• Dava Türü: İptal Davaları / İtiraz Başvuruları
  • Süreç:
  • Karar Türü: İptal
  • KANUNUM Yürürlük Değerlendirmesi: Yürürlükte
  • Esas No: 2018/9
  • Karar No: 2018/84
  • Karar Tarihi: 11.07.2018
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: 
 
Esas Sayısı : 2018/9 
Karar Sayısı: 2018/84 
Karar Tarihi: 11/7/2018 
 
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi 
 
İTİRAZIN KONUSU: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu’nun 
18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin 
üçüncü fıkrasının; 
 
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) 
numaralı bendinin, 
 
B. (2) numaralı bendinin 
 
Anayasa’nm 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine 
ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir. 
 
OLAY: Borçlunun hakkında icra takibi başlatılmasından sonra kendisine ait 
taşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve alacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla gerçek satış 
bedelinden daha düşük bedelle kardeşine devretmesi sebebiyle açılan tasarrufun iptali 
davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, 
iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması için başvurmuştur. 
 
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ 
 
Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı 278. maddesi şöyledir: 
 
“Mutat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması 
sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi 
olan yahut masaya kabul olman alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar 
geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. 
 
Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez. 
 
Aşağıdaki tasarruflar bağışlama gibidir. 
 
1. (Değişik : 9/11/1988-3494/53 mdL) Kan ve koca ile usul ve füru, neseben veya 
sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında 
yapılan ivazlı tasarruflar, 
 
2. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek 
aşağı birfiyat kabul ettiği akitler, 
 
3. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve 
intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri, ” 
 
 
 
II. İLK İNCELEME 
 
L Anayasa Mahkemesi içtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan 
ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep 
KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer 
TOPAL, M. Emin KUZ, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai 
AKYEL ve Yusuf Şevki HAK YEMEZ’in katılımlarıyla 14/2/2018 tarihinde yapılan ilk 
inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunu görüşülmüştür. 
 
2. Anayasamın 152. ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin 
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya 
bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde 
kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri 
sürdüğü aykırılık iddiasımn ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükmün iptali için 
Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak bu kurallar uyarınca bir mahkemenin 
Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin 
görevine giren bir davanın bulunması, iptali istenen kuralın da o davada uygulanacak olması 
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan 
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki 
yapacak nitelikte olan kurallardır. 
 
3. Başvuran Mahkeme; 2004 sayılı Kanun’un 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle 
değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının, 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle 
değiştirilen (1) numaralı bendi ile (2) numaralı bendinin iptalini talep etmiştir. 
 
4. 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde, 
kan ve koca ile usul ve furu, neseben veya sıhren üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) 
hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul 
edileceği hükme bağlanmıştır. 
 
5. Başvuran Mahkemede görülmekte olan dava, hakkında icra takibi 
başlatılmasından sonra borçlunun kendisine ait birtakım taşınmaz hisselerini mal kaçırmak ve 
alacaklıyı zarara uğratmak maksadıyla gerçek satış bedelinden daha düşük bedelle kardeşine 
devretmesi sebebiyle açılan tasarrufun iptali davasıdır. Somut olayda iptali istenen tasarrufun 
kardeşler arasında gerçekleştiği; karı ve koca ile usul ve furu, sihri hısımlar, evlat edinen ve 
evlatlık arasında yapılan bir tasarruf işlemi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla 
Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan “Karı ve koca 
ile usul ve füru, ...sıhren ..., evlat edinenle evlatlık... ” ibarelerinin uyuşmazlıkta uygulanma 
olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ibareler yönünden başvurunun 
mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir. 
 
6. Öte yandan Kanun’un 278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin 
kalan bölümünde yer alan “arasında yapılan ivazlı tasarruflar’’ ibaresi bentte sayılan 
akrabalık ilişkilerinin tamamı yönünden geçerli ortak kural, yine “üçüncü dereceye kadar (bu 
derece dahil) hısımlar” ibaresi neseben ve sıhren hısımlar yönünden geçerli ortak kural 
niteliği taşımaktadır. Bu nedenle kuralın kalan bölümüne ilişkin esas incelemenin bakılmakta 
olan davanın konusu gözetilerek “...neseben veya... ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması 
gerekmektedir. 
 
