Merkez üssü Kahramanmaraş olan ve birçok ilimizi etkileyen deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet ve yaralananlara acil şifalar diliyoruz.
  • Dönem: 21. Dönem
  • Yasama Yılı: 3
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 11.01.2001
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)





DÖNEM : 21        CİLT : 52       YASAMA YILI : 3



 



 



 


T. B. M. M.


TUTANAK DERGİSİ



 



 


43 üncü Birleşim


11 . 1 . 2001 Perşembe



 



 


İ Ç İ N D E K İ L E R


                                                      Sayfa    


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ


II. - GELEN KÂĞITLAR


III. - YOKLAMALAR


IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI


A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR


1.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan'ın, konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin idarî ve hukukî durumlarından kaynaklanan sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması


2.- Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'nun, genel bütçeden savunma harcamalarına ayrılan payın ve asker sayısının fazla olmasının ekonomide yarattığı olumsuzluklara ilişkin gündemdışı konuşması


3.- Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün'ün, kamu kurumlarında çalışan hukuk müşaviri ve avukatların sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı


B) TEZKERELER VE ÖNERGELER


1.- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde boş bulunan yedek üyeliğe, Anavatan Partisi Grubunca aday gösterilen Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün üyeliğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737)


2.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, (6/1039) numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/280)


3.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/281)


V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER


1.- İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)


2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568)


3.- Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433)


4.- İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/443) (S. Sayısı : 398)


VI.- SORULAR VE CEVAPLAR


A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI


1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Batuk'un, et ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Hüsnü Yusuf  Gökalp'in cevabı (7/3019)


2.- Kırıkkale Milletvekili Kemal Albayrak'ın, Kırıkkale'de serbest ticaret bölgesi kurulup kurulmayacağına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Tunca Toskay'ın cevabı (7/3202)


3.- İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın, Mercedes otobüslerin benzin depolarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun cevabı (7/3125)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ


TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak beş oturum yaptı.


Afyon Milletvekili Mehmet Telek, geçici işçi sorununa,


İstanbul Milletvekili Yücel Erdener, tarımsal üretimin ve eğitimin 155 inci yıldönümünde tarımın durumuna,


Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği Projesine,


İlişkin gündemdışı birer konuşma yaptılar.


Bursa Milletvekili Ahmet Sünnetçioğlu'nun (6/553, 6/1035),


Aksaray Milletvekili Murat Akın'ın (6/917, 6/918, 6/919),


Esas numaralı sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların;


Anayasa Komisyonu Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin Genel Kurulda görüşülmeyen komisyon metninin 13 ilâ 51 inci maddelerinin Komisyona geri verilmesine ilişkin tezkeresi okundu; söz konusu teklifin görüşülmeyen komisyon metninin 13 ilâ 51 inci maddelerinin, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre bir defaya mahsus olmak üzere, Anayasa Komisyonuna,


Geri verildiği bildirildi.


Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 217 nci sırasında yer alan 568 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına, 131 inci sırasında yer alan 398 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci sırasına, 206 ncı sırasında yer alan 549 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı sırasına, 61 inci sırasında yer alan 202 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci sırasına, 24 üncü sırasında yer alan 216 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci sırasına, 23 üncü sırasında yer alan 205 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 134 üncü sırasında yer alan 406 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu sırasına, 31 inci sırasında yer alan 418 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci sırasına, 153 üncü sırasında yer alan 438 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci sırasına, 30 uncu sırasında yer alan 402 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü sırasına, 140 ıncı sırasında yer alan 413 sıra sayılı kanun tasarısı ve teklifinin 14 üncü sırasına alınmasına;


Genel Kurulun 10 Ocak 2001 Çarşamba günü 15.00 - 19.00, 20.00 - 23.00, 11 Ocak 2001 Perşembe günü de 13.00 - 19.00, 20.00 - 23.00 saatleri arasında çalışmasına, tasarı ve tekliflerin görüşülmesinde soru-cevap işleminin 10 dakika ile sınırlandırılmasına, 10 Ocak 2001 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin DSP, MHP ve ANAP Gruplarının müşterek önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.


Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan:


Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/650, 1/679) (S. Sayısı : 517) görüşmeleri tamamlanarak, kabul edildiği ve kanunlaştığı açıklandı;


Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye İlişkin Tasarının (1/53) (S.Sayısı : 433) görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi;


Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568) bir süre görüşülerek 3 üncü maddesine kadar kabul edildi.


Alınan karar gereğince, 11 Ocak 2001 Perşembe günü saat 13.00'te toplanmak üzere, birleşime 23.15'te son verildi.














































 


 

Murat Sökmenoğlu


 


 


 


 


 

Başkanvekili


 


 


 


 

Melda Bayer


 

Şadan Şimşek


 


 


 

Ankara


 

Edirne


 


 


 

Kâtip Üye


 

Kâtip Üye


 


 


                                           No. : 62


II. GELEN KÂĞITLAR


11.1.2001 PERŞEMBE


Tasarılar


1.- Türk Polis Teşkilâtını Güçlendirme Vakfı Kanunu Tasarısı (1/803) (Adalet ve İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


2.- İçişleri Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/804) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


3.- Avrupa Çevre Ajansına ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Kabul Edilmesi ile İlgili Müzakerelerin Nihaî Senedinin ve Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu Arasında Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa Çevre Ajansı ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağına Katılımı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/805) (Çevre ve Plan ve Bütçe ve Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


4.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/806) (Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ve Millî Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


Teklifler


1.- İstanbul Milletvekili Masum Türker ve 36 Arkadaşının; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı Maddesine Bir Fıkra  Eklenmesine Dair Kanun Teklifi  (2/653) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.12.2000)


2.- Antalya Milletvekili Cengiz Aydoğan'ın; Manavgat Adı ile Bir İl ve İki İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/654) (İçişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


3.- İstanbul Milletvekili Nazire Karakuş ve 5 Arkadaşının; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun  Teklifi  (2/655) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


4.- İstanbul Milletvekili Perihan Yılmaz'ın; 12.4.1991 Tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/656) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 3.1.2001)


Rapor


1.- Telsiz Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/732) (S. Sayısı: 571) (Dağıtma tarihi: 11.1.2001) (GÜNDEME)


BİRİNCİ OTURUM


Açılma Saati : 13.00


11 Ocak 2001 Perşembe


BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU


KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Melda BAYER (Ankara)



 


BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü Birleşimini açıyorum.


III. - Y O K L A M A


BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağım.


Yoklama için 5 dakika süre veriyorum.


(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, çoğunluğumuz yoktur, birleşime 15 dakika ara veriyorum.



 


Kapanma Saati : 13.12




İKİNCİ OTURUM


Açılma Saati: 13.30


BAŞKAN: Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU


KÂTİP ÜYELER: Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Melda BAYER (Ankara)



 


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.


III . - YOKLAMA


BAŞKAN - Elektronik cihazla, yeniden yoklama yapacağız.


(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.


Gündeme geçmeden önce, üç sayın arkadaşıma gündemdışı söz vereceğim.


Gündemdışı ilk söz, yurt dışındaki konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin durumu hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan'a aittir.


Sayın Kalkan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)


IV. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI


A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR


1.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Kalkan'ın, konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin idarî ve hukukî durumlarından kaynaklanan sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması


HÜSEYİN KALKAN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konsolosluklarda çalışan sözleşmeli personelin durumu hakkında gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Kuruluş gayesi, yurt dışında çalışan, aynı zamanda, Türk ekonomisine katkısı inkâr edilemeyecek olan insanlarımızın Türkiye ile ilgili işlerinde hizmet etmek ve bulunduğu ülkedeki haklarının korunmasına yardımcı olmak, yabancılarla olan ilişkileri belli ölçüler içinde yönlendirmek olması gereken başkonsoloslukların, bu görevi yeterince başardığını söylemek mümkün değildir. Böyle bir görev için, başkonsoloslukların kuruluş şekli, idarî yapısı, çalışan personel kadrosu, çoğu zaman da binası yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, başkonsoloslukların yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Maalesef, Dışişlerinde görevli kadrolar ile yabancı ülkelerde, özellikle de Avrupa ülkelerinde çalışan vatandaşlarımız arasındaki diyalog, resmî makamlardan kaynaklanan nedenlerden dolayı, bir türlü, istenilen seviyeye gelememektedir. Vatandaşlarımızın kültür, anlayış ve hayat tarzları ile Dışişleri Bakanlığı kadrolarının hayat tarzlarının farklılığı yüzünden, vatandaşlar ile görevliler arasında aşılması güç engeller bulunmaktadır. Bu engellerin ortadan kaldırılması için, ferdî ve bölgesel kalan, devamlılık arz etmeyen gayretler istisna tutulursa, resmî kanallarla yapılan bir çalışma bulunmamaktadır. Yurt dışında başkonsoloslukların yükünün en ağır kısmını omuzlarında taşıyan sözleşmeli personelin hukukî statüsü bu tabloyu daha da karartmaktadır. Görevleri icabı vatandaşlar ile yetkililer arasında köprü vazifesi görmesi gereken sözleşmeli personel, idarî ve hukukî yönden tam bir kıskaç altına alınmış bulunmaktadır. Sözleşme gereği kanunî hiçbir hakkı olmayan ve sözleşmesinin iptal edilmesi başkonsolosun inisiyatifine, daha doğrusu, bir çift sözüne bağlı olan bu personele daima şüpheyle bakılmaktadır. Resmen, imtihan ve güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra göreve alınıp sözleşme imzalanan sözleşmeli personelin her hareketinin altında birtakım şahsî ilişkiler veya gayrikanunî bağlantılar olabileceği düşünülmektedir. Bu personelin vaziyeti idare etmekten öteye bir şey yapmasını beklemek elbette zordur. Buna rağmen, bulundukları görevin gereği köprü vazifesini yapmak, bu insanlardan istenilebilmektedir. Bu insanların da şahsî kanaatlerinin veya siyasî görüşlerinin -göreve karıştırmamak kaydıyla- olduğunun ve bunun da, her şeyden önce tabiî bir hak olduğunun kabul edilmesi gerekir; ama, ne yazık ki, çoğu zaman, bırakın iş hayatıyla ilgili konuları, insanların şahsî hayatıyla ilgili konularda bile yön vermek isteyen, özel hayatlarını şu veya bu şekilde tanzim etmek isteyen, emreden yetkililere de rastlanılmaktadır. Konsolosluklarda çalışmakta olan sözleşmeli personel oldukça rahatsız durumdadır.


Sözleşmeli personel, belli bir süre için ve özel ihtisas isteyen konularda geçici olarak istihdam edilen kişi olarak tanımlanmaktadır. Bugün konsolosluklarda çalışan sözleşmelileri bu tanıma yerleştirmek mümkün değildir; çünkü, bunların çoğu, yıllardan beri sözleşmeli olarak çalışmaktadırlar. Her yıl sözleşme yapmasından başka, kadrolu elemanlardan hiçbir farkı yoktur.


Bu personelin ücretleri sözleşmeyle tespit edilmesine rağmen, personele bu konuda söz hakkı verilmemektedir. Sözleşmeli personelin kanunî statüleri belli değildir. Kadrolu olmadıklarından, memur statüsünde değillerdir; ama, maaş bordrolarında katsayıları vardır. İşçi statüsünde değillerdir; ama, Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlıdırlar. Kanunen memur olmamalarına rağmen, kendilerine memur muamelesi yapılır. Memurlara verilen özlük haklarının hiçbiri kendilerine verilmezken, yıllık izinleri söz konusu olunca, memur olduklarına karar verilmektedir. Sosyal Sigortalara bağlı olması nedeniyle işçi statüsünde olan bu personel, emeklilik yaşına geldiğinde ikramiye alma hakkına sahip değillerdir.


Dışişleri Bakanlığının dış teşkilatlarının, özellikle de konsolosluk ve başkonsoloslukların yeniden yapılandırılması gerekmektedir.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Buyurun efendim.


HÜSEYİN KALKAN (Devamla) - Yeniden yapılanmada, konsolosluklarımıza başvuran özellikle vatandaşlarımızın horlandığı ve aşağılandığı intibaını silecek düzenlemeler yapılmalıdır. Bu yanlış tatbikatın silinmesini sağlayacak sözleşmeli personelin;


1- Sözleşmeli personelin işçi mi memur mu olduğu, yani, statüsü net belirlenmelidir.


2- Sözleşmelerdeki hukukdışı hükümler düzeltilmelidir.


3- Emeklilik durumunda, kazandırıldıkları statünün özel haklarının tamamına sahip olmaları sağlanmalıdır.


Avrupa Konseyinde bulunmam hasebiyle, yurt dışındaki bu sözleşmeli personelin bu durumunu anlatmayı bir görev biliyorum; arz ettim.


Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kalkan.


Cevap verecek Sayın Bakan?.. Yok.


Efendim, gündemdışı ikinci söz, ekonomik sorunlar hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'na aittir.


Buyurun Sayın Seydaoğlu. (ANAP sıralarından alkışlar)


2.- Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu'nun, genel bütçeden savunma harcamalarına ayrılan payın ve asker sayısının fazla olmasının ekonomide yarattığı olumsuzluklara ilişkin gündemdışı konuşması


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; bütün Parlamentonun da, Türkiye'nin de takdiridir, bugün Türkiye'nin en öncelikli, en özellikli sorunu ekonomik sorundur, toplumsal barıştır, huzurdur, demokrasidir, insan hak ve temel hürriyetleridir. Dünyanın da Türkiye'nin önüne dayattığı bu beş madde, maalesef, Türkiye'nin gerçeklerini ortaya koymaktadır.


Hepiniz bilmektesiniz ki, daha bir ay önce, şu Parlamento içerisinde onaylanan 2001 yılı bütçesinin, yani, 48 katrilyon genel bütçenin yaklaşık yüzde 20'si, yani 18'i, yalnız savunma bütçesine ayrılmıştır. 12 bakanlığın bütçesine eşit bir rakam bu. Avrupa Birliğinin toplam sayısına eşit bir savunma rakamı bu kaynağa ayrılmışken, kalkınmaya yüzde 2,5... Yani, bu, genel bütçe içerisindeki pay.


Böyle bir ülkenin geleceği gerçekten düşündürücüdür ve bugün, Türkiye, Amerika gibi bir devletin asker sayısından fazla asker besliyor; 850 000 rütbesiz asker, 150 000 subayla, Rusya'nın asker sayısından büyük bir külfeti, hiç yoktan, bu ülkenin musibeti olarak, sıkıntısı olarak, maalesef, içimize sindiriyoruz.


Değerli Parlamento, sayın arkadaşlarım; son 15 yıldır, güneydoğuda, gerçekten, kabul edilir, devletin aslî görevi içerisinde terörle mücadele altında, 160 milyar dolar para harcanmış. Bu, Türk parasıyla, bugünkü birim fiyatıyla 105 katrilyon yapıyor; yani, bugünkü Türkiye'nin üç bütçesi kadar; fakat, şu paranın nereye gittiği, nasıl kullanıldığı, ne bu Parlamento, ne Plan ve Bütçe, ne Sayıştay bir gün bir hesap sormamıştır. Demokratik parlamenter hukuk sisteminde bu 105 katrilyon paranın nerede, nasıl kullanıldığını başta Türkiye'deki 65 milyon insanın ve bu Meclisin bilmesi kadar en doğal ve demokratik hak yoktur; çünkü, şeffaf, demokratik bir hukuk devleti, rakamlar açık, objektif olmalıdır. Buraya, Plan ve Bütçe Komisyonunun önüne bu rakamlar geldiği zaman, bu paraların nerede, nasıl kullanıldığını, hükümet, hiç tartışmadan, konuşmadan imza atmıştır, Sayıştay denetlemeden imza atmıştır; fakat, bu 105 katrilyon para içerisinde binlerce yetim hakkı, 65 milyon insanın hukuku var. Tek kelimeyle, teröre gitti bu para diye, maalesef, bu ülke bütçesinden gitmiştir. Evet, dünyanın her yerinde terörle mücadele var. 45 devletin Irak'la yaptığı savaşın rakamından bu fazla. Yani, Körfez Savaşından 3 kat fazla bu paranın nerede, nasıl kullanıldığını, maalesef, Türkiye'de bilen yok.


Sayın arkadaşlar, düne kadar demokrat geçinen, maalesef, bazı yorgun demokratlar, Avrupa Birliğine geçiş sürecinde Türkiye'nin önünü tıkayan... Demokratik parlamenter sistemde en yüksek organ olan Parlamento üzerinde ismi meçhul -meçhul diyorum- bazı karanlık kişilerin vesayet kurarak Parlamentoyu töhmet altında bırakıp yeni bir alternatif arayışı içerisine girmesi de büyük bir talihsizliktir. Türkiye, hiçbir zaman karanlık günleri bir daha beklemeyecektir. Hiç kimse heveslenmesin; artık, 27 Mayıslar, 12 Eylüller, 21 Martlar yaşanmayacaktır. Burada hiç kimse bu Parlamentonun üzerinde hiçbir baskı unsurunu veyahut tehdit unsurunu kullanmasın.


Türkiye'de yolsuzluk var. Vardır; bu hükümet, bu Parlamento çıkarıyor, başka güçler çıkarmıyor. Türkiye'de hukuk vardır, şeffaflık vardır, aydınlık vardır; bunu çözecek merciler vardır, Parlamento vardır; soruşturma, araştırma önergeleri vardır. Bunu gerekçe göstererek rejimi tehdit edip alternatif üretmek isteyen güçler, bugünlerde yine de meydana çıkmış olabilir; ama, bunu iyi bilsinler, Türkiye'nin tek alternatifi, tek kurtuluşu Avrupa Birliğine geçiş yoludur, başka şansımız yoktur.


Tekrar ediyorum: Avrupa Birliğinin bütün asker sayısından fazla asker sayımız vardır.


Bakınız, bugün doğuda, güneydoğuda bir uzatmalı çavuş 1 milyar net maaş alıyor. Türkiye'nin 8 milyon resmî işsizi vardır. Halen asgarî ücretle çalışan 5 milyon işçimiz vardır. Bu şartlardan halen bütün kamuoyunun, medyayı da kullanarak, medyayı tetikçi olarak kullanıp kamuoyunun dikkatlerini Parlamentonun üzerine çekip, Parlamentoyu ve parlamenterleri...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Devamla) - 2 dakika daha verin Sayın Başkan.


BAŞKAN - Buyurun.


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Devamla) - ...Ve özellikle sivil demokratik bir ülkeye bakın; son andıç raporuna bakın... Burası Türkiye Cumhuriyeti...


Hepinizin malumatı; bir emekli orgeneral, bu Parlamentoda halen mevcut 5 milletvekili hakkında 5 maddelik bir infaz yasasını hazırlamış; diyor ki:


1- Bu milletvekillerini, basını kullanarak yıpratın.


2- PKK ile ilişkilerini kurup, yıpratın.


3- Mektup kampanyasını başlatın.


4- Ahlakî yönden medyayı kullanıp, onları yıpratın.


Bu, Millî Güvenlik Kurulundaki bir belgedir. Size soruyorum: Dünyanın hangi demokratik ülkesinde, o üniformayı taşıyan bir askerin asıl görevi savaşken, kışlasıyken, göreviyken, özgür demokratik bir Parlamento üzerinde böyle bir vesayet kurabilir? Arkadaşlar, bunlar, ciddî, tehlikeli şeylerdir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde, böyle şeyler yapılamaz ve ben, Sayın Başbakana verdiğim soru önergesinin karşılığında, bana, üstü kapalı, muğlak, Millî Savunma Bakanı vasıtasıyla "bu bir yanlıştır" diyor; yanlışlığın dü-zelmesi konusunda, Genelkurmay, gerekeni yapacak...


Arkadaşlar, Türkiye'nin en büyük organı -tekrar diyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Millî Güvenlik Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi üze-rinde büyük bir güç değildir. Türkiye'nin, bütün sosyal, ekonomik, kültürel, demokratik haklarını bu Parlamento çıkarmalıdır. Üzerimize tasfiye veyahut deklare edilen kararlar, bence, artık, sürecini ve işlevini yitirmiştir. Artık, 65 milyon insanın gerçek yönetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır ve hukuk kuralları içerisinde, demokratik kurallar içerisinde, dün, gerçekten irticayla uğraşan, evvelki gün örgütle uğraşan -PKK örgütüyle- bugün, suni gündemi günübirlik saptırıp, asıl Avrupa Birliğine  geçiş yolumuzda bizim önümüze taş koyan karanlık güçlere dikkat edelim.


Arkadaşlar, ben, bu duygularımla, özgür demokratik parlamenter sisteminde, o üniformayı taşıyan bir generalin, kendi Parlamentosundaki bir seçilmiş milletvekilinin infazı konusunda böyle bir belge düzenlemeye hakkı yoktur. Bu bir hukuk skandalıdır; bu bir demokratik hak ve hukuk kuralıdır.


Ben, bu duygularımla, 2001 yılı bütçesinin yüzde 20'sinin -beşte 1- askerî harcamalar değil de; yani, Amerikan Ordusundan fazla bir orduyu beslemeye, bu bütçenin, bu ülkenin külfeti yetmeyeceğini düşünerek, bu duygu ve düşüncelerimle Yüce Meclisi selamlıyorum.


Saygılar sunuyorum efendim. (ANAP ve FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Sayın Seydaoğlu, ben, size, Anayasanın 6 ncı maddesini okuyayım efendim:


"Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.


Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.


Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."


Saygılarımla efendim. (Alkışlar)


Anayasanın 6 ncı maddesi efendim.


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - 6 ncı maddeye göre, bu konuşmamın çelişkisi var mı efendim?


BAŞKAN - Yani, ilişkilerin... Bendeniz, okumak mecburiyetinde kaldım efendim.


Teşekkür ederim.


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Anlayayım efendim... 6 ncı maddeyle benim konuşmamın çelişkisi var mı Sayın Başkan?


BAŞKAN - Buyurun efendim.


Türk Ordusu ile Rus Ordusunu niye mukayese ediyorsunuz efendim? Söz istemenizin sebebi, ekonomik şartlar.


SEBGETULLAH SEYDAOĞLU (Diyarbakır) - Türk Ordusunu tenzih ettim ben. Burada bir generalin yaptığı hukukdışı bir kuralı diyorum.


BAŞKAN - Efendim, neyse... Buyurun... Peki, teşekkür ederim.


Ben de, Anayasanın 6 ncı maddesini size hatırlatmak mecburiyetinde kaldım. Kendi anlayışım bu, devlet anlayışım...


Efendim, gündemdışı üçüncü söz, kamu kurumlarında çalışan hukuk müşaviri ve avukatların ekonomik sorunları hakkında söz isteyen, Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün'e aittir.


Buyurun Sayın Esengün.


3.- Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün'ün, kamu kurumlarında çalışan hukuk müşaviri ve avukatların sosyal ve ekonomik sorunlarına ilişkin gündemdışı konuşması ve Maliye Bakanı Sümer Oral'ın cevabı


LÜTFÜ ESENGÜN (Erzurum) - Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Ben, bugün, kamuda çalışan hukuk müşavirlerinin, özellikle Hazine avukatlarının içerisinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumu, kısa da olsa, dile getirmek için söz aldım. Bu zamanlamayı niye seçtim; çünkü, hükümet, daha geçen hafta veya bayram öncesi, 4615 sayılı Yasayla yetki aldı. Bu yetkide de ne diyor; hemen, yetki kanununun 1 inci maddesinden kısaca arz edeyim:


Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak ve kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini temin etmek amacıyla bunların idarî, malî ve sosyal hakları arasındaki adaletsizlikleri gidermek üzere Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir.


Şimdi, bütün kamu görevlileri "acaba, bize de bir iyileştirme yapılacak mı, bizim de içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılar giderilecek mi?" diye heyecanla bekliyor.


Değerli milletvekilleri, biraz evvel, Sayın Başkan, Anayasanın 6 ncı maddesini Sayın Seydaoğlu'na hatırlattı. Bu Anayasada gerçekten önemli maddeler, güzel maddeler var; ama, Anayasaya yazmak başka onu tatbik etmek, uygulamak, o yazılanlara itaat etmek, uymak başka. Bu Anayasada nice nice hükümler var ki, maalesef, sadece yazıldığı gibi kalmış.


Bakınız, Anayasanın 55 inci maddesi ne diyor: "Ücret emeğin karşılığıdır.


Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır."


Anayasanın emri bu; şu andaki uygulamanın ne olduğu da meydanda.


Yeni bütçe kabul edildi, memurlara yüzde 10 zam yapılacak; öte taraftan, bütün harçlar, vergiler, rüsumlar, hepsi, yüzde 50, yüzde 60, yüzde 70 artırıldı. Ya enflasyon gerçekten yüzde 10'dur, 20'dir, bütün zamlar ona göre yapılır, memur maaş zammı da yüzde 10'da kalır, yok değilse, enflasyon gerçekten yüzde 50 ise, çalışanın, emeklinin hakkını da o nispette artırmak, vermek lazımdır. Dolayısıyla, Anayasaya bir şey yazmak marifet değil. Marifet, Anayasaya uymak, Anayasanın hükmünü, emrini yerine getirmektir.


Değerli arkadaşlar, şimdi, kamuda çalışan avukatların sorunlarına gelmek istiyorum. Bu sorunları şu kalan 2,5 dakikalık süre içerisinde ifade etmek mümkün değildir.


Bugün birinci derecede çalışan bir kamu avukatı, kamunun, devletin, Hazinenin hakkını müdafaa eden bir insan, sadece ve sadece, 300 milyon lira civarında, hem de birinci derecede olmasına rağmen, maaş alıyor. Yarın emekli olursa 200 milyon lira alacak bu arkadaşımız. Ömrü, devleti, kamuyu savunmakla geçen bu insanların...


Şimdi, bunların problemlerinin çözümü için alınması gereken kısa tedbirleri arz edeyim:


Bir defa, avukatların kamudaki statülerinin değişmesi lazım. Bunlar, Maliye Bakanlığında üvey evlat muamelesi görüyorlar eskiden beri. Özellikle Muhakemat Müdürlüğü, maliyecilerin o kendi arasındaki dayanışmalarının, maalesef, dışında kalıyor. Dolayısıyla, bunları Maliye Bakanlığı bünyesinden alıp, bütün kamu avukatlarını, bir başka genel müdürlük veya bir başka kurum veya kuruluş altında toplamak mümkündür.


Kurumların yaptığı yanlışlıkları, haksızlıkları savunan kişiler halinden kamu avukatlarını kurtarmak lazım. Kamuda yapılan bütün keyfî muameleleri, yanlışlıkları, her türlü haksız muameleleri, sonuçta, bu avukatlar savunmak zorunda kalıyorlar.


Bir başkası, bunların, behemehal, avukat olmaları hasebiyle baroya kayıtlarının temini lazım ve baro aidatlarının da kurumlarınca ödenmesi hakkaniyetin icabıdır; çünkü, zaten geçimlerini zor temin ediyorlar.


Karşı taraftan alınan ücreti vekâletler adil şekilde taksim edilsin. Asıl davaya giren, davada emek sarf eden, alınteri döken avukatların, o ücreti vekâletten aldığı payın daha da fazla olması lazım. Bu avukatlara yeterli ödeneğin zamanında verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Yolluklarının yeterli olması lazım; şehir merkezinden yüzlerce kilometre ötedeki il veya ilçede dava takip eden avukatın, o emeğinin karşılığını muhakkak ödemek hakkaniyetin icabı. En önemlisi de, tabiatıyla, ücretler yeterli hale getirilsin.


Devletin nasıl hâkimi, savcısı varsa, devlet hâkimlerinin, savcılarının, sonuçta, yargı elemanlarının ekonomik durumlarını iyileştirmek için gayret sarf ediyorsa -henüz netice alınmamış olmasına rağmen- devletin hâkimi ve savcısının yanında bir de devletin avukatı var, devleti savunan kişiler var; bunların da, en azından, ekonomik şartlarını, ekonomik durumlarını, hâkim ve savcıların ekonomik seviyesine çıkarmak lazım.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


LÜTFÜ ESENGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yolsuzluklar ortaya çıkıyor. Neticede, bu işler yargıya yansıyacak. Yargıda Hazineyi kim temsil edecek, devleti kim temsil edecek; 300 milyon lira maaş verdiğiniz devlet avukatı, Hazine avukatı. Öbür tarafta, yolsuzluğu yapan, sanık durumunda olan, trilyonları, katrilyonları götüren insanların avukatlarının aldığı ücretle, herhalde, Hazineyi temsil eden avukatların aldığı ücret arasında çok büyük uçurumlar olacağı bir gerçektir. Ben, özellikle bu yetkinin devam ettiği, sayın hükümet tarafından kamu görevlilerinin sosyal, ekonomik durumlarının iyileştirilmesi için kanun hükmünde kararnamenin çıkarılacağı bugünlerde, bu durumu sayın hükümetin bir defa daha bilgilerine arz etmek istedim. Sayın Bakanımız burada, kendilerine teşekkür ediyorum; bu taleplerimizin yerine getirileceğine dair yapılan çalışmalar hakkında bize bilgi vereceğini umut ederek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP ve ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Bakan, cevap verecekler mi efendim?


MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir) - Vereceğim.


BAŞKAN - Buyurun.(ANAP sıralarından alkışlar)


MALİYE BAKANI SÜMER ORAL (İzmir)- Sayın Başkan, Erzurum Milletvekili Sayın Lütfü Esengün'ün, kamuda çalışan avukatların, özellikle Hazine avukatlarının ücret düzeyiyle ilgili olarak yapmış bulunduğu gündemdışı konuşmayla ilgili söz almış bulunuyorum; sizi ve değerli milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.


Sayın Başkan, Sayın Esengün, Hazine avukatlarının ücret düzeyiyle ilgili olarak görüş ve düşüncelerini ortaya koymuşlardır. Önce, Bakanlığımız bünyesinde çalışan arkadaşlarımızın özlük haklarına karşı göstermiş olduğu duyarlılıktan dolayı, ben de kendisine teşekkür etmeyi bir görev sayıyorum.


Ayrıca, Sayın Esengün, konuşmalarının başında, devlet memurlarına, özellikle 2000 yılı içerisinde yapılan ücret zamlarının enflasyonun altında kaldığını ifade ettiler; ancak, kendilerinin de çok yakinen bilecekleri gibi, biz, 2000 yılı içerisinde farklı bir uygulama ve model getirmiştik. Memurlara verilen ücret zammı, kesinlikle cari yıl enflasyonunun altında kalmayacaktı ve bunu da, bütçe kanununa özel bir madde yerleştirerek kanunî teminat altına almıştık. Nitekim, bununla ilgili olarak, 2000 yılı içerisinde, biri Haziran ayında olmak üzere, ikincisi de kasım ayında olmak üzere, iki defa ilave bir düzenleme yaptık. Nitekim, kasım ayında, daha evvel temmuzda meydana getirdiğimiz artışa, kasım enflasyonunu dikkate alarak, aralık 15'ten geçerli olmak üzere, yüzde 5,2 oranında bir ilave zam  yapılmıştı ve 2001 yılındaki katsayı da tespit edilirken, bu aralık ayı maaş miktarı esas alınarak uygula-nacaktır; çünkü, 2000'de getirdiğimiz ve uyguladığımız bu sistemi 2001 bütçe kanununa da koyduk. Dolayısıyla, 2001 Ocak ayındaki maaş artışları, aralık ayında memurun o 5,2 zamla birlikte eline geçen miktarın üzerine uygulanacaktır. Eğer, yılı içerisinde enflasyon oranı, maaş artışını yine geçerse, o fark yine verilecektir; çünkü, bütçe kanunuyla, o yetki yine hükümete bırakılmıştır.


Şimdi, bu artışların memurlarımızın satın alma gücü yönünden yeterlidir diye, hiçbir zaman böyle bir görüş beyan etmedik; ama, mevcut bütçe imkânları içerisinde, hiç değilse, cari yıl enflasyonunun altında tutmama gibi bir uygulamayı başlatmış olduk.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 1965 yılında kabul edildiğini hepimiz biliyoruz. Bu kanunun malî hükümleri ise, 1970 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Bu kanunun o zaman için çıkarılmasındaki gerekçelere baktığımızda, bugün için aynı olayların tekrar gündemde olduğunu görüyoruz. Nitekim, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun gerekçesinde, kamu personelinin aylık ve özlük haklarının tek bir kanunla belirlenmediği, aynı statüde bulunan personele farklı adlar altında ödemeler yapıldığı ve kamuda ücret dengesinin bulunmadığı, temel kanun sayılabilecek Memurin Kanununun 1961 Anayasası ve şartlara uygun olmadığı, personel rejiminde ahenksizliklerin ve bozukluğun  bulunduğu  hususlarına yer verilerek, bu aksaklıkların giderilmesini sağlamak ve memurun verdiği hizmetin devlet için taşıdığı değer esas alınarak yeni bir sistem geliştirildiği belirtilmektedir. Bu, 657 sayılı Kanunun gerekçesinde yer alan hükümlerdir.


Bu gerekçeyle çıkarılan 657 sayılı Kanunla, tüm memurların aylıkları, derece ve kademe esasına dayalı tek bir ödeme unsuru olan göstergeyle belirlenmeye başlanmış, farklı ödemelerin tamamı ise, yürürlükten kaldırılmış idi.


1970 yılında, bir yandan 657 sayılı Kanunun kabulünden sonra doğan yeni durumları değerlendirerek gerekli değişiklikleri yapmak, bir yandan da personel reformu kavramını günün ekonomik ve sosyal koşullarına göre yeniden ele alarak ücret dengesini sağlamak amacıyla 1327 sayılı Kanun çıkarılmıştır; ancak, 1327 sayılı Kanunun parasal yönü ağır basmış ve 657 sayılı Kanunla oluşturulmaya çalışılan personel rejimi ilkeleri ve getirdiği sistem yavaş yavaş geriye kalmış ve bu sistemden uzaklaşılmaya başlanmıştır.


1975 yılına kadar çıkarılan 12 adet kanun hükmündeki kararnameyle, 1327 sayılı Kanunun büyük bir bölümü değiştirilmiştir. Böyle olunca da, bozulma, önce ücret sisteminde başlamıştır. Bu durumu, 1975 yılında çıkarılan 1897 sayılı Kanun ve bundan sonra çıkarılan çok sayıda kanun ve kanun hükmünde kararnameler izlemiştir. Bunun sonucunda, 657 sayılı temel Devlet Memurları Kanunuyla kamu personel rejiminde giderilmesi hedeflenen dengesizliklere yeniden dönülmüş ve çeşitli adlar altında, ekgösterge, hizmet tazminatları, makam ve temsil tazminatları, taban ve kıdem aylığı gibi ödeme unsurları yeniden ihdas edilmiştir. Bu durumun doğal sonucu olarak, gerek kurum içinde gerek kurumlar arasında, aynı işi yapan kamu personeli arasında ücret dengesizliği oluşmuş bulunmaktadır.


Kamu avukatlarının şu an için yansıttıkları talepleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ekli 1 sayılı cetvelde yer alan ekgösterge oranlarının artırılmasıdır; talep budur.


Ekgösterge dengesizliği, bilindiği gibi, hepimizin de kabul edeceği gibi, sadece avukatlık hizmetleri sınıfında bulunan kamu personeli açısından değil, tüm hizmet sınıfları açısından mevcuttur. Bu itibarla, sadece bu hizmet sınıfında yer alan personelin ekgöstergelerinde yapılacak düzenlemeyle, kamu personeli arasındaki ücret dengesizliğini gidermek, esasen, sadece bu sınıftaki personel açısından da mümkün değildir. Bu tür düzenlemelerin, tüm kamu personelini kapsayacak şekilde ele alınarak yapılması daha isabetli olacaktır. Aksi halde, bu sınıf açısından dengesizliği giderdik derken, yeni bazı dengesizlikleri de beraberinde yaratmış olacağız.


Burada, bir başka hususu da vurgulamak istiyorum. Biraz önce anlatılan seyir içerisinde, kamu personeli arasındaki ücret dengesizliğinin bir anda oluşmadığı kesindir. Üst üste gelen sorunların, bir başka ifadeyle, yılların birikiminin bir anda çözülmesini beklemek, kuşkusuz, doğru bir yaklaşım olmaz. Ancak, hükümetimiz, bu konuya fevkalade duyarlıdır ve bu dengesizliği gidermeyi amaçlayan kanunî düzenlemeleri yapmak üzere, Yüce Meclisimizden, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi almıştır. Bu konudaki çalışmalarımızı, özellikle, halen uygulanan enflasyonun aşağıya çekilmesini ve kamu maliyesini sağlığa kavuşturmayı amaçlayan programda herhangi bir aksamaya meydan vermeden ve bütçe imkânları çerçevesinde belli bir takvim içinde sonuçlandırma gayreti içindeyiz.


Bir personel reformunun sağlıklı olmasının, bir ülkede en önemli konulardan biri olduğunun bilinci içerisindeyiz. Bugün, devlet bütçesinden, trilyonlarca, katrilyonlarca maaş ödemesi yapılmaktadır; ama, eğer bu, adil bir personel sistemine dayalı olarak yerine getirilmiyorsa, ne kadar ücret artışı sağlarsanız sağlayın, memurlarda gerekli tatmini ve huzuru sağlayamazsınız; çünkü, adalet unsuru, maaşın büyüklüğü kadar önemlidir. Siz de kabul edeceksiniz, personel reformu, fevkalade dikkat edilmesi gereken bir reformdur ve sonuç alınabilmesi için, boyutlarının mutlaka çok iyi tespit edilmesi gerekir. Biz de, hükümet olarak, buna, bu anlayış içerisinde fevkalade önem veriyoruz. Arkadaşlarımızın bu husustaki ilgisinden dolayı da, ayrıca -başlangıçta da ifade ettiğim gibi- teşekkürlerimi sunmak istiyorum; çünkü, kamu personelinin meselelerinin çözülmesi, bizim de en temel ilkemizdir.


Değerli arkadaşlarımızın, hükümetin bu konudaki duyarlılığından  kuşku  duymamalarını dileyerek, Sayın Başkan, size ve değerli arkadaşlarıma saygılar sunuyorum. (Alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutuyorum:


B) TEZKERELER VE ÖNERGELER


1.- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde boş bulunan yedek üyeliğe, Anavatan Partisi Grubunca aday gösterilen Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün üyeliğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737)


Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna


Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Grubunda Bursa Milletvekili Kenan Sönmez'in istifasıyla boşalan yedek üyelik için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (a) fıkrası uyarınca, Anavatan Partisi Grup Başkanlığınca aday gösterilen Ordu Milletvekili Şükrü Yürür'ün üyeliği hususu Genel Kurulun bilgisine sunulur.


       Ali Ilıksoy


           Türkiye Büyük Millet Meclisi


Başkanı Vekili


BAŞKAN-Bilgilerinize sunulmuştur.


Sözlü sorunun geri alınmasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:


2.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, (6/1039) numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/280)


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının 421 inci sırasında yer alan (6/1039) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.


Gereğini saygılarımla arz ederim.


     Sadık Yakut


            Kayseri


BAŞKAN- Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.


Komisyondan istifa önergesi vardır; okutuyorum:


3.- Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/281)


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.


Saygılarımla.


     Sadık Yakut


            Kayseri


BAŞKAN- Bilgilerinize sunulmuştur.


Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.


Önce, yarım kalan işlerden başlıyoruz.


Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Tekliflerinin müzakeresine başlayacağız.


V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN


GELEN DİĞER İŞLER


1.- İzmir Milletvekili Rifat Serdaroğlu'nun; İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı'nın; Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın; Ankara Milletvekili Yıldırım Akbulut'un; Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım'ın; Gaziantep Milletvekili Ali Ilıksoy, Konya Milletvekili Ömer İzgi ve Ankara Milletvekili Nejat Arseven'in; İstanbul Milletvekili Ziya Aktaş ve 42 Arkadaşının;  Zonguldak Milletvekili Hasan Gemici'nin ve İzmir Milletvekili Işılay Saygın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/94, 2/232, 2/286, 2/307, 2/310, 2/311, 2/325, 2/442, 2/449) (S.Sayısı: 527)


BAŞKAN - İçtüzük tekliflerinin görüşülmeyen maddeleri, geçen bir birleşimde, İçtüzüğün 88 inci maddesine göre, Komisyona geri verilmişti; Komisyon, raporunu henüz vermediğinden, teklifin müzakeresini erteliyoruz.


Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporunun müzakeresine kaldığımız yerden devam ediyoruz.


2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568) (1)


BAŞKAN - Komisyon?.. Yerinde.


Hükümet?.. Yerinde.


Komisyon ve Hükümet yerini almıştır.


2 nci madde kabul edilmişti.


Şimdi, 3 üncü maddeyi okutuyorum:


                                            


(1) 568 S. Sayılı Basmayazı, 10.1.2001 tarihli 42 nci Birleşim Tutanağına eklidir.


MADDE 3. - 209 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.


GEÇİCİ MADDE 2. - Sağlık Bakanlığına bağlı il düzeyindeki mevcut döner sermayeli işletmelerden 1999 yılı gayri safi gelirleri 1 trilyon liranın altında olanlar Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak birleştirilir ve birinci basamak sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşlardaki Ana Çocuk Sağlığı, Sağlık Ocağı ve Halk Sağlığı Laboratuvarları gibi koruyucu sağlık hizmetleri dışında kalan tedavi hizmetlerini de kapsamak üzere her ilde bir adet döner sermayeli işletme kurulur. Büyük illerde Sağlık Bakanlığının teklifi ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine birden fazla döner sermaye işletmesi kurulabilir.


Döner Sermaye işletmelerinin birleştirme ve kuruluş işlemleri 31.12.2002 tarihine kadar gerçekleştirilir.


BAŞKAN - Geçici 2 nci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ali Gören, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


FP GRUBU ADINA ALİ GÖREN (Adana) - Muhterem Başkanım, Saygıdeğer Bakanım ve kıymetli bürokratları, değerli milletvekili arkadaşlarım; iki gündür görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı çalışanlarına döner sermaye katkısıyla ilgili kanun tasarısı üzerinde, Grubumuzun ve şahsımın görüşlerini belirtmek üzere, söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlarım, döner sermaye katkısıyla meslektaşlarıma bir miktar imkân sağlanması yönünde atılmış olan bu adımı, tabî ki, ilk planda takdir ediyor ve destekliyorum; ancak, bu, Anadolu'da söylediğimiz gibi "ekmek yapamadık, bari kavurga yiyelim, herkese veremedik, hiç olmazsa bir kısmına verelim ve neticesini görelim" gibi, fevkalade palyatif ve şartlara göre hazırlanmış bir yasa tasarısı olması nedeniyle, biraz önce bahsettiğim, fevkalade büyük sıkıtılar içinde, büyük özveriyle çalışan arkadaşlarıma, meslektaşlarıma sağlanan katkının, bir avantaj sayılması yanında, bir Anamuhalefet Partisi olarak, ciddî olarak ortaya koymamız gereken aksaklıkları, ortaya koymamız gereken yönlerini, müsaadenizle vurgulamak istiyorum.


Değerli arkadaşlarım, döner sermaye uygulamasıyla ortaya çıkacak mahzurları şu şekilde özetleyebiliriz:


1- Verilen miktar, verilecek miktar yetersiz ve kimlere ne kadar verileceği kesin olarak belirsiz olması nedeniyle, ortada ciddî bir muğlaklık söz konusudur.


2- Verilme işlemi genel olmayıp, kime, ne kadar verileceği halen belli değildir ve bu, meslektaşlarımız arasında ciddî bir beklentiye ve sıkıntıya yol açmaktadır. Bu kanunun uygulaması, her ne kadar yerel imkânlarla yapılacak bir işlem olmasına rağmen, hastanelerde çalışan ve değişik kategoride bulunan doktor, hemşire, sağlık memuru ve diğer standart memurlar, poliklinik memurları, kliniklerde çalışanlar arasında, devletten gelen bir ulufe beklentisi olduğundan, herkes bir beklenti içerisinde bulunmakta, emeğinin karşılığı olduğu izlenimi yeterince insanların gönlüne sinmemiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, memurlar ve diğer sağlık personeli arasında, öteden beri, bu kanunun ve bu işlemin uygulandığı yerlerde gördüğümüz aksaklıklar, burada daha ciddî boyutlarda karşımıza çıkacak ve bir kaosa yol açma riski taşıyacaktır.


3- Döner sermayeden pay almayanların, alanlara karşı, insan olarak, psikolojik etki altına gireceklerine; hasetlik, çekememezlik ve eşitsizliğe isyan olaylarıyla karşı karşıya kalacağımıza işaret etmek istiyorum.


4- Ortaya çıkacak döner sermaye dağılımı, yetersiz ve dengesiz olması nedeniyle, zaten ağır aksak giden, çok yerde çok ciddî boyutlarda aksayan sağlık hizmetinin daha da aksamasına, bazı yerlerde tam bir çıkmaza girmesine sebep olma riskini beraberinde taşımaktadır.


5 - Merkezî sistemle yürütülecek olan döner sermaye dağıtım ve ayarlaması, merkezî bürokrasiyi, bugün altında bulunduğu yüke ilave olarak daha başka ve fazla miktarda yük getirmesi nedeniyle daha da çalışamaz ve yük altında ezilir hale getirecektir.


6 - Personeline döner sermaye payı verilen hastane ve kurumlara, diğer kurumlardan, döner sermaye alamayan veya yeteri kadar alamayan kurumlardan bir tayin ve nakil furyası başlayacak, yine torpiller, yine tarafkirlikler, yine eşitsizlikler ortaya çıkacaktır.


7 - Sağlık ocağına gelen hastalardan -bugüne kadar uygulanmadığı şekilde insanların önünü açtığınız zaman, uygulamada aşırıya kaçılabilir, olaylar maksadını aşabilir- makbuz karşılığı da olsa, para istenmeye başlanacaktır. Sağlık ocağında, bugünkü imkânsızlıklar içinde zaten bir şey yapılamazken, sağlık ocağından hastaneye sevk edilen hastadan, hastaneye gelince para istenecektir. Hastaneye gelince istenilen para yetmeyecek, hastaneye yatarken para istenecektir, hastaneye yattıktan sonra ameliyat için para istenecektir.


Dolayısıyla, zaten şu an için cebi delinmiş, beş kuruşu kalmamış vatandaştan yine beklenenin, arzu edilenin ötesinde müthiş bir şekilde para çekimi olacaktır.


Tabiî ki, meslektaşlarımızı düşünmek öncelikli görevimiz, ben doktorum; ancak, vatandaşın da cebinden müthiş bir para çekilip, meslektaşlarımıza hepsi de aktarılmayacak olan ve biraz sonra söyleyeceğim ve herkesin gözünü açması gereken mahzura işaret etmek zorundayız.


8 - Halktan toplanacak bu paranın -altını çizmek, bu hususa dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım, Muhterem Bakanım- bir miktarının, yüzde 50'sinin meslektaşlarımıza verilecek olması, gönlümüze bir miktar su serperken, zaten her yerden, vergi açısından ve vergi yükü açısından sıkıştırılmış vatandaştan toplanacak bu paranın yüzde 50'sinin de tekrar Maliyeye aktarılması gibi bir yaklaşım ve Maliyeyi düşünen bir tarafının olup olmadığı -Sayın Maliye Bakanım, karşımda duruyorsunuz- beni ciddî şekilde tedirgin etmektedir. Bu, aynen Anadolu'da uygulanan ve hepimizin tenkit ettiği ağa ve marabaları durumu hatırlatmaktadır. Ağanın tarlası vardır, marabaları çalıştırır yıl boyunca; marabalar, yüzde 50'sini götürür ağaya teslim eder; ağa, oturduğu yerden dünyanın malına sahip olurken, marabalar, ancak geçinebilecekleri kadar bir miktara yıl boyunca talim etmek durumunda kalırlar. Bu kanun tasarısıyla ortaya çıkan durumda böyle bir haksızlığı ve vatandaşın cebinden, Maliye lehine, meslektaşlarıma para toplatmak gibi bir yanlış uygulamayı görüyor gibi oluyorum ve bundan da ciddî olarak rahatsızlık duyuyorum.


Değerli arkadaşlarım, anlattığım bu mahzurlarının ve şu an için izah edemediğim diğer mahzurlarının söz konusu olduğu bir kanun tasarısını, meslektaşlarım ve ben ilk planda cazip görürken, sanki bir tarafında iyilik varmış gibi görürken, bu mahzurlarını dile getirdiğim ve sadece statükonun korunmasıyla, bir miktar da hafif bir revizyon söz konusuymuş gibi gelirken, değişimci kadroların bu hantallaşmış ve artık düzeltme kabul etmeyen bu kanunlarla da altından kalkılması mümkün olmayan sistemi, akılcı, tutarlı ve dengeli bir şekle sokmasını bekliyor ve bu kadroları, bu millet adına iştiyakla intizar ediyoruz.


Değerli arkadaşlarım, bu mahzurlarını söz konusu ettiğim, ilk planda çalışanların küçük bir menfaatı için destekleyeceğimizi de ifade ettiğim bu kanun tasarısıyla, şu an için konuştuğumuz, Sağlık Bakanlığının ve  memleketimizin sağlık sorunlarının tamamıyla düzelmeyecek olması söz konusu ise, diğer sistemler için de geçerli bu önerilerimizi beraberinde getirmek mükellefiyeti omuzlarımızdadır.


Değerli arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerini, bugünkü anlayışla, merkezî sistemle yürütmeye kalktığı sürece, bu işlem yürütülmekle, altından kalkılmaz bir hal almaktadır. Sağlık Bakanlığı, sağlık hizmetlerini yerel yönetimlere devretmenin gayreti ve çalışması içinde olmalıdır. Bu kadar personel, 210 000'i aşmış personel, sadece Ankara'da, Sağlık Bakanlığında, her şey Bakanlıktan, her şey Ankara'dan, her şey Maliye Bakanlığından beklentisi içerisindedir. Sağlık Bakanlığı bünyesine, bırakın personeli, personelin dosyası sığmaz olmuştur.


Adana'ya tayin olduğunu düşünen bir doktor veya hemşire "oh, ne güzel, ben Adana'ya, 5 inci büyük ilimize tayin oldum" diye Adana'ya keyifle vardığında, görev yerinin Tufanbeyli'nin Bozgüney Beldesi olduğunu görünce, oraya gidip de, o mahrumiyet şartlarını görünce yıkılmakta, hayal kırıklığına uğramakta, Adana'ya tayin olduğuna, talihine ve kaderine beddua etmekte ve oradan bir an önce kaçmak ve yeni bir görev aramak derdine düşmektedir. Ancak, yerel yönetimle bu imkânlar sağlanabilmiş olsaydı, Adana'nın Tufanbeyli İlçesinin Bozgüney Beldesinde hizmet göreceğini bilen insan, o göreve göre kendisini hazırlar, o görevi yapacaksa o göreve giderdi.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


ALİ GÖREN (Devamla) - Hemen tamamlıyorum efendim.


BAŞKAN - Buyurun efendim, toparlayın.


ALİ GÖREN (Devamla) - Aksi takdirde, buradan yapılan tayinle, orada karşılaştığı hayal kırıklığını, maalesef, içine sindirememekte ve o görev yeri, Ankara'dan, merkezden yapılacak yeni bir tayinle dolduruluncaya kadar, orada, hizmet aksamaktadır. Onun için, bu görevlerin, bir an önce yerinden yönetime, yerel yönetimlere, dengeli ve düzenli bir şekilde aktarılmasıyla ilgili bundan sonra sayacağım diğer kriterleri, biraz sonra, kişisel görüşlerimi belirtirken ifade etmek istiyorum.


Hepinize saygılarımı sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili Sayın İbrahim Konukoğlu.


Buyurun Sayın Konukoğlu. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu  adına  söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli milletvekilleri, sosyal devlet anlayışında devletin temel sorumluluk alanları arasında kabul edilen eğitim ve adalet gibi sağlık sektörü de bu idarî yapılanmaya uygun bir temelde oluşturulmuştur. Genel idarî yapıdaki bu sürece ilave olarak, sağlık sektöründe gerek sosyal sigorta kurumlarının gerekse özel kuruluşların bulunmadığı ve kurulmasının da çok zor olduğu cumhuriyetin ilk yıllarında, sağlık hizmetlerinin hemen hemen tamamının kamu görevi olarak verilmesi düşünülmüş ve öyle öngörülmüştür. Bu yapı, devleti, sağlık hizmetlerini hem finanse eden hem de sunan bir konuma getirmiştir. Ancak, özellikle son otuz yıllık dönemde nüfusun artışı, yerel ihtiyaçların çeşitlenmesi gibi nedenlerle, tek merkezden yönetimin zorluklarının ortaya çıkmasının yanı sıra, geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında, sağlık hizmetlerinin kullandığı kaynakların verimsizliği ve etkili olmaması, bu sorunları daha da artırmıştır. Ülkemizde bu yapılanma ile yürütülen sağlık hizmetleri, sorunları artarak günümüze kadar gelmiştir. Maalesef, şimdiye kadar uzun vadeli, uyumlu ve istikrarlı sağlık politikaları hayata geçirilememiştir. Oysa, sağlık politikasıyla çok sayıda kurum ve kuruluş ilgilenmektedir.


Doğru Yol Partisi olarak, sağlık reformu yasa tasarısını hazırlayıp vermiştik. Bu dönemde, 2000'li yılların teknolojik imkân ve ihtiyaçlarını da yansıtarak tekrar revize ettik. Bu tasarıyı, sağlık hizmetlerinde akreditasyon sisteminin kurulması gibi, çok büyük önem arz eden hususlarla destekledik. Bunun yanı sıra, özel sağlık kuruluşlarından hizmet alınmasına imkân veren gerekli düzenlemeleri de yaptık.


Bu tasarıyla ilgili olarak, bizim görüş ve önerilerimiz, bu sorunların geçici politikalarla çözülmesine çalışmak değildir. Gelin, döner sermayenin sırtına yükleyerek günü kurtarmak yerine, canla başla çalışan fedakâr doktorlarımızın ve sağlık personelimizin, reform yasasıyla hem ücretlerini hem de çalışma koşullarını iyileştirelim.


Türkiye'nin bu önemli gerçeğini ve eksikliğini, keşke, doktorlarımızın ve sağlık personelimizin tepkileri ve protestoları olmadan daha evvel çözebilseydik.  Doğru Yol Partisi olarak vermiş olduğumuz sağlık reformu tasarısını zamanında görüşebilseydik, yakın zamanda yaşadığımız bu olaylara hiç meydan vermemiş olurduk. Uygulaması öngörülen sosyal güvenlik reformu ve sağlık reformu bileşeni hayata geçirilmediği sürece bir bacağı eksik kalacak ve sistemin verimsizliğine çözüm yerine yük getirecektir.


Doktorlarımız, hemşirelerimiz ve diğer sağlık personelimiz ile bu hizmeti alan vatandaşlarımızın mevcut yapıdan memnun olmadığına, hepimiz, belki her gün yaşayarak şahit oluyoruz.


Doktorlarımız, almış oldukları eğitimin karşılığını alamamakta. Evet, bu gerçeği biz yıllardır biliyoruz; hekimler, bugün, çok ciddî ekonomik sorunlar yaşamaktadır. Kamuda çalışan hekim ve sağlık çalışanlarına reva görülen yoksulluk sınırının altındaki ücret ve hekim işsizliği, yıllardır bizlerin ayıbıdır.


Ayrıca, sağlık sektörümüzde sorun sadece ücretler değildir. Ülkemizde, sağlık alanında, hizmetin sunumuyla ilgili sorunlar vardır. Sağlık hizmetlerinin sunumunda doğu ve güneydoğudaki manzara daha da kötüdür. Kısa bir örnek vermek gerekirse, Türkiye genelinde uzman hekim başına düşen kişi sayısı 2 141 iken, Doğu Anadolu'da 5 309, Güneydoğu Anadolu'da 7 602'dir. Şırnak, Hakkâri gibi illerimizde devlet hastanelerimiz pratisyen hekimlere emanet edilmiştir.


Finansmanla ilgili sorunlar vardır. Diğer ülkelerle karşılaştırdığımız zaman, sağlık hizmetlerine ayrılmış kaynaklar çok yetersizdir. Finansmanı değerlendirirken kullanılabilecek en önemli göstergelerden birisi, sağlık harcamalarının gayri safî millî hâsıla içindeki payıdır. Bu, yüzde 3'ler civarında olup, bunun ancak yarısı kamu kaynaklarından karşılanmaktadır.


Ülkemizde kişi başına düşen sağlık harcaması, son yıllarda, ortalama 150 dolar civarında seyretmektedir. Bu rakam, Batı ülkelerinde 1 500 dolar civarındadır. Yönetimle ilgili sorunlar vardır; sağlık yönetimi, merkeziyetçi ve çokbaşlıdır. Mevzuatla ilgili sorunlar vardır.


Değerli milletvekilleri, ülkemizdeki sağlık sorununu çok genel başlıklar altında belirttik. Bu sorunların detayına inmeye, ülkemizde 2001 yılında gerçekten insana üzüntü veren sağlık sektörümüzün tablosunu çizmeye, maalesef vakit yeterli değil. Sağlık Bakanlığımız, hastane önlerindeki kuyrukları, bir nebze de olsun, gidermek için, vardiyalı sistemi getirdi. Bu uygulamayı takdir etmemek mümkün değildir. Sonuçta, vatandaş, sağlık hizmetlerinden daha geniş bir zaman diliminde yararlanma imkânı buldu. Sadece vardiyalı çalışan personelin ücretlerine ilave yapılması teşvik edicidir, gereklidir; fakat, döner sermayeyle çalışmayan sağlık personelinin durumu ne olacaktır? Onların mağduriyeti devam edecektir. Öncelikle, tüm sağlık personelimizin ücretlerini makul seviyeye getirelim, sonra teşvik edici planlar yapıp uygulamaya koyalım.


Geçen yıl 37 500 yeni kadro ihdas edilmişti; ama,bu kadrolar yetmedi. Şimdi, tekrar, döner sermayeden istihdam edilmek üzere 9 110 kadro ihdas edilmektedir. Bu kadrolar oluşturulurken, çağdaş gelişmelere uygun yeni kadroların ihdas edilmesi gerekirdi. Özel sektörden satın alabileceğimiz hizmetler için kadro tahsisinden vazgeçmeliyiz. Ayrıca, bu personel, nerede kullanılacak; detayıyla belli değildir.


Değerli milletvekilleri, dünyada hizmet sunumu alanında verimlilik ve etkinliğin sağlanmasına yönelik olarak yapılan müdahaleler, yetki ve sorumluluğun merkezî yönetimden hizmet birimlerine aktarılması  şeklinde  olmuştur. Özellikle  Batı  Avrupa  ülkeleri,  sağlık  hizmetleri sunumunda, kontrollü bir rekabet ortamı yaratılması yoluyla, sağlık sektörünün piyasa ekonomisine entegrasyonu yönünde atılımlar yapmışlardır.


Dünya Sağlık Örgütünün "herkes için sağlık" hedeflerine ulaşabilmek için, birçok ülke, mevcut kaynaklarından en uygun şekilde yararlanabilecekleri stratejiler geliştirme arayışına girmişler, sistemlerini, bu doğrultuda yeniden organize etme ve maliyet etkili programlar geliştirme çabalarına girmişlerdir. Yalnızca, gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de kaynakların kısıtlı olduğu ve hastalıkları önlemenin tedavi etmekten daha ucuz olduğu gerçeğinden yola çıkarak, sağlık politikalarının, insanların iyilik halini korumak ve sağlıklarını geliştirmek üzerine kurulması gerekmektedir.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti, halkının daha sağlıklı ve uzun bir ömür sürmesi için gereken sağlık hizmetini sunacak imkânlara sahiptir. Bu imkânların kullanılarak, gerekli kaynakların harekete geçirilmesi, akılcı politikaların uygulanmasına bağlıdır. Bu hedeflere ulaşabilmemiz için, öncelikle, kutsal görevi yerine getiren cefakâr sağlık personelimizin insanca yaşamasına imkân verecek yeni düzenlemeler, bir an önce, hayata geçirilmelidir.


Doğru Yol Partisi olarak, bu temennilerimizle, tasarının sağlık personeli ve milletimiz için hayırlı olmasını diler; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Konukoğlu.


Gruplar adına başka söz isteği?.. Yok.


Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat, buyurun. (FP sıralarından alkışlar)


ASLAN POLAT (Erzurum)  - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.


Şimdi, Sayın Sağlık Bakanımız burada; bizi, kızmadan dinlesin.


Dün "Devlet Planlama Teşkilatı, sizi sınıfta bırakıyor" demiştim. Bugün de Erzurum Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu hocaları sizi sınıfta bırakmışlar. Ben okuyacağım, siz cevap verin; eğer sizin dediğiniz doğruysa, kabul ederim ve inşallah, sizin sınıf geçmenizi ben de çok istiyorum.


Şimdi, Sağlık Bakanlığının sağlık meslek liselerini açmayı isteme gerekçeleri olarak "ülkemizde hemşirelerin, ebelerin, sağlık memurlarının sayısı yeterli değildir. Bu nedenle, ulusal sağlık göstergelerini düzeltemiyoruz. Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da bebek ölümlerini önleyemiyoruz, aşılama yapamıyoruz" demişsiniz.


Size, üniversite hocalarının cevabı şöyle: "Ülkemizde, 1998 yılı itibariyle, hemşire 69 246, ebe 41 059, sağlık memuru 41 461'dir. Bunlardan, hemşire mezunlarının 30 000'i işe yerleştirilememiştir; işsizdir veya asgarî ücretle iş aramaktadır. Ayrıca, hemşireler eğitimlerine uygun olmayan işlerde çalıştırılmaktadır. Başhekim sekreteri, klinik sekreteri, tıbbi cihaz teknisyeni vesaire.


Ebeler, ebelik hizmetlerinde değil, hastanelerde kadın doğum kliniklerinde hemşirelik pozisyonlarında çalıştırılıyorlar.


Hemşireler ve ebelerin, çalışma koşulları ve bunun gibi motivasyonlarını bozan nedenlerle, erken emeklilik ve hatta, tükenmişlik nedeniyle başka işlere geçişleri devam etmektedir."


Yine "sağlık hizmetlerinin yürütülmesi görevi Sağlık Bakanlığına verildiğinden, sağlık personeli yetiştirmek temel görevi olmalıdır" demişsiniz.


Size hocaların cevabı şu: "Bu durumda, Sağlık Bakanlığı, hekim, eczacı, diyetisyen, psikolog ve bunun gibi sağlık personelini de yetiştirmeye talip midir?


Sağlık Bakanlığı bütçesi (sağlık meslek lisesi hemşirelik programı açık olduğu yıllarda yüzde 3,8 iken) 2001 yılında yüzde 2,6'ya düşmüştür. Sağlık Bakanlığı, uzun süreli ve yatılı eğitim veren hemşirelik, ebelik programlarını bütçeye yük oluşturduğu için kapatmış iken, sekiz yıl artı beş yıllık programlar artan bir yük oluşturmayacak mıdır?


Sekiz artı beş yıllık programlardan mezun olanların diploması hangi programlara denk sayılacaktır? Anadolu sağlık meslek liseleri gibi lise diploması mı olacaktır?"


Sizin karşı görüşünüz: "Üniversite bulunmayan yerlerde, hemşirelik, ebelik programları yürütülememiştir."


Hocalar da diyorlar ki: "Bu okulların o yörelerde açılması kararı, Sağlık Bakanlığının tercihidir. Uygun değilse, Sağlık Bakanlığı, bu okulları niye orada açmış ve sonra YÖK'e devretmiştir, orada devamını şart koşmuştur, binanın değişmesini istememiştir?"


"Öğretmen yoktur; meslek dersleri hiç verilememiştir" demişsiniz. "Bu programlara öğretim elemanı yetiştiren temel / yegâne kaynak olan (ve olması gereken) hemşirelik yüksekokulları ve mezunları görmezden gelinmektedir" diye cevap veriyorlar size.


Yine, sağlık meslek liseleri konusunda hocalar "Sağlık Bakanlığı, okulların devir protokolüne göre 2 000 akademik kadroyu YÖK'e devredecekken, bunu gerçekleştirememiştir; çünkü, kendi kadrosundaki sağlık eğitim enstitüsü mezunlarının YÖK tarafından benimsenmesini, öğretim görevlisi olarak atanmasını istemiştir, ancak, sağlık eğitim enstitüsü mezunu olanların, hemşirelik yüksekokullarında değil, sağlık eğitim fakültelerinde lisans tamamlamalarını projelendirmiştir" diyorlar.


"Nitelikli mezun verilememiştir" diye sizin bir itirazınız var. "Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğünün 1995 raporunda, sağlık meslek liselerinin yüzde 60'ında meslek dersi öğretmeni bulunmadığı, yüzde 40'ında ortalama 3 - 5 meslek dersi öğretmeni olduğu, kalitesiz eğitim ya-pıldığı ve bu okulların kapatılması gerektiği belirtilmiştir" diyorlar.


"Öğrenci kontenjanı azdır (mezun sayısı azdır)" diye sizin bir gerekçeniz var. Ona da "1998 - 1999 akademik ders yılında, tüm hemşirelik programlarından 8 000 mezun (hemşire, ebe, sağlık memuru) verilmiştir, hiçbiri devlet memurluğuna atanamamıştır; üstelik, 1995'ten beri, Sağlık Bakanlığı, üniversite mezunlarının başvurusunu bile kabul etmemiştir. Gelecekte, her yıl yüzde 20 kontenjan artırılacağı YÖK tarafından benimsenmiştir; ayrıca, yeni açılacak okullar vardır" diyorlar.


Yine siz "Sağlık Bakanlığı tarafından YÖK'e devredilen okul binalarının kullanımı maksada uygun değildir" diyorsunuz. "Okul, üniversite kampusü içine çekilmiş ve devredilen bina, uygulama - eğitim - araştırma hastanesi yapılmışsa, bu da uygulamalı eğitimin gelişmesine hizmet değil midir" diye cevap veriyorlar.


Yine siz "286 sağlık meslek lisesinde 10 ayrı bölüm vardır, bunlar arasında hemşirelik bölümü de vardır; bunların, yüzde 50'si eğitim - öğretime uygun değildir" diyorsunuz...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika müsaade eder-seniz, bitireyim.


BAŞKAN - Buyurun.


ASLAN POLAT (Devamla) - "Demek ki, Sağlık Bakanlığı YÖK ile sözleşmesine tam uymamıştır. Üstelik, 1995'te kapatılmasına / iyileştirmesine karar verdiği sağlık meslek liselerinden yüzde 50'sini, hâlâ, istenen yapıya ve işleyişe ulaştıramamıştır.


Sağlık Bakanlığının, bilimsel bir dayanağı olmadan (altyapı, eğitim hizmeti, mezun kalitesi ve mezun sayısı yönünden) yetersiz olarak nitelendirdiği sağlık yüksekokullarının hepsi, ancak 2000-2001 yılında mezun verecektir. Bu kadar kısa sürede, eğitim kurumlarının afakî şekilde değerlendirilmesi ve yıllarca denenmiş ve kendi raporlarında yapısal yetersizliği belirtilmiş olan Sağlık Bakanlığının sağlık meslek lisesi programlarının açılması isteği anlaşılmaz bir durumdur" diyorlar.


Biz de, bu konuda sizin görüşünüzü bekliyoruz ki, kafamızda tam bir netlik kazansın. Cevaplarınızı bekliyoruz.


Saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat.


İkinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Masum Türker'de.


Sayın Türker?.. Yok.


Afyon Milletvekili Sayın Gaffar Yakın?.. Yok.


Uşak Milletvekili Sayın Mehmet Yaşar Ünal?.. Yok.


Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu?.. Burada.


Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi, en içten saygılarımla selamlıyorum.


Bugün, sağlık sorunları, gelişmiş ülkelerin bile en başta gelen sorunlarıdır. Hep bildiğimiz, klasik bir söz vardır; bugünkü çağdaş devletin temel görevlerinden biri sağlık, biri de eğitimdir. Yani, belli bir standartta, devlet, sağlık hizmetlerini ve eğitim hizmetlerini vermek mecburiyetindedir.


Biliyorsunuz, daha önce çıkarılan sekiz yıllık eğitimle, eğitimimiz, gerçekten, çağdaş bir sürece girmiştir; ama, sağlık sorunlarımız her gün bir arayış içindedir.


Aşağı yukarı on yıllık bir başhekimlik hizmetim var. Ayrıca, iki dönem de Türk Tabipler Birliği Bolu Tabipler Odası Başkanlığım var; yani, bu sağlık sorunlarıyla hep iç içe yaşadık, çözüm aradık ve birçok süreci de yaşadık. Örneğin, bir tamgün yasasının uygulanmasında aktif görev aldık ve o günün koşullarında hastanemizde kaldık. O bölgede, Bolu Devlet Hastanesi, tek sağlık kurulunu yapabilen hastane durumunda kaldı ve o gün de görev yaptık; yani, sağlık sorunlarını çok yoğun bir şekilde yaşadık.


Şimdi, burada, tabiî, biz de birtakım çözümler aradık; ama, hep, şu kürsüden "ülkede bir genel sağlık sigortası istiyorum" demek için Meclise geldim. Biliyorsunuz, başhekimlikte, o günlerde çeşitli süreçler yaşanmıştı. Bir ara, beyan usulünü kabul edeceksiniz; bir ara, şunu kabul edeceksiniz, etmeyeceksiniz... Böyle bir arayış içinde geçmiştir. Zannediyorum, 1992 veya 1993'te yeşil kart uygulaması başlamıştır; ama, yeşil kartta da bazı sıkıntılar yaşanmıştır. Burada bir arz var, bir talep var. İşte, hekim arkadaşlar hizmetini arz ediyor, sağlığı bozulan yurttaşlarımız da sağlık talep ediyor. Bütün mesele, burada, bu dengeleri kurmak.


Gerçekten, bugün, hekim arkadaşlarımızın, sağlık personelinin, yardımcı sağlık personelinin aldığı ücretler, verdiği hizmetler karşısında çok az; bu, herkes tarafından kabul ediliyor. Burada, verilen döner sermaye primleri kısmen bu konuyu iyileştirme amacıyla getirilmiş, tasarı iyi niyetle hazırlanmış bir yasa tasarısı; inşallah yasalaşacak.


Ayrıca, hep, başhekimlik yaparken, bir hemşire veya bir yardımcı sağlık personeline veya bir yardımcı personele "sen diyalizde mi çalışmak istiyorsun, yoğun bakımda mı çalışmak istiyorsun, cildiye servisinde mi çalışmak istiyorsun?.." Cildiye servisi daha rahat. Yoğun bakım, acil poliklinik, ameliyathane daha uğraşı gerektiren bir servis oluyor. Burada, onların döner sermaye primlerinin artırılması da, gerçekten, fonksiyonel bir iyileştirme olmuş. Bu yönde, bir hekim olarak, Sayın Bakanıma şükranlarımı sunuyorum.


Ayrıca, gerçekten, başhekimlik sürecimizde de hep bunu tartışmışızdır. Bir devlet hastanesinin başhekiminin muayenehanesinin olmaması lazım. Hatta, hastanenin yanında bir lojmanın dahi olmasını düşünmüşüzdür. Burada da, yine, muayenehane açmayacak başhekimlere döner sermaye primleri artırılıyor. O da olumlu bir iyileştirmedir.


Ayrıca, daha önce, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda 190 sayılı Kadro Kanunuyla ilgili yasa tasarısı görüşülürken, biz, şunu da belirtmiştik: Birtakım hizmetleri, bugün -temizlik hizmetleri, yemek hizmetleri, yemekhane hizmetleri- satın alınabiliyor; ama, şoför gibi, diğer yardımcı personel gibi hizmetleri satın alamazsınız; bu kadrolara şoför kadrosu da koyalım; çünkü, şoförler de hastanede çok önemli. En küçük bir hastanede, bugün, 4-5 şoför çalıştırmak mecburiyetindesiniz; çünkü, 8 saat çalışacaklar, gece de bulunduracaksınız. Zannediyorum, 700 şoför kadrosu var. Bu da olumlu.


Her şeyden öncesi, burada, hastaların bir hekim seçme özgürlüğü sağlanmıştır. Bu da, gerek hasta hakları ve hekimlik etik boyutundan gerek hasta yönünden, arz yönünden, talep yönünden çok olumlu bir gelişmedir. Ben, bu süreci, inşallah, bir genel sağlık sigortasının başlangıcı olarak kabul ediyorum Sayın Bakanım ve diyorum ki, burada, sağlık hizmetlerini tek elde toplayalım, belli bir yere kadar koruyucu hekimliği devlet üstlensin, arada bir geçiş zonu oluşsun, kamu sağlığı polikliniklerini genişletelim, yayalım; orada, kamuyla özerkleşmenin buluştuğu bir baz olsun ve hastanelerimizi de özerkleştirelim diyorum...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika müsaade eder misiniz.


BAŞKAN - Buyurun efendim, estağfurullah.


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Devamla) - Gerçekten, sağlıkta çalışanlara ne kadar ücret versek azdır. Bilmiyorum, Sayın Bakanım da çok sık karşılaşmıştır; zaman zaman serviste bir hasta fenalaşır, hemşireyle, ekiple koşarsınız hastanın başına; zaman zaman kaybettiğimiz, rahmetli olan hastalarımız da olmuştur ve hemşireler, bir müddet, sanki o ölümün sebebi gibi, başlarını öne eğerler; ama, siz "ne yapalım, biz hekimiz, sık sık bu konularla karşılaşacağız" dediğiniz zaman şöyle bir bakışları vardır ve o anı yaşamak, gerçekten, insanlık için çok değişik duyguların bir anda yaşandığı durumdur.


Ben, yine, sağlıkta çalışanların, sağlıklarının bozulduğunu hisseden veya sağlıkları bozulan kişilerin çok daha iyi hizmet almasını ve sağlıkta çalışanların çok daha iyi ücret almasını, günün bir başlangıcı olarak kabul ediyorum, bir süreç olarak kabul ediyorum. Böyle bir yasa tasarısını gündeme getiren, başta, Sayın Bakanıma, Sağlık Bakanlığı bürokratlarına ve bu yasa tasarısını kabul edecek değerli parlamenterlere, meslektaşlarım adına, hastalarımız adına, ulusumuz adına teşekkür ediyorum.


Bu yasa tasarısının, ülkemize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi bir daha saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karslıoğlu.


Efendim, sorulara geçiyoruz.


Sayın Yalçınkaya?.. Yok.


Sayın Mehmet Sadri Yıldırım, buyurun.


MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkanım, delaletinizle, aşağıdaki soruları sormak istiyorum.


Bu sabah, Türk-Sağlık-Sen Eskişehir Şubesi Başkanından bir faks aldım. Burada, deniliyor ki: "Sağlık Bakanlığı hastaneleri, Sosyal Sigortalar, üniversite hastanelerindeki doktorların, hemşirelerin, sağlık ve röntgen teknisyenlerinin sağlık personeli olarak kabul edilip, müdüründen bulaşık yıkayan personeline kadar, bütün bu çalışanların kabul edilmediği bir sağlık politikasını kınıyoruz. Sağlık hizmetleri bir bütündür..."


BAŞKAN - Efendim, soru soruyorsunuz...


MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Soru efendim; soru soracağım, izah edeceğim.


BAŞKAN - Hayır, siz soruyu sorun, kınamayı sonra... Onlar, kendileri kınasınlar...


MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - "Sağlık hizmetleri bir bütündür. Elektrikçisinin, ambulans şoförünün, sekreterinin, aşçısının olmadığı bir hastanede, diğer sağlık personeli sayılan görevliler ne yapabilir."


Sorular:


1- Sağlık hizmetlerini bir bütün olarak kabul ediyor musunuz? Şayet, ediyorsanız, tüm sağlık kurumlarında çalışanları, bu yasadan adilane bir şekilde yararlandırın.


2- Sizce, hastanelerde, sadece, doktor, hemşire, sağlık ve röntgen teknisyenleri mi hastalık riski taşıyor; diğer çalışanlar bu riski taşımıyor mu?


3- İki yıllık önlisanslarını tamamlamalarına rağmen, ekgöstergelerinde artış olmayan sağlık hizmetleri personelinin mağduriyetleri ne zaman giderilecek?


4- Devlet hastaneleri, doğumevleri ve Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı sağlık birimleri, zaten, eşit olmayan döner sermaye katkı payı almaktayken, YÖK'e bağlı üniversite hastanelerinde, döner sermayeden istifade edenlerin payları artırılacak mı?


5- Genel sağlık sigortasını çıkarmayı düşünüyor musunuz?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Sayın Gözlükaya, buyurun efendim.


MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayan Bakanımıza bir iki sorum olacak, kısaca arz edeceğim.


Bu yasayla -inşallah hayırlı olacak bir yasadır- 9 100 yeni kadro alınıyor. Sayın Bakan da dinlerse... Dinlemiyorlar efendim...


Şimdi, bunlar, sözleşmeli olarak, ücretleri döner sermayeden ödenmek üzere alınıyor. Bildiğiniz üzere, hastanelerimizin birçoğunda döner sermaye geliri fazla, bazılarında da az.


Birinci sorumu soruyorum: Döner sermaye geliri az olan hastanelerin personel eksikliklerini nasıl karşılamayı düşünüyorsunuz?


İkinci sorumu soruyorum: Bu 9 100 personeli kim alacak? Hastane mi alacak? Bakanlık mı alacaktır? Her iki halde de, nasıl alınacaktır? Merkezî usulle mi alınacak, yoksa mülakatı olan klasik usulle mi alınacaktır? Yasada sözleşmeli olacağı belli ve ne zaman alınacaktır? Çünkü, burada bir endişe içerisindeyiz, bu personelin alınma şeklini kesin olarak bilmemiz lazım, bir partizanlığı önleme açısından.


Bir de, Sayın Bakanımız bizlere birer yazı gönderdiler, şu anda, memur alımları, tayin ve nakiller durdurulmuştur demektedirler. Bununla da ilgili bir açıklama yaparlarsa, memnun olurum.


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Ben teşekkür ederim Sayın Gözlükaya.


Sayın Polat, buyurun efendim.


Kısa ve öz...


ASLAN POLAT (Erzurum) - Çok kısa olacak Sayın Başkan...


Sayın Bakanımızın, biraz evvel yapmış olduğum konuşmaya cevap vermesini, bunu üniversite hocalarının da beklediğini belirtir, saygılar sunarım.


BAŞKAN - Sizin konuşmanıza Sayın Bakan cevap versin...


ASLAN POLAT (Erzurum) - Evet...


BAŞKAN - Yazılı mı, sözlü mü?.. Onu söylemediniz...


ASLAN POLAT (Erzurum) - Sözlü, sözlü... Burada... Bekliyoruz...


BAŞKAN - Böyle bir soru olmaz; ama, artık, bilmiyorum...


Sayın Karapaşaoğlu, buyurun efendim.


MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, delaletinizle, şu konuya bir açıklık getirmesini talep ediyorum Sayın Bakanımızdan.


Şimdi, bakanlıkların meslek liseleri var. Sağlık Bakanlığımızın da sağlık meslek lisesi var. Bu meslek liselerinde mesleğe dönük yoğunluklu eğitim yapılır. Şimdi, bu meslek lisesi mezunlarının tekrar memur imtihanına alınarak genel kültür imtihanında başarılı olmasını beklemek doğru bir anlayış mıdır; yoksa, Sağlık Bakanımız, sağlıktan sorumlu Bakanımız doğrudan bu meslek lisesi mezunlarını kendi hastanelerinde, kendi kurumlarında görevlendirmek gibi bir girişim içinde midir efendim?


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Kemal Vatan, buyurun efendim.


KEMAL VATAN (İzmir) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakandan aşağıdaki sorularıma cevap bekliyorum.


Çalışma yaşında ve sağlam durumda olup da iş aramayan ve çalışmaya hiç niyeti olmayanlara verilen yeşilkartlar periyodik olarak kontrol ediliyor mu? Gerçek hak sahibi olmayanlara verilen yeşilkartlardan hiç geriye alınan oldu mu? Haksız yeşilkart veren komisyonun sorumluluğu var mıdır? Varsa, müeyyideler nelerdir? Yeşilkart verme prosedürü kriterlerinin tekrar değerlendirilmesi çalışmaları düşünülmekte midir?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Ben teşekkür ederim.


Sayın Akın, size söz vereceğim; ama, kısa olursa... lütfen... Bakan Bey cevap verebilsin, 5 dakika doldu.


Buyurun.


MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanıma aşağıdaki sorumu tevcih ediyorum.


Sayın Bakanım, Aksaray İlinde kasabaların büyük bir kısmının ebe ve hemşire açığı var. Bu alınacak olan personelden Aksaray Yenipınar, Kutluköy, Camiliören, Camili Kasabaları gibi, Helvadere, Ihlara... Bir kere, Ihlara'da malum Ihlara Vadisi var doktor açığı -sağolsun- bu yıl kapandı. Bu yardımcı elemanlar dahil bunlardan Aksaray İlinin 80 tane sağlık ocağına kaç tane eleman vereceksiniz?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim.


MURAT AKIN (Aksaray) - Bilhassa, Yenipınar Köyümüzü üç gün önce ziyaret ettim, köye beş katlı çok güzel bina yapmışlar; ama, bir ebesi, bir hemşiresi, bir doktoru yok; bilhassa onu istirham ediyorum Sayın Bakandan.


BAŞKAN - Bu, sual de değil, talep oldu şimdi; sonra, sözünüzü kesince vatandaş bana kızıyor.


Sayın Bakan, buyurun.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...


BAŞKAN - Süreniz 4 dakika Sayın Bakan.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Kaç dakika efendim?


BAŞKAN - 4 dakika.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Yeter mi dersiniz, çok soru var ama.


BAŞKAN - Yazılı cevap verebilirsiniz.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Peki; bir kısmına cevap vereyim izin verirseniz.


Sayın Gören, şartlara göre hazırlanmış bir yasa tasarısıdır diyor; hayır, çalışmayı özendiren bir yasa tasarısıdır.


Yine, sağlıkocaklarına gelen hastalardan, sosyal güvencesi olanlardan birinci basamak tanı ve tedavi hizmeti verilenlerin, sadece, sevk kâğıdını veya emekli karnesini ibraz etmesi söz konusudur. Sosyal güvencesi olmayan hiç kimseden, sağlıkocaklarında ücret alınmayacaktır.


Sayın Konukoğlu, kaynakların verimsiz kullanıldığını söyledi; biz aksini iddia ediyoruz. Bu personeli nerede görevlendirecekler dediler. Şu anda, Gaziantep'te ebe doluluk oranı yüzde 54, hemşire doluluk oranı yüzde 37'dir; dolayısıyla, Gaziantep İli, standart kadrosunun yüzde 37'si ile çalışıyor, orada görevlendireceğimiz açıktır.


Yine, özel sağlık kuruluşları, akreditasyonla ilgili görüşler ifade edildi, sağlık kuruluşlarının yerel yönetimlere teslim edilmesi söylendi. Şu anda, Türkiye'de, belediyelere ait hastanelerin durumu hepinizin malumudur; birçok hasta gidip orada tedavi olmak istemez.


Özellikle Sayın Polat, üniversite hocalarından aldığı bir belge üzerinde görüşlerini ifade ettiler. Üniversite hocaları, Türkiye'de kümülatif ebe sayısının, geçmiş, sağlık meslek liselerine ait olanlarını veriyorlar. Bugün, üniversitelerimiz yılda 800 sağlık elemanı yetiştirmek üzere öğrenci alıyorlar. Sağlık Bakanlığına bağlı, şu anda faal olan 5 670 sağlıkocağımız, 11 000 sağlık evimiz var. Yılda 800 öğrenci alarak-sağlık memuru, ebe, hemşire olarak- bunu nasıl karşılayacaklar? Üniversiteler, acaba kendi hemşire ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar mı? Sağlık Bakanlığı hastanelerinin, şu anda, ebe, hemşire doluluk oranı üniversitelerden çok daha iyidir.


Ayrıca, yüksek hemşire özelliğini taşıyan hemşirelerden, Erzurum Devlet Hastanesinde kaç tanesi çalışıyor, kaç tanesi görev kabul etmiştir? Sayın Polat'a, özellikle cevap olarak sormak istiyorum.


Biz Sağlık Bakanlığı olarak, Türkiye'nin ihtiyaçlarını ortaya koymak zorundayız. Dolayısıyla, iki yıl içerisinde 7 000 sağlık personeli emekli olan bir bakanlık, geleceğe ait ihtiyaçlarını 800 öğrenciyle karşılayamaz. Sağlık Bakanlığının, yardımcı sağlık personeline şu andaki ihtiyacı 76 000'dir. Türkiye Büyük Millet Meclisine teşekkür ediyorum, 37 000'ini bir kanunla tahsis etti; ancak, bunun sadece 9 600'ü yerleştirildi, 2 000'i de, zannediyorum, Devlet Personel Başkanlığı tarafından, iki ay içerisinde yerleştirilecektir. Dolayısıyla, iki yılda boşalan kadronun sadece yüzde 80'ini doldurabildik; bunu ifade etmek isterim.


Üniversiteler, kendi içlerine kapanmışlar, bu yolla üniversitelere verilecek ödeneğin hesabını yapıyorlar; Türkiye'nin, kaç ebeye, kaç hemşireye, kaç sağlık memuruna, kaç laboranta ihtiyacı var, bunu söylemiyorlar ve böyle bir endişeleri de yoktur.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ben teşekkür ediyorum.


En son, yeşilkartlarla ilgili...


MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, sorduğumuz sorulara, canlı yayında cevap versin Sayın Bakan. Yazılı cevap...


BAŞKAN - Süresi bitti efendim...


Sayın Bakan, çok kısa olarak cevap verir misiniz efendim.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Kısa olarak cevap vereyim efendim.


Personelin nasıl alınacağı ile ilgili soru soruldu. Personel, merkezî sınavla alınacaktır.


Bir arkadaşımız, bu sınavların, genel kültür sınavı şeklinde olduğunu söyledi. Evet, o konuda, ben de, sizinle aynı endişeyi taşıyorum. Yeni sınavın, meslekî bilgiyi sorgulayan bir sınav olması zorunluluğu var. Devlet Personel Başkanlığıyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz; çünkü, müfredatı sorgulamayan bir sınav yeteneği ölçemez. O konuda sizinle hemfikirim.


MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Bakanım, Aksaray'daki boş kadroları dolduracak mısınız?


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, Aksaray'a yeni kurayla personel gönderildi; ancak, sizin de ifade ettiğiniz gibi, hekim açığı yok; ama, Türkiye genelinde doluluk oranında ciddî sıkıntılarımız var. Şu anda hemşire doluluk oranı Aksaray'da yüzde 33, ebe doluluk oranı yüzde 26'dır efendim.


BAŞKAN - Sayın Bakanım, Sayın Gözlükaya'nın sormuş olduğu "nasıl alacaksınız" konusuna açıklık getirebilir misiniz efendim.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, merkezî sınavla alınacağına dair bağlayıcı hüküm var. Dolayısıyla, bunlar merkezî sınavla alınacak; ancak, döner sermayeyle çalıştıracak hastane kendisi seçecek, kendine uygun, imtihanı başarmış elemanlar arasından seçecektir.


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.


Efendim, geçici 2 nci madde üzerindeki görüşmeler, sorular bitmiştir.


Geçici 2 nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


Geçici 3 üncü maddeyi okutuyorum:


GEÇİCİ MADDE 3. - Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelin Sağlık Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir.


BAŞKAN - Geçici 3 üncü madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekili Sayın İbrahim Konukoğlu buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının geçici 3 üncü maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.


Değerli milletvekilleri, geçici 3 üncü maddeyle 9 110 kadro ihdas edilmektedir. Bu kadrolara, yaklaşık 5 000 hemşire, 1 000 sağlık memuru 700 şoför, 1 000 bilgisayar elemanı, 500-600 civarında da memur alınacaktır. Yalnız, bu memurlar, sözleşmeli alınacak ve ücretleri döner sermaye tarafından karşılanacaktır. Bu durumda, personel eksiği olan, ancak döner sermaye geliri yetersiz olan hastaneler ve taşradaki kuruluşlara personel alma imkânı yoktur. Alınacak olan bu sağlık elemanları, daha çok Ankara, İstanbul, İzmir gibi merkezî yerlere ve döner sermaye gelirleri yüksek olan yerlere alınacaklardır.


Bu personelin alınma şekli hakkında tereddütlerimiz vardı; Sayın Bakan,  bu tereddütlerimizi -kayda geçmesi açısından söylüyorum- izale etti. Bunların, devlet memurluk sınavıyla alınacaklarını ve sanıyorum, mülakat da yapılmayacağını belirttiler. Bu yüzden, bu şekilde alınacak olmaları bizi rahatlattı.


Bu 9 110 personelin, merkezî sistemle büyük şehirlerde istihdam edilmesi, sorunu çözmüyor. Biliyoruz ki, Sağlık Bakanlığında büyük bir açık var. Nitekim, geçen sene, 37 500 kadro isteği geldiğinde, biz, hekim kökenli arkadaşlar, hep beraber, muhalefet iktidar demeden, bu 37 500 kadro için Sağlık Bakanlığına destek olduk, hatta artırmaları yönünde de kendilerine ricada bulunduk; ancak, bu 37 500 kadro hâlâ alınmamış, büyük bir açık var, bu 37 500 kadronun, maalesef, 9 100'ü bu şekilde taşrada, perifere veya ihtiyacı olan yerlerde değil, daha çok merkezde görevlendirilecek. Tabiî, bu da hoş değil; çünkü, döner sermaye geliri az olanlar ve taşradaki kuruluşlar, maalesef, büyük bir personel sıkıntısı içerisindedir. Biraz önce Sayın Bakan, kendi memleketim Gaziantep'te hemşire oranının yüzde 37 olduğunu, gerisi-nin boş olduğunu; ebe oranının yüzde 54 olduğunu, yüzde 46'sının boş olduğunu ifade ettiler. Demek ki, yarısı boş ve bunlar yine alınamayacak. Bu nedenle, buna, olumsuz oy vereceğimizi belirtiyor, kanunun ülkemize, sağlık camiasına hayırlı olmasını diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Konukoğlu.


Fazilet Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Ali Gören.


Buyurun efendim.


FP GRUBU ADINA ALİ GÖREN (Adana) - Muhterem Başkanım, Muhterem Bakanım ve değerli bürokratları, kıymetli arkadaşlarım; biraz önce, konuyla ilgili, görüşülmekte olan döner sermaye yasa tasarısıyla ilgili görüşlerimin bir kısmını açıklamıştım; tenkit ve katkı konusundaki görüşlerimden sonra, önerilerimiz olduğunu ifade etmiştim. Bu önerileri kısmen izah ettim; şimdi, devam ediyorum.


Birinci olarak, Sağlık Bakanlığı hizmetlerinin yerel yönetimlere devrinden bahsetmiştim ve bu hususta Adana'dan da bir örnek vermiştim. Muhterem Bakanım, biraz önceki cevabında, belediye hastanelerindeki laçkalığı ve işlemezlik özelliklerini vurguladılar. Tabiî ki, bunları ayrıca Muhterem Bakanımızla da detaylı görüşmemiz gerekiyor. Sadece, bugün, belediye hastanelerinde sürdürülen ve sadece belediye başkanlarının çiftliği mesabesinde olan hastaneleri kastetmedik. Yerel yönetimler deyince, belediye başkanıyla, valisiyle, sağlık müdürüyle ve yörenin ileri gelenleriyle oluşturulacak bir bölgesel sağlık konseyinin, o bölgenin ihtiyaçlarını hem sorumlu hem yetkili olarak en iyi şekilde uygulamasını amaçlayarak bahsettik ve bunun yararlarını ve işleme kolaylıklarını da, her zaman ifade etmeye ve açıklamaya muktediriz.


Ayrıca, Sağlık Bakanlığının, ülke genelinde, kaliteli, etkili, yeterli, ulaşılabilir ve herkese eşit oranda uygulanan bir sağlık hizmetinin yürütülmesinde standart belirlemeyi ve bu kaliteyi muhafaza etmeyi, hem kontrol hem de tavsiye ederek, sağlamasının zaruretine de işaret ettik. Belediye hastanelerindeki laçkalıktan, belediye başkanlarının ve o hastanelerin işlemezliği kadar, bugün, Sağlık Bakanlığının da bir otorite olarak sorumlu olduğunu ayrıca vurgulamamızda yarar var.


Diğer bir konu olarak -üçüncü sırada- en önemli aksaklık unsurunu vurgulamak istiyorum. Bugün, ülkemizde bir keşmekeş süregelmektedir; hasta doktora para vermektedir, hasta hastaneye para vermektedir, hastane doktora para vermektedir ve bu para ilişkisi, insanlar arasında kısmen açık kısmen kapalı ortamlarda oluşmakta ve herkes birbirinden nasıl daha fazla para alabileceğinin hesabını yapmaktadır.


Değerli arkadaşlarım, arzu edilen ideal sistemde ve daha önce hazırlanmasında da katkıda bulunduğum sağlık yasa tasarısında bu çok güzel vurgulanmıştır. Doktor-hasta, hasta-hastane arasında para ilişkisinin kesin olarak ortadan kalkması lazım ki, insanına göre, parasına göre, kesesine göre değil; insan olma, vatandaş olma özelliği her şeyin üzerinde bir değer olarak görülen bir anlayış meriyete, yürürlüğe girsin. Dolayısıyla, Muhterem Bakanımdan ve özellikle değerli hükümet üyelerinden, hiç olmazsa, hazırlanmış olan -eğer, bugün, halen daha, düzeltilmesi, revizyonu ihtiyacı varsa- sağlık yasa tasarısının bu hükümetin bir katkısı olarak gündeme getirilmesini talep ediyor ve muhalefet olarak da bizim desteklemek gibi bir erdemi göstereceğimizi şimdiden ifade etmek istiyorum.


Dolayısıyla, döner sermaye de verilse, bu para konusu gündemden kalkmadığı müddetçe, muayenehaneler bu şekilde çalışmaya devam ettiği müddetçe, muayenehanesi olan olmayan hekimler arasındaki, başhekimin alacağı yüzde 200'le başhekim yardımcıları arasındaki çelişki, başhekimlerin amiri durumunda olan, sicil amiri olan sağlık müdürlerinin "başhekimler alıyor, biz almıyoruz" gibi, daha bugünden sakatlığı ve aksaklığı ortada, herkesin gözüne batan bu sistemde çözüm getiremeyeceğimizi vurgulamak istiyorum.


Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığına genel bütçeden mümkün olduğu kadar artırımı sağlamakta ve bu artan miktarı, bugünkü hantal işleyişe, 210 000 kişiyle yürüyemeyen, bir 10 000 kişi daha alınsa, 220 000 kişiyle nasıl yürüyeceği bir türlü izah edilemeyen hantal yapıya değil, yerel yönetimlerin katkısıyla oluşturulan aktif bir yürütmeyle, özellikle temel sağlık hizmetlerinin yürütülmesine yönlendirmekte yarar vardır.


Sayın Bakanım, dün, konuşmasında çok güzel ifade buyurdular, yerel olarak, İzmir'den, Elazığ'dan çok güzel örnekler verdiler. Demek ki, yerel yönetimlere, yerel yetkililere yetki verildiğinde ve işlemler oralara havale edildiğinde, fevkalade güzel bir şekilde işlemler yürüyecek, vatandaşımıza, yetkililere hem sorumluluk hem yetki verildiğinde, bunun çok güzel örnekleri her zaman için ortaya çıkabilecektir.


Muhterem Başkanım, Değerli Bakanım, değerli arkadaşlarım; bu önerilerimiz ve başta yaptığımız tenkitlerin ışığında, eğer, şu an için ortaya koyacak bir sağlık yasa tasarısını henüz netleştiremediysek, hiç olmazsa, sağlık personeline verilmesi gereken miktarın, çok daha yaygın, özellikle genel bütçeden çok daha aktif bir şekilde ücret verilmesi konusunda daha önce verdiğimiz kanun teklifinde vurguladığımız üç unsur var. Bunu, sağlık personeli değerli meslektaşlarım adına tekrar vurgulamakta yarar görüyorum.


Bunlardan birincisi, sağlık personelinin ücretinin, yaygın bir şekilde, genel bütçeden, esas maaşa yönelik olarak, mümkün olduğu kadar -biz, o zaman yüzde 100 talep etmiştik- artırılması.


İkincisi -özellikle altını çizerek vurguluyorum, defalarca da sayın konuşmacılar tarafından ifade edildi- meslektaşlarımın maruz kaldığı bulaşıcı hastalıkların (AIDS, tüberküloz, hepatit gibi ve buna benzer hastalıkların) veya bulundukları ortamda kimyasal maddelere maruz kalmaktan dolayı karşılaştıkları risklerin ve diğer yönden çalışmanın ağırlığı ile toksik maddelerle karşılaşmalarından doğan risklerin sağlık personelinin bünyesinde oluşturduğu tahribatın gözönüne alınmasıyla, diğer mesleklerde uygulanan yıpranma zammının, özellikle çalışma sürelerine ilave edilmesini ve bu yönde sağlık personelinin gözetilmesini özellikle arz ve rica ediyorum.


Üçüncü olarak da, yine aynı kategoriden olmak üzere, nöbet sisteminin Sağlık Bakanlığı bünyesinde çok adaletsiz bir şekilde yürütüldüğünü dikkatlerinize sunmak istiyorum ve bu nöbetlerden birinden sonra maruz kaldığım pnömoninin acısını halen duyuyor; bu işi, bu sıkıntıları yaşamış bir kardeşiniz olarak nöbet sonrası iznin mutlaka sağlanmasını önemle altını çizerek vurguluyorum arkadaşlar; çünkü, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ve üniversitelerde, sağlık sektörümüzde çalışan insanlar, bir gün boyunca çalışıyorlar, o gün, akşam nöbete devam ediyorlar, gece boyunca hiç istirahat etmeden çalışmak zorunda kalınabiliniyor, ertesi gün de yine akşama kadar, bu 36 saati bulan çalışma süresi içerisinde tempoda bir yavaşlama dahi yapamazsınız, bu husus hiç dikkate alınmaz. Arkadaşlarımızda, meslektaşlarımızda bu hususta çok ciddî bir yıpranma söz konusudur.Özellikle, Muhterem Bakanımızın ve Bakanlık yetkililerinin bugünden alacakları bir tedbirle, bir tamimle bunu ülke genelinde çözebiliriz, halledebiliriz.


Değerli arkadaşlarım, sözlerimin sonunda, Sağlık Bakanlığı bünyesinde, eğer,   biraz önce sıraladığımız önerileri sağlayamıyorsak, tenkitleri dikkate alma imkânımız yoksa, şunu bilelim ki, arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığı başında her ne kadar bu işte iyiniyeti olduğunu iddia eden ve bunu göstermeye çalışan kardeşlerimiz de olsa, meslektaşlarım da olsa, Sağlık Bakanlığı ve diğer bakanlıklar -hükümetimizin dikkatine arz ediyorum- çok ciddî bir hantallaşmaya doğru, zaten bugün geldiği hantallıktan daha ileriye gitmek üzeredir.


BAŞKAN- Efendim, süreniz bitmek üzere; toparlarsanız minnettar kalırım.


ALİ GÖREN (Devamla)- Bitirmek üzereyim efendim.


Değerli arkadaşlarım, bu hantallığa çözüm bulamadığımız takdirde, bakanlıkların bünyesindeki aksaklıkları ve sıkıntıları gidermek mümkün olmamaktadır ve son günlerde devlet huzurunu kaçıran, devlet krizini gündeme getiren olaylar her bakanlıkta söz konusu olabilir. Bu aksaklıkların bir tarafından tutan bir gizli yetkili, bakanlarımızı dışlayıp "bakanın çizin üstünü, düğmeye biz bastık" diye değişik ithamlarda bulunabilir. Dolayısıyla, bu ağır aksak giden, hantal giden, bakanlarımızın kontrol edemediği bu yapıyı kökünden değiştirmeye ve herkese yetki ve...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


ALİ GÖREN (Devamla)- Bitirmek üzereyim efendim; son cümlem.


BAŞKAN- Efendim, maddeyle hiç alakalı olmayan düğme problemini açtınız; bir. İkincisi, size cevap verecek insanlar burada olmayınca niye şey yapıyorsunuz? Bir toparlarsanız memnun olurum efendim.


ALİ GÖREN (Devamla)- Toparlayayım efendim.


Efendim, son söz olarak, bu döner sermaye yasa tasarısını, meslektaşlarımıza küçük bir katkı bile getirmesi pahasına desteklediğimizi ve olumlu oy vereceğimizi; ancak, bünyesinde bulundurduğu mahzurların da, Anamuhalefet Partisi Grubu adına konuşurken dikkate sunulmasının bir zaruret olduğunu takdirlerinize arz ediyorum.


Biraz önce söylemeye çalıştığım, hem Sağlık Bakanlığımızda hem de diğer konulardaki hantallığın da hükümet tarafından dikkate alınarak, böyle palyatif tedbirlerle çözülmeyecek kadar kompleks ve hantal bir özellik taşıdığını ve bunun çözümünün bu Meclisin görevi olduğunu; hükümetin, bu hususta sorumluluğunun her gün omuzlarında olduğunu hatırlatarak hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.


Bir küçük hatırlatma. Dünkü konuşmalarda Muhterem Bakanımıza bir soru soruldu. Deprem bölgesine Dünya Bankası tarafından gönderilen yüksek oranda bir paranın sağlık sistemi için kullanılmadığı yönündeki soruya cevap alamadığını söylememi arkadaşımız rica ettiler; bunu da buradan ifade ediyorum.


Saygılar sunuyorum.


BAŞKAN- Sayın Bakan, dün süresi bittiği için yazılı cevap vereceğini ifade etmişti efendim. Bugün bu maddede varsa ifade edebilirler.


ALİ GÖREN (Adana)- Ben kaçırdım efendim, sağ olun.


BAŞKAN- Teşekkür ederim efendim.


Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.


Şahsı adına, Antalya Milletvekili Sayın Nesrin Ünal; buyurun efendim.


Süreniz 5 dakikadır.


NESRİN ÜNAL (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; saygılarımla selamlayarak, şahsım adına, 568 sıra sayılı kanun tasarısının geçici  3 üncü maddesi hakkında sözlerime başlıyorum.


Tıp fakültelerindeki eğitimin ne kadar ağır olduğu ve sağlık çalışanlarının da ne kadar zor şartlarda çalıştığını, hepimiz bilmekteyiz. Ben, sizlere, bir gecelik nöbet karşılığı sağlık çalışanlarının kaç lira aldığını söylemek is-tiyorum; uzman hekim 7 300 000 lira, pratisyen hekim 6 milyon lira, lise mezunu hemşire 3,5 milyon lira, üniversite mezunu hemşire ise, bir gecelik nöbet karşılığı, devletten, sadece 5 milyon lira almaktadır ve herkes sıcak yatağında yatarken, çocukları evde hastayken, ateşliyken başkalarına emanet eden bu insanlar, gelip, insanlarımıza şifa dağıtmaktadırlar; ama, biz, bunların emeğinin karşılığını verememekteyiz.


Bu kanunla, bir nebze de olsa hem bunların durumunun düzeltilmesi hem de sağlık ocaklarından devlet hastanelerine döner sermaye almak için gelen hekimlerin sayılarının düşürülmesi amaçlanmaktadır ve birinci basamak sağlık hizmetleri de kuvvetlendirilecektir.


Şu anda, Türkiye'de, ciddî şekilde yardımcı personel ihtiyacı vardır; bunu, biz, Antalya'da bile yaşamaktayız Türkiye'nin en gözde şehri olmasına rağmen. Ayrıca, ilçelerdeki ambulansları da, belediyelerden aldığımız geçici şoförlerle çalıştırmaktayız. Bu yüzden, bu kadroların yeterli olduğuna inanmıyorum ve Sağlık Bakanlığının daha çok kadroya ihtiyacı olduğuna inanıyorum.


Ayrıca, bu konuşmamla, kalkınmada öncelikli yörelerin düzeltilmesini istiyorum; çünkü, Antalya'nın Gündoğmuş, Akseki ve İbradı ilçelerinin merkezle aynı tutulması ya da Ankara'nın Güdül, Nallıhan, Çamlıdere gibi ilçelerinin Ankara merkezle aynı tutulması, merkezlerde yığılmaya neden olmaktadır.


Bu vesileyle, bu kanun tasarısının, hem  çalışanlara hem  de  milletimize  hayırlı  olmasını diliyor, Sağlık Bakanımıza da, bu adımdan dolayı teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Süreyi çok iktisatlı kullandığınız için, bir kere daha teşekkür ediyorum; darısı Sayın Aslan Polat'ın başına.


Sayın Polat, buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Şimdi, tasarının bu maddesiyle 9 100 adet kadro ihdası var. Sayın Bakan, hem burada hem de Plan ve Bütçe Komisyonunda -tasarıda da var- döner sermayeden alınacak meblağla karşılamak üzere, 9 100 adet kadro aldığını söylüyor. Sayın Bakana da, bunu niye böyle yaptığı söylendiği zaman, gerekçe olarak -ben, esas, onun için biraz konuşacağım- İstanbul'dan misal verdi; İstanbul'daki birtakım hastanelerdeki ebe ve hemşire açıklarından bahsetti ve şunu söyledi; aldığımız 37 000 adet kadroyu, ağırlıklı olarak, kalkınmada öncelikli yörelere vereceğiz; İstanbul, Ankara gibi büyük vilayetlerimizde büyük açığımız var, buraları da bunlardan karşılayacağız demek istedi. Yani, ne demek oluyor; bu 9 100 adet kadronun büyük bölümü -para, döner sermayeler nerede; büyük illerde- büyük illere alınacak demek oluyor bu. Öyle anladım ben; yanlış anladıysam düzeltsin.


Yalnız, Sayın Bakanım, bakın, önümde, yine, bizzat Devlet Planlama Teşkilatının verileri var; öyle muallak konuşmayalım; verilerden konuşalım. Devlet Planlama Teşkilatı verilerinde "hekimlerimizin yüzde 40'ı, hastane yataklarının da yüzde 38'i, nüfusun yüzde 25,6'sının yaşadığı 3 büyük ilde toplanmıştır" deniliyor. Ne demektir bu; çok matematiksel bir oran var, yüzde 25 nüfus olan yerde yüzde 40 doktor var. Ne demektir; yüzde 60 fazlalık var; yani, Türkiye ortalamasına göre, sizin o boş dediğiniz yerlerde, vilayetlerde, Türkiye ortalamasına göre yüzde 60 fazla doktor oluyor.


Evet, İstanbul, Ankara, İzmir'e de doktor gelsin, ben bir şey demiyorum; orada nüfus çok diye konuşuyoruz; ama, bu Türkiye ortalamasının üzerinde doktor olduğunu, Devlet Planlama Teşkilatı, zaten orada tespit etmiş. Esas büyük açık, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu gibi kırsal bölgelerimizde. Bu, matematiksel ispatıdır; sizin Devlet Planlamanın anketleridir. Onun için, siz, doktor tahsis edecekseniz, önce Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kadrosunu tamamlayın diyorum.


Bakın, yine bir anket, Sağlık Bakanlığının anketlerinde deniliyor ki: "10 000 kişiye düşen yatak sayısı olarak Marmara Bölgesinde 18,8; Ege'de 20, Doğu Anadolu'da 16, Güneydoğuda 10 hastane yatak sayısı var." Buna göre, yine, Doğu ve Güneydoğuda 10 000 kişiye düşen yatak sayısı Türkiye'nin batı ve Ege sahillerinden daha azdır. Onun için, siz evvela hizmete buralardan başlayın.


Sayın Bakanım, şimdi bir de "hep beni tenkit ediyorsun" diyorsun. Hep tenkit etmem ben teşekkür de ederim. Mesela, bakın, bugün sizin yanınıza geldik Köprüköy ilçe tipi sağlık ocağına 20 milyar lira para vereceğinizi söylediniz; teşekkür ediyorum.


Pazaryolu'nda bizim bir hemşerimiz hastaneye yatmıştı... Sizden lojman için 50 milyar lira istedi, vereceğinizi söylediniz; teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından gürültüler, anlaşılmayan müdahaleler)


BAŞKAN - Laf atmayın efendim...


ASLAN POLAT (Devamla) - Yine, Aşkaleliler sizden bir böbrek diyaliz bölümü açmanızı istediler...


BAŞKAN - Sayın Polat, bir dakika...


CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkanım, laf atmıyoruz; "parayı teslim alıyor, Aslan reklam yapıyor" diyorum.


BAŞKAN - Efendim, söz hakkınızı kullandığınız zaman söylersiniz. Sayın Polat'ı rahat bırakın; fikrini söylemeyecek mi yani?


Buyurun Sayın Polat.


ASLAN POLAT (Devamla) - Tabiî


Şimdi Aşkaleliler telefon açtılar, bir böbrek yetmezlikleri var, diyaliz ünitesi istediler, o arada bir Aşkaleli olduğuyla övünen bir MHP'li milletvekili arkadaşımız var, onun vasıtasıyla Bakana söyledik, o biraz pek olumlu bakmadı ki, Bakan da ona pek olumlu bakmadı, öyle hissettim. Bu böbrek ünitesi giderse Aşkale'ye o arkadaşın tesiriyle gidecek, gitmezse de onun olumsuz bakmasından gitmeyecek; Aşkalelilere söylüyorum. Herkes yerini bilsin.


Şimdi, ben Oltuluların sizden isteğini söylüyorum Sayın Bakanım. Oltulular diyorlar ki: "Bizim 40 civarında fiilen diyaliz hastamız var, Erzurum'a gidiyorlar, 20 civarında da hastamız var, Oltu'da diyaliz ünitesi olmadığı için onlar da başka vilayetlere gittiler, 60 civarında diyaliz hastamız var." Oltu'ya bir diyaliz ünitesinin kurulması çok acil ister. Ben bunu üç yıldan beri söylüyorum hiçbir bakan şu ana kadar yapamadı. Eğer, siz yaparsanız yine size buradan teşekkür ederim.


Yine, Oltulular sizden, kollu röntgen cihazı, 1 adet dizel ambulans ve Oltu'da 112 acil servisinin açılmasını istiyorlar.


Ben bunları size Plan ve Bütçe Komisyonunda da dedim, şu ana kadar yapmadınız o yüzden size ben zayıf verdim biraz önce; eğer yaparsanız ders notunuzu yükseltiriz.


Yine, Oltuluların sizden ek bina isteği var. "Eğer bunu yapamayacaksınız, belediyenin tahsis ettiği 16 000 metrekare alana 200 yataklı bir hastane yaparsanız daha çok memnun oluruz" diyorlar. Ve yine Oltulular diyorlar ki: "Her ne kadar nüfusumuz 30 000 görünüyorsa da bizim sağlık ocağı kayıtlarına göre 47 000 nüfusumuz var. Sayımda bunlar hep Olur ve Şenkaya'ya gittikleri için biz burada noksan göründük, esas nüfusumuz fazla."


Hınıslıların ihtiyacı çok önemli. Onlar da diyorlar ki: "Bizde bir tek genel cerrahi uzmanımız yok."


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika ek süre verirseniz bitiriyorum.


BAŞKAN - Tabiî efendim; buyurun.


ASLAN POLAT (Devamla) - Sayın Bakanım, ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda bunları size söyledim, yine gelmemiş; yine sizin zayıfınızda. Tekrar ediyorum, Hınıs'ta genel cerrahi uzmanı yok, çocuk cerrahi uzmanı yok, dahiliye uzmanı yok; yalnız kadın doğum uzmanı var. Şimdi, sizden bu üç tanesini istiyoruz. Hınıs da, bizim, vilayet olmak isteyen önemli bir ilçemizdir.


Yine, Hınıslılar diyor ki: "Biz, 2000 yılında, döner sermayeden 250-300 milyar liralık bir gelir de çıkardık; ama, bizim yakınımızda bulunan bir başka vilayete bağlı bir ilçe, döner sermayeden ancak 30 milyar lira elde edebildi. Bizim döner sermayeden elde ettiğimiz gelirlerden onlara da gidecekse bizim personelimizin morali bozulur." Buna da bir cevap vermenizi istiyorlar.


Netice olarak şunu söylüyorum: Devlet Planlama Teşkilatı, üniversite hocaları zayıf not verebilir; ama, bu dediklerimi yaparsanız, ben, size, müspet not vereceğimi bildirir, saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Polat.


Görüşmeler tamamlanmıştır.


MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, benim de söz talebim vardı.


BAŞKAN - Sorulara geçiyorum efendim.


Buyurun Sayın Enginyurt; şimdi sorun bakalım efendim.


CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan, delaletinizle Sayın Bakana sormak istiyorum.


Yaklaşık 150 000 civarında hemşire, sağlık meslek okullarından mezun olduktan sonra gerek önlisans gerekse lisanslarını tamamladıktan sonra özlük haklarında bu zamana kadar hiçbir değişikliğin olmadığını ifade ediyorlar. Bu personelin özlük haklarında bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?


Bir de, Sayın Aslan Polat, hep, Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da doktor açığı olduğunu söylüyor; Korgan, Kumru, Aybastı, Ulubey, Gürgentepe ve Akkuş Devlet Hastanelerine uzman doktor vermeyi düşünüyor musunuz?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Bedük, buyurun efendim.


SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın Bakanımıza şu sorularımı arz ediyorum.


Sağlık meslek lisesi mezunları halen önemli ölçüde iş beklemektedirler, görev beklemektedirler ve sağlık meslek lisesi mezunları, merkezî sınav sistemine tabi tutulduklarından, genel kültür üzerinden de değerlendirilmeye tabi tutulmaktadırlar. Bu itibarla, sağlık meslek lisesi mezunları, diğer meslek gruplarında olduğu gibi, kendi meslek alanlarıyla ilgili sınava tabi tutulmadan, âdeta, sınav kazanamamış pozisyona düşmekte ve dolayısıyla, sağlık meslek lisesi mezunlarını göreve almak istemenize rağmen, alamadığınızı geçen dönem bana da ifade etmiştiniz. Şimdi sorum şu: Sağlık meslek lisesi mezunlarına 37 000 kadro alınmış olunmasına rağmen bunların sadece 9 000'inin doldurulmuş olunmasını yeterli buluyor musunuz? 37 000 kadro alınmış olunmasına rağmen diğer kadroların doldurulması için gayretinizi olacak mı ve merkezî sınav sisteminde, özellikle sağlık meslek lisesi mezunlarının özel soru sistemine tabi tutulması için Devlet Personel Dairesini yönlendirmeye hükümet olarak herhangi bir şekilde teşebbüsünüz olacak mı; birinci sorum bu.


İkincisi, sağlık reformu ve genel sağlık sigortası ile ilgili olarak uzun bir süre üzerinde çalışma yapılmış olan teklifimiz şu anda Sağlık Komisyonundadır. Sağlık Bakanlığı olarak devletin devamlılığı esasından hareketle, daha evvel, Doğru Yol Partisi zamanında hazırlanmış ve bugün Sağlık Komisyonunda bekleyen kanun teklifleriyle ilgili çalışmanız var mı, bunu tekrar gündeme getirmeyi düşünüyor musunuz ve bilimsel anlamda hazırlanmış olan bu tekliflerle ilgili görüşünüz nedir?


Diğer bir sorum; özellikle sivil toplum örgütlenmesi bakımından söylüyorum: Hemşirelerin oda kurmalarıyla ilgili bir kanun teklifimiz şu anda Sağlık Komisyonunda bulunmaktadır. Sivil toplum örgütü olarak bunların örgütlenmesinin bir insanlık hakkı olduğu varsayımından hareketle, hemşirelerimizin, gerek özlük hakları ve gerekse hizmetleri bakımından haklarını en iyi şekilde dile getirmeleri ve takip etmeleri açısından, örgütlenme hakkı olarak değerlendirdiğimiz odanın kurulması hususundaki görüşünüz nedir; şu anda Sağlık Komisyonunda bulunan, hemşirelerimizin oda kurmalarıyla ilgili teklifimiz hususunda bize bir desteğiniz olacak mı?


Son sorum: Ankara Sincan Hastanesi 1996 yılı programına alındı; 1997 yılında temeli atıldı, subasman seviyesine kadar gelmiş olmasına rağmen tamamlanmadı. Sayın Bakanım, başlanmış olan bir yatırımın tamamlanması, devletin ciddiyeti bakımından da  fevkalade  önemlidir. Ümit ediyorum ki, sizler, bu hastanenin tamamlanması hususunda gayret göstereceksiniz. Bu sene, özellikle 2001 yılında, Sincan Organize Sanayi Bölgesinin orada olduğunu ve özellikle, önemli bir yerleşim alanı olduğunu düşünerek, buradaki hastanemizin tamamlanması hususunda desteğiniz olacak mı?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Sayın Yıldız; buyurun efendim.


SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sayın Başkan, delaletinizle, Sayın Bakanıma 3 soru yöneltmek istiyorum; birincisi, yıllardır mütehassıs doktor açığı devam eden Muş Devlet Hastanesinin doktor açığının, hiç olmazsa, büyük bir kısmını önümüzdeki yıl içerisinde kapatmayı düşünüyor musunuz?


İkincisi, Muş'a 150 kilometre uzaklıkta bulunan Malazgirt İlçemiz var; beş yıldan fazla bir süredir, 50 yataklı bir devlet hastanesi tamamlanmış olmasına rağmen, maalesef, 2 veya 3  doktorla hizmet vermeye çalışılmakta, doktorsuzluktan dolayı yatak hizmetleri doğru düzgün verilememekte. Buraların sağlık ekibi veya doktor ihtiyacını ne zaman tamamlamayı düşünüyorsunuz?


Aynı şekilde, Muş-Varto Devlet Hastanesi, doktor yokluğundan dolayı  hizmet verememekte. Hasköy İlçemizde yeni yapılmış olan 20 yataklı devlet hastanesi, maalesef, doktorsuzluk yüzünden hizmet verememektedir. Bu ilçelere mütehassıs veya  hiç olmazsa birkaç pratisyen hekimi bu  yıl içerisinde atayacak mısınız?


İlçe merkezlerinin dışında, beldelerde bulunan sağlık ocaklarımız ve köylerdeki sağlık evlerimizde doktor ihtiyacı bir tarafa bırakılmış, maalesef; muhtarlarımızın ve belediye başkanlarımızın, hiç olmazsa, bu sağlık ocaklarına birer tane de olsa ebe ve hemşire talepleri vardır. Bu ihtiyaçların, Hiç olmazsa acil olan kısımlarını bu yıl tamamlamasını sayın bakanımdan bekliyorum.


Saygılar sunuyorum.


BAŞKAN- Sizinki biraz sual değil, yarım konuşma oldu efendim.


Sayın Karslıoğlu, buyurun.


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu)- Sayın Başkanım, aşağıdaki sorularımı aracılığınızla sayın bakanıma sunmak istiyorum:


Sayın Bakanım, her şeyden önce, deprem bölgesinde verdiğiniz sağlık hizmetinden dolayı size minnettarız.


İki tane sorum var. Bir tanesi, şu an Bolu'ya fondan yapılacak hastanenin ayrı bir yere yapılma düşüncesi var; fakat, şu anda, Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesinin yapıldığı alan 130 000 metrekare; yani, 130 dönüm; eğer, bu hastaneyi de ayrı bir yere yaparsak Bolu'da üç tane hastane olacak. Bir bu hastane, bir İzzet Baysal Devlet Hastanesi, bir de Doğum ve Çocuk Hastanesi. Bilmiyorum, bu fondan yapılacak hastaneyi de İzzet Baysal Devlet Hastanesinin yanına yapamaz mıyız?


İkincisi de -bu yönde de çok büyük hizmetleriniz geçti- Akçakoca İlçesine 11 yıldan bu yana yapılmakta olan 100 yataklı devlet hastanesi, katkılarınızla epey hızlanmış bir durumda; fakat, geçen hafta gittiğimde, hastanenin açılması için biraz daha katkılarınıza ihtiyaç var; 11 yıl geçti, artık, ilçe halkı bu işten sıkıldı. Bir an önce, Akçakoca Devlet Hastanesinin açılmasını bilgilerinize arz ediyorum.


Saygılar sunuyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Bakan, 3,5 dakikanız var efendim; buyurun.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, sondan başlayarak cevap vermek istiyorum.


Akçakoca Devlet Hastanesinin inşaatıyla doğrudan ilgileniyorum. Maalesef, o müteahhit geciktiriyor; ama, şu anda, tıbbî donanımı dahil her şeyi hazır; zannediyorum yüzde 98-99'larda; bir an önce, o, çevre düzenlemesini tamamlar ise, Akçakoca Devlet Hastanesi derhal hizmete girecektir.


Bolu Devlet Hastanesinin zemin etütleri, yöre ihtiyacı bakımından nerede uygun ise, oraya yapılacak.


Sincan Devlet Hastanemizin inşaatıyla yakinen ilgileniyorum; ancak, yüzde 45'ler düzeyinde zannediyorum. Bu dönemde, 3148 sayılı Yasayla ilgili fonlardan ciddî bir destek vereceğiz.


Hemşireler kanunuyla ilgili biz olur verdik. Hemşirelik ilgili biz olur verdik; hemşirelik kanununun çıkması ve oda kurmalarıyla ilgili biz destek veriyoruz ve takip ediyoruz.


Sayın milletvekillerimizin bahsettiği Sağlık Reformu Yasa Tasarısı, özellikle birbirini tamamlayan birçok yasalarla ilgilidir. Sağlık Sandığı Yasa Tasarısını daha önce görüşmelere açmıştık; ilgili tenkit ve eleştirilerden sonra yeniden düzenlendi; Bakanlar Kuruluna getirilerek, oradan Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecektir.


Özellikle bu kadroların nerede kullanılacağı, döner sermayesi büyük olan üç büyük ilde mi kullanılacağı söylendi. Önümde, vardiya sistemiyle çalışan 65 hastanenin isimleri var; mesela, Bolu İzzet Baysal, Isparta, Kırıkkale, Samsun, Aksaray, Afyon... Bunlardan herhangi birinin, bu personeli çalıştırabilecek döner sermaye gelirleri var, oralar da çalıştırılacak.


Sayın Polat'a gelince; biz, Çanakkale'den bahsediyoruz, o Boğazkale'den bahsediyor. Biz, yardımcı sağlık personeli ortalamasını veriyoruz, o üç büyük ildeki hekim sayısını veriyor. Burada, DPT'nin rakamlarını doğru veriyorsunuz da, bahsedilen konuyla ilgili olanı vermiyorsunuz. Dolayısıyla, bizi dinleyenler bakımından biraz şık olmuyor. Biz, İstanbul, Ankara, İzmir'de hekim sayısının, standardın üzerinde olduğunu biliyoruz; ama, İstanbul'da ebe, hemşire doluluk oranı yüzde 34'tür. Bizim, bugün, getirdiğimiz yasa tasarısında, hekimle ilgili bir madde yoktur kadro bakımından; kadrolar, yardımcı sağlık personeliyle ilgilidir.


Yine, özellikle, yardımcı sağlık personeli sınavıyla ilgili görüşlerinize -tekraren ifade ediyorum- biz katılıyoruz. 37 000 personelin 12 000'inin kadrosu tahsis edilmiştir; 25 000 personel, yine, kalkınmada öncelikli yörelerde görevlendirilecektir. Burada bahse konu, döner sermayede çalışacak personel de, vardiya sistemiyle çalışan hastanelerde görevlendirilecek. Uşak var bunun içinde, Trabzon var, Malatya var, Elazığ var. Bunların da, yine, birçoğu kalkınmada öncelikli yörelerdir. Dolayısıyla, kim çalıştırabilecek döner sermayeye sahipse, o çalıştıracaktır. Döner sermayenin artırılmasını teşvik eden, hizmetin kalitesinin artırılmasını teşvik eden bir yasa tasarısıdır. Dolayısıyla, ben, bu yasa tasarısının, tüm sağlık çalışanlarına ve tüm topluma büyük katkılar sağlayacağını, hizmet kalitesini artıracağını ve hizmette bir yarışı başlatacağını, geçmişte yanlış uygulanan Tam Gün Yasasının doğru biçimiyle uygulanacak bir modeli olacağını ifade ediyorum.


Bunun, tüm insanlarımıza ve sağlık çalışanlarına hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinizi, verdiğiniz katkılardan dolayı saygıyla selamlıyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan, söz istemiştim...


BAŞKAN - Sayın Gül, söz istediniz; ama, süremiz bitmişti efendim.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkan...


BAŞKAN - Efendim süremiz bitmişti...


SAFFET ARIKAN BEDÜK  (Ankara) - Sayın  Başkan,  Ankara'nın  ilçeleri,  geri  kalmış yöreler gibidir; onun için, kadro tahsislerinde Ankara'nın ilçelerinin dikkate alınması hususunda Sayın Bakanıma özellikle ricada bulunuyorum.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.


Sayın Gül, öbür maddede söz vereyim, süremiz bitti efendim.


MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.


BAŞKAN - Ne yapacağım ben?!.


MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Karar yetersayısı...


BAŞKAN - Ama, daha bir şey söylemedim ki!


MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli) - Oylamadan evvel zabıtlara geçmesini istiyorum...


TURHAN GÜVEN (İçel) - Muhtemel söylemlerinize karşı bir tedbir...


BAŞKAN - Tabiî efendim, hiç fark etmez... Tehdit ve şantajdan hiç korkmam!


Arkadaşlarımız dışarıdalar, şimdi gelirler efendim.


Geçici 3 üncü maddeyi, ekli 1 sayılı listeyle birlikte oylarınıza sunarken karar yetersayısının aranılmasını  istediler; onun için, oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.


Oylama için 2 dakika süre veriyorum.


Oylamayı başlatıyorum.


(Elektronik cihazla oylama yapıldı)


BAŞKAN- Sayın başkanlar... Sayın Çakan...


Sayın Çakan, kaç dakika ara vereyim?..


ZEKİ ÇAKAN (Bartın)- 10 dakika ara verelim efendim.


TURHAN GÜVEN (İçel)- Sayın Başkan, bize de sorun da uyum sağlayalım.


ZEKİ ÇAKAN (Bartın)- Sayın Başkan, soru sordunuz, cevap veriyorum: 10 dakika ara verelim.


İSMAİL KÖSE (Erzurum)- Sayın Başkan, 10 dakika ara verelim.


MUSTAFA KEMAL AYKURT (Denizli)- 5 dakika Sayın Başkan...


BAŞKAN- Saat 15.50'ye kadar birleşime ara veriyorum.


Teşekkür ederim.



 


Kapanma Saati : 15.40




ÜÇÜNCÜ OTURUM


Açılma Saati : 15.50


BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU


KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Melda BAYER (Ankara)



 


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43 üncü Birleşimin Üçüncü Oturumunu açıyorum.


Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.


V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN


GELEN DİĞER İŞLER (Devam)


2.- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı : 568) (Devam)


BAŞKAN - Komisyon?.. Burada.


Hükümet?.. Burada.


Komisyon ve Hükümet yerini almıştır.


Tasarının geçici 3 üncü maddesinin oylamasında karar yetersayısı bulunamamıştı.


Şimdi, geçici 3 üncü maddeyi ekli (1) sayılı listeyle birlikte oylarınıza sunacağım ve oylamayı elektronik cihazla yapacağım.


Oylama için 2 dakika süre veriyorum.


Oylama işlemini başlatıyorum.


(Elektronik cihazla oylama yapıldı)


BAŞKAN - Efendim, karar yetersayısı vardır, geçici 3 üncü madde kabul edilmiştir.


Şimdi, çerçeve 3 üncü maddeyi, kabul edilen geçici 2 nci ve 3 üncü maddeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


4 üncü maddeyi okutuyorum:


MADDE 4. - 209 Sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca ve" ibaresi metinden çıkarılmış ve 209 sayılı Kanunun adında ve maddelerinde geçen "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" ibareleri "Sağlık Bakanlığı" olarak değiştirilmiştir.


BAŞKAN - 4 üncü madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mustafa Niyazi Yanmaz'a söz veriyorum.


Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


FP GRUBU ADINA MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı yasa tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, üzerinde görüştüğümüz tasarı, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Rehabilitasyon Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıdır.


Değerli arkadaşlar, burada, çok az bir süre önce 2001 yılı bütçesi görüşüldü ve dolayısıyla, bu bütçe içerisinde, Sağlık Bakanlığı bütçesi de görüşülmüş oldu. Hepimizin gördüğü gibi, 2001 yılı bütçesi içerisinde Sağlık Bakanlığına ayrılan pay yüzde 2,6 civarında. Rakam olarak, maliyet olarak da 1 katrilyon 300 trilyon lira civarında bir bütçe ayrıldı Sağlık Bakanlığına. Yine, ülkemizde, kişi başına düşen sağlık hizmeti, aşağı yukarı 200 dolar civarında, 187 dolar deniliyor.


Kıymetli arkadaşlar, ileri Batı ülkelerinde, çağdaş batı ülkelerinde, gelişmesini tamamlamış ülkelerde bu rakam, genel bütçenin yüzde 8'i ilâ yüzde 11'i arasında ve yine, kişi başına düşen sağlık hizmeti de 2 000 dolarlar civarındadır.


Şimdi, dilimize pelesenk ettiğimiz, hepimizin çok söylediği, her şeyin başı sağlık anlamı içerisinde, görüyoruz ki, Türkiye'de, her ne kadar biz, her şeyin başı sağlık diyorsak da, sağlık sistemimizde ciddî bir çöküş var, bir köhnemişlik var, bunların düzeltilmesi icap ediyor; çünkü, sağlık, her şeyin başı olmaktan ziyade, sağlık ayağa düşmüş.


Değerli arkadaşlar, getirilen bu yasa tasarısına, özellikle memurlar cihetiyle bakmak lazım. Zaman zaman hepimizin yanına farklı kurumlarda çalışan arkadaşlar yaklaşıyorlar. Mesela, bir emniyet mensubu yaklaşıyor, sayın vekilim, bizim durumumuz ne olacak, maaşlarımızda bir iyileştirme olmayacak mı" ve yine, kutsal bildiğimiz, hakikaten gelecek nesillerimizi emanet ettiğimiz bir öğretmen yaklaşıyor "bizim maaş durumumuz ne olacak" diyor. Özellikle, bu enflasyonist baskı ortamında, bu maaşlarla geçinmenin güçlüğünden bahsediyorlar.


Ben inanıyorum -ki, dün, Sayın Sağlık Bakanımız da konuştular burada- hakikaten iyiniyetle hareket ediyorlar, olumlu adımları var; fakat, bu iyiniyet, bazen çok meseleyi çözümlemiyor.


Arkadaşlar, sağlık personeli de bu noktada birtakım protestolar yaptı, yürüyüşler yaptı. Dolayısıyla, onların da, bu kutsal mesleği icra etmeleri sebebiyle haklı birtakım istekleri, talepleri var. Hatırlarsınız, hepimizin okul yıllarında, sınıfın en çalışkan öğrencisi, en parlak zekâlı öğrencisi, hep, tıbbı tercih ederdi; 1970'li yıllarda, 1980'li yıllarda bu böyleydi; fakat, şimdi gördüğümüz kadarıyla, belki bilgi teknolojisinden, ileri teknolojiden olsa gerek, artık, çocuklarımız, genç zihinler, beyinler tıbbı, doktorluğu pek tercih etmiyorlar. Sebebine gelince, 21 inci Yüzyılın teknolojisi baz alındığı gibi, doktorluk mesleğinin de çok cazip olmadığı, geçimlerini, ekonomik devrimlerini yapamadığı noktasında, o çocukların da, o talebelerin de, öğrencilerin de ciddî ciddî endişeleri, kuşkuları var.


Değerli arkadaşlar, şimdi, sağlık personelinin döner sermayesi var  diye, Sağlık Bakanlığında döner sermaye imkânı var diye, sağlık personeli bir nebze olsun bir rehabilitasyona gidecek, maaşlarında bir iyileştirme olacak; ancak, emniyet mensuplarının, diğer düz memurların, mühendislerin, öğretmenlerin bu tür imkânları olmadığı için, onlar, hallerine razı olacaklar. Dolayısıyla, bizim hep şikâyet ettiğimiz, müşteki olduğumuz konu sabit gelirlilerin, memurların maaşlarının yetmediği ve özellikle işçiler ile memurlar arasında bir ücret dengesizliğinin olduğu noktasında. Sağlık Bakanımız, kendisi de sağlıkçı olması hasebiyle, sağlık meselelerini çok iyi bildiği için, insanların, sağlık çalışanlarının moral değerini çok iyi bildiği için, onların motivasyonu açısından bu argümanı önümüze getirdi. Bizim de, Fazilet Partisi Grubu olarak, bunun karşısına çıkmamız mümkün değil.


Değerli arkadaşlar, özellikle, bu yasa tasarısı iki noktada düğümlenmekte. Birincisi, sağlık çalışanlarının döner sermayeyle durumlarının iyileştirilmesi, durumlarının rehabilite edilmesi. Bir diğer konu da -yine, yasa tasarısında var- 9 100 kişilik kadro ihdası. Şimdi, bu sağlık çalışanlarının döner sermayeyle durumlarının iyileştirilmesi hakkındaki -biraz önce, Sayın Bakanımız ifade ettiler ve o ifadeleri de zabıtlara geçti-  konuda, dünden başlayarak bizim tereddüdümüz, endişemiz vardı; o konuda biraz rahatladık. Özelikle, en alt sosyal dilimde olan, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, parası da olmayan, yeşil kartı da olmayan insanların, vatandaşlarımızın, sağlık ocaklarına gittiklerinde ücretli muayene edilecekleri, ücretli tedavi edilecekleri noktasında endişelerimiz vardı. Bu, yine, yasada, açıklığa vuzuha kavuşturulmuş değil; ancak, biraz önce, Sayın Bakanımız, sorulara verdiği cevaplarda, kesinlikle, o alt grupta, alt sosyal dilimde olan, hiçbir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan para tahsil edilmeyeceği, ücret kesilmeyeceği noktasında endişelerin gitmesi için beyanda bulundular.


Şimdi, ben, burada, 224 numaralı Sağlık Hizmetlerin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinde "aşağıda zikredilen haller hariç parasızdır" deniliyor. Değerli arkadaşlar, bakın, burada, (a) şıkkı, (b) şıkkı, (c) şıkkı var. Özellikle, ben, bunlardan birini okuyayım: " Bölgede yaşayan halkın çalışma saatleri nazarı itibara alınarak tayin edilen mesai saatleri dışında ve tatil günlerinde nöbetçi olmayan hekim ve yardımcı sağlık personeline muayene ve tedavi olmak isteyenler ücrete tabidir."


Şimdi, modern çağda, 21 inci Yüzyılda, sosyal güvenlik kurumlarının, genel sağlık sigortasının, bütün ülkelerde, gelişmiş ülkelerde geçerli olduğu bir zamanda, benim endişem o ki, Türkiye'de, ülkemizde, sağlık, âdeta paralı hale getiriliyor. Eğer, siz, herhangi bir kurumla bağlantılı değilseniz, herhangi bir sosyal güvenceniz yoksa, eskaza hastalanırsanız, bu hastalanma, rahatsızlanma, mesai saatleri dışında ise, siz, bir sağlık ocağına gittiğinizde, sizden bir ücret talep edilecektir.


Değerli arkadaşlar, zaten, sosyal güvenlik kurumlarına dahil olanların belli bir geçim standardı var, refah düzeyi var. Mühim olan, bu alt sınırda olan insanların parasız, ücretsiz muayene olabilmeleri.


Arkadaşlar, bu döner sermayeyle sağlık personeline getirilebilecek iyileştirme, sağlık personelinin, sağlık çalışanlarının meselelerinin radikal çözümü değildir; bunlar, palyatif  tedbirlerdir. Yani bu döner sermayeyle bu insanların meselelerine, problemlerine çözüm gelmeyecek. Şimdi, her ilde bir döner sermaye saymanlığı kurulacak; ondan farklı olarak, büyük illerde belki birkaç döner sermaye saymanlığı kurulacak.


Değerli arkadaşlarım, şimdi, mesela, hastanede çalışan insanların döner sermayeleri çok daha verimli, çok daha randımanlı; belki, gelirleri yoğunluk itibariyle daha fazla olacak. Ancak, sağlık ocaklarında çalışan insanların, personelin burada verimliliği düşük olacak. Bunlar da belki eskaza şöyle düşünebilirler, o mantaliteye sahip olabilirler ki, biz de, döner sermayemizi artırabilmek için paralı, ücretli tedaviye geçelim. Bu, ister istemez vatandaşımızı, insanımızı rahatsız edecektir.


Arkadaşlar, yasa tasarısında olayın düğümlendiği bir diğer konu 9 100 kişilik kadro ihdası.


Değerli milletvekilleri, geçen yıl ben de sağlık komisyonundaydım, geçen yıl, biz, Sağlık Bakanlığına 37 000 civarında kadro ihdas ettik, onun maliye tarafından ne kadarına izin verildiğini bilemiyorum; fakat, burada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının gazetelere, medyaya yansıyan ifadesinde "biz, 32 000 çalışanla Sağlık Bakanının hizmet verdiği kesime hizmet verebiliyoruz" diyorlar. Yani, bir yerde, ben ortalığı kızıştırmak istemiyorum, tahrik etmek istemiyorum ama...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) - ...Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının ifade etmek istediği şey şu idi: Biz, Sağlık Bakanlığının yarıya yakın personeliyle 40 milyon insana hizmet veriyoruz.


Arkadaşlar, şimdi, anlayamadığımız şey şu: Biz, bu 37 000 kişiyi geçen yıl verdik, 9 000 kişi daha vereceğiz; bir müessese, bir kuruluş, bir bakanlık eğer rantbl, rasyonel yönetilmiyorsa, orada hantallık söz konusu olur.


Burada, Sağlık Bakanımızın, özellikle vardiyayla ilgili adımını biz müspet karşılıyoruz, olumlu buluyoruz. Özellikle, ülkemizde, çok büyük paralar verilerek ithal edilen tıbbî cihazlar, çok pahalı olan, MR gibi, tomografi gibi, ultrason gibi tıbbî cihazlar, 8 saat mesaide çalıştırılıyor, 16 saat atıl halde bırakılıyordu. Vardiyalı sistemle, bunun atıl halden kurtarılmış olması, bir aktivite kazandırılmış olması, hakikaten, ülkemiz için bir kazanç ve özellikle hasta olan vatandaşlarımız için büyük yığılmaları önleyecek bir davranış biçimi; çünkü, siz bir MR çektirmek istediğinizde, bir tomografi çektirmek istediğinizde, size üç ay, altı ay gün verilmekte Ben inanıyorum ki, vardiyalı sistemle, bu, bir nebze olsun eritilebilecek ve insanlarımıza daha kaliteli bir hizmet verilmeye çalışılacak; ancak, burada, Sağlık Bakanlığındaki dağılımdaki dengesizlik şu: Batıda çok fazla personel varken; mesela, bir ilimizde... Biz komisyonda konuşurken, orada bir milletvekili arkadaş "bizim bir ilimizde, 100 000-150 000 nüfuslu bir ilde, 160 mütehassısımız var" dedi.


Değerli arkadaşlar, Şanlıurfa'nın Siverek İlçesinde, Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçesinde 100 000 üstünde nüfus var, toplasanız, parmakla saysanız 2 veya 3'ü geçmez mütehassıs sayısı.


Burada, dağılımda büyük bir dengesizlik var. Biraz önce bir sayın milletvekilimiz yerinden soru sordu, "sadece doğuda, güneydoğuda bu tür sağlık problemleri var da Karadenizde yok mu" diye; doğrudur, orada da var. Dağılımda bir dengesizlik var. Yani, bir sağlık reformunun getirilmesi lazım, sağlıkta yapısal değişikliğe gidilmesi lazım. Bunda hepimiz hemfikiriz, doğrudur; ancak, bu konu, eğer rantbl bir şekilde, rasyonel bir şekilde...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. 2,5 dakika fazla süre verdim size...


MUSTAFA NİYAZİ YANMAZ (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - İkinci söz, Doğru Yol Partisi Grubuna ait.


Bingöl Milletvekili Sayın Necati Yöndar; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA NECATİ YÖNDAR (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 568 sıra sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinize saygılar sunarım.


Bu kanun tasarısıyla, sağlık personelinin ücretlerine katkıda bulunmak üzere, personelin katkısıyla elde edilen döner sermaye gelirlerinden sağlık personeline yapılan eködemeler artırılmakta, Sağlık Bakanlığına bağlı il düzeyindeki mevcut döner sermayeli işletmeler birleştirilerek, her ilde tek bir döner sermaye işletmesi kurulmakta, büyük şehirlerde, ihtiyaç halinde, birden fazla döner sermaye işletmesi kurulabilmesine imkân tanımakta ve Sağlık Bakanlığının personel ihtiyacını karşılamak amacıyla, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmek üzere, 9 110 adet kadro ihdas edilmektedir.


Ülkemizde, sağlık hizmetlerinin en önemli sorunlarından biri, sağlık personelinin ücret yetersizliğidir. Ağır bir hizmet yükü karşısında sağlık personeline yapılan ücret ödemelerinin yetersizliği, sağlık personelini olumsuz yönde etkilemekte ve hizmet kalitesinin artırılmasının önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.


Her türlü koşulda, zaman ve mesaiye bağlı kalmaksızın, sürekli hizmet üreten sağlık personelinin yeterli ve kaliteli bir sağlık hizmeti sunabilmesi için, konumlarına ve çalışmalarına uygun bir ücret elde etmeleri gerekir.


Sağlık personelinin ücret yetersizliği sorunu, artık dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bu tasarıyla, sağlık personeline döner sermayeden verilen ücretler artırılmaktadır. Sağlık personeline döner sermayeden verilen ücretlerin artırılması olumlu bir düzenleme olmakla birlikte, sağlık personelinin ücret yetersizliği sorununu çözememektedir. Bu, geçici bir çözümdür, palyatif bir tedbirdir. Bu çözüm şekli, sorunu ertelemektedir.


Aslında, ücret yetersizliği sorunu, tüm kamu personeli için de geçerli olan bir husustur. Kamu personelinin ücret yetersizliği sorunu hükümet tarafından gözardı edilmektedir. Kapsamlı bir ücret reformu yerine, özellikle son yıllarda bazı kamu personeline döner sermaye kaynaklarından ek ödeme yapılması yoluna gidilmektedir. Maaş dışı bu tür ek ödemeler, maaş tutarını aşmaya başlamıştır. Bu suretle, kamu maaş sistemi giderek karmaşık ve düzensiz bir hale gelmektedir. Bu itibarla, sağlık personeline döner sermayeden verilecek ücretlerin artırılmasını olumlu karşılamakla beraber, bunun yetersiz ve yanlış bir düzenleme olduğunu düşünüyorum.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 4 üncü maddesiyle 209 sayılı  Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca ve" ibaresi madde metninden çıkarılmakta ve 209 sayılı Kanunun adında ve maddelerinde geçen "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" ibareleri "Sağlık Bakanlığı" olarak değiştirilmektedir.


209 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde, döner sermaye işletmelerinde görevlendirilecek personelin atamaları düzenlenmektedir. Burada, saymanların, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca atanması öngörülmektedir. Tasarının 4 üncü maddesi, bu ifadeyi madde metninden çıkarmaktadır.


Saymanlık hizmetlerinin kim tarafından ve nasıl yürütüleceği hususunda, bu tasarının 2 nci maddesiyle 209 sayılı Kanuna eklenen ek 2 nci maddede düzenleme yapılmaktadır.


Buna göre, döner sermaye işletmelerinin saymanlık hizmetleri, Maliye Bakanlığınca kurulacak döner sermaye saymanlığı ve Maliye Bakanlığınca atanacak sayman ve saymanlık personeli tarafından yürütülecektir. Maliye Bakanlığınca kadro tahsis edilerek atama yapılıncaya kadar, saymanlık işlemlerinin, bir aksamaya meydan verilmeden yürütülmesi için, Sağlık Bakanlığınca, sayman dışında yeteri kadar personel görevlendirilecek, saymanlık hizmeti bu şekilde yürütülecektir.


1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, saymanlık kurma ve kapatma yetkisi Maliye Bakanlığına aittir.


Genel bütçeli dairelerde, katma bütçeli idarelerde ve döner sermaye işletmelerinin önemli bir kısmında, saymanlık hizmetleri, Maliye Bakanlığına bağlı saymanlık tarafından yürütülmektedir.


Döner sermaye işletmeleri ve saymanlıkların sayısı gitgide artmış ve bu sayı, bugün 3 000 civarındadır.


Maliye Bakanlığı, son yıllarda bazı döner sermaye işletmelerini birleştirmek suretiyle, sayıyı azaltma gayreti içerisindedir.


Döner sermaye işletmelerinin saymanlık hizmetlerinin Maliye Bakanlığına bağlı saymanlıklar tarafından yürütülmesi, kamu harcama sisteminin bir gereğidir. Malî mevzuatı bilen, saymanlık görevinin gerektirdiği niteliklere sahip deneyimli personel Maliye Bakanlığında bulunmaktadır.


Diğer yandan, saymanlık hizmetlerinin Maliye Bakanlığına bağlı saymanlıklar tarafından yürütülmesi, malî kontrol ve denetim yapılması açısından da gerekli görülmektedir. Maliye Bakanlığınca gerekli önlemler alınarak sayman kadrolarına atama yapılmalı ve saymanlık personeli en kısa sürede Maliye Bakanlığı tarafından atanmalıdır.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Sağlık Bakanlığına bağlı 609 adet döner sermayeli işletme faaliyet göstermektedir. Mevcut mevzuatla bu sayının artma eğilimi göstereceği ve bunun sonucunda, nitelikli personel istihdamının, döner sermayeli işletmelerin yeterli denetiminin ve hizmet kalitesinin artırılmasının mümkün olamayacağı, bu nedenle;


1- Döner sermayeli işletmelerin sayılarının azaltılarak, saymanlık hizmetlerinin, yeterli muhasebe eğitimi almış, malî mevzuat yönünden gerekli bilgiye sahip ve saymanlık görevinin gerektirdiği nitelikleri taşıyan görevliler tarafından yürütülmesinin gerekli ve zorunlu görülmesi nedeniyle, saymanlık hizmetlerinin ataması ve kadrosunun Maliye Bakanlığına ait personel eliyle yerine getirilmesi,


2- Döner sermayeli işletmelerin hizmet kalitelerinin artırılabilmesi için işlemlerin denetlenmesinin sağlanabilmesi,


3- İlave araç gereç, donanım ve personel harcamasına neden olacak şekilde, kıt olan kamu kaynaklarının israfının engellenmesi amacıyla, Sağlık Bakanlığına bağlı döner sermayeli işletmelerin il düzeyinde birleştirilmesi, büyük illerde ise, birden fazla döner sermayeli işletme kurulmasının uygun ve gerekli olduğu kanaatindeyiz.


Bu duygu ve düşüncelerle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)


TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, orada, halledilemeyecek bir şey varsa müdahale edelim.


BAŞKAN - Bilemiyorum, bir anlaşmazlık var ki anlaşılan, burada toplandılar.


Başkanlığı biraz rahat bırakırsanız, devam edeceğiz efendim.


TURHAN GÜVEN (İçel) - Kim rahatsız ediyorsa, onlar bıraksınlar.


BAŞKAN - Bilemiyorum...  (Ara verin sesleri)


Tabiî, ara vereceğim efendim o zaman.


YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, böyle bir ahvalde, uygulamalar bilinir, zatıâliniz de çok iyi bilirsiniz; kısa bir süre verirsiniz, gruplar -ama, bütün gruplar- iktidar ve muhalefet, aralarında istişare ederler...


BAŞKAN - Bendeniz de öyle yapacağım efendim.


Durumu çirkin gördüm; ama, hatibin konuşmasını da kesmek istemediğim için... Gruplar adına yapılan konuşmalar bitti, şahıslar adına yapılacak konuşmalara geçmeden önce...


10 dakika ara versem münasip midir efendim?


YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Zatıâlinizin takdirine müdahale edemeyiz efendim.


İSMAİL KÖSE (Erzurum) - 10 dakika yeter Sayın Başkan.


BAŞKAN - Efendim, 16.30'da toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.


Kapanma Saati : 16.20


DÖRDÜNCÜ OTURUM


Açılma Saati : 16.55


BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU


KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Melda BAYER (Ankara)


BAŞKAN - Sayın Milletvekilleri, 43 üncü Birleşimin Dördüncü Oturumunu açıyorum.


Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.


V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN


GELEN DİĞER İŞLER (Devam)


2. - Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Adı ve Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/789) (S. Sayısı: 568) (Devam)


BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerlerinde.


Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin; buyurun efendim.


Süreniz 5 dakikadır.


MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılarımı sunuyorum.


Sağlık Bakanlığını ilgilendiren bir değişiklik tasarısı üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarının ve tesislerinin içerisinde faaliyet gösteren döner sermaye kuruluşlarının dayandığı kanunda birtakım değişiklikler yapılıyor.


Sağlık Bakanlığımız, bir süredir, Türkiye çapında vardiyalı sisteme geçti ve 24 saat sağlık hizmeti sunuyor. Bu yeni sistem sebebiyle, Sayın Bakanımıza teşekkürü ve takdirlerimizi konuşmamın başında ifade etmek istiyorum. Ancak, üzerinde görüşmekte olduğumuz 4 üncü madde, hükümetten gelen tasarıda yoktu; bu, Komisyonda metne eklenmiş.


Burada yapılan değişiklikle ilgili, hemen düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. 209 sayılı Kanunda "muhasiplerin tayini Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının teklifi üzerine Maliye Bakanlığınca yapılır" deniliyor. Tasarıyla bu hükmün çıkarılması teklif ediliyor. Aslında, bu çıktığı takdirde, ne olacak; yine, bu muhasipleri Maliye Bakanlığı tayin etmiş olacak; ama, Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren döner sermayelerin muhasiplerinin, Sağlık Bakanının teklifi olmaksızın sadece Maliye Bakanı tarafından atanmış olmasını, doğrusu, isabetli görmüyorum. O bakımdan, bunun madde metninden çıkarılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.


Ayrıca, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının Sağlık Bakanlığına çevrilmesi öneriliyor. Dokuz yıldır, zaten, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı olarak değiştirilmiş, 1991'de bir kanun hükmünde kararnameyle. Bu değişikliğin de bir teknik değişiklik olduğu kanaatindeyim. Aslında, bu madde olmasaydı bile, herhangi bir değişiklik olmayacaktı.


Şimdi, değerli arkadaşlarım, sağlık, ülkemizin en önemli sorunu. Tarih boyunca, milletimiz, sağlığa çok büyük önem vermiş. Bu alanda dünya çapında birçok değerler yetiştirmişiz. Gerçekten, çok önemli tıp adamlarını milletimizin yetiştirdiğini görüyoruz. Halkımız, varlıklı insanlarımız da, eğer, bir vakıf kuracaklarsa, mal varlıklarını bir gaye için tahsis edeceklerse, genellikle, bu, sağlık alanında olmuştur.


Birçok vakıf hastaneleri vardır; bunlardan bir tanesi de, İstanbul'da, Fatih'te Vatan Caddesi üzerinde bulunan Vakıf Gureba Hastanesidir. Tam birbuçuk asırdır, 158 yıldır, gerçekten, fakire, garip insanlara, yoksul insanlara sağlık hizmeti sunan Vakıf Gureba Hastanesiyle ilgili, şu anda, bize göre, yasalara uymayan birtakım işlemler yapılmaktadır. Ağustos ayında, Bakanlar Kurulu, bir kararnameyle, Vakıf Gureba Hastanesini, on yıllığına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı Sosyal Sigortalar Kurumuna tahsis etti. Sayın Sağlık Bakanımın da bu Bakanlar Kurulu kararının altında imzası vardır. O nedenle, Sağlık Bakanlığıyla ilgili bir tasarı görüşülürken bunu gündeme getirme ihtiyacını hissettim.


Saygıdeğer arkadaşlarım, bu tahsis yasal değildir; çünkü, yasalara göre, Vakıflar Genel Müdürlüğünün, vakıflar üzerinde sadece işletme hakkı olup, bunun dışında, vakıflarla ilgili, onları devretmeye, kiralamaya, tahsise, bu doğrultuda protokol tanzim ve imzaya yetkisi yoktur. Devlet Bakanı Sayın Yalova ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Okuyan arasında bir protokol imzalanmış ve bugün gazetelerin yazdığına göre, cumartesi günü, Sosyal Sigortalar Kurumuna, Fatih'te bir tören yapılarak, bu, devredilecek. Ancak, bu konu, yargıya gitmiştir. Danıştay 10. Dairesi, bundan bir ay önce yürütmenin durdurulması kararı vermiştir. Bu Bakanlar Kurulu kararının altında imzası bulunan Sayın Bakanım burada; demin ismini saydığım ilgili Bakanlarımız burada yok. Biz, Danıştay 10. Dairesinin yürütmenin durdurulmasıyla ilgili bu kararının uygulanmasını istiyoruz. Bugün gazetelerin yazdığına göre, bu yargı kararını dinlemeyeceğini ifade eden Sayın Okuyan, davetiye dağıtmakta ve cumartesi günü...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkanım, tamamlıyorum.


BAŞKAN - Buyurun.


MEHMET ALİ ŞAHİN (Devamla) - Evet, çok teşekkür ederim.


Sayın Yaşar Okuyan, cumartesi günü bu devir teslim törenini yapacağına dair davetiyeler dağıtıyor. Bir tarafta yargı kararı, yürütmenin durdurulması... Hiç şüphesiz ki, yasama organı, yürütme organı ve idare, Anayasanın 138 inci maddesinin son fıkrasına göre yargı kararlarını uygulamak durumundadır. Buradan, gıyabında, Sayın Yaşar Okuyan'dan, yargı kararına saygılı olmasını; Sayın Bakanın şahsında, hükümetimizden, yargı kararına saygılı olmalarını istirham ediyorum; çünkü, 158 yıldır, gerçekten hizmet eden, son teknolojiye göre de 850 yatakla halkımıza hizmet sunan bu vakıf hastanesinin böyle bir devrinin yasalara aykırı olduğu kanaatindeyim. Sayın Bakanımın bilgisine arz ediyorum, hükümetin bilgisine arz ediyorum, sizlerin de bilgilerine sunuyorum.


Hepinize saygılar takdim ediyorum efendim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şahin.


Şimdi, söz sırası, Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu'na aittir.


Buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; hepinizi, en içten saygıyla selamlıyorum.


Az önce de değindiğim gibi, bugün, sağlık sorunlarını tam çözen en gelişmiş ülkelerin bile sağlık sorunları gündemdedir ve arayış içindedirler. Bizim ülkemizde de böyle bir arayış var ve bu yasa tasarısında -daha önce, bu konularda durmuştum- özellikle, bu maddeye bağlı olarak da, hastanelerdeki personel dağılımı üzerinde duracağım.


Bugün, bu kanun tasarısıyla, 6 000 hemşire kadrosu verilmektedir. Hemşirelik, çok önemlidir. 18 Mart 1999 seçimleri çalışmalarımızda, bize, en çok, sağlıkevlerinde hemşire olmadığından bahsedilmiştir; hâlâ da, birçok sağlıkevimizde hemşire yoktur.


Bir hemşirenin ne gibi bir fonksiyonu vardır, bir sağlıkevindeki bir hemşirenin sağlığa kazanımı nedir? Örneğin, polikliniktesiniz, bir hasta geldi. Hastaya bir film çektirdiniz, pnömoni olduğunu saptadınız. Hastaya, köyünüzdeki sağlıkevinde iğne yapacak bir hemşire var mı diye soruyorsunuz; var dediği zaman, onun ilacını veriyorsunuz, örneğin, iğnesini veriyorsunuz; gidin, evinizde istirahat edin, bol gıdanızı alın, bu iğneleri yaptırın ve bana, on gün sonra kontrole gelin diyorsunuz ve o hasta gidiyor, iğnelerini yaptırıyor; on gün sonra, kontrole geldiği zaman, iki filmini karşılaştırıyorsunuz ve bu hastanın tamamen iyileştiğini görüyorsunuz. Bu hasta, hastaneye yatsaydı, hem devlete yüktü hem kendisinin daha fazla bir masrafı olacaktı; belki, hastanede, evindeki kadar gıdasını alamayacaktı.


Ayrıca, tabiî, burada, gerek sağlık yardımcı personeli ve gerekse hekimler ve diğer çalışanlar için bir norm kadronun oluşturulması, belli bir standardın oluşması, belirli bir motivasyon ve fonksiyonel dağılım da çok önemli. Özellikle, bu döner sermaye yasasında, yoğun bakım, doğumhane, süt ve yeni doğan servisi ve acilde çalışanların döner sermaye priminin artırılmasının da yerinde olduğunu belirtmiştim.


Ayrıca, hiç unutmam, tıp talebesiyken, rahmetli hocalarımızdan Prof. Dr. İsmail Kazım Gürkan, eğitilmiş yardımcı sağlık personelinin ne kadar önemli olduğunu anlatmıştı. Kendisinin, çok ileri ve zor bir göğüs ameliyatını yaptığını ve göğüs ameliyatından sonra da, kapalı drenaj uyguladığını; fakat, etrafı süpüren insanın gelip, o kapalı drenajdaki şişeyi, hasta yatağının başındaki komodinin üzerine koyduğunu, hastanın boğularak öldüğünü belirtmişti. Yani, tabiî, o çağdan bu çağa, çok büyük aşamalar kaydettik. Bugün, gerçekten, acil servislerimizde, daha çağdaş bir yaklaşımla, gerek hasta kabulde gerekse teknoloji ve donanımda büyük deneyimler kazandık.


Yine, ben, Sayın Bakanıma seslenmek istiyorum. Biz, burada, 43 hekimiz ve bunların içinde, başhekimlik yapan, bu sıkıntıları göğüsleyen, bu sıkıntılarla yoğrulan birçok arkadaşımız var, 5 diş hekimi var ve 12 eczacı arkadaşımız var. Yani, toplam olarak, Mecliste, sağlıktan gelen, 60 sağlık personeli milletvekili arkadaşımız var. Yıllardır da, Sağlık Bakanlığımızın bir birikimi, deneyimi var, yoğun çalışmaları var. Diyorum ki Sağlık Bakanıma, bu 21 inci Dönem Parlamentosu olarak, sağlığı tek elde toplayalım ve bir genel sağlık sigortası çıkaralım. Artık, yeşil kartlıydın, sigortalıydın, Bağ-Kurluydun yok; arkadaş, senin yanında sağlık numaran var mı, sağlık kimliğin var mı, lütfen, o numarayı bana var deyip, onu otomasyona geçirelim, hastaya ne gerekliyse o yapılsın diyorum.


Tekrar, bu yasanın, başta, çalışanlarımıza, doktorlarımıza, yardımcı sağlık personelimize, ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi bir daha saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sorulara geçiyoruz.


Sayın Enginyurt; buyurun.


CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum, biraz evvel sormuştum; ama, cevabını alamadım.


Hemşirelerin özlük haklarıyla ilgili ve yine, sağlık personelinin ekgöstergelerinde artışla ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz? Çünkü, sağlık personeli hastanede çalışmadığı için bu döner sermaye kanunundan istifade edemeyecek. Dolayısıyla, bunlarla ilgili bir artış düşünüyor musunuz? Ve tekrar ilave ediyorum, hemşirelerden önlisans ve lisans bitirenlerin özlük haklarıyla ilgili bir çalışmanız var mı?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Sayın Yalçınkaya?.. Yok.


Sayın Gül, buyurun efendim.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkanım, delaletinizle Sayın Bakana soru tevcih etmek istiyorum.


Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Yargı hakkı kutsal bir haktır. Sayın Bakanımız bir Sınav Yönetmeliği çıkardı ve bu Sınav Yönetmeliği şef ve şef yardımcıları için  çıkarıldı. Bu Sınav Yönetmeliğini Danıştay 5. Dairesi iki sefer iptal etti. Biraz evvel ifade ettiğim gibi, sınav, hukuka aykırı olduğu için iptal etti. Bu arada, 75 kişi şef ve şef yardımcısı olarak atandı ve şu anda, önümüzdeki pazartesi günü, tekrar, şef ve şef yardımcılığı sınavı var. Bu, biraz evvel arz ve ifade ettiğim 75 kişi, atanan şef ve şef yardımcıları, bu mevcut Sınav Yönetmeliğine göre, sınav komisyonu üyeleridir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti olduğuna göre ve Danıştay 5. Dairesi iki defa iptal etmiş olmasına rağmen, Sayın Bakanım, siz, niçin, Danıştayın iptal etmiş olduğu bu yönetmeliğin 5, 6, 7, 8, 10 ve 11 inci maddelerini uygulamaya çalışıyorsunuz?


Öte yandan, Sayın Müsteşarınızın, muhterem eşlerini şef yapmak için müracaatta bulunduğu ve bunun için bu yönetmelikte ısrar etmiş olduğunuz ifade edilmektedir. O itibarla, Türkiye'de, özenli olan bir sağlık kurumunda, böyle, partizan mülahazalarla ve hukuka aykırı olarak bu sınavın yapılması noktasında niçin ısrar ediyorsunuz?


Teşekkür eder, saygılar sunarım.


BAŞKAN - Sayın Zeki Çelik?.. Yok.


Sayın Öztürk, buyurun.


BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakanımdan sormak istiyorum.


Her ne hikmetse, seneler önce -beş, altı, yedi sene önce- temelleri atılmış sağlık ocaklarının ve hastanelerin tamamlanması 57 nci hükümete, dolayısıyla, Sayın Bakanımıza nasip oluyor. Bu vesileyle, Rize'nin İkizdere Kazasının sağlık ocağının temeli beş sene önce atılmış ve atılan temel aynen kalmış. Sayın Bakanım, sağlık ocağı ne zaman bitirilecektir?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Sayın Çabuk, buyurun.


İHSAN ÇABUK (ordu) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma soracağım soruyu, biraz önce, Ordu Milletvekili Sayın Cemal Enginyurt sormuştur.


BAŞKAN - Siz de aynı suali soruyorsunuz...


İHSAN ÇABUK (Ordu) - Ben, Sayın Bakandan bu konuyu cevaplandırmasını istiyorum; çünkü, şu anda, televizyonları başında bizden bunu bekleyenler var.


BAŞKAN - Evet efendim; Ordu ile ilgili olduğu için, siz de iştirak edip, soruyorsunuz, Sayın Bakan cevap verecek.


Buyurun Sayın Bakan.


İsterseniz, Sayın Çabuk'un sorularından başlayınız.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli üyeler; şu anda, Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde 600'ü aşkın yatırım devam ediyor. Bunlardan onüç ondört yıl devam eden hastaneler var. Göreve geldikten sonra belirli bir planlama yaptık; bir öncelikler sırası oluşturduk; yüzde 80-90'ı bitmiş yatırımları öne aldık, yüzde 70'in altında olanları da, farklı bir primle çarpıp ödeneklerini göndermeye çalışıyoruz.


Kaldı ki, Türkiye'de, nüfus değişimlerine bağlı olarak, daha evvel sağlık ocağı ve hastane planlanan yerlerde, sağlıkevinin yeterli olacağı kanaatine vardık. Dolayısıyla, ilgili yerlerde incelemeler yapılıyor, bitirilmesi gereken tesisler en kısa zamanda bitiriliyor, İkizdere de bu çerçevede ele alınacaktır.


Sayın Gül "sınav iptal edilmiştir" diyor. Bir sınavın iptali söz konusu değildir; yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. 24 Eylül 2000 tarihinde yabancı dil sınavı yapılmış, sonuçları ilan edilmiş, Ocak 2001'de yürütmeyi durdurma kararı veriliyor. Burada durdurulacak bir işlem yoktur ve devam eden bir işlem de yoktur.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - İki defa iptal kararı verildi.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Efendim, o kararın iptaliyle ilgili de Danıştay Genel Kurulu karar vermiştir.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Danıştay 5. Dairesi, iki kez iptal kararı verdi.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - İptal yok efendim, yürütmeyi durdurmadır. Yürütmeyi durdurmayı iptal olarak değerlendiremezsiniz.


BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sonuçları ilan edilmiştir. Danıştay 5. Dairesi, şu anda, devam eden durumla ilgili görüşmeyi reddetmiştir; onlar da birbirinden ayrı işlemlerdir efendim.


Daha evvel atanan şeflerle ilgili, onların jüri üyesi olduğu ifade edilmiştir. Üniversitelerimizde doçent ve profesör olanlar, uluslararası sınavda kabul gören bir titre sahiptirler. Daha evvel atananların tamamı doçent ve profesör titrine sahiptir, her sınavda jüri üyeliği yapma hak ve salahiyetine sahiptir.


Müsteşarın eşi, Başbakanın eşi devlette belli sınavlara giremez, belli görevlere gelemez anlayışı hukukta yoktur. Daha evvel Başbakanlık yapan bir parlamenter arkadaşımızın eşi Yargıtay üyesi olmuştur. Sınav, bir bilginin yoklanmasına yönelik bir işlemdir; herkes kendi mesleğiyle ilgili sınavlara girer ve hak ettiği yerlere gelir. Müsteşar olmak, anayasal bazı hakların eşler tarafından kullanılmaması gibi bir nakısa oluşturmaz.


Teşekkür ediyorum efendim.


CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sayın Bakanım, benim sorum?..


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Bakanım, ben, bir şey söyleyebilir miyim...


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ordu'yla ilgili soruya gelince: Ordu'da, şu anda...


BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir dakika...


Sayın Gül, böyle bir usulümüz yok efendim; sual sordunuz, Sayın Bakan kendi takdirleriyle cevap verdi.


TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Bakan Yargıtayı niye karıştırdı?!.


BAŞKAN - Efendim, onu bilemem, Sayın Bakanın takdiridir.


Buyurun Sayın Bakan.


TURHAN GÜVEN (İçel) - Örnek yanlış.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Ordu İlinde, şu anda, standart uzman hekim kadrosu 279 iken, 147 çalışan uzman hekimimiz var. Doluluk oranı yüzde 53'tür.


Hemşirelerin ve sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili düzenleme, Bakanlar  Kuruluna verilen Yetki Kanunu çerçevesinde Bakanlar Kurulunda görüşülecek ve karara bağlanacaktır. Bugün geçen yasa, döner sermayeyle ilgilidir, özlük haklarıyla ilgili değildir. Hem teknik elemanların hem sağlık çalışanlarının çeşitli adaletsizliklere sebep olan ücret farklılıkları, Bakanlar Kuruluna verilen Yetki Kanunu çerçevesinde Bakanlar Kurulu tarafından düzenlenecektir, Sağlık Bakanlığının böyle bir yetkisi yoktur.


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Sayın Bakan, teşekkür ederim efendim.


Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır; ancak, madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutuyorum efendim:


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.









































 

Aydın Tümen

İsmail Köse

Zeki Çakan


 


 

Ankara

Erzurum

Bartın


 


 


 


 


 


 


 

Vedat Çınaroğlu


 

Mehmet Nuri Tarhan


 


 

Samsun


 

Hatay


 


BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?


PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan, çoğunluğumuz hazır değil, takdire bırakıyoruz.


BAŞKAN - Hükümet önergeye katılıyor mu?


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Katılıyoruz efendim.


BAŞKAN - Efendim, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiş, madde metinden çıkarılmıştır efendim.


Böylece, zaman israfı olmuştur.


Efendim, tasarının 5 inci maddesini 4 üncü madde olarak okutuyorum:


MADDE 4.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.


BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


Süreniz 10 dakika.


FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Fazilet Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, aslında, tasarının mantığını anlamak mümkün değil. 2001 yılı bütçesi görüşülürken, IMF'ye verilen sözler doğrultusunda memur maaşlarına zam yapamayan hükümet, "bütçeden veremiyorsak, halktan alıp, sağlıkta çalışan doktorlara verelim" diyor. Mantık, esas bu.


Aslında, bu tasarı, bir sağlık vergi kanunundan başka bir şey değildir. Neden böyle olduğunu söyleyeceğim. Şimdi, döner sermayelerde vergiler toplanıyor, yüzde 50'si Maliye Bakanlığına -bütçeye - aktarılıyor; yani, bir nevi vergi; kalan yüzde 50'nin yüzde 35'i doktorlara, yüzde 15'i de onarım ve bakıma. Bu itibarla, bu tasarı, bir sağlık vergisi ve aynı zamanda paralı sağlık olayından ibarettir.


Şimdi, ben şu konuyu merak ediyorum, Millî Eğitim Bakanı da bundan sonra, öğretmenleri Kızılaya götürür, özel önlükler giydirir, kalemler, defterler, silgiler alır ve onlar da yürürse, Millî Eğitim Bakanı da buraya gelir, özel dershanelerle ilgili bir dönersermaye saymanlığı hazırlar ise, yadırganmamalıdır diye düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, şimdi, tasarının ikinci çok önemli konusu, bir kere, sağlık sorununa bu tasarı sathî bakmaktadır, sorunlara çözüm olmaktan çok uzaktır. Yani, sağlık konusunda çalışanların belirli bir bölümünün ücretlerine bir katkı sağlamaya yöneliktir. O açıdan, eğer, Türkiye'nin sağlık sorunlarına bu gözlükle bakıyorsanız, çok yanlış ve eksik bakıyorsunuz. Halbuki, sağlık konusunda, ilaç, hastane, fizikî yapılanma, cihaz gibi birçok sorunlar, beraberinde vardır.


Bu hükümetin çok büyük bir yanlışı var; bir kere daha altını çizerek söylüyorum. Geçen hafta, biz, burada, İçtüzük Teklifini görüştük; 10 maddenin 3 tanesini çektiniz. Bu tasarıya bakıyoruz şimdi, 4 üncü maddeye geldik, tasarının niçin gündeme geldiği belli, hükümet, burada, 9 110 tane kadro talep ediyor. Hükümet ortakları anlaşamadılar. Peki, geri çekilen maddede ne yazıyordu; bu saymanları Sağlık Bakanı talep etsin, Maliye Bakanı da onaylasın. Peki, Sağlık Bakanı ortağın birinden, Maliye Bakanı da diğerinden olunca, ne oldu; kadroları pazarlık edilemedi, anlaşamadılar. O zaman, siz, burada, tasarı çıkarmıyorsunuz, kadroları doldurmaya yönelik pazarlık yapıyorsunuz. Hükümet, burada, aslında, bana göre suçüstü yakalandı, fevkalade yanlış bir ortamda yakalandı; çok yanlış... Peki, hükümet, bundan önce de böyle yanlış yaptı mı; tabiî yaptı; İçtüzükte yaptı, vergi kanunlarında yaptı, yaptığı kanun hükmünde kararnamelerde yaptı, yetki yasasında yaptı. Yani, kanun çıkarma tekniği, uygulaması açısından, cumhuriyet tarihinin en beceriksiz hükümeti bu hükümet.


Böyle, biraz acı söyleyince, belki daha dikkat edersiniz diye söylüyorum.


Değerli arkadaşlar, tasarıya bir bakalım... Tasarı gayet güzel amaçla ortaya getirilmiş; sağlık kurumları ile rehabilitasyon merkezlerinde ücretlerin iyileştirilmesi. Buna hiç kimsenin itiraz ettiği yok. Ücretleri iyileştirin de, parayı kimden alıyorsunuz, ona bakalım şimdi. Gerekçe de, gayet masumane, hastanelerde vardiya çalışması yapıyoruz... 65 hastanede yapıyorsunuz, bütün Türkiye'ye uyguluyorsunuz! Orada, doktorlarımız 24 saat hizmet veriyorlar; sağlık çok önemli bir konudur, çalışanı motive edelim... Gayet güzel, bunlara kim itiraz edebilir!.. 250 - 300 milyon liraya doktor çalışır mı; tabiî çalışmaz; 700 milyon verin, 1 milyar lira verin; ama, bütçeden verin; halktan aldığınız parayla olmaz.


Şimdi, metne bakıyoruz, gerekçede, yoğun bakım, yanık, diyaliz, ameliyathane ve acil serviste çalışan sağlık personeli, bir de başhekimler... Peki, tıp dediğiniz bunlardan ibaret mi? Bunun dışında kalanlar ne olacak? Bir kere, konuya yaklaşım, mantalite yanlışlığı var.


Aslında, bu tasarı yeni mi; hayır, mevcut bir uygulama var; yani, döner sermaye zaten mevcutta uygulanıyor. Tabiî, daha önce -belki milletvekili arkadaşlarımız metni okuma imkânı bulamadılar- eskiden döner sermayenin tamamı doktorlara, yani, çalışanlara verilirdi. Hükümet bir uyanıklık yaptı; dedi ki, biz, bunun yüzde 50'sine el koyuyoruz... Şimdi de el koyacak. Peki, o zaman size şunu soruyorum: Doktorları çalıştırıyorsunuz da, niye yüzde 50'sine el koyuyorsunuz! Madem çalışanları çok seviyorsanız, bu toplanan paranın tamamını çalışanlara iade edin.


Şimdi, tasarıya baktığımız zaman, tasarı, kendi içinde çelişkili. Deniliyor ki, kaynak israfı önlenecek. Değerli arkadaşlar, her ilde bir tane dönersermaye saymanlığı olacak veya büyük illerde iki üç tane olacak. Deniliyor ki, sağlıkta açığı gidermek için 9 110 adet kadro talep edeceğiz. Peki, biraz önce 4 üncü maddeyi çektiniz. Daha önce Sağlık Bakanlığı 37 000 kadro aldı, yüzde 40'ı 2001 yılında serbest bırakıldı. Şimdi, geçmişteki döner sermaye durumuna baktığımız zaman, mevcut 600 civarında döner sermaye var.


Değerli arkadaşlar, 18 000'e yakın ana çocuk sağlığı, sağlık ocağı, hak sağlığı birleştiriliyor ve döner sermaye işletmesi kuruluyor, yani, döner sermaye ticarethanesi kuruyorsunuz; hepsi bu kadar. Yani, bundan sonra, artık, parasız tedavi diye bir şey yok.


Şimdi, ülkenin sağlık sorunları açısından konuyu değerlendirdiğimiz zaman, bu yaklaşım konuyu çözer mi; bize göre çözmeyecektir. Bakın, bu tasarı çıktıktan sonra, 2001 yılı sonunda oluşan döner sermayenin sonunda, doktorlar beyaz önlükleri giyip, bu sefer Kızılay değil başka bir yerde yürüyüş yapacaklar; çünkü, buradan gelen gelirler doktorları tatmin etmeyecektir. Belirli yerde olanlar çok ücret alacaklar, sağlık ocağında olanlar hiç ücret alamayacaklardır. Bir kere, eğer, burada, konunun üzerine ciddî yaklaşıyorsak, buradaki doktorların özlük hakları hem kalıcı olmalı hem kapsamlı olmalıdır değerli arkadaşlar.


Şimdi, döner sermayeye bağlı kadro ihdas ediyorsunuz; fevkalade yanlış. Türkiye'de, mevcut sistemde, mevcut bir personel rejimi var; siz, bunun tamamını alt üst ediyorsunuz, döner sermayeye bağlı olarak. Şimdi, şöyle bir soru soralım: Büyük hastanelerde normal ücretin dışında alınan döner sermaye hisseleri normal ücretin üzerinde olduğu zaman ne olacak? Bazı hastanelerde de bu olacak. Yani, siz, bir taraftan, fonlar iptal edilip bütçe içerisine alınırken, yeni, ayrı bir bütçe, ayrı bir saymanlık geliştiriyorsunuz; bu, fevkalade yanlıştır.


Şimdi, döner sermayeler kaynak hazırlama yeri mi? Evvela, bu soruyu bir cevaplandırmamız lazım. Hayır, katiyetle; piyasa şartlarında yapılamayan hizmet döner sermayelerde yapılmalıdır. Halbuki, siz, burada, tamamen, doktorlara bir kaynak bulalım, bunlar çok yürüdüler, yoruldular, ne yapalım, o zaman, bunlara, döner sermayeyi genişletelim, genişletelim, ondan sonra, bir miktar para verelim... Bu mantık yanlıştır.


Döner sermayelerin, aslında, bir amacı daha vardır, kuruluş amacı; kamuda atıl kapasitenin değerlendirilmesine yardımcı olmaktır.


Değerli arkadaşlar, birinci basamak hizmet veren 18 000'e yakın kurumu bunun içerisinde birleştirdiniz. Halbuki, burada, ayakta teşhis ve tedavide, o dediğiniz sağlık ocaklarında hiçbir altyapı olmadığı için, doğru dürüst sağlık hizmeti de yapılamayacaktır. Peki, burada, belirsizlikler vardır. Nelerdir onlar; ücretler ne kadar artacak, kim ne kadar alacak, hiç belli değil ve şu anda, döner sermaye içerisinde zaten birtakım problemler vardır, bu problemler de artarak devam edecektir.


Şimdi, ben, çok önemli bir konuya gelmek istiyorum. Aslında, döner sermayede uygulanan fiyatları kim tespit edecek; Sağlık Bakanlığı. Yani, ne olacak; eğer, döner sermayede alınan paralar kâfi gelmezse, hisseler kâfi gelmezse taksimatta, hekimlerin itirazı yükselecek, Bakanlık birim fiyatları yükseltecek. Peki, bu paralar kimden çıkacak; yine, sokaktaki vatandaştan çıkacak.


Değerli arkadaşlar, şimdi SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'a bağlı olan vatandaşlar açısından durum ne olacak; Bağ-Kur belli bir ücret ödeyeceği için, ekstra fiyatları yine cebinden ödeyecek; yani, burada, bir yerde, hastaneler, doğrudan doğruya ticarethane haline gelecektir. Halbuki, Türkiye'deki "devlet hastanesi" diye bildiğimiz Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin esas amacı, ücretsiz, parasız hizmet vermeye; yani, başka bir ifadeyle, sosyal devlet olmaya yöneliktir.


MEHMET TELEK (Afyon) - Dünyanın hiçbir yerinde yok.


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Müsaade edin...


Değerli arkadaşlar, bakın şimdi, yaptığınız yanlışa bakın. Bu gerekçede...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


VEYSEL CANDAN (Devamla) - 5 dakikalık kişisel söz talebim var; müsaade ederseniz, devam edeyim.


BAŞKAN - Sizden sonra bir grup var efendim. Onun için, siz bir toparlayın, yine, ben, size...


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Efendim, işte, 5 dakikada bitirelim; madem, zamandan tasarruf ediyoruz.


BAŞKAN - Efendim, olmaz... Usulümüz... Zamandan tasarruf; ama, çaremiz yok. Bir kere yaparsak, yol olur. Başka bir grup var. Keşke, ikinci sırada siz söz isteseydiniz...


Siz bir bitirin efendim.


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, şunu da ifade edeyim -ikinci konuşmamda ifade edeceğim- burada gerekçeye bakın: Veri hazırlama ve programcı olarak 800 kişi alacağız diyorsunuz; artı, şoför olarak da 750 kişi...


Değerli arkadaşlar, küçülen devlette, modern, çağdaş devlette, bunlar, dışarıdan satın alınacak hizmetlerdir ve ucuz hizmetlerdir; yani, siz, tasarının başı ile sonunda ne getirdiğini ya tam bilmiyorsunuz ya da tasarı çıktıktan sonra göreceksiniz gürültüleri.


Ben, konuyu burada tamamlıyorum.


Daha sonraki söz hakkımda konuşmak üzere, Muhterem Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubunda.


Gaziantep Milletvekili Sayın İbrahim Konukoğlu; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) -Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 568 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.


Sayın milletvekilleri, getirilen kanun tasarısı sağlık personelinin sorununu çözmekten uzaktır. Tasarının getirdikleri ve götürdükleri iyi incelenmelidir. Tasarının getirdikleri kısaca şunlardır:


Gece vardiyasında çalışanların döner sermayesi az miktarda artırılmaktadır. Yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık, diyaliz, ameliyathane ve acil serviste çalışan sağlık personelinin döner sermayesi de artırılmaktadır; ancak, tabipler hariç tutulmaktadır. Herhalde burada uzmanları kastetmektedirler. Muayenehane açmayan başhekimlere verilen döner sermaye önemli ölçüde artırılmaktadır; doğrudur. Hastane doktorlarına saat 16.00'dan sonra özel hasta muayenesi ve özel ameliyat imkânı getirilmektedir. Sağlık ocakları, tedavi hizmetleri için paralı hale getirilerek, sağlık ocaklarındaki sağlık personeli için ekgelir imkânı sağlanmaktadır.


Tasarının getirdiği bu imkânlar yanında mahzurlara da bakmak gerekir. Mahzurlar şunlardır: Sağlık personelinin birkısmına ekgelir imkânı sağlanırken, geriye kalan ihmal edilmektedir. Bu durum, bu imkândan faydalanamayanları küstürecek ve daha da mutsuz edecektir. Getirilen sistemle sağlık personeline verilen ekgelir imkânı tamamen halkın sırtına yüklenmekte ve sosyal devlet ilkesi unutulmaktadır.


Gece ve hafta sonu nöbet tutanlara hatta 24 saat nöbetten sonra 8 saat daha çalışana herhangi bir katkı getirilmemektedir. Getirilen bu tasarıyla, doktorlara saat 16.00'den sonra özel hasta muayenesi ve özel ameliyat imkânı getirilmektedir. Hastalar geç randevularla özel muayene ve özel ameliyatı tercihe zorlanabilir. Bu da hasta için ek ve fazla ödeme demektir.


En önemli mahzur, koruyucu sağlık hizmetleri dışında, sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı ve halk sağlığı laboratuvarı gibi kurumlardaki hizmetlerin paralı hale getirilmesidir.


Değerli milletvekilleri, bundan böyle, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı, dispanserler ve halk sağlığındaki tedavi hizmetleri paralı hale gelmektedir. Bir sağlık ocağına götürülen acil hasta, yolda bulunan kimsesiz bir hasta para ödemek zorunda bırakılmaktadır. Dispansere başvuran ve genelde, fakirlikten ve kötü yaşam koşullarının sebep olduğu veremli bir hasta bile para ödeme durumunda kalacaktır; enjeksiyon için ocağa başvuran bir hasta para ödemek zorunda kalmaktadır. Sayın Sağlık Bakanı, bunların yeşil kartı var, olmayan da çıkarsın diyebilir; ama, eğer kartı yoksa ve yeni yeşil kart çıkarmanın zorluğu göz önüne alınırsa durum daha iyi anlaşılacaktır.


Sayın Sağlık Bakanımıza sormak istiyorum: Sağlık ocağı ve benzer kuruluşlara ekonomik durumu iyi olan hastalar başvuruyor mu? Başvuran hastalar -Sayın Bakanın da bildiği gibi- daha çok, fakir ve dargelirli hastalardır. Dargelirli ve fakir halkımız, 57 nci hükümetin politikaları sayesinde zaten perişan ve bitmiş durumdadır. Bu kanunla, bunlara, artık hasta olmayın, hasta olursanız para ödemek zorundasınız deniliyor. Parası olmayan fakir hastalar, tabir caizse, kendi haline terk ediliyor, paran yoksa öl deniliyor. Sosyal devlet böyle mi olur?! Yetkililer, Anayasanın 56 ncı maddesini okumuyor mu?


Bu kanun görüşülürken, Sağlık Komisyonunda, iktidar partileri mensubu olan sayın milletvekillerinin de katkısıyla 2 nci maddeye bazı eklemeler yapmıştık. Komisyonda oybirliğiyle "sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü olmadığı belirlenenlerden ücret alınmaz" diye bir ilave yapılmıştı; ancak, görüyoruz ki, fakir halkımıza bu çok görülmüş ve bu madde kaldırılmış.


Bu tasarıyla sağlık personelinin sorunları çözülmüyor, Türkiye'deki sağlık sorunları çözülmüyor; sadece, fakir halkımıza yeni bir yük getiriliyor, en kutsal insanlık hakkı olan yaşama hakkı gözardı ediliyor.


Sayın Bakan bu tasarı üzerinde konuşurken "her hekime standart bir sayı belirleyeceğiz" diyor; bir önceki yıl çok az ameliyat yapan bir hekim ile çok fazla ameliyat yapan bir başka hekimin standardı nasıl belirlenecektir? Ameliyatlar farklıdır; 15 dakikalık ameliyat vardır, 4-5 saat süren ameliyat vardır.


Yine, Sayın Bakan "döner sermaye gelirini artırmak için çok film ve tetkik istenmesini önlemek için, bazı şartlar belirlenecek" diyor; bunu önlemek mümkün değildir. Böyle bir sınırlama "şu kadar film çektiremezsin, şundan fazla tetkik isteyemezsin" demek, ileride, teşhis ve tedavide hatalara yol açacaktır; bunun sorumlusu kim olacaktır?


Yine, Sayın Sağlık Bakanımız, konuşmasında, bir hastanenin, ilacı, eski fiyatlardan, yüzde 33 daha fazla indirimle aldığını ifade ettiler. Bu, yabancı ilaçta, en azından yüzde 53, yerli ilaçta yüzde 63 indirim demektir. Bu ilaçların ya hammaddesi eksiktir ya da Sağlık Bakanlığı tarafından, bu ilaca, maliyetine göre çok yüksek fiyat verilmiştir. Nitekim, aynı terkibe sahip ve aynı firma tarafından üretilen, sadece ismi değişik olan ilaçlar, SSK'ya, dörtte 1, beşte 1 fiyatına verilmektedir.


Yine, ilaç satışlarında büyük promosyonlar vardır. Eczanelere, satışta "mal fazlası" adı altında, neredeyse alınan ilaç sayısı kadar ilaç, ücretsiz, üste verilmektedir. Bu nedenle, devlet, büyük vergi kaybına uğramaktadır. Firmalar tarafından, hekimlere, televizyon, dolar bazında teşvik, kongre daveti, yurtiçi ve yurtdışı geziler şeklinde büyük promosyonlar uygulanmaktadır.


Birkaç gün önce, özel bir hastanede ilaç alımı yapıldı; Türkiye'de ünlü bir firma, ilaç için yüzde 72 indirim teklif etti. Değerli arkadaşlarım, yüzde 72 indirim, eczacı bu şartlarla aldığı takdirde, yüzde 257 kazanç demektir. Sayın Sağlık Bakanımız firmanın ismini isterse, kendisine takdim edebilirim.


Değerli milletvekilleri, bize bugün gelen bir faksta, bakın, bir sağlık sendikası ne diyor: "Sağlık Bakanlığının 'sağlık çalışanlarına zam yapacağım' aldatmacasıyla Meclise sunduğu değişiklik 'halktan alıp, çalışana kısmen verme' adı altında, çalışan ile hastayı karşı karşıya getiren, özünde ise, sağlığı, sağlıkta çalışanları alet eden, halkla karşı karşıya getiren bir uygulamadır." Sanıyorum, Sayın Sağlık Bakanımıza da, aynı faks iletilmiştir.


Sayın milletvekilleri, iktidar mensupları olarak ezici çoğunluğunuz var; bu kanunu çıkarırsınız; ama, oylarıyla geldiğiniz o fakir halkımız, size, sandıkta bunun cevabını verir.


YALÇIN KAYA (İçel) - Demagoji yapma!


İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Verecektir!.. Verecektir!.. O fakir halkı, siz, buna mecbur ederseniz, verecektir!


YALÇIN KAYA (İçel) - Vatandaş sizi getirdi getireceği yere!..


İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Demagoji yapmıyorum; fakir hastayı para vermeye mecbur ediyorsunuz.


BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim.


İBRAHİM KONUKOĞLU (Devamla) - Doğru Yol Partisi Grubu olarak, bu tasarıya olumsuz oy vereceğimizi ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)


YALÇIN KAYA (İçel) - Fakir halkı siz çok seviyorsunuz!


BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim.


YALÇIN KAYA (İçel) - Doğru söylemiyor Sayın Başkan.


İBRAHİM KONUKOĞLU (Gaziantep) - Doğru söylüyorum.


BAŞKAN - Efendim, kendi fikriyatını söylüyor.


TURHAN GÜVEN (İçel) - Sendikanın yazısını okuyor. Sendikalaşmaya karşı mısınız?


BAŞKAN - Herkes fikrini söylemekte hürdür; beğenmezsiniz, ayrı.


YALÇIN KAYA (İçel) - "Dörtte 1'i" diyor.


BAŞKAN - Efendim, gruplar adına konuşmalar bitmiştir.


Şimdi, şahısları adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat?.. Yok.


Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce hepinizi en içten saygıyla selamlıyorum.


Yasa tasarısını iki günden beri görüşüyoruz. Zaten bu yasa çok da detaylı bir yasa değil. Tekrar, döner sermaye gelirlerinin hastanedeki personele fonksiyonel olarak dağıtılması ve ayrıca da sağlıkta çalışanların ücretlerinin biraz iyileştirilmesi hakkında bir yasa. Aşağı yukarı detayları görüşülmüş durumda; fakat, ben yine yeniliyorum, bu yasa bir genel sağlık sigortasının sürecinin başlangıcıdır. İnşallah, bu, 21 inci Dönem Parlamentosu ki, az önce de belirttiğim gibi, sağlıkta çalışan ve o sorunların içerisinden gelen 60 parlamentere sahip bir Meclis ve sağlık sistemini tek elde toplayacak, özerk hastaneleri gerçekleştirecek, koruyucu hekimliği kamunun daha ağırlıklı bir şekilde görev alanına koyacaktır. Çünkü, çağımızın devletleri diyor ki: "Globalleşme ve küreselleşme fiili bir durum, bunda yapılacak hiçbir şey yok. Kamuya düşen, devletlere düşen sosyal devlet boyutunu öne çıkarmak, etkin ve denetimli bir kamu hizmeti vermektir ve bu kamu hizmetinin de başında gelen eğitim ve sağlıktır." Artık, dünyada son geçerli ve kalıcı reçete budur ve Türkiye de bu yönde epey mesafe kat etmiştir ve Türkiye'de, gerek Sağlık Bakanlığımız gerek Sağlık Bakanlığının değerli bürokratları gerek sağlıkta çalışan değerli bilim adamları, deneyimli hekim arkadaşlarımız Türkiye'de bir genel sağlık sigortasını çıkarabilecek birikime ve deneyime sahiptir.


Ben, yine yeniliyorum, yeşil karttır, SSK'lıdır, devlet memurudur, ücretlidir, değildir bitirilip, herkesin bir sağlık numarasının olacağı bir Türkiye konumuna çok yakın bir zamanda ulaşacağımız inancıyla hepinizi bir daha saygıyla selamlıyorum.


Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


İkinci söz, Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan'ın.


Buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; aslında, biz, burada tasarıyı tenkit ederken ne istiyoruz: Tasarı adil olsun, herkesi memnun etsin; eğer, hekimlerimize bir para verilecekse, onu, milletin cebinden alıp vermeyin, Sağlık Bakanlığı bütçesinden verin diyoruz. Vatandaşın ödemelerini azaltın, vatandaşın ödeme gücü yok; sağlığı, paralı hale, lüks hale getirmeyin. Bizim, Fazilet Partisi olarak taleplerimiz bunlar.


Şimdi, döner sermaye fiyatları yükselecek; SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kura üye oldukları halde ekstrem paralar ödenecek. Siz, 18 000 sağlık ocağının hepsini paralı hale getiriyorsunuz; bunları söylüyoruz. Döner sermayeler ticarethane haline gelecek. 9 110 tane kadroya ödeyeceğiniz parayı da bu insanların cebinden alıp ödeme yapacaksınız.


Ayrıca, gerekçede gösterdiğiniz iddialar doğru değil. Veri hazırlama programcısı 800 kişi!.. Ne yapacaksınız, yeniden ordu mu kuruyorsunuz?! 800 kişi ne programı hazırlayacak?


Biraz önce ifade ettim; niye anlaşamadınız burada; "birisi tayin edecek, birisi onaylayacak" dendiği zaman. Biri diyor ki: "Yok, illa bu 9 000 kişiyi ben alacağım; yani, benim kontrolümden geçecek." Madem iş doğruysa, iki ortak anlaşırdı; biri teklif eder, biri de tayin ederdi.


Değerli arkadaşlar, 750 kişi şoför alacaksınız... Hani devleti küçültüyordunuz?! Nerede bu küçülme?! Bütün bunların maliyeti olan paraları dönüp, tekrar vatandaştan alacaksınız.


Sayın Bakanın konuşmalarını şöyle bir özet takip ettim. "Hastane başhekimi tayin ettim, döner sermayeyi 650 milyardan 1 trilyona çıkardı" diyor. O zaman şunu sormak lazım: Siz, tayin etmeden önceki o döner sermaye müdürü veya başhekimle ilgili ne yaptınız? Niye onun döneminde bu rakam azdı da, bu çok yaptı; o, usulsüzlük mü yaptı veya bu mu usulsüzlük yaptı? Her zaman, parayı, çok almak, çok toplamak demek, iyi hizmet etmek anlamına gelmez; bu bir.


İki, Sağlık Bakanlığı bütçesinde 37 000 kişi var, bunun yüzde 40'ı serbest kaldı... Siz, zaten, yeteri kadar serbest kalan bir kadro kullanmışsınız, şimdi döner sermaye sayman ordusu meydana getirmeye çalışıyorsunuz; bu, aslında, liberal ekonomilerde, çağdaş dünyada hiçbir zaman tasvip edilen bir konu değil.


Çok önemli bir konu: "Döner sermaye arpalık olur mu?" Arpalık olmaz da, daha kötü şeyler de oluyor demek ki...


Değerli arkadaşlar, bir kere milleti kandırmanın gereği yok. Topladığınız paraların yüzde 50'sini, vergi gibi, devlete aktardıktan sonra "doktorlara para veriyoruz" diye milleti aldatmanın bir anlamı yok. Topladığınız paraların yüzde 50'sine Maliye Bakanlığı doğrudan el koyuyor. Peki, dönün eskiye, bırakın bu yüzde 50 kesmeyi... Madem doktorları çok seviyorsunuz, doktorların durumuna çok acıyorsunuz "sağlıktır, hayatımızı onlara emanet ediyoruz" gibi gerekçe de çok, böyle ajite edilmiş ifadeler var doğrusu...


Sayın Bakan da, burada, aynen dedi ki: "Sağlıkçılar ağır şartlarda çalışıyor." Doğrudur. Öğretmenler de ağır şartlarda çalışıyor. Bir millî eğitim politikamız da var. Madem bir yetki yasanız var, o aldığınız yetkiye göre düzeltirsiniz, herkes kendi bütçesinden parayı alır.


Sayın Bakan, burada, hekimlerin hastalardan para aldığı zaman zaman duyuluyor, bize de intikal ediyor, zor anlar yaşanıyor... Peki, o zaman, yargıçlar da aynı şeyi söyledi, işte "vicdanıyla cüzdanı arasında..." Bu ne biçim iş?! Yani, az para alıyor, kötü hizmet yapacak, çok para alıyor iyi hizmet yapacak... Bu da, doğrusu, bana biraz garip geldi. Bence, burada asıl olan şudur: Türkiye'nin gelir dağılımını iyi dengelememiz; bu dağılım içerisinde hekimlere ne vermemiz, öğretmenlere ne vermemiz, daha başka kurumlara ne vermemiz gerektiğini belirlememiz, hem adil, dürüst, saygılı, ticaretten uzak, hem de yorgunluklarının, verdikleri emeklerinin karşılık olması gerekir.


Sayın Bakan, burada ifade ettiler: "Çalışanları çalışmayanlardan ayıran bir tasarı..." Peki, yarın bu standartta da birtakım sıkıntılar meydana getirecek. Aslında, keşke, bu yönetmelikler de beraberinde olsaydı; standart nedir, hangisidir; ona da bakmamız gerekirdi.


Yine, burada, Sayın Bakan ifade buyurdular: "İlaç alımı, aldık; internete taşıdık, 39 trilyondu, 20 trilyonluk aldık.." Ben bir eczacıyım ve serbest piyasada -ilaç alımı- yirmi yıl ticaret yaptım. Yüzde 33 indirim yaptı... Pek iyi de, nereden indirim yaptın, hangi paradan indirim yaptın? En son zamdan mı, efendim, daha önceki zamdan mı? Bugün piyasada üç tane fiyatla ilaç satılıyor; orta, yeni, en son... Yani, mutlaka biz iyi niyetle bakarız; ancak, öyle yüzde 33...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Candan, teşekkür edebilir miyim...


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Cümlemi tamamlayayım...(MHP sıralarından gürültüler)


BAŞKAN - Efendim, siz karışırsanız...


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Bitiriyorum tamam...


BAŞKAN - Buyurun.


VEYSEL CANDAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, biz burada... Mesela, bu ilaç örneğini vermemin sebebi şudur; belki, Sayın Bakan buradan gidince, açar listelerine bir kere bakar, hangi fiyattan indirim yapılmıştır?.. Yani, illa her söylediğimizin altından bir şey çıkarmanın bir anlamı yok. Eğer... Belki de katkıda bulunuruz; birisi Sayın Bakanın önüne... (MHP sıralarından gürültüler)


Oturduğun yerden konuşmak kolay da, gel buraya çık, konuş.


Şimdi, Bakanın önüne getirir "bak, burada yüzde 33 indirim yaptım" der; ama, devlet zararı vardır. (MHP sıralarından gürültüler) Bir kere daha bak, ne zarar edersin.


Teşekkür ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


4 üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.


4 üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.


6 ncı maddeyi 5 inci madde olarak okutuyorum efendim:


MADDE 5.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


BAŞKAN - Fazilet Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)


FP GRUBU ADINA VEYSEL CANDAN (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tasarının son maddesi -5 inci maddesi- üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Şimdi, aslında, Sağlık Bakanlığının getirdiği bu tasarı, çalışanlara döner sermaye bazında, eskiye göre fazla iyileştirme olmamakla beraber, birtakım yenilikler getireceği muhakkak. Bizim konuşmalarda uyarmaya çalıştığımız konu, bir millî sağlık politikası içerisinde, sağlıkta çalışanlar, hastanenin durumları, teknolojisi ve tedavi edilenler bazında SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, SSK hastaneleri ve Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerimiz ve özel hastanelerimizi de içine alan millî bir sağlık politikası; bu politika içerisinde, ödeyemeyen, fakir olan insanların sosyal devlet ilkesinden hareketle, tedavilerinin ücretsiz yapılması; daha sonra SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığına bağlı üyelerin ve hatta, diğer, 60 milyon, 65 milyon insanın rahat, sağlıklı tedavi görebilmeleridir; bütün amaç, budur. Bu amaçları alt alta yazıp ne yapmamız lazım geldiği noktasında bir sağlık politikası oluşturmamız gerektiğini ben buradan vurgulamak istiyorum.


Değerli arkadaşlar, aslında, ekonomide yanlış uygulanan politikalar... Maalesef, iç ve dışborçların 120 milyar doları aştığı, ayda 80 trilyon, saatte 5 trilyon faiz ödendiği ülkemizde, Sağlık Bakanlığına ve benzeri bakanlıklara ayrılan bütçe tabiî ki, yeterli değildir. Aslında, bu hükümetin suçu olmakla birlikte, tamamen suçlu olduğunu söylemek de mümkün değildir. Geçmişe bağlı yapılan yanlışlıklar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında birtakım hazine garantili borçlanmalar, birtakım usulsüz yapılanmalar, maalesef, bugün içinde bulunduğumuz şartları beraberinde getirmiş ve bir düyun-i umumiye gibi; yani, bütün gelirleri, ödenen vergileri faize giden, açmazı olan bir ülke haline gelmişiz. İşte, onun için, hazırlanacak kanun tasarıları, millî imkânlarımızın, hazinenin, devlet imkânlarının 65 milyon insana eşit, adil ve herkesin istifade edebilmesi yönünde tasarılar olmalı ve bu tasarılar, böyle, bir maddelik, bir zümreyi değil, bütün insanları kapsamalıdır.


Prensip olarak bu tespiti yaptıktan sonra, demin ifade etmeye çalıştığım temel doğrular ölçüsünde, dünya ve Türkiye'de sağlıkta kişi başına ayrılan bütçeye baktığımız zaman, ABD'de 1 914, İtalya'da 1 100, Yunanistan'da 735, Almanya'da 1 830, Türkiye'de sadece 187 dolardır. İşte, bütün sıkıntı bu tablonun içindedir.


Değerli arkadaşlar, aslında, geçmişe bağlı sağlık konusundaki organizasyonlarda, maalesef, fahiş hatalar vardır. Bugün sağlık imkânlarının yüzde 40'lık bölümü, üç büyük şehirde toplanmıştır; bu, fevkalade yanlıştır. Bütün tedavi olmak isteyenler, hemen hemen Ankara, İstanbul, İzmir gibi illere gitmek zorundadırlar. Nüfusun hemen hemen yüzde 20'sinin sağlık güvencesi yoktur.


Sağlık standardımız, maalesef, çok düşüktür. Mesela, dünyada çocuk ölümlerine baktığımız zaman, binde 35, yani, 1 000 doğan çocuktan 35'i önlenebilir hastalıktan ölmektedir; bu, raporun verdiği dehşet verici sonuçlardır. Hamile olan kadınlarımızın yüzde 32'sine, doğum öncesi bakım yapılmamaktadır. Doğudaki çocukların yüzde 30'u, batıdakilerin yüzde 10'u beslenme bozukluğuyla, anemiyle, kansızlıkla karşı karşıyadır. Ülkede nüfusun yüzde 78'i yoksulluk, yüzde 40'ı açlık sınırındadır. Ülkemizde, 20 milyon korunmaya muhtaç insan vardır. 100 000 civarında, sokaklarda barınan çocuklar vardır.


Peki, bu rakamları neden okuyorum; sizler de açıp bakabilirdiniz. Bu rakamlardan giderek bir yere ulaşmaya çalışıyoruz. İşin vahameti, hükümetin getireceği tasarılar, bu tablo içinde, bu tabloya cevap verecek nitelikte olmak mecburiyetindedir de ondan.


Çalışan çocuklarımızın sayısı 3,5 milyon. Toplam işgücünün yüzde 17'sini bu çocuklar oluşturmaktadır; çalışma şartları fevkalade ağırdır. Çalışan çocukların yüzde 30'u okula gitmemektedir, yüzde 25'i hasta veya yaralı durumdadır. Her gün 3 000 genç sigara ve uyuşturucuya başlamaktadır. Her gün 120 çift boşanmaktadır. Yılda 2 000 intihar olayı olmakta ve bunların birçoğu da ölümle sonuçlanmaktadır. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı 12 000'dir. Bu kötü tablo, bana göre, doğrudan, yıllara bağlı ihmal ve kötü yönetimle ilgilidir; ülke, kötü yönetilmektedir.


55, 56 ve 57 nci hükümetler; yani, bu hükümet, 5 defa vergi kanunu çıkarmış; ayrıca, IMF'yle yaptığı 18 inci stand-by anlaşmasında, fevkalade zararlı, dışpolitikamızı yakından etkileyen, bunun dışında, IMF'nin bütün taleplerini kabul ediyoruz gibi fevkalade onur kırıcı cümlelerle taviz vermiş ve imza altına almıştır. Ülkemizde, bu politikalarla, fakir, daha fakir; zengin, daha çok zengin olmaktadır.


Şimdi, bu tablolar karşısında, hükümet diyor ki: "Ben, sağlığa istenen parayı ayıramıyorum." Sayın Bakan, bu izahında kısmen haklı olabilir; yani, "bütün bunlar benim dönemimde olmuyor" diyebilir; ama, bir yasa tasarısı getirir; burada, 9 000 ekkadro, 40 000 kadro ister ve bunlarda da, hükümet ortakları, sadece siyaseten anlaşamazsa, hükümetin bu tasarıyı getirmekte ciddî olmadığı, samimî olmadığı ortaya çıkar; bu da, fevkalade yanlıştır.


Değerli arkadaşlar, bu tasarıyı, anamuhalefet partisi olarak tasvip etmediğimizi, doktorların çok para almasını arzu etmemize rağmen, sağlıklı bir yapı oluşturmadığı açısından tasvip etmediğimizi ifade etmek istiyorum.


Peki, biz, böyle düşünüyoruz da, çalışanlar ne düşünüyor? Bir milletvekili arkadaşım, bir rapor okudu. Ben de, bu kürsüye çıkmadan önce, konuyu detayıyla araştırdım, tasarının gerekçesini okudum, hükümetin taleplerini okudum, ne yapılmak istenildiğini de okudum; buraya çıkarken, bir muhalefet milletvekili olarak değil, vicdanımın sesiyle, bu tasarıya, acaba,  ne  tür  bir katkıda bulunabilirim diye çok kafa yordum ve geldim.


Bakın, bu tasarıdan, sadece biz değil, bu mevzuda çalışan sağlık personeli de şikâyetçi. Bu konuştuğum temel, ana öğeleri Sağlık Sendikasından aldım da getirdim; ama, bir tanesi zahmet edip, bir faks çekti. Biraz önce konuşan milletvekili arkadaşımı da teyit ediyorum, teşekkür ediyorum kendisine. Bakın, aynen bir cümlede şöyle deniliyor; bunu, bu sağlık çalışanları adına okuyorum tutanaklara geçmesi açısından: "Bugün Meclise sunulan tasarı, devletin sosyal niteliğini yok etmekte ve toplumun sağlıklı yaşam hakkını elinden almaktadır. Bu önerinin amacı -biz, bu öneriyi kabul edin diye değil, dinleyin diye getirdik zaten- sağlık çalışanlarının bütçelerine katkı koymak ise, eğer, siz, hakikaten doktorlara çok para vermek istiyor iseniz, bunun yolu, vatandaşın parasız alması gereken birinci basamak sağlık hizmetlerini vatandaşa paralı satmak değildir. Sağlık Bakanlığı, çalışanlarına ekonomik katkı sunmak istiyorsa, bu katkı Sağlık Bakanlığı bütçesiyle yapılmalıdır. Kaldı ki, tüm kamu çalışanları açlık sınırında yaşamaktadır ve kamu çalışanlarına sunulacak en önemli katkı, bizlerin emeğine bedel biçilirken, taraf olarak pazarlık şansımızın tanınmasıdır." Yani, bir yerde, bize de sorun talebimizin ne olduğunu demek istiyorlar.


Değerli arkadaşlarım, bir kere daha, bu muhalefetimizin nedenini ifade ederek konuşmamı tamamlamak istiyorum.


Biz de, ülkede, doktorlarımızın, hayatımızı emanet ettiğimiz değerli hekimlerimizin yüksek ücret almasını istemekteyiz; ancak, yapılacak uygulamalarda rahatsızlıkların olmaması, geriye dönüşün olmaması, 600 civarındaki döner sermayelerin büyük bir KİT oluşturmaması noktasında biz, üzerimize düşen vicdanî sorumluluklarımızı bu kürsüden ifade ettiğimiz kanaatindeyim.


Bu düşünceyle, Muhterem Heyetinize saygılar sunarım. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN- Teşekkür ederim.


Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın.


Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Murat Bey doktor mu oldu ki, sağlıkla ilgili konuşacak?!


BAŞKAN - Hayır, Murat Bey doktor değil Maliyeci, biliyorsunuz. Tabiî, saymanlık meselesi Maliyeyle ilgili olduğu için... (DSP sıralarından gürültüler) Dinleyin efendim.


İSMAİL AYDINLI (İstanbul) - Maliyecinin doktoru olmaz mı?


BAŞKAN - Olur da, ama, yani, bırakın konuşsun; Doğru Yol Partisi Grubu adına konuşuyor.


Buyurun efendim.


DYP GRUBU ADINA MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, grubum ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, döner sermaye saymanlıkları, hastaneler itibariyle, büyük illerde birden fazla olabilmekte; ancak, küçük illerde ise, döner sermaye saymanlıkları tek olarak faaliyet göstermektedir. Daha önceleri döner sermaye işletmelerine, bilindiği üzere, sayman ataması Maliye Bakanlığı tarafından yapılmakta; ama, teklif, Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmaktaydı. Sağlık Bakanlığı tarafından tespit edilen kriterler bazen Maliye Bakanlığınca kabul görmemekte ve bu nedenle, hastanelerimizde saymanlık müdürlüğü kadroları uzun süre boş kalmaktaydı; ancak, bu tasarıyla, saymanlık müdürü ve personeli Maliye Bakanlığı personeli sayılmakta ve dolayısıyla, atama ve sicil durumları da, yine, tamamıyla Maliye Bakanlığı tarafından yürütülecektir. Bu, oldukça olumlu bir uygulamadır ve geçmişteki kopukluk giderilmektedir.


Değerli milletvekilleri, döner sermaye saymanlıkları, sağlık personeline geçici olarak bir iyileşme getirmekte; çünkü, doktorların özlük haklarına taalluk eden bir uygulama, yeni bir hüküm getirmemektedir. Döner sermaye saymanlıklarında toplanan hâsılat, bilindiği üzere, hastanelerin tamiratında ve onarımında kullanılmakta, aynı zamanda, bu hâsılatın belirli bir kısmı da oradaki -başta doktorlar olmak üzere- sağlık personeline aktarılmaktadır. Bu da, personelin maaşına cüzî bir ilave, katkı sağlamak suretiyle, geçici de olsa bir iyileşme yapmaktadır.


Değerli milletvekilleri, bu hükümle, hastanelerde asistan durumunda olan doktorların özlük haklarında yeni bir iyileştirici durum oluşmamakta, bilhassa, muayenehanesi olmayan, hastanelerde çalışan ve uzman seviyesinde olmayan doktorlar için, bu katkıyla, fevkalade iyileştirici bir durumun gelmesi söz konusu olmamaktadır.


Yine, 1'in 4'ünde ondört sene çalışan ve klinik şefi durumunda olan bir doktorun aldığı 480 milyon lira maaş, bilindiği üzere, emekli olduğunda, emekliliğine 300 milyon-350 milyon lira civarında yansımaktadır. Bu doktorlarımız, döner sermaye saymanlıklarından intikal edecek hâsılattan bir pay alma değil, bilhassa, emekli olduktan sonra, emekli maaşlarına getirilecek bir iyileştirme; yani, bir hâkim ve savcının, bir generalin veya bir albayın aldığı emekli maaşına yakın bir emekli maaşı istemektedirler ki, bu da doktorların özlük haklarıyla ilgilidir.


Sayın Bakanımızı tabiî ki tebrik ediyoruz, geçici de olsa bir iyileşmedir; ancak, Sayın Bakanımız, bilhassa, Maliye Bakanlığından, hiç olmazsa, doktorların özlük haklarına yönelik iyileştirici bir maaş rejimi getirirse -kendisi de üniversiteden geldi, iyi bir doçent doktorumuzdur- sağlık personeli kendisine, bilhassa doktor arkadaşları, dua ederler; ama, bu getirilen ufak çaptaki iyileşme, yine de memnuniyet vericidir.


Sayın Bakana ayrıca teşekkür ediyorum. Geçen sene ilimle ilgili 3 ambulans istemiştik; sağ olsun, 3 ambulansı tahsis ettiler. Ancak, bu yıl da 5 ambulans istiyorum Sayın Bakanım. Bilhassa, ilçelerimizde açılacak olan hastaneler... Malum, 6 ilçemizdeki yeni hastane inşaatı tamamlandı. Bir tanesi, Eskil İlçesinin hastanesi, zatıâlinizin de iştirakiyle açıldı. Oranın ebe ve hemşire noksanlığı var.


Sayın Bakanım, ayrıca, Ağaçören Hastanesi, birkaç aydır hazır, açılışı bekliyor. Geçmişte, sayın bakanlarımızdan Doğan Baran Bey ve Halil Özsoy Bey, sağ olsun, bu 6 ilçe hastanesinin temel atma ve inşaatlarına büyük katkı sağladılar. Zatıâlinizin de bu hastanelerin demirbaş ve diğer tıbbî cihazlarının alınmasında katkınız oldu. Hiç değilse Ağaçören, Sarıyahşi, Ortaköy, Güzelyurt ve  Gülağaç devlet  hastanelerinin  de  kısa zamanda  demirbaş ve tıbbî  cihaz noksanlıklarının giderilerek açılması size nasip olsun.


Eskil Devlet Hastanesinin açılışı, biraz önce ifade ettiğim gibi, sizin iştirakinizle açıldı; ondan dolayı da teşekkür ediyorum. Ancak, hastane, açıldıktan sonra birkaç gün kapalı kaldı. Sayın Bakanım, o da sansasyon oluşturuyor. Hiç değilse, açıldığı zaman tekrar kapanmasın, açık hali devam etsin.


Ayrıca, Aksaray Devlet Hastanesinin bulunduğu o kampus alanında 8-10 tane, yine hastanenin müştemilatı sayılan doğumevi ve diğer bölümlerin inşaatı devam ediyor. Sayın Bakanım, ayrılan ödenekler çok az miktarda ve hastanelerin inşaatı, uzun süredir aynı şekliyle, çok az bir farkla devam ediyor. Bunun bu yıl bitirilmesi hususunda biraz fazla ödenek ayırırsanız, yine müteşekkir olurum.


Yine, Sayın Bakanım, hastane başhekimimiz, il sağlık müdürü -daha öncekilerin fevkalade hizmetleri oldu; Metin Bey olsun, Sağlık Müdürümüz Akın Südemen Bey olsun- yeni Sağlık Müdürümüz de çalışmalarına devam ediyor; ancak, biz milletvekilleri, oradaki sağlık müdürünü, başhekimi rahat bırakırsak, daha iyi çalışacaklar. Bu hususta da, biz milletvekillerini ikaz ederseniz, o hastanenin, doktorun, ebenin, hemşirenin işine müdahale etmezsek daha iyi olacak. Bunu da, özel olarak sizinle konuşmuştum. Bilhassa, doktorlarımız, bizim bu hastanenin içişlerine müdahale etmemizden çok mustarip. Eskiden bir şey söylerlerdi "tuvalet onbaşısı" gibi, ikide bir hastanenin bu işlerine karışmamız, arkadaşların çalışma rahatlığını, hareketlerini daraltıyor. Bunu da, ayrıca, zatıâlinizden istirham ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


BAŞKAN - Sayın Akın, teşekkür ederim efendim.


Madde üzerinde, gruplar adına istem bitti.


Şahsı adına, Erzurum Milletvekili Sayın Aslan Polat?.. Yok.


Bolu Milletvekili Sayın Mustafa Karslıoğlu; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)


MUSTAFA KARSLIOĞLU (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı kanun tasarısının son maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.


Zaten, konu enine boyuna tartışıldı; fakat, ben şunu belirtmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, genç cumhuriyetin 3 numaralı sayısıyla kurulmuş bir bakanlıktır, geçmişi çok köklü bir bakanlıktır; birçok bakanlarımız gelmiştir. Cumhuriyet döneminde, Türk sağlık çalışanları, Türk Halkına dünyaya örnek teşkil edecek başarılı hizmetler yapmıştır; Anadolu'da bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği bir dönemde, Anadolu halkımızı, ulusumuzu bulaşıcı hastalıklardan kurtarmıştır. Ben, burada, büyük emeği geçenleri rahmetle anıyorum ki, bunların içinde büyük devlet adamı Refik Saydam, Dr. Behçet Uz ve sağlıkta kalpaksız kuvayi milliye dediğimiz Prof. Dr. Nusret Fişek'i, bir daha, rahmetle anıyorum ve yaşamını kaybeden diğer emeği geçenleri de rahmetle anıyor, yaşamda olanlara da mutluluklar sağlıklar diliyorum.


Evet, yani, bardak niye dolu diyebilirsiniz, yarı olduğunu da düşünebilirsiniz; Türkiye, öyle bir günde. Bakın, ben, 18 Nisan Seçimlerinde halka şunu söyledim: Türkiye, bir ulusal bağımsızlık harbi verdiği gibi, bir ekonomik kurtuluş harbi de verecek ve burada, herkes, gerektiği yerde, gerektiği zaman bulunacak. Türkiye, öyle bir dönemden geçiyor. Bugün, bütün ücretlilerin ücreti azdır; gayet açık. Bu, sıkıntılı bir dönemdir; ama, ben, sağlık teşkilatına, yani, sağlıkta çalışanlara, başta doktorlara, yardımcı sağlık personeline, hemşirelere ve sağlık personeline 657'nin dışında bir ücret sistemi getirilmesini arzuluyorum, gönlümde yatan budur ve inşallah, bunu da gerçekleştireceğiz.


Size, kısaca bir örnek vereyim, bir tablo çizeyim: Allah esirgesin; ama, gecenin saat 3'ünde bir trafik kazası oldu. Bunu, biz, genel vücut travması olarak kabul ediyoruz. Bu kişiye bir beyin cerrahı lazım olabiliyor, bir genel cerrah lazım olabiliyor; çünkü, organlarında bir yırtılma olabilir. Bir bevliyeci lazım olabiliyor, mesane rüptürü olabiliyor; bir dahiliyeci lazım olabiliyor konsülte edecek ve bir ekip, gecenin saat 3'ünde başlıyor, 5'e, 6'ya kadar o hastayla uğraşıyor ve onlara, hadi güle güle diyorsunuz. Böyle bir meslek grubunun  -tabiî, burada, hemşiresi var, laborantı var, şoförü var, defalarca acil doktorları topluyor- bu insanların, artık, ayrı bir ücret sistemini, özlük haklarını düzenleyen bir yasanın çıkarılması kaçınılmaz hale gelmiştir.


Ayrıca, hep merak ettiğim bir konu vardır: Neden, sağlıkta çalışanlara yıpranma payı verilmemektedir? Düşünün, bir hekim, eve gelir, acıkmıştır    -şimdi araçlar düzeltildi, o zaman, eskiden bozuk araçlar vardı, onun sesi mahalleye girdiği zaman duyulurdu- tam yemeğe oturduğu zaman, aman doktor yetiş, hastaneye bir acil geldi... Yani, 24 saat kafası meşgul olan bir grup bu sağlık teşkilatı. Bilmiyorum, arkadaşlar hep bardağın dolu olmadığını söylediler; ama, bardak yarı duruma geldi. Yani, Türkiye belli bir mesafe katetti; ama, Türkiye'nin yapacağı... Yine yeniliyorum; sağlık personelinin, doktorun, hemşirenin ve diğer personelin özlük hakları ve ücretleri için ayrı bir sistemin kurulması lazım; ayrıca ücretlendirilmesi lazım, bu personele yıpranma payı verilmesi lazım. Sağlıkta çalışanların, ne kadar rahat koşullarda çalışırsa o kadar daha verimli olacağına inanıyorum ve ben, Sayın Bakanıma, bu yasayla meslektaşlarıma belli bir iyileştirme getirdiği için de, meslektaşlarım adına şükranlarımı sunuyorum.


Bu yasanın, başta sağlık çalışanlarına ve kendini hasta zanneden veya hasta olan insanlarımıza ve ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Konya Milletvekili Sayın Veysel Candan?.. Yok.


Afyon Milletvekili Gaffar Yakın Bey, buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)


Herhalde siz de teşekkür edeceksinizdir, değil mi? Bir de, ayrıca, son sözü istemişsiniz 86'ya göre.


Buyurun.


GAFFAR YAKIN (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, 1980'li yıllardan sonra, birçok alanda büyük değişimlere uğradı. İktisadî yapıda, bankacılıkta, ekonomide, özelleştirmede, sosyal yapıda birçok değişimler yaşandı; ama, en az değişimlerin yaşandığı ve Türkiye'de en büyük ihtiyacın en önemli kısmı olan sağlıkta maalesef çok büyük yapısal değişiklikleri yaşayamadık.


1987 yılında Sayın Kalemli zamanında çıkarılan ve sağlıkta verimlilik anlayışına göre hastane işletmeciliğinin temelleri atılan kanun, Anayasa Mahkemesinden dönmesiyle birlikte, orada kaldı.


Bugün, yine ilk defa, çok büyük reformlar, çok büyük değişiklikler değil; ama, bu kanunla birlikte, Türkiye'de, sağlık alanında verimlilik esası getiriliyor.


Bugün hepimiz çok iyi biliyoruz ki, memurlarımıza yüzde 10 zam yapabildik; ama, bu kanunla, belki farkındasınız, sağlık alanında çalışanların maaşlarına asgarî yüzde 100 zam getirmiş bulunuyoruz; ama, bu parayı, kendileri daha fazla çalışarak, daha fazla gayret ederek ve halihazırdaki mevcut ekonomik imkânları harekete geçirerek elde ediyoruz; halkın cebinden, ekstradan bir para çıkmıyor.


Şimdi, sağlık alanında çalışan sağlık personeline yüzde 100'lük bir maaş artışının ötesinde, eğer saat 16.00'dan sonra hastanelerde çalışırlarsa, hafta sonunda çalışırlarsa, muayene ederlerse, ameliyat ederlerse, bu insanlar, kazandıklarının, hastaneye kazandırdıklarının yüzde 50'sini de alabilecekler. Yani, bugün, Meclis olarak, bütçeden, çalışın veya çalışmayın, sadece maaş olarak para vermek yerine, sağlık personelini daha fazla çalışmaya, daha bilgili olmaya, hastayı daha fazla memnun etmeye teşvik eden bir sistemin bir başlangıcı oluşturuluyor.


Bütün devlet hastanelerinde, biliyoruz ki, insanlarımız öğleden sonra az çalışıyorlar, hafta sonlarında ameliyat etme imkânı yok, muayenehaneye koşuyor veya özel hastanelere gidip ameliyat etme durumu var. Şimdi, doktor meslektaşlarımız, alınlarının akıyla ve hiç kimse karşısında, bıçak parası, şu bu demeden, devlet hastanelerinde ameliyatlarını rahatlıkla yapacaklar, hem sağlık personeli kazanacak hem devlet kazanacak hem de vergiden, şuradan buradan kaçırılmış bir kazanç olmayacak.


Nereden bakılırsa bakılsın, en önemli husus, belki mütehassıs hekimler birçok hastanede kendi imkânlarını çıkarabiliyorlar; ama, en fazla fakrü zaruret içerisinde olan, sağlık ocağında çalışan doktorlar için yeni bir havuz sistemi getirilmektedir.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


GAFFAR YAKIN (Devamla) - Bugün, kimse sağlık ocaklarında çalışmak istemiyor; herkesin, devlet hastanelerinde nöbet tutup para kazanma arzusu var. İşte, temel sağlık hizmetlerini yürütme mesuliyetinde olan pratisyen hekimlerin çoğunlukla çalıştığı sağlık ocaklarına, yeni tedavi imkânları getirilmektedir. Sağlık ocakları daha güçlü hale getirilecektir ve temel sağlık hizmetleri için değil, aşılama için değil, gebe takibi için değil, çocukların bakımı için değil; ama, tedavi edici hizmetleri yaptıklarında, röntgen ve laboratuvar tetkikleri yaptıklarında para alacaklardır.


Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin büyük bir başarısıdır; bugün, zaten, halkımızın 90'ı, ister Emekli Sandığı ister Bağ-Kur ister SSK ve yeşil kart vasıtasıyla olsun, sağlık sigortası kapsamındadır. Dolayısıyla, bu kurumlardan para alınacaktır, yoksa, fakir olan insanlar-dan, sağlık ocağına gelmiş olan insanlardan para alınmayacaktır.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


GAFFAR YAKIN (Devamla) - Bu, çok büyük bir reform değildir. Evet, yeni, büyük reformların yapılması lazım ve ihtiyaçtır; Bakanlıkta hazır vaziyette beklemektedir. Bu kanunları da, yani hastane işletmeciliğini, sağlık finansman kanununu ve aile hekimliğini getirecek kanunları da en kısa zamanda getirmesi dileğiyle, Sayın Bakana, Sağlık Bakanlığı personeline ve bu kanuna destek veren tüm milletvekillerine teşekkür eder, saygılar sunarım. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Soru-cevap işlemine geçiyoruz.


Efendim, sorular, çok kısa ve net olsun; yorumlu sorulara müsaade etmeyeceğim.


Sayın Yılmazyıldız, buyurun efendim.


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Evet, yorumsuz soracağım.


Sayın Başkanım, Balıkesir Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı Mehmet Salih Aslan, görme özürlü olduğu gerekçesiyle -bu konuyu yazılı da sormuştum- önce, olmayan sağlık ocağına tayin edildi, sonra Balya'ya... Bu kürsüden birkaç defa dile getirilince, ne hikmetse, tekrar, olmayan Balıkesir sağlık ocağına, şimdi de Dursunbey'e tayin edildi.


Sayın Bakan, sorduğum soru üzerine "mahkeme neticesini uygulayacağım" dedi. Körler Federasyonunun da yazdığı yazı var; orada "Senirkent'teki ikinci olay" deniliyor. Ayrıca, "asıl görme engelli kim?!" diye basında da çıktı. Bu haksız uygulama ne zaman düzeltilecek? Özellikle Ba-lıkesir'de, Susurluk, İvrindi, Dursunbey, Kepsut, Bigadiç, Balya, Savaştepe, Sındırgı gibi dağlık ilçelerimizde, çok miktarda uzman doktor eksikliği vardır. Örneğin, Susurluk'ta çocuk hastalıkları, İvrindi'de doğum ve çocuk hastalıkları doktorları gibi. Bu eksiklikler ne zaman giderilecektir?


Yine, bayram münasebetiyle yaptığımız gezilerde, çok sayıda sağlık ocağında ebe eksikliği vardı. Örneğin, bir Balya-Çamucu, en az 5 köye bakar; aynı şekilde, Doğanlar köyündeki gibi 5 köye bakan sağlık ocakları vardır, milyarlarca lira harcanmıştır; ama, ebe yoktur. Bu ebe eksikleri ne zaman giderilecektir?


Son olarak da, yine, Filiz Turan diye bir memur, devlet hastanesinde, benzer şekilde, haksız uygulamalara uğramıştır.


BAŞKAN - Hangi devlet hastanesinde efendim?


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Balıkesir Devlet Hastanesinde.


Bununla ilgili düzeltme yapmayı düşünüyor mu?


Mezun olduğu halde, uzun süredir işe giremeyen ebelerimizin, hemşirelerimizin tayinini ne zaman yapmayı düşünüyor?


Saygılar sunarım.


BAŞKAN - Teşekkür ederim.


Sayın Yalçınkaya, buyurun.


MEHMET YALÇINKAYA (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma şu soruları yöneltiyorum:


Urfa İli, Türkiye'nin sekizinci büyük şehridir. Bugün, 500 yataklı hastane inşaatı, yedi yıldan beri, devam etmektedir. Urfalı hastalar, Ankara hastanelerinde inim inim inlemektedirler; hasta sahipleri perişandır. Sayın Bakanımızdan, bu hastanenin ne zaman bitirileceğini soruyorum.


Bunun yanında, Akçakale, Ceylanpınar, Bozova, Suruç İlçelerinde mütehassıs hekim, maalesef, bulunmamaktadır. Bunların artırılması veya görevlendirilmesiyle ilgili ne gibi çalışmalar yapmaktadır?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Ben, teşekkür ediyorum efendim.


Bugün, sizi çok aradık; hep, sual sordunuz, sonra gittiniz.


Sayın Bedük, buyurun efendim.


SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanımıza şu sorularımı ifade etmek istiyorum:


Koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin kalite ve standardını yükseltmek fevkalade önemli ve bunun da en önemli unsuru çalışanlarıdır. Teknolojideki, bilimdeki değişim ve gelişimi uygulayabilmek de, ancak doktorlarımızın, hemşirelerimizin, sağlık personelimizin, tamamen, her türlü ekonomik ve sosyal meselelerinin çözümlenmesiyle mümkündür. O sebeple, doktorların, sağlık personelinin ücretlerinin artırılması şarttır, gereklidir ve ona taraftarız.


Sayın Bakanım, benim üzerinde durduğum nokta şu: Sağlık Komisyonunda "sosyal güvencesi olmayanlar arasında, ödeme gücü olmadığı belirlenenlerden ücret alınmaz" denilmiş. Daha sonra, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu çıkmış. Biraz evvelki izahatınızda, sosyal güvencesi olmayıp da sağlık bakımından ücretini karşılayamacak durumlardan kesinlikle ücret alınmayacak diyorsunuz. O halde, bu ifadeyi niye çıkardınız, niye buna itiraz etmediniz? Bu, bende bir tereddüt doğuruyor ve şüphemi çekiyor. Dolayısıyla, sağlık ocaklarında fakir ve fukaradan para alınacağı hususunda bir tereddütüm doğmuştur.


İkinci sorum: Ülkemizde 6 500 civarında sağlık ocağı var ve köylerimizde, ilçelerimizde, kasabalarımızda SSK'lı hastalarımız var veya yakınları var; ancak, bu SSK'ya tabi olan vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerini sağlık ocakları veremiyor; çünkü, SSK buna itiraz ediyor. Getirdiğiniz bu düzenlemeyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla, SSK ile anlaşmak suretiyle, sağlık ocaklarımızda bu vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerini yerine getirebilecek misiniz? Eğer getirirseniz -kuyrukları azaltmak bakımından söylüyorum- o zaman, burada tedavi olmuş olan, daha doğrusu muayene olmuş olan vatandaşlarımızın, ilaç hizmetlerinin çözümlenmesinde nasıl bir yöntem düşünüyorsunuz?


Sağlık ocaklarında ecza depoları yoktur. Ecza depoları olmadığı için, ilaç ihtiyaçlarını karşılamak bakımından yine merkeze gelme gibi bir sorunla karşı karşıya kalacaklardır. O sebeple, SSK'lı olan vatandaşlarımızın, Bağ-Kurlu vatandaşlarımızın, özellikle sağlık ocaklarında, hem muayene hem de tedaviyle ilgili olarak, ecza hizmetlerinin mutlak surette karşılanmasıyla ilgili ne gibi tedbir düşünüyorsunuz?


Son sorum, tekrar SSK'lı olanlarla ilgilidir. SSK, kendi ürettiği ilacın bir başka yerden alınmasına karşıdır. Sağlık ocağında muayenesi yapılmış ve reçetesi yazılmış olan bu vatandaşlarımızın, ilaç hizmetleriyle ilgili olarak -nereden karşılayacak- bir kısmını SSK'dan, bir kısmını ecza deposundan veya eczanelerden karşılama gibi bir durumla karşı karşıya kaldıklarında -30 - 40 kilometre mesafedeki, mesela bir Elmadağ'daki köylüyü düşünün, Haymana'daki, Balâ'dakileri düşünün- bütün bunları hesaba kattığınızda, çok büyük sıkıntıyla karşı karşıya kalacakları düşüncesiyle, bu konuda tedbir almayı düşünüyor musunuz?


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Sayın Bakan, 4 dakikanız var efendim. Çabuk cevap verir-seniz, diğer arkadaşlara da sual sorma hakkı tanıyabilirim.


Buyurun efendim.


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; özellikle Balıkesir İli için bilgi vermek istiyorum. Türkiye'nin şanslı illerinden birisidir; ebe doluluk oranı yüzde 101, hemşire doluluk oranı yüzde 68 civarındadır; uzman hekim ve pratisyen hekim bakımından da şanslı bir ilimizdir.


Urfa İlimiz, göreve geldiğimizden bu yana, 304 çalışan pratisyen hekimiyle, yüzde 78'lik doluluk oranına sahip; yine, 111 uzman hekimiyle, yüz-de 47'lik doluluk oranına sahiptir. Bu, büyük gayretin ve çabanın sonucudur. Yine, kalkınmada öncelikli illerimize kuralar çekmeye devam ediyoruz.


Sayın Bedük, 224 sayılı Yasa ve Anayasamız, sağlık ocaklarında verilen temel sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğunu amirdir; dolayısıyla, burada hizmet alınması, temel sağlık için söz konusu değildir. Tedavi edici hizmetlerde de -hemen yönergeyle bunu belirleyeceğiz- ödeme gücü olan, resmî evrakı olan kişiler için bu söz konusu, sadece tedavi edici hizmetlerde söz konusu.


Yine, sağlık ocaklarını, nüfusu 5 000'in üzerinde olan yörelerde açıyoruz. Dolayısıyla, nüfusu 5 000'in üzerinde olan yörelerde de eczaneler açılabilir. SSK ile anlaşmamız var, sağlık ocaklarımızdan hizmet alabilirler; ancak, reçetelerini tasdik ettirme zorunluluğu var. O, bizim yapabileceğimiz bir iş değil; ancak, şu anda Türkiye genelinde, tüm sigortalılar, sağlık ocaklarından hizmet alabilirler. Koruyucu sağlık hizmetleri ise, hangi sosyal gruba ait olursa olsun, herkese verilmek zorundadır ve ücretsiz verilecektir.


Zannediyorum, ambulans istekleriyle ilgili, 2001 yılı içinde yeni ihalemiz olursa, her ile, nüfusuna göre ambulans da verilecektir; bunu arz ediyorum efendim.


Diğer sorulara yazılı cevap vereceğim.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.


Sayın Zeki Çelik, buyurun.


Çok kısa sorarsanız efendim...


MEHMET ZEKİ ÇELİK (Ankara) - Teşekkür ederim.


Sayın Başkan, delaletinizle, Bakandan şu soruları sormak istiyorum:


Ankara Şereflikoçhisar İlçemiz, trafik yoğunluğu çok yüksek bir karayolu üzerinde bulunmakta, bu yolda da çok sayıda trafik kazası olmaktadır; ama, Şereflikoçhisar Devlet Hastanesi, gerek uzman doktor gerekse tomografi ve benzeri gibi imkânlardan mahrumdur. Dolayısıyla, burada, bu hizmet sunulamamaktadır. Bu konuda, uzman tabip açığının giderilmesi ve diğer hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili bir çalışma var mıdır?


İkinci sorum: Haymana'da, Ankara Trafik Hastanesine bağlı bir hastane açılmış; ama, burada da, hem doktor hem de diğer sağlık hizmetleri yönünden eksiklikler vardır. Bunların giderilmesiyle ilgili nasıl bir çalışma yapıyorlar?


Üçüncü sorum: Şereflikoçhisar Sağlık Meslek Lisesinde 16 tane meslek dersi hocası olması gerekirken, 6 tane olduğunu öğrendik. Bu durumda, sağlıklı öğrenci yetiştirilmesi mümkün görünmüyor. Bu konuda tedbiriniz var mıdır?


Dördüncü sorum: Ankara'nın Elmadağ, Haymana, Balâ İlçelerinde, yine, uzman doktor ihtiyacı had safhadadır. Burası başkent ve Ankara; bu ihtiyaçlar ne zaman karşılanacaktır?


Beşinci sorum: Yine, Ankara'nın Polatlı, Balâ, Haymana, Şereflikoçhisar, Elmadağ, Gölbaşı ve diğer birçok ilçelerinde ebe, hemşire ve sağlık memuru açığı had safhadadır. Bu konuda bir girişimleri var mıdır?


Altıncı sorum: Ankara'daki hastanelere taşradan sevk edilerek gelenler olması sebebiyle, büyük bir yoğunluk yaşanmaktadır. Bunun mahzurlarının ortadan kaldırılması amacıyla Mamak, Sincan, Çankaya, Keçiören ve Altındağ gibi merkez ilçelerde ufak çapta müdahalelerin de yapılabileceği, 30 veya 50 kişi kapasiteli yataklı hastane yapılması konusunda bir çalışma var mıdır?


Teşekkür ediyorum.


BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim.


5 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


Tasarının başlığının değiştirilmesiyle ilgili bir önerge vardır; önergeyi okutup işleme koyacağım:


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Görüşülmekte olan 568 sıra sayılı kanun tasarısının başlığının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.


                       





























Aydın Tümen

Mustafa Güven Karahan

İsmail Köse


 


 

Ankara

Balıkesir

Erzurum


 

İbrahim Yaşar Dedelek


 

Halil İbrahim Özsoy


 

Eskişehir


 

Afyon


"Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanunun Bazı Maddeleri ile 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı"


BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?


PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ HAYRETTİN ÖZDEMİR (Ankara) - Takdire bırakıyoruz.


BAŞKAN - Hükümet?..


SAĞLIK BAKANI OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Katılıyoruz.


BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir; teşekkür ederim efendim.


İçtüzüğün 86 ncı maddesine göre söz talebi var.


Edirne Milletvekili Sayın Ahmet Ertürk, lehinde konuşmak üzere, buyurun.


Son söz olduğu için çok kısa süre veriyorum; biliyorsunuz, takdir Başkanın.


3 dakika süre veriyorum.


ALİ AHMET ERTÜRK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 568 sıra sayılı Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı konusunda şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum; öncelikle, Yüce Heyetinizi ve ekranlardan bizleri izleyen başta sağlık çalışanlarıyla tüm halkımızı saygılarımla selamlarım.


Sağlık sistemimize ilişkin sorunlar, değişik partilerimize mensup hatipler tarafından ayrıntılarıyla dile getirilmeye çalışıldı. Eleştirileriyle katkıda bulunan arkadaşlarımıza teşekkür etmek isterim. Halihazırdaki işleyişten, gerek halkımız gerekse sağlık çalışanlarının memnun olduğunu söylemek, elbette ki mümkün değildir.


Hükümetimiz, ülkemizdeki tüm sorunlara el atarak çözüme kavuşturmaya, Türkiye'yi her alanda yeniden yapılandırmaya büyük bir kararlılıkla çalışmaktadır; bu alandaki iradesi, tüm halkımız tarafından yeterince anlaşılmakta ve desteklenmektedir.


Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıyla getirilmekte olan değişiklik, elbette ki, tüm sorunları kökten çözen, sorunların tümünü kapsayan bir düzenleme değildir; sorunlara kısa vadede bazı çözümler getirmektedir. Bununla yetineceğimizi düşünerek insafsızca yapılan eleştiriler haksızdır. Asıl hedefimiz, tüm halkımızı sağlık güvencesine kavuşturmayı amaçlayan, hasta-hekim arasındaki para ilişkisini tümden kaldıran, ülkemize özgü koşullara uygun çağdaş sağlık sistemi yapılanmasını sağlayan, kapsamlı ve kalıcı çözümler üretmek olmalıdır. Bu konuda, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi ve bir hekim olarak, hükümetimizin çalışmalarını, kararlılığının varlığını bilmenizi isterim.


Ayrıca, geçtiğimiz yıl çıkarmış olduğumuz Sosyal Güvenlik Reformu Yasasına paralel olarak, böyle bir reformun sağlık alanında da yapılması bir zorunluluk haline gelmiştir.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Buyurun.


ALİ AHMET ERTÜRK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözünü ettiğimiz yasa değişikliğini -asıl sorunun çözümünü ertelemeye yönelik olmadığını- daha önce yapılmış olan değişikliklerden doğan ihtiyaçları bir an önce karşılamaya yönelik olumlu bir düzenleme olarak değerlendiriyorum. Her yeni düzenlemede, yeni personel ihtiyaçlarının ortaya çıkması da çok doğaldır. Yeni kadro ihdasını, bu anlamda gerekli görüyorum.


Sağlık çalışanlarımızın gelirlerinde bir artış sağlayacak olan bu yasa tasarısı, bir başlangıç olarak değerlendirilmelidir. Önemli bir rahatlama getireceğini anlamak da zor değildir. Ayrıca, hekimleri muayenehane açmaktan caydıracak, hastanelerimizin daha verimli çalışmasına yol açacaktır. Esasen, hepimizin takdir edeceği gibi, sağlık hizmetlerinin parayla ölçülmesini zorlaştıran ulvî bir yanı da vardır.


BAŞKAN - Sayın Ertürk, toparlıyorsunuz değil mi efendim.


ALİ AHMET ERTÜRK (Devamla) - Teşekkür ederim; toparlıyorum Sayın Başkan.


Ekonomik olarak rahatlayan hekimlerimiz, yaptıkları işin manevî hazzını daha iyi duyumsayacaklardır. Hükümetimiz, sağlık hizmetlerinin kendine özgü zorluklarının bilinciyle, bu düzenlemeyi getirmiştir. Sayın Bakanımıza, bu bakımdan teşekkür etmek isterim. İlim Edirne'nin sorunlarına gösterdiği duyarlılığın, bundan sonra da süreceğine inanıyorum. Sağlık çalışanları ve diğer meslek gruplarındaki tüm çalışanlar için, eşit işe eşit ücret çalışmalarının devam ettiği de bilinmektedir. Umuyorum ki, bu konudaki çalışmalar da bir an önce sonuçlandırılacaktır.


Bu yasa tasarısının, ülkemize, sağlık çalışanlarına, sağlık sistemimize, genel olarak olumlu bir katkı getireceğine olan inancımla, oyumun lehte olduğunu tekrar belirtmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Aleyhinde, Tekirdağ Milletvekili Sayın Fırat Dayanıklı; buyurun efendim.


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.


Tasarının amacı ve kapsamı üzerinde konuşacak değilim; çünkü, çok değerli hatipler, burada, iki günden beri, bu tasarıyı gerçekten enine boyuna irdelediler; ancak, ben, bazı konuların altını çizmek ve sizleri, biraz da olsun düşünceye sevk etmek istiyorum.


Üzerinde durmak istediğim konu, aslında döner sermayeler. Ülkemizde, döner sermaye uygulamaları konusunda, farklı, fakat önemli görüşler mevcut. Bugün, değişik kuruluşlarda ve bakanlıklarda çok sayıda döner sermaye işletmesi var. Örneğin, Millî Eğitim Bakanlığında 1 065, Sağlık Bakanlığında 598, Tarım Bakanlığında 234, Orman Bakanlığında 75, Millî Savunma Bakanlığında 57 ve diğer genel bütçeli idarelerde 252, yani toplam 2 549 adet döner sermaye işletmesi mevcut.


Dikkatinizi rica ediyorum; altını çizmek istediğim önemli bir husus var: Bu işletmelerin, yani bu döner sermaye işletmelerinin 2000 yılındaki gideri, Maliye Bakanlığına göre 4 katrilyon 780 küsur trilyon lira, oysa, geliri 300 trilyon lira; yani, geliri giderini sadece yüzde 6 olarak karşılıyor. Bu, altını çizmek istediğim önemli bir husus. Tabiî ki, Sağlık Bakanlığının, döner sermaye işletmelerinden, 2001 yılında 1 katrilyon liradan fazla gelir elde edeceğini burada vurgulamak isterim. Bu rakam, Türk insanının sağlığı için harcanan paradır, yani sağlığa ayrılan paradır. Yani, sağlığa ayrılan payı, sadece bütçe içindeki değerlerle ifade etmek mümkün değildir.


Burada, altını çizmek istediğim diğer bir husus ise, önemli bir eleştiri; çünkü, 1980'li yıllarda kurulan fon sistemini tasfiye ediyoruz; ama, bir yandan da, döner sermaye işletmelerini yaygınlaştırıyoruz ve gittikçe sayısını artırıyoruz. Nitekim, bu devasa fonlar kapatılıyor; ama, küçük bütçeciklerden oluşan bu döner sermaye işletmelerini yaratıyoruz. Yani, bu döner sermaye işletmelerinin denetimi hususunda mutlaka bilgi işlem teknolojileri kullanılarak yakın takip edilmelidir. Öte yandan, altını çizmek istediğim diğer bir husus ise, döner sermaye işletmelerine, yani bu saymanlıklara kalifiye eleman bulma konusunda, özellikle Maliye Bakanlığının yaşadığı sıkıntılardır. Örneğin, Sağlık Bakanlığında 1 271 saymanlık kadrosu var, bunların 470 tanesi boş. Maliye Bakanlığı, her biri ayrı ihale yapan, tıbbî malzeme, ilaç alımı yapan döner sermayelerin birleştirilmesini talep ediyor. Bu gerekçenin arkasındaki neden, herhalde, burada yaşanabilecek usulsüzlükleri önlemek, bunları kontrol altına almak. Önümüzdeki kanuna göre, bu saymanlıklar, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine birleştirilecek deniliyor, bizim temennimiz de odur. Sağlık Bakanlığına bağlı döner sermayelerde yapılan tüm ihalelerin...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın Başkanım, izin verirseniz...


BAŞKAN - Bir aleyhe gelseniz...


Buyurun, oyunuzun rengini...


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Tüm ihalelerin mutlaka internet ortamında yapılması konusundaki çalışmayı takdirle karşılıyorum ve bunun bir an önce mutlaka bitirilmesini talep ediyorum Sayın Bakanım.


Değerli arkadaşlar, vurgulamak istediğim, altını çizmek istediğim önemli bir husus da, burada hiç vurgulanmadı ama, pratikte ortaya çıkabilecek önemli bir sorun. Şimdi, bu kanunla, döner sermaye gelirlerini teşvik ediyoruz; yani, doktorların daha fazla hasta bakmalarını teşvik ediyoruz; ancak, döner sermaye gelirlerinin artırılması için yapılacak, yapılabilecek gereksiz müdahale ve tedavileri nasıl önleyebileceğiz? Henüz, hekimlerin yapacakları ameliyat ve bakacakları hasta sayısında standartları oluşturamadık; bu sorunun üzerine bir an önce gitmeliyiz ve bu konu da mutlaka halledilmelidir Sayın Bakanım.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın Başkanım, 1 dakika daha rica edebilir miyim son söz olarak.


BAŞKAN - Buyurun.


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Devamla) - Sayın milletvekili arkadaşlarım, 9 000 kadro ihdas ediliyor. Bu kanunla, döner sermaye personeli diye ayrı bir personel grubunu oluşturuyoruz; döner sermayeler, maaş ödemesi yapan bir yapıya dönüştürülüyor; ihdas edilen kadrolarda, çözümleyici, programcı, veri hazırlama ve kontrol işletmeni gibi 1970'lerde, 1980'lerde kalmış, tamamlanmış; ancak, artık bugün fonksiyon ifade etmeyen kadrolar da var.


Ancak, her şeye rağmen, ben, bu yasa tasarısının, Türkiye'deki sağlık sistemi adına bir hamle olduğunu düşünüyorum ve bu tür hamlelerin, önümüzdeki yıllarda, önümüzdeki günlerde daha çok sıklıkla tekrar edilmesini diliyorum ve her halükârda, bu yasanın, milletimize, ulusumuza faydalar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Destekleyeceğimi de buradan tekrar  ifade ediyorum, aleyhine söz alsak bile. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim.


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Aleyhte söz aldı "destekliyorum" diyor...


BAŞKAN - Efendim, niçin aleyhte olduğunu da izah ettiler.


TURHAN GÜVEN (İçel) - "Destekliyorum" diyemez...


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Aleyhte söz aldı...


BAŞKAN - Efendim, aleyhte söz aldı, niçin aleyhte olduğunu da izah etti.


TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan "destekliyorum" diyemez...


BAŞKAN - Efendim, aleyhinde...


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Hile yapıyor İçtüzüğe karşı; doğru değil...


TURHAN GÜVEN (İçel) - Son cümlesini geri alsın...


İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, son cümleyi çıkarın...


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.


Ancak, Sayın Alçelik, Sayın Erbaş ve Sayın Akın'ın sualleri vardı, vaktimiz olmadığı için onlara söz veremedim; lütfen, yazılı olarak Sayın Bakana bildirirlerse, Sayın Bakan da cevap vereceklerini ifade ediyorlar.


Efendim, çalışma süremizin dolmasına 10 dakika var...


A. EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) - Devam edelim...


YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Devam edelim Sayın Başkan. Yeni bir konuya başlayalım, ondan sonra...


BAŞKAN - Nasıl başlayayım efendim?


A. EMRE KOCAOĞLU (İstanbul) - 10 dakika, 10 dakikadır Sayın Başkan, bir madde geçiririz.


M. NECATİ ÇETİNKAYA (Manisa) - Verdiğiniz karar doğrudur Sayın Başkan.


SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Etki altında kalmadan verin kararınızı.


BAŞKAN - Saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum efendim.


Kapanma Saati : 18.48
BEŞİNCİ OTURUM


Açılma Saati : 20.00


BAŞKAN : Başkanvekili Murat SÖKMENOĞLU


KÂTİP ÜYELER : Şadan ŞİMŞEK (Edirne), Melda BAYER (Ankara)


BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 43 üncü Birleşimin Beşinci Oturumunu açıyorum.


Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız


V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN


GELEN DİĞER İŞLER (Devam)


3. - Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilâtı Hakkında 189 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/53) (S. Sayısı : 433)


BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.


Ertelenmiştir.


İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.


4. - İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/443) ( S. Sayısı : 398) (1)


BAŞKAN- Komisyon ve Hükümet yerlerini almışlardır.


Sayın milletvekilleri, komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Okunmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir efendim.


Şimdi, tasarının tümü üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.


Fazilet Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Altan Karapaşaoğlu; buyurun efendim.


FP GRUBU ADINA MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1942 yılında 4250 sayıyla yürürlüğe giren İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu hakkında değişikliği öngören 398 sıra sayılı yasa tasarısıyla ilgili olarak, Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; Değerli Başkanımı, siz değerli sayın üyeleri ve Komisyonumuzu saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, geçtiğimiz yıl Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmiş, geçtiğimiz yıl komisyonlardan geçmiş, ancak, bugün Genel Kurulumuza gelmiş olduğu için ve raporun okunması da uygun görülmediği için, size, tasarı hakkında biraz detaylı bilgi vermek mecburiyeti hâsıl oluyor sanıyorum.


Değerli arkadaşlar, bu tasarıyla getirilmek istenilen şey, tasarının genel gerekçesinde şu şekilde ifade ediliyor: "Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca 1998 yılı itibariyle ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuat uyumunun tamamlanması gerekmektedir."


                                          


(1) 398 S. Sayılı Basmayız Tutanağa eklidir.


Sanayi Komisyonumuzun raporundaki ifadesi de şöyle: "Kanun tasarının 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası; Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında 1.1.1973 tarihinde imzalanan Katma Protokol ve 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği kararına uyum sağlamak, ticaretin tamamen serbestleştirildiği, uluslararası ticaret üzerindeki miktar kısıtlamasının ve diğer engellerin yasaklandığı günümüzde alkol ve alkollü içki ticaretine kısıtlama ve engel getirilmemesi gerektiği düşünülerek, ayrıca sipariş veren satıcılara yerinde teslimi..." Rapor devam ediyor. Yani, şu anlaşılıyor, deniliyor ki: Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle uyum sağlaması açısından, Dünya Ticaret Örgütüne verdiğimiz taahhütler açısından, Türkiye'deki Tekel İdaresinin, tekel özelliğinin kaldırılması veya özelleştirilmesi gerekir mesajı veriyor; her iki gerekçede de.


Şimdi, değerli arkadaşlar, bunu, biz, Grup olarak, tabii, uygun görebiliriz. Yani, şunu demek istiyorum: Türkiye, bir taraftan özelleştirme kapsamı içerisinde devletin sahip olduğu kurum ve müesseseleri özelleştiriyor, bir taraftan da, özerkleştiriyor.


Şimdi, bu yasa tasarısını bir iki açıdan ele almak mecburiyetimiz var. Bunlardan bir tanesi, özelleştirmeden bahsettiğimize göre, hemen, yasanın içeriğinde belirtilen Tekel İdaresiyle ilgili şu ifadelere  bir göz atmamız gerekiyor. Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısıyla yapılmak istenen şeyi şöyle ifade ediyor ve diyor ki: "Tekel Genel Müdürlüğü, bu Kanunla kendisine verilen görevleri doğrudan, bağlı ortaklıklar veya iştirakler kurmak veya kurulmuş ortaklıklara katılmak suretiyle yerine getirir." Değerli arkadaşlar, bir defa, iştirakin şekli ne olacak, nasıl olacak, ne kadar olacak ve ne için iştirak edecek? Buradaki ifadeden algıladığımız şu: Kurulacak olan müesseselerde, kurulacak olan ortaklıklarda denetim faaliyetini sürdürmek için deniliyor.


Değerli arkadaşlar, biz, buradan, bir müddet önce bir yasa tasarısı geçirdik, Akreditasyon Yasa Tasarısını geçirdik. Eğer, biz, Tekel Kurumumuzu, Tekel İdaremizi özelleştiriyoruz; ama, denetimi de bu kurumun üzerinde bırakıyoruz deseydik ve bu kurumu akredite eden, kurulacak müesseseleri akredite eden, onların ürünlerini denetleyen, onların ithalatlarını, ihracatlarını denetleyen bir kurum haline getirseydik, öyle sanıyorum ki, daha doğru bir iş yapmış olurduk.


Şimdi, firmaların denetlenmesi... O firmalara iştirak eden bir müessesenin o firmaları denetlemesinin ben olanaksız olduğunu iddia ediyorum. Bir firmanın ortakları kendi müesseselerini ancak ve ancak yatırımları açısından veyahut da sermayeleri açısından denetleyebilirler; ama, işletmelerine girip de üretimleri açısından denetlemeleri mümkün değildir. Yani, söylemek istediğim şu: Sermaye açısından bir müessesenin denetlenmesi ayrı şeydir, üretimlerinin denetlenmesi ayrı bir şeydir.


Bir başka ifade de şöyle: "Üretici firmaların ise en az bir milyon lire yıl kapasiteli yeni teknoloji ile kurulmuş entegre tesis kurmaları şarttır." Güzel, yeni bir teknolojinin ülkemize gelmesini istiyoruz. Yıllık en az 1 milyon litre ayrı ayrı üretim; yani, bir fabrika hem şarap üretiyor hem de viski üretiyor; her ikisinden de 1 milyon litre/yıl olmak üzere, satış veya dışalım miktarına ulaşan firmalar, bu faaliyetlerini yürütmek ve fiyat belirlemekte serbesttir.


Değerli arkadaşlar, şimdi şöyle düşünün: 1 milyon litre/yıl içki üreten bir fabrika, faaliyetlerini ve fiyatlarını belirlemekte serbesttir demek, dışarıdan gelecek olan o müesseselerin, fiyat yoluyla sürümlerini artırma gayreti içine girebilecekleri anlamını taşır. Bu mantalite de, bizim Rekabet Yasasına terstir; yani, şu ifadeyi Rekabet Yasasından ele alırsanız, Rekabet Yasamıza da terstir.


Ayrıca "bu şartları yerine getiremeyen firmaların ürettikleri veya ithal ettikleri alkol ve alkollü içkilerin fiyatlandırılması, satış ve dağıtımı Tekel Genel Müdürlüğü eliyle yapılır" deniliyor. Değerli arkadaşlarımız, bu da serbest piyasa ekonomisi kurallarına aykırıdır.


Bu yasa  tasarısını  ticarî  açıdan  incelediğimiz  zaman,  birtakım  yasalarımıza  aykırılık görüyoruz; sermaye açısından incelediğimiz zaman, terslikler görüyoruz. Ayrıca, etik açıdan incelediğimiz zaman da, şu manzarayla karşılaşmamız mümkün: Değerli arkadaşlar, bakın, o konuda da, ben, size, kısaca, bu yasa tasarısının Anayasamızın bazı maddelerine de aykırı düşeceğini iddia ediyorum. Neden?.. Anayasamızın 17 nci maddesinin son paragrafında "herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" deniliyor. Bu ifade, dış etkileri de kapsar; yani, toplumun içerisinde, toplumu yanlış bir yöne itebilme ihtimali olan, topluma alkol alışkanlığını getirebilme ihtimali dahilinde olan bir girişimin Anayasanın bu maddesiyle ters düştüğünü ifade etmek istiyorum.


Ayrıca, Anayasamızın 58 inci maddesinin son paragrafında ifade aynen şöyle: "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."


Değerli arkadaşlar, bu gerekli tedbirler yurt içinde üretimi artırmaktan mı geçer veya yurt içindeki üretime, yurt dışındaki üretim çeşitlerini katmaktan mı geçer yoksa üretimi daha disiplin altına almaktan mı geçer veya üretimi artırmamaktan mı geçer; ben bunu sizin takdirlerinize bırakıyorum, kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum. Üstelik de, Anayasamızdaki ifadesinde alkol düşkünlüğü diyor, biz de bu yasa tasarısıyla, ispirtolu içkiler tabiri yerine, alkollü içkiler tabirini koyuyoruz; yani, Anayasamızın bu hükmüne motamot aykırılığı kelime kelimesine uydurmuş oluyoruz.


Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısında, iddia edilebilir ki, efendim, biz, tekeli özelleştirmenin bir yolu olarak, yurt içerisinde yapılacak yatırımlara dahil etmek suretiyle, bu kontrolleri yapıyoruz.


Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Bütçesi -işte bütçe önümüze geldi, görüştük, tartıştık ama- yatırım yapma imkânlarından yoksun. O zaman yatırım yapma imkânlarından yoksun olan bu bütçeden ayrılacak paylarla veya Tekelin kazanacağı paralarla, dışarıdan gelecek veya bir başka müteşebbis tarafından yapılacak yatırıma ortak olacaksınız ve günün birinde de biz buradan yine "özelleştirme" diye barbar bağıracağız. Diyeceğiz ki, bütün devlet kurum ve kuruluşları özelleştirilsin. O zaman ne olacak; yatırım yapanlara, Tekelin hisse senetleri, doğrudan verilmek suretiyle özelleştirmeyi gerçekleştirmiş olacağız, önünde de hiçbir engel kalmamış olacak. Ayrıca, denetleme kurumlarının denetiminden de kaçmış olabilir.


Değerli arkadaşlar, bir başka konu; yasa tasarısının gerekçesinde deniliyor ki "Tekelleşme, yaptığımız anlaşmalar gereği kaldırılmalıdır" Çok doğru bir ifade ve buna katılıyoruz, tekelleşme kaldırılmalıdır; ama, Tekel yasasının içerisinde öyle maddeler var ki, bir zamanlar içki düşünülerek konulmuş,ama sonra gelişen teknoloji birtakım maddeleri, birtakım malzemeleri de sanayie sokabildiği için, bu defa, sanayinin önüne bir ticarî engel gibi gelmiş. Şimdi, bunlardan bir tanesi hakkında kısaca bir bilgi vermek istiyorum ve bu bilgi ışığında da bir  önerge  vermek  istiyorum, arzu ediyorum. Sayın Bakanımızdan, sayın bürokratlarımızdan da bu konuda bir anlayış bekliyorum; tabiî, sizlerin müsaadesiyle.


Değerli arkadaşlar, İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun 5 inci maddesi var. Bu 5 inci maddede deniliyor ki: "Metil alkol yapmak veya yurda sokmak isteyenler, İnhisarlar İdaresinden müsaade almaya ve bu idarece tayin edilecek şartlara riayete mecburdurlar." Ülkemizde gelişen sanayi koşulları, kimya sanayii özellikle, metil alkolün sanayide kullanılmasını gündeme getirmiştir ve bu metil alkolün, sanayi tipi olan, sanayide üretilmiş tipi olan bu malzemeyle, pentaeritritol denilen, hem boya malzemesinde hammadde olarak kullanılan ve üstelik de, ayrıca, patlayıcılarda kullanılan bir ana hammaddeyi gündeme getirmiş, teknoloji bunu sağlamış ve bu işi de dünyada yapan iki firma var, bellibaşlı, en büyüklerinden. Bunlardan birisi Degussa'dır, hepinizin bildiği gibi. Birisi de yurdumuzda bulunuyor. Bu firmanın ismi veya sahipleri çok önemli değil; ama, ülkemizde bulunuyor. Bu iki firma dünya piyasalarında rekabet ediyor, yarışıyorlar; ancak, Türkiye'deki firma, Tekel İdaresinin ithal ettiği malzemeyi ondan satın almak suretiyle hammadde olarak kullanıyor; yani, Tekel İdaresi, kendi bürokratlarıyla, bildiği bir şekilde bu alımı yapıyor, üzerine kârını koyuyor, bu firmaya satıyor. Bu firma da, Degussa'nın karşısına geçerek  dünyada rekabet yapacak. Bu mümkün değil arkadaşlar. Bu, ticarette tekelciliği çağrıştırıyor. Ticarette tekelcilik olmaz. Tekel İdaresi (İnhisarlar İdaresi) eğer bir denetim yapmak istiyorsa, bu denetim organizasyonunu en ciddî biçimde yapabilir. Buna saygı duyarız; ama, gelişen dünya ticaretinde, Türkiye'nin "bende varım" dediği ticarette, eğer, o ticarete set koyacak mahiyette bir denetime girişmek istiyorsa, bunun da karşısında oluruz.


Değerli arkadaşlar, bu aksaklığı giderici mahiyette bir önerge hazırladım; biraz sonra takdim edeceğim. Önergenin amacı da, Tekel idaremizin kontrolünü engellemek değil, denetimini engellemek değil; sadece, ticarete, sanayie ve ihracatımıza olumsuz etkisi olan bir konuyu düzeltmek açısındandır. Dolayısıyla, ben, bu konuda, siz değerli milletvekili arkadaşlarımın tasviplerini bekliyorum; ayrıca, Sayın Bakanımızın da onayını bekliyorum; değerli bürokrat arkadaşlarımızın da, bu konuda hassas davranmalarını talep ediyorum, istiyorum.


Değerli arkadaşlar, Türkiye, çok önemli bir gelişme içerisinde; bu gelişmeyi, hiç kimse inkâr edemez. Sanayimiz gelişiyor; ama, sanayimizin önünde de çok ciddî engeller var; bu engellerin de, bir kısmı yasalardan geliyor, bir kısmı da uygulamalardan geliyor. En azından yasalardan gelen birtakım engelleri, birtakım açmazları bertaraf etmek, bizim görevimizdir. Parlamenterler olarak, sanayicimizin yanında olduğumuzu, sanayicimizin arkasında olduğumuzu belirtmemiz, ifade etmemiz gerekiyor. Yoksa, bir ülkede, gelişen sanayiin önüne birtakım engeller koymak suretiyle, eğer, siz, o sanayiciyi dışarıdaki sanayie mahkûm ediyorsanız, o zaman, sanayiin gelişmesini bekleyemezsiniz. Bu, paralelinde ve beraberinde, istihdam açmazını getirir veya bir başka deyişle de, yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesini de engeller.


Değerli arkadaşlar, sizlerin değerli katkılarıyla, bu açmazın giderileceğine inanıyorum ve Sayın Bakanımızdan, ben, aslında, anlayış gördüm; Sayın Bakanımız, bu konuda anlayışlı davrandığını ifade ediyor; bürokratlarıyla da, inşallah, şimdi, istişare edeceklerdir. Bu önergeyi, bu konuşmayı tamamladıktan sonra vereceğim; ama, ülkemizin çok ihtiyacı olan özelleştirmeyi, devletin müesseselerinin başka yatırımlarına iştirak şekliyle değil de, o yatırımları denetlemek şekliyle yaparsak ve yatırımları, özel sektörü biraz daha özgür bırakırsak, öyle sanıyorum ki, Türkiye'deki sanayici arkadaşlarımız, Türkiye'nin önünü açacaklardır.


En ciddî biçimde sıkıntı içerisinde bulunan tekstil sanayimiz bile, en ciddî sıkıntıları şu anda yaşamaktadır; bu haliyle bile, canlıdır, ayaktadır, yıkılmamıştır, devrilmemiştir; ama, önünün açılması gerekmektedir.


Değerli arkadaşlarım, bu görüşlerimi sizlere ifade ettim. Tekrar ifade ediyorum; anlayışınızı bekliyor, saygılar sunuyorum efendim. (FP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim.


Efendim, şimdi, söz sırası Doğru Yol Partisi Grubunda.


Samsun Milletvekili Sayın Kemal Kabataş; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA KEMAL KABATAŞ (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 398 sıra sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısına ilişkin, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Görüşülen tasarı, öteden beri, görüşülmesi gecikmiş bir tasarı; çünkü, bu tasarıyla getirilen düzenlemeler, 1996 yılı başında yürürlüğe konulmuş olan, 1/95 sayılı, Avrupa Birliğine, gümrük birliğine uyum çerçevesinde, Türkiye'nin taahhüt ettiği değişiklikleri içeren bir tasarı.


Bu tasarıyla, ispirto ve ispirtolu içkiler sektöründeki liberalleşme ve Avrupa gümrük birliğine uyum çerçevesinde, bu tür ürünlerin üretimi, dağıtımı, satışı, ithali, ihracı konusundaki engellerin kaldırılması ve liberal bir sistemle uyumlandırılması öngörülmüş. Ancak, tasarıyı bu şekliyle tanımlarken, tasarının, neden Ocak 2001'de acilen gündeme getirildiği meselesinin başka bir gerekçesi de var değerli arkadaşlarım. Yani, elimdeki metinden bakıyorum, 28 Aralık 2000 tarihinde, hükümetin, yaşadığımız bu derin kriz nedeniyle ve Uluslararası Para Fonuna karşı alelacele üstlendiği taahhütleri içeren ikinci niyet mektubunda açıkça bu tasarının 2001 yılı Ocak ayı sonuna kadar yasalaştırılacağı taahhüdü var. Dolayısıyla, bu taahhüt çerçevesinde, bugüne kadar gümrük birliğine uyum çerçevesinde çıkarılması gereken tasarı geciktirilmiş ve bu taahhüdün gereği olarak şu anda acilen gündeme getirilmiştir. Gayet açık şekilde niyet mektubunda hükümet "2000 yılı başlarında Parlamentoya sunulan alkollü içkiler kanunu Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacaktır" ifadeleriyle Parlamento adına bir görevlendirme anlayışıyla bu taahhütte bulunmuş ve şu anda bu taahhüdün de gereğini yerine getirmektedir.


Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de ispirto ve ispirtolu içkiler ya da bugünkü anlatımıyla alkollü içkiler sektöründeki tekelleşmenin tekel hakkı 4250 sayılı Kanunla hükümete verilmiştir. Hükümet de bu yetkisini bugüne kadar, bir KİT statüsünde faaliyet gösteren Tekel İdaresi eliyle kullanmıştır. Şimdi Tekelin, bu inhisar yetkisini devlet adına kullanan bir kurum olarak uygulamada önemli değişiklikler geçirmesi gündemdedir. Tasarının detayındaki teknik hükümlere girmek istemiyorum; ama, tekel değişikliği Türkiye'de tarım sektöründe ve tarıma dayalı sanayide çok özel bir yeri olan tütün üretim sektörünü ve tütünle beraber sigara sektörünü ve bunlarla bağlantılı da çok geniş bir kitleyi yakından ilgilendirmektedir. Bunları konuşmadan, bu tasarının detaylarını konuşmak durumunda değiliz diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.


Bakın, yine, biraz önce ifade ettiğim Uluslararası Para Fonuna karşı, hükümetin yükümlülüğü olarak ifade edilen ve yazılı şekilde taahhüt edilen Tekelle ilgili başka bir düzenleme var. Bu ikinci ek niyet mektubunda deniyor ki: "Tekeli yeniden yapılandıran bir kararname ve Tekelin tüm tütün işleme birimlerini Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı Ocak 2001 sonuna kadar çıkarılacaktır." Dolayısıyla, gündemde, bütün bu alkollü içkiler sektörü yönüyle değerlendirdiğimiz "Tekelin yeniden yapılandırılması bu ayın sonuna kadar yapılacaktır" şeklinde Hükümetin açık bir taahhüdü vardır. Bu, idarî bir karardır; Özelleştirme Yüksek Kurulu bu yönde bir karar verecektir.


Yine, bu mektupta Tekelle ilgili çok özel bir düzenleme daha var, o da şudur değerli arkadaşlarım: "Tütün için destekleme alımı politikalarını ortadan kaldıran, tütün alımlarında ihale mekanizmasını oluşturacak tütün kanunu, 2001 yılı ocak ayı sonuna kadar çıkarılacaktır." Dolayısıyla, ocak ayı, Tekel düzenlemeleri ve bu sektörle ilgili düzenlemeler açısından fevkalade ağır, öncelikli ve önemli taahhütlerin yerine getirilmesi gereken bir ay olarak ortaya çıkmaktadır.


Değerli arkadaşlarım, 2000 yılında yaklaşık 600 bin tütün üreticisi, tütününü üretmiş ve Tekele satacak şekilde hazırlıklarını tamamlamıştır. Önümüzde tütün piyasasının açılması için -normal şartlara göre- bir birbuçuk aylık süre vardır; ama, hükümet, yaklaşık iki haftalık bir süre sonunda IMF'ye taahhüt ettiği şekilde tütün kanununu çıkaracak ise, 2001 yılında Tekelin tütün alımları yönünden nasıl bir rol ve sorumlululk üstleneceğini burada konuşmak durumundayız.


Tekel, bundan önceki yıllarda olduğu gibi, yine programın "hedef enflasyon" diye tanımlanan ve kendi içerisinde fakirleştirme sonucu yaratan uygulamasıyla yaklaşık 600 000 tütün üreticisine yüzde 10 fiyat artışıyla destekleme uygulamasını devam ettirecek midir ettirmeyecek midir? Bunun ettirilmeyeceği yönünde hükümetin açık taahhüdü vardır. 2001 yılı ocak ayında bu kanun çıkacaktır, yürürlüğe konacaktır. Tekel, artık, tütün üreticisini destekleme fiyatları yoluyla destekleme uygulamasından vazgeçecektir; bunu taahhüt etmiştir.


Peki, bu sistem kaldırılacak ise -kaldırılacağı taahhüt edilmiştir Parlamento adına- acaba tütün alımlarında ihale mekanizması nasıl çalıştırılacaktır? 2000 yılında elemeği, göznuruyla üretici tarafından üretilmiş tütün, hangi piyasa sistemi içerisinde üreticiden alınacaktır. Bütün bunlar şu anda IMF programı karşısında cevabı bulunması gereken unsurlardır.


Ne yapacaktır?.. Tütün borsaları bu bir aylık süre içerisinde ne zaman, ne şekilde oluşturulacak ve bunlara nasıl işlerlik kazandırılacaktır? Böylesine "ihaleli sistem" dediğimiz sistemde üretici, hangi tabloyla karşı karşıya kalacaktır? Yani, bundan çıkan sonuç şu: Çilekeş tütün üreticilerimizi, tütünle ekmeğini kazanan, tütünden geçimini sağlayan 600 000'e yakın üreticiyi çok zor ve çileli bir yıl beklemektedir; 2001 yılı böyle bir döneme işaret etmektedir değerli arkadaşlarım.


Yine, bu taahhütler çerçevesinde Tekelin işletmeleri Özelleştirme İdaresine devredilecektir. Bu işletmelerin çok önemli bir kısmı, yaprak tütün işletmeleridir. Bu işletmeleri, gerçekten, Tekel, hangi sistem içinde özelleştirecektir? Tekel, bu işletmeleri özelleştirdiğinde, tütün destekleme politikaları  ve tütün üreticisiyle, tütün üretimiyle ilgili uygulamaları neler olacaktır? Bütün bunlar, bu taahhütler çerçevesinde açıkta kalmıştır ve bunlara açıklık getirilmesi ihtiyacı, Tekelle ilgili bu tasarının görüşüldüğü bu ortamda gündemdedir.


Tekel idaresi, tabiî ki, sadece tütün alımı yapmamaktadır. Türkiye'nin çok özel ve millî kimliği haline dönüşmüş, rakı üretiminde kullanılan anason için de bu fiyatların ne olacağı, desteklemenin ne olacağı, Tekelin bu faaliyetleri devam ettirip ettirmeyeceği konusu ortadadır. Eğer, hükümet, bu taahhütlerine uymayacak şekilde IMF'ye bu mektubu  imzalayıp vermişse, bu, program için büyük bir risktir. Eğer, bu kararları gerçekten taahhüt ettiği şekilde alacaksa, bilinmelidir ki, Türkiye'deki tütün üreticisinin 2001 yılında hali perişandır. Anason üreticisi için de, aynı perişan tablo 2001 yılında geçerli olacaktır değerli arkadaşlarım.


Burada şu hususa dikkatle işaret etmek ihtiyacı vardır: 2000 yılı enflasyonunu hep birlikte gördük; devletin resmî rakamlarına göre bu enflasyon oranı yüzde 39, bir hesaba göre; başka bir hesaba göre, yani, çiftçinin, üreticinin yaşadığı enflasyon oranı ise yine İstatistik Enstitüsünün rakamlarına göre yüzde 52. 2000 yılında tütüne verilen başfiyat ya da destekleme  fiyatındaki artış yüzde 25 ortalama. Enflasyon yüzde 52, yaşanan enflasyon anlamında, enflasyon yüzde 39, bir şekilde taahhüt edilmiş enflasyon anlamında; yani, 25 ile 39 arasındaki fark, net şekilde tütün üreticisinin kaybı. Yüzde 52'yi alırsak, yüzde 27'ye yakın bir kayıp da, 2000 yılında tütün üreticisinin gerçek kaybı. 2001 yılında fiyatlar yönünden nasıl bir tablo ortaya çıkacağı kesinlikle belirsiz; ama, çok iyimser bir tahminle, Tekel, yine, tütün alımında destekleme fiyatı uygulamasına gidecekse -onun da program adresi belli, IMF'ye karşı taahhütleri belli Hükümetin- bu da, yüzde 10-12 düzeyinde bir rakam olacak.


Hepimiz, Türkiye'nin bu en eski sektöründe, en geleneksel sektöründe üretim yapan üreticileri temsil ediyoruz. Bunun haklı ve savunulabilir bir tarafı olup olmadığını hep birlikte burada, her parti adına, her milletvekili arkadaşımız sorgulamak ve bu sorulara bir şekilde tutarlı cevaplar bulmak durumunda diye düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, tasarının tümü üzerindeki değerlendirmelere teknik açıdan baktığımızda, getirilen düzenlemelerin doğru ve haklı yönleri var. Türkiye, gerçekten piyasa sistemine geçişi özü itibariyle benimsiyorsa, bu sektörde, alkol, ispirto ve ispirtolu içkiler diye kabul ettiğimiz ürünlerin, tekel konusu olan ürünlerin, üretimi, dağıtımı, satışı, ithali, ihracı, üretiminin denetlenmesi konusundaki engelleri büyük ölçüde kaldırmak zorunda;ama, getirdiğimiz düzenlemelerde, tekelci yaklaşımın devam ettiğini üzülerek görüyoruz.Yani "özel sektör bu alanda yatırım yapsın" deniyor, tasarının temel amacı bu; ama, yatırım yapılmasını ve rekabeti önleyecek özel düzenlemeler var, bunların geçiş süreleri de bir hayli uzun; altı yıla kadar uzun bir süre daha Tekel, yani, bizim anladığımız anlamda Tekel idaresi, hem bu piyasada büyük üretici olacak hem büyük dağıtım sistemlerinin denetimini yapacak hem ticaretini yönlendirecek, fiyatlarını yönlendirecek hem de üretimle ilgili kısıtlamaları denetlemeye, gözetlemeye devam edecek. Tekel, bu sektörün, bu piyasanın hem büyük aktörü hem de denetleyicisi, gözetleyicisi olarak mevcut faaliyetini, tekelci yapısını sürdürmeye devam edecek.


Tabiî, bütün bunları yaparken, özelleştirme -bir anlamda- kargaşası içinde yeniden yapılandırmaya çalışacağımız Tekel, bütün bu fonksiyonları, bu geçiş döneminde nasıl icra edecektir; bunlarla ilgili de, tasarıda, doğrusu, açık ve tutarlı hükümler yer almamaktadır. Çünkü, bu tasarının hazırlandığı günlerde, değiştirmeden yasalaştırmaya çalıştığımız bu hükümler hazırlanırken, Tekelin özelleştirilmesi ve tarımdaki destekleme fiyatları konusunda böylesine iddialı hedefler, böylesine üreticiyi tedirgin edecek, perişan edecek düzenlemelere ilişkin taahhütler ortada yoktu. Dolayısıyla, biz, bir şekliyle, Tekeli mevcut yapısında, bir anlamda devlette büyük zararı da üreten kurum olarak yaşatmaya niyetliyiz, öbür tarafta da, bu niyetle bağdaşmayan ve liberal uygulamalarla birlikte ele almaya çalıştığınız özelleştirmeyi, fiyat sistemini, destekleme sistemini değiştirmeye çalışıyoruz. 2001 yılının temel çelişkisi budur. 2001 yılının başında yürürlüğe koymaya çalıştığınız, yasalaşmasına çalıştığınız tasarının ortaya koyduğu çelişki budur. Bu tasarı ve peşinden gelecek tütün kanunu tasarısı, gerçekten, tütün üreticisi çiftçi için ve bu sektörde büyük ağırlığa olan Tekel İdaresi için önemli sıkıntıları gündeme getirecektir. İnşallah, hükümet, bu düzenlemeleri büyük bir sağduyuyla yapacak ve bu geçiş dönemindeki sancıları, bu geniş kitleye, bu Türkiye'nin en cefakeş üretici kitlesine yansıtmayacaktır. Benim temennilerim bunlar.


Bu tasarı, bizim düşündüğümüz anlamda, bizim zihniyetimizi temsil eden, liberal, açık sisteme geçişte önemli bir adım; gümrük birliğini, uygulamasını tamamlayan bir tasarı. Bu nedenle, tasarıyı uygun görüyoruz; ama, bu tasarının devamı niteliğinde olacak düzenlemelerin, Türk çiftçisine, Türk tarımına, Türk tütün üreticisine ne büyük sıkıntılar getireceğinin ipuçlarını da bu tasarı vesilesiyle ve hükümetin açık, resmî, net, internette yayınlanmış taahhütleri çerçevesinde görüyoruz. Buna, hepimizin doğru bakması ve burada, büyük üretici kitleye, tütün sektörüne, Tekele ve Tekelin faaliyet alanına giren işletmelere getireceği risklere, sıkıntılara işaret etmemiz gerekir diye düşünüyorum.


Her şeye rağmen, liberalleşme, modernleşme, dışa açılma, gümrük birliğini tamamlama yönünde getirilmiş bu düzenlemenin hayırlı olması dileğiyle sözlerimi tamamlıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kabataş.


Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Ali Serdengeçti.


Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)


İktidar milletvekili olarak konuşuyorsunuz, süreniz malum Sayın Serdengeçti!


MHP GRUBU ADINA ALİ SERDENGEÇTİ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Partim ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Saygıdeğer milletvekilleri, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve Birinci Dünya Savaşından 1929 yılına kadar, özel sektör, yani, serbest piyasa ekonomisi rüzgârları esmekteydi; ancak, 1929'da Wall Street hadisesinden sonra, dünyada, devletçilik anlayışı, devlet ekonomisi hüküm sürmeye başladı. İşte bu rüzgârın estiği dönemlerde, 1942 yılında, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun, amacına uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. İşte, bu dönemde, adıyla müsemma, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkollü İşletmeler Genel Müdürlüğü -kısa adı Tekel- tarafından, tek elden bu içkilerin ithalatı, üretimi ve yurt içinde dağıtılmaları sağlandı.


Tabiî ki, 1980'li yılların ikinci yarısından sonra da, dünya genelinde esmeye başlayan özelleştirme rüzgârları ülkemizde, bizde de kuvvetlenmeye başladı. İşte, bu gerçek ve bunun arkasından da Avrupa Birliğine girme iddialarımız ve yaklaşımlarımız, neticede, Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde, (1/95) nolu Ortaklık Belgesinde de bu hususlar dile getirilmiş ve bunun neticesinde de, 1998 yılında tekelleşmiş olan devlet teşekküllerinin rekabete açık bir şekle getirilmesi hususundaki çalışmalar neticesinde, bugün, bu Kanunda değişiklik tasarısı gündeme gelmiştir ve bu tasarı, şimdi bizlere takdim edilmektedir.


Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz ki, bu içki hususunu öven bir devlet yoktur; ancak, bunun istisnası vardır. Bu, özellikle, demirperde ülkelerinde, yöneticileri ve yönetimi eleştirmemeleri yönünde, insanlara içki alışkanlığı devlet tarafından bizatihi kazandırılmıştır. İşte, daha sonra, bu alışkanlık neticesinde, o devletler ayakta kalamamışlardır. Aynı şekilde, devletler için zararlı olan bu içkinin insanlar için de zararlı olduğunu biliyoruz ve bu hususta da Türk tarihine baktığımız zaman, içki, her zaman, yasaklamalara muhatap olmuştur. Mesela, IV.Murat zamanında içki içene ölüm cezası verilmiştir; hatta "buyurun cenaze namazına" sözü de, o dönemden kalma bir sözdür. Sakilik yapan bir hancı, o sırada IV. Murat da olaya dahil olmuş ve daha sonra kendisinin kim olduğunu açıkladığında, o hancı demiştir ki "buyurun cenaze namazına."


Yine, bilinen bir diğer sözümüz "atın ölümü arpadan olsun" şeklindedir. İşte, bu sözler, içki ne kadar zararlı olsa da, buna karşı bir talebin olduğunu, ne denli kuvvetli bir talebin olduğunu da göstermektedir. İşte, bütün bu arz-talebi düşündüğümüzde, böyle bir kanunun da kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz.


Bu kanunla nelerin getirildiğine baktığımızda da, bu kanunla, tekelleşmiş olan Tekelimizin, yani, işletmelerimizin halka açılması yönünde, ortaklıklar kurulması yönünde bir serbestlik getirilmektedir. Bunun yanında, yine, özel şirketlerin, içkiyi, yani, ispirtolu içkileri ithal etmesine, yurt içinde dağıtmasına ve yurt içinde üretmesine meydan verilmektedir.


İşte, bu kanunla, aynı zamanda bundan önce getirilen yasaklar gibi bazı yasaklar da getirilmektedir. Bu yasaklara baktığımızda, bunların, öğrenci yurtlarında, eğitim öğretim alanlarında, spor komplekslerinde, kahvehanelerde, kıraathanelerde, bezik ve briç salonlarında satılması yasaklanmıştır. Aynı zamanda, akaryakıt istasyonlarında, hacim olarak yüzde 5'i aşmamak kaydıyla; yani, yüzde 5'inden fazla alkol içerenlerin satılmaması yönünde, kanunda yasaklamalar vardır. Yine, 18 yaşından küçüklere bu içkinin satılması yasaklanmıştır.


İşte, bütün bunları düşündüğümüzde, tabiî ki, içkiyi teşvik eden bir unsur yok. Zaten, milletimiz refleks olarak buna karşıdır. Yine, hatırlayınız, Birinci Dünya Savaşı yıllarında ülkemizin bazı bölümleri istila halindeydi; işte, bu dönemde insanlarımız arasında da içki alışkanlığı yayılmıştı. İşte, bu dönemde, 1919 yılında milletimiz, refleks olarak, gizli bir teşkilat olan Hilali Ahzar Cemiyetini kurmuştur. Yine, devlet hayatına geçince de bu cemiyet Yeşilay olarak faaliyetlerine devam etmiştir.


İşte, 1953 yılından bu yana, martın birinci haftasında; yani, 1-7 Mart tarihleri arasında Yeşilay Haftasını kutlamaktayız. İşte, bu çerçevede düşündüğümüzde, yasaklamaları göz önüne aldığımızda, arz-talep hususlarını düşündüğümüzde bu kanunun ancak bu şekilde çıkması gerektiği kanaatini taşıyorum.


Bu duygu ve düşüncelerle, hepinize saygılar sunuyor, bu kanunun hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Sayın Serdengeçti, teşekkür ediyorum efendim.


Söz sırası, Anavatan Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Dedelek'te.


Buyurun.


ANAP GRUBU ADINA İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısıyla hedeflenen, alkol ve alkollü içkilerin üretimi, satımı, ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul ve esaslar, alkollü içki sektörüne yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı müteşebbislere yatırım yapma imkânı getirmek, üretimin belirli bir denetim altında yapılmasını sağlamak amacıyla yeni düzenlemeler öngörmektir.


İçki ithalinin serbest bırakılmasının haksız rekabete yol açmasını ve millî çıkarlara zarar vermesini önlemek açısından, ithalat, dağıtım, satış ve fiyatlandırmanın belirli bir disiplin içinde yapılması ve diğer taraftan, millî içkimiz olan rakının Avrupa Topluluğunca tescilinin sağlanması ve üretimi hakkında olabilecek tecavüzlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.


4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunuyla, her türlü ispirto ve ispirtolu içkilerin yapılması, hariçten getirilmesi ve yurtiçinde satılması hükümetin inhisarı altına alınmış ve bu inhisarın işletilmesi, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri; yani Tekel Genel Müdürlüğüne verilmiştir. Anılan yasada daha sonra yapılan değişikliklerle, bira, şarap, viski ve tabiî köpüren şarapların yapılması, satılması ve ithali kısmen inhisar kapsamından çıkarılmış; ancak, kanunun özünde esaslı bir değişiklik olmamıştır.


Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan (1/95) sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuat uyumunun tamamlanması gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere, Gümrük Birliği sınırları içerisinde, kaynakların rasyonel kullanımı ve serbest pazar koşullarının tam anlamıyla tesisi amacına yönelik olarak Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğüyle ilgili mevzuatta ithalatı yasaklanan veya bu Genel Müdürlüğe bırakılan veya ithalatın yapılmasını bir makamın iznine tabi kılan mevzuatın yeniden düzenlenmesi gerekmiştir.


4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda değişiklik yapılması hakkında hazırlanan bu tasarıda, ispirto ve ispirtolu içkilerin ithalatıyla ilgili inhisara son verilmekte, söz konusu ürünlerin yurt içinde satılması yeni bir düzenlemeye tabi tutulmaktadır.


İspirto ve ispirtolu içkilerle ilgili inhisar, bira ve her türlü şarap hariç sadece bu ürünlerin ülke dahilinde yapılmasıyla sınırlandırılmaktadır.


Değerli arkadaşlar, söz konusu kanun tasarısı, yukarıda belirtilen esas ve endişeleri gidererek, günün koşullarına uygun bir hale getirilmek amacıyla hazırlanmış olup, Yüce Meclisin tasvibine sunulmuş bulunmaktadır. Bunun bir an önce yapılıp, düzenlenmesi noktasında Parti Grubu olarak desteklediğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)


BAŞKAN - Sayın Dedelek, çok teşekkür ederim efendim.


Demokratik Sol Parti Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Cafer Tufan Yazıcıoğlu. (DSP sıralarından alkışlar)


DSP GRUBU ADINA CAFER TUFAN YAZICIOĞLU (Bartın) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.


Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce şahsım ve Grubum adına hepinize saygılar sunarım.


Bu yasa, Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan (1/95) sayılı Ortaklık Konseyi kararı uyarınca, ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuatın, Avrupa Topluluğu mevzuatıyla uyumlu hale getirilmesinin gereğini yerine getiren bir yasadır.


Bir diğer amaç da, kaynakların en verimli şekilde kullanılması ve serbest piyasa koşullarının sağlanmasıdır.


Devlet tekeli kaldırılmakta, ithalat serbest bırakılmakta, devletin, tekel konusuna giren ürünlerin imalatında ve satışında, sadece düzenleyici ve denetleyici bir rol oynaması gerektiği kabul edilmektedir.


Bu kanun tasarısıyla, kendisine verilen görevlerin, doğrudan ve bağlı ortaklıklar kurmak suretiyle yerine getirilmesini teminen Tekel Genel Müdürlüğünün yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.


Bira ve her türlü şarabın üretimine, fiyatlandırılması ve satılmasına ilişkin serbestiler arasına söz konusu içkilerin dağıtımı da tasarıyla ilave edilmektedir. Önemli bir değişiklik de, öğrenci yurtları, spor klüpleri, her türlü öğretim ve eğitim kurumları, kahvehane, postane gibi salonlarda her türlü alkollü içkinin, akaryakıt istasyonlarındaki mağaza ve lokantalarda ise yüzde 5'ten fazla alkol ihtiva eden içkilerin satışına ruhsat verilmeyecek olmasıdır.


Her türlü alkollü içkinin reklamı yasaklanmaktadır. Bu konuda, görsel ve yazılı yayın araçlarının, televizyon, kablolu yayın, radyo ve kamu yayın araçları şeklinde açıklığa kavuşturulduğu tasarıda görülmektedir.


Alkollü içki sektöründe yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcılara imkân tanınmakta, ithalatçı firmaların kuruluş yeri nerede olursa olsun, her satıcının sipariş verdiği ürünleri yerinde teslim etmeleri gerektiği belirlenirken, üretici firmaların en az 1 milyon litre/yıl kapasiteli yeni teknolojiyle kurulmuş entegre tesis kurmaları şartı getirilmekte, yıllık en az 1 milyon litre/yıl ayrı ayrı üretim, satış ve dışalım miktarına ulaşan firmalara faaliyetlerini yürütmek ve fiyat belirlemekte serbesti öngörülmektedir. Dışalım ve satış miktarı ölçüsü, geçici maddeyle, yıllara göre yeniden düzenlenmektedir.


Ülkemizin geleneksel ve özgün içkisi rakının, Avrupa Topluluğunca tescili sağlanarak, koruma altına alınması amaçlanmaktadır. Tarıma dayalı bir sektör olan içki sektöründe de kendi markamızı oluşturmalıyız.


Hükümetimizin üretime ve üreticiye yeniden değer vermesine şükranlarımızı arz ediyoruz; enflasyonu indirme konusundaki kararlılığını da destekliyoruz.


Anayasaya uygunluğu tartışma kabul etmez yasa tasarısını Grup olarak desteklediğimizi arz eder, Genel Kurula saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Sayın Yazıcıoğlu, teşekkür ederim.


Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.


Şahsı adına Sayın Musa Uzunkaya, buyurun efendim.


MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 398 sıra sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporları üzerinde, şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, bu yasa, tabiî, uluslararası, Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu arasındaki bir anlaşma, ki, (1/95) sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, 1998 yılı itibariyle, ticarî nitelikli devlet tekellerine ilişkin mevzuata uyulmasına dair bir çalışmanın sonucu olarak önümüze getirildi. Tabiî, hem şahsen hem de parti olarak kanaatimi ifade etmek istiyorum ki, uluslararası taraf olduğumuz anlaşmalara sadakat, her şeyden önce, insan olarak ahde vefanın bir gereğidir. Elbette, buna taraf olmamız, bunu benimsemiş olmamız doğru olanıdır; ancak, tabiî, Türkiye Cumhuriyetinin, ekonomik alanda olduğu gibi, diğer değerler hususunda da, Avrupa Topluluğu çerçevesinde, başta insan hakları olmak üzere, değişik alanlardaki taleplerini, hükümetimizin, öncelikli olarak buraya getirmesi de en kalbî arzu ve temennimiz idi. Yani, elbette tekelleşmeyi kaldırmak, hele ekonomide liberasyona gidilen bir çağda tekelleşmeyi kaldırmak, bizim, ülke olarak hedefimiz olmalıdır.


Ancak, bu yasada arzu edilen hedefe ulaşmanın yolu, kanaatimce, önce temel insan hakları konusunda, Avrupa Topluluğunun, Avrupa Konseyinin, AİHM'in, Batı'daki taraf olduğumuz ve imza attığımız anlaşmalarla kendimizi bağladığımız alanlarda, hükümetimizin, çok acil ve ivedilikle yasaları Parlamentoya getirmesidir. Ancak, bugün, tabiî, böyle bir konuyu, Tekelden sorumlu Sayın Bakanımız, ivedilikle geçirmeyi hedeflemektedir. Halbuki, ben, yine, Türkiye'nin gündeminin, özellikle, ispirtolu, alkollü içkilerin tartışıldığı bir Büyük Millet Meclisi olarak değil; bugünkü Türkiye gündemini daha farklı şeylerin işgal ettiğini düşünüyorum; yani, hükümetin de, Parlamentonun da bugün burada konuşması gereken ve aziz milletin yine bizden beklediği farklı şeylerin olduğunu düşünüyorum. Yani 550 parlamenteriyle gecenin geç saatlerine kadar çalışma yapan Yüce Parlamentonun, ispirtolu içkileri nasıl tüketelim, nasıl üretelim, nerede üretelim, tekelli mi olsun, ithal mi edilsin, özel sektör bu konuda nasıl devreye girsin konusu, artık insanlarımızın "ekmek bulamıyorlar, öyle ise pasta yesinler" denilen söze, telmihe atıfta bulunduracak gibi, içmeye su bulamayan insanımıza; ama, tabiî elimizde Yeşilayın da verileri var; çok enteresan veriler var, belki biraz sonra bazı maddelerde temas edeceğim.


Türkiye, tabiî alkol tüketiminde de dünya ülkeleri arasında fevkalade üst düzeylere gelmiş, hatta o kadar ki, elimizdeki tespitlere bakılırsa Türkiye israfta birinci, kumarda ikinci, alkolde üçüncü ve sigarada dünya dördüncüsü. Bu raporlar, Yeşilayın hazırladığı ve zannediyorum birçok parlamenter arkadaşımıza da gönderdiği raporlardır.


1992 yılında ABD'de sigaradan ölenlerin sayısı ele alınıyor, yine içki tüketiminin vesile olduğu ölüm ve hastalıkların raporları da korkunç ve ürperti verici boyutlardadır.


Değerli arkadaşlar, bizim, bütün bunlar içerisinde herhalde en çok dikkat etmemiz gereken şey, 21.6.1984 tarihinde, daha önce yapılan bir kanun çalışmasında ispirto ile bira ve şarap dahil her çeşit ispirtolu içkinin radyo, televizyon ve devlete ait her türlü kurum ve kuruluşlar aracılığıyla reklamının yapılmaması hükmü cari olmasına rağmen; yani 1984'te böyle bir yasa söz konusu olmasına rağmen, bugüne kadar da maalesef Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu kanun çerçevesinde yeterli dikkati hassasiyeti göstermemişlerdir. Anayasanın 58 inci maddesiyle, çok açık bir şekilde, alkol, içki ve uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kötü alışkanlıktan gençliğin korunması görevi devletimize ve dolayısıyla hükümetimize verilmişken, maalesef, Türkiye'de hükümetlerimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermemiştir, gösterememiştir.


Şu anda, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, devlet televizyonları ve özel televizyonlarda hemen hemen  hiçbir film, hiçbir sahne yoktur ki, orada içilen, saf ve berrak, Anadolu'nun pınarlarından akan bir bardak su gösterilsin, süt de gösterilmiyor; ama, adına aslan sütü dedikleri, millî içki diye söylenen... Hatta, bir zamanlar -kulakları çınlasın, şu anda buralarda yok- değerli bir arkadaşımız, o zaman Tekelden sorumlu Bakan olan sevgili bir arkadaşım -ki, ağabeyi de müftüdür bu arkadaşımın- Temel Eğitim Kanunu çıktığı zaman sordum, dedim ki "acaba fetvayı sayın müftüden mi aldı 'efendim, içki içmek sevaptır' diye bir beyanda bulundu" Basında okuduk; çünkü, içkiden kesilen kesintiler eğitime katkı payı olacaktı,


Şimdi, üzücü şeyler bunlar; yani niye; eğitime de katkı sağlayacak, öyleyse bunu içmek sevaptır; çünkü, eğitime de pay gelecek!..


Değerli arkadaşlar, şunu söylemek istiyorum: Bugün, Türkiye televizyonlarında, ister özel, ister devlet kanalları olsun, bu kanalların hiçbirisinde bir film gösterime girmiyor ki, orada alkol  tüketiminin teşviki, o sahnelerin cazibedar sahneler haline getirilmiş olması gözden kaçmış olsun, hemen her sahnede var.


Dahası, çok enteresandır; yani, biz, devlet eliyle, âdeta bu işin teşvikçiliğini yapıyoruz diyorum. Mesela, yıl sonunda okul mezuniyet merasimlerinde, değerli arkadaşlar, dikkat buyurunuz, artık üniversitelerin değil, liselerin mezuniyet gecelerinde, öğretmenleriyle, idarecileriyle artık... Halbuki yasada var; yani, kesinlikle kullanılması yasak, bulundurulması yasak, okul kantinlerinde olması yasak...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Mezuniyet merasimlerinde, yani yılsonu merasimlerinde bakıyorsunuz ki, İçkili, eğlenceli programlara öğretmenleriyle beraber öğrencilerimiz de dahil ediliyor. Tabiî, benim burada, içki üretimiyle alakalı söylemek istediğim farklı şeyler yok. Bakın, alkolizm, son asırlarda bütün insanlığın korkulu rüyası olan ve bütün ülkeleri tedbire koşturan; fakat, netice alınması ise pek de kolay olmayan ciddî bir sorundur. Nitekim, 1930'lu yıllarda Men'i Müskirat Kanunu çıkarılmış; ama, uygulama tutmamış. Aynı tarihlerde, buna muvazi olarak, Amerika'da içkiyle mücadele kanunu çıkmış. Hatta, o gün, Amerika bütçesinden çok büyük oranda içkiyle mücadele, alkolle mücadele uğruna, büyük kaynaklar aktarılmış; ama, muvaffak olunamamış. Neticede, Batı, bugün geldiği ölçekleri itibariyle alkolü yeterli bulmaz hale gelmiş, korkunç bir uyuşturucu hastalığı, dolayısıyla Türkiye'yi de narkotik alanda ilgilendiren büyük bir uyuşturucu trafiğine ve karapara sıkıntılarının da yaşanır hale gelmesine vesile olmuştur.


Ülkemizde her geçen gün alkollü içki tüketiminin büyük sıçramalar yaptığı ise, bütün kamuoyunun malumudur. Son yılların yıllık tüketimi 1 milyar litre civarında olup, sıfır yaştan itibaren, kişi başına 16 litre alkol düşmektedir. Yine ülkemizde 4 milyonu alkolik olmak üzere, toplam 17 milyon alkol kullanan insan vardır ve daha önemlisi, alkol tüketiminde dünya sıralamasında 3 üncü olduğumuz gerçeği gözden kaçırılmamalıdır.


Ülkemizde genel olarak işlenen suçların yüzde 66'sı, trafik kazalarının yüzde 61'i alkolden kaynaklanmaktadır. Yine, Dünya Sağlık Örgütünün raporlarına göre, cinayetlerin yüzde 85'i, boşanmaların yüzde 80'i, ırza tecavüzlerin yüzde 50'si, şiddet olaylarının yüzde 50'si alkollü işlenmiştir, alkol sonucu işlenen suçlardır. Trafik kazalarının -bugün yine Emniyet Genel Müdürlüğünden aldığım raporlar içerisinde de var- çok büyük oranı, hatta bir yerde yüzde 70'e varan rakamları, yine alkolden meydana gelmektedir. Son günlerde, feministler, birçok çevreler, eşleri tarafından dövülme konusunda, haklı olarak, feryat ediyor; eş dövme olaylarının yüzde 70'i... Siz, bir tarafta, Türkiye'de alkolü teşvik edeceksiniz, alkollü olmayı çağdaşlık diye adlandıracaksınız; ama, öbür tarafta, televizyonlardaki programlarda...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Konuşma sürem bitti mi Sayın Başkan?


BAŞKAN - Efendim, süreniz bitti.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.


Bir taraftan, siz, eş dövme olayının, hakikaten ciddî bir yanlış olduğunu, ahlakî bir bunalım olduğunu söyleyeceksiniz; ama, öbür taraftan, Türkiye'de eşleri dövme hadisesinin arkasındaki nedenin, yüzde 70 alkol olduğu gerçeğini görmeyeceksiniz.


Yine, işe gitmeyenlerin -yani işlerini terk edenlerin- dürüst iş ve imkânlarını terk edenlerin de yüzde 60'ı alkol hastalığından dolayı bu noktaya gelmiştir.


Değerli arkadaşlarım, bir iki hususta daha arzım olacak; ama, bilahara, diğer maddelerde arz edeceğim.


Bu tasarının, mahzurlarının göz önünde bulundurularak değerlendirilmesini umuyor; saygılar sunuyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Türker?..


MASUM TÜRKER (İstanbul)- Konuşmayacağım.


BAŞKAN -Sayın Türker, teşekkür ederim.


Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler bitmiştir.


Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


1 inci maddeyi okutuyorum:


İSPİRTO VE İSPİRTOLU İÇKİLER İNHİSARI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK


YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI


MADDE 1. - 8.6.1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun değişik 1 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


"Amaç ve kapsam


Madde 1. - Bu Kanunun amacı her türlü ispirto ve ispirtolu içkilerin üretimi, iç ve  dış alım ve satımı, dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.


Kamu kurum ve kuruluşlarına mer'i mevzuatla denetim, kontrol ve diğer hususlarda verilen yetkiler saklı kalmak kaydıyla, yukarıdaki faaliyetlere ilişkin iş ve işlemler Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri (Tekel) Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür. Tekel Genel Müdürlüğü bu Kanunla kendisine  verilen  görevleri  doğrudan  veya bağlı ortaklıklar kurmak suretiyle yerine getirir.


İthalatçı firmaların, ülke genelinde kuruluş yeri nerede olursa olsun her satıcının sipariş verdiği ürünleri yerinde teslim etmeleri, üretici firmaların ise en az bir milyon litre yıl kapasiteli yeni teknoloji ile kurulmuş entegre tesis kurmaları şarttır. Yıllık en az bir milyon litre  yıl ayrı ayrı üretim, satış veya dış alım miktarına ulaşan firmalar, bu faaliyetlerini yürütmek ve fiyat belirlemekte serbesttir. Bu şartları yerine getiremeyen firmaların ürettikleri veya ithal ettikleri ispirto ve ispirtolu içkilerin fiyatlandırılması, satış ve dağıtımı Tekel Genel Müdürlüğü eliyle yapılır. Yurt içinde üretilen veya ithal edilen ürünler arasında ayrım yapılmaz.


İspirto, ispirtolu içki, bira ve şarap üretecek fabrikaların haiz olmaları gereken teknik şartlar, kurulmaları, işletilmeleri ve denetlenmeleri ile Tekel Genel Müdürlüğü tarafından satışı yapılan ürünlerin fiyatlandırılmasına ilişkin esaslar, Bakanlar Kurulunca belirlenir.


Üçüncü fıkrada belirlenen şartların yerine getirilip getirilmediğinin tespiti ve takibi doğrudan Tekel Genel Müdürlüğü tarafından yapılır.


Bira ve her türlü şarap ve meyve şaraplarının üretimi, fiyatlandırılması, dağıtılması ve satılması ile viski ve tabiî köpüren şarapların ithali, fiyatlandırılması, dağıtılması ve satılması bu maddede öngörülen şartlar aranmaksızın, bu kanun hükümlerine göre serbesttir. Kısmen tahammür etmiş olmakla beraber, içki vasfını haiz bulunmayan şıra ve boza gibi  maddeler bu Kanun kapsamı dışındadır.


BAŞKAN - 1 inci madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Oğuz; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


FP GRUBU ADINA ALİ OĞUZ (İstanbul) - Muhterem Başkan, değerli arkadaşlarım; 398 sıra sayılı kanun tasarısının geneli üzerinde arkadaşlarımızı dinledik, kıymetli fikirlerini huzurlarınızda sizlere arz ettiler. Birkısım arkadaşlarımız, bu kanun tasarısının, özellikle ticarî faaliyetler ve sınaî faaliyetler yönünü ele aldılar, bırkısım arkadaşlarımız, tütün üreticilerimize getireceği zararları ve bu ay içerisinde tütün üreticimizin içerisine düşeceği darlıkları ifade ettiler; birkısım arkadaşlarımız da, içkinin, özellikle bu faaliyetin memleketimizdeki zararları üzerinde durdular.


Ben de, sizlere, birkısım yönlerini, çıkaracağımız kanunun memleketimize getireceği veya insanımıza getireceği zararları ifade etmek yönünde maruzatta bulunacağım.


Tasarının mahiyetini hepiniz biliyorsunuz, tasarı önümüzde. Özellikle, ta 1943'ten beri kanunun tatbikatının devam ettiğini, Tekel Genel Müdürlüğü eliyle bu faaliyetin yürütüldüğünü ifade ediyor ki, bu, Avrupa Birliği ve gümrük birliği yönünde yaptığımız anlaşmaların mahiyetine uydurmak noktasında aldığımız kararları ve anlaşmaların tatbikatının getirdiği neticeleri ifade etmektedir.


Madde gerekçesinde, Avrupa'yla vaki anlaşmamız sebebiyle, bu faaliyetin,  içki imalatının,  satışının ve memleket içerisindeki organizasyonu karşısındaki engellerin kaldırılması, rahat imalat yapılması, ithalat yapılması, ihracatındaki engellerin kaldırılması şeklinde bir büyük atılım ve büyük bir genişleme öngörülmektedir.


Değerli arkadaşlarım, bir hayrın genişlemesi çok güzel bir şeydir, o hayır genişlerse, memleketimizde herkes o hayırdan istifade eder; ama, bir şerrin gelişmesi ve genişlemesi, bu memlekete, hayırdan çok zarar getirir. Biz, eğer, mevcut faaliyetin ve üretimin önündeki engelleri kaldıracaksak, daha çok üreteceğiz demektir; daha çok ürettikten sonra da, daha çok satacağız demektir; daha çok sattıktan sonra da, daha çok içireceğiz demektir. Biz, şu elli yıllık faaliyet içerisinde, ne kadar ürettiğimizi ve ne kadar içirdiğimizi hesaplarsak, karşımıza çıkacak miktarlar, mutlaka, fevkalade yüksek olacaktır. Nitekim, benden önce konuşan arkadaşım, memleketimizde, insanımızın ne kadar içtiğini ve dünya istatistikleri içerisinde ne kadar tükettiğimizi ifade ederken korkunç rakamlar verdi.


İnsanımızın gerek maddî gerek manevî değerlerinin korunması hususunda Anayasanın devlete ve hükümete verdiği vazifeyi şöyle bir düşündüğümüz zaman, diyoruz ki, insanımızın hem maddî hem manevî değerlerini korumak devletin görevidir. Manevî değerleri neyle koruyacağız?! Eğer içkiyi teşvik edeceksek, onun reklamını yapacaksak veya reklam mahiyetindeki faaliyetlerimiz insanımıza tesir edecekse, bunun neticesinde getireceği vahim şekilde ortaya çıkan korkunç rakamlar, insanımızı perişan edecek demektir. Nitekim, trafik kazalarının büyük bir kısmının alkolden kaynaklandığını; darp, ırza geçme, müessir fiil, adam öldürme şeklindeki fiillerin de çoğunun içki sebebiyle olduğunu arkadaşlarımız ortaya koydular.


Alkolizmin getirdiği, memleketimizin, özellikle insanımızın ve devletimizin, hatta, sağlık teşkilatımızın ve Sağlık Bakanlığımızın harcamaları içerisinde, alkol tedavisinin yeri, Tekelin kazandığı ve getirdiği kazancın yanında mukayese bile kabul etmez bir büyük rakam ifade ettiğini yine hepiniz bilmektesiniz.


Efendim, reklamını yapmıyoruz diyorlar, hatta, yasak diyorlar. Peki, reklamını yapmıyorsak, yasaksa, televizyonda, özellikle radyolarda veya resimlerde, canlı seyrettiğimiz filmlerde veya bölgesel veya belgesel faaliyetleri gösteren reklamlarda, eğer sevinmişse bir insan veya bir aile, bakıyorsunuz ki, onu içkiyle kutluyor veya üzülmüşse, yine teselliyi içkide buluyor. Peki, hani reklamını yapmayacaktık... Bir taraftan övülme şeklinde değil; ama, bir sahneyi görerek, sevinçte de, üzüntüde de içkiyle insanın teselli bulacağı ve sevineceği konusunu reklam vasıtası yaparsak, o da bizatihi hem de müessir bir reklamdır.


Onun için, ben diyorum ki, her yönüyle -cezaevlerindeki suçlular arasındaki istatistikleri ve bilgileri arkadaşım burada ifade etti, çok büyük rakamlarla; hatta, eşini dövme fiilinin dahi içkili olanlar arasında daha çok yaygın olduğu ifade edildi ki, bu, büyük bir gerçektir- hastalıkların mahiyeti ve hastalıkların sebebi hastanelerde incelendiği zaman, ciğer hastalıkları, mide hastalıkları, asabiyet ve daha birçok rahatsızlıklar, başta içki alışkanlığından neşet eden alkolizmin getirdiği rahatsızlıklar yanında, bunların hepsinin kökünün içki olduğunu görüyoruz.


İnançlarımıza baktığımız zaman, ayeti kerimeyle, içkinin haram olduğu ve zararlı olduğu, şeytan ameli olduğu ifade ediliyor. Hadislere baktığımız zaman, bütün kötülüklerin anasının içki olduğu ifade ediliyor ki, bunlar, tabiî ki, hikmetli sözlerdir. Gerek Cenabı Hak'kın gerekse Allah Resulünün bildirdiği, zararları ifade edilen içkinin, önce alışkanlıkları bertaraf etmek hususunda "içkiliyken namaza yaklaşmayın" şeklinde gelen ayeti kerimenin arkasından, içkinin katresinin dahi haram olduğunu ifade eden ayetle, içki, İslamda ve Müslümanlar arasında tamamen kaldırılmış ve zararları da bertaraf edilmiştir. Hatta, son ayet geldiği zaman, Medine'de ve Mekke'de, İslamı kabul etmiş insanların, yüzlerce, daha eski içkilerini, hurma şaraplarını veya hurmadan elde edilen içkilerini sokaklara döktüğünü, İslam tarihçileri "Mekke ve Medine sokakları içki çamuru haline geldi" şeklinde ifade ederek, bir anda Müslümanların içkiyle nasıl alakalarını kestiklerini ifade etmektedir.


Bizde, memleketimizde, tabiî ki, yıllar yılı, bu, yasak olarak kabul edildiği içindir ki, büyük bir gelişme göstermemiş; ama, neredeyse elli yıldan bu tarafa, belki daha uzun, önce gizli olarak devam eden bu faaliyet, sonra açığa çıkmış, teşvik edilmiş; bir zamanlar sefahat ehli insanların faaliyeti gibi gösterilirken, neredeyse, muteber insanların, zengin insanların, makam ve mevki sahibi insanların sofrasını süsleyen, modern olmanın, medenî olmanın, mevki sahibi olmanın, büyük makam sahibi olmanın alameti sayılacak şartlar içerisine girmiş ve onların sofralarında her zaman görülen bu içki, ondan sonra, memleketimizin, neredeyse, orta halli sınıfına, arkasından da fakir fukaranın sofrasına kadar ilerleyerek memleketimizde çok büyük bir tahribata yol açmıştır.


Bunun yanında, tabiî ki tütünün de, neredeyse içki  kadar  zararlarını  tıp  mecmualarında görüyoruz. Ellerinin, ayaklarının kesilmesiyle birlikte sakat kalan insanların, hastalıkları sebebiyle, siroz veya benzeri ciğer hastalıkları, mide hastalıkları sebebiyle hayatlarını kaybeden insanların, yine, hayat hikâyelerini tıp mecmualarından, Yeşilay mecmualarından, hatta doktor arkadaşların verdiği bilgilerden öğreniyoruz ki, bunların hepsi, içki sebebiyle insanların uğradığı felaketler ve belalardır. Memleketimizi ve milletimizi, Cenabı Hak böyle bir felaketten kurtarsın.


Getireceğimiz kanunlar, bukabil felaketlerin kolaylaştırıcısı değil, onun zeminini hazırlayan değil; ona engel olacak, tedbirler alacak, hele hele küçükleri bu felaketten kurtaracak tedbirler olması lazım gelir diye düşünüyorum. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum efendim. (Alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Oğuz.


Şimdi, söz sırası, Doğru Yol Partisi Grubunda.


Doğru Yol Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Dönen; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA MEHMET DÖNEN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 1 inci maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu, bir uyum yasası; yani, Avrupa Birliğine uyum sağlamak için çıkarılmak istenen bir yasa. Özellikle, 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararları gereğince, Avrupa alkollü içkiler mevzuatına uyabilmek için çıkaracağımız bir yasa. Ancak, tabiî, bu tasarının, 1/95 Ortaklık Konseyi kararlarına ve Avrupa mevzuatı kriterlerine uyuyor mu diye baktığımızda, tam manasıyla cevap verdiği kanısında değilim.


Değerli arkadaşlarım, burada, tabiî ki, tekelin, tekel olma vasfını, birtakım yeni düzenlemelerle altı yıl koruyacağız. Bu, bence, kendimizi aldatma olur diye düşünüyorum; çünkü, Avrupa Birliğine biz tam olarak üye olmadık. Altı yıl daha tekel olma hakkımızı sürdürürüz düşüncesinden hareket edersek, Avrupa Birliğiyle yaptığımız birçok anlaşmaları, Avrupa Birliği, kendine göre yorumlar. Bu, bize farklı bir faturayı getirir.


Bakın, son günlerde Avrupa Birliğiyle ilgili olarak üçüncü ülkelerden ithal edilen mallar konusunda ortak bir gümrük tarifesine tabiyiz. Ülkemizi önümüzdeki günlerde çok büyük tehlikeler beklemekte ve bu ortak gümrük birliği, örneğin, Avrupa'nın Çin ile tekstil konusunda yapacağı bir serbest dolaşım anlaşması, Türkiye'yi de bağlayan bir anlaşma olarak karşımıza gelecek. Türkiye, bugünlerde, bu tür anlaşmalar konusunda direnmek ve hakkını korumak durumunda; yani, kendi yerli sanayiini korumak durumunda. Eğer, bu tür, biz, böyle kurnazlığa dayanır, o kriterlere uygun yasalar çıkaramazsak, çıkarmazsak, onlara da, var olan haklarımızı koruyacak yeni önerileri, yeni önlemleri kabul ettirmemiz o ölçüde zor olur diye düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, elbette ki, bu yasayla, bir ölçüde bir esneklik, tekel anlayışına bir esneklik getirilmekle birlikte, serbest piyasa koşullarına uygun bir yeniden yapılanma süreci görülmemektedir. Eğer, biz, gerçekten, serbest piyasa ekonomisine inanıyorsak, bu serbest piyasa ekonomisinin koşullarını yerine getirecek bir Tekelin yeniden yapılanma sürecini gerçekleştirmek durumundayız ve Tekeli, devlet tekellerini, her alanda piyasa ekonomisinin koşullarına uydurmak durumundayız. Ancak, burada, söz konusu olan alkollü içecekler olduğu için, sosyal yararları ve zararları da düşünülerek, özellikle gençlerimizi korumaya yönelik, serbest piyasa ekonomisinin koşulları ile sosyal şartların yararları ve zararları göz önüne alınarak, bu, birlikte düşünülmesi gereken bir düzenleme diye düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, ikinci olarak, özellikle bu yasanın çıkarılmasına ve aciliyetine neden olan koşul, bizim, hükümetimizin, bundan takriben bir ay önce piyasalarda oluşan kriz sonrası IMF'ye ikinci niyet mektubu olarak verdiğimiz niyet mektubundaki taahhütlerimiz doğrultusunda bu yasa çıkarılmakta.


Değerli arkadaşlarım, şimdi, ancak, Alkollü İçecekler Yasası değil, aynı zamanda, Tütün Yasası da, 2001 yılının ocak ayı sonuna kadar IMF'ye verdiğimiz niyet mektubu doğrultusunda çıkarılmak durumunda. Eğer hükümetimiz, bu iki yasayı da çıkarmak durumundaysa ocak ayı içerisinde, bunun ikisini bir arada getirip, işte, bugün ikisini bir arada görüşmemiz gerekirdi. Hatta, değerli arkadaşlarım, Tekeli burada görüşüyorsak; yani, 36 000 çalışanı ve gerçekten 650 trilyona yakın görev zararıyla büyük bir kurumu yeniden yapılandırmak istiyorsak, bütün olarak ele almalıyız, palyatif olarak, işimize geldiği zaman cımbızla bir maddesini ayıklayarak, onu düzenleyerek, Türkiye'yi yeniden yapılanma sürecine sokamayız. Bunu bir bütün içerisinde alıp, makro düzeyde ele alıp, bu yasayı, bu çerçeve yasayı yeniden günün koşullarına göre değerlendirip, bu Meclisten çıkarmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum.


Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu yasaları çıkarmak kolay; yani, burada yasa çıkarmak, Tekel'i bütünüyle yeniden dizayn etmek, Tütün Yasasını da yeniden çıkarmak kolay. Burada çoğunluğunuz var, iktidarın çoğunluğu var, bunu çıkarabilirsiniz; ama, Türkiye'de, bu, milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Milyonlarca insanı ilgilendiren bu konuda yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Siz, yarın, Tütün Yasasını değiştirdiğinizde, hükümetimizin verdiği taahhütler  doğrultusunda tütün destekleme alımından vazgeçtiğiniz zaman, peki, 600 000'i aşkın tütün üreticisini nereye koyacaksınız; bu tütün üreticisini ne yapacaksınız; yeniden nasıl yapılandıracaksınız?


Değerli arkadaşlarım, çiftçiyi, tütün üreticisini ve bütün üreticileri desteklemek zorundayız. Avrupa Birliği normlarında düşünürsek, serbest piyasa ekonomisi koşullarında düşünürsek, dünyanın bütün ülkeleri, kendi üreticilerini desteklemektedir; ama, bunu kurumsal bir anlayış haline getirmiş; yeni bir anlayış içerisinde, yeniden yapılanma süreci içerisinde kendi üreticisine destek vermeyi sürdürmekte. Şimdi, biz, özellikle, tütün borsalarını kuracağımızı vaat ediyoruz.


Değerli milletvekilleri, tütün borsalarını kurmak, öyle bir aylık, iki aylık, üç aylık sürede olacak bir iş değil. Onun için, Tekel, özellikle, bizim üzüm üreticisini de, anason üreticisini de, incir üreticisini de, tütün üreticisini de ilgilendiren bir konu. Biz, eğer, yeniden yapılanma sürecine gireceksek, önceden, bu üreticileri nasıl destekleyeceğimizi ve hangi kurumlarla, hangi kaynaklarla destekleyeceğimizi çok açık seçik ortaya koymak durumundayız; çünkü, Türkiye'nin üretim deseni de ona göre değişmekte. Yani, bugün var olan ürünler arasındaki partiye göre, insanlar hangi ürünü ekeceklerine karar vermektedir. Onun için de, biz, burada, yasayı koyan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bu yeni kurumları oluşturup, üreticileri koruyacak kaynakları bulduktan sonra, bu tür yasaları çıkarmak durumundayız.


Değerli arkadaşlarım, kısacası, bu yasa tasarısı üzerinde söylenecek temel iki nokta var. Birincisi, Avrupa Birliği uyum yasası doğrultusunda bu yasa çıkmakta; ancak, bu uyum kriterlerine tam manasıyla uymamaktadır. Nedeni, bizi Avrupa Birliğine almadılar diye, biz, bir müddet daha devlet tekellerini sürdürme gayreti içerisindeyiz. Bunu hiç kimseye anlatamayız. Yarın bir başka yerde, bunun faturası ağır olarak karşımıza çıkar.


BAŞKAN - Sayın Dönen, toparlar mısınız. Süreniz bitmek üzere.


MEHMET DÖNEN (Devamla) - Bitiriyorum.


İkincisi, biz, milyonlarca üreticiyi, çiftçiyi ilgilendiren bu yasa tasarısını, neyi, kimi, nasıl, nerede destekleyeceğimizi, hangi kurumla, hangi kaynaklarla destekleyeceğimizi tespit etmeden, IMF'ye verilmiş bir mektubun sonucu alelacele alınmış bir karar gereği bunu çıkarıyoruz ki, bunun da Türk üreticisine çok büyük fayda getireceğine ben inanmıyorum. Yine de, esneklik, özellikle piyasa ekonomisi konusunda getirdiği esneklik bakımından bu yasa tasarısını, atılmış önemli bir adım olarak kabul ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dönen.


Gruplar adına başka söz isteyen?.. Yok.


Şahısları adına, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya.


MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sıramı Ali Rıza Gönül Beye devrediyorum.


BAŞKAN - Sayın Ali Rıza Gönül, buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


Süreniz 5 dakika.


ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.


Tabiî ki, bu, çok önemli bir yasa tasarısı; çünkü, Tekelin, Tekel Tütün İşletmelerinin ve alkollü içkilerin, yani, ispirto ve ispirtolu içkilerin dağıtımı, üretimiyle ilgili çok önemli bir yasa tasarısı. Bu yasa tasarısının, şu anda hitap ettiği kesim, takriben, 600 000-700 000 üretici. Yine, biraz sonra, bizzat okuyarak ifade edeceğim gibi, Türkiye'de, takriben, 600 000-700 000 tütün üreticisi var. Toplarsanız, 1 milyon civarında üreticiyi ilgilendiren bir yasa tasarısı. Eminim ki, Anadolu'da, insanlar, üzüm üreticileri, tütün üreticileri, şu an, bu yasa tasarısının görüşülmesini büyük bir heyecanla takip etmektedirler. Bu insanların gelecekleri karanlıktır, gelecekleri çok kötüdür gibi bir kara tablo çizmek istemiyorum; ama, geleceklerinden endişe duyduğumuzu, gerek kişisel olarak gerekse Doğru Yol Partisi olarak endişe duyduğumuzu, özellikle belirtmek istiyorum.


Değerli arkadaşlarım, ben, tabiî ki, biraz sonra, birkaç defa, belki, huzurlarınıza geleceğim ve sizleri meşgul edeceğim; çünkü, arz etmek istediğim konuyu beş dakikaya sığdırmak mümkün değil. Öncelikle, ben, hükümetin vermiş olduğu ikinci niyet mektubunun tarım bölümünü sizlere arz etmek istiyorum ve bilahara, kürsüye geldiğimde de, gerek tütün üreticilerinin gerekse üzüm üreticilerinin niçin geleceği karanlık olarak gördüklerinin izahını yapmaya çalışacağım.


Değerli arkadaşlarım, 57 nci, Sayın Ecevit Hükümetinin, 18.12.2000 tarihli ikinci niyet mektubu, Uluslararası Para Fonu Başkanı Sayın Köhler'e yazılan bu mektubun 44 üncü bölümü, tarım politikalarını ifade etmektedir; diyor ki veya diyoruz ki veya Sayın Ecevit Hükümeti diyor ki: "Tüm, dolaylı destek politikalarından 2002 sonuna kadar kademeli olarak vazgeçilmesi ve doğrudan gelir desteği sisteminin uygulanmasına geçilmesini amaçlayan tarım politikalarının reformunda, program dahilinde, şimdiye kadar önemli ilerlemeler kaydedilmiştir." Tabiî ki, zamanım çok kısa, 1 dakika 24 saniye kalmış; bir kısmını geçiyorum. "İleriye baktığımızda, 2001 yılında, buğday destek alım fiyatları, hedeflenen enflasyon seviyesini aşmayacak bir oranda artırılacak ve dünya fiyatlarıyla arasındaki fark en fazla yüzde 20 olacaktır. 2001 bütçesinde ödenek ayrılmış bulunan doğrudan gelir desteği ulusal düzeyi yaygınlaştırılacaktır ve 2001 Temmuz ayına kadar çiftçi kayıtlarının büyük ölçüde tamamlanması beklenmekte olup, kayıtlı çiftçiler için ilk taksit ödemesi 2001" deyip, devam ediyor. Arkasından, şeker fabrikalarından en az 6 tanesinin özelleştirilmesinin taahhüdü yer alıyor ve Tekeli yeniden yapılandıran bir kararname ve Tekelin tüm tütün işleme birimlerinin Özelleştirme İdaresi portföyüne devrine izin veren Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı, 2001 yılı ocak sonuna kadar çıkarılacaktır. İki; 2000 yılı başlarında Parlamentoya sunulan alkollü içkiler kanunu, 2001 yılı ocak sonuna kadar çıkarılacaktır.


Bu kanun tasarısının tümü üzerinde konuşan Sayın Kabataş'ın, işte, biraz evvel bu kürsüden ifade ettiği, bu yasa tasarısını niye alelacele getirdiğinizin en bariz örneği budur.


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim.


Buyurun.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, değerli milletvekilleri, bu, bir lazimeden, bir gereklilikten doğduğu kadar, bir de ikincil iyi niyet mektubundaki taahhütten doğmaktadır; onun izahı odur.


Üçüncüsü de, tütün için destekleme alım politikalarını ortadan kaldıran tütün alımlarında ihale mekanizmasını oluşturacak tütün kanunu 2001 ocak ayı sonuna kadar çıkarılacaktır. Demek ki, bu ayın sonuna kadar tütün kanunuyla ilgili yasa tasarısı da gelecektir.


Şimdi, bu konuşmanın bu bölümünde şunu çok net, çok kesin olarak ifade ediyorum: Doğru Yol Partisi, rekabete dayalı, liberal ekonomiden yanadır; özelleştirmenin acilen yapılmasını, sağlıklı bir ekonomi için, geleceğimiz için elzem görmektedir; yani, Türk ekonomisini ayağa kaldıracak her türlü liberal düşüncenin hayatîyete geçirilmesinden yanadır; ancak, bu kararları alırken, yabancı ülkelerin, tarımlarını nasıl koruduğunu da karşılaştırmalı olarak, Türk çiftçisine...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Gönül toparlar mısınız lütfen.


Buyurun.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - ...nelerin gerektiği konusunu arz etmek suretiyle, biraz sonra Yüce Heyetinize düşüncelerimi arz etmek istiyorum.


Heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


1 inci madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.


Soru kısmına geçiyorum.


Sayın Levent; buyurun efendim. Kısa, öz ve yorumsuz lütfen


MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma şu sorumu yöneltiyorum: Bor Şarap Fabrikası on seneye yakın çalışmıyor. Niğde'de üzümler toplanılıyor, Nevşehir'e gidiyor. Bu fabrikayı özelleştirmeyle tüzelkişiliği haiz bir kuruluşa vererek, Tarım Bakanlığı desteğiyle Niğde'de ve o yörede günlük 40 ton sütü işleyecek bir tesise çevirmek istiyoruz. Bu konuda siyasî istismara meydan vermeden, çürümeye yüz tutmuş bu tesisi üretime sokmak ve yeni bir yatırımı kazandırmak istiyoruz. Sayın Bakanım, bu yatırımı yapmak sizi mutlu etmez mi? Yoksa, mutlu olmaya niyetiniz yok mu? Bu konuda açıklamanızı bekliyorum.


Saygılar sunuyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ediyorum efendim.


Sayın Gül, buyurun efendim.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakanıma soru tevcih etmek istiyorum.


Birinci sorum, seçim bölgem Isparta'nın Senirkent İlçesiyle ilgili. Malumunuz olduğu üzere, bu sene, Senirkent İlçesinde, kuruüzüm alım kampanyasında, vatandaşın malını 350 000 TL'den aldılar. Daha sonra, kuruüzüm alım fiyatını 400 000 lira olarak açıkladılar; fakat, bu esnada, kuruüzüm alım kampanyası bitmişti. Arada 50 000 TL'lik bir fark var. Bu 50 000 TL'lik farkı üreticiye ödeyecek misiniz? Bu, birinci sorum Sayın Bakanım.


İkinci sorum ise, malumlarınız olduğu üzere, kendi seçim bölgenize suma fabrikasını kurdunuz, hayırlı, uğurlu olsun, başarılar dileriz, Türk çiftçisine de hayırlı olmasını dileriz. Seçim bölgem Isparta'da, suma fabrikasının kurulması noktasında, konu, bugün kurulacak, yarın kurulacak diye yoğun bir şekilde gündemde. Isparta'nın üzümleri malum; özellikle dimnit üzümleri ve bunun alkol ve şeker oranları yüksek. Türkiye üzümünün yüzde 30'u Isparta'da üretilmektedir. Bu durum karşısında, suma fabrikasının kurulması noktasında, kendi seçim bölgenize kurduğunuz gibi, bizim seçim bölgemize de kurmayı düşünüyor musunuz? Ne zaman kuracaksınız? Bu konuda, zatıâlinizin Genel Kurulda bir müjde vermesini diliyorum.


Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Geçer, buyurun.


MUSTAFA GEÇER (Hatay) - Sayın Başkanım, delaletinizle, Sayın Bakandan, aşağıdaki soruların cevaplandırmasını arz ediyorum.


Aşağı yukarı, dünyanın tüm ülkelerinde, alkol, içki tüketiminin azaltılması için tedbirler alınırken, Türkiye'de alkollü içki tüketimi tehlikeli boyutlara gelmişken -aşağı yukarı, dünyada üçüncü sıralarda yer aldığımız ifade ediliyor- Yeşilay raporlarına göre, aile faciaları ve trafik kazalarına daha yüksek oranda alkollü içki tüketenlerin sebebiyet verdiği ortadayken; ayrıca, Anayasamızın 58 inci maddesinin ikinci fıkrasında, gençlerin alkollü içkilerden korunması görevini devlet yüklenmişken; yani, gençlerin alkollü içki tüketimini engellemesi devlete yüklenmişken, bu tasarıda, ithalatçı firmaları, ülke genelinde, 1 milyon litre üretmek, almak veya satmak kaydıyla, âdeta onları teşvik eder gibi, istediği fiyatları belirleme yetkisi verilerek, alkollü içki üretimi ve tüketimi, dolayısıyla tüketiminin yaygınlaştırılması teşvik edilmiyor mu? Burada kamu menfaati nedir, bunu rica ediyorum.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Sayın Bakan, buyurun efendim.


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önce, Sayın Levent'in sorusuna cevap vererek başlamak istiyorum. Bor Şarap Fabrikası, rantabl olmadığı için kapatıldı. Bor Şarap Fabrikasının binaları özelleştirme kapsamında, ihaleyle satılabilir. Sadece Bor'da yapılacak yatırım değil, Niğde'nin ve Türkiye'nin her yerinde yapılacak her yatırım, beni çok mutlu eder. Onun için, Sayın Levent'le beraberce mutlu olalım; burayı, mahallî bir birliğe veya Sayın Levent'in de tanıdığı insanları teşvik ederek, buranın satışını bir an önce gerçekleştirip, Borlu vatandaşlarımızın imkânına sunacak bir yatırımı beraberce yönlendirmeye çalışalım.


Kuruüzüm ve yaşüzümde, Tekelin, devlet tarafından, Hazine tarafından bir görevlendirilmesi yoktur. Bu, sadece, Tekelin kendi ticarî faaliyeti içerisinde, kendi fiyat analizlerini yaparak verdiği  bir fiyattır. Tekel Genel Müdürlüğü, kuruüzümün kilogramını bu sene 350 000 lira olarak ilan etti ve 350 000 lira olarak da bitirdi, daha sonra 400 000 liraya fiyat çıkmadı. Eğer, bir özel sektöre, kilogramı 400 000 liraya kuruüzüm satılmışsa, onu bilemiyorum.


RAMAZAN GÜL (Isparta) - Kampanya bittikten sonra Sayın Bakanım?...


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Hayır, bir artış olmadı; yani, kampanya bittikten sonra bir artışımız olmadı. Arkadaşlarımız, yine, Isparta'da alınan üzümün miktarını vermişler. Onları zaten siz de biliyorsunuz, 653 189 kilogram kuruüzüm alınmış, alt ve üst mahsulün fiyatına göre, 371 889 lira ortalama bedel üzerinden 242 913 539 000 lira da üreticilerimize ödenmiş.


Senirkent suma fabrikasıyla ilgili olarak şunu söylemek istiyorum: Bu, sadece Tekelin kendisinin karar verdiği bir yatırım değildir, Devlet Planlamadan izin alarak, Hazinenin görüşünü alarak yapılan bir yatırımdır suma fabrikası. Devlet Planlama Teşkilatı da, Türkiye'deki üzümcülüğün gelişimine göre, bölgelerarası dağılımına göre, mevcut suma fabrikalarının ve içki fabrikalarının hinterlandına göre yeni izinler vermektedir. Bu çerçevede, aşağı yukarı 60 000 ton üzümün olduğu Tarsus civarında bir suma fabrikasının başlangıcı yapılmıştır ve o bölgedeki üreticilerimizi de rahatlatmıştır. Aynı şekilde, Isparta yöresindeki üreticilerimizin müracaatları Tekel Genel Müdürlüğünce değerlendirilmektedir. Ancak, Devlet Planlama uzmanlarıyla görüştükten sonra burada böyle bir söz verebiliriz. Şu anda, Senirkent'te suma fabrikası yapılacak veya yapılmayacak diye bir şey söylemem mümkün değil; çünkü, elimizdeki raporlar, şu anda bu sözü etmemizi engellemektedir; ama, arkadaşlarımızın görüşmeleri devam etmektedir. Tekel Genel Müdürlüğü, tabiî ki, yatırımlarını bir taraftan kanunlar çerçevesinde, bir taraftan da Türkiye'nin liberalleşen politikası çerçevesinde sürdürmeye devam edecektir.


Tüketimi artırıp artırmayacağı yolundaki soruya gelince; esasen, bu kanun 1998 yılında sevk edilen ve de Türkiye'de yüzotuzaltı yıldır devam eden devlet tekeline, inhisara son veren bir kanundur.


Bu kanunla, devletin, içki yapıp içki satması önlenecektir. Artık, devlet, sadece tek içki yapan, içki satan devlet olmaktan çıkarılacaktır. Devletler içki yapıp içki satmamalı; bundan, sadece, vergilerini almalıdır. Buradaki 1 milyon litre sınırının da, tüketimi artıran değil, tüketimi azaltan etkisi yapar diye düşünüyorum; yani, tüketimi artıracak bir etkisi yoktur.


Ülkemizde fazla tüketilip tüketilmediği konusunda, tabiî, değişik rakamlar vardır; ama, ülkemizde, bugün, 70 milyon litresi rakı olmak üzere, yaklaşık 90 milyon litre yüksek alkollü içki, 800 milyon litre bira, 30 milyon litre de şarap tüketildiği görülmektedir. Bu, dünya ortalamasında birinci sırada değildir.


MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Üçüncü sırada Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Tabiî, gönlümüz ister ki, gençlerimizin ve insanlarımızın zararına olan bu madde tüketilmesin. Tekel Genel Müdürlüğü de, bu maddenin fazlaca tüketilmemesi için ne bir çaba sarf etmekte ne de yeni çıkarılacak kanunlarda, bu konuda teşvik edici bir unsura yer vermemek için gerekli gayreti göstermektedir.


Arz ederim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.


Efendim, 1 inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.


1 inci maddeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 inci madde kabul edilmiştir.


2 nci maddeyi okutuyorum efendim:


MADDE 2. - 4250 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


"Madde 3. - İspirto ve ispirtolu içkilerinTürk Gıda Kodeksine uygun olarak üretilmiş olması şarttır.


Her türlü alkollü içki üretiminde, tarımsal kökenli etil alkol veya distilatı dışındaki alkol ve alkol türevleri kullanılamaz. Üzüm kökenli bir distilat olan suma veya tarımsal kökenli etil alkol ile karıştırılmış sumanın, 5000 litre veya daha küçük hacimli geleneksel bakır imbiklerde, anason tohumu ile ikinci kez distile edilmesiyle üretilen rakının, Türkiye'de üretilmesi ve üründeki toplam alkolün en az % 65'inin suma olması şarttır."


BAŞKAN - Efendim, 2 nci madde üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya; buyurun.


FP GRUBU ADINA MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ilgili yasanın 2 nci maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, tabiî, ben, 2 nci maddeye temas etmeden önce, tasarının, hükümet tarafından gelen gerekçesindeki bir iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Hükümetimizin getirdiği tasarının gerekçesinin bir bölümünde "Düzenlemeler, alkol ve alkollü içkilerin insan ve toplum sağlığı açısından önemi ve Tekel Genel Müdürlüğünün yıllardır bu sektörde yerine getirdiği denetim ve vergi toplama işlevi dikkate alınarak yapılmış bulunmaktadır." denilmektedir.


Bir başka bölümde de "Kanun tasarısında, alkol ve alkollü içkilerin satışı, ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılması da mevzuat uyumu çerçevesinde yeni esaslara bağlanmaktadır." deniliyor.


Yine, geleneksel ve özgün bir içkimiz olan rakıya da uluslararası bir patent kazandırma amacı olduğu ifade ediliyor. Madde gerekçesinin bir bölümünde "İnsan ve toplum sağlığı açısından son derece önemli olan -ben, bu tabiri bir türlü anlayamadım!- alkol ve alkollü içkilerin üretimi, alımı, satımı, ithali, dağıtımı ve fiyatlandırılmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir." denilmektedir.


Şimdi, insan sağlığı için alkolün önemi!.. Arkadaşlar, bir şey anladınız mı siz? Yani, alkolü, nasıl, sağlık için, insan sağlığına fayda sağlayan...


İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) - İlaç... İlaç için...


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Arkadaşlar, eski bir deyim var, derler ki, zırva, tevil kabul etmez.


Şimdi, Hükümetin bu gerekçesinin mantığı çok sakıncalı. Eğer bu argümanla hareket ederseniz... Sayın Bakanım az önce ifade buyurdular, dediler ki "biz, dünya birincisi değiliz" maşallah!.. Bu nüfusla, birinci olduğumuz birçok konu var; trafik kazalarında dünya birincisiyiz, toplum adına bir yığın felaketlerde dünya birincisiyiz, yolsuzluklarda dünya birincisiyiz. Yani, düşünüyor musunuz, şu iki ay içerisinde, buffalodan alınız bilmem nereye kadar, yığınla operasyon; hâlâ, memleket, tir tir titriyor bunlarla. Birinci olduğumuz şeyler var. Ben,  falan  yaptı,  filan yaptı demiyorum; ama, yarası olanlar gocunur.


Değerli arkadaşlar, bu kadar olumsuzlukların olduğu bir ülkede, dünyada, nüfusuna, şartlarına göre de, alkol tüketiminde dünya üçüncüsüyüz! Yazık değil mi bu ülkenin insanına, yazık değil mi bizim bütün değerlerimizle bu noktaya gelmiş olmamıza ve yorumu doğrusu anlamak... İşte, tekrar ediyorum; bakın, elimde şu gördüğümüz Anayasanın, birçok maddesini bendenizin de beğenmediği, mutlaka değişmesini de... İki gün önce, Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasayla ilgili yapılan bir oturumda da ifade ettiler; birçok maddesinin -başta Siyasî Partiler Kanunu olmak üzere, basının tekelleşmesi olmak üzere- mutlaka ve behemehal değişmesi lazım; Anayasada ciddî değişiklikler... Anayasanın 58 inci maddesinin ikinci paragrafını az önce bir arkadaşım okudu: "Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır." Cehaletten korumak için gerekli tedbirleri aldık; okulların ve üniversitelerin kapılarına polisleri diktik ve en son, bir provokasyon sonucu, İstanbul İlahiyatını da polislendirdik, silahlandırdık.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Hadi oradan!..


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Evet, bu hale getirildi Türkiye.


Değerli arkadaşlar, sonunda, bakınız, liselere varıncaya kadar... Şu elimdeki, Aksiyon Dergisinin 6 Ocak 2001 tarihli sayısı. Ne deniliyor burada, bakınız: "Liselerde uyuşturucu kullanımı giderek artıyor, okullarda cinayetler çoğalıyor, alkol tüketimi, 15, 16, 17 yaşındaki insanlarda, 30 yaşından daha yukarı olanlardan daha fazla yaygın hale geldi." Ben, özellikle değerli bakanlara ve hükümet erkanına, bu dergideki bu yazıyı da okumalarını... İstanbul'daki liselerde, Anadolu'daki liselerde gayri ahlakî eylemleri; içki tüketimini, alkol tüketimini; hatta, okul çıkışından sonra -üzülerek söyleyeyim- birçok gençlerin, değişik amaçlarla, 16-17 yaşındaki gencecik körpe yavruların, kızların kötü yollara düşürüldüğünü de, belgeleriyle, bilgileriyle burası açıklıyor.


Değerli arkadaşlar, esasen, hükümetlerin üzerine düşen bu. Bu kadar usulsüzlüklerin yaşandığı bir ülkede, elbette, bu mantıkla bakılırsa, bunlar sârî olabilir,  çoğalabilir;  ama,  bir  şeyi  beceremiyoruz... Bakın, uyumu sağlamaya çalıştık. İşte, yukarısında, birinci paragrafında var. Diyoruz ki, işte, Avrupa Topluluğuna giriyoruz...


Değerli arkadaşlar, iki gün önce medyada izlediniz. Af buyurun, bir deli dana krizi Almanya'da iki bakan götürdü; tarım bakanı ve sağlık bakanı istifa etti. Hadiseler karşısında onurla istifa edebilme anlayışının darısı bizim bakanların başına. (FP sıralarından "Amin" sesleri) Yani, yanlışları yaptıklarında, ne zaman, bu memlekette, kabinede... Bu kadar olumsuzlukların yaşandığı bir eğitim mantığı, bu kadar kötü gidişli bir ekonomi mantığı, bu kadar sıkıntılara saplanmış bir Türkiye'nin... İşte görüyorsunuz, emniyet bir tarafta, hükümet bir tarafta; ama, şu anda, hükümet içinde yaşanan sıkıntıları görüyoruz.


Değerli arkadaşlar, bütün bunların arkasında, şu gerekçedeki gerçekle, bu adeseden bakılınca, hükümetin bakış açısı çok iyi tespit edilebiliyor; bu, fevkalade yanlış bir şeydir.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Madde üzerinde konuşun.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, herhalde, sizin gönlünüze ve arzunuza göre konuşmak üzere gelmedim. Arzunuza göre sözcünüzü gönderirsiniz, o konuşur. (FP sıralarından alkışlar)


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Madde üzerinde konuşun; İçtüzük öyle söylüyor.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Ben maddeme göre konuşuyorum. Ben diyorum ki, şu maddeye... Arkadaşlarınızı gönderin konuşsun. Gönlünüze göre tarif edin, eline verin raporu, şöyle konuşacaksınız... Zaten böyle çalışıyorsunuz! Verin raporu, konuşsun istediği gibi. (FP sıralarından alkışlar) Ama, değerli arkadaşlar...


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Biz kimsenin eline vermiyoruz, sizin elinize veriyorlar; o, size ait bir şey.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Benim burada ne konuşacağım sizi ilgilendirmez. Benim  ne konuşacağım sizi ilgilendirmez Sayın Başkan.


MEHMET  EMREHAN HALICI (Konya) - Sadece İçtüzüğe göre konuş.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Hayır, İçtüzüğü hatırlatmak senin görevin değil, oradaki Başkanın görevi... Haddini bil... (FP sıralarından alkışlar)


Değerli arkadaşlar, şunu söylüyorum: Bir gerçeği...


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Başkan... Başkan... Sayın Başkan, İçtüzüğe göre konuşsun; lütfen... Madde üzerinde konuşsun...


BAŞKAN - Efendim, maddeye gelir misiniz.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, ben maddeden çıkmadım ki...


BAŞKAN - Efendim, ben, maddeye geleceğinizi görüyorum da, çabuk gelirseniz daha iyi olur.


ASLAN POLAT (Erzurum) - Sayın Başkan, burada kaç tane başkan var?!


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sayın Başkan, ben, maddenin üzerinde konuşuyorum; ama, zaten, bu memlekette en büyük hatalardan birisi, eski deyimiyle, bir tedahül var; herkes birbirinin işine müdahale ettiği için, şu anda da Türkiye'de hükümetin işine müdahale edenler var. İşte, Türkiye'yi önce bu müdahalelerden kurtarmak lazım, bu mantıktan kurtarmak lazım. Oradaki Başkanın yetkisi belli, burada oturanın yetkisi belli, ama, Türkiye'yi, önce, bu müdahalelerden kurtaramadık; sıkıntı burada, demokrasinin açmazı da burada; bu müdahaleden ve müdahalecilikten kurtarmak...


Değerli arkadaşlar "maddeye gel" diyor arkadaşım. Yahu, ben maddenin içerisindeyim. Ben diyorum ki, bu maddede... Allahaşkına, bana tarif eder misiniz, insan ve toplum sağlığı açısından son derece önemli olan alkol üretimi... Yani, bunun neresinde?.. (DSP sıralarından gürültüler)


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeyle ilgili konuş, maddeyle ilgili...


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, 1994'te alkol tüketimi -trilyon bazında- 21 trilyon 473 milyar, 1999 yılında 408 trilyon küsur... Şimdi, alkol tüketiminde 20 kat -litre bazında da böyle- artışın olduğu bir ülkede ve Anayasanın hükmünün cari olduğu bir yerde... Bakınız, benim şurada farklı bir şey söylemem söz konusu  değil.  Elbette,  Türk  rakısıysa  onun  unvanı verilecek, uluslararası değeri kazandırılacak. Yani, sizin, burada, bizim yaptığımız konuşmalarımıza, madde üzerindeki konuşmalarımıza, mantığınıza yatan herhangi bir önergemize evet dediğiniz vaki oldu mu; hayır...


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Bu, sizin madde dışı davrandığınızı gösteriyor.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Siz, kendi elinize ne verilmişse, hangi madde verilmişse, o maddeyle geldiniz, o maddede, noktası virgülüne, burada, değişikliğe razı... Öteden beri teamül olan, sizin uygulamanız bu. Dolayısıyla, sizin buraya önşartlı ve yargılı olarak komisyonlardan getirdiğiniz, ne şekilde getirdiğinizi de doğrusu anlayamadığımız bu maddelerde, Genel Kurulda şu muhalefeti de dinliyoruz, hakikaten, söyledikleri iyi şeyler de var diye kabul ettiğiniz, şu önergeye evet dediğiniz bir şey var mı?


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - İşte, buradaki heyet değerli arkadaşımın gözüne bakacak, oradaki heyet oradaki başkanın gözüne bakacak; sonuç bu.


CEMAL ENGİNYURT (Ordu) - Sizde de farklı olmuyor, siz de Avni Doğan'a bakıyorsunuz.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uzunkaya.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlarım...


BAŞKAN - Sayın Uzunkaya, teşekkür ederim... Bilahara, her maddede sözünüz var.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Sözüm var da, selamlamama müsaade ederseniz efendim...


BAŞKAN - Tabiî efendim; buyurun, selamlayın.


MUSA UZUNKAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, kişisel sözüm de var.


Ben, yasanın gerçekten hayırlı olmasını temenni ederdim. Yasanın hayırlı olmasının umulması, Türkiye'de alkol tüketiminin sıfırlanmasına bağlıdır. Ha, üretilecekse, bu temennilerle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Gruplar adına başka söz isteyen var mı?


ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan...


BAŞKAN - Talebiniz olmadığı için, sordum.


Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül; buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grubum adına Yüce Heyetinizi selamlıyorum.


Biraz evvel, 57 nci Sayın Ecevit Hükümetinin IMF'ye vermiş olduğu ikinci niyet mektubundan tarım kesimini ilgilendiren konuları okuyarak Yüce Heyetinize arz etmiştim ve orada ifade etmiştim ki: "500 000-600 000 üzüm üreticisinin kulağı bizde; 2001 yılı ocak ayının sonuna kadar huzurunuza gelecek olan, özellikle tütün üreticilerini ilgilendiren yasa tasarısı nedeniyle 500 000-600 000 ülkemiz tütün üreticisinin gözleri de bizde."


Bir kısmını, zamanın darlığı nedeniyle ifade edememiştim. Bakınız, mesele, sadece, üzüm üreticisi, tütün üreticisi filan değil; burada, bu niyet mektubunun muhteviyatı dikkatlice okunduğunda, şekerpancarı üreticilerini doğrudan ilgilendiren çok önemli mesele ele alınmış, buğday üreticileri için de fevkalade önem taşıyan bazı meseleler ele alınmış, taahhütlerde bulunulmuş. Sayın Ecevit Hükümeti, 45 inci bölümde diyor ki "ileriye baktığımızda, 2001 yılında buğday destek alım fiyatları hedeflenen enflasyon seviyesini aşmayacak bir oranda artırılacak ve dünya fiyatlarıyla arasındaki fark en fazla yüzde 20 olacaktır." Bu, gelecek sene buğday fiyatlarının 102 000-105 000 lira civarında olacağının ifadesidir.


Şimdi, bu kürsüden, buğday üreticisine sesleniyorum, önümüzdeki yıl, 2001 yılında buğdaya verilecek olan fiyat, oluşturulacak fiyat, belki bu söylediğim 102 000-105 000 liranın, bir iki bin lira üzerinde olur veya altında olur.


Değerli milletvekilleri, şimdi, şekerpancarı için böyle, buğday için böyle. Pamuk, fındık bunun dışında mı, yağlı tohumlar dediğimiz ayçiçeği fiyatları bunun dışında mı; hayır. Bunların da, bu esaslar içerisinde fiyatları belirlenecek ve Türk üreticisi -üzülerek ifade ediyorum- kendi kaderine terk edilecektir.


Ben, Doğru Yol Partisinin bir milletvekili olarak, bir grup başkanvekili olarak Grubum adına yapmış olduğum konuşmada, tarım satış kooperatiflerinin yeniden oluşturulması, yapılanması, Birlikler Yasası adıyla andığımız yasa tasarısının görüşülmesi sırasında da ifade ettim; "değerli arkadaşlarım, fevkalade yanlış bir yoldayız ve yoldasınız. Türk tarımını ve Türk çiftçisini kaderiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Türk üreticisi, Türk çiftçisi, çok yakın bir zamanda, gerek ulusal gerekse uluslararası büyük şirketlerin kuracakları çiftliklerde ırgat olmaktan, işçi olmaktan öteye gidemeyecektir" dedim.


Siz, şimdi, efendim, liberal ekonomiyi savunuyorsunuz, piyasa ekonomisini savunuyorsunuz, ondan sonra da gelip bu lafı ediyorsunuz diye bir soru yöneltebilirsiniz. Doğrudur bu soru; ama, bu soru şu anda sizden gelmese bile, ben bu sorunun sorulmuş olabileceğini düşünüyorum ve kendi beynimde de bunu kendime soruyorum. İşte bu sorunun cevabı şudur: Avrupa'da İspanya, zeytin üreticisine ne kadar, prim olarak, destek veriyor; 80-90 sentin üzerinde. Amerika, pamuk üreticisine ne kadar destek veriyor; bizim verdiğimiz veya vereceğinizi ilan ettiğiniz 8-9 sentin çok üzerinde, 25-30 sent, 40 sent veriyor. Şimdi, Avrupa ülkeleri, gelişmiş ülkeler çiftçisine bu desteği verirken, Türk pamukçusu, Türk yağlı tohumlar, ayçiçeği üreticisi, Türk zeytincisi, Türk pamukçusu, fındıkçısı, buğdaycısı, bırakınız, hep birlikte primle desteklenmeyi, desteklenmiş olanlar dahi, maalesef, ağır tarım girdilerinin altından kalkamamaktadır. (MHP sıralarından gürültüler)


BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Bu maddeyle ne ilgisi var?


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Bu maddeyle ilgisi var sevgili arkadaşlarım.


BAŞKAN- Hatibin sözüne müdahale etmeyin efendim.


Ben şimdi anladım ki...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Çünkü, bırakınız, alkollü içkileri, tamam, 1 milyon litre, ikinci yıl 500 000 litre, söyledim, bitti... (MHP sıralarından gürültüler)


BAŞKAN - Sayın Gönül, bir dakika...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- Ama, Türk çiftçisinin, Türk tarımının ve tarım üreticisinin...


MİHRALİ AKSU (Erzincan)- Türk çiftçisi mi kaldı bu memlekette?!


BAŞKAN- Sayın Gönül...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla)- ...sorunlarını, bir milletvekili olarak bu kürsüden Yüce Heyetinize arz etmeyecek miyiz?! Bizim sesimizi mi kesmek istiyorsunuz?! İstirham ediyorum!..


BAŞKAN - Sayın Gönül...


MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Maddeyle ne alakası var?!.. Maddeyle ilgili konuş!..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - İstirham ediyorum!..


BAŞKAN - Efendim, müdahale etmeyin... Sayın Tarım Bakanı geldi; Sayın Tarım Bakanı geldikten sonra, hitap şekli değişti.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, bu memleketin yüzde 47'si, yüzde 48'i tarımda yaşıyorsa ve nüfusun yüzde 30-33'ü, yani, nüfusumuzun, takriben yüzde 35-40'ı kırsal alanda yaşıyorsa, siz, bunlara, bigâne kaldığınızı mı söylemek istiyorsunuz?.. Hiç ilginizi çekmiyor mu?.. Türk çiftçisinin sorunları, hiç sizin ilginizi çekmiyor mu?.. (DYP sıralarından alkışlar) İstirham ediyorum!..


MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Siz bu memlekette çiftçi mi bıraktınız?!.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, şimdi, ben, burada,  bir milletvekili olarak, Türk çiftçisinin ve Türk tarımının içinde bulunduğu olası sıkıntıları ifade ediyorsam, yanlış mı oluyor?.. Sizi rahatsız mı ediyor?..


OKTAY VURAL (İzmir) - Niye rahatsız etsin!..


MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Hayır rahatsız etmiyor; ama, madde üzerinde konuş.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sizi rahatsız mı ediyor?..


Gelin, o zaman, burada "bizi rahatsız ediyor; biz bunları konuşmak istemiyoruz" deyin; millet de duysun!..


MİHRALİ AKSU (Erzincan) - Rahatsız etmiyor... Madde üzerinde konuş!..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Seçim zamanı hiç böyle söylemediniz ama... "Alınterini değerlendireceğiz" dediniz ama... "Türk çiftçisinin alınterini değerlendireceğiz, karşılığını vereceğiz" dediniz; şimdi de... (MHP sıralarından gürültüler)


Bakın, değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, Manisa'nın Alaşehir'inin, Sarıgöl'ün, Senirkent'in, Adıyaman'ın, Nevşehir'in üzüm üreticisini ilgilendirmiyor diyebilir miyiz?.. Mümkün mü?.. Yani, yarın, bu insanlar çok mağdur olduğu zaman, bir milletvekili olarak, milletin vekili olarak, bizlerin yüreği sızlamaz mı?


FARUK DEMİR  (Ardahan) - Kendi Grubuna konuş!..


BAŞKAN - Efendim, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sizin sızlamaz mı?!..


VAHİT KAYRICI (Çorum) - Bizim kırk senedir sızlıyor!..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Ama, şimdi, izin verin...


BOZKURT YAŞAR ÖZTÜRK (İstanbul) - Tasarıyla ne alakası var?! ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Ben, birtakım gerçekleri söylüyorum...


BAŞKAN - Sayın Öztürk, bira, arpadan yapılmıyor mu?..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Altında, sizin imzalarınızın bulunduğu ikinci iyi niyet mektubunu okuyorum; niye kızıyorsunuz bana?..


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeye gel, maddeye!..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Ben bir şey söylemiyorum ki...


BAŞKAN - Efendim, hatip madde üzerinde konuşuyor.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Başkanım, izin verin...


BAŞKAN - Ben veriyorum efendim.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yani, Türk tarımının meselelerini, biz, burada konuşmayacağız da...


BAŞKAN - Siz de cevap verin efendim...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, üzüm üreticisinden bahsediyorum.


BAŞKAN - Bira, arpadan yapılmıyor mu? Ben niye yardım edeyim size?


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şarabın, şarap üretiminin esası olan üzüm üretiminden bahsediyorum.


FARUK DEMİR (Ardahan) - Kendi Grubuna konuş...


BAŞKAN - Efendim, Genel Kurula döner misiniz... Teşekkür ederim.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Maddeye gelin diyoruz; siz, Grup Başkanvekilisiniz...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sayın Başkan...


BAŞKAN - Efendim, Genel Kurula dönün.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, arkadaşlarım yakın diye onlara hitap ediyorum.


BAŞKAN - Anlınıyorlar efendim...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Tabiî, hayhay; rahatsız oluyorsanız bu tarafa dönerim. (DYP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Kimse de yok sizin Grubunuzda...


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Peki, ha hay... Hayhay efendim; peki; ama, siz iktidarsınız; biraz daha hoşgörülü olacaksınız, bize karşı biraz daha rahat olacaksınız.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Sabır taşı çatladı.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Sabır taşı çatladı; esnafın, çiftçinin, emeklinin, memurun sabır taşı çatladı, gerçekten çatladı. Ne güzel; Grup Başkanvekili olarak, Sayın Halıcı, siz ifade ediyorsunuz; teşekkür ediyorum size.


MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Altı ay bekleyin, enflasyon düşüyor.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, Tarım Bakanımız da, zannediyorum burada.


BAŞKAN - Tabiî efendim, zaten, Sayın Bakan geldikten sonra iş şirazesinden çıktı.


FARUK DEMİR (Ardahan) - Ne kadar ilgili olduğunuz belli. Üç kişiyle ilgileniyorsunuz... Grubunuzda üç kişi var...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


BAŞKAN - Sayın Gönül, bir istirhamım var efendim. Bir de Tarım Bakanına cevap hakkı tanımayalım.


Buyurun.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Şimdi, sözü şuraya getirmek istiyordum. Avrupa ülkelerinin tarıma verdiği, çiftçiye verdikleri destek ortada.


BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, Avrupa ülkesi çiftçilerinin, mazot fiyatları...


MUSTAFA YAMAN (Giresun) - Mazotun fiyatı kaç para, biliyor musun?..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Onu anlatmak istiyorum. İşte, traktör, ekipman fiyatları ortada; efendim, gübre fiyatları ortada. Türkiye'de...


(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Hepinizi selamlıyorum. Cevabını, biraz sonra tekrar geleceğim, anlatacağım. (DYP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Sayın Gönül, teşekkür ederim efendim.


Sayın Gönül, arpayı anladık tabiî, bira, arpadan yapılıyor da, mazota gelince, tabiî, infial duydular.


ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Efendim, mukayese yapıyorum... Devam edeceğim... Devam edeceğim...


BAŞKAN - Bir de amiyane tabir var tabiî; alkolle mazotu karıştırıyorlar; onun için söylüyorum.


Teşekkür ederim.


Sayın Bakan, buyurun efendim.


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; teknik bir madde olduğu için bir iki cümleyle bir açıklama yapmak istiyorum. Değerli konuşmacıları da... Herhalde, maddeyi tam açıklıkla yazamadık...


Bu kanun tasarısının Türk çiftçisini destekleyen tek maddesi 2 nci maddedir. Üzerinde konuştuğunuz, "tarım sektörüne ne yaptınız" dediğiniz kanun tasarısının tarım sektörünü destekleyen tek maddesi 2 nci madde. Bu maddenin amacı, sadece tarımsal kökenli alkol kullanılması ve sadece, bütün ülkelerin yaptığı gibi, bizim de geleneksel içkimiz olan rakıyı koruma altına almak, standartlarını belirlemektir. Gerçi bir kanun için teferruatlı yazılmıştır; ama, ileride, ola ki, Türkiye'de yetişen tarım ürünü dışında bir tarım ürünü kullanılır veya dışarıdan, aynı içki, bir diğer komşumuzun mahsulünden yapılır diye korkularak bu madde tanzim edilmiştir. Ben, sadece, teknik bir madde olduğu için, zabıtlara geçmesi açısından, vaktinizi almadan bunu arz etmek istedim.


Teşekkür ederim efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Hem teknik hem de millî bir madde efendim.


Teşekkür ederim.


Samsun Milletvekili Sayın Musa Uzunkaya?..


MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Konuşmuyorum efendim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Amasya Milletvekili Sayın Gönül Saray; buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)


GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.


Değerli milletvekilleri, yurdumuz, gurur duyduğumuz bir özelliğiyle dünyada ön sıralardadır. Tüm dünya ülkeleri arasında, üzüm üretimi açısından yurdumuz dördüncü sıradadır, ilk dört arasında yer almaktadır; ancak; dördüncü sırada yer alan bu ülkede üretilen üzümlerin sadece ve sadece yüzde 2'si şarap için işlenmekte ve şarapçılık endüstrimiz çok geri seviyelerde yer almaktadır.


İhracatta adımız yok, şarapçılıkta adımız yok ve ürettiğimiz şarapları da, sadece ve sadece, tankerlerle, Macaristan'ın, Fransa'nın ve şarap üreten, İtalya gibi diğer ülkelerin kaliteli şaraplarına biraz daha kalite katmak amacıyla, paçal yapmaları şeklinde gönderiyoruz. Maalesef, katmadeğeri çok fazla olan, ülkemize çok büyük miktarda döviz katkısında bulunabilecek olan şarapçılık endüstrimiz, millî bir konsensüs sağlanmadığı için, millî bir endüstri haline gelemedi.


ASLAN POLAT (Erzurum) - Allah'a şükür...


GÖNÜL SARAY ALPHAN (Devamla) - Bu kanunla, özellikle 2 nci maddeyle, Sayın Gönül'ün de üzerinde çok hassasiyetle durduğu, 600 000 üzüm üreticisine de müjdeler vermek istiyoruz; çünkü, şarapçılık endüstrisini, teknolojisini, knowhow'ını ve yabancı sermayeyi de getirecek olan bu kanun, Türk üzüm üreticisinin önünü açacaktır.


Bu nedenle, Sayın Bakanıma ve Sayın Bakanımın nezdinde 57 nci hükümete, bu tasarıyı getirdiği için teşekkür ediyor ve kanunun hayırlı olmasını diliyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Alphan.


Şimdi sorulara geçiyoruz.


Sayın Dayanıklı, buyurun efendim.


BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, aracılığınızla şu soruyu yöneltmek istiyorum: Bu maddenin gerekçesinin son cümlesinde "Türkiye'de üretilen geleneksel ve özgün bir içki olan rakının koruma altına alınması" ifadesi yer alıyor. Seçim bölgem olan Tekirdağ'da üretilen rakı, üstün kalitesi ve özgün tadı nedeniyle herkes tarafından beğeniliyor. Tekirdağ rakısı, ayrı bir marka olarak tüm Türkiye'ye ve dünyaya sunuldu ve gerçekten çok beğenildi.


Acaba, rakı, koruma altına alınırken, son yıl içinde, ayrı ve özgün bir marka olarak ortaya konan Tekirdağ rakısı, uluslararası piyasada koruma altına alınacak mıdır? Yani, madde 2'yle, Tekirdağ rakısının da dünyada tek olacağını garanti altına alıyor muyuz? Alıyorsak, size, tüm Tekirdağlı hemşerilerim adına şükranlarımı sunuyorum.


Teşekkür ederim.


BAŞKAN - Ben teşekkür ederim efendim.


Sayın Aydın, buyurun efendim.


AHMET AYDIN (Samsun) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma, kürsüde konuşan hatiplerimizin de ibret alması için bir iki sorum var.


Değerli arkadaşlar, buğday fiyatı, çeltik fiyatı, mısır fiyatı, IMF ile yapılan anlaşmalar dolayısıyla, yüzde 25-27 oranında bir artışla ayarlandı; fakat, piyasada oluşan fiyatlar, buğdayda yüzde 40-50, mısırda yüzde 70, çeltikte yüzde 60'tır. İnanmayanlar, borsaların ortalama fiyatlarını alır öğrenir. Ben, Sayın Bakanımdan, tütünün fiyat artış oranının, net olarak, ortalama ne olduğunu öğrenmek istiyorum.


Saygılar sunarım efendim.


BAŞKAN - Bu suali kabul edersem, torpil yapmış olacağım...


Buyurun Sayın Bakan.


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Efendim, Sayın Dayanıklı'nın sorusunun içerisinde zaten cevabı da var. Bizim, başta da söylediğimiz gibi, bütün amacımız, tutturduğumuz standardı bütün dünyaya kabul ettirip, başka tür markaların dışarıdan içeriye girmesini önlemekti. Tekirdağ rakısı da, yine, bir pazarlama politikası sonucu olarak, bütün vatandaşlarımızın beğenisini kazanmış bir markadır.


Sayın Aydın'ın sorusuna yazılı cevap vereceğim.


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.


Madde üzerinde görüşmeler bitmiştir.


Madde üzerinde verilmiş bir önerge vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Görüşülmekte olan 398 sıra ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisar Kanununun bazı maddelerini yeniden düzenleyen tasarının 2 nci maddesiyle değiştirilen 4250 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın 3 üncü fıkra olarak eklenmesini arz ve teklif ederiz.






















































 

Avni Doğan

Mahmut Göksu

Mehmet Batuk


 

Kahramanmaraş

Adıyaman

Kocaeli


 

Ahmet Sünnetçioğlu

Mehmet Altan Karapaşaoğlu

Mehmet Emrehan Halıcı


 

Bursa

Bursa

Konya


 

Oktay Vural

Beyhan Aslan

Cemal Enginyurt


 

İzmir

Denizli

Ordu


 

Mükerrem Levent


 

Vahit Kayrıcı


 

Niğde


 

Çorum


Etilenden elde edilen sanayi tipi etilalkolü, gıda sanayii dışında kullanılmak üzere yurda sokmak isteyenler, Tekel Genel Müdürlüğünden müsaade almaya ve bu idarece tayin edilecek şartlara riayete mecburdurlar.


BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?


PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan...


MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan, karar yetersayısının aranmasını istiyorum...


BAŞKAN - Sayın Akın, efendim, siz dışarıdaydınız... Sizden evvel bir görüşme oldu da, onun için söylüyorum yani... Siz bir görüşün, Ali Rıza Bey biliyor işi...


ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Ben izah ettim Sayın Başkan.


BAŞKAN - İstirham ederim efendim...


Komisyon katılıyor mu efendim?


PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI METİN ŞAHİN (Antalya) - Sayın Başkan, çoğunluğumuz hazır değil; takdire sunuyoruz efendim.


BAŞKAN - Hükümet?..


DEVLET BAKANI RÜŞTÜ KÂZIM YÜCELEN (İçel) - Katılıyoruz.


BAŞKAN - Efendim, Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.


Kabul edilen önergeyle ilgili...


MURAT AKIN (Aksaray) - Karar yetersayısının aranmasını istiyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından "Ooo" sesleri)


BAŞKAN - Sayın Akın, sesinizi iyi duyamadım... Müsaade eder misiniz... İstirham ederim...


Kabul edilen önergeyle beraber maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir efendim.


MURAT AKIN (Aksaray) - Sayın Başkan...


BAŞKAN - Efendim, söz sıranız gelince, dışarıda oturmazsanız, vereceğiz; ama, siz konuşmadınız diye de bunu istemeye  hakkınız yok... İstirham ederim.


3 üncü maddeyi okutuyorum efendim:


MADDE 3. - 4250 sayılı Kanunun değişik 19 uncu maddesinin üç ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


"Öğrenci yurtları, spor kulüpleri, her türlü öğretim ve eğitim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastahane, bezik ve briç salonlarında alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez. Akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında ise, hacmen % 5 alkolden fazla alkol içeren yüksek alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez."


"Alkol, bira ve şarap dahil her çeşit alkollü içkinin televizyon, kablolu yayın, radyo ve kamu yayın araçlarıyla reklamının yapılması, ayrıca, içki satış yerleri ile tüm ticarî ve kamuya açık yerlerde, tüketilmek veya beraberinde götürülmek üzere 18 yaşından küçüklere  alkollü içecek satılması veya sunulması yasaktır. Ruhsatlı bayiler, tüketici talepleri doğrultusunda alkollü içki bulundurur ve bunlara satış mahallînde adil teşhir imkânı sağlarlar."


BAŞKAN - Madde üzerinde, Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Mahmut Göksu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)


FP GRUBU ADINA MAHMUT GÖKSU (Adıyaman)- Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 398 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde Grubum adına söz  almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz madde, nerelere içki ruhsatı verilemeyeceğini saymaktadır. Tabiî, burada bunu sayarken, her gün değişik isim ve unvanlarla, değişik salonların da açıldığını unutmamak lazım. Mesela "...pastane, bezik ve briç..." diyor, ama, atari salonları, son zamanlarda yaygın hale gelen internet kafeler ve benzeri salonlar var. Bana göre, madem, teker teker tadat edilmiş, bunları da buraya eklemek ve "benzeri salonlar"diye belirtmekte fayda var diyorum.


Yine, maddenin devam eden ibaresinde "...hacmen yüzde 5 alkolden fazla alkol içeren yüksek alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez." denmektedir. Nerede; akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında.


Değerli arkadaşlar, burada, tabiî "yüzde 5" derken, birayı kastetmektedir. Bira, yüzde 5'le yüzde 15 oranında alkol ihtiva eden bir içkidir. Alkoliklerin yüzde 80'i, alkollü içkilere birayla başlamıştır. Dolayısıyla, şehirlerarası seyahat eden bir şoför, yanına 20 şişe bira aldığı zaman, bunu içince, fevkalade sarhoş olacaktır. Eğer, burada, biz, şehirlerarası yol boyunca, bunların akaryakıt istasyonlarında ve mağazalarında da bunu yasaklarsak, zannederim, olabilecek kazalara engel olmuş oluruz.


Onun için, değerli arkadaşlar, bizim temel inancımızda "çoğu sarhoş eden şeyin azı da yasaktır" ilkesi vardır. Eğer, biz "nasıl olsa bu küçük bir şeydir" deyip bunun önünü açarsak, arkasından daha büyük felaketlerin geldiğini de görürüz ve görmekteyiz.


Bakınız, bir Batılı düşünür "Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafiftir, sonra, kırılmayacak kadar da güçlüdür. "diyor Dolayısıyla, birayla başlangıç yapan bir insan, önce, bunu duymayacak kadar belki kendisine hafif gelecek; ama, daha sonra da, bu alışkanlığından hiçbir zaman da kurtulamayacaktır;çünkü, artık, onda, bir bağımlılık meydana gelmiştir. Bira, alkolizmin başlangıç içkisi olduğu gibi, tek başına da alkol bağımlılığına sebep olmaktadır. Bir ülkede bira kullanımı ne kadar yüksekse, alkol tüketimi ve alkol bağımlılığı da o kadar yüksektir. Onun için, burada, yüzde 5'in altını çiziyor, özellikle, şehirlerarası yol boyunca, bunun da yasaklanması gerektiğine inanıyoruz.


Değerli milletvekilleri, ülkemizde, 5 milyon alkolik olmak üzere, toplam 20 milyon kişi alkol kullanmakta. Türkiye, maalesef, ülkemiz, bilim ve teknolojide sıralamaya girememekle beraber, alkol tüketiminde dünyada üçüncü sırada yer almaktadır ve her yıl, 1 milyondan fazla gencimiz alkolle tanışmaktadır.


Değerli arkadaşlar, benden önce konuşan arkadaşlarımız, yurdumuzda alkol nedeniyle işlenen cinayetler, boşanmalar, eş dövmeler ve trafik kazalarının oranlarını verdiler. Kısaca, yine, göz atarsak, genel suçların yüzde 66'sı, cinayetlerin yüzde 85'i, boşanmaların ise yüzde 80'i alkol nedeniyle olmaktadır. Bir profesör "aile geçimsizliği erkeği alkolik, kadını kumarbaz yapıyor" diyerek, bunlar birbirini besleyen hastalıktır; aile geçimsizliği ve alkol.


Yine, trafik kazalarının yüzde 70'i... Değerli arkadaşlar, yüzde 70 deyip geçmemek lazım. Bakınız, sadece 1999 yılı trafik bilançosunda, alkol nedeniyle 341 693 adet kaza meydana gelmiş, 6 236 kişi ölmüştür. Peki, bu kazalarda yaralı ve sakat ne kadardır; 113 656 kişi sakat kalmıştır. Peki, bu kazaların malî bilançosu, maddî hasar ne kadardır; tam 141 trilyon zarar meydana gelmiş; tabiî, işgücü hariç.


Şimdi, bütün bunlardan hareketle, eğer, bu zararlar meydana gelmemiş olsa, yani, bu para iyi yolda kullanılmış olsa, ülkemizde neler yapılabilir; 23 876 kilometre asfalt yol, 300 yataklı ve tam donanımlı 1 085 hastane, 480 öğrenci kapasiteli 11 395 ilköğretim okulu yapılabilir. İşte, bu da, alkolün, trafik kazalarında ortaya çıkan bilançosudur.


Değerli arkadaşlar, bunun zararını bilmeyen yoktur. Bir de, aile bütünlüğümüzü bozması açısından alkolün üzerinde durulması lazım. Sayın Bakan şunu söylüyor: "Burada, biz, Tekel olarak, zaten, bunu özendirici bir şey yapmıyoruz; ama, birtakım müeyyideler ortaya koyarak..." Ki, üzerinde konuştuğumuz maddede "alkol, bira ve şarap dahil her çeşit alkollü içkinin televizyon, kablolu yayın, radyo ve kamu yayın araçlarıyla reklamının yapılması yasaktır" deniliyor. Bunun müeyyidesini ise 4 üncü maddede görmekteyiz; 60 milyondan 600 milyona kadar ceza veriliyor; devamında da "ayrıca, bu fiili işleyenlere ait işyerlerinin bir aydan üç aya kadar kapatılmasına hükmolunur" deniliyor. Yani, bir televizyon bir içki reklamı yaptığı zaman verilen 600 milyon lira ceza, çok bir ceza değildir. Bu üç aylık kapatma cezası, sadece işyerlerine mi has olacak, yoksa, reklam yasağını delen birtakım yayın kuruluşlarına da verilecek mi Sayın Bakanım?


Değerli arkadaşlar, aile ile alkollü içki arasında çok yakın bir münasebet vardır. Toplumumuzun hücresini temin eden, oluşturan aileye alkolün tahribatı, tek kelimeyle çok korkunçtur. Başlıklar altında saymaya çalışacağım:


Alkollü içki, ana rahminde cenini imha ediyor. Fransa'da, 300 000 çocuk, sakat ve geri zekalı olarak doğuyor ve bu, maalesef, çocuğa, beşikten mezara kadar da musallat olan bir hastalık oluyor.


Alkol kullananların, doğum yapınca sütleri kesiliyor.


Alkol, aile bütçesini sarsıyor.


Alkolün psikolojik rahatsızlığa ve cinsel iktidarsızlığa sebep olduğu da, yine, bilimsel bir gerçektir.


Alkol, aşırı hayâ, edep, sadakat ve iffet duygularını yok ediyor. En namuslu ve sadık kişilerin, en iğrenç ve ahlaksız işleri sarhoşluk sebebiyle icra ettikleri çokça görülmektedir.


İçki ile fuhuş, içki ile cinsî sapıklık arasında derin bir münasebet vardır.


Onbinlerce kötü yola düşmüş kadın üzerinde yapılan incelemede, bunların yüzde 70'inin babalarının alkol kullandığı tespit edilmiştir.


Değerli arkadaşlar, İngiltere'de en çok rastlanan suç, kadınların ırzına tecavüzdür. Amerika'da ise bu suç, İngiltere'ye nazaran daha fazladır. Bir sene içinde 250 000 kız veya kadının ırzına tecavüz edilmiş; bu suçu işleyenlerin hemen hemen tamamı, bu suçu sarhoş iken işlemişlerdir. İşte, bundan dolayı -bizim, temelde inancımızda da vardır- içki, bütün kötülüklerin anasıdır; çünkü, içki içildiği zaman, alkol kullanıldığı zaman -insanı insan yapan en kutsal değer akıldır- akıl nimeti elden gidiyor; akıl da olmayınca, bütün bu kötülükler arka arkaya sıralanıyor.


Yine, intihar olaylarında, içmeyenlere oranla 58 kat daha fazla bulunmaktadır. Alkol, beyni on yılda yüzde 17 oranında küçültmekte ve bu oluşum çocuklara da aynı şekilde intikal etmektedir. Kadınlarda ise, bu etkilenme 2 kat daha fazladır. Alkol kullanmada, ayrıca, insan vücudundaki kaslar harap olmakta, organizmanın mikroplara karşı direnme gücü azalmakta, bütün hastalıklara karşı, gerek hastalığa yakalanmada ve gerek tedavide, bünyenin olumsuz bir vasat haline gelmesini hazırlamaktadır.


Değerli arkadaşlar, aile varlığımız, başlıca, zina, fuhuş, alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı, kumar, aile içi şiddet, aşırı lüks ve eğlence düşkünlüğü ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle yıkılmakta, zararlı yayınlar bu şartları hazırlamakta ve yaygınlaştırmaktadır.


BAŞKAN- Sayın Göksu, süreniz bitmek üzere; toparlayınız lütfen.


MAHMUT GÖKSU (Devamla)- Aile varlığımızın korunabilmesi için, toplumda bütün ahlakî değerlerin korunması şarttır. Ahlakî değerleri korumadan aile varlığımızı da koruyamayız. Aşırı lüks, alkol, uyuşturucu, kumar ve zina gibi nedenlerle her yıl onbinlerce aile yıkılmaktadır; yıkılan ailelere ait, ülkemizde, 1 milyondan fazla çocuğumuz aile şefkatinden mahrum kalmaktadır.


Alkolün getirdiği felaketin boyutları açıkça gözler önündeyken, medya ve sanat çevreleri ile spor kulüplerinin alkollü içki reklamı yapmalarını üzüntüyle karşılıyoruz. Devletini ve milletini seven herkesin, milyonlarca şehidin kan ve canlarını verdikleri bu güzel ülkeye hep birlikte sahip çıkması gerekmektedir. Ülkemizi topla, tüfekle yıkamayanların, alkolizm silahına başvurduklarını hiç unutmamamız lazım.


Değerli arkadaşlar, mahzurlarını da göz önünde bulundurarak, bu yasanın çıkmasında fayda mülahaza etmekteyim.


Hepinizi saygıyla selamlıyorum.


BAŞKAN - Çıkmasında mı, çıkmamasında mı?


MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Çıkmamasında.


BAŞKAN - "Çıkması" dediniz.


MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Düzeltiyorum o zaman.


BAŞKAN - Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Aydın Milletvekili Sayın Ali Rıza Gönül'e söz veriyorum.


Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


DYP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi gerek şahsım ve gerekse Grubum adına saygıyla selamlıyorum.


Biraz evvel, Türk tarımı ve Türk çiftçisiyle ilgili sözlerimi tamamlayamamıştım. Şimdi, geri kalan bölümünü ifade etmek suretiyle, gelecekteki Türk çiftçisi ve tarımı için karanlık bir tablo doğurabilecek, yaratabilecek hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum.


Dedim ki: "Türk çiftçisi, Türk tarımı bu şartlar altında, hükümetin takip ettiği bu tarım politikasıyla, Avrupa ülkelerinin çiftçisi ve tarımıyla rekabet  edemez.  Yine, eğer,  bir  traktörün fiyatı 8-9 milyarı, 10 milyarı bulmuşken, mazot fiyatları ortada iken, gübre ve ilaç fiyatları da bu denli yükselmiş iken, devlet desteğinin eksildiği, azaldığı ve hatta iyi niyet mektubuyla sıfırlanacağı döneme girildiğinde, Türk çiftçisi batma noktasına gelir." Herhalde bu sözlerimin siyasî bir yönü yok. Bugün, Türk çiftçisinin yaşadığı bir gerçeği ifade etmeye çalıştım. "Bu kanun tasarısıyla ve önümüzdeki günlerde gelecek olan kanun  tasarısıyla, üzüm üreticisi yöreleri olan, işte, Manisa'nın Alaşehir'i, Adıyaman yöresi, Isparta yöresi, Senirkent yöresi üreticileri fevkalade dikkatli ve heyecanlıdır" dedim. "Yarın, tütün ve ürünleri meselesi geldiğinde, Türkiye'nin tütün üretim ambarı olan Akhisarlılar, Karadenizli tütün üreticileri, Bitlisli tütün üreticileri, Aydın'ın Yaykım yöresindeki, Nazilli'nin Aşağıyakacık yöresindeki tütün üreticileri de aynı hassasiyetle bunu takip edeceklerdir" dedim.


Değerli arkadaşlarım, eğer, Türk çiftçisi, ürettiği tarım ürünlerinde, dış ülkelerin, gelişmiş ülkelerin tarım üreticileriyle, çiftçileriyle rekabet edemeyecekse, o zaman zararına niye üretsin? Neden üretsin?


Bugün, endişemiz şudur: Arjantin, Şili, doğudaki yakın komşu İran, dünyada fevkalade yüksek rekoltede üzüm üreten ülkeler. Bu ülkelerden daha ucuz fiyatla üzüm ithali fevkalade yüksek noktalara ulaşırsa, o zaman Türk üzüm üreticisi bundan zarar görmez diyebilir miyiz? Alaşehir üreticisi, Senirkent üreticisi, Adıyaman üreticisi bundan zarar görmez diyebilir miyiz? Tarım girdileri... Gönül Hanım, lütfen... Siz biraz evvel müjde verdiniz de, herhalde batmanın müjdesini vermek istiyorsunuz.


GÖNÜL SARAY ALPHAN (Amasya) - Arjantin Avrupa Birliği üyesi mi Sayın Gönül?


BAŞKAN - Efendim, karşılıklı konuşmayın.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Efendim, eğer, daha ucuza ithalatla fabrikaların şarap üretimi, bira üretimi, neyse yani, buğday üreticisi; daha ucuza bu ithal ediliyorsa, biraz evvel ifade ettiğim gibi, Türk çiftçisi daha pahalı  mazotla,  daha  pahalı  tarım girdileriyle, ilaçla, gübre fiyatlarıyla üretim yapıyorsa, müteşebbis, yatırımcı, fabrikatör, sizden, Türk çiftçisinden, üreticisinden mi alacak; yoksa, dışarıdan mı ithal edecek? Haydi bunun cevabını verin bana. Elbette, verimli bir işletmecilik açısından, dışarıdan ithal edecek. O zaman, Türk çiftçisi, üreticisi olan üzümcüsü, tütüncüsü, pamukçusu, fındıkçısı, buğdaycısı neyse, bu ürünlerimizi kime satacağız, nasıl işleyeceğiz.


Ben, burada şunu demek istiyordum: Arkadaşlar, doğrudan destekleme falan diye yeni bir program uygulanmak isteniyor, tabiî hükümetin kesin bir görüşü olarak daha ifade edilmedi; ama, basına yansıyan yönüyle, eğer sulanabilir araziye dekarında 5 dolar para vereceksek, Türkiye'de, verimli arazilerde ve bölgelerde 100 dekardan fazla kimin toprağı var; 5 kere 100, 500 dolar. Siz, 500 dolar destekleseniz bu üretici, bu çiftçi acaba zararına mı, yoksa kârına mı üretim yapar, bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum ben, bunu ifade etmek istiyorum ben.


Kısacası, Türk çiftçisinin içinde bulunduğu bu sıkıntılı dönemin ve geleceğin, bu perspektiften baktığınız zaman çok olumlu, çok açık, çok net görünmediğini ifade etmek istiyorum. Türk çiftçisi, elbette bir müjde bekliyor. Bakın, Sayın Tarım Bakanımız da buradaydı biraz evvel...(DSP sıralarından "Orada!.. Orada, yerinde!.." sesleri)


Evet, tabiî ki... Kendilerinin, bir süre evvel bu kürsüden ifade ettikleri bir beyanları oldu. Yanılmıyorsam, tarım ürünlerinde, KDV oranlarının yüzde 16'dan yüzde 1'e indirilmesi için bir girişimde bulunduklarını söylediler. Çiftçiye daha ucuz -hani bir ara halk arasında "mavi mazot" falan dendi- mavi mazottan veya daha ucuz mazottan bahsedildi.


Ben, Sayın Bakanımıza, o gün burada "Siz, çok iyi, müracaat etmişsiniz, girişimde bulunmuşsunuz, bu taleplerinizi Bakanlar Kuruluna sunmuşsunuz; ama, netice, netice... Eğer, Türk tarımı, Türk çiftçisi yine 440 000 liradan mazot alıyorsa, şu fiyatlardan, yüksek fiyatlardan tarım girdileri devam ediyorsa, girişimde bulunmanız bir sonuçla neticelenmemiş ise laftan öte gitmez" dedim oturduğum yerden. Sayın Bakanın bu girişimlerinin bir an evvel sonuçlanmasını bekliyoruz, Türk çiftçisi bekliyor, Türk tarımı bekliyor. Yoksa, o fiyatlarla siz, Fransız, İtalyan, Alman, Amerikan, İngiliz çiftçisi ile Türk çiftçisini yarıştırabilir misiniz, rekabet ettirebilir misiniz; ettiremediğiniz için, tabiî ki bugün Türk tarımı büyük sıkıntı içinde. Sayın Köhler'e yazılan bu ikinci iyi niyet mektubunda da, karşılığında 5 milyar şu kadar milyon dolar bir yardım hedefleniyor. Peki, yardım geldi, bitti; ondan sonra ne olacak, ondan sonra ne yapacak, çiftçi ne yapacak, pamukçu ne yapacak, buğdaycı ne yapacak, üzümcü ne yapacak?! Yani, zararına bu üretime devam edemez; onu ifade etmek istiyorum.


Biz, buradan, Türk çiftçisinin sorunlarını Yüce Heyetinize arz ederken, gayet iyi niyetli olarak hareket ettiğimize ve o üslup içinde konuşmaya gayret ettiğimize, lütfen, inanmanızı istiyorum. Yoksa, bundan siyasî olarak bir rant, bir çıkar falan bekleme gibi bir niyetimiz yok.


HASAN GÜLAY (Manisa) - Biraz niyetin var!..


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Nihayet, bakın, esnaf meselesi gelsin, esnaf konusunu da konuşalım; onların sıkıntılarını da arz edelim. Diyebilir misiniz esnaf sıkıntıda değil, küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri sıkıntıda değil; faizler düşüktür, ödeme sıkıntısı içinde değillerdir demek mümkün mü?! Bunlar, ulusun, milletin, toplumumuzun temel sorunları. Emekli maaşları, devlet memurlarının içinde bulunduğu sıkıntılar hepimizin malumu. Onun için, ben, sayın hükümetten, ilgili bakandan istirham ediyorum, bu kesimleri rahatlatacak, ekonomik ve sosyal durumlarını güçlendirecek tedbirlerin alınmasını ve ilgili yasaların süratle Meclise getirilmesini, arka sıralarda bekleyen, özellikle esnafımızı ilgilendiren, vergi cezalarının faizlerinin affıyla ilgili, SSK mensuplarının sorunlarını ilgilendiren yasa teklif ve tasarılarının bir an evvel Yüce Heyetin huzuruna getirilmesini, yasalaştırılmasını ve bu insanların hayat düzeylerinin düzeltilmesini talep ediyoruz millet adına, halk adına, ilgililer adına.


BAŞKAN - Sayın Gönül, toparlar mısınız efendim.


ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) - Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DYP sıralarından alkışlar)


BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gönül.


Maddenin görüşmeleri tamamlanmıştır.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


4 üncü maddeyi okutuyorum:


MADDE 4. - 4250 sayılı Kanunun 28 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.


 Madde 28 "19 uncu maddenin birinci fıkrasına göre ruhsat almadan satış yapanlar ve aynı maddenin üç ve dördüncü fıkralarındaki esaslara uymayanlar 60 milyon Türk Lirasından 600 milyon Türk Lirasına kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Bu miktarlar Maliye Bakanlığınca her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılır. Ayrıca, bu fiili işleyenlere ait işyerlerinin bir aydan 3 aya kadar kapatılmasına hükmolunur."


BAŞKAN - Madde üzerinde, gruplar adına söz isteyen?.. Yok.


Şahıslar adına?.. Yok.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


Teşekkür ederim.


5 inci maddeyi okutuyorum:


MADDE 5. - 4250 sayılı Kanunun  6, 11, 14, 17, 18, 20, 21, 22, 23, 27, 32, 33, 41 ve  42 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.


BAŞKAN - Madde üzerinde, gruplar adına söz isteyen?.. Yok.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


Teşekkür ederim.


Geçici 1 inci maddeyi okutuyorum:


GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 1 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki bir milyon litre/yıl dışalım veya satış miktarı ölçüsü, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi izleyen birinci takvim yılı sonuna kadar bir milyon, ikinci takvim yılı sonuna kadar dokuz yüz bin, üçüncü takvim yılı sonuna kadar sekiz yüz bin, dördüncü takvim yılı sonuna kadar yedi yüz bin ve beşinci takvim yılı sonuna kadar altı yüz bin litre/yıl olarak uygulanır. Altıncı yıldan itibaren uygulanacak olan bu ölçüyü sıfıra indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.


BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


6 ncı maddeyi okutuyorum:


MADDE 6. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.


BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteyen?.. Yok.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.


7 nci maddeyi okutuyorum:


MADDE 7. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


BAŞKAN - Madde üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Ali Şevki Erek Bey; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)


Sayın Bakan, buyurun.


DYP GRUBU ADINA ALİ ŞEVKİ EREK (Tokat) - Çok değerli Başkanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.


Tekel kanunu tasarısının son maddesi üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimizi arz etmeye çalışacağız.


Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bugünkü ortamında, gecenin bu saatinde bu tasarının görüşülmesinin iki faydası var: Birincisi, biraz sonra temas edeceğim, uyum mükellefiyetinin gereğinin uygulanması ki, bu doğrudur, uyum sağlanacaktır. Bir diğer faydası, iç açıcı bir fayda değildir, insanı müsterih kılacak bir fayda değildir. Bugün, şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu birkısım büyük sıkıntılar, büyük depresyonlar, büyük huzursuzluklar, tabirimi mazur görün, bir çıkmaz sokak içinde bulunma haleti ruhiyesi, bir kördüğüm, en yüksek birimler arasındaki uyuşmazlık sebebiyle, bu kanunu, bu gece burada konuşmakla belki bir ölçüde bu can sıkıcı ve gerçekten bütün vatandaşlarımızı huzursuz edici ortamdan bir nebze de olsa ayrılmamızı sağladığı için bir fayda sağladığı kanaatindeyim; ama, bu faydanın üzücü bir fayda olduğunu da burada vurgulamak istiyorum.


Değerli arkadaşlarım, şunu ifade etmek isterim. 4250 sayılı Kanunun değişikliğine dair tasarının önemli bir meseleyi hallettiği ortada; ancak, şu var, daha evvel 4250 sayılı Kanun tadilata uğramış, Tekel bir ölçüde liberalizme doğru kaymış, bu kanunla liberal ölçü biraz daha genişleyecek, dozajı biraz daha artacak. Bunu yapmak, 21 inci Yüzyılın gerekleri, bir. İki, Türkiye Cumhuriyetinin 31 Aralık 1995 tarihinde kabul ettiği, 1 Ocak 1996 tarihinde girdiği gümrük birliğinin gereği, Ortak Konseyin kararı, Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerin mükellefiyetinin uygulanmasının sonucu.


Değerli arkadaşlarım, bugün yaptığımız, 1 Ocak 1996'daki bir gereği yerine getirmektir. Şurası kesin ki, burada dört yıllık bir gecikme var. Her şeyden evvel, birinci uyumda zamanlama bakımından bir gecikmeye sahibiz; ancak, bu mükellefiyetten sonra, bizi, önemli iki husus daha bekliyor. Cumhuriyet hükümetinin IMF'ye verdiği birinci niyet mektubu. Birinci niyet mektubunun iflasla, evet, iflasla sonuçlanması sonucunda, meselenin ayakta durabilmesi konusunda, denize düşenin yılana sarılması misali ikinci niyet mektubunun -ki, çok ağır mükellefiyetler içermektedir- verilmesi.


1 Ocak 1996'nın yükümlülükleri, birinci niyet mektubunun yükümlülükleri, ikinci niyet mektubunun yükümlülükleri itibariyle, 4250 sayılı Yasanın çok komplike bir değişiklikle, diğer bir ifadeyle, tamamının Türkiye  Büyük   Millet  Meclisine  getirilmesi  daha  iyi  olurdu kanaatini taşıyoruz, daha isabetli olurdu kanaatini taşıyoruz.


Bakınız, bu üçüncü kademe değişikliği, öyle tahmin ediyoruz ki, verilen ikinci niyet mektubunun gereği olarak, Ocak 2001'in sonuna doğru tütünle ilgili yasa tasarıları da Yüce Meclisin huzuruna büyük bir ihtimalle gelecektir. Ne gelecektir; işletmelerin Özelleştirme Yüksek Kuruluna devri; ne gelecektir; desteklemenin, eğer Bakanlar Kurulu kararı dışında yasama organına ihtiyaç duyuluyorsa, 2002 yılına kadar desteklemenin tamamen ortadan kaldırılması. Bir diğer ifadeyle, başta tütün üreticisi olmak üzere, aynen pancarda olduğu gibi, buğdayda olduğu gibi, enflasyonun çok altında ve çiftçiyi bertaraf eden, çiftçiyi IMF'nin acımasız insafına terk eden uygulamalar önümüze gelecektir. Onun için, bu tasarının son maddesinde, Doğru Yol Partisi olarak şunu ifade ediyorum ki, arzulanan, yapılması gereken ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne gelmesi icap eden tasarı, 4250 sayılı Tekel Yasasının tümüyle, 21 inci Yüzyılın şartlarına uygun olarak, gümrük birliğinin, Avrupa Birliğinin standardına uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin vermiş bulunduğu birinci ve ikinci niyet mektuplarının Türkiye'ye yüklediği mükellefiyetlerin sonucuna uyumu sağlamak bakımından külliyen koordineli bir tadilata mazhar olmasının icap ettiğini burada söylüyorum.


Nitekim, çok değerli Tekel İdaresi, Tekeli 4 müstakil anonim şirkete ayırarak yürütmeyi öngördüğünü, tütün alımını bu 4 müstakil anonim şirketin dışında tuttuğunu, 4 müstakil anonim şirket çalışmalarının devam ettiğini yasa tasarısının gerekçesinden öğreniyoruz; ama, daha evvel öğrendiğimiz hususlar var ki, bu 4 anonim şirkete ayrılma keyfiyeti, 4250 sayılı Kanunun tümüyle ele alınma mecburiyeti, tütün alımının ayrı bir bazda değerlendirilmesi gereği bununla gelmemiş ve nihayet, biz burada çok komplike, çok büyük ve Türk çiftçisini, Türk sanayiini çok yakından alakadar eden bir konunun tümüyle Yüce Meclis önünde, önüyle arkasıyla, altıyla üstüyle, tam anlamıyla müzakeresini başaramamış duruma düşüyoruz ve bir kısmını, belki yüzde 10'unu, yüzde 20'sini bugün burada halle çalışıyoruz. 4250'nin tümüyle ele alınmamasını bir büyük eksiklik olarak burada vurguluyorum.


Bir büyük eksikliği ve bir büyük tehlikeyi de Yüce Meclisin huzurunda dile getirmek istiyorum.


Değerli arkadaşlarım, Tekel Yasası görüşülürken, tütünü, burada konuşmadan geçemeyiz; kotayı, burada, konuşmadan geçemeyiz; yüzde 10'u aşmayan bir fiyat artırımını, burada, belirtmeden geçemeyiz. Önümüzdeki şubat ayında, tütün piyasasında başfiyatın ilan edileceği günler gelecektir. IMF'ye teslimiyetin tam gereği, bugüne kadar olduğu gibi, eğer, Türkiye'de yine uygulanacaksa, pancar çiftçisinin başına gelen, tütün üreticisinin başına gelen, diğer çiftçilerimizin başına gelen, yine, çiftçimizin başına, aynıyla gelecektir.


Değerli arkadaşlarım, alternatif ürünü getirme gereğini hepimiz kabul ediyoruz. Stokların ne ölçüde olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Kabul edemeyeceğimiz tek bir husus var. Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun yüzde 45'ini teşkil eden ziraatle meşgul olan kesimi, sırf şu gaye için, enflasyonu düşürme amacı uğruna, tedavi etmek yerine, ölümü tercih etmeye, rafa kaldırmaya razı olmamız mümkün değildir. Bunun sıkıntıları, ileride giderek artacaktır.


Değerli arkadaşlarım, IMF'nin aldığı tedbirler, malî tedbirlerdir. Türk çiftçisinin hangi ıstıraplı duruma düştüğü, IMF'yi ilgilendirmez. IMF, sonuca bakar; ama, bizim, malî sonucun dışında, öngördüğümüz başka hususlar da olmalı diyorum. Bu konuyla meşgul olan çok değerli Tekel İdaresinin 4250 sayılı Kanununun, komplike olarak, en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirilmesini; özellikle, Özelleştirme Yüksek kuruluna devrinin ve tütün politikasının, pancar politikasında olduğu gibi, çiftçiyi ayaklar altına aldırmayacak bir düzeyde -IMF'ye rağmen- göz önünde tutulmasını, bu kanun vesilesiyle, burada vurguluyorum.


Değerli arkadaşlarım, benden evvel konuşanlar, çok önemli şekilde, şimdi bahsedeceğim konuya temas ettiler.


14 saniyem var. Sayın Başkanımdan, affına sığınarak -bundan evvelki 3 maddede konuşmadık- 1 veya 2 dakika müsamaha göstermesini, saygıyla arz ediyorum; çünkü, söyleyeceğimiz konu, gerçekten Türkiye Cumhuriyetinin geleceğiyle ilgilidir. Türkiye Cumhuriyetini, milletimizi, her türlü sıkıntıya rağmen, bugün ayakta tutan birkısım manevî donanım ve hasletlerdir.


Biraz evvel, maddelerde, alkolün zararları dolayısıyla getirilen yasaklamaları memnuniyetle okuduk. Anayasamızın 58 inci maddesinde, bir anayasa hükmü olarak, gençliğin zararlı alışkanlıklardan, uyuşturucudan ve alkolden masun kalmasının öngörüldüğünü hepimiz biliyoruz.


Değerli arkadaşlarım, 21 inci Yüzyılın en büyük afetinin, cinayetlerin yüzde 90'a varan sebebini alkole bağlayan bir yeni yüzyılda, bir büyük manevî ejderha olarak dünya toplumlarını beklediği, bu arada dünyadan ayrı konuşulamayacak bizim toplumumuzu da beklediği bir büyük tehlikedir.


Değerli arkadaşlarım, yasalarda yazılı yasa maddeleriyle, maddî yasaklarla bunun önüne geçemeyiz. Gayet tabiî ki, yurtlarda, okul civarında, kahvehanelerde, pastanelerde veyahut uluslararası veya millî yollarda, petrol istasyonlarında, şurada veya burada alkolü yasaklayıcı yasa maddeleri, şüphesiz ki amaca yönelik sonuçları verecektir; ama, değerli arkadaşlarım, bizim, bu büyük tehlike karşısında, milletimize, evlatlarımıza geleceğimize, istikbalimize yapacağımız en büyük uygulama, bir eğitimdir, verebileceğimiz dört dörtlük bir manevî donanımdır, bir yürek bağıdır, bir yürek sevgisidir, bir Allah korkusudur, bir inançtır, bir duygudur ve bir eğitimdir.


BAŞKAN - Sayın Erek, toparlar mısınız efendim.


Çalışma süresi bitmek üzere, bu tasarıyı geçiremeyeceğiz.


Buyurun.


ALİ ŞEVKİ EREK (Devamla) - Şimdi bitiriyorum Sayın Başkanım.


Bu bakımdan, meselenin Tekelden sorumlu olan bakanlık; bir, Bakanlar Kurulu; iki, iktidarı muhalefetiyle tüm Türkiye Büyük Millet Meclisi; üç, tüm eğitim kurumları; dört... Velhâsıl, 65 milyonun tamamı, bu büyük tehlike karşısında. Evlatlarımızı, nesillerimizi, bu canavardan, bu vahşi saldırıdan, bu büyük tehlikeden korumak ve kollamak için, acaba, nasıl bir etkili eğitim, nasıl bir manevî donanım verebiliriz; etkili bir manevî donanımla, Türkiye Cumhuriyetinin bekasını kavileştiririz? Bunun çareleri üzerinde düşünmenin, Türkiyemizi, çok yakından alakadar eden bir konu olduğunu biliyorum.


Bu Kanunun, Türkiye Cumhuriyetinin yararları doğrultusunda hizmet vermesini dileyerek, Yüce Meclise ve Değerli Başkanıma sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.


BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.


Çalışma süremiz dolmak üzeredir.


Aksaray Milletvekili Sayın Murat Akın'ın Sayın  Bakana   sualleri  vardı;   uzun  olduğu ve süremiz dolduğu için vazgeçtiler, Sayın Bakana yazılı olarak verdiler, Sayın Bakan cevap verecekler.


Madde üzerindeki görüşmeler bitmiştir.


Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.


Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir ve tasarı kanunlaşmıştır.


Sözlü sorular ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için, 16 Ocak 2001 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.



 


Kapanma Saati : 22.57





Copyright©2023. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul