En son güncellemeler 26 Kasım 2021 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Dönem: 27. Dönem
  • Yasama Yılı: 4
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 16.03.2021
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
TBMM Tutanak Müdürlüðü

16 Mart 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum. (x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Çanakkale şehitleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’a aittir.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ağabey heyecanla, şevkle, iştiyakla dinliyorum seni.

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Arkaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 106’ncı yıl dönümü sebebiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sizlere rakam veremeyeceğim, savaşı anlatmayacağım, teknik tabirleri konuşmayacağım; bugün sizlere Çanakkale ruhunu anlatacağım. Metrekareye 6.000 mermi düşen topraklarda, oluk oluk akan kan deryasında dirilen Türk milletinin, Çanakkale’de yedi düveli dize getirmesine vesile olan Çanakkale ruhudur. Ertuğrul Koyu’nda 63 Mehmetçikle destan yazan Ezineli Yahya Çavuş’un cesaretini, Yozgatlı Kınalı Hasan’ın şehadete yürüyüşünü, Bigalı Mehmet Çavuş’un kahramanlığını, Havranlı Koca Seyit Onbaşı’nın bir top mermisinde dirilişini, “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün taşıdığı Çanakkale ruhunu anlatacağım.

Çanakkale Harbi, et ile kemiğin çeliğe galip gelişidir. Çanakkale Harbi, devleri devirerek devleşen kınalı koç yiğitlerin harman oluşudur. Çanakkale cephesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin önsözüdür, son sözüdür. Çanakkale bu milletin kutsal mirasıdır. Çanakkale Zaferi, 7-8 metre mesafedeki siperlerde ölümle burun buruna çarpışan Mehmetçiğin bu toprakların ebediyen Türk yurdu olduğunu tüm dünyaya haykırmasıdır. Çanakkale Zaferi, gözü yaşlı annelerin dualarıyla bir haçlı seferi edasıyla gelip zafer çanı bekleyenlerin hevesinin kırılışıdır. 40 metrelik boyuyla tonlarca ağırlıktaki yüzen kaleleri boğazın derin sularına gömen Nusret Mayın Gemisidir Çanakkale. Seddülbahir’in, Alçıtepe’nin, Kanlısırt’ın, Conkbayırı’nın ve Anafarta’ların her karışında Mehmetçiğin “Allah, Allah” diye haykırışıdır Çanakkale. Çanakkale’de Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın, Esat Paşa’nın, Cevat Paşa’nın ve her bir Mehmetçiğin imzası vardır. Bu kahramanların hikâyesi anlatmakla bitmez ne yaparsak yapalım haklarını ödeyemeyiz. Mehmet Akif’in dediği gibi: “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın/ ‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.”

Değerli milletvekilleri, Çanakkale ruhu 3 Kasım bombardımanıyla başlayıp 9 Ocak 1916’da Tekke Koyu’nda bitmemiştir, Çanakkale ruhu 1071’de başlamıştır ve hâlen yaşamaktadır, Türk milleti var oldukça da yaşayacaktır. Bugün vatanımızın üzerine plan kuranlar; bu asil milleti iyi tanımıyorlar, yaptıkları planlara Çanakkale ruhunu hesaba katmıyorlar. Dün gelenlerin yarın yine gelmeye niyeti olursa bilsinler ki 57’nci Alayın torunları hâlâ yaşamaktadır ve buradadır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu vesileyle, vatanımızın her yerinden Çanakkale’ye gelen, her karış toprağı mübarek kanıyla sulayan her şehidimize, her bir kahramanımızı teker teker saygıyla rahmetle anıyorum, ruhları şad olsun, Allah hepsinden razı olsun. Yüz altı yıl sonra 1915 ruhuyla tekrar buradan haykır istiyorum: “Yer üstün yiğit otağı, yer altın şehit yatağı. Yere düşürmez bayrağın, geçilmezsin Çanakkale, sefer senin, zafer senin, bu gök bu denizler senin. Kaleden sağlam bedenin geçilmezsin Çanakkale.” Aynı ruh ve heyecanla Genel Kurulu ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü münasebetiyle söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın Muharrem Erkek’e ait.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İki gün sonra Türkiye Cumhuriyetinin ön sözünün yazıldığı eşsiz zaferimizin 106’ncı yılını hep birlikte kutlayacağız.

Değerli milletvekilleri, Çanakkale savaşları dünya tarihinin en onurlu, en meşru, en anlamlı savunmalarından biridir. Çanakkale savaşları, Troya Savaşı’nda olduğu gibi dünya tarihinin emperyalizme karşı en önemli savunmalarından biridir. Mehmet Akif’in söylediği gibi: “Şu Boğaz Harbi nedir?/Var mı ki dünyada eşi?/En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi.” (CHP sıralarından alkışlar) Büyük bir destandı, büyük bir kahramanlıktı Çanakkale ve Çanakkale, tarihe Gazi Mustafa Kemal’i armağan etti. Gazi Mustafa Kemal’in, Şevket Süreyya’nın dediği gibi: “Doğum yeri Kemalyeri’dir.” Arıburnu muharebelerini kazandığı yerin adıdır Kemalyeri ve Atatürk’ün doğum yeri olarak kabul edilir. Yine, Anafartalar Grup Komutanı olarak 10 tümenin komutanlığını yapmıştır, yaklaşık 100 bin askerin… Büyük zaferlere imza atmıştır, İstanbul’u da kurtarmıştır Çanakkale’de. Aynı zamanda Çanakkale, büyük bir barıştır, kardeşliktir, “Centilmenler Savaşı” olarak tarihte yerini almıştır. Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan getirilen Anzak askerleriyle birçok yabancı askerle bugün, Gelibolu Tarihî Yarımadası’nda, Çanakkale’de Mehmetçik koyun koyuna yatmaktadır. Ne güzel söylemiş rahmetli Bülent Ecevit: “‘Söyle arkadaşım’ dedi Anadolulu Mehmet yanı başındaki Anzak erine, ‘Nereden kopup gelmişsin, neden çökmüş bu mahzunluk üzerine?’” Evet, Çanakkale Savaşı böyle bir savaştı, kıyasıya bir savaştı ama saygı üreten bir savaştı. Siperler arası mesafe sekiz metreye kadar inmişti, yaklaştıkça bir birine karşılıklı siperler gönüller de yakınlaştı; düştükçe vuruşanlar toprağa, dostlar gibi kaynaştı. Onun için Çanakkale aynı zamanda da barıştır.

Değerli milletvekilleri, tarih 27 Aralık 1919, Gazi Mustafa Kemal Sivas’tan Ankara’ya geliyor. Onu atlılar, yayalar, efeler, seğmenler karşılıyor kılıçkalkan oyunlarıyla. İstasyon yolu üzerinden Ankara’ya gidiyor. Tam on dokuz yıl sonra, tarih 21 Kasım 1938, Türkiye ve dünya yasta. Bu kez Atatürk’ün naaşı, onu taşıyan tabut bir top arabasına konmuş, Meclisin önünden alınmış, yine istasyon yolu üzerinden, aynı güzergâhtan Etnografya Müzesindeki geçici kabrine götürülüyor. Yabancı generaller de orada, yabancı askerler tören kıyafetlerini giymişler; sefirler, bütün halk, Hükûmet, herkes orada. Etnografya Müzesinin önüne geldiğinde naaşı, onu taşıyan top arabasına herkes selam duruyor. Selam duranlar içinde bir kişi var: İngiliz Mareşal Birdwood. 1915’te Çanakkale’de Mustafa Kemal’in karşısında savaşmış, yenilmiş, bir ayağını kaybetmiş; 1938’de Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete uğurlarken tarihin en anlamlı askerî selamlarından birini veriyor. İngiliz Mareşal Birdwood mareşallik asasını kaldırarak bir ayağı sakat olduğu hâlde 1915’teki düşmanını selamlıyor çünkü o aynı zamanda büyük bir barış insanıydı, büyük bir devlet insanıydı. Bu saygının anlamını görebilmek için Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında Çanakkale’de savaştığı, uzak diyarlardan gelen askerlerin annelerine söylediği mesaj dünya tarihinin en anlamlı mesajlarındandır. “Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” demiştir Atatürk uzak diyarlardan evlatlarını gönderen annelere seslenirken. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, Çanakkale savaşları büyük bir destandı, kahramanlıktı ama aynı zamanda da büyük bir centilmenlikti, barıştı, kardeşlikti; onun için çok önemliydi Çanakkale. Şunu asla unutmayacağız değerli milletvekilleri: Atatürksüz bir Çanakkale Savaşı tarihi kesinlikle anlatılamaz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Hepsi, tüm şehitlerimiz huzur içerisinde o topraklarda uyusunlar. Bizim Andımız Çanakkale’dir, bizim Andımız Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Ağrı’ya yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Ekrem Çelebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

 

 

 

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle ekranları başında bizleri izleyen Ağrılı hemşehrilerimizi, aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hatırlarsanız ki -biraz önce de bir konuşmacımız hep tarihten söz etti, biz de gerçekten Çanakkale’yi gururla anıyoruz ve her zaman da anmaya devam edeceğiz -Sayın Cumhurbaşkanımız ta Başbakanken bir cümle söyledi, dedi ki: “Batıda –güneyde, Akdeniz’de, Ege’de, Marmara’da- ne varsa doğuda da, o bölgelerde de aynı yatırımlar olacak.” Bununla birlikte, AK PARTİ de Türkiye’de bir milat başlattı. Dolayısıyla geçenlerde bir milletvekili arkadaşımız burada -ben de burada değildim, Erzurum Milletvekilimiz de kendisine cevaben bir cümle söylediler- Ağrı’ya yeterince yatırımın gelmediğinden bahsetmişti. Dolayısıyla şunu söyleyeyim, biz bunu daha çok Plan ve Bütçede de gördük, elbette ki muhalefetin amacı şudur: İktidarı eleştirecek, bu onlara verilen bir görevdir. Ama iktidarı eleştirdiklerinde de şunu bilmeleri lazım: Eğer gerçekten o ile veya Türkiye'ye veya o bölgeye bir şeyler de yapıldıysa bunun da hakkını vermeleri lazım.

Şimdi, eğer izniniz olursa şunu arz etmek istiyorum: AK PARTİ son on dokuz yılda eğitimden sağlığa, ulaştırmadan altyapıya, tarım ve hayvancılıktan KÖYDES projelerine, enerjiden kültüre ve spora kadar Ağrı ve AK PARTİ hükûmetleri çok şeyler gördü. Eski parayla ilimize yaklaşık olarak 20 katrilyon liraya yakın bir para geldi.

Burada bir şey daha arz etmek istiyorum: Eğer değerli milletvekillerimiz kendi illerine gelip de kendi ilçelerini, illerini, beldelerini, köylerini gezmezlerse burada da biraz ofsaytta kalırlar, Ağrı’ya bir şeyler yapılmadığını söylerler.

Kültürle başlamak istiyorum: Kültür denilince Ağrı’ya, Ağrı Dağı ve Nuh’un Gemisi gelir. Bakın, biz, 4 Şubatta Ağrı Dağı’nı turizme açtık ve şu anda dağcılarımız orada tırmanıyor. Yine, Osmanlı ve Selçuklu mimarisiyle eşsiz bir sentezin yansımasını yapan İshak Paşa Sarayı’nın AK PARTİ hükûmetlerinden önce -burada şekilde de göreceğiniz gibi- kapısına kilit vurulmuştu, şu anda, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, yılda 252 bin ziyaretçimiz burayı ziyaret etmekte. Yine, bunun yanında, Balık Gölü’müzü, Diyadin Kanyonu’nu doğal sit alanı olarak ilan ettik.

Tarımda, bakın, yıllar yılı Ağrı merkez lokasyonu… Özellikle Yazıcı Barajı vardı, kimse bitiremedi AK PARTİ hükûmetleri bitirdi ve yıllar yılı Ağrı merkez insanları kuyu suyunu içtiler ve hamdolsun biz orayı bitirdik ve şu anda en azından elli yıl boyunca Ağrı merkezde su sorunumuz kalmamaktadır artık. Yine, Taşlıçay Deremizin ıslahını yaptık, Ağrılılarımızın hizmetine sunduk.

Ulaştırmada, köy yollarının asfaltlanmasında, bakın, 2011-2020 tarihleri arasında 1.078 kilometre sıcak asfalt yaptık. Bunu, özellikle şunu da belirtmek istiyorum: Eğer kendi ilini, ilçesini, beldesini, köyünü gezmeyen milletvekili varsa bunu da takdirlerinize sunuyorum. Ulaştırmada bunu arz ettik.

Enerjide, ki bu Ağrı’dan dolayı, çözüldü, Ağrı Merkez Doğubeyazıt’a doğal gazımızı verdik şu anda herkes kullanıyor.

Eğitimde 2015 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesini Sayın Cumhurbaşkanımız, o zaman Genel Başkanken ve Başbakanken talimat verdi, şu anda 15 binin üzerinde öğrencimiz var. Sadece bu değil, Patnos’ta, DoğuBeyazıt’ta ve Eleşkirt’te -ben burada da iş adamlarımıza teşekkür ediyorum- 1 fakültemiz, 2 tane de yüksekokulumuz var.

 On sekiz yılda eğitimde yine ne getirdik? Bakın, saymıyorum, rakamları vermekte istemiyorum. Derslik, öğrenci pansiyonu, spor salonları, lojmanlar… Sadece bu saydıklarımızla cumhuriyet tarihinden bizim Hükûmetler dönemine kadar biz 3,5 kattan fazla yatırım yaptık.

Sağlıkta: 400 yataklı Ağrı Devlet Hastanesini 2018 yılında açtık ve şu anda hizmet veriyor. Patnos’ta 150 yataklı, Doğubeyazıt 150 yataklı, Diyadin 50 yataklı, Eleşkirt 50 yataklı, Tutak 30 yataklı… Taşlıçay’ımıza 32 yataklı, inşallah bu sene de temelini atacağız. Sağlıkta devam ediyor, ayrıca bu sene 2021 Yılı Yatırım Programı’na, ki bizim Ağrı’mız için de çok elzem olan bir tıp fakültesinin kurulmasına ilişkin Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettik, bu sene de temeli atıyoruz.

Yine, 2021 Yılı Yatırım Programı’nda 200 yataklı kadın doğum ve çocuk hastanesinin temelini atacağız. Burada da özellikle Sayın Cumhurbaşkanımıza gerçekten bize verdikleri desteklerden dolayı teşekkür ediyorum.

Yine, lokasyonda Ağrı Merkez’de olmayan anjiyo cihazı, ki bu sene Covid olmasına rağmen altı ayda 800’e yakın burada işlem gerçekleştirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Ekrem Bey.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) -  Onkoloji, hematoloji bölümlerini açtık. Ayrıca son iki yılda Ağrı Merkez’imiz ve ilçelerimize 25’e yakın ambulansımızı kazandırdık. Yine, Ağrı tarihinde belki olmadığı kadar bugün itibarıyla 741 tane şu anda doktorumuz görev yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bunlarla birlikte 2019 yılında Ağrı Merkez’imize yine, 68 trilyon lira para gönderdik merkezi Hükûmet bütçesinden. Bakın, Tekstilkent 56 bin metrekare kapalı alan yaptık burada, şu anda 1.500 kişi çalışıyor, 2023’ün sonuna doğru bunu 6.000 istihdama çıkarmayı hedefliyoruz. KOBİ merkezimiz, kaplıca tesisleri, ayakkabıcılar sitesi, bilim merkezi ve şu anda da toptancılar sitesinin yapımı için çalışmalarımız devam etmektedir. Peki 2021 yılı yatırımlarımızda neler vardır? Burada Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Celal Adan’a da selamlarımızı iletiyoruz, kendisinin memleketi olan yeşil Tutak’ımız, Murat Nehri’yle göz kamaştıran güzel ilçemiz. Tutak ve Hamur yolunu viyadük ve köprülerle donattık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKREM ÇELEBİ (Devamla) - …2021 yılı yatırım programında 154 trilyon lira para ayırdık, inşallah 2022 yılında da burayı bitireceğiz.

Başkanım, tam sizin ilçeye geldik…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Ağrı’da esnaf perişan Vekilim.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Ağrı esnafı perişan…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Ağrı esnafı perişan.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Ben yüce Meclisimize saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Ağrı sizinle gurur duyuyor Sayın Vekilim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Ağrı’da esnaf perişan Ekrem Bey.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Bir de sen Ağrı’ya geldin, gördün.

BAŞKAN – Tutak’tan dolayı söz verecektim ama adaletsizlik olur diye vermedim.

Değerli milletvekilleri, şimdi sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çepni…

 

 

 

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya soruyorum: 9 Eylül Üniversitesinden ihraç edilen hemşireler Günseli Uğur ve Arzu Sert’ten haberiniz var mıdır? SES İş Yeri temsilcisi Günseli Uğur ve sendika üyesi Arzu Sert 5 Martta pandemide hayatını kaybedenleri anmak için düzenledikleri bir dakikalık saygı duruşu gerekçesiyle 8 Martta jet hızıyla ihraç edildiler, oysa 14 Mart Tıp Haftası’nda ihraca imza atanlar süslü kutlamalar yapıyorlardı. Melih Bulu gibi partili kayyum rektör Nükhet Hotar’ın imzasıyla, gerekçesi belli olmayan soruşturmayla ihraç edildiler, ihraçlar derhâl geri döndürülmelidir, sendikal örgütlenmeye yönelik saldırılar son bulmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Seçim bölgem Muğla’da 2020 mayıs ayındaki sıcaklardan dolayı portakalda yüzde 80, limonda yüzde 50 gibi rekolte düşüklüğü yaşanmıştır. Ortaca, Dalaman, Köyceğiz olarak Muğla’nın 260 bin ton narenciye üretiminin yüzde 95’i bu ilçelerde üretilmektedir. Rekolte sıcaklardan dolayı düşük olmasına rağmen maalesef 3 lira gibi açılan limon piyasası 1 liraya kadar gerilemiştir. Ayrıca yine Covid’ten dolayı iç piyasada da lokantaların kapalı olmasından dolayı yeteri kadar alım olmadığından ürünler çürümüş ve üreticiler mağdur olmuşlardır. Üreticiler ve ziraat odalarımız Covid’den dolayı limon başta olmak üzere narenciye ihracatında kısıtlama yaşanması ve Rusya pazarının kaybedilmesinden şikâyetçi eğer gerekli önlemler alınmazsa, ihracat aynı şekilde devam ederse bu yıl da ürünler dalında kalacaktır. Tarım ve Orman Bakanlığına soruyorum: Narenciye üreticisini korumak için hangi önlemleri alıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Türk'üm, doğruyum, çalışkanım./İlkem, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak; yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir./Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir./Ey Büyük Atatürk!/ Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim./Varlığım Türk varlığına armağan olsun./Ne mutlu Türk'üm diyene!/”

Sayın Başkan, okuduğum Andımız’ı bizler de ilkokul sıralarında okuduk. 1933 yılından bu yana, seksen yıldır okullarımızda okunan Andımız 2013 yılında AKP iktidarı tarafından yasaklandı. Andımız’ın yasaklanmasıyla AKP iktidarı bir anlamda Türkiye’de “Türk’üm” demeyi de yasaklamış oldu. AKP iktidarı kimlerin isteğiyle ve hangi gerekçeyle Andımız’ın yasaklandığını milletimize açıklamak zorundadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler halkımızın da isteği olan Andımız’ın okullarımızda tekrar okutulmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, jeolojik olarak hareketli bir bölgede yaşıyoruz. Ülkemizde tarih boyunca büyük depremler oldu, olmaya da devam edecek. Yaşanan depremlerde can ve ekonomik kayıplarımız oldu, büyük acılar yaşadık. Ekonomik kayıplar kısa zamanda giderilse de kaybolan canların geri getirilmesi mümkün olmuyor.

Bu ayın ilk haftası Deprem Haftası olması nedeniyle başta okullar olmak üzere birçok kurumda deprem bilincinin oluşması konulu etkinlikler yapıldı. Depremde öncelikle can kaybının olmaması için kamu kurumlarının yanı sıra vatandaşların da alacağı tedbirler büyük önem taşıyor. Vatandaşlarımız oturdukları binaların kendilerine mezar olmaması için bir an önce depreme dirençli olup olmadığını kontrol ettirmeli, binalar dayanıksız ise hükûmetimizin sağladığı imkânları kullanarak güçlendirme yahut da kentsel dönüşümle güvenli binalara sahip olmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Süllü…

 

 

 

 

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) –  Eskişehir’imizin İnönü ilçesinde ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörüsüyle Vecihi Hürkuş’un planör uçuşları için en uygun yer olarak belirlediği Türk Hava Kurumu Türkkuşu Havacılık Eğitim Merkezi seksen beş yıldır sivil havacılığın önemli merkezlerinden biri olarak hizmet vermektedir. AKP’li İnönü Belediye Başkanı, merkezde planörlerin kullandığı pistin baş kısmındaki alanı kamulaştırarak turistlik tesis, Antonov uçak pistinin son yaklaşma hattını ise imara açarak satışa çıkarmak üzeredir. Uzmanlar yapılaşmaların tehlike arz edeceği ve ciddi kazalara sebep olacağı uyarısında bulunmaktadır. Uluslararası havacılık organizasyonlarına ev sahipliği yapan, yüzlerce genç yetiştiren merkezin rant uğruna işlevsizleştirilmesi sivil havacılıkta ciddi bir prestij kaybıdır. Uzay Ajansı ve Milli Uzay Projesi gündemdeyken sivil havacılığa darbe vuracak girişim derhâl durdurulmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Atanmayan öğretmen, atanmayan sağlıkçı, atanmayan mimar, atanmayan mühendisler, atanmayan iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarıyla 1,5 milyona yakın insan atama beklemektedir. Okul var, mezun var, atama yok. 130 bin öğretmen açığı olduğu hâlde 20 bin öğretmen alınıyor oysa 60 bin öğretmenin ataması yapılmalı. Bekleyen 500 bin sağlıkçı var, 60 bin kişinin ataması yapılmalı. Pandemi döneminde sağlıkçılar çok da yoruldular, onlara destek verecek yeni atamalar sağlanmalı. Ziraat mühendisi, gıda mühendisi, veteriner, inşaat mühendisi gibi mühendislikte önemli branşlarda da bugüne kadar atamaların yapılmaması ciddi bir mağduriyet yaratmıştır. İktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının da bir an önce kamuya atamaları yapılmalıdır. Kamuda açık var, atamalar neden yapılmıyor? Anneler, babalar mezun olmuş çocuklarının bir an önce atamalarının yapılması bekliyor. İktidara çağrımdır: Atamalar bir an önce yapılmalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım.

 

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Atatürk’ümüze ve Andımız’a sahip çıkıyoruz. Andımız’a ve Atatürk’ümüze farklı düşünen ve Andımız’ı okutmayacak olan o düşünceyi lanetliyorum. Kesinlikle de biz iktidar olduğumuzda Andımız’ı da sonunu kadar, her zaman da okutturmaya devam edeceğiz diyorum, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Sanayi ve Ticaret Bakanlarına sesleniyorum: Sanayicimiz ve işverenimiz üretiyor, üretmeye çalışıyor ancak ürettikleri tekstil ve diğer ürünleri, ürettikleri ve üretecek oldukları malları; bunları ihracat ve ithalat yaparken deniz konteynırlarına ihtiyaçları vardır ancak şu anda dünya genelinde bu sıkıntı had safhaya ulaşmıştır. Bunun düzelmesi adına Türkiye’de uluslararası normlara göre deniz konteynırları üretilmesini ilgili Bakanlardan talep ediyorum. Çünkü pandemiden önce 3 bin, 4 bin dolar olan deniz konteynırları şu anda 12 bin, 15 bin dolarları bulmuştur. Bir an önce ilgili Bakanları görevine davet ediyorum çünkü artık sanayicimizin dayanacak gücü kalmamıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Antmen….

 

 

 

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Mersin Büyükşehir Belediyesinin Olağan Meclis Toplantısı’nda Belediye Başkanımız Sayın Vahap Seçer, MIP şirketinin Mersin Atatürk Parkı’nı ve Mersin’in siluetini bozacak genişleme projesini Meclisin bilgisine sunmuş ve bunu eleştirecek bir temenni kararı alınmasını üyelere arz etmiştir. Bunun üzerine, Meclisin Cumhur İttifakı’na bağlı üyeleri ve Akdeniz Belediye Başkanı sanki MIP şirketini destekler gibi, savunur gibi Meclisi terk etmişlerdir. İşte, Mersinliler, Mersin’e kimin sahip çıktığını böylece görmüşlerdir. Biz Mersin’e sahip çıkacağız, çıkmaya devam edeceğiz. MIP’nin, Atatürk Parkı’nı, Mersin’i ve Mersin’in siluetine zarar verecek, denizi, çevreyi kirletecek bu projesine destek olan herkesi esefle kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Etyemez…

 

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’dür. Down sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Down sendromlu bireylere karşı ön yargı ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve onların sosyal yaşamda izole edilmeden yaşamlarını sürdürmeleri tüm toplumun yükümlülüğüdür. Bugünü, bu alandaki çabaların yoğunlaştığı, neler yapılabileceğinin konuşulduğu ve bunların hayata geçirildiği bir gün olarak görmeliyiz. Unutmayalım, gerçek dostlar kromozom saymaz. Onların eksiklikleri yok, fazlaları var. Sevgi dolu kalpleri ve ön yargıları kıran, azimleriyle hayatımıza artı birden çok daha fazlasını kattıklarının farkındayız. Her zaman yanlarındayız. 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü’nde Down sendromlu kardeşlerimizin ailelerine sevgilerimi iletiyorum, yürekleri sevgi dolu tüm evlatlarımızı kucaklıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan.

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta içerisinde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in video konferans yoluyla, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Fatih Dönmez’in teşrifleriyle Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde 3’üncü reaktörün temelini attık. Millî enerji altyapımıza nükleer gücü de dâhil etme kararı enerji tedarik güvenliği yönünde attığımız stratejik bir adımdır. Bu hamlemizle enerjide ülkemizin yarınlarını garanti altına almayı hedefliyoruz. Toplam 4.800 megavat kurulu güce sahip olacak Akkuyu, yıllık 35 milyar kilovatsaat elektrik üreterek ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 10’unu karşılayacaktır. Enerji ve istihdama büyük katkı sunacak bu muhteşem eserin milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

 

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli Başkanım, doktor olmak, hemşire olmak, sağlık memuru olmak, velhasıl sağlık hizmeti veren olmak gerçekten de çok büyük özveri gerektiren, eşinizden, çocuklarınızdan, özel hayatınızdan özveri vermenizi gerektiren bir meslektir. Dolayısıyla da hele hele pandeminin yaygın olduğu bu yılda çok büyük özveri gerektirerek çalışan ve bu uğurda şehit olan 373 sağlık çalışanımızı rahmetle, minnetle anıyorum. Bu süreçte vatandaşımızın sağlığı için canla başla çalışan başta doktorlarımızın, hemşirelerimizin, sağlık memurlarımızın ve tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı tebrik ediyorum.

Diğer taraftan, 106’ncı yılında, Çanakkale zaferimizi tebrik ediyorum. Bu uğurda şehit olan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 14 Mart 1827 Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gündür. 14 Mart 1919’da ilk kez, işgal altındaki İstanbul’da tıbbiyeliler işgale karşı protesto amacıyla bir araya gelmiş ve ilk protestoyu yapmıştır. Bu nedenle 14 Mart, modern tıp eğitiminin başlamasının yanında, tıbbiyelilerin emperyalizme karşı direnişinin adıdır. Tıbbiyeliler emperyalizme, küreselcilere, hastalığa, sağlık sorunlarına karşıdır; her zaman Türk insanından, millî değerlerden, sağlıktan yanadır ve ülkesinin hizmetindedir. Her zaman ülkesinden, sağlıktan yana olan tıbbiyeliler bugün de Covid-19 pandemisiyle mücadelede destan yazmaktadır. Sağlık bir bütündür, sağlık hizmeti bir ekip işidir. Ülkemizde sağlık hizmeti veren, başta tıbbiyeliler olmak üzere tüm sağlık personelini kutluyor, başarılar diliyorum, ülkemize de sağlıklı günler diliyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

 

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde, vatan sevgisi uğruna can vermeyi cana minnet bilerek şehadete koşan aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyor, açtıkları yolda yürümeye devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli Başkanım, bugün, insanlık tarihinde sivilleri hedef alan en büyük kimyasal saldırı olarak kayıtlara geçen Halepçe katliamının 33’üncü yıl dönümü. Savaş uçakları Halepçe’yi bombaladı, ortalığa keskin bir elma kokusu yayıldı ve çocuklar kokuya doğru koştu, son sözleri “…”(x) “Anne, elma kokusu geliyor.” oldu. Halepçe katliamı, 16 Mart 1988 tarihinde dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin tarafından, Halepçe’de ayaklanma çıkaran binlerce sivile karşı uygulanan kimyasal gaz saldırısı olarak tarihe geçmiştir. Tarihin her safhasında tüm mazlumlara kucak açan ülkemiz, bugün Suriyelilere olduğu gibi, o tarihte de 100 binin üzerinde, 150 binin üzerinde Iraklı mülteciyi ülkemize kabul etmiştir. Mardin’de, Diyarbakır’da, Muş’ta bunlar istihdam edilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Özcan…

 

 

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Muğla, turizmi, tarihi, arkeolojik değerleri, tarımı, yüzde 65 orman yapısı, madenleri, eşsiz koyları ve deniziyle hem yurt içi hem de yurt dışından en çok ziyaret edilen illerimizin başında gelmektedir. Muğla’nın ormanlık tarımsal alanlarında, koylarında maden, jeotermal, kömür için ÇED raporuna gerek duyulmadan ruhsat verilmeye çalışılmakta, koylar ve yeşil alanlar, hazine arazileri Özelleştirme İdaresi marifetiyle imara açma girişimleriyle karşı karşıya kalmaktadır.

Yatağan ilçesini besleyen ovanın kömüre; Bodrum’da Adaboğazı’nın imara; Milas ilçesi Güllük Körfezi, yükleme ve yat limanlarına kurban edilmek istenmektedir. Muğla’nın yaşamsal doğası ve güzelliklerini bozacak tüm girişimlerden vazgeçin diyor, Genel Kurula teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin yönetemediği corona süreci nedeniyle bütün ülke hızla kırmızı renge bürünüyor. Olmayan aşıların ne zaman geleceğini televizyon ekranlarında açıklayanlarda bir kırmızılık göremiyoruz ya da esnafı, işçisi, emeklisi bu kadar zor durumdayken, salgın hızla sürüp giderken tıklım tıklım kongreler yapmakla övünenlerde bir kızarma beklerdik ama yok.

Seçim bölgem olan Edirne’de vakaların yüksekliği nedeniyle lokanta, kafe gibi yerler açılmadı, esnaf çok zor durumda. İki hafta sonra açıklanan rakamlara göre kırmızı olması gereken başka illerde bu tür işletmeler açık, Edirne’nin günahı ne? Burada parti kongreleri yaparken virüs bulaşmıyor muydu? Ya da açıklayın hepimiz bilelim. Edirne’de bulaş hızı nerelerden kaynaklanıyor? Edirne’de restoranlar, kafeler kapalıyken yaklaşık aynı değerlerde olan diğer illerde niye açık? Bir şeyi de düzgün yapın, herkes için eşit yapın.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillere söz vereceğim.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Danıştay 8. Dairesinin andımızın okutulması yönündeki kararı, Millî Eğitim Bakanlığının temyizinden sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından iptal edilmiştir. Bu kararın ardından artık okullarda öğrenci andı okunmayacaktır.

İYİ PARTİ olarak, çözüm süreci döneminde, PKK’ya verilen tavizler  kapsamında andımızın kaldırılması kararının bugün Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından yeniden teyit edilmesi tarafımızca kabul edilmesi mümkün olmayan bir durumdur; büyük bir kaygı içerisindeyiz. Danıştay, siyasi konjonktürün ortaya koyduğu etkenlerin altında kalarak skandal bir karara imza atmış ve millî vicdanları yaralamıştır. Andımızın Anayasa ve üst hukuk normları açısından hiçbir hukuki aykırılığı bulunmamaktadır. Andımızla çocuklarımıza benimsetilmek istenen değerler Türk milletinin yani Anayasa’nın temel değerleridir. Metindeki ifadelerin hiçbirisi Anayasa’ya aykırı değildir. Hâl böyleyken andımızın kaldırılması hukuki bir karar olarak anlaşılamaz, siyasi bir karar olarak telakki ediyoruz. Türk milletinin bağrında, Türk topraklarında ve Türk Bayrağı'nın gölgesi altında “Türk’üm.” demek de suç sayılamaz. Bu aymazlığın zaman kaybetmeden ortadan kaldırılması en önemli beklentimizdir.

Saygıdeğer milletvekilleri, geçtiğimiz hafta sonu idrak ettiğimiz ve son bir yılda yaşadığımız pandemi dönemiyle değerleri daha çok anlaşılan doktorlarımız ve sağlık çalışanlarımızın Tıp Bayramı’nı tebrik ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bu özel ve anlamlı günde sağlık çalışanlarının sorunlarının tartışılmasını da gündeme getirmek istiyorum. Salgınla mücadelede en ön safta yer alan tüm sağlık çalışanlarımız öncelikli olarak korunmalı ve kollanmalıdır. Alkışlamak önemlidir ama yeterli değildir. Fedakârca görev yapan sağlık çalışanlarının özlük hakları ve maddi ek prim desteği mutlaka verilmelidir. Sayın Erdoğan, AK PARTİ seçim beyannamesinde hemşirelere 3600 ek gösterge imkânı verileceğini açıklamasına rağmen konuyla ilgili en ufak bir adım atılmamıştır. İYİ Parti olarak ek göstergeyle ilgili Meclise verdiğimiz önergeler de AK PARTİ oylarıyla reddedilmiştir. Ayrıca, Sayın Genel Başkanımızın dile getirdiği gibi pandemi virüsüyle mücadele ederken Covid-19’a yakalanıp vefat eden tüm sağlık çalışanlarımızın ayrım yapılmaksızın şehit sayılması gerektiğine inanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı bir diğer önemli sorun ise şiddet vakalarıdır. Aile Hekimleri Derneği verilerine göre her saat başı bir doktor şiddete maruz kalırken sağlık çalışanlarının yüzde 72,6’sının sağlık sektöründe çalıştıkları süre boyunca en az 1 kere olmak üzere şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddette saptanan rakamların yüksekliğine rağmen basit görülen şiddetin kanıksandığı ve vakayiadiyeden bile sayılmadığı ortadadır. Dolayısıyla ciddi bir sorunla karşı karşıya bulunduğumuz da gözler önündedir. Bu sorunların tartışılması ve çözülmesi, öncelikle içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde canı pahasına görev yapan sağlık çalışanlarımızın hakkını teslim edecek ve pandemiyle olan mücadelelerine yüksek bir motivasyon sağlayacaktır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Filiz, bir mazeret belirtmiştiniz.

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kişiye özel kadro ilanlarına karşı verilen tepkiler üzerine, Akademik Kadro Atama Yönetmeliği’nde “İlanlarda sadece belirli bir adayı tanımlayan özel şartlara yer verilemez.” şeklinde değişiklik yapan Yükseköğretim Kuruluna teşekkür ediyorum.

Seçim bölgemde, Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde, rektörün 4 fakülte dekanlığını, diğer 2 profesörün de ikişer fakülte dekanlıklarını yürütmeleri birkaç günden beri gündemi işgal etmektedir. Burada tartışılması gereken konu maaş ya da ücret değil, akademik ciddiyettir ve üç yıldan beri sadece 3 profesör temin eden rektörün, üniversiteyi geliştirme yönündeki performansının yetersizliğidir. Dekan atamaları YÖK’ün onayından geçtiğine göre YÖK bu durumu bilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımıza seslenmek istiyorum: İşi ehline veriniz ki üniversiteler böyle tartışmalara değil, yaptıkları bilimsel çalışmalar ve geliştirdikleri teknolojiyle konuşulsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mart 2016 tarihinde hain terör örgütü PKK tarafından Ankara Kızılay Güvenpark’ta bombalı araçla düzenlenmiş olan saldırı neticesinde 36 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 344 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu saldırı neticesinde hayatını kaybeden değerli vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerken yaralanan vatandaşlarımızdan tedavisi devam edenlere yeniden acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, 14 Mart 1827’de Sultan II. Mahmut’un Hekimbaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle ilk cerrahhane olan Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amirenin kurulduğu gün, Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilmektedir. Bugün, ülkemizde Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. 1919’un 14 Martında ise o dönemde idrak edilen Tıp Bayramı’nda İstanbul ne yazık ki işgal altındaydı. Tıp öğrencileri ve doktorlar o gün İstanbul’un işgaline karşı işgal güçlerine net tavır ve duruşlarını ortaya koymuşlardı. Bugün de Tıp Bayramı’nı idrak ettiğimiz bu hafta da Türkiye’deki bütün hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız şu an âdeta bir millî mücadele içerisinde Türkiye’nin ve Türk milletinin selameti ve sağlığı için canla başla mücadele vermektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bizler her fırsatta, özellikle bu pandeminin hüküm sürdüğü bu dönemlerde her fırsatta sağlık çalışanlarımıza şükranlarımızı dile getirmekteyiz. Bizler, bugün Tıp Bayramı vesilesiyle insanüstü bir emek sarf eden ve bunu da büyük bir fedakârlıkla, hiçbir karşılık beklemeden yaptıklarını ifade eden çok değerli sağlık çalışanlarımıza bir defa daha teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bugün 16 Mart, Halepçe katliamının yıl dönümü. Halepçe katliamının üzerinden otuz üç yıl geçti ve insanlık ailesinin soykırım olarak hatırlayacağı ve 5 binden fazla Kürt’ün, çocuğun, kadının, erkeğin, ihtiyarın katledildiği ve hafızalara annelerin, evlatları üzerine cansız bedenleriyle kapaklandığı fotoğraflarla kazınan Halepçe katliamı unutulmayacaktır. Elma kokusuyla gelen bir kimyasal katliamdı. Kürt çocuklarının “Anne elma kokusu alıyorum.” feryatlarını unutmayacağız. Halepçe katliamının müsebbibi Saddam rejimi olsa da o rejime, Kürtler üzerinde denemesi için kimyasal silah verenleri de unutmayacağız.

Bu tür katliamların önlenmesinin elbette ki birkaç yolu vardır. Bunlardan bir tanesi: Orta Doğu’nun 4 farklı ülkesinde yaşamakta olan Kürt halkının ortak mücadelesini, birliğini sağlaması ve hangi parçada kendilerine yönelik bir katliam girişimi ya da bir hukuksuzluk, bir baskı, bir zulüm varsa ona karşı birlikte ses yükseltmeleri, mücadele etmeleri. İkinci yolu da Orta Doğu’daki bütün devletlerin aslında demokratik rejimlerle idare edilmeleri, diktatörlüklerle idare edilmesine son verilecek ortamların sağlanmasıdır. Her iki konuda da bütün Türkiye’de yaşayan herkese ve dünyanın her yerindeki insanlarımıza bu mesajı iletmek istiyoruz. Demokrasi Orta Doğu’nun vazgeçilmez ve kaçınılmaz bir yolu olmalıdır ve Orta Doğu’daki bütün devletler kendi toprakları üzerindeki farklı halkları, farklı etnik kimlikleri, farklı inançları hep birlikte eşit bir şekilde yaşayabilecekleri bir ortamda bulundurmak için ellerinden geleni yapmalılardır. Biz de Türkiye'de bunun için mücadele ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yine, 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesinde kontrgerilla tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıda 7 öğrenci hayatını kaybetmişti; Beyazıt katliamının yıl dönümü 16 Mart. Yıllarca süren hukuk mücadelelerine rağmen bu dosya kapatıldı ve 16 Mart Beyazıt katliamı da Türkiye'de işlenen onca cinayet gibi karanlıkta bırakıldı, faili meçhul oldu ama yaşamını yitirenler ve onların onurlu mücadelesi hiç unutulmadı. Tarih katledenleri değil, bu onurlu mücadeleyi yazdı ve yazmaya da devam ediyor, katledenlerse halkarın hafızasında kara bir leke olarak kaldılar, dosya da yara da kapanmadı. 16 Mart 1978’de kontrgerilla tarafından katledilen 7 öğrenciyi unutmayacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Sayın vekiller, beş gün sonra “Nevroz” Bayramı. “Nevroz” başta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Beş gün sonra 21 Mart “Nevroz” Bayramı. Ve “Nevroz” Bayramı, Kürt halkı başta olmak üzere bu coğrafyada, Orta Doğu’da ve Kafkas coğrafyasındaki tüm halklar için bir direniş bayramıdır aynı zamanda.

Biliyorsunuz geçen yıl pandemi salgını nedeniyle “Nevroz” kutlamalarını gerçekleştirememiştik haklı bir nedenle. Herhangi bir sıkıntı yaşanmasın diye bu kutlamalardan vazgeçmiştik. Bu yıl, koşulların biraz daha uygun olması nedeniyle 30’u il 61 merkezde “Nevroz” kutlaması için başvurularımızı yaptık. Alanlarda elbette +ki pandemiyi dikkate alan bir şekilde, herhangi bir şekilde halkın sağlığını tehlikeye atmayacak yol ve yöntemleri kullanarak “Nevroz”u kutlamak istiyoruz ve Türkiye’deki tüm emek ve demokrasi güçlerini, tüm halkları, tüm farklı inançları “Nevroz” kutlamasını hep birlikte yapmaya davet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Aynı zamanda, iktidara bir çağrımız var: Geçtiğimiz bir iki gün içinde “Nevroz” kutlamalarının bazı ilçelerde yasaklandığına dair bilgiler bize gelmeye başladı resmî başvurular yapmamıza rağmen. Yani iktidara çağrımız şudur: “Nevroz” bir bayramdır, halkın bayramıdır. Bu bayramı yasaklarla, engellemelerle kutlatmayacak bir ortam yaratmak hiç kimsenin yararına değildir. O nedenle çağrımız şudur: “Nevroz” kutlamalarının yapıldığı her yerde gayet barışçıl bir şekilde halkın bu kutlamaları gerçekleştirmesi için iktidar herhangi bir engelleme ve yasaklamaya gitmemelidir. Yani lebalep kongreler yapılırken illerde ve ilçelerde pandemiye dikkat ederek “Nevroz” kutlamalarının yapılmasının önünde herhangi bir engel olmaması gerekir. Bir kez daha iktidara bu konuda sağduyu çağrısında bulunuyoruz ve beş gün sonra “Nevroz” kutlamalarının yapılabilmesi için ellerinden geleni yapmalarını ve bu kutlamaların engellenmesi doğrultusunda adım atmama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bu kutlamaların yapılması doğrultusunda herhangi bir engelleme yapılmaması için adım atmaya davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Irak Halepçe’de 16 Mart 1988’de genç, yaşlı, çocuk; binlerce insan katledildi. İnsanlık tarihinin utanç sayfalarında yerini alan Halepçe katliamını lanetliyor, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içinde bulunduğumuz Tıp Haftası… İlk Tıp Bayramı 14 Mart 1919’da kutlandı. İngiliz askerlerinin işgali altındaki tıbbiyede, Hikmet Boran önderliğindeki tıbbiye öğrencilerimiz binanın kuleleri arasına bir Türk bayrağı asarak işgale karşı mücadele başlattı. Diyebiliriz ki ilk Tıp Bayramı bir yurt savunmasıydı. Bugün de kutladığımız Tıp Bayramı bir yurt savunmasıdır.

Tüm sağlık çalışanlarımız, salgınla mücadelede canları pahasına, insan üstü bir çabayla hizmet verdiler, veriyorlar. Görevimiz “Hakları ödenmez.” diyerek onları kutsallaştırmak değil, haklarını vermek ve yaşatmaktır. Salgın sürecinde 387 sağlık çalışanımız hayatını kaybetti. Bu çok yüksek bir rakam. İzin, istifa, emeklilik yasağıyla ağır koşullarda çalışan sağlık çalışanlarımız artık tükenme noktasına geldi. Meclis çatısı altında hepimizin sorumluluğu var.

Daha fazla vakit kaybetmeden, Covid sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılmalı, yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçilmelidir. Özlük hakları iyileştirilmeli, yaşam koşulları rahatlatılmalıdır. Biz bu konuda yasa teklifini verdik ama eğer arzu ediyorsanız bu yasa teklifini hep birlikte verelim; böylece sağlık çalışanlarına karşı vefa borcumuzu ödemiş olalım.

Değerli arkadaşlarım, öğretmen okullarının kuruluşunun 173’üncü yıl dönümü. Öğretmen yetiştirmede, mesleğin icrasında da çok ciddi sıkıntılar var. Birincisi, her alanda yaşanan plansızlık ve programsızlık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Eğitimin, eğitimcilerin de en büyük sorunu on sekiz yılda neredeyse her şehre, ülkenin ihtiyacından bağımsız, pıtrak gibi eğitim fakültesi açıldı. Her sene eğitim fakülteleri 40 bin mezun veriyor. Mezun olup da atama bekleyen öğretmen sayısı 700 bin kişi. Öğretmenlerimiz sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik diye üç kuruşa güvencesiz çalışmaya mecbur ediliyorlar. Kadro alabilenler açlık sınırı altında bir maaşla geçinmeye çalışıyorlar. Böyle olmaz! En büyük sorumluluğu geleceğin inşasına yüklediğimiz öğretmenlerimize daha fazlasını yapmak zorundayız. Şimdi okullar açıldı. Normalleşme sürecindeyiz. En fazla riske maruz olan öğretmenlerimizin aşılama yapılması gerekmektedir. Bir an önce vakit geçirmeden öğretmenlerimizin aşılama programına alınmasını talep ediyoruz.

Eğer izniniz olursa Sayın Başkan, Sakarya Karasu ilçe belediyesi borcu icra takibine düşen çalışanlarına ihtarname göndererek altı ay içinde borçlarını kapatmamaları durumunda iş akitlerinin feshedileceğini bildirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerekçeleri borç yükünün çalışanın iş verimini düşürmesiymiş. AKP yönetimindeki Karasu Belediyesi zor şartlardan geçtiğimiz ekonomik sorunlarla uğraştığımız bir dönemde bu kararı alırken, insanlara bu evrakları gönderirken bir vicdan muhasebesi yapması gerekir. Pandemi sürecinde milyonlarca vatandaşımız icralık oldu, milyonlarca vatandaşımız kuru ekmeğe muhtaç oldu. Bu vicdansız kararı kınıyoruz; bu insanlar için de Allah’tan bir nebze akıl, fikir, vicdan diliyoruz.

Sağlıklı günler diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Neslihan Hanım, buyurun.

Mazereti var Neslihan Hanım’ın.

Buyurun.

 

 

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığının yayınladığı verilere  göre son iki haftada seçim bölgem Samsun nüfusa oranla en yüksek vaka sayısının görüldüğü il durumundadır. Son hafta verileri ilimizde haftada 6 binin üzerinde, günlük ise yaklaşık bin kadar yeni  vaka tespit edildiğini ortaya koyuyor. Bu veriler mevcut tedbirlerin sonuç alıcı hiçbir etki yaratmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Canlarımızı ve zamanı kaybetmeden normalleşebilmek için başta Samsun olmak üzere yüksek vaka oranlarının görüldüğü bölgemizde pandemi OHAL’i ilan edilmelidir. Oluşacak bütün kayıpların kamu eliyle karşılanacağı tam kapanma ve iller arası seyahat kısıtlaması gibi seçenekler derhâl gündeme alınmalıdır. İlgili kamu otoritelerini ve yürütme erkini bu konuda göreve davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

16 Mart 1988 tarihi insanlık tarihine düşen kara bir lekedir, masum yavruların elma kokusuyla ölümü karşıladıkları bir vahşettir. “Anne, elma kokusu geliyor.” diyen çocukların bu sözlerinin insanlığın vicdanında bir hançer gibi yer aldığını hepimiz biliyoruz. Yaşamak bir yana, o fotoğraflara bakmaya vicdanımız elvermiyor. Halepçe katliamının 33’üncü yıl dönümünde, hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor, bir kez daha her türlü zulmü ve soykırımı şiddetle lanetliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barış aktivisti Rachel Corrie bundan on sekiz yıl önce İsrail’in işgaline ve zulmüne karşı dururken, Filistinli aileleri korumaya çalışırken İsrail’in buldozerinin altında kalarak ezildi ve âdeta dünya özgürlük siyasetinde, tarihinde simgeleşti. Rachel Corrie “Zulüm bizdense, ben bizden değilim.” dedi, kocaman yüreğiyle soylu bir direniş gösterdi, örnek oldu. Sözüm ona modern dünyanın bugün bu duruşa çok fazla ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Tüm dünyaya vicdanın ne olduğunu canı pahasına gösteren Rachel Corrie’yi saygıyla anıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu hafta yoğun şekilde, çok farklı ülkelerle ülkemizin imzalamış olduğu sözleşmeleri görüşmeyi ve yasalaştırmayı hedefliyoruz. Başarılı, huzurlu bir hafta olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

 

 

 

BAŞKAN – Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazı 12 Mart 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır. Bilgilerinize sunulur.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Buyurun okuyun.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 16/3/2021 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                      Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                    İzmir Milletvekili

Grup Başkan Vekili                                                                                               

 

Öneri:

Samsun Milletvekili Erhan Usta ve 19 milletvekili tarafından “Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin yıkılarak Toybelen’de yapılacak yeni sanayi sitesine taşınması sebebiyle yaşanacak mağduriyetlerin araştırılarak, alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi” amacıyla 4/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 16/3/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu olarak bugün Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’nin taşınmasıyla ilgili bir Meclis araştırma komisyonu önergesi getirdik, ona ilişkin düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Samsun’un Canik ilçesinde olan bir sanayi sitesidir Gülsan Sanayi Sitesi, yaklaşık 1.250 iş yeri vardır ama iş yerlerinin bölünmesini de göz önüne alırsak 2 bin iş yerinin olduğu, 6 bin çalışanın olduğu bir sanayi sitesidir. Bu tabii, şehrin gelişmesiyle birlikte zaman içerisinde şehir içerisinde kalmış bir yerdir.

Tabii, bu uzun bir hikâye daha öncesinden Samsun Büyükşehir Belediyesiyle, belediye bir imar planı değişikliği yapıyor ve burayı yeşil alana çevirmek amacıyla kamulaştırma işlemleri yapmak istiyor ve esnafla da Büyükşehir Belediyesi defalarca davalık oluyor, en sonunda aslında esnaf davayı kazanıyor ve böyle bir durumdayken şimdi o işi orada bırakıp yeni Belediye Başkanı, şunu yapıyor; bu sanayi sitesinin Toybelen’e taşınmasıyla ilgili orada, Toybelen’de İnşaat işlemlerini başlatıyor. Şimdi, tabii aslında yanlıştır, tamamen yanlıştır bana göre bu sanayi sitesinin buradan taşınması çünkü orada 2.000 tane iş yeri, 6.000 çalışan var. Şehrin bayağı dışına taşınıyor, küçük sanayi sitesi burası, dolayısıyla insanlar işini kaybedecek, tezgâhlarını kapatmakla yüz yüzeler. İnsanlar da bunun taşınmasını hiçbir şekilde arzu etmiyorlar, fakat artık direnecek güçleri de kalmadığı için taşınmaya da rıza gösterildi. Ancak şimdi başka bir felaketle karşı karşıya kalındı, Büyükşehir Belediyesinin orada yaptığı bir zulümle karşı karşıya insanlar. İş yeri başına burada her 100 metrekare için 400 bin lira bedel talep ediliyor. Üstelik bir yıl içerisinde bunun yüzde 25’inin ödenmesi isteniyor ve sadece altmış ay taksit tanınıyor ve her yılın da ocak ve temmuz aylarında taksitlerin memur maaşı katsayısı kadar artması şartları getiriliyor.

Şimdi, burada olay incelendiğinde, bir defa taşınılacak yer bir heyelan mıntıkası, buraya hiçbir şekilde konut yapılamaz, burada arsa, arazi normal şartlarda kıymetli değil. Tabii, şu anda kimin arsasına, arazisine yapılıyor, kaç liradan kamulaştırıldı? Bunlarla ilgili olarak elimizde herhangi bir bilgi yok.

Şimdi, buna benzer bir yer mesela Konya’da var, hemen çok canlı, şu anda Konya’da o işlem var. Konya merkezdeki bir sanayi sitesi de taşınmaya çalışılıyor ve Samsun’a göre şehre daha yakın, şehirden kopuk olmayan bir yere taşınıyor ve bizde fiyatlar 100 metrekarede 400 bin lirayken orada 180 bin lira; elimde bunun belgesi var, isterlerse arkadaşlara arz edebilirim. Yani Konya’da aynı işlem, hatta daha iyi bir yere taşınırken, şehrin hemen kenarına taşınırken 100 metrekaresi 180 bin lira olurken Samsun’da 400 bin lira olması hiçbir şekilde anlaşılabilir değil. O yüzden bizim burada bir talebimiz var, aslında vatandaşın, esnafın burada bir talebi var, bir defa burada mevcut dükkan sahipleri için, iş yeri olanlar için bunun yüzde 50’sinin uygulanması talep ediliyor. Burada şu anda Belediye Başkanı da vatandaşı tehdit ediyor “Eğer siz gelmezseniz ben bunu dışarıya satarım.” diyor. Amaç burada istihdamın devam etmesi olmalı, amaç tezgâhların kapatılmaması olmalı. Tamamen bu amaçtan kopuk bir şekilde yani burada bir rant peşinde koşan bir büyükşehir belediye başkanı anlayışı var. Dolayısıyla, “Burada yüzde 50 indirim yapılsın buradaki iş yeri sahiplerine; dolmazsa, yeteri kadar talep olmazsa yine normal fiyatlar üzerinden dışarıya satılsın.” diye söyleniyor. Bu ara ödemelerin kaldırılması gerekir yani hele hele bu pandemi döneminde düşünün bir oto elektrikçi 400 bin lirayı veya işte yüzde 25’i peşin, 100 bin lirayı nasıl ödeyecek? Hiçbir şekilde ödenmesi mümkün değil. Amacımız burada –dediğim gibi- istihdamı, üretimi devam ettirmek olmalıdır. Dolayısıyla taksit sayısının da biz 120 aya çıkarılmasını talep ediyoruz.

Arkadaşlar, bakın, Samsun giderek kan kaybediyor, Samsun fakirleşiyor. Türkiye’de iller sıralamasında zamanında ilk 5’lerde yer alan Samsun şu anda 46’ncı sıraya düşmüş ve son 4 yılda da sekiz basamak birden kötüleşmiş. İşte, bu anlayıştır Samsun’u kötüleştiren anlayış. Dolayısıyla, Samsun’a sahip çıkılması gerekiyor. Son günlerde, Büyükşehir Belediyesi sürekli yanlış işlerle gündeme geliyor. Mali Hizmetler Daire Başkanı atandı, bütün karşı çıkmalara rağmen, kasasında da milyonlarca lira ve altın çıktı. Şehidin yanına defnedilmek istenen şehit ailesinden 20 bin lira bedel isteyen Büyükşehir Belediyesi, kendi memnuniyet kamu araştırması için 214 bin lira veriyor; vatandaşa, esnafa kör müsünüz, görmüyor musunuz? Diyen bir belediye başkanı anlayışı var. Dün bir şey daha oldu, Samsun’un sahipsizliğini anlatmak için söylüyorum: Dün Telekom Samsun Bölge Müdürlüğü kapatıldı ve Trabzon’a bağlandı. Samsun’un bu kadar sahipsiz olmaması gerekir; Samsun esnafına, Samsun sanayicisine sahip çıkılması gerekir diye düşünüyorum. Bu anlamda araştırma komisyonu önergemize Komisyonun olumlu oy kullanmasını istiyorum. Hele hele hükûmetin paketler açıkladığı, istihdamı ayakta tutmaya çalıştığı bir dönemde böyle bir şey yapılmasının ne akılla ne de vicdanla izah edilebilir bir yanı vardır. Bu anlamda araştırma önergemize Genel Kuruldan destek bekliyoruz.

Hepinizi saygılarla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkanım. Genel Kurul ve değerli halkımız; Gülsan Sanayi Sitesi, Samsun’da 80’li yıllarda kurulmuş fakat bugün itibarıyla da kent merkezinde kalmış bir sanayi sitesi. Doğal olarak kaldırılmasının düşünülmesi yerinde bir karardır fakat bu sanayi sitesinin kaldırılması esnafın mağduriyeti üzerinden gerçekleştirilmemesi gerekir. Yani, bu kentsel dönüşüm projelerini biliyoruz, bunların çoğu rantsal dönüşüme dönüştürüldü TOKİ eliyle fakat yine burada işin içerisinde TOKİ’nin olduğunu gördüğümüzde doğal olarak aklımıza yeni bir rant projesi geliyor.

Şimdi, Samsun’un yeni bir inşaata ihtiyacı yok, aslında Türkiye’nin bu tarz büyük inşaatlara, süper inşaatlara ihtiyacının olmadığını daha yeni küresel iklim krizi tartışmalarında ortaya koyduk. 4 mayısta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ ve Valilik bir protokol imzalıyor ve buradan bu proje açıklanmış oluyor kamuoyuna. Fakat Toprak Koruma Kurulu, Valinin başkanlığında toplanıyor ve burada Ziraat Mühendisleri Odası ve TEMA bu projeye şerh koyuyorlar. Şerh koymalarının sebebi de taşınılması düşünülen Toybelen bölgesinin bir tarım arazisi niteliğinde olması. Şimdi, tarım arazisi niteliğindeki bu alan kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta, dolayısıyla burası bu açıdan bakıldığında bile yanlış bir proje. Şimdi, aynı zamanda ekonomik açıdan bakıldığında yani bu projedeki dükkânların neredeyse 2 katına yakın bir fiyatla esnaflara satılması düşünülüyor.  Şimdi bir kez daha sormak istiyoruz: Ya, bir iş yapın da içinde rant olmasın, bir iş yapın da içinde TOKİ’nin rantçı projeleri olmasın. Zaten pandemi koşullarında küçük esnaf, insanlar açlıkla karşı karşıyalar, işsizlikle karşı karşıyalar, bunları neden yeniden bir borçlanmayla… Hatta yüzde 70’e yakını da buralardan dükkân alamaz hâldeler. Peki, buraları siz kime yapıyorsunuz? Zenginlere yapıyorsunuz ve oradaki küçük esnaflar buralarda muhtemelen işçi olarak çalışmaya devam edecekler.

Bizim burada önerimiz şudur: Yani, bir kere esnafların talepleri, fiyatların yarı yarıya düşürülmesidir. Yani, bu konuda 100 metrekarelik bir dükkânın 400 bin liraya yakın satılması düşünülüyor ve vadesi de beş yıl, çok kısa.  Buradan şunu öneriyoruz biz: Kirazlık Sanayi Sitesi var, yine aynı zamanda son derece büyük bir sanayi sitesi ve buranın neredeyse yarı kapasitesiyle çalışıyor. Yani, Gülsan Sanayi Sitesi kaldırılmalı ve bu kaldırılma projesi Kirazlık Sanayi Sitesi’ne pekâlâ taşınabilir. Oranın altyapısı da son derece müsait, dolayısıyla yeni bir rant projesine ihtiyaç yoktur. Küçük esnaf mağdur edilmemelidir. Samsun’un yeni inşaatlara ihtiyacı yoktur, Kirazlık Sanayi Sitesi pekâlâ değerlendirilebilir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sibel Hanım, buyurun.

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Hükûmetin açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı ve Ekonomi Reform Paketi, aradan geçen sürede ne ulusal ne de uluslararası düzeyde beklentileri sağlayamadı. Uygulamaya dönük beklentiler de karşılanmadı. Bizim, zamanında uyardığımız fakat Hükûmetin vaktinde dikkate almadığı tedbirler bir kez daha yok sayıldı. Kamu yönetiminde liyakat, israf, şeffaflık gibi temel sorunlara çözüm sunulamadı. Siyasi nedenlerle yargılamalar ve özgürlüklerin mahrum bırakılmaları devam ediliyor, AİHM kararları uygulanmıyor. Kurumların yok edilen bağımsızlık ve özerklikleri geri getirilemedi. Tüm bu yaşananlar da göstermektedir ki asıl, temel yapısal sorunumuz kişisel, partili ve taraflı Cumhurbaşkanlığı sistemidir. Bu sistem değişmedikçe hiçbir program ya da reform paketi başarılı olamayacaktır. Bu sistemde ısrar edildikçe ulusal ve uluslararası yatırım ve güven ortamındaki belirsizlikler ve maalesef geriye gidişler devam edecektir.

Teşekkür ederim Başkanım.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Kemal Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, Genel Kurulun değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Samsun’daki Gülsan Sanayi Sitesi’nin yerinin değiştirilmesi konusunda İYİ PARTİ’nin araştırma önergesi vermesi vesilesiyle konuşuyorum. Tabii, Samsun Türkiye’nin önemli kentlerinden bir yeri. Samsun’da Gülsan Sanayi’nin bulunduğu yer önemli bir yer, şu anda merkezî bir yerde kaldı. Gülsan Sanayi Sitesi’ndeki o dükkanların, iş yerlerinin kaldırılıp bir başka yere devredilmesi, aktarılması doğru mudur? Doğrudur ama rant yaparak değil. Şu anda Gülsan Sanayi Sitesi’nin olduğu yerde arazilerin metrekaresi 4-5 bin lira ama belediye bunu istimlak yoluyla 1.200-1.300 liradan istimlak etti. Burada rant var. Diğer taraftan, Toybelen’de, kurulmak istenen yerde, o sanayi sitesinin olduğu yerde arazi bedelleri 250 lirayla 500 lira arasında değişiyor ama şu anda belediyenin TOKİ aracılığıyla rant elde etmek için yapmış olduğu projede 1 metresi 4 bin liraya satılmak isteniyor. Burada Samsun’un kalkındırılması, sanayicinin güçlendirilmesi, üretimin sağlanması, insanların iş gücünün artırılması, Samsun’un, Türkiye'nin de olduğu yerin… Bir yere getirilmesi için çalışma içerisinde değil, rant var burada, bu rantın durdurulması gerekiyor.

Şu anda Toybelen Sanayi Sitesi’ndeki araziler, 4 bin liradan değil, o bölgedeki arazi koşulları, taşınma durumları itibarıyla, yeni taşınılacak, yeni yapılacak yer için oradaki sanayicilerimize, esnafımıza metrekaresi 1.500-2 bin liradan tahsis edilmelidir. Bu yapılmazsa doğru olmaz. Diğer taraftan, Samsun’da genellikle rant için… Örneğin Ladik Tatlıcak köyünde güneş enerjisi santrali daha önce vatandaşın mera olan yerine yapılıyor,    500-600 dekarlık yer üzerine yapılmak isteniyor. Diğer taraftan Bafra’daki sebze hali kaldırılarak, yeniden rant yaratılarak o bölgede yeni bir sebze hali yaratılıyor. Ben Samsun Büyükşehir Belediyesi rant için her şeyi yapar durumda şu anda. Yani, Samsun Büyükşehir Belediyesi Başkanına buradan seslenmek istiyorum: Rant için değil, insanları koruyan, yeniden istihdam alanları yaratan, esnafımızın şu anda, pandemi sürecinde elini rahatlatan, nefes veren projelerle uğraşalım. Onlardan her getiriyi elde etmek için proje peşinde koşmayalım ve bu projelerimizi de Samsun için kullanalım, Samsun’un gelişmesi için kullanalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Samsun şu anda Türkiye'de içme suyunda en pahalı suyu kullanıyor. TEFE, TÜFE üzerinden yıllarca ücret alınıyor. Buna bir dur denilmesi gerekiyor. Diğer taraftan, esnafımız iş yeri açma ve yeni sanayi kuruluşlarında kendilerinin bir yere aktarılmasında büyük güçlükler çekmekte. Örneğin, şu anda tamam, Gülsan Sanayi Sitesi’nden kaldırdık, o esnafımız yeniden Toybelen’deki sanayi bölgesine aktarılırken ne kadar ekonomik güç harcanacağını, o esnafımıza hangi maliyetlerin bindirileceğini Büyükşehir Belediyemiz biliyor mu acaba?Bunlar göz önüne alınarak, bunlar yeniden projelendirilip -TOKİ’ye TOKİ aracılığıyla Büyükşehir Belediyesine rant değil- esnafımız, emekçimiz, insanımız, çalışanlarımız düşünülerek bu projenin yapılmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Yusuf Ziya Yılmaz…

Buyurun Sayın Yılmaz (AK PARTİ sıralarında alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF ZİYA YILMAZ (Samsun) – Çok Saygıdeğer Başkanım, çok saygıdeğer milletvekillerimiz, bizi ekranları başında izlemekte olan saygıdeğer milletimiz; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

İYİ Parti temsilcisinin Samsun Gülsan Sanayi Sitesi’yle ilgili vermiş olduğu grup önergesi üzerine  grubum adına söz almış buluyorum.

Efendim, Samsun’da bahsedilen Gülsan Sanayi Sitesi 1980’li yıllarda zamanın belediyesi tarafından bir hazine arazisi olan bu arazi satın alınarak yaklaşık 600 dükkânın -ki şu anda esnaf sayısı orada 1.200-1.300-  olduğu küçük bir sanayi sitesi olarak inşa ediliyor. Ama yapılırken de geçici olarak bu sanayi sitesi yapılıyor. Daha sonra “Şehrin içinde kalma ihtimali yüksek olan, şehre çok yakın ama gelecekte şehrin içinde kalacak ve kalma riski esnasında da şehrin doğusundaki İlkadım ve Örnek Sanayi dediğimiz Kirazlık mevkine taşınacak” diye bu sanayi sitesi inşa ediliyor. 1990’a gelindiğinde o zaman söylendiği imar hakkı kapatılıyor yani burası imarsız bir alan hâline geliyor zamanında kamulaştırma hazineden yapılırken verilmiş söz üzerine. Ama Kirazlık’taki küçük sanayi siteleri bitirilmesine rağmen Gülsan Sanayi’deki esnaf şehrin içinde olan bu sanayi sitesinin çeşitli avantajlarını düşünerek beklenen oranda İlkadım ve Örnek Sanayi  dediğimiz Kirazlık’taki sanayi tesislerine gitmiyor. İlerleyen zaman içerisinde, sene 2000, 2000’i aşan süreler, 2021’deyiz, Gülsan Sanayi Sitesi şehrin içerisinde bir çöküntü alan hâline geliyor. Benim Belediye Başkanlığım zamanı içerisinde de, biz -o zaman millet bahçesi düşüncesi yoktu ama- orayı bir kent park yapmak üzere buradaki sanayi sitesinin şehrin uygun yerlerine taşınmasıyla ilgili bir süreci başlattık, hatta kamulaştırmaları da başlattık ama bu süreçte içinde bulunduğumuz ekonomik şartlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlar, pandeminin ayak sesleri ve pandemiyle ilgili süreç işi yavaşlatmamıza sebep oldu ve hep birlikte, milletvekillerimizle birlikte Çevre ve Şehircilik Bakanına gittik, Belediye Başkanımızla birlikte. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız bir kentsel dönüşüm programı içerisinde TOKİ’ye talimat vererek bu alanın şehrin uygun bir yerine taşınmasıyla ilgili sürecin sorumluluğunu üstlendi. Bu son derece, bir şehir için yapılabilecek, bir siyasi iktidarın, bir siyasi partinin yapabileceği mükemmel bir davranış. Bu proje aşağı yukarı 1 milyar TL’lik bir proje değerli arkadaşlarım, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülüyor. Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Samsun’da yapılmakta olan kamulaştırma vesaire gibi bürokratik işlemleri takip ediyor, işin sorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

YUSUF ZİYA YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Ben bugün burada grup önerisine cevap vermeden önce TOKİ’ye gittim. TOKİ, bize şu sözü söyledi, daha doğrusu TOKİ Başkanı Ömer Bulut Bey şunu söyledi, dedi ki: “Başkanım, burada kamulaştırma artı inşaat bedellerinin üzerinde 1 kuruş dahi vatandaştan talep etmeyeceğiz. Biz buraya ne harcıyorsak bunu alacağız, hatta vatandaşın -içinde bulunduğumuz pandemi sürecini de gözeterek, bu konuda karşılaşabilecekleri sıkıntıları da göz önüne alarak- taksitlerini de uzatmaya, uygun ödeme koşullarına da bunu dönüştürmeye, elimizden gelen her türlü yardımı yapacağız.” Dolayısıyla buradaki esnafıma buradan hitap etmek istiyorum: Endişe etmesinler, tabii ki böyle büyük dönüşümler, büyük yer değişimleri başlangıçta sancılı olur, başlangıçta çeşitli sıkıntıları içerir ama Hükûmetimiz, iktidarımız, partimiz vatandaşımızın yanındadır. Burada yeni taşınan yer hakikaten şehrin çok güzide bir yeri Toybelen mevki. Şu anda, orada 1 milyar TL’lik bu projenin aşağı yukarı 300 milyar lirası kamulaştırmaya gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF ZİYA YILMAZ (Devamla) - Biraz önce arkadaşların ifade ettiği gibi değil, Konya’yla alakası yok. Konya’da yapılan proje, bir hazine arazisine, son derece, arazi mülkiyeti olmaksızın elde edilmiş bir arazi üzerine yapılıyor. Burada aşağı yukarı 300-350 milyar lira civarında sadece kamulaştırmaya para veriliyor. Böylesine bir bedeli yine yumuşatarak yine bunun vatandaşa yansıyan boyutunu uygun şartlara dönüştürerek inşallah çözecek iktidarımız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Buyurun, okuyun:

 

 

16/3/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/3/2021 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Meral Danış Beştaş

                                                                                        Siirt

Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Mart 2021 tarihinde, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan ve arkadaşları tarafından verilen (12154) grup numaralı, “Mersin ilinin sorunlarının araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 16/3/2021 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, Mersin… Bu öneriyi niye getirdik? Hani şöyle desek çok yanlış olmaz bence: “Ülke yangın yeri esasında.” Yani hangi şehre gitseniz insanlar sorunlarını anlatmak ve sorunlarının burada konuşulmasını talep etmek durumundalar. Dolayısıyla da Mersin gibi bir ilin -gerçekten de biraz bakıldığında- bir araştırmaya konu olması gerekir diye düşünüyoruz, o sebeple böyle bir öneride bulunduk.

Değerli arkadaşlar, Mersin, birincisi, diğer şehirlerimizde olduğu gibi iktidarın bazı yanlış politikaları sonucu, ikincisi de konjonktürel sebeplerle gerçekten çok derin sorunlar yaşıyor ve doğrusunu isterseniz, bu sorunların nasıl çözüleceğiyle ilgili olarak da insanların başvuracakları bir merci de yok. Özellikle Mersin bakımından söylüyorum çünkü değerli arkadaşlar, Mersin hakikaten hani neredeyse sahipsiz bir kent gibi görülüyor. Sahipsizlikten kastettiğim şu: Çok derin yapısal sorunlar var; bunlardan bir tanesi Mersin Limanı sorunu, bir diğeri Akkuyu Nükleer Enerji Santrali. Bunlar gerçekten yapısal sorunlar ve bu sorunların… En azından toplum tarafından ikna edilmesi gerekiyor.

Şimdi, Mersin Limanı’nı alalım. Mersin Limanı, emin olun, kilometrelerce gidiyoruz, konteyner, konteyner, konteyner… Yani, aslında Mersin şehri, Mersin Limanı tarafından yutulmak üzere neredeyse. Bu, plansızlığın, programsızlığın sonucudur değerli arkadaşlar. Böyle bir şehirleşme olmamalıdır. Evet, en uzun sahil şeridi olan bir şehirdir, o bakımdan önemlidir -lojistik anlamında söylüyorum- fakat bu kadar hor kullanılmamalıydı diye düşünüyorum. Kaldı ki, kaldı ki… Şimdi, son bir öneri de Atatürk Parkı ki bitişik bir park var Mersin’de ve insanlar bu parkı kullanıyorlar. İnsanlar bu parkı kullandıkları gibi alışveriş de yapabiliyorlar, esnaf insanların yakınında. Dolayısıyla da bu kadar önemli bir mekân şimdi Mersin Limanı’nın bir parçası hâline getirilmeye çalışılıyor. Değerli arkadaşlar, bu, son derece mantıksız ve olumsuz sonuçlara yol açacak diye düşünüyoruz.

İkincisi, Akkuyu Santrali. Çok uzatmama gerek yok, Akkuyu, ÇED raporları yeteri kadar değerlendirilmeden yapılmakta olan bir nükleer santraldir. Oysa, iddia odur ki -uzmanlar en azından bunu söylüyorlar- deprem kuşağı sayılabilecek olan bir mekânda yapılıyor. Dolayısıyla da depremde zarar görmesi ve dolayısıyla da Mersin halkının zarar görmesi ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu söylüyorlar ki bu da doğrusunu isterseniz önemli bir iddia olarak karşınıza çıkıyor.

Diğer önemli bir sorun -ki bunun bir kısmı konjonktürel diyebiliriz- göç sorunu. Çok ciddi bir sorun olarak karşınızda. Özellikle, doğudan insanlar Mersin’e göç ediyorlar -doğu illerinden- ve tabii Suriye’den gelen insanlar var. Diyebilirim ki: Benim edinebildiğim rakamlardan baktığımda aşağı yukarı 170 bin Suriyeli var, yani toplam nüfus 1.7 milyon olduğunu düşünürseniz yüzde 10’nu kadar Suriyeli var. Suriyeli var ama şu da var: Suriyelilerin sorunları da var doğal olarak çünkü bu sokaktaki çocukların yüzde 80’i neredeyse Suriyeli yoksul ailelerin çocukları. Dolayısıyla da bu konjonktürel bir sebep olsa da böyle bir sorun yaratıyor.

Bir başka sorun, mevsimlik tarım işçileri meselesi ki Türkiye'nin her yerinde bir anlamda sorun ama burada daha da derin bir sorun olarak gördük doğrusunu isterseniz. Gerçekten erkekler 120 lira alıyorlar günde, saat dörtte kalkıyorlar ve küçük minibüslerle çok sayıda insanın sığdırılmasıyla işi gidiyorlar, akşam dönüyorlar ve aldıkları para; erkekler 120 lira, kadınlar da 85 lira para alabiliyorlar.

Bunun dışında, Ayvagediği yöresindeki… Bu bir anlamda Mersin’in biraz dışında kalan bir yer, Torosların başlangıcında olan bir yer. Burada değerli arkadaşlar 4 tane taş ocağı yapılmak isteniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, 4 tane taş ocağının yapılması demek orada; birincisi: Hayvancılığı yok edecek olan bir etki üretiyor tozlardan dolayı. İkincisi de: orada turizm -ki yayla olması itibarıyla oldukça önemli bir yayla, önemli bir turizm merkezi- o da büyük bir zarar görecek gibi geliyor bana.

Değerli arkadaşlar, son olarak bir şeyi daha söyleyerek bitireyim. Aslında bir sürü başka sorun daha var ama doğrusu bunların hepsini beş dakikaya sığdırmam mümkün değil ama şunu söyleyebilirim: Değerli arkadaşlar, kalkınma dediğimiz mesele kişi başına kaç tane otomobile sahip olduğunuzla, kaç tane televizyona sahip olduğunuzla ölçülemez. Kalkınma, kalkınması söz konusu olan yerin insanlarının belirleyeceği hedeflere ulaşıp ulaşmamakla ilgili bir sorundur. Dolayısıyla da Mersin’i eğer biz önemsiyorsak Mersinlilerin ne demek istediğini, ne söylediğini duymak ve anlamak zorundayız diye düşünüyoruz. Biz de onların sesi olmaya çalıştık.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik Bey.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhtelif konuşmalarımızda Mersin’in sorunlarına kuvvetle vurgu yapıyoruz. AKP iktidarının on sekiz yıldır birim yatırımlarda -sanayi, ulaşım, tarım, turizm, şehirleşme gibi- en geride tuttuğu illerden bir tanesi, belki de 1’incisi Mersin.

Değerli arkadaşlar, AKP, Mersin’i cezalandırmıştır. Mersin ne genel ne yerel seçimlerde ne de referandumlarda AKP’ye geçit vermeyen bilinçli bir vilayettir. Mersin’de bütün sosyal göstergeler ilin geriye gittiğini göstermektedir. Örneğin, Mersin’in yaşam kalitesi istatistiklerde 50’nci sırada olduğunu gösteriyor. Kent işsizliği ve artan göçler gerek sosyal ekonomik hayatı ve gerekse güvenliği menfi yönde etkilemektedir. Düzensiz göçmen ve kaçak nüfusun pik yaptığı Mersin’in Kilis’ten, Hatay’dan, Şanlıurfa’dan bir farkı kalmamıştır. Bu, AKP’nin yanlış Suriye politikasının bir sonucudur. 214 bin Suriyelinin olduğu açıklanıyor Mersin’de ama bunun bazen 400 bini geçtiği de ifade ediliyor. İşte bu tablo, Mersin’in genel göstergelerini altüst etmekte ve karamsar bir tablo ortaya çıkarmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Mersin nüfusta 8’inci sırada, sosyoekonomik gelişmişlikte 17’nci sırada, yeterli içme suyu götürülen nüfusta 62’nci sırada, gayrisafi millî hasıladaki payında 7’nci sırada, şehircilikte 18’inci sırada, toplam yaşam kalitesinde 53’üncü sırada ama yine dikkatinizi çekiyorum, vergide 6’ncı sırada olan bir ildir. Evet, tarımda Mersin marka bir ildir. Bunun böyle olmasında iktidarın zerre katkısı yoktur, çalışkan halkımız nasırlı elleriyle kayaları, taşları sökerek açtıkları küçük alanlarda harikalar yaratmaktadır. Bu insanların azmi ve gayretiyle muz, çilek, limon, meyvecilik, turunçgillerde her zaman Türkiye'de birinciliği elinde tutan bir vilayettir ama AKP, başlamış olan gölet ve barajları on sekiz yıldır daha tamamlamadı ve hâlâ bekleniyor. Çukurova Havaalanı bekliyor mesela, Çeşmeli-Taşucu yolu bekliyor, turizm yatırımları bekliyor ama bazı işler yapılıyor. Nedir bunlar, bakalım: Akkuyu Nükleer Santrali, Anamur-Girne su isale hattı -bu tamamlandı- Göksu Mavi Tünel, mesela, limanın yanında polipropilen tesisi kurulmak isteniyor. Bu yatırımların nasıl yapıldığının ve bölgenin potansiyeline etkilerinin ne olduğu ise kamuoyuyla asla paylaşılmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Gelecekte bölgenin kuraklığa maruz kalması ve sistemin çökme olasılığı nedir, Mersin’e faydası nedir; bunlar araştırılmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP Mersin’de Millî Emlak kanalıyla sürekli ihale açarak dışarıdan gelenlere toprak ve arazi satışı yapmaktadır. Kadimden beri üretici yerli halk tarafından kullanılan bu toprakları sözde ihale ederek muvazaayla işgal etmek vicdana, ahlaka ve adalete sığmaz. Gözünü para bürüyenler, hırsla hareket edenler Mersin’den elini çeksin. Biz, Mersin’in evlatları olarak, Atatürk’ün “Mersinliler, Mersin’e sahip çıkınız.” vecizesini her vakit ve her ortamda hayata geçireceğiz; bu böyle biline.

Hepinize saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, sayın vekilin dediği gibi, biz, Mersin’in evlatlarıyız. Mersin için yapılan her güzel adıma katkı veririz ama yapılan her yanlışa da “Dur!” deriz.

Doğru, Mersin’in, Antalya-Mersin otoban yolu, nükleer santral, taş ocakları, havaalanı, sahil bandı projelerinin bitmemesi büyük sorunlar ama şimdi daha büyük bir sorun geldi. Biz bunların bitmesini beklerken daha büyük bir sorun geldi. Ne? Liman. Biz, Cumhurbaşkanının Dokuzuncu, Onuncu Kalkınma Planı’nda, limanın Doğu Mersin’de yani Kazanlı-Karaduvar tarafında yapılacağını duyduğumuz zaman çok mutlu olduk. Çünkü bu liman  -konteyner limanı- Avrupa’ya, Doğu Akdeniz’e Antalya’yı, Hatay’ı, İskenderun’u, Adana’yı bağlayacak bir limandı ve bağımsız ikinci limandı. On Birinci Kalkınma Planı’na baktığımız zaman, çıktı. Ne eklendi 2007’de? MIP’ye satılan limanımızın alanına eklendi. Bu demek? Bu şu demek: Mersin’de, Atatürk Parkı’nın önüne 190 bin metrekare beton dökülüp deniz doldurulacak. Yani Mersin’in dağlarını, santrallerle denizini yok ettiniz, şimdi denizi dolduruyorsunuz.

İkinci tuhaf durum… Kardeşim, biz 2007’de bu limanı 755 milyon dolara bu firmaya sattık. Bu firma sonra, on yıl sonra 869 milyon dolara yüzde 40’ını yabancılara sattı. Dedik ki: “Dünyada böyle bir soygun yok.” Aynı limana, aynı firmaya, ikinci limanı ekliyoruz. Neden? Yazık değil mi, yazık değil mi? Kim? MIP’i kim? Neden benim limanım, memleketimin limanı, topraklarım üç para uğruna satıldı? Hadi onu geçtim, ikinci büyük liman yapılacakken -bunun değeri 5 milyar dolar- bu ülkeye katkı yapılacakken neden bu limana ekliyoruz? Yazık değil mi, günah değil mi? Burada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var, Mersinlinin hakkı var, insanların hakkı var, artık biraz edep ya. Gerçekten bunu… Yani vekillerim de biliyor durumu, siz de biliyorsunuz bu durumu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yanlış yanlış…

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Bir yerde park, doğa, deniz doldurulur mu? Ve biz bu açıklamayı bugün sayın vekilimle yaptık. YeniŞafak: “Limana da karşıyız.” Ben limana karşı değilim, ben soyguna karşıyım. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Her şeye karşısın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ben limana karşı değilim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Yapın yeni limanı, hadi, var yeri.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Ben limana karşı değilim, yatırıma karşı değilim, soyguna karşıyım, ben cepçiliğe karşıyım, kayırmaya karşıyım, adaletsizliğe karşıyım. Anlamıyorum, benim denizimi neden dolduracaksınız? Büyükşehir Belediyesine sordunuz mu? ÇED raporu alındı mı? Halka sordunuz mu? STK’lere sordunuz mu? Ya, ceplerinizi dolduruyorsunuz, heybenizi dolduruyorsunuz, yurt dışındaki banka kasalarını dolduruyorsunuz bari denizi doldurmayın, doğayı kirletmeyin. Yazık, yazık yazık yazık.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İşiniz slogan atmak, başka bir şey yok.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Mersinin… Hayatında sen Mersin’e gelmedin, Mersin hakkında yorum yapıyorsun.

Bunu herkes biliyor, Mersinli biliyor. Dün Cumhur İttifakı’nın Meclis üyeleri bile bu gerçeği gördü, utandı, Meclisi terk etti. Belediye Başkanına sorun, bizlere sorun, STK’lere sorun, halka sorun halka. Sorun!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) –  Halk biliyor. Hakikatleri halk biliyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) – Halk en doğru kararı verecektir diyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) –  Söylediklerinin gerçekle hiçbir alakası yok. Kayda geçsin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Gerçek sensin zaten!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Cumhur Taşkın.

Buyurun Sayın Taşkın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Akdeniz’in incisi Mersin, her yönüyle güçlenen ve kalkınan ülkemizin güneyinde parlayan yıldızı, önemli bir liman, sanayi, ticaret, turizm ve   tarım şehridir. Türkiye’nin en büyük konteyner limanıyla iç ve dış ticarete olan katkılarıyla ülkemizin dünyaya açılan kapılarının başında gelir. Tarımsal üretimde, yaş sebze ve meyve üretim ve ihracatında lider konumundadır. Organize sanayi bölgeleri ve gelişmiş sanayisiyle önemli bir sanayi şehridir. Tabiat güzellikleriyle cennetten bir köşe olan Mersin, sahip olduğu tarihî ve kültürel mirasıyla turizm potansiyeli çok yüksek bir şehrimizdir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde eğitimden sağlığa, tarımdan enerjiye, ulaştırmadan çevreye, adaletten emniyete, gençlikten kültüre, çalışma hayatından ekonomiye ve spordan sosyal yatırımlara kadar yapılan yatırımlarla ülkemiz on dokuz yılda en az 3,5 kat büyürken Mersin de bu yatırımlardan hak ettiği payı almıştır. Güzel Mersin’imize son on dokuz yılda yapılan yatırımları vakit yettiğince sizlere arz etmeye çalışacağım: Eğitimde; 4.836 derslik, 7.687 kişi kapasiteli 30 pansiyon ve diğer hizmetler yapılmıştır. Mersin’imizde 2’si devlet, 2’si özel olmak üzere 4 üniversitemiz mevcuttur. Tarsuslu hemşehrilerimizin yıllardır hayali olan Tarsus Üniversitesini 2018’de Tarsus’umuza biz kazandırdık, Tarsus’umuza, Mersin’imize hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sağlık konusunda; 18 hastane, 37 ASM, 1 Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi gibi önemli yatırımlar yapılmıştır. Yine, 1.300 yataklı Mersin Şehir Hastanesi 2017 yılında hizmete girmiş olup özellikle bu pandemi sürecinde şehir hastanelerinin önemi bir kez daha anlaşılmıştır. 600 yataklı Tarsus Devlet Hastanemiz tamamlanmak üzeredir.

Ulaşımda ise; Çukurova Bölgesel Havalimanı üstyapı ihalesi yapılmış olup inşaatı hızla devam etmektedir. Mersin-Adana-Gaziantep yüksek hızlı tren yolu; yine, Mersin-Antalya arası Akdeniz Sahil Yolu, Tarsus-Çamlıyayla, Silifke-Mut, Silifke-Gülnar, Gülnar-Aydıncık, Mersin-Gözne yolu, Erdemli-Güzeloluk, Mersin OSB otoyol bağlantısı ve diğer bazı hizmetler hızla devam etmektedir.

Enerjide yine Türkiye’nin en büyük yatırımları arasında yer alan, tamamlandığında 35 milyar kilovatsaat çevre dostu elektrik üretimiyle Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin 3’üncü güç ünitesinin temelini geçen hafta attık. Mersin’imize, ülkemize hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, Devlet Su İşleriyle ilgili, 8 baraj ve 11 göletin tamamlandığını görüyoruz. Yapımı devam eden 13 adet barajı tek tek saymayacağım ama öncelikle, özellikle Tarsus ilçemizde bulunan Pamukluk Barajı içme ve sulama suyu temini ve enerji maksatlı olması bakımından çok önemli bir yatırımdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Devamla) – 184.060 dekar alanın tam sulanmasına hizmet edecektir. Yüzde 95 fiziki gerçekleşme sağlanmış olup önümüzdeki sonbaharda su tutulmaya başlanacaktır.

Ben öncelikle ve özellikle bu vesileyle bu yatırımların Mersin’e yapılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı arz ediyorum. Emeği geçen tüm bakanlarımıza, özellikle Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Sayın milletvekili arkadaşlarıma, Sayın Valimize, teşkilatlarımıza ve il bürokrasisine özverili çalışmaları dolayısıyla teşekkür ediyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Belediye Başkanını unutmuyor musun? Belediye Başkanı ne, Belediye Başkanı…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Devamla) ­­­­­­­­­­­– Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Tebrikler, bravo! Doğrular bunlar işte.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 16/3/2021 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                         Engin Özkoç

                                                                            Sakarya

                                                                       Grup Başkan Vekili

 

 

Öneri:

Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından, risk grubunda bulunan sağlık personelinin pandemi süresince çalışma koşullarının araştırılması amacıyla 16/3/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (2387 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 16/3/2021 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık…

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık çalışanlarımızın yaşadığı sorunların ve çözüm önerilerinin araştırılması için grubum adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, mensubu olmaktan her zaman onur duyduğum sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum. 14 Mart sadece bir meslek örgütünün kuruluş yıl dönümü değildir, aynı zamanda, Tıbbiyelilerin 1919 Martında İstanbul’un İngiliz işgaline karşı başlattığı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin adıdır. Sivas Kongresi’nde birçok delege “Kurtuluş için İngiliz mi, yoksa Amerikan mandası mı?” diye tartışırken Tıbbiyeli Hikmet “Beyler, delegesi bulunduğum Tıbbiye beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak için gönderdi. Mandayı kabul etmeyiz. Eğer manda fikrini kabul ederseniz sizleri de hain ilan ederiz. Paşam, siz de manda fikrini kabul ederseniz sizi de reddederiz. Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcısı’ değil ‘vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve lanetleriz.” der. Mustafa Kemal de “Evlat, için rahat olsun, manda da yok, himaye de. Parolamız tektir ve değişmez; ya istiklal ya ölüm.” der. (CHP sıralarından alkışlar)

Dün, parolası “ya istiklal ya ölüm” olan Tıbbiyeliler, bugün de en güzel ve en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bile bile kendi hayatları pahasına başka hayatları kurtarmak için en ön safta mücadele ediyor. “Ateşim var, öksürüğüm var.” diyen yurttaşa 2 metre uzaktan bakmıyor. Virüse yakalanınca ölebileceğini bile bile ateşini ölçüyor, akciğerlerini dinliyor.

Sayın milletvekilleri, böylesi özveriyle çalışan tıbbiyelileri iktidar partisi çok yordu, çok incitti, çok kırdı, âdeta toplumun önüne atıp linç ettirdi. Atatürk “Beni Türk hekimlerine emanet edin.” derken iktidardakiler icabında “Ben bu doktora iğne bile yaptırmam.” dedi. “Doktor efendi dönemi bitti.” dedi.

Sayın milletvekilleri, şu çok iyi biline ki: “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” diye başlayan andımızdan rahatsız olan “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyemeyen zihniyet, tek parolası “Ya istiklal ya ölüm! Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyen doktor efendileri asla bitiremeyecektir. Tıbbiyeli Hikmet’ler her zaman ve her koşulda var olacaktır.

Sayın milletvekilleri, sağlık çalışanları acı ve öfke dolu. Pandemi döneminde 150 binden fazla sağlık çalışanı Covid-19’a yakalanırken 307 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kahraman sağlık çalışanlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Yapılan bir araştırmada, sağlık çalışanlarımızın yüzde 97’si çok yorulduğunu belirtiyor ve yüzde 27’si istifa etmeyi düşünüyor, yüzde 87’si alım güçlerinin geçtiğimiz yıllara göre düştüğünü söylüyor, yüzde 98,2’si de ek ödemelerin adaletli ve yeterli olmadığını düşünüyor. Hâl böyleyken makam ve mevki sahibi olanlar da 14 Mart Tıp Bayramı’nda kocaman kocaman laflar ettiler, âdeta dün söylediklerini unutup iyilik perisi kesildiler. Sağlık çalışanlarına “Aslansınız, kaplansınız.” diyerek methiyeler dizdiler.

Sayın milletvekilleri, bu methiyeler makam ve mevki sahiplerinin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Sağlık çalışanları methiye değil verilen sözlerin tutulmasını istiyor, adalet istiyor. Bugün, memleketin en zeki çocukları tıp fakültelerini tercih ediyor. Zor ve uzun bir eğitimden sonra tıp doktoru oluyor. Yeni mezun bir doktorun bordrosuna baktığınızda aldığı maaşın 2 asgari ücret kadar olduğunu görürsünüz. Bunca eğitimden sonra bu hak mıdır, adalet midir?

Sayın milletvekilleri, sağlık çalışanları emekliliklerine yansıyan temel ücret ve özlük haklarının iyileştirilmesini talep ediyor; hazırladığımız kanun teklifi burada, Gazi Mecliste. Covid-19’un meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istiyor; hazırladığımız kanun teklifi burada. Sağlık çalışanları seçim meydanında söz verilen 3600 ek göstergenin bir an önce verilmesini istiyor. Yine, sağlık çalışanları, Covid-19’da hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının şehit sayılmasını istiyor. Sağlık çalışanları, sayın milletvekilleri, coronadan değil, emekli olmaktan korkuyor. Özetle, “Hakkınız ödenmez.” diyerek haklarını ödemediğiniz sağlık çalışanları, analarının ak sütü gibi helal olan haklarını talep ediyor.

Gazi Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Meclise sunmuş olduğu araştırma önergesi üzerine İYİ PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sağlık çalışanlarının 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlarım. Hasta olanlara acil şifalar, hayatını kaybedenlere de Allah’tan rahmet diliyorum.

Türk sağlık ordusu tüm Türkiye’de; özeli, resmîsi, 1 milyon 100 bin kişilik bir kadroyla hizmet vermektedir.

AK PARTİ iktidarıyla pek çok kurum bağlamından kopartılmıştır, neoliberal görüşle değerlendirilir olmuştur. Devlete hizmet için motivasyon kaynağı para olamaz. Sağlık çalışanları için motivasyon kaynağı ancak devlet olmadadır, binlerce yıl süren devlet geleneğinde saklıdır. Sağlık kazanç konusu olmamalıdır.

Covid-19 pandemisinde sağlık çalışanları son derece başarılı bir sınav verdiler. Yakınlarını, eşlerini dostlarını kaybettiler; kendileri can verdiler. Çok değerli bir sınav verdiler ama bunların şehit sayılması ya da meslek hastalığı sayılması bile kabul edilmedi. Böyle bir hizmet, personel performans ölçeğinden değerlendirilerek yerine getirilemez. Bizim zaten bildiğimiz, pandemi döneminde de Hükûmetin öğrenmiş olduğunu umduğumuz bu hizmetin ölçeği para değildir. Sağlık sektöründe nasıl para kazanılır hesabı yapılmamalıdır. Türk sağlık sistemi neoliberal ölçekten çıkartılmalı, kendi bünyesine ihtiyaçlarına sağlık personelinin gerçeklerine göre yeniden değerlendirilmeli, a’dan z’ye elden geçirilmelidir. Ülkemiz hizmete kazanç, avanta gözünden bakmayan vatanperver insanlarla doludur. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız işin maddi boyutu değildir. Eğer maddi boyutla değerlendirilecek olsa buna zaten paralar yetmez. Sağlık personelinin sizden beklediği onları takdir etmenizdir, emeklerinin inkârı olmamalıdır. 14 Mart münasebetiyle mesaj yayınlamak sadece yasak savmaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi sağlıkta şiddetin önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeyi yapmamıştır. “Ben bir doktora değil, bir hemşireye enjeksiyon yaptırırım." demek, sonra da gidip hastanenin başhekimine enjeksiyon yaptırmak son derece sığ bir davranıştır. Bu tür davranışlar, bu tür söylemler sağlık çalışanlarını zedelemektedir. Sağlık çalışanları yirmi dört saat hizmettedirler. Hastaneye gelme gitme zamanları belli değildir. Onların mesailerini gösterir kart bastırmak onları aşağılamaktır, onları hiçe saymaktır. Otuz yıllık bir hemşirenin maaşı net olarak 4.070 lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kabukcuoğlu.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – 1’inci derece 4’üncü basamakta olan uzman hekimin aldığı maaş 5.486 lira 30 kuruş. Bu pek çok meslek grubunun ücretinin altındadır. Sağlık çalışanlarına ne verilmek gerekiyorsa, hak ettikleri neyse bunların maaşları net bir şekilde hesaplanmalı ve bu, onların özlük haklarına işlenmelidir. Hükûmet mesajlarla değil, eylemlerle sağlık personelinin yanında olduğunu göstermek zorundadır.

Hepinize saygılar sunarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

14 Mart Tıp Haftası mı, Tıp Bayramı mı? Uzun bir süredir Türkiye’de 14 Mart Tıp Haftası olarak etkinliklerle geçmekte ve bayram olarak kutlanmamakta. Niçin? Az önce arkadaşlarımız söyledi; doğuş öyküsünü, çıkış tarihçesini anlattılar. Tıp Haftası’nda şu görüldü: Sağlıkla dönüşümle beraber, sağlık çalışanları mutlu değil. Sağlık kurumlarında bir koordinasyonsuz, organizasyonsuz, otelciliğe dönüşmüş bir hizmet ve bir diğeri, şiddet artmış, hastalar müşteri olmuş, kurumlar işletme olmuş; sağlık bu aşamaya gelmiş. O nedenle, 14 Mart aslında bir tahribat haftasına dönüşmüş.

Peki, bu dönüşüm neydi? En başta her şey çok güzel anlatıldı, “çok felaket oteller, hizmetler, binalar, şehir hastaneleri” denildi ama koruyucu sağlık unutuldu, önleyici sağlık unutuldu ve pandemi başladı, pandemiyle beraber eşitsizlikler ortaya çıktı ve herkes gördü ki asıl olan, hastayı değil, hastalığı önlemektir; asıl olan, hastalığı iyileştirmek, evet ama insanların hasta olmaması için çalışmaktır. Peki, bunu kim yapacaktı? Sağlık emekçileri yapacaktı. Peki, bunu kim yapacaktı? İktidar yapacaktı. Nasıl yapacaktı? Sağlığın olmazsa olmaz koşulları var; nasıl ki barış, içme suyu,  beslenme, barınma olmazsa olmaz, bunların da olması lazımdı ama ne oldu? Gel görelim -14 Mart diyoruz- 15 Martta, dün, Türkiye’de sağlık meslek örgütleri, sağlık iş kolunda çalışan sendikalar Sağlık Bakanından randevu alamadıkları için Sağlık Bakanlığının önünde, seslerinin duyulması için basın açıklaması yaptılar. Neydi? İlk gün “alkış, alkış" denildi; Sağlık Bakanı dâhil, her çıkan dedi ki: “Meslek hastalığıyla ilgili düzenleme yapacağız.” Bir tane düzenleme yapılmadı. Her çıkan dedi ki: “Sağlıktaki şiddeti önleyeceğiz.” sağlıktaki şiddet giderek derinleşti. Her çıkan dedi ki: “Özlük haklarını düzenleyeceğiz.” hiç olmadı. Peki, biliyor musunuz bu pandemi sürecinde ne oldu? Arkadaşlar, bu sabah İstanbul Biruni Üniversitesinden bir profesör yaşamını yitirdi, pandemide 387 sağlık çalışanı, sağlık emekçisi yaşamını yitirdi, 150 binden fazla kişi hastalandı. Peki, bu insanlar gece gündüz çalışırken ne oldu? Organizasyon yok, koordinasyon yok, “Onlara kulak verelim, onları dinleyelim.” diye bir çaba yoktu. Tıp eğitimini bitirdiniz, atamaları bitirdiniz, her yere kayyum atar gibi bir yönetici atadınız, liyakat yok ve giderek alkıştan öte siz sağlığı bitirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İşte, 14 Mart haftasında insanlar bunu konuşacak düzeye geldi. 14 Mart haftasında insanlar katılım olmasını istedi, şeffaflık olmasını istedi, verilerin herkesle paylaşılmasını istedi. Bununla ilgili düzenlemelerin yapılması lazım.

Buradan yaşamını yitiren bütün sağlık emekçilerini Halkların Demokratik Partisi adına saygıyla anıyoruz, önlerinde gerçekten eğiliyoruz ve şunu da söylüyoruz bu çabayı sürdüren bütün emekçi arkadaşlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Başta İdris Baluken ve Selçuk Mızraklı arkadaşlarımız burada oturuyordu, onlar şu anda belki içerideler ama biz biliyoruz ki sağlıktan ve özgürlükten tasarruf edilemez, onlar bu konuda çalışacaklar ve devam edecekler. Bizler de bu çabayı devam ettireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken, Türkiye'de çalışan tüm meslektaşlarıma 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla ayrı ayrı saygılarımı sunuyorum, emeklerine sağlık diyorum, hepsinin bayramını kutluyorum, teşekkür ediyorum.

GÜLİSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - İki dakika saygı duruşunda bulunmalarıyla ilgili sağlıkçılar açığa alındı, onlara bir açıklamanız var mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL TAMER (Devamla) – Aynı şekilde, Türkiye’de bir insanın bir dakikası için her türlü hizmeti veren tüm sağlık çalışanlarına da teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu, hemşehrim Sayın Çetin Arık ve arkadaşları tarafından verilen Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum, ayrıca hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Evet, Türkiye sağlık çalışanları açısından önemli günler katetti, önemli günleri de geride bıraktı. Tüm dünyada pandemi nedeniyle âdeta sıkışan, âdeta bir kor hâline gelen sağlık alanında, başta doktor arkadaşlarım olmak üzere yapmış oldukları bu hizmetler dolayısıyla Türkiye’de çok basit bir şekilde atlatıldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Covid-19 salgınıyla ülkece son derece önemli bir sınavdan geçildiğini de yine belirtmek isteyebilirim. Bir yılını dolduran bir salgın süresince milletimiz ve onun evlatları olan sağlık çalışanlarının özverili ve inançları sayesinde önemli aşamalar kaydettiler. Gece gündüz demediler, o insanlar maskelerini çıkarmadan yirmi dört saat boyunca hizmet ettiler, hayatlarını hiçe saydılar. Bu insanlar için neler yapsak, ne yapsak az olduğunun burada altını çizmek istiyorum.

Bir kere şunu ifade edeyim: Biz onlara hiçbir dönemde olmadığı kadar Hükûmetimiz adına, Sağlık Bakanlığımız adına her türlü imkânı verdik ve vermeye devam edeceğiz. Çünkü onlar hak ettiler; hak etmeye devam ediyorlar, çalışmaya devam ediyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şunu ifade ediyoruz, “Meslek hastalığı” dediniz. Evet, bakın, bugün Sosyal Güvenlik Kurumu çerçevesi dâhilinde kamuya ait olanlar vazife malulü olarak zaten kabul ediliyorlar, işçi statüsündekiler ise zaten meslek hastalığı olarak kabul edildiler. Bunlar yeterli mi? Bana göre değil.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ne zaman? Dava açması gerekiyor.

İSMAİL TAMER (Devamla) - Bunu en iyi şekilde onlara yansıtabilmek adına ne varsa biz ona hazırız diyor hepinize saygılar sunuyorum.

Meslek arkadaşlarımı, doktor arkadaşlarımı tekrar özverili çalışmalarından dolayı tebrik ediyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, az önce Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı aradı ve birçok kişi arıyor. Gerçekten bu Covid’le ilgili uygulamalar Türkiye’de farklılık gösteriyor. Sakarya şu anda turuncuda, 90’da fakat Kocaeli 130’da Kocaeli’nde her yer açık, restoranlar açık, insanlar normal dükkânlarını açıyorlar ama maalesef Sakarya’da buna izin verilmiyor. Ben ilgili makamlarla görüşüyorum ama bunu bir kere daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getireyim istedim. Bu bazı kentlerde infial yaratıyor, ondan sonra bu insanlar başı bozuk bir şekilde kendi kurallarına göre hareket etmeye başlıyorlar ve bu sıkıntı da gerçekten önemli ölçüde bizi rahatsız ediyor bu konuyu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Söz verdiğiniz için de çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Buyurun okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma kurulunun 16/3/2021 Salı günü (bugün) yaptığı toplantı da siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisini Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Bülent Turan

Çanakkale

     AK PARTİ Grup Başkan Vekili

ÖNERİ:

Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunun 140, 25, 31,172, 98 ve 165 sıra sayılı Kanun Teklifleri’nin bu kısmın sırasıyla 5, 19, 20, 21, 22 ve 74’üncü sıralarına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

10/12/2020 tarihli ve (2/3256) esas numarayla Başkanlığımıza gelen, 11/12/2020 tarihinde Millî Savunma Komisyonuna sevk edilen ve tarafımca verilen Çanakkale Savaşlarına Katılanlara Şeref Madalyası Verilmesine Dair Kanun Teklifi’yle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünün 37’nci maddesine göre işlem yapılması için gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

Gamze Akkuş İlgezdi                                         İstanbul  

BAŞKAN – Önerge üzerine, teklif sahibi, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi.

Buyurun Sayın Gamze Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Çanakkale Savaşlarına Katılanlara Şeref Madalyası Verilmesine Dair Kanun Teklifi’m üzerine söz aldım.

Vatan uğruna toprağa düşen tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi  saygıyla anıyorum, ruhları şad olsun diyorum. İki gün sonra Çanakkale Zaferi’nin 106’ncı yılını kutlayacağız. Tarihimizin en temiz sayfalarından birini canları pahasına yazan Yarbay Mustafa Kemal’in Mehmetlerini, evlatlarını, Onbeşlilerini onurlandıracağız, yani Conkbayırı’nda, Kilitbahir’de, Anafartalar’da tarih sayfalarına yeni bir destan yazanları anacağız.

Değerli vekiller, Çanakkale, Edirne’den Kars’a, İstanbul’dan Diyarbakır’a, Ankara’dan Van’a 16, 17, bilemediniz 18 yaşındaki yiğitlerin bir vatan uğruna uyanmaz uykuya daldığı yerdir. Çanakkale, varlık ve yokluk arasında gidip geldiğimiz bir zamanda memleketin dört bir yanından gelen isimsiz kahramanların emperyalizme karşı verdiği şanlı direnişin adıdır. Türk’üyle Kürt’üyle Laz’ıyla Çerkez’iyle bir ulusun bütünleştiği, bir olduğu yerdir. Çanakkale, en acı hatıraların yazıldığı en şerefli savaş meydanıdır. Sonuçları itibarıyla da tarihin akışını değiştirmiştir. Kuşkusuz bu zafer kolay kazanılmamıştır. Mehmetçik tüm olanaksızlıklara karşın, bağımsızlık tutkusuyla inanılmazı gerçekleştirmiştir. Vatan şairi Akif, bu destanı İstiklal Marşı’mızda “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,/Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var./ Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,/ Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?” dizeleriyle anlatır.

Unutulmasın ki Çanakkale Savaşı bir özgürlük direnişidir. Yurdumuzun bağımsızlığa taşındığı ilk çoban ateşidir. Bu bakımdan, Yarbay Mustafa Kemal’in “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.” sözü Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlük karakteridir  tam da. Yani Çanakkale Mustafa Kemal Atatürk’tür, Türkiye Cumhuriyeti’dir, Çanakkale millî iradedir. Hüseyin Ragıp’ın “Kendi yurdumuzda hiçbir milletin bize efendi olmasına tahammül edemeyiz.” İfadesiyle tarif ettiği Kuvayımilliye’dir. Evet, Çanakkale Seyit Onbaşı’dır, doğru ama aynı zamanda, cephede çarpışan Mücahide Hatice Hanım’dır, Nezahat Onbaşı’dır, Kosovalı Zeynep Çavuş’tur, Reşit Paşa Vapuru’nun başhemşiresi Safiye Hanım’dır. Onlar, cumhuriyetin temelindeki kadın devriminin neferleridir ve Çanakkale yalnızca savaşın bir cephesi değil, Millî Mücadele’nin de ön sözüdür aslında. Anadolu halkının Çanakkale’de gösterdiği azim, umut ve kararlılık Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini ateşlemiştir. Her siperinde ayrı bir destan yazan kahramanlarımız dünya tarihine altın harflerle “Çanakkale geçilmez!” yazmıştır. Bu sebepledir ki Değirmen Burnu’na gelenleri tabyaya nakış gibi işlenmiş “Dur yolcu, bilmeden bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.” yazısıyla karşılaşırlar. Bu yazı bağımsızlık mücadelesinin nasıl verildiğini bizlere anlatan bir ibret belgesidir tam da. Bu belge, en kıymetli mirasımızdır.

Değerli vekiller, unutulmasın ki Mehmetçik vurulunca değil, unutulunca ölür. Geçmiş bize doğru yolu gösteren bir rehberdir ve geçmişi unutanlar, çarptıranlar ya da yok sayanlar çok geçmeden tarihte izleri bile kalmadan silineceklerdir. Tarih, unutulan nice medeniyetlerin enkazıyla doludur. İşte, bu nedenle yüz altı yıl sonra bugün, Gazi Meclisin önünde tarihî bir sorumluluk vardır. Siyaset üstü olması gereken ve bizi biz yapan, bir yapan, bütün yapan ortak değerlerimizin başında gelen tarihsel geçmişimize sahip çıkmaktır.

Buradan tüm siyasi partilere ayrım yapmaksızın çağrıda bulunuyoruz: “Çanakkale geçilmez.” diyen kahramanlarımıza şeref madalyası verilmesini talep ediyoruz. İnanıyorum ki Gazi Meclisimizin her bir üyesi bu talebi düşünmeden kabul edecektir çünkü bu Meclisin harcında Çanakkale ruhu vardır.

Sözlerimi, saygıyla andığım Faruk Nafiz Çamlıbel’in yazdığı Çanakkale şiirinden dizelerle bitirmek isterim:

Bir destana benziyor senin bugünkü halin,

Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.

Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal’in

Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Son olarak, bu toprakları bize vatan olarak armağan eden tüm şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün kahramanlarımızı rahmet ve şükranla anıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – AKP Grubu, Çanakkale Savaşlarına Katılanlara Şeref Madalyası Verilmesine Dair Kanun Teklifi’ni acaba niye reddetmişti? Az önce Çanakkale Savaşı’yla ilgili çok güzel duyguları paylaştılar, bu duygularında samimi mi değiller yoksa bunu layık mı görmüyorlar? Bunu muhakkak açıklamaları gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale bu milletin, cumhuriyetin, devletimizin ön sözü. Çanakkale, özel topraklar; tüm millet için…

BAŞKAN – Açık mikrofonunuz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Duyulmasın istiyor.

ÇETİN ARIK (Kayseri)  - Duyulmasın istiyor Sayın Başkanım, ne diyeceğini bilmiyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu mu espriniz yani?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Duyulmasın istiyor, duyulmasın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İlk espriniz mi?

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Evet.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Engin Bey’e saygın yaklaşımı için teşekkür ederek şu cevabı vermek isterim izin verirse arkadaşlarınız: Sayın Başkan, Çanakkale ortak değerimiz, cumhuriyetimizin ön sözünün yazıldığı topraklar. Ben bir Çanakkale evladıyım. “Bu kanun teklifi reddedildi.” ifadesini doğru bulmuyorum. Kanun teklifinin bugün görüşülmesine ilişkin tekliftir bu, gündemin önüne alınmasına ilişkin tekliftir bu. Buna ilişkin Meclisin kendi gündemi var, o yüzden bu oyu kullandık. Birincisi bu.

İkincisi: Çanakkale şehitlerimizin, gazilerimizin madalyaya ilişkin talebini haklı buluyoruz, yerli buluyoruz. Ancak çok sayıda şehidimizin, gazimizin olması, kayıtlarda sorun olması, çalışılmadan verilen bir önergenin gündeme alınmasına engel. O yüzden, Genelkurmayımız başta olmak üzere, tüm kurumların çalışmasını, tüm partilerin destek olmasını istiyoruz. Onun ardından bu adımı atabiliriz diyoruz.

Bir diğer husus Sayın Başkanım: Çanakkale’mizin bu konudaki talebini bildiğimizden dolayı eski yıllarda tüm şehitlerimizi, gazilerimizi kapsayacak şekilde Çanakkale’mizi temsilen, Valiliğimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – …Meclisimizin özel bir madalyası oldu zaten. Aslında tüm Çanakkale şehitlerimizin, gazilerimizin madalyasının örneği olarak Valiliğimizde o madalyamız var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Atatürk resmi var mı orada?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama ayrıca Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi çalışılabilir. Tam şehit sayısı, gazi sayısı, mirasçıları da çünkü çok eski olduğu için… Mesela Kore Savaşı’ndaki gazilerimizin sayısı belli, aynı şekilde Kıbrıs gazilerimiz belli ama  İstiklal Savaşı’mızın bir kısım gazi ve şehitlerinin kayıtlarında ufak tefek sorunlar olduğu için ufak bir anlaşmazlık var. Buna ilişkin kurumlarımız çalışır da gerekli hassasiyeti gösterdikten sonra adım atabilirsek daha isabetli olur diye Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok teşekkür ediyorum.

Bu konuyu çok fazla uzatmak istemem ama siyaset aynı zamanda samimiyet işidir. Millî duygularımızla ilgili bu ortak konularda gerçekten samimi bir çaba göstermemiz gerekiyor. On dokuz yıldan beri iktidarda olan bir siyasi partinin “Çanakkale şehitlerine madalya verilmesiyle ilgili gerekli çalışmaları henüz tamamlayamadık.” demesi, tek bir madalyanın üstünde Atatürk’ün resminin olmayışı herhâlde bu Meclisin değil, iktidarın ayıbıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

BAŞKAN – Küresel iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirilmesi, kuraklıkla mücadele ve su kaynaklarının verimli kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna üye seçimi yapılacaktır. Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi: Veysel Eroğlu, Afyonkarahisar; Nevzat Ceylan, Ankara; Yasin Uğur, Burdur; Mehmet Sait Kirazoğlu, Gaziantep; Cihan Pektaş, Gümüşhane; Fatih  Süleyman Denizolgun, İstanbul; Ahmet Özdemir, Kahramanmaraş; Halil Etyemez, Konya; Semra Kaplan Kıvırcık, Manisa; Ahmet Akay, Şanlıurfa.

Cumhuriyet Halk Partisi: Jale Nur Süllü, Eskişehir; Murat Bakan, İzmir; Vecdi Gündoğdu, Kırklareli; Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Manisa.

Halkların Demokratik Partisi: Oya Ersoy, İstanbul; Hüseyin Kaçmaz, Şırnak.

Milliyetçi Hareket Partisi: Ayşe Sibel Ersoy, Adana; Hasan Kalyoncu, İzmir.

İYİ PARTİ: Behiç Çelik, Mersin.

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Meclis Araştırma Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin 23 Mart 2021 Salı günü saat 15.30’da Yeni Halkla İlişkiler Binası, Komisyonlar Bloku, Alt Zemin, 1 no’lu Toplantı Salonu’nda toplanarak başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimi yapmalarını rica ediyorum. Komisyonun toplantı gün, saat ve yeri ayrıca elektronik ilan panosunda ilan edilecektir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve Gündem’in “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

 

1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1802) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 111) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 111 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SOSYAL GÜVENLİK ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 16 Nisan 2016 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10 Mayıs 1933’ten 2013 yılına kadar okullarımızda okutulan Andımız maalesef artık okutulmuyor. 8 Ekim 2013’te Millî Eğitim Bakanlığının İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 1’inci maddesini iptal etmesi üzerine Türk Eğitim Sendikasının açmış olduğu dava sonucu Danıştay 8. Daire Başkanlığı 24 Nisan 2018’de Andımız’ın tekrar okullarımızda okutulmasına karar verdi. Ancak hepinizin bildiği gibi, siyasi iktidar mahkeme kararına uymayarak üç yıl bekledi. Meğer ki başka amaçları varmış. İtiraz etmiş Millî Eğitim Bakanlığı Danıştay kararına. Danıştay Daireler Üst Kurulu da en son olarak kararı iptal ediyor, yani diyor ki: “Andımız okunmasın.” Her ne kadar Danıştay önce “Evet.” dediyse de sonra da “Hayır.” diyor. Niye acaba? Hukuk ne olmuş? Çatallaşmış.

Şimdi, sormak lazım bu kürsüden Andımız’a kim karşı? Herkes koro hâlinde der ki: “PKK ve terör örgütleri.” E, iyi de bu ihanet şebekesi buna karşı diye açılım sürecinin hatırına niye biz Andımız’ı kaldırıyoruz? E, kaldırıyoruz. Bununla da hızımızı alamıyoruz, Türk milletinin düşmanları, Atatürk’ün de düşmanlarıdır içeride ya da dışarıda fark etmez. İktidarımız   -bu da mı PKK talebi bilmiyorum- diyor ki: “Yahu bu Cumhurbaşkanlığımızın, efendim, nişan ve madalyalarından Atatürk resmini, silüetini çıkaralım.” TÜRK EĞİTİM-SEN yine dava açıyor “Olmaz böyle şey.” diyor. Danıştay 8. Daire: “Evet, haklısın.” diyor ama yine, Danıştay İdareler Kurulu bunu da reddediyor. Sonuçta, AK PARTİ iktidarımız muradına eriyor, artık okullarımız da “Türk’üm” denmeyecek, “doğruyum” denmeyecek, Atatürk’ün adı okunmayacak.

Şimdi, AK PARTİ muradına erdi de bir şeyi buradan söylemek isterim: Vallahi hiç kusura bakmayın, biz, “Türk’üm” demeye devam edeceğiz, yüreğiniz yetiyorsa sesimizi kesin; biz, Büyük Atatürk’ü ve tüm ecdadımızı başımızın üzerinde taşımaya devam edeceğiz, ısrarla bunu yapacağız, yüreğiniz yetiyorsa sesimizi kesin ve söylüyorum, siz ne yaparsanız yapın bizi biz yapan millî ve manevi değerlerimizi korumaya, kollamaya, ihya etmeye devam edeceğiz. Buradan, büyük Türk milleti adına söz veriyoruz: Büyük Atatürk’ün emanet ettiği cumhuriyeti, cumhuriyetin kazanımlarını yaşatmaya ne pahasına olursa olsun devam edeceğiz. Burası muz cumhuriyeti değil; burası 5 bin yıllık geçmişi olan büyük Türk milleti, bu Meclis de o milletin Gazi Meclisi. Ve yine burada herkes bilsin ki siyasi iktidarın bu yaptıklarının tamamını tersine çevireceğiz ve diyoruz ki: Türkiye Cumhuriyeti devletini fabrika ayarlarına tekrar getireceğiz çünkü bozdular, ayar mayar bırakmadılar. Ve yine buradan, yüce Meclisten tekrar Türk milleti adına Türk milletime sesleniyorum ve gururla haykırıyorum, diyorum ki: Ey milletim, umutsuzluğa yer yok; yüce Mecliste “iyi”ler var, iyi bir gelecek için umutsuz olma. Siz varsınız, biz varız, büyük Türk milleti var. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun.” “Ne mutlu Türk’üm diyene.” (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, hani diyorsunuz ya “Z kuşağına kendimizi anlatmalıyız.” diye, biraz da buradan bahsedeyim. Hatırlatmanız gereken pek çok şey var aslında, ben de birazını sizlere hatırlatayım istedim. Mesela, iktidarınız döneminde ülkemizde hırsızlık suçu 7 kat artmış, cinsel suçlar 10 kat artmış, insan hayatına son verilen cinayetler 9 kat, kaçakçılık 8 kat, uyuşturucu madde bağımlılığı 12 kat artmış. Bunu, Z kuşağına ve Türk milletine bir anlatın bakalım. Soma’da maden ocağında ölen 301 işçimizin evlatlarına neden bu işin sorumlularının hapiste veya tutuklu olmadıklarını da anlatın. Hatta babalarının mezarları başında anlatın da anlasınlar. Bununla birlikte, Soma’daki madenci yakınlarına danışmanlarınızın tekme tokat girişmesinin nedenlerini de anlatın, niye dövdüğünüzü de anlatın. Kadın cinayetlerinde geldiğimiz noktada an itibarıyla dünya sıralamasındaki yerimizi de anlatın. Cinayete kurban giden kadınlarımızın evlatlarına nasıl bir gelecek planladığınızı da anlatın bence. Kur’an kurslarında istismar edilen çocuklarımızın ana babalarına da, onları da unutmayın. Bu çocuklardan, geleceğin Z kuşağı olarak neler beklediklerimizi de anlatıverin. Evladının cenazesini çuvala koyup sırtında taşıyan babaya da anlatın Z kuşağı için gelecek vaatlerinizi mutlaka. İktidarınız döneminde ihya ettiğiniz 5’li müteahhit çetesini de bir anlatıverin. Z kuşağının geleceğine ne gibi imkânlar hazırladığınızı, onlar için neler planladığınızı da anlatın kesinlikle. Hani her şehirde kurmakla övündüğünüz üniversitelerden mezun olan gençlerimize neden istihdam imkânları hazırlamadığınızı, malum çevrelerin referanslarıyla o üniversitelerde doldurduğunuz kadroların Z kuşağı gençlerimizin geleceğine nasıl tesir ettiğini de anlatmanız gerek elbette. Z kuşağının hakkıdır kendi topraklarımızda ekip biçip, üretmediğimiz ayçiçek yağının neden markette 85 TL’ye satıldığını öğrenmek. Lütfen, anlatıverin bunu da. Pirinci, nohutu, buğdayı, mercimeği neden kendi topraklarımızda üretmeyip Meksika’dan, Çin’den, Uruguay’dan, Brezilya’dan ithal ettiğimizi, bu ürünler için neden dış ülkelere milyarlarca dolar döviz akıttığımızı da bilmelidir çiftçimizin Z kuşağı evlatları. Kendi yaşıtları aynı dönemlerde dünyanın bütün ülkelerini sorunsuz ve rahat bir şekilde gezip, görüp öğrenebiliyorken, bizim Z kuşağımızın neden KYK borçlarıyla, kapılarına gelen icra tebligatlarıyla karşı karşıya kaldıklarını öğrenmek de en doğal haklarıdır Z kuşağının. Basın yayın ve gazeteciliği okuyan Z kuşağımızın mesleğe atıldıkları zaman polis, tutuklama, gözaltı, hapis sarmalıyla karşı karşıya kalacaklarını ve bunun normal karşılanması gerektiğini de anlatın Z kuşağına da anlayabiliyor mu, bir bakın.

Ailelerinin yıllarca emek verip gözünden sakındığı evlatlarının tıp fakültesini bitirip doktor olduğunda acil serviste bir hasta yakını tarafından bıçaklanabileceğini veya tekme tokat dayak yiyebileceğini de anlatmalısınız Z kuşağına.

“Bana bir harf öğretenin kırkyıl kölesi olurum.” diyerek öğretmenliğin yüceltildiği bir dinin mensupları olarak, öğretmenlik mesleğine başlayacak olan Z kuşağı evlatlarımızı da unutmayın. Bu Z kuşağı evlatlarımıza, bir gün sınıfta bir öğrencileri tarafından kurşunlanabileceklerini veya bir öğrenci yakını tarafından bıçaklanabileceklerini, tekme tokat dayak yiyebileceklerini de anlatın. Hatta bir okul müdürünün mobbingleriyle hayatlarından bıktırılabileceklerini de anlatmalısınız Z kuşağı evlatlarımıza. Bu söylediklerim ataması yapılacak olanlar için de geçerli. Tabii, bir de ataması yıllardır yapılamayan ve işsizlik nedeniyle intihar eden öğretmenlerimizi de unutmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, emeklilikte yaşı gelmiş anne babasının neden hâlâ çalışmak zorunda olduğunu, kendi anne babalarının diğer ülkelerin emeklileri gibi neden dünyayı gezemediklerini de anlatmalısınız Z kuşağına. Yine, anne babalarının emeklilik yaşı geldiği hâlde yaşa takılmayı bahane ederek neden emekli olamadıklarını da anlatın.

Ülkemizde bir vatandaş olarak dünyaya gözlerini açtıkları an itibaren neden kişi başına düşen millî gelirin her geçen gün azaldığını, millî yükün arttığını da anlatın. Sendikaya üye olduğu için çalıştığı fabrikasında işten atılan işçinin Z kuşağı çocuğuna da anlatın babasının neden işten atıldığını. Kendileri yıllarca dershanelerde, kurslarda dirsek çürütüp KPSS sınavlarına hazırlanırken kendi parti mensuplarınızı istisnai kadrolarda nasıl memur yaptığınızı da bir anlatıverin Z kuşağına. Kendi evlatlarınızın gemiciklerini, şirketlerini, holdinglerini, çifter çifter maaş aldıklarını da anlatıverin Z kuşağına.

Evet, anlatmanız gereken çok şey var; inşallah, bir dahaki sefere duymayan kulaklarınıza, görmeyen gözlerinize sunmaya devam edeceğim.

Hoşça kalın efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

İran, bizim tarihî ve önemli bir komşumuzdur. Her iki ülke de birbirini uzun yüzyıllardan bu yana yakinen tanımakta, yaşadığımız coğrafyada, aynı zamanda, ortak kültürel bağlarımız bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, iki ülke arasında var olan ticaret de yine her iki taraf lehine olumlu faydalar sağlamaktadır. Başta enerji olmak üzere her türlü alanda sürdürülen ticari faaliyetler bölgesel ortaklık ve iş birliğine yönelik önemli sonuçlar doğuragelmiştir. Ayrıca, hem bizi hem de İran’ı doğrudan ilgilendiren bölgesel gelişmelerde ortak politika belirleme çabaları makul ve müspet bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Suriye’de yaşanan iç savaşa yönelik siyasi çözüm bulma çabalarında İran, ülkemiz ve Rusya’yla beraber Astana sürecinin garantörlerindendir.

Bugün üzerinde görüştüğümüz anlaşmayla, her iki ülkenin vatandaşları ve çalışanlarının sosyal güvenlik haklarının mütekabiliyet esasları çerçevesinde korunması ve güvence altına alınabilmesi esas olarak benimsenmiştir. İran’da, hâlihazırda yaklaşık 6 bin vatandaşımızın bulunduğu, yine İran’ın da Türkiye'de yaklaşık olarak 62 bin vatandaşının yer aldığı, bunların neredeyse 3.500’ünün çalışma iznine sahip olduğu, bu nedenle vatandaşlarımızın karşılıklı olarak sosyal güvenlik haklarının tescil edilmesi ve kayda geçirilmesi için bu anlaşmanın imzalanmasının önemli olduğu da ifade edilmektedir. Dolayısıyla ilgili anlaşmayla, İran’da bulunan vatandaşlarımızın haklarının korunmasının garanti altına alınması hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Azerbaycan’ın Karabağ’daki zaferinin ardından Kafkasya’da barış ve istikrarın tesisine yönelik büyük bir fırsat doğmuştur. Elbette, bu zaferden rahatsızlık duyan çevreler de mevcuttur. Ancak, Karabağ zaferinin hemen ardından, başta Zengezur Koridoru olmak üzere, yeni bölgesel ulaşım ağının kurulması ve yeniden imarla ilgili çalışmaların hızlanması çapı gittikçe genişleyen pozitif bir sinerji oluşturmuştur. Başta Ermenistan olmak üzere, önümüzdeki dönemde var olan yeni koşulları kabul ederek bölgenin barış ve istikrar ortamının yarattığı ve yaratacağı büyük refahtan istifade etmek isteyen çevrelerin huzuru bozacak her türlü eylemden uzak durmaları da büyük önem taşıyor. Bölgenin yeni dinamikleri, açık bir şekilde her tarafa, Karabağ’da Azerbaycan’ın hakkı olanı almasından hemen sonra oluşan güncel koşulları kabullenmeyip aksi bir yolu tercih etmelerinin en büyük zararı kendilerine vereceğini de gösteriyor.

Temennimiz, Ermenistan’ın vakit kaybetmeden diasporanın tahakkümünden bir an evvel kurtulması, barışı bozacak eylemlerden kaçınması, savaş sonrası imzalanan anlaşmalara bağlı kalması ve Azerbaycan’ın hak ve hukukuna bundan sonra saygılı davranarak kendi yolunu tayin edebilmesidir. Kafkasya’ya komşu olan diğer ülkeler de oluşan böylesine makul ve yeni gündemi tamamıyla kendi iç saikleriyle, endişeyle karşılamak yerine iş birliği imkânlarıyla yeni bir düzenin kurulmasında üzerine düşeni yerine getirmelidirler.

Türkiye olarak, yakın coğrafyamızda isteğimiz, barış koşullarının hâkim olması ve her ülkenin kendi egemenlik haklarına saygılı davranılarak iş birliği imkânlarının ülkeler arasında gelişmesidir. Kafkasya bölgesi yeni yüzyılda gerek kuzey ve güney gerekse doğu ve batı aksı arasındaki küresel ticaretin ve hareketliliğin en yoğun yaşanacağı bölge olarak öne çıkarken, refahın artmasına yönelik altyapı ve siyasi iş birliği mekanizmalarının hızlı bir şekilde bölge genelinde devreye sokulması neredeyse tüm ülkelerin dikkatini bu alana çekmeye başlamıştır. Hatta, Karabağ savaşı boyunca Azerbaycan’ın karşısında Ermenistan’ın yanında konumlanmak isteyen kimi Avrupa ülkeleri dahi bugün gerek Karabağ’ın yeniden imarına yönelik faaliyetlerde gerekse Kafkasya’yla beraber orta ve uzak Asya’ya erişim imkânlarında Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerinde bir an evvel onarma, toparlama ve geliştirme çabasında olduklarını resmî düzeyde açıkça göstermeye başlamışlardır.

Diğer yandan Türklüğün Karabağ’daki zaferi sonrasında Türk dünyası ülkeler arasında var olan iş birliği de son günlerde ivmelenmeye başlamıştır. Uzun zamandan bu yana Hazar Denizi’ndeki kaynaklar konusunda uzlaşamayan Azerbaycan ve Türkmenistan’ın yakın zaman öncesinde bu meseleyle ilgili ortak bir anlayış birliğine varmış olmaları son derece memnuniyet verici bir gelişmedir. Bu şartlarda Türkmenistan’a ait doğal gaz kaynaklarının hiç de uzak olmayan bir vadede Azerbaycan’la aramızda kurulmuş olan TANAP’a aktarılması söz konusu olabilecektir. Bu durum sadece 3 Türk ülkesini ekonomik ve stratejik açıdan daha da fazla birleşmelerini sağlamayacak aynı zamanda Güney Gaz Koridoru’nun da ilave bir kaynağa sahip olmasını doğuracak, Avrupa’ya enerji arzı için yeni bir gündemi daha hayata geçirmiş olacaktır. Dolayısıyla Karabağ zaferinin neticeleri sadece Kafkasya’yı değil, dünyanın geri kalanını da etkileyen hem doğrudan hem de dolaylı büyük neticeler doğurduğu gerçeğini böylelikle her çevrenin karşısına bir kez daha getirmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylesi bir dönemde dikkatlerimizden kaçmayan bir diğer meseleyse Kırgızistan ve Özbekistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve sınır anlaşmazlığının çözümü için her ülkenin de birbiriyle yakın ve sıcak temas kurmaya başlamış olmalarıdır. Buna göre her iki ülke var olan anlaşmazlığın aşılması için üç ay içerisinde tartışmalı sınır noktalarının çözüme kavuşturulmaları hususunda mutabık kalmışlardır.

Memnuniyet verici bu durum kadar son derece olumlu karşıladığımız, özümüzü yansıtan bir başka gelişme daha vuku bulmuştur. Özbekistan’da gerçekleşen 11-12 Mart 2021 tarihlerindeki buluşmada 2 ülkenin devlet başkanları kendi aralarında sadece Türkçe konuşmuştur. Uzun yıllardan bu yana süregelen bölgesel alışkanlık ve baskılara karşın, şimdi ortaya çıkan, umut edilen bu güzel tablonun devamı, teşviki ve hedefe varması temennimizdir. Dilde birlik olunca fikirde birliğin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Fikirler bir olursa yüreklerin de bir çarptığı görülebilecektir. Sonrasındaysa işte birlik olacak ve nihayetinde ülküler hayat bulabilecektir.

Biz, gözle görünenden ötesinde yüreklerin ne gördüğüne ve ne hissettiğine de inanır ve dayanırız. Çoktandır umut ettiğimiz gelişmelerin adım adım gerçekleşiyor olması açıkça kaderin ve tarihin karşısında durulamayacak hükümleridir. Karabağ zaferi sonrasında bunun, Türklüğün 21’inci yüzyıldaki şahlanışına vesile olacağını belirtmiş, Kafkasya’da barış ve istikrarın tesisine katkı sağlarken Türk dünyasının bundan son derece olumlu yönde etkileneceğini vurgulamıştık. İçerisinde bulunduğumuz dönemde yaşanan gelişmelere bakıldığında böylesi bir sürecin çoktan ve tabii olarak başladığını görebiliyoruz. Yakın zaman içerisinde Türk dünyası ülkelerinin beraberce ortak bir gayret ve vizyon etrafında buluşarak birlikte hareket etmeye yönelik politikalarına ağırlık vereceklerine dair inancımızsa tamdır. Zira bölgesel ve küresel koşullar ile bu ülkelerin tamamının sahip olduğu değerler ile potansiyellerin en makul, tabii ve gerçekçi karşılığı Türk dünyasının birlikteliğidir. “Yeniden Asya Girişimi” adı altında, ülkemizin son dönemde ortaya koymuş olduğu siyasete uygun olarak seyreden Orta Asya bölgesiyle ilgili diplomatik çabalarımızın bundan sonra aynı ivmeyle devam etmesi arzumuzdur. Uyguladığımız Asya politikasında emin adımlarla ilerlerken dost ve kardeş ülke Pakistan’la var olan ilişkimizin de aynı kapsamda ele alınmasının önemi büyüktür.

Hedeflerimiz gerçeklerden uzak değildir. Varacağımız yer belli, umutlarımız her zaman taze, vizyonumuz daima başkalarının hayallerinin dahi ulaşamadığı yerlere erişebilmektir. İnanıyoruz ki başaracağız. Büyük Türkiye yolunda millî hedeflerimiz için sergilenen tüm gayretler küresel barış ve istikrara katkı sağlayacağı gibi insanlığın huzurunu da tesis edebilecek birikime sahiptir. Bilhassa Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun 5-10 Mart tarihlerinde ata topraklarımıza yaptığı memnuniyet verici ziyaretlerini dikkat, hassasiyet ve destekle takip ettik. Hiç kuşku yok ki bu gayretlerin ülkemize sağlayacağı çok değerli neticeleri olacaktır. 21’inci yüzyıl Asya Bölgesi’nin yükseliş ve önemini her yönden ortaya koyarken Türkiye, en başından beridir vurgulanan Türk yüzyılı hedefini gerçekleştirebilecek inanç, güç, potansiyel ve azme sahiptir.

Bu vesileyle, sözlerime son verirken Genel Kurul gündemimizde bulunan üzerinde müzakere ettiğimiz anlaşmayla beraber diğer tüm anlaşmalara da Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu yönde oy vereceğimizi belirtiyor, Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cuma günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ekonomik reform programını açıkladı. Bu programı incelediniz mi bilmiyorum ama değerli arkadaşlar, bu program kamuoyunda, vatandaşlarımızda, çiftçide, esnafta, işçide herhangi bir heyecan yaratmadı. Neden? Değerli arkadaşlar, çünkü bu program yüzde 1’in ekonomik programıydı. Önceki Ekonomi Bakanı, damat Sayın Berat Albayrak nasıl patronlarla toplanıp defalarca, altı ayda bir yeni ekonomik program açıkladıysa maalesef aynı tas aynı hamam devam ediyor, yeni Ekonomi Bakanı Sayın Lütfi Elvan da patronlarla toplanmış…

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (İstanbul) – Toplanmasın mı?

GARO PAYLAN (Devamla) - …patronların derdini dinlemiş, patronların paketini getirmiş; patronların ekonomi paketini de yani yüzde 1’in ekonomi paketini de Recep Tayyip Erdoğan cuma günü açıkladı.

Değerli arkadaşlar, çiftçi Mehmet amca, esnaf Hüseyin amca, işçi Ayşe teyze bu programdan bir şey görmedi. Niye? Çünkü yalnızca patronların derdi bu programa konulmuş. Şöyle bakıyor programlar, bütün AKP’nin programları gibi: “Biz, yüzde 1’i mutlu edersek, yani patronları mutlu edersek, onlara teşvikler verirsek, vergi indirimleri verirsek, e, onlar da yanlarına işçileri alırlar, onları da üç kuruş -bir anlamda- nemalandırırlar.” Genel bakış bu. Biz, yirmi yıldır bu bakışın yanlış olduğunu söylüyoruz, AKP yirmi yıldır bu yolda yürüyor. Yüzde 1’in paketlerini getiriyor ve yirmi yıldır yüzde 1’i zenginleştiriyor. Yine bir paket getirmiş “Ben yüzde 1’i daha da zenginleştireceğim.” diyor. Arkadaşlar, oysa bu yol, yol değil. Toplumun büyük bölümü yoksulsa, açlıkla karşı karşıyaysa, işsizse, aşsızsa o ekonominin çarkları dönmez; toplumun yüzde 70’i borçluysa, esnaflar borç batağına girmişse, çiftçi tarlasını ekemiyorsa o ekonominin çarkları dönmez. Siz yüzde 1’i istediğiniz kadar mutlu edin, onların belki servetine servet katarsınız ama ekonominin çarkını çeviremezsiniz ve her reform paketinde aynı hata yapılıyor.

Arkadaşlar, sistemik bir sorunumuz var, “tek adam rejimi” diye bir sorunumuz var. Tek adam rejiminin yarattığı demokrasi krizi ekonomik krizi tetikliyor. Siz, her hastalık hissettiğinizde diyorsunuz ki: “Ben bir aspirin vereyim. Bu ekonomide bir hastalık var, bir aspirin daha vereyim.” veya “Bir kortizon daha basayım.” ama hastalık iyileşmiyor, belki geçici bir rahatlama söz konusu olabiliyor ama sonuç olarak bünye hasta olmaya devam ediyor ve ekonomik krizler derinleşiyor. Bu kaçıncı ekonomi paketi, siz saydınız mı ya? Berat Albayrak, altı ayda bir yeni ekonomik programı açıklıyordu, hatırlıyor musunuz arkadaşlar? Her ekonomik programı… Vallahi bir çocuğa “Maşallah.” dediğinizde hani kırk gün yaşamaz ya bazı çocuklar, sizin “Maşallah.” dediğiniz ekonomi programları da kırk gün yaşamıyor arkadaşlar. Bir bakıyorsunuz, kırk günde ekonomi programı berhava olmuş. “Hadi yenisini hazırlayalım, yeni bir rüya satalım, belki halkı inandırırız.” Ama halk artık bunlara inanmıyor, bunlara karnı tok arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, pandemi dönemi her ülke için bir test. Türkiye için de bir test oldu. Pandemi döneminde demokratik ülkeler vatandaşlarını ihya ettiler, onları ekonomik güvenceye aldılar. Biz ne yaptık? Biz ne yaptık arkadaşlar? Vatandaşlarımıza tek yaptığımız şey, zaten borçlu olan vatandaşlarımızın sırtına daha fazla borç yüklemekti. Esnafı daha çok borçlandırdınız, çiftçiyi daha çok borçlandırdınız, işçiyi daha çok borçlandırdınız ve işsiz vatandaşlarımıza herhangi bir destek vermediniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hepsi bu kadar mı?

GARO PAYLAN (Devamla) – Biliyor musunuz, dünyada gayrisafi yurt içi hasılasına göre en az doğrudan gelir desteği veren ülkelerden biriyiz arkadaşlar. Gayrisafi hasılasına göre en az doğrudan gelir desteği veren ülkeyiz ama bir şampiyonluğumuz var, o konuda sizi tebrik ediyorum. Dünyada yine, gayrisafi yurt içi hasılasına göre vatandaşının sırtına pandemi döneminde en çok borç yükleyen ülkeyiz. Yani destek vermemişiz, borçlandırmışız.

Peki, gelelim, bakalım yeni ekonomik reform programı ne diyor, ne öneriyor? Bu gidişata “Dur!” mu diyor? Hayır. Ne diyor biliyor musunuz? “KOBİ’ler, küçük işletmeler, esnaflar yanlarına işçi alırlarsa ben ona 100 bin lira daha borç vereceğim.” diyor yeni program. Yani “Sen işçiyi al.” Alamıyorsunuz, zaten alamıyor küçük işletmeler, batık durumda. “Ama sen işçiyi alırsan ben sana destek değil 100 bin lira daha borç vereceğim.” diyor. Ya, zaten esnaf borca batmış, KOBİ’ler borca batmış, çiftçiler borca batmış, siz daha fazla borç yüklemeyi öneriyorsunuz arkadaşlar. Bu yol, yol değil.

Bakın, Amerika 1,9 trilyon dolarlık bir paket açıkladı. 1,9 trilyon dolar yani bizim hasılamızın 3 misli, bütçemizin 19 misli bir destek programı açıkladı. Bu borç programı mı arkadaşlar? Değil. Vatandaşlarına doğrudan çek gönderiyor. Her bir bireye 1.400 dolarlık çek gönderiyor, işletmelere doğrudan gelir desteği veriyor. Biz ne yapıyoruz? “Sana daha fazla borç vereceğim.” diyoruz. Arkadaşlar, bu, batışı hızlandırır, batışı derinleştirir. Bu yol, yol değil; bu paketin de bu anlamda, akamete uğraması, maalesef yakındır.

Başka ne öneriyor bu paket? Bakın, çok önemli değerli arkadaşlar; diyor ki: “Kamuda tasarruf yapacağız, kamuda araç saltanatına son vereceğiz.” Allah’ınızı severseniz, on dokuz yılda 26 tane paket açıkladılar, her bir pakette bu vardı, biliyor musunuz: “Kamuda araç saltanatına son vereceğiz.” Ya, şu dışarıya çıkın, Mercedeslere, Audilere, lüks arabalara bir bakın arkadaşlar. Tayyip Erdoğan bir yerden bir yere gidiyor, 150 tane lüks arabayla geziyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ne alakası var ya.

GARO PAYLAN (Devamla) – Tayyip Bey diyor ki: “Efendim, ben lüks araba saltanatına son vereceğim.” Tayyip Bey bir yerden bir yere gidiyor, havalimanında 14 tane uçağı bekliyor, “Ben saltanata son vereceğim.” diyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Vay, vay, vay, vay…

GARO PAYLAN (Devamla) – Tayyip Bey bin odalı kışlık sarayından çıkıyor, 300 odalı yazlık saray inşaatına gidiyor, inceleme yapıyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Vay, vay, vay, vay…

GARO PAYLAN (Devamla) – Ve 300 odalı yazlık saray inşaatı durmuyor, bundan vazgeçmiyor, bu saltanattan vazgeçmiyor. Diyor ki: “Efendim, ben kamuda tasarruf yapacağım.” Kamuda bir tasarruf yapılacaksa ilk önce kim yapar arkadaşlar ya, ilk önce kim yapar? Yürütmenin başı yapmaz mı? Yürütmenin başı “Benim 14 tane uçağım var, 13’ünden vazgeçiyorum.” demez mi? Hadi 1 tanesi kalsın. “Yazlık saray inşaatını durduruyorum.” demez mi? “Kışlık sarayın bu kadar maliyeti var, israfı var; bunları kısıyorum.” demez mi? Bunları demediğiniz sürece kim inanır sizin kamuda araç saltanatına, israfa son vereceğinize? Bu paket bu anlamda ölü doğmuştur arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, paket başka ne diyor: “İşsizliğe son vereceğiz. İhracat yapacağız. Üretimi artıracağız.” Allah’ınızı seviyorsanız, tek adam rejimine geçtiğinizden beri kim bu ülkeye yatırım yapıyor ya? Yabancı sermaye zaten kaçıyor. Yerli sermaye de yurt dışına yatırım yapıyor. Buraya yatırım mı yapıyor? Güvenmiyor arkadaşlar, güvenmiyor bu sisteme. Bakın, size söyleyeyim: Vergi teşviki veriyorsunuz, işçi teşviki veriyorsunuz, bedava arazi veriyorsunuz, “Vergi almayacağız.” diyorsunuz; kimse yatırım yapmıyor, yine yatırım yapmıyor. Siz isterseniz o yatırımcılara bir de “Masaj yapacağım.” deyin arkadaşlar, gene yatırım yapmazlar, yapmazlar. Arkadaşlar, yapılması için burada bir habitata ihtiyaç var. Demokratik, özgürlükçü bir hukuk devleti habitatına ihtiyaç var. Hukuk devleti olmayan bir yere birisi gelip yatırım yapar mı? Yapmaz arkadaşlar. Bakın, Merkez Bankası tefeci faizi veriyor. Hani siz faize karşıydınız ya, Merkez Bankası yüzde 17’yle arkadaşlar, faizini belirlemiş. Tefeciler ne istiyor şimdi biliyor musunuz? “Yüzde 18’e çıkar, yüzde 19’a çıkar.” İki gün sonra Merkez Bankasını göreceksiniz tefecilerin talebini yerine getirecek. Yüzde 17 olan faizi yüzde 18’e, 19’a çıkaracak. Hadi çıkarmasın bakalım. Tefeciler ne diyor? “Doları patlatırım o zaman." diyor. Tefecilerin eline esir olmuşuz arkadaşlar. Tefeciler hep daha fazlasını talep edecekler. Eğer siz sermaye çekebilecek, insanların yatırım yapacağı bir iklim yaratırsanız insanlar çok daha düşük faizlere buraya paralarını getirirler. Bırakın sıcak parayı, doğrudan yatırım yaparlar. Tefecilerin elinden kurtuluruz. Ama demokrasi krizi yaşayan bir ülke arkadaşlar, yatırım matırım çekemez ve tefecilerin eline daha da fazla düşebiliriz. 

Siz, bakın, halkın gündemi, biz Mersin’e gittik, Van’a gittik, Diyarbakır’a, İzmir’e gittik; iş ve aş buluşmalarını yaptık. Esnafın gündemi iflas. KOBİ’lerin gündemi işsizlik. İşsizlik var, yoksulluk var. Sizin gündeminiz ne? “HDP’yi kapatalım. Fezlekeleri getirelim. Siyasete daha fazla darbe vuralım.” Bu yol yol değil. Demokrasi krizi daha büyük ekonomik krizleri getirir. Bir an önce bu yoldan vazgeçelim. Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan.

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; öncelikle hepinize saygılarımı sunuyorum.

Birkaç haftadır Genel Kurulda uluslararası anlaşmaları görüşüyoruz ve birçok ülkeyle ticaret, ekonomik iş birliklerini tabii burada görüşüyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da bu anlaşmalara, sözleşmelere desteğimizi veriyoruz. Şimdi, dış ticaretimizin gelişmesi açısından bu anlaşmalar hakikaten çok önemli, bunları destekliyoruz. Ancak dış ticaretin gelişmesi için, ticaret yapan firmaların da desteklenmesi ve önlerindeki engellerin kaldırılması gerekiyor.

Şimdi, baktığımızda, ithalat ve ihracat yapan firmaların, özellikle gümrük işlemleri aşamasına geldiklerinde bazı sorunlar yaşadıklarını görüyoruz. Acı olan ise Ticaret Bakanlığının tüm bu sorunlara gözünü yumması. Şimdi, sizlere dış ticaret yapan şirketlerin yaşadığı ve uzun yıllardır süren bazı sorunlardan bahsedeceğim. Örneğin -bir örnek üzerinden gidelim- bir firma düşünün; ürünü ithal etti, ülkemize getirdi ve bu ürünler gümrük işlemi yapılmak üzere gümrüğe geldiğinde ilk olarak “geçici depolama yerleri” diye adlandırılan depolara yerleştiriliyorlar ve burada bekletiliyorlar. Şimdi, bu uygulama size normalmiş gibi gözükebilir, ancak geçici depolama yerlerine alınan malların burada fahiş maliyetlerle, uzun süre, keyfî olarak bekletildiklerini görüyoruz.

Şimdi, ithalatçı firma zaten eşyasını ülkeye getirdiği zaman, ithal ettiği sırada, ülkeye geldiğinde malının niteliğine göre bazı vergiler ödüyor; gümrük vergisi, KDV, ÖTV, İGV, EMY ve diğer vergiler zaten tahsil ediliyor. Bu, bilinen bir durum fakat burada, yasal olarak ödenen tüm bu vergi, resim ve harçların yanında bir de artık haraca dönüşmüş ek maliyetler söz konusu değerli vekiller. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu durum neye yol açıyor? İthalatçı şirketin cebinden çok ciddi artı ücretler çıkıyor, ürünlerin piyasaya girişinde rekabet azalıyor; dolayısıyla, bu mallar piyasaya daha yüksek ücretlerle sürülüyor; e, tabii, vatandaş da mağdur oluyor çünkü daha yüksek fiyatlarla bu malları almak zorunda kalıyorlar. Şimdi, ülkemizin kendi üretiminde kullandığı ham madde ürünlerinde, ithal ara malı ürünlerde yüzde 75 dışarıya bağımlı olduğumuzu da düşünecek olursak, bu durumun ne kadar önemli ve ciddi külfetler oluşturduğunu, üretimimize de ne kadar zarar verdiğini görmüş oluyoruz.

Şimdi, bu durumun bir diğer boyutu da kamu zararıdır. Limanların özelleştirilmesi kapsamında geçici depolama yerleri özelleştirilmemiştir, ancak geçici depolama yerleri özel sektöre devredilmiştir. Öyleyse ortada cevaplanması gereken bazı sorular var, şimdi size okuyacağım bu soruları Ticaret Bakanlığına sorduk: “Geçici depolama yerlerinin limanlara ve yap-işlet-devret yapılarına yaptırılan kara kapılarıyla birlikte özel sektöre devredilmesinin nedeni nedir? Bu depoları kimler, hangi şirketler işletmektedir? Devlet, depoda, bu kişi ve şirketlerden depolama kullanım kirası almakta mıdır, almaktaysa bu bedel ne kadardır? Kamunun bu depoları işletmemesi nedeniyle kaybettiği yıllık ücret ne kadardır?” (CHP sıralarından alkışlar) Tesadüftür ki, ben bu konuşmayı hazırlarken Bakanlıktan da cevap geldi ama bu sorduğumuz sorulara cevap gelmedi. Gelen cevap burada, gelen cevapta zaten herkesin bildiği şeyler yazıyor yine. Buradan 217 geçici depolama alanının özelde, sadece 16 adedinin Bakanlığa ait olduğu belirtiliyor yani çoğunluk özel sektörde.

Şimdi, değerli arkadaşlar depolarda bu ürünlerin keyfî olarak bekletilerek aslında el konularak fahiş fiyatlarla daha sonra teslim edilmesinin yanında bir de acenteler tarafından yapılan fahiş ve gereksiz tahsilatlarda maliyetleri büyük oranda artırmaktadır. Şimdi, ülkemizde acentelerin hizmet ücret tarifeleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığının (2008/1) sayılı 10/3/2008 tarihli Gemi Acentelik Hizmetleri Ücret Tarifesine İlişkin Tebliğ’yle belirlenmiş ancak söz konusu düzenlemeyi güncellemesi gereken Ticaret Bakanlığı, 2008 yılından bu yana böyle bir güncelleme yapmamış sadece 2019 yılında 8 sayılı bir genelge çıkarmış ama zaten sektör bu çıkan genelgenin de hiçbir şekilde yeterli gelmediğini söylüyor ve asıl burada Bakanlığın hiçbir şekilde denetim yapmadığını ve göz yumduğunu da görüyoruz yani topu taca attığını görüyoruz Bakanlığın bu firmaların, ithalat yapan firmaların bu zorlukları karşısında.

Şimdi, oluşan bu yasal boşlukta acenteler tarafından çok iyi değerlendirilmiş ve acenteler çeşitli adlarla tebliğ dışında ücretler tahsil ediyorlar bu firmalardan. İşte, güvenlik ücreti, ISPS güvenlik ücreti, gemi güvenlik hizmet bedeli, konteyner kontrol ücreti, yük bildirim ücreti, yük teslim, ordino vesaire 9-10 kalemde, hatta bazen daha fazla ücretler.

Değerli vekiller, yapılan hesaplamalarda haksız ve gereksiz alınan bu bedeller ve devletin depoları işletmemesinin ülkeye kaybı ne kadar biliyor musunuz? Yıllık 4 milyar dolar. Burada, yıllık 4 milyar doların aslında kamu zararı oluşturduğunu, ülkenin kaynaklarının boşa aktarıldığını, birilerinin cebine aktarıldığını da görüyoruz.

Peki “Bu olayın hukuki boyutu nedir?” diye baktığımızda, alınan bu ücretlerle ilgili Türk Ticaret Kanunu ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda bir hüküm bulunmuyor. Bunun yanında, Danıştayın da bu ücretlerin alınmaması yönünde kararları var. Dolayısıyla, mesela bölge idare mahkemesinin elimde bir örnek kararı var burada. Burada diyor ki mahkeme: “Geçici depolama yeri açma ve işletme izni elde eden firmanın yük teslim formu aramaksızın uygun tarihte ürünü teslim etmediği ve bu noktada da yük teslim formu olmadığından bahisle teslim edilmemesi hukuka aykırı olup davacının, eşyanın teslim edilmemesinden kaynaklanan ve kanıtlanan gerçek zararından davalı idarenin sorumlu tutulması gerektiği açıktır.” Bu Danıştayın bir kararı, bu geçici depoların haraç kesmesiyle ilgili. Ama ne oluyor? Bakanlık bunu da göz önüne almıyor maalesef ve bu uygulamalar hâlen devam ediyor. Dolayısıyla, tahsil edilen bu ücretlerin hukuki bir dayanağı da bulunmamakta.

Ben açıkçası buradan Ticaret bakanlığına bir çağrıda bulunmak istiyorum: Sayın Bakan, Genelge çıkarmakla işinizin bittiğini sanmayın. Danıştay kararlarını dikkate alarak geçici depolardaki keyfiyete lütfen son verin diyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Hizmet tarifelerini düzenleyen tebliği bir an önce güncelleyin ve zor koşullarda dış ticaret yapan firmaların üzerindeki acentelerin keyfî yükünü kaldırın, kaynaklarımızın israfına engel olun.

Değerli arkadaşlar, sizlerin de Bakanlığın bu uygulamasının takipçisi olmasını bekliyoruz tabii. Çünkü burada mağdur olan bir kesim var. Dış ticaret açığımızın bu kadar yükselmiş olduğu bir süreçte ithalatın ve ihracatın bu kadar önem kazanmış olduğu bir süreçte bu firmalarımızın işlerinin zorlaştırılmaması gerekiyor. Ama şu da bir gerçek ki artık siz yönetemiyorsunuz, artık siz savruluyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanı “Aynı gemideyiz.” dedi değil mi? Biz aynı gemide değiliz, sizlerle aynı gemide değiliz, biz vatandaşımızla aynı gemideyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama sizler fiyakalardasınız, fiyakalarda siz kendinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz bu ülkede şu anda. Çünkü vatandaş için hiçbir şey yapmıyorsunuz, biz sokağa çıkıyoruz, vatandaşımızın sorunlarını dinliyoruz ve onların sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyoruz. Sizlere de sesleniyoruz buradan: Esnafımız sorunlu, çiftçimiz sorunlu, işçimiz sorunlu.

Bakın, bu hafta özellikle düğün salonları ve kır bahçeleri işletmecilerini gezdim, dolaştım ve onları dinledim, sorunlarını dinledim. Yani, yılda ortalama ülkemizde 550-600 bin çift evleniyor değerli arkadaşlar. Şu anda bu çiftler öncelikle evlenemiyorlar çünkü bu pandemiden kaynaklı belirsizlikle ülke savrulduğu için alınan kararlar çok yanlış. Bugün bakıyorsunuz, bütün düğün salonları sahipleriyle yaptığımız görüşmelerde ilk söyledikleri şey şu: “Bu devlet neden bize acımıyor? Bütün her yer lebalep doluyken, restoranların açılmasına izin verilmişken, restoranlarda insanlar kalabalık karşılıklı yemek yerken biz neden salonlarımızda düğün, davet yapamıyoruz? Biz kurallara uyarız, hes kodu sorarız, yüzde 50 kapasiteyle de çalışırız yeter ki bize izin verilsin.” diyorlar.

Şimdi düğün, nişan, kına organizasyonlarının yasaklanmasından etkilenen -birinci derecede- yaklaşık 80 sektör var değerli arkadaşlar. Fotoğrafçısından, müzisyenine, hostesinden, valesine kadar gelinlik, damatlık, ayakkabı, çiçek, yiyecek sektörü nasıl sayayım. Yani, şimdi, bütün bu sektörler etkileniyor, bütün bu sektörler zorda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Bir dakika içerisinde toparlayacağım.

Mesela birkaç soruna çok kısa değinmek istiyorum kendi ağızlarından. Diyorlar ki: “2020 yılında birçok organizasyon iptal oldu, düğün sahipleri verdikleri kaporaları talep ettiği için erken dönem rezervasyonlarla birlikte ki düğün salonları ocak, şubat, mart ayında rezervasyonları, kaporaları alıyorlar ve masraflarına harcıyorlar. Aldığımız kaporalar fatura kira giderlerine gitti ama biz, şimdi istenen bu kaporaları geri ödemek zorundayız ve ödeyemiyoruz.” diyorlar. “Hakem heyetleri aynı prosedürdeki sözleşmelere farklı kararlar verebiliyorlar.” diyorlar. Belirsizlik nedeniyle insanlar önünü görmüyor, rezervasyon yapmıyor. 2021 nisan rezervasyonları da belirsizlik nedeniyle iptal olmuş. “Kır bahçeleriyle kapalı salonlar neden aynı muameleyi görüyor?” diyorlar, “Vergi elektrik, su faturalarımız ödemek sorundayız, kullanılmayan salonlarımıza çok yüksek elektrik faturaları geliyor, artık dayanacak gücümüz kalmadı, biz yıkılıyoruz, biz batıyoruz.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu sorunları duymazdan, görmezden gelemeyiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Ama yeni açıklanan ekonomi paketinde de gördüğümüz kadarıyla maalesef yine bir koca balon çıktı ortaya ve vatandaş hiçbir şekilde bu ekonomik paketten de yararlanamıyor. O nedenle, artık, en doğru çözümün sandıkta vatandaşın vereceği cevapla olacağını düşünüyoruz.

Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Bu kanun yayım tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3 – Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Üçüncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin 2’nci fıkrası: “Başkanın gerekli görmesi halinde açık oylama oturumun sonuna veya haftanın belli bir gününe bırakılabilir.” hükmüne havidir. Bu hüküm uyarınca teklifin açık oylamasını oturumun sonuna bırakıyorum.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                             Kapanma Saati: 17.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

2. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2221) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:185) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Komisyon Raporu 185 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FİLİSTİN DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GÜVENLİK İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 25 Ekim 2018 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde İYİ Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yavuz Ağıralioğlu’na söz veriyorum.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; Filistin’le yapılan güvenlik anlaşmasının itiraz edeni ve şerh koyanı değiliz, destekliyoruz. Anlaşmanın mahiyeti itibarıyla milletimizin, devletimizin üstüne yüklemiş olduğu sorumluluğu hem kıymetli buluyoruz hem de bu sorumluluğun benzerlerini her platformda desteklediğimizi ifade ediyoruz.

Uluslararası anlaşmaların çerçeve metni içerisinde insanca yaşanabilir bir dünya idealinin, bölgesel çatışmaların azaldığı, gelir gider adaletsizliklerinin engellendiği, kaçakçılığın, suç organizasyonlarının, terörün beraberinde getirdiği komplikasyonlardan yaşadığımız bölgeyi insanca yaşama iddialarımızla buluşturabilme sorumluluklarımızı bu anlaşma metinlerinin içerisinde mutlaka bir çerçeveye oturtuyoruz, okuyoruz, metinlerin içerisindeki temenniler, uluslararası toplantılarda dile getirdiğimiz tenkitler, teklifler, bütün bunlar aslında bizim nasıl bir dünya hayaline, nasıl bir dünya iddiasına bağlı olduğumuzun alametidir.

Şimdi, Filistin mevzusu olunca uluslararası toplantılarda dile getirmiş olduğumuz, efendim, kaçakçılık, terör devleti olmak, insan hakları ihlallerinde bulunmak, kaçakçılığın beraberinde getirdiği, terörün beraberinde getirdiği, uyuşturucu organizasyonunun beraberinde getirdiği pek çok problemlerle mücadele etme kararlılığını uluslararası toplantılarda, uluslararası kuruluşların sorumluluklarını hatırlatarak mevzu etmek içeride de yapmak zorunda olduğumuz bir iştir. Efendim, Filistin’i mevzu ediyoruz, ben Filistin konusunda, Filistin devletiyle yapılan güvenlik anlaşması konusunda bir itirazımız yok ama vesileyle uluslararasılaşan, uluslararası bir mahiyet kazanan Doğu Türkistan meselesine dikkat çekmiş olayım bu vesileyle. Filistin’de yaşananlara, Filistin’de yaşanan insanlık dramına sessiz kalmamayı sorumluluk bilen Hükûmetimize Doğu Türkistan’da yaşananlara da sessiz kalmamasını hatırlatayım. Uluslararası bir mahiyet arz ediyor diyorum. Uygur Kongresi’nin emek edenleri partimizi ziyaret ettiler, onları dinledik. Uluslararası toplantılarda dikkat çekmeye çalıştığımız uğradığımız jenosidin, soykırımın, maruz kaldığımız insan hakları ihlallerinin insanlık tarafından duyulması için elimizden geleni Avrupa’nın ilgili bütün devletleri düzeyinde, uluslararası organizasyonların insanlıkça sesi duyulabilecek bütün toplantılarında ses vermeye gayret ediyoruz. Şikâyet konusu olan şey şudur: “Türk devletinden niçin ses gelmiyor?” diye bize birtakım tenkitlerde bulunuyorlar. Biliyorsunuz 2 devlet soykırımı tanıdı, 39 ülke insan hakları ihlalleriyle ilgili kınama kararı aldı. Biz, mevzuda Doğu Türkistan’ın haklı çığlığını, haklı ama garip çığlığını desteklemeyi, milletimize, tarihe, insanlığa borç bildiğimiz için tekraren hatırlatmış olalım.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, Filistin’in İsrail karşısındaki sessizliğine, sahipliğine atıf yaptığı toplantılarda elinde İsrail’in azgınlığına mehaz olacak haritaları Birleşmiş Milletler toplantısında çok vurguyla gösterdi. Ben haritaları getirmedim buraya. Doğu Türkistan haritası getirmek isterdim. Doğu Türkistan kimin yurdudur, Doğu Türkistan’ın rengi ne renktir diye Sayın Cumhurbaşkanına ya da AK
PARTİ’deki arkadaşlarımıza hatırlatmak isterdim. Yani, orası Çin toprağı mıdır? Orası Çin devletine mi aittir? Eğer, orası Çin devletine aitse orasının adı niçin Doğu Türkistan’dır, orada niçin Kaşgar vardır, niçin Kâşgarlı Mahmud bizim kendi öz benliğimizden bizim Türk milletinin istiklaline, istikbaline her endişe duyduğumuzda gönül pınarlarımızın beslendiği alandır, niçin Yusuf Has Hacib bizdendir o zaman, yani onları niçin Çinli diye anmıyoruz o zaman? Dolayısıyla Filistin’e sahip çıkarken gösterilmiş Kudüs topraklarının, Gazze topraklarının Filistin’e dair hassasiyetlerimize ifade ederken İsrail’in o topraklardaki işgalciliğini hatırlattığımız toplantılarda gösterdiğimiz haritaları keşke Doğu Türkistan’la ilgili de gösterebilsek; yahut “Dünya 5’ten büyüktür.” diye haykırdığımız toplantılarda, ben Amerika’yla bu kadar ciddi angajmanımız olmasına rağmen, NATO’dan dolayı angajmanımız olmasına rağmen, uluslararası yükümlülüklerimizden dolayı, karşılıklı stratejik müttefik olmamıza rağmen, zaman zaman yüksek “volume”lerde “Siz kimsiniz?” haykırışlarımıza, zaman zaman İngiltere’yi, zaman zaman Fransa’yı, zaman zaman Rusya’yı katıyor olmamıza rağmen niçin Çin’e karşı sessiz kaldığımızı anlamakta güçlük çekiyorum. Çin’i de duyurmak Türk devletinin başındaki herkesin boynuna borçtur. Efendim, Birleşmiş Milletleri bazen muaheze ediyoruz, bazen yargılıyoruz, diyoruz ki “birleşememiş milletler” “Birleşmiş Milletler” adı altında birleşememiş bir milletler topluluğu, bir araya gelememiş. Tayyip Bey bunu biraz daha tonluyor, diyor ki “Bu dünya sizin, 5 kişinin azgınlığına teslim edilemeyecek kadar mühim bir yerdir.” O da kıymetli bir hatırlatma ama Çin niçin ıskalanıyor, hâlâ anlamış değiliz. Çin’le öyle çok “volume”lü, çok hacimli, çok ciddi bir ticari ilişkimiz de yok, Avrupa’yla var, oraya karşı da çok yüksek seslerle itiraz edebiliyoruz. Ruslarla stratejik olarak zaman zaman beraber olmak zorunda kalıyoruz. Bize ödettikleri onca bedele rağmen sesimizi çok yükseltebiliyoruz, evlatlarımızı vuruyorlar mesela bazen sessiz kalıyoruz ama uçak düşürdüğümüz zaman sesimiz çok gür çıkabiliyor. Efendim, Almanya’ya, Fransa’ya, zaman zaman İngiltere’ye çok ciddi itirazlarda bulunabiliyoruz; Trump’a zaman zaman hakaretamiz sözler söyleyebiliyoruz. Bunları “Niçin Çin mevzu olunca söyleyemiyoruz?”u anlamaya çalışıyorum. Hangi beklenti Türk devletinin başında bulunan ve orada soykırıma tabi tutulan kardeşlerimizin yaşadıklarına sessiz kalmanızı gerekçelendiriyor? Bunu bilmiyorum ama bu bir utanç olarak göğsümüze yapışır, bir utanç olarak bizimle beraber gelir bu sessizlik. Bu sessizlik Türk milletinin, Türk devletinin hiçbir zaman içine düşmeyeceği bir zillettir. O yüzden bu konuda kamuoyunun dikkatini bir kere daha çekmeyi, bu mevzudaki ısrarlı hatırlatmalarımızı itirazımız olmayan bu anlaşmanın peşine bir kere daha size hatırlatmayı vazife biliyoruz.

Bir diğer husus, efendim, 12 Martı andı Sayın İlgezdi, İstiklal Marşı’mızın seneidevriyesi, efendim, İstiklal Marşı’mızın kabulünün seneidevriyesi; 18 Mart geldi, Çanakkale’nin seneidevriyesi. Bütün bunlar da İstiklal Marşı’mızın hatırlattığı bu topraklarda yaşama irademizin, bir arada bulunma irademizin tecessüm etmiş hâlidir diye Çanakkale’ye atıf yaptığımız şeyler, beraberliğimize atıf yaptığımız; “uluslararası anlaşmalar” diyorsunuz, hukuka atıf yapıyoruz; Birleşmiş Milletler toplantılarında konuşuyoruz, BM’nin sorumluluklarına atıf yapıyoruz. Keyfîliğe karşı çıkıyorsunuz uluslararası toplantılarda, çok haklı, çok meşru bir çıkıştır bu, niçin siz dünyayı babanızın çiftliği gibi yönetiyorsunuz diye çok soylu, haklı bir itirazdır bu. Dünyayı 5 kişinin babasının çiftliği gibi yönetmesine karşı çıkanların, dünyanın böyle yönetilmesine itirazı olanların kendi memleketlerinde de buna kabîl bir insicamı, itirazı ahenkli hâle getirecek bir istişare zeminini, bir hukuk sadakatini, hukuk saygısını ihtiva eden bir devlet yönetme maharetiyle görünmeleri lazımdır. Beraberliğimize atıf yapmış Mehmet Akif, beraberliğimizle ilgili demiş ki: “Bir milletin içine tefrika girmemesi lazımdır.” Tefrika girmeyecek şekilde yönetmek lazımdır memleketi.

Efendim, hukuk vurgusu yapılır “Devletin dini adalettir.” denir, uluslararası toplantıların hatırlattığı çerçeve odur, uluslararası toplantılardaki hukuk vurgusunu kendi namusumuz bileceğiz, kendi ülkemizi de hukukla, adaletle yöneteceğiz.

Liyakat vurgusu yapıyoruz her mevzuda, kendi ülkemizi de liyakatle yöneteceğiz. “Liyakat” dediğimiz şey kendi yakınlarımızdan bize en yakın olanların en sadık olanlarını istihdam etme işi değildir. Bu kürsülerde çok kere konuşuldu -benim sadece bir dakikam kaldı- bu hususta da her uluslararası metnin, her kürsü konuşmasının, her siyasi konuşmanın içerisinde dilimize pelesenk olan bu liyakat hatırlatmasına nasıl bakmamız gerektiğini bir kere daha kayda geçirmiş olayım. Liyakat, devlet yönetimi eline geçen arkadaşlarımızın kendi siyasi görüşlerine en yakın olan adamlardan, en layık olduğunu düşündükleri insanları istihdam etmeleri değildir arkadaşlar. Liyakat, bir müessese ve kurum olarak 9-10 yaşında kabiliyetlerini keşfettiğiniz çocuklarınıza birinci sınıf eğitim vermek, onlara verdiğiniz birinci sınıf eğitimle onları millet hizmetiyle buluşturmaktır. Vali olacak çocuğu 9 yaşında seçmek, bir mühendisi 10 yaşında fark edebilmek, bir doktoru 8’li, 9’lu yaşlarda keşfedebilmek demektir; sonra onlara birinci sınıf eğitim vermek, sonra o birinci sınıf eğitim almış çocukları memleketin, milletin, insanlığın hizmetine sunmak demektir. Bizde liyakat parti iktidarında, partimizin iktidarında en yakınlarımızdan en layık olanları istihdam etme organizasyonu zannedildiği için buradaki patinaj devlet yönetiminde kalitesiz, devlet yönetiminde muhtevayı aşındıran bir berbat sorumlulukla bizi karşı karşıya bırakıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Bir dakika istirham ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – O yüzden, anlaşmaların, efendim özel günlerin, İstiklal Marşı’nın, Çanakkale’nin, cumhuriyetin, kuruluşun, dirilişin -aklınıza ne geliyorsa- medeniyetimizin, tasavvufun, sohbetin -ne diyorsanız- hepsinin çerçevesi içerisinde aslında herkesin ortaklaşa anıp ortaklaşa etrafında toplanacağı şey şudur: İnsanca yaşayacağımız bir dünya idealinin mihengi adalettir. Bu mihengi adaletle bekleyecek olan iradenin, sözüne sadık adamlar, sözüne sadık adamların yönettiği devletler, vermiş ve imzalamış oldukları metinlerin arkasında duran devlet iradeleriyle, insanca yaşama idealini besleyen hükûmetlerle ayakta kalacağımızı unutmamamız lazım. Dolayısıyla, iyi yapılan her şeyin arkasında duracağız, kötü yapılanlarla ilgili, eksik yapılanlarla ilgili hatırlatma hakkımızı kullanacağız. Bizim boynumuza borç güzel konuşmak değil, güzel yapmak; bizim boynumuza borç sadece dostlarımızın adaletinden emin olduğu insanlar değil, siyasi hasımlarımızın bile adaletinden emin olacağı bir ülke kurabilmek. Yani bizim adil insanlar olduğumuza, bizim siyasi hasımlarımızın bile “Asla zulmetmezler.” diyebileceği, kefalet edebileceği bir adaleti müesseseleştirmemiz lazım. Onun da yolu koyduğumuz kuralların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Bir dakika istirham edebilir miyim Başkanım.

BAŞKAN – Vermedik kimseye.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Kimse yok. Bir dakika…

BAŞKAN – Kimseye vermedik.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Vermediniz mi, peki Başkanım.

Genel Kurulumuza hürmetlerimle. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 Martta Cumhurbaşkanı bir eylem planı açıkladı biliyorsunuz; İnsan Hakları Eylem Planı. 2 Marttan bugüne, sadece iki haftada neler oldu? Buyurun, insan hakları karnesine bir bakalım:

5 Martta Van il örgütü binamıza girişin olduğu sokak ve bina polis bariyerleriyle ablukaya alındı.

6 Martta İstanbul’da, 8 Mart gündüz mitinginde polis önce gökkuşağı bayraklarının ve trans kortejin alana girmesini engellemeye çalıştı, sonra trans kadınlar kürsüde konuşurken mikrofonu kapattı, eylem sonrasında ise kadınları ve LGBT+’ları şiddet uygulayarak gözaltına aldı. Başakşehir’de ise bir grup Kürt kadının bu eyleme gidişini engellemek için araçlarını yol ortasında durdurarak el koydu ama otobanda kadınlar sloganlarını atarak “…”x “Kadın, yaşam, özgürlük.” diyerek yollarına devam ettiler. Binlerce kişi kapalı spor salonlarında AKP kongresinde buluşunca sorun yaratmayan pandemi tersine açık havada yapılan yürüyüşlerde kısıtlamaların hep bahanesi oldu. Kadınlar sokaklarda engellenirken, aynı akşam Samsun’da sokak ortasında, çocuğunun gözü önünde bir kadın ölesiye dövülürken, öfkeli Emniyet görevlileri ortada yoktu. Mağdur kadın çok sayıda şikayette bulunmuştu. Onca şikayete rağmen fail hakkında hiçbir önleyici tedbir alınmamıştı, kamu görevlilerinin bu konudaki ihmalinin araştırıldığını ise şu ana kadar henüz duymadık.

Gelelim 8 Marta. Sabah Taksim’e çıkan tüm yollar kapatıldı. İstiklal Caddesi ve Taksim Meydanı ablukaya alındı. 6-8 Mart boyunca eylemleri ve polis şiddetini haberleştirmek isteyen muhabirler de polis şiddeti ve öfkesinden kurtulamadı. İnsan Hakları Eylem Planı’nın şahikasını ise asıl 11 Martta gördük. İstanbul’da feminist gece yürüyüşüne katılan binlerce kadın arasından -nasıl seçildiyse- 18’i “Zıpla, zıpla, zıplamayan Tayyip’tir.” sloganı eşliğinde ritmik olarak zıpladıkları gerekçesiyle 11 Mart gecesi ev baskınlarıyla gözaltına alındı ya da ifade verdi. “İfade özgürlüğü en temel hak. Gece ev baskınları olmayacak. Ev baskınlarıyla gözaltına alınmayacaklar. İfade işlemlerinin mesai saatleri içinde alınmasına gayret edilecek.” falan mı demişti birileri? Evet, biz böyle duymuştuk ama artık adalet değil, sadakat mülkün temeli olduğu için, bir savcı işgüzarlık yapmadan duramazdı, birilerinin gözüne girecekti; AYM üyeliğine kadar yolu vardı, o da biliyordu bunu. Fırsat kaçar mı? “Aç, Cumhurbaşkanına hakaret soruşturmasını.” dedi ve açtı.

Kadınları hızla tespit edebilen o savcı ve polisler, iktidar cenahınca bir süredir hedef gösterilen Levent Gültekin’e 8 Mart günü Halk TV önünde güpegündüz saldıran 25 kişiden 1’ini bile hâlâ tespit edemedi. Çünkü meşguldü Emniyet, çok işi vardı; Boğaziçi eylemlerine katılan gençlerin ailelerini arıyordu, hatta öğrencilerin avukatlığını yapan genç bir kadın avukatın da ailesini arayarak “Kızınız Boğaziçi eylemlerine katılmış. Gençler bizim için kıymetli. Kızınızın ne yaptığını, ne işlerle uğraştığını biliyor musunuz?” diyebildi. Aile de “Biliyoruz, kızımız avukat.” dediler.

Evet, ülkenin dört bir tarafında, Kod 29 uygulamasıyla işten atılanlara 2 Marttan yani o muhteşem eylem planınızdan bu yana yeni işçiler eklendi. Lüleburgaz Ak Nişasta’da çalışan 7 işçi sendika yetki belgelerinin gelmesinin hemen ardından işten atıldı. İki aydan uzun süredir Kod 29’a karşı direnen Migros Şekerpınar işçileri direniş çadırı kurmak isteyince karşılarına polis dikildi.

Evet, eylem planı devam ediyor. Urfa’da AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınları tarafından eşi ve 2 çocuğu katledilen Emine Şenyaşar faillerin cezasız kalmasına isyan ederek 9 Martta Urfa Adliyesi önünde adalet nöbetine başladı. Oturma eyleminin 7’nci gününde tek başına isyan eden bir kadın gözaltına alındı.

10 Mart günü, 10 Ekim Gar katliamı davasında yeni mahkeme heyetinin katıldığı ilk duruşmada, katliamda oğlunu kaybetmiş bir babanın “Adalet istiyoruz.” demesi üzerine mahkeme başkanı küserek duruşmayı terk etti.

Yine, geçtiğimiz hafta OHAL Komisyonu, Van Büyükşehir Belediyesinin itfaiye işleri biriminde çalışırken KHK’yle ihraç edilen bir işçinin başvurusunu reddetti. İhraç sebebi neydi biliyor musunuz? 2016 yılında belediyenin görevlendirmesiyle kentin çeşitli yerlerine “…”(x) “Nevroz Kutlu Olsun” ve “Direnerek Kazanacağız” pankartları asmak. Bu arada, herkesin Nevroz’u kutlu olsun. “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

12 Mart günü Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, hâlâ rehin tutulan Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala hakkındaki AİHM kararlarına dair inceleme sürecinin başladığını ve Kavala ile Demirtaş’ın derhâl serbest bırakılmaları gerektiğini açıkladı. Adalet Bakanı, hapishanelerde tecride, askerî nizamın dayatılmasına, hak ihlallerine karşı devam eden açlık grevi hakkında 110 gündür tek bir açıklama yapmadı.

Sakarya Hendek’te Temmuz 2020’de Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasında yaşanan toplu iş cinayeti davasının 15 Mart günü duruşması vardı ve 7 işçinin ölümünden, 128 işçinin yaralanmasından sorumlu Coşkunlar patronu “Biz terörist miyiz, suçlu muyuz ki yargılanıyoruz? Ben saygın bir iş adamıyım, en mağdur benim, hem işimi hem özgürlüğümü kaybettim.” diyebildi.

Bir başka olay: Çorlu tren faciasında hayatını kaybedenlerin üç yıldır adalet arayan yakınlarının da bugün duruşması vardı. Esas sorumlular yargılanmadığı için onların da isyanları büyük ama sorumlular değil, adalet arayanlar yargılanıyor, patronlar da “Ben terörist miyim de yargılanıyorum?” diye sorabiliyorlar işte bu ülkede ve sizin İnsan Hakları Eylem Planı’nızda.

        Evet, İnsan Hakları Eylem Planı derken bir de baktık ki İsveç merkezli V-Dem Enstitüsünün açıkladığı 2021 Demokrasi Raporu’nda Türkiye, son on yılda en fazla otoriterleşen 3’üncü ülke olmuş.

Geçtiğimiz hafta, TÜİK, ilk defa “atıl işsizlik” tanımıyla gerçek işsizlik oranını ocak ayı için 29,1 olarak açıkladı. Bu da demek oluyor ki 10 milyonun üzerinde yurttaş işsiz şu anda, 10 milyonun üzerinde yurttaş ve iki gün önce temizlik görevlisi ilanına başvuran 5 bin kişinin 1.143’ünün üniversite mezunu olduğu ortaya çıktı.

Yine, geçen hafta öğrendik ki 2016’da, Kanada’da, devlet VIP filosu için alınan lüks uçak, 2020 yılında hiç uçmamış ve kullanılmayan uçağın bakım maliyeti, konaklama ve personel giderleri bugün uçağın alış fiyatını geçmiş durumda ve 3 milyon dolar olduğu iddia ediliyor.

Atatürk Orman Çiftliği arazisinde, sit alanına yapılan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ise hukuka aykırı inşa edildiği geçtiğimiz hafta Danıştay kararıyla tescillendi. Yani tam “İnsan Hakları Eyleme Planı” demişken siz, kaçak sarayda oturulduğu da bir kez daha tescillenmiş oldu.

Geçen hafta bir reform paketi de ekonomi için açıklandı. Bu pakette, çiftçiye destek yok, asgari ücretliye vergi indirimi yok, işsize istihdam umudu yok ve yine ortaya çıktı ki Kalyon, Cengiz, Limak ve Mapa ortaklığındaki İGA’nın 2020 yılında silinen borcu pandemi sebebiyle kepenk kapatan esnafa verilen desteğin tam 2,5 katı olmuş.

Evet, İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı 2 Marttan bu yana olanlar bunlar. Büyüyen yoksulluk, büyüyen adaletsizlik ve bu, dakikalara sığmıyor, daha niceleri var.

Selahattin Demirtaş’ın bugün duruşmadaki sözleriyle bitireyim: “İktidar, kaybedecek, ülke düzelecek ama bazıları hukuk önünde hesap verecek. Yüz kırk iki yıl mı ceza vereceksiniz? Yüz kırk bir yıl verirseniz hatırım kalır.”

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamer Bey bir yanlışlık oldu, önce size söz vermem gerekiyordu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tamer Osmanağaoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.”

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İki gün sonra 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106’ncı yıl dönümünü milletçe kutlayacağız. Bu yıl aynı zamanda Gazi Meclisimiz tarafından İstiklal Marşı Yılı ilan edilmiş, Çanakkale zaferini ve şehitlerimizin aziz hatırasını size okuduğum muhteşem mısralarla hafızalarımıza kazıyan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a adanmıştır. Şükürler olsun ki gelecek nesiller için, istiklal için, vatan için, bayrak için kendini feda eden şehitlerimizi unutmayan büyük bir milletimiz var; şükürler olsun ki şehitlerimizi tam da kanlarını vatan için döktükleri anda onların duygularıyla, imanlarıyla, fedakârlıklarıyla, “Allah Allah” nidalarıyla bu muhteşem direnişi kalbimize, aklımıza, ruhumuza nakşeden Mehmet Ersoy gibi bir şairimiz var. Öyle ki “Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!” mısraları ay yıldızlı şanlı bayrağımız için hayatını fedaya hazır vatan evlatlarına yol göstermeye devam etmektedir. Bu sebeple, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2021 yılını İstiklal Marşı Yılı olarak ilan etmesinin üzerine Cumhurbaşkanlığının bir dizi kutlama etkinlikleri düzenlemesi kadirşinastır ve çok kıymetli bir tarih ve kültür bilincinin ifadesidir. “‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.” diyerek Türk milletinin büyüklüğünü tescil eden bir şairin hakkını vermek bu büyüklüğün yeniden tescil edilmesidir. Bu isabetli ve değerli karar için Gazi Meclisimizin üyesi Milliyetçi Hareket Partisinin bu Meclisteki temsilcisi sıfatıyla tebriklerimi ve teşekkürlerimi ifade ediyorum.­

Sayın milletvekilleri, 18 Mart 1915 Çanakkale Boğazı’nı geçmek isteyen itilaf kuvvetlerinin maksadı İstanbul’u, yani devletin başkentini teslim almaktı. Çanakkale’nin geçilmeyeceğini 18 Mart günü 3 savaş gemisi boğazın sularına gömülünce, 3’ü de ağır hasar alıp savaş dışı kaldığı zaman anlamışlardır. Çanakkale’de Muavenet-i Milliye tarafından batırılan “Golyat” adında bir İngiliz dretnotu vardır. Golyat, Davud’un sapan taşıyla devirdiği dev Calut’un ta kendisidir. Biz Müslümanların “Calut” dediğine onlar “Golyat” diyor. Davut ile Calut’un karşı karşıya geldiği Çanakkale’deki bir tarih sahnesinde, Türk milleti dünyanın süper gücünü Davut’un cesareti ve ferasetiyle Çanakkale Boğazı’na gömmüş ve bütün dünyaya, kimseye boyun eğmeyeceğini göstermiştir. Sadece Calut’u değil, Calut’un ordusunu da perişan etmiştir. Böylece Davut’un gür sesiyle dünyayı titreten bir avaze salmıştır düşmanların yüreğine. “Avazeyi şu aleme davut gibi sal/ Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.” diyen şair gibi her savaş meydanında güçlü sesini ve sözünü altın harflerle taşa toprağa kazımış, suya havaya mayalamıştır. “Bedel” diyorsanız işte o bedel ödenmiştir. Bu, herkese ders olmalıdır. Papa’nın resminin arkasına sığınıp pullu harita şovu yapanlar, vatan toprağı için ne bedeller ödediğimizi ve göz dikenlere ne bedeller ödeteceğimizi hatırlamalı ve unutmamalıdırlar; o pulları kendilerine yalatacağımızı da iyi bilirler. (MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bilinmelidir ki her karış toprağı şüheda kanıyla sulanmış bu vatan toprağında bize dost olanlara, bize kardeş olanlara Yunus olur, hoşça bakarız; ekmeğimize, geleceğimize, mutluluğumuza ortak ederiz. Yine, bilinmelidir ki bir karışına göz dikeni Yavuz olur, doğduğuna pişman ederiz. Bu gerçek, dün böyleydi, bugün böyle, şüphesiz yarın da böyle olacaktır. Unutulmamalıdır ki tarih, hülyalarını kabusa çevirdiğimiz hayal tüccarlarının harabeye dönmüş mezarlarıyla doludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mehmet Akif, tarihimizin en karanlık günlerinde, Kurtuluş Savaşı’nda zafere giden yolu arayan milletimize rehberlik de etmiştir. 19 Kasım 1920’de vatanımız işgal altındayken Mehmet Akif Ersoy Kastamonu’da Nasrullah Camisi’nde verdiği vaazda Âl-i İmrân suresinin 118’inci ayetini şöyle tefsir etmiştir: “Ey iman etmiş olanlar, ey Müslümanlar; içinizden olmayanlardan, size yabancı kişilerden dost edinmeyiniz. Öyle dost ki sizlere karşılık kötülük etmekten, aranıza fitneler, fesatlar sokmaktan hiçbir zaman geri durmazlar; ellerinden gelen kötülükleri hiçbir zaman sizden esirgemezler, sizin sıkıntılara, kötülüklere, felaketlere uğramanızı isterler. Görmüyor musunuz hakkınızdaki besledikleri düşmanlık ağızlarından taşıp dökülüyor; bununla beraber, yüreklerinde, sinelerinde gizlemekte oldukları kinler, garezler, düşmanlıklar, o bir türlü zapt edemeyip de ağızlarından kaçırmakta oldukları düşmanlıktan çok büyüktür, çok şiddetlidir. Bizler, size her biri ayrı hikmet, yalnız ibret olan ayetlerimizi böyle açık bir şekilde bildirdik. Eğer sizler akı karadan, iyiyi kötüden seçer, iyiliğini kötülüğünü düşünür, aklı başında adamlarsanız bu hikmetlerin, bu ibretlerin gereğince davranarak hem dünyada hem ahirette kurtuluşu bulursunuz.” Akif’in bu tefsirini, Papa’nın arkasına sığınıp harita pazarlayanların, akı karadan ayırmayanların, Katolik dünyasının gölgesi altında tatlı hülyalara dalanların akıl ve izana davet etmek için hatırlatmakta fayda vardır. Yaşananlar, kurgulananlar kirli bir planın parçası, oynanan rezil oyunun küçük bir sahnesidir çünkü kurgulanan karanlık gelecek de oyunun senaristleri de sahneye sürülen figüranlar da bizlere yabancı değildir. Yıllar önce bir FETÖ projesi olarak ülkemizde de tedavüle sokulmak istenen, Türk milletinin ferasetine toslayan dinler arası diyalog projesinin devamına dair emareler gösteren Papa’nın Irak ziyaretinin, zamanlama itibariyle de dikkat çekici olduğu muhakkaktır. Bilhassa Orta Doğu’da etnik ve mezhepsel bir ayrışmaya tabi tutmak kaydıyla, esasen İslam âlemini hedef alan bu projenin terör, iç savaş ve kargaşayla zayıflatılan Müslüman ülkelerde yeşertilmeye çalışılması asla tesadüf olarak değerlendirilmeyecektir. Bildiğimiz, bu kirli tertibin tüm Müslüman âlemi tarafından farkına varılmasıdır. Dileğimiz, bütün hayatını milletine, dinine ve vatanına adamış, kelimeleri kurşun gibi hedefe doğrultup kullanarak bağımsızlığımızda pay sahibi olmuş millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un kişiliğiyle, mücadelesiyle, tertemiz yüreğiyle ve vatan aşkıyla tüm insanlığa örnek olmasıdır.

Bu vesileyle, Çanakkale Zaferi’ni bizlere hediye eden kahraman ecdadı rahmetle yâd ediyor, bu toprakların her karışını kanlarıyla sulayarak vatan yapan şehitlerimizin manevi huzurlarında hürmetle önlerinde eğiliyorum.

İstiklal Marşı’mızın kabulünün 100’üncü yıl dönümünü kutlayan Türk milleti, başının tacı kutlu emaneti, maziden aldığı güçle geleceğe aktaracak ve devletiyle birlikte ilelebet payidar kalacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın buyurun.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2020 yılında birçok doğal afetle mücadele eden güzel İzmir’imiz başta olmak üzere, milletimizin Covid-19’la mücadelesini kazanacağına inancımı da ifade etmek isterim. Son verilere göre, seçim bölgem İzmir’imizde vaka sayılarının düşmesi sevindirici olmakla beraber hedeflerden uzaktır. İnanıyorum ki İzmir’imiz de yurdumuzun her bir köşesi de bu belayı defedecek, hasretle birbirini kucaklayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin Hanım. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şevkin.

CHP GRUBU ADINA MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, sarı sıcağı gibi sıcak kanlı insanlarıyla, doğası, havası, tarihî ve kültürel varlıklarıyla bir başka kent olan Adana’mızdan bahsetmek istiyorum. Tam ortasından geçen büyük Seyhan ve Ceyhan Nehirleri, iç gölü, 50 kilometre kuzeye gittiğinizde dağları, pırıl pırıl havası, karlarla bezenmiş yaylaları, yine, 50 kilometre güneye gittiğinizde pek çok insanın bilmediği ama hem Yumurtalık, hem Karataş’ındaki denizleri, uçsuz bucaksız sahilleri, antik kentleri, lagünleriyle dünyanın önemli kentlerinden biri ve sayılı üçüncü ovasıdır. Bilimsel verilerle kanıtlanmıştır bu.

Diğer bir tabirle, insanı dikseniz bitecek bir Çukurova’dan bahsediyoruz. 2007 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulduğu açıklanan, yaklaşık 50 bin kişiye istihdam olanağı sağlanacağı ifade edilen Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi Projesi maalesef hâlen tamamlanamamış durumdadır Adana’mızda. Sadece son on yılda 100 fabrika kapanmıştır. Pek çok iş kolundaki potansiyeli nedeniyle göç alan bir kentken; yapılan araştırmalara göre, TÜİK’in yaptığı araştırmalara göre bir yılda 50 bin göç alırken maalesef 60 bin göç verir hâle gelmiştir. 1980’li yıllarda Devlet Planlama Teşkilatının yaptığı çalışmaya göre ekonomik ve sosyoekonomik alanda Türkiye’nin ilk 4 büyük kenti içerisinde yer alırken, maalesef şu anda 20’li sıralara gerilemiş bir Adana’yla karşı karşıyayız. İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde ise 27’nci sırada yer almakta Adana.

Geçmişten bu yana Türkiye’de tarımın başkenti olan, bu konuda filmlere konu olan bir kent, tam anlamıyla, maalesef üvey evlat muamelesi görmektedir. Maalesef Tarım ve Kırsal Destekleme Kurumunun koordinatör illeri dışında tutulmuştur Adana. Pamuktan mısıra, ayçiçeğinden yaş sebzeye pek çok ürün yelpazesinin yetiştiği Adana’mızı, önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, maalesef; bunların işletilmesine ilişkin alanda 100’e yakın yatırım gerçekleştiren, gerçek ve tüzel kişiliklere yatırım yapan TKDK bu kapsamın dışında bırakmıştır. Adanalı üretici on üç yıldan bu yana, TKDK kapsamında, Avrupa Birliği tarafından aday ve potansiyel aday ülkelere destek olmak amacıyla oluşturulan, katılım öncesi yardım aracı, kırsal kalkınma bileşeni olan IPARD desteklemelerinden de yoksun bırakılmıştır. Karataş ilçemize bağlı Adalı köyünde kurulması planlanan Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Projesi onaylanmış olmasına rağmen hâlâ bir arpa boyu yol gidilememiştir. Yine, kimya organize sanayi bölgesi ve balıkçılık organize sanayi bölgesi de aynı durumdadır.

Adana’nın 2010 yılından bu yana geçici kabulle çalışan hafif raylı sisteminin tam kapasite çalışması ve 2’nci etap projesinin tamamlanmasının yanı sıra, Ulaştırma Bakanlığına devredilmesi beklenirken, pek çok ilde de bu uygulanırken ne yazık ki Adana’mızda uygulanmamıştır ve 2’nci etap proje çalışmalarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı önünde bu proje faaliyeti beklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanına buradan çağrımızdır, lütfen bu 2’nci etap projeye kredi için onay veriniz, proje için onay veriniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Adana’nın turizm kapısı Yumurtalık, Karataş sahilleri 2006 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla turizm teşvik bölgesi ilan edilmiş olmasına rağmen maalesef Cumhurbaşkanı kararıyla 2020 yılında bu alanın dışına çıkarılmıştır hiçbir çivi dahi çakılmadan. Uçsuz bucaksız sahilleri, sörf yapılacak denizi bulunan hem Karataş hem Yumurtalık sahillerinin yeniden turizm teşvik bölgesi içerisine alınması son derece önem taşımaktadır.

Evet, pandemi sonrası toparlanma döneminde her türlü gelişmeye açık olan Adana’mızın maalesef bir türlü gelişememesi nedeniyle Adana’da Büyükşehir Belediyemiz “Kamu-Özel Sektör İletişimi ile Vizyon Tayini” başlıklı bir müzakere yapmıştır valilik, üniversite ve çeşitli bileşenlerle beraber. Bu birlikteliğin sürmesini ve Adana’ya yatırımların yapılmasını bekliyoruz. Kadim kentimiz Adana maalesef işsizlikte 1’inci olduğu gibi hava kirliliğinde de 3’üncü durumdadır. Ben şimdi 15 ilçemize ilişkin birer dakikayla sorunları dile getirmek istiyorum.

Aladağ ilçemiz Türk madenciliğinin krom alanında yüz yıllık rezerve sahip çok önemli bir ilçesidir. Geliştirilmiş krom tesislerinin, ferrokrom tesislerinin yapılması burada çok önemlidir. Maalesef Aladağ’da eğitim çok büyük sorundur yangından da anlaşılabileceği gibi, köylerden vatandaşlar çocuklarını buraya göndermek durumunda kalmaktadır. On beş yıldır bitmeyen Adana-Aladağ kara yolu maalesef sorundur yine Adana’da. Yine burada orman kesimi de sorun yaratmaktadır. 

Ceyhan yıllardır –az önce de söylediğim gibi- Ceyhan Endüstri İhtisas Bölgesi 50 bin kişiye istihdam sağlanacağı iletilmiş olmasına rağmen hâlâ ne buradaki kamulaştırma işlemleri bitmiş, vatandaş tarafından da bu kamulaştırmanın bedelinin düşük olduğu huzursuzlukları bize yansıtılmaktadır. Araziden sökülmüş olan 5 bin adet zeytin ağacı da maalesef hem yarattığı doğa katliamının yanında bu zeytinlere de herhangi bir bedel ödenmemiş olması, yine, huzursuzluğa neden olmaktadır.

Çukurova ilçemizde devletin herhangi bir yatırımı yoktur. Burada milletin dertlerine Belediyemiz derman olmaya çalışmaktadır.

Feke’de ilçemizin büyük bir bölümünde imar sorunu yaşanmaktadır, eğitim alanları sorunu yaşanmaktadır. Kurumlara ait binalar mutlaka değerlendirilmeli, spor tesisleri yapılmalı. Bu ilçemizde elektrik ve internet iletişim altyapısı da yetersiz durumdadır.

İmamoğlu ilçemiz düz ova özelliğinde, her tür ürünün yetiştiği ve bal üreticiliğinin yapıldığı bir ilçedir; buraya destek olunmalıdır.

Karaisalı ilçemizde -yirmi yıldır devam eden- vakıf arazilerinin köylüye kiralanması yöntemiyle köylülerin yıllardır üzerinde bulunduğu toprakların hak sahibi olarak alım satımında mağduriyetler yaşanmaktadır, bunun mutlaka giderilmesi gerekmektedir. Doğa ve yayla turizmiyle, endemik bitki örtüsüyle mutlaka değerlendirilmesi gereken bir ilçemizdir.

Karataş ilçemizde balıkçı barınağının mutlaka yenilenmesi gerekmektedir. Hangi akla hizmet ettiği bilinmeyen bir şekilde, maalesef, burada turizm meslek yüksekokulu kapatılmıştır. Hem buranın teşvik bölgesi dışına çıkarılması hem okulun kapatılması bacasız sanayi adına gerçekten büyük bir kayıptır. Devlet hastanesinde de eleman yetersizliği ve sağlıkçı yetersizliği vardır.

Yine, Kozan ilçemizde gençlerin spor kompleksleri yoktur. Kozan ilçemizde işletme fakültesinin bir kampüsü yoktur. Umarım AK PARTİ milletvekilleri dinliyordur ve buraya, kentimize yatırım yapılmasına ilişkin notlarını alıyorlardır. Ağustos ayında yaşanan yangın sonrası hayvanını, ürününü, evini kaybeden insanlara; hâlâ konteynerde yaşamakta olan bu insanlara 120 bin liralık destek verileceği ifade edilmiş olmasına rağmen, maalesef, Kozan ilçemiz bundan yararlanamamıştır.

Yine, Pozantı ilçemizde arazi ve orman kadastrosu sorunu yaşanmaktadır. Karşılaştırma yapıldığında 22/A uygulamasına göre buraların mutlaka sayısallaştırılarak haritalanması gerekmektedir. Bu durumun burada çözülmesi gerekmekte.

Saimbeyli ilçesindeki mavi kelebek çok önemli bir kelebektir, dünyada başka örneği yoktur -bunu da göstermek istiyorum size- Saimbeyli ilçemize özgü bir kelebektir. Bunun da korunması ve turizme açılması son derece önem taşımaktadır. Kirazıyla ünlü bir kentimizdir, buraya da mutlaka yatırım yapılması gerekmektedir.

Sarıçam, Yüreğir ve Seyhan maalesef işsizliğin kol gezdiği, fabrikaların kapandığı ilçelerimizdir. Yüreğir’de yüz yıllık devlet hastanesi yıkılıp yerine maalesef yeni bir devlet hastanesi hâlen yapılmamaktadır, Yüreğirliler bunu beklemektedirler. (CHP sıralarından alkışlar)

Tufanbeyli ilçemiz en uç ilçemizdir, burada da okuma yazma oranı çok yüksektir, fasulye ve nohut üretimiyle çok önemli bir kentimizdir, burası da haberleşme sorunu ve internet sorunu yaşıyor.

Yumurtalık ilçemiz tarihin ve turizmin tüm izlerini bünyesinde barındırır, Karataş gibi turizm teşvik bölgesi dışındadır maalesef. Neye hizmet ettiği gerçekten anlaşılamayan bir şey. Niye buralar turizm teşvik bölgesi dışına çıkarıldı? Ayrıca, balıkçı barınağı yetersiz, ilçede arazi toplulaştırma kangreni hâlen sürmekte, çözülemedi. Devlet Su İşleri, ilçeye sağlıklı su verememekte, meralar maalesef ıslah edilememektedir.

Değerli milletvekilleri, Adana’mızın iki güzide takımı, Adana Demirspor ve Adanaspor onları Süper Lig’de görmek istiyoruz, buna layıklar, buna olan desteği de mutlaka iktidardan bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Her şeye rağmen karnavallarıyla, festivalleriyle gurme bir kent olan Adana’ya, Adalet ve Kalkınma Partisinin yüzünü dönmesini bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, sevgiler sunuyorum. Sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2 (1) - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN -  2’nci madde üzerinde söz isteyen yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3 (1) - Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

3’üncü sırada yer alan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2224) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

3.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2224) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 126) (x)

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 126 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen yok.

Teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon Ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi

MADDE 1- (1) 17 Nisan 2018 tarihinde Duşanbe'de imzalanan "Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Zeki Hakan Sıdalı’ya söz veriyorum.

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Zaferi, asırlarca süren gerileyişe “Dur.” diyerek bir milletin küllerinden doğuşunun ve Türk ordusunun çelikleşen iradesinin adıdır. 20’nci yüzyılın dünyada siyasi akışını değiştiren bu kutlu zafer, Türk milletinin, bağımsızlığı için her şeyi göze alabileceğinin açık bir kanıtı, Kurtuluş Savaşı’mızın işaret fişeğidir. Yolumuzu aydınlatan bu ışık, bağrından Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkarmıştır. Bu vesileyle, başarılarla dolu tarihimizin en gurur verici ve en parlak sayfalarından birisi olan Çanakkale Zaferi’mizin 106’ncı yıl dönümünü kutluyor, bizlere bu güzel vatanı bağımsız ve hür bir şekilde bırakmak için mücadele etmiş, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum.

Devletlerin ön savunma hattı olan dış politika ciddiyet, tutarlılık ve stratejik akılla yapılır. Bir hükûmet dünyadaki gelişmeleri doğru şekilde tahlil edip kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapamıyorsa haftalık karar ve açıklamalarla rüzgârgülü misali bir dış politika izler. İktidarınız, son 20 yılda kurumlar arası ilişkilerle yürüyen ve devlet aklıyla yönlendirilen diplomatik geleneği ya anlayamadı ya da küçük gördü. Bu süreçte hariciye kültürüyle yetişmiş, dünyayı bilen, liyakat sahibi diplomatlar ziyan edildi. Yerlerine gelenler hakkında bu kürsüden çok konuştuk tekrarlamak istemiyorum ama binlerce yıllık diploması kültürü ağır şekilde yıpratıldı. Döneminizde dış politika şahsi dostluklar ve düşmanlıklar üzerinden yapıldı. Kişisel dostluklar olabilir, lakin sadece dostluklar üzerine diplomasi yapılamaz zira karşınızda devletler vardır, kişiler değil. Kişilerle kurulan dostlukları devletlerin kurumları anlamaz, ciddiye almaz; sonrasında dost kazığı yer eve dönersiniz. Yürüttüğünüz bu politikayla Türk devletinin tarihinden gelen güçlü pozisyonunu da dış ilişkilerdeki girişimleri vatansever bir bakış açısıyla destekleyen muhalefetin verdiği krediyi de heba ediyorsunuz. Yıllardır devam ettirdiğiniz kanka diplomasisiyle diplomasi âdeta bir küs bir barışık ilerliyor. Asırların emeğiyle kurulan kuvvetli ilişkiler sizin iktidarınızda pamuk ipliğine bağlı hâle geldi. Neticesindeyse hedeflenen ülkedeki milyar dolarlık ticari yatırımlar heba oluyor, siparişler iptal edilerek ihracat rakamları dipleri görüyor ve gizli, açık onlarca yaptırımla karşılaşıyoruz. Mesela Suudi Arabistan’ın ambargo uygulamaya başladığı ilk günlerde yine bu kürsüden “Orada yatırımı bulunan firmalarımız ve ihracatçılarımızın mağduriyet yaşamaması için tüm imkânları hükûmet olarak seferber edin.” demiştik. Ancak mevcut tabloya baktığımızda geçen yıla göre, ihracat rakamlarımızın 965 milyon dolardan 400 milyon dolara gerilediğini buna karşılık aynı ülkeyle ithalatımızın aynen devam ettiğini görüyoruz. Oradaki firmalarımız, bırakın ihale almayı hak edişlerini bile alamaz duruma geldiler. İhraç mallarımız, haftalarca Suudi limanlarında, konteynırlarda bekletilip tek bir açıklama bile yapılamadan geri gönderiyorlar, yani olan yine ekonomimize oluyor. Taviz verin demiyoruz, diplomasi yürütün ve vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyeti giderin diyoruz.

Yalnızca sınırlarımızdan oluşan 7 trilyon dolarlık, Avrupa Birliğini de kattığımızda 21 trilyon dolara ulaşan bir ekonomik coğrafyamız var. Uyguladığınız yanlış politikalar fırsatların da uçup gitmesine sebep oldu. Artık bizim devlet başkanlarıyla kurulan ve üç vakte kadar bozulan dostluklara değil menfaat ortaklığına dayalı ülkelere ihtiyacımız var. Bu durum bize yeni kapılar açmakla kalmayacak aynı zamanda diplomaside ve dış ticarette de elimizi güçlendirecektir. Küresel pazar; NAFTA, TTIP, Avrupa Birliği ve Asya Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklığı gibi yapılanmalarla hiç olmadığı kadar derin bir bölgeselleşmeye gidiyor. Peki, biz bu kümelenme yarışında nerede konumlanacağız? Türkiye’nin artık nerede başat unsuru olmak istediğine karar vermesinin zamanı geldi. Amerika’nın Avrupa’yla ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda Trump döneminde rafa kalkmış olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı, bu dönem yeniden gündeme gelecektir. Amerika ve Avrupa Birliği arasında yapılacak olan ve dışında kalabileceğimiz yeni ortaklıklar mevcut hâliyle Türkiye’nin ihracatına büyük bir darbe vuracaktır. Zararı en aza indirmek ve hatta bu anlaşmadan kâr sağlamak da yine sizin elinizde. Tazıya tut, tavşana kaç diyerek devam edemeyiz. Önceliklerimizi belirleyerek taraf olabilmenin yolu, gümrük birliğinin güncellenmesinden geçiyor. Avrupa Birliğinin diğer ülkelerle imzaladığı gümrük birliği ve serbest ticaret anlaşmalarının ülkemizi dış ticarette zor durumda bıraktığının hepimiz farkındayız. Uluslararası ticarette zamanın ruhundan kopmak, duraklamak değil gerilemektir. Yirmi beş yıl önce imzalanan gümrük birliği, artık ülkemiz için yetersiz ve hatta dezavantajlı bir anlaşmadır. Bu anlaşmanın güncellenerek Türkiye’nin faydasına olabilecek şekilde yenilenmesi milletimizin de yararına olacaktır. Bu fırsat doğru yönetilirse fayda, yönetilmezse ciddi bir zarar doğurur. Yani en çok ithalat yaptığımız Asya Birliği ve ihracatımızın yarısını yaptığımız Avrupa Birliğiyle ilişkilerin “kazan-kazan” ilkesi çerçevesinde geliştirilmesi ekonomik konumumuz açısından çok önemli olacak. Bunun yöntemi de inandırıcı olmayan insan hakları eylem planları, hüsran dolu adalet ve ekonomik reformları yapmaktan geçmiyor; Türkiye’ye vakit kaybettiriyor, fırsat kaçırtıyorsunuz. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in de ifade ettiği gibi, zengin ülkelerle rekabet edersen onların seviyesine yükselir, fakir ülkelerle rekabet edersen onların seviyesine düşersin. Şirketlerimizin rekabetçiliğini artıracak politikalar oluşturmak, zengin ülkelerin pazarında rekabet edecek bir yapıyı teşkil etmek siyasi olduğu kadar diplomatik bir feraset de gerektiriyor. Yapılanların yapılacakların teminatı olduğu düşünüldüğünde bu duruşu iktidarınızda ne yazık ki göremiyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, şahsi bir kararla Avrupa’dan uzaklaşmanın ertesinde, geçtiğimiz aylarda yapılan “Kendimizi Avrupa’da görüyoruz.” çıkışıyla Avrupa Birliğiyle ilişkilerde yeni bir dönem başladığı iddia ediliyor. En büyük ticari partnerimiz olan AB’yle ilişkiler normalleşirse olumlu olur. Mevcut iş anlaşmaları dış ticaretimizi geliştirecek şekilde revize edilirken milletimizin geleceğini tehlikeye atacak en ufak bir tavizin verilmesinin de şiddetle karşısında dururuz. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bir açıklamasında 18 Mart mutabakatının yenilenmesini istediklerini belirtti. Bu ay sonunda yapılacak Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nde de gündem maddelerinden birinin bu olacağına dair duyumlar var. Avrupa Birliği hiçbir vaadini yerine getirmemişken dünyayla düzensiz göçmenler arasında biz, gönüllü baraj ülkesi olduk. Bu keyfî gönüllülük bize en az 100 milyar dolara mal oldu. Geçtiğimiz hafta Hatay ve Mersin’deydik. Buralardaki sığınmacılar -“sığınmacılar” diyorum ancak ev sahibinden daha rahatlar- kent ekonomisi, sosyolojisi ve demografisi alanlarında ayrı ayrı çok kapsamlı sorunlar teşkil ediyorlar. Yüksek doğum oranlarıyla 2040’ta her 13 kişiden 1’inin Suriyeli olacağı hesaplanıyor. Bu çerçevede yapılan projeksiyonlara göre Mersin ve Hatay başta olmak üzere birçok ilimiz Türk hüviyetini kaybedecek. Savaş ve diplomasiyle yapılamayan, maalesef demografiyi değiştirerek deneniyor. Biz, “Bu kadarına göz yumuluyor.” derken anlaşılan o ki Avrupa’yla yeni bir süreçte, sığınmacılarla alakalı yeni kararların da arifesindeyiz.

Buradan iktidarı uyarmak istiyorum: Her ne sebeple olursa olsun, kendi söylediğiniz “Avrupa Birliği 4 milyon sığınmacı için elini taşın altına koymadı, açıklamaları hep yalan.” sözlerini unutup ülkemize yeni yükümlülükler getirerek geleceğimizi ipotek altına alacak bir mutabakata imza atarsanız, bunun hesabını veremezsiniz.

Değerli milletvekilleri, dış politikada yılların hastalığı hâline gelen ger-gevşet stratejisinden bir an önce vazgeçmelisiniz. Bölgesel örneklere baktığımızda iktidarın uyguladığı bu politikadan hem itibar olarak hem de diplomatik olarak en çok zarar görenin Türkiye olduğu açıktır. Diplomasi, ülkemizin çıkarlarını gözeten, soğukkanlı iletişimi önceleyen bir form almalı, Türkiye gerçek manada bir istikrar ülkesi hâline gelmelidir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Lütfi Kaşıkçı.

Buyurun Sayın Kaşıkçı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 126 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 1985 yılında Türkiye, İran ve Pakistan tarafından oluşturulmuş, daha sonra 1992 yılında Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın da katılımlarıyla 10 üyeli bir teşkilat hâline gelmiştir. Bölgesinde ve dünya genelinde ölçümleme, uygunluk değerlendirmesi, akreditasyon ve metrolojinin ekonomide ve ticaretteki önemini göz önüne alarak bu teşkilatta, Ekonomik İşbirliği Teşkilatına bağlı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü kurulması kararlaştırılmıştır. Bu anlaşma 2009 yılında imzaya açılmış ve ülkemiz tarafında da imzalanmıştır.

Görüşmekte olduğumuz ilgili maddenin tadiline ilişkine protokol, 17 Nisan 2018 tarihinde Duşanbe’de gerçekleştirilen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 23. Bakanlar Konseyi Toplantısı sırasında imzalanmıştır. Söz konusu protokolle teşkilatın Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğü’nde değişiklik yapılarak, Metroloji Kurulu Yazmanlığının Kazakistan yerine Pakistan’da yer alması kararlaştırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu enstitü üzerinden aslında Türk Standartları Enstitüsünün birikimlerinin ve sahip olduğu tecrübelerin üye ülkelere aktarılması hedeflenmektedir. Ayrıca Türkiye, standardizasyon ve akreditasyon alanlarında öncü bir ülke olarak RISCAM bünyesinde yürütülecek standartları ve uygunluk değerlendirme prosedürlerini uyumlaştırma çalışmalarıyla ticareti olumsuz etkilemesi muhtemel faktörleri bertaraf etmeyi amaçlamakta olup üye devletlerin bu alanlarda gelişimini destekleyerek pazar payını arttırmayı ve bölgesinde odak noktasında olmayı hedeflemektedir.

Ülkemiz, mevcut potansiyeliyle kendisini ve yakın coğrafyasındakileri koruma, küresel düzlemde ise müdahil olduğu alanı etkileme potansiyeline sahiptir. Coronavirüs salgını sonrası yeniden şekillenmesi kaçınılmaz olan ülkeler arası ilişkiler ve tercihler doğru kullanılmalı, ortak vizyon temelinde aşama aşama tayin edilecek ara hedeflerle Türkiye’nin çıkarlarına erişmesi sağlanmalıdır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyeleriyle birlikte, bu teşkilata sınır ülkelerle ilgili politikalar belirlenirken ortak bir vizyon ortaya koymalı ve Türkiye’nin tarihsel misyonuna uygun ve çıkarlarına erişebilecek tutumlar öncelikli olarak ele alınmalıdır.

Türkiye, dış politikada, özellikle 15 Temmuz sonrasında karşı karşıya kaldığı beka tehditlerinin belirgin hâle gelmesiyle beraber, millî çıkarlarımıza odaklı ve bağımsız bir yol izlemeye koyulmuştur. Örneğin, Suriye’de millî bekamıza tehdit oluşturan gelişmelere karşı Suriye topraklarında terör örgütlerine yönelik askerî harekâtlarda bulunmuştur. Düzenlenen harekatlar sonrasında 8.255 kilometrekarelik alan kontrol altına alınmış ve terör unsurlarından temizlenmiştir. Suriye meselesinde Türkiye açısından risk oluşturan en önemli alanlardan olan Idlib bölgesinde huzurun tesisi, Türkiye’nin millî güvenliği, Rusya’yla geliştirilen siyasi çözüm çabalarının geleceği ve Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği anlamında öne çıkmaktadır.

Tabii, Idlib’ten bahsetmişken Hatay’ı da birlikte ele almakta fayda var çünkü Idlib’in güvenliği Hatay’ı da birinci dereceden ilgilendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, yarınlarında Idlib meselesini Hatay’da konuşmamak adına orada varlığını sürdürmektedir, Idlib kontrol altına alınmadan Hatay’ın güvenliğini tam anlamıyla sağlayamayız. Suriye’yle en uzun sınır hattına sahip olan Türkiye açısından Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, terör örgütlerinin meşruiyet bulma çabalarının engellenmesi ve demografik yapının değiştirilmesinin önüne geçilmesi ise şarttır. Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozarak bölgesel hesaplarla yeniden sınır çizme gayretinde olanların varlığını enerjiye dayalı projelerde Türkiye’nin hak ve menfaatlerine zarar verecek girişimlerde, Suriye üzerinden yapılan hesaplaşmalarda açıkça görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin hedeflerine ulaşabilmesi için gerekli olan politikalar öncelikli hâle getirilmelidir. Bölgemizi ilgilendiren üstünlük mücadelelerinin analizi doğru yapılmalı ve teknolojinin öne geçtiği böylesi bir dönemde ülkemizi ileriye taşıyacak alanlar iyi belirlenmelidir. Türkiye açısından Ekonomik İşbirliği Teşkilatı yeni dönemde yeni fırsatları beraberinde getirme potansiyeli taşımaktadır. Teşkilatın kapsamı Türkiye için Orta Asya, Güney Asya ve Orta Doğu’ya açılma imkânı bulabileceği bir başka kanal niteliğindedir. Son dönem dış politikasında diyaloğa ve uzlaşmaya vurgu yapan Türkiye, teşkilat bünyesinde özellikle sorun yaşayan ülkeler arasında diyalog imkânlarının çoğaltılması konusunda aktif bir rol oynamaktadır. Ekonomik anlamda Türkiye’nin Teşkilat üyesi ülkelerle ekonomik ilişkilerinin ve ticaretinin artması genel anlamda olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ticaretle bağlantılı olarak Ekonomik İşbirliği Teşkilatının özellikle vurguladığı ve üzerinde durduğu ulaşım ve taşımacılık alanları ise Türkiye açısından kritik bir potansiyeli beraberinde getirmektedir. Teşkilatın çabaları kapsamında doğu-batı güzergâhında ulaşım ve taşımacılık altyapısının geliştirilmesi, bu güzergâhın batıya çıkış mevkisinde bulunan Türkiye’nin bir lojistik üs hâline gelmesi için yapılacak çalışmalar artırılmalıdır. Hem ekonomik olarak hem de toplumsal açıdan doğu ile batı arasında bir köprüyüz. O yüzden buradaki, bu Teşkilattaki 10 ülkenin kalkınması sadece bölge için değil küresel ekonomi için de son derece önemlidir.

Salgınla beraber ekonominin ve siyasetin kodları tamamen değişti, dünyayı etkileyen ekonomik ve siyasi gelişmelerin neredeyse tamamı da teşkilat coğrafyasının etrafında şekilleniyor. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı bölgesinin, uluslararası alanda önemli bir aktör olma yolunda büyük imkânlara sahip olduğunu görmemiz gerekmektedir. Teşkilatın jeopolitik konumu, tarihî birikimi, üyelerin ortak bağları, paylaştığı değerler, geniş doğal kaynakları ve beşerî sermayesi bu bölgenin kilit oyuncu olma yolunda muazzam imkânlara sahip olduğunu bizlere göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle beraber olduğu bölgesel Ekonomik İşbirliği Teşkilatının ülkemiz için önemi aşikârdır. Türkiye konumu, gelişmişlik düzeyi ve tüm dünyayla siyasi ve ekonomik ilişkileri birlikte mütalaa edildiğinde Teşkilata lider olma ve yönlendirici olma durumundadır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı bölgesinin çok zengin enerji kaynaklarının akılcı bir şekilde kullanılması ve uluslararası pazarlara ulaştırılması hayati önem arz etmektedir. Türkiye, Teşkilat içinde ticaretin geliştirilmesi, ticaret rejimlerinin şeffaflaştırılarak dünya ticaret örgüt kural ve standartlarıyla uyumlaştırılması, denize çıkışı olmayan Orta Asya ülkelerinin dünya ticaret merkezlerine açılmalarını sağlayacak ulaştırma hatlarının geliştirilmesi, eksik hatların tamamlanması, Teşkilatın sınır komşularında yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelerle ilgili aktif bir tutum izlemelidir.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatına sınır, Çin’le ilişkilerde sıklıkla gündeme gelen ve maalesef ülkemizde de iç politikada zaman zaman istismar edildiğine şahit olduğumuz Doğu Türkistan’da da yaşanan insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin, Çin’i Uygur Türkleri üzerinden sıkıştırmasına, Uygur Türklerini siyasi ve emperyal amaçları için bir enstrüman olarak kullanmaya çalışmasına dikkat kesilmeliyiz. Uygur Türkleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki güç mücadelesinin bir parçası değildir. Bu meseleye, Ankara merkezli Türkiye Cumhuriyeti perspektifiyle bakıp hareket etmek durumundayız. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak politikamız budur. Hiç kimse Doğu Türkistan meselesini hatırına getirmezken yarım asırdır soydaşlarımızın çığlığını dünya kamuoyuna taşıyan Milliyetçi Hareket Partisidir. Kimse ucuz siyasi oyunlarla Milliyetçi Hareket Partisinin Uygur Türkleri konusundaki tutumunu test etmemelidir. Bizler, soydaşlarımızın her daim yanındayız ve onlara yapılan zulmü her daim kınıyoruz.

Uygur Türkleri gibi yurtlarından sürülen, hakları çiğnenen ve Hatay’da hayatta kalma mücadelesi veren Bayır Bucak Türkmenleriyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi dışında hiç kimseden neden bir ses çıkmamaktadır? Acaba Bayır Bucak Türkmenleriyle ilgili bir açıklamanızı duymak için illaki okyanus ötesinin, Amerika Birleşik Devletleri’nin konuyu gündeme alması mı gerekiyor? Bu çelişkili ve yönlendirilmiş tavırların farkında olduğumuzu ayrıca belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu noktada -zamanım da daralıyor ancak- seçim bölgem Hatay’la ilgili de bir konuyu burada -Sayın Başkan da müsaade ederse- dile getirmek istiyorum. Otuz saniyem var, herhâlde Başkanım bana bir dakika daha zaman verecektir diye düşünüyorum. Sınır bölgemizde, biliyorsunuz, şükürler olsun bütün sınır hattımıza duvarlar örülerek ülkemizin sınır güvenliğiyle ilgili çok büyük bir adım atıldı. Sınır duvarlarımızın hemen yanında yine kontrol yollarımız gelişti. Kontrol yollarımızın hemen başlarına da sık aralıklarla kuleler yerleştirilerek sınırlarımızın güvenliğini bu şekilde koruma amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri özellikle son yıllarda büyük bir atılım yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) –  Evet Başkanım, teşekkür ediyorum.

Daha önceki yıllarda teknoloji bu kadar gelişmemişken, imkânlarımız bu kadar iyi değilken sınır güvenliğimizi -biliyorsunuz- tam sınır noktalarına mayınlar döşemek suretiyle sağlamaya çalıştık. Ancak bugün geldiğimiz noktada artık sınırların mayınlarla korunmasının hiçbir anlam ifade etmediğini çok iyi biliyoruz çünkü insansız hava uçaklarıyla, sınırlarda yaptığımız tahkimatlarla sınır güvenliğimizi çok rahat bir şekilde artık koruyabiliyoruz. İşte tam bu noktada, sınırlarımızdaki bu mayınlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin uzman ekipleri tarafından bir bir ilçelerimizde, bölgelerimizde temizlenmeye başlandı. Bizim Hatay’da da çok uzun bir alanda yine bu şekilde mayınlı arazilerimiz var ve bunların bir kısmı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlendi ama yine temizlenmeyen ve oldukça geniş ve bereketli alanlar var. Bizler bu alanların bir an önce temizlenip özellikle Kırıkhan, Kumlu, Reyhanlı ilçelerimizdeki, Hassa ilçemizdeki hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın emrine verilmesini istiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun Sayın Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GURUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye savaşının onuncu yılındayız ve Suriye savaşının onuncu yılında hem Türkiye’deki siyasi çevreler hem Cumhurbaşkanı hem de Avrupa, Arap Birliği, herkes bir değerlendirme sundu.

Cumhurbaşkanı Bloomberg’e bir makale yazıyor ve bu makale apaçık bir şekilde AB’ye ve özellikle Biden’e bir mektup niteliğinde ve diyor ki Biden’e: “Gelin Suriye’de sorunları barışla çözelim, masada çözelim, birlikte koordineli bir şekilde çalışalım.”

Şimdi, ben buradan bu kürsüde yaptığımız konuşmaları hatırlatmak istiyorum. Suriye siyaseti konusunda başından beri yanlış yapıldığını, başından beri bir yayılmacı siyaset izlendiğini, başından beri Kürt düşmanlığı üzerinden bir siyaset izlendiğini burada ifade ettik ve defalarca dedik ki: Türkiye’nin üzerine düşün en önemli sorumluluk bu kadar uzun kilometrelerce sınırı olan bir komşu ülkede huzursuzluğu teşvik etmek yerine, tam tersini huzuru ve barışı inşa etmenin sınırı en iyi koruma biçimi olduğunu ifade ettik. Diplomasi teklif ettik ama bütün bunları elinin tersiyle geri ittiler çünkü bizim anladığımız barışla, Biden’a teklif edilen barış çalışmaları aynı değil, kavramlardan aynı şeyi anlamıyoruz. Bir tek bu mudur? Tabii ki bir tek bu değildi karışımıza çıkan. Tabii, zamanımız olsaydı da uzun uzun Suriye’deki dış siyasetin, Suriye politikasının sağlamasını, yapılan hataları tek tek burada açık edebilseydik.

Tabii, şunu mutlaka söylemeliyiz: Barış inşa edeceğiniz bir bölgede, Fırat Kalkanı Harekâtı, İdlib Operasyonu, Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Bahar Kalkanı Harekâtı gibi harekâtlar düzenlemeyecektiniz. Afrin’de yaşayan insanları yerinden, yurdundan etmeyecektiniz. Orada iş birliği sağlamış olunan ÖSO ve SMO’yla bu ilişkileri kurmayacaktınız. Başından beri madem barış istiyorsunuz, bu savaşın, bu kadar uzun sürmesinde, ki bununla ilgili de Avrupa Parlamentosu yayınlamış olduğu raporunda bir kere daha ifade etti. Türkiye'nin, Suriye’nin iç işlerine karışması sonucunda siyasi sürecin inşa edilmesinin önünde bir engel teşkil ettiğini, savaşın onuncu yılını devirmiş olmasının altında yatan sebebin de Türkiye’deki mevcut olan iktidarın izlemiş olduğu siyasetin altını önemle vurgulamış durumda.

Yine Avrupa Parlamentosu, Suriye savaşının onuncu yılı dolayısıyla yayınlamış olduğu karar tasarısında çok açık şunu söylüyor… Bunu biz de söyledik, yani bunu Avrupa Birliği söylediği için ya da Avrupa Parlamentosu söylediği için dinlemeniz gerekmiyordu. Burada hepimiz ifade ettik bunu. Dedik ki: “Suriye, Kuzey ve Doğu Suriye’deki pozisyon, bir işgal pozisyonu.” Aynı şey, şimdi, bu raporda yer alıyor. Yine “Suriye’den çekilmeli.” diyor, “Kürt halkına yapılanı bir etnik temizlik olarak görüyoruz.” diyor. Kim diyor bunu? Avrupa Parlamentosu. Biz bu kürsüden defalarca ifade ettik, bizi dinleyecektiniz.

Ve ABD’yle S-400 yaptırımları konusunda şimdi sıkışmış olan mevcut iktidar, Rusya ve ABD arasında sıkı bir pazarlığa girmiş durumdadır. Bu pazarlık hiç kimsenin gözünden kaçmıyor. ABD’ye uzatılan ve bir türlü yanıt alınamayan barış elinin karşısında Rusya’nın attığı adımlara bakalım; İdlib’deki TSK noktalarını daha fazla vurmaya başladı şimdi ve İdlib’de özellikle Himeymim üssü üzerinde yapılan, Himeymim’de yapılmış olan askerî yığınaktan da anlaşılıyor ki oraya da bir müdahale düşünülüyor.

Evet, gündemden düşmeyen, son zamanlarda gündemden düşmeyen Mısır meselesi. Şimdi, Doğu Akdeniz’de yine yanlış bir siyaset izliyorsunuz dedik. Doğu Akdeniz’de MEB’lerin ilanından tutalım da NAVTEX’lerin ilanına kadar, Yunan, Fransız, zaman zaman Alman gemilerinin donanmalarıyla sürtüşme yaşanmaya kadar “Akdeniz sularını köpürtmeyin. Bu köpürtme Türkiye halklarına, Türkiye’ye yaramaz dedik ama siz “Sahada kazanacağız, Mavi Vatan projesi.” dediniz; sahada apaçık ve net kaybettiniz.

Bugün Mısır’da beğenmediğiniz Sisi’yle, Müslüman Kardeşlere darbe yaparak başa gelen Sisi’yle görüşme yapmak için, Biden’dan dört gözle beklediğiniz telefonun aynısını Sisi’den bekler bir hâle geldiniz, getirdiniz bu ülkeyi. Dediniz ki: “Mısır’la bütün ilişkiler askıya alınacak. İlişkiler elçilik düzeyinin de altına indirilecek.” Bunu yaptınız ama şu anda az önce de bahsettiğim gibi barışmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Hatta Dışişleri Bakanının ve onu teyiden Cumhurbaşkanının yaptığı açıklamalara da baktığımızda, diyorlar ki: “Mısır’la görüşmelerimiz ilerlemiş durumda.” ama Mısır Dışişleri Bakanı hemen resmî bir açıklama yapıyor, Türkiye’den gelen açıklamaları direkt yalanlıyor.

Şimdi, bu ülkeyi bu hâle getiren AKP iktidarı ve ortaklarıdır. Anında bir yalanlama… Ya, insan şunu düşünemiyor mu: Bir Cumhurbaşkanının ve bir Dışişleri Bakanının ağırlığı bu mu olmalıydı? Bir Mısır Dışişleri Bakanı tarafından çat diye yalanlanıyor ama onun yalanlamasına bir yalanlama ortada yok. Kimi kandırıyorsunuz, neyi kandırmaya çalışıyorsunuz? “Mısır’la diplomatik ilişkiler başlatıyoruz.” derken de bunu bile beceremediğinizi bu küçücük diyaloğa bakarak ortaya çıkarabiliriz.

Bakın, burada özellikle, Arap Birliği apaçık bir açıklama yaptı ki Mısır’ın Arap Birliğindeki etkisini sanıyorum ki dünyada bilmeyen yoktur. Ama sadece Mısır değil, Arap dünyası, Arap sokakları Türkiye'nin bu yayılmacı siyasetinden, Suriye’de, Irak’ta, Libya’daki yayılmacı siyasetten ve iç işlerine karışmasından son derece rahatsızlık duyuyor, bunu kurumsal bir şekilde de net bir biçimde Arap Birliği ifade etti ve dedi ki: “Türkiye, Arapların iç işlerine karışmaktan acil bir biçimde vazgeçmelidir.” Özellikle Libya’daki askerî, siyasi ve güvenlik bağlamındaki bütün müdahalelerinden geri adım atmak zorundadır. Mısır’la iş birliği yapılmak isteniyorsa Mısır’ın da, Arap Birliğinin de Türkiye'nin önüne koyduğu teklif budur. Bu iktidarın bu teklife uyup uymayacağını tabii ki hep beraber göreceğiz. Burada tekrar şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten, bizim bunları yapacağınıza, böyle diplomatik faaliyetlerle bu işleri toparlayacağınıza dair bir inancımız yok. Yeniden haklı çıkmak istemeyiz ama yeniden haklı çıkacağız, siz -Mısır’la da, AB’yle de, ABD’yle de- bu değerli yalnızlıktan çıkmayı başaramayacaksınız.

En nihayetinde, tabii ki Türkiye'nin yapması gerekenlere de işaret etmek istiyorum. Bunun altını bir kere daha çizmek isterim ki bu iktidardan bir beklentiyle bunları ifade etmiyoruz çünkü üçüncü yılımızı doldurmak üzereyiz ama muhalefetin bir tek kelimesini -ki bizden önceki dönemlerde de aynı- tek bir teklifini dahi değerlendirmemiş olan bir iktidar şimdi diplomasiden, ondan bundan bahsetmeye çalışıyor; zaten onu da yüzüne gözüne bulaştırıyor. Bakın, yapılması gerekenler şunlar: Türkiye, yüzünü Arap dünyasına dönmelidir ama dostça dönmelidir. Suriye, Libya, Irak başta olmak üzere askerî anlamda ve her manada derhâl oradan çekilmeli, o ülkelerin iç işlerine karışmayacağının açıkça taahhüdünü vermelidir. Arap Birliğinin çağrısı mutlaka dikkate alınmalıdır ve bu çağrı dizgesi önemsenmelidir.

Bakın, 1982’de, Birleşmiş Milletlerin Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne Türkiye imza atmış. Doğu Akdeniz’de atılacak her türlü adımın bu çerçevede ele alınması lazım ama ne yazık ki AKP iktidarı ve ortakları, imza attığı hâlde hiçbir uluslararası sözleşmeye uymuyor, uymamaya da devam ediyor.

Rusya, ABD ve AB’yle pazarlığı Kürt halkı üzerinden yapmaktan vazgeçmelisiniz. Türkiye'nin AKP öncesi dönemde dış siyasetinin önemli belirleyeni olan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin zamanı geldi de geçti. Şunu çok iyi biliyoruz ki, AKP iktidarı öncesi dönemde de Kürt sorununun -kadim olan- Türkiye'deki gerek iç ve özellikle dış siyasetin belirlenmesinde önemli bir rolü olan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden imtina edildikçe dış siyasette, Orta Doğu siyasetinde hiçbir yol almak mümkün değildir, mümkün de olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.

AKP iktidarının bütün bu denklemler içerisindeki en önemli pazarlık konularından birinin ne olacağını sanıyoruz? Bu, bilinmeyen bir şey değil ki, şu an karma karışık, dış siyasetin basıncı altında sıkışmış bir iktidar var. Bu iktidar şu an neyin pazarlığını yapıyor biliyor musunuz? Türkiye halklarının, 82 milyon yurttaşın, vatandaşın çıkarları üzerinden bir pazarlık yapmıyor “Kürt sorununun çözümsüzlüğü” üzerinden siyaset yapıyor, ikincisiyse “tek adam rejimine karışmayın” üzerinden siyaset yapıyor. Hangi klikle, uluslararası düzeyde hangi klikle anlaşırsa S-400’leri… Ona göre S-400 denklemini kuracağı apaçıktır. Yani şu pazarlığı yapıyor: Yarın öbür gün seçim kendini gelip dayattığı zaman “Benim arkamda mı duracak uluslararası güçler, durmayacak mı?” pazarlığının yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bunu nereden biliyoruz biliyor musunuz? Rıza Sarraf ve Halk Bankası davasından biliyoruz. Bir ülkenin çıkarlarını kendi kişisel rant çetelerinin çıkarlarına kurban ettiler, bu iki olaydan.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’ye söz veriyorum.

Buyurun Sayın Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bir dizi uluslararası anlaşma görüşüyoruz. Uluslararası anlaşmaların çatısını oluşturan küresel düzende de pek çok gelişme bir yandan yaşanıyor ve ülkemizi de derinden etkiliyor. Bunların bir tanesi de teknolojik gelişmeler. Bu teknolojik gelişmeler küresel rekabet ortamını yeniden şekillendiriyor, üretim ilişkileri değişiyor. Bu gelişmeler dijitalleşme, yaygınlaşan yapay zekâ uygulamalarıyla ülkemizde de esasında derinden etkiler yaratmaya başlamış vaziyette. Çalışma yaşamının geleceği yeniden şekilleniyor, üretimin coğrafyası değişiyor ve üretim mekânlarımız değişiyor. Birinci yılını doldurduğumuz Covid-19 salgını da esasında bu süreci hızlandıran bir etken oldu. Uzaktan çalışma veya bir başka tabirle evden çalışma da günden güne yaygınlaşıyor. Hem ülkemizde hem de küresel olarak uzaktan çalışma biçiminin kalıcı hâle geleceği ve pek çok iş yerinin bu yönde adım attığını da iş yerlerinin kendileri açıklıyor ama ne yazık ki uzaktan çalışmayı düzenleyen mevzuatımız böyle çalışanların sosyal ve ekonomik haklarını korumaktan çok uzak. Oysa çalışma yaşamının geleceği şekillenirken çalışanları bu yeniliklerin getirebileceği bütün olumsuzlardan korumak, haklarını korumak ve bu sonuçların bertaraf edilmesini sağlamakta siyasetin ve özellikle iktidarın sorumluluğu. 2016’da İş Kanunu’nun 14’üncü maddesine bir kanun değişikliğiyle uzaktan çalışma modeli eklenmişti; yasa, uygulamanın detaylarının yönetmelikle belirleneceğini söylüyordu, yıl 2016. Yasa bunu söylemesine rağmen beş yıldır, yani yıllardır yönetmelik bir türlü yayınlanmadı. Bu süre zarfında uzaktan çalışmanın detayları da işverenlerin keyfine göre şekillendi. Keyfî düzen, tam da iktidarın istediği gibi çalışanların aleyhine gelişen ve işverenin keyfine göre şekillenen. İktidar bunu da görmezden geldi. İşverenler, çalışanlarla evden çalışmaya ilişkin yazılı hiçbir sözleşme yapmadılar. Bu da çalışma sürelerinin belirsiz olmasına, gece yarısından sabahın erken saatlerine kadar, esasında işin, hayatın ta kendisi ve onun ötesine taşan bir gerçeğe dönüşmesine sebep oldu. Evden çalışınca mesai ve zaman kısıtları ortadan kalktı. Sanki hiçbir sınır ve çalışanın da hakkı yokmuş gibi davranılmaya başlandı. Oysa haftalık yasal çalışma süresi kırk beş saat. Uygulandı mı? Hayır. Denetlendi mi? Hayır. Peki, ya çalışanların dinlenme hakkı, ulaşılamama hakkı? Belki haberiniz bile yoktur; bir işçi günde on bir saatten fazla çalıştırılamaz, üstelik de kesintisiz olarak on iki saat dinlenme hakkı vardır, ulaşılamama hakkı vardır çünkü işçi de insan olarak herkes gibi dinlenmeyi hak eder ve ihtiyaç duyar. Geldiğimiz noktada uzaktan çalışma modeli, bu en temel hakkı, insan hakkını, dinlenme ve ulaşılamama hakkını bile ihmal etmenin bahanesi oldu. Üstüne bir de iş yerinde yaşanan dayanışmanın, iş yerinde yaşanan sosyalleşmenin de koptuğu düşünülürse esasında evden çalışmanın ve uzaktan çalışma koşullarının ne derece ağır fiziksel ve ruhsal sorunlara yol açabileceği de çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Sürekli bilgisayar başında hazır bulunması gereken, arka arkaya makine gibi iş üretmesi beklenen, hayatta başka türlü hiçbir ilişki kurmasına imkân verilmeyen insanlardan bahsediyoruz. Umursuyor musunuz? Yo, pek öyle gözükmüyor. Oysaki umursamak zorundasınız. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 14’üncü maddesinde meslek hastalığını çok açık bir biçimde tanımlıyor: “Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.” İş stresi altında, eve kapanmış şekilde ve her an ulaşılabilir olma yükümlülüğü ve stresi altında çalışanlar depresyon, anksiyete, bunun gibi çeşitli psikolojik rahatsızlıklarla yüzleşiyorlar. Bu rahatsızlıkların meslek hastalığı olarak ele alınmasını sağlamak ise siyasetin ve en önemlisi iktidarın görevi.

Uzaktan çalışma boyunca işverenler sadece daha uzun çalıştırma imkânına kavuşmadılar, fiziksel bir çalışma ortamı sağlama yükümlülüğü de ortadan kalktı. Dolayısıyla, yemek maliyeti, servis maliyeti, ofis kira maliyeti gibi işveren açısından maliyet yükleri ortadan kalkmış oldu. Peki, ortadan kalkan bu üretim maliyetleri kimin sırtına yüklendi? İşveren rahatladı ama çalışanların sırtına yüklendi. Kanun gereği, işverenlerin uzaktan çalışma esnasında ortaya çıkan masrafları karşılaması şarttır. Kanun bunu söylüyor. Peki, denetlediniz mi? Hayır, elbette  denetlemediniz. Evden çalışan işçinin artan elektrik faturasını, artan su faturasını, artan doğal gaz faturasını, artan internet faturasını, bilgisayarla ilgili masraflarını, yemek parasını kim ödedi? Çalışanlar ceplerinden ödediler. Denetlediniz mi? Hayır, elbette hayır. Bakın, şu an en büyük hissedarı Türkiye Varlık Fonu olan bir iletişim operatörü şirketinde çalışan genç bir çağrı merkezi çalışanı şöyle söylüyor: “Uzaktan çalışmayla birlikte bize verilen günlük 15 lira yemek parası 5 liraya düştü, yol ücretimizin yatmayacağı söylendi. Pandemiden önce imzaladığımız sözleşmede verilen haklarımız geri alındı. işsiz kalma korkusuyla yeni sözleşmeyi imzalamama lüksümüz olmadığının da farkındalar.” Peki, bu farkındalığın acaba size yansıması var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Bu çağırıyı duyuyor musunuz? Elbette hayır, üstelik, toplumsal ve ekonomik her meselede olduğu gibi, burada da toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren bir gerçek daha ortaya çıktı. Uzaktan çalışma modeli en çok da kadın emekçileri etkiledi. Zaten ev içi bakım sorumluluğu bütün omuzlarına yüklenmiş olan kadınların işi bir kat daha arttı; iş, ev âdeta birbirinin içine girdi. Bakın, bir kadın emekçi uzaktan çalışma deneyimini nasıl anlatıyor: “Kamerayı, sesi kapatıp kucağımda çocukla pek çok Zoom toplantısına katıldım. Bir yandan tencereyi karıştırıp bir yandan e-posta yazdım. Bulaşık yıkarken WhatsApp’tan gelen acil soruları çokça yanıtladım. Neredeyse her gün gece yarısına kadar çalışıyorum. İşveren evde olmanın bize çok rahat geldiğini düşünüyor ancak işimiz çok daha zorlaştı.” Anlatılanı duyuyor musunuz? Elbette hayır. Uzaktan çalışmayla hem iş yükü hem de ev içi sorumluluklar altında ezilen kadınların yükünü azaltmak için herhangi bir plan düşündünüz mü? Pek öyle gözükmüyor.

Tüm bunlar olurken, yıllardır bir türlü yayımlanmayan yönetmelik yine yayımlanmadı, ta ki pandeminin gölgesinde bir yıl devrilene kadar. Çalışanların, emek örgütlerinin, sendikaların, biz vekillerin çağrıları sonunda bir karşılık buldu; partimizin de uzaktan çalışmayla ilgili verdiği önergeden sonra bir hafta içerisinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Uzaktan Çalışma Yönetmeliği nihayet yayımlandı. Yayımlandı yayımlanmasına  ama yönetmelik hiçbir şeye benzemiyor, yeni bir yönetmeliğe ihtiyaç var. Bilinçli olarak çalışan lehine hiçbir tedbir bu yönetmelikte yok. İşçiyi tamamen işverenin insafına bırakan düzenlemeler var ve üstelik, iş hukukunun temel ilkeleriyle çelişen düzenlemeler var. Öncelikle, bu yönetmelik hazırlanırken sendikalar dinlenmeliydi, çalışma yaşamına ilişkin faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşları dinlenmeliydi, emekçiler dinlenmeliydi ama maalesef, öyle olmadı çünkü emekten yana olmayan açık bir tercihiniz var. Bu yönetmelik düzenleme yapmıyor, uygulamayı işverenle işçi arasında bir sözleşmeye bırakıyor yani işverenin insafına bırakıyor.

Değerli arkadaşlar, iş ilişkisi eşit bir ilişki değildir. İş ilişkisinde bir taraf zaten ekonomik olarak bağlıdır, zaten bu yüzden iş hukukunun temel hedefi dengede olmayan bu ilişkide emekçi lehine koruyucu tedbirler almaktır. Ülkemizde şu an 10 milyon işsiz var. İşi olan kod 29 tehdidiyle karşı karşıya, işçiler tazminatsız işten çıkarılıyorlar. Bu, böyle sallanırken insanların üzerinde şimdi, hiçbir şeyi eşit olmayan taraflar arasında sanki eşitlik varmışçasına bir sözleşme yapılması işi çözecek diye düşünülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Tarafların güçleri eşit olmayınca ortak kararlaştırma olmaz. Tarafların güçleri eşit olmayınca güçlü olan fiili durumu dayatır zaten. İşte, bunun için hukuka ihtiyaç var, bunun için düzenlemeye ihtiyaç var ve düzenlemelerin yoruma açık olmayacak biçimde emekçinin hakkını koruyor olmasına ihtiyaç var. Oysa, bu yönetmelikte bol bol tırnak içerisinde “aksi kararlaştırılmamışsa” ifadesi var. Kim kararlaştıracak? Hangi güç dengesiyle kararlaştıracak? Yönetmelikte, zorunlu nedenlerle uzaktan çalışmaya geçildiğinde işçinin onayının aranmayacağı belirtiliyor. Bu hüküm kanunun bugünkü hâlinden bile geride. Çok açık ki yeni bir yönetmeliğe ihtiyaç var, çok açık ki iktidarın değişmesine ve iktidardaki siyasi tercihlerin değişmesine ihtiyaç var. Biz, mutlaka bu düzeni değiştireceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Teknolojinin sömürünün değil insan hayatını iyileştiren bir unsur olmasının güvencesini de biz sağlayacağız.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

3’üncü madde üzerinde söz isteyen yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

4’üncü sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kendi Sınırları Dahilinde ve Ötesinde Tarifeli Hava Hizmetlerine İlişkin İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kendi Sınırları Dahilinde ve Ötesinde Tarifeli Hava Hizmetlerine İlişkin İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2027) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 137)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 137 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE VİETNAM SOSYALİST CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KENDİ SINIRLARI DAHİLİNDE VE ÖTESİNDE TARİFELİ HAVA HİZMETLERİNE İLİŞKİN İKİLİ HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- (1) 22 Nisan 2015 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kendi Sınırları Dahilinde ve Ötesinde Tarifeli Hava Hizmetlerine İlişkin İkili Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs…

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşma üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken, gece gündüz, yağmur çamur, bayram, tatil demeden büyük bir özveriyle çalışan, insanların sağlıklı ve daha sağlıklı yaşaması için ellerinden gelen her türlü çabayı gösteren, verilen görevleri zamanında ve tam olarak yerine getiren, başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutluyorum. Ülkemizde Covid-19 virüsünün ilk görülmeye başladığı 2020 mart ayından bu yana sundukları hizmetlerle herkesin takdirini kazanan, her türlü olumsuzluğa ve zor çalışma şartlarına rağmen son derece özverili bir şekilde çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, sağlık çalışanlarının yoğun çalışma temposundan kaynaklı yaşadıkları olumsuzlukların etkisini azaltmak için bazı düzenlemeler yapılmış olsa da maalesef yeterli olmamıştır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan genelgeyle yapılan düzenlemelerin sanki bir lütuf gibi sunulması, siyasi malzeme olarak kullanılması kamuoyunda sağlık çalışanlarına fazladan bir ücret ödeniyormuş algısı oluşturmuştur ki bu da yanlıştır. Yaşadığımız pandemi süreci de göz önüne alınarak hastalıkla mücadelede en ön safta yer alan, hayatı pahasına çalışan sağlık çalışanlarımızın hakları teslim edilmelidir. Bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki risk devam etmektedir. Salgının başlangıcından bu yana bir yıl geçti. Dünya geneline baktığımız zaman pandemiden 17 bin sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini görüyoruz. Ülkemizde de maalesef 400’e yakın sağlık çalışanının virüsle mücadele sürecinde yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Hepsine Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun diyorum ama işin bir acı tarafını da söylemeden geçemeyeceğim burada. Salgının başlangıcında alkışlanan sağlıkçılarımız bugün âdeta yalnızlığa terk edilmiş durumdadırlar. Sağlık çalışanlarımızın yaşamış olduğu sorunların detaylı olarak incelenmesi, gerekli tedbirlerin alınması ve yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır. Bu, bizlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ötelenmeyecek, ertelenmeyecek bir görevidir diye düşünüyorum. Bu hususu bir kez daha yüce Meclisimize arz ediyor, İYİ PARTİ olarak sağlık çalışanlarımızın sorunlarının çözümüne ilişkin yapılacak her türlü düzenlemeye destek vereceğimizi, destekleyeceğimizi burada ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, seksen bir yıldır okutulan ve çocuklarımıza millî şuuru en güzel şekilde aşılayan Andımız 2013 yılında kaldırılmıştı. Sözde çözüm süreci uygulaması olan Andımız’ın yasaklanmasına karşı bir hukuki süreç yaşandı. Danıştay 8. Dairesi bu karar için yürütmeyi durdurma kararı almıştı. Ancak, Millî Eğitim Bakanlığı, Danıştay 8. Dairesinin kararına rağmen Andımız’ın okutulmaması yönünde görüş beyan etti ve Andımız’ı okutmadı. Nihayet, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu birkaç gün önce 8. Dairenin kararını iptal etti. İptal kararıyla Andımız artık okullarda okunmayacak. Danıştay ayrıca devlet madalyalarındaki Atatürk kabartmasının da çıkarılması kararını verdi.

Değerli arkadaşlar, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye biten Andımız’dan kim, neden rahatsız olur ki? Evlatlarımızın “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” demesini kim istemez? “Sözde çözüm sürecinde uygulamaya konulan Andımız yasağı bugün tekrar getiriliyorsa ‘çözüm süreci’ denilen bölünme süreci yeniden mi hayata geçiriliyor?” diye insanın aklına bir soru işareti geliyor.

Millîlik, yerlilik vurgusu yapan siyasi iktidarın Andımız gibi bir metinden rahatsız olması, söylemleriyle de örtüşen bir davranış değildir. İktidar sahiplerinin ya söylemlerinde bir hata vardır ya da millîlik, yerlilik vurguları samimiyet yönünden sorgulanmalıdır.

Buradan, bu kürsüden aziz milletimize de seslenmek istiyorum: Müsterih olun; Andımız ahdimizdir, İYİ PARTİ gelecek ve gereğini yapacaktır.

Değerli milletvekilleri, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kamuda sürekli işçi kadrosuna geçirilen taşeron işçiler özlük hakkı, maaş, tayin gibi sorunlarının yanında bir de zorunlu emeklilik sorunuyla karşı karşıyadır. Sorunun kaynağını teşkil eden 696 sayılı KHK’nin 127’nci maddesi ile 375 sayılı KHK’ye eklenen geçici 23’üncü maddenin (1)’inci fıkrasının 5’inci alt bendinde belirtilen “Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilir. Bunların istihdam süreleri hiçbir şekilde sosyal güvenlik kurumlarından emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazandıkları tarihi geçemez.” şeklindeki hüküm ile 1 Nisan 2018 tarihinden sonra kadroya alınan işçiler zorunlu olarak emekli edilmektedirler. Bu durum özellikle okul çağında çocuğu bulunan ve çalışmaya ihtiyacı olan vatandaşlarımızın mağduriyetini katbekat artırmaktadır. Taşerondan 696 sayılı KHK’yle 4/B kadrosuna geçen işçiler dışında kalan ve sürekli işçi kadrosunda istihdam edilen kamudaki diğer işçiler emeklilik koşullarını yerine getirdikten sonra da çalışmaya devam etmektedirler. Ancak 696 sayılı KHK’yle getirilen hüküm dolayısıyla taşerondan kadroya geçen işçiler istemedikleri hâlde resen emekli edilmektedir. Bu kardeşlerimizin zorunlu emekli edilmesi Anayasa’ya da aykırıdır arkadaşlar. Özel şirketlerde yaşadıkları sıkıntılardan sonra sürekli işçi kadrosuna geçtiğine sevinen işçi kardeşlerimiz tam rahat ettiklerini düşünürken zorunlu emekli edilip 1.500 lira emekli aylığına mahkûm edilmektedir. Artan enflasyon, geçim sıkıntısı ve yaşanan bu pahalılıkta bu vatandaşlarımız bu düşük ücretle nasıl geçineceklerdir? Çocuklarını nasıl okutacaklardır? Ne yiyip ne içeceklerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu vatandaşlarımızın sesine kulak vermeli, mağduriyetlerini bir an önce gidermeliyiz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın bu son bölümünde uluslararası nakliyecilerimizin yaşadığı bir sorunu gündeme getirmek istiyorum. Kendi şehrim, seçim bölgem Trabzon’dan nakliyeci arkadaşların bana ilettiklerini burada sizlere aktarmak istiyorum. Bu nakliyeci arkadaşlarımız, ülkelerin birbirleriyle arasında kullandıkları tırların transit geçiş belgesi olan “dozvola” sorununa bir çözüm bulunmasını istiyorlar. Ülkemizin ihracatını Rusya ve Kazakistan üzerinden Özbekistan’a, Kırgızistan’a, Tacikistan’a, Moğolistan’a taşıyan nakliyecilerimiz Rusya ve Kazakistan’ı transit geçmek için kullandıkları transit geçiş belgelerinin sınır kapılarındaki dağıtım ofislerinde bittiğini, dolayısıyla Türk plakalı araçların ihracat yükleriyle sınır kapılarında beklemekte olduğunu ifade ettiler. Coronavirüs nedeniyle Türkmenistan’ın tüm kara sınır kapılarını bu süreçte kapatmasından dolayı ülkemizin tüm araçları Rusya ve Kazakistan’ı transit geçiş için kullandığından belirlenen transit belgelerinin erken bittiğini ve bu durumu önceden yetkililere bildirmelerine rağmen hiçbir girişimde bulunulmadığını ifade etti bu nakliyeci arkadaşlarımız.

Değerli arkadaşlar, uluslararası nakliyecilerimiz: “Sınırlarımızda neden transit geçiş belgesi yok? Türk araçlar sınırda daha ne kadar bekleyecek? Bu belgeler ne zaman gelecek ve en önemlisi bize kim cevap verecek? Ayrıca, taşıma yapılan ülkelerde yabancı ülke araçlarına göre birçok eşitsizlikle karşı karşıyayız.” diyor bu arkadaşlarımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun toparlayın.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Bu arkadaşlarımız: “Bakanlığın belge konusundaki beceriksizliği, sektörümüze karşı ilgisizliği yüzünden biz yarınımızı göremiyoruz, devletimize güvendik, yatırım yaptık. Sorunlarımıza karşı duyarsız kalmayın, sektörümüzü artık görün, duyun. İş bilmez yöneticiler yüzünden ülkemizde yabancı plaka araç sahibi yüzlerce firma oluştu. Yetkililer bunun nedenini neden merak etmezler?” diye soruyor bu arkadaşlarımız.

Transit geçiş belgesi alamadığımız ülkelerden biri de Kazakistan. “Millî nakliye sektörünün çalışabilmesi için bu sorunumuzu çözün, biz on beş gün önce ‘Dozvola sorunu geliyor.’ dedik ama duyan olmadı. Ve geldiğimiz noktada nakliye sektörümüz ihracat yükleriyle sınırda stop etti.” diyor bu arkadaşlarımız.

Ben de uluslararası nakliyecilerimizin bu taleplerini, şikâyetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisine arz ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu, buyurun.

 

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Makedonya’nın Manastır şehri eski pazar yerinde bina inşası sırasında ortaya çıkan bazı duvar kalıntılarının 1422 tarihli Sungur Çavuş Camisi ve Külliyesine ait olduğu tespit edilmiştir. Cami kalıntılarının, üzerine beton dökülmek suretiyle kapatılmak istendiğini üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Kuzey Makedonya devlet yetkililerini ve Manastır Müftülüğünü bu tarih katliamını derhâl durdurmaya, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığını, Yurtdışı Türkler Başkanlığını, TİKA’yı ve Balkanlarla ilgili tüm dernek, vakıf ve federasyonlarımızı bu tarih katliamına karşı çıkmaları için yetkililer nezdinde girişimlerde bulunmaya davet ediyoruz.

 

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kendi Sınırları Dahilinde ve Ötesinde Tarifeli Hava Hizmetlerine İlişkin İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2027) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 137) (Devam)

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm.

Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Merhabalar.

Evet, insan hakları eylem planları yine havalarda uçuşuyor, daha önceki reform paketleri gibi, daha önce adalete yönelik iyileştirme paketleri gibi ya da ekonomide reform paketleri gibi. Biz aslında bu paketlerin bir kandırmacadan, aldatmacadan ibaret olduğunu çok yakından gözlemliyoruz ve biliyoruz. Ama yine de sormak gerekiyor: İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında kadınlar var mı, cezaevleri var mı, bu konuda gerçekten ne yapmaya çalışıyorsunuz? Aslında İnsan Hakları Eylem Planı derken şunun itirafını da yapmış oldu iktidar: “Bu ülkede insan hakları yok, demokrasi yok.” Zira açıkladıkları paket aslında çok eskilerin temel insan haklarını ifade eden olgulardan ibaretti. Zaten bu ülkede bunlar yoksa insan haklarının da olmadığının açık ikrarıydı. Bunların içerisinden bir tanesi de cezaevleriyle ilgili mesele. “Cezaevlerinde, ceza infaz kurumlarında insan hakları izleme komisyonu kuracağız.” deniyor. İyi, güzel, hoş ama bu komisyonlarınız ne yapacak? Mesela “Bu, cezaevlerinde yaşanan sorunlara gerçekten çözüm üretecek mi, bu konuda bir politikanız olacak mı?” diye buradan sormak gerekiyor.

Mesela cezaevlerinde ne oluyor? Çıplak arama… Burada çokça tartışıldı, çokça konuşuldu; hep olmadığı, reddedildiği söylendi ama çıplak arama cezaevlerinin bir gerçeği. Üstelik de çıplak aramaya direnenlere karşı kameraların görmediği kör nokta denilen yerlere götürülerek mahpuslar işkenceyle karşı karşıya bırakılıyor ve hâlen bu uygulama çok ciddi bir biçimde sürüyor.

Yine, telefon görüşme hakları keyfî kararlarla, keyfî disiplin uygulamalarıyla engelleniyor. Yine, koğuşları, kaldıkları odalar basılıyor ve bu baskınlar aslında bir baskı yöntemi, işkence yöntemi olarak uygulanıyor. Savunma evrakları dahi olmak üzere, mektuplarına -aslında cezaevinin kontrolünden geçip öyle verilen, öyle teslim edilen mektuplara- el konuluyor. Gazeteler içeri alınmıyor, beğenmedikleri kitapları içeri almıyorlar, yasak kararı olmamasına rağmen Evrensel, Yeni Yaşam gibi gazeteler ve burada daha sayamadığımız birçok gazete cezaevlerine alınmıyor. Yine keyfî bir durum sürüyor.

Pandemi döneminde asla ve asla hijyen koşullarına uyulmuyor. Aramalar, hijyen koşullarına uyulmaksızın, maskeleri olmaksınız, mesafe olmaksızın keyfî, aslında bir bulaştırma kastıyla yapılan aramalara dönüşmüş durumda. Disiplin cezaları yine keyfî bir uygulamaya dönüşmüş durumda. Gardiyanlar, görevliler geliyorlar bir tutanak tutuyorlar işte “Mahpus bize karşı hakaret etti, şuna uymadı.” diye. Tanıkları kimler? Diğer gardiyanlar. Tabii, diğer gardiyanlar olunca da sizin tanığınız yok, kameraların olduğu noktalar değil ve böylece disiplin cezalarını vermenin hukuksuz koşullarını açmış oluyorlar.

Şiddet yaygınlaşmış durumda, özellikle sevklerde, çıplak aramalarda, insan hakları uygulamalarına karşı itiraz durumunda cezaevleri şiddetle karşı karşıya. Sohbet, “atölyeye” diye çıkma, spor hakları zaten neredeyse yoktu, bugün de pandemi gerekçesiyle bunların hiçbiri uygulanmıyor. Aynı zamanda 800 çocuk, cezaevlerinde annesiyle birlikte bu ağır koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyor. Birkaç örnek vermek gerekirse, Gebze Kadın Cezaevinde corona vakası nedeniyle 200 mahpus aileleriyle uzun süredir görüştürülmüyor ve şu cümleler kullanılıyor: “Nasıl olsa öleceksiniz.”

Şimdi, Covid aşısı öncelikleri belirlendi, peki neden bu öncelikler arasında cezaevleri yok? Oysaki cezaevleri tam da hızlı yaygınlaşmanın, hızlıca bulaşabilmenin mümkün olduğu yerlerde öncelik sırasına alınması gerekiyordu ama siz, zira, zaten bu insanları hayata döndürmek ya da yaşatmak değil, derdiniz cezaevlerinde de aynı düşman siyaseti üretmek olduğu için buralara yönelik bir öncelik aşı uygulamasında bulunmadınız. Afyon 1 No.lu F Tipi Cezaevinde akciğer kanseri hastası olan 65 yaşındaki Hayrettin Yılmaz, infazına bir yılın altında kalmasına rağmen, yani denetimli serbestlikle çıkacak olmasına rağmen tahliye edilmedi, hasta olması bile aslında tek başına tahliye edilmesi için bir gerekçeydi ama tahliye edilmedi ve cezaevinde yaşamını yitirdi. Tek tutuklu muydu? Hayır. Şu ana kadar onlarca hasta mahpus cezaevinde tahliye edilmediği için, tedavi edilmediği için hayatını kaybetti. Tekirdağ 2 No.lu Cezaevinde meslektaşlarım da olan Süleyman Gökten ve Özgür Yılmaz’ın 3 görüşçü hakları hâlen kullandırılmıyor, keyfi kararlarla yasaklanıyor. Yine, Sincan Cezaevinde eski MYK üyelerimizin de aralarında olduğu arkadaşlarımızın 3 görüşçü hakkından yararlanması keyfî kararlarla engelleniyor. Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde Emin Aladağ’ın tedavisi yapılmıyor. 93’te kollukta gördüğü işkence sonrası kolu, bacağı sakat kaldı, proteze ihtiyacı var ama bu sağlanmadığı için kendi başına hayatını sürdürememekle karşı karşıya. Şakran Cezaevinde 74 yaşındaki Fatma Güler’in tahliyesi yapılmıyor, denetimli serbestlik süresi gelmiş durumda ama yine bu keyfî disiplin kararları nedeniyle cezaevinden tahliyesi gerçekleşemiyor. Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevinde Semira Erbağa’nın tedavisi yapılmıyor. Doktorun söylediği şu: “Her an kalp krizi geçirebilirsin, ölebilirsin.” Ama buna rağmen hâlen cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Bakırköy Kadın Cezaevinde mahpuslara şunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Ailelerin getirdiği eşyalar yeni etiketli olacak, yeni satın alınmış olacak.” Ya, biz şunu biliyoruz: Cezaevlerinde hep yoksullar vardır, zenginler zaten bir yolunu bulur, o cezalardan sıyrılır. Ama siz yoksullara diyorsunuz ki pandemiyi gerekçe gösterip: Yeni kıyafet satın alıp getireceksiniz. Bu da diğer bir hak ihlali. Boğaziçi protestolarında tutuk olan Şilan Delipalta yirmi yedi gündür tecritte, havalandırmaya dahi çıkarılmıyor. Tarsus Cezaevinde yine çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Elâzığ Kadın Cezaevinde koşullu salıverme süreleri uygulanmıyor. Telefon görüşme haklarında kısıtlamaya gidiliyor. Şöyle yapılıyor: Aileyle telefon görüşmesini kullanmaya başladığınızda hat kime aitse sadece onunla konuşmasına izin veriliyor, onun dışındaki aile bireyleriyle konuştuğu için hemen telefon kesiliyor, arkasından da disiplin cezaları uygulanıyor. Bakın, aile bireyleriyle konuşması disiplin cezası almasına yol açıyor.

Yine, Sincan Cezaevi’nde insan onuruna aykırı olan ayakta sayıma itiraz ettiği için hücre cezası aldılar SGDF’li 3 mahpus. Bandırma 1 No.lu T Tipinde 68 hasta mahpusun hastaneye sevki sağlanmıyor. Ne diyorlar biliyor musunuz? “Açlık grevi yapanlara hastane yok. Açlık grevini bırak, ondan sonra sizi hastaneye götürürüz.” deniyor. 27 Kasımdan beri, işte, tam da bu hak ihlallerine, bu gasba, bu yaşanan tecride, İmralı Cezaevinde başlayıp bütün cezaevlerine yayılan bu tecride karşı mahpuslar açlık grevinde. Sesini duyuyor musunuz? Elbette ki hayır. Hiçbir kesimin sesini  duymadığınız gibi, hiçbir ezilenin çığlığını duymadığınız gibi cezaevlerinde süren açlık grevlerine de sesinizi, gözünüzü, kulağınızı kapatmaya çalışıyorsunuz ama onlar seslerini duyurmaya devam edecekler.

İhlalleriniz sadece cezaevleriyle sınırlı mı? Hayır. Kadınlara yönelik ihlalleriniz de İnsan Hakları Eylem Planı’nda başka türlü açıklamalar yapsanız da devam ediyor. SES üyesi hemşire arkadaşlarımız, 8 Mart günü -herhâlde bunu özel olarak yapıyorsunuz- görevlerinden alındı, gerekçe neydi? Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarına ilişkin saygı duruşuna davet etmiş olmalarıydı, bu nedenle arkadaşlarımızı 8 Mart günü görevlerinden uzaklaştırdınız.

Yine, diğer bir kadınlara yönelik saldırı dalganızın parçası da feminist gece yürüyüşünde 18 kadını gözaltına aldınız, Cumhurbaşkanına hakaretten yargıladınız, üstelik de suç olmayan, gözaltı bile gerektirmeyen, bırakın herhangi bir yargılamayı yapılması mümkün olmayan bir meseleden dolayı imza karşılığı, adli kontrolle serbest bıraktınız.

Yine, Melek İpek, yeni duruşması yapıldı. Melek İpek’in fotoğraflarını hepiniz görmüşsünüzdür, yüzündeki işkence izlerini hepiniz gördünüz ama buna rağmen Melek, meşru müdafaa koşulları olmasına rağmen, mahkemece, savcılıkça bu kabul edilmedi, iddianamede öldürme suçundan dava açıldı ve Melek’in tutukluluğunun devamı kararı verildi. Şimdi, burada, ”erkek yargı” dediğimizde, “erkek adalet” dediğimizde bu örnek tam da buna uygun bir karar olmadı mı? Bir erkek öldürmüş olsaydı kadını, emin olun, erkeklik indirimleriyle, erkeklik cezasızlıklarıyla ödüllendirilecekti ama Melek İpek hâlen tutuklu yargılanıyor.

Diğer bir hak ihlaliniz Boğaziçi öğrencilerine yönelikti. Boğaziçi öğrencileri kayyum rektöre, Melih Bulu’ya itiraz ettikleri için, demokratik haklarını kullandıkları için, eylem yaptıkları için gözaltına aldınız. Hem de nasıl aldırdınız? Evlerinin kapılarını kırarak, bütün mahalleyi abluka altına alarak gözaltı yaptırdınız, kırk altı gündür Doğu ve Selo okullarında olması gerekirken, kampüslerinde olması gerekirken cezaevinde tutuluyor. Ve yarın, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin duruşmaları olacak, ilk duruşmaları yapılacak ve tüm direnenler, tüm “Kayyuma hayır.” diyenler, bu ülkenin kayyum mezarlığına çevrilmesine “Hayır.” diyenlerin hepsi bu duruşmada olacak. Boğaziçi öğrencilerinin talepleri kabul edilsin, kayyumlar bütün üniversitelerden geri çekilsin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Atanmadı ya, seçilmiş rektöre niye “kayyum” diyorsunuz? Ayıptır be!

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Tüm üniversitelerde ve aslında tüm Türkiye'de atanan kayyumlar geri çekilsin, üniversitelerin demokratik, özerk yerler olması sağlansın ve Boğaziçi öğrencilerine de derhâl beraat kararı verilsin diyoruz.

Diğer bir hak ihlaliniz: Şenyaşar ailesi. Şenyaşar ailesi “AKP’ye oy vermeyeceğiz.” dedikleri için katledildiler. Emine Şenyaşar’ın 2 oğlu ve eşi öldürüldü, yetmedi, öldürenleri tabii ki tutuklamadınız. Kimi tutukladınız? Emine Şenyaşar’ın diğer oğlunu. Ve şimdi, Emine Şenyaşar adalet arayışını adliyenin önünde sürdürmek zorunda kaldı. Ona ne yaptınız? Emine Şenyaşar’ı gözaltına aldırdınız. Zira sizin adalet sağlamak gibi bir derdiniz yoktu, adalet arayanların da sesini kesmek gibi bir derdiniz vardı, o nedenle de gözaltına alıp arkasından da adli kontrol kararlarıyla bıraktınız.

İşte, tüm saydığımız bu hak ihlalleriniz aslında sizin nasıl bir ülke istediğinizi, nasıl bir ülke özleminde olduğunuzu çok açık gösteriyor ama biz buna izin vermeyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Demokrasiyi de, adaleti de, özgürlüğü  de biz getireceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (I) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (I) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

 

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamayı İç Tüzük'ün 145'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

5’inci sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokol ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

5.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokol ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/2274) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 140) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 140 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1'inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE BOSNA-HERSEK ARASINDA SERBEST TİCARET ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA VE ANLAŞMANIN PROTOKOL VE EKLERİNE İLİŞKİN DEĞİŞİKLİKLERİN CUMHURBAŞKANINCA DOĞRUDAN ONAYLANMASINA DAİR YETKİ VERİLMESİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- (1) 2 Mayıs 2019 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının onaylanması uygun bulunmuştur.

(2) Birinci fıkrada belirtilen Anlaşma'nın protokol ve eklerine ilişkin değişiklikleri doğrudan onaylamaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yunus Emre.

Buyurun Sayın Emre.

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bahsi geçen anlaşmayla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim bir muhalefet şerhimiz vardı, önce bununla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Tabii, biz CHP olarak, Türkiye’nin Bosna-Hersek’le ticaretinin gelişmesini, bu dost ve kardeş ülke ile Türkiye’nin ekonomik bağlarının güçlenmesini savunuyoruz, buna taraftarız, buna karşı bir konumda bulunmuyoruz ancak anlaşma metnindeki iki konuyla ilgili bir muhalefet şerhi kaleme aldık. En başta, ithal edilecek et ürünlerine ilişkin kotanın ne kadar olacağının anlaşma metninde net olarak belirtilmemesini vurguladık ve yine, bunun yanında, anlaşmanın eklerine ilişkin değişikliklerin Cumhurbaşkanınca doğrudan onaylanarak yapılmasına kapı aralayan yaklaşımı da şüpheyle ele alıyoruz. Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, heyet olarak, kurul olarak karar verme geleneğinden Türkiye’nin uzaklaşmasını, bu son değişiklikle Cumhurbaşkanının bu türden konularda yetkili olmasını doğru bulmuyoruz. O yüzden -az önce ifade ettiğim gibi- Bosna Hersek’le Türkiye’nin ekonomik ilişkilerinin, ticari ilişkilerinin gelişmesine taraftarız, o bakımdan anlaşmanın özüyle ilgili bir itirazımız yok ancak bu muhalefet şerhinde dile getirdiğimiz hususlardaki itirazlarımızı kayda geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu konuları açıkladıktan sonra uluslararası sözleşmeler üzerine yaptığımız tartışmalar, bir yandan da Türkiye’nin güncel uluslararası ilişkiler konularını, sorunlarını ele almak için bize bir fırsat sunuyor. Malumunuz bu sıralar Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Türkiye ile Mısır ilişkileri çok tartışılıyor ve bu konular üzerine bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Öncelikle şu gözlemle başlayacağım: Bu konularda iktidarın bir politika değişikliğinin arefesinde olduğu izlenimini kamuoyuna veren bazı açıklamaları oldu, Sayın Dışişleri Bakanının, Sayın Millî Savunma Bakanının arka arkaya açıklamaları oldu. Sayın Çavuşoğlu şöyle söyledi: “İlişkilerimizin seyrine göre biz de Mısır’la deniz yetki alanlarını müzakere ederek bir anlaşma imzalayabiliriz.” Sayın Millî Savunma Bakanı Akar ise: “Mısır’la da anlaşma, sözleşme, mutabakat muhtırası gibi çalışmaların önümüzdeki dönemde olabileceğini değerlendiriyoruz.” dedi, bir adım daha ileriye gitti Sayın Çavuşoğlu, geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada “Mısır’la hem istihbarat düzeyinde hem de Dışişleri Bakanlıkları düzeyinde temaslarımız var, diplomatik düzeyde temaslarımız var.” dedi ancak değerli arkadaşlar Mısır tarafından yapılan açıklamalar Türkiye’de yapılan açıklamalarla bir çelişki içerisinde, bunu Meclisin dikkatine sunmak istiyorum. En başta, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’nin bir beyanatı basına yansıdı. Bu beyanatta Türkiye’yle ilişkilerin normalleşmesinin Türkiye’nin politikasında gerçek bir değişime bağlı olduğunu söyledi ve arkasından “Türk dış politikasında bölgenin istikrara kavuşturulması yönünde Mısır’ın politikalarıyla uyuşan gerçek bir değişim görürsek bu ilişkilerin normalleşmesine bir temel oluşturabilir.” dedi. Değerli arkadaşlarım, açıklamanın başka hususları da var ama kısaca geçiyorum şunun için: Bu açıklamayla birlikte değerlendirmemiz gereken yine bir açıklama Mısır’ın resmî haber ajansı MENA’ya yansıdı. Ajansın adını açıklamadığı üst düzey Mısırlı bir yetkilinin Türkiye’yle diplomatik temasların yeniden başlaması diye bir tanımlamanın yapılamayacağı açıklamasını okuduk ve değerli arkadaşlar, son olarak 12 Mart tarihinde Mısır’ın önemli bir gazetesi El Vatan’ın Yazı İşleri Müdürü Ahmet El Hatip’in 10 maddelik şartlar diye sıraladığı “Kahire’nin Şartları” diye bir metinle karşı karşıya kaldık. Bu metin, gerçekten dikkatle incelendiğinde şartlardan öte bir nevi Ankara’ya dönük birtakım ültimatomları içeren bir metin olarak görülüyor ve az önce ifade ettiğim gibi, iktidar tarafından bu açıklamaların doğrudan bir karşılığını henüz görmüş değiliz, bunu not etmek istiyorum ve iktidarın yaptığı açıklamalarla, Mısır’dan gelen bu açıklamalar arasında bir çelişki bulunduğunu not etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidarın Mısır politikasını uzun süredir eleştiriyoruz, siyasal diyaloğun kurulmamasını uzun süredir eleştiriyoruz ancak kamuoyuna verilen bu havanın da, şu anda verilmekte olan havanın da pek gerçek olmadığını Mısır’dan gelen açıklamalar gösteriyor. Özetle, kamuoyunun bu konuda doğru bilgilendirilmesi gerekiyor ve iki konuyu dikkatinize sunmak istiyorum. Biz uzun dönem bu yapılan işlemlerin, izlenen politikanın hatalı olduğunu söyledik buna karşı partimize, Genel Başkanımıza birçok hakaretler yaptınız ve birçok sözlü saldırılarda bulundunuz. Bakın, bir örnek vereceğim: Sayın Erdoğan’ın bir açıklaması ve partimize dönük, Kılıçdaroğlu’na dönük Yeni Şafak gazetesindeki suçlaması: “Sisi gibi konuştu.” Sabah gazetesi: “CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun skandal sözlerine tepki: ‘Kılıçdaroğlu, Sisi ağzıyla konuşuyor.’” Takvim gazetesi: “‘Esad ve Sisi’yle barışalım, her şey bitsin.’ Kılıçdaroğlu’ndan skandal çağrı.”

Değerli arkadaşlar, uzun süre CHP’nin “Siyasal diyalog kurulmalı.” görüşlerini bu az önceki ifadelerle, hakaretlerle karşıladınız ve bugün gelinen noktada, aslında Cumhuriyet Halk Partisinin ne kadar doğru bir politikayı size önermiş olduğunu kabul etmek durumundasınız. Bunun yanında şunu da hatırlatmam lazım: Bu izlenen yanlış politikalar, Türkiye’ye çok önemli maliyetler yarattı, çok önemli şeyler kaybetti Türkiye.

Hatırlatmak istiyorum: Sizin izlemiş olduğunuz bu yanlış politika, Türkiye’yi haklı olduğu Doğu Akdeniz konusunda yalnız bıraktı ve siz Türkiye’yi bu yanlış politikalarla meşgul ederken diğer ülkeler önemli mesafeler aldılar.

Hatırlatmak istiyorum: Yunanistan, büyük güçlerin de desteğini arkasına alarak Avrupa’nın Orta Doğu’ya ve Afrika’ya açılan kapısı oldu. Yunanistan ekonomi, ticaret, enerji gibi alanlarda güçlü bağlar kurdu ve Mısır-Yunanistan ekseni bu alanda Orta Doğu, Afrika’ya yönelik olarak ortaya çıktı ve sadece siyasette değil, deniz yollarında, elektrik ağlarında, boru hatlarında bir koridor oluştu. Mısır-Yunanistan ekseninde Orta Doğu-Afrika ile bir Avrupa ticaret hattı kurulmuş oldu.

Bunun yanında, yine, Türkiye’ye yönelik bir maliyeti hatırlatmak gerekli: Önemli bir teknolojik gelişmeyi ıskaladınız; boru hatları yerine bölgemizde sıvılaştırılmış doğal gazın, LNG üretiminin ve ticaretinin kolaylaşması, gelişmesi, özellikle İsrail ile Mısır arasında bu alanda ciddi bir iş birliğinin ortaya çıkmakta olduğunu bize gösteriyor. Bu yolla bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının Türkiye’yi devre dışı bırakarak Batı pazarlarına ulaştırılması, artık karşımızda ve Mısır’ın Dimyat ve Idku tesisleri bu bakımdan LNG konusunda öne çıkıyor. Yani arkadaşlar, bölgedeki enerji oyununda Türkiye devre dışı kalıyor.

Ve son olarak şunu da hatırlatmam lazım: Türkiye’yle Yunanistan arasındaki meseleler Türk-Yunan meselesi olmaktan çıktı. İzlemiş olduğunuz bu Türkiye’yi yalnızlaştıran politika sebebiyle bu meseleler birer uluslararası mesele oldu ve -bunları çok konuştuk- Türkiye’nin karşısında “Doğu Akdeniz Formu” diye bir girişim kuruldu; Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, İtalya ve Ürdün. Bunun yanında, yakın zamanda Dostluk Formu “Philia Forum” adıyla bir toplantı yapıldı; Yunanistan, Mısır, Fransa, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Güney Kıbrıs Rum kesimi bu forumda bir araya geldiler. Biz uzun süre sizlere bunları anlattık. Türkiye’nin… Tabii ki biz ordumuzla gurur duyuyoruz, Silahlı Kuvvetlerle gurur duyuyoruz ancak uluslararası politikada askerî imkânlar son karttır değerli arkadaşlar. “Diplomasinin imkânlarını kullanmak gerekir.” dedik, bir çok defa söyledik, bu kürsülerde söyledik ancak bunları görmezden geldiniz. Askerî güç yerine diplomasiyi kullanma yaklaşımının içinde bulunmadınız, bunu söyleyenlere hakaretler yağdırdınız. İzlediğiniz politikaların sonucunda geçtiğimiz yaz Türkiye Mısır’la da Yunanistan’la da savaşın eşiğine geldi. Bugün, başka bir noktaya gelmiş görünüyorsunuz ancak Türkiye’nin bu yalnızlaşması karşısında ve ekonomisinin kırılgan durumu karşısında yaptığınız çağrılar karşılık bulmuyor.

Son olarak bir konuyu da gündeme getireceğim. Dün, Sayın Cumhurbaşkanının bir yazısı çıktı Bloomberg internet sitesinde. Bu yazı gerçekten dehşet verici.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

YUNUS EMRE (Devamla) – Türkiye açısından üzüntü verici bir manzara çünkü Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla Sayın Erdoğan batıyı Suriye’ye daha fazla müdahale etmeye davet etti, bu müdahalenin Türkiye yoluyla olmasına davet etti, bunun batı için en az maliyetli seçenek olduğunu gündeme getirdi. Gerçekten çok üzüntü verici bir yazı. Türkiye için çok ayıplı bir durum olduğunu ben not etmek istiyorum. Trump’ın ulusal onurumuzu zedeleyen mektubundan daha kötü bir metin ne olabilir diye düşünüyordum, gerçekten böyle bir metinle karşı karşıyayız ve ne yazık ki o metnin altında da Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanının imzası var.

Değerli arkadaşlar, Biden’dan telefon gelmediği için anlaşılan bir süredir telefon gelsin diye bu çağrıları yapmaktasınız. “Telefon gelmedi, bari mesaj atayım da bir mesaj göndereyim de belki telefon gelir.” gayreti içindesiniz. Bunlar, Türkiye için çok üzüntü verici, çok ayıplı manzaralardır. Ancak emin olunuz, Türkiye ilk seçimlerde bu durumu ortadan kaldıracaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Baş.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve bizleri ekranları başında izleyen ülkemizin emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarını yürekten sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Şu anda uluslararası anlaşmalar üzerinde söz aldım ve esas olarak bu duruma ilişkin itirazımızı yükseltmek üzere kürsüdeyim. Yani iktidar milletvekilleri farkında mı, bilerek mi yapıyor, bilmeden mi yapıyor ama tüm yurttaşlarımızın mutlaka bilmesi gereken bir konu var değerli arkadaşlar.

Meclis çoğunluğu esas olarak AKP’nin dayatmasıyla bir Meclis gündemi oluşturuyor ve önümüzde birtakım uluslararası anlaşmalar var, bunları konuşuyoruz. İran, Nikaragua, Çad, Kenya, Paraguay, hepsi var maşallah ve Meclisin gündeminde sadece uluslararası anlaşmalar var bugün, biraz sonra kapatacağız.

İlk söylemek istediğim şey şu: Devlet yönetimi bir ciddiyet ister. İyi yönetim, kötü yönetim olur; bence çok kötü yönetiyorsunuz ama daha önemlisi büyük bir ciddiyetsizlikle yönetiyorsunuz. Ciddiyet nedir değerli arkadaşlar? Örneğin, imzaladığın anlaşmanın gereğini yerine getirmektir. Bir anlaşmanın altına imza atıyorsan orada yükümlülük altına aldığın şeyi yapacaksın. Mesela, herkesin bildiği 2 tane örnek vereceğim, bir: İstanbul Sözleşmesi. İki: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.

İktidara diyorum ki: Ey iktidar, siz önce bu anlaşmaları uygulayın, bu insan haklarına temel teşkil eden sözleşmeleri uygulayın, imzanızın hakkını verin, ondan sonra bu anlaşmaları neden uygulamadığınızın hesabını verin, sonra oturalım bu diğer anlaşmaları konuşalım. Mesela, soruyoruz: “İstanbul Sözleşmesi yasaklansın.” yazan bir pankartı 8 Martta kapatmak hangi aklın ürünüdür? Örneğin diyoruz ki: Siz hele bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamadığınız kararlarının hesabını verin, diğerleri ondan sonra gelsin.

“Devlet yönetimi ciddiyet ister.” dedim. Şu elimde görüştüğümüz teklifler var. Herkesin dikkatini çekmek istiyorum arkadaşlar. Bakın, bunlar içinde 2015’de imzalanmış anlaşma var, 2016’da imzalanmış anlaşma var, Meclise 2018’de, 2019’da gelmiş anlaşma var. Bugün gündeme alıyorsunuz. Soru çok basit: Bu anlaşmalar, bu kadar önemliyse niye bugüne kadar gündeme almadınız? O kadar önemli değilse bugün memleketin hiç mi önemli bir gündemi yok, bu anlaşmalarla Meclisi meşgul ediyorsunuz? Sanki yapılacak hiç bir iş kalmamış gibi bunlarla uğraşıyoruz. Ben iktidarın bu tutumunu şiddetle protesto ediyorum ve halkımıza şikâyet ediyorum. Halkımız şunu bilsin: Biz, bugün memlekette binlerce sorun varken niye bu kanunları konuşuyoruz, uluslararası sözleşmeleri? Çünkü arkadaşlar, siz var ya sokakta maske takmadığı için insanlara binlerce lira ceza kesen ama diğer yandan lebalep kongreler yapmakla  övünen bir iktidar partisi hâline geldiniz çünkü iktidarın gündeminde sadece kendi kongresi var, lebalep kalabalıklar var. Bu nedenle, mesela, muhalefetin gündeme getirdiği, halkın acil sorunlarını çözecek hiçbir kanun teklifi önümüze gelmiyor. Gerçekten yazık diyoruz, bu memlekete, bu millete yazık ediyorsunuz.

O yüzden, buradan, kadınlara sesleniyorum: Değerli kadınlar, kız kardeşlerimiz öldürülmeye devam ediyor, tacizin, şiddetin her türlüsü devam ediyor. Kardeşlerimiz “İstanbul Sözleşmesi uygulansın.” diyor ama iktidar vekilleri Türkiye’yi, Paraguay’la yaptığı anlaşmayla meşgul ediyor.

Sağlık emekçilerine sesleniyorum: 387 meslektaşımız pandemi nedeniyle hayatını kaybetti. Covid meslek hastalığı sayılmıyor, gerekli yasalar çıksın diye binlerce sağlık emekçisi bekliyor ama lebalep kongreler yaparak, pandemiyi yaygınlaştıran iktidar, Çad’la uluslararası anlaşmayı utanmadan gündeme alıyor.

Hendek’teki işçi katliamında, Ankara’da Gar katliamında, Çorlu’da hızlı tren katliamında hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yakınları size sesleniyoruz: Bugünler de tüm bu dosyaların davaları görülüyor, bir tek AKP’li milletvekilini yanınızda gördünüz mü? Görmediniz değil mi? Sizden çok daha önemli gündemleri var. Kenya’yla uluslararası anlaşmayı görüşüyorlar.

Başta Boğaziçi olmak üzere, üniversite öğrencisi arkadaşlarıma, değerli akademisyenlere sesleniyorum: Akademi saldırı altında, üniversitelere kayyum atanıyor. Üniversitelerin kalitesi düşüyor, bilimsel olmayan müfredatlar dayatılıyor. Herkes dertli, dünyada ilk 500’e giren üniversitemiz kalmamış durumda, siz bunları dert ediyorsunuz ama iktidarın çok önemli işi var, imzalanmış et ihracatı anlaşmasını onaylamaya, onunla memleketi oyalamaya, hepimizin gözüne bir perde çekmeye çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz toparlayayım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Memlekette gençliği hayal kuramayacak hâle getirdiniz, insanlar hayal bile kuramıyor iktidarınızda; tek hayal Avrupa’ya gitmek olmuş durumda. Ama biz ne yapıyoruz? Ta, 2016’da İran İslam Cumhuriyeti’yle imzalanmış anlaşmayı konuşuyoruz.

Milyonlarca EYT’li sizlere sesleniyoruz: Size sıra gelmiyor; ya mezarda emeklilik yasalarını getiriyorlar ya Mali, Belarus, Özbekistan anlaşmaları getiriliyor. Unutmadan söyleyeyim, boş zamanlarında da kıdem tazminatınıza göz dikmişler, onun için çalışıyorlar.

Bakın, dün hendek katliamı davasındaydık, bugün Çorlu katliamı davasındaydık; Cuma günü 10 Ekim katliamı davasında olacağız. Buradaki bir avuç milletvekili, adalet için öldürülen emekçilerin hakkını aradığı davalarda yanlarında olmaya çalışıyor. Yarın Boğaziçili öğrencilerle birlikte olacağız.

Yurttaşlarımıza sesleniyoruz: Bu iktidarı tanıyın, kendisinden olmayan herkesi terörist ilan eden, cenazeler üzerine iktidar koltuğu yerleştiren bu iktidarı tanıyın. Adaletle anılan bir ülke kurarken bugünleri lütfen hatırlayın diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

6’ncı sıraya alınan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Nikaragua Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2028) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

6.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Nikaragua Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2028) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 138)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu, 138 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE NİKARAGUA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 6 Aralık 2016 tarihinde Nassau’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Nikaragua Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşması’nın onaylanması uygun bulunmuştur

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz talebi? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

7’nci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Paraguay Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1779) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

7. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Paraguay Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1779) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 151)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu, 151 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE PARAGUAY CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA DOSTLUK VE İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 31 Ocak 2017 tarihinde Asuncion’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Paraguay Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

 Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

8’inci sıraya alınan, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kenya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1583) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

8. İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kenya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1583) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 167)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu, 167’nci sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KENYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ENERJİ VE HİDROKARBON ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 8 Nisan 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kenya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

9’uncu sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik ve Kalkınma İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyon Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

8. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik ve Kalkınma İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1795) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 168) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu, 168 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE ÇAD CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TEKNİK VE KALKINMA İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- (1) 26 Aralık 2017 tarihinde Encemine’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik ve Kalkınma İşbirliği Protokolü”nün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz talebi? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

10’uncu sıraya alınan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü Anlaşması'na Ek Altıncı Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyon Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

9. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü Anlaşması'na Ek Altıncı Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2402) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 170) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu, 170 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

GÜNEYDOĞU AVRUPA ÇOKULUSLU BARIŞ

GÜCÜ ANLAŞMASI’NA EK ALTINCI

PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN

BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 12 Haziran 2019 tarihinde Üsküp’te imzalanan “Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü Anlaşması’na Ek Altıncı Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz talebi? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabiidir.

Açık oylamanın ve bugün yapılacak diğer açık oylamaların elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Bu açıklama bugün yapılacak diğer açık oylamalar için de geçerli olacaktır.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 170 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

325

 

 

 

 Kabul

:

324

 

 

 

 Çekimser

:

1

(x)

 

 

 

                Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

            Şeyhmus Dinçel                            Necati Tığlı

                   Mardin                                    Giresun”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bıraktığım açık oylamaları yapacağız.

111 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

 

1.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sosyal Güvenlik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1802) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 111)(xx) 

BAŞKAN - Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN –  111 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 308

Kabul : 307

Çekimser : 1(x)

 

Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel

Mardin

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

 

 

 

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

185 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

2.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2221) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 185) (Devam)

BAŞKAN – Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN -  185 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

323

 

 

 Kabul

:

322

 

 

 Çekimser

:

  1

(x)

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                              Şeyhmus Dinçel                                                            Necati Tığlı                          

                                                      Mardin                                                                      Giresun”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

126 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasını başlatıyoruz.

3.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Standardizasyon, Uygunluk Değerlendirmesi, Akreditasyon ve Metroloji Bölgesel Enstitüsü Tüzüğünün 5.4.1.10 Maddesinin Tadiline İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2224) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 126) (Devam)

BAŞKAN - Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 126 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

311

 

 

 Kabul

:

310

 

 

 Çekimser

:

  1

(x)

                                                   Kâtip Üye                                                                   Kâtip Üye

                                              Şeyhmus Dinçel                                                            Necati Tığlı                          

                                                      Mardin                                                                      Giresun”

Teklif kabul edilmiş kanunlaşmıştır.

137 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

4.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kendi Sınırları Dahilinde ve Ötesinde Tarifeli Hava Hizmetlerine İlişkin İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2027) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 137) (Devam)

BAŞKAN – Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 137 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 307

Kabul                          : 306

Çekimser                      : 1 (x)

    Kâtip Üye              Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel          Necati Tığlı

    Mardin                 Giresun”

 Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

 

 

 

25. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokol ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (S. Sayısı: 140) (Devam)

BAŞKAN – 140 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasını başlatıyorum.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 140 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 319

Kabul                          : 300

Çekimser                      : 19 (x)

    Kâtip Üye              Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel          Necati Tığlı

    Mardin                 Giresun”

 Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

 

 

 

5. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Nikaragua Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2028) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 138) (Devam)

BAŞKAN – 138 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasını başlatıyorum.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 138 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

“Kullanılan Oy Sayısı

:

318

 

Kabul

:

317

 

Çekimser

:

1 (x)

 

                                                             

Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel

Mardin

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

151 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

 

6.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Paraguay Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1779) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 151) (Devam)

BAŞKAN – Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 151 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

309

 

 

Kabul

 

Çekimser

 

:

 

:

 

 306

 

 3 (x)

 

 

Kâtip Üye

Şeyhmus Dinçel

Mardin

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

167 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

 

 

7.  İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kenya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1583) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 167) (Devam)

BAŞKAN – Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN - 167 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

318

 

 

 

 Kabul

:

298

 

 

 

 Çekimser

:

20

(x)

 

 

 

                Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

            Şeyhmus Dinçel                            Necati Tığlı

                   Mardin                                    Giresun”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

168 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

 

8.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Çad Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik ve Kalkınma İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1795) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 168) (Devam)

 

BAŞKAN - Oylama için bir dakika süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 168 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı                              :                       318

Kabul                                                   :                       315

Ret                                                      :                       1

Çekimser                                             :                       2(x)

 

                Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

            Şeyhmus Dinçel                            Necati Tığlı

                   Mardin                                    Giresun”

 

 

 

BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

11’inci sıraya alınan 171 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

12’inci sıraya alınan 180 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da Komisyon bulunmayacağı anlaşıldığından alınan karar gereğince “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşleri” sırasıyla görüşmek için 17 Mart 2021 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.13



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 111 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 185 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

x Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 126 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 137 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 140 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 138 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 151 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 167 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 168 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 170 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 111 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Maddeye git

    Copyright©2021. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul