• Bireysel No: 2014/7805
  • Karar Tarihi: 05.10.2017
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR

ERTUĞRUL DALBAŞ BAŞVURUSU

Başvuru Numarası : 2014/7805
Karar Tarihi : 25/10/2017

Başkan
Üyeler

Raportör
Başvurucu

: Burhan ÜSTÜN
: Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN
Haşan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ

: Gülbin AYNUR
: Ertuğrul DALBAŞ

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idare mahkemesi kararma karşı üst mahkemeye yapılan kanun

yolu (itiraz) başvurusunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/5/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya

tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:
9. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürlüğü emrinde

şube müdürü olarak görev yapan başvurucu, Kurumun Disiplin Kurulunun 21/2/2012
tarihli kararıyla kınama cezası ile cezalandırılmıştır.



10. Başvurucu, kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin
yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle İstanbul 5. İdare Mahkemesinde dava
açmıştır.

11. Başvurucu, dava dilekçesinde tebligat adresi olarak çalıştığı Kurumun
adresini göstermiştir.

12. İstanbul 5. İdare Mahkemesi 16/5/2012 tarihli kararıyla yürütmenin
durdurulması istemini reddetmiştir.

13. Bu karar 8/6/2012 tarihinde dava dilekçesinde gösterdiği işyeri
adresinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucunun yürütmenin durdurulması talebinin reddine dair karara
karşı yaptığı itiraz, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 29/6/2012 tarihli kararıyla
reddedilmiştir.

15. Bu karar da başvurucunun dava dilekçesinde gösterdiği işyeri adresine
tebliğe çıkarılmış ancak tebligatın gerçekleştirilememesi nedeniyle tebliğ evrakı iade
edilmiştir.

16. Tebliğ evrakının iade edilmesi üzerine İstanbul 5. İdare Mahkemesi
29/6/2012 tarihli kararı bu kez "MERNİS Adresi" açıklamasıyla "G. Mahallesi Ü. Sokak
No: 14İç Kapı No: 4 ..." adresine tebliğe çıkarmıştır.

17. Bu tebligat 14/8/2012 tarihinde bizzat başvurucaya teslim edilmek
suretiyle gerçekleştirilmiştir.

18. Dava, İstabul 5. İdare Mahkemesinin 27/2/2013 tarihli kararıyla
reddedilmiştir.

19. Karar, bir önceki tebligatın gerçekleştirildiği "G. Mahallesi Ü. Sokak
No: 14 İç Kapı No: 4 ..." adresine tebliğe çıkarılmıştır. Ancak bu tebliğ zarfında bir
önceki tebligattakinin (bkz. § 16) aksine söz konusu adresin MERNİS (Merkezî Nüfus
İdaresi Sistemi) adresi olduğuna dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

20. Tebliğ memuru tarafından tebliğ mazbatasının üzerindeki adreste yer
alan "Ü. Sokak" kısmı çizilerek el yazısıyla "K. Sokak İSKİ Lojmanları No: 8" olarak
düzeltilmiştir. Başvurucu bireysel başvuru formunda, yaklaşık on beş yıldır ikamet
adresinin aynı olduğunu ancak Belediyenin sokak isimlerini değiştirdiğini, tebligatın
sokak ismi yönünden güncellenmeyen eski MERNİS adresine gönderilmesi sonucu
adresin karıştırılmış olması ihtimalinin bulunduğunu belirtmektedir.

21. Bu şekilde düzeltilen adrese gidildiğinde başvurucunun bulunamadığı
belirtilerek 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca
kapıya haber kâğıdı yapıştırılmak suretiyle tebliğ evrakı 29/3/2013 tarihinde muhtara
teslim edilmiştir. Tebliğ mazbatasının üzerine E.A. isimli komşuya haber verildiği şerhi
düşülmüştür.

22. Başvurucu 8/7/2013 tarihinde, İstanbul 5. İdare Mahkemesinin esas
hakkındaki 27/2/2013 tarihli kararına karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi nezdinde
itiraz yoluna başvurmuştur.

23. Başvurucu itiraz dilekçesinde; itiraza konu kararın kendisine usulüne
uygun olarak tebliğ edilmediğini, karan dosyanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek
için Mahkeme Kalemini telefonla araması üzerine 4/7/2013 tarihinde karardan haberdar
olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, dava dilekçesinde gösterdiği işyeri adresinin



tebligata elverişli bir adres olduğunu, MERNIS adresine yönelmeyi gerektiren bir
durum bulunmadığını, kaldı ki tebliğ zarfına yazılan MERNİS adresinin de güncel
olmayıp davanın açıldığı tarihteki MERNİS adresi olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,
muhtarlıktan yaptığı araştırmada tebligattan en yakın komşu olarak haberdar edildiği
belirtilen ancak kendisinin tanımadığı E.A. isimli şahsın farklı bir sokakta oturduğunu
tespit ettiğini, dolayısıyla adı geçen kişinin komşusu olmadığını belirterek usulsüz
tebligat nedeniyle itirazının süresinde yapıldığının kabul edilmesini talep etmiştir.
Başvurucu, E.A. isimli şahsın G. Mahallesi Z. Sokak No: 7 ...Apt. ... Blok Daire ...'de
ikamet ettiğine dair 8/7/2013 tarihli muhtarlık yazısını itiraz dilekçesi ekinde İstanbul
Bölge İdare Mahkemesine sunmuştur. Başvurucu aynı belgeyi bireysel başvuru fonnuna
da eklemiştir.

24. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 27/9/2013 tarihli kararıyla itirazı süre
aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde İstanbul 5. İdare Mahkemesinin
itiraza konu kararının başvurucuya 29/3/2013 tarihinde tebliğ edildiği, bu tarihten
itibaren otuz günlük itiraz süresi geçirildikten sonra 8/7/2013 tarihinde itirazda
bulunulduğu belirtilmiştir.

25. İtirazın süre aşımından reddine dair karar "MERNİS Adresi"
açıklamasıyla "G. Mahallesi K. Sokak No: 8 İç Kapı No: 4 ..." adresine tebliğe
çıkarılmış ve başvurucuya tebliğ edilmiştir.

26. Bu aşamada dava dosyasına ibraz edilen 19/11/2013 tarihli
vekâletnameye istinaden Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) başvurucu vekili
eklenmiştir.

27. Başvurucunun karar düzeltme istemi İstanbul Bölge İdare Mahkemesi
Birinci Kurulunun 18/3/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

28. Nihai karar 25/4/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
29. Başvurucu 22/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari

davaların açılması" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"İdari davalar, Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi

başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılır.
2. Dilekçelerde;
a) Tarafların ve varsa vekillerinin... adresleri...
(...)

Gösterilir."
31. 2577 sayılı Kanun'un olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan şekliyle

"İtiraz" kenar başlıklı 45. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. İdare ve vergi mahkemelerinin;

(...)

c) Kamu görevlilerine uyarma ve kınama cezası verilmesine ilişkin
işlemlerden,

(...)



kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihaî kararlar ile
tek hâkimle verilen nihaî kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa
dahi mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine
itiraz edilebilir.

2. İdare ve vergi mahkemelerinin yukarıdaki Jikra uyarınca verdikleri
nihai kararlara karşı itiraz süresi, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz
gündür.

(■■)"

32. 7201 sayılı Kanun'un "Bilinen adreste tebligat" kenar başlıklı 10.
maddesi şöyledir.

"Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu
kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle
her yerde tebligat yapılması caizdir.

(Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./3.mad.) Bilinen en son adresin
tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması
hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulman yerleşim yeri adresi,
bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır."

33. 7201 sayılı Kanun'un "Belli bir yerde veya evde meslek ve sanat icrası"
kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o
yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya
müstahdemlerinden birine, ...yapılır."

34. 7201 sayılı Kanun'un "Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina" kenar
başlıklı 21. maddesi şöyledir:

"Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler
mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste
bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak
evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta
amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin
adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına
yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa
keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından
birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya
yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.

(Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./S.mad.) Gösterilen adres muhatabın
adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o
adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak
evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta
amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin
adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına
yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır."

35. 7201 sayılı Kanun'un "Usulüne aykırı tebliğin hükmü " kenar başlıklı 32.
maddesi şöyledir:



"Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş
ise muteber sayılır.

Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ...
konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ...
görülmesini istemek hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi İçtihadı

37. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkını
hukukun üstünlüğü ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; mahkemeye
erişim hakkının ve başvuru yapılabilmesi konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve
dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip
olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da
uygulamadaki belirsizliklerin taraflann mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda
bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99,
23/1/2003, § 34).

38. AİHM, dava hakkını süre smınna bağlayan iç hukuk hükümlerinin
yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi
olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu
olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren
kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığma işaret
eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru
yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini
değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun
özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri
çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir {Eşim/Türkiye, B. No:
59601/09, 17/9/2013, § 20).

39. AİHM'e göre mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da
imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol açabilir.
Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin
öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki
belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne
var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da
yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını
kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir
(Osu/İtalya, B.No: 36534/97,11/7/2002, §§ 36-40).

40. Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma
hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma
imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Bayar ve
Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42).



41. AİHM; Sözleşme sisteminin bazı durumlarda Sözleşmeci devletlerin
Sözleşme’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklardan etkili olarak
yararlanılmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almasını gerektirdiğini
(Vaudelle/Fransa, B. No: 35683/97,3/1/2001, § 52), bunun her şeyden önce hakkında
dava açılan kişinin durumdan haberdar edilmesini içerdiğini ifade etmektedir (Dilipak
veKarakaya/Türkiye, B. No: 7942/05, 24838/05, 4/3/2014, § 77).

42. AİHM, asliye hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında davalı
tarafın adresinin tespit edilememesi nedeniyle ilan yoluyla tebligat yapılarak hakkındaki
davanın bildirilmesi ve yargılamanın davalının yokluğunda neticelendirilmesinin şikâyet
konusu edildiği başvuruda yetkili makamların, hakkında açılan davayla ilgili olarak
başvuranı bilgilendirmek amacıyla gerekli özeni gösterip göstermediklerinin
belirlenmesi gerektiğine dikkat çekmiştir {Dilipak ve Karakaya/Türkiye, § 80).

43. AİHM, somut uyuşmazlıkta 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesinin ikinci
fıkrasında öngörülen kişiye tebligatta bulunulduğu varsayımının Sözleşme ile
kendiliğinden bağdaşmaması hâlinde yine de bilinen son adresin başvurana ait
olduğundan ya da yargılamadan başvuranın haberdar edildiğinden emin olunması
gerektiğini belirtmektedir {Dilipak ve Karakaya/Türkiye, § 100).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucu, idari işlemin iptali istemiyle açtığı davada İdare
Mahkemesince verilen ret kararının tarafına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini,
bu karara karşı Bölge İdare Mahkemesi nezdindeki itirazının usulüne aykırı yapılan
tebliğ tarihi esas alınarak süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin mahkemeye erişim
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ve yeniden yargılama taleplerinde
bulunmuştur.

46. Bakanlık tarafından sunulan görüşte, tebliğ çıkaran makamların itiraza
konu karardan başvuranı bilgilendirmek amacıyla gerekli özeni gösterip
göstermediğinin değerlendirilmesi ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip
edilmediğinin tespitinde takdirin Anayasa Mahkemesinde olduğu ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

47. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin
birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir."

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar
verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim
hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi
gerekir.



2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Yarlığı
49. Anayasa'nın 36. maddesinin birici fıkrasında, herkesin yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alman hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın
36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin
taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma
hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM,
Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını
içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.
No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34). Mahkemeye erişim hakkı, ilk derece mahkemesine
dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma
imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir {AliAtlı, B. No: 2013/500,
20/3/2014, §49).

50. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.
Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma
hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını
ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil
yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz {Mohammed
Aynosah, B. No: 2013/8896,23/2/2016, § 33).

51. Somut olayda ilk derece mahkemesi kararına karşı üst derece yargı
mercii sıfatıyla Bölge İdare Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz başvurusunun süre
aşımından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir
müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
52. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek
anlamına geldiğini; kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme
kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde
etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade
etmiştir {Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

53. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin
öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik ilkesinin
gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak mevzuatta
öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu
sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına
başvuru haklarını kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir
{Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).

54. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar,... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."



55. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen
koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil
edecektir.

56. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak Anayasa’nın
13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe
dayanma, Ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik
57. Başvurucunun ilk derece mahkemesi kararına karşı yaptığı itirazın otuz

günlük itiraz süresinin geçirildiği gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Bölge İdare
Mahkemesi kararının 2577 sayılı Kanun'un eski 45. maddesinin 2. fıkrasına (bkz. § 31)
dayandığı görülmektedir. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim
hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç
58. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına

alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni
öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan
mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da
hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca
hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da
Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların
sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım
koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından
kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu
açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı
olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 10).

59. Yargı kararlarının tabi kılınacakları bir kanun yolu incelemesi
neticesinde ortadan kaldırılma ihtimalinin hukuk düzeni içinde sürekli olarak gündemde
tutulması hukuki güvenlik ve istikrar ilkeleriyle bağdaşmaz. Yargılamaların
sürüncemede kalmasını engellemek, uyuşmazlıkların mümkün olan en kısa süre içinde
nihai çözüme kavuşturulmasını, hukuk aleminde etki ve sonuçlarını doğurması beklenen
kesin hükmün bir an önce teminini sağlamak düşüncesiyle yargı kararlarına karşı üst
mahkemeler nezdinde yapılması öngörülen kanun yolu başvurulan kanunlarla belli
sürelere bağlanmıştır. Bu itibarla kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre
koşuluna bağlanması, yukanda belirtilen sakıncalan bertaraf ederek hukuki güvenlik ve
istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet eder.

iii. Ölçülülük

60. Bireysel başvuruya konu olayda, ilk derece mahkemesi kararına karşı
yapılan itiraz başvurusunda Bölge İdare Mahkemesinin otuz günlük itiraz süresini
MERNİS adresine yapılan tebliğ tarihinden başlatarak itirazı süre aşımı gerekçesiyle
reddetmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin
ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekir.

(1) Genel İlkeler

61. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim
hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak Anayasa’nın 13. maddesinde



yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız
hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.

62. Kanun yoluna başvuru süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek
ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir.
Bireysel başvuruda ikincillik ilkesi gereği, kanun yoluna başvuru süresinin başlatılacağı
tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır.
Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, kanun yoluna başvuru süresinin
hangi tarihten başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarının
mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşullan ışığında incelemektir. Bu
itibarla derece mahkemelerinin kanun yoluna başvuru süresinin başlangıcına esas
aldıklan tarihi belirlerken kullandıkları kriterler, somut olay yönünden bu kriterlerin
kabul edilebilirliğine ve uygulanabilirliğine dair yorum ve değerlendirmeleri
mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem
taşımaktadır.

63. Bu bağlamda derece mahkemelerinin kanun yoluna başvuru süresinin
başlangıcına esas aldıklan kriterlerden biri de tebliğ tarihidir. Tebligat, yetkili
makamlarca birtakım hukuki işlemlerin bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri
amaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun
olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerin kendilerine
bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir. Usulüne
uygun olarak yapılan tebligat, Anayasa'da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma
hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin
önemli güvencelerinden biridir (AYM, 13/11/2014, E.2013/95, K.2014/176).

64. Yetkili makamların tebliğ işlemlerini yürütürken gerekli özeni
göstermemesi nedeniyle muhatabı tebliğ konusuna vâkıf olamayabilir. Böyle bir
durumda kanun yoluna başvurma süresinin hak sahibinin henüz başvuru hakkının
doğduğundan haberdar olmadığı ve somut olayın özel koşullan çerçevesinde haberdar
olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir tarihte işletilmeye
başlanması kişinin kanun yoluna başvuru imkânını zayıflatabileceğinden hakkın
varlığını anlamsız kılabilir ve bu suretle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi
ölçüsüz hâle getirebilir (Benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yaşar Çoban [GK], B.
No: 2014/6673, 25/7/2017, § 65).

65. Bu itibarla başvurucunun kanun yolu incelemesi amacıyla üst
mahkemelere taşımak istediği yargı kararından haberdar edildiği hususu herhangi bir
tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açık ve net olarak görülmelidir. Dolayısıyla
yetkili makamların kanun yolu başvurusuna konu yargı kararı hakkında muhatabını
bilgilendirmek -keza yargı merciinin de kanun yolu incelemesi için öngörülen sürenin
başlangıcına esas aldığı tarih itibarıyla başvurucunun incelemeye konu karardan
haberdar olduğunu belirlemek- amacıyla her bir somut olayın özel koşullarının da
gerektirdiği özeni gösterip göstermediğinin tespiti, mahkemeye erişim hakkına yönelik
güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının ortaya konulması bakımından önem arz
etmektedir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
66. Başvurucu, itiraza konu mahkeme kararının tarafına usulüne uygun

olarak tebliğ edilmediğini ileri sürmekte; itiraz süresinin başlangıç tarihi olarak usulüne
aykırı olarak yapılan tebliğ tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal
ettiğinden şikâyet etmektedir.



67. Somut olayda başvurucunun dava dilekçesinde tebligat adresi olarak
çalıştığı kurum (işyeri) adresini gösterdiği ancak yargılama safhasında yürütmenin
durdurulması talebinin reddi kararma karşı yaptığı itirazın reddine dair Bölge İdare
Mahkemesinin 29/6/2012 tarihli kararının işyeri adresine çıkarılan tebligatının iade
edilmesi üzerine yeniden MERNİS adresine tebliğe çıkarıldığı ve MERNÎS adresinde
bizzat başvurucuya tebliğ edildiği tespit edilmiştir (bkz. §§ 16, 17). Yargılamanın
devamı sürecinde itiraz incelemesine konu esas hakkındaki 27/2/2013 tarihli kararın da
aynı adrese (bkz. § 19) tebliğe çıkarıldığı ancak bu kez tebliğ zarfı üzerindeki adresin
sokak ismi ve kapı numarası kısımları tebliğ memuru tarafından düzeltildikten sonra
belirlenen yeni adreste (bkz. § 20) tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 21. madde hükmüne
göre gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Tebligat tutanağına "Adreste kimse bulunmaması
üzerine adresin kapalı olma sebebi komşusu E.A. 'ya soruldu. Muhatabın işte olduğunu
beyan edip beyanını imzadan kaçındı. Tebliğ imkânsızlığı sebebiyle mahalle muhtarına
tebliğ edildi. Kapısına iki nolu haber kağıdı yapıştırılarak komşusu E.A.'ya haber
verildi." şerhi düşülerek 29/3/2013 günlü şerhin altının tebliğ memuru tarafından
imzalandığı görülmektedir.

68. Başvurucunun Bölge İdare Mahkemesine sunduğu 8/7/2013 tarihli itiraz
dilekçesinde ileri sürdüğü temel iddianın usulsüz tebligat nedeniyle 7201 sayılı
Kanun'un 32. maddesi uyarınca karardan haberdar olduğu tarihe göre itiraz süresinin
başlatılarak talebinin esastan incelenmesi gerektiği hususuna ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır.

69. Başvurucunun itiraz dilekçesinde tebligatın usulsüzlüğü iddiaları
çerçevesinde dava dilekçesinde gösterdiği işyeri adresi yerine güncel olmayan MERNİS
adresine tebligat çıkarılmış olması, 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre
gerçekleştirilen tebligatta komşusu olduğu şerhi düşülen şahsın farklı bir sokakta ikamet
etmesi hususlarını ileri sürdüğü görülmektedir.

70. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun yargılama sürecinde
adına çıkarılacak tebligatların dava dilekçesinde gösterdiği adreste gerçekleştirileceği
yönündeki beklentisi makul kabul edilebilir. Bununla birlikte daha önce işyeri adresine
yapılan tebligatın iade edilmesi sebebiyle başvurucuya MERNİS adresinde bir kez
tebligat yapıldığı, başvurucunun MERNİS adresinde gerçekleştirilen bu tebligat üzerine
bundan sonra yapılacak tebligatlar yönünden hangi adresinin kullanılmasını istediğiyle
ilgili derece mahkemesine bir geri bildirimi olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu
aşamadan sonra MERNİS adresine tebligat yapılmasının başvurucu açısından somut
olayın özel koşullarında öngörülebilir bir durum olduğu sonucuna varılmıştır.

71. Öte yandan itiraz incelemesine konu kararın bir önceki tebligatta
MERNİS adresi olarak tespit edilen adrese (bkz. § 19) tebliğe çıkarıldığı ancak bu
adresin güncel MERNİS adresi olmadığı görülmekte ise de söz konusu adresteki sokak
adı ve bina numarası kısımlarının tebliğ memuru tarafından el yazısıyla düzeltildiği, bu
şekilde düzeltilen yeni adresin (bkz. § 20) başvurucunun güncel MERNİS adresi olduğu,
nitekim yargılamanın ilerleyen safhasında bu adreste kendisine başka bir tebligatın da
yapıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 25). Bu itibarla tebliğe yetkili makamlarca, tebliğ
yapılması öngörülen MERNİS adresinin tebliğ zarfı üzerinde doğru ve güncel bir
şekilde belirtilmesi noktasında gerekli özenin gösterildiği anlaşılmıştır.

72. Bununla birlikte başvurucunun 7201 sayılı Kanun'un 21. maddesi
uyarınca yapılan tebligatta komşusu sıfatıyla tebligatın haber verildiği belirtilen şahsın



farklı bir sokakta ikamet ettiğini ileri sürdüğü, bu iddiasını ispata yönelik olarak
8/7/2013 tarihli muhtarlık yazısını itiraz dilekçesi ekinde Bölge İdare Mahkemesine
ibraz ettiği, bu suretle esasen tebliğ zarfı üzerinde yazılı adres doğru olsa dahi tebliğ
memuru tarafından fiilen gidilen adresin doğru olmadığı iddiası noktasında resmî bir
belgeyi Bölge İdare Mahkemesine sunduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen yukarıda yer
verilen mevzuat hükümlerine göre tebligatın usulüne uygun olup olmadığına ilişkin ayrı
ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren bu esaslı iddianın Bölge İdare Mahkemesi
kararında değerlendirilmediği görülmektedir. Dolayısıyla Bölge İdare Mahkemesinin
itiraz süresinin başlangıcına esas aldığı tebliğ tarihi itibarıyla başvurucunun itiraz
istemine konu yargı kararından haberdar olup olmadığının tespiti noktasında somut
olayın özel koşullarında gerekli özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemez.

73. Bu itibarla Bölge İdare Mahkemesinin başvurucu tarafından ileri
sürülen iddialar çerçevesinde itiraza konu kararın tebligatının usulüne uygun yapılıp
yapılmadığına yönelik hiçbir araştırma yoluna gitmeksizin ya da değerlendirmede
bulunmaksızın ihtilaf konusu tebligattaki tebliğ tarihinden itibaren itiraz süresinin
başlatılması şeklindeki yaklaşımının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında
öngörülebilirlik sınırlan içinde olmadığı ve başvurucunun mahkemeye ulaşmasını aşırı
derecede zorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim
hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna vanlmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde
güvence altma alman adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları
şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya
da edilmediğine karar verilir. İhlal karan verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere
dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya
üzerinden karar verir."

76. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek ihlalin
giderilmesi talebinde bulunmuştur.

77. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altma alman adil yargılanma
hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

78. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin
yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 5. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmesi gerekir.



79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama
giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nm 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma
hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye
erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmak üzere İstanbul 5. İdare Mahkemesine (E.2012/513, K.2013/517)
GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına
başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde
bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan Üye Üye
Burhan ÜSTÜN Serruh KALELİ Hicabi DURSUN

Üye
Haşan Tahsin GÖKCAN

Üye
Rıdvan GÜLEÇ



Kaynak Metin
(Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.

Copyright © 2015. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul