En son güncellemeler 27 Mayıs 2022 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Dönem: 27. Dönem
  • Yasama Yılı: 4
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 27.05.2021
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
TBMM Tutanak Müdürlüðü

27 Mayıs 2021 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Necati TIĞLI (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Gaziantep’in yerel sorunları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’a ait.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve başta Gaziantepli yurttaşlarım olmak üzere ekranları başında bizleri izleyen tüm yurttaşları saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep denince akla fıstığı, baklavası, beyranı, küçük sanayide her türlü alet edevatı yapan çok becerikli insanları gelir ama bugün Gaziantep maalesef sorunlar yumağıyla baş başa.

Değerli arkadaşlar, bu sorunlara başlıklar hâlinde değineceğim ama temel olarak 2 sorun üzerinde duracağım.

 

Öncelikle şunu söyleyeyim: Gaziantep, bebek ölüm hızı oranında Türkiye 1’incisi; Türkiye ortalaması 9,1’ken Gaziantep’te 16,2.

Değerli arkadaşlar, pandemiyle birlikte Gaziantepli esnaf kan ağlıyor. Ekonomik nedenlerle intiharlarda, Gaziantep 1’inci ve sadece triko sektöründe 700 esnafın kepenk indirdiğini biliyoruz, sadece son bir ayda 30 berber kepenk indirdi. İnşaat sektörü artan maliyetlerden “S.O.S” veriyor, Antep en pahalı konut fiyatları ve en pahalı kiralarla yaşıyor.

Eğitimde sorunlar ciddidir, yapılan tüm sınavlarda Antep 70’in üzerinde sıralarda yer alıyor. Sadece pandemi döneminde 200 bin öğrenci Gaziantep’te EBA’ya ulaşamadı. Trafik tam bir keşmekeş. Gaziantepli en kirli havayı soluyor, en pahalı suyu içiyor. Gaziantep’te nohut dürümü bile 9 TL olmuş değerli arkadaşlar, nohut dürümü.

Değerli arkadaşlar, kuraklık çiftçiyi bitirdi, hububat ekimi neredeyse yüzde 60 verim kaybıyla devam ediyor, bununla beraber de hayvancılık da bitti.

Değerli arkadaşlar, bugün asıl üzerinde durmak istediğim, Gaziantep’in ismiyle özdeşleşmiş Gaziantep fıstığı. Değerli arkadaşlar, Karkamış Barak Ovası’nda ve Birecik-Fırat havzasında fıstık ağaçları kuruyor. Şu an aldığımız bilgilere göre, bölgede fıstık ağaçlarının yüzde 20’si tamamen kurumuş durumda. Değerli arkadaşlar, yöredeki halk, neden olarak fıstık ağacında bir mantar türünün olduğunu söylüyor, Antepfıstığı Araştırma Enstitüsü, ilgili yaptığımız görüşmelerde bakteriyel fitoplazma olduğunu söylüyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, bizim görüşmeden edindiğimiz izlenim ise şu: Aslında neden tam olarak bilinmiyor. Biz bununla ilgili soru önergeleri verdik, araştırma önergeleri verdik; cevap alamıyoruz. Antep fıstığından dolaylı, dolaysız 200 bin insan ekmek yiyor. Bin firma Antep fıstığı ticaretiyle uğraşıyor. Antep’in ismiyle özdeşleşmiş, Anteplilerin “yeşil altın” dediği Antep fıstığı büyük tehlike altında. Sorunu sadece çiftçiye yükleyerek “Çiftçi şöyle yapsın, çiftçi böyle yapsın.” diyerek bu sorunun üzerinden gelemeyiz. Onun için, tüm yetkililerin, Bakanlığın, ziraat odalarının, fıstık araştırma enstitülerinin el birliğiyle bu soruna derhâl çözüm üretmesi gerekiyor. Şu ana kadar maalesef ses duyulmuyor.

Değerli arkadaşlar, ikinci bir mesele daha var: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Meclis gündeminin neredeyse yüzde 80-90’ı imar tadilatları, imar değişiklikleri. Değerli arkadaşlar, yine, 5’inci Zırhlı Tugay alanının hemen yani başı şu şekilde imar değişikliğiyle kentleşmeye açıldı. Bakın, Gaziantep’te yeşil alan sıkıntısı var, tek ormanı Dülük Ormanı. Şimdi, bu alanı “Medeniyet Şehri 1’inci etap” diye imara açmışlar ve Anteplinin korkusu, bu alanın zamanla kentleşerek imarın Dülük’ün içine sızması ve Dülük Ormanları’nın yok edilmesi. Bunun yaratacağı sıkıntı çok büyüktür. Değerli arkadaşlar, bakın, Gaziantep’e temiz hava Sof Dağı’ndan, batıdan eser. Siz buradan bir set yaptığınız zaman, bu setin arkasındaki mahalleler temiz hava alamayacak. Değerli arkadaşlar, özellikle Fıstıklı Mahallesi, Zeytinli Mahallesi, Pirsultan, 8 Şubat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu mahalleler temiz hava alamayacak durumda.

Değerli arkadaşlar, yine, bakın, şuradan şehri organize sanayiye bağlayan yol geçiyor. Bu yolda trafik şu anda keşmekeş; şimdi buraya 26.100 kişinin yerleştirileceği iddia ediliyor. Eğer bu iddia, bu yapı gerçekleşirse bu buradaki trafiğe en az 12 bin civarında aracın yükünün binmesi demek ve burada trafiğin işlememesi demek.

Gaziantep’in tüm sivil toplum örgütleri bir araya geldiler ve buna karşı yetkilileri uyardılar. Gaziantepli bunu istemiyor, tam tersi, buranın yeşillendirilerek Dülük’le birleştirilmesini istiyor.

Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Fatma Şahin kariyer yaptı, Belediye Başkanı oldu, Vekil oldu, Bakan oldu. Ya halkın sesine kulak verecek ya da rantiyecilerin sesine kulak verecek, seçim kendisinin.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlar.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İrfan Bey, 27 Mayıs mağduru bir ailenin çocuğu olarak söz talebiniz oldu.

Buyurun.

 

 

İRFAN KARTAL (Van) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün 27 Mayıs ihtilalinin 61’inci yıl dönümünü yaşıyoruz.

27 Mayıs askerî darbesi tarihimizde kara bir gün olarak yerini almış. Bu, sivil iradeye yapılan ilk darbedir. Bu yaşanan ihtilal sonucu tüm ülkede hak ve hürriyetler gasbedilmiş, sivil siyasete son verilmiş ve askerî vesayetin zulümleri başlamıştır.

27 Mayıs darbesini 15 Temmuz gecesiyle tekrarlamak isteyenler, bunu engelleyen liderimiz Sayın Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu ve milletimizin kararlılığıyla bu alçak hedeflerine ulaşamadılar.

Bugün de 27 Mayıs darbeciliği tarafından idam edilen Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu şehadetlerinin yıl dönümü nedeniyle rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Barış ve istiklal adına bugün, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından farklı bir anlam kazanmıştır.

O 27 Mayısı canlı yaşayan birisi olarak biliyorum ki ölen amcalarımız ölen kardeşlerinin başında bulunamadılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli Başkanım, nöbetçi olduğunuz günden beri size hep soruyorum ama cevabını bir türlü alamadım.

Bu mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Mafya liderinden aylık 10 bin dolar alan siyasetçi kim? (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erel, buyurun.

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Başkanım.

“Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti.

Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti.

Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar,

Tayfuna dönsün Sazaklar, göz ışığım Gün'üm gitti.”

Yüksek karakter sahibi, gerek iş hayatında gerekse siyasi hayatında ilkelerinden asla taviz vermeyen; siyaseti mevki, makam, ikbal veya servet için değil, sadece ve sadece yüce Türk milletine hizmet etmek için seçen bu müstesna, siyaset ve devlet adamını bugün daha çok arıyoruz. Bugün Türk siyasi hayatının dürüstlük, namus ve fazilet abidesi Gün Sazak Bey’in şehadetinin 41’inci yıl dönümü. Ülkücü şehitlerin serdarı Gün ağabeyimizi ve tüm ülkü güllerini sonsuz rahmetle yâd ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Allah rahmet etsin.

Gündem dışı ikinci söz 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekili Halil Etyemez’e ait.

Buyurun.

 

 

 

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

19’uncu yüzyıldan günümüze kadarki darbelerin ve darbe girişimlerinin amacı, demokrasimizi sekteye uğratmak; ülkemizin ekonomik, kültürel ve siyasi gelişmesini durdurmaktır. Darbeler zulmün adresidir ve insanlık suçudur. Demokrasiyi ve hukuk sistemini askıya almaya çalışan her eylem milletimize yapılan bir ihanettir. Tarihin utanç sayfalarının yazıldığı 27 Mayıs darbesinden bugüne altmış bir yıl geçmiştir. 27 Mayıs darbesi Türk siyasi tarihine kara bir lekedir. Milletin iradesiyle seçilen Başbakan Sayın Adnan Menderes ve arkadaşları yapılan bu darbe sonucunda şehit edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugünü anlamanın yolu dünü anlamaktan geçmektedir. Yakın tarihimizde yaşadığımız 27 Mayıs darbesini, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül darbesini, 28 Şubat postmodern darbesini, 27 nisan e-muhtırasını, 2012’deki MİT kumpasını, 2013’teki Gezi Parkı olaylarını, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesini, 6-8 Ekim olaylarını, 2015’teki çukur olaylarını, 2016’daki 15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimini, son olarak ise emekli 104 amiralin gece yarısı yayınladığı bildiriyi hatırımızdan hiç çıkarmayalım. Vesayetçi Türkiye özlemi çekenler ile tam bağımsız Türkiye sevdalıları arasındaki mücadelenin ne kadar çetin olduğunun bir kez daha farkına varalım. Yüce Allah’a ne kadar şükretsek azdır, bu vatanın aziz evlatları darbecilerin ve emperyalist güçlerin hesaplarını her seferinde bozmuştur.

Değerli milletvekilleri, millî hafızamızı daima güçlü ve canlı tutmalıyız. 27 Mayıs 1960 darbesinin hukuksuz yargılamalarının yapıldığı, merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam kararlarının alındığı Yassıada yıllarca milletimizin hafızasında “yaslıada” olarak yer almıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Yassıada, Demokrasi ve Özgürlükler Adası hâline getirilmiştir. Demokrasi ve Özgürlükler Adası, demokrasi mücadelemizin sembolü ve geçmişten bugüne verdiğimiz istiklal ve istikbal mücadelemizin nişanesi olmuştur. İdam sehpasındaki son sözü “Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim.” olan merhum Menderes’in ve demokrasi şehitlerimizin aziz hatırasına sahip çıkılmıştır.

Değerli milletvekilleri, son günlerde ülkemizde güven ve istikrar ikliminin hedef alındığını hepimiz müşahede etmekteyiz. Vesayet güçlerinin akıl ve izan dışı saldırılarıyla karşı karşıyayız. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkındayız. Gazi Meclisimizden bir kez daha ifade ediyorum ki aziz milletimiz, ülkemizin huzuruna kastedenlerin ve taşeronlarının kirli ellerine asla geçit vermeyecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gerek devletimize husumet besleyen mihraklarla gerekse bu senaryolara figüranlık eden siyasi zihniyetle mücadele etmeye kararlılıkla devam edeceğiz. Aklını ve ruhunu başkalarının emrine verenlere, bu minvalde siyaset yapanlara buradan hatırlatıyorum. Ülkesine ve milletine husumeti siyasetinin öznesi yapan hastalıklı zihniyet yenilmeye mahkûmdur. Milletimizin güçlü iradesiyle darbelere, darbecilere ve onların hamilerine gereken dersi vermeye muktedirdir ve bu zihniyeti tarihe gömmek bizim boynumuzun borcudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük AK PARTİ ailesi olarak biz her zaman darbelerin karşısında durmuş bir siyasi kültürün temsilcileriyiz. Cumhur İttifakı olarak siyaset anlayışımızın temeli milletin iradesidir. Millet iradesinin üzerinde hiçbir gücü bugüne kadar tanımadık, bundan sonra da tanımayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde vesayet odaklarıyla mücadelemiz, istiklalimiz ve istikbalimiz için devam edecektir. Bu cennet vatan artık huzurunu kedere kaptırmayacaktır. Geçmişimizden aldığımız ilhamla yarınlarımıza kutlu yürüyüşümüzü adalet için, hak için, hakkı çiğnetmemek için, demokrasi için sürdüreceğiz.

Bu vesileyle, 1960 darbesi başta olmak üzere tüm darbeleri, darbe teşebbüslerini ve darbe söylemlerini, demokrasi yerine darbeden medet umanları kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HALİL ETYEMEZ (Devamla) – millet iradesiyle seçilmiş milletin adamı Menderes ile arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı, tüm demokrasi şehitlerimizi rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun, bravo!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, milletvekillerimizden bazı arkadaşlar buraya kadar gelip söz taleplerinde bulunuyor, onlara söz vermek mecburiyeti hissediyorum ama gündeme de geçmemiz gerekiyor, dolayısıyla buraya kadar gelinmemesini rica ediyorum.

Sayın Şevkin, buyurun.

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana’nın bereketli topraklarında 1 dönüm soğanın girdi maliyetleri 2.500 TL, patatesin ise 5.000 TL. Dönüm başına maliyetlerin bu kadar yüksek olduğu, işçilik maliyetinin de yine 35 kuruş tuttuğu bir ortamda soğanın fiyatı 50 kuruş olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla girdi maliyetleri bu kadar yüksek olunca şu anda Adana’da soğandan sonra patates de üreticisi yoğun zarar ettiği için tarlada kalıyor, Adana’da sebil derler, resmen sebil edilmekte şu anda. Bereketli tarım topraklarında çiftçi girdilerinden dolayı tarım toprakları her geçen gün elden çıkıyor, meralar yok ediliyor, toplulaştırma da maalesef buna ışık tutuyor, bu gidişle millet yiyecek ekmek bulamayacak, gıda ihtiyacını karşılayamayacak. Tarım Bakanlığını çiftçiye desteğe bekliyoruz, göreve davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Demir, buyurun.

 

 

 

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

İstanbul’da pandemiden olumsuz etkilenen esnaflarımızın yanında olmaya, dertlerine çare bulmaya devam ediyoruz. Bu süreçte, çalışma imkânı bulamayan 66 bin servis aracının toplu taşımada değerlendirilmesi ve yaşanan ulaşım sorununa da çözüm olacağı düşüncesiyle bir çalışma gerçekleştirdik. Cumhur İttifakı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesine verdiğimiz teklifte İETT’ye ek 250 hat ihdas edildi. Ayrıca, toplu ulaşımın rahatlatılması için pandemi sebebiyle ekonomik sıkıntıda olan 66 bin servis aracıyla toplu taşıma sözleşmesi imzalanması kararı İYİ Parti ve CHP’nin ret oyuna rağmen kabul edildi. Bu konuda inisiyatif alan AK PARTİ ve MHP Meclis üyelerine teşekkür ediyorum. İstanbul’un her daim yanında olacağımızdan kimsenin endişesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, 27 Mayısın yıl dönümü, terörle mücadeledeki başarı ve ülkemizdeki huzur iklimiyle ilgili söz isteyen, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e ait.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başlarken, arkadaşlar, özel bir kayıt düşüyorum: Bugün tarihimizin en netameli zamanlarından birini yaşıyoruz ve bu zamanı ad koyarak yine tarihimizin bir bayrak şahsiyeti önünde tazimle, hürmetle eğiliyorum. Kimdir o isim, tarihimizin bayrak ismi? Mete Han. Ordumuzu inşa eden, iki bin iki yüz otuz yıl önce zemine çok esaslı kayıtlar düşen bir yüksek isim. Onu burada özellikle anıyorum çünkü onun koyduğu zemini sonra iğfal eden, sonrasında o zemini olmaması gereken hâle evirenler oldu; onları kınayacağım, onlar adına burada notlar düşeceğim.

Arkadaşlar, 27 Mayıs elbette ki çok netameli bir zaman dilimiydi çünkü milletimize karşı bir girişim söz konusuydu, millet iradesini yok sayma hareketiydi. Ve şu geldiğimiz zaman diliminde yani altmış bir yıl sonrasında, o gün hayatlarını kaybedenler, şehadete uğrayanlar milletin yüreğinde yer buldukları için burada her kesimden arkadaşımız, her siyasi düşünceden insanımız onları rahmetle, minnetle anıyor. Oysa o faullü girişiminde bulunanları hatırlayan yok; hatırlayanlar da lanetle anıyorlar. İşte, burada canlı yaşamış bir arkadaşımız var: İrfan Kartal Bey. Ailesinden çok sayıda insan mağdur oldu, “mazlum” pozisyona geldi ama burada; millet adına yine burada, millet adına konuşuyor, bundan sonra da konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İRFAN KARTAL (Van) – Bravo!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Az önce Ayhan Bey çok yüksek bir isimden bahsetti, yüreğimizde özel yer bulmuş bir isim ve Türk siyasetinde, efendim, erdem nedir, ahlak nedir, yüksek düşünme nedir onu zemine koyan bir isim: Gün Sazak Bey. Onu kim katletti arkadaşlar? Görünürde komünist vatan hainleri katletti ama onlara o vasatı açan da yine o Mete Han’ın zemine koyduğu esaslı yapıyı iğfal edenler oldu. Ne demişlerdi 1980 ihtilali için? “Şartlar olgunlaşsın diye bekledik.” demişlerdi arkadaşlar. Şartların olgunlaşması içini ne lazımdı? Gün Sazak gibi bir yiğit adamın katledilmesi lazımdı, onlar için. Onu da rahmetle minnetle anıyorum.

Arkadaşlar, şunu herkes bilsin, herkes kabul etsin: Eğer terör cariyse, terör -elli, altmış yıllık- hayatımıza girmiş, bizi mutazarrır hâle getirmişse altında yatan birinci sebep, en öncelikli sebep budur yani o Mete Han’ın, o esaslı yapısını iğfal etmeleridir. O yüzdendir ki onlar asla ve asla iflah olmayacaklardır; ihtilal girişiminde bulunanlar, ihtilali akılının ucundan geçirenler asla iflah olmayacaklardır; olmadıklarını hepimiz görüyoruz, lanetle anılıyorlar, tarih boyuncu da böyle olacaktır.

Terörle mücadelede geldiğimiz bir nokta var arkadaşlar, özellikle vurguda bulunmak istiyorum. Malumunuz, ben, Doğu Anadolu’yu ifade eden bir ilin milletvekiliyim. Oradaki, terörle anılan zamanlarda yaşananları birebir bilen, gören, o vasatın içerisinde olan birisiyim. Ve arkadaşlar, çok net bir şey söyleyeyim, özellikle şunu söylüyorum arkadaşlar: Gelin, bizim Doğu Anadolu Bölgesi’ne, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne -Doğu Anadolu Sanayici ve İş Adamlarının 3 dönem Başkanlığını yaptım- samimi söylüyorum insanlar evlerinden çıkmaktan imtina eder hâldeydiler. Şimdi, özellikle 15 Temmuz sonrası FETÖ artıklarından arındırılmış bir yapıyla mücadele öylesine şahika bir noktaya geldi ki, insanlarımız huzur üzere yaşıyorlar. Doğu Anadolu Bölgesi böyle, Güneydoğu Anadolu Bölgesi... Sadece buralar mı arkadaşlar? Ankara öyle değil mi? Biz şu Meclisteyken, şurada konuşma yaparken Merasim Sokak’ta bombalar patlamıyor muydu? Ama şimdi, elhamdülillah, bütün bütün terörden azade bir hâle gelmişiz. Buna vesile olan kim varsa hepsine minnettarız. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere onun dirayetli duruşu, onun yiğit duruşu işi bu hâle getirdi. Artı, onunla beraber yürüyen İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’ya burada minnettarlığımı özellikle kayda geçiriyorum, şu zaman diliminde çok anlamlı olduğunu düşünüyorum çünkü biz biliyoruz ki onun vermiş olduğu bu mücadeleyi sekteye uğratmak için, o mücadele nakısa alsın diye bir gayret var ama millet bu oyunları biliyor, görüyor; iftiraları, dedikoduları, oyunun çok büyük olduğunu biliyor; oyunun zamirinde, esasında, hedefinde Türkiye olduğunu biliyor.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hukuku çalıştırın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bunu bildiği için de Allah’ın izniyle bu kervan yürüyecek arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nereye kadar yürüyecek? Çok net söyleyeyim, bütünüyle bölücülerden, vatan hainlerinden zemin arınıncaya kadar; bütünüyle faullü girişimlerde bulunan, orduya sirayet eden vatan hainlerinden arınıncaya kadar devam edecek Allah’ın izniyle.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Hukukçular ne iş yapıyor?

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Buna ben milletimizin katkısının çok büyük olduğunu biliyorum; milletimizi temsil eden milletvekillerimizin, sizlerin de yüreğinizi koyduğunuzu, yüreğinizi raptettiğinizi çok net biliyorum. İnşallah önümüz açık olacaktır ve 27 Mayısın yıl dönümünde rahmetli Adnan Menderes’i, onunla beraber şehadete ulaşanları yüreğimize gömdüğümüzü hususen kayda geçiyorum ve bir daha Mete Han’ın aziz ruhu önünde tazimle eğiliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Durmuşoğlu...

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye’nin en kara günlerinden biri olan 27 Mayıs 1960 tarihi, millî iradeye karşı yapılmış ilk  askerî darbe olup Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak kazanmıştır. Milletin iradesine yapılan darbeci zihniyetlere karşı dün olduğu gibi bugün de mücadele edeceğiz, darbe ve vesayet girişimlerine tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi asla geçit vermeyeceğiz. Demokrasimizin ve özgürlüklerimizin daim olması adına başta Adnan Menderes’i ile Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan olmak üzere, tüm demokrasi şehitlerimizi ve onları şehit eden demokrasi düşmanlarını unutmadık, unutmayacağız.

Sözlerime son verirken tarihimizin en muhteşem zaferlerinden biri olan ve dünya tarihinde yeni bir çağ açan 29 Mayıs İstanbul’un fethinin 568’inci yıl dönümünü tebrik ediyor, Fatih Sultan Mehmet Han başta olmak üzere bu toprakları bizlere vatan kılan tüm kahramanlarımızı rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün Türk demokrasi tarihinin kara lekesi, darbelerin nirengi noktası olan 27 Mayıs 1960 darbesinin 61’inci yıl dönümü. 27 Mayıs darbesinin, 12 Mart muhtırasının, 12 Eylül darbesinin, 28 Şubat postmodern darbesinin ve 15 Temmuz hain darbe girişiminin ortak özelliği demokrasiyi askıya almak, millî iradeyi hiçe saymak, seçilmişleri hapse atmak ve idam etmek. Geçmişte olduğu gibi bugün de demokrasi karşıtı vesayet odakları hâlâ fırsat kollamaktadırlar fakat onların unuttukları bir şey var: “Artık, halkın gücünün üstünde bir güç tanımıyorum.” diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güçlü bir Türkiye var. 27 Mayıs darbesiyle idam edilen Adnan Menderes’i, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’ı ve tüm demokrasi şehitlerini rahmetle minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Kutlu davamızın yolunda mukaddesat uğruna şehit olan Gün Sazak Bey’le Ruhi Kılıçkıran ağabeyden Fırat Yılmaz Çakıroğlu kardeşime kadar şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

“Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti.

Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti.

 

Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet.

Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti.

 

Paramparça idi ruhum, ellerinde bir güruhun.

Tufanı bu mudur Nuh'un, diye arşa ünüm gitti.

 

Hey yakınlar uzaklar, bekler pusular tuzaklar.

Tayfuna dönsün Sazaklar, göz ışığım Gün'üm gitti.

 

Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam.

Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti.

 

Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli.

Zor günlerimde gerekli, tuğ gibi beş binim gitti.

 

Sakarya, esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler.

Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti.”

(MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Subaşı’nın mazereti var.

Söz veriyorum, buyurun.

 

 

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümünde millet iradesine olan saldırı ve tahribatı Demokrat Partili bir aileye mensup olarak lanetliyor, milletimizin bir daha darbeden, darbeci anlayıştan, hukuk ve adalet tanımaz anlayışlardan uzak olmasını diliyor, merhum Başbakan Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı saygı ve rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 27 Mayıs, Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri ve Türk milletinin vicdanında derin yaralar açan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden altmış bir yıl geçti.

Darbeyle Anayasa’yı ve Meclisi fesheden cunta, merhum Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı düzmece mahkemelerde hukuksuz bir şekilde idam ettiler. Milletimizin gönlünde her daim yaşayacak olan demokrasi şehitlerimizi bu vesileyle rahmetle yâd ediyorum.

Darbeci zihniyet, 1960’da Demokrat Partiye yaptıklarını 15 Temmuz gecesi AK PARTİ’ye de yapmak istemişler ancak başaramamışlardır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu ve kararlı mücadelesi, aziz milletimizin desteği ve Cenab-ı Hakkın yardımıyla darbecilere büyük bir ders verilmiş, 27 Mayısla açılan darbe parantezi bu topraklarda bir daha açılmamak üzere kapatılmıştır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

BURHANETTİN BULUT (Adana) – SMA’lı çocukların aileleri çocuklarını hayatta tutabilmek için yıllardır başvurmadıkları kapı bırakmadılar. Devlet eliyle ilaca, tedaviye ulaşamayan aileler kendi çabalarıyla yardım kampanyaları oluşturuyorlar. Hayırsever vatandaşların yardımlarıyla bu kampanyaların bazıları başarılı oluyor, bazıları ise tedavi maliyetinin çok yüksek olmasından dolayı ne yazık ki başarılı olamıyor.

Adana’da, on yedi aylık Sophia Şirin’in yurt dışında tedavisi için gerekli 2 milyon 100 bin dolar toplandı. Sırada yine Adana’da Zümra İnan, Eliz Mira Mert yavrularımız bekliyor. Sağlık Bakanlığı sesimizi duyamayacağı için biz buradan yine vatandaşlarımıza seslenelim. SMA’lı çocuklarımız için zaman daralıyor, hızlı hareket edilmesi gerekiyor. Yardım kampanyaları için elimizden geldiğince, gönlümüzden koptuğu kadar destek olalım.

Son sözümüzde Sağlık Bakanlığına, aileler çocuklarını yaşatmak için çareyi kampanyalarda aramamalı, devlet bunun gereğini yapmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

 

 

 

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geldiğimiz noktada Türkiye’de parti, devlet olmuş; devlet, parti olmuştur. Ramazan Bayramı öncesinde partimizin ihtiyaç sahibi yurttaşlara ulaştırmak üzere hazırladığı gıda kolilerinin dağıtımını pandemi gerekçesiyle engellerken; AKP’nin siyasi çalışmalarına göz yuman, çözüm bekleyen yığınla problem varken “128 milyar dolar nerede?” pankartımızın peşine düşüp hukukun dışına çıkarak emniyet güçleri ile partimizi karşı karşıya getiren Kastamonu Valiliği, bir savcının çıkıp “Pandemi döneminde uygulanan yasaklar, bu doğrultuda kesilen cezalar hukuka aykırı.” dediği haftada -tesadüf odur ki- kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle 128 kişiye eski parayla 128 milyar lira para cezası kesmiştir. Mafyanın birlikte iş tuttuğu AKP’li Başbakan ve Bakanlara parmak salladığı ülkemizde devletin görevi vatandaşa gidecek bir lokmanın peşine düşmek değil suçluların yakasına yapışmak olmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

 

 

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bursa Dağ yöresinde, Orhaneli ilçesinde daha önce DSİ’ye bağlı olan sulama birlikleri bir kararnameyle bugün bir birlik adında Nilüfer Sulama Birliğine devredildi. Daha önce, para ödeseler de en azından hizmet alabilen köylüler, tam sulamanın yoğun olduğu dönemde, sulama kanallarında su olmasına rağmen maalesef sulama yapamıyorlar. Bir de üzerine on yedi günlük kapanmada köylüye icra kâğıtları gönderilerek âdeta “Çiftçilik yapma! Tarımla uğraşma!” denilen bir pozisyona sokuluyor.

Buradan çağrı yapıyoruz; hem paraları istiyorsunuz icra gönderiyorsunuz hem de hizmet etmiyorsunuz tam tarımın en yoğun olduğu dönemde. Bu rezalete bir an önce son verin, önce hizmet edin, daha sonra paraları talep edin diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

 

 

 

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

27 Mayıs 1980’de şehit edilen büyüğümüz Gün Sazak’ı rahmetle, minnetle anıyorum.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımıza; Kuluncak ilçemizin Sofular Mahallesi coğrafi konum olarak Sivas’ın Kangal ve Gürün ilçelerine yani Sivas ilimize sınır durumdadır. Sivas’la bağlantı sağlayan bu yolda Sofular Mahallemiz ile Gürün’e bağlı Sarıca köyü arası toplam 13 kilometredir. Kuluncaklı hemşehrilerimiz Sivas’a ulaşımın sağlandığı ve Kuluncak ile Malatya-Kayseri D300 Karayolu’na alternatif bağlantı sağlayacak olan bu 13 kilometrelik yolun kara yolu ağına alınmasını 2021 yılı yol yapım programına dâhil edilmesini talep etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

 

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pandemi ne yazık ki ekonomik anlamda derin sıkıntılara neden oluyor. Aşılama çalışmaları ne yazık ki istenilen ölçüde değil. Özellikle seçim bölgem Hatay ilimizde, yurt dışında çalışan çok sayıda vatandaşımız var. Bunlar pandemi nedeniyle ülkemize döndüler, şimdi ise aşılanmaları olmadığı için çalıştıkları ülkelere maalesef dönemiyorlar. Sağlık Bakanlığına çağrı yapıyorum: Yurt dışına gidecek işçi vatandaşlarımızın aşılarını bir an önce yapınız. Ekonomik olarak bitme noktasına gelen bu yurttaşlarımızın mağduriyetinin bir an önce giderilmesi için hangi önlem gerekiyorsa bir an önce lütfen alınız. Aksi hâlde, telafisi mümkün edilmeyecek sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Vatandaşlarımız bir an önce aşı olup yurt dışına, işlerinin başına dönmek istiyor; lütfen, gereğini yapınız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep İslahiye’de sosyal yardım skandalı yaşanıyor. Ulusal bir gazeteye konu olan yolsuzluk, Türkiye dışında yaşayan bir vatandaşımıza kendisinin haberi olmadan 2016 yılından itibaren bir kısmı nakit para, bir kısmı kömür, bir kısmı da fatura desteği şeklinde yapılan sözde yardım konusudur. Bu kişi, yurt dışından döndüğünde e-devlet sistemine girmiş, yurt dışında bulunmasına ve müracaatı olmamasına rağmen hakkında altı defa sosyal yardım müracaatı ve işleminin olduğu, yardımların bir kısmında “ödemeniz teslim edildi”, bir kısmında “iptal edildi” şeklinde işlem yapıldığı, en son 6 nisan tarihinde 200 lira tutarında yardımın teslim edildiği bilgilerine ulaşınca durumu savcılığa bildirmiştir. Başka kişilerde de rastlanan bu işlemler açıkça görevin kötüye kullanımı ve dolandırıcılık suçunun varlığını işaret etmektedir.

Savcılarımızdan konuyu hızla araştırması ve gereğini yapmalarını talep ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Covid-19 salgını, her şeyi etkilediği gibi eğitimi, yüksek öğretimi de etkilemiştir. Dersler çoğunlukla uzaktan eğitim yöntemiyle yapılmaktadır. Bu durum, eğitimde eğitime katılımı, eğitim kalitesini ve başarıyı olumsuz etkilemiştir. Özellikle, uygulamalı eğitimlerin yapılmaması mesleki yeterlilikte sorun oluşturmaktadır. Sağlık mesleklerinde uygulamalı eğitim hayati bir konudur. Bu nedenle, yaz döneminde uygulamalı eğitim mutlaka tamamlanmalıdır. Ayrıca, teorik eğitimde tamamlama ve destek eğitimlerinin yapılması faydalı olacaktır. Bitirme tez ve projeleri ile stajlar için de ek süre verilmesi uygun olacaktır. Salgın nedeniyle ve terör dışı tüm nedenlerle yaşanan sınav başarısızlıkları için sınav hakkı verilmesi, ilişkisi kesilen yükseköğretim gençliğine eğitimini tamamlama hakkı verilmesi uygun olacaktır. Öğrenciler af beklemektedir.

Saygılarımla, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çanakkale tarih ve turizm kenti olduğu kadar aynı zamanda önemli de bir tarım kentidir. 1915 Çanakkale Köprüsü’nün bağlantı yol yapım çalışmaları sırasında Lâpseki ilçemizin birçok köyüne sulama suyu sağlayan kanalların tahrip edilmesinden ötürü bölgemizde tarımsal faaliyette bulunan çiftçilerimiz son günlerde ciddi sıkıntı yaşamaktadırlar. Lâpseki’nin neredeyse yüzde 90’ını etkileyen sorun Merkez, Yeniceköy, İlyasköy, Kocaveli Köyü ve Subaşı Köyü gibi özellikle ihracata dönük kiraz, şeftali ve domates üretimi yapan çiftçilerimizi zor durumda bırakmıştır. Üreticinin emeğinin zayi olmaması ve verim kaybının minimize edilmesi için yetkililerin derhâl harekete geçmesi ve sulama suyuna duyulan ihtiyacın bu dönemde, haziran ayında, en çok arttığı dönemde tekrardan sağlanması yapılmalıdır. Çiftçilerimizin çığlığını yetkililerin duymasını ve hızla harekete geçmelerini bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her şeyi kararnamelerle yönetmeye çalışıyorsunuz ama her kararnamede büyük yanlışlar yapıyorsunuz. Örneğin, topraklarımız susuzluktan kırılırken siz Katar’la su yönetimi anlaşması yapıyorsunuz ve bu kararnameyi kamuoyuyla paylaşıyorsunuz. Hafta sonu herkes uyurken bir kararname daha çıktı. Sözde, hayvancılığa destek vereceksiniz. Kararnameyi inceledik, yine yandaş müteahhitlerinize iş vermek için çabalamışsınız. Şimdi, yeniden müteahhitleriniz harıl harıl büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için ahır ve ağıl projesi hazırlayacaklar. Sözde, yarısını devlet hibe olarak verecek. Hayvancılığın en temel sorunu ahır yapımı değil ki. Hangi üreticiyle konuşursanız konuşun size yem fiyatlarının yüksekliğinden bahsedecek. Daha önce bir sürü hibe ve krediler verdiniz, şimdi o ahırlarda ne hayvan var ne ekipman var. Eğer hayvancılığımıza destek olmak istiyorsanız yem fiyatlarını düşürün, yem fiyatlarının yarısını devlet karşılasın.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

 

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, bugün 27  Mayıs, Gün Sazak ve Ülkücü Şehitleri Anma Günü’dür. Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in ifadeleriyle “Ülkücü şehitler çoğu zaman rüyama girerler, sanki geçit resmi yapar gibi gözlerimin önünden geçerler. Uykularım kaçar, kalkar Cenab-ı Hakk’a sığınır ruhları, için dualar okurum. Onların ruhları bizim varlığımızın teminatıdır, Allah hepsinden razı olsun.” Bir ülke uğruna, bir ülkü uğruna mukaddes bir amaç yolunda candan vazgeçmek fedakârlıkların en büyüğüdür. Bu vesileyle, başta Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş olmak üzere, merhum Gün Sazak Beyi şehitlerin yolbaşçısı Ruhi Kılıçkıran’dan son şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na kadar tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve duayla anıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Tarım Kredi Kooperatiflerinin çiftçiye uyguladığı yüksek faiz uygulaması özellikle pandemi koşulları dikkate alındığında devlet eliyle tefeciliğe dönmüş durumdadır. Çiftçiyi, üreticiyi, yerli tarımı desteklemesi beklenen Tarım Kredi Kooperatifleri son yapılandırmayla âdeta çiftçiyi yok etme niyetiyle hareket eder hâle gelmiştir. Yapılanma kapsamına girebilmek için çiftçinin borcunun yüzde 30’unu ödemesi beklenmektedir ancak çiftçinin cebinde bırakın borcunun yüzde 30’unu, traktörüne zamlı mazot alacak, tarlasını hasat ettireceği emekçiye ödenecek kadar dahi parası kalmadı.

Yerli tarımın sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için, gelecek kuşakların da temiz ve ucuz gıdaya ulaşabilmesi için çiftçilerimizin,  üreticilerimizin desteklenmesi şarttır. AKP, yüksek faiz altında ezilen çiftçilerimizin sesini duymalı, bir an evvel yerli üreticiyi koruyan tedbirleri hayata geçirmelidir. Beşli çeteyi, yandaş firmaları değil, emekçiyi, çiftçiyi,  yerli üreticiyi, esnafı koruyun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,  şimdi sisteme giren, söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Dervişoğlu…

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bugün cumhuriyet tarihimizdeki ilk darbenin 61’inci yıl dönümü. Türk demokrasisine ve Türk tarihine kara bir leke olarak geçen bu hadise millî hafızamızda yer edinmiştir. 27 Mayıs darbesi ve onu takip eden dönemde idam edilen merhum Adnan Menderes, merhum Fatin Rüştü Zorlu ve merhum Hasan Polatkan’ı saygı ve rahmetle anıyorum, o demokrasi mücadelesinde çile çeken, cefa çeken herkesi de saygı, şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir hiç şüphesiz. Millete ait iradenin tecelli etmesini engelleyecek de hiçbir güç yoktur. Her nereden gelirse gelsin millî iradeyi akamete uğratacak ve onun egemenliğini gasbederek kendi uhdesinde toplayacak hiçbir yönetim biçimi asla ve kata kabul edilemez. Kendisini millî iradenin üstünde gören yönetim anlayışları Türk siyasi tarihinde zaman zaman kontrolü ele geçirmişse de nihayetinde tarih ve millet vicdanında yargılanmaktan ve mahkûm edilmekten kaçamamışlardır. Türkiye'nin yegâne istikametinin demokrasi olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin gelecek yıllarını iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine inşa ederken, hiçbir askerî ve sivil vesayete müsamaha göstermeyeceğimizi de bu vesileyle peşinen ilan etmek isterim.

Bugün 27 Mayıs, önemli başka bir günün yıl dönümü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – 27 Mayıs 1980 tarihinde eşi ve çocuklarıyla beraber Eskişehir’den evine dönen Gün Sazak arabasının bagajını açarken uğradığı kahpe bir saldırı sonucu şehit edilmiştir. Türk milliyetçiliği davasının abideleşen şahsiyetlerinden, yolsuzlukla mücadelenin simge isimlerinden Gün Sazak Bey’i vefatının 41’inci yıl dönümünde rahmetle anıyorum. Milliyetçi, ülkücü camia için önemli bir gün olan bu tarih, aynı zamanda da Ülkücü Şehitleri Anma Günü olarak hatırlanır. Bu vesileyle, hayatlarının baharında toprağa düşmüş dava ve kader arkadaşlarımı rahmetle, şükranla, minnetle yâd ediyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Rahmetli  Gün Sazak Bey göreve gelmeden önce “Yolsuzluk, hırsızlık, kaçakçılık ağları her yeri sarmış, rüşvet ile korku herkesi susturmuş.” diyerek ilk önce yolsuzluğu ve hırsızlığı ifşa etmiş, sonra da yolsuzluğa bulaşanları her kim olursa olsun tedhiş etmiştir. “Ben, beraber çalıştığım kişinin hangi partiyi tuttuğuna bakmam.” diyerek her şart altında liyakati ve dürüstlüğü referans almıştır. Kendi bakanlığıyla ticaret yapan bakanların, kendi bakanlarını yargılamayanların Türkiye’sinde rüşvete ve yolsuzluğa geçit vermeyen Gün Sazak’ın ideallerinin idrak edilmesini, Türkiye’nin bugünü ve istikbali bakımından son derece önemli buluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sözlerimin sonunda, on sekiz yıl sonra Süper Lig’e terfi eden İzmir’in güzide kulüplerinden Altay’ı başarıları itibarıyla tebrik ediyor ve kendisine Süper Lig’te üstün başarılar diliyorum. Yönetimi, Sayın Başkan Özgür Ekmekçioğlu şahsında; teknik ekibi, teknik direktör Sayın Mustafa Denizli’nin şahsında kutluyorum. Büyük Altay’a ve büyük Altay taraftarlarına büyük ve mutlu zaferler temenni ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün eski Gümrük ve Tekel Bakanımız Gün Sazak Bey’in şehadetinin 41’inci yıl dönümüdür. Türk siyasi hayatında, devlet yönetiminde namusuyla, haysiyetiyle, sadece devletinin ve milletinin menfaatleri doğrultusunda görevini yapmış olma noktasında her zaman ve her dönemde örnek gösterilecek bir şahsiyet olan Gün Sazak Bey’in teröristlerce haince katledilmesinin bugün 41’inci yıl dönümü olmakla birlikte, aynı zamanda bugün Ülkücü Şehitleri Anma Günü olarak idrak edilmektedir. Aziz milletimizin varlığına ve birliğine göz diken ne kadar hain varsa gerekli cevabı her daim almış, Türk milletinin kudreti karşısında

hezimete uğramışlardır.

Türk milleti asırlar boyunca “Ölürsem şehit, yaşarsam gazi olurum.” anlayışıyla nice felaketlere göğüs germiş, nice badirelerin içinden çıkmıştır. Şehadeti göze almış bir insanı veya bir milleti yenecek, teslim alacak, boyun eğdirecek, taviz vermesini sağlayacak beşerî bir kudret asla bulunamamıştır. Bizim şehitlerimiz “Bu vatanın ha ekmeğini yemişim ha uğruna bir kurşun.” diyerek tıpkı gül bahçesine girer gibi şehitliğe koşan, inanmış ülkü erleridir.

Milliyetçi ülkücü hareket aynı zamanda şehitler kervanı, şehitlik abidesidir. Bizim davamız hakkın davası, hakikatin kendisi, halkın kavgasıdır. Geçmişte hain emellere geçit vermediğimiz gibi, bugün de aynı hırs, inanmışlık ve imanla Türk milletinin yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu duygularla, başta Başbuğumuz merhum Alparslan Türkeş Bey olmak üzere, şehadetinin 41’inci yıl dönümünde Gümrük ve Tekel eski Bakanımız Gün Sazak Bey’i ve aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle, hürmetle yad ediyoruz. Yattığı yerler nur olsun, ruhları şad, makamları cennet olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün itibarıyla 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden tam altmış bir yıl geçmiştir. Demokrasi pek çok tanımın yanında tahammül sistemi, sabır ve saygı rejimidir. Sebebi ne olursa olsun, şartlar nasıl oluşursa oluşsun milletin verdiği yetkiyi tekrardan alacak yine milletin ta kendisidir. Beğensek de beğenmesek de sevsek de sevmesek de sandıktan çıkan sonuç zorla, baskıyla, silah zoruyla, gayrimeşru araçlarla tasfiye edilmeye çalışılırsa istenmeyen ve acıklı olaylar zincirleme hâlinde olgunlaşacak ve yaygınlaşacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Söz, düşünce ve fikirlerin ahlaki ve hukuki bir nizam içinde rekabeti yerine zulüm ve zorbalığın öne çıkması bu çerçevede iç ve dış mihrakların teşekkül eden yıkım kervanına dâhil olması tek kelimeyle felakettir.

Demokrasi tarihimiz ne yazık ki askerî darbelerin izleri ve etkileriyle doludur. Yaşanılan her darbe ve her darbe girişimi millî iradeyi ifsat etmiş, felce uğratmış ama bunun yanında ülkemizin güçlenmesini, refah seviyesinin artmasını, cihangir bir millet olarak Türk milletinin ve devletinin tarihte hak ettiği yere varmasını sekteye uğratmıştır. Yine kurmaca suçlamalar ve kurulan düzmece mahkemeler…

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …eliyle hukukumuzda ve vicdanlarımızda kapanmaz yaralar açılmış, büyük kayıplar yaşanmıştır. Allah bir daha böyle darbe girişimleriyle milletimizi muhatap etmesin. Demokrasimizi ifsat edecek bu tür gelişmelere karşı her daim teyakkuzda olmaya devam edeceğiz. 15 Temmuzda olduğu gibi bir daha inşallah bu millet böyle sıkıntılarla muhatap olmayacak, yüz yüze gelmeyecektir. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak milletin iradesinin devletin iradesine dönüştüğü 15 Temmuz sonrasında yine inşallah demokrasimizin ilelebet payidar olacağı, devletiminiz tam bağımsızlık yolunda emin adımlarla yürüyeceği şartları oluşturmak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Bu vesileyle 27 Mayıs 1960 darbesi sonunda kurulan düzmece mahkemelerde hukuksuzca yargılanıp ve haklarında verilen idam kararlarının infazı sonrasında hayatlarını kaybeden merhum Başbakan Adnan Menderes Bey’e, merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu Beyefendi’ye, merhum Maliye Bakanı Hasan Polatkan Beyefendi’ye Allah'tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine ve milletimize yeniden başsağlığı diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) -  Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; 27 Mayıs darbesinin yıl dönümü bugün. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde maalesef darbeci bir gelenek oluşmuştur ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca da 27 Mayıstan başlayarak bugüne kadar çeşitli tarihlerde siyaset darbelerle karşı karşıya kalmıştır. 27 Mayıs darbesi daha sonra defalarca yok sayılan halk iradesine vurulan ilk darbedir ve 27 Mayıs 1960’da halkın iradesinin temsili olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçilmiş milletvekilleri, üniversite hocaları, sivil siyaset yapan birçok isim tutuklanmış ve Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilerek Türkiye tarihine kara bir leke sürülmüştür.

Darbeler, sivil siyasete yönelik müdahaleler, seçilmiş halk iradesine saldırılar her dönemde olduğu gibi maalesef günümüzde de Türkiye siyaset sahnesinin bir vakası hâlinde sürmektedir. Darbelerden, sivil ve askerî vesayetten kurtulmanın yolu cumhuriyetin demokratik bir karakter edinmesiyle mümkündür. Bu nedenle 27 Mayıs darbesinin yıl dönümünde demokratik ve adil bir ülke için mücadeleyi, hem yerel hem merkezi düzeyde halkın iradesinin gaspına karşı mücadeleyi önemli gördüğümüzü bir kez daha vurguluyoruz. Sivil ve askerî vesayet karşısındaki mücadele demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük mücadelesidir aynı zamanda. Milletin verdiği yetkiyi millet alır ve sandıktan çıkan sonuç, sandık hukuku ve sandık adaleti dokunulmaz olmalıdır. Düzmece iddianameler ve kurgu mahkemelerle sandık hukuku asla değiştirilmeye tevessül edilmemelidir. Bir kez daha 27 Mayıs darbesini kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değinmek istediğim ikinci konu -dün de burada konuştuk, bir kez daha konuşacağız ve bu konuyu durmadan da konuşmaya devam edeceğiz- Mehmet Emin Özkan. Gerçekten utanç verici bir durumdan söz ediyoruz. Bakın, Lice davası iddianamesinde olayla ilgisi olmadığının açığa çıkmasına rağmen yirmi beş yıldır cezaevinde tutulan bir kişiden söz ediyoruz. Şimdi, işin politik yanını ayrıca değerlendiririz ama sağlık durumu giderek kötüleşen bir kişidir Mehmet Emin Özkan. 83 yaşında, yaşlı ve her şeyden önce ağır hasta bir tutsak. Özkan’ın guatr, bağırsak, kalp, yüksek tansiyon, beyinde baloncuk gibi birçok rahatsızlığı bulunuyor. 5 kez kalp krizi geçirdi cezaevinde, 4 defa anjiyo oldu ve hafıza kaybı var, kulakları duymuyor ve çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Sadece geçen hafta dört günde 4 kez hastaneye kaldırıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yürümekte zorluk çeken bir kişiden söz ediyoruz. 83 yaşında ve bu insan hâlâ salınmıyor, Adli Tıp Kurumunun “Cezaevinde kalamaz.” raporu vermesine rağmen bırakılmıyor. Gerçekten inanılır gibi değil, insanlık dışı bir durumla karşı karşıyayız.

Bir kez daha Adalet Bakanlığına sesleniyoruz, bir kez daha siyasi iradeye sesleniyoruz: Bakın, 83 yaşındaki bu insanın hiç olmazsa son günlerini evinde, ailesiyle geçirmesine imkân sağlayacak bir adımın acilen atılması gerekiyor.

Bugün Adalet Bakanı demiş ki: “Türkiye, haklarıyla bütün dünyaya örnek oluyor.” İşte eğer Türkiye örnek olmak istiyorsa -Adalet Bakanlığına sesleniyorum- o zaman, 83 yaşındaki bir kişinin hâlâ bu durumda cezaevinde tutulmasına son vermesi gerekiyor. Bir kez daha buna vurgu yapmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Mehmet Emin Özkan’ın acilen salınması gerekiyor ve son günlerini ailesiyle geçirmesinin sağlanması gerekiyor. İnsani bir talepten bahsediyoruz, bu siyasi bir konu değil artık.

Şimdi, son bir noktaya daha değinerek sözlerimi bitireceğim. Hatırlarsanız, ben burada, geçtiğimiz yıldı, bu konuyu tekrar konuşmuştum. Ergani Belediyesine kayyum atandı. Kayyum atandığı zaman burada konuşmuştum -Grup Başkan Vekilleri de hatırlar, hatta birkaç kere konuşmuştum Ergani Belediyesiyle ilgili olarak- şimdi, o zaman “Ergani Belediyesine haksız yere kayyum atandı ve bunun sonucunda bir şey çıkmayacaktır, göreceksiniz.” dedik ve öyle oldu. Ergani Belediyesi Eş Başkanımız Ahmet Kaya yargılandı ve kayyum atamasına gerekçe olan davanın yargılama sonucunda beraat etti. Üstelik, beraat etmesine sebep olan kararda savcılık makamı da beraat talebinde bulundu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hâkimler de mahkeme heyeti de oy birliğiyle, bu iddiaları doğrulayacak bulgu ve belgeye rastlanmadığı gerekçesiyle beraat kararını verdi.  Yani aslında dava o zaman benim söylediğim gibi olması gerektiği şekilde sonuçlandı. Buralarda bir sorun yok. İtiraz etme süreçleri işledi, herhangi bir itiraz gerçekleşmedi ve mahkeme de gerekçeli kararı taraflara ulaştırdı. Buralarda da bir sorun yok. Kararda da istinaf yolu kapalı olacak şekilde beraat kararı kesinleşmiş oldu. Esas mesele bundan sonra başlıyor. Ergani Belediyesi Eş Başkanımız Ahmet Kaya, Diyarbakır Valiliğine gidip diyor ki: “Beraat ettim, görevime yeniden iade talebinde bulunuyorum.” Dilekçe sunmak istiyor, memurlar idari izinde diye dilekçeyi önce almıyorlar. Ondan sonra ne oluyor? Diyarbakır Valisi ve İçişleri Bakanlığı devreye giriyor ve “Bu karar bizleri mağdur edecek bir karardır.” deniliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Ve Diyarbakır Valiliği ve İçişleri Bakanlığı kesinleşen kararın bozulması talebinde bulunuyor. Bunun sonunda kesinleşme kararı bozulup dosya istinaf mahkemesine gönderiliyor. Yani şimdi ne anlatalım acaba diye… O gün “Belediye Eş Başkanı, Ergani Belediyesine kayyum atanması için haksız yere suçlanıyor.” diye demiştik.  Savcının ve mahkeme heyetinin talebi üzerine mahkemeden bu karar çıkıyor fakat tekrardan İçişleri Bakanlığının ve Valiliğin talebiyle bozuluyor. Şimdi, hukuksuzluk had safhada. Niye bunu bugün anlatıyorum biliyor musunuz? 27 Mayısı konuşuyoruz ya 27 Mayısta bazı iradelerin seçim hukukuna, sandık hukukuna musallat olması ne kadar haksız ve yanlıştır diye konuşuyoruz ya işte Ergani Belediyesinde yaşanan da böyle bir şeydir. Yani sadece yerelde değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum efendim, son cümlem.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sadece merkezî siyasette değil yerel siyasette de demokrasinin olabilmesinin yolu, iktidarın bu tür musallat olma hâlinden uzaklaşması ve vazgeçmesidir; bunu tekrar vurgulamış olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim.

27 Mayıs 1960 tarihi, bizim için, üstünde düşünülmesi, ders alınması gereken “demokrasi tarihimizin en kara günü” diye nitelediğimiz bir gün. Peşinen, Adnan Menderes, merhum Başbakan; Fatin Rüştü Zorlu, merhum Dışişleri Bakanı; Hasan Polatkan, merhum Maliye Bakanı, dış kaynaklı emperyal bir proje olarak da değerlendirdiğimiz 27 Mayıs askerî darbesinden sonra idam edildiler. Bu, demokrasimiz adına bir ayıptır, utançtır, hepimizin ibret alması gereken bir tablodur.

Türkiye, işkencelisi, elektroniği, postallısı, postmoderni, kravatlısı, idamlısı, çeşitli darbelerle ve muhtıralarla son altmış yılı geçirdiyse bunların tümünün de sebebi ve miladı şüphesiz 27 Mayıs 1960 darbesidir. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007, 15 Temmuz 2016, hepsi, bizce bir 27 Mayıstır. Hepsinin hedefinde demokrasi vardır, hepsinin hedefinde Meclis vardır, hepsinin hedefinde millî irade, aziz milletimiz ve Türkiye'nin demokratikleşmesi, insanımızın özgürleşmesi vardır. Bu darbeler yüzünden Türkiye demokraside, ekonomide hak ettiği noktaya gelememiştir, meseleye böyle bakıyoruz. Tekrar tekrar tümünü lanetliyoruz ama bunlardan tabii ders aldık mı derseniz 27 Mayıstan ders alabilseydik  12 Mart olmazdı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …12 Marttan ders alabilseydik 12 Eylül olmazdı, 12 Eylülden ders alabilseydik 28 Şubat olmazdı, ondan ders alabilseydik 27 Nisan olmazdı, ondan ders alabilseydik 15 Temmuz olmazdı. Herkes darbelere kendi baktığı pencereden yorum ve değerlendirme yaparsa bu talihsiz süreci de yaşarız.

Türkiye’de artık darbe olmayacak, bunu bilerek ve inanarak söylüyorum. Türkiye’de artık kimse darbeyi aklından geçirmeyecek, bunu da bilerek ve inanarak söylüyorum. 84 milyonun, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun, hangi etnik aidiyete, hangi inanca, hangi sosyal yaşam tarzına mensup olursa olsun, demokrasiyi içselleştirdiğini ve benimsediğini biliyorum. Ancak hiçbir siyasi partinin de demokrasiyi bir tramvay gibi görmemesini de temenni ediyorum. Demokrasiyi tramvay gibi gören anlayış, demokrasinin yaşamasına katkı sunamaz, güçlenmesine katkı sunamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dolayısıyla Sayın Başkan, ister “Yaslıada” deyin, ister “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” deyin, bugün orada yapılan tören ne 27 Mayıstan ne 15 Temmuzdan ders alınmadığının açık bir göstergesidir. 27 Mayıs darbesine -rahmetli merhum Menderes ve arkadaşları- karşı göğüs gereceksek tıpkı 15 Temmuz gecesi burada parti ayrımı yapmadan AK PARTİ, CHP, HDP, MHP, İYİ Partinin gösterdiği refleks gibi orada olmalıyız. Hadi bizden geçtik, CHP’den geçtik, “Ce-Ha-Pe”den geçtik, burada diğer siyasi partiler var; orada bugün o tören salonuna AK PARTİ logolarını arka fona koyup da darbeye karşı, aslında karşılıktan ziyade de darbe ticareti yapılmasını yadırgadım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şunun için yadırgadım Sayın Başkan: Merhum Demirel’in bir ifadesiyle “Terzi yerinde yemek pişirilmez, terzi dükkânında yemek yaparsanız bütün kumaşlar kokar ve yağlanır. Yassıada’da bugün, hadi biz yokuz, Demokrat Parti geleneğinin bugün cisimleşmiş hâli ve devamı olan Demokrat Parti diye bir siyasi parti var, onun Sayın Genel Başkanı Gültekin Uysal var, siyasete Yassıada duruşmalarında başlamış, o geleneğin bugün hayatta kalan belki de ender temsilcilerinden Sayın Hüsamettin Cindoruk var, bunların orada olması gerekir Sayın Başkan. “Kendim çalayım, kendim oynayayım.” diyerek darbe karşıtlığı ve demokrasi hamaseti yapamazsınız. Bunu doğru bulmadığımı üzülerek belirtmek istiyorum.

Bu vesileyle, çok da uzatmak istemiyorum ancak şunu söylemem lazım: 128 milyar doların ne olduğunu hâlâ merak ediyorum, unutulmuş olabilir, pek zannetmiyorum ama.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir de bugünlerde yeni bir merakım var Sayın Başkan: Mafyadan 10 bin dolar aylık alan siyasetçi kim? Bunu da merak ediyorum.

Bir mutluluğum da var, bir sevincimiz var: Giresunspor ve Adana Demirspor’dan sonra, İzmir’imizin Altay takımı da Süper Lig’e çıktı, Giresunspor’a, Adana Demirspor’a ve Altay’a başarılar diliyorum, yolları açık olsun diye temenni ediyorum ve zaman tasarrufu nedeniyle de bununla yetinmek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sağ olun Sayın Başkan.

Sayın Ünal, buyurun lütfen.

 

 

 

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Evet, bugün 27 Mayıs ve darbelerin anası olarak kabul edilen ve Türkiye’de darbe başlangıcının geleneğini oluşturan günün yıl dönümü. 27 Mayısı konuşmaya başladığımızda, aslında kaçınılmaz olarak 12 Mart 1971 muhtırasını, 12 Eylül 1980 darbesini, 28 Şubat postmodern darbeyi, 27 Nisan e-muhtırasını, 15 Temmuzu ve bütün bu demokrasiye müdahale girişimlerinin mekaniğini de konuşmamız gerekiyor çünkü darbelerden ders almadığımızda bir şey kulaklarımızda çınlamaya başlıyor. Yassıada davalarını gören hâkimin “Sizi buraya gönderen irade böyle istiyor.” cümlesindeki iradenin millet iradesi olmadığını biliyoruz. Burada milletin temsilcileri olarak millete ait bir zamanı, millete ait bir iradeyi kullanıyoruz çünkü hemen karşımızda “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” yazıyor. Bu, en basit şekliyle şu demektir: “Devletle ilgili bütün kararları egemenlik hakkı anlamında verme hakkı millete ve milletin seçtiklerine aittir.” İşte, oradaki irade vesayetin kendisiydi, demokrasinin üzerindeki vesayetin kendisiydi. Bizim bu darbe mekaniğiyle ilgili bir hususu da gözden kaçırmamamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 27 Mayıstan önce darbe mekaniği nasıl işlemeye başlamıştı, kısaca hatırlayalım: Üniversite öğrencilerinin toplu hâlde öldürülüp et balık kombinasında kıyma yapılıp asfaltlara gömüldüğü, Menderes’in 12 uçak dolusu altınla yurt dışına kaçmaya çalıştığı, Kars ve Ardahan’ın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne satıldığı, Bayar’ın bankada 103 milyon lirasının bulunduğu, Demokrat Parti teşkilatlarına asker elbisesi ve silah dağıtıldığı gibi haber ve iddialar sürekli gündemde konuşuluyordu ve bu süreçte, darbeye giden süreçte hem de darbenin sıcak saatlerinde bu iddialar ortaya atılmış ancak Yassıada’da hiçbiri doğrulanamamıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Buna rağmen bu ülkenin bir Başbakanı ve iki Bakanı, Merhum Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu idam edildi. Darbe mekaniği bitti mi? Hayır, darbe pratiği devam etti. Nasıl devam etti? Burada bulunan bütün arkadaşlarımın -genç arkadaşlarımız hariç- hepsinin hatırladığı 1963 ile 1982 arasında 27 Mayıs hürriyet ve anayasa bayramını bize, bizim neslimize bayram olarak kutlattılar ve her yıl 27 Mayıslar kutsandı. Bu darbe mekaniği 12 Mart Muhtırası’ndan önce de harekete geçti, 12 Eylül darbesinden önce de harekete geçti; 28 Şubat postmodern darbesinden önceki kampanyaları -medya kampanyalarını, irtica kampanyalarını- o sergilenen oyunları, tiyatroları hepimiz hatırlıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bugün Avrupa Birliğinin internet ortamıyla ilgili 2 tane kırmızı çizgisi vardır: Bir tanesi terör, bir tanesi de dezenformasyondur. Bizim millet iradesinin temsilcileri olarak hakikate, sadece hakikate, sadakat gösterip dezenformasyonun her şekliyle mücadele etmemiz millet iradesinin temsili ve korunması açısından, darbe mekaniğine hizmet etmemesi açısından son derece kıymetlidir.

Bugün 27 Mayıs 1980’de şehit edilen, cesareti, kararlı ve inançlı mücadelesiyle siyasi tarihimize örnek bir şahsiyet olarak geçmiş Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın da şehadet yıl dönümünü aynı şekilde rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

27/5/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/5/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu

              İzmir

                                                          Grup Başkan Vekili

Öneri:

Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 19 milletvekili tarafından Rize ilinde yaşanan işsizliğin sebeplerinin araştırılması, yeni istihdam alanlarının açılmasına yönelik çalışmaların yapılması ve sosyoekonomik sorunların çözümüne ilişkin gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 15/4/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 27/5/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

9 Nisan tarihinde vermiştik bu araştırma önergemizi. Bölgedeki işsizliği, bölgedeki insanımızın yaşadığı sorunları, Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirmek, bu yüce Meclisten bu sorunlara çözüm bulmak adına, diğer illerimizde olduğu gibi Rize ilimizde de yaşanan işsizlik ve sosyoekonomik problemlerin araştırılmasıyla ilgili bir önerge vermiştim, bugün gündeme alınmasına sevindim.

Son günlerde tartışmalı bir şekilde anılan Rize ilimizin aslında bizim, bu Meclisin kürsüsünde sorunlarını, oradaki insanlarımızın işsizlik sorununu, binlerce çay müstahsilimizin bugün yaşadığı sorunları konuşmamız lazım. Geçtiğimiz günlerde Sayın Genel Başkanımızın Başkanlığında bir heyetle İkizdere ve Çayeli’ni ziyaret ettik, oradaki esnaflarımızla konuştuk. İşkencedere Vadisi’nde taş ocağına karşı tabiatını, ormanını, deresini, kuşunu, arısını, balını, toprağını korumak adına mücadele eden oradaki insanlarımızla; ablalarımızla, halalarımızla, teyzelerimizle, ağabeylerimizle konuştuk, onların problemlerini dinledik. Daha sonrasında da Çayeli’nde esnaf ziyareti yaptık. Burada özellikle, Çayelili hemşehrilerime hem bize hem Sayın Genel Başkanımıza göstermiş oldukları misafirperverlikten dolayı da teşekkür ediyorum. Çayeli’ndeki esnafın derdiyle Edirne’deki, Maraş’taki Van’daki esnafımızın derdi aynı dert. Özellikle, bu pandemi sürecinde yaşanan sorunlar her yerde aynı. Biz de orada siyaset yapmadan, kimseyi kötülemeden; vatandaşı, esnafı bizzat yerinde gidip dinledik ve onların problemlerini de bu Meclisin kürsüsünde dile getiriyoruz.

Sonrasında, yapılan bazı açıklamalar var. Tabii ki, bu açıklamaları hayretle ve üzüntüyle karşıladığımızı söylemek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanının açıklamaları üzerine söyleyeceğim söz: İşte, biz, bu yüzden “İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem getirilmelidir.” diyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu dün bir kez daha anlamış olduk. Bu açıklamalar sonrasında, gerek sosyal medyada gerek telefonlarımızla gerek partimize gelerek Sayın Genel Başkanımıza destek veren, bizimle dayanışma gösteren Türkiye'nin dört bir tarafındaki İYİ Partili, başka partili, partili-partisiz, kadın-erkek tüm vatandaşlarımıza da huzurlarınızda teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, buradan şunu söylemek istiyorum: Siyaset tehditle değil, hizmetle yapılır. Siyaset oturduğu koltuğa yapışarak değil, millete giderek yapılır. İşte o yüzden biz İYİ Parti olarak, başka Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener olmak üzere milletvekili arkadaşlarımla dün olduğu gibi yarın da Türkiye’yi il il, ilçe ilçe, köy köy gezerek vatandaşın taleplerini, dertlerini yerinde dinleyeceğiz; milletimizin emrinde, vatandaşın derdinde olmaya devam edeceğiz. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Rize’de ve Karadeniz’in diğer bölgelerindeki illerinde de Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi bir işsizlik problemi var. İşsizlik, bizim bölgenin kanayan bir yarasıdır. Size Rize’yle ilgili çok basit bir örnek vereceğim: Rize’de, ÇAYKUR, sezon öncesi mevsimlik işçi alımı için bir ilana çıkıyor -ÇAYKUR’un ilanında olduğu için söylüyorum- “Benim 300 beden işçisine ihtiyacım var.” diyor. Müracaat kaç biliyor musunuz sevgili arkadaşlar? 35.412. Siz TÜİK’in o düzeltilmiş çakma verilerine değil, Rize’deki ÇAYKUR’un 300 kişilik ilanına başvuran 35.412 insanımıza bakın.

Bir şey daha söyleyeceğim. Bu ilana ben baktım, bu ilandaki şartlardan bir tanesi de sadece erkekler müracaat edebilir yani bu 35.412 müracaat içerisinde kadınımız da yok. İşte bu bile başlı başına, orada yaşayan insanlarımızın, gençlerimizin işsizlik problemini ortaya koyması açısından, göstermesi açısından çok önemli veridir. O yüzden, TÜİK’in düzeltilmiş verilerine göre değil, sokaktaki işsizlerimizin feryadına bakarak onlara iş sağlayalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Rize’yi konuşuyoruz. Bölgede Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu’nun da bir kısmını ilgilendiren bir problemimiz var bugünlerde. Evet, çay sezonu başladı; bu 5 ilimizdeki 200 bin aileyi ilgilendiren çay sezonumuz başladı. Ben bölgedeydim, iki üç gün önce Trabzon’un Of ilçesinde köylerde çay tarımıyla uğraşan, çay toplayan kadınlarımızla, abilerimizleydim. Çay alım evlerine gittim, ziyaret ettim, yağmurun altında o insanlarımızın çekmiş olduğu çileyi yerinde gördüm. Arkadaşlar, verilen taban fiyat 3,87+0,13=4 lira. İşte buradan söylüyorum, Rize milletvekilleri, bölge milletvekilleri arkadaşlarıma söylüyorum: Şu anda o bölgede üretici çayı kaç liradan teslim ediyor? Günlük 15 kilogram kontenjan koymuşsunuz. Ya bu adam 15 kilogram kontenjanla çayını nasıl teslim edecek? ÇAYKUR lütfen bu işe el atsın. ÇAYKUR, kontenjan koyarak çay üreticimizi, binlerce çay üreticimizi özel sektörün eline mahkûm etmiştir.

Lütfen çay üreticisine üvey evlat muamelesi yapmayın diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Efendim, İYİ Partinin Rize ilinde yaşanan işsizliğin sebepleri üzerine verdiği bu önerge esas itibarıyla hemen hemen bütün iller için verilebilir bir önerge. Neden öyle? Çünkü değerli arkadaşlar, gerçekten de memleketin meselelerini konuşuyor gibi yapıyoruz ama aslında memleketin asıl meselelerini konuşmuyoruz bence. O da şu: Ekonominin sadece Merkez Bankasından yönetilebileceğine inanan veya vergilerle yönetilebileceğine inanan yani makro politikalarla bir ülkenin ekonomisini yöneteceğini sanan bir iktidar var karşımızda dolayısıyla da mikro konulara hiç eğilmiyor. Mikro konular nasıl çözülüyor? Arkadaşlar, torbayla çözülüyor biliyorsunuz. Torba yasalar geliyor, torba yasaların içine birtakım mikro konuları ilgilendiren önergeler, öneriler getiriliyor ve öylelikle yani bir tür yapma bozma şeklinde giden bir süreç yaşanıyor.

Dolayısıyla da bizim tabii ki, Rize’nin sosyoekonomik sorunlarının, ekonomik sorunlarının, Trabzon’un sorunlarının veya Urfa’nın sorunlarının, bunların üzerine kafa yormamız lazım. Bunların üzerine kafa yorduğumuz zaman ortaya çıkan tablo şudur arkadaşlar: Türkiye ekonomisinin yönetiminde çok ciddi yapısal meseleler vardır. Fakat iktidarlar diyebilirim ki, anladığım kadarıyla çok rahat hissetmedikleri için… Hâlbuki Adalet ve Kalkınma Partisi yirmi senedir ülkeyi yönetiyor, şimdiye kadar bu meselelere eğilmesi gerekirdi ama hiç bu türden yapısal meselelere eğilmiş değil.

Şimdi, biz, konuşmaya başladığımızda… Biz geçenlerde Rize’deydik, Hopa’daydık, Artvin’deydik, biz de orada gördüğümüz, insanlarla çay üreticileriyle, efendim, esnaf ve zanaatkârla, ticaret odalarıyla yaptığımız konuşmalarda bir yığın sorun var ve bu sorunlar esasında yapısal ve mikro sorunlar. Dolayısıyla da bu sorunların çözümüyle ilgili olarak daha mikro ölçekte konulara bakmamız gerekir ve böyle baktığımızda da gerçekten Rize’nin -saymakla bitmez neredeyse- bir sürü sorunu var. Ben kabaca not aldım. Bir kere çay tabii ki çok önemli bir ürün orada fakat emin olun çay üreticileri artık çayla uğraşmak istemiyorlar neredeyse çünkü bir karşılık alamadığını hissediyorlar. Neden öyle hissediyorlar diye baktığımızda, yine, iktidarın uyguladığı taban fiyat politikaları, kota politikaları, bir bakıma kamunun alması gereken ürünü -ki bizce öyle- özel sektörün almasına doğru itiliyor üretici ve dolayısıyla da özel sektörün insafına bırakılmış bir üreticiyle karşı karşıyayız ki bu, ürününe daha düşük bir fiyatla karşılaşması anlamına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim, bunun dışında başka konular da var ama değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirmeden şu konuya da değinmek istiyorum: Gerçekten de dün Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmayı anlamakta şahsen ben zorlandım. Zorlandım, bir siyasi partinin lideriyle ilgili olarak ettiği ifade gerçekten kabul edilebilir değil.

Değerli arkadaşlar, eğer bu ülke demokrasiyle yönetiliyorsa -ki öyle olduğunu sanıyoruz- nasıl olur da “Bu daha bir şey değil, daha neleri göreceksiniz!” türünden, neredeyse mafya türü bir ifadeyle yani bunu kullanmış olması gerçekten kabul edilebilir değil. Rize’yi konuşurken Rize’de geçenlerde olmuş olan bu hadise üzerine de bir cümle söylemek zorunda hissettim kendimi.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Rize’de “işsizlik” dediğimiz zaman akla çay gelir değerli arkadaşlarım. 1970’lere kadar Rize Türkiye’nin en yoksul illerinden bir tanesiydi. Müthiş göç vardı. Sonra çay geldi ve biz çayla beraber okuduk, çayla beraber insanlar evlendi, ev bark sahibi oldu, çayda problemler ortaya çıkınca tekrar yoksulluk başladı. O nedenle, “Rize’de lojistik limanı yapacağız, burada 8 bin kişi yaşayacak.” gibi gerçekle ilişkisi olmayan vaatlerle Rizelileri kandırmanın, aldatmanın hiçbir anlamı yok. Rize’nin kaderi, geleceği çayladır ve turizmledir değerli arkadaşlarım.

Her nisan, mayıs, haziran ayında olduğu gibi bugünlerde Rize çaydan dolayı ayaktadır. Niye ayaktadır? Çünkü yirmi seneden beri uygulamış olduğunuz yanlış politikalar dolayısıyla çayla artık geçim olmuyor. Biraz evvel arkadaşımız verdi, 300 kişilik iş kadrosuna 35 bin kişi başvuruyor. Öyle “Rize’den, işte, Başbakan geçti, sonra Cumhurbaşkanı geçti, dolayısıyla Rize’de hiçbir problem yok.” Hayır, Rize’de çok ciddi problemler var; bu problemlerin temelinde çay var değerli arkadaşlarım. 4 lira ilan ettiniz fiyatı, hadi bakalım, tamam ama kaça satıyor Rizeli şu anda? 2 lira 80 kuruşa satıyor. Niye böyle oluyor? Çünkü yıllardan beri yanlış politika uyguladınız, ÇAYKUR’u devre dışı bıraktınız neredeyse, ÇAYKUR çay almadığından dolayı, çay işletme kapasitesini geliştirmediğinizden dolayı. Yirmi seneden beri milyar milyar liralar oraya aktı ama sadece bir tane çay fabrikası yaptınız, bu sebepten dolayı çay almıyor ÇAYKUR ve özel sektör de fırsatçılık yapıyor, 4 liralık çayı insanlardan 2 lira 80 kuruşa alıyor. Şu anda en temel problem bu değerli arkadaşlarım. Bu problem ortadan kalkacak ve bir de turizm geliştirilecek.

Şimdi, siz dağları yıkarak “Oradan 20 milyon ton kaya çıkaracağız.” diye ormanları yok ederek, dereleri yok ederek uyduruk bir “Yeşil Yol” adıyla yaylaları yok ederek orada turizm yapamazsınız. Değerli arkadaşlarım, bunlar işi de bilmiyorlar. Geldiler, güzelim Ayder’e beton yığdılar. Ya, Doğu Karadeniz’de, Rize’de Antalya’ya gibi yatırım yaparak Rize’ye turist gelmez, orada bambaşka yayla turizmi yapılacak. Yayla turizmi yapılabilmesi için de yatırımlar böyle olmaz değerli arkadaşlarım. Çaydır. Ne yapacaksınız? Çayda ciddi bir politika uygulayacaksınız, çay ekim alanlarını genişleteceksiniz. Niye? Çünkü şu anda Türkiye'nin 350 bin ton kuru çay ihtiyacı var. 250 bin ton üretiyoruz değerli arkadaşlarım, 50-60 bin ton da kaçak geliyor. Hâlbuki 350 bin ton çaya ihtiyacı var. Ormanlık alanlar… 500 metreye kadar orman vasfını kaybeden alanları çaylık alanlara çevirmek mecburiyetindeyiz. Başka türlü o bölge insanını orada tutma şansınız yok, bunu yapacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bunu yaptıktan sonra Rize’yle ilgili büyük problemleri çözersiniz. Yoksa ya, değerli arkadaşlarım, Ambarlı Limanı’nda -Türkiye’nin en büyük limanında- 5 bin kişi çalışıyor. Çıkıyor Rizeli arkadaşlar, Rize milletvekilleri -Osman Aşkın Bak nerede bilmiyorum- “8 bin kişi çalıştıracağız.” diye insanları aldatıyorlar, böyle bir şey olur mu? Bu değil, çay ve turizmdir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bunlar olacak.

Değerli arkadaşlarım, defalarca ifade ettim, bir daha ifade ediyorum: Rize, bugünlerde takdim edildiği gibi bir yer değil. Rize‘de ne gelinlerine ne de başka insanlara hiçbir şekilde saldırı olmaz. Sayın Akşener’e sözlü sataşma ve saldırı yapanların biri Cengiz İnşaatın taşeronunun kız kardeşiydi, ne oldu? Ortaya çıktı. Diğerleri de 15-20 kişi. Dolayısıyla Sayın Akşener’e Rizeliler saldırmadı, Rizeliler asla hiç kimseye saldırmaz. Sayın Cumhurbaşkanı yanlış bir söz etmiştir, muhtemelen sehvendir. Ben düzeltiyorum o sözü ve bütün Türkiye’den, Akşener’den, İYİ Partililerden, herkesten özür diliyorum. Hiç kimseye Rize’de saldırılmaz değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Bahar Ayvazoğlu.

Buyurun Sayın Ayvazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Saygıdeğer Meclis, İYİ Parti Grubu tarafından verilen Rize ilinde yaşanan işsizliğin nedenleri, grup araştırma önerisi teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, üzerinden altmış bir yıl geçse de hâlâ kalbimizde kanayan bir yara olarak duran 27 Mayıs askerî darbesini bir kez daha lanetleyerek, demokrasimize vurulmuş bu ağır darbenin yıl dönümünde demokrasi şehitlerimiz, merhum Başbakan Adnan Menderes ve dava arkadaşlarını rahmetle anıyor, ülkemiz tarihine “darbeler dönemini kapatan devlet adamı” olarak geçen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılan demokrasi ve özgürlükler adasını da selamlıyorum.

Kıymetli vekiller, Türkiye’de mevsimlik etkilenmeyle birlikte hesap edildiğinde en düşük işsizlik oranının yaşandığı illerimizden biridir Rize. Bir bütün olarak Doğu Karadeniz iş gücü istatistikleri açısından her zaman Türkiye ortalamasının üstünde yer alır ancak burada sağlıklı bir değerlendirme için sorunu üretim ve ticaret ivmesi gibi parametreleri de içine katan bilimsel ve gerçekçi bir değerlendirmeyle ele almak da şarttır.

Sayın milletvekilleri, kıymetli Hocam da çok iyi bilir ki Rize’de çay hasadı yapılırken şehir dışından birçok mevsimlik işçi Rize’ye gelir, şehir içinden karşılanmadığı için de onlar tarafından ürünün hasadı gerçekleştirilir. Çayın başkenti olan Rize ürün hasadını yaparken işte, bu dışarıdan gelen işçilerle çalışırken de kişi başına en az 200-250 lira arasında değişen yevmiyeyle çay toplatır. Bereketli bir ürün olan çay Hükûmetimizin verdiği taban fiyatından da -biz sürekli sahada olan milletvekilleri olarak görürüz ki- üreticilerimiz ziyadesiyle memnundur.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Taban fiyat diye bir şey yok. Nerede taban fiyat?

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – TÜİK verilerine göre bakıldığında da bu Doğu Karadeniz bölümü Türkiye ortalamasının üstünde görülürken ve yine Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Adil Karaismailoğlu yıllık 13 milyon ton kapasiteli Rize İyidere Lojistik Limanı Projesi’nin gayrisafi yurt içi hasılaya etkisinin 192 milyon dolar…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ne taşıyacaksınız kaya mı, taş mı?

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Üretime katkısının 428 milyon dolardan fazla olacağını söylemişken…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – O limandan ne taşınacak? Kaya mı taşıyacaksınız? Taş mı taşıyacaksınız?

ZAFER IŞIK (Bursa) – Dinle bir! Dinlemeyi öğren.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Tamamlandığında Türkiye’nin deniz dolgusunda inşa edilecek 2’nci havalimanı olacak Rize-Artvin Havalimanı’yla yılda 3 milyon yolcu taşınacakken…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kütahya’daki havalimanı gibi mi(!)

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Yılda yarım milyonu aşkın turistin ziyaret ettiği Ayder Yaylası ve Kaçkar Dağları Millî Parkı Havalimanı’nın tamamlanması…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Beton döktünüz beton. Ayder’e beton döktünüz beton!

ZAFER IŞIK (Bursa) – Dinle ya dinle! Saygısızlık!

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Ve Ayder’de yürütülen dönüşüm projesinin tamamlanmasıyla nerelere çıkacağını siz de bal gibi biliyorken Sayın Bekaroğlu, Rize sanılanın aksine tersine göç alan bir il hâline gelmişken buradan sormadan da edemiyor ve İYİ Partinin bugünlerde depreşen Rize sevgisinin ardında yatan sebepleri de merak etmiyor değilim.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Rize milletvekili yok mu sizde?

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Geçtiğimiz hafta içerisinde şahitlik ettiğimiz Sayın Akşener’in Rize provokasyonu bir huzur şehri Rize’de ateşle oynamanın kendisiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Rize milletvekili yok mu ya?

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Sanırım Rize’yle ilgili olarak bu önerge de o provokasyonun bir günah çıkarması olarak yüce Meclisin huzuruna geldi.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Provokatör belli oldu.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri, rahat olun, Allah’ın izniyle Rize’nin huzuru gibi ekonomisi de bize emanet; gölge etmeyin yeter. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Muhalefet olarak bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik, Türkiye karşıtı koalisyonun taşeronluğunu yapmalardan, siyasi atmosferi geren, ülkemizin huzur ve istikrarını hedef alan, demokrasi dışı yol ve yöntemleri siyasette bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmeniz olacaktır; bu hem şahsınızın hem partinizin hem de ülkemizin menfaatinedir.

İBHARİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun, bravo!

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) - Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Bir kadının tehdit edilmesini tasvip ediyor musunuz bir kadın olarak?

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Örs, buyurun.

 

 

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yaptığım konuşmada, dün yaşanan olayların neticesini, Sayın Genel Başkanımızın iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sistem isteğinin ne kadar haklı olduğunu ifade etmiştim. Çok kıymetli Trabzon vekilimiz benim bu önergemi “provokasyon” olarak nitelendirdi.

Bahar kardeşim, ben bu önergemi 8 Nisanda vermiştim, onu buradan ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Daha hâlâ bu ısrarınızda bulunmanıza bir anlam veremiyorum. Burada yapmış olduğunuz konuşmaları, bize yapmış olduğunuz suçlamaları milletin sağduyusuna, vicdanına bırakıyorum.

Rizeli, Çayelili hemşehrilerime bizlere göstermiş oldukları misafirperverlikten dolayı tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Rize’nin sorunlarını konuşalım, çayını konuşalım, işsizliğini konuşalım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Mahir Bey, öneriyi oylayıp söz vereyim isterseniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Çok kısa…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Meclisin teamülleri ve Meclisin demokrasinin mehabet yeri olması itibarıyla hep söylenen bir şey vardır: Demokrasi tahammül rejimidir. Bakın, burada, muhalefet milletvekilleri en ağır ifadeleri kullanmasına rağmen grubumuzdan tek bir ses çıkmıyor ama bakıyorum, üstelik kürsüde bir hanımefendi olduğu hâlde inanılmaz şekilde bir sataşma gerçekleştiriliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kadını az daha öldürüyordunuz be!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Değerli arkadaşlar…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Meral Akşener’i az daha öldürüyordunuz, kadın değil mi o!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Değerli arkadaşlar, Meclis Başkan Vekilimiz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Meral Akşener kadın değil mi!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın, beni bile konuşturmuyorsunuz. Arkadaşlar, bizler yetişkinler olarak…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Laf atmayı kaldıramıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bakın, Veli Bey, bizi izliyorlar, insanlar bizi izliyor.

BAŞKAN – Mahir Bey, buyurunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakınız, bizler yetişkinler olarak burada karşılıklı konuşma adabını, dinlemeyi, söz almayı eğer başaramazsak sokak bunu hiç yapamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Dolayısıyla, burada Sayın Meclis Başkan Vekilimiz söz isteyen herkese gerçekten söz veriyor. Söyleyecek sözü olan arkadaşlarımız konuşmacının sözü bittiğinde söz alır ve söylemesi gereken neyse bunu ifade eder. Benim ricam budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ediyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Ben bir söz alabilir miyim Sayın Başkanım?

 

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

       KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/5/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                                İstanbul                                                                                                                   Grup Başkan Vekili

 

 

Öneri:

27 Mayıs 2021 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından verilen 12986 grup numaralı, kadın yoksulluğunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 27/65/2021 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adın Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadın yoksulluğu dünyanın her yerinde ortak ve yakıcı sorun tıpkı erkek şiddeti gibi. Enflasyondaki önlenemez yükseliş, ekonomik krizin her geçen gün derinleşmesi ve üstüne gelen pandemiyle birlikte yurttaşlar hızla yoksullaşıyor ancak kadınların yoksulluğu yaşama hâlleri inanın erkeklerden çok farklı ve çok daha derin. Bu eşitsizlik, adaletsizlik doğduğumuz günden başlıyor, adım adım büyüyor. Bugün hâlâ, kız çocuklarının eğitimi, beslenmesi, sağlığı için oğlan çocuklarına göre daha az kaynak ayrılıyor. Çocukluktan itibaren dayatılan geleneksel cinsiyet rolleri hâlâ o kadar katı ki, milyonlarca kadın sosyal ve mesleki becerilerini geliştirme imkânına sahip olamıyor.

Türkiye, OECD ülkeleri arasında ev içi iş bölümünde cinsiyet eşitsizliğinin en yoğun olduğu ülke, ev içi iş bölümünde cinsiyet eşitsizliğinin en yoğun olduğu ülke Türkiye. Bakım sorumluluğunu toplum içinde eşitçe paylaştırmanın en önemli araçları olan ücretsiz kreşler, kamusal bakım merkezleri ise yok denecek kadar az. Diyelim ki tüm bu engelleri aştınız ve hasbelkader çalışma yaşamına girdiniz, kadınların büyük çoğunluğu yine güvencesiz, kayıt dışı ve geçici işlerde çalışıyor. Beceriksiz olduğumuz için değil, kadın olduğumuz için aynı işi yapsak da daha az ücret alıyoruz, kriz anlarındaysa ilk gözden çıkarılanlar bizler oluyoruz. Çalışan kadınların oranı erkeklerin yarısından azken pandemi döneminde kadınlarda iş kaybı oranı ne kadar biliyor musunuz? Erkeklerde yüzde 2,5 iken, kadınlarda bu oran yüzde 8,2 yani pandemide kadınlar 3 kat daha fazla iş kaybına uğramışlar.

Kadın yoksulluğu ile kadına yönelik şiddet de birbirine çok ciddi olarak bağlı. Ekonomik güvencesi olmayan, iş bulma umudu olmayan kadınlar için şiddet gördükleri evden ayrılmak imkânsız gibi bir şey, isteseler de kendilerini çıkışsız hissediyorlar ve aslında şiddete katlanmaya da mecbur kalıyorlar. Kaynaklardan, imkânlardan dışlananlar hep kadınlarken her zaman kendilerinden daha fazlasını düşünmek zorunda olanlar da yine kadınlar, kıt kanaat o ev bütçesini denkleştirmek ve evin bütün yoksulluğunu üstlenmek de yine kadınlara düşüyor.

Şimdi, bunları hikâye sananlara geçen hafta “Kadın Yoksulluğuna Hayır” kampanyamız kapsamında HDP Kadın Meclisi olarak Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerinde tarlada ve serada çalışan kadınlarla buluşmamızdan biraz bahsetmek isterim. Kadınların dertleri ortak, bir yandan çalışıyor olmanın kendilerini nasıl güçlendirdiğini, bir tanesi mesela, “On beş yıl bir hayat yaşamamışım, çalışmaya başladıktan sonra hayat yaşamaya başladım.” diyerek aslında çalışmanın kendisi için ne kadar değerli olduğunu anlatırken diğer yandan da ev işleriyle nasıl yorulduklarını, aslında ev içi emeklerinin de ne kadar sömürüldüğünü anlatıyorlar. “Gidiyorum, sekiz saat çalışıyorum ama onun dışında, eve gidiyorum, on saat daha çalışıyorum.” Bir tanesi diyor ki: “Sabah beşte kalktım, ütü yaptım, ondan sonra serada çalışmaya gittim.”

Çoğu Urfa gibi bir tarım kentinde, doğdukları yerlerde iş olmadığı için buralara gelen mevsimlik tarım işçilerinden “Başlık parası çok yüksek, evlenemiyoruz.” diyenler “Ağabeyimin başlık parasını ödemek için çalışıyoruz.” diyenler, aşırı rüzgârlı bir alan olduğu için elleri yüzleri tahriş olmuş, ayakkabısı olmayan çocuklar ve okuma hevesine rağmen tablete, internete ulaşamayan kız çocukları; suyu, banyosu, elektriği olmayan çadır alanları… Bakın,  burada yaşar mısınız? Burasıydı bizim çektiğimiz fotoğraflar, çadır alanları. İşte, bakın, burası çadır alanları. “Su” derseniz, su bu, olan su bu. Elektrik yok, su yok, internet yok. Peki, siz zannediyor musunuz ki bunlar Türkiye'nin çok ücra ya da işte, ne bileyim, dünyanın çok ücra bir yerlerinde yaşanıyor? Hayır. Ankara-Konya arasından bahsediyorum. Türkiye'nin en zengin kentlerinden biri olan Konya'nın dibinde yaşanıyor bunlar; Cihanbeyli ve Kulu’da.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ve bu insanlar yirmi yıldır buraya geliyorlar ya, yirmi yıldır hiç mi bir şey düzeltilmez? Yirmi yıldır aynı şartlarda orada çalışıyorlar. Bir kısmı başka bir alanda da dört buçuk yıl olmuş geleli.

Şimdi, sırf iktidarınızı korumak, daha da zenginleşmek için talan ettiğiniz bu halkan kaynakları, vergileri ve emeği. Kendinize zenginliğe yakıştırıp bu ülkenin yurttaşlarına yoksulluğu reva görüyor olabilirsiniz ama yoksulluk öyle alışılabilen bir şey değil. Siz konforun rehavetiyle bu düzenin hiç değişmeyeceğine inanmaya devam edin ama kadınlar bizi “Biz geldiğinize memnun olduk. ‘Bizim de derdimizi dinleyenler var.’ dedik.” diyerek uğurladılar. Evet, biz yine gideceğiz ama bir yandan da bu sömürgen iktidarı hep birlikte göndereceğiz. Bizim önerilerimiz var kadın yoksulluğuna karşı, önergemizde de yazıyor. Venezüella, Afganistan trafiklerinden fırsat bulursanız onlara da bakarsınız. Kadın yoksulluğuna hayır. Önergemize destek vermenizi bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önergenin konusu kadın yoksulluğu. Özellikle son beş-altı yıldır ülkemizde ciddi şekilde yoksullaşıyor kadınlar ve kişi başı millî gelirimiz 2007 seviyelerine geriledi ve pek çok kazanımlarımızı da bu süre içinde kaybettik.

En çok kadınlarımız yoksullaşıyor. Kadın yoksulluğunu ben bu kürsüde üç senedir konuşuyorum ama bugün altı çizilmesi gereken şey bunun artık kronikleşmiş bir sorun hâline gelmiş olması. “Güçlü kadın” diyoruz ve kadının gücü de ekonomik özgürlüğüne bağlı esasında. Aile içi şiddet ve kadına karşı şiddetteki artan rakamlar kadın yoksulluğuyla tamamen paralel seyrediyor. Kadın yoksullaştıkça çaresiz, çaresiz kaldıkça da şiddetin daha çok kurbanı yani. “Kız çocuğu okuyacak da ne olacak canım, otursun evinde” yaklaşımını Türkiye Cumhuriyeti yetmiş dokuz yılda Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetle belli bir noktada gidermişti ve neredeyse hallediyordu ama bugün, geçen son on dokuz sene içerisinde geriye takılan vitesle kronikleşti bu hastalık ve acil müdahale gerektiriyor artık. Neden mi? Şimdi, 1 milyon 872 bin 537 okuma yazma bilmeyen kadın var hâlâ ülkemizde, erkeklerden 6 kat daha fazla. Yükseköğrenim ve ileri derecelerden mezun kadınlar, erkeklerden yüzde 15 daha az, lisede bu oran yüzde 24’lerde. Eğitim çağında olup okula hiç gitmemiş ya da eğitimi yarıda bırakmış yaklaşık 516 bin kız çocuğu var hâlâ ülkemizde. Utanarak söylüyorum bunu, bir utanç tablosudur. 15-19 yaş arası kız çocuklarımızın yüzde 25’i ne eğitimde ne istihdamda. Kadınlarımızın eğitimde geçirdiği zaman erkeklerin ortalama iki yıl gerisinde ve aynı yaklaşım kadının çalışma hayatında da maalesef aynı tabloyla karşımızda. Ülkemizde coronavirüs salgını başlamadan önce 20-65 yaş arası kadın istihdam oranı yüzde 34,4 -salgına sığındığınız için salgından önce diyorum, dikkatinizi çekiyorum- erkek istihdamı yüzde 73’lerde; bizde yüzde 34 olan, Avrupa’da ortalama yüzde 67’lerde. Çalışma hayatında kadınların kalış süresi ortalama on dokuz yıl, erkekler için ise bu otuz dokuz yıl ve Türkiye’de yönetici pozisyonundaki kadınlar yüzde 14’lerde, Avrupalarda bu rakam yüzde 40’lara kadar uzanıyor. Kadının durumunu görebiliyor musunuz? Tabloyu bunun için anlatıyorum.

Şimdi, erkeklerin kazandığı her 100 liraya karşılık kadınlarımız 43 lira kazanıyorlar, çok belirgin bir eşitsizlik söz konusu. Kadın hamile kalır diye işe alınmıyor, çocuğu var diye işten çıkarılıyor, “Kadındır, yapamaz.” diye işe alınmıyor, işe alınanlar iş yerinde psikolojik veya cinsel tacize ve şiddete uğruyorlar, terfi ettirilmiyor, tepeden bakılıyor; bir dolu sorun arka arkaya kadının üzerinde.

Kadının parası elinden alınıyor, aile içi ekonomik şiddete uğruyor kadınlarımız, bu oranda da yüzde 30’dayız ve çok gerilerdeyiz dünyaya göre ama bunun en önemli hazırlayıcılarından biri de çocuk evlilikler.

Kriz anlarında en çok yoksullaşan yine kadın, pandemide en çok yoksullaşan yine kadın ve kadınlar yoksulluğu AK PARTİ iktidarında daha da çok yoksullaşarak iyice öğrendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Kadınlar çaresizdi, AK PARTİ iktidarında daha çaresiz kaldı. Kadınlar yardıma muhtaçtı, şimdi AK PARTİ iktidarıyla on dokuz sene sonra en çok kadınlar yardıma muhtaç.

Yirmi yıl gibi bir süre bu saydıklarımı değiştirmeye yeterdi ama biz göremedik bunu değiştirecek herhangi bir yaklaşımınızı. Genel Başkanı cesur bir kadın olan bir partinin kadın milletvekili olarak diyorum ki: Biz değiştireceğiz bu durumu. Bunu kadınlarımızla ve gençlerimizle yapacağız, en çok onlara güveniyoruz. Yirmi yıl boyunca önümüze koyduğunuz kaderi iteceğiz elimizin tersiyle ve güçlü Türkiye’ye biz kadınlarımızla ulaşacağız. Bahar dalları açacak yeniden ülkemde baharla beraber.

Kadınlarımızı bu kürsüden kaderini eline almaya davet ediyorum. Silkeleyelim üzerimize düşen, inen kara kaderi artık ve değiştirebileceklerimizi değiştirmek için ihtiyacımız olan tek şey cesaret.

Ve diyorum ki kadınlarımıza: Şimdi sandık zamanı ve kadınlarımız için en çok çalışma zamanı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Sevda Erdan Kılıç’a söz veriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın başında önergeyi desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

 Dünya üzerinde yaşayan insan nüfusu birbirine çok yakın 2 cinsiyet arasında dağılmış ancak bu eşitlik maalesef sadece rakamlarda, önemsiz bir detay hâlini almıştır. Asıl eşitlik, kadın ve erkeğin toplumsal, politik, ekonomik, hukuk ve eğitim alanlarında eşit olduğunu kabul etmek ve bu temelleri sağlayan bir politik zemine oturtmaktır. Kadın ve erkeği cinsiyetine göre değil insan olduğu için, bu haklara sahip olduğu için özümsemektir. Yani cinsiyet temelli eşitsizlikler ve ayrımcılık bir insan hakkı sorunudur. Cinsiyet temelli her türlü bakış açısı, her türlü politika kadın yoksulluğunu daha da derinleştirmektedir. Kadınları dar bir kalıbın içine hapsetmektedir. Elbette yoksulluk sadece kadın sorunu değildir fakat kadınlar ve erkekler yoksulluğu farklı biçimlerde, farklı bir şekilde etkilenerek yaşamaktadırlar.

Pandemi sürecinde etkilenen sektörlere baktığımızda ülkemizde, gıda işçilerinin, mevsimlik tarım işçilerinin, kargo emekçilerinin yarıya yakını kadın; kuaför, güzellik salonunda çalışanların çoğu kadın; eğitime ara verilen okullar ve üniversitelerdeki kantinlerin çalışanlarının yarısı kadın; lokanta, restoran, kafelerde çalışan yüz binlerce kadın var ve milyonları bulan, zaten güvencesi olmayan, şimdi ise işsiz kalan 1 milyon ev işçilerinin tamamı kadın.

Değerli milletvekilleri, hâl böyleyken daha bugün Ziraat Bankası Genel Müdürü, Cumhurbaşkanı tarafından Varlık Fonu Yönetim Kurulu üyeliğine atandı. Daha üçüncü ayında, 3’üncü maaşına kavuşurken bugün 4 ikramiye alıp kredi kartı harcamalarından da muaf.

VELİ  AĞBABA (Malatya) – Haram olsun.

SEVDA ERDAN KILIÇ (Devamla) - Hâl böyleyken yandaşlara 3-5 maaş, şirketlere milyonluk ihaleler düşerken kadınların payına artan yoksulluk, psikolojik, fiziksel, ekonomik şiddet düşer hâle geldi ülkemizde. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, son olarak, iktidar temsilcilerinin hemen hemen her gün kadınları aşağılayan, tehdit eden sözlerini burada tekrar etmeyi dahi kadınlara haksızlık olarak görüp bu sözleri vatandaşların vicdanlarına havale ediyorum. Tehdit edilen, aç bırakılan, yoksullaştırılan, katledilen yani bu ülkedeki kadınlar, size haklarını helal etmiyor, etmeyecek ve sonunuzu kadınlar getirecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Ceyda Çetin Erenler.

Buyurun Sayın Erenler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEYDA ÇETİN ERENLER (Kütahya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; HDP Grubu önerisi üzerinde AK PARTİ grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde on dokuz yıldır kadının gerek sosyal gerek ekonomik gerekse siyasi hayattaki konumunu güçlendirmek için tarihî nitelikte önemli adımlar attık. “Güçlü kadın güçlü aileyi, güçlü aile ise güçlü Türkiye’yi inşa eder.” düşüncesini şiar edinerek kadınlarımızı her alanda baş tacı yaptık. Kadın yoksulluğunun giderilmesinde ilk ve en önemli adım olarak gördüğümüz okullaşma oranını artırdık. Bu sayede de kadınlarımızın istihdamını, toplumsal ve ekonomik hayata katılımını teşvik ederek bu yolda çok önemli ilerlemeler kaydettik. Topyekûn kalkınma hedefi çerçevesinde kadınlarımızın kalkınma sürecine daha aktif katılımını desteklemek adına bir yandan kadın girişimciliğini güçlendirirken diğer yandan da kadınlarımızın iş gücüne katılımını ciddi oranda yükselttik. Kadınlarımıza toplumda dışlanan güçsüz, başarısız bir profil çizme çabası içinde olan zihniyetlerin, iki yıla yakın bir süredir evlatları için gözyaşı döken anneleri görmezden gelirken sözde kadın savunuculuğu yapmalarını hayretle izliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, AK PARTİ iktidarları döneminde hayatın her alanında daha da güçlenerek başarıyla ön plana çıkan kadınlarımız; emekleriyle, birikimleriyle, üretkenlikleriyle güçlü Türkiye yolunda ilerleyişimize güç katmaktadır. Her biri devrim niteliğindeki tüm icraatlarımızı bu sınırlı sürede anlatmamız, maalesef, mümkün değil ancak bugünün asıl gündemi demokrasi ve millet iradesi.

Bugün 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümü. Ülkemizin ilerlemesini, milletimizin inanç ve fikir özgürlüğünü istemeyenler tarihimizin en karanlık gününde hukuk ve adaleti ayaklar altına aldı. Demokrasi şehitlerimiz; Başbakanımız 1946 Kütahya Milletvekilimiz Sayın Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ı rahmet ve saygıyla anıyorum. Mesnetsiz iddialarla millet iradesini idam sehpasına götüren darbeci zihniyeti ve bu zihniyeti destekleyenleri, 15 Temmuzda uçaklardan bomba yağdırarak milletimizi şehit eden hainleri şiddetle kınıyorum. Milletimizin yürek yarası Yassıada’yı gelecek nesillerimizin ibret alacakları tarihî bir hatıra olarak Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na dönüştüren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Güçlü Türkiye’mizin ilerleyişini durdurmak, milletimizin huzurunu bozmak için her türlü desise ve kirli oyunlara teşebbüs eden darbe heveslileriyle mücadele etmeye devam ettik ve devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

CEYDA ÇETİN ERENLER (Devamla) – 27 Mayısı hiçbir zaman unutmadık, unutturmayacağız ve unutmayacağız diyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

 Buyurun Sayın Aygun…

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Emniyet Genel Müdürlüğünün atamalarıyla ilgili bir kaygıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha ilk şark görevini yapmayan polis kardeşlerimiz varken; 2003, 2004, 2005, 2006 yıllarında şark görevinden dönen polis kardeşlerimize yeniden şark ataması tebliği yapılmıştır. Birçok polis kardeşimiz bu durumdan dolayı üzgün ve mağdurdur, haksızlık olduğunu düşünmektedirler. Ülkenin güvenliğinden sorumlu polis kardeşlerim, yaptıkları görevi huzurla yapmalıdır. Hiç şark görevine gitmeyenler varken, daha önce bu görevi yapanların yeniden şark atamasına tabi tutulması tepki görmektedir. Polis kardeşlerimiz bu konunun gündeme getirilmesini istemişlerdir. Ben de onlar adına soruyorum: Şark görevinde kriter nedir? Bu atamalar neye göre yapılmaktadır? Keyfe keder midir, adalet içinde mi yapılmaktadır? Bu konularda açıklamalar varsa hatanın düzeltilmesini bekliyoruz.

Yine, seçim meydanlarında verilen 3600 ek göstergenin polislerimize, sağlık mensuplarımıza, öğretmenlerimize ve din görevlilerimize vermeyi düşünüyor musunuz diyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti devletinde toplumsal ve siyasal düzene yapılan ilk darbe 27 Mayıs 1960’da Başbakan Adnan Menderes ile yol arkadaşlarının tutuklanması ve haince idam edilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bugün, yıllar önce Adnan Menderes’in haykırdığı “Yeter, söz milletindir.” şiarını Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kararlılıkla tüm dünyaya haykırıyoruz. 27 Mayıs 1960 darbesi, hakikatin ve vicdanın susturularak, millî iradenin yok sayıldığı gündür. Milletimiz vicdanında 27 mayısın ipini tutanları ve kuklalarını mahkûm etmiştir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaş çay taban fiyatı 3 lira 87 kuruş olarak açıklandı ama üretici memnun değil. Niçin memnun olmadığına hükûmetin kulak vermesi gerekir. İşin aslı şudur: Kota ve kontenjan sorunu çözülemediği için üretici özel sektörün kucağına itildi. Özel sektör de 2,90’dan çay alıyor. Üretici yaş çay yaprağını ne elinde ne de dalında bekletebilir. Önerimiz şudur: Günlük çay işleme kapasitesi tam olarak kullanılmalıdır. Açıklanan taban fiyat, resmî, özel bütün fabrikalar için uygulanmalıdır. Özel işletmelere yaş çay teminini ÇAYKUR sağlamalıdır. Çay ithalatı için tanınmış olan gümrük muafiyeti kaldırılmalıdır, kaçak çayın ülkemize girişi engellenmelidir. Çay üreticisinin başka gelir kaynağı yoktur. Gelin, hep beraber üreticiden yana olalım.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

27/5/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/5/2021 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Altay

                                                                                           İstanbul

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, Ticaret eski Bakanı Ruhsar Pekcan'ın görev, yetki ve makamından kaynaklanan nüfuzunu kendisinin ortağı, eşinin de hem ortağı hem de Yönetim Kurulu Başkanı olduğu firmanın ticari çıkar ve amaçları için kullandığı iddialarının araştırılması amacıyla 26/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin (2576 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 27/5/2021 perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mahmut Bey, 128 milyar nerede?

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Cebimde.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 10 bin dolar nerede?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Vallaha onu -Sayın Meclis Başkanını ben bu üç gündür hep yoruyorum ama ona kısmet oldu- diğerlerine tek tek söyleyeceğim Sayın Başkanım.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Evet, darbenin iyisi kötüsü olmaz. Askerî, sivil her türlü darbeyi lanetliyorum, kınıyorum. Her türlü darbe demokrasimizin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir ve Adnan Menderes ve arkadaşlarını rahmetle anıyorum ama bir şey de ilave etmek istiyorum. Tüm arkadaşlarımız bu günde darbeleri kınıyor ve rahmetli Adnan Menderes’le ilgili güzel şeyleri söylüyorlar ancak rahmetli Adnan Menderes’in çok güzel bir sözü var. Ne diyor biliyor musunuz? Çocuğu ticaretle uğraşacak, ticaretle uğraşacağı zaman aynen şunu söylüyor oğluna rahmetli Menderes: “Oğlum, ticaret yapmanda mahsur yok ama ticaretinde beni alır, beni satarsın.” Aslında rahmetli Adnan Menderesin bu veciz sözü tam bugünümüze, tam bu konuşmaya denk gelmiş durumda.

Şimdi, ne demek? Ben ilk önce mevcut olan yasal düzenlemeyi söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bizim Türk Ceza Kanunu’muz yani 5237 sayılı Yasa’mızın 255’inci maddesi var; 255’inci maddesinde diyor ki: “Menfaat temini hususunda anlaşmaya varılması hâlinde suç tamamlanmış sayılır.” Ne demek bu? Sayın eski Bakan, kendi şirketiyle, eşinin şirketiyle ilgili olarak… Yasamızın, bu Türk Ceza Kanunu’muzun 255’inci maddesi doğrudan sadece bunu yasaklamıyor, doğrudan ticari ilişkiyi yasaklamıyor, “doğrudan ve dolaylı olarak” diyor yani bunu geniş kapsamlı hâle getirerek “Anlaşmaya varılması hâlinde nüfuz ticareti suçu işlenmiş sayılır.” diyor. Sayın Başkanım, evet, biz burada eski Bakana çok kızıyoruz ama yani hakikaten eski Bakan çıkıp “Arkadaş, ben bu sözleşmeyi yaptım, bu malı da satın aldık Bakanlığa.” diyor, bunu inkâr etmiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, öyle diyor.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Yani aslında Ceza Kanunu’nun 255’inci maddesindeki maddi suçu ikrar ediyor: “Ben bu suçu işledim, ben malı satın aldım Bakanlığa ama -biz buna ceza hukukunda tevilli yolla ikrar deriz- daha ucuza aldım.” Sonra faturalar çıktı, daha pahalıya satın aldığı ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlar, şu konuda mutabık kalalım: Sayın eski Bakan, Bakanlık yaptığı kuruma malı ucuz satın alır, pahalı satın alır, bu tartışmaya girmeye hiç gerek yok. Ceza Kanunu diyor ki: Kardeşim, anlaşma yapmış mı? Yapmış. Peki, mesela Bakan şu anda görevden ayrıldı, şu anda Ticaret Bakanlığına mal satabiliyor mu? Satamıyor. Peki herhangi bir başka bakanlığa mal satabiliyor mu? Satamıyor. Bu ne demek? Nüfuzunu kötüye kullandığı sabitleşmiş oluyor değerli arkadaşlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada, burada sizden istirhamım, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve Millet İttifakı olarak oylarımız yetmiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Niye yetmiyor? Mevcut olan Anayasa’nın 106’ncı maddesinin beşinci fıkrası diyor ki: “3/5 oy olmazsa, 360 milletvekili olmazsa soruşturma açılamaz.” Soruşturma açılabilmesi için değerli MHP’li, değerli AK PARTİ’li arkadaşlarımızın oylarına ihtiyaç var  yani yolsuzluğu kapatmak istemeyen, hırsızlığı kapatmak istemeyen, kayırmacılığı kapatmak istemeyen, nüfuz ticaretini kapatmak istemeyen namuslu, değerli, ahlaklı milletvekillerine ihtiyaç var. Benim sizden istirhamım şu: Hiçbir MHP’li, hiçbir AK PARTİ’li arkadaşımızın nüfuz ticaretini, hırsızlığı, yolsuzluğu kapatacağına ilişkin parmak kaldıracaklarına inanmak istemiyorum. Gelin, burada, daha önceden, evet, parti disiplini nedeniyle oy vermiş olabilirsiniz ancak biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi yolsuzluğu kapatma yeri değil, yolsuzlukları aklama yeri değil, hırsızlıkları kapatma yeri değil; burası, Meclis adaletin, özgürlüklerin, dürüstlüğün simgesidir diyoruz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli arkadaşlar, geçmişte bu şekilde suçlananlar oldu mu? Oldu. O dönem suçlanan bakanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bir dakikaya bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Geçmişte bu şekilde suçlanan veya iddiayla suçlanan insanlar oldu mu? Oldu. Milletvekilliklerinden istifa etti, bakanlıklarından istifa etti, Yüce Divanda yargılandı, geri geldiler. Sizden istirham ediyorum, eğer bu soruşturmaya izin verilmezse vallaha bu kara leke -MHP’li arkadaşlarım da kusura bakmasın, AK PARTİ’li arkadaşlar da kusura bakmasın- bu vebal hem AK PARTİ’nin boynunda kalır hem MHP’nin alnında kalır. Yani bu kara lekeyi gelin, silelim, Meclis bu kara lekeye alet olmasın. Aklansın, gelsin; onun da lekelenmeme hakkı var değerli arkadaşlar yani burada, aslında, bizim Ruhsar Pekcan’ın oradaki lekelenmeme hakkına da siz engel oluyorsunuz.

Ben teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

Şimdi, sayın din alimi hocamızın kendisi de burada. Ben özellikle hocama bakacağım, değerli hocam acaba parmağı neye kaldırıyor? Çok düzgün, dürüst bir ağabeyimiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ARSLAN (Kars) – Yalana parmak kaldırmayacağız, merak etmeyin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Madem yalandı, Bakanı niye görevden aldınız?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Burada kendisine belki sataşıyorum, sevdiğimden dolayı.

Hepinize teşekkürler, saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk, buyurunuz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özel olarak Ticaret Bakanlığı, genel olarak yürütme organı tarafından yapılan iş ve işlemler ile alınan kararlara ilişkin araştırma önergesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

“Bir gün devlet, kendini yönetecek namuslu, şerefli, haysiyetli ve devlet idaresine layık insanların idaresine geçtiği zaman bütün hastalıklar kökünden temizlenmiş olacak.” diyen büyük devlet adamı, Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ı, hele hele bugünlere, bugünkü bakanlara ve verilen araştırma önergesinin öznesine baktıkça rahmet, minnet ve özlemle anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Son dönemlerde ülke gündeminde video serileri olduğu için ikinci planda kalan nüfuzun ve görevin kötüye kullanılması ve artan yolsuzluk iddiaları, kendisine emanet edilmiş olan kamu gücünün özel çıkarlar için kullanılması devlete olan güveni sarsmıştır.

Mevcut ucube Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde yoğunlukla uygulaması görülen, kamuda denetimsiz alanlar oluşturma yönündeki uygulamalar derhâl ortadan kaldırılmalıdır. 6741 sayılı Yasa’yla kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun göstermelik denetimi, Sayıştayın denetlemekle yükümlü olduğu kamu kurumlarının çok düşük bir yüzdesinin denetlenebilmesi, Meclise gönderilen raporların oluşturulan komisyonlara kırpılarak ve sansürlenerek gönderilmesi ne yazık ki ülkemizin normali hâline dönüştürülmüştür.

Konunun özeline gelecek olursak Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan yetkisini ve makamını kullanarak kendisinin ve eşinin ortağı olduğu firmaya ticari çıkar sağlamıştır. Sonuçta Ruhsar Pekcan görevden alınmıştır. Peki, bu uygulamayı sabık Ticaret Bakanı tek başına yapabilir mi? Mümkün değildir. Ticaret Bakanlığında bu uygulama üçlü sacayağında gerçekleştirilmiştir. Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı kaynağı, parayı bulur, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı denetler, Destek Hizmetleri Başkanlığı harcar yani kurum kendi içinde bu daire başkanlıklarının onayı olmadan eski Bakanın ortağı olduğu firma bu işi elini kolunu sallayarak yapamaz. Yeni Bakan Bakanlığında göreve başladığında ilk işi neden Bakan Yardımcısı Gonca Işık Yılmaz Batur’u görevden almak oldu? Görevden alınan Bakan Yardımcısı bilgi işlem dairesinin ekonomik veri tabanını İngiliz menşeli bir firmaya ihale etmiş midir? Bakanlıkta dezenfektan işine onay veren Destek Hizmetleri Daire Başkanıyla ilgili soruşturma açılmış mıdır yoksa aksine ticari ateşe yapılarak ödüllendirilmiş midir? Bakanlığın yurt dışı heyetlerindeki iş adamlarını Bakan Hanım’ın eşi hangi sıfatla neyin karşılığında belirlemekteydi? Sadece kendi Bakanlığına mı dezenfektan satmıştır yoksa Diyanet İşleri başta olmak üzere başka devlet kurumlarına da dezenfektan satışı var mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Peki, diğer bakanlıklarda durum farklı mıdır? Burada gereğini yapmazsanız bütün bakanlıklar, bütün bakanlarınız zan altında kalacaktır.

Sigortacılık yaptığını söyleyen Bakanın yüzde 85’i ortağı olduğu sigorta acentesi devlete bağlı kurum ve kuruluşlara, örneğin Türk Hava Yollarına poliçe kesmiş midir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; velhasıl kamu yönetiminde güçlü denetim şarttır ve bu ucube hükûmet sistemiyle bunun mümkün olmadığı açıkça görülmüştür. Demokratik bir hukuk devletinde Hükûmetin bütün harcamaları şeffaf ve denetlenebilir olmak zorundadır. İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem önerilerimiz dâhilinde kamu denetim sistemimizin yeniden inşası konusunda tarafsızlığın ve bağımsızlığın güçlendirilmesi gerektiği açıktır. Bakanlıkların ve genel müdürlük denetim elemanlarının mesleki faaliyetlerini yürütürken görevlerini yerine getirebilmelerini sağlamak üzere anayasal güvence sağlanarak Türk denetim yasası acilen hayata geçirilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve değerli halkımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini biz baştan desteklediğimizi belirtmek istiyoruz. Fakat şurada belirtmek istediğimiz diğer önemli bir husus: Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan hakkındaki bu iddialar nedeniyle iktidar partisi niye bu kadar suspus durumda? Neden yine bir cezasızlık politikasını gütmek üzere yine böyle bir yola girmiş durumda?

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk iddiaları denilince irade gaspı ve kayyum olaylarındaki meydana gelen yolsuzluklar akla geliyor. Bakın, Diyarbakır Belediyesine kayyum atandıktan sonra, 2018 yılında sadece 5,5 milyon TL otobüs parasına aktarılan para yolsuz bir şekilde harcandı ve bu müfettiş raporlarına yansıdı. Diğer taraftan yine Diyarbakır Kayyumu Cumali Atilla makam odasına değerli arkadaşlar, 2 milyon kadar halkın parasını harcadı ve şatafat içerisinde görevini bıraktı, geçti. Bunları tabii, kim dile getirdi? Sevgili Eş Başkanımız Adnan Selçuk Mızraklı bu tür yolsuzlukları dile getirdi ve bununla ilgili mücadeleler yaptı ama şimdi o cezaevinde. Onu buradan selamlamak istiyorum değerli arkadaşlar. Diğer taraftan yine, bakın, kayyum başka ne yaptı? 1 ton 600 kilogram fıstıklı kadayıf, yüzlerce hediye fincan takımı bedeli 92 bin TL tutmuş ve bu parayla 460 ailenin aylık gelirini sağlayacak tarzda birtakım yolsuzluklara bulaşmış bu kayyum.

Değerli milletvekilleri, tabii yine Diyarbakır deyince -hani bir tosun ve karpuz meselesi var ya- karpuzun içerisindeki tosun akla geliyor. Bu nasıldı? Bu Çiftlik Bankı aynı zamanda anlatan ve halk tarafından “TT” olan yani yüz binlerce insanın görüntülerini gördüğü, karpuz içerisindeki Tosuncuk. Peki, buna ne kadar para harcadı Diyarbakır Belediyesi kayyumu? Değerli arkadaşlar, buna, bu heykellere tam 4 milyon 412 bin TL harcadı. Daha sonra ne oldu? Tepki karşısında bu heykeller ortadan kaldırıldı. Bu, AKP Hükûmetinin tavrı hâline gelmiş. Ankara’da dinozorları dikiyor, daha sonra tepki üzerine kaldırıyor; değerli arkadaşlar, Diyarbakır’da ise bu kaybolan Tosuncuk. Bu Tosuncuk da kayıp diğer Tosuncuk gibi; bunu da arıyoruz, şu anda bulamıyoruz.

Bir diğer husus, değerli arkadaşlar, benim bir sözüm de Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’a. Geçen gün bir televizyon programına çıkmış, ne diyor? Diyor ki: “Biz kayyumları halka hizmet etmek için atadık.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Savcı Sayan “Biz halkın iradesine halka hizmet etmek adına el koyduk.” diyor. Ben buradan kendisine sesleniyorum: Sen Ağrı’yı batırdın bir defa. Sizin iktidarınızda, on dokuz yıllık bir iktidar sonucunda Ağrı Türkiye’nin en yoksul kenti hâline geldi. Bakın, viraneye çevirdiniz Ağrı’yı. Ağrı’da hiçbir genç kalmıyor, hepsi Ağrı’yı terk etmek durumunda kaldı. Ağrı’ya büyükşehir statüsü kazandırılması gerekirken, nüfus göçünden dolayı şu anda büyükşehir olma statüsünü de kaybetti. Siz Ağrı’yı harap ettiniz. Senin Ağrı’ya vermiş olduğun hiçbir katkı ve hiçbir hizmet yok, ancak ve ancak savunabileceğin tek şey halkın iradesini gasbetmektir. Ağrı’nın başına gelebilecek en büyük bela da sizin iktidarınızdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Sabahat Özgürsoy Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin vermiş olduğu grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubum adına aleyhte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi, siz değerli milletvekillerimizi ve ekranları başında bizleri izlemekte olan vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden tam altmış bir yıl geçti. Milletimizin vicdanında derin yaralar açan, sonuçlarından biri de hiç kuşkusuz Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun darbeciler tarafından demokrasi, adalet, insanlık, vicdan, bu gibi duyguların ayaklar altına alınması suretiyle idam edilmiş olmalarıdır. Bu vesileyle darbeciler tarafından idam edilen merhum Adnan Menderes ve arkadaşlarını saygı ve rahmetle yad ediyorum. Şükürler olsun ki artık eski Türkiye yok.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tüm vesayet odaklarına karşı mücadele eden bir ülke hâline geldik. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde millet iradesinin yok sayıldığı bir ülkeden tüm vesayet odaklarına karşı mücadele eden, darbelere ve darbecilere geçit vermeyen bir ülke hâline geldik.

Değerli milletvekilleri, Covid-19 hastalığının ülkemiz ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması ve yerli sanayimizin artan ithalat baskısına karşı korunması amacıyla aralarında Çin Halk Cumhuriyeti’nin de bulunduğu ülkelere yönelik toplam 5.220 üründe ilave gümrük vergisi uygulanmaya başlanmıştır. Bu süreç içerisinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, sektör çatı kuruluşları, kamu kurumlarından gelen talepler dikkate alınmak suretiyle bütüncül bir değerlendirmeyle 1 Ocak 2021 tarihi itibarıyla ilave gümrük vergisi oranlarında şeffaf bir şekilde indirime gidilmiştir. Söz konusu önergede adı geçen firmaya yönelik bazı ürünlerde özel bir gümrük vergisi indiriminde bulunduğu iddiaları tamamen asılsız ve yersizdir.

Kıymetli milletvekilleri, Ticaret Bakanlığımız pandeminin başladığından itibaren halkımızın sağlığının korunması noktasında gerekli tüm önlemleri almış, diğer taraftan toplumsal ihtiyaçların temini, tedarik zincirinin sürdürülebilirliğinin devamı hususunda kilit öneme sahip gümrüklerimiz ise ticaretin aksamadan devamı için büyük bir özveriyle faaliyetlerine devam etmiştir. Önergede ismi geçen firmalarla ilgili, Bakanlığımız mevzuatın emredici hükümleri çerçevesinde gerekli tüm ürün ve fiyat değerlendirmesini yapmak suretiyle usulüne uygun bir şekilde alımlar gerçekleştirdiğini açıklamıştır.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan pandemi sürecinde ülkemizde gerekli olan koruyucu malzemelerin temini konusunda canla başla çalışan Bakanımızı itibarsızlaştırmaya çalışmanın farklı amaçlara hizmet ettiğini düşünmekteyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Devamla) – Dolayısıyla, bu konuyla ilgili elinde bilgi ve belge olduğunu iddia edenlerin konuyu yargıya taşımaları gerekmektedir, diyor Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Oylamayı  yapayım, söz vereyim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Ekrem Bey, buyurun.

 

 

 

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Başkanım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, biraz önce bir milletvekili arkadaşımız, burada hem ilimizi hem de belediye başkanımızı itham ederek Ağrı iline herhangi bir şeyin yapılmadığını… Halbuki AK PARTİ Hükûmeti geldiği günden bugüne kadar özellikle Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi ki şu anda 15 binin üzerinde öğrencimiz bulunmaktadır. Aynı şekilde yerindelik eğitiminden dolayı da yaklaşık olarak… Hem Doğubayazıt’ta -kendisi de Doğubayazıtlı- hem de Patnos'ta ve Eleşkirt'te şu anda fakültelerimiz var. Yine, aynı şekilde bu sene Sayın Cumhurbaşkanımızın da talimatıyla bir tıp fakültemizi kuruyoruz. Aynı şekilde, özellikle, Patnos ile Hamur arasındaki yola da eski parayla 154 trilyon lira ayırdık. Yine, aynı şekilde Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı bizim hükûmetlerimiz döneminde kuruldu. Tekstilkent’te şu anda o bölgede 4 binin üzerinde insanımız istihdam ediliyor. Geçen sene temelini attığımız ayakkabı fabrikası… Yine aynı şekilde, Ağrı’da çağırı merkezi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

 

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, AK PARTİ sözcüsü dedi ki: “Yapılan sözleşme ticaret hukukuna uygundur.” Benim elimde 2531 sayılı kamu görevlilerinin yapamayacakları iş ve işlemlerle ilgili kanun var. Bu kanunda diyor ki: “Kamu görevlisi…” Bakan da bir kamu görevlisidir, kendisi doğrudan ve dolaylı olarak Bakanlıkla iş ve işlem yapamaz. Yapılan, kanun dışıdır, kanuna uygun değildir ve burada sizin oylarınızla bu hırsızlığın üstü kapatılmıştır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun açık oylamasına başlıyoruz.

 

 

 

1.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Teklifi (2/2496) ve Dışişleri Komisyonu Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 171) (x)

BAŞKAN – Açık oylamanın ve bugün yapılacak diğer açık oylamaların elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Bu açıklama, bugün yapılacak diğer açık oylamalar için de geçerli olacaktır.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Açık oylama sonucu gelmiştir, okutuyorum:

“Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin 171 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylama sonucu:

Kullanılan oy sayısı : 241

Kabul                             : 239

Çekimser                       :    2(x)

 

   Kâtip Üye                Kâtip Üye

Bayram Özçelik    Necati Tığlı

    Burdur                      Giresun”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mozambik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun açık oylamasına başlıyoruz.

 

 

 

2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mozambik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1457) ve Dışişleri Komisyonu Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı:177)(x)

BAŞKAN – Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Açık oylama sonucu gelmiştir, okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mozambik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 177 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

Kullanılan oy sayısı : 266

Kabul : 264

Çekimser : 2 (X)

                       Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

Bayram Özçelik                                  Necati Tığlı

Burdur                        Giresun”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sırada yer alan İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Madencilik ve Hidrokarbon Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun açık oylamasına başlıyoruz.

 

 

3- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Madencilik ve Hidrokarbon Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1587) ve Dışişleri Komisyonu Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 180)(x)

BAŞKAN – Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Açık oylama sonucu gelmiştir, okutuyorum:

“İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Madencilik ve Hidrokarbon Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 180 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

Kullanılan oy sayısı                                                             : 270

Kabul                                                                                     : 268

Çekimser                                        : 2(X)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

 

1.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2032) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 188) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 188 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Koray Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 188 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, sözlerimin başında sözleşmenin hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, kültürel sınırları ve medeniyetimizin hudutları itibarıyla, mazlum coğrafyaların kalbi niteliğinde olan bir ülkenin adıdır. Dış politikanın icrası, bu büyük medeniyet coğrafyasının ihtiyaçlarını ve tarihî derinliğini taşımak mecburiyetindedir. Beş bin yıllık tarihin ve 16 devletin mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nin, ayakları yere basan bir dış politikaya sahip olması gerekir. Türkiye, dış politikada önce efelenecek sonra da çark edecek bir ülke değildir. Öncelikle, nasıl bir ülke yönettiğinizin, hangi tarihî mirasın üzerinde oturduğunuzun farkına varın. Ne yazık ki, on dokuz yıllık AK PARTİ iktidarı dış politikada, ülkemize zaman, güç ve itibar kaybettirmiştir. Mısır politikası bunun son ve en acı örneğidir, Suriye politikası böyledir, Irak politikası böyledir, Kıbrıs politikası böyledir, Libya politikası böyledir; sayın, sayabildiğiniz kadar.

Değerli milletvekilleri, hatırlayalım, iktidar 2002’de, ilk geldiğinde Kıbrıs’la ilgili tezi “Çözümsüzlük, çözüm değildir.” olmuştu. Hatta, Türkiye'nin Annan Planı’na “hayır” kampanyası yapan, Kıbrıs davasının baş kahramanı ve kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş da iktidarın hışmına uğramıştı. Sayın Erdoğan, Denktaş’a “Ne anlatacaksan git, Kıbrıs’ta anlat.” demişti. Sonuçta, iktidarın Kıbrıs’taki yanlış politikasını, hiç beklemedikleri şekilde Rum tarafının “Hayır.” demesi kurtardı. Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde de, partisinin grup toplantısında “Kıbrıs’ta iki devletli çözüm dışında çözüm kalmamıştır.” dedi. Kendisini öncelikle tebrik ediyor ve bu konuda sonuna kadar da destekliyoruz ama öğleden sonra günaydın demeden de geçemiyoruz. Demek ki çözümün adı neymiş: İki toplumlu, iki devletli çözüm. Bu çözüm, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1983’ten bile öncesine dayanıyor yani bu çözüm yarım asırlık devlet aklıdır. Beğenmediğiniz, “Propagandanı git Kıbrıs’ta yap.” dediğiniz Rauf Denktaş’ın ve bu ülkenin millî devlet politikasına on dokuz yıllık iktidarınızın sonunda ancak gelebildiniz. İşte sizin dış politikadaki basiretiniz, işte sizin öngörünüz, işte sizin ileri görüşünüz bu kadar. İktidar, hemen her konuyu deneme yanılmayla öğrenen bir çocuğa benziyor. İktidar, yılların birikimi olan devlet aklını bir kenara itmiş, yetişmiş diplomatları “monşer” diye dışlamış ve diplomasiyle alakası olmayan yandaşlarla Dışişlerindeki liyakat sistemini de yok etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidara geldi geleli görünürde İsrail’e karşı son derece sert politikalar yürüttüğü izlenimi vermektedir ancak gerçek hiç de göründüğü gibi değildir. İktidarın İsrail politikası hamasetten öteye maalesef geçmemektedir. Esip gürleyen, İsrail saldırılarını en sert şekilde kınayan iktidarın bu yaptıklarını biz de yaptık, herkes de yaptı, milletimiz de yapıyor. İsrail’in Kudüs’e yönelik, camide ibadet eden Müslümanlara yönelik hain saldırıları elbette kabul edilemez, şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz. Biz, acılar arasında bir öncelik sonralık ilişkisi kurmadan, hiçbir ayrım yapmadan tüm mazlumlar için sesimizi yükseltiyoruz. Filistin’i Arakan’dan, Kerkük’ten, Doğu Türkistan’dan ayrı tutmuyoruz. İYİ Parti olarak bizim teşkilatlarımız da mülki amirlerden izin alarak İsrail’in saldırılarını kınadılar, düzenlenen telin mitinglerinin neredeyse tamamına da katıldılar hatta Kırşehir’de ve birçok yerde de bizzat kınama mitingi de organize ettiler. O mitinglerde İsrail zulmünü protesto ettiler ama Çin zulmünü de kınadılar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin medeniyet hafızası, Filistin’deki zulme, işgale, akan kan ve gözyaşına Fahreddin Paşa’nın cesareti ve sadakatiyle karşı durur. Büyük Türkiye’nin vicdanlı dış politikası, Kaşgar’da, Urumçi’de, Turfan’da Doğu Türkistanlı milyonlarca mağdurun yok edilmesine, kültürel kıyıma haysiyetli tavır almak, insan hakları suçlarını dünyaya haykırmak demektir. Hükûmet olarak yüz binlerce Türk’ün toplama kamplarında yaşadığını bilerek -yeryüzünün açık hava hapishanesine dönüşmüş ve- bu Türk yurdunun feryadına kayıtsız kalıyorsunuz, gözyaşını ve zulmü görmezden geliyorsunuz. Bir Türk milliyetçisi olarak soruyorum: Bu mu insani ve ahlaki dış politikamız? Bu mu millî beka? Bu mu mazlumlara umut, kimsesizlere yurt olan Türkiye? Sayın Cumhurbaşkanına, Dışişleri Bakanına sesleniyoruz: Bu insanlık suçuna açık bir tepki koymak için daha neyi bekliyorsunuz? Ne yazık ki AK PARTİ yönetiminin Doğu Türkistan meselesine bakışı tam da bu anlattığım gibidir.

Değerli arkadaşlar, devlet yönetmek basiret ister, feraset ister, adaletin şaşmaz terazisine itaat ister. Filistin de, Arakan da, Doğu Türkistan da bizim müşterek meselemizdir. İnsanlığa yönelik olarak işlenen suçlar mazur görülemez, ticari çıkar kapsamında asla ve asla değerlendirilemez. Filistin’de İsrail kurşunlarıyla can veren ve isimlerini bu kürsüden okuduğunuz bebekler için, çocuklar için bizim de içimiz yandı. Bu zulmün sorumlusu İsrail’e biz de lanetler yağdırdık. Ancak bu kürsülerden, AK PARTİ’li arkadaşlarımızdan Çin zulmünün muhatabı olan bebeklerin ve çocukların isimlerini duyamadık. 5 ve 6 yaşında Çin’in toplama kamplarına tıkılan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı babasına yıllardır kavuşamayan Zahide ve Zarife Faruh’u bu kürsülerde konuşmadınız, aklınıza bile gelmedi. Annesi ve kardeşiyle toplama kamplarında tutsak kalan ve babasıyla görüşemeyen İmam Hasan Mehmet Resul için yüreğiniz yanmıyor mu?

Doğu Türkistan Kaşgarlı Mahmut’un memleketidir, bizim ata yurdumuzdur. İktidara sesleniyorum: Müslüman arıyorsanız Doğu Türkistanlılar Müslüman’dır. Türk arıyorsanız Doğu Türkistanlılar Türk’tür. İnsan arıyorsanız Doğu Türkistanlılar insandır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu değerlerin hiçbiri sizin için bir önem arz etmiyor mu? İYİ Parti olarak, Doğu Türkistan davası bizim ana meselelerimizden biridir ve bu işin peşini sonuna kadar bırakmayacağız.

Değerli arkadaşlar, iktidarın İsrail politikasını deşifre etmeye devam edelim. Malumlarınız olduğu üzere İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti. Sayın Erdoğan’ın dostu, dönemin ABD Başkanı Trump da bu kararı tanıdı. İktidar kınamaktan, üzüntülerini beyan etmekten, hamasetten başka ne yaptı?

Bir de hatırlarsanız Sayın Erdoğan Gazze’ye gideceğine dair bir de söz vermişti. Sayın Erdoğan’ın “Gazze’ye gideceğim.” sözü üzerinden kaç bahar, kaç yıl geçti ama bir türlü gidemedi. Gazze ziyareti sözü Sayın Cumhurbaşkanımızın boynunda asılı duruyor. Sayın Erdoğan’ın zamanında aldığı Yahudi Üstün Cesaret Madalyası da boynunda asılı duruyor. İade ettiğini de henüz duymadık ya da yaptı da bizim haberimiz olmadı.

Mavi Marmara üzerinden her türlü istismar yapıldı ama Mavi Marmara kurbanları ortada kaldı. Sayın Erdoğan daha önce “İzin aldılar.” dediği Mavi Marmara için en sonunda “Benden mi izin aldınız?” dedi, Mavi Marmara şehitlerinin kemiklerini sızlattı. Mavi Marmara olayının kritik şartları da yerine getirilmemiştir. İlk şart olan özür şartı yerine getirilmemiş, İsrail resmen özür dilememiş, Netanyahu Erdoğan’a telefonda üzüntülerini belirtmiş, yandaş medya da bunu özür diye sunmuş, cilalamış, millete anlatmaya çalışmıştır. Bir diğer şart olan Gazze ablukasının kaldırılması konusu da bugüne kadar yerine getirilmemiştir. İster sağa ister sola dönün, ne yaparsanız yapın, sonu tam bir fiyasko.

Ekonomi Bakanlığı ve TÜİK verilerine göre, 2000 yılında 1 milyar dolar civarında olan İsrail’le ticaret hacmi de 2020 sonunda 6,2 milyar dolara çıkmıştır. Yani İsrail’le ticaret hacmi 6’ya katlanmıştır. Şimdi, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Sahnede düşmanlar ama perde arkasında çok sıkı dostlar. Milletimiz bunu görmeli, bunların sahte İsrail düşmanlıklarına da aldanmamalıdır.

Türkiye'nin OECD üyeliği için İsrail’e uyguladığı veto AK PARTİ iktidarı tarafından kaldırılmıştır. Uzun süredir İsrail’in üyeliğine karşı çıkan Türkiye, Paris’te 10 Mayıs 2010 yılında yapılan oylamada “evet” demiş ve İsrail’e bu imkânı sağlamıştır.

Değerli milletvekilleri, iktidarın dış politikadaki basiretsiz politikaları nedeniyle maalesef Türkiye, yabancıların kendi gettolarını ve kendi mafyalarını oluşturdukları bir yer hâlini almıştır. AK PARTİ iktidarından önce Türkiye mültecilerin Avrupa’ya bir geçiş ülkesiyken artık mültecilerin kalıcı bir vatanı hâline gelmiştir. Yabancı kanallarda, emlak alana vatandaşlık verileceğini anlatan reklamlar, şehit kanlarıyla kazanılan ülke vatandaşlığının promosyon olarak dağıtılmasından başka bir şey değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dışarıda “Dostum Trump, Dostum Putin” diyen iktidar, içerideki siyasi rakiplerini de âdeta düşman olarak görüyor. Belli ki İYİ Partinin yükselişi iktidarı ve Sayın Erdoğan’ı fena hâlde rahatsız ediyor. Zamanında Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’e siyasi dokunulmazlığı olmadığı için “Hanımefendinin kaçacak deliği de yok, onun hesabı ağır olacak.” diyen ve çirkin bir şekilde hapis tehdidi yapan Sayın Erdoğan o zaman cevabını katmerli bir şekilde almıştı. Sayın Genel Başkanımız, Manisa’da hazırladığı cezaevi çantasıyla kürsüye çıktı ve orada hapis tehditlerine meydan okudu, işte, o an korku eşiği aşıldı. Sayın Erdoğan, yerel seçimler öncesi yaptığı o tehdidin ardından yerel seçimlerde de ilk kez yenilgiye uğradı, hatta tuş oldu.

Şimdi de, Sayın Erdoğan’ı yapılacak ilk seçimde daha ağır bir yenilgi bekliyor çünkü Sayın Erdoğan son grup konuşmasında, yine, Sayın Genel Başkanımızı ve onun şahsında İYİ Partiyi açıkça hedef aldı, açıkça tehdit etti. Sayın Erdoğan, Sayın Genel Başkanımıza, “Gelin Hanım’a Rize’de gayet güzel bir ders verdiler, gerekeni yaptılar. Bu daha bir, daha neler olacak, neler, bunlar iyi günler.” Bunlar ne kadar sorumsuz, ne kadar ölçüsüz, ne kadar izansız ve ne kadar çirkin sözler. Daha ne olacak? Evet, daha ne olacak? Her gittiğimiz yerde bizi taşlatacak mısınız? Yoksa İYİ Partilileri zincire mi vurduracaksınız? Yoksa İYİ Partilileri ve liderini linç mi ettireceksiniz?

Bütün dünya şunu bilsin ki: İyiler ve cesurlar hareketini ve onun korkusuz liderini hiçbir güç yıldıramaz, bugüne kadar olduğu gibi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Biz ateş çemberinden geçerek bugünlere geldik, bu koltuklarda öyle bedavaya oturmuyoruz, mücadele kültüründen gelen insanlarız. Biz önümüze çıkarılan tüm engelleri teker teker aşarak bugünlere geldik. Sadece Sayın Erdoğan değil, dünyadaki hiçbir güç bile bizi korkutamaz ve yıldıramaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Devletin ve milletin birliğini temsil etmesi gereken Cumhurbaşkanı, halkı açıkça kin ve düşmanlığa tahrik ediyor, teşvik ediyor. Bir Cumhurbaşkanı için bundan daha elim, daha vahim ve daha korkunç ne olabilir? İyiler ve cesurlar hareketi olarak Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan aziz Türk milletinin emrinde ve hizmetinde olmaya devam edeceğiz. İYİ Parti olarak tehditlere elbette ki boyun eğmeyeceğiz ama tahriklere de kapılmayacağız; sorumlu, akıllı ve ölçülü davranacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık bundan sonra İYİ Parti olarak Sayın Erdoğan’la rolleri değiştik. Şeyh Edebali’nin asırlardan süzülüp gelen öğüdünü liderimiz Sayın Meral Akşener’in şahsında İYİ Parti ailesi olarak üzerimize alıyoruz. Sayın Erdoğan ve AK PARTİ’li arkadaşlar: “Bundan sonra öfke size, uysallık bize. Güceniklik  size, gönül almak bize. Suçlamak size, katlanmak bize. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar size, adalet bize. Kötü söz, haksız yorum size; bağışlamak bize. Bundan sonra bölmek size, bütünlemek bize. Üşengeçlik size; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek bize. Sabretmesini bileceğiz, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutmayacağız: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Yükümüz ağır, işimiz çetin, gücümüz kıla bağlı. Allah yardımcımız olsun.” Bu öğüdü sadece ceddimiz Osman Gazi’ye değil bütün devlet başkanlarına veren Şeyh Edebali hazretlerinin ruhu da şad olsun.

Değerli milletvekilleri, İYİ Parti Türkiye’nin vicdanıdır. Binlerce yıllık devlet geleneğimizin, demokrasi tecrübemizin, birlikte yaşama irademizin vücut bulmasıdır. Beka nedir biliyor musunuz kıymetli arkadaşlar? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen şuurdur, “Devletin dini adalettir.” diyen ruhtur. Millet ile devletin et ve tırnak olduğu huzur iklimini sağlamak bir beka borcudur. İYİ Parti devlet ve millet arasında sarsılmaz bir sosyal bütünleşmeyi savunan bir milliyetçiliğin mümessilidir; ekonomik büyümeyi, dünyayla rekabeti, üretimi ve geleceği kucaklayan bir millîlik ve yerlilik anlamı taşır. Bizim milliyetçiliğimiz mevsimsel değildir; sizin çok iyi bildiğiniz siyasi konjonktürün gelgitlerine kurban edilemeyecek kadar köklüdür. Adaleti ve hürriyeti, insan hak ve eşitliğini esas almayan bir milliyetçilikten bahsedilebilir mi? Üzülerek belirtiyorum: Yetiştiğiniz siyasi gelenek, geldiğiniz bu nokta ülkeyi hürriyet ve özgürlüklerden her geçen gün daha da uzaklaştırıyor. Ülke hukuk devleti çizgisinden hızla uzaklaşmış, adalet ise terazisini aramaktadır. Türk milletinin ayranı kabarmıştır. Millet ve demokratik bir dip dalgası yükselmektedir, bunu çok yakında göreceksiniz. Feraset sahibi milletimiz sandık aracılığıyla demokrasi sillesini vuracak ve tarih yeniden yazılacaktır. İYİ Parti iktidarında, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle demokrasimiz rayına oturacak, devletin gevşeyen ve çıkan çivileri yerli yerine takılacak, demokrasi tarihimizde bir fetret devri olan bu ucube sistemin ardından, bunun bu döneminin ardından milletimiz rahat bir nefes alacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, İYİ Parti Grubu adına Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen, İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

27 Mayıs, Ülkücü Şehitleri Anma Günü’dür. Bu vesileyle, şehadet pınarından kana kana içmek uğruna kendilerini aziz Türk milletine armağan eden, Türk milletinin varlığı ve devamlılığı için hakka ulaşan başta merhum Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Beyefendi olmak üzere, ilk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’dan son şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na kadar tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle, dualarımla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, ekonomik kalkınma bir ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal refahının geliştiği bir süreçtir. Bir ülkenin ekonomik kalkınması nüfusun yaşam düzeyi, ekonomik rekabet yeteneği, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası, kişi başına düşen millî gelir ve ekonomik bağımsızlığın olumlu yönde değişmesiyle tanımlanan bir süreçtir. Ekonominin gelişmesinin temel dinamiği, insan sermayesi ve yarattığı yeniliklerdir. İnsan sermayesi insanların eğitimi, sağlık, bilim, çalışma koşullarının ve yaşam kalitesinin artırılmasından oluşmaktadır. İşte, tam burada, uluslararası anlaşmaların ülkelerin kalkınmasındaki önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Uluslararası anlaşmaların her iki muhatap ülkesi bu anlaşmaların ekonomik faydalarını ülkelerinin lehine çevirmek için gayret sarf etmektedir.

Bugün görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşmalar, özellikle son yıllarda Avrupa Birliği ekonomisinin daralması sonucu kıtadaki ekonomik potansiyelin farkına varılmasıyla doğabilecek fırsatların değerlendirilmesi bakımından Afrika’yla yaptığımız anlaşmalar açısından çok kıymetli. Uluslararası anlaşmalar taraf ülkeler arasında 21’inci yüzyılın getirdiği yeni fırsatlarla birlikte karşılıklı güven ve kazan kazan anlayışıyla çözüm üretebilecek büyük bir potansiyeli ortaya çıkarmaktadır. Bu açıdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak uluslararası sözleşmeleri desteklediğimizi belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi Avrupa Birliği 28 üye ülkesi bulunan ve 500 milyondan fazla nüfusa sahip bir birliktir. Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü üyesidir, G-8 zirvesinde ve Birleşmiş Milletlerde temsil edilmektedir. Türkiye, Avrupa Birliğiyle müzakerelerine 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması’yla resmiyet kazandırmıştır yani elli sekiz yıl önce Avrupa Birliğinin yıllardır, mesnetsiz ve boş gerekçelerle ülkemizin Avrupa Birliğine kabulüne engel olması, sudan bahanelerle zorluk çıkarması açıkçası bir Batı komedisidir. Bu komedinin son halkası Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanmış olan Türkiye raporudur. Avrupa Birliği bu raporuyla ezberlerini tekrarlamıştır. Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan Avrupa Komisyonu 2019 ve 2020 Türkiye Raporu 19 Mayıs 2021 tarihinde Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda yapılan oylamada 480 olumlu, 64 olumsuz ve 150 çekimser oyla kabul edilmiştir. Söz konusu rapor bugüne kadar Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu tarafından Türkiye hakkında ve aslında Türkiye aleyhine kabul edilen 11’inci rapordur. Raporda aday ülke olduğumuz vurgulanmıştır ancak Hükûmetin Avrupa Birliği değer ve standartlarından sürekli ve artan oranda uzaklaştığı iddiasına da yer verilmiştir.

Ülkemizin Doğu Akdeniz'deki faaliyetleri ve Türkiye’nin bölgeye ilişkin açıklamaları Avrupalıları çok rahatsız etmiş olmalı ki bunlar sebep gösterilerek Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin tarihsel olarak dip noktada olduğu ve ilişkilerin geldiği durumun iki tarafça değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır. Raporda Avrupa Birliğinin tüm Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkelerle beraber Türkiye’yle ilişkilerini gözden geçirmesi ve orta, uzun vadeye uzanan kapsamlı ve tutarlı bir strateji tanımlaması yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Genel Kurul öncesinde verilen bir değişiklik önergesinin kabul edilmesiyle raporda ülkemize sözde Ermeni soykırımı tanıma çağrısı bulunan ayrı bir paragraf eklenmiştir. Katılım süreciyle ilgili olarak mevcut olumsuz gidişatın ivedilikle ve tutarlı olarak düzenlenmemesi hâlinde 2005 müzakerelerine tekrar dönülmesi ve baştan başlanması önerilmiştir. PKK’nin AB’nin terör örgütleri listesinde yer aldığı ifadesi raporda korunmuştur ancak ülkemizin terörizmle mücadele düzenlemelerinin geniş yorumlanmasından ve terörle mücadele tedbirlerinin kötüye kullanmasından devlet politikasının temeli hâline getirdiği bahsedilmiştir. Raporda ayrıca ülkücü hareketten derin endişe duyulduğu kaydedilmekte, Avrupa Birliği ve üye ülkeleri, Avrupa Birliği terör örgütleri listesine ekleme olasılığını araştırmaya, derneklerini yasaklamaya ve faaliyetlerini yakından izlemeye davet etmektedir. Cennetmekân Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey’in de dediği gibi: “Dokuz ışık demek, Türk ülküsü demektir. Türk birliği ülküsü, yeryüzündeki bütün Türklerin bir millet ve bir devlet hâlinde bir bayrak altında toplanması ülküsüdür. Milleti ve vatanı bölmek isteyenlerle kavgamız vardır.”

Türkiye’nin göç kriziyle mücadelede takdire değer bir rol oynadığı, Avrupa Birliğinin Türkiye’deki Suriyelilere, ev sahibi topluluklara gerekli desteği vermesinin devam etmesi gerektiği yine raporda özellikle belirtilmiştir. Ayrıca, 18 Mart Mutabakatı konusunda karşılıklı yükümlülüklere atıf yapılarak, mutabakatın, insan hakları üzerinde etki analizi dâhil olmak üzere objektif değerlendirmesinin yapılamasının desteklendiğinin ve tarafların taahhütlerine uymasının öneminin altı çizilmektedir. Gümrük birliğinin güncellenmesinin, iki taraf açısından aslında ekonomik olarak gerekli olduğunu ama bununla ilgili de tereddütlerin olduğunu ve bunun şu an beklemede kalması gerektiği üzerinde vurgu yapılmıştır. Ayrıca, gümrük birliğinin güncellenmesi için insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili güçlü bir koşulluk ve tüm üye ülkelerle ilgili iyi komşuluk ilişkilerinin tekrar oluşturulması gerektiği vurgulanmıştır. Siyasi saikle hazırlanmış, tamamen yanlı, Türk düşmanlığının izlerini taşıyan bu rapor, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de dediği gibi yok hükmündedir bizler için.

Tarihsel döngü, dünyada yeni bir gücün ortaya çıktığı ve egemen güçle rekabet etmeye başladığı dönemlerde gerilimlerin yoğunlaştığını göstermektedir. Türkiye yükselen güçtür. Cennet vatanımız Türkiye medeniyetlerin kavşak noktasıdır. Doğu-Batı güzergâhının kesişme alanında yer almaktadır ve avantajları olduğu kadar dezavantajlarını da anlamak, görmek ve buna göre hareket etmek zorundayız.

Türkiye’yi yakın markaja alarak karanlık operasyonların hedefi hâline getirmek isteyen ve bu şekilde de el ovuşturanlara, fırsat kollayanlara, zemin yoklayanlara taviz veremeyiz ve göz yumamayız. Türkiye sadece ve sadece FETÖ, DHKPC, YPG-PYD, PKK ve bilumum terör örgütleriyle değil, destek veren stratejik tehditlerle de mücadele etmektedir. Türkiye Cumhuriyetini terör örgütleriyle sahada sıkıştırmak isteyenler, ekonomik baskılar ve manipülasyonlarla da teslim almak istemişlerdir. Açık seçik görüyoruz ki Türkiye’nin çevresinde sinsi ve sisli kuşatma sertleşmektedir. Türk milletinden öç almak için kuyruğa giren yerli ve yabancı mihraklar tacizlere, tahriklere, tahrip gücü yüksek şer kampanyalarına başvurmuşlardır. Türkiye ve Türk milleti zafer kazandıkça bu şer kampanyalarına hız vermişlerdir, derinlik katmışlardır. Avrupa Parlamentosunun Türkiye Raporu da bunların gün yüzüne çıkmış örneklerinden bir tanesidir. İnsan hakları ve demokrasiden dem vuran Avrupa’ya baktığımızda özellikle ülkemize ilişkin tam da aykırı bir tutum sergilediklerini tespit etmemiz çok da zor değil. İnsan hakları sisteminin temelinde “hoşgörü” ve “eşitlik” ilkeleri yer almaktadır. İnsan hakları, temel hak ve özgürlüklere saygı, ırk, cinsiyet, dil, din ayrımı olmaksızın uygulanmaktadır ancak raporda bunların hiçbirini göremiyoruz. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, özellikle Avrupa’yı değerlendirdiğimizde orada yaşayan Türk vatandaşlarımızı hedef alan nefret suçlarında 2020 yılında 2019 yılına oranla inanılmaz bir artış gözlemlenmiştir ve bu artışın en önemlisi özellikle nefrete dayanmaktadır. 2019 yılında Türk vatandaşlarını hedef alan 253 saldırının 47’sinin PKK terör örgütü tarafından yapılan saldırılar, geriye kalan 206’sının ise İslamofobik ve ırkçı nitelikli saldırılar olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Saldırıların 149’u yani yüzde 58,9’u bunun en önemli kısmı özellikle Türk nüfusunun yoğun olduğu Almanya’da gerçekleşmiştir. Saldırıların diğer ülkelere göre sayısal dağılımı ise Fransa, İsviçre, İngiltere şeklinde devam etmektedir. Yurt dışında yaşayan Türkleri doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen nefret suçlarından özellikle orada yaşayan Türklerimiz ne yazık ki etkilenmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle öncelikle tüm Avrupa ülkelerinde ve dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm Türklerimize, Türk vatandaşlarımıza buradan bayrağımızı dalgalandırdıkları için, Türk-İslam ülküsünün varlığı için, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ebet müddet yaşatılması için gerekli mücadeleyi yürüttükleri için buradan tekrar saygılarımı, minnetlerimi sunmak istiyorum, selamlarımı gönderiyorum ve sözlerime Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin sözleriyle son vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM - Çok özür dilerim Başkanım, bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN –  Buyurun.

ARZU ERDEM (Devamla) – “Biz Avrupa Birliğine muhtaç olmadığımız gibi Şanghay meraklısı da değiliz. Türk’üz, Türkçüyüz, Turan’ın sevda ve hedefindeyiz. Ne Avrupa Birliği ne Şanghay İşbirliği, biz diyoruz ki sonuna kadar Türk birliği. Irak’tan Suriye’ye, Afganistan’dan Hindistan’a, İran’dan Asya stepleri ve Avrupa içlerine kadar her yerde Türklüğün cevher ve damarı vardır. Hareket noktamız çift başlı Selçuklu kartalı sembolüyle ruh ve anlam kazanacaktır. Bir ayağı batıda, diğer ayağı doğuda; bir başı batıya dönük, diğeri doğuya çevrik çift başlı kartal, ecdadımızın güç ve kudretinin simgesi, bizim de stratejik irademizdir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya tesisini kendisine siyasi misyon belirlemiştir. Bu misyonumuzun kökleri, Türk milletinin tarihî ve kültürel gerçeklerine dayanan ve geleceği kucaklayan bir anlayışın tezahürüdür.”

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan, buyurun.

 

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün yaptığım konuşmada çayla ilgili olarak bugün Artvin’in Hopa ilçesinde bir basın açıklaması yapılacağını söylemiştim. Ne yazık ki Türkiye'de, Artvin’de Hopa’nın dışında bazı ilçelerde bugün basın açıklaması yapılmış olmasına rağmen; Kemalpaşa’da, Arhavi’de hiçbir sorun olmamasına rağmen Hopa’da yapılan basın açıklamasına polis orantısız bir şiddetle müdahale etmiş, 25 kişiyi aşkın kişi şu anda gözaltında, yaralılar var. Şu anda Hopa meydanında gerginlik devam ediyor. Polis bir tarafta, vatandaş bir tarafta; halk ile polis karşı karşıya gelmiş. Bunu isteyenler var. Bundan çok büyük bir üzüntü duyuyoruz. İvedilikle, gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasını, tansiyonun bir an evvel yatıştırılmasını -burada herhangi bir şekilde bir nümayiş yok, herhangi bir şekilde devlet güçlerine karşı bir direnme yok- buna ilişkin talimatı veren kamu görevlilerinin aynaya bakmasını talep ediyorum. Siyasi iklim değiştiği zaman buna ilişkin talimatı verenlerin de mutlaka sorumluluğunun gereğinin yapılacağını bir kere daha ifade etmek istiyorum. Çaya ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2032) ve Dışişleri Komisyonu (S. Sayısı: 188) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinden şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 27 Mayıs. “27 Mayıs” deyince tabii ki Türkiye siyaset tarihinde dramatik hafızalarımızdan birisi canlanıyor ve maalesef ki üzücü, toplumda derin yara bırakan dönemlerden birisi.

Bugün, AKP iktidarı darbelere karşı konuşmalar yapıyor, her anmalarda buna benzer ifadelerde bulunuyorlar fakat bugün geldiğimiz noktada başta HDP Eş Genel Başkanlarımız olmak üzere, milletvekillerimiz olmak üzere; efendim, geçtiğimiz günlerde yine İYİ Parti Genel Başkanına, bir kadın Genel Başkana yapılan saldırı başta olmak üzere, Pervin Başkanımızın Urfa’daki ziyaretine yönelik yapılan girişim dâhil olmak üzere yirmi yılda biriktirdiği binlerce kirli kayıt var. “Darbecilere karşıyız.” diye geldiler, “Yalanlarla, yasaklarla, yolsuzluklarla mücadele edeceğiz.” diye geldiler ama bugün darbe pratiğine sahip tüm kirli odaklarla, çevrelerle iş birliği yaparak Türkiye’yi derin bir krizin ve uçurumun dibine götürdüler.

Ben, şunu da ifade etmek istiyorum: Dışarıda halkımızın içindeyiz, toplumun içine giriyoruz; esnaflarla, pazarcılarla konuşuyoruz; halkımızla, kadınlarla, gençlerle, işsizlerle, esnafla konuşuyoruz; derin bir çaresizlik, umutsuzluk, güvensizlik var toplum içerisinde. Ve özellikle de son günlerde iktidar üzerine, iktidarın yetkilileri üzerine -bir zamanlar geçmişte de olduğu gibi- o kirli çıkar ilişkisinde bulundukları çevrelerden kendilerine yönelik ifşaatlar geldiğinde hemen dış güçler konuşması, senaryoları başlıyor. Tertemiz, pirüpak gibi çıkıp konuşabiliyorlar. Gerçekten şaşırıyorum ve hâlâ ben şaşırabildiğime şaşırıyorum sizlerle, sizin yüzünüzden arkadaşlar. Toplumun içerisinde karşılaştığımız gerçeklerin içinden çıkıyoruz, Meclise geliyorum diyorum ki: Ya, bu kadar kirli, bu kadar derin, bu kadar çirkin ifşaatlardan sonra herhâlde bu hafta hiçbirisi çıkıp başını kaldıramaz, konuşamaz, insan içine çıkamaz. Ama bir geliyoruz ki maşallah, dünyayı da siz kurtarmışsınız, Türkiye’ye de çağ atlatmışsınız. Türkiye’de haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik kalmamış. Türkiye’de işsizlik yok, yoksulluk yok, yalan yok, iftira yok, özgürlük sorunu yok. Hapishanelerde insanlar kırım kırım kırılmıyor; hasta mahkûmlar adım atamıyor, sürüm sürüm süründürülmüyor. Tertemiz bir Türkiye tablosu çiziyorsunuz. Nasıl bir utanma, nasıl bir vicdan, nasıl bir insanlık? Hâlâ şaşırıyorum, şaşırdığıma da şaşırıyorum sizlerin ortaya koyduğu bu pratikleriniz, konuşmalarınız, duruşlarınız sebebiyle.

Ve AKP lideri, ülkenin tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı… Daha dün, Komisyonda tekrar tekrar -kaç komisyondaydık- sizlerin ağzından çıkan cümleleri aynen yazdım, ben kendim yazmadım bunları. Bir tarafta diyorsunuz ki: “Türkiye hukuk devletidir. Türkiye demokratik, özgür bir devlettir. Türkiye’de kadına şiddete sıfır tolerans vardır.” Allah’tan korkun, hiç mi vicdan kalmadı? Nasıl bir Türkiye, nasıl bir konuşma, nasıl bir pratik, nasıl bir politik zihniyetiniz var? İdeallerinizi, düşüncelerinizi, hedeflerinizi bu kadar mı çürüttünüz, yitirdiniz? Lideriniz kalkıyor ne diyor? Diyor ki: “Gelin hanıma gayet güzel bir ders verdiler. Yine, dua etsin ki çok ileri gitmediler. Daha neler olacak neler, bunlar iyi günler.” “Biz mafyayla, darbecilerle mücadele ettik. Mafyacıların, oraya buraya çökenlerin elinden ülkeyi kurtardık.” diyeceksiniz. Bundan âlâ bir tehdit ifadesi olabilir mi halkımız için? Bu dil neyin dilidir? Bu dil nasıl bir nefret dilidir? Nasıl bir ötekileştirme dilidir bu dil? Ve bir kadına “Bay Meral” diyeceksiniz. Ben size, “Mahir Hanım, Mustafa Hanım” desem hoşunuza gider mi? Bu nasıl bir ifadedir ya? Hiç mi üslup kalmadı, hiç mi edep kalmadı? Bu nasıl bir ifadedir? Bir kadın olarak, sadece muhalefet milletvekili değil, baştan bir kadın olarak bir kadına yönelik bu ifadeleri kınıyorum ve size iade ediyorum. Böyle bir çirkinliği, böyle bir dili kabul etmiyoruz.

İşte, sizlerin bu diliniz, bu pervasızlığınız, bu üslubunuz kadın cinayetlerinin artmasında en büyük etken olmaya devam ediyor, Türkiye'nin, toplumun mafyalaşmasına da yol açıyor ve aynı zamanda sokaktaki çakalları da cesaretlendiriyor. Ne oluyor? Efendim, dün Cumhurbaşkanı İçişleri Bakanına sahip çıktığı ifadelerin arkasından ne diyor: “Sokak çakalları bunlar işte.” Bu kim? Bir din kültürü öğretmeni. Bizim, insanlık öğretsin, inanç öğretsin, ahlak öğretsin diye çocuklarımızı teslim ettiğimiz bir çakal, bir eşkıya, bir terörist. Arkasından dün akşam başka bir çakal, başka bir şarlatan ne diyor ekranlarda: “Daha çok kan akacak, çok kan akacak.” Peki, bu cesareti nereden alıyorlar? İşte buradan alıyorlar arkadaşlar, bakın, buradan alıyorlar. Eğer, iktidarın bakanları, kadın cinayetleri, uyuşturucu cinayetleri, IŞİD komutanları, toplumda ne kadar suça bulaşmış, kirliliğe bulaşmış insanlarla iktidarın fotoğrafları çıkmaya devam ederse bu çakallar daha çok cesaretlenecek ve halkımıza “Daha çok kan akacak, daha bu sizin iyi günleriniz.” demeye devam edecekler. Tabii ki daha “Komşularımızdan 50 kişiyiz, sadece biz götürürüz, ailece biz götürürüz.” diyenleri de hâlâ unutmadık arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, hani “Halkımız bize bu yetkiyi verdi, halkımız bize bu gücü verdi.” diye hep övünüyorsunuz ya, o kibrinizin o mazereti, dayanağı var ya... Ki o kibir helakınız olacak demiyorum, oldunuz zaten, zaten o kibrinizle helak oldunuz, farkında bile değilsiniz, keşke farkına varabilseniz. Fakat şunu ifade ediyorum: Bu halk sizlere bu yetkiyi, bu gücü, bu yönetim emanetini toplumu huzura erdirin, yalanlarla, yolsuzluklarla, yasaklarla mücadele edin diye verdi; topluma huzuru, adaleti, barışı getirin diye verdi. Adaletsizliği kaldırın, yoksulluğu, yalanı kaldırın, çalmayın, çırpmayın diye size bu emaneti verdi. Ama yetkileri tek elde toplayıp kendiniz gibi düşünmeyenleri tehdit edin, toplumu mafyalaştırın, önünüze gelen her suça bulaşmış kirli, suçlu, sapık insanlarla fotoğraf çektirin, onların hakkını koruyun, onları özgür gezdirin, onlara dokundurtmayın diye halk size bu yetkiyi vermedi.

Uyuşturucu ifşaatları aldı başını gidiyor tabii ki, daha neler var. Bizim de bildiklerimiz var, sanmayın ki sadece Katar’daki konuşuyor, onun verdiği işaretlerle iktidarın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen toparlayayım.

Neyse, ben hemen şunu kısaca geçeceğim, bunları sonra ifade edeceğim. Bir fotoğraf daha göstereceğim.

Geçtiğimiz günlerde, biliyorsunuz, 2’nci defa Kobani davamız görüldü; 108 arkadaşımızın yargılandığı, bizlerin de fezleke üstüne fezlekelerin geldiği, hâlâ geçmişte davamızın açıldığı, yetmedi, yine fezlekelerin üstüne geldiği Kobani davası. Şu fotoğrafa iyi bakın ey AKP’li vekiller ve halkımız, bu fotoğrafa iyi bakın kadın vekiller, birazcık vicdanınız varsa bu kadının gözlerine bakın; kafanızı kaldıramıyorsunuz, bakamıyorsunuz. İşte, Kobani davası IŞİD’in cariye edip pazara çıkardığı bu Ezidi kadınların IŞİD’in intikamını alma davasıdır. Onun için İçişleri Bakanının IŞİD komutanlarıyla fotoğrafları boy boy piyasalarda gezmektedir. Onun için bütün kirli ilişkilerde kim varsa onlarla ilişkileriniz hâlâ deşifre olmaya devam ediyor.

Bu halk sizlere gereken dersi verecek inşallah. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE GUATEMALA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 19 Nisan 2017 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm.

 Buyurun Sayın Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Evet, fotoğraflara bakmanızı istiyorum. Bir hasta mahpus ve bu hasta mahpus dün elleri kelepçeli olarak cezaevinden hastaneye götürüldü. Yürümekte zorlanan, hareket serbestisi kısıtlanmış, 5 kez kalp krizi geçirmiş, 4 kez anjiyo olmuş, yürüme, konuşma güçlüğü çeken ve bunun yanında çokça sayıda hastalığı bulunan, artık kendi başına yaşamını idame ettirmekte zorluk çeken bir kişi; ya, aslında binlerce mahpustan sadece biri: Mehmet Emin Özkan. Hani görmüşsünüzdür muhtemelen görmemezlikten gelmişsinizdir, belki fotoğrafına bakamamışsınızdır, belki biraz vicdanınız sızlamıştır ama bir kez daha göstermek istiyorum. Bakın, Mehmet Emin Özkan, Diyarbakır T Tipi Kapalı Cezaevinde ve bu hâliyle hâlen cezaevinde tutuluyor; yetmedi, hastaneye götürürken ellerine kelepçe takıldı, o da yetmedi, hastanede bile, yatağında bile kelepçeyle tutuluyor ve bunun gibi çok sayıda hasta mahpus ölümle baş başa cezaevlerinde; tedavileri yapılmıyor, tahlilleri yapılmıyor. Niye? Çünkü bu iktidar, düşman ceza hukukuyla devam ediyor, düşman infaz hukukunu yerleştiriyor ve bu insanları ölüme terk etmek üzere bir politika izliyor. Bu nedenle de bu insanları cezaevlerinden tahliye etmiyor. “İnsan Hakları Eylem Planı” diyorsunuz, işte, “demokrasi” diyorsunuz, bunun için paketler açıklıyorsunuz, bugün de Adalet Komisyonuna getirilen İnfaz Yasası’na ilişkin bir taslak var, yine orada da süslü cümleler kurulmuş “İnsan Hakları Eylem Planı” diye ama siz insanları cezaevinde öldürüyorsunuz, hangi insan haklarından bahsediyorsunuz? Hangi politikalardan bahsediyorsunuz?

Peki, bütün bunlar olurken, cezaevinde bir başka kesim nasıl yaşıyor, ondan biraz bahsetmek istiyorum. 2018 tarihli süreçten, organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı, Kırıkkale Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde ve hakkında sürekli doktor raporları veriliyor; onun yaşam koşullarına ilişkin, nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin, ha bire kurul raporları, doktor raporları geliyor. Ne diyor, biliyor musunuz? Aile sağlık merkezinin 2017 tarihli raporu: “İstemediği sürece, il içi veya dışı hiçbir hastaneye sevk edilemez.” Dikkat edin! “İstemediği sürece…” Keyfine bağlı. Yine “Kırıkkale dışına hava, kara ve deniz yoluyla ambulansla dahi gitmesi hayati tehlike arz etmektedir.” Dolayısıyla, gidemez çünkü cezaevinde kuş sütü eksik olmayan koşullarda yaşadığı için, orayı bağladığı için cezaevini değiştirmek istemiyor. “Türkiye’de hiçbir yerde hücre cezası yatamaz.” Yine “Koğuş kapısı, havalandırma bahçe kapısı açık olmak kaydıyla yirmi dört saat hava almaya çıkabilir. Acil olarak bistüri 2 adet ile nasırlarını tedavi etmesi zorunlu olduğundan ağrılarından dolayı odasında ve yanında bulundurması uygundur.” Yine, makas taşımasının uygun olduğu söylenmiş, markası bile söylenmiş -“S” marka diye geçeceğim, marka reklamı yapmamak açısından- “S” marka makas taşıması için de özel rapor aldırmıştır. Yine, 2017 tarihli sağlık kurulu raporunda “Cezaevi kantininde bulunmayan eski Kars kaşarı peyniri tüketmesi uygundur.” demiş. Dikkatinizi çekiyorum; cezaevinde insanlar yiyecek bulamazken, doğru düzgün bir beslenme koşullarına sahip değilken “Eski Kars kaşarı yemesi gerekir.” diye rapor verilmiş. “Haftada üç gün balık, 2 defa ızgara köfte yemesi, cezaevinin belirlediği lokantadan buğulama ve ızgaranın avukatları tarafından cezaevine teslim edilmesi gerekir.” demiş. “Yemeklerinin cezaevinde pişirilmemesi, dışarıdan alınması, avukatları aracılığıyla cezaevine getirilmesi...” diye rapor verilmiş. “Kafein ihtiyacı için hastalıkları nedeniyle ‘S’ marka kahveyi dünyanın değişik yerlerinde kullanıldığı için ‘French press’ bardakla burada avukat ziyaret mahallinde sigara, kahve ve çay içmesi uygundur.” demiş. Kahvesine kadar, kahve bardağına kadar rapor verilen bir cezaevi sürecinden bahsediyorum. Bunların gerekçesi olarak da denmiş ki: “16 türde değişik hastalığının 6 tanesi ölümcül risk taşımaktadır. Zamanını koyamadığımız, sekiz ay da olur, bir sene de olur, her an ölüm riski taşıdığından, hayatını kaybetme olasılığı yüksek olduğundan bütün bu koşulların sağlanması gerekir.” demiş. Aynı zamanda, “Psikolojisi bozulmasın, morali bozulmasın diye de helalleşme açısından da istediği isimlerle kişi, sayı adeti koymadan bu ziyaretler hastayı yeniden hayata bağlayabilir, bu nedenle hiçbir sınırlama olmadan odasında açık görüş yaptırılsın.” demiş. Bunlar kimin raporları? Doktorların, sağlık kurulunun raporları ve cezaevi idaresi de Alaattin Çakıcı’yı bu koşullarda cezaevinde tutmuş. Şimdi, bu bir cezaevi mi değil mi bu kısmını size bırakıyorum.

Peki, bunun karşılığında ne oluyor? Bu ülkede cezaevinde insanlar hayatlarını kaybediyor. Ali Boçnak, Kars’ta yine klasik KCK iddiasıyla operasyon kapsamında gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, yedi yıl sekiz ay hapis cezası veriliyor ve geçen sene 24 Eylülde cezaevinde hayatını kaybetti. 2 kez infazın ertelenmesi, infazını açık cezaevinde geçirmesi için başvurular yapıldı avukatları tarafından ama ne infaz ertelemesi yapıldı ne açık cezaevine çıkarıldı. Gerekçe neydi? Tarafsız koğuşa geçmediği gerekçesiyle hukuka uygun olmayan, uyduruk bir kararla Ali Boşnak tahliye edilmedi ve cezaevinde ölümüne yol açıldı.

Yine, şu an hayatını devam ettiren ama tahliye olmaması hâlinde çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalacak olan Ergin Aktaş var. On yıldır cezaevinde, 2 kolu da yok, KOAH hastası. ATK’nin 5 kez raporu var “Cezaevinde kalamaz.” diye, buna rağmen tahliye edilmiyor, o da benzer bir şekilde ölüme mahkûm ediliyor.

Bu ülkenin en ciddi sorunlarından biri hasta mahkûmlar, hasta mahpuslar maalesef. Bugün idare, aslında bugün AKP iktidarı, maalesef, bunların hepsini ölüme mahkûm etmiş durumda.

Bu da yetmiyor, cezaevlerinde yaşadığımız diğer bir sorun infaz yakmalar. İnfazlar son dönemde gözlem kurulu raporları ve infaz hâkimliğinin hukuka aykırı, keyfî, tamamen ideolojik, kişinin yargılandığı cezaya ilişkin, suça ilişkin bakarak verdiği kararlarla ve aslında hukukun hiçbir yerine sığdıramayacağımız kararlarla insanların şartlı salıverme süreleri yakılıyor, denetimli serbestlik hakları ellerinden alınıyor ve yıllarca cezaevlerinde hukuksuz olarak kalmasına yol açılıyor. Fahrettin Şahin bunlardan biri. İyi hâl koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle tahliye edilmedi. Kurul kararında ne diyordu biliyor musunuz: “Kişinin dosyası incelendiğinde, kurum yaşantısında tehdit, tahrik, ısrar, yalan beyan, kavga gibi zorlayıcı tutum ve davranışlarda bulunduğunun düşünülmediği, şu an kurum demirbaşını koruma ve tasarruf kurallarına uyumlu olduğu ancak toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı gözlemlenemediği…” “Gözlemleyemedik, bu konuda bir fikrimiz yok, öyleyse şartlı salıverme süresini yakalım.” diye karar verilmiş. İnsanların haklarıyla bu derece oynama hakkını size kim veriyor?

Cezaevleri tabii ki sorun ama bu ülkede sadece cezaevleri sorun değil, aslında iktidarın tüm alanlara saldırdığı gibi bir tanesi de emeklilikte yaşa takılanlar. Maalesef, bu ülkede emekliler gittikçe yoksullaşıyor, emekli maaşları enflasyon karşısında eridi ve bu rakamlarla geçinemez hâldeler. Bu da yetmedi, emekliler için 4447 sayılı Kanun’la sigortalılık hizmet süresi prim ödeme gün sayısının yanına yaş şartı eklenmişti. “Aleyhte çıkan kanun geriye doğru işlemez.” ilkesine rağmen, bu yasa emekliler için geriye doğru işletildi, kadınların kademeli olarak 58, erkeklerin kademeli olarak 60 yaşında emekli olması hükme bağlandı ve bugün EYT olarak adlandırılan milyonlarca emekçi çalışanının hakkını bu iktidar gasbetti. “Kazanılmış hak” ilkesi yok sayılarak emeklilikte yaşa takılanların kazanılmış hakları tırpanlandı. Emeklilikte yaşa takılanlar bir an önce bu sorunun çözülmesini istiyor. Hayatlarıyla oynuyorsunuz insanların, yaşamlarıyla oynuyorsunuz, emekleriyle oynuyorsunuz, bir an önce -siz de söz vermiştiniz, hatırlarsanız- seçim öncesi verdiğiniz vaatlere dönün bir bakın ve insanların hak edilmiş kazanımlarını ellerinden almak yerine, bugün hak ettiklerini onlara yasal düzenlemelerle verin diyorum bir kez daha.

Yine, iktidarın saldırı alanlarından bir tanesi sağlık emekçileri. Geçenlerde, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesi arkadaşlarımıza yönelik bir operasyon yapıldı. Sağlık emekçileri ne yaptı bu dönemde? Yaşamları pahasına, sağlıkları pahasına hizmet vermeye devam ettiler, üstelik de iktidarın hiçbir desteği olmamasına rağmen, hiçbir güvence sağlamamasına rağmen halkın sağlığı için, halk sağlığı için çalışmaya, saatlerce, mesai saatleri belli olmaksızın çalışmaya devam ettiler. Buna rağmen ne yaptı iktidar? Elbette ki klasik, kendisini eleştiren sağlık emekçilerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Her zaman yaptığı gibi, iktidar kendisine karşı ses çıkaran, politikalarını eleştiren, “Sağlık alanında doğru yapmıyorsunuz, halk sağlığıyla oynuyorsunuz, gerçekleri gizliyorsunuz. Şeffaf olunması lazım, demokratik bir işleyiş lazım, halk sağlığının öncelikli olması lazım. Sermaye değil, öncelik halk sağlığıdır.” diyen sağlık emekçilerine yönelik bir operasyonla gözaltı işlemi yaptı. Hâlen arkadaşlarımız gözaltındalar. Hatta o kadar ileri gittiler ki SES eski Ankara Şube Yöneticisi Ramazan Taş’ın, o gün abisi vefat etmesine rağmen cenazesine gitmesine dahi izin verilmedi ve bu hakkı da elinden alındı.

Aslında bu saldırılar aynı zamanda, kadın mücadelesi yürüten, sendikal mücadelede, kadın özgürlük çizgisinde yürüyen kadın mücadelesine yönelik de bir saldırı dalgasıydı. Her zaman olduğu gibi, kadınları yine susturmaya, sessizleştirmeye, ötekileştirmeye çalışıyorsunuz ama ne kadınlar ne toplumsal muhalefet bu sessizleştirmenize boyun eğmeyecek diyorum. Kazanan direnenler olacak. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de can güvenliği sorunu var arkadaşlar, çok ciddi anlamda var. Televizyonlara çıkıp ısrarla “Bu ülkeye can güvenliğini getirdik.” diyorsunuz ama çeteler kol geziyor. Heyecanlanmayın, o bildiğiniz çeteden bahsetmiyorum, o konuyu arkadaşlar yeterince söylüyorlar. Silivri sahilinde 2 gencecik kardeşimiz Metehan Kaya ve Mertcan Kaya bir tanesinin doğum gününde o bölgedeki kalabalık bir çetenin saldırısına uğruyor. Bir kardeşimiz, Mertcan Kaya yaşamını kaybediyor, Allah rahmet eylesin; Metehan Kaya da şu anda hastanede. Umarım sağlığına en kısa süre içerisinde kavuşur. Ama bu soruşturmanın başından itibaren “Arkamızda iktidar partisi var.” diyen bir aile ortaya çıkıyor. Sonra kamuoyu baskısıyla beraber soruşturma normal seyrine giriyor. Tavassut artık gencecik çocukların canını verdiği yere kadar işlemişse dikkatli olmak lazım. Takip edeceğiz bu davayı, takip edeceğiz.

Ben burada size bir İstanbul masalı anlatacağım şimdi, çok güzel bir masal. Bir iki gün önce bir İstanbul milletvekili arkadaşımız çıktı burada Alman Çeşmesi’nin borusuyla, sapıyla çeşmenin musluğuyla ilgileniyordu İstanbul’u anlatırken. Bakın bu elimdeki var ya -taşırken kolum ağrıyor, emin olun- bugün Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı basın toplantısında İstanbul’da yaptığı işlerle ilgili bahsettiklerinin bir miktarı. Saymaya kalktım, 250 başlık falan yapıyor. Taşıması kolay değil, okuması hiç kolay değil, tavsiye ederim, takip edin. İstanbul’da çok güzel şeyler yapılıyor ama İstanbul’da yapılmayan şeyler var, o konuda da çok haklısınız. İBB bazı şeyleri yapmıyor, uyarmanız ve kulağını çekmeniz gerekiyor. Ne mi yapmıyor? Mesela paravan derneklere ve vakıflara kıyak çekmiyor ya, boruyu kesti. Uyarın ya, böyle bir yönetim olur mu? Alıştığınız işlere benzemiyor bu, olur mu böyle bir şey, boruyu bağlamak lazım değil mi? Salgın döneminde vatandaşa sırtını dönmüyor, esnafa dönmüyor, sanatçıya dönmüyor, yoksula dönmüyor, öğrenciye dönmüyor, sağlık çalışanına dönmüyor. Unuttunuz ya vatandaşı sokakta ama dönmüyor, yapmıyor; uyarın onu ya, yanlış yapıyor. Vatandaşı aldatmıyor, şeffaf, açıklıyor, kameraların karşısında ihaleler yapılırken imar planları yapılırken alımlar yapılırken. Hani size diyoruz ki: “Kamuya alım yaparken mülakatları kayıt altına alın.” diye, yapmıyorsunuz, İBB yapıyor. Zabıta alırken yaptı, ben size söyleyeyim, gelin beraber izleyelim, o kadar da güzel oluyor ki. İsraf yapmıyor, israfın kuyruğunu kesti, yirmi beş yıl boyunca israfla yönettiğiniz bu memleketi adam gibi yönetiyor ve kaynakları doğru kullanıyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sen nerede yaşıyorsun ya?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Bir şeyi daha yapmıyor, uyarın. Alıştırdınız milleti ayrımcılığa, hiç ayrımcılık yapmıyor, emin olun ya. Hiç ayrımcılık yapmıyor, başka güzel şeyler yapıyor, onları da anlatayım ben size. İstanbul şehrinde artık neler var biliyor musunuz? Yatırımları falan anlatamam, 150-200 başlık çok ama arzu ediyorsanız mesela bu ayın yirmi dokuzunda Ataköy-Olimpiyat metro hattının açılışı var, onların istasyonları var, Bahariye falan filan. İstanbul milletvekillerimiz ve tüm milletvekillerimiz, iktidar milletvekilleri benim davetlimdirler, gelsinler bu güzelliği beraber yaşayalım. Bir şehrin 10 tane metro inşaatını daha önce, 2017 yılında basiretsizliğinizle durdurmuş olmanıza rağmen, her türlü engellemelerinize rağmen adam gibi bir başkanın nasıl yaptığını gelin size orada göstereyim, hep beraber zevk alalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Dedik değil mi vatandaşa ayrımcılık yapmıyor? Başka güzel şeyler de yapıyor, sizin unuttuğunuz. Mesela, vatmanlar, gemiciler, İETT şoförleri, çok çeşitli görevlerde kadınlar var; giyimlerine, kuşamlarına hiç kimse karışmıyor. O kadar güzel çalışıyorlar ki gencecik kızlarımıza örnekler yetişiyor İstanbul’da. Unutturduğunuz, kadını eve mahkûm ettiğiniz hayatı sarsıyor Ekrem İmamoğlu, haberiniz olsun. Gelin, onları da size yerinde gösterelim. İstanbul’un kültüründen sanatına kadar yirmi beş yıl boyunca -örnek veriyorum- çözmediğiniz, Beykoz’a lağım akıtır haldeki Beykoz’un sorununu çözüyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Cumhurbaşkanı adayınız belli oluyor.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Hiçbir yerel belediyenin hangi parti olduğuna bakmadan hizmet veriyor. Gelin, Silivri’de beraber gezelim. Milliyetçi Hareket Partili çok kıymetli bir kardeşimiz var orada, Volkan Bey. Gelin, onunla beraber oturalım, İmamoğlu’yla beraber Silivri’de neler ürettiklerine beraber bakalım.

İstanbul’un çeperlerinde tarım yapılıyor ya, unutturdunuz bu millete, İstanbul’un çeperlerinde tarım yapılıyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) -Hikâye, hakikatlerle uzak yakın ilgisi yok. Anlatma, görüyoruz olanları. Geç sen onu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Erzurum’dan görülmüyordu.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Elinden tutup gezdireyim, gel kardeşim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Onu parlatıyorsun sen. Cumhurbaşkanı adayın belli senin.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Hazmedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfeder misiniz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Şimdi, bu Ekrem İmamoğlu problemli gerçekten ya. Allah öyle bir yetenek vermiş ki ona ibadet eder gibi adam hizmet veriyor ya, uğraşmayın.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İbadet yapar gibi kadınları yerlerde süründürüyor.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Ben burada iki yıl önce size dedim ki: Uğraşmayın, başınıza iş olur. Oldu vallahi ya, unutturduğunuz her şeyi yapıyor şu anda.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hikâye.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) -  İstanbul halkına kardeşliği getirdi, barışı getirdi, insanlığı getirdi, dayanışmayı getirdi.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hadi canım!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Unutturduğunuz bütün feodal güzel değerleri hayata geçirdi. Elinizden tutup gezdireyim isterseniz ama burada teşekkür etmemiz gereken birileri var.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dünyadan haberin yok senin.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Türkiye'nin demokrasi güçlerine teşekkür ediyorum. Ekrem İmamoğlu gibi bir Belediye Başkanını bize kazandırdığı için yürekten teşekkür ediyorum. İstanbul halkına teşekkür ediyorum, diğer bütün yerel yönetimlerdeki başarılı arkadaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Size de tavsiyem: Bakın, beni dinleyin, bir kusuru var Ekrem İmamoğlu’nun, hemen soruşturma konusu yapın onu isterseniz; gözünün üstünde kaşı var, haberiniz olsun, ihbar ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, bırak sen!

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde’de esnafları gezdim, çarşı pazara gittim, “Vatandaşın hâli nicedir?” diye baktım; karpuz dilimle satılıyor, salatalık gramla alınıyor, esnaf kan ağlıyor çünkü kirasını, sigortasını, vergisini, elektrik faturasını ödeyemiyor; verilen destekler bunları karşılayamıyor, müthiş bir gelir daralması var. Yaşadıkları sorunları ne yazık ki Ankara görmüyor. Burada geçmişte Bakanlar Kurulu vardı, bakanın yüzüne söyleyerek konuları, sorunları anlatıp en azından haberdar olmalarını sağlıyorduk; bugün artık Bakanlar Kurulu olmadığı gibi Adalet Partisinin sıralarında milletvekili de yok.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Adalet Partisi de yok şu an burada.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Onun için, biz buradan halkımıza da yaşanan olayları anlatalım, bilgileri olsun.

Bakan Hatay’a gitti, buğdayla ilgili hasat yaptı, biçerdövere çıktı. Türkiye’de 22 ilde kuraklık var, çiftçi “Yandım anam!” diyor; Bakan gitmiş, dönümünde 650 kilo verim alan bir çiftçinin tarlasına uğramış. Oysa TÜİK verilerine göre kuru tarımda dönümden ortalama 270 kilo verim alınır. Bu ülkenin yüzde 70’inde de kuru tarım yapılır. Niğde gibi yerlerde dönümden 140 kilo, 170 kilo verim alınır ve Bakan diyor ki: “Biz dekarda 275 lira destek verdik.” Yani dekardan bin kilo ürün alınırsa dediği doğru ama gerçek ne? Dönüm başı 270 kilogramdan 3,5 dönüm buğday ektiğinizde 1 ton yapıyor ve verdiğiniz destek dönüm başı 75 kilo. Dedim ki Bakanın dili mi sürçtü, açtım Toprak Mahsulleri Ofisini, baktım oradaki internet sayfasına, “Dekarında 275 lira destek veriyoruz buğday çiftçisine.” diyor.

Ey çiftçi kardeşim, dekarda 275 lira destek alan var mı? Kamuoyunu yanıltıyorsunuz. TÜİK çıkmış açıklama yapıyor, Toprak Mahsulleri Ofisi çıkmış açıklama yapıyor, “Kuraklıktan 1 milyon ton kaybımız var.” diyor. Oysa, çiftçi diyor ki “En az 3 milyon ton.” Bunun sonunda ne olacak?

Şimdi, ekmeklik buğday için 2.250 lira verdiler, makarnalık buğday için de 2.450 lira verdiler. Baktılar ki hasat döneminde dahi Türkiye’deki borsalarda fiyat bunun üzerinde. Ne yaptı Toprak Mahsulleri Ofisi? Dedi ki: “Yurt dışından buğday almadan önce yurt içinde satış fiyatını açıklıyorum.” 2.450 lira ekmek diye açıkladı, 2.650 lira makarna diye açıkladı, 1.750 lira taban fiyatı vardı, arpayı da 1.950 liradan satacağını açıkladı. Şu anda, bu fiyatlarla Toprak Mahsulleri Ofisi ne kadar buğday satacak? Çünkü geçen yıl aynı Bakan, aynı Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü dedi ki: “Stoklarımızda ürün var, sorun yok.” Bu yıl bir ay önce, bu kez genel müdür geçen yıl stoklarımız sıfırdı, bu yıl tedbirliyiz.” dedi. Yurt dışı piyasalarına bakıyoruz, şu anda, 270 doların altında tonu, yerinde buğday yok. O zaman sen fakirin fukaranın, garibin gurebanın, yokluk çekenin yaşadığı koşulları görmeyip, vergisi ile verdiğini alacaksın, gideceksin yurt dışındaki çiftçiye daha fazla fiyat ödeyeceksin, sonra getirip Türkiye’de piyasa dengelemeye kalkıp kamu zararı yaratacaksın, ardından da “Yurt dışına ihracat yapıyoruz.” diye hikâye anlatacaksın. Bu yıl, 19 milyon ton TMO’ya göre buğday elde edeceğiz, en az 10 milyon ton da ithal edeceğiz. İthal edeceğimiz buğdayı bu açıklanan rakamlardan fazla alacağız, yurt içine de dengeleyeceğiz diye daha ucuza satacağız. Ya, arkadaş, bunu yapacağınıza piyasanızda 2 milyon hektar buğday ekim alanı ortadan kalkmış. Çiftçimize destek verseniz, ilacını, gübresini, tohumunu, mazotunu, yer altından çıkan suyunun elektrik parasını indirseniz de o çiftçi daha ucuza mal etse, vatandaşımız da önümüzdeki süreçte yaşanacağı gibi, unu, ekmeği daha pahalı yemese olmaz mı? Niye bizim insanımıza destek vermiyorsunuz? Niye vatandaşı daha pahalı ürüne mecbur kılıyorsunuz? Ülkeyi tarım politikası olarak yönetemiyorsunuz.

Açıklamalarınızda algı yaratıyorsunuz, kamuoyuna sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi gösteriyorsunuz. Gel beraber Niğde’ye gidelim, gel beraber Mardin'e gidelim, gel beraber Diyarbakır’a gidelim, gel beraber Kırıkkale’ye gidelim, bir bakalım tarlada durum ne. Yani bir ülkenin Bakanı gerçeklerden bu kadar kopuk olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Söylenecek çok söz var ama taşeron firmada kalan işçi arkadaşım diyor ki: “Bizi de söyle Vekilim, ne zaman kadroya alacaklar?” Emeklilikte yaşa takılanlar diyor ki: “Bizim sorunumuzu bir an önce çözün.” Öbür tarafta atama bekleyen öğretmenler var, sağlıkçılar var. Bir de haziran ayında Millî Eğitim Bakanlığında daimî işçi kadrosundaki 32 bin işçi iki aylığına işten çıkarılacak. Onlar da diyor ki: “Bizi de sürekli işçi kadrosuna alsınlar.”

Esnafın sorunu var, işçinin sorunu var. Emekli “Yandım anam.” diyor, pazara çarşıya çıkamaz duruma gelmiş, ülkenin gündeminde bunlar yok. Ülkenin gündeminde algıyla, pembe tablolar çiziliyor. Ortada bir gerçek var: Yokluk artıyor, yoksulluk artıyor. Çiftçisi, işçisi, esnafı, emeklisi, engellisi dar gelirlisi mağdur durumda, sorunlu durumda, yokluk içinde.

İktidar da bunu duysun diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar; İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu.

Buyurun Sayın Osmanağaoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ticari, siyasi, kültürel ve diplomasi kanallarının tamamını kullanarak sağlam bir zemin üzerinde onurlu bir yürüyüş gerçekleştirmektedir. Bunun gereği dünyadaki birçok ülkeyle ilişkilerini güçlendirme gayreti göstermektedir. Stratejik ve mütekabiliyet esasına dayalı anlaşmalarla stratejik pozisyonlu güçlendirme gayesi taşımaktadır. Görüşmekte olduğumuz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile -Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde son derece önemsediğimiz bir ülke olan- Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’ni de bu manada önemli bulmaktayız. Bölgenin en büyük nüfusuna ve ekonomisine sahip Guatemala’nın stratejik pozisyonu, bu ülkenin hava ulaştırma alanındaki uluslararası bağlantılarını araştırma isteği, Türk Hava Yollarının İstanbul-Guatemala güzergâhında uçuşlara başlama noktasındaki talebi de göz önünde bulundurularak yapılan anlaşmanın faydalı sonuçlar doğuracağı muhakkaktır.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Türk milleti, dostluğu güven veren asil bir millettir. Tarihi insanlık tarihiyle eş bu büyük millet, âlemde nizamı tesis etme gayesiyle birçok devlet kurmuş, kurduğu devletlerle de bu ulvi gayesini yüzlerce yıl gerçekleştirme şerefine nail olmuş tek millettir. Ne var ki büyük sorumluluğunun büyük düşmanlıkları da beraberinde getirmesi kaçınılmaz olmuş, barışa hasım, insanlığa düşman toplulukların ve ülkelerin hedefi olmak da Türk milletinin kader yazısı olmuştur. Bugün Avrupa Kıtası’nın ele geçirdiği açık olan ırkçılık, İslamofobi ve Türk düşmanlığının yaygınlaşması tesadüf görülmeyecektir. Sözde medeni dünyanın önde gelen aktörleri bu şeytani silahı tutan iblisleri beslemekten çekinmemekte hatta daha da ileri giderek bizzat bu silahı kullanmaktan geri durmamaktadırlar. Siyasi şizofreni teşhisi koymanın çok da zor olmadığı, bazı ülkelerin siyasi statü sahiplerinin ardı arkası kesilmeyen Türk ve İslam düşmanlığının tezahürü saldırıları ve aldıkları kararlar İslam dünyasını ve Türk milletini hedef alan suikast girişiminin ne denli ciddi olduğunun da göstergesidir.

Hem yakın hem uzak tarihinde ırkçılığın hâkim olduğu Avrupa’nın bugün de siyasi çıkarlarını ırkçılıkta araması ibretliktir. İbretlik olan bir diğer husus ise Avrupa’yı pençesine almış bu hastalığın geçmişte hangi acı hatıraları beraberinde getirdiğinin bilinmesine rağmen yine tecrübe edilmeye çalışılmasıdır. Son yıllarda Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde yaşananlar kadim Türk ve İslam düşmanlığının tezahürü, Türk ve İslam düşmanlarının başlattığı son Haçlı Seferlerinin tatbikidir. Bu yüzdendir ki kaynağını Türk İslam ülküsünde bulmuş Türk milliyetçileri hedef gösterilmekte, ırkçılıkla suçlanmakta, Türk milleti üzerinden İslam dünyasının kudreti sınanmaktadır.

Türk ve İslam düşmanlığını siyaset stratejisi hâline getirildiği Avusturya’da Bozkurt işaretinin büyük bir pişkinlikle terör örgütlerinin işaretleriyle bir tutularak bir yasa marifetiyle yasaklanması, Türk ve İslam düşmanlığının devlet politikası hâline getirildiği Fransa’da Bozkurt işaretinin ve ülkücü hareketin faaliyetlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanması… Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan, 19 Mayıs 2021 tarihinde Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda kabul edilen Avrupa Komisyonu 2019 ve 2020 raporlarında ülkücü hareketten derin endişe duyulduğu kaydedilmekte, AB ülkeleri, ülkücü hareketin AB terör örgütleri listesine eklenme olasılığını araştırmaya, derneklerini yasaklamaya, faaliyetlerini yakından izlemeye davet edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Avrupa’nın kirli siyasetinin figüranlığına soyunan bazı soysuzların, Türk milletinin göz bebeği Milliyetçi Hareket Partisini ve mensuplarını, partimizin kurucusu Alparslan Türkeş Bey’e de iftiralar atarak, zan altında bırakmaya çalışması tesadüf değildir. Anlaşılan odur ki sicilleri bozuk, tarihleri karanlık, geçmişleri ise utanç vesikası fiillerle dolu Avrupa’nın siyaset cemiyeti, ırkçılık denen ölümcül hastalıktan kurtulamamış, hastalığın belirtilerini örtbas etmek için de İslam dünyasının son sancaktarı Türk milletini ve devletini hedef hâline getirmiştir.

Yaşananların, Avrupa’nın ve küresel siyaset aktörlerinin “şark meselesi” olarak tanımladığı ve dayattığı hususun kışkırtılması ve beslenmesinin sonucu olduğu ortadadır. Türk milletinin tek yumruk hâlinde Karabağ’da kazandığı zaferin ardından, sicili utanç verici soykırımlarla dolu devletlerin, Türk milletine ve devletine “soykırımcı” iftirası atmasının sebebi de tarihî Karabağ zaferi, gelecek nesillere bırakılan kahramanlık destanıdır. Müslümanların inanç özgürlüklerinin kısıtlanmaya çalışılmasının, Türk milletinin varlıklarının, haysiyetli duruşunun hedef alınmaya çalışılmasının da yegâne sebebi budur. Avrupa’da yaşayan Türkleri ve Müslümanları ırkçılıkla suçlayarak ırkçılık yapanlar, kendinden olmayanları hakir görüp soykırıma tabi tutanlar kendi tarihlerini okuduklarında ırkçılığı kimin yaptığını, soykırımı kimin gerçekleştirdiğini elbette net bir şekilde göreceklerdir. Lakin, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin ifadeleriyle bir kez daha buradan takrir etmekte fayda görüyorum: “Geçmişimizin parlak sayfalarında ırk düşkünlüğü, ırk saplantı aransa bile kesinlikle bulunmayacaktır. Soy başka, ırk başkadır; soysuzluk başka, ırkçılık bambaşkadır. Biz, Türklüğümüzü laboratuvar imkânlarıyla kabullenmedik; biz, Türklüğümüzü kafatası ölçümleriyle keşfetmedik; biz, Türklüğümüzü başkalarını hor ve hakir görerek elde etmedik. Gaspıralı İsmail Bey’in dediği gibi: ‘Dilde bir olduk, fikirde bir olduk, işte bir olduk.’ Farklılık varsa belki talihtedir, belki tarihtedir, belki de tanımdadır. Millet; aynı kültüre, aynı inanca, aynı dile, aynı maziye, aynı geleceğe sahip insanlardan meydana gelen canlı bir organizmadır. Millet anlayışımız; millî değerlere, manevi kıymetlere, ahlak ve fazilet esaslarına dayanmaktadır.” verilecek cevabımız budur. Elbette, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin bu sözleri aklı olanlara ders, aklı yetmeyenlere rehber, aklı karışıklara ise cevap olabilecek kadar nettir. Açık bir şekilde söyleyebilirim ki İslamiyet’in doğuşunda el birliğiyle Müslümanlara nefret kusan müşriklerin aklı neyse İslam'ın son sancaktarı, büyük Türk milletini, Müslüman ahaliyi düşman gösteren akıl aynıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iftira olduğu açık, haksız olduğu malum, ardı arkası kesilmeyen kara propagandalar elbette hedefine ulaşmayacaktır. Terör örgütleriyle el ele tutuşan, İslam güneşini karanlığa hapsetmeye çalışan, Hilal'i söndürüp yıldızını mahkûm etmeye çalışan bu zihniyet elbette yenilmeye mahkûmdur. Düşmanlığı rehber, cehaleti ise kıble tayin eden bu akıl elbette tutulmaya mahkûmdur. Saldırı nereden gelirse gelsin, ateşin şiddeti ne denli yüksek olursa olsun, düşmanın kuvveti ne kadar yüksek olursa olsun, gelen neye benzerse benzesin, Müslüman Türk milleti geleni göğüslemeye muktedirdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 27 Mayıs Gün Sazak ve ülkücü şehitlerimizi anma günü sebebiyle ülkücü şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, 60’a göre pek kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, Meclisimizin görevlerinden biri de vatandaşların anayasal haklarını özgürce kullanmasını temindir. Bir saat önce Artvin Milletvekilimiz Sayın Uğur Bayraktutan yüce Meclisin Genel Kurulunda Hopa’da yaşanan tatsız bir olayla ilgili bir çağrıda ve açıklamada bulundu, talepte bulundu. An itibarıyla grubumuza gelen müracaatlardan anlaşılan şudur: Hopa, Kemalpaşa, Arhavi ve Rize bölgemizde çay üreticilerinin sorunlarıyla ilgili birkaç gündür vatandaşlar, üreticiler dertlerini anlatmak için basın açıklamaları yapmaktalar. Nitekim Rize’de olmuş, Arhavi’de olmuş, Kemalpaşa’da olmuş, barışçıl bir şekilde üreticiler taleplerini dillendirmişler. Bugün Hopa’da da benzer bir basın açıklamasına polisin orantısız güç kullandığını, şiddet kullandığını, gaz kullandığını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Tabii, polisin ortamı germesi vatandaşları da doğal olarak geriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, polis diyor ki: “Dağılın kardeşim, içeridekileri sonra salacağız.” Ya, polisin vatandaşla “Biraz sonra salacağız, dağılırsanız salacağız...” Bunlar hoş şeyler değil. Bu polis bizim polisimiz, kahraman polisimiz; hepimiz böyle bakıyor, böyle algılıyoruz.

 Hopa Kaymakamına sesleniyorum: Oradakiler terörist değil, çay üreticileri, Hopa’nın çocukları. Hopa Kaymakamının Hopa’nın çocuklarına zulmetmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Artvin Milletvekilimiz burada isyan ediyor.

Yüce Başkanlığınız aracılığıyla, vatandaşların en temel haklarının kullanılmasına yönelik, Hopa Kaymakamını, Anayasa’ya aykırı bu tutumunu bir an önce düzeltmeye davet ediyorum. Bu konuda aracılığınızı ve delaletinizi rica ediyorum efendim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olasınız.

 

 

 

1- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2032) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 188) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama Pir Sultan Abdal’ın bir sözüyle başlamak istiyorum. Pir Sultan der ki: “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.” Memlekette belki de devletin kuruluşundan bu yana isimler değişse de yapının değişmediği bir gerçek var: Bu gerçek devletle, siyasi iktidarla içli dışlı bir mafya ilişkisi gerçeğidir.

Bir mafya lideri tarafından dile getirilen çeşitli itiraflar günlerdir çalkalanıyor. Bu mafya lideri söylüyor da söylüyor. Doğru mu söylüyor? Kimsenin şüphesi olmasın ki doğru söylüyor ama eksik söylüyor. İşin sadece çökme, talan, uyuşturucu ticareti yani adli kısmından dolanıyor; bu pis yapının aslında siyasal alandaki işlevine gelmiyor bir türlü. Binlerce faili belli cinayeti, Suriye ve Rojava’da “İslamcılık” adı altında kullanılan çetelerin pisliklerini söylemiyor. Devlet içerisinde kuruluşundan bu yana var olan bu yapının asıl olarak devrimcilere, sosyalistlere, Kürtlere, Alevilere karşı kullanıldığından bahsetmiyor. Bu yapı gerek gayrinizami harpte gerekse uyuşturucu, çökme, talan, tehdit, şantaj vesaire vesaire gibi devletin pis işlerini yürüten yapıdır ve bu yapının yaptığı işlerin üzeri vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapılarak her zaman bayrak ve devletin bekasıyla örtülmeye çalışılıyor. Bu gerçeklerin üstü böyle örtülemez.

Sayın Başkan, değerli vekiller; şu anda Türkiye'de olan biten ve ifşa olan kirli ilişki ağı, dün söylediklerimizin tamamını bir bir teyit ediyor. Yıllardır bu kirli ilişkileri, bu suç şebekelerini bizler anlattık. “Gerçekler örtbas edilemez.” dedik. Bugün sonuçlarını görüyoruz, daha da göreceğiz. Susurluk raporunu hazırlayan bürokratlar “Kişilere değil çevreye bakın.” diyordu. Evet, bu sistem suç üretiyor. Devlet şeffaf, demokratik, denetlenebilir değil, adaletle işleyen bir hukuk sistemi yok. Bu da devletin içinde çeteleşmeyi, devletin mafyaya teslim edilmesini beraberinde getiriyor. Bugün yönetici konumunda olan kişiler ele geçirdikleri güç ve konum sayesinde özellikle mafya, çetelerle kurdukları ilişkiler üzerinden paramiliterleşen basın-yayın organlarıyla siyaset yapmaya çalışıyorlar. Üzerinden rant devşirdikleri milliyetçi ve şoven duygularla demokratik siyaseti, hak arama mücadelesini boğmak için her türlü yalan ve hileye başvuruyorlar.

Şimdi, biz, devlet içine çöreklenen suç örgütlerinin çıkar çatışmalarına tanıklık ediyoruz. Anlatılanların ve ifşa edilenlerin hiçbiri bizim için sürpriz değil. İtiraflar, aslında malumun ilanıdır. Halkı açlığa sevk ederken kendileri zevküsefa içinde yaşayanların nasıl birer yolsuzluk ve suç makinası olduğu ortaya çıkan itiraflarla teyit olundu. Bu ilişkiler ağında bulunanların tamamı, milyonların kaderiyle oynayan, toplum düşmanı, sivillerin kanına girmiş birer örgütlü çete unsurudur.

Çete, mafya, kontra yapıları her zaman ülkenin yönetiminde aktifti, bunu en iyi Kürtler bilir. En çok Kürtler, devletin bu yüzüyle karşılaştı. Bugün yaşananlar bir düzeltme talebi değil, yeni bir yapının kurulmasına dair ortaklık kavgasıdır. Düzeltilmesi istenen rant ve mafya düzeninin restorasyonudur. Bu karanlık yapı o kadar palazlandı ki devlet mafyalaştı, mafya devletleşti; işin ortaya çıkan hakikati aslında budur. Biz biliyoruz ki iktidarın sıklıkla sarıldığı beka ve millî güvenlik söylemlerinin arkasında saklanan asıl gerçek en tepede kurulmuş olan büyük hırsızlık ve yolsuzluk ittifakıdır. Bu ittifak ekonomiyi çökertti ve yolsuzluk düzenini kurdu. Her defasında “beka” diyenler uluslararası para koridoru kurdular, “beka” diyenler ihalelere yandaş şirketleri kattılar ve onları zengin ettiler, kendilerine haksız zenginleşme yarattılar; “beka” dediler, rüşvet zinciri kurdular; “beka” dediler, ülke kaynaklarını talan ettiler ve paylaştılar; “Terörle mücadele ediyoruz.” dediler, suç örgütlerini büyüttüler; dillerinden düşürmedikleri millîlik ve yerlilik yalanı yaptıkları hukuksuzlukların, gayrimeşru işlerin ve yarattıkları talanın üzerini örtmeye yöneliktir, bunu Türkiye kamuoyunun çok iyi bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Suç ve adaletsizlik üreten bu iktidar düzeni ve yarattığı talan sistemi ülke kaynaklarına ve toplumsal değerlere çökme üzerine kuruludur.

Bu iktidar siyasi çıkarları için emekçilerin alın terine ve halkların geleceğine el koymayı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bakın çeteler, mafyalar, hırsızlar çalıyor; emekçiler, yoksullar aç kalıyor. Ülke büyük bir ekonomik krizin içerisindedir. Vatandaş borçla, krediyle ve zamlarla uğraşmaktan nefes alamaz duruma gelmiş durumda. Bankalara borçlar her gün artıyor; 34,5 milyon kişinin 899 milyar lira kredi borcu var, yüksek faizlere rağmen kredi talebi sürüyor. Yılın ilk üç ayında 500 bin kişi daha borçlandı; 34,5 milyon kişi 899 milyar liralık kredi borcuyla baş başa kaldı. TBB verilerine göre yılın ilk üç ayında 400 bin kişi daha ihtiyaç kredisi kullandı, hacim ise 16,8 milyar lira. Böylece Mart 2021 itibarıyla 28,3 milyon kişinin toplam ihtiyaç kredisi borcu 412 milyar liraya çıktı. Resmî verilere göre uzun süreli yani bir yıl ve daha fazla işsizlerin oranı, tüm işsizlerin yüzde 29,3’ünü oluşturuyor. Uzun süreli işsizlerin sayısı ise 1 milyon 252 bine ulaştı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre, Türkiye genelinde nisan ayında kapanan şirket sayısı yüzde 130,1 arttı. Batık krediler olarak ifade edilen, tahsili gecikmiş alacakların miktarının büyüyeceği tahmin ediliyor. Üç yıl için yapılan projeksiyona göre bu sayı 73 miyar TL’yi aşacak.

Sayın vekiller, ülkenin içinde bulunduğu derin ekonomik krize bir de Covid-19 salgını eklenince, durum daha da işin içinden çıkılmaz bir hâl almış durumda. Bir yılı aşkın süredir devam Covid-19 salgını, bireylerin ekonomik ve sosyal yaşamını derinden etkilemektedir. Covid-19 pandemisinde, Türkiye'nin birçok şehrinde ekonomik sorunlarla uğraşan esnaf, kepenk kapatmak durumunda kalmıştır. İktidar ise, bir yılı aşkın süredir devam eden pandemide, esnafa yeterli desteği sağlamadı. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye'nin 29 Nisan-17 Mayıs 2021 tarihleri arasında tam kapanma dönemine geçeceğini açıklamasından sonra, esnaf bir kez daha çaresiz bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Çünkü, tam kapanma sürecinde esnafa yönelik herhangi bir destek sunulmamıştır. Partimiz, Halkların Demokratik Partisi’nin Şubat 2020’deki zam raporuna göre 2020 yılında her gün ortalama en az 273 esnaf iflas etmiştir; 2020 yılında 80.166 esnaf sicil terkini, 19.422 esnaf ise meslek terkini gerçekleştirmiştir. Bu veriler, esnafları ölüme sürükleyen ciddi bir ekonomik krizin göstergesidir.

Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı sebepli intihar vakaları günden güne artmaktadır. TÜİK verilerine göre 2002-2019 yılları arasında 53.425 kişi intihar etmiştir. İntihar vakaları en çok 2019 yılında yaşanmış ve 3.406 kişi hayatını kaybetmiştir. Buna paralel olarak, son yıllarda ekonomik sorunlar yüzünden artan intihar olayları Covid-19 dönemiyle daha da sık görülmeye başlanmıştır. İntihar vakaları kuşkusuz derinleşen ekonomik krizle yükselmeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, ben bugün oturumun açılışında gündem dışı Gaziantep’in sorunlarına değinmiştim. Gaziantep’te işlerinden Kod-29, Kod-46’yla atılan işçiler bizi aradı ve “Bizleri de gündeme getirin.” dediler. Değerli arkadaşlar, çalıştıkları yerden örgütlendikleri, sendikaya üye oldukları ve haklarını talep ettikleri gerekçesiyle Kod-29’la önce Güven Boya ve Kaplan Halı’da işçiler atıldı, en son Kod-46 nedeniyle maalesef Angel Halı’da da insanlar işinden atıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işçiler şunu söylüyor: “Bizi hırsızlıkla suçladılar. Evime gittim, çocuğum ‘Baba, seni niye işten attılar?’ diyor, çocuğumun yüzüne bakamadım.”

Buradan bir kez daha açık yüreklilikle söylemekle gerekir ki işçiler hırsız değildir, işçiler çalmamıştır, işçiler anayasal haklarını kullanmıştır. Asıl hırsızlık işçinin emeğine el koyanların yaptığıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

 

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Burada hatibin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bir suç örgütü, mafya lideri diye tanımladığı kişinin sözlerini doğru kabul ederek “Devlet mafyalaştı, mafya devletleşti.” gibi bir ifade kullanmasını şiddetle reddediyorum. On dokuz yıldan beri bu ülkede terörle, çetelerle, suç örgütleriyle, uyuşturucuyla ve narkoterörle verilmiş mücadele kayıtlarda mevcuttur. Hatibin kullandığı bu ifadeyi şiddetle reddediyorum.

 

 

1. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2032) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 188) (Devam)

 

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Malatya Milletvekili Veli Ağbaba.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yıl maalesef Türkiye’nin birçok tarım bölgesi, birçok ili kuraklıkla, donla baş başa kaldı ve büyük zararlar var. Bizim milletvekillerimiz de, Tarım Komisyonu üyelerimiz, başta Ömer Fethi Gürer, İlhami Özcan Aygun olmak üzere çok sıkça dile getiriyor. Hakikaten Türkiye büyük bir kuraklığı yaşıyor. Hububat ve baklagiller ekim alanlarında, yüzde 80’e varan üründe düşüş olduğu söyleniyor. Ekili alanların birçoğunda çiftçi zaten zordaydı, şimdi, bu kuraklıkla beraber çok daha zora girdi .Maalesef çok büyük bir kayıp yıl yaşanıyor. Bunun çeşitli nedenleri var ama bu HES meselesi aslında, burada dikkat çekilecek bir mesele. HES’ler suyun mülkiyet hakkının devredilmesidir, özelleşmesidir. O nedenle, HES’lerin bu anlamda sulamada ne kadar etkili olduğunu, kuraklığa karşı nasıl bir zarar verdiğini de burada vurgulamak istiyorum. Maalesef bu, artık kuru ekmek de bulamayacak. Sizin milletvekilleri diyor ya: “Vatandaş kuru ekmek yiyorsa aç değildir.” Ama ekmek yapacak maalesef buğdayı bulamayacak durumdayız. Dönüm başına ortalama 270 kilogram ürün alınırken kuraklığın etkisiyle bu miktar 140 kiloya kadar düştü. Benim kendi ilim Malatya’da da özellikle Arguvan, Yazıhan bölgesinde de yağış olmadığı için maalesef ekinlerin tamamı yanmış durumda.

Değerli arkadaşlar, tabii, sadece kuraklık değil, bir de bizim yaşamış olduğumuz bir don felaketi var ki bunu da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Malatya tabii, Türkiye’nin en önemli tarım kentlerinden birisi. Malatya demek kayısı demek, Malatya demek tarım demek, Malatya demek ceviz demek, elma demek, tütün demek, badem demek ve Malatya tabii ki, kayısı demek. Malatya’da 8 milyona yakın kayısı ağacımız var, 60 bine yakın ailemiz ise kayısıdan direkt geçimini sağlıyor, aslında Malatya’da yaşayan herkesi direkt ve endirekt kayısı ilgilendirmekte. Yıllık ortalama 350 bin ton yaş, 110 bin ton kuru kayısımız var ve kayısımız sadece Malatya için değil, Türkiye’nin de gurur duyacağı bir ürün. Dünyada “kayısı” deyince akla Malatya kayısısı gelmekte. Yaklaşık yüzde 80 ila yüzde 90 arasında kuru kayısının üretimini Malatya sağlamakta.

Şimdi, Malatya, değerli arkadaşlar, 23 Nisana kadar çiftçi tedirgin yatar yatağa yatarken, dua eder “Bugün don olmasın.” diye. 23 Nisanı atlattık, daha önce yaşamadığımız bir felaketle karşı karşıya kaldık. 9 ve 10 Mayıs geceleri maalesef bir don oldu ve üretici ona göre hazırlamış olduğu ürünleri kaybetti. Müthiş bir felaket yaşandı. Öyle bir felaket ki değerli arkadaşlar, gözünüzle görmeseniz inanmazsınız. Başta kayısı olmak üzere ceviz, elma, armut, kiraz, erik, badem dondu; yenecek meyve kalmadı. Sadece, bakın, dağdaki bizim “davin” dediğimiz ürünler var, onlar bile yandı, hatta hayvanların yiyeceği otlar bile yandı. “Davin” diye meyvemiz yandı, otlarımız bile yandı.

Bakın, değerli arkadaşlar, size göstermek istiyorum -Sayın Başkanım müsaade ederseniz- bakın, bu, ceviz, şu, ceviz arkadaşlar. Bakın, bu sanki yanmış gibi, ateş yakılmış gibi. Dokunduğunuz zaman, bak, şu an, kirletmeyeyim burayı, şuraya bakın değerli arkadaşlar, bu, ceviz yaprağı. Bu ceviz yaprağı, gözünüzle görmeseniz buna inanmazsınız. Bu da kayısı arkadaşlar. Bakın, şu kayısıya bakın, lastik gibi olmuş. Şu, çağlamız, o muhteşem çağlamız lastik gibi olmuş durumda. İnsanlar ağlıyor. Bunu hakikaten gözümüzle görmesek inanmayız. Değerli arkadaşlar, sadece meyve yanmadı, ağaç yandı, ağaç. Bakın, şu ceviz ağacı -resimlerden göstereyim ben size- arkadaşlar, bakın, simsiyah, altında ateş yanmış gibi. Şu bir ceviz bahçesi arkadaşlar. Yine, bu ceviz.

Bakın, şu tarlaya bakın arkadaşlar, şuraya bakın değerli arkadaşlar. Burası, komple, sanki yangın çıkmış gibi bir yer. Yine, şu kayısı ürünü arkadaşlar. Buradan milletvekillerine seslenmek istiyorum. Başta Sayın Mahir Ünal, kimse bilmez ama Darendelilerin yeğenidir. Darende’nin yüksek kesimlerinde, Hekimhan’da Kurşunlusundan başlayıp Kozderesine kadar yenecek ürün kalmadı, çiftçi ürün yanıp da kurtulmuyor, buna bakmak zorunda, o ağaca su vermek zorunda, gübre vermek zorunda. Bu ağaca masraf etmek zorunda.

Sizden ricamız şu: Bir komisyon mu kurulur, bir araştırma mı yapılır, hakikaten Malatya Darende, Kulunca…  Örneğin ben yarın Kuluncak’ta olacağım, yaklaşık 12 köyü gezeceğim ve herkes buradan, Meclisten umutlu, başta AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mahir Ünal olmak üzere, Grup Başkan Vekilimizden, diğer Grup Başkan Vekillerinden rica ediyoruz, hakikaten Malatya çok mağdur durumda, bu mağduriyetin giderilmesini sizden rica ediyoruz, çok önemli bir durum bizim için. Bu konuda, başta iktidar partisi milletvekilleri olmak üzere, hepinizden rica ediyorum. Bu yakarışımı, -sizden- bu ricamı Malatyalılar adına da kabul etmenizi hepinizden diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika Veli Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Tabii, Türkiye’nin gündemi yoğun Değerli Başkanım, bazı şeylere değinmeden de insanın dili şişiyor.

Şimdi, bu 10 bin dolar meselesi, dünyanın herhangi bir ülkesinde olsa hükûmet yerle bir olur. Hani “eski Türkiye” diyorsunuz ya, eski Türkiye’de bu utanç vesilesiydi, eski Türkiye’de bakanlar istifa etti değerli arkadaşlar. Eski Türkiye’de bakanlar istifa etti. Ne oluyor peki? Hakikaten utanma duygumuzu kaybettik, utanma duygumuzu kaybettik ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakıyorsunuz ülkede yeni yeni insan türleri türedi. Ne o; Thodex’in kurucusu, 28 yaşında, lise mezunu; adama bakıyorsun, 2 milyar dolar dolandırıyor. Hele bir Çiftlik Bank var ya, Çiftlik Bank, ben bunu AKP’ye benzetiyorum, Mehmet Aydın, onun da anahtar kelimeleri sizin kullandığınız anahtar kelimeyle aynı. Türkiye… Âdeta ahlakımızı kaybettiğimiz, utanma duygumuzu kaybettiğimiz bir ülkeyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, Rize’de yaşanan olay… Bugün 27 Mayıs, diyorlar ki “27 Mayısta Menderes idam edildi, kınıyoruz, şiddetle kınıyoruz.” ama bir siyasi partinin Genel Başkanına “Bu az bile, daha iyi günlerin.” demek de o zihniyetle, Menderes’i idam eden zihniyetle aynı zihniyette arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, siyaset sözle yapılır, siyaset mücadeleyle yapılabilir. Siyaset şiddetle yapılmaz değerli arkadaşlar.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul)  – 128 milyar dolar ne oldu? 128 milyar dolar nerede?

VELİ AĞBABA (Devamla) – 128 milyar dolar unutuldu, 10 bin dolar unutuldu. Arkadaşlar, diyorum ya, utanma duygusunu kaybetti ülke. Sayın Başkanım, milletvekili 10 bin dolar maaş alıyor. Şimdi, yakında o 10 bin doları alan milletvekili suçlanmaz, veren suçlanır. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Zeynel Özen.

Buyurun Sayın Özen. (HDP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; televizyonları başında bizi izleyen halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

İktidar kendi içindeki rant kavgası sonucu ifşa olan iktidar, bürokrasi, mafya, tarikat ilişkilerinin ayyuka çıktığı, utanç verici bir dönemden geçiyoruz. Oysa gerçekten adaletin olduğu, yargının tarafsız ve bağımsız hareket ettiği bir ülkede böylesi kirli ve gayrimeşru ilişkilerin oluşması siyaset, bürokrasi, mafya, tarikat ilişkilerinin kurulması ve bu yapıların devlet içinde konumlanarak büyümesi mümkün değildir. Ancak yargı mekanizmasının iktidarın sopası olarak kullanıldığı ülkemizde işlenen tüm suçlar ve kurulan tüm kirli, gayrimeşru ilişkiler vatan, millet edebiyatı arkasına gizlenmekte ve ülkenin kaynakları çıkar ilişkileri ekseninde iktidar ve organize suç örgütleri arasında paylaşılmaktadır. Mafyatik iktidar ilişkileri halkları bitmek bilmeyen bir yoksulluk ve yolsuzluğa, karanlık bir geleceğe mahkum etmektedir. İktidarın Kürt halkına, toplumsal ve siyasal muhalefete yönelttiği şiddet ve baskı bu ortamları normalleştirirken bu çürümüşlüğün sürmesine olanak tanımaktadır.

Gelinen süreçte devlet güdümündeki mafya ve çete yapıları arasına sıkıştırılan bir toplum, bir ülke hâline geldik. Toplum nezdinde bütün demokratik meşruiyetini yitirmiş olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Türkiye bu durumu ilk kez yaşamıyor ve demokratik bir düzen tesis edilmediği sürece de yaşamaya devam edecektir. 1996 yılında yaşanan Susurluk kazasıyla birlikte yine siyaset, bürokrasi, mafya ilişkileri ortaya saçılmıştı; uyuşturucu trafiği ve pazarı, silah ticareti, faili meçhul cinayetler, banka hortumlamaları, off-shore vurgunları kirli ilişkilerle birlikte birer birer toplumun önüne serilmişti. O günlerde görüldü ki mafyatik yapılanmalar kendilerini Kürt halkına düşmanlık politikaları üzerine var etmekteydi. Demokrasinin, hukukun, adaletin ve şeffaflığın yokluğu çete ilişkilerinin devlet içinde meşrulaşmasına neden olmaktadır. İnsanlığa karşı suçlarla dolu olan bu karanlık geçmiş bugünün iktidarı tarafından sahiplenilmiş, o kirli zihniyet aktörleriyle kurulan ittifaklar sonucu bugüne taşınmıştır; bugün de o günkü aktörlerin önemli bir kısmının sahada ve sahnede olması kirli iktidar ilişkilerinin sürdüğünü açıkça göstermektedir. O günkü aktörler Kürt halkına karşı sürdürülen kirli savaşın yürütücüsüydü, kirli savaş ortamından beslenerek ve faydalanarak çıkar ilişkilerini geliştiriyorlardı; bugünkü aktörler de savaş, çatışma ve silahlanma ortamından beslenerek ilişkilerini sürdürmektedirler. Orta Doğu’da Suriye ve Irak’tan Kuzey Afrika’ya, Libya’ya kadar geliştirilen çete ilişkileri, savaş ve çatışma ortamı bu kirli ilişkileri beslemektedir. Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki Türkiye devletinin demokratikleşmemesinin temelinde Kürt sorununun çözümsüzlüğü yatmaktadır. Kürt sorunu çözülmedikçe, güvenlikçi politikalar ve yaklaşımlar değişmedikçe isimler ve aktörler değişse de bu ilişkiler devam edecek, işlenen suçlar “devletin bekası” yalanıyla iktidar tarafından örtülecektir. Halının altına süpürülen Susurluk kazası dönemindeki ilişkiler bu yüzden yeni açığa çıkmıştır. Bu kirli ilişkileri, yolsuzlukları ve toplum düşmanı siyaseti halktan gizlemenin yolu Kürt sorunundaki çözümsüzlük olmuştur; ortaya çıkan vahim tablo bu hakikati bir kez daha ortaya koymuştur. O dönem olduğu gibi şimdi de işlenen suçlar “Vatan, millet, Sakarya!” söylemleriyle örtülmek istenmektedir. Türkiye demokratikleşmediği sürece, başta Kürt sorunu ve Alevi sorunu olmak üzere temel problemler yurttaşlık haklarıyla demokratik bir çözüme kavuşmadıkça bu kirli düzen varlığını sürdürecektir. Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve devletin şeffaflaşması sağlanmadıkça “Vatan, millet, Sakarya!” söylemlerinin gölgesinde daha çok suçlar işlenecektir.

Değerli milletvekilleri, siyasetin etik ve ahlak kuralları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – Ben de burada tüm milletvekillerine şu çağrıda bulunuyorum: Siyasetin etik ve ahlak kurallarına sizi davet ediyorum. Çünkü yani söylenenlere “söylenti” diyebilirsiniz ama Bakanınız söylüyor 10 bin dolar aylık aldığınızı ve Kıbrıs’taki Kutlu Adalı’nın öldürülmesini yetkililer doğruluyor; bunu da mı inkâr edeceksiniz? Ya, insanda biraz etik değerler olur, biraz siyasi ahlak olur. Bunun hesabını er ya da geç vereceksiniz; bu halk, bu seçimlerde sizden bunun hesabını soracaktır.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun.

Buyurun Sayın Aygun. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımda geldiğimiz tablo hazindir, hüzün vericidir. Birçok arkadaşımız kürsüden bunu haykırmakta fakat iktidar bunu duymamaktadır. Tarımızız bitmiştir, tükenmişlik sendromu yaşamaktadır. Cumhurbaşkanı geçtiğimiz günlerde, ton başına buğday fiyatını 2 bin 250 lira, arpa fiyatını da bin 750 lira olarak açıkladı. Ama fiyatlar tükenmişlik sendromu yaşanan tarıma merhem dahi olamadı çünkü tarımda dünya fiyatlarına baktığımız zaman 2 bin 400-2 bin 500 lira fiyatı olan buğday, bizde 2 bin 250 lira. Ve geçen yılki gübre fiyatlarına baktığımızda üre gübresi 1.800-1.850 lirayken bugün 3.600 lira ve gübre bulamıyor vatandaşımız, 20-20 gübresine geldiğimizde geçen sene 1.850 liraya ekerken kullandığı gübre bugün 3.200 lira, DAP (diamonyum fosfat) gübresi var “18-46” dediğimiz bugün 5.100 lira arkadaşlar, 5.100 lira ekim döneminde 2.350 liraydı. Bakınız, fahiş fiyata bakın, nereden nereye gelmiş? “60 kuruş zam verdik.” diye övünenlere bu herhâlde en büyük ders olacaktır Meclis kürsüsünden.

 Yine, bakınız, bir ay önce 110-115 lira olan yemin fiyatı bugün 140-150 lira olmuş. Yani tüm hayvansal üretim yapan, bitkisel üretim yapan çiftçimizi bitirdik.

Yine, bakınız, çiftçimiz borç içerisinde diyoruz. İşte, dün, Plan ve Bütçe  Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarımızın vermiş olduğu bir önergemiz var ve eksik olduğunu defalarca ifade ettik, dedik ki: “Yanlış yapıyorsunuz, sadece Tarım Kredinin borçlarını yapılandırmayacağız, Ziraat Bankasıyla beraber Tarım  Kredi Kooperatifteki borçların tamamını alalım.” Biz ne yaptık? Kasımdakine uyduk, işte 22 Nisandaki kanun teklifinde 931 milyon lirayı, o da takibe düşmediği için çünkü pandemiyle beraber kapandı, kapanmayla beraber icra dosyaları takibe düşülmedi ve ancak 4-5 bin çiftçinin sorununa çözüm olabildik. Şimdi biz diyoruz ki: Gelin, hep beraber –daha yol yakın, önümüzdeki hafta Parlamentoya gelecek, buraya Genel Kurula inecek-  bizim bu çiftçimizin Tarım Kredi ve Ziraat Bankasına olan borçlarını yapılandıralım ama yapılandırırken de faizlerini silelim. Nasıl 5’li çeteninkilerini sildiysek, nasıl İGA’nın İstanbul Havalimanındaki kira gelirlerini sildiysek şimdi gelin, milletin efendisi çiftçinin de borçlarını yapılandıralım, 5 eşit takside bölelim ama faizlerini silelim diyoruz.

Arkadaşlar, bir de benim başka bir konu daha var. Ben merak içerisindeyim ve hayretler içerisindeyim. Cumhurbaşkanımız gümrükleri sıfırlıyor buğdayda, ayçiçekte ama ithalatçı –pardon ihracatçı- firmalar Rusya, Ukrayna ise gümrükleri yükseltiyor. Bakınınız, en önemlisi de ayçiçekte ekim ayından sonra Rusya diyor ki: “Ben artık rafine edilmiş ürün satacağım.” Bu demektir ki marketlerde Rusya’daki yağ fabrikasından çıkan ayçiçeğini göreceğiz. Şimdi asıl felaket... Biz diyoruz ki: “Türkiye 19,5 milyon ton buğday üretimi yaptı.” 11 milyon ton ithalat var. “Ya, biz un ihracatı yapıyoruz.” avaresinde yaşıyoruz. Ama şimdi, Rusya geçtiğimiz ay uyandı ve Putin diyor ki: “Tarım Bakanı, gel bakalım, biz en fazla kime buğday satıyoruz?” Bakan diyor ki: “Türkiye’ye.” Ve şu anda en acısı da ne, biliyor musunuz? On iki yıl Tarım Bakanlığında görev yapan Profesör Doktor Hamit Köksel... Bursla yurt dışına gidip eğitim almış arkadaşımız oradaki, o Omsk’daki enstitünün başına un ihracatını gerçekleştirmek için gönderiliyor; bu ayıp bize yeter. Biz Rusya’daki çiftçiyi mi destekleyeceğiz, Türkiye’deki Halil amcayı mı, Ahmet amcayı mı destekleyeceğiz, ben buradan soruyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, kuraklık aldı başını gidiyor. Az önce Veli Ağbaba... Ama Türkiye’nin her yerinden ses geliyor arkadaşlar. Çıkın sahaya. Geçtiğimiz hafta biz Denizli, Aydın’daydık; diğer arkadaşlarımız Konya’da, Karaman’da. Marmara Bölgesi dışında Türkiye kavruluyor ama sizler kulaklarınızı tıkamış ve kuma gömmüşsünüz kendinizi; çıkın sahaya.

Çiftçi perişan, biran evvel çiftçimizin önünü açmamız lazım. O sizin 5’li çetenize değil, bu ülkenin toprağına ayağı bulaşmış olan çiftçiye, efendiye bizim sahip çıkmamız lazım. Çiftçimiz “Bittim!” diyor ama siz uyuyorsunuz. Gelin, çiftçinin bu yılki durumunu ortadan kaldırmayla ilgili yapıyı hep beraber çözelim. Muhalefet olarak bize ne görev düşüyorsa “Biz hazırız.” diyoruz. Gelin, birlikte çözelim ve çiftçimize... Bakınız, hasatta hiçbir şey alamayacak, hasat bitti. Hasatta kaybetmiş olduğu o gelir kaybını bir an evvel gidermemiz lazım ki gelecek yılki üretimi garanti etmemiz lazım. Onun için de çiftçimize orada kullanacağı ilacını, tohumunu, gübresini ve mazotunu bizim bir şekilde sağlamamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – O, bu Gazi Meclisin görevidir diyorum ben, iktidarıyla muhalefetiyle bütün hepimizin görevi ama gelin, önce şu işi, geçtiğimiz hafta içerisinde çıkarmış olduğumuz o yapılandırmayı, eksik yapılandırmayı Ziraat Bankasını da içine katarak çözelim, geç değil. Sayın Grup Başkan Vekili burada, bizler burada hazırız zaten. Dün gerekçemizi de önergemizi de verdik. Haftaya Genel Kurula gelecek olan kanun teklifinde çiftçimizin önünü açalım, Tarım Kredi ve Ziraat Bankası borçlarını yapılandıralım, ondan sonra da gelelim, onlara nefes alacak bir nefes kredisini, nefes desteğini sağlayalım diyorum.

Arkadaşlar, bakınız, TÜİK var, TÜİK; bugün rakam açıklamış. Ya, siz kimi kandırıyorsunuz? Sırça köşklerde oturmuşsunuz, diyorsunuz ki: “19 milyon ton üretim olacak.” Hadi oradan sen ya! 15 milyon ton üretimi geçmez bu sene. Rakamlar ortada, saha ortada, varsa iddia koyacak, ben burada hazırım ve milletvekilliğinden istifa etmeye hazırım. Birbirimizi kandırmayalım. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Orada oturarak hiçbir şey olmaz, klimalı odalarda olmaz, sahaya inin. Bütün vekillerimiz sahada dolaşıyorlar. Ülkenin önü kapalı, önünü açmak için üreticiyi küstürmeyelim, üretici destekleyelim diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 128 milyar nerede İlhami Bey?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – 128 milyar dolar nerede bilmiyorum Başkanım, ben de merak ediyorum ama bir de en önemlisi, 10 bin dolar kimlere gitti?

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. İç Tüzük’ün 145’nci maddesinin ikinci fıkrası “Başkanın gerekli görmesi halinde açık oylama oturumun sonuna veya haftanın belli bir gününe bırakılabilir.” hükmüne havidir. Bu hüküm uyarınca teklifin açık oylamasını oturumun sonuna bırakıyorum.

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2029) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

2.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2029) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 193) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Komisyon raporu 193 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen İYİ Parti Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Metin Ergun’a söz veriyorum.

Buyurun. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) – Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama yolsuzluğa, kaçakçılığa ve mafyaya meydan vermediği için 27 Mayıs 1980 günü alçakça bir saldırıyla şehit edilen Gümrük ve Tekel eski Bakanımız Gün Sazak’ı saygı, minnet ve rahmetle anarak başlamak istiyorum.

Öncelikle Honduras Cumhuriyeti’yle yapılan anlaşmanın Türk havacılık sektörü açısından olumlu etkiler yaratacağına inanıyor ve İYİ Parti Grubu olarak desteklediğimizi belirtiyoruz. Fakat ben sizlere bu alanda yani dış politika alanında başka bir meseleden söz etmek istiyorum. Gündeme getireceğim husus, bizim mevcudiyetimizi ve kimliğimizi yakından ilgilendiren bir husustur. Bu, 21’inci yüzyılda bütün insanlığın gözleri önünde cereyan eden ve bir halkı maddi ve manevi bütün mevcudiyetiyle ortadan kaldırmayı yani soykırımı hedefleyen bir projedir. Feryatları gök kubbeyi saran  mazlum bir milletin makus talihini ve mazlumlar diyarı hâline gelen bir coğrafyada yaşananları aktaracağım. Bahsedeceğimiz coğrafya Doğu Türkistan,  halk ise Müslüman Uygur Türkleridir.

Muhterem milletvekilleri, tarihî İpek Yolu’nun mazlum diyarı Doğu Türkistan’da insanlığın bütün değerleri büyük bir felaketle karşı karşıyadır çünkü Çin’in bin beş yüz yıldır sürdürdüğü Doğu Türkistan’ı işgal etme politikasında son aşamaya geçilmiştir. Çin asırlar boyunca fiziken ve siyaseten işgal etmeye çalıştığı Doğu Türkistan’ı artık kültürel ve demografik olarak da işgal etmek için uğraşmaktadır. Bunun için de bir halkı kimlik ve mevcudiyet itibarıyla yok etmeye çalışmaktadır yani insanlığa karşı bir suç teşkil eden büyük bir soykırım icra etmektedir.  Uygurların neredeyse her hanesinden erkekler başlarına ne geleceği belli olmadan kamplara kapatılmaktadır. Özellikle, şu iğrenç uygulamadan bahsetmek istiyorum: Erkekleri kamplarda alıkonulan evlere ise Çinli erkekler yerleştirilmektedir. Uygurların sadece erkekleri değil, çocukları da ailelerinden koparılmakta ve kamplara konulmaktadır. Ailelerinden koparılan çocuklar da kamplarda yıkıcı bir asimilasyon sürecinden geçirilmekte, sonrasında ise Çinli ailelere verilmektedir. Bu çocukların bir kısmı ise fiziki işkencelerle âdeta mankurt olarak yetiştirilmektedir. Çeşitli bahanelerle kamplara konulan kadınların yaşadıkları vahşiliğin ise tarifi medeni ölçülerle mümkün değildir. Taciz, tecavüz, kısırlaştırma ve işkence kadınların en fazla maruz kaldıkları kötü muamelelerdendir. Özetle, kızıl renge bürünen gök bayrağın sessiz çığlığı âdeta arşı titretmektedir. Yüce Mevla’dan başka sığınakları kalmayan Uygurların anlattıkları yüreklerimize kor gibi serpilmekte ve ciğerlerimizi dağlamaktadır.

Uygurlar, uzun yıllardan beri çok köklü ve derin bir şekilde ekonomik, kültürel ve dinsel ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Soydaşlarımız en temel insan haklarından dahi mahrum bırakılmakta, hakları ve hürriyetleri kısıtlanmaktadır. Bunun temel sebebi sadece ve sadece Uygurların Türk ve Müslüman olmasıdır. Soykırımı ve işgali genişletmek isteyen Çin yönetimi, dünyanın gözleri önünde kapsamlı bir politika, bir soykırım politikası uygulamaktadır; bu amaçla, coğrafi yüz ölçümü Almanya’dan daha büyük olan Doğu Türkistan’daki demografiyi Uygurlar aleyhine değiştirebilmek için elinden geleni yapmaktadır; uzun yıllardır Han Çinlilerinin Doğu Türkistan’a göç etmesini teşvik etmektedir. Demografik soykırım niteliğindeki bu durum 2013 yılında başlatılan ve dünyaya kalkınma projesi olarak sunulan Bir Kuşak, Bir Yol Projesi sonrasında iyice hız kazanmış durumdadır. Bu proje kapsamında bir taraftan Uygur nüfusu çeşitli yollarla azaltılır ve yok edilirken bir taraftan da Doğu Türkistan’da Çinlilerin sayısı artırılmaktadır. Ayrıca, Çin yönetimi, ülke genelinde Han Çinlilerini çocuk sahibi olma konusunda teşvik ederken Doğu Türkistan’da Uygurların çocuk sahibi olma oranlarını düşürmek için kısırlaştırma ve kürtaj gibi uygulamaları hızlandırmış durumdadır yani demografik bir soykırım uygulamaktadır. Yeni doğan çocuklara Türk ve Müslüman isimlerinin verilmesi yasaklanmış durumdadır.

Muhterem milletvekilleri, Çin yönetimi tarafından Uygurlara uzun yıllardan beri sistematik olarak baskı uygulanmakta ve zorla asimile edilmeye çalışılmaktadırlar. Çin yönetimi, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ABD öncülüğünde başlatılan teröre karşı küresel savaşı Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman kimliğini silmek, Uygurları ezmek için bir fırsat olarak görmüştür. Çin Halk Cumhuriyeti’nin mevcut Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2012’de iktidarı ele almasından sonra ise Uygur Türklerine yönelik baskılar konusunda yeni bir döneme girilmiştir. Çin yönetimi Uygurlara yönelik baskı ve işkencelerinin son aşaması olan çok sayıda toplama kampını daha sonraki yıllarda inşa etmiştir. Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü isimli düşünce kuruluşunun hazırladığı rapora göre Doğu Türkistan’da 380 toplama kampı bulunduğu belirlenmiştir. Bu kamplarda milyonlarca soydaşımızın tutulduğu tahmin edilmektedir. Her Uygur hanesinden birkaç soydaşımız bu kamplarda tutukludur ve akıbetleri de meçhuldür. Çin yönetimine sorulduğunda ise bu kampların radikal fikirlerin rehabilite edildiği eğitim merkezleri olduğu propagandası yapılmaktadır. Çin bu propagandasına karşın söz konusu toplama kamplarını uluslararası heyetlerin denetimine açmamaktadır dolayısıyla bu kamplarda neler yaşandığından dünya habersizdir. Yalnız, bu kamplardan bir şekilde kurtulan çok az sayıda insanın ifadeleri durumun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Bildiğiniz gibi dünya literatüründe “Çin işkencesi” diye bir tabir vardır. Kamplardan kurtulmayı başaranların anlattığı binbir çeşit işkence bu tabire uygunluk arz etmektedir. Soydaşlarımız bu kamplarda taciz ve tecavüz gibi kötü muamelelerin binbir çeşidiyle muhatap olmaktadır. Bunun yanı sıra toplama kamplarında tutulan Uygur Türklerinin köle olarak çalıştırıldıkları ve insani olmayan şartlarda yaşamaya zorlandıkları ifade edilmektedir. Bu kamplarda işkence ve kötü muamele sebebiyle kaç kişinin yaşamını yitirdiği ise meçhuldür. Dünyadaki birçok gözlemci kurum ve kuruluş Doğu Türkistan’daki mezalimi bir soykırım olarak nitelendirmektedir. Zaten, tanıkların ve kurbanların ifadelerine göre de soykırım kavramının kriterleri oluşmuş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, normalde bir polis devletinde yaşayan Uygurlar, artık, teknolojik araçlarla sürekli gözetlenen ve izlenen bir toplum hâline  gelmiştir. Yapay zekaya dayanan algoritmalarla çalışan gözetim araçları Uygurları sürekli izlemektedir. Uygurların her türlü internet aktiviteleri takip edilmekte ve telefonları dinlenmektedir. Herhangi bir Uygur Türkü sadece, telefonunda WhatsApp kullanıyor diye kamplarda alıkonulabilmektedir. Kitlesel tutuklama, kitlesel işkence, tecavüz, aç bırakma, susuz bırakma, uykusuz bırakma, kısırlaştırma ve daha pek çok insan hakları ihlali Doğu Türkistan’da artık vakayiadiye hâline gelmiş durumdadır. Çin yönetimi, Uygurlara yönelik baskı ve asimilasyon politikalarını sertleştirmek için baskıcı bir idari kadro oluşturmuştur. Bu amaçla 2011-2016 yıllarında Tibet Özerk Bölgesi'ndeki görevi sırasında çok büyük baskı politikaları uygulayan Chen Quanguo Doğu Türkistan’a atandı. Bu kişi de daha önce Tibet’te yaptığı gibi, polis baskısını ve gözetimini artırmış durumdadır, Doğu Türkistan’daki polis sayısını tam 7 katına çıkarmıştır, Uygurlar ile Han Çinlilerinin evliliklerine maddi destekler sağlamış, asimilasyona teşvikler vermiştir. Zorunlu açık mektup uygulamasıyla -dikkat edelim-  toplumun tüm önde gelen Uygurlarına Türk kökenli ve Müslüman olduklarını inkâr etme ve Çin Komünist Partisine sadakat bildirme zorunluluğu getirilmiştir.

Bir başka proje “10 hane bir bütün” politikasıyla 10 hanelik gruptan 1 kişinin suçuyla tüm aile bireylerinin tutuklanmasının önü açılmıştır. İnsanların birbirini ihbar etmesi için muhbirlik mekanizmaları kurulmuştur. Camileri Çin Komünist Partisinin propaganda merkezlerine dönüştürmüş durumdadır. 2012 yılı öncesinde yayınlanan -dikkat edelim- tüm Kur’an-ı Kerimleri toplatmış durumdadır. Kendisi yeni Kur’an-ı Kerimler basıyor ve bunların tahrif edildiğini tahmin etmek zor değildir. Uygur Türkçesini ilk ve ortaokullarda kaldırmış ve yasaklamıştır.

Değerli milletvekilleri, Çin yönetimi, Uygurların tarihî ve kültürel mirasını da yok etmek için elinden geleni yapmaktadır. Bu amaçla, tarihî binalar, camiler ve tarihî eserler bilinçli olarak yok edilmektedir. Artık sadece Uygurların değil, insanlığın ortak mirası hâline gelmiş olan başta Karahanlılar olmak üzere, çeşitli Türk hanlıklarından kalan camiler ve tarihî Ak Hunlara kadar uzanan mimari eserler Çin’in soykırım politikasından nasibini almış ve yok edilmiştir. Bağımsız kaynaklara göre Çin, 1997 yılından bugüne kadar Doğu Türkistan genelinde 1.200’ün üzerinde büyük camiyi ibadete kapatmıştır, bu camilerin büyük bir bölümünü de yıkmıştır. Kapatılan bazı camiler ise eğlence merkezi hâline getirilmiştir. Uygurların dinî vecibelerini yerine getirmeleri kısıtlanmış ve hatta çocuklarına Müslüman isimleri koymaları bile yasaklanmış durumdadır çünkü Çin yönetimi, İslam dinini tedavi edilmesi gereken zihinsel bir hastalık olarak takdim etmektedir. Bu sebeple, asimilasyon kamplarının da temel hedeflerinden biri, Uygur ulusal kimliğini ve İslam dinini Doğu Türkistan’da ortadan kaldırmaktır.

Bugün Uygurlar, hac farizalarını yerine getirmek için Suudi Arabistan’a gittikleri zaman veya başka bir sebeple Pakistan, İran, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Müslüman ülkelerde bulundukları takdirde Çin’e iade edilmektedirler. Yani Doğu Türkistan davasında Batılı ülkelerin sahip çıktığı Uygurlara ne yazık ki Müslüman ülkelerin önemli bir kısmı sahip çıkmamakta ve Çin’e iadeleri konusunda Çin’le iş birliği yapmaktadırlar. Türkiye ve Çin arasında benzer bir mekanizmanın kurulabilmesi için mevcut iktidar, 2017 yılında Çin yönetimiyle imzaladığı 22 maddelik Suçluların İadesi Anlaşması’nı Meclise getirmeye çalışmaktadır. Hâlbuki tüm soydaşlarımız gibi Uygur Türkleri de Türkiye’yi ikinci vatanları olarak kabul etmekte ve Türkiye’de kendilerini güvende hissetmektedirler. Bu anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanması ihtimali ülkemizde bulunan veya ülkemize gelmeyi düşünen Uygur Türklerini haklı olarak tedirgin etmektedir. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in de kamuoyuna duyurduğu gibi, biz İYİ Parti olarak, ne pahasına olursa olsun, bu anlaşmanın Meclisten geçmemesi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Muhterem milletvekilleri, dünyada birçok ülke 21’inci yüzyılın en büyük mezalimlerinden biri olan bu sorunla ilgili olarak Çin’e karşı seslerini yükseltmiş durumdadır. Çin’in bu soykırım niteliğindeki taciz, tecavüz ve asimilasyonuna karşı Türkiye’deki iktidar ise anlaşılması güç ve utanç verici bir sükût içerisindedir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Çin Büyükelçiliği, Sayın Genel Başkanımızı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını tehdit ettiğinde gösterdikleri sessizlik de ayrıca dikkat çekicidir. Bu noktada soruyoruz: Dünyada birçok ülke Doğu Türkistan davasını desteklerken neden Türkiye sessiz kalmaktadır ve bunu soydaşlarımıza nasıl izah edeceğiz? Biz İYİ Parti olarak, Filistin ve Gazze’deki taciz, tecavüz ve katliamlara nasıl sessiz kalmıyorsak aynı şekilde Doğu Türkistan’daki zulme de sessiz kalmayalım diyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu hususta, Birleşmiş Milletler üyesi 39 ülke bu konuda Çin’e tepki gösterip çeşitli yaptırımlar uygularken, Türkiye’nin de uluslararası bu girişimlere destek vermesi ve hatta öncülük etmesi, soydaşlarımızın bizden beklentisidir. Ayrıca, soydaşlarımız, Türkiye’den, Doğu Türkistan sorununun Birleşmiş Milletlerin gündemine taşınmasını beklemektedir.

Muhterem milletvekilleri, sözlerime son vermeden evvel bir kez daha hatırlatmak isterim ki, bugün mazlumlar diyarı hâline gelen Doğu Türkistan, bizim kimliğimiz ve tarihimiz açısından herhangi bir coğrafya değildir. Burası ilk Müslüman Türk devleti Karahanlılar’ın sınırları içerisinde bulunan ve dolayısıyla biz Müslüman Türklerin ilk kez “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah” dediği coğrafyadır. Doğu Türkistan, Müslüman Türk Hakanı Satuk Buğra Han’ın kabrine ev sahipliği yapmaktadır. Doğu Türkistan, ilk Türkçe sözlük olan Divanü Lûgat-it-Türk’ün yazıldığı ve yazarı Kâşgarlı Mahmut’un ebedi istirahatgâhının bulunduğu coğrafyadır. Doğu Türkistan, Türk devlet yönetim felsefesini, erdem ve ahlak anlayışını ihtiva eden Kutadgu Bilig’in yazıldığı ve yazarı Yusuf Has Hacip’in ebedî âleme göçtüğü coğrafyadır. Bugün, Doğu Türkistan’da soykırım boyutlarına varan politika, yalnızca soydaşlarımızı hedef alan insanlığa karşı bir suç değildir, aynı zamanda bu soykırım doğrudan tarihe damga vurmuş Türk İslam medeniyetini açıktan hedef alan bir saldırı niteliği taşımaktadır. Biz İYİ Parti olarak, iktidar gibi, Doğu Türkistan’da icra edilen bu zulmü yok saymayacağız, görmezden gelmeyeceğiz. Birkaç milyar dolar için soydaşlarımızın çığlıklarına bigâne kalmayacağız. Mazlum soydaşlarımızı hedefleyen bu soykırımı elimizle engelleyemezsek dilimizle engellemeye çalışacağız. Hiçbir şey yapamazsak bu vahşete tüm kalbimizle kin duyacağız ama asla Uygurların arşa yükselen feryadına kayıtsız kalmayacağız. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Mazlum soydaşlarımızın her fırsatta ve her platformda gür sesi olmaya devam edeceğiz çünkü bunu hem soydaşlarımıza hem de insanlığın değerlerine karşı bir tarihî borç ve sorumluluk olarak görüyoruz. Doğu Türkistan’ın bir gün gerçekleşeceğine inandığımız bağımsızlığına olan hasretle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 193 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri takip eden aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Hızla gelişen havacılık faaliyetleri günümüz küresel dünyasında ekonomi, uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk bağlamında dikkatle incelenen bir alan hâline gelmiştir. Küreselleşmenin çeşitli süreçlerinin hava ulaşımıyla ilişkilendirilmesinin özellikle 1990’lardan sonra dikkat çekmeye başlaması, artan özelleştirme, liberal ekonomilerin yaygınlaşması, sosyal hakların küresel toplumda ve ülkelerin kendi iç algısında önem kazanması demokratikleşme ve uluslararası anlaşmalarla belirginleşmiştir. Bugün, gelişmiş, kendi sahasında etkin bir aktör olarak varlık gösteren her ülke için münhasır egemenliğe sahip olduğu havaalanı da ülke adına yürütülecek her türlü faaliyet de yine egemen ülkenin rızası kapsamında kullanılabilir bir alan olarak kabul edilmektedir. Temelini 1944 Chicago Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşması'ndan alan bu anlayış ekseninde sivil havacılık faaliyetlerinin gelişimi açısından uluslararası çok taraflı veya iki taraflı anlaşmalar ile diğer ülkelerle kurulan bağların yalnız tek yönlü bir getirisi olamayacaktır. Dolayısıyla, ilgili kanun teklifinin 6’ncı maddesinde hüküm altına alınan ve devletimizin ekonomik çıkarlarının uluslararası alanda korunması için makul tarifeler ekseninde olmayan her ayrımcılığı önlemeye yönelik örnek adım tarafımızdan kıymetli görülmektedir. Bu nedenle belirtmek gerekir ki sivil havacılık sektörüne dair ulusal ve uluslararası bütün uygulamalar, politikalar ve yapılan mevzuat değişiklikleri ülkemizin ekonomisine doğrudan etki etmektedir. Bir başka deyişle, ilgili kanun teklifinde belirtilen uluslararası anlaşma ülkemizin gelişimi ve büyümesi açısından büyük öneme sahiptir.

2020 yılının başından itibaren dünya genelinde yaşamış olduğumuz Covid-19 salgını sivil havacılık sektöründe -gerek ülkemizde gerek dünya genelind- olumsuz etkilere neden olmuştur. Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyet Teşkilatı verileri, Covid-19 salgınının etkisi nedeniyle 2019 yılına oranla Avrupa’da 6,1 milyon uçuş kaybından bahsetmektedir. Bu uçuş kaybının Avrupa’ya toplam zararı 56,2 milyar avro olmuştur. Bu anlamda, ikili ya da çoklu yapılan her uluslararası anlaşma, Covid-19 salgını etkisi altında değerlendirildiğinde bu anlaşmaların ülkeler için oldukça kıymetli olduğu ortaya çıkmaktadır. 2020 yılında sivil havacılıkta genel itibarıyla yolcu kaybı 1,7 milyar olarak verilerde yer alırken salgın sürecinde sadece Avrupa Kıtası ülkelerinde 191 bin iş kaybı yaşanmıştır. Salgın öncesi 2019 yılında günlük ortalama 1.331 uçuşla Avrupa’da 4’üncü sırada yer alan Türk Hava Yolları küresel havacılık sektörünün pandemi nedeniyle büyük ölçüde etkilendiği bir dönemde, bu yıl 21 Nisan’da gerçekleştirdiği 711 uçuşla Avrupa’da en fazla uçuş yapan 1’inci havayolu şirketi olmuştur. Bununla birlikte, basına yansıdığı üzere, Türk Hava Yolları yolcu hijyen kiti, sürdürülebilir ambalaj girişimi, çocuk sağlığı girişimi ve yolcu sağlığı teknolojisi kategorilerinde Travel Plus organizasyonu kapsamında “Gold Standard” ödülüne de layık görülmüştür. 2019 yılında tam kapasiteyle dünyanın en önemli havacılık aktarma merkezleri arasına giren yeni İstanbul Havalimanı 2020 yılında günlük 504 uçuş ortalamasıyla Avrupa’daki ilk 5 havalimanı arasında yer almış, Sabiha Gökçen Havalimanı da günlük ortalama 339 uçuşla Avrupa’nın günlük sefer ortalaması açısından 8’inci en yoğun havalimanı olmuştur.

Ülkemiz açısından göğsümüzü kabartan bir başka durum ise Türkiye dışında yaşayan ve kaldıkları ülkede pandemi nedeniyle zor zamanlar geçiren vatandaşlarımızın havayoluyla ülkemize getirilmesi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti dünyanın neresinde olursa olsun, vatandaşına sahip çıkmış, onların kanatlarının altına almıştır. Hava taşımacılığından bahsederken hava savunma sanayimizde yaşanan heyecan verici gelişmelere de değinmek istiyorum. Havacılıkta atılan adımlar birbiriyle ilintili ve savunma sanayinde geliştirdiğimiz İHA ve SİHA’lar geleceğin mesleği olarak görülen “drone” taşımacılığında alacağımız öncü rolün habercisidir. Henüz salgının etkisi geçmeden, ülkemizin ekonomik verilerinde salgın sonrası istenen yükselişin sağlanabilmesi açısından yapılması teklif edilen anlaşmalara dair kanun teklifleri Avrupa, Kuzey Amerika gibi ülkelerin dışında, diğer ülkelerle olan ekonomik ve kültürel bağların da artışına vesile olacaktır.

Ulaşım sektörü ekonominin temel direktörü olarak tanımlanan birkaç sektörün başında gelmektedir. Ulaşım olmadan ekonomide “üretim”, “tüketim”, “gelişme”, “küreselleşme” gibi kavramlar içi doldurulmuş ve kullanılabilir düzeyde olamazlar. Günümüzde küresel şirketlerin dev bütçeleriyle yönetilen havayolu ulaşımı kendi başına bir ekonomik değer olmaya devam etmektedir. Türkiye’nin bu sektörde lider olma potansiyeli de yüksektir. Dolayısıyla, kanun teklifinde Honduras Cumhuriyeti Hükûmeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasında akdedilmesini teklif edilen anlaşma kapsamında, 8’inci maddesinde belirtilen, ülkemizin mütekabiliyet esasına dayalı kazanımlarının ve çıkarlarının gözetilmesiyle sivil havacılık vergileri, gümrük harçları ve diğer ücretler için öngörülen düzenlemelerin de taraf devletlere Covid-19 salgını sürecinde ve sonrasında önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Kuvvetle muhtemeldir ki günümüz dünyasının ulaşım sektöründe en önemli noktası olan sivil havacılığa dair her bir ülkeyle yapılan anlaşma devletimizin ve milletimizin şiar edindiği “İstikbal göklerdedir.” düsturunun eyleme dökülmüş şeklini temsil edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî mücadele döneminde Kuvayımilliyeye destek sağlayan Birinci Meclis Eskişehir Milletvekili Emin Bey’in oğlu ülkü eri Gün Sazak 1980 yılının 27 Mayısında şer odakları tarafından evinin önünde suikasta uğrayarak şehit edilmiştir. 27 Mayıs Ülkücü Şehitleri Anma Günü’nde, başta cesaret timsali ve ahlak abidesi Gün Sazak olmak üzere, her biri vatan sevdalısı olan Ruhi Kılıçkıran’dan Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na tüm ülkücü şehitlerimizi minnetle ve rahmetle anıyor, sözlerime Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun şehit Bakanımız Gün Sazak Bey’in şahsında ülkü erlerine ithaf ettiği dizeleriyle son vermek istiyorum. “Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti / Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti. / Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet / Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti.”

Milletin bekası için gencecik yaşta ömürlerini veren şehitlerimize rahmet diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.18

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sibel ÖZDEMİR (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 85’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

193 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Oluç Bey, buyurun.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, çok kısa bir konuya değinmek istiyorum, biraz evvel yurttaşlardan bu konuda bir talep geldi. Van’ın Gürpınar ilçesinde Yurtbaşı köyünde bir mermer ocağı yapımı meselesi var ve köylüler buna karşı çok tepkili. Bu mermer ocağının yapılmasını istemiyorlar ve köyün içinde mermer ocağı. Yani, normalde belli bir uzaklıkta olması gerekirken yerleşim alanının içinde ve kendi yerleşim alanlarına sahip çıkıyorlar. Dün, maden ocağının yapılmak istendiği yerde 25 ahır ve hayvan barınağı yıkılmış ve köylülerin buna bir tepkisi olmuş. Bugün oraya gitmişler ve engellemeye çalışmışlar bu maden ocağının açılmasını ancak jandarmayla karşı karşıya kalmışlar -aynen İkizdere’de olduğu gibi- ve kurşun yağdırılmış üstlerine. Son derece rahatsız edici bir durum var. Ben bir kez daha buradan Van’ın Gürpınar İlçesi Yurtbaşı köyündeki köylülerin bu talebini dile getirmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) -  Müteahhit firmanın esas itibarıyla var dediği ÇED raporunun sahte olduğu ortaya çıkmış vaziyette ve 3 kilometre yerleşim merkezinin dışında olması gerekirken köyün ortasında yapılmak istenen bir mermer ocağından söz ediyoruz. Daha evvel de bu denenmiş ama köylülerin şikayeti üzerine durdurulmuş, şimdi bir kez daha deneniyor. “Hazine malı burası, kesinlikle ocak kurulacak.” diyor firma sahipleri ve insanlar yaşam alanlarını savunuyorlar Van Gürpınar Yurtbaşı’nda. Bizler de onların bu tutumunu çok doğru buluyoruz, yaşam alanlarını savunmalarını ve dayanışma içinde olduğumuzu dile getiriyoruz. Köylülerin taleplerine kulak verilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

 

 

2.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2029) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 193) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE HONDURAS CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 20 Nisan 2017 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam.

Buyurun Sayın İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; öncelikle darbe kurbanları olan merhum Başbakan Adnan Menderes’i, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı rahmetle anıyorum. Geriye kalan sadece darbe, idam ve utanç oldu; bundan ders çıkarmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, “darbe” dediğimizde hak ve hukukun yerini gücün almasından, siyasetin üzerindeki vesayetten ve atanmışların seçilmişlerin üzerine çıkmasından bahsediyoruz. Peki, biz bugün bu hastalıklardan kurtulduk mu? Hayır, kurtulmadık. Ancak, 21’inci yüzyıla girerken darbeler de şekil değiştirdi yani postallar çıktı, yerini iskarpin aldı; atanmışların yerine gücü hakkın ve hukukun üzerinde tutan seçilmişler getirildi ama en önemlisi -bu yenidir arkadaşlar- siyasetçi, siyasetçi üzerinde vesayet kurmaya çalıştı. Örnek mi? Örnek 28 Şubat ve 28 Şubattan bugüne uzanan çizgi.

Bakınız değerli arkadaşlarım, Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu Çubuk’ta bir şehit cenazesine gitti ve dışarıdan gelen provokatörler saldırıya geçti, bunlar hepinizin gözü önünde oldu ve Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı da o ortamdaydı ama bu Bakanlar bakmakla yetinince oradaki Emniyetin yüksek bürokratları da ancak bakmak durumunda kaldılar. Çubuk olayını İçişleri Bakanı istihbar edemedi mi değerli arkadaşlar? Eğer istihbar ettiyse neden önlem almadı? Eğer önlem aldıysa neden anında olaylara müdahale etmedi? Güncel iddiaları ben bir kenara bırakıyorum ama bu söylediklerimden, bu saydıklarımdan bir tanesi daha dahi eksikse şurada, Ankara'nın banliyösü sayılabilecek Çubuk’ta güvenlikten sorumlu 2 bakanın orada olduğu bir ortamda bunlar meydana geliyorsa, ana muhalefet lideri saldırıya uğrayabiliyorsa bu İçişleri Bakanının zaten istifa etmesi gerekirdi, güncelden bağımsız olarak bunları söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, 28 Şubat devam ediyor mu? Evet, ediyor. Bakın, Sayın Akşener'i, İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Akşener'i, o dönemde Çevik Bir tehdit etmişti, bugün Sayın Cumhurbaşkanı tehdit ediyor ve hatta diyor ki “Daha neler olacak, göreceksin.” Sayın Cumhurbaşkanı âdeta, 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini bir anlamda teyit ediyor.

Bugünün genel tablosu değerli arkadaşlarım, siyasi parti liderleri ne yazık ki tehdit altında veya cezaevindedir, yargı baskı altındadır, hazinedeki ve Merkez Bankasındaki erimenin hesabı verilmemiştir, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar zirve yapmıştır. İşte, bu ortama darbe ortamı dememek için daha ne eklersiniz sadece bunu merak ediyorum.

Bir de KHK’lar var değerli arkadaşlar. KHK’larda 2 tane imza dikkati çekiyor, Başbakan Binali Yıldırım, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. Şimdi, bunlar neden önemli? Şunun için önemli: Bugünlerde halk içinde dolaşın, sosyal medyaya şöyle bir girin, bu 2 isim hakkındaki şayialar zirve yapıyor. Peki, hüküm verelim mi? Hayır vermeyelim ama ortada bir şayia var. Peki, bu iddiaları dikkate alalım mı? Çok değerli arkadaşlarım, ciddi bir hata yapıyorsunuz, iddia ile müddeiyi ayırmak zorundasınız. Size şurada akli yeterliliği olmayan birisi, bir çocuk, akli melekelerini kaybetmiş veya sicili kabarık birisi “Şu uçakta bomba var.” dese uçağı kaldırır mısınız? Eminim ki kaldırmazsınız. E, peki neden? Çünkü sonuçları çok ciddi olabilir. E, ben de diyorum ki hakkında iddia eden iddia edilen, iddialar olan insanı siz pilot koltuğuna oturtuyorsunuz, devletin pilot koltuğuna oturtuyorsunuz ve uçuşa devam ettiriyorsunuz. Ben size ortak olun demiyorum, dünür olun demiyorum, birlikte tatile çıkın demiyorum sadece iddiaları dikkate alın diyorum.

Değerli arkadaşlar, bu iddiaları dikkate almak zorundasınız çünkü iddia içeriden geliyor, iddianın ikinci önemli noktası da bu. Yani Türk hakanı ilan ettiğiniz, en hayırsever iş adamı ilan ettiğiniz bir kişi, bir kankanız, bizi tehdit eden birisi, size harçlık verdiğini iddia eden birisinden geliyor. İşte, bu yüzden bu iddiaları ciddiye almalı ve çürütmelisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Çok  değerli arkadaşlarım, evet, Sayın Süleyman Soylu’nun bu KHK’lerde imzası var. Milletvekilleri tehdit altında, Barış Atay Kadıköy’ün en kalabalık caddelerinden birinde saldırıya uğradı.

Silahla işim olmaz, güvenlik açısından silah istedim, KHK’li olmam gerekçesiyle reddetti. Şahsi bir iş olarak gündeme getirmiyorum, belge olduğu için gündeme getiriyorum ama aynı adama bakıyorsunuz, kırmızı bültenle aradığı insana full pansiyon koruma veriyor, jammer veriyor, arabasına de ışıldaklar takıyor. İşte, ben, bu çelişkiden bahsediyorum. Süleyman Soylu “Soruşturun.” diyor. Yahu belinde silah, üstüne oturduğun sandığı kim, nasıl soruştursun? İstifa et ki soruşturalım.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası anlaşmaları konuşuyoruz, siz, uluslararası ticareti çok yapıyorsunuz. Türkiye, özellikle son yıllarda maalesef, ithal ürünler cenneti oldu, her şeyi ithal ediyoruz. Ben de biraz araştırdım, neyi ithal ediyorsunuz? Türkiye 20 milyon ton buğday üretiyor, siz 10 milyon ton ithalat yapıyorsunuz; yani üretimin yarısı. Bu sene üretimde 5 milyon ton düşüş olacak, siz eminim bunu ithalatla karşılayacaksınız. Yani, geçen seneki ithalat faturamız 2,5 milyar dolar idi; şimdi, herhalde 3 milyar doları geçer. Ya, 3 milyar dolar -üç kere sekiz yirmi dört- destekleme bütçesinden fazla, yani bir yılda 8 milyon çiftçiye; buzağı desteği, mazot desteği, gübre desteği, prim desteği veriyorsunuz, toplamda 22 milyar ama sadece Rus çiftçisine, Kanada çiftçisine buğday ithalatı için 24 milyar vermeyi, vallahi göze alıyorsunuz. Bu sadece…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yanlışın var…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Yanlış değil, doğru. Yanlış değil, TÜİK rakamları arkadaşlar. GTİP numarasını da verebilirim, girersiniz, bakarsınız. Ayçiçeğinde “360 dolar” dedik, bas bas bağırdık, “Üretelim artık, bir gün size vermeyecekler.” dedik, 760 dolardan satın alıyoruz. Ya, tedarikçiler, biz gümrük vergilerini indirdikçe sürekli zam yapıyorlar. Yani pandemi var, dünya o kadar çok önlem aldı ki bizim haricimizde, biz dünya ülkesi değil miyiz? Niye önlem almıyoruz? Niye üretimi, üreticiyi destekleyici politikaları gündeme getirmiyorsunuz? On bir defa yapılandırma çıktı, o kadar yalvardık “Ya, şu çiftçinin borcunu da yapılandırın.” biraz ucundan tuttunuz, o da eksik, söyledik… Dün, yine, Plan ve Bütçe Komisyonuna gittik, orada önerge verdik. Dedik ki: “Bu pandemi nedeniyle hacizler, icralar durdurulmuştu…” Geçen kasım ayında burada traktörleri göstermiştim, traktörler ve inekler, inekleri de haczettiniz, traktörleri haczettiniz. “Aynı görüntüler olacak, yanlış çıkartıyorsunuz bu yasayı.” tekrar söyledik. Şimdi, çiftçiler, bakın, yeniden yürümeye hazırlanıyorlar, bunu söyleyeyim. Önümüzdeki hafta bu yapılandırma geldiği zaman siz önleminizi buna göre alın, onu tekrar düzgün bir hâle getirin. Yani, siz, dünyanın gerçeklerini bilmiyorsunuz.

Bakın, Türkiye, üretebileceği bütün ürünleri maalesef ithal ediyor. Soya üretebilir ama siz 2 milyar dolar buluyorsunuz, soya için ithalat yapıyorsunuz hem de GDO’lu. Türkiye, arpa üretebilir ama siz arpayı dışarıdan satın alıyorsunuz. Neden bunu yapıyorsunuz? Bu sene arpalar çok kötü durumda. Geçen hafta Genel Başkanımız bizleri görevlendirdi, ben Şanlıurfa’ya gittim, Mardin’e gittim, Diyarbakır’a gitti. İnanın kahverengi bir kuraklık tablosu var. Kahverengi değil, siyah, ürün yok. Çiftçi “Ya, biçerdöverin parasını veremeyeceğim, bari tohumluğun parasını kurtarabilsem.” diyor.

Şimdi, siz ne yapıyorsunuz? Genel Başkanınız çıkıyor, açıklama yapıyor: “Çiftçinin borçlarını erteleyeceğiz.” Arkadaşlar, yetmez. Bu çiftçi çiftçilik yapmayacak mı? Mazot, gübre, ilaç, tohumluk almayacak mı? Nasıl alacak? Hangi parayla alacak? Hangi borçla alacak? Siz, borçlarını yapılandırmıyorsunuz, işi de inanın bilmiyorsunuz. Ya da çok iyi biliyorsunuz. Neden? Başkalarına para kazandırmak için. Bakın, ithalat politikanız yemde 4,5 milyar dolara ulaştı. Yani yem bile… Yem hammaddelerini yani buğdayı, arpayı, soyayı, mısırı, küspeleri, melası bile ithal ediyoruz. Yazıktır arkadaşlar, günahtır yani.

Yem kaç para oldu biliyor musunuz? Bir çuval yem 160 lira oldu. Hep sizi eleştiriyorduk: “1 litre süt satarak 1 kilogram yem alamıyor.” diyorduk, şimdi 1 kilogramı geçtik, 900 grama düştü arkadaşlar. Yani siz, hayvancılığı bitirmek üzerine mi geldiniz? Üretimi bitirmek üzerini geldiniz? Yoksa bu uluslararası anlaşmaları siz, ithalatla mı çözmeyi düşünüyorsunuz? Yani ithalat olarak mı anlıyorsunuz? Sizin dertlerinizde hiç ihracat yok mu? Üretim yok mu? Destekleme yok mu? Ben bunu anlamakta inanın güçlük çekiyorum. Neden üreticiye gelince iyi bir destek vermiyorsunuz?

Şimdi, şu anda, Türkiye'nin bütün bölgeleri inanın yanıyor. Bakın, benden önce bizim partili konuşmacılarımızın her biri kendi bölgelerinden örnekler verdi; ya cevizlerde sorun var, ya kayısılarda sorun var, ya buğdayda sorun var, ya arpada sorun var ya da samanda sorun var. Sizinle sonra… Söylüyoruz, bizimle diyorsunuz: “Biz saman ithal etmiyoruz.” Ya, biz sizin samanları Edirne’deki tren garında yakılıyoruz, fotoğraflarını çekiyoruz, videolarını çekiyoruz, belgeliyoruz, hâlâ yok diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar buğday ekilmezse, arpa ekilmezse saman da olmaz; kırmızı mercimek ekilmezse onun samanı da olmaz; yonca sulanmazsa, mısır sulanmazsa bundan silaj da olmaz. Siz “GAP Projesi, kırk altı yıl önce büyük bir seferberlikle başladı.”  diyorsunuz ama son on sekiz yılda bir tane çivi çakmadınız. Ya tarlaların yanından su geçiyor, kanal yok, suyu aktaramıyorlar; sonra yer altına iniyorlar, 500 metreye iniyorlar; ben size elektrik faturalarını göstersem, dekardan ton alsa çiftçi -ton ton, ton almıyoruz buğdaydan, 500 kilogram, 600 kilogram- o elektrik faturalarını ödeyemez. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Birazcık takip edin, bizim fikirlerimizden biraz yararlandırın, ya şu çiftçinin borcunu yapılandırın, kamucu politikalar izleyin. Yani, Toprak Mahsulleri Ofisi, orada ne yazıyor: “Ofis çiftçinin kara gün dostudur.” Nerede ofis? 2.250 lira fiyat açıklıyor, piyasada 2.500 lira, ya siz takip etmiyor musunuz? Arpayı 1.750 lira açıkladınız, gidin Mardin Kızıltepe’deki ticaret borsasında 2.700 lira, yani bin lira fazladan arpa satılıyor, birazcık bu gerçekleri görün.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ankara Milletvekili Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce üzücü bir haber aldım. Benim de ilk gençlik yıllarımda görev yaptığım Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Ertan İskender isimli meslektaşım poliklinikte görev başında bıçaklı saldırıya uğramış. Kendisine geçmiş olsun diyorum ama yüce Meclisi sağlıkçılarımızın beklediği, talep ettiği, özlediği sağlıkta şiddet yasasını geçirmek üzere Meclisimizi göreve davet ediyorum. Yeter artık, sağlıkçıları alkışlamaktan öte bir şeyler yapmamız lazım.

Değerli arkadaşlar, pandemi döneminde Sağlık Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı bir şeyler yapmaya çalıştı, biz de takip ettik ama nereye baksak, nereye elimizi atsak skandallarla karşılaştık. Bugün de size başka bir skandaldan bahsedeceğim. Pandemi başladığında bütün dünya ilaç araştırdı “Acaba nasıl bu hastalığı yeneriz?” diye. Fransız bir doktor, 300 hastalık bir seride klorokinin iyi olabileceğini söyledi, dünya denedi, iki ayda vazgeçti, iki ayda vazgeçti ama biz devam ettik. 2020’nin Mayısında Fransa bu ilaçtan vazgeçti, Amerika FDA “Bu ilacı kullanmayın." dedi. Dünya Sağlık Örgütü rehberinden çıkardı, dünya vazgeçti ama siz vazgeçmediniz. Biz, bekledik “Ya, acaba bir bildikleri mi var?” dedik. Sorduk, yok. Yayın var mı? Yok. Hangi başarıyı elde ettiniz? Yok. Hastaları takip ettiniz mi? Yok. Ama kullanmaya devam ettiniz. Öyle bir ilaç ki, takip etmediğiniz için bilmiyorsunuz, kalpte ritim bozukluğu yapar, kalp krizi yapar, öldürür. Kaç kişinin öldüğünü dahi bilecek durumda değilsiniz. Niye? Çünkü, bu ilacı filyasyon ekipleri götürdü, verdi. Filyasyon ekiplerinin çoğunda hekim bile yok, kaldı ki olsa ne olacak. Yani Türkiye’de milyonlarca insanımıza, on milyonlarca doz klorokin verdiniz ve aslında bir toplum sağlığı suçu işlediniz. Devam ediyorum, bütün dünyanın bir yıl önce terk ettiği ilacı siz daha yirmi gün önce rehberden çıkardınız. Bizim aylardır söylediğimizi nihayet duydunuz.

Skandallarınız bununla bitmiyor. Bir de  favipiravir ilacı var, Japon ilacı. Japonya’da kullanılmıyor, dünyanın hiçbir ülkesinde kullanılmıyor, Amerika’da, Avrupa’da kullanılmıyor, Türkiye’de çatır çatır kullanılıyor. Niye? Soruyoruz, cevap yok. “Hangi bilimsel yayınla siz bunun etkinliğini buldunuz?” diyoruz. Cevap yok ama kullanıyorlar. Peki, bunu bir tek ben mi biliyorum? Hayır. Bir tek biz mi söylüyoruz? Hayır. Türkiye’deki bütün bilim insanları bunu söylüyor, duymuyorsunuz. Peki, şu aklınıza gelebilir “Sağlık Bakanlığı, bilim kurulu sizden daha mı aciz, bilmiyor mu, niye yapıyor bunu?” diye. Değerli arkadaşlar, bir defa bilim kurulu sizin ağzınızın içine bakıyor. Bilim kurulunda bu ilaçların kullanımına karşı çıkan hocalarımızın olduğun ben biliyorum ama bilim kurulunun ne dediği sizin umurunuzda değil ki. Sizin başka dertleriniz var; 2 tane temel derdiniz var bu konuda. Birincisi, ilaç firmalarıyla yaptığınız anlaşmalar çünkü Sayın Bakanın yaptığı açıklamalar var ta aylar öncesinden “Milyonlarca kutu doz depolarımızda duruyor.” diye. Aldınız, birilerini zengin ettiniz ve bunu tükettiriyorsunuz Türk milletine. Bakın, 5 milyonun üzerinde hastamız var, 5-10 milyon kutunun üzerinde ilaç harcadınız demektir. Bu, milyarlarca liralık, milyarlarca dolarlık bir masraf anlamına da geliyor ve rant anlamına geliyor.

İkincisi ve daha önemlisi arkadaşlar, bunu bir politik tercih olarak yaptınız. İlaçların etkisiz olduğunu siz de biliyordunuz ama evinde kaderine terk ettiğiniz hastalara, insanlarımıza “Evet, biz size ekmek vermiyoruz, işinizi kaybettiniz, size doğru dürüst bir yardımda bulunmuyoruz ama devletiniz size ilaç getiriyor.” dediniz ve bunu bir politik tercih olarak kullandınız ama halkın sağlığıyla oynadınız ve önemli bir skandala daha imza atmış oldunuz.

Diğer bir sebep arkadaşlar, başarılı görüneceksiniz diye, hastalar evde kalsın diye yaptınız bunu. “Al şu ilaçları.” “Ya sen doktor musun?” Veren değil. “Peki, benim hastalığımı biliyor musun?” O da değil. “Peki, benim kalp hastalığım olduğunu biliyor musun?” O da değil. “Peki, beni sonra gelip soracak mısın; benim kalp ritmime bakacak mısın, EKG’mi çekecek misin?” O da değil. “Peki, ben kalpten ölürsem kayıtlara alacak mısın?” O da yok. Ee, “Sen bu ilaçları kullan.” Hem de günde 4 tane klorokin kullan, 8 tane favipiravir kullan. Peki, bunu dünya kullanmıyor, biz niye kullanıyoruz? Çünkü siz politika yapmak için, pandemiden rant elde etmek için, siyasi rant için halkın sağlığıyla oynadınız. Bu halka karşı suç işlediniz ve suçlusunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

Sağlık Bakanlığı ilk günden itibaren sadece bir şeyle övündü, “Biz filyasyon ekiplerimizi kurduk, vatandaşımızın evine kadar gidiyoruz ve ona ilacını veriyoruz.” dedi, bununla övündü. Şimdi, klorokin rehberden çıktı yani dünyanın geçen yıl yaptığını bir yıl gecikmeyle yaptınız ama favipiraviri de çıkartacaksınız. Peki, o zaman ne kalacak elinizde? 1,5 yıldır filyasyon ekiplerinin boşu boşuna evlere gittiği ve on milyonlarca doz ilacı boşu boşuna ve her türlü tehlikesine rağmen vatandaşımıza içirdiği ortaya çıkacak ve bu da sizin rezaletlerinden sadece birisi olacak. Sadece bu olmasın diye favipiravir vermeye devam ediyorsunuz. Buradan Sağlık Bakanlığına çağrım: Artık halkın sağlığıyla oynamayın, aklın ve bilimin sözünü dinleyin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Erkan Aydın’a ait.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Uluslararası anlaşmalarla ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu yurt dışı anlaşmalar deyince, son günlerde de yurt dışı ilişkilerine bakınca akla çeşitli ülkeler geliyor. Bunların içinde de Venezuela… Malumunuz, Venezuela’dan peynir ithalatında gümrüğü sıfırladı Sayın Hükûmetimiz. Memlekette 190 çeşit peynir üretilirken ta dünyanın öbür tarafından birileri peynir alsın, getirsin diye gümrük sıfırlandı. Daha sonra, Bakan açıklama yaptı “1 gram bile peynir ithal etmedik.” dedi. Ardından, eski başbakanlardan birinin oğlu araştırma yapmak, fırsatlara bakmak için Venezuela’ya gitmiş, Türkiye’de test yapılamazken, kit bulunamazken oralara test kiti götürmüş, oralarda birtakım ticari faaliyetlerde bulunmuş. Peki, bütün bunlar olurken, insanımız gerçekten burada sağlıkla ilgili mücadele ederken, bunlar yapılırken Sayın Cumhurbaşkanı ne demiş? Dün daha, hemen şu ifadeye bakalım: “Geçmişinden bugüne hiçbir itham, iddia ortada bırakılmayacak, tüm yalanlar ortaya dökülecektir. Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olduğundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.” demiş. Gene, hafızaları şöyle bir tazeleyelim. 17-25 oldu, dolarlar, ayakkabı kutuları, para sayma makineleri etrafa saçıldı, döküldü, herhangi biri soruşturuldu mu? Buraya Meclise geldi, “Yüce Divana gönderilsin.” dedi, iktidar milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. E, hani soruşturulacaktı? Hiç kimsenin şüphesi olmayacaktı? Belediye başkanları ağlaya ağlaya görevden alındı, belediye başkanlarına el çektirildi, 750 milyon dolar Ankara’nın göbeğindeki dinozorlara harcandı, tüyü bitmemiş yetimin hakkı buralarda birilerinin cebine koyuldu. E, peki, bunlarla ilgili bir soruşturma oldu mu? Ama Cumhurbaşkanı dün “Bunların hepsi tek tek soruşturulacak, kimsenin de şüphesi olmasın.” diyor. Ya, nasıl şüphemiz olmasın?

E, yine, Ticaret ve Sanayi Bakanı, kendi Bakanlığına kocasının şirketinden fahiş fiyatla dezenfektan aldı ve 9 küsur milyona yakın para ödendi, bununla ilgili bir soruşturma oldu mu? Burada araştırma önergesi verdik “Gelin kardeşim, şunu bir araştıralım, bir soruşturalım.” dedik. Ne oldu? İktidar milletvekilleri hemen devreye girdi “Olmaz soruşturamazsınız.” Ama Cumhurbaşkanı dün dedi ki: “Ya, kimsenin yanına kâr kalmayacak, hepsini soruşturacağız, şüphe etmeyin.”

E, peki, şimdi 83 milyona soralım: On dokuz yıl boyunca bütün bunlar oldu belediyelerinde, bakanlıklarında, devletin bütün kurumlarında;  herhangi bir  ceza alan oldu mu? Bırakın cezayı, ödüllendirildiler. Yurt dışında Avrupa’nın en güzel kentlerine büyükelçi olarak atandılar. Soruşturmayı geçtik, yapanın yanına kâr kaldığı gibi bir de ödül aldı. Ondan sonra da “Geleceğiz, ülkede bunların hepsi yapılacak.” dendi. Dönemin Başbakanı “Siyasi etik yasası çıkartayım.” dedi, cevap yine Cumhurbaşkanından geldi, “Siyaset yapacak il, ilçe başkanı bulamayız.” dedi yani bunun cevabını da herkes gördü ama “Şüphe etmeyin, bunlar soruşturulacak.” diyor.

Bakın, Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulu var. Bu kurul Sayın Demirel zamanında çalıştı, Özal zamanında çalıştı, Ahmet Necdet Sezer zamanında çalıştı, Abdullah Gül zamanında çalıştı. Bu kurul ne zamandır çalışmıyor? Tek adam rejimine geçtiğimizden beri çalışmıyor, yasayla, kararnameyle orada duruyor ve her şeyi denetleme yetkisi var. E, çalıştırın arkadaş! Mecliste Yüce Divan’a götürmüyorsunuz, araştırmıyorsunuz, soruşturmuyorsunuz. Ee, orada bir Devlet Denetleme Kurumu var, Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurumu, onu işletin. “Olmaz.” Ama iş hamasete gelince “Kimsenin şüphesi olmasın, bütün bunlar yanına kâr kalmayacak.” diye hamaset yapılıyor ve bunlar olurken ne oluyor biliyor musunuz, değerli milletvekilleri? Moda deyimiyle kimin kime çöktüğü belli olmuyor. Yandaş iş adamı otoyolda köprülere çöküyor. Yabancı şirketler “maden açma” adı altında Türkiye’nin en verimli arazilerine çöküyor. Mafya marinaya çöküyor. Devlet yüksek vergilerle halkın tepesine çöküyor. Filler tepişiyor, aşağıda çimenler eziliyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 128 sende demek ki.

ERKAN AYDIN (Devamla) – 128 milyarın nerede olduğunu da bilen yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ve bütün bunlar olurken olan halka oluyor. Son bir yılda 2 milyon 300 bin kişi daha kredi batağına giriyor. toplam 34,5 milyon kişi kredi borcu içerisinde yani ülkenin nüfusunun yarısından fazlası kredi batağına girmiş durumda. Toplam borç 900 milyar TL. Açlık sınırı 2.825 lira. Yoksulluk sınırı 9.300 lira ama iktidara geldiğiniz zaman “Hiç şüpheniz olmasın, her şeyi biz soruşturacağız.” On dokuz yılda hiçbir şeyi soruşturmamış iktidar, “Siz bize güvenin, durmak yok, yola devam.” diyor.

Biz de buradan bir kez daha soruyoruz Sayın Grup Başkan Vekilimizin hatırlatmasıyla: 128 milyar dolar nerede, 10 bin dolar parayı kim alıyor diyor ve bunu yüce milletimizin vicdanlarına sevk ediyor, saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamayı İç Tüzük’ün 145'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oturumun sonuna bırakıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2497) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 201) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 201 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde, şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Vietnam, Güneydoğu Asya’da Çinhindi Yarımadası’nın doğusunda yer alan bir ülkedir. Uzun, dar bir kara parçası üzerinde yer alan Vietnam’ın kuzeyinde Çin, batısında Kamboçya ile Laos, güneyinde ve doğusunda Güney Çin Denizi yer alır. Vietnam’ın nüfusu 2020 yılında yapılan sayıma göre, 98 milyon kişiye ulaşmıştır ve dünya nüfus sıralamasında 15’inci sırada bulunmaktadır.

Türkiye ile Vietnam arasındaki diplomatik ilişkiler 1978 yılında kurulmuştur. İkili ilişkiler, başta ekonomi ve ticaret olmak üzere her alanda gelişme kaydetmektedir. Türkiye ile Vietnam arasındaki iş birliğinin yasal zemininin tamamlanması yönündeki çalışmalar çerçevesinde, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması ile Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması 2014 yılında; Hava Ulaştırma Anlaşması ve Denizcilik Anlaşması ise 2015 yılında imzalanmıştır. Vietnam’la ikili ilişkiler coğrafi uzaklığa rağmen son yıllarda yoğun diplomatik süreçle canlılık ve ivme kazanmıştır. Vietnam ekonomisi, iş gücünde nispeten ucuz, yatırım üssü olarak elverişli, üretimde zengin özelliklere sahip bir ülkedir. 2019 yılında ihracatımız 352 milyon dolar, ithalatımız ise 1,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Hâlihazırda Türk firmalarının bu ülkedeki yatırımları toplamda 15 milyon dolara ulaşmıştır.

2018 yılında Vietnam'da meydana gelen doğal afetlere ve Damrey Tayfunu’nun yol açtığı beşerî ve maddi kayıplara karşı destek olmak amacıyla insani yardım katkımız Birleşmiş Milletler Hanoi Ofisi vasıtasıyla iletilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti özellikle küresel bir tehdit olan Covid-19 salgını döneminde büyük ihtiyaç hâline gelen sağlık yardımlarını çeşitli ülkelere ileterek küresel anlamda anlamlı, insani bir hizmete önderlik etmiştir. Bu yaklaşım diğer ülkelerle yakınlaşma ortamı sağlayarak insani ve ticari ilişkiler açısından da önemli bir zemin hazırlamıştır. Covid-19 testleri de yardım olarak yurt dışına gönderilen ürünler arasında yer almaktadır. Ulaşılan resmî belgelere göre bugüne kadar Sırbistan'a 1.500  ve İran'a bin adet test gönderildi. Sağlık Bakanlığı ayrıca talep doğrultusunda Amerika Birleşik Devletleri'ne de 500 bin testin satıldığını belirtti. İngiltere, İtalya, İspanya gibi önemli müttefiklerimizin de aralarında bulunduğu toplam 34 ülkeye tıbbi ekipman desteğinde bulunduk. Bu yardımlar bizi dünyada en çok yardım yapan 3’üncü ülke konumuna taşıdı.

Türkiye Cumhuriyeti bu yardımlarla küresel alanda olumlu ve örnek bir algı oluşturmuştur. Türkiye'nin pandemi sürecinde diğer ülkelere verdiği insani destek ve gönderdiği yardımlar “uluslararası güç” kavramı tanımına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Uluslararası politika analizlerinde ve uluslararası ilişkiler teorilerinde sıkça başvurulan en temel açıklayıcı kavram “güç”tür. Geniş bir yelpazeye yayılan teorik yaklaşımlar, açıklamalarında bu kavrama merkezî bir önem atfetmektedir. Genellikle yüzeysel bir şekilde realist yaklaşımla özdeşleştirilen “güç” kavramı aslında idealist yaklaşımlarda da önemli bir yer tutar. İdealist yaklaşımda uluslararası ilişkilerde gücün önemini kabul ederken güç maddelerinin savaş dışı ve özellikle ekonomik yöntemlerle yürütülebileceğini savunur.

Uluslararası ilişkiler açısından son derece önemli bir kavram olmasına rağmen güç konusunda yapılan çalışmalar bu kavramın anlamını net olarak ortaya koymayı başaramamıştır. “Güç” kavramını anlamaya çalışırken uluslararası ilişkiler alanı dışında sosyoloji, siyaset bilimi ve psikoloji gibi alanlarda yapılmış çalışmalara başvurmanın da önemi açıktır.

“Güç” kavramının tanımlanmasına ilişkin iki temel zorluktan söz edilebilir: Birincisi, “güç” kavramının geniş kapsamı ve belirsiz niteliğinin tanımlamalarda çok sayıda unsurun dikkate alınmasını zorunlu kılmasıyla ilgilidir. Bir ülkenin sahip olduğu nitelik ve niceliğe ilişkin hemen hemen her şey gücün tanımına girmektedir. Üstelik eğitimin ve diplomasinin kalitesi gibi bazı unsurların güce nasıl dönüştüğünün somut bir şekilde açıklanması da kolay değildir, bu da gücü daha belirsiz ve tanımlanması zor hâle getirmektedir. Tüm bunlara ek olarak, gücün unsurlarının elde bulundurulmasının güçlü olmak anlamına gelmediği de açıktır.

Uluslararası hukuk kurallarının ve iletişim teknolojilerinin bugünkü kadar gelişmediği dönemlerde askerî unsurlar gücün ana içeriğini oluştururken bugün diplomasinin kalitesine ek olarak bilgi kaynakları ve iletişim süreçleri üzerindeki kontrol gücün temel niteliğini oluşturmaktadır. Küreselleşmeyle birlikte ekonomik ilişkilerin ön plana çıkması askerî güç ve resmî ilişkilerin ağırlığını kaybetmesine, onların yerine ekonomik unsurlar ve devlet dışı aktörlerin ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Ekonomik unsurların ön plana çıkmasıyla birlikte örneğin hiçbir ülkeye bağlılık hissetmeyen çok uluslu şirketlerin gücünün de tanımlamalara dâhil edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, zaman içerisinde uluslararası ilişkiler gibi “güç” kavramı da evrim geçirmekte, onu tanımlayan unsurlar değişmektedir.

“Egemenlik” ilkesi gereği her devlet başına buyruktur. Hiçbir devletin başka bir devlete ne yapacağını söyleme hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle de beklenmedik sonuçlar her zaman mümkündür, süper güçler de dâhil olmak üzere bütün aktörler kontrol edemedikleri pek çok gelişme ve belirsizlikler karşısında politika üretmektedir. Dolayısıyla, gücün doğasını anlayabilmek için onun çok boyutlu niteliğini ve bu boyutların eş anlamlı olarak var olabileceğini dikkate almak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti coğrafi konumdan kaynaklı, askerî gücünü her zaman ön planda tutmak zorunda kalsa da özellikle yaşadığımız küresel tehdit olan pandemi sürecindeki yaklaşımı, onun insani gücünü de görünür kılmıştır. Türkiye’nin güç noktasında uluslararası mesajı: “Dünya 5’ten büyüktür.”

21’inci yüzyıl, dünyanın artık zorba ve sömürü mantığıyla hareket eden ülkelerin değil, insan merkezli, adalet ve merhamet duygusuyla hareket eden devletlerin yüzyılı olacaktır. Bu ideallerin, bu duyguların dünyadaki en önemli temsilcisi de Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Dünyada aşı adaletsizliğinin konuşulduğu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da en büyük tehdit olarak dile getirildiği bugünlerde ülkemizin insan odaklı duruşu ve yaptığı aşı yardımları küresel gücü elinde bulundurduğunu düşünen ülkelere örnek olmuştur. Sermayesi insan olan toplumda gönüllere hitap etmenin gücünü, akılda tutmanın önemini vurgulamak istiyorum. Bu vesileyle, Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti’yle yapılacak anlaşmanın her ülke için de hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün “Bedeli ölüm de olsa devlet hizmeti nasıl yapılır?”ın örneği, ülkücü, milliyetçi hareketin duayeni Gümrük ve Tekel eski Bakanımız Gün Sazak’ın 27 Mayıs 1980’de uğradığı suikast sonucu şehit edilişinin 41’inci yıl dönümü. Başta merhum Gün Sazak Bey’i ve tüm ülkücü şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Merhum Gün Sazak’ın soyguncuya göz açtırmayan, kaçakçıyı affetmeyen, sahtekârın yakasına yapışan cesur ve faziletli duruşunu devam ettirmek bizim için de kaçınılmaz bir görev olacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI İLE VİETNAM SOSYALİST CUMHURİYETİ MALİYE BAKANLIĞI ARASINDA GÜMRÜK KONULARINDA İŞ BİRLİĞİ VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 23 Ağustos 2017 tarihinde Hanoi’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İzmir Milletvekili Mahir Polat.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’yle ilgili söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu anlaşmanın belki en önemli maddelerinden bir tanesi silah, tarihî eser, uyuşturucu madde gibi yasa dışı ticaretin önlenmesi, bununla ilgili bilgi paylaşımı, karşılıklı teknik paylaşımlar ve karşılıklı memur eğitimleri gibi amaçla yapılmış bir anlaşma. Fakat bu anlaşma 2017 yılında protokolü bağlanmış, bugün dört sene sonra karşımıza geliyor. Türkiye'ye yönelik kaçakçılık ve uyuşturucu söylemlerinin geliştiği bugün de dört sene sonra gelen bir kanun teklifinin neden geldiğini sormamak mümkün değil. Dört sene içerisinde böyle bir kaçakçılık olsaydı, bunun faili kim olacaktı? Kim, kime hesap verecekti?

Evet, Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası topluma entegrasyonu açısından bu tip yasalar önemli, bu tip anlaşmalar önemli. Keşke biz Venezüella ve Kolombiya’yla da bu çerçeve anlaşmalarını yapabilseydik. Şimdi, ikili anlaşmamız bunlarla olmuş olsaydı, Türkiye limanlarına doğru hareket ettiği için yakalanan uyuşturucuların kim hangi vasıtalarla, kimin adına, hangi tarife pozisyonlarıyla ithal edileceğini hep beraber öğrenmiş olurduk.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar toplam 5 tane kaçakçılık yasası yapmış. 1932’de en uzun vadeli kaçakçılık yasasını yapmıştır, 1918 sayılı Yasa. Sonra, AKP hükûmetleri sırasında 2 yasa yapılmış; bir tanesinin ömrü üç yıl sürmüş, bir tanesi de -bugün yürürlükte- 2007’de yürürlüğe giren 5607 sayılı Yasa. 1918 sayılı Yasa’nın 29’uncu maddesi -hiç dokunmadan okuyorum- “Kaçakçılık suçunun devletin siyasi veya mali veya iktisadi veya askerî veya idari güvenliğini bozacak nitelikte olması hâlinde fail yirmi seneden aşağı olmamak kaydıyla ağır hapis cezası...” Peki, sizin son yaptığınız, yürürlükte olan 5607 sayılı Yasa’nın “Nitelikli haller” başlığı altındaki 4’üncü maddesinin (7)’nci bendinde ne der: “Kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan eşyanın, Devletin siyasî, iktisadî veya askerî güvenliğini bozacak ya da çevre veya toplum sağlığını tehdit edecek nitelikte olması halinde, alt sınır on yıldan az olamaz.” Siz bunu on yıla düşürürseniz İnfaz Yasası’ndaki değişikliklerle birlikte, ceza yasalarındaki kaçakçılık olaylarıyla ilgili caydırıcılık ortadan kalkmış olur; bugün Türkiye, adı çokça konuşulan uyuşturucu kaçakçılığı cenneti hâline döner.

Değerli arkadaşlar, kaçakçılığın önlenmesi ve dış ticaretin yönlendirilmesi, düzen içinde götürülmesiyle ilgili görevlilerimiz gümrük görevlilerimizdir. Her fırsatta gümrük görevlilerini yerden yere vururuz fakat gümrük görevlilerinin, memurlarının sorunlarını kimse bilmez. Herkesin alın terine saygı duyarız, herkes emeğinin karşılığını almalı fakat gümrük memurları vasıfsız bir işçi statüsünden daha az maaş alırlar. Örneğin, 9/1’den düz başlayan bir gümrük memurunun aylık ücreti 2.767 liradır. Yine aynı dereceden başlayan bir gümrük muayene memuru -ki bunlar sistemin baraj kapaklarıdır- 2.813 lira alır. Kaçakçılığın önlenmesi, men ve takibinden sorumlu muhafaza memurlarıysa 3.129 lirayla başlarlar. Bir gümrük müdürü ise, koca gümrük müdürü 4.852 lira maaş alır. Gelin, gümrük memurlarının maaşlarını, hak ettikleri sosyal ve ekonomik prestiji kazandıracak şekilde düzenleyelim ve gümrük memurlarının emeklilikte rahat edebilmesi için aldıkları mesailerin de emekli keseneğine eklenmesini sağlayalım, 3600 ek göstergeyi de onları için verelim.

Değerli arkadaşlar, benim seçim bölgem İzmir’de bulunan Dikili’de ve Ayvalık’ta küresel iklim krizinden kaynaklı fırtına ve deniz taşkınları sonucu bir felaket yaşandı. Buradan bu felaketi yaşayan herkese geçmiş olsun diyorum.

Dikili gibi sahil beldeleri emekli insanların -hayal kurdukları- balıkçılık yapacakları, küçük teknelerle balıkçılık yaptığı yerlerdir. Buralarda insanlar evlerine ekmek götürmenin derdindedir. 21 Mayısta yaşanan felakette Dikili’de sadece 27 adet tekne batmış, 18 adet tekne de kullanılamaz hâle gelmiştir. Devletin bununla ilgili hiçbir yardım faaliyeti yoktur, Dikili Belediyemiz koşarak onların enkazlarının kurtarılmasına, bazılarının da çekilmesine destek vermiştir. Dikili’de yıllardır sürüp giden bir balıkçı barınağı yapılmasıyla ilgili bir çalışma var. “Ha etüt çalışması yapıldı, ha jeolojik etüt çalışması yapıldı, yer teslimi yapılıyor." diye oyalanan bir balıkçı barınağı sorunumuz var. Buradan seslenmek istiyorum Hükûmete, Bakanlığa: Eğer gücünüz yetmiyorsa, eğer iradeniz yoksa aslan gibi Dikili Belediyemiz var, yanında da İzmir Büyükşehir Belediyemiz var. Verin yetkiyi, biz bunu en kısa sürede gerçekleştireceğiz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Trabzon Milletvekili Sayın Ahmet Kaya konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KAYA (Trabzon) – Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sizlerin de bildiği gibi, on gündür Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon’da, Giresun’da, Rize’de, Artvin’de ve kısmen Ordu ilimizde çay hasadı yapılıyor. Yaklaşık 200 bin aile bu saydığım illerimizde çay kesiyor fakat ortada çok ciddi sıkıntılar var tabii, her sezon olduğu gibi, bu çay sezonu da çok ciddi sıkıntılarla başladı. Bakın, bundan üç beş gün önceydi yanılmıyorsam, Sayın Cumhurbaşkanı 2021 yılı yaş çay fiyatını 3 lira 87 kuruş artı 13 kuruş da desteklemeyle beraber 4 lira olarak açıkladı. Tabii “Fiyat yeterli mi, yetersiz mi?” bu ayrı bir tartışma konusu. Üreticilerin büyük bir kısmı bu açıklanan fiyatın beklentileri karşılamadığını söylediler çünkü artan maliyetleri, girdileri hesap ettiğimiz zaman gerçekten de bu açıklanan fiyatın yeterli olduğunu söylemek mümkün değil fakat ortada daha vahim bir durum var ve o vahim durumun bugün Hopa’da maalesef sıkıntısını da yaşadık.

Bakın, arkadaşlar, desteklemeyle birlikte 4 lira olarak daha on gün önce açıklanan çay fiyatı bugün maalesef 2 lira 70 kuruşlara kadar düştü, 2 lira 70 kuruştan bahsediyorum. Üreticilerin telefonlarına özel sektör firmaları tarafından mesajlar atılıyor “Çayınızı bize getirirseniz şu fiyata alırız.” deniliyor ve vadeli ödemelerle beraber. Peki, bunun sebebi ne? Daha üç beş gün önce 4 lira olarak açıklanan çayımız neden 2 lira 70 kuruşa düştü? “Yüz binlerce insanın ekmeği” dediğimiz çayımızın fiyatı neden bu kadar düştü?

Arkadaşlar, çayda maalesef ÇAYKUR tarafından uygulanan kota ve kontenjan uygulamaları var. 1 dönüm çaylıktan ortalama 1.000-1.200 kilogram çay alınabiliyor, ÇAYKUR diyor ki: “Ben bunun 600 kilogramını alırım, geri kalanını ne yaparsan yap.” ve “Günlük 50 kilosunu alırım.” diyordu, sonra 20’ye düşürdü, şimdi 15 kilograma düşürdü yani 1 dönüm çaylığınızdan kestiğiniz çayın sadece 15 kilogramını ÇAYKUR alıyor. Geri kalanını üretici ne yapsın? Kesilen çay saklanmaz, mecburen yok pahasına elinden çıkarıp özel sektöre satmak durumunda kalıyor. Bunu fırsata çeviren özel sektör de 4 lira olarak açıklanan çayı maalesef 2 lira 70 kuruşa alıyor.

Bakın, arkadaşlar, Sayın Erdoğan 2002 yılında Rize’de -daha Cumhurbaşkanı olmamış, Başbakan olmamış- diyor ki: “Allah’ın otunda kota mı olur? Biz hükûmet olduğumuzda kota ve kontenjanı kaldıracağız.” Ama aradan on dokuz yıl geçiyor, Sayın Erdoğan ve partisi on dokuz yıldır iktidarda ama bugün kota ve kontenjan yüzünden insanlar mağdur edilmeye devam ediyor hatta bugün Hopa’da kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, çocuğuyla 47 vatandaşımız “Kotalar artırılsın.” dediği için gözaltına alındı. Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Aradan on dokuz yıl geçmiş, verilen sözler maalesef yerine getirilmemiş ve ayrıca arkadaşlar, Karadeniz’de çay, sadece çay değildir ve Sayın Erdoğan’ın dediği gibi de çay “ot” değildir. Karadeniz’de çay milyonlarca insanın ekmeğidir, aşıdır, çocuğunun okul masrafıdır, evinin geçimidir. Çay ot değildir; bunu da Sayın Erdoğan’ın bilmesi, anlaması ve bu kıymetli ürüne, bu millî ürüne gereken değeri, hassasiyeti göstermesi gerekiyor.

Bakın, arkadaşlar, biz bu mağduriyeti öngördük. Artvin Milletvekilimiz Sayın Uğur Bayraktutan, Sayın Mehmet Bekaroğlu hatta Denizli Milletvekilimiz Genel Başkan Yardımcımız Gülizar Biçer Karaca kanun teklifi verdik, dedik ki: Bu mağduriyeti gidermemiz lazım. Bu fiyatlar vatandaşı mağdur etmemeli, açıklanan fiyatın altında çay alınmamalı piyasada. Bununla ilgili kanun teklifi verdik ama her kanun teklifimizde olduğu gibi AKP ve MHP oylarıyla maalesef o kanun teklifimiz de reddedildi ve bugün, o reddedilen kanunun sıkıntılarını yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, iki gün önce Artvin Kemalpaşa’da, daha sonra Hopa’da, daha sonra Rize’de, Çayeli’nde, Fındıklı’da ve birçok ilçede birçok çay üreticisi eylemler yapıyor, hak arama mücadelesi veriyor, ekmeklerine sahip çıkmaya çalışıyor ama o insanlar, maalesef, coplarla yerlerde sürüklenerek gözaltına alınıyor. Buradan, Meclisin kürsüsünden o insanlara bir selam gönderiyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına o insanlara selam gönderiyorum ve o haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, Sayın Genel Başkanımız salı günü grup konuşmasında söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AHMET KAYA (Devamla) – “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Millet İttifakı’nın iktidarında çayda taban fiyatı uygulamasına başlayacağız, açıklanan taban fiyatın altında çay alınmasına müsaade etmeyeceğiz. Kota ve kontenjan uygulamalarını kaldıracağız, çay ithalatına son vereceğiz. Çay üreticilerimizin bankalardan promosyon haklarını almalarını sağlayacağız ve çayda gübre desteklerini artıracağız.” dedi.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası anlaşmaları ele alıyoruz, ülkemizin dünyayla ilişkilerinin iyiye gitmesi için birlikte uğraşıyoruz. Ancak dünyayla ilişkilerin iyileşmesi için bu çıkardığınız anlaşmalar yetmiyor, yetmeyecek. İşte, bakın, üyesi olduğumuz Avrupa Konseyinden, Avrupa Parlamentosundan art arda olumsuz Türkiye raporları geliyor. Bir dönem Türkiye’nin AB üyelik sürecine alkışlarla, Türk Bayraklarıyla “Evet.” diyen Avrupa Parlamentosu, şimdi “Bu süreç durmalı.” diyor. Dünyadaki Türkiye algısının bu 180 derecelik değişimi üzerinde durmak, düşünmek zorundayız. Türkiye’ye karşı ön yargıları olabilir, nitekim var da ama yeni değil, bizi alkışlarla davet ettikleri dönemde de vardı. Peki, şimdi değişen ne? Yanıt için aynayı kendimize çevirmemiz gerek.

İşte, Osman Kavala’nın durumu. Bugün tam bin üç yüz dört gündür tutuklu. Tahliye kararlarına rağmen zindanın kapısına kilit üstüne kilit vuruluyor. Yargılama değil, “tragedia”ya dönüştü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Hak ihlali var.” dedi ama dinleyen yok. Aynı şekilde, Selahattin Demirtaş, Ayhan Bilgen, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve daha yüzlerce seçilmiş milletvekili, belediye başkanı, Meclis üyesi düşündüklerini ifade ettikleri için aylardır, yıllardır zindanlarda. Televizyonlar karartılıyor; gazeteler, haber siteleri sansürleniyor.

Bakın, İnsan Hakları Eylem Planı yayınlıyorsunuz, içeri ve dışarı mesaj veriyorsunuz. “İfade özgürlüğünü genişleteceğiz.” “Kişi özgürlüğü ve güvenliğini güçlendireceğiz.” “Nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele edeceğiz.” diyorsunuz, sonra da gidip muhalefet liderlerini, işte Sayın Akşener’i, işte Sayın Kılıçdaroğlu’nu 84 milyonun önünde tehdit etmekten, hedef göstermekten kaçınmıyorsunuz. Hopa’da çay üreticilerinin karşısına polisi çıkarıyorsunuz, gözaltına aldırıyorsunuz. “Uluslararası insan hakları mekanizmasıyla iş birliği” diyorsunuz bu kitapçıkta sonra İstanbul Sözleşmesi’ni feshediyorsunuz. Demokrasi vaatlerinizin sadece kâğıt üzerinde kaldığını göstermekte böyle ısrar ettikçe dünyanın size olan bakışı değişmiyor, değişmeyecek.

Değerli milletvekilleri, biz demokrasimizi, hukuk devletimizi güçlendirmezsek buradan kaç anlaşma çıkarırsak çıkaralım ülkemizin itibarını, saygınlığını ve ulusal çıkarlarımızı koruyamayız.

 Sayın milletvekilleri, bugün Guatemala ve Honduras’la uçak seferlerinin başlatılmasına ilişkin uluslararası anlaşmaları konuştuk, onayladık. Tabii ki seferler başlasın, ülkeler arası ilişkilere katkı sağlasın ama değerli arkadaşlarım biz Guatemala’ya uçulsun diye çalışırken bugün Türkiye’nin hiçbir noktasından memleketim Eskişehir’e uçulamıyor. Eskişehir deyip geçmeyin, Büyükşehir Belediye Başkanımız Profesör Yılmaz Büyükerşen’in vizyonu ve hayata geçirdiği projeleri sayesinde Türkiye’de ailelerin en fazla seyahat ettiği turizm merkezinden bahsediyorum. Yılda 800 bin kişi Balmumu Müzesini, 500 bin kişi Masal Şatosunu, 150 bin kişi Bilim Deney Merkezini ziyaret ediyor; her yıl 140 bin kişi bizim Porsuk Nehri üzerinde gondol seyahati yapıyor. 3 üniversitemizde 80 bin öğrenciye ev sahipliği yapan eğitim merkezi, raylı sistemler ve havacılıkta yüksek teknoloji merkezi Eskişehir’imizden bahsediyorum.

Benzer şekilde 900 bin hemşehrimiz de bırakın Honduras’ı Eskişehir’den şuraya, İzmir’e, Trabzon’a, Diyarbakır’a uçamıyor hem de otuz iki yıllık uluslararası uçuşlara açık yüksek standartta havalimanımız olmasına rağmen. Ağrılı, Vanlı, Samsunlu alın teri döken emekçilerimiz var Eskişehir’de, memleketlerine haftada bir uçak konulamaz mı? Konulmuyor. 250 bin Emirdağlı kardeşimiz var, haftada iki gün Belçika’ya uçak konulamaz mı? Konulmuyor. Tarifeli uçak konulmuyor, “charter” uçaklarında Brüksel ile Eskişehir arasında kendi vatandaşımızı 500, bilemediniz 600 avroya mahkûm ediyoruz, ayıptır, günahtır bu yapılan.

Değerli arkadaşlarım, havaalanımız adı Hasan Polatkan. Bu vesileyle 27 Mayıs askerî darbesinin mağdurlarını rahmetle anıyorum, darbeciler tarafından idam edilen değerli isimlerden birisi de merhum Polatkan’dır. AKP iktidarı Eskişehir’deki teknik üniversite bünyesindeki mevcut havalimanımızın ismini onun anısına “Hasan Polatkan” olarak değiştirdi, çok da iyi oldu ama Polatkan’ı anmak sadece ismini vermekle olmuyor; o havalimanını işler hâle, hizmet eder hâle getirebilirseniz ancak, gerçek anlamda merhum Polatkan’ı anmış oluruz. Ama bakıyoruz, yıllardır Hasan Polatkan Havalimanı’mızdan tek bir tarifeli uçak seferi başlatılmış değil. Madem isimlerden başladık, bir başka havalimanımız daha var: Zafer Havalimanı. Ama sadece adı “Zafer”, geri kalan tüm icraatı fiyasko.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Yurt içinden, yurt dışından herkesin merak ettiği, uçmak istediği Eskişehir’imize tarifeli sefer yok, Zafer Havalimanı’na ise uçak var ama uçan yok. Müteahhide, uçmayan yolcunun parası ödeniyor. 2012’den bu yana on yılda 46 milyon avro ödendi şirkete, 2044 yılına kadar da 208 milyon avro daha ödenecek. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine devleti soyan bir düzen yok.

Değerli arkadaşlarım, yolcu uçmayan bu havalimanının işletmecilerine sağlanan garantiyle yüz binlerce işsizimize istihdam yaratılabilir, iş yapamayan yüz binlerce esnafın kredi borçları silinebilir, yüz binlerce çiftçimizin bankalarda takibe düşen kredi borçları silinebilirdi. Bakın, 2021 yılı için 1 milyon 317 bin kişilik yolcu garantisi verilmiş, mayıs ayına kadar sadece 61 yolcu uçmuş. Yazıktır günahtır, bu durumun izah edilebilir bir yanı yoktur.

Değerli milletvekilleri, Honduras Guatemala’ya hava seferleri başlatabiliyorsak Eskişehir’imizden de Anadolu’nun diğer illerinden de tarifeli uçak seferlerimizin bir an önce başlatılmasını sağlamalıyız.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Hatay Milletvekili Serkan Topal.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Öncelikle buradan insanlık adına bir çağrıda bulunmak istiyorum: SMA Tip 1 hastası Hataylı bir hemşehrimiz Nefes bebek… Buradan Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Sağlık Bakanına, bütün bakanlara, bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Tabii, Türkiye’deki bütün SMA Tip 1 hastalarına gerçekten de aslında, Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Bakanın el atması gerekiyor. Gerçekten tedavileri şu anda çok yüksek maliyetli. Bu yüzden buradan da Nefes bebeğe herkesin nefes olmasını diliyorum -anne adı Sayın Nilay Yeşil ve Sayın Cemil Yeşil'in de telefon numaraları- ve bebeğin de fotoğrafını bütün vatandaşlarımızın görmelerini ve el atmalarını, nefes olmalarını buradan diliyorum. Özellikle, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Sağlık Bakanı, lütfen gereğini yapalım. Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, “yakmak” kelimesinden bahsetmek istiyorum: Yakmak, sadece nesnelerin yakılması olayı değil, aynı zamanda manevi yakmak da vardır; umutların yakılması gibi, hayatların yakılması gibi, geleceklerin yakılması gibi. İktidar burada neleri yaktı, neleri yakmaya çalışıyor, burada ifade etmek istiyorum.

Bakın, çiftçi, kredisini ödeyemiyor, elektriği kesiliyor, traktörüne haciz konulan, ürünü tarlada olan çiftçinin emeklerini, alın terini yakmayın diyoruz.

Esnaf SGK primini ödeyemiyor, yanında çalışan emekçinin maaşını ödeyemiyor, kirasını, vergisini ödeyemiyor, borcunu ödemek için bankaların kredi batağına düşen esnafın uykularını yakmayın diyoruz.

Tayin engeline takılan, eşinden, çocuğundan ayrı düşen öğretmeni yakmayın diyoruz.

Borç harçla okuyan üniversite mezunu işsiz kalıyor, evlenemiyor, intihar ediyor lütfen işsiz gençlerin umutlarını yakmayın diyoruz.

Araba taksitini ödeyemeyen, çocuğuna artık bir şey alamayan, evimize ekmek götüremiyoruz diyen servis şoförünü yakmayın diyoruz.

Pandemi nedeniyle dışarı çıkamayan, çıksa virüse yakalanan, çıkmazsa aç kalan vatandaşı lütfen, yakmayın diyoruz.

Sorunlu eğitimli liselerinin geleceğini yakmayın diyoruz.

KPSS yolsuzluklarına göz yumarak iş arayan vatandaşlarımızın umudunu ve mezunların umudunu yakmayın diyoruz.

Yurt dışında çalışarak ülkemize döviz kazandıran, izlenen dış politikalar yüzünden ülkemize gelse bir daha yurt dışına çıkamayan gurbetçilerin hayallerini yakmayın diyoruz.

609 lirayla geçinemeyen engelli vatandaşlarımızı yakmayın diyoruz.

İnternete erişmek için soğuk kış günlerinde dağ başında baz istasyonu arayan ve bu yüzden gerçekten de doğru dürüst eğitim alamayan öğrencilerimizi yakmayın diyoruz.

Aylardır çalışamayan, ekmek parası için müzik aletlerini satan, 1.000 TL ödeme beklemeye mahkûm edilen müzisyenleri yakmayın diyoruz.

Kapalı olan tiyatrolarda sanatını yapamayan binlerce sanatçıyı ve sanatı yakmayın diyoruz.

FETÖ’cülere devleti teslim ederek Silivri zindanında ordumuzun subaylarını yakmayın diyoruz. Devletimizin sırlarını, maalesef, FETÖ’ye teslim ettiniz ama bizim iktidarımızda bu olmayacak, gerekeni de biz yapacağız.

Bizler eskiden soba tutuşturmak için gazete kâğıdını biriktirir, sonra da yakmaya kıyamazdık, iktidar gazeteleri ve gazetecileri de yakmaya çalışıyor, lütfen yakmayın diyoruz.

Darbe dönemlerinde darbeciler kitapları yakardı, şu anda da iktidar yazarları yakmaya çalışıyor, kitap yazarlarını lütfen yakmayın diyoruz.

Vatandaşımız kombileri yakamıyor çünkü iktidar, kombinin düğmesine basanları da maalesef yakıyor, yakmayın diyoruz.

Evet, arkadaşlar, adaleti savunan avukat yanıyor, adaletli karar veren hâkim mesleğinden oluyor. “Yoksulluk var.” “Yolsuzluk var.” “Yasaklar var.” sözlerini kim söylese cehennem ateşine atılıyor. Çünkü bu sözleri 2002’de AK PARTİ geldiğinde onlar söylemişti, iktidar oldu ama onları da şu anda söylemek yasak; pardon “serbest değil” diyelim çünkü yasak demek de yasak. “Yolsuzluk” diyen yanıyor “yoksulluk” diyene askıda kuru ekmek gösteriliyor, yasaklar ise yeni normalimiz. Bu yeni normalimizde adalet istemek yasak, Anayasa’ya uymak yasak, mahkemelerin kararlarını eleştirmek iktidara serbest ama vatandaşa yasak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) - Son olarak, herhâlde bir dakika daha süre verirsiniz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Demokrasi iktidar isterse serbest, vatandaş isterse yasak. İktidar hakaret ederse eleştiri, vatandaş eleştirirse hakaret. Birisini tutukla, kanun serbest derse suçu değiştir, “Cumhurbaşkanına hakaret”e sok, içeri at. Cumhurbaşkanına hakaret yasak ama Cumhurbaşkanının kendisinin bizatihi vatandaşa hakareti serbest. İktidarın bu yeni normali ülkeyi yangın yerine çevirdi maalesef. Adalet yanıyor, demokrasi yanıyor, vatandaş yanıyor, ümitler yanıyor, gençler yanıyor, gençlerin geleceği yanıyor, bunca yıldır ne güçlüklerle elde edilen cumhuriyetin kazanımları yanıyor. Kayyumcu mantıkla üniversiteler yanıyor ama bundan zerre kadar ders alınmıyor maalesef.

Değerli arkadaşlar, büyük usta Nazım’ın dediği gibi: “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” Evet, belki çok insan yanacak ama biliyoruz ki bu ülke aydınlığa yakılan ümitlerle çıkacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sayın Başkanım, son konuşmacı ben olduğum için herhâlde bir dakika daha söz verirsiniz.

BAŞKAN – Engin Altay, ne diyorsa onu yapalım.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Bir dakika daha süre verin.

BAŞKAN - Ne diyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Takdir sizin Başkanım.

BAŞKAN – Ama Hatay’dan bahsedeceksen söz vereyim, Hatay’ı ihmal ettin sen ya.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Hatay’dan bahsedeyim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Ben, kimseye söz vermedim onun için.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha söz verilebilirdi.

BAŞKAN - 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Birleşimin başında bugünkü açık oylamaların elektronik oylama cihazıyla yapılması kararlaştırılmıştı.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Açık oylama sonucu gelmiştir.

Okutuyorum:

“Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi 201 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

260

 

 

Kabul

:

260(x)

 

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

 

 

 

 

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca Oturumun sonuna bıraktığımız açık oylamaları yapacağız.

BAŞKAN – 188 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

1.Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2032) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 188)    (Devam)

BAŞKAN – Oylama işlemini başlatıyorum. Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Açık oylama sonucu gelmiştir.

Okutuyorum:

“Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 188 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

Kullanılan oy sayısı            :    261

               Kabul                   :    261(x)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

 

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş, kanunlaşmıştır.

193 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin açık oylamasına başlıyoruz.

2. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Honduras Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2029) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 193)              (Devam)

BAŞKAN – Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN –  Açık oylama sonucu gelmiştir, okutuyorum:

"Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Honduras Cumhuriyet Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma  Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 171 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

261

 

 

Kabul

:

261(x)

 

 

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun”

           

BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan 172 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

4.  Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İş Birliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2498) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 172)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan 98 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

5.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Cezaî Konularda Adlî Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1794) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 98) 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından denetim konuları ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 1 Haziran 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.01



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı

üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x)  171 S. Sayılı Basmayazı 26/5/2021 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 177 S. Sayılı Basmayazı 26/5/2021 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 180 S. Sayılı Basmayazı 26/5/2021 tarihli 84’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.]

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 188 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 193 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 201 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul