tür sakıncalan gidermek amacıyla maddenin birinci  fıkrasında katılma alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesinin borçlu eş için  ciddî güçlükler doğuracağı hâllerde, borçlu eşe ödemelerin uygun süre ertelenmesini  isteme yetkisi tanınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası katılma alacağı ve değer artış payına, aksine anlaşma  olmadıkça faiz yürütülmesini ve durum ve koşulların gerektirmesi hâlinde borçlu eşten  güvence istenmesini kabul etmiştir.  Madde 240- Madde İsviçre Medenî Kanununun 219 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağı istemi, ilke olarak belirli  malların özgülehmesi hakkını kapsamaz.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 95 -
- 9 4 - Maddenin birinci fıkrası, eşlere artık değerin paylaştırılması hususunda mal  rejimi sözleşmesiyle başka bir esasın kabul edilmesi olanağını tanımıştır. Bunun  sonucu olarak eşler yan yarıya paylaşım yerine başka oranlar kabul edebileceklerdir.  Edinilmiş malların önemli bir bölümünü eşlerden birisinin malvarlığuıdalci  artışın oluşturması ve mal rejimi sözleşmesiyle bunun tamamının sağ kalan eşe  kalmasının öngörülmesi hâlinde, ölen eşin mirasçılarının bundan zarar görecekleri  tabiîdir. Bu nedenle maddenin ikinci fıkrası bu tür anlaşmalann, eşlerin müşterek  olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarım ihlâl edemeyeceğini  öngörmektedir. Bu hükümle eşlerin mal rejimi sözleşmesiyle, ortak olmayan  çocuMann saldı paylarını ihlâl edecek çözümler getirmeleri önlenmek istenmiştir.  Madde 238- Madde İsviçre Medeni Kanununun 217 nci maddesini  karşılamaktadır.  Evlenmeyi sürdürmek asıl olduğundan eşler genelde boşanmayı düşünmezler.  Mal rejimi sözleşmesinde öngörülen farklı paylaşım şekilleri, özünde bundan  yararlanan eşe bir atıfet, mükâfat niteliğindedir. Dolayısıyla buna ilişkin sözleşme  hükümlerinin boşanma veya evliliğin iptali sebebiyle son bulması veya mahkeme  kararıyla mal aynlığına geçiş hâllerinde uygulanabilmesi için, bunun sözleşmede  açıkça öngörülmüş olması gerekir. Bu nedenle maddede eşler arasındaki evliliğin iptali  veya boşanma sebepleriyle veya edinilmiş mallara katılma rejimi yerine mahkeme  karanyla mal aynlığına geçiş durumunda artık değere katılmanın farklı oranlarda  olacağına ilişkin bir anlaşmanın geçerli olabilmesi, mal rejimi sözleşmesinde bu  hususun açık bir şekilde belirtilmiş olması koşuluna bağlanmıştır. İsviçre Medenî  Kanununun 217 nci maddesinde boşanma ve evliliğin iptali yanında aynhk hâli de  sayılmıştır. Fakat aynlık ile evlilik sona ermediğinden bu konuda düzenleme  yapılmamıştır.  Madde 239- Madde İsviçre Medenî Kanununun 218 inci maddesini  karşılamaktadır.  Eşlerden birinin katılma alacağının derhâl ödenmesi, borçluyu ciddî güçlüklere  sokabilir. Borçlunun bir ticarî işletme işletmesi ve nakit sıkıntısı çekmesi hâlinde böyle  bir durum söz konusudur. Bu tür sakıncalan gidermek amacıyla maddenin birinci  fıkrasında katılma alacağının ve değer artış payının derhâl ödenmesinin borçlu eş için  ciddî güçlükler doğuracağı hâllerde, borçlu eşe ödemelerin uygun süre ertelenmesini  isteme yetkisi tanınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası katılma alacağı ve değer artış payına, aksine anlaşma  olmadıkça faiz yürütülmesini ve durum ve koşulların gerektirmesi hâlinde borçlu eşten  güvence istenmesini kabul etmiştir.  Madde 240- Madde İsviçre Medenî Kanununun 219 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Edinilmiş mallara katılma rejiminde, katılma alacağı istemi, ilke olarak belirli  malların özgülehmesi hakkını kapsamaz.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 9 5 - Maddcnin birinci fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle mal  rejiminin tasfiyesi hâlinde sağ kalan eşe, o ana kadarki yaşantısını koruyabilmek  amacıyla, ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine, katılma alacağına  mahsup edilmek üzere, bu yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma  hakkı tanınmasını isteme imkâm getirilmiştir. Maddede eşlerin mal rejimi  sözleşmesiyle aksine düzenlemeleri yapabilecekleri öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki koşulların mevcudiyeti hâlinde sağ  kalan eşe, ev eşyası Üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını isteme yetkisini tanımıştır.  Maddenin üçüncü fıkrası, birinci fıkradaki intifa veya oturma hakkı yerine,  haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölenin yasal mirasçıların  istemiyle, ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını  hükme bağlamıştır. Maddede bu haklı sebeplerin neler olabileceği belirlenmemiştir.  Her somut olaya göre bu sebeplerin haklı olup olmadığı hâkim tarafından  değerlendirilecektir.  Maddenin son fıkrasında sağ kalan eşin, ölen eşin meslek ve sanatım icra  ettirecek olan altsoylarının varlığı hâlinde, bu meslek ve sanatın icra edileceği  bölümlerde intifa, oturma ya da koşullan varsa mülkiyet hakkım, kullanamayacağı  ifade edilmiştir. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri, ilgili  maddelere yollama yapılarak saklı tutulmuştur.  Madde 241- Madde İsviçre Medenî Kanununun 220 nci maddesini  karşılamaktadır.  Madde bir eşin katılmadan doğan alacağının, borçlu eşin malların ayrılması  sonucu ortaya çıkan malvarlığmdan veya borçlu eş ölmüşse terekeye dahil  malvarlığından tahsil edilebilmesini düzenlemektedir. Bu malların kişisel veya  edinilmiş mal olmasının önemi yoktur. Bu malvarlığı diğer eşin katılma alacağını  karşılamadığı takdirde, bu madde ile alacaklı eşe, edinilmiş mallarda hesaba katılması  gereken karşılıksız kazandırmaları, bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan  kısmın tamamlanmasını isteme hakkı tanınmaktadır. Bu düzenleme, katdma alacağı  için borçlunun tasfiye sırasmda sahip olduğu veya terekesine dahil bütün malvarlığı ile  sorumlu olmasının doğal bir sonucudur.  İkinci fıkrada dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının ihlâl  edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona  ermesinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tâbi tutulmuştur. Bu maddenin  ikinci fıkrasını karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 220 nci maddesinin ikinci  fıkrasında uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak öngörülmüştür. Ancak tenkisle ilgili  hak düşümü süresini düzenleyen 571 inci madde ile paralellik sağlamak amacıyla  maddede İsviçre aslından ayrılmış ve on yıllık süre yerine beş yıllık süre  öngörülmüştür. .  Maddenin üçüncü fıkrası yetkiye ilişkin hükümler hariç olmak üzere, mirastaki  tenkis davasına ilişkin hükümlere*yollama yapmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 96 -
- 9 5 - Maddcnin birinci fıkrasında buna bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle mal  rejiminin tasfiyesi hâlinde sağ kalan eşe, o ana kadarki yaşantısını koruyabilmek  amacıyla, ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine, katılma alacağına  mahsup edilmek üzere, bu yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa veya oturma  hakkı tanınmasını isteme imkâm getirilmiştir. Maddede eşlerin mal rejimi  sözleşmesiyle aksine düzenlemeleri yapabilecekleri öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkradaki koşulların mevcudiyeti hâlinde sağ  kalan eşe, ev eşyası Üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını isteme yetkisini tanımıştır.  Maddenin üçüncü fıkrası, birinci fıkradaki intifa veya oturma hakkı yerine,  haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölenin yasal mirasçıların  istemiyle, ölen eşiyle birlikte yaşadıkları konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını  hükme bağlamıştır. Maddede bu haklı sebeplerin neler olabileceği belirlenmemiştir.  Her somut olaya göre bu sebeplerin haklı olup olmadığı hâkim tarafından  değerlendirilecektir.  Maddenin son fıkrasında sağ kalan eşin, ölen eşin meslek ve sanatım icra  ettirecek olan altsoylarının varlığı hâlinde, bu meslek ve sanatın icra edileceği  bölümlerde intifa, oturma ya da koşullan varsa mülkiyet hakkım, kullanamayacağı  ifade edilmiştir. Tarımsal taşınmazlara ilişkin miras hukuku hükümleri, ilgili  maddelere yollama yapılarak saklı tutulmuştur.  Madde 241- Madde İsviçre Medenî Kanununun 220 nci maddesini  karşılamaktadır.  Madde bir eşin katılmadan doğan alacağının, borçlu eşin malların ayrılması  sonucu ortaya çıkan malvarlığmdan veya borçlu eş ölmüşse terekeye dahil  malvarlığından tahsil edilebilmesini düzenlemektedir. Bu malların kişisel veya  edinilmiş mal olmasının önemi yoktur. Bu malvarlığı diğer eşin katılma alacağını  karşılamadığı takdirde, bu madde ile alacaklı eşe, edinilmiş mallarda hesaba katılması  gereken karşılıksız kazandırmaları, bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan  kısmın tamamlanmasını isteme hakkı tanınmaktadır. Bu düzenleme, katdma alacağı  için borçlunun tasfiye sırasmda sahip olduğu veya terekesine dahil bütün malvarlığı ile  sorumlu olmasının doğal bir sonucudur.  İkinci fıkrada dava hakkı, alacaklı eşin veya mirasçılarının haklarının ihlâl  edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona  ermesinden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tâbi tutulmuştur. Bu maddenin  ikinci fıkrasını karşılayan İsviçre Medenî Kanununun 220 nci maddesinin ikinci  fıkrasında uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak öngörülmüştür. Ancak tenkisle ilgili  hak düşümü süresini düzenleyen 571 inci madde ile paralellik sağlamak amacıyla  maddede İsviçre aslından ayrılmış ve on yıllık süre yerine beş yıllık süre  öngörülmüştür. .  Maddenin üçüncü fıkrası yetkiye ilişkin hükümler hariç olmak üzere, mirastaki  tenkis davasına ilişkin hükümlere*yollama yapmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 9 6 - ÜÇÜNCÜ AYIRIM  MAD AYRILIĞI  Madde 242- Maddeyle eşlerin seçimlik rejim olarak mal aynlığı sistemini  seçebilme olanağı getirilmiştir. Ülkemizde geniş bir uygulama alanı bulan ve uzun  yıllardan beri toplum tarafından yakından bilinen yürürlükteki Kanunda mevcut mal  aynlığı rejiminin tercih edilmesi mümkündür. Eşlere bu olanağın tanmması amacıyla  İsviçre'de olduğu gibi klasik mal aynlığı rejimi, seçimlik rejim olarak kabul edilmiştir.  Bu durumda eşlerin herbiri kendi malvarlığının yönetim, yararlanma ve tasarruf  yetkisine sahiptir. Ancak, söz konusu yönetim ve yararlanma hakkı maddede  belirtildiği üzere "yasal şuurlar" içerisinde mevcuttur. Örneğin hâkim, evlenmenin  genel hükümlerinde öngörüldüğü üzere, bu rejimde de eşlerden birisinin istemi üzerine  ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirleyebilir (m. 196) veya  ailenin korunması amacıyla eşlerin kendi malvarlıklan üzerindeki tasarruf yetkisini  sınırlayabilir.  Madde 243- Madde seçimlik rejim olarak mal aynlığmda, ispat, borçlardan  sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaştırmalı mal aynlığı  rejimine yollama yapmaktadır. Örneğin, bir malın mülldyetinin tartışmalı olması  hâlinde, bu malın kendisine ait olduğunu iddia eden eş veya ona ait olduğu öne sürülen  üçüncü kişi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür, (m.245)  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI  Madde 244- İsviçre Medenî Kanununun 247 nçi maddesini karşılamaktadır.  Yeni düzenlenen "paylaşmalı mal aynlığı" rejimine ilişkin bu hükümle, eşlerin  ilke olarak kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını  koruduğu kabul edilmiştir.  Madde 245- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 248 inci maddesini  karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Bu  madde ile mal aynlığmda herhangi bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden  İçişinin bunu ispat etmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada ise bu  isbatm mümkün olmadığı hâllerde malm eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu karinesi  getirilmiştir.  Madde 246- Madde İsviçre Medenî Kanununun 249 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 97 -
- 9 6 - ÜÇÜNCÜ AYIRIM  MAD AYRILIĞI  Madde 242- Maddeyle eşlerin seçimlik rejim olarak mal aynlığı sistemini  seçebilme olanağı getirilmiştir. Ülkemizde geniş bir uygulama alanı bulan ve uzun  yıllardan beri toplum tarafından yakından bilinen yürürlükteki Kanunda mevcut mal  aynlığı rejiminin tercih edilmesi mümkündür. Eşlere bu olanağın tanmması amacıyla  İsviçre'de olduğu gibi klasik mal aynlığı rejimi, seçimlik rejim olarak kabul edilmiştir.  Bu durumda eşlerin herbiri kendi malvarlığının yönetim, yararlanma ve tasarruf  yetkisine sahiptir. Ancak, söz konusu yönetim ve yararlanma hakkı maddede  belirtildiği üzere "yasal şuurlar" içerisinde mevcuttur. Örneğin hâkim, evlenmenin  genel hükümlerinde öngörüldüğü üzere, bu rejimde de eşlerden birisinin istemi üzerine  ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirleyebilir (m. 196) veya  ailenin korunması amacıyla eşlerin kendi malvarlıklan üzerindeki tasarruf yetkisini  sınırlayabilir.  Madde 243- Madde seçimlik rejim olarak mal aynlığmda, ispat, borçlardan  sorumluluk ve paylı mülkün özgülenmesi konularında paylaştırmalı mal aynlığı  rejimine yollama yapmaktadır. Örneğin, bir malın mülldyetinin tartışmalı olması  hâlinde, bu malın kendisine ait olduğunu iddia eden eş veya ona ait olduğu öne sürülen  üçüncü kişi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür, (m.245)  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  PAYLAŞMALI MAL AYRILIĞI  Madde 244- İsviçre Medenî Kanununun 247 nçi maddesini karşılamaktadır.  Yeni düzenlenen "paylaşmalı mal aynlığı" rejimine ilişkin bu hükümle, eşlerin  ilke olarak kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını  koruduğu kabul edilmiştir.  Madde 245- Madde, İsviçre Medenî Kanununun 248 inci maddesini  karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Bu  madde ile mal aynlığmda herhangi bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden  İçişinin bunu ispat etmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada ise bu  isbatm mümkün olmadığı hâllerde malm eşlerin paylı mülkiyetinde olduğu karinesi  getirilmiştir.  Madde 246- Madde İsviçre Medenî Kanununun 249 uncu maddesini  karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 9 7 - Yürürlükteki Kanunda iki fıkra olan 187 nci madde tek fıkra hâlinde İsviçre  Medenî Kanununun 249 uncu maddesine uygun olarak kaleme altnmiştır. Madde  sadeleştirilmek suretiyle, eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı bütün  malvarlığıyla sorumlu olduğu belirtilmiştir. Eşlerin kendi borçlan, evlilikten önce  ve/veya evliliğin devamı süresince edindiği tüm borçlan kapsar. Ancak, eşlerden  birinin 189 uncu madde çerçevesinde evlilik birliğini temsilen yaptığı borçlardan,  üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olacakları tabiîdir. Evi geçindirme  yükümünün kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm kaldınldığından, yürürlükteki Kanunun  187 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne gerek kalmamıştır.  Madde 247- Birinci fıkrada paylaşmalı mal ayrılığı sona erme hâli olarak,  eşlerden birinin ölümü veya başka rejimin kabul edilmesi öngörülmüştür;  İkinci fıkrada eşlerin evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine  ya da mal aynlığına geçilmesine mahkemjece karar verilmesi hâllerinde, paylaşmalı  mal ayrılığı rejiminin son bulması öngörülmüştür. Burada mahkemenin buna ilişkin  karannm kesinleşmesinden itibaren değil, dava tarihinden itibaren mal rejiminin sona  ermesi ve tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır. Mal rejiminin tasfiyesinde, mallanıl  tasfiye anındaki değerleri göz önüne alındığından bu düzenlemeyle eşlerden birinin  davayı olabildiğince uzatarak diğer eşin kazanılmış mallarındaki artışa ve bu artış  dolayısıyla kendi payını artırmasına engel olunmuştur.  Madde 248- Madde İsviçre Medenî Kanununun 251 inci maddesini  karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda maddeyi karşılayan hüküm yoktur. Madde,  paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, malların nasıl geri alınacağını  düzenlemektedir. Bu mal rejiminde ilke olarak her eş, kendi malım muhafaza eder,  malı diğer eşte bulunuyorsa birinci fıkraya göre onu geri istemek hakkına sahiptir.  Maddenin ikinci fıkrasıyla mal aynlığı rejiminin sona ermesi hâlinde, eşlerin  paylı mülkü olan bir malm, kendisine özgülenmesinde üstün yaran olduğunu ispat  eden eş, ödeme günündeki karşılığını ödemek suretiyle bu malm kendisine  özgülenmesini isteme hakkına sahip olmaktadır. Böylece madde ile eşlere özgülemede  üstün yarar sahibi olduğunu kanıtlaması koşuluyla bir tür yasal alım (iştira) hakkı  tanınmakta, aynca ekonomik değerlerin bölünmeden korunması da sağlanmaktadır.  Madde 249- Maddede eşlere paylaştırma bedeli dışında, kalan mallarda katkısı  oranında bedel isteme hakkı tanınmıştır. Böyle bir malm edinilmesine,  iyileştirilmesine veya korunmasına hiç karşılık almadan ya da uygun karşılık almadan  katkısı olan eş, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun  karar verme konusunda hâkimden istemde bulunabilecektir. Hâkimin hakkaniyet  ilkeleri çerçevesinde geniş bir takdir hakkı mevcuttur.  Maddenin ikinci fıkrası, katkı istenebilecek malın daha önceden elden  çıkanlmış olması hâlinde, onun yerini alan mal ya da bedel üzerinde de bu istemin ileri  sürülebileceğini kabul etmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 98 -
- 9 7 - Yürürlükteki Kanunda iki fıkra olan 187 nci madde tek fıkra hâlinde İsviçre  Medenî Kanununun 249 uncu maddesine uygun olarak kaleme altnmiştır. Madde  sadeleştirilmek suretiyle, eşlerden her birinin kendi borçlarından dolayı bütün  malvarlığıyla sorumlu olduğu belirtilmiştir. Eşlerin kendi borçlan, evlilikten önce  ve/veya evliliğin devamı süresince edindiği tüm borçlan kapsar. Ancak, eşlerden  birinin 189 uncu madde çerçevesinde evlilik birliğini temsilen yaptığı borçlardan,  üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olacakları tabiîdir. Evi geçindirme  yükümünün kocaya ait olduğuna ilişkin hüküm kaldınldığından, yürürlükteki Kanunun  187 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne gerek kalmamıştır.  Madde 247- Birinci fıkrada paylaşmalı mal ayrılığı sona erme hâli olarak,  eşlerden birinin ölümü veya başka rejimin kabul edilmesi öngörülmüştür;  İkinci fıkrada eşlerin evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine  ya da mal aynlığına geçilmesine mahkemjece karar verilmesi hâllerinde, paylaşmalı  mal ayrılığı rejiminin son bulması öngörülmüştür. Burada mahkemenin buna ilişkin  karannm kesinleşmesinden itibaren değil, dava tarihinden itibaren mal rejiminin sona  ermesi ve tasfiye edilmesi söz konusu olacaktır. Mal rejiminin tasfiyesinde, mallanıl  tasfiye anındaki değerleri göz önüne alındığından bu düzenlemeyle eşlerden birinin  davayı olabildiğince uzatarak diğer eşin kazanılmış mallarındaki artışa ve bu artış  dolayısıyla kendi payını artırmasına engel olunmuştur.  Madde 248- Madde İsviçre Medenî Kanununun 251 inci maddesini  karşılamaktadır. Yürürlükteki Kanunda maddeyi karşılayan hüküm yoktur. Madde,  paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, malların nasıl geri alınacağını  düzenlemektedir. Bu mal rejiminde ilke olarak her eş, kendi malım muhafaza eder,  malı diğer eşte bulunuyorsa birinci fıkraya göre onu geri istemek hakkına sahiptir.  Maddenin ikinci fıkrasıyla mal aynlığı rejiminin sona ermesi hâlinde, eşlerin  paylı mülkü olan bir malm, kendisine özgülenmesinde üstün yaran olduğunu ispat  eden eş, ödeme günündeki karşılığını ödemek suretiyle bu malm kendisine  özgülenmesini isteme hakkına sahip olmaktadır. Böylece madde ile eşlere özgülemede  üstün yarar sahibi olduğunu kanıtlaması koşuluyla bir tür yasal alım (iştira) hakkı  tanınmakta, aynca ekonomik değerlerin bölünmeden korunması da sağlanmaktadır.  Madde 249- Maddede eşlere paylaştırma bedeli dışında, kalan mallarda katkısı  oranında bedel isteme hakkı tanınmıştır. Böyle bir malm edinilmesine,  iyileştirilmesine veya korunmasına hiç karşılık almadan ya da uygun karşılık almadan  katkısı olan eş, mal rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete uygun  karar verme konusunda hâkimden istemde bulunabilecektir. Hâkimin hakkaniyet  ilkeleri çerçevesinde geniş bir takdir hakkı mevcuttur.  Maddenin ikinci fıkrası, katkı istenebilecek malın daha önceden elden  çıkanlmış olması hâlinde, onun yerini alan mal ya da bedel üzerinde de bu istemin ileri  sürülebileceğini kabul etmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 9 8 - Maddc 250- Eşlerin rejim olarak paylaştırmalt mal rejimine tâbi ölduklan  dönem içinde kazanmış ölduklan ve ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına  özgûledikleri mallar ile bu amaçla •yaptıkları yatırımlar ya da bunlann yerine geçen  ikame değerler üzerinde bu rejimin son bulması hâlinde eşit pay sahibi olması esası  kabul edilmiştir. Ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olma bu  fıkranın uygulanmasının ana koşuludur. Eşlerin bu nitelikte olmayan mallan  paylaştırmaya tâbi değildir. Ortak kullanım ve yararlanmaya özgülenen mallarda,  eşlerin parasal katkılan olmasa bile emek katkılarının olduğu düşüncesinden hareketle  bu fıkra kabul edilmiştir. Bu anlamda olmak üzere eşlerin, ailenin oturmasına, yaz  tatillerini geçirmesine, ulaşım ihtiyaçlarına özgûledikleri mülkler ya da araçlar, yine bu  nitelikteki ev eşyası buraya girer. Örneğin eşlerden birine ait olan işyeri ve işletme  (fabrika, tarımsal işletme, ticarî işletme, şirket gibi) ailenin ortak kullammma  özgülenmiş sayılamayacağından, burada eşit paylaşım söz konusu olmayacaktır.  Ancak bu fabrikadan elde edilip de aileninrortak kullammma özgülenen kazanç veya  bununla elde edilip yine ailenin ortak kullanımına özgülenen mallar paylaşmaya konu  olacaktır. Kuşkusuz bu işletme ve işyerinin kurulmasında diğer eşin katkısı varsa 249  uncu madde uyannca mâl rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete  • uygun bir bedel ödenecektir.  Eşlerin ailenin ortak kullanım ve yararlanmasma fiilen özgülememelerine  rağmen, bu amaçla yapüklan yatınmlarda da paylaştırma konusu kabul edilmiştir, Bu  anlamda olmak üzere eşlerden birinin, kirada oturdukları bir sırada ailenin konut ya da  tatil ihtiyacı için kooperatif üyeliği, kooperatif yoluyla edindiği arsası, konut ya da  yazlık yapmak üzere aldığı arsalar buraya girmektedir..  Mal rejimi devam ederken, eşlerin bu nitelikteki mallan elden çıkarmaları  hâlinde, bunun yerine aldığı bedel ya malın ikame değeri paylaştırmaya tâbi  tutulacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında paylaştırma dışında kalan mallar belirlenmiştir.  Buna göre eşlerin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenen bir mal manevî  tazminat alacağı, miras yolu ve bağış gibi karşılıksız bir kazandırma yoluyla, elde  edilmişse bunlar paylaştırmaya tâbi tutulmayacaktır.  Madde 251- Madde, paylaştırmaya tâbi bir malm, diğer eşe intikalini önlemek  üzere karşılıksız olarak elden çıkanlması hâlinde, hak sahibi eşe denkleştirme  isteminde bulunma yetkisini tanımıştır. Bu hüküm hâkime, hakkaniyete uygun olarak  karar verme konusunda geniş bir* takdir yetkisi tanimışhr.  Böylece elden çıkarmanın, eşin paylaştırmadan elde edeceği payı azaltmak  kastıyla yapılması hâlinde, parasal tazmin yolu açık tutulmuştur.  Elden çıkarma, karşılıksız olabileceği gibi, karşılığı bulunmasına rağmen,  karşılıksızmış gibi muvazaalı işlem şeklinde de yapılmış olabilir.  Madde 252- Hükümde paylaştırma isteminin reddine yer verilmiştir. Böyle bir  durum ya paylaşmanın açık bir şekilde hakkaniyet kurallanna aykm olması ya da  istemde bulunan eşin 510 uncu maddede Öngörülen mirasçılıktan çıkarmayı gerektiren  bir davranışta bulunması hâlinde ortaya çıkabilir. Hakkaniyete açıkça aykınlık, eşler  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı; 723)
Sayfa 99 -
- 9 8 - Maddc 250- Eşlerin rejim olarak paylaştırmalt mal rejimine tâbi ölduklan  dönem içinde kazanmış ölduklan ve ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına  özgûledikleri mallar ile bu amaçla •yaptıkları yatırımlar ya da bunlann yerine geçen  ikame değerler üzerinde bu rejimin son bulması hâlinde eşit pay sahibi olması esası  kabul edilmiştir. Ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş olma bu  fıkranın uygulanmasının ana koşuludur. Eşlerin bu nitelikte olmayan mallan  paylaştırmaya tâbi değildir. Ortak kullanım ve yararlanmaya özgülenen mallarda,  eşlerin parasal katkılan olmasa bile emek katkılarının olduğu düşüncesinden hareketle  bu fıkra kabul edilmiştir. Bu anlamda olmak üzere eşlerin, ailenin oturmasına, yaz  tatillerini geçirmesine, ulaşım ihtiyaçlarına özgûledikleri mülkler ya da araçlar, yine bu  nitelikteki ev eşyası buraya girer. Örneğin eşlerden birine ait olan işyeri ve işletme  (fabrika, tarımsal işletme, ticarî işletme, şirket gibi) ailenin ortak kullammma  özgülenmiş sayılamayacağından, burada eşit paylaşım söz konusu olmayacaktır.  Ancak bu fabrikadan elde edilip de aileninrortak kullammma özgülenen kazanç veya  bununla elde edilip yine ailenin ortak kullanımına özgülenen mallar paylaşmaya konu  olacaktır. Kuşkusuz bu işletme ve işyerinin kurulmasında diğer eşin katkısı varsa 249  uncu madde uyannca mâl rejiminin sona ermesi hâlinde, katkısı oranında hakkaniyete  • uygun bir bedel ödenecektir.  Eşlerin ailenin ortak kullanım ve yararlanmasma fiilen özgülememelerine  rağmen, bu amaçla yapüklan yatınmlarda da paylaştırma konusu kabul edilmiştir, Bu  anlamda olmak üzere eşlerden birinin, kirada oturdukları bir sırada ailenin konut ya da  tatil ihtiyacı için kooperatif üyeliği, kooperatif yoluyla edindiği arsası, konut ya da  yazlık yapmak üzere aldığı arsalar buraya girmektedir..  Mal rejimi devam ederken, eşlerin bu nitelikteki mallan elden çıkarmaları  hâlinde, bunun yerine aldığı bedel ya malın ikame değeri paylaştırmaya tâbi  tutulacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında paylaştırma dışında kalan mallar belirlenmiştir.  Buna göre eşlerin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenen bir mal manevî  tazminat alacağı, miras yolu ve bağış gibi karşılıksız bir kazandırma yoluyla, elde  edilmişse bunlar paylaştırmaya tâbi tutulmayacaktır.  Madde 251- Madde, paylaştırmaya tâbi bir malm, diğer eşe intikalini önlemek  üzere karşılıksız olarak elden çıkanlması hâlinde, hak sahibi eşe denkleştirme  isteminde bulunma yetkisini tanımıştır. Bu hüküm hâkime, hakkaniyete uygun olarak  karar verme konusunda geniş bir* takdir yetkisi tanimışhr.  Böylece elden çıkarmanın, eşin paylaştırmadan elde edeceği payı azaltmak  kastıyla yapılması hâlinde, parasal tazmin yolu açık tutulmuştur.  Elden çıkarma, karşılıksız olabileceği gibi, karşılığı bulunmasına rağmen,  karşılıksızmış gibi muvazaalı işlem şeklinde de yapılmış olabilir.  Madde 252- Hükümde paylaştırma isteminin reddine yer verilmiştir. Böyle bir  durum ya paylaşmanın açık bir şekilde hakkaniyet kurallanna aykm olması ya da  istemde bulunan eşin 510 uncu maddede Öngörülen mirasçılıktan çıkarmayı gerektiren  bir davranışta bulunması hâlinde ortaya çıkabilir. Hakkaniyete açıkça aykınlık, eşler  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı; 723)  - 9 9 - arasmdald evlilik süresi, eşlerin malî durumları, özellikle istemde bulunan eşin  ekonomik durumu, çocuk sayısı ve çocukların velayetinin kime verilmiş olduğu, mal  rejimini sona erdiren sebepler göz önünde tutulmak suretiyle belirlenebilecektir.  Madde 253- Burada paylaştırma istemi karşısında, aynen taksimin mümkün  olmaması hâline benzer bir hüküm getirilmiştir. Böyle bir olanaksızlık hâlinde, malik  olan eşe aynen 564 üncü maddede olduğu gibi bir seçim hakkı tanımıştır. İlgili eş, ya  malı verip kendi payını bedel olarak isteyebilecek, ya da malı alıp istem sahibine bedel  ödeyecektir. Bu fıkraya göre, eşlerden her biri paylaşmadan kaynaklanan alacağına  mahsuben, yetmezse üstünü tamamlamak suretiyle, birlikte yaşamış olduklan konutun  kendisine bırakılmasını isteyebilecektir.  Maddenin ikinci fıkrası paylaştırma konusu mala ilişkin borçların mevcudiyeti  hâlinde, bu borçların çıkarılmasından sonra kalan net değer üzerinden paylaşıma  hükmedileceğini öngörmektedir.  Madde 254- Maddeyle, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi  üzerine, kanunen paylaşmaya tâbi olan ve ailenin ortak kullanımına özgülenmiş olan  konut ve ev eşyasının paylaşmadan sonra nasıl kullanılacağı düzenlenmektedir. Bu  hususun iptal veya boşanma davası sonunda çözümlenmesi, eşlerin gerek ekonomik ve  gerekse psikolojik gelecekleri bakımından zorunludur. Burada sözü edilen  paylaşmanın fiilî değil hukukî paylaşma olduğu kuşkusuzdur. Eşler arasında eşit  olarak paylaşmaya konu olan ve ailenin ortak kullanımına özgülenen aile konutunda  kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda aralarında  anlaşabileceklerdir. Eşlerin bu konuda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet  gerektiriyorsa hâkim, somut olayın özelliklerine göre eşlerin ekonomik ve sosyal  durumlarını ve varsa özellikle çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu  hakka hangisinin ve ne kadar süreyle sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla  birlikte re'sen karar verecektir.  Ayrıca, konutta kalma hakkını elde eden eşin bu hakkının tapu kütüğüne şerh  edileceği belirtilmekte, diğer eşin bu konutu satış suretiyle el değiştirerek diğer eşin bu  yararlanmasını ortadan kaldırması engellenmektedir. Bu şerh süreli olarak verilecek ve  sürenin sonunda kendiliğinden sona erecektir. Ancak, şerh süresinin sona ermesinden  önce de konutta kalma ve ev eşyasını kullanma hakkı bulunan eşin durumunda  değişiklik olması hâlinde diğer taraf hâkimden durumun değiştirilmesini  isteyebilecektir.  Maddenin son fıkrası ile eşlerin birlikte yaşadıkları konutun kiralık olması  hâlinde, hâkimin, kiracı sıfatına sahip olmayan eşe kullanım hakkını verebileceği ve  kira sözleşmesini bu yönde değiştirebileceği kabul edilmiştir. Burada kira  sözleşmesinin taraflarında hâkim kararıyla değişiklik söz konusu olacaktır. Madde, bu  durumda hâkimin, iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen, kiralayanın  sözleşmeden doğan haklarını güvence altına alabilme yetkisini de hükme bağlamıştır.  örneğin hâkim, kiracı tarafından verilen güvencelerin yerine; yeni eşin kiracılık  sıfatının başlaması üzerine güvencenin bu eş tarafından verilmesine karar verebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 100 -
- 9 9 - arasmdald evlilik süresi, eşlerin malî durumları, özellikle istemde bulunan eşin  ekonomik durumu, çocuk sayısı ve çocukların velayetinin kime verilmiş olduğu, mal  rejimini sona erdiren sebepler göz önünde tutulmak suretiyle belirlenebilecektir.  Madde 253- Burada paylaştırma istemi karşısında, aynen taksimin mümkün  olmaması hâline benzer bir hüküm getirilmiştir. Böyle bir olanaksızlık hâlinde, malik  olan eşe aynen 564 üncü maddede olduğu gibi bir seçim hakkı tanımıştır. İlgili eş, ya  malı verip kendi payını bedel olarak isteyebilecek, ya da malı alıp istem sahibine bedel  ödeyecektir. Bu fıkraya göre, eşlerden her biri paylaşmadan kaynaklanan alacağına  mahsuben, yetmezse üstünü tamamlamak suretiyle, birlikte yaşamış olduklan konutun  kendisine bırakılmasını isteyebilecektir.  Maddenin ikinci fıkrası paylaştırma konusu mala ilişkin borçların mevcudiyeti  hâlinde, bu borçların çıkarılmasından sonra kalan net değer üzerinden paylaşıma  hükmedileceğini öngörmektedir.  Madde 254- Maddeyle, evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi  üzerine, kanunen paylaşmaya tâbi olan ve ailenin ortak kullanımına özgülenmiş olan  konut ve ev eşyasının paylaşmadan sonra nasıl kullanılacağı düzenlenmektedir. Bu  hususun iptal veya boşanma davası sonunda çözümlenmesi, eşlerin gerek ekonomik ve  gerekse psikolojik gelecekleri bakımından zorunludur. Burada sözü edilen  paylaşmanın fiilî değil hukukî paylaşma olduğu kuşkusuzdur. Eşler arasında eşit  olarak paylaşmaya konu olan ve ailenin ortak kullanımına özgülenen aile konutunda  kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda aralarında  anlaşabileceklerdir. Eşlerin bu konuda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet  gerektiriyorsa hâkim, somut olayın özelliklerine göre eşlerin ekonomik ve sosyal  durumlarını ve varsa özellikle çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu  hakka hangisinin ve ne kadar süreyle sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla  birlikte re'sen karar verecektir.  Ayrıca, konutta kalma hakkını elde eden eşin bu hakkının tapu kütüğüne şerh  edileceği belirtilmekte, diğer eşin bu konutu satış suretiyle el değiştirerek diğer eşin bu  yararlanmasını ortadan kaldırması engellenmektedir. Bu şerh süreli olarak verilecek ve  sürenin sonunda kendiliğinden sona erecektir. Ancak, şerh süresinin sona ermesinden  önce de konutta kalma ve ev eşyasını kullanma hakkı bulunan eşin durumunda  değişiklik olması hâlinde diğer taraf hâkimden durumun değiştirilmesini  isteyebilecektir.  Maddenin son fıkrası ile eşlerin birlikte yaşadıkları konutun kiralık olması  hâlinde, hâkimin, kiracı sıfatına sahip olmayan eşe kullanım hakkını verebileceği ve  kira sözleşmesini bu yönde değiştirebileceği kabul edilmiştir. Burada kira  sözleşmesinin taraflarında hâkim kararıyla değişiklik söz konusu olacaktır. Madde, bu  durumda hâkimin, iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen, kiralayanın  sözleşmeden doğan haklarını güvence altına alabilme yetkisini de hükme bağlamıştır.  örneğin hâkim, kiracı tarafından verilen güvencelerin yerine; yeni eşin kiracılık  sıfatının başlaması üzerine güvencenin bu eş tarafından verilmesine karar verebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 0 0 —  Madde 255- Bu madde İsviçre Medenî Kanununun yeni 612a maddesine  paralel olarak kaleme alınmıştır. Aynı hükmün paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde'de  tekrar edilmesinde yarar görülmüştür.  Madde evliliğin ölümle son bulması hâlinde sınırlı düzenleme getirmektedir. Bu  durumda diğer mirasçılann taksim isteminde bulunmalan sonucunda sağ kalan eşin  ortak konuttan çıkmak zorunda kalması veya ey eşyasının elinden alınması suretiyle  mağdur edilmesini önlemek üzere eşe bir tür yasal onalım hakkı tanmmış, sağ kalan  eşin bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek  suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Bunlar da  yetmezse eksik kalan kısmı tamamlayacağı tabiîdir.  Sağ kalan eşin diğer mirasçılann ortak konut ve ev eşyası üzerindeki miras  hisselerini ödeyebilecek durumda olmaması ya da bunların mülkiyet hakkını  istemesinin kendisi ya da diğer yasal mirasçılar için elverişli olmaması mümkündür.  Bu durumda maddenin ikinci fıkrası uyarınca sağ kalan eş mülkiyet yerine intifa veya  oturma hakkı tanınmasını- isteyebilecektir. Ölenin diğer yasal mirasçıları da eş için  aynı yönde istemde bulunabilecektir.  Maddenin son fıkrası sağ kalan eşin belli koşullar altında burada öngörülen  haklarını kullanamayacağını öngörmüştür. Bu durum, konut ya da ev eşyası üzerinde  mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra etmekte olması ve altsoyundan birinin aynı  meslek ve sanatı icra etmeleri hâlinde ortaya çıkabilir. Maddenin son cümlesi ile, tarım  arazilerinin miras yoluyla taksimine ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.  BEŞİNCİ AYIRIM  MAL ORTAKLIĞI  Madde 256- Madde İsviçre Medenî Kanununun 221 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddeye göre mal ortaklığı rejimi eşlerin ortaklığa giren mallan ile herbirinin  kişisel mallarından oluşmaktadır.  Madde 257- Madde İsviçre Medenî Kanununun 222 nci maddesinden  alınmıştır.  Maddeye göre genel mal ortaklığında, eşlerin yasadan dolayı kişisel mal  sayılanlar dışında kalan malları ile gelirlerinin ortaklık mallannı oluşturduğu kabul  edilmiştir. Burada ortaklığa dahil olduğu kabul edilen gelirler eşlerin ortaklığa dahil  mallannın gelirleridir.  Maddenin ikinci fıkrası, İsviçre Medenî Kanununun 222 nci maddesinin  Almanca metnine uygun olarak kaleme alınmıştır. Burada "genel mal ortaklığının",  bölünmemiş bir bütün olarak eşlere ait olduğu ifade edilerek, "elbirliği mülkiyeti"  niteliği anlatılmak istenmiştir. Almanca "ungeteil" ifadesinin karşılığı olarak  "bölünmemiş bir bütün" ifadesi kullanılmıştır. Madde genel mal ortaklığında eşler  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 101 -
- 1 0 0 —  Madde 255- Bu madde İsviçre Medenî Kanununun yeni 612a maddesine  paralel olarak kaleme alınmıştır. Aynı hükmün paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde'de  tekrar edilmesinde yarar görülmüştür.  Madde evliliğin ölümle son bulması hâlinde sınırlı düzenleme getirmektedir. Bu  durumda diğer mirasçılann taksim isteminde bulunmalan sonucunda sağ kalan eşin  ortak konuttan çıkmak zorunda kalması veya ey eşyasının elinden alınması suretiyle  mağdur edilmesini önlemek üzere eşe bir tür yasal onalım hakkı tanmmış, sağ kalan  eşin bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek  suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Bunlar da  yetmezse eksik kalan kısmı tamamlayacağı tabiîdir.  Sağ kalan eşin diğer mirasçılann ortak konut ve ev eşyası üzerindeki miras  hisselerini ödeyebilecek durumda olmaması ya da bunların mülkiyet hakkını  istemesinin kendisi ya da diğer yasal mirasçılar için elverişli olmaması mümkündür.  Bu durumda maddenin ikinci fıkrası uyarınca sağ kalan eş mülkiyet yerine intifa veya  oturma hakkı tanınmasını- isteyebilecektir. Ölenin diğer yasal mirasçıları da eş için  aynı yönde istemde bulunabilecektir.  Maddenin son fıkrası sağ kalan eşin belli koşullar altında burada öngörülen  haklarını kullanamayacağını öngörmüştür. Bu durum, konut ya da ev eşyası üzerinde  mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra etmekte olması ve altsoyundan birinin aynı  meslek ve sanatı icra etmeleri hâlinde ortaya çıkabilir. Maddenin son cümlesi ile, tarım  arazilerinin miras yoluyla taksimine ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.  BEŞİNCİ AYIRIM  MAL ORTAKLIĞI  Madde 256- Madde İsviçre Medenî Kanununun 221 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddeye göre mal ortaklığı rejimi eşlerin ortaklığa giren mallan ile herbirinin  kişisel mallarından oluşmaktadır.  Madde 257- Madde İsviçre Medenî Kanununun 222 nci maddesinden  alınmıştır.  Maddeye göre genel mal ortaklığında, eşlerin yasadan dolayı kişisel mal  sayılanlar dışında kalan malları ile gelirlerinin ortaklık mallannı oluşturduğu kabul  edilmiştir. Burada ortaklığa dahil olduğu kabul edilen gelirler eşlerin ortaklığa dahil  mallannın gelirleridir.  Maddenin ikinci fıkrası, İsviçre Medenî Kanununun 222 nci maddesinin  Almanca metnine uygun olarak kaleme alınmıştır. Burada "genel mal ortaklığının",  bölünmemiş bir bütün olarak eşlere ait olduğu ifade edilerek, "elbirliği mülkiyeti"  niteliği anlatılmak istenmiştir. Almanca "ungeteil" ifadesinin karşılığı olarak  "bölünmemiş bir bütün" ifadesi kullanılmıştır. Madde genel mal ortaklığında eşler  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 101 —  masında ortaklık mallan konusunda el birliği (iştirak hâlinde) mülkiyetinin doğduğu  ve buna ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrası ise, hiçbir eşin ortaklık payı üzerinde tek basma  tasarruf hakkına sahip olmadığım hükme bağlamaktadır. Burada sözü edilen pay,  iştirak hâlinde mülkiyetteki ortaklık payıdır.  Madde 258- Madde İsviçre Medenî Kanununun 223 üncü maddesinden  alınmıştır.  Maddede mal ortaklığı rejiminin ikinci türü olarak eşlerin mal rejimi  sözleşmelerinde bu ortaklığın sadece edinilmiş mallarla sınırlı olarak kabul  edebilecekleri öngörülmüştür. Bu durumda eşler arasında ortaklık rejimi sadece buna  ilişkin mal rejimi sözleşmesinin kurulmasından itibaren edinilmiş mallarla sınırlı  olarak söz konusu olacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası eşlerin kişisel mallarının gelirlerinin de genel mal  ortaklığı rejiminden farklı olarak ortaklığa dahil olduğunu vurgulamaktadır.  Bu düzenleme, edinilmiş mallara katılma rejiminin doğal bir sonucudur.  Madde 259- Madde İsviçre Medenî Kanununun 224 üncü maddesinden  alınmıştır.  Maddede eşlerin mal rejimi sözleşmeleriyle genel mal ortaklığı ve edinilmiş  mallarda ortaklık yerine bazı malvarlığı değerlerim veya türlerim ortaklık dışmda  tutmak suretiyle farklı bir mal ortaklığını kabul edebilecekleri öngörülmüştür. Örneğin  eşler belirli tasarruflarını, kazançlarını, meslek veya sanat icrasmm gerektirdiği  malvarlığı değerlerinin sözleşmeyle ortaklık rejimi dışmda tutabilirler.  Maddenin ikinci fıkrasında, eşlerin mal sözleşmesiyle ortaklık dışmda tuttukları  malların gelirlerinin, aksinin kararlaştınlmamış olduğu hâllerde mal ortaklığına dahil  olacağı öngörülmüştür.  Madde 260- Madde İsviçre Medenî Kanununun 225 inci maddesinden  alınmıştır.  Ortaklığa dahil olmayan malların tümü kişisel maldır. Bu madde ile mal  ortaklığı rejiminde eşlerin kişisel mallarının üç hâlde ortaya çıkabileceği belirlenmiştir.  Buna göre nelerin kişisel mal olduğu, eşlerin yaptıkları mal rejimi sözleşmesine, böyle  bir mamı üçüncü kişi tarafından karşılıksız olarak verilmesine ya da kanuna dayanır.  Maddenin ikinci fıkrasında yasa gereği kişisel mal sayılan mallan  belirlenmiştir. Buna göre edilmiş mallara katılma rejiminde olduğu gibi eşlerin kişisel  kullanımına hizmet eden eşya ile manevi tazminat alacakları kanun gereği kişisel  mallardır.  Maddenin üçüncü fıkrasında eşlerden birinin saklı pay olarak isteyebileceği  malvarlığı değerlerinin, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde,  mirasbırakanlan tarafından kişisel mal hâline dönüştürülemeyeceği düzenlenmektedir.'  Böylece üçüncü kişiler tarafından karşılıksız kazandırmalanyla mal rejimi  sözleşmesinde ortaklığa dahil olmasını öngörmesi ilkesinin bertaraf edilmesi  önlenmiştir. Bu yolla mal ortaklığı rejimi ve ortaklık mallan korunmak istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 102 -
— 101 —  masında ortaklık mallan konusunda el birliği (iştirak hâlinde) mülkiyetinin doğduğu  ve buna ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrası ise, hiçbir eşin ortaklık payı üzerinde tek basma  tasarruf hakkına sahip olmadığım hükme bağlamaktadır. Burada sözü edilen pay,  iştirak hâlinde mülkiyetteki ortaklık payıdır.  Madde 258- Madde İsviçre Medenî Kanununun 223 üncü maddesinden  alınmıştır.  Maddede mal ortaklığı rejiminin ikinci türü olarak eşlerin mal rejimi  sözleşmelerinde bu ortaklığın sadece edinilmiş mallarla sınırlı olarak kabul  edebilecekleri öngörülmüştür. Bu durumda eşler arasında ortaklık rejimi sadece buna  ilişkin mal rejimi sözleşmesinin kurulmasından itibaren edinilmiş mallarla sınırlı  olarak söz konusu olacaktır.  Maddenin ikinci fıkrası eşlerin kişisel mallarının gelirlerinin de genel mal  ortaklığı rejiminden farklı olarak ortaklığa dahil olduğunu vurgulamaktadır.  Bu düzenleme, edinilmiş mallara katılma rejiminin doğal bir sonucudur.  Madde 259- Madde İsviçre Medenî Kanununun 224 üncü maddesinden  alınmıştır.  Maddede eşlerin mal rejimi sözleşmeleriyle genel mal ortaklığı ve edinilmiş  mallarda ortaklık yerine bazı malvarlığı değerlerim veya türlerim ortaklık dışmda  tutmak suretiyle farklı bir mal ortaklığını kabul edebilecekleri öngörülmüştür. Örneğin  eşler belirli tasarruflarını, kazançlarını, meslek veya sanat icrasmm gerektirdiği  malvarlığı değerlerinin sözleşmeyle ortaklık rejimi dışmda tutabilirler.  Maddenin ikinci fıkrasında, eşlerin mal sözleşmesiyle ortaklık dışmda tuttukları  malların gelirlerinin, aksinin kararlaştınlmamış olduğu hâllerde mal ortaklığına dahil  olacağı öngörülmüştür.  Madde 260- Madde İsviçre Medenî Kanununun 225 inci maddesinden  alınmıştır.  Ortaklığa dahil olmayan malların tümü kişisel maldır. Bu madde ile mal  ortaklığı rejiminde eşlerin kişisel mallarının üç hâlde ortaya çıkabileceği belirlenmiştir.  Buna göre nelerin kişisel mal olduğu, eşlerin yaptıkları mal rejimi sözleşmesine, böyle  bir mamı üçüncü kişi tarafından karşılıksız olarak verilmesine ya da kanuna dayanır.  Maddenin ikinci fıkrasında yasa gereği kişisel mal sayılan mallan  belirlenmiştir. Buna göre edilmiş mallara katılma rejiminde olduğu gibi eşlerin kişisel  kullanımına hizmet eden eşya ile manevi tazminat alacakları kanun gereği kişisel  mallardır.  Maddenin üçüncü fıkrasında eşlerden birinin saklı pay olarak isteyebileceği  malvarlığı değerlerinin, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde,  mirasbırakanlan tarafından kişisel mal hâline dönüştürülemeyeceği düzenlenmektedir.'  Böylece üçüncü kişiler tarafından karşılıksız kazandırmalanyla mal rejimi  sözleşmesinde ortaklığa dahil olmasını öngörmesi ilkesinin bertaraf edilmesi  önlenmiştir. Bu yolla mal ortaklığı rejimi ve ortaklık mallan korunmak istenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 0 2 —  Kazandırmada.bulunan kişi, mehazın Fransızca aslında "anne ve babası", Almanca  aslında ise "yakınları" şeklinde ifade edilmişse de, saklı pay söz konusu olduğundan  maddede "mirasbırakanlarT ifadesi kuUamlmıştır.. Zira eşe bu malı karşılılcsız  kazandıran kişi mirasbırakan olabilir.  Madde 261- Madde İsviçre Medenî Kanununun 226 ncı maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde, eşlerin' tüm mallannm, aksi kanıtlanmadıkça ortaklık mallarına dahil  olduğu yönünde çürütülmesi mümkün bir karine getirmiştir. Bunun aksini iddia eden,  yani malın ortaklık malı değil, kişisel mal olduğunu iddia eden kişi bunu kanıtlamakla  yükümlü olacaktır. Bu kişi eşlerden birisi olabileceği gibi Üçüncü kişi de olabilir.  Madde 262- Madde İsviçre Medenî Kanununun 227 rici maddesinden aynen  alınmıştır.  . Maddenin birinci fıkrasına göre eşler ortaklık mallarını evlilik birliğinin  yaranna uygun olarak yöneteceklerdir. Eşlerin eşitliği ilkesi, ortaklık mallarının  yönetiminde de eşitliği gerektirdiğinden, bu hükümle eşlerin yönetimde aynı hakka  sahip olduğu öngörülmüştür. Yönetimde ölçü, "evlilik birliğinin yaran"dır.  Maddenin ikinci fıkrasına göre ise, her eşin, olağan işlerde ortaklığı yükümlülük  altına sokabileceği ve tasarrufta bulunabileceği öngörülmüştür. Bunun sonucu olarak  eşlerden her biri tek basma hareket edebilir ve yaptığı işlemler diğer eş açısından da  sonuç doğurur. Üstlenilen yüküm dolayısıyla ortaklığın sorumlu olacağı tabiîdir.  Madde 263- Madde İsviçre Medenî Kanununun 228 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde olağan yönetim dışındaki işlerde eşlerin birlikte hareket etmeleri  zorunluluğunu getirmiştir. Birlikte hareket ya eşlerin söz konusu işi birlikte yapmalan  ya da tek basma fakat diğerinin rızasını almak suretiyle söz konusu olabilir. Diğer eş  haklı bir sebep olmaksızın nzasını vermekten kaçındığı takdirde, istemi yapan eşin  evlilik birliğinin temsili hükümleri çerçevesinde hâkime başvuru hakkı vardır.  Nitekim, bu husus üçüncü fıkrada saldı tutulmuştur.  Maddenin ikinci fıkrası mal ortaklığı rejiminde eşlerin birlikte yapmalan  zorunlu işlemleri tek başlarına yapmalan nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişileri  korumaktadır. Buna göre üçüncü kişiler, tek başına hareket eden eşin yaptığı işleme,  diğerinin nzasımn bulunmadığını bilmiyor veya iyiniyetli çabası sonucu bilecek  durumda bulunuyorsa, böyle bir rızanın varlığı kabul edilip, işlem diğer eş için de  bağlayıcı sayilacakhr.  Madde 264- Madde İsviçre Medenî Kanununun 229 uncu maddesinden aynen  alınmıştır.  . Maddede eşlerden birinin, diğerinin nzasını almak koşuluyla ortaklığa dahil  mallan kullanmak suretiyle bir meslek ya da sanatı icra ettiğinde, bu meslek veya  sanatın gerektirdiği tüm hukukî işlemleri tek başına yapabileceği kabul edilmiştir. Söz  konusu nza açık olabileceği gibi eşin faaliyetine ses çıkarmamak suretiyle örtülü de  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 103 -
- 1 0 2 —  Kazandırmada.bulunan kişi, mehazın Fransızca aslında "anne ve babası", Almanca  aslında ise "yakınları" şeklinde ifade edilmişse de, saklı pay söz konusu olduğundan  maddede "mirasbırakanlarT ifadesi kuUamlmıştır.. Zira eşe bu malı karşılılcsız  kazandıran kişi mirasbırakan olabilir.  Madde 261- Madde İsviçre Medenî Kanununun 226 ncı maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde, eşlerin' tüm mallannm, aksi kanıtlanmadıkça ortaklık mallarına dahil  olduğu yönünde çürütülmesi mümkün bir karine getirmiştir. Bunun aksini iddia eden,  yani malın ortaklık malı değil, kişisel mal olduğunu iddia eden kişi bunu kanıtlamakla  yükümlü olacaktır. Bu kişi eşlerden birisi olabileceği gibi Üçüncü kişi de olabilir.  Madde 262- Madde İsviçre Medenî Kanununun 227 rici maddesinden aynen  alınmıştır.  . Maddenin birinci fıkrasına göre eşler ortaklık mallarını evlilik birliğinin  yaranna uygun olarak yöneteceklerdir. Eşlerin eşitliği ilkesi, ortaklık mallarının  yönetiminde de eşitliği gerektirdiğinden, bu hükümle eşlerin yönetimde aynı hakka  sahip olduğu öngörülmüştür. Yönetimde ölçü, "evlilik birliğinin yaran"dır.  Maddenin ikinci fıkrasına göre ise, her eşin, olağan işlerde ortaklığı yükümlülük  altına sokabileceği ve tasarrufta bulunabileceği öngörülmüştür. Bunun sonucu olarak  eşlerden her biri tek basma hareket edebilir ve yaptığı işlemler diğer eş açısından da  sonuç doğurur. Üstlenilen yüküm dolayısıyla ortaklığın sorumlu olacağı tabiîdir.  Madde 263- Madde İsviçre Medenî Kanununun 228 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde olağan yönetim dışındaki işlerde eşlerin birlikte hareket etmeleri  zorunluluğunu getirmiştir. Birlikte hareket ya eşlerin söz konusu işi birlikte yapmalan  ya da tek basma fakat diğerinin rızasını almak suretiyle söz konusu olabilir. Diğer eş  haklı bir sebep olmaksızın nzasını vermekten kaçındığı takdirde, istemi yapan eşin  evlilik birliğinin temsili hükümleri çerçevesinde hâkime başvuru hakkı vardır.  Nitekim, bu husus üçüncü fıkrada saldı tutulmuştur.  Maddenin ikinci fıkrası mal ortaklığı rejiminde eşlerin birlikte yapmalan  zorunlu işlemleri tek başlarına yapmalan nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişileri  korumaktadır. Buna göre üçüncü kişiler, tek başına hareket eden eşin yaptığı işleme,  diğerinin nzasımn bulunmadığını bilmiyor veya iyiniyetli çabası sonucu bilecek  durumda bulunuyorsa, böyle bir rızanın varlığı kabul edilip, işlem diğer eş için de  bağlayıcı sayilacakhr.  Madde 264- Madde İsviçre Medenî Kanununun 229 uncu maddesinden aynen  alınmıştır.  . Maddede eşlerden birinin, diğerinin nzasını almak koşuluyla ortaklığa dahil  mallan kullanmak suretiyle bir meslek ya da sanatı icra ettiğinde, bu meslek veya  sanatın gerektirdiği tüm hukukî işlemleri tek başına yapabileceği kabul edilmiştir. Söz  konusu nza açık olabileceği gibi eşin faaliyetine ses çıkarmamak suretiyle örtülü de  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 103 —  olabilir. Bu hâlde eş, hukuk güvenliğinin bir gereği olarak, örneğin işlettiği bir  işletmenin amaç ve konusunun gerektirdiği işlemleri tek basma yapmaya yetkilidir.  Mehazın Almanca metninde bu maddeyi karşılayan 229 uncu maddede "ortaklık  mallan aracılığıyla"'ifadesi kullamlmışnr. Bunun yerine "ortaklık mallarını  kullanarak" ifadesi tercih edilmiştir. Bu ifade sâdece ortaklık mallarının kullanılmasını  değil, ortaklık mallarının sağladığı diğer olanakları kullanmayı da kapsar.  Madde 265-Madde İsviçre Medenî Kanununun 230 uncu maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede mal ortaklığı rejiminde eşlerden herbirinin diğerinin rızası olmaksızın,  eşlerin ortaklık mallarına girecek olan bir mirası reddetmesini yasaklamıştır. Aynı  şekilde böyle bir tereke borca batıksa, kanun gereği reddedilmiş sayılan bu terekenin,  diğer eşin rızası olmaksızın kabul edilemeyeceği de öngörülmüştür.  Böyle bir mirasın kabulü ya da reddikonusunda diğer eşin nzasımn alınmasının  mümkün olmaması veya eşin böyle bir rızayı haklı sebep olmaksızın vermemesi  hâlinde, veşin, yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki mahkemeden, diğer eşin rızasının  yerme geçmek üzere karar alabilmesi kabul edilmiştir.  Madde 266- Madde İsviçre Medenî Kanununun 231 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede eşlerin, mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, ortaklık mallarıyla ilgili  olarak yaptıkları işlemlerden' dolayı vekâlet sözleşmesinde vekilin sorumluluğu  hükümlerine yollama yapılmaktadır. Buradaki sorumluluk öncelikle ortaklığa karşıdır.  Örneğin eşlerden biri kötü yönetim dolayısıyla ortaklığı zarara uğrattığı takdirde,  vekâlet hükümleri çerçevesinde ortaklığa karşı sorumlu olacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ortaklık mallarıyla ilgili yönetim giderlerinin  ortaklık mallarından karşılanacağı kabul edilmiştir.  Madde 267- Madde İsviçre Medenî Kanununun 232 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Eşler kişisel mallarının sahibi olduklarından, bu hükümle eşlerden her birinin  kendi kişisel mallan üzerinde yönetim ve tasarruf yetkisi olduğu kabul edilmiştir. Bu  yetkinin sının olarak da yasalarda öngörülen sınırlara yollama yapılmıştır.  - Kişisel mallarla ilgili olarak bunlara dahil gelirlerin varlığı hâlinde, maddenin  ikinci fıkrasında kişisel malların yönetim giderlerinin bu gelirlerden karşılanması  kabul edilmiştir. Ancak, 258 inci madde çerçevesinde mal rejimi sözleşmesiyle bu  gelirler de ortaklığa dahil edilmişse, yönetim giderleri buradan karşılanamaz.  Madde 268- Madde İsviçre Medenî Kanununun 233 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Yürürlükteki Kanuna göre, mal ortaklığı rejiminde, evlilik birliği için yapılan  borçlardan ilke olarak koca, şahsen ve ortaklık mallanyla sorumludur. Eşlerin eşitliği  ilkesinden hareketle sevkedilen bu.hükürnle, evlilik birliğinin borçlarmdan dolayı eşler  eşit bir şekilde sorumlu tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 104 -
— 103 —  olabilir. Bu hâlde eş, hukuk güvenliğinin bir gereği olarak, örneğin işlettiği bir  işletmenin amaç ve konusunun gerektirdiği işlemleri tek basma yapmaya yetkilidir.  Mehazın Almanca metninde bu maddeyi karşılayan 229 uncu maddede "ortaklık  mallan aracılığıyla"'ifadesi kullamlmışnr. Bunun yerine "ortaklık mallarını  kullanarak" ifadesi tercih edilmiştir. Bu ifade sâdece ortaklık mallarının kullanılmasını  değil, ortaklık mallarının sağladığı diğer olanakları kullanmayı da kapsar.  Madde 265-Madde İsviçre Medenî Kanununun 230 uncu maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede mal ortaklığı rejiminde eşlerden herbirinin diğerinin rızası olmaksızın,  eşlerin ortaklık mallarına girecek olan bir mirası reddetmesini yasaklamıştır. Aynı  şekilde böyle bir tereke borca batıksa, kanun gereği reddedilmiş sayılan bu terekenin,  diğer eşin rızası olmaksızın kabul edilemeyeceği de öngörülmüştür.  Böyle bir mirasın kabulü ya da reddikonusunda diğer eşin nzasımn alınmasının  mümkün olmaması veya eşin böyle bir rızayı haklı sebep olmaksızın vermemesi  hâlinde, veşin, yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki mahkemeden, diğer eşin rızasının  yerme geçmek üzere karar alabilmesi kabul edilmiştir.  Madde 266- Madde İsviçre Medenî Kanununun 231 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede eşlerin, mal ortaklığının sona ermesi hâlinde, ortaklık mallarıyla ilgili  olarak yaptıkları işlemlerden' dolayı vekâlet sözleşmesinde vekilin sorumluluğu  hükümlerine yollama yapılmaktadır. Buradaki sorumluluk öncelikle ortaklığa karşıdır.  Örneğin eşlerden biri kötü yönetim dolayısıyla ortaklığı zarara uğrattığı takdirde,  vekâlet hükümleri çerçevesinde ortaklığa karşı sorumlu olacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ortaklık mallarıyla ilgili yönetim giderlerinin  ortaklık mallarından karşılanacağı kabul edilmiştir.  Madde 267- Madde İsviçre Medenî Kanununun 232 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Eşler kişisel mallarının sahibi olduklarından, bu hükümle eşlerden her birinin  kendi kişisel mallan üzerinde yönetim ve tasarruf yetkisi olduğu kabul edilmiştir. Bu  yetkinin sının olarak da yasalarda öngörülen sınırlara yollama yapılmıştır.  - Kişisel mallarla ilgili olarak bunlara dahil gelirlerin varlığı hâlinde, maddenin  ikinci fıkrasında kişisel malların yönetim giderlerinin bu gelirlerden karşılanması  kabul edilmiştir. Ancak, 258 inci madde çerçevesinde mal rejimi sözleşmesiyle bu  gelirler de ortaklığa dahil edilmişse, yönetim giderleri buradan karşılanamaz.  Madde 268- Madde İsviçre Medenî Kanununun 233 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Yürürlükteki Kanuna göre, mal ortaklığı rejiminde, evlilik birliği için yapılan  borçlardan ilke olarak koca, şahsen ve ortaklık mallanyla sorumludur. Eşlerin eşitliği  ilkesinden hareketle sevkedilen bu.hükürnle, evlilik birliğinin borçlarmdan dolayı eşler  eşit bir şekilde sorumlu tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 104 - Madde eşlerin hangi borçlardan hem kişisel mallanyla hem de ortaklık  mallanyla sorumlu olduğunu hükme bağlamıştu". Buraya giren borçlar dört bent  hâlinde sayılmıştır.  Maddenin (1) numaralı bendinde eşlerin evlilik birliğini temsil veya ortaklık  mallarını yönetim yetkisine dayanarak yaptıldan borçlar; (2) numaralı bendinde  ortaklık mallarını ve ortaklık mallanna giren gelirleri kullanarak bir meslek veya  sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlar; (3) numaralı bendinde eşlerden biri  tarafından yapılmış olmasma rağmen diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran  borçlar; (4) numaralı bendinde ise eşlerin üçüncü kişilerle anlaşmalarında, kişisel  mallan yanında, ortaklık mallarının da sorumlu olacağını kararlaştırmış olduğu borçlar  hükme bağlanmıştır.  Madde 269- Madde İsviçre Medeni Kanununun 234 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olarak eşlerden  herbirinin, bir önceki madde dışmda kalan bütün borçlarından hem kendi kişisel  mallanyla hem de ortaklık mallarının değerlerinin yansı oranında sorumlu olduğu  hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında eşlerin kişisel mallarının tamamı ve ortaklık  mallarının yansı oranındaki sorumluluğu dışmda, ortaklık mallarının zenginleşmesi  oramnda sorumluluk sınırları genişletilmiştir.  Madde 270- Madde İsviçre Medenî Kanununun 235 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Eşitlik ilkesinin sonucu olan bu hüküm, sadece mal ortaklığı için değil, diğer  bütün mal rejimleri açısmdan da geçerlidir. Genel hükümler arasında da yer. alan  (m.217) bu hükümle, aralarındaki alacak borç ilişkilerinde eşlere bazı kolaylıklar  sağlanmıştır.  Maddede eşler arasındaki mal rejiminin, eşlerin birbirlerinden olan  alacaklarının muaccel olmasını önlemediği hükme bağlanmıştır. Ancak bunun istisnası  olarak, evlilik birliğim tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlükler yaratacak bir  hâlin söz konusu olmasında, borçlu eşin, mahkemeye başvurarak kendisine borcun  ifası için mehil verilmesini isteme yetkisi tanınmıştır. Böyle bir istem durumunda,  durum ve koşullara göre istemde bulunan eşin güvence göstermesine de karar  verilebilecektir.  Madde 271- Madde İsviçre Medenî Kanununun 236 ncı maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası mal ortaklığı rejiminin, eşlerden birinin ölümü, diğer  bir mal rejimine geçmeleri veya iflâs etmesi hâllerinde son bulacağını öngörmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, mal ortaklığı rejiminin, mahkemece evliliğin iptal  veya boşanma sebepleriyle sona erdirilmesine veya mal ortaklığı rejimi yerine mal  aynlığına geçilmesine karar verilmesi durumlanrida da, mal ortaklığının son bulması  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 105 -
- 104 - Madde eşlerin hangi borçlardan hem kişisel mallanyla hem de ortaklık  mallanyla sorumlu olduğunu hükme bağlamıştu". Buraya giren borçlar dört bent  hâlinde sayılmıştır.  Maddenin (1) numaralı bendinde eşlerin evlilik birliğini temsil veya ortaklık  mallarını yönetim yetkisine dayanarak yaptıldan borçlar; (2) numaralı bendinde  ortaklık mallarını ve ortaklık mallanna giren gelirleri kullanarak bir meslek veya  sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlar; (3) numaralı bendinde eşlerden biri  tarafından yapılmış olmasma rağmen diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran  borçlar; (4) numaralı bendinde ise eşlerin üçüncü kişilerle anlaşmalarında, kişisel  mallan yanında, ortaklık mallarının da sorumlu olacağını kararlaştırmış olduğu borçlar  hükme bağlanmıştır.  Madde 269- Madde İsviçre Medeni Kanununun 234 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olarak eşlerden  herbirinin, bir önceki madde dışmda kalan bütün borçlarından hem kendi kişisel  mallanyla hem de ortaklık mallarının değerlerinin yansı oranında sorumlu olduğu  hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında eşlerin kişisel mallarının tamamı ve ortaklık  mallarının yansı oranındaki sorumluluğu dışmda, ortaklık mallarının zenginleşmesi  oramnda sorumluluk sınırları genişletilmiştir.  Madde 270- Madde İsviçre Medenî Kanununun 235 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Eşitlik ilkesinin sonucu olan bu hüküm, sadece mal ortaklığı için değil, diğer  bütün mal rejimleri açısmdan da geçerlidir. Genel hükümler arasında da yer. alan  (m.217) bu hükümle, aralarındaki alacak borç ilişkilerinde eşlere bazı kolaylıklar  sağlanmıştır.  Maddede eşler arasındaki mal rejiminin, eşlerin birbirlerinden olan  alacaklarının muaccel olmasını önlemediği hükme bağlanmıştır. Ancak bunun istisnası  olarak, evlilik birliğim tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlükler yaratacak bir  hâlin söz konusu olmasında, borçlu eşin, mahkemeye başvurarak kendisine borcun  ifası için mehil verilmesini isteme yetkisi tanınmıştır. Böyle bir istem durumunda,  durum ve koşullara göre istemde bulunan eşin güvence göstermesine de karar  verilebilecektir.  Madde 271- Madde İsviçre Medenî Kanununun 236 ncı maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası mal ortaklığı rejiminin, eşlerden birinin ölümü, diğer  bir mal rejimine geçmeleri veya iflâs etmesi hâllerinde son bulacağını öngörmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, mal ortaklığı rejiminin, mahkemece evliliğin iptal  veya boşanma sebepleriyle sona erdirilmesine veya mal ortaklığı rejimi yerine mal  aynlığına geçilmesine karar verilmesi durumlanrida da, mal ortaklığının son bulması  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 105 —  hükme bağlanmıştır. Bu durumlarda mal ortaklığı rejiminin karar tarihinden değil dava  açıldığı tarihten itibaren son bulacağı da öngörülmüştür.  Madde 272- Madde İsviçre Medenî Kanununun 237 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede edinilmiş mallara katılma rejiminde olduğu gibi (md.228) mal  ortaklığı rejiminde ortaklığa giren bir sosyal yardım ya da güvenlik kurumunca yapılan  ödemelerin tasfiye sırasında kişisel mal olarak değerlendirilmesi hükme bağlanmıştır.  Sosyal güvenlik ya da sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya  iş gücü kaybmdan dolayı ödenen tazminatın, toptan ödeme veya tazminat yerine irat  şeklinde ödenmiş olması hâlinde, iradın sermayeye çevrilmiş değerinin esas alınması  yoluna gidilecektir.  Madde 273- Madde İsviçre .Medeni Kanununun 238 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Edinilmiş mallara katılma rejimindeki hükme (md.230) paralel olarak sevk  edilen bu maddede eşlerin kişisel mallarına ilişkin borçların ortaklık mallarından, ya  da ortaklık mallarına ilişkin borçların kişisel mallardan ödenmesi hâlinde tasfiyede  denkleştirmeye gidilmesi hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, eşlerin borçlarının, hangi mal kesimine ait ise o mal  kesimini yükümlülük altına sokması hükme bağlanmıştır. Aynı fıkranın ikinci  cümlesiyle de bir karine hükmü getirilmiştir. Buna göre, bir borcun hangi kesime ait  olduğunun anlaşılamaması hâlinde bunun ortaklık mallarına ait olduğu varsayılacaktır.  Madde 274- Madde İsviçre Medenî Kanununun 239 uncu maddesinden aynen  alınmıştır..  Maddede, eşlerden birinin kişisel malı ya da ortaklık malıyla, diğer bir mal  kesimine giren malvarlığı değerinin kazanılması, iyileştirilmesi veya korunmasına  katkı sağlanmışsa malın sahibi eşe katkıdan doğan hak tanınmıştır. Eşin katkıdan  doğan bu hakkıyla ilgili olarak edinilmiş mallara ilişkin aynı hükme yollama  yapılmıştır.  Madde 275- Madde İsviçre Medenî Kanununun 240 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede, ortaklık mallarının değerlendirilmesinin, tasfiye anındaki değerlerin  esas alınması öngörülmüştür. Değerlendirme sonucu ortaya çıkan aktiften, henüz  ödenmeyen borçlarla bir önceki maddeye göre katkıdan doğan borçların düşüleceği  tabiîdir.  Madde 276- Madde isviçre Medenî Kanunuriun 241 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulüne dayanan son bulma  hâlinde, ortaklık mallarının yan yarıya paylaşılması ilkesi kabul edilmiştir. Bu payı  isteme hakkı sağ ise eşin kendisine, ölmüşse mirasçılarına tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Mectisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 106 -
— 105 —  hükme bağlanmıştır. Bu durumlarda mal ortaklığı rejiminin karar tarihinden değil dava  açıldığı tarihten itibaren son bulacağı da öngörülmüştür.  Madde 272- Madde İsviçre Medenî Kanununun 237 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede edinilmiş mallara katılma rejiminde olduğu gibi (md.228) mal  ortaklığı rejiminde ortaklığa giren bir sosyal yardım ya da güvenlik kurumunca yapılan  ödemelerin tasfiye sırasında kişisel mal olarak değerlendirilmesi hükme bağlanmıştır.  Sosyal güvenlik ya da sosyal yardım kurumlarınca yapılmış olan toptan ödemeler veya  iş gücü kaybmdan dolayı ödenen tazminatın, toptan ödeme veya tazminat yerine irat  şeklinde ödenmiş olması hâlinde, iradın sermayeye çevrilmiş değerinin esas alınması  yoluna gidilecektir.  Madde 273- Madde İsviçre .Medeni Kanununun 238 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Edinilmiş mallara katılma rejimindeki hükme (md.230) paralel olarak sevk  edilen bu maddede eşlerin kişisel mallarına ilişkin borçların ortaklık mallarından, ya  da ortaklık mallarına ilişkin borçların kişisel mallardan ödenmesi hâlinde tasfiyede  denkleştirmeye gidilmesi hükme bağlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, eşlerin borçlarının, hangi mal kesimine ait ise o mal  kesimini yükümlülük altına sokması hükme bağlanmıştır. Aynı fıkranın ikinci  cümlesiyle de bir karine hükmü getirilmiştir. Buna göre, bir borcun hangi kesime ait  olduğunun anlaşılamaması hâlinde bunun ortaklık mallarına ait olduğu varsayılacaktır.  Madde 274- Madde İsviçre Medenî Kanununun 239 uncu maddesinden aynen  alınmıştır..  Maddede, eşlerden birinin kişisel malı ya da ortaklık malıyla, diğer bir mal  kesimine giren malvarlığı değerinin kazanılması, iyileştirilmesi veya korunmasına  katkı sağlanmışsa malın sahibi eşe katkıdan doğan hak tanınmıştır. Eşin katkıdan  doğan bu hakkıyla ilgili olarak edinilmiş mallara ilişkin aynı hükme yollama  yapılmıştır.  Madde 275- Madde İsviçre Medenî Kanununun 240 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede, ortaklık mallarının değerlendirilmesinin, tasfiye anındaki değerlerin  esas alınması öngörülmüştür. Değerlendirme sonucu ortaya çıkan aktiften, henüz  ödenmeyen borçlarla bir önceki maddeye göre katkıdan doğan borçların düşüleceği  tabiîdir.  Madde 276- Madde isviçre Medenî Kanunuriun 241 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Maddede ölüm veya diğer bir mal rejiminin kabulüne dayanan son bulma  hâlinde, ortaklık mallarının yan yarıya paylaşılması ilkesi kabul edilmiştir. Bu payı  isteme hakkı sağ ise eşin kendisine, ölmüşse mirasçılarına tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Mectisi (S. Sayısı: 723)  - 1 0 6 - Maddenin ikinci fıkrası yan yanya paylaşma esası yerine eşlerin mal rejimi  sözleşmesinde başka bir oram kabul edebileceklerini hükme bağlamıştır.  Maddenin son fikrası eşler arasında paylaşma oranıyla ilgili amaşmalann  eşlerin altsoylarının saklı paylarını ihlâl edemeyeceğini öngörmüştür.  Madde 277- Madde İsviçre Medenî Kanununun 242 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Bir önceki hükümden farklı olarak, bu hükümle mal ortaklığı rejiminin  boşanma veya evliliğin iptali sebeplerinden biriyle ya da kanun veya mahkeme  karanyla mal aynlığına geçiş sebebiyle sona ermesi hâllerinde paylaşmanın nasıl  yapılacağı düzenlenmiştir.  Madde, mal ortaklığım sona erdiren diğer hâllerde, edinilmiş mallara katılma  rejiminde olduğu gibi, eşin kendi kişisel maü sayılan mallarım ortaklık mallanndan  ayırdedip alma hakkına yer vermiştir.  Eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel mal sayılan mallanm  ayırdedip almasından sonra geri kalan ortaklık mallarının eşler arasında yan yanya  paylaşılması esası kabul edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, bu paylaşma oranlarının değiştirilmesine ilişkin  anlaşmaların, ancak mal rejimi sözleşmesiyle ve bu sözleşmede bunun açıkça  öngörülmesiyle mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.  Madde 27$- Madde isviçre Medenî Kanununun 243 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde mal ortaklığının ölümle son bulması hâlinde, sağ kalan eşin, edinilmiş  mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben  kendisine verilmesini hükme bağlamıştır. Bu hüküm sayesinde, eşin ortaklık  mallanndan kendisine isabet edecek payının verilmesi yerine, bu payına mahsuben,  edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin kişisel malı sayılabilecek malların bunun  sahibi olan eşe verilmesi mümkün olacaktır.  Madde 279- Madde İsviçre Medenî Kanununun 244 üncü maddesinden  alınmıştır.  Edinilmiş mallara katılma rejiminde yer alan hüküm, maddede mal ortaklığı  rejimi için de kabul edilmiştir. Ancak edinilmiş mallara katılma rejiminde yer alan  hükümden farklı olarak maddede, sağ kalan eşin, öncelikle mülkiyet hakkı  isteyebilmesi öngörülmüştür. Buna göre, ölüm nedeniyle mal ortaklığının son  bulmasında, sağ kalan eş, eşlerin birlikte yaşadıklan konut veya ev eşyasının ortaklık  mallarına dahil olduğu durumda, kendi tasfiye payına mahsuben bunların mülkiyetini  isteyebilecektir. Böylece bu mallar terekeye dahil olmaktan çıkartılıp, diğer  mirasçıların bunlar üzerindeki mülkiyet haklarının, sağ kalan eş tarafmdan tasfiye  payına mahsuben satın almması sağlanmış olmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrası haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eş veya  ölenin diğer yasal mirasçılarının İstemi üzerine bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa  veya oturma hakkı tanınmasını isteyebileceğini Öngönnektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 107 -
- 1 0 6 - Maddenin ikinci fıkrası yan yanya paylaşma esası yerine eşlerin mal rejimi  sözleşmesinde başka bir oram kabul edebileceklerini hükme bağlamıştır.  Maddenin son fikrası eşler arasında paylaşma oranıyla ilgili amaşmalann  eşlerin altsoylarının saklı paylarını ihlâl edemeyeceğini öngörmüştür.  Madde 277- Madde İsviçre Medenî Kanununun 242 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Bir önceki hükümden farklı olarak, bu hükümle mal ortaklığı rejiminin  boşanma veya evliliğin iptali sebeplerinden biriyle ya da kanun veya mahkeme  karanyla mal aynlığına geçiş sebebiyle sona ermesi hâllerinde paylaşmanın nasıl  yapılacağı düzenlenmiştir.  Madde, mal ortaklığım sona erdiren diğer hâllerde, edinilmiş mallara katılma  rejiminde olduğu gibi, eşin kendi kişisel maü sayılan mallarım ortaklık mallanndan  ayırdedip alma hakkına yer vermiştir.  Eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminde kişisel mal sayılan mallanm  ayırdedip almasından sonra geri kalan ortaklık mallarının eşler arasında yan yanya  paylaşılması esası kabul edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, bu paylaşma oranlarının değiştirilmesine ilişkin  anlaşmaların, ancak mal rejimi sözleşmesiyle ve bu sözleşmede bunun açıkça  öngörülmesiyle mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.  Madde 27$- Madde isviçre Medenî Kanununun 243 üncü maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde mal ortaklığının ölümle son bulması hâlinde, sağ kalan eşin, edinilmiş  mallara katılma rejiminde kişisel malı sayılabilecek olanların payına mahsuben  kendisine verilmesini hükme bağlamıştır. Bu hüküm sayesinde, eşin ortaklık  mallanndan kendisine isabet edecek payının verilmesi yerine, bu payına mahsuben,  edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin kişisel malı sayılabilecek malların bunun  sahibi olan eşe verilmesi mümkün olacaktır.  Madde 279- Madde İsviçre Medenî Kanununun 244 üncü maddesinden  alınmıştır.  Edinilmiş mallara katılma rejiminde yer alan hüküm, maddede mal ortaklığı  rejimi için de kabul edilmiştir. Ancak edinilmiş mallara katılma rejiminde yer alan  hükümden farklı olarak maddede, sağ kalan eşin, öncelikle mülkiyet hakkı  isteyebilmesi öngörülmüştür. Buna göre, ölüm nedeniyle mal ortaklığının son  bulmasında, sağ kalan eş, eşlerin birlikte yaşadıklan konut veya ev eşyasının ortaklık  mallarına dahil olduğu durumda, kendi tasfiye payına mahsuben bunların mülkiyetini  isteyebilecektir. Böylece bu mallar terekeye dahil olmaktan çıkartılıp, diğer  mirasçıların bunlar üzerindeki mülkiyet haklarının, sağ kalan eş tarafmdan tasfiye  payına mahsuben satın almması sağlanmış olmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrası haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eş veya  ölenin diğer yasal mirasçılarının İstemi üzerine bunlar üzerinde mülkiyet yerine intifa  veya oturma hakkı tanınmasını isteyebileceğini Öngönnektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 107 —  Maddenin üçüncü fıkrasında, ölüm dışındaki sebeplerle mal ortaklığı rejiminin  son bulması hâlinde, eşlerden her birinin üstün bir yararın varlığını kanıtlamak  suretiyle aynı istemleri ileri sürebilmesi kabul edilmiştir.  Madde 280- Madde İsviçre Medenî Kanununun 245 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde konut ve ev eşyası dışında kalan diğer malvarlığı değerlerinin de, üstün  yaranmn kamtlanması hâlinde, eşin kendisine tasfiye 'payına mahsuben verilmesini  isteyebileceğini öngörmüştür. Eşlerden birisi için hatıra olarak özel değer taşıyan  mobilya, sanat eserleri gibi eşyalar buraya girer.  Madde 281-Madde İsviçre Medenî Kanununun 246 ncı tnaddesinden aynen  alınmıştır.  Madde diğer hâllerde paylaşma „ usulünün, paylı mülkiyet ve mirasın  paylaşılmasına ilişkin hükümler çerçevesinde belirleneceğini öngörmektedir,  İKİNCİlaSIM  HISIMLIK  BİRİNCİ BÖLÜM  SOYBAĞININ KURULMASI  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Yürürlükteki Medenî Kanunun Aile Hukuku Kitabının İkinci Kısmının başlığı  "Hısımlar" olduğu hâlde, kasnak İsviçre Medenî Kanununda aynı kısımda "Hısımlık"  terimi kullanılmaktadır. Kaynağa uygun bir şekilde bu ifade tercih edilmiştir.  "Hısımlık" terimi, yürürlükteki metne nazaran daha yerindedir; çünkü Kanun bu  kısımda "hısımlar"dan ziyade, hısımlığın nasıl doğacağını veya kurulacağını ve  hısımlık ilişkisinin hukukî sonuçlarını düzenlemektedir.  İkinci Kısmın Birinci Bölümünün başlığı da, yürürlükteki metinde kullanılan  "Nesebi Sahih Çocuklar" yerine, "Soybağının Kurulması" şeklinde'değiştirilmiştir.  Nitekim kaynak İsviçre Medenî Kanunu da 1 Ocak 1978 tarihi itibarıyla yürürlükte  olan 25 Haziran 1976 tarihli değişiklikten sonra, bu bölümde aynı başlığı  kullanmaktadır. Birinci Bölüm, "Genel Hükümler", "Kocanın Babalığı", "Tanıma ve  Babalık Hükmü", "Evlât Edinme", "Soybağının Hükümleri", "Velayet" ve "Çocuk  Mallan" olmak üzere yedi "Ayınm" şeklinde düzenlenmiştir. İkinci Kısmın İkinci  Bölümü ise "Aile" başlığı altında, "Nafaka Yükümlülüğü", "Ev Düzeni" ve "Aile  Mallan"na âynlmışür. Belirtmek gerekir ki, aynen İsviçre'de yapılan 1976 tarihli  değişiklikte olduğu gibi ve çağdaş hukuk anlayışının gereklerine uygun olarak, sahih  nesep ve gayrisahih nesep ayınmına son veren bu sistematikte, yürürlükteki metne  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 108 -
— 107 —  Maddenin üçüncü fıkrasında, ölüm dışındaki sebeplerle mal ortaklığı rejiminin  son bulması hâlinde, eşlerden her birinin üstün bir yararın varlığını kanıtlamak  suretiyle aynı istemleri ileri sürebilmesi kabul edilmiştir.  Madde 280- Madde İsviçre Medenî Kanununun 245 inci maddesinden aynen  alınmıştır.  Madde konut ve ev eşyası dışında kalan diğer malvarlığı değerlerinin de, üstün  yaranmn kamtlanması hâlinde, eşin kendisine tasfiye 'payına mahsuben verilmesini  isteyebileceğini öngörmüştür. Eşlerden birisi için hatıra olarak özel değer taşıyan  mobilya, sanat eserleri gibi eşyalar buraya girer.  Madde 281-Madde İsviçre Medenî Kanununun 246 ncı tnaddesinden aynen  alınmıştır.  Madde diğer hâllerde paylaşma „ usulünün, paylı mülkiyet ve mirasın  paylaşılmasına ilişkin hükümler çerçevesinde belirleneceğini öngörmektedir,  İKİNCİlaSIM  HISIMLIK  BİRİNCİ BÖLÜM  SOYBAĞININ KURULMASI  BİRİNCİ AYIRIM  GENEL HÜKÜMLER  Yürürlükteki Medenî Kanunun Aile Hukuku Kitabının İkinci Kısmının başlığı  "Hısımlar" olduğu hâlde, kasnak İsviçre Medenî Kanununda aynı kısımda "Hısımlık"  terimi kullanılmaktadır. Kaynağa uygun bir şekilde bu ifade tercih edilmiştir.  "Hısımlık" terimi, yürürlükteki metne nazaran daha yerindedir; çünkü Kanun bu  kısımda "hısımlar"dan ziyade, hısımlığın nasıl doğacağını veya kurulacağını ve  hısımlık ilişkisinin hukukî sonuçlarını düzenlemektedir.  İkinci Kısmın Birinci Bölümünün başlığı da, yürürlükteki metinde kullanılan  "Nesebi Sahih Çocuklar" yerine, "Soybağının Kurulması" şeklinde'değiştirilmiştir.  Nitekim kaynak İsviçre Medenî Kanunu da 1 Ocak 1978 tarihi itibarıyla yürürlükte  olan 25 Haziran 1976 tarihli değişiklikten sonra, bu bölümde aynı başlığı  kullanmaktadır. Birinci Bölüm, "Genel Hükümler", "Kocanın Babalığı", "Tanıma ve  Babalık Hükmü", "Evlât Edinme", "Soybağının Hükümleri", "Velayet" ve "Çocuk  Mallan" olmak üzere yedi "Ayınm" şeklinde düzenlenmiştir. İkinci Kısmın İkinci  Bölümü ise "Aile" başlığı altında, "Nafaka Yükümlülüğü", "Ev Düzeni" ve "Aile  Mallan"na âynlmışür. Belirtmek gerekir ki, aynen İsviçre'de yapılan 1976 tarihli  değişiklikte olduğu gibi ve çağdaş hukuk anlayışının gereklerine uygun olarak, sahih  nesep ve gayrisahih nesep ayınmına son veren bu sistematikte, yürürlükteki metne  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 108 —  nazaran önemli farklılıklar söz konusudur. Böylece, yürürlükteki metinde yer alan  "Nesebi Sahih Çocuklar" (Yedinci Bab) ve "Nesebi Sahih Olmayan Çocuk" (Sekizinci  Bab) şeklindeki bölümleme, bu Kısımda yer almamakta; "Kocanın Babalığı" hakkında  hükümler getiren İkinci Ayırımda evliliğe dayalı "babalık karinesi" ile bunun sonuçlan  düzenlendikten hemen sonra, "sonradan evlenme" 'sayesinde evlilik içinde doğan  çocuklara ilişkin hükümlere kendiliğinden tâbi olma (yani koca ile çocuk arasında  soybağmın kurulması; "Içocanm babalığının bu sayede hukuken kabullenümesi)  olanağı da yer almakta ve yürürlükteki Kanunun İkinci Faslında olduğu gibi "Nesebin  Tashihi" şeklinde bir başlık altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir. Bu  Bölümün "Genel Hükümler" başlıklı Birinci Ayırımı ise yürürlükteki Kanunda yoktur.  Madde 282- Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bu madde yazılırken,  kaynak İsviçre Medenî Kanununda yapılan 1976 tarihli değişiklik örnek alınmıştır  (md.252). Hüküm/çocuk ile ana ve baba arasındaki soybağının hukuken nasıl  kurulacağım düzenleyen ve aynca evlât edinen ile evlât edinilen' arasmda da  sözleşmeden doğan bir soybağmın kurulabileceğine işaret eden, genel bir giriş  hükmüdür.  Maddenin birinci fikrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getirmekle  birlikte, bir medenî kanunun soybağını düzenleyen hükümlerinde, çocuk ile baba  arasmda olduğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu  açıklayan bir hükmün bulunması gerekliliğim yerine getirmektedir. Maddenin kenar  başlığı da zaten "Genel olarak soybağının kurulması"dır ve bu genel hükümde, çocuk  ile baba arasındaki soybağının nasıl kurulduğu meselesinden önce, çocuk ile ana  arasındaki soybağının nasıl kurulduğu meselesinin açıklanması uygun görülmüştür.  Böylece birinci fıkra, "çocuğun anası, onu doğuran kadındır" şeklindeki doğal hukuk  ilkesinin Kanunun soybağma ilişkin hükümlerinin en başında açıkça ifade edilmesini  sağlamaktadır. Bu ilke, yürürlükteki Kanunda, "sahih olmayan nesep" açısından 290  inci maddede zikredilmektedir.  İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasındaki soybağının kurulmasını sağlayan  hukukî olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile babası arasındaki soybağının  hukuken doğmasına veya kurulmasına kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak,  evlilik, tanıma veya hâkim karandır. Fıkradaki "evlilik" terimi, hem çocuğun doğduğu  sırada ana ile baba (veya babalığı karine olarak kabul edilen koca) arasında mevcut  olan evliliği, hem de çocuk doğduktan sonra ana ve baba arasmda yapılan evliliği  kapsamakta ve "Kocanın Babalığı" başlığım taşıyan İkinci . Ayınmda  düzenlenmektedir. Baba ile çocuk arasında soybağının kurulmasını sağlayan diğer  hukukî olaylar, bir başka ifadeyle tanıma ve hâkim kararı (babalık hükmü) ise Üçüncü  Ayınmda düzenlenmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında ise, sözleşmeden doğan (akdî) soybağmın  kurulmasını sağlayan "evlât edinme", soybağının kurulmasını sağlayan bir başlça  kaynak olarak zikretti lmektedir. Evlât edinmeye ilişkin hükümler, Dördüncü Ayınmda  yer almaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 109 -
— 108 —  nazaran önemli farklılıklar söz konusudur. Böylece, yürürlükteki metinde yer alan  "Nesebi Sahih Çocuklar" (Yedinci Bab) ve "Nesebi Sahih Olmayan Çocuk" (Sekizinci  Bab) şeklindeki bölümleme, bu Kısımda yer almamakta; "Kocanın Babalığı" hakkında  hükümler getiren İkinci Ayırımda evliliğe dayalı "babalık karinesi" ile bunun sonuçlan  düzenlendikten hemen sonra, "sonradan evlenme" 'sayesinde evlilik içinde doğan  çocuklara ilişkin hükümlere kendiliğinden tâbi olma (yani koca ile çocuk arasında  soybağmın kurulması; "Içocanm babalığının bu sayede hukuken kabullenümesi)  olanağı da yer almakta ve yürürlükteki Kanunun İkinci Faslında olduğu gibi "Nesebin  Tashihi" şeklinde bir başlık altında bağımsız bir ayırıma yer verilmemektedir. Bu  Bölümün "Genel Hükümler" başlıklı Birinci Ayırımı ise yürürlükteki Kanunda yoktur.  Madde 282- Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan bu madde yazılırken,  kaynak İsviçre Medenî Kanununda yapılan 1976 tarihli değişiklik örnek alınmıştır  (md.252). Hüküm/çocuk ile ana ve baba arasındaki soybağının hukuken nasıl  kurulacağım düzenleyen ve aynca evlât edinen ile evlât edinilen' arasmda da  sözleşmeden doğan bir soybağmın kurulabileceğine işaret eden, genel bir giriş  hükmüdür.  Maddenin birinci fikrası, aslında doğal ve hukukî bir gerçeği dile getirmekle  birlikte, bir medenî kanunun soybağını düzenleyen hükümlerinde, çocuk ile baba  arasmda olduğu gibi, çocuk ile ana arasındaki soybağının da nasıl kurulduğunu  açıklayan bir hükmün bulunması gerekliliğim yerine getirmektedir. Maddenin kenar  başlığı da zaten "Genel olarak soybağının kurulması"dır ve bu genel hükümde, çocuk  ile baba arasındaki soybağının nasıl kurulduğu meselesinden önce, çocuk ile ana  arasındaki soybağının nasıl kurulduğu meselesinin açıklanması uygun görülmüştür.  Böylece birinci fıkra, "çocuğun anası, onu doğuran kadındır" şeklindeki doğal hukuk  ilkesinin Kanunun soybağma ilişkin hükümlerinin en başında açıkça ifade edilmesini  sağlamaktadır. Bu ilke, yürürlükteki Kanunda, "sahih olmayan nesep" açısından 290  inci maddede zikredilmektedir.  İkinci fıkrada, çocuk ile baba arasındaki soybağının kurulmasını sağlayan  hukukî olaylar sayılmaktadır. Buna göre, çocuk ile babası arasındaki soybağının  hukuken doğmasına veya kurulmasına kaynaklık eden hukukî olaylar, seçenek olarak,  evlilik, tanıma veya hâkim karandır. Fıkradaki "evlilik" terimi, hem çocuğun doğduğu  sırada ana ile baba (veya babalığı karine olarak kabul edilen koca) arasında mevcut  olan evliliği, hem de çocuk doğduktan sonra ana ve baba arasmda yapılan evliliği  kapsamakta ve "Kocanın Babalığı" başlığım taşıyan İkinci . Ayınmda  düzenlenmektedir. Baba ile çocuk arasında soybağının kurulmasını sağlayan diğer  hukukî olaylar, bir başka ifadeyle tanıma ve hâkim kararı (babalık hükmü) ise Üçüncü  Ayınmda düzenlenmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında ise, sözleşmeden doğan (akdî) soybağmın  kurulmasını sağlayan "evlât edinme", soybağının kurulmasını sağlayan bir başlça  kaynak olarak zikretti lmektedir. Evlât edinmeye ilişkin hükümler, Dördüncü Ayınmda  yer almaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 0 9 - Madde 283- Kaynak İsviçre Medenî Kanununun 253 üncü maddesinden alman  bu madde, soybağma ilişkin davalarda yetkili mahkemeyi belirleyen bir genel  hükümdür. Madde, bir an önce sonuçlandırılmasında kamu yaran da bulunduğu kuşku  götürmeyen soybağı iddia ve uyuşmazlıklarında, taraflara kolaylık sağlamak üzere,  davanın taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde  açılabileceğini hükme bağlamaktadır. Hüküm, bu haliyle; yürürlükteki Kanunun 251,  293 ve 299 uncu maddelerindeki yetki kurallarından daha geniş seçenekler  sunmaktadır.  Madde 284- Bu hüküm de, kamu düzeni ile yakından ilgili olan soybağı  davalarının yargılama usulü konusunda Özel hükümler koymak ihtiyacını hisseden  İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden (m.254) esinlenilerek kaleme  alınmıştır. Maddede, soybağı davalanndaki yargılama usulünün prensip olarak Hukuk  Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbi kılınması, ancak bu davaların özelliği gereği, iki  hususun özel olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Böylece, hâkimin, soybağı  davalarında, maddî olguları re'sen araştıracağı ve kanıtlan serbestçe değerlendireceği  (takdir edeceği) ve taraflar ile üçüncü kişilerin, soybağınm belirlenmesi için zorunlu  olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere katılmakla  zorunlu oldukları hususu, bir kanun hükmü olarak kurallaştınlmak istenmiştir. Ayrıca  maddede, davalının, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermediği  durumlarda, hâkimin durum ve koşullara göre beklenen sonucun, davalı aleyhine  doğmuş sayabileceği öngörülmüştür.  İKİNCİ AYIRIM  KOCANIN BABALIĞI  İkinci Ayınmın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu  doğuran kadmla evli olan kişi olması hâline işaret etmek üzere "Kocanın Babalığı"  olarak belirlenmiştir. Bu Ayınmda, çocuğu doğuran kadmla evli olan ya da evliliği  sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı düzenlenmektedir. Bu Ayınma  isabet eden bazı hükümler taşıyan yürürlükteki Kanunun Birinci Faslının başlığı  "Nesebin Sıhhati"dir. Getirilen düzenlemede ise, soybağı hukuken kurulmuş ve tespit  edilmiş olan çocuğun "nesebi"nin "sıhhatli olmaması" yani "gayrisahih olması"  ihtimali mevcut değildir. Söz konusu başlığı, bu açıdan da, getirilmek istenen yeni  düzenlemeye uygundur.  Madde 285- Madde 1984 tarihli Öntasannın 223 üncü ve kaynak isviçre  Medenî Kanununun 255 inci maddeleri örnek alınarak düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 241 inci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki hükmün birinci  cümlesinin daha sade ve açık bir Türkçeyle ifadesi söz konusudur. Böylece, evlilik  devam ederken veya evlilik sona erdikten sonraki üçyüz gün içinde doğan çocuğun  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 110 -
- 1 0 9 - Madde 283- Kaynak İsviçre Medenî Kanununun 253 üncü maddesinden alman  bu madde, soybağma ilişkin davalarda yetkili mahkemeyi belirleyen bir genel  hükümdür. Madde, bir an önce sonuçlandırılmasında kamu yaran da bulunduğu kuşku  götürmeyen soybağı iddia ve uyuşmazlıklarında, taraflara kolaylık sağlamak üzere,  davanın taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde  açılabileceğini hükme bağlamaktadır. Hüküm, bu haliyle; yürürlükteki Kanunun 251,  293 ve 299 uncu maddelerindeki yetki kurallarından daha geniş seçenekler  sunmaktadır.  Madde 284- Bu hüküm de, kamu düzeni ile yakından ilgili olan soybağı  davalarının yargılama usulü konusunda Özel hükümler koymak ihtiyacını hisseden  İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden (m.254) esinlenilerek kaleme  alınmıştır. Maddede, soybağı davalanndaki yargılama usulünün prensip olarak Hukuk  Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbi kılınması, ancak bu davaların özelliği gereği, iki  hususun özel olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Böylece, hâkimin, soybağı  davalarında, maddî olguları re'sen araştıracağı ve kanıtlan serbestçe değerlendireceği  (takdir edeceği) ve taraflar ile üçüncü kişilerin, soybağınm belirlenmesi için zorunlu  olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere katılmakla  zorunlu oldukları hususu, bir kanun hükmü olarak kurallaştınlmak istenmiştir. Ayrıca  maddede, davalının, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermediği  durumlarda, hâkimin durum ve koşullara göre beklenen sonucun, davalı aleyhine  doğmuş sayabileceği öngörülmüştür.  İKİNCİ AYIRIM  KOCANIN BABALIĞI  İkinci Ayınmın başlığı, çocuk ile soybağı ilişkisi kurulan kişinin, çocuğu  doğuran kadmla evli olan kişi olması hâline işaret etmek üzere "Kocanın Babalığı"  olarak belirlenmiştir. Bu Ayınmda, çocuğu doğuran kadmla evli olan ya da evliliği  sona ermiş bulunan kişinin çocuk ile olan soybağı düzenlenmektedir. Bu Ayınma  isabet eden bazı hükümler taşıyan yürürlükteki Kanunun Birinci Faslının başlığı  "Nesebin Sıhhati"dir. Getirilen düzenlemede ise, soybağı hukuken kurulmuş ve tespit  edilmiş olan çocuğun "nesebi"nin "sıhhatli olmaması" yani "gayrisahih olması"  ihtimali mevcut değildir. Söz konusu başlığı, bu açıdan da, getirilmek istenen yeni  düzenlemeye uygundur.  Madde 285- Madde 1984 tarihli Öntasannın 223 üncü ve kaynak isviçre  Medenî Kanununun 255 inci maddeleri örnek alınarak düzenlenmiştir.  Yürürlükteki Kanunun 241 inci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, hüküm değişikliği yoktur. Yürürlükteki hükmün birinci  cümlesinin daha sade ve açık bir Türkçeyle ifadesi söz konusudur. Böylece, evlilik  devam ederken veya evlilik sona erdikten sonraki üçyüz gün içinde doğan çocuğun  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 110 —  babasının koca olduğu yönündeki karine aynen korunmuştur. Ancak bu karine,  yürürlükteki metnin aksine, bir "sahih nesep karinesi" değil, sahih-gayrisahih farklılığı  kaldırıldığına göre, sadece bir soybağı karinesi, yani maddenin kenar başlığının  ifadesiyle "babalık karinesi"dir.  İkinci fıkra ise, yürürlükteki metinle içerik açısından bir noktada aynıdır. Bu  nokta, hem yürürlükteki metne hem de yeni düzenlemeye göre, aslolanm, evlilik sona  erdikten sonraki üçyüz günlük süreden sonra doğan çocuğun koca ile arasında  soybağının bulunmadığının kabul edilmesi gereğidir. Ancak madde, yürürlükteki  metinden farklı olarak, ana üçyüz günlük süre geçtikten sonra doğurmuş olsa bile onun  yine de evlilik sırasında gebe kaldığının kanıtlanması hâlinde, çocuk ile koca arasmda  soybağının kurulabileceğini açık ve net bir şekilde ifade etmektedir. Böylece, istisnaî  durumlarda gebeliğin üçyüz günden fazla sürmesi nedeniyle çocuğun bu süre geçtikten  sonra doğmuş olması hâlinde, gebeliğin evlilik sırasında gerçekleştiğinin  kanıtlanmasryla, soybağının kurulabileceği hususu, yürürlükteki metinden farklı  olarak, açık bir hüküm hâline getirilmek istenmiştir.  Üçüncü fıkra ise, yürürlükteki metinde mevcut olmayan bir hükümdür.  Gerçekten, yürürlükteki Kanun, kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde, yukarıda  öngörülen üçyüz günlük sürenin ne zamandan itibaren işlemeye başlayacağına dair  herhangi bir hüküm içermemekte ve bu durum doktrin ve uygulamada duraksamalara  yol açmaktadır. Bugün doktrinde, bu fıkrayla getirilen çözümü kabul eden görüşler  vardır; ancak bunlar sadece birer görüş olup, pozitif hukuk açısından konuya herhangi  bir açıklık kazandırmamaktadır. Getirilen bu hüküm, gerek 1984 tarihli Öntasanyı  gerek kaynak Kanunda yapılan değişikliği izleyerek, sorunun çözümünü pozitif bir  hukuk kuralıyla halletmeyi amaçlamaktadır. Böylece, bu fıkra hükmü gereğince,  çocuğun doğumu, eğer ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden itibaren üçyüz günlük  süreden sonra gerçekleşmişse, bu çocuk ile. hakkında gaiplik karan verilen koca  arasmda soybağının bulunmadığı kabul edilecektir.  Madde 286- Yürürlükteki Kanunun 242 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, özellikle ikinci fıkrası açısından, yürürlükteki metinden farklı olarak ve  esas itibarıyla kaynak Kanunun 256 ncı maddesi örnek alınmak suretiyle  düzenlenmiştir,  Birinci fıkrada, esasen, yürürlükteki metinde yer alan ilke, dava açma süresi  (yürürlükteki metinden farklı bir süre olarak) ayn bir maddeye bırakılmak suretiyle  tekrarlanmaktadır. Buna göre, koca, soybağının reddi davası açarak babalık karinesini  çürütebilir. Dava ana ve çocuğa karşı açılır. - İkinci fıkrada ise, çocuğun dava açma hakkının bulunup bulunmadığı ve  yürürlükteki Kanun açısından (m.241 ve m.245 hükümleri karşısında) bu konuda bir  kanun boşluğu mevcut olup olmadığı sorunu, kaynak Kanunda 1976 yılında yapılan  değişiklik (aynen olmasa da, genel tercih açısından) izlenmek suretiyle, açık bir  çözüme kavuşturulmaktadır. Yapılan düzenlemede Tasanda, belli koşullarda baba  dışındaki kişilere soybağının reddi olanağı tanıyan bir sistemde, soybağıyla birinci  derecede ve hem manevî hem de maddî açıdan ilgili olan kişiye, yani çocuğa da dava  hakkının, tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir. Bu görüş doğrultusunda kaleme  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 111 -
— 110 —  babasının koca olduğu yönündeki karine aynen korunmuştur. Ancak bu karine,  yürürlükteki metnin aksine, bir "sahih nesep karinesi" değil, sahih-gayrisahih farklılığı  kaldırıldığına göre, sadece bir soybağı karinesi, yani maddenin kenar başlığının  ifadesiyle "babalık karinesi"dir.  İkinci fıkra ise, yürürlükteki metinle içerik açısından bir noktada aynıdır. Bu  nokta, hem yürürlükteki metne hem de yeni düzenlemeye göre, aslolanm, evlilik sona  erdikten sonraki üçyüz günlük süreden sonra doğan çocuğun koca ile arasında  soybağının bulunmadığının kabul edilmesi gereğidir. Ancak madde, yürürlükteki  metinden farklı olarak, ana üçyüz günlük süre geçtikten sonra doğurmuş olsa bile onun  yine de evlilik sırasında gebe kaldığının kanıtlanması hâlinde, çocuk ile koca arasmda  soybağının kurulabileceğini açık ve net bir şekilde ifade etmektedir. Böylece, istisnaî  durumlarda gebeliğin üçyüz günden fazla sürmesi nedeniyle çocuğun bu süre geçtikten  sonra doğmuş olması hâlinde, gebeliğin evlilik sırasında gerçekleştiğinin  kanıtlanmasryla, soybağının kurulabileceği hususu, yürürlükteki metinden farklı  olarak, açık bir hüküm hâline getirilmek istenmiştir.  Üçüncü fıkra ise, yürürlükteki metinde mevcut olmayan bir hükümdür.  Gerçekten, yürürlükteki Kanun, kocanın gaipliğine karar verilmesi hâlinde, yukarıda  öngörülen üçyüz günlük sürenin ne zamandan itibaren işlemeye başlayacağına dair  herhangi bir hüküm içermemekte ve bu durum doktrin ve uygulamada duraksamalara  yol açmaktadır. Bugün doktrinde, bu fıkrayla getirilen çözümü kabul eden görüşler  vardır; ancak bunlar sadece birer görüş olup, pozitif hukuk açısından konuya herhangi  bir açıklık kazandırmamaktadır. Getirilen bu hüküm, gerek 1984 tarihli Öntasanyı  gerek kaynak Kanunda yapılan değişikliği izleyerek, sorunun çözümünü pozitif bir  hukuk kuralıyla halletmeyi amaçlamaktadır. Böylece, bu fıkra hükmü gereğince,  çocuğun doğumu, eğer ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden itibaren üçyüz günlük  süreden sonra gerçekleşmişse, bu çocuk ile. hakkında gaiplik karan verilen koca  arasmda soybağının bulunmadığı kabul edilecektir.  Madde 286- Yürürlükteki Kanunun 242 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, özellikle ikinci fıkrası açısından, yürürlükteki metinden farklı olarak ve  esas itibarıyla kaynak Kanunun 256 ncı maddesi örnek alınmak suretiyle  düzenlenmiştir,  Birinci fıkrada, esasen, yürürlükteki metinde yer alan ilke, dava açma süresi  (yürürlükteki metinden farklı bir süre olarak) ayn bir maddeye bırakılmak suretiyle  tekrarlanmaktadır. Buna göre, koca, soybağının reddi davası açarak babalık karinesini  çürütebilir. Dava ana ve çocuğa karşı açılır. - İkinci fıkrada ise, çocuğun dava açma hakkının bulunup bulunmadığı ve  yürürlükteki Kanun açısından (m.241 ve m.245 hükümleri karşısında) bu konuda bir  kanun boşluğu mevcut olup olmadığı sorunu, kaynak Kanunda 1976 yılında yapılan  değişiklik (aynen olmasa da, genel tercih açısından) izlenmek suretiyle, açık bir  çözüme kavuşturulmaktadır. Yapılan düzenlemede Tasanda, belli koşullarda baba  dışındaki kişilere soybağının reddi olanağı tanıyan bir sistemde, soybağıyla birinci  derecede ve hem manevî hem de maddî açıdan ilgili olan kişiye, yani çocuğa da dava  hakkının, tanınması gerektiği görüşü benimsenmiştir. Bu görüş doğrultusunda kaleme  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 111 —  alınan ikinci fıkraya göre/çocuk da soybağınm reddi davası açabilir. Bu durumda,  davalı sıfatı, ana ile babalığı karine olarak kabul edilen kocaya aittir.  Kaynak Kanunun 256 ncı maddesindeki "karısının üçüncü kişi tarafından gebe  bırakılmasına nza gösteren kocanın dava hakkı yoktur" şeklindeki üçüncü fıkrası  alınmamıştır.  Madde 287-Yürürlükteki Kanunun 243 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde, yürürlükteki metne göre farklı bir ilke getirmemekle birlikte, evlilik  içinde ana rahmine düşen çocuğun soybağınm reddinde kanıtlama yükünü, daha  kapsamlı olarak ve açık ifadelerle düzenlemektedir. Hüküm kaynak Kanunda 1976  yılında yapılan değişiklik (m.256a) izlenmek suretiyle kaleme alınmıştır.  Birinci fıkra, çocuğun evlilik içinde doğmuş olması hâlinde kanıtlama  zorunluluğunun davacıya ait olduğunu ve bu kanıtlamanın da, babalığı karine olarak  kabul edilen kocanın baba olmadığının kanıtlanması şeklinde gerçekleştirileceğini  düzenlemektedir. Fıkranın, yürürlükteki metne göre bir farkı, davacı olarak "koca"  yerine genel bir deyişle "davacı" terimini kullanmış olmasıdır; çünkü soybağınm reddi  davasını koca dışındaki kişiler de açabilmektedir, ikinci fark ise, davacının kanıtlama  zorunluluğunun çocuğun evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün sonra doğmuş  olması hâlinde söz konusu olacağı hususunun bu fıkraya değil, bir sonraki fıkraya  alınmış olmasıdır.  Yürürlükteki metinde bulunmayan ikinci, fıkrada, davacının kocanın baba  olmadığım kanıtlama zorunluluğunun yukarıda sözü edilen yüzseksen günlük süre  ölçüsüne bağlandığı doğrudan ifade edilmek yerine; birinci fıkrada belirtilen "evlilik  içinde ana rahmine düşme" kavramı ile neyin kastedildiği açıklanmakta ve  evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona  ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana  rahmine düşmüş sayılacağı hükme bağlanmaktadır.  Madde 288- İsviçre Medenî Kanununun 256b maddesinden esinlenen bu  madde, yürürlükteki Kanunun 244 üncü maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, yüzseksen günlük süre bir  ölçü olarak öngörülmemiş ve sadece "evlenmeden önce ana rahmine düşmüşse"  ibaresi kullanılmıştır. Çünkü, evlilik içinde ana. rahmine düşmüş olma keyfiyetinin  hangi durumda kabul edileceği, yüzseksen günlük süre ölçüsü de belirtilmek suretiyle  zaten bir önceki maddede düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce  ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağım da ortaya koymaktadır. Ayrıca  bu fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, ayrılığa hükmedildikten sonra ana  rahmine düşmüş olma değil, "ayn yaşama, sırasmda ana rahmine düşmüş" olma  şeklinde daha geniş bir ifade kullanılmış ve böylece 1984 tarihli Öntasarının 226 ncı  maddesinde olduğu gibi fîilî aynlık da hükmün kapsamma alınmış, burada da davacı  olarak "koca" yerine "davacı" terimi kullanılmıştır. Hükme göre, çocuk evlenmeden  önce veya eşlerin ayn yaşaması sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının bu olguyu  kanıtlaması yeterlidir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 112 -
— 111 —  alınan ikinci fıkraya göre/çocuk da soybağınm reddi davası açabilir. Bu durumda,  davalı sıfatı, ana ile babalığı karine olarak kabul edilen kocaya aittir.  Kaynak Kanunun 256 ncı maddesindeki "karısının üçüncü kişi tarafından gebe  bırakılmasına nza gösteren kocanın dava hakkı yoktur" şeklindeki üçüncü fıkrası  alınmamıştır.  Madde 287-Yürürlükteki Kanunun 243 üncü maddesini karşılamaktadır.  Madde, yürürlükteki metne göre farklı bir ilke getirmemekle birlikte, evlilik  içinde ana rahmine düşen çocuğun soybağınm reddinde kanıtlama yükünü, daha  kapsamlı olarak ve açık ifadelerle düzenlemektedir. Hüküm kaynak Kanunda 1976  yılında yapılan değişiklik (m.256a) izlenmek suretiyle kaleme alınmıştır.  Birinci fıkra, çocuğun evlilik içinde doğmuş olması hâlinde kanıtlama  zorunluluğunun davacıya ait olduğunu ve bu kanıtlamanın da, babalığı karine olarak  kabul edilen kocanın baba olmadığının kanıtlanması şeklinde gerçekleştirileceğini  düzenlemektedir. Fıkranın, yürürlükteki metne göre bir farkı, davacı olarak "koca"  yerine genel bir deyişle "davacı" terimini kullanmış olmasıdır; çünkü soybağınm reddi  davasını koca dışındaki kişiler de açabilmektedir, ikinci fark ise, davacının kanıtlama  zorunluluğunun çocuğun evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün sonra doğmuş  olması hâlinde söz konusu olacağı hususunun bu fıkraya değil, bir sonraki fıkraya  alınmış olmasıdır.  Yürürlükteki metinde bulunmayan ikinci, fıkrada, davacının kocanın baba  olmadığım kanıtlama zorunluluğunun yukarıda sözü edilen yüzseksen günlük süre  ölçüsüne bağlandığı doğrudan ifade edilmek yerine; birinci fıkrada belirtilen "evlilik  içinde ana rahmine düşme" kavramı ile neyin kastedildiği açıklanmakta ve  evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona  ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuğun evlilik içinde ana  rahmine düşmüş sayılacağı hükme bağlanmaktadır.  Madde 288- İsviçre Medenî Kanununun 256b maddesinden esinlenen bu  madde, yürürlükteki Kanunun 244 üncü maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, yüzseksen günlük süre bir  ölçü olarak öngörülmemiş ve sadece "evlenmeden önce ana rahmine düşmüşse"  ibaresi kullanılmıştır. Çünkü, evlilik içinde ana. rahmine düşmüş olma keyfiyetinin  hangi durumda kabul edileceği, yüzseksen günlük süre ölçüsü de belirtilmek suretiyle  zaten bir önceki maddede düzenlenmiştir ki, o maddenin zıt anlamı, evlenmeden önce  ana rahmine düşmenin ne zaman söz konusu olacağım da ortaya koymaktadır. Ayrıca  bu fıkrada, yürürlükteki metinden farklı olarak, ayrılığa hükmedildikten sonra ana  rahmine düşmüş olma değil, "ayn yaşama, sırasmda ana rahmine düşmüş" olma  şeklinde daha geniş bir ifade kullanılmış ve böylece 1984 tarihli Öntasarının 226 ncı  maddesinde olduğu gibi fîilî aynlık da hükmün kapsamma alınmış, burada da davacı  olarak "koca" yerine "davacı" terimi kullanılmıştır. Hükme göre, çocuk evlenmeden  önce veya eşlerin ayn yaşaması sırasında ana rahmine düşmüşse, davacının bu olguyu  kanıtlaması yeterlidir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 112 —  İkinci fıkrada, 1984 tarihli Öntasarı ve isviçre Medenî Kanunu örnek alınmıştır.  Yürürlükteki metinde yer alan "...birlikte ikametinin..." ifadesi yerine, "kocanın kansı  ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa ..." ibaresi  kullanılmıştır. Böylece bu hükme göre, gebe kalma sırasında kocanın kansı ile cinsel  ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanm babalığına ilişkin  karine geçerliliğini koruyacaktır.  Madde 289- Madde soybağının reddi davasının tâbi olduğu süreyi, yürürlükteki  Kanundan tamamen farklı bir şekilde yeniden düzenlemekte ve kısmen yürürlükteki  Kanunun 242 ve 246 ncı maddelerini karşılamaktadır. Maddede İsviçre Medenî  Kanununun 256c maddesi hükmüne paralel bir düzenleme getirilmiştir.  Birinci fıkrada, yürürlükteki Kanunun 242 nci maddesinde yer alan ve davanın  dokunduğu menfaatler açısından çok kısa bir süre olan bir aylık süre yerine ve 1984  tarihli Öntasarının 224 üncü maddesindekî  altı aylık süreden de farklı olarak, bir ve  beş yıllık iki süre düzenlenmiştir. Bir yıllık süre kocanın, doğumu ve baba olmadığını  veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu  öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Beş yıllık süre ise, her hâlde  doğumdan itibaren işlemeye başlayacak olan bir süredir. Böylece koca, beş yıllık süre  geçtikten sonra, bir yıllık süre henüz dolmamış yahut işlemeye başlamamış olsa bile,  soybağının reddi davası açamayacakür.  İkinci fıkrada, çocuğun dava hakkının tâbi olduğu süre, çocuğa dava hakkı  tanıyan 1984 tarihli Öntasarının 227 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmünden de  farklı bir şekilde hükme bağlanmıştır. Buna göre çocuk, ergin olduğu tarihten  başlayarak en geç bir yıl dava açmak zorundadır.  Hem birinci ve hem de ikinci fıkrada düzenlenen süreler, hak düşürücü  sürelerdir.  Üçüncü fıkrada ise, dava açmadaki gecikmenin haklı bir sebebe dayanması  hâlinde, bir yıllık hak düşürücü sürenin bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye  başlayacağı hükme bağlanmıştır. Haklı sebebin neler olabileceği fıkrada belirtilmemiş,  herhangi bir olayın haklı sebep oluşturup oluşturmadığını belirleme konusunda hâkime  takdir yetkisi verilmiştir.  Madde 290- "Karinelerin çakışması" kenar başlığını taşıyan ve İsviçre Medenî  Kanununun 257 nci maddesinden alman bu hükümde, evlilik sona erdikten sonra  üçyüz gün geçmeden önce çocuğun doğmuş olması hâlinde ortaya çıkan babalık  karinesi ile çocuğun evlilik devam ederken doğmuş olması hâlinde ortaya çıkan  babalık karinesinin çakışması durumu, yine bir karine ile, daha doğrusu çakışan  karinelerden birinin tercini ile çözüme kavuşturulmaktadır. Yürürlükteki Kanunda ise  bu konu düzenlenmemiştir ve doktrinde de aynı değerde iki hükmün çakışmasından  doğan bu örtülü boşluğun nasıl çözüme kavuşturulacağı konusunda bir fikir birliği  yoktur.  Birinci fıkraya göre, çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün  geçmeden önce doğmuş ye ana da bu arada, yani çocuk doğmadan önce, yeniden  evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılmaktadır. Ancak bu karinenin aksi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 113 -
— 112 —  İkinci fıkrada, 1984 tarihli Öntasarı ve isviçre Medenî Kanunu örnek alınmıştır.  Yürürlükteki metinde yer alan "...birlikte ikametinin..." ifadesi yerine, "kocanın kansı  ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa ..." ibaresi  kullanılmıştır. Böylece bu hükme göre, gebe kalma sırasında kocanın kansı ile cinsel  ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar varsa, kocanm babalığına ilişkin  karine geçerliliğini koruyacaktır.  Madde 289- Madde soybağının reddi davasının tâbi olduğu süreyi, yürürlükteki  Kanundan tamamen farklı bir şekilde yeniden düzenlemekte ve kısmen yürürlükteki  Kanunun 242 ve 246 ncı maddelerini karşılamaktadır. Maddede İsviçre Medenî  Kanununun 256c maddesi hükmüne paralel bir düzenleme getirilmiştir.  Birinci fıkrada, yürürlükteki Kanunun 242 nci maddesinde yer alan ve davanın  dokunduğu menfaatler açısından çok kısa bir süre olan bir aylık süre yerine ve 1984  tarihli Öntasarının 224 üncü maddesindekî  altı aylık süreden de farklı olarak, bir ve  beş yıllık iki süre düzenlenmiştir. Bir yıllık süre kocanın, doğumu ve baba olmadığını  veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu  öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Beş yıllık süre ise, her hâlde  doğumdan itibaren işlemeye başlayacak olan bir süredir. Böylece koca, beş yıllık süre  geçtikten sonra, bir yıllık süre henüz dolmamış yahut işlemeye başlamamış olsa bile,  soybağının reddi davası açamayacakür.  İkinci fıkrada, çocuğun dava hakkının tâbi olduğu süre, çocuğa dava hakkı  tanıyan 1984 tarihli Öntasarının 227 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmünden de  farklı bir şekilde hükme bağlanmıştır. Buna göre çocuk, ergin olduğu tarihten  başlayarak en geç bir yıl dava açmak zorundadır.  Hem birinci ve hem de ikinci fıkrada düzenlenen süreler, hak düşürücü  sürelerdir.  Üçüncü fıkrada ise, dava açmadaki gecikmenin haklı bir sebebe dayanması  hâlinde, bir yıllık hak düşürücü sürenin bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye  başlayacağı hükme bağlanmıştır. Haklı sebebin neler olabileceği fıkrada belirtilmemiş,  herhangi bir olayın haklı sebep oluşturup oluşturmadığını belirleme konusunda hâkime  takdir yetkisi verilmiştir.  Madde 290- "Karinelerin çakışması" kenar başlığını taşıyan ve İsviçre Medenî  Kanununun 257 nci maddesinden alman bu hükümde, evlilik sona erdikten sonra  üçyüz gün geçmeden önce çocuğun doğmuş olması hâlinde ortaya çıkan babalık  karinesi ile çocuğun evlilik devam ederken doğmuş olması hâlinde ortaya çıkan  babalık karinesinin çakışması durumu, yine bir karine ile, daha doğrusu çakışan  karinelerden birinin tercini ile çözüme kavuşturulmaktadır. Yürürlükteki Kanunda ise  bu konu düzenlenmemiştir ve doktrinde de aynı değerde iki hükmün çakışmasından  doğan bu örtülü boşluğun nasıl çözüme kavuşturulacağı konusunda bir fikir birliği  yoktur.  Birinci fıkraya göre, çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün  geçmeden önce doğmuş ye ana da bu arada, yani çocuk doğmadan önce, yeniden  evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılmaktadır. Ancak bu karinenin aksi  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 113 —  kanıtlanabilir ve böylece de karine çürütülebilirse, ilk evlilikten doğan karine canlanır  ve bu evlilikte koca ikinci fıkra gereğince baba sayılır.  Madde 291- Yürürlükteki Kanunun 245 inci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya  gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerine  özgü olmak üzere, kocanm altsoyunun, anasının, babasının veya baba olduğunu iddia  eden kişinin dava hakkı düzenlenmiştir. Hükümde, hem yürürlükteki metin, hem-1984  tarihli Öntasarının 227 nci maddesi ve hem de İsviçre Medenî Kanununun 258 inci  maddesi karşısında önemli farklılıklar mevcuttur. Bu hüküm, dava hakkı olan üçüncü  kişilerin çevresini, yürürlükteki Kanunun 245 inci maddesi karşısmda bir açıdan  sınırlamakta, diğer bir açıdan ise genişletmektedir. Sınırlama, "çocukla, mirasçı veya  çocuk sebebiyle mirastan yoksun kalanların tümüne değil, bunlardan sadece kocanm  altsoyuna, anasına ve bâbasma dava hakkı tanınmış olmasında; genişletme ise,  çocuğun babası olduğunu iddia eden kişiye de dava açma hakkı verilmiş olmasında söz  konusudur. Dava açma süresi burada da bir yıl olarak belirlenmiştir. Fıkraya göre, bir  yıllık süre, doğumu ve kocanm ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü  kaybettiğini veya onun hakkında gaiplik karan alındığım öğrenmeden itibaren  işlemeye başlamaktadır.  İkinci fıkrada, ergin olmayan çocuğun dava hakkı düzenlenmektedir. Davayı  çocuk adma, kayyım açar. Davanın tâbi olduğu süre ise, atanma kararının kayyıma  tebliğinden itibaren bir yıldır.  Üçüncü fıkrada, yukarıda belirtilen ilgililerin açtıkları davalarda da önceki  maddelerde bağlanan karineler ve ispat kurallarına yollama yapılmaktadır.  Madde 292- Bu ve bunu takip eden iki madde, yürürlükteki Kanunun "Nesebin  Tashihi" başlığım taşıyan İkinci Fasıldaki hükümlerini karşılamakta ve "Kocanın  Babalığı" başlığını taşıyan İkinci Aynımda "Sonradan evlenme" konu başlığı altında  düzenlenmektedir. Maddede bu anlamda ve sadece konuya sistematik olarak verilen  yer açısından, İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliği örnek alınmıştır.  Madde, sonradan evlenme yoluyla, çocuk ile koca arasında soybağı  kurulabilmesi olanağım düzenlemektedir. Buna göre, evlilik dışında doğan çocuk, ana  ve babasınm birbiriyle evlenmesi hâlinde,* kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara  ilişkin hükümlere tabî olmakta ve böylece, babası ile kendisi arasında, herhangi bir  hâkim hükmüne veya babanın çocuğu tanımasına gerek kalmaksızın, soybağı  kurulmaktadır. Madde hem yürürlükteki metinden hem de İsviçre Medenî Kanununun  259 uncu maddesinden farklı biçimde kaleme alınmıştır. Madde, çocuğu sonradan  evlenme şartı gerçekleşince evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi  tuttuğunu belirtmesi açısından İsviçre Medenî Kanununun 259 uncu maddesinin  birinci fıkrası hükmüne, bu sonucun doğrudan doğruya gerçekleşeceğini düzenlemesi  açısından ise yürürlükteki Kanunun 247 nci maddesine benzemektedir. Evvelce de  belirtildiği üzere "sahih" ve "gayrisahih nesep" farklılığı ortadan kaldırıldığından  yürürlükteki metinde yer alan "sahih olur" ifadesi maddeye alınmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 114 -
— 113 —  kanıtlanabilir ve böylece de karine çürütülebilirse, ilk evlilikten doğan karine canlanır  ve bu evlilikte koca ikinci fıkra gereğince baba sayılır.  Madde 291- Yürürlükteki Kanunun 245 inci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi veya  gaipliğine karar verilmesi ya da sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâllerine  özgü olmak üzere, kocanm altsoyunun, anasının, babasının veya baba olduğunu iddia  eden kişinin dava hakkı düzenlenmiştir. Hükümde, hem yürürlükteki metin, hem-1984  tarihli Öntasarının 227 nci maddesi ve hem de İsviçre Medenî Kanununun 258 inci  maddesi karşısında önemli farklılıklar mevcuttur. Bu hüküm, dava hakkı olan üçüncü  kişilerin çevresini, yürürlükteki Kanunun 245 inci maddesi karşısmda bir açıdan  sınırlamakta, diğer bir açıdan ise genişletmektedir. Sınırlama, "çocukla, mirasçı veya  çocuk sebebiyle mirastan yoksun kalanların tümüne değil, bunlardan sadece kocanm  altsoyuna, anasına ve bâbasma dava hakkı tanınmış olmasında; genişletme ise,  çocuğun babası olduğunu iddia eden kişiye de dava açma hakkı verilmiş olmasında söz  konusudur. Dava açma süresi burada da bir yıl olarak belirlenmiştir. Fıkraya göre, bir  yıllık süre, doğumu ve kocanm ölümünü, sürekli olarak ayırt etme gücünü  kaybettiğini veya onun hakkında gaiplik karan alındığım öğrenmeden itibaren  işlemeye başlamaktadır.  İkinci fıkrada, ergin olmayan çocuğun dava hakkı düzenlenmektedir. Davayı  çocuk adma, kayyım açar. Davanın tâbi olduğu süre ise, atanma kararının kayyıma  tebliğinden itibaren bir yıldır.  Üçüncü fıkrada, yukarıda belirtilen ilgililerin açtıkları davalarda da önceki  maddelerde bağlanan karineler ve ispat kurallarına yollama yapılmaktadır.  Madde 292- Bu ve bunu takip eden iki madde, yürürlükteki Kanunun "Nesebin  Tashihi" başlığım taşıyan İkinci Fasıldaki hükümlerini karşılamakta ve "Kocanın  Babalığı" başlığını taşıyan İkinci Aynımda "Sonradan evlenme" konu başlığı altında  düzenlenmektedir. Maddede bu anlamda ve sadece konuya sistematik olarak verilen  yer açısından, İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliği örnek alınmıştır.  Madde, sonradan evlenme yoluyla, çocuk ile koca arasında soybağı  kurulabilmesi olanağım düzenlemektedir. Buna göre, evlilik dışında doğan çocuk, ana  ve babasınm birbiriyle evlenmesi hâlinde,* kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara  ilişkin hükümlere tabî olmakta ve böylece, babası ile kendisi arasında, herhangi bir  hâkim hükmüne veya babanın çocuğu tanımasına gerek kalmaksızın, soybağı  kurulmaktadır. Madde hem yürürlükteki metinden hem de İsviçre Medenî Kanununun  259 uncu maddesinden farklı biçimde kaleme alınmıştır. Madde, çocuğu sonradan  evlenme şartı gerçekleşince evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi  tuttuğunu belirtmesi açısından İsviçre Medenî Kanununun 259 uncu maddesinin  birinci fıkrası hükmüne, bu sonucun doğrudan doğruya gerçekleşeceğini düzenlemesi  açısından ise yürürlükteki Kanunun 247 nci maddesine benzemektedir. Evvelce de  belirtildiği üzere "sahih" ve "gayrisahih nesep" farklılığı ortadan kaldırıldığından  yürürlükteki metinde yer alan "sahih olur" ifadesi maddeye alınmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 1 4 - Madde 293- Yürürlükteki Kanunun 248 inci maddesini karşılayan bu madde,  birinci fıkrasında, evlilik dışında doğmuş olmakla birlikte ana ve babasının evlenmesi  sayesinde koca (baba) ile soybağı kurulan çocuğu, eşlerin nüfus memurluğuna'  bildirme zorunluluğunu düzenlemektedir. Bildirimde bulunulacak nüfus memuru,  evlenme sırasında veya evlenmeden sonra eşlerin yerleşim yerlerindeki veya  evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memurudur.  Yürürlükteki Kanunun 248 inci maddesinin ikinci cümlesini karşılayan ikinci  fıkra gereğince ise, bildirimin yapılmamış olması çocuğun evlilik içinde doğan  çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını, yani onunla babası (koca) arasında  soybağının kurulmasını engellememektedir.  Üçüncü fıkrada ise, daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı  kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memurunun gerekli  işlemi re'sen yapacağı hükme bağlanmaktadır.  Madde 294- Madde yürürlükteki Kanunun 251 inci maddesini karşılamaktadır.  İsviçre Medenî Kanununun 259 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarından bazı  değişikliklerle alınmıştır. N  Maddenin birinci fıkrasına göre, çocuğun soybağınm evlenme yoluyla  kurulmasına ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı itiraz  edebilecektir. îtiraz eden, kocanın baba olmadığını kanıtlamak zorundadır. İkinci  fıkrada ise, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması  hâlinde, çocuğun altsoyuna da itiraz hakkı tanınmıştır. Madde bu haliyle, yürürlükteki  Kanuna göre itiraz hakkı olanların çevresini, çocuğu ve koşullan gerçekleşirse onun  altsoyunu eklemek suretiyle genişletmiştir.  - Üçüncü fıkrada ise, Tasarının tanımanın iptaline ilişkin hükümlerine yollama  yapılmıştır.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  TANIMA VE BABALIK HÜKMÜ  Bu Aynımda, çocuk ile babası arasındaki soybağınm tanıma ve babalığa dair  hâkim hükmü araoıhğıyla kurulması düzenlenmektedir. Yeni düzenlemede "sahih- gayrisahih nesep" farklılığı kaldırıldığı için, tanıma ve babalık hükmü, yürürlükteki  Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağınm hükümlerinden önce  düzenlenmiştir. Tanıma ve babalık hükmü, çocuk ile baba arasında "sahih olmayan  nesep" değil, normal bir soybağı kurmaktadır.  Madde 295- Yürürlükteki Kanunun 291 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 281 inci maddesinin ilk üç fıkrasından aynen  alınmıştır. Yürürlükteki metinde yer, alan, babanın ölümü veya ayırt etme gücünden  devamlı surette yoksun bulunması hâlinde çocuğun babanın babası tarafından (la  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 115 -
- 1 1 4 - Madde 293- Yürürlükteki Kanunun 248 inci maddesini karşılayan bu madde,  birinci fıkrasında, evlilik dışında doğmuş olmakla birlikte ana ve babasının evlenmesi  sayesinde koca (baba) ile soybağı kurulan çocuğu, eşlerin nüfus memurluğuna'  bildirme zorunluluğunu düzenlemektedir. Bildirimde bulunulacak nüfus memuru,  evlenme sırasında veya evlenmeden sonra eşlerin yerleşim yerlerindeki veya  evlenmenin yapıldığı yerdeki nüfus memurudur.  Yürürlükteki Kanunun 248 inci maddesinin ikinci cümlesini karşılayan ikinci  fıkra gereğince ise, bildirimin yapılmamış olması çocuğun evlilik içinde doğan  çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olmasını, yani onunla babası (koca) arasında  soybağının kurulmasını engellememektedir.  Üçüncü fıkrada ise, daha önce tanıma veya babalığa hükümle soybağı  kurulmuş çocukların ana ve babası birbiriyle evlenince, nüfus memurunun gerekli  işlemi re'sen yapacağı hükme bağlanmaktadır.  Madde 294- Madde yürürlükteki Kanunun 251 inci maddesini karşılamaktadır.  İsviçre Medenî Kanununun 259 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarından bazı  değişikliklerle alınmıştır. N  Maddenin birinci fıkrasına göre, çocuğun soybağınm evlenme yoluyla  kurulmasına ana ve babanın yasal mirasçıları, çocuk ve Cumhuriyet savcısı itiraz  edebilecektir. îtiraz eden, kocanın baba olmadığını kanıtlamak zorundadır. İkinci  fıkrada ise, çocuğun ölmüş ya da ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmiş olması  hâlinde, çocuğun altsoyuna da itiraz hakkı tanınmıştır. Madde bu haliyle, yürürlükteki  Kanuna göre itiraz hakkı olanların çevresini, çocuğu ve koşullan gerçekleşirse onun  altsoyunu eklemek suretiyle genişletmiştir.  - Üçüncü fıkrada ise, Tasarının tanımanın iptaline ilişkin hükümlerine yollama  yapılmıştır.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  TANIMA VE BABALIK HÜKMÜ  Bu Aynımda, çocuk ile babası arasındaki soybağınm tanıma ve babalığa dair  hâkim hükmü araoıhğıyla kurulması düzenlenmektedir. Yeni düzenlemede "sahih- gayrisahih nesep" farklılığı kaldırıldığı için, tanıma ve babalık hükmü, yürürlükteki  Kanunun sistematiğinden farklı olarak, soybağınm hükümlerinden önce  düzenlenmiştir. Tanıma ve babalık hükmü, çocuk ile baba arasında "sahih olmayan  nesep" değil, normal bir soybağı kurmaktadır.  Madde 295- Yürürlükteki Kanunun 291 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 281 inci maddesinin ilk üç fıkrasından aynen  alınmıştır. Yürürlükteki metinde yer, alan, babanın ölümü veya ayırt etme gücünden  devamlı surette yoksun bulunması hâlinde çocuğun babanın babası tarafından (la  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 1 5 - tanınabilmesi olanağı maddeye alınmamıştır. Ölüm veya ayırt etme gücünün kaybı  hâllerinde ana veya çocuk babalık davası açabilir.  Yapılan düzenlemede, yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî  senet veya vasiyetname ile yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna veya mahkemeye  yazılı başvuruda bulunmak suretiyle yapılması olanağı da öngörülmüştür.  İkinci fıkrada, tanıyacak kimsenin küçük veya kısıtlı olması hâlinde, tanıma  işlemi için velisinin ya da vasisinin rızasına ihtiyaç duyduğu belirtilmiştir. Bu,  tanımanın doğurabileceği mal! külfetler nedeniyle gerekli görülmüştür.  Üçüncü fıkra ise, başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuğun bu bağ geçersiz  kılınmadıkça tanınamayacağını, bu hususta doğabilecek bazı duraksamalan gidermek  için, hükme bağlamaktadır.  Yürürlükteki Kanunun 292 nci maddesinde yer alan ve kısmen 1984 tarihli  Öntasarının 281 inci maddesinin son fıkrasında da, birbirleriyle evlenmeleri yasak olan  hısimlann evlenmelerinden doğan çocuklann tanmamayacağı hususunda korunan  düzenleme ise, çocuğun menfaatleri bakımından uygun olmadığı gerekçesiyle  alınmamıştır.  Madde 296- Bu maddede tanımanın alenîleşmesi ve hukukî sonuçlarının  gerçekleşmesinin kolaylaştırılması için yapılması gerekli işlemler, 1984 tarihli  Öntasarının 282 nci maddesi örnek alınarak düzenlenmiştir. Madde, yürürlükteki  Kanunun 291 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünü karşılamakta ve daha geniş bir  düzenleme içermektedir.  Madde 297- 1984 tarihli Öntasarının 283 üncü maddesinden esinlenilerek  kaleme alınan bu madde, tanımanın irade sakatlığı nedeniyle iptalini düzenlemektedir.  Maddede, "hata, hile, tehdit" yerine, "yanılma, aldatma, korkutma" sözcükleri tercih  edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasına göre dava, ana ve çocuğa karşı açılacaktır.  Madde 298- 19B4 tarihli öntasarının 298 inci maddesinin ilk iki fıkrasından  alınmıştır. Yürürlükteki Kanunun 293 ve 294 üncü maddeleri, itiraz hakkını anaya,  çocuğa, çocuğun ölümü hâlinde onun altsoyuna, Hazineye ve diğer ilgililere  tanımaktadır. Maddede ise anaya, çocuğa ve çocuğun ölümü hâlinde onun altsoyuna,  Cumhuriyet savcısına, Hazineye ve diğer ilgililere tanımanın iptali davası açma hakkı  tanınmıştır. Dava, ikinci fikra gereğince, tanıyana veya tanıyan ölmüşse mirasçılarına  yöneltilecektir.  Madde 299- Maddede İsviçre Medenî Kanununun 260b maddesi örnek  alınmıştır.  Birinci fıkraya göre davacı tanıyanın baba olmadığını kanıtlamak zorundadır.  Ancak yürürlükteki Kanunun 293 ve 294 üncü maddelerinde yer alan, tanımanın çocuk  için zararlı olduğu ve- tanımanın kanunen yasak olduğu gerekçesiyle iptal "davası  açılması olanağı ve bu olanak kullanılırsa bu hususların kanıtlanması zorunluluğu  maddeye alınmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 116 -
- 1 1 5 - tanınabilmesi olanağı maddeye alınmamıştır. Ölüm veya ayırt etme gücünün kaybı  hâllerinde ana veya çocuk babalık davası açabilir.  Yapılan düzenlemede, yürürlükteki Kanundan farklı olarak, tanımanın resmî  senet veya vasiyetname ile yapılabilmesi yanında, nüfus memuruna veya mahkemeye  yazılı başvuruda bulunmak suretiyle yapılması olanağı da öngörülmüştür.  İkinci fıkrada, tanıyacak kimsenin küçük veya kısıtlı olması hâlinde, tanıma  işlemi için velisinin ya da vasisinin rızasına ihtiyaç duyduğu belirtilmiştir. Bu,  tanımanın doğurabileceği mal! külfetler nedeniyle gerekli görülmüştür.  Üçüncü fıkra ise, başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuğun bu bağ geçersiz  kılınmadıkça tanınamayacağını, bu hususta doğabilecek bazı duraksamalan gidermek  için, hükme bağlamaktadır.  Yürürlükteki Kanunun 292 nci maddesinde yer alan ve kısmen 1984 tarihli  Öntasarının 281 inci maddesinin son fıkrasında da, birbirleriyle evlenmeleri yasak olan  hısimlann evlenmelerinden doğan çocuklann tanmamayacağı hususunda korunan  düzenleme ise, çocuğun menfaatleri bakımından uygun olmadığı gerekçesiyle  alınmamıştır.  Madde 296- Bu maddede tanımanın alenîleşmesi ve hukukî sonuçlarının  gerçekleşmesinin kolaylaştırılması için yapılması gerekli işlemler, 1984 tarihli  Öntasarının 282 nci maddesi örnek alınarak düzenlenmiştir. Madde, yürürlükteki  Kanunun 291 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünü karşılamakta ve daha geniş bir  düzenleme içermektedir.  Madde 297- 1984 tarihli Öntasarının 283 üncü maddesinden esinlenilerek  kaleme alınan bu madde, tanımanın irade sakatlığı nedeniyle iptalini düzenlemektedir.  Maddede, "hata, hile, tehdit" yerine, "yanılma, aldatma, korkutma" sözcükleri tercih  edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasına göre dava, ana ve çocuğa karşı açılacaktır.  Madde 298- 19B4 tarihli öntasarının 298 inci maddesinin ilk iki fıkrasından  alınmıştır. Yürürlükteki Kanunun 293 ve 294 üncü maddeleri, itiraz hakkını anaya,  çocuğa, çocuğun ölümü hâlinde onun altsoyuna, Hazineye ve diğer ilgililere  tanımaktadır. Maddede ise anaya, çocuğa ve çocuğun ölümü hâlinde onun altsoyuna,  Cumhuriyet savcısına, Hazineye ve diğer ilgililere tanımanın iptali davası açma hakkı  tanınmıştır. Dava, ikinci fikra gereğince, tanıyana veya tanıyan ölmüşse mirasçılarına  yöneltilecektir.  Madde 299- Maddede İsviçre Medenî Kanununun 260b maddesi örnek  alınmıştır.  Birinci fıkraya göre davacı tanıyanın baba olmadığını kanıtlamak zorundadır.  Ancak yürürlükteki Kanunun 293 ve 294 üncü maddelerinde yer alan, tanımanın çocuk  için zararlı olduğu ve- tanımanın kanunen yasak olduğu gerekçesiyle iptal "davası  açılması olanağı ve bu olanak kullanılırsa bu hususların kanıtlanması zorunluluğu  maddeye alınmamıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 116 7- İkinci fıkrada ise hem 1984 tarihli öntasansı ve hem de İsviçTe Medenî  Kanununun düzenlemesi takip edilerek, ana veya çocuk tarafından açılan iptal  davasında, önce davalının baba olması olasılığım kanıtlaması aranmak suretiyle;  davacının ispat yükü haflfletilmektedir.  Madde 300- Maddenin ilk üç fıkrası, içerik itibarıyla, isviçre Medenî  Kanununun 260c maddesinin ilk iki fıkrasının büyük oranda aynısıdır. Madde,  tanımanın iptali davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenlemektedir.  Birinci fıkrada, tamyanm iptal davası açma hakkının yanılma veya aldatmanın  öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve  herhalde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır.  İkinci fıkrada, ilgililerin davası hakkının hak düşürücü süreleri yine bir ve beş  yıl olarak düzenlenmiş; bir yıllık sürenin davacınm tanımayı ve tamyanm çöcuğuiı  babası olamayacağım öğrendiği tarihten, beş«yıllık sürenin.ise yine tanıma tarihinden  itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada çocuğun dava haklanın ergin olmasından başlayarak bir yıl  geçmekle düşeceği hüküm alana alınmıştır.  Son fıkrada ise, hak düşürücü süreler geçtiği hâlde davanın haklı bir sebeple  açılamıyor olması durumu için, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir aylık  ek süre tanınmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun bu hükmünü karşılayan 260c  maddesinin son fıkra hükmünde ise herhangi bir. ek süreden söz edilmemektedir.  Maddede, haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar  açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden harekede, bir aylık bir  süre belirlenmesi uygun görülmüştür.  Madde 301- Madde çocuk ile babası arasındaki soybağının hâkim hükmü ile  kurulabilmesi olanağım, bu olanağın gerçekleşmesini dava açma yoluyla  sağlayabilecek kişileri, davanın kime karşı açdacağıhı ve kime ihbar edileceğim  düzenlemektedir. Yürürlükteki Kanunun 295 inci maddesini karşılayan bu maddede  İsviçre Medenî Kanununun 261 inci maddesinden esinlenilmiş olmakla birlikte, İsviçre  Medenî Kanununun anılan maddesinin aynen alınması söz konusu değildir.  Birinci fikra ana ve çocuğun, baba ile çocuk arasındaki soybağının mahkemece  belirlenmesini isteyebileceklerini, yani ana ve çocuğun babalık davası açabileceklerini  hükme bağlamaktadır. Kaynak maddenin birinci fıkrasının aynısıdır. Dava hakkına  hem anne hem de çocuk ayn ayrı sahiptirler.  İkinci fıkrada ise, davalılar belirlenmiştir. Bunlar baba ve babanın ölümü  hâlinde onun mirasçılarıdır. Kaynak maddede ise, davanın, babaya veya onun ölümü  hâlinde, sırasıyla, babanın altsoyuna, anne ve babasına veya kardeşlerine yahut bunlar  da yoksa babanm son yerleşim yerindeki yetkili resmî makama karşı açılacağı  öngörülmüştür. Buna karşılık davalı olabilecek mirasçılar maddede sınırlanmamış ve  resmî makamlar olarak Cumhuriyet savcısı ile babalık davasının dokunduğu çıkartan  korunması gereken Hazine dava kendilerine ihbar edilecek kişiler olarak üçüncü  fıkraya alınmıştır. Üçüncü fıkra gereğince dava kendisine ihbar edilecek diğer kişi,  dava ana tarafından açılmışsa kayyım, kayyım tarafından açılmışsa ana olacaktu4.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 117 -
— 116 7- İkinci fıkrada ise hem 1984 tarihli öntasansı ve hem de İsviçTe Medenî  Kanununun düzenlemesi takip edilerek, ana veya çocuk tarafından açılan iptal  davasında, önce davalının baba olması olasılığım kanıtlaması aranmak suretiyle;  davacının ispat yükü haflfletilmektedir.  Madde 300- Maddenin ilk üç fıkrası, içerik itibarıyla, isviçre Medenî  Kanununun 260c maddesinin ilk iki fıkrasının büyük oranda aynısıdır. Madde,  tanımanın iptali davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenlemektedir.  Birinci fıkrada, tamyanm iptal davası açma hakkının yanılma veya aldatmanın  öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve  herhalde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır.  İkinci fıkrada, ilgililerin davası hakkının hak düşürücü süreleri yine bir ve beş  yıl olarak düzenlenmiş; bir yıllık sürenin davacınm tanımayı ve tamyanm çöcuğuiı  babası olamayacağım öğrendiği tarihten, beş«yıllık sürenin.ise yine tanıma tarihinden  itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada çocuğun dava haklanın ergin olmasından başlayarak bir yıl  geçmekle düşeceği hüküm alana alınmıştır.  Son fıkrada ise, hak düşürücü süreler geçtiği hâlde davanın haklı bir sebeple  açılamıyor olması durumu için, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir aylık  ek süre tanınmaktadır. İsviçre Medenî Kanununun bu hükmünü karşılayan 260c  maddesinin son fıkra hükmünde ise herhangi bir. ek süreden söz edilmemektedir.  Maddede, haklı sebep ortadan kalktıktan sonra davanın ne zamana kadar  açılabileceğinin kanunda açıkça düzenlenmesi gerektiğinden harekede, bir aylık bir  süre belirlenmesi uygun görülmüştür.  Madde 301- Madde çocuk ile babası arasındaki soybağının hâkim hükmü ile  kurulabilmesi olanağım, bu olanağın gerçekleşmesini dava açma yoluyla  sağlayabilecek kişileri, davanın kime karşı açdacağıhı ve kime ihbar edileceğim  düzenlemektedir. Yürürlükteki Kanunun 295 inci maddesini karşılayan bu maddede  İsviçre Medenî Kanununun 261 inci maddesinden esinlenilmiş olmakla birlikte, İsviçre  Medenî Kanununun anılan maddesinin aynen alınması söz konusu değildir.  Birinci fikra ana ve çocuğun, baba ile çocuk arasındaki soybağının mahkemece  belirlenmesini isteyebileceklerini, yani ana ve çocuğun babalık davası açabileceklerini  hükme bağlamaktadır. Kaynak maddenin birinci fıkrasının aynısıdır. Dava hakkına  hem anne hem de çocuk ayn ayrı sahiptirler.  İkinci fıkrada ise, davalılar belirlenmiştir. Bunlar baba ve babanın ölümü  hâlinde onun mirasçılarıdır. Kaynak maddede ise, davanın, babaya veya onun ölümü  hâlinde, sırasıyla, babanın altsoyuna, anne ve babasına veya kardeşlerine yahut bunlar  da yoksa babanm son yerleşim yerindeki yetkili resmî makama karşı açılacağı  öngörülmüştür. Buna karşılık davalı olabilecek mirasçılar maddede sınırlanmamış ve  resmî makamlar olarak Cumhuriyet savcısı ile babalık davasının dokunduğu çıkartan  korunması gereken Hazine dava kendilerine ihbar edilecek kişiler olarak üçüncü  fıkraya alınmıştır. Üçüncü fıkra gereğince dava kendisine ihbar edilecek diğer kişi,  dava ana tarafından açılmışsa kayyım, kayyım tarafından açılmışsa ana olacaktu4.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 1 7 - Cumhuriyet savcısma ihbar zorunluluğu, babalık davalarının kamu düzenini de  ilgilendirmesi nedeniyle getirilmiştir.  Madde 302- Yürürlükteki Kanunun 301 inci maddesini karşılamaktadır ve  içerik olarak hem İsviçre Medenî Kanununun 262 nci maddesinin hem de onu örnek  alan 1984 tarihli Öntasarının 288 inci maddesinin aynısı olmakla birlikte ifade  farklılıkları taşımaktadır.  Maddenin ilk iki fıkrasında babalık karinesi düzenlenmiştir. Birinci fıkrada,  esasen, yürürlükteki metnin birinci fıkrasındaki karine tekrar edilmektedir. Böylece,  davalının çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında  ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, onun babalığına bir karine oluşturacaktır.  İkinci fıkrada ise, yürürlükteki metinde yer almayan bir hususa açıklık getirilmektedir.  Buna göre, birinci fıkrada belirlenen kritik devrenin dışında olsa bile, davalmın ana ile  fiilî gebe kalma döneminde cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse, aynı karine yine  geçerli olacaktır.  Üçüncü fıkra, yürürlükteki maddenin son cümlesinde yer alan ve "ciddî şüphe"  savunması olarak adlandırılan savunmaya ilişkin belirsizliği ortadan kaldıran açık bir  ifadeyle kaleme almmışür. Fıkrada, davalmın, çocuğun babası olmasmm  olanaksızbğmı veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha  fazla olduğunu kanıtlaması durumunda, ilk iki fıkrada düzenlenen karinenin  geçerliliğinin kaybolacağı hükme bağlanmıştır.  Madde 303- Yürürlükteki Kanunun 296 nci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, babalık davasının çocuğun doğumundan önce veya sonra  açılabilmesi öngörülmüş olmakla beraber uygulamada davanın daha çok doğumdan  sonra açıldığı dikkate alınarak, ananın dava hakkının, doğumdan başlayarak bir yıl  geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada, çocuğun davacı olması  durumunda işleyecek bir yıllık süre düzenlenmiş ve bu sürenin, çocuğa kayyım  atanmışsa atamanın kayyıma tebliği tarihinde, kayyım atanmamışsa çocuğun ergin  olduğu tarihte işlemeye başlayacağı açıkça ifade edilmiştir. Üçüncü fıkrada, çocuğun  başka bir erkek ile soybağı ilişkisi varsa, bu ilişki hukuken ortadan kalkmadıkça  babalık davası açılamayacağına göre, dava süresinin de bu ilişkinin ortadan kalktığı  tarihte işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Dördüncü fıkra ise, haklı sebeple dava  süresinin geçirilmiş olması hâlinde, davanın açılabilmesi için, haklı sebebin ortadan  kalktığı tarihten itibaren işleyecek bir aylık ek bir süre öngörülmüştür.  Maddede öngörülen süreler, kenar başlığının da gösterdiği üzere, hak düşürücü  sürelerdir.  Madde 304- Maddede babalık davasında, yürürlükteki Kanundan farklı olarak,  malî ve şahsî sonuçlu babalık davası ayırımına yer verilmemiş; ancak ananın malî  taleplerde bulunma olanağı da doğal olarak gözardı edilmemiştir. Yürürlükteki  Kanunun 304 üncü maddesini karşılayan bu madde, ananın gebelik ve doğumdan  kaynaklanan giderlerin karşılanmasını isteyebilme olanağını düzenlemektedir, istemin  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 118 -
- 1 1 7 - Cumhuriyet savcısma ihbar zorunluluğu, babalık davalarının kamu düzenini de  ilgilendirmesi nedeniyle getirilmiştir.  Madde 302- Yürürlükteki Kanunun 301 inci maddesini karşılamaktadır ve  içerik olarak hem İsviçre Medenî Kanununun 262 nci maddesinin hem de onu örnek  alan 1984 tarihli Öntasarının 288 inci maddesinin aynısı olmakla birlikte ifade  farklılıkları taşımaktadır.  Maddenin ilk iki fıkrasında babalık karinesi düzenlenmiştir. Birinci fıkrada,  esasen, yürürlükteki metnin birinci fıkrasındaki karine tekrar edilmektedir. Böylece,  davalının çocuğun doğumundan önceki üçyüzüncü gün ile yüzsekseninci gün arasında  ana ile cinsel ilişkide bulunmuş olması, onun babalığına bir karine oluşturacaktır.  İkinci fıkrada ise, yürürlükteki metinde yer almayan bir hususa açıklık getirilmektedir.  Buna göre, birinci fıkrada belirlenen kritik devrenin dışında olsa bile, davalmın ana ile  fiilî gebe kalma döneminde cinsel ilişkide bulunduğu tespit edilirse, aynı karine yine  geçerli olacaktır.  Üçüncü fıkra, yürürlükteki maddenin son cümlesinde yer alan ve "ciddî şüphe"  savunması olarak adlandırılan savunmaya ilişkin belirsizliği ortadan kaldıran açık bir  ifadeyle kaleme almmışür. Fıkrada, davalmın, çocuğun babası olmasmm  olanaksızbğmı veya bir üçüncü kişinin baba olma olasılığının kendisininkinden daha  fazla olduğunu kanıtlaması durumunda, ilk iki fıkrada düzenlenen karinenin  geçerliliğinin kaybolacağı hükme bağlanmıştır.  Madde 303- Yürürlükteki Kanunun 296 nci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, babalık davasının çocuğun doğumundan önce veya sonra  açılabilmesi öngörülmüş olmakla beraber uygulamada davanın daha çok doğumdan  sonra açıldığı dikkate alınarak, ananın dava hakkının, doğumdan başlayarak bir yıl  geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada, çocuğun davacı olması  durumunda işleyecek bir yıllık süre düzenlenmiş ve bu sürenin, çocuğa kayyım  atanmışsa atamanın kayyıma tebliği tarihinde, kayyım atanmamışsa çocuğun ergin  olduğu tarihte işlemeye başlayacağı açıkça ifade edilmiştir. Üçüncü fıkrada, çocuğun  başka bir erkek ile soybağı ilişkisi varsa, bu ilişki hukuken ortadan kalkmadıkça  babalık davası açılamayacağına göre, dava süresinin de bu ilişkinin ortadan kalktığı  tarihte işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Dördüncü fıkra ise, haklı sebeple dava  süresinin geçirilmiş olması hâlinde, davanın açılabilmesi için, haklı sebebin ortadan  kalktığı tarihten itibaren işleyecek bir aylık ek bir süre öngörülmüştür.  Maddede öngörülen süreler, kenar başlığının da gösterdiği üzere, hak düşürücü  sürelerdir.  Madde 304- Maddede babalık davasında, yürürlükteki Kanundan farklı olarak,  malî ve şahsî sonuçlu babalık davası ayırımına yer verilmemiş; ancak ananın malî  taleplerde bulunma olanağı da doğal olarak gözardı edilmemiştir. Yürürlükteki  Kanunun 304 üncü maddesini karşılayan bu madde, ananın gebelik ve doğumdan  kaynaklanan giderlerin karşılanmasını isteyebilme olanağını düzenlemektedir, istemin  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 1 8 - muhatabı baba veya -onun ölümü hâlinde- rnirasçılandır. Maddenin üçüncü fıkrasmda  bir denkleştirme hükmü yer almaktadır.  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  EVLÂT EDİNME  Bu Ayırımda soybağmm sözleşme ile kurulması olanağı düzenlenmektedir.  Ayırımda yer alan hükümler kaleme alımrken, isviçre Medenî Kanununun 264 ve  devamı maddelerinden esinlenilmiştir.  Madde 305- Yürürlükteki Kanunun 253 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede, İsviçre Medenî Kanununun 264 üncü maddesi ömek alınmıştır. Madde,  henüz ergin olmayanların evlât edinilmelerini, onların evlât edinen tarafından iki yıl  süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmaları koşuluna bağlamaktadır. Böylece, bir kimsenin  bakmadığı ve eğitimine hiçbir katkısı olmadığı herhangi bir küçüğü evlât edinmesi  engellenmekte ve bir çeşit deneme süresiyle, tarafların birbirlerini tanımalarına da  olanak sağlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasmda, evlât edinme işleminin olmazsa olmaz bir koşulu  olarak, bu işlemin küçüğün yararına olması gerektiği belirtilmekte ve ayrıca evlât  edinme işleminin evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarım hakkaniyete aykırı bir  şekilde zedelememesi koşulu öngörülmektedir. Hâkime takdir yetkisi tanıyan bu  hüküm, yürürlükteki Kanunun 253 üncü maddesinde aranan, evlât edinenin (düzgün  soybağlı) altsoyunun bulunmaması şartım, küçüklerin evlât edinilmesi açısından  ortadan kaldırmaktadır.  Madde 306- Madde İsviçre Medenî Kanununun 264a maddesinden bazı  değişiklikler yapılmak suretiyle alınmıştır.  Birinci fıkrada, hem birlikte evlât edinmenin ancak birbiriyle evli olan kişilerce  yapılabileceği hem de eşlerin (üçüncü fıkra ve bir somaki madde göz önüne alınnsa)  kural olarak tek başlarına evlât cdincmeyecekleri hükme bağlanmıştır. Birbiriyle evli  olmayan kişiler ise birlikte evlât edinemezler.  İkinci fıkra, eşlerin evlât edinebilmelerini en az beş yıldan beri .birbirleriyle evli  olmaları veya otuz yaşmı doldurmuş bulunmaları koşuluna bağlamaktadır. Örneğin ilci  yıldan beri evli olmakla birlikte otuz yaşım doldurmuş bulunan eşler evlât  edinebilecekleri gibi; otuz yaşmı doldurmuş olmamakla birlikte en az beş yıldır evli  olan eşler de evlât edinebilirler. Madde böylece, eşlerin ya evlenme yoluyla ya da yaş  itibarıyla belli bir olgunluğa erişmelerini, evlât edinme için gerekli kılmaktadır.  Üçüncü fıkrada, eşlerin birlikte evlât edinmesi gerekliliğine bir istisna  getirilmektedir. Buna göre, eşlerden biri diğerinin çocuğunu tek başına evlât edinebilir.  Bunun için, ya eşler en az iki yıldır evli bulunmalıdırlar ya da evlât edinecek eş otuz  yaşını doldurmuş olmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 119 -
- 1 1 8 - muhatabı baba veya -onun ölümü hâlinde- rnirasçılandır. Maddenin üçüncü fıkrasmda  bir denkleştirme hükmü yer almaktadır.  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  EVLÂT EDİNME  Bu Ayırımda soybağmm sözleşme ile kurulması olanağı düzenlenmektedir.  Ayırımda yer alan hükümler kaleme alımrken, isviçre Medenî Kanununun 264 ve  devamı maddelerinden esinlenilmiştir.  Madde 305- Yürürlükteki Kanunun 253 üncü maddesini karşılamaktadır.  Maddede, İsviçre Medenî Kanununun 264 üncü maddesi ömek alınmıştır. Madde,  henüz ergin olmayanların evlât edinilmelerini, onların evlât edinen tarafından iki yıl  süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmaları koşuluna bağlamaktadır. Böylece, bir kimsenin  bakmadığı ve eğitimine hiçbir katkısı olmadığı herhangi bir küçüğü evlât edinmesi  engellenmekte ve bir çeşit deneme süresiyle, tarafların birbirlerini tanımalarına da  olanak sağlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasmda, evlât edinme işleminin olmazsa olmaz bir koşulu  olarak, bu işlemin küçüğün yararına olması gerektiği belirtilmekte ve ayrıca evlât  edinme işleminin evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarım hakkaniyete aykırı bir  şekilde zedelememesi koşulu öngörülmektedir. Hâkime takdir yetkisi tanıyan bu  hüküm, yürürlükteki Kanunun 253 üncü maddesinde aranan, evlât edinenin (düzgün  soybağlı) altsoyunun bulunmaması şartım, küçüklerin evlât edinilmesi açısından  ortadan kaldırmaktadır.  Madde 306- Madde İsviçre Medenî Kanununun 264a maddesinden bazı  değişiklikler yapılmak suretiyle alınmıştır.  Birinci fıkrada, hem birlikte evlât edinmenin ancak birbiriyle evli olan kişilerce  yapılabileceği hem de eşlerin (üçüncü fıkra ve bir somaki madde göz önüne alınnsa)  kural olarak tek başlarına evlât cdincmeyecekleri hükme bağlanmıştır. Birbiriyle evli  olmayan kişiler ise birlikte evlât edinemezler.  İkinci fıkra, eşlerin evlât edinebilmelerini en az beş yıldan beri .birbirleriyle evli  olmaları veya otuz yaşmı doldurmuş bulunmaları koşuluna bağlamaktadır. Örneğin ilci  yıldan beri evli olmakla birlikte otuz yaşım doldurmuş bulunan eşler evlât  edinebilecekleri gibi; otuz yaşmı doldurmuş olmamakla birlikte en az beş yıldır evli  olan eşler de evlât edinebilirler. Madde böylece, eşlerin ya evlenme yoluyla ya da yaş  itibarıyla belli bir olgunluğa erişmelerini, evlât edinme için gerekli kılmaktadır.  Üçüncü fıkrada, eşlerin birlikte evlât edinmesi gerekliliğine bir istisna  getirilmektedir. Buna göre, eşlerden biri diğerinin çocuğunu tek başına evlât edinebilir.  Bunun için, ya eşler en az iki yıldır evli bulunmalıdırlar ya da evlât edinecek eş otuz  yaşını doldurmuş olmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 119 —  Maddedeki yaş sının, İsviçre Medenî Kanunundan farklı olarak ve otuz yaşın  gerekli olgunluğu sağlayabileceği düşüncesiyle otuzbeşten otuza indirilmiştir.  Madde 307- Tek basma evlât edinmeyi düzenleyen bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 264b maddesinden bazı değişiklikler yapılmak suretiyle alınmıştır.  Birinci fıkraya göre, evli olmayan kişi otuz yaşım doldurmuş ise tek basma  evlât edinebilir.  İkinci fıkrada ise, eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri kuramım ikinci  istisnası yer almaktadır. Buna göre, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt  etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede  olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla en az iki yılı aşkın süreden beri  eşinden ayn yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmelerine olanak  bulunmadığım kanıtlaması hâlinde, tek basma evlât edinebilir.  Böylece, bir kimse evli ise-ve evliliği de beş yılı doldurmuş ise otuz yaşını  doldurmamış olsa bile eşiyle birlikte evlât edinebilecekken; tek basma evlât edinme  için her zaman otuz yaşının dolmuş olması gerekmektedir.  Madde 308- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265 inci maddesinden, bu  hükmün birinci fıkrasında değişiklik yapılmak suretiyle alınmıştır. Söz konusu  değişiklik, kaynak maddedeki onalu yaş farkı sınırının birinci fıkrada onsekize  çıkarılmış olmasıdır. İkinci ve üçüncü fıkralar, yürürlükteki Kanunun 254 Üncü  maddesini karşılamaktadır.  Madde 309- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265a maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkra, ana. ve babasının rızası alınmayan küçüğün evlât  edinilemeyeceğini, yürürlükteki Kanunun 254 üncü maddesinin ikinci cümlesini  kısmen karşılar şekilde hükme bağlamaktadır. İkinci fıkra, uzanın verilme şeklini  düzenlemekte ve üçüncü fıkrada ise, verilen rızanın, evlât edinenlerin adlan  belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerli olacağı  hükme bağlanmaktadır.  Madde 310- Ana ve babanın verdiği rızanın zamanım ve geri alınma koşullarını  düzenleyen bu madde İsviçre Medenî Kanununun 265b maddesinden aynen alınmıştır.  Ana ve baba çocuklannın evlât edinilmesine ilişkin nzalannı en erken çocuğun  doğumundan altı hafta geçtikten sonra verebilir ve bu nzayı da tutanağa geçirilme  tarihinden itibaren altı hafta geçmeden -aynı usulle- geri alabilirler. Ancak, geri  almadan sonra yeniden rıza verilirse, artık bunun geri alınması mümkün değildir.  Madde 311- Hükümde sınırlayıcı olarak sayılan hâllerden biri kendisi açısından  gerçekleşmiş olan ana veya babamn nzasının aranmayacağuu belirten bu madde  İsviçre Medenî Kanununun 265 c maddesinden alınmıştır. Madde, esasen, yürürlükteki  Kanunun 254a maddesinin kısmen yeniden kuleme alınmış şeklidir. Maddenin (II)  numaralı bendindeki özen gösterme ihlâli, çocuğa karşı ciddî özen yükümlülüğünün  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 120 -
— 119 —  Maddedeki yaş sının, İsviçre Medenî Kanunundan farklı olarak ve otuz yaşın  gerekli olgunluğu sağlayabileceği düşüncesiyle otuzbeşten otuza indirilmiştir.  Madde 307- Tek basma evlât edinmeyi düzenleyen bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 264b maddesinden bazı değişiklikler yapılmak suretiyle alınmıştır.  Birinci fıkraya göre, evli olmayan kişi otuz yaşım doldurmuş ise tek basma  evlât edinebilir.  İkinci fıkrada ise, eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri kuramım ikinci  istisnası yer almaktadır. Buna göre, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt  etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede  olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla en az iki yılı aşkın süreden beri  eşinden ayn yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmelerine olanak  bulunmadığım kanıtlaması hâlinde, tek basma evlât edinebilir.  Böylece, bir kimse evli ise-ve evliliği de beş yılı doldurmuş ise otuz yaşını  doldurmamış olsa bile eşiyle birlikte evlât edinebilecekken; tek basma evlât edinme  için her zaman otuz yaşının dolmuş olması gerekmektedir.  Madde 308- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265 inci maddesinden, bu  hükmün birinci fıkrasında değişiklik yapılmak suretiyle alınmıştır. Söz konusu  değişiklik, kaynak maddedeki onalu yaş farkı sınırının birinci fıkrada onsekize  çıkarılmış olmasıdır. İkinci ve üçüncü fıkralar, yürürlükteki Kanunun 254 Üncü  maddesini karşılamaktadır.  Madde 309- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265a maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkra, ana. ve babasının rızası alınmayan küçüğün evlât  edinilemeyeceğini, yürürlükteki Kanunun 254 üncü maddesinin ikinci cümlesini  kısmen karşılar şekilde hükme bağlamaktadır. İkinci fıkra, uzanın verilme şeklini  düzenlemekte ve üçüncü fıkrada ise, verilen rızanın, evlât edinenlerin adlan  belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerli olacağı  hükme bağlanmaktadır.  Madde 310- Ana ve babanın verdiği rızanın zamanım ve geri alınma koşullarını  düzenleyen bu madde İsviçre Medenî Kanununun 265b maddesinden aynen alınmıştır.  Ana ve baba çocuklannın evlât edinilmesine ilişkin nzalannı en erken çocuğun  doğumundan altı hafta geçtikten sonra verebilir ve bu nzayı da tutanağa geçirilme  tarihinden itibaren altı hafta geçmeden -aynı usulle- geri alabilirler. Ancak, geri  almadan sonra yeniden rıza verilirse, artık bunun geri alınması mümkün değildir.  Madde 311- Hükümde sınırlayıcı olarak sayılan hâllerden biri kendisi açısından  gerçekleşmiş olan ana veya babamn nzasının aranmayacağuu belirten bu madde  İsviçre Medenî Kanununun 265 c maddesinden alınmıştır. Madde, esasen, yürürlükteki  Kanunun 254a maddesinin kısmen yeniden kuleme alınmış şeklidir. Maddenin (II)  numaralı bendindeki özen gösterme ihlâli, çocuğa karşı ciddî özen yükümlülüğünün  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 0 —  yeterince yerine gçtirilmemesidir. Özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilip  getirilmediğini, takdir yetkisine dayanarak hâkim değerlendirir.  Madde 312- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265d maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkra, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla bu işlerle görevli bir kuruma  yerleştirilmesi ve ana-babadan birinin rızasının bulunmaması hâlinde, evlât edinen  veya evlât edinmeye aracılık yapan kurumun istemi üzerine, kural olarak küçüğün  yerleştirilmesinden önce, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar vermesini  düzenlemektedir. Yetkili mahkeme, küçüğün yerleşim yeri mahkemesidir.  İkinci fıkra, birinci fıkradaki durum dışmda kalan hâllerde ana ve babanın  rızasının aranıp aranmayacağı hususunda evlât edinme usulüne ilişkin maddelere  yollama yapmakta; üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe Özen  yükümlülüğünün yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması  karannın, bu ana veya babaya yazılrolarak bildirileceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 313- Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi koşullarını düzenleyen bu  madde, İsviçre Medenî Kanununun 266 ncı maddesinden alınmıştır.  Üç bentten oluşan birinci fıkrada, erginlerin veya kısıtlıların hangi hâllerde  evlât edinilebilecekleri, alternatif şartlar olarak, ancak sınırlayıcı bir şekilde  sayılmaktadır. Üç alternatif hâlde de geçerli olan ortak koşul, fıkranın ilk cümlesine  göre, evlât edinenin altsoyunun bulunmamasıdır: Yürürlükteki Kanunun 253 üncü  maddesinde ise, altsoya sahip olmama koşulu hem erginlerin hem de küçüklerin evlât  edinilmesinde aranmaktadır. Fıkranın (3) numaralı bendindeki "Diğer haklı sebepler  mevcut... ise*' deyimi, "yukarıda sayılanlardan başka haldi sebepler mevcut ise ..."  anlamındadır.  İkinci fıkrada, evli kişinin ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebileceği hükme  bağlanmakta ve son fıkrada ise, bu maddede getirilen ayrık kurallar dışmda,  küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla, ergin ve kısıtlıların  evlât edinilmesinde de uygulanacağı açıklanmaktadır.  Madde 314- Evlât edinmenin hukukî sonuçlarını düzenleyen bu madde,  yürürlükteki Kanunun 257 nci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, ana ve babaya ait hak ve yükümlülüklerin (velayetin ve  velayetten doğan hak ve yükümlülüklerin) evlât edinmenin gerçekleşmesiyle birlikte  evlât edinene geçeceği hükme bağlanmaktadır.  İkinci fıkrada, evlât edinmenin mirasçılık üzerindeki etkileri düzenlenmiştir.  Buna göre, evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olur, ancak kendi ailesine karşı kan  bağından doğan mirasçılığım da korur.  Üçüncü fıkrada, evlâtlığın ergin olmaması hâlinde evlât edinenin soyadmı  alacağı; evlât edinenin isterse, ergin olmayan evlâtlığa yeni bir ad verebileceği ve  ergin olan evlâtlığın işe, ancak evlât edinme şuasında o isterse, evlât edinenin soyadını  alabileceği hükme bağlanmaktadır. Böylece, evlâtlık ergin ise, evlât edinenin soyadmı  kendiliğinden almış olmaz; onun evlât edinenin soyadını alıp almaması tamamen kendi  seçimine bağlıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 121 -
- 1 2 0 —  yeterince yerine gçtirilmemesidir. Özen yükümlülüğünün yeterince yerine getirilip  getirilmediğini, takdir yetkisine dayanarak hâkim değerlendirir.  Madde 312- Madde İsviçre Medenî Kanununun 265d maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkra, küçüklerin evlât edinilmek amacıyla bu işlerle görevli bir kuruma  yerleştirilmesi ve ana-babadan birinin rızasının bulunmaması hâlinde, evlât edinen  veya evlât edinmeye aracılık yapan kurumun istemi üzerine, kural olarak küçüğün  yerleştirilmesinden önce, hâkimin bu rızanın aranıp aranmamasına karar vermesini  düzenlemektedir. Yetkili mahkeme, küçüğün yerleşim yeri mahkemesidir.  İkinci fıkra, birinci fıkradaki durum dışmda kalan hâllerde ana ve babanın  rızasının aranıp aranmayacağı hususunda evlât edinme usulüne ilişkin maddelere  yollama yapmakta; üçüncü fıkra ise, ana ve babadan birinin küçüğe Özen  yükümlülüğünün yeterince yerine getirmemesi sebebiyle rızasının aranmaması  karannın, bu ana veya babaya yazılrolarak bildirileceğini hükme bağlamaktadır.  Madde 313- Erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi koşullarını düzenleyen bu  madde, İsviçre Medenî Kanununun 266 ncı maddesinden alınmıştır.  Üç bentten oluşan birinci fıkrada, erginlerin veya kısıtlıların hangi hâllerde  evlât edinilebilecekleri, alternatif şartlar olarak, ancak sınırlayıcı bir şekilde  sayılmaktadır. Üç alternatif hâlde de geçerli olan ortak koşul, fıkranın ilk cümlesine  göre, evlât edinenin altsoyunun bulunmamasıdır: Yürürlükteki Kanunun 253 üncü  maddesinde ise, altsoya sahip olmama koşulu hem erginlerin hem de küçüklerin evlât  edinilmesinde aranmaktadır. Fıkranın (3) numaralı bendindeki "Diğer haklı sebepler  mevcut... ise*' deyimi, "yukarıda sayılanlardan başka haldi sebepler mevcut ise ..."  anlamındadır.  İkinci fıkrada, evli kişinin ancak eşinin rızasıyla evlât edinilebileceği hükme  bağlanmakta ve son fıkrada ise, bu maddede getirilen ayrık kurallar dışmda,  küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla, ergin ve kısıtlıların  evlât edinilmesinde de uygulanacağı açıklanmaktadır.  Madde 314- Evlât edinmenin hukukî sonuçlarını düzenleyen bu madde,  yürürlükteki Kanunun 257 nci maddesini karşılamaktadır.  Birinci fıkrada, ana ve babaya ait hak ve yükümlülüklerin (velayetin ve  velayetten doğan hak ve yükümlülüklerin) evlât edinmenin gerçekleşmesiyle birlikte  evlât edinene geçeceği hükme bağlanmaktadır.  İkinci fıkrada, evlât edinmenin mirasçılık üzerindeki etkileri düzenlenmiştir.  Buna göre, evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olur, ancak kendi ailesine karşı kan  bağından doğan mirasçılığım da korur.  Üçüncü fıkrada, evlâtlığın ergin olmaması hâlinde evlât edinenin soyadmı  alacağı; evlât edinenin isterse, ergin olmayan evlâtlığa yeni bir ad verebileceği ve  ergin olan evlâtlığın işe, ancak evlât edinme şuasında o isterse, evlât edinenin soyadını  alabileceği hükme bağlanmaktadır. Böylece, evlâtlık ergin ise, evlât edinenin soyadmı  kendiliğinden almış olmaz; onun evlât edinenin soyadını alıp almaması tamamen kendi  seçimine bağlıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  —121 —  Dördüncü fıkra, eşler tarafından evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip  olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adlarının  yazılacağını düzenlemektedir.  Nüfus idaresine hitap eden bir düzenleme hükmü olan beşinci fıkra ise,  evlâtlığın miras ve başka haklannm zedelenmemesi, aile bağlarının kaybolmaması için  alınması gerekli önlemleri göstermektedir.  Maddenin son fıkrası, evlât edinme işleminin dokunduğu menfaatler göz önüne  alınarak getirilen bir gizlilik kuralıdır.  Madde 315- Madde ilk fıkrada yapılan bazı gerekli değişiklikler dışında,  îsviçre Medenî Kanununun 268 inci maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkrada, evlât edinmenin, evlât edinenin veya birlikte evlât edinmede  eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilecek bir kararla gerçekleşeceği hükme  bağlanmış; ikinci fıkrada, evlât edinenin evjât edinme başvurusundan sonra ölmesinin  veya ayırt etme gücünü kaybetmesinin, evlât edinmenin diğer koşullan bundan  etkilenmemiş olmak koşuluyla, evlât edinmeye engel olmayacağı düzenlenmiş ve son  fıkrada da, küçüğün başvurudan sonra ergin olması hâlinde, koşullan daha önceden  yerine getirilmiş olmak kaydıyla, küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümlerin  uygulanacağı belirtilmiştir.  Madde 316- İsviçre Medenî Kanununun 268a maddesinden alınan bu maddede,  hâkimin evlât edinme karan vermeden önce ciddî bir araştırma yapması zorunluluğu  ile bu araştırmanm kapsam ve içeriği düzenlenmektedir. Evlât edinme şahsa bağlı bir  hak olduğundan, hâkim, evlât edinenin şahsî durumu hakkında tam bir kanaata sahip  olmak bakımından, evlât edinen ile evlât edinileni birlikte dinleyecektir.  Hâkim bu araştırmayı yaparken örneğin, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme  Kurumu gibi koruyucu kurum ve kuruluşların bu konudaki yazılı görüşlerinden de  yararlanabilecektir.  Madde 317- Bu ve bunu takip eden iki maddede, evlatlık ilişkisinin  kaldınlması düzenlenmektedir. Madde, îsviçre Medenî Kanunu 269 uncu maddesinin  birinci fıkrasından alınmıştır. Buna göre, evlât edinmede nzası alınması gereken  kişilerin nzası yasal sebep bulunmaksızın alınmamışsa, bu kişiler evlâtlık ilişkisinin  kaldınlması için dava açabilirler. Ancak evlâtlık ilişkisinin kaldınlması evlâtlığın  menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, iptal davası açılamaz.  Madde 318- Madde bazı değişikliklerle, îsviçre Medenî Kanununun 269a  maddesinden alınmıştır ve evlât edinme işleminin nzanın bulunmaması dışında kalan  sebeplerle iptaline ilişkindir.  Birinci fıkra, evlât ediıunc işleminin esasa ilişkin noksanlıklardan biriyle  sakatlanmış olması hâlinde, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili tarafından evlâtlık  işleminin kaldırılmasının istenebileceğini hükme bağlamaktadır.  İkinci fıkraya göre ise, noksanlıkların sonradan ortadan kalkmış olması hâlinde  ilişkinin kaldırılması yolu tamamen kapatılmaktadır. Buna karşılık sadece usule ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 122 -
—121 —  Dördüncü fıkra, eşler tarafından evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip  olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adlarının  yazılacağını düzenlemektedir.  Nüfus idaresine hitap eden bir düzenleme hükmü olan beşinci fıkra ise,  evlâtlığın miras ve başka haklannm zedelenmemesi, aile bağlarının kaybolmaması için  alınması gerekli önlemleri göstermektedir.  Maddenin son fıkrası, evlât edinme işleminin dokunduğu menfaatler göz önüne  alınarak getirilen bir gizlilik kuralıdır.  Madde 315- Madde ilk fıkrada yapılan bazı gerekli değişiklikler dışında,  îsviçre Medenî Kanununun 268 inci maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkrada, evlât edinmenin, evlât edinenin veya birlikte evlât edinmede  eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilecek bir kararla gerçekleşeceği hükme  bağlanmış; ikinci fıkrada, evlât edinenin evjât edinme başvurusundan sonra ölmesinin  veya ayırt etme gücünü kaybetmesinin, evlât edinmenin diğer koşullan bundan  etkilenmemiş olmak koşuluyla, evlât edinmeye engel olmayacağı düzenlenmiş ve son  fıkrada da, küçüğün başvurudan sonra ergin olması hâlinde, koşullan daha önceden  yerine getirilmiş olmak kaydıyla, küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümlerin  uygulanacağı belirtilmiştir.  Madde 316- İsviçre Medenî Kanununun 268a maddesinden alınan bu maddede,  hâkimin evlât edinme karan vermeden önce ciddî bir araştırma yapması zorunluluğu  ile bu araştırmanm kapsam ve içeriği düzenlenmektedir. Evlât edinme şahsa bağlı bir  hak olduğundan, hâkim, evlât edinenin şahsî durumu hakkında tam bir kanaata sahip  olmak bakımından, evlât edinen ile evlât edinileni birlikte dinleyecektir.  Hâkim bu araştırmayı yaparken örneğin, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme  Kurumu gibi koruyucu kurum ve kuruluşların bu konudaki yazılı görüşlerinden de  yararlanabilecektir.  Madde 317- Bu ve bunu takip eden iki maddede, evlatlık ilişkisinin  kaldınlması düzenlenmektedir. Madde, îsviçre Medenî Kanunu 269 uncu maddesinin  birinci fıkrasından alınmıştır. Buna göre, evlât edinmede nzası alınması gereken  kişilerin nzası yasal sebep bulunmaksızın alınmamışsa, bu kişiler evlâtlık ilişkisinin  kaldınlması için dava açabilirler. Ancak evlâtlık ilişkisinin kaldınlması evlâtlığın  menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, iptal davası açılamaz.  Madde 318- Madde bazı değişikliklerle, îsviçre Medenî Kanununun 269a  maddesinden alınmıştır ve evlât edinme işleminin nzanın bulunmaması dışında kalan  sebeplerle iptaline ilişkindir.  Birinci fıkra, evlât ediıunc işleminin esasa ilişkin noksanlıklardan biriyle  sakatlanmış olması hâlinde, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili tarafından evlâtlık  işleminin kaldırılmasının istenebileceğini hükme bağlamaktadır.  İkinci fıkraya göre ise, noksanlıkların sonradan ortadan kalkmış olması hâlinde  ilişkinin kaldırılması yolu tamamen kapatılmaktadır. Buna karşılık sadece usule ilişkin  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 2 2 - noksanlıklar devam etmekle birlikte bunlara dayanarak ilişkinin kaldmlması yoluna  gitme, evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedelemeyecekse bu yola gidilebilinecektir.  Madde 319- İptal davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenleyen bu  madde, İsviçre Medenî Kanununun 269b maddesinden aynen alınmıştır.  Madde 320- Evlât edinme işlemlerinde aracılık faaliyetlerini düzenleyen bu  madde, bazı gerekli değişiklikler dışında, İsviçre Medenî Kanununun 269c  maddesinden alınmıştır.  İkinci fıkrada ise, aracılık faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin kuralların  tüzükle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.  Maddeye göre Devlet, küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık  faaliyetlerini bizzat kendi kurumlan aracılığı ile yerine getirecektir.  BESİNCİ AYIRIM  SOYBAGININ HÜKÜMLERİ  Yürürlükteki Kanunun 259 ilâ 261 inci maddelerinin yer aldığı "Nesep  Sıhhatinin Hükümleri" başlıklı Faslını karşılayan bu Ayınmda soybağımn genel  hükümleri düzenlenmektedir.  Madde 321-Yürürlükteki Kanunun 259 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde, îsviçre Medenî Kanununun (birinci fıkrası 1978 tarihinde yürürlüğe  giren 1976 tarihli, ikinci fıkrası ise 1988 tarihinde yürürlüğe giren 1984 tarihli  kanunlarla düzenlenen) 270 inci maddesinden alınmıştır.  Maddeye göre çocuk, ana ve baba birbirleriyle evli ise ailenin, birbirleriyle evli  değilse yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda dünyaya gelmişse ananın  soyadını taşır. Baba ile çocuk arasında tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurulduğu  hâlde dahi çocuk ananın soyadını alacaktır. Bu durumda, eğer ana önceki evliliğinden  dolayı çifte soyadı taşıyorsa, çocuk ananın bekârlık yani ilk (kızlık) soyadını alır.  Fakat, ana ve babanın birbirleriyle evli olmamalan hâlinde çocuğun ananın soyadını  taşıyacağı yolundaki hükmün, ana ve babası evli olan çocuğun ana ve babasının  evliliğinin sonradan sona ermesi hâlini kapsamadığına dikkat edilmesi gerekir. Başka  bir ifadeyle, evliliğin sona ermesi, çocuğun soyadının değişmesine yol açmaz.  Madde 322- Yürürlükteki Kanunun 260 mcı ve İsviçre Medenî Kanununun  272 nci maddelerini karşılayan bu madde, ana, baba ve çocuğun karşılıklı hak ve  yükümlülüklerini düzenlemektedir. Madde, yürürlükteki metae göre daha an bir  Türkçe ve daha kapsamlı bir ifadeyle yeni baştan kaleme alınmıştır.  Madde 323- Madde yürürlükteki Kanunda mevcut değildir; isviçre Medenî  Kanununun 273 üncü maddesinden alınmıştır.  , Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 123 -
- 1 2 2 - noksanlıklar devam etmekle birlikte bunlara dayanarak ilişkinin kaldmlması yoluna  gitme, evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedelemeyecekse bu yola gidilebilinecektir.  Madde 319- İptal davasının tâbi olduğu hak düşürücü süreleri düzenleyen bu  madde, İsviçre Medenî Kanununun 269b maddesinden aynen alınmıştır.  Madde 320- Evlât edinme işlemlerinde aracılık faaliyetlerini düzenleyen bu  madde, bazı gerekli değişiklikler dışında, İsviçre Medenî Kanununun 269c  maddesinden alınmıştır.  İkinci fıkrada ise, aracılık faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin kuralların  tüzükle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.  Maddeye göre Devlet, küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin aracılık  faaliyetlerini bizzat kendi kurumlan aracılığı ile yerine getirecektir.  BESİNCİ AYIRIM  SOYBAGININ HÜKÜMLERİ  Yürürlükteki Kanunun 259 ilâ 261 inci maddelerinin yer aldığı "Nesep  Sıhhatinin Hükümleri" başlıklı Faslını karşılayan bu Ayınmda soybağımn genel  hükümleri düzenlenmektedir.  Madde 321-Yürürlükteki Kanunun 259 uncu maddesini karşılamaktadır.  Madde, îsviçre Medenî Kanununun (birinci fıkrası 1978 tarihinde yürürlüğe  giren 1976 tarihli, ikinci fıkrası ise 1988 tarihinde yürürlüğe giren 1984 tarihli  kanunlarla düzenlenen) 270 inci maddesinden alınmıştır.  Maddeye göre çocuk, ana ve baba birbirleriyle evli ise ailenin, birbirleriyle evli  değilse yani çocuk yasal olmayan bir birleşme sonucunda dünyaya gelmişse ananın  soyadını taşır. Baba ile çocuk arasında tanıma ve babalık hükmü ile soybağı kurulduğu  hâlde dahi çocuk ananın soyadını alacaktır. Bu durumda, eğer ana önceki evliliğinden  dolayı çifte soyadı taşıyorsa, çocuk ananın bekârlık yani ilk (kızlık) soyadını alır.  Fakat, ana ve babanın birbirleriyle evli olmamalan hâlinde çocuğun ananın soyadını  taşıyacağı yolundaki hükmün, ana ve babası evli olan çocuğun ana ve babasının  evliliğinin sonradan sona ermesi hâlini kapsamadığına dikkat edilmesi gerekir. Başka  bir ifadeyle, evliliğin sona ermesi, çocuğun soyadının değişmesine yol açmaz.  Madde 322- Yürürlükteki Kanunun 260 mcı ve İsviçre Medenî Kanununun  272 nci maddelerini karşılayan bu madde, ana, baba ve çocuğun karşılıklı hak ve  yükümlülüklerini düzenlemektedir. Madde, yürürlükteki metae göre daha an bir  Türkçe ve daha kapsamlı bir ifadeyle yeni baştan kaleme alınmıştır.  Madde 323- Madde yürürlükteki Kanunda mevcut değildir; isviçre Medenî  Kanununun 273 üncü maddesinden alınmıştır.  , Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 3 —  Maddede, ana ve babanın, velayetleri altında bulunmayan veya kendilerine  bırakılmayan çocuk ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasmı isteme hakkına  sahip oldukları şeklindeki doğal ilke, açık bir Medenî Kanun hükmü olarak kaleme  alınmıştır.  Maddede, çocuğun ana ve babaya bırakılmamış olmasıyla kastedilen, esasen  velayet hakkı ana ve babadan alınmamakla (nezedilmemelde) birlikte, çocuğun başka  bir kimsenin koruma (himaye) ve gözetimine bırakılmış olmasıdır ki, bu husus  Kanunun 347 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.  Diğer taraftan, bu madde, bir bakıma 182 nci maddede düzenlenen, boşanan  eşlerden velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişki kurma  haklanın da dayanağıdır. 182 nci madde hükmü ise, boşanma hâlinde, velayet hakkmm  kullanılmasının hangi eşe bırakılacağının ve boşanan eşin (veya, çocuk vesayet altında  ise, eşlerin) çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkmm nasıl kullanılacağının hâkim  tarafından kararlaştırılmasına ilişkindir.  Madde 324- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan ve İsviçre Medenî Kanununun  274 üncü maddesinin ilk iki fıkrasını örnek alan bu maddede, ana ve babanın çocuk ile  bir önceki madde gereğince kurabilecekleri kişisel ilişkilerinin sınırları belirlenmiştir.  Birinci fıkraya göre, ana ve babadan her biri çocuğun diğeri ile kişisel ilişkisini  zedelemekten ve çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak  zorundadır.  İkinci fikrada ise, ana ve babanın çocuk iİe kişisel ilişki kurma taleplerinin  reddedilebileceği veya bu hakkın ellerinden alınabileceği hâller sayılmaktadır. Buna  göre, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana ve babanın bu  haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykın olarak kullanmaları veya  çocuk ile ciddî olarak ilgilenmemeleri yahut başka önemli sebeplerin varlığı hâlinde,  kişisel ilişki kurma talebi reddedilebilir ya da kişisel ilişki kurma hakkı ana ve babadan  alınabilir.  Madde 325- Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan ve İsviçre Medenî  Kanununun 274a maddesinden alman bu maddede, ana ve baba dışında kalan üçüncü  kişilerin, özellikle de hısımların, olağanüstü sebeplerin varlığı hâlinde ve çocuğun  menfaatine uygun düştüğü Ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurabilecekleri hükme  bağlanmaktadır. Madde, bugün sadece büyükana ve büyükbabaların torunlarıyla  kişisel ilişki kurma haklan açısından bir Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıyla sonuca  bağlanmış olan bir sorunu, üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmaları için  gerekli olan koşullan da belirten bir Medenî Kanun hükmüyle açıklığa kavuşturmak  amacım taşımaktadır.  İkinci fikrada, ana ve babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma haklanyla ilgili  sınırlamaların burada da kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.  Madde 326- Madde İsviçre Medenî Kanununun 275 inci maddesinden  alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 124 -
- 1 2 3 —  Maddede, ana ve babanın, velayetleri altında bulunmayan veya kendilerine  bırakılmayan çocuk ile uygun bir biçimde kişisel ilişki kurulmasmı isteme hakkına  sahip oldukları şeklindeki doğal ilke, açık bir Medenî Kanun hükmü olarak kaleme  alınmıştır.  Maddede, çocuğun ana ve babaya bırakılmamış olmasıyla kastedilen, esasen  velayet hakkı ana ve babadan alınmamakla (nezedilmemelde) birlikte, çocuğun başka  bir kimsenin koruma (himaye) ve gözetimine bırakılmış olmasıdır ki, bu husus  Kanunun 347 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.  Diğer taraftan, bu madde, bir bakıma 182 nci maddede düzenlenen, boşanan  eşlerden velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişki kurma  haklanın da dayanağıdır. 182 nci madde hükmü ise, boşanma hâlinde, velayet hakkmm  kullanılmasının hangi eşe bırakılacağının ve boşanan eşin (veya, çocuk vesayet altında  ise, eşlerin) çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkmm nasıl kullanılacağının hâkim  tarafından kararlaştırılmasına ilişkindir.  Madde 324- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan ve İsviçre Medenî Kanununun  274 üncü maddesinin ilk iki fıkrasını örnek alan bu maddede, ana ve babanın çocuk ile  bir önceki madde gereğince kurabilecekleri kişisel ilişkilerinin sınırları belirlenmiştir.  Birinci fıkraya göre, ana ve babadan her biri çocuğun diğeri ile kişisel ilişkisini  zedelemekten ve çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmak  zorundadır.  İkinci fikrada ise, ana ve babanın çocuk iİe kişisel ilişki kurma taleplerinin  reddedilebileceği veya bu hakkın ellerinden alınabileceği hâller sayılmaktadır. Buna  göre, kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana ve babanın bu  haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykın olarak kullanmaları veya  çocuk ile ciddî olarak ilgilenmemeleri yahut başka önemli sebeplerin varlığı hâlinde,  kişisel ilişki kurma talebi reddedilebilir ya da kişisel ilişki kurma hakkı ana ve babadan  alınabilir.  Madde 325- Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan ve İsviçre Medenî  Kanununun 274a maddesinden alman bu maddede, ana ve baba dışında kalan üçüncü  kişilerin, özellikle de hısımların, olağanüstü sebeplerin varlığı hâlinde ve çocuğun  menfaatine uygun düştüğü Ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurabilecekleri hükme  bağlanmaktadır. Madde, bugün sadece büyükana ve büyükbabaların torunlarıyla  kişisel ilişki kurma haklan açısından bir Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıyla sonuca  bağlanmış olan bir sorunu, üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmaları için  gerekli olan koşullan da belirten bir Medenî Kanun hükmüyle açıklığa kavuşturmak  amacım taşımaktadır.  İkinci fikrada, ana ve babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma haklanyla ilgili  sınırlamaların burada da kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir.  Madde 326- Madde İsviçre Medenî Kanununun 275 inci maddesinden  alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 4 - Birinci fıkrada, ana ve babamn yahut üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki  kurmasıyla ilgili düzenlemeleri yapacak yetkili mahkeme belirlenmekte, ikinci fıkrada  boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kurallarının sakh olduğu  belirtilmektedir.  Son fıkrada ise, çocuk velayetleri altında bulunmayan veya çocuk kendisine  bırakılmamış olan ana ve/veya babamn yahut üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki  kurmalarına ilişkin mahkemece bir düzenleme yapılıncaya kadar, bu kişisel ilişkinin,  ancak velayet hakkına sahip ana ve/veya babamn yahut çocuk kendisine bırakılmış  olan kişinin rızasıyla kurulabileceği hükme bağlanmaktadır. Böylece örneğin çocuğun  hısımları, mahkemece bir karar verilinceye kadar, velayet hakkına sahip ana ve  babamn nzası olmadıkça veya babadan velayet alınmışsa (nezedilmişse) ve velayet  anada ise, ananın nzası olmadıkça ve mahkemece düzenleme yapılıncaya kadar baba,  ananın nzası olmadıkça yahut çocuğun koruma ve gözetimi bir başka kimseye  bırakılmışsa, mahkemece düzenleme yapılmcaya kadar, ana ve baba, çocuk kendisine  bırakılan bu kişinin nzası olmadıkça, çocuk ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.  Madde 327- Yürürlükteki Kanunun 261 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 247 nci maddesinden bazı değişikliklerle ve  daha an bir Türkçeyle iki fıkra hâlinde yeniden kaleme alınmıştır. Esaslı bir hüküm  değişikliği yoktur.  Bu maddede düzenlenen, ana ve babamn çocuklarına bakma, onu koruma ve  eğitme ödevlerinin velayet hakkından bağımsız olduğu açıktır. Yani velayet hakkı  kendisinden alınmış olsa dahi onların bu ödevleri yine de devam edecektir. Maddede,  yürürlükteki hukukta olduğu gibi, bir tabiî hukuk kuralının pozitif hukuk kuralı hâline  getirilmiş olması söz konusudur.  Madde 328- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Maddenin yazımında, İsviçre Medenî Kanununun 277 nci maddesini göz önünde tutan  1984 tarihli Öntasarmın 248 inci maddesi örnek alınmıştır.  Birinci fikra, ana ve babanın bakım borcunun çocuğun ergin olmasma kadar  devam edeceği kuralını koymaktadır. Ancak ikinci fıkraya göre, çocuk ergin olmuş  olsa bile, bakım borcu, çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar, ana ve babadan  durum ve koşullara göre beklenebilecek ölçüde olmak üzere devam edebilir.  Madde 329- Yürürlükteki Kamında bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Madde, günümüz diline uygun olarak bazı değişiklikler yapılmak suretiyle 1984 tarihli  öntasarmın 249 uncu maddesinden alınmıştır.  Birinci ve ikinci fıkralarda, uygulamadaki duraksamalan da gidermek üzere,  küçüğe fiilen bakan ana veya babanm diğerine karşı çocuk adma nafaka davası  açabileceği düzenlenmiş ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için, gereken  hâllerde ana ve babaya karşı nafaka davasının kayyım ya da varsa vasi tarafından  açabileceği belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada ise, ayırt etme gücüne sahip küçüğün de herhangi bir izne tâbi  olmadan tek basma nafaka davası açabileceği hükme bağlanmaktadır. Çünkü ayırt  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 125 -
- 1 2 4 - Birinci fıkrada, ana ve babamn yahut üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki  kurmasıyla ilgili düzenlemeleri yapacak yetkili mahkeme belirlenmekte, ikinci fıkrada  boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kurallarının sakh olduğu  belirtilmektedir.  Son fıkrada ise, çocuk velayetleri altında bulunmayan veya çocuk kendisine  bırakılmamış olan ana ve/veya babamn yahut üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki  kurmalarına ilişkin mahkemece bir düzenleme yapılıncaya kadar, bu kişisel ilişkinin,  ancak velayet hakkına sahip ana ve/veya babamn yahut çocuk kendisine bırakılmış  olan kişinin rızasıyla kurulabileceği hükme bağlanmaktadır. Böylece örneğin çocuğun  hısımları, mahkemece bir karar verilinceye kadar, velayet hakkına sahip ana ve  babamn nzası olmadıkça veya babadan velayet alınmışsa (nezedilmişse) ve velayet  anada ise, ananın nzası olmadıkça ve mahkemece düzenleme yapılıncaya kadar baba,  ananın nzası olmadıkça yahut çocuğun koruma ve gözetimi bir başka kimseye  bırakılmışsa, mahkemece düzenleme yapılmcaya kadar, ana ve baba, çocuk kendisine  bırakılan bu kişinin nzası olmadıkça, çocuk ile kişisel ilişki kuramayacaklardır.  Madde 327- Yürürlükteki Kanunun 261 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde 1984 tarihli Öntasarının 247 nci maddesinden bazı değişikliklerle ve  daha an bir Türkçeyle iki fıkra hâlinde yeniden kaleme alınmıştır. Esaslı bir hüküm  değişikliği yoktur.  Bu maddede düzenlenen, ana ve babamn çocuklarına bakma, onu koruma ve  eğitme ödevlerinin velayet hakkından bağımsız olduğu açıktır. Yani velayet hakkı  kendisinden alınmış olsa dahi onların bu ödevleri yine de devam edecektir. Maddede,  yürürlükteki hukukta olduğu gibi, bir tabiî hukuk kuralının pozitif hukuk kuralı hâline  getirilmiş olması söz konusudur.  Madde 328- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Maddenin yazımında, İsviçre Medenî Kanununun 277 nci maddesini göz önünde tutan  1984 tarihli Öntasarmın 248 inci maddesi örnek alınmıştır.  Birinci fikra, ana ve babanın bakım borcunun çocuğun ergin olmasma kadar  devam edeceği kuralını koymaktadır. Ancak ikinci fıkraya göre, çocuk ergin olmuş  olsa bile, bakım borcu, çocuğun eğitiminin sona ermesine kadar, ana ve babadan  durum ve koşullara göre beklenebilecek ölçüde olmak üzere devam edebilir.  Madde 329- Yürürlükteki Kamında bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Madde, günümüz diline uygun olarak bazı değişiklikler yapılmak suretiyle 1984 tarihli  öntasarmın 249 uncu maddesinden alınmıştır.  Birinci ve ikinci fıkralarda, uygulamadaki duraksamalan da gidermek üzere,  küçüğe fiilen bakan ana veya babanm diğerine karşı çocuk adma nafaka davası  açabileceği düzenlenmiş ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için, gereken  hâllerde ana ve babaya karşı nafaka davasının kayyım ya da varsa vasi tarafından  açabileceği belirtilmiştir.  Üçüncü fıkrada ise, ayırt etme gücüne sahip küçüğün de herhangi bir izne tâbi  olmadan tek basma nafaka davası açabileceği hükme bağlanmaktadır. Çünkü ayırt  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 2 5 - etme gücüne sahip küçüğün nafaka istemesi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın  kullanılması niteliğindedir ve küçük için önemli bir malî külfete de yol açmaz.  Madde 330- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Maddede İsviçre Medenî Kanununun 285 inci maddesinin birinci fıkrasından  etkilenen 1984 tarihli Öntasarının 250 nci maddesi örnek alınmıştır. Birinci fıkrada,  nafakanın belirlenmesinde dikkate alınacak hususlar düzenlenmiş; ikinci fıkrada ise,  belirlenecek nafakanm her ay peşin olarak ödeneceği belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada da,  hâkimin istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanm gelecek  yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ödenmesi gereken miktarı  belirleyebileceği öngörülmüştür.  Madde 331- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan bu hüküm de 1984 tarihli  Öntasarının 251 inci maddesinden alınmıştır. Maddede, çocuğun ihtiyaçlarında veya  ana ve babanın ödeme gücünde veya benzeri hayat koşullarının değişmesi hâlinde,  hâkim tarafmdan nafaka miktarmın yeniden belirlenmesi veya nafakanm tamamen  kaldırılması olanağı düzenlenmiştir.  Madde 332- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan ve nafaka davasmda geçici  önlem alınabilmesi olanağım genel olarak düzenleyen bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 281 inci maddesinin ilk iki fıkrasından alınmıştır. Birinci fıkra, hâkimin  nafaka davası süresince gerekli olan önlemleri alabileceğini hükme bağlamaktadır.  Ancak hâkim, bu önlemleri kendiliğinden değil, davacının istemi üzerine alabilir.  İkinci fıkrada ise, hâkimin, soybağmın tespiti hâlinde, davalıyı uygun nafaka miktarını  depo etmeye veya geçici olarak ödemeye mahkûm edebileceği hükme bağlanmıştır.  İkinci fıkrada düzenlenen de bir geçici önlemdir.  Madde 333- İsviçre Medenî Kanununun 282 ve 283 üncü maddelerinden  esinlenilerek fakat onlardan farklı bir şekilde kaleme alman bu maddede, babalık  davası ile birlikte nafaka istenmesi hâlinde alınacak bir geçici önlem  düzenlenmektedir. Buna göre, hâkim babalık olasılığım kuvvem' bulursa, hükümden  önce çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması için uygun bir nafakanm ödenmesine karar  verebilecektir.  Madde 334- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 292 nci maddesini örnek almaktadır. Maddede, ana ve babanın nafaka  yükümlülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine dair veri oluşturan bazı hâller  sayılmakta ve bunların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence  sağlamaya mahkûm edebileceği yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği  hükme bağlanmaktadır. Maddeye göre, güvence sağlanmasını veya başka önlemler  alınmasını gerektiren hâller, seçimlik olarak, ana ve babamn nafaka yükümlülüklerini  sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmemeleri veya kaçma hazırlığı içinde  bulunduklarının anlaşılması ya da mallarını gelişigüzel harcadıklarının yahut heba  ettiklerinin açıkça görülmesidir. Bu koşullardan biri kendi açısından gerçekleşmiş olan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 126 -
- 1 2 5 - etme gücüne sahip küçüğün nafaka istemesi kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın  kullanılması niteliğindedir ve küçük için önemli bir malî külfete de yol açmaz.  Madde 330- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Maddede İsviçre Medenî Kanununun 285 inci maddesinin birinci fıkrasından  etkilenen 1984 tarihli Öntasarının 250 nci maddesi örnek alınmıştır. Birinci fıkrada,  nafakanın belirlenmesinde dikkate alınacak hususlar düzenlenmiş; ikinci fıkrada ise,  belirlenecek nafakanm her ay peşin olarak ödeneceği belirtilmiştir. Üçüncü fıkrada da,  hâkimin istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanm gelecek  yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ödenmesi gereken miktarı  belirleyebileceği öngörülmüştür.  Madde 331- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan bu hüküm de 1984 tarihli  Öntasarının 251 inci maddesinden alınmıştır. Maddede, çocuğun ihtiyaçlarında veya  ana ve babanın ödeme gücünde veya benzeri hayat koşullarının değişmesi hâlinde,  hâkim tarafmdan nafaka miktarmın yeniden belirlenmesi veya nafakanm tamamen  kaldırılması olanağı düzenlenmiştir.  Madde 332- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan ve nafaka davasmda geçici  önlem alınabilmesi olanağım genel olarak düzenleyen bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 281 inci maddesinin ilk iki fıkrasından alınmıştır. Birinci fıkra, hâkimin  nafaka davası süresince gerekli olan önlemleri alabileceğini hükme bağlamaktadır.  Ancak hâkim, bu önlemleri kendiliğinden değil, davacının istemi üzerine alabilir.  İkinci fıkrada ise, hâkimin, soybağmın tespiti hâlinde, davalıyı uygun nafaka miktarını  depo etmeye veya geçici olarak ödemeye mahkûm edebileceği hükme bağlanmıştır.  İkinci fıkrada düzenlenen de bir geçici önlemdir.  Madde 333- İsviçre Medenî Kanununun 282 ve 283 üncü maddelerinden  esinlenilerek fakat onlardan farklı bir şekilde kaleme alman bu maddede, babalık  davası ile birlikte nafaka istenmesi hâlinde alınacak bir geçici önlem  düzenlenmektedir. Buna göre, hâkim babalık olasılığım kuvvem' bulursa, hükümden  önce çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması için uygun bir nafakanm ödenmesine karar  verebilecektir.  Madde 334- Yürürlükteki Kanunda bulunmayan bu madde, İsviçre Medenî  Kanununun 292 nci maddesini örnek almaktadır. Maddede, ana ve babanın nafaka  yükümlülüklerini ileride de yerine getirmeyeceklerine dair veri oluşturan bazı hâller  sayılmakta ve bunların varlığı hâlinde hâkimin, ana ve babayı uygun bir güvence  sağlamaya mahkûm edebileceği yahut başka önlemlerin alınmasına karar verebileceği  hükme bağlanmaktadır. Maddeye göre, güvence sağlanmasını veya başka önlemler  alınmasını gerektiren hâller, seçimlik olarak, ana ve babamn nafaka yükümlülüklerini  sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmemeleri veya kaçma hazırlığı içinde  bulunduklarının anlaşılması ya da mallarını gelişigüzel harcadıklarının yahut heba  ettiklerinin açıkça görülmesidir. Bu koşullardan biri kendi açısından gerçekleşmiş olan  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 126 - nafaka yükümlüsünden istenebilecek güvencenin veya bunun dışmda alınacak  Önlemlerin ne olduğu maddede belirtilmemiş, bu hususta hâkime takdir yetkisi  bırakılmıştır. Böylece, istenecek güvence aynî veya şahsî bir güvence (rehin veya  kefalet) olabileceği gibi, alınacak diğer önlem de örneğin belli bir miktar paramn  hâkimin göstereceği bir banka hesabma depo edilmesi olabilir.  ALTINCI AYIRIM  VELAYET  Bu Ayırımda, soybağının özel bir hukukî sonucu olarak "Velayet"  düzenlenmiştir. Ayırım, yürürlükteki Kanunun Aile Hukuku Kitabı'ıun İkinci  Kısmının Yedinci Babının Beşinci Faslım karşılamaktadır. Ayırımda yer alan  maddelerin bazıları, İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden  esinlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan, bazıları ise 1984 tarihli Ûntasandan  alınmıştır.  Madde 335- Ergin olmayan çocuğun velayet hakkının ana ve babaya ait  olduğunu, yasal sebep olmadıkça velayetin ana ve babadan alınamayacağını ve hâkim  vasi atanmasına gerek görmedikçe yani kural olarak kısıtlanan ergin çocukların bile  ana ve babanın velayeti altında olacağını düzenleyen bu hüküm, yürürlükteki Kanunun  262 nci maddesinden sadeleştirilmek suretiyle alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 336- Madde İsviçre Medenî Kanununun 297 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Birinci fıkrada, evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velayeti birlikte  kullanacakları şeklinde yürürlükteki Kanunun 263 üncü maddesinin birinci cümlesinde  dile getirilen kural korunmuştur. Ancak yürürlükteki metnin ikinci cümlesindeki  "Anlaşamazlarsa, babanın reyi muteberdir" hükmü, kadın erkek eşitliğine aykın  bulunduğu için, maddeye alınmamıştır.  İkinci fıkrada,' eşlerin ortak yaşamlarına fiilen son verilmesi veya ayrılık hâlinin  gerçekleşmesi durumunda, velayetin kime verileceğinin hâkim kararıyla belirleneceği  hükme bağlanmıştır.  Üçüncü fıkrada ise, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde velayetin sağ kalana,  boşanma hâlinde ise çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olduğu düzenlenmektedir.  Fıkra, esasen, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasının  sadeleştirilmiş hâlidir.  Madde 337- Madde İsviçre Medenî Kanununun 298 inci maddesinden  alınmıştır. Maddeye göre, ana ve babanın evli olmaması hâlinde velayet kural olarak  anaya ait olmakla birlikte; eğer ana ölmüşse, küçükse ya da kısıtlanmışsa veya velayet  anadan alınmışsa, hâkim, çocuğun menfaatine göre, velayeti ya babaya verir ya da  çocuğa bir vasi atar.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 127 -
- 126 - nafaka yükümlüsünden istenebilecek güvencenin veya bunun dışmda alınacak  Önlemlerin ne olduğu maddede belirtilmemiş, bu hususta hâkime takdir yetkisi  bırakılmıştır. Böylece, istenecek güvence aynî veya şahsî bir güvence (rehin veya  kefalet) olabileceği gibi, alınacak diğer önlem de örneğin belli bir miktar paramn  hâkimin göstereceği bir banka hesabma depo edilmesi olabilir.  ALTINCI AYIRIM  VELAYET  Bu Ayırımda, soybağının özel bir hukukî sonucu olarak "Velayet"  düzenlenmiştir. Ayırım, yürürlükteki Kanunun Aile Hukuku Kitabı'ıun İkinci  Kısmının Yedinci Babının Beşinci Faslım karşılamaktadır. Ayırımda yer alan  maddelerin bazıları, İsviçre Medenî Kanununun 1976 tarihli değişikliğinden  esinlenmiş, bazıları yürürlükteki Kanundan, bazıları ise 1984 tarihli Ûntasandan  alınmıştır.  Madde 335- Ergin olmayan çocuğun velayet hakkının ana ve babaya ait  olduğunu, yasal sebep olmadıkça velayetin ana ve babadan alınamayacağını ve hâkim  vasi atanmasına gerek görmedikçe yani kural olarak kısıtlanan ergin çocukların bile  ana ve babanın velayeti altında olacağını düzenleyen bu hüküm, yürürlükteki Kanunun  262 nci maddesinden sadeleştirilmek suretiyle alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 336- Madde İsviçre Medenî Kanununun 297 nci maddesinden aynen  alınmıştır.  Birinci fıkrada, evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın velayeti birlikte  kullanacakları şeklinde yürürlükteki Kanunun 263 üncü maddesinin birinci cümlesinde  dile getirilen kural korunmuştur. Ancak yürürlükteki metnin ikinci cümlesindeki  "Anlaşamazlarsa, babanın reyi muteberdir" hükmü, kadın erkek eşitliğine aykın  bulunduğu için, maddeye alınmamıştır.  İkinci fıkrada,' eşlerin ortak yaşamlarına fiilen son verilmesi veya ayrılık hâlinin  gerçekleşmesi durumunda, velayetin kime verileceğinin hâkim kararıyla belirleneceği  hükme bağlanmıştır.  Üçüncü fıkrada ise, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde velayetin sağ kalana,  boşanma hâlinde ise çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olduğu düzenlenmektedir.  Fıkra, esasen, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasının  sadeleştirilmiş hâlidir.  Madde 337- Madde İsviçre Medenî Kanununun 298 inci maddesinden  alınmıştır. Maddeye göre, ana ve babanın evli olmaması hâlinde velayet kural olarak  anaya ait olmakla birlikte; eğer ana ölmüşse, küçükse ya da kısıtlanmışsa veya velayet  anadan alınmışsa, hâkim, çocuğun menfaatine göre, velayeti ya babaya verir ya da  çocuğa bir vasi atar.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 2 7 - Madde 338- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 299 uncu maddesinden esinlenen 1984 tarihli  ûntasarımn 254 üncü maddesinden alınmıştır. Bir kimsenin, ergin olmayan üvey  çocuklarına da özen ve ilgi göstermesini, bu üvey çocuklar üzerinde velayeti kullanan  eşine uygun bir şekilde yardımcı olmasını ve durumun gerektirdiği ölçüde bu çocuğun  ihtiyaçları için onu temsil etmesini hükme bağlayan bu madde, bir sosyal ahlâk  gerekliliğini Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine çıkarmaktadır.  Madde 339- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci  ve üçüncü fıkralarını karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin birinci fikrası velayetin  kapsamıyla ilgili olmadığı için, bu maddeye alınmıştır.  Madde, isviçre Medenî Kanununun dört fıkralık 301 inci maddesi hükmü örnek  alınmak suretiyle beş fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Birinci fıkraya göre, ana ve baba çocuğun menfaatini göz önünde tutarak onun  bakımı ve eğitimi hususunda karar alır ve uygularlar.  İkinci fıkra ise, içerik olarak, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci  fıkrasının birinci cümlesi hükmüyle aynıdır.  Üçüncü fıkradaki hüküm, velayet altındaki ayırt etme gücüne sahip çocuğun  kendi işlerinde olanak bulundukça söz sahibi olabilmesindeki yarar fikrine  dayanmaktadır. Yürürlükteki metnin ikinci fıkrasında yer alan, beden ve akılca  sakatlarla ilgili olan hüküm, bir sonraki "Eğitim" kenar başlıklı maddeye alınmıştır.  Dördüncü fıkra, yürürlükteki Kanunun 262 nci maddesinin birinci cümlesinde  dile getirilen ve çocuğun yasal sebep olmadıkça ana ve babadan alınamayacağını ifade  eden esas ile birlikte çocuğun da evi ana ve babasının rızası dışında terkedemeyeceğini  belirtmektedir.  Beşinci fıkra, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin son fıkrasındaki  kuralı tekrar etmektedir.  Madde 340- İsviçre Medenî Kanununun 302 nci maddesinin ilk iki fıkrasını  örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 256 nci maddesinin birinci fıkradaki bazı ifade ve  terim farklılıkları dışında içerik bakımından aynıdır. Maddede sadece meslekî eğitim  değil, onu da kapsamak üzere, genel olarak' eğitim düzenlenmiştir. Madde,  yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmünü  karşılamakla birlikte, o hükme göre daha kapsamlı ve açık bir ifadeyle kaleme  alınmıştır.  Madde 341- Madde 1984 tarihli öntasarının 257 nci maddesinden, ifadede bazı  değişiklikler yapılmak suretiyle aynen alınmıştır ve yürürlükteki Kanunun 266 nci  maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metne göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 342- Yürürlükteki Kanunun 268 inci ve kısmen 269 uncu maddelerini  karşılayan bu madde, İsviçre Medenî Kanununun 304 üncü maddesini örnek alan 1984  tarihli Öntasarının 259 uncu maddesinden alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 128 -
- 1 2 7 - Madde 338- Yürürlükteki Kanunda bu maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 299 uncu maddesinden esinlenen 1984 tarihli  ûntasarımn 254 üncü maddesinden alınmıştır. Bir kimsenin, ergin olmayan üvey  çocuklarına da özen ve ilgi göstermesini, bu üvey çocuklar üzerinde velayeti kullanan  eşine uygun bir şekilde yardımcı olmasını ve durumun gerektirdiği ölçüde bu çocuğun  ihtiyaçları için onu temsil etmesini hükme bağlayan bu madde, bir sosyal ahlâk  gerekliliğini Medenî Kanunda yer alan bir özel hukuk kuralı düzeyine çıkarmaktadır.  Madde 339- Madde kısmen yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci  ve üçüncü fıkralarını karşılamaktadır. Yürürlükteki maddenin birinci fikrası velayetin  kapsamıyla ilgili olmadığı için, bu maddeye alınmıştır.  Madde, isviçre Medenî Kanununun dört fıkralık 301 inci maddesi hükmü örnek  alınmak suretiyle beş fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Birinci fıkraya göre, ana ve baba çocuğun menfaatini göz önünde tutarak onun  bakımı ve eğitimi hususunda karar alır ve uygularlar.  İkinci fıkra ise, içerik olarak, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci  fıkrasının birinci cümlesi hükmüyle aynıdır.  Üçüncü fıkradaki hüküm, velayet altındaki ayırt etme gücüne sahip çocuğun  kendi işlerinde olanak bulundukça söz sahibi olabilmesindeki yarar fikrine  dayanmaktadır. Yürürlükteki metnin ikinci fıkrasında yer alan, beden ve akılca  sakatlarla ilgili olan hüküm, bir sonraki "Eğitim" kenar başlıklı maddeye alınmıştır.  Dördüncü fıkra, yürürlükteki Kanunun 262 nci maddesinin birinci cümlesinde  dile getirilen ve çocuğun yasal sebep olmadıkça ana ve babadan alınamayacağını ifade  eden esas ile birlikte çocuğun da evi ana ve babasının rızası dışında terkedemeyeceğini  belirtmektedir.  Beşinci fıkra, yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin son fıkrasındaki  kuralı tekrar etmektedir.  Madde 340- İsviçre Medenî Kanununun 302 nci maddesinin ilk iki fıkrasını  örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 256 nci maddesinin birinci fıkradaki bazı ifade ve  terim farklılıkları dışında içerik bakımından aynıdır. Maddede sadece meslekî eğitim  değil, onu da kapsamak üzere, genel olarak' eğitim düzenlenmiştir. Madde,  yürürlükteki Kanunun 264 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmünü  karşılamakla birlikte, o hükme göre daha kapsamlı ve açık bir ifadeyle kaleme  alınmıştır.  Madde 341- Madde 1984 tarihli öntasarının 257 nci maddesinden, ifadede bazı  değişiklikler yapılmak suretiyle aynen alınmıştır ve yürürlükteki Kanunun 266 nci  maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metne göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 342- Yürürlükteki Kanunun 268 inci ve kısmen 269 uncu maddelerini  karşılayan bu madde, İsviçre Medenî Kanununun 304 üncü maddesini örnek alan 1984  tarihli Öntasarının 259 uncu maddesinden alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 8 - Birinct fıkrada, yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  İkinci fıkra, iyiniyetli üçüncü kişileri korumak amacıyla düzenlenmiştir.  îyiniyetli üçüncü kişilere çocuğun temsili konusunda ana ve babadan her birinin  diğerinin rızasıyla hareket ettiğini varsayma olanağı tanınmıştır. Zira Kanun, velayetin  kullamlmasında ana ve babanın birlikte hareket etmesi ve hiç birine üstünlük  tanınmaması ilkesini benimsemiştir.  Üçüncü fıkra, yürürlükteki Kanunim 269 uncu maddesinin birinci fıkrasının  ikinci cümlesini karşılamaktadır ve çocuğun temsilini ilgilendirdiği için bu maddeye  alınmıştır.  Madde 343- Yürürlükteki Kanunun 269 uncu maddesini kısmen  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 305 inci maddesini Örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 260 mcı maddesinin aynıdır. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği  yoktur. Yalmz yürürlükteki metnin birinci fıkrasınm ikinci cümlesi Tasannm bir  önceki maddesine alınmıştır.  Madde 344- Yürürlükteki Kanunun 270 inci maddesini karşılamaktadır. İsviçre  Medenî Kanununun 306 ncı maddesinin birinci fıkrasını örnek alan 1984 tarihli  Öntasannm 261 inci maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki metne göre hüküm  değişikliği yoktur; ancak ana ve babanın borç altına girmesinde mal rejimine atıf  yapılmasına gerek görülmemiştir.  Madde 345- Madde 1984 tarihli Öntasannm 262 nci maddesinden alınmıştır.  Yürürlükteki metinde yer, alan "hususi vasi"nin kayyım olduğu açıklığa  kavuşturulmuştur. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 346- Yürürlükteki Kanunun 272 nci maddesini karşılayan bu madde,  1984 tarihli Öntasannm 263 üncü maddesinden bazı ufak ifade değişiklikleri yapılmak  suretiyle alınmıştır. Yürürlükteki metinde yer alan ana ve babanın "vazifelerini ifa  etmemeleri" koşulu dar görülmüş ve çocuğun menfaati ve gelişmesinin tehlikeye  düşmesi, ana ve babanın bu duruma çare bulamamaları veya buna güçlerinin  yetmemesi hâlini de kapsayacak şekilde daha geniş bir ifade şekli tercih edilmiştir.  Madde 347- Yürürlükteki Kanunun 273 üncü maddesini karşılayan bu madde,  ifadede bazı değişiklikler yapılmak suretiyle, 1984 tarihli Öntasannm 264 üncü  maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Madde 348- Yürürlükteki Kanunun 274 üncü maddesini karşılayan bu hüküm,  İsviçre Medenî Kanununun 311 inci maddesinden alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası, velayetin bu maddede öngörülen sebeplerle  kaldırabilmesinin ana koşulunu hükme bağlamıştır. Buna göre, velayetin  kaldınlabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer önlemlerin uygulanmış ve  bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 129 -
- 1 2 8 - Birinct fıkrada, yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  İkinci fıkra, iyiniyetli üçüncü kişileri korumak amacıyla düzenlenmiştir.  îyiniyetli üçüncü kişilere çocuğun temsili konusunda ana ve babadan her birinin  diğerinin rızasıyla hareket ettiğini varsayma olanağı tanınmıştır. Zira Kanun, velayetin  kullamlmasında ana ve babanın birlikte hareket etmesi ve hiç birine üstünlük  tanınmaması ilkesini benimsemiştir.  Üçüncü fıkra, yürürlükteki Kanunim 269 uncu maddesinin birinci fıkrasının  ikinci cümlesini karşılamaktadır ve çocuğun temsilini ilgilendirdiği için bu maddeye  alınmıştır.  Madde 343- Yürürlükteki Kanunun 269 uncu maddesini kısmen  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 305 inci maddesini Örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 260 mcı maddesinin aynıdır. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği  yoktur. Yalmz yürürlükteki metnin birinci fıkrasınm ikinci cümlesi Tasannm bir  önceki maddesine alınmıştır.  Madde 344- Yürürlükteki Kanunun 270 inci maddesini karşılamaktadır. İsviçre  Medenî Kanununun 306 ncı maddesinin birinci fıkrasını örnek alan 1984 tarihli  Öntasannm 261 inci maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki metne göre hüküm  değişikliği yoktur; ancak ana ve babanın borç altına girmesinde mal rejimine atıf  yapılmasına gerek görülmemiştir.  Madde 345- Madde 1984 tarihli Öntasannm 262 nci maddesinden alınmıştır.  Yürürlükteki metinde yer, alan "hususi vasi"nin kayyım olduğu açıklığa  kavuşturulmuştur. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 346- Yürürlükteki Kanunun 272 nci maddesini karşılayan bu madde,  1984 tarihli Öntasannm 263 üncü maddesinden bazı ufak ifade değişiklikleri yapılmak  suretiyle alınmıştır. Yürürlükteki metinde yer alan ana ve babanın "vazifelerini ifa  etmemeleri" koşulu dar görülmüş ve çocuğun menfaati ve gelişmesinin tehlikeye  düşmesi, ana ve babanın bu duruma çare bulamamaları veya buna güçlerinin  yetmemesi hâlini de kapsayacak şekilde daha geniş bir ifade şekli tercih edilmiştir.  Madde 347- Yürürlükteki Kanunun 273 üncü maddesini karşılayan bu madde,  ifadede bazı değişiklikler yapılmak suretiyle, 1984 tarihli Öntasannm 264 üncü  maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Madde 348- Yürürlükteki Kanunun 274 üncü maddesini karşılayan bu hüküm,  İsviçre Medenî Kanununun 311 inci maddesinden alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrası, velayetin bu maddede öngörülen sebeplerle  kaldırabilmesinin ana koşulunu hükme bağlamıştır. Buna göre, velayetin  kaldınlabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer önlemlerin uygulanmış ve  bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 2 9 - anlaşılmış olması gerekir. Önceden aldığı önlemlerden bir sonuç alamayan veya  alınması söz konusu olabilecek önlemlerin hiçbirinin sonuç vermeyeceğini daha baştan  anlayan hâkim, aşağıdaki sebeplerden birinin varlığı hâlinde, velayetin kaldırılmasına  karar vermelidir.  Velayetin kaldırılması sebeplerinden birincisi, maddenin ilk fıkrasının (1)  numaralı bendine göre, ana ve babanm velayet görevini bazı sebeplerle gereği gibi  yerine getirememesidir. Görevin gereği gibi yerine getirilememesi ana ve babamn  deneyimsizliği veya hastalığı ya da özürlü olması yahut başka bir yerde bulunması  sebebiyle meydana gelebileceği gibi, başka bir sebeple de meydana gelebilir. Böylece,  (1) numaralı bentteki bu sayım sınırlı bir sayım değildir. Sayımda yer alan sebeplerin  ortak özelliği, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen ve belli bir  süreklilik arzeden sebepler olmasıdır. Bu bentte yapılan ve velayet görevinin yerine  getirilmesini engelleyen sebepler sınırlayıcı olmadıkları için, bu maddede, yürürlükteki  . metinden farklı olarak, yer almayan "kısıtlılık" da velayet görevinin gereği gibi yerine  getirilmesini engelleyen sebepler arasında değerlendirilecektir; çünkü, "kısıtlı" bir  kişinin, o kişi ayırt etme gücüne sahip olsa bile, zaten kendisi sınırlı ehliyetsiz olan bir  kişi olarak, velayet görevini gereği gibi yerine getiremeyeceği açıktır. Kısıtlı ayırt  etme gücüne sahip değilse, o zaman da tam ehliyetsizdir ve elbetteki o da -öncelüde- bu bendin kapsamına girer.  Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde belirtilen ikinci sebep ise,  ana ve babanm çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı olan  yükümlülüklerim ağır bir biçimde savsaklamasıdır.  Maddenin üçüncü fikrasma göre, velayet ana ve babanm her ikisinden de  kaldırılırsa, çocuğa bir vasi atanır.  Son fıkrada ise, kaldırma kararında aksi belirtilmedikçe, velayetin  kaldırılmasının mevcut ve doğacak bütün çocuktan kapsayacağı hükme bağlanmıştır.  Madde 349- Yürürlükteki Kanunun 275 inci maddesini karşılamaktadır. Birinci  cümlede, ana veya babanm yemden evlenmesinin kural olarak velayetin kaldırılmasını  gerektirmediği açıkça ifade edilmiş ve böylece bugün uygulamada var olan bazı  duraksamalar giderilmek istenmiştir. İkinci cümle ise, velayet hakkına sahip ana veya  babanın yeniden evlenmesinin, velayetin değiştirilmesine veya kaldırılarak çocuğa  vasi atanmasına sebep olabilmesinin koşulunu belirtmektedir ki, o da çocuğun  menfaatidir.  Madde 350- Madde yürürlükteki Kanunun 277 nci maddesini karşılamaktadır  ve velayetin kaldırılmasının sonuçlarını ilgilendirdiği için sistematik olarak burada  düzenlenmiştir. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Madde 351- Yürürlükteki Kanunun 276 ncı maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde sadece velayetin kaldırılması sebebinin ortadan  kalkması hâlinin düzenlenmiş olmasına karşılık, maddede, genel olarak koruma  önlemlerine esas olan durumların değişmesi de göz önünde tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 130 -
- 1 2 9 - anlaşılmış olması gerekir. Önceden aldığı önlemlerden bir sonuç alamayan veya  alınması söz konusu olabilecek önlemlerin hiçbirinin sonuç vermeyeceğini daha baştan  anlayan hâkim, aşağıdaki sebeplerden birinin varlığı hâlinde, velayetin kaldırılmasına  karar vermelidir.  Velayetin kaldırılması sebeplerinden birincisi, maddenin ilk fıkrasının (1)  numaralı bendine göre, ana ve babanm velayet görevini bazı sebeplerle gereği gibi  yerine getirememesidir. Görevin gereği gibi yerine getirilememesi ana ve babamn  deneyimsizliği veya hastalığı ya da özürlü olması yahut başka bir yerde bulunması  sebebiyle meydana gelebileceği gibi, başka bir sebeple de meydana gelebilir. Böylece,  (1) numaralı bentteki bu sayım sınırlı bir sayım değildir. Sayımda yer alan sebeplerin  ortak özelliği, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen ve belli bir  süreklilik arzeden sebepler olmasıdır. Bu bentte yapılan ve velayet görevinin yerine  getirilmesini engelleyen sebepler sınırlayıcı olmadıkları için, bu maddede, yürürlükteki  . metinden farklı olarak, yer almayan "kısıtlılık" da velayet görevinin gereği gibi yerine  getirilmesini engelleyen sebepler arasında değerlendirilecektir; çünkü, "kısıtlı" bir  kişinin, o kişi ayırt etme gücüne sahip olsa bile, zaten kendisi sınırlı ehliyetsiz olan bir  kişi olarak, velayet görevini gereği gibi yerine getiremeyeceği açıktır. Kısıtlı ayırt  etme gücüne sahip değilse, o zaman da tam ehliyetsizdir ve elbetteki o da -öncelüde- bu bendin kapsamına girer.  Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde belirtilen ikinci sebep ise,  ana ve babanm çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı olan  yükümlülüklerim ağır bir biçimde savsaklamasıdır.  Maddenin üçüncü fikrasma göre, velayet ana ve babanm her ikisinden de  kaldırılırsa, çocuğa bir vasi atanır.  Son fıkrada ise, kaldırma kararında aksi belirtilmedikçe, velayetin  kaldırılmasının mevcut ve doğacak bütün çocuktan kapsayacağı hükme bağlanmıştır.  Madde 349- Yürürlükteki Kanunun 275 inci maddesini karşılamaktadır. Birinci  cümlede, ana veya babanm yemden evlenmesinin kural olarak velayetin kaldırılmasını  gerektirmediği açıkça ifade edilmiş ve böylece bugün uygulamada var olan bazı  duraksamalar giderilmek istenmiştir. İkinci cümle ise, velayet hakkına sahip ana veya  babanın yeniden evlenmesinin, velayetin değiştirilmesine veya kaldırılarak çocuğa  vasi atanmasına sebep olabilmesinin koşulunu belirtmektedir ki, o da çocuğun  menfaatidir.  Madde 350- Madde yürürlükteki Kanunun 277 nci maddesini karşılamaktadır  ve velayetin kaldırılmasının sonuçlarını ilgilendirdiği için sistematik olarak burada  düzenlenmiştir. Yürürlükteki metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Madde 351- Yürürlükteki Kanunun 276 ncı maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde sadece velayetin kaldırılması sebebinin ortadan  kalkması hâlinin düzenlenmiş olmasına karşılık, maddede, genel olarak koruma  önlemlerine esas olan durumların değişmesi de göz önünde tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 130 —  YEDİNCİ AYIRIM  ÇOCUK MALLARI  Madde 352- Yürürlükteki Kanunun 278 inci maddesinden ifadesi  sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 353- Yürürlükteki Kanunun 279 uncu maddesinden ifadesi  sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 354- Yürürlükteki Kanunun 280 inci maddesini karşılamaktadır ve  1984 tarihli Öntasarının 271 inci maddesinden aynen alınmıştır. Yürürlükteki metinde  kullamlan intifa terimi maddenin asıl amacım tam olarak yansıtmamaktadu-. Çünkü  maddede ana ve babanın çocuk mallan üzerinde intifa haklan değil, ana ve babanm  çocuk mallan üzerinde kullanma hakkına sahip oldukları ifade edilmek istenmiştir.  Her iki terim birbirinden çok farklı olduğundan maddede "intifa" terimi yerine doğru  terim olan "kullanma hakla" ifadesine yer verilmiştir.  Madde 355- Yürürlükteki Kanunun 281 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 316 ncı maddesini örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 272 nci maddesinden alınmıştır. Çocuk mallarının gelirlerinin çocuğun  bakımına, yetiştirilmesine ve eğitimine sarfedilen miktardan artan kısmının aile  ihtiyacına sarfedilebileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı esası getirilmiştir.  Yürürlükteki metinden farkı, çocuğun gelirinden ona sarfedilenden artan miktarın önce  -hakkaniyete uyduğu ölçüde- aile ihtiyaçlarına harcanabileceği; gelir fazlasının ise  çocuk mallarına katılacağıdır.  Madde 356- Kısmen İsviçre Medenî Kanununun 1978 yılında yürürlüğe giren  320 nci maddesinden alınan bu maddede, çocuğa yapılan sermaye biçimindeki  ödemelerin, tazminat Ödemelerinin ve maddî değeri olan benzeri edimlerin, olağan  ihtiyaçlar gerektirdiği Ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme  bağlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrası ise, çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi  için zorunluluk bulunduğu hâllerde hâkimin ana ve babaya, belirlediği miktarda  çocuğun diğer mallanna da başvurma yetkisi tanıyabileceğini öngörmektedir. Ana ve  babanm, ikinci fıkradaki olanaktan yararlanabilmesi, ancak hâkim karan ile  mümkündür.  Madde 357- Yürürlükteki Kanunun 282 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, esas itibanyla isviçre Medenî Kanununun 321 inci maddesini izleyen  1984 tarihli Öntasanmn 273 üncü maddesinden esinlenilerek kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki metinde çocuğun serbest mallan belirlenirken, "intifa hakkTnm maddede  sayılan bağışlama konusu mallara şamil olmadığı belirtilmektedir. Maddede ise,  serbest mallar olarak sayılan kazandırma konusu malların gelirlerinin ana ve baba  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 131 -
— 130 —  YEDİNCİ AYIRIM  ÇOCUK MALLARI  Madde 352- Yürürlükteki Kanunun 278 inci maddesinden ifadesi  sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 353- Yürürlükteki Kanunun 279 uncu maddesinden ifadesi  sadeleştirilmek suretiyle aynen alınmıştır.  Madde 354- Yürürlükteki Kanunun 280 inci maddesini karşılamaktadır ve  1984 tarihli Öntasarının 271 inci maddesinden aynen alınmıştır. Yürürlükteki metinde  kullamlan intifa terimi maddenin asıl amacım tam olarak yansıtmamaktadu-. Çünkü  maddede ana ve babanın çocuk mallan üzerinde intifa haklan değil, ana ve babanm  çocuk mallan üzerinde kullanma hakkına sahip oldukları ifade edilmek istenmiştir.  Her iki terim birbirinden çok farklı olduğundan maddede "intifa" terimi yerine doğru  terim olan "kullanma hakla" ifadesine yer verilmiştir.  Madde 355- Yürürlükteki Kanunun 281 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 316 ncı maddesini örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 272 nci maddesinden alınmıştır. Çocuk mallarının gelirlerinin çocuğun  bakımına, yetiştirilmesine ve eğitimine sarfedilen miktardan artan kısmının aile  ihtiyacına sarfedilebileceği, kalanın ise çocuğun mallarına katılacağı esası getirilmiştir.  Yürürlükteki metinden farkı, çocuğun gelirinden ona sarfedilenden artan miktarın önce  -hakkaniyete uyduğu ölçüde- aile ihtiyaçlarına harcanabileceği; gelir fazlasının ise  çocuk mallarına katılacağıdır.  Madde 356- Kısmen İsviçre Medenî Kanununun 1978 yılında yürürlüğe giren  320 nci maddesinden alınan bu maddede, çocuğa yapılan sermaye biçimindeki  ödemelerin, tazminat Ödemelerinin ve maddî değeri olan benzeri edimlerin, olağan  ihtiyaçlar gerektirdiği Ölçüde çocuğun bakımı için kısmen kullanılabileceği hükme  bağlanmıştır. Maddenin ikinci fıkrası ise, çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi  için zorunluluk bulunduğu hâllerde hâkimin ana ve babaya, belirlediği miktarda  çocuğun diğer mallanna da başvurma yetkisi tanıyabileceğini öngörmektedir. Ana ve  babanm, ikinci fıkradaki olanaktan yararlanabilmesi, ancak hâkim karan ile  mümkündür.  Madde 357- Yürürlükteki Kanunun 282 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, esas itibanyla isviçre Medenî Kanununun 321 inci maddesini izleyen  1984 tarihli Öntasanmn 273 üncü maddesinden esinlenilerek kaleme alınmıştır.  Yürürlükteki metinde çocuğun serbest mallan belirlenirken, "intifa hakkTnm maddede  sayılan bağışlama konusu mallara şamil olmadığı belirtilmektedir. Maddede ise,  serbest mallar olarak sayılan kazandırma konusu malların gelirlerinin ana ve baba  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 131 —  tarafından kendi menfaatlerine sarfedilemeyeceği belirtilmek suretiyle, hükümde  düzenlenmek istenen olgunun mahiyetine daha uygun bir ifade seçilmiştir. Serbest  malların neleri kapsadığı hususunda hüküm değişikliği yoktur.  Madde 358- Madde birinci fıkra itibarıyla aynen ve ikinci fıkra itibarıyla  kısmen isviçre Medenî Kanununun 322 nci maddesinden alınmıştır. Maddede çocuk  için koruyucu bir hüküm getirilmekte ve çocuğun kendi mirasburakanmm malvarlığı  üzerinde sahip olduğu saldı payının, ölüme bağlı tasarruf yoluyla ana ve babanın  yönetimi dışında bırakılabileceği ve böylece bu saklı payın da serbest mallar arasında  yer alabileceği hükme bağlanmaktadır. İkinci fikrada ise, mirasbırakanm çocuğun saklı  payının yönetimini bir üçüncü kişiye bırakması hâlinde, ölüme bağlı tasarrufunda, bu  kişinin belirli zamanlarda sulh hâkimine hesap vermesini de öngörebileceği  belirtilmektedir.  Madde 359- Yürürlükteki Kanunun 283 ve 284 üncü maddelerim  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 323 üncü maddesinden esinlenen 1984  tarihli Öntasarının 274 üncü maddesinden alınmıştır. Maddede, küçüğün kazancının,  yanlarında yaşadığı sürece ana ve'babaya ait olduğuna ilişkin hükme yer verilmemiş,  ancak ana ve baba ile birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda  bulunması esası getirilmiştir.  Madde 360- Yürürlükteki Kanunun 285 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 324 üncü maddesini Örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 275 inci maddesinden alınmıştır. Maddenin birinci fikrası, 1984 tarihli  Öntasarının 275 inci maddesinin birinci fıkrasıyla aynıdır; ikinci fıkraya ise İsviçre  Medenî Kanununun 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki "malların tevdi edilmesi"  olanağı da eklenmiştir.  Madde 361- İsviçre Medenî Kanununun 325 inci ve 1984 tarihli Öntasarının  276 nci maddelerinden alınmıştır. Maddede, çocuğun ekonomik geleceğinin mallan  yönünden tehlikeye girmesi hâlinde bu tehlikeyi başka önlemlerle önlemek mümkün  olmadığında, hâkim kararıyla çocuk mallarının yönetiminin bir kayyıma devredilmesi  kabul edilmiştir./Maddenm ikinci fıkrası 1984 tarihli öntasanda mevcut değildir ve  İsviçre Medenî Kanunundaki metinde yer almaktadır. Buna göre, hâkim, yönetimi ana  ve babaya ait olmayan çocuk mallarının tehlikeye düşmesi hâlinde de aynı önlemin  alınmasına, yani malların yönetiminin bir kayyıma devrine karar verebilecektir.  1984 tarihli Öntasarı metninden alman üçüncü fıkrada ise, çocuk mallarının  gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belli miktarların kanuna uygun bir şekilde  sarfedilmesinden kuşku duyulan hâllerde, bunların yönetimini de bir kayyıma bırakma  yetkisi hâkime tanınmaktadır.  Madde 362- Yürürlükteki Kanunun 287 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 326 nci maddesinden aynen alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 132 -
— 131 —  tarafından kendi menfaatlerine sarfedilemeyeceği belirtilmek suretiyle, hükümde  düzenlenmek istenen olgunun mahiyetine daha uygun bir ifade seçilmiştir. Serbest  malların neleri kapsadığı hususunda hüküm değişikliği yoktur.  Madde 358- Madde birinci fıkra itibarıyla aynen ve ikinci fıkra itibarıyla  kısmen isviçre Medenî Kanununun 322 nci maddesinden alınmıştır. Maddede çocuk  için koruyucu bir hüküm getirilmekte ve çocuğun kendi mirasburakanmm malvarlığı  üzerinde sahip olduğu saldı payının, ölüme bağlı tasarruf yoluyla ana ve babanın  yönetimi dışında bırakılabileceği ve böylece bu saklı payın da serbest mallar arasında  yer alabileceği hükme bağlanmaktadır. İkinci fikrada ise, mirasbırakanm çocuğun saklı  payının yönetimini bir üçüncü kişiye bırakması hâlinde, ölüme bağlı tasarrufunda, bu  kişinin belirli zamanlarda sulh hâkimine hesap vermesini de öngörebileceği  belirtilmektedir.  Madde 359- Yürürlükteki Kanunun 283 ve 284 üncü maddelerim  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 323 üncü maddesinden esinlenen 1984  tarihli Öntasarının 274 üncü maddesinden alınmıştır. Maddede, küçüğün kazancının,  yanlarında yaşadığı sürece ana ve'babaya ait olduğuna ilişkin hükme yer verilmemiş,  ancak ana ve baba ile birlikte yaşayan çocuğun kendi bakımı için uygun bir katkıda  bulunması esası getirilmiştir.  Madde 360- Yürürlükteki Kanunun 285 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 324 üncü maddesini Örnek alan 1984 tarihli  Öntasarının 275 inci maddesinden alınmıştır. Maddenin birinci fikrası, 1984 tarihli  Öntasarının 275 inci maddesinin birinci fıkrasıyla aynıdır; ikinci fıkraya ise İsviçre  Medenî Kanununun 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki "malların tevdi edilmesi"  olanağı da eklenmiştir.  Madde 361- İsviçre Medenî Kanununun 325 inci ve 1984 tarihli Öntasarının  276 nci maddelerinden alınmıştır. Maddede, çocuğun ekonomik geleceğinin mallan  yönünden tehlikeye girmesi hâlinde bu tehlikeyi başka önlemlerle önlemek mümkün  olmadığında, hâkim kararıyla çocuk mallarının yönetiminin bir kayyıma devredilmesi  kabul edilmiştir./Maddenm ikinci fıkrası 1984 tarihli öntasanda mevcut değildir ve  İsviçre Medenî Kanunundaki metinde yer almaktadır. Buna göre, hâkim, yönetimi ana  ve babaya ait olmayan çocuk mallarının tehlikeye düşmesi hâlinde de aynı önlemin  alınmasına, yani malların yönetiminin bir kayyıma devrine karar verebilecektir.  1984 tarihli Öntasarı metninden alman üçüncü fıkrada ise, çocuk mallarının  gelirlerinin veya bu mallardan ayrılmış belli miktarların kanuna uygun bir şekilde  sarfedilmesinden kuşku duyulan hâllerde, bunların yönetimini de bir kayyıma bırakma  yetkisi hâkime tanınmaktadır.  Madde 362- Yürürlükteki Kanunun 287 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 326 nci maddesinden aynen alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  — 1 3 2 - Ytirürlükteki metne göre tek içerik farkı, devrin (gerektiğinde) kayyıma yapılmasıdır.  1984 tarihli Öntasarının 277 nci maddesi de kaynak maddeyi izlemiştir.  . Madde 363- Yürürlükteki Kanunun 288 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 327 nci maddesinden alınmıştır; 1984  tarihli Öntasarının 278 inci maddesi de, anılan kaynak maddeden esinlenmiştir.  Yürürlükteki metnin birinci fıkrasından farklı olarak, ana ve baba çocuk mallarının  geri verilmesinde "intifa hakkı sahibi gibi" değil, "vekil gibi" sorumludur. İkinci fıkra,  esasen, içerik açısından, yürürlükteki metnin birinci fıkrasındaki cümlenin ikinci  bölümünün aynı olmalda birlikte, daha açık bir dille kaleme alınmıştır. Üçüncü fıkrada  ise, ana ve babanın çocuk mallarından yaptıkları ve tazminatla yükümlü  tutulamayacaklan harcamalann çerçevesi, yürürlükteki metne nazaran genişletilmiş ve  bu harcamalar içine aile için yapılanlar da eklenmiştir. Yürürlükteki metnin üçüncü  fıkrasının sözü ise, yalnızca çocuk için yapılan harcamaları kapsamaktadır.  İKİNCİ BÖLÜM  AİLE  BİRİNCİ AYIRIM  NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ  Madde 364- Yürürlükteki Kanunun 315 ve kısmen de 316 net maddesini  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 328 inci maddesinden esinlenen 1984 tarihli  Öntasarının 297 nci maddesinden alınmıştır. Ancak birinci fıkrada "...Önemli ölçüde  geçim sıkıntısına" düşmekten söz eden Öntasan yerine, kaynaktaki gibi "...yoksulluğa  düşmek" deyimi tercih edilmiştir. "Nafaka" terimi ise çok yerleşmiş olması itibanyla  aynen konulmuştur. Maddenin ikinci fıkrasındaki hüküm, yürürlükteki Kanunun 316  nci maddesinin ikinci fıkrasında yer almaktadır. Maddeye eklenen üçüncü fıkra ile  eşlerin birbirine, ana ve babanın ergin olmayan çocuklarına karşı bakıra borçlanna  ilişkin özel hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.  Madde 365- Yürürlükteki Kanunun 316 inci maddesini karşılayan bu madde,  1984 tarihli Öntasarının 298 inci maddesinden aynen alınmıştır;, ancak Öntasannın  anılan maddesindeki birinci fıkra, maddede iki fıkraya bölünmüştür. Maddenin ilk üç  fıkrası aynca, İsviçre Medenî Kanununun 329 uncu maddesinin ilk iki fıkrasının  içeriğiyle de aynıdır.  Birinci fıkrada çeşitli sorumlular arasındaki sıra belirlenmiş; ikinci fıkrada ise  nafaka alacaklısının ihtiyaçlan göz önünde bulundurulmakla beraber, nafaka  miktarının borçlunun malî gücüne uygun ve onu geçim sıkıntısına düşürmeyecek  miktarda olması gerektiği de vurgulanmıştır. Üçüncü fıkrada, nafakanın borçluya  yükletilmesinin hakkaniyete aykırı düşmesi hâlinde hâkime miktarın azaltılması >£yi}  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 133 -
— 1 3 2 - Ytirürlükteki metne göre tek içerik farkı, devrin (gerektiğinde) kayyıma yapılmasıdır.  1984 tarihli Öntasarının 277 nci maddesi de kaynak maddeyi izlemiştir.  . Madde 363- Yürürlükteki Kanunun 288 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 327 nci maddesinden alınmıştır; 1984  tarihli Öntasarının 278 inci maddesi de, anılan kaynak maddeden esinlenmiştir.  Yürürlükteki metnin birinci fıkrasından farklı olarak, ana ve baba çocuk mallarının  geri verilmesinde "intifa hakkı sahibi gibi" değil, "vekil gibi" sorumludur. İkinci fıkra,  esasen, içerik açısından, yürürlükteki metnin birinci fıkrasındaki cümlenin ikinci  bölümünün aynı olmalda birlikte, daha açık bir dille kaleme alınmıştır. Üçüncü fıkrada  ise, ana ve babanın çocuk mallarından yaptıkları ve tazminatla yükümlü  tutulamayacaklan harcamalann çerçevesi, yürürlükteki metne nazaran genişletilmiş ve  bu harcamalar içine aile için yapılanlar da eklenmiştir. Yürürlükteki metnin üçüncü  fıkrasının sözü ise, yalnızca çocuk için yapılan harcamaları kapsamaktadır.  İKİNCİ BÖLÜM  AİLE  BİRİNCİ AYIRIM  NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ  Madde 364- Yürürlükteki Kanunun 315 ve kısmen de 316 net maddesini  karşılamaktadır.  Madde, İsviçre Medenî Kanununun 328 inci maddesinden esinlenen 1984 tarihli  Öntasarının 297 nci maddesinden alınmıştır. Ancak birinci fıkrada "...Önemli ölçüde  geçim sıkıntısına" düşmekten söz eden Öntasan yerine, kaynaktaki gibi "...yoksulluğa  düşmek" deyimi tercih edilmiştir. "Nafaka" terimi ise çok yerleşmiş olması itibanyla  aynen konulmuştur. Maddenin ikinci fıkrasındaki hüküm, yürürlükteki Kanunun 316  nci maddesinin ikinci fıkrasında yer almaktadır. Maddeye eklenen üçüncü fıkra ile  eşlerin birbirine, ana ve babanın ergin olmayan çocuklarına karşı bakıra borçlanna  ilişkin özel hükümlerin saklı olduğu vurgulanmıştır.  Madde 365- Yürürlükteki Kanunun 316 inci maddesini karşılayan bu madde,  1984 tarihli Öntasarının 298 inci maddesinden aynen alınmıştır;, ancak Öntasannın  anılan maddesindeki birinci fıkra, maddede iki fıkraya bölünmüştür. Maddenin ilk üç  fıkrası aynca, İsviçre Medenî Kanununun 329 uncu maddesinin ilk iki fıkrasının  içeriğiyle de aynıdır.  Birinci fıkrada çeşitli sorumlular arasındaki sıra belirlenmiş; ikinci fıkrada ise  nafaka alacaklısının ihtiyaçlan göz önünde bulundurulmakla beraber, nafaka  miktarının borçlunun malî gücüne uygun ve onu geçim sıkıntısına düşürmeyecek  miktarda olması gerektiği de vurgulanmıştır. Üçüncü fıkrada, nafakanın borçluya  yükletilmesinin hakkaniyete aykırı düşmesi hâlinde hâkime miktarın azaltılması >£yi}  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 1 3 3 - tamamıyla kaldınlması hususunda yetki tanınmaktadır. Hâkim, nafaka yükümlüsünün  bir veya birden çok olması hâlinde, bunlardan hangisinden nafaka istenebileceğini  veya bir kaç nafaka yükümlüsünün her birinin yükümlü olduğu nafaka miktarını  hakkaniyete göre belirleyeceği gibi, nafakanın miktarım durum ve koşullara göre  hakkaniyet ölçüsünde kaldırabilecek veya azaltabilecektir. Ayrıca hâkim, istem  hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda .tarafların  sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğine de karar verebilecektir,  Dördüncü fıkrada ise nafaka alacaklısına bakan resmî veya kamuya yararlı kurumlanıl  da dava hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrası ile nafaka alacaklısına dava açmada kolaylık sağlamak  üzere, yetkili mahkemeye ilişkin özel bir hüküm getirilmiştir. Ekonomik açıdan  oldukça zayıf durumda olan nafaka alacaklısının nafaka yükümlüsünün bulunduğu  yere gidip dava açması çoğu kez mümkün, olmamakta ya da nafaka yükümlüsü için  büyük masraflara neden olmaktadır. Bunun önlenmesi için nafaka alacaklısının dilerse  kendi bulunduğu yerdeki mahkemeye, dilerse nafaka yükümlüsünün bulunduğu  yerdeki mahkemeye başvurma olanağı getirilmiştir..  Madde 366- İsviçre Medenî Kanununun 330 uncu maddesinden esinlenilerek  kaleme alman bu madde, korunmaya muhtaç kişilerin bakımının, bununla yükümlü  kurumlar tarafından sağlanacağım öngörmektedir. Bu hükümle, esasen, korunmaya  muhtaç kişilere ilişkin özel yasalara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle  "korunmaya muhtaç çocuklar"dan değil, "korunmaya muhtaç kişiler"den söz  edilmiştir. Maddeye göre, bu kişilerin bakımım sağlayan kurumlar, bu nedenle  yaptıkları masrafları, nafaka ile yükümlü kişilerden isteyebileceklerdir.  İKİNCİ AYIRIM  EV DÜZENİ  Madde 367- Yürürlükteki Kanunun 318 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 299 uncu maddesinden sadece "Aynı çatı  altoda..." sözcükleri çıkarılmak suretiyle aynen alınmıştır. Yürürlükteki metne göre  hüküm değişikliği yoktur.  Madde 368- Yürürlükteki Kanunun 319 uncu ve isviçre Medenî Kanununun  332 nci maddelerini karşılayan bu maddedeki tek hüküm değişikliği, ev başkanın  göstermesi gereken özenin ölçüsünü düzenleyen üçüncü fıkrada yapılmıştır.  Yürürlükteki metne ve 1984 tarihli Öntasansıyla İsviçre Medenî Kanunundaki kaynak  maddeye göre bu özen, ev başkanın kendi eşyasına göstereceği özenle - aynı iken;  maddede bu ölçüden aynlmmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi gereken  objektif bir özen aranmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 134 -
— 1 3 3 - tamamıyla kaldınlması hususunda yetki tanınmaktadır. Hâkim, nafaka yükümlüsünün  bir veya birden çok olması hâlinde, bunlardan hangisinden nafaka istenebileceğini  veya bir kaç nafaka yükümlüsünün her birinin yükümlü olduğu nafaka miktarını  hakkaniyete göre belirleyeceği gibi, nafakanın miktarım durum ve koşullara göre  hakkaniyet ölçüsünde kaldırabilecek veya azaltabilecektir. Ayrıca hâkim, istem  hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda .tarafların  sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğine de karar verebilecektir,  Dördüncü fıkrada ise nafaka alacaklısına bakan resmî veya kamuya yararlı kurumlanıl  da dava hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrası ile nafaka alacaklısına dava açmada kolaylık sağlamak  üzere, yetkili mahkemeye ilişkin özel bir hüküm getirilmiştir. Ekonomik açıdan  oldukça zayıf durumda olan nafaka alacaklısının nafaka yükümlüsünün bulunduğu  yere gidip dava açması çoğu kez mümkün, olmamakta ya da nafaka yükümlüsü için  büyük masraflara neden olmaktadır. Bunun önlenmesi için nafaka alacaklısının dilerse  kendi bulunduğu yerdeki mahkemeye, dilerse nafaka yükümlüsünün bulunduğu  yerdeki mahkemeye başvurma olanağı getirilmiştir..  Madde 366- İsviçre Medenî Kanununun 330 uncu maddesinden esinlenilerek  kaleme alman bu madde, korunmaya muhtaç kişilerin bakımının, bununla yükümlü  kurumlar tarafından sağlanacağım öngörmektedir. Bu hükümle, esasen, korunmaya  muhtaç kişilere ilişkin özel yasalara yollama yapılmaktadır. Maddede özellikle  "korunmaya muhtaç çocuklar"dan değil, "korunmaya muhtaç kişiler"den söz  edilmiştir. Maddeye göre, bu kişilerin bakımım sağlayan kurumlar, bu nedenle  yaptıkları masrafları, nafaka ile yükümlü kişilerden isteyebileceklerdir.  İKİNCİ AYIRIM  EV DÜZENİ  Madde 367- Yürürlükteki Kanunun 318 inci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 299 uncu maddesinden sadece "Aynı çatı  altoda..." sözcükleri çıkarılmak suretiyle aynen alınmıştır. Yürürlükteki metne göre  hüküm değişikliği yoktur.  Madde 368- Yürürlükteki Kanunun 319 uncu ve isviçre Medenî Kanununun  332 nci maddelerini karşılayan bu maddedeki tek hüküm değişikliği, ev başkanın  göstermesi gereken özenin ölçüsünü düzenleyen üçüncü fıkrada yapılmıştır.  Yürürlükteki metne ve 1984 tarihli Öntasansıyla İsviçre Medenî Kanunundaki kaynak  maddeye göre bu özen, ev başkanın kendi eşyasına göstereceği özenle - aynı iken;  maddede bu ölçüden aynlmmış ve somut olayın özelliğine göre gösterilmesi gereken  objektif bir özen aranmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 134 —  Madde 369- Yürürlükteki Kanunun 320 nci maddesini karşılayan ve İsviçre  Medenî Kanununun 333 üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 301  inci maddesinden bsmen değiştirilmek suretiyle alman bu maddede, ev başkanın ev  halkmdan olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalanna  verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanın  sorumluluktan kurtulması için ona "durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim  alana bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana  gelmesini engelleyemeyeceğini" İcamtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev  başkanın sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56 ncı maddelerinde düzenlenen  sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.  Madde 370- Madde yürürlükteki Kanunun 321 inci maddesini karşılamakla  birlikte, içerik açısından farklılıklar taşıyan İsviçre Medenî Kanununun 334 üncü  maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkrada, ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve  emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylara, bu emek ya da  gelirlerinin karşılığında uygun bir bedel ödenmesi kabul edilmiştir. Burada ergin  altsoyların aileye özgüledilderi emek ya d& gelirleri nedeniyle bir denkleştirme  alacaktan söz konusudur.  İkinci fikra, uyuşmazlık hâlinde, denkleştirme alacağının miktarı, güvence  altına alınması ve ödeme sekimin hâkim tarafından belirleneceği düzenlenmektedir.  Madde 371- İsviçre Medenî Kanununun 334bis maddesinden alman bu madde,  bir önceki maddede düzenlenen denkleştirme bedelinin istenmesi zamamyla ilgili bir  hükümdür.  Birinci fıkraya göre, altsoyun denkleştirme bedelini isteyebilmesi, kural olarak,  bedel borçlusunun ölümü hâlinde mümkündür. İkinci fıkrada ise bu kuralın istisnası,  yani bedel borçlusu hayattayken bu bedelin istenebileceği birlikte yaşamın sona ermesi  veya işletmenin el değiştirmesi yahut borçluya karşı icra takibi yapılması yahut da  borçlunun iflâs etmesi gibi hâller gösterilmiştir.  Maddenin son fıkrası ise denkleştirme bedeli alacağının zamanaşımına  uğramayacağını, ancak bu alacağın en geç borçlunun terekesinin taksimi anına kadar  istenebileceğini hükme bağlamaktadır. Fıkradaki "taksim anı"ndan kasıt, terekenin  fiilen taksimidir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  AİLE MALLARI  Madde 372- Yürürlükteki Kanunun 322 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 303 üncü maddesinden sadece "tahsis" sözcüğü  "özgüleme" sözcüğüyle değiştirilmek suretiyle aynen alınmıştır. Ancak yürürlükteki  metinde son fıkra olarak yer alan "Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası illeriyle dahi  meczolunamaz" ibaresi anlamsız bulunduğu için maddeden çıkarılmış ve önceki fıkra  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 135 -
— 134 —  Madde 369- Yürürlükteki Kanunun 320 nci maddesini karşılayan ve İsviçre  Medenî Kanununun 333 üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 301  inci maddesinden bsmen değiştirilmek suretiyle alman bu maddede, ev başkanın ev  halkmdan olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalanna  verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanın  sorumluluktan kurtulması için ona "durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim  alana bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana  gelmesini engelleyemeyeceğini" İcamtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev  başkanın sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56 ncı maddelerinde düzenlenen  sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.  Madde 370- Madde yürürlükteki Kanunun 321 inci maddesini karşılamakla  birlikte, içerik açısından farklılıklar taşıyan İsviçre Medenî Kanununun 334 üncü  maddesinden alınmıştır.  Birinci fıkrada, ana ve baba veya büyük ana ve baba ile birlikte yaşayan ve  emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylara, bu emek ya da  gelirlerinin karşılığında uygun bir bedel ödenmesi kabul edilmiştir. Burada ergin  altsoyların aileye özgüledilderi emek ya d& gelirleri nedeniyle bir denkleştirme  alacaktan söz konusudur.  İkinci fikra, uyuşmazlık hâlinde, denkleştirme alacağının miktarı, güvence  altına alınması ve ödeme sekimin hâkim tarafından belirleneceği düzenlenmektedir.  Madde 371- İsviçre Medenî Kanununun 334bis maddesinden alman bu madde,  bir önceki maddede düzenlenen denkleştirme bedelinin istenmesi zamamyla ilgili bir  hükümdür.  Birinci fıkraya göre, altsoyun denkleştirme bedelini isteyebilmesi, kural olarak,  bedel borçlusunun ölümü hâlinde mümkündür. İkinci fıkrada ise bu kuralın istisnası,  yani bedel borçlusu hayattayken bu bedelin istenebileceği birlikte yaşamın sona ermesi  veya işletmenin el değiştirmesi yahut borçluya karşı icra takibi yapılması yahut da  borçlunun iflâs etmesi gibi hâller gösterilmiştir.  Maddenin son fıkrası ise denkleştirme bedeli alacağının zamanaşımına  uğramayacağını, ancak bu alacağın en geç borçlunun terekesinin taksimi anına kadar  istenebileceğini hükme bağlamaktadır. Fıkradaki "taksim anı"ndan kasıt, terekenin  fiilen taksimidir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  AİLE MALLARI  Madde 372- Yürürlükteki Kanunun 322 nci maddesini karşılamaktadır.  Madde, 1984 tarihli Öntasarının 303 üncü maddesinden sadece "tahsis" sözcüğü  "özgüleme" sözcüğüyle değiştirilmek suretiyle aynen alınmıştır. Ancak yürürlükteki  metinde son fıkra olarak yer alan "Bu tarzda tasarruf, tesisat ihdası illeriyle dahi  meczolunamaz" ibaresi anlamsız bulunduğu için maddeden çıkarılmış ve önceki fıkra  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  — 135 —  hükmünü tamamlayıcı nitelikte olmak Üzere, böyle bir özgülemenin vakıf yoluyla da  yapılamayacağı, ikinci fıkranın son cümlesinde belirtilmiştir.  Madde 373- Yürürlükteki Kanunun 323 üncü maddesini karşılamaktadır  Madde, 1984 tarihli öntasarının 304 üncü maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki  metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Yürürlükteki Kanunun 323 ilâ 325 inci maddelerinin konusu "aile şirketi  emvali" adındaki mal topluluğudur. Bu hükümlerle düzenlenmek istencin kurum, bir  kısım malların bir tüzel kişilik oluşturulmaksızın ailenin ihtiyaçlarına özgülenmesidir,  Kaynak isviçre Medenî Kanununun 336 ilâ 348 inci maddelerinde düzenlenen bu  kurumun Almanca adı "Gemeiderschaft" ve Fransızca adı "lndivision" terimine  karşılık olmak üzere yürürlükteki merinde kullanılan "aile şirketi emvali" ifadesi,  kurumun niteliğine uygun düşmemektedir. Bu nedenle, yeni düzenlemede "aile mallan  ortaklığı" ifadesi tercih edilmiştir.  Hısımların kendilerine geçen mirasın tümü veya bir bölümüyle ya da ortaya  başka mallar koymak suretiyle oluşturabilecekleri bu maddede öngörülen ortaklıkta bir  elbirliği mülkiyeti söz konusudur.  Madde 374-1984 tarihli Öntasarının 305 inci maddesi örnek alınarak yazılan  bu madde, yürürlükteki Kanunun 324 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur; ancak daha sade ve açık bir dille kaleme alınmıştır.  Madde 375- 1984 tarihli Öntasarının 306 ncı maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 325 inci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde yer  alan ziraat mevsimi ifadesi, hasat olarak değiştirilmiştir.  Madde 376- 1984 tarihli Öntasarının 307 nci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 326 ncı maddesini karşılamaktadır. Maddede, yürürlükteki  metinden farklı olarak, aile mal ortaklığının ortaklan elbirliği ile iktisadî faaliyette  bulunmak üzere birleştirdiği öngörülmüştür. Nitekim İsviçre Medenî Kanununun 339  uncu maddesinin birinci fıkrasında da bu husus vurgulanmaktadır.  Madde 377-1984 tarihli Öntasarının 308 inci maddesini örnek alan.bu madde,  yürürlükteki Kanunun 327 nci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 378-1984 tarihli Öntasarının 309 uncu maddesinden alınan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 328 inci maddesini karşılamaktadır. Madde İsviçre Medenî  Kanununun 341 inci maddesinde olduğu gibi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede belirtilen "ticaret siciline kayıt" keyfiyetinin temsilcinin tacir sıfatı  kazanmasına neden olmayacağı açıktır.  Madde 379-1984 taıihli Öntasarının 310 uncu maddesinden alman bu madde,  yürürlükteki Kanunun 329 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinden ,  farklı olarak üç fıkra hâlinde kaleme alınan maddenin hem yürürlükteki metin hem de  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 136 -
— 135 —  hükmünü tamamlayıcı nitelikte olmak Üzere, böyle bir özgülemenin vakıf yoluyla da  yapılamayacağı, ikinci fıkranın son cümlesinde belirtilmiştir.  Madde 373- Yürürlükteki Kanunun 323 üncü maddesini karşılamaktadır  Madde, 1984 tarihli öntasarının 304 üncü maddesinden alınmıştır. Yürürlükteki  metne göre hüküm değişikliği yoktur.  Yürürlükteki Kanunun 323 ilâ 325 inci maddelerinin konusu "aile şirketi  emvali" adındaki mal topluluğudur. Bu hükümlerle düzenlenmek istencin kurum, bir  kısım malların bir tüzel kişilik oluşturulmaksızın ailenin ihtiyaçlarına özgülenmesidir,  Kaynak isviçre Medenî Kanununun 336 ilâ 348 inci maddelerinde düzenlenen bu  kurumun Almanca adı "Gemeiderschaft" ve Fransızca adı "lndivision" terimine  karşılık olmak üzere yürürlükteki merinde kullanılan "aile şirketi emvali" ifadesi,  kurumun niteliğine uygun düşmemektedir. Bu nedenle, yeni düzenlemede "aile mallan  ortaklığı" ifadesi tercih edilmiştir.  Hısımların kendilerine geçen mirasın tümü veya bir bölümüyle ya da ortaya  başka mallar koymak suretiyle oluşturabilecekleri bu maddede öngörülen ortaklıkta bir  elbirliği mülkiyeti söz konusudur.  Madde 374-1984 tarihli Öntasarının 305 inci maddesi örnek alınarak yazılan  bu madde, yürürlükteki Kanunun 324 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm  değişikliği yoktur; ancak daha sade ve açık bir dille kaleme alınmıştır.  Madde 375- 1984 tarihli Öntasarının 306 ncı maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 325 inci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde yer  alan ziraat mevsimi ifadesi, hasat olarak değiştirilmiştir.  Madde 376- 1984 tarihli Öntasarının 307 nci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 326 ncı maddesini karşılamaktadır. Maddede, yürürlükteki  metinden farklı olarak, aile mal ortaklığının ortaklan elbirliği ile iktisadî faaliyette  bulunmak üzere birleştirdiği öngörülmüştür. Nitekim İsviçre Medenî Kanununun 339  uncu maddesinin birinci fıkrasında da bu husus vurgulanmaktadır.  Madde 377-1984 tarihli Öntasarının 308 inci maddesini örnek alan.bu madde,  yürürlükteki Kanunun 327 nci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 378-1984 tarihli Öntasarının 309 uncu maddesinden alınan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 328 inci maddesini karşılamaktadır. Madde İsviçre Medenî  Kanununun 341 inci maddesinde olduğu gibi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede belirtilen "ticaret siciline kayıt" keyfiyetinin temsilcinin tacir sıfatı  kazanmasına neden olmayacağı açıktır.  Madde 379-1984 taıihli Öntasarının 310 uncu maddesinden alman bu madde,  yürürlükteki Kanunun 329 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinden ,  farklı olarak üç fıkra hâlinde kaleme alınan maddenin hem yürürlükteki metin hem de  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 3 6 - kaynak İsviçre Medenî Kanununun 342 nci maddesine göre içerik açısından sahip  olduğu önemli fark, ortaklık döneminde ortaklar tarafından, bedelli veya bedelsiz ya  da miras yoluyla, edinilen bütün malların, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, onu edinen  ortağın kişisel malı olduğunun kabul edilmesidir. Böylece madde, söz konusu  kurumun amacına daha uygun hâle getirilmiştir.  Madde 380- 1984 tarihli Öntasarının 311 inci maddesinden alınan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 330 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metnin üç  numaralı bendinde sadece icra dairesince konulan haciz esas alınmışken, maddede,  özel kanunlarla bazı kurumlara tanınan haciz imkânları da göz önünde tutularak  .metindeki "icra dairesi" deyimi kaldırılmış ve sadece "haciz"den söz edilmek suretiyle  kapsam genişletilmiştir. Aym bentte, hacizden sonra satışm istenmiş olması fesih için  yeterli görülmüştür. Başka değişiklik yoktur.  Madde 381- 1984 tarihli Öntasarının 312 nci maddesinden alman bu madde,  yürürlükteki Kanunun 331 inci maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 382-1984 tarihli Öntasarının 313 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 332 nci maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 383-1984 tarihli Öntasarının 314 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 333 üncü maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 384-1984 tarihli Öntasarının 315 inci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 334 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur;  ancak madde daha sade ve açık bir dille kaleme alınmıştır. Ayrıca maddenin konu  başlığı da "Hissei temettü şartiyle şirket" yerine. "Kazanç paylı aile mal Ortaklığı"  şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 385-1984 tarihli Öntasarının 316 inci maddesini örnek alan bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 335 inci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 386- 1984 tarihli öntasarının 317 inci maddesinden alınan bu bir  cümlelik hüküm, yürürlükteki Kanunun 336 ncı maddesini karşılamaktadır. "Aile  yurdu" kurumu ülkemizde şimdiye kadar uygulama alam bulmamış olmakla birlikte,  bu kurumun aynen korunması uygun görülmüştür. Madde aile yurdunun kurulmasına  imkân veren bir ana hüküm niteliğindedir. Yapılan değişiklik, sadece, yürürlükteki  Kanunun 337 nci maddesinin ilk fıkrasının buraya alınması ve hangi mâlların aile  yurdu hâline getirilebileceğinin bu maddede belirtilmesinden ibarettir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 137 -
- 1 3 6 - kaynak İsviçre Medenî Kanununun 342 nci maddesine göre içerik açısından sahip  olduğu önemli fark, ortaklık döneminde ortaklar tarafından, bedelli veya bedelsiz ya  da miras yoluyla, edinilen bütün malların, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, onu edinen  ortağın kişisel malı olduğunun kabul edilmesidir. Böylece madde, söz konusu  kurumun amacına daha uygun hâle getirilmiştir.  Madde 380- 1984 tarihli Öntasarının 311 inci maddesinden alınan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 330 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metnin üç  numaralı bendinde sadece icra dairesince konulan haciz esas alınmışken, maddede,  özel kanunlarla bazı kurumlara tanınan haciz imkânları da göz önünde tutularak  .metindeki "icra dairesi" deyimi kaldırılmış ve sadece "haciz"den söz edilmek suretiyle  kapsam genişletilmiştir. Aym bentte, hacizden sonra satışm istenmiş olması fesih için  yeterli görülmüştür. Başka değişiklik yoktur.  Madde 381- 1984 tarihli Öntasarının 312 nci maddesinden alman bu madde,  yürürlükteki Kanunun 331 inci maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 382-1984 tarihli Öntasarının 313 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 332 nci maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 383-1984 tarihli Öntasarının 314 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 333 üncü maddesini karşılamaktadır. Daha sade ve anlaşılır bir  dille kaleme alınmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 384-1984 tarihli Öntasarının 315 inci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 334 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur;  ancak madde daha sade ve açık bir dille kaleme alınmıştır. Ayrıca maddenin konu  başlığı da "Hissei temettü şartiyle şirket" yerine. "Kazanç paylı aile mal Ortaklığı"  şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 385-1984 tarihli Öntasarının 316 inci maddesini örnek alan bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 335 inci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 386- 1984 tarihli öntasarının 317 inci maddesinden alınan bu bir  cümlelik hüküm, yürürlükteki Kanunun 336 ncı maddesini karşılamaktadır. "Aile  yurdu" kurumu ülkemizde şimdiye kadar uygulama alam bulmamış olmakla birlikte,  bu kurumun aynen korunması uygun görülmüştür. Madde aile yurdunun kurulmasına  imkân veren bir ana hüküm niteliğindedir. Yapılan değişiklik, sadece, yürürlükteki  Kanunun 337 nci maddesinin ilk fıkrasının buraya alınması ve hangi mâlların aile  yurdu hâline getirilebileceğinin bu maddede belirtilmesinden ibarettir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 3 7 - Madde 387- 1984 tarihli Öntasarının 318 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 337 nci maddesini kısmen karşılamaktadır. Yürürlükteki  maddenin ilk fıkrası, bir önceki maddeye alınmış; ikinci fıkradaki "aynî haklar "  deyimi yerine İsviçre Medenî Kanununun 350 nci maddesindeki gibi "rehin hakkı"  deyimi kullanılmıştır.  Madde 388-1984 tarihli Öntasarının 319 uncu maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 338 inci maddesini karşılamaktadır. Aile yurduna konu olan  taşınmazlar üzerindeki tasarruf hakkı sınırlanmış olacağından, alacaklılarm veya diğer  kişilerin bu yüzden zarar görmelerini önlemek ve itiraz etmelerine olanak tammak için  mahkeme aracılığıyla bir ilân yapılması zorunlu görülmüştür. İkinci fıkrada, durumun  rehinli ve hacizli alacaklılara da doğrudan doğruya bildirilmesi yükümü getirilmiştir.  Madde 389- 1984 tarihli Öntasarının 320 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 339 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde,  ikinci fıkrada sadece itiraz eden alacaklılarm ilgilerinin kesilmesi Öngörülmüş ise de  Tasanda "taşınmaz üzerindeki rehin ve hacizlerin" kaldırılmış olması da izin için  zorunlu görülmüştür.  Madde 390- 1984 tarihli Öntasarının 321 inci maddesinden aynen alman bu  hüküm, yürürlükteki Kanunun 340 mcı maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği  olmamakla birlikte, yürürlükteki metinde yer alan "Sicile Kayıt" kenar başlığı ile  metin içindeki "... tapu siciline kayıt ..." ifadeleri yerine "tapu kütüğüne şerh  verilmesi" ifadesi kullanılmıştır; çünkü burada söz konusu olan bir tasarruf' hakkı  sınırlamasının sicile yazılmasıdır.  Madde 391-. 1984 tarihli Öntasarının 322 nci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 341 inci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 392- 1984 tarihli Öntasarının 323 üncü maddesinden alınan bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 342. nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde  bulunan "...kabullerine mâni bulunmayan..." deyimi yerine, maddede "...kabullerine  engel olacak durumları olmayan..." ifadesi kullanılmıştır. Bu maddeye göre, İsviçre  Medenî Kanununun 355 inci maddesinde de olduğu gibi, yurda alınacak kişinin  manevî ve ahlâkî yönden uygun olmayan bir durumunun bulunmaması gerekir. Madde  bu hususu yürürlükteki metne nazaran daha iyi ifade etmektedir.  Madde 393-1984 tarihli Öntasarının 324 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 343 üncü maddesini karşılamaktadır.- Üç fıkra hâlinde  düzenlenmiştir. Yürürlükteki metinden esaslı bir içerik farkı yoktur: Ancak maddenin  ilk fıkrasında, mahkeme karan için alacaklılarm başvuruda bulunması gerektiğinin  belirtilmesine, yürürlükteki metnin aksine, gerek görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 138 -
- 1 3 7 - Madde 387- 1984 tarihli Öntasarının 318 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 337 nci maddesini kısmen karşılamaktadır. Yürürlükteki  maddenin ilk fıkrası, bir önceki maddeye alınmış; ikinci fıkradaki "aynî haklar "  deyimi yerine İsviçre Medenî Kanununun 350 nci maddesindeki gibi "rehin hakkı"  deyimi kullanılmıştır.  Madde 388-1984 tarihli Öntasarının 319 uncu maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 338 inci maddesini karşılamaktadır. Aile yurduna konu olan  taşınmazlar üzerindeki tasarruf hakkı sınırlanmış olacağından, alacaklılarm veya diğer  kişilerin bu yüzden zarar görmelerini önlemek ve itiraz etmelerine olanak tammak için  mahkeme aracılığıyla bir ilân yapılması zorunlu görülmüştür. İkinci fıkrada, durumun  rehinli ve hacizli alacaklılara da doğrudan doğruya bildirilmesi yükümü getirilmiştir.  Madde 389- 1984 tarihli Öntasarının 320 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 339 uncu maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde,  ikinci fıkrada sadece itiraz eden alacaklılarm ilgilerinin kesilmesi Öngörülmüş ise de  Tasanda "taşınmaz üzerindeki rehin ve hacizlerin" kaldırılmış olması da izin için  zorunlu görülmüştür.  Madde 390- 1984 tarihli Öntasarının 321 inci maddesinden aynen alman bu  hüküm, yürürlükteki Kanunun 340 mcı maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği  olmamakla birlikte, yürürlükteki metinde yer alan "Sicile Kayıt" kenar başlığı ile  metin içindeki "... tapu siciline kayıt ..." ifadeleri yerine "tapu kütüğüne şerh  verilmesi" ifadesi kullanılmıştır; çünkü burada söz konusu olan bir tasarruf' hakkı  sınırlamasının sicile yazılmasıdır.  Madde 391-. 1984 tarihli Öntasarının 322 nci maddesini örnek alan bu madde,  yürürlükteki Kanunun 341 inci maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 392- 1984 tarihli Öntasarının 323 üncü maddesinden alınan bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 342. nci maddesini karşılamaktadır. Yürürlükteki metinde  bulunan "...kabullerine mâni bulunmayan..." deyimi yerine, maddede "...kabullerine  engel olacak durumları olmayan..." ifadesi kullanılmıştır. Bu maddeye göre, İsviçre  Medenî Kanununun 355 inci maddesinde de olduğu gibi, yurda alınacak kişinin  manevî ve ahlâkî yönden uygun olmayan bir durumunun bulunmaması gerekir. Madde  bu hususu yürürlükteki metne nazaran daha iyi ifade etmektedir.  Madde 393-1984 tarihli Öntasarının 324 üncü maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 343 üncü maddesini karşılamaktadır.- Üç fıkra hâlinde  düzenlenmiştir. Yürürlükteki metinden esaslı bir içerik farkı yoktur: Ancak maddenin  ilk fıkrasında, mahkeme karan için alacaklılarm başvuruda bulunması gerektiğinin  belirtilmesine, yürürlükteki metnin aksine, gerek görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 3 8 - Madde 394- 1984 tarihli Öntasarının 325 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 344 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 395- 1984 tarihli öntasarının 345 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 345 inci maddesini karşılamaktadur. Yürürlükteki metinden  farklı olarak üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ KISIM  VESAYET  BİRİNCİ BÖLÜM  VESAYET DÜZENİ  BİRİNCİ AYIRIM  VESAYET ORGANLARI  Madde 396- Bu madde ile başlayan vesayet konusunda yürürlükteki Kanunun  sistemi esas itibarıyla korunduğu gibi kurumla ilgili terimlere, çok alışılmış ve  yerleşmiş olmalan sebebiyle aynen yer verilmiştir. Özellikle vesayet, vasi, vesayet  makamı, aile vesayeti, aile meclisi, kayyım terimleri aynen korunmuş, sadece "kanunî  müşavir" yerine "yasal danışman" deyimi kullanılmıştır. Buna karşılık "vesayet  teşkilâtı" deyimi yerine "vesayet düzeni", " vesayet uzuvları" yerine "vesayet  organları" ve "vesayet daireleri" yerine de "vesayet makamları" deyimleri kabul  olunmuştur. Madde, yürürlükteki Kanunun 346 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi, "vesayet organlan"mn vesayet daireleri ile vasi ve  kayyımlardan oluştuğu belirtilmiştir.  Madde 397- Yürürlükteki Kanunun 347 nci maddesini karşılamaktadur.  Sulh hukuk mahkemesi vesayet makamı, asliye hukuk mahkemesi ise denetim  makamı olduğundan bu terimler tercih edilmiştir.  Madde 398- Yürürlükteki Kanunun 348 inci maddesini karşılamaktadır.  Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 399- Madde yürürlükteki 349 uncu maddeyi karşılamakta olup, kısmen  değiştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Yürürlükteki'metin vesayet altındaki  kişinin, yakın kan ve sıhrî hısımlarından iki ergin kişiden söz etmişken, yeni madde  bunun yerine kaynak Kanuna uygun olarak bu kişilerin fiil ehliyetine sahip olması  koşulunu getirmiştir.  Madde 400- Madde yürürlükteki 350 nci madde arılaştırmak suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır. Maddede yürürlükteki merinden farklı olarak asliye mahkemesi  yerine denetim makamı denilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)
Sayfa 139 -
- 1 3 8 - Madde 394- 1984 tarihli Öntasarının 325 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 344 üncü maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 395- 1984 tarihli öntasarının 345 inci maddesinden alman bu hüküm,  yürürlükteki Kanunun 345 inci maddesini karşılamaktadur. Yürürlükteki metinden  farklı olarak üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Hüküm değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ KISIM  VESAYET  BİRİNCİ BÖLÜM  VESAYET DÜZENİ  BİRİNCİ AYIRIM  VESAYET ORGANLARI  Madde 396- Bu madde ile başlayan vesayet konusunda yürürlükteki Kanunun  sistemi esas itibarıyla korunduğu gibi kurumla ilgili terimlere, çok alışılmış ve  yerleşmiş olmalan sebebiyle aynen yer verilmiştir. Özellikle vesayet, vasi, vesayet  makamı, aile vesayeti, aile meclisi, kayyım terimleri aynen korunmuş, sadece "kanunî  müşavir" yerine "yasal danışman" deyimi kullanılmıştır. Buna karşılık "vesayet  teşkilâtı" deyimi yerine "vesayet düzeni", " vesayet uzuvları" yerine "vesayet  organları" ve "vesayet daireleri" yerine de "vesayet makamları" deyimleri kabul  olunmuştur. Madde, yürürlükteki Kanunun 346 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda olduğu gibi, "vesayet organlan"mn vesayet daireleri ile vasi ve  kayyımlardan oluştuğu belirtilmiştir.  Madde 397- Yürürlükteki Kanunun 347 nci maddesini karşılamaktadur.  Sulh hukuk mahkemesi vesayet makamı, asliye hukuk mahkemesi ise denetim  makamı olduğundan bu terimler tercih edilmiştir.  Madde 398- Yürürlükteki Kanunun 348 inci maddesini karşılamaktadır.  Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 399- Madde yürürlükteki 349 uncu maddeyi karşılamakta olup, kısmen  değiştirilmek suretiyle yeniden kaleme alınmıştır. Yürürlükteki'metin vesayet altındaki  kişinin, yakın kan ve sıhrî hısımlarından iki ergin kişiden söz etmişken, yeni madde  bunun yerine kaynak Kanuna uygun olarak bu kişilerin fiil ehliyetine sahip olması  koşulunu getirmiştir.  Madde 400- Madde yürürlükteki 350 nci madde arılaştırmak suretiyle yeniden  kaleme alınmıştır. Maddede yürürlükteki merinden farklı olarak asliye mahkemesi  yerine denetim makamı denilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı : 723)  - 1 3 9 - Maddenin ikinci fıkrasında yürürlükteki metinden farklı olarak uygulamada  tereddütleri gidermek amacıyla "Kan ve koca, aile meclisine aza olabilir." hükmü  yerine "Vesayet altına almalım eşi de aile meclisine üye olabilir." hükmü konulmuştur.  Madde 401- Yürürlükteki Kanunun 351 inci maddesini karşılamaktadır.  Başlıkta ye metinde, yürürlükteki Kanundan farklı olarak, "maddî teminat" yerine  sadece "güvence" terimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 402- Yürürlükteki Kanunun 352 nci, İsviçre Medenî Kanununun 365  inci maddelerini karşılamaktadır. Maddede aile meclisinin görevini yapmaması veya  vesayet altmdaki kişinin yararlanmn gerektirmesi hâlinde, denetim makammm her  zaman için, aile meclisini değiştirme ya da özel vesayete son verme yetkisi  Öngörülmüştür.  Madde 403- Yürürlükteki Kanunun 353 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda mevcut "küçüğün ve mahcurun şahsına takayyüt ve mallarım  idare ve medenî tasarruflarda onu temsil" şeklindeki ifade, maddede "küçüğün veya  kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile iİgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî  işlemlerde onu temsil" şekline dönüştürülmüş ve böylece vasinin yetkisi, Yargıtay  içtihatlarına uygun olarak genişletilmiş, vasiye vesayet altmdaki kişinin kişilik  haklarına ilişkin davaları açma yetkisi de tanınmıştır. Başka hüküm değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  VESAYET GEREKTİREN DURUMLAR  Madde 404-Yürürlükteki Kanunun 3 54 üncü maddesini karşılamaktadır,  Madde iki fıkraya ayrılmıştır. Birinci fıkrada velayet altında bulunmayan her  küçüğün vesayet altına alınmasının zorunlu olduğu hükmüne yer verilmiştir. İkinci  fıkrada bildirimle yükümlü resmî görevliler araşma nçterlerde eklenmiştir.  Madde 405- Yürürlükteki Kanunun 355 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede kısıtlama sebebi olarak akıl hastalığı ile akıl zayıflığı hâlini  düzenlenmektedir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle bir kişinin kısıtlanması  için, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden işlerim göremez olması veya  korunması ya da bakımı için sürekli yardıma muhtaç bulunması veyahut bu yüzden  başkalarının güvenliği için bir tehlikenin mevcut olması gerektiği açıklığa  kavuşturulmuştur. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 406- Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama  tarzı veya malvarlığını kötü yönetme sebebiyle ergin bir kişinin kısıtlanması için bu  kişinin bu Yüzden kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 140 -
- 1 3 9 - Maddenin ikinci fıkrasında yürürlükteki metinden farklı olarak uygulamada  tereddütleri gidermek amacıyla "Kan ve koca, aile meclisine aza olabilir." hükmü  yerine "Vesayet altına almalım eşi de aile meclisine üye olabilir." hükmü konulmuştur.  Madde 401- Yürürlükteki Kanunun 351 inci maddesini karşılamaktadır.  Başlıkta ye metinde, yürürlükteki Kanundan farklı olarak, "maddî teminat" yerine  sadece "güvence" terimi kullanılmıştır. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 402- Yürürlükteki Kanunun 352 nci, İsviçre Medenî Kanununun 365  inci maddelerini karşılamaktadır. Maddede aile meclisinin görevini yapmaması veya  vesayet altmdaki kişinin yararlanmn gerektirmesi hâlinde, denetim makammm her  zaman için, aile meclisini değiştirme ya da özel vesayete son verme yetkisi  Öngörülmüştür.  Madde 403- Yürürlükteki Kanunun 353 üncü maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki Kanunda mevcut "küçüğün ve mahcurun şahsına takayyüt ve mallarım  idare ve medenî tasarruflarda onu temsil" şeklindeki ifade, maddede "küçüğün veya  kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile iİgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî  işlemlerde onu temsil" şekline dönüştürülmüş ve böylece vasinin yetkisi, Yargıtay  içtihatlarına uygun olarak genişletilmiş, vasiye vesayet altmdaki kişinin kişilik  haklarına ilişkin davaları açma yetkisi de tanınmıştır. Başka hüküm değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  VESAYET GEREKTİREN DURUMLAR  Madde 404-Yürürlükteki Kanunun 3 54 üncü maddesini karşılamaktadır,  Madde iki fıkraya ayrılmıştır. Birinci fıkrada velayet altında bulunmayan her  küçüğün vesayet altına alınmasının zorunlu olduğu hükmüne yer verilmiştir. İkinci  fıkrada bildirimle yükümlü resmî görevliler araşma nçterlerde eklenmiştir.  Madde 405- Yürürlükteki Kanunun 355 inci maddesini karşılamaktadır.  Maddede kısıtlama sebebi olarak akıl hastalığı ile akıl zayıflığı hâlini  düzenlenmektedir. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle bir kişinin kısıtlanması  için, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı yüzünden işlerim göremez olması veya  korunması ya da bakımı için sürekli yardıma muhtaç bulunması veyahut bu yüzden  başkalarının güvenliği için bir tehlikenin mevcut olması gerektiği açıklığa  kavuşturulmuştur. Hüküm değişikliği yoktur.  Madde 406- Yürürlükteki Kanunun 356 ncı maddesini karşılamaktadır.  Madde savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama  tarzı veya malvarlığını kötü yönetme sebebiyle ergin bir kişinin kısıtlanması için bu  kişinin bu Yüzden kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)  - 1 4 0 - yol açması veya bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da  başkasmm güvenliğini tehdit etmesi gerektiği açıklığa kavuşturulacak şekilde  düzenlenmiştir. Bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 407- Yürürlükteki 357 nci maddeyi karşılamaktadır. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 408- Yürürlükteki Kanunun 358 inci maddesini karşılamaktadır.  Ancak yeni düzenlemede isteğe dayanan kısıtlılık hâline yeni sebepler  eklenmiştir. Yaşlılık, sakatlık ve tecrübesizlik sebeplerine ilâve olarak ağu* hastalık  sebebi de eklenmiştir.  Madde 409- Madde yürürlükteki 359 uncu maddeden kısmen değiştirilerek ve  anlaştırılarak alınmıştır. Savurganlık, alkol "Veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü  yaşam tarzı, kötü yönetim ve isteğe bağlı kısıtlama hâllerinde kişinin dinlenmesi  zorunluluğu öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında akıl hastalığı ve akıl zayıflığı sebepleriyle  kısıtlamanın ancak resmî sağlık kurulu raporu ile mümkün olduğu kabul edilmektedir.  Bu fıkraya eklenen yeni bir hükümle, hâkimin kurul raporuna rağmen, bu rapor göz  Önünde tutularak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilmesi Öngörülmüştür. Bu hüküm  sayesinde, uygulamada zaman zaman yakınmalara neden olan, kötüniyetli olarak,  aslında akıl hastası ya da akıl zayıfı olmadığı hâlde kişilerin gıyaplarında mahkeme  kararlarıyla kısıtlanmalarının önüne geçilmek istenmiştir.  Madde 410- Yürürlükteki Kanunun 360 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki hükümden farklı olarak maddede ilânın yerleşim yerinden başka,  kısıtlının doğduğu yerde değil "nüfusa kayıtlı bulunduğu" yerde yapılması uygun  görülmüştür.  İlanın geciktirilmesi sakıncalı görüldüğünden yürürlükteki maddenin ikinci  fıkrasındaki bu hususa ilişkin hükme maddede verilmemiştir.  îyiniyetli üçüncü kişiler hakkında kısıtlamanın ilânından itibaren hüküm ifade  edeceği esası korunmakla beraber, ayırt etme gücüne sahip olmayanlar tarafından  yapılan hukukî fiillerin sonuç doğurmadığı hususundaki hükümlerin saklı bulunduğu  son fıkrada vurgulanmıştır. Böylelikle madde üç fıkra hâline getirilmiştir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  YETKİ  Madde 411- Yürürlükteki Kanunun 361 inci maddesini karşılamaktadır.  Yürürlükteki maddenin kenar başlığı, metne tam olarak uymadığı için  "Salahiyettar makam" deyimi yerine maddede "Vesayet işlerinde yetki" deyimine yer  verilmiştir. Vesayet işlerinde yetkili mahkemeler şimdiye kadar olduğu gibi vesayet  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 723)
Sayfa 141 -
- 1 4 0 - yol açması veya bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da  başkasmm güvenliğini tehdit etmesi gerektiği açıklığa kavuşturulacak şekilde  düzenlenmiştir. Bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 407- Yürürlükteki 357 nci maddeyi karşılamaktadır. Hüküm değişikliği  yoktur.  Madde 408- Yürürlükteki Kanunun 358 inci maddesini karşılamaktadır.  Ancak yeni düzenlemede isteğe dayanan kısıtlılık hâline yeni sebepler  eklenmiştir. Yaşlılık, sakatlık ve tecrübesizlik sebeplerine ilâve olarak ağu* hastalık  sebebi de eklenmiştir.  Madde 409- Madde yürürlükteki 359 uncu maddeden kısmen değiştirilerek ve  anlaştırılarak alınmıştır. Savurganlık, alkol "Veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü  yaşam tarzı, kötü yönetim ve isteğe bağlı kısıtlama hâllerinde kişinin dinlenmesi  zorunluluğu öngörülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında ak