En son güncellemeler 19 Temmuz 2019 iş günü sonunda yapılmıştır.
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Sayfa 1 -
Dönem: 23 Yasama Yılı: 3  TBMM (S. Sayısı: 321)  Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu  Raporu (1/499)  T.C.  Başbakanlık  Kanunlar ve Kararlar  Genel Müdürlüğü  Sayı: B. 02.0.KKG. 0.10/101-1075/293  22/1/2008  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 24/12/2007  tarihinde kararlaştırılan "Türk Borçlar Kanunu Tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.  Gereğini arz ederim.  I. Genel Olarak  Türk Hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olan "Türk Kanunu Medenîsi"nin tamam­ layıcısı ve âdeta beşinci kitabı olarak bilinen 818 sayılı "Borçlar Kanunu"; Türkiye Büyük Millet  Meclisi tarafından 22 Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş, 8 Mayıs 1926 tarihli ve 366 sayılı Resmî  Ceride'de yayımlanmış ve 4 Ekim 1926 tarihinde, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ile birlikte yürür­ lüğe girmiştir.  Yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen 80 yıllık süreçte, Borçlar Kanununun içeriğinde  bazı değişiklikler yapılmış olmakla birlikte, bunlar köklü ve önemli değişiklikler değildir. Kanunların  birer sosyal varlık olarak, aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaları, kendilerinden beklenen  işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz kalmaları, bu sebeple de günün şartlarına ve  ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermemeleri, herkesçe kabul edilebilecek bir gerçektir.  Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk hayatında büyük önemi olan temel kanunların baştan  sona gözden geçirilerek, o günün şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini  zorunlu kılar. Nitekim, aynı ihtiyaç ve zorunluluk, daha önce Türk Kanunu Medenîsi için de söz  konusu olmuş, bu ihtiyaç, uzun çalışmalar sonucunda hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince  kabul edilen 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe konulmasıyla  karşılanmıştır.  Aynı ihtiyaç ve zorunluluk, temel kanunlardan birisi olan, 818 sayılı Borçlar Kanunumuz için  de söz konusudur. Bu nedenle, Adalet Bakanlığı'nca, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden  geçirmek, tamamlayıcısı ve aynlmaz bir parçası niteliği ile beşinci kitabını oluşturduğu Türk Medenî  Kanunu ile uyumunu sağlamak ve özellikle günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir tasarı  hazırlamak üzere, akademisyenlerden ve uygulayıcılardan oluşan bir "Borçlar Kanunu Komisyonu"  kurulmuştur.  Recep Tayyip Erdoğan  Başbakan  GENEL GEREKÇE
Sayfa 2 -
Dönem: 23 Yasama Yılı: 3  TBMM (S. Sayısı: 321)  Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu  Raporu (1/499)  T.C.  Başbakanlık  Kanunlar ve Kararlar  Genel Müdürlüğü  Sayı: B. 02.0.KKG. 0.10/101-1075/293  22/1/2008  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 24/12/2007  tarihinde kararlaştırılan "Türk Borçlar Kanunu Tasarısı" ile gerekçesi ilişikte gönderilmiştir.  Gereğini arz ederim.  I. Genel Olarak  Türk Hukuk devriminin temel taşlarının en büyüğü olan "Türk Kanunu Medenîsi"nin tamam­ layıcısı ve âdeta beşinci kitabı olarak bilinen 818 sayılı "Borçlar Kanunu"; Türkiye Büyük Millet  Meclisi tarafından 22 Nisan 1926 tarihinde kabul edilmiş, 8 Mayıs 1926 tarihli ve 366 sayılı Resmî  Ceride'de yayımlanmış ve 4 Ekim 1926 tarihinde, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi ile birlikte yürür­ lüğe girmiştir.  Yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen 80 yıllık süreçte, Borçlar Kanununun içeriğinde  bazı değişiklikler yapılmış olmakla birlikte, bunlar köklü ve önemli değişiklikler değildir. Kanunların  birer sosyal varlık olarak, aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaları, kendilerinden beklenen  işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz kalmaları, bu sebeple de günün şartlarına ve  ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermemeleri, herkesçe kabul edilebilecek bir gerçektir.  Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk hayatında büyük önemi olan temel kanunların baştan  sona gözden geçirilerek, o günün şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini  zorunlu kılar. Nitekim, aynı ihtiyaç ve zorunluluk, daha önce Türk Kanunu Medenîsi için de söz  konusu olmuş, bu ihtiyaç, uzun çalışmalar sonucunda hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince  kabul edilen 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe konulmasıyla  karşılanmıştır.  Aynı ihtiyaç ve zorunluluk, temel kanunlardan birisi olan, 818 sayılı Borçlar Kanunumuz için  de söz konusudur. Bu nedenle, Adalet Bakanlığı'nca, yürürlükteki Kanunu baştan sona gözden  geçirmek, tamamlayıcısı ve aynlmaz bir parçası niteliği ile beşinci kitabını oluşturduğu Türk Medenî  Kanunu ile uyumunu sağlamak ve özellikle günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir tasarı  hazırlamak üzere, akademisyenlerden ve uygulayıcılardan oluşan bir "Borçlar Kanunu Komisyonu"  kurulmuştur.  Recep Tayyip Erdoğan  Başbakan  GENEL GEREKÇE  - 2 - Borçlar Kanunu Komisyonu, yaklaşık sekiz yıllık bir çalışma sonucunda hazırladığı "Türk  Borçlar Kanunu Tasarısı"nda, yürürlükteki Borçlar Kanununun genel yapısının ve sistematiğinin  bozulmaması için gerekli özen ve gayreti göstermiştir.  Tasarının birinci ve ikinci kısmında, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm fark­ lılığı bulunmayan birçok düzenlemeye yer verilmiştir. Bununla birlikte, hüküm farklılığı bulunmayan  düzenlenmelerle ilgili maddelerin bir kısmının sadece metinleri anlaştırılmış; bir kısmının metinleri  düzeltilmiş ve anlaştırılmış, nihayet bir kısmının da, hem sistematik yapıları değiştirilmiş, hem de  metinleri düzeltilmiş ve arılaştırılmıştır.  Tasarıda, ayrıntıları aşağıda (VI, 3, d altında) belirtilen ve yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Ka­ nununda yer verilmeyen birçok yeni düzenleme de yapılmıştır. Ancak, yasalaşması durumunda, temel  bir kanun niteliği kazanması söz konusu olacak bir metin hazırladığı bilinciyle hareket eden Borçlar  Kanunu Komisyonu, Tasarının amacına ve özüne uygun bulmadığı bazı düzenlemeleri, bunlara ulusal  veya uluslararası mevzuatta yer verilmiş olsa bile, Tasan metnine almamayı tercih etmiştir. Aynı şekilde,  uygulamada sıkça karşılaşılmakla birlikte, kendisine özgü yapısı olan sözleşmelerin de, gerektiğinde  özel kanunlarla düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşüncesiyle, Tasarı metnine alınması uygun  görülmemiştir. Ayrıca, öğretide tartışmalı olan bazı konularda da, uygulamada karşılaşılan hukukî  problemlerin çözümlenmesi bakımından zorunluluk olmadıkça, bu konularda düzenleme yapıl­ masından veya bazı yazarlarca kullanılması önerilen terimlerin veya ifadelerin, Tasarı metnine yan­ sıtılmasından kaçınılmıştır.  Ayrıca belirtilmelidir ki, günümüzde, borçlar hukukunun "uluslararası ve/veya uluslar üstü"  kılınması çalışmaları sözkonusudur. Meselâ, Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Unidroit (International  Institute for the Unifıcation of Private Law) ve Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş olan Uncitral  (United Nations Commission on International Trade Law) gibi kuruluşların, bu alanda önemli çalış­ maları bulunmaktadır. Ayrıca, uzun yıllardan beri, Avrupa Birliği içinde de ortak bir borçlar kanunu  yaratma düşüncesi varlığını sürdürmektedir. Bu amaçla, bütün Avrupa Birliği ülkelerinden bilim  adamları, Avrupa borçlar hukukunun ortak mirasını tespit etmek için çalışmakta ve teklifler yayın­ lamaktadırlar. Avrupa Birliği Komisyonu da, 2003 yılında "Daha Uyumlu bir Avrupa Sözleşme  Hukuku için Faaliyet Planı"; 2004 Ekim ayında da "Avrupa Sözleşme Hukuku ve Topluluk Mevzu­ atının Gözden Geçirilmesi - İleriye Dönük Adımlar" başlıklı Bildirimleri yayınlamak suretiyle bu  çalışmaları yönlendirme konumunda olmuştur. Anılan bütün bu faaliyetlerin en önemli ürünleri  olarak, Milletlerarası Ticarî Sözleşmelere İlişkin İlkeler (Principles of International Commercial Contracts),  Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (United  Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods), Avrupa Sözleşme Hukukunun  Temel İlkeleri (Principles of European Contract Law) ve Avrupa Haksız Fiil Hukukunun Temel  İlkeleri (Principles of European Tort Law) isimli metinler sayılabilir. Borçlar hukuku alanında çalış­ maları olan İsviçre hukukçularınca da, bu çalışmalar, borçlar hukukunun uluslararası kaynaklan  olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu çalışmaların varlığı ve hattâ bazılannın sonuçlanmış olması,  ulusal nitelikli borçlar kanununa sahip olmayı gereksiz kılmadığı gibi, ulusal nitelikli borçlar ka­ nununun, bu metinlerin bir ürünü olarak ortaya çıkması gerektiği düşüncesinin savunulmasını da  gerektirmemektedir. Borçlar Kanunu Tasarısı hazırlığında da, bu metinlerin esas alınması değil, bu  metinlerden yararlanılması söz konusu olmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 3 -
- 2 - Borçlar Kanunu Komisyonu, yaklaşık sekiz yıllık bir çalışma sonucunda hazırladığı "Türk  Borçlar Kanunu Tasarısı"nda, yürürlükteki Borçlar Kanununun genel yapısının ve sistematiğinin  bozulmaması için gerekli özen ve gayreti göstermiştir.  Tasarının birinci ve ikinci kısmında, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununa göre hüküm fark­ lılığı bulunmayan birçok düzenlemeye yer verilmiştir. Bununla birlikte, hüküm farklılığı bulunmayan  düzenlenmelerle ilgili maddelerin bir kısmının sadece metinleri anlaştırılmış; bir kısmının metinleri  düzeltilmiş ve anlaştırılmış, nihayet bir kısmının da, hem sistematik yapıları değiştirilmiş, hem de  metinleri düzeltilmiş ve arılaştırılmıştır.  Tasarıda, ayrıntıları aşağıda (VI, 3, d altında) belirtilen ve yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Ka­ nununda yer verilmeyen birçok yeni düzenleme de yapılmıştır. Ancak, yasalaşması durumunda, temel  bir kanun niteliği kazanması söz konusu olacak bir metin hazırladığı bilinciyle hareket eden Borçlar  Kanunu Komisyonu, Tasarının amacına ve özüne uygun bulmadığı bazı düzenlemeleri, bunlara ulusal  veya uluslararası mevzuatta yer verilmiş olsa bile, Tasan metnine almamayı tercih etmiştir. Aynı şekilde,  uygulamada sıkça karşılaşılmakla birlikte, kendisine özgü yapısı olan sözleşmelerin de, gerektiğinde  özel kanunlarla düzenlenmesinin daha isabetli olacağı düşüncesiyle, Tasarı metnine alınması uygun  görülmemiştir. Ayrıca, öğretide tartışmalı olan bazı konularda da, uygulamada karşılaşılan hukukî  problemlerin çözümlenmesi bakımından zorunluluk olmadıkça, bu konularda düzenleme yapıl­ masından veya bazı yazarlarca kullanılması önerilen terimlerin veya ifadelerin, Tasarı metnine yan­ sıtılmasından kaçınılmıştır.  Ayrıca belirtilmelidir ki, günümüzde, borçlar hukukunun "uluslararası ve/veya uluslar üstü"  kılınması çalışmaları sözkonusudur. Meselâ, Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Unidroit (International  Institute for the Unifıcation of Private Law) ve Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulmuş olan Uncitral  (United Nations Commission on International Trade Law) gibi kuruluşların, bu alanda önemli çalış­ maları bulunmaktadır. Ayrıca, uzun yıllardan beri, Avrupa Birliği içinde de ortak bir borçlar kanunu  yaratma düşüncesi varlığını sürdürmektedir. Bu amaçla, bütün Avrupa Birliği ülkelerinden bilim  adamları, Avrupa borçlar hukukunun ortak mirasını tespit etmek için çalışmakta ve teklifler yayın­ lamaktadırlar. Avrupa Birliği Komisyonu da, 2003 yılında "Daha Uyumlu bir Avrupa Sözleşme  Hukuku için Faaliyet Planı"; 2004 Ekim ayında da "Avrupa Sözleşme Hukuku ve Topluluk Mevzu­ atının Gözden Geçirilmesi - İleriye Dönük Adımlar" başlıklı Bildirimleri yayınlamak suretiyle bu  çalışmaları yönlendirme konumunda olmuştur. Anılan bütün bu faaliyetlerin en önemli ürünleri  olarak, Milletlerarası Ticarî Sözleşmelere İlişkin İlkeler (Principles of International Commercial Contracts),  Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (United  Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods), Avrupa Sözleşme Hukukunun  Temel İlkeleri (Principles of European Contract Law) ve Avrupa Haksız Fiil Hukukunun Temel  İlkeleri (Principles of European Tort Law) isimli metinler sayılabilir. Borçlar hukuku alanında çalış­ maları olan İsviçre hukukçularınca da, bu çalışmalar, borçlar hukukunun uluslararası kaynaklan  olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu çalışmaların varlığı ve hattâ bazılannın sonuçlanmış olması,  ulusal nitelikli borçlar kanununa sahip olmayı gereksiz kılmadığı gibi, ulusal nitelikli borçlar ka­ nununun, bu metinlerin bir ürünü olarak ortaya çıkması gerektiği düşüncesinin savunulmasını da  gerektirmemektedir. Borçlar Kanunu Tasarısı hazırlığında da, bu metinlerin esas alınması değil, bu  metinlerden yararlanılması söz konusu olmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 - Son yıllarda, önemli borçlar kanunu revizyonlarının gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bunların  başında, Alman Medenî Kanunu ve Hollanda Medenî Kanunu gelmektedir. Tasarı çalışmalarında,  anılan Tasarı çalışmalarında gözönünde tutulmuş; ancak bu çalışmalardan, 818 sayılı Borçlar Ka- nunu'nun yapısını ve özünü etkileyecek biçimde yararlanılması söz konusu olmamıştır.  II. Tasarının Sistematik Yapısı  Tasarı, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, iki kısımdan oluşmaktadır.  Birinci Kısım "Genel hükümler", İkinci Kısım "Özel Borç İlişkileri" başlığını taşımaktadır. Kısım­ lar, bölümlere; bölümler, ayırımlara ayrılmıştır.  Kısımların, bölümlerin ve ayırımların kendilerine özgü başlıkları mevcuttur. Ancak, bölümlere  numara verilirken, aynen Türk Medenî Kanununda yapıldığı gibi, yürürlükteki Kanundan farklı bir  yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanunda, bölümlerin (bapların) numaraları her kısmı için birden başla­ narak ayrı ayrı verilmediği, numaralama, Kanunun sonuna kadar devam ettirildiği için, Kanun "yirmi  üç" bölümden (baptan) oluşmuştur. Oysa Tasarıda, her kısımda yer alan bölümlere yeni baştan nu­ mara verilmiş, böylece her kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir. Meselâ, "Genel  Hükümler" başlığını taşıyan Birinci Kısımda beş bölüm mevcuttur. Bu kısmı izleyen ve "Özel Borç  İlişkileri" başlığını taşıyan İkinci Kısmının ilk bölümünün başlığı "Altıncı Bölüm" değil, "Birinci  Bölüm" olarak isimlendirilmiştir. Oysa, Yürürlükteki Kanunda, aynı bölüm "Altıncı Bap" olarak nu­ maralandırılmıştır. Tasanda, her kısmın ilk bölümünün, bir önceki bölümden gelen numarayı izleye­ cek yerde, yeniden birden başlanarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür.  Böylece, her kısma ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış ve her kısmın kaç bölümden oluştuğu  belirlenmiş olmaktadır.  Alışılmış olması bakımından, yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması, yeni  maddelere a, b ve c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında, bu düşüncenin  gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece, madde numaralandırılması, yürürlükteki  Kanundan farklı olarak yapılmıştır. Aynı zorunluluk, daha önce Türk Medenî Kanunu için de söz  konusu olmuştur. Bu yolun seçilmesindeki zorunluluk, Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde  görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasan "Borçlar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Ka­ nuna Bazı Yeni Maddeler Eklenmesi" şeklinde ve bu isim altında düzenlenecek olursa, Tasannın bölüm  bölüm görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya sunulacaktır.  Bu ise, verilecek çeşitli değişiklik önergeleriyle Tasannın bütünlüğünü ve sistematiğini bozabilecektir.  Maddelerin konu ve kenar başlıkları, genellikle, yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen ko­ runmuştur. Ancak, madde metinleri, kaynak İsviçre Borçlar Kanununa uydurulmak ve ifadeler,  günümüzde geçerli Türkçe'ye uygun şekilde anlaştırılmak suretiyle, maddelerin daha kolay anlaşılır  hâle gelmesi sağlanmıştır. Aynca, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununun, tek fıkra hâlinde kaleme  alınmış olan bazı maddeleri, fıkrada birbirinden farklı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak,  Tasanda iki fıkraya veya bentlere dönüştürülmüştür. Aynı şekilde, 818 sayılı Borçlar Kanununun, iki  fıkra hâlinde kaleme alınmış olan bazı maddeleri ise, aynı konuya ilişkin bu fıkraların birbiriyle sıkı  bir bağlantı içinde olmaları nedeniyle, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  III. Madde Gerekçeleri  Tasannın büyük bir bölümü, yaklaşık 80 yıldan beri uygulanan, birçok genel eserin, monografinin  ve makalenin konusu olan 818 sayılı Borçlar Kanunundaki maddelerden oluştuğu için, Tasarının her  maddesi ilk kez düzenleniyormuşçasına, ayrıntılı gerekçe yazılmasından özellikle kaçınılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 4 -
- 3 - Son yıllarda, önemli borçlar kanunu revizyonlarının gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bunların  başında, Alman Medenî Kanunu ve Hollanda Medenî Kanunu gelmektedir. Tasarı çalışmalarında,  anılan Tasarı çalışmalarında gözönünde tutulmuş; ancak bu çalışmalardan, 818 sayılı Borçlar Ka- nunu'nun yapısını ve özünü etkileyecek biçimde yararlanılması söz konusu olmamıştır.  II. Tasarının Sistematik Yapısı  Tasarı, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, iki kısımdan oluşmaktadır.  Birinci Kısım "Genel hükümler", İkinci Kısım "Özel Borç İlişkileri" başlığını taşımaktadır. Kısım­ lar, bölümlere; bölümler, ayırımlara ayrılmıştır.  Kısımların, bölümlerin ve ayırımların kendilerine özgü başlıkları mevcuttur. Ancak, bölümlere  numara verilirken, aynen Türk Medenî Kanununda yapıldığı gibi, yürürlükteki Kanundan farklı bir  yol izlenmiştir. Yürürlükteki Kanunda, bölümlerin (bapların) numaraları her kısmı için birden başla­ narak ayrı ayrı verilmediği, numaralama, Kanunun sonuna kadar devam ettirildiği için, Kanun "yirmi  üç" bölümden (baptan) oluşmuştur. Oysa Tasarıda, her kısımda yer alan bölümlere yeni baştan nu­ mara verilmiş, böylece her kısmın kaç bölümden oluştuğu belirtilmek istenmiştir. Meselâ, "Genel  Hükümler" başlığını taşıyan Birinci Kısımda beş bölüm mevcuttur. Bu kısmı izleyen ve "Özel Borç  İlişkileri" başlığını taşıyan İkinci Kısmının ilk bölümünün başlığı "Altıncı Bölüm" değil, "Birinci  Bölüm" olarak isimlendirilmiştir. Oysa, Yürürlükteki Kanunda, aynı bölüm "Altıncı Bap" olarak nu­ maralandırılmıştır. Tasanda, her kısmın ilk bölümünün, bir önceki bölümden gelen numarayı izleye­ cek yerde, yeniden birden başlanarak numaralandırılması, sistematiğe daha uygun görülmüştür.  Böylece, her kısma ait bölümler bir bütün olarak ele alınmış ve her kısmın kaç bölümden oluştuğu  belirlenmiş olmaktadır.  Alışılmış olması bakımından, yürürlükteki Kanunun madde numaralarının aynen korunması, yeni  maddelere a, b ve c gibi harfler verilmesi düşünülmüş ise de, zorunluluk karşısında, bu düşüncenin  gerçekleştirilmesi maalesef mümkün olamamıştır. Böylece, madde numaralandırılması, yürürlükteki  Kanundan farklı olarak yapılmıştır. Aynı zorunluluk, daha önce Türk Medenî Kanunu için de söz  konusu olmuştur. Bu yolun seçilmesindeki zorunluluk, Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde  görüşülmesindeki yöntemle ilgilidir. Tasan "Borçlar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi, Ka­ nuna Bazı Yeni Maddeler Eklenmesi" şeklinde ve bu isim altında düzenlenecek olursa, Tasannın bölüm  bölüm görüşülerek oylanması mümkün olmayacak, her madde tek tek görüşülerek oya sunulacaktır.  Bu ise, verilecek çeşitli değişiklik önergeleriyle Tasannın bütünlüğünü ve sistematiğini bozabilecektir.  Maddelerin konu ve kenar başlıkları, genellikle, yürürlükteki Kanunda olduğu gibi aynen ko­ runmuştur. Ancak, madde metinleri, kaynak İsviçre Borçlar Kanununa uydurulmak ve ifadeler,  günümüzde geçerli Türkçe'ye uygun şekilde anlaştırılmak suretiyle, maddelerin daha kolay anlaşılır  hâle gelmesi sağlanmıştır. Aynca, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununun, tek fıkra hâlinde kaleme  alınmış olan bazı maddeleri, fıkrada birbirinden farklı konuların düzenlendiği göz önünde tutularak,  Tasanda iki fıkraya veya bentlere dönüştürülmüştür. Aynı şekilde, 818 sayılı Borçlar Kanununun, iki  fıkra hâlinde kaleme alınmış olan bazı maddeleri ise, aynı konuya ilişkin bu fıkraların birbiriyle sıkı  bir bağlantı içinde olmaları nedeniyle, Tasarıda tek fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  III. Madde Gerekçeleri  Tasannın büyük bir bölümü, yaklaşık 80 yıldan beri uygulanan, birçok genel eserin, monografinin  ve makalenin konusu olan 818 sayılı Borçlar Kanunundaki maddelerden oluştuğu için, Tasarının her  maddesi ilk kez düzenleniyormuşçasına, ayrıntılı gerekçe yazılmasından özellikle kaçınılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 - Hüküm değişikliği yapılmayan maddelere de ayrıntılı gerekçe yazma çabasının, bazı maddelerin,  sadece belirli bir görüşe göre yorumlanmasının bir sonucu olarak, yeni tartışmalara sebep olabileceği  düşünülmüştür. Mevcut hükümlerin yorumlanıp uygulanma biçiminin nasıl olması gerektiği konusu  da, bu yüzden, öğretiye ve uygulamaya bırakılmıştır.  Tasannın yasalaşması hâlinde, ilk kez uygulanmaları söz konusu olacağı için, 818 sayılı Borçlar  Kanununda yer verilmeyen, yeni hükümlerin düzenlendiği maddelerin gerekçelerinin, daha ayrıntılı  biçimde yazılmasına özen gösterilmiştir.  Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı Borçlar Kanununun maddelerine göre, sistematik yapısı ile met­ ninde yapılan anlaştırma ve düzeltme dışında bir değişiklik yoksa, bu durum, madde gerekçesinin so­ nunda belirtilmiş ve maddede bir hüküm değişikliğinin bulunmadığı açıklanmasına yer verilmiştir.  "Maddenin sistematik yapısı" sözcükleriyle, 818 sayılı Borçlar Kanununda aynı fıkrada düzenlenen  bir konunun, Tasanda ayrı bir fıkrada veya ilişkili olduğu başka bir maddede ya da tek fıkra iken ayrı  fıkralar hâlinde düzenlenmesi kastedilmektedir. Buna karşılık, Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı  Borçlar Kanununun maddelerine göre, bir hüküm değişikliği varsa, böyle maddelerin sonuna, diğer  maddelerin sonunda kullanılan "şablon cümle" yazılmamıştır.  Tasarının, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda da yer verilen maddelerine ait gerekçelerinin so­ nunda, "Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun ... maddesi göz önünde tu­ tulmuştur." şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Ancak, bu cümlede kullanılan ". . .göz önünde tutul­ muştur." şeklinde ibare, Tasarıdaki maddenin, kaynak Kanundaki metnine tam bir uygunluğu ifade  etmediği için, sadece o metinden yararlanıldığı şeklinde anlaşılmalıdır. Tasarıda, kaynak Kanundaki  metinden aynen veya farklı bir şekilde kaleme alınan ya da aynı madde ile ilgili olduğu hâlde, Tasanya  alınmasına gerek görülmeyen maddelerin bulunduğu göz önünde tutulmalıdır.  IV. Tasarının, 818 Sayılı Borçlar Kanununa Göre Hüküm Farklılığı Bulunmayan Düzenlemeleri  1. Tasarının Birinci Kısmında  Tasarının "Genel Hükümler" başlıklı olup, beş bölüme ayrılan Birinci Kısmının Dördüncü  Bölümünde, "Borç İlişkilerinde Özel Durumlar", 161 ilâ 181 inci maddelerde düzenlenmiştir. Söz  konusu düzenlemeler ile yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu arasında bir hüküm farklılığı bu­ lunmamaktadır.  2. Tasarının İkinci Kısmında  Tasarının "Özel Borç İlişkileri" başlıklı olup, onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmında, 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre hüküm farklılığı bulunmayan bölümler, bunların düzenleme konulan ve kap­ sadığı maddeler şunlardır:  Beşinci Bölüm: Bu bölümde, "Ödünç Sözleşmeleri" başlığı altında, "Kullanım Ödüncü" 378 ilâ  384 üncü maddelerde, "Tüketim Ödüncü" ise, 385 ilâ 391 inci maddelerde düzenlenmiştir.  Yedinci Bölüm: "Eser Sözleşmesi"nin düzenlendiği bu bölüm, 470 ilâ 486 ncı maddelerden oluş­ maktadır.  Dokuzuncu Bölüm: Bu bölümde "Vekâlet İlişkileri", 502 ilâ 525 inci maddelerde, üç ayırım  hâlinde düzenlenmiştir. Birinci Ayırımda "Vekâlet Sözleşmesi", İkinci Ayırımda "Kredi Mektubu ve  Kredi Emri", Üçüncü Ayırımda da "Simsarlık Sözleşmesi" yer almıştır.  Onuncu Bölüm: "Vekâletsiz İşgörme"nin düzenlendiği bu bölüm, 526 ilâ 531 inci maddeleri kap­ samaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 5 -
- 4 - Hüküm değişikliği yapılmayan maddelere de ayrıntılı gerekçe yazma çabasının, bazı maddelerin,  sadece belirli bir görüşe göre yorumlanmasının bir sonucu olarak, yeni tartışmalara sebep olabileceği  düşünülmüştür. Mevcut hükümlerin yorumlanıp uygulanma biçiminin nasıl olması gerektiği konusu  da, bu yüzden, öğretiye ve uygulamaya bırakılmıştır.  Tasannın yasalaşması hâlinde, ilk kez uygulanmaları söz konusu olacağı için, 818 sayılı Borçlar  Kanununda yer verilmeyen, yeni hükümlerin düzenlendiği maddelerin gerekçelerinin, daha ayrıntılı  biçimde yazılmasına özen gösterilmiştir.  Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı Borçlar Kanununun maddelerine göre, sistematik yapısı ile met­ ninde yapılan anlaştırma ve düzeltme dışında bir değişiklik yoksa, bu durum, madde gerekçesinin so­ nunda belirtilmiş ve maddede bir hüküm değişikliğinin bulunmadığı açıklanmasına yer verilmiştir.  "Maddenin sistematik yapısı" sözcükleriyle, 818 sayılı Borçlar Kanununda aynı fıkrada düzenlenen  bir konunun, Tasanda ayrı bir fıkrada veya ilişkili olduğu başka bir maddede ya da tek fıkra iken ayrı  fıkralar hâlinde düzenlenmesi kastedilmektedir. Buna karşılık, Tasarıdaki maddelerde, 818 sayılı  Borçlar Kanununun maddelerine göre, bir hüküm değişikliği varsa, böyle maddelerin sonuna, diğer  maddelerin sonunda kullanılan "şablon cümle" yazılmamıştır.  Tasarının, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda da yer verilen maddelerine ait gerekçelerinin so­ nunda, "Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun ... maddesi göz önünde tu­ tulmuştur." şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Ancak, bu cümlede kullanılan ". . .göz önünde tutul­ muştur." şeklinde ibare, Tasarıdaki maddenin, kaynak Kanundaki metnine tam bir uygunluğu ifade  etmediği için, sadece o metinden yararlanıldığı şeklinde anlaşılmalıdır. Tasarıda, kaynak Kanundaki  metinden aynen veya farklı bir şekilde kaleme alınan ya da aynı madde ile ilgili olduğu hâlde, Tasanya  alınmasına gerek görülmeyen maddelerin bulunduğu göz önünde tutulmalıdır.  IV. Tasarının, 818 Sayılı Borçlar Kanununa Göre Hüküm Farklılığı Bulunmayan Düzenlemeleri  1. Tasarının Birinci Kısmında  Tasarının "Genel Hükümler" başlıklı olup, beş bölüme ayrılan Birinci Kısmının Dördüncü  Bölümünde, "Borç İlişkilerinde Özel Durumlar", 161 ilâ 181 inci maddelerde düzenlenmiştir. Söz  konusu düzenlemeler ile yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanunu arasında bir hüküm farklılığı bu­ lunmamaktadır.  2. Tasarının İkinci Kısmında  Tasarının "Özel Borç İlişkileri" başlıklı olup, onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmında, 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre hüküm farklılığı bulunmayan bölümler, bunların düzenleme konulan ve kap­ sadığı maddeler şunlardır:  Beşinci Bölüm: Bu bölümde, "Ödünç Sözleşmeleri" başlığı altında, "Kullanım Ödüncü" 378 ilâ  384 üncü maddelerde, "Tüketim Ödüncü" ise, 385 ilâ 391 inci maddelerde düzenlenmiştir.  Yedinci Bölüm: "Eser Sözleşmesi"nin düzenlendiği bu bölüm, 470 ilâ 486 ncı maddelerden oluş­ maktadır.  Dokuzuncu Bölüm: Bu bölümde "Vekâlet İlişkileri", 502 ilâ 525 inci maddelerde, üç ayırım  hâlinde düzenlenmiştir. Birinci Ayırımda "Vekâlet Sözleşmesi", İkinci Ayırımda "Kredi Mektubu ve  Kredi Emri", Üçüncü Ayırımda da "Simsarlık Sözleşmesi" yer almıştır.  Onuncu Bölüm: "Vekâletsiz İşgörme"nin düzenlendiği bu bölüm, 526 ilâ 531 inci maddeleri kap­ samaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 - Onbirinci Bölüm: Bu bölümde "Komisyon Sözleşmesi", 532 ilâ 546 ncı maddelerde düzenlenmiştir.  Onikinci Bölüm: "Ticari Temsilciler ve Diğer Tacir Yardımcıları"nın düzenlendiği bu bölüm,  547 ilâ 554 üncü maddelerinden oluşmaktadır.  Onüçüncü Bölüm: Bu bölümde "Havale", 555 ilâ 560 ıncı maddelerde düzenlenmiştir.  Ondördüncü Bölüm: "Saklama Sözleşmeleri"nin düzenlendiği bu bölüm, 561 ilâ 580 inci mad­ deleri kapsamaktadır. Bu bölümde "Genel saklama sözleşmesi"nden başka, "Mislî şeylerin saklan­ ması", "Ardiyeciye bırakma" ve "Konaklama yeri, ahır, garaj ve otopark işletenlere bırakma"  sözleşmeleri de düzenlenmiştir.  Onaltıncı Bölüm: Bu bölümde "Kumar ve Bahis", 604 ilâ 606 ncı maddelerde düzenlenmiştir.  Onyedinci Bölüm: "Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri"nin düzenlendiği  bu bölümün Birinci Ayınmında "Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi"ne, 607 ilâ 610 uncu maddelerde; İkinci  Aymmında ise, "Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi"ne, 611 ilâ 619 uncu maddelerde yer verilmiştir.  V. Tasanda Aynen Korunmak Zorunda Kalınan Terimler  Gösterilen bütün çabalara karşın, aşağıdaki bazı terimlere uygun düşebilen arı Türkçe karşılık­ lar bulunamamış, bunları aynen kullanmak zorunda kalınmıştır.  Feragat, tasarruf, rnuacceliyet, menfaat, muvazaa, müteselsil, halefıyet, rücu, mahsup, takip, fer'i,  miktar, tahsil, tazminat, ifa, ibra, kısmî ifa, iradî devir, bedel, zilyetlik, def i , müdahale, şerh, mislî  şey, fesih, hasar. Ayrıca, Tasarıda kullanılan terimlerin, Türk Medenî Kanunu'nun terminolojisi ile  uyumlu olmasına özen gösterilmiştir.  VI. Tasarının, 818 sayılı Borçlar Kanununa Göre Değişiklikleri ve Yenilikleri  1. Genel Olarak  Tasanda, yürürlükteki Kanunda düzenlenmiş olan bazı kurumlarda önemli sayılabilecek değişiklikler  yapılırken, Kanunda düzenlenmiş olmayan bazı konularda yeni kurum ve hükümlere de yer verilmiştir.  Bu değişiklikler, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla yapılırken,  yenilikler yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukuklannda son zamanlarda gerçek­ leşmiş olan değişiklik ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle Tasarı metnine yansıtılmıştır.  2. Şekil ve İfadeye İlişkin Değişiklikler ve Yenilikler  Şekil olarak, yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından ayrılmmış, bölüm ve  maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.  Tasarıda kullanılan dil oldukça anlaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan dile  oranla eskimiş olan ifadeleri, kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Tasarıda, genellikle T.C.  Anayasasında kullanılan dil esas alınmıştır.  Kanunda kullanılan kavram, deyim ve terimler, imkânlar ölçüsünde anlaştırılmış ve Tasarının  tümünde "terim birliğinin sağlanmasına" büyük çaba harcanmıştır. Birçok kavram, deyim ve terim­ ler günümüzde yerleşmiş veya kullanılmaya başlanmış olan ve Türk Medenî Kanununda da yer almış  bulunan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin başlıcalannı aşağıdaki kavram, terim  ve deyimler oluşturmaktadır:  Akit: Sözleşme; Akdin in'ikadı: Sözleşmenin kurulması; Borç münasebeti: Borç ilişkisi; İcap:  Öneri; Gaipler arasında: Hazır olmayanlar arasında; Zımnî kabul: Örtülü kabul; İltizamsız icap:  Bağlayıcı olmayan öneri; İlân suretiyle vaat: İlân yoluyla ödül sözü verme; Rükunlar: Unsurlar; Tahrirî  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 6 -
- 5 - Onbirinci Bölüm: Bu bölümde "Komisyon Sözleşmesi", 532 ilâ 546 ncı maddelerde düzenlenmiştir.  Onikinci Bölüm: "Ticari Temsilciler ve Diğer Tacir Yardımcıları"nın düzenlendiği bu bölüm,  547 ilâ 554 üncü maddelerinden oluşmaktadır.  Onüçüncü Bölüm: Bu bölümde "Havale", 555 ilâ 560 ıncı maddelerde düzenlenmiştir.  Ondördüncü Bölüm: "Saklama Sözleşmeleri"nin düzenlendiği bu bölüm, 561 ilâ 580 inci mad­ deleri kapsamaktadır. Bu bölümde "Genel saklama sözleşmesi"nden başka, "Mislî şeylerin saklan­ ması", "Ardiyeciye bırakma" ve "Konaklama yeri, ahır, garaj ve otopark işletenlere bırakma"  sözleşmeleri de düzenlenmiştir.  Onaltıncı Bölüm: Bu bölümde "Kumar ve Bahis", 604 ilâ 606 ncı maddelerde düzenlenmiştir.  Onyedinci Bölüm: "Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri"nin düzenlendiği  bu bölümün Birinci Ayınmında "Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi"ne, 607 ilâ 610 uncu maddelerde; İkinci  Aymmında ise, "Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi"ne, 611 ilâ 619 uncu maddelerde yer verilmiştir.  V. Tasanda Aynen Korunmak Zorunda Kalınan Terimler  Gösterilen bütün çabalara karşın, aşağıdaki bazı terimlere uygun düşebilen arı Türkçe karşılık­ lar bulunamamış, bunları aynen kullanmak zorunda kalınmıştır.  Feragat, tasarruf, rnuacceliyet, menfaat, muvazaa, müteselsil, halefıyet, rücu, mahsup, takip, fer'i,  miktar, tahsil, tazminat, ifa, ibra, kısmî ifa, iradî devir, bedel, zilyetlik, def i , müdahale, şerh, mislî  şey, fesih, hasar. Ayrıca, Tasarıda kullanılan terimlerin, Türk Medenî Kanunu'nun terminolojisi ile  uyumlu olmasına özen gösterilmiştir.  VI. Tasarının, 818 sayılı Borçlar Kanununa Göre Değişiklikleri ve Yenilikleri  1. Genel Olarak  Tasanda, yürürlükteki Kanunda düzenlenmiş olan bazı kurumlarda önemli sayılabilecek değişiklikler  yapılırken, Kanunda düzenlenmiş olmayan bazı konularda yeni kurum ve hükümlere de yer verilmiştir.  Bu değişiklikler, günümüzde ortaya çıkan bir takım yeni ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla yapılırken,  yenilikler yabancı hukuk sistemlerinde, özellikle İsviçre ve Alman hukuklannda son zamanlarda gerçek­ leşmiş olan değişiklik ve gelişmelerden esinlenmek suretiyle Tasarı metnine yansıtılmıştır.  2. Şekil ve İfadeye İlişkin Değişiklikler ve Yenilikler  Şekil olarak, yürürlükteki Kanunun bölüm ve madde numaralarından ayrılmmış, bölüm ve  maddelere birbirini izleyen yeni numaralar verilmiştir.  Tasarıda kullanılan dil oldukça anlaştırılmış, yürürlükteki Kanunun günümüzde geçerli olan dile  oranla eskimiş olan ifadeleri, kolay anlaşılabilir bir ifadeye dönüştürülmüştür. Tasarıda, genellikle T.C.  Anayasasında kullanılan dil esas alınmıştır.  Kanunda kullanılan kavram, deyim ve terimler, imkânlar ölçüsünde anlaştırılmış ve Tasarının  tümünde "terim birliğinin sağlanmasına" büyük çaba harcanmıştır. Birçok kavram, deyim ve terim­ ler günümüzde yerleşmiş veya kullanılmaya başlanmış olan ve Türk Medenî Kanununda da yer almış  bulunan yeni karşılıkları ile değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin başlıcalannı aşağıdaki kavram, terim  ve deyimler oluşturmaktadır:  Akit: Sözleşme; Akdin in'ikadı: Sözleşmenin kurulması; Borç münasebeti: Borç ilişkisi; İcap:  Öneri; Gaipler arasında: Hazır olmayanlar arasında; Zımnî kabul: Örtülü kabul; İltizamsız icap:  Bağlayıcı olmayan öneri; İlân suretiyle vaat: İlân yoluyla ödül sözü verme; Rükunlar: Unsurlar; Tahrirî  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 - şekil: Yazılı şekil; Mutlak butlan: Kesin hükümsüzlük; Batıl: Hükümsüz; Rızadaki fesat: İrade  bozukluğu; Gabin: Aşırı yararlanma; Hata: Yanılma; Hile: Aldatma; İkrah: Korkutma; Salâhiyeti natık  vesika: Yetki belgesi; İcazet: Onama; Haksız muamele: Haksız fiil; İlliyet: Nedensellik; Iztırar hâli:  Zorunluluk hâli; Ağır Kusur: Kast veya ağır ihmal; Tazminata mahsup: Tazminattan indirme; Tak­ simi kabil olmayan borç: Bölünemeyen borç; Borç ödemeden aciz: İfa güçsüzlüğü; Tediye: Ödeme;  Munzam zarar: Aşkın zarar; Tecdit: Yenileme; Muayyen zamanlarda verilen ivazlar: Dönemsel edimler;  Müruruzaman: Zamanaşımı; Müruruzamanın kat'ı: Zamanaşımının kesilmesi; Müruruzamanın tatili:  Zamanaşımının durması; Talikî şart: Geciktirici koşul; İnfisahı şart: Bozucu koşul; Pey akçesi:  Bağlanma parası; Zamanı rücu: Cayma parası; Cezaî şart: Ceza koşulu; Alacağın temliki: Alacağın  devri; Borcun nakli: Borcun üstlenilmesi; Nef i: Yarar; Semen: Satış bedeli; Ayıba karşı tekeffül: Ayıp­ tan sorumluluk; Zapta karşı teminat:.Zapttan sorumluluk; Bey'i bilvefa: Geri alım hakkı; Şuf a hakkı:  Onalım hakkı; İştira hakkı: Alım hakkı; Tecrübe ve muayene şartıyla satım: Beğenme koşuluyla satış;  Muayene: Gözden geçirme; Müzayede: Artırma yoluyla satış; Tazmin etme: Giderim; Trampa: Mal  değişim sözleşmesi; Mükellefıyetli bağışlama: Yüklemeli bağışlama; Hâsılat kirası: Ürün kirası;  Ariyet: Kullanım ödüncü; Karz: Tüketim ödüncü; İstisna akdi: Eser sözleşmesi; Müteahhit: Yüklenici;  Neşir mukavelesi: Yayım sözleşmesi; Naşir: Yayımcı; Müvekkil: Vekâlet veren; Tellâllık: Simsarlık  sözleşmesi; Vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf: Vekâletsiz işgörme; Komisyon: Komisyon  sözleşmesi; Muhanülaleyh: Havale ödeyicisi; Muhalünleh: Havale alıcısı; Muhil: Havale eden;  Vedia akdi: Saklama sözleşmesi; Mudi: Saklatan; Müstevdi: Saklayan; İstirdat: Geri alma; Yediemine  tevdi: Güvenilir kişiye bırakma; Kaydı hayat ile irat: Ömür boyu gelir; Âdi şirket: Âdi ortaklık.  3. Esasa İlişkin Değişiklikler ve Yenilikler  a) Kanunun Adı Bakımından  Esasa ilişkin en büyük ve en anlamlı değişiklik, Kanunun adında gerçekleştirilmiştir. Bilindiği  üzere, yürürlükteki Kanunun adı "Borçlar Kanunu"dur. Oysa, Medenî Kanun ve hattâ Ticaret Kanunu,  Ceza Kanunu gibi temel kanunlann adlannın başında "Türk" sözcüğü yer aldığı ve bu kanunlar "Türk  Medenî Kanunu", "Türk Ticaret Kanunu" ve "Türk Ceza Kanunu" olarak anıldıkları hâlde, yine bir  temel kanun olan Borçlar Kanununun adının başında "Türk" sözcüğünün yer almamış olmasının se­ bebi açıklanamaz. Bu nedenle, Tasarıda Kanunun adı, "Türk Borçlar Kanunu" olarak ifade edilmiştir.  b) Madde Sayısı Bakımından  Tasarı, 649 maddeden oluşmaktadır. Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 544 maddeden  ibaret olduğu göz önünde tutulduğunda, Tasarı maddelerinin sayısında, 105 maddelik bir artış olduğu  görülmektedir. Bu artış, Tasarıya yeni bazı hükümler eklenmesinden ve yürürlükteki Kanunda da mev­ cut olan bazı hükümlerin, aynı maddede düzenlenmesi yerine, ayrı bir maddede düzenlenmesinin, sis­ tematik bakımdan daha uygun görülmesinden ileri gelmiştir.  c) Madde Metinlerinde Yapılan Düzeltmeler Bakımından  Esasa ilişkin değişikliklerden biri, kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan çeviri yapılırken, yürür­ lükteki Kanunda kullanılmış olan bazı terimlerin gerçek anlamı ifade etmemesi sebebiyle,  düzeltilmeleri olmuştur.  Yürürlükteki Kanunda, gerek başlıklarda, gerek madde metinlerinde daima "borç" terimi kul­ lanılmaktadır. Nitekim, Birinci Bap: Borçlann Teşekkülü, Birinci Fasıl: Akitten Doğan Borçlar, İkinci  Fasıl: Haksız Muamelelerden Doğan Borçlar ve Üçüncü Fasıl: Haksız Bir Fiil ile Mal İktisabından  Doğan Borçlar başlığını taşımaktadır. Aynı şekilde, İkinci Bap: Borçların Hükmü, Üçüncü Bap:  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 7 -
- 6 - şekil: Yazılı şekil; Mutlak butlan: Kesin hükümsüzlük; Batıl: Hükümsüz; Rızadaki fesat: İrade  bozukluğu; Gabin: Aşırı yararlanma; Hata: Yanılma; Hile: Aldatma; İkrah: Korkutma; Salâhiyeti natık  vesika: Yetki belgesi; İcazet: Onama; Haksız muamele: Haksız fiil; İlliyet: Nedensellik; Iztırar hâli:  Zorunluluk hâli; Ağır Kusur: Kast veya ağır ihmal; Tazminata mahsup: Tazminattan indirme; Tak­ simi kabil olmayan borç: Bölünemeyen borç; Borç ödemeden aciz: İfa güçsüzlüğü; Tediye: Ödeme;  Munzam zarar: Aşkın zarar; Tecdit: Yenileme; Muayyen zamanlarda verilen ivazlar: Dönemsel edimler;  Müruruzaman: Zamanaşımı; Müruruzamanın kat'ı: Zamanaşımının kesilmesi; Müruruzamanın tatili:  Zamanaşımının durması; Talikî şart: Geciktirici koşul; İnfisahı şart: Bozucu koşul; Pey akçesi:  Bağlanma parası; Zamanı rücu: Cayma parası; Cezaî şart: Ceza koşulu; Alacağın temliki: Alacağın  devri; Borcun nakli: Borcun üstlenilmesi; Nef i: Yarar; Semen: Satış bedeli; Ayıba karşı tekeffül: Ayıp­ tan sorumluluk; Zapta karşı teminat:.Zapttan sorumluluk; Bey'i bilvefa: Geri alım hakkı; Şuf a hakkı:  Onalım hakkı; İştira hakkı: Alım hakkı; Tecrübe ve muayene şartıyla satım: Beğenme koşuluyla satış;  Muayene: Gözden geçirme; Müzayede: Artırma yoluyla satış; Tazmin etme: Giderim; Trampa: Mal  değişim sözleşmesi; Mükellefıyetli bağışlama: Yüklemeli bağışlama; Hâsılat kirası: Ürün kirası;  Ariyet: Kullanım ödüncü; Karz: Tüketim ödüncü; İstisna akdi: Eser sözleşmesi; Müteahhit: Yüklenici;  Neşir mukavelesi: Yayım sözleşmesi; Naşir: Yayımcı; Müvekkil: Vekâlet veren; Tellâllık: Simsarlık  sözleşmesi; Vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf: Vekâletsiz işgörme; Komisyon: Komisyon  sözleşmesi; Muhanülaleyh: Havale ödeyicisi; Muhalünleh: Havale alıcısı; Muhil: Havale eden;  Vedia akdi: Saklama sözleşmesi; Mudi: Saklatan; Müstevdi: Saklayan; İstirdat: Geri alma; Yediemine  tevdi: Güvenilir kişiye bırakma; Kaydı hayat ile irat: Ömür boyu gelir; Âdi şirket: Âdi ortaklık.  3. Esasa İlişkin Değişiklikler ve Yenilikler  a) Kanunun Adı Bakımından  Esasa ilişkin en büyük ve en anlamlı değişiklik, Kanunun adında gerçekleştirilmiştir. Bilindiği  üzere, yürürlükteki Kanunun adı "Borçlar Kanunu"dur. Oysa, Medenî Kanun ve hattâ Ticaret Kanunu,  Ceza Kanunu gibi temel kanunlann adlannın başında "Türk" sözcüğü yer aldığı ve bu kanunlar "Türk  Medenî Kanunu", "Türk Ticaret Kanunu" ve "Türk Ceza Kanunu" olarak anıldıkları hâlde, yine bir  temel kanun olan Borçlar Kanununun adının başında "Türk" sözcüğünün yer almamış olmasının se­ bebi açıklanamaz. Bu nedenle, Tasarıda Kanunun adı, "Türk Borçlar Kanunu" olarak ifade edilmiştir.  b) Madde Sayısı Bakımından  Tasarı, 649 maddeden oluşmaktadır. Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununun 544 maddeden  ibaret olduğu göz önünde tutulduğunda, Tasarı maddelerinin sayısında, 105 maddelik bir artış olduğu  görülmektedir. Bu artış, Tasarıya yeni bazı hükümler eklenmesinden ve yürürlükteki Kanunda da mev­ cut olan bazı hükümlerin, aynı maddede düzenlenmesi yerine, ayrı bir maddede düzenlenmesinin, sis­ tematik bakımdan daha uygun görülmesinden ileri gelmiştir.  c) Madde Metinlerinde Yapılan Düzeltmeler Bakımından  Esasa ilişkin değişikliklerden biri, kaynak İsviçre Borçlar Kanunundan çeviri yapılırken, yürür­ lükteki Kanunda kullanılmış olan bazı terimlerin gerçek anlamı ifade etmemesi sebebiyle,  düzeltilmeleri olmuştur.  Yürürlükteki Kanunda, gerek başlıklarda, gerek madde metinlerinde daima "borç" terimi kul­ lanılmaktadır. Nitekim, Birinci Bap: Borçlann Teşekkülü, Birinci Fasıl: Akitten Doğan Borçlar, İkinci  Fasıl: Haksız Muamelelerden Doğan Borçlar ve Üçüncü Fasıl: Haksız Bir Fiil ile Mal İktisabından  Doğan Borçlar başlığını taşımaktadır. Aynı şekilde, İkinci Bap: Borçların Hükmü, Üçüncü Bap:  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 - Borçların Sükûtu, Dördüncü Bap: Borçların Nev'ileri başlığı altında düzenlenmiştir. Yürürlükteki Ka­ nunda kullanılan "borç" terimi ile, taraflar arasındaki ilişkiden doğan dar anlamdaki borçlardan (dette)  her biri değil, geniş anlamdaki borç, yani taraflar arasında kurulmuş olan hukukî ilişki; gerçek adıyla  "borç ilişkisi" (obligation) ifade edilmek istenmektedir. Nitekim, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda  da borç ilişkisi (obligation) sözcüğü kullanılmıştır. Alman Medenî Kanununda da, aynı şekilde borç  ilişkisi (Schuldverhaeltnis) terimi kullanılmaktadır. Bu sebeple, yürürlükteki Kanunda kullanılmış olan  bu terim yanlışlıkları düzeltilmiş ve "Borçların Teşekkülü" yerine, "Borç İlişkisinin Kay- nakları'7'Akitten Doğan Borçlar" yerine, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri", "Haksız Muameleler­ den Doğan Borçlar" yerine, "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri", "Haksız bir Fiil ile Mal İkti­ sabından Doğan Borçlar" yerine, "Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri","Borçların  Hükmü" yerine, "Borç İlişkisinin Hükümleri" şeklindeki ifadelere yer verilmiş, "Borçların Sukutu"  ifadesi ise, "Borçlann ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi" şeklinde arılaştınlmıştır. Aynı şekilde, yürür­ lükteki Kanunun 182 ilâ 541 inci maddelerini kapsayan İkinci Kısmının başlığında kullanılan "Akdin  Muhtelif Nevileri" ibaresi, bu kısımda düzenlenen ilişkilerin hepsinin akit (sözleşme) olmaması se­ bebiyle doğru olmadığından, bu başlık, Tasarıda "Özel Borç İlişkileri" olarak ifade edilmiştir.  d) Yeni Hükümlere Yer Verilmesi Bakımından  aa) Genel Hükümlerde  Tasarının "Genel Hükümler" başlıklı olup, beş bölüme ayrılan Birinci Kısmındaki yeni hüküm­ ler ve içerikleri, her bir bölüm itibarıyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, Tasarının Birinci Kısmının  Dördüncü Bölümünde, yukarıda (IV altında) da belirtildiği gibi, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Ka­ nununda mevcut olmayan yeni bir hükme yer verilmemiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Kaynakları  Madde 7 (4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi)  "Genel Hükümler" başlıklı Birinci Kısmın "Borç İlişkisinin Kaynaklan" başlığını taşıyan Birinci  Bölümünün Birinci Ayırımında "Sözleşmenin Kurulması" konusunda yeni bir hüküm, "Ismarlan­ mayan şeyin gönderilmesi" kenar başlığını taşıyan 7 nci maddedir. Yürürlükteki Kanunda bulunmayan  bu yeni hükümle, ısmarlanmadığı hâlde bir mal göndermenin öneri sayılmayacağı yasal bir tercih  olarak kabul edilmiş, böyle bir şeyi alan kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü ol­ mayacağı açıkça ifade edilmiş ve ısmarlanmayan şeyin yanlışlıkla gönderildiğinin anlaşılması duru­ munda, onu alana, uygun bir sürede gönderene haber verme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu maddeyle,  kişilerin, arzu etmedikleri hâlde kendilerine gönderilmiş olan bir şeyi geri göndermek veya saklamak  zorunda bırakılmaları önlenmek istenmiştir.  Madde 14 ve 15 (Yazılı şeklin unsurları ve imza)  Tasarıdaki yeniliklerden biri, yazılı şekil konusunda Tasarının 14 ve 15 inci maddelerinde yer  almaktadır. 14 üncü maddenin ikinci fıkrasına, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile uyumlu olarak,  güvenli elektronik imzayla veya teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim  araçlan ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil yerine geçeceği hükmü eklenmiştir. Buna  bağlı bir diğer yenilik ise, 15 inci maddenin birinci fıkrasına eklenen "güvenli elektronik imzanın da  el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukukî sonuçlannı doğuracağına" ilişkin hükümdür. Aynı maddede,  "açığa atılan imza'yla ilgili yeni bir hükme de yer verilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 8 -
- 7 - Borçların Sükûtu, Dördüncü Bap: Borçların Nev'ileri başlığı altında düzenlenmiştir. Yürürlükteki Ka­ nunda kullanılan "borç" terimi ile, taraflar arasındaki ilişkiden doğan dar anlamdaki borçlardan (dette)  her biri değil, geniş anlamdaki borç, yani taraflar arasında kurulmuş olan hukukî ilişki; gerçek adıyla  "borç ilişkisi" (obligation) ifade edilmek istenmektedir. Nitekim, kaynak İsviçre Borçlar Kanununda  da borç ilişkisi (obligation) sözcüğü kullanılmıştır. Alman Medenî Kanununda da, aynı şekilde borç  ilişkisi (Schuldverhaeltnis) terimi kullanılmaktadır. Bu sebeple, yürürlükteki Kanunda kullanılmış olan  bu terim yanlışlıkları düzeltilmiş ve "Borçların Teşekkülü" yerine, "Borç İlişkisinin Kay- nakları'7'Akitten Doğan Borçlar" yerine, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri", "Haksız Muameleler­ den Doğan Borçlar" yerine, "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri", "Haksız bir Fiil ile Mal İkti­ sabından Doğan Borçlar" yerine, "Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri","Borçların  Hükmü" yerine, "Borç İlişkisinin Hükümleri" şeklindeki ifadelere yer verilmiş, "Borçların Sukutu"  ifadesi ise, "Borçlann ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi" şeklinde arılaştınlmıştır. Aynı şekilde, yürür­ lükteki Kanunun 182 ilâ 541 inci maddelerini kapsayan İkinci Kısmının başlığında kullanılan "Akdin  Muhtelif Nevileri" ibaresi, bu kısımda düzenlenen ilişkilerin hepsinin akit (sözleşme) olmaması se­ bebiyle doğru olmadığından, bu başlık, Tasarıda "Özel Borç İlişkileri" olarak ifade edilmiştir.  d) Yeni Hükümlere Yer Verilmesi Bakımından  aa) Genel Hükümlerde  Tasarının "Genel Hükümler" başlıklı olup, beş bölüme ayrılan Birinci Kısmındaki yeni hüküm­ ler ve içerikleri, her bir bölüm itibarıyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, Tasarının Birinci Kısmının  Dördüncü Bölümünde, yukarıda (IV altında) da belirtildiği gibi, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Ka­ nununda mevcut olmayan yeni bir hükme yer verilmemiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Kaynakları  Madde 7 (4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi)  "Genel Hükümler" başlıklı Birinci Kısmın "Borç İlişkisinin Kaynaklan" başlığını taşıyan Birinci  Bölümünün Birinci Ayırımında "Sözleşmenin Kurulması" konusunda yeni bir hüküm, "Ismarlan­ mayan şeyin gönderilmesi" kenar başlığını taşıyan 7 nci maddedir. Yürürlükteki Kanunda bulunmayan  bu yeni hükümle, ısmarlanmadığı hâlde bir mal göndermenin öneri sayılmayacağı yasal bir tercih  olarak kabul edilmiş, böyle bir şeyi alan kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü ol­ mayacağı açıkça ifade edilmiş ve ısmarlanmayan şeyin yanlışlıkla gönderildiğinin anlaşılması duru­ munda, onu alana, uygun bir sürede gönderene haber verme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu maddeyle,  kişilerin, arzu etmedikleri hâlde kendilerine gönderilmiş olan bir şeyi geri göndermek veya saklamak  zorunda bırakılmaları önlenmek istenmiştir.  Madde 14 ve 15 (Yazılı şeklin unsurları ve imza)  Tasarıdaki yeniliklerden biri, yazılı şekil konusunda Tasarının 14 ve 15 inci maddelerinde yer  almaktadır. 14 üncü maddenin ikinci fıkrasına, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu ile uyumlu olarak,  güvenli elektronik imzayla veya teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim  araçlan ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil yerine geçeceği hükmü eklenmiştir. Buna  bağlı bir diğer yenilik ise, 15 inci maddenin birinci fıkrasına eklenen "güvenli elektronik imzanın da  el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukukî sonuçlannı doğuracağına" ilişkin hükümdür. Aynı maddede,  "açığa atılan imza'yla ilgili yeni bir hükme de yer verilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 - Madde 20 ilâ Madde 25 (Genel işlem koşullan)  Tasarıyla getirilen çok önemli yeniliklerden biri de "Genel İşlem Koşulları"dır. Yürürlükteki Ka­ nunda bulunmayan, fakat günümüzde ihtiyacı şiddetle hissedilen ve yabancı hukuk sistemlerinde,  meselâ, Alman hukukunda "Genel İşlem Şartları Hakkında Kanun" adıyla özel bir kanun tarafından  ayillltili d i L y ı y ı n ı \ a w uu/.vıuvn̂ u u u ı v u ı u n ı , l a j u ı ı u u ı ı a z.^ ı ı ı v ı ı ı ı a u u L i L i a ı a a ı ı ı u a , a ı t ı iiıauueyıe  düzenlenmiştir. Bu düzenleme yapılırken, yabancı kaynaklardan yararlanılmış ve bu konuda bilim­ sel çalışma yapanların da görüşleri alınmıştır.  Borçlar Kanunumuz, bireysel sözleşme modeline dayanmaktadır. Bireysel sözleşme denilince,  Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı maddeleri anlamında öneri, öneriye karşı öneri ve kabul gibi  aşamaların sonunda, irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin  her hükmünün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak, çağımızın sosyal  ve ekonomik gelişmeleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve yığınlar için üretim zorun­ luluğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak bireysel sözleşme modeli yanında, kitle sözleşmesi veya for­ müler sözleşme denilen, yeni bir sözleşme modeli ortaya çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seya­ hat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim malları üretimi ve pazarlaması yapan teşebbüsler, bireysel  sözleşmelerin kurulmasından önce, soyut olarak tek yanlı kaleme alınmış sözleşme koşulları hazır­ lamakta ve bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, fakat aynı şekil ve tipteki hukukî işlemleri  düzenlemektedirler. İşte, önceden hazırlanan tipik sözleşme koşulları için genel işlem koşulları terimi  kullanılmakta; bu tip sözleşmelere "kitle sözleşme", "katılmalı sözleşme" ya da "formüler sözleşme"  denilmektedir. Kitlelere, yığınlara yönelik bu sözleşmelerde, sözleşmenin kurulması ile ilgili  görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu değildir. Hattâ, çoğu zaman fiyat konusu bile, tarifelerle  belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır. Girişimci karşısında diğer sözleşen, ya karşı tarafın  koşullan içinde sözleşmeyi kuracak ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim ya da hizmetten yarar­ lanmayacaktır. Başka bir ifadeyle, sözleşmenin diğer tarafını oluşturan birey, önüne hazır getirilen  metin karşısında "evet" ya da "hayır" diyebilecek, "evet, ama" seçeneğinden yoksun olacaktır.  Hizmet ya da edimden hiç yararlanmama söz konusu olamayacağına göre, "evet, ama" deme  imkânının olmaması karşısında, bireyin, bu türden sözleşmeler uygulamasında yasalarla korunması  gereği ve zorunluluğu ortadadır. İşte, Borçlar Kanunumuzun tümüyle değiştirilmesine ilişkin olarak  hazırlanan Tasanda, genel işlem koşullannm tâbi olduğu geçerlilik kurallan ile bunlara aykınlığın yap­ tırımları ve genel işlem koşullarının yorumlanması gibi konular açıklığa kavuşturulmuş ve tüm  sözleşmeleri kapsayacak şekilde, genel hükümler kısmında emredici biçimde düzenlenmiştir.  "Borç İlişkisinin Kaynakları" bölümünün "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" başlığını  taşıyan İkinci Ayırımında, yürürlükte bulunan Kanundaki hükümlerden pek çoğu aynen alınmış ol­ makla birlikte, bazı yeni düzenlemelere de yer verilmiştir.  Madde 59 (V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu / 1. Sebeplerin yarışması)  Tasarının 59 uncu maddesinde, "Sorumluluk sebeplerinin çokluğu" başlığı altında, sorumluluk  sebeplerinin yarışması konusunda yeni bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme ile, öğreti ve uygu­ lamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, bir kişinin sorumluluğunun birden çok hukukî se­ bebe dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine bir hüküm yoksa, zarar görene en iyi  giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesi öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 9 -
- 8 - Madde 20 ilâ Madde 25 (Genel işlem koşullan)  Tasarıyla getirilen çok önemli yeniliklerden biri de "Genel İşlem Koşulları"dır. Yürürlükteki Ka­ nunda bulunmayan, fakat günümüzde ihtiyacı şiddetle hissedilen ve yabancı hukuk sistemlerinde,  meselâ, Alman hukukunda "Genel İşlem Şartları Hakkında Kanun" adıyla özel bir kanun tarafından  ayillltili d i L y ı y ı n ı \ a w uu/.vıuvn̂ u u u ı v u ı u n ı , l a j u ı ı u u ı ı a z.^ ı ı ı v ı ı ı ı a u u L i L i a ı a a ı ı ı u a , a ı t ı iiıauueyıe  düzenlenmiştir. Bu düzenleme yapılırken, yabancı kaynaklardan yararlanılmış ve bu konuda bilim­ sel çalışma yapanların da görüşleri alınmıştır.  Borçlar Kanunumuz, bireysel sözleşme modeline dayanmaktadır. Bireysel sözleşme denilince,  Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı maddeleri anlamında öneri, öneriye karşı öneri ve kabul gibi  aşamaların sonunda, irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin  her hükmünün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak, çağımızın sosyal  ve ekonomik gelişmeleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve yığınlar için üretim zorun­ luluğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak bireysel sözleşme modeli yanında, kitle sözleşmesi veya for­ müler sözleşme denilen, yeni bir sözleşme modeli ortaya çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seya­ hat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim malları üretimi ve pazarlaması yapan teşebbüsler, bireysel  sözleşmelerin kurulmasından önce, soyut olarak tek yanlı kaleme alınmış sözleşme koşulları hazır­ lamakta ve bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, fakat aynı şekil ve tipteki hukukî işlemleri  düzenlemektedirler. İşte, önceden hazırlanan tipik sözleşme koşulları için genel işlem koşulları terimi  kullanılmakta; bu tip sözleşmelere "kitle sözleşme", "katılmalı sözleşme" ya da "formüler sözleşme"  denilmektedir. Kitlelere, yığınlara yönelik bu sözleşmelerde, sözleşmenin kurulması ile ilgili  görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu değildir. Hattâ, çoğu zaman fiyat konusu bile, tarifelerle  belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır. Girişimci karşısında diğer sözleşen, ya karşı tarafın  koşullan içinde sözleşmeyi kuracak ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim ya da hizmetten yarar­ lanmayacaktır. Başka bir ifadeyle, sözleşmenin diğer tarafını oluşturan birey, önüne hazır getirilen  metin karşısında "evet" ya da "hayır" diyebilecek, "evet, ama" seçeneğinden yoksun olacaktır.  Hizmet ya da edimden hiç yararlanmama söz konusu olamayacağına göre, "evet, ama" deme  imkânının olmaması karşısında, bireyin, bu türden sözleşmeler uygulamasında yasalarla korunması  gereği ve zorunluluğu ortadadır. İşte, Borçlar Kanunumuzun tümüyle değiştirilmesine ilişkin olarak  hazırlanan Tasanda, genel işlem koşullannm tâbi olduğu geçerlilik kurallan ile bunlara aykınlığın yap­ tırımları ve genel işlem koşullarının yorumlanması gibi konular açıklığa kavuşturulmuş ve tüm  sözleşmeleri kapsayacak şekilde, genel hükümler kısmında emredici biçimde düzenlenmiştir.  "Borç İlişkisinin Kaynakları" bölümünün "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" başlığını  taşıyan İkinci Ayırımında, yürürlükte bulunan Kanundaki hükümlerden pek çoğu aynen alınmış ol­ makla birlikte, bazı yeni düzenlemelere de yer verilmiştir.  Madde 59 (V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu / 1. Sebeplerin yarışması)  Tasarının 59 uncu maddesinde, "Sorumluluk sebeplerinin çokluğu" başlığı altında, sorumluluk  sebeplerinin yarışması konusunda yeni bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme ile, öğreti ve uygu­ lamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, bir kişinin sorumluluğunun birden çok hukukî se­ bebe dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine bir hüküm yoksa, zarar görene en iyi  giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesi öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 - Madde 60 ve 61 (Müteselsil sorumluluk)  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hâl için "eksik teselsül",  aynı Kanunun 50 nci maddesindeki hâl için de "tam teselsül" şeklinde yapılan ayınmın öğretide eleştirildiği  göz önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar  Kanununun ikili teselsül sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül durumu bir bütün olarak değer­ lendirilip, aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.  Müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının  60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Söz konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü tutulacağı tazminat miktarı, tek  başına sorumlu olması durumunda yükümlü tutulacağı tazminat miktarından fazla olamaz. Bu yeni  düzenlemeyle, müteselsil sorumlulardan her birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerek­ tiren nedenlerin, dış ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiştir.  Madde 64 (B. Kusursuz sorumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu)  Tasarının 64 üncü maddesindeki "Hakkaniyet sorumluluğu", Tasarıda kusursuz sorumluluk  hâllerinin ilki olarak, 818 sayılı Borçlar Kanunundan kısmen farklı biçimde düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, tarafların ekonomik durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet  gerektiriyorsa, hâkimin, zarar verenin kuşum olmasa bile, sebep olduğu zararın uygun şekilde giderilme­ sine karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinde  sadece ayırt etme gücünden yoksun olanların (yani kusurlu olmaları söz konusu edilemeyecek kişi­ lerin) hakkaniyet sorumluluğuna tâbi oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir. Ayırt  etme gücüne sahip olmakla birlikte kuşum olmaksızın başkalanna zarar verenlerin de, taraflann ekonomik  durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.  Madde 70 (III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme)  Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun  öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek  yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun genel  ilkesinin ve koşullarının düzenlenmesi uygun görülmüştür. Yürürlükteki Kanunda, genel hükümler  arasında böyle bir düzenleme yapılmamış olmakla birlikte, Tasarıda, kusursuz sorumluluk hâlleri ile  ilgili sistematik bütünlüğün sağlanması ve özel kanunî düzenleme yapılması beklenmeksizin, gerek­ tiğinde mahkeme kararlarıyla, tehlike sorumluluğunun kabulünün mümkün kılınması amaçlanmıştır.  Madde 71 (c. Zamanaşımı / 1 . Kural)  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinde, on yıllık uzun zamanaşımı süresi için kul­ lanılan "zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren" şeklindeki ibarenin, haksız fiilin "zarar" unsuru  gerçekleşmedikçe, fiilin işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse geçsin, haksız fiil nedeniyle  tazminat isteminin zamanaşımına uğramayacağı şeklinde yorumlanmasını önlemek amacıyla, bu ibare  Tasarının 71 inci maddesinde, "her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak" şeklinde değiştirilmiş  ve bu değişiklik göz önünde tutularak 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıllık uzun zamanaşımı  süresinin de, yirmi yıla çıkarılması öngörülmüştür. Nitekim, haksız fiil zamanaşımı süreleri olarak Al­ man Medenî Kanununun (BGB) 852 nci maddesinde on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 10 -
- 9 - Madde 60 ve 61 (Müteselsil sorumluluk)  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hâl için "eksik teselsül",  aynı Kanunun 50 nci maddesindeki hâl için de "tam teselsül" şeklinde yapılan ayınmın öğretide eleştirildiği  göz önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar  Kanununun ikili teselsül sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül durumu bir bütün olarak değer­ lendirilip, aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.  Müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının  60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Söz konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü tutulacağı tazminat miktarı, tek  başına sorumlu olması durumunda yükümlü tutulacağı tazminat miktarından fazla olamaz. Bu yeni  düzenlemeyle, müteselsil sorumlulardan her birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerek­ tiren nedenlerin, dış ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiştir.  Madde 64 (B. Kusursuz sorumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu)  Tasarının 64 üncü maddesindeki "Hakkaniyet sorumluluğu", Tasarıda kusursuz sorumluluk  hâllerinin ilki olarak, 818 sayılı Borçlar Kanunundan kısmen farklı biçimde düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, tarafların ekonomik durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet  gerektiriyorsa, hâkimin, zarar verenin kuşum olmasa bile, sebep olduğu zararın uygun şekilde giderilme­ sine karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinde  sadece ayırt etme gücünden yoksun olanların (yani kusurlu olmaları söz konusu edilemeyecek kişi­ lerin) hakkaniyet sorumluluğuna tâbi oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir. Ayırt  etme gücüne sahip olmakla birlikte kuşum olmaksızın başkalanna zarar verenlerin de, taraflann ekonomik  durumları göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.  Madde 70 (III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme)  Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun  öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek  yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun genel  ilkesinin ve koşullarının düzenlenmesi uygun görülmüştür. Yürürlükteki Kanunda, genel hükümler  arasında böyle bir düzenleme yapılmamış olmakla birlikte, Tasarıda, kusursuz sorumluluk hâlleri ile  ilgili sistematik bütünlüğün sağlanması ve özel kanunî düzenleme yapılması beklenmeksizin, gerek­ tiğinde mahkeme kararlarıyla, tehlike sorumluluğunun kabulünün mümkün kılınması amaçlanmıştır.  Madde 71 (c. Zamanaşımı / 1 . Kural)  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinde, on yıllık uzun zamanaşımı süresi için kul­ lanılan "zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren" şeklindeki ibarenin, haksız fiilin "zarar" unsuru  gerçekleşmedikçe, fiilin işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse geçsin, haksız fiil nedeniyle  tazminat isteminin zamanaşımına uğramayacağı şeklinde yorumlanmasını önlemek amacıyla, bu ibare  Tasarının 71 inci maddesinde, "her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak" şeklinde değiştirilmiş  ve bu değişiklik göz önünde tutularak 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıllık uzun zamanaşımı  süresinin de, yirmi yıla çıkarılması öngörülmüştür. Nitekim, haksız fiil zamanaşımı süreleri olarak Al­ man Medenî Kanununun (BGB) 852 nci maddesinde on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 - Madde 72 (II. Rücu isteminde zamanaşımı)  Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm ile,  tazminat yükümlüsünün zarar görenin uğradığı zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu  hakkının tâbi olduğu zamanaşımı süresine ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu konuda  özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın karşılanması amaçlanmıştır.  Madde 75 (III. Geçici ödemeler)  Bu yeni düzenlemeyle, meselâ, hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak dummda bulunmakla  birlikte, somut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve  tazminat yükümlüsünün, uğradığı zarardan sorumluluğunu hâkime sunduğu inandırıcı kanıtlarla or­ taya koyan zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sun­ ması ve ekonomik durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda,  hâkime, istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verme yetkisi  tanınmıştır. Ancak, bu düzenlemeyle, geçici ödeme kararıyla, kesin hüküm sonucunun, eda amaçlı  bir ihtiyatî tedbir aracılığıyla elde edilmesinin amaçlanmadığı belirtilmelidir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca zarar görene yapılan geçici  ödemelerin nihaî kararda hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar görenin açtığı davanın  reddine karar verilmesi durumunda ise, hâkim tarafından, aynı davada, davacının aldığı geçici  ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine hükmedileceği öngörülmektedir.  İKİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Hükümleri  Madde 87 (Faiz) ve Madde 119 (Temerrüt faizi)  "Borç İlişkisinin Hükümleri" başlığını taşıyan İkinci Bölümde, "Faiz" kenar başlığını taşıyan  87 nci maddenin içeriği ile "Temerrüt faizi" kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddenin düzenlen­ mesinde, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yapılan son değişiklik dikkate  alınarak, faiz oranının belirlenmesi, yürürlükteki mevzuata bırakılmıştır.  Madde 125 (Sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdü)  Borçlunun temerrüdünün sürekli edimli sözleşmelere ilişkin sonucu, yeni bir madde olarak,  Tasarının 125 inci maddesinde düzenlenmiştir.  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı  Madde 131 (B. İbra)  818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci mad­ desinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygula­ mada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir ek­ sikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 136 (II. Kısmî ifa imkânsızlığı)  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinde borcu sona erdiren sebepler arasında sadece  tam imkânsızlığın düzenlenmesi nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının  ayrı bir maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. ı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 11 -
- 1 0 - Madde 72 (II. Rücu isteminde zamanaşımı)  Yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu hüküm ile,  tazminat yükümlüsünün zarar görenin uğradığı zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu  hakkının tâbi olduğu zamanaşımı süresine ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu konuda  özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın karşılanması amaçlanmıştır.  Madde 75 (III. Geçici ödemeler)  Bu yeni düzenlemeyle, meselâ, hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak dummda bulunmakla  birlikte, somut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve  tazminat yükümlüsünün, uğradığı zarardan sorumluluğunu hâkime sunduğu inandırıcı kanıtlarla or­ taya koyan zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sun­ ması ve ekonomik durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda,  hâkime, istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verme yetkisi  tanınmıştır. Ancak, bu düzenlemeyle, geçici ödeme kararıyla, kesin hüküm sonucunun, eda amaçlı  bir ihtiyatî tedbir aracılığıyla elde edilmesinin amaçlanmadığı belirtilmelidir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca zarar görene yapılan geçici  ödemelerin nihaî kararda hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar görenin açtığı davanın  reddine karar verilmesi durumunda ise, hâkim tarafından, aynı davada, davacının aldığı geçici  ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine hükmedileceği öngörülmektedir.  İKİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Hükümleri  Madde 87 (Faiz) ve Madde 119 (Temerrüt faizi)  "Borç İlişkisinin Hükümleri" başlığını taşıyan İkinci Bölümde, "Faiz" kenar başlığını taşıyan  87 nci maddenin içeriği ile "Temerrüt faizi" kenar başlığını taşıyan 119 uncu maddenin düzenlen­ mesinde, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda yapılan son değişiklik dikkate  alınarak, faiz oranının belirlenmesi, yürürlükteki mevzuata bırakılmıştır.  Madde 125 (Sürekli edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdü)  Borçlunun temerrüdünün sürekli edimli sözleşmelere ilişkin sonucu, yeni bir madde olarak,  Tasarının 125 inci maddesinde düzenlenmiştir.  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı  Madde 131 (B. İbra)  818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci mad­ desinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygula­ mada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir ek­ sikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 136 (II. Kısmî ifa imkânsızlığı)  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinde borcu sona erdiren sebepler arasında sadece  tam imkânsızlığın düzenlenmesi nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının  ayrı bir maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. ı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 - Madde 137 (III. Aşırı ifa güçlüğü)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın 137 nci maddesinde, aşırı ifa güçlüğü konusundaki bu yeni düzenleme, öğreti ve uygu­ lamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem  temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan  uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır.  Ancak, aşın ifa güçlüğü hâlinde, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının  kullanılması, maddede ve gerekçesinde belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır.  BEŞİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri  Bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan Medenî Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu maddelerinde,  sözleşmenin devri ve sözleşmeye katılma; 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 66 ncı maddesi ile 4735  sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 16 ncı maddesinde ise, sözleşmenin devri düzenlenmiştir.  Bu hukukî yapıların, Türk öğreti ve uygulamasında da açıkça kabul edildiği göz önünde tutularak,  Tasarının Beşinci Bölümünde, borca katılma yanında, sözleşmenin devri ile sözleşmeye katılmanın  da düzenlenmesi uygun görülmüştür.  Madde 200 (E. Borca katılma)  Bilindiği gibi, borcun üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini  yeni borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta, "katılan" da borçlu  ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katıl­ manın, "Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri" başlığını taşıyan Beşinci Bölümünün 200 üncü mad­ desinde, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması yerinde görülmüştür.  Madde 204 (A. Sözleşmenin devri)  "Sözleşmenin devri", Tasarının 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında, "sözleşmeyi devralan  ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma  sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlannı devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmaktadır.  Madde 205 (B. Sözleşmeye katılma)  "Sözleşmeye katılma", Tasarının 205 inci maddesinin birinci fıkrasında, "mevcut bir sözleşmeye  taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve  katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran  bir anlaşma" olarak tanımlanmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmeye katılmanın hukukî  sonuçları, son fıkrasında ise, şekli düzenlenmektedir.  bb) Özel borç ilişkilerinde  Tasarının "Özel Borç İlişkileri" başlıklı olup, onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmındaki yeni  hükümler ve içerikleri, her bir bölüm itibanyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, yukarıda (IV altında)  da belirtildiği gibi, Tasarının İkinci Kısmının Üçüncü, Beşinci, Yedinci, Dokuzuncu ilâ Ondördüncü,  Onaltıncı ve Onyedinci Bölümlerinde, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda mevcut olmayan  yeni bir hükme yer verilmemiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Satış Sözleşmesi  "Özel Borç İlişkileri" başlıklı İkinci Kısmın "Satış Sözleşmesi" başlığını taşıyan Birinci  Bölümün Üçüncü Ayırımında "Satış İlişkisini Doğuran Haklar" başlığı altındaki 237, 238, 239, 240  ve 241 inci maddelerde, yürürlükteki Kanunda yer almayan yeni düzenlemeler yapılmış, özellikle
Sayfa 12 -
- 1 1 - Madde 137 (III. Aşırı ifa güçlüğü)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın 137 nci maddesinde, aşırı ifa güçlüğü konusundaki bu yeni düzenleme, öğreti ve uygu­ lamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem  temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan  uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır.  Ancak, aşın ifa güçlüğü hâlinde, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının  kullanılması, maddede ve gerekçesinde belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır.  BEŞİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri  Bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan Medenî Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu maddelerinde,  sözleşmenin devri ve sözleşmeye katılma; 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 66 ncı maddesi ile 4735  sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 16 ncı maddesinde ise, sözleşmenin devri düzenlenmiştir.  Bu hukukî yapıların, Türk öğreti ve uygulamasında da açıkça kabul edildiği göz önünde tutularak,  Tasarının Beşinci Bölümünde, borca katılma yanında, sözleşmenin devri ile sözleşmeye katılmanın  da düzenlenmesi uygun görülmüştür.  Madde 200 (E. Borca katılma)  Bilindiği gibi, borcun üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini  yeni borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta, "katılan" da borçlu  ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katıl­ manın, "Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri" başlığını taşıyan Beşinci Bölümünün 200 üncü mad­ desinde, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması yerinde görülmüştür.  Madde 204 (A. Sözleşmenin devri)  "Sözleşmenin devri", Tasarının 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında, "sözleşmeyi devralan  ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma  sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlannı devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmaktadır.  Madde 205 (B. Sözleşmeye katılma)  "Sözleşmeye katılma", Tasarının 205 inci maddesinin birinci fıkrasında, "mevcut bir sözleşmeye  taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve  katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran  bir anlaşma" olarak tanımlanmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmeye katılmanın hukukî  sonuçları, son fıkrasında ise, şekli düzenlenmektedir.  bb) Özel borç ilişkilerinde  Tasarının "Özel Borç İlişkileri" başlıklı olup, onsekiz bölüme ayrılan İkinci Kısmındaki yeni  hükümler ve içerikleri, her bir bölüm itibanyla, aşağıda özetlenmiştir. Ancak, yukarıda (IV altında)  da belirtildiği gibi, Tasarının İkinci Kısmının Üçüncü, Beşinci, Yedinci, Dokuzuncu ilâ Ondördüncü,  Onaltıncı ve Onyedinci Bölümlerinde, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda mevcut olmayan  yeni bir hükme yer verilmemiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Satış Sözleşmesi  "Özel Borç İlişkileri" başlıklı İkinci Kısmın "Satış Sözleşmesi" başlığını taşıyan Birinci  Bölümün Üçüncü Ayırımında "Satış İlişkisini Doğuran Haklar" başlığı altındaki 237, 238, 239, 240  ve 241 inci maddelerde, yürürlükteki Kanunda yer almayan yeni düzenlemeler yapılmış, özellikle  - 1 2 - "sözleşmeden doğan onalım hakkı" düzenlenmiştir. Aynı Bölümün Dördüncü Ayırımında, yürürlük­ teki Kanunda tanımlanmayan "Tecrübe ve muayene şartıyla satım", bu kez "Beğenme koşuluyla satış"  adı altında, 248 inci maddede tanımlanmıştır. "Kısmî Ödemeli Satışlar" başlığı altında yer verilen  "Taksitle satış", yürürlükteki Kanundan farklı biçimde ve oldukça ayrıntılı olarak, 252 ilâ 262 nci mad­ delerde düzenlenmiştir. Aynı şekilde, yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen "Önödemeli Taksitle  Satış", Tasarının 263 ilâ 271 inci maddelerinde düzenlenmiş yeni bir satış türüdür.  "Kısmî ödemeli satışlar" hakkında düzenleme yapılırken, İsviçre Borçlar Kanununun 23 Mart  2001 tarihli "Tüketici Kredilerine İlişkin Federal Kanun"dan önceki düzenlemesi ile hukukumuzdaki  4077 sayılı "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun"daki düzenleme göz önünde tutulmuştur.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 207 (B. Yarar ve hasar)  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar  ve hasarın, kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre  Borçlar Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış sözleşmesinin ku­ rulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin devri veya tescil işleminin gerçekleştiği  anda alıcıya geçtiği hâlde, onun, henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli öde­ mek zorunda bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak eleştirilmektedir. Ulus­ lararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere uygulanacak kurallarda da, hasann teslim anında  alıcıya geçmesi kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda  yapılan düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda zilyetliğin devri, taşın­ mazlarda ise tescil anma kadar satıcıya ait olduğu, istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu değişik­ liğe ve yeniliğe bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasarın alıcıya  geçmesinin koşullarına ilişkin ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış sözleşmesinde hasarın  alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra hükümleri, Tasarının 207 nci maddesine alınmamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, taşınır satışlarında, alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde  taşınırın yarar ve hasarı, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna benzer bir  düzenleme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı yapılmaksızın, yarar ve  hasann geçişine ilişkin 446 nci paragrafında da yer almaktadır. Ancak, taşınmaz satışlannda teslimin  tescil tarihinden sonra gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde, yarar ve hasarın hangi  anda alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılmıştır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu  hüküm uyarınca satıcı, alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde,  yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzenleme,  11/04/1980 tarihli "Milletlerarası Menkul Mal Satışları Hakkında Birleşmiş Milletler (Viyana)  Sözleşmesi"nin 67 nci maddesinde ve Alman Medenî Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci  fıkrasında da bulunmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzen­ lendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.  Madde 237 (B. Satış ilişkisi doğuran haklar / I. Süresi ve şerhi)  Maddeye göre, onalım ve geri alım hakları en çok yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıl­ lık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 13 -
- 1 2 - "sözleşmeden doğan onalım hakkı" düzenlenmiştir. Aynı Bölümün Dördüncü Ayırımında, yürürlük­ teki Kanunda tanımlanmayan "Tecrübe ve muayene şartıyla satım", bu kez "Beğenme koşuluyla satış"  adı altında, 248 inci maddede tanımlanmıştır. "Kısmî Ödemeli Satışlar" başlığı altında yer verilen  "Taksitle satış", yürürlükteki Kanundan farklı biçimde ve oldukça ayrıntılı olarak, 252 ilâ 262 nci mad­ delerde düzenlenmiştir. Aynı şekilde, yürürlükteki Kanunda yer verilmeyen "Önödemeli Taksitle  Satış", Tasarının 263 ilâ 271 inci maddelerinde düzenlenmiş yeni bir satış türüdür.  "Kısmî ödemeli satışlar" hakkında düzenleme yapılırken, İsviçre Borçlar Kanununun 23 Mart  2001 tarihli "Tüketici Kredilerine İlişkin Federal Kanun"dan önceki düzenlemesi ile hukukumuzdaki  4077 sayılı "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun"daki düzenleme göz önünde tutulmuştur.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 207 (B. Yarar ve hasar)  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar  ve hasarın, kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre  Borçlar Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış sözleşmesinin ku­ rulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin devri veya tescil işleminin gerçekleştiği  anda alıcıya geçtiği hâlde, onun, henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli öde­ mek zorunda bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak eleştirilmektedir. Ulus­ lararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere uygulanacak kurallarda da, hasann teslim anında  alıcıya geçmesi kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda  yapılan düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda zilyetliğin devri, taşın­ mazlarda ise tescil anma kadar satıcıya ait olduğu, istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu değişik­ liğe ve yeniliğe bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasarın alıcıya  geçmesinin koşullarına ilişkin ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış sözleşmesinde hasarın  alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra hükümleri, Tasarının 207 nci maddesine alınmamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, taşınır satışlarında, alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde  taşınırın yarar ve hasarı, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna benzer bir  düzenleme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı yapılmaksızın, yarar ve  hasann geçişine ilişkin 446 nci paragrafında da yer almaktadır. Ancak, taşınmaz satışlannda teslimin  tescil tarihinden sonra gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde, yarar ve hasarın hangi  anda alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılmıştır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu  hüküm uyarınca satıcı, alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde,  yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzenleme,  11/04/1980 tarihli "Milletlerarası Menkul Mal Satışları Hakkında Birleşmiş Milletler (Viyana)  Sözleşmesi"nin 67 nci maddesinde ve Alman Medenî Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci  fıkrasında da bulunmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzen­ lendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.  Madde 237 (B. Satış ilişkisi doğuran haklar / I. Süresi ve şerhi)  Maddeye göre, onalım ve geri alım hakları en çok yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıl­ lık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 3 - Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde de aynı düzenlemeye yer verilmekle bir­ likte, bu hakların tapu siciline şerhin süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kay­ nak Kanunda söz konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasarının  237 nci maddesinde, "kanunlarda belirlenen süreyle" tapu siciline şerh edilebileceği öngörülmüştür.  Böylece, madde, sözleşmeden doğan onalım hakkı ile alım ve geri alım haklarının şerhinin, her  durumda on yıllık süre için etkisini göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci  ve 736 ncı maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme alınmıştır.  Madde 238 (II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi)  Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan onalım, alım ve geri  alım haklarının devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların devrine ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın  kurulması için öngörülen şekilde yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.  Madde 239 (III. Onalım hakkı II. tleri sürülmesi)  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa  eşdeğer her türlü işlem" şeklindeki ibare, satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî işlemleri kap­ samaktadır. Böylece, onalım hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem­ ler yapılması hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ, bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin  bütünüyle devri hâlinde bu işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde  sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete aynî sermaye olarak konulmasında  onalım hakkı kullanılamayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın paylaşılması kapsamında mirasçılardan  birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi  amacıyla kazanılması hâllerinde, onalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 240 (2. Koşulları ve hükümleri)  Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve  içeriğini, noter aracılığıyla onalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir. Gerçek­ ten, Türk Medenî Kanununun 73 5 inci maddesinin son fıkrasına göre de, yasal onalım hakkının kul­ lanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan onalım hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî  Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından  onalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "satış sözleşmesi ... alıcının şahsından kaynaklanan se­ beplerle onaylanmazsa" şeklindeki ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket  edilerek yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca, yasal temsil­ cisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan alıcı tarafından, tek başına  hareket edilerek yapılan taşınmaz satış sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin  (1) numaralı bendi uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi kararlaştırılmadıkça onalım hakkı sahibi, taşınmazı  satıcının üçüncü kişiyle yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.  Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal  Mahkemesinin bazı kararlarında da kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı ku­ rulması oluşturmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 14 -
- 1 3 - Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde de aynı düzenlemeye yer verilmekle bir­ likte, bu hakların tapu siciline şerhin süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kay­ nak Kanunda söz konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasarının  237 nci maddesinde, "kanunlarda belirlenen süreyle" tapu siciline şerh edilebileceği öngörülmüştür.  Böylece, madde, sözleşmeden doğan onalım hakkı ile alım ve geri alım haklarının şerhinin, her  durumda on yıllık süre için etkisini göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci  ve 736 ncı maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme alınmıştır.  Madde 238 (II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi)  Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan onalım, alım ve geri  alım haklarının devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların devrine ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın  kurulması için öngörülen şekilde yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.  Madde 239 (III. Onalım hakkı II. tleri sürülmesi)  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa  eşdeğer her türlü işlem" şeklindeki ibare, satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî işlemleri kap­ samaktadır. Böylece, onalım hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem­ ler yapılması hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ, bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin  bütünüyle devri hâlinde bu işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde  sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete aynî sermaye olarak konulmasında  onalım hakkı kullanılamayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın paylaşılması kapsamında mirasçılardan  birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi  amacıyla kazanılması hâllerinde, onalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 240 (2. Koşulları ve hükümleri)  Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve  içeriğini, noter aracılığıyla onalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir. Gerçek­ ten, Türk Medenî Kanununun 73 5 inci maddesinin son fıkrasına göre de, yasal onalım hakkının kul­ lanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan onalım hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî  Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından  onalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "satış sözleşmesi ... alıcının şahsından kaynaklanan se­ beplerle onaylanmazsa" şeklindeki ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket  edilerek yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca, yasal temsil­ cisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan alıcı tarafından, tek başına  hareket edilerek yapılan taşınmaz satış sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin  (1) numaralı bendi uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi kararlaştırılmadıkça onalım hakkı sahibi, taşınmazı  satıcının üçüncü kişiyle yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.  Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal  Mahkemesinin bazı kararlarında da kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı ku­ rulması oluşturmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 4 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  Kira Sözleşmesi  "Kira Sözleşmesi" başlığını taşıyan Dördüncü Bölüm, üç ayırıma bölünerek, Birinci Ayırımda  "Genel Hükümler"e, İkinci Ayırımda "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları"na ve Üçüncü Ayırımda da  "Ürün Kirası"na yer verilmiştir. Birinci Ayırımda, 299 uncu maddede yer alan "Kira süresi" yeni bir  düzenlemedir. Aynı şekilde, "Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması" kenar başlığını taşıyan  310 uncu madde, "Kiralananda kiracı tarafından değişiklik yapılması"nı düzenleyen 320 nci madde,  "Kiranın devri" kenar başlığını taşıyan 322 nci madde, "Takastan feragat yasağı" kenar başlıklı 325 inci  madde, "Kiralananın geri verilmesinde gözden geçirme ve bildirme" konusundaki 334 üncü madde,  yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni hükümlerdir. Dördüncü Bölümün İkinci Ayırımı 338 ilâ  355 inci maddelerden oluşmakta ve "Konut ve Çatılı İşyeri Kiralan" başlığını taşımaktadır. 6570 sayılı  Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri, Tasarıda kira sözleşmesi düzenlenmesine dâhil  edildiği içindir ki, bu özel Kanuna tâbi kira sözleşmelerinin konusunu oluşturan taşınmazlar, bu ayınm  altında düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının yasalaşması durumunda, 6570 sayılı Kanunun da  yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Bu ayırımda yer verilen hükümlerin pek çoğu, 6570 sayılı  Kanunda bulunduğu hâlde, yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan hükümlerdir. Meselâ, "Uygulama  alanı", "Kiracının güvence vermesi", "Kira bedeli", "Kira bedelinin belirlenmesi", "Sözleşmenin sona  ermesi", "Yeniden kiralama yasağı", "Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi" kenar başlık- lannı taşıyan 338, 341, 342, 343, 346 vd., 354 ve 355 inci maddeler böyledir. Buna karşılık; "Bağlan­ tılı sözleşme", "Dava açma süresi ve kararın etkisi", "Kiracı aleyhine düzenleme yasağı" ve "Aile  konutu" kenar başlıklı 339, 344, 345 ve 348 inci maddeler, yürürlükteki Kanunda ve 6570 sayılı Ka­ nunda bulunmayan, yeni hükümlerdir. Kira sözleşmelerinin düzenlenmesinde de, Tasannm bütününde  olduğu gibi, Yargıtay kararları ve Avrupa mevzuatı göz önünde tutulmuştur.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 299 (B. Kira süresi)  Maddenin birinci fıkrasında, kira sözleşmesinin bir unsurunu oluşturmamakla birlikte, kira  sözleşmesinin sona ermesi bakımından önemli olan kira süresinin düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.  Böylece, türü ne olursa olsun, tüm kira sözleşmelerinin, belirli veya belirli olmayan bir süre için yapıla­ bileceği belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasına göre: "Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle her hangi bir bildirim ol­ maksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre  için yapılmış sayılır".  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 255 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 320 (2. Kiracı tarafından)  Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve  değişiklikler yapabileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, kiraya verenin bu yenilik ve değişikliklere rıza göstermesi duru­ munda, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri verilmesini isteye- meyeceği öngörülmektedir. Böylece, kiracının kiralananı sözleşme sonunda, ne durumda teslim  almışsa, o durumda geri verme borcuna ilişkin Tasarının 333 üncü maddesinin bir istisnasına yer  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 15 -
- 1 4 - DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  Kira Sözleşmesi  "Kira Sözleşmesi" başlığını taşıyan Dördüncü Bölüm, üç ayırıma bölünerek, Birinci Ayırımda  "Genel Hükümler"e, İkinci Ayırımda "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları"na ve Üçüncü Ayırımda da  "Ürün Kirası"na yer verilmiştir. Birinci Ayırımda, 299 uncu maddede yer alan "Kira süresi" yeni bir  düzenlemedir. Aynı şekilde, "Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması" kenar başlığını taşıyan  310 uncu madde, "Kiralananda kiracı tarafından değişiklik yapılması"nı düzenleyen 320 nci madde,  "Kiranın devri" kenar başlığını taşıyan 322 nci madde, "Takastan feragat yasağı" kenar başlıklı 325 inci  madde, "Kiralananın geri verilmesinde gözden geçirme ve bildirme" konusundaki 334 üncü madde,  yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan yeni hükümlerdir. Dördüncü Bölümün İkinci Ayırımı 338 ilâ  355 inci maddelerden oluşmakta ve "Konut ve Çatılı İşyeri Kiralan" başlığını taşımaktadır. 6570 sayılı  Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri, Tasarıda kira sözleşmesi düzenlenmesine dâhil  edildiği içindir ki, bu özel Kanuna tâbi kira sözleşmelerinin konusunu oluşturan taşınmazlar, bu ayınm  altında düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının yasalaşması durumunda, 6570 sayılı Kanunun da  yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Bu ayırımda yer verilen hükümlerin pek çoğu, 6570 sayılı  Kanunda bulunduğu hâlde, yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan hükümlerdir. Meselâ, "Uygulama  alanı", "Kiracının güvence vermesi", "Kira bedeli", "Kira bedelinin belirlenmesi", "Sözleşmenin sona  ermesi", "Yeniden kiralama yasağı", "Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi" kenar başlık- lannı taşıyan 338, 341, 342, 343, 346 vd., 354 ve 355 inci maddeler böyledir. Buna karşılık; "Bağlan­ tılı sözleşme", "Dava açma süresi ve kararın etkisi", "Kiracı aleyhine düzenleme yasağı" ve "Aile  konutu" kenar başlıklı 339, 344, 345 ve 348 inci maddeler, yürürlükteki Kanunda ve 6570 sayılı Ka­ nunda bulunmayan, yeni hükümlerdir. Kira sözleşmelerinin düzenlenmesinde de, Tasannm bütününde  olduğu gibi, Yargıtay kararları ve Avrupa mevzuatı göz önünde tutulmuştur.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 299 (B. Kira süresi)  Maddenin birinci fıkrasında, kira sözleşmesinin bir unsurunu oluşturmamakla birlikte, kira  sözleşmesinin sona ermesi bakımından önemli olan kira süresinin düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.  Böylece, türü ne olursa olsun, tüm kira sözleşmelerinin, belirli veya belirli olmayan bir süre için yapıla­ bileceği belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasına göre: "Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle her hangi bir bildirim ol­ maksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre  için yapılmış sayılır".  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 255 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 320 (2. Kiracı tarafından)  Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda yenilik ve  değişiklikler yapabileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, kiraya verenin bu yenilik ve değişikliklere rıza göstermesi duru­ munda, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla geri verilmesini isteye- meyeceği öngörülmektedir. Böylece, kiracının kiralananı sözleşme sonunda, ne durumda teslim  almışsa, o durumda geri verme borcuna ilişkin Tasarının 333 üncü maddesinin bir istisnasına yer  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 5 - verilmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde, kiracının, kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilmesi için  kiraya verenin yazılı rızasını alması koşulu aranmış ve bu rızayı alan kiracının, aksi yazılı olarak karar- laştmlmadıkça, kiralananı eski durumuyla geri verme sorumluluğundan kurtulacağı esası benimsenmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiracının, sözleşmenin sona er­ mesinden sonra da, bu yenilik ve değişikliklerin kiralananda meydana getirdiği önemli değer artışının  karşılığını kiraya verenden isteyebileceği esası benimsenerek, bu konudaki tartışmalar sona erdirilmek  istenmiştir. Bu konuda kiracının korunması amacıyla, göreceli (nisbî) bir emredici kural getirilmiştir.  Kiracının önemli değer artışı yaratmış değişiklikler ve iyileştirmeler için karşılık isteme hakkının an­ laşma ile kaldırılması veya sınırlandırılmasına imkân tanınmamış; buna karşılık, yazılı anlaşmada,  daha fazla bir giderim talebine yer verilebileceği kabul edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 260a maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 322 (III. Kira ilişkisinin devri)  Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kira ilişkisini başkasına devredebilmesi, kiraya verenin  yazılı rızasına bağlanmış; ancak, kiraya verenin işyeri kiralarında haklı sebep olmadan bu rızayı ver­ mekten kaçınamayacağı öngörülmüştür. "Haklı sebep", somut olaydaki durum ve koşullar göz  önünde tutularak, hâkim tarafından belirlenecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, kira ilişkisinin devrinin, kira sözleşmesinin kiracı tarafını değiştirdiği  açıkça ifade edilmiştir. Devir ile birlikte devreden kiracı, kiraya verene karşı tüm borçlanndan kur­ tulacak ve devralan, devredenin yerine geçerek, kiraya verene karşı sorumlu olacaktır. Bu devir, ki­ raya verenin rızasıyla gerçekleşebileceği için, borçlunun değişmesinin kiraya verenin sözleşmedeki  durumunu olumsuz yönde etkilediği söylenemeyecektir.  Maddenin son fıkrasında, işyeri kiralarında, devreden kiracının, devir konusu kira sözleşmesi  süresinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olacağı  belirtilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 263 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur. Bununla birlikte, kaynak Kanunda sadece işyeri kira ilişkisinin devri düzenlendiği  hâlde, Tasanda 818 sayılı Borçlar Kanunundaki konut ve işyeri aynmı yapılmaksızın buna imkân veren  düzenlemesi korunmuştur.  Madde 325 (V. Takastan feragat yasağı)  Maddede, takastan önceden feragat edilebileceğine ilişkin Tasarının 144 üncü maddesindeki ku­ rala, kira ilişkisinden doğan alacaklar bakımından emredici bir istisna getirilmiştir. Özellikle, uygu­ lamada sıkça görüldüğü gibi, kira sözleşmelerinde kiraya veren lehine olarak, kiracının, meselâ ki­ ralananın ayıplı olması sebebiyle sahip olduğu alacağının takas edilemeyeceğine ilişkin düzenleme  yapılması engellenerek, bu konuda kiraya veren ile kiracı arasında, menfaat dengesi sağlanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 265 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 334 (II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme)  Madde ile, kiracının kiralananı geri verme borcunu gereği gibi ifası konusunda kiraya verenin  sonradan ortaya çıkarabileceği çekişmelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Kiraya veren, kiralananı tes­ lim aldığında kiralananın durumunu gözden geçirecek; kiracının sorumluluğuna yol açacak nitelikte  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 16 -
- 1 5 - verilmiştir. Bu düzenleme çerçevesinde, kiracının, kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilmesi için  kiraya verenin yazılı rızasını alması koşulu aranmış ve bu rızayı alan kiracının, aksi yazılı olarak karar- laştmlmadıkça, kiralananı eski durumuyla geri verme sorumluluğundan kurtulacağı esası benimsenmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiracının, sözleşmenin sona er­ mesinden sonra da, bu yenilik ve değişikliklerin kiralananda meydana getirdiği önemli değer artışının  karşılığını kiraya verenden isteyebileceği esası benimsenerek, bu konudaki tartışmalar sona erdirilmek  istenmiştir. Bu konuda kiracının korunması amacıyla, göreceli (nisbî) bir emredici kural getirilmiştir.  Kiracının önemli değer artışı yaratmış değişiklikler ve iyileştirmeler için karşılık isteme hakkının an­ laşma ile kaldırılması veya sınırlandırılmasına imkân tanınmamış; buna karşılık, yazılı anlaşmada,  daha fazla bir giderim talebine yer verilebileceği kabul edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 260a maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 322 (III. Kira ilişkisinin devri)  Maddenin birinci fıkrasında, kiracının kira ilişkisini başkasına devredebilmesi, kiraya verenin  yazılı rızasına bağlanmış; ancak, kiraya verenin işyeri kiralarında haklı sebep olmadan bu rızayı ver­ mekten kaçınamayacağı öngörülmüştür. "Haklı sebep", somut olaydaki durum ve koşullar göz  önünde tutularak, hâkim tarafından belirlenecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, kira ilişkisinin devrinin, kira sözleşmesinin kiracı tarafını değiştirdiği  açıkça ifade edilmiştir. Devir ile birlikte devreden kiracı, kiraya verene karşı tüm borçlanndan kur­ tulacak ve devralan, devredenin yerine geçerek, kiraya verene karşı sorumlu olacaktır. Bu devir, ki­ raya verenin rızasıyla gerçekleşebileceği için, borçlunun değişmesinin kiraya verenin sözleşmedeki  durumunu olumsuz yönde etkilediği söylenemeyecektir.  Maddenin son fıkrasında, işyeri kiralarında, devreden kiracının, devir konusu kira sözleşmesi  süresinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olacağı  belirtilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 263 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur. Bununla birlikte, kaynak Kanunda sadece işyeri kira ilişkisinin devri düzenlendiği  hâlde, Tasanda 818 sayılı Borçlar Kanunundaki konut ve işyeri aynmı yapılmaksızın buna imkân veren  düzenlemesi korunmuştur.  Madde 325 (V. Takastan feragat yasağı)  Maddede, takastan önceden feragat edilebileceğine ilişkin Tasarının 144 üncü maddesindeki ku­ rala, kira ilişkisinden doğan alacaklar bakımından emredici bir istisna getirilmiştir. Özellikle, uygu­ lamada sıkça görüldüğü gibi, kira sözleşmelerinde kiraya veren lehine olarak, kiracının, meselâ ki­ ralananın ayıplı olması sebebiyle sahip olduğu alacağının takas edilemeyeceğine ilişkin düzenleme  yapılması engellenerek, bu konuda kiraya veren ile kiracı arasında, menfaat dengesi sağlanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 265 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 334 (II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya bildirme)  Madde ile, kiracının kiralananı geri verme borcunu gereği gibi ifası konusunda kiraya verenin  sonradan ortaya çıkarabileceği çekişmelerin önlenmesi amaçlanmıştır. Kiraya veren, kiralananı tes­ lim aldığında kiralananın durumunu gözden geçirecek; kiracının sorumluluğuna yol açacak nitelikte  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 6 - bir eksikliğin ve ayıbın varlığı hâlinde, bunu hemen, kiracıya yazılı olarak bildirecektir. Bu bildirimin  yapılmaması, kiracıyı her türlü sorumluluktan kurtaracaktır. Öte yandan, teslim alma sırasında  yapılacak olağan inceleme ile belirlenemeyecek nitelikteki eksikliklerden ve ayıplardan, kiracının so­ rumluluğu devam edecektir. Ancak, kiraya veren, bu nitelikteki eksiklik ve ayıplan sonradan belirlediği  takdirde, durumu hemen kiracıya bildirecektir. Bu bildirim yükünün yerine getirilmemesi de, kiracının  sorumluluktan kurtulması sonucunu doğuracaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 267a maddesi göz önünde tutulmuştur.  Madde 339 (B. Bağlantılı sözleşme)  Maddede, kiracıyı koruma amacıyla, kiracının yararı olmaksızın, konut ve çatılı işyeri kirasına  ilişkin sözleşmenin kurulması veya devamının bir başka sözleşmeyle kiracılık ile ilişkisi olmayan bir  borç altına girmesine bağlanması hâlinde, kira ile bağlantılı bu sözleşmenin geçersiz olduğu hükme  bağlanmıştır. Burada 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesi anlamında her zaman ileri  sürülebilen ve hâkim tarafından re'sen nazara alınması gereken kesin hükümsüzlük söz konusudur,  burada geçersiz olan bağlantı sözleşmesidir. Kira sözleşmesi geçerliliğini korur; yani kısmî geçersiz­ lik söz konusudur.  Kiracı, bu madde ile kiraya verenin kiracı karşısında güçlü olma konumunu kullanarak kiracılıkla  ilgisi olmayan başkaca borçları kendisine yüklemesine karşı korunmuştur. Meselâ, kiracının, ki­ ralayana karşı kiralananı satın alma yükümlülüğü altına girmesi veya önceki kiracının bıraktığı  eşyayı satın almayı borçlanması ya da kiralananla ilgili bir sigorta sözleşmesi yapmayı üstlenmesi  geçersiz olacaktır.  Öte yandan kiracılıkla bağlantısı bulunmayan, borç altına girmenin geçersiz olması bakımından,  bu borçlanmanın kiraya verene veya üçüncü kişiye karşı olmasında fark yoktur. Her iki durumda da  geçersizlik söz konusu olacaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 254 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 344 (III. Dava açma süresi)  Maddenin birinci fıkrasında uygulamada da kabul edilen esaslara uygun olarak, kira bedelinin  belirlenmesine ilişkin davanın (uygulamadaki adıyla kira tespit davasının), her zaman açılabileceği  belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında belirli süreli kira sözleşmelerinde, mahkemece belirlenen kira be­ delinin, kiracıyı hangi tarihten geçerli olmak üzere bağlayacağı düzenlenmektedir. Buna göre, dava,  dava dilekçesinin yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte kiracıya tebliğ  edilmiş olması koşuluna uyularak açılmışsa, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döne­ minin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlayacaktır. Aynı sonuç, kiraya veren tarafından bu süre içinde,  kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluna uyularak, kira bedelinin belirlenmesine ilişkin  davanın, izleyen yeni kira döneminin sonuna kadar açılması durumunda da geçerli olacaktır.  Maddenin son fıkrasında, sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artınlacağı hakkında bir  hükmün bulunması koşuluyla, kiraya veren kira bedelinin belirlenmesine ilişkin davayı yeni kira döne­ minin sonuna kadar açtığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedelinin, bu yeni dönemin  başlangıcından itibaren geçerli olacağı kabul edilmiştir. Nitekim, yerleşmiş uygulama da aynı yöndedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 17 -
- 1 6 - bir eksikliğin ve ayıbın varlığı hâlinde, bunu hemen, kiracıya yazılı olarak bildirecektir. Bu bildirimin  yapılmaması, kiracıyı her türlü sorumluluktan kurtaracaktır. Öte yandan, teslim alma sırasında  yapılacak olağan inceleme ile belirlenemeyecek nitelikteki eksikliklerden ve ayıplardan, kiracının so­ rumluluğu devam edecektir. Ancak, kiraya veren, bu nitelikteki eksiklik ve ayıplan sonradan belirlediği  takdirde, durumu hemen kiracıya bildirecektir. Bu bildirim yükünün yerine getirilmemesi de, kiracının  sorumluluktan kurtulması sonucunu doğuracaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 267a maddesi göz önünde tutulmuştur.  Madde 339 (B. Bağlantılı sözleşme)  Maddede, kiracıyı koruma amacıyla, kiracının yararı olmaksızın, konut ve çatılı işyeri kirasına  ilişkin sözleşmenin kurulması veya devamının bir başka sözleşmeyle kiracılık ile ilişkisi olmayan bir  borç altına girmesine bağlanması hâlinde, kira ile bağlantılı bu sözleşmenin geçersiz olduğu hükme  bağlanmıştır. Burada 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesi anlamında her zaman ileri  sürülebilen ve hâkim tarafından re'sen nazara alınması gereken kesin hükümsüzlük söz konusudur,  burada geçersiz olan bağlantı sözleşmesidir. Kira sözleşmesi geçerliliğini korur; yani kısmî geçersiz­ lik söz konusudur.  Kiracı, bu madde ile kiraya verenin kiracı karşısında güçlü olma konumunu kullanarak kiracılıkla  ilgisi olmayan başkaca borçları kendisine yüklemesine karşı korunmuştur. Meselâ, kiracının, ki­ ralayana karşı kiralananı satın alma yükümlülüğü altına girmesi veya önceki kiracının bıraktığı  eşyayı satın almayı borçlanması ya da kiralananla ilgili bir sigorta sözleşmesi yapmayı üstlenmesi  geçersiz olacaktır.  Öte yandan kiracılıkla bağlantısı bulunmayan, borç altına girmenin geçersiz olması bakımından,  bu borçlanmanın kiraya verene veya üçüncü kişiye karşı olmasında fark yoktur. Her iki durumda da  geçersizlik söz konusu olacaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 254 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 344 (III. Dava açma süresi)  Maddenin birinci fıkrasında uygulamada da kabul edilen esaslara uygun olarak, kira bedelinin  belirlenmesine ilişkin davanın (uygulamadaki adıyla kira tespit davasının), her zaman açılabileceği  belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında belirli süreli kira sözleşmelerinde, mahkemece belirlenen kira be­ delinin, kiracıyı hangi tarihten geçerli olmak üzere bağlayacağı düzenlenmektedir. Buna göre, dava,  dava dilekçesinin yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte kiracıya tebliğ  edilmiş olması koşuluna uyularak açılmışsa, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döne­ minin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlayacaktır. Aynı sonuç, kiraya veren tarafından bu süre içinde,  kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluna uyularak, kira bedelinin belirlenmesine ilişkin  davanın, izleyen yeni kira döneminin sonuna kadar açılması durumunda da geçerli olacaktır.  Maddenin son fıkrasında, sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artınlacağı hakkında bir  hükmün bulunması koşuluyla, kiraya veren kira bedelinin belirlenmesine ilişkin davayı yeni kira döne­ minin sonuna kadar açtığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedelinin, bu yeni dönemin  başlangıcından itibaren geçerli olacağı kabul edilmiştir. Nitekim, yerleşmiş uygulama da aynı yöndedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 7 - Madde 345 (IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Kiracının kira borcu bakımından korunmaması yönünde, uygulamada ortaya çıkan görüşler benim- senmediği için, madde ile, kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü  getirilmesi önlenmiş; kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda, sözleşme cezası (ceza koşulu)  ödenmesi veya sonraki kira bedellerinin muaccel olması şeklindeki anlaşmalar da geçersiz kılınmıştır.  Madde 347 (2. Bildirimin geçerliliği/a. Şekil)  Maddede, konut ve çatılı işyeri kiralarında, sözleşmenin sona ermesine ilişkin bildirimlerin  geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlanmış ve böylece 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesin­ deki geçerlilik şekli aynen korunmuştur. Madde kapsamından anlaşılacağı üzere, geçerlilik için  yazılı şekil zorunluluğu, kiraya verenin, Tasarının 346 ncı maddesinde öngörülen fesih bildirimi için  de aranacaktır.  Madde 348 (b. Aile konutu)  Madde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194 üncü maddesinin birinci, ikinci ve son  fıkralarında yapılan düzenleme ile uyumlu olarak kaleme alınmıştır. Bu düzenlemede, aile konutu  olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracının, eşinin açık rızası olmadıkça kira  sözleşmesini feshedemeyeceği; bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep olmaksızın  rızasını vermekten kaçınırsa kiracının, hâkimden bu konuda bir karar vermesini isteyebileceği ve  sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana (kiraya verene) yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı  hâline geleceği öngörülmektedir. Tasarıda da, aynı esaslar korunmuş, buna bağlı olarak, maddenin  son fıkrasında, kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sı­ fatını kazanması hâlinde, kiraya verenin, fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini  kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Böylece, bu durumda, evlilik bir­ liğinin korunması amacıyla, eşlerden birinin, kiracı sıfatıyla, tek başına hareket ederek, diğer eşin açık  rızası olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi önlenmek istenmiştir.  ALTINCI BÖLÜM  Hizmet Sözleşmeleri  Altıncı Bölüm, "Hizmet Sözleşmeleri" başlığı altında üç ayırımdan oluşmaktadır. Hizmet  sözleşmeleri, 4857 sayılı İş Kanununun kapsamı dışında kalan işçileri kapsamaktadır. Bu işçiler ile  İş Kanununun kapsamına giren işçiler arasında çok büyük farklılık yaratılmamaya çalışılmıştır. Bu  düzenlemelerde, İş Kanunu Tasarısını hazırlamış olan akademisyenlerden oluşan bir heyetin hazır­ ladığı rapordan geniş ölçüde yararlanılmıştır. Birinci Ayırımda "Genel Hizmet Sözleşmesi", İkinci  Ayırımda "Pazarlamacılık Sözleşmesi" ve Üçüncü Ayırımda "Evde Hizmet Sözleşmesi" düzenlen­ miştir. Birinci Ayırımda, genel hizmet sözleşmesinin kunılmasını düzenleyen 393 üncü maddenin son  fıkrasına, "Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya  kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur." hükmü eklenerek, işçi­ lerin menfaati korunmuştur. Yürürlükteki Kanunda yer almayan "Teslim ve hesap verme borcu", 396 ncı  maddede düzenlenmiş yeni bir hükümdür. Aynı şekilde, "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" da  398 inci maddede düzenlenmiş yeni bir hükümdür. Yeni hükümlerden biri de, 403 üncü maddede yer  verilen "Aracılık ücreti"dir. Aynı şekilde "İkramiye'yi düzenleyen 404 üncü madde, "Ücret alacağının  haczi, devri ve rehnedilmesi" konusunu düzenleyen 409 uncu madde, "Birim ücreti" düzenleyen  411 inci madde, "Giderler" kenar başlığını taşıyan 413 üncü madde, "Taşıma araçları" kenar başlıklı  414 üncü madde, "Giderlerin ödenmesi" konusunu düzenleyen 415 inci madde, "İşçinin kişiliğinin
Sayfa 18 -
- 1 7 - Madde 345 (IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Kiracının kira borcu bakımından korunmaması yönünde, uygulamada ortaya çıkan görüşler benim- senmediği için, madde ile, kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü  getirilmesi önlenmiş; kira bedelinin zamanında ödenmemesi durumunda, sözleşme cezası (ceza koşulu)  ödenmesi veya sonraki kira bedellerinin muaccel olması şeklindeki anlaşmalar da geçersiz kılınmıştır.  Madde 347 (2. Bildirimin geçerliliği/a. Şekil)  Maddede, konut ve çatılı işyeri kiralarında, sözleşmenin sona ermesine ilişkin bildirimlerin  geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlanmış ve böylece 6570 sayılı Kanunun 11 inci maddesin­ deki geçerlilik şekli aynen korunmuştur. Madde kapsamından anlaşılacağı üzere, geçerlilik için  yazılı şekil zorunluluğu, kiraya verenin, Tasarının 346 ncı maddesinde öngörülen fesih bildirimi için  de aranacaktır.  Madde 348 (b. Aile konutu)  Madde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 194 üncü maddesinin birinci, ikinci ve son  fıkralarında yapılan düzenleme ile uyumlu olarak kaleme alınmıştır. Bu düzenlemede, aile konutu  olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracının, eşinin açık rızası olmadıkça kira  sözleşmesini feshedemeyeceği; bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep olmaksızın  rızasını vermekten kaçınırsa kiracının, hâkimden bu konuda bir karar vermesini isteyebileceği ve  sözleşmenin tarafı olmayan eşin, kiralayana (kiraya verene) yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı  hâline geleceği öngörülmektedir. Tasarıda da, aynı esaslar korunmuş, buna bağlı olarak, maddenin  son fıkrasında, kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sı­ fatını kazanması hâlinde, kiraya verenin, fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini  kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Böylece, bu durumda, evlilik bir­ liğinin korunması amacıyla, eşlerden birinin, kiracı sıfatıyla, tek başına hareket ederek, diğer eşin açık  rızası olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi önlenmek istenmiştir.  ALTINCI BÖLÜM  Hizmet Sözleşmeleri  Altıncı Bölüm, "Hizmet Sözleşmeleri" başlığı altında üç ayırımdan oluşmaktadır. Hizmet  sözleşmeleri, 4857 sayılı İş Kanununun kapsamı dışında kalan işçileri kapsamaktadır. Bu işçiler ile  İş Kanununun kapsamına giren işçiler arasında çok büyük farklılık yaratılmamaya çalışılmıştır. Bu  düzenlemelerde, İş Kanunu Tasarısını hazırlamış olan akademisyenlerden oluşan bir heyetin hazır­ ladığı rapordan geniş ölçüde yararlanılmıştır. Birinci Ayırımda "Genel Hizmet Sözleşmesi", İkinci  Ayırımda "Pazarlamacılık Sözleşmesi" ve Üçüncü Ayırımda "Evde Hizmet Sözleşmesi" düzenlen­ miştir. Birinci Ayırımda, genel hizmet sözleşmesinin kunılmasını düzenleyen 393 üncü maddenin son  fıkrasına, "Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya  kadar, geçerli bir hizmet sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur." hükmü eklenerek, işçi­ lerin menfaati korunmuştur. Yürürlükteki Kanunda yer almayan "Teslim ve hesap verme borcu", 396 ncı  maddede düzenlenmiş yeni bir hükümdür. Aynı şekilde, "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" da  398 inci maddede düzenlenmiş yeni bir hükümdür. Yeni hükümlerden biri de, 403 üncü maddede yer  verilen "Aracılık ücreti"dir. Aynı şekilde "İkramiye'yi düzenleyen 404 üncü madde, "Ücret alacağının  haczi, devri ve rehnedilmesi" konusunu düzenleyen 409 uncu madde, "Birim ücreti" düzenleyen  411 inci madde, "Giderler" kenar başlığını taşıyan 413 üncü madde, "Taşıma araçları" kenar başlıklı  414 üncü madde, "Giderlerin ödenmesi" konusunu düzenleyen 415 inci madde, "İşçinin kişiliğinin  - 1 8 - korurıması" ile ilgili 418 ve ibraya ilişkin 419 uncu maddeler, "Yıllık izin" ile ilgili 421 ilâ 424 üncü  maddeler ile "Hizmet ilişkisinin devri", "Sözleşmenin devri", "Feshe karşı koruma", "Haklı sebebe  dayanmayan feshin sonuçları", "İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması", "Sözleş­ menin sona ermesinin sonuçları", "Geri verme yükümlülüğü" ile "Makbuz hükmünde sayılmama"  konularını düzenleyen 427,428,433,437, 438,441,442 ve 447 nci maddeler, yürürlükteki Kanunda  mevcut olmayan yeni hükümlerdir.  İkinci Ayırımda düzenlenen "Pazarlamacılık Sözleşmesi", 818 sayılı Borçlar Kanununda yer al­ mamış olmakla birlikte, uygulamada çok sık karşılaşılan, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu  ayırımın içerdiği hükümlerin yer aldığı 448 ilâ 460 ıncı maddeler, tamamen yeni düzenlemelerdir.  Üçüncü Ayırımda yer verilen "Evde Hizmet Sözleşmesi"ne ilişkin 461 ilâ 469 uncu maddeler de yeni  düzenlemeler arasındadır.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 398 (V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu)  Maddede, işverenin işin görülmesi ve işyerinde işçilerin davranışlarına ilişkin olarak genel  düzenlemeler yapabilmesi ve ayrıca özel talimat verebilmesi kabul edilmiştir. İşverenin koyduğu genel  düzenlemeler bütün işçiler ve işyeri için bağlayıcı düzenlemeler olduğu hâlde, özel talimat, ancak işin  özelliği gerektirdiği ölçüde konulabilen ve sadece muhataplarının bilgisine ulaştırıldığı takdirde  bağlayıcı olabilen düzenlemelerdir. Bununla birlikte, söz konusu özel talimatın bağlayıcı olması için,  818 sayılı Borçlar Kanununun 315 inci maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, mutlaka önceden  yazılı biçimde belirlenmesi koşulunun aranmasından vazgeçilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 32İd maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 403 (d. Aracılık ücreti)  Maddenin birinci fıkrasında, işçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret  ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, işçinin istem hakkının, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile  geçerli olarak kurulduğu anda doğacağı belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasına göre, "borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta  sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin, bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya  yerine getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir."  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi arasında ku­ mlan sözleşme işverence kuşum olmaksızın ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine ge­ tirmezse, ücret istemine yönelik hak sona erer; sadece kısmî ifa hâlinde ise, ücretten orantılı olarak  indirim yapılır.  Maddenin dördüncü fıkrasında, sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık ücretinin  hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işverenin işçiye ücretin muaccel olduğu her dönem için  bu ücrete tâbi işlemleri de içeren yazılı şekilde hesap vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.  Maddenin son fıkrasına göre, "hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren, işçiye veya  onun yerine birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin  dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır."  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 322b ve 322c maddesi göz  önünde tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 19 -
- 1 8 - korurıması" ile ilgili 418 ve ibraya ilişkin 419 uncu maddeler, "Yıllık izin" ile ilgili 421 ilâ 424 üncü  maddeler ile "Hizmet ilişkisinin devri", "Sözleşmenin devri", "Feshe karşı koruma", "Haklı sebebe  dayanmayan feshin sonuçları", "İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması", "Sözleş­ menin sona ermesinin sonuçları", "Geri verme yükümlülüğü" ile "Makbuz hükmünde sayılmama"  konularını düzenleyen 427,428,433,437, 438,441,442 ve 447 nci maddeler, yürürlükteki Kanunda  mevcut olmayan yeni hükümlerdir.  İkinci Ayırımda düzenlenen "Pazarlamacılık Sözleşmesi", 818 sayılı Borçlar Kanununda yer al­ mamış olmakla birlikte, uygulamada çok sık karşılaşılan, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Bu  ayırımın içerdiği hükümlerin yer aldığı 448 ilâ 460 ıncı maddeler, tamamen yeni düzenlemelerdir.  Üçüncü Ayırımda yer verilen "Evde Hizmet Sözleşmesi"ne ilişkin 461 ilâ 469 uncu maddeler de yeni  düzenlemeler arasındadır.  Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 398 (V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu)  Maddede, işverenin işin görülmesi ve işyerinde işçilerin davranışlarına ilişkin olarak genel  düzenlemeler yapabilmesi ve ayrıca özel talimat verebilmesi kabul edilmiştir. İşverenin koyduğu genel  düzenlemeler bütün işçiler ve işyeri için bağlayıcı düzenlemeler olduğu hâlde, özel talimat, ancak işin  özelliği gerektirdiği ölçüde konulabilen ve sadece muhataplarının bilgisine ulaştırıldığı takdirde  bağlayıcı olabilen düzenlemelerdir. Bununla birlikte, söz konusu özel talimatın bağlayıcı olması için,  818 sayılı Borçlar Kanununun 315 inci maddesindeki düzenlemeden farklı olarak, mutlaka önceden  yazılı biçimde belirlenmesi koşulunun aranmasından vazgeçilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 32İd maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 403 (d. Aracılık ücreti)  Maddenin birinci fıkrasında, işçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında işverence bir ücret  ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, işçinin istem hakkının, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi ile  geçerli olarak kurulduğu anda doğacağı belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasına göre, "borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta  sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin, bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya  yerine getirilmesiyle doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir."  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi arasında ku­ mlan sözleşme işverence kuşum olmaksızın ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine ge­ tirmezse, ücret istemine yönelik hak sona erer; sadece kısmî ifa hâlinde ise, ücretten orantılı olarak  indirim yapılır.  Maddenin dördüncü fıkrasında, sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık ücretinin  hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işverenin işçiye ücretin muaccel olduğu her dönem için  bu ücrete tâbi işlemleri de içeren yazılı şekilde hesap vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.  Maddenin son fıkrasına göre, "hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren, işçiye veya  onun yerine birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin  dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır."  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 322b ve 322c maddesi göz  önünde tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 9 - Madde 404 (e. İkramiye)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler  dolayısıyla işçilerine özel ikramiye verebilir; işçilerin bu ikramiyeye ilişkin istem hakları, bu konuda  anlaşma olması hâlinde doğacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin ikramiyenin verildiği dönemden önce sona er­ mesi durumunda, işçinin ikramiyeden çalıştığı süreyle orantılı bir bölümünü isteme hakkının, yine  bu konuda anlaşma olması hâlinde doğacağı açıklanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 322d maddesi göz önünde tutulmuştur.  Madde 409 (Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya  başkasına devredilemez ve rehnedilemez; ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için  hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu orana dâhil değildir; nafaka alacaklılarının hakları sak­ lıdır. Nitekim, aynı düzenlemeye, 4857 sayılı İş Kanununun "Ücretin saklı kısmı" kenar başlıklı  35 inci maddesinde de yer verilmiştir. Tasarının 409 uncu maddesi, "Ücretin korunması" kenar başlıklı  406 ncı maddesinin tamamlayıcısı niteliğindedir.  Aynı fıkraya göre, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim tarafından takdir  edilecek miktar bu orana dâhil değildir. Yani, aile hukukundan doğan bakım ve yardım yüküm- lülüğüyle ilgili olarak, mahkemece hükmedilecek nafaka borçlarında, ücretin sınırlı olarak  haczedilebileceği ileri sürülemeyecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, gelecekteki ücret alacaklarının, devredilmesi veya rehnedilmesine  ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğu öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 325 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 413 (III. Giderler/l. Genel olarak)  Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü gideri ve işçiyi işyeri  dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, yazılı olarak yapılmış bir hizmet sözleşmesinde veya toplu iş  sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan harcamaların, kendisine götürü  biçimde, günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesinin öngörülebileceği ifade edilmiştir. Söz  konusu yazılı anlaşmada, böyle bir ödeme kararlaştırılmışsa, işçi tarafından meselâ, işyerine gidiş- dönüş, yemek, konaklama ve buna benzer amaçlarla yapılmış olan harcamalann, işverence, duruma  göre her gün, her hafta veya her ay itibanyla hesaplanacak tutannın da ödenmesi gerekecektir. Ancak,  fıkra uyannca işveren, "götürü biçimde" ödemeyi üstlendiği bu tür harcamaların, işçi tarafından fiilen  yapılmadığını ileri sürerek bunlan ödemekten kaçınamayacaktır. Fıkranın son cümlesine göre, işveren  tarafından yapılacak ödeme, işçinin bu tür harcamalannın zorunlu kıldığı miktardan az olamayacaktır.  Maddenin son fıkrasında, işçiyi korumaya yönelik emredici bir kural getirilmiştir. Buna göre,  zorunlu harcamaların tamamen veya kısmen işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaş­ maların yapılamayacağı, aksi hâlde bunların geçersiz olduğu kabul edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327a maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 20 -
- 1 9 - Madde 404 (e. İkramiye)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli günler  dolayısıyla işçilerine özel ikramiye verebilir; işçilerin bu ikramiyeye ilişkin istem hakları, bu konuda  anlaşma olması hâlinde doğacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin ikramiyenin verildiği dönemden önce sona er­ mesi durumunda, işçinin ikramiyeden çalıştığı süreyle orantılı bir bölümünü isteme hakkının, yine  bu konuda anlaşma olması hâlinde doğacağı açıklanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 322d maddesi göz önünde tutulmuştur.  Madde 409 (Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya  başkasına devredilemez ve rehnedilemez; ancak, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için  hâkim tarafından takdir edilecek miktar bu orana dâhil değildir; nafaka alacaklılarının hakları sak­ lıdır. Nitekim, aynı düzenlemeye, 4857 sayılı İş Kanununun "Ücretin saklı kısmı" kenar başlıklı  35 inci maddesinde de yer verilmiştir. Tasarının 409 uncu maddesi, "Ücretin korunması" kenar başlıklı  406 ncı maddesinin tamamlayıcısı niteliğindedir.  Aynı fıkraya göre, işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim tarafından takdir  edilecek miktar bu orana dâhil değildir. Yani, aile hukukundan doğan bakım ve yardım yüküm- lülüğüyle ilgili olarak, mahkemece hükmedilecek nafaka borçlarında, ücretin sınırlı olarak  haczedilebileceği ileri sürülemeyecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, gelecekteki ücret alacaklarının, devredilmesi veya rehnedilmesine  ilişkin anlaşmaların geçersiz olduğu öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 325 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 413 (III. Giderler/l. Genel olarak)  Maddenin birinci fıkrasında, işverenin, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü gideri ve işçiyi işyeri  dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, yazılı olarak yapılmış bir hizmet sözleşmesinde veya toplu iş  sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan harcamaların, kendisine götürü  biçimde, günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesinin öngörülebileceği ifade edilmiştir. Söz  konusu yazılı anlaşmada, böyle bir ödeme kararlaştırılmışsa, işçi tarafından meselâ, işyerine gidiş- dönüş, yemek, konaklama ve buna benzer amaçlarla yapılmış olan harcamalann, işverence, duruma  göre her gün, her hafta veya her ay itibanyla hesaplanacak tutannın da ödenmesi gerekecektir. Ancak,  fıkra uyannca işveren, "götürü biçimde" ödemeyi üstlendiği bu tür harcamaların, işçi tarafından fiilen  yapılmadığını ileri sürerek bunlan ödemekten kaçınamayacaktır. Fıkranın son cümlesine göre, işveren  tarafından yapılacak ödeme, işçinin bu tür harcamalannın zorunlu kıldığı miktardan az olamayacaktır.  Maddenin son fıkrasında, işçiyi korumaya yönelik emredici bir kural getirilmiştir. Buna göre,  zorunlu harcamaların tamamen veya kısmen işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaş­ maların yapılamayacağı, aksi hâlde bunların geçersiz olduğu kabul edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327a maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 0 - Madde 414 (2. Taşıma araçları)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, işin görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya ken­ disinin sağladığı bir taşıma aracı kullanması durumunda, taşıtın işletilmesinin ve bakımının gerek­ tirdiği olağan giderlerin, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanacağı belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenle anlaşarak işin görülmesinde kendi motorlu aracını kul­ lanması durumunda, işverenin sadece motorlu aracın işletilmesinin ve bakımının gerektirdiği olağan  giderlerden değil, aynı zamanda bunlann vergi, zorunlu malî sorumluluk sigortası primlerini ve aracın  yıpranması karşılığında uygun bir tazminatı da ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Ancak, işveren  tarafından karşılanacak olan bu giderler, "hizmet için kullanıldığı ölçüde" sınırlamasına tâbi tutulmuştur.  Maddenin son fıkrasında, işçinin işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine ait diğer  taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanması dummunda, işverenin, bunların kullanımının ve  bakımının gerektirdiği olağan giderleri, yine hizmet için kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlü  olduğu ifade edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327b maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 415 (3. Giderlerin ödenmesi)  Maddenin birinci fıkrasında, işçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağının, daha kısa bir  süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa, her defasında ücretle birlikte ödeneceği belir­ tilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmetinin ifasının gerektirdiği giderler için avans alacağı  düzenlenmiştir. İşçinin avans alacağı, hizmetin ifası için "düzenli olarak yapılması gerekli masraflar"  için söz konusu olacaktır. Bu koşulun gerçekleşmesi hâlinde, işçiye en az ayda bir olmak üzere, be­ lirli aralıklarla avans verilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 418 (3. Kişisel verilerin kullanılmasında)  Maddenin birinci fıkrasında, teknolojik gelişmeler sonucu günlük yaşantının bir parçası hâline  gelen ve bilgisayar ortamında saklanabilen verilerin kullanılması konusunda işçinin korunması  amacıyla bazı sınırlamalar yapılmıştır. Buna göre, işveren, işçiye ait kişisel verileri ancak işçinin işe  yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, özel kanun hükümlerinin saklı olduğu belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 328b maddesi göz önünde tu­ tulmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 419 (V. Ceza koşulu ve ibra)  Maddenin birinci fıkrasına göre, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulacak ceza  koşulu geçersizdir. Buna karşılık hizmet sözleşmelerine işçi lehine ceza koşulu konulabilir. Böylece  fıkra hükmü nispi emredici bir nitelik taşımaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenden olan alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerliliği  şu iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olmasına bağlanmıştır:  1. İbra sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış olmalıdır.  2. Sözleşmede ibra konusu alacağın türü ve miktarı açıkça belirtilmiş olmalıdır.
Sayfa 21 -
- 2 0 - Madde 414 (2. Taşıma araçları)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Maddenin birinci fıkrasında, işçinin, işin görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin veya ken­ disinin sağladığı bir taşıma aracı kullanması durumunda, taşıtın işletilmesinin ve bakımının gerek­ tirdiği olağan giderlerin, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence karşılanacağı belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenle anlaşarak işin görülmesinde kendi motorlu aracını kul­ lanması durumunda, işverenin sadece motorlu aracın işletilmesinin ve bakımının gerektirdiği olağan  giderlerden değil, aynı zamanda bunlann vergi, zorunlu malî sorumluluk sigortası primlerini ve aracın  yıpranması karşılığında uygun bir tazminatı da ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Ancak, işveren  tarafından karşılanacak olan bu giderler, "hizmet için kullanıldığı ölçüde" sınırlamasına tâbi tutulmuştur.  Maddenin son fıkrasında, işçinin işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine ait diğer  taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanması dummunda, işverenin, bunların kullanımının ve  bakımının gerektirdiği olağan giderleri, yine hizmet için kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlü  olduğu ifade edilmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327b maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 415 (3. Giderlerin ödenmesi)  Maddenin birinci fıkrasında, işçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağının, daha kısa bir  süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa, her defasında ücretle birlikte ödeneceği belir­ tilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmetinin ifasının gerektirdiği giderler için avans alacağı  düzenlenmiştir. İşçinin avans alacağı, hizmetin ifası için "düzenli olarak yapılması gerekli masraflar"  için söz konusu olacaktır. Bu koşulun gerçekleşmesi hâlinde, işçiye en az ayda bir olmak üzere, be­ lirli aralıklarla avans verilmesi zorunluluğu öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 327c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 418 (3. Kişisel verilerin kullanılmasında)  Maddenin birinci fıkrasında, teknolojik gelişmeler sonucu günlük yaşantının bir parçası hâline  gelen ve bilgisayar ortamında saklanabilen verilerin kullanılması konusunda işçinin korunması  amacıyla bazı sınırlamalar yapılmıştır. Buna göre, işveren, işçiye ait kişisel verileri ancak işçinin işe  yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, özel kanun hükümlerinin saklı olduğu belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 328b maddesi göz önünde tu­ tulmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 419 (V. Ceza koşulu ve ibra)  Maddenin birinci fıkrasına göre, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulacak ceza  koşulu geçersizdir. Buna karşılık hizmet sözleşmelerine işçi lehine ceza koşulu konulabilir. Böylece  fıkra hükmü nispi emredici bir nitelik taşımaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin işverenden olan alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin geçerliliği  şu iki koşulun birlikte gerçekleşmiş olmasına bağlanmıştır:  1. İbra sözleşmesi yazılı şekilde yapılmış olmalıdır.  2. Sözleşmede ibra konusu alacağın türü ve miktarı açıkça belirtilmiş olmalıdır.  - 2 1 - Maddenin üçüncü fıkrasında, hizmet sözleşmesinin devam ettiği sırada veya sona ermesinden başla­ yarak bir ay geçmeden, işçi aleyhine yapılan ibra sözleşmelerinin hükümsüz olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, ibra sözleşmesinin iptalinin istenebilmesinin koşulları düzenlen­ mektedir. Buna göre, ibra sözleşmesi işçinin haklarını yeterince korumuyor veya aşın ölçüde sınır­ lıyorsa ve bu durumlar açıkça belli ise işçi, böyle bir ibra sözleşmesinin, hizmet ilişkisinin sona erdiği  tarihten başlayarak iki yıl içinde iptalini isteyebilecektir.  Madde 421 (2. Yıllık izin /a. Süresi)  Maddede, işverenin, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından  küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin verme zorunda olduğu  belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329a maddesi göz önünde tu­ tulmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 422 (b. İndirimi)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha  uzun bir süreyle hizmeti yerine getirmezse işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin  süresinden bir gün indirim yapabilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru olmaksızın hastalık, kaza,  yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok  üç ay süreyle işgörme edimini yerine getirememesi durumunda, işverenin yıllık ücretli izin süresin­ den indirim yapamayacağı belirtilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işveren, kadın işçinin gebelik ve doğum yapma sebebiyle  işgörme edimini yerine getirememesinin üç ayı geçmemesi durumunda, yıllık ücretli izin süresin­ den indirim yapamayacaktır.  Maddenin son fıkrasında ise, hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm doğu­ racak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı düzenleme yapılamayacağı öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329b maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 423 (c. Kullanılması)  Maddenin birinci fıkrasında, yıllık ücretli izinlerin kural olarak aralıksız biçimde verileceği; an­ cak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabileceği belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işveren yıllık ücretli izin tarihlerini, iş yerinin veya ev düzeninin  çıkarlarıyla bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 424 (d. Ücreti)  Maddenin birinci fıkrasına göre, "işveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli  izin süresine ilişkin ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans  olarak vermekle yükümlüdür." Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 57 nci maddesinin  birinci fıkrasında "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücre­ tini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır."  şeklinde yer almaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 22 -
- 2 1 - Maddenin üçüncü fıkrasında, hizmet sözleşmesinin devam ettiği sırada veya sona ermesinden başla­ yarak bir ay geçmeden, işçi aleyhine yapılan ibra sözleşmelerinin hükümsüz olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, ibra sözleşmesinin iptalinin istenebilmesinin koşulları düzenlen­ mektedir. Buna göre, ibra sözleşmesi işçinin haklarını yeterince korumuyor veya aşın ölçüde sınır­ lıyorsa ve bu durumlar açıkça belli ise işçi, böyle bir ibra sözleşmesinin, hizmet ilişkisinin sona erdiği  tarihten başlayarak iki yıl içinde iptalini isteyebilecektir.  Madde 421 (2. Yıllık izin /a. Süresi)  Maddede, işverenin, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından  küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin verme zorunda olduğu  belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329a maddesi göz önünde tu­ tulmak suretiyle kaleme alınmıştır.  Madde 422 (b. İndirimi)  Maddenin birinci fıkrasına göre, işçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir aydan daha  uzun bir süreyle hizmeti yerine getirmezse işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin  süresinden bir gün indirim yapabilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru olmaksızın hastalık, kaza,  yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok  üç ay süreyle işgörme edimini yerine getirememesi durumunda, işverenin yıllık ücretli izin süresin­ den indirim yapamayacağı belirtilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, işveren, kadın işçinin gebelik ve doğum yapma sebebiyle  işgörme edimini yerine getirememesinin üç ayı geçmemesi durumunda, yıllık ücretli izin süresin­ den indirim yapamayacaktır.  Maddenin son fıkrasında ise, hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm doğu­ racak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı düzenleme yapılamayacağı öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329b maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 423 (c. Kullanılması)  Maddenin birinci fıkrasında, yıllık ücretli izinlerin kural olarak aralıksız biçimde verileceği; an­ cak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabileceği belirtilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, işveren yıllık ücretli izin tarihlerini, iş yerinin veya ev düzeninin  çıkarlarıyla bağdaştığı ölçüde, işçinin isteklerini göz önünde tutarak belirler.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 424 (d. Ücreti)  Maddenin birinci fıkrasına göre, "işveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık ücretli  izin süresine ilişkin ücretini, ilgili işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans  olarak vermekle yükümlüdür." Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 57 nci maddesinin  birinci fıkrasında "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücre­ tini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır."  şeklinde yer almaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 2 - Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden alacağı para  ve başka menfaatler karşılığında, yıllık ücretli izin hakkından feragat edemeyeceği belirtilmiştir. Yine,  4857 sayılı İş Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yıllık ücretli izin hakkından  vazgeçilemeyeceği ifade edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, hizmet sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde  işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki  ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenecektir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımının  başlangıcı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihtir. Bu fıkra, 4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu mad­ desinin birinci fıkrasından aynen alınmıştır.  Maddenin son fıkrasında ise, yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin bu süre içinde ücret  karşılığı bir işte çalıştığının anlaşılması durumunda, işverenin izin süresi için ödediği ücreti geri ala­ bileceği belirtilmiştir. Bu fıkra da, 4857 sayılı İş Kanununun 58 inci maddesinden aynen alınmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329d maddesi de göz önünde  tutulmuştur.  Madde 427 (F. Hizmet ilişkisinin devri / 1 . İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri)  Maddenin birinci fıkrasında, bir işletmenin kısmen ya da tamamen bir üçüncü kişiye devri hâlinde,  hizmet ilişkisinin bütün haklan ve borçlan ile birlikte devir tarihinden itibaren, kendiliğinden devralana  geçeceği hükme bağlanmıştır. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6 nci maddesinin  birinci fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, işçinin devreden  işveren yanında işe başladığı tarihin esas alınacağı belirtilmektedir. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı  İş Kanununun 6 nci maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin son fıkrasına göre: "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş  olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren müteselsilen so­ rumludurlar. Ancak, bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu, devir tarihinden itibaren  iki yıl ile sınırlıdır." Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6 nci maddesinin üçüncü  fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 333 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 428 (II. Sözleşmenin devri)  Maddenin birinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle  sürekli olarak başka bir işverene devredilebileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, devir işlemiyle devralanın, bütün hak ve borçlan ile birlikte hizmet  sözleşmesinin işveren tarafını oluşturacağı ifade edilmektedir. Gerçekten, hizmet sözleşmesinin  devralınmasıyla, hizmet ilişkisi sona ermemekte, devralan, sözleşmenin işveren tarafı hâline gelmek­ tedir. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işverenin yanında işe  başladığı tarih esas alınacaktır. Benzer bir düzenleme, geçici iş ilişkisi bakımından 4857 sayılı İş Ka­ nununun 7 nci maddesinde de yapılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 23 -
- 2 2 - Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden alacağı para  ve başka menfaatler karşılığında, yıllık ücretli izin hakkından feragat edemeyeceği belirtilmiştir. Yine,  4857 sayılı İş Kanununun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, yıllık ücretli izin hakkından  vazgeçilemeyeceği ifade edilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, hizmet sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde  işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki  ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenecektir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımının  başlangıcı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihtir. Bu fıkra, 4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu mad­ desinin birinci fıkrasından aynen alınmıştır.  Maddenin son fıkrasında ise, yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin bu süre içinde ücret  karşılığı bir işte çalıştığının anlaşılması durumunda, işverenin izin süresi için ödediği ücreti geri ala­ bileceği belirtilmiştir. Bu fıkra da, 4857 sayılı İş Kanununun 58 inci maddesinden aynen alınmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 329d maddesi de göz önünde  tutulmuştur.  Madde 427 (F. Hizmet ilişkisinin devri / 1 . İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri)  Maddenin birinci fıkrasında, bir işletmenin kısmen ya da tamamen bir üçüncü kişiye devri hâlinde,  hizmet ilişkisinin bütün haklan ve borçlan ile birlikte devir tarihinden itibaren, kendiliğinden devralana  geçeceği hükme bağlanmıştır. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6 nci maddesinin  birinci fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, işçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, işçinin devreden  işveren yanında işe başladığı tarihin esas alınacağı belirtilmektedir. Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı  İş Kanununun 6 nci maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin son fıkrasına göre: "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş  olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren müteselsilen so­ rumludurlar. Ancak, bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu, devir tarihinden itibaren  iki yıl ile sınırlıdır." Benzer bir düzenleme, 4857 sayılı İş Kanununun 6 nci maddesinin üçüncü  fıkrasında da bulunmaktadır.  Maddenin düzenlenmesinde kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 333 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 428 (II. Sözleşmenin devri)  Maddenin birinci fıkrasında, hizmet sözleşmesinin, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle  sürekli olarak başka bir işverene devredilebileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, devir işlemiyle devralanın, bütün hak ve borçlan ile birlikte hizmet  sözleşmesinin işveren tarafını oluşturacağı ifade edilmektedir. Gerçekten, hizmet sözleşmesinin  devralınmasıyla, hizmet ilişkisi sona ermemekte, devralan, sözleşmenin işveren tarafı hâline gelmek­ tedir. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işverenin yanında işe  başladığı tarih esas alınacaktır. Benzer bir düzenleme, geçici iş ilişkisi bakımından 4857 sayılı İş Ka­ nununun 7 nci maddesinde de yapılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 3 - SEKİZİNCİ BÖLÜM  Yayım Sözleşmesi  Tasarının 488 inci maddesi, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir  hüküm içermektedir. Bu hüküm ile, yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Ka­ nununun 51 inci maddesinde olduğu gibi, geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Bu  değişikliğin gerekçesi, aşağıda açıklanmıştır:  Madde 488 (B. Şekli)  Maddeye göre, yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 51 inci mad­ desinde olduğu gibi, geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Söz konusu maddeye göre de:  "Malî haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gös­ terilmesi şarttır."  ONBEŞİNCİ BÖLÜM  Kefalet Sözleşmesi  Onbeşinci Bölümde "Kefalet Sözleşmesi", 581 ilâ 603 üncü maddelerde düzenlenmiştir. Bu  bölümde getirilen yeniliklerden biri "Eşin rızası" kenar başlığını taşıyan 584 üncü maddedir. Diğer  yeni bir hüküm "Kefaletten dönme" kenar başlığını taşıyan 599 uncu maddedir. Nihayet, "Uygulama  alanı" kenar başlıklı 603 üncü madde hükmü de, ne yürürlükteki Kanunda, ne de kaynak İsviçre  Borçlar Kanununda mevcuttur. Tek fıkradan oluşan bu yeni hükümle, kefalet hükümlerinin uygulama  alanının genişletilmesi düzenlenmiştir. Madde, kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla,  başka adlar altında yapılan sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını hüküm altına al­ maktadır. Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 584 (III. Eşin rızası)  Maddenin birinci fıkrasına göre, kefalet sözleşmesinde eşin nzasının, sözleşmenin kurulmasın­ dan önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Ancak, fıkrada bu kuralın iki istis­ nasına yer verilmiştir. Birinci istisna, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olması, ikincisi eşlerden  birinin yasal olarak ayrı yaşama hakkının doğmuş olmasıdır. Söz konusu istisnalardan birinin varlığı  durumunda, eşin rızası aranmayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, eşin nzasının aranmadığı diğer bir istisnalara yer verilmiştir. Buna  göre, kefalet sözleşmesinde somadan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya âdi  kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde  azalmasına sebep olmayan değişiklikler için de kefilin eşinin rızası aranmayacaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 494 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 599 (II. Ortak hükümler/l. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki / a. Sorumluluğun kapsamı)  Maddenin birinci fıkrasında, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğu­ mundan önceki malî dummunun, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozul­ ması veya malî dummunun kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu­ nun ortaya çıkması hâlinde, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece  her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 24 -
- 2 3 - SEKİZİNCİ BÖLÜM  Yayım Sözleşmesi  Tasarının 488 inci maddesi, yürürlükteki 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir  hüküm içermektedir. Bu hüküm ile, yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Ka­ nununun 51 inci maddesinde olduğu gibi, geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Bu  değişikliğin gerekçesi, aşağıda açıklanmıştır:  Madde 488 (B. Şekli)  Maddeye göre, yayım sözleşmesinin, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 51 inci mad­ desinde olduğu gibi, geçerlilik şekline bağlanması uygun görülmüştür. Söz konusu maddeye göre de:  "Malî haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gös­ terilmesi şarttır."  ONBEŞİNCİ BÖLÜM  Kefalet Sözleşmesi  Onbeşinci Bölümde "Kefalet Sözleşmesi", 581 ilâ 603 üncü maddelerde düzenlenmiştir. Bu  bölümde getirilen yeniliklerden biri "Eşin rızası" kenar başlığını taşıyan 584 üncü maddedir. Diğer  yeni bir hüküm "Kefaletten dönme" kenar başlığını taşıyan 599 uncu maddedir. Nihayet, "Uygulama  alanı" kenar başlıklı 603 üncü madde hükmü de, ne yürürlükteki Kanunda, ne de kaynak İsviçre  Borçlar Kanununda mevcuttur. Tek fıkradan oluşan bu yeni hükümle, kefalet hükümlerinin uygulama  alanının genişletilmesi düzenlenmiştir. Madde, kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla,  başka adlar altında yapılan sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını hüküm altına al­ maktadır. Yapılan değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 584 (III. Eşin rızası)  Maddenin birinci fıkrasına göre, kefalet sözleşmesinde eşin nzasının, sözleşmenin kurulmasın­ dan önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Ancak, fıkrada bu kuralın iki istis­ nasına yer verilmiştir. Birinci istisna, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olması, ikincisi eşlerden  birinin yasal olarak ayrı yaşama hakkının doğmuş olmasıdır. Söz konusu istisnalardan birinin varlığı  durumunda, eşin rızası aranmayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, eşin nzasının aranmadığı diğer bir istisnalara yer verilmiştir. Buna  göre, kefalet sözleşmesinde somadan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya âdi  kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde  azalmasına sebep olmayan değişiklikler için de kefilin eşinin rızası aranmayacaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 494 üncü maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 599 (II. Ortak hükümler/l. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki / a. Sorumluluğun kapsamı)  Maddenin birinci fıkrasında, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğu­ mundan önceki malî dummunun, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozul­ ması veya malî dummunun kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu­ nun ortaya çıkması hâlinde, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece  her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 4 - Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, kefaletten dönmesi sonucunda, alacaklının kefalete güven­ mesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlü olacağı hükme bağlanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 603 (E. Uygulama alanı)  Maddede, kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla, başka adlar altında yaptıkları  sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylece, meselâ kefalet  sözleşmesi yerine, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların  kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi amaçlanmıştır.  ONSEKİZİNCİ BÖLÜM  Adi Ortaklık Sözleşmesi  Özel borç ilişkilerinin düzenlendiği İkinci Kısmın son bölümü olan Onsekizinci Bölümde "Âdi  Ortaklık" düzenlenmiştir. Esas itibarıyla, ticaret hukukunu ilgilendiren bu ortaklık türünün, Türk  Ticaret Kanununda yer alması gerekirse de, tüzel kişiliğinin bulunmamasından olsa gerek, Borçlar  Kanununda yer alması yadırganmamaktadır. Tasarının 620 ilâ 645 inci maddelerinde düzenlenmiş olan  âdi ortaklıkta ortakların koyacakları "sermaye" yerine, daha doğru olan "katılım payı" terimi kul­ lanılmıştır. Ayrıca, "ortaklıktan çıkma ve çıkarılma" konulan da düzenlenmiştir (m.633-636). Yapılan  değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 633 (2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma / a. Genel olarak)  Maddeye göre, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm bu­ lunması koşuluyla, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleştiği takdirde ilgili ortağın veya temsilcisinin  ya da ölen ortağın mirasçısının ortaklıktan çıkabileceği veya diğer ortaklar tarafından, yazılı olarak  yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabileceği belirtilmektedir:  1. Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,  2. Kısıtlanması,  3. İflâsı,  4. Tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi,  5. Ölmesi.  Böylece, âdi ortaklıktan çıkma ve çıkarılma konusundaki önemli bir ihtiyacın giderilmesine yöne­ lik çağdaş bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin amacı, ortaklardan birinin ortaklıktan ayrıl­ mak istediği veya ortaklıktan ayrılmasını gerektirecek yasal bir durum ortaya çıktığı takdirde, diğer  ortaklara, ortaklığın sürdürülmesi konusunda, henüz ortaklığın kurulması aşamasında irade açıkla­ masında bulunma olanağını vermek ve bu suretle işleyen bir ortaklık sisteminin sona ermesini önle­ mektir. Ayrıca bu düzenleme, ölen ortağın mirasçılarıyla ortaklığı sürdürmek istemeyen diğer ortak­ ları, ortaklığı tasfiye edip yeni bir ortaklık kurma zahmetinden kurtaracaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 736 ve 737 nci maddeleri göz  önünde tutulmuştur.  Madde 634 (b. Ortaklık payının tasfiyesi)  Maddenin birinci fıkrasında, bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkanlması durumunda payının  diğer ortaklara ortaklıktaki payları oranında kendiliğinden geçeceği belirtilmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 25 -
- 2 4 - Maddenin ikinci fıkrasında, kefilin, kefaletten dönmesi sonucunda, alacaklının kefalete güven­ mesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlü olacağı hükme bağlanmıştır.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 603 (E. Uygulama alanı)  Maddede, kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla, başka adlar altında yaptıkları  sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylece, meselâ kefalet  sözleşmesi yerine, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların  kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi amaçlanmıştır.  ONSEKİZİNCİ BÖLÜM  Adi Ortaklık Sözleşmesi  Özel borç ilişkilerinin düzenlendiği İkinci Kısmın son bölümü olan Onsekizinci Bölümde "Âdi  Ortaklık" düzenlenmiştir. Esas itibarıyla, ticaret hukukunu ilgilendiren bu ortaklık türünün, Türk  Ticaret Kanununda yer alması gerekirse de, tüzel kişiliğinin bulunmamasından olsa gerek, Borçlar  Kanununda yer alması yadırganmamaktadır. Tasarının 620 ilâ 645 inci maddelerinde düzenlenmiş olan  âdi ortaklıkta ortakların koyacakları "sermaye" yerine, daha doğru olan "katılım payı" terimi kul­ lanılmıştır. Ayrıca, "ortaklıktan çıkma ve çıkarılma" konulan da düzenlenmiştir (m.633-636). Yapılan  değişikliklerin bazılarının gerekçeleri aşağıda açıklanmıştır:  Madde 633 (2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma / a. Genel olarak)  Maddeye göre, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm bu­ lunması koşuluyla, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleştiği takdirde ilgili ortağın veya temsilcisinin  ya da ölen ortağın mirasçısının ortaklıktan çıkabileceği veya diğer ortaklar tarafından, yazılı olarak  yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabileceği belirtilmektedir:  1. Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,  2. Kısıtlanması,  3. İflâsı,  4. Tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi,  5. Ölmesi.  Böylece, âdi ortaklıktan çıkma ve çıkarılma konusundaki önemli bir ihtiyacın giderilmesine yöne­ lik çağdaş bir düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemenin amacı, ortaklardan birinin ortaklıktan ayrıl­ mak istediği veya ortaklıktan ayrılmasını gerektirecek yasal bir durum ortaya çıktığı takdirde, diğer  ortaklara, ortaklığın sürdürülmesi konusunda, henüz ortaklığın kurulması aşamasında irade açıkla­ masında bulunma olanağını vermek ve bu suretle işleyen bir ortaklık sisteminin sona ermesini önle­ mektir. Ayrıca bu düzenleme, ölen ortağın mirasçılarıyla ortaklığı sürdürmek istemeyen diğer ortak­ ları, ortaklığı tasfiye edip yeni bir ortaklık kurma zahmetinden kurtaracaktır.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 736 ve 737 nci maddeleri göz  önünde tutulmuştur.  Madde 634 (b. Ortaklık payının tasfiyesi)  Maddenin birinci fıkrasında, bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkanlması durumunda payının  diğer ortaklara ortaklıktaki payları oranında kendiliğinden geçeceği belirtilmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 5 - Maddenin ikinci fıkrasına göre, diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını  ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü olacaklar; ayrıca, kendisini ortaklığın muaccel  borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtarmak suretiyle, ortak sıfatının sona erdiği tarihte  ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemek zorunda kalacaklardır. Bu  durumda, fıkrada kullanılan "ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı" şeklindeki ibare karşısında, tasfiye  usulüne ilişkin Tasarının 644 üncü maddesinin göz önünde tutulması gerektiği açıktır. Buna karşılık,  ortaklığın henüz muaccel olmayan borçlan için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kur­ tarma yerine kendisine bir güvence verebileceklerdir.  Maddenin son fıkrasında ise, çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payının, ortaklık sıfatının sona  erdiği tarih itibanyla, malî işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılacağı ve tarafların uzman kişi üzerinde  anlaşamamaları durumunda bu kişinin, hâkim tarafından atanacağı öngörülmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 738 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 635 (c. Malvarlığının yetersizliği)  Maddeye göre, ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya  yetmediği takdirde, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç rutannı, zarara katılmaya ilişkin  düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 739 uncu maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 636 (d. Tamamlanmamış işler)  Maddenin birinci fıkrasına göre, çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz  sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, ortaklık sıfatı sona eren kişinin, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamam­ lanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payının ödenmesini; devam eden  işler hakkında da gerekli bilginin verilmesini isteyebileceği belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 740 ıncı maddesi göz önünde  tutulmuştur.  MADDE GEREKÇELERİ  BİRİNCİ KISIM  Genel Hükümler  22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda "Birinci Kısım / Umumî Hükümler" şeklin­ deki üst başlık, Tasarıda "Birinci Kısım / Genel Hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Kaynakları  818 sayılı Borçlar Kanununda "Birinci Bap / Borçların Teşekkülü" şeklindeki üst başlık, bu  bölümde borç ilişkisini doğuran olgular düzenlendiğinden, Tasanda "Birinci Bölüm / Borç İlişkisinin  Kaynakları" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 26 -
- 2 5 - Maddenin ikinci fıkrasına göre, diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını  ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü olacaklar; ayrıca, kendisini ortaklığın muaccel  borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtarmak suretiyle, ortak sıfatının sona erdiği tarihte  ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemek zorunda kalacaklardır. Bu  durumda, fıkrada kullanılan "ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı" şeklindeki ibare karşısında, tasfiye  usulüne ilişkin Tasarının 644 üncü maddesinin göz önünde tutulması gerektiği açıktır. Buna karşılık,  ortaklığın henüz muaccel olmayan borçlan için diğer ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kur­ tarma yerine kendisine bir güvence verebileceklerdir.  Maddenin son fıkrasında ise, çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payının, ortaklık sıfatının sona  erdiği tarih itibanyla, malî işlerde uzman bir kişiye hesaplattırılacağı ve tarafların uzman kişi üzerinde  anlaşamamaları durumunda bu kişinin, hâkim tarafından atanacağı öngörülmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 738 inci maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 635 (c. Malvarlığının yetersizliği)  Maddeye göre, ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya  yetmediği takdirde, çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç rutannı, zarara katılmaya ilişkin  düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 739 uncu maddesi göz önünde  tutulmuştur.  Madde 636 (d. Tamamlanmamış işler)  Maddenin birinci fıkrasına göre, çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz  sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, ortaklık sıfatı sona eren kişinin, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamam­ lanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payının ödenmesini; devam eden  işler hakkında da gerekli bilginin verilmesini isteyebileceği belirtilmektedir.  Maddenin düzenlenmesinde, Alman Medenî Kanununun (BGB) 740 ıncı maddesi göz önünde  tutulmuştur.  MADDE GEREKÇELERİ  BİRİNCİ KISIM  Genel Hükümler  22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda "Birinci Kısım / Umumî Hükümler" şeklin­ deki üst başlık, Tasarıda "Birinci Kısım / Genel Hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Kaynakları  818 sayılı Borçlar Kanununda "Birinci Bap / Borçların Teşekkülü" şeklindeki üst başlık, bu  bölümde borç ilişkisini doğuran olgular düzenlendiğinden, Tasanda "Birinci Bölüm / Borç İlişkisinin  Kaynakları" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 6 - BİRİNCİ AYIRIM  Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Akitten doğan borçlar" şek­ lindeki alt başlık, Tasanda "Birinci Ayınm / Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şeklinde düzenlenmiştir.  M a d d e l - 818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 1 inci maddesinde, sözleşmenin kurulması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Akdin İnikadı /  I. İki tarafın muvafakati / 1 . Umumî şartlar" şeklindeki ibareler, Tasanda "A. Sözleşmenin kurulması  / 1 . İrade açıklaması / 1. Genel olarak" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 2-818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 2 nci maddesinde, sözleşmenin ikinci derecedeki noktaları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2 . İkinci derecedeki  noktaların meskût kalması" şeklindeki ibare, "2. İkinci derecedeki noktalar" şeklinde kısaltılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "üzerinde durulmamış olsa bile" şeklindeki ibare ile,  tarafların sözleşmenin ikinci derecedeki noktalarını hiç ele almamış veya ele almakla birlikte  çözümünü ileriye bırakmış olmaları kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 3-818 sayılı Borçlar Kanununun 3 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 3 üncü maddesinde, süreli öneride bulunanın, bu önerisiyle bağlılık  süresi ve önerisiyle bağlı olmaktan kurtulacağı an düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun "II. İcap ve kabul" şeklindeki 3 üncü maddesinin kenar başlığında  kullanılan "icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "öneri" olarak; " 1 . Kabul için müddet tayini" şeklindeki  ibare ise, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilmek amacıyla, " 1 . Süreli öneri" olarak değiştirilmiştir.  Maddede, önerenin önerisiyle bağlılık süresinin düzenlendiği göz önünde tutularak, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 3 üncü maddesinde kullanılan "icabından dönemez." şeklindeki ibare, "önerisiyle  bağlıdır." şeklinde ve "icap ile bağlı kalmaz." şeklindeki ibare de, "önerisiyle bağlılıktan kurtulur."  şekline dönüştürülmüştür.  Madde 4-818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 4 üncü maddesinde, hazır olanlar arasında yapılan süresiz öneride,  önerenin önerisiyle bağlı olmaktan kurtulacağı an ile hangi önerilerin, hazır olanlar arasında yapılmış  sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Kabul için müd­ det tayin olunmaksızın icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Süresiz öneri"; "a. Hazırlar beyninde" şek­ lindeki ibare de "a. Hazır olanlar arasında" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 27 -
- 2 6 - BİRİNCİ AYIRIM  Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Akitten doğan borçlar" şek­ lindeki alt başlık, Tasanda "Birinci Ayınm / Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şeklinde düzenlenmiştir.  M a d d e l - 818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 1 inci maddesinde, sözleşmenin kurulması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 1 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Akdin İnikadı /  I. İki tarafın muvafakati / 1 . Umumî şartlar" şeklindeki ibareler, Tasanda "A. Sözleşmenin kurulması  / 1 . İrade açıklaması / 1. Genel olarak" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 2-818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 2 nci maddesinde, sözleşmenin ikinci derecedeki noktaları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 2 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2 . İkinci derecedeki  noktaların meskût kalması" şeklindeki ibare, "2. İkinci derecedeki noktalar" şeklinde kısaltılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "üzerinde durulmamış olsa bile" şeklindeki ibare ile,  tarafların sözleşmenin ikinci derecedeki noktalarını hiç ele almamış veya ele almakla birlikte  çözümünü ileriye bırakmış olmaları kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 3-818 sayılı Borçlar Kanununun 3 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 3 üncü maddesinde, süreli öneride bulunanın, bu önerisiyle bağlılık  süresi ve önerisiyle bağlı olmaktan kurtulacağı an düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun "II. İcap ve kabul" şeklindeki 3 üncü maddesinin kenar başlığında  kullanılan "icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "öneri" olarak; " 1 . Kabul için müddet tayini" şeklindeki  ibare ise, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilmek amacıyla, " 1 . Süreli öneri" olarak değiştirilmiştir.  Maddede, önerenin önerisiyle bağlılık süresinin düzenlendiği göz önünde tutularak, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 3 üncü maddesinde kullanılan "icabından dönemez." şeklindeki ibare, "önerisiyle  bağlıdır." şeklinde ve "icap ile bağlı kalmaz." şeklindeki ibare de, "önerisiyle bağlılıktan kurtulur."  şekline dönüştürülmüştür.  Madde 4-818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 4 üncü maddesinde, hazır olanlar arasında yapılan süresiz öneride,  önerenin önerisiyle bağlı olmaktan kurtulacağı an ile hangi önerilerin, hazır olanlar arasında yapılmış  sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Kabul için müd­ det tayin olunmaksızın icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Süresiz öneri"; "a. Hazırlar beyninde" şek­ lindeki ibare de "a. Hazır olanlar arasında" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen telefon yanında,  teknolojik gelişmeler göz önünde tutularak, Tasanda "bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğru­ dan iletişim sırasında yapılan öneri"nin de, hazır olanlar arasında yapılmış sayılması öngörülmüştür. An­ cak, bu sonucun, önerenin sadece "doğrudan iletişim" sağlayabilen araçlarla yaptığı, yani muhatabın da  aynı anda içeriğini öğrenebildiği bir öneri bakımından geçerli olduğu kabul edilmiştir.  Madde 5-818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 5 inci maddesinde, önerenin hazır olmayanlar arasında yaptığı süre­ siz önerisiyle bağlılık süresi, önerene tanınan, önerisini muhataba zamanında ulaşmış sayma yetkisi  ve zamanında gönderilen kabul açıklamasının önerene geç ulaşması durumunda, onunla bağlı olmak  istemeyen önerenden beklenen davranış biçimi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Gaipler arasında"  ibaresi, "b. Hazır olmayanlar arasında" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 6-818 sayılı Borçlar Kanununun 6 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 6 ncı maddesinde, hangi koşullar gerçekleşince, sözleşmenin  örtülü kabul açıklamasıyla kurulmuş sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 6 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Zımnî kabul"  şeklindeki ibare, Tasarıda " 3 . Örtülü kabul" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 7-818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "Ismarlanmayan bir şeyin gönderilmesi"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 7 nci maddesinde, ısmarlanmayan şeyin gönderilmesi düzenlen­ mektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesinin öneri sayılmadığı ve bu  şeyi alan kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü olmadığı belirtilmektedir. Böylece,  bu tür taşımdan posta kutusunda veya kapısının önünde bulan ya da başka bir yolla alan kişilerin, bun­ ları geri göndermemesi, saklamaması hattâ kullanması sebebiyle, taraflar arasında örtülü irade açık­ laması sonucunda bir sözleşme ilişkisinin doğmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.  Maddenin son fıkrasında ise, ısmarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği açıkça anlaşıldığı  takdirde, onu alan kişinin, dürüstlük kurallarının bir sonucu olarak, uygun bir sürede, durumu gön­ derene haber vermesi gerektiği öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde 5 Ekim 1990 tarihli Federal Kanunla kaynak İsviçre Borçlar Ka­ nununa 6a maddesi olarak eklenmiş olup, 1 Temmuz 1991 tarihinden beri yürürlükte olan düzen­ lemeler göz önünde tutulmuştur. Kaynak İsviçre Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan söz konusu  maddenin, ilk iki fıkrası birleştirilerek, iki fıkra hâlinde Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 8-818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 8 inci maddesinde, bir önerinin hangi durumlarda önereni bağla­ mayacağı; öneri niteliğinde olan ve olmayan davranışlar düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 28 -
- 2 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen telefon yanında,  teknolojik gelişmeler göz önünde tutularak, Tasanda "bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğru­ dan iletişim sırasında yapılan öneri"nin de, hazır olanlar arasında yapılmış sayılması öngörülmüştür. An­ cak, bu sonucun, önerenin sadece "doğrudan iletişim" sağlayabilen araçlarla yaptığı, yani muhatabın da  aynı anda içeriğini öğrenebildiği bir öneri bakımından geçerli olduğu kabul edilmiştir.  Madde 5-818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 5 inci maddesinde, önerenin hazır olmayanlar arasında yaptığı süre­ siz önerisiyle bağlılık süresi, önerene tanınan, önerisini muhataba zamanında ulaşmış sayma yetkisi  ve zamanında gönderilen kabul açıklamasının önerene geç ulaşması durumunda, onunla bağlı olmak  istemeyen önerenden beklenen davranış biçimi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 5 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Gaipler arasında"  ibaresi, "b. Hazır olmayanlar arasında" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 6-818 sayılı Borçlar Kanununun 6 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 6 ncı maddesinde, hangi koşullar gerçekleşince, sözleşmenin  örtülü kabul açıklamasıyla kurulmuş sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 6 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Zımnî kabul"  şeklindeki ibare, Tasarıda " 3 . Örtülü kabul" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 7-818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "Ismarlanmayan bir şeyin gönderilmesi"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 7 nci maddesinde, ısmarlanmayan şeyin gönderilmesi düzenlen­ mektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesinin öneri sayılmadığı ve bu  şeyi alan kişinin, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü olmadığı belirtilmektedir. Böylece,  bu tür taşımdan posta kutusunda veya kapısının önünde bulan ya da başka bir yolla alan kişilerin, bun­ ları geri göndermemesi, saklamaması hattâ kullanması sebebiyle, taraflar arasında örtülü irade açık­ laması sonucunda bir sözleşme ilişkisinin doğmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.  Maddenin son fıkrasında ise, ısmarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği açıkça anlaşıldığı  takdirde, onu alan kişinin, dürüstlük kurallarının bir sonucu olarak, uygun bir sürede, durumu gön­ derene haber vermesi gerektiği öngörülmüştür.  Maddenin düzenlenmesinde 5 Ekim 1990 tarihli Federal Kanunla kaynak İsviçre Borçlar Ka­ nununa 6a maddesi olarak eklenmiş olup, 1 Temmuz 1991 tarihinden beri yürürlükte olan düzen­ lemeler göz önünde tutulmuştur. Kaynak İsviçre Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan söz konusu  maddenin, ilk iki fıkrası birleştirilerek, iki fıkra hâlinde Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 8-818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 8 inci maddesinde, bir önerinin hangi durumlarda önereni bağla­ mayacağı; öneri niteliğinde olan ve olmayan davranışlar düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. İltizamsız icap ve  alenî icap" ibaresi, Tasanda "4. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri" şeklinde değiştirilmiştir.  Ülkemizde giderek yoğunlaşan bir biçimde ticarî kuruluşların reklâm ve pazarlama faaliyetleri  sırasında kişilerin posta kutularına varıncaya kadar sattıkları ürünlere veya sundukları hizmetlere  ilişkin tarife, fiyat listesi ya da benzerlerini ulaştırdıkları görülmektedir. Bu tür belgeler kendilerine  ulaşanlar, belgelerde yer alan ürünlerden veya hizmetlerden yararlanma amacıyla söz konusu ticari  kuruluşlara başvurduklarında, belirtilen fîyatlann veya niteliklerin değiştirildiği ya da belgede basım  hatası olduğu gibi açıklamalarla karşılaşmaktadırlar. Bu olgunun göz önünde tutulması sonucunda,  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, Tasanda "aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça", bu  tür belgelerdeki açıklamaların öneri sayılacağı kabul edilmiştir.  Madde 9-818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 9 uncu maddesinde, ilân yoluyla ödül sözü verenin yükümlülüğü  ve tazminat sorumluluğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "5 . İlân suretiyle  vuku bulan vaatler" şeklindeki ibare, Tasarıda "5 . İlân yoluyla ödül sözü verme"; metninde kullanılan  "bedel" sözcüğü ise, "ödül" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü  verenin, sadece sonucun gerçekleşmesinden önceki cayması göz önünde tutulduğu hâlde, Tasarının  9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü verenin, cayması yanında, sonucun  gerçekleşmesini engellemesi dunımunda da, bundan doğan zararlan düriistlük kuralları çerçevesinde  kalınarak yapılan giderlerle sınırlı olmak üzere karşılamakla yükümlü olduğu kabul edilmiştir.  Ayrıca, Tasarının 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, ödül sözüne güvendiği için bazı giderler yap­ ması sebebiyle zarar gören bir ya da birden çok kişinin isteyebileceği toplam tazminatın, söz verilen  ödülün değerini aşamayacağı belirtilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan  "Fakat umulan muvaffakiyetin elde edilemeyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu  mecburiyete mahal kalmaz." şeklindeki hüküm, Tasarının 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında,  şöylece ifade edilmiştir: "Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin beklenen sonucu  gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme yükümlülüğünden kurtulur." Bu hükümle,  ödül sözüne güvenerek bazı giderler yaptıklarını ileri sürenlerin, ödül sözü veren tarafından, bekle­ nen sonucu gerçekleştiremeyeceklerinin ispat edilmesi durumunda, Tasarının 9 uncu maddesinin  ikinci fıkrasından yararlanmaları önlenmek istenmiştir.  Madde 10- 818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 10 uncu maddesinde, öneri ve kabul açıklamalarının hangi du­ rumlarda yapılmamış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "6. İcap ve kabulün  geri alınması" şeklindeki ibare, Tasarıda "7. Önerinin ve kabulün geri alınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının sonunda kullanılan "icap keen- lemyekün addolunur." şeklindeki ibare, Tasarıda, "öneri yapılmamış sayılır." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 29 -
- 2 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 7 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. İltizamsız icap ve  alenî icap" ibaresi, Tasanda "4. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri" şeklinde değiştirilmiştir.  Ülkemizde giderek yoğunlaşan bir biçimde ticarî kuruluşların reklâm ve pazarlama faaliyetleri  sırasında kişilerin posta kutularına varıncaya kadar sattıkları ürünlere veya sundukları hizmetlere  ilişkin tarife, fiyat listesi ya da benzerlerini ulaştırdıkları görülmektedir. Bu tür belgeler kendilerine  ulaşanlar, belgelerde yer alan ürünlerden veya hizmetlerden yararlanma amacıyla söz konusu ticari  kuruluşlara başvurduklarında, belirtilen fîyatlann veya niteliklerin değiştirildiği ya da belgede basım  hatası olduğu gibi açıklamalarla karşılaşmaktadırlar. Bu olgunun göz önünde tutulması sonucunda,  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, Tasanda "aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça", bu  tür belgelerdeki açıklamaların öneri sayılacağı kabul edilmiştir.  Madde 9-818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 9 uncu maddesinde, ilân yoluyla ödül sözü verenin yükümlülüğü  ve tazminat sorumluluğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "5 . İlân suretiyle  vuku bulan vaatler" şeklindeki ibare, Tasarıda "5 . İlân yoluyla ödül sözü verme"; metninde kullanılan  "bedel" sözcüğü ise, "ödül" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü  verenin, sadece sonucun gerçekleşmesinden önceki cayması göz önünde tutulduğu hâlde, Tasarının  9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, ödül sözü verenin, cayması yanında, sonucun  gerçekleşmesini engellemesi dunımunda da, bundan doğan zararlan düriistlük kuralları çerçevesinde  kalınarak yapılan giderlerle sınırlı olmak üzere karşılamakla yükümlü olduğu kabul edilmiştir.  Ayrıca, Tasarının 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında, ödül sözüne güvendiği için bazı giderler yap­ ması sebebiyle zarar gören bir ya da birden çok kişinin isteyebileceği toplam tazminatın, söz verilen  ödülün değerini aşamayacağı belirtilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan  "Fakat umulan muvaffakiyetin elde edilemeyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu  mecburiyete mahal kalmaz." şeklindeki hüküm, Tasarının 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında,  şöylece ifade edilmiştir: "Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin beklenen sonucu  gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri ödeme yükümlülüğünden kurtulur." Bu hükümle,  ödül sözüne güvenerek bazı giderler yaptıklarını ileri sürenlerin, ödül sözü veren tarafından, bekle­ nen sonucu gerçekleştiremeyeceklerinin ispat edilmesi durumunda, Tasarının 9 uncu maddesinin  ikinci fıkrasından yararlanmaları önlenmek istenmiştir.  Madde 10- 818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 10 uncu maddesinde, öneri ve kabul açıklamalarının hangi du­ rumlarda yapılmamış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "6. İcap ve kabulün  geri alınması" şeklindeki ibare, Tasarıda "7. Önerinin ve kabulün geri alınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının sonunda kullanılan "icap keen- lemyekün addolunur." şeklindeki ibare, Tasarıda, "öneri yapılmamış sayılır." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 2 9 - Madde 11- 818 sayılı Borçlar Kanununun 10 uncu maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın iki fıkradan oluşan 11 inci maddesinde, hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmelerde  ve taraflar arasında, süregelen bir iş ilişkisinin varlığında olduğu gibi, açık bir kabule gerek bulunmayan  durumlarda, sözleşmenin hangi andan başlayarak hükümlerini doğuracağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Gaipler  arasında vuku bulan bir akdin hangi zamana istinat ettiği" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Hazır ol­ mayanlar arasında kumlan sözleşmenin hüküm anı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 12- 818 sayılı Borçlar Kanununun 11 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 12 nci maddesinde, sözleşmelerin şekle bağlı olmaması ilkesi ile  kural olarak geçerlilik şekli niteliğinde olmak üzere Kanunda öngörülen şekle uyulmaksızın yapılan  sözleşmelerin geçersizliği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 11 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Akitlerin Şekli"  ibaresi yerine, Tasarıda "B. Sözleşmelerin şekli" ibaresi kullanılmıştır. Yine aynı kenar başlıkta kul­ lanılan "I. Umumî kaide ve emrolunan şekillerin şümulü" ibaresi, Tasarıda "I. Genel kural" şeklinde  kısaltılmış; madde metni de arılaştırılmıştır.  Tasarının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen ilk cümle hükmüyle, Kanunda sözleşmeler  için öngörülen şeklin, kural olarak geçerlilik şekli olduğu belirtilerek, bu konudaki duraksamalar or­ tadan kaldırılmak istenmiştir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, öngörülen şekle uyulmadan kumlan  sözleşmelerin kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olduğu açıklanmıştır.  Madde 13- 818 sayılı Borçlar Kanununun 12 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 13 üncü maddesinde, yasal yazılı şekle bağlanan bir sözleşmenin  değiştirilmesinde uyulacak şekil düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 12 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Tahrirî şekil"  ibaresi, Tasarıda "II. Yazılı şekil" olarak; " 1 . Kanunen muayyen olan şekil" ibaresi, " 1 . Yasal şekil"  olarak, "a. Şümulü" ibaresi de "a. Kapsamı" olarak değiştirilmiştir. Aynı maddenin ilk fıkrasının son  cümlesinde, sözleşmeye ters düşmeyen, özellikle (ifa yeri ve zamanında değişiklik yapılmasında  olduğu gibi) üstlenilen edimlerin kapsamını genişletmeyen, tamamlayıcı yan hükümler için yazılı şekle  uyulması zomnluluğunun bulunmadığı belirtilmiş ve madde metni arılaştırılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, Tasarının 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası hük­ müyle, birinci fıkrada öngörülen kuralın, yazılı şekil dışında kalan diğer geçerlilik şekilleri hakkında  da uygulanması öngöriilmüştür. Kanunda yazılı şekilden söz edildiğinde, bundan âdi yazılı şekil an­ laşılır. Oysa, âdi yazılı şekil dışında, resmî senet düzenleme ve imzaların noterce onaylanmasının  zorunlu olduğu başka geçerlilik şekilleri de bulunmaktadır. Fıkraya göre, yazılı şekil dışındaki  geçerlilik şekline tâbi sözleşmelerin değiştirilmesi hakkında da Kanunda öngörülen şekle uyulması  zorunludur. Ancak, bu dummda da sözleşme ile çelişmeyen değişiklikler, tamamlayıcı yan hüküm­ ler niteliğinde ise, bu değişikliklerin gerçekleştirilmesi, kanunda öngörülen şekle uyulmasına bağlı  olmayacaktır.
Sayfa 30 -
- 2 9 - Madde 11- 818 sayılı Borçlar Kanununun 10 uncu maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın iki fıkradan oluşan 11 inci maddesinde, hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmelerde  ve taraflar arasında, süregelen bir iş ilişkisinin varlığında olduğu gibi, açık bir kabule gerek bulunmayan  durumlarda, sözleşmenin hangi andan başlayarak hükümlerini doğuracağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Gaipler  arasında vuku bulan bir akdin hangi zamana istinat ettiği" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Hazır ol­ mayanlar arasında kumlan sözleşmenin hüküm anı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 12- 818 sayılı Borçlar Kanununun 11 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 12 nci maddesinde, sözleşmelerin şekle bağlı olmaması ilkesi ile  kural olarak geçerlilik şekli niteliğinde olmak üzere Kanunda öngörülen şekle uyulmaksızın yapılan  sözleşmelerin geçersizliği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 11 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Akitlerin Şekli"  ibaresi yerine, Tasarıda "B. Sözleşmelerin şekli" ibaresi kullanılmıştır. Yine aynı kenar başlıkta kul­ lanılan "I. Umumî kaide ve emrolunan şekillerin şümulü" ibaresi, Tasarıda "I. Genel kural" şeklinde  kısaltılmış; madde metni de arılaştırılmıştır.  Tasarının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen ilk cümle hükmüyle, Kanunda sözleşmeler  için öngörülen şeklin, kural olarak geçerlilik şekli olduğu belirtilerek, bu konudaki duraksamalar or­ tadan kaldırılmak istenmiştir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, öngörülen şekle uyulmadan kumlan  sözleşmelerin kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olduğu açıklanmıştır.  Madde 13- 818 sayılı Borçlar Kanununun 12 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 13 üncü maddesinde, yasal yazılı şekle bağlanan bir sözleşmenin  değiştirilmesinde uyulacak şekil düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 12 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Tahrirî şekil"  ibaresi, Tasarıda "II. Yazılı şekil" olarak; " 1 . Kanunen muayyen olan şekil" ibaresi, " 1 . Yasal şekil"  olarak, "a. Şümulü" ibaresi de "a. Kapsamı" olarak değiştirilmiştir. Aynı maddenin ilk fıkrasının son  cümlesinde, sözleşmeye ters düşmeyen, özellikle (ifa yeri ve zamanında değişiklik yapılmasında  olduğu gibi) üstlenilen edimlerin kapsamını genişletmeyen, tamamlayıcı yan hükümler için yazılı şekle  uyulması zomnluluğunun bulunmadığı belirtilmiş ve madde metni arılaştırılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, Tasarının 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası hük­ müyle, birinci fıkrada öngörülen kuralın, yazılı şekil dışında kalan diğer geçerlilik şekilleri hakkında  da uygulanması öngöriilmüştür. Kanunda yazılı şekilden söz edildiğinde, bundan âdi yazılı şekil an­ laşılır. Oysa, âdi yazılı şekil dışında, resmî senet düzenleme ve imzaların noterce onaylanmasının  zorunlu olduğu başka geçerlilik şekilleri de bulunmaktadır. Fıkraya göre, yazılı şekil dışındaki  geçerlilik şekline tâbi sözleşmelerin değiştirilmesi hakkında da Kanunda öngörülen şekle uyulması  zorunludur. Ancak, bu dummda da sözleşme ile çelişmeyen değişiklikler, tamamlayıcı yan hüküm­ ler niteliğinde ise, bu değişikliklerin gerçekleştirilmesi, kanunda öngörülen şekle uyulmasına bağlı  olmayacaktır.  - 3 0 - Madde 14- 818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 14 üncü maddesinde, yazılı şekilde yapılması öngörülen  sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunluluğu ve yazılı şekil yerine geçen  belgeler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Rükünleri"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Unsurları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kanunda aksine bir hüküm  yoksa, imzalı bir mektup ile aslı borç altına girenlerce imzalanmış bir telgrafnamenin, yazılı şekil  yerine geçmesi kabul edildiği hâlde, Tasarının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, iletişim teknolo­ jisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak, bunlara teyit edilmiş olmaları kaydıyla, faks  veya buna benzer iletişim araçları ile güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de  eklenmiş ve hükmün kapsamı genişletilmiştir. Ancak, söz konusu iletişim araçlarıyla gönderilen  metinlerin yazılı şekil yerine geçmesi için, bunları alanlar tarafından teyit edilmiş olması şarttır.  Güvenli elektronik imzayla gönderilen metinlerin ise, yazılı şekil yerine geçmesi için, 5070 sayılı Elek­ tronik İmza Kanununa uygun olarak gönderilmesi ve alanlar tarafından bilgisayar ortamında kaydedilerek  saklanabilmesi gerekir.  Madde 15- 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 15 inci maddesinde, imza düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında  olduğu gibi, imzanın borç altına girenin el yazısıyla atılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bununla  birlikte, aynı fıkraya, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde güvenli elektronik  imzanın tanımlandığı göz önünde tutularak, güvenli elektronik imzanın da el yazısıyla atılmış  imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurduğunu belirten yeni bir hüküm eklenmiştir. Nitekim, 5070  sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre de: "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî  sonucu doğurur." Yine aynı Kanunun 22 nci maddesiyle, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Ka­ nununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir: "Güvenli elektronik imza  elle atılan imza ile aynı ispat gücünü hâizdir." Bu durum karşısında, 818 sayılı Borçlar Kanununun  14 üncü maddesinin birinci fıkrasında olduğu gibi, Tasarının 15 inci maddesinin birinci fıkrası iki  cümle hâlinde kaleme alınarak fıkranın, güvenli elektronik imzayı da kapsayacak biçimde düzen­ lenmesinde zorunluluk görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, imzanın el yazısı dışında bir araçla atılmasının yeterli olduğu du­ rumlar belirtilmiştir.  Aynı maddenin üçüncü fıkrasında körlerin imzalarının, onları bağlamayacağı kuralı ile bu ku­ ralın istisnası düzenlenmiştir. "Görme özürlülerin imzaları" şeklindeki nitelendirmenm, "görme  yeteneğinin tam olarak kaybı"nı ifade etmekte yetersiz kaldığı düşüncesiyle, "körlerin imzaları"  ifadesinin kullanılması zorunlu görülmüştür. Ayrıca, 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun  Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 50 nci maddesinin (c) bendi ile,  818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının,  görme yeteneğinden tamamen yoksun kişilerin, imzaladıkları sırada içeriğini bildiklerinin ispat  edilmesine gerek olmaksızın, kendilerini borç altına sokan hukukî işlemler karşısında korumasız  bırakılmaları sonucunu doğuracağı için, bu fıkranın Tasan metninden çıkarılması uygun görülmemiştir.
Sayfa 31 -
- 3 0 - Madde 14- 818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 14 üncü maddesinde, yazılı şekilde yapılması öngörülen  sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunluluğu ve yazılı şekil yerine geçen  belgeler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Rükünleri"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Unsurları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kanunda aksine bir hüküm  yoksa, imzalı bir mektup ile aslı borç altına girenlerce imzalanmış bir telgrafnamenin, yazılı şekil  yerine geçmesi kabul edildiği hâlde, Tasarının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, iletişim teknolo­ jisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak, bunlara teyit edilmiş olmaları kaydıyla, faks  veya buna benzer iletişim araçları ile güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de  eklenmiş ve hükmün kapsamı genişletilmiştir. Ancak, söz konusu iletişim araçlarıyla gönderilen  metinlerin yazılı şekil yerine geçmesi için, bunları alanlar tarafından teyit edilmiş olması şarttır.  Güvenli elektronik imzayla gönderilen metinlerin ise, yazılı şekil yerine geçmesi için, 5070 sayılı Elek­ tronik İmza Kanununa uygun olarak gönderilmesi ve alanlar tarafından bilgisayar ortamında kaydedilerek  saklanabilmesi gerekir.  Madde 15- 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 15 inci maddesinde, imza düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında  olduğu gibi, imzanın borç altına girenin el yazısıyla atılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bununla  birlikte, aynı fıkraya, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde güvenli elektronik  imzanın tanımlandığı göz önünde tutularak, güvenli elektronik imzanın da el yazısıyla atılmış  imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurduğunu belirten yeni bir hüküm eklenmiştir. Nitekim, 5070  sayılı Kanunun 5 inci maddesine göre de: "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî  sonucu doğurur." Yine aynı Kanunun 22 nci maddesiyle, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Ka­ nununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir: "Güvenli elektronik imza  elle atılan imza ile aynı ispat gücünü hâizdir." Bu durum karşısında, 818 sayılı Borçlar Kanununun  14 üncü maddesinin birinci fıkrasında olduğu gibi, Tasarının 15 inci maddesinin birinci fıkrası iki  cümle hâlinde kaleme alınarak fıkranın, güvenli elektronik imzayı da kapsayacak biçimde düzen­ lenmesinde zorunluluk görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında, imzanın el yazısı dışında bir araçla atılmasının yeterli olduğu du­ rumlar belirtilmiştir.  Aynı maddenin üçüncü fıkrasında körlerin imzalarının, onları bağlamayacağı kuralı ile bu ku­ ralın istisnası düzenlenmiştir. "Görme özürlülerin imzaları" şeklindeki nitelendirmenm, "görme  yeteneğinin tam olarak kaybı"nı ifade etmekte yetersiz kaldığı düşüncesiyle, "körlerin imzaları"  ifadesinin kullanılması zorunlu görülmüştür. Ayrıca, 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun  Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 50 nci maddesinin (c) bendi ile,  818 sayılı Borçlar Kanununun 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasının,  görme yeteneğinden tamamen yoksun kişilerin, imzaladıkları sırada içeriğini bildiklerinin ispat  edilmesine gerek olmaksızın, kendilerini borç altına sokan hukukî işlemler karşısında korumasız  bırakılmaları sonucunu doğuracağı için, bu fıkranın Tasan metninden çıkarılması uygun görülmemiştir.  - 3 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununda mevcut olmadığı için yeni bir hüküm niteliğindeki Tasarının  15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ise, açığa atılan imzanın hükmü ile açığa atılan imzanın üstün­ deki metnin, anlaşmaya aykırı olarak yazıldığı iddiasında ispat yükü düzenlenmektedir. Bu yeni  hükümle, aslında bir ispat hukuku sorunu olmakla birlikte, uygulamada sıkça karşılaşılan, doktrinde  ve mahkeme kararlarında "açığa imza" veya "beyaza imza" olarak nitelendirilen hukukî olguyla il­ gili bir düzenleme yapılması yararlı görülmüştür. Boş bir kâğıda (veya buna benzer diğer maddelere)  atılan imzaların üstünün, sonradan doldurulup borç senedine dönüştürülmesi durumunda, sonradan  yazılan metnin, o metindeki imzayı atanın iradesine uygun olduğu, bir âdi karine olarak kabul  edilmiştir. Buna göre, durumun özelliği aksini göstermedikçe, açığa imza atan, sonradan yazılan met­ nin anlaşmaya aykırılığını ispat yükü altında olacaktır.  Madde 16- 818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 16 ncı maddesinde, imza yerine geçen işaretler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddenin kenar başlığında kullanılan "d. İmza makamına  kaim olacak işaretler" ibaresi, Tasarıda, "d. İmza yerine geçen işaretler" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının 16 ncı maddesinde, imza yerine geçen işaretler düzenlenmekle birlikte, kambiyo  senetlerine ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Nitekim, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun  poliçelere ilişkin 668 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre: "El yazısı ile olan imza yerine, mihaniki  herhangi bir vasıta veya el ile yapılan veyahut tasdik edilmiş olan bir işaret yahut resmî bir şahadet­ name kullanılamaz." Bu hüküm, aynı Kanunun 690 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapılan yol­ lama uyannca, bonolar hakkında da uygulanır. Yine aynı Kanunun 730 uncu maddesinin (19) numaralı  bendinde, poliçelere ilişkin 668 inci maddeye yapılan yollama uyarınca, çeklerde de imzanın keşideci  tarafından elle atılması yasal bir zomnluluktur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddesinde, imza atamayan kişilerin "usulen tasdik  olunmuş ve el ile yapılmış bir alâmet vazetmeye yahut resmî bir şahadetname kullanmaya mezun"  oldukları belirtildiği hâlde, Tasarının 16 ncı maddesinde, imza atamayanların "imza yerine, parmak  izi veya usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, el ile yapılmış bir işaret veya mühür" kullan­ abilecekleri öngörülerek, söz konusu maddenin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Ka­ nunumuzun 297 nci maddesindeki düzenlemeyle uyumlu bir hâle gelmesi sağlanmıştır.  Madde 17-818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 17 nci maddesinde, iradî şekle uyulmamasının hukukî sonucu ve her­ hangi bir belirleme olmaksızın kararlaştınlan yazılı şekle uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin kenar başlığmda kullanılan "2. Akitte mahfuz kalan  şekil" ibaresi yerine, Tasarının 17 nci maddesinin kenar başlığında, "2. İradî şekil" ibaresi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında, iradî şekle uyulmaması du­ rumunda, tarafların, o sözleşmeyle bağlı olmadıkları mutlak bir ifadeyle belirtildiği hâlde, Tasarının  17 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu sonuç bir âdi karine olarak kabul edilmiştir.  Tasannın 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında, tarafların, âdi veya resmî yazılı şekil gibi herhangi  bir belirleme yapmaksızın iradî şekil olarak, sadece yazılı şekli kararlaştırmaları durumunda, bu şekle  uymamalarının yaptınmı da belirtilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin  ikinci fıkrasında, "iki tarafın ona riayet etmesi lâzımdır." şeklinde ve niteliği pek de açık olmayan bir  ibare kullanıldığı hâlde, Tasarının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında, bu durumda "yasal yazılı şekle  ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde bir ibarenin kullanılması tercih edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 32 -
- 3 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununda mevcut olmadığı için yeni bir hüküm niteliğindeki Tasarının  15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ise, açığa atılan imzanın hükmü ile açığa atılan imzanın üstün­ deki metnin, anlaşmaya aykırı olarak yazıldığı iddiasında ispat yükü düzenlenmektedir. Bu yeni  hükümle, aslında bir ispat hukuku sorunu olmakla birlikte, uygulamada sıkça karşılaşılan, doktrinde  ve mahkeme kararlarında "açığa imza" veya "beyaza imza" olarak nitelendirilen hukukî olguyla il­ gili bir düzenleme yapılması yararlı görülmüştür. Boş bir kâğıda (veya buna benzer diğer maddelere)  atılan imzaların üstünün, sonradan doldurulup borç senedine dönüştürülmesi durumunda, sonradan  yazılan metnin, o metindeki imzayı atanın iradesine uygun olduğu, bir âdi karine olarak kabul  edilmiştir. Buna göre, durumun özelliği aksini göstermedikçe, açığa imza atan, sonradan yazılan met­ nin anlaşmaya aykırılığını ispat yükü altında olacaktır.  Madde 16- 818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 16 ncı maddesinde, imza yerine geçen işaretler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddenin kenar başlığında kullanılan "d. İmza makamına  kaim olacak işaretler" ibaresi, Tasarıda, "d. İmza yerine geçen işaretler" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının 16 ncı maddesinde, imza yerine geçen işaretler düzenlenmekle birlikte, kambiyo  senetlerine ilişkin hükümler saklı tutulmaktadır. Nitekim, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun  poliçelere ilişkin 668 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre: "El yazısı ile olan imza yerine, mihaniki  herhangi bir vasıta veya el ile yapılan veyahut tasdik edilmiş olan bir işaret yahut resmî bir şahadet­ name kullanılamaz." Bu hüküm, aynı Kanunun 690 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapılan yol­ lama uyannca, bonolar hakkında da uygulanır. Yine aynı Kanunun 730 uncu maddesinin (19) numaralı  bendinde, poliçelere ilişkin 668 inci maddeye yapılan yollama uyarınca, çeklerde de imzanın keşideci  tarafından elle atılması yasal bir zomnluluktur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 15 inci maddesinde, imza atamayan kişilerin "usulen tasdik  olunmuş ve el ile yapılmış bir alâmet vazetmeye yahut resmî bir şahadetname kullanmaya mezun"  oldukları belirtildiği hâlde, Tasarının 16 ncı maddesinde, imza atamayanların "imza yerine, parmak  izi veya usulüne göre onaylanmış olması koşuluyla, el ile yapılmış bir işaret veya mühür" kullan­ abilecekleri öngörülerek, söz konusu maddenin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Ka­ nunumuzun 297 nci maddesindeki düzenlemeyle uyumlu bir hâle gelmesi sağlanmıştır.  Madde 17-818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 17 nci maddesinde, iradî şekle uyulmamasının hukukî sonucu ve her­ hangi bir belirleme olmaksızın kararlaştınlan yazılı şekle uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin kenar başlığmda kullanılan "2. Akitte mahfuz kalan  şekil" ibaresi yerine, Tasarının 17 nci maddesinin kenar başlığında, "2. İradî şekil" ibaresi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında, iradî şekle uyulmaması du­ rumunda, tarafların, o sözleşmeyle bağlı olmadıkları mutlak bir ifadeyle belirtildiği hâlde, Tasarının  17 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu sonuç bir âdi karine olarak kabul edilmiştir.  Tasannın 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında, tarafların, âdi veya resmî yazılı şekil gibi herhangi  bir belirleme yapmaksızın iradî şekil olarak, sadece yazılı şekli kararlaştırmaları durumunda, bu şekle  uymamalarının yaptınmı da belirtilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 16 ncı maddesinin  ikinci fıkrasında, "iki tarafın ona riayet etmesi lâzımdır." şeklinde ve niteliği pek de açık olmayan bir  ibare kullanıldığı hâlde, Tasarının 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında, bu durumda "yasal yazılı şekle  ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde bir ibarenin kullanılması tercih edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 2 - Madde 18- 818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının tek fıkradan oluşan 18 inci maddesinde, borcun sebebini içermeyen borç tanıması  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Borcun sebebi"  şeklindeki ibare, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilerek, "C. Borç tanıması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinde kullanılan ". . .borç ikrarı muteberdir." şek­ lindeki ibare yerine, Tasarının 18 inci maddesinde, "Borç tanıması... geçerlidir." şeklindeki ibarenin  kullanılması, teorik esaslara daha uygun görülmüştür. Gerçekten, söz konusu maddeyle, medenî  yargılama usulünde, davanın tarafları arasında bir çekişmenin varlığını gerektiren bir borç ikrarının  düzenlenmesi amaçlanmamıştır. Tasarının 18 inci maddesinde, borcun sebebi (ifa sebebi, alacak se­ bebi, bağışlama sebebi veya rücu alacağına sahip olma sebebi) belirtilmemiş olsa bile, böyle bir borç  tanımasının geçerli olduğu kabul edilmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun  236 nci ve onu izleyen maddelerinde düzenlenen "ikrar" terimiyle karıştırılmaması için, "borç ikrarı"  yerine, "borç tanıması" teriminin kullanılması tercih edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 19-818 sayılı Borçlar Kanununun 18 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannm iki fıkradan oluşan 19 uncu maddesinde, sözleşmelerin yorumunda göz önünde tutula­ cak ilke ile işlemin muvazaalı olduğu savunmasının ileri sürülemeyeceği durum düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 18 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "d. Akitlerin tef­ siri, muvazaa" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenip yorumlan­ masında, taraflann yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcükler değil, on­ ların gerçek ve ortak iradeleri esas alınacağı düzenlenmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, Tasarının 17 nci maddesinin gerekçesinde de açıklandığı gibi,  yazılı bir "borç tanımasf'na güvenerek alacağı kazanmış üçüncü kişiye karşı, işlemin muvazaalı olduğu  savunmasında bulunulamayacağı belirtilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 20 -818 sayılı Borçlar kanununda yer verilmeyen, "E. Genel işlem koşulları / 1 . Genel  olarak" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 20 nci maddesinde, genel olarak genel işlem koşulları düzenlen­ mektedir.  Borçlar hukukunun temelini bireysel sözleşme modeli oluşturmaktadır. Bireysel sözleşme de­ nilince, Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı maddeleri anlamında öneri, karşı öneri ve kabul gibi  en sonunda irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin her hük­ münün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak, çağımızın sosyal ve  ekonomik gelişimleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bunlar için üretim zorunlu­ luğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak, bireysel sözleşme modeli yanında, yeni bir sözleşme modeli or-
Sayfa 33 -
- 3 2 - Madde 18- 818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının tek fıkradan oluşan 18 inci maddesinde, borcun sebebini içermeyen borç tanıması  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Borcun sebebi"  şeklindeki ibare, madde içeriğiyle uyumlu hâle getirilerek, "C. Borç tanıması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 17 nci maddesinde kullanılan ". . .borç ikrarı muteberdir." şek­ lindeki ibare yerine, Tasarının 18 inci maddesinde, "Borç tanıması... geçerlidir." şeklindeki ibarenin  kullanılması, teorik esaslara daha uygun görülmüştür. Gerçekten, söz konusu maddeyle, medenî  yargılama usulünde, davanın tarafları arasında bir çekişmenin varlığını gerektiren bir borç ikrarının  düzenlenmesi amaçlanmamıştır. Tasarının 18 inci maddesinde, borcun sebebi (ifa sebebi, alacak se­ bebi, bağışlama sebebi veya rücu alacağına sahip olma sebebi) belirtilmemiş olsa bile, böyle bir borç  tanımasının geçerli olduğu kabul edilmektedir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun  236 nci ve onu izleyen maddelerinde düzenlenen "ikrar" terimiyle karıştırılmaması için, "borç ikrarı"  yerine, "borç tanıması" teriminin kullanılması tercih edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 19-818 sayılı Borçlar Kanununun 18 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannm iki fıkradan oluşan 19 uncu maddesinde, sözleşmelerin yorumunda göz önünde tutula­ cak ilke ile işlemin muvazaalı olduğu savunmasının ileri sürülemeyeceği durum düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 18 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "d. Akitlerin tef­ siri, muvazaa" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenip yorumlan­ masında, taraflann yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcükler değil, on­ ların gerçek ve ortak iradeleri esas alınacağı düzenlenmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, Tasarının 17 nci maddesinin gerekçesinde de açıklandığı gibi,  yazılı bir "borç tanımasf'na güvenerek alacağı kazanmış üçüncü kişiye karşı, işlemin muvazaalı olduğu  savunmasında bulunulamayacağı belirtilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 20 -818 sayılı Borçlar kanununda yer verilmeyen, "E. Genel işlem koşulları / 1 . Genel  olarak" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 20 nci maddesinde, genel olarak genel işlem koşulları düzenlen­ mektedir.  Borçlar hukukunun temelini bireysel sözleşme modeli oluşturmaktadır. Bireysel sözleşme de­ nilince, Borçlar Kanununun 1 inci ve devamı maddeleri anlamında öneri, karşı öneri ve kabul gibi  en sonunda irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşması sağlanıncaya kadar, sözleşmenin her hük­ münün tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmeler anlaşılır. Ancak, çağımızın sosyal ve  ekonomik gelişimleri, kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bunlar için üretim zorunlu­ luğu doğurmuştur. Buna bağlı olarak, bireysel sözleşme modeli yanında, yeni bir sözleşme modeli or- - 3 3 - taya çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim mallan üre­ timi ve pazarlaması yapan girişimciler, bireysel sözleşmenin kurulmasından önce soyut ve tek yanlı  olarak kaleme alınmış sözleşme koşulları hazırlamakta, bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda,  ancak aynı şekil ve tipteki hukukî işlemleri düzenlemektedirler. Önceden hazırlanan tipik sözleşme  koşulları için genel işlem koşullan terimi kullanılmakta; bu tür sözleşmelere, "tip sözleşme", "kitle  sözleşme", "katılmalı sözleşme" ya da "formüler sözleşme" denilmektedir. Kitlelere yönelik bu  sözleşmelerde, sözleşmenin kurulmasına ilişkin görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu  değildir. Hattâ, çoğu zaman fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır.  Girişimci karşısında sözleşmenin diğer tarafı, ya kendisine dayatılan koşullarla sözleşmeyi kuracak  ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim veya hizmetten vazgeçmek zorunda kalacaktır. Başka  bir ifadeyle, birey önüne konulan metin karşısında, sadece "evet" ya da "hayır" diyebilecek, buna  karşılık, "evet, ama" seçeneğinden yoksun olacaktır. Hizmet ya da edimden hiç yararlanmamanın söz  konusu olmaması ve "evet, ama" deme olanağı bulunmaması karşısında, bireyin bu tür sözleşmelerin  uygulanmasında kanunla korunması zorunluluğu ortadadır. Tasarıda, genel işlem koşullarının tâbi  olduğu geçerlilik kuralları, bunlara aykırılığın yaptınmları ve genel işlem koşullarının yorumlanması  gibi konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla, bütün sözleşmeleri kapsayacak emredici genel  hükümler şeklinde düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Nitekim, Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında  olmak üzere, 5 Nisan 1993 tarihli ve 93/13/EVVG sayılı "Tüketici Sözleşmelerindeki Kötüye Kul­ lanılabilecek Şartlara İlişkin Direktifte ve Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Parlamentosuna  sunulan Avrupa Sözleşme Hukukuna yönelik 2003/C 63/01 sayılı Eylem Plânının 4.2 maddesinde  genel işlem koşullarına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler öngörülmüştür. Alman hukukunda daha önce  özel bir kanunla düzenlenmiş olan genel işlem koşulları, belirtilen hükümler de göz önünde tutularak,  Alman Medenî Kanununun (BGB) 305 ve devamı maddelerinde genel hüküm niteliği kazandınlarak  yeniden düzenlenmiştir. Böylece, söz konusu hükümlerin uygulama alanının sadece tüketicilerle sınırlı  kalması önlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, öncelikle genel işlem koşulları tanımlanmıştır. Buna göre, genel  işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken, ileride çok sayıdaki sözleşmelerde kullanma amacıyla  taraflardan birinin tek başına önceden hazırlayıp diğer tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Aynı  fıkranın ikinci cümlesinde, genel işlem koşulu olma bakımından, diğer tarafa sunuluş biçiminin önemli  olmadığı, bu koşulların sözleşme metninde veya ekinde yer alabileceği, kapsamının, yazı türünün ve  şeklinin, nitelendirmede önem taşımadığı açıklanmıştır. Bu düzenleme kapsamında, genel işlem  koşullarının tamamının veya bir kısmının sözleşme metninde ya da ekinde değişik karakterlerle yazıl­ mak suretiyle, bunlann emredici yasal düzenleme kapsamı dışında bırakılması önlenmek istenmiştir. Aynı  şekilde, hangi konudaki hükümlerin genel işlem koşulu sayılacağı yönünde bir liste verme yerine, her tür­ den sözleşme hükmü, bu tanım kapsamına girdiği takdirde, genel işlem koşulu olarak kabul edilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, sözleşme koşullannı dayatma konumunda olan  tarafın, hazırladığı tip sözleşmelerde çağımızın teknolojik imkânlarından da yararlanarak, farklı  yöntemler kullanarak, bunların tip sözleşme olmaktan çıktığını ve bu sözleşmelerin bireysel sözleşme  olduğunu ileri sürmesi engellenmiştir. Kısacası, sözleşme metinlerindeki farklılıklar, birinci fıkradaki  tanım kapsamında olmalan kaydıyla, sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu hükümlerine tâbi ol­ ması bakımından önemsiz sayılmıştır. Meselâ, delil sözleşmelerine ilişkin bir genel işlem koşulunun  bu sözleşmenin asıl metnine alınması, bu sözleşmelerin ekinde yer alması veya sözleşme metni ya  da ekinde yer almakla birlikte yerinin değiştirilmesi, uygulama farklılığı doğurmayacaktır. Aynı  şekilde, tip sözleşme yöntemine başvuran tarafın, çok sayıda farklı tipte sözleşme hazırlayarak, müş­ terileri ile ilişkilerinde, genel işlem koşulları hükümlerini dolanması yolu da kapatılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 34 -
- 3 3 - taya çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri, dayanıklı tüketim mallan üre­ timi ve pazarlaması yapan girişimciler, bireysel sözleşmenin kurulmasından önce soyut ve tek yanlı  olarak kaleme alınmış sözleşme koşulları hazırlamakta, bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda,  ancak aynı şekil ve tipteki hukukî işlemleri düzenlemektedirler. Önceden hazırlanan tipik sözleşme  koşulları için genel işlem koşullan terimi kullanılmakta; bu tür sözleşmelere, "tip sözleşme", "kitle  sözleşme", "katılmalı sözleşme" ya da "formüler sözleşme" denilmektedir. Kitlelere yönelik bu  sözleşmelerde, sözleşmenin kurulmasına ilişkin görüşmeler ve pazarlıklar yapılması söz konusu  değildir. Hattâ, çoğu zaman fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır.  Girişimci karşısında sözleşmenin diğer tarafı, ya kendisine dayatılan koşullarla sözleşmeyi kuracak  ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim veya hizmetten vazgeçmek zorunda kalacaktır. Başka  bir ifadeyle, birey önüne konulan metin karşısında, sadece "evet" ya da "hayır" diyebilecek, buna  karşılık, "evet, ama" seçeneğinden yoksun olacaktır. Hizmet ya da edimden hiç yararlanmamanın söz  konusu olmaması ve "evet, ama" deme olanağı bulunmaması karşısında, bireyin bu tür sözleşmelerin  uygulanmasında kanunla korunması zorunluluğu ortadadır. Tasarıda, genel işlem koşullarının tâbi  olduğu geçerlilik kuralları, bunlara aykırılığın yaptınmları ve genel işlem koşullarının yorumlanması  gibi konuların açıklığa kavuşturulması amacıyla, bütün sözleşmeleri kapsayacak emredici genel  hükümler şeklinde düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Nitekim, Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında  olmak üzere, 5 Nisan 1993 tarihli ve 93/13/EVVG sayılı "Tüketici Sözleşmelerindeki Kötüye Kul­ lanılabilecek Şartlara İlişkin Direktifte ve Avrupa Komisyonu tarafından Avrupa Parlamentosuna  sunulan Avrupa Sözleşme Hukukuna yönelik 2003/C 63/01 sayılı Eylem Plânının 4.2 maddesinde  genel işlem koşullarına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler öngörülmüştür. Alman hukukunda daha önce  özel bir kanunla düzenlenmiş olan genel işlem koşulları, belirtilen hükümler de göz önünde tutularak,  Alman Medenî Kanununun (BGB) 305 ve devamı maddelerinde genel hüküm niteliği kazandınlarak  yeniden düzenlenmiştir. Böylece, söz konusu hükümlerin uygulama alanının sadece tüketicilerle sınırlı  kalması önlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında, öncelikle genel işlem koşulları tanımlanmıştır. Buna göre, genel  işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken, ileride çok sayıdaki sözleşmelerde kullanma amacıyla  taraflardan birinin tek başına önceden hazırlayıp diğer tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Aynı  fıkranın ikinci cümlesinde, genel işlem koşulu olma bakımından, diğer tarafa sunuluş biçiminin önemli  olmadığı, bu koşulların sözleşme metninde veya ekinde yer alabileceği, kapsamının, yazı türünün ve  şeklinin, nitelendirmede önem taşımadığı açıklanmıştır. Bu düzenleme kapsamında, genel işlem  koşullarının tamamının veya bir kısmının sözleşme metninde ya da ekinde değişik karakterlerle yazıl­ mak suretiyle, bunlann emredici yasal düzenleme kapsamı dışında bırakılması önlenmek istenmiştir. Aynı  şekilde, hangi konudaki hükümlerin genel işlem koşulu sayılacağı yönünde bir liste verme yerine, her tür­ den sözleşme hükmü, bu tanım kapsamına girdiği takdirde, genel işlem koşulu olarak kabul edilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, sözleşme koşullannı dayatma konumunda olan  tarafın, hazırladığı tip sözleşmelerde çağımızın teknolojik imkânlarından da yararlanarak, farklı  yöntemler kullanarak, bunların tip sözleşme olmaktan çıktığını ve bu sözleşmelerin bireysel sözleşme  olduğunu ileri sürmesi engellenmiştir. Kısacası, sözleşme metinlerindeki farklılıklar, birinci fıkradaki  tanım kapsamında olmalan kaydıyla, sözleşme hükümlerinin genel işlem koşulu hükümlerine tâbi ol­ ması bakımından önemsiz sayılmıştır. Meselâ, delil sözleşmelerine ilişkin bir genel işlem koşulunun  bu sözleşmenin asıl metnine alınması, bu sözleşmelerin ekinde yer alması veya sözleşme metni ya  da ekinde yer almakla birlikte yerinin değiştirilmesi, uygulama farklılığı doğurmayacaktır. Aynı  şekilde, tip sözleşme yöntemine başvuran tarafın, çok sayıda farklı tipte sözleşme hazırlayarak, müş­ terileri ile ilişkilerinde, genel işlem koşulları hükümlerini dolanması yolu da kapatılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 4 - Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemede, uygulamada sıkça rastlanan bir olgu göz  önünde tutulmuştur. Gerçekten, çok sayıda tip sözleşmede, metinde sözleşmenin tüm hükümlerinin  her birinin okunduğu, tartışıldığı ve bu şekilde kabul edildiğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.  Hattâ, sözleşme sırasında imza ile birlikte ek düzenleme yapılarak, sözleşme metninin ve/veya genel  işlem koşullarının okunduğuna, anlaşıldığına ve bu yolla kabul edildiğine ilişkin açıklamaları içeren  tutanaklar düzenlenebilmektedir. Aynı şekilde, çok sayfalı tip sözleşmelerde sayfalardan her birine  katılanın yalnızca imza atması ya da bu türden açıklamalarla birlikte imza atması farklı bir uygula­ maya yol açmayacaktır. Hattâ, her maddenin ayrı ayn ya da bu tür açıklamalarla imzalanması da genel  işlem koşullarına ilişkin emredici hükümleri dolanmaya yetmeyecektir. Çünkü, fıkra hükmüyle,  böyle kayıtların tek başına genel işlem koşullarına ilişkin emredici düzenlemenin uygulanmasını  önleyemeyeceği kabul edilmiştir.  Maddenin son fıkrasında, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen  izinle yürütmekte olan kişi ve kurumların hazırladıkları sözleşmeler, her durumda tip sözleşme  olarak kabul edilmekte, böylece mutlak surette genel işlem koşullarının emredici düzenlemesine bağlı  tutulmuş olmaktadır. Genel işlem koşullarının tâbi olduğu emredici düzenleme açısından sözleşme  ve koşullarını hazırlayan tarafın kamu tüzel kişisi olması, uygulama farklılığı doğurmayacaktır.  Madde 21- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Kapsamı / 1. Yazılmamış  sayılma" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannm iki fıkradan oluşan 21 inci maddesinde, genel işlem koşullannın sözleşme metnine yazıl­ mamış sayılacağı durumlar düzenlenmektedir.  Sözleşme metninde genel işlem koşullarına yollama yapılmakla yetinilmesi, uygulamada sıkça  karşılaşılan bir durumdur.  Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan "yazılmamış sayılır." şeklindeki ibareye,  İsviçre Borçlar Kanununun 995 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 999 uncu maddesinin  ikinci fıkrasında, 1002 ve 1006 nci maddelerinin birinci fıkralarında, 1104 üncü, 1106 nci mad­ delerinde, 1109 uncu maddesinin birinci fıkrasında, 1110 uncu maddesinde yer verildiği görülmek­ tedir. Alman Medenî Kanununun (BGB) genel işlem koşullarına ilişkin 305c maddesinde de, aynı  hukukî etkiye sahip benzer bir ifade kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi,  düzenleyenin sözleşmenin yapılması sırasında diğer tarafa, bu koşullann varlığı hakkında açıkça bilgi  vermesi, bunların içeriğini öğrenme olanağını sağlaması ve onun da söz konusu koşulları kabul etme­ sine bağlı kılınmıştır. Aksi takdirde, böyle genel işlem koşulları yazılmamış sayılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı genel işlem  koşullarının da yazılmamış sayılacağı belirtilmiştir. Bu nitelikteki genel işlem koşullarının,  düzenleyence, bunlar hakkında açıkça bilgi verilip, içeriğini öğrenme olanağının sağlanması ve  diğer tarafın da bunu kabul etmesi, yazılmamış sayılma yaptırımının uygulanmasını engellemez.  Böylece, Alman Medenî Kanununun (BGB) 305c maddesinde olduğu gibi, şaşırtıcı kuralların  sözleşmenin içeriğinden sayılmaması ilkesi benimsenmiştir. Meselâ, uygulamada döviz tevdiat  hesabı sözleşmelerinde, yatırılan yabancı paradan farklı bir yabancı para ya da Türk Lirası ile hesap­ taki meblâğın ödenebileceği genel işlem koşuluna sıkça rastlanmaktadır. Döviz hesabını belli bir ya­ bancı para cinsinden açtıran kişiye, hesabın bulunduğu kurumca farklı bir yabancı para ya da Türk  Lirası ile ödeme yapılması, olağan dışı sayılacağı için, bu tür bir genel işlem koşulu yazılmamış sayılacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 35 -
- 3 4 - Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemede, uygulamada sıkça rastlanan bir olgu göz  önünde tutulmuştur. Gerçekten, çok sayıda tip sözleşmede, metinde sözleşmenin tüm hükümlerinin  her birinin okunduğu, tartışıldığı ve bu şekilde kabul edildiğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.  Hattâ, sözleşme sırasında imza ile birlikte ek düzenleme yapılarak, sözleşme metninin ve/veya genel  işlem koşullarının okunduğuna, anlaşıldığına ve bu yolla kabul edildiğine ilişkin açıklamaları içeren  tutanaklar düzenlenebilmektedir. Aynı şekilde, çok sayfalı tip sözleşmelerde sayfalardan her birine  katılanın yalnızca imza atması ya da bu türden açıklamalarla birlikte imza atması farklı bir uygula­ maya yol açmayacaktır. Hattâ, her maddenin ayrı ayn ya da bu tür açıklamalarla imzalanması da genel  işlem koşullarına ilişkin emredici hükümleri dolanmaya yetmeyecektir. Çünkü, fıkra hükmüyle,  böyle kayıtların tek başına genel işlem koşullarına ilişkin emredici düzenlemenin uygulanmasını  önleyemeyeceği kabul edilmiştir.  Maddenin son fıkrasında, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen  izinle yürütmekte olan kişi ve kurumların hazırladıkları sözleşmeler, her durumda tip sözleşme  olarak kabul edilmekte, böylece mutlak surette genel işlem koşullarının emredici düzenlemesine bağlı  tutulmuş olmaktadır. Genel işlem koşullarının tâbi olduğu emredici düzenleme açısından sözleşme  ve koşullarını hazırlayan tarafın kamu tüzel kişisi olması, uygulama farklılığı doğurmayacaktır.  Madde 21- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Kapsamı / 1. Yazılmamış  sayılma" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannm iki fıkradan oluşan 21 inci maddesinde, genel işlem koşullannın sözleşme metnine yazıl­ mamış sayılacağı durumlar düzenlenmektedir.  Sözleşme metninde genel işlem koşullarına yollama yapılmakla yetinilmesi, uygulamada sıkça  karşılaşılan bir durumdur.  Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında kullanılan "yazılmamış sayılır." şeklindeki ibareye,  İsviçre Borçlar Kanununun 995 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, 999 uncu maddesinin  ikinci fıkrasında, 1002 ve 1006 nci maddelerinin birinci fıkralarında, 1104 üncü, 1106 nci mad­ delerinde, 1109 uncu maddesinin birinci fıkrasında, 1110 uncu maddesinde yer verildiği görülmek­ tedir. Alman Medenî Kanununun (BGB) genel işlem koşullarına ilişkin 305c maddesinde de, aynı  hukukî etkiye sahip benzer bir ifade kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi,  düzenleyenin sözleşmenin yapılması sırasında diğer tarafa, bu koşullann varlığı hakkında açıkça bilgi  vermesi, bunların içeriğini öğrenme olanağını sağlaması ve onun da söz konusu koşulları kabul etme­ sine bağlı kılınmıştır. Aksi takdirde, böyle genel işlem koşulları yazılmamış sayılacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı genel işlem  koşullarının da yazılmamış sayılacağı belirtilmiştir. Bu nitelikteki genel işlem koşullarının,  düzenleyence, bunlar hakkında açıkça bilgi verilip, içeriğini öğrenme olanağının sağlanması ve  diğer tarafın da bunu kabul etmesi, yazılmamış sayılma yaptırımının uygulanmasını engellemez.  Böylece, Alman Medenî Kanununun (BGB) 305c maddesinde olduğu gibi, şaşırtıcı kuralların  sözleşmenin içeriğinden sayılmaması ilkesi benimsenmiştir. Meselâ, uygulamada döviz tevdiat  hesabı sözleşmelerinde, yatırılan yabancı paradan farklı bir yabancı para ya da Türk Lirası ile hesap­ taki meblâğın ödenebileceği genel işlem koşuluna sıkça rastlanmaktadır. Döviz hesabını belli bir ya­ bancı para cinsinden açtıran kişiye, hesabın bulunduğu kurumca farklı bir yabancı para ya da Türk  Lirası ile ödeme yapılması, olağan dışı sayılacağı için, bu tür bir genel işlem koşulu yazılmamış sayılacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 5 - Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesinin bir kararında da, carî hesap şeklinde işleyen bir kredi işle­ minde, ipoteğe ilişkin metnin içine örtülü olarak konulmuş olan bir kefalet yüklenimi olağan dışı bu­ lunmuştur (BGE 49 II 185). Ayrıca kredi sözleşmelerinde, neredeyse ayrıksız olarak yer verilen, kredi  kurumunun dilediği anda hiçbir gerekçe göstermeksizin hesabı kat edeceği, ilişkiye son vereceğine  ilişkin hükümler de olağan dışı olduklarından yazılmamış sayılacaktır.  Madde 22- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Yazılmamış sayılmanın  sözleşmeye etkisi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 22 nci maddesinde, yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi düzen­ lenmektedir.  Maddeye göre, yazılmamış sayılan genel işlem koşullannı içeren bir sözleşmenin, bu genel işlem  koşullan dışındaki diğer hükümleri geçerli olmaya devam edecektir. Nitekim, aynı konuyu düzenleyen  Alman Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinde yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi ile  ilgili olarak geçerlilik ilkesi benimsenmiş ve oluşabilecek sözleşme boşluklarının kanun hükümleriyle  doldurulacağı ifade edilmiştir. Bu sonuç, Hukukumuza yabancı değildir. Meselâ, 6762 sayılı Türk  Ticaret Kanununun 1266 ncı maddesinin son fıkrasında, sigorta poliçelerinde okunamayan genel işlem  koşulları yerine kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekle, sözleşmelerin geçerli kalacağı esası  benimsenmiş bulunmaktadır. Tasarının 22 nci maddesinin ikinci cümlesinde ise, düzenleyen tarafın­ dan, yazılmamış sayılan genel işlem koşulları olmasaydı asıl sözleşmenin yapılmayacağı ve bu  sözleşmeyle bağlı olunmayacağının ileri sürülemeyeceği öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, Alman  Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinin üçüncü fıkrasından aynlınmıştır. Böylece sözleşmeyi  düzenleyenin Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmünden kıyas yoluyla  yararlanması önlenmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin diğer tarafının ise, söz konusu hükümden yarar­ lanabileceğinde duraksama yoktur. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1466 ncı maddesinde de özdeş  bir düzenlemeye yer verilmiştir. Gerçekten bu düzenlemede, kanun ya da yetkili makamlarca belir­ lenen en yüksek bedeli aşan sözleşmelerin bu bedel üzerinden yapılmış sayılacağı ve bu bedelden  fazla olarak yerine getirilmiş edimlerin iadesinin gerekeceği, bu durumlarda 818 sayılı Borçlar  Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.  Madde 23- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Yorumlanması" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 23 üncü maddesinde, genel işlem koşullarının yorumlanması  düzenlenmektedir.  Maddeye göre, açık ve anlaşılır olmayan veya birden çok anlama gelen genel işlem koşulları,  düzenleyenin aleyhine ve diğer tarafın lehine yorumlanır. Bu esaslar, 4721 sayılı Türk Medenî Ka­ nununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarının, genel işlem koşullarının yorumlanması  bakımından özel bir uygulama alanı oluşturur. Gerçekten, düzenleyenden, sözleşme koşullarını  dürüstlük kurallarının gerektirdiği önemi vererek hazırlaması beklenir. Sözleşmede açık olmayan veya  duraksamaya sebep olan noktalar, düzenleyen aleyhine yorumlanacaktır. Sözleşme hükümlerinin  düzenleyen aleyhine yorumlanması için, düzenleyenin o sözleşme bakımından uzman olması da gerek­ mez. Aksine bir çözüm tarzı, bir genel hukuk ilkesi olan, "çelişkili davranma yasağı"na (nemo au- diatur propriam turpitudinem allegans) aykırı düşer. Sonuç olarak, bu tür genel işlem koşulları daima  diğer taraf lehine yorumlanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 36 -
- 3 5 - Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesinin bir kararında da, carî hesap şeklinde işleyen bir kredi işle­ minde, ipoteğe ilişkin metnin içine örtülü olarak konulmuş olan bir kefalet yüklenimi olağan dışı bu­ lunmuştur (BGE 49 II 185). Ayrıca kredi sözleşmelerinde, neredeyse ayrıksız olarak yer verilen, kredi  kurumunun dilediği anda hiçbir gerekçe göstermeksizin hesabı kat edeceği, ilişkiye son vereceğine  ilişkin hükümler de olağan dışı olduklarından yazılmamış sayılacaktır.  Madde 22- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Yazılmamış sayılmanın  sözleşmeye etkisi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 22 nci maddesinde, yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi düzen­ lenmektedir.  Maddeye göre, yazılmamış sayılan genel işlem koşullannı içeren bir sözleşmenin, bu genel işlem  koşullan dışındaki diğer hükümleri geçerli olmaya devam edecektir. Nitekim, aynı konuyu düzenleyen  Alman Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinde yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi ile  ilgili olarak geçerlilik ilkesi benimsenmiş ve oluşabilecek sözleşme boşluklarının kanun hükümleriyle  doldurulacağı ifade edilmiştir. Bu sonuç, Hukukumuza yabancı değildir. Meselâ, 6762 sayılı Türk  Ticaret Kanununun 1266 ncı maddesinin son fıkrasında, sigorta poliçelerinde okunamayan genel işlem  koşulları yerine kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmekle, sözleşmelerin geçerli kalacağı esası  benimsenmiş bulunmaktadır. Tasarının 22 nci maddesinin ikinci cümlesinde ise, düzenleyen tarafın­ dan, yazılmamış sayılan genel işlem koşulları olmasaydı asıl sözleşmenin yapılmayacağı ve bu  sözleşmeyle bağlı olunmayacağının ileri sürülemeyeceği öngörülmüştür. Bu düzenlemeyle, Alman  Medenî Kanununun (BGB) 306 ncı maddesinin üçüncü fıkrasından aynlınmıştır. Böylece sözleşmeyi  düzenleyenin Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi hükmünden kıyas yoluyla  yararlanması önlenmiş bulunmaktadır. Sözleşmenin diğer tarafının ise, söz konusu hükümden yarar­ lanabileceğinde duraksama yoktur. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1466 ncı maddesinde de özdeş  bir düzenlemeye yer verilmiştir. Gerçekten bu düzenlemede, kanun ya da yetkili makamlarca belir­ lenen en yüksek bedeli aşan sözleşmelerin bu bedel üzerinden yapılmış sayılacağı ve bu bedelden  fazla olarak yerine getirilmiş edimlerin iadesinin gerekeceği, bu durumlarda 818 sayılı Borçlar  Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanmayacağı öngörülmüştür.  Madde 23- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Yorumlanması" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 23 üncü maddesinde, genel işlem koşullarının yorumlanması  düzenlenmektedir.  Maddeye göre, açık ve anlaşılır olmayan veya birden çok anlama gelen genel işlem koşulları,  düzenleyenin aleyhine ve diğer tarafın lehine yorumlanır. Bu esaslar, 4721 sayılı Türk Medenî Ka­ nununun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarının, genel işlem koşullarının yorumlanması  bakımından özel bir uygulama alanı oluşturur. Gerçekten, düzenleyenden, sözleşme koşullarını  dürüstlük kurallarının gerektirdiği önemi vererek hazırlaması beklenir. Sözleşmede açık olmayan veya  duraksamaya sebep olan noktalar, düzenleyen aleyhine yorumlanacaktır. Sözleşme hükümlerinin  düzenleyen aleyhine yorumlanması için, düzenleyenin o sözleşme bakımından uzman olması da gerek­ mez. Aksine bir çözüm tarzı, bir genel hukuk ilkesi olan, "çelişkili davranma yasağı"na (nemo au- diatur propriam turpitudinem allegans) aykırı düşer. Sonuç olarak, bu tür genel işlem koşulları daima  diğer taraf lehine yorumlanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 6 - Nitekim, Roma hukukundan gelen "in dubio contra stipulatorem" (Sözleşme, şüphe hâlinde  düzenleyen aleyhine yorumlanır) genel ilkesinden de aynı sonuç çıkmaktadır. Bu genel ilke ve buna  uygun olan madde, sözleşmeyi veya sözleşmedeki bir hükmü ya da bir sözcüğü kaleme alanın, onu  istediği gibi ifade etme olanağına sahip bulunması sebebiyle, kaleme aldığı metnin kendi aleyhine yo­ rumlanmasına katlanması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Aynı şekilde, bir hükmü düşündüğü  gibi yazmamış olan kişinin, "bu hüküm şöyle anlaşılmalıdır." şeklinde, sonradan yapacağı yorum haklı  sayılamaz. Alman Medenî Kanunun (BGB) 305c maddesinin ikinci fıkrasında benzer bir düzenlemeye  yer verilmiştir.  Madde 24- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "IV. Değiştirme yasağı" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 24 üncü maddesinde, genel işlem koşullarını değiştirme yasağı  düzenlenmektedir.  Maddede, tip sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı  taraf aleyhine genel işlem koşullan içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme  yapma yetkisi veren kayıtlara yer verilemeyeceği belirtilmektedir. Bir tip sözleşmede veya ayn bir  sözleşmede yer verilen bu tür kayıtlar, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi  anlamında kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacaktır. Başka bir ifadeyle, burada aynı fıkranın  ikinci cümlesinin uygulanması söz konusu değildir.  Genel işlem koşullarının, düzenleyen tarafından tek yanlı ve önceden hazırlanmış olması, bun­ ların Tasarının 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sözleşmenin kapsamına girmesi, bu  sözleşmenin düzenleyen tarafından tek yanlı olarak değiştirebileceği anlamına gelmez. Ancak, uygu­ lamada genel işlem koşulları içinde, bu koşulların tamamının veya bir kısmının değiştirilmesi  konusunda düzenleyene yetki verildiği görülmektedir. Maddede, kendisinde böyle bir yetkiyi saklı  tutmuş olsa bile, düzenleyenin bu yetkisine dayanarak, sözleşmeyi tek yanlı, yani dilediği gibi  değiştirme ya da yeni düzenleme yapma yolu kapatılmış ve bu tür kayıtların yazılmamış sayılacağı  öngörülmüştür.  Bu tür düzenlemeler de, Hukukumuza yabancı değildir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması  Hakkında Kanunun 6 ve 6/A maddelerinde de sözleşmedeki haksız şartlara ilişkin düzenlemeyle  tüketicileri koruyucu nitelikte benzer hükümlere yer verilmiştir. Aynı Kanunun tüketici kredisine  ilişkin 10 uncu maddesinde, sözleşmede öngörülen kredi koşullarının sözleşme süresi içinde tüketici  aleyhine değiştirilemeyeceği öngörülmüştür. Uygulamada, hemen hemen bütün tip sözleşmelerde,  düzenleyenlere, böyle bir yetkinin verilmiş olduğu ve uyuşmazlık hâlinde bu düzenlemelere geçerlilik  tanındığı göz önünde tutulduğunda, bu madde hükmünün önemi kendiliğinden anlaşılır.  Maddede söz konusu edilen kayıtlar, sadece düzenleyen lehine, diğer taraf aleyhine olan değişiklik  ya da yeni düzenleme yapma yetkisi veren genel işlem koşullanna ilişkindir. Buna karşılık, diğer taraf  lehine yapılacak değişikliklerin ya da yeni düzenlemelerin geçerli olduğu konusunda duraksama yoktur.  Madde 25- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "V. İçerik denetimi" kenar başlıklı  yeni bir maddedir. Aynı kenar başlık, Alman Medenî Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de kul­ lanılmıştır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 25 inci maddesinde, genel işlem koşullarına ilişkin içerik denetimi  düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 37 -
- 3 6 - Nitekim, Roma hukukundan gelen "in dubio contra stipulatorem" (Sözleşme, şüphe hâlinde  düzenleyen aleyhine yorumlanır) genel ilkesinden de aynı sonuç çıkmaktadır. Bu genel ilke ve buna  uygun olan madde, sözleşmeyi veya sözleşmedeki bir hükmü ya da bir sözcüğü kaleme alanın, onu  istediği gibi ifade etme olanağına sahip bulunması sebebiyle, kaleme aldığı metnin kendi aleyhine yo­ rumlanmasına katlanması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Aynı şekilde, bir hükmü düşündüğü  gibi yazmamış olan kişinin, "bu hüküm şöyle anlaşılmalıdır." şeklinde, sonradan yapacağı yorum haklı  sayılamaz. Alman Medenî Kanunun (BGB) 305c maddesinin ikinci fıkrasında benzer bir düzenlemeye  yer verilmiştir.  Madde 24- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "IV. Değiştirme yasağı" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 24 üncü maddesinde, genel işlem koşullarını değiştirme yasağı  düzenlenmektedir.  Maddede, tip sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı  taraf aleyhine genel işlem koşullan içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme  yapma yetkisi veren kayıtlara yer verilemeyeceği belirtilmektedir. Bir tip sözleşmede veya ayn bir  sözleşmede yer verilen bu tür kayıtlar, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi  anlamında kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlı olacaktır. Başka bir ifadeyle, burada aynı fıkranın  ikinci cümlesinin uygulanması söz konusu değildir.  Genel işlem koşullarının, düzenleyen tarafından tek yanlı ve önceden hazırlanmış olması, bun­ ların Tasarının 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sözleşmenin kapsamına girmesi, bu  sözleşmenin düzenleyen tarafından tek yanlı olarak değiştirebileceği anlamına gelmez. Ancak, uygu­ lamada genel işlem koşulları içinde, bu koşulların tamamının veya bir kısmının değiştirilmesi  konusunda düzenleyene yetki verildiği görülmektedir. Maddede, kendisinde böyle bir yetkiyi saklı  tutmuş olsa bile, düzenleyenin bu yetkisine dayanarak, sözleşmeyi tek yanlı, yani dilediği gibi  değiştirme ya da yeni düzenleme yapma yolu kapatılmış ve bu tür kayıtların yazılmamış sayılacağı  öngörülmüştür.  Bu tür düzenlemeler de, Hukukumuza yabancı değildir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması  Hakkında Kanunun 6 ve 6/A maddelerinde de sözleşmedeki haksız şartlara ilişkin düzenlemeyle  tüketicileri koruyucu nitelikte benzer hükümlere yer verilmiştir. Aynı Kanunun tüketici kredisine  ilişkin 10 uncu maddesinde, sözleşmede öngörülen kredi koşullarının sözleşme süresi içinde tüketici  aleyhine değiştirilemeyeceği öngörülmüştür. Uygulamada, hemen hemen bütün tip sözleşmelerde,  düzenleyenlere, böyle bir yetkinin verilmiş olduğu ve uyuşmazlık hâlinde bu düzenlemelere geçerlilik  tanındığı göz önünde tutulduğunda, bu madde hükmünün önemi kendiliğinden anlaşılır.  Maddede söz konusu edilen kayıtlar, sadece düzenleyen lehine, diğer taraf aleyhine olan değişiklik  ya da yeni düzenleme yapma yetkisi veren genel işlem koşullanna ilişkindir. Buna karşılık, diğer taraf  lehine yapılacak değişikliklerin ya da yeni düzenlemelerin geçerli olduğu konusunda duraksama yoktur.  Madde 25- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "V. İçerik denetimi" kenar başlıklı  yeni bir maddedir. Aynı kenar başlık, Alman Medenî Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de kul­ lanılmıştır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 25 inci maddesinde, genel işlem koşullarına ilişkin içerik denetimi  düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 7 - Maddede, genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı taraf aleyhine veya  onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamayacağı belirtilmektedir. Maddede yapılan  düzenleme ile, ahlâka aykırılık ölçüsünde olmasa bile, öğretide dürüstlüğe aykırı olarak nitelendirilen  bu tür davranışların, genel işlem koşulları alanında da önlenmesi amaçlanmıştır.  Bu tür hükümlerin yaptırımı, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi an­ lamında kesin hükümsüzlük olacaktır. Başka bir ifadeyle burada, aynı fıkranın ikinci cümlesinin uygu­ lanması söz konusu değildir. Bu sebeple, sözleşmenin kapsamına dahil edilen hükümlerden genel işlem  koşullarına konulması yasak olanlar dışındakiler, geçerliliklerini koruyacaktır. Tasarının 21 inci  maddesinde genel işlem koşullannın bağlayıcılığı, bu maddede ise, söz konusu koşullann içerik dene­ timi düzenlenmektedir.  Buna benzer bir düzenlemeye, Alman Medenî Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de yer verilmiştir.  Madde 26- 818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 26 nci maddesinde, sözleşme özgürlüğü ilkesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Akdin  Mevzuu / 1. Erkânı" şeklindeki ibareler, maddenin içeriğine uygun olarak, Tasarının 26 nci mad­ desinde, "F. Sözleşmenin içeriği / I. Sözleşme özgürlüğü" şeklinde değiştirilmiş; ikinci fıkrası ise,  birinci fıkrada öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin sınırlarını açıklamaktan ibaret olan bir hüküm  niteliği taşıması sebebiyle gereksiz görülerek, metinden çıkanlmıştır. Gerçekten, sözleşme özgürlüğü  ilkesinin sınırlarının aşılmasının yaptırımı niteliğindeki Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrasın­ dan, sözleşme özgürlüğünün sınırları belirlenebilmektedir.  Madde 27- 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 27 nci maddesinde, sözleşmenin kesin hükümsüzlük sebepleri ve  sözleşmenin bazı hükümlerinin hükümsüz olması durumunda, kısmî hükümsüzlük yaptırımının  uygulanacağı kuralı ile bu kuralın istisnası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Butlan" şek­ lindeki ibare, Tasarının 27 nci maddesinde, "II. Kesin hükümsüzlük" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, kısmî butlan  yaptırımı açıklanırken kullanılan "yalnız şart lağvolun" şeklindeki ibarenin yanıltıcı nitelikte olması  nedeniyle, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "diğerlerinin geçerliliğini etkilemez." şek­ lindeki ibarenin kullanılması uygun görülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 28- 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 28 inci maddesinde, aşırı yararlanma koşullan, zarar görenin bu  koşullar gerçekleşince, ifa ettiği edimi nasıl ve hangi süre içinde geri alabileceği ile söz konusu sürenin  başlangıç ânı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Gabin" şek­ lindeki ibare, Tasarının 28 inci maddesinde, "III. Aşırı yararlanma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma du­ rumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini  isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı  da tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 38 -
- 3 7 - Maddede, genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı taraf aleyhine veya  onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamayacağı belirtilmektedir. Maddede yapılan  düzenleme ile, ahlâka aykırılık ölçüsünde olmasa bile, öğretide dürüstlüğe aykırı olarak nitelendirilen  bu tür davranışların, genel işlem koşulları alanında da önlenmesi amaçlanmıştır.  Bu tür hükümlerin yaptırımı, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi an­ lamında kesin hükümsüzlük olacaktır. Başka bir ifadeyle burada, aynı fıkranın ikinci cümlesinin uygu­ lanması söz konusu değildir. Bu sebeple, sözleşmenin kapsamına dahil edilen hükümlerden genel işlem  koşullarına konulması yasak olanlar dışındakiler, geçerliliklerini koruyacaktır. Tasarının 21 inci  maddesinde genel işlem koşullannın bağlayıcılığı, bu maddede ise, söz konusu koşullann içerik dene­ timi düzenlenmektedir.  Buna benzer bir düzenlemeye, Alman Medenî Kanununun (BGB) 307 nci maddesinde de yer verilmiştir.  Madde 26- 818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 26 nci maddesinde, sözleşme özgürlüğü ilkesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 19 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Akdin  Mevzuu / 1. Erkânı" şeklindeki ibareler, maddenin içeriğine uygun olarak, Tasarının 26 nci mad­ desinde, "F. Sözleşmenin içeriği / I. Sözleşme özgürlüğü" şeklinde değiştirilmiş; ikinci fıkrası ise,  birinci fıkrada öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin sınırlarını açıklamaktan ibaret olan bir hüküm  niteliği taşıması sebebiyle gereksiz görülerek, metinden çıkanlmıştır. Gerçekten, sözleşme özgürlüğü  ilkesinin sınırlarının aşılmasının yaptırımı niteliğindeki Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrasın­ dan, sözleşme özgürlüğünün sınırları belirlenebilmektedir.  Madde 27- 818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 27 nci maddesinde, sözleşmenin kesin hükümsüzlük sebepleri ve  sözleşmenin bazı hükümlerinin hükümsüz olması durumunda, kısmî hükümsüzlük yaptırımının  uygulanacağı kuralı ile bu kuralın istisnası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Butlan" şek­ lindeki ibare, Tasarının 27 nci maddesinde, "II. Kesin hükümsüzlük" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, kısmî butlan  yaptırımı açıklanırken kullanılan "yalnız şart lağvolun" şeklindeki ibarenin yanıltıcı nitelikte olması  nedeniyle, Tasarının 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "diğerlerinin geçerliliğini etkilemez." şek­ lindeki ibarenin kullanılması uygun görülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 28- 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 28 inci maddesinde, aşırı yararlanma koşullan, zarar görenin bu  koşullar gerçekleşince, ifa ettiği edimi nasıl ve hangi süre içinde geri alabileceği ile söz konusu sürenin  başlangıç ânı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Gabin" şek­ lindeki ibare, Tasarının 28 inci maddesinde, "III. Aşırı yararlanma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma du­ rumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini  isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı  da tanınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen bir yıllık süre, Tasarının 28 inci  maddesinin ikinci fıkrasında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı yararlanmanın söz konusu  olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini  sağlamak istiyorsa, bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada  ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da sözleşmenin ku­ rulduğu tarihten başlayarak on yıllık hak düşürücü süreler içinde kullanabilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir yıllık sürenin, sözleşmenin kurulduğu tarihten değil; öğrenme  veya zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin  sözleşmeyle bağlı olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği on yıllık azamî (mutlak) bir süre  öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı, bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu tarih olarak benim­ senmiştir. Öte yandan, öğretide ileri sürülen görüşlere uygun olarak, aşırı yararlanmanın söz konusu  olduğu bir sözleşmede zarar görenin, her zaman sadece sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulması yerine,  oransızlığın giderilmesini istemek suretiyle sözleşmeyle bağlılığını sürdürmesi olanağı da tanınmıştır.  Madde 29- 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 29 uncu maddesinde, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin  sözleşmelerin geçerli olduğu belirtilmekte ve önsözleşmenin şekli düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akit yapmak  vaadi" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Önsözleşme" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 30- 818 sayılı Borçlar Kanununun 23 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 30 uncu maddesinde, sözleşmenin kurulduğu sırada esaslı yanıl­ maya düşen tarafın, o sözleşmeyle bağlı olmayacağı düzenlenmektedir. Esaslı yanılma hâllerine  ilişkin Tasarının 31 inci maddesinden de anlaşılacağı gibi, esaslı yanılma, sözleşmenin geçerliliğini  etkileyebilen bir irade bozukluğudur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 23 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Rızadaki Fe­ sat / I. Hata / 1. Hatanın hükümleri" şeklindeki ibareler, Tasarının 30 uncu maddesinde, "G. İrade  bozuklukları / 1 . Yanılma / 1 . Yanılmanın hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 31- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 31 inci maddesinde, açıklamada yanılmanın esaslı olduğu beş du­ rum ile basit hesap yanlışlıklarının sözleşmenin geçerliliğine etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Hata hâl­ leri" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Yanılma hâlleri" şeklinde değiştirilmiş ve "a. Açıklamada yanılma"  şeklinde yeni bir alt başlık eklenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci  fıkrasında kullanılan "Esaslı hatalar hassaten şunlardır:" şeklindeki ifade yerine, Tasarının 31 inci mad­ desinde, özellikle bu maddede sayılan yanılma hâllerinin esaslı olduğunun belirtilmesi, yapılan  sayımın sınırlayıcı (tahdidi) nitelikte olmayıp, örnekleyici (tadadî) nitelikte olduğu sonucunun  çıkartılması bakımından daha elverişli görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 39 -
- 3 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde öngörülen bir yıllık süre, Tasarının 28 inci  maddesinin ikinci fıkrasında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı yararlanmanın söz konusu  olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini  sağlamak istiyorsa, bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada  ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da sözleşmenin ku­ rulduğu tarihten başlayarak on yıllık hak düşürücü süreler içinde kullanabilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir yıllık sürenin, sözleşmenin kurulduğu tarihten değil; öğrenme  veya zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin  sözleşmeyle bağlı olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği on yıllık azamî (mutlak) bir süre  öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı, bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu tarih olarak benim­ senmiştir. Öte yandan, öğretide ileri sürülen görüşlere uygun olarak, aşırı yararlanmanın söz konusu  olduğu bir sözleşmede zarar görenin, her zaman sadece sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulması yerine,  oransızlığın giderilmesini istemek suretiyle sözleşmeyle bağlılığını sürdürmesi olanağı da tanınmıştır.  Madde 29- 818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 29 uncu maddesinde, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin  sözleşmelerin geçerli olduğu belirtilmekte ve önsözleşmenin şekli düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 22 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akit yapmak  vaadi" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Önsözleşme" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 30- 818 sayılı Borçlar Kanununun 23 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 30 uncu maddesinde, sözleşmenin kurulduğu sırada esaslı yanıl­ maya düşen tarafın, o sözleşmeyle bağlı olmayacağı düzenlenmektedir. Esaslı yanılma hâllerine  ilişkin Tasarının 31 inci maddesinden de anlaşılacağı gibi, esaslı yanılma, sözleşmenin geçerliliğini  etkileyebilen bir irade bozukluğudur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 23 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Rızadaki Fe­ sat / I. Hata / 1. Hatanın hükümleri" şeklindeki ibareler, Tasarının 30 uncu maddesinde, "G. İrade  bozuklukları / 1 . Yanılma / 1 . Yanılmanın hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 31- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 31 inci maddesinde, açıklamada yanılmanın esaslı olduğu beş du­ rum ile basit hesap yanlışlıklarının sözleşmenin geçerliliğine etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Hata hâl­ leri" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Yanılma hâlleri" şeklinde değiştirilmiş ve "a. Açıklamada yanılma"  şeklinde yeni bir alt başlık eklenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci  fıkrasında kullanılan "Esaslı hatalar hassaten şunlardır:" şeklindeki ifade yerine, Tasarının 31 inci mad­ desinde, özellikle bu maddede sayılan yanılma hâllerinin esaslı olduğunun belirtilmesi, yapılan  sayımın sınırlayıcı (tahdidi) nitelikte olmayıp, örnekleyici (tadadî) nitelikte olduğu sonucunun  çıkartılması bakımından daha elverişli görülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 3 9 - Tasarının 31 inci maddesinde, irade açıklamasında yanılma (beyanda hata) hâlleri düzenlen­ mektedir. Oysa, 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı  bendi, saikte esaslı yanılmaya (mevsuf saik hatasına) ilişkin olduğu için, yeni bir madde numarası  verilerek, bir sonraki maddede ayrıca düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü mad­ desinin birinci fıkrasında, dört bent hâlinde sayılan esaslı yanılma hâllerinde, yine de bir azalma değil,  artış olmuştur. Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (2) numaralı bendinde, sözleşmenin konusunda ve karşı tarafın şahsında yanılma, esaslı yanılma hâl­ leri arasında sayıldığı hâlde, bunların, Tasarının 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (2), (3) ve (4)  numaralı bentlerinde, ayrı ayrı sayılmış olmasıdır.  Maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, sayılan esaslı yanılmada, yanılanın, sözleş­ menin niteliğinde yanılması söz konusudur. Meselâ, (B)'nin evini satın almak isteyen (A)'nın, ona  bu evi kiralamak istediğini açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde öngörülen esaslı yanılma hâlinde ise, yandan,  sözleşmenin konusunda yanılmaktadır. Meselâ, (B)'nin otomobilini satın almak isteyen (A)'nm,  sözleşme yapma iradesini onun deniz motorunu satın almak için açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, yanılanın, sözleşme yapma iradesini gerçekte  sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklaması söz konusudur. Gerçekte (B) ile sözleşme yap­ mak isteyen (A)'nm, yanılarak, bu iradesini (C)'ye açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde öngörülen esaslı yanılma hâlinde yanılan,  sözleşmeyi yaparken belli bir kişiyi göz önünde tuttuğu hâlde, sözleşme yapma iradesini başka bir  kişi için açıklamaktadır. Meselâ, belirli kişisel veya meslekî özellikleri olan (B) ile sözleşme yapmak  isteyen (A)'nın, yanılarak, sözleşme yapma iradesini, bu özelliklerden yoksun olan ya da farklı özel­ likleri bulunmakla birlikte, aynı adı taşıyan (B) isimli başka bir kişiye açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde ise, yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğin­ den önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için  iradesini açıklaması durumu düzenlenmiştir. Meselâ, yanılanın iradesini bin birim ürün yerine onbin  birim ürün olarak açıklamasında olduğu gibi.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 32- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 32 nci maddesinde, saikte yanılma düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Hata halleri"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Saikte yanılma" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak saikte yanılmanın ayrı bir maddede düzenlenmesi  uygun görülmüştür. Çünkü, "işlem iradesi" ile "açıklanan irade" arasındaki farklılığı ifade eden "açık­ lamada yanılma"dan farklı olarak, saikte yanılmada, işlem iradesi ile açıklanan irade birbirine uygun  olup, iradenin oluşumunu sağlayan etkenlerde yanılma söz konusudur.  Maddede saikte yanılmanın esaslı yanılma niteliğinde olmadığı kuralı öngörülmekte ve bu ku­ ralın istisnası niteliğinde olmak üzere, saikte yanılmanın esaslı yanılma sayılmasının koşulları düzen­ lenmektedir. Saikte esaslı yanılmanın kabul edilebilmesi için, yanılanın, karşı tarafça bilinebilir  biçimde yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük ku- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 40 -
- 3 9 - Tasarının 31 inci maddesinde, irade açıklamasında yanılma (beyanda hata) hâlleri düzenlen­ mektedir. Oysa, 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı  bendi, saikte esaslı yanılmaya (mevsuf saik hatasına) ilişkin olduğu için, yeni bir madde numarası  verilerek, bir sonraki maddede ayrıca düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü mad­ desinin birinci fıkrasında, dört bent hâlinde sayılan esaslı yanılma hâllerinde, yine de bir azalma değil,  artış olmuştur. Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (2) numaralı bendinde, sözleşmenin konusunda ve karşı tarafın şahsında yanılma, esaslı yanılma hâl­ leri arasında sayıldığı hâlde, bunların, Tasarının 31 inci maddesinin birinci fıkrasının (2), (3) ve (4)  numaralı bentlerinde, ayrı ayrı sayılmış olmasıdır.  Maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, sayılan esaslı yanılmada, yanılanın, sözleş­ menin niteliğinde yanılması söz konusudur. Meselâ, (B)'nin evini satın almak isteyen (A)'nın, ona  bu evi kiralamak istediğini açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde öngörülen esaslı yanılma hâlinde ise, yandan,  sözleşmenin konusunda yanılmaktadır. Meselâ, (B)'nin otomobilini satın almak isteyen (A)'nm,  sözleşme yapma iradesini onun deniz motorunu satın almak için açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, yanılanın, sözleşme yapma iradesini gerçekte  sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklaması söz konusudur. Gerçekte (B) ile sözleşme yap­ mak isteyen (A)'nm, yanılarak, bu iradesini (C)'ye açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde öngörülen esaslı yanılma hâlinde yanılan,  sözleşmeyi yaparken belli bir kişiyi göz önünde tuttuğu hâlde, sözleşme yapma iradesini başka bir  kişi için açıklamaktadır. Meselâ, belirli kişisel veya meslekî özellikleri olan (B) ile sözleşme yapmak  isteyen (A)'nın, yanılarak, sözleşme yapma iradesini, bu özelliklerden yoksun olan ya da farklı özel­ likleri bulunmakla birlikte, aynı adı taşıyan (B) isimli başka bir kişiye açıklamasında olduğu gibi.  Maddenin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde ise, yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğin­ den önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için  iradesini açıklaması durumu düzenlenmiştir. Meselâ, yanılanın iradesini bin birim ürün yerine onbin  birim ürün olarak açıklamasında olduğu gibi.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 32- 818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 32 nci maddesinde, saikte yanılma düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 24 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Hata halleri"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Saikte yanılma" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak saikte yanılmanın ayrı bir maddede düzenlenmesi  uygun görülmüştür. Çünkü, "işlem iradesi" ile "açıklanan irade" arasındaki farklılığı ifade eden "açık­ lamada yanılma"dan farklı olarak, saikte yanılmada, işlem iradesi ile açıklanan irade birbirine uygun  olup, iradenin oluşumunu sağlayan etkenlerde yanılma söz konusudur.  Maddede saikte yanılmanın esaslı yanılma niteliğinde olmadığı kuralı öngörülmekte ve bu ku­ ralın istisnası niteliğinde olmak üzere, saikte yanılmanın esaslı yanılma sayılmasının koşulları düzen­ lenmektedir. Saikte esaslı yanılmanın kabul edilebilmesi için, yanılanın, karşı tarafça bilinebilir  biçimde yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük ku- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 0 - rallarına uygun olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmıştır. Aksi takdirde, saikte esaslı  yanılma değil, sözleşmenin geçerli olarak kurulmasını engellemeyen, saikte âdi yanılma (âdi saik  hatası) söz konusu olur. Maddede kullanılan "iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kuralları" şeklindeki  ibare, geniş biçimde yorumlanmalıdır. Bu ibareden, iş hayatında sıkça karşılaşılan her türlü hukukî  ilişkide geçerli olan dürüstlük kuralları anlaşılmalıdır.  Madde 33- 818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 33 üncü maddesinde, irade açıklamasının yanlış iletilmesinin se­ bep olduğu yanılma durumunda uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "5. Bir vasıtanın  hatası" şeklindeki ibare, Tasannın 33 üncü maddesinde, "c. İletmede yanılma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinden farklı olarak, taraflardan birinin iradesinin,  haberci ve çevirmen gibi bir aracı yanında, bir iletişim aracı tarafından yanlış iletilmesi hâlinde de,  yanılma hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir.  Madde 34- 818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 34 üncü maddesinde, yanılmada dürüstlük kurallarının etkisi ve  işlevi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 3 . Hüsnüniyet  kaidelerine muhalif hareket davası" şeklindeki ibare, Tasarının 34 üncü maddesinde "3 . Yanılmada  dürüstlük kuralları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre: "Bilhassa, yapmayı kas- dettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade  eder." Bu fıkra, Tasarının 34 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, "Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin  yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda", sözleşmenin bu an­ lamda kurulmuş sayıldığı şeklinde ve daha anlaşılır biçimde yazılmıştır. Gerçekten, meselâ, alıcı (A),  bir kilogramı için iki lira ödemek istediği bir malı, yanılarak kilosu üç liraya satın almayı kabul et­ tiğini ileri sürdüğü takdirde, satıcının aynı malı ona iki liraya satmaya hazır olduğunu açıklaması du­ rumunda, (A)'nm esaslı yanılma hükümlerine dayanarak sözleşmenin kurulmadığı hakkındaki savun­ ması, dürüstlük kurallarına aykırı düşer. Bu sebeple, bu örnekte satış sözleşmesi, söz konusu madde  uyarınca, alıcının kasdettiği anlamda, yani kilosu iki lira üzerinden kurulmuş sayılır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 35- 818 sayılı Borçlar Kanununun 26 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 35 inci maddesinde, yanılmada kusurlu olan tarafın, tazminat so­ rumluluğu ve kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun kenar başlığında kullanılan "4. İhmal yüzünden hata" şeklindeki  ibare, Tasarıda "4. Yanılmada kusur" olarak değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 26 nci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan  "mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zarar" şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmenin hüküm­ süzlüğünden doğan zarar" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 41 -
- 4 0 - rallarına uygun olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmıştır. Aksi takdirde, saikte esaslı  yanılma değil, sözleşmenin geçerli olarak kurulmasını engellemeyen, saikte âdi yanılma (âdi saik  hatası) söz konusu olur. Maddede kullanılan "iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kuralları" şeklindeki  ibare, geniş biçimde yorumlanmalıdır. Bu ibareden, iş hayatında sıkça karşılaşılan her türlü hukukî  ilişkide geçerli olan dürüstlük kuralları anlaşılmalıdır.  Madde 33- 818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 33 üncü maddesinde, irade açıklamasının yanlış iletilmesinin se­ bep olduğu yanılma durumunda uygulanacak hükümler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "5. Bir vasıtanın  hatası" şeklindeki ibare, Tasannın 33 üncü maddesinde, "c. İletmede yanılma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 27 nci maddesinden farklı olarak, taraflardan birinin iradesinin,  haberci ve çevirmen gibi bir aracı yanında, bir iletişim aracı tarafından yanlış iletilmesi hâlinde de,  yanılma hükümlerinin uygulanması öngörülmektedir.  Madde 34- 818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 34 üncü maddesinde, yanılmada dürüstlük kurallarının etkisi ve  işlevi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 3 . Hüsnüniyet  kaidelerine muhalif hareket davası" şeklindeki ibare, Tasarının 34 üncü maddesinde "3 . Yanılmada  dürüstlük kuralları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 25 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre: "Bilhassa, yapmayı kas- dettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade  eder." Bu fıkra, Tasarının 34 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, "Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin  yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda", sözleşmenin bu an­ lamda kurulmuş sayıldığı şeklinde ve daha anlaşılır biçimde yazılmıştır. Gerçekten, meselâ, alıcı (A),  bir kilogramı için iki lira ödemek istediği bir malı, yanılarak kilosu üç liraya satın almayı kabul et­ tiğini ileri sürdüğü takdirde, satıcının aynı malı ona iki liraya satmaya hazır olduğunu açıklaması du­ rumunda, (A)'nm esaslı yanılma hükümlerine dayanarak sözleşmenin kurulmadığı hakkındaki savun­ ması, dürüstlük kurallarına aykırı düşer. Bu sebeple, bu örnekte satış sözleşmesi, söz konusu madde  uyarınca, alıcının kasdettiği anlamda, yani kilosu iki lira üzerinden kurulmuş sayılır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 35- 818 sayılı Borçlar Kanununun 26 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 35 inci maddesinde, yanılmada kusurlu olan tarafın, tazminat so­ rumluluğu ve kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun kenar başlığında kullanılan "4. İhmal yüzünden hata" şeklindeki  ibare, Tasarıda "4. Yanılmada kusur" olarak değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 26 nci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde kullanılan  "mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zarar" şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmenin hüküm­ süzlüğünden doğan zarar" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 1 - Tasarının 35 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yandan, esaslı yanılmaya dayanarak sözleş­ menin hükümsüz kalmasına sebep olursa, bunda kusurlu olması durumunda, kural olarak, diğer tarafın  uğradığı olumsuz (menfi) zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı bildiği veya  bilmesi gerektiği takdirde, yanılandan tazminat isteyemez.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, hâkimin, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, yanılanı diğer  tarafın sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan olumsuz zararını aşabilmekle birlikte, onun ifadan bek­ lenen yararını, yani olumlu zararını aşmaması kaydıyla, daha fazla tazminat ödemekle yükümlü kıla­ cak bir tazminat kararı da verebileceği belirtilmiştir. Nitekim, uygulamada da durum bu yöndedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 36- 818 sayılı Borçlar Kanununun 28 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 36 ncı maddesinde, taraflardan birinin ve üçüncü kişinin aldatması  sonucunda kurulan sözleşmenin bağlayıcı olmadığı durumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 28 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hile" ibaresi,  Tasarının 36 ncı maddesinde, "II. Aldatma" şeklinde değiştirilmiştir.  Aynı maddenin ikinci fıkrasında, üçüncü kişinin aldatması sonucunda kurulan sözleşmenin  bağlayıcı olması ve olmaması olasılıklarının hukukî sonucu, iki cümle hâlinde belirtilmişse de, bu  hukukî sonuç, Tasannın 36 ncı maddesinde, üçüncü kişinin aldatması sonucunda kumlan sözleşmenin  bağlayıcı olmadığı olasılık göz önünde tutularak, tek cümlede açıklanmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 37- 818 sayılı Borçlar Kanununun 29 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 37 nci maddesinde, taraflardan birinin veya üçüncü kişinin  korkutması sonucunda yapılan bir sözleşmenin hükmü düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 29 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. İkrah / 1 . Akdin  inkızası" şeklindeki ibare, Tasarının 37 nci maddesinde, "III. Korkutma / 1. Hükmü" olarak  değiştirilmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasında kullanılan "kendi hakkında lüzum ifade etmez" şek­ lindeki ibare yerine, Tasarıda "o sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde, daha açık bir ibarenin kul­ lanılması tercih edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 38- 818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 38 inci maddesinde, korkutmanın koşulları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İkrahın şart­ ları" şeklindeki ibare, bir önceki maddenin kenar başlığının "III. Korkutma" şeklinde olduğu göz  önünde tutularak, Tasarının 38 inci maddesinde, "2. Koşulları" şeklinde kısaltılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde,  Tasarının 38 inci maddesinde, tek cümle olarak kaleme alınmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 42 -
- 4 1 - Tasarının 35 inci maddesinin birinci fıkrasına göre yandan, esaslı yanılmaya dayanarak sözleş­ menin hükümsüz kalmasına sebep olursa, bunda kusurlu olması durumunda, kural olarak, diğer tarafın  uğradığı olumsuz (menfi) zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı bildiği veya  bilmesi gerektiği takdirde, yanılandan tazminat isteyemez.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, hâkimin, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, yanılanı diğer  tarafın sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan olumsuz zararını aşabilmekle birlikte, onun ifadan bek­ lenen yararını, yani olumlu zararını aşmaması kaydıyla, daha fazla tazminat ödemekle yükümlü kıla­ cak bir tazminat kararı da verebileceği belirtilmiştir. Nitekim, uygulamada da durum bu yöndedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 36- 818 sayılı Borçlar Kanununun 28 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 36 ncı maddesinde, taraflardan birinin ve üçüncü kişinin aldatması  sonucunda kurulan sözleşmenin bağlayıcı olmadığı durumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 28 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hile" ibaresi,  Tasarının 36 ncı maddesinde, "II. Aldatma" şeklinde değiştirilmiştir.  Aynı maddenin ikinci fıkrasında, üçüncü kişinin aldatması sonucunda kurulan sözleşmenin  bağlayıcı olması ve olmaması olasılıklarının hukukî sonucu, iki cümle hâlinde belirtilmişse de, bu  hukukî sonuç, Tasannın 36 ncı maddesinde, üçüncü kişinin aldatması sonucunda kumlan sözleşmenin  bağlayıcı olmadığı olasılık göz önünde tutularak, tek cümlede açıklanmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 37- 818 sayılı Borçlar Kanununun 29 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 37 nci maddesinde, taraflardan birinin veya üçüncü kişinin  korkutması sonucunda yapılan bir sözleşmenin hükmü düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 29 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. İkrah / 1 . Akdin  inkızası" şeklindeki ibare, Tasarının 37 nci maddesinde, "III. Korkutma / 1. Hükmü" olarak  değiştirilmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasında kullanılan "kendi hakkında lüzum ifade etmez" şek­ lindeki ibare yerine, Tasarıda "o sözleşmeyle bağlı değildir." şeklinde, daha açık bir ibarenin kul­ lanılması tercih edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 38- 818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 38 inci maddesinde, korkutmanın koşulları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İkrahın şart­ ları" şeklindeki ibare, bir önceki maddenin kenar başlığının "III. Korkutma" şeklinde olduğu göz  önünde tutularak, Tasarının 38 inci maddesinde, "2. Koşulları" şeklinde kısaltılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 30 uncu maddesinin ikinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde,  Tasarının 38 inci maddesinde, tek cümle olarak kaleme alınmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 2 - Madde 39- 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 39 uncu maddesinde, irade bozukluğu sonucunda bir sözleşme ya­ pan tarafın, bu sözleşmenin onanmış sayılmasının koşullan ile aldatma sebebiyle veya korkutulma  sonucunda sözleşme yapan tarafın tazminat hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akde icazet  ile rızanın fesadı (nın) bertaraf edilmesi" şeklindeki ibare, Tasarının 39 uncu maddesinde, "IV. İrade  bozukluğunun giderilmesi" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinin  birinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarıda tek cümleye dönüştüriilmüştür. Ayrıca, "akde  icazet vermiş nazariyle bakılır." şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "sözleşmeyi onamış sayılır."; "bir  akde icazet" yerine de "bir sözleşmenin onanmış sayılması" şeklindeki ibareler kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında öngörülen bir yıllık süre, hak düşürücü niteliktedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 40- 818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 40 ıncı maddesinde, yetkili temsilde genel olarak temsilin hükmü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "G. Salâhiyete  müstenit temsil / 1 . Umumiyet itibariyle / 1 . Temsilin hükümleri" şeklindeki ibareler, Tasarının 40 ıncı  maddesinde, "H. Temsil / 1 . Yetkili temsil / 1 . Genel olarak /a. Temsilin hükmü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasında, yetkili temsilcinin "diğer bir  kimse nâmına" yaptığı sözleşmeden doğan alacak ve borçların, "o kimseye intikal edeceği"  öngörülmüştür. Tasarıda, burada doğmdan doğruya temsilin söz konusu olduğu göz önünde tutularak,  yetkili temsilci tarafından "bir başkası adına ve hesabına" yapılan hukukî işlemin sonuçlarının,  doğmdan doğmya temsil olunana ait olduğu belirtilmiştir.  Tasarının 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında, öğretide "ilgili için örtülü işlem" olarak ad­ landırılan, doğmdan doğmya temsilin özel bir görünümü düzenlenmektedir.  Madde 41- 818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 41 inci maddesinde, temsil yetkisinin kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Salâhiyetin dere­ cesi" şeklindeki ibare, Tasarının 41 inci maddesinde, "b. Temsil yetkisinin kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki cümleden oluşan 33 üncü maddesinin birinci fıkrası, Tasarıda  tek cümleye dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "salâhiyetinin  derecesi" şeklindeki ibare, fıkraya açıklık kazandırmak amacıyla, Tasarının 41 inci maddesinin  ikinci fıkrasında, "yetkinin varlığının ve kapsamının belirlenmesinde" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 42- 818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 42 nci maddesinde, temsil yetkisinin sınırlanması ve geri alınması  düzenlenmektedir.
Sayfa 43 -
- 4 2 - Madde 39- 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 39 uncu maddesinde, irade bozukluğu sonucunda bir sözleşme ya­ pan tarafın, bu sözleşmenin onanmış sayılmasının koşullan ile aldatma sebebiyle veya korkutulma  sonucunda sözleşme yapan tarafın tazminat hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akde icazet  ile rızanın fesadı (nın) bertaraf edilmesi" şeklindeki ibare, Tasarının 39 uncu maddesinde, "IV. İrade  bozukluğunun giderilmesi" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinin  birinci fıkrası, iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarıda tek cümleye dönüştüriilmüştür. Ayrıca, "akde  icazet vermiş nazariyle bakılır." şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "sözleşmeyi onamış sayılır."; "bir  akde icazet" yerine de "bir sözleşmenin onanmış sayılması" şeklindeki ibareler kullanılmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında öngörülen bir yıllık süre, hak düşürücü niteliktedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 40- 818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 40 ıncı maddesinde, yetkili temsilde genel olarak temsilin hükmü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "G. Salâhiyete  müstenit temsil / 1 . Umumiyet itibariyle / 1 . Temsilin hükümleri" şeklindeki ibareler, Tasarının 40 ıncı  maddesinde, "H. Temsil / 1 . Yetkili temsil / 1 . Genel olarak /a. Temsilin hükmü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 32 nci maddesinin birinci fıkrasında, yetkili temsilcinin "diğer bir  kimse nâmına" yaptığı sözleşmeden doğan alacak ve borçların, "o kimseye intikal edeceği"  öngörülmüştür. Tasarıda, burada doğmdan doğruya temsilin söz konusu olduğu göz önünde tutularak,  yetkili temsilci tarafından "bir başkası adına ve hesabına" yapılan hukukî işlemin sonuçlarının,  doğmdan doğmya temsil olunana ait olduğu belirtilmiştir.  Tasarının 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında, öğretide "ilgili için örtülü işlem" olarak ad­ landırılan, doğmdan doğmya temsilin özel bir görünümü düzenlenmektedir.  Madde 41- 818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 41 inci maddesinde, temsil yetkisinin kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Salâhiyetin dere­ cesi" şeklindeki ibare, Tasarının 41 inci maddesinde, "b. Temsil yetkisinin kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki cümleden oluşan 33 üncü maddesinin birinci fıkrası, Tasarıda  tek cümleye dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "salâhiyetinin  derecesi" şeklindeki ibare, fıkraya açıklık kazandırmak amacıyla, Tasarının 41 inci maddesinin  ikinci fıkrasında, "yetkinin varlığının ve kapsamının belirlenmesinde" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 42- 818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 42 nci maddesinde, temsil yetkisinin sınırlanması ve geri alınması  düzenlenmektedir.  - 4 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Hukukî  muameleden neşet eden salâhiyet / a. Salâhiyetin tahdidi ve ref i" şeklindeki ibareler, Tasarının  42 nci maddesinde, "2. Hukukî işlemden doğan yetki / a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "üçüncü şahıs­ lara karşı dermeyan edemez." şeklindeki ibare, öğretideki genel eğilim göz önünde tutularak, Tasarıda  "iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez." şeklinde düzeltilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 43- 818 sayılı Borçlar Kanununun 35 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 43 üncü maddesinde, temsil olunanın veya temsilcinin ölümünün,  ehliyetsizliğinin ve diğer durumların temsil ilişkisi üzerindeki etkileri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 35 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Ölüm ve ehliyet­ sizliğin ve sairenin hükümleri" şeklindeki ibare, Tasarının 43 üncü maddesinde, "b. Ölüm, ehliyet­ sizlik ve diğer durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 44- 818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 44 üncü maddesinde, yetki belgesinin geri verilmesi düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Salâhiyeti havi  olan senedin iadesi" şeklindeki ibare, Tasarının 44 üncü maddesinde, "c. Yetki belgesinin geri  verilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "mahkemeye" şek­ lindeki ibare, yetki belgesinin bırakılacağı yerin hâkim tarafından belirlenmesi sebebiyle, Tasarının  44 üncü maddesinin birinci fıkrasında "hâkimin" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 45- 818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 45 inci maddesinde, yetkinin sona erme ânı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "d. Salâhiyetin hangi  zamandan itibaren nihayet bulacağı" şeklindeki ibare, Tasannın 45 inci maddesinde, "d. Yetkinin sona  erdiğinin ileri sürülememesi" olarak değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesinin  birinci fıkrasında kullanılan "...onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu olurlar." şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "temsilcinin yapmış olduğu hukukî işlemlerin sonuçları ile bağlıdırlar." şekline  dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 44 -
- 4 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Hukukî  muameleden neşet eden salâhiyet / a. Salâhiyetin tahdidi ve ref i" şeklindeki ibareler, Tasarının  42 nci maddesinde, "2. Hukukî işlemden doğan yetki / a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "üçüncü şahıs­ lara karşı dermeyan edemez." şeklindeki ibare, öğretideki genel eğilim göz önünde tutularak, Tasarıda  "iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez." şeklinde düzeltilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 43- 818 sayılı Borçlar Kanununun 35 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 43 üncü maddesinde, temsil olunanın veya temsilcinin ölümünün,  ehliyetsizliğinin ve diğer durumların temsil ilişkisi üzerindeki etkileri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 35 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Ölüm ve ehliyet­ sizliğin ve sairenin hükümleri" şeklindeki ibare, Tasarının 43 üncü maddesinde, "b. Ölüm, ehliyet­ sizlik ve diğer durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 44- 818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 44 üncü maddesinde, yetki belgesinin geri verilmesi düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Salâhiyeti havi  olan senedin iadesi" şeklindeki ibare, Tasarının 44 üncü maddesinde, "c. Yetki belgesinin geri  verilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 36 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "mahkemeye" şek­ lindeki ibare, yetki belgesinin bırakılacağı yerin hâkim tarafından belirlenmesi sebebiyle, Tasarının  44 üncü maddesinin birinci fıkrasında "hâkimin" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 45- 818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 45 inci maddesinde, yetkinin sona erme ânı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "d. Salâhiyetin hangi  zamandan itibaren nihayet bulacağı" şeklindeki ibare, Tasannın 45 inci maddesinde, "d. Yetkinin sona  erdiğinin ileri sürülememesi" olarak değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 37 nci maddesinin  birinci fıkrasında kullanılan "...onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu olurlar." şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "temsilcinin yapmış olduğu hukukî işlemlerin sonuçları ile bağlıdırlar." şekline  dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 4 - Madde 46- 818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 46 nci maddesinde, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi, adına  sözleşme yapılan kişi tarafından onanması durumu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Salâhiyetin  fıkdanı / 1 . İcazet" şeklindeki ibareler, Tasannın 46 nci maddesinde, "II. Yetkisiz temsil / 1 . Onama  hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan madde, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinde kullanılan "alacaklı veya borçlu olmaz." Şek­ lindeki ibare, burada yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin bağlayıcılığının söz konusu olduğu göz  önünde tutularak, Tasannın 46 nci maddesinin birinci fıkrasında "temsil olunanı bağlar." şeklinde ifade  edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 47- 818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 47 nci maddesinde, temsil olunan tarafından, yetkisiz temsilcinin  yaptığı hukukî işlemlerin onanmamasının sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İcazetin bu­ lunmaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Onamama hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan  ".. .hâkim onu daha fazla zarar ve ziyan itasına mahkûm eder." şeklindeki ibare yerine, Tasarının  47 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "...kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de  istenebilir." şeklindeki ibare kullanılmıştır. Tasarıda kullanılan "diğer zararlar" sözcükleri ile, üçüncü  kişinin, kendisiyle hukukî işlem yapan yetkisiz temsilciden, ancak sözleşme geçerli olarak kumlmuş  olsaydı istenebilecek olan olumlu zararlarının da, hakkaniyet gerektirdiği takdirde, giderilmesini  isteyebileceği kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 48- 818 sayılı Borçlar Kanununun 40 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 48 inci maddesinde, temsil yetkisine ilişkin özel hükümlerin saklı  olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanununda düzen­ lenen çeşitli ortaklıkların temsilcilerinin, organlarının ve Türk Borçlar Kanununda düzenlenen ticarî  vekillerin yetkisi hakkında, Tasarının temsile ilişkin genel hükümleri değil, öncelikle söz konusu özel  hükümler uygulanacaktır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 40 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Mahfuz  hükümler" şeklindeki ibare, Tasannın 48 inci maddesinde, "III. Saklı hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin"  şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticarî vekillerinin" şeklin­ deki ibare kullanılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.
Sayfa 45 -
- 4 4 - Madde 46- 818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 46 nci maddesinde, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi, adına  sözleşme yapılan kişi tarafından onanması durumu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Salâhiyetin  fıkdanı / 1 . İcazet" şeklindeki ibareler, Tasannın 46 nci maddesinde, "II. Yetkisiz temsil / 1 . Onama  hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan madde, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 38 inci maddesinde kullanılan "alacaklı veya borçlu olmaz." Şek­ lindeki ibare, burada yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin bağlayıcılığının söz konusu olduğu göz  önünde tutularak, Tasannın 46 nci maddesinin birinci fıkrasında "temsil olunanı bağlar." şeklinde ifade  edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 47- 818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 47 nci maddesinde, temsil olunan tarafından, yetkisiz temsilcinin  yaptığı hukukî işlemlerin onanmamasının sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İcazetin bu­ lunmaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Onamama hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde kullanılan  ".. .hâkim onu daha fazla zarar ve ziyan itasına mahkûm eder." şeklindeki ibare yerine, Tasarının  47 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "...kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de  istenebilir." şeklindeki ibare kullanılmıştır. Tasarıda kullanılan "diğer zararlar" sözcükleri ile, üçüncü  kişinin, kendisiyle hukukî işlem yapan yetkisiz temsilciden, ancak sözleşme geçerli olarak kumlmuş  olsaydı istenebilecek olan olumlu zararlarının da, hakkaniyet gerektirdiği takdirde, giderilmesini  isteyebileceği kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 48- 818 sayılı Borçlar Kanununun 40 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 48 inci maddesinde, temsil yetkisine ilişkin özel hükümlerin saklı  olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanununda düzen­ lenen çeşitli ortaklıkların temsilcilerinin, organlarının ve Türk Borçlar Kanununda düzenlenen ticarî  vekillerin yetkisi hakkında, Tasarının temsile ilişkin genel hükümleri değil, öncelikle söz konusu özel  hükümler uygulanacaktır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 40 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Mahfuz  hükümler" şeklindeki ibare, Tasannın 48 inci maddesinde, "III. Saklı hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin"  şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticarî vekillerinin" şeklin­ deki ibare kullanılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  - 4 5 - İKİNCİ AYIRIM  Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Haksız muameleler­ den doğan borçlar" şeklindeki alt başlık, burada hukukî işlemden (muameleden) doğan borçların değil,  haksız fiilden doğan borçların söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasanda "İkinci Ayırım / Hak­ sız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" şekline dönüştürülmüştür.  Madde 49- 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 49 uncu maddesinde, haksız fiil sorumluluğunda, zarar verenin  tazminat yükümlülüğüne ilişkin kural düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununda, 41 inci maddeyle başlayan "İkinci Fasıl / Haksız muamelelerden  doğan borçlar" şeklindeki üst başlık, burada hukuki işlemden (muameleden) doğan borçların değil,  haksız fiilden doğan borçlann söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda "İkinci Ayırım / Hak­ sız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" şekline dönüştürülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci  maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Umumî kaideler / 1. Mesuliyetin şartları" şeklindeki  ibareler, Tasarıda "A. Sorumluluk / I. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, kasten veya ihmal sonu­ cunda, "haksız bir surette", diğer bir kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararı tazmin etmek zorun­ dadır. Tasarıda ise, kast ve ihmalin, kusurun çeşitlerinden olduğu göz önünde tutularak, söz konusu  fıkra, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişinin, bu zararı gidermekle yükümlü  olduğu şekline dönüştürülmüştür.  Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak,  Tasarının 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasının başına "Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı  bulunmasa bile" şeklinde bir ibare eklenmiştir. Aynı fıkrada, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu  gibi, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişinin de, bu zararı gidermekle yükümlü  olduğu belirtilerek, bu kural açıklığa kavuşturulmuştur.  Tasannın 49 uncu ve devamındaki maddelerinde, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olan diğer  bir düzenleme de, haksız fiil unsurlarının her birinin ayrı ayrı belirtilmiş olmasıdır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırmalar dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 50- 818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 50 nci maddesinde, zararın ve kusurun ispatı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Zararın tayini"  şeklindeki ibare, Tasarının 50 nci maddesinde, "II. Zarann ve kusurun ispatı" şeklinde değiştirilmiştir.  Gerçekten, Tasarının 50 nci ve devamı maddelerinde haksız fiilin düzenlendiği ve kusurun da hak­ sız fiilin unsurlarından biri olduğu göz önünde tutularak, zararın ispatına ilişkin düzenlemenin met­ ninde ve dolayısıyla kenar başlığında bunu yansıtacak bir ibareye yer verilmesi zorunlu olmuştur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinde kullanılan "zararın hakiki miktarını ispat et­ mek mümkün olmadığı takdirde" şeklindeki ibare, Tasarının 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında  "uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 46 -
- 4 5 - İKİNCİ AYIRIM  Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Haksız muameleler­ den doğan borçlar" şeklindeki alt başlık, burada hukukî işlemden (muameleden) doğan borçların değil,  haksız fiilden doğan borçların söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasanda "İkinci Ayırım / Hak­ sız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" şekline dönüştürülmüştür.  Madde 49- 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 49 uncu maddesinde, haksız fiil sorumluluğunda, zarar verenin  tazminat yükümlülüğüne ilişkin kural düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununda, 41 inci maddeyle başlayan "İkinci Fasıl / Haksız muamelelerden  doğan borçlar" şeklindeki üst başlık, burada hukuki işlemden (muameleden) doğan borçların değil,  haksız fiilden doğan borçlann söz konusu olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda "İkinci Ayırım / Hak­ sız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" şekline dönüştürülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci  maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Umumî kaideler / 1. Mesuliyetin şartları" şeklindeki  ibareler, Tasarıda "A. Sorumluluk / I. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, kasten veya ihmal sonu­ cunda, "haksız bir surette", diğer bir kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararı tazmin etmek zorun­ dadır. Tasarıda ise, kast ve ihmalin, kusurun çeşitlerinden olduğu göz önünde tutularak, söz konusu  fıkra, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişinin, bu zararı gidermekle yükümlü  olduğu şekline dönüştürülmüştür.  Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak,  Tasarının 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasının başına "Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı  bulunmasa bile" şeklinde bir ibare eklenmiştir. Aynı fıkrada, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu  gibi, ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişinin de, bu zararı gidermekle yükümlü  olduğu belirtilerek, bu kural açıklığa kavuşturulmuştur.  Tasannın 49 uncu ve devamındaki maddelerinde, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olan diğer  bir düzenleme de, haksız fiil unsurlarının her birinin ayrı ayrı belirtilmiş olmasıdır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırmalar dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 50- 818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 50 nci maddesinde, zararın ve kusurun ispatı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Zararın tayini"  şeklindeki ibare, Tasarının 50 nci maddesinde, "II. Zarann ve kusurun ispatı" şeklinde değiştirilmiştir.  Gerçekten, Tasarının 50 nci ve devamı maddelerinde haksız fiilin düzenlendiği ve kusurun da hak­ sız fiilin unsurlarından biri olduğu göz önünde tutularak, zararın ispatına ilişkin düzenlemenin met­ ninde ve dolayısıyla kenar başlığında bunu yansıtacak bir ibareye yer verilmesi zorunlu olmuştur.  818 sayılı Borçlar Kanununun 42 nci maddesinde kullanılan "zararın hakiki miktarını ispat et­ mek mümkün olmadığı takdirde" şeklindeki ibare, Tasarının 50 nci maddesinin ikinci fıkrasında  "uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 6 - Madde 51- 818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 51 inci maddesinde, tazminatın kapsamının ve ödenme biçiminin  hâkim tarafından belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Tazminat  miktarının tayini" şeklindeki ibare, Tasarının 51 inci maddesinde, "III. Tazminat / 1 . Belirlenmesi"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde "hâkimin, tazminatın suretini ve şümulünün  derecesini, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tayin eyleyeceği" öngörüldüğü hâlde,  Tasarıda, hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun  ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde yer verilmediği hâlde, Tasarının 51 inci mad­ desinin birinci fıkrasında, haksız fiil sorumluluğunda kusurun özel bir önem taşıdığının belirtilmesi  amacıyla, "özellikle" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 52- 818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 52 nci maddesinde, tazminatın indirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Tazminatın  tenkisi" şeklindeki ibare, Tasarının 52 nci maddesinde, "2. İndirilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "zararı yapan şah­ sın" şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "tazminat yükümlüsü" ibaresi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "borçluyu müza­ yakaya maruz bıraktığı takdirde" şeklindeki ibare, Tasarının 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında  "tazminat yükümlüsü... yoksulluğa düşecek olur... ise" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 53- 818 sayılı Borçlar Kanununun 45 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 53 üncü maddesinde, ölüm hâlinde uğranılan zarar­ lar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 45 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Hususî hâller  / 1 . Adam ölmesi ve cismanî zarar / a. Ölüm takdirinde zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, cismanî  zararın, Tasarının "Bedensel bütünlüğün zedelenmesi" kenar başlıklı 53 üncü maddesinde ayrıca  düzenlenmesi nedeniyle, Tasannın 53 üncü maddesinde "IV. Özel durumlar/1. Ölüm ve bedensel zarar  / a. Ölüm" şekline dönüştürülmüştür. İki fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı  olarak, haksız fiilin ölümle sonuçlanması durumunda istenebilecek zarar kalemleri, Tasarıda üç bent  hâlinde sayılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 54 -818 sayılı Borçlar Kanununun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 54 üncü maddesinde, bedensel zararlar düzen­ lenmektedir.
Sayfa 47 -
- 4 6 - Madde 51- 818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 51 inci maddesinde, tazminatın kapsamının ve ödenme biçiminin  hâkim tarafından belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Tazminat  miktarının tayini" şeklindeki ibare, Tasarının 51 inci maddesinde, "III. Tazminat / 1 . Belirlenmesi"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde "hâkimin, tazminatın suretini ve şümulünün  derecesini, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tayin eyleyeceği" öngörüldüğü hâlde,  Tasarıda, hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun  ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 43 üncü maddesinde yer verilmediği hâlde, Tasarının 51 inci mad­ desinin birinci fıkrasında, haksız fiil sorumluluğunda kusurun özel bir önem taşıdığının belirtilmesi  amacıyla, "özellikle" sözcüğü kullanılmıştır.  Madde 52- 818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 52 nci maddesinde, tazminatın indirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Tazminatın  tenkisi" şeklindeki ibare, Tasarının 52 nci maddesinde, "2. İndirilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "zararı yapan şah­ sın" şeklindeki ibare yerine, Tasarıda "tazminat yükümlüsü" ibaresi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "borçluyu müza­ yakaya maruz bıraktığı takdirde" şeklindeki ibare, Tasarının 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında  "tazminat yükümlüsü... yoksulluğa düşecek olur... ise" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 53- 818 sayılı Borçlar Kanununun 45 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 53 üncü maddesinde, ölüm hâlinde uğranılan zarar­ lar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 45 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Hususî hâller  / 1 . Adam ölmesi ve cismanî zarar / a. Ölüm takdirinde zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, cismanî  zararın, Tasarının "Bedensel bütünlüğün zedelenmesi" kenar başlıklı 53 üncü maddesinde ayrıca  düzenlenmesi nedeniyle, Tasannın 53 üncü maddesinde "IV. Özel durumlar/1. Ölüm ve bedensel zarar  / a. Ölüm" şekline dönüştürülmüştür. İki fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı  olarak, haksız fiilin ölümle sonuçlanması durumunda istenebilecek zarar kalemleri, Tasarıda üç bent  hâlinde sayılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 54 -818 sayılı Borçlar Kanununun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 54 üncü maddesinde, bedensel zararlar düzen­ lenmektedir.  - 4 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinde kullanılan "b. Cismanî zarar hâlinde lâzım ge­ len zarar ve ziyan" şeklindeki kenar başlık, Tasarıda "b. Bedensel zarar" şekline dönüştürülmüş ve  bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda uğranılan zararlar, dört bent hâlinde sayılmıştır. 818  sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasannın 74 üncü maddesinde düzenlendiği  için, bu maddeye alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik, düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818  sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 55- 818 sayılı Borçlar Kanununun 47 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 55 inci maddesinde, bedensel bütünlüğün zedelenmesi ve ölüm  hâlinde manevî tazminatın belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 47 nci maddesinde, hâkimin, bir kimsenin hukuka aykırı olarak  cismanî zarara uğraması veya ölmesi durumunda, zarar görene ya da ölenin ailesine "adalete muvafık  tazminat verilmesine karar verebileceği" öngörülmüştür. Tasarının 55 inci maddesinin birinci  fıkrasında ise, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda, hâkimin, "uygun bir miktar paranın  manevî tazminat olarak ödenmesine karar verebileceği" belirtilmiştir.  Tasarının 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, bedensel zararlara ilişkin olmak üzere, 818 sayılı  Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Öğreti ve uygulamadaki çağdaş gelişmeler  göz önünde tutularak, hâkimin sadece ölüm hâlinde değil, ağır bedensel zararlarda da zarar görenin  yakınlarına, manevî tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği kabul  edilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda, ölüm hâlinde, "ölünün ailesi" yararına olmak  üzere manevî tazminata karar verilebileceği öngörüldüğü hâlde, Tasarıda "ölenin yakınları" yararına  olmak üzere manevî tazminata karar verilebileceği belirtilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir.  Madde 56- 818 sayılı Borçlar Kanununun 48 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 56 nci maddesinde, haksız rekabet düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "yanlış ilânlar"  şeklindeki ibare, iletişim teknolojisinde meydana gelen gelişmeler göz önünde tutularak, Tasarıda  "gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilânların yapılması" şekline dönüştürülerek, hük­ mün kapsamı genişletilmiştir.  Madde 57- 818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 57 nci maddesinde, kişilik hakkının zedelenmesinde manevî tazmi­ nat düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Şahsî men­ faatlerin haleldar olması" şeklindeki ibare, Tasarının 57 nci maddesinde, "3 . Kişilik hakkının zede­ lenmesi hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesine, 4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunla ekle­ nen ikinci fıkrası gereksiz görülerek, Tasarının 57 nci maddesine alınmamıştır. Gerçekten, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 43 üncü ve Tasarının 51 inci maddeleri uyarınca, hâkim tazminat miktarını be­ lirlerken, "hâl ve mevkiin icabını / dummun gereğini", yani saldırının kişilik hakkı zedelenen kişinin  manevî kişilik değerlerinde sebep olduğu eksilmeyi göz önünde tutmalıdır. Bu eksilmenin ise, sıfatı  ve makamı daha yüksek ve ekonomik dummu daha iyi olan taraf bakımından çok, diğer taraf için az  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 48 -
- 4 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinde kullanılan "b. Cismanî zarar hâlinde lâzım ge­ len zarar ve ziyan" şeklindeki kenar başlık, Tasarıda "b. Bedensel zarar" şekline dönüştürülmüş ve  bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda uğranılan zararlar, dört bent hâlinde sayılmıştır. 818  sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasannın 74 üncü maddesinde düzenlendiği  için, bu maddeye alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan değişiklik, düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818  sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 55- 818 sayılı Borçlar Kanununun 47 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 55 inci maddesinde, bedensel bütünlüğün zedelenmesi ve ölüm  hâlinde manevî tazminatın belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 47 nci maddesinde, hâkimin, bir kimsenin hukuka aykırı olarak  cismanî zarara uğraması veya ölmesi durumunda, zarar görene ya da ölenin ailesine "adalete muvafık  tazminat verilmesine karar verebileceği" öngörülmüştür. Tasarının 55 inci maddesinin birinci  fıkrasında ise, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda, hâkimin, "uygun bir miktar paranın  manevî tazminat olarak ödenmesine karar verebileceği" belirtilmiştir.  Tasarının 55 inci maddesinin ikinci fıkrası, bedensel zararlara ilişkin olmak üzere, 818 sayılı  Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Öğreti ve uygulamadaki çağdaş gelişmeler  göz önünde tutularak, hâkimin sadece ölüm hâlinde değil, ağır bedensel zararlarda da zarar görenin  yakınlarına, manevî tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği kabul  edilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda, ölüm hâlinde, "ölünün ailesi" yararına olmak  üzere manevî tazminata karar verilebileceği öngörüldüğü hâlde, Tasarıda "ölenin yakınları" yararına  olmak üzere manevî tazminata karar verilebileceği belirtilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir.  Madde 56- 818 sayılı Borçlar Kanununun 48 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 56 nci maddesinde, haksız rekabet düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "yanlış ilânlar"  şeklindeki ibare, iletişim teknolojisinde meydana gelen gelişmeler göz önünde tutularak, Tasarıda  "gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilânların yapılması" şekline dönüştürülerek, hük­ mün kapsamı genişletilmiştir.  Madde 57- 818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 57 nci maddesinde, kişilik hakkının zedelenmesinde manevî tazmi­ nat düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Şahsî men­ faatlerin haleldar olması" şeklindeki ibare, Tasarının 57 nci maddesinde, "3 . Kişilik hakkının zede­ lenmesi hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 49 uncu maddesine, 4/5/1988 tarih ve 3444 sayılı Kanunla ekle­ nen ikinci fıkrası gereksiz görülerek, Tasarının 57 nci maddesine alınmamıştır. Gerçekten, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 43 üncü ve Tasarının 51 inci maddeleri uyarınca, hâkim tazminat miktarını be­ lirlerken, "hâl ve mevkiin icabını / dummun gereğini", yani saldırının kişilik hakkı zedelenen kişinin  manevî kişilik değerlerinde sebep olduğu eksilmeyi göz önünde tutmalıdır. Bu eksilmenin ise, sıfatı  ve makamı daha yüksek ve ekonomik dummu daha iyi olan taraf bakımından çok, diğer taraf için az  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 8 - olduğu şeklinde bir kurala bağlanması yanlış olur. Bu nedenle, Tasannın 57 nci maddesinde, hâkimin  manevî tazminat miktannı belirlerken, taraflann sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik  durumlan da dikkate alması gerektiğinin belirtilmesinde bir zorunluluk yoktur. Aynca, bunlann maddede  gereksiz yere tekrar edilmesi, herkesin kanun önünde eşit olduğu ilkesine de aykın görülmüştür.  Madde 58- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 58 inci maddesinde, ayırt etme gücünün geçici kaybı hâlinde  verilen zarardan sorumluluk düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Temyiz  kudretini haiz olmayanların mes'uliyeti" ibaresi, Tasarıda "4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı" şek­ line dönüştürülmüştür.  Maddede, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişinin, bu sırada verdiği zararları gidermekle  yükümlü olduğu öngörülmektedir. Bu hüküm uyarınca, meselâ ayırt etme gücünü geçici olarak  kaybedecek ölçüde sarhoş olan veya uyuşturucu madde kullanan bir kişi, bu sırada sebep olduğu zarar­ ları gidermekle yükümlüdür. Ancak, bu durumda bulunan kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kay­ betmesinde kendi kusurunun bulunmadığını, meselâ; içeceğine uyuşturucu madde konulduğunu veya  istemediği hâlde korkutularak içki içmeye zorlandığını ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulur.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 59- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu /  1. Sebeplerin yarışması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 59 uncu maddesinde, sorumluluk sebeplerinin yarışması düzen­ lenmektedir.  Maddede, öğreti ve uygulamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, bir kişinin sorum­ luluğunun birden çok hukukî sebebe dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine bir  hüküm yoksa, zarar görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesi  öngörülmektedir.  Madde 60- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesi ile 51 inci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 60 ıncı maddesinde, müteselsil sorumluluğun dış ilişki bakımından  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Müteselsil  mesuliyet / 1. Haksız fiil hâlinde" şeklindeki ibareler, Tasarının 60 ıncı maddesinde, "2. Müteselsil  sorumluluk / a. Dış ilişkide" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hâl için "eksik teselsül",  aynı Kanunun 50 nci maddesindeki hâl için de "tam teselsül" şeklinde yapılan ayınmın öğretide eleştirildiği  göz önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar  Kanununun ikili teselsül sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül durumu bir bütün olarak değer­ lendirilip, aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 49 -
- 4 8 - olduğu şeklinde bir kurala bağlanması yanlış olur. Bu nedenle, Tasannın 57 nci maddesinde, hâkimin  manevî tazminat miktannı belirlerken, taraflann sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik  durumlan da dikkate alması gerektiğinin belirtilmesinde bir zorunluluk yoktur. Aynca, bunlann maddede  gereksiz yere tekrar edilmesi, herkesin kanun önünde eşit olduğu ilkesine de aykın görülmüştür.  Madde 58- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 58 inci maddesinde, ayırt etme gücünün geçici kaybı hâlinde  verilen zarardan sorumluluk düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Temyiz  kudretini haiz olmayanların mes'uliyeti" ibaresi, Tasarıda "4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı" şek­ line dönüştürülmüştür.  Maddede, ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişinin, bu sırada verdiği zararları gidermekle  yükümlü olduğu öngörülmektedir. Bu hüküm uyarınca, meselâ ayırt etme gücünü geçici olarak  kaybedecek ölçüde sarhoş olan veya uyuşturucu madde kullanan bir kişi, bu sırada sebep olduğu zarar­ ları gidermekle yükümlüdür. Ancak, bu durumda bulunan kişi, ayırt etme gücünü geçici olarak kay­ betmesinde kendi kusurunun bulunmadığını, meselâ; içeceğine uyuşturucu madde konulduğunu veya  istemediği hâlde korkutularak içki içmeye zorlandığını ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulur.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 59- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu /  1. Sebeplerin yarışması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 59 uncu maddesinde, sorumluluk sebeplerinin yarışması düzen­ lenmektedir.  Maddede, öğreti ve uygulamadaki çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak, bir kişinin sorum­ luluğunun birden çok hukukî sebebe dayandırılabilmesi durumunda, hâkimin, kanunda aksine bir  hüküm yoksa, zarar görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesi  öngörülmektedir.  Madde 60- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesi ile 51 inci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 60 ıncı maddesinde, müteselsil sorumluluğun dış ilişki bakımından  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Müteselsil  mesuliyet / 1. Haksız fiil hâlinde" şeklindeki ibareler, Tasarının 60 ıncı maddesinde, "2. Müteselsil  sorumluluk / a. Dış ilişkide" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hâl için "eksik teselsül",  aynı Kanunun 50 nci maddesindeki hâl için de "tam teselsül" şeklinde yapılan ayınmın öğretide eleştirildiği  göz önünde tutulmuş ve Tasarıda bu ayırıma yer verilmemiştir. Buna bağlı olarak, 818 sayılı Borçlar  Kanununun ikili teselsül sistemi terkedilmiş ve her iki teselsül durumu bir bütün olarak değer­ lendirilip, aynı hükümlere tâbi tutulmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 4 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müşevvik ile asıl  fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin" şeklindeki ibare, ceza hukuku kavramlarını içer­ mesi nedeniyle, Tasarının 60 ıncı maddesine alınmamış; birden çok kişinin bir zarara birlikte sebep  oldukları veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulundukları takdirde, haklarında  müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.  Müteselsil sorumluların birbirlerine rücu haklarına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci  maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, müteselsil sorumlular arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren  bir hüküm olup, 61 inci maddede ayrıca düzenlendiği için, Tasannın 60 ıncı maddesine alınmamıştır.  Aynı şekilde, yeni düzenleme karşısında gereksiz görülerek, yataklık eden kimsenin sorumluluğuna  ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin ikinci fıkrasına, Tasarıda yer verilmemiştir.  Müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının  60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Söz konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü tutulacağı tazminat miktarı, tek  başına sorumlu olması durumunda yükümlü tutulacağı tazminat miktarından fazla olamaz. Bu yeni  düzenlemeyle, müteselsil sorumlulardan her birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını  gerektiren nedenlerin, dış ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiştir.  Böylece, her bir müteselsil sommlunun kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerektiren ne­ denleri, sadece iç ilişkide diğer sorumlulara karşı ileri sürmesi yerine, bunu dış ilişkide zarar görene  karşı da ileri sürme olanağı sağlanmıştır.  Madde 61- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile  51 inci maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 61 inci maddesinde, müteselsil sorumluluğun iç ilişki bakımından  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Muhtelif se­ beplerin içtimai hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarının 61 inci maddesinde, "b. îç ilişkide" şeklinde  değiştirilmiştir.  Tasannın 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, tazminatın aynı zarardan sorumlu olan müteselsil  borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşulların, özellikle onlardan her birine yük­ lenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulması  öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, aynı zarardan sorumlu olan bir müteselsil borçlunun, tazminatın  birinci fıkraya göre belirlenecek olan kendi payına düşeninden fazlasını ödemesi durumunda, bu fazla  ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı, zarar görenin haklarına halef olan kişi sıfatıyla rücu  hakkının bulunduğu belirtilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarardan değişik  hukukî sebeplerle (haksız fiil, sözleşme, kanun) sorumlu tutulan kişilerin sorumluluklannın, aynı zarara  birden çok kişinin birlikte sebep olmasına ilişkin hükümlere göre belirleneceği düzenlenmiştir. An­ cak, aynı düzenleme, Tasarının 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapıldığı için, söz konusu fıkra,  Tasarının 61 inci maddesine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, aynı zarardan değişik  hukukî sebeplerle sorumlu olan kişilerin, birbirlerine hangi sıraya göre rücu edebilecekleri düzen- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 50 -
- 4 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müşevvik ile asıl  fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin" şeklindeki ibare, ceza hukuku kavramlarını içer­ mesi nedeniyle, Tasarının 60 ıncı maddesine alınmamış; birden çok kişinin bir zarara birlikte sebep  oldukları veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulundukları takdirde, haklarında  müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.  Müteselsil sorumluların birbirlerine rücu haklarına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci  maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, müteselsil sorumlular arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren  bir hüküm olup, 61 inci maddede ayrıca düzenlendiği için, Tasannın 60 ıncı maddesine alınmamıştır.  Aynı şekilde, yeni düzenleme karşısında gereksiz görülerek, yataklık eden kimsenin sorumluluğuna  ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin ikinci fıkrasına, Tasarıda yer verilmemiştir.  Müteselsil sorumluların yükümlü tutulacakları tazminat miktarının üst sınırına ilişkin Tasarının  60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Söz konusu hükme göre, her bir müteselsil sorumlunun yükümlü tutulacağı tazminat miktarı, tek  başına sorumlu olması durumunda yükümlü tutulacağı tazminat miktarından fazla olamaz. Bu yeni  düzenlemeyle, müteselsil sorumlulardan her birinin, kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını  gerektiren nedenlerin, dış ilişkide göz önünde tutulmasının hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiştir.  Böylece, her bir müteselsil sommlunun kendisi yönünden tazminatın azaltılmasını gerektiren ne­ denleri, sadece iç ilişkide diğer sorumlulara karşı ileri sürmesi yerine, bunu dış ilişkide zarar görene  karşı da ileri sürme olanağı sağlanmıştır.  Madde 61- 818 sayılı Borçlar Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile  51 inci maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 61 inci maddesinde, müteselsil sorumluluğun iç ilişki bakımından  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Muhtelif se­ beplerin içtimai hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarının 61 inci maddesinde, "b. îç ilişkide" şeklinde  değiştirilmiştir.  Tasannın 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, tazminatın aynı zarardan sorumlu olan müteselsil  borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşulların, özellikle onlardan her birine yük­ lenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulması  öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, aynı zarardan sorumlu olan bir müteselsil borçlunun, tazminatın  birinci fıkraya göre belirlenecek olan kendi payına düşeninden fazlasını ödemesi durumunda, bu fazla  ödemesi için diğer müteselsil sorumlulara karşı, zarar görenin haklarına halef olan kişi sıfatıyla rücu  hakkının bulunduğu belirtilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarardan değişik  hukukî sebeplerle (haksız fiil, sözleşme, kanun) sorumlu tutulan kişilerin sorumluluklannın, aynı zarara  birden çok kişinin birlikte sebep olmasına ilişkin hükümlere göre belirleneceği düzenlenmiştir. An­ cak, aynı düzenleme, Tasarının 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yapıldığı için, söz konusu fıkra,  Tasarının 61 inci maddesine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise, aynı zarardan değişik  hukukî sebeplerle sorumlu olan kişilerin, birbirlerine hangi sıraya göre rücu edebilecekleri düzen- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 0 - lenmiştir. Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarara birlikte sebep olanlar veya aynı  zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulunanlar arasında, tazminatın nasıl ve hangi esaslara  göre paylaştırılacağı; müteselsil sorumluların birbirlerine ne zaman ve hangi ölçüde başvurma  hakkına sahip olacakları düzenlendiği için, rücu sırasına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci  maddesinin ikinci fıkrası da, Tasarının 61 inci maddesine aynen alınmamıştır.  Madde 62- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "VI. Hukuka aykınlığı kaldıran hâller /  1. Genel olarak" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 62 nci maddesinde, hukuka aykırılığı kaldıran hâller düzenlen­ mektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, öğreti ve uygulamada da kabul edildiği gibi, yasal bir yetkiye  dayanan ve bu yetkinin sınırlan içinde kalan bir fiilin, zarara sebep olması durumunda bile, hukuka  aykırı sayılmayacağı öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında da, zarar görenin geçerli bir rızasının bulunması, daha üstün nitelikte  özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma (meşru müdafaa) niteliği taşıması,  yetkili kamu organlarının zamanında müdahalesini sağlayamayacak olan kişinin hakkını kendi  gücüyle koruması ve zorunluluk hâllerinde de fiilin hukuka aykırı sayılmayacağı belirtilmektedir.  Maddede sayılan hukuka aykırılığı kaldıran hâllerin sorumluluk doğurup doğurmadıkları,  Tasarının 63 üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.  Madde 63- 818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 63 üncü maddesinde, hukuka aykırılığı kaldıran hâllerde sorumlu­ luk düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Meşru  müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını vikaye için kuvvet kullanılması" ibaresi Tasarıda "3 . Sorumluluk"  şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "kendisini veya diğerini zarar­ dan yahut derhâl vukubulacak bir tehlikeden vikaye için" şeklindeki ibare, Tasarıda "kendisini veya  bir başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için..." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "hükümetin mü­ dahalesi" şeklindeki ibare, Tasarının 63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında "kolluk gücünün  yardımını" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 64- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesini kısmen karşılayan "B. Kusursuz  sorumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 64 üncü maddesinde, kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan  hakkaniyet sorumluluğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Temyiz  Kudretini Haiz Olmayanların Mesuliyeti" ibaresi, Tasarının 64 üncü maddesinde "B. Kusursuz so­ rumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 51 -
- 5 0 - lenmiştir. Tasarının 61 inci maddesinin birinci fıkrasında, aynı zarara birlikte sebep olanlar veya aynı  zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu bulunanlar arasında, tazminatın nasıl ve hangi esaslara  göre paylaştırılacağı; müteselsil sorumluların birbirlerine ne zaman ve hangi ölçüde başvurma  hakkına sahip olacakları düzenlendiği için, rücu sırasına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 51 inci  maddesinin ikinci fıkrası da, Tasarının 61 inci maddesine aynen alınmamıştır.  Madde 62- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "VI. Hukuka aykınlığı kaldıran hâller /  1. Genel olarak" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 62 nci maddesinde, hukuka aykırılığı kaldıran hâller düzenlen­ mektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, öğreti ve uygulamada da kabul edildiği gibi, yasal bir yetkiye  dayanan ve bu yetkinin sınırlan içinde kalan bir fiilin, zarara sebep olması durumunda bile, hukuka  aykırı sayılmayacağı öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında da, zarar görenin geçerli bir rızasının bulunması, daha üstün nitelikte  özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma (meşru müdafaa) niteliği taşıması,  yetkili kamu organlarının zamanında müdahalesini sağlayamayacak olan kişinin hakkını kendi  gücüyle koruması ve zorunluluk hâllerinde de fiilin hukuka aykırı sayılmayacağı belirtilmektedir.  Maddede sayılan hukuka aykırılığı kaldıran hâllerin sorumluluk doğurup doğurmadıkları,  Tasarının 63 üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.  Madde 63- 818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 63 üncü maddesinde, hukuka aykırılığı kaldıran hâllerde sorumlu­ luk düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Meşru  müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını vikaye için kuvvet kullanılması" ibaresi Tasarıda "3 . Sorumluluk"  şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "kendisini veya diğerini zarar­ dan yahut derhâl vukubulacak bir tehlikeden vikaye için" şeklindeki ibare, Tasarıda "kendisini veya  bir başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için..." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 52 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "hükümetin mü­ dahalesi" şeklindeki ibare, Tasarının 63 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında "kolluk gücünün  yardımını" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 64- 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesini kısmen karşılayan "B. Kusursuz  sorumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 64 üncü maddesinde, kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olan  hakkaniyet sorumluluğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Temyiz  Kudretini Haiz Olmayanların Mesuliyeti" ibaresi, Tasarının 64 üncü maddesinde "B. Kusursuz so­ rumluluk / 1 . Hakkaniyet sorumluluğu" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci ve devamındaki maddelerinde de kusura dayanan so­ rumluluk (haksız fiil sorumluluğu) yanında kusursuz sorumluluk düzenlendiği hâlde, "kusursuz so­ rumluluk" kenar başlığı kullanılmamıştır. Tasannın 64 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan  "B. Kusursuz sorumluluk" ibaresiyle, bu sistematik eksiklik giderilmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taraflann ekonomik durumlan göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet  gerektiriyorsa, hâkimin, zarar verenin kusuru olmasa bile, sebep olduğu zarann uygun şekilde giderilme­ sine karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinde  sadece ayırt etme gücünden yoksun olanların (yani kusurlu olmaları söz konusu edilemeyecek kişi­ lerin) hakkaniyet sorumluluğuna tâbi oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir. Ayırt  etme gücüne sahip olmakla birlikte kusuru olmaksızın başkalarına zarar verenlerin de, hakkaniyet  gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.  Aynı maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Ayırt etme gücü olmayanların verdikleri zararlar için de, Tasarının hakkaniyet so­ rumluluğuna ilişkin 64 üncü maddesinin ilk fıkrasının uygulanacağı belirtilmiştir. Buna karşılık, ayırt  etme gücünün geçici olarak kaybedildiği sırada verilen zararlardan sorumluluğa ilişkin 818 sayılı  Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 58 inci maddesinde, "4. Ayırt etme  gücünün geçici kaybı" başlığı altında, ayrıca düzenlendiği için, bu maddeye alınmamıştır.  Madde 65- 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 65 inci maddesinde, adam çalıştıranın sorumluluğu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İstihdam eden­ lerin mesuliyeti" ibaresi, Tasarıda "II. Özen sorumluluğu / 1. Adam çalıştıranın sorumluluğu" şek­ line dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinde kullanılan "istihdam eden" şeklindeki ibare  yerine, Tasarıda "adam çalıştıran"; "maiyetinde istihdam ettiği kimseler ve amele" şeklindeki ibare  yerine de, "çalışan" terimi kullanılmıştır.  Kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan olağan sebep sorumluluğuna ilişkin 818 sayılı Borçlar  Kanununun 55 inci maddesi iki fıkra, Tasarının 65 inci maddesi ise, dört fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Gözetimleri altındaki kişiler üzerinde, objektif özen gösterme borcuna aykırılıktan doğan so­ rumluluğa ilişkin Tasarının 65 inci maddesinin ikinci fıkrasında da, 818 sayılı Borçlar Kanununda  olduğu gibi, sorumluluktan kurtuluş kanıtına yer verilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci  maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, ayrı bir kurtuluş kanıtı olarak düzenlenmiş görünen  "yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zarann vukuuna mâni olamayacağını ispat ederse mesul  olmaz." şeklindeki hüküm, nedensellik bağının kesilmesi ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde  metnine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen üçüncü fıkrasında ise, sahibi olduğu işletmede adam  çalıştıranın, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat ede­ mezse, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlü olduğu  öngörülmüştür. Böylece, işletmesinde zararın doğmasını önlemeye elverişli bir çalışma düzeni kur­ duğunu ispat edemeyen adam çalıştıranların, Tasarının 65 inci maddesinin ikinci fıkrasından yarar­ lanamayacakları kabul edilmiş olmaktadır. Bu yeni düzenleme, uygulama ve öğretide savunulan  görüşü yansıtmış olmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 52 -
- 5 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 41 inci ve devamındaki maddelerinde de kusura dayanan so­ rumluluk (haksız fiil sorumluluğu) yanında kusursuz sorumluluk düzenlendiği hâlde, "kusursuz so­ rumluluk" kenar başlığı kullanılmamıştır. Tasannın 64 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan  "B. Kusursuz sorumluluk" ibaresiyle, bu sistematik eksiklik giderilmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taraflann ekonomik durumlan göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet  gerektiriyorsa, hâkimin, zarar verenin kusuru olmasa bile, sebep olduğu zarann uygun şekilde giderilme­ sine karar verebileceği öngörülmektedir. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinde  sadece ayırt etme gücünden yoksun olanların (yani kusurlu olmaları söz konusu edilemeyecek kişi­ lerin) hakkaniyet sorumluluğuna tâbi oldukları şeklindeki düzenlemenin kapsamı genişletilmiştir. Ayırt  etme gücüne sahip olmakla birlikte kusuru olmaksızın başkalarına zarar verenlerin de, hakkaniyet  gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları zorunlu görülmüştür.  Aynı maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Ayırt etme gücü olmayanların verdikleri zararlar için de, Tasarının hakkaniyet so­ rumluluğuna ilişkin 64 üncü maddesinin ilk fıkrasının uygulanacağı belirtilmiştir. Buna karşılık, ayırt  etme gücünün geçici olarak kaybedildiği sırada verilen zararlardan sorumluluğa ilişkin 818 sayılı  Borçlar Kanununun 54 üncü maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 58 inci maddesinde, "4. Ayırt etme  gücünün geçici kaybı" başlığı altında, ayrıca düzenlendiği için, bu maddeye alınmamıştır.  Madde 65- 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 65 inci maddesinde, adam çalıştıranın sorumluluğu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İstihdam eden­ lerin mesuliyeti" ibaresi, Tasarıda "II. Özen sorumluluğu / 1. Adam çalıştıranın sorumluluğu" şek­ line dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinde kullanılan "istihdam eden" şeklindeki ibare  yerine, Tasarıda "adam çalıştıran"; "maiyetinde istihdam ettiği kimseler ve amele" şeklindeki ibare  yerine de, "çalışan" terimi kullanılmıştır.  Kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan olağan sebep sorumluluğuna ilişkin 818 sayılı Borçlar  Kanununun 55 inci maddesi iki fıkra, Tasarının 65 inci maddesi ise, dört fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Gözetimleri altındaki kişiler üzerinde, objektif özen gösterme borcuna aykırılıktan doğan so­ rumluluğa ilişkin Tasarının 65 inci maddesinin ikinci fıkrasında da, 818 sayılı Borçlar Kanununda  olduğu gibi, sorumluluktan kurtuluş kanıtına yer verilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci  maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, ayrı bir kurtuluş kanıtı olarak düzenlenmiş görünen  "yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zarann vukuuna mâni olamayacağını ispat ederse mesul  olmaz." şeklindeki hüküm, nedensellik bağının kesilmesi ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde  metnine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen üçüncü fıkrasında ise, sahibi olduğu işletmede adam  çalıştıranın, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat ede­ mezse, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlü olduğu  öngörülmüştür. Böylece, işletmesinde zararın doğmasını önlemeye elverişli bir çalışma düzeni kur­ duğunu ispat edemeyen adam çalıştıranların, Tasarının 65 inci maddesinin ikinci fıkrasından yarar­ lanamayacakları kabul edilmiş olmaktadır. Bu yeni düzenleme, uygulama ve öğretide savunulan  görüşü yansıtmış olmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 2 - Maddenin son fıkrasında, çalıştıranın zararı vermiş olan çalışana rücu hakkı düzenlenmektedir. An­ cak, rücu hakkının kapsamı zaran vermiş olan çalışanın bizzat sorumlu tutulacağı miktarla sınırlandınlmıştır.  Madde 66- 818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 66 nci maddesinde, hayvan bulunduranın giderim yükümlülüğü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Hayvanlar  tarafından yapılan zarardan mesuliyet / 1. Zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, Tasarıda "2. Hayvan  bulunduranın sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesi, "bir hayvan tarafından yapılan zarar" ile "sorumlu­ luktan kurtulma olanağı" birinci fıkrada ve birlikte düzenlendiği için, iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının  66 nci maddesi, bu iki durumun ayn fıkralarda düzenlenmesi nedeniyle üç fıkradan oluşmaktadır.  Tasarının 66 nci maddesinin birinci fıkrasında, bir hayvanın bakım ve yönetimini sürekli veya  geçici olarak üstlenen kişinin, kural olarak hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlü olduğu  öngörülmüştür. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, "hayvan bulundurma"  kavramına açıklık kazandırılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir olağan sebep sorumluluğuna tâbi olan hayvan bulunduranın, ob­ jektif özen borcunu yerine getirdiğini ispat ettiği takdirde, sorumluluktan kurtulabileceği kabul  edilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesinin birinci fıkrasında, ayrı bir kurtuluş kanıtı  olarak düzenlenmiş görünen "yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mâni ola­ mayacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur." şeklindeki hüküm, nedensellik bağının kesilmesi  ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde metnine alınmamıştır.  Maddenin son fıkrasında da, bir başkası veya başkasına ait bir hayvan tarafından ürkütülmüş hayvanın  verdiği zarardan sorumlu olan hayvan bulunduranın, bu kişilere rücu hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.  Madde 67- 818 sayılı Borçlar Kanununun 57 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 67 nci maddesinde, bir taşınmazın zilyedinin, bu taşınmaz üzerinde  zarar veren, başkasına ait bir hayvanı alıkoyma hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 57 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hayvan üzerinde  hapis hakkı" şeklindeki ibare, Tasarının 67 nci maddesinde "b. Alıkoyma hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan madde, ayrı konulara ilişkin oldukları göz  önünde tutularak, Tasanda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, Türk Medenî Kanununun 4 üncü maddesi uyarınca, uyuşmazlık  hâlinde, hâkimin takdir yetkisine dayanarak değerlendirmesi gereken, somut olaydaki durum ve  koşullar haklı gösteriyorsa, taşınmazın zilyedinin, söz konusu hayvanı öldürme hakkına da sahip  olduğu kabul edilmektedir. Maddede kullanılan "taşınmazı üzerinde bir zarar" ibaresinden anlaşılması  gereken, hayvanın o taşınmaz üzerinde bulunan bitkiler, diğer hayvanlar, ürünler, geçici veya sabit  yapı eserleri ve hatta insanlara verdiği zararlardır.  Maddenin ikinci fıkrasına göre de, bu dummda taşınmazın zilyedinin hayvan sahibine hemen bilgi  vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için (meselâ, kolluk güçlerine haber vermek gibi)  gerekli girişimleri yapmak zorunda olduğu belirtilmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 53 -
- 5 2 - Maddenin son fıkrasında, çalıştıranın zararı vermiş olan çalışana rücu hakkı düzenlenmektedir. An­ cak, rücu hakkının kapsamı zaran vermiş olan çalışanın bizzat sorumlu tutulacağı miktarla sınırlandınlmıştır.  Madde 66- 818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 66 nci maddesinde, hayvan bulunduranın giderim yükümlülüğü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Hayvanlar  tarafından yapılan zarardan mesuliyet / 1. Zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, Tasarıda "2. Hayvan  bulunduranın sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesi, "bir hayvan tarafından yapılan zarar" ile "sorumlu­ luktan kurtulma olanağı" birinci fıkrada ve birlikte düzenlendiği için, iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının  66 nci maddesi, bu iki durumun ayn fıkralarda düzenlenmesi nedeniyle üç fıkradan oluşmaktadır.  Tasarının 66 nci maddesinin birinci fıkrasında, bir hayvanın bakım ve yönetimini sürekli veya  geçici olarak üstlenen kişinin, kural olarak hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlü olduğu  öngörülmüştür. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, "hayvan bulundurma"  kavramına açıklık kazandırılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir olağan sebep sorumluluğuna tâbi olan hayvan bulunduranın, ob­ jektif özen borcunu yerine getirdiğini ispat ettiği takdirde, sorumluluktan kurtulabileceği kabul  edilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 56 nci maddesinin birinci fıkrasında, ayrı bir kurtuluş kanıtı  olarak düzenlenmiş görünen "yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mâni ola­ mayacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur." şeklindeki hüküm, nedensellik bağının kesilmesi  ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde metnine alınmamıştır.  Maddenin son fıkrasında da, bir başkası veya başkasına ait bir hayvan tarafından ürkütülmüş hayvanın  verdiği zarardan sorumlu olan hayvan bulunduranın, bu kişilere rücu hakkının saklı olduğu belirtilmiştir.  Madde 67- 818 sayılı Borçlar Kanununun 57 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 67 nci maddesinde, bir taşınmazın zilyedinin, bu taşınmaz üzerinde  zarar veren, başkasına ait bir hayvanı alıkoyma hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 57 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hayvan üzerinde  hapis hakkı" şeklindeki ibare, Tasarının 67 nci maddesinde "b. Alıkoyma hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan madde, ayrı konulara ilişkin oldukları göz  önünde tutularak, Tasanda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, Türk Medenî Kanununun 4 üncü maddesi uyarınca, uyuşmazlık  hâlinde, hâkimin takdir yetkisine dayanarak değerlendirmesi gereken, somut olaydaki durum ve  koşullar haklı gösteriyorsa, taşınmazın zilyedinin, söz konusu hayvanı öldürme hakkına da sahip  olduğu kabul edilmektedir. Maddede kullanılan "taşınmazı üzerinde bir zarar" ibaresinden anlaşılması  gereken, hayvanın o taşınmaz üzerinde bulunan bitkiler, diğer hayvanlar, ürünler, geçici veya sabit  yapı eserleri ve hatta insanlara verdiği zararlardır.  Maddenin ikinci fıkrasına göre de, bu dummda taşınmazın zilyedinin hayvan sahibine hemen bilgi  vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için (meselâ, kolluk güçlerine haber vermek gibi)  gerekli girişimleri yapmak zorunda olduğu belirtilmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 3 - Madde 68- 818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının üç fıkradan oluşan 68 inci maddesinde, yapı malikinin, intifa ve oturma hakkı sahip­ lerinin sorumluluğu ve bu sorumluluğun yaptırımı olan giderim yükümlülüğü düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Bina ve diğer  şeylerde mesuliyet / 1 . Zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, Tasarının 68 inci maddesinde, "3 . Yapı ma­ likinin sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir. Her ne kadar, Tasarının  68 inci maddesinde, yapı maliki yanında, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin müteselsil sorumlu­ luğundan da söz edilmekte ise de, maddenin kenar başlığının uzatılmaması düşüncesiyle, kısaca "Yapı  malikinin sorumluluğu" ibaresinin kullanılmasıyla yetinilmiştir. Maddede, söz konusu edilen intifa  ve oturma hakkı sahipleri terimleriyle kast edilen kişiler, Türk Medenî Kanununun 794 ve 823 üncü  maddelerine göre belirlenecektir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan, "bir bina veya  imal olunan herhangi bir şeyin maliki" şeklindeki ibare, Tasarının 68 inci maddesinde, "Bir binanın  veya diğer yapı eserlerinin maliki" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında, bir binanın veya taşınmazla bağlantılı diğer yapı eserlerinin ma­ likinin, bunların yapım bozukluğundan veya bakım eksikliğinden doğan zararı gidermekle yükümlü  olduğu belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm olup, in­ tifa ve oturma hakkı sahiplerinin, sadece binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, ma­ likle birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları öngörülmektedir. Gerçekten, intifa ve oturma hakkı  sahiplerinin de geniş yetkilere dayanarak binayı fiilen ellerinde bulundurdukları göz önünde tutularak,  bakım eksikliğinden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları uygun  görülmüştür. Buna karşılık, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin, binanın yapımındaki bozukluklardan,  malikle birlikte müteselsilen sorumlulukları söz konusu değildir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Bu cihetten dolayı"  şeklindeki ibare yerine, Tasarının 68 inci maddesinin son fıkrasında, maddenin birinci ve ikinci  fıkralarında değişik sebeplerle sorumlu olanlara ilişkin bir düzenleme yapıldığı göz önünde tutularak,  "Sorumluların, bu sebeplerle" şeklinde bir ibare kullanılmıştır.  Madde 69- 818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 69 uncu maddesinde, başkasına ait bir bina veya diğer yapı eser­ lerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişinin, bu tehlikenin önlenmesini isteme hakkı düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Tedbirleri  temin" şeklindeki ibare, Tasarının 69 uncu maddesinde, "b. Zarar tehlikesini önleme" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında, "zuhura gelecek bir zarara  maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf etmek için" şeklindeki ibare yerine, Tasarıda, "zarar görme  tehlikesiyle karşılaşan kişi" ibaresi kullanılarak, maddede öngörülen önlemlerin alınmasının is- tenebilmesi için zararın doğmasının şart olduğu şeklindeki yanlış izlenimin ortadan kaldırılması  amaçlanmıştır.
Sayfa 54 -
- 5 3 - Madde 68- 818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının üç fıkradan oluşan 68 inci maddesinde, yapı malikinin, intifa ve oturma hakkı sahip­ lerinin sorumluluğu ve bu sorumluluğun yaptırımı olan giderim yükümlülüğü düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Bina ve diğer  şeylerde mesuliyet / 1 . Zarar ve ziyan" şeklindeki ibareler, Tasarının 68 inci maddesinde, "3 . Yapı ma­ likinin sorumluluğu / a. Giderim yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir. Her ne kadar, Tasarının  68 inci maddesinde, yapı maliki yanında, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin müteselsil sorumlu­ luğundan da söz edilmekte ise de, maddenin kenar başlığının uzatılmaması düşüncesiyle, kısaca "Yapı  malikinin sorumluluğu" ibaresinin kullanılmasıyla yetinilmiştir. Maddede, söz konusu edilen intifa  ve oturma hakkı sahipleri terimleriyle kast edilen kişiler, Türk Medenî Kanununun 794 ve 823 üncü  maddelerine göre belirlenecektir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan, "bir bina veya  imal olunan herhangi bir şeyin maliki" şeklindeki ibare, Tasarının 68 inci maddesinde, "Bir binanın  veya diğer yapı eserlerinin maliki" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında, bir binanın veya taşınmazla bağlantılı diğer yapı eserlerinin ma­ likinin, bunların yapım bozukluğundan veya bakım eksikliğinden doğan zararı gidermekle yükümlü  olduğu belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm olup, in­ tifa ve oturma hakkı sahiplerinin, sadece binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, ma­ likle birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları öngörülmektedir. Gerçekten, intifa ve oturma hakkı  sahiplerinin de geniş yetkilere dayanarak binayı fiilen ellerinde bulundurdukları göz önünde tutularak,  bakım eksikliğinden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları uygun  görülmüştür. Buna karşılık, intifa ve oturma hakkı sahiplerinin, binanın yapımındaki bozukluklardan,  malikle birlikte müteselsilen sorumlulukları söz konusu değildir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 58 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Bu cihetten dolayı"  şeklindeki ibare yerine, Tasarının 68 inci maddesinin son fıkrasında, maddenin birinci ve ikinci  fıkralarında değişik sebeplerle sorumlu olanlara ilişkin bir düzenleme yapıldığı göz önünde tutularak,  "Sorumluların, bu sebeplerle" şeklinde bir ibare kullanılmıştır.  Madde 69- 818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 69 uncu maddesinde, başkasına ait bir bina veya diğer yapı eser­ lerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişinin, bu tehlikenin önlenmesini isteme hakkı düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Tedbirleri  temin" şeklindeki ibare, Tasarının 69 uncu maddesinde, "b. Zarar tehlikesini önleme" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında, "zuhura gelecek bir zarara  maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf etmek için" şeklindeki ibare yerine, Tasarıda, "zarar görme  tehlikesiyle karşılaşan kişi" ibaresi kullanılarak, maddede öngörülen önlemlerin alınmasının is- tenebilmesi için zararın doğmasının şart olduğu şeklindeki yanlış izlenimin ortadan kaldırılması  amaçlanmıştır.  - 5 4 - Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 70- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Tehlike sorumluluğu ve  denkleştirme" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 70 inci maddesinde, kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan  tehlike sorumluluğunun genel ilkesi düzenlenmektedir.  Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun  öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek  yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun genel  ilkesinin belirtilmesi uygun görülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında belirtilen ilkeye göre: "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin  faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen so­ rumludur." Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten kişiler, bu  faaliyetlerin gerektirdiği izni veya ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik  zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, bir işletmenin, hangi durum ve koşullarda, "önemli  ölçüde tehlike arzettiği"nin kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre: "Bir işletmenin, mahiyeti veya  faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir  kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli  olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir." Bu  hüküm uyarınca, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin beklenmedik hâl sonucunda, sık  olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler  hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanabilir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, özellikle  herhangi bir kanunda, benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğunun  öngörülmüş olması durumunda, bu işletmenin de önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme sayıla­ cağı belirtilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, tehlike sorumluluğu öngören özel kanun hükümlerinin saklı  olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, hukuk düzenince, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin  faaliyetine izin verilmiş olsa bile, zarar görenlerin, bu işletmenin faaliyetinden doğan zararlarının, uy­ gun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilecekleri kabul edilmiştir.  Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden  doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.  Madde 71- 818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 71 inci maddesinde, haksız fiilden doğan tazminat isteminin za­ manaşımı süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Müruruza­ man" şeklindeki ibare, Tasannın 71 inci maddesinde, "C. Zamanaşımı / I. Kural" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü, Tasarının 71 inci mad­ desinin birinci fıkrasıyla birleştirildiği için, 818 sayılı Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan madde,  Tasarıda iki fıkraya dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 55 -
- 5 4 - Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 70- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Tehlike sorumluluğu ve  denkleştirme" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 70 inci maddesinde, kusursuz sorumluluk türlerinden biri olan  tehlike sorumluluğunun genel ilkesi düzenlenmektedir.  Borçlar Kanunumuzun kaynağını oluşturan İsviçre hukukunda, tehlike sorumluluğunun  öngörüldüğü birçok özel kanun bulunduğu hâlde, Hukukumuzda bu konuya ilişkin yeterli sayılabilecek  yasal düzenlemelerin olmaması karşısında, söz konusu maddede tehlike sorumluluğunun genel  ilkesinin belirtilmesi uygun görülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında belirtilen ilkeye göre: "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin  faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen so­ rumludur." Bu nedenle, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetlerini yürüten kişiler, bu  faaliyetlerin gerektirdiği izni veya ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik  zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, bir işletmenin, hangi durum ve koşullarda, "önemli  ölçüde tehlike arzettiği"nin kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre: "Bir işletmenin, mahiyeti veya  faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir  kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli  olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir." Bu  hüküm uyarınca, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin beklenmedik hâl sonucunda, sık  olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler  hakkında, maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanabilir. Aynı fıkranın son cümlesinde de, özellikle  herhangi bir kanunda, benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğunun  öngörülmüş olması durumunda, bu işletmenin de önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme sayıla­ cağı belirtilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, tehlike sorumluluğu öngören özel kanun hükümlerinin saklı  olduğu belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, hukuk düzenince, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin  faaliyetine izin verilmiş olsa bile, zarar görenlerin, bu işletmenin faaliyetinden doğan zararlarının, uy­ gun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilecekleri kabul edilmiştir.  Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden  doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.  Madde 71- 818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 71 inci maddesinde, haksız fiilden doğan tazminat isteminin za­ manaşımı süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Müruruza­ man" şeklindeki ibare, Tasannın 71 inci maddesinde, "C. Zamanaşımı / I. Kural" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü, Tasarının 71 inci mad­ desinin birinci fıkrasıyla birleştirildiği için, 818 sayılı Borçlar Kanununda üç fıkradan oluşan madde,  Tasarıda iki fıkraya dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 5 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Zarar ve ziyan  yahut manevî zarar namiyle nakdî bir meblâğ tediyesine müteallik dava" şeklindeki ibare yerine,  Tasarının 71 inci maddesinin birinci fıkrasında, kısaca "Tazminat istemi" ibaresi kullanılmıştır.  Gerçekten, tazminat isteminin mutlaka bir dava açılarak ileri sürülmesi şart olmayıp, bu istem dava  dışında da ileri sürülebilir. Haksız fiil tazminatı için, 818 sayılı Borçlar Kanununda öngörülen bir yıl­ lık kısa zamanaşımı süresinin, yetersiz bulunması nedeniyle, Tasarıda iki yıla çıkarılması  öngörülmüştür. Nitekim, motorlu taşıt işletenlerin sebep oldukları maddî zararlar da, niteliği itibanyla  bir haksız fiil oluşturduğu hâlde, bu tür zararlardan doğan sorumluluk, 2918 sayılı Karayolları Trafik  Kanununda iki yıllık zamanaşımı süresine tâbi tutulmuştur.  Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda on yıllık uzun zamanaşımı süresi için kullanılan "zararı  müstelzim fiilin vukuundan itibaren" şeklindeki ibarenin, haksız fiilin "zarar" unsuru gerçek­ leşmedikçe, fiilin işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse geçsin, haksız fiil nedeniyle tazminat is­ teminin zamanaşımına uğramayacağı şeklinde yorumlanmasını önlemek amacıyla, bu ibare "her hâlde,  fiilin işlendiği tarihten başlayarak" şeklinde değiştirilmiş ve 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıl­ lık uzun zamanaşımı süresinin de, bu değişiklik göz önünde tutularak yirmi yıla çıkarılması  öngörülmüştür. Nitekim, haksız fiil zamanaşımı süreleri olarak Alman Medenî Kanununun (BGB) 852  nci maddesinde on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 mcı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Eğer haksız bir  fiil, mutazamr olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa" şeklindeki ibare, "Haksız fiil  dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar  Kanununun 60 mcı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "mutazarnr kendisinin tazminat talebi  müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir" şeklindeki hüküm ise, Tasarının  71 inci maddesinde "zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa  bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir." şeklinde ifade edilmiştir.  Madde 72- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Rücu isteminde" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasannın iki fıkradan oluşan 72 nci maddesinde rücu isteminin tâbi olduğu zamanaşımı süreleri  ile bu sürelerin başlangıç anı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu  kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi  yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Böylece, tazminat yükümlüsünün zarar görenin uğradığı  zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu hakkının tâbi olduğu zamanaşımı süresine  ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu konuda özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın  karşılanması amaçlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, kendisinden tazminat istenen kişinin, bu durumu birlikte sorumlu  olduğu kişilere bildirim yükü altında olduğu; bildirmezse zamanaşımının, bu bildirimin dürüstlük ku­ rallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Böylece, bu durumda, za­ manaşımının başlangıç anı, maddenin birinci fıkrasında öngörülen tazminatın tamamının ödendiği tarih  değil, bu bildirimin yapılması gereken tarih olacaktır.  Madde 73- 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 73 üncü maddesinde, sorumlu kişi hakkında ceza yargılaması sonu­ cunda verilen kararların, tazminat davasına ilişkin medenî yargılama üzerindeki etkisi düzenlen­ mektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi, tek fıkradan oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 56 -
- 5 5 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Zarar ve ziyan  yahut manevî zarar namiyle nakdî bir meblâğ tediyesine müteallik dava" şeklindeki ibare yerine,  Tasarının 71 inci maddesinin birinci fıkrasında, kısaca "Tazminat istemi" ibaresi kullanılmıştır.  Gerçekten, tazminat isteminin mutlaka bir dava açılarak ileri sürülmesi şart olmayıp, bu istem dava  dışında da ileri sürülebilir. Haksız fiil tazminatı için, 818 sayılı Borçlar Kanununda öngörülen bir yıl­ lık kısa zamanaşımı süresinin, yetersiz bulunması nedeniyle, Tasarıda iki yıla çıkarılması  öngörülmüştür. Nitekim, motorlu taşıt işletenlerin sebep oldukları maddî zararlar da, niteliği itibanyla  bir haksız fiil oluşturduğu hâlde, bu tür zararlardan doğan sorumluluk, 2918 sayılı Karayolları Trafik  Kanununda iki yıllık zamanaşımı süresine tâbi tutulmuştur.  Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda on yıllık uzun zamanaşımı süresi için kullanılan "zararı  müstelzim fiilin vukuundan itibaren" şeklindeki ibarenin, haksız fiilin "zarar" unsuru gerçek­ leşmedikçe, fiilin işlendiği tarihten itibaren kaç yıl geçerse geçsin, haksız fiil nedeniyle tazminat is­ teminin zamanaşımına uğramayacağı şeklinde yorumlanmasını önlemek amacıyla, bu ibare "her hâlde,  fiilin işlendiği tarihten başlayarak" şeklinde değiştirilmiş ve 818 sayılı Borçlar Kanunundaki on yıl­ lık uzun zamanaşımı süresinin de, bu değişiklik göz önünde tutularak yirmi yıla çıkarılması  öngörülmüştür. Nitekim, haksız fiil zamanaşımı süreleri olarak Alman Medenî Kanununun (BGB) 852  nci maddesinde on ve otuz yıllık süreler öngörülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 60 mcı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Eğer haksız bir  fiil, mutazamr olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa" şeklindeki ibare, "Haksız fiil  dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar  Kanununun 60 mcı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "mutazarnr kendisinin tazminat talebi  müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir" şeklindeki hüküm ise, Tasarının  71 inci maddesinde "zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa  bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir." şeklinde ifade edilmiştir.  Madde 72- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Rücu isteminde" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasannın iki fıkradan oluşan 72 nci maddesinde rücu isteminin tâbi olduğu zamanaşımı süreleri  ile bu sürelerin başlangıç anı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu  kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi  yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Böylece, tazminat yükümlüsünün zarar görenin uğradığı  zararı tamamen ödedikten sonra diğer sorumlulara rücu hakkının tâbi olduğu zamanaşımı süresine  ilişkin düzenleme boşluğunun doldurulması ve bu konuda özellikle uygulamada duyulan bir ihtiyacın  karşılanması amaçlanmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, kendisinden tazminat istenen kişinin, bu durumu birlikte sorumlu  olduğu kişilere bildirim yükü altında olduğu; bildirmezse zamanaşımının, bu bildirimin dürüstlük ku­ rallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Böylece, bu durumda, za­ manaşımının başlangıç anı, maddenin birinci fıkrasında öngörülen tazminatın tamamının ödendiği tarih  değil, bu bildirimin yapılması gereken tarih olacaktır.  Madde 73- 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 73 üncü maddesinde, sorumlu kişi hakkında ceza yargılaması sonu­ cunda verilen kararların, tazminat davasına ilişkin medenî yargılama üzerindeki etkisi düzenlen­ mektedir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesi, tek fıkradan oluşmaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinin "VIII. Ceza hukuku ile medenî hukuk  arasında münasebet" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Yargılama / 1 . Ceza hukuku ile ilişkisi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinde kullanılan "ceza mahkemesi" sözcükleri yerine,  Tasannın 73 üncü maddesinin birinci ve ikinci fikralannda "ceza hâkimi" sözcükleri kullanılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 74- 818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 74 üncü maddesinde, hâkimin tazminat hükmünü değiştirme yetkisi  ve bunun koşullan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "hükmün tefhimi  tarihinden itibaren iki sene zarfında, hâkimin, tetkik salâhiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır" şek­ lindeki ibare, Tasarının 74 üncü maddesinde, "hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl  içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir." şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, söz  konusu iki yıllık sürenin, hükmün kesinleşmesine kadar geçecek süre içinde sona ermesi tehlikesi or­ tadan kaldırılmıştır.  Madde 75- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Geçici ödemeler" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 75 inci maddesinde, geçici ödemeler düzenlenmektedir. Bu yeni  düzenlemeyle, meselâ, hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla birlikte, so­ mut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve tazminat  yükümlüsünün, uğradığı zarardan sommluluğunu hâkime sunduğu inandırıcı kanıtlarla ortaya koyan  zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sun­ ması ve ekonomik durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda,  hâkime, istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verme yetkisi  tanınmıştır. Ancak, fıkrada yapılan düzenlemeyle, geçici ödeme kararıyla kesin hüküm sonucunun,  eda amaçlı bir ihtiyati tedbir aracılığıyla elde edilmesi amaçlanmamaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, aynı maddenin birinci fıkrası uyannca zarar görene yapılan geçici  ödemelerin nihaî kararda hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar görenin açtığı davanın  reddine karar verilmesi durumunda ise hâkim tarafından, aynı davada, davacının aldığı geçici  ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine hükmedileceği öngörülmektedir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal  iktisabından doğan borçlar" şeklindeki alt başlık, öğretideki eleştiriler göz önünde tutularak, Tasarıda  "Üçüncü Ayırım / Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 76- 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 76 nci maddesinde, sebepsiz zenginleşmenin koşulları düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 57 -
- 5 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinin "VIII. Ceza hukuku ile medenî hukuk  arasında münasebet" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Yargılama / 1 . Ceza hukuku ile ilişkisi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 53 üncü maddesinde kullanılan "ceza mahkemesi" sözcükleri yerine,  Tasannın 73 üncü maddesinin birinci ve ikinci fikralannda "ceza hâkimi" sözcükleri kullanılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 74- 818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 74 üncü maddesinde, hâkimin tazminat hükmünü değiştirme yetkisi  ve bunun koşullan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 46 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "hükmün tefhimi  tarihinden itibaren iki sene zarfında, hâkimin, tetkik salâhiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır" şek­ lindeki ibare, Tasarının 74 üncü maddesinde, "hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl  içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir." şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, söz  konusu iki yıllık sürenin, hükmün kesinleşmesine kadar geçecek süre içinde sona ermesi tehlikesi or­ tadan kaldırılmıştır.  Madde 75- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Geçici ödemeler" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 75 inci maddesinde, geçici ödemeler düzenlenmektedir. Bu yeni  düzenlemeyle, meselâ, hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla birlikte, so­ mut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir desteğe ihtiyaç duyan ve tazminat  yükümlüsünün, uğradığı zarardan sommluluğunu hâkime sunduğu inandırıcı kanıtlarla ortaya koyan  zarar görenlerin korunması amaçlanmıştır.  Maddenin birinci fıkrasında, zarar görenin iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sun­ ması ve ekonomik durumunun da gerektirmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda,  hâkime, istem üzerine tazminat yükümlüsünün zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verme yetkisi  tanınmıştır. Ancak, fıkrada yapılan düzenlemeyle, geçici ödeme kararıyla kesin hüküm sonucunun,  eda amaçlı bir ihtiyati tedbir aracılığıyla elde edilmesi amaçlanmamaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, aynı maddenin birinci fıkrası uyannca zarar görene yapılan geçici  ödemelerin nihaî kararda hükmedilmiş olan tazminata mahsup edileceği; zarar görenin açtığı davanın  reddine karar verilmesi durumunda ise hâkim tarafından, aynı davada, davacının aldığı geçici  ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine hükmedileceği öngörülmektedir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal  iktisabından doğan borçlar" şeklindeki alt başlık, öğretideki eleştiriler göz önünde tutularak, Tasarıda  "Üçüncü Ayırım / Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 76- 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 76 nci maddesinde, sebepsiz zenginleşmenin koşulları düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununda, 61 inci maddeyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal  iktisabından doğan borçlar" şeklindeki üst başlığın öğretide eleştirildiği göz önünde tutularak, bu üst  başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şekline  dönüştürülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan  "A. Şartlar / 1 . Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "A. Koşulları / 1 . Genel olarak" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinde, "Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına  mal iktisap eden kimse, onu iadeye mecburdur" denildiği hâlde, öğreti ve uygulamada ortaya çıkan  yeni anlayışa uygun olarak Tasarının 76 nci maddesinin birinci fıkrasında "Haklı bir sebep olmak­ sızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle  yükümlüdür." denilmektedir.  Tasarının 76 nci maddesinin ikinci fıkrasında, başlıca sebepsiz zenginleşme çeşitleri sayılmıştır.  Madde 77- 818 sayılı Borçlar Kanununun 62 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 77 nci maddesinde, sebepsiz zenginleşmenin özel bir çeşidi olan  borçlanılmamış edimin ifası düzenlenmektedir.  Para borçlarının ifası için kullanılması uygun olan "tediye" teriminin, diğer borçların ifasını be­ lirtmek amacıyla kullanılmasının yanlış olduğu göz önünde tutularak, Tasanda, maddenin kenar başlığı  "II. Borçlanılmamış edimin ifası" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 62 nci maddesinin, yüklemi olumsuz fiil olan ilk cümlesi,  Tasarıda yüklemi olumlu fiil olan bir cümleye dönüştürülmüştür. Aynı maddenin ikinci cümlesi ise,  Tasarıda ikinci fıkra olarak düzenlenmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin üçüncü  fıkrasından alınmıştır. Bu fıkrada, borçlanılmamış edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun  hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmektedir.  Madde 78- 818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 78 inci maddesinde, sebepsiz zenginleşenin geri verme yükümlülüğü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. İadenin Şü­ mulü / 1 . Müddeaaleyhin borcu" şeklindeki ibareler, Tasarıda "B. Geri vermenin kapsamı / 1 . Zengin­ leşenin yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  Tasarının aynı maddesinin birinci fıkrasında olumlu şekilde ifade edilerek, daha kolay anlaşılması ve  kenar başlığıyla uyumlu olması sağlanmıştır. 63 üncü maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "kâbız  o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış" şeklindeki ibare, Tasarıda "zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli  olmaksızın elden çıkarmışsa" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda  "kötüniyetli" terimi yerine "iyiniyetli olmama" terimi kullanıldığı göz önünde tutularak, Tasarı da  "iyiniyetli olmaksızın" ibaresi kullanılmıştır.  Madde 79- 818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 79 uncu maddesinde, sebepsiz zenginleşenin geri vermekle yükümlü  olduğu şeylere yaptığı harcamalardan doğan hakkı düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 58 -
- 5 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununda, 61 inci maddeyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Haksız bir fiil ile mal  iktisabından doğan borçlar" şeklindeki üst başlığın öğretide eleştirildiği göz önünde tutularak, bu üst  başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri" şekline  dönüştürülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan  "A. Şartlar / 1 . Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "A. Koşulları / 1 . Genel olarak" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 61 inci maddesinde, "Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına  mal iktisap eden kimse, onu iadeye mecburdur" denildiği hâlde, öğreti ve uygulamada ortaya çıkan  yeni anlayışa uygun olarak Tasarının 76 nci maddesinin birinci fıkrasında "Haklı bir sebep olmak­ sızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle  yükümlüdür." denilmektedir.  Tasarının 76 nci maddesinin ikinci fıkrasında, başlıca sebepsiz zenginleşme çeşitleri sayılmıştır.  Madde 77- 818 sayılı Borçlar Kanununun 62 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 77 nci maddesinde, sebepsiz zenginleşmenin özel bir çeşidi olan  borçlanılmamış edimin ifası düzenlenmektedir.  Para borçlarının ifası için kullanılması uygun olan "tediye" teriminin, diğer borçların ifasını be­ lirtmek amacıyla kullanılmasının yanlış olduğu göz önünde tutularak, Tasanda, maddenin kenar başlığı  "II. Borçlanılmamış edimin ifası" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 62 nci maddesinin, yüklemi olumsuz fiil olan ilk cümlesi,  Tasarıda yüklemi olumlu fiil olan bir cümleye dönüştürülmüştür. Aynı maddenin ikinci cümlesi ise,  Tasarıda ikinci fıkra olarak düzenlenmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin üçüncü  fıkrasından alınmıştır. Bu fıkrada, borçlanılmamış edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun  hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmektedir.  Madde 78- 818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 78 inci maddesinde, sebepsiz zenginleşenin geri verme yükümlülüğü  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. İadenin Şü­ mulü / 1 . Müddeaaleyhin borcu" şeklindeki ibareler, Tasarıda "B. Geri vermenin kapsamı / 1 . Zengin­ leşenin yükümlülüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  Tasarının aynı maddesinin birinci fıkrasında olumlu şekilde ifade edilerek, daha kolay anlaşılması ve  kenar başlığıyla uyumlu olması sağlanmıştır. 63 üncü maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "kâbız  o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış" şeklindeki ibare, Tasarıda "zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli  olmaksızın elden çıkarmışsa" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda  "kötüniyetli" terimi yerine "iyiniyetli olmama" terimi kullanıldığı göz önünde tutularak, Tasarı da  "iyiniyetli olmaksızın" ibaresi kullanılmıştır.  Madde 79- 818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 79 uncu maddesinde, sebepsiz zenginleşenin geri vermekle yükümlü  olduğu şeylere yaptığı harcamalardan doğan hakkı düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Masraftan  mütevellit haklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Giderleri isteme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, farklı konuların  düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 79 uncu maddesinde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin birinci ve ikinci'cümlelerinde kullanılan  "müddeaaleyh" terimi yerine, zenginleşmenin geri verilmesinin her zaman dava yoluyla gerçek­ leşmesinde bir zorunluluk bulunmadığı için, Tasarıda "zenginleşen" terimi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin birinci cümlesinde zorunlu veya faydalı mas- raflannın geri verilmesini isteyebileceğinin belirtilmesi karşısında iyiniyetli sebepsiz zenginleşenden  örtülü olarak söz edildiği anlaşıldığı hâlde, Tasarının 79 uncu maddesinin birinci fıkrasında, bu kişinin  iyiniyetli sebepsiz zenginleşen olduğu açıkça belirtilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma ve düzeltme dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 80- 818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 80 inci maddesinde, hukuka veya ahlâka aykırı bir amaca ulaşmak  için verilen şeyin geri istenememesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İstirdadın Caiz  Olmaması" şeklindeki ibare, Tasannın 80 inci maddesinde "C. Geri istenememe" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin birinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Metninde yapılan anlaştırma dışında, cümlede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir  hüküm değişikliği yoktur.  Maddenin ikinci cümlesinde ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm  öngörülmektedir. Buna göre, hukuka veya ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey  geri istenememekle birlikte, bu konuda bir dava açılmışsa, davanın reddine karar veren hâkim, dava  konusu şeyin davalıda bırakılmasını uygun görmezse, bunun Devlete mal edilmesine de karar verebilir.  Madde 81- 818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 81 inci maddesinde, sebepsiz zenginleşme nedeniyle açılacak da­ vanın tâbi olduğu zamanaşımı süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Müruruzaman"  şeklindeki ibare, Tasarının 81 inci maddesinde "D. Zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı  Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin birinci cümlesinde kullanılan "mutazarnr olan taraf aleyhinde"  ibaresi de, Tasarıda geri verme borcunun alacaklısını ifade etmek üzere, "diğer t a ra f şeklinde  değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin son cümlesinde kullanılan ".. .borç  teşkilinden ibaret ise" şeklindeki ifade, Tasarının 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında "zengin­ leşenin bir alacak hakkı kazanması" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinde öngörülen bir yıllık kısa zamanaşımı süresi,  Tasanda iki yıla çıkanlmıştır. Bununla birlikte, aynı maddede öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi ko­ runmuştur. Sebepsiz zenginleşmenin kanunda düzenlenmesinin amacı, iki mal varlığı arasındaki sebepsiz  değer kaymasının geri verilmesinin sağlanmasıdır. Zenginleşenin geri verme borcunun doğumu için  kusurlu olması şartının aranmaması nedeniyle, meselâ doğal bir olay olan rüzgârın etkisiyle komşu tar­ laya sürüklenen ekinleri, bu tarla malikinin geri vermekle yükümlü olduğu göz önünde tutularak  maddede, haksız fiil zamanaşımına ilişkin yirmi yıllık süreyle paralellik sağlanması uygun görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 59 -
- 5 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Masraftan  mütevellit haklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Giderleri isteme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, farklı konuların  düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 79 uncu maddesinde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin birinci ve ikinci'cümlelerinde kullanılan  "müddeaaleyh" terimi yerine, zenginleşmenin geri verilmesinin her zaman dava yoluyla gerçek­ leşmesinde bir zorunluluk bulunmadığı için, Tasarıda "zenginleşen" terimi kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 64 üncü maddesinin birinci cümlesinde zorunlu veya faydalı mas- raflannın geri verilmesini isteyebileceğinin belirtilmesi karşısında iyiniyetli sebepsiz zenginleşenden  örtülü olarak söz edildiği anlaşıldığı hâlde, Tasarının 79 uncu maddesinin birinci fıkrasında, bu kişinin  iyiniyetli sebepsiz zenginleşen olduğu açıkça belirtilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma ve düzeltme dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 80- 818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 80 inci maddesinde, hukuka veya ahlâka aykırı bir amaca ulaşmak  için verilen şeyin geri istenememesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İstirdadın Caiz  Olmaması" şeklindeki ibare, Tasannın 80 inci maddesinde "C. Geri istenememe" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin birinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 65 inci maddesinin birinci fıkrasını  karşılamaktadır. Metninde yapılan anlaştırma dışında, cümlede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir  hüküm değişikliği yoktur.  Maddenin ikinci cümlesinde ise, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hüküm  öngörülmektedir. Buna göre, hukuka veya ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey  geri istenememekle birlikte, bu konuda bir dava açılmışsa, davanın reddine karar veren hâkim, dava  konusu şeyin davalıda bırakılmasını uygun görmezse, bunun Devlete mal edilmesine de karar verebilir.  Madde 81- 818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 81 inci maddesinde, sebepsiz zenginleşme nedeniyle açılacak da­ vanın tâbi olduğu zamanaşımı süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Müruruzaman"  şeklindeki ibare, Tasarının 81 inci maddesinde "D. Zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir. 818 sayılı  Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin birinci cümlesinde kullanılan "mutazarnr olan taraf aleyhinde"  ibaresi de, Tasarıda geri verme borcunun alacaklısını ifade etmek üzere, "diğer t a ra f şeklinde  değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinin son cümlesinde kullanılan ".. .borç  teşkilinden ibaret ise" şeklindeki ifade, Tasarının 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında "zengin­ leşenin bir alacak hakkı kazanması" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 66 ncı maddesinde öngörülen bir yıllık kısa zamanaşımı süresi,  Tasanda iki yıla çıkanlmıştır. Bununla birlikte, aynı maddede öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi ko­ runmuştur. Sebepsiz zenginleşmenin kanunda düzenlenmesinin amacı, iki mal varlığı arasındaki sebepsiz  değer kaymasının geri verilmesinin sağlanmasıdır. Zenginleşenin geri verme borcunun doğumu için  kusurlu olması şartının aranmaması nedeniyle, meselâ doğal bir olay olan rüzgârın etkisiyle komşu tar­ laya sürüklenen ekinleri, bu tarla malikinin geri vermekle yükümlü olduğu göz önünde tutularak  maddede, haksız fiil zamanaşımına ilişkin yirmi yıllık süreyle paralellik sağlanması uygun görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 5 9 - Maddenin ikinci fıkrasında, geri verme borcunun alacaklısı durumundaki diğer tarafa "daimî  def î hakkı" tanınmaktadır. Bu hükme göre, sebepsiz zenginleşmenin nedeni, diğer tarafın zenginleşene  karşı bir borç tanımasında bulunması ise, diğer taraf, borç tanımasının geçersiz bir hukukî sebebe  dayandığı iddiasıyla sebepsiz zenginleşme davası açma hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her  zaman, geçersiz hukukî sebebe dayanan borcu ifadan kaçınabilir. Meselâ, (B)'nin, (A)'ya sebebini  belirtmeksizin, bin lira borçlu olduğunu kabul etmekle birlikte, borç tanımasının sebebini oluşturan  borçlandırıcı işlemin (meselâ, konusu taşınır bir mal olan satış sözleşmesinin), (B)'nin ehliyetsizliği  nedeniyle geçersiz olduğunu varsayalım. Borç tanıması hakkında sebebe bağlı olmama ilkesinin  geçerli olduğu, yani temel borçlandırıcı işlemin geçersizliğinden etkilenmeyeceği kabul edilirse  (A), bu borç tanımasına dayanarak bin liranın ödenmesi istemiyle (B)'ye karşı alacak davası açtığı  takdirde, (B) temel borçlandırıcı işlemin, ehliyetsizlik nedeniyle geçersizliğini, bir def î olarak ileri  sürüp ispat ederse, sebepsiz zenginleşme davası için öngörülen iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri  dolmuş olsa bile, (A)'ya karşı sebepsiz zenginleşme def i ileri sürerek, her zaman bin liralık borcu  ifadan kaçınabilir.  Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, (B) tarafından yapılan bin liralık borç tanımasının, (A)'ya  alacak hakkı kazandırmasının sebebe bağlı olduğu (yani, temel borçlandıncı işlemin geçerliliğine bağlı  bulunduğu) kabul edilirse, (B)'nin sebepsiz zenginleşme de f i ileri sürmesine de gerek olmaksızın,  hâkimin, dosyadaki bilgi ve belgelerden, (B)'nin taşınır satış sözleşmesini yaptığı sırada ehliyetsizliği  sonucuna varması durumunda, ehliyetsizlik bir itiraz niteliğinde olduğu için, bunu kendiliğinden göz  önünde tutarak, davanın reddine karar vermesi gerektiği ileri sürülmektedir.  İKİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Hükümleri  818 sayılı Borçlar Kanununda "İkinci Bap / Borçlann Hükmü" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "İkinci Bölüm / Borç İlişkisinin Hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Borçların İfası  818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Borçların ifası" şek­ lindeki alt başlık, Tasarıda "Birinci Ayırım / Borçların İfası" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 82- 818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 82 nci maddesinde, hangi durumda borcun, borçlu tarafından şah­ sen ifasının zorunlu olmadığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Umumî  Esaslar / I. Bizzat borçlu tarafından ifa" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Genel olarak / 1 . Şahsen  ifa zorunluluğunun olmaması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 83- 818 sayılı Borçlar Kanununun 68 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 83 üncü maddesinde, kısmen ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 68 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. İfanın mevzuu /  1. Kısmen tediye" şeklindeki ibareler, tediyenin sadece para borçlannın ifası için kullanılabileceği göz  önünde tutularak, Tasarıda "II. İfanın konusu / 1 . Kısmen ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 60 -
- 5 9 - Maddenin ikinci fıkrasında, geri verme borcunun alacaklısı durumundaki diğer tarafa "daimî  def î hakkı" tanınmaktadır. Bu hükme göre, sebepsiz zenginleşmenin nedeni, diğer tarafın zenginleşene  karşı bir borç tanımasında bulunması ise, diğer taraf, borç tanımasının geçersiz bir hukukî sebebe  dayandığı iddiasıyla sebepsiz zenginleşme davası açma hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, her  zaman, geçersiz hukukî sebebe dayanan borcu ifadan kaçınabilir. Meselâ, (B)'nin, (A)'ya sebebini  belirtmeksizin, bin lira borçlu olduğunu kabul etmekle birlikte, borç tanımasının sebebini oluşturan  borçlandırıcı işlemin (meselâ, konusu taşınır bir mal olan satış sözleşmesinin), (B)'nin ehliyetsizliği  nedeniyle geçersiz olduğunu varsayalım. Borç tanıması hakkında sebebe bağlı olmama ilkesinin  geçerli olduğu, yani temel borçlandırıcı işlemin geçersizliğinden etkilenmeyeceği kabul edilirse  (A), bu borç tanımasına dayanarak bin liranın ödenmesi istemiyle (B)'ye karşı alacak davası açtığı  takdirde, (B) temel borçlandırıcı işlemin, ehliyetsizlik nedeniyle geçersizliğini, bir def î olarak ileri  sürüp ispat ederse, sebepsiz zenginleşme davası için öngörülen iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri  dolmuş olsa bile, (A)'ya karşı sebepsiz zenginleşme def i ileri sürerek, her zaman bin liralık borcu  ifadan kaçınabilir.  Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, (B) tarafından yapılan bin liralık borç tanımasının, (A)'ya  alacak hakkı kazandırmasının sebebe bağlı olduğu (yani, temel borçlandıncı işlemin geçerliliğine bağlı  bulunduğu) kabul edilirse, (B)'nin sebepsiz zenginleşme de f i ileri sürmesine de gerek olmaksızın,  hâkimin, dosyadaki bilgi ve belgelerden, (B)'nin taşınır satış sözleşmesini yaptığı sırada ehliyetsizliği  sonucuna varması durumunda, ehliyetsizlik bir itiraz niteliğinde olduğu için, bunu kendiliğinden göz  önünde tutarak, davanın reddine karar vermesi gerektiği ileri sürülmektedir.  İKİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkisinin Hükümleri  818 sayılı Borçlar Kanununda "İkinci Bap / Borçlann Hükmü" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "İkinci Bölüm / Borç İlişkisinin Hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Borçların İfası  818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Borçların ifası" şek­ lindeki alt başlık, Tasarıda "Birinci Ayırım / Borçların İfası" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 82- 818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 82 nci maddesinde, hangi durumda borcun, borçlu tarafından şah­ sen ifasının zorunlu olmadığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 67 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Umumî  Esaslar / I. Bizzat borçlu tarafından ifa" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Genel olarak / 1 . Şahsen  ifa zorunluluğunun olmaması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 83- 818 sayılı Borçlar Kanununun 68 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 83 üncü maddesinde, kısmen ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 68 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. İfanın mevzuu /  1. Kısmen tediye" şeklindeki ibareler, tediyenin sadece para borçlannın ifası için kullanılabileceği göz  önünde tutularak, Tasarıda "II. İfanın konusu / 1 . Kısmen ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 0 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 84- 818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 84 üncü maddesinde, bölünemeyen borç düzenlenmektedir.  8 i 8 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Taksimi ka­ bil olmayan borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Bölünemeyen borç" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bölünemeyen bir borcun alacaklılarından her  birinin, ancak, borcun alacaklılardan birine değil, tamamına ifasını isteyebileceği, borçlunun da, an­ cak alacaklıların tamamına ifada bulunarak borcundan kurtulabileceği ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin üçüncü cümlesi, Tasarının 84 üncü mad­ desinin ikinci fıkrasına alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 85- 818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 85 inci maddesinde, çeşit borcu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Muayyen ol­ mayan bir şeye taallûk eden borç" şeklindeki ibare, Tasarının 85 inci maddesinde "3 . Çeşit borcu"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin ilk cümlesinde, sadece "işin mahiyetinden hilafı  anlaşılmadıkça" ibaresi kullanıldığı hâlde, Tasarının 85 inci maddesinin ilk cümlesinde, "hukukî  ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça" ibaresinin kullanılması uygun görülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 86- 818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 86 ncı maddesinde, seçimlik borç düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Birden ziyade  şeylere taallûk eden borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "4. Seçimlik borç" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinde kullanılan "Borç birden ziyade şeylerin  yapılmasını veya verilmesini şâmil olup da..." şeklindeki ibare, Tasarıda "Seçimlik borçlarda" şek­ linde; "işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare de "hukukî ilişkiden ve işin özel­ liğinden aksi anlaşılmadıkça" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 87- 818 sayılı Borçlar Kanununun 72 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 87 nci maddesinde, yasal faiz düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 72 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Fıkrada, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranının sözleşmede karar- laştırılmaması dummunda, bu oranın faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hüküm­ lerine göre belirleneceği öngörülmektedir. Faiz oranının, zaman içinde sıkça değiştirilebildiği göz  önünde tutularak, temel bir kanun olan Türk Borçlar Kanununda sabit bir oranın belirtilmesi uygun  görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 61 -
- 6 0 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 84- 818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 84 üncü maddesinde, bölünemeyen borç düzenlenmektedir.  8 i 8 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Taksimi ka­ bil olmayan borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Bölünemeyen borç" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının 84 üncü maddesinin birinci fıkrasında, bölünemeyen bir borcun alacaklılarından her  birinin, ancak, borcun alacaklılardan birine değil, tamamına ifasını isteyebileceği, borçlunun da, an­ cak alacaklıların tamamına ifada bulunarak borcundan kurtulabileceği ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 69 uncu maddesinin üçüncü cümlesi, Tasarının 84 üncü mad­ desinin ikinci fıkrasına alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 85- 818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 85 inci maddesinde, çeşit borcu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Muayyen ol­ mayan bir şeye taallûk eden borç" şeklindeki ibare, Tasarının 85 inci maddesinde "3 . Çeşit borcu"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 70 inci maddesinin ilk cümlesinde, sadece "işin mahiyetinden hilafı  anlaşılmadıkça" ibaresi kullanıldığı hâlde, Tasarının 85 inci maddesinin ilk cümlesinde, "hukukî  ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça" ibaresinin kullanılması uygun görülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 86- 818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 86 ncı maddesinde, seçimlik borç düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Birden ziyade  şeylere taallûk eden borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "4. Seçimlik borç" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 71 inci maddesinde kullanılan "Borç birden ziyade şeylerin  yapılmasını veya verilmesini şâmil olup da..." şeklindeki ibare, Tasarıda "Seçimlik borçlarda" şek­ linde; "işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare de "hukukî ilişkiden ve işin özel­ liğinden aksi anlaşılmadıkça" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 87- 818 sayılı Borçlar Kanununun 72 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 87 nci maddesinde, yasal faiz düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 72 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Fıkrada, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranının sözleşmede karar- laştırılmaması dummunda, bu oranın faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hüküm­ lerine göre belirleneceği öngörülmektedir. Faiz oranının, zaman içinde sıkça değiştirilebildiği göz  önünde tutularak, temel bir kanun olan Türk Borçlar Kanununda sabit bir oranın belirtilmesi uygun  görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 1 - Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmede kararlaştırılacak yıllık faiz oranının, birinci fıkra  uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacağı öngörülerek, bu emredici  hükümle, uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü faiz oranları karşısında, borçluların ko­ runması amaçlanmıştır.  Madde 88- 818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 88 inci maddesinde, borcun ifa yeri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Borcun İfa  Edileceği Mahal" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. İfa yeri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde kul­ lanılan "alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde" şeklindeki ibare, Tasarıda "alacak­ lının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı mad­ desinin (2) numaralı bendinde kullanılan "Borç muayyen bir şeye taallûk ediyorsa" şeklindeki ibare,  Tasarıda "Parça borçları" şeklinde; nihayet 818 sayılı Borçlar Kanununun yine aynı maddesinin (3)  numaralı bendinde kullanılan "borçlunun mukim bulunduğu yerde" şeklindeki ibare de, Tasarıda  "borçlunun yerleşim yerinde" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 89- 818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 89 uncu maddesinde, süreye bağlanmamış borçta ifa zamanı  düzeni enmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İfanın Za­ manı / 1 . Muaccel borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. İfa zamanı / 1 . Süreye bağlanmamış borç" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinde kullanılan "Ecel meşrut olduğu veya işin  mahiyetinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça  veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 90- 818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 90 ıncı maddesinde, aya ilişkin sürelerde vade düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Müeccel borç /  1. Ay üzerine ecel" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Süreye bağlı borç / 1. Aya ilişkin sürelerde vade"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesi iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarının 90 ıncı  maddesinin birinci fıkrası, tek cümle hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Buna göre, sözleşmede borcun ifa günü (vade) belirtilmeden, sadece ifanın gerçek­ leştirileceği ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılacaktır. Böylece, yürürlükteki Kanunda  düzenlenmeyen bu olasılık, yasal bir düzenlemeye kavuştumlmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 62 -
- 6 1 - Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmede kararlaştırılacak yıllık faiz oranının, birinci fıkra  uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacağı öngörülerek, bu emredici  hükümle, uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü faiz oranları karşısında, borçluların ko­ runması amaçlanmıştır.  Madde 88- 818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 88 inci maddesinde, borcun ifa yeri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Borcun İfa  Edileceği Mahal" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. İfa yeri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 73 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde kul­ lanılan "alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde" şeklindeki ibare, Tasarıda "alacak­ lının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı mad­ desinin (2) numaralı bendinde kullanılan "Borç muayyen bir şeye taallûk ediyorsa" şeklindeki ibare,  Tasarıda "Parça borçları" şeklinde; nihayet 818 sayılı Borçlar Kanununun yine aynı maddesinin (3)  numaralı bendinde kullanılan "borçlunun mukim bulunduğu yerde" şeklindeki ibare de, Tasarıda  "borçlunun yerleşim yerinde" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 89- 818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 89 uncu maddesinde, süreye bağlanmamış borçta ifa zamanı  düzeni enmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. İfanın Za­ manı / 1 . Muaccel borç" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. İfa zamanı / 1 . Süreye bağlanmamış borç" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 74 üncü maddesinde kullanılan "Ecel meşrut olduğu veya işin  mahiyetinden anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça  veya hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 90- 818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 90 ıncı maddesinde, aya ilişkin sürelerde vade düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Müeccel borç /  1. Ay üzerine ecel" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Süreye bağlı borç / 1. Aya ilişkin sürelerde vade"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesi iki cümleden oluştuğu hâlde, Tasarının 90 ıncı  maddesinin birinci fıkrası, tek cümle hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 75 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Buna göre, sözleşmede borcun ifa günü (vade) belirtilmeden, sadece ifanın gerçek­ leştirileceği ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılacaktır. Böylece, yürürlükteki Kanunda  düzenlenmeyen bu olasılık, yasal bir düzenlemeye kavuştumlmuştur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 2 - Madde 91- 818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 91 inci maddesinde, diğer sürelerde vade düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Diğer eceller"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Diğer sürelerde vade" şeklinde değiştirilmiştir.  8 i 8 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "veya sair herhangi  bir tasarruf şeklindeki ibare, Tasarıda "veya taraflardan birine düşen her hangi bir yükümlülüğün"  şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca 818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin son fıkrasının  ikinci cümlesi, Tasarının 91 inci maddesinin son fıkrası olarak düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 92- 818 sayılı Borçlar Kanununun 77 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 92 nci maddesinde, tatil günlerinin ifaya etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 77 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Pazar ve tatil  günleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Tatil günleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 93- 818 sayılı Borçlar Kanununun 78 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 93 üncü maddesinde, iş saatlerinde ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 78 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. İşlere tah­ sis olunan saatlerde ifa" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. İş saatlerinde ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 94- 818 sayılı Borçlar Kanununun 79 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 94 üncü maddesinde, sürenin uzatılması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 79 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Ecelin uza­ tılması" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV Sürenin uzatılması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 95- 818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 95 inci maddesinde, erken ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Vaktinden evvel  ifa" şeklindeki ibare, Tasarıda "V. Erken ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin son cümlesinde kullanılan "bir miktar tenzilât  icrasına hakkı yoktur." şeklindeki ibare, Tasarıda "indirim yapamaz." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 96-818 sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 96 ncı maddesinde, ifada sıra düzenlenmektedir. Öğreti ve uygu­ lamada maddenin, "ödemezlik def i"ne ilişkin olduğu bilinmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 63 -
- 6 2 - Madde 91- 818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 91 inci maddesinde, diğer sürelerde vade düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Diğer eceller"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Diğer sürelerde vade" şeklinde değiştirilmiştir.  8 i 8 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "veya sair herhangi  bir tasarruf şeklindeki ibare, Tasarıda "veya taraflardan birine düşen her hangi bir yükümlülüğün"  şeklinde değiştirilmiştir. Ayrıca 818 sayılı Borçlar Kanununun 76 ncı maddesinin son fıkrasının  ikinci cümlesi, Tasarının 91 inci maddesinin son fıkrası olarak düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 92- 818 sayılı Borçlar Kanununun 77 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 92 nci maddesinde, tatil günlerinin ifaya etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 77 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Pazar ve tatil  günleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Tatil günleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 93- 818 sayılı Borçlar Kanununun 78 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 93 üncü maddesinde, iş saatlerinde ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 78 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. İşlere tah­ sis olunan saatlerde ifa" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. İş saatlerinde ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 94- 818 sayılı Borçlar Kanununun 79 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 94 üncü maddesinde, sürenin uzatılması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 79 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Ecelin uza­ tılması" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV Sürenin uzatılması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 95- 818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 95 inci maddesinde, erken ifa düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Vaktinden evvel  ifa" şeklindeki ibare, Tasarıda "V. Erken ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 80 inci maddesinin son cümlesinde kullanılan "bir miktar tenzilât  icrasına hakkı yoktur." şeklindeki ibare, Tasarıda "indirim yapamaz." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 96-818 sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 96 ncı maddesinde, ifada sıra düzenlenmektedir. Öğreti ve uygu­ lamada maddenin, "ödemezlik def i"ne ilişkin olduğu bilinmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Mütekabil  taahhüdatı ihtiva eden akitte / 1 . İfanın tarzı" şeklindeki ibare, maddede ifa sırasının düzenlendiği göz  önünde tutularak "VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde / 1 . İfada sıra" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede kullanılan "karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme" şeklindeki terim ile, tarafların  edimlerinin karşılıklılık (sinallagma) ilişkisi içinde bulunduğu borçlar hukuku sözleşmeleri kaste­ dilmektedir. Aynı terim, öğretide "tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme" olarak da ifade edilmek­ tedir. Meselâ, satış, kira, hizmet, eser ve ölünceye kadar bakma, Tasannın 96 nci maddesi anlamında,  karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdendir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 97- 818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 97 nci maddesinde, ifa güçsüzlüğüne düşen borçlu karşısında ala­ caklının sahip olduğu haklar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borcunu öde­ mekten aciz hâlinde bir tarafın fesih hakkı" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. İfa güçsüzlüğü" şeklinde  değiştirilmiştir.  81 8 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda iki fıkraya  bölünerek düzenlenmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda "akdi feshedebilir." şeklindeki  ibare, "sözleşmeden dönebilir." şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü, kural olarak; sürekli borç ilişkilerinin  ileriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade etmek için "fesih" teriminin kullanılmasına  karşılık, ani edimli borç ilişkilerinin geriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade etmek  için "dönme" teriminin kullanılması yerinde olur.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 98- 818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 98 inci maddesinde, para borçlarının ödenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Tediye / 1 .  Memleket parasıyla" şeklindeki ibare, Tasanda "D. Ödeme / 1 . Ülke parası ile" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Mevzuu para olan borç  memleket parasıyla ödenir." denildiği hâlde, Tasanda aynı hüküm şöyle ifade edilmiştir: "Konusu para  olan borç, Ülke parasıyla ödenir."  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Akit tediye ma­ hallinde kanunî rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Ülke parası  dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa," şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin son fıkrasında kullanılan "yabancı para bor­ cunun" şeklindeki ibare, Tasarının 98 inci maddesinin son fıkrasında "Ülke parası dışında başka bir  para birimi", şekline dönüştürülmüş ve fıkraya "sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir  ifade de bulunmadıkça" şeklinde bir ibare eklenmiştir. Böylece fıkra, aynı maddenin ikinci fıkrasıyla  uyumlu hâle getirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 64 -
- 6 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Mütekabil  taahhüdatı ihtiva eden akitte / 1 . İfanın tarzı" şeklindeki ibare, maddede ifa sırasının düzenlendiği göz  önünde tutularak "VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde / 1 . İfada sıra" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede kullanılan "karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme" şeklindeki terim ile, tarafların  edimlerinin karşılıklılık (sinallagma) ilişkisi içinde bulunduğu borçlar hukuku sözleşmeleri kaste­ dilmektedir. Aynı terim, öğretide "tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme" olarak da ifade edilmek­ tedir. Meselâ, satış, kira, hizmet, eser ve ölünceye kadar bakma, Tasannın 96 nci maddesi anlamında,  karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdendir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 97- 818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 97 nci maddesinde, ifa güçsüzlüğüne düşen borçlu karşısında ala­ caklının sahip olduğu haklar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borcunu öde­ mekten aciz hâlinde bir tarafın fesih hakkı" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. İfa güçsüzlüğü" şeklinde  değiştirilmiştir.  81 8 sayılı Borçlar Kanununun 82 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda iki fıkraya  bölünerek düzenlenmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununda "akdi feshedebilir." şeklindeki  ibare, "sözleşmeden dönebilir." şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü, kural olarak; sürekli borç ilişkilerinin  ileriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade etmek için "fesih" teriminin kullanılmasına  karşılık, ani edimli borç ilişkilerinin geriye etkili olacak şekilde ortadan kaldırılmasını ifade etmek  için "dönme" teriminin kullanılması yerinde olur.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 98- 818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 98 inci maddesinde, para borçlarının ödenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Tediye / 1 .  Memleket parasıyla" şeklindeki ibare, Tasanda "D. Ödeme / 1 . Ülke parası ile" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Mevzuu para olan borç  memleket parasıyla ödenir." denildiği hâlde, Tasanda aynı hüküm şöyle ifade edilmiştir: "Konusu para  olan borç, Ülke parasıyla ödenir."  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Akit tediye ma­ hallinde kanunî rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Ülke parası  dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa," şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 83 üncü maddesinin son fıkrasında kullanılan "yabancı para bor­ cunun" şeklindeki ibare, Tasarının 98 inci maddesinin son fıkrasında "Ülke parası dışında başka bir  para birimi", şekline dönüştürülmüş ve fıkraya "sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir  ifade de bulunmadıkça" şeklinde bir ibare eklenmiştir. Böylece fıkra, aynı maddenin ikinci fıkrasıyla  uyumlu hâle getirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 4 - Metninde yapdan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 99- 818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 99 uncu maddesinde, para borcunun kısmen ödenmesinde mahsup  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Mahsup /  1. Kısmen tediye hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Mahsup / 1. Kısmen ödemede" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının  99 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bir cümle ile, bu hükmün emredici nitelikte olduğu kabul  edilmiştir.  Madde 100- 818 sayılı Borçlar Kanununun 85 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 100 üncü maddesinde, birden çok borçta ödemenin hangi borç için  yapıldığı veya yapılmış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 85 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Birden fazla  borçlar olduğu surette borçlu veya alacaklının beyanı üzerine mahsup" şeklindeki ibare, Tasarıda  "2. Birden çok borçta / a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 101- 818 sayılı Borçlar Kanununun 86 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 101 inci maddesinde, birden çok borcu bulunan borçlunun yaptığı  ödemenin, hangi borcu için olduğunu bildirmemesi ve bu konuda makbuzda da bir açıklık bulun­ maması durumunda, ödemenin kanunen hangi borç için yapılmış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 86 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Kanunen mah­ sup" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Kanuna göre" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 102- 818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 102 nci maddesinde, borcunu tamamen veya kısmen ödeyen  borçlunun, makbuz ve senetlerin geri verilmesini veya iptalini ya da ödemenin borç senedine işlen­ mesini isteme hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Makbuz ve  senetlerin iadesi" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayn ko­ nunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 102 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, borcun tamamının ödenmemiş olması hâlinde veya borç tamamen  ödenmiş olmasına karşın, senette aynca alacaklıya bir takım haklar tanınmışsa, senedin geri verilmesinin  istenemeyeceği; ancak, makbuz verilmesi ve borç senedine işlenmesinin istenebileceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 65 -
- 6 4 - Metninde yapdan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 99- 818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 99 uncu maddesinde, para borcunun kısmen ödenmesinde mahsup  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Mahsup /  1. Kısmen tediye hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Mahsup / 1. Kısmen ödemede" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinin birinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının  99 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen bir cümle ile, bu hükmün emredici nitelikte olduğu kabul  edilmiştir.  Madde 100- 818 sayılı Borçlar Kanununun 85 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 100 üncü maddesinde, birden çok borçta ödemenin hangi borç için  yapıldığı veya yapılmış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 85 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Birden fazla  borçlar olduğu surette borçlu veya alacaklının beyanı üzerine mahsup" şeklindeki ibare, Tasarıda  "2. Birden çok borçta / a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 101- 818 sayılı Borçlar Kanununun 86 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 101 inci maddesinde, birden çok borcu bulunan borçlunun yaptığı  ödemenin, hangi borcu için olduğunu bildirmemesi ve bu konuda makbuzda da bir açıklık bulun­ maması durumunda, ödemenin kanunen hangi borç için yapılmış sayılacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 86 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Kanunen mah­ sup" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Kanuna göre" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 102- 818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 102 nci maddesinde, borcunu tamamen veya kısmen ödeyen  borçlunun, makbuz ve senetlerin geri verilmesini veya iptalini ya da ödemenin borç senedine işlen­ mesini isteme hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Makbuz ve  senetlerin iadesi" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 87 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayn ko­ nunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 102 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, borcun tamamının ödenmemiş olması hâlinde veya borç tamamen  ödenmiş olmasına karşın, senette aynca alacaklıya bir takım haklar tanınmışsa, senedin geri verilmesinin  istenemeyeceği; ancak, makbuz verilmesi ve borç senedine işlenmesinin istenebileceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 5 - Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 103- 818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 103 üncü maddesinde, makbuz ve senetlerin geri verilmesinin  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede bir­ birinden ayrı üç karineye yer verildiği göz önünde tutularak, Tasarının 103 üncü maddesi üç fıkra  hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede, faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerde, alacaklı tarafından, bir döneme ilişkin  yaptığı ödeme veya anaparanın tamamı için borçluya makbuz vermesinin, önceki dönemlere ilişkin  olmak üzere ortaya çıkardığı karineler düzenlenmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 104- 818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 104 üncü maddesinde, borcu ödemek isteyen borçluya, alacaklının  borç senedini geri verememesi durumunda, borçlunun istem haklan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Senedin  iadesinin mümkün olamaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Senedin geri verilememesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 104 üncü maddesi iki fıkraya bölünerek  düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 105- 818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 105 inci maddesinde, alacaklının temerrüdünün koşulları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Alacaklının  Temerrüdünün / 1 . Şartları" şeklindeki ibare, Tasarıda "E. Alacaklının temerrüdü / 1 . Koşulları" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinde kullanılan "Yapılacak veya verilecek şey" şek­ lindeki ibare, Tasanda "Yapma veya verme edimi" şeklinde; "tekaddümen kendi tarafından yapılması  lâzım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütememt addolunur." şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde  düşmüş olur." şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, alacaklının müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşmesi, diğerlerine karşı da  temerrüde düşmüş olması sonucunu doğurur. Böylece, müteselsil borçlulardan birinin usulüne uygun  bir ifa önerisi, haklı bir sebep olmaksızın alacaklı tarafından reddedilirse, diğer müteselsil borçlulann  da aynı edimi alacaklıya yeniden ifa önerisinde bulunmaktan kurtarılmaları amaçlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 66 -
- 6 5 - Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 103- 818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 103 üncü maddesinde, makbuz ve senetlerin geri verilmesinin  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 88 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede bir­ birinden ayrı üç karineye yer verildiği göz önünde tutularak, Tasarının 103 üncü maddesi üç fıkra  hâlinde düzenlenmiştir.  Maddede, faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerde, alacaklı tarafından, bir döneme ilişkin  yaptığı ödeme veya anaparanın tamamı için borçluya makbuz vermesinin, önceki dönemlere ilişkin  olmak üzere ortaya çıkardığı karineler düzenlenmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 104- 818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 104 üncü maddesinde, borcu ödemek isteyen borçluya, alacaklının  borç senedini geri verememesi durumunda, borçlunun istem haklan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Senedin  iadesinin mümkün olamaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Senedin geri verilememesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 89 uncu maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 104 üncü maddesi iki fıkraya bölünerek  düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 105- 818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 105 inci maddesinde, alacaklının temerrüdünün koşulları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Alacaklının  Temerrüdünün / 1 . Şartları" şeklindeki ibare, Tasarıda "E. Alacaklının temerrüdü / 1 . Koşulları" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 90 ıncı maddesinde kullanılan "Yapılacak veya verilecek şey" şek­ lindeki ibare, Tasanda "Yapma veya verme edimi" şeklinde; "tekaddümen kendi tarafından yapılması  lâzım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütememt addolunur." şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "kendisi tarafından yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde  düşmüş olur." şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, alacaklının müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde düşmesi, diğerlerine karşı da  temerrüde düşmüş olması sonucunu doğurur. Böylece, müteselsil borçlulardan birinin usulüne uygun  bir ifa önerisi, haklı bir sebep olmaksızın alacaklı tarafından reddedilirse, diğer müteselsil borçlulann  da aynı edimi alacaklıya yeniden ifa önerisinde bulunmaktan kurtarılmaları amaçlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 6 - Madde 106- 818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 106 ncı maddesinde, verme edimlerinde borçlunun tevdi hakkı  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1 . Borcun  mevzuu bir şey olduğu surette" şeklindeki ibare, Tasarıda " 1 . Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayn ko­ nunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 106 ncı maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "tevdi edilecek  yeri tediye yerindeki hâkim tayin eder." şeklindeki ibare, yanıltıcı olduğu için Tasanda "Tevdi yerini  ifa yerindeki hâkim belirler." şekline dönüştürülmüştür.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 107- 818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 107 nci maddesinde, alacaklının temerrüde düşmesi durumunda,  tevdi edilmeye elverişli olmayan verme edimlerinde, borçlunun onu nasıl sattırıp bedelini tevdi et­ mek suretiyle borcundan kurtulabileceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Satmak hakkı"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Satma hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 107 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzen­ lenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 108- 818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 108 inci maddesinde, borçlunun tevdi ettiği edimi aynı maddede  öngörülen dummlarda, tevdi yerinden geri almasının hukukî sonucu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Tevdi edile­ cek şeyin istirdadı" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Tevdi konusunu geri alma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "alacak bütün te­ ferruatıyla yeniden tevellüt eder." şeklindeki ibare, Tasarıda "alacak, bütün yan haklarıyla birlikte var­ lığını sürdürür." şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten, bu durumda alacağın sona ermesi söz konusu  olmadığı için, "alacak yeniden tevellüt eder (doğar)." denilmesi, hukuk tekniğine uygun değildir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 108 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzen­ lenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 67 -
- 6 6 - Madde 106- 818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 106 ncı maddesinde, verme edimlerinde borçlunun tevdi hakkı  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1 . Borcun  mevzuu bir şey olduğu surette" şeklindeki ibare, Tasarıda " 1 . Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayn ko­ nunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 106 ncı maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 91 inci maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "tevdi edilecek  yeri tediye yerindeki hâkim tayin eder." şeklindeki ibare, yanıltıcı olduğu için Tasanda "Tevdi yerini  ifa yerindeki hâkim belirler." şekline dönüştürülmüştür.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 107- 818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 107 nci maddesinde, alacaklının temerrüde düşmesi durumunda,  tevdi edilmeye elverişli olmayan verme edimlerinde, borçlunun onu nasıl sattırıp bedelini tevdi et­ mek suretiyle borcundan kurtulabileceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Satmak hakkı"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Satma hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 92 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarının 107 nci maddesi iki fıkraya bölünerek düzen­ lenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 108- 818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 108 inci maddesinde, borçlunun tevdi ettiği edimi aynı maddede  öngörülen dummlarda, tevdi yerinden geri almasının hukukî sonucu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Tevdi edile­ cek şeyin istirdadı" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Tevdi konusunu geri alma" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "alacak bütün te­ ferruatıyla yeniden tevellüt eder." şeklindeki ibare, Tasarıda "alacak, bütün yan haklarıyla birlikte var­ lığını sürdürür." şekline dönüştürülmüştür. Gerçekten, bu durumda alacağın sona ermesi söz konusu  olmadığı için, "alacak yeniden tevellüt eder (doğar)." denilmesi, hukuk tekniğine uygun değildir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 93 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasannın 108 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzen­ lenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 7 - Madde 109- 818 saydı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın tek fıkradan oluşan 109 uncu maddesinde, alacaklının temerrüde düşmesi durumunda,  yapma edimi borçlusunun sözleşmeden dönmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borcun mevzuu  bir şey olmadığı surette" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Diğer edimlerde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin sonunda kullanılan "akdi feshedebilir." şek­ lindeki ibare, Tasarıda "sözleşmeden dönebilir." şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 110- 818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 110 uncu maddesinde, borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime  ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer  kişisel bir sebeple ifa engelinin ortaya çıkması durumunda, borçlunun sahip olduğu haklar düzen­ lenmektedir. Bu hüküm, niteliği gereği, yapma ve verme edimlerini kapsamaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Borcun İfasına  Mani Diğer Sebepler" şeklindeki ibare, Tasarıda "F. Diğer ifa engelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesinin sonunda kullanılan "veya akdi fesheylemek  hakkını hâizdir." şeklindeki ibare, Tasarıda "ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir." şekline  dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Borçların öden- memesinin neticeleri" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Borçların İfa Edilmemesinin  Sonuçları" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 111- 818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 111 inci maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, genel  olarak giderim borcu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borcun İfa  Edilmemesi / 1 . Borçlunun mesuliyeti / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Bor­ cun ifa edilmemesi / 1 . Giderim borcu / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesinde kullanılan "Alacaklı, hakkını kısmen veya  tamamen istifa edemediği takdirde" şeklindeki ibare, Tasarıda "Borç hiç veya gereği gibi ifa  edilmezse" şekline dönüştürülmüştür.  Maddede, borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda, alacaklının ifaya olan  menfaatinin (olumlu zarannın) karşılanması amaçlanmıştır.  Maddede borçlunun, "kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" borca  aykırılık nedeniyle alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Burada,
Sayfa 68 -
- 6 7 - Madde 109- 818 saydı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasannın tek fıkradan oluşan 109 uncu maddesinde, alacaklının temerrüde düşmesi durumunda,  yapma edimi borçlusunun sözleşmeden dönmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borcun mevzuu  bir şey olmadığı surette" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Diğer edimlerde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 94 üncü maddesinin sonunda kullanılan "akdi feshedebilir." şek­ lindeki ibare, Tasarıda "sözleşmeden dönebilir." şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 110- 818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 110 uncu maddesinde, borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime  ait olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan kaynaklanan diğer  kişisel bir sebeple ifa engelinin ortaya çıkması durumunda, borçlunun sahip olduğu haklar düzen­ lenmektedir. Bu hüküm, niteliği gereği, yapma ve verme edimlerini kapsamaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Borcun İfasına  Mani Diğer Sebepler" şeklindeki ibare, Tasarıda "F. Diğer ifa engelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 95 inci maddesinin sonunda kullanılan "veya akdi fesheylemek  hakkını hâizdir." şeklindeki ibare, Tasarıda "ya da sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir." şekline  dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Borçların öden- memesinin neticeleri" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Borçların İfa Edilmemesinin  Sonuçları" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 111- 818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 111 inci maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, genel  olarak giderim borcu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borcun İfa  Edilmemesi / 1 . Borçlunun mesuliyeti / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Bor­ cun ifa edilmemesi / 1 . Giderim borcu / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 96 nci maddesinde kullanılan "Alacaklı, hakkını kısmen veya  tamamen istifa edemediği takdirde" şeklindeki ibare, Tasarıda "Borç hiç veya gereği gibi ifa  edilmezse" şekline dönüştürülmüştür.  Maddede, borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda, alacaklının ifaya olan  menfaatinin (olumlu zarannın) karşılanması amaçlanmıştır.  Maddede borçlunun, "kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" borca  aykırılık nedeniyle alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmektedir. Burada,  - 6 8 - borca aykırı davranış söz konusu olduğu için, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 6 ncı maddesinde  öngörülen genel ispat kuralından farklı olarak kusursuzluğunu ispat yükü, tazminat sorumluluğun­ dan kurtulmak isteyen borçluya yükletilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 112- 818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 112 nci maddesinde, yapma ve yapmama borcunun ifa  edilmemesinin sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Bir şeyin yapıl­ ması veya yapılmaması borçları" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Yapma ve yapmama borçlarında" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "borcun kendisi  tarafından ifasına izin verilmesini talep edebilir." şeklindeki ibare, öğreti ve uygulamada benimse­ nen görüşe uygun olarak, Tasarıda "edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini  isteyebilir." şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin son fıkrasının birinci cümlesinde kullanılan  "taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin ref ini" şeklindeki ibare, Tasarıda "borca aykırı durumun or­ tadan kaldırılmasını" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasının son cümlesinde kullanılan  "kendisi tarafından ref e izin verilmesini de isteyebilir." şeklindeki ibare ise, Tasanda "kendisinin yetkili  kılınmasını isteyebilir." şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin son fıkrası, ilk iki fıkradaki durumlarda uygulanabilecek bir hüküm içermektedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 113- 818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 113 üncü maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, borçlu­ nun sorumluluğunun ölçüsü ve giderim borcunun kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Mesuliyetin  vüs'ati / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "II. Sorumluluğun ölçüsü ve giderim  borcunun kapsamı / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde: "Bu  mesuliyetin vüs'ati işin hususî mahiyetine göre çok veya az olabilir." denilmektedir. Bu cümle,  Tasanda şöyle ifade edilmiştir: "Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre belirlenir."  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 114- 818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 114 üncü maddesinde, sorumsuzluk anlaşması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Mesuliyet­ ten beraet şartı" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Sorumsuzluk anlaşması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, üç ayrı konunun  düzenlendiği göz önünde tutularak, madde, Tasarıda üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 69 -
- 6 8 - borca aykırı davranış söz konusu olduğu için, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 6 ncı maddesinde  öngörülen genel ispat kuralından farklı olarak kusursuzluğunu ispat yükü, tazminat sorumluluğun­ dan kurtulmak isteyen borçluya yükletilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 112- 818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 112 nci maddesinde, yapma ve yapmama borcunun ifa  edilmemesinin sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Bir şeyin yapıl­ ması veya yapılmaması borçları" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Yapma ve yapmama borçlarında" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "borcun kendisi  tarafından ifasına izin verilmesini talep edebilir." şeklindeki ibare, öğreti ve uygulamada benimse­ nen görüşe uygun olarak, Tasarıda "edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini  isteyebilir." şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 97 nci maddesinin son fıkrasının birinci cümlesinde kullanılan  "taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin ref ini" şeklindeki ibare, Tasarıda "borca aykırı durumun or­ tadan kaldırılmasını" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasının son cümlesinde kullanılan  "kendisi tarafından ref e izin verilmesini de isteyebilir." şeklindeki ibare ise, Tasanda "kendisinin yetkili  kılınmasını isteyebilir." şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin son fıkrası, ilk iki fıkradaki durumlarda uygulanabilecek bir hüküm içermektedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 113- 818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 113 üncü maddesinde, borcun ifa edilmemesi durumunda, borçlu­ nun sorumluluğunun ölçüsü ve giderim borcunun kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Mesuliyetin  vüs'ati / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "II. Sorumluluğun ölçüsü ve giderim  borcunun kapsamı / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 98 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde: "Bu  mesuliyetin vüs'ati işin hususî mahiyetine göre çok veya az olabilir." denilmektedir. Bu cümle,  Tasanda şöyle ifade edilmiştir: "Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre belirlenir."  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 114- 818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 114 üncü maddesinde, sorumsuzluk anlaşması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Mesuliyet­ ten beraet şartı" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Sorumsuzluk anlaşması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, üç ayrı konunun  düzenlendiği göz önünde tutularak, madde, Tasarıda üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 6 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında "hile veya ağır kusur" ibaresi  kullanılmışsa da, ağır kusurun, kastı ve ağır ihmali kapsadığı göz önünde tutularak, Tasanda "hile"  ibaresinin de kullanılması gereksiz görülmüş ve madde metnine alınmamıştır. Aynı fıkrada kullanılan  "batıldır." sözcüğü, Tasarının 114 üncü maddesinin birinci fıkrasında, yine Tasannın 27 nci maddesinin  gerekçesinde açıklandığı gibi, "kesin olarak hükümsüzdür." sözcükleriyle ifade edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "hafif kusur" şeklindeki ibare, "hafif ihmal"i ifade etmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "hükümet tarafın­ dan imtiyaz suretiyle verilen bir sanatın icrasından tevellüt ediyorsa" şeklindeki ibare, Tasarının 114 üncü  maddesinin üçüncü fıkrasında "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san'at, ancak kanun ya  da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa" şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, fıkra  hükmünün, kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilen her türlü faaliyet için  değil, sadece uzmanlığı gerektiren hizmet, meslek veya san'atlar için uygulanması amaçlanmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeden farklı olarak,  kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülen hizmetlerde hafif kusurdan sorumlu  olunamayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma, bu tür hizmetleri yürütenlerin hafif kusurlarının  varlığı hâlinde de olsa, sorumsuzluk kaydına yer vermelerinin uygun görülmemesi nedeniyle, hâkime  takdir yetkisi verilmeksizin, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.  Madde 115- 818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 115 inci maddesinde, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Muavin şahıs­ ların mesuliyeti" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması  yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması veya sorumluluğun, hükümetçe imtiyaz  suretiyle verilen bir meslek veya sanatın icrasından doğması durumunda, sorumsuzluk anlaşmasıyla,  borçlunun yardımcı kişilerin sadece hafif kusurlarından sorumlu olmayacağının kararlaştırılabileceği  öngöriilmüştür. Tasarının 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen yeni  hükme göre ise: "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san'at, ancak, kanun veya yetkili  makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu  olmayacağına ilişkin yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür." Böylece, uzmanlığı gerektiren bir  hizmet, meslek veya san'at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebildiği  takdirde, borçlunun, ifa yardımcılarının hafif kusurundan bile sorumluluktan kurtulması yolunun ka­ patılması amaçlanmıştır. Gerçekten, bu dummda borçlunun değil, alacaklının korunması, menfaatler  dengesine de uygun düşer. Bu nedenle, söz konusu hükme aykırı olarak yapılan bir anlaşma, Tasarının  27 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.  Maddenin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun  hizmetinde olması dummunda, borçlunun sadece hafif kuşum için geçerli bir sorumsuzluk anlaşması  yapabileceği kabul edilmiştir.  Madde 116- 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 116 nci maddesinde, borçlunun temerrüdünün koşulları düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 70 -
- 6 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında "hile veya ağır kusur" ibaresi  kullanılmışsa da, ağır kusurun, kastı ve ağır ihmali kapsadığı göz önünde tutularak, Tasanda "hile"  ibaresinin de kullanılması gereksiz görülmüş ve madde metnine alınmamıştır. Aynı fıkrada kullanılan  "batıldır." sözcüğü, Tasarının 114 üncü maddesinin birinci fıkrasında, yine Tasannın 27 nci maddesinin  gerekçesinde açıklandığı gibi, "kesin olarak hükümsüzdür." sözcükleriyle ifade edilmiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "hafif kusur" şeklindeki ibare, "hafif ihmal"i ifade etmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "hükümet tarafın­ dan imtiyaz suretiyle verilen bir sanatın icrasından tevellüt ediyorsa" şeklindeki ibare, Tasarının 114 üncü  maddesinin üçüncü fıkrasında "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san'at, ancak kanun ya  da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa" şeklinde değiştirilmiştir. Böylece, fıkra  hükmünün, kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilen her türlü faaliyet için  değil, sadece uzmanlığı gerektiren hizmet, meslek veya san'atlar için uygulanması amaçlanmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 99 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeden farklı olarak,  kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülen hizmetlerde hafif kusurdan sorumlu  olunamayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma, bu tür hizmetleri yürütenlerin hafif kusurlarının  varlığı hâlinde de olsa, sorumsuzluk kaydına yer vermelerinin uygun görülmemesi nedeniyle, hâkime  takdir yetkisi verilmeksizin, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.  Madde 115- 818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 115 inci maddesinde, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Muavin şahıs­ ların mesuliyeti" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 100 üncü maddesinin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması  yapıldığı sırada alacaklının borçlunun hizmetinde olması veya sorumluluğun, hükümetçe imtiyaz  suretiyle verilen bir meslek veya sanatın icrasından doğması durumunda, sorumsuzluk anlaşmasıyla,  borçlunun yardımcı kişilerin sadece hafif kusurlarından sorumlu olmayacağının kararlaştırılabileceği  öngöriilmüştür. Tasarının 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde öngörülen yeni  hükme göre ise: "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san'at, ancak, kanun veya yetkili  makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu  olmayacağına ilişkin yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür." Böylece, uzmanlığı gerektiren bir  hizmet, meslek veya san'at, ancak, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebildiği  takdirde, borçlunun, ifa yardımcılarının hafif kusurundan bile sorumluluktan kurtulması yolunun ka­ patılması amaçlanmıştır. Gerçekten, bu dummda borçlunun değil, alacaklının korunması, menfaatler  dengesine de uygun düşer. Bu nedenle, söz konusu hükme aykırı olarak yapılan bir anlaşma, Tasarının  27 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında, kesin hükümsüzlük yaptırımına bağlanmıştır.  Maddenin son fıkrasında, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada alacaklının borçlunun  hizmetinde olması dummunda, borçlunun sadece hafif kuşum için geçerli bir sorumsuzluk anlaşması  yapabileceği kabul edilmiştir.  Madde 116- 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 116 nci maddesinde, borçlunun temerrüdünün koşulları düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Borçlunun  Temerrüdü / 1 . Şartlar" şeklindeki ibareler, Tasarıda "B. Borçlunun temerrüdü / 1 . Koşullan" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 117- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının gecikme  tazminatına ilişkin kısmını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 117 nci maddesinde, gecikme tazminatı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 118 inci maddesinde  ayrıca düzenlendiği için, madde metnine alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 118- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının beklenmedik  hâlde sorumluluğa ilişkin kısmı ile ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 118 inci maddesinde, temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâlde  sorumluluğu ve bu sorumluluktan nasıl kurtulabileceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1 . Kaza hâlinde  mesuliyet" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Beklenmedik hâlden sorumluluk" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "tediye olunacak  şeye" şeklindeki ibare, Tasarının 118 inci maddesinde "ifa konusu şeye" şeklinde ifade edilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 119- 818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 119 uncu maddesinde, genel olarak temerrüt faizi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Geçmiş gün­ ler faizi / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "2. Temerrüt faizi / a. Genel olarak"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan 103 üncü maddesi, Tasarının 119 uncu mad­ desinde üç fıkra hâlinde, tamamen farklı bir hüküm olarak düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Fıkrada, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranının  sözleşmede kararlaştırılmaması dummunda, bu oranın, Tasansının 87 nci maddesinde olduğu gibi,  faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirleneceği öngörülmek­ tedir. Faiz oranının, ekonomik koşullara göre, zaman içinde sıkça değiştirilebildiği göz önünde tutu­ larak, temel bir kanun olan Türk Borçlar Kanununda, sabit bir oranın belirtilmesi uygun görülmemiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşme ile kararlaştınlacak yıllık temerrüt faizi oranının, aynı mad­ denin birinci fıkrası uyarınca belirlenen yıllık ortalama faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaya­ cağı kabul edilmiştir. Bu emredici hükümle, temerrüde düşmüş olsa bile, Anayasanın 2 nci maddesinde  ifadesini bulan sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü  faiz oranları karşısında, borçluların korunmaları amaçlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 71 -
- 7 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 101 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Borçlunun  Temerrüdü / 1 . Şartlar" şeklindeki ibareler, Tasarıda "B. Borçlunun temerrüdü / 1 . Koşullan" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 117- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının gecikme  tazminatına ilişkin kısmını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 117 nci maddesinde, gecikme tazminatı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 118 inci maddesinde  ayrıca düzenlendiği için, madde metnine alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 118- 818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının beklenmedik  hâlde sorumluluğa ilişkin kısmı ile ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 118 inci maddesinde, temerrüde düşen borçlunun beklenmedik hâlde  sorumluluğu ve bu sorumluluktan nasıl kurtulabileceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1 . Kaza hâlinde  mesuliyet" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Beklenmedik hâlden sorumluluk" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "tediye olunacak  şeye" şeklindeki ibare, Tasarının 118 inci maddesinde "ifa konusu şeye" şeklinde ifade edilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 119- 818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 119 uncu maddesinde, genel olarak temerrüt faizi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Geçmiş gün­ ler faizi / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "2. Temerrüt faizi / a. Genel olarak"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan 103 üncü maddesi, Tasarının 119 uncu mad­ desinde üç fıkra hâlinde, tamamen farklı bir hüküm olarak düzenlenmiştir.  Maddenin birinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 103 üncü maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Fıkrada, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranının  sözleşmede kararlaştırılmaması dummunda, bu oranın, Tasansının 87 nci maddesinde olduğu gibi,  faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirleneceği öngörülmek­ tedir. Faiz oranının, ekonomik koşullara göre, zaman içinde sıkça değiştirilebildiği göz önünde tutu­ larak, temel bir kanun olan Türk Borçlar Kanununda, sabit bir oranın belirtilmesi uygun görülmemiştir.  Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşme ile kararlaştınlacak yıllık temerrüt faizi oranının, aynı mad­ denin birinci fıkrası uyarınca belirlenen yıllık ortalama faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaya­ cağı kabul edilmiştir. Bu emredici hükümle, temerrüde düşmüş olsa bile, Anayasanın 2 nci maddesinde  ifadesini bulan sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, uygulamada örnekleri sıkça görülen olağanüstü  faiz oranları karşısında, borçluların korunmaları amaçlanmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 1 - Maddenin son fıkrasına göre, taraflarca akdî faiz oranı kararlaştırıldığı hâlde sözleşmede temer­ rüt faizi kararlaştırılmamış ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla  ise, temerrüt faizi oranı olarak akdî faiz oranı uygulanır. Böylece, temerrüde düşen borçlunun, sözleşmede  temerrüt faizi oranına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı gerekçesiyle, akdî faizden daha düşük bir  temerrüt faizi ödemek suretiyle, temerrüdünden yarar sağlamasının önlenmesi amaçlanmıştır.  Madde 120- 818 sayılı Borçlar Kanununun 104 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 120 nci maddesinde, faiz, irat ve bağışlamalarda temerrüt faizi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Faizin,  mütedahil taksitlerin, bağışladığı mebaliğin tediyesinde mütemenit olan borçlu" şeklindeki ibare,  Tasarıda "b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 121- 818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 121 inci maddesinde, temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar, yani  aşkın zarar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Munzam  zarar" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Aşkın zarar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan ". . .derhal takdir  olunabilirse" şeklindeki ibare yerine, Tasarının 121 inci maddesinin ikinci fıkrasında, "...görülmekte  olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine" şeklindeki ibare kullanılmıştır. Böylece,  uygulamaya uygun olarak, hâkimin, bu konuda, ayrıca ve özel bir soruşturmaya girişmeksizin, zarar  miktarını belirleyebilmesi durumunda, davacının istemi üzerine, aynı davada, söz konusu zarar mik­ tarına hükmedebileceği öngörülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 122- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 122 nci maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde  borçluya süre verilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Bir mehil tayini  suretiyle / a. Fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde /  a. Süre verilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 122 nci  maddesi tek fıkradan oluşmaktadır. Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı maddesinin  ikinci fıkrasının, Tasarının 124 üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiş olmasıdır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Karşılıklı taah­ hütleri hâvi olan bir akitte" şeklindeki ibare, Tasarıda "Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde" şek­ linde ifade edilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 72 -
- 7 1 - Maddenin son fıkrasına göre, taraflarca akdî faiz oranı kararlaştırıldığı hâlde sözleşmede temer­ rüt faizi kararlaştırılmamış ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla  ise, temerrüt faizi oranı olarak akdî faiz oranı uygulanır. Böylece, temerrüde düşen borçlunun, sözleşmede  temerrüt faizi oranına ilişkin bir düzenleme yapılmadığı gerekçesiyle, akdî faizden daha düşük bir  temerrüt faizi ödemek suretiyle, temerrüdünden yarar sağlamasının önlenmesi amaçlanmıştır.  Madde 120- 818 sayılı Borçlar Kanununun 104 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 120 nci maddesinde, faiz, irat ve bağışlamalarda temerrüt faizi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Faizin,  mütedahil taksitlerin, bağışladığı mebaliğin tediyesinde mütemenit olan borçlu" şeklindeki ibare,  Tasarıda "b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 121- 818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 121 inci maddesinde, temerrüt faiziyle karşılanmayan zarar, yani  aşkın zarar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Munzam  zarar" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Aşkın zarar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 105 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan ". . .derhal takdir  olunabilirse" şeklindeki ibare yerine, Tasarının 121 inci maddesinin ikinci fıkrasında, "...görülmekte  olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine" şeklindeki ibare kullanılmıştır. Böylece,  uygulamaya uygun olarak, hâkimin, bu konuda, ayrıca ve özel bir soruşturmaya girişmeksizin, zarar  miktarını belirleyebilmesi durumunda, davacının istemi üzerine, aynı davada, söz konusu zarar mik­ tarına hükmedebileceği öngörülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 122- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 122 nci maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde  borçluya süre verilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Bir mehil tayini  suretiyle / a. Fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde /  a. Süre verilmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 122 nci  maddesi tek fıkradan oluşmaktadır. Bunun sebebi, 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı maddesinin  ikinci fıkrasının, Tasarının 124 üncü maddesinde ayrıca düzenlenmiş olmasıdır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Karşılıklı taah­ hütleri hâvi olan bir akitte" şeklindeki ibare, Tasarıda "Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde" şek­ linde ifade edilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 2 - Madde 123- 818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 123 üncü maddesinde, süre verilmesini gerek­ tirmeyen durumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Derhâl fesih"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (1) numaralı bendi, Tasanda "Borçlunun içinde  bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (3) numaralı bendi, Tasarıda "Borcun ifasının,  belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeye­ ceği sözleşmeden anlaşılıyorsa" şeklinde kaleme alınmıştır. Tasarıda kullanılan ".. . ifanın artık kabul  edilmeyeceği" şeklindeki ibare, 818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (3) numaralı  bendinde bulunmamakla birlikte, bu durumda kesin vadeli sözleşme söz konusu olduğu için, borçlu­ nun ifa imkânsızlığıyla karşı karşıya kalacağı göz önünde tutulursa, alacaklının ifayı kabul etmesin­ den de söz edilemez.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 124- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 108 inci mad­ desini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 124 üncü maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde  temerrüde düşen borçlu karşısındaki alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Feshin  hükümleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Seçimlik haklar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 124 üncü mad­ desinde, iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu fıkrasında  kullanılan "Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette" şeklindeki ibare, Tasarının  124 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde borcunu ifa et­ memişse" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Akitten rücu  eden alacaklı" şeklindeki ibare, Tasarının aynı maddesinin üçüncü fıkrasında "Sözleşmeden dönme  hâlinde taraflar" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmede  tarafların, birbirlerine karşı, aynı zamanda hem alacaklı ve hem de borçlu oldukları göz önünde tu­ tulursa, Tasarıda kullanılan "taraflar" şeklindeki ibare yerindedir. Çünkü, böyle bir sözleşmede,  kendi edimini ifa eden taraf, bir yandan "borçlu" sıfatıyla hareket etmekte, diğer yandan karşı edim  alacağı yönünden "alacaklı" sıfatını kazanmaktadır.  Maddenin son fıkrasında, borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklının uğradığı  zararın giderilmesini isteyebileceği belirtilmektedir. Burada, alacaklının giderilmesini isteyebileceği  zarar, olumsuz zarar, yani sözleşme yapılmamış olsaydı uğramayacak olduğu zarardan ibarettir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.
Sayfa 73 -
- 7 2 - Madde 123- 818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 123 üncü maddesinde, süre verilmesini gerek­ tirmeyen durumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Derhâl fesih"  şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (1) numaralı bendi, Tasanda "Borçlunun içinde  bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (3) numaralı bendi, Tasarıda "Borcun ifasının,  belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeye­ ceği sözleşmeden anlaşılıyorsa" şeklinde kaleme alınmıştır. Tasarıda kullanılan ".. . ifanın artık kabul  edilmeyeceği" şeklindeki ibare, 818 sayılı Borçlar Kanununun 107 nci maddesinin (3) numaralı  bendinde bulunmamakla birlikte, bu durumda kesin vadeli sözleşme söz konusu olduğu için, borçlu­ nun ifa imkânsızlığıyla karşı karşıya kalacağı göz önünde tutulursa, alacaklının ifayı kabul etmesin­ den de söz edilemez.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 124- 818 sayılı Borçlar Kanununun 106 nci maddesinin ikinci fıkrası ile 108 inci mad­ desini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 124 üncü maddesinde, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde  temerrüde düşen borçlu karşısındaki alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Feshin  hükümleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Seçimlik haklar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 124 üncü mad­ desinde, iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu fıkrasında  kullanılan "Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette" şeklindeki ibare, Tasarının  124 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde borcunu ifa et­ memişse" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Akitten rücu  eden alacaklı" şeklindeki ibare, Tasarının aynı maddesinin üçüncü fıkrasında "Sözleşmeden dönme  hâlinde taraflar" şeklinde değiştirilmiştir. Gerçekten, karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmede  tarafların, birbirlerine karşı, aynı zamanda hem alacaklı ve hem de borçlu oldukları göz önünde tu­ tulursa, Tasarıda kullanılan "taraflar" şeklindeki ibare yerindedir. Çünkü, böyle bir sözleşmede,  kendi edimini ifa eden taraf, bir yandan "borçlu" sıfatıyla hareket etmekte, diğer yandan karşı edim  alacağı yönünden "alacaklı" sıfatını kazanmaktadır.  Maddenin son fıkrasında, borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklının uğradığı  zararın giderilmesini isteyebileceği belirtilmektedir. Burada, alacaklının giderilmesini isteyebileceği  zarar, olumsuz zarar, yani sözleşme yapılmamış olsaydı uğramayacak olduğu zarardan ibarettir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  - 7 3 - Madde 125- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "d. Sürekli edimli sözleşmelerde"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 125 inci maddesinde, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde,  borçlunun temerrüdü hâlinde, alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ilâ 108 inci maddeleri ile Tasannın 124 üncü maddesinde, ani  edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdünün hukukî sonuçlarının düzenlendiği göz önünde tutularak,  ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmeler için de, bu konuda ayrı bir düzenleme yapılması zorunlu  görülmüştür. Bu yeni düzenlemeyle, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun  temerrüdü hâlinde, alacaklının, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek,  sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği kabul  edilmiştir. Maddede, alacaklıya seçimlik bir hak olarak, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresin­ den önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteme hakkının tanındığı ve bu  zararın olumlu (müspet) zarar niteliği taşıdığı göz önünde tutulursa, ifasına başlanmış sürekli edimli  sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde, onun sahip olduğu seçimlik hakların kapsamında, ani  edimli sözleşmelere göre herhangi bir sınırlama söz konusu değildir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi  818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Borçların üçüncü  şahıs hakkındaki tesiri" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Borç İlişkilerinin Üçüncü  Kişilere Etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 126- 818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 126 ncı maddesinde, borcu ifa eden üçüncü kişinin alacaklıya halef  olması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesinde kullanılan "tediye eylediği miktar nis­ petinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "ifası ölçüsünde" şeklinde ifade edilmiştir. Tediyenin, para  borçlannın ifasını belirtmek için kullanılabileceği; fakat diğer borçların ifasını belirtmek üzere kul­ lanılmasının hatalı olduğu göz önünde tutulmuştur. Maddede sayılan durumlarda alacaklıya ifada bu­ lunan kişinin ona kanun gereği halef olacağı açıkça anlaşıldığı için, madde metninde "kanunen"  ibaresinin kullanılması gereksiz görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Fıkra ile, diğer halefıyet hâllerinin öngörüldüğü kanun hükümleri saklı tutulmuştur.  Madde 127- 818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 127 nci maddesinde, üçüncü kişinin fiilini üstlenme düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Başkasının  Fiilini Taahhüt" şeklindeki ibare, Tasanda "B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesine, 8/7/1981 tarihli ve 2486 sayılı Kanunla ek­ lenen ikinci fıkra hükmü aynen korunmuş, ancak fıkraya açıklık kazandınlmak amacıyla "edimini ifa  etmesi için" ibaresi eklenmiştir. Ayrıca, fıkrada kullanılan "taahhüdün hükümsüz olacağına dair  sözleşme muteberdir." şeklindeki ibare yerine, maddenin amacına uygun olarak, "üstlenenin sorum­ luluğunun sona ereceği kararlaştınlabilir." şeklindeki ibare kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 74 -
- 7 3 - Madde 125- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "d. Sürekli edimli sözleşmelerde"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 125 inci maddesinde, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde,  borçlunun temerrüdü hâlinde, alacaklının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 106 ilâ 108 inci maddeleri ile Tasannın 124 üncü maddesinde, ani  edimli sözleşmelerde borçlunun temerrüdünün hukukî sonuçlarının düzenlendiği göz önünde tutularak,  ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmeler için de, bu konuda ayrı bir düzenleme yapılması zorunlu  görülmüştür. Bu yeni düzenlemeyle, ifasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde, borçlunun  temerrüdü hâlinde, alacaklının, ifa ve gecikme tazminatı isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek,  sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteyebileceği kabul  edilmiştir. Maddede, alacaklıya seçimlik bir hak olarak, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresin­ den önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini isteme hakkının tanındığı ve bu  zararın olumlu (müspet) zarar niteliği taşıdığı göz önünde tutulursa, ifasına başlanmış sürekli edimli  sözleşmelerde borçlunun temerrüdü hâlinde, onun sahip olduğu seçimlik hakların kapsamında, ani  edimli sözleşmelere göre herhangi bir sınırlama söz konusu değildir.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Borç İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi  818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Borçların üçüncü  şahıs hakkındaki tesiri" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Borç İlişkilerinin Üçüncü  Kişilere Etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 126- 818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 126 ncı maddesinde, borcu ifa eden üçüncü kişinin alacaklıya halef  olması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesinde kullanılan "tediye eylediği miktar nis­ petinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "ifası ölçüsünde" şeklinde ifade edilmiştir. Tediyenin, para  borçlannın ifasını belirtmek için kullanılabileceği; fakat diğer borçların ifasını belirtmek üzere kul­ lanılmasının hatalı olduğu göz önünde tutulmuştur. Maddede sayılan durumlarda alacaklıya ifada bu­ lunan kişinin ona kanun gereği halef olacağı açıkça anlaşıldığı için, madde metninde "kanunen"  ibaresinin kullanılması gereksiz görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 109 uncu maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Fıkra ile, diğer halefıyet hâllerinin öngörüldüğü kanun hükümleri saklı tutulmuştur.  Madde 127- 818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 127 nci maddesinde, üçüncü kişinin fiilini üstlenme düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Başkasının  Fiilini Taahhüt" şeklindeki ibare, Tasanda "B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 110 uncu maddesine, 8/7/1981 tarihli ve 2486 sayılı Kanunla ek­ lenen ikinci fıkra hükmü aynen korunmuş, ancak fıkraya açıklık kazandınlmak amacıyla "edimini ifa  etmesi için" ibaresi eklenmiştir. Ayrıca, fıkrada kullanılan "taahhüdün hükümsüz olacağına dair  sözleşme muteberdir." şeklindeki ibare yerine, maddenin amacına uygun olarak, "üstlenenin sorum­ luluğunun sona ereceği kararlaştınlabilir." şeklindeki ibare kullanılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 4 - Madde 128- 818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 128 inci maddesinde, üçüncü kişi yararına sözleşme düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Başkası  Lehine Şart / i. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "C. Üçüncü kişi yararına sözleşme /  I. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Üç fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesi, Tasarıda iki fıkra hâlinde  düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "üçüncü şahıs  lehine bir borç şart etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü  koydurmuşsa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "alacaklının  borçluyu ibraya hakkı kalmaz." şeklindeki ibare, "alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun  nitelik ve kapsamını da değiştiremez." şeklinde yazılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, 818 sayılı Borçlar Ka­ nununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 129- 818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 129 uncu maddesinde, başkasını çalıştıran kişinin, çalıştırdığı  kişiye karşı hukukî sommluluğunu sigorta ettirmesi durumunda, sigorta tazminatının kime ait olacağı  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Sigorta ile  temin edilmiş hukukî mesuliyetler" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Sommluluk sigortalannda" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 112 nci maddesinden farklı olarak, yeni bir  hüküm eklenmesi nedeniyle, Tasarının 129 uncu maddesi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde kullanılan "sigorta ücretinin en aşağı yansım  tediyeye iştirak etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıya alınmamıştır. Böylece çalıştıran, çalıştırdığı kişi  yararına hukukî sommluluk sigortası yaptırmışsa, çalıştırılanın sigorta primlerinin en az yarısını  ödemesi koşulu kaldırılarak, sigortadan doğan hakların, doğmdan doğmya çalışana ait olması kabul  edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, Tasarının 129 uncu mad­ desinin ikinci fıkrasında, çalışana ödenecek sigorta tazminatının genel hükümlere göre ödenecek tazmi­ nattan indirilmesi öngörülmektedir. Böylece, borçlar hukukumuzda geçerli olan zarar görenin, zarar  verici olay nedeniyle elde ettiği yararların, uğradığı zararlardan indirilmesini ifade eden denkleştirme  (mahsup) ilkesi gözetilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Fıkra ile, diğer hukukî sommluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümlerinin saklı olduğu  belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 75 -
- 7 4 - Madde 128- 818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 128 inci maddesinde, üçüncü kişi yararına sözleşme düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Başkası  Lehine Şart / i. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "C. Üçüncü kişi yararına sözleşme /  I. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Üç fıkradan oluşan 818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesi, Tasarıda iki fıkra hâlinde  düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "üçüncü şahıs  lehine bir borç şart etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü  koydurmuşsa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 111 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "alacaklının  borçluyu ibraya hakkı kalmaz." şeklindeki ibare, "alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun  nitelik ve kapsamını da değiştiremez." şeklinde yazılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, 818 sayılı Borçlar Ka­ nununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 129- 818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 129 uncu maddesinde, başkasını çalıştıran kişinin, çalıştırdığı  kişiye karşı hukukî sommluluğunu sigorta ettirmesi durumunda, sigorta tazminatının kime ait olacağı  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Sigorta ile  temin edilmiş hukukî mesuliyetler" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Sommluluk sigortalannda" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 112 nci maddesinden farklı olarak, yeni bir  hüküm eklenmesi nedeniyle, Tasarının 129 uncu maddesi üç fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde kullanılan "sigorta ücretinin en aşağı yansım  tediyeye iştirak etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıya alınmamıştır. Böylece çalıştıran, çalıştırdığı kişi  yararına hukukî sommluluk sigortası yaptırmışsa, çalıştırılanın sigorta primlerinin en az yarısını  ödemesi koşulu kaldırılarak, sigortadan doğan hakların, doğmdan doğmya çalışana ait olması kabul  edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, Tasarının 129 uncu mad­ desinin ikinci fıkrasında, çalışana ödenecek sigorta tazminatının genel hükümlere göre ödenecek tazmi­ nattan indirilmesi öngörülmektedir. Böylece, borçlar hukukumuzda geçerli olan zarar görenin, zarar  verici olay nedeniyle elde ettiği yararların, uğradığı zararlardan indirilmesini ifade eden denkleştirme  (mahsup) ilkesi gözetilmiştir.  Maddenin üçüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 112 nci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Fıkra ile, diğer hukukî sommluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümlerinin saklı olduğu  belirtilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 5 - ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı  818 sayılı Borçlar Kanununda "Üçüncü Bap / Borçların sukutu" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "Üçüncü Bölüm / Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı" şekline dönüştürülmüştür.  Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 113 ve devamı maddelerinde, dar anlamda borçların sona  erme sebeplerinin düzenlendiği, buna karşılık Tasannın aşın ifa güçlüğüne ilişkin 137 nci maddesinde  geniş anlamda borcun, yani borç ilişkisinin sona erdirilmesinin de söz konusu olduğu göz önünde tu­ tularak, Tasarının Üçüncü Bölümünün başlığında buna uygun değişiklik yapılmıştır.  BİRİNCİ AYIRIM  Sona Erme Hâlleri  Tasarının 130 uncu maddesiyle başlayan Birinci Ayınmında "Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona  Erme Hâlleri" düzenlenmiştir.  Madde 130- 818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 130 uncu maddesinde, asıl borca bağlı hak ve borçlann sona ermesi  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borçların  Ferilerinin Sukutu" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kefalet ve re­ hin ve sair fer'î haklar dahi sakıt olur." şeklindeki ibare, Tasarıda "rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu  gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur." şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  olumluya çevrilmiş ve fıkra yeniden kaleme alınarak, "saklı tutma koşuhf'na açıklık kazandırılmıştır.  Buna göre, asıl borcun ifasını kabul eden alacaklının, faizleri ve ceza koşulunu isteyebilmesi için,  bu hakkını sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapacağı bir bildirimle saklı tutması veya durum ve  koşullardan bunu saklı tuttuğunun anlaşılması gerekir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 131- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. İbra" kenar başlıklı yeni bir  maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 131 inci maddesinde, ibra sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci mad­ desinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygula­ mada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir ek­ sikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 132- 818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 132 nci maddesinde, yenileme düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Tecdit / 1 . Umu­ miyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "C. Yenileme / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 76 -
- 7 5 - ÜÇÜNCÜ BÖLÜM  Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı  818 sayılı Borçlar Kanununda "Üçüncü Bap / Borçların sukutu" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "Üçüncü Bölüm / Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı" şekline dönüştürülmüştür.  Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 113 ve devamı maddelerinde, dar anlamda borçların sona  erme sebeplerinin düzenlendiği, buna karşılık Tasannın aşın ifa güçlüğüne ilişkin 137 nci maddesinde  geniş anlamda borcun, yani borç ilişkisinin sona erdirilmesinin de söz konusu olduğu göz önünde tu­ tularak, Tasarının Üçüncü Bölümünün başlığında buna uygun değişiklik yapılmıştır.  BİRİNCİ AYIRIM  Sona Erme Hâlleri  Tasarının 130 uncu maddesiyle başlayan Birinci Ayınmında "Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona  Erme Hâlleri" düzenlenmiştir.  Madde 130- 818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 130 uncu maddesinde, asıl borca bağlı hak ve borçlann sona ermesi  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borçların  Ferilerinin Sukutu" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kefalet ve re­ hin ve sair fer'î haklar dahi sakıt olur." şeklindeki ibare, Tasarıda "rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu  gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur." şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 113 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  olumluya çevrilmiş ve fıkra yeniden kaleme alınarak, "saklı tutma koşuhf'na açıklık kazandırılmıştır.  Buna göre, asıl borcun ifasını kabul eden alacaklının, faizleri ve ceza koşulunu isteyebilmesi için,  bu hakkını sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapacağı bir bildirimle saklı tutması veya durum ve  koşullardan bunu saklı tuttuğunun anlaşılması gerekir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 131- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. İbra" kenar başlıklı yeni bir  maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 131 inci maddesinde, ibra sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun kaynağını oluşturan İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci mad­ desinde ibra düzenlenmiştir. Borçlar Kanunumuza her nasılsa alınmayan ibranın, öğreti ve uygula­ mada borcu sona erdiren sebeplerden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Sistematik bir ek­ sikliği gidermek amacıyla, ibranın yeni bir madde olarak Tasarıya alınması uygun görülmüştür.  Madde 132- 818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 132 nci maddesinde, yenileme düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Tecdit / 1 . Umu­ miyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "C. Yenileme / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre: "Borcun tecdidi akit- ten vazıh surette anlaşılmak lâzımdır." Bu hüküm, Tasarıda "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona  erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin, "Bununla beraber, bu hükmün aksine dair  akdolunan mukaveleler muteberdir." şeklindeki ikinci fıkrasının son cümlesi hükmü ise, Tasan met­ nine alınmamıştır. Çünkü, Tasannın 132 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "tarafların açık  yenileme iradeleri olmadıkça" şeklindeki ibareyle, bu hüküm korunmuş olmaktadır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 133- 818 sayılı Borçlar Kanununun 115 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 133 üncü maddesinde, cari hesap ile yenileme arasındaki ilişki  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununu 115 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Cari hesap"  ifadesi, Tasarın 133 üncü maddesinde "II. Cari hesaplarda" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 134- 818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 134 üncü maddesinde, alacaklı ve borçlu sıfatlannın aynı kişide bir­ leşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Alacaklı ve  Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi" şeklindeki ibare, sona erme hâllerinin düzenlendiği Tasarının 130 ve  devamı maddelerinin kenar başlıklarında kısa sözcüklerin kullanıldığı göz önünde tutularak uyum­ luluğun sağlanması bakımından, Tasarıda kısaca "D. Birleşme" şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin birinci fıkrası tek cümleden oluştuğu hâlde,  Tasarıda aynı fıkraya, ikinci cümle olarak eklenen hüküm şöyledir: "Ancak, üçüncü kişilerin, alacak  üzerinde önceden mevcut olan haklan birleşmeden etkilenmez." Bu hükümle, birleşme sonucunda, borç  sona ereceği için, üçüncü kişilerin birleşmeden önce mevcut olan haklannm kaybı önlenmek istenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarıda "Birleşme, geçmişe  etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür." şeklinde değiştirilerek, hükme açıklık  kazandırılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 135- 818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 135 inci maddesinde, borcun ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. İfanın  Mümkün Olmaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "E. İfa imkânsızlığı / I. Genel olarak" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "haksız iktisaplara  müteallik hükümlere tevfikan" şeklindeki ibare, Tasanda "sebepsiz zenginleşme hükümleri uyannea"  şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 77 -
- 7 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre: "Borcun tecdidi akit- ten vazıh surette anlaşılmak lâzımdır." Bu hüküm, Tasarıda "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona  erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 114 üncü maddesinin, "Bununla beraber, bu hükmün aksine dair  akdolunan mukaveleler muteberdir." şeklindeki ikinci fıkrasının son cümlesi hükmü ise, Tasan met­ nine alınmamıştır. Çünkü, Tasannın 132 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "tarafların açık  yenileme iradeleri olmadıkça" şeklindeki ibareyle, bu hüküm korunmuş olmaktadır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 133- 818 sayılı Borçlar Kanununun 115 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 133 üncü maddesinde, cari hesap ile yenileme arasındaki ilişki  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununu 115 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Cari hesap"  ifadesi, Tasarın 133 üncü maddesinde "II. Cari hesaplarda" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 134- 818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 134 üncü maddesinde, alacaklı ve borçlu sıfatlannın aynı kişide bir­ leşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Alacaklı ve  Borçlu Sıfatlarının Birleşmesi" şeklindeki ibare, sona erme hâllerinin düzenlendiği Tasarının 130 ve  devamı maddelerinin kenar başlıklarında kısa sözcüklerin kullanıldığı göz önünde tutularak uyum­ luluğun sağlanması bakımından, Tasarıda kısaca "D. Birleşme" şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin birinci fıkrası tek cümleden oluştuğu hâlde,  Tasarıda aynı fıkraya, ikinci cümle olarak eklenen hüküm şöyledir: "Ancak, üçüncü kişilerin, alacak  üzerinde önceden mevcut olan haklan birleşmeden etkilenmez." Bu hükümle, birleşme sonucunda, borç  sona ereceği için, üçüncü kişilerin birleşmeden önce mevcut olan haklannm kaybı önlenmek istenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 116 nci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarıda "Birleşme, geçmişe  etkili olarak ortadan kalkarsa, borç varlığını sürdürür." şeklinde değiştirilerek, hükme açıklık  kazandırılmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 135- 818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 135 inci maddesinde, borcun ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. İfanın  Mümkün Olmaması" şeklindeki ibare, Tasarıda "E. İfa imkânsızlığı / I. Genel olarak" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "haksız iktisaplara  müteallik hükümlere tevfikan" şeklindeki ibare, Tasanda "sebepsiz zenginleşme hükümleri uyannea"  şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 117 nci maddesi, Tasarının 135 inci maddesinin  birinci ve ikinci fıkralanna alınmış ve maddeye bir üçüncü fıkra eklenmiştir. Bu yeni hükümle, ifanın  imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmeyen ve zararın artmaması için gerekli önlemleri  almayan borçlu, bundan doğan zararları gidermekle yükümlü tutulmuştur. Bu düzenleme dürüstlük  kurallarının bir gereği olarak yapılmıştır.  Madde 136- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Kısmî ifa imkânsızlığı" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 136 ncı maddesinde, kısmî ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinde borcu sona erdiren sebepler arasında sadece  tam imkânsızlığın düzenlenmesi nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının  ayrı bir maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.  Tasannın 136 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, borcun ifasının borçlunun sorumlu tu­ tulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşması durumunda borçlunun, borcunun sadece ifası imkân- sızlaşan kısmından kurtulacağı kuralı öngörülmektedir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde, bu kuralın istis­ nasına yer verilmektedir. Buna göre, taraflann bu kısmî ifa imkânsızlığını önceden öngörebilselerdi, böyle  bir sözleşme yapmayacakları açıkça anlaşılırsa, borcun tamamının sona ereceği kabul edilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde ise, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın  borcunun ifasının kısmen imkânsızlaşması durumunda, alacaklının kısmî ifaya razı olması koşuluyla,  karşı edimin de o oranda ifa edileceği öngörülmektedir. Yine aynı fıkranın son cümlesine göre ala­ caklı, bu durumda kısmî ifaya razı olmazsa veya karşı edim bölünemez nitelikte olursa, tam imkân­ sızlık hükümleri uygulanır.  Madde 137- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Aşırı ifa güçlüğü" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 137 nci maddesinde, aşırı ifa güçlüğü düzenlenmektedir.  Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istis­ nalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından  farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci mad­ desinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da  dönme hakkının kullanılması, Tasarının 137 nci maddesinde belirtilen şu dört koşulun birlikte  gerçekleşmesine bağlıdır:  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen  olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini  dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını  saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.  Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni  koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir;  sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 78 -
- 7 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 117 nci maddesi, Tasarının 135 inci maddesinin  birinci ve ikinci fıkralanna alınmış ve maddeye bir üçüncü fıkra eklenmiştir. Bu yeni hükümle, ifanın  imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmeyen ve zararın artmaması için gerekli önlemleri  almayan borçlu, bundan doğan zararları gidermekle yükümlü tutulmuştur. Bu düzenleme dürüstlük  kurallarının bir gereği olarak yapılmıştır.  Madde 136- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Kısmî ifa imkânsızlığı" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 136 ncı maddesinde, kısmî ifa imkânsızlığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 117 nci maddesinde borcu sona erdiren sebepler arasında sadece  tam imkânsızlığın düzenlenmesi nedeniyle, borcun ifasının kısmen imkânsızlaşmasının sonuçlarının  ayrı bir maddede düzenlenmesi zorunlu görülmüştür.  Tasannın 136 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, borcun ifasının borçlunun sorumlu tu­ tulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşması durumunda borçlunun, borcunun sadece ifası imkân- sızlaşan kısmından kurtulacağı kuralı öngörülmektedir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde, bu kuralın istis­ nasına yer verilmektedir. Buna göre, taraflann bu kısmî ifa imkânsızlığını önceden öngörebilselerdi, böyle  bir sözleşme yapmayacakları açıkça anlaşılırsa, borcun tamamının sona ereceği kabul edilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde ise, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın  borcunun ifasının kısmen imkânsızlaşması durumunda, alacaklının kısmî ifaya razı olması koşuluyla,  karşı edimin de o oranda ifa edileceği öngörülmektedir. Yine aynı fıkranın son cümlesine göre ala­ caklı, bu durumda kısmî ifaya razı olmazsa veya karşı edim bölünemez nitelikte olursa, tam imkân­ sızlık hükümleri uygulanır.  Madde 137- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Aşırı ifa güçlüğü" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 137 nci maddesinde, aşırı ifa güçlüğü düzenlenmektedir.  Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istis­ nalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından  farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2 nci mad­ desinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da  dönme hakkının kullanılması, Tasarının 137 nci maddesinde belirtilen şu dört koşulun birlikte  gerçekleşmesine bağlıdır:  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen  olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır.  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini  dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını  saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.  Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni  koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir;  sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 8 - Madde 138- 818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 138 inci maddesinde, takas düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Takas / 1 . Şart­ ları / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "F. Takas / I. Koşullan / 1 . Genel olarak"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "yekdiğerine mü­ masil başka malları" şeklindeki ibare, Tasarıda "özdeş diğer edimleri" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 139- 818 sayılı Borçlar Kanununun 119 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 139 uncu maddesinde, asıl borçlunun alacaklıya karşı takas ileri  sürme hakkı bulunduğu sürece, kefilin de ifadan kaçınabileceği düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 140- 818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 140 ıncı maddesinde, üçüncü kişi yararına borçlanan kişinin, kendi  borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan herhangi bir alacağını takas edemeyeceği öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Üçüncü şahıs  lehine taahhüt hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde" olarak  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 141- 818 sayılı Borçlar Kanununun 121 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 141 inci maddesinde, borçlunun iflâsı hâlinde takas düzenlen­ mektedir.  Maddede, Tasannın 138 inci maddesinde öngörülen koşullardan muacceliyetin aranmayacağı bir  durum düzenlenmektedir. Böylece, takasın koşullarına ilişkin bir istisnaya yer verilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 142- 818 sayılı Borçlar Kanununun 122 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 142 nci maddesinde, takasın hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 122 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları,  birbiriyle bağlantılı iki konuya ilişkin olması nedeniyle, Tasarıda tek fıkrada birleştirildiği için  madde iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 143- 818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 143 üncü maddesinde, alacaklının rızasıyla takas  edilebilir alacaklar düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 79 -
- 7 8 - Madde 138- 818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 138 inci maddesinde, takas düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Takas / 1 . Şart­ ları / 1. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "F. Takas / I. Koşullan / 1 . Genel olarak"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 118 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "yekdiğerine mü­ masil başka malları" şeklindeki ibare, Tasarıda "özdeş diğer edimleri" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 139- 818 sayılı Borçlar Kanununun 119 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 139 uncu maddesinde, asıl borçlunun alacaklıya karşı takas ileri  sürme hakkı bulunduğu sürece, kefilin de ifadan kaçınabileceği düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 140- 818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 140 ıncı maddesinde, üçüncü kişi yararına borçlanan kişinin, kendi  borcu ile sözleşmenin diğer tarafından olan herhangi bir alacağını takas edemeyeceği öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 120 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Üçüncü şahıs  lehine taahhüt hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde" olarak  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 141- 818 sayılı Borçlar Kanununun 121 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 141 inci maddesinde, borçlunun iflâsı hâlinde takas düzenlen­ mektedir.  Maddede, Tasannın 138 inci maddesinde öngörülen koşullardan muacceliyetin aranmayacağı bir  durum düzenlenmektedir. Böylece, takasın koşullarına ilişkin bir istisnaya yer verilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 142- 818 sayılı Borçlar Kanununun 122 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 142 nci maddesinde, takasın hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun üç fıkradan oluşan 122 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları,  birbiriyle bağlantılı iki konuya ilişkin olması nedeniyle, Tasarıda tek fıkrada birleştirildiği için  madde iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 143- 818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı üç bentten oluşan 143 üncü maddesinde, alacaklının rızasıyla takas  edilebilir alacaklar düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 7 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Takası ka­ bil olmayan alacaklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacak­ lar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin başlangıcında kullanılan "takas ile ıskat edile­ mez." şeklindeki olumsuz ifade yerine, Tasanda "takas edilebilir." şeklinde ve olumlu ifade kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin (1) numaralı bendi, Tasarıda iki bent  hâlinde düzenlenmiş; 818 sayılı Borçlar Kanununun kamu hukuku tüzel kişilerinin borçlularının, bu  tüzel kişilerden olan alacaklarını, ancak onların nzası ile takas edebileceklerine ilişkin aynı maddenin  üçüncü bendi hükmü, yerinde olmadığı düşüncesiyle Tasan metnine alınmamıştır.  Madde 144- 818 sayılı Borçlar Kanununun 124 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 144 üncü maddesinde, borçlunun takas hakkından önceden de  feragat edebileceği düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Zamanaşımı  Tasarının 145 inci maddesiyle başlayan İkinci Ayırımında, zamanaşımı düzenlenmiştir.  Madde 145- 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 145 inci maddesinde, on yıllık genel zamanaşımı süresi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Müruruza­ man / 1 . Müddetler / 1 . On senelik müruruzaman" şeklindeki ibareler, Tasarının "İkinci Ayırım / Za­ manaşımı" şeklindeki üst başlığı altındaki 145 inci maddesinde, "A. Süreler / I. On yıllık za­ manaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinde kullanılan "her dava" şeklindeki ibare,  Tasarıda "her alacak" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 146- 818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı altı bentten oluşan 146 nci maddesinde, beş yıllık zamanaşımı  süresinin uygulanacağı hâller düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Beş senelik  müruruzaman" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Beş yıllık zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin (1) numaralı bendinde kullanılan "Alelumum  kiralar" ibaresi, Tasanda "Kira bedelleri" şeklinde; maddenin aynı bendinde kullanılan "muayyen za­ manlarda meşrut aidat" şeklindeki ibare ise, Tasarıda ".. .ücret gibi diğer dönemsel edimler" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin (2) numaralı bendi, Tasarıda "2. Otel, mo­ tel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme  içme bedelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 80 -
- 7 9 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Takası ka­ bil olmayan alacaklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacak­ lar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin başlangıcında kullanılan "takas ile ıskat edile­ mez." şeklindeki olumsuz ifade yerine, Tasanda "takas edilebilir." şeklinde ve olumlu ifade kullanılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 123 üncü maddesinin (1) numaralı bendi, Tasarıda iki bent  hâlinde düzenlenmiş; 818 sayılı Borçlar Kanununun kamu hukuku tüzel kişilerinin borçlularının, bu  tüzel kişilerden olan alacaklarını, ancak onların nzası ile takas edebileceklerine ilişkin aynı maddenin  üçüncü bendi hükmü, yerinde olmadığı düşüncesiyle Tasan metnine alınmamıştır.  Madde 144- 818 sayılı Borçlar Kanununun 124 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 144 üncü maddesinde, borçlunun takas hakkından önceden de  feragat edebileceği düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Zamanaşımı  Tasarının 145 inci maddesiyle başlayan İkinci Ayırımında, zamanaşımı düzenlenmiştir.  Madde 145- 818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 145 inci maddesinde, on yıllık genel zamanaşımı süresi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "F. Müruruza­ man / 1 . Müddetler / 1 . On senelik müruruzaman" şeklindeki ibareler, Tasarının "İkinci Ayırım / Za­ manaşımı" şeklindeki üst başlığı altındaki 145 inci maddesinde, "A. Süreler / I. On yıllık za­ manaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 125 inci maddesinde kullanılan "her dava" şeklindeki ibare,  Tasarıda "her alacak" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 146- 818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı altı bentten oluşan 146 nci maddesinde, beş yıllık zamanaşımı  süresinin uygulanacağı hâller düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Beş senelik  müruruzaman" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Beş yıllık zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin (1) numaralı bendinde kullanılan "Alelumum  kiralar" ibaresi, Tasanda "Kira bedelleri" şeklinde; maddenin aynı bendinde kullanılan "muayyen za­ manlarda meşrut aidat" şeklindeki ibare ise, Tasarıda ".. .ücret gibi diğer dönemsel edimler" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 nci maddesinin (2) numaralı bendi, Tasarıda "2. Otel, mo­ tel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme  içme bedelleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (3) numaralı bendi, Tasarıda "3 . Küçük sanat  işleri ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar" şeklinde kaleme alınmış; aynı maddenin  (3) numaralı bendinde kullanılan "noterlerin meslekî hizmetleri karşılığı, başkalarının maiyetinde  çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin, yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkın­ daki davalar" şeklindeki ibareler, Tasarı metnine alınmamıştır. Gerçekten, kamu hizmeti yapmakta  olan noterlerin, meslekî hizmetleri karşılığında hak ettikleri ücretleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu  hükümleri çerçevesinde, genellikle peşin olarak tahsil edip ödeme makbuzlarını düzenledikleri göz  önünde tutulursa, özel hukuk hükümlerine tâbi gerçek ve tüzel kişilerin, birbirlerinden olan alacak­ ları için öngörülen zamanaşımı süresine ilişkin maddede, noter ücretlerinin zamanaşımının düzen­ lenmesi gereksiz görülmüştür. Hizmet sözleşmesi hükümlerine göre çalışanların "dönemsel edimler"  niteliğindeki ücret alacakları, Tasarının 146 ncı maddesinin (1) numaralı bendinin kapsamına girdiği  için, (3) numaralı bendinde yeniden düzenlenmemiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde düzenlenen hâller,  Tasarının 146 ncı maddesinin (4), (5) ve (6) numaralı bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde kullanılan "ticarî ol­ sun olmasın, bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bu­ lunan bütün davalar ile bir şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplarıyla şirket veya ortaklar arasın­ daki dâvalar" şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde "Bir ortaklıkta,  ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir or­ taklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan "vekâlet  akdinden, komisyon acentelik mukavelesinden, ticarî tellaklık ücreti davası hariç, tellallık akdinden  doğan bütün davalar" şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (5) numaralı bendinde "Vekâlet,  komisyon ve acentelik sözleşmelerinden, ticarî simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık  sözleşmesinden doğan alacaklar" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde kullanılan "müteah­ hidin kasıt veya ağır kuşum ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı  malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç ol­ mak üzere, istisna akdinden doğan bütün davalar" şeklindeki ibare de, Tasarının 146 ncı maddesinin  (6) numaralı bendinde "Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa et­ memesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar." şekline dönüştürülmüştür. Bu hüküm uyannca,  yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla (yani kasten ya da ağır ihmaliyle) hiç ya da gereği gibi  ifa etmemesi dummunda, eserin taşınır veya taşınmaz eser niteliğine bakılmaksızın, sözleşmeden  doğan alacaklar, Tasarının 145 inci maddesinde öngörülen on yıllık genel zamanaşımına tâbi olacaktır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde söz konusu edilen "bil­ hassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak  davalar"ın tâbi olduğu zamanaşımı, Tasarının 478 inci maddesinde yeniden düzenlendiği için, (6) nu­ maralı bende alınmamıştır.  Madde 147- 818 sayılı Borçlar Kanununun 127 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 147 nci maddesinde, Tasarının İkinci Ayırımında belirlenen za­ manaşımı sürelerinin, sözleşmeyle değiştirilemeyeceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 81 -
- 8 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (3) numaralı bendi, Tasarıda "3 . Küçük sanat  işleri ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar" şeklinde kaleme alınmış; aynı maddenin  (3) numaralı bendinde kullanılan "noterlerin meslekî hizmetleri karşılığı, başkalarının maiyetinde  çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin, yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkın­ daki davalar" şeklindeki ibareler, Tasarı metnine alınmamıştır. Gerçekten, kamu hizmeti yapmakta  olan noterlerin, meslekî hizmetleri karşılığında hak ettikleri ücretleri, 1512 sayılı Noterlik Kanunu  hükümleri çerçevesinde, genellikle peşin olarak tahsil edip ödeme makbuzlarını düzenledikleri göz  önünde tutulursa, özel hukuk hükümlerine tâbi gerçek ve tüzel kişilerin, birbirlerinden olan alacak­ ları için öngörülen zamanaşımı süresine ilişkin maddede, noter ücretlerinin zamanaşımının düzen­ lenmesi gereksiz görülmüştür. Hizmet sözleşmesi hükümlerine göre çalışanların "dönemsel edimler"  niteliğindeki ücret alacakları, Tasarının 146 ncı maddesinin (1) numaralı bendinin kapsamına girdiği  için, (3) numaralı bendinde yeniden düzenlenmemiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde düzenlenen hâller,  Tasarının 146 ncı maddesinin (4), (5) ve (6) numaralı bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde kullanılan "ticarî ol­ sun olmasın, bir şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bu­ lunan bütün davalar ile bir şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplarıyla şirket veya ortaklar arasın­ daki dâvalar" şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde "Bir ortaklıkta,  ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir or­ taklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan "vekâlet  akdinden, komisyon acentelik mukavelesinden, ticarî tellaklık ücreti davası hariç, tellallık akdinden  doğan bütün davalar" şeklindeki ibare, Tasarının 146 ncı maddesinin (5) numaralı bendinde "Vekâlet,  komisyon ve acentelik sözleşmelerinden, ticarî simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık  sözleşmesinden doğan alacaklar" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde kullanılan "müteah­ hidin kasıt veya ağır kuşum ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı  malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak davalar hariç ol­ mak üzere, istisna akdinden doğan bütün davalar" şeklindeki ibare de, Tasarının 146 ncı maddesinin  (6) numaralı bendinde "Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa et­ memesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar." şekline dönüştürülmüştür. Bu hüküm uyannca,  yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla (yani kasten ya da ağır ihmaliyle) hiç ya da gereği gibi  ifa etmemesi dummunda, eserin taşınır veya taşınmaz eser niteliğine bakılmaksızın, sözleşmeden  doğan alacaklar, Tasarının 145 inci maddesinde öngörülen on yıllık genel zamanaşımına tâbi olacaktır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 126 ncı maddesinin (4) numaralı bendinde söz konusu edilen "bil­ hassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak  davalar"ın tâbi olduğu zamanaşımı, Tasarının 478 inci maddesinde yeniden düzenlendiği için, (6) nu­ maralı bende alınmamıştır.  Madde 147- 818 sayılı Borçlar Kanununun 127 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 147 nci maddesinde, Tasarının İkinci Ayırımında belirlenen za­ manaşımı sürelerinin, sözleşmeyle değiştirilemeyeceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 127 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Müruru zaman  müddetlerinin katiyeti" şeklindeki ibare, Tasanda "III. Sürelerin kesinliği" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 148- 818 sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 148 inci maddesinde, zamanaşımının başlangıcı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Müruru za­ manın başlangıcı / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "IV. Zamanaşımının başlangıcı /  1. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 128 inci maddesi, daha kolay anlaşılmasını  sağlamak amacıyla Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 149- 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 149 uncu maddesinde, dönemsel edimlerde zamanaşımı düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Muayyen  zamanlarda verilen ivazlarda" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Dönemsel edimlerde" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede, dönemsel edimlerde zamanaşımının başlangıcı ile alacağın tamamının zamanaşımına  uğramasının, henüz ifa edilmemiş dönemsel edimler üzerindeki sonucu açıklanmaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin birinci  fıkrasında kullanılan "Kaydı hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair şey­ lerin. . ." şeklindeki ibare yerine, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, daha geniş bir terim  olan "Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde..." şeklindeki ibarenin kullanılması ter­ cih edilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan  "...müruruzaman ilk tediye edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesbettiği günden başlar."  şeklindeki ibare, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, "zamanaşımı ifa edilmemiş ilk  dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "mütedahil tak­ sitler" şeklindeki ibare, Tasarıda "ifa edilmemiş dönemsel edimler" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 150- 818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 150 nci maddesinde, zamanaşımı sürelerinin hesaplanması düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "5 . Müddetlerin  hesabı" şeklindeki ibare, Tasanda "V. Sürelerin hesaplanması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müddetin son  günü kullanılmaksızın geçtiği" şeklindeki ibare, daha açık hâle getirilerek, "sürenin son günü de hak  kullanılmaksızın geçince" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 82 -
- 8 1 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 127 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Müruru zaman  müddetlerinin katiyeti" şeklindeki ibare, Tasanda "III. Sürelerin kesinliği" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 148- 818 sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 148 inci maddesinde, zamanaşımının başlangıcı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 128 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Müruru za­ manın başlangıcı / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasanda "IV. Zamanaşımının başlangıcı /  1. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 128 inci maddesi, daha kolay anlaşılmasını  sağlamak amacıyla Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 149- 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 149 uncu maddesinde, dönemsel edimlerde zamanaşımı düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Muayyen  zamanlarda verilen ivazlarda" şeklindeki ibare, Tasanda "2. Dönemsel edimlerde" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede, dönemsel edimlerde zamanaşımının başlangıcı ile alacağın tamamının zamanaşımına  uğramasının, henüz ifa edilmemiş dönemsel edimler üzerindeki sonucu açıklanmaktadır.  Maddenin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin birinci  fıkrasında kullanılan "Kaydı hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair şey­ lerin. . ." şeklindeki ibare yerine, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, daha geniş bir terim  olan "Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde..." şeklindeki ibarenin kullanılması ter­ cih edilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan  "...müruruzaman ilk tediye edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesbettiği günden başlar."  şeklindeki ibare, Tasarının 149 uncu maddesinin birinci fıkrasında, "zamanaşımı ifa edilmemiş ilk  dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar." şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 129 uncu maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "mütedahil tak­ sitler" şeklindeki ibare, Tasarıda "ifa edilmemiş dönemsel edimler" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 150- 818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 150 nci maddesinde, zamanaşımı sürelerinin hesaplanması düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "5 . Müddetlerin  hesabı" şeklindeki ibare, Tasanda "V. Sürelerin hesaplanması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 130 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müddetin son  günü kullanılmaksızın geçtiği" şeklindeki ibare, daha açık hâle getirilerek, "sürenin son günü de hak  kullanılmaksızın geçince" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 2 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 151- 818 sayılı Borçlar Kanununun 131 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 151 inci maddesinde, bağlı alacaklarda zamanaşımı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 131 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Feriler  hakkında müruru zaman" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 152- 818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 152 nci maddesinde, zamanaşımının durması ve durma sebepleri  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Müruru za­ manın cereyanına mani olan ve müruru zamanı tatil eden sebepler" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Za­ manaşımının durması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin (2) numaralı bendinde "Vesayet devam ettiği  müddetçe vesayet altında bulunanların vasi veya Sulh Hâkimi ve Mahkemei Asliye Hâkimleri zim­ metinde olan alacakları hakkında." ifadesi kullanıldığı hâlde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun  467 nci ve 468 inci maddelerinde yapılan yeni düzenlemeye uygun olarak, Tasarının 152 nci mad­ desinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde "Vesayet süresince vesayet altında bulunanlann vasi­ den veya vesayet işlemleri nedeniyle Devletten olan alacakları için" şeklinde bir ifadenin kullanıl­ ması zorunlu görülmüştür. Gerçekten, Türk Medenî Kanununun belirtilen maddeleri uyarınca, vesayet  altında bulunanlann, dolayısıyla Tasannın 152 nci maddesinin (2) numaralı bendi anlamında alacaklı  olanların, bu alacaklarının, vesayet işlemlerinden doğması gerekmektedir. Ayrıca, vesayet makam­ larının sebep oldukları zararlardan Devletin doğrudan doğruya (birinci derecede) sorumluluğunun  kabul edilmiş olması, açıklanan ifade değişikliğinin yapılması sonucunu doğurmuştur.  Maddenin birinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinde yer verilmeyen  (7) numaralı bent eklenmiştir. Buna göre, alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesi, ileride  geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı takdirde, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek süre içinde  de zamanaşımı duracaktır. Çünkü, Tasarının 134 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, birleşmenin  geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, borcun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.  Madde 153- 818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı iki bentten oluşan 153 üncü maddesinde, zamanaşımının kesilmesi  ve kesilme sebepleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Müruru za­ manın kat'ı / 1. Katı sebepleri" şeklindeki ibare, Tasarıda, "D. Zamanaşımının kesilmesi / 1 . Sebep­ leri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin (1) numaralı bendinde kullanılan ". . .mah­ suben bir miktar para" şeklindeki ibare, Tasarının 153 üncü maddesinin (1) numaralı bendinde  "...kısmen ifada bulunmuşsa" şeklinde ifade edilmiştir. Ancak, burada Tasarının 83 üncü mad­ desinin ikinci fıkrası anlamında bir kısmen ifanın söz konusu olduğu göz önünde tutulmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 83 -
- 8 2 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 151- 818 sayılı Borçlar Kanununun 131 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 151 inci maddesinde, bağlı alacaklarda zamanaşımı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 131 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Feriler  hakkında müruru zaman" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 152- 818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 152 nci maddesinde, zamanaşımının durması ve durma sebepleri  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Müruru za­ manın cereyanına mani olan ve müruru zamanı tatil eden sebepler" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Za­ manaşımının durması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinin (2) numaralı bendinde "Vesayet devam ettiği  müddetçe vesayet altında bulunanların vasi veya Sulh Hâkimi ve Mahkemei Asliye Hâkimleri zim­ metinde olan alacakları hakkında." ifadesi kullanıldığı hâlde, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun  467 nci ve 468 inci maddelerinde yapılan yeni düzenlemeye uygun olarak, Tasarının 152 nci mad­ desinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde "Vesayet süresince vesayet altında bulunanlann vasi­ den veya vesayet işlemleri nedeniyle Devletten olan alacakları için" şeklinde bir ifadenin kullanıl­ ması zorunlu görülmüştür. Gerçekten, Türk Medenî Kanununun belirtilen maddeleri uyarınca, vesayet  altında bulunanlann, dolayısıyla Tasannın 152 nci maddesinin (2) numaralı bendi anlamında alacaklı  olanların, bu alacaklarının, vesayet işlemlerinden doğması gerekmektedir. Ayrıca, vesayet makam­ larının sebep oldukları zararlardan Devletin doğrudan doğruya (birinci derecede) sorumluluğunun  kabul edilmiş olması, açıklanan ifade değişikliğinin yapılması sonucunu doğurmuştur.  Maddenin birinci fıkrasına, 818 sayılı Borçlar Kanununun 132 nci maddesinde yer verilmeyen  (7) numaralı bent eklenmiştir. Buna göre, alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesi, ileride  geçmişe etkili olarak ortadan kalktığı takdirde, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek süre içinde  de zamanaşımı duracaktır. Çünkü, Tasarının 134 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, birleşmenin  geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, borcun varlığını sürdüreceği kabul edilmiştir.  Madde 153- 818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkraya bağlı iki bentten oluşan 153 üncü maddesinde, zamanaşımının kesilmesi  ve kesilme sebepleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Müruru za­ manın kat'ı / 1. Katı sebepleri" şeklindeki ibare, Tasarıda, "D. Zamanaşımının kesilmesi / 1 . Sebep­ leri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 133 üncü maddesinin (1) numaralı bendinde kullanılan ". . .mah­ suben bir miktar para" şeklindeki ibare, Tasarının 153 üncü maddesinin (1) numaralı bendinde  "...kısmen ifada bulunmuşsa" şeklinde ifade edilmiştir. Ancak, burada Tasarının 83 üncü mad­ desinin ikinci fıkrası anlamında bir kısmen ifanın söz konusu olduğu göz önünde tutulmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 3 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 154- 818 sayılı Borçlar Kanununun 134 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 154 üncü maddesinde, zamanaşımının kesilmesinin birlikte borçlu­ lara etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 134 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borçlulara  karşı kat'ın neticeleri" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Birlikte borçlulara etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 155- 818 sayılı Borçlar Kanununun 135 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 155 inci maddesinde, borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması  durumunda, yeni zamanaşımının işlemeye başlaması ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 135 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Yeni müd­ detin mebdei / a. İkrar ve hüküm hâlinde" şeklindeki ibareler, Tasarıda "III. Yeni sürenin başlaması /  1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması durumunda" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 156- 818 sayılı Borçlar Kanununun 136 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 156 nci maddesinde, alacaklının dava açması, def i ileri sürmesi,  icra takibi yapması ve iflâs masasına başvurması şeklindeki fiillerinden biriyle zamanaşımının ke­ silmesi dummunda, yeni zamanaşımı süresinin hangi anda başlayacağı düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 157- 818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 157 nci maddesinde, bir alacaklı tarafından açılan davanın,  yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle reddedilmesi ve bu arada zamanaşımı süresinin dolması dum­ munda, alacaklıya, borçluya karşı olan haklarını kullanabilmesi için tanınan ek süre düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Davanın reddi  hâlinde munzam müddet" şeklindeki ibare, Tasanda "E. Davanın reddinde ek süre" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin sonunda kullanılan "altmış günlük munzam  bir müddetten istifade eder." şeklindeki ibare, Tasarıda "altmış günlük ek süre işlemeye başlar." şek­ line dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 158- 818 sayılı Borçlar Kanununun 138 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 158 inci maddesinde, taşınır rehniyle güvenceye bağlanmanın, ala­ cağın tâbi olduğu zamanaşımına etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 138 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Menkul rehni  ile temin edilmiş alacak hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlan­ mış alacakta" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 84 -
- 8 3 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 154- 818 sayılı Borçlar Kanununun 134 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 154 üncü maddesinde, zamanaşımının kesilmesinin birlikte borçlu­ lara etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 134 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Borçlulara  karşı kat'ın neticeleri" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Birlikte borçlulara etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 155- 818 sayılı Borçlar Kanununun 135 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 155 inci maddesinde, borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması  durumunda, yeni zamanaşımının işlemeye başlaması ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 135 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Yeni müd­ detin mebdei / a. İkrar ve hüküm hâlinde" şeklindeki ibareler, Tasarıda "III. Yeni sürenin başlaması /  1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması durumunda" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 156- 818 sayılı Borçlar Kanununun 136 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 156 nci maddesinde, alacaklının dava açması, def i ileri sürmesi,  icra takibi yapması ve iflâs masasına başvurması şeklindeki fiillerinden biriyle zamanaşımının ke­ silmesi dummunda, yeni zamanaşımı süresinin hangi anda başlayacağı düzenlenmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 157- 818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 157 nci maddesinde, bir alacaklı tarafından açılan davanın,  yetkisizlik veya görevsizlik nedeniyle reddedilmesi ve bu arada zamanaşımı süresinin dolması dum­ munda, alacaklıya, borçluya karşı olan haklarını kullanabilmesi için tanınan ek süre düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Davanın reddi  hâlinde munzam müddet" şeklindeki ibare, Tasanda "E. Davanın reddinde ek süre" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinin sonunda kullanılan "altmış günlük munzam  bir müddetten istifade eder." şeklindeki ibare, Tasarıda "altmış günlük ek süre işlemeye başlar." şek­ line dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 158- 818 sayılı Borçlar Kanununun 138 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 158 inci maddesinde, taşınır rehniyle güvenceye bağlanmanın, ala­ cağın tâbi olduğu zamanaşımına etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 138 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Menkul rehni  ile temin edilmiş alacak hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlan­ mış alacakta" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 4 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 159- 818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın dört fıkradan oluşan 159 uncu maddesinde, zamanaşımından feragat düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Müruru  zamandan feragat" şeklindeki ibare, Tasarıda "G. Zamanaşımından feragat" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağla­ mak amacıyla, Tasannın 159 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralannda ayn ayn düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "...feragat  batıldır." şeklindeki ibare yerine, Tasarının 159 uncu maddesinin birinci fıkrasında ".. .feragat edile­ mez." şeklindeki ibare kullanılmıştır. Bunun sebebi, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmekten  önceden feragat etmesi durumunda, Tasarının 27 nci maddesi anlamında, kanunun emredici nitelik­ teki bir hükmüne aykırılığın söz konusu olmasıdır. Bu durumda uygulanacak yaptırımın, aynı mad­ denin birinci fıkrası uyarınca kesin hükümsüzlükten ibaret olduğunda bir duraksama yoktur. Bundan  dolayı, emredici nitelikteki bir kanun hükmüne aykırılığın söz konusu olduğu her durumda, kesin  hükümsüzlük yaptırımının tekrar edilmesine gerek görülmemiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 160- 818 sayılı Borçlar Kanununun 140 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 160 ıncı maddesinde, zamanaşımının ileri sürülmesi düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 140 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "VIII. Müruru  zamanın dermeyanı lüzumu" şeklindeki ibare, Tasarıda "H. İleri sürülmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Özel Durumlar  818 sayılı Borçlar Kanununda, "Dördüncü Bap / Borçların nevileri" şeklindeki üst başlık,  Tasarıda "Dördüncü Bölüm / Borç İlişkilerinde Özel Durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Teselsül  818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Müteselsil borçlar"  şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Birinci Ayırım / Teselsül" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 161- 818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 161 inci maddesinde, müteselsil borçluluğun doğuşu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borçlular  Arasında Teselsül / 1 . Şartlan" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Müteselsil borçluluk / 1 . Doğuşu"  şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 85 -
- 8 4 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 159- 818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın dört fıkradan oluşan 159 uncu maddesinde, zamanaşımından feragat düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Müruru  zamandan feragat" şeklindeki ibare, Tasarıda "G. Zamanaşımından feragat" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağla­ mak amacıyla, Tasannın 159 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralannda ayn ayn düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 139 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "...feragat  batıldır." şeklindeki ibare yerine, Tasarının 159 uncu maddesinin birinci fıkrasında ".. .feragat edile­ mez." şeklindeki ibare kullanılmıştır. Bunun sebebi, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürmekten  önceden feragat etmesi durumunda, Tasarının 27 nci maddesi anlamında, kanunun emredici nitelik­ teki bir hükmüne aykırılığın söz konusu olmasıdır. Bu durumda uygulanacak yaptırımın, aynı mad­ denin birinci fıkrası uyarınca kesin hükümsüzlükten ibaret olduğunda bir duraksama yoktur. Bundan  dolayı, emredici nitelikteki bir kanun hükmüne aykırılığın söz konusu olduğu her durumda, kesin  hükümsüzlük yaptırımının tekrar edilmesine gerek görülmemiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 160- 818 sayılı Borçlar Kanununun 140 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 160 ıncı maddesinde, zamanaşımının ileri sürülmesi düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 140 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "VIII. Müruru  zamanın dermeyanı lüzumu" şeklindeki ibare, Tasarıda "H. İleri sürülmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  DÖRDÜNCÜ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Özel Durumlar  818 sayılı Borçlar Kanununda, "Dördüncü Bap / Borçların nevileri" şeklindeki üst başlık,  Tasarıda "Dördüncü Bölüm / Borç İlişkilerinde Özel Durumlar" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Teselsül  818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Müteselsil borçlar"  şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Birinci Ayırım / Teselsül" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 161- 818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 161 inci maddesinde, müteselsil borçluluğun doğuşu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 141 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Borçlular  Arasında Teselsül / 1 . Şartlan" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Müteselsil borçluluk / 1 . Doğuşu"  şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 5 - Mctninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 162- 818 sayılı Borçlar Kanununun 142 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 162 nci maddesinde, müteselsil borçluların, alacaklıya karşı so­ rumlulukları ile bu sorumluluğun devam edeceği süre düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 142 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Alacaklı ve  borçlu arasındaki münasebet / 1 . Hükümleri / a. Müşterek borçluların mesuliyeti" şeklindeki ibareler,  Tasarıda "II. Dış ilişki / 1. Hükümleri / a. Borçluların sorumluluğu" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 163- 818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 163 üncü maddesinde, müteselsil borçluların savunmaları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Müşterek  borçlulara ait def iler" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Borçluların savunmaları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 143 üncü maddesinde iki ayrı konunun  düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 164- 818 sayılı Borçlar Kanununun 144 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 164 üncü maddesinde, borçluların bireysel davranışlarının diğer  müteselsil borçlulara etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 144 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Müşterek  borçlulardan birinin şahsî fiili" şeklindeki ibare, Tasarıda " o Borçluların bireysel davranışı" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 165- 818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 165 inci maddesinde, borcun müteselsil borçlular bakımından  sona ermesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Müteselsil  borcun sukutu" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Borcun sona ermesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda üç fıkra  olarak düzenlenmiştir.  Tasarının 165 inci maddesine eklenen ve 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen son  fıkrasında, alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesinin, diğer borçluları da sınırlı olarak  borçtan kurtaracağı kabul edilmiştir. Buna göre, bu dummda diğer borçlular, ibra edilen borçlunun  iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtulacaklardır. Aslında, maddenin son fıkrasında  öngörülen dummda da, alacaklının, müteselsil borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi sonucunda,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 86 -
- 8 5 - Mctninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 162- 818 sayılı Borçlar Kanununun 142 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 162 nci maddesinde, müteselsil borçluların, alacaklıya karşı so­ rumlulukları ile bu sorumluluğun devam edeceği süre düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 142 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Alacaklı ve  borçlu arasındaki münasebet / 1 . Hükümleri / a. Müşterek borçluların mesuliyeti" şeklindeki ibareler,  Tasarıda "II. Dış ilişki / 1. Hükümleri / a. Borçluların sorumluluğu" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 163- 818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 163 üncü maddesinde, müteselsil borçluların savunmaları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 143 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Müşterek  borçlulara ait def iler" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Borçluların savunmaları" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun tek fıkradan oluşan 143 üncü maddesinde iki ayrı konunun  düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 164- 818 sayılı Borçlar Kanununun 144 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 164 üncü maddesinde, borçluların bireysel davranışlarının diğer  müteselsil borçlulara etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 144 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Müşterek  borçlulardan birinin şahsî fiili" şeklindeki ibare, Tasarıda " o Borçluların bireysel davranışı" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 165- 818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 165 inci maddesinde, borcun müteselsil borçlular bakımından  sona ermesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Müteselsil  borcun sukutu" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Borcun sona ermesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 145 inci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarıda üç fıkra  olarak düzenlenmiştir.  Tasarının 165 inci maddesine eklenen ve 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen son  fıkrasında, alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesinin, diğer borçluları da sınırlı olarak  borçtan kurtaracağı kabul edilmiştir. Buna göre, bu dummda diğer borçlular, ibra edilen borçlunun  iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtulacaklardır. Aslında, maddenin son fıkrasında  öngörülen dummda da, alacaklının, müteselsil borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi sonucunda,  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 6 - o müteselsil borçlunun, aynı maddenin ikinci fıkrası anlamında, ifada bulunmaksızın borcundan kur­ tulması söz konusu olmakla birlikte, ibranın diğer müteselsil borçlulara etkisinin öğretide de tartış­ malı olduğu göz önünde tutularak, yasal bir çözüme bağlanması uygun görülmüştür.  Madde 166- 818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 166 ncı maddesinde, borcu ifa eden bir müteselsil borçlunun, ken­ disi ile diğer müteselsil borçlular arasındaki iç ilişkide sorumluluklarının ve onlara karşı rücu  hakkının kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Müşterek  borçlular arasındaki münasebetler / 1 . Taksim" şeklindeki ibareler, Tasarıda "III. İç ilişki / 1 . Paylaşım"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağla­ mak amacıyla, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Borcun  mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "Aksi kararlaştırılmadıkça veya  borçlular arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin  birinci fıkrasında yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya eklenen bu hüküm uyarınca, mütesel­ sil borçlulardan birinin iç ilişkide kendisine düşen paydan fazlasını ödemesi durumunda, diğer müte­ selsil borçlulara ancak payı oranında rücu edebilecektir.  Madde 167- 818 sayılı Borçlar Kanununun 147 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 167 inci maddesinde, ifada bulunan müteselsil borçlunun alacak­ lıya halef olması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Halefıyet"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Alacaklıya halef olma" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 168- 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının beş fıkradan oluşan 168 inci maddesinde, müteselsil alacaklılık düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Alacaklıların  Arasında Teselsül" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Müteselsil alacaklılık" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 168 inci  maddesi beş fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, "aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukukî  ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça," alacaklılardan her biri edim üzerinde eşit hak sahibidir. Buna  benzer bir düzenleme, Alman Medenî Kanununun (BGB) 430 uncu maddesinde de bulunmaktadır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Bu hüküm uyarınca, müteselsil alacaklılardan biri, kendisine düşen paydan fazlasını  elde ettiği takdirde, bu fazlalığı, payını alamamış olan diğer müteselsil alacaklılara ödemekle yükümlü  olacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 87 -
- 8 6 - o müteselsil borçlunun, aynı maddenin ikinci fıkrası anlamında, ifada bulunmaksızın borcundan kur­ tulması söz konusu olmakla birlikte, ibranın diğer müteselsil borçlulara etkisinin öğretide de tartış­ malı olduğu göz önünde tutularak, yasal bir çözüme bağlanması uygun görülmüştür.  Madde 166- 818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 166 ncı maddesinde, borcu ifa eden bir müteselsil borçlunun, ken­ disi ile diğer müteselsil borçlular arasındaki iç ilişkide sorumluluklarının ve onlara karşı rücu  hakkının kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Müşterek  borçlular arasındaki münasebetler / 1 . Taksim" şeklindeki ibareler, Tasarıda "III. İç ilişki / 1 . Paylaşım"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrası, daha kolay anlaşılmasını sağla­ mak amacıyla, Tasarıda iki fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Borcun  mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "Aksi kararlaştırılmadıkça veya  borçlular arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 818 sayılı Borçlar Kanununun 146 ncı maddesinin  birinci fıkrasında yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Fıkraya eklenen bu hüküm uyarınca, mütesel­ sil borçlulardan birinin iç ilişkide kendisine düşen paydan fazlasını ödemesi durumunda, diğer müte­ selsil borçlulara ancak payı oranında rücu edebilecektir.  Madde 167- 818 sayılı Borçlar Kanununun 147 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 167 inci maddesinde, ifada bulunan müteselsil borçlunun alacak­ lıya halef olması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun söz konusu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Halefıyet"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Alacaklıya halef olma" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 168- 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının beş fıkradan oluşan 168 inci maddesinde, müteselsil alacaklılık düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Alacaklıların  Arasında Teselsül" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Müteselsil alacaklılık" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 168 inci  maddesi beş fıkra hâlinde kaleme alınmıştır.  Maddenin dördüncü fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, "aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukukî  ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça," alacaklılardan her biri edim üzerinde eşit hak sahibidir. Buna  benzer bir düzenleme, Alman Medenî Kanununun (BGB) 430 uncu maddesinde de bulunmaktadır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 148 inci maddesinde yer verilmeyen, yeni  bir hükümdür. Bu hüküm uyarınca, müteselsil alacaklılardan biri, kendisine düşen paydan fazlasını  elde ettiği takdirde, bu fazlalığı, payını alamamış olan diğer müteselsil alacaklılara ödemekle yükümlü  olacaktır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 7 - İKİNCİ AYIRIM  Koşullar  818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Şarta bağlı borçlar"  şeklindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Koşullar" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 169- 818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 169 uncu maddesinde, geciktirici koşul düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Taliki Şart /  I. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Geciktirici koşul / 1 . Genel olarak" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 170- 818 sayılı Borçlar Kanununun 150 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 170 inci maddesinde, koşulun askıda olduğu sıradaki durum düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 150 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Şartın mual­ lâk olduğu sıradaki vaziyet" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durura"  şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 171- 818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 171 inci maddesinde, koşulun gerçekleşmesine kadar elde edilen  yararların kime ait olacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Fasıla es­ nasında tahakkuk eden menfaatler" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde  edilen yararlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "elde ettiği  menfaatleri ret ile mükelleftir." şeklindeki ibare, Tasarıda "elde ettiği yararları geri vermekle yüküm­ lüdür." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 172- 818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 172 nci maddesinde, bozucu koşul düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. İnfisahı Şart­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Bozucu koşul" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 172 nci  maddesine yeni bir fıkra eklenerek, madde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır. Eklenen birinci fıkrada,  bozucu koşulun tanımlanması sistematik bakımdan uygun görülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "akit, şartın  tahakkuku anından itibaren hüküm ifade etmez." şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmenin hükümleri,  koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar." şeklinde ifade edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 88 -
- 8 7 - İKİNCİ AYIRIM  Koşullar  818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Şarta bağlı borçlar"  şeklindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Koşullar" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 169- 818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 169 uncu maddesinde, geciktirici koşul düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 149 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Taliki Şart /  I. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. Geciktirici koşul / 1 . Genel olarak" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 170- 818 sayılı Borçlar Kanununun 150 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 170 inci maddesinde, koşulun askıda olduğu sıradaki durum düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 150 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Şartın mual­ lâk olduğu sıradaki vaziyet" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durura"  şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 171- 818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 171 inci maddesinde, koşulun gerçekleşmesine kadar elde edilen  yararların kime ait olacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Fasıla es­ nasında tahakkuk eden menfaatler" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde  edilen yararlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 151 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "elde ettiği  menfaatleri ret ile mükelleftir." şeklindeki ibare, Tasarıda "elde ettiği yararları geri vermekle yüküm­ lüdür." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 172- 818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 172 nci maddesinde, bozucu koşul düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. İnfisahı Şart­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Bozucu koşul" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesi iki fıkradan oluştuğu hâlde, Tasarının 172 nci  maddesine yeni bir fıkra eklenerek, madde üç fıkra hâlinde kaleme alınmıştır. Eklenen birinci fıkrada,  bozucu koşulun tanımlanması sistematik bakımdan uygun görülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "akit, şartın  tahakkuku anından itibaren hüküm ifade etmez." şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmenin hükümleri,  koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar." şeklinde ifade edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Kaideten" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça" şekline  dönüştürülmüştür.  Madde 173- 818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 173 üncü maddesinde, koşulun gerçekleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Müşterek  Hükümler / 1 . Şartın Tahakkuku" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Ortak hükümler / 1 . Koşulun gerçek­ leşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 174- 818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 174 üncü maddesinde, taraflardan birinin, koşulun gerçekleşmesini,  dürüstlük kurallarına aykın olarak önlemesinin ya da sağlamasının hukukî sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hileli mü­ manaat" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Dürüstlük kurallanna aykın engelleme" şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, eklenen yeni bir  fıkrayla birlikte, Taşandaki madde iki fıkradan oluşmaktadır. Eklenen ikinci fıkrada, taraflardan birinin,  koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykın biçimde sağlaması durumunda, koşulun gerçek­ leşmemiş sayılacağı öngörülmektedir. Gerçekten, dürüstlük kurallarına aykırılık sadece koşulun  gerçekleşmesinin engellenmesinde değil, koşulun gerçekleşmesinin sağlanmasında da söz konusu olabilir.  Madde 175- 818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 175 inci maddesinde, yasak koşullar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Memnu şart­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Yasak koşullar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde kullanılan "bir fiil veya ihmal" şeklindeki  ibare, Tasarıda "bir yapma veya yapmama fiilini" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde kullanılan ".. .bu şarta bağlı olan borç  hükümsüz olur." şeklindeki ibare, Tasarının 175 inci maddesinde ". . .bu koşula bağlı hukukî işlem  kesin olarak hükümsüzdür." şeklinde ifade edilmiştir. Gerçekten, hukuka veya ahlâka aykırı bir yapma  ya da yapmama fiili, yapılan hukukî işlemin koşulu hâline getirilmişse, böyle bir koşulu içeren hukukî  işlemin de kesin hükümsüzlük yaptırımına tâbi olacağında bir duraksama yoktur. Meselâ, bir kişi bir  sözleşme ile, husumet duyduğu kişiyi öldürmesi koşuluyla bir miktar para vermeyi veya herhangi bir  malını, bu fiili gerçekleştirecek olan kişiye devretmeyi üstlenmiş olsa, sözleşmeye konulan bu koşul  hukuka aykırı olduğu için, sözleşmenin de kesin olarak hükümsüzlüğü sonucu doğacaktır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Pey akçesi, zamanı  rücu, ücret tevkifi ve cezaî şart" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Bağlanma Parası,  Cayma Parası ve Ceza Koşulu" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 89 -
- 8 8 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 152 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Kaideten" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden anlaşılmadıkça" şekline  dönüştürülmüştür.  Madde 173- 818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 173 üncü maddesinde, koşulun gerçekleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 153 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Müşterek  Hükümler / 1 . Şartın Tahakkuku" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Ortak hükümler / 1 . Koşulun gerçek­ leşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 174- 818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 174 üncü maddesinde, taraflardan birinin, koşulun gerçekleşmesini,  dürüstlük kurallarına aykın olarak önlemesinin ya da sağlamasının hukukî sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Hileli mü­ manaat" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Dürüstlük kurallanna aykın engelleme" şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 154 üncü maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, eklenen yeni bir  fıkrayla birlikte, Taşandaki madde iki fıkradan oluşmaktadır. Eklenen ikinci fıkrada, taraflardan birinin,  koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykın biçimde sağlaması durumunda, koşulun gerçek­ leşmemiş sayılacağı öngörülmektedir. Gerçekten, dürüstlük kurallarına aykırılık sadece koşulun  gerçekleşmesinin engellenmesinde değil, koşulun gerçekleşmesinin sağlanmasında da söz konusu olabilir.  Madde 175- 818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 175 inci maddesinde, yasak koşullar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Memnu şart­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Yasak koşullar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde kullanılan "bir fiil veya ihmal" şeklindeki  ibare, Tasarıda "bir yapma veya yapmama fiilini" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 155 inci maddesinde kullanılan ".. .bu şarta bağlı olan borç  hükümsüz olur." şeklindeki ibare, Tasarının 175 inci maddesinde ". . .bu koşula bağlı hukukî işlem  kesin olarak hükümsüzdür." şeklinde ifade edilmiştir. Gerçekten, hukuka veya ahlâka aykırı bir yapma  ya da yapmama fiili, yapılan hukukî işlemin koşulu hâline getirilmişse, böyle bir koşulu içeren hukukî  işlemin de kesin hükümsüzlük yaptırımına tâbi olacağında bir duraksama yoktur. Meselâ, bir kişi bir  sözleşme ile, husumet duyduğu kişiyi öldürmesi koşuluyla bir miktar para vermeyi veya herhangi bir  malını, bu fiili gerçekleştirecek olan kişiye devretmeyi üstlenmiş olsa, sözleşmeye konulan bu koşul  hukuka aykırı olduğu için, sözleşmenin de kesin olarak hükümsüzlüğü sonucu doğacaktır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 ncı maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Pey akçesi, zamanı  rücu, ücret tevkifi ve cezaî şart" şeklindeki alt başlık, Tasarıda "Üçüncü Ayırım / Bağlanma Parası,  Cayma Parası ve Ceza Koşulu" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 8 9 - Madde 176- 818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını  karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 176 nci maddesinde, bağlanma parası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Pey Akçesi  ve Zamanı Rücu" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Bağlanma parası" şeklinde kısaltılmış, "zamanı rücu"  ise, bir sonraki maddede "cayma parası" olarak ayrıca düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "pey akçesini alan, alacağına  mahsup etmeyerek onu muhafaza eder." şeklindeki hüküm, iş hayatındaki uygulamalar göz önünde  tutularak, Tasarıda "bağlanma parası esas alacaktan düşülür." şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 177- 818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin üçüncü fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 177 nci maddesinde, cayma parası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "Zamanı Rücu"  şeklindeki ibare, Tasarının 177 nci maddesinde, "B. Cayma parası" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "akitten rücu  salâhiyetini haiz addolunur." şeklindeki ibare, Tasanda "sözleşmeden caymaya yetkili sayılır." şek­ line; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasında kullanılan "rücu ederse" şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "cayarsa" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun "B. Ücret Tevkifi" kenar başlıklı 157 nci maddesi, işçinin ko­ runması ilkesi gözetilerek, Tasarı metnine alınmamıştır.  Madde 178- 818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 178 inci maddesinde, ceza koşulu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Cezaî Şart /  I. Alacaklının hakları / 1 . İcra ile eda arasında münasebet" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Ceza koşulu  / 1 . Alacaklının hakları / 1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Akdin icra  edilmemesi veya natamam olarak icrası hâlinde" şeklindeki ibare, Tasanda "Bir sözleşmenin hiç veya  gereği gibi ifa edilmemesi durumu için"; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "ya akdin icrasını  veya cezanın tediyesini isteyebilir." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "ya borcun ya da cezanın ifasını  isteyebilir." şeklinde değiştirilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne öğretide "ifa yerine  (seçimlik) ceza koşulu" denilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Akdin muayyen  zamanda veya meşmt mahalde icra edilmemesi hâlinde tediye olunmak üzere cezaî şart kabul edilmiş  ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu  için kararlaştırılmışsa" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "alacaklı hem akdin  icrasını hem meşmt cezanın tediyesini talep edebilir." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "alacaklı...asıl  borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." şeklinde ifade edilmiştir. Burada düzenlenen ceza  koşulu türüne öğretide "ifaya eklenen (kümülatif) ceza koşulu" denilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi ise, Tasarının  178 inci maddesinin ikinci fıkrasına "alacaklı hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz  olarak kabul etmiş olmadıkça" şeklindeki ibareyle aktanlmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 90 -
- 8 9 - Madde 176- 818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını  karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 176 nci maddesinde, bağlanma parası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Pey Akçesi  ve Zamanı Rücu" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Bağlanma parası" şeklinde kısaltılmış, "zamanı rücu"  ise, bir sonraki maddede "cayma parası" olarak ayrıca düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "pey akçesini alan, alacağına  mahsup etmeyerek onu muhafaza eder." şeklindeki hüküm, iş hayatındaki uygulamalar göz önünde  tutularak, Tasarıda "bağlanma parası esas alacaktan düşülür." şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 177- 818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin üçüncü fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 177 nci maddesinde, cayma parası düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "Zamanı Rücu"  şeklindeki ibare, Tasarının 177 nci maddesinde, "B. Cayma parası" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 156 nci maddesinin üçüncü fıkrasında kullanılan "akitten rücu  salâhiyetini haiz addolunur." şeklindeki ibare, Tasanda "sözleşmeden caymaya yetkili sayılır." şek­ line; 818 sayılı Borçlar Kanununun aynı fıkrasında kullanılan "rücu ederse" şeklindeki ibare ise,  Tasarıda "cayarsa" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun "B. Ücret Tevkifi" kenar başlıklı 157 nci maddesi, işçinin ko­ runması ilkesi gözetilerek, Tasarı metnine alınmamıştır.  Madde 178- 818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 178 inci maddesinde, ceza koşulu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Cezaî Şart /  I. Alacaklının hakları / 1 . İcra ile eda arasında münasebet" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Ceza koşulu  / 1 . Alacaklının hakları / 1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Akdin icra  edilmemesi veya natamam olarak icrası hâlinde" şeklindeki ibare, Tasanda "Bir sözleşmenin hiç veya  gereği gibi ifa edilmemesi durumu için"; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "ya akdin icrasını  veya cezanın tediyesini isteyebilir." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "ya borcun ya da cezanın ifasını  isteyebilir." şeklinde değiştirilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne öğretide "ifa yerine  (seçimlik) ceza koşulu" denilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "Akdin muayyen  zamanda veya meşmt mahalde icra edilmemesi hâlinde tediye olunmak üzere cezaî şart kabul edilmiş  ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu  için kararlaştırılmışsa" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "alacaklı hem akdin  icrasını hem meşmt cezanın tediyesini talep edebilir." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "alacaklı...asıl  borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." şeklinde ifade edilmiştir. Burada düzenlenen ceza  koşulu türüne öğretide "ifaya eklenen (kümülatif) ceza koşulu" denilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi ise, Tasarının  178 inci maddesinin ikinci fıkrasına "alacaklı hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz  olarak kabul etmiş olmadıkça" şeklindeki ibareyle aktanlmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "akitten rücu etmek  hakkını" şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili  olduğunu" şeklinde değiştirilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne öğretide "dönme (veya fe­ sih) cezası" denilmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 179- 818 sayılı Borçlar Kanununun 159 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 179 uncu maddesinde, ceza koşulu ile zarar arasındaki ilişki  düzeni enmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 159 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Ceza ile zarar  arasındaki münasebet" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 180- 818 sayılı Borçlar Kanununun 160 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 180 inci maddesinde, kısmi ifanın yanması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 160 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Fesih hâlinde  alacaklının kısmen vukubulan tediyeye müteallik hakları" şeklindeki ibare, Tasanda "3 . Kısmî ifanın  yanması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 181- 818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 181 inci maddesinde, ceza koşulunun miktarı, geçersizliği ve in­ dirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Cezanın but­ lanı ve tenkisi" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer verilmemekle birlikte,  Tasannın 181 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen bir cümleyle, ceza koşulunun geçersiz olmasının  veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesinin, asıl borcun  geçerliliğini etkilemeyeceği kabul edilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci mad­ desinin ikinci fıkrasında sadece asıl borcun geçersiz olması veya imkânsız hâle gelmesi durumu göz  önünde tutulduğu hâlde, bağlı borç niteliğindeki ceza koşulunun geçersizliği veya imkânsız hâle  gelmesinin göz önünde tutulmaması bir eksiklik olarak görülmüştür.  BEŞİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri  818 sayılı Borçlar Kanununda "Beşinci Bap / Alacağın Temliki ve Borcun Nakli" şeklindeki üst  başlık, Tasarıda "Beşinci Bölüm / Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 91 -
- 9 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 158 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "akitten rücu etmek  hakkını" şeklindeki ibare, Tasarıda "sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili  olduğunu" şeklinde değiştirilmiştir. Burada düzenlenen ceza koşulu türüne öğretide "dönme (veya fe­ sih) cezası" denilmektedir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 179- 818 sayılı Borçlar Kanununun 159 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 179 uncu maddesinde, ceza koşulu ile zarar arasındaki ilişki  düzeni enmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 159 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Ceza ile zarar  arasındaki münasebet" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki" şeklinde  değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 180- 818 sayılı Borçlar Kanununun 160 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 180 inci maddesinde, kısmi ifanın yanması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 160 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Fesih hâlinde  alacaklının kısmen vukubulan tediyeye müteallik hakları" şeklindeki ibare, Tasanda "3 . Kısmî ifanın  yanması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 181- 818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 181 inci maddesinde, ceza koşulunun miktarı, geçersizliği ve in­ dirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Cezanın but­ lanı ve tenkisi" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer verilmemekle birlikte,  Tasannın 181 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen bir cümleyle, ceza koşulunun geçersiz olmasının  veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesinin, asıl borcun  geçerliliğini etkilemeyeceği kabul edilmiştir. Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 161 inci mad­ desinin ikinci fıkrasında sadece asıl borcun geçersiz olması veya imkânsız hâle gelmesi durumu göz  önünde tutulduğu hâlde, bağlı borç niteliğindeki ceza koşulunun geçersizliği veya imkânsız hâle  gelmesinin göz önünde tutulmaması bir eksiklik olarak görülmüştür.  BEŞİNCİ BÖLÜM  Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri  818 sayılı Borçlar Kanununda "Beşinci Bap / Alacağın Temliki ve Borcun Nakli" şeklindeki üst  başlık, Tasarıda "Beşinci Bölüm / Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 1 - BİRİNCİ AYIRIM  Alacağın Devri  Tasarının 182 nci maddesiyle başlayan Birinci Ayırımında "Alacağın Devri" düzenlenmiştir.  Madde 182- 818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 182 nci maddesinde, alacağın iradî devrinin mümkün olduğu du­ rumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Alacağın  Temliki / 1 . Şartları / 1 . Rızaî temlik / a. Cevazı" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Koşulları / 1 . İradî de­ vir / 1. Genel olarak" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 183- 818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 183 üncü maddesinde, alacağın devri sözleşmesinin şekli düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Akdin şekli"  ibaresi, Tasarıda "2. Şekli" olarak değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  Tasarıda alacağın devrinin geçerliliğinin, yazılı şekilde yapılmasına bağlı olduğu belirtilerek, olumlu  ifadeye dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 184- 818 sayılı Borçlar Kanununun 164 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 184 üncü maddesinde, yasal veya yargısal devir ve etkisi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 164 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Kanunî veya  kazaî temlik" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 185- 818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 185 inci maddesinde, alacağın devrinden sonra, borçlunun eski ala­ caklıya iyiniyetle yaptığı ifanın hukukî sonucu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Temlikin  hükümleri / 1. Borçlunun vaziyeti / a. Hüsnüniyetle yapılan tediye" şeklindeki ibareler, Tasarıda  "B. Devrin hükümleri / I. Borçlunun durumu / 1. İyiniyetle yapılan ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinde kullanılan "temlik veya temellük eden" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "devreden veya devralan" şekline; "alacağı temellük edenlerden tercihi lâzım  gelen biri var iken diğerine" şeklindeki ibare ise, "son devralan yerine önceki devralanlardan birine"  şeklinde ifade edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 92 -
- 9 1 - BİRİNCİ AYIRIM  Alacağın Devri  Tasarının 182 nci maddesiyle başlayan Birinci Ayırımında "Alacağın Devri" düzenlenmiştir.  Madde 182- 818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 182 nci maddesinde, alacağın iradî devrinin mümkün olduğu du­ rumlar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 162 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Alacağın  Temliki / 1 . Şartları / 1 . Rızaî temlik / a. Cevazı" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Koşulları / 1 . İradî de­ vir / 1. Genel olarak" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 183- 818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 183 üncü maddesinde, alacağın devri sözleşmesinin şekli düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Akdin şekli"  ibaresi, Tasarıda "2. Şekli" olarak değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 163 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan olumsuz ifade,  Tasarıda alacağın devrinin geçerliliğinin, yazılı şekilde yapılmasına bağlı olduğu belirtilerek, olumlu  ifadeye dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 184- 818 sayılı Borçlar Kanununun 164 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 184 üncü maddesinde, yasal veya yargısal devir ve etkisi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 164 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Kanunî veya  kazaî temlik" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 185- 818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 185 inci maddesinde, alacağın devrinden sonra, borçlunun eski ala­ caklıya iyiniyetle yaptığı ifanın hukukî sonucu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Temlikin  hükümleri / 1. Borçlunun vaziyeti / a. Hüsnüniyetle yapılan tediye" şeklindeki ibareler, Tasarıda  "B. Devrin hükümleri / I. Borçlunun durumu / 1. İyiniyetle yapılan ifa" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 165 inci maddesinde kullanılan "temlik veya temellük eden" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "devreden veya devralan" şekline; "alacağı temellük edenlerden tercihi lâzım  gelen biri var iken diğerine" şeklindeki ibare ise, "son devralan yerine önceki devralanlardan birine"  şeklinde ifade edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 2 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 186- 818 sayılı Borçlar Kanununun 166 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 186 ncı maddesinde, çekişmeli bir alacağın devri durumunda, borçlu­ nun borcunu ifadan kaçınması ve tevdii düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 166 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tediyeden  imtina ve tevdi" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. İfadan kaçınma ve tevdi" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ilk iki fıkrasında, borçlunun, alacağın birden çok alacaklı arasında çekişmeli olması  durumunda, borcunu onlardan her hangi birine ifa etmek suretiyle borcundan kurtulamaması riskine  katlanmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Böyle bir durumda borçlunun, çekişmeli alacağı gerçek ala­ caklı olmadığı sonradan anlaşılan bir kişiye ifa etmesi kendisini borçtan kurtarmayacak, yani aynı  borcu yeniden gerçek alacaklıya ifa etmek zorunda kalacaktır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 187- 818 sayılı Borçlar Kanununun 167 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 187 nci maddesinde, alacağın devri durumunda, borçlunun yapa­ bileceği savunmalar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 167 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Borçluya ait  def iler" şeklindeki ibare, Tasanda "3 . Borçluya ait savunmalar" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 188- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 188 inci maddesinde, alacağın devri durumunda, öncelik hakları  ve bağlı hakların devralana geçmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 189 uncu maddesinde  ayrıca düzenlendiği için, madde metnine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Fer'î hak­ ların ve senetlerin ve esbabı sübutiyenin devri" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Öncelik hakları ve bağlı  hakların geçişi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "rüçhan hakları  ve diğer mütefem haklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "öncelik hakları ve bağlı haklar" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "gecikmiş faizler"  şeklindeki ibare, Tasarıda "işlemiş faizler" şeklinde düzeltilmiştir.  Madde 189- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 189 uncu maddesinde, alacağın devri durumunda, senetlerin ve is­ patla ilgili diğer belgelerin devralana teslimi ve bilgi verilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Fer'i hakların  ve senetlerin ve esbabı sübutiyenin devri" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Senet ve belgelerin teslimi  ve bilgi verilmesi" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 93 -
- 9 2 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 186- 818 sayılı Borçlar Kanununun 166 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 186 ncı maddesinde, çekişmeli bir alacağın devri durumunda, borçlu­ nun borcunu ifadan kaçınması ve tevdii düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 166 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tediyeden  imtina ve tevdi" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. İfadan kaçınma ve tevdi" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ilk iki fıkrasında, borçlunun, alacağın birden çok alacaklı arasında çekişmeli olması  durumunda, borcunu onlardan her hangi birine ifa etmek suretiyle borcundan kurtulamaması riskine  katlanmasının önlenmesi amaçlanmıştır. Böyle bir durumda borçlunun, çekişmeli alacağı gerçek ala­ caklı olmadığı sonradan anlaşılan bir kişiye ifa etmesi kendisini borçtan kurtarmayacak, yani aynı  borcu yeniden gerçek alacaklıya ifa etmek zorunda kalacaktır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 187- 818 sayılı Borçlar Kanununun 167 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 187 nci maddesinde, alacağın devri durumunda, borçlunun yapa­ bileceği savunmalar düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 167 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Borçluya ait  def iler" şeklindeki ibare, Tasanda "3 . Borçluya ait savunmalar" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 188- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesini kısmen karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 188 inci maddesinde, alacağın devri durumunda, öncelik hakları  ve bağlı hakların devralana geçmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 189 uncu maddesinde  ayrıca düzenlendiği için, madde metnine alınmamıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Fer'î hak­ ların ve senetlerin ve esbabı sübutiyenin devri" şeklindeki ibare, Tasanda "II. Öncelik hakları ve bağlı  hakların geçişi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "rüçhan hakları  ve diğer mütefem haklar" şeklindeki ibare, Tasarıda "öncelik hakları ve bağlı haklar" şekline  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "gecikmiş faizler"  şeklindeki ibare, Tasarıda "işlemiş faizler" şeklinde düzeltilmiştir.  Madde 189- 818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 189 uncu maddesinde, alacağın devri durumunda, senetlerin ve is­ patla ilgili diğer belgelerin devralana teslimi ve bilgi verilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 168 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Fer'i hakların  ve senetlerin ve esbabı sübutiyenin devri" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Senet ve belgelerin teslimi  ve bilgi verilmesi" şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 3 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 190- 818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesi ile 171 inci maddesinin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 190 ıncı maddesinde, alacağın devrinde, devredenin devralana ka­ nuna göre vermiş sayıldığı garanti düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Zaman /  a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Garanti / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, birbirleriyle  ilişkili olduğu göz önünde tutularak, Tasannın 190 mcı maddesinin birinci fıkrasında birleştirilerek,  tek fıkraya dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının  190 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, borçlunun ödeme gücüne sahip olduğu konusunda devredenin  özel bir taahhütte bulunmasına gerek görülmemiştir. Buna göre, alacağın bir edim karşılığında  devredilmiş olması durumunda, devredenin, alacağını devrettiği sırada bu alacağın varlığını ve  borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti ettiği kabul edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen durumun,  devredenin garanti sorumluluğu ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, bu fıkra, Tasarının 190 ıncı  maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.  Madde 191- 818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 191 inci maddesinde, ifa uğruna devir düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tediye  makamına yapılan temlik" şeklindeki ibare, Tasanda "2. İfaya yönelik devir" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinde kullanılan "temellük eden" şeklindeki ibare,  Tasarıda "devralan" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 192- 818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 192 nci maddesinde, alacağın devrinde, devredenin  sorumluluğunun kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinde devredenin sorumluluğu tek fıkra olarak  düzenlendiği hâlde, Tasannın 192 nci maddesinde dört bent hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Zamanın şü­ mulü" şeklindeki ibare, Tasarıda " 3 . Sorumluluğun kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Temlik eden  zaman ile mükellef ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden"  şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "resülmal  ve faiz olarak almış olduğu miktar nispetinde" şeklindeki ibare ise, Tasarının 192 nci maddesinin (1)  numaralı bendinde "İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, Tasarının 192 nci  maddesinin (2) ve (3) numaralı bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 94 -
- 9 3 - Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 190- 818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesi ile 171 inci maddesinin ikinci  fıkrasını karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 190 ıncı maddesinde, alacağın devrinde, devredenin devralana ka­ nuna göre vermiş sayıldığı garanti düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Zaman /  a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Garanti / 1 . Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, birbirleriyle  ilişkili olduğu göz önünde tutularak, Tasannın 190 mcı maddesinin birinci fıkrasında birleştirilerek,  tek fıkraya dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 169 uncu maddesinin ikinci fıkrasından farklı olarak, Tasarının  190 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, borçlunun ödeme gücüne sahip olduğu konusunda devredenin  özel bir taahhütte bulunmasına gerek görülmemiştir. Buna göre, alacağın bir edim karşılığında  devredilmiş olması durumunda, devredenin, alacağını devrettiği sırada bu alacağın varlığını ve  borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti ettiği kabul edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen durumun,  devredenin garanti sorumluluğu ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, bu fıkra, Tasarının 190 ıncı  maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.  Madde 191- 818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 191 inci maddesinde, ifa uğruna devir düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tediye  makamına yapılan temlik" şeklindeki ibare, Tasanda "2. İfaya yönelik devir" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 170 inci maddesinde kullanılan "temellük eden" şeklindeki ibare,  Tasarıda "devralan" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 192- 818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasını karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkraya bağlı dört bentten oluşan 192 nci maddesinde, alacağın devrinde, devredenin  sorumluluğunun kapsamı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinde devredenin sorumluluğu tek fıkra olarak  düzenlendiği hâlde, Tasannın 192 nci maddesinde dört bent hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Zamanın şü­ mulü" şeklindeki ibare, Tasarıda " 3 . Sorumluluğun kapsamı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Temlik eden  zaman ile mükellef ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden"  şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "resülmal  ve faiz olarak almış olduğu miktar nispetinde" şeklindeki ibare ise, Tasarının 192 nci maddesinin (1)  numaralı bendinde "İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 171 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, Tasarının 192 nci  maddesinin (2) ve (3) numaralı bentlerinde ayrı ayrı düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 4 - 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, Tasarının 192 nci maddesinin (4) numaralı bendi  olarak eklenen yeni bir hükümle, devredenin kusursuzluğunu ispat edememesi durumunda, devralanın  uğradığı ve maddede öngörülenleri aştığını ispat ettiği diğer zararlarını da gidermekle yükümlü olduğu  kabul edilmiştir.  Madde 193- 818 sayılı Borçlar Kanununun 172 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 193 üncü maddesinde, özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 172 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Hususî  kaidelerin mahmziyeti" şeklindeki ibare, Tasanda "C. Özel hükümlerin saklılığı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Borcun Üstlenilmesi  Tasannın 200 üncü maddesiyle başlayan İkinci Ayınmında "Borcun Üstlenilmesi" düzenlenmiştir.  Madde 194- 818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 194 üncü maddesinde, iç üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1. Borçlu ve bor­ cun nakli müteahhidi" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. İç üstlenme sözleşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile diğer maddelerinde kul­ lanılan "borcun nakli müteahhidi" şeklindeki ibare, Tasarıda "borcu üstlenen" veya kısaca "üstlenen"  şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 195- 818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 195 inci maddesinde, dış üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Nakil  müteahhidi ile borçlu arasındaki akit / 1 . İcap ve kabul" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Dış üstlenme  sözleşmesi / 1 . Öneri ve kabul" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 196- 818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 196 ncı maddesinde, dış üstlenme sözleşmesinin kurulması için  yapılmış olan önerinin bağlayıcılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İptal olu­ nan icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Önerinin bağlayıcılığı" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin birinci fıkrası iki cümleden, Tasarının 196 ncı  maddesinin birinci fıkrası ise, üç cümleden oluşmaktadır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 95 -
- 9 4 - 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, Tasarının 192 nci maddesinin (4) numaralı bendi  olarak eklenen yeni bir hükümle, devredenin kusursuzluğunu ispat edememesi durumunda, devralanın  uğradığı ve maddede öngörülenleri aştığını ispat ettiği diğer zararlarını da gidermekle yükümlü olduğu  kabul edilmiştir.  Madde 193- 818 sayılı Borçlar Kanununun 172 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 193 üncü maddesinde, özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 172 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Hususî  kaidelerin mahmziyeti" şeklindeki ibare, Tasanda "C. Özel hükümlerin saklılığı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  İKİNCİ AYIRIM  Borcun Üstlenilmesi  Tasannın 200 üncü maddesiyle başlayan İkinci Ayınmında "Borcun Üstlenilmesi" düzenlenmiştir.  Madde 194- 818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 194 üncü maddesinde, iç üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan " 1. Borçlu ve bor­ cun nakli müteahhidi" şeklindeki ibareler, Tasarıda "A. İç üstlenme sözleşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 173 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile diğer maddelerinde kul­ lanılan "borcun nakli müteahhidi" şeklindeki ibare, Tasarıda "borcu üstlenen" veya kısaca "üstlenen"  şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 195- 818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 195 inci maddesinde, dış üstlenme sözleşmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 174 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Nakil  müteahhidi ile borçlu arasındaki akit / 1 . İcap ve kabul" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Dış üstlenme  sözleşmesi / 1 . Öneri ve kabul" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 196- 818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 196 ncı maddesinde, dış üstlenme sözleşmesinin kurulması için  yapılmış olan önerinin bağlayıcılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İptal olu­ nan icap" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Önerinin bağlayıcılığı" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 175 inci maddesinin birinci fıkrası iki cümleden, Tasarının 196 ncı  maddesinin birinci fıkrası ise, üç cümleden oluşmaktadır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 5 - Madde 197- 818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 197 nci maddesinde, borçlunun değişmesinin, bağlı hak ve borçlar  üzerindeki etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Borçlunun  değişmesinin hükmü / 1. Borcun ferileri" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Borçlunun değişmesinin  sonuçları / 1 . Bağlı hak ve borçlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müteferri hak­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "bağlı haklar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin ikinci fıkrasında, aynı borç için rehin veren  üçüncü kişi ve kefilin, borcun üstlenilmesine razı oldukları takdirde, sorumluluklarının devam ede­ ceği öngörülmekte; ancak bu rızanın şekline ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Tasarının 197 nci  maddesinin ikinci fıkrasında ise, bu rızanın yazılı şekilde verilmesi, rehin veren üçüncü kişi ve ke­ filin, borcun üstlenilmesinden sonra da alacaklıya karşı sorumluluklarının devam etmesinin geçerlilik  koşulu olarak öngörülmektedir.  Madde 198- 818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 198 inci maddesinde, üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme  hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İstisnalar" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "II. Savunmalar" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Nakledilen borca  müteferri haklan dermeyan etmek hakkı" şeklindeki ibare, Tasarıda kaynak İsviçre Borçlar Kanununun  179 uncu maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, "Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri  sürme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "alacaklı ile yapılan  akitten hilafı anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşıl­ madıkça" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "borcun naklini tevlit  etmiş olan hâdiseler dolayısıyla evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği def ileri" şeklindeki  ibare, Tasarıda "iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları" şeklinde kısaltılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 199- 818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 199 uncu maddesinde, dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüzlüğünün  hukukî sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akdin ip­ tali" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Borcun nakli  mukavelesi iptal edildiği hâlde" şeklindeki ibare, Tasarıda "Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle  gelirse" şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "evvelki borç, bütün ferileriyle birlikte avdet  eder." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "eski borç, bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür." şek­ line dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 96 -
- 9 5 - Madde 197- 818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 197 nci maddesinde, borçlunun değişmesinin, bağlı hak ve borçlar  üzerindeki etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Borçlunun  değişmesinin hükmü / 1. Borcun ferileri" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Borçlunun değişmesinin  sonuçları / 1 . Bağlı hak ve borçlar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "müteferri hak­ lar" şeklindeki ibare, Tasarıda "bağlı haklar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 176 nci maddesinin ikinci fıkrasında, aynı borç için rehin veren  üçüncü kişi ve kefilin, borcun üstlenilmesine razı oldukları takdirde, sorumluluklarının devam ede­ ceği öngörülmekte; ancak bu rızanın şekline ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Tasarının 197 nci  maddesinin ikinci fıkrasında ise, bu rızanın yazılı şekilde verilmesi, rehin veren üçüncü kişi ve ke­ filin, borcun üstlenilmesinden sonra da alacaklıya karşı sorumluluklarının devam etmesinin geçerlilik  koşulu olarak öngörülmektedir.  Madde 198- 818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 198 inci maddesinde, üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme  hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. İstisnalar" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "II. Savunmalar" şekline dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Nakledilen borca  müteferri haklan dermeyan etmek hakkı" şeklindeki ibare, Tasarıda kaynak İsviçre Borçlar Kanununun  179 uncu maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, "Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri  sürme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "alacaklı ile yapılan  akitten hilafı anlaşılmadıkça" şeklindeki ibare, Tasarıda "Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşıl­ madıkça" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 177 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "borcun naklini tevlit  etmiş olan hâdiseler dolayısıyla evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği def ileri" şeklindeki  ibare, Tasarıda "iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları" şeklinde kısaltılmıştır.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 199- 818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 199 uncu maddesinde, dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüzlüğünün  hukukî sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Akdin ip­ tali" şeklindeki ibare, Tasarıda "D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Borcun nakli  mukavelesi iptal edildiği hâlde" şeklindeki ibare, Tasarıda "Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle  gelirse" şekline; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "evvelki borç, bütün ferileriyle birlikte avdet  eder." şeklindeki ibare ise, Tasarıda "eski borç, bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür." şek­ line dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "akdin iptali ve  ika olunan zarar kendisine isnat olunamayacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise" şeklindeki  ibare, Tasarıda "borcu üstlenen, üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının  zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 200- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "E. Borca katılma" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 200 üncü maddesinde, borca katılma düzenlenmektedir.  Borç ilişkilerinde, taraf değişikliği her zaman alacaklı veya borçlu tarafın değişmesi şeklinde  gerçekleşmemekte, bunlar yanında mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere üçüncü bir  kişinin de katılması şeklinde de ortaya çıkmaktadır.  Bilindiği gibi, borcun üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini  yeni borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta, "katılan" da borçlu  ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katıl­ manın, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması yerinde görülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında, borca katılma tanımlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, borca katılan ile borçlunun, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu  oldukları belirtilmektedir.  Madde 201- 818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 201 inci maddesinde, malvarlığının veya işletmenin devralınması  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Bir  mamelekin veya işletmenin devralınması" şeklindeki ibare, Tasanda "F. Malvarlığının veya işletmenin  devralınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan 179 uncu maddesi, Tasarının 201 inci mad­ desinde dört fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "bunu alacak­ lılara ihbar veya gazetelerde ilân ettiği tarihten itibaren" şeklindeki ibare, Tasarıda "bunu alacaklılara  bildirdiği veya ticarî işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde  dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilânla duyurduğu tarihten başlayarak" şeklinde  değiştirilmiştir. Böylece, devralanın bu devri tirajı düşük veya yerel bir basım organında ilân etmek  suretiyle, alacaklıların zarara uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan "tek bir borcun  nakli akdinden" şeklindeki ibare, Tasarının 201 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "dış üstlenme  sözleşmesinden" şekline dönüştürülmüştür.  Tasarının 201 inci maddesine son fıkra olarak eklenen yeni bir hükümle, devralanın, bildirme veya  ilânla duyurma yükümlülüğünü yerine getirmedikçe, maddenin ikinci fıkrasında öngörülen iki yıllık  sürenin işlemeye başlamayacağı kabul edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 97 -
- 9 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 178 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "akdin iptali ve  ika olunan zarar kendisine isnat olunamayacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise" şeklindeki  ibare, Tasarıda "borcu üstlenen, üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının  zarara uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 200- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "E. Borca katılma" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 200 üncü maddesinde, borca katılma düzenlenmektedir.  Borç ilişkilerinde, taraf değişikliği her zaman alacaklı veya borçlu tarafın değişmesi şeklinde  gerçekleşmemekte, bunlar yanında mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere üçüncü bir  kişinin de katılması şeklinde de ortaya çıkmaktadır.  Bilindiği gibi, borcun üstlenilmesi sonucunda eski borçlu borcundan kurtulmakta, onun yerini  yeni borçlu almaktadır. Borca katılmada ise, borçlu borcundan kurtulmamakta, "katılan" da borçlu  ile birlikte aynı borçtan müteselsilen sorumlu olmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan borca katıl­ manın, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması yerinde görülmüştür.  Maddenin birinci fıkrasında, borca katılma tanımlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, borca katılan ile borçlunun, alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu  oldukları belirtilmektedir.  Madde 201- 818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının dört fıkradan oluşan 201 inci maddesinde, malvarlığının veya işletmenin devralınması  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "V. Bir  mamelekin veya işletmenin devralınması" şeklindeki ibare, Tasanda "F. Malvarlığının veya işletmenin  devralınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun iki fıkradan oluşan 179 uncu maddesi, Tasarının 201 inci mad­ desinde dört fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "bunu alacak­ lılara ihbar veya gazetelerde ilân ettiği tarihten itibaren" şeklindeki ibare, Tasarıda "bunu alacaklılara  bildirdiği veya ticarî işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde  dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilânla duyurduğu tarihten başlayarak" şeklinde  değiştirilmiştir. Böylece, devralanın bu devri tirajı düşük veya yerel bir basım organında ilân etmek  suretiyle, alacaklıların zarara uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 179 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan "tek bir borcun  nakli akdinden" şeklindeki ibare, Tasarının 201 inci maddesinin üçüncü fıkrasında "dış üstlenme  sözleşmesinden" şekline dönüştürülmüştür.  Tasarının 201 inci maddesine son fıkra olarak eklenen yeni bir hükümle, devralanın, bildirme veya  ilânla duyurma yükümlülüğünü yerine getirmedikçe, maddenin ikinci fıkrasında öngörülen iki yıllık  sürenin işlemeye başlamayacağı kabul edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 7 - Madde 202- 818 saydı Borçlar Kanununun 180 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 202 nci maddesinde, işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Bir işletmenin  diğerleriyle birleşmesi ve şeklini değiştirmesi" şeklindeki ibare, Tasarıda "G. İşletmelerin birleşmesi  ve şekil değiştirmesi" şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin birinci fıkrasında, sadece iki işletmenin  karşılıklı olarak aktif ve pasifleriyle birlikte devralınması suretiyle birleştirilmesi düzenlendiği hâlde,  Tasarının 202 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu tür birleştirme yanında, bir işletmenin diğer bir  işletmeye katılması yoluyla birleştirme de düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "hakikî veya  hükmî tek bir şahsa ait olup da" şeklindeki ibare, "kişi" kavramının hem gerçek hem de tüzel kişiyi  belirttiği göz önünde tutularak, Tasarıda "Bir tek kişiye ait olup da" şeklinde kısaltılmıştır.  Madde 203- 818 sayılı Borçlar Kanununun 181 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 203 üncü maddesinde, özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 181 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Taksim  hâlinde ve gayrimenkulun satımı hâlinde" şeklindeki ibare, maddenin içeriğine daha uygun olduğu  göz önünde tutularak, Tasarıda "H. Özel hükümlerin saklılığı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma  Tasannın 204 üncü maddesiyle başlayan Üçüncü Ayırımında, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer  verilmeyen, "Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma" iki madde hâlinde düzenlenmiştir.  Gerçekten, bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan Medenî Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu mad­ delerinde de, bu kurumlara yer verildiği görülmektedir. Türk öğreti ve uygulamasında, sözleşmenin  devri ve sözleşmeye katılma açıkça kabul edilmiştir. Hattâ bazı kanunlarda, meselâ 2886 sayılı  Devlet İhale Kanununun 66 nci maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 16 nci  maddesinde, sözleşmenin devri düzenlenmiştir. Bu durum karşısında, temel bir kanun olan Türk  Borçlar Kanununda da aynı kurumların düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. İsviçre ve Alman  hukukunda da, bu konuda yasal bir düzenleme mevcut olmamakla birlikte, sözleşme serbestisi ilkesi  çerçevesinde, sözleşmenin devrinin ve sözleşmeye katılmanın geçerli olduğu kabul edilmektedir.  Madde 204- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "A. Sözleşmenin devri" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 204 üncü maddesinde, sözleşmenin devri düzenlenmektedir.  Bu sözleşmeyle, devir konusu sözleşmeden doğan bütün haklar ve borçlar bir üçüncü kişiye  devredilmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede  kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün  hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma olarak tanımlanmaktadır.
Sayfa 98 -
- 9 7 - Madde 202- 818 saydı Borçlar Kanununun 180 inci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 202 nci maddesinde, işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VI. Bir işletmenin  diğerleriyle birleşmesi ve şeklini değiştirmesi" şeklindeki ibare, Tasarıda "G. İşletmelerin birleşmesi  ve şekil değiştirmesi" şeklinde ifade edilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin birinci fıkrasında, sadece iki işletmenin  karşılıklı olarak aktif ve pasifleriyle birlikte devralınması suretiyle birleştirilmesi düzenlendiği hâlde,  Tasarının 202 nci maddesinin birinci fıkrasında, bu tür birleştirme yanında, bir işletmenin diğer bir  işletmeye katılması yoluyla birleştirme de düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 180 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "hakikî veya  hükmî tek bir şahsa ait olup da" şeklindeki ibare, "kişi" kavramının hem gerçek hem de tüzel kişiyi  belirttiği göz önünde tutularak, Tasarıda "Bir tek kişiye ait olup da" şeklinde kısaltılmıştır.  Madde 203- 818 sayılı Borçlar Kanununun 181 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 203 üncü maddesinde, özel hükümlerin saklılığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 181 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "VII. Taksim  hâlinde ve gayrimenkulun satımı hâlinde" şeklindeki ibare, maddenin içeriğine daha uygun olduğu  göz önünde tutularak, Tasarıda "H. Özel hükümlerin saklılığı" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma  Tasannın 204 üncü maddesiyle başlayan Üçüncü Ayırımında, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer  verilmeyen, "Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma" iki madde hâlinde düzenlenmiştir.  Gerçekten, bazı hukuk düzenlerinde, meselâ İtalyan Medenî Kanununun 1406 ilâ 1410 uncu mad­ delerinde de, bu kurumlara yer verildiği görülmektedir. Türk öğreti ve uygulamasında, sözleşmenin  devri ve sözleşmeye katılma açıkça kabul edilmiştir. Hattâ bazı kanunlarda, meselâ 2886 sayılı  Devlet İhale Kanununun 66 nci maddesi ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 16 nci  maddesinde, sözleşmenin devri düzenlenmiştir. Bu durum karşısında, temel bir kanun olan Türk  Borçlar Kanununda da aynı kurumların düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. İsviçre ve Alman  hukukunda da, bu konuda yasal bir düzenleme mevcut olmamakla birlikte, sözleşme serbestisi ilkesi  çerçevesinde, sözleşmenin devrinin ve sözleşmeye katılmanın geçerli olduğu kabul edilmektedir.  Madde 204- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "A. Sözleşmenin devri" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 204 üncü maddesinde, sözleşmenin devri düzenlenmektedir.  Bu sözleşmeyle, devir konusu sözleşmeden doğan bütün haklar ve borçlar bir üçüncü kişiye  devredilmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede  kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün  hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma olarak tanımlanmaktadır.  - 9 8 - Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede  kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma ile de sözleşmenin  devrinin gerçekleşebileceği belirtilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, sözleşmenin devrinin geçerliliğinin, devredilen sözleşmenin şek­ line bağlı olduğu ifade edilmektedir. Alacağın devrinde âdi yazılı şeklin yeterli olmasına ve borcun  dış üstlenilmesinde ise, her hangi bir geçerlilik şekli aranmamasına karşılık, sözleşmenin devri,  sözleşmenin tarafı olma hukukî konumunun bir bütün olarak devir konusu yapıldığı göz önünde tu­ tularak, devir konusu sözleşmeyle aynı geçerlilik şekline bağlı tutulmuştur.  Maddenin son fıkrasında ise, kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümlerin saklı  olduğu belirtilmiştir.  Madde 205- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Sözleşmeye katılma" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 205 inci maddesinde, sözleşmeye katılma düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin  yanında yer almak üzere katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında  yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşma olarak  tanıml anmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında  yer alan tarafın, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olduğu kabul  edilmiştir. Ancak, emredici nitelikte olmadığı için, taraflarca bu hükmün aksi kararlaştırılabilir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, sözleşmeye katılmanın geçerliliğinin, katılma konusu sözleş­ menin şekline bağlı olduğu belirtilmektedir.  İKİNCİ KISIM  Özel Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununda "İkinci Kısım / Akdin muhtelif nevileri" şeklindeki üst başlık,  Tasarıda "İkinci Kısım / Özel Borç İlişkileri" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Satış Sözleşmesi  818 sayılı Borçlar Kanununda "Altıncı Bap / Satım ve Trampa" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "Birinci Bölüm / Satış Sözleşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Genel Hükümler  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Umumî Hükümler"  şeklindeki alt başlık, Tasanda "Birinci Ayırım / Genel Hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının İkinci Kısmında sözleşme niteliği taşımamakla birlikte, meselâ vekâletsiz işgörme ve  havalenin de düzenlendiği göz önünde tutularak, bu Kısmın başlığında "Özel Borç İlişkileri" ibaresi  kullanılmıştır.  "Satım" sözcüğünün, sözleşmenin her iki tarafını değil de, sadece satıcı tarafını ifade ettiği  sanılarak, günlük dilde, hattâ 818 sayılı Borçlar Kanununun bazı hükümlerinde "alım satım"dan söz  edildiği ve uygulamada da genellikle "satım" yerine "satış" sözcüğünün kullanıldığı göz önünde tu- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 99 -
- 9 8 - Maddenin ikinci fıkrasında, sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede  kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma ile de sözleşmenin  devrinin gerçekleşebileceği belirtilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, sözleşmenin devrinin geçerliliğinin, devredilen sözleşmenin şek­ line bağlı olduğu ifade edilmektedir. Alacağın devrinde âdi yazılı şeklin yeterli olmasına ve borcun  dış üstlenilmesinde ise, her hangi bir geçerlilik şekli aranmamasına karşılık, sözleşmenin devri,  sözleşmenin tarafı olma hukukî konumunun bir bütün olarak devir konusu yapıldığı göz önünde tu­ tularak, devir konusu sözleşmeyle aynı geçerlilik şekline bağlı tutulmuştur.  Maddenin son fıkrasında ise, kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümlerin saklı  olduğu belirtilmiştir.  Madde 205- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Sözleşmeye katılma" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 205 inci maddesinde, sözleşmeye katılma düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye taraflardan birinin  yanında yer almak üzere katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında  yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşma olarak  tanıml anmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında  yer alan tarafın, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olduğu kabul  edilmiştir. Ancak, emredici nitelikte olmadığı için, taraflarca bu hükmün aksi kararlaştırılabilir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, sözleşmeye katılmanın geçerliliğinin, katılma konusu sözleş­ menin şekline bağlı olduğu belirtilmektedir.  İKİNCİ KISIM  Özel Borç İlişkileri  818 sayılı Borçlar Kanununda "İkinci Kısım / Akdin muhtelif nevileri" şeklindeki üst başlık,  Tasarıda "İkinci Kısım / Özel Borç İlişkileri" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ BÖLÜM  Satış Sözleşmesi  818 sayılı Borçlar Kanununda "Altıncı Bap / Satım ve Trampa" şeklindeki üst başlık, Tasarıda  "Birinci Bölüm / Satış Sözleşmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  BİRİNCİ AYIRIM  Genel Hükümler  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesiyle başlayan "Birinci Fasıl / Umumî Hükümler"  şeklindeki alt başlık, Tasanda "Birinci Ayırım / Genel Hükümler" şeklinde değiştirilmiştir.  Tasarının İkinci Kısmında sözleşme niteliği taşımamakla birlikte, meselâ vekâletsiz işgörme ve  havalenin de düzenlendiği göz önünde tutularak, bu Kısmın başlığında "Özel Borç İlişkileri" ibaresi  kullanılmıştır.  "Satım" sözcüğünün, sözleşmenin her iki tarafını değil de, sadece satıcı tarafını ifade ettiği  sanılarak, günlük dilde, hattâ 818 sayılı Borçlar Kanununun bazı hükümlerinde "alım satım"dan söz  edildiği ve uygulamada da genellikle "satım" yerine "satış" sözcüğünün kullanıldığı göz önünde tu- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 9 9 - tularak, Tasanda "satış sözleşmesi" teriminin kullanılması tercih edilmiştir. Yine, ayrı bir sözleşme  olan trampa, mal değişim sözleşmesi adı ile ayrı bir bölümde düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının  İkinci Kısmının Birinci Bölüm başlığında 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, sadece "Satış  Sözleşmesi" ibaresi kullanılmıştır.  Madde 206- 818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 206 nci maddesinde, satış sözleşmesi tanımlanmakta ve hükümleri  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. İki tarafın  hak ve vazifeleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Tanımı ve hükümleri" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "alıcıya teslim  ve mülkiyetini ona nakleylemek borcunu" şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın zilyetlik ve  mülkiyetinin alıcıya devretme borcunu" şeklinde değiştirilmiştir. Taşınır bir malın mülkiyetinin  devrinin, sadece satılanın fiilen teslimi yoluyla değil, zilyetliğin teslime bağlı olmaksızın kazanıldığı  diğer yollarla da (kısa elden teslim veya hükmen teslim gibi) gerçekleşebileceği göz önünde tutularak,  maddede "teslim" yerine, daha kapsamlı olan "zilyetliğin devri" terimi kullanılmıştır. Aynı maddenin  birinci ve ikinci fıkraları ile diğer maddelerde kullanılan "semen" şeklindeki ibare, Tasarıda "bedel"  şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 207- 818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 207 nci maddesinde, satılanın yarar ve hasarının hangi âna kadar  satıcıya ait olduğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Nefı ve  Hasar" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Yarar ve hasar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Hâlin icabın­ dan veya hususî şartlardan mütevellit istisnaların maadasında" şeklindeki ibare, Tasarıda "Kanundan,  durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında" şek­ line dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar  ve hasarın, kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre  Borçlar Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış sözleşmesinin ku­ rulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin devri veya tescil işleminin gerçekleştiği  anda alıcıya geçtiği hâlde, onun, henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli öde­ mek zorunda bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak eleştirilmektedir. Ulus­ lararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere uygulanacak kurallarda da, hasann teslim anında  alıcıya geçmesi kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda  yapılan düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda zilyetliğin devri, taşın­ mazlarda ise tescil anına kadar satıcıya ait olduğu, istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu nedenle,  818 sayılı Borçlar Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasann alıcıya geçmesinin koşullarına ilişkin  ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış sözleşmesinde hasarın alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra  hükümleri, Tasarının 207 nci maddesine alınmamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, taşınır satışlarında, alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 100 -
- 9 9 - tularak, Tasanda "satış sözleşmesi" teriminin kullanılması tercih edilmiştir. Yine, ayrı bir sözleşme  olan trampa, mal değişim sözleşmesi adı ile ayrı bir bölümde düzenlenmiştir. Bu nedenle, Tasarının  İkinci Kısmının Birinci Bölüm başlığında 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, sadece "Satış  Sözleşmesi" ibaresi kullanılmıştır.  Madde 206- 818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 206 nci maddesinde, satış sözleşmesi tanımlanmakta ve hükümleri  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. İki tarafın  hak ve vazifeleri" şeklindeki ibare, Tasarıda "A. Tanımı ve hükümleri" şeklinde kaleme alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 182 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "alıcıya teslim  ve mülkiyetini ona nakleylemek borcunu" şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın zilyetlik ve  mülkiyetinin alıcıya devretme borcunu" şeklinde değiştirilmiştir. Taşınır bir malın mülkiyetinin  devrinin, sadece satılanın fiilen teslimi yoluyla değil, zilyetliğin teslime bağlı olmaksızın kazanıldığı  diğer yollarla da (kısa elden teslim veya hükmen teslim gibi) gerçekleşebileceği göz önünde tutularak,  maddede "teslim" yerine, daha kapsamlı olan "zilyetliğin devri" terimi kullanılmıştır. Aynı maddenin  birinci ve ikinci fıkraları ile diğer maddelerde kullanılan "semen" şeklindeki ibare, Tasarıda "bedel"  şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 207- 818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 207 nci maddesinde, satılanın yarar ve hasarının hangi âna kadar  satıcıya ait olduğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Nefı ve  Hasar" şeklindeki ibare, Tasarıda "B. Yarar ve hasar" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Hâlin icabın­ dan veya hususî şartlardan mütevellit istisnaların maadasında" şeklindeki ibare, Tasarıda "Kanundan,  durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında" şek­ line dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 183 üncü maddesinin birinci fıkrasında, parça borçlarında yarar  ve hasarın, kural olarak sözleşmenin kurulduğu anda alıcıya geçtiği kabul edilmektedir. Türk-İsviçre  Borçlar Kanununda, satılanın mülkiyetinin, borçlandırıcı işlem niteliğindeki satış sözleşmesinin ku­ rulduğu anda değil, tasarruf işlemi niteliğindeki zilyetliğin devri veya tescil işleminin gerçekleştiği  anda alıcıya geçtiği hâlde, onun, henüz malik olmadığı bir malın hasarına katlanmak ve bedeli öde­ mek zorunda bırakılması, hakkaniyete aykırı görülerek, öğretide haklı olarak eleştirilmektedir. Ulus­ lararası taşınır malların satışına ilişkin sözleşmelere uygulanacak kurallarda da, hasann teslim anında  alıcıya geçmesi kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, Tasarıda 818 sayılı Borçlar Kanununda  yapılan düzenlemeden farklı olarak, satış sözleşmesinde hasarın, taşınırlarda zilyetliğin devri, taşın­ mazlarda ise tescil anına kadar satıcıya ait olduğu, istisnasız bir kural hâline getirilmiştir. Bu nedenle,  818 sayılı Borçlar Kanununun, çeşit (cins) borçlarında hasann alıcıya geçmesinin koşullarına ilişkin  ikinci fıkrası ile geciktirici koşula bağlı satış sözleşmesinde hasarın alıcıya geçtiği ana ilişkin son fıkra  hükümleri, Tasarının 207 nci maddesine alınmamıştır.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen yeni bir hükümdür.  Fıkraya göre, taşınır satışlarında, alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde düştüğü takdirde  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 0 - taşınırın yarar ve hasan, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzen­ leme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı yapılmaksızın, yarar ve hasarın  geçişine ilişkin 446 ncı paragrafında da yer almaktadır. Ancak taşınmaz satışlarında teslimin tescil  tarihinden sonra gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde yarar ve hasarın hangi anda  alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılmıştır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu  hüküm uyarınca, satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde,  yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzenleme,  11/04/1980 tarihli "Milletlerarası Menkul Mal Satışları Hakkında Birleşmiş Milletler (Viyana)  Sözleşmesi"nin 67 nci maddesinde ve Alman Medenî Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci  fıkrasında da bulunmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzen­ lendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  Taşınır Satışı  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Menkul Satımı" şek­ lindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Taşınır Satışı" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 208- 818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 208 inci maddesinde, taşınır satışının konusu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Mevzuu"  şeklindeki ibare, Tasanda "A. Konusu" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin birinci fıkrasında taşınmazları belirtmek  üzere yapılan sayımın eksik olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda, taşınır satışının, Türk Medenî Ka­ nunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin  satışı olduğu belirtilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 209- Madde, kenar başlığı bakımından, 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesini  kısmen karşılamaktadır. Çünkü, 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin metninde, tes­ lim borcundan söz edilmemekle birlikte, kenar başlığında "satıcının borçları" arasında satıcının  borçlanndan biri olarak "teslim" borcuna yer verilmiştir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 209 uncu maddesinde, satıcının satılanın zilyetliğini devir borcu  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Satıcının  Borçlan / 1 . Teslim / 1 . Teslim masraftan" şeklindeki ibareler, Tasanda "B. Satıcının borçlan / 1 . Zilyetliğin  devri / 1. Kural" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun teslim giderlerine ilişkin 185 inci maddesi, Tasarının 210 uncu  maddesinde düzenlendiği için, Tasarının 209 uncu maddesinde satıcının aslî borcu belirtilmiştir. Buna  göre satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Fiilî  teslim dışında, zilyetliğin teslimsiz kazanıldığı durumlar (kısa elden teslim ve hükmen teslim gibi)  göz önünde tutularak, taşınır satışında satıcının aslî borcu açıklanırken, sadece "teslim"den söz edilmesi  uygun görülmemiş; bunun yerine, "mülkiyetin devri amacıyla zilyetliğin devri borcu"ndan söz edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 101 -
- 1 0 0 - taşınırın yarar ve hasan, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzen­ leme, Alman Medenî Kanununun taşınır ve taşınmaz satışı ayrımı yapılmaksızın, yarar ve hasarın  geçişine ilişkin 446 ncı paragrafında da yer almaktadır. Ancak taşınmaz satışlarında teslimin tescil  tarihinden sonra gerçekleştirilmesine ilişkin bir sözleşmenin varlığı hâlinde yarar ve hasarın hangi anda  alıcıya geçeceğine ilişkin düzenleme, Tasarının 244 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılmıştır.  Maddenin son fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, yeni bir hükümdür. Bu  hüküm uyarınca, satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka bir yere gönderdiği takdirde,  yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya geçecektir. Buna benzer bir düzenleme,  11/04/1980 tarihli "Milletlerarası Menkul Mal Satışları Hakkında Birleşmiş Milletler (Viyana)  Sözleşmesi"nin 67 nci maddesinde ve Alman Medenî Kanununun (BGB) 447 nci maddesinin birinci  fıkrasında da bulunmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununda, satılanın yarar ve hasarının hangi anda alıcıya geçeceği düzen­ lendiği hâlde, Tasarıda, yarar ve hasarın hangi âna kadar satıcıya ait olacağı düzenlenmiştir.  İKİNCİ AYIRIM  Taşınır Satışı  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesiyle başlayan "İkinci Fasıl / Menkul Satımı" şek­ lindeki alt başlık, Tasarıda "İkinci Ayırım / Taşınır Satışı" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 208- 818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 208 inci maddesinde, taşınır satışının konusu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Mevzuu"  şeklindeki ibare, Tasanda "A. Konusu" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 184 üncü maddesinin birinci fıkrasında taşınmazları belirtmek  üzere yapılan sayımın eksik olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda, taşınır satışının, Türk Medenî Ka­ nunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin  satışı olduğu belirtilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 209- Madde, kenar başlığı bakımından, 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesini  kısmen karşılamaktadır. Çünkü, 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin metninde, tes­ lim borcundan söz edilmemekle birlikte, kenar başlığında "satıcının borçları" arasında satıcının  borçlanndan biri olarak "teslim" borcuna yer verilmiştir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 209 uncu maddesinde, satıcının satılanın zilyetliğini devir borcu  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 185 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Satıcının  Borçlan / 1 . Teslim / 1 . Teslim masraftan" şeklindeki ibareler, Tasanda "B. Satıcının borçlan / 1 . Zilyetliğin  devri / 1. Kural" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun teslim giderlerine ilişkin 185 inci maddesi, Tasarının 210 uncu  maddesinde düzenlendiği için, Tasarının 209 uncu maddesinde satıcının aslî borcu belirtilmiştir. Buna  göre satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Fiilî  teslim dışında, zilyetliğin teslimsiz kazanıldığı durumlar (kısa elden teslim ve hükmen teslim gibi)  göz önünde tutularak, taşınır satışında satıcının aslî borcu açıklanırken, sadece "teslim"den söz edilmesi  uygun görülmemiş; bunun yerine, "mülkiyetin devri amacıyla zilyetliğin devri borcu"ndan söz edilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 1 - Madde 210- 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 ve 186 ncı maddelerini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının üç fıkradan oluşan 210 uncu maddesinde, devir ve taşıma giderlerinin hangi tarafa ait  olacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 186 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Nakil mas­ rafları" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Devir ve taşıma giderleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 211- 818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 211 inci maddesinde, satıcının temerrüdüne uygulanacak hüküm­ ler ve bu durumda alıcının hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Satıcının temer­ rüdü / a. Ticarî alım satımlar" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Satıcının temerrüdü / a. Kural ve ayrık  durum" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ilk fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, âdi satışta satıcının  temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmektedir.  Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesi iki fıkradan, Tasarının söz konusu mad­ desi ise üç fıkradan oluşmaktadır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 212- 818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 212 nci maddesinde, satıcının temerrüdü durumunda giderim  borcu ve borcun neleri kapsadığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tazmin borcu  ve zararın nasıl hesap edileceği" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Giderim borcu ve kapsamı" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin ikinci fıkrasında, ticarî satışlarda satıcının  temerrüdü hâlinde, alıcının ifa yerine isteyebileceği tazminatın, öğretide somut yöntem olarak ad­ landırılan hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Oysa, öğretide fark teorisinin yasal bir örneği olan bu  hesaplama tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının, hakkaniyete daha uygun olacağı ve zararın  hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine tercih edilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmek­ tedir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin ikinci fıkrasının başında kul­ lanılan "Ticarî muamelesinde satıcı" şeklindeki ibare, Tasarıda "Satıcı borcunu ifa etmezse" şeklinde  değiştirilmiştir. Böylece, menfaatler durumunda farklılık olmadığı gözetilerek, âdi satışlarda da  satıcının temerrüdü hâlinde, alıcıya, somut yönteme göre hesaplanacak zarannı satıcıdan isteme hakkı  tanınmıştır. Bu hükme göre, satıcının temerrüdü hâlinde alıcı, aynı veya benzer özellikleri olan taşınır  bir malı, başka bir satıcıdan, dürüstlük kurallarına uygun olarak, "ikame alımı" yoluyla sağlamışsa,  ilk satıcıya ödemeyi üstlendiği bedele göre, yeni satıcıya ödediği satış bedeli farkından doğan  zararının, satıcı tarafından giderilmesini isteyebilir.  Tasannın 212 nci maddesinin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, satıcının  temerrüdü hâlinde alıcının uğradığı zararın, öğretide soyut yöntem olarak adlandırılan hesaplanma  tarzı düzenlenmektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan
Sayfa 102 -
- 1 0 1 - Madde 210- 818 sayılı Borçlar Kanununun 185 ve 186 ncı maddelerini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının üç fıkradan oluşan 210 uncu maddesinde, devir ve taşıma giderlerinin hangi tarafa ait  olacağı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 186 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Nakil mas­ rafları" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Devir ve taşıma giderleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 211- 818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 211 inci maddesinde, satıcının temerrüdüne uygulanacak hüküm­ ler ve bu durumda alıcının hakları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Satıcının temer­ rüdü / a. Ticarî alım satımlar" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Satıcının temerrüdü / a. Kural ve ayrık  durum" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddenin ilk fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak, âdi satışta satıcının  temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmektedir.  Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 187 nci maddesi iki fıkradan, Tasarının söz konusu mad­ desi ise üç fıkradan oluşmaktadır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 212- 818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 212 nci maddesinde, satıcının temerrüdü durumunda giderim  borcu ve borcun neleri kapsadığı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Tazmin borcu  ve zararın nasıl hesap edileceği" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Giderim borcu ve kapsamı" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin ikinci fıkrasında, ticarî satışlarda satıcının  temerrüdü hâlinde, alıcının ifa yerine isteyebileceği tazminatın, öğretide somut yöntem olarak ad­ landırılan hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Oysa, öğretide fark teorisinin yasal bir örneği olan bu  hesaplama tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının, hakkaniyete daha uygun olacağı ve zararın  hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine tercih edilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmek­ tedir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 188 inci maddesinin ikinci fıkrasının başında kul­ lanılan "Ticarî muamelesinde satıcı" şeklindeki ibare, Tasarıda "Satıcı borcunu ifa etmezse" şeklinde  değiştirilmiştir. Böylece, menfaatler durumunda farklılık olmadığı gözetilerek, âdi satışlarda da  satıcının temerrüdü hâlinde, alıcıya, somut yönteme göre hesaplanacak zarannı satıcıdan isteme hakkı  tanınmıştır. Bu hükme göre, satıcının temerrüdü hâlinde alıcı, aynı veya benzer özellikleri olan taşınır  bir malı, başka bir satıcıdan, dürüstlük kurallarına uygun olarak, "ikame alımı" yoluyla sağlamışsa,  ilk satıcıya ödemeyi üstlendiği bedele göre, yeni satıcıya ödediği satış bedeli farkından doğan  zararının, satıcı tarafından giderilmesini isteyebilir.  Tasannın 212 nci maddesinin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, satıcının  temerrüdü hâlinde alıcının uğradığı zararın, öğretide soyut yöntem olarak adlandırılan hesaplanma  tarzı düzenlenmektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan  - 1 0 2 - mallardan olması koşuluyla, ikame alımı yapmak zorunda olmaksızın, alıcı satılanın teslimi için be­ lirlenmiş ifa gününde geçerli fiyatı, temerrüde düşen satıcıya ödemeyi üstlendiği bedelden yüksek ise,  aradaki farktan doğan zararının giderilmesini satıcıdan isteyebilir.  Madde 213- 818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 213 üncü maddesinde, satıcının zapttan sorumluluğu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Zapta  karşı teminat / 1 . Teminat borcu" şeklindeki ibareler, Tasarıda "II. Zapttan sorumluluk / 1. Konusu"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, satıcının zapttan so- rumluluğunun doğması için, üçüncü kişi tarafından, satış sözleşmesinin kurulmasından önce veya en  geç sözleşmenin kurulduğu sırada, zaptı sağlayacak özel hukuktan doğan (sübjektif nitelikte) üstün  bir hakkının varlığı nedeniyle, satılanın tamamen veya kısmen alıcının elinden alınması gerekir. Bu  üstün hak, mülkiyet hakkı, sınırlı bir aynî hak ya da etkisi kuvvetlendirilmiş (şerh verilmiş) bir kişisel  hak olabilir. Aynı fıkrada kullanılan "elinden alınırsa" şeklindeki ibareden anlaşılması gereken,  üçüncü kişinin alıcıya karşı zapt girişiminde bulunmasıdır. Tasarının 214 üncü maddesinin birinci  fıkrasından, kural olarak zapt girişiminin dava yoluyla olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, Tasarının  "Mahkeme kararı olmaksızın geri verme" kenar başlıklı 215 inci maddesinde öngörülen koşulların  gerçekleşmesi hâlinde de, satıcının zapttan sorumluluğu söz konusu olabilecektir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 214- 818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 214 üncü maddesinde, üçüncü kişinin satılan üzerinde üstün hak ileri  sürerek, alıcıya karşı dava açması durumunda, bu davanın alıcı tarafından satıcıya bildirilmesi ve  verilecek kararın satıcı bakımından da ortaya çıkan etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Usulü  muhakeme / a. Davayı ihbar" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Yargılama usulü / a. Davanın bildirimi"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "alıcının hilesi  veya ağır bir hatası eseri" şeklindeki ibare, Tasarının 214 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kastın  aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, "onun ağır kusuru yüzünden" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 215- 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 215 inci maddesinde, alıcının mahkeme kararı olmaksızın satılanı  üstün hak iddiasında bulunan üçüncü kişiye geri verme usulü ve bu usule uyarak ya da uymaksızın  satılanı geri vermesinin hukukî sonuçlan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Mahkeme  kararı olmaksızın iade" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Mahkeme kararı olmaksızın geri verme" şek­ linde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 103 -
- 1 0 2 - mallardan olması koşuluyla, ikame alımı yapmak zorunda olmaksızın, alıcı satılanın teslimi için be­ lirlenmiş ifa gününde geçerli fiyatı, temerrüde düşen satıcıya ödemeyi üstlendiği bedelden yüksek ise,  aradaki farktan doğan zararının giderilmesini satıcıdan isteyebilir.  Madde 213- 818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 213 üncü maddesinde, satıcının zapttan sorumluluğu düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Zapta  karşı teminat / 1 . Teminat borcu" şeklindeki ibareler, Tasarıda "II. Zapttan sorumluluk / 1. Konusu"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 189 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, satıcının zapttan so- rumluluğunun doğması için, üçüncü kişi tarafından, satış sözleşmesinin kurulmasından önce veya en  geç sözleşmenin kurulduğu sırada, zaptı sağlayacak özel hukuktan doğan (sübjektif nitelikte) üstün  bir hakkının varlığı nedeniyle, satılanın tamamen veya kısmen alıcının elinden alınması gerekir. Bu  üstün hak, mülkiyet hakkı, sınırlı bir aynî hak ya da etkisi kuvvetlendirilmiş (şerh verilmiş) bir kişisel  hak olabilir. Aynı fıkrada kullanılan "elinden alınırsa" şeklindeki ibareden anlaşılması gereken,  üçüncü kişinin alıcıya karşı zapt girişiminde bulunmasıdır. Tasarının 214 üncü maddesinin birinci  fıkrasından, kural olarak zapt girişiminin dava yoluyla olabileceği anlaşılmaktadır. Ancak, Tasarının  "Mahkeme kararı olmaksızın geri verme" kenar başlıklı 215 inci maddesinde öngörülen koşulların  gerçekleşmesi hâlinde de, satıcının zapttan sorumluluğu söz konusu olabilecektir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 214- 818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 214 üncü maddesinde, üçüncü kişinin satılan üzerinde üstün hak ileri  sürerek, alıcıya karşı dava açması durumunda, bu davanın alıcı tarafından satıcıya bildirilmesi ve  verilecek kararın satıcı bakımından da ortaya çıkan etkisi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Usulü  muhakeme / a. Davayı ihbar" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Yargılama usulü / a. Davanın bildirimi"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 190 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "alıcının hilesi  veya ağır bir hatası eseri" şeklindeki ibare, Tasarının 214 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kastın  aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, "onun ağır kusuru yüzünden" şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 215- 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 215 inci maddesinde, alıcının mahkeme kararı olmaksızın satılanı  üstün hak iddiasında bulunan üçüncü kişiye geri verme usulü ve bu usule uyarak ya da uymaksızın  satılanı geri vermesinin hukukî sonuçlan düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Mahkeme  kararı olmaksızın iade" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Mahkeme kararı olmaksızın geri verme" şek­ linde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinden farklı olarak, Tasarının bu maddeyi  karşılayan 215 inci maddesinin birinci fıkrasında, iki bent hâlinde, satılanın mahkeme kararı olmak­ sızın üçüncü kişiye verilmesine karşın, satıcının zapttan sorumlu tutulduğu durumlar düzenlenmiştir.  Bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinde kullanılan "istihkak müddeisiyle sulh  akdetmiş olsa bile" şeklindeki ibarenin çeviri yanlışlığı da düzeltilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar  Kanununun 191 inci maddesinden farklı olarak, alıcı kendisine karşı dava açılmasını beklemeden,  satıcıyı üçüncü kişinin satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi,  bu yola başvurmazsa tahkim yoluna gidebileceği konusunda uyarabilecek ve bu uyarısı sonuçsuz  kaldığı için tahkim yoluna gitmişse bu durumda hakem kararına göre hareket edebilecektir.  Tasarının 215 inci maddesine, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin ikinci  fıkrasına uygun olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, ikinci bir fıkra eklenmiştir.  Fıkraya göre, alıcı satılanı geri vermekle yükümlü olduğunu ispat ederse, satılan üzerinde zaptı  sağlayacak nitelikte, özel hukuktan doğan üstün hak (mülkiyet hakkı, sınırlı aynî hak veya etkisi  kuvvetlendirilmiş kişisel hak) iddiasında bulunan üçüncü kişiye, satılanı bir mahkeme veya hakem  kararı beklemeden geri vermiş olsa bile, satıcının zapttan doğan sorumluluğu devam edecektir.  Madde 216- 818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 216 ncı maddesinde, tam zapt hâlinde alıcının hakları düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Alıcının hak­ ları / a. Tamamen zabıt hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Alıcının hakları / a. Tam zapt hâlinde"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin dört bentten oluşan birinci fıkrasında, alıcının  tam zapt hâlinde, satıcıdan isteyebileceği olumsuz (doğrudan) zararlar sayılmıştır. Alıcı, satıcının zaptta  bir kusuru olmasa da, bu zararlarının giderilmesini isteyebilir.  Tasarının 216 ncı maddesinin son fıkrasında ise, alıcının olumlu (dolaylı) zarar niteliğindeki zarar­ larının da satıcı tarafından giderilmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Ancak, satıcı zaptın gerçek­ leşmesinde bir kusurunun bulunmadığını ispat ederek, alıcının olumlu zararları nedeniyle tazminat  sorumluluğundan kurtulabilir.  Madde 217- 818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 217 nci maddesinde, kısmî zapt hâlinde alıcının hakları düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Kısmen zabıt  hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Kısmî zapt hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satımın feshini  talep edemeyip" şeklindeki ibare Tasarının 217 nci maddesinin birinci fıkrasında "sadece bu yüzden  uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir." denildiği ve bu ifadeden söz konusu durumda, sözleşmenin  sona erdirilmesinin istenemeyeceği sonucu açıkça çıkartılabileceği için, fıkra metninden çıkartılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "...feshi dava  edebilir." şeklindeki ibare, satış sözleşmesinin ani edimli bir borç ilişkisi doğurduğu göz önünde tu­ tularak, Tasarının 217 nci maddesinin ikinci fıkrasında "hâkimden sözleşmenin sona ermesine karar  vermesini isteyebilir." şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 104 -
- 1 0 3 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinden farklı olarak, Tasarının bu maddeyi  karşılayan 215 inci maddesinin birinci fıkrasında, iki bent hâlinde, satılanın mahkeme kararı olmak­ sızın üçüncü kişiye verilmesine karşın, satıcının zapttan sorumlu tutulduğu durumlar düzenlenmiştir.  Bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun 191 inci maddesinde kullanılan "istihkak müddeisiyle sulh  akdetmiş olsa bile" şeklindeki ibarenin çeviri yanlışlığı da düzeltilmiştir. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar  Kanununun 191 inci maddesinden farklı olarak, alıcı kendisine karşı dava açılmasını beklemeden,  satıcıyı üçüncü kişinin satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi,  bu yola başvurmazsa tahkim yoluna gidebileceği konusunda uyarabilecek ve bu uyarısı sonuçsuz  kaldığı için tahkim yoluna gitmişse bu durumda hakem kararına göre hareket edebilecektir.  Tasarının 215 inci maddesine, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin ikinci  fıkrasına uygun olarak, 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, ikinci bir fıkra eklenmiştir.  Fıkraya göre, alıcı satılanı geri vermekle yükümlü olduğunu ispat ederse, satılan üzerinde zaptı  sağlayacak nitelikte, özel hukuktan doğan üstün hak (mülkiyet hakkı, sınırlı aynî hak veya etkisi  kuvvetlendirilmiş kişisel hak) iddiasında bulunan üçüncü kişiye, satılanı bir mahkeme veya hakem  kararı beklemeden geri vermiş olsa bile, satıcının zapttan doğan sorumluluğu devam edecektir.  Madde 216- 818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 216 ncı maddesinde, tam zapt hâlinde alıcının hakları düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "3 . Alıcının hak­ ları / a. Tamamen zabıt hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "3 . Alıcının hakları / a. Tam zapt hâlinde"  şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 192 nci maddesinin dört bentten oluşan birinci fıkrasında, alıcının  tam zapt hâlinde, satıcıdan isteyebileceği olumsuz (doğrudan) zararlar sayılmıştır. Alıcı, satıcının zaptta  bir kusuru olmasa da, bu zararlarının giderilmesini isteyebilir.  Tasarının 216 ncı maddesinin son fıkrasında ise, alıcının olumlu (dolaylı) zarar niteliğindeki zarar­ larının da satıcı tarafından giderilmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Ancak, satıcı zaptın gerçek­ leşmesinde bir kusurunun bulunmadığını ispat ederek, alıcının olumlu zararları nedeniyle tazminat  sorumluluğundan kurtulabilir.  Madde 217- 818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 217 nci maddesinde, kısmî zapt hâlinde alıcının hakları düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Kısmen zabıt  hâlinde" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Kısmî zapt hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satımın feshini  talep edemeyip" şeklindeki ibare Tasarının 217 nci maddesinin birinci fıkrasında "sadece bu yüzden  uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir." denildiği ve bu ifadeden söz konusu durumda, sözleşmenin  sona erdirilmesinin istenemeyeceği sonucu açıkça çıkartılabileceği için, fıkra metninden çıkartılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 193 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "...feshi dava  edebilir." şeklindeki ibare, satış sözleşmesinin ani edimli bir borç ilişkisi doğurduğu göz önünde tu­ tularak, Tasarının 217 nci maddesinin ikinci fıkrasında "hâkimden sözleşmenin sona ermesine karar  vermesini isteyebilir." şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 4 - Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 218- 818 sayılı Borçlar Kanununun 194 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 218 inci maddesinde, satıcının genel olarak ayıptan sorumluluğu  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Satılanın  ayıptan salim olmasını tekeffül / 1. Mevzuu / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda  "III. Ayıptan sorumluluk / 1. Konusu / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede satıcının ayıptan sorumluluğunun konusu, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında  Kanun hükümleri de göz önünde tutularak, yeniden kaleme alınmıştır. Ancak, Tasarı ile söz konusu  Kanunun uygulama alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrıca, ayıplı ürünler bakımından 4703 sayılı  Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümlerinin saklı  olduğunda bir duraksama yoktur.  Madde 219- 818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 219 uncu maddesinde, ayıplı hayvan satışında satıcının sorumlu­ luğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Hayvan alım  satımında" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Hayvan satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde kullanılan "iğfal etmiş olmadıkça" şeklin­ deki ibare, Tasarıda "ağır kusuru olmadıkça" şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ağır kusurun aldatma  yanında ağır ihmali de kapsadığı göz önünde tutularak, hayvan satıcısının ayıptan sorumluluğu  genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde, İsviçre Borçlar Kanununun 198 inci mad­ desinde yapıldığı gibi, hangi cins hayvanların madde kapsamına girdiğinin sayılması doğru  görülmemiş, maddenin amacını, Ülkemizdeki hayvan cinslerini ve özelliklerini göz önünde tutarak,  buna ilişkin belirlemenin ve yorumun, öğreti ve uygulamaya bırakılması tercih edilmiştir.  Madde 220- 818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 220 nci maddesinde, satıcının alıcı ile yaptığı ayıptan sorumsuzluğa  ilişkin anlaşma düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Tekeffüle karşı"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Sorumsuzluk anlaşması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesinde kullanılan "hile ile gizlemiş ise" şeklindeki  ibare yerine, ağır kusurun kastı, dolayısıyla hileyi ve ağır ihmali içerdiği göz önünde tutularak,  Tasarının 220 nci maddesinde "ağır kusurlu ise" şeklinde ifade edilmiştir. Tasarının 114 üncü mad­ desinde öngörülen borçlunun ağır kusuru hâlinde sorumsuzluk anlaşmasının kesin hükümsüzlük yap­ tırımına bağlı olacağına ilişkin kural burada da geçerli olacaktır.  Tasarının satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplara ilişkin 224 üncü maddesinin  ikinci fıkrasındaki düzenleme burada da göz önünde tutulmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 105 -
- 1 0 4 - Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 218- 818 sayılı Borçlar Kanununun 194 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 218 inci maddesinde, satıcının genel olarak ayıptan sorumluluğu  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 194 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Satılanın  ayıptan salim olmasını tekeffül / 1. Mevzuu / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda  "III. Ayıptan sorumluluk / 1. Konusu / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddede satıcının ayıptan sorumluluğunun konusu, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında  Kanun hükümleri de göz önünde tutularak, yeniden kaleme alınmıştır. Ancak, Tasarı ile söz konusu  Kanunun uygulama alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrıca, ayıplı ürünler bakımından 4703 sayılı  Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun hükümlerinin saklı  olduğunda bir duraksama yoktur.  Madde 219- 818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 219 uncu maddesinde, ayıplı hayvan satışında satıcının sorumlu­ luğu düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Hayvan alım  satımında" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Hayvan satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde kullanılan "iğfal etmiş olmadıkça" şeklin­ deki ibare, Tasarıda "ağır kusuru olmadıkça" şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ağır kusurun aldatma  yanında ağır ihmali de kapsadığı göz önünde tutularak, hayvan satıcısının ayıptan sorumluluğu  genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 195 inci maddesinde, İsviçre Borçlar Kanununun 198 inci mad­ desinde yapıldığı gibi, hangi cins hayvanların madde kapsamına girdiğinin sayılması doğru  görülmemiş, maddenin amacını, Ülkemizdeki hayvan cinslerini ve özelliklerini göz önünde tutarak,  buna ilişkin belirlemenin ve yorumun, öğreti ve uygulamaya bırakılması tercih edilmiştir.  Madde 220- 818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın tek fıkradan oluşan 220 nci maddesinde, satıcının alıcı ile yaptığı ayıptan sorumsuzluğa  ilişkin anlaşma düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Tekeffüle karşı"  şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Sorumsuzluk anlaşması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 196 nci maddesinde kullanılan "hile ile gizlemiş ise" şeklindeki  ibare yerine, ağır kusurun kastı, dolayısıyla hileyi ve ağır ihmali içerdiği göz önünde tutularak,  Tasarının 220 nci maddesinde "ağır kusurlu ise" şeklinde ifade edilmiştir. Tasarının 114 üncü mad­ desinde öngörülen borçlunun ağır kusuru hâlinde sorumsuzluk anlaşmasının kesin hükümsüzlük yap­ tırımına bağlı olacağına ilişkin kural burada da geçerli olacaktır.  Tasarının satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplara ilişkin 224 üncü maddesinin  ikinci fıkrasındaki düzenleme burada da göz önünde tutulmalıdır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 5 - Madde 221- 818 sayılı Borçlar Kanununun 197 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 221 inci maddesinde, alıcının bildiği ayıplardan (açık ayıplardan)  satıcının sorumlu olmadığı ve yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da (âdi ayıplar­ dan), ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse, sorumlu olacağı öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 197 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde  olduğu gibi Tasarının 221 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 222- 818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 222 nci maddesinde, genel olarak satılanın, alıcı tarafından gözden  geçirilmesi ve varsa ayıplarının satıcıya bildirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Keşif ve  muayene ve satıcıya ihbar / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, "4. Gözden geçirme ve  satıcıya bildirme / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, ikinci ve üçüncü  fıkralarda düzenlenen konular arasında sıkı bir bağlantının varlığı göz önünde tutularak, madde  Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "derhal" şek­ lindeki ibare yerine, Tasannın 222 nci maddesinin birinci fıkrasında, kendisine ayıplı mal teslim edilen  alıcının menfaatinin korunması bakımından daha elverişli olduğu göz önünde tutularak, "uygun bir  süre" şeklindeki ibarenin kullanılması tercih edilmiştir. Böylece, Tasarının 222 nci maddesinin  birinci fıkrasında âdi ayıplara ilişkin bildirimin "uygun bir süre içinde"; aynı maddenin ikinci  fıkrasında ise, gizli ayıplara ilişkin bildirimin "hemen" yapılması arasındaki fark belirgin hâle getirilmiştir.  Madde 223- 818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 223 üncü maddesinde, hayvan satışında alıcının satılanı gözden  geçirmesi ve varsa ayıplarını satıcıya bildirmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Hayvan alım  satımında" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Hayvan satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin, hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir  edeceğine ilişkin son fıkrası, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 286 ncı maddesi  hükmünün bir tekrarı niteliğinde olduğu için, Tasarının 223 üncü maddesine alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 224- 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 224 üncü maddesinde, satıcının ağır kusurunun sonuçları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "5. Satıcının hile­ sine müterettip hükümler" şeklindeki ibare, Tasarıda "5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları" şeklinde  değiştirilmiştir.
Sayfa 106 -
- 1 0 5 - Madde 221- 818 sayılı Borçlar Kanununun 197 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 221 inci maddesinde, alıcının bildiği ayıplardan (açık ayıplardan)  satıcının sorumlu olmadığı ve yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da (âdi ayıplar­ dan), ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse, sorumlu olacağı öngörülmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 197 nci maddesi tek fıkradan oluştuğu hâlde, bu maddede iki ayrı  konunun düzenlendiği göz önünde tutularak, Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde  olduğu gibi Tasarının 221 inci maddesi iki fıkraya bölünerek düzenlenmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 222- 818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 222 nci maddesinde, genel olarak satılanın, alıcı tarafından gözden  geçirilmesi ve varsa ayıplarının satıcıya bildirilmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "4. Keşif ve  muayene ve satıcıya ihbar / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, "4. Gözden geçirme ve  satıcıya bildirme / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, ikinci ve üçüncü  fıkralarda düzenlenen konular arasında sıkı bir bağlantının varlığı göz önünde tutularak, madde  Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "derhal" şek­ lindeki ibare yerine, Tasannın 222 nci maddesinin birinci fıkrasında, kendisine ayıplı mal teslim edilen  alıcının menfaatinin korunması bakımından daha elverişli olduğu göz önünde tutularak, "uygun bir  süre" şeklindeki ibarenin kullanılması tercih edilmiştir. Böylece, Tasarının 222 nci maddesinin  birinci fıkrasında âdi ayıplara ilişkin bildirimin "uygun bir süre içinde"; aynı maddenin ikinci  fıkrasında ise, gizli ayıplara ilişkin bildirimin "hemen" yapılması arasındaki fark belirgin hâle getirilmiştir.  Madde 223- 818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 223 üncü maddesinde, hayvan satışında alıcının satılanı gözden  geçirmesi ve varsa ayıplarını satıcıya bildirmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Hayvan alım  satımında" şeklindeki ibare, Tasarıda "b. Hayvan satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 199 uncu maddesinin, hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir  edeceğine ilişkin son fıkrası, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 286 ncı maddesi  hükmünün bir tekrarı niteliğinde olduğu için, Tasarının 223 üncü maddesine alınmamıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 224- 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 224 üncü maddesinde, satıcının ağır kusurunun sonuçları düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "5. Satıcının hile­ sine müterettip hükümler" şeklindeki ibare, Tasarıda "5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları" şeklinde  değiştirilmiştir.  - 1 0 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde kullanılan "Alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı"  şeklindeki ibare, ağır kusurun kastı dolayısıyla aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının  224 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Ağır kusurlu olan satıcı" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, satıcılığı meslek edinmiş bir kişi, bilmesi gereken ayıpların alıcı  tarafından kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacak­ tır. Ayrıca, fıkrada kullanılan "bilmesi gereken" şeklindeki ibare, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin  her türlü ihmalini kapsamaktadır.  Madde 225- 818 sayılı Borçlar Kanununun 201 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 225 inci maddesinde, gönderme yoluyla satışta satılanın ayıplı ol­ ması durumunda, alıcıya düşen yük ve yükümlülükler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 201 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "6. Başka ma­ halden vâki olan satım" şeklindeki ibare, Tasarıda "6. Satılanın başka yerden gönderilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "başka yerden gönderilen satılanın" şeklindeki ibareyle,  satıcının sözleşme veya ticarî teamül gereğince, satılanı ifa yerinden başka bir yere (meselâ, alıcının  yerleşim yerine veya işyerine) göndermek suretiyle yaptığı satış kastedilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "usulüne göre" şeklindeki ibareyle, alıcının satılandaki  ayıbın varlığını sadece mahkemeye başvurarak değil, mahkeme dışındaki ilgili diğer kurum ve ku­ ruluşlara da başvurarak tespit ettirebileceği kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 226- 818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci ve 203 üncü maddelerini karşılamaktadır.  Tasarının beş fıkradan oluşan 226 nci maddesinde, satıcının ayıptan sorumluluğu çerçevesinde,  alıcının seçimlik hakları ve sınırları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "7. Tekeffüle  müstenit dâva / a. Satımın feshi yahut semenin tenzili" şeklindeki ibareler, Tasanda "7. Alıcının seçim­ lik hakları / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinde düzenlenen satılanı değiştirme hakkına ve  bunun sınırlarına da, alıcının diğer seçimlik haklarıyla, bütünlük sağlanması amacıyla, Tasarının  226 nci maddesinde yer verilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen seçimlik haklara,  4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinden farklı olarak, alıcının  bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere, satılanın onarılmasını isteme hakkını kullanabilmesi, bu  onarımın "aşırı bir masraf gerektirmemesi" koşuluna bağlı olarak dördüncü bir seçimlik hak eklen­ miştir. Çünkü, ayıplı satılan nedeniyle, tüketiciye karşı imalâtçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı  ve belirli koşullar altında kredi kummunun müteselsilen sommluluklarınm ve garanti belgesi ile satıl­ ması zomnlu olan sanayi malları bakımından servis sağlama borçlarının varlığı göz önünde tutulursa,  satıcının ayıplı satılanı ücretsiz olarak onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması uygun ve yerindedir.  Buna karşılık, taraflardan birini tüketicinin oluşturmadığı diğer satışlarda, satıcının, aşırı bir masraf  gerektirse bile, satılanı ücretsiz onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması hakkaniyete uygun  görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 107 -
- 1 0 6 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde kullanılan "Alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı"  şeklindeki ibare, ağır kusurun kastı dolayısıyla aldatmayı da içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının  224 üncü maddesinin birinci fıkrasında "Ağır kusurlu olan satıcı" şekline dönüştürülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 200 üncü maddesinde yer verilmeyen,  yeni bir hükümdür. Bu hükme göre, satıcılığı meslek edinmiş bir kişi, bilmesi gereken ayıpların alıcı  tarafından kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacak­ tır. Ayrıca, fıkrada kullanılan "bilmesi gereken" şeklindeki ibare, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin  her türlü ihmalini kapsamaktadır.  Madde 225- 818 sayılı Borçlar Kanununun 201 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 225 inci maddesinde, gönderme yoluyla satışta satılanın ayıplı ol­ ması durumunda, alıcıya düşen yük ve yükümlülükler düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 201 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "6. Başka ma­ halden vâki olan satım" şeklindeki ibare, Tasarıda "6. Satılanın başka yerden gönderilmesi" şeklinde  değiştirilmiştir.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "başka yerden gönderilen satılanın" şeklindeki ibareyle,  satıcının sözleşme veya ticarî teamül gereğince, satılanı ifa yerinden başka bir yere (meselâ, alıcının  yerleşim yerine veya işyerine) göndermek suretiyle yaptığı satış kastedilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "usulüne göre" şeklindeki ibareyle, alıcının satılandaki  ayıbın varlığını sadece mahkemeye başvurarak değil, mahkeme dışındaki ilgili diğer kurum ve ku­ ruluşlara da başvurarak tespit ettirebileceği kastedilmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 226- 818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci ve 203 üncü maddelerini karşılamaktadır.  Tasarının beş fıkradan oluşan 226 nci maddesinde, satıcının ayıptan sorumluluğu çerçevesinde,  alıcının seçimlik hakları ve sınırları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "7. Tekeffüle  müstenit dâva / a. Satımın feshi yahut semenin tenzili" şeklindeki ibareler, Tasanda "7. Alıcının seçim­ lik hakları / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinde düzenlenen satılanı değiştirme hakkına ve  bunun sınırlarına da, alıcının diğer seçimlik haklarıyla, bütünlük sağlanması amacıyla, Tasarının  226 nci maddesinde yer verilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen seçimlik haklara,  4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinden farklı olarak, alıcının  bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere, satılanın onarılmasını isteme hakkını kullanabilmesi, bu  onarımın "aşırı bir masraf gerektirmemesi" koşuluna bağlı olarak dördüncü bir seçimlik hak eklen­ miştir. Çünkü, ayıplı satılan nedeniyle, tüketiciye karşı imalâtçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı  ve belirli koşullar altında kredi kummunun müteselsilen sommluluklarınm ve garanti belgesi ile satıl­ ması zomnlu olan sanayi malları bakımından servis sağlama borçlarının varlığı göz önünde tutulursa,  satıcının ayıplı satılanı ücretsiz olarak onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması uygun ve yerindedir.  Buna karşılık, taraflardan birini tüketicinin oluşturmadığı diğer satışlarda, satıcının, aşırı bir masraf  gerektirse bile, satılanı ücretsiz onarma yükümlülüğüne tâbi tutulması hakkaniyete uygun  görülmemiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 7 - Tasarının 226 ncı maddesinin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak,  alıcının tüm seçimlik hakları dört bent hâlinde sayılmıştır. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun  202 nci maddesinin birinci fıkrasında, alıcının kullanabileceği seçimlik haklar, sadece sözleşmeden  dönme ve satış bedelinin indirilmesini isteme ve aynı Kanunun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında  düzenlenen değiştirme hakkından ibaret iken, bunlara yukanda açıklanan onarım hakkı da eklenmiştir.  Burada ayrıca, söz konusu seçimlik hakların kullanılabilme koşulları da her bir hak için ayrı ayrı  düzenlenmiş olup, bu düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanununa göre önemli farklılıklar taşımaktadır.  Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında değiştirme hakkı  sadece çeşit satışlan için kabul edildiği hâlde, Tasarıda, "imkân varsa" denilmek suretiyle, bu seçim­ lik hakkın kullanılabileceği durumlar genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinde "fesih" teriminin kullanılması hatalı olduğu  için, Tasarıda, bunun yerine "dönme" terimi kullanılmıştır.  Tasarının 226 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda açıkça düzenlen­ memiş olmakla birlikte, öğreti ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının hangi seçimlik hakkı  kullanmış olursa olsun, ayrıca satılanın ayıplı tesliminden dolayı uğradığı zararlar için genel hüküm­ lere göre tazminat isteme hakkının saklı tutulduğu belirtilmektedir. Ancak, alıcının, satılanın ayıplı  olması nedeniyle dönme hakkını kullanmasının sonuçlarının, Tasarının 228 inci maddesinde düzen­ lendiği göz önünde tutulursa, onun dönme dışındaki diğer seçimlik hakları ile birlikte, uğradığı  zararının giderilmesini, genel hükümlere göre isteyebileceğinde bir duraksama yoktur.  Maddenin üçüncü fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin ikinci fıkrasın­ dan farklı olarak, "satılanın başka bir yerden gönderilmemesi" koşulu aranmaksızın, satıcıya, alıcıya  aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararı da tamamen gidererek, alıcının  seçimlik haklarını kullanmasını önleme olanağı tanınmıştır.  Maddenin dördüncü fıkrasında, hâkime verilen yetkinin kapsamı, satış bedelinin indirilmesi  yanında, satılanın onanlmasına karar verme yetkisi de eklenerek, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "müsavi ise" şek­ lindeki ibare, öğreti ve uygulama göz önünde tutularak, Tasarının 226 ncı maddesinin beşinci  fıkrasında "çok yakın ise" şekline dönüştürülmüştür. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci  maddesinin son fıkrasından farklı olarak, Tasarının 226 ncı maddesinin son fıkrasında, bu durumda  alıcının sözleşmeden dönme yanında satılanın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkını da  kullanabileceği kabul edilmiştir.  Madde 227- 818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 227 nci maddesinde, ayıplı satılanın yok olmasının hukukî sonuçları  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Satılanın ziyaı  hâlinde satımın feshi" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara  uğraması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden farklı  olarak bu fıkrada sayılan hâllere mücbir sebep de eklenmiş, aynca, "satılanın.. .hasara uğraması" şek­ lindeki ibare, Tasarının 227 nci maddesinin birinci fıkrasında "satılanın.. .ağır biçimde zarara uğra- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 108 -
- 1 0 7 - Tasarının 226 ncı maddesinin birinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak,  alıcının tüm seçimlik hakları dört bent hâlinde sayılmıştır. Böylece, 818 sayılı Borçlar Kanununun  202 nci maddesinin birinci fıkrasında, alıcının kullanabileceği seçimlik haklar, sadece sözleşmeden  dönme ve satış bedelinin indirilmesini isteme ve aynı Kanunun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında  düzenlenen değiştirme hakkından ibaret iken, bunlara yukanda açıklanan onarım hakkı da eklenmiştir.  Burada ayrıca, söz konusu seçimlik hakların kullanılabilme koşulları da her bir hak için ayrı ayrı  düzenlenmiş olup, bu düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanununa göre önemli farklılıklar taşımaktadır.  Gerçekten, 818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin birinci fıkrasında değiştirme hakkı  sadece çeşit satışlan için kabul edildiği hâlde, Tasarıda, "imkân varsa" denilmek suretiyle, bu seçim­ lik hakkın kullanılabileceği durumlar genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinde "fesih" teriminin kullanılması hatalı olduğu  için, Tasarıda, bunun yerine "dönme" terimi kullanılmıştır.  Tasarının 226 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda açıkça düzenlen­ memiş olmakla birlikte, öğreti ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının hangi seçimlik hakkı  kullanmış olursa olsun, ayrıca satılanın ayıplı tesliminden dolayı uğradığı zararlar için genel hüküm­ lere göre tazminat isteme hakkının saklı tutulduğu belirtilmektedir. Ancak, alıcının, satılanın ayıplı  olması nedeniyle dönme hakkını kullanmasının sonuçlarının, Tasarının 228 inci maddesinde düzen­ lendiği göz önünde tutulursa, onun dönme dışındaki diğer seçimlik hakları ile birlikte, uğradığı  zararının giderilmesini, genel hükümlere göre isteyebileceğinde bir duraksama yoktur.  Maddenin üçüncü fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 203 üncü maddesinin ikinci fıkrasın­ dan farklı olarak, "satılanın başka bir yerden gönderilmemesi" koşulu aranmaksızın, satıcıya, alıcıya  aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararı da tamamen gidererek, alıcının  seçimlik haklarını kullanmasını önleme olanağı tanınmıştır.  Maddenin dördüncü fıkrasında, hâkime verilen yetkinin kapsamı, satış bedelinin indirilmesi  yanında, satılanın onanlmasına karar verme yetkisi de eklenerek, 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  genişletilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "müsavi ise" şek­ lindeki ibare, öğreti ve uygulama göz önünde tutularak, Tasarının 226 ncı maddesinin beşinci  fıkrasında "çok yakın ise" şekline dönüştürülmüştür. Ayrıca, 818 sayılı Borçlar Kanununun 202 nci  maddesinin son fıkrasından farklı olarak, Tasarının 226 ncı maddesinin son fıkrasında, bu durumda  alıcının sözleşmeden dönme yanında satılanın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkını da  kullanabileceği kabul edilmiştir.  Madde 227- 818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 227 nci maddesinde, ayıplı satılanın yok olmasının hukukî sonuçları  düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "c. Satılanın ziyaı  hâlinde satımın feshi" şeklindeki ibare, Tasarıda "c. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara  uğraması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 204 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden farklı  olarak bu fıkrada sayılan hâllere mücbir sebep de eklenmiş, aynca, "satılanın.. .hasara uğraması" şek­ lindeki ibare, Tasarının 227 nci maddesinin birinci fıkrasında "satılanın.. .ağır biçimde zarara uğra- Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 8 - ması" şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ayıplı satılanın beklenmedik hâl yanında, mücbir sebepten  yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması aynı hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Fıkrada  yapılan değişiklik uyarınca, ayıplı satılanın zarara uğradığı her durumda değil, ancak ağır biçimde  zarara uğraması durumunda bu fıkra uygulanabilecektir.  Madde 228- 818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 228 inci maddesinde, ayıp nedeniyle sözleşmeden dönmenin  sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, maddenin ilk iki  fıkrasının birbiriyle bağlantılı olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda birleştirilerek tek fıkraya  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "8. Feshin  hükümleri / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "8 . Dönmenin sonuçları/ a. Genel  olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Satılanın ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönen alıcının, satıcıya karşı ileri sürebileceği hak­ lara ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haklar,  Tasarının 228 inci maddesinin birinci fıkrasında, 216 ncı maddesinde yapıldığı gibi bentler hâlinde  sayılmıştır.  Maddede yer verilen "doğrudan zarar" ve "diğer zararlar" ibarelerine verilecek anlam hakkında,  Tasarının 216 ncı maddesinin gerekçesi göz önünde tutulmalıdır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 229- 818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 229 uncu maddesinde, birden çok mal satışında, satılanın ayıplı ol­ masının sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Birden ziyade  şeyin satımı hâlinde fesih" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Birden çok mal satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Birden ziyade  şey veya parça birlikte satılmış olup da" şeklindeki ibare, Tasarıda "Birden çok mal veya birden çok  parçadan oluşan bir mal" şeklinde ifade edilmiştir. Bu ibareyle, satış sözleşmesinin konusunu, aynı  cinsten, bağımsız ekonomik değeri bulunan birçok taşınır mal yanında öğretide "eşya topluluğu"  (Sachgesamtheit) kavramıyla ifade edilen, ekonomik bütünlük oluşturan, birlikte satılan birden çok  eşya kastedilmektedir. Aynı fıkrada kullanılan "eklentilerini" şeklindeki ibare, eklenti sayılmamakla  birlikte, öğretideki adlandırmayla "bağlı eşya" sayılanları da kapsamaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin birinci, ikinci ve son fıkralarında hatalı olarak  kullanılan "fesih" ve "fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "dönme" ve "dönme hakkı" şeklinde  düzeltilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 229 uncu  maddesinin birinci fıkrasına, ikinci cümle olarak alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin son fıkrasında kullanılan "ferilerine de şâmil  olur; amma" şeklindeki ibare, Tasarıda "eklentilerini de kapsar; fakat" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 109 -
- 1 0 8 - ması" şekline dönüştürülmüştür. Böylece, ayıplı satılanın beklenmedik hâl yanında, mücbir sebepten  yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması aynı hükmün kapsamına dahil edilmiştir. Fıkrada  yapılan değişiklik uyarınca, ayıplı satılanın zarara uğradığı her durumda değil, ancak ağır biçimde  zarara uğraması durumunda bu fıkra uygulanabilecektir.  Madde 228- 818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 228 inci maddesinde, ayıp nedeniyle sözleşmeden dönmenin  sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesi üç fıkradan oluştuğu hâlde, maddenin ilk iki  fıkrasının birbiriyle bağlantılı olduğu göz önünde tutularak, Tasarıda birleştirilerek tek fıkraya  dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "8. Feshin  hükümleri / a. Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "8 . Dönmenin sonuçları/ a. Genel  olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  Satılanın ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönen alıcının, satıcıya karşı ileri sürebileceği hak­ lara ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununun 205 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen haklar,  Tasarının 228 inci maddesinin birinci fıkrasında, 216 ncı maddesinde yapıldığı gibi bentler hâlinde  sayılmıştır.  Maddede yer verilen "doğrudan zarar" ve "diğer zararlar" ibarelerine verilecek anlam hakkında,  Tasarının 216 ncı maddesinin gerekçesi göz önünde tutulmalıdır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 229- 818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesini karşılamaktadır.  Tasannın iki fıkradan oluşan 229 uncu maddesinde, birden çok mal satışında, satılanın ayıplı ol­ masının sonuçları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin kenar başlığında kullanılan "b. Birden ziyade  şeyin satımı hâlinde fesih" şeklindeki ibare, Tasanda "b. Birden çok mal satışında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "Birden ziyade  şey veya parça birlikte satılmış olup da" şeklindeki ibare, Tasarıda "Birden çok mal veya birden çok  parçadan oluşan bir mal" şeklinde ifade edilmiştir. Bu ibareyle, satış sözleşmesinin konusunu, aynı  cinsten, bağımsız ekonomik değeri bulunan birçok taşınır mal yanında öğretide "eşya topluluğu"  (Sachgesamtheit) kavramıyla ifade edilen, ekonomik bütünlük oluşturan, birlikte satılan birden çok  eşya kastedilmektedir. Aynı fıkrada kullanılan "eklentilerini" şeklindeki ibare, eklenti sayılmamakla  birlikte, öğretideki adlandırmayla "bağlı eşya" sayılanları da kapsamaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin birinci, ikinci ve son fıkralarında hatalı olarak  kullanılan "fesih" ve "fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "dönme" ve "dönme hakkı" şeklinde  düzeltilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin ikinci fıkrası, Tasarının 229 uncu  maddesinin birinci fıkrasına, ikinci cümle olarak alınmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 206 ncı maddesinin son fıkrasında kullanılan "ferilerine de şâmil  olur; amma" şeklindeki ibare, Tasarıda "eklentilerini de kapsar; fakat" şeklinde değiştirilmiştir.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 0 9 - Madde 230- 818 saydı Borçlar Kanununun 207 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 230 uncu maddesinde, satıcının ayıptan sorumluluğu nedeniyle açıla­ cak davaların tâbi olduğu zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "9. Müruru za­ man" şeklindeki ibare, Tasarıda "9. Zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "sakıt olur." şek­ lindeki ibare, burada hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı göz önünde tutularak Tasarıda "za­ manaşımına uğrar." şekline dönüştürülmüştür. Aynı fıkrada öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi,  4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında  olduğu gibi, Tasarıda iki yıla çıkarılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin ikinci fıkrası Tasarının aynı maddesinin  birinci fıkrasına alınmış ve "bir sene geçmeksizin" şeklindeki ibare de, Tasarının birinci fıkrasında  yapılan değişikliğe paralel olarak, "iki yıl içinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Satıcı alıcıyı iğfal  etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasında "satıcı... ayıplı olarak de­ vretmekte ağır kusurlu ise" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "bu bir senelik müruru  zamandan" şeklindeki ibare de, Tasarıda "iki yıllık zamanaşımı süresinden" şekline dönüştürülmüştür.  Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının  230 uncu maddesinin ikinci fıkrasında "ağır kusurlu" teriminin kullanılmasıyla yetinilmiştir.  Madde 231- 818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 231 inci maddesinde, satış bedelinin ödenmesi ve satılanın  devralınması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Alıcının  Borçları / 1 . Semenin edası ve satılanın kabzı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Alıcının borçlan / 1 .  Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kabz etmekle  mükelleftir." şeklindeki ibare, Tasarıda "devralmakla yükümlüdür." şekline dönüştürülmüştür.  Gerçekte, satış sözleşmesinde satılanın devralınması bakımından alacaklı dummunda olan alıcı,  kural olarak bir hakkın sahibi olması nedeniyle edimi kabule zorlanamaz. Bununla birlikte, öğretide  ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının satılanı devralmaktan kaçınması, çoğu zaman satış be­ delini ödememe iradesini de ortaya koyar. Bu dummda, satıcının, yapacağı seçime göre, alacaklının  temerrüdü yanında, borçlunun temerrüdü hükümlerinden de yararlanması söz konusu olabileceği için,  maddede alıcının satılanı devralmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "kabzın derhâl vukuu  lâzımdır." şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın hemen devralınması gereklidir." şeklinde yazılmıştır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 232- 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 232 nci maddesinde, satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Semenin  tayini" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Satış bedelinin belirlenmesi" şeklinde değiştirilmiştir.
Sayfa 110 -
- 1 0 9 - Madde 230- 818 saydı Borçlar Kanununun 207 nci maddesini karşılamaktadır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  Tasarının iki fıkradan oluşan 230 uncu maddesinde, satıcının ayıptan sorumluluğu nedeniyle açıla­ cak davaların tâbi olduğu zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "9. Müruru za­ man" şeklindeki ibare, Tasarıda "9. Zamanaşımı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "sakıt olur." şek­ lindeki ibare, burada hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı göz önünde tutularak Tasarıda "za­ manaşımına uğrar." şekline dönüştürülmüştür. Aynı fıkrada öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi,  4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında  olduğu gibi, Tasarıda iki yıla çıkarılmıştır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin ikinci fıkrası Tasarının aynı maddesinin  birinci fıkrasına alınmış ve "bir sene geçmeksizin" şeklindeki ibare de, Tasarının birinci fıkrasında  yapılan değişikliğe paralel olarak, "iki yıl içinde" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 207 nci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Satıcı alıcıyı iğfal  etmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasında "satıcı... ayıplı olarak de­ vretmekte ağır kusurlu ise" şeklinde; 818 sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "bu bir senelik müruru  zamandan" şeklindeki ibare de, Tasarıda "iki yıllık zamanaşımı süresinden" şekline dönüştürülmüştür.  Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutularak, Tasarının  230 uncu maddesinin ikinci fıkrasında "ağır kusurlu" teriminin kullanılmasıyla yetinilmiştir.  Madde 231- 818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 231 inci maddesinde, satış bedelinin ödenmesi ve satılanın  devralınması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Alıcının  Borçları / 1 . Semenin edası ve satılanın kabzı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "C. Alıcının borçlan / 1 .  Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kabz etmekle  mükelleftir." şeklindeki ibare, Tasarıda "devralmakla yükümlüdür." şekline dönüştürülmüştür.  Gerçekte, satış sözleşmesinde satılanın devralınması bakımından alacaklı dummunda olan alıcı,  kural olarak bir hakkın sahibi olması nedeniyle edimi kabule zorlanamaz. Bununla birlikte, öğretide  ve uygulamada da kabul edildiği gibi, alıcının satılanı devralmaktan kaçınması, çoğu zaman satış be­ delini ödememe iradesini de ortaya koyar. Bu dummda, satıcının, yapacağı seçime göre, alacaklının  temerrüdü yanında, borçlunun temerrüdü hükümlerinden de yararlanması söz konusu olabileceği için,  maddede alıcının satılanı devralmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 208 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "kabzın derhâl vukuu  lâzımdır." şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın hemen devralınması gereklidir." şeklinde yazılmıştır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 232- 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 232 nci maddesinde, satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Semenin  tayini" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Satış bedelinin belirlenmesi" şeklinde değiştirilmiştir.  - 1 1 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satım siparişin  yapıldığı gün ve mahalde cari fiyat üzerinden" şeklindeki ibare, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun  212 nci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, Tasanda "satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama  piyasa fiyatı üzerinden" şeklinde düzeltilmiştir.  Maddenin ikinci ve son fıkralarında kullanılan "dara" sözcüğüyle, satılanın ambalajının (yani,  içine konulduğu kabın) ağırlığı kastedilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan "semenin gayri safı  vezin üzerinden yahut muayyen bir miktar" şeklindeki ibare, Tasarıda "daralı ağırlıktan miktar  olarak" şeklinde ifade edilmiştir. Gerçekten, bazı ticarî mallarda, herhangi bir indirim yapılmaksızın,  bedelin satılanın daralı ağırlığı üzerinden ödenmesi şeklinde bir ticarî teamülün de bulunduğu bilin­ mektedir. Aynca, Tasannın 232 nci maddesinin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu  maddesinin son fıkrasında yer verilmeyen bir durum olarak satış bedelinin daralı ağırlık üzerinden  belirlenmesine ilişkin ticarî teamülün de saklı olduğu belirtilmiştir.  Madde 233- 818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 233 üncü maddesinde, satış bedelinin muacceliyeti ve faizi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Semene is­ tihkak ve semenin faizi" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satılan alıcının  zilyetliğine girince satıcı semene müstahak olur." şeklindeki ibare, Tasarıda "satılan, alıcının  zilyetliğine girince, satış bedeli muaccel olur." şeklinde düzeltilmiştir. Aynı fıkraya göre, aksine  sözleşme varsa, bu hüküm uygulanmaz. Gerçekten, veresiye satışlar, taksitle satışlar ve ön ödemeli  satışlar, 210 uncu maddenin birinci fıkrasının kapsamı dışındadır. Veresiye satışlarda, satılanın  alıcıya teslim edilmesinden sonra, satış bedelinin tamamının, taraflarca belirlenen vadede, bir defada  ödenmesi kararlaştırılmaktadır. Taksitle satışlarda, satış bedelinin, yine satılanın alıcıya tesliminden  sonra, kısım kısım (taksitler hâlinde) ödenmesinin kararlaştırılması söz konusudur. Ön ödemeli tak­ sitle satışlarda ise, alıcı satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcı da bedelin ödenmesinden  sonra satılanı teslim etmeyi üstlenmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, ihtara gerek olmaksızın, satış bedeline faiz istenebileceği üç dumm  düzenlenmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 234- 818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 234 üncü maddesinde, alıcının temerrüdü durumunda, satıcının  sözleşmeden dönme hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Alıcının  temerrüdü / 1. Satıcının fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "IV. Alıcının temerrüdü /  1. Satıcının dönme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "hiçbir merasime  muhtaç olmaksızın" şeklindeki ibare, Tasarıda "herhangi bir işlem gerekmeksizin" şekline  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 111 -
- 1 1 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satım siparişin  yapıldığı gün ve mahalde cari fiyat üzerinden" şeklindeki ibare, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun  212 nci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, Tasanda "satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama  piyasa fiyatı üzerinden" şeklinde düzeltilmiştir.  Maddenin ikinci ve son fıkralarında kullanılan "dara" sözcüğüyle, satılanın ambalajının (yani,  içine konulduğu kabın) ağırlığı kastedilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu maddesinin son fıkrasında kullanılan "semenin gayri safı  vezin üzerinden yahut muayyen bir miktar" şeklindeki ibare, Tasarıda "daralı ağırlıktan miktar  olarak" şeklinde ifade edilmiştir. Gerçekten, bazı ticarî mallarda, herhangi bir indirim yapılmaksızın,  bedelin satılanın daralı ağırlığı üzerinden ödenmesi şeklinde bir ticarî teamülün de bulunduğu bilin­ mektedir. Aynca, Tasannın 232 nci maddesinin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununun 209 uncu  maddesinin son fıkrasında yer verilmeyen bir durum olarak satış bedelinin daralı ağırlık üzerinden  belirlenmesine ilişkin ticarî teamülün de saklı olduğu belirtilmiştir.  Madde 233- 818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 233 üncü maddesinde, satış bedelinin muacceliyeti ve faizi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Semene is­ tihkak ve semenin faizi" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi" şek­ linde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 210 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satılan alıcının  zilyetliğine girince satıcı semene müstahak olur." şeklindeki ibare, Tasarıda "satılan, alıcının  zilyetliğine girince, satış bedeli muaccel olur." şeklinde düzeltilmiştir. Aynı fıkraya göre, aksine  sözleşme varsa, bu hüküm uygulanmaz. Gerçekten, veresiye satışlar, taksitle satışlar ve ön ödemeli  satışlar, 210 uncu maddenin birinci fıkrasının kapsamı dışındadır. Veresiye satışlarda, satılanın  alıcıya teslim edilmesinden sonra, satış bedelinin tamamının, taraflarca belirlenen vadede, bir defada  ödenmesi kararlaştırılmaktadır. Taksitle satışlarda, satış bedelinin, yine satılanın alıcıya tesliminden  sonra, kısım kısım (taksitler hâlinde) ödenmesinin kararlaştırılması söz konusudur. Ön ödemeli tak­ sitle satışlarda ise, alıcı satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcı da bedelin ödenmesinden  sonra satılanı teslim etmeyi üstlenmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, ihtara gerek olmaksızın, satış bedeline faiz istenebileceği üç dumm  düzenlenmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 234- 818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 234 üncü maddesinde, alıcının temerrüdü durumunda, satıcının  sözleşmeden dönme hakkı düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "IV. Alıcının  temerrüdü / 1. Satıcının fesih hakkı" şeklindeki ibareler, Tasarıda "IV. Alıcının temerrüdü /  1. Satıcının dönme hakkı" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "hiçbir merasime  muhtaç olmaksızın" şeklindeki ibare, Tasarıda "herhangi bir işlem gerekmeksizin" şekline  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 1 - dönüşmrülmüştür. Bu ibareyle, fıkrada öngörülen durumlarda, satıcının, temerrüde düşen alıcıya  Tasarının 122 nci maddesinde öngörülen ek süreyi vermek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönme  hakkını kullanabileceği kastedilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonunda kullanılan  "mükelleftir." şeklindeki ibare, bu fıkrada satıcıya düşen bir yükümlülük değil, bir yük (külfet) söz  konusu olduğu için, Tasarıda "zorundadır." şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Satılan alıcıya tes­ lim edilmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya  devredilmişse" şeklinde düzeltilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 235- 818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 235 inci maddesinde, alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının uğradığı  zararın hesaplanması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Zarar ve ziyanın  nasıl hesap edileceği" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Zararın hesaplanması ve giderimi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda bulunmamakla birlikte, satıcının temerrüdüne ilişkin 188 inci mad­ denin birinci fıkrası hükmüne paralel olarak, Tasannın 235 inci maddesinin birinci fıkrasına da, alıcının  temerrüdüne ilişkin olmak üzere, benzer bir hüküm eklenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin birinci fıkrasında, satıcının temerrüdüne  ilişkin 188 inci maddesine benzer şekilde, ticarî satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının  uğradığı zarann, öğretide somut yöntem olarak adlandınlan hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Öğre­ tide, fark teorisinin yasal bir örneği olan bu hesaplama tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının,  hakkaniyete daha uygun olacağı ve zararın hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine ter­ cih edilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmektedir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci  maddesinin birinci fıkrasının başında kullanılan "Ticarî muamelelerde satıcı" şeklindeki ibare,  Tasarıda "Satıcı satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan" şeklinde değiştirilmiştir.  Böylece, menfaatler durumunda farklılık olmadığı gözetilerek, hem âdi satışlarda hem de ticarî  satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcıya, somut yönteme göre hesaplanacak zararını alıcıdan is­ teme hakkı tanınmıştır. Bu hükme göre, alıcının temerrüdü hâlinde satıcı, sözleşme konusu taşınır malı,  başka bir alıcıya, dürüstlük kurallanna uygun olarak, "ikame satımı" yoluyla satmışsa, ilk alıcının öde­ meyi üstlendiği bedele göre, yeni alıcıdan elde ettiği satış bedeli farkından doğan zararının, alıcı  tarafından giderilmesini isteyebilir.  Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, alıcının temerrüdü hâlinde  satıcının uğradığı zararın, öğretide "soyut yöntem" olarak adlandınlan hesaplanma tarzı düzenlen­ mektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan mallardan ol­ ması koşuluyla, ikame satımı yapmak zomnda olmaksızın, satıcı alıcıdan, satış bedeli ile malın ödeme  günündeki fiyatı arasındaki farktan doğan zararının giderilmesini isteyebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 112 -
- 1 1 1 - dönüşmrülmüştür. Bu ibareyle, fıkrada öngörülen durumlarda, satıcının, temerrüde düşen alıcıya  Tasarının 122 nci maddesinde öngörülen ek süreyi vermek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönme  hakkını kullanabileceği kastedilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonunda kullanılan  "mükelleftir." şeklindeki ibare, bu fıkrada satıcıya düşen bir yükümlülük değil, bir yük (külfet) söz  konusu olduğu için, Tasarıda "zorundadır." şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 211 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Satılan alıcıya tes­ lim edilmiş ise" şeklindeki ibare, Tasarıda "Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya  devredilmişse" şeklinde düzeltilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 235- 818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 235 inci maddesinde, alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının uğradığı  zararın hesaplanması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "2. Zarar ve ziyanın  nasıl hesap edileceği" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Zararın hesaplanması ve giderimi" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda bulunmamakla birlikte, satıcının temerrüdüne ilişkin 188 inci mad­ denin birinci fıkrası hükmüne paralel olarak, Tasannın 235 inci maddesinin birinci fıkrasına da, alıcının  temerrüdüne ilişkin olmak üzere, benzer bir hüküm eklenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci maddesinin birinci fıkrasında, satıcının temerrüdüne  ilişkin 188 inci maddesine benzer şekilde, ticarî satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcının  uğradığı zarann, öğretide somut yöntem olarak adlandınlan hesaplanma tarzı düzenlenmektedir. Öğre­ tide, fark teorisinin yasal bir örneği olan bu hesaplama tarzının, âdi satışlarda da uygulanmasının,  hakkaniyete daha uygun olacağı ve zararın hesaplanmasında fark teorisinin mübadele teorisine ter­ cih edilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmektedir. Bu nedenle, 818 sayılı Borçlar Kanununun 212 nci  maddesinin birinci fıkrasının başında kullanılan "Ticarî muamelelerde satıcı" şeklindeki ibare,  Tasarıda "Satıcı satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan" şeklinde değiştirilmiştir.  Böylece, menfaatler durumunda farklılık olmadığı gözetilerek, hem âdi satışlarda hem de ticarî  satışlarda alıcının temerrüdü hâlinde, satıcıya, somut yönteme göre hesaplanacak zararını alıcıdan is­ teme hakkı tanınmıştır. Bu hükme göre, alıcının temerrüdü hâlinde satıcı, sözleşme konusu taşınır malı,  başka bir alıcıya, dürüstlük kurallanna uygun olarak, "ikame satımı" yoluyla satmışsa, ilk alıcının öde­ meyi üstlendiği bedele göre, yeni alıcıdan elde ettiği satış bedeli farkından doğan zararının, alıcı  tarafından giderilmesini isteyebilir.  Maddenin son fıkrasında, 818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, alıcının temerrüdü hâlinde  satıcının uğradığı zararın, öğretide "soyut yöntem" olarak adlandınlan hesaplanma tarzı düzenlen­ mektedir. Buna göre, satılanın borsaya kayıtlı veya piyasa fiyatı (cari fiyatı) bulunan mallardan ol­ ması koşuluyla, ikame satımı yapmak zomnda olmaksızın, satıcı alıcıdan, satış bedeli ile malın ödeme  günündeki fiyatı arasındaki farktan doğan zararının giderilmesini isteyebilir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 2 - ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Gayrimenkul  satımı" şeklindeki alt başlık, Tasanda "Üçüncü Ayınm / Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Hak­ lar" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 236- 818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 236 nci maddesinde, taşınmaz satış sözleşmesinin ve satış ilişkisi  doğuran sözleşmelerin şekli düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Akdin Şekli"  ibaresi, Tasarıda "A. Şekil" ibaresine dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan  "bey'i bilvefa" şeklindeki ibare, Tasarıda "geri alım" şeklinde; yanlış çevrilen "istimlâk mukavelesi"  şeklindeki ibare ise, "alım sözleşmesi" şeklinde düzeltilmiş olup, söz konusu cümle, Tasarının aynı  maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan ".. .tahrirî şekil  kâfidir." şeklindeki ibare, bu şeklin geçerlilik şekli olduğunu belirtmek üzere, Tasarının 236 nci mad­ desinin son fıkrasında "...geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır." şekline  dönüştürülmüştür.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 237- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Satış ilişkisi doğuran haklar /  I. Süresi ve şerhi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 237 nci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım, geri alım ve alım  haklarının geçerli olarak kurulabilecekleri süre ile bu hakların tapu siciline şerhi düzenlenmektedir.  Maddeye göre, onalım ve geri alım hakları en çok yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıl­ lık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.  Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde de aynı düzenlemeye yer verilmekle bir­ likte bu hakların tapu siciline şerhin süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kay­ nak Kanunda söz konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasannın 237 nci  maddesinde, "kanunlarda belirlenen süreyle" tapu siciline şerh edilebileceği öngörülmüştür.  Böylece, madde, sözleşmeden doğan onalım hakkı ile alım ve geri alım haklarının şerhinin, her  dummda on yıllık süre için etkisini göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci  ve 736 nci maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme alınmıştır.  Madde 238- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Devredilmesi ve miras yoluyla  geçmesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 238 inci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım, geri alım ve alım  haklarının devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi konuları düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 113 -
- 1 1 2 - ÜÇÜNCÜ AYIRIM  Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesiyle başlayan "Üçüncü Fasıl / Gayrimenkul  satımı" şeklindeki alt başlık, Tasanda "Üçüncü Ayınm / Taşınmaz Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Hak­ lar" şeklinde değiştirilmiştir.  Madde 236- 818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının üç fıkradan oluşan 236 nci maddesinde, taşınmaz satış sözleşmesinin ve satış ilişkisi  doğuran sözleşmelerin şekli düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Akdin Şekli"  ibaresi, Tasarıda "A. Şekil" ibaresine dönüştürülmüştür.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde kullanılan  "bey'i bilvefa" şeklindeki ibare, Tasarıda "geri alım" şeklinde; yanlış çevrilen "istimlâk mukavelesi"  şeklindeki ibare ise, "alım sözleşmesi" şeklinde düzeltilmiş olup, söz konusu cümle, Tasarının aynı  maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 213 üncü maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan ".. .tahrirî şekil  kâfidir." şeklindeki ibare, bu şeklin geçerlilik şekli olduğunu belirtmek üzere, Tasarının 236 nci mad­ desinin son fıkrasında "...geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır." şekline  dönüştürülmüştür.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı  Borçlar Kanununa göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 237- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Satış ilişkisi doğuran haklar /  I. Süresi ve şerhi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 237 nci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım, geri alım ve alım  haklarının geçerli olarak kurulabilecekleri süre ile bu hakların tapu siciline şerhi düzenlenmektedir.  Maddeye göre, onalım ve geri alım hakları en çok yirmibeş yıllık, alım hakkı ise en çok on yıl­ lık süre için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süre ile tapu siciline şerh edilebilir.  Kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216a maddesinde de aynı düzenlemeye yer verilmekle bir­ likte bu hakların tapu siciline şerhin süresi bakımından bir farklılık bulunmaktadır. Gerçekten, kay­ nak Kanunda söz konusu hakların tapu siciline şerhi bir süreyle sınırlanmadığı hâlde, Tasannın 237 nci  maddesinde, "kanunlarda belirlenen süreyle" tapu siciline şerh edilebileceği öngörülmüştür.  Böylece, madde, sözleşmeden doğan onalım hakkı ile alım ve geri alım haklarının şerhinin, her  dummda on yıllık süre için etkisini göstereceğine ilişkin 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 735 inci  ve 736 nci maddelerinin ikinci fıkralarındaki düzenlemelerle uyumlu olacak biçimde kaleme alınmıştır.  Madde 238- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Devredilmesi ve miras yoluyla  geçmesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 238 inci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım, geri alım ve alım  haklarının devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi konuları düzenlenmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 3 - Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan onalım, alım ve geri  alım haklarının devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların devrine ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın  kurulması için öngörülen şekilde yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.  Madde 239- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Onalım hakkı / 1. İleri  sürülmesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 239 uncu maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının kul­ lanılabileceği ve kullanılamayacağı durumlar düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa  eşdeğer her türlü işlem" şeklindeki ibare, satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî işlemleri kap­ samaktadır. Böylece, onalım hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem­ ler yapılması hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ, bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin  bütünüyle devri hâlinde bu işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde  sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete aynî sermaye olarak konul­ masında onalım hakkı kullanılamayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın paylaşılması kapsamında mirasçılardan  birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi  amacıyla kazanılması hâllerinde, onalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 240- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Koşulları ve hükümleri" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 240 ıncı maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının ileri  sürülmesinin koşulları ve hükümleri düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve  içeriğini, noter aracılığıyla onalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir. Gerçek­ ten, Türk Medenî Kanununun 735 inci maddesinin son fıkrasına göre de, yasal onalım hakkının kul­ lanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan onalım hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî  Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından  onalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "satış sözleşmesi ... alıcının şahsından kaynaklanan se­ beplerle onaylanmazsa" şeklindeki ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket  edilerek yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca, yasal temsil­ cisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan alıcı tarafından, tek başına  hareket edilerek yapılan taşınmaz satış sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin  (1) numaralı bendi uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi kararlaştırılmadıkça onalım hakkı sahibi, taşınmazı  satıcının üçüncü kişiyle yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 114 -
- 1 1 3 - Maddenin birinci fıkrasında, aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan onalım, alım ve geri  alım haklarının devredilemeyeceği, ancak miras yoluyla geçeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, bu hakların devrine ilişkin sözleşmelerin geçerliliğinin, hakkın  kurulması için öngörülen şekilde yapılmasına bağlı olduğu ifade edilmektedir.  Madde 239- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Onalım hakkı / 1. İleri  sürülmesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 239 uncu maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının kul­ lanılabileceği ve kullanılamayacağı durumlar düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan satışa  eşdeğer her türlü işlem" şeklindeki ibare, satış ve onunla eşdeğerli bütün hukukî işlemleri kap­ samaktadır. Böylece, onalım hakkı taşınmaz satışında ve ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem­ ler yapılması hâlinde kullanılabilecektir. Meselâ, bir gayrimenkul yatırım ortaklığına ait hisselerin  bütünüyle devri hâlinde bu işlem, fıkra anlamında ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlem niteliğinde  sayılabilecektir. Ancak, bir taşınmazın anonim veya limited şirkete aynî sermaye olarak konul­ masında onalım hakkı kullanılamayacaktır.  Maddenin ikinci fıkrasında ise taşınmazın, mirasın paylaşılması kapsamında mirasçılardan  birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamusal yükümlülüklerin yerine getirilmesi  amacıyla kazanılması hâllerinde, onalım hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.  Maddenin düzenlenmesinde, kaynak İsviçre Borçlar Kanununun 216c maddesi göz önünde tu­ tulmuştur.  Madde 240- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Koşulları ve hükümleri" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 240 ıncı maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının ileri  sürülmesinin koşulları ve hükümleri düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, satıcının veya alıcının taşınmaz satış sözleşmesinin yapıldığını ve  içeriğini, noter aracılığıyla onalım hakkı sahibine bildirmek zorunda olduğu belirtilmektedir. Gerçek­ ten, Türk Medenî Kanununun 735 inci maddesinin son fıkrasına göre de, yasal onalım hakkının kul­ lanılmasına ilişkin hükümler sözleşmeden doğan onalım hakkında da uygulanır. Yine Türk Medenî  Kanununun 733 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre, yapılan satış, satıcı veya alıcı tarafından  onalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirilecektir.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "satış sözleşmesi ... alıcının şahsından kaynaklanan se­ beplerle onaylanmazsa" şeklindeki ibareyle, sınırlı ehliyetsiz olan alıcı tarafından tek başına hareket  edilerek yapılan satış sözleşmesine Türk Medenî Kanununun 16 ncı maddesi uyarınca, yasal temsil­ cisinin rıza göstermemesi yanında, ayırt etme gücüne sahip kısıtlı olan alıcı tarafından, tek başına  hareket edilerek yapılan taşınmaz satış sözleşmesine, Türk Medenî Kanununun 462 nci maddesinin  (1) numaralı bendi uyarınca vesayet makamının izin vermemesi de kastedilmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasına göre, aksi kararlaştırılmadıkça onalım hakkı sahibi, taşınmazı  satıcının üçüncü kişiyle yaptığı satışın koşulları çerçevesinde kazanır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 4 - Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal  Mahkemesinin bazı kararlarında da kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı ku­ rulması oluşturmaktadır.  Madde 241- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "3 . Kullanılması ve hükümleri" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 241 inci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının kul­ lanılması ve hükümleri düzenlenmektedir.  Maddeye göre, Türk Medenî Kanununun yasal onalım hakkının kullanılmasının tâbi olduğu  süreyi düzenleyen 733 üncü maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, ancak dava açılarak kullanıla­ bilecektir. Sözleşmeden doğan onalım hakkını kullanmak isteyen kişi, bu hakkın tapu siciline şer- hedilmiş olup olmadığına ve taşınmazın mülkiyetinin alıcı adına tescil edilip edilmediğine göre farklı  kişilere karşı dava açmak zorunda olacaktır. Söz konusu hakkın tapu siciline şerh edilmesi ve taşın­ mazın mülkiyetinin alıcı adına tescil edilmesi dummunda hak sahibi açacağı davayı alıcıya; aksi  takdirde satıcıya yöneltecektir. Ayrıca, maddede, bu davanın açılması bir süreye bağlanmıştır. Buna göre  davanın, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten  başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl içinde açılması zomnludur.  Madde 242- 818 sayılı Borçlar Kanununun 214 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 242 nci maddesinde, bir taşınmazın koşullu satışı ve mülkiyetin saklı  tutulması konuları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 214 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Şartla Satım  ve Mülkiyetin Muhafazası" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Taşınmaz satışı / I. Koşullu satış ve  mülkiyetin saklı tutulması" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddeye göre, bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul gerçekleşmedikçe, mülkiyetin alıcı  adına tapu siciline tescil edilemeyeceği gibi, mülkiyetin satıcıda kalmasına ilişkin koşulun da tapu  siciline tescil edilemeyeceği öngörülmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 243- 818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 243 üncü maddesinde, taşınmaz satışında, satılanın miktanndaki ek­ sikliğinden satıcının sorumlu olup olmadığı ve ayıplı bir yapının satışında, satıcıya karşı açılacak  davalarda zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Tekeffül"  şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Sommluluk" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Bir binanın" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "Bir yapının" şeklinde değiştirilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir. Aynı  fıkrada kullanılan "sakıt olur." şeklindeki ibare, Tasanda "zamanaşımına uğrar." şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 115 -
- 1 1 4 - Maddenin son fıkrasında sözü edilen satışa eşdeğer işlemlerin başlıca örneğini, İsviçre Federal  Mahkemesinin bazı kararlarında da kabul edildiği gibi, taşınmazın tamamı üzerinde üst hakkı ku­ rulması oluşturmaktadır.  Madde 241- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "3 . Kullanılması ve hükümleri" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 241 inci maddesinde, sözleşmeden doğan onalım hakkının kul­ lanılması ve hükümleri düzenlenmektedir.  Maddeye göre, Türk Medenî Kanununun yasal onalım hakkının kullanılmasının tâbi olduğu  süreyi düzenleyen 733 üncü maddesinin son fıkrasında olduğu gibi, ancak dava açılarak kullanıla­ bilecektir. Sözleşmeden doğan onalım hakkını kullanmak isteyen kişi, bu hakkın tapu siciline şer- hedilmiş olup olmadığına ve taşınmazın mülkiyetinin alıcı adına tescil edilip edilmediğine göre farklı  kişilere karşı dava açmak zorunda olacaktır. Söz konusu hakkın tapu siciline şerh edilmesi ve taşın­ mazın mülkiyetinin alıcı adına tescil edilmesi dummunda hak sahibi açacağı davayı alıcıya; aksi  takdirde satıcıya yöneltecektir. Ayrıca, maddede, bu davanın açılması bir süreye bağlanmıştır. Buna göre  davanın, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten  başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl içinde açılması zomnludur.  Madde 242- 818 sayılı Borçlar Kanununun 214 üncü maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 242 nci maddesinde, bir taşınmazın koşullu satışı ve mülkiyetin saklı  tutulması konuları düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 214 üncü maddesinin kenar başlığında kullanılan "B. Şartla Satım  ve Mülkiyetin Muhafazası" şeklindeki ibare, Tasarıda "C. Taşınmaz satışı / I. Koşullu satış ve  mülkiyetin saklı tutulması" şeklinde değiştirilmiştir.  Maddeye göre, bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul gerçekleşmedikçe, mülkiyetin alıcı  adına tapu siciline tescil edilemeyeceği gibi, mülkiyetin satıcıda kalmasına ilişkin koşulun da tapu  siciline tescil edilemeyeceği öngörülmektedir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  Madde 243- 818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasannın üç fıkradan oluşan 243 üncü maddesinde, taşınmaz satışında, satılanın miktanndaki ek­ sikliğinden satıcının sorumlu olup olmadığı ve ayıplı bir yapının satışında, satıcıya karşı açılacak  davalarda zamanaşımının başlangıcı ve süresi düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "C. Tekeffül"  şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Sommluluk" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 215 inci maddesinin son fıkrasında kullanılan "Bir binanın" şek­ lindeki ibare, Tasarıda "Bir yapının" şeklinde değiştirilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir. Aynı  fıkrada kullanılan "sakıt olur." şeklindeki ibare, Tasanda "zamanaşımına uğrar." şeklinde düzeltilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 5 - Maddenin son fıkrasına, Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasıyla uyumlu olarak, eklenen  yeni bir cümle ile, ağır kusurlu olan satıcının beş yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı  belirtilmiştir. Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutu­ larak, Tasarının 243 üncü maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde "ağır kusurlu" teriminin kul­ lanılmasıyla yetinilmiştir.  Madde 244- 818 sayılı Borçlar Kanununun 216 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 244 üncü maddesinde, taşınmaz satışında yarar ve hasarın alıcıya  hangi anda geçeceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 216 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Menfaat ve  Muhatara" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Yarar ve hasar" şeklinde değiştirilmiştir. Tasannın 207 nci  maddesinde, taşınmazlarda yarar ve hasarın, "tescil" anında alıcıya geçmesi öngörüldüğü için,  244 üncü maddesinin uygulama alanı dardır. Kaldı ki, tapu siciline alıcı adına yapılacak tescil,  taşınırlarda zilyetlik ve mülkiyetin devri sonucunu doğuran tasarruf işlemi işlevini görmektedir.  Maddede, açıklık sağlamak ve öğretideki tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla, "tescilden sonraki  bir zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre belirlenmişse" şeklinde  düzeltilmiştir. Böylece, bu olasılıkta yarar ve hasarın alıcıya teslimle geçmesi söz konusu olacaktır.  Meselâ, bir konut satışında alıcı adına tescil yapılmış olmakla birlikte, satıcının kendisine yeni bir  konut bulması için teslimin altı ay sonra yapılacağı kararlaştınldığında, bu süre içinde satıcının kusuru  olmaksızın konut yanarsa, teslim henüz gerçekleşmediği için hasara satıcı katlanacaktır. Maddenin  birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile, Tasarının 207 nci maddesinin ikinci fıkrasında taşınır satışlarına  benzer biçimde, alıcı, satılanı teslim almada temerrüde düştüğü takdirde, taşınmazın yarar ve  hasarının, teslim gerçekleşmişçesine alıcıya geçeceği kabul edilmiştir. Buna benzer bir düzenleme,  Alman Medeni Kanununun 446 nci paragrafında da yer almaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, uygulama göz önünde tutularak, teslimin tescil tarihinden sonra  gerçekleştirilmesine ilişkin sözleşmelerin geçerliliği için âdi yazılı şeklin yeterli olduğu kabul  edilmiştir.  Madde 245- 818 sayılı Borçlar Kanununun 217 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 245 inci maddesinde, taşınır satışına ilişkin kuralların taşınmaz  satışında da uygulanması düzenlenmektedir.  Maddede, taşınır satışına ilişkin kurallann, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanacağı kabul  edilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 217 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Menkul Satımı  Hakkındaki Hükümlere Müracaat" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların  uygulanması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  Bazı Satış Türleri  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesiyle başlayan "Dördüncü Fasıl / Satımın bazı  nevileri" şeklindeki alt başlık, Tasanda "Dördüncü Ayınm / Bazı Satış Türleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 116 -
- 1 1 5 - Maddenin son fıkrasına, Tasarının 230 uncu maddesinin son fıkrasıyla uyumlu olarak, eklenen  yeni bir cümle ile, ağır kusurlu olan satıcının beş yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı  belirtilmiştir. Ağır kusurun, kastı, dolayısıyla aldatmayı ve ağır ihmali de içerdiği göz önünde tutu­ larak, Tasarının 243 üncü maddesinin son fıkrasının ikinci cümlesinde "ağır kusurlu" teriminin kul­ lanılmasıyla yetinilmiştir.  Madde 244- 818 sayılı Borçlar Kanununun 216 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 244 üncü maddesinde, taşınmaz satışında yarar ve hasarın alıcıya  hangi anda geçeceği düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 216 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "D. Menfaat ve  Muhatara" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Yarar ve hasar" şeklinde değiştirilmiştir. Tasannın 207 nci  maddesinde, taşınmazlarda yarar ve hasarın, "tescil" anında alıcıya geçmesi öngörüldüğü için,  244 üncü maddesinin uygulama alanı dardır. Kaldı ki, tapu siciline alıcı adına yapılacak tescil,  taşınırlarda zilyetlik ve mülkiyetin devri sonucunu doğuran tasarruf işlemi işlevini görmektedir.  Maddede, açıklık sağlamak ve öğretideki tartışmaları ortadan kaldırmak amacıyla, "tescilden sonraki  bir zamanda alıcı tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre belirlenmişse" şeklinde  düzeltilmiştir. Böylece, bu olasılıkta yarar ve hasarın alıcıya teslimle geçmesi söz konusu olacaktır.  Meselâ, bir konut satışında alıcı adına tescil yapılmış olmakla birlikte, satıcının kendisine yeni bir  konut bulması için teslimin altı ay sonra yapılacağı kararlaştınldığında, bu süre içinde satıcının kusuru  olmaksızın konut yanarsa, teslim henüz gerçekleşmediği için hasara satıcı katlanacaktır. Maddenin  birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile, Tasarının 207 nci maddesinin ikinci fıkrasında taşınır satışlarına  benzer biçimde, alıcı, satılanı teslim almada temerrüde düştüğü takdirde, taşınmazın yarar ve  hasarının, teslim gerçekleşmişçesine alıcıya geçeceği kabul edilmiştir. Buna benzer bir düzenleme,  Alman Medeni Kanununun 446 nci paragrafında da yer almaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, uygulama göz önünde tutularak, teslimin tescil tarihinden sonra  gerçekleştirilmesine ilişkin sözleşmelerin geçerliliği için âdi yazılı şeklin yeterli olduğu kabul  edilmiştir.  Madde 245- 818 sayılı Borçlar Kanununun 217 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının tek fıkradan oluşan 245 inci maddesinde, taşınır satışına ilişkin kuralların taşınmaz  satışında da uygulanması düzenlenmektedir.  Maddede, taşınır satışına ilişkin kurallann, kıyas yoluyla taşınmaz satışında da uygulanacağı kabul  edilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 217 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "E. Menkul Satımı  Hakkındaki Hükümlere Müracaat" şeklindeki ibare, Tasarıda "IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların  uygulanması" şeklinde değiştirilmiştir.  Metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre bir hüküm  değişikliği yoktur.  DÖRDÜNCÜ AYIRIM  Bazı Satış Türleri  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesiyle başlayan "Dördüncü Fasıl / Satımın bazı  nevileri" şeklindeki alt başlık, Tasanda "Dördüncü Ayınm / Bazı Satış Türleri" şeklinde değiştirilmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 6 - Madde 246- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "A. Örnek üzerine satış / 1 . Tanımı"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 246 ncı maddesinde, örnek üzerine satış tanımlanmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan ibare, "A. Nu­ mune Üzerine Satım" şeklindedir.  Maddeye göre, örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya  üçüncü bir kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaş­ malarıyla yapılan satıştır.  Madde 247- 818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 247 nci maddesinde, örnek üzerine satışta ispat yükü düzenlen­ mektedir.  • 818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Numune  Üzerine Satım" şeklindeki ibare, içeriğiyle uyumlu olmadığı için, Tasanda "II. İspat yükü" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "..."satılanın nu­ muneye muvafakatini ispat" şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın örneğe uygun olmadığını ispat" şek­ linde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "ispata mecbur  olmayıp" şeklindeki ibare, ispatın bir yükümlülük değil yük niteliğinde olduğu göz ününde tutularak,  Tasannın 247 nci maddesinin birinci cümlesinde "ispat yükü altında olmayıp" şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "aksini iddia eden"  şeklindeki ibare gereksiz görülerek, Tasarının 247 nci maddesinin ikinci fıkrasına alınmamıştır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 248- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Beğenme koşuluyla satış /  I. Tanımı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 248 inci maddesinde, beğenme koşuluyla satış tanımlanmaktadır.  Maddeye göre, beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek  beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.  Madde 249- 818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 249 uncu maddesinde, beğenme koşuluyla satış sözleşmesinin  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "I. Mahiyeti"  şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kabul yahut  reddetmekte serbesttir." şeklindeki ibare, Tasarıda "kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin  geri vermekte serbesttir." şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 117 -
- 1 1 6 - Madde 246- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "A. Örnek üzerine satış / 1 . Tanımı"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 246 ncı maddesinde, örnek üzerine satış tanımlanmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan ibare, "A. Nu­ mune Üzerine Satım" şeklindedir.  Maddeye göre, örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan malın alıcıya veya  üçüncü bir kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaş­ malarıyla yapılan satıştır.  Madde 247- 818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 247 nci maddesinde, örnek üzerine satışta ispat yükü düzenlen­ mektedir.  • 818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "A. Numune  Üzerine Satım" şeklindeki ibare, içeriğiyle uyumlu olmadığı için, Tasanda "II. İspat yükü" şeklinde  değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "..."satılanın nu­ muneye muvafakatini ispat" şeklindeki ibare, Tasarıda "satılanın örneğe uygun olmadığını ispat" şek­ linde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "ispata mecbur  olmayıp" şeklindeki ibare, ispatın bir yükümlülük değil yük niteliğinde olduğu göz ününde tutularak,  Tasannın 247 nci maddesinin birinci cümlesinde "ispat yükü altında olmayıp" şeklinde düzeltilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 218 inci maddesinin ikinci fıkrasında kullanılan "aksini iddia eden"  şeklindeki ibare gereksiz görülerek, Tasarının 247 nci maddesinin ikinci fıkrasına alınmamıştır.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 248- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "B. Beğenme koşuluyla satış /  I. Tanımı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 248 inci maddesinde, beğenme koşuluyla satış tanımlanmaktadır.  Maddeye göre, beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek  beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.  Madde 249- 818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 249 uncu maddesinde, beğenme koşuluyla satış sözleşmesinin  hükümleri düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin kenar başlığında kullanılan "I. Mahiyeti"  şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Hükümleri" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "kabul yahut  reddetmekte serbesttir." şeklindeki ibare, Tasarıda "kabul etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin  geri vermekte serbesttir." şekline dönüştürülmüştür.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "yedine  geçmiş olsa bile" şeklindeki ibare, Tasarıda "zilyetliğine geçmiş olsa bile" şekline; "kabul edilinceye  kadar satıcının mülkünde kalır." şeklindeki ibare ise, "satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun  gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır." şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 250- 818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 250 nci maddesinde, beğenme koşuluyla satışta, deneme veya göz­ den geçirme satıcının yanında yapılmışsa, satıcının sözleşmeyle bağlı olması ile bağlı olmaktan kur­ tulması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Satıcının  nezdinde muayene" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Deneme veya gözden geçirme / 1. Satıcının  yanında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satıcı serbest  olur." ve ikinci fıkrasında kullanılan "serbest olur." şeklindeki ibareler, Tasarıda "satıcı, sözleşmeyle  bağlılıktan kurtulur." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 251- 818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 251 inci maddesinde, beğenme koşuluyla satışta deneme veya göz­ den geçirmenin alıcının yanında yapılması durumunda, beğenme koşulunun gerçekleşmesi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Alıcı  nezdinde muayene" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Alıcının yanında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satım tekem­ mül etmiş addolunur." şeklindeki ibare ile ikinci fıkrasının sonunda kullanılan "satım tamam olmuş  olur." şeklindeki ibareler, Tasarıda "beğenme koşulu gerçekleşmiş olur." şeklinde değiştirilmiştir.  Beğenme koşuluyla satışta, taraflar arasında daha önce kumlan sözleşmenin, beğenme koşulunun  gerçekleştiği anda hükümlerini doğurmaya başladığı göz önünde tutulursa, Tasarıda böyle bir düzelt­ menin yapılması zomnlu görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla  da" şeklindeki ibareyle, alıcının satılan üzerinde, gözden geçirme için gerekli olanın dışındaki bütün  fiilî ve hukukî tasarrufları kastedilmektedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 252- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "C. Kısmî ödemeli satışlar / 1 . Tak­ sitle satış / 1. Tanımı, şekli ve içeriği" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 118 -
- 1 1 7 - 818 sayılı Borçlar Kanununun 219 uncu maddesinin ikinci cümlesinde kullanılan "yedine  geçmiş olsa bile" şeklindeki ibare, Tasarıda "zilyetliğine geçmiş olsa bile" şekline; "kabul edilinceye  kadar satıcının mülkünde kalır." şeklindeki ibare ise, "satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun  gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalır." şekline dönüştürülmüştür.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 250- 818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 250 nci maddesinde, beğenme koşuluyla satışta, deneme veya göz­ den geçirme satıcının yanında yapılmışsa, satıcının sözleşmeyle bağlı olması ile bağlı olmaktan kur­ tulması düzenlenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "II. Satıcının  nezdinde muayene" şeklindeki ibare, Tasarıda "III. Deneme veya gözden geçirme / 1. Satıcının  yanında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satıcı serbest  olur." ve ikinci fıkrasında kullanılan "serbest olur." şeklindeki ibareler, Tasarıda "satıcı, sözleşmeyle  bağlılıktan kurtulur." şeklinde ifade edilmiştir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 251- 818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 251 inci maddesinde, beğenme koşuluyla satışta deneme veya göz­ den geçirmenin alıcının yanında yapılması durumunda, beğenme koşulunun gerçekleşmesi düzen­ lenmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Alıcı  nezdinde muayene" şeklindeki ibare, Tasarıda "2. Alıcının yanında" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 221 inci maddesinin birinci fıkrasında kullanılan "satım tekem­ mül etmiş addolunur." şeklindeki ibare ile ikinci fıkrasının sonunda kullanılan "satım tamam olmuş  olur." şeklindeki ibareler, Tasarıda "beğenme koşulu gerçekleşmiş olur." şeklinde değiştirilmiştir.  Beğenme koşuluyla satışta, taraflar arasında daha önce kumlan sözleşmenin, beğenme koşulunun  gerçekleştiği anda hükümlerini doğurmaya başladığı göz önünde tutulursa, Tasarıda böyle bir düzelt­ menin yapılması zomnlu görülmüştür.  Maddenin ikinci fıkrasında kullanılan "gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla  da" şeklindeki ibareyle, alıcının satılan üzerinde, gözden geçirme için gerekli olanın dışındaki bütün  fiilî ve hukukî tasarrufları kastedilmektedir.  Metninde yapılan düzeltme ve anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa göre  bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 252- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "C. Kısmî ödemeli satışlar / 1 . Tak­ sitle satış / 1. Tanımı, şekli ve içeriği" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 8 - Tasarının üç fıkradan oluşan 252 nci maddesinde, taksitle satış tanımlanmakta, şekli ve içeriği  düzenlenmektedir.  Tasarının "C. Kısmî ödemeli satışlar" hakkındaki düzenlemesinde, İsviçre Borçlar Kanununun,  23 Mart 2001 tarihli Tüketici Kredilerine İlişkin Federal Kanundan önceki düzenlemesi ile hukuku­ muzdaki 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundaki düzenleme göz önünde tutulmuştur.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış tanımlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının ticarî faaliyeti kapsamında yapıp yapmamasına bakılmak­ sızın, bütün taksitle satış sözleşmelerinin geçerliliği yazılı şekle bağlanmıştır.  Maddenin üçüncü fıkrasında, satıcının ticarî faaliyeti kapsamında yaptığı taksitle satış  sözleşmelerinde yer verilmesi zorunlu olan hususlar, onbir bent hâlinde sayılmaktadır.  Madde 253- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Yasal temsilcinin rızası" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 253 üncü maddesinde, taksitle satış sözleşmesinde yasal temsilcinin  rızası düzenlenmektedir.  Maddede, taksitle satış sözleşmesinin, ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından  yapılması durumunda, taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlan­ mıştır. Bu durumda, yasal temsilcinin rızasının en geç sözleşmenin kurulduğu anda vermiş olması  zorunludur. Bu nedenle, ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin, genel  hükümlerden farklı olarak, böyle bir taksitle satış sözleşmesini, sonradan rızasını açıklamak  (sözleşmeyi onamak) suretiyle geçerli hâle getirmesi mümkün değildir.  Madde 254- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "3 . Sözleşmenin yürürlüğe girmesi  ve geri alma açıklaması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 254 üncü maddesinde, taksitle satış sözleşmesinin yürürlüğe  girmesi ve geri alma açıklaması düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış sözleşmesinin, satıcı bakımından, sözleşmenin ku­ rulduğu anda hükümlerini doğurmaya başladığı hâlde alıcı bakımından taraflarca imzalanmış bir  nüshasının eline geçmesinden başlayarak yedi gün sonra yürürlüğe gireceği belirtilmektedir. Fıkradaki  düzenlemeden, Taksitle satış sözleşmesinin satıcı bakımından sözleşmenin kumlduğu anda hüküm­ lerini doğurmaya başlayacağı anlaşılmalıdır. Fıkrada öngörülen yedi günlük yasal süre içinde alıcı,  bir tazminat yükümlülüğü söz konusu olmaksızın, dilerse sözleşmenin kurulmasına ilişkin irade açık­ lamasını geri alabilecektir. Ancak, alıcı geri alma iradesini satıcıya yazılı olarak bildirmek zomndadır.  Geri alma bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için yeterli ola­ caktır. Alıcının komnması amacıyla, onun geri alma hakkından önceden feragat edemeyeceği kabul  edilmiştir. Böyle bir feragat, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kesin hükümsüzlük  yaptırımına bağlı olacaktır. Yine aynı fıkra uyarınca, Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri  aldığını satıcıya yazılı olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez.  Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının malı geri alma süresi içinde alıcıya devretmiş olması du­ rumunda alıcının, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabileceği; aksi  takdirde sözleşmenin yürürlüğe gireceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 119 -
- 1 1 8 - Tasarının üç fıkradan oluşan 252 nci maddesinde, taksitle satış tanımlanmakta, şekli ve içeriği  düzenlenmektedir.  Tasarının "C. Kısmî ödemeli satışlar" hakkındaki düzenlemesinde, İsviçre Borçlar Kanununun,  23 Mart 2001 tarihli Tüketici Kredilerine İlişkin Federal Kanundan önceki düzenlemesi ile hukuku­ muzdaki 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundaki düzenleme göz önünde tutulmuştur.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış tanımlanmaktadır.  Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının ticarî faaliyeti kapsamında yapıp yapmamasına bakılmak­ sızın, bütün taksitle satış sözleşmelerinin geçerliliği yazılı şekle bağlanmıştır.  Maddenin üçüncü fıkrasında, satıcının ticarî faaliyeti kapsamında yaptığı taksitle satış  sözleşmelerinde yer verilmesi zorunlu olan hususlar, onbir bent hâlinde sayılmaktadır.  Madde 253- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Yasal temsilcinin rızası" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 253 üncü maddesinde, taksitle satış sözleşmesinde yasal temsilcinin  rızası düzenlenmektedir.  Maddede, taksitle satış sözleşmesinin, ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı tarafından  yapılması durumunda, taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlan­ mıştır. Bu durumda, yasal temsilcinin rızasının en geç sözleşmenin kurulduğu anda vermiş olması  zorunludur. Bu nedenle, ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlının yasal temsilcisinin, genel  hükümlerden farklı olarak, böyle bir taksitle satış sözleşmesini, sonradan rızasını açıklamak  (sözleşmeyi onamak) suretiyle geçerli hâle getirmesi mümkün değildir.  Madde 254- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "3 . Sözleşmenin yürürlüğe girmesi  ve geri alma açıklaması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 254 üncü maddesinde, taksitle satış sözleşmesinin yürürlüğe  girmesi ve geri alma açıklaması düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satış sözleşmesinin, satıcı bakımından, sözleşmenin ku­ rulduğu anda hükümlerini doğurmaya başladığı hâlde alıcı bakımından taraflarca imzalanmış bir  nüshasının eline geçmesinden başlayarak yedi gün sonra yürürlüğe gireceği belirtilmektedir. Fıkradaki  düzenlemeden, Taksitle satış sözleşmesinin satıcı bakımından sözleşmenin kumlduğu anda hüküm­ lerini doğurmaya başlayacağı anlaşılmalıdır. Fıkrada öngörülen yedi günlük yasal süre içinde alıcı,  bir tazminat yükümlülüğü söz konusu olmaksızın, dilerse sözleşmenin kurulmasına ilişkin irade açık­ lamasını geri alabilecektir. Ancak, alıcı geri alma iradesini satıcıya yazılı olarak bildirmek zomndadır.  Geri alma bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması için yeterli ola­ caktır. Alıcının komnması amacıyla, onun geri alma hakkından önceden feragat edemeyeceği kabul  edilmiştir. Böyle bir feragat, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kesin hükümsüzlük  yaptırımına bağlı olacaktır. Yine aynı fıkra uyarınca, Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri  aldığını satıcıya yazılı olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez.  Maddenin ikinci fıkrasında, satıcının malı geri alma süresi içinde alıcıya devretmiş olması du­ rumunda alıcının, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği ölçüde kullanabileceği; aksi  takdirde sözleşmenin yürürlüğe gireceği öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 1 9 - Maddenin son fıkrasında, geri alma hakkını kullanan alıcıdan cayma parası istenemeyeceği be­ lirtilmektedir.  Madde 255- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "4. Tarafların hak ve borçlan / a. Peşi­ natı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 255 inci maddesinde, taksitle satış sözleşmesinde peşinat ödeme  borcu ve sözleşmenin süresi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta alıcının peşinat ödeme borcu ve sözleşmenin süresi;  ikinci fıkrasında peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini belirleme konusunda Bakanlar Kumluna  verilen yetki; üçüncü fıkrasında peşinatı almaksızın satılanı alıcıya devreden satıcının hukukî dummu  ve son fıkrasında da taraflarca satıcının peşinat almaktan vazgeçmesi karşılığında, satış bedelinin  artırılması konusundaki anlaşmanın hükümsüzlüğü düzenlenmektedir.  Madde 256- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Alıcının def ileri" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 256 ncı maddesinde, alıcının def ileri düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta alıcının, satıcıya karşı, satış bedeli ödeme borcu ile  ondan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemeyeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, satıcının, satış bedelinden doğan alacağını devretmesi durumunda,  alıcının satış bedeline ilişkin def ilerinin sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağı kabul  edilmektedir.  Madde 257- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Satış bedelinin tamamen öden­ mesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 257 nci maddesinde, taksitle satışta alıcının, satış bedelini tama­ men ödeyerek borcundan kurtulma olanağı ile alıcının bu imkândan yararlanması durumunda, tak­ sitle ödeme nedeniyle satış bedeline yapılan ilâve bedelden yapılması gereken en az indirim tutarı  düzenlenmektedir.  Madde 258- 818 sayılı Borçlar Kanununun 222 nci maddesini kısmen, 224 üncü maddesini ise  tamamen karşılayan, fakat büyük bölümü bakımından yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 258 inci maddesinde, taksitle satışta alıcının peşinatı ve taksitleri  ödemede temerrüde düşmesi dummunda, satıcının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, peşinatı ödemede temerrüde düşen alıcıya karşı, satıcının sadece  peşinatı isteyebileceği veya sözleşmeden dönebileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, taksitle satışta "muacceliyet kaydı"nın geçerlilik koşullan ile alıcının  taksit borcunu ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle, satıcının sözleşmeden dönme hakkını kul­ lanmasının koşulları açıklanmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 222 nci maddesinde kullanılan "bu hakkı muhafaza etmiş ise" şek­ lindeki ibare, örtülü saklı tutmayı da içerdiği hâlde, Tasarının 258 inci maddesinin ikinci fıkrasında,  hem sözleşmeye muacceliyet kaydının ve hem de sözleşmeden dönme hakkını kapsamak üzere, "bu  hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına" şeklinde bir ibare kullanılmış ve örtülü saklı tutma  olanağı ortadan kaldırılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 120 -
- 1 1 9 - Maddenin son fıkrasında, geri alma hakkını kullanan alıcıdan cayma parası istenemeyeceği be­ lirtilmektedir.  Madde 255- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "4. Tarafların hak ve borçlan / a. Peşi­ natı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 255 inci maddesinde, taksitle satış sözleşmesinde peşinat ödeme  borcu ve sözleşmenin süresi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta alıcının peşinat ödeme borcu ve sözleşmenin süresi;  ikinci fıkrasında peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini belirleme konusunda Bakanlar Kumluna  verilen yetki; üçüncü fıkrasında peşinatı almaksızın satılanı alıcıya devreden satıcının hukukî dummu  ve son fıkrasında da taraflarca satıcının peşinat almaktan vazgeçmesi karşılığında, satış bedelinin  artırılması konusundaki anlaşmanın hükümsüzlüğü düzenlenmektedir.  Madde 256- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Alıcının def ileri" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 256 ncı maddesinde, alıcının def ileri düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta alıcının, satıcıya karşı, satış bedeli ödeme borcu ile  ondan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemeyeceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, satıcının, satış bedelinden doğan alacağını devretmesi durumunda,  alıcının satış bedeline ilişkin def ilerinin sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağı kabul  edilmektedir.  Madde 257- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Satış bedelinin tamamen öden­ mesi" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 257 nci maddesinde, taksitle satışta alıcının, satış bedelini tama­ men ödeyerek borcundan kurtulma olanağı ile alıcının bu imkândan yararlanması durumunda, tak­ sitle ödeme nedeniyle satış bedeline yapılan ilâve bedelden yapılması gereken en az indirim tutarı  düzenlenmektedir.  Madde 258- 818 sayılı Borçlar Kanununun 222 nci maddesini kısmen, 224 üncü maddesini ise  tamamen karşılayan, fakat büyük bölümü bakımından yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 258 inci maddesinde, taksitle satışta alıcının peşinatı ve taksitleri  ödemede temerrüde düşmesi dummunda, satıcının seçimlik hakları düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, peşinatı ödemede temerrüde düşen alıcıya karşı, satıcının sadece  peşinatı isteyebileceği veya sözleşmeden dönebileceği belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, taksitle satışta "muacceliyet kaydı"nın geçerlilik koşullan ile alıcının  taksit borcunu ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle, satıcının sözleşmeden dönme hakkını kul­ lanmasının koşulları açıklanmaktadır.  818 sayılı Borçlar Kanununun 222 nci maddesinde kullanılan "bu hakkı muhafaza etmiş ise" şek­ lindeki ibare, örtülü saklı tutmayı da içerdiği hâlde, Tasarının 258 inci maddesinin ikinci fıkrasında,  hem sözleşmeye muacceliyet kaydının ve hem de sözleşmeden dönme hakkını kapsamak üzere, "bu  hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına" şeklinde bir ibare kullanılmış ve örtülü saklı tutma  olanağı ortadan kaldırılmıştır.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun "III. Muacceliyet şartlan" kenar başlıklı 224 üncü maddesinden  farklı olarak, "muacceliyet kaydı"nın diğer geçerlilik koşulları da gerçekleşmişse, alıcının, satış be­ delinin en az dörtte birini oluşturan bir taksiti veya en son taksiti ödemede temerrüde düşmesi duru­ munda da satıcının, ondan geri kalan satış bedelinin tamamını ödemesini isteyebileceği öngörülmek­ tedir. Ancak, aynı hükmün bir istisnası olmak üzere, satıcının sözleşmeden dönme dolayısıyla  isteyebileceği miktarın, ödenmiş taksitler tutarına eşit veya daha fazla olması durumunda,  sözleşmeden dönemeyeceği kabul edilmektedir.  Maddenin son fıkrasına göre, satıcı satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini is­ teme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan önce, alıcıya on beş günlük bir ek ödeme süresi  tanımak zomndadır.  Madde 259- 818 sayılı Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşıla­ maktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 259 uncu maddesinde, alıcının temerrüdü nedeniyle satıcının  sözleşmeden dönmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta satıcının alıcıya devrinden sonra, satıcının alıcının  taksitleri ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle sözleşmeden dönmesinin hukukî sonuçlan, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle uyumludur. 818  sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "münasip bir kira bedeli" şeklindeki ibare, Tasarıda "hakkaniyete  uygun bir kullanım bedeli"; "satılan bozulmuş ise" şeklindeki ibare de, "satılanın olağandışı kul­ lanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "değer  azalması" ifadesi satılanın eskimesini ve bozulmasını kapsamak üzere bir üst kavram olarak kul­ lanılmıştır.  Maddenin 818 sayılı Borçlar Kanununda karşılığı bulunmayan ikinci fıkrasında ise, satıcının,  alıcının peşinatı ödemede temerrüde düşmesi yüzünden, satılanın devrinden önce sözleşmeden dön­ mesinin hukukî sonuçlan düzenlenmektedir.  Madde 260- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Hâkimin müdahalesi" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 260 ıncı maddesinde, taksitle satışta alıcının temerrüde düşmesi du­ rumunda hâkimin müdahalesi düzenlenmektedir.  Maddede, belirli koşullar altında, hâkime, sözleşmeye müdahale ederek, temerrüde düşen alıcıya  ödeme kolaylıkları sağlama ve satıcının satılanı geri almasını yasaklama yetkileri tanınmaktadır.  Madde 261- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "5 . Yetkili mahkeme ve tahkim" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 261 inci maddesinde, yetkili mahkeme ve tahkim düzenlenmektedir.  Maddede, yerleşim yeri Türkiye'de olan alıcının, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğan  uyuşmazlıklarda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi,  tahkim sözleşmesi de yapamayacağı öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 121 -
- 1 2 0 - 818 sayılı Borçlar Kanununun "III. Muacceliyet şartlan" kenar başlıklı 224 üncü maddesinden  farklı olarak, "muacceliyet kaydı"nın diğer geçerlilik koşulları da gerçekleşmişse, alıcının, satış be­ delinin en az dörtte birini oluşturan bir taksiti veya en son taksiti ödemede temerrüde düşmesi duru­ munda da satıcının, ondan geri kalan satış bedelinin tamamını ödemesini isteyebileceği öngörülmek­ tedir. Ancak, aynı hükmün bir istisnası olmak üzere, satıcının sözleşmeden dönme dolayısıyla  isteyebileceği miktarın, ödenmiş taksitler tutarına eşit veya daha fazla olması durumunda,  sözleşmeden dönemeyeceği kabul edilmektedir.  Maddenin son fıkrasına göre, satıcı satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen ödenmesini is­ teme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan önce, alıcıya on beş günlük bir ek ödeme süresi  tanımak zomndadır.  Madde 259- 818 sayılı Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasını kısmen karşıla­ maktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 259 uncu maddesinde, alıcının temerrüdü nedeniyle satıcının  sözleşmeden dönmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışta satıcının alıcıya devrinden sonra, satıcının alıcının  taksitleri ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle sözleşmeden dönmesinin hukukî sonuçlan, 818 sayılı  Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle uyumludur. 818  sayılı Borçlar Kanununda kullanılan "münasip bir kira bedeli" şeklindeki ibare, Tasarıda "hakkaniyete  uygun bir kullanım bedeli"; "satılan bozulmuş ise" şeklindeki ibare de, "satılanın olağandışı kul­ lanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde" şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan "değer  azalması" ifadesi satılanın eskimesini ve bozulmasını kapsamak üzere bir üst kavram olarak kul­ lanılmıştır.  Maddenin 818 sayılı Borçlar Kanununda karşılığı bulunmayan ikinci fıkrasında ise, satıcının,  alıcının peşinatı ödemede temerrüde düşmesi yüzünden, satılanın devrinden önce sözleşmeden dön­ mesinin hukukî sonuçlan düzenlenmektedir.  Madde 260- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Hâkimin müdahalesi" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 260 ıncı maddesinde, taksitle satışta alıcının temerrüde düşmesi du­ rumunda hâkimin müdahalesi düzenlenmektedir.  Maddede, belirli koşullar altında, hâkime, sözleşmeye müdahale ederek, temerrüde düşen alıcıya  ödeme kolaylıkları sağlama ve satıcının satılanı geri almasını yasaklama yetkileri tanınmaktadır.  Madde 261- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "5 . Yetkili mahkeme ve tahkim" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 261 inci maddesinde, yetkili mahkeme ve tahkim düzenlenmektedir.  Maddede, yerleşim yeri Türkiye'de olan alıcının, tarafı olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğan  uyuşmazlıklarda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi,  tahkim sözleşmesi de yapamayacağı öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 1 - Madde 262- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "6. Uygulama alanı" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 262 nci maddesinde, taksitle satışa ilişkin hükümlerin uygulama  alanı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa ilişkin hükümlerin, aynı ekonomik amaçla yapılan  işlemlere de uygulanacağı belirtilmektedir. Taksitle satışta alıcıların korunması amacıyla konulmuş  olan hükümlerden kurtulmak (kanuna karşı hile yapmak) amacıyla, uygulamada rastlanan kira-satış  vaadi, kira-alım ve kira-bağışlama şeklinde yapılan birleşik sözleşmelere de taksitle satış hükümleri  uygulanır. Bu sözleşmelerin yapısını açıklamak amacıyla sadece kira-satış vaadi şeklindeki birleşik  sözleşmeden kısaca söz etmekte yarar vardır. Bu sözleşmede, kiraya veren (gerçekte taksitle mal  satıcısı), satılanı satış bedelinin tamamen ödenmesi gereken tarihe kadar kiraya vermekte; satış be­ deli tamamen ödenince, satılanı ona satmayı vaat etmekte; fakat bir vadeye ilişkin kira bedeli  (gerçekte taksit) ödenmezse, fesih bildiriminde bulunarak sözleşmeden dönme hakkını da sadece ken­ disi için saklı tutmaktadır. Böylece, kiracı (gerçekte taksitle mal alıcısı) bir vadeye ilişkin borcunu  ödemezse, kiraya veren (gerçekte taksitle mal satıcısı), fesih bildiriminde bulunarak kira sözleşmesini  feshetmekte (gerçekte taksitle satış sözleşmesinden dönmekte) ve o zamana kadar kendisine öden­ miş olan kira bedellerini (gerçekte taksitleri) alıkoymak istemektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir taşının edinme amacıyla yapılan ödünç sözleşmelerinde, satıcının  mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan bağımsız olarak, taksitle satış sözleşmesinden  doğan satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin başka bir şekilde  anlaşarak, satış bedelini daha sonra taksitler hâlinde ödemeyi üstlenen alıcıya satılanın teslimini sağla- malan dummunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmekte ve  böyle bir ödünç sözleşmesinde yer verilmesi gerekli hususlar düzenlenmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, satış bedeli taksitle ödünç yoluyla karşılanan peşin mal alımlarına,  hangi koşullar altında, taksitle satışa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece Tasarının 258 inci mad­ desinin ikinci fıkrası, 259 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 260 ıncı maddesi hükümlerinin uygu­ lanacağı taksitle satışlar belirtilmektedir. Fıkrada yapılan düzenleme ile, tacir sıfatım taşıyan alıcı  bakımından, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun uygulanamayacağı göz önünde  tutularak, söz konusu alıcılara taksitle satışa ilişkin belirtilen hükümlerden sınırlı biçimde yararlanma  olanağı tanınmıştır.  M a d d e 263- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Ön ödemeli taksitle satış /  1. Tanımı, şekli ve içeriği" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 263 üncü maddesinde, ön ödemeli taksitle satış tanımlanmakta, şekli  ve içeriği düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış tanımlanmaktadır.  İkinci fıkrada, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu be­ lirtilmekte ve sözleşmede yer verilmesi zomnlu hususlar, dokuz bent hâlinde sayılmaktadır. Aynı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 122 -
- 1 2 1 - Madde 262- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "6. Uygulama alanı" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 262 nci maddesinde, taksitle satışa ilişkin hükümlerin uygulama  alanı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa ilişkin hükümlerin, aynı ekonomik amaçla yapılan  işlemlere de uygulanacağı belirtilmektedir. Taksitle satışta alıcıların korunması amacıyla konulmuş  olan hükümlerden kurtulmak (kanuna karşı hile yapmak) amacıyla, uygulamada rastlanan kira-satış  vaadi, kira-alım ve kira-bağışlama şeklinde yapılan birleşik sözleşmelere de taksitle satış hükümleri  uygulanır. Bu sözleşmelerin yapısını açıklamak amacıyla sadece kira-satış vaadi şeklindeki birleşik  sözleşmeden kısaca söz etmekte yarar vardır. Bu sözleşmede, kiraya veren (gerçekte taksitle mal  satıcısı), satılanı satış bedelinin tamamen ödenmesi gereken tarihe kadar kiraya vermekte; satış be­ deli tamamen ödenince, satılanı ona satmayı vaat etmekte; fakat bir vadeye ilişkin kira bedeli  (gerçekte taksit) ödenmezse, fesih bildiriminde bulunarak sözleşmeden dönme hakkını da sadece ken­ disi için saklı tutmaktadır. Böylece, kiracı (gerçekte taksitle mal alıcısı) bir vadeye ilişkin borcunu  ödemezse, kiraya veren (gerçekte taksitle mal satıcısı), fesih bildiriminde bulunarak kira sözleşmesini  feshetmekte (gerçekte taksitle satış sözleşmesinden dönmekte) ve o zamana kadar kendisine öden­ miş olan kira bedellerini (gerçekte taksitleri) alıkoymak istemektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında, bir taşının edinme amacıyla yapılan ödünç sözleşmelerinde, satıcının  mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya bundan bağımsız olarak, taksitle satış sözleşmesinden  doğan satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin başka bir şekilde  anlaşarak, satış bedelini daha sonra taksitler hâlinde ödemeyi üstlenen alıcıya satılanın teslimini sağla- malan dummunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmekte ve  böyle bir ödünç sözleşmesinde yer verilmesi gerekli hususlar düzenlenmektedir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, satış bedeli taksitle ödünç yoluyla karşılanan peşin mal alımlarına,  hangi koşullar altında, taksitle satışa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece Tasarının 258 inci mad­ desinin ikinci fıkrası, 259 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 260 ıncı maddesi hükümlerinin uygu­ lanacağı taksitle satışlar belirtilmektedir. Fıkrada yapılan düzenleme ile, tacir sıfatım taşıyan alıcı  bakımından, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun uygulanamayacağı göz önünde  tutularak, söz konusu alıcılara taksitle satışa ilişkin belirtilen hükümlerden sınırlı biçimde yararlanma  olanağı tanınmıştır.  M a d d e 263- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "II. Ön ödemeli taksitle satış /  1. Tanımı, şekli ve içeriği" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 263 üncü maddesinde, ön ödemeli taksitle satış tanımlanmakta, şekli  ve içeriği düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış tanımlanmaktadır.  İkinci fıkrada, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin geçerliliğinin yazılı şekle bağlı olduğu be­ lirtilmekte ve sözleşmede yer verilmesi zomnlu hususlar, dokuz bent hâlinde sayılmaktadır. Aynı  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 2 - fıkranm (7) numaralı bendinde kullanılan "sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını geri  alma hakkı" şeklindeki ibareyle, açıklanan iradenin geri alınması kastedilmektedir. "Geri alma"  teriminin kullanılması, "dönme", "cayma" ve "vazgeçme" terimlerinin tartışılmasından sonra daha  uygun görülmüştür.  Madde 264- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Tarafların hak ve borçları /  a. Ödemelerin güvenceye bağlanması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 264 üncü maddesinde, ön ödemeli taksitle satışta, alıcı tarafından  yapılan ödemelerin güvenceye bağlanması düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli  taksitle satış sözleşmelerinde, alıcının ödemelerini sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açıla­ cak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlü olduğu açıklanmaktadır.  İkinci fıkrada, bankanın taraflann çıkarlarını gözetmek zorunda olduğu ve alıcı hesabına açılmış  hesapta birikmiş paralardan yapılacak herhangi bir ödeme için her iki tarafın rızasının aranacağı, bu  konuda önceden rıza verilemeyeceği öngörülmektedir.  Maddenin son fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli tak­ sitle satış sözleşmelerinde, alıcının, satılanın devrine kadar sözleşmeden cayması durumunda,  satıcının hesapta birikmiş paralar üzerindeki bütün haklarını kaybedeceği belirtilmektedir. Alıcının,  sözleşmeden caymasının hukukî sonuçları, Tasarının 268 inci maddesinde düzenlenmiştir.  Madde 265- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Alıcının malın teslimini isteme  hakkı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 265 inci maddesinde, alıcının malın devrini isteme hakkı düzen­ lenmektedir.  Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, ön ödemeli taksitle satışta, alıcının istemesi hâlinde,  satıcının hangi maddî veya şeklî koşullar altında, satılanı ona devretmekle yükümlü olduğu belir­ tilmektedir.  Son fıkrada, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde alıcının, hangi dummlarda ve hangi koşu­ lun gerçekleşmesiyle satılanın kısım kısım devredilmesini isteyebileceği; hangi dummda bu hakka  sahip olmadığı düzenlenmektedir.  Madde 266- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Satış bedelinin ödenmesi" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 266 nci maddesinde, satış bedelinin ödenmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci cümlesinde, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde,  satış bedelinin satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerektiği; ikinci cümlesinde ise,  satılanın devrini isteyen alıcının, banka hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kıs­ mını satıcı lehine serbest bırakabileceği; maddenin son cümlesinde ise, alıcının sözleşmenin kurul­ duğu sırada böyle bir serbest bırakma taahhüdünde bulunamayacağı öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 123 -
- 1 2 2 - fıkranm (7) numaralı bendinde kullanılan "sözleşme yapılması konusundaki irade açıklamasını geri  alma hakkı" şeklindeki ibareyle, açıklanan iradenin geri alınması kastedilmektedir. "Geri alma"  teriminin kullanılması, "dönme", "cayma" ve "vazgeçme" terimlerinin tartışılmasından sonra daha  uygun görülmüştür.  Madde 264- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "2. Tarafların hak ve borçları /  a. Ödemelerin güvenceye bağlanması" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 264 üncü maddesinde, ön ödemeli taksitle satışta, alıcı tarafından  yapılan ödemelerin güvenceye bağlanması düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli  taksitle satış sözleşmelerinde, alıcının ödemelerini sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açıla­ cak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla yükümlü olduğu açıklanmaktadır.  İkinci fıkrada, bankanın taraflann çıkarlarını gözetmek zorunda olduğu ve alıcı hesabına açılmış  hesapta birikmiş paralardan yapılacak herhangi bir ödeme için her iki tarafın rızasının aranacağı, bu  konuda önceden rıza verilemeyeceği öngörülmektedir.  Maddenin son fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli tak­ sitle satış sözleşmelerinde, alıcının, satılanın devrine kadar sözleşmeden cayması durumunda,  satıcının hesapta birikmiş paralar üzerindeki bütün haklarını kaybedeceği belirtilmektedir. Alıcının,  sözleşmeden caymasının hukukî sonuçları, Tasarının 268 inci maddesinde düzenlenmiştir.  Madde 265- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Alıcının malın teslimini isteme  hakkı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 265 inci maddesinde, alıcının malın devrini isteme hakkı düzen­ lenmektedir.  Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında, ön ödemeli taksitle satışta, alıcının istemesi hâlinde,  satıcının hangi maddî veya şeklî koşullar altında, satılanı ona devretmekle yükümlü olduğu belir­ tilmektedir.  Son fıkrada, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde alıcının, hangi dummlarda ve hangi koşu­ lun gerçekleşmesiyle satılanın kısım kısım devredilmesini isteyebileceği; hangi dummda bu hakka  sahip olmadığı düzenlenmektedir.  Madde 266- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Satış bedelinin ödenmesi" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının tek fıkradan oluşan 266 nci maddesinde, satış bedelinin ödenmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci cümlesinde, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde,  satış bedelinin satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması gerektiği; ikinci cümlesinde ise,  satılanın devrini isteyen alıcının, banka hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik kıs­ mını satıcı lehine serbest bırakabileceği; maddenin son cümlesinde ise, alıcının sözleşmenin kurul­ duğu sırada böyle bir serbest bırakma taahhüdünde bulunamayacağı öngörülmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 3 - Maddenin ikinci cümlesinde, satış bedelinin tamamını ödeyerek, satıcıdan, satılanın kendisine  devrini isteyen alıcının, satılan kendisine devredilmedikçe, hesabındaki taksit ödemelerinin en çok  üçte bir oranındaki kısmını, satıcı yararına serbest bırakılmasına rıza gösterebileceği öngörülmüş ve  böylece alıcı, taksit borçlarını tamamen ödediği hâlde, henüz devralmadığı satılanın satış bedelinin  bu oranı aşan kısmını kaybetmesi tehlikesine karşı hukukî komma altına alınmıştır. Maddenin son  cümlesi uyarınca, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada söz konusu hukukî korumayı ortadan  kaldıran veya azaltan bir taahhüt geçersiz sayılmış, böylece satıcıların bu hükmün etkisinden kur­ tulmalarının önlenmesi amaçlanmıştır.  Madde 267- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "d. Satış bedelinin belirlenmesi" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın üç fıkradan oluşan 267 nci maddesinde, satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin kurulduğu sırada belir­ lenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.  Maddenin ikinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin bir çeşidi olan ve öğretide  "tahsis kaydıyla satış" (vente avec reserve de specifıcation; Spezifıkationskauf) adı verilen sözleşme  düzenlenmektedir. Bu sözleşmenin varlığı, aşağıdaki koşullann birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır:  1. Ödenecek toplam satış bedeli önceden sözleşmede belirlenmiş olmakla birlikte, satıcının alıcıya  devretmekle yükümlü olduğu eşya belirlenmemiş olmalıdır.  2. Satıcı, alıcıya zilyetlik ve mülkiyetini devralacağı eşyayı seçme hakkı tanımış olmalıdır.  Bu fıkra uyarınca, yukarıda belirtilen koşulların gerçekleşmesi dummunda satıcı, peşin satıştaki  olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla yükümlü  olacaktır.  Bu tür satışlara, alıcının bir mobilya mağazasından, ileride evlenecek kızma çeyiz olarak satın  almak istediği eşyaya ilişkin yaptığı sözleşme ömek olarak gösterilebilir. Bu durumda alıcı, kendi­ sine tanınan seçim hakkını kullandığında, satıcı, sözleşmede kararlaştırılan toplam satış bedeline  (meselâ onbin liraya) kadar olmak üzere, seçtiği çeyizlik eşyayı (oturma veya yatak odası takımı vb.)  peşin satıştaki olağan bedellerle devretmekle yükümlüdür.  Maddenin son fıkrasında, aynı maddenin ikinci fıkrasına aykırı anlaşmalann, ancak alıcı için daha  elverişli bulunması ölçüsünde geçerli olacağı açıklanmaktadır.  Madde 268- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, " 3 . Sözleşmenin sona ermesi /  a. Cayma hakkı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 268 inci maddesinde, sona erme sebeplerinden biri olarak cayma  hakkı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli  taksitle satış sözleşmesinde alıcının, malın devrine kadar, her zaman sözleşmeden cayabileceği kabul  edilmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 124 -
- 1 2 3 - Maddenin ikinci cümlesinde, satış bedelinin tamamını ödeyerek, satıcıdan, satılanın kendisine  devrini isteyen alıcının, satılan kendisine devredilmedikçe, hesabındaki taksit ödemelerinin en çok  üçte bir oranındaki kısmını, satıcı yararına serbest bırakılmasına rıza gösterebileceği öngörülmüş ve  böylece alıcı, taksit borçlarını tamamen ödediği hâlde, henüz devralmadığı satılanın satış bedelinin  bu oranı aşan kısmını kaybetmesi tehlikesine karşı hukukî komma altına alınmıştır. Maddenin son  cümlesi uyarınca, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada söz konusu hukukî korumayı ortadan  kaldıran veya azaltan bir taahhüt geçersiz sayılmış, böylece satıcıların bu hükmün etkisinden kur­ tulmalarının önlenmesi amaçlanmıştır.  Madde 267- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "d. Satış bedelinin belirlenmesi" ke­ nar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın üç fıkradan oluşan 267 nci maddesinde, satış bedelinin belirlenmesi düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasına göre, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin kurulduğu sırada belir­ lenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.  Maddenin ikinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin bir çeşidi olan ve öğretide  "tahsis kaydıyla satış" (vente avec reserve de specifıcation; Spezifıkationskauf) adı verilen sözleşme  düzenlenmektedir. Bu sözleşmenin varlığı, aşağıdaki koşullann birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır:  1. Ödenecek toplam satış bedeli önceden sözleşmede belirlenmiş olmakla birlikte, satıcının alıcıya  devretmekle yükümlü olduğu eşya belirlenmemiş olmalıdır.  2. Satıcı, alıcıya zilyetlik ve mülkiyetini devralacağı eşyayı seçme hakkı tanımış olmalıdır.  Bu fıkra uyarınca, yukarıda belirtilen koşulların gerçekleşmesi dummunda satıcı, peşin satıştaki  olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla yükümlü  olacaktır.  Bu tür satışlara, alıcının bir mobilya mağazasından, ileride evlenecek kızma çeyiz olarak satın  almak istediği eşyaya ilişkin yaptığı sözleşme ömek olarak gösterilebilir. Bu durumda alıcı, kendi­ sine tanınan seçim hakkını kullandığında, satıcı, sözleşmede kararlaştırılan toplam satış bedeline  (meselâ onbin liraya) kadar olmak üzere, seçtiği çeyizlik eşyayı (oturma veya yatak odası takımı vb.)  peşin satıştaki olağan bedellerle devretmekle yükümlüdür.  Maddenin son fıkrasında, aynı maddenin ikinci fıkrasına aykırı anlaşmalann, ancak alıcı için daha  elverişli bulunması ölçüsünde geçerli olacağı açıklanmaktadır.  Madde 268- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, " 3 . Sözleşmenin sona ermesi /  a. Cayma hakkı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının üç fıkradan oluşan 268 inci maddesinde, sona erme sebeplerinden biri olarak cayma  hakkı düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan ön ödemeli  taksitle satış sözleşmesinde alıcının, malın devrine kadar, her zaman sözleşmeden cayabileceği kabul  edilmektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 4 - Maddenin ikinci fıkrasında, cayma hâlinde, alıcı tarafından ödenmesi öngörülen cayma parasının  nasıl belirleneceği ve miktarı ile yapılmış bulunan ödemelerden, cayma parasını aşan kısmının ne ola­ cağı açıklanmaktadır.  Maddenin son fıkrasına göre, bu fıkrada yazılı üç durumdan birinin gerçekleşmesi sebebiyle  sözleşmeden cayılmış olursa, alıcıdan cayma parası istenemeyecektir.  Madde 269- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Sözleşmenin süresi" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 269 uncu maddesinde, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin süresi  düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde, ön ödemeleri ifa borcunun  beş yılın geçmesiyle sona ermesi öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, ödeme süresi bir yıldan uzun veya belirsiz olan ön ödemeli tak­ sitle satış sözleşmesinde, fıkrada öngörülen koşulların gerçekleşmesi durumunda, satıcının da  sözleşmeden cayan alıcının haklarına sahip olacağı düzenlenmektedir.  Madde 270- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Alıcının temerrüdü" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 270 inci maddesinde, alıcının temerrüdü düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satışta alıcının bir veya birden çok ödemede  temerrüde düşmesi dummunda, satıcının vadesi gelmiş olan ön ödemeleri isteme hakkı ile fıkrada  öngörülen koşullar gerçekleşmişse, sözleşmeden dönme hakkı düzenleme konusu yapılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, satıcının ödeme süresi bir yıl veya daha kısa olan  sözleşmeden dönmesi dummunda, Tasannın 259 uncu maddesinin ikinci fıkrasının kıyas yoluyla uygu­ lanacağı kabul edilmektedir. Aynı fıkranın son cümlesi uyarınca, süresi bir yıldan uzun olan  sözleşmelerde satıcı, ancak Tasarının 268 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını  ve ortalama banka faizlerini aşan zararlarının karşılanmasını isteyebilir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan  alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcıya, yasal anapara faizi ile birlikte devir isteminden sonra  malın değerinde oluşacak eksilmelerin giderimini isteme hakkı tanınmakta ve sözleşmede öngörülmesi  dummunda ödenecek ceza koşulunun miktarının, satış bedelinin yüzde onunu geçemeyeceği belir­ tilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, satılanın devrinden sonra, alıcının temerrüde düşmesi sebebiyle  satıcının sözleşmeden dönmesi dummunda, Tasarının 259 uncu maddesinin birinci fıkrası hük­ münün uygulanacağı ifade edilmektedir.  Madde 271- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "4. Uygulama alanının sınırlanması"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 271 inci maddesinde, uygulama alanının sınırlanması düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 125 -
- 1 2 4 - Maddenin ikinci fıkrasında, cayma hâlinde, alıcı tarafından ödenmesi öngörülen cayma parasının  nasıl belirleneceği ve miktarı ile yapılmış bulunan ödemelerden, cayma parasını aşan kısmının ne ola­ cağı açıklanmaktadır.  Maddenin son fıkrasına göre, bu fıkrada yazılı üç durumdan birinin gerçekleşmesi sebebiyle  sözleşmeden cayılmış olursa, alıcıdan cayma parası istenemeyecektir.  Madde 269- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "b. Sözleşmenin süresi" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 269 uncu maddesinde, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin süresi  düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde, ön ödemeleri ifa borcunun  beş yılın geçmesiyle sona ermesi öngörülmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, ödeme süresi bir yıldan uzun veya belirsiz olan ön ödemeli tak­ sitle satış sözleşmesinde, fıkrada öngörülen koşulların gerçekleşmesi durumunda, satıcının da  sözleşmeden cayan alıcının haklarına sahip olacağı düzenlenmektedir.  Madde 270- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "c. Alıcının temerrüdü" kenar  başlıklı yeni bir maddedir.  Tasarının dört fıkradan oluşan 270 inci maddesinde, alıcının temerrüdü düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, ön ödemeli taksitle satışta alıcının bir veya birden çok ödemede  temerrüde düşmesi dummunda, satıcının vadesi gelmiş olan ön ödemeleri isteme hakkı ile fıkrada  öngörülen koşullar gerçekleşmişse, sözleşmeden dönme hakkı düzenleme konusu yapılmıştır.  Maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, satıcının ödeme süresi bir yıl veya daha kısa olan  sözleşmeden dönmesi dummunda, Tasannın 259 uncu maddesinin ikinci fıkrasının kıyas yoluyla uygu­ lanacağı kabul edilmektedir. Aynı fıkranın son cümlesi uyarınca, süresi bir yıldan uzun olan  sözleşmelerde satıcı, ancak Tasarının 268 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını  ve ortalama banka faizlerini aşan zararlarının karşılanmasını isteyebilir.  Maddenin üçüncü fıkrasında, bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş olan  alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcıya, yasal anapara faizi ile birlikte devir isteminden sonra  malın değerinde oluşacak eksilmelerin giderimini isteme hakkı tanınmakta ve sözleşmede öngörülmesi  dummunda ödenecek ceza koşulunun miktarının, satış bedelinin yüzde onunu geçemeyeceği belir­ tilmektedir.  Maddenin son fıkrasında ise, satılanın devrinden sonra, alıcının temerrüde düşmesi sebebiyle  satıcının sözleşmeden dönmesi dummunda, Tasarının 259 uncu maddesinin birinci fıkrası hük­ münün uygulanacağı ifade edilmektedir.  Madde 271- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "4. Uygulama alanının sınırlanması"  kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 271 inci maddesinde, uygulama alanının sınırlanması düzenlen­ mektedir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)  - 1 2 5 - Maddeye göre, alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticarî işletmenin ihtiyacı için  ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesine ilişkin 263  ilâ 270 inci maddeleri uygulanmaz.  Madde 272- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Ortak hükümler" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 272 nci maddesinde, ortak hükümler düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına,  alıcının sözleşmenin kurulmasından cayma hakkına ve derilerine, satıcının alacağının devrine,  hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına, yetkili mahkeme ve tahkime ilişkin olanların, ön  ödemeli taksitle satış sözleşmelerine de uygulanacakları belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan tak­ sitle satışta, alıcının satılanın devrinden önce ödemeleri yapma yükümlülüğü varsa, ön ödemeli tak­ sitle satışa ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmektedir.  Madde 273- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "D. Açık artırma yoluyla satış / 1 .  Tanımı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 273 üncü maddesinde, açık artırma yoluyla satış tanımlanmaktadır.  Maddeye göre, "Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır  olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır".  Madde 274- 818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 274 üncü maddesinde, isteğe bağlı açık artırma ve cebrî artırma  yoluyla yapılan satışlarda, sözleşmenin kurulduğu an belirtilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "I. Satımın  inikadı" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Kurulması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin birinci fıkrası, Tasannın 274 üncü maddesinin  ikinci fıkrası olarak; 818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin ikinci fıkrası ise, Tasarıda  birinci fıkra olarak kaleme alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 275- 818 sayılı Borçlar Kanununun 227 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 275 inci maddesinde, artırmaya katılanın bağlandığı an düzenlen­ mektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 227 nci maddesinin kenar başlığında kullanılan "III. Müzayedeye  iştirak edenin ne zaman mülzem olacağı / 1 . Umumiyet itibariyle" şeklindeki ibareler, Tasarıda "III.  Hükümleri / 1 . Artırmaya katılanın bağlandığı an / a. Genel olarak" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununda tek fıkradan oluşan 227 nci maddesi, bu maddede iki ayrı konunun  düzenlendiği göz önünde tutularak, Tasarıda iki fıkra hâlinde düzenlenmiştir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 321)
Sayfa 126 -
- 1 2 5 - Maddeye göre, alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir ticarî işletmenin ihtiyacı için  ya da meslekî amaçlarla satın alınması durumunda, ön ödemeli taksitle satış sözleşmesine ilişkin 263  ilâ 270 inci maddeleri uygulanmaz.  Madde 272- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "III. Ortak hükümler" kenar başlıklı  yeni bir maddedir.  Tasarının iki fıkradan oluşan 272 nci maddesinde, ortak hükümler düzenlenmektedir.  Maddenin birinci fıkrasında, taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin rızasına,  alıcının sözleşmenin kurulmasından cayma hakkına ve derilerine, satıcının alacağının devrine,  hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına, yetkili mahkeme ve tahkime ilişkin olanların, ön  ödemeli taksitle satış sözleşmelerine de uygulanacakları belirtilmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise, satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan tak­ sitle satışta, alıcının satılanın devrinden önce ödemeleri yapma yükümlülüğü varsa, ön ödemeli tak­ sitle satışa ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörülmektedir.  Madde 273- 818 sayılı Borçlar Kanununda yer verilmeyen, "D. Açık artırma yoluyla satış / 1 .  Tanımı" kenar başlıklı yeni bir maddedir.  Tasannın tek fıkradan oluşan 273 üncü maddesinde, açık artırma yoluyla satış tanımlanmaktadır.  Maddeye göre, "Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları önceden belirlenerek, hazır  olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır".  Madde 274- 818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 274 üncü maddesinde, isteğe bağlı açık artırma ve cebrî artırma  yoluyla yapılan satışlarda, sözleşmenin kurulduğu an belirtilmektedir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan "I. Satımın  inikadı" şeklindeki ibare, Tasarıda "II. Kurulması" şeklinde değiştirilmiştir.  818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin birinci fıkrası, Tasannın 274 üncü maddesinin  ikinci fıkrası olarak; 818 sayılı Borçlar Kanununun 225 inci maddesinin ikinci fıkrası ise, Tasarıda  birinci fıkra olarak kaleme alınmıştır.  Sistematik yapısı ile metninde yapılan anlaştırma dışında, maddede 818 sayılı Borçlar Kanununa  göre bir hüküm değişikliği yoktur.  Madde 275- 818 sayılı Borçlar Kanununun 227 nci maddesini karşılamaktadır.  Tasarının iki fıkradan oluşan 275 inci maddesinde, artırmaya katılanın bağlandığı an düze