 
 
7. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 
18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278, maddesinin 
üçüncü fıkrasının; 
 
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) 
numaralı bendinin; 
 
1. “Kan ve koca ile usul ve fiiru, ... sıhren ..., evlat edinenle evlatlık... ” ibarelerinin 
itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı 
bulunmadığından, bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle 
REDDİNE, 
 
2. Kalan bölümünün esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin bentte yer 
alan “...neseben veya... ” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına, 
 
B. (2) numaralı bendinin esasının incelenmesine 
 
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. 
 
III. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ 
 
8. Başvuru kararının “KARAR ” başlıklı bölümünde gerekçe belirtilmeksizin itiraz 
konusu kuralların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. 
 
9. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “İtiraz başvuru kararı ve elderf başlıklı 46. 
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde “Yürürlüğü durdurma talebi varsa, 
yürürlüğün durdurulmaması durumunda doğacak olan telafisi imkansız zararların 
açıklanması” gerektiği belirtilmektedir. Ancak başvuran Mahkeme tarafından bu konuda bir 
gerekçe belirtilmediği, yalnızca yürürlüğün durdurulması talebinde bulunulduğu görülmüştür. 
Bu nedenle söz konusu talebin yöntemine uygun olmadığı anlaşılmaktadır. 
 
10. Açıklanan nedenlerle 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 
18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin 
üçüncü fıkrasının; 
 
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) 
numaralı bendinde yer alan “...neseben veya... ” ibaresinin, 
 
B. (2) numaralı bendinin 
 
yürürlüklerinin durdurulması taleplerinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa 
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) 
numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE, 14/2/2018 tarihinde 
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. 
 
 
 
IV. ESASIN İNCELENMESİ 
 
11. Başvuru karan ve ekleri, Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafından 
hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan Anayasa 
kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği 
görüşülüp düşünüldü: 
 
A. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle Değiştirilen 278. 
Maddesinin Üçüncü Fıkrasının 3494 Saydı Kanun’un 53. Maddesiyle Değiştirilen (1) 
Numaralı Bendinde Yer Alan “...neseben veya...” İbaresinin İncelenmesi 
 
1. İtirazın Gerekçesi 
 
12. Başvuru kararında özetle alacaklıların zarara uğramasını engellemek amacıyla 
mülkiyet hakkını sınırlandıran düzenlemenin kamu yaran taşımadığı, alacaklıların zarara 
uğradığı iddiasının 2004 sayılı Kanun’un 279. ve 280. maddeleri ile 11/1/2011 tarihli ve 6098 
sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi kapsamında ileri sürülmesinin zaten mümkün 
olduğu, açılacak davalarda tasarrufun gerçek bir tasarruf olup olmadığı ile gerçek bedelin 
ödenip ödenmediği hususlarında ispat hakkının tanınmadığı, lehine tasarruf yapılan kişiye 
savunma hakkı verilmediği, düzenlemenin mülkiyet hakkının özüne dokunduğu ve ölçülülük 
ilkesine aykırı olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine 
aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 
 
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 
 
13. İtiraz konusu kuralda; karı ve koca ile usul ve fiiru, neseben veya sıhren üçüncü 
dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı 
tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği öngörülmüştür. İtiraz konusu kural "... neseben 
veya...” ibaresidir. 
 
14. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu 
haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması 
toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. 
 
15. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik 
değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır 
(AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Menkul ve gayrimenkul malların mülkiyet 
hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. 
 
16. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu 
sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden 
yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü 
kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi 
birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil 
eder. 
 
17. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrasında, mülkiyet hakkının kullanımının 
toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin 
 
 
 
kullanımını düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Zira mülkiyet hakkının kullanımının toplum 
yararına aykırı olamaması, devletin mülkiyetin kullanımını toplum yararına uygun olarak 
düzenleyebilmesini gerekli kılmaktadır. Bu durumda da devletin mülkiyetin kullanımını 
düzenleme yetkisine sahip olduğunun kabulü zorunludur. 
 
18. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu 
hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet 
hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel 
ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması 
gerekmektedir. 
 
19. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine 
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve 
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik 
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. ” 
denilmektedir. 
 
20. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı, Anayasa’da öngörülen 
nedenlere bağlı olarak demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı 
olmaksızın ancak kanunla sınırlanabilir. Bu bakımdan mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalar 
hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum 
düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. 
 
21. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp 
güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını önemli ölçüde 
güçleştiren, hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamalar hakkın özüne 
dokunur. Temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla 
demokratik toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla 
sınırlandırılabilir. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın 
bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik 
hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun kısıtlamaların bu rejimlere özgü olmayan 
yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak 
ya da ortadan kaldıracak düzeye vardınlmaması gerekir. 
 
22. Öte yandan Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında uHerkes, meşrû vasıta 
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve 
savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hak 
arama özgürlüğünün en önemli iki öğesini oluşturan iddia ve savunma haklarım kısıtlayacak, 
bu hakların eksiksiz kullanımını engelleyecek ve adil yargılanmaya engel olacak yasa 
kurallarının Anayasa’mn 36. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır. Maddeyle güvence 
altına alman hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği 
taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve 
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. 
 
23. Demokratik toplum, hak arama özgürlüğünün tüm bireyler açısından en geniş 
şekilde güvence altına alındığı bir düzeni gerektirir. Demokrasilerde devlete düşen görev; 
bireyin hak arama özgürlüğünü kullanabilme imkânına sahip olmasını sağlamak, bu imkânı 
ortadan kaldırmaya yönelik tutumlardan kaçınmak ve bu yönde gelebilecek olumsuz 
 
 
 
müdahaleleri engellemektir. Hak arama özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplum 
düzeninin gereklerine aykırı olmaması gerekir. 
 
24. İtiraz konusu kuralda, 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde 
öngörülen iptal davası yönünden borçlunun neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) 
hısımları ile yaptığı ivazlı tasarrufların bağışlama gibi kabul edileceği düzenlenmiştir. 
Bağışlama olarak kabul edilen bu tasarruflar 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve 
ikinci fıkralarında belirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veya aciz vesikası 
verilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis 
edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan süreçte ve haciz, aciz veya iflastan önceki iki 
sene içinde yapılmış olması hâlinde iptal edilebilecektir. 
 
25. Kural olarak borçlunun mallarının haczedilmesinden, aciz hâline düşmesinden 
veya iflasına karar verilmesinden önceki süreçte mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisi 
kısıtlanmamıştır. Borçlunun bu süreçte mal varlığı üzerinde istediği şekilde tasarrufta 
bulunma hak ve yetkisi Anayasa’mn 35. maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan 
mülkiyet hakkının bir gereğidir. Ancak itiraz konusu kuralın yer aldığı Kanun’un 277. ve 
devamı maddeleri kapsamında borçlunun hacizden, acizden veya iflastan önce yapacağı 
birtakım şüpheli tasarrufların iptal edileceği düzenlenmiştir. İptal davası, sonucu itibarıyla 
borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf işleminin geçerliliğini etkilememekte; borçlunun 
gerçekleştirdiği tasarruf işlemi geçerli kalmaya devam etmektedir. Ancak iptal davası lehine 
sonuçlanan alacaklı tasarruf konusu malı haczettirerek satış bedelinden alacağını alma hak ve 
yetkisine sahip olduğundan tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan üçüncü kişi cebri icra 
işlemlerine katlanma yükümlülüğü altına girmektedir. Bu bakımdan her ne kadar iptal 
davasının borçlunun gerçekleştirdiği tasarruf işleminin geçerliliğine bir etkisi bulunmasa da 
iptale konu tasarruf işleminin karşı tarafını oluşturan üçüncü kişi iptal davası sebebiyle mal 
varlığında meydana gelen azalmayı borçludan geri isteyebilecektir. Borçlunun henüz mal 
varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin hukuken kısıtlanmadığı bir dönemde gerçekleştirmiş 
olduğu tasarruf işlemlerine daha sonra malen veya nakden sorumluluğunu doğuracak şekilde 
sonuç bağlayan ve tasarrufta bulunulan üçüncü kişiye cebri icra işlemlerine katlanma 
yükümlülüğü getiren itiraz konusu kural, borçlu ve tasarrufta bulunulan üçüncü kişinin 
mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Borçlunun belirli kişilerle yapacağı ivazlı 
tasarruf işlemlerini bağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin mülkiyet hakkının 
kullanımının düzenlenmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. 
 
26. Anayasa’mn 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yaran amacıyla 
sınırlanabilir. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren 
bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde 
ayrıca değerlendirilmesi gerekir. İtiraz konusu kuralda belirtilen neseben üçüncü dereceye 
kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasındaki ivazlı tasarrufların bağışlama olarak kabul 
edilmesi borçlunun henüz haciz, aciz veya iflas hâli gerçekleşmemiş olmakla birlikte bu 
hâllerden birinin yakında gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğu kritik zamanlarda 
şüpheli tasarruflarda bulunması, bu tasarrufları genellikle bir başka isim altında gizlemesi ile 
bu tasarrufların gerçekte ivazsız olduğunun ve tarafların bu husustaki gerçek iradelerinin 
alacaklı tarafından ispat edilmesinin oldukça zor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu 
kapsamda düzenleme, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmasını ve alacaklıların alacağın 
tahsiline yönelik çabalarının sonuçsuz kalmasını önlemeyi; tasarruf işleminin taraflarının 
çoğu zaman dış dünyaya yansımayan gerçek iradelerinin ortaya konulmasının zorluğu 
 
 
 
sebebiyle alacaklıya ispat kolaylığı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu şekilde toplumdaki 
ekonomik dengelerin, toplumsal barış ve adaletin sağlanmasına katkı sunması beklenen 
kuralın kamu yararım gerçekleştirmeye yönelik olmadığı söylenemez. 
 
27. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması 
yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması, malike aşm ve orantısız bir külfet yüklememesi gerekir. 
Öncelikli olarak itiraz konusu kuralda, borçlunun neseben tüm hısımları ile yapacağı ivazlı 
tasarruflar bağışlama olarak kabul edilmemiştir. İtiraz konusu kuralda yer alan nesep 
yönünden hısımların borçlu ile arasında kan bağı bulunan, hayatın olağan akışı kapsamında 
genel olarak borçlunun yakınında bulunan, onun durumunu bilebilecek, çoğu zaman 
aralarında güven ilişkisi olan hısımlar olarak genişletildiği ve bu özellikleri gözetilerek 
hısımlığın üçüncü derece ile (bu derece dâhil) sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. Esasen bazı 
hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufları bağışlama olarak kabul eden düzenlemedeki 
hısımlık derecesi, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirilen şüpheli tasarrufların 
önlenebilmesi ve öngörülen amacın işlerliğinin korunabilmesi bakımından zaman içinde 
genişletilmiştir. Nitekim itiraz konusu kuralda değişiklik yapan 538 sayılı Kanun’un 114. 
maddesinin ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesinin gerekçelerinde de ifade edildiği şekilde 
ilk olarak ana, baba ile evlat ve kan koca arasındaki ivazlı tasarruflan bağışlama hükmünde 
kabul eden düzenleme zaman içinde yetersiz kaldığından, şüpheli tasarrufların önlenebilmesi 
bakımından yakın akrabalar kategorisi genişletilerek ihtiyaçlar doğrultusunda akrabalık 
derecesi üçüncü dereceye kadar çıkarılmıştır. 
 
28. Bağışlama olarak kabul edilen ivazlı tasarrufların iptal edilebilmesi ayrıca belli 
şartların varlığına bağlanmıştır. Bu bakımdan başlatılan icra takibinin kesinleştirilmiş olması 
ile alacağın kısmen veya tamamen alınamaması durumunda iptal davası açılabilecek ve ancak 
alacaklının alacağının doğumundan sonra borçlu tarafından gerçekleştirilen tasarruf işlemleri 
iptal konusu olabilecektir. İptal edilebilecek tasarruflar süre yönünden de ayrıca 
sınırlandırılmış olup ancak hacizden, aciz hâlinden veya iflasın açılması tarihinden başlayarak 
geriye doğru son iki yıllık süreçte gerçekleştirilen tasarruflar iptal edilebilecek ve iptal davası 
ancak iptale tabi tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süre içinde 
açılabilecektir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde mülkiyet hakkına müdahale 
teşkil eden itiraz konusu kural sebebiyle iptal davası açılabilmesinin belli şartların 
gerçekleşmesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. 
 
29. Öte yandan mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden itiraz konusu kuralda; 
neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarrufların 
başka hiçbir koşula bağlı bulunmaksızın bağışlama gibi olduğu, aksinin iddiası ve ispatı 
mümkün olmayan bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan tasarruf konusu malın 
değerinin tam olarak veya fazlasıyla ödenmiş olması, tasarruf işleminin borçlunun 
alacaklılarının da menfaatine bulunması, alacaklıların tasarruf işlemi dolayısıyla zarar 
görmemesi, alacaklıların alacağı tahsil ve cebri icra imkânlarının zorlaştırılmamış hatta 
kolaylaştırılmış olması sonucu değiştirmeyecektir. Neseben üçüncü dereceye kadar (bu derece 
dâhil) hısımlar arasında gerçekleşen ivazlı tasarruflara kesin olarak bağışlama sonucunu 
bağlayan itiraz konu düzenleme, taraflara belirtilen hususlarda iddia ve savunmada bulunma, 
bu hususların ispatı yönünden delil, bilgi ve belge sunma imkânı vermemektedir. Bu yönüyle 
mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında gözetilmesi gereken 
makul dengeyi malik aleyhine bozan düzenlemenin ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu 
söylenemez. 
 
 
 
30. İtiraz konusu kural, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengeyi bozmak 
suretiyle mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına 
neden olmaktadır. 
 
31. Açıklanan nedenlerle kuralda yer alan “...neseben veya ... ” ibaresi Anayasa’mn 
13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. 
 
Kural, Anayasa’nm 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden 
ayrıca Anayasa’nm 2. ve 10. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. 
 
B. Kanun’un, 538 Sayılı Kanun’un 114. Maddesiyle Değiştirilen 278. 
Maddesinin Üçüncü Fıkrasının (2) Numaralı Bendinin İncelenmesi 
 
1. İtirazın Gerekçesi 
 
32. Başvuru kararında özetle Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde düzenlenen 
iptal davası yönünden akdin yapıldığı sırada borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul 
ettiği akitlerin bağışlama olarak kabul edilmesine ilişkin kuralın da (1) numaralı bent için 
ifade edilen gerekçelerle Anayasa’nm 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri 
sürülmüştür. 
 
2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 
 
33. İtiraz konusu kuralda, akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre 
borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitlerin bağışlama gibi kabul edileceği 
öngörülmüştür. 
 
34. Düzenleme uyarınca 2004 sayılı Kanun’un 277. ve devamı maddelerinde 
öngörülen iptal davası yönünden, tasarrufu gerçekleştiren kişilerin yakınlık derecesinden veya 
tasarrufu gerçekleştirdikleri sıradaki gerçek iradelerinden bağımsız olarak borçlunun, akdin 
yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre ivaz olarak çok düşük bir bedel kabul ettiği 
akitler bağışlama olarak kabul edilecek ve 2004 sayılı Kanun’un 278. maddesinin birinci ve 
ikinci fıkralarında belirtildiği şekilde haciz, aciz veya iflas hâlinde, haczin veya aciz vesikası 
verilmesinin sebebi olan veya iflas masasına kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis 
edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan süreçte ve haciz, aciz veya iflastan önceki iki 
sene içinde yapılmış olması hâlinde iptal edilebileceklerdir. 
 
35. Borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin henüz kısıtlanmadığı bir 
dönemde mülkiyet hakkının kapsamında olduğuna kuşku bulunmayan mal varlığı değerleri 
üzerinde ivazlı veya ivazsız olarak istediği gibi tasarrufta bulunması mülkiyet hakkının bir 
gereğidir. Ancak borçlunun haciz, aciz hâli ve iflastan önceki yakın süreçte gerçekleştirmesi 
mümkün şüpheli tasarrufların önlenebilmesi, alacaklıların korunması ile ispat yönünden 
yaşanacak güçlüklerin giderilmesi bakımından borçlunun haciz, aciz hâli ve iflastan kısa bir 
süre öncesine denk gelen zamanda gerçekleştirdiği ivazlı tasarruflardan, akdin yapıldığı sırada 
ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği tasarruflar bağışlama olarak kabul edilmiştir. Bu 
kapsamda itiraz konusu kural sonuçları ve amacı itibarıyla 2004 sayılı Kanun’un 278. 
maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin “... neseben veya ...” ibaresiyle sınırlı 
 
 
 
olarak Anayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümde açıklanan aynı gerekçelerle 
mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmekte olup ivazlı olmasına rağmen ivaz olarak pek aşağı 
bir fiyat kabul edilen tasarruf işlemlerini bağışlama sonucuna bağlayan düzenlemenin 
mülkiyet hakkının kullanımının düzenlenmesine yönelik olduğu ve kamu yararı amacı taşıdığı 
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte düzenlemenin ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup 
olmadığının da ayrıca incelenmesi gerekir. 
 
36. İtiraz konusu kural kapsamında kalan tasarrufların temel özelliği, ivazlı 
olmalarına rağmen karşı tarafın elde ettiği menfaat ile eşdeğer bir menfaatin borçlunun mal 
varlığına girmemiş olmasıdır. Bu şekilde yapılan kazandırma, edimde bulunulan lehine 
karşılıksız kaldığı ölçüde borçlunun mal varlığının aktifi azalmış olacaktır. Bu durumun 
alacaklıların aleyhine olduğu kuşkusuzdur. Buna rağmen akdin yapıldığı sırada ivaz olarak 
aşağı bir fiyatın kabul edildiği tüm akitler bağışlama olarak kabul edilmemiş, edimler 
arasındaki orantısızlığın ciddi olduğu ve objektif olarak makul karşılanmasının 
beklenemeyeceği durumlarla sınırlı olarak tasarruf işlemi bağışlama gibi kabul edilmiştir. 
 
37. Yine ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edilmesi sebebiyle bağışlama olarak 
nitelendirilen tasarrufların iptal edilebilmesi ve iptal davası açılması, 2004 sayılı Kanun’un 
278. maddesinin üçüncü fıkrasının (1) numaralı bendinin "... neseben veya ...” ibaresinin 
Anayasa’ya aykırılık sorununun incelendiği bölümde detaylı olarak açıklanan belli şartların 
gerçekleşmesine bağlanmış ve süre yönünden de ayrıca sınırlandırılmıştır. 
 
38. İtiraz konusu kural, alacaklıya ispat kolaylığı sağlayarak borçlunun 
gerçekleştirilen tasarruf işleminde ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul edildiğinin alacaklı 
tarafından ortaya konulmasını tasarrufun bağışlama sayılması bakımından yeterli görmüştür. 
Ancak bu durumun aksinin iddia ve ispatı mümkün olup borçlu veya tasarruf işleminin tarafı 
olan üçüncü kişinin tasarruf işleminin gerçek değere yakın veya gerçek değer üzerinden 
yapıldığını ortaya koyması, bu yönde iddia ve savunmada bulunması, buna ilişkin bilgi, belge 
ve delillerini sunmak suretiyle tasarrufun iptal edilmesini önlemesi mümkündür. Bu bakımdan 
gerçek anlamda ivaz olarak pek aşağı bir fiyatın kabul edildiği akitleri bağışlama gibi kabul 
eden, şeklen bağışlama gibi görünen tasarruflar yönünden ise tasarrufun karşılıklı ve birbirine 
uygun edimlerle gerçekleştirildiği yönünde iddia, savunma ve ispat olanakları sunan itiraz 
konusu kuralın kamu yaran ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adil dengeyi bozduğu 
ve ölçülülük ilkesine aykın olduğu söylenemez. 
 
39. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykın 
değildir. İtirazın reddi gerekir. 
 
Kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir. 
 
V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU 
 
40. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, Cumhurbaşkanlığı 
kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal 
kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde 
Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu 
tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ” 
denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural 
 
 
 
tekrarlanarak Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden 
başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca 
kararlaştırabileceği belirtilmektedir. 
 
41. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 
sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının, 9/11/1988 
tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinde yer alan 
“...neseben veya... ” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu 
yararım ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’mn 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 
6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın 
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun 
görülmüştür. 
 
VI. HÜKÜM 
 
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun, 18/2/1965 tarihli ve 538 
sayılı Kanun’un 114. maddesiyle değiştirilen 278. maddesinin üçüncü fıkrasının; 
 
A. 9/11/1988 tarihli ve 3494 sayılı Kanun’un 53. maddesiyle değiştirilen (1) 
numaralı bendinde yer alan “...neseben veya... ” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 
İPTALİNE, iptal hükmünün, Anayasa’mn 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı 
Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE 
YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE 
GİRMESİNE, 
 
B. (2) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazm REDDİNE, 
 
11/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. 
 
Başkan 
Zühtü ARSLAN 
 
Başkanvekili 
Engin YILDIRIM 
 
Üye 
Serdar ÖZGÜLDÜR 
 
Üye 
Serruh KALELİ 
 
Üye 
Osman Alifeyyaz PAKSÜT 
 
Üye 
Recep KÖMÜRCÜ 
 
Üye 
Hicabi DURSUN 
 
Üye 
Celal Mümtaz AKINCI 
 
Üye 
Muammer TOPAL 
 
Üye 
M. Emin KUZ 
 
Üye 
Haşan Tahsin GÖKCAN 
 
Üye 
Kadir ÖZKAYA 
 
Üye 
Rıdvan GÜLEÇ 
 
Üye 
Recai AKYEL 
 
Üye 
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Dosyalar

Kaynak Metin
(Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.
Söz Konusu Yargı Kararının Metinsel Değişiklik Yaptığı Mevzuat (3)
Söz Konusu Mahkeme Kararında İptal İstemine Konu Olan Mevzuat (3)
Söz Konusu Yargı Kararının ilgili olduğu Mevzuat (1)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul