En son güncellemeler 20 Mayıs 2022 iş günü sonunda yapılmıştır.
  • Bireysel No: 2018/35788
  • Karar Tarihi: 06.10.2021
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

16 Aralık 2021 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 31691

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HAYAT ABDULBARİ VE MUHANNED FERDESİ BAŞVURUSU

Başvuru Numarası
Karar Tarihi

: 2018/35788
: 6/10/2021

Başkan
Üyeler

Raportör

Başvurucular

: Haşan Tahsin GÖKCAN

: Muammer TOPAL
Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ
İrfan FİDAN

: Tuğçe TAKÇI

: 1. Hayat ABDULBARİ

2. Muhanned FERDUSİ

Başvurucular Vekili : Av. Kemal EKMEN

I. BAŞVURUNUN KONUSU

I. Başvuru, kamu makamları tarafından gerekli önlemlerin alınmaması sonucu
meydana gelen ölüm olayına ilişkin olarak açılan tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiy le
reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/11/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir,

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim
Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:



8. Başvurucu Hayat Abdulbari’nin oğlu, Muhanned Ferdusi’nin İse kardeşi olan
Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı, 1/1/1993 doğumlu, olay tarihinde 22 yaşında olanM.F..
Adana/Karataş Halk Plajı'nda bulunan kale direğinin başına düşmesi sonucu 25/9/2015
tarihinde hayatını kaybetmiştir.

A. Olayla İlgili Olarak Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

9. Olayla ilgili olarak Karataş Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı)
tarafindan yürütülen soruşturma kapsamındaki otopsi sonucunda ölümün künl kafa
travmasına bağlı yüz, kafa kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması sonucu meydana
geldiği tespit edilmiştir.

10. Olay Yeri İnceleme ekibi tarafından olay yeri incelemesi yapılmış, olay yerinin
basit krokisi çizilmiş, olay yeri fotoğrafları çekilmiştir.

11. Başvurucu Hayat Abdulbari’nin 25/9/2015 tarihinde Karataş İlçe Emniyet
Amirliğinde (İlçe Emniyet Amirliği) tercüman vasıtasıyla vekili bulunmadan, müşteki olarak
beyanı alınmıştır. Beyanın ilgili kısmı şöyledir:

"...Denize girmek amaçlı oğlum [M.], kız kardeşim ve kız kardeşimin eşi He birlikle
geldim. Bulunduğumuz plajda futbol sahası vardı, kum üzerinde bulunan kale direğine
oğlum [M.nin] sallanmak amaçlı tutunduğunu da gördüm, oğlum birkaç kez kale direğinde
bu şekilde sallandı. Öğleden sonra ben denizde bulunmordum, oğlum [M.] denizde değildi,
oğlum kale direğinin oralarda gördüm kısa bir müddet sonra oğlumun bulunduğu yerde
toplanan kalabalık gördüm ve hemen denizden çıkarak oğlumun yanına doğru gittiğimde
oğlum yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu ... kale direği oğlumun başına çarpmış, kale,
direği oğlumun başının üzerine düşmüş, kale direği oğlumun başının üzerinde duruyordu...
Bu konu ile ilgili kimseden şikayetçi değilim..."

12. İlçe Emniyet Amirliği tarafindan 29/9/2015 tarihinde plaja Karataş Belediyesi
(Belediye) görevlilerince futbol oynanması amacıyla kale direklerinin karşılıklı olarak
yerleştirildiğinin tespit edildiği belirtilerek söz konusu direkleri yerleştiren Belediye
görevlisinin kimlik bilgilerinin iletilmesinin talep edilmesi üzerine Belediye tarafından
9/10/2015 tarihli yazı ile bir festival kapsamındaki turnuva için kurulan kale direklerini kum
üzerine karşılıklı olarak yerleştirmekle görevli kişinin Garaj Amiri M.A. olduğu bildirilmiştir.

13. M.A.nın İlçe Emniyet Amirliğinde, şüpheli olarak alınan 13/10/2015 tarihli
ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...plajda bulunan kale direklerini garaj amiri olarak benim sorumluluğumda dikildi,
bu kale direkleri burada düzenlenen plaj futbolu turnuvası için dikildi daha sonra bu kale
direkleri turnuva bittikten sonra tekrar garaja kaldırmak istedik ancak son bir maç
olduğundan bu kale direklerini kepçe ile sökerek sahile tekrar maç olacağı için kenara
kimseye zarar verm[eye]cek, üstü örtülü hir şekilde bıraktık, daha sonra bu kale direklerini
kimin kaldırarak kumsala diktiğini bilmiyorum, daha sonra bu kaza olduktan sonra biz kale
direklerini diktik ve bahse konu maç oldu maç olduktan sonrada sahilden kaldırdık ve stada
götürdük, bu kale direklerini kaza öncesinde kim veya kimler tarafından dikildi bilmiyorum,
bu direkler bir veya iki kişi ile dikilecek bir ağırlıkta değildir en az 7-8 kişinin kaldırıp
dikebileceği bir direktir, bu olay ile ilgili olarak benim bir kusurum yoktur... ”



14. Soruşturma sırasında iş güvenliği uzmanından temin edilen 9/11/2015 tarihli
bilirkişi raporunun ilgili kısmı şöyledir:

if

a} Mahkeme dosyasındaki kroki bilgileri ve ekindeki cd’de bulunan olay yeri
resimlerine göre kazaya neden olanfiitbol kale direği ekipmanın:

Turnuva maçı için stattan kumsala getirilerek kullanılmasında yasal bir sakınca
olmadığı.

Seyyar taşınabiliri şekilde farklı ebatlarda demir borulardan 575 Santimetre
genişliğinde. 233 santimetre yüksekliğinde ve 133 santimetre derinliğinde dikdörtgen prizma
köşegen ayırtları görünümü şeklinde yapılmış kale direği ağ bağlama ekipmanı olduğu,

Ekipmanın kullanım anında herhangi bir yere sabitlenmesi gerekmediği, üzerine kale
ağı bağlanarak istenilen yere konulup, konulduğu şekilde ağ takılarak futbol kalesi olarak
kullanıldığı.

Ayrıca ağırlığının bir veya iki kişi tarafından taşınamayacak kadar büyük, fiziksel
olarak da normal kullanım şartlarında kendiliğinden devrilmeyecek şekilde dengeli yapılmış
olduğu.

b) Kale direği ekipmanın Karataş Belediye Garaj Amiri [M.A.nın] kontrolünde plaja
getirildiği, turnuva bittikten sonra daha sonra yapılacak bir maç için, plajdan stada
götürülmeyip, plajda uygun bir yere kaldırılıp üzerinin örtüldüğü, sonrasında bilinmeyen bir
şekilde, kimler olduğu belli olmayan kişiler tarafından tekrar plaj kumsalına getirildiği plaj
kumsalında belediye, yetkililerinden habersiz gelişi güzel kullanılmaya haşlandığı ve bundan
sonra kazanın meydana geldiği.

c) Kazanın oluşu ile Suriye uyruklu iki kardeşten başka tanığın bulunmadığı, tanık
ifadelerinde olay gördüklerini söylemelerine rağmen kale direğinin devrilmesine etki eden
husus hakkında ifadelerinde hiçbir bilginin bulunmadığı, a) bendinde açıklandığı şekilde
kale direğinin fiziksel yapısı değerlendirildiğinde, kale direğinin normal şartlarda
devrilmesinin mümkün olmadığı, mutlaka binlerinin yani ya plajda bulunan diğer kişilerin,
(kazalı [M.F.nin] kazadan Önce kale direği üzerinde salınma yaptığı gibi) kale direğine
tutunarak salınması sonucu mu devrildiği yada başka bir fiziksel güç etkisi altında mı
devrildiği. Ancak bu jîziksel gücün, kale direğinin ağırlığına paralel dengeli yapısından
dolayı, herkesin denize girebildiği bir ortamda esen rüzgar kuvvetinin olamayacağı
rüzgardan başka bir gücün etki etmiş olabileceği kanaatini oluşturduğu.

Kale direği ekipmanın:

Tumu\>a maçı için stattan kumsala getirilerek kullanılmasmda yasal bir sakınca
olmadığından, IÇormal kullanım şartlarında, amaca uygun kullanıldığında fiziksel olarak
yapısının kendiliğinden devrilmeyecek şekilde dengeli yapılmış.

Turnuva maçından sonra kumsaldan uygun yere kaldırılmış ve üzerinin kapat ilmiş
olmasına rağmen, sonrasında [M.A.nın] bilgisi dışında kim olduğu bilinmeyen kişiler
tarafından yerinden alınarak kumsala tekrar getirilmiş, olmasından dolayı.



Görevi gereği kale direğini plaj kumsalına getiren ve turnuva sonrası kaldıran Karata^
Belediyesi Garaj Amiri [M.A.nin]

Ve Kazalı [M.F.nin] ise kale direği altında oturmasının, ortamın halk plajı olmasından
dolayı bir sakıncasının veya yasal bir yasağın bulunmamasından dolaya kazanın oluşunda
her ikisinin de bir kasıl kusur ve ihmallerinin bulunmadığı.

Ayrıca, Cumhuriyet Başsavcılığı dosyasındaki ifade, belge ve bilgilere göre: kazaya
neden olan kale direği ekipmanın, kimler tarafindan tekrar plaja konulmasının, plajda gelişi
güzel kullanılmasının ve devrilmesine neden olan fiziksel gücün tespit edilememiş
olmasından dolayı başka bir kişi, kurum ve kurıduşun kasıt kusur ve ihmalinin de
bulunmadığı.

Görüş ve kanaatimle..."

15. Cumhuriyet Başsavcılığı 2/12/2015 tarihinde taksirle ölüme neden olma
suçundan M.A. hakkında kovuşturmaya yer olmadığı karan vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı
şöyledir:

ir

Suriye uyruklu ölen [M.F.nin] 25/09/2015 Tarihinde saat: 17.45 sıralarında Karataş
ilçesi merkezinde... plajda futbol kale direğine, direkte bağlı bulunan ip yardımıyla asılarak
sallandığı, sallanırken kale direğinin ölenin uyguladığı kuvvet ile ölenin üzerine devrildiği
ve ölenin başından yaralandığı, olay yerine çağrılan ambulans ile Karataş Devlet
Hastanesine kaldırıldığı, buraca yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen kurtardamadığı ve
ex olduğu. Karataş Devlet Hastasenide yapılan ölü muayene işlemi neticesinde: kesin ölüm
nedeninin tespiti amacıyla klasik otopsi yapılmasına karar verildiği, ölenin cesedi üzerinde
yapılan klasik otopsi işlemleri neticesinde Adana Adli Tıp Grup Başkanlığınca tanzim
olunan 04/1C2Ö15 Tarihli otopsi raporuna göre: Kişinin ölümünün kunt kafa travmasmu
bağh kafa kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması sonucu meydana geldiğinin
belirtildiği, olay yerinde ölenin ölümüne neden olan kale direklerinin Karataş Belediyesi’nde
garaj amiri olarak görevyapan şüpheli [M.A.nin sorumluluğunda olduğu.

Şüphelinin alınan ifadesinde:... beyan ettiği.

Şüphelinin meydana gelen ölüm nedeniyle kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde
soruşturma dosyasının bilirkişiye tevdii edildiği. İş Güvenliği Uzmanı... tarafindan tanzim
olunan 09/11/2015 Talihli bilirkişi raporuna göre. Garaj amiri [M.A.nin] ve kazıdı
[M.F.nin] kazanın oluşumunda herhangi bir kast veya kusurlarının bulımmaıhğmm
belirtildiği.

Ölenin velisi Hayat AbdulbarTnin oğlunun ölümü ile herhangi bir şikayetinin
olmadığını, olaydan önce oğlu [M.nin} kale direğine sallanmak amaçlı tutunduğunu
gördüğünü beyan ettiği, tanıkların da ölenin başına kale direğinin düştüğünü gördıdderini
beyan ettikleri.

Somut olayda ölenin kendi kusurlu hareketi neticesinde yaşaman yitirdiği, şüphelinin
meydana gelen olayda herhangi bir kusur veya ihmalinin bulunmadığı, şüpheli açısından
taksirle ölüme neden olma suçunım yasal unsurlarının oluşmadığı tüm dasya kapsamından
ırfdaşdmaüda:



Şüpheli hakkmda atılı suçtan suçun unsurlarının oluşmaması nedeni ile kamu adına
KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,

Kararın şikayetinin bulunmaması nedeniyle mağdura TEBLİĞİNE YER
OLMADIĞINA.. n

16. Soruşturma dosyasının incelenmesinden başvurucuların yürütülen soruşturmaya
katıldıklarına, soruşturmanın seyrinden bilgi sahibi olduklarına, bildirdikleri 7/6/2017
tarihinden önce soruşturma dosyasından bilgi/belge temin ettiklerine dair herhangi bir
belgeye rastlanmamıştır. Kovuşturmasızlık kararında da belirtildiği üzere, başvurucu Hayat
Abdulbari beyanında olayla ilgili kimseden şikâyetçi olmadığını belirttiğinden
kovuşturmasızlık kararının başvurucuya tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır.

B. Olayla İlgili Olarak Görülen Tam Vargı Davası Süreci

17, Başvurucuların başvuru formunda bildirdiklerine göre başvurucu Hayat
Abdulbari’nin işyerinden Türkçe ve Arapça bilen bir arkadaşıyla birlikte 7/6/2017 tarihinde
Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak soruşturma dosyasının bir örneğini temin etmesi
üzerine başvurucu, olay hakkında kovuşturmasızlık kararı verildiğini öğrenmiş ve bu karan
temin etmiştir.

18. Başvurucular vekilleri aracılığıyla sundukları 8/8/2017 havale tarihli dilekçeyle,
kovuşturmasızlık kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, soruşturma dosyasının örneğini
aldıkları tarihte kovuşturmasızlık kararından ve yakınlarının ölümüne sebep olan kale
direklerinin Belediyeye ait olduğundan ve direklerin Belediyede görev yapan Garaj Amiri
M.A.nın sorumluluğunda olduğundan haberdar olduklarını belirterek Belediyeden maddi ve
manevi zararlarının tazminini talep etmiştir,

19. Başvurucular, talebin zımnen reddedilmesi üzerine 11/1/2017 tarihli dilekçeyle
Adana 3. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Başvurucular
dava dilekçesinde, kale direğinin yakınlarının üzerine düşmesi sonucunda vefat ettiğini,
soruşturmada kovuşturmasızlık kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, soruşturma
dosyasının örneğini aldıkları tarihte kovuşturmasızlık kararından, yakınlarının ölümüne sebep
olan kale direklerinin Belediyeye ait olduğundan ve direklerin Belediyede görev yapan Garaj
Amiri M.A.nın sorumluluğunda olduğundan haherdar olduklarını yinelemiştir. Başvurucular
dilekçede ayrıca soruşturma kapsamında alman bilirkişi raporunda kimsenin olayda kusuru
bulunmadığı tespitine yer verilmiş olsa da tam yargı davasında bu raporla bağlı olunmadığını,
yeniden kusura dair rapor temin edilebileceğini, Belediye görevlileri tarafından plaja getirilen
kale direğinin üzerine düşmesi sonucunda yakınlarının ölümünde Belediyenin hizmet kusuru
bulunduğunu ifade etmiş; başvurucu anne Hayat Abdulbari için 1.000 TL maddi, 50.000 TL
manevi, kardeş Muhanned Ferdusi için 50.000 TL. manevi tazminatın ödenmesini talep
etmiştir.

20. İdare Mahkemesi 10/5/2018 tarihinde davanın süre aşımından reddine karar
vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:



Uyuşmaklıkta, davacılar murisinin 25.09.2015 gunu gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili
olarak Karalaş Cumhuriyet Başsavcılığının... adli tahkikat başlarıidığı, Mahkemem isin
13.03.2018 günlü ara kararı ile celp edilen soruşturma dosyasının incelenmesinden;
soruşturma kapsamında velisi sıfatıyla ifadesine başınrulan davacı Hayal ABDULBARİ'nin
oğlunun ölümü ile ilgili olarak kimseden şikayetçi olmadığını beyan etmesi nedeniyle
soruşturma sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair 02.12.2015 günlü kararm
kendisine tebliğ edilmediği, söz konusu kararın üzerinden 1,5 yıldan fazla bir süre geçtikten
sonra davacılardan Hayat ABDULBARİ’nin oğlunun ölüm olayı ile ilgili tahkikat
dosyasından suret almak üzere 07.06,2017 günlü dilekçesi ile Karataş Cumhuriyet
Başsavcılığına başvurduğu, aynı gün dosya evraklarının birer örneğinin verildiği, akabinde
murislerinin ölüm olayında hizmet kusuru bulunduğundan bahisle tazminat istemi ile
08.08.2017 günü davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvuruya 60 gün içinde yanıt
verilmemesi üzerine 11.10.2017 günü bakılmakta olan davanın açıldığı görülmekle birlikte
davacıların tazminat istemlerine dayanak olan ölüm olayını ve olaya sebebiyet veren
olguları olay tarihi olan 25.09.2015 günü itibari ile öğrendikleri açıktır.

Bu durumda, davacıların hak ihlaline yol açtığını öne sürdükleri ölüm olayını
öğrendikleri 25.09.2015 günün itibaren i yıl içinde idareye başvurarak zararlarının
tazminini istemeleri bu başvurunun tamamen ve kısmen reddi üzerine 60 gün içinde
davalarını açmaları gerekirken olayın üzerinden 2 yıla yakın bir süre geçtikten sonra
şikayetçi dahi olmadıkları savcılık dosyasından fotokopi talep edilmesi ve akabinde davalı
idareye yapılan başvuru)>a idarece yanıt verilmemesi üzerine açılan davanın süreaşimt
nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 15/1-b
maddesi gereğince süre aşımı yönünden reddine,.."

21. Başvurucular istinaf dilekçesinde; Cumhuriyet Başsavcılığının 2/12/2015 tarihli
kovuşturmasızlık kararının kendilerine tebliğ edilmediğini. Suriye uyruklu olduklarını ve
Türkçe bilmediklerini, yakınlarının ölüm tarihinden haberdar olmuşlar ise de ölüm
nedeninden haberdar olamadıklarını ancak 7/6/2017 tarihinde temin ettikleri
kovuşturmasızlık kararının tercüme edilmesiyle yakınlarının ölümüne neden olan kale
direklerinin Belediyeye ait olup Belediye garaj amirinin sorumluluğunda olduğunu
öğrendiklerini belirterek karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Başvurucular ayrıca
yakınlarının ölümüne neden olan kazaya sebebiyet veren eylemin idarenin kusurlu eylemi
sonucu meydana geldiğinden 7/6/2017 tarihine kadar haberdar olmamaları nedeniyle dava
açma süresinin ölüm tarihinden başlatılması yerine zararın o eylemden kaynaklandığını
öğrendikleri 7/6/2017 tarihinin esas alınarak başlatılması gerektiğini, bu nedenle süre
aşımından davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

22. İstinaf talebini inceleyen Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi
26/9/2018 tarihli kararıyla oyçokluğuyla talebi reddetmiştir Karşıoyun ilgili kısmı şöyledir:

Dava dosyasının incelenmesinden, tazminata konu ölüm olayının 25/09/2015 tarihinde
meydana geldiği. Savcılıkça 02/12/2015 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, davacının
şikayetçi olmadığı, ancak takipsizlik kararının da davacıya tebliğ edilmediği, bilahare
davacının savcılık dosyasını inceleterek 08/08/2017 tarihinde idareye başvurduğu
anlaşılmaktadır.



2577 Yasanın 13, maddesi uyarınca, idari eylemler sebebiyle öğrenme tarihinden
itibaren 1 yıl, herhalde olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak tam yargı
davası açılabilir.

Yasa maddesi süre başlangıcı için hak ihlalinde 'öğrenme’tarihini esas almıştır.

Bu bağlamda ihtilaf ele alınacak olursa, davacı Türkçe bilmeyen Suriyeli bir mülteci
olup, ölüm olayından sonra hukuki süreç ve yasal haklarını asgari düzeyde bilebilecek
seviyede değildir. Nitekim takipsizlik kararı da kendisine tebliğ edilmemiştir. Oludan
yaklaşık 1,5 yıl sonra savcılıktan dosya fotokopisi alınıp, muhtemelen işin hukuki mahiyetini
bilen birisine danışarak mağduriyetini ve muhtemel haklarını öğrenmiştir. Bu sebeple
savalıktan dosya fotokopisini aldığı 07/06.72017 tarihini 'öğrenme'tarihi kabul ederek süre
denetimi yapmak hakkaniyete ve yasanın amacına uygun olacaktır.

Nitekim Danışta)'inyerleşik içtihatlarında da, bu tür olaylarda ölümün meydana geldiği
tarih değil, mağduriy’etin ve sorumluluğun netleştiği tarih (eylemin idariliği) esas
alınmaktadır..."

23. Ret kararı başvuruculara 23/10/2018 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular
22/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili Kanunlar

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayıh Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Kovuşturmaya
yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli
şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması
hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile
önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir Kararda itiraz hakkı,
süresi ve mercii gösterilir."

25. 6/1/1982 tarihli ve 2577 saydı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun "Doğrudan
doğruya tamyargt davası açılması” kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu
eylemleri yazdı bildirim üzerine veya başka süreli e öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve
her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak huklaruun
yerine getirilmeshıi istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde,
bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde
cevap verilmedi^ takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi İçinde dava
açılabilir."

B. Danıştay İçtihadı

26. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182. K.2011/4711
saydı kararının ilgili kısmı şöyledir:

”jBır eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle,
kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya
çıkabilmektedir.



Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufla bulunurken uyulması zorunlu görülen
kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikle olmakla birlikte,
resmi yetkilerin kullanımı sırasmda gerçekleştiği için idaresinden de aynlamayan görev
kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin
idariliği. zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı. görev kusurundan mı
kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2511 sayılı Kanun 'un 13. maddesinde öngörülen I ve 5 yıllık sürelerin
eylemin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması
zorunludur. Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama
hürriyetini olumsuz elkileyece^ni belirtmek gerekir, Anılan Yasa hükmünde öngörülen lam
yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması
sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması
zorunludur.n

27. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/4/2016 tarihli ve E.2016/3471, K.2016/3026
sayılı karanmın ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, davacının tedavi için gittiği Eskişehir Devlet Hastanesinde lg/04/2011
tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakat kaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal
faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır

idare Mahkemesince, davacının, rahabazlığı nedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir
Devlet Hastanesine gittiği burada yapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer
hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının
soruşturma ... sayılı dosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli
Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporu
dikkate alınarak 'kovuşturmaya yer olmadığına' kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın
Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli ... kararı ile reddedildiği ve kararın
03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğ edildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı
açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014
tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 gün içerisinde idareye başvuruda
bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra 15/12/2014 tarihinde başvuruda
bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi geçtikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan
davanın esastan incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden
davanın reddine karar verilmiştir.

... tam yargı da\!asmm açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın
ortaya çıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen
eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma,
inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin
ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek
boyutta ve biçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları
kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve
engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı
davalarında eylemin idariliği. bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu,
voksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra
saptanabilmektedir.

Olayda işe, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik
Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu



tarihten itibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye başvuruda
bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru üzerine açılan davanın
esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda verilen kararda hukuki isabet
bulunmamaktadır."

28. Danıştay Onuncu Dairesinin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634, K.2018/1334
sayılı kararının İlgili kısmı şöyledir:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'Doğrudan doğruya tam yargı davası
açılması' başlıklı 13. maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari
dava açmadan önce eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem
tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini
istemeleri gerektiği öngörülmüş olup: bu sürelerin, kişilerin haklarını ihlal eden eylemlerin,
idare ile illiyet bağının kurulduğu, başka bir ifadeyle eylemin idariliğinin öğrenildiği
tarihten itibaren başlatılacağı kuşkusuzdur.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade
etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol
açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya
hareketsizliği: idari karar ve işlemle İlgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde
bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.

Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte
ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, de^şik araştırma, inceleme ve hatta ceza
yargdamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken: mevzuatın, üstlendiği ödevin
ve yürüttüğü hizmetin kural usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek
boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, anları
kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve
engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı
davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu
yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra
saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kcmun'un 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin,
eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun,
zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava
açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır. "

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

30. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların başvuru giderlerini
karşılayabilecek ölçüde mal varlıklarının bulunmadığı ve adli yardım taleplerinin dayanaktan
yoksun olmadığı anlaşılmış olup 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri



Kanunu’nun 334. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları uyarınca adli yardım taleplerinin
kabulü ile yargılama giderlerini ödemekten muaf tutulmalarına karar verilmesi gerekir
(Nadali Agheh Köhne Shahrı, B. No: 2014/12633, 9/9/2015, §§ 16-20).

B. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine ilişkin İddia

E Başvurucuları İddiaları

31. Başvurucular kamu makamlarının gerekli önlemleri almaması nedeniyle
yakınlarının hayatını kaybettiğini, yakınlarının ölümüne ilişkin soruşturma neticesinde
verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın başvurucu Hayat Abdulbarl’ye tebliğ
edilmediğini, bu sebeple yakınlarının ölümüne sebep olan kale direklerinin Belediye
görevlileri tarafından bir turnuva kapsamında plaja getirildiğinden ve direklerin
sorumluluğunun Belediyede çalışan garaj amirine ait olduğundan ancak kovuşturmasızlık
kararını temin ettikleri 7/6/2017 tarihi itibarıyla bilgi sahibi olabildiklerini ifade etmiştir.
Başvurucular ayrıca yabancı ülke vatandaşı olup mülteci olmaları. Türkçe bilmemeleri ve
Hayat Abdulbari’nin soruşturma sırasında avukat yardımından faydalandırılmaması nedeniyle
hukuki süreç ve yasal haklarını bilmediklerini, başvurucu Hayat Abdulbari’nin Başsavcılıktan
dosyanın örneğini temin etmesi sonrasında işin hukuki mahiyetini bilen bir arkadaşına
danışarak hem kovuşturmasızlık kararının içeriğini hem de mağduriyetini ve haklarını
öğrendiğini, dolayısıyla 7/6/2017 tarihinin öğrenme tarihi olarak kabul edilmesi gerekirken
dava açma süresinin ölümün meydana geldiği tarih esas alınarak hesaplanması suretiyle
davanın süre aşımından reddedilmesinin hatalı bir değerlendirme olduğunu belirterek yaşam
ve adil yargılanma haklan başta olmak üzere çeşitli anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.

2. Değerlendirme

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir,"

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki
nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir
Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuruculann şikâyetlerinin özü, İdare
Mahkemesinin dava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasındaki katı
değerlendirmesi ve bu uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasının incelenememesidir. Bu
nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.



Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman hak
arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa’nın 36. maddesine "adil
yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede. Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil
edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa
İnsan Haklan Mahkemesi. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye
erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağhk Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Lfd
Şii., B. No: 2014/13156.20/4/2017, § 34).

36. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir
temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı
ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir
mahkeme tarafindan görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren
güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının
tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı
güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mahammed Aynosah, B. No: 2013/8896.
23/2/2016, § 33).

37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde
mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın
etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan
Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

38. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davanın süre
aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucuların
mahkemeye erişim haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler. ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar.... ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz."

40. Anayasa’mın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama
nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün
olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da
hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı
düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın
başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün
olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım
düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve
hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa’nın
13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay, B.
No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).

41. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen mahkemeye erişim
hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya
uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve
ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.



(1) Kanunilik

42. Başvurucuların yakınının ölümü nedeniyle uğradıkları zararın tazmini istemiyle
açtıklan davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin mahkeme kararının 2577
sayılı Kanun’un 13. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda
başvurucuların mahkemeye erişim haklarına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının
mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne olduğu hususu
benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafindan müteaddit defa incelenmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem yada eylemlere karşı açılacak davalarda
süre koşulu öngörülmesinin en genel ifadesiyle Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen
hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı
bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım. B, No:
2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner. B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49;
Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet
Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

44. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde
kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren,
bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların
mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, § 52).

45. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın
hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunla
öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de
kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta
öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış
uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da
kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebilir (özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd Şii.. § 38).

46. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an mahkemeye erişim
hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır (Yaşar Çoban
[GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını
belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir.
Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihin
belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa
Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten itibaren
başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarımın mahkemeye erişim
hakkına etkisini somut olayın koşullan ışığında incelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No:
2014/18135. 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava
hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar



olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması
dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar
Çahan, § 66).

47. Öte yandan kişilerin bireysel başvuruda bulunmak için dava ve başvurularını
takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülüklerinin var olduğunun altı çizilmelidir
(A.C ve diğerleri [GK), B. No: 2013/1827, 25/2/2016, § 29). Bu yükümlülük kapsamında,
kişiler adli makamlar nezdindeki kendilerini ilgilendiren soruşturmaların akıbetini takip etme
konusunda gerekli özeni göstermelidir. Söz konusu özen yükümlülüğü kapsamında kişilerin
kendilerinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediklerinin başvurunun
özelliklerinin dikkate alınarak incelenmesi gerekir (^S-A^ B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §
28).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

48. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 26, 28) Danıştay içtihadında ortaya konulduğu
üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında
idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca
zararla idari eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve
doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen de çok sonra
değişik araştırma, inceleme hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Bu
çerçevede eylemin idariliğinin yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden
çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu
tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Haşan Oğuz ve diğerleri, B. No:
2015/2700.7/2/2018, §48).

49. İdare Mahkemesi ise başvurucuların ''tazminat istemlerine dayanak olan ölüm
olayım ve olaya sebebiyet veren olguları olay tarihi olan 25.09.2015 günü itibari ile
öğrendikleri,... davacıların hak ihlaline yol açtığını öne sürdükleri ölüm olayını ödendikleri
25,09.2015 gün^n itibaren 1 yıl içinde idareye başvurarak zararlarının tazminini istemeleri
bu başvurunun tamamen ve kısmen reddi üzerine 60 gün içinde davalarını açmaları
gerekirken olayın üzerinden 2 yıla yakın bir süre geçtikten sonra şikayetçi dahi olmadıkları
savcılık dosyasından fatokopi talep edilmesi [üzerine]" dava açtıkları gerekçesiyle davanın
reddine karar vermiştir (bkz. § 20).

50. Başvurucular bireysel başvuruya konu yargılama sürecinin her aşamasında,
Hayat Abdulbari’nin 7/6/2017 tarihinde Türkçe ve Arapça bilen bir arkadaşıyla Cumhuriyet
Başsavcılığına dilekçeyle başvurarak soruşturma dosyasının örneğini temin etmesi ve
arkadaşı tarafından kovuşturmasızlık kararının kendisine tercüme edilmesi sonrasında
oğlunun başına düşen kale direklerinin Belediyeye ait olduğunu ve garaj amiri tarafından
plaja getirildiğini, dolayısıyla bu aşamadan sonra olayda Belediyenin hizmet kusuru
olabileceğini, haklan ile mağduriyetini öğrendiğini ifade etmiştir (bkz. §§ 18,21).

51. Somut başvuruda, başvuruculanın yakınlarının başına düşen kale direklerinin
Belediyeye ait olduğunu ve garaj amiri tarafından plaja getirildiğini önceden bilmediklerine
yani eylemin idariliğini kovuşturmasızlık kararının içeriğinden haberdar olmalarıyla
öğrendiklerine dair iddiaları karşısında İdare Mahkemesi tarafından dava açma süresinin
başlangıcının ölüm olayının gerçekleştiği tarihten itibaren başlatılmasının somut olayın
şartları bakımından mahkemeye erişim hakkını zedeleyecek şekilde katı bir yoruma sebebiyet
verip vermediği incelenmelidir.



52. Bu noktada öncelikle Suriye uyruklu olan başvurucuların bulundukları yabancı
bir ülkede başlarına gelen olayda kale direklerinin Belediyeye ait olduğunu
bilemeyebilecekleri yapılacak değerlendirmede gözönüne alınmalıdır.

53. Başvurucuların yakınının hayatını kaybetmesine ilişkin olarak yürütülen
soruşturmada başvurucu Hayat Abdulbari’nin avukatı bulunmadan verdiği beyanında kale
direklerinin oğlunun üzerine düşmesi sonucu vefatı olayıyla ilgili olarak kimseden şikâyetçi
olmadığını belirttiği anlaşılmıştır (bkz. § 11).

54. Dosyanın incelenmesi neticesinde başvurucuların soruşturma sürecine
katıldıklarına, soruşturmanın akibetindcn 7/6/2017 tarihinden önce haberdar olduklarına ya
da kovuşturmasızlık kararının beyanı alınan Hayat Abdulbari’ye tebliğ edildiğine dair
herhangi bir bilgi veya belgeye rastlanmamıştır (bkz. § 16).

55. Oysa 5271 sayılı Kanunu’nun 172. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın suçtan zarar görene tebliği gerekmektedir (bkz. §
24). Başvurucu Hayat Abdulbari’nin ölenin annesi olduğu, dolayısıyla suçtan zarar gören
sıfatını haiz olduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır.

56. Her ne kadar olay hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma
açıldığından beyanı alınmak suretiyle haberi olan başvurucu Hayat Abdulbari’nin
soruşturmanın akıbetini öğrenmek için l yıl 8 ay boyunca beklemiş olması kişilerin dava ve
başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri (bkz. § 47) bakımından
bir özensizlik olarak değerlendirilebilecek olsa da dava açma süresi tespit edilirken
başvurucuların Suriye uyruklu olmalarının, Türkçe bilmediklerinin, yürütülen soruşturma
sürecinde avukat yardımından faydalanmamış olmalarının dikkate alınması gerektiği
değerlendirilmiştir.

57. Aynca -özellikle de kanuni bir zorunluluk olduğu hâlde- kamu gücüne sahip bir
makam olan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın
tebliğ edilmemesinin eylemin idariliğinin başvurucular tarafından öğrenilmesinin
gecikmesine neden olması da yukarıda ifade edilen hususlarla bir bütün olarak
değerlendirildiğinde İdare Mahkemesi tarafından ölüm tarihi esas alınarak dava açma
süresinin belirlenmesine ilişkin yorumun başvurucuların dava açmalarını aşırı derecede
zorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bahse konu yorumla davanın süre aşımından
reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin
ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim haklarının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.

59. Mahkemeye erişim hakkının ihlaline karar verilmesiyle birlikte kamu
makamlarının gerekli önlemleri almaması nedeniyle yaşam hakkının koruma
yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın İdare Mahkemesi tarafından araştırılıp
değerlendirilebilmesi imkânı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ikincillik ilkesi gereği, yaşam
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia bakımından bu aşamada ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek görülmemiştir.



3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

60, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal karan verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmtdda yükümlü mahkeme. Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."

61. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve başvurucu Hayat
Abdulbari için 300.000 TL maddi, 200.000 TL manevi tazminat, başvurucu Muhanned
Ferdusi için 100.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 300.000 TL maddi, 300.000
TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

62. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)
kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel
İlkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal
kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı
anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret
etmiştir (Aligüi Alkaya ve diğerleri (2). B. No: 2016/12506,7/11/2019).

63. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği
takdirde ihlalin ve sonuçlarmın ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için teme! kural,
mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin
sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin
durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan
kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu
bağlamda uvgun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan. §§ 55.
57).

64. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali
gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanuncun 50. maddesinin (2)
numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünn 79. maddesinin (î) numaralı fıkrasının
(a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderılmesine hükmeder. Anılan
yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan
kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen
bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararma
bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın
yerillenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkememin yeniden yargılama sebebimin
varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir
kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin
Anayasa Mahkemesinin ihlal karan nedeniyle yeniden yargılama karan vererek devam eden



ihlalin sonuçlarım gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§
58, 59; Alkaya ve diğerleri (2). §§ 57-59,66, 67).

65. İncelenen başvuruda başvurucuların davasının süre aşımı gerekçesiyle
reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak
yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.
maddesinin (2) numaralı fikrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldınılmasına
yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa
Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere
uygun yeni bîr karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden
yargılama yapılmak üzere Adana 3. idare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi
gerekmektedir.

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir
giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

68. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara
müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman adil yargılanma hakkı
kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 3. İdare Mahkemesine
(E.2017/991) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara
MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması
hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,



H. Kararm bir örneğinin bilgi için Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava
Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

L Kararm bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.


Dosyalar

Kaynak Metin
(Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.

Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul