En son güncellemeler 15 Kasım 2019 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Yazar/Hazırlayan:
  • Editör: Av. Tuğba Karaer
  • Yayım Tarihi: 05.08.2014
Açıklama: 5/8/2014 tarihinde gözden geçirilmiştir. Kanun yürürlüğe girdikten sonra 5/8/2014 tarihine kadar yapılan madde değişikliklerine ilişkin yeni gerekçelere de yer verilerek, madde gerekçeleri güncellenmiştir.
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

 

 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.)

 

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (Yürürlükten kaldırılmıştır.)

                                 

 

 

 

MADDE 1 :

 

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

BAŞLANGIÇ

A) Kanunun uygulama alanı

I - Ticari hükümler

Madde 1 -

(1) Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir.

 

(2) Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.

 

BAŞLANGIÇ

A) Kanunun tatbik sahası:

I - Ticari hükümler:

Madde 1 -

(1) Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir cüzüdür. Bu kanundaki hükümlerle, bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen her hangi bir müesseseyi ilgilendiren muamele, fiil ve işlere dair diğer kanunlarda yazılı hususi hükümler, ticari hükümlerdir.

 

(2) Hakkında ticari bir hüküm bulunmıyan ticari işlerde mahkeme, ticari örf ve adete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar verir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

Tasarının 1 inci maddesi, 29/06/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1 inci maddesinin tekrarıdır. Ancak, maddenin birinci fıkrasında iki değişiklik yapılmıştır. Birinci değişiklik, 6762 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında bulunan, "bir ticarethane veya fabrika yahut ticarî şekilde işletilen herhangi bir müesseseyi" şeklindeki cümle parçasının yerine "ticarî işletmeyi" teriminin konulmasıdır. Bu değişikliğin sebebi, önceki metinde sayılanların ticarî işletmenin uygulamadaki görünüş şekilleri, ticarî işletmenin sıkça rastlanan özel biçimleri olmalarıdır. Merkez kavram ticarî işletme olduğu halde, kavramı ifade eden terimi kullanmayıp onun türlerini saymak ve diğer maddelerde aynı yöntemi tekrarlamak, sistem anlayışı ve kanun yapma tekniği ile bağdaşmaz. Bir kanun, kavramları kullanmalı, kavramın uygulamadaki biçimlerine dayanmamalıdır. Ayrıca 11 inci maddenin gerekçesinde açıklandığı üzere, ticarethaneleri, örnek olarak saymak yoluyla gösteren, 6762 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ile aynı maddenin son fıkrasında öngörülmüş bulunan fabrikacılık tanımı ve nihayet, 6762 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi, Tasarıda yer almadığı için biçimlerin adlarını korumaya olanak yoktur. İkinci değişiklik, 3 üncü madde ile gerekli uyumu sağlamak amacıyla, "işlere" sözcüğü çıkarılarak "işlemleri" sözcüğünün konulmuş olmasıdır.

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 1, 2, 3 ve 4 üncü, maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

MADDE 2 :

 

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Ticari örf ve âdet

Madde 2 -

(1) Kanunda aksine bir hüküm yoksa, ticari örf ve âdet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe, teamül, mahkemenin yargısına esas olamaz. Ancak, irade açıklamalarının yorumunda teamüller de dikkate alınır.

 

(2) Bir bölgeye veya bir ticaret dalına özgü ticari örf ve âdetler genel olanlara üstün tutulur. İlgililer aynı bölgede değillerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe, ifa yerindeki ticari örf ve âdet uygulanır.

 

(3) Ticari örf ve âdet, tacir sıfatını haiz bulunmayanlar hakkında ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde uygulanır.

 

II - Ticari örf ve adet:

Madde 2 -

(1) Kanunda aksine bir hüküm yoksa teamül, ticari örf ve adet olarak kabul edildiği tesbit edilmedikçe hükme esas olamaz. Şu kadar ki; irade beyanlarının tefsirinde teamüllerin dahi nazara alınması esası mahfuzdur.

 

(2) Bir bölgeye veya bir ticaret şubesine mahsus olan ticari örf ve adetler umumi olanlara tercih olunur. İlgililer aynı bölgede bulunmadıkları takdirde, kanun veya mukavelede aksine hüküm olmadıkça, ifa yerindeki ticari örf ve adet tatbik olunur.

 

(3) Tacir sıfatını haiz olmıyanlar hakkında ticari örf ve adet, ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

Dilin arılaştırılması yanında bu maddedeki değişiklik sadece ikinci fıkradaki "şu­besine" kelimesinin yerine "dalına" kelimesinin konulmasına özgülenmiştir. Değişikliğe konu olan "ticaret şubesi" ibaresi amaca olduğu gibi Türkçe'ye de uygun bulunmamıştır.

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 1, 2, 3 ve 4 üncü, maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 3 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Ticari işler

Madde 3 -

Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.

 

III - Ticari işler:

Madde 3 -

Bu kanunda tanzim olunan hususlarla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler ticari işlerdendir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

Bu maddede, iki gerekli değişiklik yapılmıştır. İlk olarak, 1 inci maddede olduğu gibi bu maddede de eski metindeki ticarî işletmeyi ifade eden üç ticarî işletme türü yerine, "ticarî işletme" kavramı konulmuştur. İkinci olarak, eski metindeki "işler" sözcüğü çıkarılmıştır. Çünkü, madde "ticarî işleri" tanımlamaktadır. Bir kavramın tanımı, kavramı içeremez.

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 1, 2, 3 ve 4 üncü, maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

MADDE 4 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

IV- Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri

1. Genel olarak

Madde 4 –

(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;

 

a) Bu Kanunda,

 

b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,

 

c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,

 

d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,

 

e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,

 

f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde,

 

öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.

 

(2) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir.

 

IV - Ticari davalar ve delilleri:

1. Umumi olarak:

Madde 4 -

(1) 21 inci maddenin birinci fıkrası gereğince her iki taraf için ticari sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın:

 

1. Bu kanunda;

 

2. Medeni Kanunun, rehin mukabilinde ikraz ile meşgul olanlar hakkındaki 876 ila 883 üncü maddelerinde;

 

3. Borçlar Kanununun, bir işletmenin satılması veya diğeriyle birleştirilmesi hakkındaki 179 ve 180, rekabet memnuiyetine dair 348 ve 352, neşir mukavelesi hakkındaki 372 ila 385, itibar mektubu ve itibar emri hakkındaki 399 ila 403, komüsyona dair 416 ila 429, ticari mümessiller ve diğer ticari vekiller hakkındaki 449 ila 456, havale hakkındaki 457 ila 462, vedia hakkındaki 463 ila 482 nci maddelerinde;

 

4. Alameti farika, ihtira beratı ve telif hakkına mütaallik mevzuatta;

 

5. Bu kanunun 135 inci maddesinde yazılı ticarete mahsus yerler hakkındaki hususi hükümlerde;

 

6. Bankalar ve ödünç para verme işleri kanunlarında; tanzim olunan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Şu kadar ki; her hangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyen havale, vedia ve telif hakkından doğan davalar bundan müstesnadır.

 

(2) Ticari davalarda dahi deliller ve bunların ikamesi Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine tabidir.

 

(3) (Ek son fıkra:20/4/2004 - 5136/1 md.) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca, bu Kanunun Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere Denizcilik İhtisas Mahkemeleri kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

Bu madde, 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinden alınmıştır. Ancak öğretide ve yargı kararlarında kabul gören eleştirilere ve gelişmelere uygun bazı değişiklikler yapılmıştır.

 

Birinci fıkra: 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmünde, 21 inci mad­denin birinci fıkrasına yapılan ve karışıklıklara yol açan, bu sebeple de görüş birliği halinde eleşti­rilen gönderme kaldırılmıştır.

 

(d) bendinde, TRIPS ile WIPO anlayışına ve dünya literatüründeki gelişmeye uygun olarak "Fikrî mülkiyet hukukuna" ibaresine yer verilmiş; ayrıca bu alanın dallarının adını sayma yöntemi terk edilerek, hükmün kapsamı genişletilmiştir. Çünkü, kavram TRIPS ile WIPO'nun terminolojisi­ne uygun olarak inter alia fikir ve sanat eserlerine, markalara, patentlere, faydalı modellere, endüs­triyel tasarımlara, coğrafî ad ve işaretlere, bitki çeşitleri ve ıslah haklarına, elektronik devrelerin to­pografyalarına, açıklanmamış bilgilere ilişkin mevzuatı ifade etmektedir. Açıklanmamış bilgiler ha­riç fikrî mülkiyet kapsamına giren bütün konular Türk hukukunda düzenlendiği için, söz konusu bentte, sayma yöntemi yerine dalları ifade eden kavramın kullanılması gerekliydi.

 

Diğer yandan, fikrî mülkiyet hukukuna ilişkin mevzuatta düzenlenen hususlardan doğan dava­lar, kanunen mutlak ticarî davalardır. Fikrî mülkiyet hukukuna ilişkin davaların halen tek yargıçlı, fikrî ve sınaî haklara ilişkin hukuk mahkemelerinde görülmekte bulunmaları, bu mahkemelerin ih­tisas mahkemeleri olarak adlandırılmaları, başka bir deyişle ihtisas mahkemesi olmaları, bu davala­rı ticarî dava olmaktan çıkarmaz; niteliklerini değiştirmez. Fikrî mülkiyet davalarına bakan mahke­melerin tek hakimli (MarkKHK m. 71, PatKHK m. 146, EndTasKHK m. 58, CoğİşKHK m. 30), asliye mahkemelerinin bir başkan ve iki üyeli (26/09/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Dere­ce Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 5 inci maddesi) olmaları, fikrî ve sınaî haklar mahkemesinin ticaret mahkemesi olmadığı anlamına gelemez. Çünkü, ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde tek hakimli asliye mahkemesi de ticaret mahkemesi sıfatıyla ticarî davalara bakmaktadır.

 

(e)   bendinde yapılan değişiklik, esasa ilişkin değildir. 6762 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kaldırıldığı için, ticarete ilişkin yerler sayılmıştır.

 

(f) bendinin kapsamı genişletilmiştir. Çünkü, bugün finans sektöründe sadece bankalar ve ödünç para verme işleri ile uğraşanlar bulunmamakta, bu sektör sadece anılan kanunlarla düzenlen- memektedir. Bunların yanında, finansal kiralama, faktoring, özel ve genel finans şirketleri, fortfa- iting şirketleri başta olmak üzere çeşitli finans kurum ve kuruluşları da vardır. Bunları düzenleyen ayrıntılı bir mevzuat bulunmaktadır. Bende eklenen "diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara" ibaresi anılan şirketleri ifade etmektedir.

 

4 üncü maddeye 6762 sayılı Kanuna 5136 sayılı Kanunla eklenen son fıkra, mahkeme ile ilgi­li olduğundan, değiştirilerek 5 inci maddenin ikinci fıkrasına ikinci cümle olarak eklenmiştir. Bu­nun için 5 inci maddenin ikinci fıkrasıyla ilgili gerekçeye bakılmalıdır.

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon: Tasarının 1, 2, 3 ve 4 üncü, maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 1 -

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4 üncü maddesinin üst başlığı “IV- Ticari davalar, çekişmesiz yargı işleri ve delilleri” şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasında yer alan “doğan hukuk davaları” ibarelerinden sonra gelmek üzere “ve çekişmesiz yargı işleri” ibareleri ve “ticari dava” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi” ibaresi eklenmiştir.”

 

Gerekçe: Uygulamada yaşanabilecek sorunları ortadan kaldırabilmek amacıyla maddede değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 1’inci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 5 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

 

2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler

Madde 5 -

(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.

 

(2) Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir.

 

(3) (Değişik: 26/6/2012- 6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.

 

(4) (Değişik: 26/6/2012- 6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.

 

2. Ticaret mahkemelerinin iş sahası:

Madde 5 -

(1) Aksine hüküm olmadıkça, dava olunan şeyin değerine göre asliye hukuk veya sulh hukuk mahkemesi ticari davalara dahi bakmakla vazifelidir.

 

(2) Şu kadar ki; bir yerde ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4 üncü maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla hususi hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere ticaret mahkemesinde bakılır.

 

(3) İkinci fıkrada yazılı hallerde, munhasıran iki tarafın arzularına tabi olmıyan işler hariç olmak üzere, bir davanın ticari veya hukuki mahiyeti itibariyle mahkemenin iş sahasına girip girmediği yalnız iptidai itiraz şeklinde taraflarca dermeyan olunabilir. İtiraz varit görüldüğü takdirde dosya ilgili mahkemeye gönderilir; bu mahkeme davaya bakmaya mecburdur; ancak, davanın mahiyetine göre tatbikı gerekli usul ve kanun hükümlerini tatbik eder. Ticari bir davanın hukuk mahkemesi, ticari olmıyan bir davanın ticaret mahkemesi tarafından görülmesi hükmün bozulması için yalnız başına kafi bir sebep teşkil etmez.

 

(4) Vazifesizlik sebebiyle dava dilekçesinin reddi halinde yapılacak muamelelere ve bunların tabi oldukları müddetlere dair usul hükümleri, iş sahasına ait iptidai itirazın kabulü halinde de tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu madde, ikinci fıkrasındaki değişiklik dışında, 6762 sayılı Kanunun 5 inci maddesinden, başlığı içerikle uyumlu hale getirilerek ve dili güncelleştirilerek alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik şu sebeplere dayanmaktadır: 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine, 28/4/2004 tarihli ve 25446 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 5136 sayılı Kanunla üçüncü bir fıkra eklenmiştir. Bu hüküm uyarınca, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü ile, Adalet Bakanlığınca, 6762 sayılı Kanunun Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere denizcilik ihtisas mahkemeleri kurulur. Anılan mahkemelerin yargı çevresi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Bu hüküm birçok yönden hatalı idi. İlk olarak, anılan hüküm bir mahkeme ile ilgili olduğu halde, ticarî davalara ilişkin 4 üncü maddeye eklenmişti. İkincisi, söz konusu mahkemelerin "asliye derecesinde" olacakları belirtilerek, ticaret mahkemesi olduklarının belirtilmesinden kaçınılmış, hatta bilinçli ifadeyle bu mahkemelerin ticaret mahkemesi olmayacakları vurgulanmıştı. Denizcilik ihtisas mahkemesine verilen bu konum 6762 sayılı Kanuna ve Tasarıya aykırıdır. Çünkü, anılan ihtisas mahkemesi, 6762 sayılı Kanunun Dördüncü Kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara, yani 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin, birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre mutlak ticarî davalara bakacaktır. 6762 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ticarî davaları bir yerde ticaret mahkemesi varsa- ticaret mahkemesi görür. Oysa, yeni düzenleme ile mutlak ticarî davaya ticaret mahkemesinin bakamaması gibi 6762 sayılı Kanuna aykırı bir durum çıkmıştır. 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ile 5 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümleri değiştirilmeden 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmü korunamaz. Nihayet bu düzenleme, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5235 sayılı Kanuna da açıkça aykırıdır. Bu değerlendirmelerle 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının amacına uygun olarak, Tasarı, bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, bunlardan birinin veya bir kaçının Tasarıdan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortasına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirileceklerini hükme bağlamıştır. Böyle bir görevlendirme yapılmışsa, o mahkeme veya mahkemeler başka hiçbir ticarî davaya bakmayacak, münhasıran deniz ticareti ve deniz sigortası ile ilgili davaları görecektir. 6762 sayılı Kanunun aksine, "Dördüncü Kitap" yerine "bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan" denilerek söz konusu mahkemenin bakacağı işler alanı amaca uygun olarak genişletilmiştir. Nitekim Limanlar Kanunu, Çevre Kanunu gibi çok sayıda başka kanunda da deniz ticaretine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır; bu hükümlerden doğan davalara da aynı mahkemelere bakılması mahkemenin gerçek anlamda uzmanlaşmasını sağlayacağı gibi, tek bir olaydan doğan çeşitli uyuşmazlıkların (örneğin çatma, deniz kirliliği, enkaz kaldırma, sigorta) farklı mahkemelerde görülmesi gibi amaca aykırı bir sonucu da önlemiş olacaktır.

Nihayet maddenin üçüncü fıkrasına 11/10/1976 tarihli ve E. 1976/5, K. 1976/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun bir değişiklik yapılarak, hükme "kararın sözle bildirimi veya tebliği tarihinden itibaren on gün içinde açılacak davaya" ibaresi eklenmiştir. Bu ek ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 193 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne uyum sağlanmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Komisyonumuzca, Tasarının 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinde itirazın haklı görülmesi halinde dosyanın talep üzerine gönderilmesini temin için ekleme yapılmış, ayrıca üçüncü cümlesinde geçen "açılacak dava" ibaresi açılmış bulunan bir davada işbölümü itirazının kabulüne ilişkin karardan sonra bu dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinin sağlanması anlamını içermesi gerekirken maddenin lafzi yorumunda yeni bir dava açılacakmış intibaını verdiğinden göndermenin mahkemece re'sen yapılacağı kanaatini uyandıracak sonuçlarını önlemek bakımından açıklayıcı nitelikte bir düzeltmenin yapılmasında yarar görülerek "yenilenecek dava" vurgusuna Komisyonumuzca karar verilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 2 -

 6102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin başlığı “2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler” şeklinde, birinci fıkrasında yer alan “davalara” ibaresi ise “davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine” şeklinde, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“(3) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır.

 

(4) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder.””

 

Gerekçe: Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanması bakımından ortaya çıkabilecek tereddütlerin giderilmesine yönelik olarak maddede değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Özelihtisas(ticaret)mahkemeleri bulunmayan yargı çevrelerindekiihtisas konusu davalarda görev, genel olarak asliye hukuk mahkemelerinindir. Bu tür davalarda, davacının görev kuralına dayanmamış olması, -sözgelimi “Ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesi” ibaresinin dava dilekçesinde yer almamış olması, uygulamada davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddi sebebi sayılmaktadır. Bu pratik, yargılama hukukunun felsefesi ile bağdaşmadıktan başka görevin kamu düzeninden olması prensibi ile de uyumlu değildir. Ayrıca görev kuralının uygulanabilmesiiçin, iki ayrı mahkemenin (fiziki ayrılığın) bulunması gerekir. Ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresinde, ticaretmahkemesi/asliye hukukmahkemesiikilisi değil, tek-mahkeme (asliye hukukmahkemesi) vardır. Özünde ihtisas mahkemesi olmamasına karşın asliye mahkemesine bu görev, o yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesinin bulunmaması nedeniyle kendisine zorunlu olarak yüklenmektedir. Bu gibi Kanundan kaynaklanan sıfat birleşmelerine ve görev temerküzüne, taraflar aleyhine sonuç doğuran hükümlertertip olunamaz. Ayrıca geliştirilen usulired pratiği, “makulsüre” ölçütünde adil yargılanma hakkına da aykırıdır. Görev bakımından aslolan, davanın asliye hukukmahkemesine açılmış olmasıdır.

Önerilen modelin, yargı çevresinde bulunmayan tüm özel-ihtisasmahkemeleri yönünden genel kural olarak usulde (HMK’da ) veya organik Kanunda (26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun) yer alması gerekir. Yasama organı, genel olarak karşılanmamış bu ihtiyacı, önündeki kısmi sorunda görmezlikten gelemez. Temenni edilen bu özel düzenlemenin genel birilkeye (düzenlemeye) dönüşmesidir. İfade edilen gerekçelerle, Tasarının çerçeve 2’ncimaddesinde asliye ticaretmahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olmasının görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyeceği ve asliye hukukmahkemesinin davaya devamedeceği yönünde düzenleme yapılmıştır. Tasarının çerçeve 2’nci maddesi kabul edilen önerge doğrultusunda ve çerçeve 1’inci madde ile değiştirilmesi öngörülen 6102 sayılı Kanunun 4’üncü maddesi ile uyumluluğun sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutularak Komisyonumuzca kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 6 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) Çeşitli hükümler

I - Zamanaşımı

Madde 6 -

Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez.

 

B) Çeşitli hükümler:

I - Müruruzaman:

Madde 6 -

Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticari hükümler koyan kanunlarla tayn olunan müruruzaman müddetleri mukavele ile değiştirilemez.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

6762 sayılı Kanunun 6 ncı maddesini karşılayan bu hükmün kaynağı 1926 tarihli Ticaret Kanununun 642 nci maddesidir.

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 6 ve 7 nci maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 7 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Teselsül karinesi

Madde 7 -

(1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.

 

(2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur.

 

II - Teselsül karinesi:

Madde 7 -

(1) İki veya daha fazla kimse, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısiyle diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştılmış olmadıkça müteselsilen mesul sayılırlar.

 

(2) Ticari borçlara kefalet halinde, gerek asıl borçlu ile kefil ve gerek kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hüküm böyledir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Maddenin birinci fıkrasında kullanılan "müştereken" sözcüğü yanlış anlamalara yol açtığı, özellikle kefaleti çağrıştırdığı için "birlikte" sözcüğü ile değiştirilmiştir. Ayrıca, metne "ka­nunda" sözcüğü eklenerek öğretide eleştirilen bir eksiklik giderilmiştir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 6 ve 7 nci maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez.

 

Gerekçe: Gösterilmemiştir.”

 

 

 

 

MADDE 8 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Ticari işlerde faiz

1. Oran serbestisi ve bileşik faizin şartları

Madde 8 -

(1) Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.

 

(2) Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz.

 

(3) Tüketicinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır.

 

(4) Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir.

 

III - Ticari işlerde faiz:

1. Mukavele serbestisi:

Madde 8 -

(1) Ticari işlerde faiz miktarı serbestçe tayin olunabilir.

 

(2) Üç aydan aşağı olmamak üzere faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla borçlu bakımından ticari iş mahiyetini haiz olan karz akitlerinde muteberdir.

 

(3) Ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümler mahfuzdur.

 

2. Kanuni faiz miktarı ve ticari temerrüt faizi:

Madde 9 -

(1) Ticari işlerde faiz miktarı hakkında Borçlar Kanununun 72 nci maddesi caridir. Şu kadar ki; faizin işlemeye başladığı tarihte ödeme yerinde benzer muameleler için daha yüksek bir faiz ödenmekte ise bu faiz miktarı esas tutulur. 8 inci madde hükmü mahfuzdur.

 

(2) Ticari işlerde temerrüt faizi yıllık yüzde ondur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Tasarının bu maddesinde ve 9 uncu maddelerde yapılan değişikliklere hakim olan düşünceler şöyle özetlenebilir:

(1)Ticarî işlerde faiz oranının serbestçe tayin olunacağı, Türk Ticaret Kanununda temel bir il­ke olarak yer almalıdır. Doğru olan budur. Gerçi, bugün aynı ilke ticarî olmayan (âdi) işlere uygu­lanan faiz için de geçerlidir. Ancak, anılan ilkeden zaman zaman sapıldığı görülmektedir. Ticarî iş­lerde temel bir kanun olarak Türk Ticaret Kanunu konunun düzenlemesi gereken yerdir. Ayrıca bir kanun sadece kendi kapsamındaki konuları düzenlemeli, bunlara ilişkin hüküm koymalıdır. Bu se­beple, hüküm 6762 sayılı Kanunda olduğu gibi ticarî işlere özgülenmiştir. 6762 sayılı Kanunda kul­lanılan "tayin olunabilir" ibaresi ilke ile bağdaşmayan gereksiz bir esnekliğe yer vermiştir. İlkenin tam olarak öngörülebilmesi için kesin bir ifade kullanılmalıdır. Bu sebeple ibare "belirlenir" şeklin­de düzeltilmiştir.

(2) Kanunda veya sözleşmede belirtilmediği durumlarda uygulanacak faiz ve temerrüt faizi oranlarını gösteren 3095 sayılı Kanun ve benzeri kanunlar sık değiştirilmektedir. Türk Ticaret Ka­nunu söz konusu kanunlara ad ve sayı anarak gönderme yaparsa, değişiklikler dolayısıyla bu gön­derme, anlam ifade etmez duruma gelebilir. Onun için 8 inci maddenin ikinci fıkrası hükmünde ge­nel bir gönderme tercih edilmiştir. "Temerrüt faizi" terimi yerine mevzuatta sık sık "gecikme faizi" terimi kullanılmaktadır. İkinci terimin, yeniliğinin tercih edilmesinde rol oynadığı düşünülebilir. Oysa ikinci terim dardır; temerrüt sadece gecikme halini içermez. Bu sebeple Tasarı "temerrüt faizi" terimini kullanmıştır. "Temerrüt" kelimesi yerine görüşbirliği ile kullanılacak yeni bir kelime bulunursa onun faizini ifade eden terim de değişir.

(3) Mürekkep faize ilişkin 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve etrafında önemli birikim sağlayan hüküm, 9 uncu maddede bağımsızlaştırılmalıdır.

(4) 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülmüş bulunan, saklı tutma hükmünün yorumu güçlük doğurmuştur. Gerçekten saklı tutulan "hususî hükümler" ile; mürekkep faiz hakkındaki hükümlerin mi yoksa hükümde anılan kanunlarda bulunan faize ilişkin kuralların mı kastedildiği belirsizdir. Üçüncü fıkrada sayılan kanunlar, mürekkep faize dair "hususî hükümler'^ içermemektedir; içerseler bile, 3095 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi karşısında bu hükümleri geçerli saymak mümkün değildir. Çünkü, hem anılan Kanun bileşik faizi kesin olarak yasaklamış­tır, hem de sadece "Bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümleri(ni) saklı" tutmuş, diğer "hususî hükümler"i dikkate almamıştır. Bu gerekçelerle, 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne Tasarıda yer verilmemiştir. 6762 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin artık pek bir anlam ifade etmeyen ikinci fıkrası da Tasarıya alınmamıştır. Tasarının 8 ilâ 10 uncu maddesi hükümleri faiz konusunda bir Ticaret Kanununun içermesi gereken hükümlere yer vermiştir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 8 inci maddesinin birinci fıkrası tek fıkra hâlinde kabul edilmiş, ikinci fıkrası aşağıda açıklanacağı üzere tek fıkra halinde 9 uncu madde olarak kabul edilmiştir.

 

Esas Komisyon: Ya­pılan bu değişiklikler Komisyonumuzca da uygun görülmüştür.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız carî hesaplarla her iki taraf bakımından da ticarî iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz.”

 

“Tüketicinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır.”

 

“Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir.”

 

Gerekçe: Hükümet Tasarısının 9 uncu maddesinde yer alan, ancak 22. Dönem Adalet Komisyonu çalışmaları sırasında Tasarıdan çıkarılan hüküm, bazı değişikliklerle 8 inci maddeye eklenmiştir.  Çünkü, Türk hukukunda bileşik faizin tek istisnasını oluşturan bu hüküm bankacılık uygulamasında önemli bir ihtiyaca cevap vermektedir. Cari hesap sözleşmesinde hesap dönemi sonunda belirlenen bakiyeye yeni dönemde faiz yürütülmesi ise bu sözleşmenin hesap dönemlerinden meydana gelen yapısının doğal sonucudur.

 

Yeni sistem eskisine nazaran birçok koruyucu hüküm ve kötüye kullanmaları önleyici unsur içermektedir.

 

1) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına yöneltilen eleştiriler, hükmün açık olmayan ifadesi dolayısıyla, bileşik faizin –amaca aykırı olarak–  tacir olmayan kişilere uygulanarak kötüye kullanıldığı ve hükmün istisna dışında uygulanmasının açık bir hukuki müeyyideye bağlanmamış olduğudur. Bu sakıncalara kredi kartları uygulaması ile taksitli satışlarda yoğunlukla rastlanmıştır. Bu sakıncaları önlemek için “borçlu bakımından ticari iş mahiyetinde” ibaresi çıkarılarak ödünç sözleşmesinin her iki taraf için de ticari olması öngörülmüştür.

2) Gerek cari hesap gerek ödünç sözleşmesi bakımından sözleşenlerin tacir olmaları şartı aranmıştır.

3) Bileşik faiz tacir olmayan sözleşenlere uygulanmayacaktır.

4) Hükme aykırı olarak yürütülen faizin hukuken yok olduğunun belirtilmesi suretiyle müeyyide hem açıklığa kavuşturulmuş hem de ağırlaştırılmıştır. Hükmün yeni şeklinin, ihlâli göze alabilecekleri caydıracağı düşünülmektedir.

Öte yandan, maddede yapılan değişikliğe uyumun sağlanması amacıyla madde kenar başlığının da değiştirilmesi gerekmiştir.

 

 

 

 

MADDE 9 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Uygulanacak hükümler

Madde 9 -

Ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.

 

III - Ticari işlerde faiz:

1. Mukavele serbestisi:

Madde 8 -

(1) Ticari işlerde faiz miktarı serbestçe tayin olunabilir.

 

(2) Üç aydan aşağı olmamak üzere faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla borçlu bakımından ticari iş mahiyetini haiz olan karz akitlerinde muteberdir.

 

(3) Ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümler mahfuzdur.

 

2. Kanuni faiz miktarı ve ticari temerrüt faizi:

Madde 9 -

(1) Ticari işlerde faiz miktarı hakkında Borçlar Kanununun 72 nci maddesi caridir. Şu kadar ki; faizin işlemeye başladığı tarihte ödeme yerinde benzer muameleler için daha yüksek bir faiz ödenmekte ise bu faiz miktarı esas tutulur. 8 inci madde hükmü mahfuzdur.

 

(2) Ticari işlerde temerrüt faizi yıllık yüzde ondur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu maddenin gerekçesi için 8 inci maddenin gerekçesine bakılmalıdır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 9 uncu maddesinde öngörülen ve 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasından aynen alınmış bulunan, 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizi­ne İlişkin Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki bileşik faiz yasağının bir istisnası olan "Üç aydan aşağı olmamak üzere faizin ana paraya eklenerek birlikte faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla borçlu yönünden ticarî iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerde geçerlidir" şeklindeki hüküm Tasarıdan çıkarılmıştır. Bu değişiklikten sonra Tasarının 8 inci maddesinin ikinci fıkrasın­da yer alan "Ticarî işlerde, kanunî anapara ve temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uy­gulanır" hükmü, "Uygulanacak hükümler" başlığı altında 9 uncu madde olarak bağımsız hâle ge­tirilmiştir.

Tasarının 9 uncu maddesinin kaldırılmasının sebebi, bileşik faiz yasağının bu istisnasının uy­gulamada kötüye kullanılmış olmasıdır. İstisna, hem yoğunlukla cari hesap dışında hem de borçlu yönünden ticarî iş niteliğinde olmayan ödünç sözleşmelerinde uygulanmıştır. Bu tür uygulamalara son zamanlarda çoğunlukla kredi kartı ile çalışan hesaplarda da rastlanılmıştır. Ayrıca bu istisna, bankaların genel kredi sözleşmelerini istisnasız cari hesap sözleşmesi şeklinde yapmaları sonucunu doğurmuştur. Bu yolla kredi sözleşmelerinde bankalar krediye ilişkin bir sebep olmaksızın sözleş­meyi istedikleri zaman feshedebilmişlerdir. Kredi sözleşmelerinin kolayca feshi ise bankaların kre­di müşterilerinin işlem teminatından yoksun kalmalarına sebep olmuştur.

Alt Komisyon söz konusu hükmü Tasarıdan çıkarırken, Türkiye Bankalar Birliğinden de ya­zılı görüş alıp bu değişikliğin muhtemel ekonomik sonuçlarını tartışmıştır. Gerek yazılı görüşte yer alan, gerek tartışmalar sırasında ileri sürülen hükmün muhafaza edilmesi yolundaki sebepler ikna edici bulunmamıştır.

 

Esas Komisyon: Alt Komisyonca yapılan bu değişiklikler, Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

 

 

 

 

MADDE 10 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Faizin başlangıcı

Madde 10 -

Aksine sözleşme yoksa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar.

 

3. Faizin başlangıcı:

Madde 10 -

Aksine mukavele yoksa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemiye başlar.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 10 uncu maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 11 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

BİRİNCİ KİTAP

Ticari İşletme

BİRİNCİ KISIM

Tacir

A) Ticari işletme

1. Bütünlük ilkesi

Madde 11 -

(1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.

 

(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.

 

(3) Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.

 

BİRİNCİ KİTAP

Ticari İşletme

BİRİNCİ FASIL

Tacir

A) Ticari işletme:

I - Umumi olarak:

Madde 11 -

(1) Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.

 

(2) Tesisat, kiracılık hakkı, ticaret unvanı ve diğer adlar, ihtira beratları ve markalar, bir sanata mütaallik veya bir şahsa ait model ve resimler gibi bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurlar, mukavelede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: Ticarî işletme 6762 sayılı Kanunda tanımlanmamıştır. Bunun yeri­ne, ticarethanenin, fabrikanın ve ticarî şekilde işletilen diğer müesseselerin ticarî işletme oldukları belirtilmiştir. Anılan Kanun bir taraftan ticarî işletmenin tanımlanması, diğer taraftan da ticarî işlet­me sayılan ticarethane, fabrika ve ticarî şekilde işletilen diğer müesseselere ilişkin hükümlerin ka­nundan çıkarılması gerekliliğine uygun olarak düzenlenmiştir. Çünkü, ticarî işletme kanunun teme­lidir; yani merkez kavramdır; bu niteliğiyle belirleyici, hatta tanımlayıcıdır, ticaret hukuku, aradan geçen zaman içinde ticarî işletmenin dış hukuku haline gelmiş ve bir kavramdan kurama dönüşmüş­tür. Söz konusu eğilimin öznel sistemin vatanı olan Almanya'da görülmesi ve bu anlayışın 1998 Alm.TK.nın hedeflerinden biri olması ilgi çekicidir. Onun için, Tasarıda ticarî işletmenin tanımlan­ması kaçınılmaz olarak değerlendirilmiştir. Tasarının tümüne egemen, bir kuramın bazı nitelikleri­ni içermeye başlayan temel bir kavramın tanımı Ticaret Sicili Tüzüğüne bırakılamaz. Diğer taraf­tan, ticarî işletme tanımlandıktan sonra ticarethanenin, fabrikanın ve ticarî şekilde işletilen diğer müesseselerin tanımlanmalarına gerek yoktur. Bunlar ticarî işletmenin biraz da eskimiş - görünüş şekilleridir; başlıca türleri değildir. Ayrıca anılan türler, bilgi toplumunun hizmet kavramı ile bilişi­me hatta iletişime de yabancıdır; perakende ve toptan ticaretin eskimiş yüzünü taşımaktadırlar. Tür öğretisinin ilkeleri bunları tür olarak nitelendirmeye elverişli değildir. Sadece anılanların tanımlan­ması da ayrıca yanlış anlamalara yol açacak, ticarî işletmenin bu üç birime özgülendiği zannını uyandıracak niteliktedir. Öte yandan, ticarethane ile fabrikanın 6762 sayılı Kanunda düzenleniş ve tanımlanış şekli tereddütleri ve tartışmaları davet etmiştir. Çünkü, 6762 sayılı Kanunun 12 nci mad­desinde sayılan faaliyetlerle uğraşan ve fabrikacılık tanımına uyan "müesseseler"in, ticarî işletme­nin tanım unsurlarını taşımasalar bile kanunen ticarî işletme sayılıp sayılmayacakları görüş ayrılık­larına sebep olmuştur. Tartışma tatmin edici bir sonuca da ulaşmamıştır. 6762 sayılı Kanunun 13 ün­cü maddesindeki "ticarî şekilde işletilen diğer müesseseler" ibaresi ile hangi müesseselerin kaste­dildiği de kesin olarak belirlenemiyordu. Bundan başka "diğer müesseseler" ibaresi ve bu ibarenin 6762 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin kenar başlığında yer alması, 6762 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde düzenlenen ticarethane ile fabrikanın "müessese" olduğu izlenimini vermektedir. Oysa, her iki birim "müessese" değil "ticarî işletme" dir. 6762 sayılı Kanundan böylece ticarî işletmenin müessese olduğu gibi bir sonuç çıkıyordu. 6762 sayılı Kanunun elli yılı aşan uygulamasında tica­rethaneye, fabrikaya ve bu tür müesseselere ilişkin birikim oluşturan bir uygulamaya da rastlanma­mıştır. Nihayet, "ticarethane" sözcüğü dar ve eski bir terim olarak 19. yüzyılda kalmış bir ticaret an­layışını yansıtmaktadır. Başka bir söyleyişle, günümüzde "ticaret" sözcüğü "mal alışverişi" anlamı­nı çok gerilerde bırakan, hizmet, iletişim ve bilişimi de içeren yeni bir boyut ve içerik kazanmıştır. Nitekim "e-ticaret" kavramı da bu yeni anlamın en çarpıcı örneğidir. Fakat ticarethane mal ticareti­ni ifade ettiği için hizmet sunan, iletişim ve bilişimi kendisine konu alan işletmeleri kapsamıyordu. Fabrika ise ticarî işletme olmayıp bir üretim birimidir. Bu gerekçelerle 6762 sayılı Kanunun 12 nci ve 13 üncü maddeleri Tasarıya alınmayarak ticarî işletmeye gelişmelere açık geniş ve çağdaş bir bo­yut verilmiştir.

Ticarî işletme TSTüz 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasından esinlenilerek olumlu bir cümle ile tanımlanmıştır. Ticarî işletme "işletme"nin kanunda açıkça belirtilen unsurlarla tanımlanan türüdür. Bu sebeple tanımda ticarî işletmenin bir "işletme" olduğu özellikle vurgulanmıştır. Böylece ticarî iş­letme, iktisat biliminin ve işletme iktisadının "işletme"sinden, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun "teşebbüs"ünden ayrılmıştır.

İkinci fıkra: 6762 sayılı Kanunun ilk yürürlüğe girdiği günlerde öğretinin, esnaf işletmesi ile ticarî işletme arasındaki sınırı çizme konusunda, 6762 sayılı Kanunun 17 nci maddesinden çıkarma­ya çalıştığı kriterler uygulamada etkili olmamıştır. Uygulamada sınır Bakanlar Kurulu kararname- leriyle belirlendiği için, bu uygulama kanunlaştırılmıştır.

Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkra, 6762 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında oldu­ğu gibi, ticarî işletmenin, kendisine sürekli olarak tahsis edilmiş bulunan unsurları ile bir bütün oluşturan malvarlığı cephesini düzenlemektedir. Bu bütün, yerli ve yabancı öğretide Fransızca bir terimden esinlenerek ticaret fonu (Fond de commerce) diye adlandırılır. Fon ile kastedilen, işletme­ye sürekli olarak özgülenmiş bulunan malvarlığı unsurlarından oluşan bütündür. Bu bütün devir, re­hin, intifa, kira gibi işlemlere konu olabilir.

Nitekim, Borçlar Kanununun 179 uncu maddesi ticarî işletmenin devrini sadece borçlardan so­rumlu olma yönünden düzenlemiş, bütünü yaratan unsurlarla uğraşmamıştır. Buna karşılık, 1447 sa­yılı Kanun bütünün rehnedilmesini ayrıntılı kurallara bağlamıştır. Tasarının 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası, bir taraftan "bütün"ü vurgulamakta ve devir sözleşmesini yazılı şekle tâbi kılmakta, diğer taraftan da bütüne doğal olarak hangi malvarlığı unsurlarının dahil olduğunu göstermektedir. Böylece, 6762 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sözleşme"nin ticarî iş­letmenin devrine ilişkin sözleşme olduğu Tasarının 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında açıklığa kavuşturulmuş olmaktadır.

6762 sayılı Kanun gibi, Tasarının da devir sözleşmesine dahil saydığı malvarlığı unsurları, bir ticarî işletmeyi "bütün" bakımından, yani malvarlıksal yönden tanımlar. Bunların başında duran malvarlığı gelir. 6762 sayılı Kanun, duran malvarlığını, tartışmalara ve tereddütlere yol açan "tesi­sat" sözcüğü ile ifade etmişti. İkinci önemli unsur, işletmeye bağlı müşteri çevresini de kapsayan ve işletmenin, teker teker malvarlığı unsurlarının değerleri toplamını aşan değeri şeklinde anlaşılan iş­letme değeridir. Buna hukukumuzda peştemalîye ve bazen de good-will denilmektedir. Tasarı işlet­me değerinin yanında, parantez içinde ticaret ve ticaret hukuku tarihimizden gelen ve kavramı çok iyi ifade eden peştemalîye sözcüğünü de kullanmıştır. Bütünün bir diğer vazgeçilmez önemde un­suru ticaret unvanıdır. Ticaret unvanı işlevi sebebiyle, fikrî mülkiyet haklarından ayrı olarak Tasa­rıda zikredilmiştir. Nihayet, "kiracılık hakkı" da işletme için malvarlıksal bir değer olarak önem ta­şıdığından bütün içinde yerini almıştır. Ancak "kiracılık hakkı"nın günümüzde önemini yitirdiğini, bir işletmenin bulunduğu adres ile tanınmasının dünyamızda sadece tarihsel bir anlam taşıdığını da unutmamak gerekir. Kiracılık hakkı bir işletmenin, meselâ, dondurmacının, ayakkabıcının, perûkçunun, şapkacının, şekercinin, ticaretini yaptığı mahal (adres) ile tanınması, ancak o mahalde de kiracı olması halinde, ticarî işletmenin devrinde kiracılık hakkının (kira sözleşmesinin) de dev­rini ve mal sahibinin buna bazı şartlarla onay vermesi zorunluğunu ifade eder.

Bütünü tanımlayan bu malvarlığı unsurları, bütünün doğal parçalarıdır. Devir ile devralana ge­çerler. Devir sözleşmesinde bunlardan bazıları ismen veya hiçbiri zikredilmemiş bile olsa bu bütü­nü tanımlayan unsurlar devir sözleşmesine dahil kabul olunur. Ancak, taraflar bu unsurlardan bazı­larını devrin dışında tutabilirler. Aynı ilke 1447 sayılı Kanuna da hakim olduğu için ticarî işletme­nin bir hukukî işleme bütün halinde konu olduğu hallerde de kıyas yoluyla uygulanır.

Üçüncü fıkrada yer alan "aksi öngörülmedikçe" ibaresi Tasarının 49 uncu maddesi ile çelişme­mektedir. Anılan madde ticaret unvanının işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemeyeceğini ön­görmektedir. Ancak bu hüküm işletmesini devreden kişiyi ticaret unvanını devre zorlayacak şekilde yorumlanamaz. İşletme sahibi arzu ederse unvanını devir dışında tutabilir, hatta devir sözleşmesi ola­nak tanıyorsa veya rekabet yasağı hükmü yoksa kuracağı yeni bir işletmede de kullanabilir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, ülkemizde ticaret çevrele­ri ile ticaret hukuku öğretisinde işletme değerinin karşılığı olarak kullanılan, ayraç içinde yazılı (peştamalîye) ibaresi, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte, ayraç içindeki hükümlere yer verilmeyeceğine dair düzenlemeye uygun olarak metinden çıkarılmış,

 

Esas Komisyon: bu husus Ko­misyonumuzca da benimsenmiştir.

Ayrıca, maddenin üçüncü fıkrasında aşağıdaki gerekçelerle Komisyonumuzca değişiklik yapıl­mıştır.

"Üçüncü fıkranın birinci cümlesi bir ticarî işletmenin bir bütün halinde devredilebileceğini hükme bağlamaktadır. Cümledeki "bir bütün halinde" ibaresiyle, ticarî işletmeyi meydana getiren taşınmazlar, menkuller, fikrî mülkiyet hakları gibi malvarlığı unsurlarının tescil, teslim vs. gibi özel tasarruf işlemlerinin teker teker yapılmasına gerek olmaksızın devir sözleşmesi ile intikali amaçlan­mıştır. Ancak "bir bütün halinde" ibaresinin bu şekilde yorumlanabileceği endişesiyle ve görüş ay­rılıklarına yer bırakmamak için birinci cümle "Ticarî işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının ka­nunî tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir ve ...." şeklinde değiştirilmiş, ayrıca son cümle "Bu devir sözleşmesi ile ticarî işletmeyi bir bütün ha­linde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilân olunur" haline getirilmiştir."

 

 

 

 

MADDE 12 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) Tacir

I - Gerçek kişiler

1. Genel olarak

Madde 12 -

(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.

 

(2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

 

(3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.

 

B) Tacir:

I - Hakiki şahislar:

1. Umumi olarak:

Madde 14 -

(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.

 

(2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtalariyle halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

 

(3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukukan var sayılmıyan diğer bir şirket adına (Ortak sıfatiyle) muamelelerde bulunan kimse, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi mesul olur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin tekrarıdır. Sadece ikinci fıkra­da yanlış anlamalara yol açan "kaydettirerek" kelimesi yerine "tescil ettirerek" kelimeleri konulmuş ve üçüncü fıkrada parantez içinde bulunan "ortak sıfatıyla" sözcüklerinden parantez kaldırılmıştır.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 12 ve 13 maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 13 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Küçük ve kısıtlılar

Madde 13 -

Küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmeyi bunların adına işleten yasal temsilci, tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, temsil edilene aittir. Ancak, yasal temsilci ceza hükümlerinin uygulanması yönünden tacir gibi sorumlu olur.

 

2. Küçük ve mahcurlar:

Madde 15 -

Küçük ve mahcurlara ait ticari işletmeyi bunların adına işleten veli ve vasi, tacir sayılmaz. Tacir sıfatı, temsil edilene aittir. Şu kadar ki; kanuni mümessil ceza hükümleri bakımından tacir gibi mesul olur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 15 inci maddesini içerik yönünden aynen tekrar et­mektedir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 12 ve 13 maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Küçük ve kısıtlılara ait ticarî işletmeyi bunların adına işleten, yasal temsilci tacir sayılmaz. Tacir sıfatı temsil edilene aittir. Ancak, yasal temsilci ceza hükümlerinin uygulanması yönünden tacir gibi sorumlu olur.”

 

Gerekçe: Maddenin birinci cümlesindeki “veli ve vasi” sözcüğü yerine, kayyımı da kapsayan ve Türk Medeni Kanunu’nda ifadesi olan “yasal temsilci” sözcüğüne yer verilmesinin uygun olacağı düşüncesi ile işbu değişiklik ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:miz verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

MADDE 14 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Ticaret yapmaktan menedilenler

Madde 14 -

(1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır.

 

(2) Birinci fıkraya aykırı hareketin doğurduğu hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluk saklıdır.

 

3. Ticaretten menedilenler:

Madde 16 -

(1) Şahsi halleri veya yaptığı işlerin mahiyeti yahut meslek ve vazifeleri itibariyle kanuni veya kazai bir yasağa aykırı olarak veyahut başka bir şahsın iznine veya resmi bir makamın ruhsatına lüzum olup da izin veya ruhsatname almadan bir ticari işletmeyi işleten kimse de tacir sayılır.

 

(2) Bu hareketin doğurduğu hukuki, inzıbati ve cezai mesuliyet mahfuzdur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 16 ncı maddesini hükümleri yönünden aynen tekrar etmektedir. Mevcut hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere amaç ticarî ehliyete sahip olmayanların tacir olmanın olumsuz sonuçlarını yüklenmeleri fakat haklardan yararlanmamalarını sağlamaktır. Hükümdeki "tacir sayılma" bunu ifade eder. Ancak dil yönünden bazı gerekli değişiklikler yapıl­mıştır. İlk olarak maddenin kenar başlığına, yerleşiklik kazanmış ve amaca daha uygun düşen bir terim konulmuştur. Maddenin ikinci fıkrasında, mevcut metindeki "inzibâtî" kelimesi öğretinin yo­rumuna uygun olarak "disipline ilişkin" ibaresi ile değiştirilmiştir.

 

Alt Komisyon:  (1) Alt Komisyonca, Tasarının 14 üncü maddesinin redaksiyonu yapılmıştır.

(2) Maddenin birinci fıkrasında yer alan "kişisel" ibaresi yerine "şahsî" ibaresinin kullanılması­nın daha doğru olacağı yönünde, Alt Komisyonda oluşan görüş doğrultusunda değişiklik yapılmış ve Tasarının tüm metnine işlenmesine karar verilmiştir. Yapılan bu değişiklik

 

Esas Komisyon: (1) Alt Komisyonca yapılan redaksiyon Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

(2) Maddenin birinci fıkrasında yer alan "kişisel" ibaresi yerine "şahsî" ibaresinin kullanılması­ Komisyonumuzca uy­gun görülmemiş ve Tasarı metninde yer aldığı gibi "kişisel" ibaresi aynen korunmuştur.

 

 

 

 

MADDE 15 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

4. Esnaf

Madde 15 -

İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır.

 

4. Esnaf:

Madde 17 -

İster gezici olsunlar, ister bir dükkanda veya bir sokağın muayyen yerlerinde sabit bulunsunlar, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildirler. Şu kadar ki; tacirlere mahsus hükümlerden bu kanunun 22 ve 55 inci maddeleriyle Medeni Kanunun 864 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümleri bunlar hakkında da tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

 

Madde, 6762 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin tekrarıdır. Sadece Tasarının 11 in­ci maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe uygun olarak "kazancı ancak geçimini sağlama­ya yetecek derecede az olan" ibaresi metinden çıkarılmış, bunun yerine, 11 inci maddenin ikinci fık­rasına gönderme yapılmıştır. Ayrıca, 6762 sayılı Kanundaki göndermeler yenilenmiştir.

 

AET/AT çevrelerinde esnafın tanımı gelir düzeyi unsuru ile değil yeni bir açılım olan "meslek" yaklaşımı ile tanımlanmaktadır. Bu anlayış bazı meslekleri 'esnaf' mesleği olarak kabul etmekte, bu meslek mensupları esnaf olarak tanımlanmaktadır. Meslek mensubu olmak esnaf sayılmak için ye­terli görülmekte, esnaf ile tacir arasındaki sınır "meslek" ile çizilmekte, yoksa gelirinin düzeyi dik­kate alınmamaktadır. Mesela, gelirleri ne olursa olsun, sıvacı, muslukçu, ayakkabı boyacısı, tamir­ci gibi el işleri, yani zanaatla uğraşanlar esnaftır. Bir muslukçu yanında iki kişi çalıştırabilir ve ge­liri bazı tacirleri aşabilir; bu sonu değiştirmez. 6762 sayılı Kanundaki 17 ve Tasarıdaki 15 inci mad­de ise, Alm.TK. 4 üncü paragrafında yer alan ve 1998 yılında Almanya'da yapılan ticaret hukuku reformu sırasında kaldırılan "Minderkaufmann" anlayışına dayanmaktadır. Tasarı öğretideki bu son gelişmeyi; Türk mevzuatının üzerine oturduğu sistemin çok yeni bir tarihte esnaflara ilişkin bir ta­sarı ile doğrulanması ve pekiştirilmesi dolayısıyla değiştirmemiştir. Ancak, gelişmeye değinilmek­te, gelişme yönüne işaret edilmesi ve gelecekteki değişikliklerde dikkate alınması yönünden yarar görülmüştür.

Alt Komisyon: Tasarının, esnafı tanımlamayı amaçlayan 15 inci maddesi, kavramı olumsuz cümleyle açıkla­ma yöntemini tercih etmiş ve bu bağlamda kimlerin tacir olmadıklarını belirttiğinden, "Esnaf' ke­nar başlığını taşıyan hükmün olumlu bir cümle ile esnafı tanımlamasının doğru olacağı düşüncesi Alt Komisyonca kabul edilmiş, bu sebeple tanımın cümle yapısı değiştirilmiş, ancak içerikte kavra­mı etkileyecek bir değişiklik yapılmamıştır. Yine Alt Komisyonca aynı cümlede yer alan "sanat" ile "ticaretle" kelimeleri arasındaki "ve" kelimesinin "veya" olması gerektiği kanaatine varılarak bu değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklikler Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

MADDE 16 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Tüzel kişiler

Madde 16 -

(1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.

 

(2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar.

 

II - Hükmi şahıslar:

Madde 18 -

Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.

 

Devlet, vilayet ve belediye gibi amme hükmi şahısları ile umumi menfaate hadim cemiyetler, bir ticari işletmeyi ister doğrudan doğruya, ister amme hukuku hükümlerine göre idare edilen ve işletilen bir hükmi şahıs eliyle işletsinler kendileri tacir sayılamazlar.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin tekrarıdır. Dil yenilemesi dışın­da büyük bir değişiklik yapılarak önemli bir boşluk doldurulmuştur. Şöyle ki, amacına varmak için ticarî işletme işleten tüzel kişiler arasına "vakıflar" da konulmuştur. Uygulamada vakıflar, dernek­lere oranla daha fazla ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren ticarî işletmeler işletmektir. Bunların da işlettikleri bu ticarî işletmeler dolayısıyla tacir sayılabilecekleri sonucuna yorum yolu ile varılabi­lir. Ancak, uygulaması bu kadar fazla olan vakıfların Tasarıda yer almaması doğru olmaz. Bu ge­rekçelerle birinci fıkraya "vakıflar" da eklenmiştir.

 

Alt Komisyon: Tasarının 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında, amacına varmak için ticarî bir işletme işleten vakıfların tacir sayılacağı hüküm altına alınmış ise de

 

Esas Komisyon: "vakıflar" ibaresinin cümledeki yeri itibarıy­la bir bütün olarak tacir sayılacakları anlamı çıkarılabileceği endişesini gidermek amacıyla "vakıf­lar" ibaresinin cümle içindeki yeri Komisyonumuzca değiştirilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan 96 sıra sayılı Tasarı'nın 16 ncı maddesinde yer alan "Devlet, il, belediye gibi kamu tüzel kişileri" ibaresinin "Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Anayasa’mızın 126 ve 127’nci maddelerine göre "idare" esas olarak merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkelerine göre oluşturulan "merkezî idare" ve "mahalli idareler"den oluşmaktadır. Anılan 126’ncı maddeye göre "Türkiye, merkezî idare kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır." Buna göre "il" merkezî yönetimin "yetki genişliği"ne dayanarak oluşturduğu bir taşra birimidir. Taşrada olmakla birlikte merkezî yönetimin bir birimi olduğundan ayrı bir tüzel kişiliği olmayıp devlet tüzel kişiliğinin içerisindedir.

Öte yandan mahalli idareleri düzenleyen 127’nci maddeye göre ise "mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir." Anılan 127’nci madde kapsamında olan kamu tüzel kişileri 22/02/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 03/07/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 18/03/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanunu ile oluşturulmuş olan il özel idareleri, belediyeler ve köylerdir. Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere tüzel kişiliği olan il yönetimi merkezî idarenin taşra kuruluşu olan "il" değil mahallî idareler içerisinde yer alan "il özel idaresi”dir. Bu durumda maddedeki "il" ibaresinin öncelikle "il özel idaresi" olarak düzeltilmesi gerekmektedir. Ayrıca kamu tüzel kişileri sayılırken devlet, il özel idaresi ve belediye denildikten sonra, bir diğer mahallî idare kamu tüzel kişisi olan "köy"ün maddede sayılmaması da bir tedvin zaafıdır. Maddedeki "gibi" ifadesi ile kapsama girecek kamu tüzel kişisi sadece "köy"dür. Anayasanın 128’inci maddesi ise devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinden söz etmektedir. Diğer kamu tüzel kişilerinin kapsamı ise oldukça geniştir.

Sonuç olarak anılan hükmün ya "Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri" ya da "Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri" şeklinde değiştirilmesi Anayasa’ya ve idare hukukuna uygun olacaktır.

 

 

 

 

MADDE 17 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Donatma iştiraki

Madde 17 -

Tacire ilişkin hükümler donatma iştirakine de aynen uygulanır.

 

III - Donatma iştiraki:

Madde 19 -

Tacirlere dair olan hükümler donatma iştiraki hakkında da tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 19 uncu maddesini karşılamaktadır. Mevcut siste­mi değiştirecek bir sebebe rastlanmamıştır. Kanunda yer alıp almaması deniz ticareti kitabında tartı­şılmış bulunan donatma iştiraki korunduğuna göre, amaca hizmet eden hükmün korunması gerekir.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 17 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“lll- Donatma iştiraki

Madde 17 – (1) Tacire ilişkin hükümler donatma iştirakine de aynen uygulanır.”

 

Gerekçe: Uygulanacak hükümlere kesinlik ve açıklık kazandırmak amacıyla işbu değişiklik ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:si verilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 18 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

C) Tacir olmanın hükümleri

I - Genel olarak

Madde 18 -

(1) Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür.

 

(2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.

 

(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.

 

(4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır.

 

C) Tacir olmanın hukümleri:

I - Umumi olarak:

Madde 20 -

(1) Tacirler her türlü borçlarından dolayı iflasa tabi oldukları gibi, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmeye ve kullanmaya, işletmelerini ticaret siciline kaydettirmeye ve ticari defterler tutmaya mecburdurlar.

Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır.

 

(2) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadiyle yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır.

 

(3) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler mahfuzdur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Tasarı ile bu maddenin üçüncü fıkrasında üç köklü değişiklik yapılmıştır: (1) Hükümdeki şekil, geçerlilik şartı olmaktan çıkarılmış, ispat şartına dönüştürülmüştür. Bu amaçla eski metinde yer alan "muteber olması için" ibaresine metinde yer verilmemiştir. Bu değişikliğin sebebi, geçerlik şartının artık haklı bir gerekçesinin bulunmaması ve teknikteki hızlı gelişmedir. Ayrıca hiçbir modern kanunda bu kadar ağır bir geçerlilik şartı yer almamaktadır. Şartın tacir gibi basiretli bir işadamı için öngörülmüş olması da anlamsız bulunmuştur. (2) İadeli taahhütlü mektup taahhütlüye dönüştürülmüştür. Çünkü, burada varma teorisinin kabulünü haklı gösterecek bir gerekçe mevcut değildir. (3) Güvenli elektronik imza hem Borçlar Kanununda kabul edilmiş hem de düzenli bir sisteme bağlanmıştır. Hükme bu olanak da eklenmiştir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca Tasarının 18 inci maddesinde aşağıda belirtilen gerekçelerle değişiklikler yapılmıştır:

Tasarının 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "bildirim" kelimesinin "ihbarlar" şeklinde değiştirilmesinin kavram ve amaca uygun olacağı sonucuna varılarak bu değişiklik yapılmıştır. Tasarının diğer maddelerinde de uygulanan bu değişikliğin gerekçesinin açıklanmasının ve yeri geldikçe bu değişikliğe gönderme yapılmasının doğru olacağı düşünülmüştür. Bazı yeni kanunlarda ve tasarılarda "ihbar" yerine "bildirim" kelimesi kullanılmaktaysa da, "bildirim" kelimesi hem "ihbar"ın anlamlarını içermemekte hem de gerekli anlam kesinliğinden yoksun bulunmaktadır. Türk Hukuk Lügatında "ihbar" kelimesinin hepsi de hukukî olmak üzere üç belirgin ve kesin anlamı vardır: (1) "İhbar" bir hak veya borca veya kamuya ait bir yetkiye bir veya daha fazla kimsenin veya resmi makamın dikkatini çekmek (iş aktinin feshi) anlamına gelmektedir. "Bildirme" kelimesi ise sadece haber vermeyi ifade etmekte, bir hukukî duruma dikkati çekmek vurgusunu haiz bu­lunmamaktadır. (2) "İhbar" kelimesi bir kimsenin vukuunu öğrendiği bir hadiseyi merciine bildirmek anlamına da gelmektedir (suçu ihbar). (3) "İhbar" kelimesi taraflardan olmayan bir veya çeşitli kişilere ilgili oldukları usule ilişkin bir belgeyi veya işlemi tebliğ etmeyi ifade için de kullanılmaktadır (davanın ihbarı). Bildirim ise Türk Dil Kurumunun Türkçe sözlüğüne göre, yazılı olarak yapılan açıklama, tebliğ anlamını taşımakta, bu kelimeye henüz kesin ve sınırları belli hukukî bir anlam yüklenmemiş bulunmaktadır. Tasarının diğer maddelerinde de bu değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklikler Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“(1) Tacir, her türlü borcu için iflâsa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticarî işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticarî defterleri tutmakla da yükümlüdür.”

“(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.”

 

Gerekçe: Birinci fıkraya “bu Kanun hükümleri uyarınca” ibaresi eklenmiş, böylece ticari defterlerin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tutulmalarının gerekli olduğuna vurgu yapılmıştır. Amaç ticari defterlerin Türk Ticaret Kanununa, dolayısıyla Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun düzenlemelerine göre tutulacağı Vergi Usul Kanunu ile diğer vergi mevzuatının burada bir rolünün bulunmadığını belirtmektir. Bu konuda tereddüt duyulmaması arzu edilmektedir. Vergi Usul Kanununun ticari defterlere ilişkin hükümleri sadece vergi ile ilgili olarak uygulanır.

Üçüncü fıkraya elektronik posta sisteminin kullanılması gereği eklenmiştir. Çünkü, sadece güvenli elektronik imzayı içeren bir yazı postalanmayı içermez. Oysa burada amaçlanan yazının postalanmasıdır. Bu sebeple elektronik gönderme tekniği gereği mezkûr ekin yapılması zorunluluğu duyulmuştur.

 

 

 

 

 

MADDE 19 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Özel olarak

1. Ticari iş karinesi

Madde 19 -

(1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.

 

(2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.

 

II - Hususi olarak:

1. Ticaret karinesi:

Madde 21 -

(1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki; hakiki şahıs olan bir tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayılır.

 

(2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş mahiyetinde olan mukaveleler, kanunda aksine hüküm olmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Ticarî işletme sisteminin taşıyıcı kolonlarından biri olan ve elli yıllık birikimle an­lam kazanmış olan bu madde 6762 sayılı Kanunun 21 inci maddesini karşılamaktadır. Öğretide, sübjektif sistemin bir ifadesi olan bu maddenin 1926 tarihli Kanundan 6762 sayılı Kanuna aynen alınması eleştirilmiş, tacirin esas alınmayıp ticarî işletmenin merkez kabul edilmesi gerektiği belir­tilmişse de, eleştirilerin, hükümde ticarî işletmenin esas alındığı gerçeğini gözden kaçırdığı düşü­nülmüştür. Ayrıca ticarî işletmenin borçlarının ticarî olmadığı hükme bağlansaydı, tacirin ticarî ol­mayan alanının nasıl belirlenebileceği sorununun çözümü çok güçleşecektir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 19 ve 20 nci maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın 19. maddesinin “Ticaret Karinesi” şeklindeki başlığının “Ticari İş Karinesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Maddenin başlığı mevcut kanundan aynen iktibas edilmiştir. Ancak “Ticaret Karinesi” ibaresi ile kastedilen ticari iş karinesidir. Bu sebeple başlığın mevcut kanunun ve tasarının terminolojisine de uygun olacağından teklif edilen şekilde değiştirilmesi isabetli olacaktır.

 

 

 

 

MADDE 20 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Ücret isteme hakkı

Madde 20 -

Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır.

 

2. Ücret isteme hakkı:

Madde 22 -

Tacir olan veya olmıyan bir kimseye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, münasip bir ücret istiyebilir. Bundan başka, verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 22 nci maddesinden alınmıştır.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 19 ve 20 nci maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 21 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Fatura ve teyit mektubu

Madde 21 -

(1) Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.

 

(2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

 

(3) Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

 

3. Fatura ve teyit mektubu:

Madde 23 -

(1) Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini istiyebilir.

 

(2) Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.

 

(3) Şifahen, telefon veya telgrafla yapılan mukavelelerin veya beyanların muhtevasını teyit eden bir yazıyı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmamışsa teyit mektubunun yapılan mukaveleye ve beyanlara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinden aynen alınmıştır. Sadece 6762 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin ikinci cümlesindeki "veya" yerine, hükme daha uygun ol­duğu için "ve" kullanılmıştır.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası herhangi bir iletişim veya bili­şim aracıyla yapılan sözleşmelerin teyidini kapsayacak şekilde genişletilerek, günün ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmiş;

 

Esas Komisyon:  bu değişiklik Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 22 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

4. Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi

Madde 22 -

Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez.

 

4. Ücret ve cezanın tenkisi:

Madde 24 -

Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 24 üncü maddesini karşılayan bu hükümde bir değişiklik yapılmamıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 22 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 23 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

 

5. Ticari satış ve mal değişimi

Madde 23 -

Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır.

 

a) Sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına ve malın cinsine göre, satış sözleşmesinin kısım kısım yerine getirilmesi mümkün ise veya bu şartların bulunmamasına rağmen alıcı, çekince ileri sürmeksizin kısmi teslimi kabul etmişse; sözleşmenin bir kısmının yerine getirilmemesi durumunda alıcı haklarını sadece teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir. Ancak, o kısmın teslim edilmemesi dolayısıyla sözleşmeden beklenen yararın elde edilmesi veya izlenen amaca ulaşılması imkânı ortadan kalkıyor veya zayıflıyorsa ya da durumdan ve şartlardan, sözleşmenin kalan kısmının tam veya gereği gibi yerine getirilemeyeceği anlaşılıyorsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir.

 

b) Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoluyla veya bu işle yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir. Satıcı isterse satış için yetkilendirilen kişi, satışa çıkarılacak malın niteliklerini bir uzmana tespit ettirir. Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir.

 

c) Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.

 

5. Ticari satış ve trampa:

Madde 25 -

Aşağıdaki hususi hükümler mahfuz kalmak şartiyle, tacirler arasındaki ticari satış ve trampalarda dahi Borçlar Kanununun satış ve trampa hakkındaki hükümleri tatbik olunur.

 

1. Mukavelenin mahiyetine, tarafların maksadına veya emtianın cinsine göre satış mukavelesinin kısım kısım icrası kabil veya bu şartların mevcut olmamasına rağmen alıcı kısmen yapılan teslimi, ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul etmişse, mukavelenin yerine getirilmemesi yüzünden alıcının haiz olduğu haklar yalnız teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanılabilir.

 

2. Alıcı mütemerrit olduğu takdirde satıcı, malın satışına izin verilmesini mahkemeden istiyebilir. Mahkeme, satışın açık artırma yoliyle veya bu işe memur edilen bir kimse marifetiyle yapılmasına karar verir. Satıcı talebederse satışa memur edilen kimse, satışa çıkarılacak emtianın vasıflarını bir ekspere tesbit ettirir. Satış masrafları satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı mahfuz kalmak şartiyle, satıcı tarafından alıcı namına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere tevdi olunur ve keyfiyet hemen alıcıya bildirilir.

 

3. Emtianın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde keyfiyeti satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını muhafaza için keyfiyeti bu müddet içinde satıcıya bildirmeye mecburdur. Diğer hallerde Borçlar Kanununun 198 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları tatbik olunur.

 

4. Borçlar Kanununun 207 nci maddesindeki müruruzaman müddeti tüccarlar arasındaki ticari satışlarda altı aydır. Şu kadar ki; bu müddet azaltılabilir.

 

5. Sif satış ve diğer deniz aşırı satışlar hakkındaki hususi hükümler mahfuzdur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 25 inci maddesini karşılayan bu maddede değişiklik yapıl­mıştır. "Sif satış ve diğer deniz aşırı satışlar" hakkındaki hükümleri saklı tutan (5) numaralı bent maddedeye alınmamıştır. Çünkü, Tasarı, 6762 sayılı Kanunun aksine, CIF ve FOB başta olmak üze­re deniz aşırı satışlara yer vermemektedir. Söz konusu hükümler 1940'lı yıllarda geçerli olan Inco- terms hükümlerinden alınmıştı ve bugün Incoterms 2000 uygulanmaktadır. Incoterms devamlı de­ğiştiği için yeni Incoterms'in kanuna konulmasının bir anlamı da yoktur. Kaldı ki, bu tür satışlarda taraflar çoğu kez Incoterms'e gönderme yapmakta veya ondan ayrılan özel düzenlemeler getirmek­tedirler.

Bu hükmün kaldırılması ve düzenlemenin Borçlar Kanununa bırakılması görüşü pek taraftar bulmamıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca Tasarının 23 üncü maddesinde aşağıda belirtilen gerekçelerle değişiklikler yapılmıştır:

-  Tasarının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, 6762 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde olduğu gibi, kısım kısım yerine getirilen sözleşmeler ile kısmen yapılan teslimin çekincesiz kabul edildiği sözleşmelerde, alıcının haklarını, teslim edilme­yen kısım hakkında kullanılabileceği öngörülmüştür. Bu hüküm, sözleşmenin feshedilebilmesi ola­nağını dışlamaktadır. Gerçi, öğretide alıcıya bazı şartlar altında fesih hakkının tanınması görüşü haklı olarak savunulmuş, bazı mahkemeler de bu yolda karar vermiştir. Ancak bunlar, kanunlarda varlığı şart olan menfaatler dengesinin sağlanması, hükmün haklılık temelinin sağlam olması ba­kımlarından ve kararlı bir uygulamaya ulaşılması yönünden yetersiz kalmıştır. Çünkü, Tasarı hük­münün bu hali ile uygulanması, bazı hâllerde alıcıyı tatmin etmeyebilir, hatta ona zarar verebilir. Meselâ, 24 kişilik bir sofra takımında, çorba kâse ve tabaklarının veya tatlı tabaklarının veya bir an­siklopedide bir veya birkaç cildin yokluğu, alıcının "takım"dan beklediği yararı veya izlenen ama­cı ortadan kaldırıp, ifa edilen kısma özgülenen sözleşmeyi anlamsız duruma getirebilir. Söz konusu sakınca sözleşmenin konusunun bir "bütün" veya "takım" oluşturduğu tüm varsayımlarda ortaya çı­kar. Bunun gibi, alıcı çekince ileri sürmeksizin kısmî teslimi kabul ettiği takdirde de Tasarının sis­temi menfaatler dengesini sağlayamayabilir ve hatta alıcıya zarar verebilir. Şöyle ki, sözleşmenin geri kalanının yerine getirilmeyeceğinin durumdan ve şartlardan anlaşıldığı hâllerde, alıcının diğer kısımların ifa edilmesi zamanını beklemesi tamamen gereksiz olabilir ve zaman kaybına sebep ve­rebilir. Meselâ: Satıcının iflâs ettiği veya malı sağladığı kaynağın veya kaynakların satıcıya mal ver­meyeceğinin anlaşıldığı durumlarda olduğu gibi. Alt Komisyonu bu düşüncelerle alıcıya bazı du­rumlarda fesih hakkı tanımıştır. Bunlar, yerine getirilmeyen kısmın yokluğunun sözleşmenin tü­münden beklenen yararı veya izlenen amacı ortadan kaldırması ile, durum ve şartlardan sözleşme­nin geri kalanının da ifa edilmeyeceğinin anlaşılması halleridir. Önerilen hükmün, amacı tam ifade edecek unsurlar taşımasına, anlama güçlüğü yaratmamasına ve geniş yorumlanarak amaca uygun her somut olayı kapsamasına dikkat edilmiştir.

Ayrıca, Tasarının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde iki değişiklik yapmıştır. Bunlardan birincisi zamanaşımı süresinin ticarî satışlarda iki yıla çıkartılmasıdır. İkincisi ise zama­naşımı süresinin kısaltılmasına olanak verilen cümle madde metninden çıkarılmıştır. Birinci deği­şikliğin üç sebebi vardır: (1) Yatırım mallarında özellikle makinalarda gizli ayıplar çoğu kez altı ay­lık sürede belirlenememekte, anlaşılamamaktadır. Bu konuda tam kapasiteyle çalışmak ve kaliteyi tutturmak örnekleri verilebilir. Teknolojinin ilerlemesi makinaları bilgisayar ile çalışır duruma ge­tirmiş, bu sistem içinde ayıplar ancak altı ayı aşan bir süreden sonra belirlenen nitelikte ayıplara dö­nüşmüştür. (2) Kısa zamanaşımı süresi bir ithalat ülkesi olan Türkiye'de zararlı sonuçlar vermiştir. (3) Bu süre, Dünya'da yaygın bir şekilde uygulanan, Viyana Antlaşması diye adlandırılan "Milletle­rarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması" ile açık uyumsuz­luk içindedir. Türkiye'nin kabul işlemlerine giriştiği bu Anlaşmada söz konusu zamanaşımı iki yıldır.

İkinci değişiklik ise birincinin doğal sonucu olup ithalatçıları güçlü satıcılar karşısında koru­mak amacına hizmet etmektedir.

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklikler Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

96 Sıra Sayılı Türk Ticaret Kanunu Tasarısının 23’üncü maddesinin Kenar başlığının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“ 5. Ticarî satış ve mal değişimi”

 

Gerekçe: Tasarının Borçlar Kanunu Tasarısı ile uyumunun sağlanması açısından maddenin kenar başlığının “Ticari satış ve trampa” yerine “Ticari satış ve mal değişimi” şeklinde değiştirilmesinin uygun olacağı düşüncesi işbu değişiklik ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:si verilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 24 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

İKİNCİ KISIM

Ticaret Sicili

A) Kuruluş

I - Genel olarak

Madde 24 -

(1) Ticaret sicili, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetiminde ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları bünyesinde kurulacak ticaret sicili müdürlükleri tarafından tutulur. Bir yerde oda mevcut değilse veya yeterli teşkilatı yoksa, ticaret sicili, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir odadaki ticaret sicili müdürlüğü tarafından tutulur.

 

(2) Ticaret sicili kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Bu kayıtlar ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulabilen merkezi ortak veri tabanı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde oluşturulur.

 

(3) Ticaret sicili müdürlüğünün kurulmasında aranacak şartlar ve odalar arasında sicil işlemleri ile ilgili olarak varlığı gerekli işbirliğinin sağlanmasına ilişkin esaslar, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak bir tebliğle düzenlenir.

 

(4) (Ek: 26/6/2012- 6335/3 md.) Ticaret sicili kayıt işlemlerinin elektronik ortamda yapılması için toplanması ve işlenmesi gerekli olan kişisel veriler, kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliğinin sağlanmasına ilişkin mevzuata uygun bir şekilde korunur.

 

İKİNCİ FASIL

Ticaret Sicili

A) Teşkilat:

I - Umumi olarak:

Madde 26 –

(1) (Değişik : 24/6/1995 - KHK - 559/1 md. )

Ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası bulunan yerlerde bir ticaret sicili memurluğu kurulur. Oda olmayan veya yeterli teşkilatı bulunmayan odaların olduğu yerlerde ticaret sicil işleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca tesbit edilecek o il dahilindeki yeterli teşkilata sahip odalardan birinin ticaret sicili memurluğu tarafından yürütülür.

 

(2) (Değişik: 28/3/2007- 5615/25 md.) 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca tahsil edilen ticaret sicili harçlarının red ve iadeler düşüldükten sonra kalan tutarının yüzde 25’i ilgili odaya gelir kaydedilmek üzere aktarılır.

 

(3) Ticaret sicili memurluğunun kurulmasında aranacak şartlar ile odalar arasında sicil işlemleri konusunda gerekli işbirliğinin sağlanmasına ilişkin esaslar, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 26 ncı maddesini karşılayan bu madde çeşitli değişikliklere uğramıştır.

Birinci fıkra: 6762 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası hükmünün ilk cümlesi ti­caret sicilinin kimin tarafından tutulacağı konusunda bir açıklık içermiyordu. Tasarı, ticaret sicili­nin tutulması görev ve yetkisini ticaret ve sanayi odalarına veya ticaret odalarına ya da sanayi oda­larına; bir ilde ticaret odası ile sanayi odası ayrı odalar olarak örgütlenmişse, ticaret odasına vermektedir. 6762 sayılı Kanun, bir yerde oda yoksa veya mevcut odanın yeterli teşkilatı bulunmuyor­sa, ticaret siciline ilişkin işlerin Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek o il dahilindeki yeterli teşkilata sahip odalardan birinin sicil memurluğu tarafından yürütülmesini öngörmüştür. Bu hükümdeki oda ile neyin kastedildiği belli değildir. 6762 sayılı Kanunun bu hükmü bazılarınca, o il dahilindeki esnaf odası şeklinde yorumlanmıştır. Bazıları ise, Bakanlığın bu görevi herhangi bir meslek odasına, meselâ yeterli teşkilatı varsa mimar ve mühendis odasına bile verebileceği şeklinde anlıyordu. Her iki yorum da ticaret sicili gibi kamu güvenliği işlevi de bulunan bir sicil için uygun değildir. Birinci fıkrada, söze konu durumda ticaret sicilini tutacak odanın Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca belirleneceği belirtilerek amaca en uygun çözüm benimsenmiştir.

İkinci fıkra: İkinci fıkrada yer alan hükümle, Türkiye çapında sicil kayıtlarına elektronik ortamda ulaşılabilmenin sağlanması amacıyla, söz konusu kayıtların düzenli bir tarzda depolandığı bir bilgi bankasının kurulması öngörülmüştür. Bu bilgi bankası Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde bulunacaktır. Bu bankanın FSEK anlamında bir veri tabanı oluşturup oluşturmadığı öğreti faaliyetini gerektirir. Bilgilere elektronik ortamda ulaşılabilmesi ile sadece bilgi toplumunun gereklerinden biri yerine getirilmiş olmayacak, aynı zamanda geniş aleniyetle gerçek anlamda şeffaflık gerçekleşti­rilerek kayıtlardaki yolsuzlukların, aykırılıkların ve düzensizliklerin de önüne geçilebilecektir.

Bilgi bankasındaki kayıtlar üçüncü kişilere ileri sürülmek gibi hukukî bir gücü ve etkiyi haiz değildir. Ancak bu kayıtlar, kaydın yolsuz olduğuna veya kayıt bulunması gerekirken kayda yer verilmemiş olduğuna inananları, esas sicil kayıtlarında gerekli düzeltmeleri yapmak amacıyla hukukî yollara başvurmak için harekete geçirecektir. Bilgi bankasına giriş serbest olacağı için, herkes kayıtları denetleyebilecektir. Sistemin yerleşmesi ve işleyiş kurallarının tam olarak ortaya çıkması halinde bir kanun değişikliğiyle bilgi bankasına hukukî işlevler de tanınabilir.

Üçüncü fıkra: Mevzuata uygun olarak "ticaret sicili memuru" yerine "ticaret sicili müdürlüğü" ve bu ibarenin türevleri kullanılarak bu fıkra yeniden düzenlenmiştir.

6762 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sicil harcına ilişkin hükmün, son hükümler (Tasarının 1532 nci maddesi) arasında yer alması uygun görülmüştür.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 24 üncü maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“(1) Ticaret sicili Sanayi ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetiminde ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları bünyesinde kurulacak ticaret sicili müdürlükleri tarafından tutulur. Bir yerde oda mevcut değilse veya yeterli teşkilatı yoksa, ticaret sicili, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir odadaki ticaret sicili müdürlüğü tarafından tutulur.”

 

“(2) Ticaret sicili kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Tüzükle gösterilir. Bu kayıtlar ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı ve elektronik ortamda sunulabilen merkezi ortak veri tabanı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde oluşturulur.”

 

Gerekçe: Gerçek kişi nüfus kayıtlarının tutulması işi bir kamusal görev olduğu gibi, gerçek ve tüzel kişi tacirlere ilişkin kayıtların tutulması işi de kamusal bir görevdir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda da Ticaret Sicili Memurluklarının Sanayi ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetiminde olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, ticaret sicilinin Sanayi ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetimi altında tutulduğunun vurgulanması yerinde olacaktır.

Diğer taraftan, mevcut durumda, sicil kayıtları odalar bünyesinde kurulan ticaret sicili memurlukları tarafından tutulmaktadır. Ticaret sicili memurluklarının gördükleri fonksiyonlar ve görevleri itibarıyla odalar bünyesindeki farklı yapılarının korunması ve güçlendirilmesinin uygun ve gerekli olacağı değerlendirilmektedir.

Ticaret sicili kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esasların Tüzükte belirlenmesi düzenlenmekte ve elektronik ortamda tutulacak kayıtlar ile tescil ve ilan edilmesi gereken içeriklerin düzenli olarak depolandığı merkezi veri tabanının oluşturulması öngörülmektedir. Bu merkezi veri tabanının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde müşterek oluşturulması, kayıtların güvenli ve birbirinin yedeği olacak şekilde olmasını sağlayacak ve ticaret sicili kayıtlarının aleniyetine imkan tanıyacaktır.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 3 -

 6102 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“(4) Ticaret sicili kayıt işlemlerinin elektronik ortamda yapılması için toplanması ve işlenmesi gerekli olan kişisel veriler, kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliğinin sağlanmasına ilişkin mevzuata uygun bir şekilde korunur.””

 

Gerekçe: 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 28 inci maddesine, 29/3/2011 tarihli ve 6215 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle kişisel verilerin korunmasını sağlamak amacıyla hüküm ilave edilmiştir. Anılan düzenlemeye, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe gireceği 1/7/2012 tarihinden sonra da geçerlilik kazandırılmasını teminen maddeye dördüncü fıkra hükmü eklenmiştir.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 3’üncü maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 40 -

6102 sayılı Kanunun;

1) 24 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tüzükle” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”, üçüncü fıkrasında yer alan “yönetmelikle” ibaresi “tebliğle”,

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 42 -

6102 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığının”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığından”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına” ibareleri sırasıyla “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığından”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığına”,”

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 25 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Yönetim

Madde 25 -

(1) Ticaret sicili, ticaret sicili müdürü tarafından yönetilir. Ticaret sicili müdürü, Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte belirlenen nitelikleri haiz kişiler arasından oda meclisi tarafından Gümrük ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü alınarak atanır. Aynı usulle sicil müdürlüğünün iş hacmine göre, yeteri kadar müdür yardımcısı görevlendirilir.

 

(2) Ticaret sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet ve ilgili oda müteselsilen sorumludur. Devlet ve sicil görevlilerini atamaya yetkili kurum zararın doğmasında kusuru bulunanlara rücu eder. Ticaret sicili müdürü ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı kamu görevlisi olarak cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar kamu görevlisine karşı işlenmiş sayılır.

 

(3) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili müdürlüklerinin faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli önlemleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili müdürlükleri, adı geçen Bakanlıkça alınan önlemlere ve verilen talimatlara uymakla yükümlüdür.

 

II - Yönetim : 

Madde 27 –

(Değişik : 24/6/1995 - KHK - 559/2 md. )

(1) Ticaret sicilinin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan bir sicil memuruna aittir. Sicil memurluğunun iş hacmine göre, aynı usulle yeteri kadar yardımcı görevlendirilir.

 

(2) Ticaret sicili memuru ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Devlet memuru gibi cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar Devlet memurlarına karşı işlenmiş sayılır.

 

(3) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ticaret sicili memurluklarının faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya yetkilidir. Ticaret sicili memurlukları, adıgeçen Bakanlıkça alınan tedbir ve talimatlara uymakla yükümlüdür.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: 25 inci maddenin birinci fıkrası 6762 sayılı Kanunun ilkelerini ay­nen korumaktadır.

İkinci fıkra: 559 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, ticaret sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumlu olmasına ilişkin hükmü kaldırmış, bu sorumluluk, sicili tutan odaya da yüklenmemişti. İşlem güvenliği yönünden önemli olan bu sorumluluk, 559 sayılı Kanun Hük­münde Kararnameye bu sebeple yöneltilen eleştiriler de gözönüne alınarak ikinci fıkrada düzenlen­miştir. Güvenliğin tam anlamı ile sağlanabilmesi için Devletle odanın müteselsilen sorumlu olma­ları kabul edilmiştir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 25 inci maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın 25. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesindeki “başvurur” ibaresi yerine “rücu eder” ibaresine yer verilmesini; arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Komisyonun ve Sayın Bakanın katılmadığı ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:yi, sadece bir cümleyle izah edeceğim. “Rücuen tahsil” dediğimiz, “rücu eder.” dediğimiz tabir seksen yıllık Türk hukukunda uygulanan bir tabirdir. “Başvurur” kelimesi bu anlamı içermemektedir. Bu itibarla istirdat davası veya rücuen tahsil davalarının açılabilmesine imkân sağlayacak bu maddeyle ilgili verdiğimiz ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:yi yüce heyetin takdirine sunuyorum.

Bu vesileyle de ifade etmek istiyorum ki 25’inci maddeye kadar geldik arkadaşlar. Belki bu maddeden itibaren bir anlayış hâkim olabilir. 25’inci maddeye kadar geldiğimiz Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda geriye baktığımızda bunun 4 tane maddesi fuzuli maddedir. Bunların diğer maddeler içerisine yerleştirilmesi mümkündür, birinci husus budur. 1.534 maddenin daha aza indirilmesi ihtimalî vardır, imkânı vardır. Diğer taraftan da tekrar yenileyeceğimiz, yeniden değiştireceğimiz maddelerin sayısı da 10’u geçmiştir. Dolayısıyla Mecliste çalışma ekonomisini sağlamak üzere bu maddeyle başlayan anlayış birliğinin devam etmesini ve gruplar arasında bir uzlaşma komisyonu kurulmak suretiyle temel kanun olan Türk Ticaret Kanunu’nun bütün grupların anlayabileceği, üzerinde uzlaşabileceği bir noktaya getirilmesini teklif ediyorum.

Bundan önceki maddeyle ilgili bir söz söylemek istiyorum. 24’üncü maddede doğru bir iş yapılmıştı. Ticaret sicilleri o sektörün, o alanın, o ticaret dünyasının sivil toplum örgütü olan sanayi ve ticaret odalarına bırakılmıştı, yönetimi kuruluşu… Bunun tekrar Sanayi Bakanlığına bağlanmış olması, Adalet ve Kalkınma Partisinin iddiasına ters düşen bir durumdur. Dolayısıyla ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:yle bu hususun değiştirilmiş olduğunu yanlış olarak değerlendiriyor, hepinize saygılar sunuyorum.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 40 -

6102 sayılı Kanunun;

2) 25 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “tüzükte” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 42 -

6102 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığının”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığından”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına” ibareleri sırasıyla “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığından”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığına”,”

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

MADDE 26 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Yönetmelik

Madde 26 - 

Ticaret sicili müdürlüğünün kurulması, sicil defterlerinin tutulması, tescil zorunluluğunun yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar, sicil müdürlerinin kararlarına karşı itiraz yolları, sicil müdür ve yardımcıları ile diğer personelde aranacak nitelikler, disiplin işleri ile bu konuyla ilgili diğer esas ve usuller Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikte düzenlenir.

 

III - Nizamname:

Madde 28 –

(Değişik: 24/6/1995 - KHK - 559/3 md.) 

(1) Ticaret sicili memurluğunun teşkilatı, sicil defterlerinin nasıl tutulacağı, tescil mecburiyetinin nasıl yerine getirileceği, sicil memurlarının kararlarına karşı itiraz yolları, sicil memur ve yardımcıları ile diğer personelde aranacak şartlar, disiplin işleri ve bu hususla ilgili diğer esas ve usuller bir tüzükle düzenlenir.

 

(2) (Ek fıkra: 29/3/2011- 6215/13 md.) Ticaret sicili kayıtlarının elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Bu kayıtlar ile tescil ve ilan edilmesi gerekli içeriklerin düzenli olarak elektronik ortamda depolanan ve sunulabilen merkezi ortak veri tabanı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği nezdinde oluşturulur.

 

(3) (Ek fıkra: 29/3/2011- 6215/13 md.) Ticaret sicili kayıt işlemlerinin elektronik ortamda yapılması için toplanması ve işlenmesi gerekli olan kişisel veriler, kişisel verilerin korunması ve bilgi güvenliğinin sağlanmasına ilişkin tedbirler mevzuata uygun bir şekilde alınarak korunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, yürürlükteki Ticaret Sicili Tüzüğü dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 26 ncı maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 40 -

6102 sayılı Kanunun;

3) 26 ncı maddesinin başlığında yer alan “Tüzük” ibaresi “Yönetmelik”, birinci fıkrasında yer alan “bir tüzükle” ibaresi “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikte”,

şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 42 -

6102 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığının”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığından”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına” ibareleri sırasıyla “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığından”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığına”,”

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 27 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) Tescil

I - Şartları

1. İstem

Madde 27 -

(1) Ticaret siciline tescil, kural olarak istem üzerine yapılır. Resen veya yetkili kurum veya kuruluşun bildirmesi üzerine yapılacak tescillere ilişkin hükümler saklıdır. Harca tabi işlerde, tescil anının saptanmasında harç makbuzunun tarihi belirleyicidir. 34 üncü madde hükümleri saklıdır.

 

(2) Ticaret sicili müdürlükleri, kurumlar vergisi mükellefi olup da bu madde uyarınca tescil için başvuran mükelleflerin başvuru evrakının birer suretini ilgili vergi dairesine intikal ettirir. Bu mükelleflerin işe başlamayı bildirme yükümlülükleri yerine getirilmiş sayılır.

 

B) Tescil:

I - Şartları:

1. Talep:

Madde 29 -

Tescil, talep üzerine yapılır. Şu kadar ki; res'en veya ait olduğu makamın bildirmesi üzerine yapılacak tesciller hakkındaki hükümler mahfuzdur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinde öngörülmüş bulunan tescilin talep üzerine yapılacağı hükmü, muhafaza edilmiştir. Ancak, hemen ikinci cümlede yer alan istisnalar dikkate alınarak birinci cümleye "kural olarak" ibaresi eklenmiştir. Ayrıca 34 üncü madde de saklı tutularak, mahkeme kararıyla tescilin, değiştirmenin ve sicil kaydının silinmesinin de kuralın istisnası olduğu ifade edilmiştir.

Yenilik tescil anının belirlenmesine ilişkin hükümdedir. Bu konuda harç tarihi esas alınarak uy­gulamada ihtilaflara sebep olan bir sorun çözüme kavuşturulmuştur.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Komisyonumuzca, Tasarının 27 nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde, harç makbuzunun tescil anını belirleyici unsur olmasının, harca tâbi işlere münhasır kılınması uygun görülmüş, üçüncü cümlenin başına "Harca tâbi işlerde" ibareleri eklenerek maddede değişiklik yapılmıştır.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Ticaret sicil memurlukları, kurumlar vergisi mükellefi olup da bu madde uyarınca tescil için başvuran mükelleflerin başvuru evraklarının bir suretini ilgili vergi dairesine intikal ettirir. Bu mükelleflerin işe başlamayı bildirme yükümlülükleri yerine getirilmiş sayılır.”

 

Gerekçe:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 153 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Ticaret sicili memurlukları, kurumlar vergisi mükellefi olup da Türk Ticaret Kanununun 30 uncu maddesi uyarınca tescil için başvuran mükelleflerin başvuru evraklarının bir suretini ilgili vergi dairesine intikal ettirir. Bu mükelleflerin işe başlamayı bildirme yükümlülükleri yerine getirilmiş sayılır. Bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen ticaret sicili memurları hakkında işe başlamanın zamanında bildirilmemesine ilişkin usulsüzlük cezası hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Ancak, benzer bir hükmün Türk Ticaret Kanununda yer almamasından dolayı söz konusu bildirim yükümlülüğü sicil memurlarınca uygulanmamaktadır.

Bu amaçla, VUK’a paralellik sağlanmakta ve ticaret sicil memurlarının tescil için başvuran mükelleflerin başvuru evraklarını vergi dairesine göndermek suretiyle işe başlama bildiriminin otomatik olarak yerine getirilmesi sağlanmaktadır. Böylece mükellefler, ayrıca vergi dairesine işe başlamayı bildirme külfetinden kurtulmaktadır.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 40 -

6102 sayılı Kanunun;

4) 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “memurlukları” ibaresi “müdürlükleri”, “evraklarının” ibaresi “evrakının” ve “bir” ibaresi “birer”,

şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 28 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. İlgililer

Madde 28 -

(1) Tescil istemi ilgililer, temsilcileri veya hukuki halefleri tarafından yetkili sicil müdürlüğüne yapılır.

 

(2) Bir hususun tescilini istemeye birden çok kimse zorunlu ve yetkili olduğu takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bunlardan birinin talebi üzerine yapılan tescil tümü tarafından istenmiş sayılır.

 

2. İlgililer:

Madde 30 -

Tescil talebi ilgililer veya mümessilleri yahut hukuki halefleri tarafından salahiyetli sicil memurluğuna yapılır.

 

Bir hususun tescilini istemiye birkaç kimse mecbur veya salahiyetli olduğu takdirde, kanunda aksine hüküm olmadıkça, bunlardan birinin talebi üzerine yapılan tescil, hepsi tarafından istenmiş sayılır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Maddede, 6762 sayılı Kanunun 30 uncu maddesine göre yapılan tek değişiklik, "sicil memurluğu" ibaresi yerine "sicil müdürlüğü"nün konulmuş olmasıdır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 28, 29, 30 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Bir hususun tescilini istemeye birden çok kimse zorunlu ve yetkili olduğu takdirde, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bunlardan birinin talebi üzerine yapılan tescil tümü tarafından istenmiş sayılır.

 

Gerekçe: Yapılan değişiklik ile tescil istemine birden çok kişinin yetkili veya görevli bulunması halinde bunlardan her birinin istemi halinde tescilin yapılabileceği hükme bağlanmıştır.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın 28. maddesinin “İlgililer” şeklindeki başlığının, “tescil talebinde bulunabilecekler” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Madde metni mevcut kanundan aynen iktibas edilmiştir. Hükümde ilgililere ilişkin hususlar değil, tescil talebinin kimler tarafından yapılabileceği düzenlenmektedir. Teklif edilen başlık madde içeriğine daha uygundur.

 

 

 

MADDE 29 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. İstemin şekli

Madde 29 -

(1) Tescil istemi dilekçe ile yapılır.

 

(2) Dilekçe sahibi kimliğini ispat etmek zorundadır. Dilekçedeki imza noterlikçe onaylanmışsa, ayrıca kimliğin ispatlanmasına gerek yoktur.

 

3. Talebin şekli:

Madde 31 -

(1) Tescil talebi dilekçe ile olur.

 

(2) Dilekçe sahibi hüviyetini ispata mecburdur. Dilekçedeki imza noterlikçe tasdik edilmişse ayrıca hüviyeti ispata lüzum yoktur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 31 inci maddesinden dili güncelleştirilerek aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 28, 29, 30 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

(1) Tescil istemi dilekçe ile yapılır.

 

Gerekçe: Yapılan değişiklikle madde metnindeki “olur” ibaresi “yapılır” şeklinde düzeltilerek, hatanın giderilmesi amaçlanmıştır.

 

 

 

 

 

MADDE 30 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

4. Süre

Madde 30 -

(1) Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, tescili isteme süresi onbeş gündür.

 

(2) Bu süre, tescili gerekli işlemin veya olgunun gerçekleştiği; tamamlanması bir senet veya belgenin düzenlenmesine bağlı olan durumlarda, bu senet veya belgenin düzenlendiği tarihten başlar.

 

(3) Ticaret sicili müdürlüğünün yetki çevresi dışında oturanlar için bu süre bir aydır.

 

4. Müddet:

Madde 32 -

(1) Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescili talep müddeti on beş gündür.

 

(2) Bu müddet, tescile tabi hususun vukubulduğu, tamamlanması bir senet veya vesikanın tanzimine bağlı olan hususlarda bu senet veya vesikanın tanzim olunduğu tarihten başlar.

 

(3) Ticaret sicili memurluğunun salahiyet çevresi dışında oturanlar için bu müddet bir aydır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, üçüncü fıkrasındaki "memurluğunun" sözcüğü, mevzuata ve amaca uygun olarak "müdürlüğünün" şeklinde değiştirilmek suretiyle, 6762 sayılı Kanunun 32 nci maddesinden alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 28, 29, 30 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 31 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

5. Değişiklikler

Madde 31 -

(1) Tescil edilmiş hususlarda meydana gelen her türlü değişiklik de tescil olunur.

 

(2) Tescilin dayandığı olgu veya işlemler tamamen veya kısmen sona erer ya da ortadan kalkarsa sicildeki kayıt da kısmen yahut tamamen silinir.

 

(3) Her iki hâlde 27 ilâ 30 uncu madde hükümleri geçerlidir.

 

5. Değişiklikler :

Madde 33 -

(1) Tescil edilmiş hususlarda vukubulacak her türlü değişiklikler de tescil olunur.

 

(2) Tescilin dayandığı hadise veya muameleler tamamen veya kısmen sona erer veya ortadan kalkarsa sicildeki kayıt da tamamen veya kısmen silinir.

 

(3) Her iki halde 29, 30, 31 ve 32 nci maddelerin hükümleri caridir

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinden alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Komisyonumuzca, Tasarının 31 inci maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

 

 

 

MADDE 32 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Sicil müdürünün görevleri

1. İnceleme görevi ve geçici tescil

Madde 32 -

(1) Sicil müdürü tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.

 

(2) Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve söz konusu sözleşmenin kanunun bulunmasını zorunluluk olarak öngördüğü hükümleri içerip içermediği incelenir.

 

(3) Tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamaları ve kamu düzenine aykırı olmamaları şarttır.

 

(4) Çözümü bir mahkeme kararına bağlı bulunan veya sicil müdürü tarafından kesin olarak tescilinde duraksanan hususlar, ilgililerin istemi üzerine geçici olarak tescil olunur. Ancak, ilgililer üç ay içinde mahkemeye başvurduklarını veya aralarında anlaştıklarını ispat etmezlerse geçici tescil resen silinir. Mahkemeye başvurulduğu takdirde kesinleşmiş olan hükmün sonucuna göre işlem yapılır.

 

II - Sicil memurunun vazifeleri:

1. Tetkik vazifesi:

Madde 34 -

(1) Sicil memuru tescil için aranılan kanuni şartların mevcut olup olmadığını tetkikle mükelleftir.

 

(2) Hükmi şahısların tescilinde, bilhassa şirket mukavelesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı ve kanunun mecburi kıldığı esasları ihtiva edip etmediği araştırılır.

 

(3) Tescil edilecek hususların hakikata uygun olması, üçüncü şahıslarda yanlış bir fikir yaratacak mahiyette bulunmaması ve amme intizamına aykırı olmaması da şarttır.

 

(4) Halli bir mahkeme hükmüne bağlı bulunan veya sicil memuru tarafından kati olarak tescilinde tereddüt edilen hususlar, ilgililerin talebi üzerine muvakkaten kaydolunur. Şu kadar ki; ilgililer üç ay içinde mahkemeye müracaat ettikleri yahut aralarında anlaştıklarını ispat etmezlerse muvakkat kayıt re'sen silinir. Mahkemeye müracaat halinde katıleşmiş olan hükmün neticesine göre muamele yapılır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde kural olarak, 6762 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin tekrarıdır. Ancak eski madde gibi yeni madde de geçici tescili içerdiğinden bunun kenar başlıkta belirtilmesinde ya­rar görülmüştür. Geçici tescilin ayrı bir maddede düzenlenmesinin daha doğru olabileceği düşünü­lebilir. Ancak, söz konusu kurumun sicil müdürünün inceleme görevinin bir sonucu olduğu nokta­sı değerlendirilmiştir. Gerçekten sicil müdürü incelemeleri sırasında geçici tescili gerektiren bir du­rum ile karşılaşabilir. İncelemeden ayrı olarak ve soyutlanarak geçici tescil için başvurulması müm­kün değildir. Böyle bir varsayım veya olasılık öğretide savunulabilir. Ancak görüş, kabul edilse bi­le bu tür bir başvurunun istisnaî niteliğini ortadan kaldıramaz.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 33 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Tescile davet ve ceza

Madde 33 -

(1) Tescili zorunlu olup da kanuni şekilde ve süresi içinde tescili istenmemiş olan veya 32 nci maddenin üçüncü fıkrasındaki şartlara uymayan bir hususu haber alan sicil müdürü, ilgilileri, belirleyeceği uygun bir süre içinde kanuni zorunluluklarını yerine getirmeye veya o hususun tescilini gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmeye çağırır.

 

(2) (Değişik: 26/6/2012- 6335/4 md.) Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunmayan ve kaçınma sebeplerini de bildirmeyen kişi, sicil müdürünün teklifi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından bin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

 

(3) Süresi içinde kaçınma sebepleri bildirildiği takdirde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak tescili gerekli olan bir hususun bulunduğu sonucuna varırsa, bunun tescilini sicil müdürüne emreder, aksi takdirde tescil istemini reddeder. Süresi içinde tescil isteminde bulunmayan veya kaçınma sebeplerini bildirmeyen kişinin ikinci fıkradaki cezayla cezalandırılması bu fıkra hükmünün uygulanmasına engel oluşturmaz.

 

2. Tescile davet ve ceza :

Madde 35 -

(1) Tescili mecburi olup da kanuni şekilde ve müddeti içinde tescili istenmemiş olan veya 34 üncü maddenin 3 üncü fıkrasındaki şartlara uymıyan bir hususu haber alan sicil memuru, ilgilileri, tayin edeceği münasip bir müddet içinde kanuni mecburiyeti yerine getirmeye yahut o hususun tescilini gerekli kılan sebeplerin bulunmadığını ispat etmeye davet eder.

 

(2) Memurca bildirilen müddet içinde tescil talebinde bulunmıyan ve imtina sebeplerini de bildirmiyen kimse, sicil memurunun teklifi üzerine, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla iki milyon liradan kırk milyon liraya kadar para cezasına mahküm edilir.

 

(3) Müddeti içinde imtina sebepleri bildirildiği takdirde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesi evrak üzerinde inceleme yaparak tescili gerekli olan bir hususun mevcut olduğu neticesine varırsa tescilini sicil memuruna emreder, aksi takdirde memurun talebini reddeder.

 

(4) Mahkemenin bu madde gereğince vereceği kararlar aleyhine ilgililer ve sicil memuru tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerince temyiz yoluna müracaat edebilirler. Temyiz icrayı durdurur.

 

(5) İlgililerin para cezasına ait mahkümiyet kararlarını temyiz edebilmeleri için hükmolunan parayı mahkeme veznesine yatırmış veya aynı miktarda teminat göstermiş olmaları şarttır.

 

(6)Bu maddeye göre hükmolunan para cezaları hapse çevrilmez.

 

 

 

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Maddenin tümü dikkate alındığında, 33 üncü maddenin 6762 sayılı Kanunun 35 inci maddesini devam ettirdiği söylenebilir. Ancak, maddede az da olsa değişiklikler yapılmıştır. Bi­rinci değişiklik, maddedeki para cezası miktarı günün ekonomik koşullarına uygun olarak yeniden belirlenmiştir. İkinci olarak dördüncü fıkrada, 6762 sayılı Kanundaki metindeki "temyiz yoluna baş­vurulabilir" hükmü, bölge adliye mahkemelerinin (istinaf) kurulmuş olması dikkate alınarak "kanun yoluna başvurabilirler" şeklinde değiştirilmiştir. Son olarak da, 6762 sayılı Kanunun 35 inci mad­desinin son fıkrasındaki "Bu maddeye göre hükmolunan para cezaları hapse çevrilemez." hükmüne yer verilmemiştir. Yargıtay içtihatlarında maddede öngörülen para cezasının disiplin cezası niteli­ğinde olduğu kabul edildiğinden, bu cezanın adlî para cezası gibi ödenmediği hallerde paraya çev­rilmesi mümkün bulunmadığından gereksiz olan söz konusu hüküm maddeye alınmamıştır.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 4 -

6102 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“(2) Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunmayan ve kaçınma sebeplerini de bildirmeyen kişi, sicil müdürünün teklifi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından bin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.””

 

Gerekçe: Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle nispi olarak belirlenen idari para cezası maktu hale getirilmiş ve ayrıca bu cezayı uygulama yetkisi mahallin en büyük mülki amirine bırakılmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 4’üncü maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 34 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. İtiraz

Madde 34 -

(1) İlgililer, tescil, değişiklik veya silinme istemleri ile ilgili olarak, sicil müdürlüğünce verilecek kararlara karşı, tebliğlerinden itibaren sekiz gün içinde, sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler.

 

(2) Bu itiraz mahkemece dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır. Ancak, sicil müdürünün kararı, üçüncü kişilerin sicilde kayıtlı bulunan hususlara ilişkin menfaatlerine aykırı olduğu takdirde, itiraz edenle üçüncü kişi de dinlenir. Bunlar mahkemeye gelmezlerse dosya üzerinden karar verilir.

 

3. İtiraz:

Madde 36 - 

(1) İlgililer, vukubulacak tescil veya tadil yahut terkin talepleri üzerine sicil memurluğunca verilecek kararlara karşı, tebliğinden itibaren sekiz gün içinde sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesine dilekçe ile itiraz edebilirler.

 

(2) Bu itiraz mahkemece evrak üzerinde incelenerek karara bağlanır. Şu kadar ki; sicil memurunun kararı, üçüncü şahısların sicilde kayıtlı bulunan hususlara mütaallik menfaatlerini ihlal ettiği takdirde, itiraz edenle üçüncü şahıs da dinlenir. Gelmezlerse evrak üzerine karar verilir.

 

(3) Yukarıki maddenin 4 ncü fıkrası hükmü bu halde dahi tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinden, dili güncelleştirilerek alın­mıştır. İkinci fıkradaki "evrak üzerinden" ibaresi yerine "dosya üzerinden" teriminin konulmasının daha doğru olacağı düşünülmüştür.

 

Alt Komisyon:  -

 

Esas Komisyon: Tasarının 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

MADDE 35 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Açıklık

Madde 35 -

(1) Tescil işleminin dayanakları olan dilekçe, beyanname, senetler, belgeler ve ilanları içeren gazeteler, üzerlerine sicil defterinin tarih ve numaraları yazılarak sicil müdürlüğünce saklanır.

 

(2) Herkes ticaret sicilinin içeriğini ve müdürlükte saklanan tüm senet ve belgeleri inceleyebileceği gibi giderini ödeyerek bunların onaylı suretlerini de alabilir. Bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair onaylı belge de istenebilir.

 

(3) Tescil edilen hususlar, kanun veya Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte aksine bir hüküm bulunmadıkça ilan olunur.

 

(4) İlan, Türkiye genelinde sicil kayıtlarının ilanına özgü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile yapılır.

 

III - Aleniyet:

Madde 37 -

(1) Tescil muamelesinin dayandığı dilekçe, beyanname ve bütün senet ve vesikalar ve ilanları havi gazeteler, üzerlerine sicil defterinin tarih ve numaraları yazılmak suretiyle saklanır.

 

(2) Herkes ticaret sicilinin münderecatını ve dairede saklanan bütün senet ve vesikaları tetkik edebileceği gibi bunların tasdikli suretlerini de istiyebilir. Bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair tasdikname dahi istenebilir.

 

(3) İlana tabi tescil ve kayıtlar, kanun veya nizamnamede aksine bir hüküm bulunmadıkça aynen ilan olunur.

 

(4) İlan, hükümet merkezinde bütün Türkiye'ye ait sicil kayıtlarını ilana mahsus gazete ile yapılır

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Bu hüküm, 6762 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin tekrarıdır. Sadece son fıkrada Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi adı ile zikredilmiş ve hüküm amacına uygun şekilde ifade edilmiştir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 40 -

6102 sayılı Kanunun;

5) 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “tüzükte” ibaresi “Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte”,

şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 36 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

IV - Sonuçları

1. Tescil ve ilanın üçüncü kişilere etkisi

Madde 36 -

(1) Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur. Bu günler, tescilin ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan sürelere de başlangıç olur.

 

(2) Bir hususun tescil ile beraber derhâl üçüncü kişiler hakkında sonuç doğuracağına veya sürelerin derhâl işleyeceğine ilişkin özel hükümler saklıdır.

 

(3) Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez.

 

(4) Tescili zorunlu olduğu hâlde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.

 

IV - Hükümleri:

1. Tescilin üçüncü şahıslara tesiri:

Madde 38 -

(1) Ticaret sicili kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü şahıslar hakkında, kaydın gazete ile ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nushada yayınlanmamış ise, son kısmının yayınlandığı günü takibeden iş gününden itibaren hüküm ifade eder. Bu günler, kaydın ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlıyacak olan müddetlere de başlangıç olur.

 

(2) Bir hususun tescil ile beraber derhal üçüncü şahıslar hakkında hüküm ifade edeceğine veya müddetlerin derhal işliyeceğine dair hususi hükümler mahfuzdur.

 

2. Sicille itimat:

Madde 39 -

(1) Üçüncü şahısların, yukarıki madde gereğince kendilerine karşı hüküm ifade etmiye başlıyan kayıtları bilmediklerine mütaallik iddiaları dinlenmez.

 

(2) Tescili lazım geldiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı gerekirken ilan edilmemiş olan bir husus ancak bunu bildikleri ispat edilmek şartiyle, üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Tasarının 36 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları 6762 sayılı Kanunun 38 in­ci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının aynen tekrarıdır. Maddenin üçüncü ve dördüncü fıkrala­rı ise 6762 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin birinci ve ikinci fıkralarından aynen alınmıştır. Böy­lece, 6762 sayılı Kanunun 38 ve 39 uncu maddeleri 36 nci maddede "Tescil ve ilânın üçüncü kişi­lere etkisi" kenar başlığı altında birleştirilmiştir. Bunun sebebi, 6762 sayılı Kanunda iki maddeye bölünmüş olan bu hükümlerin aynı konuya ilişkin bulunmalarıdır. Ayırma yapaydır. Başka bir de­yişle, 6762 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinde gene tescilin üçüncü kişilere etkisi düzenlenmiştir; bu maddenin "sicile itimat" ile herhangi bir ilgisi yoktur.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 32, 33, 34, 35 ve 36 ncı maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 37 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Görünüşe güven

Madde 37 -

Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur.

 

2. Sicille itimat:

Madde 39 -

(1) Üçüncü şahısların, yukarıki madde gereğince kendilerine karşı hüküm ifade etmiye başlıyan kayıtları bilmediklerine mütaallik iddiaları dinlenmez.

 

(2) Tescili lazım geldiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı gerekirken ilan edilmemiş olan bir husus ancak bunu bildikleri ispat edilmek şartiyle, üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, AET'nin 09/03/1968 tarihli ve 68/151 sayılı şirketler hukukuna ilişkin Bi­rinci Yönergesinin 3 (6) ncı maddesinin gereği olarak ancak Yönerge hükmünü yansıtan Alm. TK'nın 15 (3) paragrafının hükmü göz önünde tutularak kaleme alınmıştır. Alman Kanunundaki hü­küm, Yönergedeki, sadece sermaye şirketleri hakkında ve doğru tescil edilen hususların yanlış ilân edilmesine ilişkin düzenlemeyi genişletip, bütün sicil kayıtlarını kapsayacak genel bir hüküm hâli­ne dönüştürmüştür. Kaynak Kanundaki düzenlemeye temel oluşturan gerekçeler, Tasarı bakımından da kabul görmüştür. Ancak bu maddede yapılan değişiklikler aynı zamanda hakim Türk öğretisinin "görünüşe güven" kuramına ilişkin anlayışına da uygundur.

Yönerge hükmü, sözü itibarıyla yalnızca tescilin doğru ancak, ilânın yanlış yapıldığı hâllere yöneliktir. Buna karşılık, kaynağın ve Tasarı hükmünün uygulama alanına, tescilin de yanlış yapıl­dığı veya tescil yokken ilânın yanlış yapıldığı yahut yanlışlıkla ilân yapıldığı ya da tescilde ve ilânda farklı yanlışlıkların bulunduğu hâller de girmektedir. Bu bağlamda önemli bir soruna işaret etmek hükmün anlaşılması bakımından gereklidir. Tescilin yanlış, ancak ilânın doğru yapıldığı hâllere bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilir. Hükmün sözünün sorunu dışarıda bıraktığı yani söze göre anılan hâlde hükmün uygulanmasına olanak tanımadığında duraksama olamaz. Bu du­rumda somut olay gerçeğine, menfaatler dengesine ve sicil hukukunun genel ilkelerine göre bir so­nuca varılmalıdır. Olumsuz sayılabilecek bu görüşe karşı Alman öğretisinde, hükmün söz konusu soruna kıyasen uygulanması gerektiği de savunulmuştur.

Hüküm, görünüşe güven ilkesini sicil hukuku yönünden düzenlemekte, üçüncü kişinin, bir hu­susun ilân edilen şekline güvenip ona dayanabileceğini belirtmektedir. Tescilin konusunu oluşturan kişinin, tescilin ilan ile bağdaşmadığı, onunla çeliştiği yönündeki itirazını kanıtlamış olması üçün­cü kişiyi etkilemez. Böylece üçüncü kişinin yanlış, gerçeğe aykırı ilâna duyduğu güven korunmak­tadır. Buna karşılık, üçüncü kişinin ilân edilmiş hususun tescil edilenden farklı olduğu konusunda olumlu bilgisi bulunduğu ispat edilirse, üçüncü kişi ilâna dayanamaz. Kısaca olumlu bilgi ilânı ber­taraf edip tescili öne çıkarır, çünkü üçüncü kişinin korunmaya değer bir güveni yoktur.

Yönergede bulunmayıp kaynak hükümden alınan bir ibarenin de açıklığa kavuşturulması ge­rekmektedir. Bu ibare "işleri ile ilgili" cümle parçacığıdır. Bu ibarenin önemi şuradadır: İşleri ile il­gili tescil yapılmış olan kişi tescili üçüncü kişiye ileri süremeyecek, üçüncü kişi durumunda olma­yanlara dermeyan edebilecektir.

Bu madde, üçüncü kişinin kural olarak ilân edilen bir içeriğin ilân edilmiş şekline güvenmesi, ilândan farklı olan tescil içeriğinin ona karşı ileri sürülememesi kuralını koymaktadır. Buna göre tescil edilen hukukî olgu (içerik) ile ilân edilen içerik farklı ise, tescil hukukunda önemli olanın tes­cil edilen olgu olmasına rağmen, tescile konu olan tescil edilen olguyu (içeriği) üçüncü kişiye ileri süremeyecek, üçüncü kişi tescil edilen ile bağlı olmaksızın ilâna dayanabilecektir. Meselâ, (T)nin ticarî mümessili olarak (A) tescil, fakat (B) ilân edilmişse üçüncü kişi (Ü) ilâna göre ticarî mümes­sil olan (B) ile bir sözleşme yapmışsa işletme sahibi (T) sözleşme ile bağlıdır; tescilin esas alınma­sını isteyemez; meğerki (Ü)'nün tescili bildiğini ispat etsin. Ancak (Ü) isterse tescile de dayanabi­lir. Üçüncü kişi, yanlışlık düzeltilinceye kadar korunur. Kısaca yabancı öğretide belirtildiği üzere, üçüncü kişi gerçeğe aykırı ilânın gerçekliğine, tescil ister doğru, ister gerçeğe aykırı olsun güvene­bilir. Buna ilânın olumlu etkisi denir. Bu anlamda olumlu etki sadece üçüncü kişi bağlamında do­ğar. Hükmün uygulanabilme şartlarından birincisi, tescil edilen olgunun tescili gerekli bir husus ol­masıdır. Tescili gerekmeyip de tescil edilmiş bir olguya yani sicilin olumlu işlevi haiz olmadığı bir hususa 37 nci madde uygulanmaz. Aynı kural tescil edilebilecek hususlar için de geçerlidir. Hük­mün uygulanabilmesinin ikinci şartı ilânın yanlış, yani tescil edilen ile ilân olunanın farklı olması, ikisi arasında uygunsuzluk bulunmasıdır. "Yanlış" kavramının içeriğinin öğretice belirleneceği ve yargı kararlarıyla açıklık kazanacağı şüphesizdir. Önemli olan tescil ile ilânın farklı olmasıdır. Yoksa, tescile başvuru dosyasındaki içerikle yani taleple tescil arasında farklılık bulunması hükmün kapsamı dışındadır. Tescil ile ilân edilen arasında fark yoksa, üçüncü kişi, tescil ve ilândan farklı olan talebe dayanamaz.

"Üçüncü kişi" terimine hakkında tescil yapılan kişinin işletmesindeki yöneticiler ve işletmenin ortakları girmez.

Üçüncü kişinin güveninin esas alınacağı an, onun haklarına etkili olguların gerçekleştiği andır. Meselâ, bir komandit şirket sermayesini 100.000 YTL'den 200.000.- YTL'ye artırmış, bu arada ko­manditer (K) da sermaye payını 5.000.- YTL'den 10.000.- YTL'ye yükseltmiştir. Artırım bu şekil­de doğru olarak tescil olunmuş, ancak maddî bir yanlışlık yapılarak (K)'nın artırılan payı 10.000.- YTL iken 100.000.- YTL şeklinde ilân edilmiştir. İlândan bir gün sonra, varlıklı ve borcuna bağlı bir işadamı olan (K)'nın payını kendisi için yeterli güvence olarak değerlendiren (B) bankası, ko­mandit şirkete 100.000.- YTL tutarında kredi açmıştır. Komanditer (K), (B) bankasına karşı tescile dayanıp kendi payının 10.000.- YTL olduğu, sorumluluğunun bu tutarla sınırlı bulunduğunu ileri süremez. Buna karşılık (B) bankası da ilândan önce kendisi tarafından açılmış kredi için (K)'yi 100.000.- YTL'ye kadar sorumlu tutamaz. Eski kredi için (K)'nın payının gerçek tutarı olan 10.000.- YTL esas alınır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 37 nci maddesinde, hükmün daha anlaşılır hâle gelmesi amacıyla ibare değişikliği yapılmış;

 

Esas Komisyon: yapılan bu değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında aykırılık bulunması halinde, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri ispat edilmediği sürece, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur.”

 

Gerekçe: Madde metnindeki “Tescili gereken bir husus yanlış ilân edilmişse, üçüncü kişi, tescil edilecek husus kendisini ilgilendiren kişiye karşı ilân edilen hususa dayanabilir; meğerki, yanlışlığı biliyor olsun.” ibaresi uygulanamayacak kadar karışık bir ifadeyi içermektedir. Maddede ifade edilmek istenen husus, “sicile güven ilkesi”dir. Bu sebeple sicil güven ilkesinin bir çok kanundaki alışılmış ifadesine uyan teklif edilen metin isabetlidir.

 

 

 

 

MADDE 38 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Sorumluluk

Madde 38 -

(1) (Değişik birinci cümle: 26/6/2012- 6335/5 md.)  Tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır. Gerçeğe aykırı tescilden dolayı zarar görenlerin tazminat hakları saklıdır.

 

(2) Kayıtların 32 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümlerine uymadığını öğrendikleri hâlde düzeltilmesini istemeyenler ve tescil olunan bir hususun değişmesi, sona ermesi veya kaldırılması dolayısıyla, kaydın değiştirilmesini veya silinmesini istemeye ya da yeniden tescili gereken bir hususu tescil ettirmeye zorunlu olup da bunu yapmayanlar, bu kusurları nedeniyle üçüncü kişilerin uğradıkları zararları tazmin ile yükümlüdürler.

 

3. İlgililerin cezai ve hukuki mesuliyeti:

Madde 40 -

(1) Tescil ve kayıt için suiniyetle hakikata aykırı beyanda bulunanlar ceza mahkemesi tarafından iki milyon liradan kırk milyon liraya kadar ağır para cezasına veya bir aydan altı aya kadar hapis cezasına yahut bu cezaların ikisine birden mahküm edilirler ve ayrıca bir yıldan beş yıla kadar ticaret ve sanayi odalarına aza olabilmek ve borsada muamele yapabilmek haklarından mahrumiyetlerine veya borsalardan muvakkat olarak çıkarılmalarına karar verilir. Hakikata aykırı tescilden dolayı zarar görenlerin tazminat hakları mahfuzdur.

 

(2) Kayıtların 34 üncü maddenin üçüncü fıkrasındaki esaslara uymadığını öğrendikleri halde düzeltilmesini istemiyenler ile tescil olunan bir hususun değişmesi veya sona ermesi veyahut kaldırılması dolayısiyle kaydın değiştirilmesini veya silinmesini istemiye veya yeniden tescili icabeden bir hususu tescil ettirmeye mecbur olup da bunu yapmıyanlar bu kusurları yüzünden üçüncü şahısların uğradıkları zararları tazmin ile mükelleftirler.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, gün esasına dayalı adlî para sistemine göre yeniden kaleme alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 38 inci maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 5 -

6102 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.””

 

Gerekçe: 6102 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, suç ve cezalarda orantılılık ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmiştir.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 5’inci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 39 :

 

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

ÜÇÜNCÜ KISIM

Ticaret Unvanı ve İşletme Adı

A) Ticaret unvanı

I - Kullanma zorunluluğu

1. Genel olarak

Madde 39 -

(1) Her tacir, ticari işletmesine ilişkin işlemleri, ticaret unvanıyla yapmak ve işletmesiyle ilgili senetlerle diğer belgeleri bu unvan altında imzalamak zorundadır.

 

(2) (Değişik birinci cümle: 26/6/2012 - 6335/6 md.) Tescil edilen ticaret unvanı, ticari işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılır. Tacirin işletmesiyle ilgili olarak düzenlediği ticari mektuplarda ve ticari defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgelerde tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi ile tacir internet sitesi oluşturma yükümlülüğüne tabi ise tescil edilen internet sitesinin adresi de gösterilir. Tüm bu bilgiler şirketin internet sitesinde de yayımlanır. Bu sitede ayrıca, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, limited şirketlerde müdürlerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticilerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı yayımlanır.

 

ÜÇÜNCÜ FASIL

Ticaret Unvanı ve İşletme Adı

A) Ticaret unvanı:

I - Kullanma mecburiyeti:

1. Umumi olarak:

Madde 41 -

(1) Her tacir, ticari işletmesine mütaallik muameleleri ticaret unvaniyle yapmaya ve işletmesiyle ilgili senet ve sair evrakı bu unvan altında imzalamaya mecburdur.

 

(2) Tescil olunan ticaret unvanının, ticari işletmenin giriş cephesinin herkes tarafından kolayca görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılması mecburidir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 41 inci maddesini karşılayan ve tekrarlayan bu hükmün ikinci fıkrası yenidir. AT'ın şirketler hukukuna ilişkin 68/151/AET sayılı Birinci Yönergesinden esinlenerek ve 1524 üncü maddenin öngörülme amacı göz önünde tutularak kaleme alınan bu hüküm ile şeffaflığın sağlanması amaçlanmıştır. Tacir işletmesiyle ilgili belgelerinde sicil numarasını, ticaret unvanını, merkezini, tacir ticaret şirketi ise sermaye miktarını ve ayrıca web sitesi adresi ve numarasını yazmak zorundadır. Bunlar söz konusu belgelere yazılması gerekenler bakımından kanunî asgarîyi göstermektedir. Tacir bunlara eklemeler yapabilir (meselâ Almanya'da olduğu gibi, yönetim kurulu üyelerinin adlarını ve faaliyet adresini yazabilir).

Bu maddenin ikinci fıkrasında Web sitesi numarasından söz edilmiştir. Bu numara teknik anlamda Web sitesi numarası olmayıp Tasarının 1524 üncü maddesindeki bilgi toplumu hizmetlerine yani yönlendirilmiş mesajların konulduğu bölüme özgü sicile kaydı üzerine sicil tarafından verilecek kayıt numarasıdır. Böylelikle bilgi toplumu hizmetleri içeriği bu numara ile kolaylıkla tanımlanabilecektir.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "web" ibareleri kanun tekniğine uygun olarak tüm Tasarı metninde "internet" olarak değiştirilmiş;

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklik Komisyonca da kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Tescil edilen ticaret unvanı, ticari işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılır. Ayrıca, tacirin işletmesi ile ilgili olarak kullandığı her türlü kağıt ve belgede, tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi, tacir sermaye şirketi ise taahhüt edilen ve ödenen sermaye, internet sitesinin adresi ve numarası gösterilir. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, sırasıyla yönetim kurulu başkan ve üyelerinin; müdürlerin ve yöneticilerin adları ile soyadları gösterilir. Tüm bu bilgiler şirketin internet sitesinde de yayımlanır."

 

Gerekçe: İkinci fıkraya, Avrupa Birliğinin şirketlere ilişkin 63/151 sayılı YÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:sine uygun olarak, tacirin işletmesiyle ilgili kâğıt ve belgelerde hem taahhüt edilen hem de ödenen sermayenin açıkça yazılması zorunluluğunu belirten bir ek yapılması uygun görülmüştür. Ayrıca uygulamanın ihtiyaçları göz önüne alınarak ve şeffaflık ilkesi açısından yararlı olacağı da düşünülerek, sermaye şirketlerinde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin, müdürlerin ve yöneticilerin adlarının işletme ile ilgili belge ve kâğıtlarda yer alması ve bu bilgilerin internet sitesinde de yayımlanmasına ilişkin gereklilik de hükme eklenmiştir. Çünkü, üçüncü kişiler şirkette kimi muhatap alacaklarını çoğu kez bilmemekte, yöneticilerin kimler olduğu hakkında bilgi alamamaktadır. Hükmün yeni şekli uygulamada kolaylık sağlayacaktır.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 6 -

6102 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”

 

“(2) Tescil edilen ticaret unvanı, ticari işletmenin görülebilecek bir yerine okunaklı bir şekilde yazılır. Tacirin işletmesiyle ilgili olarak düzenlediği ticari mektuplarda ve ticari defterlere yapılan kayıtların dayandığı belgelerde tacirin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmesinin merkezi ile tacir internet sitesi oluşturma yükümlülüğüne tabi ise tescil edilen internet sitesinin adresi de gösterilir. Tüm bu bilgiler şirketin internet sitesinde de yayımlanır. Bu sitede ayrıca, anonim şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, limited şirketlerde müdürlerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticilerin adları ve soyadları ile taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı yayımlanır.””

 

Gerekçe: Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle "her türlü kâğıt ve belge" kavramı bu konudaki 2009/101 /EC sayılı Avrupa Birliği Direktifine uygun olarak netleştirilmiş ve bu belgeler tacirin ticari işletmesiyle ilgili olarak düzenlediği, ticari mektuplar ve muhasebe kayıtlarının dayanağını oluşturan belgeler olarak belirlenmiştir. Bu belgelerde gösterilecek bilgiler de sınırlandırılmış ve gösterilmesi gereken bilgiler belirtilmiştir.

 

Esas Komisyon:  Tasarının çerçeve 6’ıncı maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 40 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Tescil

Madde 40 -

(1) Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde, ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirir.

 

(2) Her tacir kullanacağı ticaret unvanını ve bunun altına atacağı imzayı notere onaylattırdıktan sonra sicil müdürlüğüne verir. Tacir tüzel kişi ise, unvanla birlikte onun adına imzaya yetkili kimselerin imzaları da notere onaylattırılarak sicil müdürlüğüne verilir.

 

(3) Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Ticaret unvanına ve imza örneklerine ilişkin birinci ve ikinci fıkra hükümleri bu işletmelere de uygulanır. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça merkezin bağlı olduğu sicile geçirilen kayıtlar şubenin bağlı bulunduğu sicile de tescil olunur. Ancak, bu hususta şubenin bulunduğu yer sicil müdürlüğünün ayrı bir inceleme zorunluluğu yoktur.

 

(4) Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır. Ticari işletmenin birden çok şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur.

 

2. Tescil:

Madde 42 - 

(1) Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeye mecburdur.

 

(2) Her tacir kullanacağı ticaret unvanını ve bunun altına atacağı imzayı notere tasdik ettirdikten sonra sicil memuruna tevdi etmiye mecburdur. Tacir hükmi şahıs ise unvanla birlikte onun namına imzaya salahiyetli kimselerin imzaları da notere tasdik ettirilerek sicil memuruna verilir.

 

(3) Merkezi Türkiye'de bulunan ticari işletmelerin şubeleri de bulundukları yerin ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Ticaret unvanına ve imza örneklerine mütaallik yukarıki fıkraların hükümleri bunlara da tatbik olunur. Kanunda aksine hüküm olmadıkça merkezin bağlı olduğu sicile geçirilmiş olan kayıtlar şubenin bağlı bulunduğu sicile de tescil olunur. Şu kadar ki,bu hususta şube sicil memurunun ayrı bir inceleme mecburiyeti yoktur.

 

(4) Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye'deki şubeleri, kendi memleket kanunlarının ticaret unvanı hakkındaki hükümleri mahfuz kalmak şartiyle, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu gibi şubeler için ikametgahı Türkiye'de bulunan tam salahiyetli bir ticari mümessil tayini mecburidir. Birden fazla şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur.

 

(5) (Son fıkra : Mülga : 12/12/1959 - 7397/64 md.)

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, esas itibarıyla 6762 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin tekrarıdır. Sadece "sicil memuru" ibaresi "sicil müdürü" ibaresiyle değiştirilmiştir.

Hükmün dördüncü fıkrası şubenin yönetimi ve temsili için tam yetkili bir ticarî mümessil tes­cilinin BK'nın da kabul ettiği bir kural olması sebebiyle korunmuş; ancak, yürürlükte olup olmadı­ğı öğretide tartışmalı olan 6762 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin beşinci fıkrası hükmü Tasarıya alınmamıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 40 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında birinci ve ikinci fıkralara yapılan atıf, kanun yapım tekniğine uygun olarak değiştirilmiş; yapılan bu değişiklik Komisyonca da kabul edilmiş;

 

Esas Komisyon: Komisyonumuzca ayrıca, uygulamada ortaya çıkması muhtemel sorunların önü­ne geçilmesi amacıyla "müdürü" ibareleri "müdürlüğü" olarak değiştirilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 41 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Ticaret unvanının şekli

1. Gerçek kişiler

Madde 41 -

Gerçek kişi olan tacirin ticaret unvanı 46 ncı maddeye uygun olarak yapabileceği ekler ile kısaltılmadan yazılacak adı ve soyadından oluşur.

 

II - Ticaret unvanının şekli:

1. Hakiki şahıslar:

Madde 43 -

(1) Hakiki şahıs olan tacirin ticaret unvanı 48 inci maddeye uygun olarak yapabileceği ilaveler ile kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından terekkübeder.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmünü tekrar­lamaktadır.

6762 sayılı Kanunun 43 üncü maddesinin, gerçek ve tüzel kişilerin ticaret unvanlarının korunmasında gerçek kişi unvanları aleyhine farklılık yaratan ikinci fıkrası, bugün anlamını yitirmiş ve haksız bir durum yaratır konuma girmiştir. Gerçek kişi unvanlarının da sadece tescil edildikleri si­cil dairesinde bilindikleri anlayışı bugünkü teknolojik ilerlemeler, özellikle elektronik ortamın ola­nakları karşısında terk edilmiştir. Bu sebeple gerçek kişi unvanlarının da Türkiye çapında korunma­sı gerekliliği ortaya çıkmıştır. Tasarının 45 inci maddesi de buna göre düzenlenmiştir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 41 inci maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan değişiklik Ko­misyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 42 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Tüzel kişiler

a) Kollektif ve komandit şirketler

Madde 42 -

(1) Kollektif şirketin ticaret unvanı, bütün ortakların veya ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir.

 

2) Adi veya sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ticaret unvanı, komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadıyla şirketi ve türünü gösterecek bir ibareyi içerir. Bu şirketlerin ticaret unvanlarında komanditer ortakların adları ve soyadları veya ticaret unvanları bulunamaz.

 

2. Hükmi şahıslar:

a) Kollektif ve komandit şirketler:

Madde 44 -

(1) Kolektif şirketin ticaret unvanı, bütün ortakların veya hiç olmazsa ortaklardan birinin adı ve soyadiyle şirketi ve nevini gösterecek bir ibareyi ihtiva eder.

 

(2) Adi veya Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin ticaret unvanı, komandite ortaklardan hiç olmazsa birinin ad ve soyadiyle şirketi ve nevini gösterecek bir ibareyi ihtiva eder. Bu şirketlerin ticaret unvanlarında komanditer ortakların ad ve soyadlarının bulunması yasaktır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 42 nci maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan değişiklik Ko­misyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 43 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

b) Anonim, limited ve kooperatif şirketler

Madde 43 -

(1) Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46 ncı madde hükmü saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler.

 

(2) Ticaret unvanlarında, “anonim şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif” kelimelerinin bulunması şarttır. Bu şirketlerin ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler, baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltma yapılarak yazılamaz.

 

b) Limited, anonim ve kooperatif şirketler:

Madde 45 -

(1) Limited, anonim ve kooperatif şirketler, işletme mevzuu gösterilmek ve 48 inci madde hükmü mahfuz kalmak şartiyle ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler.

 

(2) Şu kadar ki; ticaret unvanlarında; (Limited şirket.) (Anonim şirket) ve (Kooperatif) kelimelerinin bulunması şarttır. Bunların ticaret unvanında hakiki bir şahsın ad veya soyadı bulunduğu takdirde şirket nevini gösteren ibarelerin rumuzla veya kısaltılmış olarak yazılmaları caiz değildir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 45 inci maddesinden aynen alınmıştır. Sadece mevcut metindeki "rumuz" kelimesi yerine "baş harflerle" ibaresi konulmuştur: "A.Ş." gibi. Buna karşılık "kısaltma"nın anlamı farklıdır. "A.Ş." baş harflerle anonim şirketi ifade eder. "Anom. Şir.", Ltd. Şrkt" ise kısaltmadır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 43 üncü maddesinde aşağıdaki gerekçelerle Komisyonumuzca değişiklik yapılmıştır.

Ülkemizde Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı yaklaşık 78.000, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı 11.000 olmak üzere toplam 89.000 kooperatif faaliyet göstermektedir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununda, 5146 sayılı Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 2004 yılında yapılan değişiklik, kooperatiflerin ticaret şirketlerinden olduğu ve bir ortaklık olduğu hususundaki tartışmaları kaldırmıştır. Öte yandan, kooperatiflerin ticaret şirketlerinden sayılmaları ayrı bir husus, bunların unvanlarında "şirket" ibaresinin bulunması ayrı bir husustur. Kooperatiflerin unvanlarında zorunlu olarak "şirket" ibaresinin bulunması halinde, yukarıda bahsedilen 89.000 kooperatife ilişkin intibak işlemleri yapılması zorunlu hale gelecek ve kooperatiflerin bu şekilde unvan değişikliğine gitme zorunluluğu gereksiz bir mali yük oluşturacaktır.

Diğer yandan, ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket tü­rünü gösteren ibarelerin baş harfler veya başka şekilde kısaltılarak yazılmaması daha uygun olacaktır.

 

 

 

 

MADDE 44 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

c) Tacir sayılan diğer tüzel kişiler ve donatma iştiraki

Madde 44 -

(1) Ticari işletmeye sahip olan dernek, vakıf ve diğer tüzel kişilerin ticaret unvanları, adlarıdır.

 

(2) Donatma iştirakinin ticaret unvanı, ortak donatanlardan en az birinin adı ve soyadını veya deniz ticaretinde kullanılan geminin adını içerir. Soyadları ve gemi adı kısaltılamaz. Ticaret unvanında ayrıca donatma iştirakini gösterecek bir ibare de bulunur.

 

c) Tacir sayılan diğer hükmi şahıslar ve donatma iştiraki:

Madde 46 -

(1) Ticari işletmeye sahip olan dernek ve diğer hükmi şahısların ticaret unvanları, adlarının aynıdır.

 

(2) Donatma iştirakinin ticaret unvanı, müşterek donatanlardan hiç olmazsa birinin ad ve soyadını veya deniz ticaretinde kullanılan geminin adını ihtiva eder. Soyadları ve gemi adı kısaltılamaz. Ticaret unvanında ayrıca donatma iştirakini gösterecek bir ibare de bulunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 44 üncü maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiş; ayrıca Komisyonumuzca maddede redaksiyon yapılmıştır.

 

 

 

 

 

MADDE 45 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

d) Ortak hükümler

Madde 45 -

Bir ticaret unvanına Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, ek yapılır.

 

d) Müşterek hükümler:

Madde 47 -

 

(2) Bir hükmi şahsın ticaret unvanına Türkiye'nin her hangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırdedilmesi için gerekli olduğu takdirde, lüzumlu ilavelerin yapılması mecburidir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası hükmü, 41 inci madde için verilen gerekçe ile Tasarıya alınmamıştır. Bunun gibi 6762 sayılı Kanundaki maddenin ikinci fıkrasında yer alan "hükmi şahsın" ibaresine, aynı gerekçe ile maddede yer verilmemiştir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 45, 46, 47, 48 ve 49 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 46 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Ekler

Madde 46 -

(1) Tacirin kimliği, işletmesinin genişliği, önemi ve finansal durumu hakkında, üçüncü kişilerde yanlış bir görüşün oluşmasına sebep olacak nitelikte bulunmamak, gerçeğe ve kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla; her ticaret unvanına, işletmenin özelliklerini belirten veya unvanda yer alan kişilerin kimliklerini gösteren ya da hayalî adlardan ibaret olan ekler yapılabilir.

 

(2) Tek başlarına ticaret yapan gerçek kişiler ticaret unvanlarına bir şirketin var olduğu izlenimini uyandıracak ekler yapamazlar.

 

(3) “Türk”, “Türkiye”, “Cumhuriyet” ve “Millî” kelimeleri bir ticaret unvanına ancak Bakanlar Kurulu kararıyla konabilir.

 

3. İlaveler:

Madde 48 -

(1) Tacirin hüviyeti ve işletmenin genişlik ve ehemmiyeti yahut mali durumu hakkında üçüncü şahıslarda yanlış bir kanaatin meydana gelmesine mahal verecek mahiyette veya hakikata yahut amme intizamına aykırı olmamak şartiyle her ticaret unvanına, işletmenin mahiyetini gösteren veya unvanda zikredilen kimselerin hüviyetlerini belirten yahut muhayyel adlardan ibaret olan ilaveler yapılabilir.

 

(2) Tek başına ticaret yapan hakiki şahıslar ticaret unvanlarına bir şirketin mevcut olduğu zannını uyandıracak ilaveler yapamazlar.

 

(3) (Türk), (Türkiye), (Cumhuriyet) ve (Milli) kelimeleri bir ticaret unvanına ancak İcra Vekilleri Heyeti karariyle konabilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 48 inci maddesinden içerik olarak aynen alınmış, dilin yenileştirilmesi yanında bazı eklemeler de yapılmıştır. Bu madde dolayısıyla yapılacak eklerin yabancı bir veya birkaç kelime olmasına engel oluşturan herhangi bir hükmün Tasarıda yer almadığı özellikle belirtilmelidir. Yabancı kelime kullanılması diğer haklı sebepler yanında, yabancı ana şirket ile yavru şirket arasındaki ilişkinin kurulması ve turizm sektöründe işletmenin yabancılara tanıtılması yönünden bir gereklilik olarak çıkmaktadır. Ayrıca ana şirketin unvanında bulunan bir kılavuz kelimenin yavru şirkette yer almaması bir varlıktan yararlanamamak gibi ekonomik bir nede­ne de ve bazen de bir hak kaybına neden olabilir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 45, 46, 47, 48 ve 49 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 47 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

4. Ticaret unvanının devamı

Madde 47 -

(1) Ticari işletme sahibinin veya bir ortağın ticaret unvanında yer alan adı kanunen değişir veya yetkili makamlar tarafından değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir.

 

(2) Kollektif veya komandit şirkete ya da donatma iştirakine yeni ortakların girmesi hâlinde ticaret unvanı değiştirilmeksizin olduğu gibi kalabilir. Bu şirketlerden birinin ticaret unvanına adı dâhil olan bir ortağın ölümü üzerine mirasçıları onun yerine geçerek şirketin devamını kabul eder veya şirkete girmemekle beraber bu hususta izinlerini yazılı şekilde bildirirlerse şirket unvanı olduğu gibi bırakılabilir. Şirketten ayrılan ortağın adı da yazılı izni alınmak şartıyla şirket unvanında kalabilir.

 

4. Ticaret unvanının devamı:

Madde 49 -

(1) Ticari işletme sahibinin veya bir ortağın ticaret unvanına dahil bulunan adı kanunen değişir veya salahiyetli makamlar tarafından değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir.

 

(2) Kolektif veya komandit şirkete yahut donatma iştirakine yeni ortakların girmesi halinde ticaret unvanı değiştirilmeksizin olduğu gibi kalabilir. Bu şirketlerden birinin ticaret unvanına adı dahil olan bir ortağın ölümü üzerine mirasçıları onun yerine geçerek şirketin devamını kabul eder veya şirkete girmemekle beraber bu hususta muvafakatlerini yazılı şekilde bildirirlerse şirket unvanı olduğu gibi bırakılabilir. Şirketten ayrılan ortağın adı da yazılı muvafakati alınmak şartiyle şirket unvanında kalabilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 45, 46, 47, 48 ve 49 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 48 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

5. Şubeler

Madde 48 -

(1) Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını, şube olduğunu belirterek kullanmak zorundadır. Bu unvana şube ile ilgili ekler yapılabilir.

 

(2) 41 ve 45 inci maddeler şubenin ticaret unvanı hakkında da uygulanır.

 

(3) Merkezi yabancı ülkede bulunan bir işletmenin Türkiye’deki şubesinin ticaret unvanında, merkezin ve şubenin bulunduğu yerlerin ve şube olduğunun gösterilmesi şarttır.

 

5. Şubeler:

Madde 50 -

(1) Her şube, kendi merkezinin ticaret unvanını şube olduğunu belirterek kullanmak mecburiyetindedir. Bu unvana şube ile ilgili ilavelerin yapılması caizdir.

 

(2) 43 ve 47 nci maddeler şubenin ticaret unvanı hakkında da tatbik olunur.

 

(3) Merkezi yabancı memlekette bulunan bir işletmenin Türkiye'deki şubesinin ticaret unvanında, merkezin ve şubenin bulunduğu yerlerin ve şube olduğunun gösterilmesi şarttır.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 50 nci maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 45, 46, 47, 48 ve 49 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 49 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

6. Ticaret unvanının devri

Madde 49 -

(1) Ticaret unvanı işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemez.

 

(2) Bir işletmenin devri, aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça, unvanın da devri sonucunu doğurur. Devir hâlinde devralan, unvanı aynen kullanma hakkına sahiptir.

 

6. Ticaret unvanının devri:

Madde 51 -

(1) Ticaret unvanı işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemez.

 

(2) Bir işletmenin devri, aksi açıkça kabul edilmiş olmadıkça, unvanın dahi devrini tazammun eder.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin tekrarı olan hükme, ticaret unvanını dev­ralan kişinin herhangi bir değişiklik yapmaya zorunlu olmadan unvanı kullanması hakkını veren bir ek yapılarak unvandaki değer korunmuştur.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 45, 46, 47, 48 ve 49 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 50 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Ticaret unvanının korunması

1. İlke

Madde 50 -

Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanma hakkı sadece sahibine aittir.

 

III - Ticaret unvanının korunması:

1. Esas:

Madde 52 -

Usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanmak hakkı, munhasıran sahibine aittir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde 6762 sayılı Kanunun 52 nci maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 50 nci maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 51 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

2. Bildirim ve ceza

Madde 51 -

(1) Bütün mahkemeler, memurlar, ticaret ve sanayi odaları, noterler ve Türk Patent Enstitüsü görevlerini yaparlarken bir ticaret unvanının tescil edilmediğini, kanun hükümlerine aykırı olarak tescil edildiğini veya kullanıldığını öğrenirlerse durumu yetkili makamlara bildirmek zorundadırlar.

 

(2) (Değişik: 26/6/2012 - 6335/7 md.) 39 ila 45 inci veya 48 inci maddeleri ihlal edenler, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

 

(3) (Ek: 26/6/2012 - 6335/7 md.) 46 ncı maddeyi ihlal edenler veya 49 uncu maddeye aykırı olarak ticaret unvanını devredenlerle devralan ve kullananlar, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.

 

2. İhbar ve ceza:

Madde 53 -

(1) Bütün mahkemeler ve memurlar, ticaret ve sanayi odaları ve noterler vazifelerini yaparken bir ticaret unvanının tescil edilmediğini veya kanunun hükümlerine aykırı olarak tescil yahut istimal edildiğini öğrenirlerse keyfiyeti salahiyetli ticaret sicil memuruna ve müddeiumumiliğe bildirmeye mecburdurlar.

 

(2) 41 ila 48 ve 50 nci maddeler hükümlerine aykırı hareket edenler ve 51 inci maddeye muhalif olarak ticaret unvanını devredenlerle devralan ve kullanan kimseler, 40 ıncı maddenin birinci fıkrasındaki cezalara mahküm edilirler.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Hüküm, 6762 sayılı Kanunun 53 üncü maddesini aynen tekrar etmektedir. Sade­ce, birinci fıkraya Türk Patent Enstitüsü eklenmiştir.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 51 inci maddesinin ikinci fıkrası, 39 ilâ 46 ve 48 inci maddeleri ihlâl edenlerin 38 inci maddenin birinci fıkrasına göre cezalandırılmalarını sağlayıcı, daha uygun, bir lafza kavuşturulmuştur. Tasarı metnindeki ".... fıkrasındaki cezalara mahkum edilirler" ibaresinin ceza hukuku ilkelerine uygun görülmeyebileceğinden endişe edilmiş, gerekli düzeltme yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Bu değişiklikler Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 7 -

6102 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ticaret sicili müdürüne ve Cumhuriyet savcılığına” ibaresi “makamlara” şeklinde, ikinci fıkrası ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“(2) 39 ila 45 inci veya 48 inci maddeleri ihlal edenler, ikibin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.”

 

“(3) 46 ncı maddeyi ihlal edenler veya 49 uncu maddeye aykırı olarak ticaret unvanını devredenlerle devralan ve kullananlar, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.””

 

Gerekçe: Maddenin birinci fıkrasındaki "ticaret sicili müdürüne ve Cumhuriyet savcılığına" ifadesi ikinci fıkrada yapılan değişiklikle bazı fiillerin idari para cezasına dönüştürülmesi nedeniyle "makamlara" şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası suç ve cezalarda orantılılık ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmiş ve 39 ilâ 45 inci ve 48 inci maddelerde belirtilen hükümlerin ihlali halinde uygulanacak ceza, idari para cezasına dönüştürülmüştür.

Maddeye eklenen üçüncü fıkra hükmüyle de Kanunun 46 ncı maddesini ihlal edenler ve 49 uncu maddeye aykırı olarak ticaret unvanını devredenlerle devralan ve kullanan kimselerin, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılacakları hüküm altına alınmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 7’nci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 52 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

3. Unvanına tecavüz edilen kimsenin hakları

Madde 52 -

(1) Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.

 

(2) Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemi üzerine, giderleri aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere, kararın gazete ile yayımlanmasına da karar verebilir.

 

3. Unvanına tecavüz edilen kimsenin hakları:

Madde 54 -

(1) Ticaret unvanı kanuna aykırı olarak başkası tarafından kullanılan kimse, bunun men'ini ve haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini ve zarar görmüş ise, kusur halinde bunun da tazminini istiyebilir.

 

(2) Mahkeme, davayı kazanan tarafın talebi üzerine, masrafları aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere hükmün gazete ile de yayınlanmasına karar verebilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

6762 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi, unvan sahibinin korunması yönünden ye­tersizdi. Unvan sahibine tanınan dava ve talep hakları, markalar, endüstriyel tasarımlar, patentlere ilişkin kanun hükmünde kararnamelerde ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda marka, tasarım, pa­tent ve eser sahibine tanınan haklarla karşılaştırıldığında bu yetersizlik daha iyi anlaşılıyordu. Mad­dede yapılan değişikliklerle unvan sahibine de diğer hak sahibine tanınan haklar verilmiştir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 52 ve 53 üncü maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde bir başkası tarafından kullanılması hâlinde hak sahibi, bunun tespitini, yasaklanmasını; haksız kullanılan ticaret unvanı tescil edilmişse kanuna uygun bir şekilde değiştirilmesini veya silinmesini, tecavüzün sonucu olan maddî durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını ve zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddî ve manevî tazminat isteyebilir. Maddî tazminat olarak mahkeme, tecavüz sonucunda mütecavizin elde etmesi mümkün görülen menfaatinin karşılığına da hükmedebilir.

 

Gerekçe: Fıkrada yer alan “ticaret hayatında geçerli olan dürüst uygulamalara” ibaresi, çeviri izlenimi vermektedir. Onun yerine, aynı anlama gelen ve daha kısa “ticari dürüstlüğe” sözcüğü kullanılmış, yine “men’ini” ibaresi, Türkçe olan “yasaklanmasını” ibaresiyle değiştirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

MADDE 53 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) İşletme adı

Madde 53 -

İşletme sahibi ile ilgili olmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adların da sahipleri tarafından tescil ettirilmesi gerekir. Tescil edilen işletme adları hakkında da 38, 45, 47, 50, 51 ve 52 nci maddeler uygulanır.

 

B) İşletme adı:

Madde 55 -

İşletme sahibini hedef tutmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırdetmek için kullanılan adların da sahipleri tarafından tescil ettirilmesi lazımdır. İşletme adları hakkında dahi 28, 40, 43 fk 2, 52, 53 ve 54 üncü maddeler tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

İşletme adına ilişkin hüküm 6762 sayılı Kanunun 55 inci maddesini devam ettirmektedir. Sadece gönderme yapılan maddeler yeniden düzenlenmiş ve numaraları ile belirlenen maddelerin tescil edilen işletme adlarına uygulanacağı belirtilmiştir. Tescil edilmemiş işletme adları, haksız rekabet hükümlerine göre korunacaktır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 52 ve 53 üncü maddeleri aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

DÖRDÜNCÜ KISIM

 

Haksız Rekabet

54 ilâ 63 üncü Maddelere İlişkin Genel Açıklamalar

 

6762 sayılı Kanunda yer alan haksız rekabete ilişkin hükümlerin (m. 56-65) kaynağı, İsviçre'nin 30/09/1943 tarihli "Haksız Rekabete Dair Federal Kanun"udur. İsviçre'de bu Kanunun yerini 19/12/1986 tarihli "Haksız Rekabete Karşı Federal Kanun" almıştır. İsviçre'de 01/03/1988 tarihinde yürürlüğe giren ve çeşitli tarihlerde değiştirilen bu yeni Kanun, Tasarının haksız rekabet hakkındaki hükümlerin gözden geçirilmeleri sırasında dikkate alınmıştır. İsviçre'nin 1986 tarihli Kanunu, Tasarının 54 ve 55 inci maddelerine doğrudan kaynaklık etmişse de bu Kanunun diğer maddelere etkisi birkaç hükümle sınırlı kalmıştır. Bunun birçok sebebi vardır. Birinci sebep, 6762 sayılı Kanunun haksız rekabete ilişkin 56 ve devamı maddeleri, kanunun en çok uygulanan hükümleri arasında yer aldığı için Türkiye'de mahkeme kararları ve özgün doktrinle İsviçre'den oldukça farklı bir haksız rekabet hukuku oluşmuştur. Bu birikimin terk edilerek tüm maddeleri ile İsviçre'nin 1986 Kanununun iktibası doğru bulunmamıştır. İkincisi, İsviçre haksız rekabet hukuku 1985 tarihli Karteller ve Diğer Rekabet Sınırlamaları Kanununa koşut bir gelişme izlemiştir. Nitekim 1986 Kanununun 1 inci maddesi bu bağlantıyı kurmuştur. Türkiye ise 1994 yılına kadar rekabeti koruyan kuralları içeren bir kanuna sahip olmamış, 07/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ise, İsviçre'den değil, kökeni Roma Anlaşması olan Avrupa Topluluğu Anlaşma­sının 85 ve 86 ncı maddeleriyle 17/62 sayılı Tüzük'ten alınmıştır. Üçüncüsü ise, İsviçre'nin haksız rekabete ilişkin hükümlerinin aynı zamanda, İsviçre'ye özgü olan "Fiyatların Gözetimi Kanunu" ile de sıkı bağlantı içinde bulunmasıdır. Dördüncüsü, İsviçre Kanunu usul hükümlerini de içermektedir.6762 sayılı Kanun, 1943 Kanununun aynı nitelikteki hükümlerini (m. 9-12) almadığı gibi, Tasarı da 1986 Kanununun usul hukukuna ilişkin hükümlerine (m. 12-15) yer vermemiştir. Nihayet, İsviçre kanunu idarî nitelikte bazı hükümler öngörmüştür. Bunlar fiyatların tüketicilere bildirilmesi hakkındaki düzenlemelerdir. Söz konusu hükümlerin hukukumuza yansıtılması mümkün değildir. Çünkü, hem Ticaret Kanunu bu tür idarî düzenlemeler için uygun bir kanun değildir, hem de söz konusu düzenlemeler İsviçre'ye özgüdür.

 

Diğer yandan AET/AT de haksız rekabet hukuku ile yakından ilgilenmiştir. Önceleri sadece reklamlar bağlamında konuya yaklaşan Birlik 2005/29/AT sayılı, "Haksız İş Uygulamalarına İlişkin Yönerge"yi yayımlamıştır. Yönerge, tüketici merkez alınarak konuya yaklaşmakta ve geniş bir şekilde kaleme alınmış bir genel hüküm yanında, yanıltıcı ve agresif iş uygulamalarına ilişkin, örnekler temelinde özel hâllere ve otuzbir adet pers e haksız rekabet kabul edilen uygulamalar listesine yer vermektedir. Sözkonusu düzenleme 12/07/2007'ye kadar ulusal hukuklara alınacaktır. Yönerge ayrıca altı yıllık bir alışma dönemi öngörmüştür. Yönerge Alman sisteminden farklı olup, ileride TK'nın değiştirilmesini de gerektirecektir. Bu çok yeni ve sorunlar içeren düzenlemenin Tasarıya yansıtılması hem mümkün hem de doğru değildir. Bakınız. Genel Gerekçe 220 numaralı paragraf.

 

 

MADDE 54 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

DÖRDÜNCÜ KISIM

Haksız Rekabet

A) Genel olarak

I - Amaç ve ilke

Madde 54 -

(1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır.

 

(2) Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.

 

DÖRDÜNCÜ FASIL

Haksız Rekabet

A) Umumi olarak:

I - Tarifi:

Madde 56 -

Haksız rekabet, aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Genel Olarak: Madde, 6762 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinden tamamıyla değişik ilkeler üzerine yapılandırılmıştır. Bu yeni ilkeler bir anlamda değişik bir sisteme de işaret etmektedir. Tasarının değişik sistemi şöyle tanıtılabilir: 6762 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi haksız rekabet kavramını "suiistimal" ile tanımlamıştır. Bu madde ayrıca bir "genel hüküm" olarak bir tanımlama hükmü işlevini de haizdir. Şöyle ki, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinde sayılan "hususiyle" "hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler" arasında bulunmayan "iktisadî rekabetin suiistimal edildiği" herhangi bir haksız rekabet eylemi, genel hüküm, yani tanım hükmü niteliğinde olan 56 ncı madde ile belirlenmektedir. Buna karşılık dürüst davranış kurallarına aykırılık, aynen aldatıcı hareketler ve benzer yollar gibi sadece kanunî rekabeti ihlâl eden bir araçtı. Bu kurallar araç olmaya indirgenmişti.

Yeni hüküm, tüm haksız rekabete ilişkin kuralların üzerine yapılandırıldığı iki taşıyıcı kolon içermektedir. Birinci kolon, bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlan­ması gerekliliğini ifade etmektedir. Bu kolon bir taraftan, "bütün katılanlar" kavramı (açıklama için aşağıda birinci fıkranın gerekçesine bakılmalıdır), diğer taraftan da, dürüst ve bozulmamış rekabet kurumu ile tanımlanmaktadır. Dürüst ve bozulmamış rekabet kavramları İsviçre öğretisinde savu­nulan bir görüş uyarınca - rekabetin niteliğini, başka bir deyişle "kalitesi"ni belirtmektedir. Eski ka­nun "iktisadi rekabet"ten söz ederdi. Bu kavram hukukî olmadığı gibi, anlam ve içeriği de belirsizdi; karşıt kavramı olan "iktisadî olmayan (gayrî iktisadî) rekabet" ile anlamlandırılmak yoluna gidince de kavramı yorumlamak iyice zorlaşıyordu. Ayrıca, iktisadî rekabet "rakipler arası rekabet"i akla getiriyordu. Yeni metin dürüst ve bozulmamış rekabet kavramı ile hukuken tanımlanabilir bir rekabeti vurgulamaktadır. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun da "bozulmamış", "engellenmemiş", "kısıtlanmamış" rekabeti esas alır ve engellenmiş, bozulmuş, kısıtlanmış rekabete sonuçlar bağlar. Tüm bu kavramlar hukukîdir. İkinci kolon, dürüst davranış kuralını tek başına temsil eder. Böylece 6762 sayılı Kanunda "suiistimal"de bulunan anlam ağırlığı, Tasarıda "dürüst­lük kuralı"na geçmiştir. Çünkü, İsviçre öğretisinde isabetle belirtildiği gibi, kötüye kullanma istisnaî bir hukuk kuralı olup dar bir uygulama alanına sahiptir. 6762 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine göre bir eylemin haksız rekabet olabilmesi için dürüst davranış kurallarını ihlâl etmesi yetmez. Bu ihlâlin ayrıca iktisadi rekabetin kötüye kullanılması niteliğini taşıması da gerekir.

Dürüst davranma kuralı ise artık haksız rekabetin tanınmasında (teşhisinde) belirleyicidir. Hu­kuka uygun ve bozulmamış rekabet ortamında (ortamın her zaman piyasa olması şart değildir) tüm katılanlar piyasanın tüm aktörlerinin dürüst davranış kurallarına göre hareket edeceğine güvenir ve güvenmek hakkını haizdir. Dürüstlük kuralını ihlâl eden bu güvene aykırı hareket edilmiş olur. Bu da haksız rekabet oluşturur.

Birinci fıkra: Haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı hukuka uygun ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Kanun ne "dürüst" ne de "bozulmamış" rekabeti tanımlamıştır. "Dürüst" terimi için kaynak kanunun Almanca metninde "saf, karışık ve katışık olmayan" anlamına gelen "lauter" sözcüğü için kullanılmıştır. Fransızca metinde ise "loyale" sözcüğü yer almaktadır. Fransızca sözcüğün sözlükte çeşitli karşılıkları vardır: Sadık, dürüst ve haksız olmayan gibi. Dürüst sözcüğü Fransızca "loyale"den çevrilmiştir. Ancak, hüküm yorumlanırken bu sözcüğe Almancadaki "saf, ka­rışık, katışık olmayan" anlamı da verilmeli, ayrıca dürüst kelimesi, sadece doğru veya kanunlara uy­gun şeklinde anlaşılmamalıdır. Kastedilen saf, geniş anlamda, kurallara uygun, dürüst rekabettir. Şunu da belirtelim, hukuka uygun rekabet kat'iyen 6762 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi anlamında kanunî rekabete, kanun kurallarına uygun olarak yapılan rekabete özgülenemez. Hukuka uygun re­kabet, oyunun dürüstlük kurallarına, centilmenliğe uygun olarak oynandığı katışıksız, saf bir reka­bettir. "Bozulmamış" rekabet ise güven duyulan bir anlamda "hilesiz" demektir.

Birinci fıkranın anlamlandırılmasında önem taşıyan bu kavram açıklamasından sonra birinci fıkranın boyutlarına geçebiliriz. Rekabet hükümleri yukarıda vurgulanan "hukuka uygun/saf/dürüst" ve "bozulmamış" rekabeti tüm katılanların menfaatine sağlar. Tüm katılanlar ile rekabet hukukunun ünlü üçlüsü kastedilmiştir: Ekonomi, tüketici ve kamu. "Katılanlar" gibi çok geniş bir sözcüğün kullanılması ile rekabet kurallarının rakipler arası ilişkilere özgülenmesinin yolu kapatılmıştır.

İkinci fıkra: İkinci fıkra haksız rekabete ilişkin ilkeyi koymaktadır. İlkenin taşıyıcı kolonu (yukarıda işaret edildiği üzere (ikinci kolon) dürüst davranış kuralıdır. Dürüstlük kuralına aykırılık ya davranışlarla ya da ticarî uygulamalarla olur. Davranışlar ve ticarî uygulamalar iş etiğine, doğruluğa, dürüstlüğe ters, aldatıcı, yanıltıcı, kandırıcı olabilir. İsviçre Kanununun gerekçesinde ifade edildiği üzere dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ve ticarî uygulamalar rekabetin işlevsel kurallarını zedeler, rekabetten beklenen sonuçların alınmasını engeller.

Buradaki, yani rekabet hukukundaki dürüstlük kuralları İsviçre öğretisinde belirtildiği gibi Türk Medenî Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrası hükmündeki dürüst davranış kuralları ile tam örtüşmeyebilir. Çünkü Türk Medenî Kanununu 2 nci maddesi anlamında dürüstlük kuralları sözleşmesel veya önsözleşmesel temelde ve taraflar arasındaki ilişkide var olan güvenle ilgilidir. Rekabet hukukunda ise bu anlamda taraf mevcut olmayabilir. Çoğu kez bir haksız fiil konumu bile söz konusu olabilir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Komisyonumuzca, Tasarının 54 üncü maddesinde "dürüstlük kuralı" tek bir kavramı ifade ettiği için, maddede yer alan, "dürüstlük kuralları" ibaresi yerine "dürüstlük kuralı" ibaresi tercih edilerek gerekli değişiklikler yapılmış; ayrıca, Komisyonumuzca maddede redaksiyon yapılmıştır.

 

 

 

 

MADDE 55 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar

Madde 55 -

Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır:

 

a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle;

 

1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,

 

2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek,

 

3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak,

 

4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,

 

5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek,

 

6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak; şu kadar ki, satış fiyatının, aynı çeşit malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin benzer hacimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması hâlinde yanıltmanın varlığı karine olarak kabul olunur; davalı, gerçek tedarik fiyatını ispatladığı takdirde bu fiyat değerlendirmeye esas olur,

 

7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak,

 

8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak,

 

9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak,

 

10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satış fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek,

 

11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilanlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak,

 

12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkına veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak.

 

b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek özellikle

 

1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek,

 

2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak,

 

3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek,

 

4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek.

 

c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle;

 

1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak,

 

2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde, yararlanmak,

 

3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak.

 

d) Üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek; özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirdiği veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrendiği bilgileri ve üretenin iş sırlarını değerlendiren veya başkalarına bildiren dürüstlüğe aykırı davranmış olur.

 

e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.

 

f) Dürüstlük kuralına aykırı işlem şartları kullanmak. Özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine;

 

1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan, veya

 

2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.

 

II - Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler:

Madde 57 -

Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler hususiyle şunlardır:

1. Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici beyanlarla kötülemek;

2. Başkasının ahlakı veya mali iktidarı hakkında hakikata aykırı malümat vermek;

3. Kendi şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı malumat vermek veyahut; üçüncü şahıslar hakkında aynı şekilde hareket etmek suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek;

4. Paye, şahadetname veya mükafat almadığı halde bunlara sahip imişçesine hareket ederek müstesna kabiliyete malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna müsait olan yanlış unvan yahut mesleki adlar kullanmak;

5. Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmiyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak;

6. Üçüncü şahısların müstahdemlerine, vekillerine veya diğer yardımcılarına, onları vazifelerini ıhlale sevk etmek suretiyle kendisine veya başkasına menfaatler sağlamak maksadiyle veya bu kabil menfaatleri sağlamaya elverişli olacak surette, müstehak olmadıkları menfaatler temin veya vadetmek;

7. Müstahdemleri, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri iğfal suretiyle, istihdam edenin veya müvekillerinin imalat veya ticaret sırlarını ifşa ettirmek veya ele geçirmek;

8. Hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak;

9. Hüsnüniyet sahibi kimseleri iğfal edebilecek surette hakikata aykırı hüsnühal ve iktidar şahadetnameleri vermek;

10. Rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele yahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan iş hayatı şartlarına riayet etmemek.

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Tasarının 54 üncü maddesi anlamında dürüstlük kuralına özellikle aykırı sayılan haksız rekabet eylemleri 55 inci maddede 1986 tarihli İsviçre Haksız Rekabet Kanununun 3 ilâ 8 inci maddelerine uygun olarak altı kategori halinde düzenlenmiştir. Bu kategoriler dürüstlük kural­larına aykırı davranışların veya ticarî uygulamaların, yüksek yargı kararlarına göre en çok rastlanı­lan halleri, görünüş şekilleridir. Dürüstlük kurallarına aykırılığın somut örnekleri olan bu kategori­ler sınırlı sayıda değildir. Tasarının 54 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmüne giren ancak 55 inci maddede sayılmamış bulunan bir hâl de haksız rekabet oluşturur. Özel olarak sayılan kategoriler­den birine giren bir somut olay kanunen haksız rekabet oluşturmaz. Çünkü, önce kategorinin kap­samında bulunup bulunmadığı yorumu gerektirir. Söz konusu altı kategori şöyle sıralanabilir: (1) dürüstlük kurallarına aykırı reklâm ve satış yöntemleri ve diğer hukuka aykırı davranışlar, (2) söz­leşmeyi ihlâle ve sona erdirmeye yöneltmeler, (3) başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma, (4) üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etme, (5) iş şartlarına uymama ve (6) dürüstlük kurallarına aykırı işlem şartları kullanma. Böylece 55 inci madde 6762 sayılı Kanunun 57 nci mad­desine nazaran sadece özel haksız rekabet hâlleri yönünden değil, bu hâller arasına katılan yeni ko­nular ve korunan kişi ve menfaatler yönünden de genişlemiş ve geliştirilmiştir. Bu yeni hükümler davranış kurallarını, davranışları, tutumları ve işletme faaliyetleriyle saf, dürüst, yani hukuka uygun rekabeti bozabilecek tüm kişilere bozulmamış rekabetin tüm katılanların menfaatine sağlanması için yöneltmiştir. Korunan sadece rakipler, onlar bağlamında işletmeler ve soyut anlamda haklı, dü­rüst, hukuka uygun rekabet değil, aynı zamanda alıcılar ve dar söylemde tüketicilerdir. Bu sebeple, tedarikçiler ile geniş anlamda alıcılar arasındaki ilişki kuralların kapsamına alınmıştır. Alıcının ve­ya tedarikçinin rakip sıfatını taşımasına gerek yoktur. Söz konusu yenilik (a) bendinin (6) numara­lı alt bendinde belirgindir. Ucuzluğu seçilmiş bazı mallara uygulayıp, yani bunları tedarik fiyatının altında satıp avlanmak istenen müşterilerdir. Bunun gibi (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde ger­çeğe aykırı, yanıltıcı, aldatıcı karşılaştırmalar ile korunan gene alıcılardır. Öyle ise korunanlar; ra­kipler, tedarikçiler, alıcıları özellikle tüketicilerdir.

Birinci fıkranın (a) bendi:

(1) numaralı alt bent: Genel olarak "kötülemek" diye adlandırılan bu hüküm 6762 sayılı Ka­nunun 57 nci maddesinin birinci fıkrası hükmünün bir değişiklikle tekrarıdır. Değişiklik "fiyatları­nı" sözcüğünün eklenmiş olmasındandır. Kötüleme soyut olaya göre karalamayı, perdelemeyi, de­ğerini küçümsetmeyi ve düşürtmeyi kapsar. Hükmün yeni boyutu kötülemenin, perdelemenin, kü- çümsetmenin fiyatlara da yönelik olmasıdır. Kötüleme iki eylemle ifade edilmiştir: Yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalar. Bu iki eylemin de nesnel bir değerlendirme ile gerçek olmaması gerekir; yani kötülemede bulunanın açıklamaları gerçekse haksız rekabet oluşmaz. "Yanlış" sözcü­ğü hükmün amacını açıkça belirtmektedir. Öğretide ve bazı mahkeme kararlarında "yanıltıcı" kav­ramı; iş ürününe, faaliyete, mallara veya fiyata ilişkin açıklamanın veya nitelendirmenin, takdim ediliş tarzının, seçilen sözcüklerin, resimlerin veya yapılan karşılaştırmanın hedef kitlede veya ki­şilerde bıraktığı genel izlenimle, bunların açıklama konusunu olduğundan değişik ve olumsuz algı­laması şeklinde ifade edilmiştir. "Yanıltıcı" ibaresi hedef kitle veya farklı bir deyişle muhatapla bir­likte değerlendirilmelidir. Gereksiz yere incitici beyanlar, amacını aşan değer yargılarıdır; amacın aşılmasıyla yargılar (eleştiri de denilebilir), gerçek dışı veya gerçeğe uymayan, gerçekle bağdaşma­yan veya gerçeğe ters hâle gelmiştir. Ölçüsüzlük ve üslup gerçek payının mevcudiyetine rağmen eleştiri kavramı ile uyuşmuyorsa, eleştiri (beyan) inciticidir. Ölçüsüzlük hatta gerçeğe uygunluk sı­nırını zorluyorsa, gene gereksiz yere inciticilikten sözedilir. "Mal" ile gerçek anlamda ticarete ko­nu, bir gereksinime cevap veren bir şey kastedilmiştir. İş ürünü ise çok daha geniştir. Bir patent, ta­sarım, makale, film, sahneye koyuş, bir icra, iş ürünüdür. Kötüleme sebebiyle hükmün uygulanabil­mesi için kusurun varlığı şart değildir. Hüküm "başkasının" yani doğrudan bir kişinin veya kişiliği olmayan bir topluluğun kötülenmesi halinde de uygulanır. Meselâ, "X Kuru Temizleyicinin" verdi­ği hasar sebebiyle dava edildiği ünlü bir dişçinin çalışamayacak kadar hasta olduğu gibi.

(2) numaralı alt bent: (1) numaralı alt bent başkasının mallarını kötüleme olmasına karşılık (2) numaralı alt bent kendini veya üçüncü kişiyi rekabette avantajlı duruma getirmek şeklinde tanı­tılabilir. Kaynakta 1995'de yapılan bir değişiklikle yeni bir şekil alan bu bent iki varsayımı içermek­tedir: Gerçek dışı veya yanıltıcı beyanları yapanın (1) kendisine, (2) rekabette üçüncü kişiye avan­taj sağlaması.

"Avantaj sağlanması" hükümde rekabette öne çıkarmak şeklinde ifade edilmiştir. Öne geçirme­nin övme veya üstünlük belirtici şekilde olması gerekmez; gerçek dışı veya yanıltıcı olması yeter­lidir. Bu, aksaklığı, eskimişliği, aşılmışlığı, elverişsizliği, sağlığa zararlı maddeyi (meselâ benzoit maddesinin miktarını yazmayarak veya oranı küçük göstererek) veya etkileşimi saklayarak veya ge­çiştirerek veya yanlış coğrafî köken vererek (meselâ, şarapta başka üzüm kullanıldığı halde "kale­cik karası" denilerek), gramajda doğru olmayan rakamlar yazarak olabilir. Gerçek dışı veya yanıl­tıcı beyanlar; beyanı yapan kişinin kendi firması, işletmeyi tanıtıcı işaretleri, iş ürünleri, çalışmala­rı, fiyatları vs. hakkında olabileceği gibi, üçüncü kişinin bizzat kendisine, firmasına, ürünlerine ve saireye ilişkin bulunabilir. Gerçek dışı veya yanıltıcı beyanlar, en geniş anlamda alıcıların alım ka­rarlarını etkilemeye yöneliktir. Ancak davacının bu amacı ispatı şart değildir. Gerçek dışı ve yanıl­tıcı beyanlar kanun tarafından eşit güçte değerlendirilmiştir. Yanıltıcı kavramı bakımından (1) nu­maralı alt bent için yapılan açıklamalara bakılmalıdır. Gerçek dışı; yalan, doğru olmayan, gerçeği saptıran anlamındadır. Her iki etkileyici olgu incelenirken, hedef kitlenin ve somut olayın özellik­leri dikkate alınmalıdır. Bent, dürüstlük kurallarını sınırlı sayı olarak saymamıştır.

Üçüncü kişiye avantaj sağlanması medya aracılığı ile yapılabilir. Bir uzmanlık dergisinde yan­lış test yöntemi uygulanarak başka bir markaya üstünlük sağlanması gibi. Yoksa, uzmanların, o ko­nuda niteliğe sahip kişilerin, tüketiciyi aydınlatmak amacıyla yaptıkları bilimsel yöntem ve değer­lendirmeler hükmün kapsamı dışındadır.

Hükümde, satış kampanyaları açıkça vurgulanarak hükme boyut kazandırılmıştır. Satış kam­panyaları sadece mevsim sonu satışları değil, her türlü kampanyayı ve promosyonu ve bunlara iliş­kin programları kapsar.

(3) numaralı alt bent: Bendi tanımlayabilecek başlık "hakkı olmayan unvanları, meslek, dere­ce ve sembollerini kullanmak" olabilir. Bu bent 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (4) numara­lı bendinin tekrarıdır. Kaynakta farklı bir lafza sahip bulunan hüküm, öğreti ve mahkeme kararlarıy­la oluşmuş bulunan birikimi korumak amacıyla aynen korunmuştur. İsviçre düzenlemesindeki lafız, Tasarı hükmünden değişik yorumlara ve uygulamalara yol açacak değişiklikler ve özellikler içerme­mektedir. Hükmü açıklayıcı örnekler: "Paris'ten diplomalı terzi", "Christian Dior'un Kalfası", "Ödül­lü Çevirmen", "Profesör dişçi", "Ellerinde doğal güç bulunan akupunkturcu X" gibi.

(4) numaralı alt bent: Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafız­da farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarında­ki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştı­rılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklarüstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. Mark KHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye baş­ladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hü­küm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile ta­nımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir.

6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile ilti­basa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla bir­likte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edil­meleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kü- mülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.

(5) numaralı alt bent: Kaynak İsviçre haksız rekabet hukukuna 1986 Kanunu ile giren, AET'nin 84/450 sayılı Yönergesinde ve bunda yapılan değişikliği içeren Yönergede (28.05.1991) düzenlenen karşılaştırmalı reklam hükmü hukukumuzda yenidir. Bent bu tür reklamın dürüstlük ku­rallarına aykırı olduğu halleri göstermektedir. Karşılaştırmalı reklamda, bir işletme kendi ürünü ile başkasının ürününü açıkça belirgin vurgu yaparak karşılaştırır. "Başkası"nın, adıyla belirtilmesi ve­ya tanımlanması gerekli değildir. Rakipleri işaret eden bir ifade de "başkası" olabilir. Karşılaştırma­lı reklama örnekler: "Süper market (x)'den daha ucuza daha kalitelisi", "Deterjanımız tanıdığınız (X) değildir. Şüphesiz (X)'den daha ucuz, daha etkili, üstelik (X)'den daha çevreci", "Herkesinkin- den daha ucuz ve sağlıklı". Çünkü, karşılaştırmalı reklam kural olarak hukuka aykırı değildir, kanu­nen dürüstlük kurallarına aykırı sayılmamış, yasaklanmamıştır. Hukuka aykırı olan, nesnel yönden gerçek dışı ve ölçüyü aşan abartılı karşılaştırmalı reklamdır.

Karşılaştırma, reklamı yapanın kendisi veya rekabette avantajlı duruma getirmek istediği kişi ile rakip veya rakipler arasında olmalıdır. Karşılaştırma konuları, kişiler (kişilikler), mallar, iş ürün­leri, faaliyetler ve fiyatlardır. Dürüstlük kurallarına aykırı olan, karşılaştırmada beyanların, açıklamaların, ele alınan karşılaştırma unsurlarının doğru olmaması, yani yanlış veya yanıltıcı olması ya da rakibin ününü veya ürünlerinin sömürmesi, yanlış takdim edilmesi, tanıtılması, üstün yanlarının saklanmasıdır. Buna göre, hükmün üç karşılaştırmalı reklamı içerdiği görülür: Yanlış, yanıltıcı ve rakibi sömürücü karşılaştırıra reklam. Yanlış karşılaştırmalı reklam, dayandığı olgular yanlış olan, gerçeğe uymayan, gerçeği saptıran, gerçek ortaya konduğunda (ispatlandığında) doğru olmadığı or­taya çıkan reklam demektir. Abartılı reklamın yanlış reklam sayılıp sayılmayacağı, somut olaya gö­re belirlenir. Abartı, bir reklamı yanlış denilen alana sokabilir. Bu tamamen mahkemenin takdirine kalmıştır. Başka bir deyişle bir reklamın "abartılı" olması onun "yanlış" olamayacağı anlamına gel­mez; yanlış olarak kabul edilmesini önleyemez. Bir reklam, 260 km. hızla giden X marka otomo­bilde duyulan sesin motordan değil radyodan gelen müzik sesi olduğunu söylüyorsa, ancak bu ger­çek değilse, yanlış ve dolayısıyla hukuka aykırıdır. "Tepede yalnız" türü reklamlar da, gerçeği yan­sıtmıyorsa yanlış karşılaştırmalı reklam hükmüne tâbi olur. Ancak "Tepede yalnız" reklamlarında bazen doğru veya yanlış sonucuna varmak pek kolay olmayabilir. İsviçre Federal Mahkemesi önü­ne gelen "İsviçre'nin en büyük sürücü okulu" olayında, öğrenci sayısının mı, cironun mu yoksa di­ğer hususların mı esas alınması gerektiği tartışılmıştı. Burada da takdir, mahkemeye aittir.

Karşılaştırmalı reklamlarda görüş açıklamalarının nasıl değerlendirileceği, doğru/yanlış testine tâbi tutulup tutulmayacağı, hükmün soyut ve genel niteliği dolayısıyla gene somut olay gerçeğine bağlı olarak mahkemeye aittir.

Reklâm konusu ürünün, malın, faaliyetin vesairenin hedefi (muhatabı) olan ortalama tüketici­de yanlış anlamalara, zanlara, algılamalara, düşüncelere yolaçan (sebep olan) açıklamalar, değerlen­dirmeler, yargılar vs. içeren reklamlar yanıltıcıdır. Yanıltma istatistiki bilgiler, temelleri farklı fiyat­lar, önemli ve etkili olanın atlanılması, karşılaştırmanın ilgisiz ve önemsizler arasında yapılmasıyla gerçekleştirilir (yapılır).

Rakibin kendisinden, mallarından, iş ürünlerinden, faaliyetlerinden, tanınmışlığından gereksiz yere yararlanan, bunları gereksiz yere reklama alan karşılaştırmalı reklamlar da dürüstlüğe aykırı­dır. Kaynak Kanunda "unnötig anlehnender Weise" şeklinde ifade edilen ve Türkçede "gereksiz ye­re tanınmışlığından yararlanma" karşılığının tercih edildiği bu tür reklamda rakibin tanınmışlığının sömürüsü vardır. İsviçre Federal Mahkemesinin bir kararına konu olan olayda bir yatağın (döşeğin, şiltenin) reklamı bir rakibin yatağı ile karşılaştırılarak yapılıyordu. Rakibin ürünü "Lattoflex" diye biliniyordu. Reklamda "Lattoflex'e karşı bir ürün olarak yeni sansasyonel bir şilte geliştirdik, bizim­ki yeni bico-flex şilte" denildi. Görüldüğü gibi burada rakibin ürünü ad verilerek reklama konulmuş, karşılaştırmada onun tanınmışlığından, güvenirliğinden yararlanılmıştır. Karşılaştırmalı reklamda, kötüleme ((1) numaralı alt bent) ve avantajlı duruma getirme ((2) numaralı alt bent) sömürü bağla­mında yapılmaktadır.

Fiyatlar da karşılaştırmalı reklamın özellikle konusunu oluşturur. Karşılaştırma ucuzluk teme- lindedir. Hukuka aykırı olan, şartların, karşılaştırılanların farklı olmasıdır. Nihayet karşılaştırmalı ilânın bir diğer uygulama alanı ürün, faaliyet, mal testleridir. Daha önce de belirtildiği gibi ölçü bi­limselliktir.

(6) numaralı alt bent: Bu bendin konusu olan haksız rekabet eylemi İsviçre öğretisinde, "gös­termelik (mostra) ile aldatma" veya "mostra ile avlama" diye adlandırılmaktadır. Kastedilen, bazı malların seçilmesi, onların fiyatının tedarik fiyatının altında mostra (göstermelik) olarak satışa su­nulması, böylece avlanan tüketicinin aldatılmasıdır. Mostra kullanmak arz (sunma) şeklidir. Hü­kümdeki "seçilmiş bazı malların " ibaresi "mostra"yı ifade etmektedir.

Dürüstlüğe aykırı olan, sunulan malın "mostra" rolü oynaması, yani kalitesi ve tedarik fiyatı ile seçilmiş mallara hatta miktara özgülenmiş bulunmasıdır. Gerçekte sunanın malı, mostranın kalitesi düzeyinde değildir veya mostrayı gösterenin elinde mostranın kalitesinde yeteri kadar mal yoktur veya satıcı o kalitede malı varsa - daha yüksek fiyatla satmakta, satmayı amaçlamaktadır. Mostra­lık mal satıcı veya takdim edici tarafından çeşitli amaçlarla kullanılabilir: Yüksek kalite, düşük fi­yatla avlanan müşteriye başka mal, başka fiyat uygulamak vs. Müşteri toplam arz konusunda yanıl- tılabilir. Müşteri satış yerine gittiğinde veya mal kendisine gönderildiğinde, kalitesi, sınıfı ve özel­likleri itibarıyla hatta bazen fiyatıyla başka bir malla karşılaşabilir ya da o malın bittiği belirtilip başka fiyatta mal verilebilir. Avlanan müşterinin nasıl kötüye kullanıldığı önemli değildir; bu hü­küm de belli bir şekle ve kalıba da bağlanmamıştır. Mostra ile avlama yöntemi, bir anlamda ahlâk kuralları ile bağdaşmayabilir. Ancak bu husus hükmün uygulanmasında önem taşımaz.

Hüküm yanılmanın hangi hallerde varlığının karine olarak kabul edileceğini de göstermiştir: Bunun için reklamı yapılan fiyatın aynı çeşit malların (iş ürünlerinin veya faaliyetinin) benzer ha­cimde alımında uygulanan tedarik fiyatının altında olması gerekir. Başka bir deyişle ancak bu hal­de yanıltma karinesi kabul edilir. Önemli olan aynı çeşit mal, benzer hacimde alımdır.

Rakiplerin yeteneği hakkında yanıltmak ile kastedilen, onların kapasitesine ilişkin olarak alıcı­ların hatalı algılamaya yöneltilmesidir. Tedarik fiyatından o malın satıcıya mâl olma fiyatı anlaşılır.

(7) numaralı alt bent: Bu bendin konusu, müşteriye armağanlar, primler ve rabatlar gibi avan­tajlar vaad ederek, vererek veya tanıyarak müşterilerin malın kalitesi, tazeliği, defolu olup olmadı­ğı konusunda fazla düşündürmeden, yöneltilmesidir. Hükmün ağırlık merkezi müşterinin sunumun gerçek değeri hakkında yanıltılmasıdır.

Bu bent dürüstlüğe aykırı iki eylem içermektedir: (1) Müşterinin karar verme özgürlüğü yanıl­ma ile etkilenmektedir (2) Malın değeri armağanlar, bedelsiz verilen mallarla saklanmakta, müşte­ri bunu düşünmekten saptırılmaktadır. Hükümdeki "sunum" sözcüğü, icap anlamını da içerir.

(8) numaralı alt bent: Bu bent her türlü saldırgan satış yöntemini kapsamaktadır. Hüküm sal­dırgan reklamları içermez. Başlıca sebepler şunlardır: (1) Bendin merkez unsuru satış yöntemidir. Reklam ise diğer doğrudan işlevlerin yanında satışa yardımcı bir araçtır. Ayrıca hükmün temelinde­ki düşünce, müşterinin makbul sayılamayacak güç psikolojik duruma sokularak satın alma zorun- luğu altında bırakılmasıdır. Bu düşünce özellikle "saldırgan" ibaresinde ifadesini bulur. Kastedilen, şaşırtan, beklenmedik evin kapısına gelerek yapılan (kapıdan), bir kamyondan veya yoldan zorla çe­virerek yapılan satışlardır. Reklamda ise bu unsur mevcut değildir. (2) Diğer yandan kaynak İsviç­re Kanununun tasarısında yer alan ve saldırgan reklamları açıkça zikreden ibare, Parlamentoda, yu­karıda anılan gerekçelerle hükümden çıkarılmıştır.

Bu alt bendin saldırgan reklamlara yer vermemesi, bu tür reklamların dürüstlük kurallarına uy­gun görüldüğü anlamına gelmez. Saldırgan reklamlar, genel hükmün kapsamındadır.

"Özellikle saldırgan" ibaresindeki "özellikle" kelimesi hükmün uygulanabilmesinin şartıdır. Her saldırgan satış yöntemi, haksız rekabet oluşturmaz. Aksi halde, tüm işportacıların, kamyon ve­ya minibüsten satış yapanların, otomobile el sallayıp sizi lokantasına davet edenlerin bu hükmün kapsamına girmesi gerekir. Oysa, amaç bu değildir. Önemli olan saldırganlığın özellik taşıması ve muhatabını adeta köşeye sıkıştırmasıdır. Bu yönden kapıdan satış önem kazanır. Nitekim İsv. BK'da 1990'da yapılan değişiklikle eklenen ve 24/03/2000'de yürürlüğe giren 40a-40g hükümleri kapıdan satışa önem vermiş ve kapıda işlemler ve benzer sözleşmelerin feshi şartlarını düzenlemiştir.

(9) numaralı alt bent: Bu bent "gizleme" diye adlandırılan haksız rekabet halini düzenlemek­tedir. Gizleme de yanıltmanın, gerçeğe aykırı hareket etmenin özel bir halidir. Onun için hükmün (2) numaralı alt bendinden farklılığının belirlenmesi gerekir. (9) numaralı alt bentte malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerinin, özellikleri, miktarı, kullanım amaçları veya tehlikeleri gizlenerek müşteri yanıltılmaktadır. (2) numaralı alt bendin aksine yanılma sadece açıklamalarla değil malın biçimi, paketleme tarzı, etiketteki takdim gibi görsel algılamalar dahil her türlü araçla yapılmakta­dır. Meselâ, büyük bir paketten ancak yarısını dolduracak kadar çerez çıkması, tırnak kadar parfü­mün büyük bir şişeyi alacak kutuya konulması, kolonya şişesinin doluymuş gibi görünmesine rağ­men şişenin iç hacminin çok küçük olması gibi. Ayrıca (2) numaralı alt bent müşteriler de dahil pi­yasanın rakipler, ara kullanıcılar gibi diğer aktörlerine de yönelirken, (9) numaralı alt bent sadece tüketiciyi dikkate alan bir hükümdür. Etiketteki bilgiler de (2) numaralı alt bentte kullanılan "açık­lamaları" akla getirebilir, ancak bir etikette, olası tehlikeleri, yan etkileri ve sağlığa dokunan diğer hususları gizlemek veya mevcut olmayan nitelik ve özelliklere yer vermek (2) numaralı alt bentte­ki açıklamadan farklıdır. (2) numaralı alt bentteki açıklamalar "aktif" (9) numaralı alt benttekiler ise pasif niteliktedir. Ancak iki hüküm arasındaki fark, gene de somut olaya göre belirlenmelidir.

(10), (11) ve (12) numaralı alt bentler: Bu üç bent doğrudan tüketicinin korunması ile ilgili bulunan haksız rekabet hâlleridir. Amaç, tüketici kredilerinde, taksitli satış veya benzeri satış şart­larında, bunlara ilişkin form örneklerinde, ilân ve reklamlarda kullanılan belirsiz, yanıltıcı, aldatıcı ve kandırıcı ifadeler, lafızlarla tüketicinin korunmasıdır. Form ve sözleşme örnekleri malın fiyatını, taksit şartlarını, taksit maliyetini, gerçek maliyeti karartabilir. Bu eylemler yukarıdaki üç bendin uy­gulama alanının kapsamındadır.

Taksitle satışın şartlarında açık olmamak, uygulanan faizi veya vade farkını, ödemelerin nasıl yapılacağını ve taksitle satış yapanın unvanını açıklamamak, dürüstlük kurallarına aykırıdır. Çün­kü, müşteri (çoğu kez tüketici) sürpriz sayılabilecek oranda yüksek vade farkları ve faiz oranları ile karşılaşabilir; ödemelerin Türk Lirası ile yapılmayacağını, kredi kartı kullanılması halinde ek ko­misyon istendiğini sonradan görebilir. İlân bir holdingden verilmiş olabilir, satışı yapacak firma açıklanmadığı için, müşteri o grupta tanıdığı şirketten başka, tanımadığı, daha kalitesiz mal satan bir şirketten mal almak durumunda kalabilir.

Birinci fıkranın (b) bendi:

(b) bendi ile Türk haksız rekabet hukuku yeni bir boyut kazanmıştır. Boyut sözleşmenin taraf­larından birinin sözleşmenin dışından gelen eylemlerle sözleşmeyi ihlâle veya sona erdirmeye yö­neltilmesidir. Bu yeni boyut ile saf bozulmamış, rekabet, rakip, tüketici, tedarik eden ve genel ola­rak kanun korunmuştur.

(1) numaralı alt bent: Bir sözleşme, tarafları bağladığı gibi, çok istisnaî kanunî istisnalar bir yana, sadece taraflarca ihlâl edilebilir ve sona erdirilebilir; ancak üçüncü kişiler taraflardan birini sözleşmeyi ihlâle veya sona erdirmeye yöneltebilir. Bir sözleşmenin salt "ihlâli" hukuka aykırıdır; ihlâl kavramı özünde hukuka aykırılığı içerir ve ifade eder. Bir sözleşmenin bir tarafının, açıkçası müşteri konumunda bulunan kişinin, haklı sebebi varsa, şartlar gerektirirse sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirmeyi reddedebilir veya sözleşmeyi sona erdirebilir. Ancak, edimi yeri­ne getirmemek veya sözleşmeyi sona erdirmek bir ihlâl ise hukuka aykırıdır. Sözleşme yönünden üçüncü kişinin sözleşmenin tarafını, yani müşteriyi kendisiyle sözleşme yapsın diye sözleşmeyi ihlâle veya sona erdirmeye yöneltmesi haksız rekabettir. Bu eylem zaten Borçlar Kanununun 41 in­ci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında haksız fiildir; (1) numaralı alt bent bunun haksız rekabet­teki görünümünü düzenleyen bir lex specialis'dir.

(2) numaralı alt bent: Bu alt bent (1) numaralı alt bent ile aynı düşünceye dayanmakta ve onun işçiler, vekiller, yardımcı kişilerle gerçekleştirilmesini düzenlemektedir. Bu hüküm 6762 sa­yılı Kanunun 57 nci maddesinin (6) numaralı bendinin tekrarıdır.

(3) numaralı alt bent: Üçüncü kişilerin rakibin işçilerini, vekillerini veya diğer yardımcı kişi­lerini üretim ve iş sırlarını ifşaya veya ele geçirmeye yöneltmesi eski hukukumuzda da düzenlenmiş­ti. Yeni hüküm bir anlamda 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (7) numaralı bendinin tekrarıdır.

(4) numaralı alt bent: Bu alt bent (b) bendinin taksitli satış, kredili satış vs. satış türlerine uy­gulanmasıdır.

Birinci fıkranın (c) bendi:

(c) bendi de hukukumuzda yeni olup bir boşluğu doldurmaktadır. Yeni hüküm hukuken koru­nan fikrî mülkiyet hakları hakkında öngörülmüş değildir; onları da kapsamamaktadır. Hükmün kap­samına giren hukuken özel olarak korunmayan ancak, iş, faaliyet, üretim vs. yönünden önem taşı­yan, teklif, hesap, plan gibi ürünlerden yetkisiz yararlanmaktır. Bu fıkra haksız rekabet hukukunu temellendiren emek ilkesinin geniş bir uygulamasıdır. Hüküm başkalarının emeğinden, iş, sonuç ve deneyimleri haklı olmayan yararlanmaları önlemeyi amaçlamaktadır. Hükümdeki yararlanma, eko­nomik yarar elde etmeyi, başkasının emeğiyle haklı olmadığı halde sonuç almayı ifade etmektedir.

Birinci fıkranın (d) bendi: (d) bendi ile (b) bendinin ortak yönleri vardır. Ancak birincisi el­de etme, ikincisi ise kullanmayı esas almaktadır.

Birinci fıkranın (e) bendi: Bu bent 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (10) numaralı bendi ile paraleldir.

Birinci fıkranın (f) bendi: Hüküm yeni olup, genel işlem şartlarını hukukumuzda ilk defa dü­zen altına almaktadır.

 

Alt Komisyon: Tasarının 53, 54 ve 55 inci maddeleri; aynen kabul edilmiş ve metnin tamamı kanunların hazırlanmasında uygulanan usul ve esaslar çerçevesinde redaksiyona tabi tutulmuştur.

 

Esas Komisyon: Alt Komisyon metninin; 40 ila 73 üncü maddeleri; aynen kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Türk Ticaret Kanunu Tasarısı” nın 55. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinin “Aşağıda sayılan haller haksız rekabet hallerinin başlıcalarıdır” şekline dönüştürülmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe : Gösterilmemiştir.

 

 

 

 

MADDE 56 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) Hukuki sorumluluk

I - Çeşitli davalar

Madde 56 -

(1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse;

 

a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini,

 

b) Haksız rekabetin men’ini,

 

c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını,

 

d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,

 

e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir.

 

(2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler.

 

(3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler.

 

(4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur.

 

B) Hukuki mesuliyet:

I - Çeşitli davalar:

Madde 58 -

(1) Haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari işletmesi veya diğer iktisadi menfaatleri bakımından zarar gören veya böyle bir tehlikeye maruz bulunan kimse:

 

a) Fiilin haksız olup olmadığının tesbitini;

 

b) Haksız rekabetin men'ini;

 

c) Haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini;

 

d) Kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini;

 

e) Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde gösterilen şartlar mevcutsa manevi tazminat verilmesini;

 

istiyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hakim, haksız rekabet neticesinde davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına dahi hükmedebilir.

 

(2) Haksız rekabet yüzünden iktisadi menfaatleri haleldar olan müşteriler de birinci fıkrada yazılı davaları açabilirler.

 

(3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar ve nizamnamelerine göre azalarının iktisadi menfaatlerini korumaya salahiyetli bulunan diğer mesleki ve iktisadi birlikler dahi kendilerinin veya şubelerinin azaları bir ve ikinci fıkralar gereğince dava açmak hakkını haiz oldukları takdirde (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler.

 

(4) Birinci fıkranın b ve c bentleri gereğince bir kimse aleyhine verilmiş olan hüküm, haksız rekabete mevzu olan malları, doğrudan doğruya veya dolayısiyle ondan elde etmiş olan şahıslar hakkında da icra olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ:

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Maddede, 6762 sayılı Kanunun 58 inci maddesi bazı değişikliklerle korunmuştur. Kaynakta da bu maddede esasa ilişkin bir değişiklik yapılmamıştır. Bazı sözcüklerin yenilenmesi dışında vurgulanması gereken değişiklik üçüncü fıkrada yapılmıştır. 6762 sayılı Kanunda yer alan, bir anlamı ve anılmaya değer yararı olmayan, "kendilerinin veya şubelerinin azaları bir ve ikinci fıkralar gereğince dava açma hakkını haiz oldukları takdirde" cümlesi Tasarıya alınmamış buna karşılık tüketicilerin iktisadî menfaatlerini koruyan örgütlere dava açma hakkı tanınmıştır.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 56 ncı maddesinin üçüncü fıkrasındaki "dernekleri" ibaresi yerine, dava hakkını her esnaf derneklerine değil, anayasal kurumlar olan esnaf odalarına verilmesi amacına uygun olarak "odaları" ibaresi kullanılmıştır.

 

Esas Komisyon:  Yapılan bu değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

Tasarının 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine fikrî mülkiyete ilişkin mevzuat ve bu Kanunun 52 nci maddesiyle gerekli uyumun sağlanabilmesi ve aynı zamanda ihtiyati tedbirlere dair 61 inci maddenin anlam kazanabilmesi için gereğinde araçların ve malların imhasına ilişkin hü­küm Komisyonumuzca eklenmiştir. Ancak, ikinci fıkrada yapılan düzenlemeyle, müşterilerin araç ve malların imhasını isteyebilmeleri uygun görülmemiştir.

 

 

 

 

MADDE 57 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Çalıştıranın sorumluluğu

Madde 57 -

(1) Haksız rekabet fiili, hizmetlerini veya işlerini gördükleri sırada çalışanlar veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, çalıştıranlara karşı da açılabilir.

 

(2) 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalar hakkında Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.

 

II - İstihdam edenin mesuliyeti:

Madde 59 -

(1) Haksız rekabet fiili, hizmet veya işlerini gördükleri esnada müstahdemler veya işçiler tarafından işlenmiş olursa yukarıki maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, istihdam edenlere karşı dahi açılabilir.

 

(2) Yukarki maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bendlerinde yazılı davalar hakkında Borçlar Kanunu hükümleri caridir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 57 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

MADDE 58 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşlarının sorumluluğu

Madde 58 -

(1) Haksız rekabet, her türlü basın, yayın, iletişim ve bilişim işletmeleriyle, ileride gerçekleşecek teknik gelişmeler sonucunda faaliyete geçecek kuruluşlar aracılığıyla işlenmişse, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, ancak, basında yayımlanan şeyin, programın; ekranda, bilişim aracında veya benzeri ortamlarda görüntülenenin; ses olarak yayımlananın veya herhangi bir şekilde iletilenin sahipleri ile ilan veren kişiler aleyhine açılabilir; ancak;

 

a) Yazılı basında yayımlanan şey, program, içerik, görüntü, ses veya ileti, bunların sahiplerinin veya ilan verenin haberi olmaksızın ya da onayına aykırı olarak yayımlanmışsa,

 

b) Yazılı basında yayımlanan şeyin, programın, görüntünün, ses veya iletinin sahibinin veya ilan verenin kim olduğunun bildirilmesinden kaçınılırsa,

 

c) Başka sebepler dolayısıyla yazılı basında yayımlanan şeyin, programın, görüntünün, sesin, iletinin sahibinin veya ilan verenin meydana çıkarılması veya bunlara karşı bir Türk mahkemesinde dava açılması mümkün olmazsa, yukarıda anılan davalar, yazı işleri müdürü, genel yayın yönetmeni, program yapımcısı, görüntüyü, sesi, iletiyi, yayın, iletişim ve bilişim aracına koyan veya koyduran kişi ve ilan servisi şefi; bunlar gösterilemiyorsa, işletme veya kuruluş sahibi aleyhine açılabilir.

 

(2) Birinci fıkrada öngörülen hâller dışında, aynı fıkrada sayılan kişilerden birinin kusuru hâlinde sıraya bakılmaksızın dava açılabilir.

 

(3) 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalarda Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.

 

(4) Haksız rekabet fiilinin iletimini başlatmamış, iletimin alıcısını veya fiili oluşturan içeriği seçmemiş veya fiili gerçekleştirecek şekilde değiştirmemişse, bu maddenin birinci fıkrasındaki davalar hizmet sağlayıcısı aleyhine açılamaz; tedbir kararı verilemez. Mahkeme haksız rekabet eyleminin olumsuz sonuçlarının kapsamlı veya vereceği zararın büyük olacağı durumlarda ilgili hizmet sağlayıcısını da dinleyerek, haksız rekabet fiilinin sona erdirilmesini veya önlenmesine ilişkin tedbir kararını hizmet sağlayıcı aleyhine de verebilir veya içeriğin geçici olarak kaldırılması dâhil somut olaya uyan uygulanabilir başka tedbirler alabilir.

 

III - Basının mesuliyeti:

Madde 60 -

(1) Haksız rekabet basın vasıtasiyle işlenmiş ise, 58 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, ancak yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılabilir; şu kadar ki:

 

a) Yazı veya ilan, yazı sahibinin yahut ilan verenin haberi olmaksızın veyahut rızalarına aykırı olarak yayınlanmışsa;

 

b) Yazı sahibi veya ilan verenin kim olduğunun bildirilmesinden imtina olunursa;

 

c) Başka sebepler yüzünden yazı sahibi veya ilanı verenin meydana çıkarılması veya aleyhlerine bir Türk mahkemesinde dava açılması mümkün olmazsa; bu davalar, yazı işleri müdürü eğer bir ilan mevzuubahis ise ilan servisi şefi; yazı işleri müdürü ve ilan servisi şefi gösterilmemiş veya yoksa naşir; bu da gösterilmemişse matbaacı; aleyhine de açılabilir.

 

(2) Bu haller dışında, yazı işleri müdürüne, ilan servisi şefine, naşir ve matbaacıya bir kusur isnat edilebilirse yukarıki fıkrada yazılı sıraya bakılmaksızın kusurlu olanlar aleyhine dava açılabilir.

 

(3) 58 inci maddenin birinci fıkrasının (d) ve (e) bentlerinde yazılı davalarda Borçlar Kanununun hükümleri tatbik olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 60 ncı maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca Tasarının 58 inci maddesinde aşağıda belirtilen gerekçelerle değişiklikler yapılmış;

Tasarının 58 inci maddesi, iletişim ve bilişim alanındaki son teknik gelişmelerle, ileride meydana gelebilecek gelişmeler dikkate alınarak daha geniş bir kapsama kavuşturulmuştur. Ayrıca, eski metnin ifadesinin, haksız rekabetin sadece "yazı" ile gerçekleştirilebileceği şeklinde dar yorumlan­maya müsait olması dikkate alınarak, hükmün bu noktada da genişletilmesinin amaca daha uygun düşeceği sonucuna varılmıştır. Bu sebeple, eski metindeki "yazı" kelimesi yerine "yazılı basında ya­yınlanan şey" ibaresi tercih edilmiştir. Bu ibare içine yazı, haber, resim, karikatür ve benzeri girer.

Madde başlığı metinde yapılan değişiklikleri de kapsayacak şekilde değiştirilmiştir.

Esas Komisyon: yapılan bu değişiklikler Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Haksız rekabet fiilinin iletimini başlatmamış, iletimin alıcısını veya fiili oluşturan içeriği seçmemiş veya fiili gerçekleştirecek şekilde değiştirmemişse, bu maddenin birinci fıkrasındaki davalar hizmet sağlayıcısı aleyhine açılamaz; tedbir kararı verilemez. Mahkeme haksız rekabet eyleminin olumsuz sonuçlarının kapsamlı veya vereceği zararın büyük olacağı durumlarda ilgili hizmet sağlayıcısını da dinleyerek, haksız rekabet fiilinin sona erdirilmesini veya önlenmesine ilişkin tedbir kararını hizmet sağlayıcı aleyhine de verebilir veya içeriğin geçici olarak kaldırılması dahil somut olaya uyan uygulanabilir başka tedbirler alabilir.

 

Gerekçe: Maddenin birinci fıkrası ile izleyen fıkralardan açıkça anlaşıldığı üzere, haksız rekabet davası fiilin işlendiği kuruluş bağlamında onun bir çeşit aracılık etmiş olması sebebiyle sırasıyla fiilden doğrudan sorumlu olanlar, onlara ulaşılamıyorsa, sorumlu olabilecekler ve işletmesi sebebiyle sorumlu sayılabilecekler aleyhine açılmaktadır. Bilgi toplumu hizmetinin bir bilgi iletişim ağı içinde sadece bir bilginin, içeriğin veya taşınan benzeri bir olgunun erişimini gerçekleştirenler, yani sadece genel ve yaygın ağın içinde işlev sahibi olan "hizmet sağlayıcı"lar (hizmet sunanlarara hizmeti sunanlar) haksız fiili oluşturan içerikle ilgili değillerdir, belki içeriğin anlamının veya kime yöneldiğinin ayırdındabile değillerdir, belki bilinçli bir şekilde onu bilmemektedirler. Onun için hizmet sağlayıcılar haksız rekabet fiilinden sorumlu tutulamazlar. Çünkü, böyle bir sorumluluğun meşruiyet temeli yoktur.

Eklenen dördüncü fıkra önce, hizmet sağlayıcılar için sorumsuzluk ilkesini koymaktadır (Hizmet sağlayıcıların başka kanunlarda düzenlenen "ara ve geçici saklama" dâhil diğer sorumluluklarının saklı olduğu şüphesizdir). Dördüncü fıkra daha sonra hizmet sağlayıcıların haksız rekabet oluşturan fiilden sorumlu tutulabilecekleri durumları Bilgi Toplumu Hizmetlerinin Bazı Hukuki Yönleri ve Özellikle İç Pazarda Elektronik Ticaret Konusunda 8 Haziran 2000 tarihli 2000/31/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (“Elektronik Ticaret Konusunda Direktif”) ile uyumlu bir şekilde belirlemektedir. Teknik olan bu sebepler için bilirkişi incelemesi gereklidir.

Bu konuda diğer hassas bir sorun da, bilgi toplumu hizmetini durduran tedbir kararlarıdır. Dördüncü fıkranın bu husustaki ilkesi, sistemi durduran tedbir kararlarının -kural olarak- verilemeyeceğidir. Çünkü böyle bir karar sadece uyuşmazlık konusu fiili değil bilgi toplumu hizmetini durdurmaktadır. Ancak dördüncü fıkra böyle etkileri geniş bir kararın hangi durumlarda verilebileceğini göstermektedir.

Konunun, göz ardı edilemez önemi dolayısıyla, dördüncü fıkra, böyle etkileri geniş bir karar vermeden önce mahkemenin ilgili hizmet sağlayıcısını (temsilcisini, mümkünse teknik temsilciyi) dinlemesi gereğini hükme bağlamıştır.

Dördüncü fıkra, ayrıca mahkemeye, içeriği geçici olarak kaldırtmak gibi etkileri sınırlı, somut olaya uyan, uygulanabilir tedbirler de alabilir.

 

 

 

 

MADDE 59 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

IV - Kararın ilanı

Madde 59 -

Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri haksız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şeklini ve kapsamını mahkeme belirler.

 

IV - Kararın ilanı:

Madde 61 -

Mahkeme, davayı kazanan tarafın talebiyle, masrafı haksız çıkan taraftan alınmak üzere hükmün katileşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir. İlanın şekil ve şümulünü hakim tayin eder.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 61 inci maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon:  Tasarının 59 uncu maddesi aynen kabul edilmiştir.

 

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”nın 59. maddesinde yer alan “hakim” ibaresinin çıkartılarak yerine “mahkeme” baresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Hukuk sistemimiz modern bir hukuk sistemi olarak, hakim değil mahkeme sistemidir. Bu sebeple bir yargısal kararın verilmesinden söz edilirken, hakim değil mahkeme ibaresinin kullanılması zorunludur.

 

 

 

 

 

MADDE 60 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

V - Zamanaşımı

Madde 60 -

56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur.

 

V - Müruruzaman:

Madde 62 -

58 inci maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle müruruzamana uğrar.  Şu kadar ki; ceza kanunları gereğince daha uzun bir müruruzaman müddetine tabi olan, cezayı müstelzim bir fiil işlenmiş bulunursa, bu müddet hukuk davaları hakkında da caridir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Maddedeki tek değişiklik, Türk Ceza Kanunundaki zamanaşımının dava zamana­şımı olduğunun belirtilmesidir. Bu açıklıkla uygulamadaki bir tereddüt giderilmiştir.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 60 ıncı maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

Esas Komisyon:  Yapılan değişiklik Ko­misyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”nın 60. maddesinde yer alan “Şu kadar ki,” ibaresinden sonra “haksız rekabet fiili aynı zamanda” ibaresinin eklenmesini, “işlenmişse” ibaresinin çıkartılarak yerine “niteliğinde ise” ibaresinin getirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Yukarıda teklifi sunulan “haksız rekabet fiili aynı zamanda” ibaresinin madde metnine eklenmesiyle, madde metninde yer alan cümledeki anlamsızlık giderilmiş olacaktır.

Madde metninde yer alan “işlenmişse” ibaresinin yerine “niteliğinde ise” ibaresinin getirilmesi ile madde hükmü ile ifade edilmek istenen amaç tam ve doğru şekilde ifade edilebilecektir.

 

 

 

 

MADDE 61 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

VI - İhtiyati tedbirler

Madde 61 -

(1) Dava açma hakkını haiz bulunan kimsenin talebi üzerine mahkeme, mevcut durumun olduğu gibi korunmasına, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde öngörüldüğü gibi haksız rekabet sonucu oluşan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, haksız rekabetin önlenmesine ve yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesine ve diğer tedbirlere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ihtiyati tedbir hakkındaki hükümlerine göre karar verebilir.

 

(2) Ayrıca, hak sahibinin yetkilerine tecavüz oluşturması hâlinde cezayı gerektiren haksız rekabet konusu mallara, ithalat veya ihracat sırasında hak sahibinin talebi üzerine, gümrük idareleri tarafından ihtiyati tedbir niteliğinde el konulabilir.

 

(3) El koyma ile ilgili uygulama bu konudaki mevzuata tabidir.

 

(4) Gümrük idarelerindeki tedbir veya el koyma kararının tebliğinden itibaren on gün içinde, esas hakkında ilgili mahkemede dava açılmaz veya mahkemeden tedbir niteliğinde karar alınmazsa idarenin el koyma kararı ortadan kalkar.

 

VI - İhtiyati tedbirler:

Madde 63 -

Dava açmak hakkını haiz olan kimsenin dilekçesi üzerine mahkeme, mevcut vaziyetin olduğu gibi muhafaza edilmesine, 58 inci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yazılı olduğu veçhile haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, haksız rekabetin men'ine ve yanlış veya yanıltıcı beyanların düzeltilmesine ve lüzumlu diğer tedbirlerin alınmasına Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun ihtiyati tedbir hakkındaki hükümlerine göre karar verebilir.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinden aynen alınmıştır.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 61 inci maddesinde, fikrî mülkiyet hukukuna ilişkin düzenlemeler ile uyumlu hâle getirilmesi amacıyla, maddeye ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralar eklenmiştir.

 

Esas Komisyon: Bu değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Türk Ticaret Kanunu Tasarısı”nın 61. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “dilekçesi” ibaresi yerine “talebi” ibaresinin getirilmesini, 1. fıkranın ilk cümlesinde yer alan “düzeltilmesine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve diğer tedbirlere” ibaresinin eklenmesini ve “rekabetin sonucu olan” ibaresinin “rekabet sonucu oluşan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Gerekçe: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 96 sıra sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 61’inci maddesinin içeriğine bir ilave eklemek, bir de değişiklik yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde üzerinde “dilekçe” yerine “talep” devamında da yine ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:mizde ifade ettiğimiz ibarenin, “rekabetin sonucu olan” ibaresinin yerine “rekabet sonucu oluşan” şeklinde bir ibarenin eklenmesini, değiştirilmesini özellikle ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK: olarak vurguluyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu tasarının görüşülmeye açıldığı ilk gün, Konya Milletvekilimiz Sayın Faruk Bal Genel Kurulda yapmış olduğu konuşmada ciddi uyarılarda bulunmuştur, yargının boşluğa düşeceği, ekonominin boşluğa düşeceği ikazlarını yapmıştır. AB müktesebatına uyum adı altında burada büyük bir yanlışlık yapıldığı ortadadır. O nedenle, Sayın Bal’ın da ifade ettiği gibi -burada, elimizde konuşma metni de mevcut- Türk Ticaret Kanunu’ndan önce Medeni Kanun’un, yani özel hukukun temeli olan Medeni Kanun’un bir bölümü olan Borçlar Kanunu’nda öncelikli olarak bir düzenleme yapma zorunluluğu ortadadır. Şimdi, böyle bir düzenlemenin, yani Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nın Genel Kurula getirilmiş olması ve kanunlaştırılmak istenmesinin, burada, ileride gerek finansal piyasalarda gerek ticaret ortamında, sanayimizde, tarımımızda, esnaf ilişkilerinde, hizmet sektöründe, velhasıl her alanda bizim millî ekonomimizi ciddi olarak sıkıntıya sokacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Burada benden önceki konuşmacılar bir de Madencilik Günü vesilesiyle vurguladılar. Biz de Madencilik Günü’nü kutluyoruz Türkiye’nin. Madencilik alanında daha da atılım içerisinde olmasını ve Türk madenciliğinin kendi insanları eliyle, ama modern teknolojiyle işletilmesini ve işlenerek dış piyasalarda satılmasını ve Zonguldak’ta istihdam amaçlı işe almalarda görülen çirkin ve kötü manzaraların maden sektöründe hiç yaşanmamasını bu vesileyle diliyorum.

Ayrıca, 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle insan hakkının her anlamda kutsal olduğunun bilincinde olarak, gelişmiş ülkelerde ya da az gelişmiş ülkelerde ya da gelişmekte olan ülkelerde, velhasıl -insanlık için temel olan insan hakkının- bütün ülkelerce olmazsa olmaz bir taban, bir baz olarak kabul edilmesini bu vesileyle ayrıca diliyorum. Ayrıca bugün, 4 Aralık 1859 yılında kurulan Mektebi Mülkiyenin yıl dönümü. Bu itibarla, mülkiyelileri de kutluyorum, nice yıllar diliyorum kendilerine.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ticaret Kanunu ele alındığı zaman özellikle medyada hep şunu görüyoruz: İşte “Otobüste tavuk taşınmayacak. Kokoreç yenmeyecek.” ya da “Toplu taşıma araçlarında koku yapan pide gibi gıdalar tüketilmeyecek.” şeklinde Ticaret Kanunu’na yönelik birtakım haberleri sizler de okuyorsunuz. Şimdi bunun ne düzeye indirgendiğini de hep birlikte görüyoruz.

O hâlde bu Türk Ticaret Kanunu ne amaçla, hangi kurum ve kuruluşla istişare edildi ki Genel Kurula getirildi? Acaba sivil toplum örgütleriyle konuşuldu mu? Akademisyenlerle, hukukçularla konuşuldu mu? Bu tasarı yasalaştığı zaman, yarın yargının eline geçtiği zaman mahkemelerimiz nasıl karar verecek? Ortada büyük bir karmaşanın olacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız.

 

 

 

 

MADDE 62 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

C) Ceza sorumluluğu

I - Cezayı gerektiren fiiller

Madde 62 -

a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler,

 

b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler,

 

c) Çalışanları, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, çalıştıranın veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını ele geçirmelerini sağlamak için aldatanlar,

 

d) Çalıştıranlar veya müvekkillerden, işçilerinin veya çalışanlarının ya da vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı gerektiren bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili önlemeyenler veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmeyenler,

 

fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar.

 

C) Cezai mesuliyet:

I - Cezayı müstelzim fiiller:

Madde 64 -

1. Elli yedinci maddenin 1, 2, 4, 5, 6, 8 ve 9 uncu bentlerinde yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işliyenler;

 

2. Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için şahsi durumu, emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı malümat verenler;

 

3. Müsdahdemleri, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri, istihdam edenin veya müvekkillerinin imalat veya ticaret sırlarını ifşa etmelerini veya ele geçirmelerini temin için iğfal edenler;

 

4. İstihdam edenler veya müvekkillerden, işçilerinin veya müstahdemlerinin veyahut vekillerinin, işlerini gördükleri sırada cezayı müstelzim olan bir haksız rekabet fiilini işlediklerini öğrenip de bu fiili menetmiyen veya gerçeğe aykırı beyanları düzeltmiyenler;

 

58 inci madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikayeti üzerine ceza mahkemesince bir aydan bir yıla kadar hapis veya beş yüz liradan on bin liraya kadar ağır para cezasiyle veya her ikisiyle birlikte cezalandırılırlar.

 

Haksız rekabetin men'i hakkındaki kesinleşmiş ilama rağmen haksız rakebet fiiline aynen veya tali değişikliklerle devam eden kimse altı aydan aşağı olmamak üzere hapis ve beş bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasına mahküm edilir ve suçlu re'sen takip olunur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinden dili güncelleştirilerek alınmış­tır. Ayrıca madde yeni Türk Ceza Kanununun cezalar sistemine uydurulmuştur.

Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde, 55 inci maddede yazılı haksız rekabet filelerini kas­ten işleyenler için ceza hükmü öngörülmüştür. Ancak, belirtilmelidir ki, ceza hükmünün uygulan­masında dikkat edilmesi gereken husus, suç ve cezaların kanunîliği ilkesi uyarınca 55 inci madde­de yer alan bentlerde "özellikle" ibaresinden sonra sayılan fiillere aykırılık halinde ceza söz konusu olabilecek, maddede doğrudan sayılmayan ancak haksız fiil oluşturabilecek diğer hallere aykırılık durumunda ise ceza verilmeyecektir.

 

Alt Komisyon: (1) Tasarının cezayı gerektiren haksız rekabete ilişkin 62 nci maddesinde "bir yıla kadar" şeklinde düzenlenen hapis cezası maddede öngörülen fiillerin ağırlığı ile orantılı olmaması nedeniyle iki yıla çıkarılmıştır.

(2) Alt Komisyonca, 14 üncü maddedeki değişikliğe uygun olarak "kişisel" ibareleri "şahsî" şeklinde değiştirilmiştir.

 

Esas Komisyon: Alt Komisyonca yapılan (1). değişiklik, Komisyonumuzca da kabul edilmiştir. Ancak, yapılan (2). değişiklik Komisyonumuzca kabul edilmemiş ve Tasarı metninde olduğu gibi "kişisel" ibaresi korunmuştur.

 

 

 

 

MADDE 63 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu

Madde 63 -

Tüzel kişilerin işlerini görmeleri sırasında bir haksız rekabet fiili işlenirse 62 nci madde hükmü, tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gerekmiş olan organın üyeleri veya ortakları hakkında uygulanır. Haksız rekabet fiilinin bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine de karar verilebilir.

 

II - Hükmi şahısların cezai mesuliyetleri:

Madde 65 -

Hükmi şahısların işleri görülürken bir haksız rekabet fiili işlenirse 64 üncü madde hükmü, hükmi şahıs namına hareket etmiş veya etmesi gerekmiş olan organın azaları veya ortaklar hakkında tatbik olunur. Şu kadar ki; para cezası ve masraflardan hükmi şahıs bu hakikı şahıslarla birlikte müteselsilen mesul olur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Madde, 6762 sayılı Kanunun 65 inci maddesinden alınmıştır.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 63 üncü maddesinde redaksiyon yapılmıştır.

 

 

 

 

MADDE 64 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

BEŞİNCİ KISIM

Ticari Defterler

A) Defter tutma ve envanter

I - Defter tutma yükümlülüğü

Madde 64 -

(1) (Değişik: 26/6/2012- 6335/8 md.) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.

   

(2) Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.

 

(3) (Değişik: 26/6/2012- 6335/8 md.) Fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri ile dördüncü fıkrada sayılan defterlerin açılış onayları, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından yapılır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır. Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. (Değişik dördüncü cümle: 28/3/2013- 6455/78 md.) Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır. Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili sırasında defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır. Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması halinde bu defterlerin açılışlarında ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanışında noter onayı aranmaz. Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.

 

(4) Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteri gibi işletmenin muhasebesiyle ilgili olmayan defterler de ticari defterlerdir.

 

(5) (Değişik: 26/6/2012- 6335/8 md.) Bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BEŞİNCİ FASIL

Ticari Defterler

A) Defter tutma mükellefiyeti:

I - Şümulü:

Madde 66 -

(1) Her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tesbit etmek maksadiyle, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri ve bilhassa, diğer kanunların hükümleri mahfuz kalmak üzere, aşağıdaki defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur:

 

1. Tacir hükmi şahıs ise yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve karar defteri;

 

2. Hususi hukuk hükümlerine göre idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediyeler gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan ve hükmi şahsiyeti bulunmıyan ticari işletmeler ile dernekler tarafından kurulan ticari işletmeler ve bunlara benziyen ve hükmi şahsiyeti olmıyan diğer ticari teşekküller, karar defteri hariç yukarki bentte yazılı defterleri;

 

3. Tacir hakiki şahıs ise karar defteri hariç olmak üzere birinci bentte yazılı defterleri veya işletmesinin mahiyet ve önemine göre sadece işletme defteri.

 

(2) (Ek fıkra: 29/3/2011- 6215/14 md.) Bu defterler elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulabilir. Bu defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca çıkarılacak müşterek bir tebliğle belirlenir.

 

(3) (Değişik fıkra: 29/3/2011- 6215/14 md.) Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.

 

II - Mesuliyet:

Madde 67 -

(1) Bir tacirin defter tutma mükellefiyetini yerine getirmeye salahiyetli kıldığı kimsenin bu defterlere geçirdiği kayıtlar, o tacirin kendisi tarafından tutulmuş kayıtlar hükmündedir.

 

(2) Ticari defterlerin kısmen veya tamamen mevcut olmamasından yahut kanuna uygun surette tutulmamasından veyahut saklanması mecburi olan defter ve kağıtların gereği gibi saklanmamasından doğan mesuliyet doğrudan doğruya işletme sahibine ve hükmi şahıslarda idare organının azalarına veya idare işlerine salahiyetli olan kimselere ve hükmi şahsiyeti olmıyan ticari işletme ve teşekküllerde onları idareye salahiyetli olan kimselere aittir. Bunlar, kusuru memur ve müstahdemlerine yükleterek bu mesuliyetten kurtulamazlar.

 

(3) 66 ncı maddenin birinci fıkrasının 1 ila 3 üncü bentlerinde sayılan defterleri tutma mükellefiyetini hiç veya kanuna uygun şekilde yerine getirmeyip de ikinci fıkraya göre mesul olanlar üç milyon liradan otuz milyon liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmaması halinde, bunları tutmakla vazifelendirilmiş olan kimseler dahi aynı cezaya mahküm edilirler. Diğer kanunlarda bulunan cezai hükümler mahfuzdur.

 

(4) Hakimler, noterler, sicil memurları ve diğer memurlar resmi muameleler dolayısiyle bir tacirin defter tutma mükellefiyetine aykırı hareket ettiğini öğrenince keyfiyeti müddeiumumiliğe bildirmeye mecburdurlar.

 

IV - Tasdik ettirme ve beyanname verme mükellefiyeti:

Madde 69 –

(1) (Değişik birinci fıkra: 11/6/2003- 4884/1 md. )

Şirket kuruluş aşamasında 66 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı defterler kullanılmaya başlanmadan önce tacir tarafından ticarî işletmenin bulunduğu yerin ticaret sicili memurluğuna veya notere ibraz edilir. Bu defterler, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde tasdik ve imza olunur. Sicil memuru veya noter, defterlerin kaç sayfadan ibaret bulunduğunu ilk ve son sayfaya yazarak resmî mühür ve imzasıyla tasdik eder. Noterlerce tasdik edilen defterlerin mahiyet ve adetleri ve bunların kime ait olduğu en geç yedi gün içinde ilgili ticaret sicili memurluğuna bildirilir. Şirketlerin müteakip yıl defterleri ile kullanılması zorunlu diğer defterler 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerine göre tasdik olunur.

 

(2) Her tacir, tutmaya mecbur olduğu diğer defterlerle tutmak istediği defterlerin her birinin nevi ve mahiyetleriyle sayfa sayılarını gösteren iki nüsha beyannameyi bu defterleri kullanmaya başlamadan önce sicil memuruna vermeye mecburdur. Memur, bunlardan birisini tasdik ederek tacire geri verir. Bu mükellefiyeti hiç veya kanuna uygun şekilde yerine getirmiyen tacirin bu gibi defterleri lehine delil olamaz.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: Alm. TK'nın 238 inci paragrafından alınan, bazı hükümleri yönünden 6762 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi ile benzerlikler içeren, dünya çapında ulusal ve uluslararası standartlar bakımından evrensel nitelik taşıyan bu fıkra, her tacirin ticarî defter tutmak yükümlülüğüne ilişkin emredici bir kural koymaktadır. Bu yükümlülükten hiçbir tacir ayrık tutulamaz. Tacir Tasarının 12 nci ve 16 ncı maddelerine göre tanımlanır. Maddede ve kenar başlığında "ticarî defter" ibaresi kullanılmış olmasına rağmen gerçekte, muhasebe tutulması yükümü ifade edilmiştir; yoksa kastedilen günlük defter, büyük defter gibi defterler değildir. "Muhasebe" ise sisteme gönderme yapar. Tacirin tüzel kişi olması halinde defterleri tutma sorumluluğu yöneticilere ve yönetim ku­ruluna aittir. Yöneticiler ve yönetim kurulu, ilgili tüzel kişiye ilişkin özel hükümlere göre belirlenir; sorumluluk da aynı hükümler çerçevesinde saptanır. Defter tutulması, yani fiilen kayıtların işlenmesi kişiye bağlı bir görev ve yetki olmadığı için kayıtların bizzat sorumlular tarafından yapılması def­terlerin sorumlularca bizzat tutulması anlamına gelmez. Kastedilen fonksiyondur. Anonim şirketler­de bu yükümlülük, yönetim kurulunun devredilemez yetkileri başlığı altında Tasarının 375 inci maddesinde "Muhasebenin ilkelerinin belirlenmesi" şeklinde ifade olunmuştur. Defteri bizzat tutacak kişilerin gerekli bilgiyi haiz uzman kişiler arasından seçilmesi zorunluğu, yöneticiye ve yö­netim organlarına gene bir sorumluluk halinde yüklenmiştir.

Defterlerin, Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarını yansıtır şekilde hazırlanan Türkiye Muhasebe Standartlarına (m. 88), bu standartlarda hüküm bulunmayan hallerde doğrudan Uluslara­rası Finansal Raporlama Standartları'na göre, tacirin ticarî işlemleriyle malvarlığı durumunu açıkça gösterir şekilde tutulması şarttır. Muhasebenin tutuluşunda Türkiye Muhasebe Standartları ve bu bağlamda IFRS emredici niteliktedir. Bu sonuç 88 inci maddeden doğar. Hükmün Türkiye Muhasebe Standartlarına ve Tasarının 88 inci maddesine gönderme yapması özel bir anlam taşır. Muhasebe Vergi Usul Kanununa ve vergi mevzuatına göre tutulamaz. Muhasebe vergi için tutulmaz. Vergi verilerini ve sonuçlarını bu suretle tutulan muhasebeye dayandırır. Birinci fıkranın birinci cümlesi defter tutmanın kanunî amacını kesin bir tarzda, açıklık öğretisine ve bu öğretiyi yansıtan doğmasına uygun bir şekilde koymaktadır. Açıklığın ölçüsü, uzman bir üçüncü kişinin defterlerden edineceği fikirdir. Başka bir deyişle, söz konusu uzman kişi defterlerden işletmenin durumunu anlaya- bilmelidir. "Üçüncü kişi" ibaresi, tacirden bağımsızlığı ve yansızlığı ifade eder. Bu hüküm, defterlerin aynı zamanda uzmanca, profesyonellik ilkelerine göre, meslek etiği, yöntemi ve terimleri uyarınca tutulması gereğini de ortaya koymakta, yoksa defterlerin herkesin değil, sadece uzmanların anlayabilecekleri tarzda tutulması anlamına gelmemektedir. "Makûl bir süre" ile kastedilen, defteri inceleyen uzmanın bazı kayıtları anlayabilmek amacı ile ayrıca araştırma yapmasına, bilgi toplama­sına, açıklama istemesine gerek olmaksızın, o kaydı, sebebini, dayanağını ve gereğinde sonuçlarını değerlendirebilmesidir. Uzmanın "fikir edinmesi" demek tacirin malvarlığı durumunun, borçlarını yerine getirmeye yeterli olup olmadığı yorumunu yapabilmesidir, yoksa bir denetim elemanı gibi denetim sonuçlarını ortaya koyması, döküm yapması, sonuçları belirlemesi aranmaz.

Yüküm tacir sıfatını kazanma, tacir sayılma ve tacir gibi sorumlu olma tarihinden veya anından itibaren başlar (m. 87), saklama yükümlülüğü bir yana, tacir sıfatın, tacir gibi sayılma ve tacir gibi sorumlu olma konumunun son bulmasına kadar devam eder. İlk iki varsayımda tacirin kaydının ticaret sicilinden silinmesi esas alınabilir. Son varsayımda ise yükümün son bulması somut olaya göre belirlenir.

Temel defterler dışında hangi defterlerin tutulması gerektiği hükümde belirtilmemiştir. 6762 sa­yılı Kanunda olduğu gibi, "işletmenin niteliğinin ve öneminin gerektirdiği" ölçüsü ile defterlerin be­lirlenmesi uygun değildir. Bunu Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu belirlemelidir. Defterin uygun tutulmaması, cezaî yönden bu Kanuna ve ilgili diğer kanun hükümlerine göre sonuçlar doğurur.

İkinci fıkra: İkinci fıkrada belgeleme ve kaydın belgeye (evrak-ı müsbiteye) dayanması ilkesi öngörülmüştür ("Belge yoksa kayıt da yoktur" ilkesi). Hüküm teknik gelişmelere uygun olarak saklama ortamını sınırlayıcı olmayan, gelişmelere açık bir tarzda göstermiştir.

Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkra deftere resmiyet verilmesi yani onay gereğini belirtmekte ve bunun usulünü göstermektedir. Dördüncü cümle bir uygulama hükmü olduğu için ayrıntılar Sanayi ve Ticaret Bakanlığının düzenlemesine bırakılmıştır. Tasarı 6762 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinde 4884 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, kural olarak uyum içerisindedir. 6762 sayılı Kanunun 69 uncu maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi noter yanında sicil memuruna da onay yetkisini vermiştir. Bu yetkinin 6762 sayılı Kanunda sicil memuruna tanınmasının sebebi, şirketlerin kurulu­şunu süratlendirmektir. Kuruluş sırasında oda gerekli belgeyi derhal verebilecek ve doğrudan doğ­ruya sicile gidilerek şirketin tescili gerçekleştirilebilecektir. Başka bir değişle, noter aradan çıkabi­lecektir. Bu amaç göz önünde tutularak sicil müdürünün onay yetkisi kuruluşa özgülenmiştir. Diğer yandan, Tasarıda, uygulamadaki bazı aksaklıklara engel olmak için faaliyet belgesinin notere sunul­ması gereği öngörülmüştür.

Bu madde ile defterlerin tümü açılış ve kapanış onayına tâbi tutulmuştur. Bu değişikliğin sebebi çift defter kullanımını olabildiğince engellemektir. Çift defter sadece hesaplara ilişkin ticarî def­terlerde değil, aynı zamanda pay defteri, karar defteri ve genel kurul karar defterlerinde de sık rast­lanan bir olgudur. Bu defterlerden herhangi biri kapatılmadan yenisi açılabilmekte, ihtilaflarda mah­kemenin önüne değişik defterler çıkabilmektedir. Bu çoğu kez hileli bir davranış teşkil eden çift def­ter uygulamasına özellikle pay defteriyle, yönetim kurulu karar defterinde çok sık rastlanmaktadır. Uygulamada sıkışıklığa yol açmamak için onay süresi izleyen faaliyet döneminin altıncı ayına kadar uzatılmıştır.

Dördüncü fıkra: Uygulamada tartışmalı olan bir konuya açıklık getirmektedir. Pay, karar ve müzakere defterlerinin ticarî defter sayılması teoriye uymamakta, uygulamanın gereksinimini duy­duğu gibi kural olarak kanuna girmiş bulunmaktadır. Kuralın amacı, karine oluşturmak, ispatta yar­dımcı olmak gibi işlevlere sahip söz konusu defterlere, ticarî defterlere uygulanan güven ve disiplin kurallarını uygulayabilmektir. Uygulamada tasdiklere tâbi olmayan bu defterlerin çoğu kez güvenilemez durumda oldukları görülmüştür.

 

Alt Komisyon: Tasarının 64 üncü maddesinin ikinci fıkrasında ayraç içi kelimeler metne işlenmiş, dördüncü fıkrasında bahsedilen karar defterinin, yönetim kurulu karar defteri olduğu hususuna açıklık getirilmesi amacıyla değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Alt Komisyonca kabul edilen bu değişiklik Komisyonumuzca da benimsenmiştir.

Ayrıca, aşağıda açıklanan gerekçelerle maddenin üçüncü fıkrasında Komisyonumuzca değişiklik yapılmıştır:

Ticari defterlerin onayında noterin odalardan getirilecek faaliyet onay belgesi yerine ticaret sicili müdürlüklerinden alınacak ticaret sicili tasdiknamesini araması işin özüne daha uygun olacaktır. Gerek yürürlükteki Kanuna göre, gerek Tasarıya göre tacirin kaydı ticaret sicilinde tutulur. Ticaret sicili müdürlükleri, kamusal yanı meslek odalarından daha ağır basan ve kayıtlarının niteliği bakımından meslek odalarına göre tacire ilişkin daha güncel ve daha kapsamlı veriler içeren kurumlardır. Zira, tacir ticari işletmesini ve ticaret unvanını, bundan başka, tescil edilmiş hususlarda meydana gelen değişiklikleri ticaret siciline tescil ettirir. Ticaret sicilinde tescilli bilgilerin ilgili meslek odasına intibakı kanunen zorunlu olsa da uygulamada aksaklık doğabilecektir. Kaldı ki, Tasarı aynı maddenin birinci fıkrasına göre defter tutma yükümünü tacire getirdiğine göre, defter onaylarında aranacak belgenin de taciri tanımlaması, dolayısıyla yine Türk Ticaret Kanununda düzenlenen ve tacirin sicilini tutan kurum tarafından verilmesi işin doğası gereğidir. Ayrıca, ticaret siciline kaydı zorunlu olan ancak farklı meslek odalarına kayıtlı kişilerin notere birbirinden farklı belge ibraz etmesinin de böylece önüne geçilmiş olacaktır.

Bu defa, yetkisiz kişilerce defter onaylatılmasının önüne geçmek amacıyla ticari işletmeyi ve taciri temsile yetkili kişinin kim ya da kimler olduğunu gösteren sicil tasdiknamesinin sadece kuruluşlarda değil, tüm açılış onaylarında aranması mükerrer defter kullanımının önüne geçilmesi ve ticaret sicili müdürünün tacirin durumunda tescili gerekli değişiklikleri takip edebilmesi bakımından son derece yararlı olacaktır.

 

ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

Görüşülmekte olan 96 sıra sayılı Kanun Tasarısının 64 üncü maddesinin kenar başlığında yer alan "yükümü" ibaresinin "yükümlülüğü" şeklinde ve üçüncü fıkrasının da aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(3) Ticarî defterler, açılış ve kapanışlarında noter tarafından onaylanır. Kapanış onayları, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar yapılır. Şirketlerin kuruluşunda defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hallerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır.

Türkiye Muhasebe Standartlarına göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir tebliğle belirlenir."

 

Gerekçe: Bu ÖNERGE İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK: ile kelime tashihi yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esaslarının Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir tebliğle belirlenmesine imkân sağlanmıştır.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 8 -

6102 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“(1) Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir.”

 

“(3) Fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri ile dördüncü fıkrada sayılan defterlerin açılış onayları, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından yapılır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır. Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere yaptırılır. Ticaret şirketlerinin ticaret siciline tescili sırasında defterlerin açılışı ticaret sicili müdürlükleri tarafından da onaylanabilir. Açılış onayının noter tarafından yapıldığı hâllerde noter, ticaret sicili tasdiknamesini aramak zorundadır. Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması halinde bu defterlerin açılışlarında ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanışında noter onayı aranmaz. Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.”

 

“(5) Bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.””

 

Gerekçe: Ticari defterlerin, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre tutulması yükümlülüğünün kaldırılması nedeniyle maddenin birinci fıkrasında yer alan "Türkiye Muhasebe Standartlarına ve 88 inci madde hükümleri başta olmak üzere" ibaresi yürürlükten kaldırılmış, fıkrada geçen "malvarlığı" ibaresine netlik kazandırılmış, maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle defterlerin açılış onaylarının hangi sürede yaptırılacağı, bu defterlerden sadece yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayına tabi olacağı, pay defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defterinin yeterli yapraklarının bulunması halinde bu defterlerin izleyen faaliyet döneminde veya dönemlerinde de tekrar açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılabileceği, defterlerin elektronik ortamda tutulması halinde noterce yapılması gereken açılış ve kapanış onaylarının bu defterler için aranmayacağı, fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulacak ticari defterlerin nasıl tutulacağı ile diğer hususların Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılacak tebliğle belirleneceği hüküm altına alınmış, beşinci fıkra ile de bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişilerin 213 sayılı Yergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymaları ve bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümlerinin, vergi kanunlarından farklı düzenlemeler içermesi sebebi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 8’inci maddesi Komisyonumuzca aynen kabul edilmiştir.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 42 -

6102 sayılı Kanunda yer alan;

1) “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığının”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığından”, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığına” ibareleri sırasıyla “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığının”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığından”, “Gümrük ve Ticaret Bakanlığına”,”

“şeklinde değiştirilmiştir.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapımtekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

6455 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 78 -

13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır.””

 

Gerekçe: Yevmiye defteri, muhasebe ile ilgili defterlerden olması sebebiyle bilançonun çıkartılmasında esas alınmaktadır. Özellikle bağımsız denetime tabişirketler bakımından bilançonun çıkartılmasının uzayabilmesi sebebiyle üç aylık sürenin sıkışıklığa yola açabileceği değerlendirilmektedir. Öte yandan, 213 sayılı Kanunun 219 uncumaddesine göre yevmiye defterine kayıtlar en geç kırkbeş gün içinde yapılması zorunludur. Son işlemin yılın son günü yapılması durumunda yevmiye defterine kayıt en geç 15 Şubatta yapılacaktır. Bu nedenle, 31Marta kadar olan üç aylık sürede bir uygulama sıkışıklığı yaşanması ihtimali bulunmaktadır. Öte yandan, yönetim kurulu karar defteri ise muhasebe ile ilgili bir defter olmayıp, kararlar alındıktan sonra alınan kararların yazıldığı kâğıdın yapıştırıldığı veya kararların yazılı hale dönüştürülüp geçirildiği defterlerdir. Bu sebeple alınan kararların, karar defterine geçirilmesi bakımından bir süreç gerekmemektedir. Ayrıca, çifte deftertutmanın önüne geçilebilmesi bakımından eski defterin kısa bir sürede kapanış tasdikinin yapılması uygun olacaktır. Bu itibarla, karar defterlerinin kapanış onayları için Kanunda öngörülen üç aylık sürenin de uzun olduğu değerlendirilmektedir. Söz konusu hususlar dikkate alınarak, madde ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesinin değiştirilmesine yönelik düzenleme yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Çerçeve 59 uncu madde; madde numarasının 78 olarak teselsül ettirilmesi suretiyle kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

MADDE 65 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

II - Defterlerin tutulması

Madde 65 -

(1) Defterler ve gerekli diğer kayıtlar Türkçe tutulur. Kısaltmalar, rakamlar, harfler ve semboller kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtilmelidir.

 

(2) Defterlere yazımlar ve diğer gerekli kayıtlar, eksiksiz, doğru, zamanında ve düzenli olarak yapılır.

 

(3) Bir yazım veya kayıt, önceki içeriği belirlenemeyecek şekilde çizilemez ve değiştirilemez. Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yasaktır.

 

(4) Defterler ve gerekli diğer kayıtlar, olgu ve işlemleri saptayan belgelerin dosyalanması şeklinde veya veri taşıyıcıları aracılığıyla tutulabilir. (…) Defterlerin ve gerekli diğer kayıtların elektronik ortamda tutulması durumunda, bilgilerin saklanma süresince bunlara ulaşılmasının ve bu süre içinde bunların her zaman kolaylıkla okunmasının temin edilmiş olması şarttır. Elektronik ortamda tutulma hâlinde birinci ilâ üçüncü fıkra hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

 

BEŞİNCİ FASIL

Ticari Defterler

A) Defter tutma mükellefiyeti:

I - Şümulü:

Madde 66 -

(1) Her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tesbit etmek maksadiyle, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri ve bilhassa, diğer kanunların hükümleri mahfuz kalmak üzere, aşağıdaki defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur:

 

1. Tacir hükmi şahıs ise yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve karar defteri;

 

2. Hususi hukuk hükümlerine göre idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediyeler gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan ve hükmi şahsiyeti bulunmıyan ticari işletmeler ile dernekler tarafından kurulan ticari işletmeler ve bunlara benziyen ve hükmi şahsiyeti olmıyan diğer ticari teşekküller, karar defteri hariç yukarki bentte yazılı defterleri;

 

3. Tacir hakiki şahıs ise karar defteri hariç olmak üzere birinci bentte yazılı defterleri veya işletmesinin mahiyet ve önemine göre sadece işletme defteri.

 

(2) (Ek fıkra: 29/3/2011- 6215/14 md.) Bu defterler elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulabilir. Bu defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca çıkarılacak müşterek bir tebliğle belirlenir.

 

(3) (Değişik fıkra: 29/3/2011- 6215/14 md.) Tacir, işletmesiyle ilgili olarak gönderilmiş bulunan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikrofiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekildeki bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür.

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: Alm. TK.'nın 239 uncu paragrafından alınan bu hüküm defterlerin tutulmasına ilişkin şekle ilişkin kuralları içermektedir. Madde ayrıca yorumlanmayı gerektirmeyecek kadar açık hükümler içermektedir. Kısaltmalar, harfler ve semboller, işlem yapan kişilerin adlarını, ticarî işletmelerin ve şirketlerin unvanlarını, konularını, gümrük veya diğer bir düzenlemenin pozisyon numaralarını ifade edebilir. Söz konusu kısaltmaların, sayıların, harf ve sembollerin anlamları duraksamaya yer bırakmayacak kesinlikte ve tekdüze olmalıdır. Defterlerin Türkçe'den başka dil ile tutulamayacağı emredici niteliktedir.

İkinci fıkra: İkinci fıkra, bilânço ilkelerinden bazılarına, yani tamlık, doğruluk, zamanında kayıt ve düzen ilkelerine açıkça gönderme yapmakta, ancak bunları tanımlamamaktadır. Uyulması gerekli ilkeler fıkrada yazılı olanlarla sınırlı değildir. Anılan ilkelerin uygulaması, defterlerin tutulmasından itibaren başlar. İlkelerin içerikleri, kapsamları, 88 inci maddenin birinci fıkrası hükmünde öngörülen kavramsal çerçeveleri, standartlarda, öğretide ve mahkeme kararlarında tanımlanıp anlam ve boyut kazanacaktır. İlkeler defterlerin ve yılsonu finansal tabloların taşıyıcı kolonlarıdır; evrenseldir.

Tamlık, kısaca işletme iş ve işlemlerin eksiksiz olarak, yani herhangi bir boşluk yaratmadan muhasebeleştirilmesi, kaydı gereken bir iş ve işlemin kayıt dışı bırakılmaması demektir. Muhasebedeki tamlık ilkesi bilânçodaki tamlık ilkesinden farklıdır. İkincisi aktif ve pasiflerin tamlığını, aktif ve pasif listesinin ne eksik ne de fazla olmasını ifade eder.

Doğruluk, kaydın gerçeğe uygun ve sadık bir biçimde iş ve işlemi yansıtmasıdır. İşlemin gerçeğe sadık bir şekilde muhasebe kaydı haline gelmesi, inceleyenin yanlış yorumlara yöneltilmeden aktarılmasıdır. Burada gerçeğe bağlılık İngilizce'deki "fair" sözcüğünün karşılığıdır. "Fair" Anglo­Sakson çevreleri dışında yabancı öğretide de kullanılmakta ve Kara Avrupası dillerinde tam karşılığı bulunmamaktadır. Bu güçlük Türkçe'de de vardır.

Zamanında kayıt, muhasebe kaydının zamanında yapılması, sonraya bırakılmaması gereğini ifade eder. İlke muhasebe kaydının 5-10 gün gibi belirli süre içinde yapılmasını öngörmemekte, genel kabul gören muhasebe kurallarına uygun olarak "zamanında" ölçüsünü kullanmaktadır. "Zamanında", hemen veya derhal anlamına gelmediği gibi, haftalara da izin vermemekte, gerçekçi ancak kısa bir süreye yani, muhasebeleştirmenin olağan süresine işaret etmektedir.

Düzen ilkesi ile, yapılan iş ve işlemlerin kaydının zaman akışına göre, yani kronolojik sırada tarih ve belge numarası dikkate alınarak yapılması kastedilmektedir.

Üçüncü fıkra: Çizimler, saklayıcı, örtücü ve karartıcı değil düzeltici ve gerçeği yansıtıcı olmalıdır. Bu sebeple, eski kayıt, karalanmamalı, kapatılmamalı, herhangi bir madde veya araçla silinmemeli, görülecek, okunacak, ne olduğu bilinecek tarzda sadece temiz bir biçimde çizilmelidir.

Dördüncü fıkra: Son fıkra defter tutanlara, kayıtları, olguları ve işlemleri içeren ve aynı zamanda da kanıtlayan belgelerin saklanmasında ikili seçenek sunmaktadır. Birincisi fizikî dosyalama, ikincisi ise veri taşıyıcılarının kullanılmasıdır. "Veri taşıyıcıları" terimi, inter alia, mikrofişleri, CD'leri, magnetleri ve elektronik ortamı ifade eder. Hüküm teknik gelişmeleri dikkate almakta, elektronik ortam uygulamalarına olanak sağlamaktadır. Bu dördüncü fıkra, IFRS dikkate alınarak belirlenecek olan Türk standartları uygulamasıyla boyut kazanmaya müsaittir.

 

Alt Komisyon: -

 

Esas Komisyon: Tasarının 65 inci maddesinde Komisyonumuzca redaksiyon yapılmıştır.

 

6335 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK:

“Madde 41 -

6102 sayılı Kanunun;

1) 65 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “; şu şartla ki, muhasebenin bu tutuluş biçimleri ve bu konuda uygulanan yöntemler Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmalıdır”,”

“ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.”

 

Gerekçe: Madde ile, 6102 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle bazı hükümlerin değiştirilmesi ve yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.

 

Esas Komisyon: Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi 6102 sayılı Kanunun değişikmaddelerinde ibare değişiklikleri ile yürürlükten kaldırma hükümlerini ihtiva etmektedir. Ancak; kanun yapım tekniğine uygunluk bakımından ibarelerin yürürlükten kaldırılması değil, madde metninden çıkarılması gerektiğinden Tasarının çerçeve 39’uncumaddesi kanun yapım tekniğine uygunluk sağlanması amacıyla redaksiyona tabi tutulmuştur. Bu bağlamda Tasarının çerçeve 39’uncu maddesinin; ibare değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 40’ıncı madde, metinden çıkarma değişiklikleri öngören hükümleri çerçeve 41’inci ve yürürlükten kaldırma değişiklikleri öngören hükümleri ise çerçeve 43’üncümadde olarak düzenlenmiş ve diğer maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

MADDE 66 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

III - Envanter

Madde 66 -

(1) Her tacir, ticari işletmesinin açılışında, taşınmazlarını, alacaklarını, borçlarını, nakit parasının tutarını ve diğer varlıklarını eksiksiz ve doğru bir şekilde gösteren ve varlıkları ile borçlarının değerlerini teker teker belirten bir envanter çıkarır.

 

(2) Tacir açılıştan sonra her faaliyet döneminin sonunda da böyle bir envanter düzenler. Faaliyet dönemi veya başka bir kanuni terimle hesap yılı oniki ayı geçemez. Envanter, düzenli bir işletme faaliyetinin akışına uygun düşen süre içinde çıkarılır.

 

(3) Maddi duran malvarlığına dâhil varlıklarla, ham ve yardımcı maddeler ve işletme malzemeleri düzenli olarak ikame ediliyor ve toplam değerleri işletme için ikinci derecede önem taşıyorsa,  değişmeyen miktar ve değerle envantere alınırlar; şu şartla ki, bunların mevcutları miktar, değer ve bileşim olarak sadece küçük değişikliklere uğramış olsunlar. Ancak, kural olarak üç yılda bir fiziksel sayım yapılması zorunludur.

 

(4) Aynı türdeki stok malvarlığı kalemleri, diğer aynı nitelikteki veya yaklaşık aynı değerdeki taşınabilir malvarlığı unsurları ve borçlar ayrı ayrı gruplar hâlinde toplanabilir ve ortalama ağırlıklı değer ile envantere konulabilir.

 

III - Envanter defteri:

1. Umumi olarak:

Madde 72 -

(1) Envanter defterine işletmenin açılış tarihinde ve mütaakiben her iş yılı sonunda çıkarılan envanterler ve bilançolar kaydolunur.

 

(2) Envanter ve bilançonun taallük ettiği tarihe "bilanço günü" denir.

 

(3) İş yılı, altı aydan az, on iki aydan çok olamaz. Kanunda aksine hüküm olmadıkça, iş yılı sonu için çıkarılacak envanter ve bilançoların gelecek iş yılının ilk üç ayı içinde tamamlanmış olması lazımdır.

 

(4) Envanter defterine geçirilen envanter ve bilanço; tacir, kolektif ve komandit şirketlerde hudutsuz olarak mesul olan bütün ortaklar, donatma iştiraklerinde bütün donatanlar ve tacir sıfatını haiz olan diğer şirket ve kurumlarda idare işlerine salahiyetli olan kimseler tarafından imza ve notere ibraz olunur. Noterin yapacağı muamele hakkında 70 inci maddenin son fıkrası tatbik olunur. İmza edilen envanter ve bilançonun ilanı ve resmi makamlara verilmesi hakkındaki hükümler mahfuzdur.

 

(5) Envanter defteri ciltli ve sayfaları müteselsil sıra numaralı olur.

 

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: Her tacir işletmesinin açılışında bir envanter çıkarmalıdır (ilk envanter). Bunu her hesap dönemi sonunda tekrarlamalıdır. Envanter belli bir zamanda, bir işletmenin aktifleri ve pasifleri ve bunların kanunen öngörülen ölçütlere göre yapılmış değerlemeleri bağlamında "nesi var-nesi yok" anlamına gelen teknik bir terimdir. Envanter kısaca işletmenin aktif ve pasifini değerleriyle gösteren liste demektir. Tamlık ve doğruluk ilkeleri amaç yönünden envanteri tanımlar. Envanter tam ve doğru değilse, işletmenin hesapları ve sonuçları doğru çıkmaz. İlk envanter gerçek/doğru değilse bu düzeltilemez. Onun için birinci fıkra ilk envanterin, şirketin taşınmazlarının, alacak ve borçlarının, nakit parasının ve diğer varlıklarının eksiksiz ve doğru bir şekilde gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir. Gerçeği yansıtmayan bilânço envanterden başlar. Tamlık ve doğruluk ilkeleri envantere, dolayısıyla ilk envantere de egemendir.

Birinci fıkra tamlık, doğruluk yanında varlıkların ve borçların teker teker gösterilmesi, yani ka­lemlerde toplama, hamur ve mahsup yapmama, konsolide etmeme ilkeleri yanında denetlenebilirlik kuralını da içerir.

İkinci fıkra: İkinci fıkra, her faaliyet yılının sonunda çıkarılacak envanteri hükme bağlamakta ve faaliyet (hesap) dönemini oniki ay ile sınırlamaktadır. İlk faaliyet yılı, işletmenin açılışı ile başlayıp hesap döneminin son günü biteceğine göre, oniki aydan az olabilir; daha doğrusu çoğu kez oniki aydan az olur. Ancak bu istisna dışında oniki aydan kısa faaliyete ve dolayısıyla faaliyet dönemine bağlı envanter dönemi olamaz. Bu oniki ayın başlangıcı ve sonu işletmenin konusunun özelliği sebebiyle değişebilir.

İkinci fıkra envanterin çıkarılması süresini de kesin bir şekilde belirtmeksizin emredici bir kurala bağlamıştır: Envanter bilânçodan önce çıkarılmış olmalıdır. Çünkü, bilânço envantere dayanacaktır. Bu anlamda ikinci fıkradaki "düzenli bir işletme faaliyetine uygun süre" ifadesiyle envanterin, bilânço gününden önce bilânçoya esas alınabilecek bir süre içinde çıkarılması kastedilmektedir. Onun için bu süre ile 69 (c)'deki süre örtüşmez. Anılan madde bilânçonun çıkarılma süresi olup, envanteri izleyecektir. Hükmün amacı, envanterin çıkarılmasını süreye bağlayarak bilânçonun gecikmesini önlemektir.

Hüküm, üçüncü fıkra ve 67 nci madde ile birlikte yorumlanır. Buna göre envanter üçüncü fıkra ve 67 nci maddeye göre diğer envanterlerde de esas alınır, yani tekrarlanır. Ancak bu hüküm de 64 üncü maddenin beşinci fıkrası hükmüne tâbidir.

Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkra da, kural olarak değişmeyen değer ilkesini benimsemiştir. Kural malvarlığı unsurlarının teker teker değerlendirilmesidir. Hüküm bunun iki istisnasını öngörmektedir. Bunlardan birincisi maddî duran malvarlığına dahil varlıklar, ikincisi ise, dönen malvarlığı kategorisi kapsamındaki işletme ihtiyaçları için düzenli bir şekilde ikame edilen ham ve yardımcı maddelerle, akaryakıt gibi işletme malzemeleridir. Her ikisi de daha önceki değişmeyen değerleriyle (sabit değer) envantere alınabilirler. Ancak, ikinci kategorinin işletmede devamlı ikame edilmesi yanında toplam değerleri ile sabit değerleri arasındaki farkın küçük olması gerekir. Bu kural sürekli olarak uygulanamaz. Üç yılda bir fizikî, yani tam ve gerçek değerle varlıkların teker teker değerlendirilmesi suretiyle envanterin çıkarılması gerekir.

İkinci fıkra hükmünün uygulanabilmesi için Türkiye Muhasebe Standartlarında aksinin öngö­rülmemiş olması şarttır. Çünkü, Türkiye Muhasebe Standartlarının dayandığı ve yansıttığı uluslara­rası standartlar kural olarak sabit değer ilkesine yer vermemekte, teker teker değerlendirmeyi üstün tutmaktadır. Hükmün uygulandığı tarihte Türkiye Muhasebe Standartları envanter gününde sabit değere ilişkin iki istisnaya izin vermezse 64 üncü maddenin beşinci fıkrası hükmü gereği ikinci fıkra uygulanmayacaktır.

Dördüncü fıkra: Son fıkra aynı grup içerisine girebilecek stok malvarlığı, taşınır malvarlığı unsurları ve borçların ayrı ayrı gruplandırılmasına ve ortalama ağırlıklı değerle envantere konulma­sına olanak veren bir hükümdür.

 

Alt Komisyon: Alt Komisyonca, Tasarının 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, mevzuat hazırlama usulüne uygunluğun sağlanması amacıyla değişiklik yapılmıştır.

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 67 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

IV - Envanteri kolaylaştırıcı yöntemler

Madde 67 -

(1) Envanter çıkarılırken, malvarlığı mevcudu, sondaj yöntemine göre ve genel kabul gören matematiksel-istatistiksel yöntemler yardımı ile çeşit, miktar ve değer olarak belirlenir. Kullanılan yöntem, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmalıdır. Bu şekilde düzenlenen envanterin vardığı sonuçlar, fiziksel sayım yapılmış olsaydı elde edilecek olan envanterin sonuçlarına eş düşmelidir.

 

(2) Bir faaliyet döneminin kapanış envanteri düzenlenmesinde Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun başka bir yöntemin uygulanması suretiyle, cins, miktar ve değer olarak malvarlığı mevcudunun güvenle tespiti sağlanabiliyorsa fizikî envanter gerekli değildir.

 

(3) Faaliyet döneminin kapanışında, fizikî sayım veya ikinci fıkraya göre izin verilen diğer bir usul kullanılarak malvarlığı kalemlerinin cins, miktar ve değerine göre faaliyet döneminin kapanışından önceki üç veya sonraki iki ay içinde bulunan bir gün itibarıyla düzenlenmiş özel bir envanterde gösterilmişse, ayrıca bu özel envantere dayalı olarak ve Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun bir şekilde ileriye dönük tahmin yöntemiyle, faaliyet döneminin sonunda mevcut varlıkların o faaliyet döneminin sonu itibarıyla değerlemesi doğru yapılıyorsa, varlıklara ilişkin envanterin yapılmasına gerek yoktur.

 

Karşılığı yoktur.

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra: Birinci fıkra genel kabul gören matematiksel-istatistiksel sondaj yöntemine izin vermektedir. Sondaj fizikî envanterin tersidir. Fizikî envanterde, aktif ve pasif kalemlerin envanteri, depolara inilerek, alacak ve borçlulara gidilerek onlarla mutabık kalınan bakiyeler alınarak, varlıkları teker teker sayarak, ölçerek tartarak ve değerlendirilerek yapılır. Sondaj yönteminde ise genel kabul gören matematiksel-istatistiksel örneklerle belirleme yoluna gidilir.

Birinci fıkranın son iki cümlesi sondaj yönteminin kullanılması halinde yöntemin dikkatli, ba­siretli ve nesnel olması gereğini ve bu şekilde uygulanmasını hükme bağlamakta, sondaj sisteminin öznel değerlendirmelere, genel kabul görmeyen olasılık ve tahminlere dayandırılmaması gereğini ifade etmektedir.

İkinci fıkra: İkinci fıkra, sondaj yöntemine göre envanter çıkarılabilmesinin şartını belirle­mektedir. Şart, kısaca şöyle formüle edilebilir: Envanter günündeki duruma göre fizikî yöntem uy­gulansaydı aynı sonucu vereceği kesin ise genel kabul gören muhasebe ilkelerine uygun başka bir yöntem uygulanabilir.

Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkra, saymaya, tartmaya, ölçmeye dayalı yani nicel olmasına gerek bu­lunmaksızın, değerleri artırarak, eksilterek envanter çıkarılmasını düzenlemekte ve bunun iki hâlde mümkün olduğunu öngörmektedir.

 

Alt Komisyon:  Alt Komisyonca, Tasarının 67 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentlerinden oluşturulması yerine, anlam bütünlüğü bozulmadan bentler birleştirilerek, tek fıkra halinde düzenlenmiştir.

 

Esas Komisyon: Yapılan bu değişiklik Komisyonumuzca da kabul edilmiştir.

 

 

 

 

MADDE 68 :

Yeni Kanun

Eski Kanun

 

B) Açılış bilançosu, yılsonu finansal tabloları

I - Genel hükümler

1. Düzenleme yükümü

Madde 68 -

(1) Tacir, ticari faaliyetinin başında ve her faaliyet döneminin sonunda, varlık ve borçlarının tutarlarının ilişkisini gösteren finansal tabloyu (sırasıyla açılış bilançosunu ve yıllık bilançoyu) çıkarmak zorundadır. Açılış bilançosunda, yılsonu finansal tablolarının, yılsonu bilançosuna ilişkin hükümleri uygulanır.

 

(2) Tacir, gelir tablosunu hazırlar.

 

(3) Bilanço ile gelir tablosu, yılsonu finansal tablolarını oluşturur. 514 üncü madde ile Türkiye Muhasebe Standartlarının bu konudaki hükümleri saklıdır.

 

Karşılığı yoktur.

YENİ KANUNUN GEREKÇESİ    

 

Tasarı metninde yer alan gerekçe:

Birinci fıkra ve ikinci fıkra: Hüküm, her tacir için açılış bilânçosu ile yıllık bilânço düzenlenmesinin zorunlu olduğunu öngörmekte ve açılış bilânçosuna uygulanacak hükümleri göstermektedir. Hüküm ayrıca bilânço kavramının anlamına da kısa bir gönderme yapmaktadır.