• Dönem: 22. Dönem
  • Yasama Yılı: 1
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 30.07.2003
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
DÖNEM : 22

DÖNEM : 22        CİLT : 25       YASAMA YILI : 1

 

 

 

T. B. M. M.

TUTANAK DERGİSİ

 

 

113 üncü Birleşim

30 . 7 . 2003 Çarşamba

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depremi sonrasında bölgedeki sosyal ve ekonomik duruma ilişkin gündemdışı konuşması

2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şapka ve Kıyafet Devriminin 78 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 milletvekilinin, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ın (6/344), (6/350), (6/351), (6/352) ve (6/455) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/95)

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

3. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet Komisyonları raporları (1/651) (S. Sayısı: 262)

4. - Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 5 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Resul Tosun ve 47 Milletvekilinin; Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın; Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/648, 1/326, 2/58, 2/81, 2/131, 2/132)  (S. Sayısı: 257)

5. - Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 224)

6. - Bazı Kanunlarda ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları (1/628) (S. Sayısı: 244)

VI. - ÖNERİLER

A) DanIşma Kurulu Önerİsİ

1. - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1.8.2003 gününden itibaren tatile girmesine; Genel Kurulun çalışma saatleriyle gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi.

VII. - SORULAR VE CEVAPLAR

A) YazIlI Sorular ve CevaplarI

1. - Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un, kadınlara yönelik tecavüz suçunun önlenmesi amacıyla planlanan tedbirlere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in cevabı (7/757)

2. - İstanbul Milletvekili Ali Rıza Gülçiçek'in, ülkemize girişte doldurulması istenen Sağlık Deklarasyon Kartına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/938)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.

Birinci ve İkinci Oturumlar

Oturum Başkanı TBMM Başkanı Bülent Arınç, Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'ın, bu sabaha karşı meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden evlatlarına Allah'tan rahmet, yakınlarına ve CHP ailesine başsağlığı; Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, bir süre önce trafik kazası geçiren çocuklarına acil şifalar dileyen bir konuşma yaptı.

Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve 25 milletvekilinin, beyin göçünün nedenlerinin, boyutlarının ve etkilerinin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/122), Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Ankara Milletvekili Mehmet Tomanbay'ın (6/468),

İzmir Milletvekili İsmail Katmerci'nin (6/596),

Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri verildiği bildirildi.

İstanbul Milletvekili Recep Koral'ın, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış'ın, Komisyonun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde olduğu dönemde de çalışmasına ilişkin talebi,

Genel Kurulun 29.7.2003 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 46 ncı sırasında yer alan 236 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 6 ncı sırasına, 5 inci sırasında yer alan 224 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 54 üncü sırasında yer alan 244 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, daha önce gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan; 253 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 262 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 257 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 249 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 254 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına 48 saat geçmeden alınmasına ve çalışma sürelerinin; bu birleşimde gündemin 7 nci sırasına kadar, 30.7.2003 Çarşamba günkü birleşimde ise sözlü sorular görüşülmeksizin, 254 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar olmasına; bu işlerin görüşmelerinin saat 24.00'e kadar tamamlanamaması halinde 24.00'ten sonra da çalışmalara devam edilmesine ilişkin AK Parti Grup önerisi, yapılan görüşmelerden sonra,

Kabul edildi.

Gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmının 1 inci sırasında bulunan, 24 Temmuz 2003 tarihli 111 inci Birleşimde görüşmeleri tamamlanıp tümü üzerinde yapılan açıkoylamasında Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığından bu birleşimde tekrar oya sunulan, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu Tasarısının (1/295) (S. Sayısı: 247), elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

1 inci sırasında bulunan, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında (1/521) (S. Sayısı: 146),

2 nci sırasında bulunan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin (1/523) (S. Sayısı: 152),

Kanun Tasarılarının görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden ertelendi.

3 üncü sırasında bulunan, Topluma Kazandırma Yasası Tasarısının (1/640) (S. Sayısı: 235 ve 235'e 1 inci ek) görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamadan,

4 üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun (1/584) (S. Sayısı: 200 ve 200'e 1 inci ek ve 200'e 2 nci ek) ikinci müzakeresi tamamlanarak, yapılan gizli oylamadan;

Sonra kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.

Saat 22.15'te toplanmak üzere, birleşime 21.35'te ara verildi.

Bülent Arınç

 

 

Başkan

 

 

 

Mevlüt Akgün

Yaşar Tüzün

 

Karaman

Bilecik

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

 

Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturumlar

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:

5 inci sırasına alınan, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/635) (S. Sayısı: 253),

6 ncı sırasına alınan, Çeşitli Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının (1/636, 2/157) (S. Sayısı: 236),

Görüşmelerini müteakiben elektronik cihazla yapılan açıkoylamalardan sonra, kabul edildikleri ve kanunlaştıkları açıklandı.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının maddelerinin görüşmeleri sırasında, Genel Kurulca kabul edilmeyen bir madde metninin içerik olarak başka bir maddeye eklenerek görüşülüp görüşülemeyeceğine ilişkin usul tartışması yapıldı.

30 Temmuz 2003 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşime 02.43'te son verildi.

İsmail Alptekin

 

 

Başkanvekili

 

 

 

Mevlüt Akgün

Ahmet Küçük

 

Karaman

Çanakkale

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 


      No. :  163

II. - GELEN KÂĞITLAR

30 . 7 . 2003 Çarşamba

Teklifler

1. - Mersin Milletvekili Şefik Zengin'in; 1111 Sayılı Askerlik Yasasının Beşinci Maddesinin Birinci Fıkrasının Sonuna Yeni Bir Fıkra Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/179) (Millî Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.7.2003)

2. - Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ile 6 Milletvekilinin; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 43. Maddesi B Fıkrası A Şıkkına "Teknik Eğitim Fakültesi Mezunları" Sözcüğünün Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/180) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.7.2003)

Meclis Araştırması Önergesi

1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 Milletvekilinin, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.7.2003)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

30 Temmuz 2003 Çarşamba

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşimini açıyorum.

III. - Y O K L AMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için 5 dakikalık süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, yoklama pusulalarını, teknik personel aracılığıyla 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, gündemdışı söz isteyen üç değerli arkadaşımıza söz vereceğim.

Gündemdışı konuşma süresi 5 dakikadır; hükümet, gerek görürse, konuşmaya  cevap verebilir.

Gündemdışı ilk söz, 17 Ağustos Marmara depremiyle ilgili, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz'e aittir.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) GündemdIşI Konuşmalar

1. - Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz'ün, Marmara depremi sonrasında bölgedeki sosyal ve ekonomik duruma ilişkin gündemdışı konuşması

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin 4 üncü yıldönümünün yaklaşması münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum.

Biliyorum, gündemimiz çok yoğun ve sabahlara kadar çalışmak durumundayız.

17 Ağustos 1999 Marmara depreminden sonra ülkemiz sürekli sarsılmaktadır. Yıkıcı, Çankırı, Afyon-Dinar ve Bingöl depremlerinin ardından dört gün önce de Denizli-Buldan depremini yaşadık.

Marmara depremi, başta Adapazarı, İzmit, Yalova, Düzce ve İstanbul olmak üzere 7 büyük ilimizi etkilemiştir; geniş bir coğrafyayı etkilemiş olması ülke insanlarının üzüntüsünü bir kat daha artırmıştır.

Depremin, en büyük katmadeğeri üreten Marmara havzasında yer aldığını düşünürsek, o günkü verilere göre depremin maliyeti yaklaşık 13 milyar dolar olarak tespit edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999, Marmara depreminin dördüncü yılı. Ne kadar da hızlı geçiyor zaman. Ben depremi Adapazarı'nda yaşadım. Buradan, o günü tekrar hatırlamakta yarar var. Eğer yaşananları tekrar gözümüzün önüne getirirsek ders almış oluruz.

Şehrimizde 59 000 konut, 10 000 işyeri yıkıldı, birçok cadde ve sokağımız ortadan kalktı. Yalnızca Adapazarı'nda 3 891 kişi öldü. Kısaca, küçük bir kıyamet yaşadık. Mahşeri andırırcasına kaçışan insanlar,  bağrışmalar,  yardım talep eden feryatlar... Her şey anlıktı; var olmak ya da yok olmak.

Zaman, gündelik hayatın algılamasıyla kısalabilir; fakat, bir felaketin içinde sonu gelmeyecek kadar uzundur. Felaketin içinde ânın, kudretin ve kaderin sırrına erişirsiniz, hayat maceranız gözlerinizin önünden hızla geçer.

Gelecekten çok geçmişe mi bakıyoruz; bunu söylemek kolay değil. Gelecek, özlemlerimizden kuruludur, başka neden olacak? Gelecekle ilgili tasavvurlarını kaybetmekle karşı karşıya kalmış bir şehrin insanıysanız eğer, geçmişe bakarsınız; Adapazarı'nda artık geçmişi hatırlamak da zor.

Her şey 17 Ağustos 1999 günü gece saat 03.02'de ve 45 saniyede oldu. Şair İsmet Özel'in dediği gibi "ben yaşarken koptu tufan".

Bizler sevdalandığımız caddeleri, sokakları, parkları, mekânları ve hatıraları kaybettik; o gün bizler dostlarımızı kaybettik; ama, bu aziz milletin tümünü yeni dostlarımız olarak yanımızda bulduk.

Paul Valery  "uygarlıklar ölümlüdür" dediğinde, hiç kuşkusuz durumu dramatikleştirdiğini sanıyorduk. Oysa, yaşadığımız olay, küçük bir uygarlığın ölümüydü sanki.

Tarihin mevsimleri karşısında yalnızca çiçekler ve meyveler ölümlüdürler, ağaç durur. En azından onu öldürmek çok daha zordur. Bizler, o gün, tarihin felaketleri karşısında yalnızca çiçeklerin, meyvelerin ve ağaçların değil, bir şehrin ölümüne de tanıklık ettik.

Zümrüdüanka kuşu, küllerinden nasıl kendisini yeniden var ediyorsa, bizler de ölümüne tanıklık ettiğimiz bu şehrin yıkıntılarından yenisini kurmaktayız.

"Ancak ruhu yok edilirse, bir şehri tarihten silmek mümkündür" diyor Ivan IIIich. Nedir "şehirlerin ruhu" dediği Illich'in? Onları bir taazzuv, kanlı canlı bir varlık, bir şahsiyet yapan şey nedir? Her şeye rağmen, yok olmamakta direnen o korkutucu, korkutucu olduğu kadar da insanı cezbeden şey nedir şehirlerde? Illich'in, şehirlerin ruhundan bahsetmesi kadim şehirlerle ilgilidir belki de. Şüphesiz, yeni kurulmuş olmasına rağmen, kadim şehir kadar aziz hatıra oluşturmuş bir şehirdir Adapazarı. Kurulduğa alan ve üzerinde yaşayan insanlarıyla; belki de insanı cezbeden yönü bu.

"Bir şehrin yerlisi olmak" Dostoyevski'nin diliyle "gidilecek bir yer olmak"la benzeşir mi bilmiyorum. Yerlilik, artık, ihtilal sonrası Avrupa başkentlerinde ve İstanbul'da işportaya düşen Beyaz Rus aristokrasisi nevinden fersude bir değer haline geldi; hükümsüz, rüküş ve 20 nci yüzyılın ilk yarısına dair bir kıymet hükmü!

"Nerelisiniz" sorusuna, tek kelimelik cevapların devri geçmiştir. Annem şuralı, babam buralı, ben de şurada doğmuşum; ama, çocukluğum şurada geçti. Ortayı şurada, üniversiteyi şurada bitirdim, şimdi de şuraya yerleştik... Nereli olduğunu anlatmaya çalışırken -daha doğrusu anlatamazken- bir parçalanmışlığı yaşayanlar, aynı bayrak ve buyruk altında, bir yerde yeni bir vatandaş modelini oluşturdular.

Parmağını Türkiye haritasına uzatıp şuralıyım demek yerine, birkaç yeri işaretleyen bu insanlardan bazıları, sizleri şaşkınlığa sevk ederek parmaklarını daha geniş bir coğrafyaya uzatacaklar. Rumeli'ye, oradan Kırım'a, Kırım'dan Kafkasya'ya uzanacaklar ve âdeta, geniş bir imparatorluk haritasını çizeceklerdir.

Bu şehirde, Adapazarı'nda yaşıyorsanız eğer, Balkanlar, Kırım ve Kafkaslar hakkında bilgi sahibi olmalısınız; belki de, bu bölgelerde konuşulan dillerden biraz da anlamalısınız.

Şehirler vardır, ruhumuzun en mahfuz köşesinden zaman zaman yüzeye vuran dalgalar gibi gelir vurur bilincimizin kıyılarına.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gündüz, tamamlayın lütfen.

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) - Üstat Necip Fazıl'ın şiirleştirdiği gibi;

"Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan arkadaştan,

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;"

Adapazarı, yalnızlık, yetimlik, yoksulluk ve ayrılığın adıdır. O, Doksanüç Harbinin ruhudur. Manavı, yani Türkü, Boşnakı, Arnavutu, Gürcüyü, Abazayı, Çerkezi, Lazı, Kürdü ve Karadenizliyi aynı sokakta konuk edecek kadar Osmanlı kültürüne aşina bir şehirdir Adapazarı. Ensar-muhacir ilişkisiyle de Medine gibi İslam kültürünün kendisi. O, bir şehir değil, aynı anda birçok şehirdir. O, bir kültür değil, aynı anda birçok kültürdür. 600 yıllık muhteşem bir imparatorluğu küçücük bir mekânla tarife kalkışırsanız, Adapazarı'nı anlatırsınız. Evet, Türkiye Cumhuriyetinde şehirleşen Adapazarı son Osmanlıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; depremin dördüncü yılını anarken bir şehrin de hikâyesini anlattık. Ülkemiz, dünyanın en aktif deprem kuşağında bulunmaktadır. 1900'lü yıllardan bugünle kadar şiddeti 5,5'den büyük olmak üzere toplam 86 deprem felaketi yaşanmıştır. Bu deprem felaketlerinde 82 119 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Buradan, deprem felaketlerinde ölenlerin yakınlarına başsağlığı ve yaralılara şifalar diliyorum.

Allah,  bu millete bir daha felaket yüzü göstermesin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.  (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gündüz.

Allah'tan niyaz ediyoruz; ülkemiz, inşallah, böyle bir felaketle bir daha karşılaşmaz.

Gündemdışı ikinci söz isteği, 23 Ağustos 1925 Şapka ve Kıyafet Devriminin 78 inci Yıldönümü münasebetiyle, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım'a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (CHP sıralarından alkışlar)

2. - Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım'ın, Şapka ve Kıyafet Devriminin 78 inci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması

MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan, gerek trafik kazası geçiren oğlum Nafiz Yıldırım'dan gerekse de kazanın ardından yaşadığım rahatsızlıktan ötürü benden manevî desteğini esirgemeyen Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerine, çalışanlarına, kadirşinas Kastamonululara, kazada ilkyardımı gerçekleştiren OSTİM İvedik sanayi esnafına, Ankara Numune Hastanesi sağlık personeline ve Bayındır Hastanesine saygılarımı sunuyorum, teşekkürlerimi arz ediyorum; Allah'tan, oğlumu bağışlamasını talep ediyorum.

Meclisin 1 Ağustosta tatile girecek olması nedeniyle, 23 Ağustos 1925 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk'ün Kastamonu'yu ziyaret edip, çağdaş Türkiye'nin temelini oluşturan şapka ve kıyafet devrimini ilan etmesinin 78 inci yıldönümünü dile getirmek amacıyla söz almış bulunuyorum.

Mustafa Kemal Atatürk, 23 Ağustos 1925 tarihinde, 8 gün sürecek Kastamonu gezisine başlamış, İnebolu, Devrekânî, Taşköprü, Seydiler, Küre ve Daday İlçelerini ziyaret etmiştir. Buradan anlaşılan, Mustafa Kemal, Kastamonu'nun, istiklal mücadelesine ve cumhuriyete verdiği katkıyı unutmayarak, 8 gün boyunca Kastamonu'da ve ilçelerinde kalmış, şapka ve kıyafet devrimini, Kastamonululara ve Türkiye'ye armağan ederek, onurlandırmıştır.

Bu süre boyunca, toplumun her kesiminden gelen insanlarla toplantılar düzenleyerek, yörenin ekonomik ve sosyal sorunlarını dinlemiş ve görüşlerini bildirmiştir. Aslında, Mustafa Kemal, Kastamonu'da devrimlerin en önemlisini gerçekleştirmiş, fikrî alanda bir dönüşüme imza atarak, bugünkü çağdaş Türkiye'nin temelini Kastamonu'da atmıştır.

Peki, neden, Mustafa Kemal Atatürk, şapka ve kıyafet devrimini Kastamonu'da ilan etmiştir, Kastamonu'yu neden seçmiştir:

1- İşgal görmemesine rağmen, işgale karşı ilk kadın mitingi, 10 Aralık 1919'da kadınlarımız tarafından Kastamonu'da gerçekleştirilmiştir.

2- Mustafa Kemal, Kastamonuluları, Çanakkale'de, Yemen'de, Trablusgarp'da, Sakarya'da ve Dumlupınar'da tanımıştır. Çanakkale'de ve istiklal mücadelesinde en çok şehit veren il Kastamonu'dur. "Çanakkale içinde aynalı çarşı, ana ben gidiyom düşmana karşı" diye türkü söyleyen yiğitler Kastamonulu gençlerdir, yazanlar da Kastamonulu ozanlardır.

Türkiye'de İstiklal Madalyası sahibi tek ilçe, İnebolu'dur; İnebolulu mavnacılar, deniz yoluyla getirdikleri top mermilerini karaya çıkarmışlar ve Kastamonulu kadınlar da onları kağnılarıyla cepheye taşımışlardır. Bunu, Şerife Bacılar, Halime Çavuşlar, Satı Kadınlar, kendilerinin ve çocuklarının hayatlarını hiçe sayarak kahramanca yerine getirmişler, çocuklarını ve kendilerini şehit vermişler; ama, cepheye giden mermiyi korumuşlar, yerine ulaştırmışlar.

Şeyhülislam Dürrizade'nin, Kurtuluş Savaşı başlangıcında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam edilmesi için fetva vermesi üzerine, buna karşı fetva hazırlayan Anadolu müftülerinin büyük çoğunluğunu Kastamonulu müftüler oluşturmaktadır.

Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'nun birçok bölgesinde çıkan irili ufaklı iç ayaklanmalar olduğu halde, Kastamonu'da bunların hiçbirisi yaşanmamıştır; tersine, Anadolu'nun birçok bölgesinde asker ve mühimmat toplanamamasına rağmen, ordunun ihtiyaçlarını karşılama konusunda, Kastamonu, üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Askere alınmayan öğrenciler tarafından sanat okulunda, pencere demirleri sökülerek süngü yapılmış, cepheye gönderilmiştir. El dokuma tezgâhlarında, kadınlarımız, çamaşır bezleri, kumaş dokumuşlar, ellerinde tığla çorap örmüşler; ayakkabı imalathanelerinde, sanatkârlarımız, askerlerimiz için geceli gündüzlü çalışarak potin imalatı gerçekleştirmişler ve askerlerimize göndermişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Yıldırım.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - Kastamonu, o günün koşullarında, bir eğitim kenti, el dokuma ve ayakkabı imalat tezgâhlarıyla sanayi kenti, bir tarım kenti, aynı zamanda bir evliyalar diyarıdır.

Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basması ve istiklal mücadelesini başlatmasıyla birlikte, Kastamonu gençleri ile gazeteci Hüsnü Açıksöz ilk yerel gazete olan Açıksöz Gazetesini çıkararak, Batı Karadeniz'de "ya istiklal ya ölüm" mücadelesini başlatmışlar ve Mustafa Kemal'e bağlılıklarını bildirmişlerdir. Bu gazetenin önemli yazarlarından birisi de Mehmet Âkif'tir ve İstiklal Marşı, ilk defa Açıksöz Gazetesinde yayımlanmıştır.

Mustafa Kemal şöyle diyor: "Gözüm cephede, kulağım Kastamonu -İnebolu'da."

Mustafa Kemal, Samsun'a çıkışının ardından, Sıvas ve Erzurum Kongreleri sırasında, düşüncesinde, çağdaş Türkiye projesini oluşturmuş ve beraberindeki Mazhar Müfit'e "yaz çocuğum" diyerek:

"1- Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır.

2- Padişah ve hanedan hakkında, zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.

3- Tesettür kalkacaktır.

4- Fes kalkacak, uygar uluslar gibi şapka giyilecektir" dediği zaman, o anda, Mazhar Müfit, Mustafa Kemal'e dönerek "darılmayın Paşam; ama, sizin hayalperest taraflarınız var" der; Mustafa Kemal ise "bunu zaman tayin eder, sen yaz" diye ısrar eder ve yazdırmaya devam eder.

"5- Latin harfleri kabul edilecek" der.

Şapka devriminin Kastamonu'da ilanı sırasında Mustafa Kemal, yine, yanında bulunan Mazhar Müfit'e dönerek "nerede kalmıştık" diye sorar ve Mazhar Müfit de,  cevaben, şapka elinde "Kastamonu'da" diye cevap verir.

Doğu ve güneydoğudaki isyanların bastırılmasından sonra, Mustafa Kemal Atatürk yurdun her tarafından gelen heyetleri kabul ediyordu. Bu heyetlerin bir kısmını Mustafa Kemal, İsmet İnönü'ye havale ediyordu. Ancak, Kastamonu'dan gelen heyeti haber aldığında "bu heyetle ben görüşeceğim" dedi. Buna şaşıran Saffet Arıkan, anılarında, Atatürk'ün şapka inkılabını Kastamonu'da gerçekleştirme kararını ve bunun sebebini, kendi sözleriyle, kısaca şöyle özetliyor: "Niçin Kastamonu'yu seçtiğimi bilemezsin. Dur, anlatayım. Bütün vilayetler beni tanırlar; ya üniformayla veya fesli, kalpaklı sivil elbiseyle görmüşlerdir. Yalnız Kastamonu'ya gidemedim. İlkönce nasıl görürlerse öyle alışırlar, Türkiye beni öyle görür, yadırgamazlar. Üstelik, bu vilayetin hemen hepsi asker ocağından geçmişlerdir, itaatlidirler, munistirler. Bunun için, şapkayı orada giyeceğim" der.

Yine, Atatürk'ün İnebolu Nutkundan önemli pasajları aktararak konuşmamı bitirmek istiyorum:

"Efendiler! Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkı medenîdir. Tarihinde medenîdir, gerçekte medenîdir. Fakat ben sizin özkardeşiniz, arkadaşınız, babanız gibi söylüyorum, medenîyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle, zihniyetiyle medenî olduğunu ispat etmek ve göstermek zorundadır. Medenîyim diyen Türkiye Cumhuriyeti Halkı aile hayatıyla, yaşayış şekliyle, medenî olduğunu göstermek zorundadır. Kısaca, medenîyim diyen Türkiye'nin, gerçekten medenî olan halkı, baştan aşağıya dış görünüşüyle de medenî ve gelişmiş insanlar olduğunu hareketleriyle göstermek zorundadır. Bu son sözlerimi açıkça anlatmalıyım ki, bütün memleket ve cihan ne demek istediğimi kolaylıkla anlasın. Bu açıklamamı, yüksek topluluğunuza, herkese bir soru sorarak yapmak istiyorum.

Soruyorum: Bizim kıyafetimiz millî midir? ('Hayır, hayır' sesleri)

Bizim kıyafetimiz medenî ve milletlerarası mıdır? ('Hayır , hayır' sesleri)

Size katılıyorum; hayır, hayır, hayır. Kullanacağım deyimi mazur görünüz; altı kaval üstü şişhane diye ifade edilebilecek bir kıyafet ne millîdir ne de milletlerarasıdır. O halde, kıyafetsiz bir millet; bu olur mu arkadaşlar? Böyle nitelendirilmeye razı mısınız arkadaşlar? ('Hayır, hayır, katiyen' sesleri) Arkadaşlar, Turan kıyafetini araştırıp canlandırmaya gerek yoktur. Medenî ve milletlerarası kıyafet bizim için çok cevherli, milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz; ayakta iskarpin veya potin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siperi şemsli serpuş. Çok açık belirtmek isterim: Bu serpuşun ismine şapka denir."

Sözlerime son verirken, Türkiye'ye bir çağrı yapmak istiyorum. Giyim sektöründe faaliyet gösteren Beymen'den Ramsey'e, Vakko'dan Sarar'a kadar bütün giyim kuruluşlarını ve modaevlerini, şapka ve kıyafet devriminin her yıldönümünde Mustafa Kemal'in devrimi anısına, defilelerini Kastamonu'da yapmaya davet ediyorum.

Ayrıca, TRT Genel Müdürü Vekili Haluk Buran ile yaptığım görüşme sonucunda, bu yıl 23 Ağustosta TRT sanatçıları, Kastamonu'da Cumhuriyet Meydanında şapka ve kıyafet devrimi anısına konserler verecektir. Kendilerine teşekkür ediyorum, Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Gündemdışı üçüncü söz isteği, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümü münasebetiyle, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'e aittir.

Buyurun Sayın Kiler. (AK Parti sıralarından alkışlar)

3. - Bitlis Milletvekili Vahit Kiler'in, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümüne ilişkin gündemdışı konuşması ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun cevabı

VAHİT KİLER (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Ağustos 1916'da düşman işgalinden kurtarılan Bitlisimizin kurtarılış günü münasebetiyle gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Balkan Harbinden yeni çıkan Osmanlı Devleti, daha yaralarını sarmadan kendisini Birinci Cihan Harbinin ortasında bulmuştur. İlan edilen seferberliğe yürekten icabet eden Bitlisli, davulla zurnayla, âdeta düğüne gider gibi cepheye gitmiştir. Bu kahraman Bitlislilerin çoğu şahadet mertebesine yükselerek, kan gölüne akseden hilal ve yıldızımızın parlaklığına parlaklık katan olmuşlardır. Her biri, gökte bir yıldız topu, al bayrağımızdaki sevgilisi, hilalini bekleyen bu vatan evlatları, göğe yükselip parlamadan önce, Sarıkamış harekâtında donarak ebediyete intikal etmişlerdir; ruhları şad olsun, vatan sağ olsun diyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Rus Çarı Deli Petro'nun sıcak denizlere inme hayali içindeki Çarlık Rusyası orduları Ermeni çapulcularıyla birlikte Bitlis'i işgal etmişlerdir. Temmuz 1915'te, hem de bir mübarek ramazan gecesinde Rus işgaline uğrayan Bitlis'in yaşlıları ve çocukları göç yollarına düşerken, Bitlis'te görevli Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki Türk birliği ve milis kuvvetleri Bitlis'i kahramanca savunmuş ve düşman askerleri, Ulu Önderimizin dediği gibi, geldikleri gibi gitmişlerdir; ama, düşman -yani Rus askerleri ve Ermeni intikam tugayı- 1916 Şubatının sonlarında tekrar harekete geçmiştir. Türk tarafı, sayı ve cephane açısından kendisinden hayli güçlü olan düşmana direnmiş; ama, 3 Mart 1916'da, sabaha karşı saat 05.00'te gücü tükenmiş ve yenilgiye uğramıştır.

Bitlis, tarihinde görmediği zulmü görmüş; insanlar, Ermeniler ve Rusların işkencelerine maruz kalarak can vermişlerdir; göç etmeyenler işkenceyle, göç edenler ise çetin kış şartlarına mahkûm olarak ölüme terk edilmişlerdir.

Yaşlı ve hasta insanları katleden bu gözüdönmüşlere birilerinin "dur" demesi gerekiyordu. Bütün bu katliamlar, sonunda, Türk Genelkurmayını harekete geçirmiş ve Mustafa Kemal'in komutasındaki Türk birliği Bitlis'i geri almıştır. O zamanlar general olan Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle, 1 Ağustosta başlayan Türk taarruzu sadece bir hafta sürmüş ve 8 Ağustos 1916'da Bitlis istiklaline kavuşmuştur. Tarih, bir kez daha tekerrür etmiş ve düşmanlar bir kez daha geldikleri gibi gitmişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, Sultan Alparslan'ın, 1071'de,  Malazgirt Savaşıyla Anadolu'yu Türklere açmasında büyük rol oynamış olan Bitlis, beş ay düşman işgalinde kalarak, kurtuluş mücadelesi boyunca en kısa süre işgale uğramış Türk kenti sıfatıyla ikinci kez tarihe adını yazdırmıştır.

Bitlis, kendini tarihe ve Türk tarihine böyle şerefle yazdırırken, bazı malum çevrelerin kalemleri, gölgelere tarihi kanla yazıyordu.

Yıllardır Avrupa'da, Amerika'da, istismarı, sahte, yalan ve düzmece belgelere dayalı olarak yapılan Ermeni katliamı haberleri, Bitlis'in tarihini inceleyip de, asıl Ermenilerin, Anadolu'da, özellikle Bitlis'te ne katliamlar yaptıklarının anlaşılmasıyla yalanlanmıştır.

Daha geçtiğimiz aylarda, sözde Ermeni soykırımı iddialarının sembolü olan heykel parçacıklarına ev sahipliği yapan bazı malum çevreler, gerçek tarihi okuduklarında, Bitlis'te, kendi özyurtlarında, çoluk çocuk, genç ihtiyar, onbinlerin saldırıya uğrayıp öldürüldüklerini; hatta, namuslarının kirletildiğini öğreneceklerdir.

Ermeni komitacıların hayal mahsulü anılarını, dünyaya mezalimmiş gibi yutturmaya çalışan sahte tarihçilere sesleniyorum: Siz, tarihi değiştirdiniz. Siz, insanlığı yanılttınız. Siz, yalan konuştunuz; ama, biz, Osmanlı torunuyuz. Sizi yine de hoşgörürüz ve affederiz; ama, unutmayın ki, tarih sizi affetmez; göreceksiniz, tarih sizi affetmeyecek de.

Bize insan hakları dersi vermeye çalışanlara sesleniyorum: Acısını, Kürdü Türkü beraber çektiğimiz, analarımıza ağıtlar yaktıran PKK terörünü destekleyenler kimlerdi?.. Yıllarımıza mal olan, kandırılmış gençlerimizi dağlarda öldüren zihniyeti maddî manevî besleyenler kimlerdi? Unutmadık, terörist ölülerinin arasında bulunan Ermeni cesetlerini.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Kiler.

VAHİT KİLER (Devamla) - Unutmadık, PKK'lılara ta âşıklar şehrinden kucak açan Cumhurbaşkanı hanımlarını. Biz unutsak bile, tarih onları unutmayacak.

Değerli arkadaşlarım, kimilerinin Akdeniz sevdası, kimilerinin Ortadoğu hayalleri, kimilerinin sıcak denizlere kavuşma ütopyası ve kimilerinin de megali ideası, ülkemiz üzerinde çirkin oyunların oynanmasına neden olmaktadır.

Bu güçler, kendi aralarında, anti Türkiyeci cephe olarak saf tutmuşlar, bunlara karşı çok dikkatli olmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, özetle, şanlı Kurtuluş Savaşımız boyunca, Türk insanının ve Bitlis halkının, onuru için, namusu için, vatanı, dini, bayrağı için gözünü kırpmadan can verebileceğini hiç hesaba katmayan ve her şeyi kolayca talan edebileceğini sanan düşman kuvvetleri, Bitlislinin ve şanlı ordumuzun direnme azmine çarpmış ve büyük bozguna uğramıştır.

Harita üzerinde, vatanımız Anadolu'yu paylaşma sevdasında, daha doğrusu gafletinde olanlara bir tokat gibi cevap veren Mehmet Âkif'in diliyle diyoruz ki:

"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."

Değerli arkadaşlarım, 8 Ağustos günü, Bitlis'te yapılacak olan kurtuluş günü kutlama programına, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere bütün sayın bakanlarımızı ve siz değerli milletvekili arkadaşlarımı davet ediyorum. Katılıp, bu mutlu günümüzü bizlerle paylaşırsanız, sevincimizi artırır ve bizleri mutlu edersiniz.

Bu vesileyle, tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde eğiliyor ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kiler.

Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Hükümet adına, İçişleri Bakanımız Sayın Abdülkadir Aksu söz istemişlerdir.

Buyurun efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI ABDÜLKADİR AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'in, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümü vesilesiyle gündemdışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum; konuşmama başlarken, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

8 Ağustos gününün, Bitlis'in düşman işgalinden kurtarılış günü olması nedeniyle, başta Bitlisli vatandaşlarımız, hemşerilerim olmak üzere, aziz milletimizi kutluyorum.

3 Mart 1916'da sabah saat 05.00'te başlayan işgal, 8 Ağustos sabahı 05.00'te defedilmiş; 5 ay 5 gün süren işgal, "intikam taburu" diye bilinen düşman kuvvetlerinin sivil halka karşı giriştiği katliamlarla geçmiştir. Binlerce sivil vatandaş öldürülmüş veya şehri terk etmek zorunda bırakılmıştır.

Birinci Cihan Harbinde işte böyle mezalimlere sahne olan Bitlis, bu harbe gönderdiği binlerce gönüllü genci Sarıkamış dağlarında donarak şehit olmuş bir şehirdir.

Bitlis'in kurtuluşu, Türk tarihi açısından, iki açıdan özel bir önem taşımaktadır. Genç yaşlı bütün vatandaşlarımızın bilmesi gereken bu hususiyetleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bitlis'in kurtuluşunu gerçekleştiren 2 nci Orduya bağlı 16 ncı Kolordunun 5 inci Piyade Tümeni, Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal'in komutanlık ettiği birliğin adıdır. Edirne'den bu birliğin Bitlis'e sevk edilmesi de, Bitlis'in önemine ve birlik ve komutanının kahramanlığına binaen olmuştur.

İkinci üzerinde durulması gereken konu, Bitlis, Türkün makûs talihini yendiği yerin adıdır. Birinci Dünya Harbiyle Anadolu'da başlayan işgal hareketlerinden sonra istiklaline kavuşan ilk Türk şehri Bitlis'tir. Bir anlamda, Bitlis'in kurtuluşu, İstiklal Harbimizin ilk kıvılcımını oluşturmaktadır. Öte yandan, işgalin sona ermesinde düzenli orduya destek veren 3 000 civarında Bitlislinin emeği ve alınteri de, unutulamayacak tarihî olaylar arasında yerini almıştır. Anadolu'nun dört bir yanı, daima ülke bütünlüğüne ve bağımsızlığa aynı tepkiyi vermiştir. Edirneli ne düşünüyorsa, Erzurumlu öyle davranmıştır; İzmir'de direniş nasıl örgütlenmişse, Bitlisli işte öyle bir araya gelmiştir. Bu gelenek, bu duygu, bu tavır, bu duruş, Anadolu insanının duruşudur, birlik duruşudur, dirlik duruşudur. Allah, bu milletin dirliğini hiçbir zaman bozmasın diyorum.

Bu düşüncelerle, Bitlisli vatandaşlarımızın, aziz hemşerilerimin düşman işgalinden kurtarılışının 87 nci yıldönümünü kutluyor, bu vesileyle, şehitlerimizi rahmetle anıyor, bu uğurda mücadele veren herkese şükranlarımı sunuyor, bu düşüncelerle Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - İçişleri Bakanımıza teşekkür ediyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula diğer sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, gündemimizin yoğun olması ve okunan metinlerin de uzunluğu dikkate alınarak, Kâtip Üyenin oturarak okumasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir; teşekkür ediyorum.

Bir Meclis araştırması önergesi vardır; okutuyorum:

B) Gensoru, Genel Görüşme, Meclİs SoruşturmasI ve Meclİs AraştIrmasI Önergelerİ

1. - Ankara Milletvekili Yakup Kepenek ve 27 milletvekilinin, korsan yayıncılığın tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde kitapların, müzik kaset ve CD'leri ile sinema filmi CD'lerinin, bu eserlerin telif hakkı sahiplerinin haberi olmadan, yasadışı yollarla ve kamuoyunda "korsan" denilen bir süreçle çoğaltıldığı, pazarlandığı ve satıldığı bilinen bir gerçektir.

Korsan yayıncılık, ekonomik, yasal ve toplumsal boyutlarıyla giderek karmaşık ve her bakımdan sakıncalı bir  duruma gelmektedir.

Bu nedenle:

1- Korsan yayıncılığın tüm yönleriyle incelenmesi

2- Bu konuda yapılacak yasal düzenlemelerin ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını istiyoruz.

1- Yakup Kepenek                                                 (Ankara)

2- Berhan Şimşek                                                    (İstanbul)

3- Harun Akın                                 (Zonguldak)

4- Türkân Miçooğulları                                (İzmir)

5- Muharrem İnce                                                         (Yalova)

6- Mehmet Boztaş                                                    (Aydın)

7- K.Kemal Anadol                                                    (İzmir)

8- Hüseyin Güler                                                       (Mersin)

9- Rasim Çakır                                                                (Edirne)

10- Yaşar Tüzün                                                     (Bilecik)

11- Mustafa Erdoğan Yetenç                                (Manisa)

12- Hasan Ören                                                        (Manisa)

13- Bayram Ali Meral                                                (Ankara)

14- Hüseyin Bayındır                                                  (Kırşehir)

15- Mehmet Işık                                                          (Giresun)

16- Muzaffer R.Kurtulmuşoğlu                                (Ankara)

17- Şefik Zengin                                                     (Mersin)

18- Zekeriya Akıncı                                                     (Ankara)

19- Ali Arslan                                 (Muğla)

20- Hakkı Akalın                                                     (İzmir)

21- Sedat Uzunbay                                                 (İzmir)

22- Abdurrezzak Erten                                 (İzmir)

23- N.Gaye Erbatur                                                    (Adana)

24- Osman Kaptan                                                    (Antalya)

25- Fahrettin Üstün                                                      (Muğla)

26- Engin Altay                                                      (Sinop)

27- Mehmet Şerif Ertuğrul                                (Muş)

28- Halil Tiryaki                                                    (Kırıkkale)

Gerekçe:

1- Korsan yayıncılık, yalnız kayıtdışı ekonominin çok çarpıcı bir örneği değildir.

Ek olarak, korsan yayın, kitap, müzik ve film alanında, yaratılan ürünün, üretiminin, dağıtımının ve satışının, hiçbir karşılık ödenmeden başkalarınca yapılabilmesi ve buradan karşılıksız olarak ekonomik çıkar sağlanmasıdır. Bir başka anlatımla korsan yayın, eser sahibinin ve eseri tüketicinin kullanımına sunanların emeğinin tamamına başkalarının el koymasıdır. Başkalarının ürününü çalmak, hukuk devleti kavramıyla bağdaşmaz.

2- Korsan yayın, bir taraftan üretime hiçbir katkısı olmayanlara çıkar sağlarken, diğer taraftan da, gerçek üretici için ürettiğinin getirisini yok ederek, kitap, müzik ve film çalışmalarını çok olumsuz ve yıkıcı bir biçimde etkilemektedir.

3- Ülkemizin en önemli sorunlarından birinin, saydam ve etkin bir piyasa yapısının olduğu bilinmektedir. Korsan yayıncılık, piyasa ekonomisinin temel kurallarına aykırıdır.

4- Ülkemizin sanat ve fikir dünyasını yıkıma sürükleyen korsan yayın faaliyetlerinin yaygınlığı, AB üyeliği bağlamında da olumsuz bir etken sayılmalıdır. AB üyeliği bağlamında hazırlanan 2003 yılı  Türkiye Ulusal Programı,  Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun  değiştirilmesini  öngörmektedir.

5- Korsan yayın konusunun araştırılması, bu ve benzeri yasal değişikliklerin çok daha sağlıklı bir ortamda yapılmasını sağlayacaktır.

Bu nedenlerle, korsan yayıncılığın Meclis tarafından her yönüyle araştırılması gerekir.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önerge, gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

C) Tezkereler ve Önergeler

1. - Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ın (6/344), (6/350), (6/351), (6/352) ve (6/455) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/95)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 60, 66, 67, 68 ve 167 nci sıralarında yer alan (6/344), (6/350), (6/351), (6/352) ve (6/455) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

           Mehmet Küçükaşık

               Bursa

BAŞKAN - Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soruları görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

1. - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/521) (S. Sayısı: 146)

2. - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/523) (S. Sayısı: 152)

BAŞKAN - Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporları henüz gelmediğinden, tasarıların görüşmelerini erteliyoruz.

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet Komisyonları Raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

3. - Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum, İçişleri ve Adalet Komisyonları Raporları (1/651) (S. Sayısı: 262) (1)

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Komisyon raporu, 262 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz istekleri vardır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika.

                              

(1) 262 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Yedinci Uyum Paketi olarak anılan, bazı yasalarda değişiklik yapılmasına ilişkin, hükümetin önerdiği yasa tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Bilindiği gibi, bu uyum paketleri, hükümetin Ulusal Programında da açıklıkla ifade edildiği gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle üyelik müzakerelerine başlaması için kaçınılmaz olan yasa değişikliklerini içeriyor. Biz, bu paketleri, bu anlayışla, şimdiye kadar destekledik. Cumhuriyet Halk Partisi, yapıcı bir yaklaşımla, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle bütünleşmesi yolundaki hukukî ve diğer tedbirleri, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da desteklemeye devam edecektir. Bu konuyu çok açıklıkla ifade edeyim.

Yalnız, şu noktanın altını çizmek istiyorum: Uyum paketleri İle Türkiye'de demokrasinin derinleştirilmesi, çağdaşlaşma yolunda yapılacak hukuk reformlarını birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Uyum paketleri, demin de dediğim gibi -Ulusal Programda da söyleniyor, ifade ediliyor- Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması için olmazsa olmaz koşulları kapsaması gereken yasa değişiklikleridir.

Şimdi, huzurunuzdaki yasa tasarısına baktığımız zaman, öyle anlaşılıyor ki, öze ilişkin, temele ilişkin yasalar ile aynı nitelikte olmayan bazı başka yasa değişikliği önerileri bir arada sunulmuştur. Ayrıca, bu tasarıların bazılarına baktığınız zaman, bunların yerine getirilmesinin Türkiye'nin üyeliğiyle doğrudan ilgisi olmadığını "bunları yapmazsak, bizi üyelik masasına oturtmazlar" denilemeyeceğini görüyorsunuz.

Şimdi, bütün ayrıntıları, hepsini huzurunuzda arz etmek istemiyorum; ama, bunlardan bir örnek vereyim sizlere. Mesela, yapılan değişiklikle, terör suçundan mahkûm olanların, şimdiye kadar dernek kurma hakkı yokken, mahkûmiyetlerinden iki yıl geçtikten sonra dernek kurma hakkı veriliyor kendilerine.

Şimdi, şunu söyleyebilir miyiz: biz, terör suçu işleyenlere dernek kurma hakkı vermezsek Avrupa Birliğine giremeyiz?! Yoksa, şunu mu diyebiliriz: Acaba bu terörün siyasallaştırılması yolunda bir adım mıdır?.. Böyle bir kuşku ifade edenler haksız mı olur?! O bakımdan, bizim, bir bütün olarak baktığımızda gördüğümüz şudur: Bu paketin içinde gerçekten öze ilişkin olan, AB üyeliği açısından yararlı olan, önemli olan, zorunlu olan hususlar vardır, böyle olmayanlar vardır. Bu ayırımı baştan yapalım.

İkincisi, bazı değişiklikler gerçekten çok olumludur; yani, bilim ve sanat eserlerine sansür uygulanmayacağı gibi, Dernekler Yasasında, Vakıflar Yasasında yapılan iyileştirmeler gibi, demokratik haklar, özgürlükler alanında öngörülen bazı adımlar gibi. Bunlar çok olumludur.

Şimdi, öyle anlaşılıyor ki değerli arkadaşlar, bu paketin özü, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili olarak yapılan düzenlemelerden oluşmaktadır. Şimdi, ulusal güvenlik, hepimizin birinci önceliği verdiği konudur. O bakımdan, tasarının bu maddesine büyük bir dikkatle eğileceğiz. Yalnız, bu vesileyle, şunu hatırlatayım: Dün, Yüce Mecliste, teröristlere af getiren yasa tasarısını görüşürken bazı kuşkularımızı dile getirmiştik. Bu af yasa tasarısı kabul edildiği takdirde terörün artabileceği, teröristlerin Kuzey Irak'ta yakalanmayabileceği yolundaki kuşkularımızı dile getirmiştik. Bunun üzerinden 24 saat geçmeden, ne yazık ki, bu kuşkularımızın gerçek olduğunu görüyoruz. Basın haberlerine bakarsanız, Amerikan sözcüleri bu yasayı büyük bir coşkuyla, olumlu bir şekilde karşılıyorlar ve "biz de, Kuzey Irak'ta teröristleri barındırmayacağız" diyorlar. Gazetelerde havadis çıkıyor, oradaki terörist liderleri Norveç'e göndereceklermiş.

Arkadaşlar, siz, bu düşünceyle mi bu yasayı kabul ettiniz; anlayışınız bu muydu; yoksa, bu yasayı çıkarırsak oradaki terör liderlerini Amerikalılar derhal yakalayarak Türkiye'ye iade edecekler, bunların yargılanmasına imkân sağlayacaklar diye mi onayladınız? Biz, böyle anladık; ama, öyle anlaşılıyor ki, herkes böyle anlamamış. Bu konuya dikkatinizi çekiyorum. Güvenlik konularından bahsederken, Yüce Meclisin, her zaman, belki her konuda olduğundan daha büyük bir duyarlılık göstermesi gerektiğine işaret ediyorum.

Şimdi, gündemimizde olan yasa değişikliklerini, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili değişiklikleri de büyük bir özenle ve dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor.

Şimdi, Avrupa Birliği bizden ne istiyor, önce ona bakalım. Avrupa Birliği 14 Nisan 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesinde diyor ki: "Ordu üzerindeki sivil denetimin AB üyesi ülke uygulamalarıyla uyumlu hale getirilmesi için, Millî Güvenlik Kurulunun işleyişinin, bu ülkelerinkine uyarlanması gerekir." Yani, Avrupa ülkelerine benzer bir uyarlama yapalım diyor. Bir de, 2002 yılında yayımladığı İlerleme Raporu var; o, daha ilginç; orada, "Millî Güvenlik Kurulu, resmen, bir tavsiye organıdır; ama, oradan çıkan kararlar tavsiyeden daha büyük ağırlık taşır" diyor. "Kurulun sivil üyelerinin sayısını artırdınız; fakat, bunun çok fazla etkisi yoktur; çünkü, sivillerin sayısının artırılması uygulamada değişiklik yapmamıştır, askerlerin büyük bir etkinliği vardır" diyor. Peki, Avrupa Birliği, şimdi çıkaracağımız yasadan sonra da aynı değerlendirmeyi yaparsa ne diyeceksiniz?! Çünkü, İlerleme Raporunda diyor ki: "Türkiye'de askerî şahsiyetler, dışpolitika konularında, siyasî konularda, sosyal konularda demeçler veriyor." Sanki, Avrupalı askerî yetkililer hiçbir yerde, hiçbir konuda konuşmuyorlarmış gibi, sadece Türk askeri konuşuyormuş gibi, askerî yetkililerin konuşmasından şikâyet ediyorlar. Yani, şunun için söylüyorum: Biz, bu yasayı çıkardığımız zaman da, zannetmeyin ki, işte, tamam, beklediğimiz buydu, tamamen tatmin olduk, yarın sabah masaya oturmaya hazırız diyeceklerdir! Bir de uygulamayı görelim diyeceklerdir, bir de bakalım yine böyle beyanlar veriliyor mu diyeceklerdir. O bakımdan, hükümete, çok dikkatli olmayı tavsiye ediyoruz. Avrupa Birliğinin daha önce bize verdiği belgelerdeki ifadeler, bizi, bu konularda çok dikkatli olmaya sevk ediyor.

Şimdi, biraz önce de ifade ettim, biz, bu yasadaki değişikliklerin uyum içinde hazırlanmış olduğunu tahmin ediyorduk. Sayın Genel Başkanımıza, Sayın Dışişleri Bakanı, bu metnin ilk taslağını sunduğunda bunu teşekkürle karşıladık, bunu değerlendireceğimizi söyledik ve zannettik ki, bu tasarı üzerinde bütün ilgili makamların, kuruluşların da görüşü alınmıştır.

Şimdi, ondan sonra, gerçekten, hükümet ile askerî makamlar arasında, diğer kuruluşlar arasında yazışmalar, görüşmeler olduğunu anlıyoruz; ancak, şunu da anlıyoruz ki, bugün Meclisin huzuruna sunulan yasa tasarısı metni üzerinde ilgili kuruluşlarımızın tam bir görüş birliği yoktur. Eğer varsa ve hükümet de, bunu, bu Meclisten açıklarsa, bunu öğrenmekten memnunluk duyacağız; ama, basında yer alan haberlerden, bazı sayın bakanların ifadelerinden anlıyoruz ki, şu anda, daha, bu metin üzerinde görüş birliği oluşmamıştır.

Bu doğal karşılanabilir; netice itibariyle, Meclise karşı, halka karşı sorumlu olan hükümettir; gayet tabiî ki, Meclise sunulan metinler, hükümetin görüşlerini yansıtacaktır; hükümet dilediği öneriyi sunmada özgürdür; ama, güvenlik gibi, ülkemizde yaşayan insanların can güvenliği gibi konularda, bütün ilgili kuruluşlarımızın görüşünün dikkatle değerlendirilmesi ve mümkün olduğu ölçüde uyum sağlanması, görüş birliği sağlanması, sanıyorum, çok daha iyi olurdu. Öyle anlaşılıyor ki, bu, henüz sağlanabilmiş değildir.

Peki, bu tasarı, Avrupa Birliğinin bizden beklediği gibi, Avrupa Birliğindeki uygulamalarla uyum içinde midir?.. Avrupa Birliğinin diğer üyelerinde, bu konular, bize sunulan tasarıdaki gibi düzenlenmiştir? Değerli arkadaşlar, bu konuda bazı çalışmalar yapıldığını biliyoruz, ilgili komisyonlara bu konuda bazı bilgiler verildiğini biliyoruz. Biz de bir araştırma yaptık -bugünkü dünyada internet yoluyla ulaşılamayacak bilgi azdır- bizim vardığımız sonuçlar biraz farklıdır.

Size bir örnek vereyim: Bu yasa tasarısında deniliyor ki, Millî Güvenlik Kurulu, şimdiki gibi her ay değil, iki ayda bir toplanacaktır. Acaba, Avrupa Birliği mi bizden bunu bekliyor?.. Böyle mi dediler?.. Bütün Avrupa ülkelerinde iki ayda bir mi toplanır?.. Böyle değil; Avrupa Birliği ülkelerinde benzeri kuruluşlar değişik zamanlarda toplanıyor. Daha seyrek toplananlar da var; ama, her ay toplanan da var. Örnek vereyim size, mesela, Litvanya'da, Millî Güvenlik Kurulu benzeri kuruluş her ay toplanıyor. Şunu diyebilir miyiz ki, Litvanya'nın coğrafî konumu, stratejik durumu, Türkiye'den daha önemlidir, orada her ay toplanması doğaldır; ama, Türkiye'de buna ihtiyaç yoktur! Bunu söyleyebilir miyiz?! Şunu söyleyebilir miyiz, biz, Millî Güvenlik Kurulunu iki ayda bir toplarsak, daha demokratik ülke oluruz, Avrupa Birliğine girişimiz kolaylaşır; ama, her ay toplanırsak, bu, demokratik sayılmaz, bizim üyeliğimiz güçleşir! Bunu söyleyebilir miyiz?!

Demek ki, bu gibi değişiklikler, Avrupa Birliği ülkelerindeki bütün uygulamaları yansıtmıyor; bir kere, bunu bilmemizde fayda var. Öyle anlaşılıyor ki, bu konu özellikle, Avrupa Birliğinin bir telkininden ziyade, hükümetin, bu konuları, askerlerle daha seyrek görüşme ihtiyacından kaynaklanıyor. Biz, bazı sayın bakanların basındaki demeçlerini böyle yorumluyoruz, böyle anlıyoruz. Bunu, bir eksiklik olarak görüyoruz. Daha sık görüşmekte bir sakınca yok. Efendim, denilebilir ki, ihtiyaç duyulduğunda, daha sık da toplanabilecek, tasarı bunu öngörüyor. Bu, diğer ülkelerin kanunlarında da var; diğer ülkelerin yasaları da aynen diyor ki "gerektiğinde daha sık toplanabilir." Bütün mesele ilke; siz, ilke olarak, bugünkünden daha seyrek toplanmayı öngörüyorsunuz; bunu söylüyoruz.

İkincisi nedir; efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, askerlerden de olabilir, sivillerden de olabilir. Normaldir, doğaldır, Avrupa'daki uygulamalara uygundur; biz, buna karşı çıkmıyoruz; ama, şu zannedilmesin ki, Avrupa Birliği ülkelerinde -komisyon raporunda gördüğümüz gibi- genel sekreter sadece sivillerden oluşur; öyle değil. Avrupa Birliği ülkelerinde, bazılarında askerlerden oluşuyor veya üyeliğe kabul edilen ülkelerde, üyeliği yakında gerçekleşecek ülkelerde. Mesela, Bulgaristan'da, bu komitenin genel sekreteri askerdir. Mesela, Portekiz'de, şu anda, bu komitenin genel sekreteri bir korgeneraldir. Demek ki, şu izlenimi almayalım: Yani, bütün Avrupa ülkelerinde sivildir, bir tek Türkiye'de askerdir; bunu değiştiriyoruz; bu değil. Biz, karşı olduğumuz için söylemiyoruz; ama, bunların altını çiziyoruz; çünkü, uyum paketi demek, Avrupa Birliğiyle uyumlaştırma paketi demek.

Efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, halen, Bakanlar Kurulu tarafından seçiliyor, tayin ediliyor; şimdi, Başbakanın onayıyla Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek, atanacak.

Değerli arkadaşlar, hükümet bu gibi değişiklikler yapabilir, buna itirazımız olmaz; ama, şunu söyleyelim: Bu, Türkiye'nin daha demokratik olduğunu kanıtlama anlamına gelmiyor. Genel Sekreter Başbakan tarafından atanırsa, önerilirse Cumhurbaşkanına, Türkiye demokratik bir ülke olacak; ama, Bakanlar Kurulunun onayıyla seçilirse, demokrasi sayılamayız! Bunu söyleyemeyiz.

Bunun ötesinde, en önemlisi, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri konusu vardır. Şimdi, bu yetkilerin içinde, gerçekten, çağın gerisinde kalmış olanlar bulunabilir ve vardır, değiştirilmesi gerekenler vardır. Biz demiyoruz ki, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri aynen, olduğu gibi muhafaza edilmelidir, bir kelimesi değiştirilemez. Bunu söylemiyoruz; ama, şuna dikkat ediyoruz, şunu söylüyoruz: Bu tasarıyla bu yapılmıyor. Bu tasarıyla, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yasasındaki yetkilerin tümü kaldırılıyor ortadan, hepsi kaldırılıyor. Ne kaldırılıyor mesela; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ilgili kamu kuruluşlarıyla birlikte ülke güvenliğiyle ilgili araştırmalar yapması, incelemeler yapması, planlar yapması, bu yetki de kaldırılıyor. Buna benzer pek çok yetki kaldırılıyor. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, tamamen işlevsiz, anlamsız bir hale getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, hükümetin önerdiği metinde, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği şunu yapacak: "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetini yürütür." Sekretarya hizmeti yapacak. Başka; "Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir." Şimdi, kanunla verilen görevleri tamamen kaldırmışsınız. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda bir tek yetki bırakmamışsınız. Bu, o anlama geliyor; çünkü, yetki veren 13 üncü maddeyi tamamen kaldırıyorsunuz, onun yerine bu iki cümleyi koyuyorsunuz. Bu doğru mudur?!

Anlıyoruz, hükümetin ihtiyaçlarını, sıkıntılarını, değişiklik ihtiyacını. Zannetmeyin ki, biz, bütün bunları anlayışsızlıkla karşılıyoruz. Zannetmeyiniz ki, biz, sizden daha az demokrasi yanlısıyız, daha az sivilleştirme yanlısıyız; tam tersine, Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkede sivilleşmenin, demokrasinin, çok partili rejimin öncülüğünü yapmış partidir; Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa Birliğiyle üyeliği hedefleyen Ortaklık Anlaşmasını imzalayan partidir; bizim Genel Başkanımız, o zamanki Başbakan Sayın İsmet İnönü imzalamıştır bunu. Yanlış anlamayın bizim sözlerimizi; ama, Millî Güvenlik Kuruluna, böyle bir örgüte pek çok ülkenin ihtiyacı vardır, bizim de ihtiyacımız vardır, Türkiye'nin de ihtiyacı vardır, sizin de ihtiyacınız vardır, bir gün herkese lazım olur. Böyle kuruluşlar, böyle örgütler bir gün herkese lazım olur, bu, ülke güvenliğiyle ilgili çalışmalar yapan bir örgüttür. Bütün yetkilerini çıkarırsanız yasadan, bunu anlamsız, işlevsiz, her sabah kendisine verilecek görevi bekleyen bir kuruluş haline getirirsiniz, yanlış olan budur. Bu konuda hükümeti uyarmak istiyoruz.

Şimdi, burada, esasa ilişkin olarak söylemek istediğimiz şudur: Biz, bütün bunları niçin yapıyoruz? Hükümet, gerçekten, baktı ki, bu yasanın hiçbir maddesinin tutar tarafı yoktur, hepsini değiştirelim de, yeni bir anlayış getirelim... Böyle mi yola çıktı? Yoksa, Avrupa Birliği, bizden bunları talep ediyor -demin metinlerini okudum- uyum için, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlaması için bunları yapmamız lazım, onun için mi yola çıktı?

Arkadaşlar, görüyoruz ki, hükümetin yaklaşımının arkasında daha çok Avrupa ülkelerinin, bazı Avrupalı yetkililerin Türkiye'den beklentileri var. Bunlar, acaba niçin rahatsız oluyorlar Türkiye'deki askerin rolünden buna bakalım. Niçin rahatsız oluyorlar? Biz, çeşitli görüşmeler yapıyoruz Avrupa Birliği yetkilileriyle. Bize iki şey söylüyorlar: Bir, askerin rolü; iki, Türkiye'de azınlıkların din özgürlüğünün olmadığı iddiası. Şimdi, bu iddiaları hükümet kabul ediyor mu? Ben, size soruyorum, Yüce Meclisin üyeleri olarak, siz kabul ediyor musunuz? Türkiye'de en yüksek karar alma mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi değil midir? Biz, aylardan beri sizinle birlikte çalışıyoruz. Elinizi vicdanınıza koyarak şunu diyebilir misiniz ki: "Bu Meclisin aldığı kararları askerler yönlendirir. Her kararımızı askerlerin talimatıyla alıyoruz." En hassas konularda burada karar aldık, bir tanesinde askerlerin baskısıyla hareket ettik mi?! Şimdi, biz "Türkiye'de, siyasete askerler tahakküm ediyor" yolundaki iddiaları kabul edebilir miyiz?! Bizim hükümetten beklediğimiz şudur; Avrupalılara deyiniz ki: "Türkiye'de, siyaseti askerlerin yönlendirdiği, siyasete askerlerin tahakküm ettiği iddiası tamamen gerçekdışıdır. Türkiye'de, siyasete Türkiye Büyük Millet Meclisi yön verir ve o da, halkın egemen iradesini temsil eder." Hükümeti, maalesef, bu konularda yeterince açık bir dille konuşur görmüyoruz. Türkiye'nin bu konudaki gerçeklerini, Avrupalılara hiç çekinmeden anlatmamız lazım. Düzenlemeler gerekiyorsa, düzeltelim; yasaları değiştirelim, askerlikle ilgili, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili yasalar da dahil hepsini değiştirelim; ama, şu izlenime karşı çıkalım: "Bu ülkeyi askerler yönetiyor." Bu, doğru değildir; doğru olmadığını, sanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız da kabul edecektir.

Şimdi, biz, Yedinci Uyum Paketini desteklerken, ilke olarak, bu söylediğim düşüncelerle destekliyoruz ve bu değişiklikler Yüce Meclis tarafından onaylanırsa, uygulamada, hükümetin, bu düşüncelerimize gereği gibi değer vereceğini ümit ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine üyelik gibi millî bir davada, biz, iktidar ve muhalefet, el ele çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz; bu konuda bizim hiçbir kompleksimiz yoktur, hiçbir sıkıntımız yoktur ve biz, Meclisin birlik halinde olmasından Türkiye'nin kazançlı çıkacağına inanıyoruz.

Saygılarla selamlıyorum Yüce Meclisi. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Düzce Milletvekili Sayın Yaşar Yakış; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR YAKIŞ (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 262 sıra sayılı -Yedinci Uyum Paketi olarak adlandırılan- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı konusunda AK Parti Grubumun görüşlerini sunmak için huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Yedinci Uyum Paketinin ne olduğu konusunda birkaç kelime söyledikten sonra, içeriği hakkında da, Grubumuzun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım.

Yedinci Uyum Paketi, Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecimizin bir aşamasından ibarettir; yani, bundan sonra da çok sayıda yasa tasarıları gelecektir. Bunların her birinde de, şu anda İngilizce metni 83 000 sayfadan ibaret olan, Avrupa Birliğinin o büyük müktesebatına uyum için, adım adım ilerleyeceğiz. Dolayısıyla, Yedinci Uyum Paketi, işte o süreçte bir aşamadan ibarettir; ne herhangi bir sürecin başlangıcıdır ne de herhangi bir sürecin sonudur.

Bu yasa tasarılarını neden bir paket halinde sunuyoruz? Pek tabiî ki, bu yasa tasarısında yer alan hususları, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli temsilcilerinin çeşitli vesilelerle dile getirdikleri gibi, ilgili yasalarda yasanın bütünlüğünü bozmadan, yasanın tümünü, belki Yüce Meclise sunmak suretiyle, değişiklikler yapmak da mümkündü. Evet, böyle bir yöntem vardır. Örneğin, bugün, Türk Ceza Kanunu Avrupa Birliği normlarına, Kopenhag Kriterlerine uymamaktadır. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanununun tümünü veya Dernekler Kanununu veya Vakıflar Kanununu da, zamanı gelince değiştirmek gerekir; fakat, bunların büyük hacimli kanunlar olduğu hepinizin malumlarıdır. Dolayısıyla, o hazırlıkları tamamlayıp da, o büyük yasaları değiştirerek, Avrupa Birliği için, Kopenhag Kriterlerine uyum açısından olmazsa olmaz sayılan unsurları, bir an önce -bir an önce derken neyi kastediyoruz- 2003'ün sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesine yetiştirecek şekilde yapmamız mümkün olmadığı için, hükümetin şu anda öncelikli gördüğü hususları, çeşitli yasalardan çıkararak, bir paket haline getirmek suretiyle, Yüce Meclisin huzuruna sunmuş bulunuyoruz. Dolayısıyla, paket olmasının nedeni, o bütünlüğü bozmak amacında olduğumuz için değil veya o paket, AK Partinin, kendi çıkarları açısından öncelikli gördüğü ve oraya sıkıştırmak istediği hususlara da yer açmak için oluşturulmuş değildir; tamamen zamana karşı olan yarışın doğal bir gereğidir.

Peki, bu paketi, neden bu kadar aceleye getirerek, Meclisin kapanmasından önceki iki günlük dar çerçeveye sıkıştırmak zorunda kaldık; bunun tarihçesinin değerli milletvekillerinin malumu olduğunu tahmin ediyorum. Biliyorsunuz, 2003 yılının sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesinde, Türkiye'nin, Avrupa kriterlerine -Kopenhag Kriterlerine- uyup uymadığının bir değerlendirmesi yapılacaktır. 2004 sonunda yapılacak değerlendirme, müzakerelere başlanılıp başlanılmayacağını belirleyecektir; ama, bizim, bu iş için 2004'ün sonunu değil, 2003 yılının sonunu hedeflediğimizi, daha geçen sene, o zamanki Avrupa Birliğinin Dönem Başkanı olan Danimarka'nın Başbakanı Rasmussen'in huzurunda, o zaman Parti Genel Başkanı sıfatıyla Danimarka'yı ziyaret etmiş olan şimdiki Başbakanımız ifade etmişti ve demişti ki: "Biz, Türkiye'nin giriş müzakerelerinin 2003 yılında başlaması gerektiğini düşünüyoruz." Neden; çünkü, öteki ülkelerle müzakereler, daha Kopenhag Kriterlerinin tümüne uyacak noktaya gelmeden başlamıştı. Hatta, müzakerelerin başlamasından iki yıl sonra, bazı ülkeler için hazırlanan gelişme raporlarında    -filanca ülke, ismini burada zikretmek istemiyorum- "üyelik müzakerelerinin başlamasından itibaren iki yıl geçmiş olduğu halde, henüz Kopenhag Kriterlerine uyumlu hale getirmemiştir mevzuatını" diye hükümler yer alıyordu. Sayın Başbakanımız da, o zaman, dönem başkanına "o ülkeler henüz Kopenhag Kriterlerine uymadan müzakerelere başlayabildiğine göre; hatta, müzakereler başladıktan iki yıl sonra dahi Kopenhag Kriterlerine uyma açısından eksiklikler arz ettiğine göre, o zaman Türkiye'yle de müzakerelere 2003 başında -yani, birkaç hafta sonraydı o tarihe göre- başlayabilmeniz lazımdır" demişti; fakat, Avrupa Birliğinin buna henüz hazır olmadığını gördük ve "eğer 2003 yılının başında bunu sağlayamıyorsanız 2003'ün ortasında başlayabilirsiniz müzakerelere, o da olmazsa, 2003'ün sonunda başlayabilirsiniz; çünkü, biz o tarihe kadar şu anda mevcut olan eksikliklerimizi de tamamlayabileceğimize inanıyoruz" demiştik. Dolayısıyla, biz, Avrupa Birliğine uyum açısından, daha doğrusu Kopenhag Kriterlerine uyum açısından mevcut olan eksikliklerimizi 2003 sonuna kadar tamamlayabileceğimizi o tarihte Avrupa Birliği Dönem Başkanı Rasmussen'e bildirmiştik. Kendi açımızdan tutarlı olmak için bu vaadimizi yerine getirmeyi arzu ediyoruz; yani, 2003 yılı sonunda çıkacak olan raporda "Türkiye'nin, artık Kopenhag Kriterlerine uyum açısından bir eksiği kalmamıştır" diye bir ibarenin, bir ifadenin değerlendirme raporunda yer almasını arzu ediyoruz.

Peki, diyeceksiniz ki: "Daha yıl sonuna dört beş ay var; niye bu kadar acele ediyorsunuz?" Acelenin sebebi basittir: 2003 yılının sonunda, aralık ayında değerlendirilecek olan veya müzakerelere temel teşkil edecek olan Avrupa Birliği Raporu ekim ayında yayınlanacaktır. Diyeceksiniz ki: "O zaman, ekim ayını bekleseydiniz." Ama, ekim ayında hazırlanacak olan raporun bilgileri, rapora mesnet teşkil edecek olan bilgiler, Türkiye tarafından, ağustos ayında en geç Avrupa Birliğine iletilecektir. Dolayısıyla, Yüce Meclis tatildeyken, ilgili makamlarımız, Avrupa Birliği Komisyonuna diyeceklerdir ki: "Şimdiye kadar şu şu yasaları çıkardık; böylelikle, Avrupa Birliği Kopenhag kriterlerine uyum açısından size vaat ettiğimiz noktaya gelmiş bulunuyoruz." Bunu söyleyebilmek istiyoruz. Bunun, yetkili makamlarımızın Avrupa Birliği Komisyonuna ağustos ayında göndereceği raporda yer alabilmesi için de, Meclisin, tatile girmeden önce bu yasaları çıkarması gerekiyordu; dolayısıyla, neden şimdi, neden bu kadar acele sorusunun cevabı burada yatmaktadır.

Efendim, paketin içeriğinde ne var? Sayın Büyükelçi Öymen, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü, paketin içerisinde önem verdikleri hususlara değindiler. Nitekim, en önemli hususlar, kendilerinin de altını çizdiği hususlardı. Pek tabiî ki, bunun dışında başka hususlar da var; ama, en önemlileri onlardı. Bunlar arasında Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili söyledikleri, nitekim, çeşitli müzakerelerde de üzerinde en fazla durulan konulardan biri oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulunun kendisi ve Millî Güvenlik Kurulunun Sekretaryası, yine, ona sekretarya hizmeti veren Genel Sekreterlikle ilgili olarak yaptığı değişikliklerin özü nedir? Özü gayet basit, nitekim, Sayın Büyükelçi Öymen'in söylediği gibi, Avrupa Birliği ülkelerinde Millî Güvenlik Kuruluna tekabül eden kuruluşlar yeknesak değil, hepsi birbirine benzer şekilde değil; bazılarında, esasen, bizdeki Millî Güvenlik Kuruluna benzeyen, ona tekabül edecek bir kuruluş yok. Bu ülkeler arasında Fransa, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Lüksemburg var. Bu ülkelerde millî güvenlik kurulu adıyla faaliyet gösteren bir kuruluş olmadığı gibi, ona benzer hizmetler ifa eden kuruluş da yok.

Peki, başka ülkelerde nasıl; başka ülkelerin birçoğunda millî güvenlik kurulu sivillerden oluşuyor, yani, bünyesinde asker barındırmıyor; bunlar da, Belçika, Estonya, Macaristan ve Portekiz.

Peki, millî güvenlik kurulu içinde asker bulunduran ülkeler var mı; var, Almanya bulunduruyor, Belçika bulunduruyor.

Dolayısıyla, Türkiye, bu modeller arasında, yani, hiç millî güvenlik kurulunun isminin dahi bulunmadığı ülkelerden kalkarak, bünyesinde asker de bulunduran ülkelere kadar olan bu yelpaze içinde kendisine ve ihtiyaçlarına en fazla uyan model hangisiyse onu seçmiştir ve bir adım daha ileri gitmiştir. Sayın Büyükelçi Öymen'in de belirttiği gibi, Türkiye'nin kendine özgü koşulları vardır. Türk toplumunda askeriyenin kendisine özgü çok saygın bir yeri vardır, cumhuriyetimizin kurulmasında, yaşatılmasında askeriyenin çok önemli rolü vardır. Bütün bunlar da göz önüne alınarak... Örneğin, içinde, bünyesinde, üyeleri arasında en çok asker bulunduran millî güvenlik kurulu Türkiye'dedir; yani, Genelkurmay Başkanımız, 3 kuvvet kumandanı ve jandarma kumandanı olmak üzere 5 general bulundurmaktadır. Hükümetimiz, bünyesinde bu kadar çok asker bulunduran bir Millî Güvenlik Kurulunu neden tercih etti; çünkü, Türkiye'nin ihtiyaçları böylesini gerektiriyor. Onun için, biz, başka ülkeler şöyle yapıyor, böyle yapıyor diye değil, Avrupa'nın genel gidişine bakıyoruz; o veriler karşısında, bizim bünyemize hangisi en çok uyuyorsa, o modeli almış bulunuyoruz ve ona Türkiye'nin koşullarının gerektirdiği düzeltmeleri yapmak suretiyle.

Bir de, Millî Güvenlik Kurulu Sekretaryasının görev tanımıyla ilgili bir değişiklik oldu. Bu da bazen tartışmalar yarattı. Millî Güvenlik Kurulu Sekretaryasının görevleriyle ilgili olarak yapılan değişiklik, aslında, öze dokunan bir değişiklik değil. Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 2 nci maddesinde verilen görevleri şu şekilde yapar diye -2 nci maddesinde belirtilen hususları- 4 üncü maddesinde tekrar sayıyordu. Biz, o yasanın 2 nci maddesindeki o görev tanımını, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kuruluşuyla ilgili yasanın 2 nci maddesinde ayrıntılı olarak belirlenmiş olan o görevi nasıl yerine getireceği hususunu 4 üncü maddede belirlemek suretiyle, yasa tekniğine daha uygun bir yazım getirmiş bulunuyoruz. Esas itibariyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin işlevleri ve görevleriyle ilgili yapılmış olan değişiklik bundan ibarettir.

Pek tabiî ki -Cumhuriyet Halk Partisinin de çeşitli zamanlarda dile getirdiği gibi- Avrupa'da, temel hak ve hürriyetlerin uygulanması, yararlanılması açısından bizden daha geri olan ülkeler vardır. Onları da örnek alabiliriz; fakat, biz, acaba, bu açıdan en geri olan, temel hak ve hürriyetlerin en kısıtlı olduğu ülkeleri mi örnek almalıyız; yoksa, Türk toplumunun gelişmişlik düzeyini nazarı itibara alarak, Türk toplumu hangisine layıktır bu örneklerden, ona bakarak mı bir mevzuat geliştireceğiz. Buna bakarak, hükümetimiz, Türkiye'nin bugünkü koşullarına en uygun olanına     -yoksa, Avrupa Birliği, müzakerelere başlamak için bize yeşil ışık yaksın endişesiyle değil- Türk toplumu, hangi düzeyde temel hak ve hürriyetlere daha layıktıra bakmak suretiyle, temel hak ve hürriyetlerin alanını o ölçüde genişletmiş bulunuyoruz. Bu, pakette hangi maddelerle alakalı; bu, Dernekler Kanunuyla ilgili getirdiğimiz değişikliklerde var, askerî harcamaların denetlenmesiyle ilgili bir madde var. Biliyorsunuz, pek tabiî ki, Meclis, askerî harcamaları da izin verirken, istediği gibi tartışabiliyor, orada bir sorun yok; fakat, denetlenmesinde, askerî harcamaların denetlenmesinin gerektirdiği gizlilik kuralına özellikle uymak suretiyle, Sayıştayın denetleme alanına askerî masrafları da sokmuş bulunuyoruz; bu, esasen, dünyadaki uygulamaya da uygun bir yasa değişikliğidir.

Vakıflar Kanununda bazı değişiklikler öngörüyor.

Bir de, Türkiye'de anadil olarak konuşulan Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmasıyla ilgili hususlar var. Bu konu, bundan önceki paketlerde de ele alınmıştı; fakat, uygulamada ortaya çıkan bazı güçlükleri bertaraf etmek için yasaya bazı açıklıklar getirilmiştir; dolayısıyla, 7 nci Uyum Paketi, esas itibariyle bunları içermektedir.

Biz, AK Parti Grubu olarak, yukarıda açıkladığım nedenlerle, bu yasaya olumlu oy vereceğiz.

Sözlerime son verirken, Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yakış.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN

KANUN TASARISI

MADDE 1.- 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bir seneden" ibaresi "altı aydan" şeklinde ve son fıkrası da aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Tahkir, tezyif ve sövme kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2. - 765 sayılı Kanunun 169 uncu maddesinde yer alan "eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil " ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 2 nci madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3. - 765 sayılı Kanunun 426 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Bilim ve sanat eserleri ile edebî değere sahip olan eserler bu madde kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

3 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - 765 sayılı Kanunun 427 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "ve imha" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...  Madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5. - 4.4.1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 7. - 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddelerinde yazılı suçları işleyenler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar acele işlerden sayılır, öncelik ve ivedilikle ele alınır. Bu suçlarla ilgili davalarda duruşmalara zorunluluk olmadıkça otuz günden fazla ara verilemez, bu davalara adlî tatilde de bakılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6. - 25.10.1963 tarihli ve 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 11 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Askerî Ceza Kanununun 58 inci maddesinde yazılı suçların, barış zamanında asker olmayan kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, bu suçlara ilişkin davalar askerî mahkemelerde görülmez."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...   6 ncı madde kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7. - 21.2.1967 tarihli ve 832 sayılı Sayıştay Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 12. - Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma, soruşturma ve ihtisas komisyonlarının kararına istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının talebi üzerine Sayıştay, talep edilen konuyla sınırlı olmak kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına bakılmaksızın özelleştirme, teşvik, borç ve kredi uygulamaları dahil olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule bağlı olarak, kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma çerçevesinde her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve dernekler ile benzeri teşekküllerin hesap ve işlemlerini denetleyebilir. Denetim sonuçları, ilgili komisyonlarda değerlendirilmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulur.

Silâhlı Kuvvetlerin elinde bulunan Devlet mallarının denetlenmesi, millî savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak yapılır. Bu denetimin yapılmasına ilişkin esas ve usuller, Genelkurmay Başkanlığının ve Sayıştayın görüşü alınmak suretiyle Millî Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulunca kabul edilen "GİZLİ" gizlilik dereceli bir yönetmelikle düzenlenir.

Sayıştay Birinci Başkanı, Sayıştay Kanunu gereğince yapılacak denetimler sırasında gerekli görmesi halinde, meslek mensuplarıyla birlikte Sayıştay dışından uzman çalıştırmaya yetkilidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinden gelen denetim taleplerine Sayıştayca öncelik verilir. Bu taleplerin Sayıştayca ne şekilde karşılanacağına ilişkin esas ve usuller ile Sayıştay dışından Birinci Başkanca uzman görevlendirilme esas ve usulleri Sayıştayca düzenlenecek yönetmeliklerde tespit edilir.

Cumhurbaşkanlığı bu madde kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - 7 nci madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8. - 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "15" ibaresi "onsekiz" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 8 inci maddesiyle ilgili, Grubum adına, söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören Yedinci Uyum Paketi, Avrupa Birliği üyeliği hedefinde, önemli aşamalardan birini oluşturmakta. Bu tasarının, 8 inci maddesi ile 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinde geçen "15" yaş ibaresi "18" olarak değiştirilmektedir. Mevcut düzenlemeye göre,  15 yaşından küçükler, çocuk kabul edilmekte ve onlar çocuk mahkemelerinde yargılanmaktadır.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde ise, 18 yaşından küçük olan, çocuk kabul edilmekte ve yargılamaları farklı usullere göre yapılmaktadır. 1995 yılında, iç hukukumuza aktardığımız Çocuk Hakları Sözleşmesini şimdiye kadar uygulayamadık. 26 Eylül 1924 tarihinde, bugünkü, çağdaş çocuk hakları sisteminin özünü oluşturan Cenevre Çocuk Hakları Sözleşmesi, Atatürk tarafından bizzat imzalanmıştır. Beş maddelik bu beyannamede, çocuğun gelişmesi, korunması, en önce yardım görmesi, kardeşlik duygularıyla büyütülmesi gibi ilkeler yer almıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, böylesine, önemli bir uluslararası beyannamenin imzalanması, cumhuriyet felsefesinin derinliğini ve önemini iyi bir şekilde göstermektedir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde, çocuğa sadece yargılanma konusunda haklar tanınmamakta; aynı zamanda, sosyal ve ekonomik yaşamda eğitim hakkı, sağlık hakkı, dernek kurma hakkı, genel ve yerel bütçede öncelik tanınması hakkı gibi birçok hak sıralanmaktadır. Bütün bu hakları çocuklarımıza sunmak, onların yaşamlarını daha güzel, daha iyi, daha refah içinde geçirmelerini sağlayacak düzenlemeleri yapmak zorundayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çocuklarımızın yargılanacakları mahkemeyle ilgili bu gerekli düzenlemeleri yapmak, hepimizin sorumluluğu ve görevidir. Acaba, çocuklarımıza, gençlerimize olan sorumluluğumuz, yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklara olan görevimiz burada bitiyor mu? Yaş sınırının Avrupa Birliği müktesebatına uygun olarak 15'ten 18'e yükseltilmesi, çocuklarımızın hem yargılamayla ilgili hem de sosyal yaşamda karşılaştıkları sorunları çözmede yeterli mi? Takdir edersiniz ki, bu düzenleme gerekli olmakla birlikte, yeterli bir düzenleme değil. Yargılanmaktan, suçlu ilan etmekten, ceza vermekten ya da affetmekten daha ziyade, ülkemizde, suçlu olduğu varsayılarak mahkemeye getirilen bir çocuğu suç işlemeye iten nedenleri ortaya koyduktan sonra, onların yeniden topluma kazandırılmasına ilişkin düzenlemelere ihtiyacımız var.

Çocuklarımızı suç işlemeye iten adaletsizlikleri, gelir dağılımı bozukluklarını, iktisadî yetersizlikleri ortadan kaldırmak zorundayız. Çocuğu dünyaya getirmek kadar, onu yetiştirmek de önemli. Ağır ekonomik şartlardan dolayı sahip çıkılmayan, cami avlusuna ya da karakol yakınına bırakılan çocuk sayısı, maalesef, 3 600'lere ulaşmış durumda. Aile içi şiddeti ortadan kaldırmak ve sağlıklı bir nüfus planlaması yapmak, çocuklarımız için yapılması gereken uygulamalardır.

Çocuklarımızı dışlayarak, onları suçluluk psikolojisi içinde hapsederek bir yere varamadık, varamayız. Sayın Başbakanın İstanbul'da yaptığı bir konuşma esnasında, bir genç kızımız, ekonomi ve ülke yönetimiyle ilgili eleştirileri dile getirmek isterken, Sayın Başbakanın konuşması bitene kadar tuvalete kapatıldı. Başbakanımızın daha sonra verdiği demeç şu: "Zaten sicili bozuk bir vatandaşımızmış." Bu yanıt, bence, gençlere nasıl baktığımızın çok iyi bir açıklamasıdır. Haklardan ve özgürlüklerden, gençlerden bahsederken, eğer hakları ve özgürlükleri talep edenlere böyle bir tavır koyarsak, bunun, sadece kâğıt üzerindeki hakların ve özgürlüklerin talebi olduğunu düşünüyorum.

Çocuk mahkemelerinin, çocuğun eğilimlerini ölçme, psikolojisini değerlendirme ve yaşantısını bu veriler doğrultusunda geçirmesini sağlama yönünde görevler üstlenmesi gerekmektedir. Devletin görevi ve toplumun gereksinimi, çocuklara ceza vermek değil, onları topluma yeniden kazandırmak olmalıdır.

 Ülkemizde çocuklarla ilgili tek somut politikamız, çocuk esirgeme kurumları ve yetiştirme yurtlarıyla sınırlıdır. Bu kurumlarda, sadece 18 000 çocuk barınabiliyor. Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre, ülkemizde korunmaya muhtaç çocuk sayısı ülke genelinde 500 000'den fazladır. Korunmaya muhtaç çocuklar arasında suç işleyenlerin sayısı ise, Adalet Bakanlığı verilerine göre 61 000 civarındadır. Ülkemizde, sokaklara terk ettiğimiz, sokaklarda yaşayan çocuk sayısı ise, 15 000'dir. Bunlar karşımıza, tinerci, kapkaççı olarak da çıkıyorlar.

Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocuklara sahip çıkmak, tabiî ki hepimizin görevi. Yargılama boyutundan daha ziyade, sosyal tarafına eğilmek durumundayız. 10-15 yaşında kız çocuklarına çarşaf, erkek çocuklara takke, şalvar giydirerek bunu başaramayız. Eğer bunu başaracak olsaydı, buradan Ortadoğuya baktığımızda gerçekleri görürüz.

Çocuklara olan yaklaşımımız, adalet anlayışımızı, geleceğe nasıl yöneldiğimizi, gelecek kuşaklar için bugünden nelere sahip çıktığımızı gösterir. O nedenle, çocuklarımıza sunacağımız olanaklar, ülkemizin geleceğine olan inancımızı ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çocuklarımızla ilgili atacağımız her adımda, alacağımız her kararda dikkatli olmak ve çocuğun yüksek yararını gözetmek durumundayız. Bu, yargılama sürecinde, eğitiminde, yetişmesinde, çocukla ilgili bütün süreçlerde aynen böyle olmalıdır.

Çocuklarımıza, çağdaş çocuk hakları sisteminin bütün getirilerini sunmalıyız. Ailede, sokakta, okulda, karakolda, tutukevinde, iş hayatında çocuk istismarının önlenmesi için bütün yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Binlerce çocuğumuz, çırak olarak, hiçbir sosyal şemsiye altında bulunmadan, atölyelerde ter dökmektedir. Biz ise, burada, Avrupa'nın bize ve çağcı anlamda bir şeyleri hayata katmak için uyum paketleriyle uğraşırken, yapmamız gerekenleri -burnumuzun ucunda- görmezlikten gelmeye devam ediyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içerisinde bulunduğumuz çağda en önemli yatırım, insana yatırımdır. Eğer, Afganistan'da insana yatırım yapılmış olsaydı, Kabil'in altyapısı da yapılmış olurdu. Onun için, mutlaka, gençlere ve çocuklara bir yandan yaşadığı anda birey olarak çağdaş çocuk haklarını tanımalıyız, bir yandan da geleceğin hür düşünceli, açık fikirli, yaratıcı insanlarının gelişmesine katkıda bulunmalıyız. Çocuklarımıza sunacağımız haklar ve onlara yaklaşımımız, ülkemizi çağdaş dünyada önder bir konuma yükseltecek insangücünün yetişmesinde önemli rol oynayacaktır. Çağımızdaki küresel rekabet ortamında, ülke olarak varolmak, zenginleşmek, kalkınmak, tarihsel gelişimimize uygun bir yer almak istiyorsak, çocuklarımızı birey olarak kabul etmek ve onlara sahip oldukları yaratıcılık ve yetenek geliştirmelerine olanak tanıyacak hakları vermek zorundayız.

Bu yasaları çıkarmak, elbette, önemlidir. Ancak, yasa çıktıktan sonra, görev, Meclisten çok hükümete ve aileye ve bürokrasiye, ülkenin bütün fertlerine düşmektedir. Bu reformların kâğıt üzerinde yasa metni olarak kalmasından, AB'ye "bakın, biz, bu yasaları çıkardık, verdiğiniz görevleri yerine getiriyoruz" demekten ziyade, uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Avrupa Birliğine uyum sürecinden geçtiğimiz dönemde, çıkarılan bazı kanunların hâlâ uygulanmadığını, raflarda yasa metni olarak kaldığını gördüğümüzden, bunların -bir kez daha, kâğıtlarda kalmaması kaydıyla- uygulanmasında fayda görüyoruz; çünkü, unutmayalım ki, bu ülkenin yüzde 50'sinden fazlası 30 yaşın altında.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

8 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9. - 23.4.1981 tarihli ve 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanuna ekli (1) sayılı cetvelden "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri;" ibaresi çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

Efendim, şahsınız adına da söz isteğiniz var; beraber mi kullanacaksınız?

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Beraber kullanacağım.

BAŞKAN - Süreleri birleştirdim, ona göre konuşmanızı tamamlayın efendim; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir yasa tartışmasını, oldukça sakin bir şekilde yürütmekteyiz. Yasa çalışmalarını sakin götürmek güzel bir olay da, tartışmakta olduğumuz konuların özüne yönelik heyecanımızı, duyarlığımızı yitirmememiz ve konuyu tüm boyutlarıyla irdelememiz gerekir diye düşünmekteyim.

Bu madde, sade bir madde, basit bir madde olarak görülüyor. Bu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin, Bakanlar Kurulu kararnamesi yerine, ikili kararnameyle göreve atanması öngörülmekte.

Bu madde, özünde, yasa tasarısının 24, 25, 26, 27 ve 28 inci maddeleriyle bir bütünlük içerisinde ele alındığı zaman bir anlam taşımaktadır. O nedenle, ben, bu aşamada, bu genelde, bazı tespitlerimi yapmak, sizlerle paylaşmak istiyorum; sonra, maddenin bu sınırlı boyutu, anlamı içerisinde görüşümü ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, Avrupa Birliği, 2000'li yıllarda, yıllardır Cumhuriyet Halk Partisinin olduğu gibi, bugün hepimizin, bu Parlamentonun öncelikli hedefleri arasındadır.

Çağdaşlık, cumhuriyetin kuruluş temelinde oluşmuş, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyetine hedef olarak ortaya koyduğu bir kavramdır. bağlamda da Avrupa Birliği hedefiyle Türkiye'nin buluşması konusunda toplumun her kesiminde sinerji yaratan, ilgi yaratan ve demokrasimizin çıtasının yükselmesini sağlayabilecek arayışları gündeme getiren bir süreç yaşamaktayız.

Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program, bu anlamda, belirli açılımlar öngörmüştür. Yedinci Uyum Paketinde de -bundan evvel geçen ve Cumhuriyet Halk Partisinin desteklediği diğer birçok maddelerde olduğu gibi- katıldığımız, önemsediğimiz, demokrasimizin alanının genişletilmesini hedef alan hükümler yer almakta; ancak, bu maddenin, görüşmekte olduğumuz maddenin özünün ne ölçüde bu çerçeveyle tam örtüştüğünü tartışmak istiyorum. Bu maddeyle, biraz evvel ifade ettiğim maddelerin bütünselliği içinde, özünde, Millî Güvenlik Kurulunun geriletilmesi ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin fiilen devreden çıkarılması hedef alınmaktadır. Bunu açıkça görelim. Bu bir tercih olabilir, bu bir iddia olabilir; ama, bunun ne anlama geldiğini, şöyle, biraz önyargıları bırakarak, karşılıklı düşünelim istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne bazı gerçekler vardır, birçok gerçekler vardır; ben, üç gerçek üzerinde dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlardan birincisi şudur: Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyetini bir sivil cumhuriyet olarak planlamışlar, bir sivil cumhuriyet olarak örgütlemişler ve kurmuşlardır. Kısaca, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları önce apoletlerini ve üniformalarını çıkarmışlar, halka gitmişler, halkla buluşmuşlar, onların desteğini almışlar, Türkiye Büyük Millet Meclisini o yapı içinde kurmuşlar, sonra o yapının erki, iradesiyle orduyu kurmuşlar ve ulusal kurtuluş mücadelesini vermişler, cumhuriyeti kurmuşlar. Bu bağlamda, bu anlam içinde, Türkiye Cumhuriyetinin, yapısının, kuruluşunda temel olan bu sivil özelliğini koruması, genişletmesi, doğal olarak, hepimizin amacıdır, hedefi olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyetimizle ilişkin bir başka gerçek vardır. Osmanlıdan cumhuriyete geçişte, cumhuriyeti yeni ilkeler, çağdaşlık, devrimler ve Türkiye'yi tüm o farklı alt kimliklerin ötesinde bir ulus devlet olarak oluştururken, bazı konuların özel olarak anayasayla korunmasına bugüne kadar özen gösterilmiştir ve o hedef aldığımız Avrupa Birliği ülkelerinde olmayan bir duyarlık alanı, Türkiye Cumhuriyetinin anayasal ve diğer hukuk zeminlerinde, belgelerinde yer almıştır. Nedir bunlar; Anayasamızın 174 üncü maddesi çerçevesinde yer alan inkılap kanunlarının korunması.Nedir bunlar; cumhuriyetin niteliklerinin -madde 2'de belirtildiği gibi- değiştirilemez olduğu ve Anayasamızın giriş bölümünde olduğu gibi, laiklik ilkesinin gereği olarak, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı.

Bir üçüncü gerçekten bahsetmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşunu gerçekleştirinceye değin, yani, ulusal kurtuluş mücadelesini büyük bir zaferle, eşi görülmemiş bir zaferle, emperyalistlere karşı sağladığı noktadan itibaren geçen seksen yıllık dönem içinde dış tehdide, önemli dış tehdide maruz kalmamıştır. Türkiye, bunun aksine, geçen yıllarda, özellikle son yirmi yılda, giderek artan şekilde iç güvenliğinde sorunlar yaşayan bir ülke haline dönüşmüştür. Ne yazık ki, bu iç güvenlikte zaafların yaşandığı, sıkıntıların doğduğu dönemde, iç güvenlikte birebir sorumluluk taşıması gereken iç güvenlik güçlerimizin o zaaf ve tehdit karşısında yeterince etkin olamadığı, iç güvenlik kurumlarımızın büyük ölçüde siyasallaştırıldığı, zaman zaman, yer yer, 1990 yılında olduğu gibi, askerliğini dahi yapmamış çocuk yaşta gençlerin, şu veya bu siyasete yakın oldukları gerekçesiyle polis yapıldıkları ve sonuçta, iç güvenlikte doğan boşluğun dış güvenlikten sorumlu Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından doldurulması gereği ortaya çıkmıştır. Yani, ordumuz, ulusal ordumuz, Silahlı Kuvvetlerimiz, özelikle son 20 yıldır, sadece dış güvenliğimizde değil -NATO'nun en güvenilir silahlı kuvvetlerinden biri olarak o caydırıcılık işlevini kendi bölgesinde çok önemli bir şekilde yerine getirirken, aynı zamanda, başta, sekiz yıllık çatışma döneminde olmak üzere ve devamında, birçok zemin ve platformlarda ve halen günümüzde- il güvenlik komutanlığı gibi düzenlemeler içinde, iç güvenlikten sorumlu, en azından onu sağlayan bir unsur olarak da görev yapmaktadır.

Bu üç gerçeği, hedef aldığımız Avrupa Birliği ülkelerinde gözlemlemediğimiz bu üç gerçeği -başka gerçekler vardır, ama, konumuz itibariyle- bu çok temel üç gerçeği yok farz ederek, bunları görmezlikten gelerek, sadece, şeklen dahi olsa, biz, Millî Güvenlik Kurulunun yapısında, sekreteryasında, genel sekreterliğinde eğer bize söylenenlerin gereğini yaparsak, Türkiye sivilleşir, Türkiye demokrasisi asker demokrasisinden -bir deyime bildiğime göre- sivil demokrasiye geçiş sağlar diye düşünüyorsak, büyük bir yanılgı içerisinde olacağımızı ifade etmek istiyorum.

Tabiatıyla, Millî Güvenlik Kurulunun, 12 Eylül'ün, Türkiye'de demokrasi hukukunu, Anayasayı, demokrasi kültürünü tahrip eden o dönemde şekillenen Millî Güvenlik Kurulunun yapısı, sorumlulukları, bakanlıklar arası, bakanlıklar üstü geniş alandan daraltılır; tabiatıyla, yetkilerinde, belirli ihtiyaçları karşılayacak düzenlemeler yapılır; ama, lütfen, bunu, Türkiye'nin ihtiyacı ve gerçekleri çerçevesinde ele alalım ve bunu, bir siparişin karşılığı bir proje olarak sonuçlandırmayalım değerli arkadaşlarım.

Bakınız, biraz evvel saydığım o üç nedenle, ordumuz, her dönem, ulusal bağımsızlığın, Atatürk ilke ve devrimlerinin, laiklik ve çağdaşlığın katıksız savunucusu olmuş, sadece dış güvenliğimizin değil -biraz evvel ifade ettiğim gibi- iç güvenliğimizin de güvencesini oluşturmuştur; ama, biliyoruz ki, zaman zaman, yer yer, o, bizim için son derece stratejik olan Kıbrıs'ta, İngiliz Büyükelçisine, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri "ne diye stratejiktir, sizin için stratejikse bizim için değil midir" diye sorduğunda "biz büyük devletiz, o nedenle bizim için stratejiktir" yanıtını verebilen İngiliz Büyükelçisinin veya eski Dışişleri Bakanının veya Avrupa Birliğinin, şu anda, birçok öncü, önder kadrolarının "Kıbrıs'ta işiniz ne, Türk askeri işgalcidir" tanımlamasını yapabildiği, Türk askerinin, Kuzey Irak'ta, bölgenin istikrarını ve Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yönelik duruşunu, özellikle son zamanlarda eleştirir ve içine sindiremez değerlendirmeler yaparken, Millî Güvenlik Kurulunun konumunu irdelerken de oldukça titiz davranmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiatıyla, Türkiye, yeni bir 12 Martı, yeni bir 12 Eylülü yaşamaz, yaşayamaz, yaşamamalıdır. Ne Türkiye'yi o ortamlara taşıyan süreçleri yeniden yaşayabiliriz ne de o müdahaleler sonrası oluşturulan baskıcı, şiddet içeren, emek karşıtı oluşumları, yapılanmaları bir kez daha yaşayabiliriz; ancak, şu tespiti yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum: 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında ülkemizde tırpanlanan Anayasa ve içhukuk kurallarına, çiğnenen insan hak ve özgürlüklerine, dün, her koşulda sahip çıkmışsanız ve bugün, hâlâ sahip çıkabiliyorsanız, işte, o zaman, bugün, siyaset ve asker ilişkileri konusunda, Millî Güvenlik Kurulu konusunda konuşmaya yönelik bir müktesep hakkınız var demektir. Eğer, 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında palazlanan neoliberal rant ekonomisine, işçiyi, çiftçiyi, memuru, emekliyi, esnafı çökerten sömürü düzenine, dün, her koşulda karşı çıkmışsanız ve bugün de, hâlâ karşı çıkabiliyorsanız, bugün, burada, Millî Güvenlik Kurulu ve siyaset-asker ilişkileri konusunda söz söylemeye hakkınız vardır diye düşünürüm. Eğer, 12 Eylül anlayışının koruyucu kanatları altında dinin siyasete taşınmasına, tarikatların siyaseti ve devleti kuşatmasına, köktendinci akımların güç kazanmasına, laik cumhuriyet ilkeleri ve kurumlarının sinsice hedef alınmasına, dün, her koşulda göğüs germişseniz ve bugün, hâlâ göğüs gerebiliyorsanız, bugün, burada, Millî Güvenlik Kurulu ve siyaset-asker ilişkilerinde söz söyleme hakkınız vardır derim.

Tüm bu alanlarda, AKP Hükümeti ve siz, çok sayın milletvekilleri olarak, bugün, bu davranışı titremeden sergileyebildiğinizi ifade edebiliyor musunuz?! Haksızlık yapmak istemiyorum; ama, bir siyasetçi olarak, bu kürsüde bunu sormanın hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bugün, eğer, buna "evet" diyorsanız... (AK Parti sıralarından "Evet, evet" sesleri) "Evet" diyorsanız, o zaman, siyaset ve asker ilişkileri konusunda söz söyleme hakkınız var demektir. Ancak, biz, bugün, AKP'nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin, tepeden tırnağa... (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Amacımız, burada, tabiatıyla, ilişkileri bir zıtlaşma noktasına çekmek değil; ama, söylediğimiz konularda eğer ortak doğruları yakalarsak, işte, o zaman, demokrasimizin yararına ortak bir politikayı belirleme şansını yakalarız derim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen, tamamlayın efendim.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.

Bugün, tepeden tırnağa tüm kadrolarıyla, bu konuda, geçmişinin ve bugünün bir gerçekçi değerlendirmesini yapmasını, bir özeleştiri yapmasını, sonra, bugünkü konuyu, Millî Güvenlik Kurulu üzerindeki düzenlemeler konusunu gündeme almasını dilerdik diye düşünüyorum. Bu konuda, bugün, asker ve siyaset ilişkileri konusunda konuşma hakkı olan tek bir parti varsa, o da Cumhuriyet Halk Partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, bu izlenimi ve özeleştiriyi, parti içinde, Bülent Ecevit'in başkanlığında, 12 Martta yapma yürekliliğini ortaya koydu; sonra, o günden bugüne, ulusal bağımsızlık, laik cumhuriyet ilkelerini ve Atatürk devrimlerinden ödün vermeden, ulusal değerlerimize, ulusumuzun bağrından çıkan ordumuza ve bu değerleri paylaşan iç güvenlik güçlerimize, demokrasimize ve onun kurumlarına sahip çıkarak, Türkiye'yi, çağdaş dünyayla buluşturma görevini sürdürmeyi hedef aldı, sürdürmektedir.

Değerli arkadaşlarım, evet, siyaset kışlaya bulaştırılmamalıdır, kışla siyasete -bu anlamda- taşınmamalıdır; bu doğrudur. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin temel görüşlerinden biridir. Ancak, siyaset, aynı anlayışla, camiye de bulaştırılmamalıdır. (AK Parti sıralarından "doğru" sesleri, alkışlar; CHP sıralarından alkışlar) Siyaset, iç güvenlik birimlerine de bulaştırılmamalıdır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Doğru, aynen katılıyorum.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Siyaset...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Hiçbir şeye bulaştırılmamalıdır!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - ...temelinde, demokrasimizin temel dayanağı olan çoğulcu demokrasiyi geliştirebilmemizin bir aracı olarak, cumhuriyetimizin kuruluşuna temel teşkil eden ilkeler çerçevesinde sürdürülmelidir.

Değerli arkadaşlarım, zamanım dolduğu için... Sonradan da söz almış bulunuyorum... Ancak, bu espri, bu anlayış içinde, ülkemizde şu anda mevcut olan 81 valinin ve yanılmıyorsam 100'e yakın merkez valisinin, yani, 180'e yakın valinin Bakanlar Kurulu kararıyla atandığı bir dönemde, bir süreçte, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin ikili kararnameyle atanmasıyla vicdanınızın ne ölçüde rahatlayacağını, Türkiye demokrasisinin ne ölçüde sivilleşeceğini gerçekten merak ettiğimi ifade ediyorum.

Bu aşamada, hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

ŞÜKRÜ ÖNDER (Yalova) - Valiler, Türkiye Cumhuriyeti Devletini temsil eder; dikkatinizi çekerim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Değerli milletvekilleri, 9 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 9 uncu madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10. - 6.10.1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanununun 1 inci maddesinde geçen "en az yedi gerçek kişinin" ibaresi "gerçek veya tüzel en az yedi kişinin" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

10 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11. - 2908 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 4. - Fiil ehliyetine sahip ve onsekiz yaşını doldurmuş olan gerçek kişiler ile tüzel kişiler, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

Ancak;

1. Türk Silâhlı Kuvvetleri ile genel ve özel kolluk kuvvetleri mensupları ve özel kanunlarında dernek kuramayacakları belirtilen memur statüsündeki kamu hizmeti görevlileri sürekli olarak,

2.a) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının birinci babında yazılı suçların birinden mahkûm olanlar,

b) Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu eylemleri tahrik ve teşvik  suçlarından biriyle mahkûm olanlar,

c) Türk Ceza Kanununun 316, 317 ve 318 inci maddelerinde yazılı suçlardan biriyle mahkûm olanlar,

iki yıl süre ile,

3) Kurulması yasaklanmış dernekleri kuranlar ve yönetenler ile dernekler için yasaklanmış faaliyetlerde bulunmaları sebebiyle mahkemece kapatılmasına karar verilen  derneklerin yöneticileri kapatma kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl süre ile,

Dernek kuramazlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

11 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12. - 2908 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (3) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"3. Dernek kurucularının ad ve soyadları veya unvanları, meslek veya sanatları ya da faaliyet konuları, ikametgâhları ve tâbiiyetleri,"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

12 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13. - 2908 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "doksan" ibaresi "altmış" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

13 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14. - 2908 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve  beşinci fıkrasında yer alan "bu Kanunun 39 uncu maddesinde gösterilen derneklere," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

"Diğer kanunların derneklere üye olamayacaklarını belirttiği kişiler ile ilköğretim ve ortaöğretim öğrencileri dernek üyesi olamazlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 15. - 2908 sayılı Kanunun 17  nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "39 uncu maddeye göre" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

15 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16. - 2908 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi madde metninden çıkarılmış ve ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu yazıda, kurucuların adı ve soyadı, baba adı, doğum yeri ve tarihi, unvanı, meslek veya sanatı, faaliyet konuları, ikâmetgâhı ve tâbiiyeti ile şube merkez adresinin bildirilmesi ve yazıya dernek tüzüğünden iki örnek ile yetki belgelerinin eklenmesi zorunludur."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17. - 2908 sayılı Kanunun 38 inci maddesinde yer alan "dinlenme" kelimesinden sonra gelmek üzere "sanat, kültür, bilim" ibareleri eklenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18. - 6.10.1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 15 inci maddesinde geçen "otuz" ibaresi "on" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - 18 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 262 sıra sayılı yasa tasarısının 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler, uluslararası hukuk, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer belgeler, temel insan hakları ve özgürlükleri arasında, düşünceyi ifade özgürlüğünü ve onu toplumla paylaşmanın bir aracı olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını, tabiatıyla, vicdan özgürlüğüyle beraber, tabiatıyla, yaşam hakkıyla beraber, temel özgürlükler arasında saymaktadır.

Türkiye, özellikle, 12 Eylül'den günümüze, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının mevcut yapısı nedeniyle, insanlarına çok çektirdi. Ezilen emekçilerin, memurun, çiftçinin, emeklinin, içerisinde yaşadığı heyecanı, haksızlıklara karşı başkaldırısını toplantıyla dile getirmek isteyen gençlerin, toplantılarında ortaya konulan şiddet, o toplantıları sona erdirmek için kullanılan kaba kuvvet, o çocukları kaybolmuş olan annelerin arayışlarına uygulanan baskı, Türkiye'nin son yirmi yıllık insan hakları karnesinin kırık notlarıdır.

Oysa, sadece taraf olduğumuz uluslararası hukuk değil, Anayasamızda ve o Anayasamızın özünü ilk maddesine yansıtan 2911 sayılı Yasada, oldukça özgürlükçü bir yapının oluşabilmesinin ilk, giriş alanı açılmaktadır.

Bilindiği gibi, Anayasamızın 34 üncü maddesinde "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir" denilir. Sonra, bu konuda yapılacak olan düzenlemelerin özel bir yasayla düzenleneceği ifade edilir. Yani, Anayasa, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sınırlandırılması için özel bir kısıtlama getirmez; özel kısıtlama hususunda "kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlandırılır" denilir.

Ancak, ilk konuşmamda belirttiğim gibi, 12 Eylül sonrası Türkiye demokrasisinde uygulanan tırpan ve kısıtlamalar,  getirilen yasaklar,  ne yazık ki,  bu alanı da kapsamı içerisine  almıştır ve 2911 sayılı Yasa, başından sonuna değiştirilmesi gereken, tamamen Anayasadaki özüne sadık bir şekilde yeniden ele alınması gereken bir yasadır.

Şimdi biz, oturmuşuz, Avrupa Birliği bizden istiyor diye, bu yasanın 4 - 5 maddesinde "efendim, 60 günde değil 30 günde, 30 günde değil 10 günde" diye, bazı süreleri kısaltarak, sanki, o yıllardır, işçimizin, emekçimizin, gençlerimizin temel hakları önüne bir duvar gibi set çeken ve iç güvenlik kuvvetleri ile yargı arasında keyfî uygulamaların alanını, gerekçesini oluşturan bu yasada değişiklikler yapmaya kalkıyoruz ve bunu da, önemli bir reform gibi, uyum yasası çerçevesinde, 4 - 5 madde olarak dile getiriyoruz.

1996 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, 2911 sayılı Yasanın değiştirilmesi için çok kapsamlı bir yasa teklifi vermiştik; ne yazık ki, o dönemde kadük oldu, geçen dönem de halk bizi Meclisin dışında tuttu. Şimdi, bu dönem, hükümet, bu ezici çoğunluğuyla, diğer temel hak ve özgürlükler alanında olması gerektiği gibi, toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda da, karşımıza, 2911 sayılı Yasanın bütün eksikliklerini giderecek ciddî bir yasa tasarısıyla gelir diye bekliyorduk.

Bu madde üzerinde konuşmaya değmez diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım. Gerçekten öyle; olsa ne olur, olmasa ne olur?! Bakınız, bu yasada -muhakkak ki çoğunuz 2911 sayılı Yasayı okumuşsunuzdur; ama, okumamış olanların bilgisine sunmak istiyorum- 4 üncü maddeyle getirilen bir istisna vardır "Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların Devlet ve Hükümet işleri hakkında toplantı ve konuşmaları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin halk ile yapacakları sohbet niteliğindeki görüşmeler" denilerek, bunlar, yasanın kısıtlamalarının dışında tutulmuştur. Bu ne demektir değerli arkadaşlarım; halkın oylarıyla seçilen belediye başkanları, örgütün oylarıyla seçilen parti yöneticileri, muhtarlar, il genel ve belediye meclisi üyeleri, çıkıp da çarşı pazara, şöyle bir toplanın, bir sohbet edelim deseler, eğer o gün savcı ters taraftan kalkmışsa veya yerel emniyet müdürünün o gün neşesi yerinde değilse, gelip müdahale edip, tutanak tutup, sizi mahkemeye verebilir, hakkınızda dava açabilir. Bu kadar tutulacak tarafı olmayan, günümüze taşınmaması gereken bir yasanın bu maddeleri ve diğer birçok maddesi dururken, biz, göstermelik bir şekilde -bu maddede olduğu gibi- efendim, süre 30 gün değil de, 10 gün olsun... Niye üç gün değil?!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Ortalamasını aldık.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Alsanız ne olur, almasanız ne olur.

Değerli arkadaşlarım, sivil toplum örgütleri diyoruz... Bakın, sivil demokrasiden bahsettik, biraz evvel konuştuk, daha konuşacağız. Millî Güvenlik Kurulu diyoruz, sivil demokrasi diyoruz... Sivil toplum örgütlerinin etkinliği, ancak, o örgütlerin halkla beraber, iç içe, kendi ilgi alanlarında eylem yapabilmeleriyle mümkündür. Bugün, bir çevre ve bir meslek odasının genel başkanı gitse, bir yerde, bir konuda toplantı yapsa, eğer sevilmiyorsa, her türlü baskıya maruz kalabilir.

Mevcut yasa, toplantı yapabilirsiniz diyor; ama, nerede yapabilirsiniz; kentin en uzak yerinde, benim size göstereceğim yerde yaparsınız; orada yapın ki, söylediğinizi kimse duymasın diyor. Yine, yasa, yürüyüş yapabilirsiniz diyor; ama, nerede yapabilirsiniz; benim söylediğim güzergâhta yaparsınız, öyle bir güzergâh ki, yürüdüğünüzü kimse görmesin.

Tabiî, bunun uygulamasında her zaman böyle olmuyor; her zaman, yöneticilerimiz belki bu kadar haksız davranmıyor; ama, yirmi yıldır öyle uygulamalar gördük ki, öyle hak ihlalleri gördük ki, o kadar kişinin canı yandı ki, bu yasa değişmeden keyfîliği kaldıramazsınız. Bu yasa, polis güçlerine haksızlık etmektedir, savcılara da haksızlık etmektedir; çünkü, uygulama ve yorum alanı o kadar geniştir ki, bu yasayla hakkı hukuku korumak mümkün değildir.

Bu yasa, örneğin, gündüz toplantılarının güneş batmadan 1 saat evvel sona ermesini öngörüyor. İyi ki, bu yasa Oslo'da veya Alaska'da veya güneşin batmadığı bir yerde uygulanmıyor!.. Böyle bir şey olabilir mi?! Var mı, Avrupa Birliği ülkelerinde böyle bir şey var mı?! Madem, değiştiriyoruz; madem, uyum diyoruz, ne diye bunlara eğilmiyoruz? Ama, rahat olun sevgili arkadaşlarım; Türkiye Büyük Millet Meclisi güvenlik altında; çünkü, mevcut yasa diyor ki: "Türkiye Büyük Millet Meclisine 1 kilometre mesafede kimse toplantı ve gösteri yürüyüşü yapamaz." Biz rahatız, güvendeyiz; yasa bize bu güvenceyi sağlamış; ama, bunu içimize sindirebiliyor muyuz, önce buna karar vermemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, yasanın bir ileriki maddesinde tekrar söz alacağım, diğer görüşlerimi orada belirtmek istiyorum; ancak, tekrar istirham ediyorum, rica ediyorum, vicdanlarınıza seslenmek istiyorum, hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu değerli milletvekili arkadaşlarım... (AK Parti sıralarından alkışlar) Lütfen, lafla değil, gerçek anlamda reformla ilgilenelim; çünkü, halk bizden bunu istiyor; çünkü, demokrasimizin ihtiyacı budur. Önümüze getirilen düzenleme ise bir safsatadır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Sayın milletvekilleri, 18 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19. - 2911 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde yer alan "otuz" ibareleri "on" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ağrı Milletvekili Sayın Cemal Kaya; buyurun efendim.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Kendisi yok Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki.

19 uncu madde üzerinde başka söz isteği?.. Yok.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20. - 2911 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin başlığı "Toplantının ertelenmesi veya bazı hâllerde yasaklanması" olarak ve madde metninde yer alan "yasaklayabilir veya iki ayı aşmamak üzere erteleyebilir." ibaresi "bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde yasaklayabilir." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 262 sıra sayılı yasa tasarısının bu kez 20 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek için söz almış bulunmaktayım; hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu madde ve takip eden 21 inci madde, 22 nci madde, biraz evvel ifade ettiğim gibi, 2911 sayılı, yirmiiki yirmiüç yıldır yürürlükte olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının üzerinde bazı sınırlı... Tabiatıyla, bunlar yapılmasın da demiyorum; bunlar oylanırken olumlu oy da kullanacağız; ama, bunlar, bu düzenlemeler, kesinlikle ülkemizin ihtiyacını karşılamak için değil; aynen ekonomide IMF'yle olan ilişkilerimizde zaman zaman olduğu gibi, bu kez de göstermelik olarak, Avrupa Birliğinin öngördüğü koşulları karşılamaya yönelik, hangi nedenlerle daha kapsamlı bir reforma yönelmemizin engellendiğini anlayamadan, bilemeden -bilmiyorum, aranızda bunu tespit edebilen var mı ama- öyle bir anlayış içinde bir düzenlemeyle önümüze getirilmiş bir maddeyi tartışmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, yasa tasarısının Avrupa Birliği Uyum Komisyonundaki görüşmelerinde bize dağıtılan yasanın mevcut hali, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği görüşü ve hükümetin tasarısı şeklinde düzenlenmiş metinde, bu maddelerle ilişkin olarak, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasındaki düzenlemelerle ilgili olarak, tüm bu 5 maddeye ilişkin hususlar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri özgürlüğünün genişletilmesi olarak tanımlanmıştır. Bir genişletme arzusu var; ama, bu genişletme arzusunun hangi ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğu konusunda bir proje, bir tanımlama yapılmadığı çok açık. Bu düzenleme yapıldığı zaman, biraz evvelki konuşmamda belirttiğim sakıncaların hiçbirisinin giderilmeyeceği çok açık. Şu anda ülkemizde olağanüstü hal koşulları yok, inşallah olmaz; ancak, biliyoruz ki, bu yasanın düzenlenmesi, 12 Eylül dönemi sonrasında, o günün koşulları içinde, olağanüstü hal koşullarının, ortamının yaratacağı ihtiyacı karşılamaya yönelik en uç düzenlemeleri, en uç yasakları, en uç kısıtlamaları içeren bir anlayışla ele alınmıştır ve burada maddelere baktığımız zaman, bunu açıkça görebilmekteyiz. Yasanın aslını gördüğünüz zaman, tüm bu maddelerin de, olağanüstü bölge valiliğinin, valilerin düzenlemeleri olarak karşımıza getirilen maddeler olduğunu görmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu konuda, bu maddeyle getirilmiş olan " 'toplantının ertelenmesi veya bazı hâllerde yasaklanması' olarak ve madde metninde yer alan 'yasaklayabilir veya iki ayı aşmamak üzere erteleyebilir' ibaresi 'bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde yasaklayabilir' " şeklindeki düzenlemeyi bu madde çerçevesinde olumlu bulmakla beraber, bu maddenin ve söz almayacağım bundan sonraki maddelerinin tümünün geri çekilerek, bu boyutlarıyla geri çekilerek, bu yasa kapsamı dışına alınarak, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının bir bütünlük içinde, bu konuda uzman, birikim sahibi milletvekillerimizin ve ilgili kurullarımızın katkısıyla yeniden düzenlenmesini ve Türkiye'nin ihtiyacı olan bir düzenleme olarak önümüze getirilmesini talep ediyoruz. Böyle bir düzenlemenin olması halinde, o düzenlemeyi içtenlikle destekleyeceğimizi belirtiyoruz; aksi halde, çok yakında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 2911 sayılı Yasanın tümüyle düzenlenmesini içeren bir teklifimizi huzurunuza sunacağımızı belirtiyorum.

Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hacaloğlu.

Sayın milletvekilleri, 20 nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21. - 2911 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin başlığı "Erteleme veya yasaklama kararının tebliği" olarak ve maddenin birinci fıkrasında geçen "yasaklanan veya ertelenen" ibareleri "ertelenen veya yasaklanan", "yasaklama veya erteleme" ibaresi "erteleme veya yasaklama"; ikinci fıkrasında geçen "yasaklanabileceği veya ertelenebileceği" ibaresi "ertelenebileceği veya yasaklanabileceği" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerindeki söz isteği?.. Yok.

21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22. - 2911 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin başlığı "İl veya ilçelerde bütün toplantıların ertelenmesi veya yasaklanması", maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "üç" ibaresi "bir" şeklinde ve birinci fıkranın ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Valiler de aynı sebeplere dayalı olarak ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde, ile bağlı ilçelerin birinde veya birkaçında bütün toplantıları bir ayı geçmemek üzere yasaklayabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

22 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 23. - 14.10.1983 tarihli ve 2923 sayılı Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanunun   2 nci maddesinin (a) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"a) Eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına Türkçeden başka hiçbir dil, ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Ancak, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için, 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tâbi olmak üzere özel kurslar açılabilir; bu kurslarda ve diğer dil kurslarında aynı maksatla dil dersleri oluşturulabilir. Bu kurslar ve derslerde, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı öğretim yapılamaz. Bu kursların ve derslerin açılmasına ve denetimine ilişkin esas ve usuller, Milli Eğitim Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

"c) Türkiye'de eğitimi ve öğretimi yapılacak yabancı diller, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Özbek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısını, kısa adıyla Yedinci Uyum Paketini görüşüyoruz. Ben de, bu tasarıda yer alan 23 üncü maddeyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmaya çalışacağım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, karanlığa lanet etmektense bir mum yakmalıyız. Bu tasarıdaki 23 üncü madde de, bugüne kadar lanetlediğimiz karanlığa yakılmış küçücük, ince bir mumdur. Yüce Heyetinizce bilindiği üzere, 3.8.2002 tarih ve 4771 sayılı Yasanın 11 inci maddesinde bu husus daha önce düzenlenmiş; görüştüğümüz 23 üncü maddenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelik ise, yasanın uygulanabilirliğini ortadan kaldırmıştır. Yeni hazırlanan 23 üncü madde, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesindeki yurttaşlık hakkını, ana babanın çocuklarına hangi eğitimin verileceğini seçme hakkını ve toplumun kültür yaşamına katılma hakkını karşılamıyor ise de, yine de lanetlenen karanlığa yakılan küçücük bir mum olarak görüyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 1992 yılında Tevfik Esenç adında bir vatandaşımız vefat etti. Bu vatandaşımız vefat etmeden önce 1984 yılında kendi mezar taşını hazırlamış ve üzerine şu cümleyi yazmıştır: "Burası Tevfik Esenç'in mezarıdır. Kendisi, Ubıhça adı verilen dili konuşabilenlerin sonuncusuydu."

Değerli milletvekilleri, bu sonuç, modern dünya için utanılacak bir durumdur. Dil çeşitliliği, kültür çeşitliliğinin göstergesidir. Dilin ölümü, kültürel ölümün en önemli belirtisidir. Dillerimiz, bütün insanların birikmiş bilgeliğinden oluşan zengin bir kaynak yaratmaktadır. Her dilin, dünyaya açılan kendi penceresi vardır. Her dil, yaşayan bir müzedir, taşıyıcısı olduğu her kültür için anıttır. Bu çeşitliliğin bir bölümünün yok olmasını önlemek için bir şeyler yapılabilecekken, yok olursa, bu, bütün insanlık için bir kayıptır.

Sayın milletvekilleri, bilinmelidir ki, tehdit altındaki diller ile varlığı tehlikedeki canlı türleri arasındaki birçok benzerlikten biri ve en gözler önünde olanı, ikisinin de yerinin doldurulamayacak olmasıdır. İki kaynak türünün de yedeği yoktur. Kaybolan bir dili geri getirmenin kolay yolu yoktur. Bir Hawaii atasözü şöyle diyor: "Yaşam dilde yatar, ölüm dilde yatar."

Sayın milletvekilleri, bugün, dünyamızda 6 000 civarında konuşulan dil vardır ve yine, dünyada 200 civarında devlet vardır. Demek ki, çok dillilik, bütün ülkeler için söz konusudur. Bu zenginlikten istifade etmek gerekir. Çok dilliliğin, toplumsal işlevleri ve insanî değerlerinden habersiz karşıtları, onu bölücü, kafa karıştırıcı, barış ve ilerlemeye engel saymak için bir dolu neden gösteriyorlarsa da, bu savların hiçbiri dikkatli bir incelemeden sonra ileri sürülemez. Çok dillilik, gizemli, olağandışı ya da yurtseverlikle çelişen bir şey değil, insanlığın büyük çoğunluğu için dikkat çekicilikten uzak bir zorunluluk olagelmiştir.

Eğer, 6 000 değişik dil bölünme nedeni olsaydı, 200 devletten bahsetmek mümkün olabilir miydi? Günümüz dünyasında konuşulan ortalama 6 000 dilin, 100-150 adedi, dünya nüfusunun yüzde 90'ı tarafından konuşulmaktadır. Geri kalan diller ise, dünya nüfusunun yüzde 10'u tarafından kullanılmaktadır; yani, 5 850-5 900 civarında dil, dünya nüfusunun yüzde 10'u tarafından kullanılmaktadır. Bu yüzde 10 ise, dünyanın dört bir yanına saçılmış küçük, korumasız, çoğu kez yoksul toplumlardan oluşur. İşte, tehlike buradadır; dillerin büyük bölümü, ekolojik, ekonomik ve siyasal nedenlerle, giderek kaybolmaktadır. Bugün, geçmişte konuşulan binlerce dil kaybolmuştur. Kalanları korumak, insanlığın ortak görevi olmalıdır. Dilsel çeşitliliğin bu denli büyük bir ölçekte ortadan kaldırılmasının, insanın zihninin evrimine büyük zarar verdiği bilimsel bir gerçektir. Binlerce dil, birbirinden son derece farklı, ama, her biri aynı ölçüde geçerli dünya çözümlemelerine ulaşmıştır. Bunlardan öğrenilecek çok şey vardır; yeter ki, dilleri bilelim ve anlayabilelim.

Aynı zamanda, bilinmelidir ki, dil, canlı türlerinin çeşitliliği korunacaksa, ayakta tutulması gereken karmaşık bir ekolojinin de önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda, diller, yerel bilgi sistemleri ve yaşam biçimleriyle bağlantılıdır. Küresel dünyamız için inanılmaz derecede önemli, sağlık, ekolojik ve sosyolojik kaynaklar oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tek bir dünya kültürü kadar, insan yaratıcılığını donuklaştıracak, kültürel çeşit zenginliğini yoksullaştıracak hiçbir şey yoktur. Kültürel bir örnekliliğin, barış ve demokrasi getirmesi beklenemez; daha çok, totaliterlik getirmesi muhtemeldir. Kültürel çeşitlilik, dünyanın zihin sağlığı ve doyumluluk kaynaklarındandır. Dillerin ve kültürlerin ölümü, doğrudan doğruya, dünyaya ilişkin bilgi toplamamızı azaltır. Modern demokrasilerin olmazsa olmazlarının başında, insanların kendi dillerini kullanabilmeleri gelir. İnsanların kendi dillerini kullanmadığı yerde, demokrasi ciddî biçimde kısıtlanmış demektir.

Değerli milletvekilleri, çağdaş dünyamızın, önümüzdeki on yıllarda temel amaçları, şu üç noktada toplanmaktadır:

Birincisi, insan nüfus artışı istikrara kavuşturulmalıdır.

İkincisi, gelişmekte olan dünyadaki kır yoksullarının ve varoş yoksullarının yaşam standartları yükseltilmelidir.

Üçüncüsü ise, dünyanın biyolojik ve dilsel çeşitliliğinin korunmasıdır.

Sayın milletvekilleri, evet, çağdaş dünyanın yaşayabilmesi için bu üç vazgeçilmez içerisinde dilsel çeşitliliğin korunmasının bulunması çok önemsenmesi gereken bir husustur. Çağdaş demokrasiler, bu önemi kavramış ve gereken düzenlemeleri yapmışlardır. Bizim, gecikerek de olsa bu noktaya gelmiş olmamız çok önemlidir. Artık, bizler de zücaciye dükkânında fil gibi davranmaya devam edemeyiz. Görüştüğümüz bu tasarı gereğince Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılacak olan yönetmelik, bu yasanın uygulanabilirliğini sağlamalıdır. Uygulamaya hızla geçilmeli, bürokrasimizin de siyasî iradenin talimatı doğrultusunda bu yönde çalışması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Ubıhça dilinin trajedik sonunda gösteremediğimiz duyarlılık için rahmetli Tevfik Esenç ve tüm Ubıhlara ne diyeceğimizi bilemiyorum; ama, inanıyorum ki, onlar da şu anda "biz, dilimizi ve bu dile dayalı bilgeliğimizi, birikimimiz kaybettik; ama, bu ülkede birlikte yaşadığımız Kürtler, Süryaniler, Keldaniler, Lazlar, Çerkezler, Çeçenler, Abazyalılar, Gürcüler ve isimlerini sayamadığımız bütün dilleri ve kültürleri öğretelim, öğrenelim ve yaşatalım" diyorlardır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özbek.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 24. - 9.11.1983 tarihli ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 4. - Millî Güvenlik Kurulu, 2 nci maddede belirtilen millî güvenlik ve Devletin millî güvenlik siyasetine ilişkin tanımlar çerçevesinde Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararları alır ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder; bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir ve kanunlarla verilen  görevleri yerine getirir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

24 üncü maddeyle ilgili bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 262 sıra sayılı tasarının 24 üncü maddesiyle değiştirilen 2945 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Eyüp Fatsa

Erdoğan Özegen

Selami Uzun

 

Ordu

Niğde

Sıvas

 

Mustafa Ilıcalı

 

Adem Baştürk

 

Erzurum

 

Kayseri

Başbakan, Millî Güvenlik Kurulunun tavsiye kararlarının ve görüşlerinin değerlendirilmek üzere Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunda kabulü halinde bu tavsiye kararlarının uygulanmasının koordinasyonu ve izlenmesi için bir başbakan yardımcısını görevlendirebilir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, bu önergeyi göremedik, nerede acaba?

BAŞKAN - Dağıtılmış Sayın Grup Başkanvekili.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak) - Çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, Sayın Bakan lütfederler mi, ne değişiyor, ne yapıyoruz?

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutalım ya da açıklama yapsınlar...

Önerge sahipleri?..

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 9 uncu maddesi bu yasa tasarısıyla yürürlükten kaldırılmaktadır. MGK tavsiye kararlarının Bakanlar Kuruluna sunulması ve Bakanlar Kurulunda kabulü halinde bu tavsiye kararlarının uygulanmasının koordinasyonunu teminen, Başbakanın bir başbakan yardımcısını görevlendirebileceği hükme bağlanmaktadır.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir açıklama ihtiyacı var mı efendim?

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Gerekçe gayet açık Sayın Başkan; burada kastedilen şey şudur: Millî Güvenlik Kurulu, yaptığı toplantılar sonucunda, belki, birden fazla bakanlığı ilgilendiren tavsiye kararı alabilir; bu kararın koordinasyonunun sağlanabilmesi açısından Başbakanın bir başbakan yardımcısını görevlendirebileceğiyle ilgili bir düzenleme getiriliyor.

BAŞKAN - Evet; teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25. - 2945 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kurul, iki ayda bir toplanır. Gerektiğinde Kurul, Başbakanın teklifi üzerine veya doğrudan Cumhurbaşkanının çağrısı ile de toplanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Onur Öymen; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu maddede dikkatinize sunmak istediğim iki unsur var. Bunlardan birincisi, Millî Güvenlik Kurulunun iki ayda bir toplanacağına ilişkin husustur. Şimdi, bildiğiniz gibi, ayda bir toplanıyor. Bu konudaki görüşlerimizi biraz önce arz etmiştim, tekrarlamayacağım.

İkinci unsur da, Cumhurbaşkanının yetkisiyle ilgilidir "Cumhurbaşkanının çağrısıyla Millî Güvenlik Kurulu toplanabilir" deniliyor. Peki, Cumhurbaşkanı, Millî Güvenlik Kurulu ile ilgili olarak başka ne yapabilir; Millî Güvenlik Kurulunun bugünkü Yasasının 13 üncü maddesinin (i) fıkrasına göre, Sayın Cumhurbaşkanımız, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine bazı görevler verebilir "Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine görev verebilir" deniliyor. Şimdi getirilen tasarıda ne deniliyor; şimdi getirilen tasarıda, Sayın Cumhurbaşkanının ve Sayın Başbakanın, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine görev verme yetkisi kaldırılıyor. Dikkatinizi çekerim, çok ince bir noktadır, metin hazırlanırken, bu husus belki dikkatten kaçmıştır. Umarım ki, amaç, Cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlamak değildir; ama, bu metni okuduğunuz zaman, ortaya çıkan tablo budur.

Biraz önce, çok değerli Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili -eski Büyükelçi- Yaşar Yakış, Millî Güvenlik Kurulunun görevlerinde önemli bir değişiklik olmadığını, bunun, teknik bir düzenlemeden ibaret olduğunu söyleyerek, 2 nci maddeye atıfta bulunmuştu. Bu vesileyle, şunu hatırlatayım: 2 nci madde, görevlerle ilgili değildir, sadece tanımlarla ilgilidir. Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yasasında görevlerle ilgili iki madde vardır, biri 9 uncu maddedir. Biraz önce, Adalet ve Kalkınma Partisi sayın milletvekillerinin verdiği bir önergeyle, Millî Güvenlik Kurulunun, 9 uncu maddedeki yetkisi de kaldırılmıştır; yani, Millî Güvenlik Kurulunda alınan tavsiye kararlarının Bakanlar Kurulunca kabulü halinde, bunların, koordinasyonu, izlenmesi görevi, şimdiye kadar, 9 uncu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine verilmişken, şimdi, bu, bir başbakan yardımcısına veriliyor; yani, Millî Güvenlik Kurulu Yasasında son kalan görevi de buydu; şimdi, bu da kaldırılmıştır. Geriye ne kalıyor; geriye şu kalıyor: Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Genel Sekreterliği Yasasının 13 üncü maddesinde (a) fıkrasından (i) fıkrasına kadar Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri sıralanmıştır. Örnek olarak birini okuyorum: "a) Millî Güvenlik Kurulunun 4 üncü maddede sayılan görevleriyle ilgili olarak; gerekli her türlü çalışma, araştırma, inceleme ve değerlendirmeleri yapar, bunların sonuçlarını teklifleri ile birlikte Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Güvenlik Kuruluna sunar." Bu yetkisi de kalkıyor. Buna benzer başka yetkileri de kalkıyor. Şimdi, biraz önce de sordum; biz, bunları kaldırınca, Türkiye'yi daha demokratik bir ülke haline mi getiriyoruz?!

Bu uyum paketlerini hazırlarken çok dikkatli olmalıyız. Sayın Yaşar Yakış dedi ki: "Efendim, Avrupa Birliği mevzuatı 80 000 sayfadır, daha bir sürü yasa çıkacak." Doğru; bir sürü yasa çıkacak, gayet tabiî ki çıkacak; biz, bunlara, hiç engel olmayız, teşvik de ederiz. Hükümetin getirmediği yasaları biz de önerebiliriz. Birkaç defa da hatırlattık. Mesela, demokrasimizin en önemli eksiklerinden biri, yurt dışındaki vatandaşların seçme hakkı yok, seçim sırasında Türkiye'ye gelmemişlerse. Bu, bir demokratik eksiklik değil mi! Avrupa Birliği bizden istemedi diye bunun yasasını çıkarmayacak mıyız; çıkaracağız. Bunun gibi yüzlerce yasa çıkaracağız, senelerce sürecek.

Mesele şu: Bu yasaları, hiç kimse, bizim önümüze, Türkiye'nin üyeliğini geciktirmek için bahane olarak çıkarmasın diyoruz. Bizim titizliğimiz buradan kaynaklanıyor. Bu paket son Uyum Paketi olsun, bundan sonra uygulamaya bakalım derken, biz, sadece bunu kastediyoruz; demokrasiyi sınırlayalım demiyoruz, demokrasiyi burada durduralım demiyoruz, demokrasiye engeller getirelim demiyoruz, tam tersini söylüyoruz. Demokratikleşme, sonu olmayan bir süreçtir. Yarın, bugün kabul ettiğimiz yasaları da daha demokratik hale getireceğiz. Bu süreci biz destekliyoruz. Bu ayrı bir iş. Şimdi konuştuğumuz konu, Uyum Paketi, Türkiye'nin doğrudan doğruya üyelik masasına oturması için zorunlu hukukî düzenlemeler. Biz diyoruz ki hükümete: Bu getirdiğiniz düzenlemelerin bir bölümünün bununla alakası yok; yani, Sayın Cumhurbaşkanı, Millî Güvenlik Kurulunun Genel Sekreterine görev verirse, Türkiye demokratik bir ülke olmaktan çıkıyor mu?! Avrupa Birliği, mademki Cumhurbaşkanınız böyle bir yetki sahibi, sizi masaya oturtmuyoruz diyebilir mi?! İşte, bu pakette böyle hükümlerin yer alması lazım; bu yok. Şimdi, Cumhurbaşkanının olmadığı gibi, Başbakanın, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine görev verme yetkisini de kaldırıyorsunuz. Niçin kaldırıyorsunuz? Sayın Başbakan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterini çağırsa ve ona dese ki: "Siz şu işle görevlisiniz." Bu, demokratik olmaz mı?! Hangi ülkenin Başbakanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğine benzer bir kuruluşun genel sekreterine böyle bir görev verme hakkından mahrumdur; niye kaldırıyorsunuz bu hakkı?

Bakınız, mevcut kanunun 13 üncü maddesinin (i) fıkrasını okuyorum size: "Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen diğer görevleri yürütür." Mevcut kanunda böyle deniliyor.

Sizin getirdiğiniz tasarıda ise şöyle deniliyor: "Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarca verilen görevleri yerine getirir." Bu, 26 ncı maddede düzenlenmiş; yani, Cumhurbaşkanının, Başbakanın görev verme yetkisini kaldırıyorsunuz. Doğru mudur bu arkadaşlar?

Şimdi, bu vesileyle şu hususu belirtmek istiyorum: Sayın Adalet Komisyonu Başkanımız, bu sabah, televizyonda -hepimiz dikkatle dinledik- dedi ki "aslında, hiçbir şey değişmiyor. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bugün ne yapıyorsa, yarın da onu yapacak." İşte, bu yasa değişikliği onu söylemiyor. Biraz önce getirdiğiniz önerge onu söylemiyor; yani, bu Mecliste, ilerleme için, demokratikleşme için her türlü yasayı birlikte çıkaralım, el ele verelim; ama, ne yaptığımızı bilerek yapalım ve yarın öbür gün "gözümüzden kaçmış" demesin kimse.

Arkadaşlarımıza belirtmek istiyorum, onların dikkatini çekmek istiyorum: Yasa yapmak ciddî bir iştir. Bir yasa yaparken, ne anlama geldiğini, her kelimenin, her virgülün, düşünmek zorundayız.

Arkadaşlar, bir de şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi, bunları bizden isteyen yabancıların hepsi, bizim sandığımız gibi, iyi niyetle, Türkiye'nin demokratikleşmesini, ileri gitmesini, bir an önce Avrupa Birliğine girmesini isteyenler değil. İşte, daha önce de söyledik, Avrupa Birliği içinde mesela Hıristiyan demokrat partiler var, özellikle Alman Hıristiyan demokratları. Bunlar diyorlar ki: "Türkiye ne yaparsa yapsın, hangi yasayı çıkarırsa çıkarsın, biz, Türkiye'nin üyeliğine karşıyız."

Şimdi, Sayın Dışişleri Bakanımızdan rica ediyoruz: Bir taraftan, bu yasaları hükümete getirirken, bir taraftan da başka nedenlerle böyle yasa eksiklikleri, bahaneleriyle Türkiye'nin üyeliğini geciktirmek isteyenlere, güçleştirmek isteyenlere, engellemek isteyenlere karşı çıksın, bunun mücadelesini versin. Hükümetten biz bunu bekliyoruz. Yarın öbür gün, korkarım ki, biz, bütün bu yasaları çıkardıktan sonra, bize diyeceklerdir ki: "çok iyi, bravo, tebrik ederiz; ama, yeterli değil, tatmin olmadık." Çünkü, hiçbir zaman tatmin olmamışlardır, çünkü, siyasî iradeleri, hiç değilse bazılarının, işte, Hıristiyan demokrat partilerinde olduğu gibi siyasî iradeleri oluşmamıştır.

Bunu size bir kere daha tekrarlıyorum: Bizim bütün derdimiz hukuk mücadelesi değil; biz, bu yasaları çıkarınca, zannetmeyin ki, Avrupa'da herkes, kollarını açıp, Türkiye'nin üyeliğini bekleyecektir; bu, doğru değil. Onun için, biz, bu çalışmalara paralel olarak, bir taraftan da çok yoğun bir siyasî mücadeleye hazırlanmalıyız. Sayın Başbakanımızın ve Sayın Bakanımızın bu konudaki gayretlerini biliyoruz. Sayın Dışişleri Bakanımızın çok iyi niyetli tavırlarını biliyoruz; ama, kendisi de bilir, kendisine karşı bir söz değildir bu, meşhur sözdür "cehenneme giden yol iyi niyetle döşenmiş taşlardan oluşur" derler. O bakımdan, Avrupa'da bizi bekleyen, büyük bir mücadeledir. Sadece iyi niyetle bunun altından kalkamayız, sadece tevazuyla, güleryüz göstererek, sempati dağıtarak bu mücadeleyi kazanamayız.

Değerli arkadaşlar, bir kere daha uyarıyorum Yüce Heyetinizi; bu yasalarda dikkatli olalım, bir; ikincisi, büyük bir siyasî mücadeleye hazır olalım ve bu mücadelede sizinle el ele çalışalım, elbirliğiyle çalışalım; Türkiye Büyük Millet Meclisi, tek bir yumruk gibi, bize yapılan haksızlıklarla mücadele etsin. Benim söyleyeceğim bunlardır.

Dinlediğiniz için tekrar teşekkür ediyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öymen.

25 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 26. - 2945 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Genel Sekreterliğin görev ve yetkileri

Madde 13. - Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği;

a) Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetlerini yürütür,

b) Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Algan Hacaloğlu; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 1995 yılının ekim ayında, Millî Güvenlik Kurulunun bir toplantısında, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Millî Güvenlik Kuruluna bir rapor sundu. Devlet Bakanı olarak görev yaptığım kısa dönem içinde, ilgili bakan olarak katıldığım beş altı Millî Güvenlik Kurulu toplantılarından biriydi; yıl 1995, ekim ayı; ilk çatışmanın yoğun bir şekilde devam etmekte olduğu bir dönemde, köy boşaltmalarının ciddî bir sıkıntı alanı oluşturduğu bir ortamda, Millî Güvenlik Kurulu, dışgüvenlikle ilgili konuların yanında, içgüvenlikte en ciddî tehdit alanıyla ilgili bir sunuş yaptı. Bu sunuşta, Hizbullah örgütünün ilimciler ve menzilciler kanatlarını, o günün koşulları içerisinde tüm yöneticilerini, örgüt yapısını ve -özü itibariyle gizli olan o rapor içerisindeki, bu konuları çok genel hatlarıyla ifade etmek zorundayım- içbarışımıza en ciddî tehdidi oluşturduğunu ifade ettikleri Hizbullah örgütüne yönelik alınması gerekli önlemleri, camilerde alınması gereken önlemleri çok ayrıntılarıyla dile getirmişlerdi. Aradan yıllar geçti, içgüvenlikten sorumlu olan sivil yetkililer tepki vermediler; en azından, tepki verenler, tepkilerini, konuyu, bu içgüvenliği çok derinden tehdit eden kuruluşa karşı sonuç alıcı önlemlerle, eylemlerle bir noktaya getirmediler. Sonra, günün birinde bir irade düğmeye bastı; kaç yıl sonra; altı yıl sonra. Bu tehdit, bu örgütlenme dal budak sardı. Altı yıl sonra, bir yerde, su üstüne çıkan, artık kaçınılmaz olan bir görüntüye yönelik yapılan müdahale, baskın, toplum ile Hizbullah'ı bütün vahşetiyle yüz yüze getirdi; ayrıntılara girmiyorum. Duygu sömürüsü yapmak istemiyorum. Hepimiz, tüm toplum şoke oldu. Sonra, Emniyet Teşkilatımız, en gözde evlatlarından birini, İstanbul'da o baskında görev alan çok değerli bir evladını, Diyarbakır'da Hizbullah'a şehit verdi.

Şimdi aradan iki yıl geçti; o tehdit, o tehlike orada duruyor. O tehdidi ortaya çıkaran, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin hazırlamış olduğu rapordu. Evveliyatı var, evveliyatını bilenler biliyor, ayrı, ona girmiyorum; bu örgütün nasıl tetiklendiğine girmiyorum; ama, değerli arkadaşlarım, şunun altını önemle çizmek istiyorum: İçgüvenlik, günümüzde çok ciddî bir sorun alanı. Bu konuda, eğer, ilk konuşmamda ifade ettiğim gibi, içgüvenlik kuvvetlerinin yetersizliğini doldurma konumunda kalan güvenlik güçlerimizin, içgüvenliği sağlamaya yönelik hassas konularla ilgili, bilgi aktarma, değerlendirme yapma, öneri geliştirme olanaklarını ve kanallarını eğer keserseniz, eğer bir güvensizlik yaratırsanız; eğer siyasetle, çok onurlu, sorumlu bir görev yapmakta olan Silahlı Kuvvetler arasında bir güvensizlik yaratılmasına, şu yasa ve bu yasada yapacağınız değişiklikle katkı sağlarsanız, çok acı çeken bu toplum, gelecekte daha çok acılar çeker, daha çok Sıvas olayları yaşar, daha çok şehitler verir. (AK Parti sıralarından "Ne alakası var!" sesleri, gürültüler)

Kimse alınmasın "Sıvas" dedim diye; onun da şeyini yapmıyorum; çünkü, bunlar bağlantılı, hepsi bağlantılı. Türkiye'de köktendinci terör ve şiddet, farklı kollardan, farklı boyutlarıyla, her alanda, laik cumhuriyetin temellerine yönelik tehdidini sürdürmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Mecliste dağıtılan "Dışbasından Özetler" diye bir yayın var. Bunu kim dağıtıyor; Meclis Başkanlığı dağıtıyor. Dünkü sayı burada elime geçti; içinde bir yazı, deniliyor ki: "Türkiye'nin, artık, Araplarla dayanışmayı ortadan kaldırmış Mustafa Kemal Atatürk'ün laikliğine geri dönme şansı zayıftır. Buna karşın, Mustafa Kemal Atatürk'ün görüşlerini savunan kesimler ve askerlerden farklı dünya görüşüne..."

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Hangi gazetede yazılmış?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Söyleyeceğim.

"AKP'yle nasıl iş yapılabileceği konusunda da ABD'nin yanıt aradığı bir sorudur. Köktendinci akımlar, Türkiye de dahil olmak üzere, bölgede süratle gelişmekte ve destekçilerinin sayısı her geçen gün artmaktadır."

Kim dağıttı bunu; Meclis Başkanlığı dağıttı. Ne yazıyor?.. 10 000 tirajlı... (AK Parti sıralarından gürültüler)

RESUL TOSUN (Tokat) - Tamam, dışarıdan birileri yazmış...

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Otolarınızda var bu.

10 000 tirajlı Albayrak Gazetesi, Beyrut'ta çıkan... Altında da ünlü bir Arap gazeteciyi yazıyor, her kimse.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Biz inanmıyoruz ona, siz inanıyorsanız, tamam!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, ciddiye almıyorsanız, o zaman, sizin seçtiğiniz Meclis Başkanlığı, bu tür abur cubur yazıları Meclise dağıtmasın. Eğer öyleyse, ardındaki neden nedir; niye bunlar yazılıyor, niye bunlar Enformasyon Genel Müdürlüğünün sitelerinde yer alıyor? Bunların yanıtını ilgili bakanlar versin.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - 50 tane yabancı gazete var, Japon gazetesi bile var!..

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, yine, aynı özetlerde, bir başka yazıda, Almanya'nın Stuttgarter Nachrichten Gazetesinde "askerler, bu zamana kadar, Millî Güvenlik Kurulunu, siyasetçilere, ayda bir kez 'marş marş' emri vermek için kullandılar. Artık, buna son verilecek" deniliyor; bu, odalarınızda var. Kim koymuş bu haberi; siz koydunuz; yani, sizin seçmiş olduğunuz yönetici arkadaşlar koydu.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Biz mi yazdık?!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, eğer bu böyleyse, buna gerçekten inanıyorsanız, bunu içinize sindiriyorsanız, buradaki ifadeleri Türkiye siyasetinin bir gerçeği olarak görüyorsanız, o zaman, gerçekten, Millî Güvenlik Kurulunu tepeden tırnağa değiştirin, size destek verelim; ama, lütfen, elinizi vicdanınıza koyunuz...

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Siz iktidara gelince, dış basına sansür koyun...

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bugün, başbakan yardımcıları dahil, 7 veya 8'e 5 -Cumhurbaşkanını saymıyorum- sivillerin yer aldığı, siyasî idarenin de hâkim olduğu bir Millî Güvenlik Kurulunda, eğer, siyasetçiler, burada belirtildiği gibi, talimatlar alarak ülkeyi yönetiyorsa, yönetmişse, yönetecekse, bu, tamamen, o dönemin siyasetçilerinin aczi, zaafları ve boyunlarının eğikliğidir, ezikliğidir. Bunu, böyle bir davranışı Türkiye taşıyamaz. Eğer, böylesi varsa, bunu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz de içimize sindirmiyoruz değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, lütfen, konuşmanızı toparlayın.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri ortadan kaldırılmakta, çok sıradan bir konuma getirilmekte ve biraz evvelki önergede, şu anda Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin yapmakta olduğu görevin bir başbakan yardımcısına verilmesi öngörülecek düzeyde önemsenirken -demek ki, önemli işler yapıyormuş- ki, esasında, başta da ifade ettik, bu alan, gerçekten, danışma hizmetleriyle sınırlandırılmalıdır, kapsamı daraltılmalıdır; ama, kuşa çevrilmemelidir; yani, tekrar aynı noktaya dönmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, evet yetkileri daraltın; ancak, güven duygusunu zedelemeyin, bilgi, istihbarat kanallarının tıkanmasına destek vermeyin ve kurumlar kurullar arasında güvensizlik yaratmayın.

Hepinize derin saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.

26 ncı madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 26 ncı madde kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum.

MADDE 27. - 2945 sayılı Kanunun 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 15. - Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanır. Söz konusu atamanın, Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları arasından yapılmasının öngörülmesi halinde Genelkurmay Başkanının olumlu görüşü alınır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 27 nci madde kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 28. - 2945 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 4. - Bu Kanunla 9.11.1983 tarihli ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda öngörülen düzenlemelere uygun olarak, 2945 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde gösterilen esaslar çerçevesinde bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde yönetmelik çıkarılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 28 inci madde kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29. - 8.6.1984 tarihli ve 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Ek Madde 3. - Türkiye'de kurulan vakıflar, amaçları doğrultusunda uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışında kurulmuş vakıf veya kuruluşlara üye olabilirler.

Türkiye'de kurulan vakıfların, vakıf senedinde belirtilen amaçlarını gerçekleştirmek üzere uluslararası faaliyette bulunması ve yurt dışında şube açması ile yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf veya kuruluşlarla işbirliği yapması, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle İçişleri Bakanlığının iznine bağlıdır.

Yabancı ülkelerde kurulmuş vakıflar, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşulu ile, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler veya kurulmuş vakıflarla işbirliği yapabilirler.

Bu vakıflar, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflar hakkında uygulanan mevzuata tâbidir."

BAŞKAN- Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının çerçeve 29 uncu maddesiyle değiştirilen 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Sadullah Ergin

Mehmet Yüksektepe

Muzaffer Külcü

 

Hatay

Denizli

Çorum

 

M. Salih Erdoğan

Hasan Anğı

Harun Tüfekçi

 

Denizli

Konya

Konya

 

 

Orhan Erdem

 

 

 

Konya

 

"Yabancı ülkelerde kurulmuş vakıflar, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşulu ile, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette bulunabilirler, temsilcilik kurabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler veya kurulmuş vakıflarla işbirliği yapabilirler."

BAŞKAN- Önergeye Komisyon katılıyor mu efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI KÖKSAL TOPTAN (Zonguldak)- Çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Hükümet katılıyor mu efendim?

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)- Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Önerge sahipleri, gerekçeyi mi okutalım?

SADULLAH ERGİN (Hatay)- Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının çerçeve 29 uncu maddesiyle değiştirilen 227 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında "yabancı ülkelerde kurulmuş vakıflar, uluslararası alanda işbirliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşulu ile, Dışişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığının izniyle Türkiye'de faaliyette bulunabilirler, şube açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilirler veya kurulmuş vakıflarla işbirliği yapabilirler" hükmü yer almaktadır.

Şube açma imkânı, temsilcilik açmaya göre, daha geniş bir hakkı ifade etmektedir. Ayrıca, AB uyum yasalarında örgütlenme özgürlüğü asıl ilke olup, vakıfların faaliyetlerini geniş bir serbesti içinde yürütmeleri gerekir. Bu bakımdan temsilcilikler açma konusunda daha az sınırlayıcı düşünmenin gereği olarak söz konusu fıkraya "temsilcilik kurabilirler" hükmü eklenmiştir.

BAŞKAN - Gerekçesini okuduğumuz, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

29 uncu maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 29 uncu madde kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 30. - 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir  suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar ağır para cezası verilir."

BAŞKAN - 30 uncu madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 30 uncu madde kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 31.- 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 56 ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "en az yedi gerçek kişinin" ibaresi "gerçek veya tüzel en az yedi kişinin" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - 31 inci madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32. - 4721 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "gerçek kişi" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile tüzel kişiler" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 33. - 4721 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinde yer alan "altı ay önceden" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 34. - 4721 sayılı Kanunun 82 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Tüzel kişi adına oy kullanacak kişi hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde, kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 35. - Aşağıdaki kanun hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

a) 7.11.1979 tarihli ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin son fıkrası,

b) 6.10.1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanununun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrası, 31 inci maddesinin son fıkrası ve 83 üncü maddesi,

c) 9.11.1983 tarihli ve 2945 sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 9, 14 ve 19 uncu maddeleri,

d) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 94 üncü maddesinin ikinci fıkrası.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 35 inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ceza yargılaması usulünde 11-15 ve 15-18 yaş grubundaki küçükler için önemli ölçüde ceza indirimi yapılmaktadır. Fiilin işlendiği sırada 15 yaşından küçük olan çocuğun, temyiz kudretine sahip olması halinde cezaî sorumluluğu söz konusu olabilmekte ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemeleri Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunun 12 nci maddesinde düzenlenen indirimler uygulanabilmektedir. Bu yaş grubundaki çocukların temyiz kudretine sahip olmamaları halinde ise, ceza verilmeyip sadece tedbire yönelik hükümler uygulanabilmektedir.

Çocuk Mahkemeleri Kanununun 20 nci maddesine göre yapılan inceleme sonucunda yargıç, bu değerlendirmeyi; yani ceza uygulaması mı, yoksa tedbir uygulaması mı yapacağı yolundaki değerlendirmeyi yapmakta ve buna göre karar vermektedir.

15 yaşını bitiren, 18 yaşından küçük olanların ise, kural olarak temyiz kudretine sahip oldukları kabul edilerek Ceza Kanununun 55 inci maddesinde düzenlenen şekilde indirim uygulaması yapılmakta, yine Ceza Kanununun 59 uncu maddesi uygulamasıyla bu indirim daha da artabilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yaş küçüklüğü hali, fiilin değil, failin nitelikleri dikkate alınarak farklı bir yargılama usulünün düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu amaçla kurulan çocuk mahkemelerinde gizlilik kuralına önemle uyulmaktadır; çünkü, her aşamada çocuğun afişe olması yahut damgalanması gibi sonuçlara yol açmamak için bu gizlilik kuralına özenle uymak gerekmektedir. Bunların dışında, çocuğun bakım ve eğitimine, tedavi kurumlarına yerleştirilmesine ve sair tedbirlere yönelik olarak düzenlemeler yine bu yasayla hüküm altına alınmıştır.

Sayın milletvekilleri, burada, elbette irdelenmesi gereken temel konu, neden çocuk hukuku, neden özel bir yargılama usulü; bunların mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor.

Çocuğa, yaşam hakkı, sağlıklı büyüme, eğitim hakkı, anne babalık ve sevgi dolu bir ortamda büyüme hakkı sağlayamadığımızdan, artık, sosyal boyut kazanan bu suçların sonuçlarıyla ilgili olarak ciddi sorunlarla, temel sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bir vakıadır. Bütün bu gerekçelerle çocuklar için özel bir yargılama usulünün getirilmiş olması ve geç de olsa, 1982 yılından itibaren, 2253 sayılı Yasanın yürürlüğe konulmuş olması önemli ve olumlu bir düzenleme mahiyetinde olmuştur. Bu yasanın 6 ncı maddesine göre 15 yaşından küçük olan çocuklar bu mahkemelerde yargılanmaktadır. Mevcut yasal düzenlemeye göre 15-18 yaş arasındaki çocuklar ise genel mahkemelerde ve genel hükümlere göre yargılanmaktadır. 15-18 yaş grubuyla ilgili olarak yapılan yargılamalarda çocukların kişilikleriyle ilgili sosyal araştırma, ayrıca, yapılmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, getirilen tasarının 8 ve 35 inci maddelerinde yapılan düzenlemeyle, birbiriyle bağlantılı olan bu maddelerde yapılan düzenlemeyle 15-18 yaş grubu arasındaki çocukların da çocuk mahkemelerinde yargılanması sağlanmakta, bunun yanında, olağanüstü haller, sıkıyönetim ve savaş hali ile askerî mahkemelerin görevlerine giren ve devlet güvenlik mahkemesi kapsamına giren suçlarla ilgili olarak çocuk mahkemeleri dışında yargılanmalarının önüne geçilmiş olmaktadır. Bu çocukların devlet güvenlik mahkemelerinde ve olağanüstü yargılama usulleriyle yargılanmalarının ortadan kaldırılması, tartışmasız olarak ifade etmek gerekir ki, son derece olumlu bir düzenlemedir.

Genel Kurulun bu aşamada dikkat ve takdirine sunmak istediğim temel kaygım ise, 15-18 yaş grubunun, genel mahkemeler yerine, çocuk mahkemelerinde yargılanmaları halinde, bu durumun suç işlemeyi teşvik eden bir hal alıp almayacağı noktasında yoğunlaşmaktadır. Getirilmek istenilen düzenleme, biraz evvel de ifade ettiğim gibi, evrensel normlar anlamında doğru ve yerinde olabilir; daha doğrusu, bu anlamda olduğu açıktır. Ancak, Türkiye şartları nazara alındığında, bu düzenlemelerin çocukların aleyhine ve zararına sonuçlar doğurabileceği endişesini ciddî olarak taşımaktayız.

Bilindiği gibi, ülkemizde, töre uygulamaları ve yöre özelliklerine göre cinayet, gasp, kapkaç ve fuhuşa teşvik ve benzeri eylemler, sosyal değer yargılarının tesiriyle aile büyüklerinin azmettirmesi yoluyla ve bunun dışında, organize ve çıkar amaçlı suç ilişkileri içinde, bilinçli olarak ve iştirak halinde bu çocuklar kullanılmak suretiyle işlettirilmektedir. Getirilen düzenleme yasalaştığı takdirde, çocuklara az ceza verilmesini istismar etmek isteyen ve yukarıda özelliklerini belirttiğim kişi ve gruplar, bu çocukları suç aracı olarak kullanmak yolundaki gayretlerini daha da artıracaklar ve organize bir hale getireceklerdir.

Tekrar ifade ediyorum: Çocuğun korunması, topluma kazandırılması, özel bir yargılama usulü içinde yargılanması temel amaç olmalıdır. Bu amaçtan vazgeçilmesi, hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Ancak, ülkemiz şartlarında, yukarıda açıkladığım, biraz evvel açıkladığım sebeplerle, feodal ve mahallî değer yargılarının yönlendirmesi, organize suç örgütlerinin ve çıkar amaçlı suç gruplarının, bilinçli olarak, toplumda yaygın bir hale gelen kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocukları suç aracı olarak kullanmak yolundaki eğilim ve girişimleri daha da organize bir hale gelecek, sonuçta, çocuğu koruyalımderken, çocuğun daha da zararına yol açabilecek sonuçların doğması kaçınılmaz bir hal alacaktır.

Bu sebeple, bu çocukların her anlamda istismar edilmesini önleyecek idarî ve sosyal yapının gerçekleştirilmesi, bu yoldaki uygulamaların bir an evvel gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, burada bir ikilemi de yine ifade etmek, yine vurgulamak istiyorum. Gelinen süreçte, Avrupa Birliği normlarına saplantılı ve kompleks yaklaşımlarla bağlı olmanın, tabi olmanın, ülkemiz şartlarında nasıl bir sonuç yaratacağının yeterince irdelenmediğini ve bağlı tedbirlerin alınmadığını çok açık bir şekilde görüyoruz. Süreç ve oluş şekli göstermektedir ki, Adalet Bakanlığı, bu yöne ilişkin değerlendirmeleri yeterince ve gereğince yapmamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu ihtirazi kayıt ve düşüncelerle, açıkladığımız eksikliklerin hemen giderilmesi kaydıyla, öncelikle giderilmesi kaydıyla, maddeyi olumlu gördüğümüzü şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beyan ediyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) 

BAŞKAN -Teşekkür ederim Sayın Kart.

Sayın milletvekilleri, 35 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 35 inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi geçici 1 inci maddeyi okutuyorum :

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 7 nci maddesinde düzenlenmesi öngörülen yönetmelikler bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde çıkarılır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

Geçici 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

36 ncı maddeyi okutuyorum :

MADDE 36. - Bu Kanunun 7 nci maddesi yayımı tarihinden altı ay sonra, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

36 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum :

MADDE 37. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - 37 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Bakan...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, oyumun rengini belirtmek anlamında benim söz talebim vardı.

BAŞKAN - Bana bir işaret gelmedi Sayın Başkanvekilim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Yazılı talebimi Divana göndermiştim efendim.

BAŞKAN - Efendim, 257 sıra sayılı tasarıyla ilgili talebiniz olduğunu söylüyor görevli arkadaşlar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Peki efendim.

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Meclis gündemi son derece yüklü; o sebeple, birkaç cümleyle bu kanun hakkındaki düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Yasalaştırdığımız bu Paketle, Türkiye, Avrupa Birliği yolunda bir önemli adımı daha atmış bulunmaktadır. Bu yasa, daha kaliteli bir demokrasi için de, daha özgür bir toplum için de önemli bir adımdır. Hepimiz biliyoruz ki, dünyada gelişmiş ülkeler grubunda yer alanların hemen tamamı, yüksek demokrasi standardına sahip ülkelerdir. Biz, bu düzenlemeleri yaparken, Türkiye'nin demokrasi tarihine birlikte not düşerken yapmak istediğimiz şey, çağı yakalamak, hak ve özgürlükler açısından birinci lig ülkeler arasında yer almaktır; esas hedefimiz budur. Bu yasalar dolayısıyla, ülkemiz için, milletimiz için, devletimiz için herhangi bir endişeye de mahal yoktur. Bu değişiklikler ve bu değişikliklerin içeriğini Avrupa Birliği uğruna verilmiş tavizler olarak görüp pişmanlık duymak yerine; Türkiye'nin ihtiyacı olan düzenlemeler olarak görmek, ülkenin hep ertelediği sorunlarını kalıcı çözümlere kavuşturmak için gerekli iklimi ve ortamı hazırlayan düzenlemeler olarak görmek daha doğru olacaktır. Şimdi, belki, bu Meclise düşen en önemli görevlerden bir tanesi, sadece yasalarda değişiklik yapmak değil, bu yasaların hedeflediği demokrasi adına, demokrasi için, bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran, çağdaş bir anayasayı yapmaktır. Zannediyorum, yeni dönemde, belki, en öncelikli meselemiz, yine, iktidarıyla ve muhalefetiyle, bu Parlamento içerisinde, günün ihtiyaçlarına uygun, beklentilerine uygun bir çağdaş anayasayı yapmaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ümit ediyorum ki, bunu da, birlikte başaracağız.

Bu düşünce ve bu inançla, bu tasarılara destek veren herkese, siyasî parti gruplarına, teker teker milletvekillerimizin hepsine, Başkanlık Divanına teşekkür ediyor; bu yasanın, ülkemiz için, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, biraz önce kabul ettiğimiz yasa, iktidar ve muhalefetin, tüm milletvekillerinin, ortak gayreti, emeği ve katkılarıyla çıkarılmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilimiz Sayın Özyürek'in biraz önce bir talebi olmuştu; eğer, uygun görürlerse, Sayın Özyürek'e söz vermek istiyorum.

Buyurun efendim. (Alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gösterdiğiniz anlayışa teşekkür ederim.

Biraz sonra görüşeceğimiz kamu İhale Kanunu tasarısı üzerinde çalıştığım için, onun sıra sayısını yazmışım, bir yanlışlık oldu; ama, Sayın Başkan, gerçekten, büyük âlicenaplık gösterdi; çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, oyumun rengi anlamında söz istemiştim; ama, oyumuzu zaten verdik, oyumuzun olumlu olduğunu hep birlikte gördünüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Hep ifade ettiğimiz gibi, Avrupa Birliği, Türkiye'nin Batılılaşma idealinin son aşamasıdır. O nedenle, bu aşamaya ulaşmamızı kolaylaştıracak bütün adımları, bütün girişimleri, biz, sonuna kadar destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz.  Sadece, bizi Avrupa Birliğine alırlar, almazlar anlamında değil, Türkiye'nin, halkımızın ihtiyacı olduğu için de destekliyoruz. Varsayalım ki - inşallah üye oluruz, inşallah o camianın bir parçası oluruz- bu gerçekleşmese bile, attığımız demokratikleşme adımları, kesinlikle, bizim için, halkımız için, daha uygar, daha demokrat, daha çağdaş bir toplum ideali için zorunlu adımlardır. O nedenle, biz, bu adımları her zaman destekledik, destekliyoruz.

Burada sözcülerimiz de ifade etti, zaman zaman kamuoyuna da yansıyan görüşlerimiz var; bu yasaların, takvimin verdiği sıkışıklık içinde önemli eksiklerle hazırlandığını biz de fark ediyoruz, biz de görüyoruz; yani, bu yasaları destekliyor olmamız, bu yasaların mükemmel olduğu anlamına gelmez. Bu yasalarda önemli eksikler var, sözcülerimiz de açıkladı, biz de açıklıyoruz. Meclisin tatil döneminden sonra, daha rahat, daha geniş bir ortam içinde, bu eksikliklerin de tamamlanması gerektiğini ifade ediyorum ve bu yolda temennimi de söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, yasa çıkarmak biraz kolay. Özellikle iki partili bir Parlamentoda ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi uygar, katılımcı bir anlayışla olaylara bakan bir muhalefet partisinin bulunduğu bir parlamentoda yasa çıkarmak kolay; ama, yasaları uygulamak o kadar kolay değil.

Örneğin, anadilde yayın ve anadilin öğretilmesi konusu, çok uzun zamandır Türkiye'nin gündemindedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 1989 yılında bir rapor hazırlamıştık. O zaman "Kürt Raporu" diye anılmıştı ve şimdiki Genel Başkanımız o zaman Genel Sekreterdi, DGM'de bu nedenle yargılanmıştı. Biz, o zaman da, herkesin anadilini özgürce öğrenmesinden yana olduğumuzu ifade etmiştik.

Bununla ilgili, bunca zaman geçti, kanunlar çıkardık, bu Pakette de bu yönde düzenlemelerimiz var. Ben, Hükümetimizden özellikle rica ediyorum; artık, bu konuyu, konuşulan, durmadan kanunları bekleyen, yönetmelikleri bekleyen bir konu olmaktan çıkaralım. Kim özel televizyon kurup da anadilini öğretmek istiyorsa, buyursun, kursun, öğretsin. Kim, hangi kursta anadilini öğretmek istiyorsa, açsın, öğretsin. Bu konularda, artık, bir komplekse kapılmaktan "acaba, şu dil öğrenilirse, şu dil konuşulursa, ülke tehlikeye girer mi" kompleksinden kesinlikle kurtulmamız gerekiyor. Bu iletişim çağında, herkes, istediği dilde, istediği yayınları uzaydan izliyor; Biz, kanunları çıkardık; ama, hâlâ, RTÜK, beklenen yönetmeliği çıkarmadığı için bu televizyonları kuramadık. Öyle zannediyorum ki, Sayın Dışişleri Bakanımız, yurt dışına her gittiğinde, bu eksikliğin yüzüne vurulmasından büyük bir eziklik duyuyordur; yani, uygulama çok önemlidir, bu adımları bir an önce atalım. Bu, anadil konusunu -anadilde eğitim, anadilde televizyon ve radyo yayını meselesini- sorun olmaktan çıkaralım.

Değerli arkadaşlarım, bunu, herkesin kafasına, özellikle, emniyet kuvvetlerinin kafasına yerleştirmeliyiz ki, bu işler yasak olmaktan çıkmıştır.

İstanbul'da, zaman zaman, buna benzer kurslar açılıyor. Kürtçe öğrenmek isteyen insanlar var. Kendi anadilini merak edenler var, yurt dışından gelip bunu öğrenmek isteyenler var. Benim kızım da bunlardan biri; başına gelenleri anlatsam, burada, saatlerce hikâye olur. 

Değerli arkadaşlarım, artık, bunları, yasak olmaktan, polis baskısıyla, polis tehdidiyle eğitim yapılan yerler olmaktan çıkaralım. Bu konuda, Meclis, üstüne düşen görevi yaptı, her türlü adımı attı ve sıra uygulamaya geldi; hükümetimizin bu uygulamayı bir an önce hayata geçirmesini bekliyorum.

Bu konuda bir endişemi, bir korkumu da ifade etmek istiyorum. Kabul ettiğimiz kanunun 23 üncü maddesinde bir hüküm var; orada, Bakanlar Kurulu hangi dilde eğitim yapılacağını belirler deniyor. Umarım, burada bir yasakçı anlayışı sergilemeyiz. Belli; Kürtçe var, Lazca var, Çerkezce var. Yarın, birisi, az duyulan bir dilde kurs açmak istediği zaman "hayır, Bakanlar Kurulu buna izin vermiyor, böyle bir anadili biz tanımıyoruz" demeyelim; geniş bir tanım içerisinde, isteyen, istediği dilde eğitimini yapsın, yayınını yapsın, bir yasaklamayı kesinlikle yapmayalım diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleriyle ilgili konular tartışıldı. Burada, gerçekten, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri çok kısıtlanmış bir hale geldi.

Sayın Adalet Bakanımız, bu konudaki eleştirilere komisyonda cevap verirken "evet, tasarıda bir sınırlama getiriyoruz, saydığımız görevler azalıyor; ancak, Millî Güvenlik Kurulu, Genel Sekreterliğe dilediği görevleri verebilir. O bakımdan, bu Genel Sekreterliğin bazı görevlerinin tasarıda sayılmamış olması, o görevlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Kurul, böyle bir görevlendirme yapabilir" demişlerdi -hafızam beni yanıltmıyorsa- ama, şimdi, burada, verilen bir önergeyle, bu görevlerin önemli bir kısmının bir Başbakan Yardımcısına aktarılacağını öğrendik, gördük ve kanun olarak gerçekleşti.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, baştan sona katılıp komisyonda müzakereleri izleyen bir milletvekili olarak, doğrusu, Sayın Bakanımızın oradaki açıklaması ile bu önerge arasında, benim açımdan çok ciddî bir çelişki oldu. Bunlara gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum, buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

Böyle bir ihtiyaç varsa, niçin Bakanlar Kurulundan gelen tasarıda yer almadı?.. Böyle bir ihtiyaç varsa, komisyonda önerilip, oradaki üyelerin geniş geniş tartışmasına niçin fırsat verilmedi; burada, son anda getirilen bir önergeyle, böylesi bir önemli konuda düzenleme yapıldı?.. Bunlar ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar; böylesine önemli, kurumlararası güven ortamını sağlama açısından hassas konularda, sanki, son anda bir şeyler yapmak istiyormuşuz izlenimi doğuyor. Böyle bir niyetiniz olmayabilir, Sayın Bakanımızın böyle bir niyeti olduğuna ihtimal vermem; ama, görüntü, bu izlenimi doğuruyor. Bundan kaçınalım.

Elbette özgürlükler önemli, elbette demokrasi önemli; ama, güvenlik de önemli değerli arkadaşlarım. Özellikle, bizim gibi hassas bir bölgede yaşayan, etrafında devamlı darbelerin, savaşların, işgallerin olduğu bir ülkede, silahlı kuvvetlerimizi hırpalayan, sanki onları hırpalamaktan zevk alan bir havayı kesinlikle vermeyelim. (AK Parti sıralarından "hayır, hayır" sesleri) Böyle bir hava olduğunu söylemiyorum; ama, buna dönük, çok insafsız yayınlar olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bunlara fırsat vermeyelim.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri... Geçmiştekileri severiz, sevmeyiz; ama, yeni bir dönem getirdik, bundan sonra Sayın Başbakan önerecek, Cumhurbaşkanı atayacak. Artık, bu insana da güvenmezsek, bu insanın yetkilerini de kısarsak, bunun bir gereği yok ki! Kimsenin bir rolü yok. Sayın Başbakanın önermediği hiç kimsenin, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olması söz konusu değil. Kendinizin atayacağı kişiye de, biraz daha yetki, biraz daha sorumluluk vermemiz gerekirdi diye düşünüyorum.

Bu yasanın kabul edilmiş olmasından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutluluk duyduğumuzu ifade ediyorum ve umarım ki, artık, ekim ayında hazırlanacak olan Avrupa Birliği ilerleme raporu açısından, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, iktidarıyla muhalefetiyle, elimizden geleni yaptık; bundan sonrası hükümete kalıyor. Uygulamayı eksiksiz olarak gerçekleştirmek gerekiyor ve burada yapılanları, Avrupa Birliği üyelerine rahat bir şekilde, en iyi şekilde anlatma ihtiyacı doğuyor. Bunların yapılmasını diliyorum.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Avrupa'da, içinde yer aldığımız Sosyalist Enternasyonalde, Türkiye'nin, Kopenhag kriterlerinin gereklerini yerine getirme noktasında hiçbir eksiği olmadığını geçmişte anlattık, bundan böyle de anlatmaya devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Sayın milletvekilleri, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi ve 5 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Resul Tosun ve 47 Milletvekilinin; Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın; Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.

4. - Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 5 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Resul Tosun ve 47 Milletvekilinin; Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın; Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/648, 1/326, 2/58, 2/81, 2/131, 2/132) (S. Sayısı: 257) (1)

BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.

Hükümet?.. Hazır.

Komisyon raporu, 257 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

                             

(1) 257 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Çanakkale Milletvekili Sayın İbrahim Köşdere; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Kamu ihalelerindeki yolsuzlukların, hatta, yaşadığımız deprem felaketlerinin baş sorumlusu olarak gösterilen 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun kaldırılarak yeni bir ihale kanunu yapılması yönündeki çalışmalar sonucunda hazırlanan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece, kamu ihaleleri ile ihale sonucunda bağıtlanacak sözleşmelere ilişkin düzenlemeler ayrı bir kanun halinde yürürlüğe konulmuş olmaktadır. İhale mevzuatının Avrupa Birliği normlarına uyumlu hale getirilmesi amacını taşıyan söz konusu kanunlar, ihale mevzuatımızda köklü değişiklikler meydana getirmektedir. Bununla birlikte, ikiz kanunlar henüz yürürlüğe girmeden, 4761 sayılı Kanunla bir dizi değişiklik gerçekleşmiştir. Bu arada faaliyete geçen Kamu İhale Kurumu, yayımladığı ikincil mevzuat kapsamındaki yönetmelik ve tebliğlerle, ihale uygulamalarına ilişkin idarî ve teknik ayrıntıları da düzenlemiştir.

Kamu İhale Kanununun temel özelliği, başta AB olmak üzere diğer uluslararası normlara uygunluğu amaçlamış olmasıdır; ancak, kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan sorunlar ve yaşanan tereddütler, gerçekten, böyle bir uygunluk olup olmadığı konusunun araştırılmasını gerekli kılmış; hükümet, kanunun yürürlüğünü ertelemeyi uygun görmeyerek, uygulamada yaşanacak sorunların ve AB normlarından ayrılan düzenlemelerin tespit edilmesi için, kanunun mevcut haliyle bir süre uygulanması görüşünü benimsemiştir.

Uygulayıcı idarelerden gelen yakınmalar ve bu alandaki uluslararası normlar dikkate alındığında; kanunun, büyük ölçüde yapım işleri esas alınarak hazırlandığı, cüzi nitelikli işler için bile uzun ve karmaşık ihale prosedürlerinin öngörüldüğü, ticarî ve sınaî esaslara göre faaliyette bulunan kamu işletmelerinin bu faaliyetlerini yürütmekte ve piyasadaki fiyat avantajlarını değerlendirmekte zorlandıkları, özellikle yurtdışı alımlarda sorunlar yaşandığı, bütçe yılının bir takvim yılı olduğu gerçeği dikkate alınmaksızın belirlenen ilan sürelerinin ve diğer idarî sürelerin uzunluğundan dolayı, idarelerin ihale yapmaktan iş yapmaya vakit bulamaz hale geldikleri, işin devamı sırasında meydana gelebilecek çok küçük iş artışlarına bile cevaz verilmemesinden dolayı işlerin tasfiye edilmekte olduğu gözlenmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, kamu yatırımlarının planlanan sürede tamamlanabilmesi, ihtiyaçların zamanında karşılanabilmesi, kanun kapsamının kamu hukukuna tabi kuruluşlarla sınırlı tutulması, başta AB ve Dünya Bankası olmak üzere uluslararası kuruluşların standartlarına uyum sağlanabilmesi amacıyla bir dizi değişiklik yapılması zorunlu hale gelmiştir.

Değişiklik çalışmalarının Yüce Meclise takdim edilmesine kadar işleyen sürece bakıldığında, önceki dönemden büyük bir farklılık gösterdiği görülmektedir. Şöyle ki: Yürürlükte bulunan kanun "15 günde 15 kanun" aceleciliği içinde ve demokratik olmayan bir yaklaşımla hazırlandığı halde, bu tasarının uzun soluklu, teknik bir çalışmanın ürünü olduğu hemen anlaşılmaktadır.

Tasarı, kanun kapsamındaki idarelerin yakınmaları ve uygulamanın izlenmesi sonucu yapılan tespitler yanında, başta Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler normları olmak üzere uluslararası düzenlemeler de göz önünde bulundurularak, Maliye, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Hazineden sorumlu Devlet Bakanlığı temsilcilerinin koordinatörlüğünde, Kamu İhale Kurumunun da katılımıyla hazırlanmıştır.

Getirilen değişiklikler incelendiğinde, mal ve hizmet üreten işletmeci kuruluşlar açısından önemli kolaylıklar getirildiği görülmektedir. Örneğin, yapılan değişikliklerle KİT'lerin ve diğer kamu işletmelerinin doğrudan üretime veya ana faaliyetlerine yönelik mal ve hizmet alımları istisna edilmektedir ki, esasen, bu kuruluşların İhale Kanunu kapsamında bulunmasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Nitekim, AB normlarında da, ticarî ve sınaî karakter taşıyan kuruluşların kamu hukukuna tabi olmadığı; dolayısıyla, devlet kavramı içinde mütalaa edilemeyecekleri açıkça yer almıştır. AB normlarında, kanuna tabi olacak kuruluşlar, harcadıkları paranın kaynağına göre değil, tabi oldukları hukuka göre belirlenmektedir.

Diğer taraftan, AB normları, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren kuruluşlar için, bunların faaliyette bulunduğu sektörlerin doğasına uygun özel bir düzenleme yapılmasını öngördüğü halde, kanun kapsamında bulunmalarının yol açtığı sıkıntıları dikkate alarak, söz konusu kuruluşlar kapsamdan çıkarılmakta ve özel kanunlar yürürlüğe girinceye kadar, yine 4734 sayılı Kanuna tabi olmaları sağlanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzelkişiliklerin de yerli istekli sayılması yönünde değişiklik, ülkemiz için çok önemli gördüğümüz yabancı sermaye girişinin teşviki ve eşit muamelenin sağlanması açısından son derece olumlu bir düzenleme olarak görülmekte; yine, kanundaki ortak girişim tanımının, iş ortaklıkları yanında konsorsiyumları da kapsar biçimde genişletilmesi, özellikle farklı uzmanlıklar gerektiren işlerin bölünmeksizin ihale edilebilmesi açısından yararlı görülmektedir.

Yüklenicilerin taahhüt ettikleri işin tamamında bulunmaları zorunluluğu normal olmakla birlikte, aynı zorunluluğun denetim görevi yüklenen mimar ve mühendisleri de kapsar biçimde uygulanması halinde, söz konusu personelin bu alandaki deneyiminin taahhüt sektörüne aktarılması mümkün olamayacağı gibi, çok şikâyet edilen ülkemizdeki müteahhit profilinin değiştirilmesi de mümkün olamayacaktır.

Yapılan değişiklikle, iş başında bulunan denetimden sorumlu görevlilerin, yıllarca süren büyük yatırım projelerinin tümünde, tayin, nakil, çeşitli nedenlerle bulunmaları mümkün olmadığından, sözleşme bedelinin yüzde 50'sine kadar denetledikleri işlerin deneyimlerine dahil edilmesi sağlanmakta; diğer taraftan, işin başında bulunanların yalnız yönetim görevi yapanlara göre deneyim bakımından daha üstün oldukları gerçeği dikkate alınarak, denetledikleri işin tamamı kadar bir deneyim belgesine sahip olmaları sağlanmaktadır.

Tasarının geri kalan maddeleri incelendiğinde, kanun kapsamındaki idarelerin mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde önemli kolaylıklar getirdiği anlaşılmaktadır. Bunlardan önemli görülenleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

Tasarıyla, dünya uygulamasında yeri olmadığı gibi, işlem ve süreç maliyetlerini artırıcı etkisi dolayısıyla taahhüt sektörünün sürekli yakınmalarına konu olan kamu ihale sözleşmelerinin noterce onaylanması ve tescili zorunlu olmaktan çıkarılarak, idarelerin takdirine bırakılmaktadır. 

Özellikle, yurtdışından yapılan alımlarda, yüklenicilerin noter huzurunda imza atmak için ülkemize gelmek zorunda olmasından dolayı, başta silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere, pek çok kuruluşun güç durumda kaldığı bilinmektedir. Bu açıdan, yapılan değişiklik son derece olumludur.

Diğer taraftan, idarelerin takdir hakkını kullanarak şartnamelere koyacakları hükümler le sözleşmenin noterce onay ve tescilini zorunlu kılmalarına da imkân tanınmıştır.

Mevcut kanunun, küçük bir istisna dışında, bütün ihale ilanlarının Resmî Gazetede yapılmasını zorunlu kılan düzenlemesinin sonucu olarak, daha çok yerel düzeydeki isteklilerce teklif verilen küçük çaplı yapım işleri ile mal ve hizmet alımları için bile Resmî Gazetede ilan yapılması, Resmî Gazetenin hacmini büyüterek okunmasını âdeta imkânsız hale getirmiştir. Diğer taraftan, taşrada devlet daireleri dışında Resmî Gazete abonesi bulunmadığından, yerel düzeydeki ihaleler açısından, Resmî Gazetede yayım zorunluluğunun açıklık ve rekabet için hiçbir katkısı olmamıştır.

Tasarıyla küçük çaplı işlerin ihalesinde açıklık ve rekabeti sağlamak amacıyla iki önemli değişiklik getirilmektedir. Birincisi, eşik değerin altındaki işlerde, Resmî Gazete yanında, işin yapıldığı yerde yayınlanan gazetelerin birinde ilan yapma zorunluluğu; ikincisi ise, 2004 yılı başından itibaren Resmî Gazetenin ihale ilan gazetesi olmaktan çıkarılarak, bunun yerine, ihale ilanlarının, kamu ihale bülteninde yayımlanmasını öngören düzenlemelerdir.

Esasen, kanunun 53 üncü maddesiyle, kamu ihale bülteninin basılı veya elektronik ortamda yayınlanma görevi Kamu İhale Kurumuna verildiği halde, kurumun bugüne kadar herhangi bir çalışma yapmamış olması karşısında, bu zorunluluk bir geçici maddeyle teyit edilmektedir.

Mevcut kanunun 53 üncü maddesinde, Kamu İhale Kurumunun kanun uygulamasına ilişkin şikâyet ve iddiaları incelemeye yetkili olduğu belirtildiği halde, kurumun, yedi aylık uygulamasında, yapılan şikâyetler ve iddialarla bağlı kalmaksızın bazı ihaleleri resen incelemeye alarak iptal kararları verdiği görüldüğünden, kanunun 55 inci ve 56 ncı maddelerinde yapılan değişiklikle, kurumun görevinin sadece şikâyet ve iddiaları incelemek olduğu hususu açıklığa kavuşturulmaktadır. İdarelerin küçük çaplı mal ve hizmet alımlarının, uzun ihale prosedürlerine tabi olmaksızın teminine imkân sağlamak üzere, yaklaşık 50 milyar Türk Lirasına kadar olan mal ve hizmet alımlarının Dünya Bankası uygulamalarına paralel olarak pazarlık usulüyle gerçekleştirilebilmesi, malın sözleşme yapma süresi içinde teslim edildiği durumlarda sözleşme yapma ve teminat alma zorunluluğunun kaldırılması, kanunun 22 nci maddesinin (d) bendinde düzenlenen "doğrudan temin" sınırının büyükşehir belediye sınırları içinde 15 milyar TL olarak uygulanması sağlanarak ihale süreci hızlandırılmış olacaktır.

İstisnaî nitelikteki bu düzenlemelerin açık ihale usulünün önüne geçerek suiistimal edilmesi önlenmek üzere kanunun 62 nci maddesinde yapılan ilaveyle, söz konusu parasal limitler dahilindeki alımların yıllık toplamının, idarelerin bütçelerine bu amaçla konulacak ödeneklerin yüzde 10'unu aşmaması esası getirilmiştir. İdarelerin zorunlu nedenlerle bu oranı aşabilmesi, ancak, Kamu İhale Kurumunun izniyle mümkün olabilecektir.

Özellikle yapım işlerinde, projeler en ileri mühendislik teknikleriyle hazırlanmış olsa bile, işin devamı sırasında, daima iş artışı gerektiren birtakım durumların ortaya çıkabileceği malumdur. Bu gibi ilave işlerin de asıl işin yüklenicisine yaptırılması mümkün iken, mevcut kanun, uluslararası normlarda  yeri olmayan bir düzenlemeyle, en küçük bir iş artışı durumunda bile işin tasfiye edilmesini öngören bir düzenleme içermekte; bu da, işlerin planlanan sürede tamamlanmasını önlemektedir. Keşif artışı olarak bilinen uygulamanın geçmiş dönemlerdeki kötü örneklerine karşı ölçüsüz bir tepki niteliğindeki bu düzenleme kaldırılarak, makul bir iş artışına imkân tanınmaktadır.

Buna göre; işin, sözleşmeye esas proje içinde kalması, idareyi külfete sokmaksızın asıl işten teknik veya ekonomik olarak ayrılmasının mümkün olmaması şartıyla ilave iş yaptırılabilecektir. Avrupa Birliği normlarında da yer alan bu sınırlamayla, ilave işlerin mutlaka teknik bir gerekçeye ve maliyet analizlerine dayandırılması sağlanacak, iş artışı uygulamasının, geçmişteki keşif artışında olduğu gibi istismar edilmesi önlenmiş olacaktır.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği mevzuatında, bu şartlar altında ortaya çıkan ilave işlerin, yüzde 50 oranına kadar pazarlıkla yaptırılabilmesine imkân tanınmakta iken, ülkemiz gerçekleri de dikkate alınarak, bu oranın, anahtar teslimi götürü bedel üzerinden ihale edilen yapım işlerinde yüzde 10, birim fiyat teklif almak suretiyle ihale edilen mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde ise yüzde 20 olarak uygulanması esası benimsenmektedir. Bilindiği gibi, anahtar teslimi götürü bedel işler uygulama projesi ile birim fiyat teklif alınan işler ise kesin veya ön projeyle ihale edilmektedir. Baraj, havaalanı, karayolu gibi belli aşamalarda arazi ve zemin etüdü gerektirdiği için kesin veya ön projeyle ihale edilen işlerde, önceden öngörülemeyen ilave işlerin ortaya çıkma ihtimali, doğal olarak daha yüksek olduğundan, bu gibi işlerin, yüzde 20'lik oran dahilinde tamamlanmasının mümkün olmaması halinde, bu oranın, sözleşme bazında yüzde 40 oranına kadar artırılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi de, yerinde bir düzenlemedir. Burada da, yine, biraz önce belirttiğim şartlar aranacaktır.

İş artışına ilişkin olarak getirilen önemli bir sınırlama da, işin bu oranlar dahilinde tamamlanması şartıyla iş artışına imkân tanınmış olmasıdır. Bir başka deyişle, ilave işin asıl işe oranının daha yüksek olması halinde, hiçbir artış verilmeksizin sözleşme tasfiye edilecektir. Mevcut kanunda iş eksilişinin düzenlenmemiş olması da, uygulamada sorunlara yol açtığından, sözleşme bedelinin yüzde 80'inden daha düşük bedelle tamamlanacağı anlaşılan işlerde, yüklenicinin, işin tamamını göz önünde bulundurarak, yaptığı gerçek giderleri ve uğradığı kâr kaybını telafi edici bir düzenleme getirilmesi de son derece olumlu bir düzenleme olmuştur.

Mevcut kanunun geçmiş dönemlerdeki olumsuz örneklere ölçüsüz bir tepki niteliğindeki bir diğer düzenlemesi de, haklarında kamu davası açılmasına karar verilenlerin, bu kanun kapsamındaki işlerde görevlendirilmemesidir. Bilindiği gibi, suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğu, evrensel bir ilkedir.

Diğer taraftan, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunda ve Devlet Memurları Kanununda, tutuklama, görevden uzaklaştırma gibi önlemler zaten mevcut iken, bir de böyle bir yasaklama getirilmesi, antidemokratik olduğu gibi, idarelerin ihale yapamaz hale gelmelerine de yol açacağı görüldüğünden, değiştirilerek, yasaklamanın mahkûmiyet şartına bağlanmasının demokratik bir düzenleme olduğu açıktır. Buna göre, bu kanun tasarısına aykırı fiil ve davranışlardan dolayı hüküm giyenler, bu kanun tasarısı kapsamındaki işlerde görev alamayacaklardır.

Mevcut kanunun uygulamadaki eksikliklerini gideren, ihale sistemimizi Avrupa Birliği normlarına yaklaştıran, bürokrasiyi azaltarak işlem ve süreç maliyetlerini kısaltan yönlerini de dikkate alarak, bu kanun tasarısını destekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu değişikliklerinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Köşdere.

Sayın milletvekilleri, bir ara vereceğim; ancak, bir hususu Genel Kurula arz etmek istiyorum. Sayın Meclis Başkanımız, grup toplantılarımızı yaptığımız kısımdaki iç Meclis bahçesinde, havuzlu bahçede, değerli milletvekili arkadaşlarımıza bir ikramda bulunacaklardır. Kendileri, orada, Genel Kurulu beklemektedir.

Meclis Başkanımız adına, sizleri bu ikrama davet ediyorum ve saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati : 19.00


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.05

BAŞKAN : Başkanvekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Mevlüt AKGÜN (Karaman), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

257 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

4. - Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı; Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve 5 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Resul Tosun ve 47 Milletvekilinin; Edirne Milletvekili Necdet Budak'ın; Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan'ın; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/648, 1/326, 2/58, 2/81, 2/131, 2/132)  (S. Sayısı: 257) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek; buyurun. (Alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu İhale Yasa Tasarısıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabiî, açık havadaki kokteylden sonra arkadaşlarımızın katılımında önemli bir sorun yaşayacağımız belliydi; o sorunu yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir konuyu görüşüyoruz. Türkiye'nin temel sorunlarından biri ihale konusudur. İhale mevzuatı, Türkiye'de, hep tartışılmıştır; çünkü, ihale konusunu iyi düzenlemezseniz bir rant dağıtma mekanizması haline dönüştürürsünüz, şeffaf bir şekilde yapmazsanız yolsuzluklara bir kaynak oluşturursunuz. Nitekim, Türkiye'de, ihale konusunda büyük yolsuzluklar olmuştur, çok tartışmalar olmuştur ve pek çok insan "bu kim" dediğiniz zaman "şu kurumun müteahhidi" diye anılır hale gelmiştir. Geçmişte "şu kurumdan ihaleyi sürekli bu alır, bu kurumdan ihaleyi bu alır" denilen bir mekanizmaya hep tanık olduk.

Tabiî, Türkiye'de ekonomik ilişkiler karmaşıklaştıkça, rant kapıları da çoğalmıştır. Sadece kamu ihaleleri değil, onun dışında, bankalar, diğer konular hep rant kapısı haline gelmiştir. Geçmişte, Türkiye'nin, çok yatırım yaptığı dönemlerde en büyük yolsuzluk kaynağı taahhüt sektörüydü ve ihalelerdi. Şimdi, son zamanlarda, ne yazık ki, doğru dürüst yatırım yapamadığımız için, bu konu önemini kaybetmiştir; ama, yine, az da olsa, çok da olsa, otel odalarında bağlanan ihalelerin bir firmaya verilip o firma tarafından yüzdelerin dağıtıldığının hepimiz tanığıyız. Bunlar, zaman zaman, kamuoyuna da yansımıştır, çeşitli soruşturmalara da konu olmuştur. O nedenle, şeffaf bir ihale mevzuatı oluşturmak, yolsuzlukları önleyecek bir ihale düzeni kurmak, gerçekten, son derece önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, eğer, siz, düzeninizi iyi kurmamışsanız, yolsuzluğa fırsat veren, suiistimale fırsat veren bir ihale düzeniniz varsa, bu düzenin açıklarından yararlanarak zengin olan müteahhitleri suçlamak doğru değildir. Tabiî, suçlarsınız da, ahlaksızlığa prim verecek halimiz yok; ama, o fırsat varsa, o açık varsa, o açıktan Ali Bey girmezse Veli Bey girer. Onun için, bu açığı kapamak, bu fırsatı vermemek, bizim temel görevimizdir.

Türkiye'de ihale mevzuatıyla ilgili çok değişiklikler yapıldı. En büyük değişikliklerden biri, şimdi, değiştirmek için bir tasarının önümüze geldiği ve bu yılın başında yürürlüğe girmiş olan Kamu İhale Yasasıdır. Kamu İhale Yasası -o günkü tartışmaları arkadaşlarım hatırlarlar- niçin gündeme gelmişti; çünkü, kamu kaynaklarının önemli bölümü İhale Yasasının kapsamı dışındaydı; yani, Kamu İhale Yasası yürürlüğe girinceye kadar, eski mevzuatımıza göre, esas itibariyle, genel ve katma bütçeler; yani, bakanlıklar, Karayolları, Devlet Su İşleri gibi kuruluşlar İhale Kanunu kapsamındaydı; buna karşılık da, çeşitli fonlar, KİT'ler bunun kapsamının dışındaydı. Yani, öyle bir sistem kurmuştuk ki, istisnaları esas kuralı aşmıştı. En önemli yatırımları yaptığımız enerji sektörü, sulama sektörü, çeşitli sektörler ihale kapsamı dışında, kanun kapsamı dışında olunca, kanun çıkarmak için bu kadar çaba göstermeye de lüzum yok. Bir ara, hatırlarsınız, Türkiye'de planlı ekonomi çok tartışılırdı. O zaman, bizim plan anlayışımız, sadece kamu sektörünü planlayan, buna karşılık da özel sektörü teşvik eden, yönlendiren bir anlayıştı. Bununla ilgili şöyle bir benzetmeyi çok yapardık: Yani, bir insanın yarım gününü planlayıp diğer günlerinde dalga geçmesi gibi bir şeydi bizim plan anlayışımız. Sonunda o yarım günü de planlamaktan vazgeçtik, bütünüyle plansız, farklı bir düzene geçtik. Şimdi, ihale mevzuatımızda da böyle idi; yani, kamu kurumları, kamu kuruluşları, katma bütçeli ve yerel bütçeli idareler bu kanunun kapsamında, diğer fonlar, KİT'ler bu kanunun kapsamı dışındaydı. Bu çelişki, bu istisnaların fazlalığı çok dikkat çektiği için, kamuoyunun çeşitli tartışmalarla ortaya koyduğu görüşler, Dünya Bankasının bu noktadaki görüşleri, IMF'nin de her zaman olduğu gibi telkinleri, baskılarıyla bir Kamu İhale Yasası çıkardık; fakat, her nedense, bu yasa daha yürürlüğe girmeden müthiş bir tepki oluştu. Öylesine örnekler verildi ki, işte, mesela, İstanbul'da, havaların soğuduğu bir dönemde, okulların fuel-oil almaktan bile aciz hale geldiği söylendi. İşte, Irak'ta olaylar başladığı zaman, Millî Savunmanın, Silahlı Kuvvetlerin, bu İhale Yasası nedeniyle aylarca süren bir ihale prosedürü içine gireceği ve her şeyin aksayacağı ifade edildi.

Yasada bazı eksikler vardı; ama, bunlar zaman içinde, Kamu İhale Kurumunun çalışmalarıyla, çıkarılacak çeşitli yönetmeliklerle çözülebilirdi. Fakat, bu küçük örnekler büyütüldü, abartıldı ve kamuoyunda, bu İhale Yasası mutlaka değişmelidir anlayışı egemen oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi de, 3 Kasım seçimlerinden itibaren, bu yasanın değişmesi gerektiği noktasında sürekli görüş ifade etti ve iki kez buraya, Türkiye Büyük Millet Meclisine tasarı sevk etti.

Şimdi, ilgili komisyonlardan da geçen bir ihale yasa tasarısıyla, daha doğrusu Kamu İhale Yasasını değiştiren bir tasarıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, hemen baştan ifade etmeliyim ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, bu tasarıya karşıyız. Görüşlerimi biraz sonra ifade edeceğim.

Şimdi, öncelikle, Türkiye'de ne kadar özelleştirme yapıyoruz dersek diyelim, KİT'ler, yani, kamu iktisadî teşebbüslerinin ekonomimizde önemli bir ağırlığı var. Bu tasarı, bu kesimi Kamu İhale Yasasının dışına çıkarıyor; yani, esas yatırım yapacak olan sektörleri, kurumları, kuruluşları bunun, bu Kanunun dışına çıkarıyor. Geriye ne kalıyor; geriye, eskiden, yani, 2003'ün başından önce de uygulamakta olduğumuz genel ve katma bütçeli kuruluşlar kalıyor.

Ben olsaydım hükümetin yerine, böylesine uzun bir değişiklik yasa tasarısı hazırlamak yerine "Kamu İhale Yasası yürürlükten kaldırılmıştır, eski mevzuat aynen yürürlüktedir" diye iki üç maddelik bir kanun tasarısıyla konuyu çözerdim. Bunu, bu kadar pratik ifade etmek yerine, öyle kapsamlı, uzun uzadıya tasarılar, maddeler getirildi; ama, özüne, nereye varmak istediğine dikkatle baktığınızda, göreceksiniz ki, eskiye, 2002 yılı uygulamalarına aynen dönülmektedir.

Eğer, o 2002 uygulamalarından memnunsak, o sistem gerçekten yolsuzlukları önlüyordu, o sistem kamu kaynaklarının şeffaf bir şekilde kullanılmasına olanak tanıyordu diyorsak, bir mesele yoktur; ama, Türkiye'de her kesimin, her partinin bu konuda açık şikâyetleri vardı. Böylesine büyük istisna, yani, ekonominin küçük bir kısmının bir kanunun kapsamı içine alınıp, büyük kısmının, fonların, KİT'lerin bunun dışında tutulması, sürekli, her kesim tarafından eleştirilmişti.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, size, ünlü bir politikacımızın bir görüşünü okumak istiyorum: "Bu yasada, demin, DSP kanadından bir hanımefendi -zaman zaman Plan ve Bütçe Komisyonuna da gelir, gayet verimli konuşmalar yapar- bir hususa dikkatleri çektiler: İstisnalar. Niçin istisnalar, niçin?.. Hani, bütün genel gerekçenizde diyorsunuz ki, bütün kamu kurum ve kuruluşlarını kapsamadığı için, biz, bu yasayı kaldırıyoruz, yeni yasa ihdas ediyoruz; ama, asıl yolsuzlukların yapıldığı istisnalara bakın. Niçin, niçin 3 kişilik teklifler?! Çağrılabilir, iptal edilebilir... Bu "bilir"ler, yolsuzluk yapılmak için yeterlidir, yapmak isterseniz. O istisnalara değinemezsiniz; niye değinemezsiniz, biraz sonra söyleyeceğim.

Yasalar değişiyor, bakanlar değişiyor, hükümetler değişiyor, partiler değişiyor; değişmeyen bir şey var: Gayrimeşru paranın gücü değişmiyor. O kadar güçlü ki bu para, partileri yıpratıyor, kanunları yıpratıyor, liderleri yıpratıyor, milletvekillerini yıpratıyor; ama, bu sermaye, katlanarak yoluna devam ediyor; katlandıkça da zevk alıyor, güçleniyor, her tarafa elini kolunu uzatmaya çalışıyor. Bunlara, bakan dayanmıyor diyorum, partiler dayanmıyor diyorum, hükümetler dayanmıyor diyorum; hepsini bu güçlü, gayrimeşru sermaye yıpratıyor, bitiriyor, eğitiyor, eğriltiyor; ama, engel tanımıyor nedense. Demokrasi, âdeta, bunlar için varmış. Seçim meydanlarında birbirimizi inciten konuşmaları, sanki bunlar için yapıyoruz. Solculuk bunlar için, sağcılık bunlar için, milliyetçilik bunlar için, zaman zaman kontrol edilmeyen dinî fetvalar da bunlar için. Bunların partisi yok; ama, bütün partiler bunlar için. Her partide bunların ayakları var. İktidara yürüyen partinin genel merkezine doğru yürümeye başlarlar; anında dilleri değişir, renkleri değişir, söylemleri değişir. Bunların kalplerinde, her partinin renkli amblemi vardır. Bütün partiler bunlar için; sanki, partiler millet için değil, milletin kurduğu partiler bunlar için var, bunlar için çalışır, bunların istikbali için..." ve devam eden bir güzel konuşma. Bu konuşmaya aynen katılıyorsunuz değil mi arkadaşlar? (AK Parti sıralarından "Aynen" sesleri)

İDRİS NAİM ŞAHİN (İstanbul) - Halk Partisi dahil mi, hariç mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Bu konuşmayı yapan, şimdiki Bayındırlık Bakanımız Zeki Ergezen'dir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Ergezen, muhalefette benim söylemeye çalıştığım şeyleri, gerçekten, daha beliğ bir şekilde, daha güzel bir şekilde ifade etmiş; onun için, bana çok fazla bir şey bırakmamış.

Burada değil değil mi Sayın Bakan? (AK Parti sıralarından "Yok" sesleri) Değerli arkadaşlarım, Sayın Ergezen diyor ki: "Bu Kamu İhale Yasasını getiriyorsunuz da, bu Kamu İhale Yasası içinde o kadar çok istisna koyuyorsunuz ki, işte, o bildiğimiz, dini, imanı, partisi, solu, sağı olmayan müteahhitlere açık kapı bırakıyorsunuz."

Şimdi, bu yasa üzerinde, getirdiğimiz bu tasarı üzerinde, inanmanızı isterim, uzun uzun çalıştık, her kuruluştan, her kurumdan, her meslekten arkadaşlarımızdan bilgi aldık, bir haksızlık yapıyor muyuz, bir yanlışlık yapıyor muyuz diye. Tasarıyı yeteri kadar incelememiş arkadaşlarım için özellikle söylüyorum, bu yasa tasarısıyla o kadar çok istisna getiriyoruz ki, kural, istisna haline geliyor. Mülkiyede okuyan arkadaşlarım bilirler, Sayın Yaşar Yakış buradaysa o çok iyi hatırlar, bizim rahmetli Hocamız Yavuz Abadan vardı, o derdi ki: "İstisnalar kaidelerin mezarıdır."

Burada o kadar çok istisna var ki, artık, kaide kalmamış. O nedenle, geliniz, ihale sistemimizi gerçekten rant kapısı olmaktan çıkaralım; yani, avantacı, üçkâğıtçı müteahhitlerin yararlandığı bir sistemi ortadan kaldıralım.

Bu sistem, ne yazık ki, o insanları tekrar güçlendiriyor, onlara kapı açıyor. Geliniz, öylesine şeffaf bir sistem kuralım ki, kamunun bütün parasının harcanmasında bu kurallar uygulansın. Yoksa, ben, DSİ'de kural uygulayacağım, Maliye Bakanlığında kural uygulayacağım; ama, TEDAŞ'ta kural uygulamayacağım derseniz, tabiî, inandırıcı olmazsınız.

Gençliğimde bir KİT'te on yıl yöneticilik yapmış olan bir arkadaşınız olarak söyleyebilirim ki, KİT'ler de, mutlaka, bu ihale düzeni içinde yerini almalıdır.

Özelleştireceğiz... Özelleştirilen, zaten, bunun kapsamı dışına çıkar.

Gerekçede deniliyor ki: Avrupa Birliği normları, Avrupa Birliği standartları açısından bu istisnaları getiriyoruz. İşte, telekomünikasyonla ilgili, enerjiyle ilgili, suyla ilgili, ulaştırmayla ilgili istisnaların nedeni, Avrupa Birliği normlarında olmasındır.

Yalnız, değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğinde KİT'ler öylesine küçük bir paya sahiptir ki -onu emsal alarak- Türkiye gibi ülkelerde, hâlâ yatırım yapılırsa, en büyük yatırımların KİT'ler vasıtasıyla yapıldığını hepimiz biliyoruz.

Son zamanlarda, Yolsuzlukları Araştırma Komisyonumuzun çalışmalarından ve bizden önceki dönemin Meclis çalışmalarından da biliyoruz ki, bu yolsuzlukları en çok KİT'lerde gördük, kamudaki yatırımlarda daha az gördük. Niçin; kamuda, yani, devlet dairelerinde, yani, DSİ'de, yani, Karayollarında belli bir kanun var, belli bir düzen var, öbürlerinde ise takdir hakkı var. KİT'lerin yönetmelikleri vardır; yönetmelikte der ki, şunlar, şunlar, şunlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Uzun uzun, ihale nasıl yapılır, teklif nasıl alınır... Zannedersiniz ki, eyvah, bu şartlarda... Sonunda bir cümle vardır: "Bilmem ne KİT'i ihaleyi dilediğine vermekte, ihaleyi yapıp yapmamakta serbesttir." Bu kadar serbestsem, o kadar kural niye?! O nedenle, gerçekten, bu, çok tartışılacak.

Sayın Bakan, sayın hükümet, niye, bu kadar telaşla, bu Kamu İhale Yasasına karşı çıkıyor, anlayabilmiş değilim. Bu yasa işletildiği zaman, önemli esneklikler tanıyan maddeleri var. Nitekim, Irak krizi çıkar çıkmaz, hükümetin çıkardığı bir kararnameyle, o istisnalar, o esnek maddeler çalıştırılmak suretiyle konu çözülmüştür, buna benzer pek çok sorun çözülmüştür; ama, bu sistemi bir uygulamadık ki, gerçekten amacına ulaşır mı, ulaşmaz mı, anlayalım.

Elbette, yeni sisteme alışmak gerçekten zordur. Bir yenilik gelmişti ihale düzenimize, herkesin bilmediği bir sistemdi, yeni bir sistemdi. Bu sistemi işletmek, çalıştırmak, benim görebildiğim kadarıyla, bu işlerde biraz çalışmış, ihalelerde bulunmuş bir insan olarak görebildiğim kadarıyla, yolsuzluklara geniş ölçüde fırsat vermeyecekti, şeffaflığı geniş ölçüde sağlayacaktı. Bu sistemi -bilemiyorum hangi nedenle- kaldırmak, değiştirmek büyük haksızlık. Bunu bir deneyelim, bunu bir uygulayalım. Ondan sonra, bu uygulanan dönemde, sorunlar çıktıkça, peyderpey değiştirelim, bunu yapalım değerli arkadaşlarım; ama, eskiye dönmek, inanmanızı isterim ki, ihaleleri tekrar rant kapısı haline getirmektir, yolsuzluklara kapı açmaktır ve şeffaflıktan uzaklaşmaktır.

Bu yola gitmeyeceğinizi ve Bayındırlık Bakanımız Zeki Ergezen'in çok güzel ifade ettiği şekilde, partisi olmayan, solcu olmayan, sağcı olmayan, dinî olmayan, imanı olmayan soyguncu müteahhitlere meydanı boş bırakmayacağınıza inanıyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde, şahsı adına, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Parlakyiğit söz istemiştir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

MEHMET PARLAKYİĞİT (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu sektörünün mal ve hizmet alımlarıyla, yapım işlerini disipline eden, uluslararası standartlara uygun ve yolsuzlukları önleyecek kurumsal düzenlemeleri içeren 4734 sayılı Kanunun, Türk kamuoyunda benimsenmesi ve uluslararası kuruluşların, bu yasal düzenlemenin korunmasını, ilişkilerimizde önsunu görmesi karşısında, bu kanunda yapılabilecek köklü değişikliklerin karşılaşabileceği tepkileri engellemek amacıyla, aynı köklü değişiklikler mümkün olduğunca, metinde gizlenerek ve karmaşık hale getirilerek yapılmaya çalışılmıştır.

Bilindiği gibi, 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4734 sayılı Kanunun öncelikle yürürlüğü ötelenmek istenmiş, bu istem gerçekleşmeyince, özellikle duble yollar ve toplukonut hamlesi gibi icraatlara engel olduğu gündeme getirilen kanunun içeriğinde köklü değişiklikler öngörülmüştür.

Son olarak, Bingöl'de meydana gelen deprem üzerine, kanunda olağanüstü durumlar ve doğal afetlere ilişkin düzenlemeler bulunduğu gözardı edilerek, tekrar, uzun sürelerde ihalenin tamamlanmasının kamu yararına aykırı olduğu iddiaları hükümet tarafından dile getirilmiş ve mutlaka değişiklik yapılması gerektiği kamuoyuna deklare edilmiştir. Bu defa, hazırlık aşamasından itibaren kamuoyu yanıltılarak, ortaya aynı amaçlar doğrultusunda bir tasarı çıkarılmıştır.

Tasarının hazırlanması aşamasında, Dünya Bankası ve Kamu İhale Kurumunun da çalışmalara katıldığı yolunda kamuoyuna açıklamalar yapılmış ve bunun sonucunda ortaya çıkan tasarının üzerinde mutabakat sağlandığı ifade edilmiştir; ancak, uygulamada hiçbir görüş ve öneri dikkate alınmamış, bu haliyle, sadece değişiklik tasarısına meşruiyet zemini hazırlanmıştır.

Yeni tasarıyla kanunun kapsamı daraltılmakta ve bir anlamda 2886 sayılı Kanun dönemine geri dönülmektedir. Hatırlanacağı üzere, 2886 sayılı Kanun da, genel bütçeye dahil idareler ile katma bütçeli idareleri, özel idare ve belediyeleri kapsamaktaydı. Bu kapsamda olmakla birlikte, özel kanunlarında bulunan "2886 sayılı Kanuna tabi olmadığı" hükmüyle kapsam dışında bırakılmış birçok idare bulunmaktaydı. Kamu sektöründe faaliyet gösteren KİT'ler, şirketler, fonlar, sandıklar, birlikler gibi birçok birim kendi yönetmeliklerine göre ihalelerini yürütmekteydi. Kamu alımlarının standart bir yapılanma içinde bulunduğundan bahsetmek mümkün değildi. Bu ortamda, kayırmacılık ve birçok örneğinden bahsedilebilecek yolsuzluklar, Türkiye ekonomisine ve uluslararası ilişkilere zarar verecek boyuta ulaşmıştı. Yolsuzluklarda ve rüşvette gelinen nokta Dünya Bankası raporlarına yansıtılmış; çeşitli araştırma kurumları tarafından yapılan çalışmalarla, kamu kaynaklarının özel çıkarlar doğrultusunda nasıl kullanıldığı anlatılır olmuştu.

Böyle bir ortamda yolsuzlukların sona erdirilebilmesi, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi, ihalelerde saydamlığın ve rekabetin sağlanabilmesi için yeni bir ihale kanununun çıkarılması gündeme gelmiş ve uluslararası uygulamalar ile AB müktesebatı dikkate alınarak, uzun süren çalışmalar sonucu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu çıkarılmıştı. Yürürlüğe girdiği tarihten bu yana en çok rastlanılan serzeniş, kanunun kapsamına ilişkindir. Kapsamdaki hemen her birim için, aslında bu kanun kapsamında olmaması gerektiği yolunda birçok neden sıralanmış; bir yandan, kanun kapsamından çıkarılma, bir yandan da belli işlerin istisna tutulması yolundaki talepler sıkça dile getirilmiştir.

Tasarıyla, bu yöndeki talepler büyük çoğunluğuyla karşılanmaktadır. Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin disiplin içerisinde yer almak istemeyen ve esasen, geçmiş dönemde yolsuzluk iddialarının en çok gündeme geldiği enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektöründeki işletme ve şirketler kanun kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Tasarının 1 inci maddesinin gerekçeleri arasında, belli sektörlerle ilgili olarak, Avrupa Birliği (AB) direktifleri ile farklı usul ve esasların öngörüldüğü ve düzenlemeyle AB müktesebatına uyum sağlandığı ileri sürülmektedir; ancak, Avrupa Birliğine üye ülkelerdeki uygulamalara bakıldığında, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren kuruluşların çoğunun özelleştirildiği ve kamu iktisadî teşebbüsü olma özelliklerinin kalmadığı görülmektedir. Buna rağmen, bu sektörlerde iş yapan şirketlerin kamu sermayeli veya özel sermayeli olup olmadığına bakılmaksızın, satın alma prosedürlerinin koordinasyonu sağlanarak, disipline edilmesi amaçlanmıştır. Ülkemizde ise, bu sektörlerde faaliyet gösteren özel sermayeli kuruluşların alımlarına yönelik herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin büyük çoğunluğu, halen faaliyetlerini kamu iktisadî teşebbüsü statüsünde sürdürmekte, bunlardan bazıları özelleştirme kapsamında bulunsalar dahi, hâlâ, kamu kaynağı kullanmakta ve kamu hukukuna tabi olmaktadırlar.

Bu nedenle, ülkemizde faaliyet gösteren bu tür şirketlerin alımlarının kamusal alana ilişkin bir kanun kapsamında yer alması gerekmektedir. Öte yandan bu alımların "farklı bir kanunla alımları ve yapım işlerinin düzenlenmesi gerekmekte" denilse dahi, henüz bir düzenleme ortada yokken, bu alımların varolan kanun kapsamından çıkarılmalarının AB'ye uyumla ilgisi bulunmamaktadır. Bu şekilde, ileri bir tarihte hazırlanarak yürürlüğe konulacağından söz edilen kanuna kadar geçecek sürede, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüslerin alımları için tamamen başıboş bir alan yaratılmaktadır. Bilindiği gibi, halen, birtakım yolsuzluklar araştırma ve soruşturmalara konu edilmektedir. Bu şekilde, hiçbir yasal düzenleme olmaksızın her türlü faaliyetini sürdürecek olan sektörlerle ilgili olarak, ciddî birtakım sıkıntıların doğması mümkün olabilecektir.

4734 sayılı Kamu İhale Kanununun kapsamını belirleyen 2 nci maddesinde, kamu iktisadî kuruluşları ve iktisadî devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadî teşebbüslerinin kanun kapsamından çıkarılması yoluna gidilmemiş; ancak, kanunun 3 üncü maddesinin (g) bendinde yapılan değişiklikle, KİT'lerin ve kanun kapsamındaki idarelerin, çoğunluk sermayesine sahip oldukları şirketlerin ticarî ve sınaî faaliyetleri çerçevesinde, doğrudan mal ve hizmet üretimine veya ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçlarının temini için yapacakları Hazine garantili veya doğrudan bütçenin transfer tertibinden aktarma yapmak suretiyle finanse edilenler dışındaki yaklaşık maliyeti ve sözleşme bedeli 2 trilyonu aşmayan mal ve hizmet alımları istisna tutulmuştur. İstisna tutulan bu alımların kapsamı, esasen, tüm faaliyetlerine ilişkindir; çünkü, uygulamada bu kuruluşların kuruluş amacı, faaliyet amacı bellidir ve tüm faaliyetleri bu çerçevede değerlendirilmektedir.

Öte yandan, bu istisna kapsamında yapılacak alımlara ilişkin usul ve esasların belirlenme gereği ortadan kaldırılmıştır.

Yine aynı tasarıyla, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun geçici 4 üncü maddesinin, bu alımlarda uygulanacak esas ve usullerin, kurumun uygun görüşü üzerine ilgili idareler tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulmasına ilişkin hükmü kaldırılmış ve 3 üncü maddenin (g) bendi kapsamındaki, mal ve hizmetlerin ilgili kuruluşların talebi üzerine kurum tarafından belirlenmesi usulü esas alınmıştır. Bu şekilde, sadece istisna kapsamındaki mal ve hizmetler belirlenebilecek, bunların nasıl temin edileceğine ilişkin hiçbir yasal düzenleme bulunmayacaktır.

Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle "makine veya işgücü unsurlarının kısmen idarece karşılandığı veya halk katkısının söz konusu olduğu yapım işlerinde ihtiyaç duyulan alımlar kısımlar halinde ihale edilebilir" hükmü getirilerek, alımdan bahsedilmeksizin, tekrar emanet usulüne dönülmüş olunmaktadır.

Emanet iş, geçmişte, 2886 sayılı Kanunun 81 inci maddesine dayanılarak çıkarılan Emanet İşlere Ait Uygulama Yönetmeliğine göre idarenin kendi imkânlarıyla yaptığı veya taşeron marifetiyle yaptırdığı işlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Parlakyiğit, lütfen, toparlayın.

MEHMET PARLAKYİĞİT (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

İdareye, bilhassa taşeron seçiminde hareket serbestisi tanıyarak işlerin daha süratli ve daha az bürokratik işlemle yapılabilmesine imkân sağlanması amaçlanan bu uygulama, zaman içinde yozlaşmış ve yolsuzlukların bir parçası haline gelmiştir.

Uygulamada, taşeron seçiminde yeterli rekabet sağlanamamış ve belli kişi ve şirketler idareler tarafından kayrılmıştır.

Yeterli ödenek sağlanamadan işlere başlanılmış ve yıl içerisinde işin bitirilememesi gerekçe gösterilerek, taşeron işleri yıllara sâri hale getirilmiştir.

İdareler, kendi imkânlarını kullanmadıkları ve niteliği itibariyle esasen kısımlara ayrılamayacak olan işleri de emanet usulüyle yaptıragelmişlerdir. Bu tip uygulamalarla emanet usulünün yolsuzluklara kurumsal zemin hazırladığı ve uluslararası normlara aykırı olduğu göz önünde bulundurularak, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunuyla emanet usulü kaldırılmıştır. Şimdi, bu tasarıyla, tekrar, emanet usulüne dönüş sağlanmaktadır. Bilhassa birtakım yapım işlerinin müstakil olarak projelendirilmesine imkân tanınmasıyla birlikte düşünüldüğünde, 5 inci maddede yapılacak değişiklikle getirilmek istenen hüküm eski emanet usulünün canlandırılmasından başka bir şey değildir.

Tasarının "doğrudan temin" başlıklı 22 nci maddesinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunundan farklı olarak, özelliğinden dolayı stoklama imkânı bulunmayan ve acil durumlarda kullanılacak olan ilaç, tıbbî sarf malzemeleri, test ve tetkik sarf malzemesi alımları da sayılmıştır. Neşter Operasyonunun hâlâ gündemde olduğu ülkemizde, sağlık sektörünün büyüklüğü ve bugüne kadar faaliyetlerinin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, doğrudan alıma imkân tanınması hususunun tekrar düşünülmesinin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Tasarının birçok maddesinde Avrupa Birliği direktifleri ve Dünya Bankası uygulamaları gibi uluslararası düzenlemelere gönderme yapılırken, sağlık sektörüne ilişkin herhangi bir açıklama yapılmaması dikkat çekicidir. Oysa, sağlık kurumlarınca yürütülen sağlık hizmetlerinin gerektirdiği malzemeler, ihtiyatlarıyla birlikte, öngörülebilir niteliktedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının, her ne kadar mutabakat sağlanarak hazırlandığından bahsedilse de, esas itibariyle, eski düzenin tekrar getirilmesine yönelik hükümler içermektedir. Bu haliyle yasalaşması, hem Türkiye'nin uluslararası konjonktüründe layık olmadığı bir konuma sokulması hem de kamu kaynaklarının kullanımındaki israf, usulsüzlük ve yolsuzluğa zemin hazırlaması anlamına gelecektir.

Tasarı içeriğinin, görüntüyü koruma yanında ve asıl olarak, eskiye dönüş mantığı içinde hazırlandığı görülmektedir. Bu ise, kamuoyunda tanınan bir üsluptur, kabul görmesi mümkün değildir.

Sözlerimi burada bitiriyor, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Parlakyiğit.

Şahsı adına ikinci söz, İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan'ın.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Vazgeçtiniz. Teşekkür ediyorum Sayın Oyan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1 inci maddeyi okutuyorum:

BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI

HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE l.- 4.1.2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri ile ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri.

c) Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli kuruluşlar."

"Ancak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ( (e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri hariç) ile enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketler bu Kanun kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi söz istemişlerdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Hamzaçebi, şahsî söz isteğiniz de var; ikisini beraber kullanacaksınız, sürenizi ona göre ayarladım.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu İhale Kanununda değişiklik yapan kanun tasarısının 1 inci maddesine ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de, 2003 yılı başından bu yana, yeni bir İhale Kanunu ve bu İhale Kanununun kontrolünü yapan bağımsız bir Kamu İhale Kurumu da var. Yeni İhale Kanunu ve Kamu İhale Kurumu, kurulduğundan bu yana, yasanın yürürlüğe girdiğinden bu yana sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmalara girmeden önce, bu kanuna neden ihtiyaç duyduk, neden bu bağımsız kurum Türkiye'de ihdas edildi; bunun gerekçeleri üzerinde durmak istiyorum.

Türkiye'de yıllardır yolsuzluktan söz edilir. Yolsuzluğun en çok konuşulduğu alanlardan birisi de, kamu ihaleleridir. Kamu ihalelerinin saydam olmadığı, bu ihalelerde yeterli rekabetin sağlanamadığı, ihaleler yoluyla edinilen mal ve hizmetlerin kalitesinin iyi olmadığı veya bu mal ve hizmetlerin idare açısından uygun fiyatla temin edilmediği konusunda her zaman tartışmalar yapılır ve toplumun, vatandaşların her zaman bu konular üzerinde tereddütleri vardır ve hakikaten, kamu ihaleleri alanındaki yolsuzlukları veya en azından yolsuzluk spekülasyonlarını, dedikodularını önlemek için bu alanda birtakım değişiklikler yapma ihtiyacını toplum olarak duyduk. İhale sistemimiz daha saydam olmalıydı, ihale sistemi rekabete açık olmalıydı, ihale sistemi idare açısından o mal ve hizmetlerin en uygun fiyatla temin edileceği bir sonucu yaratmalı ve kaliteli mal ve hizmeti idareler alabilmeli. Bu ihtiyaçlardan doğdu ve 1 Ocak 2003 tarihinden itibaren, Avrupa Birliği normlarını ve uygulamalarını da dikkate alan yeni bir İhale Kanunu yürürlüğe konuldu. Yeni İhale Kanunuyla birlikte, bir bağımsız Kamu İhale Kurumu ve Kurulu oluşturuldu.

Türkiye'de, bağımsız kurullar 2000'li yıllardan bu yana konuşuluyor; 2000'li yılların öncesinde bağımsız kurullar Türkiye'de yoktu, çok azdı daha doğrusu. Sadece sermaye Piyasası Kurulu vardı, sonrasında bunlar çoğaldı; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu oluşturuldu, Kamu İhale Kurumu oluşturuldu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu oluşturuldu... Bütün bunlar, bu alanlardaki bağımsızlık özleminin sonuçlarıydı. Peki, neden bağımsızlığa ihtiyaç duyuyoruz ve bağımsızlık hangi unsurlardan, hangi etkilerden bağımsızlıktır; bunun da iyi değerlendirilmesi gerekir.

Bağımsızlık, birinci derecede, tabiî ki, politikadan ve yönetimden, yani, o gücü, yönetim gücünü elinde bulunduranlardan bağımsızlıktır. İkincisi de, sektörden bağımsızlıktır. Bu alanda faaliyet gösteren kurumlar, bu bağımsız kurullar, ilgili sektörlerin de, o sektörlerdeki gücün etkilerinden de uzak olmak durumundadırlar.

Bunlar, Türkiye'nin keşfettiği uygulamalar değil, gelişmiş ülkelerin, Avrupa Birliği ülkelerinin uygulamalarıdır. Türkiye de bu uygulamaları görmüş ve uyguladığı bir ekonomik programla birlikte, bu bağımsız kurumları ve kurulları bünyesine katmıştır.

Hükümet, kurulduğundan bu yana, bağımsız kurumlar ve kurulları tartışmaya açmıştır. Hatırlayacaksınız, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ilkin bu tartışmalardan payını almış; hemen akabinde, Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kurumu tartışmaya açılmıştır. Önümüze gelen tasarı, Kamu İhale Kanununda değişiklikler yapıyor. Kamu İhale Kurumuna çok fazla müdahale yok; en azından şu ana kadar yok. Bundan sonra, tabiî, önergelerle herhangi bir müdahale olur mu, onu bilemiyoruz.

Ne yapıyor tasarının 1 inci maddesi; 1 inci madde, kanunun kapsamını daraltıyor. Benden önce konuşan arkadaşlarımız değindiler; enerji, su, telekomünikasyon ve ulaştırma alanlarında faaliyet gösteren kurumların, KİT'lerin alımları bu kanun dışına çıkarılıyor. Gerekçe; tasarının gerekçesine baktığımızda, Avrupa Birliğinin normları, Avrupa Birliğinin konsey direktifleri gerekçe olarak gösteriliyor.

Değerli arkadaşlar, bu gerekçeyi hükümetin biraz daha açması gerekir; çünkü, biraz daha incelediğimizde, bu gerekçenin, gerçekte, çok tutarlı olmadığı ortaya çıkıyor. Avrupa Birliğinde, bu sektörler, yani, enerji, ulaştırma, telekomünikasyon, su gibi sektörlerde, sadece kamu sektörü yoktur, özel sektör vardır. Birçok ülke, bu kurumlarını özelleştirmiştir, özel sektörün rekabeti içerisindedir. Bazı ülkelerde kamunun hâkimiyeti de vardır; ama, bunlar, ağırlıklı olarak, özel sektörün hâkim olduğu piyasalardır. Böyle piyasalarda, yani, hem kamu hukukuna tabi kurumların hem özel hukuka tabi kurumların olduğu bu piyasalarda tek bir yasal düzenleme, tek bir direktif doğru olmayacağı için, Avrupa Birliği, 1993 yılında yayınlamış olduğu bir Konsey direktifiyle, bu alanlarda daha farklı düzenlemelerin yapılmasını öngörmüştür; ama, daha farklı düzenlemeler, yine, açık, tanımlanabilir, kuralları olan düzenlemelerdir; kuralsız alanlar değildir.

Başka ne yapılıyor: KİT'lerin 2,3 trilyon liraya kadar olan alımları da kapsam dışına çıkarılmak suretiyle, KİT'ler, bir anlamda, bu tasarının kapsamı dışına çıkarılmış oluyor. Görünüşte kapsamda; ancak, sonraki maddelere bakıldığında, 2,3 trilyon liralık alımların bu kapsamın dışına çıkarılmış olması nedeniyle, KİT'lerin de önemli ölçüde kapsam dışına çıkarıldığını görüyoruz. 4734 sayılı İhale Kanunu, bir sistem kurmuş, tüm kamu kurumlarını bunun kapsamına almış ve bu kurumların tüm alımlarını da, birtakım ufak tefek istisnalar dışında, bu kapsama almış. Böyle bir sistemden, tekrar eskiye, âdeta eski sisteme, eski düzene duyulan özlemin sonucu olarak, sapmalar gösteriyoruz. Bu, bütçe disiplinini bozacaktır, kamu harcamalarında saydamlığı bozacaktır.

"Saydamlık" diyoruz; çok kullanıyoruz bu kelimeyi. Dünya saydamlık sıralaması var; Dünya Bankası yapıyor, çeşitli uluslararası kuruluşlar yapıyor ve Türkiye, her geçen yıl, bu sıralamada istifa kaybediyor, her geçen yıl bu sıralamada daha aşağılara düşüyor ve her geçen yıl saydamlık sıralamasında kaybettiğimiz irtifa, bize çok pahalıya mal oluyor. Bu, yabancı sermayenin gelmesi için bir engeldir. Yabancı sermaye, saydam bir mevzuat ister, saydam bir sistem ister; bütün uygulamaların, bütün kuralların kanunlarda yazılı olmasını ister. Bizim yerli sermayemizi de kaçırıyoruz; onun için de ürkütücü bir durum. Bu şekilde, eskiye duyulan özlemle yapılan bu düzenlemeler, kesinlikle, Türkiye'de yatırım ortamını bozan, yatırım ortamını daha iyi bir hale getirmek için gösterilen çabaları engelleyen uygulamalardır.

Değerli arkadaşlar, Kamu İhale Kanununda, yılbaşından bu yana, hükümetin çeşitli beklentiler içerisinde olduğunu biliyoruz. Yani, kanunu değiştirme amaçlı olarak iradesini ortaya koyduktan sonra, doğal olarak, bu kanun kapsamındaki kurumlar, yapabilecekleri yatırım harcamalarını da yapmamaya başladılar. Yasanın değişecek olması nedeniyle, yasanın öngördüğü formalitelere girmeyelim, nasıl olsa yasa değişecek, değiştirilen yasa çerçevesinde ihalelerimizi yaparız, belki emanet usulü gelir, belki başka usuller gelir; dolayısıyla, çok daha rahat, eskiden alıştığımız sistemle bu ihaleleri yapabiliriz düşüncesiyle, kurumlar ihalelere girmediler. Bu, zaman zaman, Türkiye'de 2003 yılında yatırımlarda görülen azalmanın da bir gerekçesi olarak sunuluyor.

Buradaki yanlış izlenimi de, rakamlarla, sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Gerçekte, yatırımlardaki azalışın nedeni, yeni İhale Yasası değildir. Yeni İhale Yasasının yatırımları önleme gibi bir arzusu olamaz. Uluslararası kurallardan esinlenilmiş, onlara bakılmış, Türkiye şartlarına uyarlanmış ve bir kanun oluşturulmuş. Kanunun eksiklikleri olabilir. Bu, hiçbir zaman, kanunun esasından uzaklaşılması sonucunu yaratmamalı. Türkiye'de  yatırımların 2003'teki azalışın nedeni, 2003 yılı yatırım bütçesinin büyüklüğüdür. Bakın, size rakam veriyorum: 2003 yılı yatırım bütçesinin büyüklüğü 5,2 katrilyon liradır; 2002'de bu rakam 6,8 katrilyon liradır. Evet, nominal olarak söylüyorum, rakamsal olarak söylüyorum; 6,8 katrilyon liradan 5,2 katrilyon liraya düşmüş. Aynî kredileri saymıyorum. Aynî krediler, 2003 yılında bir miktar var; ama, 2003 yılında bütçede gözüken bu rakam, 2002 ve öncesi yıllarda bütçede gözükmüyor; ilk defa bu yıl bütçeye girmiştir, bütçe harcamalarının daha şeffaf olması, daha saydam olması anlayışının bir gereği olarak. O nedenle, onu saymıyorum. 5,2 katrilyon liralık bir yatırım bütçesi var. Bu yatırım bütçesinin tamamı da serbest değildir; hükümetin ekonomi alanındaki popülist politikaları bütçe açığının büyümesine yol açmış ve bütçe açığının, yatırım harcamalarındaki blokajla, bunların bir kısmının harcanmayarak tutulması suretiyle kapatılması düşünülmüştür. Türkiye'de 2003 yılında yatırım yapılmayışının gerekçesi de budur. Bunun, yeni İhale Kanunuyla hiçbir şekilde ilgisi yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gerçekten, Türk müteşebbisini uluslararası rekabete taşımak istiyorsak, yabancı sermayeyi gerçekten Türkiye'ye çekmek istiyorsak, Türkiye'de saydam bir ihale sistemini kurmak zorundayız. Saydamlık, önce Türkiye'nin keşfettiği değil, diğer ülke uygulamalarında olan bir ihale yasası ve bu ihale yasasına yön veren bağımsız bir kamu ihale kurumudur. Bağımsız kamu ihale kurumu üzerindeki tartışmalara da, hükümet son vermek zorundadır. Bağımsız bir kamu ihale kurumu ve diğer bağımsız kurumlar, bu ülkenin, bu toplumun ihtiyacıdır; hem politikanın, politikacının etkilerinden uzak olacaktır bu alanlar hem de ilgili sektörlerin etkilerinden uzak olacaktır. Bunların atamaları, kanunlarda belli usullere bağlanmıştır; bağımsızlıkları, bu usuller ihdas edilerek korunmaya, kurulmaya çalışılmıştır. Bunlara herhangi bir müdahale... İnanın, şu anda, çok farklı düşüncelerle belki böyle şeyler akla geliyor olabilir; ama, bunlardan, sonuçta sistem, sonuçta Türkiye zarar görür. Bağımsız kurumlara ve idarenin, politikanın, yönetimin etkilerinden uzak yasalara alışmalıyız. Bunlar, bizi, daha ileriye, Avrupa Birliğine ve Türkiye'nin önündeki çok daha güzel, iyi hedeflere taşıyacaktır.

Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde 2 adet önerge vardır. Önergeleri sırasıyla okutacağım ve son önergeyi en aykırı önerge olduğu için, işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oğuz Oyan

Mehmet Parlakyiğit

Mehmet Yıldırım

 

İzmir

Kahramanmaraş

Kastamonu

 

Engin Altay

Hüseyin Özcan

Nail Kamacı

 

Sinop

Mersin

Antalya

"Ancak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ((e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri hariç) ile  enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketlerin:

a) İçmesuyu, elektrik, gaz veya ısıtma üretimi, taşınması ve dağıtımı için ağ kurulması veya işletilmesi,

b)Petrol, gaz veya kömür aramak veya çıkarmak amacıyla bir coğrafî alandan istifade etmek ya da havaalanı veya deniz veya karayolu, liman tesislerine nakliye hizmeti sunulması,

c)Tren, tramvay veya otobüs ağı işletilmesi,

d)Kamu telekomünikasyon hizmeti sağlanması işleri bu Kanunun kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen  4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oğuz Oyan

Muharrem İnce

İzzet Çetin

 

İzmir

Yalova

Kocaeli

 

Mehmet Yıldırım

 

Mehmet Parlakyiğit

 

Kastamonu

 

Kahramanmaraş

 

"Ancak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ((e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri hariç) bu Kanunun kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Katılmıyorsunuz.

Önerge sahipleri?..

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıdaki düzenleme, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren KİT'leri kapsam dışında bırakmaktadır. Kamu İhale Kanununun kamu hukukuna tabi olma, kamunun denetimi altında bulunma ve kamu kaynağı kullanma ölçütleriyle belirlenmiş olan amaç başlıklı 1 ve 5 inci maddelerinde belirtilen temel ilkelerle çelişmektedir. Bu çelişkiyi gidermek amacıyla değişiklik önerilmiştir.

BAŞKAN - Komisyonun ve hükümetin katılmadığı, biraz önce de gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, son önergeyi okutup, oylayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                     Oğuz Oyan

                                                        (İzmir) ve arkadaşları

"Ancak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ((e) bendinde belirtilen yapım ihaleleri hariç) ile enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketlerin:

a) İçmesuyu, elektrik, gaz veya ısıtma üretimi, taşınması ve dağıtımı için ağ kurulması veya işletilmesi,

b) Petrol, gaz veya kömür aramak veya çıkarmak amacıyla bir coğrafî alandan istifade etmek ya da havaalanı veya deniz veya karayolu liman tesislerinde nakliye hizmeti sunulması,

c) Tren, tramvay veya otobüs ağı işletilmesi,

d) Kamu telekomünikasyon hizmeti sağlanması işleri bu Kanunun kapsamı dışındadır."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

AB ülkelerinin bir bölümünde, enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerinde faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketlerin tüm faaliyetleri değil değişiklik teklifinde belirtilen faaliyetlerle ilgili işleri bu sektörde faaliyet gösteren ihale mercilerince ihale edilmektedir.

Bu tasarıdaki değişikliklerin AB direktiflerine uyum amacıyla yapıldığı belirtildiğine göre 4734 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının önerilen şekilde değiştirilmesi uygun olacaktır.

BAŞKAN - Hükümet ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini de dinlediğiniz ikinci önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.

2 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- 4734 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 3.- a) Kanun kapsamına giren kuruluşlarca, kuruluş amacı veya mevzuatı gereği işlemek, değerlendirmek, iyileştirmek veya satmak üzere doğrudan üreticilerden veya ortaklarından yapılan tarım veya hayvancılıkla ilgili ürün alımları ile 6831 sayılı Orman Kanunu gereğince köylülerden yapılacak hizmet alımları,

b) Savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili mevzuat uyarınca gizlilik içinde yürütülmesi gerektiği ihale yetkilisince onaylanan; uçak, helikopter, gemi, denizaltı, tank, panzer, roket, füze gibi araç, silah, silah malzeme ve teçhizatı ve sistemleri ile bunların araştırma-geliştirme, modernizasyon, yazılım ve mühimmat ihaleleri ile devlet güvenliği ve istihbaratı kapsamındaki hizmet, malzeme, teçhizat ve sistem alımları,

c) Uluslararası anlaşmalar gereğince sağlanan dış finansman ile yaptırılacak olan ve finansman anlaşmasında farklı ihale usul ve esaslarının uygulanacağı belirtilen mal veya hizmet alımları ile yapım işleri; uluslararası sermaye piyasalarından yapılacak borçlanmalara ilişkin her türlü danışmanlık ve kredi derecelendirme hizmetleri; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının banknot ve kıymetli evrak üretim ve basımı ile ilgili mal veya hizmet alımları,

d) İdarelerin yabancı ülkelerdeki kuruluşlarının mal veya hizmet alımları ile yapım işleri; yurt dışında bulunan nakil vasıtalarının o yerden sağlanması zorunlu mal veya hizmet alımları,

e) Bu Kanun kapsamına giren kuruluşların; Adalet Bakanlığına bağlı ceza infaz kurumları, tutukevleri işyurtları kurumları, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı huzurevleri ve yetiştirme yurtları, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı üretim yapan okullar ve merkezler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı enstitü ve üretme istasyonları ile Başbakanlık Basımevi işletmesi tarafından bizzat üretilen mal ve hizmetler için anılan kuruluşlardan, Devlet Malzeme Ofisi Ana Statüsünde yer alan mal ve malzemeler için Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğünden, yük, yolcu veya liman hizmetleri için Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğünden, akaryakıt ve taşıt için Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğünden yapacakları alımlar,

f) Ulusal araştırma-geliştirme kurumlarının yürüttüğü ve desteklediği araştırma-geliştirme projeleri için gerekli olan mal ve hizmet alımları,

g) 2 nci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (d) bentlerinde sayılan kuruluşların, ticari ve sınai faaliyetleri çerçevesinde; doğrudan mal ve hizmet üretimine veya ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçlarının temini için yapacakları, Hazine garantisi veya doğrudan bütçenin transfer tertibinden aktarma yapmak suretiyle finanse edilenler dışındaki yaklaşık maliyeti ve sözleşme bedeli ikitrilyon üçyüzmilyar Türk Lirasını aşmayan mal veya hizmet alımları,

h) Bu Kanun kapsamındaki idarelerin kendi özel mevzuatı uyarınca hak sahiplerine sağlayacakları teşhis ve tedaviye yönelik hizmet alımları ile tedavisi kurumlarınca üstlenilen kişilerin ayakta tedavisi sırasında reçeteye bağlanan ilaç ve tıbbi malzemelerin kişilerce alımları,

Ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç bu Kanuna tâbi değildir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, CHP Grubu adına, Kastamonu Milletvekili Sayın Mehmet Yıldırım; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sabrınızı fazla taşırmadan, 2 nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi aktarmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, 2490, 2886 ve en son da, en erken eskiyen yasa, maalesef -marttan bu tarafa- 4734. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir karar alıyor, yolsuzluktan, uğursuzluktan kurtulmaktan, kamu kaynaklarını şeffaf yönetmekten dolayı bir yasa çıkarıyor; kamu henüz bu yasaya alışmadan, hazırlanmadan, birileri, kamu personeli ve teknik personelle birlikte "bu İhale Yasasıyla biz iş göremiyoruz, biz çalışamıyoruz, biz kaynakları kullanamıyoruz" diye, siyasîlere, bizlere baskı yaparak, maalesef, amaçlarında muvaffak olmuşlardır; çünkü, 4734 sayılı Yasa, önce, bir, şeffaflığı getiriyordu; iki, kaynağı getiriyordu; üç, projeyi öngörüyordu. Projesi olmayan, kesinhesabına kadar tatbikat projeleri olmayan, yüzde 10 kaynağı ayrılmayan hiçbir projenin ihalesine imkân vermiyordu. Maalesef, şimdi, hükümetimiz işbaşına geldiği günden bu güne yapılan çalışmayla, Türkiye Büyük Millet Meclisine önce bu yasa bir geldi; sonra, kamuoyunun baskısıyla geri çekildi; sonra, Avrupa Birliği, IMF ile yapılan birtakım çalışmalarla, yeniden, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne geldi, birlikte tartışıyoruz.

Bana göre, bu yasanın tek doğru bir tarafı var; bu yasa -3/a maddesi- orman köylüleriyle ilgili bir düzenleme getiriyor; bu, doğru bir düzenlemedir; çünkü, orman köylüleri, orman kooperatifleri, gerçekten, İhale Yasası kapsamında. Ben de, sözcü olarak, daha önce, Orman Bakanlığı ve Çevre Bakanlığının birleştirilmesiyle ilgili yasanın 17 nci maddesi üzerinde konuşurken, bu İhale Yasasının kapsamından orman köylülerinin çıkarılmasını talep etmiştim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmuştum. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin de talebiydi. Gerçekten, orman köylümüz sefildi. Gerçekten, orman köylümüz yoksuldu. Gerçekten, orman köylümüz evinde aş bulamıyordu ve elindeki ormanı koruyordu. Koruduğu ormandan, Allah'ın kendisine bahşettiği ormandan üretim yaparak, yapacak ayırarak, tomruk üreterek geçimini sağlıyordu; devlete çalışıyordu. Belki, tomruğu keserken sırtından, bacağından yaralanıyordu, belki de felç geçiriyordu. Çocukların nafakasını sağlamaya çalışıyordu. Türkiye'de yaklaşık 2 000 000'un üstünde -yaklaşık 2 000 kooperatifin üyesi- vatandaşımız, yurttaşımız, orman köylümüz bu yasadan mustaripti. İstiyorduk ki, bu yasa tek bir madde üzerinde gelsin, getirilsin ve Orman Kanununa uygun, 40 ıncı maddeye uygun bir şekilde bu yasa değişikliği önümüze gelsin.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; ben, Kastamonu milletvekiliyim. Bolu, Çankırı, Bartın ve Sinop olmak üzere, Türkiye'nin en büyük güzel ormanları bizim bölgemizde, en yoksul halk bizim bölgemizde, göç bizim bölgemizde. Ormanlar zengin. Orman ürünleri, orman emvalleri, büyük üretim yapıldığı için bizim hanemize yazılıyor, millî hâsılamıza yazılıyor. Kastamonu'nun, örneğin, 1 781 dolar, 2002 yılında millî geliri görülüyor. Biz, fakirken zengin görünüyoruz. Neden; orman emvali, bizim gayri safî millî hâsılamız olarak görülmektedir. Gerçekten yoksuluz, gerçekten orman köylümüz yoksul. Bu yasanın orman köylüsü lehine değiştirilmesi gerekiyordu; ama, bu yasada bir eksiklik var. Bu yasanın bu eksikliğinin giderilmesini talep ediyoruz. Az sonra bir önerge vereceğiz; burada "orman köylülerine" diye bir ibare var.

Değerli arkadaşlar, her köyde kooperatifleşme var, her köyde örgütlenme var. Bakın, dün, 2/B uygulamasıyla ilgili yasa buradan çıktı; gelecekte de bu yasayla ilgili, Orman Yasasıyla İlgili, orman köylülerine ve kooperatiflerine Or-Köy kanalıyla kaynak aktaracağını, hükümet belirtmektedir. Eğer, bu maddede "köylülerden" ibaresinin önüne "orman kalkındırma kooperatifi" ibaresini koyarsak, bu yasanın özü değişmemektedir; tam tersine, kooperatiflere daha çok imkân tanınmaktadır ve Anayasamızın 171 inci maddesine de uygun hale dönüşmektedir.

Bakın, Anayasa madde 171'de  ne deniliyor: "Devlet, millî ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır."

Değerli arkadaşlar, komisyonda da arkadaşlarımızla bir önergeyle "kooperatifler" ibaresinin ve ondan sonra da "köylülere" ibaresinin eklenmesini talep ettik; ama, hükümet direndi. Direnişini anlamakta güçlük çekiyoruz. Neden direniyor, anlamakta zorluk çekiyoruz. Buna IMF mi karşı arkadaşlar; yani, biz, orman köylülerinin örgütlenmesini, onların geliştirilmesini, onların daha sağlıklı, birlikte dayanışma içine girmesini, Türkiye Cumhuriyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, hükümet olarak niye engelleyelim ki?! Yani, bunu "köylülerden" ibaresinin önüne koymakta bir sakınca görmüyoruz ve bu ibarenin önüne "kooperatifler" ibaresinin eklenmesini, Cumhuriyet Halk Partisi olarak talep ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu madde çok geniş; savunmadan bütün kamu kurum ve kuruluşlarına kadar, Adalet Bakanlığının cezaevlerinden, yurtlara kadar, Millî Eğitimden Başbakanlık Basımevine kadar kapsam dışında. Değerli arkadaşlar, tek eksik kalmış: Sadece yapım işleri. Sanıyorum, 2003 bütçesinde kaynak kalmadı. 2004'te de, bu gidişle kaynağı bulmamız da çok zor olacak; çünkü, öyle bir noktaya geliyor ki, gelin hep beraber bir karar verelim... 2490 yıllarca uzun sürdü Türkiye'de, eskimedi; 2886 erken eskidi; ama, bu 4734 sayılı Yasa da yaklaşık dört ayda eskidi.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi, gelin, başka bir Türkiye yok. İnanın, dokunulmazlıkların kaldırılması derken, kendimden şüphe etmeye çalışıyorum. Değerli arkadaşlar, hepimiz hırsız mıyız biz, siyasetçi hırsız mı, Sayın Bakanlarımız hırsız mı, Sayın Başbakanımız hırsız mı; hâşa.

Değerli arkadaşlar, hep birlikte, birbirimize sahip çıkarak, Türkiye'nin siyasetçileri olarak, dürüst ve erdemli olduğumuzu, eskilerden farklı olduğumuzu gelin anlatalım, gelin birlikte karar verelim.

Önergeler veriyoruz. Burada, savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili mevzuat uyarınca gizlilik içinde yürütülmesi gerektiği için, Savunma Bakanlığının yaptığı birtakım alımlar, uçaklar, helikopterler, parçalar ihale kapsamı dışına çıkarılmıştır. Doğrudur bu, doğrudur; ama, değerli arkadaşlar, 8 inci maddede bir olay getiriyoruz; örneğin ASELSAN, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurduğu bir vakfın olduğu için, bu ihale kapsamı içinde yasaklılar ve cezalılar arasına giriyor; yani, bir noktada, kendi elimizle, bir taraftan muafiyet kazandırırken, bir taraftan da ASELSAN'ın elini kolunu bağlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum; lütfen  tamamlayın.

MEHMET YILDIRIM (Devamla) - ASELSAN kimin parasıyla kuruldu; hepimizin parasıyla kuruldu. ASELSAN, millî bir değerimiz, millî bir olayımız; yani, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin vakıflarının kurduğu bir teşkilattır; ona sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum ve bununla ilgili önergemizi desteklemenizi istiyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şahısları adına, madde üzerinde, Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 5 dakika.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce, elim bir trafik kazasında yaşamını yitiren Adana Milletvekilimiz Sayın Tacidar Seyhan'ın değerli yavrusu Engin Seyhan'a Tanrı'dan rahmet diliyorum. Yine aynı şekilde, yaklaşık oniki gündür hastanede bitkisel hayatta -bugün kısmen iyi haberler almakla birlikte- yaşam mücadelesi veren Kastamonu Milletvekilimiz Sayın Mehmet Yıldırımın sevgili yavrusu Nafiz'e de Tanrı'dan acil şifalar diliyorum. Yine, biraz önce, öğrendiğim kadarıyla, Sayın Başbakan da küçük bir kaza geçirmiş; kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle düzenlenen kanunun 3 üncü maddesi üzerinde, şahsım adına söz aldım. Söz alış gerekçemin bir kısmını Sayın Yıldırım benden önce anlattı.

Değerli arkadaşlar, 1 Ocak 2003'te yürürlüğe giren Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girdiğinden bugüne kadar toplumun değişik kesimlerinde, çok değişik boyutlarda, çok farklı perspektiflerde tartışılan bir kanun; ancak, daha çok da, birilerinin istisnaların çokluğundan birilerinin istisnaların azlığından yakındığı bir kanun.

Bir orman bölgesi çocuğu olarak, şu kolunda tomruk izi hâlâ duran bir milletvekili arkadaşınız olarak, Yüce Heyetinize bir hususu arz etmek ve bu konuda katkınızı istemek üzere huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz yasa tasarısının 2 nci maddesiyle Kamu İhale Kanununun değiştirilen 3 üncü maddesindeki istisna kapsamına, 6831 sayılı Orman Kanunu gereğince köylülerden yapılacak hizmet alımları nihayet alınmıştır; ancak, değerli arkadaşlarım, 6831 sayılı Orman Kanunu, bakın, şöyle diyor: "Devlet ormanlarında ağaçlandırma, bakım, imar, yol yapım, kesme, toplama, taşıma, imal gibi orman işleri, işyeri ve işyerinde çalışacakların hangi mülkî hudut ve orman teşkilatı hudutları içerisinde kaldığına bakılmaksınız..."

Sayın milletvekilleri, burası çok önemlidir!

Değerli arkadaşlarım, "...öncelikle işyerlerinde veya civarında orman köylerini kalkındırma kooperatiflerine ve işyerindeki çalışan köylülere veya işyeri civarındaki orman köylülerine..."

Bakın, burada...

BAŞKAN - Sayın Altay, bir dakikanızı alıyorum...

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda gerçekten bir gürültü var, uğultu var. Ben, hatibi takip etmekte zorlanıyorum.

İkinci bir ricam, Komisyon ve Hükümetin olduğu bölümde, değerli milletvekili arkadaşlarımızın bu çalışma dışında herhangi bir görüşme yapmamalarını rica ediyorum. Başkanlık, hem sizi dinlemekte hem de burada değişiklik önergeleri hususunda Komisyonla arasındaki iletişimde zorlanıyor; o bakımdan, arkadaşlarıma rica ediyorum...

Buyurun Sayın Altay, süreyi tamamlayacağım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - "...orman köylülerinin kooperatiflerine verir" demekle kalmıyor değerli arkadaşlarım. Yasa diyor ki: "Şayet ihtilaf çıkması durumunda, o bölge insanına bu işin yaptırılamaması durumunda, başka bölgelerden -civar olmayan başka bölgelerden- orman köyleri kalkındırma kooperatiflerine öncelikle yaptırılır." Biraz önce, Sayın Yıldırım da 171 inci maddeyi okudu; benim bir daha okumama gerek yok; Anayasada bir hüküm var. Kaldı ki, Türkiye'de orman köylülerinin, orman emvali üreten köylülerimizin; yani, kesme, sürütme, nakliye işleri yapan köylülerimizin, Orman Bakanlığına iş yapan köylülerimizin yüzde 80'i de OR-KOOP çatısı altında örgütlüdür. Bu değişiklikle, buraya "köylülerden" ibaresinin eklenmesiyle, hükümetimizce, orman kooperatiflerini kapsadığını anlıyorsak, çok dert değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir önergemiz de var; Hükümet şayet buna katılmaz ve Sayın Bakan oradan "burada bir daha buna gerek yok; burada 'köylülerden' ifadesinden anlaşılan, orman köyleri kalkındırma kooperatifleridir" derse, mesele yok; ama, inan olun, Orman Bakanlığı bürokratları ve hukukçuları şimdiden bu işin derdine düştü. Türkiye genelinde, Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü, orman emvali üretimini, orman köyleri kalkındırma kooperatifleriyle yapıyor. Bu tereddüt giderilmezse, orman köyleri kalkındırma kooperatiflerinin ve Orman Bakanlığı bürokratlarının, orman bölge şeflerinin yedi aydır yaşadığı sıkıntı sürmeye devam edecek. Bu sebeple, ben, Yüce Heyetinizden, biraz sonra sunacağım bir önergeyle, bu "köylülerden" ibaresinden önce gelmek üzere "orman emvali üretiminde orman köyleri kalkındırma kooperatifleri ve" köylülerden ibaresinin eklenmesi hususunu, sizlerden, bir orman bölgesi milletvekili olarak, bir arkadaşınız olarak rica ediyorum, beni kırmayacağınıza inanıyorum. Sayın Kapusuz sinyali verdi, kırmayacak; çok teşekkür ediyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Şahsı adına ikinci söz isteği, Kocaeli Milletvekili Sayın İzzet Çetin'e aittir.

Buyurun Sayın Çetin.

Süreniz 5 dakika.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, 1.1.2003'te yürürlüğe giren kanunun bir kez daha değiştirilmesi istemiyle Heyetimizin önüne gelen bu yasa tasarısıyla ilgili olarak, istisnalar bölümü gerçekten son derece geniş.

Dokuz aylık süre içerisinde pek çok yasal düzenleme yaptık. Bunların neredeyse yüzde 90'ı, 57 nci hükümet döneminde hazırlanan ve o dönemde seçim kararı alınması üzerine, bu dönemde önümüze gelen yasal düzenlemeler, örnek olarak İş Yasası, Bağ-Kur, İŞKUR Yasaları ve Sosyal Sigortalar Kurumuyla ilgili temel kanun, hep, bundan önceki hükümet döneminde hazırlanagelmişti. Burada, bunları kahramanlar gibi savundunuz, üstlendiniz. Ne oldu da, birdenbire İhale Yasasından rahatsızlık duydunuz da, Yüce Meclisin önüne getirdiniz. Bu kadar geniş istisnalarla amaçlanan ne; gerçekten kuşkuya düşüyorum.

Sayın Bayındırlık Bakanımızın bir evvelki dönem -daha geçtiğimiz yıl- bu yasa Mecliste görüşülürken yaptığı konuşmayı, biraz evvel Grup Başkanvekili arkadaşım buradan okudu; ama, bir ibret belgesi olması nedeniyle, bazı satırlarını, ben de, sizlerin bilgisine sunmak istiyorum.

"Yasalar değişiyor, bakanlar değişiyor, hükümetler değişiyor, partiler değişiyor, değişmeyen bir şey var; gayrimeşru paranın gücü değişmiyor. O kadar güçlü ki bu para, partileri yıpratıyor, kanunları yıpratıyor, liderleri yıpratıyor, milletvekillerini yıpratıyor; ama, bu sermaye, katlanarak yoluna devam ediyor, katlandıkça da zevk alıyor, güçleniyor, her tarafa elini kolunu uzatmaya çalışıyor. Bunlara, bakan dayanmıyor diyorum, partiler dayanmıyor diyorum, hükümetler dayanmıyor diyorum; hepsini, bu güçlü gayrimeşru sermaye yıpratıyor, bitiriyor, eğitiyor, eğriltiyor; ama, engel tanımıyor nedense. Demokrasi, âdeta bunlar için varmış. Seçim meydanlarında birbirimizi inciten konuşmaları sanki bunlar için yapıyoruz. Solculuk bunlar için, sağcılık bunlar için, milliyetçilik bunlar için, zaman zaman kontrol edilmeyen dinî fetvalar da bunlar için. Bunların partisi yok" ve devam ediyor konuşması Sayın Bakanın: "Milletler çökmüş, devletler çökmüş, imparatorluklar çökmüş, hiç önemli değil; var olsun yatlar, var olsun villalar. Yeter ki, onların çocukları güzel havuzlarda, özel uçaklarda, yabancı ülkelerde, sahillerde yaşasın. Bu milletin çocukları varoşlarda çile çeksin, onlar için hiç de önemi yoktur. Bunu, duygusal olarak söylemiyorum; Türkiye'yi geziyorum, görüyorum, onbir yıldır milletvekiliyim; bunları tahlil ederek, tespit ederek yaşıyoruz; acıları, bizi, ister istemez, bu kürsülerde konuşmaya zorluyor ve davet ediyor" ve Bakan söylüyor: "İstisnalar... Niçin istisnalar?!"

Evet, arkadaşlar, bu istisnalar niçin?! Niçin, bu kadar genişletme ihtiyacı hissediyorsunuz?! Dokuz aylık hükümetiniz sırasında, yoksa, devlet kesesinden zengin olacak kaynak bulamadınız da mı, bu istisnaları bu kadar çok geniş tutma gayreti içindesiniz?! (AK Parti sıralarından "Ne alakası var?!" sesleri)

HALİL AYDOĞAN (Afyon) - Yapma!..

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Ne diyorsun sen!..

İZZET ÇETİN (Devamla) - Evet, bunları, Sayın Bakanın sözlerinden yola çıkarak, ben de, yorumlamak ve düşünmek zorundayım.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke, ne çektiyse yolsuzluktan çekti, ne çektiyse devlet olanaklarını kötüye kullanmaktan çekti. Bakınız, 1960'lı yıllarda, bizimle emsal konumda olan ülkeler, bugün, bizi fersah fersah geçmiş. Niye;çünkü, biz, hep devlet kesesinden zengin olmanın yollarını arayarak siyaset yaptık ve yolsuzluğa, hırsızlığa...

A. YEKTA HAYDAROĞLU (Van) - Biz daha yeni geldik...

İZZET ÇETİN (Devamla) - O, sizin için, sizin mantığınız için geçerli. Sayın Bakan böyle söylüyor, Sayın Bakanınız böyle söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, 57 nci hükümet döneminde hazırlanan bu kadar yasayı amansızca savundunuz. Kendinizi bu kadar fazla savunmak zorunda hissettiniz. Kamu İhale Yasasından bu kadar büyük rahatsızlık duyma ihtiyacınızı anlayamıyoruz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Kamu İhale Kanununu okudunuz mu?!

İZZET ÇETİN (Devamla) - Bu kadar genişletilmiş istisnaları anlamakta zorlanıyorum. Yine, acaba, ben, Sayın Bayındırlık Bakanımız Ergezen'in, bir evvelki hükümet döneminde, yasama döneminde yaptığı konuşmadan yola çıkarak sizlerden kuşku duymak istemiyorum. Onun için, bu istisnalara ilişkin hükümler bu kadar geniş tutulacak olursa, gelecekte siz de kendinizi ifade etmekte zorlanabilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen tamamlayın.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şunu anlarım: gerçekten devletin sürekliliği açısından, bazı işlerin güvenliği açısından, çok acil karar alma durumlarında bazı istisnalar elbette olmalıdır, olacaktır. Örneğin, devletin banknot matbaasında banknot basım işi elbette, ihale edilmemeli; elbette, oy pusulalarının basım, dağıtım işi gibi Türk Tarih Kurumunun yapmış olduğu işler ihale edilmemeli; ama, bu kadar büyük ayrıntıya girerek, istisnaları genişletme ihtiyacı içine girerseniz, siz de, sizden evvel eleştirdiğiniz hükümetlerin, partilerin, milletvekillerinin eleştirilerinden kendinizi kurtaramazsınız. Onun için, bir kez daha düşünmeye davet ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın milletvekilleri, 2 nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır; ancak, madde üzerinde 3 adet önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra, aykırılık derecelerine göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle değiştirilen 3 üncü maddesinin (e) fıkrasına "...Başbakanlık Basımevi" ifadesinden sonra gelmek üzere "Türk Tarih Kurumu Basımevi" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oğuz Oyan

İzzet Çetin

Kemal Kılıçdaroğlu

 

İzmir

Kocaeli

İstanbul

 

Sefa Sirmen

 

Salih Gün

 

Kocaeli

 

Kocaeli

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 2 nci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendinin "Savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili mevzuat uyarınca gizlilik içinde yürütülmesi gerektiği, her bir ihale için ihale yetkilisince onaylanan; uçak, helikopter, gemi, denizaltı, tank, panzer, roket, füze gibi araç, silah, silah malzeme ve teçhizatı ve sistemleri ve harp malzemeleri ile bunların araştırma-geliştirme, eğitim, üretim, modernizasyon, yazılım ve mühimmat ihaleleri ile bunlarla ilgili sefer stokları, bakım, işletme ve idameye yönelik mal ve hizmetler, devlet güvenliği ve istihbaratı kapsamındaki hizmet, malzeme, teçhizat ve sistem alımları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Sadullah Ergin

Salih Kapusuz

Şevket Orhan

 

Hatay

Ankara

Bursa

 

Şükrü Önder

Sabri Varan

Mustafa Cumur

 

Yalova

Gümüşhane

Trabzon

BAŞKAN - Üçüncü ve en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesiyle yeniden düzenlenen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 3/a maddesinin "6831 sayılı Orman Kanunu gereğince" sözcüklerinden sonra gelmek üzere "orman köyleri kalkındırma kooperatiflerinden ve" sözcüklerinin ilave edilmek suretiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Oğuz Oyan

Mehmet Ceylan

 

Ankara

İzmir

Karabük

 

Orhan Yıldız

Engin Altay

Mehmet Yıldırım

 

Artvin

Sinop

Kastamonu

 

 

A.Gökhan Sarıçam

 

 

 

Kırklareli

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılıyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçe okunsun efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Tasarıda getirilen değişikle 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yürütülen işlerin, o yerde bulunan orman köylülerine yaptırılması zorunluluğunun bulunduğundan bahisle, bu işlerin yaptırılmasında, ihale usullerinin uygulanması mümkün olmadığı gözönüne alınarak, bu kapsamdaki işlerin istisna edilmesi amaçlanmaktadır. Düzenlemeye dayanak teşkil eden 6831 sayılı Orman Kanununun başta 40 ncı maddesi olmak üzere ilgili hükümlerinde, söz konusu işlerin, öncelikle orman köyleri kalkındırma kooperatiflerine gördürülmesi zorunluluğu da bulunmakta olup, bugün itibariyle orman köylerimizde yüzde 80 oranında kooperatifleşme gerçekleşmiş durumdadır. Tasarıda yer alan "köylülerden yapılacak hizmet alımları" ifadesinin, köylülerin kurduğu kooperatifleri de kapsayıp kapsamayacağı konusunda uygulamada tereddütlerin doğması olasılığı bulunmaktadır. Öte yandan; orman köylülerine olduğu gibi, orman köylerini kalkındırma kooperatiflerine de öncelikli olarak yaptırılma zorunluluğu bulunan orman işlerinde de ihale usullerinin uygulanamayacağı açıktır.

Söz konusu işlerin büyük çoğunluğunu fiilen yapmakta olan "orman köylerini kalkındırma kooperatiflerinin de" maddeye açıkça ifade edilmesiyle uygulamada tereddütlerin giderilmesi sağlanmış olacaktır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 2 nci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendinin "Savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili mevzuat uyarınca gizlilik içinde yürütülmesi gerektiği, her bir ihale için ihale yetkilisince onaylanan; uçak, helikopter, gemi, denizaltı, tank, panzer, roket, füze gibi araç, silah, silah malzeme ve teçhizatı ve sistemleri ve harp malzemeleri ile bunların araştırma-geliştirme, eğitim, üretim, modernizasyon, yazılım ve mühimmat ihaleleri ile bunlarla ilgili sefer stokları, bakım, işletme ve idameye yönelik mal ve hizmetler, devlet güvenliği ve istihbaratı kapsamındaki hizmet, malzeme, teçhizat ve sistem alımları," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                 Sadullah Ergin

                                                        (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN -Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılıyoruz.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede sözü edilen alımların gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğine ilişkin ihale yetkilisinin onayının genel bir onay niteliğinde anlaşılması halinde anlamı kalmayacağından, her bir ihaleye çıkmadan önce söz konusu onayın alınması lüzumunu açıklığa kavuşturmak üzere "her bir ihale için" şeklinde bir ilavenin yapılması zorunlu görülmektedir.

Diğer taraftan Türk Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlanması ve bunun sürekli kılınması amacına yönelik tedarik faaliyetlerinin de söz konusu istisna kapsamında bulunması tabi olduğundan; burada zikredilen silah, malzeme ve teçhizatı ve sistemlerinden ayrı düşünülmesi mümkün olmayan, harp malzemeleri, eğitim ve üretim çalışmaları ile sefer stoklarının, bakım, işletme ve idameye yönelik mal ve hizmetlerin de istisna kapsamında zikredilmesi zorunlu görülmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı ve gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı tasarının çerçeve 2 nci maddesi ile değiştirilen 3 üncü maddesinin (e) fıkrasına "... Başbakanlık Basımevi" ifadesinden sonra gelmek üzere ", Türk Tarih Kurumu Basımevi" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                     Oğuz Oyan

                                                        (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Oyan, gerekçeyi mi okutalım?

OĞUZ OYAN (İzmir) - Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İstisnalar bölümünde sayılan kurumlarda Başbakanlık Basımevi, Resmî Gazeteyi bastığı için; banknot matbaası kıymetli evrak ve para bastığı için haklı olarak istisna kapsamındadır.

Aynı şekilde Türk Tarih Kurumu Basımevi de 1960'dan bu yana tüm seçimlerde oy pusulalarını zamanında ve güvenli biçimde hiçbir sorun çıkarmadan basım işlemlerini gerçekleştirmektedir.

Kurumun bu özelliği de dikkate alınarak istisnalar bölümünde yer almalıdır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2 nci maddeyi, kabul edilen iki önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- 4734 sayılı Kanunun 4 üncü maddesindeki "Hizmet", "Ortak girişim", "Yerli istekli" ve "İhale yetkilisi" tanımları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve "Uygulama projesi" tanımından sonra gelmek üzere aşağıdaki "Rölöve projesi", "Restorasyon projesi" ve "Restitüsyon projesi" tanımları eklenmiştir.

"Hizmet: Bakım ve onarım, taşıma, haberleşme, sigorta, araştırma ve geliştirme, muhasebe, piyasa araştırması ve anket, danışmanlık, mimarlık ve mühendislik, etüt ve proje, harita ve kadastro, imar uygulama, tanıtım, basım ve yayım, temizlik, yemek hazırlama ve dağıtım, toplantı, organizasyon, sergileme, koruma ve güvenlik, meslekî eğitim, fotoğraf, film, fikrî ve güzel sanat, bilgisayar sistemlerine yönelik hizmetler ile yazılım hizmetlerini, taşınır ve taşınmaz mal ve hakların kiralanmasını ve benzeri diğer hizmetleri,"

"Ortak girişim: İhaleye katılmak üzere birden fazla gerçek veya tüzel kişinin aralarında yaptıkları anlaşma ile oluşturulan iş ortaklığı veya konsorsiyumları,"

"Yerli istekli: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler ile Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişilikleri,"

"İhale yetkilisi: İdarenin, ihale ve harcama yapma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulları ile usulüne uygun olarak yetki devri yapılmış görevlilerini,"

"Rölöve projesi: Kültür varlıkları ve yakın çevresinin mevcut durumlarının rapor ve ölçekli projesini,"

"Restorasyon projesi: Kültür varlıklarının onarımı, özgün işlevi ve yeni kullanımı için getirilen müdahale biçimlerinin rapor ve projesini,"  

"Restitüsyon projesi: Kültür varlıklarının ve yakın çevresinin analizi, benzer yapılarla karşılaştırılması, özgün veya belli bir dönemine ilişkin belgeleri ve çizimleri olan öneri projesini,"

BAŞKAN - 3 üncü madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Madde üzerinde 2 adet önerge var, sırayla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı"nın çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 4 üncü maddesindeki "Hizmet" tanımına, "imar uygulama" ibaresinden sonra gelmek üzere "her ölçekte imar planı" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Sadullah Ergin

Salih Kapusuz

Şevket Orhan

 

Hatay

Ankara

Bursa

 

Şükrü Önder

Sabri Varan

Mustafa Cumur

 

Yalova

Gümüşhane

Trabzon

BAŞKAN- İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 4 üncü maddesindeki "Hizmet" tanımının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Parlakyiğit

Mehmet Yıldırım

Oğuz Oyan

 

Kahramanmaraş

Kastamonu

İzmir

 

Necati Uzdil

 

Engin Altay

 

Osmaniye

 

Sinop

"Hizmet: Bakım ve onarım, taşıma, haberleşme, sigorta, araştırma ve geliştirme, muhasebe, piyasa araştırması ve anket, danışmanlık, mimarlık ve mühendislik, etüt ve proje, harita ve kadastro, plan, imar uygulama, tanıtım, basın ve yayım, temizlik, yemek hazırlama ve dağıtım, toplantı, organizasyon, sergileme, koruma ve güvenlik, meslekî eğitim, fotoğraf, film, fikrî ve güzel sanat, bilgisayar sistemlerine yönelik hizmetler ile yazılım hizmetlerini, taşınır ve taşınmaz mal ve hakların kiralanmasını ve benzeri diğer hizmetleri,"

BAŞKAN- Bu son önerge en aykırı önerge olduğu için işleme alıyorum.

Komisyon katılıyor mu bu önergeye?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri)- Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN- Hükümet?.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara )- Katılmıyoruz.

BAŞKAN- Hükümetin katılmadığı, Komisyonun takdire bıraktığı önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: Kamu İhale Kanununun 48 inci maddesinde "plan" danışmanlık hizmeti olarak yer almaktadır. Kanun Tasarısı değişiklik önergesinde esasen diğer hizmetler gibi bir uzmanlık işi olan "plan"ın da 4734 sayılı Kanunun 4 üncü maddesindeki hizmet tanımı içerisine alınması amaçlanmıştır.

Kamu İhale Kanununun 23 üncü maddesinde "idareler gerekli gördükleri mimarlık, peyzaj mimarlığı, mühendislik, kentsel tasarım projeleri, şehir ve bölge planlama ve güzel sanat eserleri ile ilgili bir plan...... elde edilmesine yönelik olarak..... yarışma yaptırabilir" denilmektedir.

"Plan"ın hizmetler bölümünde yer almaması ileride yine sadece danışmanlık veya yarışma kapsamında üretilebilecekmiş gibi yorumlanarak yeni bir tartışmalı uygulama dönemi yaşatacaktır. Tasarıdaki değişiklik teklifiyle bu tartışmayı engellemek amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 4 üncü maddesindeki "Hizmet" tanımına "imar uygulama" ibaresinden sonra gelmek üzere "her ölçekte imar planı" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                 Sadullah Ergin

                                                        (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Evet, katılıyoruz.

BAŞKAN - Önerge sahipleri, gerekçeyi mi okutalım?

SADULLAH ERGİN (Hatay) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıyla "etüt ve proje", "harita ve kadastro" ve "imar uygulama" işleri danışmanlık hizmetleri kapsamından çıkarılarak hizmet kapsamına alınmış, ancak bu hizmetlerle benzer nitelikte olan ve hizmet kapsamındaki "mimarlık ve mühendislik" disiplini içinde yer alan imar planı yapımına, ne hizmet tanımı içinde ne de danışmanlık hizmet tanımı içinde yer verilmemiş olmasından kaynaklanan boşluğu doldurmak amacıyla söz konusu ilavenin yapılması zorunlu görülmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, 3 üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3 üncü madde kabul edilmiştir.

4 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4. - 4734 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İlgili mevzuatı gereğince Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu gerekli olan işlerde ihaleye çıkılabilmesi için ÇED olumlu belgesinin alınmış olması zorunludur. Ancak, doğal afetlere bağlı olarak acilen ihale edilecek yapım işlerinde ÇED raporu aranmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının 4 üncü maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oğuz Oyan

Mehmet Yıldırım

Mehmet Parlakyiğit

 

İzmir

Kastamonu

Kahramanmaraş

 

Sıdıka Sarıbekir

 

Ahmet Küçük

 

İstanbul

 

Çanakkale

 

"İlgili mevzuatı gereğince Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu gerekli olan işlerde ihaleye çıkılabilmesi için ÇED olumlu belgesinin alınmış olması zorunludur."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçe mi okunsun?

OĞUZ OYAN (İzmir) - Gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemizin yaşadığı doğal afetler sonrasında inşa edilen yapıların (kalıcı konutlar, sosyal tesisler, kamu yapıları vb) yer seçiminden başlayan acı deneyimleri göz önünde bulundurulduğunda, ÇED raporunun aranması zorunlu görünmektedir.

Bu nedenle, tasarıdaki son cümle olan "Ancak, doğal afetlere bağlı olarak acilen ihale edilecek yapım işlerinde ÇED raporu aranmaz" ibaresi taslak metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 4 üncü madde kabul edilmiştir.

5 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5.- 4734 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İhaleyi yapan idarede yeterli sayı veya nitelikte personel bulunmaması halinde, bu Kanun kapsamındaki idarelerden komisyona üye alınabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Önerge yok.

5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5 inci madde kabul edilmiştir.

6 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6.- 4734 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 9.- Mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalesi yapılmadan önce idarece, her türlü fiyat araştırması yapılarak katma değer vergisi hariç olmak üzere yaklaşık maliyet belirlenir ve dayanaklarıyla birlikte bir hesap cetvelinde gösterilir. Yaklaşık maliyete ihale ve ön yeterlik ilanlarında yer verilmez, isteklilere veya ihale süreci ile resmi ilişkisi olmayan diğer kişilere açıklanmaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Önerge yok.

6 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6 ncı madde kabul edilmiştir.

7 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7.- 4734 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (b) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrasının son cümlesindeki "ve denetim" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

"2) İsteklinin, ilgili mevzuatı uyarınca yayınlanması zorunlu olan bilançosu veya bilançosunun gerekli görülen bölümleri, yoksa bunlara eşdeğer belgeleri,"

"2) İsteklinin ihale konusu iş veya benzer işlerde; mal ve hizmet alımları için son beş yıl içinde, yapım işleri için ise son onbeş yıl içinde kamu veya özel sektörde o işe ait sözleşme bedelinin en az % 70'i oranında gerçekleştirdiği veya % 50'si oranında denetlediği veyahut yönettiği idarece kusursuz kabul edilen benzeri işlerle ilgili deneyimini gösteren belgeler,"

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 adet önerge var; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Parlakyiğit

Mehmet Yıldırım

Oğuz Oyan

 

Kahramanmaraş

Kastamonu

İzmir

 

Engin Altay

 

Necati Uzdil

 

Sinop

 

Osmaniye

"4734 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ve (b) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasının son cümlesindeki "ve denetim" ibaresi madde metninden çıkarılmış ve (b) bendine (10) numaralı alt bent eklenmiştir."

"2) İsteklinin, ilgili mevzuatı uyarınca yayınlanması zorunlu olan bilançosu veya bilançosunun gerekli görülen bölümleri yoksa bunlara eşdeğer belgeleri,"

"2) İsteklinin iade konusu iş veya benzer işlerde; mal ve hizmet alımları için son beş yıl içinde, mühendislik mimarlık hizmet alım işlerinde son on yıl içinde, yapım işleri için ise son onbeş yıl içinde kamu veya özel sektörde o işe ait sözleşme bedelinin en az % 70'i oranında gerçekleştirildiği veya % 50'si oranında denetlediği veyahut yönettiği idarece kusursuz kabul edilen benzeri işlerle ilgili deneyimini gösterir belgeler,"

"10) Mühendislik, mimarlık hizmet alımı işlerinde isteklinin ilgili meslek odası tescil belgesi"

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mühendislik, mimarlık hizmetleri meslekî disiplinler çerçevesinde "meslek adamı", "müelliflik" kimliğini içermektedir. Türkiye'de son on yılda yatırımların bütçe içindeki payı düşmüştür. Dolayısıyla, mühendislik, mimarlık hizmetlerinde de büyük düşüşler vardır. Bu durum gözönünde tutularak, bilgi ve deneyim birikimi olan mühendislik, mimarlık büro ve şirketlerinin ihalelere katılmalarının sağlanabilmesi için mal ve hizmet alımlarından ayrı bir biçimde düzenlenmesinde yarar vardır. Tasarı metnine "mühendislik mimarlık hizmet alım işlerinde son on yıl içinde" ibaresi eklenmek suretiyle bu hizmetlerin mal ve hizmet alımları dışında mütalaa edilmesi sağlanmıştır. Mühendislik ve mimarlık hizmetlerinde sürenin mal ve hizmet alımlarından farklı şekilde on yıl olarak saptanmasıyla hem geniş bilgi ve birikimi olan müelliflerden yararlanılmış hem de rekabet ortamı sağlanmış olacaktır.

10 uncu maddenin (b) bendinin (10) numaralı alt bendine mühendislik, mimarlık hizmet alımı işlerinde isteklinin ilgili meslek odası tescil belgesinin istenilmesi doğrultusunda bir düzenleme eklenmiştir. Bundaki amaç ise, bu hizmetlerin üretiminde Anayasaya ve yasalara aykırı bir davranış içine giriliyor veya üretilen projelerin istenilen teknik ve bilimsel standartlara uygun olmadığı gündeme geliyor ise ya da meslekî davranış ilkeleri ve meslek etiğine aykırı bir davranış sergileniyorsa ilgili meslek adamına meslek odası disiplin kurulunca mesleğinden geçici veya daimî olarak men cezası verilebilmektedir. Mühendis, mimar ve şehir plancılarının bu durumları ilgili meslek odalarınca izlendiğinden meslekî faaliyetlerini sürdürdüğünü gösterir belgenin ilgili meslek odasından alınmasını zorunlu kılmaktadır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7 nci madde kabul edilmiştir.

8 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8.- 4734 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İhaleyi yapan idare bünyesinde bulunan veya idare ile ilgili her ne amaçla kurulmuş olursa olsun vakıf, dernek, birlik, sandık gibi kuruluşlar ile bu kuruluşların ortak oldukları şirketler bu idarelerin ihalelerine katılamazlar."

BAŞKAN - Madde üzeride söz isteği?.. Yok.

1 adet önerge var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oğuz Oyan

İzzet Çetin

Gürol Ergin

 

İzmir

Kocaeli

Muğla

 

Mehmet Işık

Hüseyin Özcan

Engin Altay

 

Giresun

Mersin

Sinop

"Türk Silahlı Kuvvetlerinin vakıf ve şirketleri hariç, ihaleyi yapan idare bünyesinde bulunan veya idareyle ilgili her ne amaçla kurulmuş olursa olsun vakıf, dernek, birlik, sandık gibi kuruluşlar ile bu kuruluşların ortak oldukları şirketler bu idarelerin ihalelerine katılamazlar."

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, madde 8 ile madde 2'yi irtibatlı değerlendirmek gerekiyor. Madde 2'nin (b) bendiyle, savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili mevzuat uyarınca birtakım gizlilik içerisinde yürütülmesi gereken meseleleri aldık, bunları istisna kapsamına koyduk. Yine, 2 nci maddenin son fıkrasında "ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç bu Kanuna tabi değildir" denilmektedir. "Ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç" dediğimizde 8 inci maddeyle çelişen bir durum ortaya çıkabilir. 8 inci maddede "ihaleyi yapan idare bünyesinde bulunan veya idare ile ilgili her ne amaçla kurulmuş olursa olsun, vakıf, dernek, birlik, sandık gibi kuruluşlar ile bu kuruluşların ortak oldukları şirketler bu idarelerin ihalelerine katılamazlar" hükmü yer alıyor. Bu hüküm, aslında, birçok kuruluş açısından yerindedir; yani, belediye vakfının belediye ihalesine girmemesi, bir vakıf üniversitesi ihalesi gibi, işte böyle, içli dışlı geçmiş kuruluşlar açısından çok iyi olabilir; ancak, Türkiye'de bunun istisnasını oluşturacak kuruluşlar var. Örneğin, Türkiye'de teknoloji üreten bir ASELSAN var, 1974 yılında Kıbrıs Harekatı sırasında kurulmuş. Bu, ASELSAN'ın müşteri portföyünde en önemli kuruluş olan Türk Silahlı Kuvvetleri ihalesine girmesini engelleyici sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla, biz, burada, bir değişiklik önerdik. Biz, bu 8 inci maddenin başına "Türk Silahlı Kuvvetleri vakıf ve şirketleri hariç" dedik ki, burada, hiç olmazsa, ASELSAN gibi kuruluşlar, asıl tedarikçisi olmaları gereken Türk Silahlı Kuvvetlerine malzeme ya da teknoloji sunabilsinler.

Aslında, şimdi, bu öneri, Avrupa Birliği ile uyum açısından hiçbir engel teşkil etmiyor; çünkü, Avrupa Birliğinin temelinde olan Roma Anlaşması, üye ülkelerin, savunma, güvenlik ve istihbaratla ilgili satın alma yöntemlerini kendisi belirlemesi hükmünü içeriyor. Dolayısıyla, burada, biz Avrupa Birliğine uyum yapacağız diye, böyle birtakım yakın akrabalık ilişkileri olan kuruluşlar arasında ticaret olmasın dediğimizde; burada, kendi elimizle teknoloji üreten birtakım şirketleri de boğazlamayalım; yani, burada, doğru birtakım ilkeleri savunabiliriz; evet, ama, bunun, her zaman, kendi ulusal çıkarlarımız açısından bazı istisnaları olabileceğini düşünmeniz gerekir. İşte, bu önerge, bu amaçla verilmiştir. Biz, bu konuda, bunun geçmesi açısından da bir miktar bir şeyler yaptık. Umarım, bu, bir düzelme olarak, düzeltme olarak, ileri bir tarihte önümüze tekrar gelmez. Bu tür birtakım sorunlu olabilecek alanları temizlersek, burada önemli ölçüde yol almış oluruz. Biraz önce şimdiki Sayın Bayındırlık Bakanınız, eski milletvekilinizin, Sayın Özyürek ve Sayın Çetin'in söylediği görüşleri burada söylemeyeceğiz. Bu tasarı, çok fazla istisnayla, yasanın kapsamını çok daraltıyor; ama, hiç olmazsa, burada, bazı düzeltmeler yaparak bazı maddelerini daha iyi duruma getirmek ve çelişkileri ortadan kaldırmak imkânı olabilir. Değerlendirmenize sunuyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Oyan.

Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı ve biraz önce Sayın Oyan'ın izahatıyla gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

8 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9.- 4734 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 13.- Bütün isteklilere tekliflerini hazırlayabilmeleri için yeterli süre tanımak suretiyle;

a) Yaklaşık maliyeti 8 inci maddede yer alan eşik değerlere eşit veya bu değerleri aşan ihalelerden;

1) Açık ihale usulü ile yapılacak olanların ilânları, ihale tarihinden en az kırk gün önce,

2) Belli istekliler arasında ihale usulü ile yapılacak olanların ön yeterlik ilânları, son başvuru tarihinden en az ondört gün önce,

3) Pazarlık usulü ile yapılacak olanların ilânları, ihale tarihinden en az yirmibeş gün önce,

Resmî Gazetede en az bir defa yayımlanmak suretiyle yapılır.

Yaklaşık maliyeti eşik değerlere eşit veya bu değerleri aşan belli istekliler arasında yapılacak ihalelerde ön yeterlik değerlendirmesi sonucunda yeterliği belirlenen adaylara ihale gününden en az kırk gün önce davet mektubu gönderilmesi zorunludur.

b) Yaklaşık maliyeti 8 inci maddede belirtilen eşik değerlerin altında kalan ihalelerden;

1) Yaklaşık maliyeti otuzmilyar Türk Lirasına kadar olan mal veya hizmet alımları ile altmışmilyar Türk Lirasına kadar olan yapım işlerinin ihalesi, ihale tarihinden en az yedi gün önce ihalenin ve işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin en az ikisinde,

2) Yaklaşık maliyeti otuzmilyar ile altmışmilyar Türk Lirası arasında olan mal veya hizmet alımları ile altmışmilyar ile beşyüzmilyar Türk Lirası arasında olan yapım işlerinin ihalesi, ihale tarihinden en az ondört gün önce Resmî Gazetede ve işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde,

3) Yaklaşık maliyeti altmışmilyar Türk Lirasının üzerinde ve eşik değerin altında olan mal veya hizmet alımları ile beşyüzmilyar Türk Lirasının üzerinde ve eşik değerin altında olan yapım işlerinin ihalesi, ihale tarihinden en az yirmibir gün önce Resmî Gazetede ve işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde,

En az birer defa yayımlanmak suretiyle ilân edilerek duyurulur.

Yaklaşık maliyeti 8 inci maddede yer alan eşik değerlerin altında kalan belli istekliler arasında yapılacak ihalelerde ön yeterlik ilanlarının son başvuru tarihinden en az yedi gün önce (b) bendindeki süre hariç diğer usullere göre yapılması ve ön yeterlik değerlendirmesi sonucunda yeterliği belirlenen adaylara ihale gününden önce (b) bendindeki sürelere göre davet mektubu gönderilmesi zorunludur.

İlân edilecek ihalelerden hangilerinin, ayrıca Basın İlân Kurumu aracılığıyla Türkiye çapında dağıtımı olan gazetelerin birinde ilân edileceğini belirlemeye Kurum yetkilidir.

İhalenin yapılacağı yerde gazete çıkmaması halinde ilân, aynı süreler içinde ilgili idare ile hükümet ve belediye binalarının ilân tahtalarına asılacak yazılar ve belediye yayın araçları ile yapılır. Bu işlemler bir tutanakla belgelenir.

İdareler, yukarıda belirtilen zorunlu ilanların dışında işin önem ve özelliğine göre ihaleleri, uluslararası ilân veya yurt içinde çıkan başka gazeteler veya yayın araçları, bilgi işlem ağı veya elektronik haberleşme (internet) yolu ile de ayrıca ilân edebilir. Ancak, uluslararası ilân yapılması halinde yukarıda belirtilen asgari ilân sürelerine oniki gün eklenir."

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 9 uncu madde üzerinde gruplar adına söz istekleri vardır.

İlk söz isteği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Erdoğan Kaplan'ın.

Buyurun Sayın Kaplan. (Alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

CHP GRUBU ADINA ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 9 uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlarım.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz kanun tasarısının 9 uncu maddesi, 4374 sayılı Kamu İhale Kanununun 13 üncü maddesinde değişikliği içermektedir.

Aynı madde üzerinde, ben ve Cumhuriyet Halk Partili diğer milletvekili arkadaşlarım, Meclis Başkanlığına kanun teklifi vermiştik. Bu teklifi vermekteki amacımız, Kamu İhale Kanununda yapılan değişiklik sonucunda yerel basının gücünü ve etkisini azaltan düzenlemelerin ortadan kaldırılması ve şeffaflığın yaygınlaştırılmasını sağlamaktı. Teklifimizde belirttiğimiz bazı temel hususların, komisyon tarafından da kabul edilmiş olmasından dolayı memnunluğumu ifade etmek isterim.

Demek ki, yasalar yangından mal kaçırırcasına çıkarılmasa, ilgililerin, sivil toplum örgütlerinin tartışma ve katılımlarını sağlayacak süreler tanınsa, farklı kesimlerin taleplerinin de Meclis tarafından değerlendirilmesi imkânı genişleyecektir. Cumhuriyet Halk Partisinin, tek başına, iktidar çoğunluğunun izlediği yasa yapma sürecine eleştirisinin temel noktası budur. 48 saat beklemeden, Danışma Kurullarını toplayarak, grup önerisi vererek, apar topar yasa yapılmasının sakıncalarının bir an önce anlaşılması gerekir.

Değerli arkadaşlar, Kamu İhale Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan değişikliklerde, yaklaşık maliyeti aynı kanunun 8 inci maddesinde belirtilen eşik değerlerin altında olmak şartıyla, ihalenin ve işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin en az ikisinde yayımlanma yükümlülüğü, 30 milyara kadar olan mal veya hizmet alımları ile 60 milyar liraya kadar olan yapım işlerinin ihalesinde zorunlu hale getirilmiştir.

Yaklaşık maliyeti 30-60 milyar lira arası olan mal veya hizmet alımları ile 60 ile 500 milyar lira olan yapım işleri ihalesinin, Resmî Gazetenin yanı sıra işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde yayımlanması; yaklaşık maliyeti 60 milyarın üzerinde ve eşik değerin altında olan mal veya hizmet alımları ile 500 milyarın üzerinde ve eşik değerlerin altında olan yapım işleri ihalelerinin, Resmî Gazetenin yanında, işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde ilan edilmesi şartları getirilmiştir.

Ayrıca, tüm ihaleler için İhale Kurumuna, ilan edilecek ihalelerden hangilerinin, ayrıca, Basın İlan Kurumu aracılığıyla Türkiye çapında dağıtımı olan gazetelerin birinde ilan edileceğine karar verme yetkisi tanınmıştır. İhalenin yapıldığı yerde gazete çıkmıyorsa, ilan duyuru yoluyla yapılacaktır.

Bu yeni düzenlemeler, basına destek ve ihalelerin en geniş kesim tarafından duyulmasını sağlamaya katkı verecek nitelikte olmakla birlikte, yetersizdir. İhale ilanlarının hem ihalenin yapıldığı hem de işin yapılacağı yerdeki yerel gazetelerde yapılması, şüphesiz beklenilen faydayı çoğaltacaktır.

Ayrıca, günlük gazete çıkmayan yerlerde, haftalık çıkan gazete varsa ilanların bu gazetelerde yapılması sağlanmalı ve süreler gazetenin yayımı dikkate alınarak planlanmalıdır. Bu konuya mutlaka kurum tarafından açıklık getirilmelidir.

Ayrıca, yerel gazetelerde ilan dağıtılırken ayrıcalık yaratacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Bilgiişlem ağı veya elektronik haberleşme yoluyla ilan yapılırken, idareye ait olanların yanı sıra, Basın İlan Kurumunun elektronik haberleşme ağı da kullanılmalıdır.

Benim kanun teklifimde yer alan; fakat, komisyon raporunda yer verilmeyen bir konu da, kanunun "ihale sonucunun ilanı" başlıklı 47 nci maddesiyle ilgilidir. İhalenin ilanı nasıl yapılmışsa sonucunun da aynı yolla ilan edilmesi gerekir. Bu nedenle belirlenecek miktarlar üzerindeki ihale sonuçlarının, Basın İlan Kurumu aracılığıyla, Türkiye çapında dağıtımı olan gazetelerin birinde ve ihalenin veya işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde ilan edilmesi sağlanmalıdır. Umarım, konuyu takip eden arkadaşların ortak önergesiyle bu düzenlemeyi de kanuna, burada, ekleriz.

Değerli arkadaşlar, bize basit gibi görünen bu düzenlemeler, Türkiye çapında, Basın İlan Kurumu aracılığıyla ihale ilanı yayınlayan 800 yerel basın organı ve 60 000 çalışanını ilgilendirmektedir.

Yerel basın, demokrasinin yaygınlaşmasında ve halkın haber alma özgürlüğünü kullanmasında çok önemli bir role sahiptir. Yerel basının güçlendirilmesi, medyadaki tekelleşmenin rahatsızlıklarını ortadan kaldıracak bir yöntemdir.

İlanların yerel gazetelerde yayımlanması, halkın kendi bölgesiyle ilgili yapılacak işleri, kamu kaynakları kullanılarak yapılacak mal ve hizmet alımlarını, yapımları öğrenmesini, bilgi sahibi olmasını sağlayacaktır. Bu, şeffaflık ilkesinin de gereğidir.

Bu ilanlar olmasa, yöre halkının, yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin yapılacak işler hakkında ne bilgi edinmesi ne de denetime dönük hazırlık yapması imkânı vardır.

Yeri gelmişken belirtmek isterim: Değerli arkadaşlar, milletvekili seçilmeden önce üç dönem, onbeş yıl Tekirdağ Saray İlçesi Belediye Başkanlığı görevinde bulundum. Merkezden yapılan ihalelerde, işin mahiyetiyle ilgili olarak ne belediyelerin ne sivil toplum örgütlerinin ne de vatandaşın hiçbir bilgisi olmamaktadır. Burada ihale, eşe dosta, partiliye veriliyor; adam gelip, işi yapıp gidiyor; daha sonra dökülen, akan, yıkılan kamu binalarıyla bölge halkı karşı karşıya kalıyor. Bu tablonun ortadan kalkması için sürece mutlaka yerel yönetimleri ve ilgili sivil toplum örgütlerini katmalıyız. Aksi takdirde, ne kamunun parasının çarçur edilmesini ne yolsuzluğu ne de israfı önleyemeyiz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'deki yolsuzlukların önemli bir kısmının ihale işleriyle ilgili olduğu gerçektir. Tüm toplumun, yolsuzlukların üzerine gidilmesini beklediği bir dönemde iktidarın ihale işene el atarak pek çok kuruluşu ve işi, İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarması düşündürücüdür.

Yolsuzlukların önlenmesi amacıyla çıkarılmış bir yasa ve kurulmuş bir kurumun yetkilerini azalltırsak, etki alanını, uygulama alanını daraltırsak yolsuzlukla mücadeledeki samimiyet tartışılır.

İşlerin hızlı yürümesi, hizmetin daha kaliteli alınması, yapılması başka, işlerin denetimden kaçırılması başka bir konudur. "Biz iktidar olduk, İhale Kanunu elimizi kolumuzu bağlıyor" anlayışıyla bu değişiklikler yapılıyorsa yapılanın yapanın yanına kâr kalmayacağını bilmelisiniz.

Genel Kurula sevgiler ve saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, Tokat Milletvekili Sayın Resul Tosun; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Tosun, sizin, şahsınız adına da söz isteğiniz var; iki süreyi beraber kullanmak istiyor musunuz?

RESUL TOSUN (Tokat) - Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA RESUL TOSUN (Tokat) - Nezaketiniz ve anlayışınıza teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı kuvvetinin, erkinin yanı sıra dördüncü güç olarak basın anılır, bunu hepimiz biliyoruz; basının, Türkiye'de ulusal basını ve genellikle de, ulusal basının sermayenin etkisi altında olduğunu hesaba katarak, yerel basını gözönünde bulundurursak, ulusal basın için dördüncü bir güçtür diyebilme şansımız var. Geçtiğimiz dönemde, bunu çok bariz bir şekilde de müşahede ettik; fakat, aynı şeyi yerel basın için söylemek mümkün değil; çünkü, yerel basının, güç bir tarafa, takat bir tarafa, ayakta duracak hali kalmamıştır. Yerel basın, basın sektörünün en riskli ve en çileli kesimidir. En çileli kesimidir; çünkü, yerel basının hiçbir gelir imkânı yoktur. En risklidir; çünkü, imkânları son derece kısıtlıdır, gerek eleman istihdamı açısından gerekse teknoloji kullanımı açısından.

Anadolu'da yayımlanan -ya da Trakya'da yayımlanan diyelim- yerel gazetelerin tirajlarına baktığınız zaman değerli arkadaşlarım, ya 300 nüsha basarlar ya 500 ya da 1 000. Her gün, bunun tamamını satarak bedelini aldığını düşünün; buradan elde ettiği miktarla telefon faturasını bile ödeyemez.

Peki, neden çıkarılır bu gazeteler, geliri neredendir? Aslında, Anadolu basını -ya da taşra basını diyelim- patronları, kendilerine fedakârlık nişanesi, ödülü verilecek son derece fedakâr insanlardır; çünkü, gelirleri yoktur, kazanmazlar, ceplerinden harcarlar sürekli. Bu basın kesiminin, yerel basının tek bir geliri vardır; ilan geliri. O ilan geliri de, mahallindeki ticarî ilanlar ile devletten gelecek resmî ilanlardır. Ticarî ilanlar, küçük mahallerde, hele böyle krizin olduğu zaman dilimi içerisinde sıfırdır. Âdeta, dostlar alışverişte görsün diye, kimi gazeteler ücretsiz ilan yayımlarlar ki, ilan yayımlanıyor densin de, başkaları bakarak ilan versin diye. Şimdi, geriye, sadece resmî ilanlar kalmaktadır.

İşte, kesesinden masraf yaparak, fedakârlık yaparak yerel basını yaşatan bu fedakâr gazete sahiplerinin, şu anda, 4 aydır yürürlükte olan 4734 sayılı Kamu İhale Yasasının 13 üncü maddesi marifetiyle en büyük gelir kaynakları kesilmiş ve yılbaşından bu yana, maalesef, yerel basın can çekişir hale gelmiştir. 800 civarında gazete sahibi, 60 000'e yakın gazete çalışanı, Türkiye'de bu işsizlik ortamında, Kamu İhale Yasasını yapanların basiretsizliği nedeniyle, maalesef, işsizlikle karşı karşıya gelmiştir. Maalesef, bu yasayı yapanlar, nasıl yapmışlarsa, 25 milyara kadar mal ve hizmet alımı, 50 milyara kadar yapım ihaleleri dışında, hiçbir ilanı yerel basına vermemek suretiyle, yerel basının, âdeta, idam fermanını yayınlamışlar ve bu sebeple, tabansız çıkması sebebiyle de, bu yasa 4 ayda eskimiştir.

Ben, şu anda, olayların, 22 inci Dönemdeki yasama erkinin çalışma sürecini takip ederken, memnuniyetle görüyorum ki, gerek teklifler verilirken gerek komisyonlardaki tartışmalarda gerekse Yüce Meclisteki müzakerelerde, biz, önceki dönemlere göre daha mantıklı ve daha tutarlı yasalar çıkarıyoruz. Onun bir örneğini de şu anda Kamu İhale Yasasında, özellikle de, 13 üncü maddenin (b) fıkrasında, muhalefet ve iktidar vekilleri birlikte sevinerek müşahede ediyoruz.

Basında tekelleşmenin tek engeli, demokrasinin akciğerleri, çoğulculuğun zemini, yerel kültürel ve geleneğin hamisi, koruyucusu olan yerel basına indirilen bu darbeyi gören biz milletvekilleri, gerek şahsen ben ve 47 AK Partili milletvekili arkadaşım gerekse Cumhuriyet Halk Partisinden değerli milletvekili arkadaşlarımız, tasarıyla ilgili değişiklik önergeleri verdik. Neden verdik; zannedildiği gibi, burada, sadece, 800 yerel basın ve çalıştırdıkları, istihdam ettikleri ya da yerel basından istifade eden 60 000 civarındaki çalışanın olumsuz etkilenmesi değildi. Bunların yanı sıra -bu, çok önemliydi- yerel basının da desteklenmesi gerekirdi; çünkü, sermayenin tekelinde ve baskısı altındaki ulusal basın, maalesef, Türkiye'deki, ülkemizin dört bir yanındaki mahallî, o mahalde önemli olan olayları gündeme getirecek durumda değildi, getirmiyordu da... Tek tezgâhtan çıkmış haberler, tek tezgâhtan çıkmış yorumlar, ulusal basına, maalesef, kamuoyu üzerinde istediği şekilde yönlendirme imkânı veriyordu. Oysa, demokrasinin akciğerleri yerel basındır, çoğulculuğun zemini yerel basındır; mahallî kültürün yaşatılmasında da, yerel basın, ulusal basına göre çok büyük bir rol oynamaktadır.

Değerli arkadaşlar, bunun yanı sıra, şu anda yürürlükte olan ve dört ayda eskiyen bu yasa sebebiyle, küçük ve orta büyüklükteki müteahhitlerimiz ve Resmî Gazeteye ulaşamayan diğer esnafımız ve işsizlerimiz de, bu 13 üncü maddenin (b) bendindeki basiretsiz uygulamanın, maalesef, olumsuz etkisi altındadırlar. Neden mi; şu anda yürürlükte olan yasaya göre, 25 milyarlık hizmet ve mal alımı, 50 milyarlık inşaat yapım ihalelerinin dışındaki bütün ilanlar Resmî Gazetede yayımlanıyor ve hepinizin bildiği gibi, Resmî Gazete, bayilerde satılmıyor arkadaşlar. Hakkâri'de, Erzurum'da, Van'da, Edirne'de, İzmir'de, Aydın'da, Muğla'daki müteahhitler, kendi yöresinde yapılacak ihalenin ilanını, Resmî Gazeteyi bayide bulamayacağı ve alamayacağı için -küçük çapta müteahhitlerdir bunlar- göremezler, haberleri olmaz; dolayısıyla, o ihalelere katılma şansları da yoktur. Bunun yanı sıra, Muğla'da bir iş alacak müteahhit yahut Edirne'de iş alacak müteahhit, Tokat'ta iş alacak müteahhit...

SABRİ VARAN (Gümüşhane) - Gümüşhane'yi de söyle!

RESUL TOSUN (Devamla) - Gümüşhane'de iş alacak müteahhit, elbette ki, kendi çevresindeki işsiz gençleri istihdam edecektir; ama, o işi alamayan müteahhit, bölgesindeki işsiz gençleri de istihdam edemeyecektir. Dolayısıyla, bu yasanın 13 üncü maddesinin (b) bendindeki uygulama, Anayasanın 2 nci maddesindeki eşitlik, adalet ilkesine de aykırıdır; ama, bu yasa çıkmıştır.

Mutluyuz; şu anda bu tasarı üzerinde ortak bir noktadayız. Aslında, bizim verdiğimiz teklifle CHP'li arkadaşların verdiği teklif arasında, hem gerekçeleri hem de sonuçları itibariyle, hiçbir fark yok; aramızda, sadece bir "ğ" farkı var. Nedir "ğ" farkı: Temel, otele gitmiş, adını yazdıracak; görevli sormuş "adın ne" diye, bizimki "Temel, 'ğ'siz" demiş. Adam bakmış "zaten 'Temel' isminde 'ğ' yok ki" demiş; Temel "biz ne dedik" demiş. Yani, şimdi, sevinerek görüyorum ki, bizim verdiğimiz önergelerde de aramızda hiçbir fark yok.

Bu yasa tasarısı değişikliği komisyonda görüşülürken, önerge veren -hem Anamuhalefet Partisinden hem de İktidar Partisinden- milletvekili arkadaşlarımıza, komisyon üyelerine ve aynı zamanda,  komisyonda önergemize anlayışla yaklaşan gerek komisyon  başkanımıza  gerekse değerli bakanlarımıza, huzurlarınızda teşekkür ediyorum; çünkü, bundan önceki uygulamalarda, yerel basın, hemen hemen tek gelir kaynağı olan bu ihale ilanlarından mahrum bırakılırken, şimdi 30 000 000 000 ile 60 000 000 000 lira arasındaki tüm  ihaleler,  ihalenin yapıldığı ve işin  yapıldığı yerde,  en az  2 yerel gazetede yayımlanacak.  2 nci ve 3 üncü bentte de,  30 000 000 000 ve 60 000 000 000'ın üzerindeki mal ve hizmet alımları var; oralarda da, sadece miktar farkı olduğu için, gün farkı konulmuş. Bunun dışındaki bütün ilanlar, hem Resmî Gazetede hem de işin yapıldığı yerdeki gazetede yayımlanacak.

Arkadaşlar, bu cümlenin altını çizmeniz gerekir; çünkü, gelen teklifte "ihalenin veya işin yapılacağı" şeklindeydi; biz "veya" tercih imkânı verdiği için "ihalenin yapılacağı" kısmının çıkarılmasını talep ettik, komisyon bunu olumlu buldu. Neden talep ettik; çünkü, ihaleyi Ankara'da yapar; işi de Hakkâri'de yapar. Hakkâri'deki vatandaş, oradaki gazetede yayımlanmayacağı için, bu ihaleden haberdar olmayabilir. O ihtimali ortadan kaldırmak için "ihalenin veya işin yapılacağını" ibaresinden "ihaleyi" ibaresini kaldırdık, iş nerede yapılıyorsa, oradaki yerel gazetede de ilan yayımlanır demek suretiyle, biz, mahallî basına büyük bir destek sağlamış olduk.

Aslında, verdiğimiz bu destek -biraz önce, Anamuhalefet Partisinden konuşan arkadaşımın kaygılarına katılıyorum- yeterli bir destek değildir. Basının tekelleşmesine karşı, yerel basını güçlendirmemiz gerekir. Demokrasinin kökleşmesi, çoğulculuğun gelişmesi ve yerel kültürün yaşaması için, yerel basına daha büyük destekler vermemiz gerekir. Bu yasama yılımız yarın tamamlanıyor; fakat, inşallah, bunu, Anamuhalefet Partisinin de, partimizin de katkılarıyla huzurlarınıza getirmeyi düşünüyorum. Biz, yerel basına, hem şu anda ödediği vergide -çünkü, yerel basını çıkaran insan cebinden harcıyor, para kazanmıyor-  hem çalışanlarının SSK primlerinde, vergilerinde hem de iletişimde indirim yapmalıyız. Eskiden sarı basın kartı olanların, en azından yüzde 50'lik, ev ve işyeri telefonlarında, bir indirim vardı; şimdi, bunların tamamı gitti. İletişim çok önemli; ki, bu iletişimde indirim, eskiden olduğu gibi yüzde 50'lerde falan kalmamalı, bana göre, en az yüzde 75 olmalı;  vergide de sıfır vergi gibi, yerel basına büyük destek vermemiz gerekiyor.

Ulaşım da aynı şekilde... Yerel basın fakir basındır, o habere rahat ulaşmalıdır, ulaşımda, iletişimde daha rahat olmalıdır. En büyük giderlerinden biri de enerji giderleridir, enerjide de indirim sağlanması gereğine inanıyor, tasarının teklifimiz doğrultusunda komisyondan geçmesinde emeği geçen bütün milletvekili arkadaşlarımıza, komisyon üyelerine, değerli bakanlarımıza, hükümetimize ve 13 üncü maddenin (b) bendindeki bu değişikliğe hep birlikte oy verecek bütün milletvekili arkadaşlarımıza en kalbî duygularımla teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tosun.

Madde üzerinde şahsı adına ikinci söz, Afyon Milletvekili Sayın Reyhan Balandı'ya aittir.

Buyurun Sayın Balandı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

REYHAN BALANDI (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun, yerel basını ilgilendiren 13 üncü maddesini değiştiren tasarının 9 uncu maddesiyle ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki; ekmeğinin peşinde demiyorum, Anadolu'daki, ekmeği elinden alınmış  binlerce basın kuruluşu ve mensubu, tekrar ekmeğine kavuşmak için nefeslerini tutmuş, bu maddede yapılacak değişikliği bekliyorlar. Onları da buradan selamlıyor ve inşallah, bu oturum sonucunda, Yüce Meclisin, mensubu olduğum yerel basının dertlerine, bu yasa değişikliğini yaparak çözüm bulacağına inanıyorum.

Bu yasa değişikliğinde, iktidarıyla muhalefetiyle, herkese, hükümetimiz ve komisyonumuza da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, maddenin mevcut halinde, yerel basında yayımlanacak olan ilanlar, hizmet alımında 25 000 000 000 liraya yapım işlerinde 50 000 000 000 liraya kadar olan ihale ilanlarıyla sınırlıydı. Bu rakamların üzerinde olan ilanlar, sadece Resmî Gazetede yayımlanıyordu.

Zaten büyük zorluklar içinde görev yapan yerel gazeteler, günümüzde, 25 000 000 000 liranın altında hizmet alımı ya da 50 000 000 000 liranın altında yapım ihalesi kalmadığından, neredeyse, tek gelir kaynağı olan resmî ilanlardan yararlanamıyordu. Bu da, yerel basının tek tek kepenk kapatması demekti. Halbuki, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olan yerel basın, ulusal basının bir ağızdan çıkmış olan gündemlerine karşın, Türkiye'nin dört bir yanındaki il, ilçe, hatta köylerden, oradaki şartlardan, oradaki vatandaşların yaşantılarından, geleneklerinden, problemlerinden haberler vererek, ülkenin objektif portföyünü gözler önüne sermektedir.

Ülkeyi bir bütün olarak ele alması gereken her platformdaki yöneticiler, büyük şehir ya da Anadolu'da herhangi bir ilde yaşayanlar, illeriyle ilgili siyasî, ekonomik, kültürel faaliyetlerden sadece yerel basın vasıtasıyla haberdar olurlar. Hiçbir ulusal basın, Afyon İli, Bolvadin İlçesi, Özburun Beldesindeki Haşhaş Festivalinin haberini ya da o yöredeki kiraz fiyatlarının yetersizliğini haber yapmaz. Ulusal basında, biz milletvekillerinin ilimiz için yaptığı hizmetler yer almaz. Kira, enerji, baskı, kâğıt, iletişim, ulaşım, personel, vergi gibi giderlerini karşılamakta çok zorlanarak, âdeta bir gider kalemi halini alan yerel basın, bugüne kadar ayakta kalmayı, gösterdiği büyük fedakârlığa borçludur.

Maddede yapılan değişiklikle, artık, yerel basının yayımlayacağı, mal ve hizmet alımı ile yapım ihalelerinin rakamsal sınırları kaldırılmış olacaktır. Bundan böyle, her türlü ve her miktardaki ihale ilanları, işin yapılacağı yerde yerel basında da yayımlanacaktır. Böylece, Türkiye'de, sektöründe önemli bir istihdam aracı olan yerel basın, ilan gelirlerine kavuşacak ve bünyesinde çalışan onbinlerce kişi işsizlik probleminden kurtulacaktır. Bu sayede, yalnız yerel basın değil,işin yapılacağı bölgedeki firmaların da ihaleden haberdar olmaları sebebiyle iş yapmaları ve böylece, o bölgedeki işsiz gençlerin iş bulması imkânı da sağlanmış olacaktır.

Yasada yapılacak değişiklik, yerel basının güçlenmesine, demokrasinin  sağlıklı bir biçimde işlemesine, çoğulculuğun korunmasına, sivil toplum anlayışının güçlenmesine, kültürel mirasımızın korunmasına ve adaletin sağlanmasına katkıda bulunacaktır.

Bu sebeplerle, maddeye olumlu oy vereceğimizi açıklıyor; Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) 

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Balandı.

9 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 9 uncu madde kabul edilmiştir.

10 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10.- 4734 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 14.- Ortak girişimler birden fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından iş ortaklığı veya konsorsiyum olarak iki türlü oluşturulabilir. İş ortaklığı üyeleri, hak ve sorumluluklarıyla işin tümünü birlikte yapmak üzere, konsorsiyum üyeleri ise, hak ve sorumluluklarını ayırarak işin kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili kısımlarını yapmak üzere ortaklık yaparlar. İş ortaklığı her türlü ihaleye teklif verebilir. Ancak idareler, işin farklı uzmanlıklar gerektirmesi durumunda, ihaleye konsorsiyumların teklif verip veremeyeceğini ihale dokümanında belirtirler. İhale aşamasında ortak girişimden kendi aralarında bir iş ortaklığı veya konsorsiyum yaptıklarına dair anlaşma istenir. İş ortaklığı anlaşmalarında pilot ortak, konsorsiyum anlaşmalarında ise koordinatör ortak belirtilir. İhalenin iş ortaklığı veya konsorsiyum üzerinde kalması halinde, sözleşme imzalanmadan önce noter tasdikli iş ortaklığı veya konsorsiyum sözleşmesinin verilmesi gerekir. İş ortaklığı anlaşma ve sözleşmesinde, iş ortaklığını oluşturan, gerçek veya tüzel kişilerin taahhüdün yerine getirilmesinde müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, konsorsiyum anlaşma ve sözleşmesinde ise, konsorsiyumu oluşturan gerçek veya tüzel kişilerin, işin hangi kısmını taahhüt ettikleri ve taahhüdün yerine getirilmesinde koordinatör ortak aracılığıyla aralarındaki koordinasyonu sağlayacakları belirtilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi; buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz bu madde, iş ortaklıkları konusunda, 4734 sayılı Yasada yer alan hükümde birtakım değişiklikler yapıyor. Bu değişiklikle, konsorsiyum şeklindeki iş ortaklıklarının da, ihalelere teklif verebilmesinin önü açılmaktadır. Bu düzenleme de, ihalelerde rekabeti sağlamaya yönelik bir düzenleme olarak ortaya çıkıyor.

Şunu her zaman gözönünde bulundurmak gerekir; ihalelerde ne kadar rekabet varsa, sonuçlar, hem idare açısından hem de toplum açısından her zaman çok daha iyidir. Rekabet, fiyatı daha uygun seviyeye getirir; eğer iyi bir yarışma ortamı sağlanmışsa, idarenin alacağı mal ve hizmette de kaliteye yol açar ve toplumdaki yolsuzluk dedikodularını da önler. Önemli olan, her zaman için, kurumsal bir yapıyı oluşturmaktır; yoksa, saydam olmak, saydamlığı sağlamak, her zaman yöneticilerin kişisel tutumlarıyla sağlanabilecek bir olgu değildir. Yöneticiler iyi niyetli olabilir; ancak, yapı sağlam değilse, yapı kurumsallaşmış değilse, yöneticilerin iyi niyetine bağlı olarak iyi uygulamaları yapmak, toplumun benimseyeceği uygulamaları yapmak, yolsuzlukların olmayacağı uygulamaları yapmak mümkün değildir.

Buraya, şuradan gelmek istiyorum: Biraz önce kabul ettiğimiz maddeyle, İhale Kanununun yerel basında ilan verilmesine ilişkin hükmü değiştirildi. Bundan da amaç, rekabeti sağlamaktı. Yerel gazetelerde yer alacak ilanlarla, ihalelerdeki katılım artacak; ihalelere katılımın artması, rekabeti artıracaktır. Bu, şüphesiz son derece güzel bir durum. İhale Kanununun bunu öngörmemiş olması önemli bir eksiklik; ancak, bir farklı niyet olmayabilir. Belki, sadece Resmî Gazetede yayımlanacak olmasının aynı rekabeti sağlayacağı düşünülmüş olabilir; ama, önemli değil, sonuçta bu eksiklik giderildi.

Yerel gazetelerde ilan yapılması konusunda söz alan arkadaşlarımız, çok değerli görüşlerini ifade ettiler. Ben de, bu konuda kanun teklifi veren milletvekillerinden birisi olarak, hatta ilk kanun teklifini veren milletvekili olarak birkaç kelimeyle konuya değinmek istiyorum. Yerel gazetelerin ilan ihtiyacı açık. Ulusal basının ilan ihtiyacı o kadar güçlü olmayabilir, onların başka ilan gelirleriyle o çarkı döndürmeleri mümkün olabilir; ama, yerel gazeteler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Tabiî ki, bu bir ihtiyaç; hem ihalelerde rekabeti sağlamaya katkıda bulunacak bu ilanlar hem de yerel gazetelerin finansman ihtiyacını, gelir ihtiyacını karşılamış olacak. Bu, hakikaten giderilmesi gereken bir eksiklikti.

Söz alan arkadaşlarımızdan birisi, hem iktidarın hem muhalefetin vermiş olduğu kanun teklifleri arasında, sadece bir "ğ" farkı olduğunu söyledi ve bir Temel fıkrasıyla da bunu süsledi. Ben, acaba yanlış mı hatırlıyorum diye, teklifime, diğer arkadaşlarımla birlikte imzaladığım teklife bir daha baktım, "ğ" değil; ama, bir miktar fark olduğunu gördüm. Onu, sizlerin bilgisine sunmak istiyorum. Fark şu: Mevcut yasaya göre, 25 milyar liraya kadar olan mal ve hizmet alımları ile 50 milyar liraya kadar olan yapım işlerinin ihalesi yerel gazetede, yani o işin yapılacağı yerde çıkan gazetelerde ilan edilebiliyor. Şu anda, biraz önce kabul edilen maddeyle, bu limitler değiştirildi. Mal ve hizmet alımlarında, genel bütçeye dahil dairelerde -örneğin bakanlıklarda- bu rakam 350 milyar lira olmuştur. 350 milyar liraya kadar olan mal ve hizmet alımları, diğer kurumlarda da 583 milyar liraya kadar olan mal ve hizmet alımları; yapım işlerinde ise 12,8 trilyon liraya kadar olan işler yerel gazetelerde ilan edilecektir. Bizim teklifimizde ise, herhangi bir sınır öngörülmemiştir. Bunlar, kanunda yer alan eşik değerlerdir; eşik değerlerin altında veya üstünde hangi değer olursa olsun, yerel gazetelerde bu ilanların yapılması öngörülmüştür; ancak, hükümetimiz, buna bir sınır getirme ihtiyacını duymuştur.

Yapım işlerinde 12 trilyon liralık rakam, hakikaten, günümüz şartlarında küçümsenmeyecek bir rakamdır; ancak, mal ve hizmet alımlarında, genel bütçeye dahil daireler için 350 milyar lira, diğer daireler ve kurumlar için 583 milyar lira çok da yüksek rakamlar değildir. Gerçekte, bu eşik değerlerin yerel gazetelerde verilecek ilanlarda kaldırılması çok daha uygun olurdu; ama, bu da bir adımdır. Belki, ileride bu eşik değerleri tamamen kaldırıp, her tür ilanı yerel gazetelerde yapmak daha uygun olacaktır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, 10 uncu madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 11.- 4734 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin kenar başlığındaki ve birinci fıkrasındaki "gününden" ibaresi "saatinden" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 12.- 4734 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin (d) bendi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 13.- 4734 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının son cümlesi madde metninden çıkarılmış ve dördüncü fıkrasındaki "10 uncu maddeye" ibaresi "40 ıncı maddeye" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 14.- 4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (f) bendi eklenmiş, ikinci fıkrasının ilk cümlesi "(b), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen hallerde ilân yapılması zorunlu değildir." şeklinde değiştirilmiş, dördüncü fıkrasının başına "(a), (d) ve (e) bentlerine göre yapılacak ihalelerde," ibaresi eklenmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"f) İdarelerin yaklaşık maliyeti ellimilyar Türk Lirasına kadar olan mamul mal, malzeme veya hizmet alımları."

"(f) bendi kapsamında yapılan mal alımlarında, malın sözleşme yapma süresi içinde teslim edilmesi ve bunun idarece uygun bulunması halinde, sözleşme yapılması ve kesin teminat alınması zorunlu değildir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

14 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

15 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 15.- 4734 sayılı Kanunun 22 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 22- Aşağıda belirtilen hallerde ihtiyaçların ilân yapılmaksızın ve teminat alınmaksızın doğrudan temini usulüne başvurulabilir:

a) İhtiyacın sadece gerçek veya tüzel tek kişi tarafından karşılanabileceğinin tespit edilmesi.

b) Sadece gerçek veya tüzel tek kişinin ihtiyaç ile ilgili özel bir hakka sahip olması.

c) Mevcut mal, ekipman, teknoloji veya hizmetlerle uyumun ve standardizasyonun sağlanması için zorunlu olan mal ve hizmetlerin, asıl sözleşmeye dayalı olarak düzenlenecek ve toplam süreleri üç yılı geçmeyecek sözleşmelerle ilk alım yapılan gerçek veya tüzel kişiden alınması.

d) Büyükşehir belediyesi sınırları dahilinde bulunan idarelerin onbeşmilyar, diğer idarelerin beşmilyar Türk Lirasını aşmayan ihtiyaçları ile temsil ağırlama faaliyetleri kapsamında yapılacak konaklama, seyahat ve iaşeye ilişkin alımlar.

e) İdarelerin ihtiyacına uygun taşınmaz mal alımı veya kiralanması.

f) Özelliğinden dolayı stoklama imkanı bulunmayan ve acil durumlarda kullanılacak olan ilaç, tıbbî sarf malzemeleri ile test ve tetkik sarf malzemesi alımları.

g) Milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülen uyuşmazlıklarla ilgili davalarda, Kanun kapsamındaki idareleri temsil ve savunmak üzere Türk veya yabancı uyruklu avukatlardan ya da avukatlık ortaklıklarından yapılacak hizmet alımları.

Bu maddeye göre yapılacak alımlarda, ihale komisyonu kurma ve 10 uncu maddede sayılan yeterlik kurallarını arama zorunluluğu bulunmaksızın, ihale yetkilisince görevlendirilecek kişi veya kişiler tarafından piyasada fiyat araştırması yapılarak ihtiyaçlar temin edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Berhan Şimşek; buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BERHAN ŞİMŞEK (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının 15 inci maddesiyle ilgili olarak, Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Hükümet, göreve başladığı ilk günden beri, 1 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Yasasına karşı olumsuz bir tavır içine girmiştir. Yeni yasayı eski haline dönüştürmek için çeşitli vesilelerle açıklamalar yapılmış, yeni ihale yasasının işlevsiz olduğu, yatırım yapmayı engellediği yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Böyle bir yaklaşımın ülkemizde yolsuzlukların kaynağı olarak görülen kamu ihalelerinde eskiden var olan yolsuzluk ortamının, usulsüzlük eğiliminin devamına yol açacağı ortadadır.

Ülkemizde kamu kurumlarınca yapılan mal ve hizmet alım harcamalarının yıllık tutarı gayri safî millî hâsılanın yüzde 20'sine ulaşmaktadır. Yıllık üretimin beşte 1'inin kamu kurumlarınca yapılan harcamalara ayrılması, kamu ihalelerinin, hem ülke kaynaklarının doğru ve yerinde kullanılması hem de yolsuzlukla mücadele çabalarında ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Daha önce yürürlükte bulunan 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, günümüz koşullarına cevap vermediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, tüm kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası uygulamalarla paralellik göstermediği gerekçesiyle geçtiğimiz yasama döneminde değiştirilmiş ve şimdi yürürlükte bulunan 4734 ve 4735 sayılı Kanunlar yürürlüğe girmiştir.

Biraz önce, sayın vekil arkadaşımın da ifade ettiği gibi, bu yasaya "basiretsizlikle yapılmış bir yasa" demesine rağmen, o gün, 57 nci hükümet döneminde muhalefette bulunan AKP'nin bugün bakanı olan iki değerli arkadaşımız, Sayın Ergezen ve Osman Pepe Bey, bu yasaya müspet oy kullanmıştır, basiretsiz olarak adlandırılan bu yasaya!..

Değerli arkadaşlarım, şimdi iktidar olunca, yasanın yetersiz kaldığını söylüyorsunuz. O zaman istisnaları eleştirenler, şimdi daha fazla istisnalarla karşımıza çıkıyorlar. Daha, yeni ihale yasası yürürlüğe girmeden ertelenmesini talep etmenin ve şimdi, bu yasayı yeteri kadar uygulamadan, sonuçlarını almadan değiştirmenin gerekçesi ne? Amaç, gerçekten yasanın eksikliklerini mi gidermek, yoksa iktidarın beklentilerine ve çıkarlarına hizmet edecek bir düzenlemeye mi gitmek?..

Bu tasarının 15 inci maddesiyle, İhale Yasasının 22 nci maddesi değiştirilmekte ve bazı hallerde ihtiyaçların karşılanması için, ilan yapılmaksızın ve teminat alınmaksızın kamu alımlarının ve yapım işlerinin bir kısmının ihale dışı yöntemlerle temini olanaklı kılınmaktadır. Doğrudan temin usulünün varlık nedeni olan kolaylık ve birden fazla isteklinin bulunmayacağı gibi nedenler dışında, bu usulün öngörülmesi, uygulamada ciddî sıkıntılar doğuracaktır.

Maddede "bu maddeye göre yapılacak alımlarda, ihale komisyonu kurma ve yeterlik kuralları arama zorunluluğu bulunmaksızın, ihale yetkilisince görevlendirilecek kişi veya kişiler tarafından piyasa fiyat araştırması yapılarak ihtiyaçlar temin edilir" denilmektedir. Doğrudan temin usulüyle alımların ihale dışında bırakılmasıyla, bu alımların takibi zorlaşacak, rekabet ve tarafsızlığın sağlanması da mümkün olmayacaktır. Komisyon kurmadan, kişilerin takdirlerine bırakılacak tespitler neticesinde doğrudan temin usulüyle yapılacak alımların hukuka uygun, şeffaf, kontrol edilebilir bir uygulama olmayacağı da açıktır.

Bu yasayla, gerçekten, kamu kaynaklarını doğru ve yerinde, şeffaf, kontrol edilebilir bir şekilde kullanmak mı istiyoruz, yoksa birtakım istisnalar yaratarak birilerine çıkar sağlamak peşinde mi koşuyoruz?..

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; ihale süreçlerinde geçmişte yaşadığımız çok fazla olumsuzluk var. İdare tarafından yapılan usulsüzlükler neticesinde zengin olanlar var.

Şimdi, yapmamız gereken, doğru ve net anlaşılır, boşluk bırakmayan, istisnalar yaratarak takdire yer vermeyen bir ihale mevzuatı hazırlamaktır. "Yolsuzlukların damarına girdik" demekle, bir türlü bunlar olmuyor; uygulamada bunları hayata katmak gerek. İhale sistemini kendi zenginini yaratma, kendi yandaşına çıkar sağlama uğruna değiştirmek, gerçekten, yazıktır.

Ben hatırlarım, sizler de hatırlarsınız, yıllardan beri, bu ülkedeki ihaleler -ne zamandan; Sayın Erbakan döneminden- ağır sanayi hamlesinde yapılan ihaleler, subasmanlarıyla çıkıp, yolların kenarlarında durmaktaydı. Lütfen, zahmet buyurun, bir araştırın. Türkiye'nin 1950'den bugüne kadar 350 milyar dolarlık yolsuzlukları vardır. Bunların büyük bir kısmı da -hepimiz biliyoruz- ihalelerden kaynaklanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, hükümet, yapmış olduğu siyasî atamalarla    -kızmayın, darılmayın- bütün organizasyonu tamamladıktan sonra, devletin KİT'lerine, BİT'lerine, genel müdürlüklere, çeşitli kadrolara herkesi yerleştirdikten sonra, sıra İhale Yasasına geldi. Kadrolar tamam; İhale Yasasındaki değişiklikleri de istediğimiz koşullarda çıkaralım ve alabildiğine... Her dönem, maalesef, böyledir. Her iktidarın zenginleri vardır. Her parti iktidara geldiğinde, zenginleri olmuştur. Laila'ya gidenleri de Reina'ya gidenleri de olmuştur, zenginleri de olmuştur.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Biz, Laila'ya değil yaylaya gidiyoruz!..

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) -  Şimdi, bu İhale Yasası, Türkiye'de yeni zenginler yaratacaktır. İçinizde çok değerli arkadaşların benden daha iyiniyetli olduğunu biliyorum; olmayanlara söylüyorum..

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Laila'ya gidenlere...

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Laila'ya gidenlerin kimler olduğunu sizler biliyorsunuz, sizler bilirsiniz!.. Eğer, bilmiyorsan, mutlaka bilenler vardır; elinden tutsun götürsün seni; kaybolmazsın!..

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri... (AK Parti sıralarından gürültüler)  Laf atmazsanız bu iş olmuyor; laf atın!..

Bu maddeye göre büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunan idarelerin 15 milyar, diğer idarelerin 5 milyar lirayı aşmayan ihtiyaçları ile temsil, ağırlama faaliyetleri kapsamında yapılacak konaklama giderlerinin, seyahat ve konaklamaya ilişkin giderlerin doğrudan temin usulüne göre yapılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu hüküm, büyükşehir belediyesi sınırları içinde bulunan idarelerde suiistimallere neden olacaktır. O nedenle, bu hüküm, ülke genelinde 5 milyar lira olarak uygulanacak şekilde değiştirilmelidir. İdareler, bu tasarının yasalaşmasından sonra, bu maddede hükme bağlanan değerlerin altında ihtiyaç belirleme ve doğrudan temin usulüne göre alım yapma eğilimine gireceklerdir.

Sağlık sektöründe yaşananları gördünüz. Biraz önce arkadaşım söyledi; "neşter operasyonu..."

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Buraya bakma, oraya bak.

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bu paralar benim değil. Bu paralar sizi buraya gönderen asillerin. Reina'ya ne asiller gidiyor ne de ben gidiyorum sen de gitmiyorsan! Bu ülkeyi yıllardır soyanların çocukları gidiyor! Bu ülkeyi bir kez daha soymaya aday olanların çocuklarına ve onlara da bu hakkı vermeyin diyoruz! Kötü bir şey mi söylüyoruz?!

A. YEKTA HAYDAROĞLU (Van) - Burada oturmamızın nedeni de bu zaten.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Minyeli doğru söylüyor!..

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - Bilmiyorsan adımı, "sayın vekilim" ya da "abi" diye hitap edeceksin!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - "Minyeli doğru söylüyor" diyoruz!..

BERHAN ŞİMŞEK (Devamla) - "Abi" diye hitap edeceksin, bilmiyorsan adımı!

Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; enerji, su, ulaşım ve telekomünikasyon gibi sektörler İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılmakta ve bu sektörlerin nasıl bir mevzuatla ihale yapacaklarının da yıl içerisinde çıkarılacak kanunla belirleneceği söylenmektedir.

Şimdi, böyle bir düzenlemeye gidiyorsunuz. Bunu da süreç içerisinde görüp yaşayacağız.

Bu sektörlerin dışında, tüm KİT'ler, kamu şirketleri, Başbakanlık Basımevi, Et ve Balık Ürünleri AŞ, İhale Kanunu dışında tutuluyor. Herhalde, sizler, nasıl bir alan açıldığının hesabını yapıyorsunuzdur.

Yalnız, unutmamanız gereken bir şey var -bu iktidardan önceki iktidarlar da yaptı- bu iktidar da kendi yandaşlarına ganimet paylaştırma, ulufe dağıtma anlayışında ise, unutmasın ki, bu ülke, çok iktidarlar gördü, çok hükümetler gördü ve AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri de araştırma komisyonlarında onları konuştu; onları iyi tanıyorsunuz. Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Sayın Zeki Ergezen'in söylediği çok doğru: "İktidara yürüyen partinin genel merkezine doğru yürümeye başlarlar." Kimlerdir bunlar; sülüklerdir. Kimlerdir bunlar; bu ülkedeki kapitalizmin, çirkin, iğrenç kapitalizmin gölge ordusudur. Onun için, dikkat edin, bu yasayı bugünlere bıraktığınıza göre, koltuklarınıza da o kişiler oturmuş olmasın!

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Şimşek, teşekkür ediyorum.

15 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

16 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 16.- 4734 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (i) ve (1) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki (n) bendi eklenmiştir.

"i) İhalenin nerede, hangi tarih ve saatte yapılacağı."

"1) Teklif edilen bedelin % 3'ünden az olmamak üzere, isteklice belirlenecek tutarda geçici teminat verileceği."

"n) İhaleye konsorsiyumların teklif verip veremeyeceği."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

16 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

17 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 17.- 4734 sayılı Kanunun 25 inci maddesine aşağıdaki (j) bendi eklenmiştir.

"j) İhaleye konsorsiyumların teklif verip veremeyeceği."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

17 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

18 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 18.- 4734 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının (h), (o) ve (t) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"h) İhaleye konsorsiyumların teklif verip veremeyeceği, ihale konusu işin tamamına veya bir kısmına teklif verilmesinin mümkün olup olmadığı, mal alımı ihalelerinde alternatif teklif verilip verilemeyeceği, verilebilecekse alternatif tekliflerin nasıl değerlendirileceği."

"o) İhale saatinden önce ihalenin iptal edilmesinde idarenin serbest olduğu."

"t) Süre uzatımı verilebilecek haller ve şartları ile sözleşme kapsamında yaptırılabilecek iş artışları ile iş eksilişi durumunda karşılıklı yükümlülükler."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

18 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

19 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 19.- 4734 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin son cümlesindeki "hazırlanma maliyetini" ibaresi "basım maliyetini" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

19 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 20.- 4734 sayılı Kanunun 33 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 33- İhalelerde, teklif edilen bedelin % 3'ünden az olmamak üzere, istekli tarafından verilecek tutarda geçici teminat alınır. İhale dokümanında belirtilmesi şartıyla, danışmanlık hizmeti ihalelerinde geçici teminat alınması zorunlu değildir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

20 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

21 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 21.- 4734 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasındaki "Türkiye'de faaliyette bulunan bankaların" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya özel finans kurumlarının" ibaresi eklenmiştir.

"b) Bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen teminat mektupları."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

21 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

22 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 22.- 4734 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin kenar başlığındaki "Banka" ibaresi ile birinci fıkrasındaki "bankalarca" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

22 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

23 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 23.- 4734 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi "Teklifler ihale dokümanında belirtilen ihale saatine kadar idareye verilir." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

23 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 24.- 4734 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin ilk cümlesindeki "İhale dokümanında belirtilmiş olması kaydıyla, ihale yetkilisinin onayından önceki herhangi bir aşamada," ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddenin son cümlesi "Ancak, idare isteklilerin talepte bulunması halinde, ihalenin iptal edilme gerekçelerini talep eden isteklilere bildirir." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

24 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 25.- 4734 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin altıncı fıkrasındaki "yirmi gün" ibaresi "beş iş günü" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

25 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 26.- 4734 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İhale sonucu, ihale kararlarının ihale yetkilisi tarafından onaylandığı günü izleyen en geç üç gün içinde, ihale üzerinde bırakılan dahil ihaleye teklif veren bütün isteklilere imza karşılığı tebliğ edilir veya iadeli taahhütlü mektup ile tebligat adresine postalanmak suretiyle bildirilir. Mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün kararın isteklilere tebliğ tarihi sayılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

26 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 27.- 4734 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"41 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sürelerin bitimini veya Maliye Bakanlığının vizesi gereken hallerde bu vizenin yapıldığının bildirilmesini izleyen günden itibaren üç gün içinde ihale üzerinde kalan istekliye, tebliğ tarihini izleyen on gün içinde kesin teminatı vermek suretiyle sözleşmeyi imzalaması hususu imza karşılığı tebliğ edilir veya iadeli taahhütlü mektup ile tebligat adresine postalanmak suretiyle bildirilir. Mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır. Yabancı istekliler için bu süreye oniki gün ilave edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

27 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

28 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 28.- 4734 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yapılan bütün ihaleler bir sözleşmeye bağlanır. Sözleşmeler idarece hazırlanır ve ihale yetkilisi ile yüklenici tarafından imzalanır. Yüklenicinin ortak girişim olması halinde, sözleşmeler ortak girişimin bütün ortakları tarafından imzalanır. İhale dokümanında aksi belirtilmedikçe sözleşmelerin notere tescili ve onaylattırılması zorunlu değildir."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Atilla Kart; buyurun.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 28 inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 4734 sayılı Kamu İhale Yasası, hakşinaslıkla ve hiçbir komplekse kapılmadan ifade etmek gerekir ki, 57 nci hükümetin, devletin teknik yapılanmasının ve kamu harcamalarının saydamlığının sağlanabilmesi anlamında, kamu yararına düzenlemiş olduğu ciddî bir yapılanmadır; yasalaşma aşamasındaki birtakım delme gayretlerine rağmen, yasanın esası ve özü korunmuştur. 1.1.2003 tarihinde yürürlüğe girmesi gereken bu yasa, maalesef, bütün unsurlarıyla bir türlü yürürlük kazanamamıştır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizdeki yolsuzluk ve yoksulluğun temelinde, kamu kaynak ve imkânlarının siyasî veya kişisel sebeplerle amaçdışı kullanılması, belli kişi ve gruplara rant aktarılması ve siyasî çıkar sağlanması yolundaki genel uygulama yatmaktadır. Nüfusunun büyük çoğunluğu meslek sahibi olmayan insanlarımız, siyasî, etnik veya dinî gruplaşmalarla ve dönemin siyasî yönetimleriyle işbirliği içinde, kamu kaynaklarından haksız bir şekilde istifade etmişlerdir. İdarî ve adlî denetim mekanizmalarının gereğince ve zamanında ve etkin bir şekilde işlememesi bu süreci hızlandırmıştır. Yolsuzluk o denli ileri boyutlara varmıştır ki, kamu bütçesini altüst eden, yoksulluğun kaynağını teşkil eden ve her türlü adalet duygusunu inciten boyutlara ulaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, böylesine bir süreçten sonra hazırlanan Kamu İhale Yasası, işte, bütün bu olumsuzlukları giderecek bir özelliğe sahip iken, maalesef, bazı budamalarla temel esprisini kaybetmeye başlamıştır. Ne yapılmıştır da bu özellikler kaybolmuştur?

Öncelikle, istisna maddeleri hem ihale limiti yükseltilmek ve hem de sektör itibariyle genişletilmek suretiyle uygulama alanı daraltılmıştır. Bu daraltmalarla, âdeta, 2886 sayılı Yasa dönemine dönülmüştür. Yolsuzluğun en çok görüldüğü ve yapıldığı sektörler olan enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektörlerindeki işletmelerin kapsamdışı tutulması, mevcut 4734 sayılı Yasanın temel amacıyla bağdaşmamaktadır. Bu sektörlerin kapsamdışı tutulması, Avrupa Birliği normlarıyla izah edilmek isteniyor ise de, Avrupa Birliği ülkelerinde, iki üç istisna dışında, bu sektörlerde yer alan şirketler özel sermayeli şirketler olduğundan, bu noktada kıyaslama yapılması hatalı ve yasanın özüne uygun olmamıştır.

Rekabetin sağlanmasının önemli olduğu alanlar olan avukatlık hizmetleri ve sağlık sektöründeki alımlar doğrudan temin edilebilir hale getirilmek suretiyle, yine, amaca aykırı düzenleme yapılmıştır.

Kamu İhale Kurumunun idarî ve malî özerkliği zedelenmiştir. Kurumun gelirleri önemli ölçüde azaltılarak, özerklik hali lafta kalan bir yapıya dönüşmüştür. Unutmayalım ki, özerk ve bağımsız olmayan bir kurumun kamu alanlarının denetimi ve düzenlemesi alanında etkin ve verimli bir şekilde faaliyet göstermesi, kamu yararını sağlaması ve hizmet gereklerine uygun verimlilikte çalışması mümkün değildir.

En nihayet, maddeyle ilgili konunun esasına girmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Tasarının 28 inci maddesindeki düzenlemeyi, son derece yanlış ve telafisi mümkün olmayacak sakıncalar içermesi sebebiyle, kamu yararına açıkça aykırı olan bir düzenleme olarak görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, noterlik kurumu ve daireleri, Türkiye'de, objektif ölçülere uygun olarak çalışan, kamu güvenirliliğini ve resmî belgelerin güvenliğini sağlayan kurumlardır. Bu dairelerin aldığı harç, damga, değerli kâğıt ve sair gelirler, devlet adına ve kaynaktan doğrudan alınmakta ve hemen Hazineye intikal etmektedir. Noterler, gelen ihale dosyalarını incelemekte, belgeleri kontrol etmekte, eksikleri tamamlamakta ve evrakı dosya halinde muhafaza etmektedir. Böylece, ileride herhangi bir ihtilaf doğduğunda, ihale komisyonunun usul ve yasaya uygun görev yapıp yapmadığı, ihaleye giren kişiler arasındaki ihtilaflar ve üçüncü kişilerle doğması muhtemel olan ihtilaflar konusunda, ihtilafa yol açan sebepleri çözüme bağlayacak bir mekanizma oluşmaktadır. En önemlisi, kamu görevlilerinin ve kamu harcamalarının denetimi sağlanmaktadır. Noterlikte yapılan işlemler hukukî niteliği olan işlemler olduğundan, bu işlemlerin yasal denetiminin, yine, hukukçu niteliğini haiz olan noterin denetiminde bırakılması, işin doğasına uygun olan bir düzenlemedir. Mevzuatımıza göre, noter huzurunda atılan imzaya yapılan itirazlar geçersizdir; onama işlemiyle, ileride doğacak imza inkârlarına dayalı ihtilaflar önlenmiş olmaktadır. Olağanüstü haller dışında, noterlerin onamış olduğu sözleşmelerin içeriğine yönelik olarak yapılan itiraz ve iddiaların hiçbir yasal geçerliliği yoktur.

Tüm bu sebeplerle, kamu ihale sözleşmelerinin, tarafsız bir kamu denetim ve belgeleme kurumu olan noterlerce onanması ve tevdii, kamu hukuku açısından da bir gereklilik olup, notere para kazandırıldığı gibi, yanıltıcı ve popülist değerlendirmeler gerçeklerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Esasen, noter de bir kamu görevlisi olup, ücret tarifesi Adalet Bakanlığı tarafından belirlenmektedir. 11 000 000 liralık bir noter işleminde notere kalan bedelin 1 900 000 Türk Lirası olduğunu hatırlatmak ve vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım -bugün itibariyle söylüyorum- noter gideri 29 milyar liraya ulaşan bir sözleşmede notere kalan meblağ 300 000 000 lira seviyesinde olup, bu bedel de ayrıca vergiye tabidir. Dikkatinizi çekiyorum, 29 milyar liranın neredeyse tamamına yakını Hazineye gelir olarak anında intikal etmektedir. Görüldüğü gibi "notere para kazandırıldı" yolundaki yaklaşımlar son derece gerçekdışı olup, noterin burada asıl işlevi, hem güvenirliği sağlamak ve hem de vergi tahsilatını sağlamak suretiyle devlete katkıda bulunmaktır. Nitekim, 2002 yılında değerli kâğıt dahil, Harç ve Damga Vergisi olarak tahsil olunan meblağ 442 trilyona ulaşmış ve Hazineye intikal etmiştir. Bu meblağ, son derece ciddî bir rakamdır.

Noterler, ayrıca Gelir Vergisine tabi olmaları ve tüm gelirleri resmî belgelerle sabit olması sebebiyle de, kamu bütçesine ciddî bir kaynak sağlamaktadırlar. Görev yaptıkları yerlerde, genellikle vergi rekortmenleri listesine girmektedirler.

Sayın milletvekilleri, şu değerlendirmeyi yapmak gerekiyor: Bu kaynağı kurutmamamız gerekiyor. Bu sebeple, noterlik kurumunun köhnemiş olduğu yolundaki değerlendirmenin son derece yanlış ve haksız bir değerlendirme olduğunu bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli nokta, kamu ihalelerine ilişkin noterlik evrak ve kayıtları, kamunun bilgisine ve denetimine açık olması sebebiyle, kamunun ve bireyin bilgi edinme hakkına da hizmet etmektedir. Tasarının bu maddesiyle, maalesef, Türkiye'nin işleyen ve güvenilir olan bir kurumunu işlemez hale getirmiş olacağız. Bu tarihî yanlıştan ve sorumluluktan kaçınmamız gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, bütün bunların yanında, sayıları 1 300'e yakın olan noterlik dairelerinde 10 000'e yakın kişinin istihdam edildiğini hiçbir şekilde gözardı etmememiz gerekir. Aileleriyle birlikte ve bağlı hizmet sektörüyle, neresinden bakılırsa bakılsın, 100 000 kişinin istihdam ve geçimine yönelik bir yapılanma söz konusudur. Getirilen düzenlemeyle, âdeta, bu istihdam alanı, sabote edilmiş olunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum; toparlayın efendim.

ATİLLA KART (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, siyasî iktidarın bir temel çelişkisine dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir taraftan kamu harcamalarının denetim altına alınmasından ve saydamlığından söz edeceğiz, diğer taraftan da, kamu harcamalarının denetimini ve saydamlığını sağlayan en önemli kurum olan ve Türkiye'nin belki de en işler iki üç kurumundan birisi olan noterlik uygulamasını esastan deleceğiz.

Siyasî iktidar, maalesef, temel konulardaki tutarsızlığını ve yanlışlığını bu tasarıda da sürdürmektedir. Önemle ifade ediyorum: Değişiklik önergemiz kabul edildiği takdirde, hem istisnayı daraltmış olacağız; yani, Kamu İhale Yasasının uygulanmasına ilişkin istisnayı daraltmış olacağız hem de yasanın amacına uygun bir düzenleme yapmış olacağız.

Sayın milletvekilleri, tasarının diğer maddelerindeki yanlışlıklar bir tarafa, hiç olmazsa, bu maddeyle getirilen temel tutarsızlıkta ısrar edilmemesi ve 28 inci maddeyle ilgili değişiklik önergemize destek verilmesi gerektiği düşüncesiyle, Genel Kurulu şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kart.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmış olup, maddeyle ilgili 2 adet önerge vardır; geliş sırasına göre okutacağım ve en aykırı önergeyi işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 28 inci maddesiyle değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının "Yapılan bütün ihaleler bir sözleşmeye bağlanır. Sözleşmeler idarece hazırlanır ve ihale yetkilisi ile yüklenici tarafından imzalanarak Notere onaylattırılır ve tescil ettirilir. Yüklenicinin ortak girişim olması halinde sözleşmeler ortak girişimin bütün ortakları tarafından imzalanır. Şu kadar ki sözleşme bedeli 50 milyarın altındaki ihalelerde doğrudan temin usulüne göre yapılanmalı ve hizmet alımları ile yabancı ülkelerden ve firmalardan alınan mal, hizmet ve malzeme alımları ile yapım işlerinde Noter onaylaması ve tescili zorunlu değildir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Kurt

Eyüp Fatsa

Mehmet Küçükaşık

 

Samsun

Ordu

Bursa

 

Muharrem Doğan

Sezai Önder

Mehmet Yıldırım

 

Mardin

Samsun

Kastamonu

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı tasarının çerçeve 28 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Muharrem İnce

Oğuz Oyan

Atilla Kart

 

Yalova

İzmir

Konya

 

Atila Emek

Nail Kamacı

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

 

Antalya

Antalya

Malatya

BAŞKAN - Efendim, bu ikinci önerge en aykırı önerge olduğu için işleme alıyorum.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Takdire bırakıyorsunuz.

Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılmıyor.

Önergenin gerekçesini mi okutayım?..

OĞUZ OYAN (İzmir) - Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kamu kaynaklarının ve harcamalarının denetimlerinin sağlanması; kamu ihale sözleşmeleriyle ilgili olarak doğacak ihtilafların sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi; kayıtdışı ekonomiye yol açılmaması; kamuya sağlanan gelir ve vergilerin tahsilinde zorluklara yol açılmaması; yargı yükünün çoğaltılmaması; ülkemizin işleyen ve güvenirliliğini koruyan kurumlarının başında gelen noterlik dairelerinin işlemez hale gelmemesi; kamu ihale sözleşmelerinin şekil ve esas olarak denetimini yine "hukukçu kimliği" olan noterlerin denetimine bırakılması gereği gibi zorunluluklar karşısında;

4734 sayılı Yasanın 46 ncı maddesinin aynen muhafaza edilmesinin kamu yararına uygun olacağı gerekçesiyle işbu önergenin verilmesi gereği doğmuştur.

BAŞKAN- Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı ve gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 28 inci maddesi ile değiştirilen 4734 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının "Yapılan bütün ihaleler bir sözleşmeye bağlanır. Sözleşmeler idarece hazırlanır ve ihale yetkilisi ile yüklenici tarafından imzalanarak Notere onaylattırılır ve tescil ettirilir. Yüklenicinin ortak girişim olması halinde sözleşmeler ortak girişimin bütün ortakları tarafından imzalanır. Şu kadar ki sözleşme bedeli 50 milyarın altındaki ihalelerde doğrudan temin usulüne göre yapılanmalı ve hizmet alımları ile yabancı ülkelerden ve firmalardan alınan mal, hizmet ve malzeme alımları ile yapım işlerinde Noter onaylaması ve tescili zorunlu değildir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                  Mehmet Kurt

                                                        (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN- Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri)- Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara)- Hayır, katılmıyoruz.

BAŞKAN- Komisyon takdire bırakıyor, Hükümet katılmıyor; önerge sahipleri açıklayacak mı, yoksa...

MEHMET KURT (Samsun)- Sayın Başkan, önergemizi geri çekiyoruz.

BAŞKAN- Evet, şimdi, 28 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ÜNAL KACIR (İstanbul)- Sayın Başkan, önerge ne oldu?

BAŞKAN- Geri çektiler efendim önergeyi.

29 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 29.- 4734 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sözleşme bedeli, mal veya hizmet alımı ihalelerinde birtrilyon Türk Lirasını, yapım ihalelerinde ise ikitrilyon Türk Lirasını aşan ihalelere ilişkin ihale sonuçları, sözleşmenin Sayıştay Başkanlığınca tescilinin idareye tebliğ edildiği, bu tescilin gerekli olmadığı durumlarda ise sözleşmenin taraflarca imzalandığı tarihi izleyen en geç onbeş gün içinde Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle ilân edilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

29 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

30 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 30.- 4734 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"ÇED raporu hazırlanması, plân, yazılım geliştirme, tasarım, teknik şartname hazırlanması, denetim gibi teknik, malî, hukukî veya benzeri alanlarda niteliği itibarıyla kapsamlı ve karmaşık olduğu, özel uzmanlık ve deneyim gerektirdiği idarece tespit edilen hizmetler, danışmanlık hizmet sunucularından alınabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı kanun tasarısının 30 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Parlakyiğit

Oğuz Oyan

Mehmet Yıldırım

 

Kahramanmaraş

İzmir

Kastamonu

 

Engin Altay

 

Necati Uzdil

 

Sinop

 

Osmaniye

MADDE 30.- 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"ÇED raporu hazırlanması, yazılım geliştirme, tasarım, coğrafî kent bilgi sistemi kurulması, teknik şartname hazırlanması, denetim gibi teknik, malî, hukukî veya benzeri alanlarda niteliği itibariyle kapsamlı ve karmaşık olduğu, özel uzmanlık ve deneyim gerektirdiği idarece tespit edilen hizmetler, danışmanlık hizmet sunucularından alınabilir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge sahipleri, gerekçeyi mi okutalım?

OĞUZ OYAN (İzmir) - Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı metninde yer alan "plan" ibaresi madde metninden çıkarılmış "coğrafî kent bilgi sistemi kurulması" madde metnine eklenmiştir.

Tasarıda "plan" danışmanlık hizmeti olarak yer almaktadır. 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin ikinci paragrafına "plan" ibaresi eklendiğinden ve "plan" hizmet tanımı içerisine sokulduğundan, böyle bir değişiklik gerekli olmuştur. Böylece, esasen diğer hizmetler gibi bir uzmanlık işi olan "plan"ın danışmanlık hizmeti kapsamından çıkarılarak hizmet tanımı içerisine alınması amaçlanmıştır.

Ayrıca, danışmanlık hizmetleri içine coğrafî bilgi sistemi kurulması eklenerek, güncel bir ihtiyaca cevap verilmiştir.

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

30 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 30 uncu madde kabul edilmiştir.

31 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 31.- 4734 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasındaki "kırk gün süre" ibaresi "13 üncü maddedeki süreler" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

31 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 32.- 4734 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin (j) bendinin (1) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "

1) Bu Kanun kapsamında yapılan ihalelere ilişkin düzenlenecek sözleşmelerden, bedeli yüzmilyar Türk Lirasını aşanlar için yükleniciden tahsil edilecek sözleşme bedelinin onbinde beşi (İdareler ve noterler bu tutarın yüklenici tarafından Kurum hesaplarına yatırıldığını sözleşmelerin imzalanması aşamasında aramak zorundadır.)."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

32 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 33.- 4734 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin; üçüncü ve dördüncü fıkraları madde metninden çıkarılmış, beşinci ve altıncı fıkraları, yedinci fıkrasının ikinci cümlesi ile sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İdare, şikâyetin verilmesini izleyen otuz gün içinde gerekçeli bir karar alır. Bu kararda, şikâyet tamamen veya kısmen haklı bulunmuşsa alınması gereken düzeltici önlemler de belirtilir. Alınan karar, bütün aday veya isteklilere karar tarihini izleyen yedi gün içinde bildirilir.

Belirtilen süre içinde bir karar alınmaması veya süresinde alınan kararın uygun bulunmaması durumunda aday veya istekli, karar verme süresinin bitimini veya karar tarihini izleyen onbeş gün içinde Kuruma itirazen şikayet başvurusunda bulunabilir."

"İhale işlemlerine devam edilmesi konusunda gerekçeli olarak alınan bu onay, sözleşme imzalanmadan en az yedi gün önce şikâyette bulunan aday veya istekliye tebliğ edilmiş olmasını sağlamak üzere gerekli süre dikkate alınarak bildirilir."

"İhale işlemlerine devam edilerek sözleşme imzalanabileceğinin bildirilmesi durumunda ise, şikâyette bulunan aday veya istekli, kendisine bildirim yapıldığı tarihi izleyen üç gün içinde Kuruma itirazen şikayet başvurusunda bulunabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

33 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

34 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 34.- 4734 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin; birinci fıkrasındaki "şikâyette" ibaresi "itirazen şikâyet başvurusunda", ikinci fıkrasının ilk cümlesindeki "şikâyetlerle ilgili olarak" ibaresi "itirazen şikâyet başvurularıyla ilgili olarak", ikinci fıkrasının (c) bendindeki "Şikâyetin" ibaresi "İtirazen şikâyet başvurusunun", üçüncü fıkrasındaki "Şikâyet" ibaresi "İtirazen şikâyet", dördüncü fıkrasındaki ve beşinci fıkrasının ilk cümlesindeki "şikâyetler" ibareleri "itirazen şikâyet başvuruları", beşinci fıkrasının ikinci cümlesindeki "şikâyetlerin" ibaresi "itirazen şikâyet başvurularının" şeklinde ve altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İtirazen şikâyet, dava açılması öncesinde kullanılması zorunlu bir başvuru yoludur. Kurum, yapılan itirazen şikâyet başvuruları üzerine, idarece ihale işlemlerine devam edilmesi kararı alınan hallerde beş gün, diğer hallerde ise onbeş gün içinde ihale sürecinin devamına ilişkin karar alır. Kurum, nihaî kararını başvuruyu izleyen kırkbeş gün içinde verir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

34 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 35.- 4734 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde, dördüncü fıkrasındaki "en geç otuz gün" ibaresi ise "en geç kırkbeş gün" şeklinde değiştirilmiştir.

"17 nci maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler hakkında fiil veya davranışlarının özelliğine göre, bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar, üzerine ihale yapıldığı halde mücbir sebep halleri dışında usulüne göre sözleşme yapmayanlar, hakkında ise altı aydan az olmamak üzere bir yıla kadar, 2 nci ve 3 üncü maddeler ile istisna edilenler dahil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilir. Katılma yasakları, ihaleyi yapan bakanlık veya ilgili veya bağlı bulunulan bakanlık, herhangi bir bakanlığın ilgili veya bağlı kuruluşu sayılmayan idarelerde bu idarelerin ihale yetkilileri, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde ise İçişleri Bakanlığı tarafından verilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

35 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

36 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 36.- 4734 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanuna aykırı fiil veya davranışlardan dolayı hüküm giyen idare görevlileri, bu Kanun kapsamına giren işlerde görevlendirilemezler."

"5 inci maddede belirtilen ilkelere ve 62 nci maddede belirtilen kurallara aykırı olarak ihaleye çıkılmasına izin verenler ve ihale yapanlar hakkında da yukarıda belirtilen müeyyideler uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

36 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 37.- 4734 sayılı Kanunun 61 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

"Madde 61.- Bu Kanunun uygulanmasında görevliler ile danışmanlık hizmeti sunanlar; ihale süreci ile ilgili bütün işlemlere, isteklilerin iş ve işlemleri ile tekliflerin teknik ve malî yönlerine ilişkin olarak gizli kalması gereken bilgi ve belgelerle işin yaklaşık maliyetini ifşa edemezler, kendilerinin veya üçüncü şahısların yararına kullanamazlar. Aksine hareket edenler hakkında ilgisine göre 58 ve 60 ıncı maddelerde belirtilen müeyyideler uygulanır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

37 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 38.- 4734 sayılı Kanunun 62 nci maddesinin; birinci fıkrasının (b) bendinin sonuna "Ancak ertesi malî yılda gerçekleştirilecek süreklilik arz eden mal ve hizmet alımları için bir önceki malî yıl sona ermeden ihaleye çıkılabilir." ibaresi eklenmiş, (c) bendinin sonuna "Kültür varlıklarının rölöve, restorasyon ve restitüsyon projelerine göre yapılacak onarım işleri, her bir kalem iş için birim fiyat teklif almak suretiyle ihale edilebilir. Arsa temini, mülkiyet ve kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması şartı baraj ve büyük sulama projelerinde aranmaz." ibaresi eklenmiş, (e) bendindeki "en üst" ibaresi madde metninden çıkarılmış, (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aşağıdaki (ı) bendi eklenmiştir.

"d) İdarelerce bütçesinin programlanmasında, ihalede ise isteklilerce verilen tekliflerin karşılaştırılmasında kullanılmak üzere tespit edilen yaklaşık maliyet isteklilere duyurulmaz."

"ı) Bu Kanunun 21 ve 22 nci maddelerindeki parasal limitler dahilinde yapılacak harcamaların yıllık toplamı, idarelerin bütçelerine bu amaçla konulacak ödeneklerin %10'unu Kamu İhale Kurulunun uygun görüşü olmadıkça aşamaz."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

1 adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 38 inci maddesiyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 62 nci maddesinin (c) bendinin sonuna eklenen "Arsa temini, mülkiyet ve kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması şartı baraj ve büyük sulama projelerinde aranmaz." cümlesinin "Arsa temini, mülkiyet ve kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması şartı baraj, büyük sulama, petrol ve doğalgaz boru hattı projelerinde aranmaz." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Sadullah Ergin

Salih Kapusuz

Sabri Varan

 

Hatay

Ankara

Gümüşhane

 

Enver Yılmaz

İdris Naim Şahin

Mustafa Cumur

 

Ordu

İstanbul

Trabzon

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (İstanbul) - Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Baraj ve büyük sulama projelerine ilişkin düzenlemenin gerekçesine benzer biçimde, petrol ve doğalgaz hattı projelerinde de boru hattının geçtiği bütün güzergah kamulaştırıldıktan sonra boru hattı inşaına başlanması, kaynakların verimli ve etkin kullanılması açısından doğru olmadığı gibi, işlerin planlanan sürede tamamlanmasını da önleyeceğinden; bir yandan kamulaştırma işlemleri devam ederken diğer yandan kamulaştırması tamamlanan kısımlarda boru hattı inşaına başlanabilmesi için böyle bir ilavenin yapılması zorunlu görülmektedir.

BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, hükümetin katıldığı, gerekçesini dinlediğimiz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

38 inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 38 inci madde kabul edilmiştir.

39 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 39.- 4734 sayılı Kanunun 68 inci maddesine aşağıdaki (c) bendi eklenmiştir.

"c) 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu kapsamındaki toplu konut projelerinde, 5 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkraları, 62 nci maddenin (a) ve (b) bentleri ile (c) bendindeki kamulaştırma, mülkiyet, arsa temini, imar işlemleri ve uygulama projesine ilişkin şartlar aranmaksızın ihaleye çıkılabilir. Ancak, ÇED raporu zorunluluğu bulunan hallerde sözleşme imzalanmadan önce bu raporun alınması zorunludur."

BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günün bu geç saatinde zamanınızı almakta olduğumu biliyorum; ama, kimi noktaların belirtilmesinde yarar görüyorum ve o nedenle, görüşülmekte olan tasarının 39 uncu maddesi üzerinde, CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Hemen şunu belirteyim ki, diğer maddeleri gibi 39 uncu maddeyle yapılmak istenen değişiklikler de, bu yasanın uygulanmasından doğan bir aksaklıktan kaynaklanmıyor; devlet eliyle ihale sisteminin yeni koşullara uyumundaki sıkıntılardan, bir bakıma, eskiye dönüş özleminden kaynaklanıyor.

Değerli arkadaşlar, önce bir iki noktanın altını birlikte çizelim. Türkiye'de devlet eliyle doğru dürüst ihale yürütülemiyor. Altyapı, mal ve hizmet üretimi, konut üretimi yapılamıyor. Birkaç nokta var. Önce, hizmet pahalıya üretiliyor. Biz, ülke olarak birkaç kilometrelik, 5-6 kilometrelik yolu yapamıyoruz, 5-6 kat harcama yaparak ancak 1 kilometre yol yapıyoruz; yani, 1'i 5'e mal ediyoruz. Sonra, yapılan işi sağlam yapmıyoruz. Özel olarak, kamu yapıları depremde ilk yıkılan yapı özelliğini taşıyor. Bundan daha büyük sorumsuzluk olamaz. Yarın seçmenlerimizin karşısına çıkacağız, yollara düşeceğiz. Gittiğimiz karayollarının haline bakın ve son günlerde yaşanan trajik trafik terörünün verdiği acıları göz önüne getirin.

Bir başka önemli konu var; kamu ihaleleri zamanında bitirilemiyor. 2003 yılı programına göre, bugün Türkiye'de, geçen yıllardan kalma 4 500 dolayında proje var. Bunların 286'sı, 1985 öncesinden kalmıştır, 20 yıllıktır yaklaşık olarak. Yine, bunların 1 297'si 1995 öncesine aittir. Bu ne demektir; bu şu demektir: Pahalı, zamanında bitmeyen, bozuk altyapı binaları, tesisleri yapıla yapıla Türkiye kaynak kaybediyor, Türkiye ahlak kaybediyor, Türkiye konum kaybediyor, Türkiye ekonomisi güçlenemiyor. Sonuçta, daracık sokaklarıyla, kırık dökük yollarıyla, mimarisi olmayan, güzelliği olmayan yapılarıyla, yayalarına yürüme yolu vermeyen kaldırımlarıyla, kötü, çirkin kentlerle, Türk halkı yaşamak zorunda bırakılıyor. Bizim, bu haksızlığı sürdürmeye hakkımız yoktur diye düşünüyorum.

Bu maddeyle, yasanın kapsamı daraltılıyor. Kamu alımlarının, açık, saydam ve rekabetçi olmasının yolları kısıtlanıyor, daraltılıyor. Bakın, bu maddeyle, "ödeneği bulunmayan hiçbir iş için ihaleye çıkılamaz" hükmü, bir tarafa bırakılıyor. Demek ki, kaynaksız toplukonut projeleri yapılacak. Bu, hemen burada bitmiyor. Yatırım projeleri için gerekli ödenek, eğer bir yıldan fazlaysa bir alt koşul konulmaktadır. Burada, ondan da vazgeçiliyor ve çok daha tehlikeli bir iş yapılıyor, "mülkiyet, arsa temini, imar işlemleri ve uygulama projelerine ilişkin şartlar aranmaksızın ihaleye çıkılabileceği" hükmü getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, buna bir de Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporundaki gevşetilmeyi eklerseniz, toplukonut konusunda kamu ihale sisteminin, bu tasarıyla bir eskiye dönüşü simgelediğini görürsünüz. Bu durum, şimdiye kadar olduğu gibi, Türkiye'de konut maliyetini çok artıracaktır.

Değerli milletvekilleri, değerli izleyenler; biliyorsunuz, Türkiye'de konut önemlidir; Türkiye insanı için konut bir güvencedir, bir birikim aracıdır; ancak, aynı zamanda belirteyim ki -sol kanattan gelen bir arkadaşınız olarak üzülerek belirteyim- Türkiye, bir konut kooperatifleri mezarlığıdır. Türkiye'de konut kooperatiflerinin etkin, verimli, üretken çalıştığı, saydam çalıştığı, üretimde bulunduğu söylenememektedir. Getirilen değişikliklerle bu yaraya, bu derde çözüm bulunmuyor; tam tersine, eski yöntemin sürdürülmesi isteniyor. Burada danışmanlık konuları, projelendirme konuları, tasarım konuları gündeme gelmiyor, uzman ve birikimli insanımızın bu konulardaki atılımları dikkate alınmıyor.

Toplukonut alanlarında, bildiğiniz gibi, değişik zamanlarda yapılan altyapı hizmetleri -yol, kanalizasyon, su, doğalgaz ve benzerleri- zamanında ve ortak bir biçimde hazırlanmadığından, etkin, ucuz ve verimli hizmet ya da yapı üretilemiyor. Bütün bunların nedenini siz de, ben de çok iyi biliyoruz. Bütün bunların nedeni, devlet ihalelerinin saydamlıktan, açıklıktan, rekabetten uzak tutulması ve birilerine verilmesi anlayışının tercih edilmesidir. Burada, her tercih işleminde, her seçme işleminde olduğu gibi, seçme işi, birilerine verme işi, tercih işi, adı üstünde, özneldir, sübjektiftir, hiçbir ölçüye bağlı değildir.

Birilerine ihale vermenin çoğu kez kaçınılmaz bir sonucu vardır; bir adı vardır; o da rüşvettir, yolsuzluktur. Eğer, Türkiye'nin rüşvet ve yolsuzluk batağından kurtulmasını istiyorsak, bu ve benzeri kamu projelerinin, kesinlikle, birilerine ihale edilecek biçimde ve bu yasanın kapsamını daraltacak bir biçime, bir duruma sokulmaması gerekmektedir. Birilerine ihale, kendi mantığı içinde, işi istediğin gibi yap, işi zamanında yapmak zorunda değilsin, niteliği de önemli değil, güzelliği de önemli değil demektir. Bu büyük zaaf, bu büyük eksiklik, Türkiye'nin en önemli kendi eksiklerinden biridir.

Bu durum neyi getiriyor; hepimizin seçimlerden önce şikâyet ettiği, geçtiğimiz hafta Yolsuzluk Komisyonunda vurgulanan devlet eliyle rant dağıtılması noktasına getiriyor. Biz, Büyük Millet Meclisi olarak geride bırakmakta olduğumuz bu yasama yılında bu konuyu çok net, çok açık, çok düzgün çözdük diyebiliyor muyuz? Yarından sonra seçmenin huzuruna gideceğiz. Orada, dokunulmazlık konusunda sorulan sorulara doğru yanıt verebilecek miyiz? Burada vermediğimiz, kendi vicdanımızda vermediğimiz hesabı seçmene verebilecek miyiz? Bu soruyla seçmenin huzuruna gitmek zorundayız.

Devletin rant dağıtımı mekanizmasını besleyen bir başka önemli öğe, dokunulmazlık meselesine ek olarak ikinci ayak, bürokrasinin tutumudur.

Değerli arkadaşlar, lütfen, son dokuz ayı değerlendirin. Bürokratik atamalarda daha etkin, daha başarılı, daha doğru dürüst, daha çalışkan, daha üretken -genelde- bir kadrolaşmayı yaptığımızı vicdan rahatlığıyla, iç huzuruyla söyleyebiliyor muyuz? Bunu sorgulamak zorundayız diye düşünüyorum.

Bu işin üçüncü ayağı, hiç kuşkusuz, bu İhale Yasasıdır. Dolayısıyla, İhale Yasası, kadrolaşma ve dokunulmazlıklar üçlüsünü bir arada düşünmek zorundayız ve bu nedenlerle, bu maddeyi, yasanın tümü gibi çok olumsuz bulduğumuzu belirtmek istiyorum; bir eskiye dönüş olarak görüyorum ve ikisi arasında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Başka bir argüman var mı?

BAŞKAN - Efendim, lütfen, sözlerinizi toparlayın.

YAKUP KEPENEK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, iyi tatiller diliyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kepenek.

39 uncu madde üzerindeki  konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

40 ıncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 40.- 4734 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesinin son fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (g) bendi kapsamındaki mal ve hizmetler, ilgili kuruluşların talebi üzerine Kurum tarafından belirlenir."

"Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (h) bendine ilişkin esas ve usuller, Sağlık Bakanlığı ve Kurumun görüşleri alınarak Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketler, özel kanunları yürürlüğe girinceye kadar bu Kanunun 3 üncü maddesinin (g) bendi hükmüne, bu bent kapsamında yer almayan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde ise Kanunun diğer hükümlerine tabi olurlar."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

40 ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

41 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 41 - 4734 sayılı Kanuna 68 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 1.- Bu Kanunun 13 ve 47 nci maddelerinde geçen Resmî Gazetede yayım zorunluluğuna ilişkin hükümlerden, Kanunun 53 üncü maddesinde öngörülen Kamu İhale Bülteninde yayım zorunluluğu anlaşılır."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

41 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

42 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 42.- 5.1.2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Mal ve hizmet alımlarında, Tip Sözleşme esaslarına aykırı olmamak ve Kurumun uygun görüşü alınmak kaydıyla istekliler tarafından matbu olarak hazırlanması mutat olan sözleşmeler kullanılabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

42 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

43 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 43.- 4735 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (o) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"o) Mücbir sebepler ve süre uzatımı verilebilme şartları, sözleşme kapsamında yaptırılacak iş artışları ile iş eksilişi durumunda karşılıklı yükümlülükler."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

43 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

44 üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 44.- 4735 sayılı Kanunun 12 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Madde 12.- Fiyat farkı ödenmesi öngörülerek ihale edilen işlerde fiyat farkı olarak ödenecek bedelin, sözleşme bedelinde artış meydana gelmesi halinde bu artış tutarının % 6 'sı oranında teminat olarak kabul edilen değerler üzerinden ek kesin teminat alınır. Fiyat farkı olarak ödenecek bedel üzerinden hesaplanan ek kesin teminat hakedişlerden kesinti yapılmak suretiyle de karşılanabilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

44 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

45 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 45.- 4735 sayılı Kanunun 18 inci maddesindeki "pilot" ibareleri "pilot veya koordinatör" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

Önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 45 inci madde kabul edilmiştir.

46 ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 46.- 4735 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sözleşme kapsamında yaptırılabilecek ilave işler, iş eksilişi ve işin tasfiyesi

Madde 24.- Mal ve hizmet alımlarıyla yapım sözleşmelerinde, öngörülemeyen durumlar nedeniyle bir iş artışının zorunlu olması halinde, artışa konu olan iş;

a) Sözleşmeye esas proje içinde kalması,

b) İdareyi külfete sokmaksızın asıl işten ayrılmasının teknik veya ekonomik olarak mümkün olmaması,

Şartlarıyla, anahtar teslimi götürü bedel ihale edilen yapım işlerinde sözleşme bedelinin % 10'una, birim fiyat teklif almak suretiyle ihale edilen mal ve hizmet alımlarıyla yapım işleri sözleşmelerinde ise % 20 'sine kadar oran dahilinde, süre hariç sözleşme ve ihale dokümanındaki hükümler çerçevesinde aynı yükleniciye yaptırılabilir.

Birim fiyat sözleşme ile yürütülen yapım işlerinde, Bakanlar Kurulu bu oranı sözleşme bazında % 40 'a kadar artırmaya yetkilidir.

İşin bu şartlar dahilinde tamamlanamayacağının anlaşılması durumunda ise artış yapılmaksızın hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir. Ancak bu durumda, işin tamamının ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilmesi zorunludur.

Sözleşme bedelinin % 80'inden daha düşük bedelle tamamlanacağı anlaşılan işlerde, yüklenici işi bitirmek zorundadır. Bu durumda yükleniciye, yapmış olduğu gerçek giderleri ve yüklenici kârına karşılık olarak, sözleşme bedelinin % 80'i ile sözleşme fiyatlarıyla yaptığı işin tutarı arasındaki bedel farkının % 5'i geçici kabul tarihindeki fiyatlar üzerinden ödenir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

46 ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 47.- 4735 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde, dördüncü fıkrasındaki "en geç otuz gün" ibaresi ise "en geç kırkbeş gün" şeklinde değiştirilmiştir.

"25 inci maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler hakkında fiil veya davranışlarının özelliğine göre, bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar, 4734 sayılı Kanunun 2 nci ve 3 üncü maddeleri ile istisna edilenler dahil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilir. Katılma yasakları, sözleşmeyi uygulayan bakanlık veya ilgili veya bağlı bulunulan bakanlık, herhangi bir bakanlığın ilgili veya bağlı kuruluşu sayılmayan idarelerde bu idarelerin ihale yetkilileri, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde ise İçişleri Bakanlığı tarafından verilir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..Yok.

47 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...Etmeyenler.. Madde kabul edilmiştir.

48 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 48.- 4735 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi "Bu Kanuna aykırı fiil veya davranışlardan dolayı hüküm giyen idare görevlileri, bu Kanun kapsamına giren işlerde görevlendirilemezler." şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği ?..Yok.

48 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

49 uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 49.- 4735 sayılı Kanunun 39 uncu maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

"c) 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu kapsamında yapılacak sözleşmelerde, cezaî yaptırımlar ve katılma yasakları bu Kanuna tâbi olmak kaydıyla, özel sözleşme usul ve esasları belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

49 uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Geçici Madde 1'i okutuyorum:

GEÇİCİ MADDE 1.- 4734 ve 4735 sayılı Kanunlarda bu Kanunla yapılan değişikliklerden dolayı yeniden düzenlenmesi gereken standart ihale dokümanı, tip sözleşme ve yönetmelikler, bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren altmış gün içinde Kurum tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulur. 4734 sayılı Kanundaki parasal limitlerde bu Kanunla yapılan değişiklikler ve yeni eklenen parasal limitler, 22.1.2002 tarihinde geçerli kabul edilerek 1.1.2003 tarihine göre 4734 sayılı Kanunun 67 nci maddesindeki esaslar dahilinde Kurum tarafından güncellenir. Bu düzenlemelerin yürürlüğe konulmasına kadar, idareler, mevcut usul, esas ve yönetmelik hükümlerini uygulamaya devam ederler.

4734 sayılı Kanunun 3 üncü ve geçici 4 üncü maddelerinde bu Kanunla yapılan değişikliklerden dolayı hazırlanması ve yürürlüğe konulması gereken esas ve usuller, bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde hazırlanır ve yürürlüğe konulur. Bu düzenlemelerin yayımlanmasına kadar idareler, 4734 sayılı Kanunun bu Kanunla değiştirilmeden önce yürürlükte bulunan 3 üncü ve geçici 4 üncü maddeleri gereği hazırlanan ve yürürlüğe konulan esas ve usulleri uygulamaya devam ederler.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?.. Yok.

2 adet önerge vardır. Önergeleri okutacağım.

Birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici Madde 1'in ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Parlakyiğit

Oğuz Oyan

Necati Uzdil

 

Kahramanmaraş

İzmir

Osmaniye

 

Engin Altay

 

Mehmet Yıldırım

 

Sinop

 

Kastamonu

"Mühendislik-Mimarlık Hizmetleri İhale Yönetmeliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin (TMMOB) görüşü alınarak hazırlanır."

BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum ve işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Salih Kapusuz

Sadullah Ergin

Murat Mercan

 

Ankara

Hatay

Eskişehir

 

Ali Öğüten

 

Muzaffer Gülyurt

 

Karabük

 

Erzurum

"4734 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (g) bendindeki istisna hükmünden yararlanan kuruluşların sözleşme altında yüklenici oldukları yapım işi alımları da on yıl süreyle aynı bentte öngörülen istisna hükümlerine tabidir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet katılıyor mu?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılıyoruz.

BAŞKAN - Gerekçeyi mi okutalım efendim?

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Evet efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bent kapsamındaki bazı kuruluşların yapım işleri alanında faaliyette bulunmakta olmaları nedeniyle, bu kuruluşların istekli sıfatıyla katılarak kazandıkları yapım ihalelerine ilişkin sözleşmeleri ifa etmek için yapacakları yapım işi alımlarında yeniden ihale yapılması sözleşmenin ifasını imkânsız hale getireceğinden dolayı böyle bir düzenleme yapılması zorunlu görülmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı ve biraz önce gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 257 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici Madde 1'in ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Mehmet Parlakyiğit

                                                            (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

"Mühendislik-Mimarlık Hizmetleri İhale Yönetmeliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin (TMMOB) görüşü alınarak hazırlanır."

BAŞKAN - Sayın Komisyon?..

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükümet?..

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Hükümet katılmıyor.

Gerekçesini mi okutayım?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Evet efendim.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

4734 sayılı Kanun ile kamu kurum ve kuruluşları; hizmet, yapım ve alım hizmetlerini bu kanun kapsamında gerçekleştireceklerdir. Hizmet alımlarının kapsamına bakıldığında; "Bakım ve onarım, taşıma, haberleşme, sigorta..." gibi çok çeşitli hizmetleri içerdiği görülmektedir. Mühendislik-mimarlık hizmetleri de bu kapsamda yer almaktadır. Ancak, mühendislik-mimarlık hizmetleri belli bir eğitim süreci, yetki ve sorumluluğu bulunan ve özellik içeren bir meslekî alanıdır.

Bilimin yönlendirdiği teknolojideki gelişmelere bağlı olarak ülkemizin kalkınmasında ve gelişiminde asla gözardı edilmemesi gereken mühendis ve mimarlar, özellikle son yıllarda gündeme gelen ve büyük can kayıplarının olduğu, telafisi güç maddî ve manevî zararların yaşandığı, doğal afetlerin felaketlere dönüştüğü süreç de dikkate alındığında, yaşamın her alanında mühendislik-mimarlık hizmetlerinin taşıdığı önem açıktır. Bu nedenle, özetle ifade edilen süreç değerlendirildiğinde, mühendislik ve mimarlık hizmetleri alımı işleri için işleyişe yönelik ayrı bir yönetmeliğin düzenlenmesi gerekmektedir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı ve gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, geçici 1 inci maddeyi, kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Geçici 1 inci madde kabul edilmiştir.

50 nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 50.- Bu Kanunun 41 inci maddesi 1.1.2004 tarihinde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

51 inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 51. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Madde üzerinde söz talebi?.. Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Şimdi, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, biliyorum ki yoruldunuz; çalışmalarımıza devam edeceğiz, bundan sonra da önemli yasalarımız var; ancak, Başkanlığımızın lokantası açık olup, sizlere bir çorba ikramı var.

Bu bakımdan, 15 dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.57


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 00.26

BAŞKAN: Başkanvekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Mevlüt AKGÜN (Karaman)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 113 üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunun müzakeresine başlıyoruz.

V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

5. - Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 224) (1)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.

Komisyon raporu 224 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Giresun Milletvekili Mehmet Işık; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET IŞIK (Giresun) - Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; 224 sıra sayılı Orman Kanununda yapılacak değişiklikle ilgili kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, böyle bir tasarı hakkında konuşuyor olmaktan fevkalade üzgünüm. Akdeniz ve Ege sahilleri yanıyor. Yanan ormanların yanma sebebini, alınacak önlemlerin neler olduğunu, başkaca alınacak önlemler var mı, bunları görüşmemiz gerekirdi. Sayın Bakan, orman yangınlarının kasten çıkarıldığını ifade ettiğine göre, hangi amaçla yangın çıkarılıyor? Turizmimiz mi baltalanmak isteniyor? Millî servetlerimize bir kasıt mı var? Yoksa, Anayasamızın 170 inci maddesinde yapılan değişiklikten sonra yeni rant alanları mı yaratılıyor?..

Yanan yerler, koylara hâkim yamaç ve tepeler olduğuna göre, bu konuda, özellikle yeni rant alanları yaratılması konusunda tereddütlerimi burada ifade etmek istiyorum. Bunları konuşacak ve ne yapabiliriz diye düşüneceğimiz yerde, yeni orman yağmasına sebep olacak bir tasarıyı konuşuyoruz; bunun için üzgünüm.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşeceğimiz tasarının esas amacını gizlemek için içine sıkıştırılan, tabiat parkları ve tabiatı koruma alanlarını Kanunun 2 nci maddesinin uygulaması dışına çıkarmak ve kadastro çalışmalarını kolaylaştırmak gibi olumlu hükümler de var. Keşke bunları konuşsaydık ve hep birlikte, oybirliğiyle bu kanunu çıkarsaydık.

Esas amacı, kızılağaç ve kestane ormanlarını tamamen özel sektörün talepleri doğrultusunda, onların hammadde ihtiyacına tahsis etmeye yönelik olan bir tasarıyı görüşüyoruz. Bir sayın bakanın ve Orman Bakanının bu konudaki ilişkileri, artık, kamuoyuna, basın vasıtasıyla yansıtılmış durumdadır. Bu ilişkinin gizlenecek bir tarafı kalmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasada yapmak istediği değişiklikler ve bu tasarıyla Orman Kanununda yapmak istediği değişiklikler, İktidar Partisinin ormanlara bakış açısını yansıtması açısından altı çizilmesi gereken bir durumdur.

                           

(1) 224 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli milletvekilleri, eğer müsaade ederseniz, mevcut Orman Kanununun ormanla ilgili tarifini ve yapılmak istenen değişiklikler konusundaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Orman Kanununun orman tarifi şöyle: "Tabiî olarak yetişen, emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları, yerleriyle birlikte orman sayılır." Yani, orman, üzerindeki ağaçlar gitse bile, orman sayılır; ancak, bunun istisnaları var. Bu istisnalar, çeşitli sazlıklar, bataklıklar, fundalıklar, meşelikler; bunun yanında, civarda tabiî olarak yetişmeyen ağaç türlerinden oluşan ağaç toplulukları; orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışındaysa her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan, tarım arazisi olarak kullanılan dağınık veya yer yer küme ve sıra halindeki ağaç ve ağaççıklar; yani, vatandaşın arazisinin kenarında bulunan grup halinde, küme halinde ağaçlıklar; bunlar istisnadır. Bir de orman sınırları dışında olup, yüzölçümü 3 hektarı aşmayan ağaçlıklar; bunlar da orman kapsamı dışındadır. Yine, sahipli arazide ve muhitin hususiyetlerine göre, yetişmiş veya yetiştirilecek olan fıstık çamlıkları, palamut meşelikleri dahil olmak üzere, her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar; bunlar, orman tarifinin dışında, orman sayılmıyor. Peki, orman hangisi sayılıyor; devlet ormanına bitişik olmayan, 3 hektarı geçen, tabiî olarak yetişen ağaç türlerinden olan ağaçlıklar.

Burada, şimdi yapılmak istenen değişikliklerle, bu kanunun 1 inci maddesinin (G) fıkrasındaki, orman sınırları dışında olup yüzölçümü 3 hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç  ve ağaççıklarla örtülü yerler içinde bulunan kızılağaç ve kestaneler, bu kapsam dışına çıkarılıyor, (H) fıkrasındaki, sahipli arazide ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar kapsamına alınıyor; yani, kızılağaç ve kestane, meyveli ağaç statüsüne alınıyor. Özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum; orman ağacı olmaktan çıkarılıyor, tamamen meyveli ağaç statüsü içinde değerlendirmeye tabi tutulmak isteniyor. Zaten, tasarının gerekçesi de -okuduğumuz zaman- aynı şeyi ifade ediyor.

Tasarıyla, orman sınırları içinde ve bitişiğinde, tapulu, orman sınırları dışında her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan kızılağaçlıklar ve aşılı kestanelikler, Orman Kanununun 1 inci maddesinin istisna bentleri kapsamına alınarak "3 hektardan büyük alanlarda kızılağaç yetiştiriciliği teşvik edilmektedir" deniliyor. Aslında, bu ağaçlıklar yok ediliyor, ne şekilde yok edildiğini ileride görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde orman amenajman planlarına göre, bugün, 99 538 hektar kızılağaç, 109 385 hektar kestane ağacı devlet ormanı mevcuttur. Özel mülkiyetteki kestane ve kızılağaç ormanları, bu rakamlara dahil değildir.

Özel mülkiyetteki ormanlar nedir; müsaade ederseniz, onu da ifade edeyim: Devlet ormanına bitişik olmayan, tapulu olan, 3 hektardan büyük her türlü ağaç ve ağaççığın bulunduğu yerler, tabiî olarak yetişen ağaç türleri, muhitte yetişmeyen ağaç türleri bu kapsam içerisinde değil; yani, 3 hektarı geçerse, buralar orman kapsamı içerisine giriyor. Eğer mülkiyeti, tapusu varsa, özel orman oluyor, eğer vakıflara aitse vakıf ormanı, devlete aitse devlet ormanları oluyor; yani, kanuna göre üç mülkiyet esası kabul edilmiş. Özel mülkiyetteki kestane ve kızılağaç ormanları, bu rakamlara dahil değil. Bu ormanlarda, yıllık 26 749 metreküp kestane, 42 057 metreküp kızılağaç etası mevcuttur; yani, her yıl, bu kadar verimi bu ormanlardan almak mümkündür.

Bu kanun tasarısıyla, 3 hektardan büyük ve özel orman statüsündeki kestane ve kızılağaç ormanlarından faydalanma amacıyla, kızılağaç ve kestane, 6831 sayılı Kanunun (G) fıkrasından, yani, 3 hektardan büyük ağaçlık fıkrasından, (H) fıkrasına aktarılarak, her türlü meyve ağaçları fıkrası içerisine alınıyor, yani fıstık çamı ve meşeliklerin kapsamı içerisine alınıyor.

Böylece, bilindiği üzere, 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı Yasayla devletleştirilen, bilahara çıkarılan iade kanunlarıyla iade edilmeyen ormanlar, bu yasa tasarısıyla, orman içerisinde ve bitişiğinde de olsa, tapulu ise, kızılağaç ve aşılı kestanelikler de serbest kullanıma açılmaktadır; yani, devlet ormanı olan sahalar, yeni bir iadeye tabi tutulmaktadır, orman alanları daraltılmak istenilmektedir. Anayasanın ilgili maddesine aykırı olarak ormanlar daraltılmakta, orman bütünlüğü ortadan kaldırılmaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, kızılağaç ve aşılı kestane ağaçları, orman ağacı olmaktan ve bu ağaçların oluşturduğu ormanlar da, orman olmaktan çıkarılmakta, meyve ağacıyla aynı statüye getirilmekte, orman ağacı niteliği tamamen ortadan kaldırılmaktadır.

Bu ormanlardan faydalanmada da, devlet ormanlarının dışında ve bitişiğinde olması halinde tapu, bitişik olmayan yerlerde de, her türlü tasarruf belgesinin geçerli olmasına olanak sağlanmaktadır.

Orman Kanununun 1 inci maddesinin (G) fıkrası, devlet ormanlarına bitişik olmayan, 3 hektardan -yani 30 000 metrekareden- büyük sahipli arazilerin, devlet ormanları gibi bir plan dahilinde işletilmesini -yani korunarak, yıllık artım miktarına göre faydalanmayı- düzenlemektedir.  30 000 metrekarenin altındaki ağaçlıkların sahipli olması halinde, sahiplerinin, kendi ihtiyaçları için, hiçbir kayda tabi olmadan faydalanmasına; pazar satışı için, orman idaresinin sahiplilik durumunu incelemesinden sonra, nakliye ve damgaya bağlı olarak faydalanmasına olanak sağlamaktadır. Böylece, bu ağaçlar damga ve nakliyeye bağlanarak, ormanlardan kaçak kesim yapılması önlenmeye çalışılmaktadır mevcut yasayla.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 hektardan büyük olan sahipli ağaçlıkların içerisinde, belki 50 - 100 hektar ve daha fazla büyüklükteki ormanların, bir muhtar belgesiyle, tümüyle kesilip bu arazilerin çıplak hale getirilmesini kabul edebilecek misiniz?!

Sahipli de olsa, 3 hektardan büyük bu sahaların, bir defada kesilip boşaltılmasına izin vermemiz halinde, Karadeniz Bölgesinin meyilli arazisi ve bol yağmurlu iklimi nedeniyle meydana gelecek heyelan ve sellerin sorumlusu kim olacak? Orman sınırlarının tespiti ve dolayısıyla, incelenen sahanın ormana bitişik olup olmadığını tespit etmek, orman kadastro komisyonlarının yetkisindedir. Bu tasarıyla, bu yetki şimdi muhtarlara verilmek istenmektedir. Her türlü tasarruf belgesine dayalı olarak, muhtarlarca işlem yapılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir. Her türlü tasarruf belgesinden ne kastedilmektedir; tasdiksiz yoklama kayıtları mı, adi satış belgeleri mi? Nedir bu her türlü tasarruf belgesi; bunların hukukî geçerliliği nedir?

Bazı belgeler mahkemelerde zilyetliğin ispatı için kullanılsa bile, mahkeme kararı olmadan tasarruf belgesi olarak kabulü mümkün değildir. Ülkemizde, en uzun yargı sürecinin mülkiyet konularıyla ilgili olduğu bilindiğine göre, bu kadar karmaşık bir sorunun muhtarlarca çözümlenmesi mümkün müdür; ayrıca, doğru mudur?

Orman Kanunuyla ilgili görüştüğümüze göre, son anayasa değişiklikleri sırasında, Sayın Maliye Bakanımız, kendisiyle ilgili bir konu gündeme geldiğinde, geçmişte bazı siyasetçilerin özdeyişlerine yeni bir özdeyiş benzetti; efendim "verdimse ben verdim", "Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz", "benim memurum işini bilir" gibi bir yaklaşımla "evet, bu araziyi satın aldım" dedi "tapusu da yok" dedi ve "ben buranın sahibiyim" dedi.

Şimdi, Sayın Bakandan soruyorum: Sayın Bakan, bu konu çok konuşulduğuna göre, mutlaka inceleme imkânı bulmuşsunuzdur; Sayın Maliye Bakanının satın aldığını iddia ettiği arazi, daha önce birisi tarafından işgal edilmiş bir araziydi herhalde. Bu arazinin 31.12.1981'den önce herhangi bir suretle hakkında tutanak tutulmuş mu; mahkemeye intikal etmiş mi; dava sicil dosyası Bakanlığa, Genel Müdürlüğe gönderilmiş mi; bugüne kadar ne işlem yapılmış; bu çok önemli. Eğer bu işlemler yapılmışsa, 1981'den önce orman vasfını kaybettiği için 2/B maddesi kapsamına girer; ki, bunu incelemek mümkün; devletin hafızası kuvvetlidir, kaybetmez. 1981'den önce yapılmışsa doğrudur; ama, 1981'den sonra ise, böyle bir resmî kayıt yok ise, o zaman, bu konuda ne gibi bir işlem yaptınız? Orman Kanununun 93 üncü maddesini uygulayıp el koydunuz mu ve üzerinde tesis varsa, bunu müsadere etmek, yıkmak göreviniz olduğuna göre yıktınız mı? Bu vesileyle sormuş oluyorum, tutanaklara geçmesi açısından.

Sayın Bakanın, şimdi çıkıp, vatandaşın bahçesindeki üç beş kızılağaç ve kestane ağacını kesemediğini söyleyerek sizi tereddüde sevk etmek isteyeceğini biliyorum. Eğer, mevcut 6831 sayılı Kanunun 1 inci maddesi (G) fıkrası ile 116 ncı maddesinin (B) fıkrasını incelerseniz, özel mülkiyete konu olan her türlü ağaç ve ağaçlıkların sahiplerinin kendi ihtiyaçları için kesip kullanmaları, orman idaresine bilgi vererek faydalanmaları, damga ve nakliyatsız kullanmaları serbesttir; ancak, pazarlamak istedikleri takdirde, faydalanmaları, orman idaresinin damga ve nakliye vermesiyle mümkün olmaktadır; yani, kendi bahçesinden keseceği ağacı, yine, pazarlaması serbesttir; ancak, devlet ormanlarından kesilip kesilmediğinin tespiti açısından basit bir işleme tabidir. Eğer, bu konuda bir sıkıntı yaşanıyorsa, sorunun alınacak önlemlerle ve başka türlü tedbirlerle giderilmesi mümkündür. Sayın Bakanın niyeti, bu tasarıyla vatandaşın sorununu çözmek mi, yoksa, orman ürünü işleyen kuruluşlara ucuz ve kolay hammadde temin etmek mi?

Tasarıyla, 3 hektar büyüklük ve bitişik olmama kaydı kaldırılmakta ve hiçbir kayda tabi olmadan kızılağaç ve kestane ağaçlarının kesilip taşınmasına olanak sağlanmaktadır. Pazarda karşılaşılan kestane ve kızılağaçların devlet ormanından mı, özel mülkiyetten mi geldiği tespit edilemeyeceğine göre, sadece köy muhtarının verdiği bir belgeyle pazara getirilmesi ve belki aynı araçla ve aynı belgeyle birkaç sefer yapılması mümkün değil mi?! Bu, apaçık, devlet ormanlarındaki kestane ve kızılağaçların yok olmasına sebep olmayacak mı?! 218 000 hektar ormanın yağmalanmasını nasıl önleyeceğiz?! Kendi içinde bir ekosistem oluşturan 3 hektardan fazla özel mülkiyetlerdeki ağaçlıkların planlı olarak işletilmesi 6831 sayılı Kanunla sağlandığına göre, bu uygulamada ne yanlışlık var?!

Kızılağaç ve kestane ormanları, toprağın ıslahı ve özellikle heyelanların önlenmesinde biyolojik özellikleri dolayısıyla büyük fonksiyon icra etmektedir; bu faydanın ortadan kalkmasına izin verecek miyiz?!

Ormanlar, bir ülkenin en büyük zenginliğidir. Ormanların yeraltı su kaynaklarının devamlılığına, hava kirliliğinin önlenmesindeki, sel ve heyelanların önlenmesinde önemi bilindiğine göre, bu tasarıyla ne yapılmak istenmektedir?!

Ormanların devamlılığı dolayısıyla, direkt ve endirekt faydalanmak varken, altın yumurtlayan bu varlığı bir defada kesip faydalanmak doğru mudur?!

Kızılağaç ve kestane, hızlı gelişen bir türdür; çabucak kök sürgünü verir ve gelişir diyerek mazeret gösterilebilir; ancak, unutmamak lazım ki, ne kadar hızlı gelişirse gelişsin, yine de kesimlik çağa gelmesi otuz kırk sene alır ve unutmamak lazım ki, kök sürgünüyle gelen bir ağaç, ne nicelik ne nitelik olarak tohumdan gelen bir ağacın yerini tutamaz. Eğer sahipli arazilerde mevcut ağaçların pazarlanmasında sıkıntı varsa, orman işletme şefliklerini, teknik eleman ve araç gereçle donatarak, mülkiyet konusunu iyi bilen bu elemanların, vatandaşın taleplerini kısa sürede sonuçlandırılmasını sağlamalıyız; böylece, hem ormanları hem insanlarımızı hem de doğayı korumuş oluruz; ancak, amaç, vatandaşın sıkıntısını gidermek mi, yoksa, baskı altında bazı özel şirketlerin hammadde ihtiyacını karşılamak mı?! Yapılmak istenen değişikliğin esas gayesi, 3 hektardan büyük sahipli ağaçlıkları özel orman statüsünden çıkarmaktır.

3 hektar, orman işletmeciliğinde en alt işletme sınırıdır. Bu büyüklükten sonra planlı işletmecilik yapılabileceği ilmen kabul edilmiştir. Şimdi, kestane ve kızılağaçta bu sınır kaldırılmakta ve büyüklüğü ne kadar olursa olsun, bir defada kesilip çıkarılmasına izin verilmektedir. Bu iznin, orman idaresince değil, köy muhtarlığınca verilmesi istenmektedir. Planlı özel ormancılıktan kaçınma sebebi nedir? Bu yasa, vatandaşın 3 hektardan fazla mülkiyetteki arazisinden faydalanmasını kısıtlıyor diyebilirsiniz. Bu Mecliste Kara Avcılığı Kanununu kabul ettik, kısıtlama getirmedik mi? Denizlerde avlanma yasağı var, kısıtlama değil mi?! Kamu menfaatı söz konusu olunca kısıtlama yapmakta ne sakınca var; ancak, hepimiz biliyoruz ve ben de ifade ediyorum ki, bu tasarı, kestane ve kızılağaç ormanlarını yok etmek için hazırlanmış bir tasarıdır.

Türkiye ormanlarının açma, yerleşme ve yangınlarla yok olma tehlikesine, şimdi yeni bir yağma usulü daha eklenmek istenmektedir.

Sahipli arazideki ağaçlıklardan faydalanmayı orman idaresinin denetiminden kaçırma sebebi nedir? 3 hektardan büyük sahipli ağaçlıkların özel orman statüsüyle işletilmesinde ne sakınca vardır?!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının 1 inci maddesi ve 13 üncü maddesinde yapılmak istenen değişiklikle, 6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci ve 116 ncı maddesinde değişiklik yapılmak istenmektedir. Bu değişiklikle, bugüne değin özel orman statüsünde olan 3 hektardan büyük kestane ve kızılağaç ormanları özel orman statüsünden çıkarılarak, daha önce devletleştirilen ormanlar orman olmaktan çıkarılarak orman alanları daraltılmak istenmektedir.

Bu maddelerde yapılmak istenen değişiklik, Anayasamızın 169 ve 170 inci maddelerine aykırıdır. Bu tasarı bu şekliyle yasalaştırıldığı takdirde, tahmin ve ümit ediyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın onayından geçemeyecek ve dava açıldığı takdirde Anayasa Mahkemesince iptal edilecektir.

Ben, otuz yıla yakın, teknik eleman olarak Orman Genel Müdürlüğünde çalıştım; en alt birim olan işletme şefliğinden bölge müdürlüğüne kadar bizzat uygulayıcı olarak görev yaptım. Bu görevimin büyük bölümü, kestane ve kızılağaç ormanlarının bulunduğu Doğu Karadeniz Bölgesinde geçti...

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - Doğu Karadeniz'de kızılağaç yoktur.

MEHMET IŞIK (Devamla) - Vatandaşın arazisinde mevcut küme, grup ve sıra halindeki her türlü ağaç türlerinden faydalanmasında herhangi bir sorun olmadığını biliyorum. Getirilen tasarı, 3 hektardan büyük kestane ve kızılağaç ağaçlıklarının özel orman olarak işletilmesini ortadan kaldırmaktadır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET IŞIK (Devamla) - Efendim, müsaadenizle.

BAŞKAN - Sayın Işık, konuşmanızı toparlar mısınız.

Buyurun.

MEHMET IŞIK (Devamla) - Peki efendim, toparlıyorum.

Eğer köylülerin ekonomik durumunu düzeltmek istiyorsanız, bunu kesilecek üç beş ağaçla sağlayamazsınız. Kestane ve kızılağacın yaygın olduğu bölgeler, ekonomik bakımdan fındık ürününe bağlı bölgelerdir. Sayın Başbakan 3 Kasım öncesi "fındığınızı satmayın, seçimden sonra fındığınız  2 000 000 lira olacak" dedi; ancak, alivreli satış anlaşması yapan 30-40 tüccarın baskısıyla, bu söz yerine getirilmemiştir. Köylümüz, daha önceki yıllar 2 dolar civarında sattığı fındığını, bu sene 1 dolar civarında satmak mecburiyetinde kalmıştır. Köylüye destek vermek istiyorsanız, geçen senenin kayıplarını da telafi edecek bir fındık fiyatı ilan ediniz.  Bu sene tarım ürünlerine sağlanan yüzde 40 zammı biz de istiyoruz. Hem köylümüzün duasını alırsınız hem tüccarın düşük fiyatla bağlantı yapmasını önlersiniz hem de ülkeye döviz kazandırırsınız. Halkımızın gündemi aş ve iş, bir an önce ekonomisinin düzeltilmesi; hiç değilse, bu zorunlu ihtiyacını karşılayacak gelir düzeyine ulaşmak; ama, görüyorum ki, halkımızın gündemiyle iktidarın gündemi farklı.

Size son bir şey söylemek ve sözümü bitirmek istiyorum. Peygamber Efendimiz bir hadisinde "kıyamet geliyor olsa dahi, elinizdeki fidanı dikiniz" diyor. Sizse, fidanları kesmek istiyorsunuz.  Oylarınız, sayınız fazla; bu tasarıyı kanun haline getirebilirsiniz; ama, bu vebalin altından kalkabilecek misiniz?

Bu tasarı, kızılağaç ve kestaneden oluşan özel ormanları ortadan kaldıracağı için, devlet ormanlarında mevcut 208 000 hektar kızılağaç ve kestane ormanlarının yağmalanmasına ve orman alanlarının daratılmasına, dolayısıyla Anayasamıza aykırı olacağı için, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu tasarıya olumlu oy veremeyeceğimizi belirtiyor; tekrar, sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Başbakanın bugün geçirmiş olduğu kaza nedeniyle, Sayın Başbakana geçmiş olsun dileklerimi bildiriyor, sağlık ve sıhhatler diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Tasarının tümü üzerinde, AK Parti Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz 20 dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Orman Kanununda değişiklik yapan 224 sıra sayılı kanun tasarısı üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tasarı, özü itibariyle, kızılağaç ve aşılı kestaneyi orman emvalinden çıkarmaktadır. Biraz önce sevgili hemşerim Sayın Işık'ı dinledim, birtakım tereddütleri var. Aynı yörenin milletvekilleriyiz; öyle zannediyorum ki, Sayın Işık, kendi seçim bölgesinde, kendi tapulu arazisindeki kızılağacı kesmekten dolayı mahkeme kapılarında sürünen yüzlerce, hatta binlerce Giresunlu hemşerisiyle karşılaşmıştır. Şahsen, biz, Ordu'da, Karadenizin tamamında, Samsun'dan Sarp'a kadar, gerçekten, kendi tapulu arazisindeki kızılağacı kesmiş olmaktan dolayı yıllarca mahkeme kapısında sürünen insanların varlığına şahit olduk. O açıdan, yapılan düzenleme, bir sıkıntıyı ortadan kaldıracak, ayrıca mahkemeleri de rahatlatacaktır.