• Dönem: 23. Dönem
  • Yasama Yılı: 5
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 05.04.2011
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

DÖNEM: 23                            CİLT: 98                    YASAMA YILI: 5

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

86’ncı Birleşim

5 Nisan 2011 Salı

 

(Bu Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile

konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak

yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I. -  GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. -  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan’ın, Karabük ilinin ve Türk demir çelik sanayisinin kuruluşunun 74’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana Çukurova Üniversitesinde 200 dönüm arazi üzerinde kurulu zeytin gen bahçesinin söküldüğüne ilişkin açıklaması

2.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, özel yetkili mahkemelerde savunma makamının görev yapmasının engellendiğine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Avukatlar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, konuşmasında hiçbir partiye yönelik komplo iddiasında bulunmadığına dair açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 23 milletvekilinin, taşımalı eğitimde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1100)

 

B) Tezkereler

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1447)

2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1448)

3.- TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan’ın, NATO KİS Merkezi ile İsviçre Misyonu tarafından Cenevre’de 30 Mart-2 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlenecek olan “Silahların Kontrolü Silahsızlanma ve Yayılmanın Önlenmesi Alanlarında Parlamentoların Rolü” konulu toplantıya katılacağına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1449)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılarak Tarımsal Üretimde Kullanılan Elektriğin Düşük Fiyattan Satılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/515) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/266)

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- ÖSYM’nin sorunlarının araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/485) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Nisan 2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

2.- Akaryakıt fiyatlarındaki artış hakkında verilen (10/1034) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Nisan 2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

3.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 744 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1017) (S. Sayısı: 746)

 

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Büyük Cemahiriyesi Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/872) (S. Sayısı: 681)

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı’nın (S. Sayısı: 746) Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla, Başkanlıkça işleme alınıp alınamayacağı hususunda

 

X.- OYLAMALAR

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı’nın oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Libya Arap Halk Sosyalist Büyük Cemahiriyesi Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un, diyabet hastalarına ve tedavide kullanılan kan şekeri ölçüm çubuğu alımıyla ilgili genelgeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/18571)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, SGK tarafından bazı nedenlerle maaşları kesilen emeklilerin mağduriyetinin önlenmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/18592)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ekonomik krizin ülkemiz ekonomisine etkilerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/18597)

4.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki yöneticilerin daha önceki görevlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/18651)

5.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, Mustafa Kemal Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’ndaki odasının boşaltıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/18652)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, akaryakıt kaçakçılığına ve Ulusal Marker Projesi’nin gecikmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18662)

7.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, bir beldede TOKİ tarafından tapulara şerh konulduğu ve kamulaştırma yapılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/18663)

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Mavi Akım doğal gaz boru hattının İsrail’e uzatılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18698)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Azerbaycan-Türkiye doğal gaz boru hattına ve bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18706)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sosyal güvenlik denetmenliği kadrolarına yapılacak atamalarda mevcut tecrübeli personelden yararlanılmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/18839)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SGK personeline fazla çalışma ücreti verilip verilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/18842)

12.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Japonya-Fukuşima Nükleer Santralindeki sızıntının ülkemizin nükleer enerji politikasına etkisine ve yeni kurulacak olan nükleer santrallere ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18897)

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santrali İşletme Müdürlüğünün personel taşıma işi ihalesiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18902)

14.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in, Akkuyu Nükleer Santrali Projesi’ne ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18904)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak dört oturum yaptı.

 

Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy, Kahramanmaraş’ta bulunan Germenicia Antik Kenti’nin tanıtımına ve Türk turizmine kazandırılmasına,

Karabük Milletvekili Cumhur Ünal, Karabük Demir Çelik İşletmelerine ve Karabük ilinin 74’üncü kuruluş yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, Trakya çiftçisinin sorunları ve Ergene Havzasına ilişkin gündem dışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in verdiği rakamlarla insanlarımızı yanılttığına,

Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı, Trakya çiftçisinin Ziraat Bankasına olan borçlarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Macaristan Ulusal Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Mihaly Balla ve beraberindeki parlamento heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyaretlerine ilişkin Başkanlık Tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

 

Adana Milletvekili Tacidar Seyhan ve 34 milletvekilinin, Mersin-Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1099) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1012) (S. Sayısı: 725),

2’nci sırasında bulunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/1016) (S. Sayısı: 719),

6’ncı sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/990) (S. Sayısı: 646)

Görüşmeleri tamamlanarak yapılan oylamalardan sonra;

3’üncü sırasında bulunan, Türkiye’de Yapılan Birleşmiş Milletler Konferansları ve Toplantılarına Dair Ayrıcalık, Bağışıklık ve Diğer Bazı Hususlara İlişkin Düzenlemeler Hakkında Birleşmiş Milletler ve Türkiye Arasındaki Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1011) (S. Sayısı: 699),

4’üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü Arasında İslam Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsünün Türkiye’de Kurulması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1008) (S. Sayısı: 702),

5’inci sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükûmete Yetki Verilmesine Dair Kanun, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile Asya Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasına Katılmamızın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1006), (S. Sayısı: 712),

Görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamalardan sonra;

Kabul edildi ve kanunlaştı.

 

5 Nisan 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 22.00’de son verildi.

 

 

                                                                   Nevzat PAKDİL

                                                                    Başkan Vekili

                Bayram ÖZÇELİK                                                                      Fatih METİN

                          Burdur                                                                                       Bolu

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

                    Yaşar TÜZÜN                                                                       Gülşen ORHAN

                          Bilecik                                                                                       Van

                       Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

                                                                                                                                               No.:  116

II.- GELEN KÂĞITLAR

1 Nisan 2011 Cuma

Teklifler

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 1 Milletvekilinin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi (2/896) (İçişleri; Kadın Erkek Fırsat Eşitliği; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.3.2011)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/897) (Avrupa Birliği Uyum; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 31.3.2011)

 

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Kamu Personel Yönetiminin Geliştirilmesi ve Desteklenmesi Alanlarında İşbirliğine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/699) (S. Sayısı: 735) (Dağıtma tarihi: 1.4.2011) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı ve Almanya Federal Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı Arasında Yapılan Mühimmat Dahil Leopard 2 Ana Muharebe Tankı Silah Sisteminin Müşterek Konfigürasyon Kontrol Yönetimi (JCCM) Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/982) (S. Sayısı: 737) (Dağıtma tarihi: 1.4.2011) (GÜNDEME)

3.- Araştırma Organizasyonu, Programları ve Faaliyetleri İçin Avrupa Anlayışı Hakkında (EUROPA) Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/875) (S. Sayısı: 740) (Dağıtma tarihi: 1.4.2011) (GÜNDEME)

4.- Ortak Savunma Araştırma ve Teknoloji Projeleri Konulu 1 Numaralı Avrupa Araştırma Grubu Düzenlemesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/871) (S. Sayısı: 741) (Dağıtma tarihi: 1.4.2011) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/895) (S. Sayısı: 742) (Dağıtma tarihi: 1.4.2011) (GÜNDEME)


                                                                                                                                                 No.: 117

4 Nisan 2011 Pazartesi

Raporlar

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve 1 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı’nın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (2/889, 894) (S. Sayısı: 744) (Dağıtma tarihi: 4.4.2011) (GÜNDEME)

2.- Askeri Tesislerin Güvenliği İleri Sürülerek Muğla İli Köyceğiz İlçesi Sultaniye Köyü Büyükkaraağaç Mahallesinin Boşaltılmasına İlişkin Uygulamalara Son Verilmesi Talebini İçeren Dilekçelere İlişkin Dilekçe Komisyonu Genel Kurulunun 24/12/2010 Dağıtım Tarihli ve 23 Numaralı Kararına, İzmir Milletvekili Mehmet Vecdi Gönül ve Afyonkarahisar Milletvekili Veysel Eroğlu’nun İtirazları ve Dilekçe Komisyonu Genel Kurulu Raporu (5/5) (S. Sayısı: 745) (Dağıtma tarihi: 4.4.2011) (GÜNDEME)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Batman’da bir partinin yöneticileri hakkında bilgi istenildiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19025) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

2.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, bir İngiliz şirketinin vergi borcuna ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19026) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

3.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, açılışı yapılan tesislere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19027) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

4.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, NATO’nun Libya’ya müdahalesine ve bir açıklamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19028) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

5.- Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu’nun, Sümela Manastırında yapılan ayine ve Karadeniz Bölgesini kapsayacak Pontus televizyonu kurulacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/19029) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van-Muradiye’ye bağlı köylerin sulama sorununa ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/19030) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

7.- Balıkesir Milletvekili Ergün Eydoğan’ın, Balıkesir-Bandırma’da bir şirketin ÇED raporu alıp almadığına ve denetimlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/19031) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

8.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, İstanbul Büyükada’da bulunan bir parkın yıkımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19032) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

9.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, İstanbul-Fatih’teki Fevzipaşa Caddesinin bazı bölümlerinin otopark yapılması amacıyla bir şirkete devredildiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19033) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

10.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, uyuşturucu madde taşıdığı iddiasıyla gözaltına alınan bir kişiyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19034) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

11.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Kararın güncellenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19035) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

12.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, teknik eğitim veren program ve bölümlerin mezunlarının memuriyetteki özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19036) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, eğitim müfettişlerinin özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/19037) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2011)

14.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’da gıda güvenliği, hijyen ve kalite analizi yapan laboratuvarlara ve yapılan denetimlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19038) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

15.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’de gıda güvenliği, hijyen ve kalite analizi yapan laboratuvarlara ve yapılan denetimlere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/19039) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

16.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, yerleşim alanı içerisindeki baz istasyonlarının çevre ve halk sağlığına etkilerine ve baz istasyonunun kaldırılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/19040) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

17.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, TÜRKSAT yetkililerinin haksız ücret aldıkları iddiasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/19041) (Başkanlığa geliş tarihi: 29/03/2011)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Şükrü Elekdağ’ın, ABD’den F-35 savaş uçağı alımına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/19042) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

19.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde kitap toplatıldığı iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19043) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

20.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, tarımsal sulamada denetim amaçlı görev yapacak sorumlu elektrik mühendisi giderlerinin karşılanmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/19044) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Anayasa Mahkemesi üyelerinin ant içme metninde yapılacak değişikliğe ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18017)

2.- Gaziantep Milletvekili Akif  Ekici’nin, 2003-2010 yılları arasında açılan maddi ve manevi tazminat davaları ve sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18029)

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bir hükümlünün avukatlarıyla görüşmelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18031)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, cezaevlerindeki tutuklulara internet olanağı sağlandığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18032)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, CMK’nın 102. maddesi kapsamında serbest bırakılan sanıklara ve kaçan sanıkların yakalanması için alınan tedbirlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18033)

6.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, HSYK’nın bazı atama kararlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18034)

7.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Polis Meslek Yüksek Okulu sınav sorularının çalınması hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18035)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, karşılıksız çek düzenleme suçu nedeniyle açılan davaların sayıları, verilen para cezaları ve cezalandırılan kişilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18087)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, karşılıksız çek düzenleme suçundan dolayı dava açılmış kişilere ve cezaevinden kurtulmaya yönelik kanuni düzenlemeye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18088)

10.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, bir kitabın yasaklanmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/18089)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, insan taşımacılığı yapanların kullandığı akaryakıttan alınan vergilere, otogar çıkış ücreti ile otopark ücretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18516)  

12.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Kırıkkale’nin Büyükavşar Beldesi ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18518)  

13.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, tarihi eserlerin restorasyonu çalışmalarında meydana gelen yangınlara ve bunun sebeplerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18519)  

14.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, bir cezai soruşturmayla ilgili bilgilerin basına sızdırıldığı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18520)  

15.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, basın mensupları hakkında açılan adli soruşturmalara, medya kuruluşlarının vergi incelemelerine ve basın özgürlüğünü sağlayıcı tedbirlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18521)  

16.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bir belediye başkanı ile bazı yöneticiler hakkında ihaleye fesat karıştırma iddiasına ve yürütülen adli ve idari soruşturmaların sonucuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/18522)  

17.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir sanıkla ilgili sahte delil üretildiği iddiasına ve yürütülen soruşturmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18532)  

18.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’ya yeni stadyum yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18533)  

19.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının Brooklyn Belediyesini ziyaretiyle ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18534)  

20.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İDO’da çalışan gemi adamlarının maaşı ve avukatlık hizmet alımıyla ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18535)  

21.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa-Mustafakemalpaşa’da bazı köy yollarının onarımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18536)  

22.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa-Nilüfer’e bağlı bir köyün yol ve kanalizasyon sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18537)  

23.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, bir avukatın öldürülmesi ile ilgili adli soruşturmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18538)  

24.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’da asfalt danışmanlığı hizmet alımına ve asfalt katılım payı tahakkukuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18539)  

25.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Kadirli Kültür Merkezi inşaatına ve Osmaniye’de bulunan diğer kültür merkezlerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/18541)  

26.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, sözleşmeden kadroya geçen personele yolluk verilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/18542)  

27.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat Belediyesinin bir tesisi vergi borcu mukabilinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığına devrettiği iddiasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/18543)  

28.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, okul kantinlerine ve denetimlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18544)  

29.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Giresun Üniversitesi rektör seçimine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18545)  

30.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun-Vezirköprü’deki YİBO’nun kapatılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18546)  

31.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Kuzey Irak’a Kürtçe eğitim görmek üzere öğretmen gönderildiği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18547)  

32.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, dönüştürülen ve birleştirilen eğitim kurumlarındaki norm kadro fazlası öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18548)  

33.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, İstanbul-Beykoz’da bazı okullarda yapılan “Güçler ve Güçlükler” anketine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18549)  

34.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kütahya ve ilçelerindeki taşımalı eğitime ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18550)  

35.- Hatay Milletvekili Gökhan Durgun’un, Hatay’da bir okul müdür yardımcısı hakkındaki iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18551)  

36.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, ÖSYM’deki bazı çalışanlarla ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18552)  

37.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, yenilenen KPSS Eğitim Bilimleri Sınavına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/18553)  

38.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, ithal sığırların Konya Sarayönü Konuklar Tarım İşletmesinde karantinaya alınmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18556)  

39.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da don ve sel afeti sebebiyle zarar görenlere yapılan yardımlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18557)  

40.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat Belediyesinin bir tesisi vergi borcu mukabilinde Bakanlığa devrettiği iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18558)  

41.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, TCDD’nin bir dergisinde yayınlanan yazıya ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18559)  

42.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İstanbul Boğazına yapılması planlanan üçüncü köprüye ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18560)  

43.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, kamyonet tipi araçlara tartı kontrolünde kesilen cezalara ve kamyonetlerin azami yük ağırlığı kriterlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18561)  

44.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı seyahatlere, bunlara katılanlara ve ödenen harcırahlara ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18562)  

45.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, TCDD’nin bir dergisinde yayınlanan yazıya ve kadın erkek cinsiyet eşitsizliğine ilişkin Devlet Bakanından (Selma Aliye Kavaf) yazılı soru önergesi (7/18563)  

46.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, görevi esnasında hayatını kaybeden askerlerin yakınlarına, şehit yakınlarına tanınan hakların sağlanmasına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/18564)  

47.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Bakanlık şube müdürlüğü kadrolarına ve yapılan atamalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/18565)  

48.- Yozgat Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat Belediyesinin dış kaynaklı kredi kullanımı nedeniyle Hazine Müsteşarlığına olan borcuna ve bir tesisin devredildiği iddiasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/18567)  

49.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın, KKTC ile yaşanan soruna, büyükelçinin görevden alınmasına ve yeni yapılan atamaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/18568)

                                                                                                                                 No.:   117’ye Ek

4 Nisan 2011 Pazartesi

Raporlar

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 Milletvekili, Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38 Milletvekili, Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23 Milletvekili, Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 Milletvekili, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22 Milletvekili, Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 Milletvekili, Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekili, Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28 Milletvekili, Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27 Milletvekili, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 Milletvekili, İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25 Milletvekili, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23 Milletvekili, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 Milletvekili, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23 Milletvekili, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 Milletvekili, Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23 Milletvekili, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 Milletvekili, Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve 24 Milletvekili, Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekili, Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19 Milletvekili, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23 Milletvekili, Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25 Milletvekili, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 Milletvekili, İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39 Milletvekili, Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 Milletvekili, Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23 Milletvekilinin Ülkemizde Yaşanan Çevre Sorunlarının Araştırılarak Sürdürülebilir Çevre Politikası İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/3, 8, 12, 28, 31, 33, 38, 42, 47, 56, 59, 62, 64, 65, 68, 71, 84, 87, 89, 98, 101, 119, 145, 146) (S.Sayısı: 352)  (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

2.- Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün ve 26 Milletvekilinin,  CHP Genel Sekreterinin Yasa Dışı Dinlendiği İddiasının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergesi ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/203) (S.Sayısı: 344) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 23 Milletvekili, Antalya Milletvekili Tayfur Süner ve 26 Milletvekili, Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 31 Milletvekili, Yalova Milletvekili İlhan Evcin ve 20 Milletvekili, Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ve 24 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 21 Milletvekili, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 20 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Mithat Melen ve 22 Milletvekili, İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 Milletvekili, Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu ve 30 Milletvekilinin, Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/60, 63, 99, 242, 243, 244, 245, 246, 254, 256) (S.Sayısı: 549) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

4.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 20 Milletvekili, Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 34 Milletvekili, İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 39 Milletvekili, Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 25 Milletvekili, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 21 Milletvekili, Mardin Milletvekili Emine Ayna ve 19 Milletvekili, Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı ve 19 Milletvekili, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 24 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 28 Milletvekili, Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 22 Milletvekili, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 Milletvekili, Adana Milletvekili Hulusi Güvel ve 26 Milletvekili, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 29 Milletvekili, Muş Milletvekili M. Nuri Yaman ve 19 Milletvekili, İzmir Milletvekili Canan Arıtman ve 21 Milletvekili, Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 Milletvekili, Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 27 Milletvekili, Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir ve 20 Milletvekili, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekili, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 28 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 27 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 21 Milletvekili, Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 24 Milletvekili, Manisa Milletvekili Ahmet Orhan ve 23 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Alev Dedegil ve 21 Milletvekilinin, Kayıp Çocuklar Başta Olmak Üzere Çocukların Mağdur Olduğu Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve  Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10 / 90, 190, 210, 235, 312, 433, 438, 466, 474, 496, 531, 539, 558, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574) (S.Sayısı: 589) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

5.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 Milletvekili, Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekili, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekili, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 21 Milletvekili, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve 23 Milletvekilinin Kanser Hastalığı Konusunun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/348, 551, 666, 667, 668)  (S.Sayısı: 648) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

6.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Sivas Milletvekili ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 Kişinin Hayatını Kaybettiği Helikopter Kazası ve Kurtarma Çalışmalarının Tüm Yönleriyle Araştırılarak Benzer Durumların Yaşanmaması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98’inci İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/333, 334, 335-3/1090) (S.Sayısı: 700) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

7.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 Milletvekili, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak ve 25 Milletvekili, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 20 Milletvekili, Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 19 Milletvekili, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ve 27 Milletvekili, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 Milletvekili, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 23 Milletvekili, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve Batman Milletvekili Bengi Yıldız, Antalya Milletvekili Abdurrahman Arıcı ve 21 Milletvekili, Sivas Milletvekili Hamza Yerlikaya ve 19 Milletvekili, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 22 Milletvekili, Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 24 Milletvekilinin, Spor Kulüplerinin Sorunları ile Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/80, 91, 267, 674, 714, 737, 739, 876, 877, 878, 879, 880) (S.Sayısı: 733) (Dağıtma tarihi:  4.4.2011) (GÜNDEME)

                                                                                                                                               No.:  118

5 Nisan 2011 Salı

Rapor

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1017) (S. Sayısı: 746) (Dağıtma tarihi: 5.4.2011) (GÜNDEME)

 

Meclis Araştırması Önergesi

1.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 23 Milletvekilinin, taşımalı eğitimde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1100) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/03/2011)

 

 

 

                                                                                                                                    No.:     118’e Ek

5 Nisan 2011 Salı

Tasarı

1.- Afgan Ulusal Polisinin Eğitilmesi ve Kapasitesinin Geliştirilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşbirliği Yapılmasına Dair Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/1019) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.4.2011)


5 Nisan 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekili arkadaşıma gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Karabük ilinin ve Türk demir çelik sanayisinin kuruluşunun 74’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan’a aittir.

Sayın Ceylan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan’ın, Karabük ilinin ve Türk demir çelik sanayisinin kuruluşunun 74’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET CEYLAN (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Meclisimizin 23’üncü Döneminin bu son haftasının ilk gününde Karabük Demir Çelik İşletmelerinin ve “Karabük’ün kuruluşu”nun 74’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; bilindiği üzere, güzel ülkemizin seksen bir vilayetinin birçok ilinde yılın belli günlerinde düşman işgalinden kurtuluş günleri kutlanmaktadır ama bir cumhuriyet kenti olan Karabük’te ise kurtuluştan ziyade “kuruluş günü” kutlanmaktadır. 3 Nisan 1937 yılında cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda -ülkemizin sanayileşmesi konusunda- Karabük’te ilk ağır sanayi tesisi Karabük Demir Çelik İşletmelerinin temeli atılmış bulunmaktadır.

Aradan yetmiş dört yıl geçmiştir. Karabük Demir Çelik İşletmeleri bu süreç içinde giderek büyümüş ve ülkemizin sanayileşme ve kalkınmasında gerçekten çok önemli roller üstlenmiş bulunmaktadır. Sadece çelik üretimiyle değil ama onun ötesinde, mühendislik hizmetleriyle Türkiye’de birçok sanayi tesisinin -çimento fabrikaları, çay fabrikaları, kuleler, antenler, köprüler, barajlar ve benzeri gibi tesislerin- yapımında Karabük Demir Çelik İşletmelerinin, şimdiki KARDEMİR’in mühendislerinin, işçilerinin, ustalarının emekleri, alın terleri bulunmaktadır. İşte o açıdan Karabük Demir Çelik İşletmeleri ve KARDEMİR, bölgemiz açısından son derece önemlidir.

1937 yılında on dört haneli sadece bir köy olan Karabük, bugün nüfusu 100 binleri aşan, gerçekten gelişen modern çehresiyle bir cumhuriyet kenti olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Karabük’ün bugünlere gelmesinde Karabük Demir Çelik İşletmelerinin çok büyük emekleri vardır. Karabük’e bu sayededir ki ülkemizin birçok yerinden işçiler, ustalar göç ederek bu tesislerde çalışmışlardır. Ben buradan bir kez daha, bu tesisleri kuranları, başta Büyük Atatürk olmak üzere, arkadaşlarını ve emeği geçenleri şükranla yâd ediyorum, ruhları şad olsun.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tabii, Karabük, ifade ettiğim gibi, 1937 yılında on dört haneli bir köy. Karabük Demir Çelik İşletmelerinin büyümesiyle birlikte, gelişmesiyle birlikte Karabük giderek büyümüş, göç almış ve 1950’li yıllarda kasaba ve 1995 yılında da vilayet olmuş bulunmaktadır.

Tabii, vilayet statüsüne geçtikten sonra, ilçe statüsünden vilayet statüsüne geçtikten sonra da kurumsal yapıları ve diğer yatırım ve hizmetleri açısından büyük ihtiyaç hissetmiş. İşte, Karabük, özellikle AK PARTİ İktidarı döneminde, son sekiz buçuk yılda ihtiyaç duyduğu bu yatırım ve hizmetleri önemli ölçüde almış ve bu ihtiyaçlarını kapatmış bulunmaktadır.

2007 yılında kurulan Karabük Üniversitesi, bugün 10 fakültesi, 6 yüksekokuluyla birlikte 12 bin öğrenci kapasitesine ulaşmış  ve dört yıl içinde 32 binlere ulaşacak bir üniversiteye sahip olmuş bulunmaktadır. POMEM’iyle, ilk ve ortaöğretim kurumlarıyla, sağlık tesisleriyle, yeni hastaneleriyle, ağız ve diş sağlığı merkeziyle, 300 yataklı modern hastanesiyle, 100 kilometrenin üzerinde duble yollarıyla, doğal gazıyla, Karasu içme suyu tesisleriyle, KÖYDES’le yaptığı projelerle, TOKİ tarafından 3 bine yakın konut ve öğrenci evleriyle ve gurur duyduğu Kardemir Karabüksporuyla, barajlarıyla, organize sanayisindeki yatırımlarıyla Karabük, gerçekten cumhuriyet kenti olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Eksikliklerini de -barajlarını ve diğer yatırımlarını- inşallah AK PARTİ İktidarının gelecek döneminde tamamlayacaktır.

Bu duygu ve düşünce içinde Karabük’ün ve KARDEMİR’in kuruluşunun 74’üncü yıl dönümünü bir kez daha kutluyorum. 23’üncü Dönemde görev yapan bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, bu yeni seçimde başarılar diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ceylan, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 14’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’a aittir.

Sayın Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, merhum Alparslan Türkeş’in ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 4 Nisan tarihi itibarıyla partimizin kurucusu Alparslan Türkeş Hakk’ın rahmetine yürümüştür, 14’üncü yıl dönümünü dün mezarı başında andık. Bu Meclisin bir mensubuydu, Türk siyasi hayatının mümtaz şahsiyetlerinden biriydi; Türk milletinin hayatında, getirdiği değerlerle, kurduğu siyasi partiyle gerçekten çok derin izler bırakan, hizmet eden, emek veren çok büyük, önemli bir şahsiyetti. Yalnız Türkiye’de değil, Türk milletinin yaşadığı her coğrafyada saygıyla anılan bir büyük Türk evladıydı. Onu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, onun yetiştirdiği bir ülkücü olarak rahmetle ve şükranla anıyorum. O gerçekten bir duygu ve düşünce olarak en büyük ortak paydamız olan Türk milliyetçiliği fikrini bir ideolojiye, bir siyasi programa, bir iktidar olma projesine dönüştüren ve buna dayalı kadroları yetiştiren, siyasi partiyi kuran, Türk siyasi hayatında ender büyüklerimizden biridir.

Alparslan Türkeş seksen yaşında rahmetli olmuştur. Çalışırken Hakk’a yürümüştür. İnandığı dava yolunda bütün ömrünü, bütün enerjisini tüketmiştir. Çalışırken, bu davaya hizmet ederken, ülkesine, milletine hizmet ederken o yolda hayatını tüketmiş ve rahmete yürümüştür. Onun, bu milletin hayatında çok önemli, hayatının her döneminde, bu ülkenin geleceğinde, bu milletin hizmetinde çok önemli katkıları, hizmetleri olmuştur. Bakınız, bugün devletimizin vazgeçemeyeceğimiz birçok kurumunun kuruluşunda rahmetli Türkeş’in Başbakan Müsteşarı olarak imzası bulunmaktadır. Türk siyasi hayatında birçok değerin, ortak değerin tesisinde rahmetli Türkeş’in tavrı vardır, sözü vardır, eylemi vardır. İktidarda olsun muhalefette olsun, Mecliste olsun Meclis dışında olsun, Türk siyasetine öncülük yapmıştır, Türk siyasetini yönetenlere bir anlamda danışmanlık yapmıştır.

Onun söylediği çok önemli ve bugün için çok ihtiyacımız olan bir iki hususu da arz etmek istiyorum. Birincisi, rahmetli Türkeş derdi ki: “En kötü demokrasi en iyi askerî yönetimden daha iyidir.” Milletin iradesine, milletin iradesiyle oluşmuş Türkiye Büyük Millet Meclisine ve ondan çıkan iktidarıyla, muhalefetiyle sivil yönetimine çok önem verir, çok değer verir, kendisi bir asker, kendisi bir ihtilalin mensubu olmakla beraber demokrasiye, milletin iradesinin şekillendirdiği demokratik yönetime samimiyetle inanırdı.

Bir diğer hadise, milletin birliğini çok önemserdi. Gerçekten, bu topraklarda yaşayan halkın adı olarak andığı Türk milleti onun için her şeyin merkeziydi, temeliydi. Kürt-Türk ayrımına çok kızardı, insanların kendilerini soylarıyla tanıtmalarına çok kızardı ve unutmayınız, derdi ki: “Ben ne kadar Türk’sem Kürtler de o kadar Türk’tür, Kürtler kendilerini ne kadar Kürt hissediyorlarsa ben de o kadar Kürt’üm.” Biz, et-tırnak misali bir olmuş, kardeş olmuş, tarih yazmış, geçmişi paylaşmış, geleceği paylaşmak iradesinde bir milletiz. Bu milleti farklılıkların üzerinden ayrıştırmanın, bunu işte “demokratik proje” diye veya “millî birlik, kardeşlik projesi” diye bu milleti ayrıştırmanın kimseye faydası olmadığını rahmetli Türkeş dün söylemiştir, bugünleri öngörmüştür. Rahmetli Türkeş haklı çıkmıştır. Onu, tekrar şükranla, rahmetle yâd ediyor, saygılar sunuyorum, huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Gündem dışı üçüncü söz “Avukatlar Günü” münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’na aittir.

Sayın Türkmenoğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “5 Nisan Avukatlar Günü” nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 5 Nisan avukatlar için özel bir anlamı olan gündür. Türkiye'nin en eski barosu olan İstanbul Barosunun ilk genel kurul toplantısını yaptığı 5 Nisan 1878 tarihinden ilham alan ve ilk defa 1987 yılında kutlanmaya başlanan 5 Nisan Avukatlar Günü, meslektaşlarımız için özel bir anlam ifade etmiş ve bu vesileyle, avukatlık mesleğinin önemi, mesleğin sorun ve zorlukları gündeme getirilmeye çalışılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi hukuk devleti ilkesinin birinci ve en önemli şartı bağımsız ve tarafsız yargıdır. Savunma olmadan bağımsız ve tarafsız bir yargıdan bahsedilemeyeceği gibi savunma almadan ve savunma yapılmadan gerçekleştirilen bir yargılamanın gerçek ve adil bir yargılama sayılamayacağı hukuk devleti ilkesinin temel gereğidir. Doğru ve güvenilir bir yargılama bağımsız mahkemelerin, hâkimlerin, savcıların varlığı kadar bağımsız avukatların da varlığını gerektirmektedir. Bu anlamda, savunmanın temsilcileri olan avukatlar da yargının diğer aktörlerinden daha az öneme sahip değildirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şüphesiz ki Türkiye’de yargının sorunları olduğu kadar buna bağlı olarak avukatlarımızın da önemli sorunları bulunmaktadır. Yargının kurucu unsurlarından olan ve kamu hizmeti niteliği taşıyan avukatlık mesleği zor ve meşakkatli bir geçmişten günümüze gelmiş ve meslektaşlarımız türlü zorluklarla mesleklerini ifa etmişlerdir. Geçmişte bir taraftan bürokrasinin hantal ve yavaş işleyen yapısıyla uğraşan avukatlar bir taraftan da müvekkiline durumu açıklamakta zorlanmış ve her türlü aksaklığı üstlenmek zorunda kalmıştır. Yıllarca uzayan davalar, delile ulaşmada yaşanan zorluklar, bu nedenlerle kaybedilen davalardan avukat sorumlu tutulmuş ve toplum nezdinde güvene layık görülmeyen bir meslek konumuna getirilmeye çalışılmıştır. Hükûmet konaklarının bir kenarına sıkıştırılmış adı “saray” olan adliye binalarından adaletin tecelli edeceği beklenmiş ve devlet korumasında olan hâkim ve savcıların yanında avukat adaletin kötü çocuğu sayılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletin doğru ve kendine yakışır fiziki mekânlarda tecelli etmesine inanan Hükûmetimiz, bu anlamda  cumhuriyet tarihinin en önemli icraatlarından birine imza atmış ve tüm Türkiye’de adliye binalarını görkemli yapılara kavuşturmuştur. Sayın Başbakanımızın özel gayretleriyle gerçekleştirilen bu hamle, tüm adalet mensupları ve vatandaşlarımız kadar bu binaları en çok kullanan avukatlarımız için de mesleğin onuru adına uygun çalışma ortamı yaratmış, avukatlarımız işlerini yaparken haz almaya başlamışlardır.

Yine gittikçe gelişen ve yaygınlaşan “UYAP” dediğimiz Ulusal Yargı Ağı Sisteminde adalet erişimi kolaylaştırılmış ve bu anlamda sistemi en fazla kullanan ve yararlanan kesim de avukatlarımız olmuştur. Bugün avukatlar her belge için, örneğin bir duruşma tutanağı için mahkeme kalemlerine gitmek zorunda kalmamakta, sistem üzerinden bürosunda tutanağı temin edebilmektedir. Sistemin daha da geliştirilmesiyle bugün en fazla şikâyet edilen yargılamanın yıllarca uzaması sorunu son bulacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bugün 75 bini aşkın bir topluluğu ifade eden avukatlar yargının güvenilirliği ve adaletin yerine getirilmesinde önemli bir rol üstlenmişlerdir. Avukatlarımızın bu görevi yerine getirirken karşılaştıkları sorunların çözümü konusunda hem bire bir meslektaşlarımızla ve hem de avukatların meslek birliği olan barolar ve Barolar Birliği ile birlikte iş birliği içerisinde katkı sağlayacağımızı ve sorunların giderilmesinde önemli adımlar atacağımızı da belirtmek istiyorum.

Sözlerime son verirken, ebediyete intikal eden tüm avukat meslektaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, hepsini saygıyla selamlıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle avukatlık mesleğinin en önemli günlerinden birisi olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nü kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkmenoğlu.

Sayın Güvel, buyurun efendim.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana Çukurova Üniversitesinde 200 dönüm arazi üzerinde kurulu zeytin gen bahçesinin söküldüğüne ilişkin açıklaması

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Adana’da Çukurova Üniversitesinde 1976’da 200 dönüm üzerine kurulan ve aralarında nadir türleri de barındıran 86 değişik türden 7.500 zeytin ağacının bilimsel amaçlarla yetiştirildiği zeytin gen bahçesi dozerlerle sökülmektedir. Adana Valiliği İl Özel İdaresinin gerçekleştirdiği bu fiil, ülkemizde bilime ne kadar önem verildiğinin de bir göstergesidir. Bu ülkede zeytin gen kaynaklarının korunmasında büyük önem taşıyan bu merkezin yapılan bir imar değişikliğine kurban edilmesine, tarım alanlarının imara açılmasına sesini çıkarmayan bir Tarım Bakanı vardır. Böyle bir anlayışa sahip bir bakan bu ülkenin tarım politikalarını belirleyemez. Göz göre göre bilimin katledilmesine sesini çıkarmayan yetkilileri ve Sayın Bakanı açıklama yapmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İçli, buyurun efendim.

2.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, özel yetkili mahkemelerde savunma makamının görev yapmasının engellendiğine ilişkin açıklaması

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, her zaman üyesi olmaktan gurur duydum, bir Ankara Barosunun… Bir avukat olarak her zaman onur duydum ama son dönemlerde savunma görevini yapan birçok avukatta olduğu gibi, özellikle özel yetkili mahkemelerde ve savcılıklarda savunma makamının görev yapmasının engellenmesi nedeniyle, sanıyorum bugünler cumhuriyet tarihinin savunma makamı açısından en karanlık günleridir diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli.

Sayın Öztürk…

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Avukatlar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bildiğimiz üzere 5 Nisan Avukatlar Günü. Herkes için adalet, adalet için hukuk, hukukun üstün olduğu bir yönetimde tüm avukatların yargının temel unsuru olduğu gerçeği hatırlanacağı umudu ve dileğiyle avukatların Avukatlar Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Bizler de avukat arkadaşlarımızın Avukatlar Günü’nü canıgönülden kutluyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 23 milletvekilinin, taşımalı eğitimde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/1100)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde taşımalı eğitim, 1989-1990 eğitim öğretim yılında pilot uygulaması başlayıp, uygulamaya konulmuştur. Özellikle; 1-2 ve 3. Sınıflar için taşınan gözü yaşlı öğrenciler, yaşadıkları sosyal ve psikolojik sorunlarla boğuşmakta, gözü yaşlı anne babaları da çocuklarının sosyal, psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarıyla mücadele etmektedir. Bu arada birleştirilmiş sınıfları ortadan kaldırmayı amaçlayan sistem, yine birleştirilmiş sınıflara taşıma yapmaktadır.

Uygulamaya geçilmeden önce yeterli çalışmalar yapılmadığını düşündüren sorunlar yumağı, taşınan çocuklarla birlikte her gün artmaktadır. Sağlığa uygun olmayan fizik şartlara taşınan çocuklar, hem fiziksel sağlıklarından olmakta hem de psikolojileri bozulmaktadır.

Kapanan okullarla birlikte bir çok köyde eğitimle ilgili hiç eser kalmamıştır. Köylerden; eğitimin direği ve başlangıcı olan öğretmenler tamamen silinmiştir. İstiklal Marşı hiç dinlenmeyen yüzlerce köyümüz bulunmaktadır. Bu köylerde milli bayramlarımız kutlanamamakta ve bu coşku yaşanamamaktadır. Köylülerimiz cehalete terk edilmiştir.

Konu çok önemlidir. Özellikle ilk 3 sınıfın eğitimi köylerde verilmelidir. Bu yaş grubundaki çocuklar ailelerinin yanında, evlerine yakın ve güvende okullarına gitmeli ve harabe haline dönmeye başlamış olan okullar köylerde yeniden işler hale getirilmelidir.

1. Ülkemizde taşımalı eğitime geçişin amacı ne idi? Günümüzdeki uygulamalarla bu amaca ulaşılabildi mi?

2. Taşımalı eğitime başlanmasıyla birlikte kaç okulda eğitime son verildi, kaç köyde okul kapatıldı? Kapanan köy okullarının şimdiki durumu nedir?

3. Taşımalı eğitim uygulamaları sırasında servis araçları ile taşınan kaç öğrenci, trafik kazaları sonucunda hayatını kaybetmiştir? Kaç öğrenci yaralanmıştır?

4. Çok küçük yaşlardaki çocuklar ailelerinden uzak yerlere taşınarak psikolojik ve sosyal sorunlar yaşamaktadır. Kendi sorunlarını gittikleri yerlere taşımak dışında oraya uyum sağlayamadıkları için sorunları daha da artmaktadır. Bu tür sorunların ihtimali üzerine ne gibi çalışmalar yapılmıştır?

5. Taşımalı eğitimin sosyal ve psikolojik yönü ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığı nasıl bir ön çalışma yapmış ve bu çalışmaların sonuçları nasıl değerlendirilmiştir?

6. Taşımalı eğitim sisteminin uygulanmasından önce ne gibi fizibilite ve ön çalışmalar yapılmıştır? Bu çalışmalarda ortaya çıkan sorunlar hangileriydi ve bu konularda nasıl çözümler gerçekleştirildi?

7. Taşımalı eğitim merkezlerinin sisteme geçiş öncesinde, fiziksel, sosyal, kültürel ve sağlık konularında desteklenmesi ve tamamlanması yönünde ne gibi çalışmalar yapılmıştır? Halen bu sorunların yaşandığı okullara yönelik neler yapılmaktadır?

8. Taşımalı eğitimle daha kaliteli eğitim için laboratuvar ve eğitim araç gereci daha donanımlı okullarda eğitim planlanmışken, bu konuda açığı bulunan okullara taşınan çocuklarımızın durumu nedir?

9. Eğitimde ailenin desteği ve çocukların güven duygusunun da geliştirilmesi önemli bir konudur. Halen 1-2-3. sınıflardaki çocukların taşınarak eğitim alması sağlanırken bu çocukların yaşadığı psikolojik ve fiziksel sağlık sorunları ile ailelerinin yaşadığı korku ve panik ile başa çıkmak için neler yapılmaktadır?

10. Taşıma sırasında yaşanan kazaların sebepleri ve çözümleriyle ilgili ne gibi çalışmalar yapılmıştır?

11. Taşıma merkezi okullarda, beslenmenin denetimleri nasıl yapılmaktadır?

12. Bir çok Bakanlığa sürekli kadrolar tahsis edilirken, ülkemizde halen eğitimin temel taşı olan öğretmen açığının kapatılmasına yönelik çözümler üretilememektedir. Öğretmen açığına taşımalı eğitim çözüm olmuş mudur? Bu konudaki sorunların çözümü için neler yapılmaktadır?

Taşımalı eğitimle ilgili sorunların ve hali hazırda eğitimle ilgili durumun ortaya konulması, aksaklıklara son verilmesi için gereken önlemlerin alınması ve bu konuda sosyal bir politika oluşturulmasına ışık tutulması amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Kemal Demirel                                (Bursa)

2) Abdulaziz Yazar                              (Hatay)

3) Ali Oksal                                         (Mersin)

4) Ergün Aydoğan                               (Balıkesir)

5) Derviş Günday                                (Çorum)

6) Ramazan Kerim Özkan                   (Burdur)

7) H. Tayfun İçli                                  (Eskişehir)

8) Abdullah Özer                                 (Bursa)

9) Eşref Karaibrahim                           (Giresun)

10) Selçuk Ayhan                                (İzmir)

11) Şevket Köse                                  (Adıyaman)

12) Ali İhsan Köktürk                         (Zonguldak)

13) Fehmi Murat Sönmez                    (Eskişehir)

14) Durdu Özbolat                              (Kahramanmaraş)

15) Mehmet Ali Özpolat                      (İstanbul)

16) Ali Rıza Ertemür                           (Denizli)

17) Ensar Öğüt                                    (Ardahan)

18) Ahmet Küçük                                (Çanakkale)

19) Mevlüt Coşkuner                          (Isparta)

20) Muhammet Rıza Yalçınkaya         (Bartın)

21) Bayram Ali Meral                         (İstanbul)

22) Tekin Bingöl                                 (Ankara)

23) Sacid Yıldız                                   (İstanbul)

24) Ahmet Ersin                                  (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşme sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

B) Tezkereler

1.- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1447)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İçtüzüğün 25 inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                             Mehmet Ali Şahin

                                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Dilekçe Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1448)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Dilekçe Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İçtüzüğün 25 inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                             Mehmet Ali Şahin

                                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3.- TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan’ın, NATO KİS Merkezi ile İsviçre Misyonu tarafından Cenevre’de 30 Mart-2 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlenecek olan “Silahların Kontrolü Silahsızlanma ve Yayılmanın Önlenmesi Alanlarında Parlamentoların Rolü” konulu toplantıya katılacağına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1449)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan, 30 Mart-2 Nisan 2011 tarihleri arasında NATO KİS Merkezi ile İsviçre Misyonu tarafından Cenevre’de düzenlenecek olan “Silahların Kontrolü Silahsızlanma ve Yayılmanın Önlenmesi Alanlarında Parlamentoların Rolü” konulu toplantıya katılacaktır.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan bahsekonu toplantıya katılımı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9. Maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                             Mehmet Ali Şahin

                                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                     Başkanı

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunup karar yeter sayısını arayacağım. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.26
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Meclis Başkanlığının son tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın  milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- ÖSYM’nin sorunlarının araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/485) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Nisan 2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 05.04.2011 Salı günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                      (Mersin)

                                                                                                        MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/485 esas numaralı, “ÖSYM’nin sorunlarının araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince Meclis Araştırması önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun 05.04.2011 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün, doğrudan 1 milyon 700 bin dolayında gencimizi, dolaylı olarak en az 10 milyonu ve Türkiye’de yaşayan 73,5 milyonu ilgilendiren çok önemli bir skandalla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz bir önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef konuşması zor, söylemesi zor ama AKP İktidarı döneminde skandal üstüne skandalın yaşandığı bir kurumun Türkiye’yi en son getirdiği noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kurum, ÖSYM. Maalesef bugün, en son yaşanan skandalla milyonlarca genci gelecekten umutsuz ve hayalleri çalınmış bir insan gibi yaşatmak hiçbirimizin hakkı da değil, haddi de değil.

Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in peşinen Sayın ÖSYM Başkanının açıklamalarından tatmin olduklarını ifade ettikleri bir konu, herhâlde kendi çocukları, yakınları veya torunları sınava girmediği için basitten geçirilmek isteniyor. Henüz Devlet Denetleme Kurulu görevini yapıp tamamlamamış, ortada bir rapor yok, diğer taraftan savcılık konuya el atmış, bir hüküm yok ama yapılan açıklamalar bu yaşanan skandalın ya da basına yansıdığı ismiyle “gizli şifre” iddiasının doğru olmadığı, siyasilerin veya basın mensuplarının insanların kafasını karıştırdıkları yönünde geçiştirilmesi gerçekten acıdır, üzücüdür ve büyük bir haksızlıktır.

Hepinizin bildiği gibi, 2 Nisan 2011 tarihinde basına gizli şifre iddiasıyla yansıyan konu iki temel çözüm üzerinde bütünleşmiştir. 27 Mart 2011 tarihinde yapılan son YGS sınavında sorulan soruların bir şifreyle rahat çözülebileceği dolayısıyla bu şifrenin sızdırıldığı kişilerin hiçbir birikimi olmasa dahi bu sınavda başarılı olabileceği iddiasıyla, birinci şifrenin cevap şıklarında yer alan sayılar küçükten büyüğe doğru sıralandığında çakışan sayıların doğru cevap olduğu, ikinci şifrenin de, eğer bu şifrede küçükten büyüğe doğru sıralama zaten yapılmış ise o zaman da doğru cevabın “A” şıkkı olduğu yönündedir. Bu bir avukat bayanın tespitiyle ortaya çıkmış ve kamuoyunun bunun üzerine gitmesiyle, maalesef, gerçek olduğu hepimizin de yakından izlediği gibi bugün tespit edilmiştir.

Şimdi, öncelikle, daha önceki sınavlarda bazı soruların yanlış olduğu gerekçesiyle iptal edildiği, diğer taraftan bazı adayların yerine sahte adayların girdiği ve tespit edilenlerin iptali yönündeki konularda yaşananlar hepimizin malumu ancak son dönemde yaşananlar gerçekten çok acı verici.

2003 yılından itibaren, Sayın Millî Eğitim Bakanının bir yazılı soru önergeme verdiği resmî cevaptan size okuyorum. Sınavlar itibarıyla iptal edilen soru sayılarını sizlerle paylaşmak istiyorum:

ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda 2003 yılında toplam 2 soru, 2004 yılında 14 soru, 2005 yılında 11 soru, 2006 yılında 20 soru, 2007 yılında 25 soru, 2008 yılında 25 soru, 2009 yılında 44 soru iptal edilmek zorunda kalınmıştır. Bunlar Sayın Millî Eğitim Bakanının resmî cevabından verdiğim rakamlar.

Bunlar makul, olabilir ama bir şey görünüyor burada: Zaman ilerledikçe yani AKP İktidarının bu tür kurumlarda da “benden olsun” anlayışı yaygınlaştıkça buradaki hassasiyet kaybolmuş, 2 ile alınmış 44’e kadar gelmiş.

Son iki yılda polis meslek yüksekokulu sınavlarında iptal edilen sınavları yaşadık. Bir dershanede sınav tarihinden bir hafta önce cevaplar veriliyor, gençlerimiz eğer o dershaneye gitmişse polis oluyorlar. Allah’tan ÖSYM bunu tespitler ortaya çıktıktan sonra iptal etti, haksızlık önlendi. Arkasından, KPSS sınavında yaşanan usulsüzlük, yolsuzluk, -çok özür diliyorum- hırsızlığın sonunda birçok insan bedavadan kamuda memur oldu. Sadece eğitim bilimleri sınavı iptal edilerek öğretmenlerle ilgili güya haksızlığın önüne geçildi ama hepimizin unuttuğu bir şey var: O, diğer kamu personeli yerleştirmelerinde esas alınan genel kültür soruları da maalesef bu çalınan, hırsızların sızdırdığı cevapları içeriyordu, onlar iptal edilmedi. İşte geçen dönem memur atandı, atanan tüm kardeşlerimize hayırlı olsun ama hakkı yenenler bunu unutmayacak.

Şimdi, en son yaşanan bu YGS sınavındaki, gençlerimizi âdeta ümitsizliğe sürükleyen ve gerçekten aileleriyle beraber tüm ulusumuzu devlete ve devletin kurumlarına güvenmekten alıkoyan uygulama maalesef bu ülkeye yakışmadı. Biz, bu gençlerimizin morallerinin bozulup ikinci sınavlarında da başarısız olmalarına yol açacak uygulamaların derhâl kaldırılmasından yanayız. Onun için, gençlerimizin morali bozulmasın diye bu konuyu Genel Kurul gündemine taşımayı daha uygun bulduk. Basın toplantısı ve diğer kanalları özellikle gençlerimizin geleceği açısından hiç değerlendirmeyi düşünmedik ama yüce Meclisin çok değerli siz üyelerinin bilgisine sunarak bunun acil çözümlerinin bulunması gerektiği düşüncesiyle konuyu sizlerle paylaşmanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Tabii, Sayın Cumhurbaşkanının ve Sayın Başbakan Yardımcısının ifadeleri gerçekten bu ülkeyi yönetmekte artık son dönemde özellikle acze düşmüş anlayış açısından çok ibret vericidir. Hiçbir belgeye dayanmadan, bilgiye dayanmadan, ama bir gerçek var, bu şifrenin kullanıldığı artık tüm ulusumuz tarafından ortaya çıkmasına rağmen, bu şekildeki söylemlerle bunun kapatılması asla ve asla düşünülmemelidir. Çünkü KPSS sınavında yapılan yolsuzluk, haksızlık ve hırsızlıkların maalesef üzeri kapatılmış, yine verdiğimiz soru önergelerine gelen resmî cevaplarda maalesef bu konuda suçluların bulunamadığı yönünde cevabın verilmiş olması bu ülke için son derece acıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Millî Eğitim Bakanının burada olmasını çok arzu ederdim, gördüğüm kadarıyla yok. Bugün bir skandala daha şahit oldum. Millî Eğitim Bakanlığının ücretini ödediği millî eğitime bağlı okullardaki İnternet sisteminden Adalet ve Kalkınma Partisinin resmî web sitesine giriliyor, BDP’nin resmî web sitesine giriliyor, Cumhuriyet Halk Partisinin resmî web sitesine giriliyor ama Milliyetçi Hareket Partisinin resmî web sitesine herhangi bir öğrencimiz veya okuldaki herhangi bir öğretmen ya da idareci girmek isterse bakınız karşısına ne çıkıyor: “Bu siteye erişim sakıncalı içeriğinden dolayı Millî Eğitim Bakanlığı isteğiyle Türk Telekom AŞ tarafından engellenmiştir.” Sayın Bakan, siz her şeyi çok iyi takip ediyorsunuz da, işinizi takip etmiyorsunuz. Bunu yüce Meclisle paylaşıyorum. Bu konudaki bürokratları bilgilendirdim, şu anda çalışıyorlar, huzurunuzda hepsine teşekkür ediyorum ama bir bakan eğer kendi talimatıyla bir siyasi partinin resmî web sitesine girişi engelliyorsa, bunun cevabını burada vermek zorunda. Cevap budur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İleri demokrasi…

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu, ileri demokrasinin Türkiye’yi getirdiği noktadır. Sayın Bakanı göreve davet ediyorum. Özellikle de YGS sınavında yaşananlardan dolayı kendisiyle beraber YÖK Başkanı ve ÖSYM Başkanının kendilerine büyük gelen o koltuktan bir an önce inmelerini talep ediyorum, derhal inmeleri lazımdır. Çünkü, bugün eski ÖSYM Başkanı hakkında konuştukları da hiç yakışık almamıştır. O pislikleri temizlemeden böyle konuştuğu konusunu Sayın Bakana  yakıştıramıyorum. O  bürokratla siz beraber çalıştınız ama o kişi onuruyla istifa etti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – …yeni Başkanın ve Bakanın da derhâl istifasını talep ediyorum.

Önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bakanla konuştun mu?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Genel Müdürüyle konuştum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bakanla konuşsaydın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakana ulaşamadım.

BAŞKAN – Grup önerisinin aleyhinde Muğla Milletvekili Yüksel Özden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YÜKSEL ÖZDEN (Muğla) – Sayın Başkanım, değerli üyeler; MHP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli arkadaşlar, daha bir ay öncesinde, Türkiye'de ortalama 5 milyon, bazı yıllarda 8 milyona yakın kişiyi sınava alan kurumun yeniden yapılandırılması, günümüzdeki çağdaş, teknolojik donanımlar doğrultusunda sınavın geçerliliğini, güvenirliğini artırması için Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezini yeniden yapılandırdık, sadece öğrenciyi seçmediği için bundan sonrasında da Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi olarak adını değiştirdik. Bahsettiğimiz kurum -biraz önce söylediğim gibi- 8 milyona yakın insanı sınava alıyor yıllık. Bu sınavlar sadece öğrenci sınavları değil, bir tarafta KPSS, göreve ilk giriş sınavı, terfi sınavı, TUS sınavı, ÜDS, ALES; DGS ve Jandarma Okulları Komutanlığı sınavı gibi kırk kadar sınav yapıyor. Bu sınavların yapılmasında, uygulanmasında daha önce ortaya çıkan eksiklikler, yanlışlar, ithamlar, iddialardan dolayı hepsinin üzerine gidildi ve bu kurumla ilgili düzenlemeyi daha bir ay öncesinde yaptık.

Sayılara baktığımızda, bu sınavlara girenler, görev alanlar itibarıyla sayılar milyonları buluyor. İşte, 2010 yılındaki rakamları verecek olursak, 5 milyon kişi sınava giriyor, 1 milyon kişi sınavda görev alıyor yani 6 milyon kişi. Etkisiyle baktığımızda, bu ülkedeki herkes bu sınavlardan etkileniyor şu veya bu şekilde.

Şimdi -üzerinde daha önce konuştuğumuz- bu sınavın üzerinde, bir yerinde bir şeyler bularak oradan fırtına koparmak yerine bu ülkedeki kurumların, işlerini bilir, yapar, güvenilir hâlde olması ve böyle bilinmesi hepimizin görevi. Bunun için çalıştık burada ve bir ay öncesinde bu kanunu buradan çıkardık.

Ben verilen araştırma önergesinin gerekçesine bakıyorum, daha önceki sınavlarda ortaya atılan iddialarla ilgili bir gerekçeyle tekrar Meclis araştırması isteniyor. Bir defa, buradaki tutarsızlığa, buradaki özensizliğe dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu Kurum bir ay öncesinde oluşturulmuş ama siz çok daha öncesindeki bir sınavla ilgili iddiaları gerekçe göstererek tekrar bu kurumun yeniden yapılandırılmasını istiyorsunuz. Tekrar baktım, bu kurum yeniden yapılandırılırken görüşmelerde bulunan grubunuz üyesi arkadaşların herhangi bir itirazları olmuş mu, bir eleştirileri olmuş mu, çekinceleri olmuş mu? Böyle bir şey yok.

Şimdi, gelelim bu sınavla ilgili iddialara. Çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım, bir defa, şimdiye kadar kendimiz bu sınavlara girdik. Daha sonrasında çocuklarımız, yeğenlerimiz, arkadaşlarımız, hepsi de girdi ve her zaman bu sınav olduğunda bu ülke bu sınavlara kilitlenir. Hepimiz şöyle böyle bu sınavla ilgiliyizdir, tarafızdır, bir taraftan sonuçları merakla bekleriz. Bugüne kadar böylesine bir şeffaflık gördük mü?

Daha önceki sınavlarda olmayan bir şeyi yapıyor ÖSYM bu sefer. Her bir öğrenciye soru kitapçığı hazırlıyor ve her biri biricik. Yani, 160 sorunun yeri her bir kitapçıkta farklı. Ayrıca, bu kitapçıklardaki cevap şıklarının yeri her bir kitapçıkta farklı. Yani, 1 milyon 692 bin adet, her biri biricik olan, başka eşi benzeri olmayan bir soru kitapçığı üretiyorsunuz, bunun üzerine kimsenin söylediği, söyleyebileceği bir şey yok ve ondan sonra, kendine çok güvendiği için, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi diyor ki “Ben, bu 1 milyon 692 bin kitapçığın her birini İnternet’e koyacağım.” ve koyuyor. Kitapların her biri teker teker yayınlanmaya başlandı, 400 bine mi ulaştı tam bilmiyorum, bu sabah itibarıyla 360 bini geçmişti. Hiçbirinde böylesine bir durum yok çünkü bu kitapçıkları üreten algoritmanın böyle bir şeyi yapmasının imkânı yok. Defalarca denenmiş, cevaplanıp gelen soru kitapçıkları bakılmış, rastgele içinden örneklemler alınmış, böylesine bir şey yok. 400 bine yakın kitapçık ilan edilmiş, böylesine bir şey yok ortada ve geri kalanlar da ilan edilmeye devam ediliyor ama siz kalkıyorsunuz, milyonlarca gencin ümitleriyle, hayalleriyle oynuyorsunuz, onları bir belirsizliğe, bir kaosa sürüklemek istiyorsunuz. Eğer çocuklar üzerinden, gençlerin eğitimi üzerinden siyaset yapmak istiyorsanız, gelin bizim yaptıklarımızdan daha iyisini yapmayı vaat edin, “Biz, bu ülkedeki gençlerin daha iyi, daha kaliteli eğitim alması için şunları şunları öngörüyoruz. 165 tane üniversite açtınız, biz bu üniversitelerin yanına ekleyeceğiz.” deyin veya bu üniversitelerin -şöyle veya böyle- dünya standartlarında daha verimli, daha etkili olması için, dünyada yarışabilecek gençler yetiştirmek için neler yapacağınızı söyleyin.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Siz çekilin, biz yapacağımızı yaparız.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Sizin yaptıklarınızı da biliyoruz biz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sınavsız…

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Sizin yaptıklarınızı da çok iyi biliyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir sınavı bile başaramıyorsunuz, bir de övünerek anlatıyorsunuz!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) - Gelin, üniversite öğrencileri üzerinden, üniversite adaylarının hayalleri, beklentileri üzerinden oyun oynamayı bırakalım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ne oyunu ya, ne oyunu!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Çünkü 1 milyon 692 bin kitapçığın hiçbirisinde…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu ne, bu? Sayın Konuşmacı, bunu gördün   sen?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – …bugüne kadar bir hata bulamadınız ve iddia ediyorum bulamayacaksınız, hiç kimse o kitapçıkların üzerinde bir iddia, bir aksilik, bir kodlama, herhangi bir şey bulamayacak…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Savcı mısın?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – …çünkü bilgisayar, formüllü algoritma ile her birini biricik olarak üretmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öğrencilere verilen kitapçıkta bir şey var mı, onu koy ortaya. Öğrencinin kitapçığında var mı?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Peki, neyin üzerinden yapıyorsunuz? Üzerinde söz söyleyecek başka bir şey bulamadığınız için cevap anahtarı üzerinden fırtına koparmaya çalışıyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz çıkarmadık basın çıkardı, basın.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Oysa çocuklarımızı ilgilendiren tarafında bugüne kadar ilan edilen kitapçıkla ilgili hiçbir şey yok.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Olmaz tabii, yargı sizin elinizde, ÖSYM sizin elinizde.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Tekrar söylüyorum: Milyonlarca genci belirsizliğe, kaotik bir duruma sürüklemek için konuşmayın, üzerinde somut bulabildiğiniz bir şey varsa…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şifre var mı, şifre? Şifre var mı, onu bir açıklasana güzel kardeşim.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – …cevapların üzerinde, çocukların kullandığı kitapçıklarla ilgili, cevap anahtarıyla ilgili yaptığınız bir şey varsa onu söyleyin ve bunu…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Şifre, kopya sayıldı mı?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Şifre değil, ortalıkta şifre yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kız çocuklarını bir okulda toplayabildiklerine göre istediğini istediği  okulda toplayabilirler.

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – O çelik kasa şifresi mi?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – ÖSYM Başkanı, uzun, açık, net, samimi bir şekilde sorulara cevap verdi. Burada zerre kadar kimsenin hiçbir şey bulamayacağına güvendiği için…

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Şifre ne, şifre?

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kendisi bile inanmıyor söylediklerine. Yazık ya!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – …bu kadar kitapçığı zaten İnternet’e koyuyor ama siz şu ana kadar hiçbir sınavda böylesine şeffaflık görmediniz, böylesine açıklık, net durum göremediniz.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Bravo!

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Her sınavda yolsuzluk var, her sınavda sahtekârlık var.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Çok değerli arkadaşlarım, bakın, sizlere tavsiyem… Bu Kurum kuruluyorken ben “Arkadaşlarımın herhangi bir eleştirisi, itirazı var mı?” diye baktım, “Şerhleri var mı?” diye baktım, bir şerh yok. Bir ay önce çıkan yeniden yapılandırmayla ilgili bugün getirdiğiniz gerekçe, aylar öncesi, bu Kurum yapılandırılmadan altı ay, yedi ay öncesinde yapılan bir sınavla ilgili. Her biriyle ilgili şikâyetler üzerine incelemeler, araştırmalar devam etmektedir.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne oldu, sonuç ne, sonuç?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – Sizlere son sözüm: Gençler üzerinden siyaset yapmak istiyorsanız… (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siyaset filan yapmıyoruz, sahtekârlıktan bahsediyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hırsızlık yapanları söylüyoruz, gençlerin geleceğini çalanları söylüyoruz, gençlere sahtekârlık yapanları söylüyoruz.

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) – ...onlara daha parlak bir gelecek vaat edin, daha kaliteli bir üniversite eğitimi söyleyin, onların hayalleriyle, onların kafasında karışıklık yaratarak, bir bardak suda fırtına koparmaya çalışarak siyaset yapmayı bırakın.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – İmtihana benim oğlum girdi!

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) - 1 milyon 692 bin adet kitapçığın her biri, bir başkasına benzemeyecek şekilde…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – İmtihana benim oğlum girdi!

ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Şifre ne, şifre?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) - 1 milyon 692 kitapçığın her biri, hiçbir şekilde şaibeye, eleştiriye, şüpheye ve birilerinin buradan istifade etmesine yönelik olmayacak şekilde yapılmıştır. Bundan sonrasında…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Nereden biliyorsunuz? Nereden biliyorsunuz? Kendiniz mi incelediniz?

YÜKSEL ÖZDEN (Devamla) - 400 bin adet olan kısmı yayınlanmıştır, bundan sonrasını da hep birlikte göreceğiz.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum, araştırma önergesinin aleyhinde olduğumu bir kez daha belirtiyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde, İstanbul Milletvekili Sayın Nur Serter.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde konuşmak için söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, yeni ÖSYM’nin göreve başladıktan çok kısa bir süre sonra, Türkiye'nin yeni bir ÖSYM sınav skandalıyla çalkalanmakta olduğunu görüyoruz. Bu defa, ÖSYM’nin, yeni atılımlarını yaparken o çok övündüğü ve sınavda kopyalanmanın önüne geçeceğini iddia ettiği kişisel, özel soru kitapçığı uygulamasını neden gerçekleştirdiğini, bu ortaya çıkan sonuçla kamuoyu anlamıştır. Kişiye özel soru kitapçığı, olanlardan anlıyoruz ki kişiye özel şifrelemeyi de beraberinde getiren yeni bir uygulamayı başlatmıştır. Bu nedenle, ÖSYM’yi, ÖSYM Başkanını kutluyoruz.

Şimdi burada, benim çok merak ettiğim bir konu var. ÖSYM Başkanı, bu şifreleme olayı ortaya çıktıktan sonra acaba neden ÖSYM içinde bir soruşturma, hadi bırakın soruşturmayı, bir inceleme bile başlatma gereği duymamıştır? Herhangi bir kurumun başındaki kişi, orada, doğru ya da değil, böyle bir iddia ortaya atıldığında, kaldı ki Türkiye'nin tümünü, bütün çocuklarımızı, bütün gençlerimizi, onların geleceğini ilgilendiren bu derece önemli bir iddia ortaya atıldığında en azından bir bakar, “Böyle bir şey var mıdır, yok mudur?” diye bir inceleme yapma gereği duyar. Çünkü aynı ÖSYM Başkanı, bundan önce ortaya çıkan ve hâlâ faili bulunmayan soru skandalıyla ilgili olarak kurumun bütün çalışanlarını şaibeli ilan etmiştir, yetersiz, yeteneksiz ve şaibeli ilan etmiştir. Mademki kendisinden önce faili hâlâ bulunamayan bu soru skandalıyla ilgili bütün çalışanlar şaibelidir, o hâlde bu şifreleme durumunda “Bir kişi bile acaba böyle bir suç işledi mi? Bir şaibe altında kalabilir mi?” deme gereğini ÖSYM Başkanının duymamış olması aslında kendisinin şu anda şaibeli konumuna düşmesine, maalesef, neden olmuştur. Ama Hükûmet, başta Sayın Cumhurbaşkanı, bu olaya her nasılsa, neyi anladıysa, ÖSYM Başkanının o anlaşılmayan ve çelişkilerle dolu açıklamalarından ne anladıysa, kefil olmuş, arkasından Hükûmet tatmin olduğunu ifade etmiştir. Vallahi, kamuoyu tatmin olmadı değerli milletvekilleri, biz tatmin olmadık. Biz bu çelişkilerle dolu açıklamalardan hiçbir biçimde tatmin olmadık.

Bu çelişkilerle dolu açıklamalarda ÖSYM Başkanı “1 milyon 700 bin değişik soru kitapçığı üretildi.” diyor, hemen arkasından “Yok, bazı kitapçıklar da birbirine benzer olabilir.” diyor. “Kamuoyuna sunmuş olduğu kitapçık acaba neden sınavda kullanılan master kitapçıklardan biri değildi?” sorusuna da hâlen cevap verebilmiş değildir. Ama en önemlisi, kendi içinde böyle bir soruşturma başlatma gereği duymuş olmamasıdır. Bu, suça fiilen iştirak anlamına gelir.

Bakınız, neden duymalıydı biliyor musunuz? Şunun için duymalıydı: Bundan önceki ÖSYM döneminde en önemli birimlerinde ÖSYM’nin çok ciddi sorumluluk alarak çalışmış olan personelin tümüne yakını hakkında soruşturma başlatıldı ve ÖSYM Başkanı, bizim burada beş gün arka arkaya alt komisyonda yaptığımız bütün toplantılarda, bu personeli YÖK’e göndermesinin gerekçesi olarak da bunların şaibeli olduğunu söyledi. Bunlar şaibeli.

Peki, bu dönemde 1 kişi var, soruşturma kapsamı dışında bırakılıyor ve almış olduğu burs nedeniyle de bu 1 kişi Kanada’ya gönderiliyor. Bu 1 kişinin ismini daha önce Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu da söyledi: Mustafa Asil. Bu 1 kişi, soruşturma kapsamı dışında bırakılmasına rağmen, yeni ÖSYM aşamasında geliyor tekrar Türkiye’ye ve aynı yerde göreve başlıyor. Bu 1 kişinin özelliği nedir biliyor musunuz? Soruların tümünü gören az sayıda insandan birisi olması. Bu 1 kişinin önemi bu. Bununla ilgili hiçbir soruşturmaya gerek duymuyor. 318 personel içinden bir tek bu mudur şaibesiz olan, taltif edilmesi, ödüllendirilmesi gereken? Bunların da cevabını hâlâ verebilmiş değildir. Benim, iki ayı aşkın bir süredir, bu konuda vermiş olduğum soru önergelerine de cevap gelmemiştir.

İki: ÖSYM’de, şu anda, KPSS’den muaf tutularak yani KPSS’ye girmeksizin, METEKSAN şirketine geçici işçi olarak alınan ama ÖSYM’nin Bilgi İşlem biriminde uzman statüsünde ve Test Araştırma Biriminde yine uzman konumunda çalışan elemanlar var. Bu nasıl bir iştir? Değerli milletvekilleri, bunları  sorgulamayacak mıyız? KPSS’yi atlayacaksınız siz -işte kadrolaşma budur zaten- atlatacaksınız, geçici işçi diye alacaksınız ve ÖSYM’nin en kilit birimlerinde bu insanlara görev yaptıracaksınız. Bilgi İşlem Dairesi Müdür Yardımcısı, adını vermiyorum, Müdür Yardımcısının çocuğu bu sınava girdi. Bu Müdür Yardımcısı, Bilgi İşlem Müdür Yardımcısı olarak bütün bu sınavların değerlendirilmesinden sorumlu kişi. Bundan önceki uygulamada çocuğu sınava girenler o dönem için görevden uzak tutuluyorlardı, en azından test değerlendirme işi yaptırılmıyordu. Şimdi böyle bir şey yok. Göreve devam ediyor herkes. Burada herkesin çocuğu sınava giriyor ama onun çocuğu sınava girmesine rağmen en kilit mevkide görevine devam ediyor. Vatandaş da çocuğunu dershaneye göndererek, özel öğretmenler tutarak, özel ders kitapları alarak yıllarca emek sarf ederek çalıştırıp üniversiteye sokmaya çalışıyor.

Bir başka soru: 27 Mart günü yapılan ÖSYM’nin yaptığı YGS sınavında cezaevlerinde sınav iki saat geç yapıldı. Neden? Ve bu neden kamuoyundan gizlendi? Bu, kamuoyundan gizlendi, bu sınav iki saat geç yapıldı, sınavın ortasında fen bilimleri ders kitabının cevap şıklarının olmadığı görüldü -ne ilginçtir, bütün cezaevlerinde- yeni kitapçıklar getirtildi. Diyelim ki iyi niyetle, diyelim ki bir maddi hata oluştu böyle bir şey oldu. Peki, ÖSYM Başkanının bunu kamuoyundan özenle gizlenmesi ve bu konuda hiçbir soruşturma açıp da görevini ihmal etmiş olan kişileri araştırmaması nedendir acaba? Bu da cevapsız kalmış sorularımızdan biridir.

Kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı okullarda İstanbul’da sınava alınmasını tesadüf diye nitelendirmek gerçekten insan aklıyla alay etmektir. Bunun başka bir izahı yoktur.

Ünal Yarımağan, ÖSYM’nin bir önceki Başkanı, bugün soruyor, diyor ki: “Sınav kapılarında arama yapıldı, çok göz boyamaca aramalar, insanların saçının tokası söküldü, neredeyse röntgeni çekildi ama kulakları kapalı girenlere bu inceleme, bu araştırma yapılmadı; kulakları kapalı girenlere yapılmadı yani onların kapalı olan baş kısımlarının arkasında böyle bir dinleme aygıtının olup olmadığı araştırılmadı.” Biz de gördük zaten ekranlarda araştırılmadığını. Bu bir ayrıcalık değil midir? Kadın yapar, başı öyle girer; kadın yapar, ayrı bir odaya alır, başını açtırır bakar, ondan sonra kapattırır. Buna verilecek makul bir cevap yoktur.

Cevap kâğıdı ve veri güvenliği ihaleleri acaba gerekçesiz olarak neden ÖSYM tarafından iptal edilmiştir?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Dinleme cihazı sadece başörtünün altına mı saklanır; mesela ceketin altına, eteğinin altına saklanmaz mı yani?

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bağırabildiğiniz kadar bağırın, kamuoyu buradaki sahteciliği, buradaki skandalın hesabını…

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Senin aklın ikna odasında kalmış, haydi git sen, oralara git. Haydi süren doldu, yürü…

FATMA NUR SERTER (Devamla) – MHP’nin önergesini destekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Dinleme cihazı ille başörtünün altına mı saklanıyor?

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Kafayı bozmuşsun sen başörtüyle ya!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne alakası var?

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Var alakası, var alakası…

BAŞKAN – Sayın milletvekilli, karşılıklı konuşmayalım.

Buyurun Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Hatibi dinleyelim. Arkadaşlar, lütfen…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, süremi dondurun.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sahtekarlıkla baş örtüsünün ne alakası var?

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Var alakası! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) Benim çocuğum da baş örtülü.

BAŞKAN – Sayın Kurt… Haydar Bey… Sayın Kurt… Sayın Kurt… Lütfen Sayın Aydoğan… Sayın Aydoğan… Sayın Kurt… 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kalpazanlıkla başörtüsünün ne alakası var?

BAŞKAN - Arkadaşlar, hatibi dinleyelim, kendi aramızda konuşmayalım lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kalpazanlıkla başörtüsünün ne alakası var?

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Anayasa’nın 98, Meclis İç Tüzüğümüz’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince verdiği Meclis araştırma önergesi hakkında, önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının en tabii hakkı eğitim hakkıdır ve daha iyi bir hayat, daha iyi bir gelecek için en iyi eğitim olanaklarından yararlanma hakkına da sahiptir. Bunun için toplumumuzda gelişen eğitim bilinciyle birlikte yüksek eğitim öğretimde çok ciddi bir rekabet oluşmuştur. Âdeta milyonlarca gencimizin girdiği sınavdan önemli oranda kaliteli okulları kazanan öğrencilerimiz vardır ve bu öğrencilerin arasına girmek için bütün velilerimiz çok ciddi fedakârlıklar yapmak durumundadır.

İşte, bu noktada bu sınavların güvenli olması, açık olması, şeffaf olması, sağlıklı olması, toplumun adalet duygusunu zedelemeyen bir tarzda yapılması son derece önemlidir. Bakın bu konu siyaset üstü bir konudur, bu konu, siyasi partilerin kendi aralarında polemik yapacakları bir konu asla değildir. Şimdi bu noktada bugüne kadar yaşanan aksaklıklar, uygulamada meydana gelen problemlerden dolayı bu yüce Meclis daha bir ay önce ÖSYM’nin ismi de dâhil yapısını baştan aşağı çok ciddi bir reforma tabi tuttu ve bu reformun içeriğine yönelik personel ve satın almaların dışında muhalefet partisi temsilcilerimizin de bir muhalefet şerhi yok. Demek ki daha bir ay önce yaptığımız reform muhalefeti de, toplumun geniş kesimlerini de tatmin eden bir reformdu. Dolayısıyla…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yetkiyi verdik, kullanamamışsınız. Sahtekârlık yapılsın diye mi verdik yetkiyi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Müsaade ederseniz… Hiç rahatsız olmayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Doğruyu söylemiyorsun ama. Hangi maksatla yetki verildi, sahtekârlık yapılsın diye mi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Bu noktada şunu çok net olarak ifade ediyoruz: Toplumun güvenini sarsacak herhangi bir olay varsa bu olayın soruşturulması, açığa çıkarılması, sorumlu kişilerin cezalandırılması sadece muhalefetin değil iktidar olarak da hepimizin görevidir. Zira bu siyaset üstü bir olaydır. Ancak maalesef bu yapılan -adına provokasyon da diyebilirsiniz, hata da diyebilirsiniz, yanlış da diyebilirsiniz- ne olduğu daha çok net olarak açığa çıkmamış bir konu vesilesiyle, bu konunun, muhalefet olarak İktidarı yıpratma, Hükûmeti yıpratma, AK PARTİ’yi yıpratma kampanyasına dönüştürülmesi ve maalesef, birtakım medyanın da buna ısrarla, tüm yapılan açıklamalara rağmen çanak tutuyor olması son derece düşündürücüdür. Bunun üzerinde özellikle durmak durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, bundan bir süre önce -yine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu o zaman vermişti- KPSS skandalıyla ilgili Meclis araştırma önergesi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ne oldu? Ne yaptınız?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Evet, o zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz: Soruşturma devam ediyor; bakınız, soruşturma devam ediyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sorumluları buldunuz mu?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Soruşturma bitecek. O soruşturma bittikten sonra Devlet Denetleme Kurulu raporunu hazırlayacak. İddianame noktasına gelirse -eğer savcılık takipsizlik kararı verirse bunu ayrı değerlendiririz- savcılık iddianame hazırlarsa, o zaman bu yüce Meclis bu konuyla ilgili her türlü gereken çalışmayı yapar; bundan kimsenin tereddüdü olmasın.

Şimdi, ortaya çıkan yeni durum, çok ciddi olarak üzerinde durulması gereken bir durum. Değerli arkadaşlarım, ÖSYM bir ilke imza atmış, gelişmiş ülkelerde her sınava giren öğrencinin şahsına hazırlanan soru kitapçığını ilk defa ülkemizde uygulamış ve maalesef ama maalesef, burada bütün arkadaşlarımın dikkatini çekmek istiyorum: Sadece basına gönderilen sınav kitapçığında bir şifreleme iddiası var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Olur mu canım? Bugün bakmadınız mı gazetelere?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Evet, bugün ben de gazetelere baktım sabah. Bir gazetemizde, hatta birkaç gazetemizde iki ayrı soru kitapçığında da aynı şifrelemenin olduğu iddia edildi. Ben de ÖSYM’nin yetkililerini aradım, dedim ki: “Ya, böyle bir iddia var, bunu incelediniz mi?” “Evet, sabah erkenden bu konuyu inceledik.” dediler.

Değerli arkadaşlarım, dikkatinize sunuyorum: Bir sınav kitapçığında matematik soruları hiç cevaplanmamış. O şifreleme iddiası var ya, o şifreleme iddiasına muhatap olan kişi hiç matematik sorularını cevaplamamış, boş. Diğer soru kitapçığında da cevap anahtarının yarısına yakını işaretlenmiş, yarısından çoğu işaretlenmemiş. Yani iddialar tamamen kamuoyunu tedirgin etmeye, rahatsız etmeye, endişelendirmeye yönelik iddia.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Hep öyle olur!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Burada ben Nur Serter Hanım’a bir noktada katılıyorum: Eğer bu iddialar, ÖSYM’nin soru kitapçıklarında, öğrencilere dağıtılan, sınava giren insanlara dağıtılan kitapçıklarda problem yok da sadece ve sadece basına verilen kitapçıklarda problem varsa bu gerçekten araştırılmalı. Bunu yapan neyi amaçlamış olabilir? Bunu herkesin çok iyi değerlendirmesi lazım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şifre koymanın ne amacı olabilir, söyler misiniz?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Türkiye'nin doludizgin seçime gittiği bir atmosferde, ÖSYM’nin o yılların getirdiği hantal yapısının değiştiği, ÖSYM’de yeni bir heyecanın oluştuğu, sınav güvenliğine yönelik çok ciddi radikal önlemlerin alındığı bir dönemde basına verilen kitapçıklarda şifreleme iddiası gerçekten araştırılmalıdır.

Bunu öncelikle kim yapacak? Savcılık yapacak. Savcılık bu konuyu enine boyuna inceleyecek ve enine boyuna inceledikten sonra eğer konu iddianame noktasına gelirse elbette ki bu yüce Meclis bu konuyla ilgili gereken her türlü adımı atacaktır, ben buradan zerrece tereddüt duymuyorum. Ama bu skandalın veya bu iddianın ortaya çıkmasından hemen sonra birtakım çevrelerin yaptığı propagandaya dikkat edersek, birtakım medyanın bu işe âdeta balıklama dalmasını dikkate alırsak, değerli arkadaşlarım, bu iş sanki Hükûmete yönelik bir komplo gibi gözüküyor. Bu iş… [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar (!)] Evet, evet…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dalga mı geçiyorsun!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Yani, sadece basına verilen kopyanın… Sadece basına verilen kopyayla ilgili bir fırtına çıkıyorsa, değerli arkadaşlarım, ÖSYM “Hodri meydan!” dedi, 1 milyon 700 bin kitapçığı İnternete koyuyor. Şu ana kadar 500 bini geçmiş. Ben matematikçiyim, az istatistik bilirim, eğer 1 milyon 700 bin kitapçığın 500 bini açıldıysa ve bunda 2 tane bulunabildiyse ve o 2 tane… “Efendim, daha incelenemedi.” Hayır, şu anda sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kitapçıklar taranıyor. İnternet aracılığıyla, eminim ki, incelenmeyen kitap yok ama buna rağmen… Ki, bir şifre bulunsa anında bizim medyamıza akar ve medyamız bunu anında haberleştirir ama bu saate kadar böyle bir, tutarlı bir şifreleme ortaya konmadıysa o zaman bizim üzerinde durmamız gereken konu, böyle bir komplo varsa bu komplonun neden olduğu ve bunun acaba siyasal sonuçlarının ne olduğu üzerindedir. Bunun üzerinde durmak durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, bir noktanın daha özellikle altını çizmek istiyorum: Bakın, bir yasama döneminin sonuna geldik. Bu hafta 5’inci yasama yılımız, 23’üncü Dönemin son haftası. Önümüzdeki hafta, artık, her milletvekili veya milletvekili adayı, sahada olacak, kendi partisinin kendi düşüncesini halka anlatmak için bir ciddi gayretin içerisine girecek.

Bugün, aslında, bu araştırma önergesinin gündeme alınmasının pratiği yok, sadece seçime yönelik yani gündem oluşturmak ve bu noktada Hükûmeti zor durumda bırakmaya yönelik bir öneri olarak değerlendiriyorum.

Ama şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Arkadaşlarımın iyi niyetini bir kenara koyuyorum, yani o konuda “Arkadaşlarım art niyetlidir.” demek asla istemem ama değerli arkadaşlarım, bizim bir şeye dikkat etmemiz lazım; ÖSYM gibi kurumlar, bakın, siyaset malzemesi yapılamayacak kadar önemli kurumlardır. Eğer siz, “yeni ÖSYM” derseniz ve eski ÖSYM’nin bugüne kadarki pek çok hatasını “O ÖSYM’nin başındaki insanlar dünya görüşü olarak bize yakındı, örtelim ama şimdi en küçük bir hatada bu yeni ÖSYM Başkanının kellesini koparalım.” derseniz, bunun siyasetle de, insafla da, izanla da bağdaşır tarafı olmaz.

Bir de şunu unutmayalım: Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyeti kurduğunu iddia eden bir parti.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) - İddia değil, kuran...

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Yahu cumhuriyet kurumlarını AK PARTİ’yi yıpratacağız diye...

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - İddia ne demek?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Tabii, o dönemde Cumhuriyet Halk Partisi tek partiydi ve bütün toplumun renkleri siyaset yapma noktasında Cumhuriyet Halk Partisinde siyaset yapmak durumundaydı ama...

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Bunu bile, gerçeği bile söyleyemiyorlar ya.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - ...şunu bilin: Toplumun değerlerini aşındırmak, “AK PARTİ İktidarını yıpratacağız.” diye devleti yıpratmak hiç kimseye fayda getirmez.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) - Ne alakası var bunun devletle ya? Sahtekârlığın üzerine gitmek ne zaman devleti yıpratmak oldu?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Bu olsa olsa Cumhuriyet Halk Partisinin iktidara gelemeyeceğinin açık bir göstergesidir diyorum.

Önergenin aleyhinde olduğumu bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan...

BAŞKAN – Evet Muharrem Bey…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ÖSYM’yle ilgili iddiaların bazı çevreler tarafından Hükûmete yönelik komplo olduğunu söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Yalova) – İç Tüzük 69’a göre siyasi parti gruplarına sataşma vardır, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Bunun şeyle ilgisi ne? Grubunuza bir sataşma mı var burada?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP’yle ne alakası var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Biz söylüyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siyasi parti gruplarını Hükûmete yönelik komplo kurmakla suçladı Sayın Işık.

BAŞKAN – Yok, böyle bir şey yok Muharrem Bey.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öyle söyledi efendim.

BAŞKAN – Hayır efendim, böyle bir şey yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, şeylere bakayım, inceleyeyim, olur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, buradaki her konuşulandan alınganlık gösterilirse olmaz. 

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ne alınganlığı canım?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, aynen şöyle söyledi: “Bu iddiaları ortaya atanlar Hükûmete yönelik komplo kuranlardır.” dedi, siyasi parti gruplarını İç Tüzük 69’a göre itham etti, bu konuda söz vermelisiniz.

BAŞKAN – Şimdi, bakınız Muharrem Bey, bu konuyla ilgili olarak, Sayın Başkan, eğer hiç kimse buraya çıkıp hiçbir siyasi parti bir konuda diğerini eleştirmeyecekse o zaman siyaset falan olmaz zaten.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu eleştiri değil, komplo kurmak…

BAŞKAN – Hayır efendim, gruplar adına direkt böyle bir şey söylenmedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, komplo kurmak bir eleştiri sınırının ötesindedir.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Eleştirinin ötesindedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu grup önerisini Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz verdik. Bu verdiğimiz önergeyle, bugün ülkemizin büyük kısmını ilgilendiren bu konunun Genel Kurulda görüşülmesini arzu ettik. Bu arzumuzu bu öğrencilerin üzerinden siyaset yapmak, bunları istismar etmekle suçlayan aleyhte konuşmacılara cevap hakkımız doğmuştur. Müsaade ediniz, İç Tüzük 69’a göre söz istiyorum. İsterseniz tutanakları getirtin, okuyun, gerek birinci konuşmacı gerekse ikinci konuşmacı aynı cümleleri kullandı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın efendim.

BAŞKAN – Tutanakları getirteyim, dediğiniz hususlar varsa sizlere söz vereceğim efendim, tutanakları getirteyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, aynı oturum içinde.

BAŞKAN – Tutanakları getirteyim, tamam arkadaşlar, tamam Muharrem Bey.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısı arayınız efendim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Buyurun:

2.- Akaryakıt fiyatlarındaki artış hakkında verilen (10/1034) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Nisan 2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 05.04.2011 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Muharrem İnce

                                                                                                           Yalova

                                                                                                 Grup Başkanvekili”

 “Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Akaryakıt Fiyatlarındaki artış hk.) (10/1034 esas numaralı) Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun, 05.04.2011 Salı günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.”

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce konuşulan, bu ÖSYM’de yapılan şifreli sorularla ilgili olarak arkadaşlarımız konuyu böyle bir politize ederek, gargaraya getirerek aşmaya çalışıyorlar. Bu somut bir olaydır değerli arkadaşlarım. Böyle, Cumhurbaşkanının kefil olmasına, Hükûmetin bildiri yayınlamasına, milletvekillerinin burada konuşma yapmasına gerek yok. Bu teknik bir konu, bu somut bir konu. Kurarsınız ciddi bir komisyon, o komisyon inceler, sonucu açıklar.

Arkadaşım diyor ki: “Ben ÖSYM’den bilgi aldım, burada şifre yokmuş.” Şifre olduğu artık o kadar net bir şekilde ortaya konuldu ki bunu “Yok.” diyerek ortadan kaldıramazsınız. Böyle bir olay yaşanmamış olsaydı, muhalefet veya AKP’ye karşı olanlar nasıl bunları uydurabilirlerdi? Oturup insanlar olmayan şifreleri uyduruyorlar mı? Yani biraz insaf sahibi olmak lazım. “Muhalefet eleştirdiğine göre biz haklıyız.” psikolojisiyle bir sahtekârlığı gelip burada savunmak hiçbirinize yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Yanlışa yanlış deyin. 1,5 milyon insanın, gençlerin umudunu kırmaya ne hakkınız var?

Burada ÖSYM’yle ilgili yasa çıkarken -ben konuşmamı çok iyi hatırlıyorum- dedim ki: “ÖSYM, kurulduğundan bu KPSS sınavlarına kadar güvenilir bir kurumdu. Herkes, ÖSYM sonuçları ilan edildiği zaman ‘ÖSYM ilan ettiğine göre doğrudur.’ derdi, tartışma olmazdı ama o KPSS’yle birlikte kaç yıllık ÖSYM güvenilirliğini kaybetti.” Dediniz ki “Gelin, bize yetki verin, eksikleri neyse ÖSYM Yasası’nın, daha da güçlü bir şekilde, biz sınavları dürüst bir şekilde yapalım.” O yetkiyi verdik, komisyonlarda iyileştirmek için elimizden geleni yaptık, daha ilk sınavda böyle bir skandalla karşı karşıya geldik. Deniliyor ki: “Meclis daha iki ay önce yetki verdi.” Evet, yetkiyi verdik ama o yetkiyi, siz, amacına uygun, maksadına uygun, dürüst bir şekilde kullanamadınız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'yi sınav yapamaz bir ülke konumuna getirdiniz. Sayın Başbakan, bugün grup konuşmasında başarılarınızı anlatıyordu ama niçin sınav yapamayan bir ülke hâline getirdiğinizi, niçin artık, her yere mutlaka yandaşlarınızı yerleştirmek için milyonlarca insanın umudunu, hayalini ortadan kaldırdığınızı, oturup elinizi vicdanınıza koyarak düşününüz diyorum.

Değerli arkadaşlarım, bizim bugün grup önerisiyle gündeme getirmek istediğimiz konu akaryakıt fiyatlarıdır. Bugün dünyada petrol fiyatları 120 dolara çıkmıştır. Eğer Libya’daki olayların arkası alınmazsa, Orta Doğu’daki diğer olaylar durulmazsa bu fiyatlar artmaya devam edecektir.

Tabii, bu fiyatlar dışarıda artınca Hükûmet hemen onu benzine, motorine, diğer akaryakıt fiyatlarına olduğu gibi yansıtıyor. Tabii, bu akaryakıt fiyatlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni, dünyada en yüksek fiyatlı akaryakıtın Türkiye’de satılmasının nedeni dışarıdaki fiyatlar değildir. Almanya’da, Yunanistan’da, diğer Avrupa Birliği ülkelerinde de petrol yok, onlar da dışarıdan ithal ederler, onlar da ya ürün olarak ya ham petrol olarak ithal ederler ve tüketiciye sunarlar. Oralarda akaryakıt niçin daha ucuz da Türkiye’de bu kadar pahalı? Sebebi çok açık değerli arkadaşlarım: Biz akaryakıtı ve benzin istasyonlarını vergi dairesi gibi kullanıyoruz, toplam vergi gelirlerimizin çok büyük bir bölümünü akaryakıt üzerinden alıyoruz. Tabii, bunun temel nedeni, kurumlar vergisi gibi, gelir vergisi gibi doğrudan vergilerin, dolaysız vergilerin tahsil edilemeyişi; yüzde 40’lara, 50’lere varan kayıt dışılığı önleyemeyişin faturasını bugün nakliyeci ödüyor, bugün çiftçi ödüyor, bugün araç sahipleri ödüyor, bugün evinde tüp gaz kullanan kadınlarımız ödüyor. Öyleyse, gelin artık dışarıda her petrol zammı olduğunda Türkiye’deki akaryakıta zam yapma yolundan vazgeçelim, buradaki vergi oranlarını makul düzeye indirelim değerli arkadaşlarım.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak halkımıza vaat ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında tüketicilerimiz, özellikle çiftçilerimiz, motorini, bugün olduğu gibi 3,5 liraya değil 1,5 liraya kullanacaktır; 3,5 lira yerine 1,5 lira ödeyecektir. Bunun üstündeki vergileri biz kesinlikle kaldıracağız değerli arkadaşlarım çünkü çiftçinin bu desteğe ihtiyacı var. Türkiye’de çiftçi çok güç durumda; tarlasını süremiyor, traktörünü çalıştıramıyor, ürününü toplayamıyor. Öyleyse bunlara ciddi bir destekte bulunmak lazım. Bunu, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yapacağız.

Değerli arkadaşlarım, bu akaryakıt fiyatları üzerindeki vergileri mutlaka ve mutlaka aşağı çekme ihtiyacı vardır. Bugün 120 dolar olan akaryakıt yarın 150 dolar olduğu zaman, gene bu düzeyde vergi alırsanız, 5 liraya motorin satacaksınız. 5 liraya sattığınız motorinle nakliye ne olacak, çiftçilerin durumu ne olacak; bunları düşünmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, biz bunu gündeme getirdiğimiz zaman deniliyor ki: “Bütçeyi biz ona göre dengeledik. Akaryakıt üzerinden vergi alamazsak bu bütçe dengesini sağlayamayız.” Değerli arkadaşlarım, elbette, kamu harcamaları mutlaka vergiyle karşılanmalıdır, vergi almadan bir devlet yönetimi olmaz, bunu söylüyor değiliz ama nereden vergi alacağınızı iyi kararlaştıracaksınız. Siz holdinglerden doğru dürüst vergi alamazsanız, siz ekonomin büyük kısmının kayıt dışı kalmasına göz yumarsanız doğrudan vergileri tahsil edemezsiniz. O zaman, akaryakıt üzerinden vergi almaya, tüketicilere vergi üzerine vergi bindirmeye devam edersiniz.

Değerli arkadaşlarım, akaryakıt sektörünün çok önemli sıkıntısı, sorunlarından biri de akaryakıt kaçakçılığıdır. Sayın Başbakan 13 Şubat 2007 yılında yaptığı bir açıklamada demişti ki: “Akaryakıt sektöründe 38 milyar dolarlık kaçakçılık vardır.” Bunu 2007 yılında Sayın Başbakan söyledi, 38 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, dile kolay; söylemesi bile zor. Peki, o günden bugüne dört yıl geçti. Acaba AKP, ilgili bakanlıklar, Enerji Piyasası Kurulu, Emniyeti, Gümrüğü bu kaçakçılıkla mücadele için ne yaptı, hangi önlemleri aldı, hangi çareleri toplumun önüne koydu? Bir başbakan söylediği sözün arkasında durur. 38 milyar dolarlık kaçakçılıktan bahsediyorsanız, bunun önlenmesi için de aynı şekilde ciddi tedbir almış olmanız lazım. Bugüne kadar akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele anlamında ben somut bir tek önlem görmedim, somut bir tek adım görmedim. Demek ki ya Başbakan yalan yanlış bir bilgiyi kamuoyuyla paylaştı veya biliyorsunuz bu kaçakçıları, himaye ediyorsunuz diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Siirt Milletvekili Afif Demirkıran.

Buyurun Sayın Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili vermiş oldukları grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gönül arzu ederdi ki bu dönemin son günlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi çıkıp burada Hükûmetimizin yapmış olduğu güzel şeyleri takdirle ifade etsin, tebrik etsin ve “12 Hazirandan sonraki AK PARTİ hükûmetleri döneminde biz de parti olarak Türkiye'nin geleceği için, Türk insanının huzuru, refahı için size destek vereceğiz, yaptığınız güzel icraatlarda sizi destekleyeceğiz.” demiş olsunlar. Bakın, demiş olsaydılar ki: “Cumhuriyet tarihi boyunca sadece 6 bin kilometre duble yol yapılmışken, çift yol yapılmışken siz 13 bin kilometre duble yol yaptınız.” Demiş olsaydılar ki: “Fakir fukaraya, garip gurebaya, orta hâlli insanlara, dar gelirli insanlara 480 bin konut yaptınız.” Demiş olsaydılar ki: “Yüzde 8,9 büyümeyle, Türkiye’yi Avrupa’nın ve OECD’nin büyümede 1 numaralı ülkesi hâline getirdiniz.” Demiş olsaydılar ki: “1970’ten bu yana enflasyon en düşük seviyeye düştü ve enflasyon canavarını ağlattınız. Biz sizi tebrik ediyoruz, sizi takdir ediyoruz, sizin politikalarınızı destekliyoruz.” Tüm bunları demiş olsalardı herhâlde vatandaşlar nezdinde çok daha fazla takdir toplarlardı.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sırayı garantiledin, biraz daha anlat!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Ancak, arkadaşlarımız bütün bunları söylemeyip ikinci kezdir akaryakıt fiyatlarındaki artışı, sözde artışı gündeme getiriyorlar.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sözde artış öyle mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz akaryakıt almıyorsunuz galiba.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Evet, akaryakıt fiyatlarında bir artış söz konusudur. Bakın, biz iktidara geldiğimiz zaman varili sadece 24 dolar idi, bugün itibarıyla -dünya fiyatlarından bahsediyorum- 120 dolardır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Peki, Avrupa’da benzin fiyatı ne kadar, bizde ne kadar?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, 2009’da ortalama brent petrolün varil fiyatı 62 dolardı, 2010 ortalama fiyatı 77 dolar. Fazla uzağa gitmeyelim, 1/1/2011 tarihinde 92 dolar 55 sent ve 1/4/2011 tarihinde, sadece üç ay sonra, bu fiyat 115,95 dolara çıkıyor. Kuzey Afrika’daki, Orta Doğu’daki malum, bildiğiniz halkların demokrasi talepleri, ayaklanmaları sonucu, tabii, dünya genelinde bir tedirginlik, dünya fiyatlarında bir artma, dünya üretimlerinde bir düşüş söz konusu oldu. Nijerya dahi, ki seçimlere gidecek, ama Nijerya’da bile büyük bir tedirginlik var. Amerika, ithal ettiği ham petrolün yüzde 10’unu Nijerya’dan alıyor. Dolayısıyla, Nijerya’da oluşabilecek olan herhangi bir belirsizlik Amerika’yı ve dolayısıyla bütün dünyayı erteleyecektir.

Peki, dünya fiyatlarındaki bu artış oluyor iken Türkiye'de, gerçekten, aynı orantıda benzin ve motorin fiyatları artıyor mu? Ona da  baktığımız zaman, bakın, 1/1/2011 tarihinden 1/4/2011 tarihine kadar benzin CIF fiyatı yüzde 21,45 artmış iken Türkiye'deki vergisiz bayi fiyatı sadece yüzde 13,38 artmıştır. Dünyadaki CIF fiyatının neredeyse yarısı kadar bir artış söz konusudur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şimdi kaç lira? Dışarıda ne kadar, burada ne kadar?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Arkadaşlarımız hep bu kürsüye çıktıklarında “Dünyada en fazla vergi yükü Türkiye'dedir.” diyorlar. Bakın, evet, Türkiye'de vergi yükü vardır ama bu Türkiye'deki vergi yükü, ilk vergi konduğu zaman, bizden önceki iktidarlar döneminde yüzde 70 iken bugün yüzde 65’lere, 66’lara düşmüş…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Dokuz yıldır iktidarsınız, bırakın eskileri artık.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - …ve Avrupa ülkelerinin ortalaması -iPad hemen burada, çok güzel bir grafik var orada- yüzde 60 civarındadır, yüzde 60’ın biraz üstündedir Avrupa ülkelerindeki vergi yükünün ortalaması. Hollanda’da Türkiye'den fazladır. Daha önce bu kürsüde Hollanda örneği verildi, Hollanda’da Türkiye'den fazladır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – En yüksek bizim.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, Türkiye, AK PARTİ hükûmetleriyle fakir fukaraya, halkına sunduğu hizmetleri hiçbir şekilde petrol fiyatlarındaki artışla karşılamamıştır, karşılamak gibi bir niyeti de yoktur ve hiçbir şekilde…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ya neyle karşılayacak? En büyük vergiyi oradan alıyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bakın, 2009 yılında, 2010 yılında vergi yükünde herhangi bir artış söz konusu olmamıştır, 2011 yılında da vergi yükünde herhangi bir artış söz konusu olmayacaktır. Maliye Bakanlığımızın olayı gözden geçirip, bütçe dengesi dâhilinde herhangi bir çalışma yapması tabii ki hepimizin arzusudur ama hiçbir şekilde, petrol fiyatlarındaki artış, akaryakıt fiyatlarındaki artış ile bütçenin herhangi bir şekilde ilave gelir elde etme gibi bir niyeti hiçbir zaman olmamıştır, olmayacaktır, buna zaten ihtiyacı da yoktur.

Değerli arkadaşlar, bakın bir misal daha vereyim: Şimdi, OECD ülkelerinde -dünyanın her yerinde olduğu gibi- enflasyonu tetikleyen en önemli unsur enerji fiyatlarıdır son zamanlarda ve bu OECD ülkelerinde geçen sene şubat ayında yüzde 1,9 olan enflasyon, bu sene şubat ayında yüzde 2,4 olmuştur. Peki, bizde ne oldu? Enerji fiyatlarındaki artışlara rağmen Türkiye son kırk yılın en düşük enflasyonunu yaşadı, yüzde 4. Bu, önemli bir göstergedir; bu, Türkiye’nin gelmiş olduğu noktayı göstermektedir; bu, yeni Türkiye’nin vizyonunun ne olduğunu göstermektedir. Enerji fiyatları, malumunuz olduğu gibi, serbest piyasa koşullarında, arz-talep dengesi doğrultusunda, dünya konjonktürüne bağlı olarak değişkenlik arz etmektedir, ancak şunu ifade etmeden geçemeyeceğim: Türkiye petrol açısından maalesef fakir bir ülkedir. Değişik zamanlarda bu kürsüden ifade ettim, Türkiye’deki şu andaki ham petrol miktarı rezervi 40 milyon ton civarındadır ancak. Bizim sadece bir yıllık tüketimimizin bir miktar üstündedir. Yerli üretimimiz 2,5 milyon ton civarındadır. Petrol tüketimimizin yüzde 90’ını, 92’sini ithal etmekteyiz, kalan kısmını ise yerli kaynaklarımızdan üretmekteyiz. Onun içindir ki Hükûmetimiz, her sene bir miktar daha fazla yatırım yapmakta.

Bakın, bu sene, 2010 yılında 1,2 milyar dolar yatırım yapmış bulunuyoruz petrol aramalarına -kamu, özel- ve geçmiş yıllarda ortalama 40-50 adet sondaj açılıyorken geçtiğimiz yıl 150 civarında sondaj kuyusu açılmıştır. Denizlerimizde petrol aramaktayız. Çok da ümitliyiz. İnşallah, hep beraber Karadeniz’de eğer ciddi bir rezerve rastlarsak -ki göstergeler onu gösteriyor- Türkiye bugün için yurt dışına ödediği 40 milyar dolarlık petrol faturasından kurtulacaktır.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ne zaman?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Karadeniz’de petrol bulduğumuzda inşallah. Hep beraber bunu kutlayacağız.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Rüyanda mı gördün!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Bundan memnun olmanız lazım. Esasen bu cümlemi alkışlamanız lazım. Türkiye kendi kendine yetecek olan bir ülke hâline geliyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bu tempoyla kırk sene sonra!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Türkiye enerji politikalarında yerli kaynaklarına yöneliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye enerji politikalarında dışa bağımlılıktan kurtuluyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ne zaman, ne zaman? Dokuz yıl bitti!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Türkiye enerji politikalarında sadece kendi içinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte bir aktör hâline geliyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Tabii… Tabii…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başkalarına muhtaç bir aktör!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Türkiye’den geçen petrol boru hatları, Türkiye üzerinden geçen doğal gaz hatları, elektrik bağlantısı Avrupa’yla…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Giderayak şaka yapma!

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Yani öyle kolay değil Türkiye'nin bu şekilde dünyada sözü dinlenir ülke hâline gelmesi. Evet, bunun önemli bir kısmı da petrol politikalarımızın doğruluğundan kaynaklanmaktadır. Şu an için yüzde 70’in üzerinde ithal bağımlısı bir ülkeyiz ama biz yenilenebilir kaynaklarımızın tamamını değerlendirdiğimizde göreceğiz ki Türkiye kendi enerjisinde kendisine yetecek bir konuma gelecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve 12 Haziranda yapılacak olan seçimlerin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Sayın Günal, buyurun efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu grup önerisi, son günlerde akaryakıt fiyatlarındaki artışlarla ilgili. Tabii, Hükûmete, iktidar partisine mensup arkadaşlarımız her şeyi güllük gülistanlık göstermeye devam ediyorlar. Ben size şimdi bazı gerçekleri söyleyeceğim. Yine parmaklar kalkacak inecek, sadece grup başkan vekillerine bakıp oylayacaksınız ama bazı bilgileri sizlerin dikkatinize arz edeceğim, belki bu arada yüce Türk milletini de bu gelişmelerden bilgilendirmiş oluruz. Sizlerin parmakları kalkıp inip kabul etse de onlar gerçekleri öğrenmiş olur bu vesileyle diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, şubatta, mart ayı başında bir daha gelmiş, bir daha gelmiş… Sadece geçen hafta böyle bir oylamadan sonra, birkaç kuruşluk bir indirimin dışında sürekli olarak bir macera var. Yani Avrupa’nın en pahalı benzinini tüketiyoruz. Dünyanın en fazla vergi ödeyen -benzinde, akaryakıtta- ülkesiyiz.

Şimdi bir bakıyoruz, böyle çıkarken nedense otomatik bir fiyatlandırma var. Benzin fiyatları dünyada çıkarken anında, ertesi gün hemen bu akaryakıt belirlemesi yapılıyor. Akaryakıt fiyatları düşmeye başladığı zaman bu otomatik çalışmıyor nedense, böyle şeyin otomatiği gibi, düşerken çalışmıyor. Bu kur politikasında olduğu gibi, yani tersine olduğu zaman hemen müdahale, düşerken bırak düşsün, orada da tersi var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, buraya baktığınız zaman, Hükûmetin milleti yanılttığını görüyoruz çünkü yansımıyor. Düşüşler neden yansımıyor? Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu burada, Enerji Bakanlığı burada, çıkarken otomatik yansıyan şey… Ben şimdi size rakamları okuyayım, sizler de hep beraber, Türk milletiyle beraber bu gerçekleri öğrenmiş olun. Çünkü size gelenler hep böyle düşenleri gösterdiği için, fiyatlardaki artış belki gelmiyor olabilir. 2002 yılı başında, baktığınız zaman -hep 2002 ile mukayese ediyorsunuz, bunu da edelim nereden nereye gelmiş diye-  petrolün ortalama varil fiyatı 24 dolar civarında, 95 oktan kurşunsuz benzinin pompa fiyatı ortalama 1,48 lira, 1,5 lira dahi değil. Petrolün varil fiyatı 2003’te 27 dolara çıkmış, benzinin fiyatı 1,80’e çıkmış. Şimdi, geliyorsunuz sürekli olarak benzinin fiyatı yükselmeye başlıyor ve 2008 yılına gelindiğinde, biraz da krizin etkisiyle, petrol fiyatları 140 dolara kadar çıkıyor. Aynı dönemde 1 litre 95 oktanlık kurşunsuz benzinin pompa fiyatı 3,21 liraya yükselmiş. 2009 yılında, bakıyoruz şimdi, ne oluyor, ilk çeyreğinde, yüzde 72 oranında petrol fiyatlarında düşüş var. Bakın, yüzde 72. Az önce fiyatı söyledim, 3,21 lira. Yüzde 72 düşüş var, petrol fiyatları 140 dolardan 38 dolara kadar düşmüş. Peki, benzin fiyatlarında ne kadar indirim olmuş hiç bilen var mı? 6 kuruş, sadece 6 kuruş.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Sen anlamazsın!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Bakın, yüzde 72 indirime karşılık fiyatlarda yüzde 72’ye…

Fevzi Bey mi konuşuyor? Arkadan bir şeyler geliyor, anlamıyorum Sayın Başkan. Arkadaşlar bir şeyler söylüyor ama…

6 kuruşluk sadece indirim yapılmış, yüzde 72 petrol fiyatlarındaki düşüşe karşılık. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, milleti aldatmaktır.

2009 yılının son çeyreğine bakıyorsunuz. Şimdi orada dursa yine iyi. Bir de bakıyoruz ki benzin fiyatları 60 dolara çıkmış, yeniden zamlanmaya başlamış, bir anda 3,60 liraya çıkmış. Burada, Hükûmet, maalesef, bu konuda milleti yanıltmaktadır. Yine petrol fiyatları tekrar 60 dolara düşmüş 80’den, yine bakıyoruz benzin fiyatlarında herhangi bir indirim yok. Yani çıkarken otomatik olarak çıkıyor, inerken orada kalıyor. Neden? Demin burada arkadaşlarım kızıyorlardı “Efendim bir artış olmadı” diye, Afif Bey de söyledi, çünkü buradan önemli ölçüde vergi alıyor, en fazla vergiyi ödeyen biziz. Bu nedenle, benzin fiyatlarına baktığımız zaman değerli arkadaşlar, 2000 yılında ortalama 0,58 lira litre başına ödenirken, şu anda, on bir yılda, bu rakam yüzde 741 oranında artmış ve 4,30 liraya kadar yükselmiş. Dolayısıyla, efendim, işte benzindeki artışlar yansıyor, indirimlerde de iniyor diye bir şey yok. Tekraren… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkanım, lütfen…

Arkadaşlar, burası kıraathaneye döndü, ben anlamıyorum bunu. Ben de bana sataşıyorlar diye bakıyorum ama…

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Ayıp ama ya! Saygısızlık bu!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, Sayın Hatip rahatsız oluyor efendim. Genel Kurulu sükûnete davet ediyorum.

Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani madem muhabbet ediyorlar, o zaman… Rahatsız oluyorum Başkanım.

BAŞKAN – Haklısınız, ikaz ettim Sayın Günal.

Buyurun efendim.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir daha size de söylüyorum arkadaki arkadaşlar: Yüzde 72 oranında petrol fiyatları düşmüş, benzin fiyatı 6 kuruşçuk düşmüş, sadece 6 kuruş.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Niye olduğunu sen iyi biliyorsun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Niye olduğunu biliyorum, işte onu anlatıyorum. Çünkü buradan aldığınız vergiler olmasa o yandaşlara kayırarak verdiğiniz kredileri, o yandaşlara verdiğiniz ihaleleri finanse etme şansınız kalmayacak; vergi gelirlerini nereden aldığınıza bakarsanız oradan göreceksiniz. Ha, niye olduğunu ben biliyorum, size anlatmaya çalışıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, AKP Hükûmetinin burada acziyetinin bir göstergesidir, en azından vatandaşa bunu doğru anlatmak lazım. Fiyatlar belli, ayrıntısı da var, ben sadece 2002’den sonrasını söylemedim, 2009’a geçtim, krizin olduğu yıla, isterseniz 2004’te, 2005’te, 2006’da ne olmuş, ne kadar yükselmiş, hepinize bunları takdim edebilirim.

Dolayısıyla, burada yapılan şey milleti kandırmaktır, “Milletin sırtından, zorunlu olarak herkes arabasına biniyor, o zaman buradan alalım,  herkes cep telefonunu kullanıyor, bunlardan alalım.” demektir. Burada milleti kandırmaktan vazgeçelim. “Hiç olmazsa çiftçinin kullandığı mazottan gelin bu KDV’yi sıfırlayalım.” dedik. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, küçük çiftçilerimizin kullanmış olduğu mazottaki KDV ve ÖTV’yi sıfırlayacağız, -seçim beyannamemizde söyledik- büyük ölçekli çiftçilerde de yüzde 50’ye kademeli olarak belli bir strateji çerçevesinde indireceğiz. Bu, AKP’nin enerji politikasının olmadığını, bir başıboşluğun olduğunu gösteriyor.

Ben, dört yıldır Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında ve burada da Sayın Bakan geldiği zaman sürekli söylüyorum, hâlen daha bir enerji stratejisi oluşturulamadı, “Enerji politikalarımız var.” deniyor, sonunda söyleye, söyleye önce bir özelleştirme yol haritası çıktı birkaç sayfalık, ondan sonra dediler ki: “Biz stratejimizi koyduk.” Döndüm baktım değerli arkadaşlar, 27/10/2009 tarihinde bir Strateji Belgesi Yüksek Planlama Kurulu tarafından onaylandı. Strateji Belgesi’nin tamamı on bir sayfa ve nükleere üç satır, doğal gazla ilgili ilişkilere de iki satırcık yer verilmiş. Şimdi, siz burada uygulayacağınız politikaları millî bir enerji stratejisi çerçevesinde uygulamazsanız bu sefer dışa bağımlılık artar. Doğrudan ihalesiz olarak bir ülkeye verirsiniz. O ülkeye zaten siz hem petrolde hem doğal gazda bağımlısınız. Bir de nükleer enerjiyi verdiğiniz zaman yarın enerji arz güvenliği diye bir şey kalmaz.

Dolayısıyla, bu hususlar önemlidir. Ne kadar pahalı enerji tükettiğimizin arkasında yatan nedenler hem fiyatlandırmanın otomatik olarak uygulanmaması hem de Hükûmetin buradan elde ettiği vergi kazançlarından olmamak için… Çünkü her düşen fiyatta otomatik olarak aldığınız KDV ve ÖTV de düşmüş oluyor. Bu nedenle, Adalet ve Kalkınma Partisini vatandaşlarımızın normal günlük ihtiyaçlarında kullandığı bu akaryakıtlarla ilgili biraz daha adaletli olmaya ve bunlar üzerindeki yükü azaltmaya sürekli olarak davet etmiştik ama maalesef bugüne kadar olmadı.

Artık seçime gidiyoruz. İnşallah 12 Haziranda Türk milleti bu yanıltmaları görecektir. Kendisinin çektiği sıkıntıları, üzerinden yapılan istismarları görecektir ve Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarında, az önce belirttiğim gibi, millî bir enerji politikasıyla enerji stratejisi belirlenerek öncelikle dışa bağımlılık azaltılacak, belli anlaşmalar yeniden gözden geçirilecek ve millî enerji politikaları uygulanacak. Bu kapsamda da özellikle çiftçilerimizin kullanmış olduğu mazottan KDV ve ÖTV’yi kaldıracağız, kademeli olarak büyük çiftçilerde de yüzde 50’ye indireceğiz. Böyle “2023 lider ülke” demek sadece adını taklit etmekle olmuyor. Bunun gereği olan millî politikaları, Türkiye’yi güçlü yapacak millî enerji politikalarını da ortaya koymak gerekiyor.

Bu duygularla hepinize teşekkür ediyor, inşallah 12 Hazirandan sonra bunları biz Milliyetçi Hareket iktidarı olarak yapacağız diyor, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Grup önerisinin aleyhinde Bayram Ali Bayramoğlu, Rize Milletvekili, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Bayramoğlu, giderayak doğruları söylersin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl olsa aday değilmişsin, artık doğruları söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her zaman doğruları söyler…

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Aday olduğum zaman da bütün doğruları söyledim, hiç ondan endişeniz olmasın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum.

Ben de konuyla ilgili, gelişmelerle ilgili bilgilerimi sizlerle paylaşmış olacağım.

Şimdi, konuşmaya başlamadan önce bir prensibi söylemekte fayda görüyorum. Önerge aslında son derece önemli bir konu. İç Tüzük gereği partilerin kendi bünyelerinde kamuoyunun gündemine getirilmesi gereken, kamuoyunun dikkatinin çekilmesi gereken konuları burada tartışmak, bunlar için gerekiyorsa komisyonlar kurdurmak son derece doğal bir şey ama önemli olan bir konuyu böyle sık sık, peş peşe gündeme getirdiğiniz zaman işi sanki süre kazanmayla, “Bu işi biraz daha uzatalım.” mantığıyla karşı karşıya kalmak gibi noktaya getiriyor bizi ki konunun ciddiyeti de maalesef bu anlamda ikinci plana itilmiş oluyor.

Bakın, 8 Şubat günü gene aynı bu Mecliste gene Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuyla ilgili verdiği önerge enine boyuna tartışılmış, hatta Sayın Özyürek Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşmuş, Milliyetçi Hareket Partisi adına da Erkan Akçay konuşmuş, bu da aynı meseleleri gündeme getirerek değerlendirme yapmış.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ama yine kabul etmemişsiniz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi bugün gene aynı konuları gündeme getirip aynı şeyleri konuşmuş oluyoruz ama konuşulunca bazı altı çizilmelik birkaç tane önemli not aldım, onları da sizlerle bu vesileyle paylaşmış olacağım.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sorun devam ediyor.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Öncelikle şunu bir kere net bir şekilde bilelim ki, 5015 sayılı Kanun çıktıktan sonra yani 1/1/2005’ten itibaren petrol piyasasının düzenlenmesi ve fiyatlandırılması konusu tamamen EPDK bünyesine intikal ettirilmiş ve fiyatlandırma mekanizması, Hükûmetin planladığı bir şekilde yapılan bir uygulama değildir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Vergileri kim koyuyor?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Hükûmet sadece bu konuda ÖTV ve KDV’yle ilgili vergiler konusuyla ilgili gündemine alır, bütçesini hazırlarken de bu planlamayı yapar. İşte, burada gündeme getirilmiş olan aslında KDV’nin ve ÖTV’nin indirilmesi gereken konu 31/12/2009 tarihi itibarıyla fiyatların yüzde nispetinin dışına çıkartılarak fikslenmesiyle birlikte netleştirilmiş.

Bakın, mesela, burada, size son derece önemli rakamlar vereceğim sizin verdiğiniz rakamların önünde: 1/1/2010, yani bundan yaklaşık on altı ay evvel 1 litre kurşunsuz benzinin fiyatı 3 lira 64 kuruş iken bunun içerisindeki ÖTV nispeti toplam 1 lira 89 kuruş, yani yüzde nispeti olarak değil 1 lira 89 kuruş. Bugün itibarıyla, yani bir hafta evvelini alırsak 31/3/2011 tarihi itibarıyla 1 litre kurşunsuz benzinin fiyatı 4 lira 13 kuruşken ÖTV yine 1 lira 89 kuruş. Yani alınmış olan prensip kararına göre litre fiyatlarının fikslenmiş olması fiyatların artışında herhangi bir vergi yükünü artırmadığı gibi tam tersine petrolün, gerek mazot olarak gerek benzin olarak fiyatının artması demek içerisindeki vergi yükünün aşağıya orantılı olarak düşmesi anlamına gelir. Velev ki, bu tarih itibarıyla baktığımızda 2005 yılında kurşunsuz benzinde yaklaşık yüzde 74 olan toplam vergi nispeti 2011 yılı itibarıyla yüzde 65 rakamına indirgenmiş olmasına rağmen, bugün itibarıyla toplam KDV, ÖTV yükü dâhil olmak üzere vergi yükü yüzde 61,05’e indirilmiştir. Yani şunu derseniz: “Bu vergiler yüksektir, bunları kaldıralım, yerine şunları koyalım.” ayrı bir şeydir…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yüksek, azaltalım diyoruz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) -  …ama “Hükûmet vergileri hiç gündeme getirmiyor, bunları fiyat olarak aşağı indirmiyor.” derseniz bu yanlış olur çünkü hesaplar ortada. Dolayısıyla, bu anlamdaki vergi yüklerini aşağıya indirmiş olmak şu anda Hükûmetin almış olduğu bir prensip kararıdır. Ancak, burada çiftçiye…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Seçime kadar mı? Daha önce de öyle yapmıştınız.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) -  Seçimle ne alakası var Mehmet Beyciğim, 1/1/2010’dan itibaren bahsediyorum, 1/1/2010 on altı ay evvelinden beri bahsediyorum ve bu alınmış prensip kararı, bundan sonra uygulanacak olan bir prensip kararıdır.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Allah’ın emri değil ya.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi burada gündeme Sayın Özyürek getirdi, dedi ki: “Biz vergileri kaldıracağız.” Bu çok güzel bir söylem.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tarımda…

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani “Biz benzini 4 lira 13 kuruş yerine…” Şu anda içerisindeki toplam vergi yükü yaklaşık 2,5 lira. Bu ne demek? “2,5 lirayı kaldıracağız, yerine 1 lira 60 kuruşa benzin vereceğiz veya işte 3,5 liralık mazotun yerine de 1 liraya mazotu vereceğiz…”

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) –  Motorin.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Fark etmez. Ben akaryakıt olarak söylüyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Fark eder. “Benzin” demedim.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Mazotu söyleyelim. Bu güzel bir söylem. Ancak, geçtiğimiz yıl itibarıyla, 2010 yılı itibarıyla bütçemizin toplam gelir kalemi 232 milyar liradır yani Türkiye bütçesinin toplam geliri 232 milyar. Bu gelir kaleminin içerisindeki akaryakıt ÖTV’lerinin toplam gelir nispetiyse 34,6 milyar liradır yani yüzde 15’idir. Şimdi siz bunun sadece mazot kısmını söylüyorsanız, diyelim ki yarı yarıya olsun, ki mazot daha fazladır...

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tarımdaki mazot…

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – “34 milyar liralık, 35 milyar liralık gelirin yaklaşık 20 milyar lirasını biz almayacağız.” diyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hesap ettik, 9 milyar.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Bakın, ben size mazotun rakamını söylüyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yanlış hesap ediyorsunuz. Tarımda ne kadar tüketildiğini bilmiyorsunuz ki.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Şimdi “Çiftçiye döndüreceğiz, taşımacılığı durduracağız.” demeyin.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tarımda ne kadar tüketildiğini söyle.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, bu 20 milyar liralık vergi gelirinden eğer feragat edecekseniz bu çok güzel bir söylemdir ama bu 20 milyarın yerine neyi koyacağınızı da söyleyeceksiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, kayıt dışı ekonomiden alacağız.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Yani bu 20 milyar liralık vergi kaybını biz bütçe açığı olarak yeniden enflasyon olarak mı yaşayacağız yoksa bunu tekrar insanlarımızın sırtına yükleyeceğimiz bir başka yük olarak mı göreceğiz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaçakçıdan alacağız, akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele edeceğiz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, söylemi söylemek ayrı bir şey. Ben de katılıyorum, bir sanayici olarak uluslararası rekabet piyasasında enerji girdi maliyetlerimizin yüksek olduğunu görüyorum ama Türkiye’nin mevcut istikrarlı siyasi politikası ve ekonomik politikası faizlerin, enflasyon rakamlarının düşüşüyle birlikte -her ne kadar akaryakıt giderlerini aynı oranda düşürtemediyse de- gerek ekonomik büyüklüğü gerek uluslararası rekabet edebilirliliği açısından bu fiyatları artık kendi içerisinde absorbe edebilecek noktaya gelmiştir. Şimdi bunu yeniden gündeme getirip “Açalım bu kapıyı, yeniden rakamları indirelim, popülist politikaları uygulayalım.” dediğimizde çıkabilecek yeni sıkıntıları da nazarı itibara almış olmamız lazım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Popülist falan değil… Biz tarıma öncelik vermek istiyoruz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Yani ben realistik rakamlarla yaklaşıyorum, ben de kendi söylemlerimi söylüyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz kendi dengenizi savunuyorsunuz, biz de kendi dengemizi savunuyoruz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Şimdi, ben fiyatın yüksek olmadığını savunmadım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Savunuyorsunuz.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Ben, mevcut sistemin içerisinde bunun absorbe edilebildiğini ve bunu kullanan firmalarımızın uluslararası rekabet etme şanslarının var olduğunu söyledim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir de çiftçiye soralım.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Yüzde 60 faiz nispetiyle kredi kullanırken, bugün sanayici yüzde 9’lu rakamlarla kredi kullanır konuma gelmişse, ekonomik enstrümanları içerisinde maliyet fonksiyonlarını aşağıya çekip, enflasyon altında ezilmekten, her yıl hangi rakamı kâr olarak… Veya maliyetleri mi artış olarak düşüneceği dediği noktada uluslararası piyasadaki etkilenmenin getirdiği maliyet yükünü de hesap edecek demektir.

Şimdi, bunun yanında bir diğer konuyu daha Sayın Mehmet Beyin açıkladığı konuyla değerlendirmek istiyorum. Dedi ki, haklı olarak: “Fiyatlar yükselince hemen otomatik olarak artıyor, fiyatlar düşünce niye bunlar yansıtılmıyor?” Bakın, kâğıt üzerindeki fiyatlarla Türkiye’nin petrol ve doğal gaz alımı fiyatlarının hangi endeksle alındığını bilmez isek bu şekilde söyleriz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yüzde 72 de az bir şey değil.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bakın, 160 dolarlar seviyesine çıkmış petrol fiyatları 38 dolarlara kadar indi ama kâğıt üzerinde indiği zaman Türkiye’nin satın aldığı fiyatlar aynı fiyatlarla paralellik arz etmedi. O dönemdeki uygulamaları biz dört ay sonrasından takip ediyoruz uluslararası anlaşmalarda. Fiyatlardan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çıkarken nasıl hemen çıkarıyorsunuz?

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Çıkarken de düzenli çıkmıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynı şekilde geliyor, çıkarken de aynı.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - Bir dakika… Yok, öyle değil. Öyle değil. Rakamlarla konuşalım. Rakamlarla konuşalım.

Bakın, 1/1/2011 tarihinde petrolün varil fiyatı 92,55 dolar, 1/1/2011’i söylüyorum. Toplam, bugün itibarıyla, 5 Nisan itibarıyla brent petrolün fiyatı 120 dolar. Arasındaki artış ne kadar? Tam yüzde 30. Yüzde 30 fiyat artışı olmuş. Peki, vergisiz bayi fiyatlarındaki artış ne olmuş? Ortalama yüzde 13,38 olmuş. Yani siz “Fiyatların tamamı dünya genelinde ham madde olarak arttı.” deyip “Birden, bütün fiyatları pompa fiyatlarının üzerine yansıtıyorsunuz.” derseniz haklı olursunuz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani sen de diyorsun ki önümüzdeki ay artacak o zaman.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Devamla) - ...ama ham madde rakamlarının yüzde 30 arttığı bir yerde satış fiyatlarına yüzde 13 olarak yansıtılması bunun, bir, hakkaniyet hesabı yapılarak gündeme getirildiğinin çok net ifadesidir.

Dolayısıyla, bunların genel olarak tartışılmasında mutlaka fayda vardır ama bu önergenin şu an için çok haklı bir önerge olmadığını bu vesileyle söylüyor ve CHP grup önerisinin karşısında olacağımı belirterek sözlerime son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Sayın Şandır ve Sayın İnce’nin biraz önce, söz almak için söyledikleri gerekçe, kullandıkları konuşmaları inceledim, baktım. Evet, burada “komplo” ifadeleri yer alıyor ama bu “komplo” ifadeleri bir siyasi partiye yönelik olarak değil, medyanın ve bir kısım kurumların bu hususta, işte, kendi tabiriyle, tırnak içinde, Fikri Bey’in, “balıklama daldıkları” ifadesi filan var, onları gündeme getiriyor ama burada grup önerisini veren siyasi parti olarak Milliyetçi Hareket Partisinin Grup Başkan Vekiline, bunu sadece bir konunun açıklığa kavuşması maksadıyla kendilerinin verdiklerine ben inanıyorum, kendileri de öyle diyorlar. O anlamda, yani, böyle, bir kısım çevrelerin, bir kısım hususların “komplo” ifadeleri olabilir ama biz onun içinde falan değiliz, biz konunun açıklığa kavuşmasını istiyoruz anlamındaki düşüncelerine katılıyorum. Kendilerine açıklamak için iki dakika süre vereceğim.

Buyurun Sayın Şandır.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu ÖSYM’de yaşanan sorunların, sık sık yaşanan sorunların Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi, Danışma Kurulu… Grup önerisi bir komisyon kurulması amacıyla verilir ama Meclis Genel Kurulunun gündemi belirlenirken sözlü sorulara yer verilmemesi iktidar partisi grubunun bir kararı olarak buradan geçiyor. Dolayısıyla, Meclisin muhalefet olarak denetleme görevini yapabilme olanağı, şansı kalmıyor, imkânı kalmıyor. İşte, böyle bir, ülke gündemindeki, toplumun gündemindeki bir konuyu, önemli bir konuyu Meclis Genel Kurulunda tartışmaya açmak, görüşebilmek için bu grup önerilerini veriyoruz. Arkadaşlarımızın, bizi, işte “Meclis bitti, süre bitti, komisyon kurulması talebi gayri ciddi.” diye suçlamalarının aslı doğru değildir, birinci husus bu.

İkinci husus: Bir sorun var ortada değerli arkadaşlar. İster bu komplo olsun ister Hükûmeti hedef almış olsun ama bir sorun var. 1 milyon 700 bin öğrencinin  kafasını karıştıran, moralini bozan ve sürekli yaşanan bir sorun var ve bu sorunun çözümlerini bulmak sorumlusu siyasi iktidar.

Değerli arkadaşlar, ülkeyi, bu millet adına, AKP Grubunun, iktidarının, Hükûmetinin yönettiğinin ne zaman farkına varacaksınız Allah aşkına? Yani ÖSYM’de bir sınavda bu kadar yanlış yapılıyorsa ve sürekli yapılıyorsa, bunun tedbirini alamıyorsanız, kime ne söyleyeceğiz?

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz asla öğrencilerin veya ülkenin bir sorununun üzerinden istismar siyaseti yapmayı ilke olarak da ahlak olarak da doğru bulmayız ve asla yapmayız. Bu konuda toplumun bir sorununu dile getiriyoruz ve Hükûmeti  sorumlu davranmaya davet ediyoruz.

Bunu, Hükûmeti yıpratmak değil, göreve davet etmek olarak algılamanızı size tavsiye eder, teşekkür eder, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın İnce de aynı konuyla ilgili olarak bir açıklama yapacaklar.

Buyurun efendim.

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

1 milyon 700 bin gencimizin geleceğinden söz ediyoruz. Bunlar sınava girmişler, kaderleri ortada. Hiç kimsenin, hiçbir siyasi partinin, hiçbir sivil toplum örgütünün, bu gençlerin kaderinin olduğu bu olayla politika yapmak, siyaset yapmak, Hükûmete yüklenmek, Hükûmete komplo kurmak... Böyle bir şey olabilir mi? Bunu kim yapar, hangi vicdan yapar, hangi akıl yapar?

Ama ortada bir iddia var: Sorular çalınıyor. Daha önce, Polis Akademisinde olan ve eğitim bilimlerinde olan kopya olayı değildir. Bunu bir kez daha söylüyorum. Kopya, önceden bir emek hazırlanarak yapılan iştir, bir tesadüfe bağlıdır, çıkarsa bakıp yaparsınız. Buradaki kopya değildi, geçmişteki. Hır-sız-lık-. Soruların ve cevapların servis edilmesiydi. Önceden birilerine sorular ve cevaplar verilmişti. Şimdi ortada bir şifre var. Yok “Basına verilen kitapçıkta vardı.” yok “Öbür kitapçıkta vardı.”

Değerli arkadaşlarım, neden şifre konulur? Birilerine kıyak geçmek için şifre konulur. Yıllarca öğretmenlik yapmış insanlarız. Aptal mı bunlar, geri zekâlı mı bunlar, ne diye şifre koyuyorlar? Şifre koymalarının bir tane sebebi var: Kişiye özel kitapçık hazırlanıyorsa, şifre varsa, istediği kişiyi, istediği yere sokacaklar demektir. Kız çocuklarının İzmir’de, İstanbul’da aynı okulda sınava alınması demek, istedikleri bir kişiyi istedikleri bir yerde sınava alacaklar demektir. Bu haksızlıktır, bu haramdır, bu birinin hakkını gasbetmektir, bu hiledir, bu yalancılıktır, bu sahtekârlıktır. Devlet Denetleme Kurulu görevini yapmalıdır. Sayın Başbakan MİT’i görevlendirmişti. MİT nerede? Niye bu soruşturulmuyor? Niye bu araştırılmıyor? Niye bu açığa çıkmıyor? Biz bunun peşindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kimseyi suçladığımız falan yok. Açığa çıksın istiyoruz. Bu sahtekârlık, bu hırsızlık çözülsün istiyoruz. Siyaset yapmak gibi bir amacımız yok.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Işık, şimdi konu zaten...

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İç Tüzük 60’a göre bir söz...

BAŞKAN – Ben şunu diyorum: Konu savcılığa intikal etmiş, savcılık ilgili yerden soru kitapçıklarını istemiş, diğer şeyler olmuş, dolayısıyla konmuş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kısa bir açıklama yapmak istiyor Sayın Başkan.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Efendim, şöyle, çok kısa bir söz talebinizi yerine getireceğim. Siz oturunuz efendim. Ben sizin söz talebinizi yerine getireceğim.

Evet, en son sizin de söyleyeceğiniz kısa bir açıklamayı alarak bu konuyu kapatalım. Çünkü konu yargının eline geçmiştir. Yargı artık gerekli değerlendirmeyi yapsın.

Sayın Işık, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, konuşmasında hiçbir partiye yönelik komplo iddiasında bulunmadığına dair açıklaması

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bir konunun tutanaklara geçmesi açısından bir kısa söz istedim.

Benim konuşmamda hiçbir siyasi partimize yönelik bir komplo iddiam yoktur. Bir komplo iddiası varsa bu, Hükûmete yönelik bir iddia olarak değerlendirilmelidir. Çünkü, bu, Hükûmeti zor durumda bırakmaya yönelik bir sonuç doğurmuştur. Dolayısıyla, tutanaklara bu şekilde geçmesini arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Saygıdeğer milletvekilleri, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alıyorum:

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri  (Devam)

3.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 744 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 05.04.2011 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                    Mustafa Elitaş

                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 746 ve 744 sıra sayılı kanun tasarısı ve teklifinin 48 saat geçmeden Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 1 inci ve 3 üncü sıralarına; 681, 713, 682, 732, 726 ve 727 sıra sayılı kanun tasarıları ile kanun tekliflerinin ise bu kısmın 2, 4, 5, 6, 7 ve 8 inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

04.04.2011 Pazartesi günü dağıtılan, 700, 549, 589, 648, 352 ve 733 sıra sayılı Meclis araştırması komisyonları raporlarının gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması ve raporlar üzerindeki genel görüşmelerin bu sıra ile ve Genel Kurulun 07.04.2011 Perşembe günkü Birleşiminde yapılması,

Genel Kurulun;

05 Nisan 2011 Salı günü (bugün) 681 Sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

6 Nisan 2011 Çarşamba günü 682 Sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

7 Nisan 2011 Perşembe günü saat 12:00'de toplanarak; 700, 549, 589, 648, 352 ve 733 sıra sayılı Meclis araştırması komisyonları raporlarının görüşülmelerinin tamamlanmasının ardından; gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 6 Nisan 2011 Çarşamba günkü birleşimde 682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanamaması halinde bu tasarının görüşmelerine bu birleşimde devam edilmesi ve 682 sıra sayılı tasarının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi; bu birleşimde de 682 Sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanamaması halinde Genel Kurulun, haftalık çalışma günlerinin dışında 8 Nisan 2011 Cuma günü de saat 14:00’de toplanarak bu birleşimde 682 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

Bu birleşimlerde gece 24:00’de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi;

744 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin, İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

744 Sıra Sayılı

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi

(2/889,894)

 

Bölümler                              Bölüm Maddeleri               Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm                       1 ila 11 inci maddeler                               11

2. Bölüm                       12 ila 22 nci maddeler                              11

                                      Toplam Madde Sayısı                              22

 

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Ufuk Uras.

Buyurun efendim. (BDP sıralarında alkışlar)

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; usulen tabii lehte söz aldım.

İçeriğe gelince, bir dönemin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yaşam gailesi yüzünden yaşamın kendisi hakkında düşünmeye hiçbirimizin pek vakti kalmıyor ama galiba bir labirente dışarıdan daha iyi bakmak ve bir labirenti dışarıdan daha iyi çözmek mümkün. Sokağın nabzını, sesini Meclise büyük ölçüde yansıtmaya ve siyasi partilerimize yönelik siyasi eleştirilerde bulunmaya çalıştık, şahsileştirmemeye özen gösterdik. Şimdiden “Sürçülisan ettiysek affola.” diyorum ve vekil arkadaşlarımıza önümüzdeki dönemde siyasi yaşantılarında başarılar temenni ediyorum.

Bir politikanın geleceğini taşıyıcılığının yaratıcılığı belirliyor. Serada yetişen bir siyasetin ihtiyacı karşılamadığını görüyoruz, o yüzden hep “Mecliste vicdan gerek, Meclise aydınlık gerek, Meclise emek gerek.” dedik. Bilinen her hastalığı iyileştirecek bir ilacın da olmadığını gördük, o yüzden belki her bir konuya göre, her bir konunun özgünlüğüne göre tutum almak gerekiyor ve fikrî fosilleşme karşısında Richard Bach’ın “Martı”sı gibi her gün kendimizi aşmak ve kendimizi yenilemek ihtiyacı siyasetin en önemli özelliği.

John Stuart Mill “En güçlü millî ruha sahip olan milletler en az milliyetçilik sergilerler.” demişti. Sürekli milliyetçilik yarışması içerisinde, bu yarışın girdabı içerisinde somut sorunlara somut yanıtlarımız zaman zaman geride kalabiliyor, hamaset somut siyasetin yerini alabiliyor ve biz bir türlü ülkemizde ittihatçı-ihtilafçı ikilemini aşma becerisini gösteremiyoruz.

Siyasetin idareye tabi olmaması gerektiğini biliyoruz. Otoriter siyaset anlayışı karşısında her zeminde özgürlükleri savunmak çok önemli. Çiviye yandan vurduktan sonra çekice sarılmanın anlamının olmadığını gördük.

Geçen gün Libya ile ilgili, yine yurttan sesler korusu gibi ortak tutum alınan Genel Kurulda Sayın Dışişleri Bakanına küçük bir metin okudum, verdim. Orada “Dövüş Sanatı” kitabının yazarı Liang diyordu ki: “Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlar korkmazlar, dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” Hem uluslararası ilişkilerde hem iç siyasette herhâlde dikkate almamız gereken bir şiar.

Siyaset toplumdaki potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye dönüştürüyorsa anlamlı. Bu kinetik enerjiyi ortaya çıkarmak için sınırlı da olsa ön seçim yapan bütün siyasi partilerimizi kutluyorum, darısı Türkiye genelinde bu doğrudan demokrasinin kanallarını açmaya.

Halkın bilgisi yoksa iradesinin de olmadığını görüyoruz. “Hegemonya” dediğimiz şey rızanın örgütlenmesi, insanlar nasıl razı oluyorlar, nasıl sömürülmeyi onaylıyorlar. Kutadgu Bilig’i bilirsiniz, bir metninde diyor ki: “Kuvvet kullanılıp toprak alınsa bile/Halk elde tutulmaz tek başına kılıç ile.” Kılıç politikasıyla hiçbir zeminde sonuç alınamayacağını gördük ve siyasette “zararlı ot gübrelemek” denilen şeyin ne kadar tehlikeli olduğu da görüldü. Umarım önümüzdeki dönemde zararlı ot gübrelemeyi misyon edinen bir siyaset anlayışı ön plana çıkmaz. Zamanında yolu açan buldozerin gün gelip bozulduğunda bu sefer kendisinin artık yola engel olduğunu görüyoruz. O yüzden, siyaseten kendimizi yenilememiz, güncellememiz çok önemli. Tolstoy diyordu ki: Kendisi kötü oldukları hâlde kötülüğü düzeltmek istiyorlar. Devrimcilik ise önce kendimizden başlayarak zihinsel ve ahlaki bir devrimle toplumu dönüştürmek çok önemli.

Bildiğiniz gibi, sivil itaatsizlik barışçıl, alternatif bir siyaset biçimi olarak dünyada gündeme geliyor, bir tür “pasif mukavemet” anlamına geliyor. Habermas gibi sivil itaatsizlik üzerine kitaplar yazanlar var. Biz de bir kere daha, Kürt sorunu gibi temel bir meselenin barajlarla, mahkemelerle, operasyonlarla çözülemeyeceğini naçizane ifade etmek istedik.

Todor Jivkov döneminde Bulgaristan’da soydaşların isimleri değiştirildiğinde önemli bir sorun olmuştu. İlginç bir sivil itaatsizlik eylemini Romanlar verdi. “Adınız mı değiştirilmek isteniyor?” “Evet, değişsin.” dediler. “Ne istiyorsunuz?” “Todor Jivkov.” “Bravo yoldaş.” dedi Bulgar yöneticiler. Sonra öğrenildi ki binlerce insan, Roman, ismini “Todor Jivkov” olarak değiştirmek istiyor. Bunun bir sivil itaatsizlik eylemi olduğu anlaşıldı ve “Todor Jivkov” adının kullanılması yasaklandı.

Sporcunun… Uzak Doğu sporlarında “gücünü kendi lehine çevirmek, kendine doğru, rakibini barışçıl yollarla alt etmek” anlamına geliyor. Siyaset yapmak da özlemlerimiz doğrultusunda zaten halkı seferber etmek değil mi? Kötülüğe karşı kötülükle karşı olmak bizi de kötülerden farksız kılıyor. Kendini değiştirme araçlarından yoksun olan bir sistem kendini koruma araçlarından da yoksun oluyor. O yüzden, ertelemek korkakların ödünüdür, siyaseten önümüze gelen hiçbir meseleyi ertelememek gerek. O yüzden, belki Cervantes, Don Kişot’ta “Doğru yaşayış, vaaz yerine geçer.” diyordu, vaazlardan çok ne yaptığımız önemli.

Bu Meclis çalışmalarında en üzüldüğüm konulardan bir tanesi, İç Tüzük’ü değiştiremememiz oldu. Grup merkezli değil, birey merkezli bir iç tüzük olmalıydı. Yasakların olmadığı bir iç tüzük olmalıydı. Bazen milletvekillerimiz çıkıyor diyorlar ki: “İşte, efendim ben nasıl kravat takıyorsam siz de yasaklara uyacaksınız.” diye… Yasakların hiçbirisi amentü değil. Kılık Kıyafet Yönetmeliği Avrupa Parlamentosunun hiçbir yerinde yok. Avrupa Parlamentosunda kılık kıyafet nasılsa, bizim Meclisimizin de öyle olmasını temenni ediyorum.

68 Kuşağı Paris’te duvarlara “Kravatlı devrime hayır.” diye yazıyordu. Kravat sadece boynumuzu boyunduruk altına almıyor, beynimizi, ufkumuzu da boyunduruk altına alıyor. Bu Mecliste emeğin, kimliklerimizin, her türlü tercihimizin simgelerine karşı, bu boyunduruğa karşı tutum almamız son derece önemli. Eğer bu Meclis kendi İç Tüzük’ünde demokratikleştirilir, kılık kıyafet meseleleri gibi şekil konularını aşarak da içerik meselesinde demokratik ve sosyal bir Türkiye ve cumhuriyet konusunda adım atarsa çok mutlu olacağımızı ifade ediyorum. Ben bu temennilerimle kendi kravatımı da, bu boyunduruğu da Meclise hediye ediyorum arkadaşlar.

(İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras, kravatını çıkarıp, hatip mikrofonuna astı)

Umarım, yasaksız, kılık kıyafet yasağının olmadığı bir Meclisimiz olur. (BDP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizlik budur işte!

BAŞKAN – Evet, Sayın Vekilimizin kravatını kendisine verelim efendim.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizliğe devam.

BAŞKAN - Ufuk Bey, buyurun, kravatınızı tekrar size iade edelim.

M. NURİ YAMAN (Muş) – Hayır, Meclis Başkanlığına hediye ettik.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sivil itaatsizliğe devam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, sivil itaatsizlik konusu farklı bir konudur, şeydir…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Bu işte, bu. Bu yanlışlara karşı gelmek.

BAŞKAN – Yani, şu anda değişmediği müddetçe İç Tüzük’ümüzün kuralları vardır. Biraz önce Sayın Uras da söyledi, amentü değildir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Bu kuralı ben beğenmedim, uymuyorum.” Böyle bir şey olur mu!

BAŞKAN – Doğrudur ama değişmediği müddetçe de bu kurallara uymamız gerekir. Sayın Uras’ın…

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Değiştireceğiz, hep beraber değiştireceğiz.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Ufuk Uras Beyden de kravatını takmasını rica ediyorum. Eğer Genel Kurulu terk edecekse ona bir itirazım yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Genel Kurula devam edemezsin böyle.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uras, kravatımızı takalım veya Genel Kurulu terk edelim.

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – İsterseniz bu konuda İç Tüzük tartışması açalım. İç Tüzük çok net.

BAŞKAN – Evet efendim, lütfen… Şu andaki uyguladığımız İç Tüzük budur.

Evet, Sayın Uras…

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Kürsü benim mütemmim cüzüm, benim bir parçam, bunda da benden başka kimse söz alamaz ki.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Uras, geçmişte Sayın Osman Yüksel Serdengeçti’nin de bu tip esprileri olmuştu. Ben, sizi nezaketli bir arkadaşımız olarak görüyorum. Kravatımızı lütfen oradan alıp takalım veya Genel Kurulu terk edelim. İstirham ediyorum. Hangisini tercih ederseniz.

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) – Ben sizi yasaklarınızla baş başa bırakıyorum.

(İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras Genel Kurul salonunu terk etti)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bütün gazeteciler çekti resmini, merak etmesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uras.

Grup önerisinin aleyhinde Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Sayın İnce, buyurun efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi, Genel Kurul salonunda kravat çıkarılıp bütün gazeteciler fotoğrafı çektikten sonra, tekrar o konsantrasyonu sağlamak sanırım zor olacak.

Dört buçuk sene yat milletvekilliğinde, sonra, giderayak “Bir şov yapalım da gündeme gelelim…” Bunları doğru işler olarak görmüyorum açıkçası. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, sayın milletvekilleri, Meclis kapanmak üzere. Bu Meclis seçim kararı almış. Milletvekilleri “Bir daha seçilecek miyim?” diye düşünür olmuş. Kamuoyunda “Kimler aday olacak?” diye beklentiler var. Aslında, bu Meclis, fiilen, kanun yapma gücünü, yetkisini kaybetmiş bir meclis. İşte, biz böyle bir Meclisi sabaha kadar çalıştıracağız, “Bitimine kadar.” diyeceğiz ve buradan altı aylığına bir yetki vereceğiz. Neden altı aylığına? Yani 12 Haziran günü seçim var, haziranın içerisinde bu Meclis toplanabilir, hiçbir şey geri kalmaz, hiçbir şey engellenmez. Neden altı aylığına bu yetki? Yani bu şuna benziyor: Ağustos böceğiyle karıncanın hikâyesi gibi bu. Dokuz yıldır yattınız demek ki şimdi giderayak bu yetkiyi vererek altı aylığına, bir şeyler yapacağız diyorsunuz.

Bakınız, 23’üncü Dönem Parlamentosunun bir karnesini çıkarayım size. 23’üncü Dönemde 503 kez toplantı yeter sayısı istemişiz -muhalefet istemiş bunu- 503 toplantı yeter sayısının 137’sinde bulunamamış; 768 kez karar yeter sayısı istenmiş, 412’sinde bulunamamış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne kadar oyalamışsınız Meclisi.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Eğer siz 768 karar yeter sayısının 412’sinde 138 milletvekilini, grubunuzun yarısından daha azını burada bulunduramamışsanız siz çalışmamışsınız demektir, yatmışsınız demektir.

Şimdi, ne yapacaksınız bu yetkiyle? AKP programına baktığımızda, eşit işe eşit ücret var, kamu personeli reformu var. Niye yapmadınız bunu da şimdi bu alacağınız yetkiyle personelle ilgili düzenleme yapıyorsunuz?

Yine, bir başka konu: “Bu yetkiyle Hükûmet neyi yapabilir?”den ziyade “Neyi yapamaz?” diye sorgulamamız lazım. Bir defaya mahsus, TÜBİTAK Başkanını atayabilir bu yetkiyle. Rüyasında gördüğü kişiyi YÖK üyesi yapabilir. Yargılanması gereken bürokratın avukatlık masraflarını devlete ödetebilir.

Şimdi, ben size 2/8/2000 tarihli Milliyet gazetesinden, Fazilet Partisi Milletvekili Sayın Abdullah Gül’ün bir köşe yazısından alıntılar yapıyorum. Sayın Gül o zaman Fazilet Partisi Milletvekili. Milliyet gazetesi, 2/8/2000 tarihi: “Meclisi baypas etmek niyetiyle kullanılmaktadır kanun hükmünde kararname. Hukuk işte böyle yozlaşır. Kapsamı açıkça belirtilmelidir. Memurlar arasında ayrımcılık yapılabilecektir. Binlerce memur emekli edilecektir.” diyor Sayın Abdullah Gül Kayseri Milletvekiliyken.

Değerli milletvekilleri, bu kanun hükmünde kararname, aslında muhalefet milletvekillerine değil ama iktidar milletvekillerine bir hakarettir. Bence hakarettir bu size, bize değil, size hakarettir. Şundan dolayı hakarettir: Yani, burada gasbedilen sizin iradenizdir. Bu yetki kanunu çoğunuzun aday olmayacağının, aday yapılmayacağınızın garantisidir. Yani diyor ki: “Sizin parmak indirip kaldırmanıza bile gerek yok. Siz Meclis olarak zaten liste telaşındasınız, bak yazmam ha!” Siz bu yetkiyi verseniz de yazmayacak, vermeseniz de yazmayacak. 2002’den 2007’ye baktığınız zaman yüzde 60’ı, yüzde 65’i değişmiştir milletvekillerinin. Siz, giderayak “Şimdi bu yetkiyi ben verirsem, yazılırım listeye.” sakın demeyin. Yani, “Parmak kaldırmanıza bile gerek yok. Siz giderayak bu yetkiyi bana verin, altı aylığına ben istediklerimi yapayım.” diyor. Parmaklarınızın kaldırılmasına bile gerek duyulmuyor artık.

Kanunlar ve Kararlar Dairesi açıkça “Anayasa’ya aykırıdır.” diyor, dikkate almıyorsunuz. Komisyon Başkanı yurt dışındayken onun yerine imza atıyorsunuz. Açıkça Anayasa’ya aykırı olan tasarı Anayasa Komisyonunda görüşülmüyor. Bu hız neden? Bu hukuksuzluk neden? Bu usulsüzlüklerin sebebi ne? Bu acele neden?

Kanun hükmünde kararnamelere baktığımız zaman, en fazla davayı Fazilet Partisi açmıştır. Siz o kökenden gelen insanlarsınız, ne oldu da bugün değişti her şey? Bu, Türkiye’de Parlamento tarihindeki en büyük tornistan örneğidir. Kanun hükmünde kararnameler muhtıracıların eseridir, ilk kez Eylül 1971’de anayasa hukukumuza girmiştir, yürütmeyi güçlendirmiştir, 12 Eylülcüler de bunu kullanmıştır. Yani, siz muhtıracıların ve darbecilerin mantığıyla bu ülkede hareket etmektesiniz.

Anayasa değişikliğinde boş kâğıda imza, umredeyken oy kullanma, yurt dışında olan Komisyon Başkanının imza atması… Bütün bunlar devlet adamı ciddiyetine yakışmıyor, devlet adamı mantığına yakışmıyor. Bunlar olsa olsa bir bakkal defteri mantığına da yakışmaz. Orada bile bir veresiye düzeni vardır.

Şimdi, bakın, sayın milletvekilleri, Sayın Fikri Işık her kürsüye çıktığında cumhuriyetin kökenleriyle, Cumhuriyet Halk Partisinin ilk yıllarıyla ilgili sürekli bir şeyler söyler. Yine söyledi, “Cumhuriyeti kurduğunu iddia eden parti.” dedi. Bakınız, İsmet Paşa muhalefetteyken eşi Mevhibe Hanım’ın Malatya Sümerbanktan 3 metrelik kumaş aldığını ve faturasını ödemediğini söylerler. Mecliste konuşulur bu. İsmet Paşa “Eksik, 3 metrelik kumaş aldığım doğrudur, faturasını da ödedim.” der, faturasını bir gün sonra getirir, verir. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti bu. Ama ben size  -kim isterse, isimlerini okumak istemiyorum- Sümer Halıcılık ve El sanatları Sanayi ve Ticaret AŞ Genel Müdürünün görevden alınması sonrası dava dilekçesine yansıyan, Başbakan Yardımcısının, milletvekillerinin, yani Sümer Halıda bayilik fiyatından satış yapılıp kurumu zarara uğrattıkları gerekçesiyle -ki miktarını da söyleyebilirim buradan, 84.573 lira- yani bu kurumu indirimli halı alarak 84 bin lira zarara uğrattıkları gerekçesiyle hangi milletvekillerinin isimlerinin olduğunu isterseniz size verebilirim. İşte size, sürekli kötülediğiniz, aşağıladığınız Cumhuriyet Halk Partisi mantığı, işte 2010’lu yılların Türkiye mantığı bu.

Bir başka konu daha: Şimdi elimde bir kitap var “Son Ispartalı” diye. Siz, bize “darbeci” dediniz, darbecilerin avukatı arkadaşınız çıktı. Siz, şimdi, bizi Silivri’yle eşleştiriyorsunuz sürekli. “Son Ispartalı.” Kitaba baktım, kitabın ön sözünü yazan kişiye baktım “Acaba, bu kişi New York’ta mı, Washington’da mı, Brüksel’de mi? Bu kişi acaba milletvekili mi? Bunu acaba Sayın Elitaş mı, Sayın Kapusuz mu, Sayın Cemil Çiçek mi, Sayın Veysel Eroğlu mu yazdı? Kim? Yani bu camianın tanıdığı insanlar mı? Acaba bu ön sözü kim yazdı?” dedim, araştırdım ben. Bakıyorum… Çok ilginç biliyor musunuz? Bizi sürekli suçlarsınız ya, Kenan Evren’in avukatı siz… (AK PARTİ sıralarından “Bülent Ersoy’un avukatı da siz!” sesi)

Mahkeme kararı var biliyorsunuz, olmadığını ispatladı ve tazminat kazandı Bülent Ersoy’dan Deniz Bey.

Bakın arkadaşlar, Grup Başkan Vekilinin, Sayın Kılıç’ın yazdığı kitabın önsözünü yazan kişi Tuncay Özkan.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet, ne var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir şey yok tabii.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Biz selam verdiğimiz zaman Tuncay Özkan’a “darbeci, ihtilalci, Silivrici” siz önsöz yazdırdığınız zaman “Ne var?” diyor. Pişkinlik bu kadar olur işte. İşte bunun adı pişkinlik.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ne zaman yazıldı?

MUHARREM İNCE (Devamla) – 2000 yılında.

Bak, bunun adına pişkinlik derler.

Ben, bu hafta içerisinde, o 12 Eylül avukatlığından tutun, önsöz yazarlığına, birkaç tane daha açıklayacağım. Merak eden varsa indirimli halı listesini, bunu da bilahare kendilerine fotokopiyle verebilirim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin lehinde Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Sayın Elitaş, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisi, 23’üncü Dönem son yasama yılının son haftasını çalışmak üzere, bu program çerçevesinde yapmamız gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkarmayı arzuladığı kanun tasarı ve tekliflerinin neler olduğuyla ilgili, çalışma saatlerinin ne zamana kadar gitmesiyle alakalı verdiğimiz grup önerisi.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde, biraz önce arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılan, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanun tasarısının bugün ve arkasından Libya’yla ilgili bir uluslararası sözleşmenin bitimine kadar çalışma süresinin devam etmesini teklif ediyoruz. Yarın ise Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin bitmesi, arkasından Türkiye ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki uluslararası sözleşme ve yine, Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki denizcilik anlaşmasının onaylanmasına dair uluslararası sözleşmenin bitimine kadar devam etmek istiyoruz. Arkasından…

Bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi partilerin birlikte verdikleri önergelerle araştırma komisyonları kuruldu. Bu önergeler içerisinde yedi tane araştırma komisyonu kuruldu, yedi komisyonumuz da çalıştı ve raporlarını verdiler. Bu komisyonlar içerisinde 7 Nisan Perşembe günü öncelikle rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasıyla ilgili ikinci kere kurulan araştırma komisyonunun raporu, arkasından, kayıp çocuklarla ilgili kurduğumuz araştırma komisyonunun raporu, sonra, kanser hastalıkları ile ilgili konuda kurulmuş araştırma komisyonu raporu, spor kulüplerinin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili komisyon raporu, çevre sorunları araştırma komisyonu raporu, deprem araştırma komisyonu raporu değerli milletvekillerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından bastırılıp dağıtılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu komisyon raporlarının bastırılıp dağıtıldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşüldüğü andan itibaren hayata geçmeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin ürünü olmaya hazır hâle geldiği anlamına gelir. Aksi hâlde komisyon raporları Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmediği, bastırılıp dağıtılmadığı takdirde tozlu raflarda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin raflarında kalır ve kamuoyunda bu konuyla ilgili inceleme ihtiyacı olanların incelemelerine fırsat verilmemiş olur.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Değerli Grup Başkan Vekilimiz, bizim Grup Başkan Vekilinin yazdığı kitapla ilgili bazı şeyler söyledi. Kitabın yazarı, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Suat Kılıç. Değerli Grup Başkan Vekilimizin genç yaşta bir kitap yazması da… Gerçekten ben sekiz yıldır, sekiz buçuk yıldır mesai arkadaşlığı yaptığım bir kardeşimin böyle bir eserinin olmasını mutlulukla ifade ettiğimi buradan söylemek istiyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Haberiniz yok muydu daha önce?

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – O zamanlar kitap yazmak serbestti Sayın Elitaş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakınız, Suat Kılıç bu kitabı yazmış. Kitabın baskı tarihi 2002. Kitabın ön sözünün yazılış tarihini de Sayın İnce, “Mayıs 2002” diye söyledi.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – O zaman serbestti kitap yazmak Sayın Elitaş!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, o zaman kitap toplamıyorlardı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, cuk oturdu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Evet!

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, Mayıs 2002 tarihinde Suat Kılıç, o zaman, sizin ifade ettiğiniz, Tuncay Özkan’ın bulunduğu, editörlük yaptığı televizyonda muhabir olarak çalışıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Darbe planlarını birlikte yapmışlardır!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Muhabir olarak çalışan bir kişinin kendi yazdığı kitabına bunun muhabir olarak çalıştığı editörünün bu konuda ön söz yazması kadar rahat ve hoş olan bir şeyde nasıl siz burada kalkıp da  Tuncay Özkan’ın 2002 yılında yaptığı konuyla ilgili “böyle” diye iddiada bulunabilirsiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Suat’ı darbeciler mi yetiştirdi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Sayın İnce, bakın, Türkiye’de darbe geleneği ne zaman başladı biliyor musunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yapma ya, yapma!

Bak, bir belge daha açacağım. Bir belge daha açayım mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Türkiye’de darbe geleneği 1960 yılından itibaren başladı…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Siz darbeleri peydahladınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  …ve Türkiye’de 3 Kasım 2002 seçimlerinden itibaren AK PARTİ’nin önlenemez yükselişi birilerini aşırı derecede rahatsız ettiğinden dolayı planlar yapılmaya başlandı. O darbe planları: Ayışığı, Sarıkız, Eldiven, Balyoz. Neler aklınıza gelirse.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – O tarihler, o tarihler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O darbe planlarının ne zaman yapıldığının tarihleri, hepsi ortada, belli.

Yani bugün Türkiye'de milletin iradesinden, milletin bağrından çıkmış insanların iktidara gelmesi birilerini rahatsız etmeye başladığı andan itibaren “Nasıl bu iktidarı biz önleyebiliriz? Nasıl engel olabiliriz? Protokol yolundan inecek bir aracın önüne kaza süsü verebiliriz.” diye planlar yapıldığını hep gördük.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Dava bitmiş yahu, mahkeme bitmiş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Cumhuriyet mitingleriyle Tandoğan’da, Çağlayan’da, Gündoğdu’da insanları toplayıp Google’da bunları, biri bin gibi göstererek, Türkiye’de büyük bir çoğunluğun rahatsız olduğunu ifade ederek darbenin ayak seslerini meşru hâle getirmek için birilerinin nasıl gayret ettiğini ve bazı siyasi partilerin de orada boy gösterdiğini bu millet unutmadı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Nerede boy gösteriyor, nerede?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Nitekim, 2007 seçimlerinde dedi ki değerli Türk milleti, değerli seçmenler: “Ben, kendi irademle Parlamentoya gelmiş insanların iradem dışı, başka bir şekilde indirilmesine müsaade etmiyorum ve yüzde 47’yle seni iktidar ediyorum; yürü, yolun açık olsun.” (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Büyükanıt’a zırhlı araba verdiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugün biz AK PARTİ İktidarı olarak…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Zırhlı araba verdiniz Büyükanıt’a.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …3 Kasım 2002’de “Her şey Türkiye için, her şey bu vatan için, her şey bu millet için.” dedik.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Madalya verdiniz Büyükanıt’a.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Darbecilere madalya verdiniz, zırhlı araç verdiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kenan Evren’in maaşına kim zam yaptı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 2007 yılında milletimize dedik ki: “Daha yapacak çok işimiz var, bize yol verin, yolumuza devam edelim. Durmak yok, yola  devam.” Millet “Yürü!” dedi. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet, darbecilerle beraber yolunuza devam ediyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ve bugün yürüyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence fena yakaladım bu sefer, fena yakaladım!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama nasıl ki  bakın, 12 Mart döneminde rahmetli Bülent Ecevit 12 Mart Muhtırası verildiğinde kendi partisinden birisinin bağımsızlaştırılarak Başbakanlığa getirilmesini “Bu, demokrasi hayatına karşı vurulmuş en büyük darbedir.” diye isyan ederek, parti genel sekreterliğinden istifa ederek geldiği nokta ve arkasından milletimizin ona karşı gösterdiği teveccühü sizler aklınızdan hiç çıkarmaması gereken bir siyasi partisiniz ama…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Beyefendi, o zaman milletvekiliydik biz. Ben milletvekiliydim o zaman.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …siz de rahmetli Ecevit’le beraber herhâlde hareket etmişinizdir diye düşünüyorum.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak, bırak, bırak… Sen kısa pantolonla geziyordun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz kim bilir nerelerde koşturuyordunuz?

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sen para kazanmakla meşguldün.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın İnce biraz önce eleştirilerinde bu Yetki Kanunu Tasarısıyla ilgili “Anayasa Komisyonu bunu görüşmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Anayasa’ya aykırı olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmesine rağmen niye Plan Bütçe Komisyonuna gitmiştir?” diye bir ifade kullandı.

Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanun tasarı ve tekliflerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu inceler, Anayasa’ya aykırı ise Meclis Başkanlığı “Anayasa’ya aykırı olduğundan” iddiasıyla, ifadesiyle geldiği yere geri gönderir ve Plan Bütçe Komisyonu, bütün komisyonlar kanun tasarı ve tekliflerini Anayasa’ya uygun olup olmadığı konusunda denetleme yetkisine haizdir…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Mehmet Ali Şahin AKP’nin tasarısını geri gönderecek. Olacak şey mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  …ve Plan Bütçe Komisyonu Anayasa’ya aykırı olmadığını düşünerek, ifade ederek ve Anayasa’nın 91’inci maddesindeki açık hükümle bunun görüşmesini yapmıştır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Meclis Başkanı göndermiş komisyona.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, muhalefet şerhini okuyorum. Muhalefet şerhinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarımız diyor ki: “Sayısı kesin olmamakla birlikte bugüne kadar 30 tane kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmiştir.” İlki 1972 yılında, sonuncusu 2002 yılında. O günden bugüne kadar 546 adet kanun tasarı ve teklifi, yetki ve kanunuyla birlikte kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. En son gelen çerçevede… 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kaçı iptal edilmiş? İptal edilen kaç?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, kanun tasarısı görüşülürken Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarında içtihat sahibi hukukçularla kitabı olan hukukçuların bu konuda ne türlü fikirleri olduğunu da herhâlde hep beraber tartışacağız diye düşünüyorum.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Komisyon toplanmadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, karşı oy yazısının birinci paragrafının son cümlesini okuyorum: “Söz konusu tasarı, aynı gün esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, tali komisyon olarak da Adalet Komisyonuna havale edilmiştir.”

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Evet.” diyor Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anayasa Komisyonu görüşünü belirtmemiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Özyürek de “Evet.” diyor ama altında da diyor ki, ikinci fıkra: “Tali komisyon olarak görevlendirilen Anayasa Komisyonu görüş bildirmekten kaçınmıştır.” Yani bizim bilmediğimiz Adalet Komisyonuna bir sevk de mi var, yoksa Cumhuriyet Halk Partili arkadaşların bu konuyu biraz aceleyle incelediklerinin belgesi midir?

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Grup önerisinin aleyhinde Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Zannediyorum, 23’üncü Dönem Beşinci Yasama Yılının son Danışma Kurulu görüşmesini yapıyoruz ve de muhtemel son konuşmacıyız. Sayın Elitaş burada konuştu, Sayın Elitaş burada her defa dinlediğimiz bir nutuk attı. Artık bunlara alıştık. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ben bu kürsüde her defasında diyorum, Genel Kurulun gündemini belirleme yetkisi, hakkı iktidar partisine aittir. Ülkenin ihtiyacı, millete verilen sözler doğrultusunda çıkartılması gereken kanunları öncelik sıralamasını iktidar takdir edecek, programı yapacak, Genel Kurul onaylayacak ve o gündemle çalışacağız ama birinci söyleyeceğim şey: Öyle bir iktidar grubu var ki bir gün sonrasını -bir hafta çok uzun oluyor bazen- öngöremeden sürekli karar değiştiren, sürekli buraya Danışma Kurulu getiren bir usulü artık kural hâline getirmiştir.

Şimdi, bu son Danışma Kurulunun son konuşmasında değerli milletvekilleri, Sayın Elitaş konuştu ama ben de söyleyeyim: Fermanı okudu. Yani bugün 746 sıra sayılı Yetki Yasası’nı bitimine kadar konuşacağız. Hazır olun, burada bulunun; çok tartışmalı bir konu, Milliyetçi Hareket Partisi olarak komisyonda da ifade ettiğimiz, burada da ifade edeceğimiz Anayasa’ya aykırılık iddiamız var. Dolayısıyla mesele toplumun önünde, halkımızın, milletimizin önünde ciddi bir şekilde tartışılacaktır, herkes burada bulunsun. Yarın yine bir torba yasa geliyor. Bu torba yasayla beraber iki tane de uluslararası sözleşme geliyor. Yine bitimine kadar çalışılacak. Bir sonraki gün, perşembe günü de Genel Kurulumuzun, Meclisimizin iktidar ve muhalefet partileriyle birlikte oluşturduğumuz araştırma komisyonlarının raporlarını görüşeceğiz. Doğru bir gündemdir, biz de buna katkı vereceğiz. Perşembe günü bitiremediğimiz takdirde ne yazık, üzüntüyle ifade ediyorum cuma günü de burada olacaksınız. Onun için perşembeye enerji toplamanızı tavsiye ederim. Yani biz bu fermanları her hafta bir iki defa dinlemeye alıştık ama inşallah bundan sonra size bu zevki vermeyeceğiz, bu son Danışma Kurulu olacak. Tamam, yarın getireceğiniz Danışma Kurulu Önerisini -çünkü var, sayın bakanlar yine kanunları aldılar, geç kalmış olmanın aceleciliğinde “Bunları da çıkartalım.” diye geliyorlar- onları uzlaşmayla çıkartacağız yani bir Danışma Kurulu getirmenize, o zevki tatmanıza müsaade etmeyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bakınız, işin esprisi bir yana, bir dönemin sonundayız. İki dönemlik tek başına iktidarın sonundasınız. Üçüncü dönem iddianız var. Anayasa’yı değiştirecek çoğunlukta da bir Meclis çoğunluğunuz var. Bu ülkeyi tek başına yönetmek iddiasıyla, “Tek başına işbaşına.” diyerek hükûmete geldiniz, Meclise geldiniz. Sekiz buçuk yılın sonunda getirdiğiniz bu yetki yasası, sizin AKP İktidar Grubu olarak bana göre iflas belgenizdir. Sekiz buçuk yılda yapamadıklarınızı şimdi, Meclis Genel Kurulunun, Meclisin yetkilerini devralarak şu altı ay süre içerisinde… Seçime de iki ay kaldı. Milletin iradesine ipotek mi koyuyorsunuz? İki ay sonra burada olacağınızdan emin  misiniz? Böyle bir senet mi var cebinizde?

Değerli milletvekilleri, şimdi, bakın, Türkiye hukuk devleti. Hukukun üstünlüğüne inanmadan bu hukuk kurumu çatısı altında bulunmak mümkün değil. Bu anlamda, biraz önce yaşadığımız hadiseyi telin ediyorum. Ama bunu sürekli burada yaşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, biraz sonra ısrarla konuşacağız. Anayasa’ya aykırılık önergemizi vereceğiz ve bunun burada tartışılmasını ısrarla yapacağız, hukukçu gözüyle, siyaset yaparak değil, hukuk olarak. Eğer burası hukuk devletiyse ve burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Türk milleti adına hukuk kuruyorsak, hukuka uygun bir çalışma içerisinde, bir davranış içerisinde olmak mecburiyetimizi size hatırlatacağız.

Ama milletime şikâyet ediyorum sizi, halkıma şikâyet ediyorum sizi. Sekiz buçuk yıl sonra getirdiğiniz yetki yasasında söylediğiniz husus şu, diyorsunuz ki… Değerli milletvekilleri, söze başlarken “Fermanı dinlediniz.” dedim. Bir şansınız yok elinizi kaldırmaktan öte.

RECEP KORAL (İstanbul) – Sizin var mı?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yapacağınız bir şey yok, Allah yardımcınız olsun. Sizin durumunuza hiç kimsenin düşmesini tavsiye etmem, gerçekten üzüntü verici. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ama, bakın, size bir şey söyleyeyim… Hadi, işin güzelliği, hoşluğu olsun diye söylüyorum. Şimdi, bakın, size bir şey söylüyorum: Sekiz buçuk yıl sonra diyorsunuz ki, Sayın Hükûmetiniz diyor ki: “Kamu yönetimini hantal yapısından kurtaramadık.” Getirdiğiniz yetki yasasının gerekçesi bu değerli milletvekilleri ve diyorsunuz ki: “Gerekli yasal düzenlemeleri de yapamadık.” Ne yaptınız siz ya? Ey milletim, sandık önünüze geliyor, bu soruyu sorun. Sekiz buçuk yılda bu kamu yönetiminin, bu devlet yönetiminin hantal yapısını düzeltemediyseniz siz ne yaptınız? İtiraf ediyorsunuz: “Başaramadık.” diyorsunuz, “Beceremedik.” diyorsunuz. İşin özü bu. Siz diyorsunuz, ben demiyorum. Burada, getirdiğiniz kanunun gerekçesi bu.

Ha, bir de samimiyet sorgulaması yapmak lazım. Milleti aptal yerine koymayınız, bu Genel Kurulu böyle bir duruma düşürmeyiniz. Diyorsunuz ki: “Sınırlı bir konuda, kısa bir süre için yetki istiyoruz.” Hangi sınırlı konu arkadaşlar? Allah aşkına, şu kanunu açın bir okuyun ya! Hangi sınırlı konuda? Yani devletin tüm yapısını değiştiriyorsunuz, tüm yapısını değiştirmek için yetki alıyorsunuz. Bakanlıklar kuruyorsunuz, bakanlıkları birleştiriyorsunuz, atama kanunlarını değiştiriyorsunuz, tüm yapıyı değiştiriyorsunuz. İşin esprisi bir yana.

Değerli milletvekilleri, siz seçimden sonra değiştirmeyi öngördüğünüz Anayasa ve Sayın Başbakanın ısrarla konuştuğu başkanlık sistemine geçiş için idari bir zemin mi hazırlıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah Allah, kanun hükmünde kararnameyle başkanlık sistemine geçildiğini de ilk defa duyuyoruz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tekrar ediyorum, Sayın Elitaş, okuduğunuzu anlıyorsanız, işte burada var.

Getirdiğiniz yetki yasasıyla sınırlı bir konuda… Hangi sınırlı konu Allah aşkına? Ben saydım, burada on bir tane kanunda değişiklik yapıyorsunuz, dokuz tane kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapıyorsunuz…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yirmi beş, yirmi beş kanunda değişiklik yapıyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …ve bunların tamamında kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden düzenliyorsunuz.

İki: Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personelin nelerini değiştiriyorsunuz? Atamasını, naklini, görevlendirilmesini, seçilmesini, terfisini, yükselmesini, görevden alınmasını, emekliye sevk edilmesinin usul ve esaslarını değiştiriyorsunuz. Bundan daha büyük kapsam olur mu ya? Bunu siz nasıl olur da “Sınırlı bir konuda yetki istiyoruz.” diye millete kabul ettireceksiniz?

Tekrar ediyorum… Bakın, sizi milletime şikâyet ediyorum. Tekrar ediyorum: Seçime giderken kapalı kapılar arkasında yaptığınız müzakerelerde verdiğiniz sözlerin gereği, Türkiye'nin yapısını federal yapıya dönüştürmek için öngördüğünüz Anayasa değişikliğine bir idari alt zemin mi hazırlıyorsunuz? Bunu bu millete anlatmanız lazım. Biz çünkü Milliyetçi Hareket Partisi olarak ısrarla size teklif ediyoruz, “Gelin, bu Anayasa’yı nasıl değiştireceğinizi bu millete anlatın, hangi hususlarda değiştireceğinizi söyleyin.” diyoruz ama Sayın Başbakan diyor ki: “Seçimden sonra değiştireceğiz.” Seçimden sonra değiştirin, seçilirseniz değiştirin ama bu yetki yasasıyla idarenin yapısını değiştirme niyetinizi masum bir niyet olarak kabul etmemizi nasıl beklersiniz?

Değerli milletvekilleri, bu yapılan yanlıştır, bu yapılanın adı şudur: Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bu ülkeyi iyi yönetmediğinizi itiraf ediyorsunuz.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yok canım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İki ay kaldı, iki ay.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisi olarak iflas ettiğinizi itiraf ediyorsunuz. Bu belge onun belgesidir.

AHMET YENİ (Samsun) - 12 Eylülde dersinizi aldınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Dolayısıyla yetki kanunu bu anlamı taşır, bunu birazdan sorgulayacağız. Bu sebeple, bu önergeye biz hak vermiyoruz, doğru değil diyoruz ve aleyhte vereceğimizi de ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit ve Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılarak Tarımsal Üretimde Kullanılan Elektriğin Düşük Fiyattan Satılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/515) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/266)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

“Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılarak, Tarımsal Üretimde Kullanılan Elektriğin Düşük Fiyattan Satılmasına Dair Kanun Teklifi”m, süresi içerisinde ilgili Komisyonda görüşülmediği için doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili Meclis Genel Kurulunda görüşülmesini arz ve talep ederim. 02.03.2010

                                                                                                                  Hasan Macit

                                                                                                                     İstanbul

BAŞKAN – Sayın Macit, buyurun efendim.

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kanun teklifinin doğrudan gündeme alınmasıyla ilgili… Meclisin kapanmasına da zaten bir iki gün kaldı ve bunun gündeme alınmayacağı, yasalaşmayacağı bir gerçek ama biz bu konuyla ilgili söz talebini bir yıl önceden istemiştik, ancak bugün gelebildi ve bugün geldiği için de bu konunun öneminden dolayı bir not düşmek adına söz almış bulunuyorum. Belki önümüzdeki yasama döneminde bu konu gündeme gelir ve yasalaşır, Türk çiftçisine gerekli kolaylık sağlanmış olur. Kanun teklifimiz tarımsal sulamada kullanılan elektrik ücretlerinin daha düşük ücretten çiftçiye yansıtılmasıyla ilgili, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasıyla ilgili.

Değerli milletvekilleri, zaman zaman Türk çiftçisinin üretimine katkı koyabilmek, girdilerde destek olmak amacıyla birtakım desteklemeler yapılıyor. Bu, tamamen kanunla düzenlenmediği için Bakanlar Kurulunun o gün, o koşullarda belirlediği şartlar dâhilinde oluyor. Örneğin, söz konusu sulamada kullanılan elektrik fiyatlarıyla ilgili, daha önceden sübvanse edilirken bu elektrik, Aralık 2002’de kaldırıldı ve o günden bu tarafa da sulamada kullanılan elektrikle ilgili herhangi bir destek yok ama ondan bu tarafa çiftçilerimiz de bu elektriği ödemede büyük sıkıntılar yaşadı ve defalarca Meclisimizden bu borçların ödenmesiyle ilgili, iyileştirmeyle ilgili düzenlemeler yapıldı. Gelin, bunu kanunla belirleyelim ve dünyada rekabet hâlinde olduğu diğer çiftçilerle girdi konusunda rekabet edebilir düzeye çıkaralım diyoruz. Yani bugün Amerika Birleşik Devletleri yılda 75 milyar dolar civarında bir destek yapmaktadır, Avrupa Birliği çiftçisine ise 50 milyar euro civarında bir destek yapılmaktadır. Türkiye'de ise Tarım Kanunu’nda belirtilen “yüzde 1’inden az olmamak kaydıyla” diye hüküm olmasına rağmen, ne yazık ki şimdiye kadar gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i desteklemelere ayrılamamıştır, hep bunun altında kalmıştır ve bu nedenledir ki Türk çiftçisi girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı rekabet edememekte ve ürettiği daha pahalıya mal olmakta ve dışarıya satışıyla ilgili başka ülkelerin çiftçisiyle üretim noktasında rekabet edememektedir.

Değerli arkadaşlar, söz konusu teklifimizde “Tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatı, normal piyasa koşullarının yüzde 80’inden fazla olamaz.” diyoruz. Yani normal piyasa koşullarında verilen elektriğin kilovatsaatinin yüzde 20’nin bir altında olmasını öngörüyoruz. Aynı şekilde damlama sulamayı da teşvik etmek amacıyla, damlama sulamada kullanılan elektrik ücreti de gene tarımsal sulamaya ayrılan, yani “Yüzde 80’inin yüzde 80’inden fazla olamaz.” şekliyle bir teklif getiriyoruz.

Eğer bu teklifimiz yasalaşırsa Türk çiftçisinin tarımsal sulamada kullandığı elektrik girdisine önemli bir destek sağlanacaktır ve Meclisimizde defalarca bu konuyla ilgili ödeme kolaylığı yaptığımız düzenlemelere gerek kalmadan çiftçimiz kullandığı elektriğin bedelini daha rahat koşullarda ödeyebilecektir diyoruz, böyle bir teklif getirdik.

Oylarınızla bu doğrudan gündeme alınırsa bu dönemde yasalaşmayacak ama inşallah, önümüzdeki dönemde yasalaşır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Macit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.01

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, alınan karar gereğince, sözlü önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1017) (S. Sayısı: 746) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Dinleyeceğim Sayın Şandır.

Komisyon raporu 746 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bir önerge verdik. Bu yasanın, bu tasarının Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasındayız. Bu yönüyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına da bir yazı yazdık Komisyon görüşmeleri sırasında. Meclis Başkanlığı bu konuda bir cevap vermedi, Komisyonda da Anayasa’ya aykırılık tartışması açılmadı. Biliyorsunuz İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre Anayasa’ya aykırılık iddiaları öncelikle görüşülür. Ben bu yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu, Genel Kurul görüşmesine alınmaması gerektiği iddiasındayım. Bu konuda bir görüşme açılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ederim.

Kısa bir açıklama da izin verirseniz ben yapayım.

Buyurun siz oturun efendim, sonrasında tekrar görüşürüz.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümünün görüşmelerine başlamadan önce, Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı’nın Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek maddelerine geçilmeden reddine ilişkin iki önerge Başkanlığımıza ulaşmıştır.

                          

(x) 746 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Başkanlığımızın bu konudaki görüşünü kısaca Genel Kurula arz etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün söz konusu 84’üncü maddesi, bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında belli bir maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle verilecek önergeleri düzenlemektedir. Henüz tasarının maddelerine geçilmesine karar verilmemiştir. Bu nedenle, bu önergenin –yani “önergenin” derken iki önergeyi kastediyorum- işleme konulması şu aşamada mümkün değildir, ancak tasarının maddeleri görüşülürken her madde üzerinde Anayasa’ya aykırılık önergesi verilmesi mümkün olacaktır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bakınız, çok önemli bir konuyu müzakere ediyoruz, istirham edeyim yani… Kaldı ki söz konusu tasarı, esas olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiş ve Komisyon tarafından da görüşülerek rapora bağlanmıştır. İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre tüm komisyonlar, kendilerine havale edilen tasarı veya tekliflerin ilk önce Anayasa’nın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler. Komisyon Anayasa’ya aykırı gördüğü tasarıyı maddelerine geçmeden reddetmek zorundadır. Plan ve Bütçe Komisyonu, tasarıyı Anayasa’ya aykırı görmeyerek raporunu Başkanlığımıza intikal ettirmiş ve tasarı gündemimizdeki yerini almıştır.

Genel Kurulda tasarının tümü üzerindeki görüşmeleri sırasında Anayasa’ya aykırılık iddialarının dile getirilmesi mümkündür. Genel Kurulun, bu görüşmelerden sonra Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi görerek maddelerine geçilmesini reddetme yetkisi de bulunmaktadır.

Yine İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre, tasarının belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.

Görüldüğü gibi, bir tasarının Anayasa’ya aykırı görülmesi hâlinde gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda reddedilmesine olanak sağlayan çok sayıda kural bulunmaktadır. Bu nedenlerle, tasarının görüşmelerine başlanmadan önce Anayasa’ya aykırılık iddialarını görüşme usulü ve bu önergelerin işleme alınması mümkün bulunmamaktadır.

Bu konuyu bilgilerinize arz ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, İç Tüzük 84’e göre belli bir maddesinin Anayasa’ya aykırılık hususu doğrudur. Ama benim iddiam şu: Anayasa’ya aykırılık iddiası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Meclis Başkanlığına verdiği bir dilekçeyle dile getirilmiş, tartışılmış ama sonuca ulaştırılmamış. Şimdi benim sizden isteğim şu: Bu Anayasa’ya aykırılık konusu tartışılsın, kanuna öyle geçelim. Buna bir usul bulun, mesela İç Tüzük 63’e göre…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nasıl usul bulacağız Sayın Başkanım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sizin değerlendirmenize ben katılmıyorum. Tavrınızı İç Tüzük 63’e göre… Ama bu amaca matuftur.

BAŞKAN – Anladım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu tasarının Anayasa’ya aykırılık iddiamızın ifadesine yetecek kadar bir süre içerisinde İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Anladım Sayın Şandır. Yani Başkanlık Divanının, Başkanlığın bu hususta yapmış olduğu açıklamayı yeterli görmeyerek bu hususta tutumumuzla ilgili söz talep ediyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Lehte Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika efendim, müsaade buyurunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Lehte Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, hayır; bir de Sayın Elitaş’ı dinleyeceğim de onun için söyledim.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekilinin atıfta bulunduğu 84’üncü madde, sizin de ifade ettiğiniz gibi, sadece maddelerin görüşmesi esnasında Anayasa’ya aykırılık önergeleri öncelikle görüşmeye alınır, diye ifade ediyor. Bu konuda usul tartışması açmanızla ilgili İç Tüzük’te herhangi bir husus yok efendim. Usul tartışması açamazsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben maksadımı ifade ettim ve siz anladınız efendim.

BAŞKAN -  Anladım efendim. Sizin görüşünüz de böyle. Bir başka Grup Başkan Vekilimizin görüşü…

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, konunun daha vuzuha kavuşması bakımından ben kanaatimi sizlerle paylaştım.

Bu konuda usul tartışması açacağım ve lehte Sayın Günal, Sayın İnce veya Sayın Genç…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tayfun İçli…

BAŞKAN – En fazla 2 kişiye söz verebilirim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Şandır zaten talep ediyor, ben lehte söz istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Efendim, lehte söz istediniz, gördüm öncelikle.

Sayın Şandır, Sayın Günal lehte, tamam. 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tayfun İçli…

BAŞKAN -  Tutumumun aleyhinde yani, lehinde değil, düzeltiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuz lehinde Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Evet, Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ahmet Yeni…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tayfun İçli… Sayın Başkan, söyledim, “Tayfun İçli” dedim.

BAŞKAN -  Sayın İçli, yalnız, bakınız, tutumum lehinde söz isteyip aleyhte konuşursanız olmaz.

Siz aleyhte mi istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz aleyhte istiyoruz.

BAŞKAN – Siz aleyhte istiyorsunuz.

Sayın İçli, siz…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Tutumunuzun aleyhinde istiyoruz. 

BAŞKAN – Sayın İçli, siz de aleyhte istiyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Karıştırdınız. İlk önce neyi veriyorsunuz?

BAŞKAN -  Efendim, ben şunu söylüyorum size: Lehte mi istiyorsunuz, aleyhte mi istiyorsunuz?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Aleyhte istiyoruz.

BAŞKAN -  Aleyhte istiyorsunuz, tamam.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Belli bir konunun açığa çıkmasını konuşacağımız için, her gruptan birer kişiye söz veriniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kura çekin efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Komisyon Başkanı, Hükûmet de bu konuda konuşsun.

BAŞKAN -  Sayın Şandır, ben bir şey demiyorum.

Arkadaşlar, bakınız, en fazla 4 kişiye söz verilebilir, 2 kişi lehte, 2 kişi aleyhte.

Şimdi, ilk söz talepleri Sayın Şandır ve Sayın Günal. Sayın İçli’yi de yazıyorum, Sayın Genç de söylemişti.

Kendi aranızda birbirinize söz hakkınızı devredebilirsiniz, ona bir şey demiyoruz.

Sayın Elitaş, Sayın Yeni…

Evet, tutumumun aleyhinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kime lehte, kime aleyhte verdiğinizi sorabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN -  Efendim, zatınız Sayın Günal siz aleyhte, Sayın Şandır aleyhte, Sayın İçli aleyhte, Sayın Genç aleyhte…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben “lehte” demiştim dikkat ederseniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Lehte olur mu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdi burada, arkadan gelen arkadaş en son söyledi diye…

BAŞKAN -  Şimdi bakınız…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ben sizin lehinizde konuşamaz mıyım Sayın Başkan?

BAŞKAN -  Hayır konuşursunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) -  “Lehte” diye söyledim.

BAŞKAN - Yalnız bakınız, arkadaşlar…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Lehte isteyip aleyhte konuşuyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hem aleyhte istiyorsunuz…

BAŞKAN – Evet arkadaşlar, her arkadaşıma dört dakika söz vereceğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu konu önemli bir konu, önemli bir kanunu görüşeceğiz.

BAŞKAN – Hayır, dört dakika efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani, bu zamanı kısarak maksat hasıl olmaz efendim.

BAŞKAN – Yok efendim, konu zaten açık.

Buyurun efendim, dört dakikalık süre veriyorum Sayın Şandır.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı’nın (S. Sayısı: 746) Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla, Başkanlıkça işleme alınıp alınamayacağı hususunda

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinin aleyhinde konuşurken de ifade ettim. Gerçekten önemli, dönemin sonunda, bir iktidarın sonunda, sekiz buçuk yıllık bir iktidarın sonunda bir acziyetin ifadesi olarak bir yetki yasası görüşüyoruz. Bu yetki yasasında, kendi gerekçelerinden okuyorum. Bu gerekçede ifade ettiğiniz husus, gerçekten bu konuda bir itirafta bulunuyorsunuz. Diyorsunuz ki: Biz, kamu yönetiminin hantal yapısını değiştiremedik, bunun için yeterli yasaları çıkaramadık. Şimdi bize bir yetki yasası verin, Meclis Genel Kurulu, komisyonlar olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa’dan kaynaklanan yetkisini bize devretsin, biz, kalan şu iki aylık sürede kanunlar çıkaracağız ve devleti yeniden yapılandıracağız diyorsunuz. Bakanlıklar kuracaksınız, bakanlıkları birleştireceksiniz. Yeniden bir düzenleme yapacağız diyorsunuz. Bu, çok önemli bir karar. Bu, çok önemli bir husus. Yani, sekiz buçuk yılda normal prosedür içerisinde tartışıp Meclisin kararı hâline getiremediğiniz bir düzenlemeyi şimdi hükûmet sıralarına alıyorsunuz. Ben zannediyorum, o, hükûmet sıraları da değil, bürokratik sıralara alıp bu meseleden neyi amaçlıyorsanız onu gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, Anayasa’ya aykırılık konusu çok önemli bir konu. Burası hukuk devleti, hukuk kuran bir müessese, hukuka uymadığı takdirde, hukukla ilgili itham ve iddiaları yeterince cevaplandırmadığı takdirde burada yapılan iş hukuk bozuculuğu olur. Şu anda yapacağınız, eğer, bu Anayasa’ya aykırılık konusunu tatmin edici bir çözüme kavuşturamazsanız, yapacağınız sonuç hukuk bozuculuğu olur.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün ilgili maddeleri, hepiniz biliyorsunuz, İç Tüzük 37’nci maddeye göre, 26’ncı maddeye, 23’üncü maddeye göre, kanun tasarı veya teklifleri Meclis Başkanlığının gönderdiği tali ve ana komisyonlarda görüşülür. Görüşmem diyemez komisyon. Görüşür, görüş bildirmeyebilir. Ama Anayasa’nın 91’inci maddesine göre yapmış olduğunuz düzenlemeyi, Anayasa Komisyonunda tartışmadan, tartışıp bir kanaat ifade etmeden, Anayasa Komisyonu üyesi milletvekillerine bilgi vermek gerekliliğini bile duymadan Plan ve Bütçe Komisyonunda “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla gerçekleştiriyorsunuz. Aldığınız yetki şaibeli olur. Değerli milletvekilleri, değerli Hükûmet, aldığınız yetki şaibeli olur ve gelecekte tartışılır.

Bir başka şey söyleyeceğim.

Çok kısa zaman verdi Sayın Başkan, sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, aynı gerekçeyle, okursanız, hemen hemen bire bir cümlelerle aynı gerekçeyle 2000 yılında da böyle bir yetki yasası çıktı. Bu yetki yasasına, o günün, sizin partiniz, sizin geldiğiniz parti olan Fazilet Partisi itiraz etti, Anayasa Mahkemesine gitti. Anayasa Mahkemesi, işte şu uzun gerekçeyle, Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla, hatta Anayasa’nın 1’inci maddesine aykırı olduğu iddiasıyla o yetki yasasını iptal etti. Şimdi, hep hukukçusunuz. Anayasa Komisyonu Başkanı, Adalet Komisyonu Başkanı karşımda. Tekrar ediyorum: Hukuk kuruculuk mu hukuk bozuculuk mu yapıyorsunuz? Anayasa’nın 153’üncü maddesine göre, bir yargı kararı ortada dururken, yürütme veya yasama bu yargı kararına aykırı bir kanun çıkartabilir mi? Sayın Hocalar, Sayın Kuzu, Sayın İyimaya… İşte, burada. 4588 sayılı Yetki Yasası Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, aynı gerekçeyle istenen bir yetki yasası Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. “İnat, parmağım gözüne!” der gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bu meseleyi konuşmamız lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, geneli üzerinde izah ederler efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Böyle zaman kazanamazsınız. Lütfen bize zaman verin.

BAŞKAN – Şimdi, bakınız, Sayın Şandır, ben sürenizi verdim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Arkadaşlara da verin.

BAŞKAN – Bakınız, bu konu zaten tartışılmış, görüşülmüş şeydir.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama şimdi benim iddialarımı yeterince ortaya koymadıktan sonra, neyi tartışacağız?

BAŞKAN - Bakınız, kuralı şu şekilde şey yapayım: Ben size bir dakika vereyim ama öbür arkadaşlar da tabii bir dakikayı peşinen alır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, öbür arkadaşlara da onar dakika verin.

BAŞKAN – Efendim, şöyle yani, saatlerce de görüşseniz aynı şeyler devam eder, şimdi buna bir şey yapmak… Konu açık…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu konuda ben iddia sahibiyim, iddiamı ifade etmem için yeterli süreyi vermeniz lazım.

BAŞKAN - Bakınız, İç Tüzük’te süreler belli, diğer hükümler belli. Ben ek bir dakika süre veriyorum Sayın Şandır, lütfen görüşünüzü tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani böyle bir şey olmaz değerli arkadaşlar, yani biz burada laf olsun diye konuşmuyoruz. Tarih önünde vebal altındasınız, tekrar ediyorum, tarih önünde vebal altındasınız. Sayın Cemil Çiçek’in de aralarında bulunduğu Fazilet Partisinin imzasıyla iptal edilen kanunu, Anayasa Mahkemesinde iptal edilen kanunu aynı gerekçelerle tekrar getiriyorsunuz ve burada parmak çoğunluğuyla, antidemokratik, hukuka uymadan, hukuk bozuculuğu yaparak buradan geçirmeye çalışıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Anayasa Mahkemesi üyelerine boşuna mı zam yaptı?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bu kanun Anayasa’ya aykırıdır, şeklen de aykırıdır, usulen de aykırıdır, içeriği de aykırıdır, geçiş şekli de aykırıdır. Anayasa Komisyonunda görüş bildirilmeden, Anayasa Komisyonu üyesi milletvekillerinin kanaati alınmadan bu kanunun Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilmesi de Anayasa’ya aykırıdır. İçeriği itibariyle dar bir konuda, dar bir alanda yetki istiyorsunuz. İçeriğine bakarsanız dar değil, köklü bir temel kanun getiriyorsunuz. Bu, Anayasa’ya aykırıdır, aykırılığı tescil edilmiştir. Altında imzası bulunan Anayasa Mahkemesi üyeleri hâlâ hayattadır.

Dolayısıyla bu konuyu tekrar müzakere etmenizi, tekrar tezekkür etmenizi, doğru bir şekilde tanzim edip buraya getirmenizi size tavsiye ederim. Yoksa tarih önünde, millet önünde vebal altındasınız ve bu kanun sizin ifrat belgeniz olur. Sekiz yılda gerçekleştiremediğinizi burada bir hukuksuzluk yoluyla gerçekleştirmek size ve milletin iradesine, milletin iradesinin tescil ettiği size de yakışmaz diye düşünüyorum. Doğru yapmıyorsunuz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın Elitaş, buyurun, lehte… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında Sayın Grup Başkan Vekili de İç Tüzük’e göre böyle bir usul tartışmasının açılmaması gerektiğini bilmesine rağmen, maalesef sadece zamandan kazanabilmek için ve engelleyebilmek için yaptıkları işlemdir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Elitaş, beni dinlememişsin, hangi maksatla söylediğimizi dinlememişsin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zarfın içinde yazıyı verdim uymadı diye mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Meclis Başkan Vekilimiz, Kanunlar Kararlar Müdürlüğünün hazırladığı şekli okudu.

Anayasa aykırılık iddiaları; bir, Meclis Başkanlığı tarafından bakılır, kontrol edilir. Eğer Meclis Başkanlığı, bu kanun tasarısı veya teklifinin Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda herhangi bir görüş beyan etmediyse doğrudan doğruya komisyonlara havale eder.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Meclis Başkanlığı incelemez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Meclis Başkanlığı, bu konuda, Anayasa’ya uygun olduğunu görmüş ve komisyonlara havale etmiş.

İç Tüzük 38’inci madde: Anayasa’ya aykırılık olup olmadığı konusunda komisyonlar kendiliğinden bunu değerlendirmeye tabi tutarlar. Komisyon Başkanlığı Anayasa’ya aykırı olduğu görüşüne varmadığından dolayı komisyonda görüşmelere başlamış.

Bu süreçte, sizler, muhalefet partisinin değerli milletvekilleri, Komisyon üyeleri komisyon aşamasında Anayasa’ya aykırılıklarını iddia edebilirlerdi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ettik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …ama Anayasa’ya aykırılıklarını iddiayla ilgili Komisyonda herhangi bir görüşme yapmamışlar, sadece muhalefet şerhlerinde bunu ifade etmişlerdir.

İki…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tutanaklar burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiç okumadığın belli.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Müsaade edin, bir dinleyin arkadaşlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hiç okumadığın belli. Bilmeden konuşuyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Niye zorunuza gidiyor? Doğruları dinlemekten niye alınganlık gösteriyorsunuz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bilmeden konuşuyorsun. Komisyon Başkanı burada. Oradaki usul tartışması beş saat sürdü.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bırakın, dört dakikalık vaktimde bunları anlatayım.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Genel Kurula hitap edin lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben dört dakikalık vaktimde bunları anlatayım, siz de neyin ne olduğunu iyi bir şekilde öğrenmiş olursunuz.

Bakın, Anayasa 91’inci madde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Okumadın madem, söyleme.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Anayasa 91’inci maddenin uygulaması ta 1960 Anayasa’sından bu tarafa var. Yani, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Geç onu, geç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …hükûmetlere Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1972 yılından bu tarafa verilen önemli bir yetkidir ve Anayasa 91’inci madde kanun hükmünde kararnameye o kadar büyük bir ehemmiyet vermiştir ki, birinci fıkrada sınırlarını çizmiş, diyor ki: “Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnameler düzenlenemez.” Burada sınırlamayı yapmış. Arkasından, yine bu yetkiye o kadar büyük ehemmiyet vermiş ki, eğer bu kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi herhangi bir hükûmete Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verildiği takdirde, hükûmetler... “Bakanlar kurulunun istifası, düşürülmesi veya yasama döneminin bitmesi, belli bir süre için verilmiş olan yetkinin sona ermesine sebep olmaz.” Yani bunda aynen kanun tasarı ve tekliflerinde komisyonlarda bekleyen, dönemi geçen, bir sonraki döneme intikal edenlerin kadük olması gibi bir durum söz konusu değil.

Yine, Anayasa koyucu bu kararname yetkisine öyle büyük ehemmiyet vermiş ki, bakın, sekizinci fıkrada: “Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” Yani diyor ki, komisyona gelen, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini içeren bir tasarı varsa komisyon bütün gündemini değiştirip ilk önce bunları görüşür. Kırk sekiz saatlik süre de burada geçerli değildir. Nitekim bugün kırk sekiz saatlik süre geçmeden de Anayasa’nın 91’inci maddesinin yedinci fıkrasına göre ivedilikle görüşülmesi gerekir.

Bakın, değerli arkadaşlar, 1972 yılından bu tarafa kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiş. Kimler kullanmış? Mesela, 57’nci Hükûmet kendisinden önce verilmiş kanun hükmünde kararname yetkisini kullanmış. 57’nci Hükûmet zamanında…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaç tanesi iptal edilmiş Anayasa Mahkemesi tarafından?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, bugüne kadar 29 tane yetki kanunu çıkarılmış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaçı iptal edilmiş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, biraz sonra bunların hepsini görüşeceğiz, konuşacağız.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Hangisinde bakanlık kurulmuş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kanun hükmünde kararnameler, mesela, kimin zamanında çıkmış? 1’inci Bülent Ecevit… Cumhuriyet Halk Partisi döneminde. Ne zaman? Ferit Melen Hükûmetinden kalan Yetki Kanunu çerçevesinde 1 tane kanun hükmünde kararname çıkarmış. Yine, Bülent Ecevit Hükûmeti, 3’üncü Ecevit Hükûmeti, 42’nci Hükûmet…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaçı iptal edilmiş, onları söyle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …2171 sayılı Yetki Kanunu’yla 21 tane kanun hükmünde kararname yetkisi çıkarılmış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyorum, bunlar da aykırıydı, bugünkü de aykırı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yine, Bülent Ulusu Hükûmeti zamanında 5 tane yetki kanunu verilmiş ve bunlardan 90 tane. Turgut Özal hükûmetleri döneminde 7 tane yetki kanunu çıkarılmış, 113 tane kanun hükmünde kararname. Yine, DYP-SHP İktidarı döneminde, Yıldırım Akbulut Hükûmetinden kalan Yetki Kanunu çerçevesinde Süleyman Demirel ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sizin hakkınızı daha önceden belirledim, beş dakika olarak koymuştum. Evet, süreniz tamamlandı Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaç tanesi iptal edilmiş, onu söylesenize!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anayasa Mahkemesi kararını yok sayarak buradan…

BAŞKAN – Sayın Günal, siz mi konuşacaksınız, Sayın İçli mi konuşacak?

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Ben konuşacağım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben de konuşacağım da, hangisi konuşur diye…

BAŞKAN – Hayır, yani aleyhte bir kişiye söz vereceğim. Ya İçli konuşacak ya siz konuşacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunlar siparişe bağlı değil Sayın Başkanım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben “lehte” dedim ya Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bakınız Sayın Günal, “lehte” dediniz ama geldiğiniz zaman aleyhte konuşma olmaz. Yani şık olmuyor şeyin içerisinde, bellidir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu ilk uygulamanız. Bu tutanaklara geçsin. Ben “lehte” diye herkesten önce söyledim mi? Söyledim. İktidar mensupları defalarca bu kürsüde “lehte” diye, “aleyhte” diye alıp bizim yerimize konuştular mı? Konuştular. Bu tutanaklara geçsin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Geçsin efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Tutumunuzu taraflı buluyor ve eleştiriyorum. Ben lehte konuşacağım. Sizin tutumunuzun lehinde konuşacağım!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Belki lehte konuşur. Belki lehte konuşacak.

BAŞKAN – Olabilir, olabilir, konuşabilirsiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, lehte biz konuşacağız.

BAŞKAN – Ahmet Bey, lütfen efendim, lütfen. Sakin olun efendim, sakin olun lütfen.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle şey olur mu ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yazılmamış kitaba ceza oluyor da, konuşulmamış konuşmaya bile yasak oluyor!

AHMET YENİ (Samsun) – Lehte söz istedim Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın İçli aleyhte konuşacak, ben lehte istedim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Mehmet Günal lehte söz istemiştir.

BAŞKAN – Tamam efendim. Lehte konuşsun, tamam.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Söylenmemiş sözlere yasak!

BAŞKAN – Buyurun Sayın İçli.

Tamam, lehte konuşsun efendim. Lehte konuşacaksa muhalefetten bir arkadaş…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, yazılmamış kitaba ceza var da, söylenmemiş söze de mi var yani!

BAŞKAN – Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başkanın tutumunun aleyhinde söz aldım.

Biraz evvel Sayın Elitaş bununla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonunda Anayasa’ya aykırılık iddialarında bulunulmadığını söyledi. El insaf! Ben Plan ve Bütçe Komisyonu olmadığım hâlde sabahtan akşama kadar bütün Komisyon görüşmelerine katıldım ve Komisyon görüşmelerinin ana konusu Anayasa’ya aykırılık iddiasıydı. Zamanımız dar, fazla detaya girmiyorum. Ve bize dağıtılmayan bir raporu da tespit edip tutanaklara geçmesi için orada okudum.

Sayın Elitaş, siz de dinlerseniz…

Bakın, bu yetki kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü bir inceleme raporu hazırlıyor. Bu inceleme raporu…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Onu biterken dağıttılar millete!

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Biterken sizlere dağıttılar ama ben önceden okuyup tutanaklara geçirttim.

Ve inceleyen, Yasama Uzmanı Mustafa Şahin, Müdür Yardımcısı Fahri Bakırcı.

Bu rapor, şimdiki getirilen yetki kanununun 29/6/2000 tarihinde getirilen yetki kanunuyla tıpatıp aynı olduğunu, bu yetki kanununun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini belirtiyor, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini bütün detaylarıyla burada koyuyor ve diyor ki: “Tasarının 1’inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (20) numaralı alt bendiyle (b) bendinin (7) numaralı alt bendi…” diye devam edip bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor ve komisyon görüşmeleri devam ederken Sayın Cemil Çiçek’in, Sayın Bakanın basına intikal eden demeçlerine de tanık olmuşsunuzdur, “Ya, uzman bunu söylüyorsa da bizi bağlamaz.” şeklinde ifade var.

Değerli arkadaşlarım, bu açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Yetki kanunları çıkarılmıştır, doğru -on yıldır çıkmamaktadır- ama her yetki kanunu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Bakın, Anayasa’da bu yetki kanunlarının hangi hâllerde çıkabileceği belirtilmektedir. İşin ilginç tarafı nedir biliyor musunuz? Anayasa Mahkemesinin yapısı değiştikten sonra geçen hafta alelacele Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri yasasının neden çıkarıldığını daha iyi anlıyoruz. “Bu yetki kanunu Anayasa Mahkemesine giderse, biz nasıl olsa Anayasa Mahkemesine kırmızı plaka, kırmızı pasaport, maaş, her tür özlük haklarıyla ilgili rüşveti verdik…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ayıp, ayıp!

RECEP KORAL (İstanbul) – Onlar bunları hak etmiyor mu?

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hayır, iddia bu, iddia.

…onlar nasıl olsa bu Anayasa’ya aykırılık iddiasını dinlemezler.” diye peşin peşin bazı düzenlemelerin yapıldığı halk tarafından algılanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, hep söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim kararı almıştır. Seçim kararı aldıktan sonra savaş, olağanüstü hâller dışında yasama faaliyetleri rölantiye girer, çok önemli işler, çok acil, tarafların uzlaştığı konular buraya getirilir.

Şimdi, bakın, birçok kanunu, sadece uluslararası sözleşmeler dışında bütün kanunları burada temel kanun diye getiriyorsunuz, “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edenler… Etmeyenler…”

O size yetmedi; yok, yetmedi. Seçim kararı alındıktan sonra Yüksek Seçim Kurulu devreye girmiş, bakın, 3 Nisanda ön seçim yapılmış, bütün sandıklarda oy kullanılmış. Milletvekili adayları seçimlerde belli oluyor ve gümrüklerde oy kullanılacak. Siz, bu yetmediği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas ederek yürütme organına -keşke yürütme organı olsa da iyi- yürütme organının başına geniş yetkiler veriyorsunuz ve bu geniş yetkilerle yürütme organı -Bakanlar Kurulu- bu kanun hükmündeki kararnamelerle Anayasa’da yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılarla ilgili düzenleme de yapacaktır.

Yine, bu kanun hükmündeki kararnameyle -münhasıran yasama organına- Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olan yetkiler kullanılacaktır ve çok acıdır, Hükûmetin gerekçesinde -zamanım dar- bakın, ekim ayına kadar Parlamentonun yasama faaliyetlerinin yapılmayacağı söylenmekte, arkasından da bütçe kanun tasarısı geleceği için “E, kusura bakmayın milletvekilleri, siz baypas edildiniz, biz sizin yerinize düşünürüz, sizin yerinize kanun çıkartırız; siz de bunu Anayasa Mahkemesine götürürseniz, nasıl olsa halka biz referandumda ‘özgürlük’ dedik, Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirdik, haklarla da yeni kanunla ona özlük hakları getirdik, nasıl olsa iptal etmez canım.” gibi bir anlayışla parlamenter rejimi, demokrasiyi sekteye uğratmaya çalışıyorsunuz, bu kabul edilemez ve Anayasa Komisyonu da baypas edilmiştir. Buradaki söylenenler, işte “İç Tüzük’e göre öncelikle incelenecek…” Bunlar hep fasa fiso. Yazılı belge alınmış “Biz bunu incelemeyeceğiz.” demiş Anayasa Komisyonu Başkanı. Hadi canım! Senin yetkinde mi? Anayasa Komisyonunda bir sürü milletvekilleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Süremiz doldu.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Beş dakika sürem vardı…

BAŞKAN – Hayır, beş dakika vermiştim direkt olarak.

Teşekkür ederim Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Komisyonda birçok milletvekili vardır ama “bir sürü” yoktur.

BAŞKAN – Biraz önce Sayın Günal söz talebinde bulunmuştu, doğru, kendisi lehte söz talebinde bulunduğunu ifade etmişti.

AHMET YENİ (Samsun) – Lehte ben bulunmuştum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, müsaade eder misiniz Sayın Yeni.

Ben aleyhte kabul ettim.  Sayın Günal’ın ben söz talebini öncelikle gördüm, doğru “Ben lehte istedim ve bu husus daha önceden de oldu.” dedi. Doğru, lehte istedi. Dolayısıyla, Sayın Yeni, siz daha sonra talepte bulunduğunuz için Sayın Günal’a söz vereceğim, lehte konuşacak.

Buyurun Sayın Günal.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aslında Ahmet Yeni konuşsaydı, misafir o, bir daha konuşamaz, Ahmet Yeni konuşsun. 

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, söz hakkının tanındığı İç Tüzük 84 “Lehte ve aleyhte ikişer kişiye söz verilir.” diyor, “muhalefet ya da iktidar partisinden” demiyor. Dolayısıyla ben Sayın Başkana hem usule ilişkin tutumundan dolayı hem de bu söz hakkımı bana teslim ettiğinden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, 84’üncü maddeye ilişkin olarak gerçekten kendi eline gelen nota bakarak bize söylediği doğru. O notu kimin gönderdiğini de ben gördüm de neyse… Şimdi, Başkanlık Divanı bakıyor, oradaki Tüzük’te yazana, 1’inci madde veya 2’nci madde üzerine… Biz arkadaşlarımıza önce sorduk, bu, Anayasa’ya aykırıdır diye. Ben şimdi size bunun aleyhinde-lehinde söylemiyorum. Tutumla ilgili zaten açtığımız tartışma, Sayın Başkan açtı. Zaten lehindeyiz. Teşekkür ediyoruz. Açmasaydı tartışmayı oylatıp geçip gidebilirdi. Bize bu hakkı verdiği için -zaten lehinde olmak zorundayım, yoksa konuşturmazdı beni- ben teşekkür ediyorum tekrar.

Sayın Başkanım, söylediğimiz bir tek şey var, şimdi maddelerde bunu konuşacağız. Sayın Bakan da oradaydı. Bizim Meclis Başkanlığına bir yazımız var, siz o safahatı bilmediğiniz için, o arada Sayın Grup Başkan Vekilimiz geldi, cumartesi günü tekrar söyledi. Cuma günü, bu perşembe günü geri çekildikten sonra -Sayın Grup Başkan Vekilimiz o zaman imzaladı, o uzun hikâye, onu sonra konuşacağız ama- bir yazı yazıldı, Anayasa’nın 91’inci maddesine istinaden, bakın, aynen şöyle diyor, ben okuyayım. Eğer ben yanılıyorsam ondan da özür dileyeceğim, burada hukukçu arkadaşlarımız var. Buradaki söylenen şey, Meclise kanun hükmünde kararnameyi veren yetki tasarısıyla beraber KHK’ların da ivedilikle ve öncelikle görüşüleceği söyleniyor. Ne diyor? Bakın, dikkat edin: “Yetki kanunları ve bunlara dayanan kanun hükmünde kararnameler Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” Hukukçu arkadaşlar, Sayın Adalet Komisyonu Başkanımız, Sayın eski Adalet Bakanımız; “görüşülür”, Anayasa hükmü; “görüşülebilir” değil. Peki, Meclis Başkanlığı kime havale etmiş? Meclis Başkanlığı, tali komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale etmiş. Burada “Anayasa Komisyonu tali komisyonsa görüşmeyebilir.” demiyor.

Değerli arkadaşlar, bu sizin söylediğiniz on günlük süre normal kanun teklif ve tasarılarındaki süredir. Bizde de geldiği zaman Komisyon Başkanımız “Görüşmeyeceğim.” diyor ama burada Anayasa’nın amir hükmü var, kanun hükmünde kararnamelere ilişkin. Sayın Kuzu Hocam da gelmiş. Bana lütfen, yanılıyorsam “Sen Mülkiyelisin, yarım hukukçusun, bilmezsin.” deyin, ben de özür dileyeyim. “Görüşülür.” hükmü… Sayın Anayasa Komisyonu Başkanımız da orada, görüşmek zorundasınız Hocam.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Konuşacağım, konuşacağım.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Evet, görüşmek zorundasınız. Söylediğimiz buydu Sayın Başkanım. Buradaki şey, Anayasa’nın hükmü “Görüşülür.” diyor. Biz de dedik ki, Anayasa Komisyonu önce görüşsün, bu bizim uzmanlık alanımız değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bunun Başkanın tutumuyla ne alakası var?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - AKP döneminde sürekli olarak Plan ve Bütçe Komisyonunu baypas etme vardı. “Görüşülür.” diyorsa, Anayasa Komisyonu görüşür, der ki: “Kardeşim, bunda Anayasa’ya aykırılık yoktur.” der. Ondan sonra, biz de görüşmeyelim demedik. Bunun usulüne de aykırı. Artı, içindeki yetki, 1990’dan beri oluşmuş, Anayasa Mahkemesinin içtihadı var. Bütün yetki tasarılarında, öncelik, ivedilik ve zorunluluk… Bakın, öncelik, ivedilik ve zorunluluk. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri, az önce Sayın Elitaş güzel saydı, ben onu Sayın Bakana da gösterdim. Elimde iptallerle ilgili de bir liste var. Baştan aşağı hepsi, birkaç ay sonra çoğu, bir iki tanesi hariç iptal edilmiş. Biz de istiyoruz ki, doğru düzgün bir şey yapılsın.

Değerli arkadaşlarım, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu hafta sonu çalışmalarına ara veriyor. 91’inci maddenin sonunda başka bir husus daha var, onun için Anayasa’ya aykırı diyoruz. Bakın, yayınlandıkları gün Meclise sunulmayan kararnameler bu tarihte, reddedilen kararnameler bu kararın Resmî Gazete’de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Eğer göndermiyorsa zaten yürürlüğe girmez. Peki, ivedilikle ben görüşeceğim. Meclis kapalı, kim görüşecek? Bu bir yetki devri değildir, sınırlı konuda bir yetki verilmesidir. Verdiğim yetkiyi de ben Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak denetlemek durumundayım ve sizin çıkardığınız bu yetki kanununda ise bizim denetleme yetkimiz yok çünkü Meclis kapalı.

Sayın Bakan dedi ki: “Acele toplantıya çağırır Meclis Başkanı.” Bunun olmayacağını hepimiz biliyoruz. Onun için, ben Sayın Başkana tutumundan dolayı teşekkür ediyorum. Gerçekten, bu konuların görüşülmeden önce açıklığa kavuşturulması gerekiyordu. Sizlerin zaten malumatı yok, bizim de uzmanlık alanımız değil. Tartıştık, Anayasa Komisyonunun mütalaasını bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyoruz, bu hususu dikkate alacağınızı umuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Efendim, son olarak, söz veremediğimiz Sayın Genç’e bir söz vereceğim.

Sayın Genç, buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, daha önce 29/6/2000 günlü 4588 sayılı bir Yetki Kanunu çıkmış. O Yetki Kanunu’nda şu var, bu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, Fazilet Partisi bunu şey etmiş: “Bu Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, hızlı ve etkin bir biçimde yürütülmesini sağlamak ve kamu mali yönetiminde disiplini temin etmek üzere; kamu kurum ve kuruluşlarının (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunları ile diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin ve teşkilatlarla ilgili hükümleri hariç) teşkilat, görev ve yetkilerine, personel kanunları veya kendi özel kuruluş kanunları uyarınca aylık veya ücret alan memurlar ve diğer her türlü kamu görevlileri ile bunların emeklilerine ve kamu mali yönetimine ilişkin kanun ve kanun hükmündeki kararnamelerde değişiklikler yapmak ve aynı konularda yeni düzenlemelerde bulunmak amacıyla Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini” vermiş. Buna karşı Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesine gitmiş ve bu yetki kanununu iptal etmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, lehte, aleyhte katkı veren bütün arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, burada verilen yetki çok geniş bir yetki.

BAŞKAN – Anladım Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilen yetki kanunu var.

AHMET YENİ (Samsun) – Ya yeter be!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne yeter ya, ne yeter yani! Yani böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen.

Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmamıştır.

Tasarının görüşmelerine başlıyoruz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1017) (S. Sayısı: 746) (Devam)

BAŞKAN - Gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek’e aittir.

Sayın Özyürek, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, söz veriyorsunuz, meramımızı anlatmadan… Böyle Başkanlık olur mu?

BAŞKAN – Sayın Genç, bakınız, iki lehte, iki aleyhte oldu. Siz girmiştiniz, ben, size de verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, yani ben bir açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Açıklığı yaptınız efendim, biz anladık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne aceleniz var? Bana bir söz veriyorsunuz ve bu meramımı anlatmaktan yoksun bırakıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok taraflısınız.

BAŞKAN – Anladım efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Utanç duyuyorum sizin o taraflı davranışlarınız karşısında.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Sayın Özyürek, buyurun efendim.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk  Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, önce, kısaca, biraz önceki tartışmaya yani bunun Anayasa’ya uygunluğu konusuna değinmek istiyorum. Anayasa’mızın 7’nci maddesine göre kanun çıkarma yetkisi, yasama yetkisi münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Temel ilke budur ama 1971 yılında, 1961 Anayasası’nın millete bol geldiği, özgürlüklerin çok görüldüğü bir anlayışla bu kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi Anayasa’ya konulmuş ve Meclisin bazı konularda istisnai olarak hükûmete kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi tanınmıştır. Fakat bu 91’inci maddedeki kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi istisnai bir yetkidir ama ne yazık ki geçmişte bu yetki çok çeşitli vesilelerle kullanılmıştır, 30’dan fazla yetki kanunu çıkmıştır.

Burada, biz “Meclisin böyle bir yetkisi yok, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilemez.” demiyoruz ama çıkmış olan yetki kanunlarının 10’dan fazlası Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Öyleyse, Hükûmete düşen, Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen görev nedir? Bu Anayasa Mahkemesi kararlarının temel hükümlerini dikkate alarak bir tasarı hazırlamaktır. Burada arkadaşlarım ifade etti. Bizim söylediklerimize itibar etmiyorsunuz, “Muhalefet zaten eleştirir.” diyorsunuz ama önümde Fazilet Partisinin açtığı dava, oradaki dava dilekçesi ve bu dava dilekçesinde ileri sürülen görüşler var. Bu dava dilekçesinde, bugün Bakanlar Kurulu sırasında oturan Sayın Cemil Çiçek’in imzası var, Sayın Bülent Arınç’ın imzası var, Sayın Salih Kapusuz’un imzası var, Meclis Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin’in imzası var, 15’e yakın, şu anda AKP’de görev yapan milletvekilinin imzası var. Onlar, o gün, bugün burada bizim ifade ettiğimiz Anayasa’ya aykırılık noktasındaki düşüncelerimizi aynen dilekçeleriyle yazmışlar ve imzalarını atmışlardır. Şimdi, eğer bugün getirilen, kanun hükmünde kararname yetkisi veren tasarıyla Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği tasarıları karşılaştırırsanız bugünkü çok daha geniş yetkiler içeren bir düzenlemedir. Bizim söylediğimiz budur.

Anayasa Mahkemesi, yargı niçin vardır? Yargı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı kararlara bir sınır çizmiştir, bir yorum getirmiştir. Bu yoruma itibar edilmesi gerekir. Ama nedense AKP, artık hukuk devletini bir tarafa bıraktı. Biz “Türkiye hukuk devleti olmaktan çıktı, kanun devleti hâline geldi.” diyorduk ama bu yetki kanunundan sonra Türkiye kararname devleti hâline gelecektir. Artık kanuna ihtiyaç kalmayacaktır, Bakanlar Kurulu istediği noktada kararnameler çıkaracak, o kararnameler de kanun niteliğinde olduğu için, kanun hükmünde olduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisine yeni yeni tasarılar getirme ihtiyacını duymayacaktır. Yani “Muhalefetle, Sayın Şandır’la, Sayın Muharrem İnce’yle niye uğraşayım? Alırım yetkiyi. Bu yetki kanunu konuşulurken biraz onların eleştirilerine tahammül ederim, ama daha sonra artık Bakanlar Kurulu istediği gibi karar alabilir.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmeleri şeffaftır, halka açıktır, ama Bakanlar Kurulu görüşmeleri halka kapalıdır. Şimdi siz orada, Mecliste verilmesi gereken kararları, Mecliste çıkarılması gereken kanunları, Hükûmet olarak, kamuoyunun bilgisi dışında, muhalefetin hiçbir şekilde söz hakkı olmadığı şekilde çıkaracak ve yürürlüğe koyacaksınız.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin bu iptal kararları, gerekçeleri ortada olduğu için 2001 Nisanından bugüne hiçbir kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi Meclise gelmemiştir. Bu rahatlığı, bu Bakanlar Kuruluna olağanüstü yetkileri AKP niçin bugüne kadar istememiş, almamıştır değerli arkadaşlarım? Çünkü, Anayasa Mahkemesine gidildiği zaman bu yetki yasalarının iptal edileceğini bildiği için bu yola başvurmamıştır. Ama şimdi, Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili kanun çıktı, Anayasa Mahkemesini Anayasa Mahkemesine hülle yoluyla atanan üyelerin görev yaptığı bir hâle getirdiniz, artık Anayasa Mahkemesi AKP’nin arka bahçesi oldu, onun için rahat rahat bu yetkiyi alıyorsunuz, “Nasıl olsa Anayasa Mahkemesinden dönmez.” diye düşünüyorsunuz. Biz de diyoruz ki: “Artık onlarca kararla müstakar hâle getirilen bu görüşlere rağmen, Anayasa Mahkemesinin, ne kadar arka bahçesi olursa olsun, bir hukuk varsa, bir vicdan varsa bu yetki kanununu da iptal etmesi gerekiyor.

Biraz önce de söyledim, şimdi tekrar ediyorum: Daha önce çıkarılan ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yetki kanunları bugünkünden çok daha dar kapsamlıdır, bugünkü çok daha geniş kapsamlıdır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tasarıya baktığımızda, iki grup yetki alınıyor. Bunlardan birincisi, devletin yapısıyla ilgili, Bakanlar Kuruluyla ilgili yetkilerdir. Bunun gerekçesi şu, deniliyor ki: “Meclis şimdi tatile girecek. Daha sonra, yemin töreninden sonra Meclis fiilen çalışamaz, yaz aylarına geliyor seçim. Arkasından da bütçe gelecek. O nedenle de fiilen kanun çıkarması mümkün değil. Oysa biz -yani seçimi kazanacaklarına garanti gözüyle baktıkları için- yeni Bakanlar Kurulunu oluştururken Bakanlar Kurulunun dağılımını değiştireceğiz, devlet bakanlıklarını değiştireceğiz. Bize bu yetkileri verin ki istediğimiz gibi Bakanlar Kurulunu oluşturalım.” Ayrıca “Bütçe görüşmeleri gelecek, bütçe görüşmeleri sırasında da kanun çıkmaz.” diyorlar.

Değerli arkadaşlarım, hepiniz hafızanızı yoklayınız, elinizi vicdanınıza koyunuz, bütçe görüşmeleri sırasında biz pek çok yasayı buradan geçirdik, çıkardık. Tatil döneminde eğer acil bir ihtiyaç varsa Türkiye Büyük Millet Meclisini toplarsınız, olağanüstü toplarsınız, istediğiniz yasayı çıkarırsınız. Bunların hiçbirine engel yok ama biraz önce söylediğim gibi sizin maksadınız şu: Muhalefetin olmadığı, hatta AKP Grubunun bile olmadığı, 20-25 bakanın önceden toplanmış imzalarıyla yürürlüğe konulacak kararnameleri, kanun hükmünde kararnameleri yürürlüğe koymak istiyorsunuz, meselenin özü budur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel görevi yasamadır ve idareyi, hükûmeti denetlemedir. Şimdi zaten denetim yetkisini Allah’a şükür ortadan kaldırdınız. “Herhangi bir konuda komisyon kuralım.” diyoruz, “Faili meçhulleri araştıralım.” diyoruz kabul etmiyorsunuz, “Çeşitli yolsuzlukları araştıran komisyon kuralım.” diyoruz eller kalkıyor, komisyonlar kurulmuyor. Gensoru veriyoruz enerjiyle ilgili konularda, neredeyse çok somut bir şekilde yolsuzlukları gündeme getirdik, kanıtladık, yine eller kalktı, gensoru da çalışmıyor.

Ne oldu? Türkiye Büyük Millet Meclisi var, 550 milletvekili var, 550 milletvekili devletten maaş alıyor fakat temel görevlerini yani denetim görevlerini yerine getirmiyorlar, o bitti. Geriye ne kalmıştı? İyi kötü, komisyonlarda kavga dövüş, orasını burasını düzelttiğimiz yasaları Genel Kuruldan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmek, şimdi bu kanun hükmünde kararname yetkisiyle artık kanun çıkarmaya da gerek yok.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun hükmünde kararname yetkisiyle on dokuz kanunda değişiklik yapma yetkisini alıyor Bakanlar Kurulu. Nedir bunlar? Mesela 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu. Oysa, daha önce çıkan yetki kanunlarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun hangi maddelerinin değişeceği orada belirtilmiş, burada “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu” dediğiniz zaman yüzlerce maddeden oluşan bir kanunu istediğiniz gibi değiştirme yetkisini istiyorsunuz.

Anayasa Mahkemesi bir kararında, devlet memurlarıyla ilgili idari, mali, sosyal konularda düzenleme yapma yetkisi istendiğinde, “idari” kısmını iptal etmiştir. Nedir idari kısmı? Tayindir, terfidir, nakildir, emekliye sevktir.

Şimdi, burada getirilen yetki kanununda bu yetkilerin hepsini istiyorsunuz, memurlarla ilgili emeklilik yetkisi istiyorsunuz, tayin yetkisi istiyorsunuz, nakil yetkisi istiyorsunuz, terfi yetkisi istiyorsunuz. Nasıl kullanacaksınız bu yetkileri? Bunu sadece devlet memurları için istemiyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri için de istiyorsunuz, işçiler dâhil diğer bütün kamu personeli için istiyorsunuz. Yani iktidar hoşuna gitmeyen memurları, hoşuna gitmeyen üst düzey yöneticileri dilediği gibi emekliye sevk etme yetkisi almak istiyor, istediklerini oraya buraya sürme yetkisi almak istiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısı bir tasfiye kanun tasarısıdır, bu kanun tasarısı bir sürgün tasarısıdır. Tabii, istemediğiniz memurları, üst düzey görevlileri istediğiniz gibi bu kanun hükmünde kararnameyle tasfiye edeceksiniz, ayrıca artık bunların Danıştaya gitmek, idare mahkemesine gitmek gibi bir hakları da olamayacak çünkü kanunla bunu yapmış olacaksınız. Bunun amacı, temel amacı sürgün ve tasfiyedir değerli arkadaşlarım, bunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Tabii, seçimde buzdolabı dağıtan, seçimde -Başbakanın dediği gibi- şoför mahalline oturup kömür dağıtan valileri de istediğiniz gibi terfi ettirmek isteyeceksiniz, istediğiniz gibi onları da ödüllendirmek isteyeceksiniz. Bu getirilen düzenlemenin temelinde yatan bunlardır.

Değerli arkadaşlarım, bu konu, yani istisnai olarak getirilmek istenen kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi dünyanın her yerinde istisnai yetkidir. Sayın Cemil Çiçek Komisyonda o ülkede de var, bu ülkede de var… Ama o yetkiler daha çok ekonomik konularla ilgilidir. Türkiye'de de var; KDV’nin oranlarını, ÖTV’nin oranlarını hükûmetler tayin eder belli sınırlar içinde, bu yetkiyi hep verirsiniz. Fransa’daki de Almanya’daki de aşağı yukarı bu düzeyde yetkilerdir. Böyle tutup memurları emekliye sevk etmeye dönük bir kanun hükmünde kararname oradan çıkmaz.

Şimdi, hepimizin değerlendirmesi gereken, arkadaşlarım, Türkiye bir hukuk devleti olarak devam edecek mi? Hiç yoksa, bir kanun devleti olarak devam edecek mi yoksa artık kararname devleti hâline mi geleceğiz? Yani Bakanlar Kurulunun dilediği şekilde alacağı kararların kanun gücünde olmasını sağlayan bir düzenlemeyle Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi hep beraber düşüneceğiz.

Diyorlar ki: “Belki AKP dışında bir Hükûmet kurulur, bu yetkileri onlar kullanır.” Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak -tutanaklara geçmesi için buradan açıklıyorum- kanun hükmünde kararname yetkisini, yani bu kanunun verdiği yetkiyi kesinlikle kullanmayacağız. Çünkü bizim anlayışımızda Anayasa’mızın temel hükmü olan Türkiye’nin laik, demokratik bir hukuk devleti olduğu ilkesidir. Biz, Türkiye’nin bir hukuk devleti olarak yaşamasını, devam etmesini, kalmasını istiyoruz. O nedenle, böyle Parlamentoyu yok sayacak, millî iradeyi yok sayacak, millî iradeyle oluşmuş olan Meclisin yetkilerini Bakanlar Kuruluna devredecek bir tasarıyı, bir kanunu kesinlikle kabul etmek istemiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce söyledim, istisnai olarak, ivedi ve olağanüstü konularda kanun hükmünde kararname yetkisi alınabilir. Şimdi, buradaki düzenlemelere baktığımızda hiçbirinde ivedi, gecikmesinde büyük zarar doğacak bir olay yok. Devlet memurları çalışmaya devam ediyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları da -hapse atmadıklarınız- çalışmaya devam ediyorlar. Onun dışında üniversitelerdeki personel, rektörler, öğretim üyeleri devam ediyorlar ama bazı öğretim üyelerinin laik, demokratik cumhuriyete sahip çıkmasından rahatsız oluyorsunuz, onları da bu kanun hükmünde kararname çıkarmak suretiyle tasfiye etmek istiyorsunuz. Peki, bu insanları böyle hukuk dışı yollarla tasfiye ederken bunların hakkını kim koruyacak? Türkiye'de insanların hakkı, hukuku nasıl korunacak? Bütünüyle hukukun ayaklar altına alındığı bir ülke mi olacak Türkiye, yoksa hukukun egemen olduğu bir ülke mi olacak? Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tasarıya, Türkiye’nin hukuk devleti olarak kalması isteğimiz nedeniyle karşı çıkıyoruz. Aksi takdirde, hukuk devletinin yok olmasına, Türkiye’nin bir kararnameler devleti olmasına doğru gitmiş oluruz.

Değerli arkadaşlarım, AKP “Daha önce hep Türkiye'de olağanüstü hâl vardı ama olağanüstü hâli biz kaldırdık.” diye hep övünür ama şimdi bu tasarıyla âdeta bir olağanüstü hâl dönemine geçiyoruz.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Onu da kendileri kaldırmadı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bir olağanüstü hâl dönemine geçiyoruz. Artık, hukuk bir kenarda, Bakanlar Kurulu göstermelik, tek kişinin, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, devlet başkanlığına gitmeden önce Başbakan olarak dilediği şekilde kanun hükmünde kararname çıkaracağı, başkanlık sisteminin altyapısını hazırlayacağı bir döneme geçmiş oluyoruz. Bu, yanlış bir yoldur değerli arkadaşlarım. Biz, hukuk içinde sizi uyarıyoruz. Bunca iptal edilen yetki kanununun niçin iptal edildiğine bir dikkatle bakarsanız… Sayın Elitaş tabii bunları kabul etmiyor, Sayın Elitaş kusura bakmasın, Mülkiyede bize daha geniş bir hukuk okuturlardı. Onun için, Anayasa, Anayasa’ya aykırılık; hukuk, hukuka aykırılık, bunlar çok önemlidir. Bir ülkede hukuk yoksa, adalet yoksa o ülke de refah da olmaz, özgürlükler de olmaz.

Biz demokrasiden yana olduğumuz için, hukuktan yana olduğumuz için bu yetki tasarısına şiddetle karşı çıkıyoruz değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyürek.

Saygı değer milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.16

 


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

746 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde söz Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Osman Özçelik’e aittir.

Sayın Özçelik, buyurun efendim.

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 746 sıra sayılı kamu hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat, görev ve yetkileri ile kamu görevlilerine ilişkin konularda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesini talep eden kanun tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP, kanun tasarısının gerekçesinde, Türkiye’de ekonomik konularda, sosyal politikalarda, sağlıkta, eğitimde, çevrede, toplu konutta, yargıda, sosyal güvenlik konularında çok önemli mesafelerin katedildiğinden, demokrasinin güçlendirildiğinden, herkesin geleceğe güvenle baktığı bir ülke yaratıldığından söz ediyor, bundan dem vuruyor. Biz, bu konularda gerek Barış ve Demokrasi Partisi olarak gerekse diğer muhalefet partileri olarak bu yaratılmaya çalışılan hayalî, tozpembe dünyanın böyle olmadığını bütün kanıtlarıyla Meclis kürsüsünden ifade ettik. Hiçbir gelişme yok mu? Tabii ki var, doğanın yapısı gereği bu gelişmeler olacaktır zaten ama yaratılan hayal dünyasının bir hayal olduğunu hep vurgulamaya çalıştık.

İnsanların geleceğe güvenle baktığı bir ülkeden söz ediliyor. Gerçekten insanlar geleceğe güvenle bakabiliyorlar mı? Bakın, biz milletvekilleri olarak, Barış ve Demokrasi Partisinin milletvekilleri olarak biz bile geleceğe güvenle bakabiliyor muyuz? Her birimiz hakkında otuz-kırk tane fezleke var. Ne yaptık biz, biz ne yaptık da bu fezlekeler düzenlendi aleyhimizde? Yolsuzluk var mı, hırsızlık var mı, ihaleye fesat karıştırma var mı, iskâna tecavüz var mı, başka adi suçların hiçbiri var mı? Hiçbiri yok. Biz sadece çeşitli toplantılarda, seçmenlerimizle yaptığımız görüşmelerde, toplantılarda yaptığımız konuşmalarda bir siyasi parti olarak Türkiye'nin geleceğine ilişkin görüşlerimizi açık bir şekilde ve bütün sorunların barışçıl yollardan çözülmesine ilişkin düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaştığımız için hakkımızda fezlekeler var. Her birimizin yüz, yüz elli yıl, iki yüz yıl ceza talebiyle yargı önüne çıkacağı günler bekliyor bizi. Geleceğe güvenle bakamayan milletvekilleri… Acaba halkın geleceğe nasıl güvenle baktığını düşünebiliriz, böyle bir iddia ne kadar doğru olabilir?

Bakın, 1 milyon 700 bin insan sınavlara girdi ve sınavlar üzerinde de çok ağır bir şaibe var, şifre şaibesi var. Bu 1 milyon 700 bin insan, bu şaibe tamamen ortadan kaldırılmadan, açık bir şekilde… Sadece teminat vererek bunun olmayacağını herkes biliyor. “Biz Başkana güveniyoruz, onun açıklamaları yeterli.” demek yeterli mi acaba? Bunun mutlaka açığa çıkarılması lazım, yoksa 1 milyon 700 bin gencimizin geleceğini karartmış olursunuz.

Yine, onlarca gazeteci cezaevlerinde. Yazarların yazılmayan kitapları toplatılıyor. Dünyanın hiçbir yerinde yazılmamış bir kitabın toplatıldığı görülmüş müdür? Böyle bir ülke için demokrasi tanımı yapılabilir mi, demokratik bir ülke tanımı yapılabilir mi? Hâlâ, kadın cinayetleri var. Kadına işkence, baskı, şiddet uygulanıyor. Bunun önüne geçilebildi mi? Kadınlarımız geleceğine güvenle bakabiliyorlar mı acaba? İnsanlar kılık ve kıyafetlerinden dolayı yasal engellerle karşılaşıyorlar, geleceklerinden umutlu olabilirler mi?

Bir kitap yazıldı, hatta yazılmadı bir kitap, bu kitap toplatıldı: “İmamın Ordusu” Şimdi duyuyoruz, yeni bir kitap yazılıyor. Sayın Başbakan İçişleri Bakanına, İçişleri Bakanı da polis yetkililerine, oradan da savcılara bir talimat herhâlde gider bugünlerde. Bu defa “İmamın Şifreleri” diye bir kitap yayınlanıyor bugünlerde, onun hazırlıkları yapılıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Onu kim yazıyormuş?

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Onu da Sayın İçişleri Bakanı arasın bulsun, ben ihbar etmiş olmayayım. “İmamın Şifreleri” kitabını da…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, kolaylık yapalım da toplayıversinler.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Evet.

Şimdi, AKP’nin bu kanun tasarısının gerekçesinde bütün bu konularda inandırıcı, tatmin edici söylemler yok ancak doğru bir şey var. Doğru olan şey: Ne diyor yasa tasarısının gerekçesinde? “Bütün bu yapılanlara karşın kamu yönetimini hantal yapısından kurtaramadık.” diyor. Şimdi, bakın, dokuz yıldır iktidardasınız. Kamu yönetiminin bu kadar önemli, bu kadar acil olduğu gerekçesiyle, Meclisin kapanmasına iki gün kala bir yasa tasarısı getiriyorsunuz ve çok önemli bir konu, dokuz yıl kulak ardı etmişsiniz, dokuz yıl böyle bir sorunun farkına varmamışsınız veya farkına varmış olsanız bile Meclisin gündemine getirmemişsiniz; şimdi, Meclisin kapanmasına iki gün kala Meclisin gündemine getiriyorsunuz. Niye getiriyorsunuz? Meclisin gündeminden kaçırmak, Anayasa’nın Meclise verdiği yasama yetkisini baypas etmek, kendi uhdenize almak amacıyla yapıyorsunuz.

340 milletvekiliniz var bu sıralarda. Sekiz dokuz yıldır, en azından son dört beş yıldır istediğiniz kanunu parmak sayısına güvenerek getirdiniz, geçirdiniz. Size bu yetmiyor çünkü burada, bu Mecliste yapılan konuşmalar televizyonlardan yayınlanıyor, muhalefetin düşünceleri, muhalefetin eleştirileri basında, medyada yer alıyor ve halkın sizin bu tutumunuza karşı tereddüt içinde olmasına neden oluyor. Ne yapacaksınız? 340 kişinin oyuyla yetinmiyor, Meclisin tamamının yetkisini bir elde toplamaya çalışıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname yetkisi vererek.

Evet, kanun hükmünde kararname yetkisi tabii ki anayasal bir durum, anayasal bir kurum, buna itiraz eden yok. Meclisin bu tür kararname yetkisi verme durumu Anayasa’nın 91’inci maddesinde düzenlenmiş. Bakın, 1876 tarihli Kanuni Esasi’de Meclisi Mebusana kanun hükmünde, gücünde kararname çıkarma yetkisi verilmişti ama o günün İttihat Terakkicileri bu yetkiyi o kadar kötü kullandılar ki keyfî yönetimler, keyfî idareler o kadar keyfî kanunlar, yasalar çıkardılar ki bundan vazgeçilmek zorunda kalındı ve ta 1971’e kadar, 1921 Anayasası’nda yok, 1924 Anayasası’nda yok, 1961 Anayasası’nda yok ama 1971 Anayasası’nda Meclise, hükûmete kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme görevi verildi, böyle bir durum düzenlendi.

Yine bu tarihten sonra, 1971’den 1980’e kadar -yani askerî darbeye kadar- çok sınırlı sayıda yetki aldı hükûmetler kanun hükmünde kararname çıkarmak için -sanıyorum 36 kanun hükmünde kararname çıkarılmış- ama 12 Eylül darbesinden sonra, Kenan Evren yönetimi, üç dört yılda 166 kanun hükmünde kararname çıkarmış. Şimdi siz buna mı özeniyorsunuz, yani Kenan Evren yönetimine mi özeniyorsunuz kanun hükmünde kararnameyle çok kapsamlı yetkiler almaya çalışıyorsunuz?

Şimdi, Anayasa’da bu yetkinin çok sınırlı konularla ilgili olabileceğini söylüyor. Yani sizin ortaya koymaya çalıştığınız bakanlıkların teşkilatlanmaları, görevleri ve sorumluluklarına ilişkin, yine genel müdürlüklerin, başkanlıkların teşkilat ve görevleri hakkında kanunlarda değişiklik yapmayı tasarlayan bu yaklaşımınız… Yirmi-yirmi beş bakanlığın veya kurumun teşkilat yasasını tümden değiştirme yetkisi istiyorsunuz. Bu sınırlı bir yetki değil, bu çok kapsamlı bir yetkidir, Anayasa’ya bu nedenle aykırıdır.

Yine, çok ivedi durumlarda kanun hükmünde kararnamelerin çıkarılabileceği, yetkilerin verilebileceği Anayasa’da belirtiliyor. Peki, çok ivedi olan durum ne? Ülke bir savaş hâlinde mi? Meclisi toplayamıyor, karar alamıyorsunuz, bu alınacak kararlar zaman alınacak ve ülke felakete girecek; böyle bir durum mu var? Yok. Peki, doğa felaketleri mi yaşıyoruz bir an önce acil önlemler almak gerekir? Meclis toplanıp da bu konularla ilgili zaman kaybetmeye, gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl mi var? Yok. Dokuz yıldır sizin yönetiminizde bu yasalar yürürlükte ve devlet mekanizmasının, bizim de çok eleştirdiğimiz hantal yapısı devam ediyor.

Şimdi siz dokuz yılda bir şey yapmayacaksınız, dokuz yıl için kulağınızın üstüne yatacaksınız “Ee altı aylık bir süre var, efendim Meclis 12 Hazirana kadar tatile girecek, tatilden sonra da Meclis toplanacak, efendim yeni yılın bütçesi gelecek, altı ay bir süre geçecek, bu çok uzun bir zaman.” Dokuz yıl kısa bir zaman ama altı ay bekleyemiyorsunuz.

Bakın Meclisin gerçekten sizin iyi niyetli, kamu yararına düzenlediğiniz, düzenlemek istediğiniz yasa tasarılarına muhalefet partileri olarak bizler hiçbir zaman zorlayıcı, engelleyici olmadık. Evet, eleştirilerimizi, önerilerimizi söyledik ama yasaların çıkarılması konusunda engelleyici bir tutum içinde olmadık, iyi niyetli olduğuna inandığımız tasarımlarınız, tasarılarınız hakkında. Tabii ki halkın aleyhine olduğunu düşündüğümüz yasa tasarılarınıza, tekliflerinize de, tabii ki muhalefet partileri ve biz karşı durduk. Bunun kamuoyuna doğru anlatılması konusunda denetleme görevimizi yeterince yaptığımıza inanıyoruz ama tabii ki sizin sayısal çoğunluğunuz var, 340 milletvekili, 335 milletvekiliyle parmak sayısına güvenerek “Dediğim  dedik, çaldığım düdük.” tutumu içinde bunları geçirdiniz.

Şimdi bu kanun hükmünde kararname konusunda böyle bir telaşınız var, bir telaş görüyoruz. Neye benziyor bu telaş biliyor musunuz? Hani “Buzlar Çözülmeden” oyununu bilir misiniz? Buzlar Çözülmeden, Cevat Fehmi Başkut’un iki perdelik oyunu. Tımarhaneden kaçan bir delinin bir kış günü bir kasabaya yolu düşer. Kasabaya tayin edilen kaymakam yollar kapalı olduğu için gelememiş, kasaba kaymakam bekliyor ve bu deli kendisini kaymakam olarak tanıtıyor ama bütün telaşı yollar açılmadan, buzlar çözülmeden kendi tasarılarını, abuk sabuk çalışmalarını orada yaşama geçirme telaşı içinde.

Siz bu duruma düşmeyin. Önümüzde 24’üncü Dönem var, 24’üncü Dönem eğer siz gerçekten iktidar olacağınıza inanıyorsanız yine bu kürsülerde siz arzu etmeseniz bile muhalefet partileri olacak ve inanıyorum ki iyi niyetli yaklaşımlarınız, devletin kamu hizmetlerinin bu hantal gidişinden rahatsız olan tüm bizlerin, bizden sonra geleceklerin yardımcı olacağı konusunda bir kuşkunuz olmasın. Bir altı ay daha bekleyin. Yok, alelacele, bir an önce bunları geçirmek istiyorsunuz. Bu bize sizin bu konuda samimi ve iyi niyetiniz konusunda kuşkular yaratıyor. Acaba, bugüne kadar yaptığınız gibi devletin bütün kurumlarında kadrolaşmaya ilişkin yaptığınız çalışmaların bir parçası olarak mı bu tekrar gündeme getiriliyor?

Diğer muhalefet partisi sözcüsü arkadaşlar ifade ettiler, yargıda, eğitimdeki kadrolaşmalar yetmedi, şimdi bütün kamu kurumlarında yeni kadrolaşmaların önünü açacak, Bakanlar Kurulunun denetimden yoksun bir şekilde ortaya getireceği düzenlemelerle geleceğinizi bir şekilde garanti altına mı almaya çalışıyorsunuz? Yoksa siz gerçekten bu seçimlerden sonra bu Mecliste yeterli çoğunluğu sağlamayacağınız konusunda endişe içinde misiniz? Eğer böyle ise zaten gelecek hükûmet bu kanun hükmündeki kararnamelerinizi sanıyorum iptal edecektir. Bu telaşa gerek yok. Bunu bugün bu Meclis kürsüsüne, bu Meclisin gündemine getirmenin herhangi bir yararı olacağına inanmıyoruz.

Halkın iradesinin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisini bu şekilde baypas ediyorsunuz. Kanun hükmünde kararnameyi çıkarmanız hâlinde bile Meclisin tamamen reddetmesi, onaylaması veya kısmen değiştirmesine ilişkin Anayasal hükmü yani bu denetleme durumu da Meclis tatile gireceği için uygulamaya geçilemeyecek. Olağanüstü toplantıya mı çağıracaksınız? Seçimin sıcak günlerinde, seçim arifesinde Meclisi apar topar toplantıya çağırıp yine hazırladığınız, kamuoyu denetiminden, Meclis denetiminden uzak hazırladığınız bu kanun hükmündeki kararnameleri Meclisten geçirmeyi düşünüyorsunuz.

Sayın Başbakan, hep bize şunu söylüyor, diyor ki: “Barış ve Demokrasi Partisi gerginlik yaratıyor.” Ve nedense bizim her söylediğimiz, bizim her eylemimiz, her söylemimiz Sayın Başbakanı geriyor. Diyor ki: “Siz koltuk amacıyla yapıyorsunuz bunu.” Evet doğru, koltuk amacıyla yapıyoruz bütün yaptıklarımızı ama bu koltuk sevdamız sizin sevdanız gibi değil. Biz halkın, tüm toplumsal kesimlerin bu Mecliste belli bir hakkaniyet çerçevesinde, temsilde adalet çerçevesinde temsil edilmesi için çaba sarf ediyoruz ama siz herkesi Meclis dışında bırakmaya çalışıyorsunuz. Barış ve Demokrasi Partisi Mecliste olmasın. Milyonlarca seçmeni, sempatizanı olan bir siyasal hareketin Meclis dışında kalması için her türlü antidemokratik yasal uygulamayı yürürlükte tutuyorsunuz, bağımsız adaylarla seçime girmemiz durumunda bile minimum temsil için çaba sarf ediyorsunuz. Bu mudur adalet? Bu mudur hakkaniyet? Seçmenimizin de katkılarıyla oluşmuş hazineden bize beş kuruş hazine yardımı yapmıyor, âdeta seçmenlerimizin hazineye aktardığı parayı gasbediyorsunuz ve bizim aleyhimize eşitsiz koşullarda bir yarışa sürüklüyorsunuz bizi.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – İktidar partisine söylüyorsun bunları değil mi?

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) - Evet, siz de onun az bir ortağı değilsiniz, siz de az bir ortağı değilsiniz onun. Sizin gelmeniz hâlinde daha iyi olacağına dair bir emare fazla görmüyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Barajı indirme önergelerimizi verdik.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Biz, Meclisin, Mecliste kürsünün halk adına temsil edilmesi için çaba sarf ediyoruz. Biz, Türkiye’nin bütün sorunlarının şiddet yolu olmaksızın, hak arama yollarının, şiddetle arama yollarının kapanması için, Meclis çatısı altında, demokratik yollarla ve barışçıl yöntemlerle sorunların çözüm yerinin Meclis olduğunu işaret etmek için bu koltuklara aday oluyoruz. Yoksa, bu koltukların kişisel olarak bize kazandırdığı bir şey yok, demin söyledim. Yüz yıl, yüz elli yıl, iki yüz yıllık cezalarla karşı karşıyayız. Polis copuyla karşı karşıyayız milletvekilleri olarak; polisin gazıyla, polisin renkli sularıyla, hakaretleriyle karşı karşıya kalıyoruz her gün, halkımızın yanında yer aldığımız için. Milletvekilliğinin kişisel olarak bize kattığı bir şey yok ama bize kattığı bir tek şey var: Halkımızın, Türkiye’de ezilen, sömürülen, baskı altında tutulan bütün toplumsal kesimlerin burada temsilini sağlamak. Tüm sorunların demokratik yollarla çözüm yerinin burası olduğunu ispatlamak için her türlü riski göze alıyoruz. Buna rağmen, Sayın Başbakan “Efendim, siz gerginlik yaratıyorsunuz.” Nasıl gerginlik yaratıyoruz?

Bakın, “sivil itaatsizlik eylemleri” adı altında bir eylemler dizisi başlattık. Taleplerimiz belli, dört talebimiz var. Bu taleplerin hiçbiri bölücülük içermiyor, bu taleplerin hiçbiri kavgayı, şiddeti içermiyor. “Seçim barajı düşsün.” diyoruz. Bu sadece bizim talebimiz mi? Demokrasiye inanan herkesin talep etmesi gereken bir durum değil mi? Aydınlar bunu söylemiyor mu? Üniversiteler bunu söylemiyor mu? Muhalefet partileri veya partisi bunu söylemiyor mu? Bu sadece bizim mi talebimiz? Bu niye gerginlik yaratıyor, bunu talep ediyoruz diye?

“Askerî ve sivil operasyonlara son verilsin.” diyoruz. Her gün 15-20 yöneticimiz cezaevine konuluyor, gözaltına alınıyor, her gün ama. Şu anda 2 binden fazla yöneticimiz, üyemiz cezaevinde. Suçsuz, günahsız, hiçbir şiddet yok, şiddeti çağrıştıracak hiçbir şey yok. Demokratik alanda siyaset yapan arkadaşlarımız, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclis üyeleri, parti yöneticileri.

Demokratik özerklik talebimiz Türkiye’nin geleceğinin güvencesidir. Bir arada yaşamanın, bir arada yaşama koşullarının geliştirilebileceği, birlikte yaşama kültürünün geliştirilebileceği, bütün gelişmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – İki dakikam var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yok.

Teşekkür ederim.

OSMAN ÖZÇELİK (Devamla) – Peki.

Barış dolu günler diliyorum. Ne diyeyim size?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte 746 sıra sayılı Tasarı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, ihtisas komisyonları kanun yapım sürecinin en önemli aşamasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul gündemine giren tasarı ve tekliflerin çok büyük bir kısmı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmektedir. Bu süreçte birçok kanun tasarısı hakkında teknik sebepler gerekçesiyle alt komisyonlar oluşturulmaktadır. Komisyona davet yazıları ve buna istinaden yapılan görüşmeler de hukuka uygun olmalıdır.

Kanunların çok büyük bir kısmı tasarılara dayandığı için, tasarıların kaleme alındığı Başbakanlık ve ilgili bakanlıklarda yasa yapım sürecinin ilk önemli aşamasındaki hukuki sürecin yanlışlığı veya kasten ihmali ülkeyi sıkıntıya sokmaktadır. Başbakanlık tarafından koordine edilen bu aşamadaki yetersizlikler, siyasi tavırlar ve Meclisteki hızlı yasama nedeniyle çoğu zaman düzeltilmeden yasalaşmaktadır.

Kanun yapım sürecinde Hükûmet bünyesindeki hazırlık aşamasına yeterli zaman ayrılmamakta, kanunla ilgili sosyal kesimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının katkısı alınmaktan özellikle kaçınılmaktadır. AKP’nin “Kanun bir kere çıksın, sonra yeni değişiklikler yapıp düzeltiriz.” yaklaşımı Türkiye’de kanun enflasyonu olgusunu ortaya çıkarmıştır.

Şimdi size bu tasarıyla ilgili gelişmeleri anlatmaya çalışacağım:

28/3/2011 tarihinde Başbakanlık, kamu hizmetlerinin düzenli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat, görev ve yetkileriyle kamu görevlerine ilişkin konularda yetki kanun tasarısının gerekçesi, 28/3/2011 tarih ve 334/1130 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmişti. Aynı tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından, esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna, tali komisyon olarak Anayasa Komisyonuna 1/1017 sayı ile havale ediliyor.

29/3/2011 tarihinde Komisyon Başkanlığı, 422 sayılı yazı ile Komisyon Başkanı Sayın Açıkalın’ın imzasıyla 31/3/2011 Perşembe günü Komisyon üyeleri toplantı için çağrılıyor.

31/3/2011 Perşembe günü toplantı başlamadan Komisyon üyesi olarak bizzat ben, Komisyon Başkan Vekiline mevcut davet yazısıyla yapılan çağrının toplantı yapılması için geçerli olmayacağını beyan ettim. Nitekim, Komisyon Başkan Vekili toplantıyı başlatmadı, başlatamadı.

Daha sonra, Sayın Başkan Vekili Recai Berber’in imzasını taşıyan 31/3/2011 tarih 423 sayı ile 2/4/2011 Cumartesi günü saat 10.30’da Plan ve Bütçe Komisyonunun 518 no.lu salonunda toplanacağını ifade eden Komisyon üyelerine hitaben bir çağrı yazısı daha geldi.

Buna ilave olarak, Bütçe Komisyonunun 1/4/2011 tarih 424 sayılı yazısıyla toplantının saat 11.30’da yapılacağını ifade eden Komisyon Başkanı Sayın Mustafa Açıkalın’ın davet yazısı Komisyon üyesi milletvekillerinin sekreteryalarına bildirildi.

Bilahare, biz, bunu elektronik posta ile daha önceki yazılar ilgi gösterilerek elde ettik. Daha önceki yazıların geçersiz olduğunu ve bu nedenle toplantının yapılamadığını açık ve net bir şekilde söyledik. Onlar ilgi gösterilerek tekrar bunun görüştürülmeye çalışılması ve bir saat ertelenerek hileişeriyeyle, Başkan Vekilinin imzasının geçerli olmayacağı bilindiğinden Başkanın imzasını atarak bir saat erteleme gibi hileişeriye yoluna gidildi. Bunu bütün millet takip ediyor, kamuoyu önünde cereyan ediyor.

Diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü tarafından söz konusu yetki kanun tasarısı hakkında çekincelerinin ortaya konulduğu bir mütalaa tesis edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünce hazırlanması gerekli inceleme raporu Komisyon Başkan Vekili Sayın Recai Berber’den muhalefet tarafından defalarca istenmesine rağmen ancak tasarının görüşülmesi bitmek üzereyken yoğun isteklerimiz üzerine alınabilmiştir. Neden? Çünkü o, iktidara ve Hükûmete imkân tanımayan bir görüştür, çok açık ve nettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünün konuya yaklaşımından da, tasarının biraz önce ifade ettiğim gibi hukuken problemler taşıdığı gayet net ve açıktır.

Diğer bir önemli husus ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitaben Türkiye Büyük Millet Meclisi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkanlığınca yazılan 712 sayılı 1/4/2011 tarihli yazıda Anayasa Komisyonunun Anayasa’nın amir hükmü çerçevesinde söz konusu yetki tasarısını görüşmek üzere Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından toplantıya çağrılması, bu Komisyon görüşünü takiben Plan ve Bütçe Komisyonunun toplantı yaparak konu hakkındaki raporun hazırlanması hususunu gereği yapılmak üzere Anayasa ve İç Tüzük hükümleri çerçevesinde ele alınması gereken yazıya henüz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu bir cevap alamamıştır.

Bir başka husus ise, tali komisyon olarak tasarının görüşülmek üzere gönderildiği Anayasa Komisyonu Başkanı tarafından bu tasarı hakkında görüşme yapılmayacağını ifade eden yazısıdır. Bu yazıda “Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesinin tali komisyonlar için öngörüldüğü on günlük süre içerisinde Komisyonumuzda gündeme alınmayacaktır.” denilerek, Plan ve Bütçe Komisyonuna yazı gitmiştir.

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının bizzat Komisyona havale ettiği bir yazıya, Komisyonu toplamayarak, bilerek toplamayarak cevap vermek, en hafif deyimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine, ilgili Komisyon üyelerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine, ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine, nedir? Hakarettir. Bunu bütün milletime şikâyet ediyorum buradan. Değişime uğrayanların, “Gömleğimizi değiştirdik.” diyenlerin, bu tasarıya imza koyanların, geçmişte bu konulara nasıl yaklaştığını da vatandaşların öğrenmesi gerekiyor. Çok detaya falan girmeyeceğim.

Bakın, 21’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılında, 20/12/2000 Çarşamba günü 37’nci Birleşimde şimdiki Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın konuşmasında neler söyleniyor. Çok detaya girmeyeceğim: “Bütün milletvekili arkadaşlarımızı bir tedirginlik, bir endişe içerisine sokmaktadır.  -Böyle bir tasarı gelmiş de- Çünkü sadece mali ve sosyal haklar denebilse bunları herkesin anlaması mümkündür, ama idari haklar ve bu konuda yapılacak düzenleme denildiği için idari haklar konusunda acaba ne getirilmek isteniyor, hangi amaçlar gizlenilmek isteniyor, yine hangi trajediyi yaşayacağız, herkesi tedirgin eden, korku içerisine alan bir düzenlemeyle mi karşı karşıya kalacağız endişesini taşımaktayım.” diyor.

“Değerli arkadaşlarım, Fazilet Partimiz, bir sorumlu muhalefet partisidir, anamuhalefet partisidir ve hepiniz biliyorsunuz ki, 4588 sayılı Yetki Kanununun iptali için Anayasa Mahkemesine dava açmıştır ve bu dava, 5 Ekim 2000 tarihinde, yürürlüğün durdurulmasıyla birlikte iptal edilmiştir.” “…Yoksa, buradan kanun hükmünde kararnameyle, sınırları belli olmayan bir yetki kanununa dayandırmak, sürekli bir münakaşayı, sürekli bir endişeyi ve korkuyu da beraberinde taşıyacaktır. Türkiye, buna müstahak değildir.” Bu tutanaklarda var.

Şimdi, Sayın Karapaşaoğlu’nun da benzer konuşmaları var, bunlara girmeyeceğim.

Anayasa’nın 87’nci maddesi Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılabileceğini düzenliyor. 91’inci madde ise bu kanun hükmünde kararnamelerin düzenlenmesi ve yürürlüğe girmesini hükme bağlıyor, 91/1 kanun hükmünde kararnamelerin hangi alanlarda düzenlenebileceğini belirtiyor.

Anayasa’nın 7’nci maddesinde “Yasama yetkisi, Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Kanun hükmünde kararnameler yapısal bakımdan yürütme organı işlemi, işlevsel bakımdan ise yasama organı işlemi olup bu yetkinin istismar edilmemesi erkler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir.

Yetki tasarısı, yaklaşık sekiz buçuk yıldır iş başında olan AKP hükûmetlerinin kamu yönetimi, personel rejimi, emeklilik rejimini içinden çıkılmaz bir hâle getirdiğinin ikrarıdır. Tasarının gerekçesinde 58, 59, 60’ıncı hükûmetler döneminde yürürlüğe konulan düzenlemelerin kamu yönetimini hantal yapısından kurtarabilmek için yeterli olmadığı açıkça ikrar edilmektedir. Sekiz buçuk yıl Anayasa’yı bile değiştirecek çoğunluğa sahip olan AKP’nin hâlâ bunları söylüyor olması, AKP adına hiç de sevinilecek bir durum değildir, daha başka bir şey söylemek istemiyorum.

Bu düzenleme, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu, millet adına bu yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yerine getirildiği parlamenter sistemin baypas edilmesidir; her fırsatta millî iradeden bahseden AKP’nin bu söylemlerinin sadece laftan ibaret olduğunun veciz bir ifadesidir. Yetkinin kullanılmasının belirsiz olan bir hükûmete verilmiş veya verilecek olması, Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesinin kötüye kullanılması, seçimlerden sonra oluşacak Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin de iradelerinin ipotek altına alınması anlamına gelmektedir. Bu yönüyle tasarı, hukuki anlamda sakatlıkla maluldür.

Öte yandan, tüm kamu teşkilatının yeniden yapılandırılması, personel rejimi ve emeklilik rejiminin değiştirilmesi de yer almakta. Bu kadar kapsamlı ve toplumun büyük kesimini ilgilendiren düzenlemelerin yangından mal kaçırır gibi yapılmak istenmesi, ilgili sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerinin yeterince alınmaması, AKP’nin gizli gündemlerinin olduğunun çok açık bir göstergesidir.

Alınan yetki, AKP’nin ifade ettiği ancak içeriği hakkında hiçbir şey söylemediği Anayasa değişikliğinin de ipuçlarını vermektedir. “Torba yasa” olarak adlandırılan kanun ile yapılan düzenlemeler de dikkate alındığında, AKP, kamu çalışanlarından yandaş olmayanları bir havuzda toplayacak, baskı ve cebir ile emekliliklerini isteyecek, teşkilatlar değiştirilerek taş üstünde taş bırakılmayacaktır. Kendi bürokratlarını sağlama almaya çalışacaktır. Atama ve yükselmede liyakati esas alan düzenleme yapılacağının gerekçede yer alması, bugüne kadar AKP tarafından yapılan atamaların bu ilkelere uygun olmadığını göstermektedir. Yapılacak düzenlemeyle atama yetkisi Cumhurbaşkanından alınarak Başbakan tekelinde toplanacaktır. Önerilen bu yapı, başkanlık sisteminin de hazırlığı mahiyetindedir. Bu yetki içinde yer alan hususların bazıları özellikle Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili düzenlemeler. Yine seçim öncesi kamuoyu önünde Türk Silahlı Kuvvetleri-AKP kavgası ya da Türk Silahlı Kuvvetlerine haddini bildirme göstergesi vermek suretiyle bundan nemalanmak olduğu anlaşılmaktadır. AKP’nin yeni bir istismar siyasetidir bu. AKP’nin yaptığı bugüne kadarki düzenlemelerin gerekçelerinde hep “kamunun iyi işlemesi”, “verimlilik” ve “etkinlik” gibi ifadelere yer verilmiş, o nedenle kanun yapılmış olması karşısında bugün yetki kanunun gerekçesinde yer alan ifadelerden “Bugüne kadar böyle söyledik ama biz yalan söyledik.” anlamı mı çıkarmak gerekir? Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlevsiz hâle getirilmesi girişimi olan bu yetki tasarısı niyeti bakımından, amaç ve kapsamı bakımından iyi niyetten uzak, toplumsal gerilimi artırmaya, yeni Anayasa çalışmalarına altlık oluşturmaya dönük bir düzenlemedir.

Şimdi, bütün bu ifade ettiklerimizden sonra özellikle Anayasa, yasama faaliyetleriyle ilgili emredici genel hükümlerin ve kuvvetler ayrılığı ilkesi karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesinin hiçe sayılması Milliyetçi Hareket Partisi Komisyon üyelerini rahatsız etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanları da baskı altındadır, çalışanlar baskı altındadır. Anayasa Komisyonunda dağıtımlı yazıyı biz elektronik ortamda alamadık bu muhalefet şerhimize koymak için. Yaptığımız telefon görüşmeleri meydandadır. Kanun Kararlardaki uzmanlardan belgeyi çok geç almış olmamıza rağmen Komisyonda, onlardan elektronik ortamda yine bu muhalefet şerhine koymak için o belgeyi alamadık. Herkes korkuyor, tir tir titriyor. Şimdi, Komisyonda bütçe görüşmeleri esnasında hangi milletvekilinin ne kadar konuştuğuna dair belgeyi istediğimizde Komisyon Başkanını da zorlayarak bir ay gibi bir sürede belgeyi almış olmamıza rağmen, aynı belgeyi elektronik ortamda rica etmemize rağmen Komisyon Başkanının baskısından burada alabildiğimiz her şeyi orada alamıyoruz. Bütün bunları milletime şikâyet ediyorum. Şimdi, bilgi istiyorsunuz veren yok.

Sayın Başkan tutanakları okuyacağını ifade ediyor, okumuyor bize olan itimadını kaybetmemek için. Okudum ben, söylediklerimiz meydanda. Yaptığı iş yanlış. Makamı terk ediyorsunuz. Üstü boş, altı imzalı; ister ıslak olsun ister olmasın… Ne yapıyorsunuz? Gönderiyorsunuz. Böyle bir şeye hakkı var mı? Yok. Maliye müfettişleri arasında incelemeye soksanız herhâlde bir daha teftiş kuruluna geri almazlar o insanı. Şimdi şunu ifade etmek istiyorum: Bu işler, gerçekten, milletin Türkiye Cumhuriyeti’ni tahribata yönelik yapılmamalıdır.

Son olarak bir şeyi ifade etmek istiyorum -Sayın Bakan da burada, Denizlili- Denizli perişandır. Bugün bir iş adamımız daha intihar etti. Burada… Bakın, siz gelmeden fevkalade iyi olan ilimiz, tahsilat-tahakkuk oranında vergilerde çok kötü bir durumda. Kredi takibatı açısından en kötü illerden biri, sondan 3’üncü. Şehir harap. 30 bin kişi işini kaybetmiş. İcra dairesi sayısı 2’den 9’a çıkmış. Şimdi, bütün bunların iyi olduğu söylenebilir mi? Denizli bu hâldeyse Türkiye ne hâlde? Bütün bunları ifade etmek istiyorum.

Söylemek istediğim birkaç husus daha var. Şimdi, bu hadiseyi biz Sayın Bakana söyledik; biz bu konuda çalıştığımızı, Meclise araştırma önergesi verdiğimizi, Milliyetçi Hareket Partisinin bu konular üzerinde hassasiyetle durduğunu söyledik. Bir seneden beri bize ne cevap veren ne bu konuda ne olduğunu söyleyen, ne yapmak istediğini söyleyen var. Sayın Bakanım, şu getirdiğiniz tasarıda düzenlemek istediğiniz şeylerden hiç olmazsa alt başlıklarla bir şeyler getirip şu Komisyonun önüne koymak mümkün müydü? Siz kendi bürokratlarınızı arkanızda getiremiyorsunuz, kamuoyu bunu konuşuyor. Size bunlar dikte ettiriliyor.

Ben bunları ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygılar sunuyorum yüce heyete. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

AK PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Burhan Kuzu.

Buyurun Sayın Kuzu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun hükmünde kararnameler konusu kamu hukukunun ve anayasa hukukunun en çetrefilli konusudur. Bu mesele benim doktora tezimdir aynı zamanda söylemesi ayıp. Dolayısıyla, beş yüz sayfalık emeği olan bir çalışma yayınladım.

Fransa’nın başına yıllarca sıkıntı çıkarmış, hep tartışılmış, iki yüz yıldan beri Fransa bunu kaldırmak için çabalamış ama bir türlü kaldıramamış. Demek ki bu bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Evvela bunun altını çizmemiz lazım. Benzer görüşmeler Almanya’da gerçekleşmiştir, benzer tartışmalar İtalya’da vardır. Gerek olağanüstü hâllerde gerek normal dönemlerde kanun gücünde kararnameler kurumu hep olmuş.

Tabii, tartışmanın temeli nereden kaynaklanıyor? Kuvvetler ayrımına yer veren modellerde bu tartışma çok doğaldır. Yasama kanun yapar, yürütme bunları uygular, yargı da aradaki ihtilafları çözer.

Şimdi, getirdiğimiz kurum ya da dünyada tartışılan bu kurum, bu iki yetki arasında orta bir yerde bulunuyor. “Decret-loi” dedikleri “kararname-kanun” şeklinde iki taraflı olan bir işlem türü bu aslında. “Decret” (kararname) kelimesi yürütmenin işlemi olmasından kaynaklanıyor, “loi” (kanun) kelimesi de kanun muhtevasına sahip olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla da yasama diyor ki: “Ben bu yetkiyi sana vermem.” Yürütme diyor ki: “Benim ihtiyacım var.” Hasılı bu tartışmalar hep yaşanmış.

Şimdi günümüze ve özellikle tarihimize dönersek… Kısa bir özet vererek tasarıya geçmek istiyorum. Şimdi, bizdeki tartışmalar 1876 Anayasası döneminde başlamış. Kanunuesasi’nin 36’ncı maddesi doğrudan doğruya hükûmete, Bakanlar Kuruluna muvakkat kanun çıkarma yetkisi veriyor. Muvakkat kanun geçici kanun ama hep kalıcı olmuş bu kanunlar ve 1909-18 arasında sürekli çıkmış. Zaten savaş yıllarında Parlamento tatilde olduğu için hep kararnamelerle ülke yönetilmiş ve bunlar Meclise sunulduğu zaman, yani Kanunuesasi’nin dayanak olarak alındığı bu muvakkat kanunlar Meclise sunulduğu zaman orada şöyle bir… Sadece bir bölümünü söyleyeyim size: “Yüz bu kadar kanun gücünde kararname bir günde görüşüldü, Meclis hiçbirini Anayasa’ya aykırı bulmadı.” diyor ve eleştiri konusu oluyor. Sonra hükûmet adına çıkan başbakan (sadrazam) “E, o zaman istifa edelim madem bu kadar rahatsızsanız.” diyor. Muhalefetten gelen ses “Sakın bir yere gitmeyin. Hükûmet istifa etse, biz eteğinden tutar oturturuz hükûmeti tekrar.” şeklinde bir serzenişte bulunuyor ya da o şekilde bir cevap veriyor.

Tabii bu şunu gösteriyor aslında: Yani eleştirilen bir konudur, muhalefetin bu konudaki çıkışları elbette ki kendi açısından doğaldır, normaldir ama bu kurum da maalesef Türk siyasi tarihinde olsun, dünyanın değişik anayasalarında olsun, vazgeçilmez kurum olarak gözüküyor. Bütün mesele bunun dengesini kurabilmekten kaynaklanıyor.

Muvakkat kanunların bu kadar kötü uygulanması cumhuriyetin ilk yıllarında… Yani gerek 1921 gerek 24 anayasalarına baktığımız zaman Teşkilatı Esasiyye yasalarında bu konuda hüküm konulmadığını görüyoruz. Ama bu sefer de uygulamada -hepimizin bildiği gibi- 1930 ve 40’lı yıllarda uzun süre uygulanan Millî Korunma Kanunu ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu çıkarılıyor. Aslında bunlara baktığınız zaman bir nevi yetki kanunu, süresi belli olmayan bir yetki kanunu. Orada da kararname çıkarılıyor. Bunlar belki kanun gücünde değil ama çıkarılan kararnameler senelerce uygulandı ve sonunda da, bilindiği gibi, bu yasalar son yıllarda kaldırıldı. Özal döneminde de Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, malum, yürürlükten kaldırıldı.

Şimdi, 1961 Anayasası’na gelindiği zaman, bu Anayasa tartışmaları sırasında 1971’den 1980’e kadar on yılda on iki tane hükûmet kurulmuş, Türkiye perişan olmuş ve 70’li yıllarda, o bunalım dönemlerinde bu mesele Türkiye’de bir kez daha gündeme geliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, 64’üncü maddeye bu hüküm ilave edilirken, kanun gücünde kararname çıkarma yetkisi… Şunu okumak istiyorum müsaadenizle: "Parlamenter rejimlerde, kanun yapmanın belli usullere uyulmak zorunluluğu sebebiyle zaman aldığı ve gecikmeler meydana getirdiği bir gerçektir. Değişen iktisadî ve sosyal şartların gereği olarak bazı hukuk kurallarının bu usuller dışında yürürlüğe konulabilmesi çağdaş devlet anlayışının tabiî bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Anayasa'nın 5. maddesi -yasama yetkisiyle alakalı maddedir- hükmünün prensibini bozmamak ve her halde önceden yasama meclislerince esasları bir kanunla tespit olunan sınırlar içerisinde kalmak kaydıyla, hükümete KHK’ler çıkarma yetkisinin verilmesi ve bu yetkiyi düzenleyen hükmün TBMM’nin genel olarak görev ve yetkilerini belirleyen 64. maddesine eklenmesi uygun görülmüştür." diyerek kanun gücünde kararnamelerin ilk düzenlemesi yapılmıştır.

Şimdi, 82 Anayasası aslında bu düzenlemeye hemen hemen aynen uymuş, çok küçük bir iki değişiklik yapmış. Mesela bunlardan birisi: “Gelen hükümetler bu kanun gücünde kararnameyi kullansın mı, kullanabilir mi hukuken?” “Evet, kullanabilir.” denmiş. “Hükümetin istifası, değişmesi çıkan kararnameyi hükümsüz kılmaz.” şeklinde bir düzenleme getirilmiş. Bir de “Verilen yetki neticesinde ne kadar kararname çıkacak, bir mi, birden çok mu?” Bunların da yer alması öngörülmüş. Hasılı, bunların dışında, özü itibarıyla 61’in aynısı -yani 71’den bahsediyorum 61 derken- kabul edilmiş. Böylece bu süre içerisinde aşağı yukarı 36 adet yetki kanunu çıkmış -bir tanesi de şimdi bu- bunun 7 tanesi uzatma biçiminde çıkmış yani yetkiyi uzatan biçimde çıkmış, kalanları da normal olarak yetki kanunu çerçevesinde çıkmış. Bu yetki kanunlarına uyarak bugüne kadar hükûmetler 522 adet kanun hükmünde kararname çıkarmışlar. Bunların bir kısmı iptal edilmiş, bir kısmı komisyonlarda bekliyor. Enteresandır, burada tabii ki bunların görüşülmesinin geciktirildiği ya da şu anda aceleye getirildiği -en azından bu yasa bakımından- söylenirken, bugüne kadar yıllardan beri aşağı yukarı yüzlerce kararname ilgili komisyonlarda bekliyor.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – O zaman sistemde bir sakatlık var.

BURHAN KUZU (Devamla) – Anayasa, açıp bakıyorsunuz, “…komisyonlarda ve Genel Kurulda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” diyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Kaç senedir bekliyor…

BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi, bizden önceki hükûmet döneminde de bunlar beklemiş. İşte Meclisin yoğunluğu sebebiyle bunlara maalesef sıra gelmiyor.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Tam dokuz yıldır da sizinle bekliyor.

BURHAN KUZU (Devamla) – Bu Hükûmete evvela bir teşekkür edin sayın muhalefet. O teşekkür şu: Sekiz yıldır bu Hükûmet hiç kararname çıkarmadı, yetki kanunu da istemedi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şimdi niye çıkarıyor Hoca?

BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi diyeceksin ki: “Efendim, tek başına, güçlü Hükûmet.”

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O zaman Anayasa Mahkemesinden dönecekti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dönecekti Anayasa Mahkemesinden!

BURHAN KUZU (Devamla) – “Tek başına, güçlü Hükûmet” dediğin zaman…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizin Anayasa Mahkemeniz var, resmî plakalı Anayasa Mahkemesi üyeleri var, diplomatik pasaportlu, bol maaşlı!

BURHAN KUZU (Devamla) – Özal dönemi de güçlü hükûmetti, Özal döneminde kanun gücünde kararnameler çok sayıda çıkarıldı. Demek ki güçlü olmak, tek başına, kararname çıkartmak konusunda yeterli bir neden değil. Bu, AK PARTİ Hükûmetinin Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği değeri gösteriyor aslında, bunun önemini gösteriyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Şimdi saygısını yitirdi mi?

BURHAN KUZU (Devamla) – Yoksa alırdı birkaç yetki kanunu -bizim burada sabahlara kadar çalıştığımız günler olmuştur- bunları düzenlerdi. Bu bir yetkidir sonuç olarak ama bunu yapmadı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Allah razı olsun yani, yapmadınız, lütfettiniz!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Lütfettiniz, sağ olun!

BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla öyle zannediyorum ki konuyu böyle değerlendirirsek daha sağlıklı düşünmüş oluruz.

Peki, şimdi yetki kanunu veriyoruz, acaba kanun hükmünde kararnameler çıkartma konusunda verilen bu yetki -tartışmanın bir tanesi de bu noktada- yasama yetkisinin devri anlamına mı geliyor? Bu da, çünkü, çok konuşuluyor.

Şimdi, evet, Anayasa’mızın 6’ncı maddesine baktığımız zaman yasama yetkisinden söz ediyor, 7, 8, 9, öyle gidiyor, yürütmeyi ve yargıyı düzenliyor, kuvvetler ayrımını öngörmüş ve bunların da medeni bir iş bölümü olduğunu Anayasa’mız vurgulamış.

Burada tabii, evet, çıkarılan kanun, kanun hükmünde bir yetki veriyor, kanun yapma gibi bir yetki veriyor. Bu noktada baktığınız zaman yetkinin devri gibi gözüküyor ama literatürde -çok teoriler var ama- kabul gören teoriye göre yetki genişletmesi olarak algılanıyor. Yetki devri olsa -yani bir an için öyle olduğunu düşünelim- yetki devrinde yetkiyi devreden devrettiği sürece o konuya dokunamaz. Kim devrediyor şimdi? Biz devrediyoruz Hükûmete, diyelim ki devir olsa. Hâlbuki kanun gücünde kararnamelerde bu Meclis istediği zaman bu yetkiyi geri alabilir, altı aylık süre için verdiği yetkiyi geri alabilir, çıkan kararnameleri pekâlâ iptal edebilir, kaldırabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Liste telaşı var, biraz sıkar onu geri almak!

BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla, demek ki burada bir yetki devri söz konusu değil, bir yetki genişletmesi söz konusudur, bunu özellikle belirtmemiz gerekir.

Pekâlâ, kanun hükmünde kararnamelerle neler düzenlenemez? Şimdi, muhalefet partilerimiz Anayasa’ya aykırılıktan söz ettiler. Anayasa bu konuda açıkça hükmünü koymuş, diyor ki: “Kişi hakları, temel hak ve özgürlükler, siyasi haklar ve 163’üncü madde de bütçe -bütçe özel olarak düzenlenmiş- bu konularda kanun gücünde kararname çıkarılamaz.”

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Ve cezalar…

BURHAN KUZU (Devamla) - Demek ki bunun dışında kalan alanlarda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi hükûmete her zaman verilebilir, evvela bunu belirtelim.

Şimdi, bir şey daha var, deniliyor ki: “Efendim, Anayasa’da -açıyoruz Anayasa’yı, Anayasa’da yazıyor- ‘…kanunla düzenlenir’, ‘…bu konuda kanun çıkarılır’, ‘…ancak kanunla düzenlenir.’ gibi ifadeler var. Bu ifadeler varken nasıl olur da bu gibi konularda Hükûmete yetki verilebilir?”

Esasen, değerli arkadaşlar, kanun hükmünde kararname zaten kanunun konusu olan konularda verilir, tipik olarak odur zaten yani evvela bunu kabul etmemiz lazım, ağırımıza gitmesin, bu iş böyle. Yani burada “Anayasa’nın öngördüğü kanun düzenlenir.” dediği alanda zaten kararname verebiliriz. Dolayısıyla bu, efendim, bildiğimiz bir üçlü kararname filan gibi değil, bayağı kanun yapıyor burada.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bülent Arınç’ın konuşması burada, “Sadece kanunla düzenlenir, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmez.” diyor. Kendisiyle bir konuşsanız iyi olur.

BURHAN KUZU (Devamla) – Mustafa Bey, sen gel beni dinle istersen bu konuda, uzman gözüyle şu anda kürsüde konuşuyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hocam, 85’te yazdıklarını mı şimdi söylediklerini mi? Kitapta yazanları mı yoksa söylediklerini mi dikkate alacağız?

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Bülent Arınç bu işten anlamaz.” mı demek istiyorsun?

BURHAN KUZU (Devamla) – Yahu, fitne çıkarma fitne, ortaya fitne sokma, şurada bir hafta kaldı, fitne çıkarma.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Burhan Bey, resmî görüşünüzü mü açıklıyorsunuz, kişisel görüşünüzü mü?

BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi, bu konuda çıkarılan kararnamelerle ilgili…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kitapta var Hocam, 85’te, kanun hükmünde kararname kitabı var, ona mı bakalım şimdikine mi?

BURHAN KUZU (Devamla) – Müsaade buyurun değerli arkadaşlar, rica ediyorum, lütfen dinleyin, bir şeyler öğrenin Allah aşkına yahu. Bakın, buraya çıkıyorsunuz, yanlış şeyler söylemeyin ne olur.

BAŞKAN – Sayın Kuzu, siz Genel Kurula hitap edin efendim.

Buyurun.

BURHAN KUZU (Devamla) – Şimdi, 1972 tarihinde ilk yetki kanunu verilmiş, buna dayanılarak on iki adet kararname çıkarılmış. Bunlar içinde tabii, şunu söyleyeyim ki arkadaşlar: Her hükûmet kararname konusunda aynı hassasiyeti de maalesef göstermemiş, bazen suç ve cezalarla alakalı konulara bile girilmiş ve mesela bankerler konusundaki kanun gücünde kararnamelerle bunların dışına çıkılmış ve gerçekten de bazı ihlallerle karşılaşılmış.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sizinkinde de var, görevden alma var, görevden alma.

BURHAN KUZU (Devamla) – Keza, memurlarla alakalı yetki verilmiş…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Bunda da var ceza hükümleri.

BURHAN KUZU (Devamla) – …memur konusu ciddi anlamda hırpalanmış, düzeltmek yerine ciddi sorunlar da çıkarılmış. Diyeceksiniz ki: Bunlar kanunla olsaydı aynı perişanlık olmaz mıydı? O da olabilirdi yani o da onun garantisi filan değil ama verilen yetkilerin taşkınlığı anlamında söylüyorum.

Süre meselesi… Altı ay süre istiyor Hükûmet. “Bu süreler uzun mu kısa mı?” diye baktığımız zaman dünya anayasalarında genellikle kararnameler konusunda belirlenmiş bir süre yok yani bir yıl, iki yıl filan gibi ama uygulamada, mesela Fransa dört ay, beş ay gibi süre veriyor fakat bizim uygulamalarımız daha uzun süreler ihtiva ediyor. Mesela yetki kanunlarında iki yıllık var önümde, bir yıllık var, on sekiz aylık var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Üç aylık var.

BURHAN KUZU (Devamla) – Üç aylık, beş aylık, ne ise…

Dolayısıyla bir yıllık ortalama olarak hep olmuş ama genelde bir yıl veriliyor fakat Hükûmet altı ay olarak istemiş.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Doğrusu seçime kadar olması değil mi?

BURHAN KUZU (Devamla) – Pekâlâ, çıkarılan kararnameler acaba –çünkü Plan Bütçede bu da konuşulmuş- bir süre konsa “Şu kadar süre içerisinde görüşülmezse ne olur?” filan gibi. Bunda da süre konmaktan öte süreye bağlayacağımız müeyyide konusunda sorun yaşanıyor. Mesela “Altı ay içinde Meclise bunlar sunulmazsa ya da sunulup da görüşülmezse kadük hâle gelir, geçersiz hâle gelir.” deseniz…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sunulur.

BURHAN KUZU (Devamla) – Zaten sunulmak zorunda yani de, görüşmek anlamında. Tabii sunulacak.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Ha, görüşmezsek olur, yoksa sunulur.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anayasa’yı değiştirirken niye koymadın Hoca?

BURHAN KUZU (Devamla) – Müsaade buyurun Mustafa Bey.

Bu konuda süre koymayı doğru bulmuyoruz. Süre konulmasını doğru bulmuyoruz, çünkü süreyi ne uygulayacaksın? Mesela İtalya’da diyor ki: “Altı ay içinde görüşülmezse kanun hükmünde kararname kabul edilmiş sayılır.” Buna var mısınız? Buna yoksunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yokuz.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – O zaman hiç çalışmaz Meclis.

BURHAN KUZU (Devamla) – Peki, “Kabul edilmez sayılır.” desek, bu sefer de kararnamenin suçu ne diyeceğiz haklı olarak.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Öncelik ve ivedilik” diyor.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Niye tartıştırmadın Komisyonda?

BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla süre koyma meselesi de gündemde pek olan bir konu değil.

Netice itibarıyla, değerli arkadaşlar, şu doğru değil: Yani bunları Meclis yapsa şeklindeki bir görüş kararnamenin veriliş gerekçesiyle pek bağdaşmıyor. Yani şöyle bir şey yok: Nasıl olsa çoğunluk var, ne olacak bir günde çıkmaz iki günde çıkar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – 1.400 tane de kanun çıkmaz!

BURHAN KUZU (Devamla) – Belki bunlar bir eleştiri sebebi olabilir. Zaten nasıl olsa gelen tasarı komisyonlardan ve Genel Kuruldan genellikle olduğu gibi geçiyor. Parlamentarizmin hastalığı. O ayrı bir mesele. Bunlar bir gerekçe olarak sunulur ama bu aslında kanun gücünde kararnamelerin teknik bir konuyu düzenleme konusundaki hükûmetin önceliğini gidermez ve esasen o gerekçeyle verildiğini burada belirtmemiz gerekiyor.

Şimdi, gelelim bu, komisyonlarda görüşülmesiyle alakalı itirazlar… Emin Ayhan Bey demin Komisyonumuzu ağır bir dille eleştirdi. Şimdi, Anayasa Komisyonuna bu tali olarak geldi, benim gönlüm isterdi ki asli olarak gelseydi, esas komisyon ben olsaydım ama öyle olmadı. Bu, Özal döneminde başlayan yanlış bir uygulamadır maalesef. Nedir o yanlış uygulama: Para yönü varsa, efendim, ağır basıyorsa, kadro yönü varsa Bütçe Plan’a gidiyor. Ben 2003 yılında Meclis Başkanına bir dilekçe verdim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Parayı çok sevdiklerinden mi acaba?

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Daha ağır basan bir şey mi var?

BURHAN KUZU (Devamla) – Müsaade buyurun, müsaade… Şimdi, bırakın paraydı, şeydi, bende para filan yok.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hükûmet sizi dinlemiyor mu Hocam?

BURHAN KUZU (Devamla) – Anlamadım? Dinle…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – AKP dinlemiyor mu sizi?

BURHAN KUZU (Devamla) – Onlar zaten bana baştan diyorlar ki: “Hocam yanlış söylemez.” Sizin şüpheniz var, onun için söylüyorum size bakarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Neyse, şimdi…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Acaba parayı çok sevdikleri için mi Plan ve Bütçe Komisyonuna gidiyor bunlar?

BURHAN KUZU (Devamla) – Ya, bir şeyler öğrenin ya.

AHMET YENİ (Samsun) – Hocam, sizi dinliyoruz, öğrenelim.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Dinliyoruz Hocam.

BURHAN KUZU (Devamla) – Bak, şurada bir şey kalmadı. Süre dolup gidiyor, görüyorsunuz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Dinleyelim, öğrenelim.

BURHAN KUZU (Devamla) – Evet, netice itibarıyla, bizim buradaki gayretimiz, değerli arkadaşlar…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hocam, üniversite değil burası, karıştırdın.

BURHAN KUZU (Devamla) – Tabii, 2003 yılında biz aldık, getirdik, dedim ki: “Ey Meclis Başkanlığı -6 no.lu- şu elimizdeki uyum yasasını Anayasa Komisyonuna gönderin.” Adalet Komisyonuna gönderdiler. “Adalet Komisyonu Başkanı” da yazardım o zaman ama maalesef orası uygun görüldü, oraya verildi. Bu yanlışlara ben her zaman karşı çıktım, ayrı bir mesele. Fakat Anayasa’ya aykırılık meselesini her komisyon görüşebilir, zaten elimizdeki İç Tüzük bunu emrediyor, evvela buna bakar diyor. Plan ve Bütçe Komisyonu da buna bakmış. İşin içinden çıkamasaydı bize zaten gönderirdi onlar “Hocam, gel şu işe bir de sen bak.” derlerdi. Böyle bir ihtiyaç doğmamış.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bari tali komisyon olarak baksaydın da bir şey öğrenseydin.

BURHAN KUZU (Devamla) – Anayasa’ya aykırı bir durum da yoktur benim gördüğüm kadar.

İkinci bir husus, Sayın Ayhan, bizim Komisyondaki durum “İstedim de vermediler.” filan gibi… O üç satırlık bir yazı. Üç satırlık yazıda diyor ki: “Biz tali toplanmıyoruz.” Bugüne kadar Anayasa Komisyonu tali olarak hiç toplanmadı, hiçbir zaman, bizden önce de toplanmamış.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hocam, isterseniz deşifre ettirelim konuşmamı.

BURHAN KUZU (Devamla) – O ayrı bir konu, toplanıp toplanmamak bize bağlı bir iştir. Biz öyle uygun gördük “Toplanmıyoruz.” dedik. Üç satır yazıyı “İstedim de vermediler.” filan, bunun bir manası yok. Üç satırı hemen yazdırırsın, niyet başka, orada niyet başka, orada başka şey arıyorsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sadece hukuk arıyoruz.

BURHAN KUZU (Devamla) – Dolayısıyla, oradaki niyetin başka senin, ona da fırsat vermek istemedik.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sataşma var.

BURHAN KUZU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Hükûmetimiz bu konuda, tabii seçime gidiliyor, altı aylık bir süre içerisinde bunları çıkarayım diyor. Seçimden sonra, isterseniz, gelirseniz bunu siz uygulamazsınız. Bu Hükûmet de yapmış olur, yanına olur, o kadar. Bundan rahatsız olmayın yani gelemeyeceğiz diye bir hisse kapılmış gibi bir hâliniz var, bunu aşın artık beni dinlerseniz. Dolayısıyla, bence bunlar üzerinde çok fazla durmayın. Siz gelirseniz kabul etmezsiniz. Bu Hükûmet de zaten bunu kullanmak zorunda değil. Hükûmet alır bunu, altı ay, kullanmaz ama bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Eğer bu Hükûmet bunu kullanmaz da seçim olursa, arkasından, en erken martta bu işi tamamlayabiliriz. Alın, oturun, hesabınızı yapın. Hükûmet bu sebeple getirmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, burada hedef kısa, ödül büyük, var bunda bir hinlik. Bir kenara yazalım bunu.

BAŞKAN - Şahsı adına Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanun tasarısı üzerine şahsım adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Kuzu’ya çok teşekkür ederiz. Uzun uzun -İtalya’dan, Fransa’dan vesair yerlerden- gayet akademik bir konuşma yaptı ama meselenin özüne gelmedi. Ben sizin meselenin özüne gelebilmeniz için bir şeyler hazırladım, bakalım yardımcı olabilecek miyim.

Önce, biz kimiz? Kime ne veriyoruz? Gayet basit bir soru. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisiyiz. Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veriyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama organıdır yani yasama, gücünü Bakanlar Kuruluna devrediyor yani yürütme organına devrediyor yani Bakanlar Kurulu hem yasama organı hem yürütme organı hâline geliyor. Bugün görüştüğümüz konunun özü bu. Bunun iyi anlaşılabilmesi için hangi hâllerde Bakanlar Kuruluna bu yetki verilmeli, hangi hâllerde de verilmemeli noktasını iyi değerlendirmemiz lazım.

Meselenin vahametini bu yüce Meclisin 1’inci Döneminde yaşanmış bir olayla yüce heyetin takdirine sunmak istiyorum. Biliyorsunuz, birinci Meclis gazi Meclistir. Birinci Meclis Kurtuluş Savaşı yapmış bir Meclistir. Birinci Meclis önce kendini teşekkül ettirmiş, kendi içinde hükûmet kurmuş, ondan sonra devletini kurmuş bir Meclistir ve bu Meclis Kurtuluş Savaşı verirken, değerli milletvekilleri, Birinci Sakarya Savaşı yapılıyor. Birinci Sakarya Savaşı’nı Meclis yapıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti o savaşı organize ediyor ancak Meclis, Birinci Sakarya Savaşı yapılırken Meclisin ve Hükûmetin başındaki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yetkisini vermiyor.

İkinci Sakarya Savaşı’na geliyoruz: İkinci Sakarya Savaşı’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi hükmi şahsiyet olarak yapıyor, o savaşı yaparken dahi kendi yetkisini Meclisin Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermiyor, ta ki Eskişehir-Kütahya savaşında ordu içerisinde bir sıkıntı oluşup ricat durumu, Sakarya’nın öteki kıyısına geçme durumu olduğunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkilerini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e veriyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O da altı aylığına vermiyor, daha kısa süre.

FARUK BAL (Devamla) – Buradan çıkaracağımız sonuç şu: Bu Meclisin bu devleti kurarken yasama gücüne vermiş olduğu önemi ve yasama yetkisini devrederken göstermiş olduğu hassasiyeti 24’üncü Dönem Parlamentosu da anlamak ve buna uygun davranmak zorundadır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, böyle olağanüstü hâllerde dahi yasama yetkisini devretmeyen Türkiye Büyük Millet Meclisi ne oldu da 12 Haziranda yapılacak seçimlere giderken, iki ay kala bütün yetkisini bu kanun hükmünde kararname yetkisinin devrine ilişkin tasarıda Hükûmete devrediyor? Hükûmet diyor ki -anlamı şudur bunun- yetkiyi isterken: “Ben dokuz yıldır iktidarım ancak kamuyu çekidüzene koyamadım, başarısızım.” Hükûmet diyor ki: “Ben, bu kanun tasarısı içerisindeki yetkileri şimdiye kadar kullanmadım, kullanamadım, bu konuda başarılı olamadım, şimdi bana bu yetkiyi verin.” Kardeşim, seçime iki ay kalmış, bekle iki ay daha. İki ay kalmış bir ömrünü tamamlayacak yasama Meclisinin yetkisini “parmakmatik” bir usul ile elinden almanın hangi demokrasiyle, hangi hukukla, hangi anayasayla, hangi evrensel değerlerle bağdaşır bir yönü var? Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için şöyle izah edilmesinde fayda var: Bugünkü Hükûmet diyor ki: “Ben, iki ay sonra yapılacak seçimlerde milletin iradesini tanımıyorum, milletin iradesi benim çantamda keklik. Bu çantamda kekliğe göre iki ay  sonra yapılacak seçimlerden sonra tekrar iktidar olacağım. Tekrar iktidar olduktan sonra da Bakanlar Kurulunu şöyle kuracağım, kamu teşkilatında şöyle bir düzenleme yapacağım.” bunun anlamı bu.

Değerli arkadaşlarım, bunun anlamı buysa bunun hukukla, mantıkla, ahlakla, siyasi etikle birleşir, özdeşir bir tarafı var mı? Hani milletin iradesiyle biz buradaydık? 12 Hazirandan sonra ne olacağını kim biliyor? 12 Hazirandan sonra kim öle kim kala. Bugün buradasınız, yarın yoksunuz.

RECAİ BERBER (Manisa) – Millet yetki verirse…

FARUK BAL (Devamla) – Evet, evet, yarın yok olacaksınız. Bunu, bu millet elbette ki…

Çantada keklik mi sizin oylarınız? Çantada keklik mi sizin oylarınız, bir bekle bakalım.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Belki siz gelirsiniz!

FARUK BAL (Devamla) – 12 Hazirandan sonra oluşacak hükûmete bugünkü Meclisin tahakküm etme hakkı, yetkisi var mı? Yok.

RECAİ BERBER (Manisa) – Yetki verilir, ister kullanırsınız ister kullanmazsınız.

FARUK BAL (Devamla) – Yok işte, bu yetki yok.

Siz, millet iradesini tanımadığınız için, vatandaşın önüne konulacak sandığın 12 Haziranda boş olarak konulacağının idraki içinde olmadığınız için böyle saçma, böyle saçma sapan bir kanunu getiriyorsunuz bu Meclisin huzuruna. Biraz önce anlattım, hangi Meclisin üyesi olduğunuzu lütfen bir anlayın. Hangi Meclisin üyesisiniz? Gazi Meclisin üyesisiniz. Bu Meclisin Kurtuluş Savaşı yaparken bile vermediği yetkiyi, seçimde tehdit aracı olarak kullanmak için istiyorsunuz. Kamu görevlilerini baskı altında bulundurmak için bu yetkiyi alıyorsunuz. Emekliye sevk edileceklerin listelerini alıp onların siyasi kanaatlerini kamuda etkin bir şekilde değerlendirip oya çevirmek için böyle bir yetkiyi alıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu yetki tasarısı demokrasiye aykırıdır, demokrasinin genetiğine aykırıdır. Yasama ve yürütme güçlerinin, seçime gidilen bir dönemde, seçime iki ay kalmış bir dönemde, gelecek 24’üncü Dönemin de yetkisini uhdesinde barındırır bir şekilde kullanılması demokrasiye aykırıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu, Anayasa’ya aykırıdır, Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına aykırıdır. Anayasa’nın başlangıç hükmüne, 2’nci maddesine, 7’nci maddesine, 87’nci maddesine ve 91’inci maddesine aykırıdır.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Ve 153…

FARUK BAL (Devamla) – Bu, siyasi ahlaka aykırıdır. Bırakın, kendi döneminiz içerisindeki işlerinize bakın, bu dönemde ne yapacaksanız ona bakın. Eğer bu dönemde başaramadığınız bir iş varsa bunun hesabını milletin mahkemeyi kübrasında verin, eğer aklanabilir iseniz o zaman bunu yapın. İki aylık bir süre beklemekle… Dokuz yıl yapamamışsınız, iki ay daha kaybetseniz ne olacak? O zaman burada mesele, yetki kanunu tasarısının gerekçesindeki masum ifadeler değil, seçimde bu kanun tasarısı ile kamu görevlilerini zapturapt altına, baskı altına alma işidir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunları biz konuştuk, sizler de dinlediniz. Biraz sonra oylama yapılacak. İşte, demokrasinin en kötü durumu burada maalesef gerçekleşecek. Sayın İyimaya’nın ifade ettiği, bu parmaklarda akıl olmadığı için, parmaklar akla işaret etmediği için, parmakların akla hizmet ederek, vicdana hizmet ederek ayağa kalkıp inmesi meselesini halledemediğimiz için, demokrasinin bir canavarı daha burada doğum yapacaktır.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet demek milletvekili demek. Milletvekiline hakaret ediyorsunuz.

FARUK BAL (Devamla) – Dolayısıyla, “parmakmatik” bir demokrasi anlayışıyla, emme basma tulumba gibi biraz sonra bu oylama yapılacak ve bu oylamada, maalesef, gök kubbede hoş bir seda bırakmayacaksınız.

Hepimiz gideceğiz milletin huzuruna. Uzun yıllar istatistikleri ortaya koymuştur ki hepimizin içinde 1/3’ü geri gelemeyecek, 1/3’ü de seçimlerde listelerde seçilemeyecek sıralarda olacak yani üçte 1’iniz burada olacaksınız ama vereceğiniz oylar kayda geçecektir. Vereceğiniz oy…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Bir dakika verir misiniz?

BAŞKAN – Yok efendim. Kuralı bozmayalım, istirham edeyim.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, usul tartışmasında verdiniz birer dakika.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Şandır’a bir verdim, ondan sonrasında…

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, vereceğiniz oy bu gazi Meclisin kubbesinde hoş bir seda olarak kalmayacak, demokrasi tarihimizde kara bir leke olarak ortaya çıkacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Hükûmet adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

23’üncü Yasama Döneminin son müzakerelerini yapıyoruz. Bu dönem zarfında burada görüştüğümüz konularda, kanun tasarılarında ve sair müzakerelerde hem parti gruplarımıza hem de teker teker hepinize yaptığınız katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Tabiatıyla bu kürsüden Türkiye'nin her sorununu konuşacağız. Burada konuşacağız, demokrasinin bir özelliği. 12 Haziranda seçimlere gidiyoruz. Burada konuştuklarımızı, konuşmadıklarımızı millet önünde de elbette tartışacağız, sonuçta milletimiz bir karar verecek, hepimiz o karara saygı duyarak 24’üncü Döneme de o karar çerçevesinde başlamış olacağız.

Bugün burada müzakeresini yaptığımız konu, amacı, kapsamı, ilkeleri belli, o konularla sınırlı olmak üzere Hükûmete  kanun kuvvetinde kararname çıkarma yetkisi veren bir yetki tasarısını görüşüyoruz.

Hiç şüphesiz, değerli arkadaşlarımızın bu kürsüden ifade ettiği hususları Plan ve Bütçe Komisyonunda da geçtiğimiz cumartesi günü dokuz saati aşkın, hatta on saate yakın bir süre içerisinde enine boyuna tartıştık. Evvela usul yönünden tartıştık. Komisyonun usulüne uygun toplanıp toplanmadığı dâhil, Anayasa’ya uygunluk konuları da dâhil, bunların hepsini orada tartıştık. Hatta bu dokuz on saatlik sürenin belki de üç dört saati -çok önemli bir kısmı- bu tartışmalarla başladı, sürdürüldü ve sonuçta Komisyon işin esasından görüşülmesine karar verdi ve neticede bugün, burada, Genel Kurulda bu işin müzakeresini yapıyoruz.

Evvela şunu ifade edeyim kamuoyunun bilgilenmesi açısından: Bu yetki tasarıları sık sık Meclis gündemine gelen konular değil. Onun için, zaman zaman basında, sanki Hükûmet bu yetki tasarısıyla Anayasa’da olmayan, anayasal dayanağı olmayan bir konuyu Türkiye'nin gündemine, Meclisin gündemine getiriyor gibi bir tartışma oldu, bir algılama oldu. Bu doğru değil. Evvela, Anayasa’mızın 87’nci maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci maddedeki şartlar muvacehesinde kanun hükmünde kararname çıkarmak üzere yetki verebileceğini ifade ediyor. Dolayısıyla bu tasarının anayasal dayanağı evvela 87’nci maddedir. Sonra, buna dayalı olarak da 91’inci maddedeki ve 163’üncü maddedeki kısıtlamalar hariç, sadece ekonomik konularda değil, onun dışındaki her alanda kanun kuvvetinde kararname çıkarabilir yetki verildiği takdirde. Dolayısıyla hem Anayasa’nın 87’nci hem 91’inci maddesinde ifadesini bulan, dayanağını bulan bir düzenlemeyi huzurunuza getirmiş oluyoruz o sınırlamalar çerçevesinde.

İkincisi: Gerek burada gerek yukarıda gerekse kamuoyunda, sanki bu yetki kanunuyla beraber Meclis iradesinin iptal edildiği, Meclisin yok sayıldığı gibi ya da o anlama gelebilecek, öyle algılanabilecek değerlendirmeler yapıldı. Bu hiç doğru değil çünkü eninde sonunda bu yapılan düzenlemelerin hepsinin yeni baştan değerlendirileceği, yasalaştırılacağı mekân, çatı yine burasıdır. Dolayısıyla Meclis iradesinin ötelenmesi, dışlanması, askıya alınması da asla söz konusu değil.

Bir üçüncü husus: Bu düzenlemeler sadece bize mahsus da değildir. Biraz evvel Sayın Kuzu’nun ifade ettiği gibi kanun hükmünde kararnamelerin parlamenter sistemde ki hatta parlamenter olmayan başkanlık sistemi dâhil Anglosakson hukukunda da yerinin olduğunu, geniş ölçüde uygulama alanı bulduğunu da ifade etmek isterim. Dolayısıyla kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi ve buna dayalı  düzenlemeler bize mahsus, bize özgü bir düzenleme değil, tüm Batı hukukunda, gelişmiş, kökleşmiş demokrasilerde de tartışılmasına rağmen -yeri neresidir değildir, buna gerek var mıdır yok mudur- hâlen uygulama alanı bulan bir anayasal imkândır. Demek ki ortada bütün bu tartışmalara rağmen bir ihtiyaç da var.

Bir başka husus: Şimdi, bu tartışmalar ilk defa bu tasarıyla gündeme gelmiyor. Biraz evvel de ifade edildi. 29 tane yetki yasası çıkmış. Bu yasalara dayalı olarak 7 defa uzatılmış, 1 defa da kapsamı değiştirilmek suretiyle 36 tane yasaya, yetki yasasına dayalı olarak 522… Bunun 55-56 tanesi sayın cumhurbaşkanları tarafından iade edilmiş. Şu an devlet hayatımızda, toplum hayatımızda önemli alanları düzenleyen bir model olarak, bir imkân olarak, anayasal imkân olarak hukukumuzda, devlet hayatımızda var ve üstelik 1971’den sonra da Anayasa hukukumuza ve parlamenter sistem içerisinde bir imkân olarak karşımıza çıkan bu hususu, bu imkânı kullanmayan hemen hemen hiçbir başbakan da hiçbir hükûmet de yoktur. Yani bu 522 tane kanun hükmünde kararname, ona dayanak teşkil eden yetki yasaları tek başına iktidarlar döneminde de kullanılmış, koalisyon hükûmetleri döneminde de kullanılmıştır. Bu, iktidarların gücüyle alakalı bir konu da değildir. Tek başına, bizimki gibi Anavatan Partisi Hükûmetlerinde olduğu gibi Meclis çoğunluğuna sahip olduğu dönemlerde de kullanılmış, 91’de olduğu gibi –91-95 arası veya daha önce– çok güçlü koalisyon hükûmetleri döneminde de bu kararname yöntemine başvurulmuş. Neden başvurulmuş bütün bu tartışmalara rağmen? Çünkü Türkiye’de bu yolla belli alanları düzenlemeye ihtiyaç hasıl olmuş. Bunu kimsenin göz ardı etmemesi gerekir. Konuyu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kaç tanesi seçime giderken olmuş?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Efendim?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç tanesi seçime giderken, iki ay kala olmuş?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi onu da söyleyeceğim.

Şimdi, bu sorduklarınızın hepsine yukarıda belli ölçüde cevap verdim ama orası kapalı oturumdu, tutanaklarda var. Şimdi, burada herkesin huzurunda ifade edeceğim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir de kaç tanesi iptal edilmiş?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, zamanlamalarına baktığımızda, değerli milletvekilleri, Meclisin açık olduğu zaman yetki talep eden düzenlemeler var. Meclis açık. Denilebilir ki “Niye kanun kuvvetinde kararname çıkaracaksınız? Bak, Meclis açık -sizlerin aynen söylediği gibi- getirin neyi yapmak istiyorsanız burada kanun olarak düzenleyelim. Niye kanun hükmünde kararname çıkarıyorsunuz? Meclis açık.” Demek ki bir kısım yetki yasaları Meclisin açık olduğu dönemlerde çıkmış, bir kısım yetki yasası Meclis tatile giderken çıkmış. Onu da görmek lazım. Meclis tatile giderken… Bir kısım yetki yasaları ise seçime giderken çıkmış. Yani yetki yasası çıkmış, birkaç gün sonra seçim kararı alınmış ve seçime gidilmiş. Bununla ilgili tarihleri de seçim dönemleriyle ilgili de bilgileri geçtiğimiz yukarıdaki komisyonda verdim. Tekrar gerekiyorsa bunları sizlerle paylaşabiliriz.

Mesela, bir misal vermek gerekirse 3755 sayılı Yetki Yasası, 6/6/1991’de çıkarılmış, 9/6/1991’de Resmî Gazete’de yayımlanmış, Meclis tatile girmiş arkasından ve 20 Ekimde de Meclis seçime gitmiş. Dolayısıyla 87’de de böyle bir durum var, 95’te de -aradaki mesafe biraz uzak olmakla birlikte tatilden sonraki süreyi hesaba kattığınızda- Meclis seçim kararını verdiği dönemde de bunlar çıkarılmış. Dolayısıyla bizim hukukumuzda geriye dönüp baktığımızda her üç ayrı dönemle ilgili olarak da yetki yasaları çıkarılmış, buna uygun kararnameler de çıkarılmıştır.

Şimdi, bu Hükûmet açısından baktığımızda: Bakınız, şu kadar zamandır söylüyorsunuz. 2002’den bu tarafa biz böyle bir yetki talebiyle karşınıza gelmedik. Aynen sizin söylediğiniz gibi, mümkün olduğu kadar her türlü düzenlemeyi bu çatı altında tartışarak yapmaya çalıştık. Bugün bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu ihtiyacı değerlendirmek adına da Anayasa’daki bir imkânı değerlendiriyoruz. İyi niyetimizin göstergesi olarak geriye dönüp baktığımızda -itirazen söylendi- evet üç aylık, altı aylık var, bir yılık, iki yıllık var, beş yıllık yetki yasası var. Dört yıl sekiz aylık, dört buçuk yıllık, dört yılın üzerinde yetki alan imkânla da karşıya gelinmiş. Demek ki biz burada altı aylık Meclisin bu seçim dönemini de hesaba katmak suretiyle bir an evvel yapacağımız düzenlemeleri sizin huzurunuza getirebilmek adına iyi niyetle diyoruz ki: Bize bu konularda amacı, kapsamı, ilkesi belli konularda altı aylığına yetki vereceksiniz ve biz bu düzenlediğimiz hususları kamuoyu önünde sizinle buraya getireceğiz. Şöyle bir suçlama yaparsanız haksızlık olur: “Bakınız, durup durup sekiz buçuk yıl sonra şimdi mi bunu…”

Değerli arkadaşlar, bu Parlamentoya kimse haksızlık etmemelidir. En evvel kendimiz etmemeliyiz. Sizlerle beraber, sizlerin de katkısıyla gece sabahlara kadar çalıştık, boş kalmadı bu Meclis. Bu ülkenin çok sorunu var, çok sıkıntısı var, çok hızlı değişen bir yapımız var, toplumsal yapımız var. Bölgede, dünyadaki olan gelişmeleri en evvel algılayan, yorumlayan bunun karşılığı olarak da hem mevzuatında hem de devlet yapısında süratli değişikliklere ihtiyaç duyan bir ülkeyiz. Dolayısıyla, biz, aradan geçen, 18 Kasım 2002’den bu tarafa, bir taraftan Avrupa Birliğiyle ilgili anayasal ve yasal düzenlemeler yaptık, alan düzenlemeleri yaptık, yapısal düzenlemeleri yaptık. Sabahlara kadar -hepinize teşekkür ediyoruz- bu Meclis sabahlara kadar çalıştı. Dolayısıyla, Meclis sanki altı ay, bir sene hiç çalışmadı, hiçbir şey yapmadı; durup dururken bir yetki yasasıyla aradan geçen zamanı kapatmak adına böyle bir yola başvurdu. Bu doğru değil. Meclis, Türkiye’de, devlet kurumları içerisinde geçmişte de bugün de -iddia ediyorum- en çok çalışan, en çok çabalayan, milletimize de bu manada en çok hizmet veren ve Türkiye’nin her meselesinin enine boyuna konuşulduğu ve konuşulacağı yegâne de kurumdur. Bunda hepimizin de ittifak etmesi lazım. Bu sekiz buçuk yılda Türkiye çok şey kazandı, çok şey değişti, çok önemli noktalara da geldik. Bunları toplum önünde de tartışmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki milletimiz, benim burada söylediğimi de 12 Haziranda teyit edecektir.

Gelin, meseleye böyle baktığımız takdirde… Bu düzenlemelerle getirdiğimiz husus Anayasa’ya aykırı değil. Aslında, bizim Anayasa’mız kanun kuvvetinde kararnameyle düzenlenebilecek alanı çok geniş tutmuş, bunu sınırlandıran Anayasa Mahkemesi kararlarıdır. Bunu şikâyet anlamında söylemiyorum, bir tespit olarak söylüyorum. Değilse üç konu hariç, temel haklar, kişisel haklar, siyasi haklar dışında, 163’üncü maddedeki bütçe kanununda değişiklik anlamındaki husus bir tarafa, her alanda kanun kuvvetinde kararname düzenleme yetkisi var. Anayasa bize, böylesine bir çoğunluğa bu kadar geniş imkân vermiş olmasına rağmen, bakınız, sekiz buçuk yıldır ilk defa sizin karşınıza bir yetki talebiyle geliyoruz. Hatta bu konuyla ilgili bir kısım makalelerde “Bu altı aylık süre azdır.” dediler. Siz bu düzenlemeleri yapacaksanız bunu daha uzun yapmanız tarzında yol gösteren, tenkit eden, telkin eden yazılar da çıktı ama biz altı aylık sürenin yeteceği kanaatindeyiz Meclise olan saygımızın, inancımızın gereği. Çünkü altı ay içerisinde biz yapacağımız düzenlemeleri yapar, onu da Meclis huzuruna getirir ve böylece yapılması gereken hususlar ne ise bunları gerçekleştirmiş oluruz.

Kaldı ki bir başka şeyi daha ifade etmek isterim değerli milletvekilleri: Kanun hükmünde kararname konusu -demin söyledim- sadece ekonomik konularla ilgili değil ya da olağanüstü durumların söz konusu olduğu zamanlarda başvurulacak bir yol değil. O türlü kanun hükmünde kararnameler zaten Anayasa’da var, “sıkıyönetim ve olağanüstü hâller hariç” diyor. Olağan dönemde de bir sorun çözme yöntemidir, ülkenin sorunlarına bir yasal zemin oluşturabilme ve ülkenin sorunlarını çözebilme noktasında bir anayasal fırsattır.

Şunu kabul etmemiz gerekir değerli milletvekilleri: Devlet hayatı, kamu hayatı son derece dinamik bir hayat. Toplum devamlı değişiyor, ne sekiz sene evvelin ne on sene evvelin Türkiye’si var. Bazen bir sene içerisinde çok şey değişiyor. Teknolojideki gelişme, dünyada olup bitenler devlet hayatında da süratli değişikliklere ihtiyaç gösteriyor. Bu ihtiyaçların karşılanabilmesi, bu düzenlemelerin yapılabilmesi için kanun hükmünde kararname meselesi zaten bu neviden zaruri ihtiyaçlar sebebiyle anayasa hukukumuza, devlet hayatımıza girmiş, Batı’daki varlık sebebi de budur.

Kaldı ki zaten geriye dönüp baktığımızda çıkarılan bu 522 kararnameden, değerli milletvekilleri, 250’ye yakını…

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – 631.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – 631’se daha fazlası, ama bizdeki kayıtlar, arkadaşlarımız, 522 olarak ifade ediyor.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Hayır, 631.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Zararı yok. Benim dediğimi de kabul etseniz, sizinkini de kabul etseniz 250’ye yakını kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden düzenlenmesiyle alakalı. O zaman sormazlar mı -eğer soruyu bize soruyorsanız- bizden evvelki hükûmetlere -ki bu yola başvurmamış hiçbir hükûmet yok, hiçbirisi de zaafından, zafiyetinden dolayı buraya başvurmadı- 250’ye yakın kanun hükmünde kararname devlet organlarının yeniden teşkiliyle ilgiliyse, o zaman sormazlar mı “Siz niye düzeltemediniz? Siz niye o yollara başvurdunuz? Siz niye o yol ve yöntemlerle sorunları aşmaya gittiniz de Parlamentoya getirmediniz, buraya getirmediniz?” diye.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – O zaman niye dava açtınız?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hâlbuki “Parlamentoya getirilmedi.” tabiri de hoş değil, eninde sonunda her şeyin geleceği nokta burasıdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Çiçek, bu imza sizin değil mi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bir dakika şimdi… Bir dakika…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz dava açtınız. İmzanız var, imzanız.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Sayın İnce, bakın, şimdi bir şey rica edeceğim ben sizden: Siz Grup Başkan Vekilisiniz. Bak, hakkımı yiyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, imzanızı sordum. Bu imza kimin?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Grup başkan vekilleri ağır oturur, batman götürür. Biraz sorumlu davranın, sorunlu davranmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Rica edeceğim, bak, şunun şurasında bir hafta zaman kalmış, yapmayın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence Başbakan Yardımcısı da eski attığı imzanın hesabını vermelidir. Bu imza kimin?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Benim üslubum incedir, sizin soyadınız İnce. Bu doğru değil. Gelin, üslubumuzu da inceltelim, tutumumuzu da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu imza kimin?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, onun izahını yaparım, onun izahını yaparım.

Şimdi, o altına imza koyduğumuz konuyu Anayasa Mahkemesi iptal etti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Neden dolayı iptal etti? Demek ki biz yanlış söylememişiz, doğru söylemişiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Çiçek, aynısını yapıyorsunuz şimdi. Bu imza kimin?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Bizim doğru söylediğimizi Anayasa Mahkemesi de kabul etmiş. Neden dolayı? Kapsamı olmadığından dolayı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, hiç alakası yok, hatta şimdikinin kapsamı daha geniş.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Onun için, dikkat ederseniz getirdiğimiz bu yetki tasarısında en fazla hacim işin kapsam kısmındadır.

O iptal edilen tasarıda amaçla kapsam birleşmiş gözüküyor, kapsamı olmadığı için iptal edildi. Biz doğru bir şey söylemişiz, Anayasa Mahkemesi de bizi teyit etmiş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan, “Pozisyonum değişti, görüşüm de değişti.” deyip kurtulun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Pozisyonunuza göre görüş...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Müsaade ederseniz, siz eğitimden ben de biraz hukuktan anlarım. Herkes kendi alanında konuşsun, birbirimizi üzmeyelim, demin, Sayın Hocamın da tavsiyesine uygun olarak.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İsterseniz imza konusunda konuşalım, ortak alan olsun.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Dolayısıyla, o imza benim, o imza bizim, o yaptığımız itirazın doğru olduğunu da Anayasa Mahkemesi teyit ettiyse bunu ikide bir ismimi telaffuz ederek gündeme getirmeniz sanki büyük bir kabahat işlemişiz, yanlış işlemişiz gibi, böyle bir şey var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Büyük bir çelişki, tutarsızlık.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz bu tasarıyı hazırlarken elbette Anayasa’yı, uluslararası hukuktaki uygulamaları ve hiç şüphesiz Anayasa Mahkemesinin geçmişte on konuyla ilgili olarak... On tanesi Anayasa Mahkemesine gitmiş.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) - On iki tanesi Anayasa Mahkemesince iptal.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -  On iki tanesi… İki tanesi kısmen iptal, iki tanesi. Orada dile getirdiği hususları, öne çıkardığı hususları dikkate alarak getirdiğimiz bir düzenlemedir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) - Hiç dikkate almamış, hiç ilgisi yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Şimdi siz diyeceksiniz ki: Anayasa’ya aykırı.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Aykırı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Biz de diyoruz ki: Anayasa’ya uygun. Neticede demokraside tartışmanın yolu bir yerde kesmektir. Aykırıdır, uygundur… İşte bunu bir usul çerçevesinde tartışıyoruz. Eğer sonunda siz hâlen kanaatinizde ısrar ediyorsanız Anayasa Mahkemesine gidecektir.

Yalnız, burada yeri gelmişken bir şey ifade edeyim: Şimdi, Anayasa Mahkemesinin Teşkilat, Kuruluş Yasası’nı geçtiğimiz günlerde burada konuştuk.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anayasa Mahkemesi üyelerine kırmızı pasaportları verdiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Onunla ilgili her şey söylendi. Şimdi, hâlen, bu işe bir noktayı koymak lazım. Orayı “iktidarın arka bahçesi” vesaire tarzındaki ifadeler yakışık almaz, doğru olmaz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Arka bahçeniz, aynen öyle!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Orada görev yapan tüm yargıçları zan altında tutacak, onları töhmet altına sokacak ifadeler doğru değildir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Geçmişte hep siz söylüyordunuz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bunları reddederim, onlar adına da reddederim çünkü burada kendilerini savunma imkânları yoktur. Oradaki insanları sırf bir teşkilat yasası çıkarıldı diye vicdanlarını bir tarafa bırakacak, askıya alacak, hukuku bir tarafa alacak, biz böyle dedik diye bize göre karar verecek. O zaman mefhumu muhalifinden şöyle bir şey çıkar: Eskiler de sizin dediğiniz gibi…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, eskiden hukuk vardı, şimdi siz varsınız!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – “Eskiler de sizin arka bahçenizdir” diye oradaki insanları suçlamak gibi bir durumla karşı karşıya kalırız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yapmayın yani bu kürsü bir suçlama aracı değildir. Burada her türlü değerlendirmeyi yaparız ama burada olmayanları suçlamak bence bu kürsü açısından da doğru olmadığı gibi İç Tüzük açısından da çok uygun bir üslup olmadığı kanaatini taşıyorum.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sekiz buçuk senedir çıkarmadığınız kararnameyi şimdi niye çıkarıyorsunuz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bu tasarının milletimize, ülkemize hayırlı olması dileğiyle hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiçek.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Çiçek konuşmasında “Siz Grup Başkan Vekilisiniz, daha ağırbaşlı olmalısınız.” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ben buna katılıyorum. Ben gerekli ağırbaşlılığı gösterdiğime inanıyorum. Grup Başkan Vekilinin bir diğer görevi daha vardır ki konuşurken belgeyle, bilgiyle konuşmalıdır. Bence Sayın Çiçek… Ben imzasını sordum Sayın Çiçek’in, açıklaması şudur: “O zaman muhalefet milletvekiliydim, şimdi Başbakan Yardımcısıyım, şartlar değişti…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hayır, hayır, hiç öyle bir şey söylemedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben imzayı söyledim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şahsı adına Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yetki kanunu tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Benden önce konuşan  Değerli Başbakan Yardımcımız ve AK PARTİ Grubu adına konuşan, aynı zamanda benim de Anayasa Hukuku Hocam olan Değerli Burhan Kuzu Hocamız yetki kanunu tasarısının anayasa hukuku açısından değerlendirmelerini yaptılar… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Eyvah!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Senin nasıl geçtiğin belli oldu hukuk derslerinden!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ben Hocamıza ve Değerli Bakanımıza çok teşekkür ediyorum.

Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi Anayasa’mızın 91’inci maddesinde düzenlenmiştir. 82 Anayasası’ndan önce de var olan bu yetkiyi hükûmetler 1971 yılından 2001 yılına kadar zaman zaman kullanmışlardır. Bugün bu yetki tasarısına itiraz eden partilerin, Cumhuriyet Halk Partisinin, Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarda olduğu dönemlerde de bu yetki kullanılmıştır, hatta bu yetki Anayasa’ya Cumhuriyet Halk Partili Nihat Erim tarafından konulmuştur.

AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ise kanun hükmünde kararname yetkisi hiç kullanılmamıştır. 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak olan seçimler nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu haftanın sonundan itibaren çalışmalarına ara verecektir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Seçimle ne alakası var! Olsaydı 2007 seçimlerinde isterdiniz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yapılacak olan genel seçimlerin ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeniden teşkili ve hükûmetin kurulması çalışmalarının yanı sıra ekim ayında başlayacak bütçe süreci de dikkate alındığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin uzun bir süre için yasama faaliyetlerinde bulunmayacağı açıktır.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Peki, bütçe ilk defa mı yapılacak! Her bütçede yetki mi alınacak!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu nedenle kamu hizmetlerinin etkin işleyişi açısından aciliyeti olan konuların Hükûmete verilecek bir yetki çerçevesinde çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilmesi, kamu yönetimimizde etkinlik ve verimliliğin artırılmasına katkı sağlayacaktır.

Anayasa Mahkemesi kanun hükmünde kararnameler konusunda, 1990 yılından başlayarak verdiği kararlarıyla bir yandan Anayasa’nın bazı açık hükümlerini fiilen etkisiz kılmış, diğer yandan da bu konuda Anayasa’da olmayan ivedilik, zorunluluk ve önem gibi yeni hükümler eklemiştir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın açık hükümlerini geçersiz kılacak veya Anayasa’ya Anayasa’da olmayan hükümler ilave edecek kararlar vermesi hukuken mümkün değildir. Anayasa’nın açık hükmü ortadayken Anayasa Mahkemesinin âdeta anayasa normu koyarcasına karar vermesi yanlıştır. Anayasa normu koymak veya anayasa normlarını değiştirmek yalnızca ve yalnızca millî iradeye, Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Bu nedenle, millî iradenin temsilcisi olan milletvekillerimizin anayasa normunu göz ardı ederek Anayasa Mahkemesinin geçmişte verdiği hukuka aykırı kararlarını savunmaları doğru değildir.

Yüce Meclisin dikkatlerine bu müzakerelerde farkına varılmayan bir yanlışı sunmak isterim.

Kanun hükmünde kararname ve yetki kanunu kurumu, sınırları, yasakları ve kapsamı anayasa normu tarafından ihdas edilmiş bir kurumdur. Bir anayasal kurumun Anayasa bütününe veya herhangi bir maddesine aykırılığından söz edilemez. Bazı sözcüler Anayasa Mahkemesinin kararlarına aykırılık ile anayasa normuna aykırılığı birbirine karıştırmaktadırlar.

Anayasa Mahkemesi 1990 yılına kadar kanun hükmünde kararname ve yetki kanunu kurumlarını Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun şekilde anlamış, uygulamış ve itirazları buna göre sonuçlandırmıştır. Anayasa Mahkemesi 1990 yılından itibaren kararlarını Anayasa’mızın 91’inci maddesi karşıtlığında kurmuştur. Anayasa Mahkemesinin karar çizgisindeki bu değişiklik siyasal koşullar ve siyaset bilimi bakımından değerlendirilebilir.

Şimdi, her birimizin önünde var olan Anayasa’nın 91’inci maddesini dikkatle okuyalım. Hangi cümlesinde “önem” kelimesi var, ivedilik ve zorunluluk kriterleri var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anayasa Mahkemesi kararlarında var.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yüksek Parlamentonun asgari 330 oyla başarabildiği anayasa değişikliğini, anayasa bilimi söylemiyle kurucu iktidar yetkisini Anayasa Mahkememiz hangi anayasa normundan almaktadır? Yetki yasasının veya kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’ya aykırılığı ile Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırılığını birbirine karıştırmamalıyız. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı iptal ettiği normların yürürlükten kalkmasıyla sınırlıdır. Yüksek Meclis, anayasa normunu Anayasa Mahkemesinin anladığının dışında, yepyeni bir bakış açısıyla yorumlayabilir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Çiçek dedi ki: “Anayasa Mahkemesinin bütün kararlarına uygun.” Sen diyorsun ki: “Bağlayıcı değil Anayasa Mahkemesi kararları.”

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu nedenle modern Anayasa yargısı, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçelerinin yasayıcı organları bağlamadığı temeli üzerine kuruludur. Bizim için aslolan Anayasa’nın bağlayıcılığıdır. Bugün görüşülen iş, Anayasa’nın özüne ve sözüne merkezî bir uygunluk içindedir. Doktrinde ve muhalefet şerhlerinde ağır eleştiriye uğrayan Anayasa Mahkemesinin, konuya özgü kararlarını gözden geçireceğini ummaktayım. Bir içtihat otokritiği Anayasa Mahkememizi de Anayasa eksenine çekecektir.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Cesaretlendiren sizi o zaten!

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – “İçtihat değişecek.” diyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 91’inci maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebileceği, ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasa’da yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine maddede,  yetki kanununun, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin amacını, kapsamını, ilkelerini, kullanma süresini ve süresi içinde birden fazla kararname çıkarılıp çıkarılamayacağını göstermesi gerektiği belirtilmiştir.

Görüşmekte olduğumuz yetki kanunu tasarısına baktığımızda, kamu hizmetlerinde düzenlilik, etkililik ve verimlilik sağlanması ve kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliğin artırılması amacıyla mevcut bakanlıkların birleştirilmesine, kaldırılmasına veya yeni bakanlıklar kurulmasına ve bunların bağlı kuruluşları arasındaki hiyerarşik ilişkinin yeniden belirlenmesine, mevcut, birleştirilen veya yeni kurulacak bakanlıkların görev ve yetkileriyle taşra ve yurt dışı teşkilatlarının düzenlenmesine ve bakanlıklarda ve bakanlıkların bağlı kuruluşlarında istihdam edilen memur, işçi ve sözleşmeli personelin atanma ve nakil esaslarının belirlenmesine ihtiyaç duyulduğu ve bu konularla ilgili olarak altı ay süreyle ve bu süre içerisinde birden fazla kararname çıkarılabilecek şekilde Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi ve bu yetki kullanılırken uyulacak ilkeler belirlenmiştir. Tasarıda Anayasa’nın öngördüğü şekilde amaç ve kapsam net bir şekilde belirlenmiş, ilkeler ve yetki süresi de açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle, Anayasa’ya aykırılık tartışmaları yersizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz buçuk yıllık AK PARTİ İktidarında parti programında ve hükûmet programlarında taahhüt edilen hususlarda çok büyük mesafeler alınmıştır. Demokrasimiz bu dönemde güçlenmiştir. Her alanda iyileştirmeler sağlanmış, ülkemizin itibarı AK PARTİ İktidarında artmıştır. Milletimiz geleceğe bu dönemde güvenle bakmaya başlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi yoğun gündemlerle çalışmış, temel kanunlarımızın tamamına yakını çağımızın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde değiştirilmiştir. 11 Haziran seçimleri ve yaz dönemi ve ardından yapılacak bütçe görüşmeleri nedeniyle geçecek zamanda ihtiyaç duyulan, milletimizin menfaatine olan, özellikle kamu yönetiminde daha etkin ve verimli çalışmayı sağlayacak bu düzenlemelerin hayata geçirilmesine itiraz etmenin doğru olmadığını belirtmek istiyorum. Kurulması düşünülen Gençlik ve Spor Bakanlığına, Ekonomi Bakanlığına, Dış Ticaret Bakanlığına, Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Bakanlığına kimin itirazı olabilir? Seçimlerin hemen akabinde yeni hükûmet kurma çalışmaları gerçekleştirilecektir. Yeni hükûmet kurulurken bu bakanlıklarla ilgili yeni mevzuatın hazır olması ülkemizin zaman kaybetmesinin önüne geçecektir. Muhalefete mensup milletvekillerimizin de bu zaman kaybına gönüllerinin razı olmayacağını düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Yetki Kanunu Tasarısı’nın ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aslında yetki verme hükûmete Anayasa’dan kaynaklanan bir durumdur. Ancak burada getirilen yetki kanunuyla Hükûmete verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi çok geniş. Burada şimdi deniliyor ki: “Memurların seçilmesi, terfi etmesi, yükselmesi ve görevden alınması…” Siz memuru hangi koşullarda görevden alacaksınız, hangi koşullarda emekliye sevk edeceksiniz? Bu, temel hak ve özgürlüklere bir saldırıdır. Şimdi, emekliye sevk işlemlerini 5510 sayılı Kanun’la mı yapacaksınız yoksa özel bir emeklilik statüsü mü getireceksiniz?

Bir de Anayasa Mahkemesinin kuruluş kanununu çıkardınız, Anayasa Mahkemesi Başkanına orada yıllarca çalışan insanların görevine son verdirttiniz, açığa aldınız. Yani, burada da aynı sistemi getiriyorsunuz. Memurların görevine son verdiğiniz zaman memur güvencesi olur mu? Yani orada amir o zaman kadına diyecek ki: “Gel evimde bulaşık yıka, yoksa seni buradan atarım.” Bununla o getiriliyor. Yani kamu görevlilerinin güvencesi kalmıyor.

BAŞKAN – Sayın Yalçın.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Bakanım, şunu sormak istiyorum: Şimdi, bu kanun maddeleri içerisinde personel rejimi etkilenecek kurumların yasalarına işaret edilirken Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’ndan da bahsedilmekte. Aynı zamanda normal devlet memurları prosedüründe “emekliye sevk etme işlemi” tabiri bu yasada geçtiği zaman da bu sanki biraz silahlı kuvvetlere ilişkin bir jargon, normal devlet memurları için böyle bir düzenleme çok kullanılmıyor. Baktığınızda, daha ziyade bakanlıkların ihdası, ayrılması, birleştirilmesi gibi takdim ettiğiniz bu hususta nereden icabet etmiştir de Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu da bu kanun içerisine alınmıştır? Bu kanun geçerse Türk Silahlı Kuvvetlerinde emekliye sevk etmeyi düşündüğünüz kimler vardır ya da bu yasadan etkilenecek askerî personel hangi vasıf ve evsaftadır?

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.

Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yukarıda da sordum ama demin de “Cevaplayacağım.” dediniz. Ben merak ediyorum, sizin saydığınız kanun hükmünde kararname çıkarma yetki kanunlarının kaç tanesi seçime gidilirken çıkarılmıştır? Onların içerisinde bu kadar geniş yetki verilen var mıdır? Hangisinde, “Seçime giderken çıkarıldı.” dediklerinizden hangisinde bu kadar geniş düzenleme; sekiz buçuk yılda yapamadığınız her şeyi pakete koyup bütün kurumları, az önce Sayın Yalçın’ın dediği gibi TSK dâhil koyarak yapılmış bir yetki kanunu var mıdır? Bunların kaç tanesini Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir, iptal edilmeyen neler kalmıştır? Merak ediyorum. Demin de “Cevap vereceğim.” dediniz ama belki bu vesileyle -zaman yetmediği için- cevap verirsiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Günal.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarı yasalaşırsa hangi bakanlıklar kapatılacak veya ikiye, üçe bölünerek yeni bakanlıklar oluşturulacaktır? Söz konusu bakanlıkların resmî görüşleri alınmış mıdır? Alınmışsa hangi bakanlık nasıl bir görüş vermiştir?

Bir de tasarının 1’inci maddesinin 20’nci fıkrası, diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle ilgili düzenlemeleri de kapsıyor. Kafanızdaki diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler hangileridir? Bunlarla kimlerin canlarını yakmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler ve sözleşmeli personelin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi etme, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilmesinin usul ve esaslarını belirlemek üzere yetki alıyorsunuz.

Şimdi, bu kadar geniş bir yetkiyi seçim öncesinde alırken seçimi yönetecek kamu çalışanlarına bir baskı uyguladığınızı düşünüyor musunuz? Birinci sorum bu.

İkincisi: 2000 yılında 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti tarafından çıkartılan kanun hükmünde kararname veya yetki yasasına karşı demiştiniz ki, bir arkadaşınız: “ ’Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.’ Kararnamelerle düzenlenir demiyor ‘kanunla düzenlenir,’ diyor.” diye bir arkadaşınız itiraz etmiş, Anayasa Mahkemesine gidiş gerekçesine de bunu yazmışlardır. Bu söz bugün doğru değil midir? Dün mü doğruydu, bugün mü doğru Sayın Bakan?

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, yine ben de memurlarla ilgili sormak istiyorum: Seçimlere iki ay kala almak istediğiniz bir yetkiyle emeklilik zamanı gelmiş memurları emekli etmeyi düşünüyorsunuz. Emekli edeceğiniz bürokratlar sizin gibi düşünmeyen, diğer partilerin görüşlerini benimseyenlerden mi olacaktır?

İkinci sorum: Yargı kararıyla iade edilen kaç adet üst düzey bürokrat vardır? Bunları mı emekli etmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Anayasa’nın 91’inci maddesi ikinci fıkrası yetki kanununun amaç, kapsam, ilke ve kullanma süresine ilişkin hüküm içeriyor. Yine Alim Işık Bey’in ifade ettiği gibi -ben onu tekrarlamak istiyorum- 1’inci madde 2/a 20’nci madde ve yine madde 1’in 2/b 7’nci maddesi; yani “Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin” diye başlayan cümleler her ikisi de. Burada sınır konulmuyor ve geniş bir düzenleme öngörüyor. Bu durumda siz devlet teşkilatlanmasında neler yapacaksınız? Onu o zaman Genel Kurula anlatır mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, buyurun efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evvela şunu ifade etmek istiyorum: Çıkarılan bu 522 adet kanun hükmünde kararnamenin 250 kadarı kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden yapılanmasıyla ilgili, önemli bir kısmı da personel rejimiyle ilgilidir. Doğal afet gibi vesaire, bu konularda da çıkarılmış olan kararnameler var. Yani genel tasnif olarak baktığımızda, önemli bir kısmı kamu kuruluşlarının yeniden yapılanması, ikincisi de personel rejimiyle ilgili düzenlemelerdir. Dolayısıyla ilk defa…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Personelin durumunu iyileştirmek için alıyorsunuz bunu, görevine son vermek için değil.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – “İyileştirme” dediğinizde, tabiatıyla… Biz de başka maksatla alıyor değiliz. Onları kanun hükmünde kararnameler çıktığında zaten göreceksiniz. Demek ki personel rejimiyle ilgili kanun hükmünde kararname çıkarmak mümkün. Bunun sınırları da zaten burada belirtilmiş oluyor. Nitekim, misal vermek gerekirse, önümdeki listede, 2171, 2999, 3268, 3990, 4214, 4615, en son personelle ilgili olarak 2001’de çıkmış olan 4639. Yani 1978’den bugüne kadar personel rejiminin düzenlenmesiyle ilgili kanun hükmünde kararname çıkmış, aşağı yukarı genel yazılım tarzı da bizim burada ifade ettiğimiz gibi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada görevine son verme yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Anayasa Mahkemesiyle ilgili olarak değerli milletvekilleri, anlaşılıyor ki bu kanun konuşulurken müteaddit defalar gündeme gelecek. O kanun tasarısı görüşülürken ifade ettik, Anayasa Mahkemesinin teşkilat, kuruluş ve yargılama usulleriyle ilgili kanun düzenleniyor. Düzenlenirken orada personel rejimiyle ilgili, personelin özlük hakları, kadro durumuyla ilgili de bir kısım düzenlemeler var. Mesela, orada, aklımda kaldığı kadarıyla -bir iki eksik ya da fazla olabilir, ondan özür dilerim- on sekiz tane müdürlük varsa yediye, sekize düşüyor. Şimdi geri kalanların durumu ne olacak? Bunların taşra teşkilatı da olmadığı için…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anayasa Mahkemesi Başkanına yetki vereceksiniz.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Genç, müsaade ederseniz ben bir şey söyleyeyim.

Şimdi, on sekiz tane müdürlük var da sekize düşüyorsa on tanesinin durumu ne olacak?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye düşürdünüz?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Daha evvel Yargıtay Kanunu’nda ek bir madde var. Yargıtay Kanunu’ndaki o ek düzenleme de bu dönemde çıkmış değil. Oradakine paralel olarak deniliyor ki: “Eğer bu türlü düzenlemeler sebebiyle bir kısım insanların mağduriyetine imkân vermemek adına, bunlar Adalet Bakanlığındaki kadrolara aktarılmak suretiyle özlük haklarının korunmasına imkân sağlanır.” Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesindeki o düzenleme bugüne mahsus, bu defaya mahsus ve bu mahkemeye mahsus bir düzenleme değil. Aynı şey Yargıtay Kanunu’nda var bildiğim kadarıyla. O gün Adalet Bakanlığı bürokratları şunu söyledi: “Aynı şeyi Danıştay da bizden istiyor bir düzenleme gerektiğinde.” Çünkü bir ihtiyaç var, ihtiyaç 8 kişiyse 10 tane insanın özlük hakları nasıl olacak, bunun düzenlenmesi gerekiyor, o nedenle.

İkinci olarak: Geriye dönük olarak çıkarılmış olan… Sayın Yalçın’ın sorduğu soru, deniliyor ki “Türk Silahlı kuvvetleriyle ilgili düzenleme…” Belli ki bu soruyla ilgili olarak bir tereddüt var, onu ifade etmek için söylüyorum. Şimdi, daha evvel çıkarılmış olan yetki veren kanunlarda, 26/9/1978 tarihli 2171 sayılı, 24/4/1984 tarihli 2999 sayılı, 12/3/1986 tarihli 3268 sayılı, 18/5/1994 tarihli 3990 sayılı, 28/11/1996 tarihli 4214 sayılı, 21/12/2000 tarihli 4615 sayılı, 10/4/2001 tarihli 4639 sayılı yetki kanunlarında da diğer kanunlar zikredildiği için personel rejimiyle ilgili, Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili de düzenlemeler var. Çünkü bir kısım özlük haklarıyla ilgili düzenleme olacaksa, bir kısım imkânlar sağlanacaksa, düzenleme yapılacaksa bu kanunlar bu düzenlemelerde de var.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Özlük hakları var mı bunun içinde?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hangisi?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mali yetkiyle ilgili bir şey var mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Ha, personel rejimi şimdi, bir kadro değişti, ihdaslar olacak, iptaller olacak vesaire, bununla ilgili düzenlemeler geldiğinde tabiatıyla bu kanunlarda da konulmuş.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Mali yetki yok!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – O günkü kanunların yazılım tarzına bakarsanız bunun bu maksatla konulduğu görülecektir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bugünkünde yok Sayın Bakan!

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Bakan, mali yetki yok efendim!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hangi konularda  şey çıkmış, Sayın Günal’ın sorusu, yanlış şey yapmıyorsam, çıkarılmış olan kanunlar da, hemen söyledim, kategorik olarak ya kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkiliyle ilgilidir ya personel rejimiyle, özlük haklarıyla ilgilidir ya da…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bunun hepsini birden içeren var mı hiç?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Efendim?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bütün diğer kanunları, ne bileyim, personel rejimini, bakanlıkları…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Birçok kanunda var, özellikle 1984’te falan çıkan, Rahmetli Özal döneminde çıkan yetki kanunlarına bakarsanız bunları göreceksiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakan, spesifik, biz baktık, bulamadık da ondan soruyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Alim Işık’ın “Hangi bakanlıklar, ne olacak?” diye bir sorusu var.

Bununla ilgili çalışmalarımız oldu, alternatifli olarak çalışmalarımız var. En evvel, konu gündeme geldiğinde kamuoyu açısından daha iyi anlaşılabilmesi bakımından, devlet bakanlıklarıyla ilgili düzenlemeyi öne çıkarmak istedik çünkü başlangıçta iki tane devlet bakanlığı vardı, bugün yirmi devlet bakanlığı var. Dolayısıyla, esas itibarıyla, çok sayıda devlet bakanlığı kurulması gibi geçmişte Türkiye’nin çok değişik sebeplerden dolayı başvurduğu bir yol olmuş. Bazen bir genel müdürlük için bir tane bakanlığın konulduğu dönemleri biliyoruz. Ben kendi hayatımdan da biliyorum, devlet bakanı olarak görev yaptığım dönemde sonradan, ben ayrıldıktan sonra aynı görevler beş ayrı bakanlık tarafından yürütüldü. Dolayısıyla, bu devlet bakanlıklarına artık bir son verelim, devletin diğer icracı bakanlıkları gibi tüzel kişiliği olan, normal işleme imkânı olan icrai bakanlıklara dönüştürecek bir sisteme götürmek istiyoruz. Bütçesi yok, Başbakanlıkla ilintili, bunun getirdiği sıkıntılar var; tüzel kişiliği yok, bununla ilgili sıkıntılar var. Bir de, ayrıca, devlet bakanlığının Batı’da bizdeki gibi bir denkliği yok, orada daha çok bakan yardımcısı ya da siyasi müsteşar gibi bir algılanması var, bunun getirdiği de bir sıkıntı var. Onun için, artık, bu tecrübelerden sonra istiyoruz ki bu devlet bakanlıklarını kaldıralım, büyük ölçüde icrai bakanlıklara dönüştürelim.

Ayrıca diğer bakanlıklarda -belki sanayi bilim teknoloji bakanlığı, çünkü bunları söylediğimiz zaman doğrusunu isterseniz bir kısım beklentilere, tereddütlere de sebebiyet verir, onu ifade etmemek için söylüyorum- belki bazı bakanlıklarda ya kaldırarak veya başka ad altında yeni bir kompozisyonla yeni bir bakanlık düzenlemesine gitme imkânı da vardır. Bu konularla ilgili alternatif çalışmaları yaptık, zaten kararname çıktığında bu açık olarak gözükecektir. Bununla ilgili düzenleme de çok büyük bir ihtimalle seçimleri takiben yapılacak, aynı işi, hükûmet kurma işini iki defa yapmamak adına, onu ifade etmek istiyorum.

Sayın Şandır, hepimiz siyasetin içinden geliyoruz. Sorduğunuz soru önemli. Bu ülkede kim seçmene baskı yapıyorsa kaybediyor. Bunu kerratla gördük. Geriye dönük… Bakınız, 24’üncü defa sandık başına gideceğiz genel seçim için. İster normal zamanlarda ister olağanüstü dönemlerin akabinde yapılan seçimlerde seçmene baskı anlamına gelecek -ki kamu görevlileri de seçmendir, epey de etki alanları vardır- aklını peynir ekmekle yememiş hiçbir hükûmet baskı yol ve yöntemiyle vatandaştan oy alma yolunu tercih etmez, ederse kaybeder geçmişte yapıldığı gibi. Onun için bizim bu düzenlemeyi getirirken hiçbir kamu görevlisine, hiçbir vatandaşa bir baskı yoluyla bir netice elde etmek gibi ne düşüncemiz var ne de buna ihtiyacımız var; bunun bilinmesinde fayda var ama sizin bunu “Baskı aracı olarak getirildi.” tarzında değerlendirmemenizi de rica ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu kadar çok geniş memur kitlesini ilgilendiren…

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hayır, işte “Bu kadar çok geniş memuru ilgilendiriyor.” diyorsanız o zaman Hükûmet bu tip kararnameleri çıkarırken ince eleyip sık dokuyacak, 9 defa düşünecek, 19 defa düşünecek böyle bir algılamaya imkân vermemek adına. Onun için konuyu bu şekliyle ifade etmek istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Korku yaratacaksınız!

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Yargı kararıyla iade edilen ne kadar kamu görevlisi var? Sayın Paksoy, doğrusunu isterseniz, yanlış bir bilgi vermiş olurum, istiyorsanız yarın sorayım -illa da bu formatta bunun cevaplanması gerekmiyor- size bilgi vereyim yani yanlış bir bilgi verirsem size de saygısızlık olur.

Emekli edileceklerle ilgili de bizim bir önyargımız yok, vesaire yok, bu düzenlemelerin sonucunda çıkacak tabloya bakarız. “Zoraki emeklilik” diye bir şey olmadı, olsa olsa teşvik edersiniz geçmiş dönemdeki bazı uygulamalar sebebiyle, belki ikramiye miktarını artırırsınız, teşvik edici düzenlemeler olabilir. Emekli olur ya da olmaz emekli olacak kişi hesabını kitabını yapar, kendi arzusuna bağlı bir konudur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle bir şey yok Sayın Bakanım, değişiklik yapın bari.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Yok, yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani mali haklarla ilgili bir şey yok, bari bir önerge verin de değiştirin.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Çelik, yanlış anlamadıysam -siz tabii idarecilikten geliyorsunuz- şöyle bir şey var: Bir konu “Anayasa’da kanunla düzenlenir.” denildiğinde kanun hükmünde kararnameyle düzenlenebilir mi? Anayasa Mahkemesinin 89/4 esas, 89/23 sayılı Kararı var. Demin konuşmamda ifade ettiğim 91’inci maddedeki istisnalar, yani temel haklar, siyasi haklar ve kişisel haklarla 163’üncü maddedeki istisna dışında düzenleme yapabileceği yolunda mahkeme kararı var. Doğrudur…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Arınç, öyle dememiş, “Memurlarla ilgili hususlar 128’de kanunla düzenlenir.” demiş.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Efendim, şimdi kişisel görüşleri tartışmak değil de artık yargı kararları… Siz de yukarıda bana onu söylediniz. Yargı kararları…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bunları diyor, ben bir şey demiyorum.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Bak şimdi, yargı kararları, sizin de ifade ettiğiniz 153’üncü maddeye göre katılsak da katılmasak da yargı kararları bağlıyor bizi. Katılmadığımız noktalar oluyor, nitekim birçok anayasa hukukçusu Anayasa Mahkemesinin bu kanun hükmünde kararnamelerle ilgili görüşüne katılmıyor. Anayasa’daki var olan bir yetkiyi işlemez hâle getiriyor diye Sayın Kemal Gözler’in ki o gün orada bir değerli arkadaşımız o kitaptan bahisle herhâlde… Sayın Günal sizde miydi?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Var hepsi, var.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sizdeydi.

Orada diyor ki, “Anayasa’daki bir imkânı ortadan kaldırıyor Anayasa Mahkemesi” diye çok ağır bir şekilde de Anayasa Mahkemesini eleştiriyor. Şimdi eleştirmek ayrıdır, kanuna uymak ayrıdır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Eleştirebilir ama kaldırmış yani.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Diyor ki Anayasa Mahkemesi “Bu istisnalar dışında kanunla düzenlenir konusunda da düzenlemeler yapılabilir.” Doğrudur, yanlıştır ama neticede hepimizin bir düzenleme yapılırken dikkat etmemiz gereken hususlardır diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Evet, sayın milletvekilleri, yirmi saniyelik bir zamanımız kaldı. Bazı arkadaşlarımız soru-cevap için girmişler ama Sayın Bakanın da cevap verme şansı yok. Onun için soru-cevap işlemi burada neticelenmiştir.

Saygıdeğer arkadaşlarım, maddelerine geçilmesinin oylamasından önce bir hususu açıklamak istiyorum: Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, Başkanlığımıza bir önerge vermiştir. Sayın Genç, önergesinde görüştüğümüz tasarının tümünün maddelerine geçilmeden Komisyona iade edilmesini talep etmektedir. İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin birinci fıkrasında “Kanunlarda veya İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa, kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükûmet değişiklik önergeleri verebilir.” hükmü yer almaktadır. Hükmün başında yer alan “İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa” ibaresine dikkatinizi çekmek istiyorum. Tasarı veya teklifin tümünün veya bir maddesinin komisyona iadesi hususu İç Tüzük’ümüzde özel olarak 88’inci maddede ve 87’nci maddenin son fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, tasarı veya teklifin tümünün veya bir maddesinin komisyona geri verilmesini, 88’inci maddeye göre ancak Hükûmet veya esas komisyon, 87’nci maddenin son fıkrasına göre de esas komisyon isteyebilmektedir. “İçtüzükte aksine bir hüküm bulunmaması” şartı karşısında, tasarı veya teklifin tümünün veya bir maddesinin komisyona iadesi konusunda İç Tüzük’te özel bir düzenleme bulunması nedeniyle Sayın Genç’in önergesini işleme alma imkânımız bulunmamaktadır. Nitekim, bugüne kadar da bu içerik ve nitelikte herhangi bir önerge de işlem görmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, evvela benim önergemi okutun. Bana söz vermek zorundasınız çünkü 87’nci madde açık. Yani bunu yorumla değil…

BAŞKAN – Açık efendim, ben de onu okudum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır…

BAŞKAN – “Aksine bir hüküm yoksa” diyor, burada aksine bir hüküm var, dolayısıyla bu önergenizi işleme koyma…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 87’nci maddede, tasarının komisyona iadesi hüküm altında.

BAŞKAN – Hayır, önergeyi işleme koyma imkânım yok, yoksa ben verirdim mecburiyetle sözü çünkü buradaki İç Tüzük hükmü…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önergemi okutun, bana bir açıklama hakkı verin.

BAŞKAN – Hayır, İç Tüzük hükmü son derece açık, önergenizi işleme alamam, İç Tüzük’e aykırı davranamam Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, İç Tüzük’e aykırı davranamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman, tutumunuz hakkında söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Onun için, önergenizi işleme koyamayacağım. Teşekkür ederim size.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Başka bir imkânım yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış yapıyorsunuz. Sayın Başkan, olmaz ki böyle.

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

KAMU HİZMETLERİNİN DÜZENLİ, ETKİN VE VERİMLİ BİR ŞEKİLDE

YÜRÜTÜLMESİNİ SAĞLAMAK ÜZERE KAMU KURUM VE KURULUŞLARININ

TEŞKİLAT, GÖREV VE YETKİLERİ İLE KAMU GÖREVLİLERİNE İLİŞKİN

KONULARDA YETKİ KANUNU TASARISI

Amaç ve kapsam

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere;

a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenerek;

1) Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2) Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3) Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere, bunların atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usûl ve esaslarına,

ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermektir.

(2) Bu Kanuna göre çıkarılacak kanun hükmünde kararnameler;

a) Kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesine ilişkin olarak,

1) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda,

2) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununda,

3) 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 Gün ve 174 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda,

4) 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunda,

5) 8/1/1985 tarihli ve 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

6) 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

7) 9/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

8) 1/5/2003 tarihli ve 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

9) 27/10/2004 tarihli ve 5251 sayılı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda,

10) 10/11/2004 tarihli ve 5256 sayılı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda,

11) 1/12/2004 tarihli ve 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda,

12) 13/12/1983 tarihli ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

13) 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

14) 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

15) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı ile Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

16) 7/8/1991 tarihli ve 441 sayılı Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

17) 2/7/1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

18) 19/6/1994 tarihli ve 540 sayılı Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

19) 25/3/1997 tarihli ve 571 sayılı Özürlüler İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede,

20) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin görev, yetki, merkez, taşra ve yurt dışında teşkilatlanma esasları, kadrolar, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerine ilişkin hükümlerinde,

b) Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin, atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usûl ve esaslarına ilişkin olarak;

1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda,

2) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda,

3) 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanunda,

4) 23/6/1981 tarihli ve 2477 sayılı 23/4/1981 Tarih ve 2451 Sayılı Kanunun Kapsamı Dışında Kalan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usulüne İlişkin Kanunda,

5) 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununda,

6) 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamede,

7) Diğer kanun ve kanun hükmünde kararnamelerin memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usûl ve esaslarına ilişkin hükümlerinde,

yapılacak değişiklik ve yeni düzenlemeleri kapsar.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay.

Sayın Okay, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun hükmünde kararname çıkartma yetkisine ilişkin tasarının 1’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Tasarının tümü üzerinde görüşlerini açıklayan Sayın Burhan Kuzu ve Sayın Bakanın açıklamalarını dinledim. Burada tartışılan, Parlamentonun kanun hükmünde kararname çıkartıp çıkartmayacağı değildir. Burada tartışılan, görüşmekte olduğumuz tasarının içeriği itibarıyla Anayasa’ya uygun olup olmadığıdır, sorun da buradadır. Ben, Sayın Kuzu’nun açıklamalarından şunu bekliyordum: Bu içeriği tartışmak. Yoksa, Anayasa’da açık hüküm var, Anayasa’nın 87’nci maddesi var, Anayasa’nın 91’inci maddesi var. Evet, kanun hükmünde kararname çıkarabilirsiniz, kapsamı, amacı, süresi, sınırları belliyse, fakat şimdi görüyoruz ki öylesine geniş kapsamlı bir kanun hükmünde kararname çıkıyor ki, bu, Anayasa’ya aykırı. “Niye Anayasa’ya aykırı?” tartışmasını yapıyoruz. Yoksa “Gelen tasarının Anayasa’da yeri yok ve bu tasarı çıkmaz.” demiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Divan Kâtibinin de uzun süre okuduğu gibi, on dokuz kanun ve kanun hükmünde kararnameye temas eden ve ola ki arasında unuttuklarımız varsa diye yirminci olarak da “diğer” diye adlandırılan ve bundan sonraki süreçte önümüze herhangi bir şekilde değişiklik gelirse bununla ilgili de biz kanun hükmünde kararname çıkaralım diye bir yetki tasarısı gündemde. Peki, bu yetki tasarısı niye bugün gündemde? Sayın Bakan Çiçek’in açıklamasına göre “Eğer 12 Hazirandan sonra yapılacak seçimlerde AKP iktidara yeniden gelecek olursa dört devlet bakanlığını dört icracı bakanlık hâline çevireceğiz, onun için zaman kaybetmeyelim, şimdiden biz bu yetkiyi alalım.” Peki, bu yetkiyi aldınız ama uygulamaya geçebilecek misiniz? Hayır. Uygulamaya geçemeyecekseniz, eğer böyle bir çalışma yapacaksanız sizin elinizi tutan da yok, çalışmanızı sürdürün. 12 Haziran sonrası millî iradenin nasıl tecelli edeceği belli olmadan, böylesine, atiye ilişkin, geleceğe ilişkin bir düzenlemeyle buraya gelmek ve bu düzenlemenin süresini altı ay olarak belirlemek, açıkça, Parlamentonun yetkisini gasptır. Kaldı ki Sayın Bakan, Fazilet Partisi milletvekili olduğu dönemde “Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruda imzam var. İyi ki de o imzayı atmışım çünkü nihayetinde Anayasa Mahkemesi de iptal etmiş.” diyor.

Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği o yetki tasarısına baktığımızda “idari hak” terimini iptal ediyor, idari hak ve şunu söylüyor: “İdari hak kavramının memurların ve diğer kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları dışında kalan tüm haklarını ifade etmesi nedeniyle bir belirsizlik içerdiği açıktır.” diyor ve “İdari hakla ilgili olarak kanun hükmünde kararname çıkmaz.” diyor, “Bu da Anayasa’nın başlangıcının dördüncü fıkrasına, 2’nci ve 7’nci maddesine, 87 ve 91’inci maddelerine aykırıdır.” diyor.

Peki, o 20’nci fıkrasında getirilen “diğer” bir yana, yapılmak istenen ne? Memurların atama, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alma ve emekliye sevk etme; tamamen idari hakları tek tek tanımlayarak, açıkçası, Anayasa’ya içerik olarak aykırı bir kanun hükmünde kararnamenin tartışmasını yapıyoruz şimdi. Bu tartışmayı yaparken de iki gün sonra artık seçim nedeniyle bir daha bir araya gelmeyecek ve yeni bir dönemin başlangıcı olacak 12 Haziran sonrası için altı ay süreli Parlamentonun yetkisine el atıyoruz.

Pekâlâ, böyle baktığımızda “Anayasa’ya aykırılık nerede?” diyorsanız, Anayasa Mahkemesinin kararına baktığımızda “Anayasa’nın ‘Başlangıç’ bölümü, dördüncü fıkrası…” diyor. Anayasa’nın dördüncü fıkrası kuvvetler ayrımından bahsediyor ve “…belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu…” diyor. Siz yasamanın görevini yürütmeye devrediyorsunuz.

Başka? Anayasa’nın 2’nci maddesi hukuk devletinden bahsediyor, Anayasa’nın 7’nci maddesi yasama yetkisinden bahsediyor ve “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” diyor. Anayasa’nın 11’inci maddesi “Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” diyor.

Devam ediyoruz Anayasa’dan. Anayasa’nın 70’inci maddesi var, “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” diyor. Oysa bu kanun hükmünde kararnamede bu da göz ardı edilecek. Anayasa’nın 87’nci maddesi “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vardır.” diyor ama 91’inci maddesinin birinci fıkrasında “Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.” diyor.

Şimdi yapılmak istenen, Anayasa’nın 91’inci maddesinin birinci fıkrasına aykırı bir biçimde bir yetki tasarısı ve böylece Hükûmete bu yetki tasarısıyla birlikte dilediği gibi tasarrufta bulunma imkânının sağlanmasıdır. Keza Anayasa’nın 128’inci maddesi var ve nihayetinde Anayasa’nın 153’üncü maddesi var: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Şimdi, biraz evvel Sayın Tunç bahsederken, “İçeriği değil, içeriği bağlamaz.” dedi. İçerik yol gösterir. Anayasa Mahkemesinin 2001/9 esas sayılı Kararı’nda diyor ki: “Böylesine geniş kapsamlı bir yetki tasarısı olmaz, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilemez.”

“Şimdi hep birlikte Parlamentoda yapılmak istenen, böylesine Anayasa’ya açıkça aykırı bir kararname için yetki alınmasıdır.” Bunu  ben söylemiyorum. Bunu, Sayın Çiçek söylüyor. Bunu, Sayın Bülent Arınç söylüyor. Bunu, Sayın Abdullah Gül söylüyor. Bunu, Sayın Vecdi Gönül söylüyor. Ne zaman söylüyorlar? Fazilet Partisi milletvekili olarak Anayasa Mahkemesine verilen dilekçenin altına attıkları imzayla. Şimdi şöylesine bir kolaycılık olabilir mi? E, o zaman biz ana muhalefet partisiydik Fazilet Partisi olarak, şimdi iktidardayız. Dün dündür bugün  bugündür.

Arkadaşlar, dün yanlış olarak gördüğünüz ve de yanlışlığını Anayasa Mahkemesi kararıyla tescil ettirdiğiniz bir hususta, bugün bakıyorum ki hukuk adına ve içerik saklanarak sadece kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi var mı yok mu tartışması içerisinde bir Parlamento çalışması  götürülüyor. Biliyorum ki biraz sonra yapılacak oylamada bizim bu ikazlarımıza rağmen yine sizler bu maddeyle ilgili olumlu oy vereceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, Parlamento ömrünü tamamlıyor. Sizi son bir kez daha ikaz etmek istiyorum, hiç olmazsa bir kez, Anayasa’ya uygun, hukuka uygun oy verme iradesini ortaya koyabilin diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Okay.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 746 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tasarının amaç ve kapsamının belirlendiği bu maddeyle, kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasında dağılımının yeniden belirlenmesi ve kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin konularda düzenlemelerde bulunmak üzere Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmektedir. Hem önemli, ivedi ve zorunlu bir durumun söz konusu olmadığı şartlarda hem de yetki konusu ve yetki sınırları açık ve net bir şekilde belirlenmeden, sınırları geniş ve belirsiz konularda düzenleme yapmak üzere Hükûmete yetki verilmesi Anayasa’mızın 2, 7, 87 ve 91’inci maddelerine aykırıdır. Bu durum daha önce çıkarılan benzer içerikteki yetki kanunları hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarıyla da sabittir.

Şimdi soruyorum: Bu maddenin 2’nci fıkrasının (a) bendinin 20 numaralı alt bendinde “Diğer” diye belirtilen kanun ve kanun hükmünde kararnameler nelerdir? Kapsama girecek kurumlar hangileridir?

Şimdi, 19 bentte tadat edip kanunları 20’nci bentte “Diğer” demenin, bu 19 bentte sayılan kanunların bir anlamını ortada bırakmıyor. Bu nedenle bu konu sınırsız ve belirsizdir.

Yine bu maddenin 2’nci fıkrasının (b) bendinin 7 numaralı alt bendinde “Diğer” diye belirtilen kanun ve kanun hükmünde kararnameler nelerdir? Burada hangi görevliler kastedilmektedir? Böyle, konusu belli olmayan konularda sınırsız yetki verilemez.

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda atanma, nakil, görevlendirme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alma ve emekliye sevk edilme konularında düzenlemelerde bulunmak üzere yetki isteniyor. Acaba ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Yine kamu görevlilerinin emekliye sevk edilme usul ve esaslarında düzenlemelerde bulunmak üzere yetki isteniyor. Kimi veya kimleri hangi amaçla, niçin emekliye sevk edeceksiniz?

Bu soruları hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de biraz önce Sayın Başbakan Yardımcısına sorduk ama tatmin edici bir cevap alamadık. Özlük haklarından bahsetti, ikramiyelerden bahsetti. Hâlbuki bu tasarı, özlük haklarını, mali ve sosyal hakları kapsamıyor. Bu konuda bir yetki verilmesi söz konusu değil. Bu tasarı hakkında ilgili ve yetkili bakanlık veya kurumlarımızın görüşü de alınmamıştır. Halbuki 17 Şubat 2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesine göre görüş alınması zorunlu olan Adalet Bakanlığının, Maliye Bakanlığının, DPT Müsteşarlığının, Devlet Personel Başkanlığının resmî görüşleri alınmamıştır. Böylesi kapsamlı bir tasarının Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde de, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri çağrılmamıştır. Şu anda Sayın Başbakan Yardımcısının yanında yine Adalet Bakanlığı temsilcilerini göremedim, bilmiyorum varlar mı?

Bu düzenleme Anadolu tabiriyle “Ali kıran baş kesen” yetkisi istemektedir. İstediğin bakanlığı istediğin kurumu kuracaksın, istediğini kapatacaksın, birleştireceksin, ayıracaksın, görev, yetki, teşkilat ve kadrolarını istediğin gibi düzenleyebileceksin, istediğin memuru, işçiyi, sözleşmeli personeli, diğer kamu görevlilerini istediğin gibi atayacaksın, istediğin yere nakledeceksin, görevlendireceksin, sürgün edeceksin, istediğini görevden alacaksın, emekliye sevk edebileceksin.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir yetki ancak krallarda vardır, diktatörlerde vardır. Bu tasarı burada kabul edilse bile Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’ya aykırılıktan dolayı veto edileceğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde kamu yönetimi disiplini ve devlet yönetimine ilişkin gelenekler yok edilmiş, kamu yönetimi kurum, kural ve çalışanlar bakımından her yönüyle tahrip edilmiştir. Bugüne kadar kamu yönetimi alanında yapılan düzenlemeler birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan düzenlemeler olmuştur. AKP hükûmetleri bir yandan kamu yönetimindeki dengesizlik, verimsizlik ve kalitesizlikten, bürokratik oligarşiden şikâyet etmiş bir yandan da bu düzensizlikleri gidermek yerine kullanmayı, bu yolla kayırmacılık yapmayı tercih etmiştir.

Sayın Başbakanın ve Hükûmetin vücut dilinden anlamayan personel taciz edilmiş, yıldırma politikası uygulanmıştır. Terfilerde kayırma esas olmuş ve idari görevler siyasi yandaşlarla doldurulmuş, siyasi kadrolaşma anlayışı hâkim olmuştur.

Şimdi Hükûmet yetki istiyor. AKP Hükûmeti sekiz buçuk yıldır yan gelip yatmış, bu çarpık sistemden yararlanıp eş dost kayırarak bunca yılı geçirmiş, şimdi de kalkmış kamu yönetimini yeniden yapılandırmak için yetki istiyor. Bunun iyi niyetle bağdaşabilir bir tarafı bulunmamaktadır.

Tasarı gerekçesinde hantallıkla suçladığınız kamu yönetimini bu yapıdan kurtarmak şimdi mi aklınıza geldi? Sekiz buçuk yıldır neredeydiniz? Bunca yıllık iktidar dönemi göstermiştir ki AKP hükûmetleri sorunların altından kalkamamış, üstesinden gelememiştir, birçok sorunun daha da büyümesine yol açmıştır.

AKP tarafından taahhüt edildiği hâlde kamu yönetimi, personel ve ücret rejimine yönelik reformlar gerçekleştirilmemiştir. Bugüne kadar yapılan düzenlemeler de kamu yönetiminin iyileştirilmesi ve kaynak israfının önlenmesine yönelik olmak yerine, kamu arazileri ve malları nasıl talan edilebilir… Kamu yönetimindeki yolsuzluk ve yozlaşma büyük boyutlara ulaşmış, işler çoğu zaman meşru zeminde yürür olmuştur.

Söz verildiği hâlde siyasi ahlak yasası, mal bildirimine ilişkin düzenlemeler, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusu hep kulak arkası edilmiştir.

Tasarının gerekçesinde, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir. Bu amacın hasıl olabilmesi için kamunun yeniden yapılandırılması kapsamında eş zamanlı olarak yasama, yargı ve denetim ile merkezî yönetim, yerel yönetimler, bütçe, bölgesel kalkınma ve personel alanlarında reformların gerçekleştirilmesi de gerekmektedir. Yoksa, bakanlıkların kurulması, birleştirilmesi ya da kaldırılmasına yönelik yüzeysel düzenlemelerle kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir.

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sorunların çözüme kavuşturulması ve her şeyin en iyisine layık olan Türk milletine evrensel normlarda hizmet sunulması, toplumsal dönüşümü sağlayacak kapsamlı bir devlet ve yönetim reformunu gerektirmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi kapsamlı bir şekilde hazırladığı Toplumsal Dönüşüm Sürecinde Devlet ve Yönetim Reformu Projesi’ni milletimize takdim etmiştir. Bu proje, devletin rolüne ve kurumsal yapısına yönelik tercihlerin net olarak ortaya konulmasını içeren devlet reformu, devletin işlevlerini etkin olarak yürütmesinin sağlanmasını içeren yönetim reformu olmak üzere iki temel anlayış çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi her şeyden önce vatandaş memnuniyetini esas alan, açıklık, katılımcılık ve hesap verilebilirlik ilkelerine uygun, kalite ve sonuçlara yönelik, performansa dayalı bir yönetim kültürünü kamuda hâkim kılmayı, vatandaşa güveni esas alan adil, kollayıcı ve koordine edici bir anlayış ile bunlara yönelik idari yöntemlerin uygulanmasını ve bunu sağlayacak zihniyet değişikliğini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Türk milletinin refah ve mutluluğunun yükseltilmesi temel amacı doğrultusunda, ülkemizin ekonomik ve sosyal alanda gelişmesini sağlayarak çağdaş uygarlık düzeyini aşması ve cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümü olan 2023 yılında lider ülke olması Milliyetçi Hareket Partisinin ana hedefidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Şahsı adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle saygılar sunuyorum.

Tabii, işte, ne kadar konuşursak konuşalım sonuçta imam bildiğini okuyor. Dün söylediklerinizi bugün söylüyoruz, kendiniz telaffuz etmiyorsunuz ama tavrınızla diyorsunuz ki: “Dün dündür, bugün bugündür. Biz bu yetki yasasını çıkartacağız, isteseniz de istemeseniz de.” Bu bir dayatma. Ama şu sorunun cevabı yok, yani getirdiğiniz kanunun gerekçesinde, ortaya koyduğunuz gerekçede söylediğiniz bir şey var, diyorsunuz ki: “Kamu yönetimini hantal yapısından kurtaramadık. Kurtarabilmek için gerekli hukuki düzenlemeleri yapamadık.” Bu bir güçsüzlük ifadesidir, bu bir acziyettir, bu bir başarısızlığın ifadesidir, itirafıdır. Bence bu yetki yasası anayasal olabilir, geçmişte kullanılmış olabilir ama tek başına iktidar olan AKP için, Türk milleti karşısında bir başarısızlık belgesidir, bir başaramamanın itirafıdır. Öncelikle bunu kabul edeceksin.

İkinci husus, hukukçu kimliklerinize söylüyorum, gerçekten Anayasa’ya aykırı arkadaşlar. Bu kadar geniş kapsamlı bir yetki yasası olmaz.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grup ARGE’si bir çalışma yapmış, bu kanunla, bu yetki yasasıyla ne kadar sayıda kanunda değişiklik yetkisi alıyorsunuz? İnanınız ki toplamaya imkânım olmadı ama muhtemel, iki bin maddelik, yani Türk hukuk mevzuatının çok önemli bir kısmını kapsayan, kişisel hakları da kapsayan, yani Anayasa’nın 91’ine göre değiştirilememesi, yetki alınmamasını amir olan, kişisel hakları da kapsayan... İşte,  buraya tek tek çıkarttık, yani 657’den tutun, işte 14 tane kanun, 9 tane kanun hükmünde kararname, bunlardaki değişiklikler, maddeleri alt alta sıralarsanız iki binin üstünde kanun maddesinde değişiklik yapma yetkisi alıyorsunuz.

Bir başka şey: Kamuda çalışan sözleşmeli, geçici işçi, kadrolu tüm personelin, işçi, memur tüm personelin özlük haklarıyla ilgili yeniden düzenleme yapma yetkisi alıyorsunuz. Yetmiyor, değerli arkadaşlar.

Şimdi, özellikle hatırlatmak istiyorum: Diğer kanun hükmündeki kararnamelerin yetki yasalarında, hiçbirinde şu husus yok, zannetmiyorum, inceleyeceğim ama yok. Yani 91’e göre kapsamı net ve belli olacak. “Şu kanunda, şu kanunda, şu kanunda” diye sıralayacaksınız ama tüm bunların arkasında “diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler” dediniz mi kapsamı muğlak hâle getiriyorsunuz. Böyle kapsam tanımlaması olmaz. Anayasa’nın 91’inci maddesine göre bu getirdiğiniz hüküm yanlış.

Sayın Bakanım, yani eğer kanunların lafzı ve ruhu birlikte mütalaa edecekse ve birbirimizi kandırmak gibi bir niyetimiz yoksa, Burhan Hoca yok burada, kendisi de söyledi, çok çetrefilli bir alan, demokrasinin ayıbı bu. Yani, yasamanın yetkisini yürütmeye devretmek anlamı taşıyan böyle bir uygulamada geçmişte yapılan yanlışı bugünün gerekçesi yaparsak yanlış yaparız, doğru yapmayız. Böyle bir yetki yasası gerçekten özel durumlar için alınabilinir, icranın, Hükûmetin elini özel durumlarda, özel zamanlarda güçlendirmek için, sıkışık zamanlarda, dar zamanlarda böyle bir yola başvurulabilinir ama seçime giderken…

 Bakın, değerli milletvekilleri, bir siyasi partimizin ön seçim yoklaması sonuçlandı. Bu ön seçim sonuçlarına göre bu siyasi partimizden birçok milletvekili gelecek dönem burada yok, belli oldu durumları. Şimdi, burada oy verecekler. Meşru olur mu bu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizin döneminizde çıkan kanunlar mülga mı?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İki gün sonra Meclis çalışmasını tatil edeceğiz. Nasıl yapacaksınız?

RECAİ BERBER (Manisa) – 12 Hazirana kadar yetkiniz yok mu?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gerçekten, sebebiniz ne bilmiyorum, hangi şartlar sizi böyle bir yetki yasasını sekiz buçuk yıl sonra çıkartmaya getirdi, bunu bilmiyorum ama anlatamadığınız ve masum olmayan bir sebebiniz mutlaka vardır ve bu sebep bana göre meşru değildir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Evet, şahsı adına Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yetki kanunu tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, buraya çıkan konuşmacıları dinlediğimizde, işte, sekiz senedir, dokuz senedir neden bu yetki kanunu tasarısı çerçevesinde düzenlenecek kanun hükmünde kararnamelerle yapılacak iyileştirmelerin yapılmadığını soruyorlar.

Yani tabii, biz sekiz senedir ne yapıyoruz? 2002’de devralmış olduğumuz Türkiye'yi bir hatırlamak lazım. 2002’de yirmi bir tane bankası batırılmış, devletin vatandaşına nema borcu olduğu, KEY borcu olduğu, işte, IMF’ye borcun 25 milyar dolar sınırına dayandığı bir Türkiye. Biz geldiğimizden beri sizlerin hayal dahi edemeyeceğiniz reform niteliğindeki uygulamaları Türkiye'de hayata geçirdik.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mesela! Bir tane örnek ver!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bunların neler olduğunu siz gayet iyi biliyorsunuz!

AK PARTİ hükûmetleri döneminde, ülkemizde, temel hak ve özgürlüklerden yargı sistemine, ekonomiden sosyal politikalara, sosyal güvenlik sisteminden yoksulluğun azaltılmasına, gelir dağılımının iyileştirilmesine, sağlığa, ulaşıma, tarıma, dış politikaya, bütün alanlarda reformlar gerçekleştirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, tabii, biliyorsunuz ki bu reformların gerçekleştirilmesi sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi de yoğun bir tempo içerisinde yasama süreciyle bu konuya katkıda bulunmuştur. Yapılan tüm bu kapsamlı düzenlemelere ve sabahlara kadar süren yoğun çalışma tempomuza rağmen, Hükûmetimizin programında yer alan ama henüz hayata geçiremediğimiz pek çok önemli konu da bulunmaktadır. Kamu düzeninin etkin işleyişi açısından ihtiyaç duyulan bu konuların kısa süre içerisinde yasalaştırılması da büyük önem arz etmektedir.

Sayın Başbakanımız, 24’üncü Dönemin AK PARTİ iktidarlarının ustalık dönemi olacağını sürekli vurgulamaktadır. Ustalık dönemi ve 2023 vizyonuna ulaşabilmek için bakanlıkların ve bağlı kuruluşların yeniden yapılandırılması büyük önem arz etmektedir. Burada, sizlerin iddia ettiği gibi, bürokrat arkadaşlarımızı, memurlarımızı ürkütecek, onların özlük haklarını olumsuz etkileyecek hiçbir düşüncemiz yoktur ve asla da olamaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Görevine son vermeyi niye getirdiniz?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - Devlet bakanlıklarının gerek bütçe açısından gerek kurumsal kimlik, tüzel kişilik, temsil açısından yaratmış olduğu sıkıntılar ortada; ki, Komisyonda Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinden Komisyon üyesi bir arkadaşımız da, devlet bakanlıklarının kaldırılarak bunların yerine icrai bakanlıkların kurulmasına kendilerinin seçim bildirgesinde de yer verdiklerini ifade ediyordu. O zaman, buradaki itirazın ne olduğunu anlamak mümkün değil.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mecliste yapacağız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde birlikte yapacağız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Burada yapacağız inşallah.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - Yaparsınız tabii de önce Parlamentoya gelmeniz gerekiyor, önce o kısmı geçmeniz gerekiyor.

RECAİ BERBER (Manisa) – Yetkiyi de alıyorsunuz, daha ne istiyorsunuz?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; önümüzdeki bu kısa süre içerisinde kamu hizmetlerinin hızlı, etkin bir şekilde yerine getirilmesine yönelik ve çok sayıda kanunda değişiklik getiren düzenlemelerin kanunlaştırılmasının Türkiye Büyük Millet Meclisinde mümkün olamayacağı açıktır, 24’üncü Dönem de çalışmalarına ancak ekim ayında başlayabilecek. Bu durumda, yasalaştırılıp yürürlüğe konulması acil ihtiyaç duyulan bu düzenlemelerin Bakanlar Kuruluna verilecek bir yetki çerçevesinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kalfalık belgeniz geçersiz, ustalık belgesi vermeyecek millet size.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - …kanun hükmünde kararname çıkarılması yoluyla gerçekleştirilmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Yetki yasaları ve onlara dayalı yapılan iş ve işlemleri Parlamentoyu askıya almak olarak nitelemek, algılamak tamamen yanlıştır. Meşruiyetini Anayasa’dan alan bir yetkiyi yanlış değerlendirirsek 1971’den bu tarafa görev yapmış olan tüm hükûmet ve başbakanları Parlamentoyu askıya almakla suçlamak durumunda kalırız.

Değerli arkadaşlarım, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisine ilişkin sınırların Anayasa’yla belirlendiği, Anayasa’da sayılan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevler dışında kalan bütün konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin verilebileceği, tasarıda da yetkinin sınırlarının açıkça belirtildiği açıktır. Bu anlamda da bu tasarının Anayasa’ya bir aykırılığının söz konusu olmadığı da son derece nettir. İptale gerekçe olarak buradan öne sürdüğünüz 4588 sayılı Yetki Kanunu’nun iptal gerekçesi kapsamının ve sınırlarının belirsizliğidir…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bununki belirsiz değil mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - …ve bu, gerekçede de net olarak ortaya konulmuştur.

Değerli arkadaşlarım…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bununki de belli değil. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynı değil, aynı değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Aynı değil, aynı değil; çok net bir biçimde orada belirtilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, hepinize bu vesileyle saygılar sunuyor ve bu kanun tasarısının milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın İçli…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Bakanım, biraz evvel konuşmanızda, Anayasa’nın 91’inci maddesi dışında ve 163’üncü maddesi dışında, Hükûmete, kanun hükmünde kararname çıkartabileceğini ifade ettiniz. Anayasa’nın 140’ıncı maddesine göre hâkimlik teminatı vardır. Hâkimlerin özlük haklarına ilişkin kanun hükmünde kararname çıkartabilecek misiniz? Bu bir.

İkincisi: 163’üncü madde de bütçede değişiklik yapılmasıyla ilgili bir düzenleme vardır ama 161’inci maddede bütçelerin kanunla yapılacağına dair amir hüküm vardır. O zaman, bütçeyi de kanun hükmünde kararnameyle düzenleyebilecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Açıklığa kavuşması açısından tekrar soruyorum, “Belki Sayın Bakanın bir açıklaması olur, kayıtlara düşer.” diye. Anayasa 91’e göre, kapsamı, ilkeleri ve amacının belli olması gereken yetki yasasında “Diğer kanun ve kanun hükmündeki kararnameler.” diyerek kapsamı belirsiz hâle getirdiğinizi düşünüyor musunuz? Bu husus bile Anayasa’ya aykırılığı göstermez mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarıda isimleri zikredilen bakanlık, kamu kurum veya kuruluşlarının hangilerinden hangi tür görüşler alınmıştır? Tasarının hazırlanmasında hangi sivil toplum kuruluşlarının görüşüne başvurulmuştur?

Bir de kamu iktisadi teşebbüsleri personel rejiminin düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili düzenlemede hangi amaç güdülmüştür, buradan ne tür personelimiz zarar görecektir?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, tekrar soruyorum: Bu kararnamelerden kaç tanesi Anayasa Mahkemesi tarafından -demin söylediğiniz- iptal edilmiştir, iptal edilmeyenler hangileridir?

Yine bu kadar geniş şekilde alınmış olan kararname hangidir, başlığını okuyabilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…