• Dönem: 27. Dönem
  • Yasama Yılı: 4
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 30.06.2021
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
TBMM Tutanak Müdürlüðü

30 Haziran 2021 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşimini açıyorum.(X)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündem dışı ilk söz, ülkemizde gerçekleştirilen savunma sanayisi faaliyetleri hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Refik Özen’e aittir.

Buyurun Sayın Özen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

REFİK ÖZEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde gerçekleştirilen savunma sanayisi faaliyetleri hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum, bu vesileyle Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma sanayisi bağımsızlığımızı korumak, barışı sağlamak, muhafaza etmek ve her alanda ülkemizin, vatandaşlarımızın güvenliğini temin etmek için güvenlik güçlerimizin ihtiyaç duyduğu teçhizatı geliştirme yeteneğine sahip kuruluşların tümünü içinde barındırmaktadır. Günümüzde savunma teknolojilerinde güçlü ve bağımsız olamayan devletlerin geleceklerine güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sadece doğal kaynaklara ve ticarete dayalı paranızın olması, savunma sanayisinde belli bir seviyeye ulaşamamışsanız, özgürlüğünüzü tek başına garanti altına almanıza yeterli olmaz.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kayseri’de kurulan uçak fabrikası, Nuri Demirağ,  Nuri Killigil tarafından kurulan yine uçak ve silah fabrikası gibi atılan ciddi adımlar savunma sanayisinin öncüleri olarak hâlâ hafızalarda yer almaktadır. Tüm bu projeler dönemin ufuksuz, vizyonsuz idarecileri tarafından sabote edilmiş, Türkiye âdeta kasıtlı ve bilinçli bir şekilde savunma sanayisinde yurt dışına mahkûm bırakılmıştır ve maalesef bu zihniyete sahip olanlar sadece Türk savunma sanayisinin dikilmiş körpe fidanlarını budamış olmakla kalmamış, zaman ve kaynak israfının yanında bu milletin altmış yılını da heba etmiş oldular. Bu alanda özellikle AK PARTİ döneminde başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın  ortaya koyduğu vizyonunla Savunma Sanayii Başkanlığımızda gerçekleştirilen dönüşümler ve koordinasyon sayesinde bu alanda müthiş adımlar attık, atılımlar gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye devam ediyoruz. 2002 yılında sadece 62 savunma projesi yürütülürken, bugün bu sayı 750’yi geçmiş durumdadır. 2002 yılında yaklaşık 5,5 milyar dolar bütçeli savunma projeleri yürütülürken, geldiğimiz noktada 60 milyar dolarlık proje hacmine ulaşılmıştır. Yine 2002 yılında savunma sanayisinde faaliyet gösteren firma sayımız sadece 56 iken bugün aynı alanda yaklaşık 1.500 firma faaliyet göstermektedir. 2002 yılında 1 milyar dolar olan ciro rakamı 2019 yılında yaklaşık 11  kat artışla 10,8 milyar dolara yükselmiştir. Yine 2002  yılında yalnızca 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatı 2019 yılında 3 milyar doları geçmiş durumdadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2002 yılında AR-GE’ye ayrılan anlamlı bir bütçe söz konusu değil iken bu faaliyetlere 2019 yılı itibarıyla yaklaşık 1,5 milyar dolar harcama yapılmıştır ve bugün dünyanın ilk 100 savunma şirketi arasında 7 Türk firması yer almaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnşallah bugün görüşmesini sürdüreceğimiz MKE AŞ'nin yasası geçtikten sonra bu firmalar içerisinde yer alacağına olan inancımı da ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1937’de yaptığı konuşmada “Bundan sonrası için bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve harp sanayimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. Hava kuvvetlerinin aldığı ehemmiyeti göz önünde tutarak bu mesaiyi planlaştırmak ve bu mevzuyu layık olduğu ehemmiyetle milletin nazarında canlı tutmak lazımdır.” demiştir. Ve bizler, bugün yaptığımız bu çalışmalarla Gazi’nin vasiyetini de yerine getirmiş oluyoruz.

AK PARTİ iktidarları döneminde, özellikle son beş yılda yapılan savunma sanayisi yatırımlarıyla karada, denizde ve havada güvenlik güçlerimizin ihtiyacı olan mühimmat ve füzelerimiz yerli ve millî olarak geliştirildi ve geliştirilmeye devam edilmektedir. Özellikle İHA ve SİHA üretiminde gösterdiğimiz başarılar bu alanda söz sahibi olan dünyanın ilk 3-4 ülkesi arasında yer almamızı sağlamıştır ve bu sayede, geçtiğimiz günlerde Polonya Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde yapılan imza töreniyle NATO ve AB üyesi bir ülkeye 24 adet SİHA ile yer kontrol istasyonları ve mühimmatlarının ihraç edilecek olması da oldukça önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başarımızı daim kılmak, çıtayı sürekli yukarıya taşımamız gereğini bilerek hareket ediyor ve o yüzden geldiğimiz bir noktayı da kendimize yeterli görmüyoruz. Özellikle son yirmi yılda ektiğimiz tohumların yeşerdiğini, gençlerimizin millî teknolojiye olan ilgilerinin her geçen gün daha da arttığını bugün her alanda görüyoruz.

Bu başarıda en büyük pay sahibi olan başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere büyük bir özveriyle çalışmalarını başarıyla devam ettiren Savunma Sanayii Başkanımıza, tüm savunma sanayisi çalışanlarına, firmalarımıza yürekten teşekkür ediyor, Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Bursa’nın İnegöl ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Genel Kurul, ekran başında bizleri izleye İnegöllüler ve değerli Bursalılar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnegöl ilçemiz, arkeolojik kazılara göre beş bin yıllık bir tarihi olan, 10’dan fazla medeniyete ev sahipliği yapmış olan ve Osmanlı Beyliği kurulduğunda da ilk fethedilen yerlerden biri. Nüfusu 20 ilimizden yüksek; 281 bin nüfusu var ama bu hâliyle il olamıyor. Ülke ekonomisine katkısı da çok büyük; İnegöl birçok ili geride bırakıyor ve geçen seneki verilere göre tam 700 milyon dolar ihracat fazlası var. Yani 81 ilin bütününü sıraladığımızda, İnegöl ihracatta 17’nci sırada ve dış ticaret hacminde 21’inci sırada; 60 tane, 63 tane ili geride bırakan bir ilçeden söz ediyoruz ama İnegöl il olamıyor. Niye olamıyor biliyor musunuz? AK PARTİ’liler diyorlar ki: “Ya, biz bu İnegöl’ü il yaparsak Bursa Büyükşehir Belediyesini kaybederiz.” Arkadaşlar, bakın, zaten biz Bursa’da oy farkımızı kapattık, kaldı 20 bin; illaki onu da ilk seçimde kapatacağız. Bursa’nın bir sürü sorunu var; ulaşımı berbat, suyu pahalı, trafik yoğunluğu var. Zaten biz alacağız Bursa Büyükşehiri. Gelin, İnegöllüleri süründürmeyin, İnegöl’ü il yapalım diyorum.

Geçen sene Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla birlikte milletvekili arkadaşlarımızla bir kanun teklifi vermiştik ama maalesef, buradan geçmedi. Gelin, biz söylememiş gibi siz, bu İnegöl’ü il yapın; biz de kayıtsız şartsız destek verelim çünkü İnegöl’e giderseniz -İnegöl’e sadece köfte yemeye gitmeyin değerli AK PARTİ’li arkadaşlar- İnegöllüleri dinleyin. İnegöl’de herkes, odası, çiftçisi, esnafı, işçisi, mobilyacısı bütün vatandaşlar il olmak istediğini söylüyorlar zaten. Geçen günlerde de burada gündeme getirmiştim ve bakın, İnegöl Sporlular İnegöl’ün il olması konusunu gündeme getirdiğim için bana teşekkür ettiler. (CHP sıralarından alkışlar) Şöyle bir forma hediye ettiler; bakın, ne diyor burada: “İnegöllü Vekil Nurhayat.” Bu forma benim kara kaşım kara gözüm için hediye edilmedi. Bu forma ne demek? “İnegöl il olmak istiyor.” diye bas bas bağırıyor bu forma. Bakın, İnegöl il olmak istiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ben buradan İnegöl Spora, Efsane Maratona da teşekkür ediyorum. Bakın, onların da elli altmış yıllık, neredeyse 1968 yılında yapılmış bir stadyumu var; İnegöl Spor bunu hak etmiyor. Hiçbir yatırım yapılmıyor, diyorlar ki: “Ya, biz iktidara yüzde 60, yüzde 70 oy veriyoruz diye bizimle hiç ilgilenmiyorlar.”

İnegöl niye il olmak istiyor? Maalesef, çok yoğun bir madde bağımlılığı sorunu var, insanlar AMATEM’den fellik fellik yer arıyorlar ve uyuşturucuyla mücadele konusunda gerçek anlamda bir çözüm üretilmiyor.

İnegöl niye il olmak istiyor? İnegöl’de sanayide kullanılan ham maddelerden olsa gerek 2 bin yani binlerce, belki Türkiye ortalamasının üstünde kanser vakası var. İki üç yıl önce bir kemoterapi merkezi açıldı ama uzman yok; şu anda 2 binin üzerinde kanser hastası 60-70 kilometre öteye gitmek zorunda kalıyor kemoterapi tedavisi görmek için. 281 bin nüfustan bahsediyoruz, bir psikiyatri uzmanı yok, yan ilçeye gidiyorlar ilaç yazdırmak için. Sanayiden kaynaklı iş kazaları çok yoğun yaşanıyor. El cerrahisi uzmanı yok, 281 bin nüfustan bahsediyoruz değerli arkadaşlar. Devlet hastanesi yapıldı eskisinin yerine. Yine, bir saray sevdası şeklinde belediye yapılmak isteniyor. Hâlbuki birçok belediyenin devredilen büyükşehirden sonra binası var, oralar değerlendirilebilir. Kanserin yoğun olarak yaşandığı İnegöl’e yeşil alanlar katılabilir, buradan bir kez daha sesleniyoruz.

Yine, İnegöl deyince akla ne geliyor köfte dışında -onu AK PARTİ’liler biliyor- bir de mobilya. Mobilyada çok ciddi bir sıkıntı yaşanıyor. Ülkenin ekonomik buhranından en çok etkilenen yerlerden biri İnegöl ve mobilya sektörü. Ham madde yok, MDF yok, sunta yok, sünger yok; iş insanları kapılarına maalesef kilit vurmak, işçileri işten atmak raddesine gelmişler, direnmeye çalışıyorlar. Ticaret Bakanlığının artık çözüm üretmesi lazım, çözüm. İnegöl’de 3 tane organize sanayi var ve mobilya fuar alanı yapılacak, iş insanlarının istediği yere yapılmıyor, İhtisas Organize Sanayi’nin uzantısına yapılmak isteniyor. Bir ilçeyi yönetirken, ili yönetirken biraz daha katılımcı olun; orada yaşayanlara o işin ceremesini çekenlere sorun diyoruz, demokratik bir anlayışla yönetin diyoruz.

İnegöl’ün altyapısından sonra üstyapısı bitmiyor. Çünkü efendim, Bursa Büyükşehir gelecek ve yol yapacak hâlbuki İnegöl il olsa o yolu kendi belediyesi yapar ama yapamıyor, maalesef beklemek zorunda kalıyor. İnegöl’ün sorunları saymakla bitmiyor. Bu sorunları çözmek için gelin diyorum İnegöl’ü hep beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ettim, ilave süre vermiyorum.

Çok sağ olunuz.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) – İnegöl’ü il yapalım diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Bir dakika verseniz ne olacak? Milletvekili nerede konuşacak?

ATİLA SERTEL (İzmir) – İnegöllüleri kırdın Başkan, İnegöllüler de üzüldü.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum arkadaşlar.

Gündem dışı üçüncü söz, Sivas hakkında söz isteyen Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’e aittir.

Buyurun Sayın Özyürek. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sivas ilimizle ilgili şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

19 Mayıs 1919’da Samsun'da kurtuluş yolculuğuna başlayan Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 27 Haziran 1919 tarihinde Sivas’ımıza ilk defa teşrif etmiştir. Kurtuluş mücadelesinin kıvılcımını Samsun’dan yakmış ve kurtuluş ateşini Anadolu'ya Sivas’ımızdan dağıtmıştır. Daha sonrasında Sivas Kongresi için tekrar Sivas'a gelmiş ve millî mücadeleyi 108 gün boyunca Sivas’tan yönetmiştir. Bugünkü hür ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Sivas'ta atılarak devletimiz bu temellerin üzerine inşa edilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Sivas’ımıza ilk defa teşrifinin 102’nci yıl dönümünü yad ediyor, vatanımızın kurtuluşunu ve devletimizin kurtuluşunu ilmek ilmek işleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun nezdinde vatan uğruna canını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, yine, Sultan Abdülaziz döneminde bir fikir olarak ortaya çıkan, Abdülhamit Han döneminde projesi çizilen       Akdeniz–Karadeniz yolu projesi cumhuriyetin ilk yıllarında da önemsenmiş, Atatürk döneminde temeli atılarak hayata geçirilmiştir. Günümüze kadar farklı sebeplerle proje ertelenmiş fakat her zaman devam ettirilmiştir. Çalışmalar hızlandırılarak Akdeniz–Karadeniz otoyolu projesinde sona yaklaşılmıştır. Osmanlı Devleti'nin son dönemleri ve cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren yapılması planlanan bu proje Sivas’ımızın önemini açıkça ortaya koymuştur. Proje tamamlandığında inşallah Sivas’ımızın sanayi kenti olma yolundaki en önemli engeli aşılmış olacaktır. Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nde yatırım yapacak sanayicilerin ulaşım endişeleri de böylece ortadan kalkmış olacaktır. Bu gelişmelerin sağlayacağı yatırım olanakları devlet teşvikleriyle desteklenirse Anadolu’nun kalbi niteliğinde Sivas’ımızın sanayi, cazibe merkezi hâline geleceğine inancım tamdır.

Yine Sivas’ımızdaki ilçelerimize gittiğimizde, özellikle Kangal, Ulaş, Divriği, Zara bölgelerindeki çiftçilerimizin bu sene Sivas’taki kuraklık döneminden dolayı maalesef büyük bir mağduriyet yaşamışlardır. Çiftçilerimizin ayakta kalabilmesi için onlara verilen kredilerin yeniden yapılandırılması ve takviye olarak da yeni kredilerin verilmesiyle beraber çiftçilerimize bir hayat verilmiş olacaktır.

Yine, Sivas’taki esnaflarımızı gezdiğimizde onlar da maalesef bütün dünyayı etkileyen Covid’den -ülkemiz de Sivas’ımız da- bundan derinden etkilenmiştir. Esnaflarımızın almış olduğu kredileri… Bazı esnaflarımız iş yerlerini açamadığı için Covid’den iş yapamadılar ama kredilerin geri ödemesi geldiğinde ise bugün bu kredilerini ödeyemiyorlar. O yüzden küçük, orta ölçekli esnaflarımıza verilen kredilerin bir an önce, özellikle Sivas’ımızda bu konuda mağduriyetler olacaktır, olmaması için, önüne geçebilmek için bu kredilerin yeniden yapılandırılması ve yine onlara destek olunmasını istiyoruz çünkü esnaflarımız ciddi anlamda biliyorsunuz yaklaşık iki yıldır Covid’le mücadelemiz devam ettiğinden dolayı ciddi anlamda sıkıntı yaşıyorlar. Devletimizden tabii ki almış oldukları destekler var, devletimiz sağ olsun fakat şu anda destek alıp kredisini alan fakat iş yerini açamayan ve tekrar kredisinin günü geldiğinde ödeme yapacak durumda olmayan esnaflarımız zor durumda, o yüzden de bu kredileri yeniden gözden geçirelim. Bu arkadaşlarımız Covid sürecinde iş yerlerini açamayanlara -tespiti yapıldıktan sonra- bunlara yeniden yapılandırma ve yeniden orta ölçek olarak verilen kredilere de yeniden kredi verilmesini buradan talep ediyoruz.

Yine vakıflarla ilgili de buradan Vakıflar Genel Müdürlüğüne bir duyuru yapmak istiyorum: Sivas’ımızda vakıflarla ilgili kiralama yapan birçok esnafımız; maalesef, onlarda Covid’den dolayı ciddi anlamda etkilenmiştir, kirasını ödemek zorunluluğu vardır fakat onlar da iş yapamadığından dolayı, Covid sürecinden dolayı onların da kiralamalarında bir iyileştirme bekliyoruz.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. İnşallah, sesimiz duyulmuştur, Sivas’ımıza bir hayat vermiş oluruz.

Genel Kurulu saygı ve selamla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uyuşturucu madde ve her türlü bağımlılık çağımızın en büyük felaketlerindendir. Bağımlılıklar özellikle gençler arasında gün geçtikçe tehdidini artırmaktadır. Uyuşturucu madde ve diğer bağımlılıklar ile mücadele devlet, millet, aile ve sivil toplum iş birliği ile engellenebilir. Bu noktada, özellikle eğitim kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Eğitim kurumlarında tüm bağımlılık türlerine karşı daha etkin, verimli eğitimlerin verilip çocuk ve gençlerin bilinçlendirilmesi oldukça hayatidir. İlk ve orta dereceli okullarda uyuşturucu madde, internet bağımlılığıyla mücadele adlı dersin zorunlu ders olarak müfredata alınması; kısa film, fotoğraf sergisi, tiyatro, resim ve öğrencilerin yaşlarına uygun diğer sanatsal ve sosyal faaliyetlerle bu dersin pekiştirilmesi yerinde olacaktır. Yeni cephemizin adı, uyuşturucu ve madde bağımlılığı ile mücadele olmalıdır.

Ey Türk genci, damarlarındaki asil kanı kirletme!

BAŞKAN – Sayın Ünver…

 

 

 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Hayal ticaretini ne zaman bırakacaksınız? Bu yılın şubat ayında ve bizzat Bakanın katılımıyla nisan ayında yapılan test sürüşleri sonrasında Konya-Karaman hızlı tren hattının haziran ayında işletmeye alınacağı açıklanmıştı. Bugün haziran ayının son günü, hızlı tren hattı işletmeye alınamadı. Belirtmeliyim ki bu ilk değil, başladığından bugüne hiçbir bakan ve AKP’li siyasetçinin konuyla ilgili verdiği tarih doğru çıkmamıştır.

İki üç ay sonrasını bile öngöremeyen Bakan ve Bakanlığı kalkmış, milyarlarca yılda oluşmuş dünya ekosisteminin bir parçası olan Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’na yapılacak kanalın faydalarından bahsediyor. Sizin neyinize güvenelim? “Bitti.” dediğiniz   Konya-Karaman hızlı tren hattı neden hâlen açılmadı? Sözünüze güven olmaz ama tekrar soruyorum: Ne zaman açılacak? Tavsiyem, bir talan projesi olan Kanal İstanbul hakkındaki manipülasyonun bırakılıp halkın beklediği işlerin bitirilmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ömrünün en verimli dönemlerini ülkesine, milletine ve insanlığa hizmet etmekle geçiren; alın terinin, helal kazancın timsali emekli vatandaşlarımızın Dünya Emekliler Günü’nü tebrik ediyorum. AK PARTİ olarak 2002 yılından bu yana emeklilerimizin artan millî gelirden daha fazla pay alması için bir dizi tedbiri hayata geçirdik. Emeklilerimizin tamamının banka promosyonu almasını sağladık. En düşük emekli maaşını 1.500 TL’nin üzerine çıkarttık. İş yeri açtıkları takdirde yatırdıkları yüzde 15 destek primini kaldırdık. Emeklilerimizin sendikalaşmasının önünü açtık. Emekli maaş artışlarını memur maaş artışlarına endeksledik ve enflasyon farkı almalarını sağladır. Ramazan ve Kurban Bayramı öncesinde ikramiye ödemelerine devam ediyoruz. AK PARTİ olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde gelişen, büyüyen ekonomimizle birlikte emeklilerimizin sahip olduğu ekonomik ve sosyal haklarda da iyileştirmeler yapmayı sürdüreceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eskişehir’imizin Mihalıççık kirazı Avrupa’dan Japonya’ya, dünyanın en çok tercih edilen meyvesidir. Türkiye'nin en önemli ihraç ürünlerindendir. Önceki gün Mihalıççık’taki kiraz bahçelerini ziyaret ettim. Ömerköy, Yunusemre, Sazak, Lütfiye, Kozlu, Dağcı , Camikebir, Medrese köylerinde aşırı sıcak ve kuru rüzgârlar nedeniyle kiraz ağaçlarında yüzde 80’lere varan ürün kaybı var. Üretici “Bu yıl kasalar dolmayacak.” diyor, binlerce dönüm bahçelerde milyonlarca liralık zarar söz konusu. Üretici çaresiz, TARSİM de zararı karşılamıyor. Öte yandan başta Kayı, Yunusemre, Güce, Karageyikli, Saray, Ahurözü, Ahurköy, Diközü, Koyunağılı, Çalcı ve Çardak olmak üzere onlarca köyümüzdeki buğday üreticisi kuraklık nedeniyle yüzde 60-70 civarında verim kaybı yaşayacak. Hem kiraz hem de buğday üreticilerimizin iklim olayları nedeniyle yaşadığı tüm zararlar devletimiz tarafından karşılanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, partimizin Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak 25-26 Haziran tarihlerinde Dersim’de Alevi dünyasının önde gelen kurumları, cemevi yöneticileri, kanaat önderleri ve dedeleri, analarıyla bir araya geldik. Türkiye'de hak, hukuk, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen toplumun ihtiyaçlarını bir de alevi canların sesinden dinledik. Alevilerin hem inançsal hem de fiziki olarak bir kez daha tehdit altında olduğu bu dönemlerde dayanışma içerisinde olmak, öte yandan tarih boyunca aydınlık bir gelecek düşü kurmuş ve pratiğini yaşamış Alevi canlarımızın öneri ve eleştirilerini dinlemek demokratik bir düzenin inşası için bizlere yol gösterici olmuştur. Buradan, Dersim’de Hakikat ve Adalet Buluşmamıza katılan; görüş, öneri, eleştiri ve taleplerini bizimle paylaşan bütün canlarımıza partimiz adına bir kez daha teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, dün, on beş aydır devam eden coronavirüs pandemi sürecinin gözükmeyen kahramanlarının belediyelerimizin mezarlık çalışanlarının olduğunu ifade etmiştim. Bugün, seçim bölgem Kocaeli’deki belediyelerimizin mezarlık hizmetlerinden bahsedeceğim.

Kocaeli’de günde ortalama 20-25 vefat oluyor. Büyükşehir ve ilçe belediyelerimiz, hava yoluyla veya kara yoluyla cenaze nakil hizmetleri, defin işlemleri, kullanılacak tüm malzemeler ve mezarlık yeri de dâhil olmak üzere, yapılan hizmetler için vatandaşa masraf yaptırmıyor. Cenaze yakınlarıyla yapmış olduğumuz görüşmelerde, Kocaeli genelinde, başta Büyükşehir olmak üzere, cenaze hizmetlerinden yüzde 99’lar seviyesinde memnuniyetin olması bizleri sevindiriyor. Vatandaşımızın bu acılı gününde destek olan, yanında olan, başta Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız Tahir Büyükakın olmak üzere, ilçe belediye başkanlarımıza teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

 

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün 30 Haziran, kısa çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasağı sona eriyor. Özellikle belediyelerde çalışan, sırf siyasi sebeplerden dolayı baskıya uğrayan ve uykuları kaçan, evlerine ekmek götürme mücadelesinde olan işçilerimiz çok büyük bir tedirginlik içerisinde. İşten çıkarma yasağının mutlaka devam ettirilmesi, kanun hükmünde kararnameyle taşerondan kadroya geçirilen işçilerin bu haklarının içerisine haksız yere işten çıkarma yasağının ek bir maddeyle konularak kanun hükmünde kararnamenin içerisine mutlaka ilave edilmesi… Aksi takdirde siyasi sebeplerden işten çıkarılıyorlar, mahkemelerden işe iade kararı alıyorlar ama belediye başkanları keyfî uygulamayla, mahkemeden işe iade kararı alan işçileri bile işe başlatmıyor. Yani yarın hem belediye hem buradaki idareciler yüklü tazminat ödemek mecburiyetinde kalacak. Buna mutlaka bir çözüm bulunmasını istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, 15 Nisan 2021 tarihinde kabul edilen 7316 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikler çiftçilerimizin derdini çözmekten uzaktır, çiftçilerin tarım krediyle başları dertte. Teklifle umutlanan çiftçiler aslında bu yapılandırmanın yaralarına merhem olmadığını gördüler. Çıkan kanundan ancak Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan tarımsal kredi alacaklarından 31/12/2020 tarihi itibarıyla takibe düşen çiftçiler yararlanabiliyor. 35 bin çiftçi TTK’den kredi kullanmış, büyük bir bölümü yapılandırmadan faydalanamıyor. İstisnasız TTK’ye borcu olan bütün çiftçiler 7316’dan faydalandırılmalıdır, kamu bankalarına borcu olan çiftçiler de unutulmamalıdır. Çözüm, çiftçilerin borçlarının beş yıl süreyle ertelenmesi, faizlerin silinmesi ve yeni kredi temin edebilmeleri için Ziraat Bankasının ve TTK’nin düşük faizli krediler vermesidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN -  Sayın Yalım…

 

 

 

ÖZKAN YALIM (Uşak) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uluslararası nakliye yapan firmalarımızın çilesi bitmiyor. Türkiye cumhuriyetlerine ihracatımız maalesef on yedi gündür durdu, sebebi ise Kazakistan Devleti'nin nakliye firmalarımıza geçiş belgesi yani dozvola belgesi bittiği için. Şu an, yüzlerce tırımız ve şoförümüz Hopa Sarp Sınır Kapısı'nda beklemektedirler. Senelik 30 bin geçiş belgesine ihtiyacımız var. Bu dozvolaların bir an önce karşılanması adına Ulaştırma ve Altyapı Bakanının, Ticaret Bakanının ve Dışişleri Bakanının Kazakistan Hükûmetiyle acilen görüşüp, nakliye firmalarımızın geçiş sorunlarını çözüp, tekrar ihracatımızın yapılması adına gereken belgelerin acilen alınmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Sayın Sümer…

 

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Milyonlarca aday hafta sonu üniversite sınavları için ter döktü. Covid-19 dönemi okulların bir açık bir kapalı olması, öğrencilerin EBA sistemine girememeleri gibi birçok konuda Millî Eğitim Bakanlığının yetersiz kaldığını hep birlikte gördük. Ancak, Millî Eğitim Bakanlığının bir başarı örneği var. Ticaret Bakanlığının kendi bakanına dezenfektan satışına benzer bir olay da Millî Eğitim Bakanlığında yaşandı. Oda TV'nin ortaya çıkarttığı olayda bakanın kardeşinin yönetim kurulu olduğu şirket son iki yılda başta özel okullar olmak üzere birçok kuruma 25 milyon 678 bin 159 TL'lik satış yapmış. Sayın Bakan bu konuyu yalanladı fakat belgelerle birlikte incelediğimiz zaman Bakanlığın talimatıyla Vakıfbanktan ödeme yaptığı şirketin Sayın Bakanın kardeşinin yönetimde bulunduğu İnova Akademi olduğu, ödeme miktarının ise 396 bin 300 Türk lirası olduğu tespit edilmiştir. Sayın Bakanın bu konudaki tavrı ne olacaktır, istifa etmeyi düşünüyor mudur?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AK PARTİ Genel Başkanı Erdoğan, partisinin grup toplantısında, Türkiye'nin muhalefet partisini alenen yabancı ülkelere, Almanya’ya şikâyet etti. Erdoğan, “Yatırımlarını çekmeye uğraştığımız ülkeye bile parmak sallıyorlar. ‘Kredi verecek olursanız bunları ödemeyiz.’ diyorlar. Deutsche Banka tehdit sallıyorlar.” diyor. Bu sözlerin ne anlama geldiği ortada. Yerli ve millî söylemini kullanan iktidara bakar mısınız, baş edemediği Millet İttifakı’na karşı dış güçlerden medet umacak noktaya geldiler. Rant kaynağı, ucube proje, Kanal İstanbul için daha neler yapacaklarını merak ediyoruz. Partili Cumhurbaşkanı zaten “Söke söke o parayı alırlar.” söylemiyle milletten yana olmadığını göstermiş oldu.

Devlette devamlılık esastır ancak kötü niyetle hareket edenlere, yanlış sözleşmelerle Türkiye Cumhuriyeti devletini zarara uğratanlara müsamaha gösterilemez. Millet İttifakı iktidara geldiğinde Kanal İstanbul’un zararı sözleşmeyi imzalayanlardan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ile Katar arasında Askerî Sağlık Alanında Eğitim ve İş Birliği Protokolü imzalanmış, söz konusu protokolle Katarlı gençlerin Türkiye'de tıp, dış hekimliği ve eczacılık eğitimi alabilecekleri medyada yer almıştır.

Başvuruların değerlendirilmesi hangi kriterlere göre yapılacaktır. 2021-2022 eğitim-öğretim döneminde Katarlı öğrenciler için kaç kişilik kontenjan ayrılacaktır. Katarlı öğrencilere mevcut yabancı uyruklu öğrenci kontenjanlarından mı yer verilecektir, yoksa ayrı bir kontenjan mı açılacaktır? Hangi alanlarda öğrenim göreceklerdir? Mezun olduktan sonra da kendilerine ülkemizde çalışma hakkı tanınacak mıdır?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin..

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – teşekkürler Sayın Başkan.

Engelliler acilen atama bekliyor. Türkiye'de 10 milyona yakın engelli vatandaşımız var ama istihdam oranı yüzde 2’yi bulmuyor. Engelliler için de engelsiz ve bağımsız yaşamın en önemli şartlarından biri çalışma ve istihdam hakkıdır.

2018 ve 2020 yıllarında EKPSS giren 200 bin engelli kamu personeli adayı atanmayı bekliyor. Sadece kamu alanında 8 bin kontenjan açığı olmasına rağmen, engelliler için açılan 2.005 kişilik kadro hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu kadroların acilen doldurulması gerekmektedir. 2020’de Sağlık Bakanlığı KPSS puanıyla 50 bin personel almış ancak EKPSS puanıyla hiçbir engelli alımı yapmamıştır. Millî Eğitim Bakanlığı da engelli öğretmen atamalarını derhâl yapmalıdır. En az 10 bin ilave atama derhâl yapılmalı ve istihdam kotası yüzde 6’ya çıkarılmalıdır. Engelli istihdamından tasarruf edilemez. Bakanlığın önünde bugün taleplerini haykıran engellilerin sesini duyun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ekinci…

 

 

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Kıymetli Başkanım.

Sivas değerlerine sahip çıkıyor. Daha önce ziyarete açılan Âşık Veysel ve Âşık Ruhsati Anı Evi’nden sonra dün de Türk siyasi hayatının önemli ismi “Namlusunu millete çevirenlere selam duramam.” diyerek demokrasiden yana tavır sergileyen hemşehrim merhum şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğup büyüdüğü evin Muhsin Yazıcıoğlu Anı Evi olarak açılışını gerçekleştirdik. Şarkışla ilçemizin Elmalı köyünde bulunan Anı Evi’nde şehit liderimizin özel eşyaları ve fotoğrafları bulunmaktadır. Tüm vatandaşlarımızı ve Muhsin Yazıcıoğlu sevenleri Anı Evi’ni ziyaret etmeye davet ediyor, başta Sayın Valimiz olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Ocak 2021 tarihinde AKP Erzurum 7’nci Olağan İl Kongresi’nde

“Pasinler’in tek aşkı, gelsin Alvar Barajı.

Arpa, buğday kalmadı, gelsin Alvar Barajı.

Çiftçinin yok hasadı, gelsin Alvar Barajı.

Ovanın can damarı, gelsin Alvar Barajı.” yazılı bir pankartla seslerini Cumhurbaşkanına duyurmak isteyen ancak AKP Erzurum Milletvekili tarafından verilen pankartın indirilmesi talimatına uymak zorunda kalan Pasinler halkı, yöreye yaptığımız ziyarette, kendilerine söz verilmesine karşın yıllardır bu barajın yapılmadığını söylemişlerdir.

Erzurum Pasinler Alvar köyünde on yedi yıl önce yapılacağı söylenen ve her seçim döneminde tekrar tekrar yapılacağı sözü verilen baraj neden yapılmamıştır? Devlette devamlılık esas ise önceki Bakanın verdiği sözün tutulmamasının özel bir nedeni mi vardır? Yörede baraja ihtiyaç olduğu doğru değil midir? Alvar Barajı ne zaman yapılacaktır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Oluç, buyurun.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Türkiye halkları tarihinin en derin yoksulluğunu yaşadığı bir dönemden geçiyor. Geçenlerde TÜRK-İŞ açıkladı, “Yoksulluk sınırı 2.865 Türk lirası.” dedi. Asgari ücret 2.825 Türk lirası, dolayısıyla asgari ücretin enflasyon karşısında her gün eridiği bir dönemi yaşıyoruz ve bugün hem yoksulluk sınırının altında çalışan 10 milyondan fazla asgari ücretli, aileleriyle birlikte 40 milyona yakın insan açlık sınırı altında yaşıyor.

Bu arada geçen gün yine bir veri açıklandı ve 2017 yılında sadece Halkbanka kredi borcu olan esnaf sayısının 448 bin civarında seyrettiği      -aradan dört yıl geçti- 2021’e gelindiğinde borçlu esnaf sayısının 1 milyon 168 bine çıktığı ifade edildi yani Halkbanka kredi borcu olan esnaf sayısı üç buçuk yılda 3’e katlanmış vaziyette. Sadece bu iki görüntüyle yani açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan insanlar ve borçlu olan insanlar açısından baktığımızda ekonomide çöküşün resminin çizildiğini aslında görüyoruz.

Tabii, iktidar bu durumu gördü, çok söylendi ve Fiyat İstikrar Komitesi ilan edildi şimdi, Fiyat İstikrar Komitesinin kuruluşu. Şimdi, şunu bir kez daha hatırlatalım, söyleyelim, bunu aynı zamanda daha önce de tartışmıştık Mecliste: Piyasadaki fiyatlar tehditlerle, şantajlarla, polisiye önlemlerle ya da cezalarla kontrol edilebilir değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunu bir kere söyleyelim, bir kez daha söylemiştik. Dolayısıyla Fiyat İstikrar Komitesi işe yarayacak bir komite olmayacaktır ekonomi açısından baktığımızda; özellikle emekçiler, işçiler, esnaf, çiftçiler açısından baktığımızda işe yaramayacaktır. Bu, bize neyi hatırlattı biliyor musunuz? 70’lerin ikinci yarısında Fiyat Kontrol Komitesi kurulmuştu o dönemde. O Fiyat Kontrol Komitesinin çalışması sonucunda 70’lerin ikinci yarısında ne patladı biliyor musunuz? Karaborsa, karaborsacılık büyük bir artış gösterdi. Şimdi yine, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya olunduğunu bir kez daha vurgulayalım ve Fiyat İstikrar Komitesiyle bu tür meselelerin çözülemeyeceğini bir kez daha hatırlatalım.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde, Avrupa Birliği Liderler Zirvesi yapıldı ve o Liderler Zirvesi’nde Türkiye'ye ilişkin kararlar açıklandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bildiride Türkiye'ye ilişkin bölüm vardı, hepimiz okuduk, baktık, değerlendirdik elbette, Dışişleri Bakanlığı da okuyup değerlenmiş. Dışişleri Bakanlığı “Türkiye başlığı altında kabul edilen kararlar, beklenilen ve gereken adımları içermekten uzaktır.” ifadesini kullanan bir açıklama yaptı, uzunca bir açıklama. Tek tek bütün maddelerine girmeyeceğim ama bir konuda mutlaka bir şeyler söylemek gerekiyor, Dışişleri Bakanlığına da bunu hatırlamak gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı “Avrupa Birliği, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında diyalog önermek yerine, katılım müzakerelerinin önünü açarak, 23’üncü ve 24’üncü fasıllarda ülkemizde daha hızlı gelişme kaydedilmesinin zeminini oluşturabilecektir.” diyor, bunun yapılmamasından dolayı eleştiriyor. “Hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanında.” diyor. Ya, insan biraz sıkılmaz mı? Dışişleri Bakanlığına söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

“Hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanı” diyor. Ya, siz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2020’nin Aralık ayında verdiği, Demirtaş kararını, daha önce verilmiş olan Osman Kavala kararını, üstelik büyük daire kararlarını uygulamayan bir ülkesiniz, bu ülkenin iktidarısınız ve bu iktidarın bir parçası olan Dışişleri Bakanlığını Avrupa Birliğine diyor ki “Hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusundaki fasılların açılmasında kolaylık sağlayın.” Hangi hukukun üstünlüğünden bahsediyorsunuz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan bir iktidar, bu ülkeyi bu duruma düşürmüş bir de konuşuyor Dışişleri Bakanlığı. Olacak iş değil gerçekten, insan biraz kendi durumuna bakar, aynaya bakar, başkalarını ondan sonra eleştirir.

Son bir konuya değinmek istiyorum Sayın Başkan, izin verirseniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son kez açıyorum, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Burada daha evvel de dile getirmiştik, bir kez daha insanlık dışı bir durumla karşı karşıyayız. Mehmet Emin Özkan, biliyorsunuz 83 yaşında ve 5 kez baypas ameliyatı geçirmiş, sayısız anjiyo olmuş, ayakta durmakta, yürümekte zorlanan bir tutuklu ve biz defalarca Mehmet Emin Özkan’ın son dönemini ailesiyle birlikte geçirmesi konusunda adım atılması için talepte bulunduk, burada dile getirdik. Şimdi, geçtiğimiz hafta ring aracına bindirildi Elâzığ’a götürüldü, ambulansla değil ring aracıyla götürülüyor; o yetmemiş, ailesinin aktarımlarına göre adli tıp kurumundan rapor alınması için İstanbul ya da Elâzığ’da bulunan akıl hastanelerinden birine yatırılması için adım atılmaya çalışılıyor. Yani gerçekten insanlık dışı bir durumla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem, bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Adalet Bakanlığına ve bu iktidara bir kez daha sesleniyoruz: Ya 83 yaşında ve yüzde 87 oranında ağır hastalığı olduğu raporu olan bir kişinin hayatının son dönemini ailesiyle birlikte geçirmesi için yapılan çeşitli çabalara, başvurulara bu kadar suskun kalmak, bunların hiçbirini duymamak gerçekten insanlık dışı bir durumdur ve hâlâ Mehmet Emin Özkan’ın bu şartlar altında cezaevinde tutulmasının hiçbir anlamı yoktur, bunu bir kez daha talep ediyoruz ve bu konuda iktidara sesleniyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, 2008 yılından bu yana defalarca “varlık barışı” adı altında servet affı yasaları çıktı. Son servet affının süresi de bugün Cumhurbaşkanlığı kararıyla altı ay daha uzatıldı. AKP iktidarının en önemli icraatlarından biri Ecevit’in çıkarttığı nereden buldun yasasını kaldırmak olmuştur. Ülkeyi karanlığa sürükleyen ilk adım böyle atıldı. Bugün Türkiye “Para getir de nereden, nasıl getirirsen getir.” diyen bir ülke hâline getirildi. Paranın kaynağı hesap sorulmayan, denetimi yapılmayan bir kara para cenneti hâline dönüştü Türkiye. Son yıllarda ülkemizin dört bir yanında Rus, Azeri, Gürcü, Kazak, Özbek, Ermeni ve benzeri mafyaların uç vermesi, milyonlarca dolarlık alımların yapılmaları, ortaklık kurmaları, yedi yıldızlı otellerde boy göstermeleri ve ne yazık ki hemen hepsi bir günde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alınmaları, adlarını, soyadlarını değiştirmeleri bir tesadüf değildir. Kara para serveti, T.C. vatandaşlığına tüm kapıların açılması bu kadar kolay ve ucuz olmamalıydı. Bu kişilerin siyasetin ekonomik ve adaletin bürokrasisinin en tepelerine rahat erişmeleri normal mi, hukuki mi? Bunu sorgulamak gerekir.

Limanlarımızda art arda çok büyük miktarda kokain ve uyuşturucu ele geçiriliyor. Buna rağmen kokain ve uyuşturucu teslimatları, teslim alacak kişinin ya da şirketlerin teslimat adreslerinin açıklanmaması da hiç doğal değil. Servetlerinin kaynağını bildirmeden, vergi ödemeden, servet affı yasalarıyla ülkemize akın eden, dal budak salan böyle organizasyonların siyasi koruma ve kollama olmadan hayatta kalmaları, nefes almaları mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Bu yapıların muhakkak nefeslerinin kesilmesi gerekir. Söz veriyoruz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında kesilecek, nefes alamayacaklar. Halkımızın, insanımızın, iş dünyamızın, basınımızın nefes almasını sağlayacağız, bu yapıların nefesi kesilecek. Bütün usulsüzlükleri araştıracağız, hukuk dışına çıkanları mutlaka gerekli yaptırımlarla bu ülkeden göndereceğiz.

Sayın Başkanım, Türkiye Cumhuriyeti’nin ihracatı on yedi günden beri durdu. Sebebi ise Kazakistan devletinin nakliye firmalarımıza geçiş belgesi yani dozvola belgesinin bittiği için… Şu an yüzlerce tırımız ve şoförümüz Hopa Sarp Sınır Kapı’mızda beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam ediniz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Senelik 30 bin geçiş bölgesinde dozvolaya ihtiyacımız vardır. Ulaştırma Bakanımızın, Ticaret Bakanımızın ve Dışişleri Bakanımızın Kazakistan Hükûmetleriyle acilen görüşüp, nakliye firmalarımızın geçiş sorunlarına çözüm getirmeleri, tekrar ihracatımızın önünün açılması gerekmektedir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

Mustafa Bey, buyurun.

 

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Yarından itibaren, Türkiye yeni bir sürece giriyor. Bundan önceki dönemde pandemiyle ilgili olan tedbirlerin 1 Temmuz itibarıyla normalleşme dönemine girdiğini ifade ediyorum. Bu süreçte, değerli vatandaşlarımızın ve bizlerin, alınması gereken tedbirlerde önemli bir hassasiyeti göstermesinin, sadece kendi sağlığımız açısından değil, muhatap olduğumuz insanların sağlığı açısından da çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bir de haziran ayın boyunca uluslararası müsabakalarda ülkemize madalya kazandıran sporcularımıza, Avrupa ve Dünya Şampiyona’larında gösterdikleri başarılardan dolayı teşekkür ediyorum. Bedensel engelli sporcularımız 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya; görme engelli sporcularımız 3 altın, 3 gümüş madalya; özel sporcularımız 5 altın, 4 gümüş, 9 bronz madalya; güreşçilerimiz 4 gümüş, 7 bronz madalya; judocularımız 1 bronz madalya; okçularımız 2 altın madalya; yüzme sporcularımız 2 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalya; atıcılık ve avcılık dalındaki sporcularımız 1 gümüş madalyayla toplamda 54 madalya alarak bizleri gururlandırmışlardır. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Yine, aynı zamanda, Kadın Voleybol Takımı’mız da elde ettiği 3’üncülükle bizi mutlu etmiştir, gururlandırmıştır. Karate Millî Takımı’mız mayıs sonunda Hırvatistan’da, Avrupa Şampiyonası’nda 6 altın, 2 gümüş, 1 bronz madalya olmak üzere toplam 9 madalya alarak ülkemizin göğsünü kabartmıştır. Tüm sporcularımıza başarılarından dolayı teşekkür ediyorum, bundan sonraki dönemde de başarılarının devamını diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli arkadaşlarım, varlık barışı diye ifade ettiğimiz düzenleme, bildiğiniz gibi 2020 yılından önce ihracatçıların ihracat gelirlerinin tamamını yurt dışında bırakma hakları vardı. Yurt dışında bulunan veya çeşitli sebeplerden elde edilen dövizlerin Türkiye'ye girişiyle ilgili 2003 yılı ve daha önceki dönemlerde de yapılmış düzenlemeler mevcuttu. Bazen yüzde 1 civarında vergi tahakkuk ettirilerek, bazen de hiç vergi alınmayarak yurt dışında birikim yapılan döviz cinsinden birikimlerin Türkiye'ye gelmesiyle ilgili bir süreçti, bu konuda da Sayın Cumhurbaşkanının kararıyla altı aylık daha uzatma dönemine girmiş oldu. İnşallah, yurt dışında çeşitli sebeplerle döviz bulunduran vatandaşlarımız da ülkelerine getirmiş olurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekilimizin söylediği konu, iki hafta önce yine Kazakistan'da olan bir sorun vardı, Balıkesir milletvekili arkadaşımız bu konuyu gündeme getirmişti. İlgili Bakanlığa ve Dışişleri Bakanlığıyla yaptığımız görüşme çerçevesinde araçların girişiyle ilgili belgeden 3 bin tane artış sağlamıştık, bugüne kadar kota dolmuş ama bu kotanın biraz daha artırılabilmesi için hem ülkemizin hem Kazakistan yetkilileriyle yapılan görüşmeler devam ediyor. Sayın Grup Başkan Vekiline bu konuyu hatırlattıkları için biz de buradan Kazakistan yetkililerine, dost ve kardeş ülke Kazakistan yetkililerine bize verdikleri kotanın daha da artırılmasını -çünkü bu pandemi sürecinde ihracatta önemli bir gelişme var- bu süreye kardeşçe katkı sağlamaları temenni ediyoruz.

Saygılar sunuyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan...

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Almanya'da düzenlenen Avrupa Gençler Şampiyonası’nda millî güreşçimiz Polat Polatçı, serbest stil 97 kiloda altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonu oldu. Yine millî güreşçimiz Mevlüt Özdemir ve İsmail Küçüksolak da bronz madalya kazandılar; millî güreşçilerimizi kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Yüz yıl önce bugün Millî Mücadele’nin en zor günlerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Himaye-i Etfal Cemiyeti yani Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu. İstiklal mücadelesi veren Türk milleti, savaşın en çetin günlerinde dahi istiklali kadar istikbalini de muhafaza etme iradesini ortaya koymuş ve çocuklarımızın korunması için harekete geçmiştir. Çocuklarını koruyamayan bir toplumun hayatta kalma şansı yoktur.

2019 yılında 2 yavrumuzun cinsel istismara maruz kalmasına ilişkin Antalya’nın Elmalı ilçesinde görülen davada onca maddi kanıta rağmen sanık olan anne ve üvey babanın serbest bırakılması tüm Türkiye’de infial yaratmıştır. 7 ve 10 yaşında 2 yavrumuz istismarı yazdılar, yetmedi mi; çizdiler, yetmedi mi; adli tıp raporu, o da mı yetmedi? Buna rağmen bu failler hangi vicdan, hangi adalet, hangi kanun maddesinin gereği olarak serbest bırakıldılar bilmiyorum. Türk yargısı yetkisini Türk milleti adına kullanır. Elmalı davasındaki belgeler ortadayken faillerin serbest bırakılması kararı Türk milletinin vicdanı tarafından mahkûm edilmiştir. Çocuklara istismarda bulunan bu alçaklar en ağır cezayı almalıdırlar. Faillerin en kısa zaman içerisinde yeniden tutuklanması ve en ağır şekilde cezalandırılması için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.

Dördüncü yargı paketi kanun teklifinde, çocuğun cinsel istismarı suçunda tutuklama için somut delil aranma şartı istenmektedir. İYİ Parti olarak iktidarı uyarıyoruz: Yargı paketindeki söz konusu maddeyi Meclis gündemine getirirseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – …ve istismarcıların tutuklanmasını zorlaştıracak bir kanun maddesi ihdas ederseniz bunun bedeli toplum nezdinde sizin için çok ağır olur. Dünyanın bütün hukuk sistemlerinde çocuğa karşı işlenen cinsel istismar suçlarında mağdurun beyanı esas alınır. Çocuklarımızı korumak yerine istismarcıları koruyan bir kanun teklifini Meclisin gündemine alırsanız biliniz ki bunun siyasi yükü altında ezilirsiniz.

Devletin idaresini bir kişinin keyfî kararlarına bağlayan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, bir gece yarısı yine “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararı almıştı. Sayın Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde imzalanan İstanbul Sözleşmesi kadınlarımız için hayati bir kazanım olabilecekken maalesef uygulamaya koyulamamış ve yine Sayın Erdoğan tarafından bu sözleşmeden çekilme kararı alınmıştır. Anayasa’ya aykırı olan bu ucube karar Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener tarafından Danıştaya taşındı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Devam ediniz.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Danıştay İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti. Bizzat Danıştay tarafından ortaya konulan “Bir işlemi sona erdirme hakkı sadece onu yapan makama aittir.” ilkesine rağmen Danıştay kendisiyle çelişerek başvurumuzu reddetti. Böylece yargı üzerindeki vesayet bir kez daha ifşa oldu. İstanbul Sözleşmesi diyor ki: “Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı önlemek için gerekli yasal tedbirler alınmalıdır. Devlet kadına şiddeti önleyecek etkili ve kapsamlı politikalar geliştirilmelidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için gerekli finansman ve insan kaynağı sağlanmalıdır.”

 

İYİ Parti olarak, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener öncülüğünde, kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığının sona erdiği, şiddet ve fırsat eşitsizliği sorunlarının ortadan kaldırıldığı bir Türkiye vadediyoruz. Kadınlarımızın hakkını iptidai baskı gruplarına çiğnetmeyeceğiz. Bu ucube sistemi değiştireceğiz ve İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yaşatacağız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 29 Haziran 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığının İç Tüzük’ün 21’inci maddesi uyarınca Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden geri çekildiklerine ilişkin yazısı 29 Haziran 2021 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                           30/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                  Lütfü Türkkan

Kocaeli

                                                                               Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral ve 20 milletvekili tarafından “Başkent Ankara’nın spor tesisi eksikliklerinin tespiti, 19 Mayıs Stadyumu’nun durumunun araştırılması ve Ankara’daki futbol kulüplerinin sportif başarısızlıklarında merkezî ya da yerel idarecilerin ihmallerinin olup olmadığının tespiti ve çözüm yollarının araştırılması” amacıyla 27/5/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 30/6/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu önerisinin gerekçesini açıklama üzere Sayın İbrahim Halil Oral, buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Ankara 19 Mayıs Stadı’nın durumu, spor tesislerinin ve sportif başarının eksikliği üzerine İYİ Parti Grubu önerisi olarak verdiğimiz Meclis araştırması önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime Ankara’mızın 2 güzide kulübü Ankaragücü’ne ve Gençlerbirliği’ne Başkan olarak seçilen Sayın Faruk Koca’yı ve Sayın Niyazi Aktaş’ı tebrik ederek başlamak istiyorum; Allah yardımcıları olsun, işleri zor.

Saygıdeğer milletvekilleri, ben kırk altı yılını Ankara’da geçirmiş, Ankara Milletvekili olmuş bir kardeşiniz olarak Ankara’da özellikle futbol ve sonra, spor tesisleri noktasındaki sıkıntıları gördükçe içim sızlıyor ve düşünüyorum: Bir başkent bu hâle nasıl düşürüldü? Bir başkent düşünün ki Avrupa başkentleri arasında tek şampiyon takımı olmayan bir şehir olsun. Bir başkent düşünün ki kırk yıl sonra Süper Lig’de temsilcisi kalmamış bir şehir olsun. Bir başkent düşünün ki yüz yıllık kulüpleri aylarca Eskişehir’de, Afyon’da müsabaka oynamak zorunda kalsın ve yine bir başkent düşünün ki olası bir uluslararası turnuvada müsabaka oynayacak, UEFA standartlarında, bir stadı eksik olsun ve yine bir başkent düşünün ki spor tesis noktasında fakir kalmış olsun. Bir başkent düşünün ki 2020-2021 sezonunda Süper Lig’den 2 takımı, 1. Lig’den 1 takımı ve 2. Lig’den de 2 takımı küme düşmüş olsun. Ben düşünüyorum ve bu başkentin Ankara olmasından utanç duyuyorum. Bütün bu felaketlerin tek suçlusu Ankaralılar mıdır da? Sormak istiyorum.

Kıymetli milletvekilleri, 2018 yılının Haziran ayında bugün yerinde yeller esen 19 Mayıs Stadyumu’nda Sayın Cumhurbaşkanımız bir miting gerçekleştirmişti. Orada 19 Mayıs Stadı’nın yıkılacağını ve Ankara’ya 55 bin kişilik dev bir tesis kazandıracağını belirtmişti. Yıkım başlayalı  üç yıl geçti, üç yıldır 19 Mayıs Stadı’nın yerinde yeller esiyor. “Dört yılda bitecek.” denilen bu stadın temeli ne zaman atılacak, ne zaman bitirilecek ve ne zaman müsabaka oynanacaktır? Madem bu işi bu kadar geciktirecektiniz neden 19 Mayıs Stadı yıkıldı? 1936 yılında yapılmış, tarihî niteliği olan 19 Mayıs Stadı’nın alelacele yıkılmasının mantığı neydi? 19 Mayıs Stadı da Eryaman Stadı gibi yılan hikâyesine dönerse ne olacaktır? Ben bu ve benzeri sorularımı Bakanlığa ilettiğimde gelen cevapta bana bir tarih ve ayrıntı maalesef verilemedi, yatırım programına alındığı söylendi. Şimdi duyduğumuz kadarıyla sene sonunda da temeli atılacakmış, bizim tek gördüğümüz yerinde yeller esen boş bir arazidir. Umuyorum ki Gölbaşı Şehir Geçişi’nde olduğu gibi bu konu biz konuyu gündeme getirdiğimiz için işler hızlandırılır, mühendisleri alelacele toplanır ve tesisi Ankaralıların hizmetine açarsınız.

Sayın milletvekilleri, Cebeci Stadı’nın yıkımı başlamıştır. Yıllardır atıl duran bu stadı ikame edecek bir tesis planı yoktur ve Ostim Stadı da yıkılmıştır. Bunun dışında Elmadağ’da yılan hikâyesine dönen ve çürümeye başlayan yüzme havuzundan tutun Anıttepe’deki yok olan yüzme havuzu tesisine kadar pek çok örneğimiz vardır maalesef. İktidara sormak istiyorum: Sizin Ankara’yla alıp veremediğiniz nedir Allah aşkına? Bir ülkenin başkenti o ülkenin itibarıdır. Siz Ankara’yı itibarsızlaştırmak için elinizden geleni yapıyorsunuz, işte bu sebeple de Ankaralı yerel seçimlerde size gereken cevabı verdi, vermeye de devam edecektir. Eğer “Hayır, biz Ankara için çalışıyoruz.” diyorsanız gelin bu araştırma önergesine olumlu oy verin, Ankara’nın 36 milletvekili bir araya gelsin ve çözüm yolları arayalım.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Abdullah Koç.

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ ( Ağrı) – Sayın Başkan, değerli halkımız sizleri saygıyla selamlıyorum.

İYİ Partinin vermiş olduğu önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri ve değerli halkımız, şimdi, sporun desteklenmesi ve mevcut olan tesislerin onarımıyla ilgili maalesef başkentte olduğu gibi yine en fazla mağdur olan illerin başında Ağrı ili geliyor. Bakın, AKP hükûmetleri, Türkiye’de şimdiye kadar gelmiş geçmiş olan hiçbir hükûmetin yapamadığı bir şey yaptı. Ne yaptı? Ağrı ilini her alanda olduğu gibi gelir de sporda da Türkiye'nin az gelişmiş ve en alt sırasına kadar itebildi ve şu anda Türkiye'nin en alt sırasında Ağrı ili yer almaktadır.

Değerli arkadaşlar, Ağrı ilinde mevcut olan bütün spor alanları gerçek anlamda hiçbir şekilde millî gelirden pay alamıyor. Bakın, dünyanın en kaliteli kar alanına sahip olan Ağrı coğrafyası ne yazık ki mevcut olan bu imkândan faydalanamıyor çünkü orada yapılanması gereken kayak tesisleri şu anda yapılamıyor ve bu nedenle Ağrı halkı, bu kadar yoksul bırakılmış olan Ağrı halkı sadece seyretmeye mecbur kalıyor.

Diğer bir tarafta değerli arkadaşlar, Avrupa’nın en yüksek noktası olan, ne yüksek dağı olan Ağrı Dağı’nda dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şey var, bakın, yıllık 10 bin dağcı tırmanış yapıyor, 1 tane dağ evi yok. Bakın, orada biz yıllar önce 5-6 kamyon çöp aşağı indirdik ve çöpün içinden geçilmiyor ve yine Ağrı halkı ne yapıyor, sadece seyretmekle kalıyor. Ve bu nedenle bu spor destinasyonlarının hiçbiri devreye sokulmuyor ve mevcut olan yatırımlar yapılmıyor.

Peki, Ağrı’nın en önemli meselelerinden bir diğeri nedir? Ağrı, krosta dünya sıralamasında 1’inci sıraya girdi ve madalyalar aldı değerli arkadaşlar fakat şimdi, bakıyorsunuz, kışın ne oluyor biliyor musunuz? Gençlerin hepsi Ağrı-Erzurum yolunda mevcut olan o karların içerisinde ve araçların geçiş yaptığı yerlerde antrenman yapmak durumunda kalıyor. Yani bu AKP hükûmetleri bu konuda da hiçbir şekilde Ağrı’ya yönelmiyor ve Ağrı’ya yatırım getirmiyor. Dolayısıyla, mevcut olan iktidar, gelirde olduğu gibi, sporda da Ağrı ilini Türkiye'nin en alt sırasına yine itmiş durumda. 

Peki, muhteşem Diyadin Kanyonu’yla ilgili spor alanları ve kanyon geçişleriyle ilgili yatırım yapılması gereken Diyadin Kanyonu şu anda Koza Altın Şirketinin tehdidinde ve mevcut olan o siyanürle altın arama meselesiyle karşı karşıya. Dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kanyon, altın arama ve mevcut bu şirketlere, mevcut bu yapılara peşkeş çekilmek için yok edilmekle karşı karşıya.

Bu nedenle, şu anda iktidara sahip olan bu AKP iktidarının Ağrı halkından hiçbir şekilde destek almayacağını biz belirtmek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.  (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ankaragücü’nün ve Gençlerbirliği’nin Süper Lig’den düşmüş olmasını ve Ankara’nın doğru dürüst bir stadyumunun olmamasını tartışıyoruz. Sportif bir meseleyi tartışıyoruz ama aslında son derece politik bir meseleyi tartışıyoruz çünkü hem Ankara’nın bir stadyumunun olmaması politik bir sorun hem takımlarının Süper Lig’den düşmüş olması politik bir sorun. Bu sorun hepimizin sorunu ama bu sorun, asıl olarak, iktidarın Ankara’ya bakışıyla ilgili bir sorun.

Değerli arkadaşlar, Ankara’ya hıncınız bitmiyor, Ankara’nın temsil ettiği cumhuriyete o bilinçaltınızdan getirdiğiniz nefretiniz her defasında  su üstüne çıkıyor ve Ankara’da nerede bir boş alan görseniz orayı ticaret merkezi ve konut olarak görüyorsunuz. Dolayısıyla siz “Stadyumları, stadyum alanlarını acaba nasıl ticaret merkezine dönüştürürüz; buraları nasıl parselleriz, nasıl konut yaparız?” diye düşünüyorsunuz. Bu nedenle de Ankara’nın doğru dürüst bir stadyumu yok. Düşünebiliyor musunuz, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinin doğru dürüst bir stadyumu yok ve kırk yıldan sonra ilk kez Süper Lig’de takımı yok ve bunun sorumluğu aslında sizin Ankara’yı dışlamışlığınızla, Ankara’yı göz ardı edişinizle, Ankara’yı küçültmeye çalışmanızla birebir ilişkili.

Bakın, 19 Mayıs Stadyumu seksen iki yıllık stadyum, çürük raporu verdiniz, çürüktü gerçekten, niye? Çünkü bakımını yapmıyordunuz. Sonrasında “İki yılda yapacağız.” dediniz, üç yıl oldu daha temel yok, ne yapılacağı belli değil. AKM’yle birleştirecek misiniz, Atatürk Kültür Merkeziyle? Somut bir veri yok. Peki, sizin burada Atatürk Kültür Merkeziyle, 19 Mayıs Stadyumuyla, İnönü Stadyumuyla meseleniz ne? Onlar hem cumhuriyeti temsil ediyorlar, seksen yıllık birikimi temsil ediyorlar hem de aynı zamanda tarihimizden getirdiğimiz önemli önderlerimizin isimleri var. İsimlerle bile mücadele eden bir anlayışınız var. Ben buradan soruyorum: 19 Mayıs Stadyumu’nun, Atatürk Kültür Merkezi’nin, İnönü Stadyumu’nun adına değiştirmeyi düşünüyor musunuz? Eğer bunu planlıyorsanız aklınızdan bile geçirmeyin. İnönü Stadyumu’nu İstanbul’a tekrar kuracağız, tekrar ismini İnönü Stadyumu yapacağız, bunu da aklınızdan çıkarmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

Ankara Cebeci’deki İnönü Stadyumu’nu yıktınız, yerine konut yapmayı planlıyorsunuz. Her şeyden bir rant, her şeyden şehri katleden bir emlak projesi çıkartıyorsunuz.

Yine, 19 Mayıs Stadyumu’nun arazisinin üst tarafında EGO eski hangarlarını ne hâle getirdiğinizi Ankara biliyor, Türkiye de duysun. Orada şehri katlettiniz, inanılmaz emsal artırdınız, inanılmaz bir konutlaşma yaptınız, içine de Medipol Hastanesini kurdunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emir.

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – İlave süre vermiyorum Sayın Emir, lütfen, rica ediyorum.

MURAT EMİR (Devamla) – Peki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MURAT EMİR (Devamla) – AKM’nin yanındaki araziyi de Medipol’e her defasında yaptığınız gibi peşkeş çekmekten geri durmadınız ama bunların da Ankara adına, Türkiye adına takipçisi olacağımıza buradan söz veriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Nevzat Ceylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT CEYLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti’nin Ankara spor tesisleriyle ilgili verdiği önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önce sayın milletvekilimize teşekkür ederim Ankara sporuyla ilgili verdiği önergeden dolayı. Şunu ifade etmemiz lazım, başta Ankara olmak üzere, büyük şehirlerin şöyle bir derdi var; Ankara’da yaşayanların özellikle Ankara’ya ilgisi son derece az, baştaki sıkıntı bu. Hemşehrilik duygusu, aidiyet duygusu son derece zayıf. Bu, sadece siyasetçiler için değil, Ankara’da yaşayan bütün hemşehri gruplar için, bütün iş adamları için ve bürokratlar için geçerli. Dolayısıyla “Mum dibine ışık vermez.” denilen bir yer varsa bu da başkent Ankara olabilir çünkü o duyguların yeterince gelişmediğini görüyoruz. Herkesin, Ankara’da yaşayanların büyük bir çoğunluğunun spor kulübü olarak tuttukları, başta 3 kulüp olmak üzere    -arkasından kendi şehirleriyle ilgili kulüpler vardır ama- Ankaragücü olsun Gençlerbirliği olsun veya diğer spor kulüpleri olsun, Ankara’daki spor kulüpleri olsun onlara sahiplik duygusunun da son derece az olduğunu görmekten özellikle üzüntü duyduğumuzu belirtmek istiyoruz. Ankara’da 6 milyon insanımız var, yaşıyor, Türkiye’nin her tarafından gelen insanlarımız Ankara’da ikamet ediyor ama Ankara’yla ilgili aidiyet duygusu zayıf.

Efendim, 19 Mayıs Stadyumu’yla ilgili olarak son durumu ben sizlerle özellikle paylaşmak istiyorum. Evet, biraz gecikti ama Türkiye’nin en büyük statlarından ve en güzel statlarından bir tanesi yapılmak üzere, son noktaya gelindi, önümüzdeki günlerde inşallah temeli atılacak 45 bin  kişilik stadyum yapılıyor ve o modern stadyumun içerisinde bütün spor dallarının da olduğunu burada özellikle belirtmek istiyorum. Atletizm, basket, voleybol, jimnastik, bowling, tenis gibi aklınıza gelebilecek spor tesisleri olacak şekilde planlandığını da özellikle söylemek istiyorum. İnşallah çok kısa sürede de 19 Mayıs Stadyumu’na kavuşmuş olacağız.

Diğer taraftan, yine, amatör spor kulüpleri için Ankara Yenimahalle Gazi Mahallesi’nde çok büyük bir alanda spor tesisleri son noktaya geldi, onu da özellikle belirtmek istiyorum, yakında temeli atılacak. Burası 190 amatör spor kulübünün faydalanacağı bir saha hâline getiriliyor; 4 futbol sahası var, 2 antrenman sahası var, 4 basket sahası var, tenis kortları da olacak burada. Dolayısıyla, bunu da özellikle müjdelemek istiyorum.

Ankara’da, sadece bunlar değil, bütün ilçelerinde, bütün merkez ilçelerinde de çok önemli yatırımların yapıldığını ve yapılmaya devam ettiğini de özellikle belirtmek istiyorum. Ankara’nın hiçbir şekilde sporla ilgili eksiği kalmayacağını da burada, yüce Mecliste söylemekten de gurur duyduğumu belirtmek istiyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

30/6/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Hakkı Saruhan Oluç

İstanbul

Grup Başkan Vekili

Öneri:

30 Haziran 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen, 13461 grup numaralı, ev emekçisi kadınların ekonomik sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 30/6/2021 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Dirayet Dilan Taşdemir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Ev eksenli çalışan kadınların sorunlarının araştırılması için partimizin verdiği önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Kadınlar, cinsiyetçiliğe dayalı ayrımcılıktan kaynaklı, aslında yaşamın her alanında, hem siyasi yaşamda hem toplumsal yaşamda ve özellikle iktisadi yaşamda ciddi ayrımcılığa maruz kalıyorlar ve dolayısıyla iktisadi yaşama katılımda da ciddi sorunlar yaşıyorlar. Bu ayrımcılıktan kaynaklı kadınlar çoğunlukla güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bu güvencesiz işlerin başında da ev eksenli işler maalesef geliyor. Ev eksenli çalışan kadınlarla ilgili sendikanın yaptığı araştırma ve verilere göre Türkiye'de her 4 kadından 1’i ev eksenli işlerde çalışıyor. Özellikle pandemiyle birlikte ev eksenli çalışan kadınların koşullarının daha da zorlaştığını biz biliyoruz. Malzeme bulmakta, ürününü satmakta ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Özellikle pandemi sürecinde ciddi gelir kayıplarına da maruz kaldılar.

Yine bu ev içi, ev eksenli çalışan kadınların iş yüklerinin arttığını söyledik çünkü hem ev içerisinde ev işlerinin sorumluluğunu almak zorunda kaldılar. Yine bununla birlikte ev içinde şiddet oranlarında da ciddi artış olduğunu biz biliyoruz yani iş yükünde de ciddi bir artış söz konusu. Ev eksenli çalışan kadınların sayısı da maalesef yine her gün artıyor. Özellikle KHK’yle işine son verilen kadınlar yüzlerini bir şekilde tekrar ev eksenli işlere çevirmek zorunda kaldı ve yüzlerce insan bu şekilde tekrar evde bu işleri yapmak zorunda kaldı.

Değerli arkadaşlar biz HDP Kadın Meclisi olarak birçok ilde hem ev eksenli çalışan kadınlarla hem de gündelik ve mevsimlik işlerde çalışan kadınlarla birebir, yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Yine çalışma koşullarına birebir tanıklık ettik, sorunlarını dinledik. Özellikle kadınlar bizden şu talepte bulundular: Yaşadıkları sorunları Meclis kürsüsünde de ifade etmemizi, buna yönelik Meclisin de bir an önce bu sorumluluğu almasını ve sorunlarının çözülmesi konusunda irade gösterilmesi talebinde bulundular. Biz de kadınlara verdiğimiz söz doğrultusunda burada bu sorunları bir kez daha ifade ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, kadınlar çok ağır şartlarda gerçekten çalışıyorlar. Emekleri sömürülüyor yani açıkçası bu çalışma koşullarına “kölelik koşulları” demek daha doğru. Bir şekilde kadınlar bu ağır şartlarda çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Bu kadar ağır şartlarda çalışıyor olmalarına rağmen kadınlar işçi bile maalesef sayılamıyor. Yani işçi olarak sayılamadıkları için de sigortaları yapılamıyor, emekli olma şansları yok, yine, sağlık güvenceleri de maalesef bulunmuyor. Bazı kadınlar yirmi yıla yakındır aynı işleri yapıyor. Bir kez daha ifade edeyim: Bu kadar uzun süredir bu işi yapıyor olmalarına rağmen yine emekli olamıyorlar, sağlık güvenceleri yok; çalışmadan kaynaklı çok ciddi bir fiziki, biyolojik yıpranma da söz konusu. Yani milyonlarca kadın bir gün evde parça başı iş yapıyor, diğer gün ise tarlada işçi olarak çalışmak zorunda kalıyor; özellikle tarlalarda, bağ ve bahçelerde çalışan kadınlar.

Diğer bir sorun ise şudur: Eşit ücret konusunda sorun yaşıyorlar çünkü aynı işi yapmalarına rağmen, aynı saatte çalışıyor olmalarına rağmen erkeklerle eşit ücret alamıyorlar yani aynı emeği harcıyorsunuz ama aynı parayı alamıyorsunuz. Bu kadınlar günde on iki saat güneşin altında çalışıyor ama aldıkları para gerçekten çok… Yani, insan utanıyor burada ifade etmeye; 60 TL alıyorlar arkadaşlar. Bir emekçi kadın şöyle demişti: “On iki saat çalışıyorum, aldığım para 60 TL. Ben akşam evime dönerken bu 60 lirayı alıyorum, markete uğruyorum; marketten 1 tavuk, 2 kola, 1 de ekmek alabiliyorum ancak. Yani, dolayısıyla, ben on iki saat      -yani tüm gün- çalışıyorum ama karnımı sadece bir öğün doyurabiliyorum.” Evet, gerçekten bu ülkede tüm gün çalışıp sadece bir öğün doyabilen milyonlarca insan var ve bunlar içerisinde de en fazla, en derin yoksulluğu yaşayanlar maalesef yine kadınlar olmak durumunda.

Kadın yoksulluğu da gittikçe derinleşiyor. Maalesef kadınların yaşadığı sorunlara duyarsız olan, önemsizleştiren bir akıl var, bir politika var. İktidar bu konuda üzerine düşen sorumluluğu almak yerine daha çok, kadının hayatını zorlaştıracak kararlar alma konusunda bir tutum sahibi. İşte, bakın, bugün burada biz bu araştırma önergesini kabul etmenizi, bu kadınların sesine ses vermenizi ve bu sorunlarının çözülmesini talep ediyoruz. Umuyorum, diliyorum ki “evet” diyeceksiniz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdemir.

İYİ Parti Grubu adına Sayın Ayhan Erel konuşacaktır.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde Türkiye’deki nüfusun yaklaşık yüzde 50’si kadın, kadınların da yüzde 50’si ev kadınıdır. Kadının ev içindeki görünmeyen emeği son derece bunaltıcı, son derece kahredici, sürekli tekrar eden ve kadını tüm gelişmelere, dışarıdaki hayata kapatan özellikte. Evdeki kadının sabah ezanıyla başlayan meşgalesi, çilesi çocuklar uyuyuncaya kadar, uyuduktan sonra da “Üstü açık kaldı, kapalı kaldı.” endişesi ve kaygısıyla gece yarılarına kadar devam etmektedir. Evdeki işin -devamlı çalışma hâlinde- süresi yok, molası yok, yaz tatili yok, bayram tatili yok, hafta sonu tatili yok. Bu kadar çok işi gören kadınlarımızın sosyal güvencesine baktığımızda maalesef yaşlılıklarında rahat edebilecekleri, gelecekten kaygısı olmayan, huzur içinde yaşayacakları bir güvenceleri yok. Bizim İYİ Parti olarak, daha önce, Erzurum Milletvekilimiz Sayın Naci Cinisli tarafından verilen bir kanun teklifimiz vardı. Özellikle kırsal kesimde tarım ve hayvancılıkla uğraşan ailelerden her bir kadının sigortalı olması ve sigortasının devlet tarafından ödenmesi, belli şartlar yerine geldikten sonra da emekli olmasının sağlanmasını talep etmiştik. Bundaki birinci amacımız, köyden kente göçün önlenmesini sağlamaktı; ikincisi ise üretimde devamlılığı sağlamaktı. Köyde yeni evlenen gençlerden özellikle kadınlarımız köy hayatına alışamadığı için veya köy hayatını benimsemediği için eşine şehre göçmesi yönünde baskı kurmakta, bu da aile içi tartışmaları, geçimsizlikleri beraberinde getirmektedir. Sigortalı olduğunu bilen ve ileride emeklilik hakkını elde edecek olan bu genç kadının böylece köyden kente göç etme arzusu da sona erecektir diye düşünüyoruz.

Yine, 3201 sayılı Kanun gereğince yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına, belli oranda prim yatırılması kaydıyla, emeklilik hakkı verilmektedir. Bu hakkı Türkiye’de yaşayan kadınlarımız da istemektedir. Böylece Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki “eşitlik”e aykırılık da ortadan kaldırılacaktır diye düşünmekteyiz.

Yine, ev emekçileri kadınlarımıza baktığımızda, bu kadınlarımız hem kendi evindeki çoluğun çocuğun, eşinin her türlü temizlik, barınma, beslenme ihtiyaçlarını gideriyor; bunun dışında da gündelik temizliğe giderek ev ekonomisine katkıda bulunuyor. Bunların büyük bir bölümü sosyal güvenceden yoksun. Bu işlerin resmî ofislerce veya İŞKUR üzerinden yapıldığı takdirde bu emekçi kadınlarımızın, temizliğe giden kadınlarımızın da bu güvenceye kavuşacağı kanaatindeyiz.

Toplumda huzur ailede başlar, millete yansır. Ailede kadın ne kadar huzurlu ve mutlu olursa… (İyi Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erel.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Suzan Şahin.

Sayın Şahin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlar ne yazık ki eğitimden siyasete, istihdamdan sağlığa kadar yaşamın birçok alanında ayrımcılığa ve adaletsizliğe maruz kalmaktadır. Bunun temeli kadına yönelik ayrımcı söylemler ve eşitliğe inanmadığını dile getiren eril zihniyet ve kararlı bir iradenin yokluğudur. Türkiye’de kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit eden şiddet sarmalı ve şiddet karşısında cezasızlık hâli ne yazık ki ülkemizde yaşayan her 10 kadından 4’ünün kendini güvende hissetmemesini sağlıyor. Ülkemizde var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık, bir demokrasi ve insan hakları sorunudur. Şiddeti önlemek kararlı bir mücadeleyle olur ve politiktir. Bunun için doğumdan ölüme kadar yaşamın her alanında şiddeti önlemeye ilişkin politikalar üretilir, uygulanır ve uygulatılır. Her türlü ayrımcılığı ve eşitsizliği yasaklayan, bütüncül bir metin olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı da bu sorunların ve AKP Hükûmetinin bu konulardaki samimiyetsizliğinin bir ikrarıdır. Tarihe bir utanç olarak geçen bu kararla “Ben yaptım, oldu.” anlayışı ve kadınların yaşam hakkı tek adamın keyfiyetine terk edilmiştir. Aynı zamanda, bu hukuksuzluğa “Dur!” demek konusunda sorumluluğu olan Danıştayın verdiği vicdanları kanatan karar, Türkiye'nin geleceği, demokrasi ve siyasi rejimi açısından da tarihe bir kara leke olarak geçmiştir.

Sayın üyeler, kadınların yaşamın her alanında karşı karşıya kaldığı eşitsizlik ve ayrımcılık çalışma yaşamında daha da belirgin hâle gelmekte. “Kadınlar iş aradığında işsizlik artıyor.” diyen eril zihniyetin sayesinde kadınlar emek piyasasında ikincil konumda, eğreti istihdam biçimlerine razı, ücret eşitsizliği gibi ayrımcılıklarla karşı karşıya kalıyor.

Covid-19 ortamında kadınların yarısından fazlasının çalışma süreleri azalmış, yüzde 42’si ücret kaybı yaşamış ve çalışma biçimi erkeklere göre daha fazla değişmiştir. Kadın istihdamının dünya ortalamalarının çok altında olduğu Türkiye'de kadın olmak zor, ölmek kolay maalesef. Her 4 kadından sadece 1’i çalışıyor. Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 37,7. Kadın iş gücü son bir yılda yüzde 8,2 azaldı. 11 milyon kadın ev işleriyle meşgul olduğu gerekçesiyle resmî verilerde “iş yapamaz” olarak görülmekte. Bu tablo, kadınların güvenceli ve insan onuruna yakışır bir biçimde eşit işe eşit ücret taleplerinin yerine getirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ücretsiz kreş, doğum izni gibi sosyal hakların ve aile sigortasının yerine getirilmesi acil ve zorunludur. Toplumsal cinsiyet eşitliği kararlı bir devlet politikası hâline getirilmediği sürece kadın-erkek eşitliği sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. Bu yüzden, kadınları eşit ve özgür birey olarak gören uygulamalar amasız ve fakatsız olarak uygulanmalı ve bu yönde bir irade gösterilerek bu kararlı iradeden hiçbir şekilde taviz verilmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – CHP gelecek eşitlik gelecek, adalet gelecek, aile sigortası gelecek diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz ben çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

Bu süre uzatımı vermeme meselesiyle ilgili olarak milletvekili arkadaşlarımızın tepkileri oluyor ancak benim yapmış olduğum şey, İç Tüzük’ün Meclis Başkan Vekiline vermiş olduğu yetkiyi sonunu kadar uygulamaktan başka bir şey değil. Yapmış olduğum uygulama tamamen İç Tüzük’ün 19’uncu ve 60’ıncı maddelerine uygundur. Verilebilecek konuşma sürelerinin tavanları yani en üst sınırları belirlenmiştir Başkanlara, onun üzerinde milletvekillerine söz verilmesi ya da süre uzatımına ilişkin bir yetki vermemektedir. Uygulamam tamamen İç Tüzük hükümlerine uygundur. Bunu bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum ve bütün milletvekillerimizden de konuşma süreleri içerisinde konuşmalarını tamamlamalarını rica ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Nilgün Ök.

Buyurun Sayın Ök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

AK PARTİ GRUBU ADINA NİLGÜN ÖK (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.

AK PARTİ olarak iktidara geldiğimiz günden bu yana ayrımcılık, hak gaspı, şiddet başta olmak üzere eğitim, iş ve toplum hayatında kadınların karşı karşıya kaldığı meselelerin çözüme kavuşturulması için birçok hukuki ve idari reform niteliğinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Biz biliyoruz ki tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürdürülebilir kalkınmanın yolu yine kadının iş gücüne katılımından, iyi şartlarda çalışmasından geçmekte ve iş hayatına katılımından geçmektedir. Kadınların her alanda güçlenmesi, girişimcilik, inovasyon kapasitelerinin artırılması ve istihdama katılımlarının önündeki yapısal ve toplumsal engellerin kaldırılmasını gerçekten önemsiyoruz ve bu alanda politikalar üretiyoruz. Özellikle bakanlıklarımızın, KOSGEB, İŞKUR gibi kurumlarımız dâhil olmak üzere, gerçekten bu konuda çok ciddi, kıymetli çalışmaları vardır.

Bakınız, bununla ilgili, hükûmetlerimiz zamanında, iş hayatında ayrımcılığı önlemek amacıyla “Eşit işe, eşit ücret.” ilkesini 2003 yılında hayata geçirdik. Kadın istihdamını artırmak amacıyla kadın çalışanların sigorta prim teşviklerini sağladık. 18 kadın çalışan istihdam eden bir iş yerine on sekiz aylık sigorta prim teşvikleri devletimiz tarafından karşılanmaktır. En önemli kazanımlardan biri olan, 2010 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ciddi ve kararlı duruşuyla Anayasa’mıza kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık ilkesi kavramını getirdik. Yeni On Birinci Kalkınma Planı’nda -ki çok önemsediğimiz bir plan, bizi 2023 hedeflerine götürecek olan- kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı önlemek, kadınları toplumsal hayatın tüm alanlarında hak, fırsat ve imkânlardan eşit biçimde yararlanmalarını ve güçlenmelerini temel amaç olarak belirledik ve bu yönde politikalar üretiyoruz ve üretmeye de devam edeceğiz.

Ev hizmetlerinde çalışan kadınların sigortalanmasına yönelik de düzenlemeleri hayata geçirdik. Özellikle, 6552 sayılı Kanun’la 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklediğimiz ek 9’uncu maddeyle ev hizmetlerinde çalışanların tamamının çalışma gün sayısı on gün ve daha fazla olanlar ile on günden az olanlar şeklinde ikili bir ayrıma giderek öncelikle ev hizmetlerinde çalışanların sosyal güvenlik sisteminden yararlanmasının önünü açtık.

Tabii ki şunu da ifade etmek istiyorum, kadınlarla, kurumlarla ilgili şunu söylemek istiyorum: Her türlü kurum, işte bakanlıklarımız, Tarım Bakanlığımız, KOSGEB… KOSGEB’de kadın girişimcilere 70 bin liraya kadar kredi desteği, bunun haricinde 100 bin liraya kadar hibe, eğer bir işletme açıyorsa 340 bin liraya varan makine, teçhizat destekleri birçok destekler veriyoruz.

HDP’nin önergesinde söylediği İŞKUR’un sigortalılığı takip etmemesi kesinlikle doğru değildir. İŞKUR işbaşı eğitim programlarında iş yerinde üç ay boyunca kadınları sigortalı olarak takip ediyor, devletimiz tarafından sigortası karşılanıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ök.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Bitiriyorum.

…ve sonrasında da sigorta hizmetlerini takip ediyor.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın ÖK, süreniz tamamlandı.

Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

30/6/2021

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/6/2021 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Özkoç

          Sakarya

          Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu ve arkadaşları tarafından Ergene Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin ve canlı yaşamına etkilerinin araştırılması amacıyla 29/6/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (2678 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 30/6/2021 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Vecdi Gündoğdu.

Sayın Gündoğdu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Konumuz yine Ergene, uzun yıllardan bu yana maalesef çözülemedi. Bizim, Ergene Nehri’miz Yıldız Dağları’ndan doğup 283 kilometrelik bir yolculuk sonucunda Meriç Nehri’yle birleşerek Saros’tan Ege Denizi’ne dökülen Trakya’nın bereketli topraklarını sulayan bir nehirdir ve ilk çıkış noktasında içilebilecek nitelikte olan bir suya sahiptir. Sanayi atıklarının yanında zirai ilaçlama, gübreleme ve evsel atıkların da karıştığı Ergene Nehri artık halk sağlığı ve gıda güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Bir zamanlar havası ve bereketiyle ünlü Ergene Ovası artık sürekli kirlilik ve çaresi olmayan hastalıklarla gündeme gelmektedir. Yirmi yıllık AKP Hükûmetlerinin 8 Çevre Bakanının temizlemeyi başaramadığı, Trakya’nın hayat damarları olan Ergene Nehri’ne neden hâlâ zehir akmaya devam ediyor? Kimdir bunun sorumlusu? Sorumlular yirmi yıldan bu yana görev yapanlardır maalesef yani şu andaki AKP Hükûmetleridir, buna “Dur.” diyemeyen, bugüne kadar görev yapan 8 Çevre Bakanıdır.

 Sayın milletvekilleri, tarih 6 Mayıs 2011, dönemin Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanının talimatlarıyla “Şafak Harekatı” olarak adlandırılan Ergene Havzası Koruma Eylem Planı başlatılıyor. Tarih 5 Haziran 2016, Şafak Harekatından tam beş yıl sonra Kırklareli’yi ziyaret eden Orman ve Su İşleri Bakanı şunları ifade ediyor: “Cumhurbaşkanımız beni aradı. ‘Ergene neden kirli akıyor? Sen bunu temizle.’” dedi. Ergene’yi temizlemek üzere yıldırım hızıyla temizleme çalışması başlattık. “Ergene Nehri 2017 yılında temiz akacak.” diye söz veriyor Bakan Kırklareli’de. Tarih 16 Mart 2019; AKP Tekirdağ mitingi. Ne diyor Cumhurbaşkanı? “Bu yılın sonunda Ergene Nehri’nin suları tertemiz akmaya başlayacaktır.” Yine ayrı bir söz.

Tarih 13 Kasım 2020, AKP Tekirdağ İl Kongresi’ne katılan Cumhurbaşkanı, müjde vererek Ergene’nin artık tertemiz aktığını da söylemişti. Ergene’den atılan suların Marmara Denizi’nin deşarj edilmesi aşamasına geçildiğini belirten Erdoğan, AK PARTİ’lilere de “Ergene şu an temiz temiz, gürül gürül akıyor mu?” diyor, tabii, millet de çaresizce “Evet, akıyor.” diyor. Tarih Haziran 2021 yani bugünlere geldiğimizde, günümüze geldiğimiz de Marmara’da müsilaj sorunu ve Marmara nefes alamıyor. Ergene’ye zehir akmaya devam ediyor, balık adamlar dahi giremiyor, bölgede kanser vakaları rekor düzeyde artmış ve siz “Artık Ergene içilebilir.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, temizlediğiniz Ergene’nin suyu bu. Bir bakın bakalım şöyle, bir bakın, içilebilir nitelikte olduğunu gösteren bir kanıt var mı burada? Maalesef, yok. (CHP sıralarından alkışlar) Buradaki AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Şundan yarım çay bardağı içsinler, ben buradaki kavanozu içeceğim.

Sayın milletvekilleri, mevzuat mı, yasa mı, cezalar mı yoksa irade mi yetersiz? Çözün artık şunu be kardeşim, çözün. Yirmi yıldan bu yana Ergene kirli, bu söyleniyor ve hâlâ da beceriksizliğinizden sadece bir düşman yaratıyorsunuz, o düşmanları da karşınıza alıyorsunuz. Yirmi yılda 8 Bakanın hepsi başarısız. Çıkın, bunları söyleyin, bir özür dileyin, bir özür dileyin ya, itiraf edin; sonra da şu komisyonu kuralım, hep birlikte de bunun tekrar düzelmesi için biz de size katkı koyalım.

Her gün biraz daha fazla zehir saçan, kapkara akmaya devam eden suyumuzun bugünkü hâli hiç mi yüzünüzü kızartmadı değerli arkadaşlar? Ama biliyoruz ki Ergene’den akan kara sular, AKP’nin yüzünün karası, 8 Bakanın da aynı zamanda yüzünün karasıdır; bunu da unutmayın.

Sayın milletvekilleri, yeni bir anlayışı yaşama geçirmek zorundayız. Artık kirleneni temizlemek yerine kirletmemeyi hedef almalıyız, yıkılanı yapmak yerine yıkılmayanı yapmayı başarmak zorundayız. Yaşadığımız salgın bir kez daha göstermiştir ki, bir karış temiz toprağın, bir yudum temiz suyun, bir nefesin kıymeti inanın parayla ölçülmüyor. Varlıklarımızı, vatanın her bir karış toprağını, suyunu, havasını olağanüstü çabayla koruyup gelecek nesillere yani doğmamış torunlarımıza tertemiz bir miras bırakmak zorundayız. Yine gazeteler şunu yazarsa “AKP ve MHP oylarıyla Ergene konusu reddedildi.” diye, inanın, Trakya halkı da bunun hesabını sizden soracaktır.

Teşekkür ediyorum, Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Orhan Çakırlar.

Buyurun Sayın Çakırlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ÇAKIRLAR (Edirne) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinize saygılar sunuyorum.

Söz konusu Trakya olunca, söz konusu Ergene olunca bu Mecliste bulunan herkesin çevreye duyarlı olduğunu bire bir konuştuğumuzda duyar gibiyim ama icraata geldiğimizde, maalesef, böyle bir şeyi görmemiz söz konusu değil. Ergene Nehri; Meriç, Tunca, Arda gibi dışarıda kökü olan nehir değildir, kendi iç nehrimizdir. Yani kirletiyorsak bunu ne Yunanistan’a ne de Bulgaristan'a mal edemeyiz, bunun maliyeti bizim üzerimizdedir. Bunun maliyetini temizleyecek ve kurtaracak olan da bizleriz. Çocukluğumda yüzdüğüm, balık tuttuğum, suyunu içtiğim bir nehrin bugün açık bir kanalizasyondan daha kötü olduğunu o bölgeyi bilenler, gezenler de görmüşlerdir.

Şimdi, bunun başka etkileri de var. Bugün derin deşarjla Marmara’ya bastığımız Ergene’nin bir kısım suyunun müsilaja sebep olduğunu söyleyen ilim adamları var. Şimdi, Ergene’yi kirlettik, Marmara’yı kirlettik, sıra sonra Saros Körfezi’ne mi gelmekte? Bugün Saros üzerinde mahkeme kararları işlem yapılamamasını istemekteyken bile, hâlâ faaliyet alanının içerisinde. Eğer Ergene Nehri’ni temizleyemezsek dünyanın en güzel körfezlerinden biri olan Saros Körfezi’nin akıbetinin Marmara gibi, Ergene Nehri gibi olacağından kimsenin zerre kadar kuşkusu olmasın. Dolayısıyla, mesela bugün yaşadığımız, dünyanın kabul ettiği bu Covid-19 hastalığı geçici, bu yıl belki önümüzdeki yıl bitecek; ama Ergene’nin çevreye verdiği zarar, kanserojen yayılmalar gün geçtikçe artmakta, Trakya’da normalde ölüm vakaları 80’li yaşlardayken bu daha aşağıya düşmektedir.

Bir de yetiştirdiğimiz ürünleri düşünün. Marulu biz yiyoruz, ıspanağı biz yiyoruz veya diğerlerini biz yiyoruz. Bunları kirletmeye, yok etmeye, insanımızı zehirlemeye hiç kimsenin hakkı yok. Sizden, bütün Meclis üyelerinden, Meclisteki milletvekili arkadaşlarımdan bu öneriye destek vermelerini bir Trakyalı olarak, bir Edirneli olarak, bir evladıfatihan olarak rica ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Eğer, bunu biz beceremezsek Çanakkale’deki şehitlerimizin kemikleri sızlar, Paşa Yiğit Bey’in kemikleri sızlar, Evranosoğlu’nun kemikleri sızlar, Gazi I. Murat Han’ın kemikleri sızlar. Gelin, bu araştırma önergesine “Evet.” deyin ve çevreciliğin en güzel örneklerinden birini bu güzel yurdumuzun bu parçasında gösterelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Murat Çepni.

Sayın Çepni, buyurun.

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; Yıldız Dağları’ndan tertemiz doğan Ergene Nehri yaklaşık 10 kilometre sonrasında zehir akmaya başladı. Peki, Ergene Nehri neden kirlendi? Çünkü etrafında yaklaşık 2 bin tane sanayi tesisi var. Şimdi, biz bu sanayi tesislerinin çalışma prensiplerini, çalışma durumlarını ele almadığımızda sanki Ergene Nehri kendiliğinden kirleniyormuş da iktidar da bunu temizlemeye çalışırken eksiklikler yapıyor gibi algılanıyor. Oysa tam tersine, tartışmamız gereken şey bütün bu kirliliklerin temel sebebinin ne olduğu meselesidir. Aynı şey Marmara Denizi’yle de ilgili çünkü yıllardır Ergene Nehri’nin temizlenmesi tartışması yapılırken Marmara Denizi’nin zehirleneceği uyarısını da bilim insanları defaatle yaptılar fakat bugün acı gerçekle çok net bir biçimde karşı karşıya kalmış bulunuyoruz. Şimdi, Ergene Nehri’nin temizlenmesi çalışmalarında Derin Deniz Deşarjı Projesi 2011’de devreye giriyor fakat bunun da Marmara Denizi’nde olduğu gibi, kirliliği, zehri alıp halının altına itmekten ibaret bir proje, bir sistem olduğu ortaya çıktı. Yani zehirleri Marmara Denizi’ne attık ve Marmara Denizi’nde bugün ortaya çıkan müsilajın da temel sebebinin kirlilik olduğunu defaatle ortaya koymuş olduk.

Şimdi, Marmara Denizi’nin temizlenmesi aşamasında bilim insanları, biz de buradan uyarılarımızı ve önerilerimizi sürekli yaptık. Bunların başında ileri teknoloji biyolojik arıtma tesislerinin kurulması ve bugüne kadar çalışmayan tesislerin denetlenmesi de vardı. Şimdi, burada, Mecliste biz bir araştırma komisyonu kurduk, Müsilaj Araştırma Komisyonu. Arkadaşlar, bu Komisyon hâlâ kurulmuş değil. Bakın bir aya yaklaşıyor, Bakanlık göz boyama yapıyor, günlerce “Biz müsilajı temizliyoruz.”, “El birliğiyle temizliyoruz.” kampanyaları, reklamları yapıyor. Oysa müsilaj azalmış falan değil çünkü meselenin kaynağına dair bir müdahale yok. Meclisin kurduğu bu Komisyon, meseleyi araştırmak ve müdahale etmek için kurulmasına rağmen bugün hâlâ çalışmaya başlamamış durumda. Biz buradan soruyoruz: Bu Bakanlık ne yapmaya çalışıyor? Biz bu Bakanlığın süper projelerin makyajlanmasıyla sorumlu bir bakanlık olduğunu biliyoruz. Yani sarayın süper projelerinin halka yutturulma bakanlığı fakat ortada bir deniz var, ölüyor, nehirlerimiz ölüyor. Dolayısıyla, buradan bir kere daha bu Müsilaj Komisyonunun hızlıca çalışmaya başlaması çağrısını yineliyoruz çünkü müsilaj azalmıyor, tersine, suyun altına çökerek artıyor. Buradan bu araştırma önergesini destekliyoruz ve bu anlamda gerçek çözümlerin peşinde gitmek ve bu sanayi tesislerinin denetlenmesi ve bunların kirliliğin kaynağı olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Selahattin Minsolmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Ergene Nehri’nde kirliliğin araştırılması ve canlı yaşamına etkileri ile yapılacak uygulamalar hakkında vermiş olduğu Meclis araştırması açılması yönündeki grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, hatipler Ergene Nehri’nin kirliliğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu ve bu konuda hassasiyetlerini dile getirdiler ama enteresan bir ironi, sayın vekilimin burada kirliliğe ilişkin göstermiş olduğu kavanozlardaki suyun doğruluğuna şüphe yok ama Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin Devlet Su İşleri eliyle yapılmış olan fakat çalıştırılamayan atık su arıtma tesislerinin herhâlde alıcı ortama verildiği noktadan alındığı kanaatindeyiz.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Masmavi akıyordu Ergene.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Evet, Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu dönemde…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Ayıp, ayıp! Bir Trakyalı olarak ayıp Sayın Vekil!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Dinle ya!

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – İlhami ağabey, dinlersen anlatacağım ama. Dinlerseniz bunları da öğrenmenizde fayda var.

 Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en büyük entegre çevre projelerinden biri Ergene Havzası Koruma Eylem Planı. Bu eylem planında 15 tane adımın çok önemli kısımları gerçekleştirildi. Bu eylem planı başladığı zaman, 10 bin nüfusun üzerinde olan Trakya’daki 13 yerleşim yerinin hiçbir tanesinin atık su arıtma tesisi olmadan Ergene Nehri’ne deşarj ediliyordu. Hamdolsun, bu proje kapsamında, çoğu da Cumhuriyet Halk Partisi belediyesi olan bu 12 belediyenin tamamının atık su arıtma tesisleri yapıldı ve şimdi bununla kalmadı; sanayi alanlarındaki kirliliği önlemek amacıyla da ıslah OSB’ler yapılarak, 10 tane ıslah OSB, ıslah şartlarını sağlamak suretiyle OSB’ye dönüştürüldü. Müşterek atık su arıtma tesisi yapılmak suretiyle de sanayi yükünün alıcı ortama verilmemesi yönünde ciddi bir mesafe katedildi. Tabii, bunlar yapılırken bu eylem planının içerisinde Tarım Orman Bakanlığının yürütümü içerisinde aynı zamanda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının finansmanıyla müşterek arıtma tesislerinin yapılmasında belli bir noktaya gelindi.

Evet, Ergene Nehri 283 kilometre, Yıldız Dağları’ndan başlayıp Saros Körfezi’ne, Ege'ye kadar gidiyor. Bu sürecin içerisinde, üzücü olan 21’inci yüzyıla kalması çevre düzeni planlarının. Hamdolsun, bunların da tamam AK PARTİ döneminde 2004 yılında 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planları, 2009 yılında revizyonu, 2012 yılında da il çevre düzen planları yapılabildi. Dolayısıyla bugüne kadar AK PARTİ Hükûmetinden başka hiç kimsenin de samimi olarak Ergene’nin temizlenmesine ilişkin bir çaba sarf etmediğini tarih bize gösteriyor. Bundan kimsenin endişesi olmasın; Haliç’in temizlendiği gibi Ergene de temizlenecek. Vekilimin gösterdiği gibi içme suyu kalitesinde bir su seviyesine getirme iddiamız yok, tarımda kullanılacak su seviyesine getirme çabamız var. Evet, Ergene Nehri kendi debisinin 4 katı bir debiyle akmaktadır, 3 katı debi atıklardan gelmektedir. Membasıyla mansabı arasında çok ciddi fark vardır ama bunun mesulü AK PARTİ olmadığı gibi yerel yönetimlerin de bu konuda duyarlılık göstermesi gerekmektedir. Şu an Edirne Belediyesinin atık su arıtma tesisi yoktur arkadaşlar. Burada bunları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Minsolmaz,  süreniz tamamlandı.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım ama öncesinde bir yoklama talebi vardır, önce o istemi yerine getireceğim.

Sayın Özkoç, Sayın Ceylan, Sayın Sertel, Sayın Kayan, Sayın Gündoğdu, Sayın Kaya, Sayın Şeker, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Barut, Sayın Kaboğlu, Sayın Kılıç, Sayı Kılınç, Sayın Ünver, Sayın İlhan, Sayın Arı, Sayın Sümer, Sayın Tokdemir, Sayın Alban, Sayın Aydınlık, Sayın Yalım.

Değerli arkadaşlar, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanış Saati: 15.48

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

III. - Y O K L A M A

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN -  Toplantı yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen bazı komisyon üyelikleri için seçim yapacağız.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN – Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN – Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 275) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 3’üncü maddesinin önerge işleminde kalınmıştı. Şimdi önerge işlemini yapacağım.

3’üncü madde üzerinde aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                                   Mahmut Toğrul                                            Hüda Kaya                                           Ali Kenanoğlu

                                        Gaziantep                                                   İstanbul                                                     İstanbul

                                      Murat Çepni                                             Rıdvan Turan                            Dirayet Dilan Taşdemir

                                           İzmir                                                        Mersin                                                        Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                   Fahrettin Yokuş                                           Bedri Yaşar Orhan Çakırlar                                               

                                          Konya                                                      Samsun                                                      Edirne                                                                                                       Yasin Öztürk İmam Hüseyin Filiz                                  Hayrettin Nuhoğlu

                                          Denizli                                                    Gaziantep                                                   İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                     Özgür Ceylan                                    İbrahim Özden Kaboğlu                               Faruk Sarıarslan

                                       Çanakkale                                                   İstanbul                                                    Nevşehir

                                    Hüseyin Yıldız                                            Ahmet Kaya                                          Özgür Karabat

                                           Aydın                                                      Trabzon                                                    İstanbul

                                                                                                Gamze Akkuş İlgezdi

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Murat Çepni’nin.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; evet, Türkiye'nin yüzde 1’i ülke servetinin yüzde 42,5’na sahip yani 836.143 kişi neredeyse ülke servetinin yarısına sahip. Asgari ücret 2.825 TL; 4 kişilik ailenin açlık sınırı 3.472 TL, 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırıysa 11.863 TL.

Evet, tablo buyken, açlık ve yoksulluk altında bu ülkenin ezilenleri, yoksulları, işçi sınıfı ve emekçileri inim inim inlerken ortada bir sadet zinciri, bir rant düzeni var ve bu rant düzenindeki son on yılda yapılan vergi ve borç indirimleri düşünüldüğünde, araştırıldığında Kolin 36 kez, Kalyon 19 kez, Limak 19 kez, Makyol 24 kez, Cengiz 30 kez bu indirimlerden faydalanmış.

Tabii, dünyada “hırsızlık” denildiğinde “yolsuzluk” denildiğinde çok sayıda benzer örneklerle karşı karşıya kalabiliyoruz yani “Hırsızlıkta, para kaçırmada, yolsuzlukta, rüşvette Türkiye dünya ölçeğinde 1’incidir.” diyemeyiz fakat şu konuda 1’inci: Dünya tarihinde hırsızlık açısından bu kadar pişkince bir sistemin kurulduğu başka bir ülke yok yani Türkiye'de AKP rejimi sürecinde hırsızlık konusunda, bu konuda çok özel bir ustalık ortaya konulduğunu net olarak söyleyebiliriz.

Şimdi ben size bir paragraf okuyacağım arkadaşlar. Bir tarafta Sayın Bahçeli Fethullah Gülen hakkında, diğer taraftan İsa Gök yine Fethullah Gülen ve onunla birlikte hizmette bulunan insanlar hakkında çok önemli ve ipe sapa gelmez ama bir merkezden yönetildiği apaçık olan açıklamalarda bulunuyor. Türkiye’yi yönetenleri de uyarıyorum, bu aynen 28 Şubat gibi, bu aynen 12 Eylül öncesi gibi büyük bir senaryodur. Derin devlet bütün ama bütün her şeyiyle beraber harekete geçmiştir. Bütün dünyanın üzerinde ittifak ettiği, dünyanın her noktasında okullarıyla, eğitime yapmış olduğu seferberliğiyle ve dünyanın her noktasında hem diyaloğa hem dinler arası bir şekilde uzlaşmayı sağlayabilecek, kavgayı, gürültüyü, düşmanlığı, nefreti ortadan kaldırabilecek bir anlayışı ortaya koymaya çalışan mümtaz bir şahsiyete ciddi bir şekilde saldırı vardır. Bu saldırının sebebi Sayın Fethullah Gülen değildir, bu saldırının sebebi Türkiye’de mazlum insanlar aslında ilk defa iktidara gelmektedirler. Cemaat dövülerek ve cemaat üzerinden başka bir algı oluşturularak Türkiye’de 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak seçimlerde iktidarın rengini ve Türkiye’nin değişim yönünü de bir şekilde etkilemeye çalışmaktadırlar; işin şekli budur. Bu adamların çıkıp “Bugün Fethullah Gülen niye Amerika’da, bu Türkiye’nin ayıbıdır.” diye sormaları gerekir. Bilin bakalım bunu kim söylüyor? Var mı fikir söylemek isteyen?

RIDVAN TURAN (Mersin) – Soylu.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Evet, bunu, bu kürsüden “Oh! Oh!” nidalarıyla şov yapan Süleyman Soylu söylüyor.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Ya, bu Süleyman Soylu ne yaptı size?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Düşünün ki bu süreçte lime lime her taraftan rant, uyuşturucu, para trafiği, her türlü rezilliğin ve kepazeliğin ortaya serildiği koşullarda bu Bakan susuyor, bütün yetkililer susuyor; şu anda “Görmedim, duymadım, bilmiyorum.” oynamaya çalışıyorlar. Peki, bu bakanlar ne yapıyorlar? Bu bakanlar kendi pozisyonlarını korumak için ezilenlere, HDP’ye saldırmayı temel bir politika olarak belirlemişler. Evet, biz buradan tekrar bir defa daha soruyoruz: Şimdi, Süleyman Soylu kendi koltuğunu korumak ve savaş hukukunu işletmek için bu ülkede itiraz eden herkese; Kürt halkına, sosyalistlere, devrimcilere, kadınlara her gün tehditler savuruyor ve her gün işkence yapıyor. Bunu yapan kişi aynı zamanda, bütün bu pislikleri de büyük bir vatanseverlik edebiyatı altında yapıyor. Demek ki neymiş? O efelenmelerinin hepsinin altında yatan temel şey bu rant ve soygun düzeninin korunmasıymış. Demek ki neymiş? O “Oh! Oh!” çekmelerinin sebebi hırsızlıkların gizlenmesiymiş. Evet, ortaya çıkıyor. Süleyman Soylu diyor ki televizyon kanalında: “Bir milletvekili 10 bin…” Tam telaffuz edemiyorum. “10 bin dolar maaş alıyor.”

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Okumayı bilmiyorsun.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Okumayı biliyorum fakat telaffuz edemiyorum. Bizim öyle rakamlarla işimiz yok, siz çok iyi bildiğiniz için çok rahat söylüyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sizin çaldıklarınızı okuyamıyoruz bile. Çaldıklarınızı okuyamıyoruz, o kadar çok çaldınız ki biz okumakta zorluk çekiyoruz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sen bir sus! Sen bir sus!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hırsızlığınızdan utanın ya! Ya, insan azıcık utanır, susar.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Cahil cahil konuşma!

HÜDA KAYA (İstanbul) –Ya, susun, susun!

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Şimdi, 10 bin dolar maaş aldığını söylüyor fakat bu Bakan kim olduğunu hâlâ söylemiş değil.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer söz talebi Sayın Hayrettin Nuhoğlu’nun.

Sayın Nuhoğlu, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Makine ve Kimya Endüstrisiyle ilgili teklifin 3’üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım.

Bu maddede şirket ana sözleşmesinin daha sonra hazırlanacağı belirtilmiştir. Bu şekilde şaibeli bir durum yaratılmıştır. Millet geçim derdiyle, haksızlıklarla ve gelecek endişesiyle boğuşurken acil olarak gündeme getirilen bu Kanun Teklifi zaten bir ihtiyaçtan kaynaklanmamıştır. Görüşülmesi gereken tali komisyonlarda bile âdeta kaçırılmasını tepkiyle karşılıyoruz. Bu işin içinde kötü bir niyetin saklandığını düşünüyoruz. 3’üncü maddeye de kanunun tümüne de karşıyız.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bir süredir, özellikle de partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra olağan dışı şeyler olmaktadır. Kararnameler çıkarılıyor, kanun teklifleri hazırlanıyor, dış görüşmeler yapılıyor, kurum ve kuruluşlarda bazı uygulamalar görülüyor ama bunlar hep gizlilik içinde oluyor. Cumhurbaşkanının etrafında bir duvar örüldüğü kanaatindeyim. Kimse konuşamıyor, yanlışlıklar iletilemiyor, korkudan doğru da olsa farklı ses çıkarılamıyor. Geçen hafta sonu Hatay ve İstanbul’da Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmalardaki bazı yanlışları dile getirerek örnek vermek istiyorum. Cumhurbaşkanı diyor ki: “Devletlerde devamlılık esastır, söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar. Devletlerde devamlılık esastır.” cümlesi büyük devlet olmanın bir gereğidir. Devlet bürokrasi denen bir sistemle yönetilir. Bu sistem her kademedeki memurdan Cumhurbaşkanına kadar uzanan hiyerarşik bir tablodur. Bizim gibi geleneği oluşmuş büyük devletlerde görev yapanlarda bazı özellikleri aranır çünkü devlet, milletin emanetidir, emanete ihanet etmemek esastır. Onun için eğitim, dürüstlük, liyakat, uzmanlık, tecrübe ve millete sadakat gibi köklü geleneklerin yaşatılması şarttır. Bu gelenek Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk doksan yılında uygulanmış ne yazık ki sonrasında bozulmaya başlamıştır. Şimdi ise âdeta çivisi çıkmış, devlet çarkı dönemeyecek kadar sarsılmıştır. “Söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar.” cümlesi esasen bir Cumhurbaşkanının devleti ve milleti karşısına alarak söyleyeceği bir söz değildir. Bu cümleyi konuşma metnine yazan danışmanlar ülkenin aleyhine olan sözleşmelerin kamu düzenine aykırılık sebebiyle hukuken geçersiz sayılacağını ya bilmemektedirler ya da karşı tarafa mesaj vermek için kasıtlı olarak söyletmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bu konuşmanın içinde çelişkiler ve teknik yanlışlıklar doludur. “Boğazdan yılda 3 bin gemi geçişi varken günümüzde bu rakam 45 bine ulaştı.” sözü bir çelişkidir. Son on beş yılda 56 binlerden 2020’de 38 bine düşen gemi sayısı 2021’de düşmeye devam ederek şu anda 38 binin altında kalacağı anlaşılmıştır, 2050’de de gemi sayısının 78 bini bulamayacağı çok açık bir şekilde görülmektedir.

“Proje çalışmalarında 11 ayrı üniversiteden 51 bilim insanı görev yaptı.” sözü de Cumhurbaşkanının daha önce yaptığı açıklamasında “7 üniversite ve 55 kurum” ifadesiyle çelişmektedir. Hangisi doğrudur, belli değil. “15 milyar dolarlık bir maliyetle altı yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz.” sözü de öncekilerden farklıdır. Her defasında farklı fiyat ve süre telaffuz edilmektedir. Konuşma metnini hazırlayanlar Aşık Veysel’e dağları bile deldirmişler. Danışmanlar hızlarını alamadıkları için ülkemizi yeniden dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokacaklarını iddia ederken 2023 hedeflerinin revize edilip yarıya düşürüldüğünü de bilmiyorlar. Cumhurbaşkanı önüne getirilen konuşma metnini incelemeye vakit bulamayabilir, danışmanların sorumluluğu çok büyüktür. Külliyede Cumhurbaşkanlığı bünyesine sızmış, Türklük düşmanı kişilerin oradan uzaklaştırılmasını, yeteneksiz, liyakatsiz kişilerinde ayıklanmasının doğru olacağını bu kürsüden defalarca ifade ettim. Ne var ki Cumhurbaşkanının konuşmalarını hazırlayan ekipte bu çapsız kişilerin olduğu ve konuşma metnine yanlış bilgileri koydukları anlaşılmaktadır. Cumhurbaşkanı Hatay’da yaptığı konuşmada “Tahtaköprü Barajı’nın yükseltilerek sulama alanının 109 bin hektardan 453 bin dekara çıkarttık.” demiştir. Bu dil sürçmesi değil çünkü ekrandan okundu. 109 bin hektarın 1 milyon 90 bin dekar ettiğini ve 453 bin dekarın 2,4 katı olduğunu Cumhurbaşkanı görmeyebilir ama nasıl olurda böyle yanlış açıklamayı kendisine yaptırmış olabilirler.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı keşke bu yanlışları görebilse, karşı fikirdeki bilim insanlarını dinleyebilse, Kanal İstanbul’un asla yapılmaması gerektiğini de görebilirdi. Ben hâlâ yanlıştan dönüleceğini umuyor, selamlarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz, Sayın İbrahim Özden Kaboğlu’nun.

Sayın Kaboğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; MKEK, KİT ve AŞ üç kısaltma, bu yasa önerisinin ana iskeletini oluşturmakta, iki de kavram; birincisi ulusal savunma, ikincisi kamu yararı. Ulusal savunmayı düzenlediği esasen genel gerekçeden anlaşılıyor ve ulusal savunma temeline dayanan bir yasal düzenleme aslında kamu yararıyla örtüşen bir düzenlemedir. Şu hâlde bizim bu teklifte incelememiz gereken husus: Acaba kamu yararını yansıtmakta mıdır? Zira, genel gerekçede “Türk savunma sanayinin temelini oluşturan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu…” “Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin en önemli tedarikçisi konumunda olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu…” deyimleriyle tam bu noktadan odaklanmaktadır. Kamu yararı ne demektir şu hâlde? “Kamu yararı, bir hukuk devletinde tüm kamu işlemlerinin nihai amacı kamu yararıdır.” der Anayasa Mahkemesi. “Yasa koyucuya verilen düzenleme yetkisi hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya engelleyecek biçimde kullanılamaz.” diyor. Bir başka kararında, yine “Anayasa’nın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti’ ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur.” İşte, bu çerçevede bu teklife baktığımız zaman esasen bu MKEK  KİT statüsünde bulunmaktadır ve esnek bir statüdür ama AŞ’ye çevrilmek istenmektedir. Acaba AŞ’ye çevrilmesi kamu yararı gereği midir ve ulusal savunmaya yanıt vermekte midir? Buna bakmamız gerekir.

Burada birkaç gerekçe var; birincisi teknolojik gelişme, ikincisi ticari ilişki, üçüncüsü silah satışı. Bu üç temel amaç söz konusu. Bir, acaba teknolojik gelişme sadece özel sektörde mi mümkündür? İkincisi, MKEK’nin amacı ticaret midir? Üçüncüsü ise silah satışı acaba yurtta sulh, cihanda sulh ilkesiyle örtüşmekte midir? Bu açılardan konuya baktığımız zaman esasen KİT statüsü gibi esnek bir statüye sahip olan bu Kuruluşun anonim şirkete dönüştürülmesinde hiçbir biçimde kamu yararı bulunmadığı gibi kamu yararını ihlal etmektedir. Kaldı ki şu çifte çelişkiyi de beraberinde getirmektedir: Siyasi iktidara fikren karşı olan kesimler devletin bekası ve ulusal güvenlik adına on binlerce kişi kamu görevlerinde edildi ama esasen, burada, savunma sanayisinin bel kemiği olan bir kurumun şirketleştirilmesi ülkenin beka sorunu olduğu hâlde bu görmezlikten geliniyor.

İkinci ana çelişki ise şudur: 7315 sayılı Yasa’yla öğretmenlere bile güvenlik soruşturması getirdik. Örneğin, Ayşe Öğretmen Danimarkalı sosyal medya arkadaşına yemek tarifi gönderirse bu güvenlik soruşturmasına takılıyor fakat bu kadar önemli, ulusal bir sanayide yabancıların çalıştırılması ulusal güvenlik bakımından herhangi bir sıkıntı yaratmıyor.

Demek ki burada ana çelişkileri artırabiliriz ama esasen, ulusal güvenliğin, kamu yararının ve bir devletin bekasının ne olduğunu göstermesi bakımından bu yasal düzenleme gerçekten çelişkileri dışa vuran bir düzenlemedir. Bu açıdan, tabii ki esasen Anayasa’nın devletleştirme ve özelleştirme ayrımını koyan 47’nci maddesi -madde 43’ten itibaren- kamu yararı ana amacına dayanmaktadır ve MKEK’nin bu statüsünün sürdürülmesi eğer kamu yararına aykırı ise o zaman ancak bu statüsüne dokunulabilir. Hayır, kamu yararına aykırı değilse o zaman bu statüsünü değiştirmemiz aynı zamanda Anayasa’nın 47’nci maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.

Ben istihdam edilen personele, bu personelin bir süre sonra tamamen eğreti bir statüye geçirileceğine ve ne kadar yabancının çalıştırılacağı belli olmayan bu şirketin personel statüsüne girmiyorum fakat esasen, bu yasa, amaçları açısından, ulusal güvenliğe, kamu yararına ve devletin bekasına, devamlılığına aykırıdır diyor ve Anayasa’ya aykırılığını da bir kez daha beyan ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Hüda Kaya                             Mahmut Toğrul                         Semra Güzel

                  İstanbul                                   Gaziantep                                Diyarbakır

               Murat Çepni                             Ali Kenanoğlu                         Rıdvan Turan

                    İzmir                                      İstanbul                                     Mersin

                                                      Dirayet Dilan Taşdemir

                                                                    Ağrı

 

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

 

   Fahrettin Yokuş          Bedri Yaşar                                         İmam Hüseyin Filiz                                                                                            Konya                                                      Samsun                                                   Gaziantep                                     Yasin Öztürk                                              Behiç Çelik                   Orhan Çakırlar                                                                                                           Denizli                                                      Mersin                                          Edirne

 

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

 

                                     Özgür Ceylan                                           Hüseyin Yıldız                  Faruk Sarıaslan                                       Çanakkale                                                    Aydın                                                     Nevşehir                                      Ahmet Kaya                                            Özgür Karabat                Gamze Akkuş İlgezdi                                         Trabzon                                                    İstanbul                                                     İstanbul

 

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Semra Güzel’in.

Buyurun Sayın Güzel. (HDP sıralarından alkışlar)

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri,  görüşülmekte olan kanun teklifinin 4’üncü maddesine dair söz aldım. Söz konusu maddeyle şirketin yerine getireceği faaliyetler ve bu faaliyetleri yerine getirirken sahip olduğu yetkiler düzenlenmektedir. Ayrıca, Millî Savunma Bakanlığına ait her türlü taşınır ve taşınmazlardan faydalanabilmesi sağlanmaktadır. Esasında, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi’nin diğer bir çok kamu alanında olduğu gibi adım adım özelleştirilmesinin önünü açan bir tekliftir. Özelleştirmenin şirketlere daha fazla kâr, halka ve emekçiye daha fazla zarar olmaktan başka bir mantığı yoktur. AKP hükûmeti eline geçen her şeyi kamu kontrolünden çıkartıp dağa taşa kadar satmaya başladı ve bu durum bugün büyük bir yıkımla karşımızda.

Değerli milletvekilleri,  bizler geçtiğimiz haftalarda Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Çığlık köyündeydik. Malatya’da maden ocakları zulmüne karşı direnen köylülerle bir araya geldik. Çığlık köyünde tarım arazilerinin sıfır noktasında demir çıkartmak için bir maden ocağı kuruluyor. İşletilmek istenen maden ocağı daha öncesinde devletin teşvikleriyle başlayan organik tarım arazilerinin içerisinde. Maden ocağının sağında solunda, önünde arkasında organik tarım arazileri var ve köylüler “Devlet bize bunun için teşvik veriyor ama organik tarım yaptığımız yere de maden ocağı izni veriyor.” diyor. Aybeksin mineral madencilik tarafından çalışmaları devam ettirilen maden bölgesi için hazırlanan ÇED raporu ise köylünün istememesine ve rıza vermemesine rağmen olumlu olarak düzenlenmiş.

Türkiye’de şu anda 17.400 maden ocağı işletme ruhsatı var ve 17.400 nokta şu anda delinmiş durumda. Bakanlık verilerine göre ise on beş yılda madenlere açılan ormanlık alan 124 bin hektardan fazla. Rakamlar, AKP döneminde orman tesislerinin yüzde 170 ve yüzde 200 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Sadece Ağustos 2020’de çoğu orman arazisi olan 9 milyon dönümlük bir alan madenlere tahsis edildi.

Bildiğiniz gibi, geçen sene Meclisten geçen torba kanuna son dakikada yapılan eklemeyle maden şirketlerinin ruhsat alanı dışında da tesis kurmasına izin veriliyor. 2021 yılında yürürlüğe giren Maden Kanunu o günden bugüne 21 kez değiştirilmiş ve kanun her değiştirildiğinde maden şirketlerine imtiyazlar verilmeye devam edilmiş.

Değerli milletvekilleri, maden ocaklarında kurallar uygulanmıyor, çevre güvenliği sağlanmıyor, denetimler yapılmıyor. Maden ocaklarında geleneksel yöntemler kullanılmıyor, daha ucuz ve çabuk olması için dinamitle patlama yöntemleri kullanılıyor. Bu yöntemlerle su kaynakları kuruyor, topraktaki canlılar yok oluyor, tarım arazileri tahrip ediliyor ve toprak verimsizleştiriliyor. Köylülere ait üzüm bağları, kayısı bahçeleri, sebze bahçeleri demir kırma, eleme ünitesinden kaynaklı ciddi zararlar görmekte, ürünlerin verimliliği düşmüş durumda. Bununla birlikte neredeyse aralıksız olarak tüm şehirlerde maden ocağı var.

Bu yılın mart ayında Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Deveci, Başak, Güvenç, Karagöçek ve Aşağısazlıca Mahallelerinin arazilerinde; altın, gümüş, demir madeni arama ve işletme için on yıl süreyle ruhsat verilmiş. Hekimhan’da, Yeşilyurt’ta, Arguvan’da, Doğanşehir’de sıra hâlinde maden ocakları var; Malatya âdeta delik deşik edilmiş.

Değerli milletvekilleri, ekolojik sistemin ve doğal olarak tarım arazilerinin bu kadar zarar görmesinin yanı sıra halk sağlığı tehlikeye atılmış durumda. Maden ocaklarından çıkan tozlar hava kirliliği yaratmaya devam ediyor. Pandeminin hâlâ bütün yakıcılığıyla devam ettiği şu günlerde, solunum sistemine ciddi zarar veren bu ocaklar üretim yapmaya devam ediyor. Önce ekinleri, sonra kendileri zehirlenen insanların buradan yavaş yavaş göç ettirilmesine neden olan bu politikalar. İnsanların ekmek kapısı olan tarım bu şekilde bitiriliyor. Özelleştirmede bu kadar ısrar etmek demek, emeğin, doğanın, insan hayatının bu şirketlere peşkeş çekilmesi demektir. İnsanların yaşam alanlarını tahrip eden, doğayı tahrip eden, halk sağlığıyla oynayan bu maden şirketleri de dâhil özelleştirme politikalarına artık son verilmelidir.

Bu halkın, olduğu yerlerden, toprağından göç etmesine bizler izin vermeyeceğiz. Malatya’da mücadele eden, maden ocaklarına karşı mücadele eden halkın da yanında olacağımızı ve tüm maden ocaklarına da karşı aynı mücadeleyi yürüteceğimizi bir kez daha buradan ifade ederim.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, misafirlerimiz var, Ürdün Parlamentosundaki Filistin-Türkiye Dostluk Grubu; misafirlerimize “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

 

 

1.  Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 275) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Behiç Çelik’in.

Buyurun Sayın Çelik… Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını karşılayan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna, ürettiği herhangi bir silah, mühimmat, roket, araç ve gereci kendi dışında başka bir yurt dışı menşeli şirkete ürettirme, pazarlama ve ticareti yapma yetkisi veriliyor. Ordumuzun millî savunma ihtiyacına imkân ve olanak sunan MKE'nin üretimleri millî güvenlik sırrı niteliği taşımaktadır. Millî güvenlik sırrı niteliğindeki her türden araç gereç, bilgi, belge ve projenin paylaşımı tehdit oluşturur. Önergeyle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu şirketleştirilmeyecek ve kamu kurumu statüsünde kalmaya devam edecektir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz talebi Sayın Çetin Arık’ın.

Sayın Arık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, iktidar partisinin Makina ve Kimya Endüstrisini tarumar etme teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İşçi perişan, memur perişan, çiftçi perişan, esnaf perişan; işsizlik insanlarımızın canını yakıyor, insanlar intihar ediyor; iktidar partisi de yangından mal kaçırırcasına büyük bir telaşla bir an önce Makina Kimyayı şirketleştirmek istiyor, sanki Makina Kimya şirketleştirilirse memleketimizdeki bütün bu can yakıcı sorunlar çözülecekmiş gibi. 

Sayın milletvekilleri, bu teklif Türkiye'nin göz bebeği olan ve Mehmetçik’e silah, mermi üreten bir kurumunu birilerine peşkeş çekmenin yolunu açan bir tekliftir, dolayısıyla bu teklif ihanet teklifidir. Bugün de tam Ulu Önder’imiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sinde “İktidara sahip olanlar gaflet, delalet, hatta hıyanet içinde bulunabilir.” dediği günler yaşıyoruz. İktidar bu milletin göz bebeği kurumlarını, cumhuriyetle yaşıt kurumlarını “Babalar gibi satarız.” diyor ve maalesef bir bir satıyor, bunu yaparken de milliyetçilik ve yerlilik kılıfına bürünüyor tıpkı kurdun kuzu postuna büründüğü gibi.

Sayın milletvekilleri, iktidar “Kurum hantal, daha verimli hâle getireceğiz.” diyor ama “hantal” dediği kurum 2019 yılında 517 milyon lira, 2020 yılında ise 708 milyon lira kâr açıkladı. İktidar “Makina Kimyaya nitelikli personel alımı sağlayacağız.” diyor. İyi, güzel, nitelikten bahsediyorsunuz ama adı rüşvetle özdeşleşen birisini büyükelçi olarak atayan, arabasına Türk Bayrağı takan yerli ve millî iktidar değil mi? Hayvanat bahçesinin müdürünü TÜBİTAK’ın başına getiren bu iktidar değil mi? Sahte diplomalı birisini Vakıfbank Yönetim Kurulu üyesi yapan bu iktidar değil mi? Bu milletin vatanperver, zeki çocuklarını saçma sapan sorularla eleyip, FETÖ’nün kirli çocuklarının eline sınav sorularını tutuşturup devletin kilit noktalarına yerleştiren, sonra da “Çok güzel sınav oldu.” diyen bu iktidar değil mi, yoksa ben mi yanılıyorum? Yoksa bütün bunları Ce-Ha-Pe mi yaptı? Mazi ortada sayın milletvekilleri.

Şunu da peşinen belirtmek isterim ki Makine ve Kimya Endüstri Kurumunda çalışan 5.300 yurttaşımız evlerine helalinden ekmek götüren nitelikli insanlardır. Bugün ülkemizin ihtiyacı olan şey nitelikli bir iktidardır.

Sayın milletvekilleri, bu iktidar on dokuz yılda ne söylediyse tam tersini yaptı. “Türkiye'ye ileri demokrasiyi getireceğiz.” diye yola çıktı, sonra ikizi FETÖ’yle birlikte el ele verip mezardakilere bile oy kullandırdı, 15 Temmuza giden yolun kilometre taşlarını birlikte döşedi. Şimdi, siz söyleyin, bu millet bu iktidara nasıl güvensin, nasıl inansın? Biz, size nasıl güvenelim, mazi ortada?

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Millet güveniyor.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu iktidar “Makine ve  Kimya satılmayacak.” diyorsa bilin ki Makine ve Kimyayı satacaktır. Neymiş efendim, teklifin 8’inci maddesine “satılmayacak” diye önerge eklenmiş. Sayın milletvekilleri, daha dün Gazi Mecliste oy birliğiyle kabul edilen Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden Meclisin iradesi de hiçe sayılarak bir gece yarısı kararnamesiyle çıkılmadı mı? (CHP sıralarından alkışlar) Peki, Gazi Meclisin Başkanı “Türkiye bir kişiden büyüktür, Meclisin iradesini çiğnetmem arkadaş.” diyebildi mi? Diyemedi. Peki, yarın “Söz konusu doların yeşiliyse gerisi teferruattır.” diyen bir zihniyet, bir gece yarısı “Makine ve Kimyayı sattım arkadaş.” derse buna kim engel olabilecek? Buna kim “Dur.” diyebilecek? Sayın Meclis Başkanı mı “Dur.” diyecek? Sayın Komisyon Başkanı mı “Dur.” diyecek? Yoksa, bu teklifin ilk imzacısı Sayın Ramazan Can mı “Dur.” diyecek?

Sayın milletvekilleri, daha dün “Hayalim.” dediğiniz cumhuriyet tarihinin en büyük kara deliği olan şehir hastanelerini bugün Danimarkalılara bir bir satıyorsunuz, yarın Makine ve Kimyayı satmayacağınıza kim inanır? (CHP sıralarından alkışlar) Gelin bu yanlıştan yol yakınken dönün, gelin savunma sanayisinin omurgasını kırmayın, savunma sanayisini felç etmeyin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin Kanun Teklifi’nden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hüda Kaya                                    Mahmut Toğrul Oya Ersoy

  İstanbul                                        Gaziantep                           İstanbul

Murat Çepni                                   Ali Kenanoğlu Rıdvan Turan

              İzmir                                            İstanbul                             Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

Fahrettin Yokuş                  Bedri Yaşar                İmam Hüseyin Filiz

    Konya                               Samsun                       Gaziantep

Yasin Öztürk                       Ayhan Erel                   Orhan Çakırlar

    Denizli                        Aksaray              Edirne

 

Özgür Ceylan                      Hüseyin Yıldız                Faruk Sarıaslan

  Çanakkale                              Aydın                           Nevşehir

Gamze Akkuş İlgezdi      Ahmet Kaya Levent Gök

    İstanbul                                          Trabzon                            Ankara

                                      Özgür Karabat

                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Oya Ersoy’un.

Sayın Ersoy, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERSOY (İstanbul) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İki gündür Türkiye, Elmalı davasını yani çocuk istismarını konuşuyor. Elmalı’da 2 çocuk; annesi, üvey babası ve daha pek çok kişi tarafından türlü işkencelerle cinsel istismara uğradı. Bunu yüz bin defa aklınıza yazın. Ancak failler serbest bırakıldı. Neden bırakıldılar? Çünkü ispat isteniyor, hani dördüncü yargı paketi diyerek haftaya geçirmeye çalıştığınız madde var ya, o şu an bizzat uygulanıyor zaten.

Faillerin korunması Elmalı’yla sınırlı değil. Sadece son bir ay içerisinde verilen yargı kararlarını süre azlığı nedeniyle özetle size geçeceğim burada: İstanbul Esenyurt, 11 yaşındaki kız çocuğu, istismar eden fail “maddi delillerle desteklenmeyen, soyut iddialar” olduğu gerekçesiyle beraat ettirilerek tahliye edildi. Adana’da 5-6 yaşlarındaki 2 çocuk; 2 çocuğun istismar failinin aynı gerekçelerle İstinaf Mahkemesi tarafından cezası bozuldu ve tahliye edildi. Adana’da kuzeni olan 2 çocuğu cinsel istismar eden 17 yaşındaki erkek “delil yetersizliği” ileri sürülerek beraat ettirildi. Antalya Kepez’de 5 yaşındaki çocuğuna cinsel istismarda bulunan baba adli kontrolle serbest bırakıldı. Konya’da bir markette 12 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunan 85 yaşındaki Mustafa, adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. 8-9 yaşlarından itibaren babası Yücel Koç tarafından cinsel istismara uğrayan 17 yaşındaki Tuana Koç’un şikâyeti üzerine dava açıldı ancak tüm delillere rağmen Yücel Koç serbest bırakıldı.

Tüm bu istismar vakalarından sonra sizin bakanlarınız çıktı ve “Takipçisi olacağız.” dedi. Sizin işiniz istismarı takip etmek değil, önleyici tedbirler alarak istismarın bir an önce ağır suçlar kapsamında yargılanmasını sağlamaktır yani İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaktır, 6284 sayılı Yasa’yı uygulamaktır. Buradan bir kez daha söylüyorum: Çocuğun beyanı esastır, kadının beyanı esastır.

Evet, yarın 1 Temmuz, yarın saray kadına yönelik şiddetle mücadele için eylem planı açıklayacakmış. “Çekildim.” dediği günden itibaren bu ülkede 83 kadın katledildi erkekler tarafından, sadece basına yansıyan. Kadına yönelik şiddeti gerçekten önlemek gibi bir derdiniz varsa yapacağınız tek şey “İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı fesih kararını da geri aldım.” açıklaması yapmaktır. Siz, bilin ki ne yaparsanız yapın, ister “Çekildik.” deyin, ister “Geri aldık.” deyin, biz İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiyoruz.

Kadın katillerini, çocuk istismarı faillerini korurken sizin yargınız, LGBTİ onur yürüyüşü için Taksim’de bir araya gelen kadın ve LGBTİ+’lara uygulanan şiddeti gözler önüne serdi. Bu, sadece bir polis müdahalesi değildir. Evinin balkonundan “Evde çocuk uyuyor, ses bombası kullanmayın, çocuklar korkuyor.” diye uyaran yurttaşa “Ne bombası lan yavşak, gel buraya!” diye hakaret ederek bağırmak “Gidin, evinden alın.” talimatı vermek; haber yapmak için alanda bulunan muhabiri yere yatırıp boğazına basarak nefessiz bırakmak, fotoğraf makinesini kırmak, ters kelepçe takarak gözaltına almak; hem onur yürüyüşüne katılmak isteyen yurttaşlara hem evinde, çevredeki kafelerde oturan yurttaşlara keyfî olarak şiddet uygulamak polis müdahalesi değildir; bu, açık açık hak düşmanlığıdır, halk düşmanlığıdır.

Evet, bu ülkede çocuklar uğradıkları tecavüzün, yargı ise Elmalı davasında ve Danıştayda sizin bu ülkeye giydirmeye çalıştığınız rejimin fotoğrafını çekiyor, resmini çiziyor. Biz kadınlar, eşit, özgür, barış içinde yaşayacağımız bir ülkenin resmini LGBT’ye artık gökkuşağı rengini yasakladığınız Boğaziçi Kampüsü’nde, polis şiddetine rağmen hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıktığımız sokaklarda İkizdereli kadınlarla, her seferinde ölüme terk ettiğiniz trans kadınlarla, hedef göstere göstere, göz göre göre öldürdüğünüz Deniz Poyraz’ın cenazesini omuzlayan kadınlarla hep birlikte çiziyoruz. Haklarımızdan da hayatlarımızdan da İstanbul Sözleşmesi’nden de birbirimizden de asla vazgeçmiyoruz. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Ayhan Erel’in.

Sayın Erel, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun belirlenecek kuruluş tarafından bağımsız denetime tabi tutulacağı düzenlenmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine tabi olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun anonim şirkete dönüştürülmesine müteakip şirketin Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimine tabi olmaması gibi bir süreci ortaya çıkaracaktır. Yasanın yürürlüğe girmesiyle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun tüm taşınır ve taşınmazları, borçları, alacakları, aktifi ve pasifi, ayni, fikri, sinai, mülkiyet, patent, marka, endüstriyel tasarım ve benzeri tüm hak ve yükümlülükleri ile iştiraklerindeki sermaye katılım payları Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketine devredilmiş sayılacak. Kurum; Harcırah Kanunu, Taşıt Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Kamu İhale Kanunu’nu da kapsayan 17 kanunundan muaf tutulacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu Anayasanın 165’inci maddesinin kendisine vermiş olduğu yetkiler çerçevesi içinde kamuya ait olan kurumları denetleme yetkisine sahiptir. Bu denetimler gerek idari, gerekse mali yönden yapılmaktadır. Bu çalışmalar sonunda, çalışmalarında büyük aksaklıklar görülen, devleti zarara soktuğu kanaatine varılan müesseselerin hesaplarının ibra edilmemesi nedeniyle de savcılıklara suç duyurusunda bulunulur. Ayrıca ilgili bakanlıklara ve Başbakanlık Teftiş Kuruluna olayın incelenmesi için Komisyon kanalıyla aktarılır. Yani, Makine ve Kimya Endüstrisi'nin yeni statüsünün kabul edilmesi hâlinde Kurum, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yani milletin denetiminden kaçırılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti olarak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun özelleştirilmesi sürecini başlatan bu kanun teklifini Türk milletinin yararlarına aykırı olarak görüyor ve karşı çıkıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun anonim şirkete dönüştürülmesi, kurumun özelleştirileceğinin ilk kilometre taşı ve habercisidir. KİT’leri ve kamusal hizmet kurumlarını serbestleştirme, özelleştirme şampiyonluğunu yaşayan bu iktidar döneminde sıranın savunma sanayisine geldiği görmekteyiz. Halkın alın teri olan KİT’leri, yerli ve yabancı sermayeye hibe edilmektedir. Dolayısıyla, iktidarın “yerli ve millî” söyleminin -savunma sanayisi de dâhil- inandırıcılığını yitirdiğini, inandırıcı tarafının  kalmadığını hep birlikte görmekteyiz. Artık herkesin      -sivil toplum kuruluşları, siyasiler, yöneticiler, bürokratlar- Cumhurbaşkanı kararnamesiyle özelleştirme kapsamında satışa çıkarılması planlanan “Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu da mı Katarlılara verilecek?” endişesi, isyanı ve feryadı arşa yükselmektedir. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun kaderi de kamuoyunda bilinen adıyla “Tank Palet Fabrikası”nın başına gelenlere dönüşecektir. Korkuyoruz ki Tank Palet Fabrikası, SEKA, Sümerbank, TÜRK TELEKOM ve daha birçok kamu işletmesinde yaşanan talan ve yağma düzeni şimdi de Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunda yaşanacak, 3 kuruş veren birilerine satılacak, sonra bu kurum da “Üretmek kârlı değil, ithal etmek daha ucuz.” diyerek üretimi bırakıp ithalata başlayacak.

Teklifin 8’inci maddesinde “Şirketin hisseleri ve bağlı ortaklıkları; satış, kiralama, işletme hakkının devri ve/veya sair başka tasarruflar yoluyla yerli veya yabancı özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine devre konu edilemez.” önergesi eklendi fakat buna inanmak mümkün değil. Ziya Paşa’nın söylemini hatırlıyoruz: “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Yani insanın ayinesi iştir, lafına itibar etmeyiniz. İktidarın bugüne kadar yaptığı özelleştirmelere baktığımızda yapacaklarının, yapabileceklerinin bir göstergesidir olarak düşünüyoruz.

Millî savunma Türk milletinin namusudur, onurudur, geleceğidir. Dolayısıyla buna dokunmak Türk milletinin kutsal saydığı değerlere dokunmaktır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz talebi Sayın Levent Gök’ün.

Sayın Gök, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 5’inci maddesiyle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun denetimine ilişkin bir madde tahsis ediliyor. Denetim elbette önemli değerli milletvekilleri ama denetimin nasıl yapılacağı ondan çok daha önemli çünkü kamu parasının nasıl kullanıldığı, halkın parasıyla oluşan bütçenin nasıl kullanıldığı ya da kullanılmadığı, yolsuzluklarda mı yoksa yurttaşların yararına işlerde mi kullanıldığının denetimi demokrasilerin birinci sorunudur. Bu konuyu çözen ülkeler demokratik ülke sayılır, bu konuyu çözemeyen ülkelerin demokrasi liginde yeri yoktur. “Adı üzerinde diye “denetim” diye geçiştiremezsiniz. Denetimin bağımsız ve tarafsız olması çok önemli; bunu becerebiliyorsak, bunu yapabiliyorsak bir denetimden bahsedebiliriz. Örneğin, Türkiye’de kamu maliyesinin her kuruşunu denetlemekte, Meclis adına denetlemekte görevli olan Sayıştayın yapısına bir bakalım. Sayıştayın bağımsız olduğundan söz edebilir miyiz değerli arkadaşlarım? Daha geçtiğimiz günlerde bir Sayıştay Başkanı seçtik. Gönül isterdi ki herkesin üzerinde anlaşacağı, tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda kimsenin söz söylemeyeceği bir isim olsun ama burada yapılan oylamayla, çoğunluk oylarıyla ne yazık ki Cumhurbaşkanlığında çalışan bir bürokratı Sayıştay Başkanı seçtik. Şimdi, böyle bir Sayıştay Başkanının olduğu bir yerde Sayıştayın bağımsız ve tarafsız olmasından söz edebilir miyiz? Sayıştayın bu yapısı sadece Sayıştay Başkanıyla sınırlı kalmıyor değerli milletvekilleri, Sayıştay Başsavcısı da çok önemli. E, Sayıştay Başsavcısını kim atıyor? Sayıştay Başsavcısını Cumhurbaşkanı atıyor. Bu ister sizin iktidarınızda ister bizim iktidarımızda ya da başka partinin iktidarında olmaması gereken bir durum. Neden? Çünkü parayı kullanan bir makamın ve devletin her kademesine hâkim olan bir makamın belirlediği bir ismin Meclisten seçilmesiyle ve atanmış bir Sayıştay Başsavcısıyla siz topluma bağımsızlık ve tarafsızlık anlayışını veremezsiniz.

Bütün ülkeler yıllardır bütçe hakkı üzerinde çalışmışlardır; ta, 1215’ten beri, Magna Carta’dan beri gelişen süreçte bütçe hakkının kullanımı, paranın nereye kullanılacağı, verginin nasıl toplanılacağı, bunların her biri uzun mücadeleler sonunda günümüze gelmiştir ve günümüzde demokrasi ligini oluşturan ülkeler de bütçe hakkını kullanmaktan çok denetlemekle kendilerini ispatlamışlardır. Biz şu anda Sayıştayın bu yapısıyla Türkiye’de bütçe hakkının halkın yararına denetlenebildiğini söylemekten çok uzağız.

Peki, ne yapmalı? Bir şeyler yapmalı değerli milletvekilleri; bu konuda bir “Hodri meydan!” demeliyiz, kendimize güvenmeliyiz. İktidarda kim olursa olsun şu öneriyi hayata geçirebilirsek inanın Türkiye yolsuzluklardan da arınır, her türlü iddianın ötesine geçer ve daha itibarlı bir ülke hâline gelir. Şunu öneriyoruz, diyoruz ki: Gelin, Mecliste bir kesin hesap komisyonu kuralım. Bu kesin hesap komisyonunun başkanı da muhalefetteki en çok oyu almış partinin milletvekillerinden biri olsun. Bunu öneriyoruz. Bunu yapabilir miyiz? Yapmalıyız bence. Mecliste iktidar kim olursa olsun kurulacak kesin hesap komisyonunun başkanlığını iktidarda olan değil, muhalefette olan bir partinin milletvekili yaparsa herkesin gönlü de rahat eder, içi de rahat eder. Bu öneriyi destekleyelim değerli arkadaşlar, bunu mutlaka yapalım, buna ihtiyaç var Türkiye’de, korkmayacağız, harcamalarımızdan korkmayacağız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidarımızda yaptığımız harcamaların hesabını vermek için bundan çekinmeyeceğiz ve gerçekleştireceğiz bunu. (CHP sıralarından alkışlar)

Demokrasi adına, bence önümüzdeki seçimlerde kurulacak Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına AK PARTİ’li kardeşlerim de şimdiden hazırlıklı olsunlar. Kurulacak komisyonun başkanlığına mutlaka bir AK PARTİ’li kardeşimizi getireceğiz. Ben bu işe en çok da Sayın Elitaş’ın yakışacağını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, sataşmadan söz istiyor musunuz?

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

        Hüda Kaya                                                                           Mahmut Toğrul                                           Murat Çepni

           İstanbul                                                                                 Gaziantep                                                     İzmir

 

       Dirayet Dilan Taşdemir Rıdvan Turan                                    Ali Kenanoğlu

               Ağrı                                                                                     Mersin                                                     İstanbul

Diğer önergenin imza sahipleri:

          Fahrettin Yokuş                                                                    Bedri Yaşar                                   İmam Hüseyin Filiz

               Konya                                                                                 Samsun                                                   Gaziantep

 

       İbrahim Halil Oral                                                                   Yasin Öztürk                                         Orhan Çakırlar

                Ankara                                                                               Denizli                                                      Edirne                                              

Diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                     Özgür Ceylan                                           Hüseyin Yıldız                                       Faruk Sarıaslan

                                       Çanakkale                                                    Aydın                                                     Nevşehir

                                              

                               Gamze Akkuş İlgezdi                                      Ayhan Barut                                             Ahmet Kaya

                                         İstanbul                                                      Adana                                                     Trabzon

                                              

                                    Özgür Karabat                                             Baha Ünlü

                                         İstanbul                                                   Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Dirayet Dilan Taşdemir’in.

Sayın Taşdemir, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli arkadaşlar, partimize yönelik 7 Hazirandan beri planlı, sistematik bir saldırı söz konusu. Partimize yönelik neredeyse her gün siyasi bir operasyon yapılıyor, linç kampanyaları organize ediliyor. Binlerce HDP’li partilimiz bu yürütülen siyasetin sonucunda tutuklandı, şu an cezaevinde. Televizyon ekranlarında, kürsülerde 7/24 bizlere, partimize yönelik algı operasyonları yapılıyor, hedef alınıyoruz, tehdit ediliyoruz. Resmen nefret örgütlendiriliyor ve bu örgütlendirilen nefretin sonucunda İzmir’de partimize yönelik bir saldırı gerçekleştirildi ve saldırıda Deniz Poyraz adında bir arkadaşımız katledildi. Katil sadece on sekiz saat gözaltında tutuldu daha sonra apar topar şekilde tutuklandı. Tek başına hareket eden öfkeli bir ırkçının saldırıyı planladığına inanmamızı istiyorlar. Biz bu senaryolara elbette inanmıyoruz çünkü biz benzer senaryolara çokça tanıklık ettik, tıpkı Tahir Elçi’de olduğu gibi, tıpkı Hrant Dink’te olduğu gibi. Yine bu kişi eğitilmiş, donatılmış ve partimize saldırtılmıştır, profesyonel de bir katildir. Öyle ki Deniz Poyraz’ı katlettikten sonra da cenazesine işkence yapabilmiştir; bu kadar öfkeli, bu kadar gözü dönmüş ve soğukkanlı bir katil olduğunu da bu gösterir. Yine partimize yönelik saldırılar üzerinden ve arkadaşımız Deniz Poyraz’ın katledilmesi üzerinden on dört gün geçti hâlâ tatmin edici bir açıklama yapılmadı, hâlâ bu cinayete ilişkin bilinen iddialar ortada ve tek bir açıklama yapılmadı.

İzmir Milletvekillerimiz Murat Çepni ve Serpil Kemalbay bu cinayete ve saldırıya ilişkin can alıcı 20 tane soru sordu ve bu sorulara da yönelik hâlâ tek bir açıklama yapılmadı. Ben arkadaşlarımızın sorduğu bu soruları bir kez daha bu kürsüde de sormak istiyorum:

Parti binası ve sokak yirmi dört saat kolluk güçleri tarafından izlenmesine rağmen katil nasıl aylarca HDP il binasına dair keşif yapabilmiş ve ardından saldırıyı gerçekleştirebilmiştir?

Katil, kolluk güçlerinin gözetimi altında binaya elinde silah çantasıyla ve özel eldivenlerle elini kolunu sallayarak nasıl gidebilmiştir?

Saldırı ve saldırganın amaçları hakkında Millî İstihbarat Teşkilatına öncesinde bilgi sahibi olup olmadığı sorulmuş mudur? MİT, saldırı hakkında bilgi sahibiyse HDP İl Örgütü neden bilgilendirilmemiş ve neden önlem alınmamıştır?

Saldırgan kim ya da kimler tarafından eğitilmiş, donatılmış ve finanse edilmiştir?

Katil, sosyal medya hesaplarında silahlı foto ve cinayet tehdidi içeren çok sayıda paylaşım yapmış olmasına karşın neden gözaltına alınmamıştır?

Failin Suriye’de sağlık memuru olarak görevlendirildiği doğru mudur? Doğruysa böyle bir görevlendirme nasıl bir prosedür izlemiş, bu görevlendirme hangi kurum tarafından yapılmıştır?

Sağlık memuru olarak Suriye’ye gönderilen kişiler aynı zamanda silahlı eğitim almakta mıdır? Alıyorlarsa eğitimi kimler ve hangi örgütler vermektedir?

Katilin Suriye görevinin resmî görevlendirme belgeleri kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?

Sosyal medyada paylaştığı fotolar göz önüne alındığında, bu kişi Suriye’de çatışmalara katılmış mıdır?

Fail Onur Gencer’in banka hesapları incelenmiş midir?

Katile Ankara Emniyet Müdürlüğünce verilmeyen silah ruhsatı İzmir Emniyet Müdürlüğünce neye dayanarak verilmiştir?

İzmir İl Emniyet Müdürü fail Onur Gencer’i tanımakta mıdır? Henüz gözaltına alınmamış, sorgusu dahi yapılmamış saldırganın aklı dengesi yerinde olmayan biri olduğunu nereden bilmektedir?

Fail Onur Gencer gözaltındayken sosyal medya paylaşımlarını nasıl silebilmiştir? Kolluk güçleri telefonunu kullanmasına izin vermiş midir? Aksi hâlde, katilin sosyal medya hesabını kim kullanmış, kim yardım etmiştir?

Katilin hâlen İzmir Kemalpaşa Devlet Hastanesinde görev yaptığı basında yer almıştır. İzmir Valiliği ise memurluktan istifa ettiği açıklamasını yapmıştır. Bu duruma dair resmî belgeleri kamuoyuyla paylaşacak mısınız?

Saldırgan Onur Gencer’den başka saldırıya kaç kişi katılmış, kim ya da kimler faile yardım etmiştir? Siyasi cinayetin azmettiricileri kimlerdir?

Yine, aydınlatılması gereken çok sayıda soru varken katil yirmi dört saat bile gözaltında tutulmamış, apar topar tutuklanmıştır. Bunun gerekçesi nedir?

HDP İl Örgütünde hiç kimsenin ifadesi alınmamıştır. Bunun nedeni nedir?

Biz, bu soruların cevabını alana kadar sormaya devam edeceğiz. Deniz Poyraz’ın katilleri açığa çıkana kadar da her yerde onun mücadelesini yürüteceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın İbrahim Halil Oral’ın.

Sayın Oral, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)                   

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, kapısında 1453 tarihinin olduğu, Türk savunma sanayisinin günümüzdeki mirasçısı olan stratejik bir kurumdur. Böyle bir kurum hakkında yapılacak düzenlemelerin geçerli bir dayanağı olmalıdır. Her bütçe görüşmesinde, KİT Komisyonu toplantısında övdüğünüz, yere göğe sığdıramadığınız, 708 milyon lira kâr etmiş, savunma sanayimize her dönem katkıları göz ardı edilemez bir kurumu “Hantallaştı.” diyerek şirketleştirmeye kalkmanın devlet ciddiyetiyle bağdaşır bir tarafı yoktur. Muhalefet tepkisini ortaya koymazsa, MKE çalışanları meydanlara inmezse, sendikalar ses çıkarmazsa “özelleştirilemez” maddesini dahi içine koyamayacağınız ve koymayacağınız bir teklifi önümüze getirdiniz. Bizim bunu uygulayacağınıza inanmamızı bekliyorsunuz. Bu iktidar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin oy birliğiyle uygun bulduğu İstanbul Sözleşmesi’ni bir gece yarısı yürürlükten kaldırmış bir iktidardır. Yarın, noter gibi gördüğünüz bu Meclise yeni bir düzenleme getirmeyeceğinizin, sayısal çoğunluğunuza dayanarak MKE’yi özelleştirmeyeceğinizin garantisi asla yoktur. Anonim şirket olarak dönüşümünü tamamlayan bir şirketi özelleştirmek çok daha kolaydır. Buna niyetiniz olduğunu bal gibi biliyoruz.

Bundan yaklaşık bir yıl önce İYİ Parti Kırıkkale İl Başkanımız Sayın Bülent Altınışık’ın çalışmaları ve bilgilendirmeleriyle öğrendiğim bir hususu Genel Kurula arz etmek istiyorum. Kırıkkale küçücük bir yer, kim geliyor, kim gidiyor herkes az çok bilmektedir. MKE’nin fabrikalarının bulunduğu savunma sanayimizin göz bebeği Kırıkkale’ye bir gün Katarlı şirketlerin temsilcilerinin geldiği duyulmuştu. Bu temsilcilerin MKE fabrikalarını incelediği ve gezdiği konuşulmuştu. İl Başkanımız bu konuyu gündeme getirmişti ve “O kadar da yapmazlar.” diye düşünürken bu kanun teklifini gördük ve içimizden şunu geçirdik: “Elhak yaparlarmış.” Şunu asla unutmayın: Kırıkkaleliler, millî hazinemiz olan MKE’yi Katarlılara peşkeş çektirmezler. Kırıkkaleliler Hüseyin Kahya’nın torunlarıdırlar. Onlar Hüseyin Kahya gibi hiçbir menfaat beklemeden, canlarını, mallarını, Türkiye’nin gelişmesi için hibe eden geniş gönüllülerin mirasçılarıdırlar. Tank Palet Fabrikası meselesinde olduğu gibi, MKE’nin Kırıkkale’deki fabrikalarını ya da başkentimizdeki Gazi Fişek Fabrikasını “işletme hakkı devri” adı altında Katarlılara, Çinlilere vermeye kalkarsanız karşınızda İYİ Parti’yi ve bizi bulursunuz, Türk milletini bulursunuz. Bu vesileyle, Kırıkkale’de silah fabrikalarının kurulması için arazilerini hibe eden ve büyük hizmetler yapan Hüseyin Kahya Hiçyılmaz’ı da rahmetle ve minnetle anıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüştüğümüz 6’ncı madde ise ayrı bir faciadır. MKE gibi stratejik bir kurumun şirketleşmesiyle oluşacak Yönetim Kurulunu kanunla değil, ahbap çavuş ilişkisiyle belirleyeceğiniz bir sözleşmeye dayanarak şekillendirmek istemektesiniz. Türkiye Turizm Ajansının Yönetim Kuruluna kaç kişinin nasıl seçileceğini ayrıntılı bir şekilde kanunla belirleyen iktidar, neden MKE Anonim Şirketinin yönetimini kapalı kapılar ardında belirlenecek ve imzalanacak bir sözleşmeye bağlamaktadır? Yine kimleri beş altı maaşlı yönetim kurulu üyesi sıfatına eriştirmek için böyle bir yolu seçmektesiniz? Katarlı bir iş adamını bir kararnameyle düzenleme yaparak MKE Yönetim Kuruluna getirmeyi mi düşünmektesiniz? Karneniz o kadar kötü ki her işinizin ardından böyle ihtimaller doğmaktadır. “Devleti hantallıktan kurtaracağız.” diye getirdiğiniz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ülkemizi sürüklediği felaketin bir benzerini MKE’ye de yaşatmak istemektesiniz. Bu niyetinizden vazgeçmeli, MKE’yi geliştirmek için başka yollar aramalısınız diye düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz Sayın Baha Ünlü’nün.

Sayın Ünlü, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen kanun tekliflerinin hazırlanma süreçlerine ve dün apar topar Genel Kurul gündemine getirilen kanun teklifine baktığımızda, iktidarın on dokuz yıldır “Ben yaptım, oldu.” anlayışından hâlen vazgeçmediğini görmekteyiz. Bu kanun teklifi; Plan ve Bütçe Komisyonunda, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda yeterince tartışılıp görüşülmeden acele bir şekilde Genel Kurul gündemine getirilmiştir.

Bildiğiniz gibi, Makine ve Kimya Endüstrisi; sermayesinin tamamı devlete ait olan ve Türk savunma sanayimizin temelini oluşturan bir kurumdur, yurt savunmamızın teminatı ve güvencesidir, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyet teşkilatımızın yurt içinde ve yurt dışında düzenlediği askerî operasyonlarda kullandığı tüm mühimmat, silah, patlayıcı ve diğer savunma ürünleri konusunda en önemli tedarikçidir ve bir anlamda tekel niteliğindedir.

Görüşülen kanun teklifiyle, ilgili bakanlığı Millî Savunma Bakanlığı olan bir kamu iktisadi teşebbüsü statüsündeki Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun anonim bir şirkete dönüştürüldüğü görülmektedir. Kurumun kamu iktisadi teşebbüsü yani KİT olma özelliğinin kaldırılıp Millî Savunma Bakanlığına bağlı bir anonim şirket şeklinde bir yapıya dönüştürülmesi Kurumun özelleştirilmesine ya da özerkleşmesine giden ilk adım olarak değerlendirilmektedir. Makine Kimyanın kamu hukuku hükümlerine tabi olmasına son verilip özel hukuk hükümlerinin uygulanması kurumu kamu denetiminin dışına çıkaracaktır. Kurumun anonim şirkete dönüştürülmesinde kamu yararı hiç yoktur. Teklifin 6’ncı maddesinde yönetim  kurulu üyelerinin nasıl oluşacağı, genel müdürün genel kurul tarafından seçileceği ve yönetim kurulunun görev, yetki ve sorumlulukları düzenlemesine rağmen yönetim kurulunun kaç kişiden oluşacağı teklifte ifade edilmeyerek ucu açık bırakılmıştır. Ayrıca aynı maddeye göre yönetim kurulunda görev alacak kamu görevlilerine ilgili yasa ve KHK’ye göre KİT’lerin yönetim kurulu üyelerine ödenen tutarda ödeme yapılacaktır. Lakin son günlerde kamuoyunu meşgul eden birden fazla kurumdan çok sayıda maaş ve “kurum hakkı” adı altında ücret alan iktidara yakın bürokrat, danışman ve eski siyasetçiler düşünüldüğünde bu konuya bir sınırlandırma getirilmesi kamu vicdanı açısından daha iyi olacaktır.

Teklifin diğer maddelerine baktığımızda Makine ve Kimyanın personel rejimi kökten değiştirilmekte, memur ve sözleşmeli personel kadroları ve pozisyonları kaldırılmaktadır. Kurumda kamu işçileri de dâhil tüm personel kurulacak anonim şirkette çalışmaya devam edecekse 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi işçi statüsünde çalıştırılacak ve ilgili kanun nezdinde sigortalı sayılacaklardır. Kurulacak bu anonim şirket her ne kadar özel hukuka tabi olacaksa da kurumun Millî Savunma Bakanlığına bağlı olması sebebiyle istihdam edilecek personelden 657 sayılı Kanun’la aranan niteliklere sahip olma şartının istenmemesi de teklifte eksik olan unsurlardan biridir.

Değerli milletvekilleri, teklifte Makine ve Kimyanın gelişen teknolojiye ayak uydurulması, üretim kabiliyetlerinin artırılması ve nitelikli personel istihdamının sağlanması amaçlanmaktadır. Fakat teklifin maddelerine bakıldığında, bu amaçtan sapıldığı ve kurumun anonim şirkete dönüştürülmesi isteğinin iyi niyet taşımadığı görülmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Sonuç olarak, kanun teklifine Anayasa hükümlerine aykırılığı, kamu yararının göz ardı edilmesi, çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili belirsizliklerin ve adaletsizliklerin bulunması, Yönetim Kuruluna çok geniş yetkilerin tanınması ve Genel Kurul üyelerinin belirsizliği gibi nedenlerle olumsuz bakıyor ve reddedilmesini istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. Saygılarımla… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Mahmut Toğrul                             Murat Çepni                          Ali Kenanoğlu

                 Gaziantep                                     İzmir                                      İstanbul

              Rıdvan Turan                     Filiz Kerestecioğlu Demir                     Hüda Kaya

                   Mersin                                      Ankara                                     İstanbul

       Dirayet Dilan Taşdemir

                    Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Fahrettin Yokuş                          Orhan Çakırlar                 İmam Hüseyin Filiz

                   Konya                                       Edirne                                   Gaziantep

              Yasin Öztürk                              Bedri Yaşar                             Şenol Sunat

                  Denizli                                     Samsun                                      Ankara

               Behiç Çelik

                   Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Hüseyin Yıldız                             Ahmet Kaya                           Özgür Ceylan

                   Aydın                                      Trabzon                                  Çanakkale

              Özgür Karabat                       Gamze Akkuş İlgezdi                  Faruk Sarıaslan

                  İstanbul                                    İstanbul                                    Nevşehir

               Ayhan Barut

                   Adana                                          

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz talebi Sayın Hüda Kaya’nın.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hazırun; sizleri bugün gökkuşağının renkleriyle selamlıyorum. Bunu neden dediğimi yarınki açıklamamda ifade edeceğim.

Ayrıca, yarın 1 Temmuz; resmî olarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinen bir tarih olacak. 80 milyondan fazla insanımızın iradesinin temsili olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, burada, Genel Kurulda herkesin mutabık kalmasıyla gerçekleşen; kadınların mücadelesiyle, emekleriyle, bedelleriyle kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden kadın düşmanı politikalarla, kadına şiddet, kadına ve çocuklara, kız-erkek çocuklar dâhil olmak üzere, taciz ve tecavüzün, her tür rezaletinin ayyuka çıktığı- AKP iktidarının Genel Başkanı bir gecede aldığı kararla         -tek adam tarafından- çekilileneceğini ilan etti. Buradan Türkiye vatandaşı bir kadın olarak bir kez daha söylüyorum: İstanbul Sözleşmesi dâhil, tüm kadın kazanımlarımız AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesiyle kazanılmadığı gibi, onun kararıyla da iptal edilmeyecek. Biz kadınlar kendi mücadelemizle, emeklerimizle, bedellerimizle kazandık; bunları iptal ettirmeye razı olmayacağız ve Türkiye’nin kadın rengini, kadın kazanımlarını, kadın özgürlüğünü muhakkak en kısa zamanda bizler gerçekleştireceğiz sizlere rağmen.

Bugünkü konum değerli arkadaşlar: Yine, AKP politikalarının attığı en popüler adımlardan olan rant, yalan, talan, yağma politikalarından bir tanesi olan İstanbul Tozkoparan’da gerçekleştirmeye çalıştığı talan projesi. “Kentsel proje” diyerek rantsal projelere dönüştürdükleri bu adımlarla, AKP’nin yandaş zenginleriyle, sarayın yandaş zenginleriyle, sarayın havuzunu doldurma iddialarıyla, amaçlarıyla bizim milyonlarca vatandaşımız mağdur edilmeye devam ediliyor. Bakın, bir kez daha adres veriyorum size; Tozkoparan’da parkta 7/24 nöbet tutan halkımızı AKP milletvekilleri olarak gidin, bir ziyaret edin. Ağlıyor insanlar, hastalar, elektrikleri kesildi, suları kesildi, gazları kesildi; “İnsülin ilacım bozuldu, ben hastayım.” diyen insanlar, makineye bağlı insanlar, “Bugüne kadar AK PARTİ’den başka partiye oy vermedim, bizi sokağa attı.” diyen insanlar. “Sizlere lanet olsun.” diyor, ağlıyor insanlar. Gidin, bir ziyaret edin, bir konuşun bakalım onlarla. İnsanlar Türkiye’nin her bir tarafında feryat ediyor. İnsanların elinden alınan dairelere insanların talebi çok net; 1.700 lira maaş alan insanlar var, 2.000 lira maaş alan insanlar var, “2.500 lira emekli maaşı alıyorum.” diyen insanlar var. Hepsi emekçi insanlar ve elli yıldır, kırk yıldır, altmış yıldır orada oturan insanlar fakat aldatıldılar; aldatıldıklarını kendileri iki gözleri iki çeşme kadını erkeği, yaşlısı genci anlatıyorlar, anlattıkları örnekler yürek yakıyor ve Türkiye vatandaşının bir gerçeği bu manzaralar. İstedikleri şey çok net; metrekareye metrekare, muvafakatname değil resmî sözleşme ve kendilerinin muhatap alınması. Vatandaş olarak muhatap alınmak istiyorlar.

Buradan bir kez daha sesleniyoruz; ülkemizin her bir köşesini yalana, talana, yağmaya teslim ettiniz; çetelere, kirli ilişkilere, insanları aldatanlara, yalancılara teslim ettiniz. AKP yalanın adresi oldu. AKP talanın, yağmanın, hırsızlığın adresi oldu. Vatandaş bunları çok iyi gördü ve artık çözüm istiyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Behiç Çelik’in.

Sayın Çelik, buyurun. (İyi Parti sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ne oldu Sayın Cora, hayırdır?

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hatibin ifadelerini reddediyoruz.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

7’nci madde görüşülürken özellikle burada sendikacılığın marka ismi Kırıkkaleli TÜRK METAL SENDİKASI’nın Genel Başkanı merhum Mustafa Özbek’i rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Makine ve Kimyanın şirket statüsüne dönüştürülmesi kabul edilemez. Kırıkkale Makine ve Kimya fabrikaları 1925 yılında Atatürk’ün emriyle temelleri atılan önemli bir komplekstir, savunma sanayisinin bel kemiğini teşkil eder. Komisyonda da belirttiğim gibi, Makine ve Kimya demek Kırıkkale demektir, Kırıkkale demekse Makine ve Kimya demektir. Adapazarı Arifiye Tank Palet Fabrikası savunma sanayisinin vazgeçilmez bir tesisi iken Katarlılara peşkeş çekilmesini milletçe yaşadık. Şimdi o tesisin bir anlamda amacından uzaklaştırıldığını açık bir şekilde görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Kırıkkale demişken, yine Komisyonda ifade ettiğim gibi, Makine ve Kimyaya bağlı ÇELBOR yani dikişsiz Çelik Çekme Boru Fabrikası özelleştirilmişti. ÇELBOR’dan geriye sadece metruk binalar miras kalmıştır. Bu, bir ihanettir.

Değerli arkadaşlar, bu tesis yok edilmiştir. AK PARTİ'nin on dokuz yıllık iktidarında kaderi ÇELBOR’a benzeyen yüzlerce tesisten bahsedebiliriz; şeker fabrikaları, araştırma enstitüleri, fabrikalar ve burada hepsini sayamayacağım yüzlerce tesis; bunlar hep kapatılmıştır. Ağır sanayi fabrikaları çok kötü bir şekilde elden çıkarılmış; âdeta yandaş, sözde iş adamlarına teslim edilmiştir. Sadece Seydişehir Alüminyum Tesislerinin kaderi hatırlamamız için dikkat çekici bir örnektir. Üstüne üstlük Manavgat Oymapınar Barajı bonus olarak Cengize hediye edilmiştir.

İlginçtir, herkes “Demirören OYAK’a çöktü.” diyor bugünlerde. Türk Silahlı Kuvvetler personelini bir dinleyin, anlarsınız.

Değerli milletvekilleri, AKP'nin Türkiye'nin gelişmesinde ve ilerlemesinde önceden hazırladığı bir tarım, sanayi, genel bir kalkınma planının olmadığını müşahede ediyoruz. Hatta millî politikalara husumetle yaklaşan bu zihniyetin Türk milletine ve devletine karşı ne kadar soğuk olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu sebeple AKP’nin her girişiminin altında hangi yapılara, zümrelere rant transferi düşünüldüğü art niyetlerinden dolayı aklımızdan çıkmıyor. Biz İYİ Parti olarak Makine Kimyanın şirketleşmesine bu kuşkularla bakıyoruz.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz tam on dokuz yıldır soyuluyor. AKP iktidara 3Y’yle geldi: Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklarla mücadele. İktidara geldiler ama şimdi 3Y’nin bataklığına saplandılar ve debelendikçe iyice batıyorlar.

Değerli arkadaşlar, AKP tarafından Türkiye geniş mikyasta satılmıştır. Son olarak Ege’de, Akdeniz’de, Marmara’da, bu bölgelerde kamuya ait arsa ve arazilerin satışı başlatılmıştır. Bu acı durum yöre halkını derinden etkilemektedir. Ben diyorum ki: Türkiye Türkiye olalı böyle bir zulüm görmedi. İşte, bu açıklamalarımız doğrultusunda Makine Kimyanın anonim şirket hâline dönüştürülmesinde niçin bu kadar ısrarcı olunduğunu anlamakta güçlük çekmekteyiz. Biz samimiyet arıyoruz, göremiyoruz.

Değerli milletvekilleri, 7’nci maddeyle Makine Kimyanın personel rejimi düzenlenmektedir. Makine Kimyada hizmetler İş Kanunu’na tabi personel eliyle yürütülüyor, bu durumda Makine Kimya bünyesinde uzmanlaşma nasıl sağlanacak, acaba çalışanlar bu statüye sıcak bakıyor mu? Kısaca, Makine Kimyanın şirketleşmesi ulusal savunmamız ve güvenliğimiz açısından büyük bir boşluk yaratıyor, bu kabul edilemez.

Türkiye’nin öncelikli sorunları tabii ki açlık, sefalet, pahalılık, enflasyon, işsizlik gibi konulardır ama bunlarla ilgili bir çalışma söz konusu değil. Sonuç olarak biz böyle yapay ve yapay olduğu kadar da zararlı yasama faaliyetlerini tasvip etmiyoruz ve Türk milleti ve Kırıkkale halkına diyoruz ki: Makine Kimyama dokunma!

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz talebi Sayın Ayhan Barut’un.

Sayın Barut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerinde partimiz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Tam olarak üç yılını geride bırakan, bizim “tek adam rejimi” olarak adlandırdığımız partili Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi tam bir kaosa yol açmıştır. Ortak akla ihtiyaç duymayan, kafasına göre ne eserse onu yapan, kimsenin uyarılarını, eleştirilerini ve önerilerini dikkate almayan bu yaklaşım telafisi mümkün olmayan zararlara yol açmaktadır. Bu teklif de böyle bir anlayışın ürünüdür.

Atalarımız “Hafızayıbeşer nisyan ile maluldür." der yani insan unutur, unutmak da insanlık hâlidir elbette. Ama maalesef, acı tecrübeler var yaşadığımız. Mesela, aynı Tank Palet Fabrikasında olduğu gibi -o zaman da söylemiştik, yine de söylüyoruz- Makine ve Kimya Endüstrisi de millî ve stratejik bir kurumdur. Katar’la iş tutanlar, Paramount Otel’de ücretsiz konaklayanlar, rant çarkına girip haksız kazanç elde edenler ülkemizin varlıklarına artık göz dikmesin. Unutmayın ki “MKE’ye ileri teknoloji gelecek.” “MKE özelleşmeyecek.”miş gibi cümleleri Tank Palet Fabrikası için de kurdular ama sonunda ne oldu? Akıbetleri SEKA, TEKEL, TÜRK TELEKOM gibi oldu. Yerli ve millî olduklarını iddia edenler, Osmanlı mirası, cumhuriyet yadigârı kuruluşları bir bir özelleştiriyorlar ve sonrasında satıyorlar.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepimizin canının güvencesi, kahraman Mehmetçik’in de canının güvencesi bu kurum için asla ve asla bir şirket statüsü düşünülemez, o şirket Meclis denetiminden çıkarılamaz. Ağızlarını her açtıklarında “beka” diyenlere ve “beka”  diye bağıranlara sesleniyoruz: Beka, bir hamaset değildir. Ülkemizin ve halkımızın bekasına sahip çıkmak böyle kuru bir lafla olmaz; bugün burada yaptığımız gibi Makine Kimya Endüstrisine sahip çıkmakla olur, aynı Tank Palet Fabrikasına sahip çıktığımız gibi olur. Bu kurumun, ülkemiz için, Silahlı Kuvvetlerimiz için ne büyük bir öneme haiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Yanlışa, yanlış demek gerekiyor. Gelin, korkmayın, çekinmeyin; yanlışa izin vermeyin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin stratejik ve güvenlik açısından geleceğine dair endişelerimizi paylaştık. Ayrıca, personel rejimini düzenleyen yasa teklifinin 7’nci maddesi ve ek geçici 1’inci maddesiyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum: Kamu kurumu olmaktan çıkarılan ve özel hukuk hükümlerine tabi bir şirkete dönüşen MKE AŞ’nin imzalayacağı sözleşmelere kanun yoluyla bir üst sınır getirilmesi, çalışmalarımız için hayati önem taşıyan toplu sözleşme hakkına da müdahaledir. Söz konusu kanun değişikliği yürürlüğe girdiği tarihten itibaren MKE’de bir tane bile kamu emekçisi kalmayacaktır, yılların tecrübesi ve emeğiyle kazanılan haklar yok edilecektir. Keyfî dayatmaya, millî güvenliğimizin şirketleştirilmesine, kamu görevlisinin emeğinin ve hakkının yok edilmesine izin verilemez. (CHP sıralarından alkışlar)            

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin Anayasa’ya da aykırı olduğunu unutmayalım. Gelin, yol yakınken bu yanlıştan dönün, haykıran milyonlarca yurttaşın sesine kulak verin. Ne diyorlar onlar: “Özelleştirmeye hayır, MKE halkındır, satılamaz.” Duyun bunları, kulağınızın üstüne yatmayın. Ülkemizin güvenliğine, yarınlarına, ulusal ve stratejik kurumlara, emekçilerimize sahip çıkın, elinizi vicdanınıza götürün. Nasıl ki, Irak’ın işgali sırasında 1 Martta bu yüce Mecliste tezkereye geçit vermeyerek tarih yazdıysak Makine Kimya Endüstrisi için de aynı şanlı tavrı gösterelim.

Hepinize saygı ve sevgiyle teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici madde 1 ve geçici madde 2 dâhil olmak üzere 8 ila 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Cora…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir müsaade edin ya!

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kubat, anlamadım, ne istiyorsunuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Az önceki HDP’li hatibin yaptığı konuşmadan dolayı…

BAŞKAN – Hangi hatibin?

SALİH CORA (Trabzon) – HDP’li hatibin.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – HDP milletvekilinin.

BAŞKAN – Ne dediler?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Grup adına Salih arkadaşımız…

BAŞKAN - Hayır, ne dediler efendim?

SALİH CORA (Trabzon) – “Sizi lanetliyoruz.”

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – 60’a göre söz istiyor efendim.

BAŞKAN – Ne dediler yani ne dediler?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sataşmadan değil, 60’a göre efendim.

BAŞKAN – Sayın Kubat, Grup Başkan Vekili adına yetkilendirmeyle ilgili bizim önümüze herhangi bir yazı gelmedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

Sayın Elitaş, Salih Cora Bey’in grup adına söz talebi var, kendisine söz verelim mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cora.

 

 

 

SALİH CORA (Trabzon) – Değerli Başkanım, kanun görüşmeleri nedeniyle Meclis çalışmalarını aksatmamak adına dikkat etmeye çalışıyoruz ancak HDP’li hatip Hüda Kaya’nın kürsüde yapmış olduğu konuşmaları, orada kullandığı ifadeleri hakikaten kabul etmemiz mümkün değil. Bu dil, öfkeli, saldırgan bir dildir, nefret dilidir…

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya yol açmadan, lütfen…

SALİH CORA (Trabzon) – …zehirli bir dildir, ithamların, iftiraların en abes şekilde ifade edilmiş hâlidir, hakikatten uzaktır; kabul etmiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yerinizden buyurun.

Ben de “Niye böyle sakin gidiyoruz yani bir problem olmalı?” diyordum.

 

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hiçbir hakaretamiz ifade kullanmamıştır sayın hatibimiz, gerçekleri anlatmıştır. Tabii, gerçekleri duymak rahatsız ettiği için Sayın Salih Cora’yı bundan dolayı üstüne alınmıştır. Neden üstünüze alınıyorsunuz? Tozkoparan’da yaşanan felaketi anlattı Hüda Hanım. Tozkoparan’a gittiniz mi? Gördünüz mü Tozkoparan’da halkın bu durumdan nasıl rahatsız olduğunu ve itiraz ettiğini?

SALİH CORA (Trabzon) – Bunlarda problem yok, hakaret etti, hakaret.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Hakaret etmedi efendim, ne hakareti, bir gerçeği anlattı.

SALİH CORA (Trabzon) – Tutanaklara bakın.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tutanaklar gelsin, hakaret varsa Başkan da bakar. Siz gerçeklerin konuşulmasından rahatsız olduğunuz için dün de bakın aynı şeyi yaptınız. Siz kendi attığınız “tweet”leri unuttunuz Süleyman Özışık denen adam hakkında “Ne idiği belirsiz adam.” dediniz. Hâlbuki siz, Süleyman Özışık’ın ne kadar muhterem bir adam olduğuna dair sosyal medya paylaşımı yapmıştınız. Kendi attıklarınızı unutuyorsunuz, kendi söylediklerinizi unutuyorsunuz…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

1.   Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 275) (Devam)

 

 

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde ilk söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in.

Sayın Koçyiğit, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu selamlıyorum.

Şimdi, 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum ve bu teklifin aslında temel olarak Makine ve Kimya Endüstrisi kurumunun özelleştirilmesi hedefiyle kamu iktisadi teşekkülü statüsünden çıkarılıp özel ticaret hukukuna tabii bir kamu şirketi olmasına dönük bir teklif olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz ve yine aslında 2002’den beri iktidara gelen AKP’nin doymak bilmeyen özelleştirme özleminin son kalan kurumları, son kalan kamu kuruluşlarını da özelleştirerek tatmin etmek istediğini ve aslında kendileri açısından sıkıştıkları ekonomiye yeni kaynak yaratma girişiminin bir ön adımı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Her ne kadar tasarıda da burada da iktidar partisine mensup milletvekilleri özelleştirme olmayacağını Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun stratejik bir kurum olması nedeniyle verimliliğinin artırılması, genel teknolojiyi yakalaması, rekabet gücünün artırılması gibi gerçekten bazı özelleştirme dönemlerinde çokça duyduğumuz o klişe sözleri söyleseler de biz, asıl niyetin özelleştirme olduğu ve bunun için adım atıldığını aslında çok iyi biliyoruz. Tabii, burada Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, özgün bir kurum, TSK’ye silah teminatı yapıyor ama burada üzerinde durulması gereken meselelerden birisi, genel gerekçeye de yazılan şeyler yani silah üzerinden rekabet meselesini AKP’nin kendisine düstur edinmiş olması. Ne diyorsunuz? “Silahlanmalıyız.” diyorsunuz, ne diyorsunuz? “Teknolojiyi yakalamalıyız.” diyorsunuz, ne diyorsunuz “Biz, yeni teknolojilerle silah ihraç eden bir ülke konuma gelmeliyiz.” diyorsunuz. Bütün bunları hangi alanda söylüyorsunuz? İnsan yaşamına mal olan silahlanma alanında söylüyorsunuz. Ama biz, iktidardan şunu duymadık ne yazık ki: Biz, halkımızın genel refah düzeyini şu seviyeye çıkaracağız, aşılanma oranımızı çok hızlı bir şekilde artıracağız ve pandemiyi şu kadar sürede ekarte edeceğiz ya da aslında çok hızlı bir sürede kapattığımız hıfzıssıhha kurullarına açacağız, kendi aşımızı kendimiz üreteceğiz, koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik vereceğiz gibi. Temelinde insanı yaşatmak olan hiçbir politikanız yok ama söz konusu olan öldürmek olunca, söz konusu olan savaş olunca, söz konusu olan silah ihracatı olunca maşallah, sizi tutabilene aşk olsun. Her gün İHA’larla övünüyorsunuz, SİHA’larla övünüyorsunuz ve aslında yaptığınız yargısız infazlarla övünüyorsunuz. Sizin en iyi bildiğiniz şeyin öldürmek ve ölüm politikası olduğunu aslında çok iyi biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi büyük bir Covid-19 pandemisi var. Bütün dünya ülkeleri hem yaşam tarzlarını hem üretim ve tüketim ilişkilerini gözden geçiriyorlar ama daha önemli bir şey yapıyorlar, yurttaşlarını korumak için sürekli fon oluşturmaya ve dar gelirlileri desteklemeye çalışıyorlar. Peki, siz ne yapıyorsunuz değerli arkadaşlar? Siz ise bu sonunu üzerinden aslında yeni bir toplumsal rejimi ikame etmeye, yeni bir rejimin ayaklarını oturtmaya çalışıyorsunuz. Örneğin, pandemi sürecinde İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenizin tesadüf olduğunu ifade edebilir miyiz? Evet, bugün 30 Haziran, yarın 1 Temmuz ve Türkiye resmî olarak aslında konseydeki sözleşmeden çekilmiş olacak ve ne pahasına? Sizin kendi dinci, milliyetçi, militarist, aileci, toplumsal düzeninizi yerleştirmek pahasına. Bu sözleşmenin bugüne gelmesinde, bu sözleşmenin imzalanmasında emeği olan, her gün sokaklarda dayak yiyen, bedel ödeyen ve yaşamlarıyla aslında bu sözleşmeye imza atan kadınların sesini duymadınız ve tek adam rejiminiz bir gece yarısı kararnamesiyle sözleşmeden çekildi ve şimdi, biz kadınların da buna razı olmasını bekliyorsunuz. Buna razı olacak mıyız? Hayır. Siz isteseniz de istemeseniz de -bütün anlayışlardan, bütün ideolojilerden- kadınlar olarak yan yana geleceğiz ve ne olursa olsun İstanbul Sözleşmesi'ne de yaşamlarımıza da çocuklarımıza da geleceğimize de sahip çıkacağız ve sizlerin kurmak istediği bu aileci, bu erkek egemen iktidarı yıkacağız, eşit, özgür bir toplumsal düzeni mutlaka ama mutlaka kadınlar olarak inşa edeceğiz.

Şimdi pandemiden bahsettik, ben size aslında pandemi üzerinden bir iki şey daha ifade etmek istiyorum. Şimdi ben buradan kürdistan desem hemen zıplarsınız, Kürt coğrafyası desem zıplarsınız, Kürt halkının yoğun yaşadığı bölge desem yine zıplarsınız ama ben size bir oran söyleyeyim ve sizin aslında fiilî olarak kürdistanı nasıl teyit ettiğinizin de size gerçek görüntüsü olsun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Öyle bir yer yok.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bakın, son 11 il, Kürtlerin yoğun yaşadığı ya da kürdistan dediğimiz iller, kürdistan coğrafyasında bulunan iller. Son 13 il yani yüzde 35’in altındaki aşılama oranı olan iller yine kürdistan illeri. Peki, siz bununla bu aşılama olanlarını neyle açıklıyorsunuz? Bunu sadece yurttaşın aşılama isteksizliği olarak ifade edebilir misiniz? Hayır, bunu böyle ifade edemezsiniz. En temelde kendi bakış açınızı, ideolojik motivasyonunuzu ve ayrımcı politikalarınızı gözden geçirmek zorundasınız; siz Kürtlere çok açık ve net bir şekilde ayrımcılık yapıyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayrımcılığı yapan, bölücülüğü yapan sizsiniz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bunu anayasal yurttaşlık anlamındaki ayrımcılığın da çok ötesine geçirmişsiniz. İşte burada da görüldüğü gibi aşı da bile ayrımcılık yapıyorsunuz.

METİN NURALLAH SAZAK (Eskişehir) – Tamamen zırva, tamamen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – 18 yaş üstü aşılama oranında Türkiye ortalaması yüzde 52,26; bakın, diğer illerin, son 11 ilin ortalaması yüzde 22 civarında, 13 ilin ortalamasını aldığınızda yüzde 24’lere geliyor. Bunu niye yapıyorsunuz? Çünkü sizin orada yaşayan halka dair bir kaygınız, bir derdiniz, bir bakış açınız yok değerli arkadaşlar.

Ben birçok veri sunabilirim ama nihayetinde şunları söyleyebiliriz ki: Bugün eğitimin, sağlığın ve diğer bütün kamusal hizmetlerin ana dilinde sunulmaması temel bir ayrımcılıktır. Siz Varto’nun bir dağ köyünde yaşayan bir annenin ana dilinde sağlık hizmeti almadığı zaman sağlık hizmeti aldığını ifade edebilir misiniz? Bugün herkesin internete eriştiğini, herkesin Türkçe bildiğini varsayarak nasıl eşitlikçi bir sağlık hizmeti sunmuş oluyorsunuz? Oranlar ortada ve bu oranların temel müsebbibi sizin hâlâ Kürtlere, Kürtçeye ve bu ülkede yaşayan diğer farklılıklara yönelik ayrımcı uygulamalarınız. Oysaki olması gereken şuydu: Çok hızlı bir şekilde, bütün dillerde olduğu gibi, bu ülkede yaşayan bütün halkların dillerinde -tabii ki Kürtçede- kamu spotları oluşturmak, broşürler yayınlamak, yapılan bütün hizmetlerin Kürtçe ve diğer bütün dillerde verilmesini sağlamaktı, bunu yapmadınız. Tabii bir diğer neden size yurttaşın duyduğu güvensizlik.

Bugün bu haritayla ne örtüşüyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bu haritayla HDP’nin oy oranlarının yüksek olduğu iller örtüşüyor mu? Örtüşüyor. Bu haritayla Türkiye'nin en yoksul illeri sıralaması örtüşüyor mu? Örtüşüyor. Bu haritayla yani son 11 ve son 13 il üzerinden sizin kayyum atadığınız, iradesine el koyduğunuz coğrafyanın haritası örtüşüyor mu? Örtüşüyor. Demek ki neymiş? Siz iradesine el koyduğunuz, siyasi temsil hakkını yasakladığınız, seçme seçilme gibi en temel yurttaşlık hakkına el koyduğunuz Kürt  halkının bugün sağlık hakkını da yok sayıyorsunuz, aşılanması için elinizden geleni yapmıyorsunuz. Fakat size bir şey söyleyeyim: Bugün Bingöl’de aşılamadığınız her bir yurttaşın İstanbul’un ve Türkiye'nin genel aşılama oranını düşüreceğini, pandeminin yayılmasında, yeniden alevlenmesinde bir etken olduğunu da unutmamanızı temenni ediyorum çünkü bu mesele kolektif bir mesele ve  sizin bugüne kadar yaptığınız ayrımcı, ötekileştirici, dışlayıcı politikalarınızla üstesinden gelebileceğiniz bir mesele değil.

Son bir cümle de şunun için ifade edeyim: Siz, bugün Makine ve Kimya Endüstrisindeki MKE’yi özelleştiriyorsunuz ama aslında yaptığınız ne biliyor musunuz? Siz savaş tacirliği yapıyorsunuz, siz silah tacirliği yapıyorsunuz. Kürt sorununun demokratik çözümünü istemiyorsunuz çünkü bu sorun üzerinden besleniyorsunuz, bu sorunu istismar ediyorsunuz, bu sorun üzerinden işçinin alın terine, köylünün alın terine, ekmeğine el koyuyorsunuz ve Türkiye halklarının geleceğini karartıyorsunuz. Onun için de çözümsüzlükte, silahta ve savaşta ne yazık ki ısrar ediyorsunuz. Bu politikalarınıza karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Veli Ağbaba.

Sayın Ağbaba, buyurun.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, konumuz malum, Türkiye’nin gündeminde bulunan MKE’nin satışı. Şimdi, geçmiş uygulamalara ve konuşulanlara bakınca  aslında bu yaşananların çok yabancısı olmadığımızı görüyoruz. Geçmişte TEKEL’le, TELEKOM’la, SEKA’yla ilgili konuşulanlara baktığımız zaman aslında birebir aynı şeyler konuşuluyor. Ne deniliyor? “Yeni teknoloji transferi yapacağız, efendime söyleyeyim istihdamı artıracağız, üretimi artıracağız, büyüteceğiz.” deniliyor. Bu konuşmaların hepsini geçmişte duyduk, nerede duyduk? Örneğin, -hatırlar mısınız bilmiyorum- TEKEL satılırken o medya organlarını kullanarak TEKEL’deki tütün üreticilerimizi ikna ederken TEKEL’de üretim artacaktı, TEKEL’de tütünler daha fazla üretilecekti, Türkiye bir sigara üretim merkezi olacaktı ama geldiğimiz noktada ne oldu? Tam bir talan oldu, tam bir soygun oldu. Anlatmak gerekirse aslında, bu TEKEL’le ilgili çok önemli bir örnektir. Maalesef, TEKEL peşkeş çekildi ve bir tane çalışan TEKEL sigara fabrikası yok. Bu, biliyorsunuz hep eleştirirsiniz Cumhuriyet Dönemi’nde kurulan, Cumhuriyetin en önemli kurumlarından birisiydi.

Şimdi, yine değerli arkadaşlar, ne deniliyor? Komisyonda konuşuldu “Ya, iyi elemanlar alamıyoruz, liyakat sahibi elemanlar alamıyoruz.” diyorlar Ya, bakınca insanın inanası geliyor. Şimdi, geçmişte burada milletvekili olup şimdi milletvekili olmayanların büyük çoğunluğu ne iş yapıyor biliyor musunuz? Devletin kurumlarında arpalıklarda görev alıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şu Cumhurbaşkanlığı sarayına, kaçak saraya bakın, oradaki danışmanların tamamı geçmişte AKP’de milletvekilliği yapanlar, konumuna göre eğer geçmişte Meclis Başkanlığı yapıyorsa Yüksek İstişare Kurulu üyesi oluyorlar ya da Bilim Politikaları Kurulu üyesi oluyorlar, şimdi gündeme geliyor ya videolarda falan. Değerli arkadaşlar, orada öyle büyük sahtekârlar var ki -gündeme geliyor ya- onlar gözümüzün içine baka baka bu milletten maaş alıyorlar. Ya, bakıyorsunuz Cumhurbaşkanlığı kurumuna, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na...

Değerli arkadaşlar, diyorlar ki: “AŞ yapacağız, AŞ.” Şimdi AŞ yapmaya birkaç AŞ’yle örnek vereyim size. Sayın Elitaş dikkatle dinliyor. Örneğin, Ziraat Bankası AŞ, Vakıfbank AŞ, Halbank AŞ. Allah aşkınıza, bunlarda görev yapan insanlara bir bakın. Ömründe bankaya para yatırmak, çekmek dışında hiçbir bankacılık deneyimi olmayan adamlar Ziraat Bankasının Yönetim Kurulu üyesi, Vakıfbankın Yönetim Kurulu üyesi. (CHP sıralarından alkışlar) Yahu, insan Allah’tan korkar, Allah’tan korkar!

Bakınız, Ziraat Bankası ne için kurulmuş? Çiftçiye kredi versin diye. Kime veriyor? Yandaşlara veriyor, haram medyasına veriyor, havuz medyasına veriyor. Ya, Vakıfbanka bakın, Vakıfbanka. Adam İstanbul seçimlerini kaybetmiş. Ne yapmışlar? Adamı götürmüşler -Mevlüt Uysal’ı söylüyorum, Binali Yıldırım’ı söylemiyorum- onu ne yapmışlar? Onu da banka yönetim kurulu üyesi yapmışlar. Ya, başka? Bakın, eski Tarım Bakanı nerede? Banka yönetim kurulu üyesi beyefendi. Siz, var ya, öyle yetenekli bir partisiniz ki… Eski Bakan Zümrüt Selçuk’u demirci yaptınız, demirci; KARDEMİR’in Yönetim Kurulu Üyesi yaptınız ha, 39 bin lira maaş alıyor. Unutmadan söyleyeyim, bu fakir fukara, insanlar iş bulamıyor ya, üniversite mezunu iş bulamıyor ya, onlar iş bulamazken çift maaş, 3 maaş, 5 maaş alanlara o çocukların hakkı zehir olsun, zıkkım olsun! (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Konuyla ilgili değil.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, diyor ki: “Özelleştireceğiz. Efendim, liyakat sahibi insanlar getireceğiz.” Ya, bu kadar yalan olur mu! Bakınız, size bir çiftlik göstereceğim. Bu çiftliğe bakın arkadaşlar. Şu çiftliğe bakın. Burası Mehmet Aydın’ın çiftliği değil, daha kötü bir çiftlik. Değerli arkadaşlar, bu çiftlik ne? Tarım Kredi Kooperatifleri. Kimin olması lazım? Çiftçinin olması lazım. Kimin olması lazım? Ziraat mühendisinin olması lazım. Kimin olması lazım? Biraz bu işlerden anlayan adamların olması lazım. Bak, Fahrettin Poyraz kim? Fahrettin Poyraz kim? Eski vekil.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayıştay üyesiydi, Sayıştayda görev yaptı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Köksal Kacır kim? AKP Bilecik Seçim İşleri Başkanı. Hasan Fehmi Kinay kim? Eski AK PARTİ Milletvekili. Davut Arpa kim, Davut Arpa? Bu da Fahrettin Poyraz’ın danışmanı, danışmanı. Danışmanını adam genel müdür yardımcısı yapmış. Başka? Mehmet Aksoy, Gaziantep Milletvekili adayı AK PARTİ; Zeynep Müjde Sakar, bu kadın çok yetenekli maşallah, hem üniversite öğretim üyesi hem Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Tarım Kredi çiftliğinde görev yapıyor. Başka? Burhanettin Topsakal, eski Trabzon Milletvekili adayı, hemşehrin Cora. Bak bak!

SALİH CORA (Trabzon) – Yok yok, yanlış yanlış. Yanlış konuşuyorsunuz. Yine yalan konuşuyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sonra başka? Adem Tatlı, eski AK PARTİ Giresun Milletvekili. Abdürrahim Akdağ, eski AK PARTİ Milletvekili. Ya, şu çiftliğe baksana şu çiftliğe. Şimdi, “Biz, Makine ve Kimya Endüstrisini böyle yönetmeyeceğiz.” diyebilir misiniz? Diyemezsiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Yine duvara tosladınız.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şu çiftliğe bak şu çiftliğe, şu çiftliğe bak, buraya bırakıyorum. Ya, isyan ediyor insan ya! Ya, zehir zıkkım olsun! Çiftçinin traktörü icrada satılıyor, sen buradan 5 maaş alıyorsun 5 maaş. (CHP sıralarından alkışlar) İnsanda biraz ar olur, utanma olur.

SALİH CORA (Trabzon) – Yalanın merkezi Cumhuriyet Halk Partisi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bunu neyin adına yapıyor? Muhafazakâr, yerli ve millî yapıyor. Ya, çiftçi aç, çiftçi icrada, bunlar ne yapıyor? Allah sizin… Neyse. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, SEKA’yı hatırlıyor musunuz SEKA’yı? SEKA Balıkesir, 1981 yılında 198 milyona yapılmış, 198 milyon dolara. Albayraklar’a ihale yapıldı -dikkat edin- 1.1 milyon dolara. 198’de 1’ine Albayraklar’a satıldı. Albayraklar kim? Her gün muhalefete küfreden, beyleri öven gazete patronu.

SALİH CORA (Trabzon) – 28 Şubat sürecinde…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Danıştay 5 kez iptal etti, 5 kez iptal etti fabrikayı vermedi Albayraklar’a sonra ne oldu biliyor musunuz? Bir vesileyle Bakanlar Kuruluna aldılar fabrikayı, Bakanlar Kurulu imzayla o fabrikayı Albayraklar’a verdi. 198 milyon dolara bak! Giresun farklı mı? Farklı değil. Ne? Kocaeli farklı mı? Şimdi, bir kilo kâğıt üretemiyor bu memleket, bir kilo kâğıt üretemiyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırıkkale) – Selüloz bile üretemiyor. Selülozu dışarıdan alıyoruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başka, değerli arkadaşlar, bakın TEKEL’i anlattım ya TEKEL’i; arkadaşlar TEKEL’in hesabının mutlaka sorulması lazım. TEKEL ne oldu biliyor musunuz, yerli ve millî iktidar kime sattı?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Limak Limak.

VELİ AĞBABA (Devamla) –Önce bir işadamı grubuna 292 milyon dolara, bak 292 milyon dolara, sonra 810 milyon dolara yerli ve millî Hükûmetimiz kime sattı? Önce Amerikalı’lara, Teksaslı’lara, hemşehrilerine, sonra kime sattı?

TÜRABİ KAYAN (Kırıkkale) – Yarısını yarısını.

VELİ AĞBABA (Devamla) –2.1 milyon dolara kime sattılar, İngilizlere sattılar, yerli ve millî Hükûmetiniz, helal olsun size.

Bakın, bir TELEKOM’u anlatacağım, TELEKOM’u; içim yanıyor, yüreğim yanıyor, bundan daha büyük talan, daha büyük soygun yok.

Bakın arkadaşlar, hatırlayalım, TELEKOM’un yüzde 55 hissesini Lübnanlı Hariri ailesi on beş yıl önce 6,5 milyar dolara alıyor, Oger TELEKOM.

SALİH CORA (Trabzon) – Ne zaman satılıyor?

VELİ AĞBABA (Devamla) – 2005 yılında, 2005 yılında.

SALİH CORA (Trabzon) – Ne zaman devrediliyor?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bak, kasada 2 milyar var, kasada 2 milyar var.

SALİH CORA (Trabzon) – İki yıl sonra devrediliyor ya, iki yıl sonra devrediliyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sonra 2005-2015 arasında 14 milyar dolar kâr ediyor. Bu kârın, 2016’ya kadar olan kârın 12,6 milyarını temettü olarak Oger ailesi alıyor -dikkat edin neyin- sonra Hariri Oger ailesi 2016’nın sonunda TELEKOM’u 3,5 milyar borçlandırıyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Özelleştirme süreci borcu onlar, tekrar devlete geçiyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 4,5 milyar dolarla Türk bankalarının üzerinde kalıyor, Hariri kaçıp gidiyor. Ya, Allah’tan korkmaz mı bir insan ya! Ne yapılması lazım? Bakın, ne yapılması lazım? Değerli arkadaşlar, yapılması gereken şey üzerine çökmek lazım -diyorsunuz ya- bakın, bir aşk var ki bir Hariri aşkı, bu aşkı anlamak mümkün değil. Peki, arkadaşlar, bu TELEKOM’u, fakiri fukarayı soyan, kanını emen sahtekâr nerede biliyor musunuz şu anda, göstereyim, nerede biliyor musunuz? Şu anda sarayda. Bu sahtekâr, başbakan bile değil. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye’yi soyan bu sahtekâr nerede biliyor musunuz? Sarayda, sarayda. Diyor ya Sayın Erdoğan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – İzzetüikramda sınır yok.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Millet ittifakına, Sayın Akşener’e, Kılıçdaroğlu’na Kanal İstanbul’u ima ederek diyor ki: “Söke söke alacaklarmış.” Tahkimde diyor, “Tahkim söke söke alır.” diyor. Ya, söke söke alacaksan bu parayı bu sahtekârdan al, bu milletin parasını bu sahtekârdan al. (CHP sıralarından alkışlar) Bu sahtekâr ya! Türkiye’yi yemiş, içmiş, soymuş. Eğer yiğitsen, eğer Kasımpaşalıysan bu sahtekârdan parayı al.

Bu toplantıyı nerede yapıyor? Vahdettin Köşkü’nde. O kim? İstanbul’un anahtarını İngilizlere, Yunanlara veren adam. Vahdettin Köşkü’nde yapıyor. Değerli arkadaşlar, bakın, bu sevda değişik bir sevda. Bu sevdayı duymak için ancak bu topraklara düşman olmak gerekir. Bu topraklara düşman olmasanız bu uygulamaları yapamazsınız. Bütün özelleştirmelere bakın değerli arkadaşlar, bütün özelleştirmelere bakın, maalesef durum bu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, size bir şey söyleyeyim.

Sürem bitti mi? Sayın Başkan inşallah bir dakika verir.

Şimdi, değerli arkadaşlar…

Başkanım, bitiriyorum hemen.

BAŞKAN – Bitti bitti, zaten bitti.

Teşekkür ettim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Peki, hemen bir cümle söyleyeyim, selamlayayım.

BAŞKAN – Yok, selamı da aldık, kabul ettik.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Peki, o zaman ben buradan söyleyeyim.

Tüyü bitmemiş yetimin, esnafın, çiftçinin, sanayicinin, fakir fukaranın hakkını sizden söke söke alacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum, sağ olun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubu adına…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İkinci bölümde AK PARTİ Grubu adına söz almak istiyorum. Grup adına söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Grup adına buyurunuz.

AK PARTİ Grubu adına Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Ağbaba, her zaman olduğu gibi, hiç alakası olmayan konuları sanki gerçekmiş gibi gündeme getirmeye çalıştı.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” diye ifade ediyorsunuz. Bakın, Türkiye’nin on dokuz yıllık süreç içerisinde, bugün, geçmişe doğru dönüp baktığımızda 2021’in 30 Haziran tarihinde geldiği nokta ile 3 Kasım 2001 öncesindeki Türkiye’nin hâlini açık ve net bir şekilde değerlendirmeniz lazım. Özelleştirmeye karşı olmayan bir siyasi parti olduğumuzu ifade ettik. Bankalara, Tarım Kredi Kooperatiflerine yönetim kurulu üyesi olan değerli arkadaşlarımızı zikrettiler.

Fahrettin Poyraz; 22, 23’üncü dönemde, sanıyorum 24’üncü dönemde de milletvekilliği yapmış, Sayıştay denetçisi olarak görev yapmış, konulara hâkim, meseleyi iyi bilen ve Tarım Kredi Kooperatiflerini daha önceki pozisyonundan bugün önemli bir pozisyona, daha verimli hâle getirmeye çalışan bir arkadaşımız.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Maaşı ne kadar maaşı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hasan Fehmi Kinay; 22’nci, 23’üncü dönemde, 24’üncü dönemde milletvekilliği yapmış, Plan ve Bütçe Komisyonunda hakikaten çok başarılı görevlere imza atmış değerli bir kardeşimiz. Şu anda Tarım Kredi Kooperatiflerinin bir şirketinde Genel Müdür olarak devam ediyor.

Yani bir milletvekilinin, milletvekilliği bittikten sonra başka bir kurum veya kuruluşta görev yapmasını engelleyecek bir durum söz konusu değil.  Mesela, değerli bir milletvekilimiz vardı, benim de hemşehrimdi, Avanoslu,  Sayın Mustafa Özyürek. Milletvekili olmadan önce Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyesiydi, milletvekili olduktan sonra da Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyesi oldu. Nereden?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hesap uzmanı, hesap uzmanı, hesap uzmanı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hasan Fehmi Kinay, Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreterliği yaptı, Hasan Fehmi Kinay öyleydi.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Abdülkadir Aksu kim? Abdülkadir Aksu kim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Abdülkadir Aksu, İçişleri Bakanlığı yapmış biri.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İçişleri Bakanı, emniyet müdürü, eski vali; bankada ne işi var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Emniyet müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, valilik yapmış birisi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bankada ne işi var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Ağbaba, bir şirketin yönetim kurulunun hangi görevleri icra edeceğini bilemediğinizden böyle itirazlarınız var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, çok zorlanıyorsun, çok zorlanıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Mustafa Özyürek, İş Bankası yönetim kurulu üyeliği yaptı mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adam TÜRMOB Genel Başkanıydı, TÜRMOB’un.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Grup Başkan Vekilliği yaptı mı? Milletvekilliği yaptı mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – TÜRMOB Genel Başkanı, TÜRMOB’un Genel Başkanı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Onlar gelince her şey iyi ama AK PARTİ’li biri geldiği zaman peşkeş; olmaz böyle çifte çelişki, olmaz böyle çifte standart. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, çok zorlanıyorsun, Allah size yardım etsin. Vallahi Allah size yardım etsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, Sayın Ağbaba, hiç zorlanmıyorum, içimden geldiği gibi söylüyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Söyleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - O Telekomun en büyük hissedarı şu anda kim? Bakın, Telekomun en büyük hissedarı şu anda kim?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Allah size yardım etsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İş Bankası, Telekomdaki o şirketin kredisini vermiş.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Elitaş, tarihi karıştırmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama -sizin 4 tane- İş Bankası yönetim kurulunda Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil edilen kişiler İş Bankasının hakkını koruyamamıştır.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Sayın Elitaş, İş Bankasının…

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Ağbaba geldi, konuştu, kimse sesini çıkarmadı. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir anonim şirkette, eğer…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – ...Oger’in, Türk Telekomla ilgili, yaptığı  bir yanlış varsa İş Bankası yönetim kurulunda olan 4 kişinin, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından temsil edilen 4 kişinin orada da vebali var. Ama ticari olarak…

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Süresi bitti.

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Elitaş grup adına konuşuyor. Onun süresine de mi siz karar vereceksiniz?

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Süresi…

BAŞKAN - Kardeşim, grup adına konuşuyor, söz süresi on dakika, hayret bir şey ya! (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, on beş dakikada cevap veremez, bir saat ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, iftiralarına yapılan cevapları doğru olarak okumadıklarından dolayı maalesef büyük bir gerilim içerisindeler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir saat verin.

BAŞKAN – Ya, bu nasıl bir iştir yani?

VELİ AĞBABA (Malatya) – On beş dakika konuşsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, tarihi şöyle bir gözden geçirin.

BAŞKAN – Ya, Sayın Ağbaba, arada bir geliyorsun, karıştırıp gidiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Rahmetli Demirel “barajlar kralı” diye ortaya çıktı, “Demirel’in yaptığı barajları fareler deler.” diye engellemeye çalıştınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, bu çift maaşı söylesene.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – GAP Projesi ortaya çıktı, “Fareler deliyormuş, barajlar bitiyormuş.” dediniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zümrüt Selçuk’u demirci yaptınız, demirci; helal olsun size!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 1970’lerde birinci boğaz köprüsü, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün temeli atılırken hep engel oldunuz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – De ki, hatta deyin ki: “Ezan susmaz, bayrak inmez.” böyle söyleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …“Doğayı bozacak.” diye ifade ettiniz ama -kaderin cilvesine bak- onu açmak da çok itiraz eden rahmetli Ecevit’e kısmet oldu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şöyle deyin, bunu söyleyince deyin ki: “Ezan susmaz, bayrak inmez.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, ikinci boğaz köprüsüne karşı çıktınız, üçüncü boğaz köprüsüne karşı çıktınız, şimdi de Kanal İstanbul’a karşı çıkıyorsunuz.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Evet, çıkıyoruz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu millet çok iyi biliyor ki milletin lehine ve menfaatine, Türkiye'nin geleceğine ve istikbaline yapılan yatırımlara Cumhuriyet Halk Partisi hep itiraz eder. “Cumhuriyet Halk Partisinin itiraz ettiği her şey doğrudur.” diye ve bütün seçimlerde -12 veya 13 sandık gelmiş bugün önümüze- bütün sandıklara sizi tuş etmiş. (CHP sıralarından gürültüler) Yine, inşallah, Haziran 2023 tarihinde önümüze gelecek sandıkta da millet Cumhuriyet Halk Partisinin yalanlarına, Cumhuriyet Halk Partisinin iftiralarına hiçbir zaman prim vermeyecektir. İki sene sonra -bugün 30 Haziran- muhtemelen 2023 yılının 23 veya 24 Haziranında, 26 Haziran tarihinde yeni bir seçim ortaya çıkacak. Ümit ediyorum, inanıyorum ve bu milletin keskin terazisine inanıyorum. Cumhur İttifakı yine 2023 yılında yapılacak olan seçimlerde tek başına iktidar olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanarak bu noktaya…

Ayağa kalkma, daha bitmedi, zamanım var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yok, bir saat konuşabilirsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben sataşmadan almadım, sataşmadan söz almadım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, iki saat konuşabilirsin; ancak cevap verirsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Grup Başkan Vekiliniz yok mu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hatta bir gün bile konuş, konuş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Arkadaki arkadaşlar sanki sataşmadan söz aldım gibi zannediyorlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Önce öyle verdi Başkan da sonra iş değişti.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sonra grup adına geçti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Ağbaba, tecrübeli bir milletvekilisiniz ama milletvekili olmak Türkiye Büyük Millet Meclisi Tüzüğü hakkındaki şeyleri tam bilmek değil; Genel Başkan Yardımcısı olabilirsiniz. Ben isterken AK PARTİ Grubu adına söz istiyorum diye söyledim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan yanlış verdi de sonra düzeltti, sorun yok, sizin, konuşun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, iki sene kaldı, iki seneden bir hafta daha az zaman kaldı. (CHP sıralarından gürültüler) İnşallah, önümüze gelecek sandıkta Cumhur İttifakı yine gümbür gümbür sandıklardan çıkacak.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Hayal, hayal...

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – On dokuz yıldır konuşuyorsunuz, on dokuz yıldır iftira atıyorsunuz, on dokuz yıldır halkı farklı şekillerde yönlendirmeye çalışıyorsunuz ama hiçbirinde başaramıyorsunuz. Bu sefer ortaklarınız çoğaldı, ortaklarınızla beraber kutsal ittifak yapsanız da bu milletin terazisi sandıkta yine en önemli ittifakını yapacak ve Cumhur İttifakı’nı tek başına iktidara getirecektir diye ümit ediyorum.

Yüce milletimize selamlarımızı, saygılarımız sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – İstanbul’daki gibi, Ankara’daki gibi!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Mevlüt Karakaya…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Karakaya, aynı zamanda şahıslar adına da söz talebiniz var, toplam süreniz on beş dakikadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, ama yaptığınız doğru değil ki. Sayın Başkan, Elitaş on dakika sataştı.

SALİH CORA (Trabzon) – Yetkisi yok, yetkisi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, niye yetkim olmasın, ben milletvekiliyim. Sizin yetkiniz yok.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, ne dedi de sataştı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben söyleyeceğim, şimdi hatibe saygısızlık olmasın, birazdan söylerim Sayın Başkan, olmaz öyle şey.

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) İsmini zikretti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başkan, ismimi zikretti, olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Sayın Karakaya, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu görüşülmekte olan teklif bir kamu iktisadi teşebbüsü yani iktisadi devlet teşekkülü olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yapısal dönüşümüyle ilgili. Bu dönüşümün gerekliliğini, yapılış şeklini ve statü değişikliğini doğru anlayabilmek için öncelikli olarak kurumun tabi olduğu mevzuat hükümlerini ve mevzuata bağlı statüsünü iyi anlamak gerekir.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Dört yıl bir KİT Genel Müdürlüğü yapmış Milletvekili olarak ve beş yıldan daha uzun süre de KİT Komisyonunda görev yapan bir Meclis üyesi olarak şunu ifade edeyim ki aslında mevzuatımızda kamu iktisadi teşebbüsleriyle ilgili bir tanımlama yoktur. Bu amaçla kamu iktisadi teşebbüsü nedir, kriterleri nedir, kime, neye göre “kamu iktisadi teşebbüsü” adını vereceğiz, hangi kurul, kurum ya da kuruluş bu statüde olacak; bunlar karmakarışık olmuş. Biraz, belki de bugün, iki gündür burada yaptığımız tartışmaların önemli bir sebebi de bu mevzuatların karışıklığıyla alakalıdır. Örneğin hep şu tartışılıyor, deniyor ki: Bu düzenlemeyle birlikte, AŞ olmayla birlikte Makina ve Kimya Endüstrisi kurumu Sayıştay denetiminin dışına çıkarılacak.

Değerli arkadaşlar, kamu iktisadi teşebbüsleriyle ilgili, Anayasa’mızın 165’inci maddesinde denetim konusu ele alınmış, kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi başlığı ve burada da “sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait olan kuruluşlar” diye bir tanımlamayla geliyor, bunlarla ilgili denetimin yasayla ilgili düzenlenmesi gerektiğini emrediyor. Buna bağlı olarak 3346’da kamu iktisadi teşebbüslerinin ve fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesine ilişkin bir kanun çıkarılıyor. Bu kanun da Anayasa’daki gibi “sermayesinin yarısından fazlası” tanımlamasıyla bu iktisadi kuruluşların denetiminin yapılacağını ve o kanunda, aynı zamanda KİT Komisyonunun nasıl kurulacağını ve nasıl çalışacağını, denetim süreçlerini, prosedürlerini anlatıyor.

Yine, aynı şekilde, 6085 sayılı Kanun yani Sayıştay Kanunu’nu, orada da Sayıştay denetimine tabi KİT’lerle ilgili bazı belirlemeler var. Değerli arkadaşlar, burada KİT nedir sorusuna ya da kamunun payı bir ortaklıkta ne kadar olursa KİT olur şeklinde kesin bir tanımlama yok ama Anayasa’daki tanımlamadan hareket edecek olursak denetimle ilgili “yarıdan fazlası” diyor. Bunları bir kenara koyalım, bunlar denetimle ilgili yani dikkat ederseniz hem 165 hem Sayıştay Kanunu hem de bu amaçla düzenlenmiş olan Anayasa’ya dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacak denetim, denetim konusuyla alakalı düzenlemeler. Şimdi bir de 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname var, bunlar da KİT’lerle ilgili, KİT’lerin kuruluşu, yönetimi, işleyişiyle alakalı. Hep bu konuşulur, şimdi buraya baktığımızda burada KİT’lerle ilgili tanımlama birincisi iktisadi devlet teşekkülleri -ki ticari faaliyetlere göre, ticari esaslara göre faaliyette bulunur- ikincisi kamu iktisadi kuruluşları, bunlar da biliyorsunuz kamuda tekel niteliğindeki faaliyetleri yürütenler veya kamu yararına çalışan kuruluşlardır, kamu iktisadi kuruluşlarıdır. Bunların ikisinin toplamına kamu iktisadi teşebbüsü yani KİT diyor ama ikisinde de tanımlaması yüzde yüz kamu ortaklığı arıyor. Şimdi KİT statüsünde 233’e tabi olabilmek için yüzde yüz kamu ortaklığı ama denetim açısından bakınca “yüzde 50’nin üzerinde” olması deniyor.

Değerli arkadaşlar, uzatmayayım ama şunun altını çiziyorum. Biz bu düzenlemeyle birlikte gerekçeleri burada izah edildi, bununla ilgili çalışmalar yapıldı, brifingler sunuldu, tekrar bunlara girmeyeceğim ama şunu ifade edeyim ki: Burada 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin dışına çıkarılması yani Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun 233 sayılı KİT’lerin Kuruluşu düzenlenmesi, işleyişi, yönetimi vesairelerle ilgili kanun hükmünde kararnamenin dışına çıkarılması, denetimin dışına çıkarıldığı anlamına gelmez çünkü Anayasa’nın 165’inci maddesi, yine 3346 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisince KİT’lerin denetimiyle ilgili yasa ve 6085 sayılı Sayıştay Yasası açık ortada. Yani bunlar bu şekilde, açık bir şekildeyken, hatta bir örneği de ASFAT AŞ, şu anda yine Millî Savunma Bakanlığına bağlıdır, önümüzdeki dönem normal prosedürü tamamladı, KİT Komisyonuna denetim maksadıyla, Meclis denetimi maksadıyla gelecek. Yani burada Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun da bu mevzuat hükümlerine göre yine KİT Komisyonuna denetim maksatlı olarak gelmesi gerekecek, sadece 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin dışına çıkarıldı. Bunun adına özel statülü KİT diyebilirsiniz, başka şey diyebilirsiniz. Denetimle ilgili burada başka herhangi bir aksaklık, aksilik söz konusu değil.

Yine ikinci önemli bir tartışma konusu, özelleştirmeyle alakalıydı. Zaten KİT statüsünde olduğu için KİT’lerin her zaman gerekli görülmesi hâlinde özelleştirilmeleri ya da Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devri söz konusuydu. Ancak, bu kurum özelliği gereği, stratejik olması gereği, burada da bu kürsüden de hakikaten tüm partilerimizden burada konuşan milletvekillerimizin de ifade ettiği gibi yani devletimizin, milletimizin göz  bebeği olan stratejik bir kurum. Bunun satılmasını, devredilmesini, özelleştirilmesini kimse istemiyor. E, doğrudur; biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu anlamda özelleştirilmesini uygun görmediğimiz stratejik kurumların başında geliyor. Kaldı ki 2000 yılında bu kurum, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu 11 hatta 19 tane fabrikasıyla birlikte daha önce Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlıydı. O dönem, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Hükûmette, Milliyetçi Hareket Partisinin sorumluluğunda olan bir bakanlıktı. O dönem, Milliyetçi Hareket Partisi bu Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun Millî Savunma Bakanlığına devrinin yapılmasına olur verdi, onay verdi. Dolayısıyla, bu kurumun özellikle güvenlik kurumlarımızla, Millî Savunma Bakanlığımızla; TSK’yla yakın, birlikte çalışmasının çok ciddi katkılar getireceğine inandığı için bugün de bu gelen tekliften bunu anlıyoruz. Yani bu gelen teklifle birlikte Makine Kimya Endüstrisi Kurumu özellikle millî savunma alanında -ki sivil alanda da önemli çalışmaları olan bir kurumumuz- burada, bu çalışmalarını daha ileri götürmek istiyor.

Değerli arkadaşlar, aslında burada, çok fazla bir şey yok “AŞ” kelimesine takıldık, ya, bu kadar da yapmayalım yani. Hepimizin parti programında “Serbest piyasa ekonomisi.” diyor, “Özelleştirmeye karşı değiliz.” diyoruz ama kaç gündür burada “AŞ tu kaka. AŞ tu kaka.” Yani bu memlekette 150 bin, 160 bin AŞ var yani milyonlar var. Bunun ortağıydı, çalışanıydı…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Devleti özelleştiriyorsunuz.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Ya, lütfen, ben burada siyaset yapmıyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Devleti Özelleştiriyorsunuz.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Ben siyaset yapmıyorum. Özelleştirilme yapılmayacağına dair burada yasayla hüküm var, bırakın özelleştirmeyi, “İşletme hakkının devri bile yapılamaz.” diyor. Bırakın onu, “Kiraya bile veremez.” diyor. Dolayısıyla, o anlamda eğer dediğiniz anlamda bir özelleştirme…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kanunu siz getiriyorsunuz?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Bir dinleyin, lütfen! Dinleyin, itirazınız varsa söylediklerime itiraz edin.

Burada, “AŞ” kelimesine karşı çıkıyoruz ama niye çıktığımızı bilmiyoruz.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Niçin özelleştiriyorsunuz?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Biz, bugün burada hepimiz serbest piyasa ekonomisini savunuyoruz, “liberal ekonomi” diyoruz, “serbest ekonomi” diyoruz ama serbest ekonominin önemli kuralları…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Bırakın olduğu gibi kalsın. Nasıl milliyetçilik bu!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Niye bağırıyorsunuz?

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Bakın, Sayın Vekilim, bu konuları çok iyi bilen Sayın Vekilim bile itirazınıza dayanamadı artık çıkıyor.

Dolayısıyla, itirazınızı serbest piyasanın önemli kavramlarını ciddi bir şekilde tu kaka olarak ilan ederek yapıyorsunuz, ben bunu anlatmaya çalışıyorum yani anonim şirketler de tu kaka değil. Yani bu o kadar… Belki içinizde de anonim şirket sahipleri vardır. Burada anonim şirket olması hiçbir şeyi değiştirmiyor; sadece, kurumun sunduğu konu ve alanlarda daha hızlı karar almalarında, piyasayla rekabet içerisindeki çalışmalarında daha kolaylık sağlanmasında, o yönde bir katkıda bulunacak.

Değerli arkadaşlar, bakın, AŞ olması konusunda ve getirilen, bugün önümüzdeki teklifte bazı muafiyetler var. Kamu iktisadi teşebbüslerinde 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin getirdiği bazı kısıtlamalar dolayısıyla veya diğer yasalardan gelen bazı kısıtlamalar dolayısıyla, kamu hizmeti de gören bu kurumlar zaman zaman muafiyet isterler. Ben Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürüyken piyasaların regülasyonunu yapabilmek için zaman zaman gümrüksüz mısır, gümrüksüz buğday, arpa ithalatı yapma yetkisi isterdim ve bu yetkiyi alırdım. Nitekim bu kurumda zaman zaman kamu hizmeti, savunma sanayisi alanında yaptığı bazı önemli ve özellikli hususlarla ilgili muafiyetler almışlardır; bunlar konjonktürel olarak olmuştur, sınırlı olmuştur, kesikli olmuştur. Şimdi diyorlar ki: Biz burada özel bir şey istemiyoruz. Hurdalarla ilgili muafiyet zaten vardı, bunları bir yasada topluyoruz. Personelle ilgili, personel rejimiyle ilgili çünkü personel de 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi, 399 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname 657’ye atıfta  bulunur; bunların da getirdiği sınırlamalar var. Yani “‘World class’ dünya çapında bir rekabet yapılacaksa, daha ileriye gidilecekse, savunma sanayisi konusunda, teknolojik alanda, diğer alanlarda eğer bir şeyler yapılacaksa mevzuatın engellememesi gerekir.” diyorlar. Denetim yine devam ediyor.

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Tank Palet’te olduğu gibi mi?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Motor yok, motor.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) – Özelleştirme yok, burada açık olarak daha ne yapılacak? Kanuna denmiş ki “Bırakın özelleştirmeyi, burada işletme hakkını bile devredemezsiniz, satamazsınız.” Daha önceki hâlinde böyle bir şey yoktu.

Ben hepinize bu vesileyle teşekkür ediyorum. Sadece yöneticilere bu süreçte personelle ilgili evet gerekli tedbirler alınmış, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda yapılacak düzenlemelerde, uygulamalarda herhangi bir mağduriyetin yaşanmaması konusunda dikkatli olunması hususunu tekraren ifade ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karakaya.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz önce Sayın Elitaş….

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, biraz yüksek sesle konuşur musunuz duyamıyorum?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş Genel Başkanımızın ismini zikrederek sataştı, ayrıca benim de 3 kez ismimi vererek sataştı. Sataşmadan dolayı…

BAŞKAN – Ben sataşmayı duymadım, tutanakları isteyeceğim, sataştığını tespit edersem söz vereceğim size.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, tutanakları…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Genel Başkanımın ismini söyledi, Kemal Kılıçdaroğlu…

BAŞKAN – Müsaade edin, tutanakları isteyeceğim, sataşma görürsem söz vereceğim size. Buyurun yerinize lütfen.

İYİ Parti Grubu adına Sayın İmam Hüseyin Filiz.

Sayın Filiz, aynı zamanda şahsı adına da söz talebiniz vardır.

Süreniz on beş dakikadır.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 275 sıra sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci bölümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin muafiyetleri konu alan 8’inci maddesiyle, şirket ve sermayesinin yüzde 50’sinden fazlası şirkete ait olan iştirakler, 6245 sayılı Harcırah Kanunu, 237 sayılı Taşıt Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu gibi toplam 12 ayrı mevzuattan muaf tutulmuştur. Ayrıca, şirket yöneticileri ve personeline ödenecek yurt içi ve yurt dışı gündelik tutarıyla kullanılacak taşıtlara ilişkin usul, esas ve limitleri belirleme yetkisi de şirket Genel Kuruluna verilmiştir. MKE AŞ’nin muafiyetleri 10’uncu maddede de devam etmektedir. Madde uyarınca, şirket gümrük vergilerinden de muaf tutulmuştur.

Geçici madde 1’le (1)’inci fıkrada, emekliliğe hak kazananların talepleri doğrultusunda emekliye ayırma işlemlerinin yapılacağı, kanunun yürürlük tarihinden altı ay sonra şirkette idare hukukuna tabi olan personel kalmayacağı düzenlenmiştir. (2)’nci fıkrada da sıralanmış idari görevlilerin görevlerinin yürürlük tarihi itibarıyla sona ereceği, altı aylık süreyi geçmemek üzere yerlerine görevlendirme yapılana kadar görevlerine devam edecekleri düzenlenmiştir. (3)’üncü fıkrada, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek (I) ve (II) sayılı cetveli doğrultusunda çalışan personele altı ay içerisinde iş sözleşmesi teklif edileceği, sözleşmeyi kabul edenlerin kıdeme bağlı hakları tespitinde dikkate alınarak istihdam edileceği düzenlenmektedir.

Geçici 2’nci maddeyle, MKE’nin her türlü taşınır, taşınmaz, taşıt, araç, gereç ve malzeme, her türlü borç ve alacaklar, hak ve yükümlülükler, yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtlar ve dokümanlar ile iştiraklerindeki sermaye katılım payları kurulacak şirkete devrolacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü silah, mühimmat, araç ve gereç ihtiyaçlarını karşılamakla görevli Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, savunma sanayisi alanında faaliyet gösteren Millî Savunma Bakanlığına bağlı bir kamu iktisadi teşebbüsü olup sermayesinin tamamı devlet tarafından karşılanarak 15 Mart 1950 tarihinde ilgili yasayla kurulmuştur. 2020 senesinde Kurumun net kârı yaklaşık 208 milyon 275 bin lira olup, AR-GE harcamaları da 78 milyon lira olarak açıklanmıştır, en çok kâr eden kamu sanayi kuruluşları arasında yer almıştır. 2020 yılı itibarıyla MKE Kurumu Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşundan biri olup 90’ıncı sırada yer almakla birlikte, Türkiye’deki savunma sanayi kuruluşları arasında 4’üncü ve kamu sanayi kuruluşları arasında ise 7’nci sırada bulunmaktadır.

Temelleri Fatih Sultan Mehmet’in Top Dökümhanesinin kurulmasıyla atılan Kurum, sırasıyla 1832-1908 yılları arasında Tophane Müşirliği, 1909-1921 yılları arasında ise İmalatı Harbiye Müdüriyeti Umumiyesi adlarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda hizmet vermiştir. İmparatorluk’un işgaliyle İstanbul’dan kaçırılan bir kısım tezgâh, teçhizat, malzeme ve ustalarla 1921 yılından itibaren Türk Kurtuluş Savaşı’nda, ulusal bağımsızlık hareketinin içerisinde yer almıştır. 1921 yılında Askerî Fabrikalar Umum Müdürlüğü adı altında yeniden teşkilatlandırılmıştır. Ordunun ihtiyacı olan tüfeklerin, makineli tüfek namlularının, top tekerleği yapımı, mühimmat imalatı, top arabaları için ahşap gereçlerin yapımının yanı sıra kılıç, kasatura onarımları da yapılarak Kurtuluş Savaşı süresince ordunun cephane ve malzeme ihtiyacı buradan karşılanmıştır.

MKE, cumhuriyet döneminin, başta savunma sanayi olmak üzere birçok farklı sanayi alanında yapılanmasının temel taşlarından biri olmuştur. Zaman içinde gerek yurt içi gerekse yurt dışından alınan önemli siparişler sonucunda ulaştığı ekonomik gücü çok iyi kullanan MKE, savunma sanayisinin çeşitli alanlarında yatırımlarını gerçekleştirerek çok önemli hizmetlerine yıllarca devam etmiştir. Özel sektörün giremediği, güçlükle gelişen ve ekonomide darboğaz yaratan sanayi alanlarına da etkin bir müteşebbis olarak girmesiyle Türk sanayisinin gelişiminde önemli, itici bir güç olmuştur.

Değerli milletvekilleri, böylece hem savunma sanayisinin riskini bertaraf etmek hem de yeni gelişen ülke sanayisine öncülük etmekle de kendini görevlendirmiş olan MKE, Türk Traktör Fabrikası, TRAKMAK, TOFAŞ Otomobil Fabrikası, TÜGSAŞ, Nitromak gibi dev sanayi kuruluşlarının kurulmalarına da büyük ortak olarak öncülük etmiştir.

MKE Kurumu tarafından 1954 senesinde Türkiye'nin ilk yerli eğitim uçağı olan “MKEK-44 Uğur” üretilerek bir ilke imza atılmıştır. Aynı şekilde, Türkiye'de ilk askerî pil üretimi ve ilk demiryolu haddelemesi, ilk sac mamulleri ve pirinç malzeme, takım tezgâhları, vasıflı çelik haddehanesi, pik ve sfero dökümhanesi, elektrik sayaçları, zirai mücadele aletleri, tekstil makineleri, dişli ve dişli kutusu imal tesisleri, çelik çekme boru imalatları da Türkiye'de ilk kez MKE tarafından yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, aynı zamanda, diğer sektörlerin ihtiyaç duyduğu üretimleri de gerçekleştirilen MKE tarım sektörü için zeytinyağı üretim makineleri, kuluçka makinesi, köstebek kapanı, zirai ilaçlama makineleri, çay işleme makineleri; madencilik sektörü için lokomotif; yerel yönetimler için çöp kamyonları gibi üretimlerin yanı sıra, inşaat ve kazı makineleri, takım tezgâhları, dokuma tezgâhları, otobüs, dikenli tel, kafes tel, gaz ocakları, Güneş kollektörleri gibi çok geniş bir yelpazede üretim yaparak Türkiye ekonomisinin gelişimine önemli katkılarda bulunmayı sürdürdü.

Kurum 18 Haziran 1984 tarihinde çıkarılan 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamına alınmış ve MKE Kurumu ana statüsü çerçevesinde tamamen bir ticari kuruluş gibi kârlılık ve verimlilik esas alınarak faaliyetini sürdüren ve ana görevi Türk Silahlı Kuvvetlerinin her çeşit ihtiyacını karşılamak olan Kurum, faaliyetlerine devam ederken şimdi anonim şirket yapılmak istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz bu kanun teklifinin gerekçesinde “Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yapısının imkân ve kabiliyetlerinin daha fazla güçlendirilerek, sektöründe gelişen teknolojileri izleyip modern mühimmat, silah ve silah sistemlerini geliştirebilecek ve üretebilecek, yurt dışı firmalarla rekabet edebilecek, genel ekonomik ve yapısal değişimlerden etkilenmeyecek, Hazine desteğine ihtiyaç duymadan varlığını ve faaliyetlerini sürdürebilecek, hareket esnekliğine sahip bir organizasyon hâline dönüşmesi gerekmektedir.” denilmektedir ve MKE’nin şirketleşmesi hâlinde daha etkin ve hızlı kararlar alınacağı belirtilmektedir. MKE’nin mevcut statüsünde bunlar büyük ölçüde zaten yapılmaktadır. Karşılaşılan zorlukların statüye dokunmadan diğer ilgili kanunlarda yapılacak değişikliklerle giderilebileceği açıktır. Acil ihtiyaç olan durumlar için ihale kanunlarında bu kurum özelinde mevcut hükümler konularak ve liyakatli personeller ve yöneticilerle sorunlar çözülebilecekken sonucunun ne olacağını tahmin edemediğimiz anonim şirket hâline getirmeyi anlamakta güçlük çekmekteyiz.

Dün soru-cevap bölümünde de söylediğim gibi, on dokuz yıllık bir sürede sistemi düzeltip liyakatli kadrolara teslim edemediniz. Çare, şirketleşmekte değil, liyakatli kadroları iş başına getirmektir.

Kanun teklifinin 8’inci ve 10’uncu maddesindeki muafiyetler, mevcut statüde sağlansa aynı beklentilerin karşılanabileceğini söylemek zor değildir.

Değerli milletvekilleri; yüzyıllarca geçmişe sahip ancak Cumhuriyet Dönemi’nde biraz önce saydığım çok çeşitli ve nitelikli üretim yapan böyle bir kurumun eksikliklerini gidererek liyakatli kadrolarla gelişen teknolojiyi de kullanarak üretmeye devam etmesinin sağlanması önemlidir. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hem devletin hafızası hem de köklü müesseselere sahip olmanın gururunu yaşamak oldukça önemlidir.

Değerli milletvekilleri, sizlere bir hatıramı nakletmek istiyorum: 1971 yılında makine mühendisliği 2’nci sınıf öğrencisiyken Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Batman Rafinerisi’nde staj yaptım. Rafinerinin atölye bölümünde çok gelişmiş tezgâhlar vardı, o tezgâhların yanında bir tezgâh gördüm, üzerinde “MKE 1933” yazılıydı ve kayış kasnak sistemini kullanarak hâlâ çalışmaya devam ediyordu yani parçalar üretiliyordu. MKE 1933 yılında torna tezgâhı imal etmişti ve ben çok heyecanlanmıştım. Yabancı markalara alışmış bir öğrenci olarak Türk malı bir tezgâh görmüştüm ve bu gerçekten önemliydi. O tarihlerde takım tezgâhı yapabilen kurumlarımız eğer desteklenseydi ve liyakatli kadrolar oluşturulsaydı neler yapmazdık. Yılların üretim tecrübesine sahip bu kurumun, olduğu gibi geliştirilerek yaşatılması millî hafızamız açısından da önemlidir. Sonuç olarak, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin ülkemiz ve millî savunmamız açısından riskli sonuçlar yaratacağı, akıbetinin Tank Palet Fabrikası gibi olacağı endişesinde olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, günlerimiz hep yeni gündemlerle geçiyor, birçok tartışmalar devam ediyor. Halkımızda huzur kalmadı, yoksulluk had safhaya gelmiş durumda. İnsanlarımız artık dayanamaz hâle geldiler. Toplumun asıl sorunlarına çare bulmak durumunda olanlar maalesef duymuyorlar. Eğitimde büyük sıkıntılar var, ailelerde huzur yok, kadına şiddet devam ediyor, değerlerimiz altüst olmuş, doğru eğriye karışmış. En önemli sıkıntımız değer yargılarımızın erozyona uğraması ve uğratılmasıdır. Aile yapımızı bozan diziler, programlar yandaş medyada bütün hızıyla devam ediyor, hele bazı programlarda öyle insanlar gösteriliyor ki “Biz bu hâle mi düştük?” diyoruz. Düzeltme makamında olanlar “Neme lazım.” demeye devam ediyorlar. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ne iş yapar, anlamıyorum. RTÜK niçin var? Yönetimi eleştirenlerin ekranları kapatılırken o ekranlar niçin kapatılmaz, bunun sorumluluğunun büyük olduğunu ifade etmeliyim.

Değerli milletvekilleri, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının dün yaptığı yazılı açıklamada kentteki uyuşturucu ticaretine yönelik operasyon başlatıldığı ve soruşturma kapsamında 265 adrese baskın düzenlendiği belirtilmiştir. Gençlerimizi hayattan koparan uyuşturucu odaklarının çökertilmesi konusunda gösterilen hassasiyet için teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, konuşmalar tamamlandı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, tutanaklara baktınız mı?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, sataşmadan söz talebiniz vardı, tutanaklara baktım, kürsüye gelebilirsiniz. Süreniz iki dakikadır, uzatma da yoktur.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Elitaş, Mustafa Özyürek’in İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi olduğunu söyledi. Doğru söylediniz ama Mustafa Özyürek sizinkiler gibi milletvekilliğinden emekli olunca İş Bankasına arpalık olarak gitmedi. Mustafa Özyürek de bu Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en önemli muhasebecilerden biridir ve TÜRMOB’un uzun yıllar Genel Başkanlığını yapmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Bilirsiniz de, Kemal Kılıçdaroğlu ise hesap uzmanlığından emekli olduktan sonra İş Bankasının Yönetim Kurulu Üyeliğini yaptı, onu da söyleyelim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben diyorum ki: Devlet bir çiftlik gibi yönetiliyor ve devlet babanızın çiftliği gibi yönetiliyor. Bakın, örnek vereceğim: Ya, Ziraat Bankasının Yönetim Kurulu üyelerine bakın. Veysi Kaynak, eski bakan, milletvekili yapmadılar, Ziraat Bankasında. Faruk Çelik, Mahmut Kaçar… Halk Bankasından Mevlüt Uysal… Hele hele Doğan Kubat sana söylüyorum. Bir tane Yiğit Bulut var. Sen uzun yıllar emek çekmişsin, Millî Görüş’ten gelmişsin, Yiğit Bulut malt viskiyi alıyor eline, böyle buzla sallıyor içiyor, hem TÜRK TELEKOM’da Yönetim Kurulu Üyesi hem başdanışman, sen çalış bakalım. 200 bin lira maaş alıyor, 200 bin lira. (CHP sıralarından alkışlar) Başka? Bak bak, bir tane bakan var ya, elinde uyuyordu, Atilla Koç, nerenin üyesi? Turkcell’in Yönetim Kurulu Üyesi, çok anlıyor ya, ne özelliği var? Cep telefonuyla konuşuyor, sadece Turkcell’le ilişkisi o. Başka? Hilmi Güler, onun ne özelliği var? O da cep telefonuna eliyle bakabiliyor. Hüseyin Aydın… Değerli arkadaşlar, âdeta çiftlik gibi yönetiliyor. Ya, Cumhurbaşkanı danışmanlarına bakın, milletvekili yapmamışlar, danışman yapmışlar. Niye? Para alsın diye. Rektörlere bakın, büyükelçilere bakın, insan Allah’tan korkar.

Bakın, Türkiye’de “ev genci” diye bir deyim var, nedir? Ev hanımı gibi, evinde oturup anasından babasından para bekleyene “ev genci” deniliyor. Türkiye’de her 4 gençten 2’si işsiz. O çocukların iki eli sizin yakanızda. Alınan maaşlar gözünüze dizinize dursun. (CHP sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, AK PARTİ Grubuna sataşma oldu, söz almıyorlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

 

1.  Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı:275)(Devam)

 

BAŞKAN - İkinci bölüm üzerindeki soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

                                                                       Kapanma Saati:18.38

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Necati TIĞLI (Giresun), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

 

1.-Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı:275) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

 

Gözün aydın AK PARTİ iktidarı. Yabancı sigara şirketlerine verdiğiniz sözü tuttunuz, muradınıza erdiniz. 1 Temmuz 2021 yani yarın, 2017 yılında çıkardığınız sarmalı tütün ticaretine üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasını öngören zulüm yasanız yürürlüğe giriyor. Yarından itibaren yüz binlerce tütün üreticisinin, esnafın, fakirin, fukaranın ekmeğine yasak getiriyorsunuz, hapis getiriyorsunuz. Yabancı tütüne özgürlük, yerli tütüne yasak. Bu vatan topraklarında üretim yapan Alper amcaya, Emine teyzeye hapis; Jolly’e özgürlük. Bu mu adaletiniz, bu mu millîliğiniz, bu mu yerliliğiniz? Tütün üreticileri ve milletimiz sizi asla affetmeyecek, 1 Temmuzu asla unutmayacak, sandıkta bunun hesabını soracak. Buradan size söz veriyoruz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu zulüm yasasını da tarihin çöplüğüne atacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce AKP’li hatip, Ergene’yi CHP’li belediyelerin kirlettiğini hatta Edirne Belediyesinin biyolojik arıtma tesisinin olmadığını söyledi. Bu ifadeyi kullanan arkadaşımız Edirne’de yaşamadığından böyle bir ifade kullanması çok normaldir. Ergene neresi, Edirne neresi sevgili arkadaşım? Edirne’nin atık suları Meriç Nehrine arıtılarak bırakılmaktadır. Edirne Belediyesinin dört yıl önce İller Bankasından kullandığı krediyle son sistem biyolojik arıtma tesisi vardır. Bunun dışında bölgemizdeki CHP’li belediyelerin tamamında kendi bütçeleriyle yapılan artıma sistemleri vardır ve AB standartlarına göre çalışmaktadır.

Ergene’yi kirleten, gelecek nesilleri düşünmeyen sanayicilerin kâr hırsı ve buna yol veren iktidardır. Arıtma tesislerini çalıştırmazlar, kâr olarak ceplerine atılan her paranın bedelini bütün Trakya ve Marmara Denizi ödüyor.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Anayasa’mızın 10’uncu ve 90’ıncı maddesi “Gereğinde engelli haklarının korunması, önünün açılması ve kamuda istihdam edilerek desteklenmeleri gerekmektedir.” der. AK PARTİ ise engelli vatandaşlarımıza gıdım gıdım kadro vermektedir. 2018 ve 2020 yıllarında yapılan engelli KPSS’den sonra yaklaşık olarak 20 bin engelli kamu personeli adayımız atanmayı bekliyordu ancak AK PARTİ iktidarı tarafından sadece 2.005 kişilik kadro verildi. Kamuda yaklaşık 8 bin kontenjan açığı varken bunun dörde 1’ine kadar alım yapılmasını kınıyorum. 2021 engelli KPSS sonuçlarına göre 62.311 kişi işe yerleşmek amacıyla tercih yapmış ancak 1.961 kişi kamuda işe yerleşmiştir. Yıllardır atama bekleyen yüz binlerce engelli kardeşimiz 10 bin atama yapılması için bekliyor. Engelli kardeşlerimiz hem istihdam hem yoksulluk kıskacındadır. Kamuda adaletli atama bekliyoruz, engelli kardeşlerimizin haklarının teslimi bekliyoruz. İki günden beri Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı önünde eylem yapan kardeşlerimiz Sayın Bakanın duymasını bekliyorlar. Engelli vatandaşlarımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sorum şu: 275 sıra sayılı Yasa’mız çıktığında Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Sayıştay denetimden çıkacak mı çıkmayacak mı?

Ayrıca, bugün İslam medeniyetinin altın çağının kâşifi, Müslüman bilim insanlarının pek çok eser ve buluşunu gün yüzüne çıkaran dünyaca ünlü bilim tarihçimiz Profesör Doktor Mehmet Fuat Sezgin’in vefatının seneidevriyesi. O şöyle der: “Müslümanlar kendilerinden evvelki bilimleri geliştirdiler, bu birincisi. İkincisi, yeni bilimler kurdular. Bugün Avrupa’da gelişmiş olan yeni bilimlerin kısmen temellerini attılar. Miladi 850 yılından itibaren 16’ncı yüzyılın sonuna kadar Müslümanlar ilimde mütemadiyen yeni şeyler keşfettiler. Din gerilemenin nedeni değildir, bilimle ters düşmez ama biz boş şeylerle uğraşıyoruz. Zamanın Allah’ın bize verdiği büyük bir nimet olduğunu unutuyoruz. Zamana değer verip, zamana hâkim olmak lazımdır. İnancınız sizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Bursa’dan gazeteci Yüksel Baysal iki gündür Bursa Teknik Üniversitesiyle ilgili iddiaları gündeme getiriyor, anlatılanlar çok vahim. FETÖ’den alınan Orhan Gazi Üniversitesi, Bursa Teknik Üniversitesine devredildi. Görüyoruz ki sadece cemaatin adı değişmiş; uygulamalar, kadrolaşmalar, mobbingler, yöntemler aynen devam ediyor. Onlarca bilim insanı gelmiş, mobbinglere dayanamamış gitmiş. Bursa gibi bir sanayi kentinde bilime, sanayiye katkısı olması gereken Üniversite, İskenderpaşa cemaatinin çiftliğine dönmüş. Göz göre göre çürüttüğünüz eğitim sistemini bir cemaatten alıp başka bir cemaate teslim ediyorsunuz, sonra “Allah bizi affetsin, millet bizi affetsin.” diyorsunuz. Allah sizi ıslah etsin diyorum.

BAŞKAN – Sayın Barut…

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, asgari ücretin 2.825 lira olduğu Türkiye’de açlık sınırı 2.864, yoksulluk sınırı da 9,331 lira.  “Aç varsa siz doyurun.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuda tasarruf adına yayınladığı genelgede sarayı hariç tuttu. Halk açlık ve yoksullukla boğuşurken “İtibardan tasarruf olmaz.” diyen zihniyetten de zaten bu beklenir. Çünkü 10 milyondan fazla yurttaşın asgari ücretle yaşama tutunmaya çalıştığı bu ülkenin Cumhurbaşkanının maaşı 88 bin lira, sarayın bütçesi ise 4 milyar 39 milyon lira. Bir dakikalık bütçesi 8 bin liraya ulaşanların halka verecek bir şeyi yoktur. Çünkü sadece kendilerini, bir avuç yandaşı ve rantiyeyi düşünüyorlar. Bu kara düzeni mutlaka değiştireceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur...

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Serinyol Mahallesi 30 bin nüfusuyla kocaman bir mahalledir. Üniversitesiyle, öğrencisiyle, çiftçisiyle, ticaret erbabıyla, esnafıyla her kesimden insanın yaşadığı kocaman bir mahalledir. Böylesine büyük bir yerleşim yeri olmasına rağmen Ziraat Bankası burada bulunan şubesini anlamsız bir şekilde yıllar önce kapattı. Serinyol, müşteri potansiyeli, ticaret potansiyeli, çiftçi potansiyeli ve büyüme potansiyeli yüksek olan bir yerleşim birimi. Dolayısıyla Ziraat Bankasının Serinyol’daki şubesini kapatması izaha muhtaç bir durumdur. Ziraat Bankasının sayın yetkililerine buradan sesleniyorum: Bu şubeyi kapatarak Serinyol’daki çiftçiyi, memuru, öğrenciyi, tüccarı, esnafı mağdur ettiniz. Serinyol’a acilen Ziraat Bankası yeniden şube açmalı ve bu mağduriyet giderilmeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin...

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanı dün yaptığı basın açıklamasında şehir hastanelerinin arsalarının ve binalarının devlete ait olduğunu ifade etti. Sayın Bakana soruyorum: Şehir hastanelerinin binaları devlete aitse neden yirmi beş yıl boyunca döviz bazında kira ödüyoruz? Devlet kendi sahip olduğu mülkiyete kira öder mi? Doğrusu şudur: Şehir hastaneleri binaları şu anda şirketlere aittir. Sayın Bakanın söylediklerinin bir kısmı maalesef gerçekleri yansıtmamaktadır. Sayın Sağlık Bakanını ciddiyete ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Serter? Yok.

Sayın Girgin? Yok.

Sayın Sümer…

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Fabrika yeminde ham madde olarak yüzde 60 oranında dışa bağımlı olan Türkiye, kaba yemde de önemli sorunlarla karşı karşıya. Samanın tonu 1.200, yoncanın tonu 1.600 lira seviyelerinde. Kuraklığın da etkisiyle sap, saman, kaba yem üretimi azalırken fiyat her geçen gün yükseliyor. Hayvancılık için olmazsa olmaz mera alanları ya verimsiz ya da amaç dışı kullanılıyor. Meraların turizm, madencilik, kentsel dönüşüm amacıyla rant gruplarına tahsis edilmesinden bir an önce vazgeçilmelidir. 4342 sayılı Mera Kanunu ve orman teşkilatı kanunu mutlaka revize edilmelidir. Hâlen yurt dışından ithal arpa alınması, Bakanlığın destek vermemesi çiftçilerimizin ve hayvancının önemsenmediğini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Defalarca destek verilmesi gerektiğini dile getirdik. Bir kez daha buradan hatırlatıyoruz: Çiftçisine destek vermeyen, tarımsal kalkınmayı önemseyen bir Hükûmet, Türkiye modeline, ekonomiye yazık eder ve düzeltemez.

BAŞKAN – Sayın Ataş…

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Seçim bölgem Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Uzunyayla bölgesinde yaşanan kuraklık ve son bir aydır etkili olan dolu yağışı çiftçimizi büyük zarara uğratmıştır. Zaten sürekli gelen zamlarla artan maliyetlerle Tarım Kredi ve bankalara olan borçları sebebiyle zor günler geçiren Uzunyayla’lı çiftçinin bu zararlarını karşılayacak durumu kalmamıştır. Havuz medyasına kredi sağlayan, spor kulüplerine devasa paralar aktaran, yandaş şirketlere can simidi olan, eski siyasilerin arpalığına dönüşen çiftçinin kötü gün dostu olarak kurulan Ziraat Bankası böyle günlerde çiftçinin yanında olmalıdır. Tek geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan Uzunyayla’da çiftçimizin zararları TARSİM kapsamına alınarak karşılanmalı, bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları faizsiz ve uzun vadeli ertelenmeli, Hükûmet zor durumdaki çiftçinin yanında olmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kayan…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Ergene’nin kirliliği konusunda AK PARTİ’li arkadaşımız, “Ergene Nehri’ni kirleten Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanıdır, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerdir.” dedi. Sayın Başkan, bu bahsettiğimiz arkadaşımız on beş yıl Lüleburgaz Belediyesinde memurluk yapmıştır, hatta en son İmar Müdürlüğüne kadar yükselmiştir. Bu arkadaşımızın Lüleburgaz Belediyesinin on beş yıldan beri arıtma sisteminin olduğunu ve sürekli çalıştığını, bunu kendi imkânlarıyla ve Avrupa fonlarından karşıladığını da bilmesi lazımdı. Ayrıca, bahsettiği, Edirne’nin Meriç’e boşaltılıyor suları, Ergene’ye değil. Ergene’nin suyunun kirliğinden bahsediyoruz biz. Meriç’in suyu kirli değil zaten, arıtılarak geliyor suyu. Sevgili kardeşimiz bunları önce öğrensin diyorum ben. Orada suları kirleten, Ergene Nehri’ni kirleten tamamen boya fabrikalarıdır.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 6306 sayılı kentsel dönüşüm kanunu temel olarak doğru bir kanundur, ihtiyaçtır. Şehrim Kahramanmaraş’ta, İstanbul’da, tüm şehirlerimizde kentsel dönüşüme ihtiyaç vardır. Binaların sağlıklı, güvenli hâle getirilmesi acil ihtiyaçtır. Kahramanmaraş’ta Tekke olarak bilinen mahallenin ve Menderes Mahallesi’ndeki eski sanayi bölgesinin kentsel dönüşümü öncelikli konudur. Fakat kentsel dönüşüm Kahramanmaraş’ta, İstanbul’da ve diğer illerde yavaş ilerliyor veya ilerlemiyor. Mahallelerdeki mülk sahiplerinin kendi aralarında belediyelerle veya müteahhitlerle aralarındaki sorunlar, anlaşmazlıklar sürecin seyrini yavaşlatmaktadır. Oysa kentsel dönüşüm acil bir konudur. Bu konuda yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu konuda teşviklere ihtiyaç vardır. Özellikle, müteahhitlere yönelik kolaylaştırıcı düzenlemeler yapmak gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Komisyon…

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bu kanunun üzerinde fazla bir soru olmadı dolayısıyla kanunun çok iyi anlaşılmış olmasından dolayı memnuniyetimi ifade etmek isterim Değerli Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belki hiç anlaşılmamıştır Başkanım.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 2’nci hususta sadece bir hususu ifade etmek isterim. Şimdi, birçok arkadaşımız, Sayın İmran Kılıç Bey de söyledi, konuşan hatipler de konuşmalarında ifade ettiler: “Meclis denetiminin dışına almakla ne amaç murat ediyorsunuz? Niye yapıyorsunuz?” dedi. Oysa çok açık, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun denetime ilişkin 4’üncü maddesi çok açık ve net: Sermayesinde doğrudan ve dolaylı olarak kamu payı olan özel kanunlar veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kurulmuş anonim ortaklıklar Sayıştay denetimine tabidir. Denetim kapsamına giren şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak kamu payı yüzde 50’den az ise ilgili mevzuat uyarınca bağımsız denetime tabi olan şirketler, bunların iştirakleriyle bağlı ortaklarının denetimini ilgili mevzuat uyarınca düzenler, denetler ve Sayıştaya gönderilecek olan bağımsız denetim raporları esas alınaraktan yapılır. Sayıştay, münhasıran kendisine sunulan bağımsız denetim raporlarını esas alarak hazırlayacağı raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar. Kanun, çok açık diyor. Sermayesinin tamamı, yüzde 50’den fazlası kamuya aitse KİT denetimine tabidir, Meclisteki denetime tabidir. Eğer yüzde 50’nin altında ise o zaman da bağımsız denetim yapacak, bağımsız denetim raporunu Sayıştaya gönderecek, Sayıştay da o bağımsız denetim raporu üzerine düzenlediği raporu KİT Komisyonuna gönderecek. Dolayısıyla, Meclisin denetiminden çıkma gibi bir husus söz konusu değildir.

Bir de Sayın Lütfi Türkkan, dün NP Savunma Firması ile Fişek ve Kapsül Üretim Tesisinin kamu-özel iş birliği modeliyle kurulmasına dair bir açıklama istemişti. Söz konusu sözleşme, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu tarafından Kamu İhale Kanunu’na göre 3B istisnası kapsamında yapılmış bir alt yüklenici sözleşmesidir.

Diğer kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunda da buna benzer birçok alt yüklenicilik sözleşmesi vardır. Kurumun uhdesinde uzun yıllardır alt yüklenici kullanılmaktadır. Bunlardan birisi de 31 Temmuz 2019’da imzalanan Enerjetik Malzemeler Üretim Tesisi kurulması yönünde alt yüklenicilik sözleşmesidir. Tesis, 29 Nisan 2021 tarihinde hizmete girmiştir.

Yine, benzer şekilde 155 milimetre Yavuz obüsü araç sistemlerine yönelik alt yüklenicilik sözleşmeleri mevcuttur. Yine, aynı şekilde TÜBİTAK SAGE’yle 1 Eylül 2009 tarihinde yapılan DUPAT Projesi ve yine TÜBİTAK SAGE’yle 15 Haziran 2012 tarihinde NEB, Nüfuz Edici Bomba Projesi de alt yüklenicilik ilişkisine örnektir.

Makine ve Kimya Kurumunda alt yüklenici kullanılma oranı yüzde 38 olup 2018 yılında 422, 2019 yılında 389, 2020 yılında 269 adet alt yüklenicilik sözleşmesi imzalanmıştır; bu ifade edilen sözleşmede bunlar bilinir. Bu ve buna benzer sözleşmelerde amaç Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu fişek üretimine yetişemediği zamanlarda Silahlı Kuvvetlerin ihtiyaçlarına yetişebilmek hem de yurt dışına ihraç yapabilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, sözlerimi tamamlayacağım.

Makine ve Kimya Endüstrisi Gazi Fişek Fabrikamızın yıllık kapasitesi 240 milyon adettir. 2020 yılı içinde gelen sipariş 658 milyon adettir. Allah için, üretim kapasiten 250 milyon olursa talep 658 milyon olursa ne yapacaksın? Kapasiteyi artırmak lazım ya da alt yüklenici kullanacaksın. Dolayısıyla burada yapılan husus da budur. İnşallah ilave de yatırım yapılacaktır. Yatırım yapıldıktan sonra yatırımın tamamı da Makine ve Kimya Endüstrisinin mülkiyetine geçirilecektir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, 8’inci madde üzerinde 4 adet önerge vardır. İlk okutacağım 3 önerge aynı mahiyette olup okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Murat Çepni                                Hüda Kaya                         Mahmut Toğrul

                    İzmir                                      İstanbul                                  Gaziantep

              Ali Kenanoğlu                    Filiz Kerestecioğlu Demir                  Rıdvan Turan

                  İstanbul                                     Ankara                                      Mersin

       Dirayet Dilan Taşdemir

                    Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Fahrettin Yokuş                            Bedri Yaşar                           Hasan Subaşı

                   Konya                                      Samsun                                     Antalya

             Orhan Çakırlar                        İmam Hüseyin Filiz

                   Edirne                                    Gaziantep

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:     

               Özgür Ceylan                            Hüseyin Yıldız                      Faruk Sarıaslan

                Çanakkale                                    Aydın                                     Nevşehir

         Gamze Akkuş İlgezdi                       Özgür Karabat                           Ahmet Kaya

                  İstanbul                                    İstanbul                                     Trabzon

          Çetin Osman Budak

                  Antalya

                      

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Mahmut Toğrul’un.

Sayın Toğrul, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Genel Kurulu, Genel Kurulun sevgili emekçilerini ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, iktidar göreve başlarken “işkenceye sıfır tolerans” dedi ama artık neredeyse işkence aleni sokakta yapılıyor yani sonsuz toleransa geçtik. Geçen hafta sonu İstanbul’daydık, İstanbul’da LGBTİ+ bireylerin onur yürüyüşü vardı ve Taksim tamamen tüm sokaklarıyla giriş çıkışa kapatılmıştı. Hatta oradaki kafelerde oturanlar zorla dışarı çıkarıldı ve orada çalışan esnafın işleri engellendi ama orada asıl dikkat çeken, bugünün de yarının da mottosu olacak bazı sözlerdi.

Bakın, ses bombası atılmasından rahatsız olan yurttaş “Çocuk uyuyor, gürültü yapmayın.” dediğinde orada polis müdürü vatandaşa küfretti -o küfürleri burada sarf etmek mümkün değil- ve gidip 2’nci katta o yurttaşı gözaltına alındılar. Ve yine polis müdüründen polislere talimat: “Ağzını açanı alın!” Herhâlde bugün ve yarın bu bir simge olacak. Ve yine, değerli arkadaşlar, olayları basın mensuplarının izlemesi tamamen engelleniyor.

AFP Foto Muhabiri Bülent Kılıç’ın boynuna, aynen George Floyd’da olduğu gibi, diziyle polis basıyor ve Bülent Kılıç “Nefes alamıyorum.” diyor; maalesef, oradaki o George Floyd örneği Türkiye’de aynen yaşanıyor.

Değerli arkadaşlar, polisin, güvenlik güçlerinin vatandaşa, yurttaşa bakışı tamamen düşmanca. Eğer iktidar sahiplerinin bir etkinliği ise her türlü olanak sağlanıyor ama iktidarı eleştiren kim olursa olsun -biraz sonra birkaç örnek vereceğim- mutlak düşman gözüyle bakılıp her türlü şiddet ve müdahale maalesef gerçekleştiriliyor.

Bakın, Bülent Kılıç’ın “Nefes alamıyorum…” Ona rağmen gözaltına alınmasına dün basın emek örgütleri Ankara’da, İstanbul’da ve birçok yerde, her yerde “Nefret alamıyoruz.” diye tepkilerini ortaya koydular. Basın diyor ki: “Biz nefes alamıyoruz.”

Değerli arkadaşlar, işçi, emekçi güvenli iş istiyor, işinde güvenle çalışmak istiyor; Kod-29’la veya Kod-46’yla işinden atılmak istemiyor, buna yönelik tepkisini ortaya koyuyor, karşısında polis şiddeti. Sağlık emekçileri “Sağlıkçılara şiddet uygulamayın, iş yerinde şiddete uğruyoruz.” diyor ve buna yönelik duyarlılık oluşturmak ve insanların dikkatini çekmek için açıklama yapmaya çalışıyor, aynı şekilde polis şiddeti. İşsiz gençler iş istiyor, karşılarında polis şiddeti. Atanamayan öğretmenler atanmak istediğini ifade etmek istiyor, Ankara’ya geliyorlar, yine polis şiddeti. Esnaf “Açım, geçinemiyorum.” diyor, karşısında polis şiddeti. Değerli arkadaşlar, kadınlar, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz eylemlerine, olaylarına karşı tepki koymak istiyorlar, karşılarında polis şiddeti.

İnsanların iradesine el koyuyorsunuz, belediyelere kayyum atıyorsunuz, belediye başkanları veya yurttaşlar, iradelerine el konulanlar buna tepki koymak istiyor, yine karşısında polis şiddeti. Bakın, Diyarbakır’a kayyum atanması sırasında etkinlik yaptık diye milletvekillerine -ben de dâhil olmak üzere birçok arkadaşımıza- fezleke geldi. Değerli arkadaşlar, işinden ettiğiniz yüz binlerce kamu çalışanını KHK’lerle yokluğa, açlığa mahkûm ettiniz, çoğu öldükten sonra göreve döndü ve KHK’lere karşı tepkilerini ortaya koyuyorlar, karşılarında polis şiddetini görüyorlar yani neresinden bakarsanız bakın… Doğasına sahip çıkıyor İkizdereli yurttaş, karşısında polis şiddeti, jandarma şiddeti.

Şimdi, artık bu şiddetle alacağınız yol yok; bu yurttaş, bizim yurttaşımız, bu şiddeti kime uyguluyorsunuz? Bundan bir an önce vazgeçilmeli, vatandaşın demokratik hakkını kullanmasının önüne geçilmemeli diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Hasan Subaşı’nın.

Sayın Subaşı, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 275 sıra sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi hakkında partim adına söz almış bulunuyorum.

Ben kanun hakkında konuşmadan önce “Elmalı davası” olarak anılan konu hakkında konuşmak istiyorum. Bütün Türkiye’yi, Türkiye kamuoyunu derinden yaralamıştır ama Antalya Milletvekili, Elmalı doğumlu, Elmalılı birisi olarak bizim incinmemiz, yaramız daha büyüktür; Elmalılı hemşehrilerimin de bu konudaki incinmişliği çok fazladır, ben burada onu da dile getirmek istedim. Olay çok vahim, tanımlamaktan hicap duyduğum bu çocuk istismarının böyle anılması çok daha üzücü olmuştur.

Konu Antalya Elmalı sınırları dışında yıllar önce yaşanmış bir olaydır ancak ortaya çıktıktan sonra, ihbarlardan sonra failleri -bulundukları, yaşadıkları şehri terk etmesi üzerine- Antalya ilçelerinden birine yerleşmişlerdir ve davası, soruşturması orada görülmeye başladıktan sonra da Elmalı ilçesinde ağır ceza mahkemesi olması nedeniyle dava Elmalı’ya intikal etmiştir, orada görülmeye başlamıştır. Elmalı’yla hiçbir ilgisi olmamakla beraber, benim de doğduğum Elmalı ilçesi, Osmanlı döneminin kadim bir kültür şehri ve sancak merkezi olarak tarihî önemiyle de anılan bir yerdir.

İlçemden gelen telefonlar ve üzüntülerini bildirmeler üzerine ben de buradan açıklama gereği duydum. Elmalıyla ilgisi olmayıp sadece davanın ağır ceza mahkemesinde görülmesi nedeniyledir.

Tabii, çocuk istismarı konusu son yıllarda katlanarak artmaktadır. Kadına şiddet, cinsel istismar ve kadın cinayetleri de yine son yıllarda katlanarak artmaktadır. Bu olayların failleri cüret ve cesaret kazanmakta, istismara uğrayan çocuklar ve kadınlar da suskunluğunu giderek muhafaza etmeye başlamışlardır. Onlara cesaret vermenin yolu, istismara uğrayanlara cesaret vermenin yolu İstanbul Sözleşmesi’ydi. Türkiye’de bir ilk olan, bütün kamuoyunun benimsediği, bütün partilerin de oy birliğiyle benimseyip kabul ettikleri çok önemli bir uluslararası sözleşme; maalesef, bu fırsat kaçırılmış, Cumhurbaşkanının tek taraflı bir tasarrufuyla yok sayılmıştır. Bu ne yapmıştır? Yok sayılmakla kalmamıştır, cüreti artırmıştır ve istismara uğrayanların suskunluğunu artırmıştır.

Ayrıca, önümüzdeki günlerde görüşülmesi planlanan dördüncü yargı paketinde de çocuk istismarları ve istismar suçlarında somut delil aranması -aynı bu Elmalı davasında görüldüğü gibi- uygulamasına şimdiden geçilmiştir yani delillerin kaybı ihtimali olmadığına göre, somut deliller de yeterince görülmediğine göre failler tahliye bile edilmektedir. Dördüncü yargı paketinden sonra, inanın, bu somut delil arayışından sonra katlanarak bugünlere gelen cinsel istismar ve çocuk istismarları çok daha büyüyerek içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır.

Yargı niye böyledir? Maalesef, yargı HSK baskısı ve siyasi baskılarla görevini yapamaz hâldedir. Dün görüştüğümüz, tartıştığımız OHAL Komisyonunu da düşündüğümüz zaman onun da yandaşların telkiniyle görev yaptığı izlenimi vardır ve bu konuda da açıklama gelmemiştir.

Zamanım bittiği için ben sözlerime son veriyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz talebi Sayın Çetin Osman Budak’ın.

Sayın Budak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, yasanın aleyhine söz alan neredeyse tüm arkadaşlar kurumun özelleştirilmeye hazırlandığını haklı olarak söylediler. Ancak özelleştirme Makine ve Kimya Endüstrisinin başına gelebilecek tek felaket değil, burada hepinizin dikkatini rica ediyorum.

Ben, başka bir açıdan değerlendirme yapacağım, başka bir tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. Zaten AKP temsilcileri de özelleştirme olmayacağını, buna dair görüştüğümüz 8’inci maddeye bir fıkra eklenerek bunu ispat etmeye çalıştılar. Her ne kadar inandırıcılığınız olmasa da en azından kayıtlara geçmiş oldu. Kurumun başına gelebilecek en büyük felaket, bu köklü cumhuriyet kurumunun Varlık Fonuna devredilmesi arkadaşlar. Hangi kurum Varlık Fonuna  devredilse hemen bir arpalığa dönüştürülüyor ve o kurum bir daha belini doğrultamıyor. Buradan çok net soruyorum: Varlık Fonunun yeni arpalığı Makine ve Kimya Endüstrisi mi olacak?

Değerli arkadaşlar, sizlere örnekler vererek konuyu biraz daha açayım. ÇAYKUR, 24 Ocak 2017 tarihinde Varlık Fonuna devredildi. 2016 yılında 82 milyon lira kâr eden ÇAYKUR fona devredilir devredilmez zarar etmeye başlıyor. 2017 yılında 267 milyon lira, 2018 yılında 657 milyon lira, 2019 yılında 635 milyon lira, 2020 yılında ise tam 547 milyon lira zarar ediyor. Bir başka örnek daha vereyim: BOTAŞ. 2016 yılında BOTAŞ 8,9 milyar lira kâr ediyor, 8,9 milyar yani eski parayla katrilyon. Sonra 24 Ocak 2017’de Varlık Fonuna devrediliyor, BOTAŞ’ın 2017 yılındaki kârı 3,3 milyar lira. 2018 yılında 2,5 milyar lira zarar ediyor, 2019 yılında ise 5,6 milyar lira zarar ediyor, 2020 yılının zararı daha belli değil. BOTAŞ nasıl zarar eder arkadaşlar? Biliyorsunuz, bu, kamunun en değerli şirketlerinden bir tanesi.

Değerli arkadaşlar, Makine ve Kimya 2019 yılında 695 milyon lira, 2020 yılında da 926 milyon lira kâr elde etmiş, 2021 hedefi ise 1,2 milyar lira; bütçeye koymuş ve muhtemelen de tutturulacak. İktidarın aslında ağzını sulandıran bu rakamlar aynı zamanda da 26 bin dönümlük Makine ve Kimyanın -Antalya’daki kupon arazisi de dâhil olmak üzere- elindeki araziler. Şimdi, ülkemizin güvenliğine yönelik sıkıntıları da düşündüğümüz zaman -ki çok tartışıldı, çok yazıldı arkadaşlar, çok üstünde durmayacağım- bu anonim şirkete dönüşün gerekçelerini bir şekilde anlıyoruz.

Değerli arkadaşlar, iktidarın birçok döneminde tutarsız dış politikalar nedeniyle hem S-400’ler için hem de            F-35’ler için bu ülkenin 4 milyar doları çöpe atıldı, ne olacağını da bilmiyoruz. Ve bunlar yetmiyor şimdi de Makine ve Kimyanın içinin boşaltılmasını, denetimsiz duruma getirilmesini -ki Varlık Fonuna geçtiği zaman tamamen özel denetime geçiyor- bir anlamda sağlıyorsunuz. S-400’ler ve F-35’lerin rakamını, 4 milyar doları düşündüğünüz zaman -ben hesapladım- Makine ve Kimya Endüstrisinin elde ettiği kârın tamamı otuz sekiz yılda değerlendirilebiliyor yani otuz sekiz yıl boyunca Makine Kimya üretimine devam edecek ve sadece S-400 ve         F-35’lerin çöpe atılan paralarını oradan elde edeceğiz, bu kadar net. AK PARTİ temsilcileri, Komisyonda ve burada “Hiçbir çalışanın işinden atılması söz konusu değil.” diyorlar. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Biz bu masalları defalarca dinledik. 2005 yılında SEKA özelleştirilirken de aynı sözler verildi ama özelleştirme sonrası 800 işçi işten kovuldu, ekmeklerinden oldular. Aynı şekilde, 2010 yılında TEKEL işçileri, 8 binden fazla TEKEL işçisi işlerinden oldu özelleştirme esnasında.

Değerli arkadaşlar -burada çok tartıştık- şeker fabrikalarında da hiç işçi çıkarılmayacaktı, hele şu son bir buçuk yıl içinde 800 şeker fabrikası çalışanı maalesef işlerinden oldular.

Ben burada bunları dikkatinize sunuyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasına "8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu,” ibaresinden sonra gelmek üzere "ceza ve yasaklama hükümleri hariç 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu,” ibaresiyle maddeye (2)’nci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(3) 2886 sayılı Kanun ve 4734 sayılı Kanun kapsamındaki idareler, Şirketten yapacakları mal veya hizmet alımları ile savunma ve güvenlik alanlarına ilişkin yapım işleri yönünden, bu Kanunlarda yer alan hükümlere tabi değildir. Bu fıkra kapsamında yapılacak alımlar ile Şirket ve sermayesinin yüzde ellisinden fazlası Şirkete ait olan iştiraklerin yapacağı alımlara ilişkin usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir.”

              Mustafa Elitaş                       Mehmet Doğan Kubat                     Ramazan Can

                  Kayseri                                     İstanbul                                   Kırıkkale

             Mustafa Demir                              Yasin Uğur                            Mustafa Ataş

                  İstanbul                                     Burdur                                     İstanbul

            Salim Çivitcioğlu

                  Çankırı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Takdire bırakıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Yasin Uğur’un.

Sayın Uğur, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN UĞUR (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Türk savunma sanayisinin temelini oluşturan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Tophane-i Amire, İmalat-ı Harbiye Müdüriyeti Umumiyesi, Askerî Fabrikalar Umum Müdürlüğü, MKE Kurumu Genel Müdürlüğü gibi değişik isimler ve statüler altında 15’inci yüzyıldan bu yana hizmet vermektedir.

Geçmişten günümüze mühimmat, silah, roket, patlayıcı ve diğer savunma ürünleri konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin en önemli tedarikçisi konumunda olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu yerli ve millî savunma sanayisinin geliştirilmesi hususunda büyük görevler üstlenmektedir. Mevcut durumda faaliyetlerin icrasında tabi olunan kamu mevzuatı kısıtları ile nitelikli insan kaynağı istihdamında yaşanan zorluklar Kurumun ileriye yönelik atılımlarının önündeki en büyük engeldir. Yapısal sıkıntılara rağmen, Kurum, son yıllarda çok ciddi ataklar yapmış, Türkiye için son derece kritik projeleri hayata geçirmeye başlamıştır. 2020 yılında 24 adet AR-GE projesini tamamlamış, 2021 yılında AR-GE bütçesini 244 milyon liraya, yatırım bütçesini de 393 milyon liraya çıkarmıştır. Bununla birlikte, Kurumun dünya çapında rakipleriyle daha iyi rekabet edilmesinin yolu esnek ve dinamik hareket yeteneğine sahip olmaktır. Bu nedenle, ülke güvenliğinin ve savunma sanayisinin gelişimini doğrudan ilgilendiren bu zorlukların aşılabilmesi adına Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun imkân ve kabiliyetlerinin daha fazla güçlendirilerek özel sektör dinamizmiyle hareket edebilecek, stratejik ve nitelikli personeliyle sektöründe gelişen teknolojileri izleyip modern mühimmat, silah ve sistemleri geliştirebilecek ve üretebilecek, yurt dışında rekabet yetkinliğini haiz, ekonomik ve yapısal değişimlerden etkilenmeyecek, hazine desteğine ihtiyaç duymadan faaliyetlerini sürdürebilecek bir organizasyon hâline dönüşmesi bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, burada en önemli sorulardan birisi “MKE Kurumu özelleşiyor mu ya da statüsü ne olacak?” Hayır, MKE Kurumu asla özelleşmiyor bilakis bu yasayla MKE, mevcut durumda özelleşme baskısı altındaki KİT statüsünden hak ve sorumlulukları özel kanunuyla güvence altına alınan bir kamu şirketine dönüşüyor. Ayrıca şirket Sayıştay Kanunu gereği Sayıştay denetimine tabii olacak ve düzenlenecek rapor yüce Meclisimizin denetiminde olacak. Aynı zamanda Millî Savunma Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığının da denetim ve gözetim yetkisi de devam edecektir. Yeni durumda Makine ve Kimya Endüstrisi anonim şirketi sermayesinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığına, yönetim ve denetim yetkisi ise Millî Savunma Bakanlığına ait olan özel hukuk hükümlerine tabii bir kamu şirketi olarak tamamen devlet koruması ve gözetimi altında olacak ve böylece daha da güçlenerek faaliyetlerini sürdürmeye devam edecektir.

Bilindiği gibi Komisyonumuzda şirketin ve bağlı ortaklarının işletme hakkı devri de dâhil olmak üzere yerli ve yabancılara satışı ve kiralanmasının kesinlikle olmayacağı yasa metnine eklenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada savunma sanayinin önemi hepimizin malumu ancak bizim coğrafyamızda çok daha önemli. Özelikle kullanılan araç ve mühimmatların dışa bağımlı olmadan, yerli imkânlarla üretilip kullanılabilmesi ülkemizin güvenliği için büyük önem arz ediyor. Savunma sanayimizin yerlilik oranı 2002 yılında yüzde 20’ler civarındayken şu an yüzde 70’ler civarında. Dünyada en fazla ciro yapan 100 savunma sanayi şirketi arasında 2010 yılında 1 Türk firması varken şu anda 7 Türk firması var ve son beş yılda da 5 Türk firması bu listede yer almıştır.

 Türk savunma sanayinin geldiği noktada açıkça görülmektedir ki  AR-GE bu işin en temel noktası. Güzide devlet şirketlerimizden ASELSAN, TAI, ROKETSAN, HAVELSAN ve diğerleri bu işi çok iyi başarıyor. Keza özel sektörde büyük bir başarıya imza atıyorlar. Yaptıkları ürünler Suriye’de, Irak’ta, Azerbaycan’da, Libya’da bizzat sahada, imkân ve kabiliyetlerini tüm dünyaya göstermiş ve dünyanın takdirini kazanmıştır. Buradan bir kez daha büyük başarılara imza atan mühendisinden işçisine bütün herkese tek tek teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk savunma sanayindeki bu başarıyı, bu ivmeyi artırarak daha da yükseklere çıkarmak için marka değeri yüksek MKE AŞ büyük katkılar sunacak ve kısa zamanda büyük başarılara imza atacaktır.

Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimizin devletimize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde aynı mahiyette 3 adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Hüda Kaya                              Mahmut Toğrul                          Ayşe Sürücü

                  İstanbul                                   Gaziantep                                  Şanlıurfa

               Murat Çepni                       Dirayet Dilan Taşdemir                  Ali Kenanoğlu

                    İzmir                                         Ağrı                                       İstanbul

              Rıdvan Turan                     Filiz Kerestecioğlu Demir

                   Mersin                                      Ankara

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

            Fahrettin Yokuş                            Bedri Yaşar                         Orhan Çakırlar

                   Konya                                      Samsun                                      Edirne

          İmam Hüseyin Filiz                    Aydın Adnan Sezgin

                 Gaziantep                                    Aydın

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Özgür Ceylan                            Hüseyin Yıldız                      Faruk Sarıaslan

                Çanakkale                                    Aydın                                     Nevşehir

         Gamze Akkuş İlgezdi                         Ahmet Kaya                          Özgür Karabat

                  İstanbul                                    Trabzon                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Ayşe Sürücü’nün.

Buyurun Sayın Sürücü. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE SÜRÜCÜ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, İzmir il binamızda katledilen değerli yoldaşımız Deniz Poyraz’ı buradan bir kez daha saygıyla anıyor ve onu mücadelemizde yaşatacağımızın sözünü veriyoruz. Ana dilimle de Deniz yoldaşı anmak istiyorum. “…”(x)

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Belki küfür ediyor, belki hakaret ediyor Sayın Başkan.

AYŞE SÜRÜCÜ (Devamla) – Mevcut iktidar, demokratik siyaseti, HDP’yi ve Kürt’ün temsiliyetini tasfiye etmek istiyor. Partimizi hedef göstermeleri sonucunda parti üyemiz Deniz Poyraz İzmir il binamızda katledildi. Deniz’in katledilmesiyle Kürtler ve HDP’nin demokratik Türkiye’de ortak yaşam felsefesi hedef alındı. Bir “tweet” ve benzeri basit bir şey için gözaltına alınan insanlar günlerce gözaltında tutulurken Deniz Poyraz’ın katili yirmi dört saat içinde tutuklandı ve etkin bir soruşturma yapılmadı. Buradan Sağlık Bakanına, Savunma Bakanına ve İçişlerine soruyoruz: Bu katil hangi amaçla ve nasıl Suriye’ye gitti? Kimlerle bağlantısı var? Katilleri tanıyoruz ve halkımızla birlikte sonuna kadar hesap soracağız.

Evet arkadaşlar, Türkiye, ilk imzacısı olduğu ve en önemli kadın kazanımlarından olan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek istiyor hem de tek bir adamın sözüyle, milyonlarca kadının iradesi yok sayılmaya çalışılıyor. Her gün kadınlar katledilirken İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek kabul edilecek bir durum değildir. Geçen hafta tüm şikâyetlerine rağmen eski eşi, Yemen Akkurt’u kızının gözü önünde katlederken Yemen Akkurt’un kızı haykırıyor “Elli kere şikâyet ettik, Allah hepinizin belasını versin!” diyor. Bu söz, annesini kaybetmiş bir kız çocuğunun bu Meclisin üstüne alması gereken bir sözüdür yani bu söz Meclisten dışarı değildir. Bu kız çocuğu artık sizin adaletinize ne kadar güvenebilecek? Eğer Yemen Akkurt’un şikâyetleri dikkate alınmış olsaydı, İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı Yemen Akkurt bugün yaşıyor olacaktı. Kadına şiddet uygulayan, kadını ısrarla takip edip hayatına kâbus gibi çöken kaç erkeğe uzaklaştırma ve hapis cezası verdiniz? İktidara diyoruz ki: İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere tüm kadın kazanımlarını sonuna kadar savunacağız.

Evet arkadaşlar, seçim bölgem Urfa’ya değinmek istiyorum. Urfa, intiharlar, geçim sıkıntıları, işsizlik, DEDAŞ ve yoksullukla gündeme gelmekte. Tüm bunlar dile getirilirken AKP iktidarı gözünü ve kulağını kapatmaktadır. Urfa’da sağlık alanında ciddi yetersizlikler yaşanıyor. Türkiye genelinde anne-bebek ölümlerinin en yüksek düzeyde olduğu il Urfa’dır çünkü kadın doğum polikliniği ve uzman hekim sayısı yetersiz. 2,5 milyon nüfusu olan Urfa’da çocuk nörolojisi uzmanı eksik, engelli hastalar ve çocuklar muayene olmak için haftalarca hatta bazen aylarca randevu bekleyip mağdur oluyorlar. En temel ihtiyaçlardan biri olan kan merkezi yok, aranan kan Antep gibi çevre illerden temin edilebilmekte ve hastalar için ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Bakın, 5 defa şehir hastanesinin temel atma töreni yapıldı, seçimden seçime reklam ve propaganda olarak kullanıldı ama hâlen Urfa’da şehir hastanesi yok. Harran Üniversitesinde onkoloji, plastik cerrahi, hematoloji, perinatoloji ve romatoloji uzmanları yok; çocuk yan dallarında ciddi eksiklikler var.  Bu durum öğrenci ve asistan hekimlerin eğitiminde eksikliğe yol açmakta ve yurttaşları başka illere gitmek zorunda bırakmaktadır. Evet, Urfa’da sağlık alanına tahsisli 2 ayrı parsel Cumhurbaşkanı kararnamesiyle iptal edilip imara ve ranta açılmak isteniyor. Biri 101 dönüm olan kadın ve çocuk hastanesi, diğeri ise 52 dönüm sağlık tesis alanı. Karaköprü’deki sağlığa ayrılan bu alanların projesi iptal edilip imara açılmamalıdır. Kamuya ait 300 milyondan fazla değere sahip bu alanları Danıştayın iptal kararına rağmen konutlaştırıp yandaşa rant çekmenize fırsat vermeyeceğiz. Urfa’nın sağlık alanında ciddi sorunları mevcut.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE SÜRÜCÜ (Devamla) – İktidar bir an önce gündemine alıp çözüm üretmelidir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Aydın Adnan Sezgin’in.

Sayın Sezgin, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun kamu anonim şirketine dönüştürülmesini amaçlayan bu kanun teklifi kurumun özelleştirilmesinin önünü açan ve kurum personelinin hak kaybına neden olacak hususlar içermektedir. Teklifin gerekçesinde  “Şirketleştirme yoluyla Kurumu özelleştirme baskısından kurtarmayı amaçlıyoruz.” ifadeleri, evet, kullanılmıştır ancak eminiz ki Kurum şirketleştirilerek Tank Palet Fabrikası gibi pek çok kamu şirketinin akıbetine mahkûm edilecektir, bu süreçte İhale Kanunu dışına da çıkarılacaktır. Özelleştirmeyeceğinizi ifade ediyorsunuz, Komisyonda da bu yönde ifadeler kanun teklifine dâhil edilmiştir ancak bir sorununuz var, o da güvenilir olmamak. Öngörülebilirlik ve güvenilirlikten uzak uygulamalarla dolu karnenize bakıldığında “MKE özelleştirilmeyecek.” sözünüze elbette itimat etmiyoruz. Güvenilirliğinizi yitirdiğiniz için getirdiğiniz her kanun teklifine olabilecek en büyük şüphe ve tereddütle yaklaşıyoruz. Uygulamadaki realite, şüphelerimizde ne denli haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Öngörülebilirlik ve güvenilirlik dış politikada da tamamen aşılmıştır maalesef. Hukuka bağlılığı ve idarenin güvenilirliğini bile yok ettiniz, şimdi de muhalefeti yabancı yatırımcıları korkutmakla, caydırmakla suçluyorsunuz. Esasen sizlerin yol açtığı hukuk ve adalet noksanlığı yabancı sermayeyi ürkütmüş, caydırmış durumda. Bunun seneler itibarıyla istatistikleri çok açıktır, bunları ifade etmeme bile gerek yok. Biz elbette ki yabancı sermaye düşmanı değiliz; biz, sizin çıkardığınız yasalar ve yaptığınız uygulamalarla adalet duygusunu ve hukuk düzenini yozlaştırmanıza itiraz ediyoruz; ekonomi alanındaki tutarsız politikalarınıza ve kamu yararını hiçe sayan iç ve dış ticari ekonomik sözleşmelerinize karşı çıkıyoruz, uyarı vazifemizi yapıyoruz.

Değerli arkadaşlar, düzenlemeyle MKE’nin bütün çalışanlarının iş güvenliği de tehlikeye girecektir. Önlerine konacak sözleşmeyi altı ay içinde kabul etmeyen personel, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilecektir. Böylece, Kurumun içi boşaltılacak, ardından ahbap çavuş ilişkileriyle yeniden doldurulacaktır. Kurum çalışanları teklifle getirilen düzenlemeye rızaları olmadığını defaatle ifade etmişlerdir. Çalışanlar, teklifle ilgili taleplerinin Kurum yetkilileri ve hükûmet tarafından dikkate alınmadığını belirtmektedir. Maddelerle ve teklifin içeriğiyle ilgili çeşitli sakıncalar şu ana kadar etraflıca dile getirilmiştir, kamuoyunda da teklifin mahsurları ayrıntılı şekilde tartışılmıştır. MKE’nin akıbetini tehdit eden böyle bir düzenlemenin uygun olmayacağı çok çeşitli boyutlarıyla ortaya konulmuştur. Kurumun şirketleşmesine gerekçe olarak hantal yapısı öne sürülmektedir -daha önce de söylendi- Kurumun 2020 yılındaki net kârı 700 milyon lira civarındadır ve MKE en çok kâr eden ilk 3 kamu sanayi kuruluşu arasında yer almaktadır. Mali tablolara bakıldığında Kurumun etkili ve verimli şekilde faaliyet gösterdiği ortaya çıkmaktadır.

Biz İYİ Parti olarak MKE’nin daha büyük başarılara imza atabileceğini düşünüyoruz, bunun için de şirketleşmeye gerek olmadığına inanıyoruz. MKE’nin yapısını, imkân ve kabiliyetlerini güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirebiliriz. Ancak millî sanayimizin göz nuru bu Kurumun, getirdiğiniz teklifle iğdiş edilmesine onay vermemiz söz konusu olamayacaktır; sessiz kalmamızı da beklemeyin.

Genel Kurula saygılarımı sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son söz Sayın Özgür Karabat’ın.

Sayın Karabat, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Makine ve Kimya Endüstrisiyle ilgili bu kanun teklifinin gerekçesini açıklayanlar şöyle diyor: “Uluslararası boyutta rekabet etsin, teknolojik seviyesini yükseltelim ve Kurumun gelişmişliğini arttıralım.” Şimdi, birincisi, adama sorarlar “On dokuz yıldır neredeydiniz, on dokuz yıldır bu MKE’yi yöneten kadroları siz atamadınız mı, on dokuz yılda yabancı dil bilen sadece 2 kişinin olduğu, 5 bin kişinin çalıştığı bir fabrikayı siz yönetmediniz mi?” diye. Devamında şöyle diyorlar: “Efendim, bazı mevzuat engelleri var.” Bakın, AKP iktidarının temel anlayışı bu; kanunu, mevzuatı kendine engel görüyor AKP anlayışı. Niye? “Mevzuat atlayalım, ihaleleri atlayalım, biz istediğimiz gibi hareket edelim.” anlayışı var değerli arkadaşlar.

İkincisi, “ticari gerekçeler” diyorlar. Şimdi, ben bakıyorum, az çok bilançodan, gelir tablosundan anlıyorum; 2019 yılında 695 milyon kâr etmiş, yine devamında, 2020’de 926 milyon kâr etmiş, 2021’de 1 milyar 200 milyon kâr edecek bir kuruluşla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Dolayısıyla, gerekçelerinizin çok hak getirir bir tarafı yok. Ne demek “Mevzuat engellerini aşalım.” ne demek bu?

Şimdi, ikincisi şu değerli arkadaşlar: Makine ve Kimya Endüstrisi stratejik bir kuruluştur, dolayısıyla, her zaman kârlılık esas değildir, ülke güvenliği esastır; krizlere cevap verebilme yeteneği önemlidir ve kamu yararı önemlidir Makine ve Kimya Endüstrisinde. Bunları hiçe sayıyorsunuz. Ve başka bir nokta, güvenlik noktası değerli arkadaşlar. Şimdi, ben bir şeyi merak ediyorum: FETÖ'ye kozmik odaları açanlar -Makine ve Kimya Endüstrisinin de bu özelliği olduğunu hepimiz biliyoruz- “AŞ” yaparak kimlere kozmik bilgileri açacaklar? Örneğin, uzay sanayisiyle, savunma sanayisiyle ilgilenen bir damat buralarda gezecek mi mesela, talimat verecek mi? Bunu merak ediyorum değerli arkadaşlar. Ve şunu söylemek istiyorum: Hani diyordunuz ya “Biz Ergenekon'un savcısıyız.” diye, Türk subayını, Türk ordusunu itibarsızlaştırdınız. Bu bire bir Türk ordusunu güçsüzleştirme tezgâhıdır değerli arkadaşlar, bire bir aynen Sakarya’da olduğu gibi, aynen Sakarya’da olduğu gibi. (CHP sıralarından alkışlar) Şunu söylemek isterim ki aynı zamanda Türk subayını itibarsızlaştıranlar, bugün, Mehmetçik’i kurşunsuz hâle getirmek istiyorlar. Makine ve Kimya Endüstrisi demek, Mehmetçik’e kurşun demektir. Bunu söylemek isterim ama sizin için vatan savunması da Mehmetçik’in kurşunuyla mı bilmiyorum, sizin için muhalefet edenlere biber gazı sıkmak ve biber gazının olması yeter depolarda, böyle bir anlayışınız var ve şunu söylemek isterim ki şimdi, yönetim kadrolarını genişletiyorsunuz, hangi yönetim kadrosu? Bu zamana kadar atadığınız yönetim kadrolarında hangi olumlu sınavı verdiniz?

Bir başka nokta… Ramazan Can diyor ki: “Yasa var, özelleştirmeyeceğiz.” Kardeşler, sizin sabıkanız var özelleştirme konusunda, sata sata bitiremediniz, 62 milyarlık özelleştirme yaptınız, TELEKOM’u sattınız, PETKİM’i sattınız, her şeyi sattınız, iktidarınızda 309 milyon metrekare vatan toprağı sattınız, 72 bin 53 adet vatan taşınmazı sattınız. Biz, şimdi, size nasıl güvenelim? Nasıl güvenelim size? Nasıl güvenelim? (CHP sıralarından alkışlar)

Şunu söylemek isterim ki vatandaşlar bize güvensin, eğer Makine ve Kimya Endüstrisi özelleştirilmeyecekse şundan emin olsunlar: Zaten CHP iktidara geliyor, dolayısıyla özelleştiremeyeceksiniz. Hiç boşuna heveslenmeyin, Makine ve Kimya Endüstrisinin garantörü CHP iktidarıdır değerli arkadaşlar ve geliyor o iktidar, onu söylemek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Şunu söylemek isterim ki bir orduyu yok edenler başka bir ordu yaratıyorlar, işsizlik ordusu değerli arkadaşlar. Bugün itibarıyla kısa çalışma ödeneği desteği alan ve nakit destek alan 2 milyon kişi artık bu ödeneği almayacak ve kuvvetle muhtemel 10 milyon kişilik işsizlik ordusuna katılacaklar. Ben buradan bağırıyorum, Nurşani’nin dediği gibi: “Duymuyorsunuz. Çağırıyoruz duymuyorsunuz. Ekmek olmazsa olmaz.” diyoruz, duymuyorsunuz. “Açsa siz doyurun.” diyorsunuz ve şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar; Nurşani sizin iktidarınıza söylüyor: “Fakir ölse şaşan olmaz / Evi yansa koşan olmaz / Mezarını eşen olmaz / Ne olacak garibin hâli?” O yüzden AŞ’yle maşeyle uğraşmayın, vatandaşın hâliyle uğraşın.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Arkadaşlar, tutanaktaki bir şeyi düzeltmek istiyorum burada. Az önce, Sayın Elitaş'ın konuşması sırasında ısrarla arkadaşlarımız süreye ilişkin bir itirazda bulundu ve Sayın Ağbaba da, Sayın Şeker de yerlerinden bizim yanlış süre verdiğimizi yanlış yaptığımızı söylemişti; alakası yoktur. Sayın Elitaş, grup adına söz istemiştir, biz de kendisine grup adına söz verdik. Sadece Kanunlar ve Kararlardaki arkadaşlarımız ve elektronik sistemdeki arkadaşlarımız on dakika yerine üç dakikayla süreyi başlatmışlar; öyle bir yanlışlık vardı, yoksa söz kendisine grubu adına verilmişti. Bu, tutanaklara da başka türlü geçtiği için –hani, başkan yanlış gibi geçti- ifade edildiği için düzeltmek istedim.

 

 

 

1.-Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı:275) (Devam)

 

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu  maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Mahmut Toğrul                             Murat Çepni                          Ali Kenanoğlu

                 Gaziantep                                        İzmir                                      İstanbul

              Rıdvan Turan                     Dirayet Dilan Taşdemir                       Hüda Kaya

                   Mersin                                          Ağrı                                         İstanbul

           Hüseyin Kaçmaz

                   Şırnak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 Fahrettin Yokuş                          Orhan Çakırlar                 İmam Hüseyin Filiz

      Konya                                          Edirne                                   Gaziantep

    Bedri Yaşar                                Naci Cinisli

        Samsun                                      Erzurum

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Hüseyin Kaçmaz’ın.

Sayın Kaçmaz, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, şu an görüşülmekte olan yasa, dünden beri defaatle arkadaşlarımız tarafından da, yine diğer muhalefet milletvekili arkadaşlar tarafından da gündeme getirildi.

Tabii, ülkenin başka gündemleri de söz konusu. Ülkenin gündemlerine baktığımızda, başlıklar itibarıyla, mafya, çete, siyaset,  bürokrasi eliyle hortumlanan milyonlar söz konusu. Ülkenin bu kısmı -yani mafya, çete, siyaset ve bürokrasi kısmı- lüks, şatafat içinde yaşarken diğer tarafta, halka düşen kısım ise yoksulluk, yasaklar ve uğradıkları polis şiddeti söz konusu.

Yine, halkın durumuna baktığımızda, atanmayan öğretmenler -ki sınavdan sınava koşuyorlar yıllardır- ve yine, en önemlisi de ilaçları karşılanmayan SMA hastaları. Hani, bu durum gerçekten artık vicdanlarımızın zaten almadığı bir durumdu, artık akıl da almıyor bunu. Bunu artık iktidarın vicdanına bırakıyorum çünkü sadece sosyal medya hesaplarımızdan bile günde bazen onlarca aile sırf kendi çocuklarına ilaç alabilmek için bağış kampanyaları başlatıyor ve seslerini duyurmaya çalışıyor ancak dediğimiz gibi, çeteye, mafyaya ve bürokrasideki bu kirli yapılanmaya aktarılan milyonlar maalesef ki bu ülkenin çocuklarına, bu ülkenin SMA hastası çocuklarına aktarılamıyor ve bu durum… Hani, ailelerimiz, yurttaşlarımız aslında bu durumu görüyor ve ilk seçimde de tabii ki bunun hesabını soracaktır diyorum. Bu, aslında utanç vermesi gereken bir durum ama bir filozofun da dediği gibi, utanmamak kadar utanç verici bir durum yoktur herhâlde; şu an karşılaştığımız tam da bu.

Yine, AKP iktidarları döneminde artık yeni bir şeyle karşılaşır olduk. Eksiden hırsızlar kafalarına çorap takarlardı ama son dönemlerde gördüğümüz üzere, artık arkalarına bayrak, yanlarına da bakan taşıyorlar. Böyle fotoğraflarla poz verip sonra bütün hırsızlıkları yapıyorlar. Bugün ülkenin gündeminde olan Sezgin Baran Korkmaz, Cihan Ekşioğlu, Korkmaz Karaca, Veyis Ateş gibi kişiler nereden türüyor acaba? Kimlerden güç alıyor, kimlerden güç alıyor? Ve yine, Veyis Ateş’in aracılık yaptığı iddia edilen kişi kim? Bu herkesin gündeminde, herkes bunu soruyor ama iktidar her ne hikmetse üç maymunu oynamaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, birçok milletvekili arkadaşımız şu görseli dile getirdi: Bülent Kılıç; bir foto muhabiri, gazeteci arkadaş onur haftasındaki polis müdahalesini çekerken bu şekilde gözaltına alındı. Aslında bu sadece Bülent Kılıç’ın gözaltına alınma şekli değil, bu aynı zamanda artık Türkiye Cumhuriyeti devletinde iktidarın oluşturduğu, bu despot iktidarın oluşturduğu düzenin aslında bir yansıması, bu şekilde vatandaşın anayasal haklarına çöküldüğünün de göstergesi. İktidar eliyle Kürt halkının iradesinin gasbedilerek kayyumlar eliyle çökülen belediyelerin de bir göstergesidir bu. Yine, İstanbul Sözleşmesi iptal edilerek neredeyse hayat haklarının ellerinden alınmasına sebep olacak kadınların ve yine istismara uğrayan çocukların hayatlarına çöküldüğünün de bir göstergesidir. Bugün, bir “tweet” attı diye bu Mecliste Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldü ve özgürlüğüne çöküldü, bu fotoğraf yine onun da yansıması. AKP iktidarının yarattığı bu düzende hiç kimseye huzur olmadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Tabii, bununla birlikte, şimdi HDP’yi kapatma durumu da aslında bu fotoğrafta yer alıyor.

Değerli arkadaşlar, tekraren söylüyorum: Yüz yıllık imha, inkâr, asimilasyon politikası sonrası, OHAL’ler, 4.500 köyün yakılması, yine 17.500 faili meçhul cinayet ve yine şu an uğradığımız zulme rağmen HDP paradigmasının birlikte yaşamda ısrar ve HDP paradigmasının Kürtleri, birlikte yaşamda ısrar konusunda, birlikte yaşam iradesine ikna ettiği bir dönemde HDP’lilerin, Kürtlerin elini tutacağınız, omuz vereceğiniz yerde boğazına çöküyorsunuz; tam da bu şekilde. Biz bu durumu kabul etmeyeceğiz ve dediğimiz gibi ilk seçimde de iktidardan hesap soracağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İktidar olacaksın herhâlde, beyanlar güzel! 

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Muhatap almıyorum, muhatap almıyorum!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Alsan ne olur, almasan ne olur?

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Muhammet Naci Cinisli’nin.

Sayın Cinisli… (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Türk sanayisinin temelini oluşturan, Fatih Sultan Mehmet Han devrine kadar uzanan tarihiyle Makine ve Kimya Endüstrisi kurumu her çeşit silah, teçhizat ve malzeme imalatını gerçekleştirebiliyor. MKE savunma ihtiyaçlarını ekonomik bir şekilde üretmek amacıyla kurulmuş stratejik bir kurumumuz.

Kanun teklifiyle kurumun kamu iktisadi teşebbüsleri statüsünden çıkarılıp kamu anonim şirketine dönüştürülmesi amaçlanıyor. Bu çerçevede, sermayesinin tamamının hazineye, yönetim haklarının ise Millî Savunma Bakanlığına bağlanması öngörülüyor. Bu maddeyle, proje süresiyle sınırlı olmak üzere sözleşmeli personel istihdam edilebileceği hükmü yürürlükten kaldırılıyor. Kurumun ülke güvenliğindeki stratejik önemi ve savunma sanayimizdeki yeri göz önüne alındığında, istihdam edilecek personelin önemi ortaya çıkıyor. İstihdam hükümlüleri devlet aklıyla ele alınıp değerlendirilmeli.

AK PARTİ’nin bugüne kadarki siciline baktığımızda, iyi niyetle hazırlanmış olduğu savunulan bu değişikliklerin amacından maalesef şüphe duyuyoruz. Bunun en bariz örneği olarak Sakarya Tank Palet Fabrikası’nı verebiliriz. İhale hükümlerinin tamamının dışında gelişen Sakarya Tank Palet Fabrikası’nın devri ve ihale hükümlerinin içinde olan teslim tarihi çoktan geçmesine rağmen hâlâ üretimine başlanmayan, ordumuzun ihtiyacı olan tankları göz önüne aldıkça AK PARTİ’nin millî kurumlarımıza ve millî çıkarlarımıza olan bakışına şüpheyle yaklaşıyoruz.

“Fırsat eşitliği” kavramının arkasına saklanılarak yakın geçmişte Millî  Piyade Tüfeği Projesi’nin sızdırılması gibi acı tecrübeler yaşayan kuruma yeni bir teknoloji transferi veya bilgi hırsızlığı yaşatılmasından endişe ederim.

Kanunun kabulü hâlinde kurumun özelleştirilip özelleştirilmeyeceği bir muamma iken AK PARTİ’nin geçmiş uygulamaları kuruma yatırım yapmak yerine kurumu satın alabilecek şirketlerin kurum bünyesine sızdırıldığını bize gösteriyor maalesef. Hatta kurum fabrikalarının özel şirketlere tahsis edilmeye başlandığı, kurumun ismini sanki ortaklık kurulmuşçasına kendi şirketlerinin isminin ardından ifade ettikleri kaydediliyor. Kurumun on yıllardır üretimde bulunarak elde ettiği üretim yetenekleri, bilgi paketleri bu şirketlere bedelsiz olarak sunuluyor. AK PARTİ dönemi özelleştirme tarihine yakından bakıldığında kârlı kurumların önce çeşitli uygulamalarla atıl hâle getirilmesine, kurumların satış bedelinin düşürülerek sonrasında yakın çevreye satıldığına sıkça rastladık.

Dünyada 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirmiş olan kurum ISO 500 verilerine göre 1993’te Türkiye’nin en büyük 10’uncu sanayi kuruluşu iken 2020’de 90’ıncı sıraya gerilemiş. Kurum her ne kadar 2019 yılı gelir vergisi mükellefleri arasında 41’inci sırada, KİT’ler arasında 4’üncü sırada, ve savunma sanayisi kuruluşları arasında 1’inci sırada ise de 1993-2020 arası negatif farkı dikkatlerinize sunarım. “Gelişen teknolojiye ayak uydurma” sözü sürekli vurgulanmış olsa da bu soyut bir ifade. Dönüştürülmek istenen yeni statü anonim şirket ve bilindiği üzere şirketler ticari hayatta kâr etmek için faaliyet gösterirler. Hâlbuki bu kurumun öncelikli amacı kâr etmek değildir. Ana hedef güvenlik güçlerimizin savunma sanayisine dayalı ihtiyaçlarını düşük maliyet ve kaliteli ürünlerle karşılamaktır.

Kanun teklifinde, kuruluşta hazineye ait olan payların daha sonra ticaret hukuku çerçevesinde özel şahıslara devrini önleyen bir hükmün olmaması ciddi bir sorun. Teklifle kurumun kamu hukuku hükümlerine tabi olmasına son verilip özel hukuk hükümlerine tabi kılınması öngörülüyor. Böyle bir durumda ise kurum kamu denetiminden muaf bir hâle getirilmiş olur. Unutmayalım ki denetim işleri yasama faaliyetleriyle birlikte önemli görevlerimizden biri.

Statü değişikliğiyle Kamu İhale Kanunu’na tabi olmayacak kurumun Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi dışına çıkarıldığını ifade eder Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü ve son söz Sayın Ulaş Karasu’nun.

Sayın Karasu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) – Makine ve Kimya Endüstrisi Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu anda Makine ve Kimya’da çalışan kardeşlerimiz herkesten daha fazla gelecek kaygısı yaşıyor. Kanun teklifiyle kurumda kalmayı kabul eden ve sözleşme imzalayan personel iş güvencesinden vazgeçmiş olacak. Tamamen İş Kanunu’na tabi ve iş akdi işverenin keyfine göre sonlanabilecek. Kanun teklifine göre artık anonim şirket olacak burası. Peki devam eden personele maaş ve özlük hakkında ne teklif edilecek? Belli değil. Çalışanın önüne çok kötü şartlarda bir sözleşme konulursa bunu kim denetleyecek? O da belli değil. Toplu sözleşme hakkı olacak mı, olmayacak mı? Yine belli değil. Yani kurumda kalmak isteyen personeli siz belirsizlikler kuyusuna atıyorsunuz.

Diğer taraftan, sözleşmeye geçmek istemeyen personel altı ay içinde havuza gönderilecek. Burada da hak kayıpları mevcut. Birincisi, giden personel kendi haklarıyla gitmemiş oluyor. Personel geçtiği kurumdaki ücret skalasına göre belki iki, belki de üç yıl maaş zammı alamayacak. Tüm planını ve geçimini maaşı üzerine yapan kardeşimiz önümüzdeki iki üç sene zam alamayacak. “Memuru enflasyona ezdiriyorsunuz.” diyorduk ama siz Makine ve Kimyadaki personeli enflasyona yedireceksiniz.

Burada bir diğer hak kaybı, KİT’lerde olan bazı kadrolar 657’de bulunmuyor. Yani ayrılan ve havuza giden personelin birebir kendi kadrosu görevlendirildiği kurumda yoksa mesleki kıdem anlamında hak kaybetmiş olacak. Onlarca yılın birikimini, kalifiye personelleri siz şu an bir çırpıda gözden çıkarmış bulunuyorsunuz. Daha anonim şirkete, kanun teklifini geçirmemişken NEPSA isimli bir firmaya fişek hattı, kapsül hattı gibi aktif olarak çalışan hatlar, milyonlarca adet alım garantisi verilerek ve Makine ve Kimyaya ait tüm teknik bilgi, üretim altyapısı ve teknik personel ücretsiz olarak devredildi, hatta bununla ilgili sözleşmeler imzalandı.

Yine, mayıs ayı içerisinde Cumhurbaşkanının katılımıyla açılışı yapılan bir tesisi de yine Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun asli işi olmasına rağmen “konsept firması” adı altında bugün itibarıyla bir “web” sayfası bile olmayan bir firmaya yap-işlet-devret modeliyle ve yine alım garantisiyle devrettiniz.

Kurduğunuz bu yağma düzeniyle Makine ve Kimyayı çoktan yemeye başlamıştınız, şimdi, hukuki altyapısını oluşturmaya çalışıyorsunuz. “Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye de öyle yönetilmelidir yoksa bileklerine bağlıyorlar prangayı, yürü yürüyebilirsen, bu ülke bu şekilde sıçramaz.” diyen Cumhurbaşkanı ve onun Hükûmeti bugün bütün ülkenin bütün değerlerini peşkeş çekiyor. Erdoğan’ın tek adam AŞ’sinin ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediğini görüyoruz. Tank Palet, ÇAYKUR, PTT; Sivas’ın göz bebeği TÜDEMSAŞ, şimdi de Makine Kimya ve daha onlarca değer kamunun elinden çalınıyor.

Değerli milletvekilleri, burada çok büyük bir ikiyüzlülükle karşı karşıyayız. Makine Kimyanın mevcut yönetimi Komisyonda nitelikli personel ihtiyacı diye getirip yapılacak değişiklikle nitelikli personelin istihdam edileceğini savunuyor. Şimdi ben kendilerine sormak istiyorum. Madem nitelikli personele bu kadar düşkünsünüz mühendis unvanında gerek yabancı dil yeterliliği gerekse de şimdiye kadar yapmış olduğu işler konusunda herhangi bir yeterliliği olmayan fakat üst düzey bir generalin yakını olan kişiyi daire başkanı yaptınız mı, yapmadınız mı? Yine kurum dışından getirdiğiniz bir sağlık personelini kurumun en önemli dairelerinden birinin başına getirdiniz mi, getirmediniz mi? Sırf size yakın diye kurumda şef olan bir kişiyi başka bir dairenin başkanı olarak atadınız mı, atamadınız mı? Birilerinin eşi dostu, hısmı akrabası, yeni mezunları “kurum gençleşiyor” adı altında daire başkanlıklarına getirdiniz mi, getirmediniz mi?” Bu soruları kamuoyu merak ediyor.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Danışma Kurulu Önerisi

30/06/2021

Danışma Kurulunun 30/06/2021 günü (bugün) yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                      Mustafa Şentop

                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                Başkanı

 

             Mustafa Elitaş                            Engin Özkoç                 Hakkı Saruhan Oluç

     Adalet ve Kalkınma Partisi            Cumhuriyet Halk Partisi Halkların Demokratik Partisi

   Grubu Başkan Vekili                         Grubu Başkan Vekili           Grubu Başkan Vekili

 

                  Erkan Akçay                                                                   İsmail Tatlıoğlu

         Milliyetçi Hareket Partisi                                               İYİ Parti Grubu Başkanı

             Grubu Başkan Vekili                                                                           

Öneri:

Genel Kurulun 30 Haziran 2021 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 1 Temmuz 2021 Perşembe günü toplanmaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

 

 

 

1. Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/3677) ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 275) (Devam)

BAŞKAN – Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Geçici madde 1 üzerinde 2’si aynı mahiyette 3 önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geçici madde 1’in kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Hüda Kaya            Mahmut Toğrul                                           Murat Çepni                                                                                                İstanbul                                                   Gaziantep                                                     İzmir                                                                                             Filiz Kerestecioğlu Demir Ali Kenanoğlu                                     Rıdvan Turan                                                                                                                  Ankara                                         İstanbul                                                      Mersin                                                                                         Dirayet Dilan Taşdemir                                                                                                                                                                                                                             Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

    Orhan Çakırlar     İmam Hüseyin Filiz                                        Bedri Yaşar                                                                                                  Edirne                                                    Gaziantep                                                   Samsun                                                                                                    İsmail Tatlıoğlu Fahrettin Yokuş                                                                                                                                                                             Bursa                                          Konya                                                           

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerine ilk söz Sayın Ali Kenanoğlu’nun.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun üzerinde konuşmacı arkadaşlarımız bölümler ve kanunun tümü üzerinde görüşlerimizi ifade ettiler. Ben başka bir konuya değineceğim.

Şimdi, iki gün sonra 2 Temmuz Sivas Madımak katliamını, arkasından 3 Temmuz Çorum katliamı ve 5 Temmuzda da Başbağlar katliamının yıl dönümü var ve anmaları var. Tüm bu katliamlarda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum ve katliamları lanetliyorum.

2 Temmuz Madımak katliamının diğerlerinden ayıran bir özelliği vardı, farkı vardı. O da sekiz saat canlı yayın esnasında insanların yakılması, katledilmesi, göz göre göre, göz yumula yumula engellenmemesi üzerine kurulu bir katliamdı. Biz şunu biliyoruz: Devletin istemediği hiçbir olay, hiçbir kitlesel olay katliama dönüşmez. Devlet buna müsaade ediyorsa, izin veriyorsa ya da bizzat organizasyonun içerisindeyse ancak bu katliamlar gerçekleşir. Niye bunu diyoruz? 90’lı yıllarda; bu katliam 93’te gerçekleşiyor ve 90’lı yılların nasıl karanlık bir dönem olduğunu hepimiz söylüyoruz yani bütün partiler bunu söylüyor. Tabii, 90’lı yılların beyaz Torosları ve bin operasyonları her birimizin hafızasında ve bugünlerdeki çete liderlerinin beyanlarıyla da yeniden tazelenmiş ve güncellenmiş olarak da karşımıza çıkıyor. Ne oldu bu katliamda, Sivas Madımak katliamında? Sekiz saatlik canlı yayındaki bu engellenmemelere rağmen oluşan katliam sonucunda etkinliğe katılan 33 can, 2 otel görevlisi ve 2 de katliamı yapmak üzere otelin içerisine giren katliamcı yaşamını yitirdi. Şimdi, dava açıldı, gerçek failler hiç yargılanmadı yani katliamı organize edenler, sevk edenler, engellemeyenler, o sekiz saat boyunca bunu izleyenler yargılanmadılar. Yargılananlar işte orada bulunan kişilerdi. Bunların bir kısmı yargılandı ceza aldı, bir kısmı kaçtı gitti yurt dışına. Bunlara kırmızı bültenle aramalar çıkarıldı ama bakın, nasıl çıkartıldı onu söyleyeceğim. Hani diyorlar ya “Devlette devamlılık esastır.” İşte burada devletin makbul vatandaşı değilseniz eğer sizin için devamlılık esas oluyor. Ne oldu? Kırmızı bülten çıkarttılar Cafer Erçakmak’a, bir numaralı sanık, bir numaralı. Dünyanın her tarafında arıyorlar. Nerede çıktı biliyor musunuz? Sivas merkezde yaşamış, Emniyet Müdürlüğüne 100 metre mesafede yaşamını yitirdi, orada ortaya çıktı. Ne zaman çıktı? Mezarlığa gömünce ortaya çıktı, mezarlıkta ortaya  çıktı. Şimdi, arkasından ne oldu? 2012 yılında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi kimi sanıklar açısından zaman aşımı kararı verdi. Peki, Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Başbakanı ne dedi? “Hayırlı olsun." dedi, “Hayırlı olsun ülkemize.”

Ve son bir şey yaşandı, hani bir Ahmet dedeniz vardı hani katil Ahmet dediğiniz vardı, çok allayıp pulladınız, çok süsleyip püslediniz,  çok mağduriyetine sığındınız, bu katil Ahmet Turan Kılıç'ı “Yaş haddinden, yaş sınırından ve mağduriyetinden kaynaklı.” diye serbest bıraktı Cumhurbaşkanı. Peki, Mehmet Emin Özkan bütün raporları, bütün durumuna rağmen, hastaneye yürüyemeyecek durumuna rağmen hâlâ içeride tutuluyor. Yani, bu, sizin bakış açınızı ortaya koyuyor yani “makbul vatandaş” tanımınızı ve sizin “makbul vatandaş” tanımınıza uymayanlara yapmış olduğunuz uygulamayı ortaya koyuyor. Almanya'ya kaçan 3 sanık var; bunlar nasıl aranıyor biliyor musunuz Almanya'da? 12 defa arama çıkarılmış, kırmızı bülten çıkarılmış 12 defa. 8 defasında usulüne uygun yapılmadığı için reddedilmiş, daha sonra usulüne uygun hâle getirilmiş ama gerekçe şu şekilde: Toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefetten kaynaklı olarak talep ediliyor. Ya, katliam yapmış, insan yakmış ama buradan talep ediyorsunuz, istiyorsunuz, verirler mi? Yani Almanya toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet etmiş birini size iade eder mi? Tabii ki etmez, sonuç bu.

Son skandal ne? Son skandal işte, Metin Altıok’un memleketinde, Bergama’da Belediye Başkanınız 2 Temmuz 2021’de yani önümüzdeki iki gün sonra bir şenlik düzenliyor, bir eğlence düzenliyor; son marifetiniz de bu. Hani diyorsunuz ya: “Ortak acılarımızda buluşalım.” Ortak acılar ancak sizin acınız olursa -hani kendinize Müslümansınız ya- ortak oluyor. Sizin makbul vatandaş tanımınızın dışında kalanların acısı ortak acı değil, tam tersine sizin şenliğiniz, eğlenceniz oluyor; durumunuz, vaziyetiniz bu. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz talebi Sayın Fahrettin Yokuş’un.

Sayın Yokuş, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin iktidara geldiği 2002 yılında Kırıkkale’nin toplam nüfusu 287 bin idi. 2020 yılında ise 278 bine geriledi. Bu yıllar arasında Türkiye'nin nüfusu yüzde 27 arttı. Eğer Kırıkkale’de Türkiye nüfusu kadar artış olsaydı bugün nüfusu 360 binlere çıkardı. Kırıkkale bu süreçte 87 bin kişi kaybetti. Acaba niye? İşte, Makine ve Kimya Endüstrisini zaman içinde yavaş yavaş yok etmenin bedelini halkı ödedi.

 

 

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun şirketleşmesine biz, muhalefet olarak karşı çıkıyoruz, bize itiraz ediyorsunuz, “Doğru iş” yaptığınızı söylüyorsunuz ancak bakın, size itiraz eden başkaları da var. Hani, sizin bir MEMUR-SEN’iniz var, beslediğiniz, palazlaştırdığınız yandaş sendikanız, vallahi onlar da karşı çıkıyor “Bu yanlış.” diyor. Daha önemlisi yerli ve millî sendikamız, TÜRKİYE KAMU-SEN de karşı çıkıyor. TÜRKİYE KAMU-SEN diyor ki: “Makine Kimya Endüstrisi ve benzeri kuruluşlar, üzerinde yükseldikleri topraklarda kimsenin özel mülkiyeti değil, milletimizin malıdır. Bugün gelinen noktada millî olan her kuruluşu savunmak, vatanı savunmak kadar kutsaldır.” diyor. Aynen katılıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir Ilgın ilçemiz var, bu Ilgın ilçemizin Çavuşçu Gölü’nden, Ilgın ve Kadınhanı ilçelerine su gönderilir. Orada bir komisyon kurmuşlar, Ilgın Belediye Başkanı, Ilgın Kaymakamı, Kadınhanı Belediye Başkanı, AK PARTİ ilçe başkanlarınız, bu dağıtımda bu yıl kavga çıktı. Kadınhanı’nın Mahmudiye ve Düğer köylerine yeterince su verilmiyor. Köylüler diyor ki: “Ya, gölde hâlen su var, niye vermiyorsunuz?” “Hayır, biz böyle istiyoruz, size vermiyoruz.” diyorlar. Ve köylerde şu anda, bu 2 köyde avarlar yanıyor; ben gittim, gördüm. Bu köylüler diyorlar ki: “Biz hangi suçu işledik.” Vallahi, ben de hayretler içinde kaldım, Mahmudiye köyünün yüzde 90’nı AK PARTİ ve ittifakına oy vermiş.

HAMDİ UÇAR (Zonguldak) – Allah razı olsun.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Gerçekten Allah razı olsun.

Ne güzel  ama biz gittik, yarısı sizi terk etti, bize katıldılar. Yavaş yavaş bu zulümlerin karşılığını alıyorsunuz. Devam edin zulmetmeye ama biliniz ki bu haksızlıklarınız devam ettiği sürece vallahi yol yakın.

Daha başka bir şey anlatayım size: Ilgın’ın Çavuşçu Göl’le aynı ismi taşıyan Çavuşçu Göl mahallesi var, hani, geçen yıl acele özelleştirmeyle vatandaşın topraklarına el koymuştunuz ya köyün hemen bitişiğinde; Danıştay karar verdi, yürütmeyi durdurma kararı ama dinleyen mi var? Gittim gördüm, şu anda kazım devam ediyor. Hukuk mu? Hani nerede? Adalet mi? Sadece AK PARTİ’nin adında kaldı, Türkiye'den uçtu gitti. Şimdi, hukuk yok, adalet yok. Çavuşçugöl Mahallesi’ndeki değerli hemşehrilerim soruyor: “Biz hangi suçu işledik, hangi suçu işledik; bize bu zulmü niye yaparlar?” Niye yaparlar biliyor musunuz? Rant için yaparlar. Onları ölüme terk ediyorsunuz. Yaşam alanının 50 metre bitişiğinde kömür kazıyorsunuz ama dedik ya feryatları duymuyorsunuz. İyi ki duymuyorsunuz!

Bir başka feryadı anlatayım size, Ilgın Belediyesi -burada söyledim- 54 kişinin işine son veriyor. Eskiden de Ilgın Belediye Başkanı AK PARTİ’li. “Yahu kardeşim, niye atıyorsun bunları, yasak var?” Diyor ki: “Ben Ali kıran baş kesenim, yasak masak tanımam.” “Yahu, yapma arkadaş, daha yasak var.” “Yok, atarım; istediğiniz yere gidin.” diyor çalışanlara, işçilere. İşte, böyle. Niye bunu diyebiliyor? Eğer bir muhalefet belediyesi bunu yapsaydı, ah ah, canına okurdunuz siz. İşte, siz, her yerde derebeyliği kurmuşsunuz.

Vallahi billahi Ilgın feryat ediyor, Konya’nın tüm ilçeleri feryat ediyor, çaresizlikten feryat ediyor, zulmünüzden feryat ediyor ama bu feryat ne olacak biliyor musunuz? Yüce Yaradan’dan bu feryadın hesabı sizden sorulacak, emin olun buna. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 275 sıra sayılı Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin geçici 1’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasında geçen “altı ay içinde” ibaresinin “bir yıl sonunda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Özgür Ceylan                                           Hüseyin Yıldız                                        Özgür Karabat

                                       Çanakkale                                                    Aydın                                                      İstanbul

                                   Faruk Sarıaslan                                    Gamze Akkuş İlgezdi                                      Ahmet Kaya

                                        Nevşehir                                                    İstanbul                                                    Trabzon

                                                                                                   Süleyman Girgin

                                                                                                            Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi Sayın Süleyman Girgin’in.

Sayın Girgin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Makine Kimyanın özelleştirilme girişimine karşı haklarına ve iş yerlerine sahip çıkan emekçi kardeşlerimizi, mücadeleyi büyüten sendikaları ve destek veren emek dostlarını selamlıyorum.

Biliyoruz ki, onlar sayesinde iktidar, teklife “MKE’nin sermayesinin tamamının hazinede olacağına” dair şimdilik bir madde eklemek zorunda kalmıştır. Ancak şunu vurgulamalıyız: Kapı artık açılmıştır. Gördük ki iktidarın asıl amacı, MKE’nin özelleştirilmesidir. Bu kürsüden bizler de ilan ediyoruz ki: Kamusal varlığımız MKE’yi korumak, bizim de çocuklarımıza boynumuzun borcu olsun. Biliyoruz ki, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkma kararı alanlar; TELEKOM’u, TEK’i, TEKEL’i, SEKA’yı ve nicelerini özelleştirenler; “Sizden o paraları tahkim yoluyla söke söke alırlar.” diyerek kendi halkına karşı yabancı şirketleri savunanlar; MKE’yi bir gecede satma kararı alabilir, buna izin vermeyeceğiz. Çünkü biz gücümüzü 5’li çeteden, mafyadan, gözünü rant bürümüşlerden, yandaş medyadan değil; bu ülkenin taşından toprağından, insanımızın ferasetinden, çocuklarımızın geleceğine sahip çıkma görevimizden alıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu teklifi getirmek için neden bu kadar acele edildi? Ne oldu? Satmak için ya da hisse devri için paralı iyi bir ortak mı bulundu? Yıllardır belli aralıklarla ısıtılıp gündeme getirilen MKE’yi anonim şirkete dönüştürme sevdası en büyük heveslerinden biri iktidarın, bunu biliyoruz.

2021 Mart’ında, görevde yükselme sınavı yapıldı, başarılı olanlar sözlüye çağrıldı ancak sonuçlar açıklanmadı. Neden müdürlük sınavlarının sonuçlarını açıklamıyorsunuz? Neden sınavı kazananları görevlerine başlatmıyorsunuz?  “Burayı anonim şirket yapacağız, bekleyin.” mi dendi yoksa size?

Öte yandan, personel istihdamının artacağını ve bütün personelle çalışmak istediğinizi söylemenize rağmen kurum içerisinde norm kadro çalışması yürütüyorsunuz. Sizin tüm çalışanlarla yola devam etmek gibi bir niyetiniz yok. Kısa bir geçiş döneminin ardından kurumun bir arpalığa dönüşeceği çok açık. Amasız fakatsız herkese kadro sözü veren ancak kamu kurumlarında ve belediyelerde binlerce işçiyi kadro dışı bırakan iktidarın sicili ortada. Özelleştirilen veya özel şirket hâline dönüştürülen kamu kurumlarının tamamında çalışanlar mağdur edilmiş, özlük haklarında büyük kayıplar yaşanmıştır. Statü değişikliğiyle gözden çıkarılacak personel, taşeronlar dâhil yardımcı ve destek personelin tamamı olacaktır. Çok örneğini gördük, havuza alınarak farklı şehir ve kurumlarda çalıştırılan memurların sosyal düzenleri bozuldu. Gönderildikleri kurumlarda ihtiyaç fazlası personel olarak uzmanlık alanları dışında çalıştırıldı ve mobbinge maruz bırakıldı. İşçi statüsünde çalışanlar iş güvencelerini, kadrosuz veya taşeron olarak çalışanlar ise iş yerini kaybetti.

MKE’de yapılacak özelleştirme sonucu devlet memurlarına ve sözleşmeli personellere bir sözleşme teklif edilecektir. Sözleşme imzalayanlar 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak istihdam edilecek fakat iş güvenceleri ortadan kalkacaktır.

Değerli arkadaşlar, yapılması gereken zamana uygun teknolojinin MKE’ye kazandırılması, liyakat ve eğitimin temel alındığı iş güvenceli bir personel rejiminin oturtulması ve kurumların arpalığa çevrilmediği bir yönetim anlayışının yaratılmasıdır. MKE üreten, kâr eden, kendini sürekli geliştiren elde kalmış son kurumlardan biridir. Biz bu film daha önce çok defa gördük. Önce anonim şirkete çevir; sonra böl, parçala, sat. Bütün özelleştirmeler memur, işçi ve taşeron çalışanların haklarının elinden alınmasına sebep olmuştur. Ülkeyi anonim şirket gibi yönetmek istiyorum diyen anlayışa diyoruz ki: Sizin değil emekçinin dediği olacak; MKE halkındır, halkın kalacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2 üzerinde 2 adet önerge vardır. Okutacağım 2 önerge de aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi'nin geçici 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                   Fahrettin Yokuş                                           Bedri Yaşar                                          Orhan Çakırlar

                                          Konya                                                      Samsun                                                      Edirne

                                İmam Hüseyin Filiz                                      Ayhan Altıntaş                                                    

                                        Gaziantep                                                   Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                     Özgür Ceylan                                           Hüseyin Yıldız                                       Faruk Sarıaslan

                                       Çanakkale                                                    Aydın                                                     Nevşehir

                                      Ahmet Kaya                                            Özgür Karabat                              Gamze Akkuş İlgezdi

                                         Trabzon                                                    İstanbul                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Ayhan Altıntaş’ın.

Sayın Altıntaş, buyurun.

Sayın Altıntaş? Yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifte maddenin ilk hâlinde ayni, fikrî, sınai mülkiyet, patent, marka, endüstriyel tasarım ve benzeri tüm hakların şirkete devredilmesi ibaresi yer alırken, Komisyonda yapılan değişikle bu kısım madde metninden çıkarılmıştır. Komisyonda yapılan bu değişiklik bile Kanun Teklifi üzerinde duyulan endişeleri haklı çıkarmaktadır. Kamuya ait bir şirket olarak devam edeceği dile getirilen MKE'nin ayni, fikrî, sınai mülkiyet, patent, marka, endüstriyel tasarım ve benzeri tüm haklarının şirkete devredilmesinin iktidar grubunca verilen bir önerge ile metinden çıkarılması kanuna karşı kamuoyu tepkisinin haklılığını ispatlamaktadır. Diğer bir boyutuyla her ne kadar "ayni, fikrî, sınai mülkiyet, patent, marka, endüstriyel tasarım ve benzeri tüm haklar” ile ilgili ibare madde metninden çıkarılmışsa da bu hususular hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmamış ve bu haklar hususunda belirsizlik oluşturulmuştur. Önergeyle; Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü silah, mühimmat, roket, araç ve gereç ihtiyaçlarını karşılamakla görevli olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu şirketleştirilmeyecek ve kamu kurumu statüsünde kalmaya devam edecektir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Ahmet Kaya’nın.

Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ sıralarına sesleniyorum: Arkadaşlar, ya, Allah rızası için bir kanun teklifi getirin de, şu Meclise bir kanun teklifi getirin de biz de gönül rahatlığıyla bir oy verelim. Memleketin, milletin binlerce sorunu var, bu sorunlar çözüm bekliyor. Siz duruyorsunuz, duruyorsunuz, duruyorsunuz, bir kanun teklifi getiriyorsunuz, nereden çıktı, niye geldi, açıkçası merak ediyoruz. Hangi sorunu çözecek, kimin derdine derman olacak, gerçekten merak ediyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, bu merakımı gidermek için “Bu kanun teklifini getiren arkadaşlar bir amaca hizmet ediyor; neye hizmet ediyor, bir bakalım.” dedim, kanun teklifinin genel gerekçesine baktım. Genel gerekçede diyor ki: Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun, gelişen teknolojiye ayak uydurulması, üretim imkân ve kabiliyetlerinin artırılması ve nitelikli personelin istihdamının sağlanması gibi nedenlerle günümüz ticari hayatın gereklerine uygun yapısal dönüşümüne ihtiyaç duyulmaktadır, hareket esnekliğine sahip bir organizasyon hâline dönüştürülmesi gerekmektedir. Kurum için kritik ve nitelikli personelin istihdamının sağlanması, uluslararası ve yerli savunma sanayisi firmalarıyla ortaklık ve iş birliği yapılması, AR-GE’ye ağırlık verilmesi, ürün çeşitliliğinin sağlanması ve ihracatın artırılması adına Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun AŞ olması gerekiyor. Genel gerekçe bu.

Arkadaşlar, ben KİT Komisyonu üyesiyim. Bundan yaklaşık üç ay yirmi bir gün önce KİT Komisyonunda yani 9 Mart 2021 yılında Makine Endüstrisi Kurumunu konuştuk. Sayın Genel Müdür orada bir sunum konuşması yaptı. KİT Komisyonu üyesi AK PARTİ’li arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarım da o Komisyonda buna tanıktır. Bakın, Sayın Genel Müdürün orada, KİT Komisyonunda yaptığı sunumu kısaca sizlere özetleyeyim.

Öncelikle, Sayın Genel Müdür KİT Komisyonunda Kurumun tarihçesini ve başarılarını anlattı. Aksayan hiçbir yanının olmadığını, hiçbir sıkıntısının olmadığını, gelişen teknolojiye ayak uyduran bir Kurum olduğunu, hareket esnekliğine sahip bir Kurum olduğunu, AR-GE çalışmalarına ciddi bütçeler ayırdıklarını ve verimli çalışan bir Kurum olduğunu, sermayesini artıran ve kâr eden bir Kurum olduğunu söyledi Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun. Ayrıca, teknolojisini geliştiren, rekabetçi ve dinamik bir yapıya sahip lider bir Kurum olduğundan bahsetti. Daha üç ay önceki KİT Komisyonu görüşmelerinden bahsediyorum.

Yani, kısacası, Sayın Genel Müdür, orada, KİT Komisyonunda yaptığı sunumda bu güzide Kurumumuzu, tıkır tıkır işleyen, gelişen teknolojiye ayak uydurmuş, üretim imkân ve kabiliyeti yüksek, nitelikli personel istihdam eden, hareket esnekliğine sahip, yerli ve uluslararası firmalarla iş birliği içinde üretim yapabilen güzide bir Kurum olarak bizlere anlattı. Arkadaşlar, o sunumdan sonra -Polat Bey burada, Süleyman Bey burada- KİT Komisyonu üyesi AK PARTİ’li arkadaşlarımızın bir çoğu buradadır; burada onların teşekkür konuşmaları var Sayın Genel Müdüre ve bu güzide Kurumumuzun işleyişine yönelik “Çok iyi yapıyorsunuz, sizleri tebrik ediyoruz. Daha iyi şeyler yapmanız için her türlü desteği vereceğiz.” İnanın oradaki tablo bizleri de mutlu etti. Çok başarılı bir Kurumumuz, hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, tıkır tıkır işleyen bir Kurumdan bahsettiler orada.

Şimdi, aradan üç ay geçti, o günden bugüne ne oldu da bu tıkır tıkır işleyen güzide Kurumumuzun bir anda aksaklıklar yaşadığı, anonim şirket olması gerektiği, yeni teknolojilere ihtiyaç duyduğu, yeni gelişmelere ihtiyaç duyduğu konuşulur oldu ve bunun yapabilmenin yolu olarak da anonim şirket olması önümüze kondu? Arkadaşlar, siz söyleyemiyorsunuz ama biz söyleyelim: Burada niyet başka çünkü bu konuda siciliniz bozuk, daha önce de benzer örnekleri yaşadık. (CHP sıralarından alkışlar) Tank Palet Fabrikasında yaşadık, önce bir AŞ’ye devrettiniz, sonra o güzide kurumumuz “vatan” dediğimiz kurumumuz özelleştirildi, elimizden çıktı. Benzer bir akıbetin maalesef Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunu beklediğini düşünüyoruz, bu konuda kaygılıyız ve sizleri uyarıyoruz: Yapmayın, etmeyin.

Bakın, arkadaşlar, bugün o sürekli sattığınız ve satmaktan övünç duyduğunuz fabrikaları Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları yaptı, Cumhuriyet Halk Partisi yaptı. Mustafa Kemal Atatürk “Her fabrika bir kaledir.” diyordu, siz her fabrikayı satılacak bir mal olarak gördünüz. Bu anlayıştan artık vazgeçin diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir de sizlere şu hatırlatmayı yapıyorum: AK PARTİ, maalesef, yüz yıllık cumhuriyetin hayırsız evladıdır, mirasyedisidir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde aynı mahiyette 2 adet önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Makina ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Yokuş                              Bedri Yaşar                         Yasin Öztürk

    Konya                                          Samsun                                Denizli

Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Ayhan Altıntaş            Orhan Çakırlar

     Adana                                           Ankara                                Edirne

İmam Hüseyin Filiz    

    Gaziantep                                     

Aynı mahiyetteki diğer önerge imza sahipleri:

Özgür Ceylan                                 Hüseyin Yıldız Çetin Arık

  Çanakkale                                      Aydın                                Kayseri

Baha Ünlü                                     Ali Şeker                     Faruk Sarıaslan

 Osmaniye                                     İstanbul                             Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Sayın Ayhan Altıntaş’ın.

Sayın Altıntaş, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına 275 sıra sayılı Makina ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama kısa bir fıkrayla başlamak istiyorum: Adamın biri havaalanına gelmiş, iki bavulu bagaj teslim bankosuna getirmiş “Ben New York'a gidiyorum, şu bavulu New York'a, bu bavulu da Boston'a göndermek istiyorum.” demiş, görevli “Biz öyle yapmıyoruz.” deyince yolcu cevap vermiş “Ama geçen hafta yaptınız.” Sizin iktidarınızın uygulamaları da aynı bu fıkradaki gibi. “Özelleştirme yapmıyoruz.” diyorsunuz, ikna edemiyorsunuz çünkü daha önce yaptınız “Tank Palet Fabrikasını özelleştirmeyeceğiz, acil ihtiyaç var, Katar teknoloji verecek, finans desteği verecek.” dediniz, ordunun bir parçasını alıp Katar'a verdiniz. “Acil” dediniz, üç yıl geçti, ortada ne tank var ne de palet. “Teknoloji” dediniz, Allah aşkına, Katar'ın ne teknolojisi var? “Hantal” dediniz, üç yılda hiçbir varlık gösteremediniz. Kapattığınız Tank Palet Fabrikasının personeli ordumuzun bir parçasıydı, asker gibilerdi, gerektiğinde dağa çıkar araçların bakımını, tamirini orada yaparlardı. Kısacası, Tank Palete yazık ettiniz.

Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerine ait birçok birliğin arazilerini de TOKİ’ye verdiniz. Mesela İstanbul Samandıra, Çekmeköy’deki Hava Savunma Okulunun yemyeşil arazisini TOKİ’ye devrettiniz.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Hastane yapılacak.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun da on binlerce dönüm arazi sahibi olması “Acaba müteahhitlerin iştahı mı kabardı?” sorusunu akla getiriyor. Alman Bosch firmasının kurucusu Robert Bosch “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.” demiş. Siz ise “Para kazanacaksam, vatandaşın güvenini kaybetmeyi göze alırım.” diyorsunuz. Kaybedilen para yeniden kazanılabilir ama kaybedilen güven kolayca yerine gelmez. Tüm Türkiye size güvenini kaybetti. Bu yasayla milliyetçiliği ve vatanseverliğiyle önde gelen Kırıkkale halkının güvenini silip süpüreceksiniz.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu ülkemiz için önemli ve stratejik bir kurumdur. Buraya yatırım çekilmesine, kaynak bulunmasına karşı değiliz. Kaynak bulunması için, MKE’nin gelişmesi için, üretimdeki verimin artması için üzerimize düşeni yapmaya hazırız ancak özelleştirilmesine, AŞ olarak Varlık Fonuna devredilmesine, birkaç kişiye ya da yabancı firmalara aktarılmasına karşı çıkacağız; aslında siz de karşı çıkmalısınız. Yerli ve millî olmak, yabancıya stratejik kurumları satarak olmaz. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunu devrederseniz iştiraklerini de devretmiş olursunuz. Örneğin ROKETSAN’ın yüzde 15’i de Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna ait. Yerli ve millî olmak, millî kalkınmayı ve yerli üretimi de içerir. Milliyetçilik böyle eldekileri yok ederek olmaz.

Değerli milletvekilleri, biz üretimi desteklemek, hızlandırmak adı altında savunma sanayisini zayıflatan, yabancı yatırımcıya veya Varlık Fonuna devreden uygulamalara karşıyız. Eğer aklınızda bu şekilde uygulamalar varsa biz ecdadımızın, Fatih Sultan Mehmet’in, Atatürk’ün emanetine sahip çıkacağız. Ordumuzun mermilerinin, patlayıcılarının, toplarının üretiminin yabancılara bırakılmasına karşı çıkacağız. Biliyoruz ki yabancının mermisiyle vatan savunulmaz.

Ayrıca personelin de emekli olmasını beklemeden sözleşmeli yapılması, bir süre sonra da tazminat verilerek kovulması ihtimali de işçilerimizi tehdit eden ciddi bir unsur oluyor. Emekli olana kadar iş garantilerinin verilmesinin sağlanması gerekiyor. İnsanları bu ekonomik kriz ortamında, Türkiye Cumhuriyeti’nin en ciddi ekonomik krizini yaşadığımız günlerde işsizlik tehdidiyle karşı karşıya bırakmaya hakkınız yoktur.

Bu uygulamalara en başta Kırıkkaleli vatandaşlarımızın büyük destek vereceğine inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz, Sayın Ali Şeker’in.

Sayın Şeker, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının resmî internet sitesinde şöyle bir şey hemen karşınıza çıkıyor: “KDV muafiyeti, taksit imkânı, harçsız tapu avantajlarından faydalanabilirsiniz.” Yani satılık vatan çok avantajlı bir şekilde satılıyor ve Özelleştirme İdaresinin giriş fotoğrafı bu şekilde maalesef. Ve siz diyorsunuz ki: “Biz özelleştirmeyeceğiz, bize güvenin.”

Bir kamu iktisadi teşekkülü olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu niye anonim şirket oluyor? Bunun nasıl bir mantığı var, nasıl bir açıklaması var? Hemen şurada, 3 kilometre ötede, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun Genel Müdürlüğü var. Orada yaptıkları işleri sergiliyorlar, son derece başarılı, son derece gelişmiş silahlar üretiyorlar ki ben bir hekim olarak silahların bu kadar üretilmesini doğru bulmuyorum, silahsız bir dünya istiyorum ama burada vatan savunması için bunlar yapılıyorken ve bunlar da doğrudan orduya satılıyorken ve bu Makine Kimya Endüstrisi Kurumunun bir yıllık kârı 1 milyar 200 lirayken, siz “Bir yıllık kârı karşılığında 1 milyar 200 milyon sermayeli bir şirket kuruyoruz.” diyorsunuz. Sizin bu kurduğunuz şirket özelleştirmenin yolunu açıyor ve bunu biz daha önce gördük, bunu o kadar çok gördük ki Sümerbankta gördük, TELEKOM’da gördük, TEKEL’de gördük, şeker fabrikalarında gördük, SEK’te gördük, SEKA’da gördük, alüminyum fabrikalarında gördük. Ve Seydişehir alüminyum fabrikalarını bir yandaşa içinde o aldığınız paradan çok daha fazla alüminyum külçeler varken, hammadde varken ona verdiniz, millete küfreden meşhur bir müteahhidiniz var ya ona verdiniz. Şimdi, böyle bir müşteri mi çıktı da Makine Kimya Endüstrisi Kurumunu siz anonim şirkete dönüştürüyorsunuz. Katar’a Tank Palet Fabrikasını verdiniz. 12 bin kişilik ordusu var. 12 bin kişilik bütün personeli olan Katar’a, tank konusunda hiçbir bilgi birikimi olmayan Katar’a verdiniz; Tank Palet Fabrikası motorsuz tank maket fabrikası oldu. Motoru yok, hâlâ yok, hiçbir gelişme yok. Siz “Özelleştireceğiz, geliştireceğiz.” diyorsunuz; işte yaptığınız özelleştirme ve gelişmeyi gördük, bunu tekrar Makine Kimya Endüstrisi Kurumunda yaşamayalım. Bizim derdimiz bu ülkenin kaynaklarının bu ülke halkı için kullanılması. Burada şehir hastaneleriyle ilgili dedik ki: Devlet arsası kendisinin, binayı bir müteahhit yapacak diye 6 kat-7 kat maliyette biz bunlara vermeyelim. Ne oldu şimdi? Oradaki o hizmetleri artık yabancı Danimarkalı şirket bize verecek.  Çalışan personel bizim, aracı şirket Danimarkalı, ondan önce alan başka bir müteahhit; 2 tane müteahhit besleyeceğiz biz. Biz kendi vatandaşımızı çalıştırmaktan bu kadar âciz miyiz, bu kadar çok mu paramız var bizim? Biz bu süreç içerisinde kozmik oda olayını yaşadık. Kozmik odaya bir suikast bahanesiyle, kumpas davasıyla oraya soktunuz, şimdi de Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna, makine olarak, Türkiye’nin, Silahlı Kuvvetlerin bütün donanımını sağlayan kurumuna yabancıları sokacaksınız. “Yabancı çalıştıracağız, yabancılarla iş birliği yapacağız.” diyorsunuz. Atatürk “Her fabrika bir kaledir.” derken işte tam da bugünleri anlatıyor. O kalenin kapılarını ardına kadar siz açıyorsunuz, sırf kâr hırsına, sermaye hırsına açıyorsunuz; geride millî güvenlik diye bir şey bırakmıyorsunuz.

Yönetim kuruluna, üç beş maaş vereceğiniz birkaç yandaşınızı daha yerleştirmek için, maalesef, bu kurumları heba ediyorsunuz. O kurumlar o kadar verimli ki personeli de doğru düzgün maaş alıyor. Daha önce Seydişehir Alüminyum Fabrikasında maaş alanlar bugünün parasıyla 8-10 bin lira alırken verimli de çalıştırıyorlardı orayı, şu anda asgari ücretle bile çalışmıyorlar. Oradaki çalışanları çıkarıp taşeron üzerinden düşük ücretlerle yaşam şartlarını sağlayamayacak, standartları aşağı çekecek bir düzenleme mi yapacaksınız? Gerçekten, hani “Özelleştirmeyeceğiz.” diyorsunuz ya, şimdiye kadar deyip de maalesef sözünüzü tutmadığınız gibi bunu da yapacağınızı beklemiyoruz. Maalesef bu da özelleşecek gözüküyor. Bunu yapmanızın tek bir mantıklı gerekçesini söyleyin, biz de diyelim ki: Ya, biz görememişiz, kusura bakmayın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde aynı mahiyette 2 adet önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde  değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 12- (1) Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.”

 

                                   Fahrettin Yokuş                                           Bedri Yaşar                                   İmam Hüseyin Filiz

                                          Konya                                                      Samsun                                                   Gaziantep

 

                                     Yasin Öztürk                                             Şenol Sunat                                          Orhan Çakırlar

                                          Denizli                                                      Ankara                                                      Edirne

 

                                                                                                       Aylin Cesur

                                                                                                           Isparta

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                                     Özgür Ceylan                                           Hüseyin Yıldız                        Mehmet Akif Hamzaçebi

                                       Çanakkale                                                    Aydın                                                      İstanbul

 

                                       Çetin Arık                                          Okan Gaytancıoğlu                                          Baha Ünlü

                                         Kayseri                                                      Edirne                                                    Osmaniye

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET SAİT KİRAZOĞLU (Gaziantep)- Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Sayın Şenol Sunat’ın.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu hakkında verilen kanun teklifinin 12’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisi saygıyla selamlarım

Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü silah, mühimmat, roket, araç ve gereçlerini karşılayan Makine ve Kimya Kurumunu da önce şirketleştirip sonra özelleştirmek, kurumu yabancı sermayeye peşkeş çekme yolunu açmak tabii ki devriiktidarınıza yakışırdı.

Temelleri Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederken kurdurduğu top dökümhanesine kadar dayanan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunu şirketleştirerek yüzde 100 yerli ve millîlikten çıkararak çok sevdiğiniz acaba Katarlılara mı satacaksınız yoksa başka alıcılar da sırada mı sayın milletvekilleri? Ama şüphesiz satacaksınız, aynen müflis tüccar gibi.

Sayın milletvekilleri, bu teklifin amacı, birçok büyük KİT özelleştirmesinde olduğu gibi şirketleştirme, anonim şirkete dönüştürme yöntemiyle özelleştirmeyi amaçlamaktadır. Amaçlanan anonim şirket Türk Ticaret Kanunu’ndaki denetim hükümler ile Kamu İhale Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu başta olmak üzere 17 kanunda muaf, çok güzel. Özel hukuk hükümleriyle de Cumhurbaşkanlığı kararlarına tabi olacak ne kadar güzel. Sayıştay denetiminden de çıkarılacak. Evet, KİT’lerde yapılan bütün kurumsal düzenlemelerin özelleştirmelere yönelik olması gibi bu özelleştirme de kamusal kaynak ve varlıkların talanı söz konusu olacak. Yani birçok KİT’te olduğu gibi yine talancı olacaksınız.

Sayın milletvekilleri, büyük kamu işletmeleri önce anonim şirkete dönüştürülüyor, ardından parçalama, küçültme yöntemleriyle özelleştirilerek özel sektöre ve yabancı sermayeye peşkeş çekiliyor veya son dönemde görüldüğü üzere arpalıklara dönüştürülüyor. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun başına gelecek olan da ne yazık ki böylesi bir süreçte yok ediliştir sayın milletvekilleri. İktidarın zihniyetini gayet iyi biliyoruz, sağdan soldan bonus toplar gibi paralar kazanan, birden fazla maaş alan bürokratlarınızı, akrabalarınızı, eski siyasilerinizi, ihtisası olmasa da emmioğullarınızı, hala kızlarınızı huzur hakkı almaları için yönetim kurulu üyesi yapacak mısınız sayın milletvekilleri? Kanun teklifinin bu maddesinde çalıştırılacak personelin işçi statüsünde çalıştırılacağı ifade ediliyor. Mevcut personele sözleşme önerilmekte ve âdeta sahip oldukları statü ve hakları tamamen ellerinden alınmaktadır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunu okumamışsın.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Asttan üste kadar tüm kurum personelinin mağdur edileceği bu tasarının tartışılmadan yangından mal kaçırırcasına Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması kabul edilemez bir durumdur. Sözleşme şartlarını kabul etmeyen tecrübeli yetkin ve nitelikli personele de yol verilecektir.

 İlgili maddede bir başka dikkat çeken husus ise Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yabancı uyruklu personeli istihdam edebilme imkânı yaratılmasıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerine her türlü silah, mühimmat, roket, araç ve gereçleri sağlayan bu kurumda yabancı personel çalıştırarak millî güvenliğimizi nasıl bir tehdide sürükleyeceğinizin farkında mısınız? Ben söyleyeyim her şeyin farkındasınız bugüne kadar, yapılanlara kadar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunu okumamışsın, çalış da gel.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Siz millî misiniz? Siz yerli misiniz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunu çalış da gel.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Siz kimlere söz verdiniz?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Senden bin defa daha millîyiz, daha yerliyiz.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Sizi kim köşeye sıkıştırdı? Bu teklifi reddediyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunu okumamışsın bile.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Cumhuriyetin kazanımlarına olan bakış açınızı ve düşmanlığınızın farkında olduğumuzu biliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Kanunu okumadı herhâlde.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’nin.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz teklifle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu bir anonim şirkete dönüştürülmektedir. Anonim şirkete dönüştürülürken “yeniden yapılandırma” lafı, kavramı çok kullanılıyor. Ben bu “yeniden yapılandırma” lafını duyunca ürkerim biraz. Yeniden yapılandırma kavramı, kulağa hoş gelen çok güzel kelimelerle ifade edilir; verimlilik artışı, rekabet, yeni teknolojilere uyum, kâr, uluslararası piyasalarda güç sahibi olmak gibi, teklifin gerekçesine baktığımızda bunların hepsini görüyorum. Ancak, Türkiye 1999 yılından itibaren, IMF programını uygulamaya başladığı 1999 Aralık ayından itibaren “yeniden yapılandırma” “reform” kavramlarını çokça kullanmaya başladı ve sonra 2002 yılında AK PARTİ’nin iktidar olduğu dönemde yine bu program uygulanmaya devam edildi. O tarihten bu yana da 64 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Gel gelelim bunun değil onda 1’i yüzde 1’iyle bile bir yatırım yapılmadı, varlıklar elden çıkarıldı, gitti. Burada da ben bu endişeyle konuşuyorum. “Hayır efendim burada özelleştirme olmayacak.” denilebilir, ona yönelik bir madde de konulmuş olabilir ki konuldu. 8’inci maddenin son fıkrasına bu özelleştirmeyi önleyen bir hüküm ilave edildi ama, hemen söyleyeyim, bu hüküm şuna engel değil: Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi örneğin, Kırıkkale Fabrikasını satabilir, bu engellemiyor onu, başka işletmelerini satabilir. “Özelleştirmeyi önledik.” diye buraya bir madde koydunuz ama bir tarafta da özelleştirmenin, MKE eliyle yapılacak olan özelleştirmenin kapısı açık bırakılmış durumda. Bu teklifin yasalaşması sonucunda ben büyük bir personel tasfiyesi görüyorum burada. İstediğiniz kadar “Buraya çeşitli önlemler koyduk, personele birtakım seçenekler sunacağız.” deyin, bunun sonucu MKE’de büyük bir personel tasfiyesidir.

Değerli milletvekilleri, buradan başka bir konuya geçmek istiyorum, yine MKE’yle ilgili başka bir konuya. Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu şu anda 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bir kamu iktisadi teşebbüsüdür. Teklifle, “Muafiyet” başlıklı 8’inci maddede yapılan düzenlemeyle Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu KİT statüsünden çıkarılıyor ve 10’uncu maddede (1) numaralı fıkrada yapılan düzenlemeyle de 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin eki kamu iktisadi teşebbüsleri listesinden de çıkarılıyor. Artık bu teklifin yasalaşmasıyla ve MKE’nin anonim şirket olmasıyla birlikte KİT değil, KİT olmayacak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu. Bunun şöyle bir sonucu olacaktır, şaşıracaksınız biraz belki, arzu etmediğiniz bir düzenleme ama şöyle bir sonucu var: KİT olmaktan çıkınca Sayıştay denetimi nasıl olacaktır burada? Sayıştay denetimine tabi çünkü 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’ndan muaf tutulan bir hüküm yok burada ama Sayıştay denetiminin şekli değişiyor.

Bugüne kadar Anayasa’nın 165’inci maddesi uyarınca ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca KİT Komisyonu tarafından, Sayıştay raporları üzerinden yapılan denetim şekli ortadan kalkıyor. Artık bu denetim Sayıştayın 6085 sayılı Kanun’a göre yapacağı mali denetim, uygunluk denetimi ve performans değerlendirmesinden oluşacaktır. Yani herhangi bir genel bütçeli kurumun denetimi nasıl yapılıyor ise Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun denetimi de bu şekilde yapılacaktır. Bunu özellikle kayıtlara geçmesi için söylüyorum. Yarın MKE “Hayır, biz onu niyet etmedik, biz yine eskiden KİT Komisyonunun yaptığı denetimi arzu ediyoruz.” demesin sakın. Artık Sayıştay 6085 sayılı Kanun’a göre, Anayasa’nın 160’ıncı maddesine göre denetleyecek ve denetim sonuçları Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülecektir.

Teşekkür ederim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük 86’ya göre lehte ve aleyhte olmak üzere iki milletvekiline söz vereceğim.

İlk söz lehte olmak üzere Sayın Salim Çivitcioğlu’nun.

Buyurun Sayın Çivitcioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİM ÇİVİTCİOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 86’ncı maddesi gereğince AK PARTİ Grubumuz adına lehte konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk savunma sanayisinin temelini oluşturan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, geçmişten günümüze mühimmat, silah, roket, patlayıcı ve diğer savunma ürünleri konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerinin en önemli tedarikçisi konumundadır. Yapısal sıkıntılara rağmen Kurum son yıllarda çok ciddi ataklar yapmış, Türkiye için son derece kritik projeleri hayata geçirmeye başlamıştır. Bununla birlikte, Kurumun dünya çapındaki rakipleriyle daha iyi rekabet edebilmesinin yolu esnek ve dinamik hareket yeteneğine sahip olmaktır. Şimdi, en önemli soru: Makine ve Kimya Kurumu özelleşiyor mu, yeni statüsü ne olacak? Hayır, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu asla özelleşmiyor. Bilakis, bu yasayla Makine ve Kimya, mevcut durumda, özelleşme baskısı altındaki KİT statüsünden, hak ve sorumlulukları özel kanunuyla güvence altına alınan bir kamu şirketine dönüşüyor. Bilindiği gibi kanunda yer alan 4046 sayılı özelleştirme uygulamasında muafiyeti olan Makine ve Kimya için 8’inci maddenin 4’üncü fıkrası gereğince “Şirket, şirketin hisseleri ve bağlı ortaklıkları; satış, kiralama, işletme hakkının devri ve/veya sair başka tasarruflar yoluyla yerli veya yabancı özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine devre konu edilemez.” Yani Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu özelleştirilemiyor, devredilemiyor; kusura bakmayın kıymetli muhalefet, buradan da size ekmek çıkmıyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun mevcut sözleşmeleri, hak ve yükümlülüklerin durumu ne olacak diye sorarsanız; Makine ve Kimya kurumunun tüm taşınır ve taşınmazları borçları, alacakları, ayni, fikri, sınai, mülkiyet hak ve yükümlülükleriyle devir tarihinden yürürlükte bulunan tüm sözleşmeleri kül olarak Makine ve Kimya AŞ’ye devredilecektir.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunda çalışan işçilerin durumu ne olacak diye sorarsanız; 4857 sayılı Kanun’a tabi olarak işçi statüsünde çalışan tüm personel hiçbir ayrım yapılmadan mevcut iş sözleşmeleriyle ve toplu iş sözleşmesinde sahip oldukları tüm haklarla Makine ve Kimya AŞ’de çalışmaya devam edeceklerdir. Bu personellerden Millî Savunma Bakanlığı kadro ve kuruluşlarında yer alan kurumlarda çalışmak isteyenlere her türlü özlük hakları korunarak Millî Savunma Bakanlığına bağlı kuruluşlarda uygun kadro ve pozisyonlarda 3 tercih hakkı sunularak çalışma imkânı sağlanacaktır. İşçilerimizin, emeklilik aylığı ve kıdem tazminatlarında herhangi bir kayıp söz konusu olmayacaktır. Bu süreç altı ay içerisinde tamamlanacaktır. Yine, 399 sayılı KHK’nin 1 ve 2 sayılı cetveline tabi olarak görev yapan tüm personele -devlet memuru, sözleşmeli personel- hiçbir ayrım yapılmadan sözleşme teklif edilecektir. Sözleşme imzalamayı kabul edenler 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak istihdam edilecek, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına geçmek isteyenler için ise her türlü özlük hakları korunarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil imkânı tanınacaktır. Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’de çalışmayı kabul eden tüm mevcut personelle süresiz sözleşme imzalanacaktır. Bu düzenlemeyle diğer kamu şirketlerinde olduğu gibi, iş güvenliği güvencesi de sağlanmış olacaktır.

Şimdi, tabii, Makine ve Kimyada Kırıkkale’den bahsedildi, Ankara’da da Makine ve Kimyanın fabrikası var, benim seçim bölgem olan Çankırı’da da Makine ve Kimya fabrikası var. Çankırı fabrikamız 330 çalışanıyla geçen yıl toplamda 550 milyon ciro ve 170 milyon kâr etmiş bir fabrikadır. Tabii, BORAN obüsü Çankırı’da yapıldı, OBA bombaatar Çankırı’da yapıldı. İnşallah, biz, ürünlerimizi yapmaya devam edeceğiz diyorum. Nasıl ki on dokuz yıl içerisinde ulaşımda Türk Hava Yollarını bir dünya markası yaptıysak Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumumuzu da özelleştirmeden biz dünya markası yapacağız diyorum. Bizi izlemeye devam edin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son söz, aleyhte olmak üzere Sayın Ahmet Önal’ın.

Sayın Önal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz olmak üzere herkesi saygıyla selamlıyorum.

Bir Kırıkkaleli olarak tarihî bir güne şahitlik ettiğimizi biliyorum. Kendimi bugüne değin hiç hissetmediğim kadar sorumlu hissediyorum. Hem bir Kırıkkaleli hem de Makine ve Kimya fabrikalarında çalışmış bir ailenin çocuğu olarak tarihe not düşmek istiyorum. Öncellikle, size Kırıkkale için simge olan bir isimden bahsetmek istiyorum: İsmi Hüseyin Kahya. Hüseyin Kahya 1883 yılında Kırık köyünde doğdu, köyünde uzun süre muhtarlık yaptı, Kurtuluş Savaşı’na katıldı, 1921 yılında Kırıkkale’de İmalat-ı Harbiye fabrikasının kurulmasına katkıda bulundu, 1925 yılında top ve mühimmat fabrikalarının temellerinin atılmasına yardımcı oldu, arazilerinin çoğunu fabrikalar için devlete bağışladı. 1936 yılında Kırık köyünde rahmetli oldu. Değerli arkadaşlar, bugün rahmetli Hüseyin Kâhya’nın torunları beni arıyor ve “Sayın vekilim, dedelerimizin mirasına sahip çıkın.” diyor.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyet tarihimiz boyunca hiçbir iktidar döneminde yurt güvenliğimizi ilgilendiren, millî bağımsızlığımızın teminatı olan kurumlara dokunulmamıştır. Ne zamana kadar? Ta ki AK PARTİ iktidarına kadar. 2002 yılından itibaren uyguladığınız yanlış politikalarınız yüzünden milletimizin elinde neredeyse kamu malı kalmadı, kalanları da elden çıkarmak için ne gerekiyorsa onu yapıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, arkadaşlar, bir aceleniz var, bu yasayı Meclisten hemen geçirmek istiyorsunuz; bir ısrarınız var, bu ısrarınız neden kaynaklanıyor, merak ediyoruz. Makine ve Kimya Kurumu, yaklaşık bir ay kadar önce, yabancı bir firmayla kapsül ve kovan yapmak için bir sözleşme imzaladı. Sözleşmenin içeriği savunma sanayisini ilgilendirdiği gerekçesiyle açıklanmıyor, milletimizden gizleniyor. Henüz bu kanun Meclise sunulmadan Kamu İhale Kanunu’na aykırı olarak kurum kendisini nasıl bir taahhüt altına sokuyor? Acaba bir ay kadar önce yabancı firmaya verdiğiniz garantiler yüzünden mi Makine ve Kimya Kurumunun yapı ve statüsünü değiştirmek istiyorsunuz, doğrusu merak ediyorum.

Başka bir konu, kurumda çalışan emekçi kardeşlerimiz için neler yapıyorsunuz? Sözleşmeli personele veya memura “Ya benim dediğim şartlarda çalışacaksın ya da kabul etmiyorsan 3 tane tercih hakkın var. hakkını kullanıp şehirden ayrılabilirsin.” Peki, bu insanları şehirden ayrılmaya zorlamanın Kırıkkale’ye faturası ne olacak? Kendilerine Kırıkkale’de bir hayat kuran binlerce çalışanı hiç düşünüyor musunuz? Bu insanları aileleriyle birlikte yaşadıkları topraklardan ayırmak vicdanınıza sığıyor mu?

Bunun yanında, kurumda 4857 sayılı İş Kanunu’na göre çalışan binlerce işçi kardeşlerimiz var, onlar için ne yapıyorsunuz? “Benim dediğim şartlarda çalışacaksan kurumda kalabilirsin. İstemiyorsan biz sana 3 tane tercih hakkı vereceğiz. Tercih hakkını kullanıp kurumdan ayrılabilirsin.” Bu insanlar yılların tecrübeni ve birikimlerini de yanına alıp MKE’den ayrılacak. Peki, bundan en çok kim zarar görecek? MKE ve Kırıkkale zarar görecek.

Bakın, başka bir konu, Kurumda çalışan taşeron işçilerimiz var, sayısı 1.300’lere kadar ulaşan taşeron işçilerimiz temizlik, güvenlik, yemekhane görevlisi gibi birçok alanda çalışıyor. Ailelerini de hesap ederseniz sayısı on binleri buluyor. Üstelik bu insanların çalıştığı şirketlerin sözleşmeleri 31/12/2021 tarihinde sona erecek. Peki, bundan sonra ne olacak? Madem işçiyi bu kadar düşünüyorsunuz taşeronların hâli ne olacak? “Kurumda hizmet alımı yöntemiyle çalışan tüm taşeron işçileri 1/1/2022 tarihinden itibaren kurulacak MKE Anonim Şirketinde çalıştıracağız.” Kendilerine daha önce vermediğimiz kadro sözünü… “Kendilerini anonim şirkette çalıştıracağız.” diye bir taahhüt de vermiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, her yıl “İhaleyi alan firma beni çalıştıracak mı? İşimi kaybedecek miyim?” kaygısı taşıyan taşeron işçilere yine sahip çıkmıyorsunuz. Bakın, değerli arkadaşlar, bununla birlikte size yaşanmış bir örneği anlatmak istiyorum. 2018 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı’nda kullanılan mühimmatı üreten MKE çalışanları her gün bir saat fazla mesai yaptı ve bunun ücretini talep etmedi.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok uğultu var, biraz sessiz lütfen.

AHMET ÖNAL (Devamla) – “Bizler kahraman ordumuzun ihtiyacını karşılamak için cephe gerisinde mücadele ediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Mehmetçik için bir saat fazla çalışmışız çok mu? Emeğimiz de canımız da Mehmetçik’e feda olsun.” diyebilmişlerdir. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, değerli arkadaşlar, siz fedakâr MKE işçisinin hakkını bile vermiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken yaptığınız bu hatadan bir an önce dönmenizi, Kuruma ve tüm çalışanlara sahip çıkmanızı tekrar hatırlatıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim, bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, daha henüz çalışmamız tamamlanmadı, lütfen… Şu an kameralar yayın yapıyor canlı olarak. Sayın milletvekillerinden bu konuda hassasiyet rica ediyorum. Sayın milletvekillerimiz, internet üzerinden vatandaşlarımız Meclisi izlemeye devam ediyor, lütfen…

Arkadaşlar, sisteme girebilen milletvekillerimizden giremeyip pusula veren varsa lütfen pusulalarını geri alsınlar.

Arkadaşlar, lütfen herkes yerini alsın, rica ediyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve 96 Milletvekilinin Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

321

 

 

Kabul

 

Ret

 

 

:

 

:

 259

 

   62 (x)

 

 

Kâtip Üye

Necati Tığlı

Giresun

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur”

BAŞKAN – Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Temmuz 2021 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                                          Kapanma Saati: 21.28

 



(X) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

 

(x) 275 S.Sayılı Basmayazı 29/06/2021 tarihli 97’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul