En son güncellemeler 21 Ocak 2022 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Dönem: 22. Dönem
  • Yasama Yılı: 3
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 31.05.2005
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
DÖNEM: 22

DÖNEM: 22         YASAMA YILI: 3

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 86

 

105 inci Birleşim

31 Mayıs 2005 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Ege Bölgesinin turizm zenginlikleri ile İzmir'in ithalat ve ihracat potansiyeline ve taksici esnafının can güvenliği sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, ülkemizde Mercedes marka otobüslerde meydana gelen yangınlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu'nun, İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

B) Tezkereler ve Önergeler

1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Afganistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/833)

2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/327) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/300)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Üreticilerin TC Ziraat Bankası AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin (2/404) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/301)

C) Çeşİtlİ İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield ve beraberindeki kongre üyelerine Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

V.- ÖNERİLER

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, konuşmasında ileri sürmüş olduğu görüşler nedeniyle konuşması

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)

3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915)

VIII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, IMF'nin Türkiye'nin ekonomik politikaları üzerindeki etkisine ilişkin Başbakandan sorusu Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/5664)

2.- Manisa Milletvekili Nuri ÇİLİNGİR'in, F tipi cezaevinin maliyetine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in cevabı (7/5668)

3.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, TCDD'ye ait kızaklama ünitesinin işletme ihalesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/5810)

4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/5811)

5.- Ankara Milletvekili Mehmet TOMANBAY'ın, EGS Bank hisselerinin Egeser Giyim Şirketine devrine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5871)

6.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TMSF'nin bir firmayla imzaladığı anlaşmanın detaylarının internette yayınlanmamasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5872)

7.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, müze ziyaretçilerine ve elde edilen gelirlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/5885)

8.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, Tekirdağ'daki süt üretimi ve pazarlanmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/5903)

9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, havaalanlarındaki personele,

Kullanıma kapalı havaalanlarına,

İlişkin soruları ve Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM'ın cevabı (7/5908, 5909)

10.- Samsun Milletvekili Musa UZUNKAYA'nın, sporda hakem hataları ve şike iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5912)

11.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, 2004 yılı tüketim harcamalarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Ali BABACAN'ın cevabı (7/5914)

12.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5926)

13.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, bir teknik direktöre karşı yapılan eyleme ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5927)

14.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İlinde gerçekleştirilen yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/5930)

15.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, ABD'nin Diyarbakır'da bir konsolosluk açacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/5958)

16.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan BALANDI'nın, gıda siciline kayıtlı olan ve olmayan işletme sayısına ve denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/5963)

17.- Osmaniye Milletvekili Necati UZDİL'in, Osmaniye İli ve ilçelerinde yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/5964)

18.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, Meclisin denetim faaliyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı (7/5968)

19.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, yabancı sermaye girişine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/5969)

20.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, SSK'nın bazı ilaçlarla ilgili uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESGİOĞLU'nun cevabı (7/5980)

21.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, Diyarbakır-Büyükkadı Köyü Abdioğlu mezrasının elektrik ihtiyacına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/5989)

22.- Diyarbakır Milletvekili Mesut DEĞER'in, İsrail Büyükelçiliğimizin güvenlik sorununa ve yeni bir bina alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL'ün cevabı (7/6018)

23.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Düzce İline yapılacak yatırımlara ve ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Atilla KOÇ'un cevabı (7/6019)

24.- Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, kredi kartları ile yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif ŞENER'in cevabı (7/6020)

25.- Çanakkale Milletvekili Ahmet KÜÇÜK'ün, Çanakkale-Biga İlçesi Kemer Balıkçı Barınağının büyütülüp büyütülmeyeceğine ve balıkçılık sektörünün geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/6050)

26.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, 2003-2004 yıllarında Aksaray İline yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami GÜÇLÜ'nün cevabı (7/6155)

27.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, İzmir Tekel Çamaltı Tuz İşletmesindeki yolsuzluk soruşturmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal UNAKITAN'ın cevabı (7/6168)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 11.00'de açılarak iki oturum yaptı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu Başkanlığının, Komisyon Başkanvekilliğine Çankırı Milletvekili İsmail Ericekli'nin seçildiğine ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;

2 nci sırasında bulunan, Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları (1/969) (S. Sayısı: 851),

5 inci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),

6 ncı sırasında bulunan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Ülkeleri Hükümetleri Arasında Doğal ve İnsanlardan Kaynaklanan Afetlerde Acil Yardım ve Acil Müdahale Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair (1/930) (S.Sayısı: 740),

Kanun Tasarıları, ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;

Ertelendi.

3 üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, Bursa Milletvekili Faruk Çelik, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin, İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz ve Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa ile 193 Milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin (2/435) (S. Sayısı: 894 ve 894'e 1 inci Ek) ikinci müzakeresi tamamlanarak, yapılan gizli oylamadan,

4 üncü sırasında bulunan Kilis Milletvekili Hasan Kara ile 2 milletvekilinin, Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/452) (S. Sayısı: 901) görüşmeleri tamamlanarak, istem üzerine elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan,

Sonra, kabul edilip kanunlaştıkları açıklandı.

31 Mayıs 2005 Salı günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşime 14.12'de son verildi.

İsmail Alptekin

Başkanvekili

 

Ahmet Gökhan Sarıçam

Yaşar Tüzün

 

Kırklareli

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

                                                   II. - GELEN KÂĞITLAR                                             No.: 144

30 Mayıs 2005 Pazartesi

Rapor

1.- Askerî Hâkimler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1033) (S. Sayısı: 916) (Dağıtma tarihi: 30.5.2005) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Ersoy BULUT'un, muz üreticisinin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1547) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

2.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Nevşehir-Kozaklı İlçesindeki SSK Fizik Tedavi Rehabilitasyon ve Kür Merkezi binasının inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1548) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

3.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kemer Devlet Hastanesi ek bina inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1549) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

4.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Finike Devlet Hastanesi Başhekiminin görevinden ayrılma nedenine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1550) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

5.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, AİHM'de görülen türban meselesi ile ilgili davada Türkiye'nin izlediği yaklaşıma ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından sözlü soru önergesi (6/1551) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

6.- İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN'in, Onur Air Şirketine ait uçakların bazı ülkeler tarafından uçuştan men edilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1552) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

7.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Nevşehir-Kozaklı İlçesindeki SSK Fizik Tedavi Rehabilitasyon ve Kür Merkezi binasının inşaatına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1553) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

8.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Kemer Devlet Hastanesi ek bina inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1554) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

9.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya İlindeki TMO'ya ait silolara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1555) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, Erol Evcil isimli şahsın yasadışı faaliyetlerine ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6355) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.5.2005)

2.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Türk-Ortodoks Patrikhanesine tanınan çalışma imkan ve araçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6356) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

3.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, pirinç ithalatına ve üretimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6357) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

4.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, Millî Eğitim Bakanının bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6358) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

5.- Diyarbakır Milletvekili Muhsin KOÇYİĞİT'in, Ermenilerin Azerbaycan'da uyguladığı soykırıma ve sürgüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6359) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

6.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, TÜPRAŞ'ın belli bir kısmının blok olarak satılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6360) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

7.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Fener Rum Patrikhanesiyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6361) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

8.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, vize ve yurt dışı çıkış harcı uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6362) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

9.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik Vakfının kapatılması ve mallarının Hazineye devrine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6363) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

10.- Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın, mahkeme emanet paraları ile icra iflas dairelerince tahsil olunan paraların yatırılacağı bankalarla ilgili genelgeye ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6364) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

11.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, terör örgütü lideriyle ilgili AİHM kararına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6365) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

12.- Ankara Milletvekili Ersönmez YARBAY'ın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun hâkim ve savcılara verdiği disiplin cezalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6366) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

13.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, mahkemeler ile icra ve iflas dairelerince tahsil olunan paraların hangi bankalarda tutulacağını düzenleyen genelgelere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6367) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

14.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6368) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

15.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Gündoğmuş-Çamlıalan Köyü ile Köprülü arasındaki yolun yeniden yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6369) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

16.- Tekirdağ Milletvekili Mehmet Nuri SAYGUN'un, Çorlu'da asayişin sağlanması için güvenlik görevlilerinin artırılıp artırılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6370) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

17.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, trafik ceza tutanağını düzenleyen bir genelgeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6371) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

18.- Ankara Milletvekili Yakup KEPENEK'in, milletvekilleri, yargı mensupları ve yabancı elçilik görevlilerinin trafik suçlarını düzenleyen genelgelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6372) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

19.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, Manavgat Belediye Başkanıyla ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6373) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

20.- Kırşehir Milletvekili Mikail ARSLAN'ın, Hazine arazilerine ve satışına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6374) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bina inşaat ve işgaliye harçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6375) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

22.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, 2002'den itibaren silinen veya affedilen vergi tutarlarıyla ilgili bilgilerin konsolide edilip edilmeyeceğine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6376) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

23.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, TEKEL'e bağlı İzmir Çamaltı Tuz İşletmesi Müdürlüğünün Tuz Yıkama Tesisi ve İyileştirme Yatırımı ihalesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6377) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

24.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, güvenlikli araç satın alacak taksicilerden bir defalık ÖTV ve KDV alınmamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6378) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.5.2005)

25.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, SSK'dan Sağlık Bakanlığına devredilen personelin maaşlarının ödenmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6379) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

26.- Isparta Milletvekili Mevlüt COŞKUNER'in, Isparta Şarkikaraağaç Devlet Hastanesinin uzman doktor ve hemodiyaliz makinesi ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6380) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

27.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Antalya-Serik'teki devlet hastanesi inşaatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6381) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

28.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, İstanbul Koşuyolu Hastanesinin adının değiştirilmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6382) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

29.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, THY'nın, Adnan Menderes Havalimanının doğrudan yurt dışı seferlerine açılması için gösterdiği çabaya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6383) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2005)

30.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, Tekirdağ İli Muratlı ve Şarköy Kültür Merkezi inşaatlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6384) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

31.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, İzmir Resim ve Heykel Müzesinde sergilenmekte olan iki tablonun muzır bulunup kaldırılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6385) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

32.- Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, görev yeri değiştirilen bir öğretmene ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6386) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

33.- Denizli Milletvekili Mehmet U. NEŞŞAR'ın, basına yansıyan bir beyanına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6387) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

34.- Antalya Milletvekili Hüseyin EKMEKÇİOĞLU'nun, doktora için geçici olarak başka üniversitelere giden araştırma görevlileri ile ilgili düzenlemeye ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6388) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.5.2005)

35.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa-Mudanya'da Bayramyeri Parkı ve Kanal Boyundaki çocuk parkından geçen yüksek gerilim hatlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6389) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

36.- Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, mermer işletmelerine ve mermer rezervine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6390) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

37.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, isteğe bağlı sigortalıların sağlık hizmetlerinden yararlanmasına yönelik çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6391) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

38.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, terör örgütüne destek verdikleri iddia edilen Avrupa Konseyi üyesi devletler aleyhine bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/6392) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

39.- Yozgat Milletvekili Emin KOÇ'un, Kral FM'in bazı DJ'lerinin işlerine son verilme gerekçesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdüllatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/6393) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

40.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, THY'nın, Adnan Menderes Havalimanının doğrudan yurt dışı seferlerine açılması için gösterdiği çabaya ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet AYDIN) yazılı soru önergesi (7/6394) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.5.2005)

41.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in, Millî Gençlik Vakfının kapatılmasına ve mallarının Hazineye devrine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/6395) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2005)

42.- Samsun Milletvekili Haluk KOÇ'un, Ziraat Bankasının 2004 yılında yaptığı yönetmenlik sınavına yönelik iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/6396) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.5.2005)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, İslam Özel Sektörünün Geliştirilmesi Kurumunun kuruluş anlaşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5653)

2.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, akaryakıta yapılan zamlara ve ÖTV oranına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5655)

3.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5658)

4.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 2002 yılı itibariyle kişi başına düşen iç ve dış borç miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5659)

5.- Mersin Milletvekili Şefik ZENGİN'in, bazı meslek gruplarındaki kişilere Trafik Ceza Tutanağı düzenlenmesine yönelik genelgeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5660)

6.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, iş takibi için randevu talep eden gazetecilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5661)

7.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Başbakanlık konutu ve merkez binada yapılan tadilata ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5662)

8.- İzmir Milletvekili Hakkı ÜLKÜ'nün, son günlerde yaşanan şiddet olaylarına ve alınan tedbirlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5665)

9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5690)

10.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırım projelerine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5691)

11.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5692)

12.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, milletvekili lojmanlarının ABD vatandaşlarına verileceği iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/5699)

13.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/5700)

14.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/5709)

15.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/5710)

16.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırım projelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/5711)

17.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, SSK hastanelerinin devriyle ortaya çıkan maliyet artışına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5713)

18.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, 2003-2005 yılları arasında tespit edilen iç ve dış borç stoklarına ve faiz ödemelerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5715)

19.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5716)

20.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5717)

21.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırım projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5718)

22.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/5719)

23.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Devlet Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/5729)

24.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın, Mavi Akım Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5737)

25.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, doğalgazın BOTAŞ çıkış fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5738)

26.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5739)

27.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın, mazotun rafineri çıkış ve tüketiciye ulaşım fiyatına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5741)

28.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında vekaleten ve asaleten görev yapan idari personele ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5742)

29.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlindeki yatırım projelerine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5743)

30.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Doğu Anadolu'da kurulan mobil santrallere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5744)

31.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, elektrik piyasasıyla ilgili bir yönetmeliğe ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5745)

32.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, Bursa İlinin kalkınmasına yönelik yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5746)

33.- Kastamonu Milletvekili Mehmet YILDIRIM'ın, Boyabat Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5747)

34.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, kapkaç olaylarına ve alınacak önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5748)

35.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın, Ankara-Çubuk-Akkuzulu Köyünün su ve asfaltlama ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5749)

36.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, Pendik'te fay hattı üzerinde akaryakıt istasyonu kurma izni verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5753)

37.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya merkezdeki bir mesire ormanının turizm alanı ilan edilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5754)

38.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Mavi Akım Projesiyle ilgili zeyilname imzalanıp imzalanmadığına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5769)

39.- Antalya Milletvekili Osman KAPTAN'ın, dış kaynaklı kredilerle finanse edilen projelere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5780)

40.- Manisa Milletvekili Hasan ÖREN'in, askerlik süresi ile ilgili beyanına ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5782)

41.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Eşdeğer İlaç Listesine alınan ilaçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5797)

42.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Acil Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5798)

43.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında vekâleten ve asaleten görev yapan idarî personele ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5800)

44.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT'ün, Basın İlan Kurumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5815)

45.- Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Kalecik İlçesi Göl Köyünün bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5816)

46.- Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in, ticari taksi plakalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5828)

47.- Bursa Milletvekili Mehmet KÜÇÜKAŞIK'ın, Bursa İlinde ticari araçlara getirilen tahdit uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5829)

48.- İzmir Milletvekili Muharrem TOPRAK'ın, diyaliz bölümü mezunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5840)

49.- Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Konya-Doğanhisar İlçesi Devlet Hastanesinin uzman doktor ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5842)

50.- İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı çalışmalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5843)

51.- İzmir Milletvekili Hakkı AKALIN'ın, Ilısu Barajı ihalesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5853)

52.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun, Ordu-Merkez İlçesinin Cumhuriyet Mahallesinde iki kavşakta sinyalizasyon sistemi yapılıp yapılmayacağına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/5854)

                                                          31 Mayıs 2005 Salı                 No.: 145

Tasarı

1.- Belediye Kanunu Tasarısı (1/1038) (İçişleri; Avrupa Birliği Uyum ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.5.2005)

Teklifler

1.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber ile 4 Milletvekilinin; 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/493) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2005)

2.- Hatay Milletvekili Züheyir Amber ile 4 Milletvekilinin; 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/494) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.5.2005)

3.- Bursa Milletvekili Zafer Hıdıroğlu ile 4 Milletvekilinin; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/495) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2005)

4.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün'ün; Türkçenin Kullanılmasına ve Yabancı Dil Öğretimine İlişkin Kanun Teklifi (2/496) (Adalet; İçişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.5.2005)

Tezkere

1.- Cumhurbaşkanlığı 2004 Malî Yılı Kesinhesap Cetvelinin Sunulduğuna İlişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Tezkeresi (3/832) (Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.5.2005)

Rapor

1.- Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/663, 1/738) (S. Sayısı: 917) (Dağıtma tarihi: 31.5.2005) (GÜNDEME)

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

31 Mayıs 2005 Salı

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşimini açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlık Divanına ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.10

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.25

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN - Birinci Oturumda toplantı yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım ve yoklama için 3 dakikalık süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündemdışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri 5'er dakikadır. Hükümet konuşmalara cevap verebilir. Hükümetin konuşma süresi 20 dakikadır.

Gündemdışı ilk söz, İzmir ve Ege Bölgesinin turizm zenginlikleri ve tanıtımı hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'e aittir.

Sayın Ersin, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'in, Ege Bölgesinin turizm zenginlikleri ile İzmir'in ithalat ve ihracat potansiyeline ve taksici esnafının can güvenliği sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması

AHMET ERSİN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, sabahleyin öğrendim, İzmir'in bazı ilçelerinde, Kiraz ve Tire'de, yoğun yağış nedeniyle sel baskınları olmuş; maalesef, 1 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, yaralılar var, tarım ürünleri büyük hasar görmüş. Bu sel baskınında yaşamını yitiren vatandaşımıza Allah rahmet eylesin diyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum ve aynı zamanda, hükümetin, bu sel felaketine uğrayan Kiraz ve Tire'deki vatandaşlarımıza ve çevre köylerdeki vatandaşlarımıza da acil biçimde yardım etmesini bekliyorum, rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Ege Bölgesi, turizm potansiyeli çok büyük olan ve aynı zamanda, ithalat ve ihracatın da yoğun yaşandığı bir bölgemiz. İzmir, bu bölgenin lider ve öncü kenti olarak, gerek turizmde gerekse ithalat ve ihracatta tüm bölgenin sıçrama tahtası.

İzmir ve Ege Bölgesi, kültür turizmi, inanç turizmi, tatil ve sağlık turizminde dünyada eşi olmayan güzelliklere ve özelliklere sahip; ama, ne yazık ki, Ege Bölgesi, turizmde bu kadar güzelliklere sahip olmasına…

BAŞKAN - Sayın Ersin, bir 5 saniyenizi rica ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Genel Kuruldaki uğultudan hatibin konuşması anlaşılamıyor; istirham ediyorum, lütfen…

Buyurun.

AHMET ERSİN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Ne yazık ki, Ege Bölgesi, turizmdeki bu büyük özelliklere sahip olmasına, ithalat ve ihracatın son derece yoğun yaşanmasına karşın, dış dünyaya kapalıdır.

Sayın milletvekilleri, İzmir'in bir havalimanı var; çoğunuz biliyorsunuz, uluslararası Adnan Menderes Havalimanı; İzmir'de olmasına karşın bütün Ege Bölgesine hizmet veriyor; ancak, Türk Hava Yolları, bu havalimanından sekiz yıldan beri yurtdışına direkt uçuş yaptırmıyor. İzmir'deki uluslararası Adnan Menderes Havalimanından yurtdışına direkt sefer, sekiz yıldan beri yok. Türkiye'nin en fazla vergi veren, sanayi ve ticarette en gelişmiş ve dış turizmin en yoğun yaşandığı Ege Bölgesi ve İzmir, Türk Hava Yollarının bu anlamsız tutumu yüzünden içekapanıktır.

Türk Hava Yolları, İzmir'in Adnan Menderes Havalimanından yurtdışına doğrudan sefer yapmamasına hiçde inandırıcı olmayan sudan gerekçeler bulmuş; sözde rantabl değilmiş, sözde yeteri kadar yolcu yokmuş... Nereden biliyorsun diye soruyorum; nereden biliyorsun, denedin mi? Sekiz yıldan beri, İzmir'den yurtdışına bir tane bile olsa uçak kaldırdın mı? Bütün bunları yapmadan, hesabını kitabını yapmadan, bütün Ege Bölgesini gözden çıkaracak biçimde ve cezalandıracak biçimde, üstelik turizmin, ithalatın, ihracatın son derece yoğun yaşandığı bu bölgeden yurtdışına direkt sefer yapılmamasını anlamak mümkün değil. Kaldı ki, Türk Hava Yollarının yarattığı boşluğu, bugün, yabancı havayolu şirketleri dolduruyor. Türk Hava Yolları bunu görmüyor mu?! Başka şirketler, yabancı havayolu şirketleri bu uçuşları rantabl kabul ediyor, yeterli sayıda yolcu var diye buralardan direkt uçuşlar yapıyor da, Türk Hava Yolları bunu niçin yapmıyor?! Dahası, İzmirlilere ve Egelilere, hatta yurtdışından gelen turistlere İstanbul Havalimanında çile çektirmek, süründürmek, bunlar hiç yakışıyor mu değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, Ege Bölgesinin hükümette iki temsilcisi var. İzmir ve bölgenin köklü ve saygın gazetesi Yeni Asır, günlerce bu saçmalığı yazdı. Bakın, değerli milletvekilleri, sekiz yıldan beri yazıyor, Türkçe yazdı anlatamadı derdini, bu kez İngilizce anlatıyor; oradaki sorunu duyurabilmek için İngilizce anlatıma başladı. Bu durum, hiç Ege Bölgesine yakışmıyor, İzmir'e yakışmıyor, Türkiye'ye yakışmıyor.

(Mikrofon Otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ersin.

AHMET ERSİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şimdi, bölgenin hükümette iki bakanı var. Birisi, çok şükür, Turizm Bakanı; ama, sekiz yıldan beri devam eden bu yayınlar, yaşanan bu sıkıntı ne yazık ki, ne hükümette ne de bölgenin temsilcisi olan bakanlarda bir cevap bulmuyor; soruna bir çözüm bulamıyorlar. Yaşanan bu sıkıntıyı, İzmirlilerin, Egelilerin yıllardan beri dillendirdiği bu çığlığı sağır sultan duydu; ama, bunlar duymadılar.

Değerli milletvekilleri, bir diğer sorun: Turizm deyince akla taksiciler gelir. Turizm ve taksi birbirini tamamlayan unsurlardır. Taksicilik, doğumdan ölüme kadar insanlara hizmet veren, turizmin gelişmesinde önemli katkısı olan bir meslek grubudur; ancak, taksicilerin çok önemli bir sorunu var; ailesini geçindirmek için çalışan taksiciler, bugünlerde can derdine düştüler; çünkü, özellikle, geceleri, hapçı, tinerci ve gaspçıların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ersin, 1 dakikalık süre daha ilave ediyorum; lütfen konuşmanızı bitirir misiniz.

Buyurun.

AHMET ERSİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

…birinci ve kolay hedefi durumundalar. Müşteri olarak taksisine bin, ücra bir köşede durdur, boğazına bıçağı daya, parasını al, ekmek teknesini al; yöntem bu, eğer direniyorsa ya da zevk için canını da al. Bugüne kadar 100'ün üzerinde taksici bu yolla yaşamını yitirdi ve artık ölmek istemiyorlar, güvenlikli araç almak istiyorlar; ama, devlet, yaşamak için güvenlikli araç almak isteyen taksiciden yüklü miktarda ÖTV, KDV istiyor; yani, ya vergi ya hapçı ya tinerci diyor. Devlet, taksiciye kırk katır mı, kırk satır mı tercihini dayatıyor. Maliye Bakanımız, maalesef, bu vergileri almakta ısrar ediyor. Zaten zor geçinen taksici ÖTV, KDV'yi nasıl ödesin? Bir kereye mahsus bu vergiler alınmazsa Maliye batar mı değerli arkadaşlarım?!

Değerli Maliye Bakanımıza sesleniyorum: ÖTV'n, KDV'n batsın, inadı bırak artık, insanların yaşamı üzerinde inatlaşma olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ersin, lütfen, teşekkür eder misiniz…

Buyurun efendim.

AHMET ERSİN - Teşekkür ediyorum, bitiriyorum.

Bu inadın yüzünden yaşamını yitirecek taksicilerin sorumlusu siz olursunuz ve taksiciler bundan sonra "Katil Kemal" diye slogan atarlar, bilginiz olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ersin.

Gündemdışı ikinci söz, ülkemizde meydana gelen Mercedes otobüsü yangınları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Musa Uzankaya'ya aittir.

Sayın Uzunkaya, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

EYÜP FATSA (Ordu) - Daha önce konuşmuştunuz…

2.- Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, ülkemizde Mercedes marka otobüslerde meydana gelen yangınlara ve alınması gereken önlemlere ilişkin gündemdışı konuşması

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, gündemdışı olarak -Sayın Başkanvekilimizin söylediği gibi, daha önce konuştunuz ama, niye konuşuyorsunuz dediği- malum gündem, yanan Mercedes olayları üzerinde gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 18 Şubat 2003 tarihinde, Yüce Parlamento, bu meseleyi bir daha burada enine boyuna görüştü; ama, sonuç alacak adımları atamadığı için, maalesef, hem Mercedes olayları hem yangın olayları… Hem de yanan sadece Mercedesler değil, hanümanlar, gönüller, ailelerin yandığı bu olayda bir sonuca ulaşamadık.

Hani, bizim Karadenizli mezar taşına yazdırmış: "Hastayım dedum inanmadunuz, eliyrum dedum inanmadunuz; bakın şimdi ne oldi?"

Değerli arkadaşlar, ne oldu biliyor musunuz; bizim o gün ortaya attığımız veya var olduğu konusunda o gün birkısım yargı organlarının da, teknik adamların da, bilim adamlarının da söylediği Mercedes adı ile kısaca özdeşleştirilen 403 Mercedeslerle alakalı yangınların daha çok çıkış sebepleri olarak ifade edilen depoların ön lastiğin önünde bulunması hadisesi, o gün Meclis tarafından araştırma komisyonunun gündemi olarak kabul edilmedi; ama, bugün, işte o Karadenizlinin fıkrasında, hikâyesinde olduğu gibi, Mercedes, son 2005 yılında çıkardığı Mercedes Travago diye adlandırılan 54 kişilik otobüslerinde, akaryakıt depolarının, mazot depolarının depo olarak kalitesini geliştirdi -bizzat, iki akşam önce bu arabayla yaptığım bir seyahatte detaylarını da izleme fırsatım oldu- arka kesime, işte, şu görülen bölüme depoyu aktardı, yalıtım sistemini daha olumlu hale getirdi, yetmedi, 13 000 metre uzunluğundaki elektrik donanımını 3 000 metreye düşürerek, elektrik donanımından kontak yapabilme tehlikesini de, aşağı yukarı, dörtte 1'e düşürmüş oldu; 13 kilometreden 3 kilometreye düşürdü.

Değerli arkadaşlar, bunun anlamı şudur: Depo yalıtımının güçlü hale getirilmesi, büyütülerek arkaya çekilmiş olması, elektrik donanımının daha olumlu hale getirilmesi, zımnî olarak, daha önceki burada var olan iddianın… Bu iddia, ne İpek Turizmin sahibi Sayın Derviş Binboğa'nın ne Sayın Atilla Kart'ın ne de Sayın Musa Uzunkaya veya bir başka milletvekilinin sorunu değil, bu, Türkiye'nin sorunuydu ve bugüne kadar 450 civarında otobüs yandı arkadaşlar. Eğer, değer olarak alırsanız ele, milyarlarla ifade edilecek dolarlara baliğ olan bir malî külfet. 300'e yakın insan öldü, trafik kazaları anında yanarak öldü. Yanarak ölmek… Hani, şairin dediği gibi: "Sen aşk nedir bilir misin, sevdaya tutuldun mu/ Düştün mü Leyla diye Mecnun gibi çöllere." Allah kimsenin başına vermesin. Siz yanarak ölmek nedir biliyor musunuz? O yangını yaşayanlara bir soruverin. 300'e yakın insan yanarak öldü, bunların 17'si de benim Samsun Havza Bölgesinde. İlk defa bu olayın cereyan ettiği tarih, biliyorsunuz, 24.10.1997; Karapınar yakınlarında 49 kişi hayatını kaybetti, her biri gencecik terütaze fidanlarımızdı.

Değerli arkadaşlar, o günden bugüne ve ondan öncesi itibariyle, esasen, trafik kazalarında çok insan kaybediyoruz. Az önce değerli arkadaşımız burada taksicilerle alakalı derdi dile getirdi, hakikaten, 100 civarında taksicinin öldürülmesi ne korkunç bir cinayetse, eğer, bizim ihmalimizden kaynaklanan bir ölüme, tesebbüben katil dediğimiz; yani, sebebiyetle, ölüme sebep olmaktan kaynaklanan herhangi bir nedenle bugüne kadar bu ölüme seyirci kalınmışsa, korkarım ki, bu sebebiyet verenler içerisinde Parlamentomuzun 18 Şubat 2003 tarihinde kabul etmesini umduğumuz o günkü araştırma önergemiz eğer kabul edilmiş olsaydı, o günden bugüne yanan takriben 100 tane otobüs ve içinde kaybolan canların heder olmasının önüne belki geçebilirdik.

Bunun, ne yabancı sermayenin bu ülkeden kaçışına… Mercedes için bir onur kaybı değil, işte düzeltti arkadaşlar, depo şurada, 600 litrelikti, 750 litre oldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Uzunkaya.

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - …yalıtımı çok daha olumlu hale getirildi; az önce de arz ettiğim gibi, elektrik donanımı, şebeke 13 000 metreden 3 000 metreye düşürüldü. Bu, bir zımnî kabuldür. Peki, biz, bunu o gün görüşseydik de, hemen arkasından, efendim, tazminat mı doğardı?.. İnsafla bakalım olaya, doğarsa bunu ödemek de mesullerinin görevi olmalıdır tabiî. Ben, bugünden itibaren hukukçuları, yargı sistemimizi, bu konuyu takibe almaya, zorunlu bir vazifeleri olduğunu düşünerek, davet ediyorum; bu milletin kürsüsünden davet ediyorum. Eğer, gerçekten, burada bir ihmal varsa, bir hata varsa… Geçmişte, Mercedes, C serisi otomobillerinde birkısım teknik arızalardan dolayı bu araçları topladı, zaman oldu BMW topladı -basına intikal ettiği için burada tezekkür etmemde mahzur yok- Citroen topladı… Teknik arızalar olabilir; herhangi bir sisteminde, fren sisteminde, balata sisteminde debriyaj sisteminde… Nitekim, bu nedenlerle geçmişte toplatılan araçlar oldu; ama, bugüne kadar, eğer, bu teknik aksaklık ölümlere sebep olmuş, millî servet heder olmuşsa, hele hele insan hayatına mal olmuşsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, lütfen…

MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Bunun, tekrar ediyorum, herhangi bir kişinin… Yani, ben, Sayın Derviş Binboğa'nın bu konu üzerinde ısrarla durmasını tebrik edilecek bir olay olarak görüyorum. Bir vicdan azabı çekiyor. Bütün milletvekillerine, hepimize mektup yazdı: "Eğer benim otobüsümün yanmasında benim bir hatam varsa beni Meclisin önünde idam edin" diyor; ama, yoksa, suçlu kimse ortaya çıkarılsın. Otobüsünün yanması değil, içinde yanan 49 kişinin hayatı, her vicdan sahibi gibi bu insanın da vicdanını kanatmış bir hadisedir.

Değerli arkadaşlar, Yüce Meclisin üzerine bu konuda ciddî görevlerin düştüğüne inanıyorum. Bunu yeniden gündeme taşımış olmamın sebebi, Mercedes Travagolardaki düzeltilme hadisesidir. Ben, Mercedesi bu düzenlemeden dolayı kutluyorum, tebrik ediyorum.

Bundan sonra hiçbir otobüsümüzün yanmaması, hiçbir canın heder edilmemesi temenni ve dileğiyle, bu konu üzerinde Meclisimizin daha aktif vazife alacağına inanıyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.

Gündemdışı üçüncü söz, İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Faruk Anbarcıoğlu'na aittir.

Sayın Anbarcıoğlu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Faruk Anbarcıoğlu'nun, İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul'un fethinin 552 nci yıldönümü sebebiyle söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul'un fetholunmasıyla beraber, sadece fethi yapılan Bizans değildir, surların içindeki Bizanslıların da gönülleri fethedilmiştir. Fetihle yıkılan sadece Bizans'ın surları değil, karanlık kalpler, karanlık vicdanlar ve karanlık duygular içindeki Bizans yıkılmıştır. Bir tarih böylelikle tarihin derinliklerine gömülmüş, aydınlık bir çağa, adalet ve hakkaniyetle yürünülecek ilim, irfan ve ahlak çağına kutlu bir yürüyüş başlamıştır. Bugün barış adına savaştıklarını savunanlara, "kimyasal silah üretiyorsunuz" diye masum insanların üzerinde son ürettikleri kimyasal silahları deneyenlere, akıldan, vicdandan, insanlıktan uzak, çağımızın maddî güçlerini elinde bulunduranlara hatırlatmak isterim ki, gönüller sultanı Yüce Peygamberimiz "İstanbul elbet bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir" diyerek, savaşacak askerlerin vahşilikten, barbarlıktan, zulümden uzak insanlar olacağını yüzyıllar öncesinden müjdelemiştir.

Öyle bir fetih ki, baştan sona sanki mucizelerin yarıştığı, birbirine karıştığı bir fetihtir. Tophane sırtlarından Kasımpaşa'ya kadar kızaklar döşeniyor, gemiler denizden değil, karadan denize yürütülüyordu.

Öyle bir fetih ki, başında 21 yaşında Sultan Mehmet'in olduğu bir ekip, dönemin en büyük toplarını hatta bugünün havan toplarını döküyordu.

Öyle bir fetih ki, tekerlekli kuleler üzerinde Bizans'ın surları dövülüyor, 400 parçadan oluşan bir donanma inşa ediliyor, Turhan Bey komutasındaki donanma, Mora tarafından gelecek olan yardımları engelliyordu.

Öyle bir savaş ki, daha 22'sinde olan; ama, daha önce 22 defa kuşatılan İstanbul mutlaka alınacaktı. Genç Sultan " ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul'u alırım" diyerek, gençliğinden bu yana bu düşle yatıp kalkmaktadır.

Öyle bir savaş ki, bir yanda manevî fatihler, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan Paşa, Ahmet Paşa ve Fatih'in hocası Akşemseddin; diğer yanda, devrin mühendislerinden Nusrettin Efendi, Sarıca Sekban, top ustası Macar Urban; yüreklerinde barbarlıktan ve zulümden uzak, hiçbir eser bulunmayan 200 000'e yakın asker.

Bizans'ın haliyse, bu durumda, içler acısıdır; hak ve adalet ayaklar altında kalmıştır; her yerde rüşvet yaygınlaşmış, halkın, gerek Konstantin'e gerekse askerlerine olan inancı, güveni kalmamıştır. Şehirdeki Katolik ve Ortodokslar, aralarında çok ciddî mezhep ve görüş ayrılıklarına düşmüşler, bu durumdan ıstırap duyan halk "artık, Hıristiyan külahı görmektense, Osmanlı sarığını görmeyi daha yeğleriz" demişlerdir. "Bu gidişle, Osmanlılar bizi almadan, korkarım ki, biz içten içe çökeceğiz" diyen ilim adamlarını, Konstantin birer ikişer meşhur Yedikule zindanlarına atmaktadır. Sultan Mehmet, tüm hazırlıklarını bitirince Konstantin'e haber gönderir. Bütün bu olumsuzluklardan… Kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini ister. Çünkü, amaç, kan dökülmesi değil, şehrin fethedilmesi, gönüllerin fethedilmesidir; çünkü, amaç, şehirlerin incisi olan İstanbul'u çapulcuların elinden kurtarıp tüm insanlığın hizmetine sunmaktır. Fakat, Bizans'tan olumsuz cevap gelir; savaşa hazır olduklarını söylerler.

53 gün süren kuşatmanın neticesinde 21 yaşındaki genç padişah artık huzursuzluk duymaktadır. Bir gün ağlayarak hocası Akşemseddin'e gelir ve "Hocam, himmet buyurun, artık şu fetih müyesser ola" der. Akşemseddin hazretleri uykuya dalar, rüyasında Eyüp Sultan hazretlerinin kabri kendisine gösterilir. Bu, apaçık İstanbul'un fetih müjdesidir. Geceyarısı 21 yaşındaki öğrencisi Sultan Mehmet'i çağırır "evladım, fetih hazırlığı artık tamama ermiştir. Bu sabah namazından sonra artık fetih için gereken şartları yerine getirin" der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK ANBARCIOĞLU (Devamla)- Surlar bu son hücuma dayanamaz. Ulubatlı Hasan adındaki yiğit, yanındaki 30 neferle beraber surlara tırmanır. 18 yiğit orada şehit olur. Bir elinde kılıç bir elinde sancak surlara çıkan Ulubatlı Hasan son nefesini orada verir. Sultan Mehmet, Ulubatlı Hasan'ın başucuna gelir, fatihalar okur "eğer Sultan Mehmet olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim" der. Artık Sultan Mehmet, Fatih olmuştur. Önde hocası Akşemseddin, arkasında kendisi olmak üzere, Bizans'tan içeri girerler. Halk, üzerlerine güller, karanfiller atar. Herkes Akşemseddin'i Sultan zannederken, o, arkasındaki gencecik delikanlıyı gösterir "işte padişah odur" der. Ecdadımızın ilme verdiği çok önemli bir göstergedir bu olay. Sultan Fatih, önünde diz çöken halka "ayağa kalkınız, herkes yaşantısında, dininde özgürdür, serbesttir, hürdür, ibadethanelerinize gidin, dilediğiniz gibi ibadetinizi yapın" der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Anbarcıoğlu, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

FARUK ANBARCIOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Yedikule Zindanlarına atılmış olan Bizanslı ilim adamlarını derhal serbest bırakarak hürriyetlerine kavuşmalarını sağlar. İstanbul'un fethiyle, Haliç'e çekilen zincirlerden önce gönüllerdeki zincirler kırılmış, yıkılmaz zannedilen Bizans surları yıkılmış; ama, her şeyden önemlisi, Bizans'ın bütün kalpleri fethedilmiştir.

Bu fetih ve diğer bütün fetihleri gerçekleştiren aziz ecdadımızın önünde hürmetle eğilir, ruhları şad olsun der, Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Anbarcıoğlu.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Başbakanlığın, Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler ve Önergeler

1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Afganistan'a yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/833)

                                        30.5.2005                               

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 20-21 Nisan 2005 tarihlerinde Afganistan'a yaptığım resmî ziyarete ekli listede, adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                        Recep Tayyip Erdoğan

                                         Başbakan

                        Liste

Ömer Çelik                                      Adana

Mahmut Koçak                                                     Afyonkarahisar

Egemen Bağış                                  İstanbul

İdris Nami Şahin                                                       İstanbul

Nezir Büyükcengiz                                           Konya

Ömer Kulaksız                                                                Sivas

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, bir siyasî parti grubunun katılmaması nedeniyle toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                  İrfan Gündüz

                                           İstanbul

                        AK Parti Grubu Başkanvekili

Grup Önerisi:

31.5.2005 Salı günkü birleşimde Sözlü Sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek, bu birleşimde de kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi; 1.6.2005 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi; gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 274 üncü sırasında yer alan 915 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına, 30.5.2005 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan 916 sıra sayılı Askerî Hâkimler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden, 4 üncü sırasına alınması; 5 inci sırada yer alan 741 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 209 uncu sırasında yer alan 858 sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 250 nci sırasında yer alan 879 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 270 inci sırasında yer alan 911 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 199 uncu sırasında yer alan 839 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 249 uncu sırasında yer alan 878 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına alınması, sıralarının buna göre teselsül ettirilmesi; Genel Kurulun 31.5.2005 Salı günü 14.00-23.00, 1.6.2005 Çarşamba günü 14.00-23.00, 2.6.2005 Perşembe günü 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi ve Genel Kurulun 7.6.2005 Salı günü saat 14.00'te toplanması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin lehinde Adana Milletvekili Sayın Recep Garip; buyurun.

RECEP GARİP (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu hafta çok yoğun bir şekilde çalışmamız gerekiyor; çünkü, bir ay sonra, 1 Temmuz itibariyle, hep beraber tatile gireceğiz, bölgeye dağılacağız, insanlarımızla karşı karşıya geleceğiz. Dolayısıyla, Meclis tatile girmeden önceki süreç itibariyle çıkması gereken, yasalaşması gereken kanunlarımız var, hazırlıklar var. Bunların üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Özellikle, Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısı, uygulamaya konulmasıyla, devletin prim desteğiyle bugüne kadar sigorta edilemeyen sel, kuraklık, don gibi riskler sigorta kapsamına alınacaktır. Sorumlu kuruluşun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğu gibi bu sistemde mevcut uygulamayı geliştirecek şekilde kurulması düşünülen havuzda primlerin toplanması ve hasar ödemelerinin havuz tarafından doğrudan çiftçiye yapılması öngörülmektedir. Şimdi yaz dönemindeyiz ve kış dönemine girmeden mutlak surette bu kanun yasalaşmalı ve bu konudaki havuz birikimi sağlanmalı ve gerekli olan bu tür sıkıntılarda çiftçimize gerekli olan destekler verilebilmelidir. Bu nedenle, mutlak surette böyle bir çalışmanın yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Tarım Sigortaları Kanununun uygulamaya konulmasıyla, devletin prim desteği sağlanacak ve bugüne kadar sigorta edilemeyen sel, kuraklık, don gibi riskler sigorta kapsamına alınacaktır. Sorumlu kuruluşun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğu bu sistemde mevcut uygulamayı geliştirecek şekilde kurulması, düşünülen havuzda primlerin toplanması ve hasar ödemelerinin havuz tarafından doğrudan çiftçiye yapılması öngörülmektedir.

Sigorta hizmetleri havuza üye sigorta şirketleri tarafından aynı esaslarla yürütülecek ve Hazine Müsteşarlığı tarafından denetlenecektir.

Değerli dostlar, bugün Türkiye'de tarım sigortaları uygulamalarında, poliçe düzenlemeleri, risk inceleme, hasar organizasyonları, risk haritaları hazırlama, raporlama ve tarım sigortaları vakfı veri bankasına kadar uygulamanın her noktasındaki otomasyon sisteminin, henüz, Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda mevcut olmadığı bilinmektedir. Türkiye'nin bu konuda Avrupa Birliğiyle uyumu son derece kolay olabilecektir. Henüz ekili alanların en fazla yüzde 1'inde yürütülen bu çalışmalar Tarım Sigortaları Kanununun yürürlüğe girmesiyle sel, kuraklık, don gibi sıkıntılarda sigortaların uygulanmasının başlamasıyla ve talep patlaması olduğunda, sistemin çekirdeğini oluşturmuş olacak. Dolayısıyla, bu tür hazırlıklar, mutlak surette, bir tarım ülkesi olan ülkemizin, mutlaka, bu sıkıntıların da önleminin alınması konusunda, biraz ivedi davranmamız gerekiyor. Bunun için, bu tasarı gelmektedir.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu Tasarısıyla ilgili konuda ise, tasarının kanunlaşmasıyla, her ilde toprak koruma kurulu oluşturulacak, en uygun tarımsal arazi parsel büyüklükleri belirlenecek, arazi kullanımı planları yapılacak, tarımsal amaçlı arazi kullanım plan ve projeleri hazırlanacak, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı sınırlandırılacak, amaçsız yere kullanılmayacak ya da bir sınır getirilecek, toprakların erozyon yoluyla kaybını azaltmak amacıyla önlemler alınacak, toprak kirliliği önlenecek, gerekli görülen yerlerde arazi toplulaştırılması ve dağıtımı gerçekleştirilebilecektir. Bu çalışmaların, mutlak surette, yapılabilmesi için, Türkiye'nin yeniden imar edildiği, mamur hale getirildiği, yeniden şekillendiği bir dönemde, mutlak surette, bu yasal düzenlemelerin bir an evvel derlenip toparlanması, hazırlanması ve hayata geçirilmesi gereğine inanmaktayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısında ise, tasarının gerekçe metni şöyle: Ağırlıklı olarak ve özetle, tarihî kent merkezlerinin, kültürel ve mimarî özellikleri gözetilerek yenilenmesi ve yıpranmış olan bu bölgenin, altyapı ve diğer donanımlarla da desteklenerek yeniden yaşama dönüştürülmesini öngören, bu anlamda, kentsel kimliğe ve değerlere duyarlı beklentiler içinde, çekici olabilecek ifadeler içermektedir; yani, tarihî kentlerin, kent merkezlerinin dünden bu yana şekillenmiş tarihî misyonunu, kimliğini, vizyonunu, bir şekliyle insanımıza aktarabilen, dünya insanıyla paylaşabilen bir medeniyet zinciri içerisinde olması gerektiğini ve kentin, tarihsel dokusunu kaybetmeden, kaybedilmiş, yıpranmış birtakım dokular varsa, bu dokuların onarılması ve mutlaka, gelecekteki kuşaklara tarihsel bu bilgimizi, bu bilgimizi, bu birikimimizi, bu medeniyet zincirimizi aktarmak gibi bir mecburiyetimizin olduğu kaçınılmazdır, kaçınılmaz mecburiyetimizdir. Dolayısıyla, buradaki tarihsel kentlerin kent bilgisinin, kent donanımının yeni dünyayla barışık hale gelmesi ve yeni yapılanma içerisinde kendi tarihsel misyonunu kaybetmeden, tarihî anıtlarımızın ve mimarî üsluplarımızın, bugün, hayatımızın birçok tarafında eksik olduğunu bilmekteyiz. Bunların da telafi edilmesi ve bir an evvel hayatımıza geçirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Hatta, İstanbul'daki Süleymaniye ve Zeyrek gibi, yıllardır özel yasalarla kurtarılmayı bekleyen ve UNESCO gündeminde yer alan tanınmış semtler de örnek gösterilerek, tasarının önemi güçlendirilmektedir; yani, Süleymaniye'deki Osmanlı mimarisiyle ilgili o tarihsel dokümanların, aynı şekliyle diğer kentlerimiz de -Bursa gibi, Kayseri gibi, Konya gibi, Adana Tepebağ evleri gibi- bu kapsamda ele alınmalıdır. Bütün bunlara bakıldığı zaman, tarihî kent merkezlerinin mutlak surette onarılması ve bu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanunu Tasarısı doğrultusunda ele alınması gerektiğini belirtmek istiyorum.

Tasarıyla, genel anlamda bakıldığı zaman, bütün bu yapılanma içerisinde, tarihsel gelişimimiz, bizim çok ciddî uygarlıklara beşiklik yapan Anadolu insanının mutlak surette dünya devletleriyle buluşması ve dünya ülkelerindeki turistlerin ülkemizde kendileriyle özdeşleştirdikleri tarihsel dokulardan da mutlaka faydalanmaları gerektiği konusunu da gözardı etmememiz gerekiyor.

İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinde ise, teklifin geneline bakıldığı zaman, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile icra suç ve cezaları açısından bir uyumlaştırma yapılmaktadır. Yine, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunuyla paralel bir şekilde Türkçe diline uyum sağlanmakta; yani, İcra ve İflas Kanununun söz konusu maddelerinin dili sadeleştirilmektedir. Yani, dünkü dilimizin mutlak surette muhafaza edilmesi; ama, bugün kullanmış olduğumuz Türkçemizle de anlaşılır hale getirilmesi gerektiğini vurgulamaktayız.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki suçların karşılığı olan hapis cezalarına uygun olarak İcra ve İflas Kanunundaki hafif hapis cezası kaldırılmakta, icra suçlarına karşılık olarak hapis cezası kavramı konulmaktadır. Teklifte, idarî para cezası ile hapis tazyiki müesseselerinin, Kabahatler Kanunuyla, yine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunuyla aynı paralelde düzenlendiğini burada görmekteyiz.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yine Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri de gündemimize gelmektedir. Bu konuda ise teklife şöyle bakmak lazım: Diğer sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunan kişilere tanınan yurt dışında tedavi imkânının, Bağ-Kurlulara ve tarım Bağ-Kurlularına da tanınması amaçlanmaktadır, bunun sağlanması için bu tekliflerimiz gelmektedir.

1479 sayılı Kanuna eklenen maddeyle, Bağ-Kur, sigortalı ve hak sahiplerinin, yurt içinde tedavisi mümkün olmayan hastalıklarının yurt dışında tedavi edilmelerine imkân sağlanmaktadır. Bu teklifi, Trabzon Milletvekilimiz Cevdet Erdöl Bey ve arkadaşlarımız vermişlerdir. Elbette ki, bu konu mutlak surette savunulması gereken, gerçekleştirilmesi gereken çalışmalardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Garip, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

RECEP GARİP (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Yurt içinde tedavinin mümkün olmadığının tespitinde, Sağlık Bakanlığınca yetkili kılınan hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenecek raporlar esas alınacak ve yurt dışında tedavinin süresi altı ayı geçemeyecektir; ancak, yurt dışında tedavi yapan hastanelerin önerisi üzerine, Sağlık Bakanlığı yetkili hastanesinin onayıyla, altışar aylık dilimler halinde, iki yılı aşmayacak şekilde tedavi imkânı sağlanabilecektir. Mutlak surette, buna da imkân sağlanmalıdır.

Lisanslı harita, kadastro Mühendislik Bürolarının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarımız var. Bununla ilgili de, mevcut hukukumuza göre ve uygulamada taşınmaz mallara ilişkin kamu hizmeti görülürken de, kadastro öncesi sınırlandırma haritaları ile kadastro sonrası değişiklik hizmetleri kapsamında tescile konu harita yapımını gerektiren işlerde, serbest çalışan harita mühendisi, harita kadastro mühendisi veya jeodezi ve fotogrametri mühendislerince açılan bürolardan yararlanılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Garip, teşekkür konuşmanızı yapar mısınız lütfen.

Buyurun efendim.

RECEP GARİP (Devamla) - Son cümlelerimi söylüyorum Sayın Başkanım.

Çok teşekkür ediyorum.

Ancak, bu unvanlara sahip kişiler ile bunların açmış oldukları büroların kapsamlı biçimde sorumluluklarını belirleyen yasal bir düzenleme, bugüne kadar yapılamamıştır.

Dolayısıyla, bütün bu önerdiğimiz, konuştuğumuz tasarılar ve gündeme almış olduğumuz konular, mutlaka, bu hafta ve bu ayın içerisinde yetiştirilmesi gereken çalışmalardır.

Dolayısıyla, bu haftaki gündemimizin bu şekilde belirlenmesi gerektiğine inanıyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyorum.

Elbette ki, bu yasa tasarılarını destekleyeceğiz.

Yeniden, herkese saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Garip.

Lehte, İstanbul Milletvekili Sayın İrfan Gündüz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, Meclisimiz, bu dönem yoğun bir çalışma temposu sergiledi; iktidarıyla muhalefetiyle, geceli gündüzlü çalıştığımız günler oldu, sabahlara kadar süren mesaimiz oldu. Emeği geçen herkesi, buradan, özellikle tebrik ediyorum.

Dolayısıyla da, 30 Haziranda da, eğer nasip olursa, Meclisimizi tatile sokacağız. Tabiî, tatile girmeden önce, yine bu Meclisin ve hükümetin toplumun karşısına çıkacağı, mutlaka çıkması gereken bazı yasalar var. Bunlardan bir kısmı Avrupa Birliği hazırlığıyla ilgili, bir kısmı Türk ceza kanunlarıyla ilgili, bir kısmı toplumsal talebin gereği olarak... Bu yasaların çıkması lazım. Dolayısıyla da, biz, bu çıkması gereken yasaları 30 Hazirana kadar bitirip, 30 Haziranda da milletin karşısına yüzakıyla çıkmayı düşlüyoruz. Dolayısıyla da, bizim bu teklifimizde, bir defa, Türk Ceza Kanununun yürürlük tarihinin 1 Hazirana tehirinin esas gerekçelerinden birisi, bazı yargı kurumlarının talebi üzerine İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapılması ve bu kanunun yeni uygulamaya girecek olan Türk Ceza Kanununa adaptesiyle ilgili. Tamamen teknik bir kanun; çıkması gerekliydi 1 Hazirana kadar. O yüzden bunu gündemimize aldık.

Arkasından, Askerî Hâkimler Kanununda bir değişiklik var. Millî Savunma Bakanlığı adına ya da Millî Savunma Bakanlığından burslu olarak okumuş ya da dışarıdan sivil olarak hukuk fakültelerini bitirmiş, ama, sonra Millî Savunma Bakanlığına geçmiş personelle ilgili, bunların askerî hâkimlik sınavına girmesine imkân tanıyan bir yasal düzenleme. Arkasından, bir uluslararası sözleşme ve dördüncü de -ki, bu çok önemli bir yasa- yurt içinde tedavi imkânı bulamayan SSK'lılara böyle bir imkân tanınmıştı; dolayısıyla, şimdi, Bağ-Kurluya da, isteğe bağlı, gönüllü tarımsal sigorta kapsamında bulunan kişilere de yurt içinde tedavi imkânı bulunmadığı takdirde yurt dışında tedavi imkânı getiren bir yasa.

Tabiî, çalışma saatlerimiz, salı ve çarşamba 14.00-23.00, perşembe günü de 14.00-20.00. Önümüzdeki salıyı da yine 14.00'te başlatma düşüncesiyle, böyle bir teklifimiz var.

Çarşamba günü görüşülmesi planlanan yasa tasarıları içerisinde, yine, iktidarıyla muhalefetiyle, komisyonlarda mutabakat sağlanmış bir Tarım Sigortaları Kanunu ki, toplumumuz bunu bekliyor. Hele bugünler, görüyoruz, sel felaketleri, yurdun değişik bölgelerinde doluya maruz kalan bölgeler... Burada tarımsal ürünleri hasarla karşılaşan çiftçilerimizin artık don, kıtlık, kuraklık gibi sebeplerle, sel felaketi gibi tabiî afetlerle mağdur olmaması, mağduriyetlerinin giderilmesi yönünde hazırlanan bir yasal tasarı; bunun çıkması lazım.

Kentsel dönüşümle ilgili bir yasa tasarısı ki hem gecekondulaşmayı ortadan kaldırmak hem de özellikle illerimizi tarihî dokusuna uygun, tarihî eserleri restore ederek, efendim, gecekondulaşmayı ortadan kaldırıp çağdaş bir kente dönüştürmek üzere bir altyapı hazırlığı babında bu yasanın çıkması gerekliydi. Nasip olursa eğer, hükümetimizin planı, 2006 yılının sonuna kadar Türkiye'nin bütün kadastro işlemlerinin ikmal edilmesini hedeflemiş; ama, bizim genel müdürlüğümüz, mevcut personeliyle bunu yapmanın zor olduğunu... Dolayısıyla, onların özel kadastro bürolarından hizmet alımına imkân veren bir yasa tasarısı. Sonra, toprak koruma ve arazi kullanımı, ardından da esnaf yasa tasarısı...

Bütün bunların, gerçekten, toplumsal yarar açısından çıkmasının gerekliliğine inandığımız için, aynı zamanda da, 30 Hazirana çıkması gereken yasaları çıkarmamız zaruretinden dolayı, böyle bir çalışma planını ve bu kanunların yasal çerçevede, zamanında gündeme taşınmasını istediğimiz için, böyle bir teklif verdik.

Bu teklifimize sizden destek bekliyor, hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.

Önerinin aleyhinde, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan; buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Meclisin açıldığı ilk gün olan salı günleri, yine, mutat veçhile, bir grup önerisi karşımızda. Her hafta salı günü böyle grup önerileri Meclis gündemine geliyor; salı günü bu önerinin lehinde konuşan arkadaşlarımız, o hafta içerisinde niçin böyle bir program yaptıklarını, bu hafta içerisinde hangi önemli kanunların görüşüleceğini ve kanunlaşacağını, burada, gelip anlatıyorlar; ancak, ne hikmetse, her hafta salı günü bizlere sunulan bu öneriden çok farklı bir gündemle o hafta tamamlanıyor.

Şimdi, üç dört haftalık gündemleri aldım, inceledim. Her hafta, getirilen öneriden farklı olarak, o hafta farklı işler yapılmış. Mesela, üç hafta önce, yine Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bir öneri getirmiş; cuma ve cumartesi günleri çalışma teklifiyle Meclisin önüne gelinmiş. Ben, yine o gün, çıktım, burada, önerinin aleyhinde konuştum; dedim ki: Bakınız, bugün salı; Meclisin halini görüyorsunuz. Şimdi aynı şeyi söylüyorum. İşte, Mecliste 40 kişi var şu anda. Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışıyor ve sadece Mecliste 40 kişi bu çalışmaları takip ediyor, katkı veriyor. Ben dedim ki: Bakınız, salı ve çarşamba günü bile burada 30-40 kişi var, siz Meclisi cuma ve cumartesi günleri çalıştıramazsınız. Geliniz, çalıştırabilecekseniz, gerçekten milletvekillerini burada tutabilecekseniz, biz de bu önerinize destek olalım. Arkadaşlarımız, milletvekillerinin cuma ve cumartesi burada çalışacağını ifade ettiler; ancak, perşembe günü yeni bir öneri getirildi: Sadece cuma çalışalım, cumartesi çalışmayalım... Biz yine aynı şeyi söyledik; cuma günü de milletvekillerini burada tutamazsınız dedik ve öyle oldu. Cuma günü saat 19.00'da Mecliste karar yetersayısı bulunamadığı için -cumartesi de çalışılacağı salı günü ifade edilmesine rağmen- Meclis cuma günü kapanmak mecburiyetinde kaldı ve…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Gündem bitti!

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, gündem bitmedi.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Karar yetersayısı nedeniyle değil.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Burada karar yetersayısı arandı, bulunamadı Sayın Milletvekilim ve onun üzerine, ikinci seferde de toplanamayacağı anlaşılınca, komisyon ve hükümet yerini almadı ve o nedenle, Meclis Başkanvekili tarafından Meclis tatil edildi.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Çıkaracağımız kanunları çıkardık.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır efendim, yarıda kaldı.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Hayır efendim…

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Hayır, yarıda kaldı efendim. Ben size tutanakları getiririm. Sayın Milletvekili, ben o gün buradaydım; ama, siz yoktunuz.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Ben buradaydım.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ama, buradaysanız, o gün son oturumda, burada 22 milletvekilinin olduğunu sizlerin de görmüş olmanız lazım. Üç hafta öncekini söylüyorum; karar yetersayısı bulunamadı. Bakınız, bu hafta da aynı şey söylendi. Başlangıçta dediniz ki, cuma ve cumartesi günü de hep beraber çalışalım. Biz yine aynı şeyleri söyledik; çalışamazsınız, milletvekillerini toplayamazsınız, milletvekilleri yorgun, milletvekilleri, artık... O kadar hızlı bir tempoyla Meclisi çalıştırmaya gayret ediyorsunuz ki, milletvekillerinin başı döndü ve geçen hafta da, cuma günü, daha önce cumartesi de çalışalım demiş olmanıza rağmen, cuma günü saat 14.00'te, Meclis çalışmalarına ara vermek mecburiyetinde kaldı; ama, bize verdiğiniz gündemde, bize teklif ettiğiniz gündemde, cuma günü hâlâ görüşülmesi gereken ve sıra bekleyen kanun tasarıları vardı. Şimdi, bu hafta da, yine önümüze bu konuyla ilgili bir teklif ve yine her hafta olduğu gibi, bu teklifin içerisinde, 48 saat geçmeden görüşülmesi gerekir iddiasıyla önümüze getirilmiş olan bir kanun tasarısı.

Bakınız, devamlı söylüyoruz; Meclis İçtüzüğü, kanunların, tasarıların, tekliflerin, 48 saat geçirilmeden Meclis gündemine getirilmesine izin veriyor, müsaade ediyor; ama, bunu, istisna olarak koyuyor, çok zarurî hallere inhisar ettiriyor; ama, her hafta, hiç de acelesi olmayan bir kanun, 48 saat geçmeden Meclis gündemine getiriliyor.

Geçen hafta, Faruk Çelik arkadaşımız, burada, grup önerisinin lehinde konuştu; "sizler istemiyor musunuz Bağ-Kur ve SSK primlerinin borçlarıyla ilgili kanunu Meclis gündemine getirmemizi, bu hafta bunu burada kanunlaştırmamızı; milyonlarca insanın bu kanunu beklediğini bilmiyor musunuz; işte, bizler size cuma ve cumartesi çalışalım teklifinde bulunurken, bu kanunlardan bir tanesi de budur, bunu kanunlaştırmak istiyoruz. Siz, buna niye karşı çıkıyorsunuz" dedi. Şimdi, ben, buradan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekiline soruyorum: Nerede o kanun tasarısı Sayın Grup Başkanvekilim? Geçen hafta, o kanun tasarısının görüşülmesinin elzem olduğunu iddia ederek, Meclisi cuma ve cumartesi çalıştıralım dediniz; ama, geçen hafta bitti, gerekçe olarak ileri sürdüğünüz kanunlardan birisi, hiç Meclis gündemine gelmeden -ne olduğunu da bilemiyoruz- maalesef, görüşülme imkânını bulamadı.

Şimdi, Sayın Grup Başkanvekili "çok hızlı çalışıyoruz, çok gayret sarf ediyoruz, sabahlara kadar kanun çıkarıyoruz" şeklinde ifadelerde bulundu. Elbette, milletvekilleri olarak, bizim çok çalışmamız lazım, çok gayret sarf etmemiz lazım. Millet bizden bunu bekliyor; ancak, çok çalışalım derken -bakınız, benim elimde rakamlar var; o rakamları da size söyleyeceğim- acele ederken, maalesef, kanunlarla ilgili, milletvekillerinin bunları incelemesi, araştırması için yeterli süre verilmediği için, kanunlar burada yeterince tartışılmadığı için, komisyonlarda yeterince tartışılmadığı için, cumhuriyet tarihi boyunca en fazla Cumhurbaşkanından geri gönderilen kanun sayısı bu döneme ait. Anayasa Mahkemesinden gönderilenleri söylemek istiyorum.

Bakınız, 21 inci Dönemde çıkarılan kanun sayısı 386, şimdi o sayıyı geçmişiz; ancak, bu dönemde, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere gönderilen kanun sayısı şu anda 34 olmuş, 34 kanun. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmiş. Anayasa Mahkemesinden geri dönenler de var. Geçmiş dönemlere bakıyoruz, bir Meclis döneminde 8 adet, 10 adet, 12 adet -19 uncu Dönem, 20 nci Dönem, 21 inci Dönem- ancak, 22 nci Dönemde, şu anda, geri gönderilen kanun sayısı 34 olmuş sayın milletvekilleri.

Şimdi, bakıyorum, saat 23.00'e kadar çalışma süresi var. Ben çalışmaya hazırım, ben varım; ama, geçen hafta üzülerek gördüm ki, Türkiye'de 1 Hazirandan önce mutlaka çıkarılması gerektiği için Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da desteklemek mecburiyetinde kaldığı kanunların görüşülmesi sırasında, burada 15'er, 20'şer milletvekilinden fazla milletvekili yoktu sayın milletvekilleri. Evet, bunu, bütün millet üzüntüyle izledi; ama, hem bizler hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, karar yetersayı ve toplantı yetersayısı istemeyerek, o kanunların bir an önce çıkarılması ve 1 Haziranda yürürlüğe girmesi için sizlere destek verdik.

Bugün 31 Mayıs. Sayın Grup Başkanvekili çıktılar; dediler ki "İcra İflas Kanununun 1 Haziranda yürürlüğe girmesi lazım."

Değerli milletvekilleri, bugün 31 Mayıs, yarın 1 Haziran ve bugün o kanun burada görüşülecek ve Sayın Cumhurbaşkanı da eğer uygun görürse bugün 24.00'e kadar imzalayacak! Geçen sefer, Sayın Cumhurbaşkanı da kolaylık sağladı. Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle ilgili, 31 Mart günü, yine, burada, ben saat 17.15'te kürsüdeydim, şunu söyledim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Dedim ki: "Türk Ceza Kanunu yarın yürürlüğe girecek. Bugün, yürürlüğe girmesinden önceki son gün ve saat 17.15 ve biz, hâlâ o kanunu görüşüyoruz. Eğer, Sayın Cumhurbaşkanı, o gün, elden gönderilen o kanunu onaylamasaydı, onbeş günlük yasal hakkını kullansaydı, 1 Nisan günü Türkiye'de çok büyük bir kaos yaşanacaktı...

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - 1 Nisan şakası olacaktı.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - ...adliyeler çok büyük sıkıntı içerisinde olacaklardı, hâkim ve savcılar ne yapacaklarını şaşıracaklardı. İşte, önemli olan çok hızlı çalışmak değil, Meclisin zamanında ve süresinde ilgili kanunları çıkarmasıdır ve milletvekillerine yeterli süre verilmesidir önemli olan. Benim, bir milletvekili olarak sizlerden istirhamım, ne olur, bundan sonra çok çalışma uğruna çok yanlış yapmamak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen teşekkür ediniz.

Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Son cümlemi söylüyorum.

…ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışacak ölçüde çalışmalar içerisinde bulunmamızdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Fatsa…

EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkanım, Sayın Kandoğan, şahsımı da ifade ederek bir konuyu açıklamamızı istedi.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, tutanaklara bakın siz isterseniz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Fatsa, kısa bir açıklama yapın, sonra Sayın Koç'a söz vereceğim; çok kısa rica edeyim Sayın Fatsa.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, konuşmasında ileri sürmüş olduğu görüşler nedeniyle konuşması

EYÜP FATSA (Ordu) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Kandoğan, Grubumuzun grup önerisinin aleyhinde konuştu; ancak, tabiî, bu gündemin salı, çarşamba, perşembe günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülecek gündemle ilgili, öyle zannediyorum, söyleyebilecek veya itiraz edebilecek çok şey bulamadığı için, geçen haftaların gündemlerini ve o gündemler üzerinde konuşmayı yeğledi. Tabiî, geçen haftayla ilgili de, belli ki Genel Kurulu çok takip etmemiş. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, iktidar ve muhalefet partisinin mutabakata vardığı gündemin tamamı bitmiştir.

Tabiî, Sayın Kandoğan bunları çok takip etme imkânı bulamıyor. Belli ki bugünlerde çok yoğun, başka görüşmeleri ve konuşmaları var, ondan dolayı gündemi çok fazla takip etme imkânı bulamıyor; bunu anlayışla karşılarız.

Bir diğer konu: Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilliğini de ifade ederek "ne oldu Bağ-Kur ve SSK primlerinin taksitlendirilmesiyle ilgili çalışmalarınız" diye sordu.

Sayın Kandoğan, hiç tereddütün olmasın, hiç endişen de olmasın, önümüzdeki hafta, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde olacak ve Adalet ve Kalkınma Partisi bir kere daha kamuoyuna vermiş olduğu sözü yerine getirecektir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Fatsa.

Sayın Koç, buyurun efendim.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, bakın, söz verdiniz; ancak, Sayın Fatsa konuşmasında, geçen hafta benim Meclis gündemini takip edemediğimi, şahsımla ilgili, özel sıkıntıları, problemleri olması nedeniyle bu Meclis gündemini takip edemedi şeklinde ifadelerde bulundu. Bununla ilgili…

BAŞKAN - Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Hayır, ben, geçen hafta Sayın Fatsa'dan daha fazla Meclisteydim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Kandoğan…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Fatsa'dan daha fazla buradaydım ben geçen hafta.

EYÜP FATSA (Ordu) - Gündemin tamamını bitirdik Sayın Kandoğan; lütfen…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Esnaf ve sanatkârlarla ilgili tasarı ne oldu Sayın Fatsa? Geçen haftanın gündeminde vardı.

BAŞKAN - Lütfen…

EYÜP FATSA (Ordu) - Biz, burada, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekiliyle…

BAŞKAN - Sayın Fatsa, buyurun efendim.

Sayın Kandoğan, bakınız…

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ne oldu esnaf ve sanatkârlarla ilgili tasarı? Gündemde vardı.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, istirham ediyorum.

Sayın Kandoğan, oturur musunuz.

Bakınız, burada, ben, arkadaşlarıma, demokratik, İçtüzüğün teamülleri gereğince söz veriyorum. Siz, konuşmalarınız sırasında bütün Meclisin, Genel Kurulun çalışmalara iştirak etmediğini, diğer şeyleri vesaire söylüyorsunuz. O zaman, buradaki milletvekillerinin her birisinin tek tek çıkıp "hayır, biz buradaydık, çalışmalar yaptık, katıldık" falan demesi lazım. Böyle bir üslup olmaz.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Onu anlatmaya çalışıyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın Koç, buyurun efendim.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 30 kişisiniz burada.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) - Sen kendine bak.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ (Devam)

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi (Devam)

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer İktidar Partisi ile Sayın Ümmet Kandoğan arasındaki tartışma bittiyse, ben devam edeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koç.

HALUK KOÇ (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi aleyhinde söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bir siyasî nezaket konusunu ben gündeme getirmek istiyorum. O da şu: Sayın Grup Başkanvekili meslektaşlarım, arkadaşlarım buradalar. Salı günleri, grubu bulunan her iki siyasî partinin grup toplantılarının olduğunu biliyoruz. İktidar Partisi saat 11.00'de yapıyor ve 12.00'yi geçerken bitiyor. Biliyoruz, bunlar Meclis Televizyonundan naklen yayınlanan toplantılar. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu saat 13.00'te toplanıyor ve yaklaşık bitiş süresi 14.20, 14.30 civarında oluyor.

Şimdi, niye siyasî nezaket konusuyla başladım Sayın Gündüz; çünkü, Danışma Kurulu Önerisinde -bakın, şimdi, burada da aynısı geçerli- gelecek hafta da, şimdiden, salı günü saat 14.00'te toplamak üzere burada karar alacaksınız. Şimdi, bu, Cumhuriyet Halk Partisinin, burada grubu bulunan tek Muhalefet Partisinin grup toplantısını, bir noktada görmezlikten gelmek, saygıyla karşılamamak anlamına geliyor. Lütfen bunu tashih ediniz, lütfen bunu düzeltiniz. Cumhuriyet Halk Partisinin grup toplantısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonundan bütün yurttaşlara ulaşmasına lütfen engel olmayınız; çünkü, saat 14.00'te yayın kesiliyor. Bakın, bu bir uyarıdır. Belki gözden kaçıyor; ama, ben, bunu, bir kere daha dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikinci konu olarak, geçen haftanın özetine kısaca değinmek istiyorum, birçok arkadaşım değindi. Bu konuların detaylı bir şekilde tartışıldığını biliyoruz; komisyonlarda tartışıldı, Genel Kurulda tartışıldı. Birçok konuşmacı arkadaşımızın değindiği gibi, 1 Haziran uç tarihine yetişebilmesi için, Türkiye'nin hukuk sisteminin böyle bir gecikme karşısında allak bullak olmaması için elimizden geleni yaptık. Belli bir mutabakat sergilendi. Bu mutabakat sergilenirken içimize gömdüğümüz çok şey oldu bizim. Basın özgürlükleriyle ilgili olsun, diğer konularla ilgili olsun, birçok şeyi, 1 Hazirana bu kanun çıksın diye, belli noktalarda, tartışma noktasından çıkarıp, bunun gereğini yerine getirmeye çalıştık. Yaptık da ne oldu değerli arkadaşlarım?! Yaptık da ne oldu?! Bu mutabakat perşembe günü akşamı, 263 üncü madde gündeme geldiğinde ne oldu?! Şimdi, geçen haftanın özetine bakalım ki, geçen hafta neler yaşadığımızı değerlendirelim ki, bu hafta neler yaşayabileceğimizi de bir öngörelim.

Değerli arkadaşlarım, eksik olmayın, ağzınızdan "iktidar ve muhalefet partileri birlikte hareket ediyorlar" söylemi düşmüyor, tamam; ama, işin nazik noktası geldiğinde, muhalefet partisi bir kenara gidiyor, İktidar Partisi "benim dediğim olacak" diyor. Böyle mutabakat olur mu değerli arkadaşlarım?! Bunun olumsuz örneklerinin bu haftaya yansımayacağının garantisini kim verebilir?

Sayın milletvekilleri, üzüldüğüm bir noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki, muhatabı olarak Sayın Başbakan burada değil; ama, gerçekten, sadece beni değil, Cumhuriyet Halk Partili tüm milletvekillerini ve Cumhuriyet Halk Partisi çizgisinde bulunan tüm yurttaşlarımızı yaralayan bir konuyu da dile getirmek istiyorum; "seviyesiz muhalefet" eleştirisi.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftaki çalışmalar sırasında özveriyi söyledim. Bu mu seviyesiz muhalefet örneği suçlamasına neden olacak konu?! Şimdi, bazı şeyleri, toplumsal değerleri zedelemeden, bir saptırma yapmadan ve hele de Sayın Başbakan konumunda, noktasında, üsluba dikkat ederek dile getirmek son derece gerekli görünüyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu suçlamayla karşı karşıya kalan Anamuhalefet Partisi Grubu bu hafta nasıl bir çalışma temposu içine girsin sizce? Evet, soru çok açık; nasıl bir çalışma temposu içine girsin sizce?

Şimdi, ilk sırada görüşeceğimiz İcra ve İflas Kanunu Teklifi 1 Hazirana yetişecek söylemi… Peki, niye 263'le bu kadar uğraştınız? Bu Mecliste bu kadar çok gerginlik yarattıktan sonra, 263'ü olduğu şekliyle, mutabakat olduğu şekliyle geçirseydiniz de, İcra ve İflas Yasa Teklifi komisyonlarda ve Genel Kuruldaki görüşme sırasını alıp, geçen hafta içinde yasalaşıp Sayın Cumhurbaşkanının önüne gitseydi; değil mi? Sorulara yanıt da vermek gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, o zaman, ben, size, kararımızı çok net ifade edeyim: Biz, bu haftadan sonra, Sayın Başbakanın istediği seviyede muhalefet yapacağız ve burada, tüm maddelerde, bütün arkadaşlarım çıkacak ve konuşacaklar. Kanunu desteklediğimiz yönler çok var; Tarım Ürünleri Sigortası Kanununda olduğu gibi, diğer kanunlarda olduğu gibi; ama, her maddede görüşümüzü söyleyeceğiz ve sizden de, asgarî, bu salonda, 139 kişinin, maddeler oylanırken bulunmasını talep edeceğiz. Bakın, şimdiden söylüyorum. Şimdiden söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, evet, muhalefet istiyorsunuz, seviye biçiyorsunuz. O zaman, biz, gerekli noktada belli bir tavır sergileyelim ki, bu tartışmalara bir son verelim.

Sayın milletvekilleri, bu arada, üzüldüğüm bir nokta daha var -ki, kendisini çok sayarım ve severim- Sayın İrfan Gündüz'ün dünkü açıklamalarının bir sürçülisan mı, yoksa, hani "fırsatını bulmuşken içimdekileri bir şu ortama dökeyim de olsun bitsin" tarzında söylenmiş sözler mi olduğunu gerçekten merak ediyorum; çünkü, kastını aşan bazı ifadeler bakımından, Sayın Gündüz, belki  -Sayın Başkan müsaade ederse- yerinden, kürsüye gelmeden kısa bir açıklamada bulunmak ister.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın, Sayın Gündüz'ün dünkü sözlerinden sonra, ben, bakıyorum, bir tek Sağlık Bakanı var; onun tıp fakültesinden mezun olduğunu biliyorum; ama, 7 tane, terörist suçlamasıyla karşı karşıya kalacak bakan var kabinede.

Şimdi, bakın, ODTÜ, Siyasal, İTÜ, ODTÜ, Siyasal, Siyasal mezunu 7 tane bakan var elimde; yani, Sayın Grup Başkanvekili arkadaşımın dünkü değerlendirmesiyle, haşa, öyle bir yorum yapmak istemiyorum; ama, kendi yorumuyla, bu suçlamaya maruz kalıyorlar. Milletvekili sayısını düşünecek olursanız, İktidar Partisinde tam 26 tane arkadaş bu suçlamayla karşı karşıya. Karşımda 1 tane örnek görüyorum; Sayın Hasan Anğı'yı görüyorum; İTÜ mezunu.

Yanılmıyorum değil mi?

HASAN ANĞI (Konya) - Doğru.

HALUK KOÇ (Devamla) - Ama, haşa, sizi biliyorum, millî ve manevî değerlerle büyüdüğünüzü ve belli bir dünya görüşüne sahip olduğunuzu biliyorum; bu suçlamaya maruz değilsiniz. Onu Sayın Gündüz açıklayacak burada; çünkü, bu eğitim kurumlarından mezun olan binlerce insan bir açıklama bekliyor Sayın Gündüz, asgarî bir nezaket bekliyor. Sürçülisan mıdır yoksa içinizden gelenin dökülmesi midir? Bunlara herhalde yerinizden kısa bir açıklama getirirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, açıklaması biraz gerçekten güç bir manzara çıkıyor. Ben kendi grubumdaki arkadaşlarım için; İstanbul Teknik Üniversitesinden, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan tüm arkadaşlarım için kefilim Grup Başkanvekili olarak. Sizin değerlendirmelerinizin dışındalar onlar. Sizinkilere de siz açıklık getirin.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu hafta tüm bu yasaların görüşmelerinde, komisyonda muhalefet şerhi konulmayan konularda bile, inanın, yaşadığımız olaylardan sonra bir değişiklik yapıp yapmayacağınızı biz bilemiyoruz ve bu konuda da güvenemiyoruz. Onun için, bir soru daha sormak geliyor aklıma. Sayın Kandoğan da buna değindiler. Peki, gerçekten, siz, saat 14.00-23.00 arasında aralıksız 9 saat mesaiye burada karar yetersayısı ve toplantı yetersayısı bulundurarak acaba uyabilecek misiniz?

İLYAS ARSLAN (Yozgat)- Uyarız… Uyarız…

HALUK KOÇ (Devamla)- Peki. Sizi pek nadir görüyorum; ama, Sayın Bayraktar dese ben ona saygıyla yaklaşırım; çünkü, o devamlı burada. Bir çözülme içindesiniz biliyor musunuz. Bir gevşeme içindesiniz. Ben size onu söyleyeyim. Gerçekten yoruldunuz. Çünkü, içinizde hep aynı arkadaşlar grubunuzun devam sorununu aşmaya çalışıyor. Ben onları gerçekten kutluyorum. Bir kısmı sadece oylamalarda büyük bir telaş içerisinde el kaldırarak içeriye girip, ne oylandığını bilmeden, gruba bakarak el kaldırma peşinde. Onlara da yine bir derece saygı gösteriyorum; çünkü, hiç olmazsa Meclis çatısı içindeler; ama, geniş bir çoğunluk burada yok.

ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)- Sizinkiler yapmıyor mu?

HALUK KOÇ (Devamla)- Sayın Aktaş, siz de varsınız. Sayın Aktaş dedim, pardon, sesi ona benzettim. Genellikle uzaktan bağırınca Sayın Aktaş oluyor. Sayın Aktaş da devamlılardan.

ZÜLFÜKAR İZOL (Şanlıurfa)- Hayır efendim, biz grubumuzu topluyoruz. Siz kendi grubunuzu tutamıyorsunuz.

HALUK KOÇ (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, siz iktidarsınız. Bu Mecliste bu sayıları bulundurmak öncelikle sizin göreviniz.

BAŞKAN- Sayın Koç, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.

Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

HALUK KOÇ (Devamla)- Peki.

Değerli arkadaşlarım, önceliklerinizi de tam saptayamıyorsunuz. Bakın, tohumculuk yasası getirdiniz, 4 üncü, 5 inci maddede çektiniz, rafta duruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK KOÇ (Devamla) - Bitiriyorum… Toparlıyorum…

BAŞKAN - Sayın Koç, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Esnaf yasasını getirdiniz, 7 nci maddede duruyor. Boyuna "çok acil" diyorsunuz, "15 Hazirana kadar çıkması lazım" diyorsunuz; Sayın Anğı çırpınıyor, Sayın Ali Coşkun çırpınıyor, fakat, önüne, boyuna, kanun geliyor. Acaba, samimî misiniz?! Samimî misiniz bu yasanın çıkmasında?! Rafta olan, getirip de, yine, böyle Danışma Kurulu kararlarıyla öncelikle çıkması gereken yasalar kapsamında değerlendirdiğiniz ve rafta tuttuğunuz yasalara bir bakın değerli arkadaşlarım!.. Önceliklerinizi saptayın. Bir panik içindesiniz, devam sorununuzdan bu gündem belirleyememe sorununa kadar bunalmış vaziyettesiniz. Çabuk yaşlandınız. Bunları bir eleştiri olarak, lütfen, kabul edin. Belki söylediğim noktalarda bazı açıklamalarda bulunursunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Gündüz, sadece Sayın Koç'un…

Buyurun.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli arkadaşım Sayın Koç'a, bana açıklama fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.

Bir defa, ne kişiliğim ne kimliğim, bir kurumu bütünüyle karalamaya imkân vermez. Kaldı ki, ben hayatını üniversitede geçirmiş bir insanım. Tabiî, bu kanunsuz eğitim kurumu açanlarla ilgili meşhur 263 üncü maddeyle ilgili sorulan sorular… Aslında, "eğitim kurumu açanlar" olmasına rağmen kanunun maddesi, her nasılsa, hep Kur'an kursuna indirgendi. Yani, bir tek eğitim kurumu olarak Kur'an kursu mu var idi?! Kaldı ki, Sayın Baykal… (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Ona indirgeyen sensin!

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ona çekmeye çalışıyorsunuz!

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Kaldı ki, Sayın Baykal, geçende güzel bir açıklamada bulundular. "Biz, Kur’an eğitimine, vatandaşın din eğitimine kesinlikle karşı değiliz." Sayın Koç aynı şekilde açıklamalarda bulundular. Aslında, illegal Kur'an kurslarının açılmasını tetikleyen esas gerekçeleri görmemiz ve ona göre de bir çözüm aramamız lazım. O da şudur: Bugün, Diyanetin, nasıl bütün eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığının denetimindeyse, aslında, Kur'an kurslarının da Diyanetin denetiminde yaygınlaştırılarak devam etmesi lazım; çünkü, misyonerlik faaliyetleriyle ilgili her gün bir hayıflanma karşımıza çıkıyor. Bu tabiat, birleşik kaplar kanunu gibi boşluk bırakmayı kabullenmez. O yüzden, sizin bıraktığınız boşluğu bir başkası gelir doldurur. O yüzden, vatandaşın din eğitimiyle ilgili taleplerine karşılık verebilmek için önündeki kısıtlamaları kaldırma konusunda önümüzdeki günlerde hep beraber gayret gösterelim.

Benim burada söylemek istediğim, bütün Kur'an kurslarını, nasıl terörist Kur'an kursları, illegal El Kaidenin, Hizbullahın ya da diğer illegal örgütlerin kursları diye nitelemenin yanlışlığını vurgulamak üzere dedim ki, suç ve suçluluk şahsîdir, ceza da şahsîdir.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Beyefendi, kanunsuz eğitimden bahsediyoruz.

İRFAN GÜNDÜZ (Devamla) - Eğer, böyle münferit, bazı kişilerden dolayı bir kurum bütünüyle karalanacak ve kapatılacaksa, o zaman Orta Doğu Teknik Üniversitesi menşeli ya da siyasal menşeli ya da teknik üniversite menşeli birkaç terörist çıktı diye koskoca kurum ne karalanabilir ne de kapatılabilir. Benim söylemek istediğim budur. Bunun dışında başka bir ifadeyi benim adıma söylemek yanlıştır. Özellikle bunu kamuoyuna ilan ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yasadışı eğitimden bahsediyoruz.

ATİLA EMEK (Antalya) - Kanuna aykırı okul…

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gündüz.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yerimden kısa bir açıklama yapmama müsaade eder misiniz?

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sayın Başkan, böyle bir savunma olabilir mi yahu?

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Ancak Sokrat yapar böyle bir savunmayı!

BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım, hatiplerin konuşmasını başka bir milletvekilinin düzenlemesi mümkün değil. Açıklamayı kendisi yapıyor, kendisini bağlıyor. Dolayısıyla, onun nasıl konuşacağına yerimizden oturarak biz karar veremeyiz, böyle bir hakkımız yok.

YILMAZ KAYA (İzmir) - Ama, sizin de müdahale hakkınız var.

BAŞKAN - Onun için sabırla, lütfen, bekleyelim.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, yerimden açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN - Sayın Koç, mikrofonunuz açık. Çok kısa…

Buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Bu konuda bir çarpıtma gayreti devam ediyor. Öncelikle ben iki cümleyle şunu ifade etmek istiyorum: Tabiî ki, nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede isteyen herkesin dinî bilgilere ulaşması ve Kur'an'ı öğrenmesinin önüne kimse bir engel koyamaz. Cumhuriyet Halk Partisi bunu savunuyor diye, yani bunun aksini savunuyor diye bir suçlama getirmeyin. Bunu çok net ve açık söylüyorum.

Yalnız, problem şurada: İslama inanan, İslam felsefesine inanan; ama, demokratik cumhuriyet içerisinde, demokrasi ve cumhuriyet kavramları ile Müslüman kimliğini birleştirerek yaşayan insanlardan hiçbirimizin rahatsız olmaması gerekiyor; bizim söylemek istediğimiz bu.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Ben de bunu söyledim zaten.

HALUK KOÇ (Samsun) - Bizim söylemek istediğimiz bu; yani, farklı bir şey değil. Lütfen, Sayın Başbakan dahil, Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili asılsız hiçbir şeyi lütfen dile getirmeyin. Bu konular hassas konulardır, ortak değerlerdir; bu konular yakar, herkesi yakar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş olan önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi, öneriyi okutup, oylarınıza sunacağım.

HALUK KOÇ (Samsun) - Okundu Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Öneriyi okutuyorum, tekraren...

HALUK KOÇ (Samsun) - Demin okundu, bir daha mı okutuyorsunuz Sayın Başkan?!

(CHP sıralarından "Okundu, okundu" sesleri)

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.57

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Sİyasî Partİ Grubu Önerİlerİ (Devam)

1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş olan önerisinin oylanmasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunup, karar yetersayısını arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş 2 adet doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; ayrı ayrı okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler ve Önergeler (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (2/327) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/300)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

13.10.2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuş olduğum (2/327) esas numaralı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim, Başkanlıkça havale edildiği komisyonda bugüne kadar görüşülmediğinden, teklifimin, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                           Ümmet Kandoğan

                                            Denizli

BAŞKAN - Önerge üzerinde, teklif sahibi Sayın Ümmet Kandoğan'a söz veriyorum; buyurun.

Sayın Kandoğan, süreniz 5 dakikadır.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

13.10.2004 tarihinde vermiş olduğum kanun teklifi, kırkbeş günlük süre içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmediği için, 37 nci maddeye göre söz talebim bulunmuştu.

Değerli milletvekilleri, devlet memurlarıyla ilgili, 8 adet kanun teklifi verdim, Prof. Dr. Sayın Dursun Akdemir'le birlikte. Bu 8 adet kanun teklifimiz, devlet memurlarıyla ilgili olarak, son derece önemli konuları ihtiva eden kanun teklifleri. Bunlardan bir tanesi, memurlara 1 derece verilmesi; daha önce, Meclisimizde kanunlaşarak yürürlüğe girmişti

Bugünkü vermiş olduğumuz kanun teklifi ise, devlet memurlarının ikamet ettikleri il hudutlarını yetkili amirlerinin yazılı izni olmadan terk edememeleriyle ilgili bugüne kadar yürürlükte olan ilgili kanun maddesinin değiştirilmesiyle ilgili. Bu madde, bugüne kadar, maalesef, devlet memurlarının yüzlercesinin -bu maddeye riayet etmemesi nedeniyle- disiplin cezası aldığı bir madde. Getirdiğimiz teklif, bundan sonra, devlet memurlarının ikamet ettikleri il sınırları dışına çıkmalarının sadece ilgili amirleri bilgilendirerek olması yönünde bir teklifimiz. Eğer bu teklifimiz sayın milletvekilleri tarafından da uygun görülecek olursa, devlet memurlarının çekmiş olduğu büyük bir sıkıntı hafiflemiş olacaktır.

Yine bu konularla ilgili vermiş olduğumuz kanun tekliflerinden biri de... Devlet memurlarının 18 yaşını bitirmiş erkek evlatları ve 25 yaşını bitirmiş kız çocuklarının tedavi giderlerinin devlet tarafından karşılanmaması söz konusu. 18 yaşını bitiren erkek evladının -eğer üniversiteye devam etmiyorsa- herhangi bir sağlık problemi nedeniyle çıkacak fatura devlet tarafından değil, zaten zor şartlar altında geçimini sürdüren devlet memurları tarafından ödeniyor. Bu sınır kız çocuklarında 25 yaş. 25 yaşını bitirmiş, ancak herhangi bir işte çalışmayan devlet memurunun kız çocuklarının da tedavi giderlerinin devletçe karşılanmasıyla ilgili bir başka kanun teklifi...

Yine, devlet memurlarının yıllık izinleriyle ilgili olarak... Biliyorsunuz, devlet memurları, izinlerini, cumartesi, pazar günleri de sayılmak üzere almaktadırlar; ancak, işçilerdeki uygulama farklıdır. Teklifimiz, 5 yıla kadar devlet memuru olanların 15 işgünü, cumartesi, pazarlar hariç sayılmak üzere, 5 yıla kadar devlet memurluğu yapanların 15 işgünü, 6 yıldan 15 yıla kadar olanların 20 işgünü ve 15 yıldan fazla olanlar için de 25 işgünü izin verilmesiyle ilgili.

Yine bir başka kanun teklifimiz, devlet memurlarının disiplin cezalarının affıyla ilgili; o da perşembe günü Adalet Komisyonunda ele alınacak. İnşallah, en kısa zamanda da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine geleceğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, niçin devlet memurlarıyla ilgili bu düzenlemeleri getiriyoruz; hakikaten, devlet memurları son derece fedakârca görevlerini yapan ve sadakatle devlete bağlı olan insanlar. Bunların içinde bulundukları maddî durumlarının da -ekonomik bakımdan- sağlıklı bir yaşam sürmelerine elverişli olmadığını da çok yakından bilen birisiyim. En azından, maddî imkânlarının dışında, onları diğer yönlerden rahatlatacak olan bu kanun tekliflerinin, inşallah, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmesi en büyük arzumuzdur.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasında sıkıntılar olduğunu ifade etmiştim. Daha bu konuşmanın üzerinden 5 dakika geçmeden, daha Meclisin açıldığı ilk gün, ilk karar yetersayısının, 139 sayısının bulunamaması, benim ne kadar haklı olduğumu biraz önce gözler önüne serdi.

Yine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Sayın Eyüp Fatsa'nın ifadelerinin de, son derece yanlış olduğunu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kandoğan, 1 dakikalık eksüre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Sayın Eyüp Fatsa, geçen hafta, benim, Meclis çalışmalarını yeterince takip edemediğimi ifade etti; ancak, sizler de biliyorsunuz ki, Meclise en fazla devam eden milletvekillerinin başında yer alıyorum. Geçen hafta da, yine başından sonuna kadar Meclis çalışmalarında hep yer aldım ve söylediğimin de arkasındayım. Geçen hafta 25-30'ar kişilik parmaklarla çok önemli kanunlar buradan geçti. Sayın Fatsa, benim özel sıkıntılarım olduğundan bahsetti; ancak, ben hemen şunu ifade etmek istiyorum: Ben, devletimin, milletimin menfaatlarını, Meclisin yüce menfaatlarını, kendi özel menfaatlarımın, sıkıntılarımın üzerinde tutan birisiyim. O bakımdan, Sayın Eyüp Fatsa'nın o beyanını da yakışıksız buluyorum, yanlış buluyorum ve o beyanı da, inşallah, ilk konuşmasında düzeltmesini istiyorum.

Ve son olarak, geri gönderilen kanunlarla ilgili rakamları demin verememiştim. 22 nci Dönemde 34 kanun, 21 inci dönemde 8 kanun, 20 nci Dönemde 6 kanun, 19 uncu Dönemde 18 kanun, 18 inci Dönemde 16 kanun Sayın Cumhurbaşkanından geri dönmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ve ilk defa, bu dönemde, daha ikibuçuk yıl içerisinde 34 kanun Sayın Cumhurbaşkanından geri dönmüştür.

Bu rakamları, bilgileri de sizlere iletiyorum ve Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugünkü, bundan sonraki görüşmelerle ilgili olarak yapacağım uygulamayı bilgilerinize sunuyorum. İster grup adına ister şahıslar adına konuşma yapan bütün milletvekili arkadaşlarımın sürelerini, sadece sözlerini bitirmeleri için 1 dakika uzatacağım, 1 dakikanın dışında, hiçbir milletvekili arkadaşımın veya grup adına konuşan arkadaşların sözlerini uzatmayacağımı takdirlerinize sunuyorum. İcraatım bu şekilde olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İkinci önergeyi okutuyorum:

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Üreticilerin TC Ziraat Bankası AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin (2/404) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/301)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/404) esas numaralı kanun teklifim 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 4.5.2005

                                      Ensar Öğüt

                                          Ardahan

BAŞKAN - Sayın Öğüt, buyurun.

Süreniz 5 dakika.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçtüzük 37 nci maddeye göre gelen kanun teklifimin üzerinde konuşmak istiyorum.

Çiftçilerin, Ziraat Bankasına, tarım kredi kooperatifine borcundan dolayı faizlerin silinmesi, anaparanın da 5'e bölünmesiyle ilgili bir kanun teklifim var; bu kanun teklifimle ilgili konuşacağım.

Yalnız, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleriyle de görüştüm. Bu kanun teklifimin gündeme gelmesi için konuşma yapacağım. Kanun teklifimin, Adalet ve Kalkınma Partisinin vereceği kanun teklifiyle -onlar da hazırlıyorlarmış- birleşerek, çiftçilerimize bir iyileştirme, rahatlatma getirilmesini açıklıyorum; yani gündeme getiriyorum. Kanun teklifimin, daha sonra gelecek kanun teklifiyle birleşmesini öneriyorum.

Bu arada, değerli arkadaşlar, kendi bölgemle ilgili bir şey söyleyeceğim; bu, Türkiye'nin genelinde de var. Şu anda, Ardahan'da dozerler çalışmıyor, yol yapılmıyor, kanal eşilemiyor, korkunç bir durum var. Niye; mazot yok. Bu, sadece Ardahan'da değil, Türkiye'nin her yerinde var. Devletin, böyle bitmişliği olabilir mi?!

Göle'de, Samandöken Köyüne cenazeye gidecek bir arkadaşım, yol olmadığı için gidememiş, dozere, greydere kendisi mazot koymuş, yolu açtırmış ve beni aradı. Yani, hakikaten ciddî söylüyorum, böyle bir şey olmaz! Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kapatılmasının ne kadar zararlı olduğunu, işte, hep beraber yaşıyoruz; Yozgat'ta da, Konya'da da, her yerde yaşıyoruz, Burdur'da da yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu çiftçilerin borçlarının silinmesinin üzerinde niye çok sık duruyorum; köylümüz çok mağdur oldu, perişan oldu. Bakın, burada, yine Göle'nin Samandöken Köyünde, 200 kişi icraya verilmiş ve bu insanların inekleri satılıyor Göle'nin meydanında. Yine, Ardahan Göle'de -şimdi bu belgeyi vereceğim- Esnaf Kefalet Kooperatifinden kredi alan esnafa yüzde 64 faiz uygulanmış, şu anda, 600 esnafın evine icra gitmiş. Lütfen, Sayın Bakanım, bu konuda talimat verin, icraları durdurun ve esnafa, çiftçiye iyileştirmeyi, çok kısa bir zamanda getirelim ve bu insanlarımızı kurtaralım.

Şimdi, bana gelen icra emirlerini okuyacağım. Bakın, Zile'den gelmiş, Tokat-Zile'den; yüzde 39 faiz isteniyor. Bunu, AK Partinin Grup Başkanvekiline vereceğim, yüzde 39… Şimdi, Türkiye'de enflasyon yüzde 9, çiftçiden istenen faiz yüzde 39; bu, Allah'a reva değil arkadaşlar, hakikaten çok kötü bir şey; yani, bu, hepimizin ortak sorunu.

Erzurum'dan gelmiş, Hanifi Ateş'ten -ismini söylüyorum- Erzurum-Pasinler'den; aynı durumda; 3 milyar almış, 23 milyar olmuş. Bunun altından, ben kendimi satsam kalkamam diyor.

Aynı durumda, Amasya-Suluova'dan gelmiş; anapara 25 milyar lira, faiz 57 milyar lira, toplam borç 113 milyar lira. Bir köylünün, 113 milyar ödeme şansı var mı?! Evini, mülkünü, tarlasını da satsa, traktörünü de satsa, mümkün değil. Amasya'dan gelmiş bana faks, 113 milyar lira…

Ankara-Beypazarı… Çiftçilerimiz de, bak, orada oturuyorlar; Beypazarı'ndan geldiler, orada oturuyorlar. Ahmet Bozkurt borçlu, kefilleri de var; 42 milyar lira kredi almış, 106 milyar lira faiz gelmiş, toplam borç 149 milyar. 149 milyarı, adam rüyasında görmedi.

Şimdi, benim istediğim şu, değerli arkadaşlar: Biz, burada, naylonfaturacıları, sahte faturacıları, hayalî ihracatçıları affettik. Bu köylü bizim üretenimiz, bizim soframıza getiren insanlar. Sizden istirham ediyorum, bunların bu yüksek faizleri silinsin, diğer kısım da 5 taksite bölünsün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öğüt, lütfen konuşmanızı bitiriniz.

Buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Bu şekilde, mutlak surette çözülsün.

Niye; bakın arkadaşlar, şimdi, diyelim ki…Efendim, bazıları demiş ki, ödeyenler var, ödemeyenler var; ödemeyenler ne olacak?! Şimdi, bakın, ödeyenler ne yapmış biliyor musunuz; ödemeyenlere kefil olmuş. Şimdi, gidin, Yozgat'ta Toprak Mahsulleri Ofisine mal veriyor adam. Kefil olmuş bir başka köylüsüne. Kefil olduğundan dolayı o adamın buğdayını almıyor Ofis. Niye almıyorsun? "Senin borcun var, verirsen de borcundan keserim. Niye ödemedin? Filan adama kefil olmuşsun..." Şimdi, köy küçük olduğu için herkes birbirine kefil olmuş; herkes borçlu devlete; yani, ödeyen de, ödemeyen de. Ödeyen, kefil olduğu için borçlu; ödemeyen zaten borçlu.

Bu çerçevede, değerli arkadaşlar, kanun teklifimin, İktidar Partisinin kanun teklifiyle birleşerek, en kısa zamanda, gelip, çiftçilerimizin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt; buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Teşekkür edeceğim Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Öğüt, açıkladım; uygulamamı bugün bu şekilde devam ettireceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Kardeşim, ölüm değil yani!.. Teşekkür edeceğim.

BAŞKAN - Açıkladım Genel Kurula, icraatımı nasıl yapacağımı; sözümü geri alamam. Buyurun, lütfen, teşekkür ediniz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Peki; teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, önergeyi oylarınıza sunuyorum...

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur; birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.14

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Üreticilerin TC Ziraat Bankası AŞ ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifinin (2/404) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/301) (Devam)

BAŞKAN - Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, İçtüzüğün 37 nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı. Önergeyi  yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyelerimiz arasında ihtilaf vardır; oylamayı elektronik oylama cihazıyla yapacağım.

Oylama için 3 dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN - 1 inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2 nci sırada yer alan, Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerde devam edeceğiz.

2.- Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/969) (S. Sayısı: 851)

BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.

Tasarının görüşülmesi ertelenmiştir.

Üçüncü sıraya alınan, Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in; İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 915 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz alanlar: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç, AK Parti Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu; şahısları adına, Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç ve Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu.

İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç'ın. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kılıç, sürenizi birleştirerek kullandıracağım size.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Sağ olun efendim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiyle ilgili olarak, teklifin geneli üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, getirilen kanun teklifinin gerekçesinde "5327 sayılı Türk Ceza Kanununun genel hükümleri bakımından özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda gerekli değişikliklerin yapılması zorunlu bulunmaktadır" denilmektedir; yani, İcra ve İflas Kanununun ceza içeren hükümlerinin, yeni Türk Ceza Kanunu çerçevesinde yeniden değerlendirilmesinden ibaret, bu getirilen kanun teklifi. Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi ne diyordu; şöyle bakarsak:

 "Özel kanunlarla ilişki

Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." Bu getirilen düzenleme önemli bir düzenleme olarak gösterildi, denildi ki: Ceza içeren tüm kanunlarda hükümler bir bütünlük arz etsin, Türk Ceza Kanununun genel hükümleri tüm özel kanunlardaki cezalar için de uygulansın; ama, öyle oldu mu acaba. Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi değerli arkadaşlar, henüz yürürlüğe girmeden şu anda eskimiş durumda; çünkü, henüz yürürlüğe girmemiş bu 5 inci maddeyi birkaç yerinden şu anda delmiş bulunmaktayız. Bununla ilgili bir düzenleme 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 10 uncu maddesinde vardı; orada "ayrı hüküm bulunmaması durumunda özel ceza kanunlarıyla ilgili genel kanunlar uygulanır" deniliyordu; ancak, -dediğimiz gibi- bu getirilen düzenlemeyle özel ceza kanunları, Türk Ceza Kanunuyla ilgili hükümler bakımından uygulanır duruma geldi.

Değerli arkadaşlar, hukukumuzda çok sayıda özel yasa var. Bunlardan bir kısmı suçları belirlemiş; ancak, cezası bakımından Türk Ceza Kanununa atıfta bulunmuş. Birkısım özel yasalarda da hem suçlar belirlenmiş hem de karşılığında cezaları konulmuş.

                                  

(x) 915 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlar, bu kanun görüşülürken, yani, Türk Ceza Kanunu görüşülürken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu kanunun uygulanmasında sıkıntılar yaşanacağı belirtilmişti; çünkü, tüm özel ceza yasalarındaki hükümleri Türk Ceza Kanununa uyarlamak o kadar da kolay değildi. Bununla ilgili, özel yasanın uygulandığı alanlardan, hemen bu Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girdikten sonra tepkiler gelmeye de başladı.

İlk eleştiri ve teklifler askerî cenahtan geldi; dediler ki: "Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi, Askerî Ceza Kanununda, disiplin mahkemelerinde uygulanırsa, askerî düzen zafiyete uğrar, askerin disiplini bozulur, terörle etkin mücadelemiz zarara uğrar. Bununla ilgili, biz, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi kapsamından çıkmak istiyoruz." Hükümet ne yaptı; hükümet de "askerî cenahın, askerî kesimin eleştirileri doğrudur. Biz, Askerî Ceza Yasası yönünden, askerî disiplin mahkemeleri yönünden bu düzenlemeyi değiştirelim" dedi ve çıkarmış olduğumuz bir kanunla, yani, Türk Ceza Kanununun yürürlüğe gireceği 1 Nisandan bir gün önce, 31.3.2005 günü çıkardığımız bir yasayla, Askerî Ceza Kanunu ve Disiplin Mahkemeleri Kanununa madde ekleyerek, bu kanunları, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi kapsamından çıkardık. Askerlerin eleştirileri kısmen haklıydı; ancak, askerlerin içinden, bizim kanunlarımız da Türk Ceza Kanunundaki genel hükümlerle uyumlu hale gelsin diyenler de vardı. Örneğin, birkısım vatandaş askerlik hizmeti yaparken… Somut bir olay anlatayım; bir albay, aynı düzeydeki bir albayla ağız münakaşasından on ay hapis cezası alıyor. Eğer, o hapis cezası, genel hükümler uygulansaydı, şu anda paraya çevrilmiş olacaktı; ancak, Askerî Ceza Kanunu hükümleri olduğu için, bu hapis cezasının paraya çevrilmesi imkânı yok. Bu nedenle, o kesimde de mağduriyetler yaşanıyordu. Olayın bir başka boyutu var; onu da yine askerî kesim izah etti, dedi ki, bizim disiplinimiz zaafa uğrar; bu da gözardı edilmeyecek bir gerekçe. Bu nedenle, bu yasanın uygulanması zor.

Olay bununla da kalmadı; biz, tüm özel yasalardaki durumları Türk Ceza Kanununa uyumlu hale kısa sürede getiremeyeceğimizi anladığımız için, yeni bir kanun teklifi getirildi Genel Kurulun huzuruna. Bu kez, 11.5.2005 tarihli ve 5349 sayılı Yasayla, tüm özel ceza yasaları Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesi kapsamından, bir yerde, çıkarıldı. Bunlarla ilgili uyumlu hale getirilmesi düzenlemeleri 31 Aralık 2006 tarihine ertelendi. Yani, kanunu çıkarıyoruz, iyi niyetle kanunu çıkarıyoruz, diyoruz ki, tüm ceza yasalarını bu kanuna uyumlu hale getireceğiz; ancak, daha yasa yürürlüğe girmeden, yasayı iki kez değiştirdik ve uygulanmasını da tüm özel ceza yasaları yönünden 31 Aralık 2006 tarihine kadar erteledik.

Değerli arkadaşlar, madem biz bu kanunları uygulayamayacak idiysek, niye bunlarla ilgili bu kadar uğraş veriyoruz?! Bu Meclisin mesaisi bu kadar ucuz mu?! Uygulayamayacağımız kanunları niye çıkarıyoruz?!

Olayın bir başka boyutu daha var değerli arkadaşlar. Biz, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesini, sanki, ceza içeren diğer kanunların hepsinin üzerinde bir madde olarak gördük. Oysa, Yüce Meclisin çıkarmış olduğu kanunlarda astlık-üstlük ilişkisi olmaz. Yüce Meclisin çıkarmış olduğu kanunların hepsi birbirine eşittir. Kanunlar arasında bir hiyerarşi olmaz. Hiyerarşi bizim mevzuatımızda nasıldır; en üst sırada Anayasa vardır, Anayasamızdan sonra kanunlar, tüzükler, yönetmelikler. Hatta, şu anda, Anayasamızın 90 ıncı maddesiyle, uluslararası sözleşmeleri de kendi mevzuatımızın önüne geçirmiş olduk. Hiyerarşi bu şekilde.

Şimdi, biz, 5 inci maddeyi böyle bir anlamla ifade edersek, sanki diğer kanunların üzerinde bir maddeymiş gibi, sanki diğer kanunlar buna göre şekillenmek zorundaymış gibi bir ibareyle getirirsek, bunun uygulamasını yapmamız mümkün olmaz. Bu kanun, yarın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek. Peki, 2 Haziranda, 2 Hazirandan sonra, yeni kanunlar önümüze geldi, eski eserlerle ilgili bir kanun geldi, ormanla ilgili bir kanun geldi veya icra ve iflasla ilgili başka bir kanun geldi. Bu kanunlarda, Yüce Meclis, isterse cezalar koyamayacak mı; yeni cezaî düzenlemeler getirirse, o düzenlemeler geçerli olmayacak mı; mutlaka geçerli olacak. Öyleyse, böyle bir maddeye, bence gerek yoktu. İyi niyetle düzenlenmiş; ancak, uygulamasının zor olacağı bir kanun.

Değerli arkadaşlar, üzerinde görüş bildireceğim teklif, İcra ve İflas Kanunuyla ilgili düzenlemeler getiriyor. İcra ve İflas Kanunu, hayatımızda önem arz eden bir kanun, temel kanunlardan bir tanesidir; toplum hayatında çok büyük önemi vardır; çünkü, alacaklıların, hukuk çerçevesi içerisinde, kanunî ölçüler içinde alacağını almasının şartlarını belirler; yine, borçluların, hukuk çerçevesi içerisinde, borçlarını nasıl ödeyeceklerinin şartlarını belirler. İcra ve İflastaki hükümler etkin ve yeterli olmazsa, toplumda büyük zafiyet doğar. Eğer, biz devlet olarak, mahkemelerimizin vermiş olduğu kararları yeteri kadar etkin biçimde uygulayamazsak, yine, alacaklı, kısa bir zamanda alacağına kavuşamazsa, o zaman ne yapar; kanundan umudunu keser, hukuktan umudunu keser, hukukdışılığa yönelir; buna zaman zaman rastlamaktayız da. Geçmişte, bu ülkede çek senet mafyalarının çıktığını hepiniz bilmektesiniz. Bu nedenle, yasaların, mutlaka toplumsal mutabakat içinde, bu işin uzmanlarından, bu işin uygulayıcılarından fikir alarak, görüş alarak, düşünce alarak birlikte yapılması gerektiğini söylüyoruz.

Bununla ilgili bir düzenlemeyi 17.7.2003 tarihli ve 4949 sayılı bir kanunla hükümetiniz döneminde yapmıştık, hem de 107 maddelik bir düzenlemeydi. Ancak, getirilen bu düzenlemeye, önümüze gelen yeni kanun teklifine bakıyoruz, 2003 yılında hükümetiniz tarafından getirilen ve Mecliste kabul edilen kanunların bir kısmının, burada, etkisinin azaltılmaya çalışıldığını gördük. O dönem ne denilmişti; icra hukukunda etkinlik sağlayalım; alacaklılar alacağına kısa sürede ulaşsınlar; yolsuzlukları önleyelim; yolsuzluk yapanlardan hesap soralım. Peki, şu anda sistem tümüyle yerine oturdu mu ki, Türkiye'nin şartları tümüyle düzeldi mi ki, bu yasalarla ilgili, 2003'ten bu yana henüz daha iki yıl bile geçmeden, iki yıl içerisinde yeniden değişikliklere gidiyoruz?!

Şu anda gelen teklif de 23 maddelik bir teklif. 23 maddelik teklif, teklif olarak karşımıza geldi; ancak, yine de, biz Ceza Kanunu görüşmelerinde de belirttiğimiz gibi, bu teklifin bir altyapısı vardı. Bu teklif, Adalet Bakanlığının mutfağında hazırlanan bir teklifti; ancak, bu tekliften, bizim, Anamuhalefet Partisi olarak, komisyona gelinceye kadar bir haberimiz olmadı. Komisyona geldikten sonra bu teklifle ilgili çok fazla bir katkı sağlama imkânımız da olmuyor; çünkü, değerli arkadaşlar, gerek Meclis çalışmaları gerekse komisyon çalışmaları insanların çalışma gücünün, çalışma boyutunun çok üzerine çıkmış durumda. Milletvekillerinin bu çalışma temposu insan haklarına aykırı. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bunu da mutlaka incelemeye alması gerekir. Bir milletvekilinin 10 saat, 11 saat, 12 saat burada görüşmeler yapması, komisyonlarda çalışması, gelen teklifleri, tasarıları incelemesi, bununla ilgili yorum yapması, bununla ilgili sivil kitle örgütlerinden, düşünce kuruluşlarından görüş alması mümkün değil.

Bu teklif komisyona geldiğinde, bir de baktık ki, 2003 yılında hükümetin önemle getirmiş olduğu İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesinin birinci fıkrasıyla, yine, 333/a maddesiyle ilgili önemli düzenlemeler var.

333/a'da ne deniliyor "ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu" deniliyor. İki sene önce bununla ilgili çok ağır müeyyideler getirmişiz, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası getirmişiz, 4 milyar liradan 400 milyar liraya kadar para cezası getirmişiz; ancak, teklif karşımıza çıktı, deniliyor ki, bu maddeyi çıkaralım.

Yine, 331 inci maddede, haciz yoluyla takip, iflas takibinden sonraki uygulamalar, konkordatoda, taşınmaz rehninde, bununla ilgili takiplerde, alacaklısını zarara uğratan borçluyla ilgili önemli cezaî müeyyideler vardı; ancak, bir de baktık ki, 331/1 nolu maddede sadece haciz yoluyla takip, bir de rehnin paraya çevrilmesi suç olarak bırakılmış, diğerleri suç olmaktan çıkarılıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, şu anda, her şey güllük gülistanlık mı oldu?! Ancak, şunu da belirteyim: Adalet Komisyonunda bu hususları dile getirdiğimizde, komisyonda bulunan arkadaşlarımız -Sayın Başkan, Sayın Bakan- bu eleştirileri haklı buldular ve 333 üncü maddenin yine kanun metninde kalması yolunda karar bildirildi. 331 inci maddeyle ilgili eleştirilerimiz dikkate alınmıştı; ancak, sanırım, bir yazılım hatası olmuş olacak ki, bizim, komisyon görüşmelerinde üzerinde mutabakata varmış olduğumuz metin ile şu anda sıra sayısında gördüğümüz 331/1 nolu madde birbirine uyum sağlamıyor. Bununla ilgili düşüncemi Sayın Hakkı Köylü arkadaşıma da ilettiğimde, bunun bir daktilo hatası olduğunu, önergeyle düzeltileceğini söyledi; ümit ediyorum ki, bu maddeyi de düzelteceğiz; çünkü, hepimizin ortak amacı, vatandaşın, toplumun huzur içerisinde yaşaması için, gerekli yasaların bir an önce çıkarılmasıdır.

Değerli arkadaşlar, ancak, biz, milletvekiliyiz. Milletvekilinin, tek başına, kanun hazırlaması, kanun çıkarması mümkün değil. Bunun, akademisyenler tarafından, sivil kitle örgütleri tarafından, üniversiteler tarafından, uygulayıcılar tarafından mutlaka desteklenmesi gerekir. Komisyonda, komisyon çalışmalarında, icra ve iflas hukukuyla ilgili katkı sağlayacak kimseye ulaşamadık. Çok fazla zaman olmadığı için, bizim, özel gayretimizle, üniversitelerden görüş alma şansımız da olmadı. Bununla ilgili, baroların, diğer sivil kitle örgütlerinin bir katkısı da olmadı. Akademisyen olarak, sadece Sayın İzzet Özgenç vardı. Sayın İzzet Özgenç, bildiğim kadarıyla ceza hukuku doçenti; ancak, icra iflas çok ayrı bir uzmanlık dalıdır. İcra iflasta... Her hukukçu icra iflas alanında görüş bildiremez.

Değerli arkadaşlar, burada çok önemli işler yapıyoruz, tüm Türk Milleti hakkında uygulanacak kanunları çıkarmaya çalışıyoruz. Sadece, bir an önce kanun çıkaralım mantığıyla hareket etmemiz yanlış olacaktır. Bu kadar acele etmemizin bir gereği de yoktu. Demin belirttiğim gibi, zaten, özel yasaların uygulanması; yani, Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesiyle ilgili uyumlu hale getirilmesi için yeteri kadar süre verilmişti. Bu süre de, 31 Aralık 2006'ya kadar uzamıştı; o zamana kadar zamanımız var, geniş geniş çıkarırız. Bu kadar acele çalışmalar Meclise zaman da kazandırmıyor, özellikle, Meclisin zamanını harcamış oluyoruz; çünkü, görüştüğümüz kanunlar ya Sayın Cumhurbaşkanından dönüyor ya Anayasa Mahkemesine götürülüyor, Anayasa Mahkemesinden dönüyor veya kendi çıkardığımız kanunları, bir süre sonra, kendimiz yanlış buluyoruz, kendimiz hatalı buluyoruz, kendimiz diğer hukuksal düzenlemelerle bağdaşır bulmuyoruz. Bu kez de ne yapıyoruz; o kendi çıkardığımız kanunlarla ilgili sayısız değişiklik teklifleri getiriyoruz. Bu, Meclisi duble çalıştırmak anlamına geliyor. Oysa, bu kadar hızlı çalışmamızın bir anlamı yok. Hızlı çalışalım; ancak, kanunlar yeterli olgunluğa gelmeden o kanunları Meclis gündemine taşımayalım; çünkü, çok bariz yanlışlıklar yapabiliyoruz. Kanun geliyor, yeteri kadar hazırlık yapılmamış, komisyonda sayısız önergeler veriliyor, komisyonda yeteri kadar zaman ayrılmıyor komisyon üyelerinin incelemeleri için.

BAŞKAN - Sayın Kılıç, bir saniyenizi rica edeyim.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşİtlİ İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield ve beraberindeki kongre üyelerine Başkanlıkça "Hoşgeldiniz" denilmesi

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi Türkiye Çalışma Grubu Eşbaşkanı Edward Whitfield ve beraberindeki kongre üyeleri Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine, Yüce Heyetiniz adına hoşgeldiniz diyorum. (Alkışlar)

VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu dönem, bu Meclis çok önemli işler yaptı, çok önemli kanunlar çıkardı; bunları önemsemiyor değiliz. Ancak, çıkardığımız kanunları biz kendimiz sil baştan ele almaya çalışırsak, kendimizle çelişkiye düşmüş oluruz. Şu olur: Çıkardığımız kapsamlı kanunlarda 1 maddelik, 2 maddelik yanlışlıklar, hatalar yapılmış olabilir veya toplum hayatında öngöremediğimiz birtakım değişiklikler olmuş olur, onlarla ilgili 1 maddelik, 2 maddelik bir değiştirme yapabiliriz. Ancak, yeni çıkardığımız bir kanunda 30 madde, 40 madde birden değiştirmeye çalışırsak, o zaman, bunu ne kendimize ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyelerine ne de Yüce Türk Milletine anlatabiliriz. Şu anda yaptığımız uygulama o şekilde,

böyle bir gidişat içerisindeyiz.

Değerli arkadaşlar, bu nedenle, bu uygulamadan bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Bu gidişat gidişat değil; bu gidişatı değiştirmemiz gerekiyor.

Bu, acaba, şuradan mı kaynaklanıyor: İlk geldiğimizde, muhalefetten gelmenin heyecanıyla, geçmişte muhalefette olmanın içinde bulunduğu algılamayla, demokratikleşme, özgürleşme, hukukun üstünlüğü, bunlarla ilgili, heyecanlı bir şekilde olaya sarıldık; ancak, zaman içerisinde, yaptığımız icraatlarla, toplumdan eleştiriler gelmeye başlayınca, toplumdaki desteğimizi kaybetmeye başlayınca, bu kez de yasalarda baskıcılığa doğru bir gidiş içine girdik. Bir taraftan, Ceza Usulde yaptığımız değişikliklerle özgürlüklerin alanını kısıtlamaya çalışıyoruz, basını susturmaya çalışıyoruz, cezaevlerinde insanları tek kişilik hücrede barındırmak için yasalar çıkarıyoruz.

Değerli arkadaşlar, "korkunun ecele faydası yoktur" derler. Demokrasiden korkmayacağız, muhalefette olalım iktidarda olalım. Hepimizin yaşam kaynağı demokrasidir, hukuktur, hukukun üstünlüğüdür. Bunlar bizim ana felsefemiz olmalı. Bu nedenle, ümit ediyorum ki, bundan böyle, çıkaracağımız yasaları, iktidarıyla, muhalefetiyle, hep beraber, bir anlayış içerisinde çıkarmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi, bu getirmiş olduğu yasalarla, iyi sınav vermedi. Bu yasaları eğer yeniden gözden geçirmek gerekiyorsa, yeniden bu temel yasaları ele almak gerekiyorsa... Her zaman söylüyorsunuz, diyorsunuz ki, bu temel yasalarda Anamuhalefet Partisinin çok büyük katkıları oldu. Ancak, bu katkı ne zamana kadar; bu katkı, temel yasalar bitinceye kadar. Temel yasalar bittikten sonra birtakım özel değişiklikler yapmak isteyince, o zaman Anamuhalefet Partisinin görüşünü alma, düşüncesini alma anlayışı ortadan kalkıyor. Yani, bu "dün dündür, bugün bugündür" anlayışının başka bir şekli.

ÜNAL KACIR (İstanbul)- Koalisyon muyuz?!

MUHARREM KILIÇ (Devamla)- Koalisyon değiliz; fakat, politikanın da kendine göre bir etik anlayışı vardır. Biz eğer burada o anlayış içinde hareket etmeseydik, o yasaların hiçbir tanesi bu Meclisten geçme şansına sahip olmazdı. Düşünebiliyor musunuz; 300 maddelik, 400 maddelik yasaları buradan iki günde geçirdiniz, 3 günde geçirdiniz. Eğer bu anlayış içinde olmazsanız, politikada olsun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Sayın Kılıç, 1 dakikalık sürenizi başlatıyorum; lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla)- Tamam.

Gerek özel hayatımızda gerek politikada gerek ticarette sözünde durmak iyi bir erdemdir. Eğer, biz muhalefeti kandırdık, gerekli yasaları geçirdik anlayışındaysanız, bundan sonra o anlayışınız sizin için çok yanlış olacaktır diye söylüyorum.

Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Madde üzerinde, şahsı ve AK Parti Grubu adına, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Durdu; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DURDU (Gaziantep) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; geçen sene bu yasayı çıkarır iken, yine, grup adına ben konuşmuş idim, İcra ve iflas Yasasının tarihçesi, safhaları hakkında bilgi vermiş idim. Şimdi, bu vesileyle, siz saygıdeğer arkadaşlarıma ve yüksek huzurunuzda aziz milletimize sonsuz selam, muhabbet ve saygılarımı sunarım. Mesainiz mübarek olsun, hayırlı olsun.

Saygıdeğer arkadaşlarım, şu ikibuçuk sene içinde Cumhuriyet Halk Partisi Anamuhalefet olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, demin arkadaşlarımın söylediği gibi, geceyarılarına kadar, kimi zaman sabahlara kadar çalışarak bir şeyler yapmaya çalıştık. Bu bapta, bir adalet sistemi kurmaya çalışıyoruz; Ceza Kanunuyla, Ceza Muhakeme Kanunuyla, İnfaz Yasasıyla. Bugün de İcra İflas Yasasıyla bir mesai vermeye çalışıyoruz.

Hangi toplumun ve ulusun kalkınmışlığına veya geri kalmışlığına bakarsanız, huzurunuza ilkönce iyi adalet sistemi veya kötü adalet sistemi çıkar. Hangi toplum ve ulus, adalet sistemini mükemmeliyete yakın, eğer, oluşturmuş ise, kalkınmıştır ve bugün saadet içinde, refah içinde yaşamaktadır. Biz, Türk toplumu olarak, ilkönce 1808'de Senedi İttifak ile, onun akabinde 1839'da Gülhane Hattı Hümayunu, diğer ismi Tanzimat Fermanı ile, onun akabinde 1856'da Islahat Fermanı ile, ondan sonra 1876'da Birinci Meşrutiyet, 1908'de İkinci Meşrutiyet ile Batı hukukuyla tanışmış bulunuyoruz.

Daha önceki konuşmamda İcra İflas Yasasının merhale ve safhalarını anlatmaya çalışmıştım. Konu başlıklarıyla tekrar ediyorum: 1295-1296 tarihinde Bazı İlamatın Sureti İcrasına Dair Muvakkat Kanun, ondan sonra 1929 tarihli İcra İflas Kanunu -ki, bu kanunda hapsen tazyik olmadığı için üç sene boyunca muharrirler ve hukukçular tarafından büyük tenkit görmüş- onun akabinde, 1932 tarihinde 2004 sayılı Yasayla, bugün hâlâ yürürlükte olan İcra İflas Kanununu çıkarmış bulunmaktayız.

Bu üçüncü safhadan sonra, 1940'ta sözünü ettiğim yasada birkısım değişiklikler, ondan sonra 1965'te 538 sayılı İcra İflas Kanunuyla, iktidarı devraldığımız devreye kadar icra iflas işlemlerini takip ettik.

Geçen sene 100'e yakın maddede değişiklik yaptık; 17.7.2003 ve 4449 sayılı Yasayla. Bu yasada, 331 inci maddeden başlayarak, takriben 25 maddeye yakın, icra ceza müeyyidelerini içeren birkısım maddelerin değişikliğini bugün yapacağız. Bununla ne yapmaya çalışıyoruz?.. 2003 yılında yaptığımız değişiklikle meydana gelmiş olan kanun maddelerinin redaksiyon hükümlerini, imla ve ibarelerinde değişiklik, cezanın üst sınırında değişiklik, alt sınırında değişiklik gibi bir çalışmanın içinde olduk. Saygıdeğer arkadaşım Muharrem Kılıç Beyefendi diyor ki: "Ceza hukuku profesörleri vasıtasıyla bu çalışmaların yapılması doğru değil." Elbette doğru değil; fakat, şunu bildiriyorum: Şu İcra İflas Yasasının değişikliğine ilişkin olan madde hükümleri üzerinde, icra iflas hukuku profesörleri, Yargıtaydaki başkanlarımız ve üyelerimiz çalıştılar. Bu metnin çalışmasında onların da katkısı olmuştur; yüksek huzurunuzda onlara da teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, şimdi, sözünü ettiğim adalet sisteminin gereği olarak, siz, Türk Ceza Kanununu, Ceza Muhakeme Yasasını, Ceza İnfaz Yasasını gözardı ederek, onu görmeyerek eğer bu İcra İflas Yasasını meriyete korsanız, uygulamada sıkıntılar olur. Bizim komisyonumuz bu eksiklikleri gördüğü için bu çalışmaya girmiştir ve bu çalışmaya da Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız gerçekten çok samimî çalışmalarıyla, katkılarıyla faydalı katkılarda bulunmuşlardır.

Saygıdeğer milletvekilleri, daha önce, konuşmaların başında, Haluk Koç arkadaşımızın bir konuşmasına aklımı taktım, ben ona bir cevap vermek istiyorum. Sayın Başbakanımız seviyeli muhalefet istiyor demiş.

HALUK KOÇ (Samsun) - "Seviyesiz" dedi, "seviyeli" demedi.

MAHMUT DURDU (Devamla) - Yani, seviyeli muhalefet istiyorum demiştir. "Seviyesiz muhalefet yapılıyor" demesinin Türkçe anlamı "seviyeli muhalefet istiyorum" demektir.

Siz de çok rahat bir şekilde diyebilirsiniz ki, seviyeli iktidar olunuz. Bu sizin hakkınız ve bence, çok da doğru bir söz; ama, bu demek değil ki, ben seviyeli muhalefet istiyorum demek, önümüzdeki hafta her maddede kavga çıkarmak, işi yokuşa tutmak değildir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Kavga yok ki...

MAHMUT DURDU (Devamla) - Siyaseti layıkı vechile yapmak mesajı vardır bu sözün içinde.

Siz de bize deyin ki "seviyeli iktidar olunuz, kanunları doğru dürüst getiriniz" deme hakkınız vardır ve bence, bu sözler de doğrudur yani. Ben, bu tarizimi Sayın Haluk Koç'a bildirmek istiyorum.

Sonra, bir şey daha söylemek istiyorum: Sayın Başbakanımızı bu ülkenin yegâne, münhasıran sahibi olarak görmeyiniz. Siz de bu memleketin sahibisiniz, ben de bu memleketin sahibiyim, hepimiz bu memleketin sahibiyiz ve bundan da kıvanç duyacağız. Velev ki Başbakanımız hata etmiş olsa bile, bütün Meclisi gözardı ederek, Meclis çalışmalarını yokuşa sürerim gibi bir tehdit savurmanız bence doğru değildir. Saygılar sunarım Haluk Bey.

HALUK KOÇ (Samsun) - Kavga yok ki... Hiçbir şey yok.

MAHMUT DURDU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bugün, şu önünüze getirdiğimiz maddeler, İcra İflas Kanununda değişikliğe müteallik olan maddeler tamamen ceza müeyyidelerine yönelik olan maddelerdir, 331'den 370'e kadar devam eden maddelerdir.

Bunların içinde borçlunun, iflas idaresinin, konkordato yönetiminin çalışanlarının kasten veya bilinçli taksirle yapabilecekleri kayırmalar, hatalar, yanlışlar, eylem ve pratikleriyle, gerek borçluyu gerek alacaklıyı zarardide edecek olan hareketlerinin müeyyideleri tanzim edilmiştir. Bunlar tanzim edilirken, Türk Ceza Kanununun, Ceza Muhakemesi Yasasının, Ceza İnfaz Kanununun hükümleri de gözönüne alınarak bir uyum içerisinde getirilmesi düşünülmüştür. Bunda, komisyondaki Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın, AK Partili arkadaşlarımızın uyum içinde çalıştıklarını memnuniyetle gördük. Bundan dolayı da, tekrar, ben, bu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum; fakat, burada şunu da söylemek istiyorum: Biz, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, komisyondaki Adalet ve Kalkınma Partisi komisyon üyeleri ile Cumhuriyet Halk Partisinin komisyon üyelerinin bazı hassasiyetleri farklı olabiliyor; her şey, 2 kere 2, 4 değildir arkadaşlar. O komisyon çalışmalarında, siz Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım, bir meselede 2 kere 2'ye 3 diyorsanız...

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Biz 4 diyoruz, siz 3 diyorsunuz...

MAHMUT DURDU (Devamla) - ...bizim arkadaşlarımız da 2 kere 2'ye 5 diyorsa, takım adına biz arkadaşlarımıza uyuyoruz, doğrudur; fakat, bizimkiler bir meselede 2 kere 2'ye 3; ama, siz 2 kere 2 'ye 4 diyorsanız, siz de şahitsiniz ki, biz size uyuyoruz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Bu sizin şahsınız için geçirli, siz öyle yapıyorsunuz.

MAHMUT DURDU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Ama, şunu demek istiyorum; yani, pencerelerimiz bazen farklı olabiliyor. Bir gün Gaziantep'te bir demokrasi paneline katıldım; Orhan Aldıkaçtı Hocamız ve merhum Bülent Tanör, demokrasiyi anlatıyorlar, demokrasiyi çok güzel anlatıyorlar; Türkiye hususuna gelince, özel bir demokrasiden söz ettiler. Panelin sonunda, her birimize, sorularınızı sorun diye bir soru kâğıdı verdiler; tek soru sordum ben, tek soru yazdım; fakat, sağımda, eskiden Cumhuriyet Halk Partisinde il başkanlığı yapmış bir arkadaşım, solumda da yine eskiden Cumhuriyet Halk Partisi il başkanlığı yapmış hukukçu arkadaşım var; senin sorunu merak ediyoruz dediler. Arkadaşım, vallahi ben bir soru soruyorum; ama, cevap vermez" dedim. Sorum da şu, arkadaşlar: "Hocam, muhterem "Hocam, muhterem hocam, faşizmin Amerika'da tarifi birdir, Almanya'da, İngiltere'de, İtalya'da, Fransa'da tarifi birdir, bir olması gerekir; sosyalizmin de tarifi, böyle, birdir, bir olması gerekir; demokrasinin, Almanya'da, İngiltere'de, Kanada'da, Amerika'da tarifi birdir, bir olması gerekir. Siz, Türkiye'de, özel bir demokrasiden söz ediyorsunuz; bu tarifi yapılan, genel tarifi yapılan, demokrasinin altında bir şey mi, üstünde bir şey mi; şunu lütfen açıklar mısınız?.." Bu soruma cevap verilmeyeceğini bile bile sordum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, siz Cumhuriyet Halk Partililer ve AK Partililer, büyük, tarihî bir yükü omzunuza aldınız. Şu millet, Parlamento içindeki partilerin -iktidarının, muhalefetinin- tamamını Parlamentodışı bıraktı. Sizi anamuhalefete, bizi iktidara taşıdı. Belki, Türk tarihinde, has bir dönem olabilir, özel bir dönem olabilir bu dönem. Bu dönemi layıkı veçhile kullanmayan İktidar Partisi ve Anamuhalefet Partisi, tarihî vebal altında kalır diye düşünüyorum. Mesaimizi güzel kullanalım, siyaseti güzel yapalım. Bu memleket, gerçekten, şu sıkıntılara müstahak bir memleket değildir.

Bir İngiliz avukatla konuştum; dünyayı gezmiş. Daha, ben Kapadokya Bölgesini görmemişim, bunu bana anlattığı zaman; ben, daha, Türkiyemizin onda 1'ini görmemişim, bunu anlattığı zaman; halbuki, o avukat, benim girdiğim davaların yanında, hiç avukatlık yapmamış, senede iki duruşmaya girmiş, dünyayı gezebilecek imkâna kavuşmuş. İsviçre'de şunlar var, İsveç'te, Norveç'te şunlar var diyor. Kıta Avrupasını övgüyle anlatırken, istirham ediyorum bunları anlatma, sen bunları anlatırken bende mağlubiyet oluyor, utanıyorum dedim. Neden; çünkü, biz, ilkokulda, ortaokulda, lisede, fakültede, çocuklarımıza, 16 tane imparatorluk kurduk diyoruz. Bizim 15 inci imparatorluk yıkıldığı zaman, senin dediğin İskandinav ülkelerinin hiçbiri yoktu, lütfen bunları anlatma, sizi bu hassasiyete davet ediyorum dedim.

Ben, bir arkadaşınız olarak, hasbî konuşan bir arkadaşınızım, dobra konuşmaya çalışan birisiyim. Bir noktada takım adamlığı da yaparım, elbette ki AK Partimizin doğru bulduklarıma katılırım, ayrı mesele; ama, şunu anlatmaya çalışıyorum: Bir arkadaşınız olarak ben, Avrupa medeniyetinin bugünkü bazı güzelliklerine hayranlığımı söylerim; ama, bu demek değil ki, ben Avrupa medeniyetin bilaistisna her şeyine hayranım. Aksini söylüyorum; biz aile yapımızla, biz geçmişimizle, biz mefahirimizle, samimî söylüyorum, Avrupa'nın çok önündeyiz, çok önündeyiz.

Değerli arkadaşlarım, geçmişte de burada bir sohbetimiz, bir konuşmamız olmuştu; demiştim ki, lütfen, fikren bana bağlanın, beşyüz sene geriye gidelim, altıyüz sene geriye gidelim, Avrupa'ya bakalım, yolculuk yapalım; hem mekân olarak yolculuk yapalım hem de zaman olarak yolculuk yapalım, Avrupa'ya gidelim, bir de Anadolu'ya bakalım, bir de mefahirimizin at sürdüğü yerlere bakalım. Evet, bir ulusun, bir toplumun medeniyetini teraziye koyuyorsanız, layıkı veçhile teraziye koyacaksınız. Bin senelik, ikibin senelik, üçbin senelik zaman dilimi içinde hükümferma olmuş bir toplumu, bugün maddî sıkıntıların yaşandığı, insan hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiği bir kısacık devresinde siz teraziye koyarsanız, yanlışlık yaparsınız. Şarlken'e demişler ki: Ebu İlim. Niye öyle demişler; ilk kütüphaneyi kurduğu için. Ne zaman kurmuş; 15 inci Asırda. Israrla söylüyorum: Şarlken, o devlet kütüphanesini kurduğu zaman, Şam'da, Halep'te, Konya'da, Bursa'da, Ahmet Efendinin, Mehmet Efendinin kütüphanesinde, onun devlet kütüphanesindeki kitap adedinden 10 misli daha fazla kitap vardır.

Saygıdeğer arkadaşlarım, ben belagat için konuşmuyorum, gerçekten, samimî duygularımı bu vesileyle aktarmaya çalışıyorum. Ben, medeniyetler tarihini çok incelemiş birisiyim, çok okuyanlardan birisiyim. Arkadaşlarımızın içinde çok okuyan arkadaşlarımız var, çoğunu biliyorum ben, ben de okuyanlardan birisiyim. Daha 1205 tarihinde Artukoğlu saraylarında kahve ikram eden robot makinenin sahibi Ebul-İz Efendi'dir. Cabir Bin Hayyan, Muhammed Bin Cabir; daha hicri 2 nci Asırda, 1 inci Asırda bugünkü matematik ilminin, cebir ilminin, logaritma ilminin kurucularıdır bunlar. Avrupa'da, biliyorsunuz logaritmaya "Algoridmi" diyorlar. Niye başka bir isim değil de Algoridm; çünkü, El Harizmi'nin ismidir. Ama, bugün tarih öyle dönmüştür ki, bizim terahilerimiz, bizim eksikliklerimizin, bizim yapmadıklarımızın daha güzelini yaptıkları için hâkim medeniyet, güneş gibi, Avrupa'yı, Batı'yı aydınlatmaktadır. Kâinat kitabını bizden güzel okuyorlar. Bir kaplumbağanın hayatını incelemek için yüzlerce âlim, mühendis, profesör görevlendiriyorlar; bir kaplumbağanın hayatı için. Bir maymunun ailevî hayatı var mı yok mu, sosyalitesi var mı yok mu; bunu incelemek için milyarlar harcıyorlar. Böceğe de böyle bakıyorlar. Mikrokozmik âlemi de inceliyorlar, makrokozmik âlemi de inceliyorlar. Geçmişte atalarımızın yaptığı şeyi bunlar yapıyor ve bundan da, doğal sonuç olarak menfaat temin ediyorlar.

Şimdi, Avrupa'da yeni gelişmeler var, bunlara da bir bakmak istiyorum. Biz, geçen sene, 24 milletvekili arkadaşımızla birlikte Almanya'ya gittik. Orada, iktidardaki partinin, muhalefetteki partilerin ileri gelenleriyle görüştük. Bir vesileyle, buraya geldiğimde, Sayın Başbakanımızın bir toplantısında "Sayın Başbakanım, bizim bu Avrupa Birliğine giriş sürecimizin zorluklarını, zahmetlerini hep birlikte yaşıyoruz, ben bunları biliyorum; fakat, müşahede ettim ki, Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da gördüğüm müşahede şu ki, Avrupa Birliği hikâyesinde, onlarda daha fazla zahmetler, zorluklar var" dedim. Bunu söylediğim zaman, daha, henüz, Avrupa'da, Avrupa Anayasası hazırlanmış değildi, daha imzalanmış değildi.

Bu Avrupa Anayasasının taslağını inceledim arkadaşlar, bu Anayasa imzalandı.

1- Parlamentolarda tasdik görecek.

2- Tasdikten sonra anayasal kuruluşlar kurulacak.

3- Bu kurum ve kuruluşlar arasında münasebetler nasıl olacak?

4- Bugün, sizi Avrupa Birliğine alacağız diyen siyasî hareketler, orada, benim müşahede ettiğim kadarıyla, iktidardan kayma durumuna gelmişler.

Bundan şunu demek istiyorum: Biz, kendimize güvenelim ve şu önümüzdeki -iki sene gibi bir zamanımız kalmış- zamanı güzel yapalım; memleketimize, milletimize hizmet edelim, Rabbim bize yardımcı olur, halkımız, hiçbir zaman yapılan iyilikleri unutmaz.

Fazla da zamanınızı almamak için sizin yüksek huzurunuzu bırakacağım.

Hepinize, ama hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Durdu, teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.28

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

915 sıra sayılı teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3.- Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Teklifin maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı; maddelerine geçilmesini yeniden oylayacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyelerimiz arasındaki ihtilafı elektronik oylama yoluyla çözeceğim.

Elektronik oylama cihazıyla oylama yapacağım ve 2 dakikalık süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.

1 inci maddeyi okutuyorum:

İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1.- 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 331.- Haciz veya rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi alınması ve alacaklının alacağını tahsil edememesi halinde, şikayeti üzerine altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır.

Birinci fıkrada tanımlanan fiillerin bilinçli taksirle işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 915 sıra sayılı teklifin 1 inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi, sevgi ve saygılarımla selamlarım.

1 inci maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesi, alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların cezasını düzenleyen düzenleme yeniden değişikliğe uğratılıyor. Bu düzenleme 2003 yılında yapıldı. Maddenin genel özelliğiyle birlikte baktığımızda, daha önceki, 2003 yılında yapılan düzenlemede bir gerçek borçluların alacaklılarından mal kaçırmak ile yapmış olduğu tüm hileli tasarrufların iptalini düzenliyordu ve bu düzenlemeyle altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar da ağır para cezası getirilmesi hükmü vardı.

Maddenin ikinci bendinde ise, iflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen  borçlu hakkında da bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi yine aynı hükümler uygulanıyordu.

Üçüncü bendinde, konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da aynı hükümler uygulanıyordu. Yine, taşınmaz rehini kapsamında bulunan eklentinin, rehin alacaklısına zarar vermek kastıyla taşınmaz dışına çıkarılması halinde de zilyedine iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ve 1 milyar liradan 100 milyar liraya kadar para cezası verilmesi hükmü vardı. Alacaklar, yine alacaklının şikâyeti üzerine takibe devam olunurdu ve en sonunda, bu fiilleri bilerek borçlu lehine iştirak eden kişilere de, aslî faille birlikte aynı şekilde hapis cezasının verilmesi hükmü vardı.

Getirilen -tasarı/teklif diyelim artık- tasarıda ise, sadece 1 inci madde kalıp, diğer ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bentler tümüyle madde metninden çıkarılmakta ve burada, mal kaçıran şahıslara verilen altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası yerine -nedense bilemiyoruz; geçen gün de olduğu gibi- altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır hükmü getiriliyor.

Şimdi, izinsiz Kur'an kursları dediğimiz veya izinsiz eğitim kurumları dediğimiz, Cezada da verildiği gibi, tartışmalar çok olduğu gibi, burada da bilerek hileli iflasa sebep veren, alacaklısını zarara uğratmak isteyen tüm kötü niyetli borçlulara, biz, acaba neden erteleme sınırı içerisinde, iki yıl içerisinde cezayı verilmeye getiriyoruz veya adlî para cezası veya hapis cezasını kaldırarak da sadece adlî para cezası verilir diyoruz? Yani, bu toplumda, Allahaşkına, biz, hiç, dürüst mal veren insanları korumak için bu Meclisten bir yasa çıkarmayacak mıyız arkadaşlar?! Niye indiriyoruz bu insanları? Yani, başkasının malını almış, borcunu ödememiş, kötü niyetli, özel ya da tüzelkişileri, şahısları biz korumak zorunda mıyız; bizim böyle bir yükümlülüğümüz mü var veya sizin böyle bir yükümlülüğünüz mü var, ben bunu anlamadım. Niye bu insanların hapis cezasını hep tecil sınırları içerisine getiriyorsunuz ya da hapis cezası yerine adlî para cezası verilerek, evet, sen, toplumda her türlü üçkâğıtçılığı yapabilirsin, herkesi dolandırırsın, herkesten mal alırsın, borçlarını ödemezsin, ondan sonra borç mallarını da hileli olarak üçüncü şahıslara, yakınlarına verirsin ve arkadaş, kusura bakma, ondan sonra da gelirsin, bana adlî para cezasını ödersin; hadi güle güle!.. Bu toplumun dürüst insanları ne olacak?! Mevcut olan yasalarımıza güvenerek özel veya tüzelkişilere mal veren o dürüst insanlar ne olacak?!

Bakın, size, bir hikâye anlatmak istemiyorum, bir gerçeği anlatmak istiyorum. Bursa'nın Karacabey İlçesinde, geçen yıl kurulan bir fabrikaya, o yöredeki bütün köylülerimiz domateslerini verdiler -2004 yılının domates ürünü- kilosunu da 100 000 liradan verdiler, şimdi koymaya kalktığımızda 10 kuruştan verdiler Türk parasıyla, yeni YTL'yle. Tam 1 trilyon 80 milyar alacakları var, 1 trilyon 80 milyar… Bir yıldan beri bekliyorlar bu para ödenir diye. Sözleşmeler var ellerinde. Bu sözleşmelere güvenerek, bu insanlar diyor ki: "Bizim paramız ödensin." Ama, şirketin aktifleri hiç yok ve bir kişinin alacağı burada, müstahsil makbuzu elimde. 6 milyar Türk Lirası domates alacağı var geçen yıldan bir kişinin sadece ve bu insanlar, bir yıldan beri başvurmadık bir makam bırakmadılar. Bir de baktılar ki, şirket, başka bir şirkete kiralanmış, tabelalar değişmiş, borçlu şirketin iflası istenmiş. İnsanlar, ne yapacaklar diye, panik halindeydiler. Geçen hafta toplandılar, eylem yapmaya karar verdiler; hep beraber gideceğiz fabrikanın önüne.

Bakıyoruz ki, biz, bu insanların alacaklarını almak için kavga vermeye çalışıyoruz. Şimdi, bu insanlara parayı zaten ödemiyorlar, parayı tahsil edemiyorsunuz. Boşaltılmış, şirketlerin içi boşaltılmış ve o şirketi bir de devir yapıyoruz ve biz de şimdi yasada bir değişiklik yapıyoruz ki "artık, sen, hiçbir şeyini alamazsın kardeşim" demeye getiriyoruz. Allahaşkına, bizlerin bunu yapmaya hakkı var mı?!

Bakınız, komisyon görüşmeleri esnasında bunları biz tartıştık, bunları yapmayın dedik. Evet, hileli olarak mal kaçıran şahısların İcra İflas Kanununun 277, 278, 279, 280, 281 ve müteakip maddeleri içerisinde, asliye hukuk mahkemeleri içerisinde iptal davası açma hakları var mallarını geri alabilmek için; ama, bu davalar ne kadar sürüyor, ne kadar sürecek?! Türkiye'deki enflasyon şartları içerisinde, Türkiye'de satılan ürünün bedelini tahsil edeyim derken, girdilere yapılan zamlar nedeniyle, bu insanlar, bu alacaklarını kaç yıl içerisinde alacaklar, hangi yerden alacaklar?! Düşününüz ki bir ticarî işletme, bir fabrika, gayrimenkul rehiniyle menkuller de rehinlenmiş; siz fabrikayı herhangi bir şahsa kiralıyorsunuz, o kiraladığınız şirket de, yine, kiraladığı başka bir şirkete oradaki en değerli, yani, fabrikanın müştemilatı içerisindeki en değerli menkul malını alıp da diğer bir fabrikaya götürdüğü anda, siz oradaki iptal davalarını kazansanız ne olur kazanmasınız ne olur; hiçbir şey yapamazsınız, hiçbir şekilde alacağınızı tahsil edemezsiniz.

Şimdi, tüm Türkiye'deki uygulamalar bu şekilde devam ediyor. Ben merak ediyorum; allahaşkına niye biz 1 inci maddedeki hem hapis cezasını tecil edilebilir sınırlar içerisinde bırakıyoruz da, ikinci bendi niye tekliften çıkarma ihtiyacını hissettik?! Özellikle kanunun altında imzası bulunan Sadullah Ergin buna bir cevap verse, ben çok sevineceğim. Üçüncü bendi niye çıkarıyoruz, dördüncü bendi niye çıkarıyoruz, beşinci bendi niye çıkarıyoruz? Kimi kurtarmak istiyoruz, kimi?! Kimin ihtiyacı var bundan?! Ben bu sorunun cevabını hakikaten bulamadım, düşünüyoruz.

Bakın, bize böyle kanun teklifleri geldiği zaman, biz, Adalet Komisyonunda, artık, şunu düşünmeye başladık: Allah Allah, yine, kimi kurtaracağız acaba diye; kim zor durumda ki bunlarda değişiklik yapacağız diye.

Bakın, arkadaşlar, tasarılara imza atıyorsunuz; biz milletvekiliyiz, bizim hepimizin sorumluluğu var verdiğimiz kanun tekliflerinde. O kanun tasarılarına imza attığınızda, acaba kimi kurtarıyoruz diye, ben buradaki düzenlemeleri, ben bu maddeleri, bentleri çıkardığım zaman bundan kim yararlanacak diye hiç düşünüyor musunuz? Benim vicdanım sızlıyor. Benim vicdanım sızlıyor; çünkü, binlerce üreticinin, binlerce insanın mağdur olacağı düzenlemeleri yapıyoruz burada.

Şimdi, İcra İflas Kanununu, biz, tekrar değiştireceğiz diyoruz. İyi değiştireceksek, bunları niye yapıyoruz o zaman, bunları şimdi niye yapıyoruz?! Kim anlatacak bunun sebebini?! Haa, yeni Ceza Yasasına uyum göstereceksek, iyi, cezanın alt sınırıyla üst sınırıyla oynamayalım, ona göre değiştirelim bunu; ama, diğer suç faillerini niye aradan çıkarıyoruz biz, o suç faillerinin bununla, çıkmayla ne alakası var, onları niye çıkarıyoruz?! Yani, biz, her getirdiğiniz teklife, tasarıya şüpheyle bakmaktan kurtulmak istiyoruz. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aklama paklama mekanizması haline gelmemesi lazım. Biz, bu Meclisin saygınlığına gölge düşürüyoruz; gerçekten de gölge düşürüyoruz.

Komisyonda biz bu sıkıntıları dile getirdik; ama, komisyonda yapılan oylama esnasında 331 inci maddedeki değişiklik aynı şekilde geçti. Şimdi bakıyoruz ne oldu; şimdi elime bir önerge geldi. Yahu kusura bakmayın yanlışlık yapmışız, biz tekrar eski haline döndürüyoruz. Allahaşkına biz ne yapıyoruz; yani, sıkışıklık, 1 Hazirana kadar yetiştireceğiz mi diyoruz? Şimdi, 331 inci maddeyi biz, tekrar bir önerge vereceğiz, bakınız bir önerge vereceğiz eski haline getireceğiz. Önerge burada, hazırlanmış, verilmiş. O zaman bu tasarıyı kim hazırladı; yanlış, hükümetin de kabul etmediği, içine sindiremediği tasarıyı, madde metnini biz altkomisyondan, Adalet Komisyonundan niye geçirdik de Meclisin gündemine getirdik? Allahaşkına buna bir cevap verecek bir insan var mı; ben cevap veremiyorum. Biz bu maddedeki değişiklikleri eleştirmek için toplanıyoruz. Geliyor önerge, deniliyor ki, yok tekrar eski haline getiriyoruz. O zaman bu değişiklikleri niye yapıyoruz?! Niye?! Yani, gözden kaçmış olsaydı kimler kurtulacaktı o zaman; kimlere biz iyilik yapacaktık?

Tekrar söylüyorum, bakınız, Bursa'nın Karacabey İlçesinin köylülerinin 1 trilyon 80 milyar lira alacağı var. Bu insanlar, bu hafta sonu yollara dökülecekler. Eğer, 331 inci maddedeki değişiklikler geçmiş olsaydı ve müteakip maddelerdeki, bunların sorumlularına hiçbir şey yapamayacaktık biz. O insanlar ekmeklerini istiyorlar, alınterlerinin karşılığını istiyorlar. Bir yıl, nisan ayından eylül ayına kadar tarlada çalışarak kazandıkları, hem de kilosu 10 kuruş olan domatesin parasını istiyorlar o insanlar. Biz onlara yardımcı olmak yerine, mallarını bilerek eksilten, kaçırtan, devreden insanların değirmenine su taşımak zorunda mıyız; bunu mu taşıyacağız biz?!

Şimdi önergeyle düzeltilecek. Evet, önerge geldi. İnşallah önerge kabul edilir; bilmiyorum şu anda. Önergeye baktığımızda tekrar, bu kanunun 1 inci maddesinden, yine, eski 331 inci maddeye bir dönüş var önerge içerisinde. Oradaki tek fark herhalde, iştirak halinde olanlar değiştirilmiş, ikincisi, 1 milyardan 100 milyara kadar olan ceza da, bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır haline getirilerek, Türk Ceza Yasasına uyumlu bir hale getirilmiş.

Demek ki, bir cümlelik bir değişiklikle niyet hâsıl olurken, acaba -gerçekten de bunun cevabını istiyorum- 331 inci maddenin ikinci, üçüncü, dördüncü bentlerinde niye değişiklik yapılmak istendi, kim kurtarılmak istendi; bunun cevabını verirseniz sevinirim.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -Sayın Küçükaşık teşekkür ederim.

Şahsı adına, Çorum Milletvekili Sayın Muzaffer Külcü, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Külcü, süreniz 5 dakika.

MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Hatay Milletvekilimiz ve AK Parti Grup Başkanvekilimiz Sayın Sadullah Ergin'in İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiyle ilgili, 1 inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, yaklaşık ikibuçuk yıldır -her ne kadar Sayın Koç çok hoşnut olmasa da bu sözümüzden- hem iktidar olarak hem muhalefet olarak Türkiye'de değiştirilmesi gereken birçok yasayı değiştirdik ve günün ihtiyaçlarına, modern hukukun gereklerine uygun bir şekilde yeniden düzenledik ve tabiî, bu yaptığımız çalışmalar, hem Ceza Kanunu olsun hem Ceza Muhakemesi Kanunu olsun hem İnfaz Yasamızdaki değişiklikler olsun, zaman içerisinde, hem uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklar, eksiklikler, arızalar dolayısıyla hem de zamanında kamuoyuna sunulmuş olmasına rağmen gerekli tepkiler Büyük Millet Meclisine yasama çalışmaları daha tamamlanmadan ulaştırılmadığı için, yasalaştıktan ve yürürlüğe girdikten sonra bizlere gelip tepkilerini bildirdikleri için, zaman içerisinde değişiklik yapılması gereği tekraren hâsıl olabiliyor.

Bugün, belki, bu konuştuğumuz 1 inci madde de, bu kapsamda değerlendirilebilecek olan değişikliklerden bir tanesi. Az önce, Sayın Küçükaşık da bildirdi, belirtti; biz, 17 Temmuz 2003 tarihinde, yani, yaklaşık olarak bundan iki yıl kadar önce, bu madde üzerinde bir değişiklik yapmıştık, bir çalışma yapmıştık. Şimdi, yeniden bir çalışma yapıyoruz. Bir değişiklik ihtiyacı hâsıl oldu. Bu nereden çıktı? Belirttiğim tarih, 2003'ün temmuz ayı. Ondan sonra, biz, söylediğim gibi, Türk Ceza Kanununda ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda tamamen köklü değişiklikler yaptık ve bu değişiklikler, özel kanunların da birçok kısmını yakından etkiledi ve onların üzerinde de değişiklikler yapılması ihtiyacı hâsıl oldu. Bundan dolayı, biz, bugün, özellikle Kabahatler Kanunu ve Ceza Kanunundaki o ceza sistemine ilişkin yapılan değişikliklerden dolayı bu değişikliği de gerçekleştirmek zorunda kaldık.

Değerli arkadaşlarım, az önce, Sayın Küçükaşık konuşmasını yaparken, sanki, biz, komisyon çalışmalarını yürütüyorken birilerinin gözünden bir şeyleri kaçırmaya çalıştık; ama, Sayın Küçükaşık bu kürsüye gelip söyleyince gözden kaçıramayacağız, hemen bir önergeyle durumu düzeltelim gibi bir ifade kullandı yahut da böyle anlaşıldı; yumuşak bir ifadeyle öyle söyleyeyim.

Değerli arkadaşlar, biz, bu teklifle, bakınız, yaptığımız bu değişiklikle, hiç kimseyi hiçbir şeyden kurtarmak gibi bir çabanın, gayretin içerisinde değiliz. Az önce, komisyon sıralarında oturan arkadaşlarımızla da bu konuyu görüştük; dediler ki: "Bu bir yazım hatasından kaynaklanmıştır." Komisyonda, bu konular değerlendirilmiştir. Böyle olmasının uygun olduğu, mevcut haldeki ikinci ve üçüncü fıkraların korunmasının gerektiği ve gerekli değişikliklerin bunların üzerine ilave edilerek yapılması gerektiğinin doğru olduğu söylendi ve biz de, bunun üzerine, Grup Başkanvekilimiz Sayın Sadullah Ergin'in vermiş olduğu teklifi bunun üzerine yapılandırdık.

Değerli arkadaşlar, bakınız, o ikinci fıkrada, iflasla ilgili bir düzenleme var; cezaî yaptırımı değişmek kaydıyla, aynen devam ediyor. Üçüncü fıkrada, konkordatoyla ilgili bir düzenleme var; o da, yine, cezaî müeyyidesi değişmek kaydıyla, mevcut 331 inci maddedeki düzenleme ne ise, o şekilde varlığını devam ettiriyor. Hal böyle olunca, hiç kimsenin, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O, belki, bir anlık, akla gelmiş ve ağızdan çıkmış olan bir sözdür. Kimsenin aklında da böyle bir şeyin olmaması gerekir.

"Peki, bir yıl önce yaptık, altı ay önce yaptık, yürürlüğe soktuk, bazı yasaları yeniden değiştiriyoruz; niye" deniliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Külcü, ek 1 dakikalık sürenizi başlatacağım. Lütfen, konuşmanızı tamamlayınız; çünkü, icraatımız bugün böyle devam edecek.

Buyurun.

MUZAFFER KÜLCÜ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, eğer, bu değişiklik ihtiyaçları, yapılan bu yeni çalışmalar, lüzumsuz bir çalışma gibi değerlendirilecekse, Meclisin gündemini işgal etmek olarak değerlendirilecekse, elli yıl önce yapılanları da değiştiriyoruz, otuz yıl önce yapılanları da değiştiriyoruz. Niye değiştiriyoruz? Bir tane soru var, bir tane cevabı var bunun: Günün ihtiyaçları mevzuatta değişikliği zorunlu kılıyor ve biz de, bunun için, bu değişiklikleri yapıyoruz. Önümüzdeki maddeler de, bu anlamda yapılmış olan çalışmalardır, sadece uyum anlamında getirilmiş olan çalışmalardır; zaten çok ciddî değişiklikler de içermiyor.

Bu düşüncelerle, Yüce Heyetinizi, tekrar, saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Külcü, teşekkür ederim.

Madde üzerinde 1 adet önerge vardır; önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1 inci çerçeve maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

İrfan Gündüz

Orhan Yıldız

M. Necati Çetinkaya

 

İstanbul

Artvin

Elazığ

 

Ayhan Sefer Üstün

 

Muzaffer Külcü

 

Sakarya

 

Çorum

Madde 1.- 9.6.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 331 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 331.- Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu sunî surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını almadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

İflas takibinden veya doğrudan doğruya iflas hallerinde iflas talebinden önce birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da, bu fiiller başka bir suç oluştursa dahi bu hükümler uygulanır.

Konkordato mühleti veya iflasın ertelenmesi talebinden önceki iki yıl içinde ya da konkordato mühleti talebi veya iflasın ertelenmesi süresinden sonra birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.

Taşınmaz rehni kapsamında bulunan eklentinin rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile taşınmaz dışına çıkarılması halinde, eklentinin zilyedi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet?..

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Ceza Kanununun Yürürlük Kanunu gereğince hafif hapis ve hafif para cezaları idarî para cezasına dönüştürülmüş olduğundan bu Kanundan etkilenmemesi için para cezaları, adlî para cezasına dönüştürülmüştür. Ayrıca, iştirak hükümleri Türk Ceza Kanununda düzenlendiğinden buna ilişkin son fıkra da madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge istikametinde 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- İcra ve iflas Kanununun 332 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 332.- Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, adet üzere tecviz edilemiyecek bir hiffetle hareket ederek veya haddinden ziyade masraflar yaparak yahut cüretli talih oyunlarına veya basiretsizce spekülasyonlara girişerek yahut işlerinde ağır ihmallerde bulunarak aczine kendi fiili ile sebebiyet verir yahut vaziyetinin fenalığını bildiği halde o gibi hareketlerle bu fenalığı ağırlaştırırsa, aleyhine aciz belgesi istihsal edildiği veya alacaklı alacağını istifa edemediğini ispat ettiği takdirde, onbeş günden altı aya kadar hapis cezasiyle cezalandırılır.

Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içinde birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.

Bu suç alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur. Borçluyu fazla borç altına girmeye veya talih oyunu ile spekülasyonlarda bulunmaya sevk etmiş yahut ağır faiz almak suretiyle zaafından istifade etmiş olan alacaklıların şikâyet hakkı yoktur."

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, iki yerde yanlış okudu Sayın Kâtip Üye; bir tanesi "girişerek" doğru metin, öteki de "istifa" dedi "istifade" olacak.

BAŞKAN - Sayın Koç, gerekli düzeltmeler yapılmıştır.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu.

Sayın Ayvazoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunuyla ilgili 915 sıra sayılı Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin'in vermiş olduğu bir değişiklik teklifiyle huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabiî, İcra ve İflas Kanunu denildiğinde, İcra ve İflas Kanununun çok önemli bir infaz kanunu olduğunu bütün hukukçu arkadaşlarımız bilmekte ve bunun hepimiz bilincinde olmaktayız. Ceza mahkemelerinden verilen kararların infazının ayrı bir infaz kanunuyla, Ceza İnfaz Kanunuyla yerine getirildiği, hukuk mahkemelerinden verilen kararların ise infazının İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde yerine getirilmekte olunduğu bir gerçektir. Böyle bir yasadaki değişikliğin, gerçekten, gerek alacaklıyı gerek borçluyu gerekse alacaklı ve borçlular adına özellikle adliyelerde uğraş veren bütün avukatları ciddî bir şekilde ilgilendirdiği, yine bir gerçektir.

Böyle bir kanundaki değişiklik tekliflerinin zaman zaman ihtiyaçlar çerçevesinde Meclisin huzuruna getirildiğini bizden önceki konuşmacı arkadaşlarımız belirttiler; ancak, bu kanunlardaki değişiklik tekliflerinin veya değişiklik tasarılarının Meclise getirilirken, her nasılsa, mutlaka, bir yerlerinden bir aksaklık, bir eksiklik çıkıyor, bulunuyor ve hemen akabinde, hemen peşinde, gerek Meclis Genel Kurulunda gerekse önceden eğer vâkıf olunursa, bilgi sahibi olunursa, komisyonlarda 1-2 önergeyle veya önergelerle değiştiriliveriyor veya değiştirilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tekniğin, bu yöntemin uygulanması sonucu, yıllardan beri, biz, 22 nci Dönem parlamenterleri olarak, gerçekten, çok sıkıntı yaşadığımızı da burada ifade etmek zorundayız; bu yöntemlerin uygulanması sonucu, bizlerin, burada, vatandaşın beklemiş olduğu verimli çalışmayı gösterememekten dolayı bir sıkıntı yaşadığımızı hepimiz kabul etmek zorundayız. Bunların sonucunu, elbette, iktidar, özellikle siyasî iktidar verecektir ve eğer, günahı var ise de, çekecektir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, görüşmekte olduğumuz bu değişiklik teklifinin değiştirilmek istenilen 332 nci maddesine, ben, aynen, baktım ve değiştirilmek istenilen ve getirilmek istenilen teklifle karşılaştırdım; bütün kelimelerinin, bütün harflerinin, rakamlarının hemen hemen aynı olduğu gözlenmektedir. Şimdi, örnek verecek olursak, değiştirilmek istenilen -burada, hangi kelimelerin değiştirildiği örneğini verecek olursak- 332 nci maddenin birinci fıkrasından başlamak suretiyle, ikinci cümlesinde "âdet üzerine" denilmiş; burada ise "âdet üzere" şeklinde değiştiriliyor; sadece bir harf değiştiriliyor değerli arkadaşlarım.

Yine, devamında -tabiî ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bütün cezaların temeli olduğu için, ona uygun bir şekilde- daha önce ve şu anda yürürlükte bulunan birinci fıkranın son cümlesindeki "onbeş günden altı aya kadar hafif hapis" ibaresinden "hafif" kelimesi çıkarılmak suretiyle, sadece "hapis cezasıyla cezalandırılır" şeklinde oluyor.

Yine, ikinci fıkraya baktığımızda, teklifin ikinci fıkrasıyla karşılaştırıyoruz; okuyoruz... Ben ikna olmadım, acaba yanlış mı görüyorum diye tekrar tekrar okudum. İkinci fıkrasında da hiçbir değişiklik göremedim.

Yine, üçüncü fıkrasına baktım "bu suç alacaklının şikâyeti üzerine" diye devam eden fıkra; aynen, bu da, cümle ve kelime olarak yer almış, hiçbir değişiklik yok.

Şimdi, bunu söylerken bir hususu daha vurgulamak istiyorum: Şimdi, kanun teknik yönden yapılırken, bunların tekniğe uygun olarak yapılmasının zorunlu olduğu gerçeğini hepimiz kabul etmek zorundayız. Eğer, teknik açıdan bir yanlışlık yapmamak gerekirse, burada, Parlamentonun zamanını gereksiz yere almamak gerekirse, teklifi getiren arkadaşlarımızın ve bu teklife katkıda bulunan -hükümet adına- bakanlık bürokratlarının ve bakanlığımızın çok titiz şekilde bunu ele alması gerekir diye düşünüyoruz; çünkü, sadece bir harf ve rakam üzerinde değişiklik yapılmış. Bunun, kısa bir şekilde, birinci fıkranın ikinci cümlesindeki "üzerine" kelimesi "üzere" olarak değiştirilmiştir denilip geçiştirilmesi varken, yine "hafif hapis cezası" da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki cezaların türüne göre "hafif hapis" kaldırıldığı için "hafif" kelimesi kaldırılmıştır şeklinde, sadece "hafif" kelimesi kaldırılmıştır şeklinde olsaydı, bu, daha gerçekçi ve kanun tekniğine daha uygun olurdu diye burada görüyoruz, gözlemliyoruz.

Şimdi, bunları bu şekilde belirttikten sonra, elbette, bu maddenin, İcra ve İflas Kanununun 16 ncı babının Birinci Bölümündeki "Cezai Hükümler" bölümünde yer alan bir ceza maddesi olduğuyla karşı karşıyayız. Bu durumda, değerli arkadaşlar "borçlunun aczine kendi fiiliyle sebebiyet veren veya vaziyetinin fenalığını bilerek ağırlaştıran borçlunun cezası" şeklindeki bir başlığı taşıyan ceza maddesidir.

Şimdi, teknik yönlerden bunları izah ettikten sonra, bir de, aynı maddenin içerisinde gerçekten o kadar ilginç ve eski bir tabir kullanılmış ki, değerli arkadaşlarım, "tecviz" den bahsediliyor, tecviz kelimesi kullanılmış. Şimdi, tecviz kelimesinin, sayın bakanlık bürokratları hazırlarken, en azından, bunu, biraz daha sade bir halde, vatandaşın, borçlunun, alacaklının anlayabileceği bir halde değiştirilmesi gerekirdi diye düşünmekteyiz. Gerçekten tecvizin, izin verme veya yapılmasını uygun bulma şeklindeki bir tarifini, vatandaşlarımız olarak veya alacaklı, borçlu olarak çoğu insanımız bilmeyebilirler.

Yine, aynı cümle içerisinde "hiffet" kelimesi kullanılmaktadır. Hiffet"in, yani, hafiflikten kaynaklanan, borçlunun hafifliğinden, gereksiz hareketlerinden kaynaklanan, ticaretse ticaret erbabı olarak lüzumsuz, gereksiz hareketlerinden kaynaklanan hareketler gibi algılanması gerekir; ama, hiç olmazsa bu madde görüşülürken, değişiklik önerilirken, bunların, iki kelimenin Türkçe manası, anlaşılabilir bir mana taşıyan bir kelimeyle karşılanmasında fayda olacak idi; ama, gözlemledik ki, maalesef, bu da bu şekilde geçiştirilmiş oldu.

Tabiî, sadece kanunlarımızda bu iki kelime mi eski kelime olarak yer almaktadır; hayır. Kanunlarımızda o kadar fazla eski kelimeler kullanılmıştır ki, bunu, vatandaşlarımızın, Türkçeyi bilen insanlarımızın, gerçekten, ilk okuduğunda anlayabilmesi çok çok zor.

Bunlara bakıldığında, yerine göre burada siyasî iktidar olarak çıkıp konuştuğumuzda, bir kanunu, temel kanunu veya kanunları değiştirmeye çalıştığımız çalışmalarımızda devrim yaptığımızdan bahsediliyor, bu iddia ediliyor, iktidar tarafından savunuluyor; ama, temeline bakıldığında, bu devrimin hangi anlamda, ne şekilde yapılıp yapılmadığı hususu kamuoyuna açıklanamıyor. Bunun, İktidar tarafından, bundan sonraki çalışmalarda daha ciddî bir şekilde, daha titiz bir şekilde ele alınması için, biz, Anamuhalefet Partisi milletvekilleri olarak, sizleri uyarmayı görev biliyoruz.

Şimdi, benden bir iki konuşma öncesi konuşan değerli milletvekili arkadaşımız Mahmut Beyin konuşmalarından yola çıktığımızda, öncelikle, yine kendisine teşekkürü borç biliyoruz; aynı Adalet Komisyonunda iki yılı aşkın süreden beri, gerçekten, çalışıyoruz ve şunu itiraf etmesinden dolayı teşekkür ediyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi adına anamuhalefet olarak orada görev yapmakta bulunan değerli arkadaşlarımızın kendilerine, daha doğrusu ülkemiz adına yapmış olduğumuz katkılardan dolayı bize teşekkür ediyor. Biz de bu teşekkürün altında kalmamak için, Sayın Mahmut Durdu'nun bu hoşgörülü teşekkürüne gerçekten teşekkürü borç biliyoruz, biz de kendisine teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftanın manzarasına baktığımızda, gerçekten, bizleri, hepimizi üzmesi gereken bir manzara olduğunu kabul etmek zorundayız. Yani, bizler üzülelim veya üzülmeyelim; ama, üzülmek zorundayız. Eğer bu Parlamentoyu sadece bizler, kendi aramızda idare etmeye çalışsak, belki, kol kırılır yen içinde kalır misali burada kalır idi o görüntü; ama, Adalet  Komisyonunda birlikte çalışmış olduğumuz, altkomisyonda birlikte imza altına almış olduğumuz bir kanun teklifi, yine, aynı şekilde, arkadaşlarımızın, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup iki milletvekili arkadaşımızın imzasıyla, yine Cumhuriyet Halk Partisine ait iki milletvekili arkadaşımızın imzasıyla tekliften çıkarılan maddenin, yeniden... Adalet Komisyonunda çıkarılması onaylandığına göre, ona rağmen Genel Kurula gelmek suretiyle, güya uzlaşmayla getirilen, tekliften çıkarılan Türk Ceza Kanununun 263 üncü maddesindeki değişikliğin burada yaratmış olduğu manzara, bütün Türkiye'de üzüntüyle karşılanmıştır. Bunu, hepimiz, bütün milletvekilleri olarak, hangi partiye mensup olursak olalım, üzüntüyle kabul etmek zorundayız; bu, tarihe geçmiştir. Biz, bu kanunun maddesinin yeniden gündeme getirilmesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Parlamentoyu terk ettiğimizde, biz inanıyoruz ki -burada bulunan arkadaşlarımızı tenzih ederek söyleyelim- çoğu milletvekili arkadaşlarımızın, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın, peşimizden, o madde görüşülürken "her şey oybirliğiyle geldi, geçti, ne kadar da rahatmış Cumhuriyet Halk Partisi olmadan bu Parlamentonun çalışması" diye, belki, gülümsemeleriyle geçiştirildi; ama, o gülümsemenin, yarın, bir gün, hesabı, millet tarafından, bizlere, bu Parlamentoya, cumhuriyetin adına Parlamento görevini yapan 22 nci Dönem milletvekillerine ve o siyasî iktidarı temsil eden partiye elbette sorulacaktır diye düşünüyoruz, düşünmek zorundayız. O manzara, gerçekten acı bir manzara olmuştur; çünkü, birbiriyle çelişen, altkomisyonda ayrı, Adalet Komisyonunda ayrı, Genel Kurulda ayrı tavır gösteren milletvekili arkadaşlarımızın kayıtları ve imzaları tarihe geçmiştir, tutanaklara geçmiştir. Bunun hesabını, acaba, yarın, bir gün seçimlere giderken, milletin huzuruna giderken, ne şekilde, nasıl vereceğiz? Bunun -daha önce yapıldıysa- Cumhuriyet Halk Partisini kandırmaya yönelik bir eylem olduğu kabul edilerek hesabı sorulacaktır. Yok, eğer, kandırmaya gidilmediyse, samimi bir şekilde imza verilerek 263 üncü maddedeki değişiklik teklifinin geri alınmasının hesabını, acaba, sizin hizmet vermek istediğiniz Adalet ve Kalkınma Partisinin temelindeki o insanlara, tabanınıza nasıl vereceksiniz? Bunu, elbette, o millet, sizlere soracaktır.

Sayın milletvekilleri, Değerli arkadaşlarım, elbette, bunları görüşürken, bizler, benden önceki konuşmacı arkadaşlarımızın da, konuşmaya konu olan teklif değişikliğiyle ilgili konunun dışarısına çıkmanın, yine, bizlere millet tarafından verilen bir görev olduğunu bilerek bunu söylüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Ayvazoğlu, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Dün akşam, bir televizyon kanalındaki canlı yayında Sayın Milletvekili Sadullah Ergin'in konuşmasını izledik. Maalesef, bir örnek veriyor, düşününüz, bir örnek veriyor. Bizim temelimiz eğitimdir, "eğitim birliği" diyoruz; ama, eğitimin temel kurallarını 263 üncü maddeyle aynı çerçeveye sokmak suretiyle, eğitim kurumlarının açılmasının bir bakkal dükkânıyla, bir berber dükkânıyla aynı, eşit değere koymak suretiyle karşılaştırılması ve kıyaslanması da, gerçekten, abesle iştigal olmuştur. Konuşacaklarımızı -canlı televizyondur, basındır- medyanın huzuruna çıkıp konuştuğumuzda, bunlarda çok dikkatli bir şekilde kıyaslama yapalım. Elbette, esnaflarımız bizim baş tacımızdır. Biz, ne berberimizi ne diğer küçük esnaflarımızı küçümseriz; ama, kıyaslama yapılırken, bir kural vardır teşbihte hata olmaz diye, bu kural çiğnenirse, bizleri yanlış yola, yanlış yöne yönlendirir.

Bu duygu ve düşüncelerimle, Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.

Madde üzerinde şahsı adına Artvin Milletvekili Orhan Yıldız?.. Yok.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- İcra ve İflas Kanununun 333 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 333.- Her kim iflas bürosu veya idaresinin yahut bir alacaklının veya alacaklılar toplanmasındaki mümessilinin reyini yahut konkordatoya muvafakatini kazanmak için ona hususi bir menfaat temin veya vaat ederse altı aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Menfaat temin eden alacaklı yahut mümessili de aynı ceza ile cezalandırılır.

Suçun iflas bürosu veya idaresi üyesi tarafından işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli üyeler; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapan 915 sıra sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 3 üncü maddesiyle, İcra ve İflas Kanununun iflas ve konkordato işlerinde hususî menfaat temin edenlerin cezasını düzenleyen 333 üncü maddesinde kapsamlı bir değişiklik yapılmaktadır. Bilindiği gibi, Anayasamızın 2 nci maddesinde cumhuriyetin nitelikleri belirtilmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri olarak belirtilen unsurlardan birisi de hukuk devletidir. Çağdaş devlet olabilmenin de önemli özelliklerinden biri, hukukun üstünlüğünü savunmak ve hukuk devleti olabilmektir. Yasalar, toplumsal ihtiyaçları karşılamak, toplumsal sorunları çözmek amacıyla düzenlenir. Bugün üzerinde görüştüğümüz alacaklı-borçlu ilişkilerini, yargı mercilerince verilen kararların infazını, icra ve iflas dairelerinin kuruluş ve çalışmalarını, buradan çıkan sorunların çözümünü düzenleyen ve 1932 yılından beri yürürlükte olan, toplumun ihtiyaçlarını da bugün artık yeterince karşılayamadığına inandığımız İcra İflas Yasasındaki yeni birtakım değişiklikleri görüşüyoruz.

Biraz önce bir arkadaşımın da belirttiği gibi, İcra İflas Yasası, infaz hukukudur; toplum yaşamını çok ilgilendiren bir yasadır, uygulayıcılarının halkla karşı karşıya kaldığı bir yasadır.

Bu İcra İflas Yasası üzerinde 1965'te, 1997'lerde köklü değişiklikler yapılmış. Bu değişiklikler, biraz önce de belirttiğim gibi, yeterince ihtiyacı karşılayamamış ve 22 nci Dönem Parlamentosuna gelindiğinde, hep övündüğümüz, hızlı, koşarak çalışmalar yapıp İcra İflas Yasasında değişikliklere gidiyoruz. Kaç sefer; göreve geldiğiniz günden beri İcra İflas Yasasında dördüncü değişikliği yapıyoruz arkadaşlar; yaz boz tahtası. Hani ilkokula giden bir çocuk ödevini yapamaz, genellikle onlara kurşunkalemle yazı yazdırılır; işte, öğretmen bakar, hatayı görünce "burayı sil, düzelt, olmamış, şu şekilde olsun" diye... Ödevini yerine getiremeyen bir öğrenci konumunda bugün Parlamento. İcra İflas Yasası üzerinde hakikaten bir değişiklik yapılacaksa, 2003 yılında getirdiğiniz bir değişiklikle 107 maddesinde değişiklik yapılmış. Bu yetmemiş -yaz-boz tahtası- 2004 yılında bunun üzerinde bir değişiklik yapılmış. Sevgili arkadaşlar, 2005'in mart ayında da bu yasada biz değişiklik yapıyoruz. Bu yasanın gerekçesi ne; 5237 sayılı Ceza Kanununda yapılan değişikliklere uygun bir değişiklik yapabilmek.

Sevgili arkadaşlar, Ceza Kanununu 26 Eylül 2004'te bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kabul etti. Mademki bu yasada değişiklikler yapacaksınız, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa uygun bir icra ve iflas yasası düzenleyeceksiniz, mart ayının içinde yapılan değişikliklerin içine bu yasa değişikliklerini niçin koymazsınız? Bakanlığın işi o kadar çok ki, akıllarına gelmiyor. Bu değişiklikleri kim düşünüyor; Değerli Hatay Milletvekili Sadullah Bey ve öyle bir değişiklik teklifi ki, Sadullah arkadaşımız kanun teklifini verdiği halde, hiçbir gün, komisyondaki toplantılara gelerek komisyonda kanun teklifini anlatma ihtiyacı duymadı. Bugün de değerli Grup Başkanvekilimizi Mecliste görmüyorum ve bu kanun teklifi görüşülürken de anlatma ihtiyacını duymuyor. Niye; çünkü, bu yasanın mutfağı Adalet Bakanlığı. Peki, Bakanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisine veya Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisine artık yasaları tasarı halinde getirme ihtiyacı duymuyor mu? Kanun teklifi olağan bir yöntem değildir. Meclisin çalışmalarında asıl olan yöntem hükümetin tasarılarıdır. Komisyona geldiğimizde hükümet bu teklife sıcak bakıyor ve savunuyor. Yanlış bir yöntemi deniyorsunuz hükümet olarak. Bunun sonucu iyi değildir. Hükümet kararlı olmalıdır, ne istiyorsa onu arkasına kadar takip edebilmelidir.

Değerli arkadaşlar, 1 haziran sendromunu yaşıyoruz. Saat 18.30, bu kanunu biz bugün kabul edeceğiz, Sayın Cumhurbaşkanımıza gidecek, Sayın Cumhurbaşkanımız bu kanunun üzerinde inceleme yapacak, gece saat 12'ye kadar onaylarsa yürürlüğe girecek. Biz, Sayın Cumhurbaşkanlığı makamını da kendimize alıştırmaya çalışıyoruz, hızlı sendroma. Başka bir makamın bu yasa üzerinde yeterince inceleme yapabilmesi için niye bu fırsatı vermiyoruz, niçin bu fırsatı vermiyoruz?! Şimdi, değerli bürokratlarımız, değerli hükümetin üyeleri, işte, "şu yasa onaylandı mı onaylanmadı mı" diye onu takiple uğraşıyoruz.

Halbuki, benim parlamenter olarak aslî görevim, 1 Hazirana bu yasayı yetiştirebilme değil. Parlamenter olarak benim uğraşım, düzgün yasa yapabilmektir, doğru yasa yapabilmektir ve üç ayda bir değişiklik yapılacak bir şekildeki yasal düzenlemeler değil, hükümetin beş ay sonrasını görebilecek yasal düzenlemeler değil. Yapılan yasalar, en az on yıl, yirmi yıl Türkiye'de uygulanabilmeli; uygulanırsa, Yargıtay bunlardan içtihat üretir. Şimdi, siz, Yargıtayın içtihat üretmesini de engelliyorsunuz. Her gün bir yasa değişikliği... Vatandaş yasayı bilemeyecek, uygulayıcı da bilemeyecek. Değişik bir yöntem.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben bir komisyon üyesi olarak bu yasayı takipte zorlandığımı belirtmek istiyorum. Bu yasa görüşülürken, ya bunun 1 Hazirana yetişmesi lazım... Bazı sorular sorduk. Sorduğumuzda, üniversiteden gelen değerli arkadaşlarımız, icra iflas üzerinde uzman değillerdi. "Bizler, bu konuda uzman değiliz" dediler; ama, biz, arkadaşlarımızdan soralım.

Ben, komisyon üyesi olarak o komisyonda ikna olmak zorundayım. İkna olmadan, 1 Hazirana yetişsin diye, acelece, koşarak bu yasayı huzurunuza getirdik. Biz, sanki, imtihana çıkmış öğrenciler gibi, her yasa teklifi oylanırken çoğunluk aramaya çalışıyoruz. Bunlar,sizin kadar bizi de üzüyor. Parlamenter olmanın gereğini, bu dönem, bilemiyorum... İki üç dönem parlamenterlik yapan arkadaşlarımdan birisi geçen bana söyledi, "bu dönemdekiler parlamenterlik yapmıyor" diye.

Değerli hükümet yetkilileri, bize çalışma ortamını sağlamak zorundasınız. Meclis Başkanımıza sesleniyorum: Parlamenterlerin çalışması için ve bu yasalarla ilgili hazırlıkları yapabilmesi için, lütfen, bu konuda bizlere yardımcı olun. Bugün gece 23.00'e kadar, 24.00'e kadar çalışalım; ama, doğru karar verebildiğimize emin miyiz arkadaşlar?! Bu, teknik bir yasa; doğrudur, çıkması gerekiyor; ama, son saate, son sürat... Sürat, felaket, biliyorsunuz; hep ikaz ediyoruz, 90'ı geçmeyelim. Biz süratle gidiyoruz, hep duvara çarpıyoruz, geri geliyoruz ve ondan sonra -geçen gün baktım- hep öne aldığımız bazı yasalarımız Sayın Cumhurbaşkanının makamından döndüğünde bir bakıyoruz bir daha Meclisin gündemine gelmemiş, arkalarda kalmış; demek ki, bu kadar önemli değil. Acil olan şeylerde bir bütün olalım, grup başkanvekillerimiz anlaşsın, bizler uyum içinde olalım, bu yasaları çıkarırız; fakat, bu, ben yarışı birinci bitireceğim, benim dediğim olacak yarışı Parlamentonun saygınlığına da zarar veriyor.

Sevgili arkadaşlar, işte, bu tür bir yasayı da, bugün tekrar görüşüyoruz ve bunun sıkıntılarını sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum bir hukukçu olarak.

Sevgili arkadaşlar, bu yasa teklifi, komisyonda yeterince tartışılmadı, Bakanlığın mutfağında tartışıldı; ama, son ana bırakıldı, öyle uygun görüldü. Halbuki, her şeyi uygun görecek Yüce Parlamentodur. Bugün, biz, bir direnç sınavı vermeye çalışıyoruz; açıkçası, buradan hükümete bir şeyi göstermeye çalışıyoruz; Parlamentoya saygı gösterilmesini, çalışma ortamı için fırsat verilmesini ve bugün, biz, burada, 15'er dakika sürelerimiz içinde, bu yasayla ilgili düşüncelerimizi size anlatmaya çalışıyoruz. İnanın, körü körüne karşı çıkmak değil; ama, tutmuyor, olmuyor, olmuyor... Bundan vazgeçelim. Sizin, hükümet içinde, ciddî planlamalar yapmanız lazım; aciliyet isteyen yasalar neyse, onları hazırlayın, onların üzerinde çalışılsın. Zaman zaman, geliyor, biz, çok çalışıyoruz; ama, ağustos böceği gibi cır cır ötüyoruz, meyve vermiyoruz. Bu Parlamentonun, bugünkü birikimi ve deneyimiyle, çok daha iyi yasalar çıkarabileceğine de içtenlikle inanıyorum; ama, bir planlama tekniğinin olmaması, hem siyasî iktidarı hem Parlamentoyu sıkıntıya sokuyor arkadaşlar. Bundan, yeni dönemde kurtulalım; bundan, yeni dönemde kurtulalım diyorum.

Değerli arkadaşlarım, peki, bu, 333 üncü maddeyle ilgili; yani, bu 3 üncü madde, 333 üncü maddede bir değişiklik öneriyor, köklü bir değişiklik öneriyor. Nedir bu köklü değişiklik: Demin de söyledim, maddenin başlığı: "İflas ve konkordato işlerinde hususi menfaat temin edenlerin cezası" Bu, geçen dönemlerde, zaman zaman ciddî sıkıntıların doğduğu bir madde. Burada, biz... Eski maddede, cumhuriyet savcılarının bunu resen takibatı vardı; şimdi, biz, bunu kaldırıyoruz, cumhuriyet savcılarının resen takibatından kaldırıyoruz, şikâyete bağlı bir suç haline dönüştürüyoruz. Daha önceki yasanın alt sınırı altı aydan üç yıla kadarken, bunu, altı aydan iki yıla düşürüyoruz. Bir şey daha var; bu iflas bürosu ve idaresi azalarından herhangi birisi bu suça iştirak ederse, cezası, beş seneyi geçmemek üzere iki kat olarak hükmolunuyordu, eskisi buydu; yenisinde, cezayı yarı oranında artırmaya gidiyoruz. Açıkçası, cezalarda belirli bir düşmeyi yaratıyoruz.

Bir şeyi daha söyleyerek sözlerimi sona erdiriyorum. Bakın, o kadar aceleci gitmemize Adalet Komisyonu raporu da uyum sağlayamamış, demek ki, o da yorulmuş! Şimdi, madde gerekçelerinin 3 üncü maddesine baktığımda "İcra ve İflas Kanununun 334 üncü maddesi değiştirilmektedir" deniliyor. Halbuki, 3 üncü maddeyle, İcra ve İflas Yasasının 333 üncü maddesi değiştiriliyor. Arkadaşlar, bunlar, basit hata; ama, Meclisin vakarına yakışmaz. Çok geniş bir kadro...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Ünlütepe.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Bağlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, iktidara geldiğiniz günden beri 4 üncü olarak İcra ve İflas Kanununda değişiklikler yapıyoruz. Bu değişikliklerin hem ulusumuza hem de bizlere hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.     

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan, karar yetersayısı...

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunup, karar yetersayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur.

Birleşime 5 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.50

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

915 sıra sayılı teklif üzerindeki görüşmelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve hükümet yerinde.

3 üncü maddenin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı; şimdi maddeyi yeniden oylayıp, karar yetersayısını arayacağım.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4.- İcra ve İflas Kanununun 333/a maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 333/a.- Ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak kastıyla ticarî işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödemeyerek alacaklıları zarara soktukları takdirde, bu işlem ve eylemlerin başka bir suç oluşturmaması hâlinde, alacaklının şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkradaki suç taksirle işlendiği takdirde, alacaklının şikâyeti üzerine, fail hakkında zararın ağırlığına göre ikibin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu söz istemiştir.

Sayın Çorbacıoğlu, buyurun.

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan teklifin 4 üncü maddesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış durumdayım.

Değerli milletvekilleri, 4 üncü maddeyle, 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 333/a maddesinde birtakım düzenlemeler yapılmaktadır. Öncelikle, mevcut yasa, biliyorsunuz, çok önemli bir miktarda, 100 küsur maddesini 2003 yılında değiştirdiğimiz bir yasadır. Bu madde de, 333/a maddesi de, 17 Temmuz 2003 tarihinde değişmişti.

İçeriğine baktığımızda, zaten başlığından hareket edersek daha kolay anlayacağız: "Ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu."

Yöneticinin sorumluluğunun yerine gelmemesi halinde ve bunun, kasten alacaklılara zarar verme sonucu doğurması halinde, o yöneticiye hapis cezası ve para cezası verilmekteydi. Hapis cezası değişmedi; yani, mevcut haliyle, şimdiki düzenlemede, yine altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülüyor; ancak, para cezasında bir değişiklik var; o da, mevcut yasada, para cezası, işin ağırlığına göre, kasten bu suç işlendiğinde 4 milyardan 400 milyara kadar veriliyordu, eğer bu suç taksirle işlenirse, 2 milyardan 200 milyar liraya kadar ceza veriliyordu. Mevcut değişiklik sonucu hapis cezası yine kalıyor; ancak, para cezasını, bu suç kastî olarak işlendiğinde beşbin güne kadar adlî para cezası olarak veriyoruz, taksirli suçta ise ikibin güne kadar para cezası veriyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, para cezasının adlî para cezası olarak düzenlenmesi, mevcut halin TCK'daki adlî para cezasına uymaması nedeniyle uyum açısından böyle bir düzenlemenin yapılması doğrudur; ancak, bunu yaparken, para cezalarında biraz indirim yapılmış durumdadır; yani, daha henüz iki yıl önce değiştirdiğimiz -para cezasına ilişkin bölümünü diyorum- yasa maddesinin, iki yıl sonra değiştiğinde para cezasının artması gerekirken, tam tersine para cezası düşürülerek bu değişiklik öneriliyor.

Tasarıya genel olarak baktığımızda, şahsen ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak da -zaten zımnî olarak görüşümüz odur- biz teklifin içeriğine büyük oranda katılıyoruz; ancak, usule katılmıyoruz; yani, bu şekilde kanun yapma usulüne, tekniğine katılmıyoruz. O nedenle, bu kanunu çıkarmakta biraz zorlanacaksınız.

Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Durdu dedi ki: "Seviyeli muhalefet yapmak demek, engel olmamak demektir; yani, bir şey yapıyorsak, hep beraber yapalım." Hayır efendim, biz, şimdi seviyeli muhalefetimizi yapacağız; ama, sizi -Sayın Durdu'nun sözlerinde olduğu gibi- yokuşa süreceğiz. Düzde herkes yürür; bir bakalım yokuşta ne yapıyorsunuz, zorlanacak mısınız.

Sonra, bu yokuşa sürmek, bizim keyfî davranışımız değil, bu bizim anayasal, yasal, İçtüzükten doğan hakkımızdır ve bunu kullanmakta da, sonuna kadar haklı olduğumuzu, biraz sonra söyleyeceklerimi dinlediğinizde anlayacaksınız.

Afyonkarahisar Milletvekilimiz, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe dedi ki haklı olarak "bugüne kadar neredeydiniz?" Bu yasayla ilgili, bu iktidar döneminde dört değişiklik yapılmış, Ceza Kanunu çıktıktan sonra değişiklik yapılmış; orada yapmıyorsunuz da, burada, son günde bu değişikliği niye yapıyorsunuz?!

Şimdi, ben düşünüyorum; bu arada, çok önemli işiniz mi vardı; yoksa, o ön tarafta, beyninizin önündeki değil de, beyninizin arkasındaki işlerle mi uğraşıyordunuz? Diyeceksiniz ki, beynimizin arkasında… (AK Parti sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri…

BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Genel Kurul da benim hitabetime engel olmasın Sayın Başkanım.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Sayın Çorbacıoğlu…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyelim; hatip de Genel Kurula hitap etsin.

Buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Sayın Alim Tunç, değerli arkadaşım; ben şimdi burada bir şey diyeceğim, cevabını veremeceksiniz! Çok masumane görünüyor değil mi bu kanun teklifi, bu teklif çok masum, değil mi?! Çok ilginç bir şey söyleyeceğim; ama, yavaş yavaş, sindire sindire.

Şimdi, kafanızın arkasında neler olduğunu, Ceza Yasası, Ceza Muhakemesi Yasası, İnfaz Yasası çıkarken gördük; daha geçen hafta gördük neler olduğunu; çok da üzülerek söylüyorum bunu. İlerleme diye, mevcut yasalardan daha iyi diye, daha çağdaş, daha özgür diye, Türk ceza mevzuatında düzenleme yaptık; ama, yaptığımız o düzenleme daha yürürlüğe girmeden, ilk, sizler tarafından ihlal edildi. Hukuk devleti adına elde edilen kazanımları siz geri götürdünüz. Aynen söylüyorum; bu ceza mevzuatında, çıkardıktan sonra yapılan düzenlemelerin tamamı, hukuk devleti adına geri düzenlemelerdir, polis devletine doğru giden düzenlemelerdir. Bekir Bozdağ beni dinliyor; o da, içten içe, haklısın Sayın Çorbacıoğlu diyor. Evet; ne yazık ki haklıyım.

Bu yasaların düzenlemesinde, belki size birileri baskı yapmış, etkilemiş olabilir, bürokratlardan gelen talepler olabilir; ama, bunlar, hiçbir zaman için, sizin geri adım atmanız için yeterli sebep değildir. Eğer geri adım atıyorsanız ve eğer, karşılıklı sohbetlerimizde dediğiniz gibi, ya, ne yapalım, baskı var üzerimizde; işte, böyle oluyor, şöyle oluyor; görev yapılmazmış, sıkıntı olurmuş diye baskı var; o nedenle, ne yapalım diyorsanız, değerli AKP milletvekilleri, bu, bir aczin itirafıdır. Siz, iktidarsınız. Evet; bizim yasalarımıza göre, Anayasaya göre siz iktidarsınız. Hükümeti siz çıkarıyorsunuz, siz yönetiyorsunuz, bunun gereğini yapacaksınız; yarın öbür gün de vatandaşın karşısına gittiğinizde yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz. Şunu mu diyeceksiniz: Efendim, biz yapmak istedik de, işte, bürokratlar engel oldu veya şu oldu, bu oldu… İktidar değil misiniz diye sorar size vatandaş. O anlamda, iktidarın ne olduğunu ikibuçuk yılda çok da anlamış görmüyorum sizleri.

Şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim, o, tepkilerinizi haksız çıkaracak konuya. Bu teklif, Hatay Milletvekilimiz Sayın Sadullah Ergin -şu anda karşımızda; pek görünmedi ne komisyonda ne burada; umarım, düşüncelerini de alırız- Sayın Milletvekilimizin teklifi olarak Meclise geldi, Adalet Komisyonunda görüştük. Tabiî, bu teklifin, biz, hükümetin, Adalet Bakanlığının hazırladığı bir teklif olduğunu da biliyoruz; ama, sonuç olarak, bu teklif hazırlanırken de bu Meclise gelene kadar her aşamada, sonuç olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin ürünü bir tekliftir. Ancak, Meclise geldikten sonra, komisyonda yapılan görüşmede bu teklife AKP dışında bir de CHP'nin katkısı oldu; yani, bu komisyondan çıkarken, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin ortak ürünü olarak çıktı.

4 üncü maddeyle ilgili olarak ne söyleyeceğim; bakalım, söylediklerimin altından kalkabilecek misiniz.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Kalkarız.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Bakacağız Alimciğim.

Elinizdeki sıra sayısına bakarsanız, teklifin 4 üncü maddesinde 333/a maddesiyle ilgili bir düzenleme yok. Dikkat edin; teklifte yok 333/a; ama, böyle bir madde mevcut yasada var. 21 inci maddede ne var -teklifin 21 inci maddesini açın, orada- söylüyorum -tırnak içinde, hepsini okumuyorum- "ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu başlıklı 333/a -en sonuna bakıyorum- maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır." Siz, teklifinizle, bu teklifinizle -size söylüyorum, hükümet ve Adalet ve Kalkınma Partisine ve Sayın Sadullah Ergin'e- siz, bu teklifinizle 333/a maddesini mevzuatımızdan kaldırıyorsunuz; İcra İflas Yasasından, her şeyden kaldırıyorsunuz; ceza yok. Peki, 333/a neyi düzenliyordu; biraz önce söyledim; ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu.

Şimdi, ticarî işletmede yöneticinin sorumluluğu deyince benim bir müvekkilim aklıma geldi. İslamî holdinglerden bir holdinge 150 000 dolar kaptıran bir müvekkilim, bir memleketlim, Artvin'in Arhavi İlçesinden bir arkadaşımız -ki kendisi siyasî olarak da, seçmen olarak da her zaman sizin yanınızda olan, geçmişte Refah ve Fazilet çizgisinde olan bir arkadaşımız, yani sizin de seçmeniniz- diyor ki "ben 150 000 dolarımı kaptırdım, bunu ne olur kurtar sayın avukatım." Hatta, milletvekili olduktan sonra bile bu talebini bana iletti.

Şimdi, bakıyorum da, günümüzün İslamî holdinglerin en büyük sorunu olan 333/a maddesini hiç kimseye çaktırmadan, hiç kimse farkına varmadan çıkarıyorsunuz. Bunu da Genel Kurula bugün ancak getiriyoruz. Şimdi, bu kadar gün var, bu kadar vakit vardı, Ceza Yasası çıktı, altı ay oldu, o günden bugüne kadar bekleyip bekleyip, bugün, bunu yutturabilirsek diye Meclise getirip, ancak Cumhuriyet Halk Partisinin o sorumlu muhalefeti gereği komisyonda bu maddeyi tekrar gündeme sokmamız; bunlar sizi düşündürmüyor mu? Biraz önce ben konuşurken bazı şeyleri ima ettiğimi söyleyen değerli milletvekillerinin şimdi cevap vermesini istiyorum. Siz, bu teklife bu maddeyi koymayarak ve 21 inci maddede yürürlükten kaldırarak binlerce, binlerce -üstelik size daha yakın- insanın Türkiye'de veya yurt dışında paralarını gasbeden, sahtekârlık, dolandırıcılık, yolsuzluk yaparak o paraları iç eden, kaybolan yöneticileri affediyorsunuz. Size karşı tabiî ki biz uyanık olmak zorundayız. Sayın Mahmut Durdu diyor ki: "Efendim, güzel bir ülke, güçlü bir ülke, birbirimize güvenelim." Size güvenmiyoruz! Güvenmemekte de haklıyız. Bana, ya Sadullah Ergin ya hükümet temsilcileri ya Adalet ve Kalkınma Partisinin grup sözcüleri gelip diyecek ki, biz, bu maddeyi bu teklife bunun için koymadık. Gerekçesini koyacak. Aksi halde ben itham ediyorum. Siz, bu maddeyi koymayarak, bu İslamî holdinglerin yaptığı yolsuzluk sonucu işlediği suçları ortadan kaldırmayı amaçladınız. İddia ediyorum bunu; gelin, aksini söyleyin. Ben hatalıysam, buraya çıkar özür dilerim.

Şimdi, değerli arkadaşlar…

CÜNEYİT KARABIYIK (Van) - İddianızı ispatlamanız lazım.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Efendim, ben, iddia ediyorum; aksini siz ispatlayacaksınız, aksini siz ispatlayacaksınız. Buradan da bu söylediğimin aksini ispat edenin karşısında özür dileyeceğimi söylüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yasa, toplumsal ihtiyaç için yapılır; yasa, Türkiye'nin önünü açmak için, Avrupa Birliği süreci için, her şey için yapılır; ama, yasa, iyi niyetle yapılır. Yasa, iyi niyetle yapılır. Yaptığınız yasanın birilerini kurtarmaya yönelik olmaması lazım; yaptığınız yasanın, toplumu kurtarmaya yönelik olması, insan hak ve özgürlüğünü korumaya yönelik olması, hukuku korumaya yönelik ve hukuku kurtarmaya yönelik olması lazım; ama, o kadar masumane sunulan ve hiç kimsenin de belki de göremeyeceği, anlayamayacağı bir şeyi, öyle sanıyorsunuz; ama, Cumhuriyet Halk Partisi, seksenbeş yıldır uyanık ve ayaktadır, görevini yapıyor; bu maddede yaptığı gibi, bu yasada yaptığı gibi, bugüne kadar yaptığı gibi, bugünden sonra da bu görevini sonuna kadar layıkıyla yerine getirecektir.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi burada sona erdirirken, devletin kurumlarının bu kadar zorlandığı, bu kadar sıkıntıya sokulduğu bir süreci yaşamayı, ben, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçmişiyle, amacıyla da bağdaştıramıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çorbacıoğlu, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) - Daha doğru, daha saydam, daha samimî bir çalışma düzeni olursa, Cumhuriyet Halk Partisi, bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da halkın çıkarına, ülkenin çıkarına olan her türlü çalışmaya sonuna kadar, sadece o taşın altına elini değil, kellesini de koyar, gövdesini de koyar.

Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, Sayın Sadullah Ergin; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 915 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evvelemirde bu kanun teklifi, muhalefet partisi yetkililerinin de sıkça dile getirdiği gibi, aslında tasarı olacaktı; ama, teklif olarak getirildi şeklinde eleştirileri var. Evet, bu kanun teklifi, Sadullah Ergin olarak benim imzamla gelmiş bir tekliftir. Türk Ceza Kanunu, malumunuz, 5237 sayılı TCK, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girecekti; ancak, uygulamacılardan gelen talep, Yargıtaydan gelen talepler de dikkate alınarak, burada, müştereken, 1 Haziran 2005 tarihine ertelenmesi yolunda yeni bir kanun yaptık ve bu süre içerisinde Türk Ceza Kanununun, yeni Türk Ceza Kanununun, 5237'nin yürürlüğe girmesiyle eldeki dosyaların, Yargıtaydaki dosyaların sıkıntıya girmemesi, birtakım suçlardan yapılan yargılamalarda faillerin cezasız kalması ihtimaline binaen yeni düzenlemeler yapıldı. Bu doğrultuda yapılan bir dizi değişiklikleri hep beraber bu Meclisten geçirdik. 9 adet kanun tasarı ve teklifi bu Meclisten geçti; Ceza İnfaz Kanunu, TCK'daki değişiklikler, CMK'daki değişiklikler, Adlî Sicil Yasasındaki değişiklikler vesaire. Bu önünüzdeki teklif de bu baptan bir tekliftir.

Değerli arkadaşlar, bunun komisyonda görüşülmeye başlandığı sırada, değerli muhalefet temsilcileri, hükümet, komisyon üyeleri ve akademisyenlerin de beraber olduğu bir çalışma yapıldı. Bu çalışma sonrasında, Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyelerinden sadece iki arkadaşımız, zannediyorum, muhalefet şerhi yazdılar, diğer arkadaşlarımızın katkılarıyla da, beraberce, bu teklif önünüze gelmiş durumda.

Değerli arkadaşlar, sıkça adım zikredilerek birtakım eleştiriler yapıldı. Elbet, bu teklifi, biz, zamandan kazanmak için bir teklif olarak huzurlarınıza getirdik; çünkü, 1 Haziran 2005 tarihinde yeni TCK yürürlüğe girecek ve fakat İcra İflas Yasasında düzelmesi gereken, teknik olarak yapılması gereken düzeltmelerin yetişmesi maksatlı bu şekilde getirilmiştir huzurlarınıza.

Şimdi, benden önce konuşan değerli Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşım, burada 330/a maddesi niçin çıkarılmak istendi gibi bir…

HALUK KOÇ (Samsun) - 333…

SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...333/a maddesi niçin çıkarılmak istendi diye bir eleştiride bulundular.

Değerli arkadaşlar, bunun kanun teklifinde olmamasının sebebi, genel hükümlerde bu hususun, bu fiillerin karşılığının düzenlendiği düşüncesiyle 333/a maddesi bu teklife konulmamıştır; ancak, komisyonda yapılan itirazlar üzerine… Bizde kötü niyet olsa, art niyet olsa, kafamızın arkasında farklı bir düşünce olsa, -bizim komisyonda çoğunlumuz var, Genel Kurulda çoğunluğumuz var- böyle bir yanlış düşüncemiz olsa ve bunda ısrarcı olsak; bunu aynen Genel Kurulda da önünüze getirirdik. Ancak, komisyonda öne sürülen itirazlar üzerine, bizim böyle bir niyetimiz yok, bir art niyetimiz yok, iyi niyetliyiz. Madem yanlış anlamalara mahal verecek bir düzenleme şeklinde algılanıyor, o halde, Cumhuriyet Halk Partili üyelerin itirazlarını da değerlendirerek, 333/a maddesi tekrar kanun teklifinin içerisine komisyon kararıyla konulmuş durumda; dolayısıyla, burada, değerli arkadaşlar, bu komisyonun, partimizin, şahsımın herhangi bir art niyeti de söz konusu değildir. Bu teklif, sadece… Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş yeni anlayış içerisinde hapis cezası var, hafif hapis yok; oysa, İcra İflas Yasasında hafif hapis diyor ya da birtakım kabahatler TCK'nın içerisinden çıkarılmış, Kabahat Yasasına konulmuş. Yapılması gereken teknik değişiklikler esas itibariyle bu teklifin içerisinde yer almış ve bu değişiklikler, komisyonda, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerimizle beraber üzerinde büyük bir mutabakatla Genel Kurulun huzuruna getirilmiştir. Dolayısıyla, bizim, bu teklifin hazırlanmasında, komisyon aşamasındaki çalışmalarda ve Genel Kurul aşamasındaki çalışmalarda hiçbir art niyetimiz yok; ne düşünüyorsak aynen burada ifade ediyoruz, ne düşünüyorsak aynısını metne yazmışız ve dolayısıyla, altında, iki üyeniz hariç hepinizin, hepimizin imzası var.

Değerli arkadaşlar, bu teklif, teknik zaruretten dolayı hazırlanmış bir tekliftir ve kanunlaşmasıyla beraber hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ergin.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Başkan, Sayın Ergin doğruyu söylemiyor. Bizim imzamızın olmadığı, sıra sayısında gözüküyor. Bizim imzamız yoktur.

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü.

Sayın Külcü konuşacak mısınız?

MUZAFFER KÜLCÜ (Çorum) - Hayır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki, grup ve şahsı adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Haluk Koç, buyurun.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Ben çok aydınlanmış değilim değerli arkadaşlarım. Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum:

Şimdi, İcra ve İflas Kanununun, son, 17 Temmuz 2003'te yapılan değişiklikle 333/a maddesi burada yerini almış durumda. Şimdi, bir kanun tasarısı değil, bir kanun teklifi şeklinde gelen, komisyona gelen metinde 333/a her nedense unutulmuş. Bu, sehvendir, sehven değildir; fakat, sonuçları bakımından son derece -Sayın Çorbacıoğlu'nun değindiği- Türkiye'de önümüzdeki dönemde de suç olabilecek -Mecliste de bir araştırma komisyonu var biliyorsunuz- son derece ciddî sonuçları olabilecek birtakım müeyyideler taşıyor. Bunun, ben, sehven unutulduğu ya da böyle "aklımızda başka bir düşünce yoktu" mantığına sığınılmasını pek anlamıyorum, inandırıcı da bulmuyorum.

Sayın Bakan, sorum şu: Sizden açıklama istiyorum. Sizden açıklama istiyorum, bunu herhalde birçok arkadaşım da birlikte istiyor. Bu konuda Genel Kurulu tatmin etmek zorundasınız. Komisyona gelen şekli, komisyonda Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin uyarısıyla 333/a'nın şu anda yer aldığı şeklinde, metinde yer aldığı şekilde bulunmasının mutlaka bir önemi olmalı, bir yorumu olmalı. Sayın Bakanım, sizden bunun açıklamasını özellikle rica ediyorum. Duyarlı olunması gereken bir konudur diye de düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koç.

Sayın Bakanım, buyurun.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hiç şüphesiz, İcra ve İflas Yasasıyla ilgili, muhtelif tarihlerde muhtelif değişiklikler yapıldı. Şimdi, Sayın Koç'un belirttiği tarihte İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapıldığında, henüz, yarın yürürlüğe girecek olan Ceza Kanunu değişikliği yapılmamıştı; 765 sayılı Ceza Kanunu yürürlükteydi. Aradan geçen süre içerisinde, şimdi teklifte yer almayan; ama, komisyonda bir duyarlılık gösterilerek gündeme getirilen konu, teklifi düzenleyen ve sunan arkadaşımızın kanaati, birçok hukukçunun da kanaati, yarın yürürlüğe girecek olan Ceza Kanunu açısından genel hükümler çerçevesinde düzenlendiği için, aynı konuyu bir Ceza Kanununda bir de burada düzenlemek ihtiyacı doğmamıştı; ancak, komisyonda arkadaşlarımız böyle bir düzenlemeyi getirdiler. Zaman zaman, tutanaklara da baktığınızda, aslında pek çok maddede demişizdir ki, bu da olmasa olur ya da şu kelimeyi de koymasak olur; ama, korkulu düş görmektense uyanık yatmak iyidir mantığıyla, buradaki arkadaşlarımız da şahittir, iyi niyetle, hukuk tekniği açısından, kanun yazımı açısından ihtiyaç duyulmasa dahi, birkısım yanlış anlamalara, istismarlara -sizleri tenzih ederek söylüyorum- başkalarının şu veya bu istikamete çekmesine imkân vermemek adına, ihtiyaç olmadığı halde de zaman zaman bazı kelimeler, bazı cümleler, bazı maddeler ilave ediliyor. Dolayısıyla, aslında, bu madde burada düzenlense de düzenlenmese de, bu neviden, yöneticiler açısından bir sıkıntı söz konusu değil; orada da cezalandırır, burada da; ama, bir duyarlılık gösterilmiştir, bir hassasiyet gösterilmiştir ve komisyon da buna katılmıştır. Eğer bir art niyet olsa, zaten, bu teklif getirilir, buna gerek yok denilip reddedilebilirdi; reddedilmeyip bu hassasiyete katılındığına göre, bu işin arkasında bir şey var mı diye aramak, bence çok doğru değil. Onun için, meseleye böyle bakmakta fayda var diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- İcra ve İflas Kanununun 334 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 334.- Konkordato mühleti elde etmek veya konkordato veya sermaye şirketleri ile kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesini tasdik ettirmek için hileli tutum ve davranışlarıyla malî durumu hakkında alacaklıları, komiseri, ara dönem denetçisini veya yetkili memuru hataya düşürmek veya konkordato projesine ya da sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması projesine uymamak yoluyla kasten zarara sebebiyet veren borçlu, ilgilinin şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Mehmet Nuri Saygun; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İcra ve İflas Yasasında bazı değişikleri içeren 915 sıra sayılı yasa teklifine ilişkin olarak, 5 inci maddede söz almış bulunuyorum; bu nedenle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Maddenin metniyle ilgili olarak açıklamalara geçmeden önce, izin verirseniz, bugün, bu yasayla ilgili burada yapılmış olan birkaç konuşmaya değinmek istiyorum. Az evvel, Sadullah Beyin, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin, Adalet Komisyonu üyelerinin imza koydukları şeklinde bir ifadesi oldu; ama, elinizdeki yasa teklifinin metnine bakarsanız, Adalet Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisinin 8 milletvekili var, 6'sının bu yasa teklifinde imzası yok; bir kere, bunu açıklığa kavuşturalım istedim.

İkincisi de, değerli arkadaşımız Mahmut Durdu'nun, yasa teklifinin geneli hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma yaparken söylediği bir söz biraz dikkatimi çekti; hatta, oturduğum yerden de ona bir söz söyledim. "Bazı hallerde, Cumhuriyet Halk Partisinin 2 kere 2 dediği 3, bazı hallerde de Adalet ve Kalkınma Partisinin 2 kere 2 dediği 3 veya 5 olur" şeklinde bir ifadesi oldu. O söylediği sözden istifade ederek AKP'ye yönelik bir söz söylemek istemiyorum; ama, mensubu bulunduğum Partim adına bir şey söylemek istiyorum. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında çok uzun yıllardır emek veriyorum, çok çalıştım, bütün milletvekili arkadaşlarım da benim gibi geldiler. Bildiğim bir şey var; Cumhuriyet Halk Partisinin enine boyuna inceleyip de Türkiye kamuoyuna söylediği sözlerde, bugüne kadar 2 kere 2 her zaman 4 etmiştir, hiç 3 olmamıştır; Mahmut Beyin bu sözünü tashih edelim lütfen.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - 2 kere 2; 1,5 yapmıştır!

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - O size göre efendim. Eğer kendi partiniz adına böyle bir iddianız varsa, ona söyleyecek bir sözüm yok, Mahmut Beyin AKP'yle ilgili iddiasına da karışmadım.

Her seferinde, buraya yasa teklifleri, tasarıları getirildiğinde hep söylediğimiz bir söz var, bugün yine aynı sözü söylemek durumundayız. Çalışma süresi çok kısıtlı, altyapı hazırlıklarını yetiştirmek mümkün değil. Sonuç itibariyle, Meclisin gündemine getirilen tasarı ve teklifler, zaman itibariyle, Mecliste çalışan milletvekilleri tarafından incelenme şansına sahip değiller; hatta ve hatta, ilgili komisyonların üyeleri dahi, bu yasa teklif ve tasarıları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamıyorlar.

Sonuç, bu tasarı ve teklifler bir şekilde hazırlanıyor, son hızla geliyor ve yeterince değerlendirilmeden Meclisten geçip gidiyor. Bunun en basit örneğini şu görüşmekte olduğumuz yasa teklifinde çok açık bir şekilde görürüz. Neden görürüz değerli arkadaşlarım: Şimdi, görüşmekte olduğumuz yasanın benim söz aldığım 5 inci maddesi, çok değil, 12 Şubat 2004 tarihinde değişikliğe uğramış; yani, bir yıl kadar önce, biz, bu Mecliste oturmuşuz, bu maddede bir değişiklik yapmışız. Sonra, bir yıl önce yaptığımız değişikliği beğenmemişiz, şimdi tekrar getiriyoruz, bir değişiklik daha yapıyoruz. Hal böyle olunca, söylediğimiz söze geri dönmek durumundayız.

Eğer çok çalıştığımız iddiası varsa, ki, Meclis zaman itibariyle çok çalışıyor; ama, üretim açısından ne kadar ürettiğimize bakarsanız… Şimdi, aynı maddeyi 3 defa, 4 defa ısıtıp ısıtıp önümüze koyarsanız, biz de aynı maddeyi her yıl bir kere daha değiştirirsek, buna çok çalışmak denmez; bu, bu işin sadece yanlış gittiğinin çok açık bir örneği olur.

Umarım, bundan sonrasında hiç değilse, gelecek olan bu yasa tekliflerinde ve tasarılarında, artık, birkaç zaman sonra tekrar değiştirmemizi gerektirecek bir pozisyonda kalmayız.

Görüştüğümüz bu yasanın bugün çıkıp çıkmamasıyla ilgili çok önemli bir gerekçe, sebep var arkadaşlarım; bu, şu ana kadar hiç ifade edilmedi. Bilmiyorum, Adalet ve Kalkınma Partisinden milletvekili olan arkadaşlarım bu konuda bilgi sahibi mi; ama, küçük bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum. Eğer, bu İcra İflas Yasası bugün onaydan geçip de kanunlaşamazsa, bu yasadan önce yürürlüğe giren Ceza Yasasının hükümleri gereğince, 1 500 000'e yakın mal beyanı ve benzeri cezalardan bekleyen dosyaların tümü idarî kararla ortadan kalkacak. Belki bir veya iki gün sonra bu İcra İflas Yasası yürürlüğe girecek; ama, o aradaki iki gündeki kayıp, o müktesep hak nedeniyle -rakamını görevli bürokrat arkadaşlardan öğrendim tam bilmiyorum, ama- 1 500 000 civarındaki dosya işlemden kalkacak, işlevsiz kalacak.

Şimdi, burada iki şey var; bir, alelacele hareket etmek, yasayı enine boyuna tartışmamak, hiç değerlendirmemek, hiçbir şeye bakmamak, sadece ve sadece onaydan geçirmeyi ve böylece, böylesine bir pozisyonun doğmasının önüne geçmek; ama, eğer, Meclis bir yasama görevini yerine getiriyorsa, o zaman, bu Meclis, yasama görevinin gereklerini de sübjektif, bakarak değil, objektif değerlendirmeyle gerçekleştirmek zorundadır. Bize düşen görev, çıkacak yasayı olabildiğince sağlıklı halde çıkarmak olduğuna göre, böylesine bir zaman sınırlaması karşısında, bu yasayla ilgili gerekli ifadelerimizi, beyanlarımızı söylemeden yasanın bir an önce çıkmasına da herhalde Meclisteki hiçbir arkadaşım gönülden razı olmaz.

Efendim, bu arada, bizim, Adalet Komisyonu olarak, hep söylediğim gibi, olabildiğince uzlaşma tahtında, şu ikibuçuk yıllık süre içinde, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiye, Anayasanın değişmez ilkelerine saygı göstererek, ona bağlı kalarak, elimizden geldiğince ve uzlaşı içinde yasaları çıkarmaya çalıştık. Dediğim gibi, acele işe şeytan karıştığının dışında, olabildiğince de sağlıklı ve düzgün çıktı; ama, dönem dönem, bu uzlaşmacı, hukuk adamının, hukuk üstünlüğünün öne çıktığı pozisyonlardaki uzlaşmacı yaklaşım inkıtaa uğradı. Bu, bir kere iki kere değil, birkaç kere oldu.

Şimdi, bunun olma gerekçesini, ben... Hukukî yapılanmanın dışında, hepimiz birer siyaset adamı olduğumuz için, siyasî partimizin, bağlı olduğumuz siyasî partimizin temel görüşleri doğrultusunda bazen uzlaşma şansı bulamadık. Doğrudur; Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisinin siyasî iddialarının aynı olması, zaten, mümkün değildir, böyle bir şeyin söz konusu olduğunu da iddia etmiyoruz. Ama, biz bu siyasî iddialarımızı yerine getirirken, Cumhuriyet Halk Partisi adına siyasî tercihlerimizi koyarken, hep şuna dikkat ettik: Seksen yıllık cumhuriyetin getirdiği alışkanlıklara, örfe, hukuksal yapıya ve Anayasadaki temel ilkelere rahatsızlık vermeyecek bir siyasî anlayışı önplanda tutmak suretiyle, gerektiğinde bu iddialarımızı dile getirdik. Ama, geçen hafta yaşadığımız olay, tabiî ki, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımıza sorduğumuzda, kendi siyasî anlayışları doğrultusunda, doğru bir iddia olarak ifade edeceklerdir; ama, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasî anlayışına uygun bir iddia değildi ve yine, benim görüşüme ve Partimin görüşüne göre de Anayasanın değişmez ilkelerine ve maddelerine uygun düşmeyen bir anlayıştı.

Bu konuda tavrımızı koyduk, mücadelemizi yaptık; ama, biliyorsunuz, çoğunluk sizde olduğu için, sonuçta, eller kalktı, oylama geçti ve bazen, sık sık söylediğimiz bir söz var: Çoğunluk olmanın getirdiği avantajları kullanırken, demokrasiye, insan haklarına, çağdaş uygarlık düzeyine olan yürüyüşümüze ve anayasal ilkelerimize sadık kalmak, saygın olmak durumundayız. Ben, bu gelişmelerin, bu ilkelerden belirli oranda uzaklaştığı düşüncesi ve iddiasındayım; bunu da yeri gelmişken söylemeden geçmek istemedim.

Burada bir de orijinal bir şey var. Sayın Adalet Komisyonu Başkanımızın bir sözü vardı "Katolik nikâhı yok aramızda" diye. Tabiî, "Katolik nikâhı yok aramızda" sözü çok net, yani Katoliklerde nikâh sonrası artık ayrılma şansı yoktur, böyle bir kuralları vardır; yani, Sayın Komisyon Başkanımın da, sanıyorum o inançla söylediği, her şeyde beraber yürüyecek değiliz, yeri geldiği zaman farklı iddialarda bulunuruz şeklinde bir deyişi var. Şimdi, bunu kabul ediyoruz; ama, yeri geldiğinde, Cumhuriyet Halk Partisinin ülke menfaatlarını, toplumun geniş kesimlerinin menfaatlarını gerektiren konularda direnç gösterdiği durumlarda, mücadele ettiği durumlarda, neden Adalet ve Kalkınma Partisinin bu olaya bakış açısını aynı anlamda, aynı mantıkta göremiyoruz?!

Yine, burada, bir hususu daha dile getirmek istiyorum. Sayın İrfan Beyin geçen günkü açıklamasını, ben, gazetelerden izledim; şaşırdım, hakikaten şaşırdım. Bugün, burada da bir açıklama yaptı, yaptığı açıklamaya saygı duymak isterdim; ancak, yaptığı açıklamadan ne bir şey anlayabildim ne de söylediği sözlerden geriye bir adım atmaya gayret gösterdi. Yani, bakın, burada bazen o kadar sertleşiyor, o kadar katılaşıyorsunuz ki, kendi dünyanızda yarattığınız bir iddianın gerçekleşmesine biz karşı çıktığımızda ipin ucunu kaçırıyorsunuz, söylediğiniz sözler nereye gidiyor farkına varmıyorsunuz ve bunu söyleyen de, İrfan Bey gibi Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkin bir milletvekili.

Yine, bir hususu da dile getirmek istiyorum. Bakın, bugün, İcra İflas Yasasını görüşüyoruz; bu yasa teklifiyle ilgili görüşmelerde, Cumhuriyet Halk Partisinin 8 komisyon üyesinden -az evvel baktığımda, ki yine hepsi burada- 7'si Meclis platformu altında ve biz 7'miz, her seferinde görüşüyoruz, değerlendirme yapıyoruz; eğer bir şeyler yanlış bitmişse, onları toparlamaya çalışıyoruz; ama, şöyle bir bakıyorum -hatta, oraya da bir bakalım- Adalet ve Kalkınma Partisinin Adalet Komisyonunda 16 üyesi var. Değerli arkadaşlarım, komisyon üyeliği ve bu üyelikten doğan... Yasalar Meclise geldiğinde o yasaya sahip çıkmak ve komisyonda koymuş olduğunuz emekleri, en azından, bu kadar hızlı geldiği için paylaşamadığınız arkadaşlarınızla paylaşmak, ifade etmek, anlatmak gerekir.

Şimdi, biraz sonra, bu madde oylanacak. Biliyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin, önemli sayıda, bu maddeye evet diyebilecek sayıdaki milletvekili, bu maddeyle ilgili yeterli bilgiye sahip değil. Hiçbirinizi de kınamıyorum; çünkü, o kadar hızlı geliyoruz ki, yeterli bilgiye sahip olma şansınız yok; ama, ben isterdim ki, 16 Adalet Komisyonu üyesi, bu arkadaşlarımıza, en azından, şu sıralarda, bir parça açıklama, bir parça bilgi verebilme ortamı yaratsalardı ve bu arkadaşlarım da, en azından, neye, niçin, neden oy verdiklerini bilir hale gelselerdi. Ben, bu konuda ciddî bir rahatsızlığımı dile getireyim. Her seferinde, oylamaya başlandığında, kritik bir oylama varsa, şu kapılar açılır, içeriye milletvekili arkadaşlarımız girerler, şöyle bir bakarlar, kendi grupları nereye el kaldırmışsa, ne olup olmadığını hiç bilmeden, eller kalkar ve karar verilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Halk Partisinde farklı bir şey mi oluyor?.. CHP'de farklı bir şey mi oluyor?..

BAŞKAN - Sayın Demirbağ, lütfen...

HALUK KOÇ (Samsun) - Siz iktidarsınız!..

BAŞKAN - Sayın Saygun, buyurun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Yapmayın allahaşkına...

ATİLA EMEK (Antalya) - İktidar olmak kolay değil!..

BAŞKAN - Sayın Saygun, 1 dakikalık eksüre içerisinde, konuşmanızı, lütfen tamamlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Şimdi, Sayın Başkanım, izin verirseniz, bu yasanın bu maddesi, doğru tahlil edilmiş, doğru düzenlenmiş bir madde; ama, ben, bir de, İcra ve İflas Yasasını konuşurken, kendi kentimdeki çok küçük bir sorunu, yarım dakikaya sığdırmak suretiyle, bir şey anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Trakya Elektrik Dağıtım AŞ; yani, TREDAŞ, Tekirdağ'da, elektrik borcu olan vatandaşların -ki, altını çizerek söylüyorum; bu rakamlar, 15 000 000, 20 000 000, 25 000 000 gibi- elektriğini kesmiyor; ama, ertesi sabah icraya koyuyor. Bir gün sonra, o 25 000 000'u bulup da ödeyemeyen vatandaş, parasını ödemek için icra dairesine gittiğinde, önüne konulan rakam minimum 174 000 000; yani, 15 000 000 elektrik borcunu ödemekte zorlanan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Saygun, teşekkür ediyorum.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN - Sayın Saygun, Genel Kurula bu hususta bir açıklama yapmıştım. Onun için, bu icraatıma devam edeceğim. Kusura bakmayın...

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Peki, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Madde üzerinde, şahsı adına, Artvin Milletvekili Orhan Yıldız; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

ORHAN YILDIZ (Artvin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, maalesef, maddeler üzerinde söz alan değerli CHP'li milletvekilleri maddeyle ilgili hiçbir şey söylemiyorlar; ama, beni hepsinden çok üzen de, doğruyu söylemiyorlar. Yani, şimdi, biraz evvel 333/a maddesiyle ilgili, değerli bir arkadaşımız açıklama yaptı "bu maddeyi kaldırmakla, siz İslamî holdingleri mi koruyorsunuz" diye. Böyle bir şey olabilir mi?! Yani, bir kere, öncelikle şunu söylemek lazım: İslam kelimesi ile holding kelimesini nasıl yan yana koyabiliyorsunuz, ben bunu anlamıyorum. Ne alaka var arasında; hiçbir alaka yok. Yani, ucuz siyaset yapacağız diye tribünlere oynamanın hiç kimseye faydası yok! 333/a maddesi... Arkadaşlar, size şunu soruyorum: 333/a maddesini kim getirdi? Kim getirdi bu maddeyi? Bu madde, zaten bizim hükümetimiz zamanında getirilmiş olan bir madde. Bunu da söyleyin; daha önce, İcra ve İflas Kanununda böyle bir madde var mı?.. Yani, bu kadar saçma sapan... Ben anlayamıyorum; yani, nasıl bağlantı kurabiliyorsunuz; ben bunu anlayamıyorum!

Şimdi, bu yasa ne zaman getirilmiş; 2003'ün 7 nci ayında getirilmiş; yani, 333/a maddesi. Peki, buradan ne anlam çıkar; zaten bu tarihten önce işlenmiş olan suçlara bu yasa uygulanmaz anlamı çıkar. Onun için, kafamızın arkasında böyle bir şey yok, böyle şeyleri gündeme getirmeyin, yazıktır. Tamam, siyaset yapabilirsiniz, yapın; ama, önemli olan nokta şu: Arkadaşlar, gelin, maddeyle ilgili olan açıklamalar yapın. Haa, bunu niçin söylüyorum; çünkü, bizi televizyonları başında binlerce, milyonlarca insan izliyor, gerçekten de Meclis Televizyonu en fazla izlenen kanallardan bir tanesi, vatandaşlarımız, en azından, bu çıkarılacak yasalarla ilgili, bu yapmış olduğumuz açıklamalarla ilgili bilgilenmiş olurlar. Ama, siz, gelir de, her maddeyle ilgili aynı şeyleri söylerseniz, herhalde dinleyen vatandaşlarımız da sizin açıklamalarınızdan hiçbir şey kazanmaz. Bunu da, burada özellikle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Kanununda bu değişiklik tabiî ki yapılacaktı. Biliyorsunuz, Ceza Kanunumuz değişti, sistematik tamamen değişti. Şimdi, Ceza Kanununun esas sistematiği değişirken, İcra ve İflas Kanununda değişikliği nasıl yapmayacağız?! Çünkü, biliyorsunuz, İcra ve İflas Kanununda hafif hapis cezası düzenlenmiş, hafif para cezası düzenlenmiş. Bunların Ceza Yasasına uyarlanması gerekiyor; çünkü, Ceza Yasasıyla hafif hapis cezaları kaldırılmış, para cezasına dönüştürülmüş. O zaman, İcra ve İflas Yasasında biz bu değişikliği yapmak zorundayız. Haa, ne yaptık; hafif hapisle düzenlenecek olan müeyyideleri biz hapis cezasına dönüştürdük. Eğer bu değişikliği yapmamış olsaydık, ne olacaktı; para cezasına dönüşecekti. Yani, şimdi biz bunu yapmakla kimi korumuş olduk; tabiî ki alacaklıları korumuş olduk, borçluları korumadık ki biz burada. Şimdi, siz diyorsunuz ki: Getirilen düzenlemeler tamamen borçluları korumaya yöneliktir. Böyle bir şey söz konusu değil, böyle bir şey kimsenin aklının ucundan dahi geçmiyor, geçmez de zaten; çünkü, İcra İflas Yasasının zaten temel sistematiği borçların ödenmesi üzerine kurulmuştur, getirilen bütün düzenlemeler de buna yöneliktir.

Şüphesiz, hileli olarak alacaklılardan mal kaçıran kişilerin en ağır şekilde cezalanması gerekir. Eğer tamamen teknik maksatlarla, hiçbir art niyet görülmeden, böyle bir şey düşünülmeden birtakım maddelerde atlamalar olmuşsa -ki, olmuştur demiyorum; ama, olabilir de- bunda art niyet aramaya ne gerek var? Yani, biz, şimdi, art niyetliydik, siz geldiniz, komisyonda müdahale ettiniz ve biz, art niyetimizden geri döndük; böyle bir şey olabilir mi?

Öngörülen düzenleme -demin de bahsetmiş olduğum gibi- zaten bizim hükümetimiz zamanında getirilmiş. Eğer biz kötü niyetli olsaydık bu düzenlemeyi niçin getirdik? Yani, bir kere, bunu açık olarak söylemek istiyorum; AK Parti İktidarında yanlış iş olmaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK KOÇ (Samsun) - Yapma ya!

BAŞKAN - Sayın Yıldız, konuşmanızı tamamlar mısınız.

Buyurun.

ORHAN YILDIZ (Devamla) - Ben, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısının arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı yoktur. (AK Parti sıralarından "var, var" sesleri)

Saygıdeğer arkadaşlarım, ben saydım.

20.40'ta toplanmak üzere, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.41

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.50

BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL

KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân Miçooğulları (İzmir)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105 inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

915 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

3. - Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in, İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/460) (S. Sayısı: 915) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Teklifin 5 inci maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.

Şimdi, 5 inci maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kâtip Üyeler yine ihtilafa düştü.

2 dakikalık süre içerisinde elektronik oylama yapacağım.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- İcra ve İflas Kanununun 336 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 336.- Müflisin mallarını ellerinde bulunduran veya müflise borçlu olan üçüncü şahıslar iflasın açıldığına dair ilana muttali oldukları tarihten itibaren bir ay içinde makbul bir mazeret olmaksızın o malları iflas idaresi emrine vermezler veya borçlarını bildirmezlerse, doksan güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Uğur Aksöz.

Sayın Aksöz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR AKSÖZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 6 ncı maddesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasa, adı üstünde, İcra İflas Yasası; ama, bana göre, buraya gelişiyle iflas etmiş bir yasa. Niye derseniz; çok talihsiz bir haftaya rastladı; yani, yasanın kendisinin bir suçu yok da, zamanlama olarak talihsiz bir haftaya rastladı. Niye talihsiz bir haftaya rastladı; bu Parlamento tarihinde komisyonlarda varılan mutabakatlara bugüne kadar hep riayet edilmiştir. İlk defa, bu Türk Ceza Kanununun, malum, geçen hafta boyunca konuştuğumuz maddesi üzerindeki komisyonda varılan mutabakata Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Kurulda uymayınca böyle bir talihsiz haftaya girdik; çünkü, muhalefet de doğal refleks gösterdi. Siz, mademki mutabakatlara uymuyorsunuz, mademki bizimle vardığınız anlaşmaya uymuyorsunuz; ben de bundan sonra gelen yasaları engellerim dedi ve ilk yasa da bu yasa olunca, böyle bir engellemeyle karşılaştı. Yani, burada yasanın kendinin kusuru yok da, Adalet ve Kalkınma Partisinin sözünü tutmamasının bir sonucu var. Onunla da kalmadı, maalesef, siyasetin birinci maddesi nezakettir; yani, biz burada birbirimize  laf atarız, zekice laf atarız, zekice cevaplar alırız; bunlar hoş şeylerdir; ama, özellikle liderler, sözlerini dokuz boğumlu boğazdan, yirmidokuz kere geçirmek zorundadırlar.

Bir ülkenin başbakanı -ki, çok önemli bir insandır; Türkiye'de kaç başbakan var!- tutup da, koskoca bir muhalefet partisine "seviyesiz" dememeli. Bunu siz de takdir edersiniz. O zaman bu muhalefet partisinin şu hakkı doğar. Yani, aziz Başbakan, biz seni Parlamentonun dışındayken önünü açıp milletvekili yaptık diye mi seviyesiz olduk; o nedenle mi bunu diyorsun dersek, o  zaman laflar çoğalır. O bakımdan, ben bunu fazla uzatmıyorum. Sayın Başbakanın dil sürçmesi yaptığına inanmak istiyorum ve önümüzdeki günlerde, kendisi veya sözcülerinin, bir yanlış anlaşılma olmuştur diyeceğini bekliyorum.

Bakın, Başbakan bunu yapmazsa ne olur size söyleyeyim: Önümüzde daha iki sene var. Biz birbirimize ayaklarından prangayla bağlı iki grubuz. Bu millet bu iki grubu buraya gönderdi, dedi ki, ülke yararına olan yasalarda uyum sağlayın, benim menfaatımı koruyun, kollayın. Sayınız 365 değil, 465 olsa, eğer bu muhalefetle mutabakat sağlamazsanız buradan yasa çıkaramazsınız. Bakın, bugün örneği meydanda. Bu, İcra ve İflas Yasası -ben hukukçuyum, şu maddeleri de okudum- 5 dakikada geçecek bir yasadır; ama, muhalefet partisi İçtüzükten gelen yasal hakkını kullanıyor, geçen hafta olan olaylara doğal refleksini kullanıyor ve engelliyor.

Şimdi, demin bir arkadaşım çıktı, dedi ki: Hep engelliyorsunuz, şunu yapıyorsunuz, bunu yapıyorsunuz!.. Peki, şimdi ben bu heyete soruyorum: Cumhuriyet Halk Partisi bugün engelleme olarak ne yapıyor; sadece konuşuyor, değil mi! Peki, biz konuşup engelliyorsak, ey Adalet ve Kalkınma Partisi, siz niye konuşuyorsunuz?! Ben 15 dakika konuşuyorum, bu Grupda 15 dakika konuşuyor. Benim Grubum 30 dakika konuşuyor, Adalet ve Kalkınma Partisi de 30 dakika konuşuyor. Eğer benim yaptığım engellemeyse, bu yasayı siz engelliyorsunuz! Konuşmayın o zaman! Az laf, çok iş; oturun yerinize, üretin; niye konuşuyorsunuz?! Eğer, benim konuşmam engellemeyse, siz konuşmayın. Doğru mu; doğru.

Peki, demin, yine bir arkadaşım dedi ki…

AHMET YENİ (Samsun) - Maddeye geçelim, maddeye…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Geçeceğim, geçeceğim… Bakın arkadaşlar, demin, daha 5 dakika evvel dedim ki, siyasette güzel laf atın, ben de tat alayım, güzel cevap vereyim. Şimdi, arkadaşım diyor ki, maddeye geç, maddeye." Peki, tutanakları getirtelim; Adalet ve Kalkınma Partili konuşmacıların hangisi madde üzerinde konuştu?!

AHMET YENİ (Samsun) - Onlara da aynısını söyleyelim.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi, burası ilkmektep değil, burası çok yüce bir makam. Burada lafı atarken, demin söylediğim gibi, dokuz kere düşüneceksiniz; çünkü, karşınızdaki muhatap öyle bir laf söyler ki, altından kalkılmaz sonra. Haa, lafı akıllı, zekice atarsanız hiçbir sorun yok. "Maddeye gel" laf atma değil, çok çocukça bir şey. Maddeye gel!.. Ne demek maddeye gel?! Ben ne anlatıyorum; neden engelleme yaptığımı anlatıyorum. Bundan daha doğal bir şey var mı?! Sabahtan beri sizin her konuşmacınız çıkıp "niye engelliyorsunuz" diyor; ben de neden yaptığımızı anlatıyorum. Bundan daha güzel bir anlatım olur mu ki, arkadaşım bana "maddeye gel" diyor. Peki, bunu da geçelim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu iktidara geldiği günden beri yaptığı bir yanlışlık var. Onu hep beraber tespit edelim de, belki Grup Başkanvekilleri bunu düzeltirler. Bunu da niye söylüyorum; yani, buradan daha iyi üretim yapalım, yasalar daha rahat çıksın diye söylüyorum. Bakın, bugün salı; saat 11.00'de gruplara girdik hepimiz, siz kendi grubunuza, biz kendi grubumuza; saat şu anda 21.00; on saattir çalışıyoruz, daha 23.00'e kadar çalışacağız. Arkadaşlar, kanun yapma işi bir zihin, bir beyin işi; yani, yorucu bir iş ve yaptığımız iş, çok sorumlu bir iş; yani, çoluğumuz, çocuğumuz, torunumuz, devletimiz, milletimiz bundan etkileniyor. Biz, otobüs sürmüyoruz; otobüs süreni bile sekiz saatten fazla çalıştırmıyor polis, indiriyor hemen; takometre takmış, sen sekiz saati geçtin, dikkatin dağılır demiş, indiriyor şoförü polisimiz; ama, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi sayesinde, bu dönem, maşallah, gece 11'ler, 12'ler, cumartesi, pazarlar… Ne oluyor arkadaşlar, ne yapıyorsunuz?! Bu yanlış.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sen eski dönemleri de bilirsin!

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Ben, tabiî, eski dönemleri bildiğim için söylüyorum. Eski dönemlerde hiç böyle şeyler olmadı arkadaşlar.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - O zaman da sabahlara kadar çalışıyorduk!

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Hiç böyle olmuyordu. Bakın, eski dönemlerde olan çok arkadaşımız var; Sayın Salih Bey de burada, Sayın Bakanım da burada. Eski dönemlerde, bu gece çalışmaları istisnaydı -Salih Bey, istisnaydı- siz, bunu kural yaptınız. Bakın, İçtüzük, eğer ihtiyacı karşılamıyorsa değiştirilmelidir; ama, İçtüzüğe rağmen ve ona aykırı işlem yapmak bize yakışmaz. İçtüzükte ne deniliyor: "Bu Meclis, salı, çarşamba, perşembe, 15.00-19.00 arası çalışır" deniliyor. Peki, ben size soruyorum; hangi salı, çarşamba, perşembe 15.00-19.00 arası çalıştık, Allah rızası için; ya 11.00'de başladık, ya 10.00'da başladık ya 23.00'te... Haa, o zaman, bakın, ben bir şey demiyorum; eğer böyle çalışmak uygunsa size, gelin, İçtüzüğü hemen değiştirelim, diyelim ki, bu Meclis, Allah'ın her günü 10.00'da başlar, 24.00'te kapanır; eyvallah, buna hiç itirazım yok; ama, o İçtüzük orada öyle yazıyorken, böyle çalışamazsınız; bu, İçtüzüğe aykırılıktır, olmaz; yani, bu, hakkın suiistimalidir, hukukçular iyi bilir; bu, Danışma Kurulu denilen kurulun suiistimalidir, Danışma Kurulu her gün toplanmaz.

Bakın şimdi, size soruyorum. Bu kadar milletvekiliyiz, hepimiz kardeşiz. Hepimizin de memleket hizmeti için yorulduğumuzu, buna kafa yorduğumuzu biliyorum, hiç şüphem yok; ama, bakın arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun, bu Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde, üç yıldır, hanginiz, bırakın CHP'yi, hangi Adalet ve Kalkınma Partili -bakın, size saygımdan da AKP'li demiyorum ha, kıyak yapıyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi diyorum- memleketine cumartesi, pazar gittiğinde, kahvehanede sorulduğu zaman, "ağabey be, salı günü hangi yasayı görüşeceksiniz" denildiğinde, cevap verebildi?! Hadi, bana söyleyin! Bakın, böyle milletvekili olmaz. Bizi bu hale düşürmeye, bu iktidarın ve bu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun hakkı yok, sizi düşürmeye de hakkı yok. Ben, memleketime gittiğimde, önümdeki hafta, salı, çarşamba, perşembe hangi yasayı görüşeceğimi bilmeliyim, vatandaşıma bunu söylemeliyim, danışmanlarıma bu konuda hazırlık yap, fotokopileri getir, çalışayım diyebilmeliyim, sayın bakanlarımı arayıp sayın bakanım böyle bir tasarı gelmiş, şu nedir, bu nedir diyebilmeliyim. Diyalog böyle olur, yardımlaşma böyle olur, katkı böyle olur. Bakın, şimdi, buradayız, işte söylüyorum, önümüzdeki hafta salı günü neyi görüşeceğimizi, milletvekillerinden vazgeçtim, Sevgili Salih Kapusuz biliyor mu?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Biliyorum, biliyorum… Planladık…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Bir vahiy geliyor, o yasa geliyor. Olmaz böyle şey!

Bakın, arkadaşlar, ben, size işin kuralını söylüyorum, işin yakışırını söylüyorum, siyaset yapmıyorum. Bakın, demin, bir arkadaşım, çıktı "CHP ucuz siyaset yapıyor" dedi. Ben, onu, gençliğine verdim; çünkü, ucuz siyasetin antisi pahalı siyasettir. Yani, biz ucuz siyaset yapıyorsak, siz pahalı siyaset mi yapıyorsunuz?! Paha, para demektir, değer demektir. Siz, öyle mi siyaset yapıyorsunuz?! Şimdi, onun için, bir şeyi konuşurken, çok iyi düşünmek lazım, burada çok tecrübeli, çok akil adamlar olduğunu düşünmek lazım. O bakımdan, ben, Sevgili Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup yöneticilerine bir şey öneriyorum: Eğer, bu memlekete hizmet etmek istiyorsanız gerçekten, lütfen -30 Haziranda kapatacağız diyorsunuz- 30 Hazirana kadar hangi yasaları çıkaracaksanız, bunun bir listesini yapın, bizim Grup Başkanvekilleriyle görüşün, hangisinde mutabıksanız, onları getirip, burada hiç lagaluga yapmadan, bu ülkenin elektriğini, suyunu bedava harcamadan, takır takır geçirelim; mutabık olmadıklarımızı komisyonlarda tartışalım, tartışalım. bu kadar basit. Size bedava akıl da veriyorum ya, bunu yapın bari. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, grup psikolojisidir, grubun etkisinde kalabilirsiniz, bu söylediklerimi yalnız kaldığınız zaman, elinizi vicdanınıza koyup düşünün, yahu, adam doğru söylüyor demezseniz, ben kabul etmeyeceğim, ben doğruları söylüyorum. Bu Parlamentoda, bakın, biz engellersek, önümüzdeki iki sene heba olur, yazık olur; her şeyde söz alırız, her konuda karar yetersayısı deriz, her konuda toplantı yetersayısı deriz, yoklama deriz. Şimdi, siz, bize "yahu, arkadaş, engelleme yapıyorsunuz" diyemezsiniz, böyle bir hakkınız yok; sakın ha! Niye; burası bir hukuk devleti, hukuk devletinde yasal hakkını kullanan adama ancak selam durulur, hiç itiraz edemezsiniz. Ne yapıyoruz biz; İçtüzükten kaynaklanan hakkımızı kullanıyoruz. İçtüzük, şu maddede bu kadar konuşulur, tümü üzerinde bu kadar konuşulur demiş, biz onu kullanıyoruz. Yasal hakkımızı, içtüzüksel hakkımızı kullandığımız için bize "yahu, bu CHP de hep engelleme yapıyor" derseniz, siz, hukuka saygısızsınız demektir.

İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hakkın kötüye kullanılması var.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Hakkın kötüye kullanılması değil. Hakkın kötüye kullanılması ne, biliyor musun; benim hakkım 15 dakika, 25 dakika kullanırsam o, 15 dakikaya uyarsam ben o hukuka uymuşum demektir, sen de saygı göstermek zorundasın.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben söyleyeceklerimi söyledim, isteyen alır isteyen almaz; ama, son sözümü söylüyorum…

AHMET YENİ (Samsun) - Maddeyle ilgili…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Maddeyi de siz konuşursunuz artık; nasılsa, AKP konuşmayı çok seviyor!

Bakın, bugün 14.00'ten beri toplantı yapıyoruz. Cumhuriyet Halk Partili üyelerin bütün maddelerdeki konuşmalarını alt alta yazdım; diyelim ki, biz toplam üç saat konuşmuşuz. Yahu, biz engelleme yapıyoruz, biz muhalefetiz, üç saat konuşmuşuz. Siz iktidarsınız, aceleniz var, koşa koşa yasa çıkaracaksınız, siz de üç saat konuşuyorsunuz. Peki arkadaş, bu akıl, mantık mı?! Konuşmayın; siz konuşmazsanız, bizim yaptığımız konuşma üç saatte kalır, üç saat kâr edersiniz; hayır, ille konuşacaksınız, memlekete selam, seçmene selam, konuştuğunuz zaten incir çekirdeğini doldurmuyor ki, yasa neyse öyle geçiyor; ama, biz, muhalefet yapmak mecburiyetindeyiz. Bakın, hükümet sizde, devlet sizde, bütçe sizde, her şey sizde. Bu Grubun elinde bir tek özgür konuşma hakkı var, onu bile çekemiyorsunuz, onu bile engelleme diyerek bize kızıyorsunuz, laf atarak bize kızgınlığınızı belli ediyorsunuz; bunlar yanlış; çünkü, bu kardeşiniz, bu Parlamentoda, Salih Kapusuz'la beraber çok iktidarlar gördüler, kimler kimler geldiler, neler neler söylediler, hepsi de çekip gittiler.

AHMET YENİ (Samsun) - Kaçıncı madde üzerinde konuşuyorsun?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Siz hiç gitmeyecek gibisiniz değil mi; ama, o gidenler de sizin gibi düşünmekteydiler.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aksöz.

Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7.- İcra ve İflas Kanununun 337 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yükümlülüklerin yerine getirilmemesi:

Madde 337.- Müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır. Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi hâlinde, bu ceza düşer.

162, 209 ve 216 ncı maddeler hükümlerine muhalefet edenler hakkında da iflas idaresinin vereceği müzekkere üzerine, aynı ceza verilir. Bu maddelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde, verilen ceza düşer."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, Genel Kurulun değerli üyeleri; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapan 915 sıra sayılı kanun teklifinin 7 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 7 nci maddesiyle, İcra ve İflas Kanununun "yükümlülüklerin yerine getirilmemesi" başlığını düzenleyen 337 nci maddesinde kapsamlı bir değişiklik yapılmaktadır. Bunu, biz, daha ziyade, mal beyanını düzenleyen madde olarak da yorumlayabiliriz; halk dilinde, genellikle, borçluların süresi içinde mal beyanında bulunmamalarında bu maddenin yaptırımıyla karşı karşıya kalırlardı.

Sayın Başkan, yapılan bu son değişiklikler ihtiyacı karşılayabilecek mi; bana göre hayır. Zaten, Yasa, son dönemlerde yapılan değişikliklerle yamalı bir bohça haline dönüşmüştür; bu nedenle, yeni bir İcra ve İflas Kanununa ihtiyaç vardır. Zaten, öğrenebildiğimiz kadarıyla da, Bakanlıkta yeni bir İcra ve İflas Kanununun hazırlıkları yürütülmektedir.

Yeni bir İcra ve İflas Kanunu yapabilmek için… Bu iktidar döneminde İcra ve İflas Kanununda yapacağımız dört sefer değişiklik için harcayacağımız emeği yeni bir yasanın hazırlanması için harcasaydık bugün çok daha başarılı bir sonucu alabilirdik; ama, günlük, anlık değişiklikleri yaparak hem kendimizi yoruyoruz hem de hem uygulayıcıların bu yasaya adapte olmasını hem de yasanın uygulanacağı kişilerin de bu yasayı bilmelerini, öğrenmelerini zorlaştırıyoruz. Acaba bu yasa maddesi değişti mi değişmedi mi, hem uygulayıcıların hem de yasa uygulananların aklında bu soru işareti kalıyor.

Sevgili arkadaşlar, bu yasadaki değişiklikler, genellikle -demin de, biraz önce konuşmamda belirttiğim gibi- Türk Ceza Yasasında yapılan değişikliklerdeki 5 inci maddeye adapte olmak amacıyla İcra İflas Yasasının cezayla ilgili olan hükümleridir.

Hepinizin de bildiği gibi, Ceza Kanunundaki değişiklikleri, biz, Eylül 2004'te tamamladık ve bitirdik. Bu Parlamentodan çıkmıştır; ancak, yürürlük tarihi 1 Nisan olarak kabul edilmişti. Mart 2005'teyse, yeni bir, İcra İflas Kanununda 28 maddede bir değişiklik yaptık. O dönemde, bugün bu tartıştığımız konuları gündeme getirebilir, bu değişiklikleri yapabilirdik; yapmadık. Hep sıkıştığımız anda, aklımıza ne geliyorsa onu yapmaya çalışıyoruz. Planlama yok; siyasî iktidar, halbuki, bir planlama yapmak zorundadır, neyi ne yapacağı konusunda. Hukukla ilgili yasal düzenlemelere bir baktığınızda, Avrupa Birliği uyum yasaları, Kopenhag Kriterleri… En az bir yıla yakın bir süre bu türküyü söyledik. Bu süre bitti, yeni bir Ceza Yasası, yeni bir Ceza Usul Yasası, yeni bir İnfaz Yasası, yeni bir, İcra İflas Kanunundaki yamalı bohça gibi değişiklikler, hep bunlarla uğraştık. Halbuki, çok daha kısa bir dönemde, çok daha verimli bir çalışmayla bugünkünden çok daha iyi bir sonucu alabilirdik.

Peki, İcra İflas Yasası bu kadar yamalı bohça iken, icra dairelerinin durumu ne? Yanılmıyorsam, Türkiye'de 1 200'ün üzerinde icra dairesi var.

MEHMET ALİ ARIKAN (Eskişehir) - İçler acısı…

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - İçler acısı… İcra dairelerine, hakkını arayacak kişi girmeye korkuyor, içler açısı…

İş yükü çok daha fazla. İcrada işi olan, icra müdüründen iki üç gün öncesinden randevu almak zorunda. Devletin hiçbir yerinde böyle bir uygulama yoktur. Çok acil bir hadiseye gidecek olsanız bile, doluyum diyor.

Peki, bu iş yükünün yoğunluğunun gerekçesi ne; o da, ekonominin kötüye gidişi. Ekonomi düşündüğünüz gibi değil arkadaşlar. Halk katmanları, dün size de bize de destek olanların büyük bir grubu düne göre daha fukara, düne göre daha fakirleşmiş, 2001 krizinden daha kötü bir krizin içinde. Esnafı, çiftçisi 2001 krizini belki cebindeki eski birikimiyle aşabilmiş, direnebilmiş. Şimdi ona direnç de yok, ona direnç de yok… Bu ne zaman başladı; 1980 sonrası başladı. 1980'de neler oldu; biliyorsunuz, ekonomide kırılmalar, köşe dönmecilikler, yolsuzluklar, iş bitiricilikler, toplumca iyi karşılanan öğeler olarak gözüktü, hatta bu tür davranışlar, bir dönem, ülkeyi yönetenlerce takdir edilen davranışlar olarak yorumlandı. Bunları yaşımız gereği hepimiz bilebilecek durumdayız.

Sevgili arkadaşlar, şimdi, toplumun iyileşme denildiği bir dönemde şunu bir defa kabul etmek zorundayız ki, yurttaşımızın yüzde 80'i yüzde 20'sinin geçimini temin etmekle yükümlü. Yüzde 20'si çok müreffeh; ama, yüzde 80'i ciddî bir sıkıntı içinde toplumda; onu çözmek zorundayız. Çoğunluğun sıkıntılarını, çoğunluğun dertlerini bir araya gelip çözebilirsek, işte o zaman görevini yapmış olan bir milletin vekili olabilirsiniz. Öyle mi oluyor; hayır. İşte, demin söylediğimiz gibi, bir yerin arkasından koşan bir siyasal iktidar. Nereye gittiğini biliyor mu; hayır arkadaşlar, hayır. Günlük, anlık, rüzgâr ne taraftan geliyorsa, ona göre yöneliyoruz.

Sevgili arkadaşlar, gönlüm şunu isterdi, keşke, bugün burada İcra İflas Yasasında değişiklikler yaparken, icra iflas dairelerinde çalışan memurların konumunu da tartışabilseydik, icra iflas dairelerinde çalışan kâtiplerin konumunu tartışabilseydik, adliyedeki mübaşirlerin konumunu da tartışabilseydik; onların da durumu içler acısı, biraz önce söylediğim, onlar da o yüzde 80'lerin içinde, ciddî ekonomik sıkıntıların içinde.

İşte, böyle bir ortamda İcra İflas Yasasının 337 nci maddesinde değişiklik yapıyoruz. Nedir değişiklik; eski maddenin başlığı "mal beyanı için gelmeyenlerin ve beyanda bulunmayanların ve istenen malı teslim etmeyenlerin cezası" buradaki madde başlığında ise bunu "yükümlülüklerin yerine getirilmemesi" olarak değiştiriyoruz. Doğru bir tanımdır; diğeri uzun, anlaşılması zordur; ama, bu başlık açısından doğrudur, yerindedir. Peki, önemli değişiklik nedir diye baktığımızda; burada, daha önceleri, 337'ye göre, gerçi bu değişti, tetkik mercii tarafından icra cezaları veriliyordu, şimdi icra hâkimliklerince bu yapılacaktır. Şimdi, burada, on günlük hapis yeni uygulamayla disiplin cezasına döndürülüyor. Daha önce, mal beyanında bulunmamanın cezasındaki önkoşullardan birisi, müddeti içinde mal beyanında bulunmamak; iki, alacaklı açısından ise, eğer, borçlunun mallarının alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiğini ispat ederse gene bu yönden bir cezalandırmaya gidilmiyordu. Yeni düzenlemede ise, mazereti olmadan, eğer, meşru bir mazereti varsa borçlu bu on günlük sürenin dışında da yasanın elverdiği koşullarda yeniden bir mal beyanında bulunabilecektir. Süresi içinde mal beyanında bulunmazsa alacaklının şikayeti üzerine on günlük disiplin cezasıyla cezalandırılacaktır. Eğer, alacaklının alacağını karşılayacak şekilde malının haczini yaptırırsa, o zaman da bu disiplin cezası kendiliğinden kalkıyor veya hepinizin de bildiği gibi, borç ödendiğinde de bu ceza kendiliğinden düşmektedir.

Bu ikinci bent de, daha ziyade, iflasla ilgili kısmı içermektedir. Bu da İcra ve İflas Kanununun, iflas müdürünce defteri yapılmış olan malları aynen veya istenildiği zamanki kıymetiyle vermeyenler, 162 nci madde, 209 uncu madde ve 216 ncı madde hükümlerine de muhalefet edenlere de aynı on günlük disiplin cezası verilecektir.

Bu maddelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde verilen cezalar düşer.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün, şu saatlerde görüşmeye çalıştığımız bu madde, bugün, saat 24.00'e kadar Sayın Cumhurbaşkanınca onaylanmadığı anda, 1 500 000'e yakın dosya düşecektir. Yani, bugün, son ana getirilen sıkışmanın sonucu budur.

Burada, belki, bizden şu beklendi: Cumhuriyet Halk Partisi sussun, sessiz kalsın, bu yasayı çıkartsın. Cumhuriyet Halk Partisi, üzerine düşeni yapıyor, yasa hakkında düşündüklerini söylemeye çalıştı. Belki, pek çok haksız durumda olan insan bu cezadan kurtulacak, pek çok alacaklı mağdur duruma gelecek; ama, bunun kusurlusu siyasî iktidardır.

Birbuçuk ay önce, Mart ayında bu yasayı getirseydi o gün çıkarırdık... Hayır, aklımıza geldiği gün çıkacak!.. Gerçi, Sayın Sadullah Bey, biraz önceki konuşmasında da bunun mutfağının Adalet Bakanlığı olduğunu söyledi; bizim ısrarla savunduğumuz, Bakanlık, tasarılarıyla Meclisin karşısına gelsin; işin doğasına doğru gidelim, doğasından dışarıya doğru çıktığımız anda, işte, zaman zaman, daha önceki, geçen konuşmamda da yaptığım gibi, değerli arkadaşlarımızı sanki küçük düşürücü sözler söylemeye çalışıyormuşuz gibi bir havanın içine giriyoruz; ki, bundan biz sıkıntı duyuyoruz; çünkü, değerli parlamenter arkadaşımız, o sıkıntıyı, hükümetin veremediği, getiremediği tasarıdaki sıkıntıyı çözmeye çalışıyor; halbuki, bir parlamenterin üzerine bu yükümlenemez diye düşünüyorum.

İcra ve İflas Kanununun uygulamasında başarıya ulaşabilmenin önkoşullarından birisi, yetişmiş yargıç, icra memuru ve kâtipleri ile icra hâkimliği ve icra memurluklarının donanımıdır. Hâkim kadrolarındaki eksiklikler nedeniyle, icra hâkimlikleri başka mahkeme hâkimliklerince doldurulmaktadır; dolayısıyla, kanunda beklenen seri çalışma yakalanamamaktadır. Bugün, büyük illerimizde, icra yargıçları duruşmaya günde en az 250-300 dosyayla çıkmaktadır; 250-300 dosyayla çıkan bir yargıç ne dereceye kadar sağlıklı karar verebilir, 250-300 dosyayla çıkan bir yazman, kâtip, ne dereceye kadar başarılı olabilir; bizim Parlamentomuzun ulaştığı başarı kadar başarıya ulaşabilir. Biz de aynı sistemle çalışıyoruz, biz de çok çalışıyoruz; ama, çok hata, çok eksiklikler yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ünlütepe, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) - Ben de, Partim ve şahsım adına, 337 nci madde üzerindeki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Hepinize iyi geceler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8.- İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 337/a.- 44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.

Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Çorum Milletvekili Feridun Ayvazoğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yasa değişikliği teklifiyle, yine, tekrar, huzurunuzdayız. Bu defa, bu teklifin 8 inci maddesiyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, öncelikle, ben, tabiî, kanunların, tasarıların ve tekliflerin, teknik yönden ele alınarak, size, bir sunum yapılmasıyla başlanması gerektiğine inanıyorum, konuşmanın. Bu noktadan hareketle, gelen teklifin, ne derece, ne şekilde, hangi süreçle geldiğini, size, kısaca sunmak istiyorum. Şimdi, değişiklik teklifinin 8 inci maddesi, daha önce, teklif sahibi sayın milletvekili arkadaşımız tarafından 6 ncı madde olarak komisyona gönderilmiş; komisyonda, iki madde kaydırılmak suretiyle, 6 ncı madde, huzurumuza, komisyon tarafından, 8 inci madde olarak getirilmiş bulunmaktadır.

Şimdi, getirilen 8 inci maddenin özüne bakıldığında, bu madde, şu anda yürürlükte bulunan İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesi şeklinde yer almaktadır. 337/a maddesinde kısa olarak şu ifade ediliyor... Bunun da -daha önce yapılan konuşmalardan ve benim yaptığım konuşmadan da anlaşılacağı üzere- İcra ve İflas Kanununun ceza bölümüyle ilgili olan, 331 ve devamı maddeler içerisinde yer alan bir madde olduğunu belirtmiştik.

Şimdi, buna göre, 337/a maddesinde 44 üncü maddeye atıf yapılıyor; yani, herkesin bildiği şekliyle, İcra ve İflas Kanununun 337 nci maddesinde, borçlunun mal beyanında bulunmaması ve burada verilebilecek ceza hüküm altına alınıyor. 337/a maddesinde ise, bunun biraz daha değişik hali, 44 üncü maddeye atıf yapılmak suretiyle belirtiliyor. Nedir 44 üncü madde; ticareti terk edenlerle ilgili bir madde; yani, daha özel bir mal bildirimini kaleme alan, hüküm altına alan bir madde. "Ticareti terk eden bir tacir onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur" deniliyor ve 337/a maddesinde de, buna verilebilecek, yani, bu zorunluluğa uymayan borçluya uygulanabilecek ceza belirtilmiş oluyor. Bu ceza da, üç aydan bir yıla kadar hapis şekline dönüşmüş oluyor. Daha önceki cezanın miktarı da, yani şu andaki 337/a'nın ceza miktarı da aynı. Sadece, yine bahsedildiği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki ceza tabirlerine ve tariflerine uygun olması açısından, daha önceki "hafif hapis" ibaresindeki "hafif" tabiri kaldırılmış ve burada "hapis" olarak yer almıştır.

Yine, çok öz ve kısa olarak belirtirsek "gösteremeyen" şeklindeki ibare de, burada "göstermeyen" şeklinde; yani, kasten o malları göstermeyen şeklinde bir harf değişikliği söz konusu olmuştur.

Yine, 337/a'nın üçüncü fıkrasında, gerçekten cümlenin gidişine uygun olmayacak bir şekilde "borçlunun iflası takdirinde" gibi, gereksiz bir kelime çıkarılmış, onun yerine maddeye ve cümlenin akışına daha uygun olarak "halinde" ibaresi değişiklik olarak yer almıştır.

Değerli arkadaşlarım, şu ana kadar konuşan bütün arkadaşlarımız, bizlerin, burada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, neden söz almış olduğunu, neden konuşmak zorunda kaldıklarını belirttiler. Gerçekten, hepimiz şöyle oturup, salimane, objektif olarak düşündüğümüzde, bu konuşmaların, hele hele bugün, 31 Mayıs 2005 tarihinde yapılan bu konuşmaların, neden Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri tarafından kamuoyuyla paylaşılarak böyle bir yasanın geciktirilmesine sebebiyet verdiği şeklinde kendi kendimize bir soralım ve inanıyoruz ki, kendi kendinize vereceğiniz cevap da, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda haklı bir tutum ve tavır sergilediği şeklinde olacaktır. Bunun sebebine bakıldığında, bu yasanın şimdi çıkmasında, bu değişikliğin yapılmasında, inanıyoruz ki, hepimiz biliyoruz ki, burada, Mecliste gözü olan, adliye teşkilatlarındaki müstahdemlerinden kâtiplerine kadar, cumhuriyet savcılarına kadar, yargıçlarımıza kadar bütün görevliler, özellikle de icra dairelerindeki görevliler, bu Meclisi can kulağıyla dinliyorlar, gözleriyle gözlüyorlar; çünkü, buradan çıkacak, bu akşam saat 12'ye kadar çıkacak olan bir yasanın, o dediğimiz görevlileri ve icra dairelerinden alacağını alabilmek için umutla bekleyen alacaklıları ve yine, borçluları ne derece yakından ilgilendirdiğini de, bizler, burada birbirimizin gözüne bakarken, onlar bizi çok yakın takip ediyorlar ve değerlendiriyorlar ve kendi kendilerine ve bize yarın bir gün soracaklar. 1 Haziranda yürürlüğe girmesi gereken bir yasa, bir gün önce Meclisin gündemine geliyor, getiriliyor. Yani, bu, ne demektir değerli arkadaşlarım? Siyasî iktidar olarak, toplumun belirli kesimlerine, topluma verilebilecek mesajda, canım, biz bir gün önce de, bir günde de yasa çıkarırız, biz tek başımıza iktidarız, hiç sorun değil mesajını mı vereceğiz? Verebildiniz mi, yapabildiniz mi, yapılabilecek mi?

Kaldı ki, düşününüz, burada, Cumhuriyet Halk Partisindeki milletvekili arkadaşlarımız bu endişelerini kamuoyuyla paylaşmasaydı, bu endişelerini, ilgili, bekleyen az önceki kesimlerle paylaşmasaydı, onlar, yarın bir gün, yine, Cumhuriyet Halk Partisi bir hafta önce yapmış olduğu o eksikliği bugün de yaptı diye, kafalarında soru işareti olmayacak mı; elbette olacaktı. Biz, işte, bugün, bu görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz ve bu özgürlüğümüz, şu andaki siyasî iktidar tarafından hiçbir şekilde bizlere çok görülmez, çok görülemez.

Bunun ötesinde, bugün, bu akşam 12'den önce bu yasanın çıktığını kabul eyleyelim Yüce Meclisten. Peki, Sayın Cumhurbaşkanımıza gittiğinde, haydi, apar topar, bu yasaya, Meclisten çıkan bu yasaya 12'ye kadar onay ver dememizdeki anlamın, hukuk devleti mantığıyla bağdaşır bir tarafı olup olmadığını, gerçekten, birbirimize sorduğumuzda, olumlu cevap verebilmemiz ve verebileceğimiz mümkün değildir.

O nedenle, kendi kendimizi aldatmayalım. Buna sebep olanlar kimse, bu sebebi ortaya koyuyoruz. Buna sebep olanlar -geçen haftanın ve onun devamında, Meclisin dışında, Sayın Başbakan tarafından, bir yerlerden, fetva verir gibi konuşarak Cumhuriyet Halk Partisini refüze etmekse- bunun cevabını da, bugün, burada almış olacaktır.

Biz, bu şekilde, kesinlikle endişelerimizden dolayı, bu yasa teklifinin görüşülmesinde, maddelerin görüşülmesindeki endişelerden dolayı bu konuşmaları yaptığımızı ifade ettik; yoksa, bunun dışında, kamuoyuna ve belirtmiş olduğumuz, umutla bekleyen az önceki kesimlere -sizlerden geçen haftanın rövanşı alınıyormuş gibi, öyle bir rövanş almak adına- o insanlarımıza haksızlık etmek bizim amacımız değildir. Bizim amacımız, kamuoyuyla, şu andaki siyasî iktidarın, gerçekten samimi olup olmadığını paylaşmaktır.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Arkadaşın öyle söylemedi.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Gerçekten samimi olup olmadığını, bugüne kadar, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından sizlere gösterilen iyi niyet bir hafta önce nasıl bozulduysa, onun devamında da, artık, bizim tarafımızdan sizlere güvenin kalmadığı, toplumun sizlere güveninin de bundan sonra kalmayacağını göstermenin ifadesi olarak kabul etmenizi diliyoruz.

Değerli milletvekilleri, herkes kendine bakacaktır; ama, öncelikle de siz kendinize bakın ve biz bir düşünüyorsak siz bin düşünün; çünkü, bu insanlar, milletimiz, sizi tek başına iktidara gönderirken, bunların hesabının da gün gelir, onlar tarafından, gönderen millet tarafından sorulacağını, elbette o insanlarımız, milletimiz unutmayacaktır. Onun için, biz, elbette kendimize bakarız; ama, siz, iktidar olarak, elinde muktedir bir güç bulunan siyasî iktidar olarak, öncelikle kendinize, oturunuz ve bakınız; kendinize bakmazsanız, aynaya geçin, aynada kendinize bakınız.

Sayın milletvekilleri, eğer bugün, bu yasadan dolayı, bizler ve sizler, belirli bir şekilde töhmet altında tutulacak isek, sizler, siyasî iktidar olarak, ne şekilde sorumluluk altında kalacağınızı çok iyi bilmelisiniz. Bilmelisiniz ki, acil yasaların, 1 Haziranda çıkması gereken yasalardan önce başka yasaları görüşürken, acaba hangisi daha acildir diye, o zaman karar vermeniz gerekirdi ve Cumhurbaşkanlığından, Anayasamızdaki yetkisini kullanmak durumunda olan Cumhurbaşkanlığımızdan belirli yasaların dönmesini sizler de bilmiş olmanıza rağmen, geçen haftalarda çıkarmış olduğumuz TÜBİTAK Yasasındaki aciliyet bu kadar mı önemliydi?! TÜBİTAK Yasasındaki sizin o direnişiniz, bizim direnişimiz, onun karşısında böyle bir yasanın gelmesindeki kıyaslamada hangisi daha acildi; 1 Hazirana hangisi yetişmesi gerekirdi?!

Sayın Cumhurbaşkanından döneceğini bildiğiniz bir yasa, işte, döndü geldi; şimdi de, yarın yürürlüğe girmesini istediğiniz bir yasayı Yüce Meclisin huzuruna getirerek, dayatma yapmaktasınız. Böyle bir dayatmayı, hukuk devletinde bu Parlamentoya yapmak, bırakınız 370 milletvekiliyle gelen bir siyasî iktidar, tek başına iktidar olan sizler değil, 400-500 milletvekiliyle gelen bir siyasî iktidar da olsa, böyle bir hakkı kendisinde görmemesi gerekir. Bunun hesabını, elbette, bu kamuoyuna, millete, biz değil, öncelikle sizler vereceksiniz. Bunun hesabını, yarın olmazsa bir gün, mutlaka, buna sebep olan Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri olarak, gittiğiniz seçim bölgelerinde sizler vereceksiniz. Onun için, sayın milletvekilleri, biz, buradan, sizi, tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisini halkımıza şikâyet ediyoruz. Bu durumlara, gecenin bu saatinde, 12'den önce onaylanması gereken böyle bir dayatmayı Sayın Cumhurbaşkanına kadar götürmeyi, cüret etmeyi, kendilerine görev sayan böyle bir iktidarı halka şikâyet ediyoruz. Böyle bir yasayı, milyonlarca ilgilinin, borçlunun, alacaklının beklediği bir yasa değişikliğini, yine, sizler sebebiyet vermiş olduğunuzdan dolayı, alacaklısından borçlusuna kadar, adliyelerde çalışan bütün görevlilerine kadar, yargıçlardan savcılarına kadar bütün görevlilere, müstahdeminden mübaşirine kadar, kâtiplerine kadar, sizi onlara şikâyet ediyoruz; sizi Yüce Meclisin vicdanına şikâyet ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu yasanın -yine de diyoruz ki- insanlarımıza, milletimize iyilikler getirmesini diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ayvazoğlu.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9.- İcra ve İflas Kanununun 338 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 338.- Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Hakkında aciz vesikası alınmış borçlu, asgari ücretin üstünde bir geçim sürdürdüğü, aciz vesikası hamili alacaklının alacağının aciz vesikasına bağlanmasından en geç beş sene içinde müracaatı üzerine sabit olursa, asgari ücretin üstünde kalan gelirlerinden icra tetkik merciinin dörtte birden az olmamak üzere tespit edeceği kısmını merci kararının kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde ve aciz vesikasındaki borcun ödenmesine kadar her ay icra dairesine yatırmaya mecburdur. Bu mükellefiyeti yerine getirmeyen borçlu hakkında bir yıla kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi bir yılı geçemez. 

Borçlunun nafaka borçluları dahil üçüncü şahıstan yardım görmesi, asgari ücretin üstünde eline geçen para ve menfaatlerin icra mahkemesi kararı ile belirlenecek kısmını, icra veznesine yatırmak mükellefiyetini ortadan kaldırmaz.

İkinci fıkradaki hükmün tatbikini birden fazla aciz vesikası hamili alacaklı talep etmiş ise, bunlar talep tarihi sırasıyla öncelik hakkını haizdir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 915 sıra sayılı yasa teklifinin 9 uncu maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Madde, İcra ve İflas Kanununun 338 inci maddesini değiştirmektedir. Esas itibariyle, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmayı düzenleyen, yapılan bu değişiklikle, eskiden icra tetkik merciinin yetkisinde olan düzenleme şimdi genel mahkemelere bırakılmakta ve aynı şekilde, daha önce bir aydan altı aya kadar olan hafif hapis cezası, şimdi üç aydan bir yıla kadar hapis cezası haline getirilmektedir. 2003 yılında yapılan değişiklikten önce, bildiğiniz gibi, yine buradaki hapis cezası, bir seneye kadar hapis cezasıydı. Şimdi yapılan bu değişiklikle, biz, tekrar, iki yıl önceki konumumuza geri dönmüş bulunmaktayız; fakat, burada ince bir nokta var. Daha önce icra tetkik mercii tarafından verilen, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunan borçlunun bir ay hapse mahkûmiyeti, herhangi bir şekilde tecil edilemez bir haldeydi. Borçlu, ancak borcun tamamını ödediği takdirde ya da alacaklı şikâyetinden vazgeçtiği takdirde hapis cezasını yatmaktan kurtuluyor idi; ama, şu anda yapılan düzenlemeyle, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilmekle, artık, kısa süreli hafif hapis cezasına döndürülüyor ve Türk Ceza Kanununun 50 ve 51 inci maddelerini uygulama olanağı bulunuyor. Yani, daha önce icra tetkik mercii bu cezayı tecil etmezdi. Şimdi, biz, ceza mahkemesine tecil etme yetkisini veriyoruz -ne olacak pekâlâ bu- veya bunu kısa süreli hapis cezaları gibi, tedbir cezası gibi diğer cezalara çevirme imkânını, olanağını tanıyoruz biz yargıca.

Şimdi, icra cezalarındaki, bildiğiniz gibi, en büyük sorun, tahsilat sorunu. Ne yazık ki, ülkemizdeki ekonomik sorunlar nedeniyle ve özellikle Çek Yasasında yaptığımız değişiklikle hapis cezalarını kaldırdığımızdan dolayı, şu anda, hiçbir icra dosyası, ne yazık ki, infaz edilememekte. Bunun birçok nedeni var. İcra iflas dairelerimizin konumu, vatandaşımızın konumu, hapis cezalarının ortadan kalkması, birçok ilçede ve ilde yediemin depolarının bulunmaması gibi sorunlarla, birçok alacak tahsil edilemez haldeydi ve giderek, icra dosyaları zamanaşımına uğrar bir şekilde, infaz edilemez halde, hem alacaklılar alacaklarını tahsil edemiyordu hem hukukçular, avukatlarımız da görevini yerine getirememenin sıkıntısını yaşıyorlar idi. Bu nedenle, alacaklının alacağını tahsil edememesinin en büyük nedenlerinden bir tanesi, borçlu ya mal beyanında bulunmadığı zaman hapsen tazyik ya da gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmadığı zaman, mahkûmiyet kararı verildiği zaman, gerçekten de, kötü niyetli olan borçlu, içeride yatmamak için, gelip borcunu ödüyordu ya da taksit talebinde bulunuyordu. Bu şekilde de şikâyetçi veya alacaklı şikâyetinden vazgeçtiği takdirde ise, o zaman, para tahsil edilebilir bir konuma geliyor idi.

Şimdi, biz, ne yapıyoruz?.. Buradaki şeklî hapis cezasını kaldırarak hâkime tecil etme yetkisini veya diğer hapis sürelerine çevirme yetkisini verdiğimiz takdirde, büyük bir ihtimalle, ne yazık ki, bu şekilde de hiçbir şekilde alacağın tahsil edilemeyeceği kanısını taşıyorum; yani, biz, 1 Hazirana kadar, evet, bu yasayı değiştirelim diyoruz da Ceza Kanununa da uyumu gösterelim diyoruz; ama, İcra Yasası ayrı bir yargılama ve şeklî bir suçu, biz, genel suç niteliğine getirdiğimizde, infaz edilebilir ve paranın tahsilinden de tamamen uzaklaşılır bir halde olduğunu görüyorum.

Maddenin ikinci bendinde, daha önce ikinci ve üçüncü bent birleştirilmiş ve tek bir bent haline getirilmişti. borç ödemenin... Aciz vesikası alınan bir borçlu, beş yıl içerisinde, tekrar, asgarî ücretten daha fazla bir gelir elde ettiği takdirde ve bu gelirini beyan etmediği takdirde bir yıla kadar hapis cezasıyla mahkûm ediliyordu -burada herhangi bir değişiklik yok- ve hâkim asgarî ücretin üstünde belirlenen bir miktarı, taksitler halinde, borcun ödenmesine karar veriyordu; ödemediği takdirde de, bir yıla kadar hapsen tazyik cezası veriliyordu; borçlu, eğer borcunun tamamını öderse ya da taksitler halinde ödemeye başlarsa, hapisten çıkacak idi.

Şimdi, buradaki düzenlemede yine bir yanlışlık yapıyoruz. Borçlu, ödemelerini tekrar keserse, eski metinde, geri kalan cezası infaz olunur; ancak, bakiye borcun tamamını ödediği takdirde cezadan kurtulur hükmü var idi; fakat, şimdi yapılan düzenlemede, hapsin tatbikine başladıktan sonra, borçlu, borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir, ödemelerini keserse hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir; ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi bir yılı geçemez diyoruz. Yani, borçlu, hapisten çıktıktan sonra borcunu ödeyip de bir ay sonra vazgeçtiği takdirde, yeniden, bir hapsen tazyik cezası verilecek; ama, borcun tümünün ödenmesi yine garanti altına alınmıyor. Bu değişikliğin niçin yapıldığını ben anlamış değilim. Bu, yine, tahsilatın zorlandırılması, borçlunun borcunu ödemesini zorlandırıcı bir hüküm halinde. Eski metne dönülmesinin çok daha yararlı olacağı kanaatindeyim.

Evet, arkadaşlar "engelleme yapıyorsunuz" diyorlar. Bence, bu, çok ters bir metin. Biz, bakın, bir önerge de vermiyoruz bu konuda tekrar geriye dönülmesi için veya zaman uzatılması için; ama, bu yasa teklifinde hepimizin dikkatini çeken bir husus var arkadaşlar, temel bir husus var. Gerçekten de -ben, 1 inci maddede konuşurken de aynı şeyi söyledim- biz şüpheyle bakıyoruz bu yasa teklifine, gerçekten şüpheyle bakıyoruz. Sayın Muzaffer Külcü "hayır, biz bu hatamızı düzeltiyoruz" dedi. O da 1 inci maddede şahsı adına söz aldığında, bana bir cevap verdi: "Hayır, biz bir hata yapıyorsak bunu düzeltiyoruz." Ben hatanın niçin yapıldığını sorgulamaya çalışıyorum, ben onu sormaya çalıştım. Getirilen 1 inci madde, hükümetin tasarısı. Sayın Sadullah Ergin onu teklif olarak kendisi verdi; ama, hükümet o tasarıyı getirirken niye iflastaki tüzelkişileri çıkardı, niye konkordatoları çıkardı? Benim sormak istediğim soru bu. Şimdi, önerge verilerek o tekrar düzeltildi. "Ee, biz artık düzeltiyoruz bunu..." İyi, güzel de niye getirdiniz bu değişikliği; hangi ihtiyaçtı?

Şimdi, diğer maddelere baktığımızda, tüm arkadaşlarımın konuşmalarında olduğu gibi, 332/a'daki, 333/a'daki, b'deki değişikliklere baktığımızda, biz sanki yasaların... 1 Hazirana kadar sıkışmış olan bu trafikte, bazı insanların adlî kovuşturmadan kurtarılması için, yavaş yavaş, tuzaklar olduğu hepimizin beyninde canlanıyor. Her maddeyi okuduğumuzda da aynı şeyi tekrar ediyoruz. Ne yazık ki hep aynı şey, değişen bir şey gözükmüyor burada. İyi niyet varsa, biz Ceza Yasasını bir yıl tartıştık kamuoyunda. İcra ve İflas Yasasındaki değişiklikler de buna tabi olacaktı. Bu, Adalet Bakanlığı personeli tarafından veya uygulayıcılar tarafından şimdiye kadar hiçbir şekilde belirtilmedi mi, görülmedi mi bu da son güne kadar geldi? Evet, biz bu akşam bunu saat 12'ye kadar yetiştirmeye çalışıyoruz diyoruz hepimiz de ve hepimiz, hukukçu kimliğimizle baktığımızda, milyonlarca insanın alacağını alamadığını veya alacaklının ve borçlunun mağdur olduğunu, gerek mahkemelerin gerek avukatların gerekse hâkimlerin büyük bir baskı altında olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde, Yargıtayda temyiz aşamasında olan birsürü bu şekildeki dosyaların, gerek mal beyanında bulunmama gerekse gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmak suçundan Yargıtayda dosyaların bekletildiğini de biliyoruz. Biz, yine aynı şekilde, dosyalar içerisinde bölge istinaf mahkemelerini de getirdik, bölge adliye mahkemelerini de getirdik; orada hangi uygulamalarla karşılaşacağımızı da bilmiyoruz.

O nedenle, şimdiye kadar getirilen bu maddedeki düzenlemelere baktığımızda, bence, tekrar hapsen tazyiğin devamı çok daha yerinde olacaktır; çünkü, genel ceza mahkemesine hapsi erteleme yetkisini vermek veya 50 ve 51 inci maddelerdeki yetkileri verdiğimiz takdirde, ben, kesinlikle borçluların borçlarını ödeyemeyecekleri ve alacaklıların da tüm alacaklarını tahsil edemeyeceği endişesi taşıyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Küçükaşık.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10.- İcra ve İflas Kanununun 339 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 339.- Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki tezayütleri bu Kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahi surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl veya bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır.

Bu cezalara alacaklının şikayeti üzerine karar verilir. Kişi, icra takibine konu olan borcu tamamen ödediği takdirde, bu ceza düşer."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İcra ve İflas Kanunumuzda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Aslında, yeryüzünde söylenmemiş laf kalmamıştır. Bu kanun üzerinde de söylenmemiş laf kalmamış gibi gözüküyor; ama, bu kanunun ve diğer, bu son ay içinde görüştüğümüz kanunların niye bu hale getirildiğinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum. O nedenle söz almış bulunuyorum.

Bu yasa değişikliğinin genel gerekçesinde, Türk Ceza Kanununun 1 Haziran 2005'te yürürlüğe gireceği ve buna bağlı olarak özel ceza kanunları ile yine, ceza içeren tüm kanunlarda değişiklik yapılması zorunluluğuna değinilmektedir. Bu gerekçeyle de, yaşlı İcra ve İflas Kanunumuzda ceza içeren hükümlerde bir değişiklik yapılması gerektiği öne sürülmektedir. Bu gerekçeye katılmamak mümkün değildir; ancak, burada sorulması gereken soru, neden son dakikada bu ihtiyacın hissedilmiş olduğudur.

Aslında, Türk Ceza Kanunu 1 Nisanda yürürlüğe girecekti, bir ertelemeyle 1 Hazirana bırakıldı; ama, nedense İcra ve İflas Kanunumuza ilişkin değişiklikler bir hükümet tasarısı olarak değil, bir milletvekili arkadaşımızın teklifi olarak önümüze gelmiştir.

Şimdi, bu yasayla uyumlu duruma getirilmesi düşünülen Türk Ceza Kanunumuzun -ki, iki saat sonra yürürlüğe gireceğini biliyoruz- ne halde olduğuna bir bakmak gerekiyor. Türk Ceza Kanunumuz yürürlüğe girmeden önce delik deşik edilmiştir. Bu yasanın birçok hükmü, kamuoyunda güç sahibi olanların, kamuoyu oluşturmada etkisi olanların çabalarıyla değiştirilmiştir. Özellikle medya, başlangıçta fark etmediği, sonra birdenbire fark ettiği bazı konularda ciddî bir direnç göstermeye başlamış, kamuoyu oluşturmuş ve onlara ilişkin hükümlerin değiştirilmesi yönüne gidilmiştir. Bu arada, birtakım maddeler de kanunlara sokulmaya çalışılmıştır -son değişiklikte olduğu gibi- ve kamuoyunu yakından ilgilendiren tartışmalar doğmuştur.

Türk Ceza Kanununun -ki, bu İcra ve İflas Yasamızı uydurmaya çalıştığımız yasadır Türk Ceza Kanunu, temel bir yasadır- en talihsiz yanı, âdeta, sahipsiz bırakılmış olmasıdır. Bu yasanın çıkarıldığı ve Resmî Gazetede yayımlandığı günleri çok iyi hatırlıyorum; bunun çok önemli bir değişiklik olduğu, yeni bir sistemin oluştuğu iddia edilmişti ve çok kişi, bu yasanın çok olumlu bir yasa olduğunu iddia etmişti. Bugün, çok ilginçtir, yasa, sahipsiz bir çocuk gibi ortada durmaktadır ve iki saat sonra yürürlüğe girecek olmasına rağmen, üzerinde ciddî tartışmalar yapılmaya devam edilmektedir. Türk Ceza Kanunu, kendi içinde bütünlüğünü yitirmiş bir yasa halini almıştır. Şimdi, İcra ve İflas Kanununu da ona uydurmaya çalışıyoruz; hayırlı olmasını diliyorum.

Bunun dışında, bu üzerinde konuştuğumuz 10 uncu maddedeki tek değişiklik, hapis cezası yerine disiplin hapsinin getirilmiş olmasıdır. Bu, doğru bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyle, borcun tamamen ödenmesi halinde cezanın düşmesi gibi bir gelişme de kanunda yer almıştır. 10 uncu madde şu şekli alıyor: "Sonradan kazandığı malları veya kazancında ve gelirinde vaki artışları bu kanun mucibince bildirmeye mecbur olan borçlu makbul bir mazereti olmaksızın yedi gün içinde icra dairesine taahhütlü mektupla veya şifahî surette bildirmezse ve bu mal veya kazancı asıl ve bedel itibariyle mevcut olduğu takdirde, on gün; mal veya kazancını asıl veya bedel itibariyle makbul bir sebep olmaksızın elden çıkarmışsa, bir aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır." Burada istenilen şudur: Borçlunun mal kaçırması engellenmeye çalışılmaktadır. Bu da, son derece doğru bir düzenlemedir.

Bu söylediklerimiz, tüm bu değişikliklerle ilgilidir, teknik konularla ilgilidir. Aslında, şunu yapmaya çalışıyor yasa: Borçlunun borcunu kaçırmasına engel olmaya çalışıyor. Oysaki, toplumumuzda, çok sayıda insan ağır bir borç yükü altındadır. Bu noktaya nasıl gelinip dayanıldığına dikkatle bakmak gerekiyor. Olayın bir de insanî ve toplumsal yönü vardır, ekonomik temeli vardır. Toplumumuz, iktidarın tüm iddialı açıklamalarına ve zaman zaman aşırıya varan övünmelerine rağmen, ciddî bir yaşam sıkıntısı içindedir. Onbinlerce işyeri kapanmaktadır. Çiftçi perişan durumdadır. Esnaf çok zor durumdadır, kredi borçlarını ödeyemez haldedir. Onbinlerce insan, kirasını ödeyemez durumdadır. Bu nedenle, kiracılar ile ev sahipleri arasındaki ihtilaflar mahkemelerimizi işgal etmektedir. Çok sayıda insan, utanarak da olsa, nafaka borcunu ödeyememenin altında ezilmektedir. Türkiye'de, 1 000 000'a yakın insanın aç olduğu resmen açıklanmaktadır. Bu şartlar altında, bu düzenlemelerin ciddî bir çözüm getirmeyeceğini hepimiz biliyoruz; ama, yasalar bu tür düzenlemelere gerek duyduğu için ve sosyal hayat, hukuk alanı ihtiyaç duyduğu için, bu değişiklikler yapılmaktadır.

Şimdi, bütün bunlar söylendiği zaman, şu savunma yapılacaktır: Bütün bunların sorumlusu biz miyiz, yani bugünkü iktidar mıdır? Bu söylenecektir. Tabiî, bunların tümünden sorumlu bugünkü iktidar değildir, bunun aksini söylemek haksızlık olur; ama, şunu söylemek de mümkündür: İkibuçuk yıldan beri, tek başına iktidar olan bir siyasî kadronun, hâlâ bu sorunlara ciddî bir çözüm bulamaması ve birtakım yasal düzenlemelerle, geçici tedbirlerle bunları geçiştirmeye çalışması kabul edilecek bir durum değildir.

Aslında, bugünkü ekonomik koşulların olumsuz sonuçlarından tümüyle sorumlu olan, çeşitli parti adları altında yıllardır ülkeyi yöneten sağ iktidarlardır. Sağ iktidarlar halkın önüne sadece küçük lokmalar koymuşlar, lokmanın büyüğünü yiyenler ise bu sağ iktidarların hiçbirinde değişmemiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Sosyal devleti unutan sağ iktidarlar, sadece görüntüyle övünmüşlerdir -nitekim, bu iktidar, cumhuriyet tarihinin en çok övünen iktidarıdır- insanı görmemişler ve halkı bir siyasî edebiyat malzemesi olarak kullanmışlardır. Fazla söze gerek yok. Bugün, milyonlarca eğitilmiş genç, işsizliğe mahkûm edilmiştir. Milletvekili olarak en büyük acımız, her gün bürolarımızı dolduran çok sayıda insanın iş talebidir, yetişmiş insanın iş talebidir. Bunu en iyi bilenlerden birisi de, Sayın Gündüz'dür. Ben biliyorum, bürosuna günde yüzlerce kişi geliyor ve iş talep ediyor. O da çok üzülüyor "ben bulamıyorum -üzüntüsünü ifade ediyor şu anda da- İktidar Partisinin Grup Başkanvekiliyim; ama, işsizliğe çare bulamıyorum, bireysel çare de bulamıyorum" diyor. Toplumsal çözüm de bulamıyorlar. Bu çerçeve içerisinde, İcra ve İflas Kanununu görüşüyoruz. Yani, adam ödeyememiş; ödeyemez. Türkiye'de borçların ödenememesinin temel nedenlerinden birisi, yaşanan korkunç ekonomik krizdir. Krizin, boyut boyut çeşitli alanlarda sürdüğünü görüyoruz.

Bu aşamada, iktidar, son çare olarak, bu dağınıklığı ve kötü gidişi durdurmak için Ereğlisinden SEKA'sına, TÜPRAŞ'tan Ferrokroma kadar, cumhuriyetin ne kadar ekonomik birikimi varsa, bunları satışa çıkarmaktadır. Bunları satarak ekonominin düzeleceğini, alacak-borç ilişkilerinin düzeleceğini, İcra ve İflas Kanununun cezaî hükümlerinin uygulanmasına gerek kalmayacak bir düzen olacağını umut etmektedir; bütün bunları sattıktan sonra, bugünü kurtardıktan sonra, gelecekte ne yapacağına ilişkin hiçbir ekonomik hedefi görünmemektedir. Geçmiş sağ iktidarlar, nasıl ilk günlerinde, yoğun bir çoğunlukla ülkeyi rahatça yönetmişler, daha sonra da adım adım gerilemişlerse, Adalet ve Kalkınma Partisi de bugün aynı süreci yaşamaktadır biz istesek de yaşamaktadır istemesek de yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Kanununu değiştiren teklifin 10 uncu maddesi, alacaklıların hakkını korumak için gerekli görülmüş, yasalaşıyor. Böyle bir ihtiyaç görülmüş, Meclis gereğini yapıyor, buna söyleyecek hiçbir şey yok. Asıl büyük ihtiyaç, halktan aldığı oylar nedeniyle topluma borçlu olan iktidarların bu borcu ödemeleridir; bu borç ödetilmelidir. Kişisel borçlar ödenebilir, kira borçları ödenir, nafaka borçları ödenir, insanlar boyunlarını eğerler, bir yerden para bulurlar, oradan alıp oraya öderler; ama, asıl büyük borç, bütün bu sistemi düzelteceğini iddia eden iktidarın, iktidara geldikten ikibuçuk yıl sonra halka borçlarını ödememiş olmalarından dolayı yaşanan dramdır, o dramın içinde gizlidir gerçek. Tablo, İktidar Partisi AKP'nin halka olan büyük borcunun altında gün geçtikçe ezildiğini göstermektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi ilk seçimde bu borcunu da mutlaka halka ödeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baloğlu.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Karar yetersayısının aranılmasını istiyoruz.

BAŞKAN - Geç kaldın.

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Hayır, geçmedi…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.- İcra ve İflas Kanununun340 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 340.- 111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Yılmaz Kaya; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YILMAZ KAYA (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Hatay Milletvekili Sadullah Ergin'in; İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifinin görüşülmesi sırasında yaşananlara ne demeli, bilemiyorum. Ben, kısaca şöyle diyorum: İşte, yine bir AKP Hükümeti klasiği. Bu tür uygulamalar, artık, maalesef, AKP Hükümetinin klasiği haline geldi. Nasıl mı; bakın, bu yasa -çok söylendi- 1 Haziran 2005 tarihinde, yani, 2 saat sonra yürürlüğe girmek zorunda; ama, işte, biz, karar yetersayısı istiyoruz, yoklama istiyoruz ve engellemekle suçlanıyoruz. Bakar mısınız engellemeyen AKP Grubundaki milletvekili arkadaşlarımıza, hepsi birbirleriyle muhabbet ediyorlar. Demin saydım, 52 milletvekili arkadaşım vardı AKP'den ve AKP Grubu, anlaşılıyor ki, canla başla bu yasayı çıkarmaya çalışıyor; öyle bir görüntü var!.. Bunu, tahmin ediyorum, siz de takdir ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, çok önem verilen bir yasa, Türk Ceza Kanunuyla entegrasyon sağlanması için bir an önce çıkarılması lazım. Nedir, nedendir, bu anlayış nedir, bu mantık nedir, ben, kendimi zorluyorum; ama, çıkaramıyorum!

26 Mayıs günü komisyondan geçiyor. 26 Mayıs günü komisyondan geçiyor, bu teklifin -aslında teklif demeye de dilim varmıyor, tasarı da değil; ama, "taslif" mi desek ne desek onu da bilmiyorum- dağıtılma tarihi 27 Mayıs Cuma. Aslında Genel Kurul normalde çalışmıyor cuma günü. Cuma günü çalışmadığı için ve tesadüfen Anayasa oylaması olduğu için veya o gün öyle bir çalışma olduğu için 27 Mayısta dağıtılıyor; arada cumartesi, pazar, pazartesi Genel Kurul çalışmıyor ve salı günü, biz, AKP Grubunun ve Hükümetinin çok önem verdiği bu yasayı görüşmeye başlıyoruz.

26 Mayısta komisyondan geçmiş. Denilebilir ki 26 Mayısta komisyondan çıkmış; ama; aylarca komisyonda tartışılmış. Hayır arkadaşlar, aynı gün komisyona girmiş, aynı gün komisyondan çıkmış, süratli bir şekilde bir günde görüşülmüş ve aynı gün çıkmış, iki gün sonra da burada görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir de Danışma Kurulu kararları var, onların görüşmeleri, oylamaları... Daha önce, bakıyoruz, çok önemli denilen bir Esnaf Yasası, tabiî AKP Hükümetine göre çok önemli sayılan bir Esnaf Yasası 1 inci sıraya alınıyor, o yarım bırakılıyor, daha sonra, yine önemli olan bir yasa 1 inci sıraya alınıyor; bugün bakıyoruz, bu çok önemli yasa, yasalaşması gerektiği tarihe bir gün kala getiriliyor ve bir milletvekili arkadaşımızın teklifi şeklinde.

Bakıyorum gündeme, gündemin en sonunda, 274 üncü sırasında değerli arkadaşlarım. O kadar önemli ki, en son gün en son sıraya alınmış ve Danışma Kurulu önerisiyle, AKP Grubunun oylarıyla, çok önemli bulunarak, 1 inci sıraya alınmış ve 1 inci sıradan görüşülmekte. Ben, ne yapılmak istenildiğini, inanın ki anlamış değilim.

Yine, biraz önce belirttiğim gibi, bu tür görüşmeleri, aynı gün, son gün Meclis Genel Kuruluna getirilip, son gün yasalaştırmaya çalışmak, artık, bir klasik haline geldi demiştim. Henüz klasik hale gelmeyen bir uygulama daha var; artık, hükümetin şiddetle ve ısrarla arkasında durması gerektiği ve kendilerine göre önem verdikleri yasal düzenlemeler, bir veya birkaç milletvekili arkadaşımızın teklifi şeklinde gelmektedir.

Bunun nedenini de ben yine kendime göre şöyle buldum: Birçok kesimi, borçluyu, alacaklıyı, adlî teşkilatı, hâkimleri, savcıları, avukatları ilgilendiren bu yasa teklifi, bakın, o kadar önemli, o kadar elzem ki, gerekçesine bakıyoruz, genel gerekçe üç cümle: "Türk Ceza Kanununun genel hükümleri bakımından özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda gerekli değişikliklerin yapılması zorunlu bulunmaktadır" diye, yani, temelini bu cümle oluşturuyor ve ardından, fazla uzun değil, iki cümle daha geliyor.

Benim konuşmakta olduğum 11 inci maddenin gerekçesi ise -yani, neresinden tutmalı, neresini düzeltmeli bu önemli yasanın- şöyle: "Maddeyle, İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesinde Türk Ceza Kanunununda yapılan atıf, Türk Ceza Kanununa göre yeniden düzenlenmiştir." Gerekçe bu.

Şimdi, ben, bu yasa teklifine baktığımda, 11 inci maddeyi incelediğimde, tereddüt yaşadığım bazı konular oldu. Evet, birçoğumuz meslekten geliyoruz; galiba, 170 civarında hukukçu arkadaşımız Parlamentoda milletvekilliği yapmakta. Eğer, bir yasa hükmünün öngördüğü ve emrettiği konularda, yani, neyi anlatmak istediği konusunda tereddüte düştüğümüz takdirde, biz, daha doğrusu, uygulayıcılar, o yasanın gerekçesine bakarız, acaba, yasa yapıcı, yasa koyucu, bu maddeyi veya bu yasayı getirmekle, çıkarmakla neyi düzenlemiştir veya müphem olarak kalan konularda, aslında gerçek niyeti, iradesi nedir diye gerekçeye bakılır. Şimdi, bu yasanın genel gerekçesine ve 11 inci maddenin gerekçesine bakın, günlerce bakın arkadaşlar; yani, tereddütte kaldıysanız, o gerekçe de, bu teklif de işe yaramamaktadır. Artık, dediğim gibi, bu şekilde, yasalar, son dakikalarda yapılıp, son dakikalarda Sayın Cumhurbaşkanına gönderilmekte; yani, o makamın da yeterli incelemeyi yapmadan… Hadi Meclis o hale geldi. Genel Kurula girdiğimizde sıralarımızdan yasa teklifini alıyoruz, bakıyoruz, ne kadar inceleyebildiysek onun üzerine çıkıp değerlendirme yapıyoruz; ama, maalesef ve ne acıdır ki, Cumhurbaşkanlığı Makamı da o hale getirilmek istenmektedir veya uygulamada, fiiliyatta o hale getirilmiş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa, diğer arkadaşlarım da söyledi, 1 Haziranda yürürlüğe girmemiş olursa neler olacak; ben de tekrar etmek istiyorum; çünkü, çok önemli bir konu.

Yaklaşık 1,5 milyon civarında icra suçlarıyla ilgili açılmış mal beyanında bulunmama, taahhüdü ihlal, icra emrini yerine getirmeme, çocuk tesliminden imtina gibi konulardaki açılmış davalar bu gece 12'de kül kedisindeki gibi yok olacaklar; ama, bunun sebebi, biz, baştan beri suçlanıyoruz "engelleme yapıyorsunuz" diye; kesinlikle biz değiliz. Bu kadar önemli, bu kadar sayıda davayı ilgilendiren bir yasanın, bir günde, bir önceki çalışma gününde komisyona getirilmesine neden olan ve ertesi çalışma gününde de Genel Kurula getirip bunu, sanki Genel Kurul bu konuda başka hiçbir inceleme yapmadan, sanki bu konuda Hükümetin getirdiği veya Hükümetin getirmeye çekindiği, arkasında durmaktan mı korktuğu -onu da bilemiyorum- o vasıtayla AKP'li arkadaşlarımızdan birkaçının getirdiği yasaları sanki hiç incelemeden onaylama görevi varmış gibi veya o anlayışta olunduğu için son gün Meclise getiren Hükümetindir diyorum bu sonucun sorumlusu.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa eğer yetişmiş olsa bile, dediğim gibi, birçok eksiklikleri ve yanlışlıkları kapsadığından, bu nedenle de gerek Cumhurbaşkanından dönmesi gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme olasılığı da çok güçlüdür. Bunu da ayrıca belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 11 inci maddeyle ne getirilmek istenmektedir, biraz da ondan bahsetmek istiyorum. 11 inci madde, İcra İflas Kanununun 340 ıncı maddesindeki düzenlemeyi değiştirmektedir. Nedir; 111 inci madde gereği, yani borçlu, mallarının satış kararı verilmeden önce icra dairesine gidip "ben bu borcu, biri peşin olmak kaydıyla dört eşit taksitte ve üç ayda ödemek istiyorum" dediğinde, alacaklı malları sattıramıyordu, ödeme kaydına, ödeme taahhüdüne borçlu uyduğu takdirde satış yapılamıyordu veya icra takibinin herhangi bir aşamasında, alacaklının kabulüyle borçlunun taahhüdü resmiyet kazandığı takdirde yine satış yapılamıyor ve borçlunun taahhüdü, ödemeleri sonuna kadar bekleniyordu -dört taksitten fazla olsa bile taahhüt, alacaklının kabulüyle- bu taahhüdüne uymadığı takdirde borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine otuz güne kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılıp cezaevine konuluyordu. Burada borçlu, eski metne, eski maddeye göre bir taksiti ödememiş olsa bile, cezaevine girdikten sonra, yani mahkûm olduktan sonra borcunun tamamını ödemezse veya hiç ödemediği takdirde, alacaklı şikâyetinden feragat etmezse, cezasından kurtulup cezaevinden de çıkamıyordu. Şimdi burada, aslında ilk bakışta olumlu bir düzenleme gibi görülmekle birlikte, hafif, hapis cezası üç aya kadar tazyik hapsine çevriliyor yeni düzenlemeyle; ama, burada, borçlunun bu cezayı aldıktan sonra, daha doğrusu, yeni düzenlemeye göre tahliye olabilmesi için, sadece, o güne kadar ödemesi gereken miktarları ödemesi yeterli. Ne tamamının ödenmesi isteniyor kendinden ne de alacaklının bu şikâyetinden feragat etmesi istenmekte.

Şimdi, bu, ilk bakışta mantıklı gibi görünüyor, ki aslında öyle de. Ancak, daha sonra bakıyoruz, madde metninde şu var... Yani, bu, gayet teknik, benim kafam biraz karışık kaldı. Daha önceki yasalarda, birkaç maddede de aynı uyarıda bulunmuştum; ama, dikkate alınmadı, tamamen teknik bir uyarıdır: "Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir..." Sorun yok. "Ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez."

Şimdi, borçlu bir taksitini ödememişti, hapsen tazyikle cezalandırılmasına karar verilmiş idi. Daha sonra o taksiti ödedi ve tahliye edildi. Şimdi, deniyor ki: "Tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir."

Yani, şimdi, burada, yeniden karar verilme durumunda, alacaklının tekrar bir şikâyeti gerekiyor mu, yeniden bir dava açılıp, şikâyet üzerine bu davaya mı devam ediliyor; yoksa, bilmiyorum, o ihtimal yok gibi; ama, net değil; resen, biz, işte, bir taksitini ödedin diye seni tahliye etmiştik, tekrar ceza veriyoruz, tekrar sen içeri gireceksin mi deniyor; bu belli değil. Bu konunun sarih bir şekilde yazılmış olması çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Bunun yanında, aslında, bu sistemde, tekrar hapsen tazyikle cezalandırılması borçlunun, birtakım sakıncalara da neden olabilmektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir taksitini ödememiş bir borçlu hapse giriyor, o taksiti ödüyor, çıkıyor, tekrar ödemiyor, hapse giriyor. Yani, bu borçlunun yerinde olmak ister miydiniz veya bu borçlunun psikolojisini yaşamak ister miydiniz?! Bu, işin borçlu tarafından bakışı. Bir de, alacaklı tarafından bakmak lazım meseleye. Nasıl mı; bir taksiti, yine aynı örnekte, ödemeyen borçlu hapse girdikten sonra tekrar çıktı ve alacağını başka türlü alma ihtimali olmayan alacaklıya borçlu olan kişi alacağını da ödemeden ortadan kayboldu. Bu alacağı nasıl alacağız; bu alacaklıya ne cevap vereceğiz?! Bu para gitti demektir arkadaşlar. Burada büyük bir kısmın hukukçu olduğunu biliyorum ve meslekten geliyor. Bu çok önemli bir müessesedir aslında; yani, borçlu ortadan kaybolduğu takdirde, bu alacağın alınması imkânı kalmamaktadır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce de söylediğim gibi, ben, buna oldubitti diyorum; yani, bir dakikada Genel Kurula geldi, bir gün önce Adalet Komisyonundan geçti. Bakın, yani, biz bunu böyle yapacağımıza, bu sorunları son dakika buraya getireceğimize...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

YILMAZ KAYA (Devamla) - 1 dakikalık sürede tamamlıyorum Sayın Başkan; teşekkür ediyorum.

Bakın, adliyenin birçok sorunu var. Mesela, bugün bana bazı kamu avukatları geldi; 376 000 000 lira aylık alan kamu avukatları var, aynı derecedeki -ki, ben onlar niye fazla alıyorlar diye yadırgamıyorum, keşke daha fazla alsalar- hâkimler, savcılar 1 150 000 000 lira -ki, bu da az- maaş alıyorlar; ama, aynı derecedeki kamu avukatı 376 000 000 lira maaş alıyor. Bunları düzeltelim. Mübaşirlerin sorunu var, zabıt kâtiplerinin sorunu var, adliyelerin fizikî durumları bazı yerlerde içler acısı. Bunları enine boyuna tartışıp getirirsek, öncelikle bunları düzeltirsek -ki, bu da önceliklidir; ama, son dakikada getirilmez diye düşünüyorum- birlikte, adliyenin ve adliye çalışanlarının birçoğunun sorunlarını çözeriz diye düşünüyorum; ama, zamanında ve gerekli incelemeler, gerekli katılım sağlandıktan sonra diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ATİLA EMEK (Antalya) - Sayın Başkan, karar yetersayısı...

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunup, karar yetersayısını arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12.- İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 341.- Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Ziya Yergök; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İcra ve İflas Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair, Hatay Milletvekili Sayın Sadullah Ergin'in Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonunun raporunun görüşüldüğü bugünkü gündemde, 12 nci maddeyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, görüş ve düşüncelerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve Yüce Milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

İcra ve İflas Yasası, özel ve ticarî yaşamı düzenleyen temel yasalarımızdan biri olup, 19 Haziran 1932 tarihinden bu yana yürürlüktedir. 2004 sayılı bu Yasamız, günün koşullarına uyum sağlamak ve ihtiyacı karşılamaya dönük olarak, bugüne kadar, tam 14 kez değişikliğe uğramıştır. En kapsamlı değişikliklerden biri de, bu dönemde, 22 nci Dönem Meclisimizce, 17 Temmuz 2003 tarihinde, 4949 sayılı yasayla yapılmıştır. 4949 sayılı Yasayla, uygulamaya ilişkin pek çok esaslı değişiklik ve yenilikler de getirilmiştir. 107 maddeden oluşan 4949 sayılı Yasayla, İcra ve İflas Yasasının 81 maddesinde değişiklik yapılmış, yasanın değişik maddelerine 17 fıkra eklenmiştir. Ancak, daha üzerinden bir yıl geçmeden, 5092 sayılı ve 12.2.2004 tarihli 13 maddelik bir yasayla yeni bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğin gerekçesine baktığımız zaman "ekonomik koşullardaki beklenmedik değişiklikler nedeniyle, aslında ekonomik varlıklarını devam ettirmesi mümkün olan sermaye şirketleri muaccel borçlarını ödeyemedikleri için faaliyetlerini durdurmak tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır" denilmiştir. İlk değişiklikten kısa süre sonra, bu genel gerekçedeki özetle, değişiklik yapılmıştır.

Bununla da yetinilmemiş, bir yıl sonra, 5311 sayılı Yasayla 2 Mart 2005 tarihinde, bu kez 31 maddelik bir değişiklik daha yapılmıştır. Bu değişikliğin de genel gerekçesine baktığımız zaman "İcra ve İflas Kanununun bazı maddelerinde önceki tarihlerde değişiklikler yapılmış ise de günümüzün değişen sosyal ve ekonomik koşulları nedeniyle alacaklı ile borçlunun menfaatlarının bağdaştırılması ve kanunun aksayan yönlerinin düzeltilmesi, kanundaki boşlukların doldurulması, bazı kötü niyetli kişilerin bu boşluklardan yararlanma teşebbüslerinin önlenmesi, uygulamada tereddütlerin giderilmesi ve bazı konulara açıklık getirilmesi amacıyla bu tasarı hazırlanmıştır" denilmiştir. Ayrıca, devamla, bölge adliye mahkemelerinin kurulduğu, icra tetkik mercii kararlarına karşı istinaf yoluna başvurma olanağı getirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmasının zorunlu hale geldiği belirtilerek, bu dönem içerisinde, bu 3 üncü değişiklik yapılmıştır.

Şu anda görüşmekte olduğumuz, Sayın Sadullah Ergin'in kanun teklifi ise, 22 nci Dönemde, yani 2003 ile 2005 yılları arasında getirilen 4 üncü değişikliktir.

Değerli arkadaşlar, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunumuz, gerçekten temel yasalarımızdan biridir ve kabul tarihi 9 Haziran 1932'dir. 9 Haziran 1932'den 2003 yılına gelinceye kadar sadece 11 defa değişmiştir; yani, yetmişbir yılda İcra ve İflas Yasasında 11 kez değişiklik yapılmış iken, bu 2003-2005 yılları arasında, 22 nci Dönemde, AKP İktidarı döneminde 4 kez değişiklik yapılmıştır. Bu da, kanun tekniği açısından, bu kanunların hazırlanması açısından, yeteri kadar tartışılmadan, görüşülmeden kabul edilmesi açısından yeniden değişiklik yapılma ihtiyacını sık sık gündeme getirmiş bulunmaktadır. O nedenle, bugün -bizim arkadaşlarımız da ifade etti, AKP Grubuna mensup arkadaşlar da ifade etti- Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin her yasa maddesi üzerinde çıkıp görüşlerini açıklamış olmasını, yasanın daha sağlıklı, daha olgun, daha uygulanabilir şekilde çıkması açısından yararlı bir çalışma olarak görüyoruz ve engelleme olarak değerlendirilmesini kabul etmiyoruz. Bir yasanın çok hızlı, görüşülmeden, rahat bir şekilde çıkmış olması, o yasanın sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Nitekim, öyle yapıldığı zaman, acele edildiği zaman, hızlı yapılsın denildiği zaman, yapılan her değişiklik yeni bir değişikliği gerekli kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu bağlamında yapılması zorunlu değişiklikleri öngörmektedir. Yeni Türk Ceza Kanununun kabulüyle birlikte, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ceza içeren hükümlerinin, yeni Ceza Kanunu çerçevesinde yeniden düzenlenmesi gerekmiştir. Yeni Türk Ceza Kanununun "Özel kanunlarla ilişki" başlığını taşıyan 5 inci maddesi "bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" demektedir.

Ancak, yasa teklifi bu kadar da masum değildir; çünkü, yasa teklifinin 21 inci maddesinde, 333/a maddesinin kaldırıldığını düşündüğümüzde -ki, bu, ancak, bizim arkadaşlarımızın komisyondaki müdahalesiyle yeniden konulmuştur- sadece Ceza Kanunu bağlamında bir uyum teklifi olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin Adalet Komisyonunda kabul edilen metnin 12 nci maddesiyle, İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu madde, çocuk teslimi emrine aykırı davranmanın cezasını düzenlemektedir.

Bu maddeyle ilgili değişiklik, 6 Haziran 1985 tarihinde 3222 sayılı Yasayla ilk defa yapılmıştır. Bu yasayla, madde, o tarihte "çocuk teslimi hakkındaki ilamın icrası sırasında çocuğu gizleyen veya ilamın icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii tarafından, bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir ve bu şekilde yasalaşmıştır.

Çocuk teslimi emrine muhalefetin cezası, 17 Temmuz 2003 tarihinde kabul edilen 4949 sayılı Yasayla yeniden düzenlenmiş ve yeni düzenlemeyle, çocuk teslimine ilişkin ilama veya ara kararına uyulmaması cezaî müeyyideye bağlanmış ve madde şu şekli almıştır: "Çocuk teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararının icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilamın veya ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii tarafından, iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılırlar."

Burada da görüldüğü üzere, cezanın alt ve üst sınırlarında artış yapılmış bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuyla ilintili olması ve önemli bulunması bakımından, 17 Mart 2003 gün ve 4949 sayılı Yasayla İcra İflas Yasasına getirilen bir yeniliği de anımsatmakta yarar görüyorum. 4949 sayılı Yasayla, İcra ve İflas Yasasının 25/a maddesinden sonra gelmek üzere, yasaya, 25/b maddesi eklenmiş ve eklenen bu madde hükmüyle, çocuğun, ülkemizin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede öngörülen yüksek yararının gözetilmesi, ana babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ana babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına, sözleşmenin 9 uncu maddesi uyarınca, taraf devletlerin saygı gösterecekleri esasına uyum sağlanması amacıyla, çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrasında, icra müdürünün yanında, bir uzmanın hazır bulundurulması zorunluluğu, çocuğun psikolojik ve rahatsız edici unsurlardan etkilenmemesi için getirilmiştir. Bu, gerçekten de, yasamızda getirilen son derece olumlu bir düzenleme olmuştur; çocukların geleceği açısından, korunması açısından gerçekten yerinde bir düzenleme olmuştur.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 12 nci maddesiyle ise, İcra ve İflas Kanununun 341 inci maddesi yeniden değiştirilmektedir. Adalet Komisyonunun kabul ettiği metne göre, çocuk teslimine muhalefetin cezasını düzenleyen yeni 341 inci madde, çocuk teslimi hakkındaki ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Burada, tazyik hapsinde özellik şudur: Hapsin tatbikine başlandıktan sonra, ilamın veya ara kararırın gereği yerine getirilirse kişi tahliye edilecektir; düzenleme bu şekildedir. Yapılan bu değişiklikle, maddede düzenlenen çocuk teslimi kararına muhalefetin cezası, hapis cezasından tazyik hapsine dönüştürülmektedir. Ayrıca, kararın gereği yerine getirilince de kişi tahliye edilecektir.

Bu yeni düzenlemenin ülkemize ve ulusumuza yararlı olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yergök.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13.- İcra ve İflas Kanununun 342 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 342.- İcra dairesi marifetiyle alacaklıya veya alıcıya teslim edilen bir taşınmaza veya gemiye haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 290 ıncı maddesi mucibince umumi hükümler dairesinde cezalandırılır."

BAŞKAN - 13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14.- İcra ve İflas Kanununun 343 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 343.- Yalnız kendisi tarafından yapılacak olan bir işin yapılması veya bir işin yapılmaması yahut bir irtifak hakkının tesisi veya kaldırılması hakkındaki ilâm hükümlerine makbul mazerete müstenit olmayarak muhalefet eden borçluların, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir."

BAŞKAN - 14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum: 344 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 344.- Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.

Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir

BAŞKAN - 15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16.- İcra ve İflas Kanununun 345/a maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 345/a.- İdare ve temsil ile görevlendirilmiş kimseler veya tasfiye memurları, 179 uncu maddeye göre şirketin mevcudunun borçlarını karşılamadığını bildirerek şirketin iflasını istemezlerse, alacaklılardan birinin şikâyeti üzerine, on günden üç aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17.- İcra ve İflas Kanununun 345/b maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 345/b.- Bu Kanuna göre yapılan ihalelerde kendisine veya başkasına vaat olunan veya sağlanan yarar karşılığında artırmadan çekilen veya artırmaya katılmayan kimseye bir yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.

Aracılara da aynı ceza verilir."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18.- İcra ve İflas Kanununun 346 ncı maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Görev ve birleştirilme yasağı:

Madde 346.- Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.

İcra mahkemesinin görevine giren bu işler, diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.

Bu Bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19.- İcra ve İflas Kanununun 347 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 347.- Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20.- İcra ve İflas Kanununun 348 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 348.- Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı yetkili icra mahkemesi, icra takibinin yapıldığı yerdeki mahkemedir."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21.- İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İtiraz:

Madde 353.- İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.

İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22.- İcra ve İflas Kanununun 354 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez."

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 23.- İcra ve İflas Kanununun "Konkordato komiserinin sorumluluğu:" başlıklı 334/a, "Kendisine teslim edilen malları vermeyenler hakkındaki cezalar:" başlıklı 336/a, "Ceza kararnamesi:" başlıklı 352/a ile başlıksız 352/b maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 24.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, maddeler üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir ve teklif yasalaşmıştır; hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek Genel Kurula bir teşekkür konuşması yapacaktır.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomik, ticarî ve hukukî hayatımız bakımından önemli olan bir yasayı daha değerli oylarınızla ve katkılarınızla yasalaştırmış bulunuyoruz; hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Hiç şüphesiz, gecenin bu saatine kadar bu yasanın gerçekleştirilmesi ve tasarının kanunlaşması açısından katkısı olan pek çok insan var. Müsaade ederseniz, bunları, burada, teşekkürle ifade etmek isterim. Evvela Başkanlık Divanına, teker teker bütün milletvekillerimize, gruplarımıza, Komisyon Başkanımıza ve komisyon üyelerimize teşekkür ederim; ama, bu teşekkürden ayrı olarak özellikle teşekkür etmek istediğim Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı ve Grup Başkanvekili Sayın Koç olmak üzere, burada söz alan üyelerin hepsine ayrıca teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Değerli milletvekilleri, benim için bu yasadan daha önemli olan bir şey var; bugün, birlikte gerçekleştirdiğimiz hoşgörüdür. Zannediyorum ki, Türkiye'nin sorunlarını karşılıklı anlayış içerisinde, hoşgörü içerisinde, yeri geldiği zaman da bu işbirliğinin güzel örneklerini vererek, biz, bu sorunları aşabileceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi, bugün, bunun güzel bir örneğini vermiştir. Tekrar hassaten teşekkür ediyorum emeği geçenlere.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bugünkü yasama çalışmalarımızı, vakit hayli ilerlediğinden, grup başkanvekilleri arasında mutabakat sağlandığından, burada kesiyoruz.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 1 Haziran 2005 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.44

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul