• Bireysel No: 2014/7256
  • Karar Tarihi: 07.02.2019
Kaynak: Resmi Gazete
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

27 Mart 2019 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 30727

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

GENEL KURUL
KARAR

FATİH SARAMAN BAŞVURUSU

Başvuru Numarası : 2014/7256
Karar Tarihi : 27/2/2019

Başkan : Zühtü ARSLAN
Başkanvekili : Burhan ÜSTÜN
Başkanvekili : Engin YILDIRIM
Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ
Recep KÖMÜRCÜ
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Haşan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportörler : Şermin BİRTANE
Hikmet Murat AKKAYA

Başvurucu : Fatih SARAMAN
Vekili : Av. Mustafa BALABAN

L BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kanunen verilmemesi gereken kişisel verinin idari makamlara
açıklanması ve güvenlik soruşturmasına esas alınması nedeniyle özel hayata saygı hakkının
ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden
sonra Komisyona sunulmuştur.



4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

8. İkinci Bölüm tarafından 8/11/2017 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği
itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula
şevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu 19/11/1983 tarihinde doğmuştur. Adana 4. Asliye Ceza
Mahkemesinin 13/3/2002 tarihli kararı ile başvurucunun hırsızlık suçu nedeniyle 5 ay hapis
cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiş, hapis cezası ağır para cezasına çevrilmiş ve ceza
ertelenmiştir. Başvurucunun suçu işlediği tarihte on sekiz yaşından küçük olduğu
anlaşılmaktadır.

11. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri (CTE) Genel Müdürlüğünün 10/6/2009
tarihli yazısıyla Kocaeli 1 ve 2 No'lu F Tipi Kapalı Ceza înfaz Kurumlan ile Kocaeli 1 ve 2
No'lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarına sözleşmeli infaz ve koruma memurluğu alımı
için sınav yapılmıştır. Sınavla 501 kişinin işe alınması planlanmıştır.

12. Atama yapılmak üzere verilen sınav izni ile Kocaeli Adli Yargı İlk Derece
Mahkemesi Adalet Komisyonu (Komisyon) Başkanlığı tarafından yapılan yazılı ve sözlü
sınavlar sonucunda başvurucu nihai başarı listesinin 300. sırasında yer almaktadır. İnfaz ve
koruma memurluğuna yerleştirilmesi düşünülen başvurucu hakkında Komisyon
Başkanlığınca güvenlik soruşturması işlemlerine başlanmıştır.

13. Adana Valiliği Emniyet Müdürlüğü tarafından Komisyon Başkanlığına hitaben
yazılan 10/9/2009 tarihli yazıda, başvurucu hakkında istenen güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması sonucunda hırsızlık suçundan işlem yapıldığının tespit edildiği bildirilmiş ve yazı
ekinde Adana 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/3/2002 tarihli kararı gönderilmiştir.

14. Komisyon Başkanlığı tarafından CTE Genel Müdürlüğüne gönderilen
9/10/2009 tarihli yazıda, hırsızlık suçu nedeniyle başvurucunun devlet memurluğuna
atanacaklarda aranan şartlan taşımadığı belirtilerek sözleşmeli infaz ve koruma memuru
olarak istihdam edilmesinin uygun olmayacağı görüşü bildirilmiştir.

15. Başvurucu 7/12/2009 tarihli Bilgi Edinme Başvuru Formu ile hakkında yapılan
güvenlik soruşturmasının sonucunun kendisine iletilmesini talep etmiştir.



16. CTE Genel Müdürlüğünün 16/12/2009 tarihli cevabında, başvurucunun
10/7/2003 tarihli ve 25164 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adalet Bakanlığı Memur
Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin "Özel şartlat•" kenar başlıklı 6. maddesinin (5)
numaralı bendinin (d) alt bendinde öngörülen "güvenlik soruşturması olumlu olmak" şartını
taşımaması nedeniyle atamasının yapılmadığı bildirilmiştir.

17. Bunun üzerine başvurucu tarafından 4/2/2010 tarihinde, atama işleminin
yapılmaması nedeniyle Ankara 4. İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

18. Mahkeme 14/12/2010 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararda ceza infaz
kurumlan ile tutukevlerinde çalıştınlacak personel hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırması yapılmasının zorunlu olduğu, ceza infaz kurumu infaz ve koruma memurluğu
görevinin önem ve özelliği gözetildiğinde hırsızlık suçundan mahkûm olması nedeniyle
güvenlik soruşturması sonucu olumsuz olan başvurucunun atanmamasına ilişkin işlemde
hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

19. Başvurucunun temyiz istemi Danıştay Onikinci Dairesinin 10/12/2013 tarihli
kararıyla reddedilerek hüküm onanmıştır.

20. Anılan karar 21/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 21/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Başvurucu, bireysel başvuru yaptıktan sonra Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve
İstatistik Genel Müdürlüğünden temin ettiği 23/11/2017 tarihli adli sicil kaydı ile adli sicil
arşiv kaydı sorgulaması sonuçlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Söz konusu
belgelerde, belgelerin verileceği yer olarak kurum türü kısmına resmî kuramlara, belgenin
konu kısmına ise devlet memurluğu için olduğu yazılmış; başvurucunun adli sicil ve arşiv
kaydının bulunmadığı belirtilmiştir.

23. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Kaçakçılık, İstihbarat, Harekat ve Bilgi Toplama
Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilen 16/11/2017 tarihli yazıda başvurucu hakkında genel
bilgi toplama (GBT) kaydı bulunmadığı bildirilmiştir.

24. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesince Adana İl Emniyet Müdürlüğünden
Adana 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/3/2002 tarihli, başvurucu hakkındaki kararının nasıl
ve nereden tespit edildiği sorulmuştur. Adana Valiliği Emniyet Müdürlüğünün 2/5/2018
tarihinde kayda alman cevabında, kayıtlarının tetkikinden başvurucu hakkında hırsızlık suçu
nedeniyle hazırlık tahkikatı yapılmış olduğunun anlaşıldığı, bunun üzerine Adana
Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan yazışma sonucunda söz konusu mahkeme kararının
temin edildiği bildirilmiştir.

25. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 11/6/2018 tarihli
yazısında 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 10. maddesinin üçüncü
fıkrası hükmü dikkate alındığında on sekiz yaşından küçükken işlenen suçlara dair kayıtların
kamu görevlerine yapılacak atamalar dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında ilgili
kamu kuramlarına verilemeyeceği bildirilmiştir.



IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "Özel
nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlan" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(l)Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi....... ceza mahkûmiyeti ve güvenlik
tedbirleriyle ilgili verilen ile biyometrikve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.

(3) Birinci fıkrada sayılan sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda
öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir..."

27. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:

"Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.

A) Genel şartlar:

Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten
işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış
olsa bile ... hırsızlık,... suçlarından mahkûm olmamak.

8. (Ek: 3/10/2016 - KHK-676/74 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/60 md.) Güvenlik
soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak.

B) Özel şartlar:

2. Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak."

28. Adalet Bakanlığı Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği'nin "Özel şartlar"
kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Genel şartların yanında, atama yapılacak kadroların niteliğine göre aşağıdaki
şartlar aranır:

5) Koruma güvenlik görevlisi ile infaz ve koruma memuru kadrolarına atanabilmek
için;

d) Güvenlik soruşturması olumlu olmak1



29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:

"(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni
sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; ... atamaya veya
seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,

Yoksun bırakılır.

(4) ...fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra
hükmü uygulanmaz."

30. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar
başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin
otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına,
değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde
ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler."

31. 5352 sayılı Kanun'un "Arşiv bilgilerinin istenmesi" kenar başlıklı 10.
maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve
kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya
mahkemelerce istenebilir."

32. 7/9/2005 tarihli ve 25929 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adli Sicil
Yönetmeliği'nin 12. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve
kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere mahkeme, hâkim veya savcılıklarca
istenebilir."

33. Adli Sicil Yönetmeliği'nin "Adlî sicil bilgilerinin sınırlı olarak verilebileceği
haller" kenar başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları ancak soruşturma ve
kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere mahkeme, hâkim veya savcılıklara talep
halinde verilir."

34. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan
1/1/2006 tarihli ve 55 sayılı Genelge'nin ilgili kısmı şöyledir:

"Adlî sicil kayıtlarının şahsi başvurularda ilgilisi dışındaki kişilere verilmemesi
gerektiği hususunda, Genel Müdürlüğümüzde düzenlenen hizmet içi eğitim kurslarında



üzerinde önemle durulmasına ve tüm uyarılara rağmen konuya gereken özen ve hassasiyet
gösterilmeyerek, ilgilisi dışındaki şahıslara adlî sicil kaydı verilmek suretiyle yer yer
şikayetlere sebebiyet verildiği müşahede olunmuştur.

Bu itibarla;

1) Haklarında mahkemelerce mülga 2253 sayılı Kanunun 12 nci veya mülga 765 sayılı
Kanunun 55 inci maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nun 31 inci maddesi uygulanan onsekiz
yaşından küçükler hakkında adlî sicil ve arşiv kayıtlarının; ancak, soruşturma ve
kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere mahkeme, hâkim veya savcılıklarca
istenildiği takdirde verilmesi hususunda gereken tüm tedbirlerin alınması, konu ile ilgili
olarak adlî sicil görevlilerinin bilgilendirilerek uyarılması

35. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle
Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri
Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili
olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve
bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve
belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat
teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde
çalışacak personel hakkında yapılır.

Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar
görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli
ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik
soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst
kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak
yönetmelik ile düzenlenir."

36. 12/4/2000 tarihli ve 24018 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Güvenlik
Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "Güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırması yapacak makamlar" kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,
Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır.

içişleri Bakanlığı Kaçakçılık İstihbarat Harekat ve Bilgi Toplama Dairesi
Başkanlığı ndaki bilgi kayıtları ile Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel
Müdürlüğündeki adli sicil kaydı, talepleri üzerine, güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasını yapacak makamlar ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili birimlerine verilir."

37. Yönetmeliğin "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak
personel" kenar başlıklı 8. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:



"Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması; gizlilik dereceli birim ve kısımlar ile
askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz kurumlan ve tutukevlerinde
çalıştırılacak personel hakkında yapılır.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri, güvenlik soruşturması ve
arşiv araştırmasını; bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve
kısımları ile yurtdışı teşkilatında ve askeri, emniyet, istihbarat teşkilatlarında ve ceza infaz
kurumu ve tutukevlerinde çalıştırılacak personel hakkında yapar."

38. Yönetmeliğin "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında araştırılacak
hususlar" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

"Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişinin içinde bulunduğu ortam da
dikkate alınarak:

a) Kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı
bir devletin uyrukluğuna girip girmediği,

b) Kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve
istihbarat ünitelerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve
hakkında bir tahdidin olup olmadığı,

c) Yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen
Suçlar Hakkında Kanuna ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davranıp davranmadığı.

d) Şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak şekilde kumara,
uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşırı bir şekilde menfaatine düşkün olup olmadığı, ahlak ve
adaba aykırı davranıp davranmadığı,

e) Yabancılarla, özellikle hasım ve hasım olması muhtemel Devlet mensuplan ve
temsilcileriyle ilgili derecesinin iç yüzü ve nedeni,

fi Sır saklama yeteneğinin olup olmadığı,
araştırılır."

39. Devlet Personel Başkanlığının 26/8/2013 tarihli ve 13899 sayılı, üniversitede
araştırma görevlisi olarak çalışan, adli sicil kaydı bulunmayan ancak küçük yaşta işlediği
suçlardan dolayı 3 yıl 1 ay 15 gün ve 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile tecziye edilen
personelin 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı
alt bendi çerçevesinde görevine devam edip edemeyeceği hususunda verdiği görüşün ilgili
kısmı şöyledir:

"25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 10 uncu maddesinde; ...Onsekiz
yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv kayıtları; ancak soruşturma ve kovuşturma
kapsamında değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce
istenebilir. ” hükmüne yer verilmek suretiyle, kamu kurumlarının özel kanunlarda gösterilen
hallerde (657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi gereği) ilgililerin adli sicil arşiv bilgilerini
isteyebileceği, ancak suçun işlendiği tarihte 18 yaşından küçük olanlarla ilgili adli sicil ve
arşiv kayıtlarını sadece soruşturma ve kovuşturma kapsamında Cumhuriyet başsavcılıkları,
hâkim veya mahkemelerin isteyebileceği, bunun dışındaki resmi veya özel kuruluşların 18
yaşından küçüklerle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarını istemesinin ve bunlara istinaden
işlem tesis etmesinin mümkün olmadığı belirtilmiş; bir başka anlatımla kamu kurumlan



açısından 18 yaşından küçüklerle ilgili adli sicil ve arşiv kayıtları bir bakıma hükmen yok
sayılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu mahkumiyetin 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi
kapsamında memuriyete engel teşkil etmesi mümkün bulunmamaktadır..."

40. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 11/6/2018 tarihli
yazısının ilgili kısmı şöyledir:

“...Adli Sicil Yönetmeliğinin 'Adlî sicil bilgilerinin sınırlı olarak verilebileceği haller'
kenar başlıklı 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında; 'Onsekizyaşından küçüklerle ilgili adlî
sicil ve arşiv kayıtları ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere
mahkeme, hâkim veya savcılıklara talep halinde verilir.' Genel Müdürlüğümüz tarafından
çıkarılan 1/1/2006 tarihli ve 55 sayılı Genelgenin ilgili kısmında; “Adlî sicil kayıtlarının
şahsi başvurularda ilgilisi dışındaki kişilere verilmemesi gerektiği hususunda, Genel
Müdürlüğümüzde düzenlenen hizmet içi eğitim kurslarında üzerinde önemle durulmasına ve
tüm uyarılara rağmen konuya gereken özen ve hassasiyet gösterilmeyerek, ilgilisi dışındaki
şahıslara adlî sicil kaydı verilmek suretiyle yer yer şikayetlere sebebiyet verildiği müşahede
olunmuştur’... denilmektedir...

Bu itibarla; ...on sekiz yaşından küçükken işlenen suçlara dair kayıtların kamu
görevlerine yapılacak atamalar dolayısıyla güvenlik soruşturması kapsamında ilgili kamu
kurumlanma verilemeyeceği hususunu bilgilerinize arz ederim. ”

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Belgeler

41. 18/2/2016 tarihli ve 29628 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 30/1/2016 tarihli
ve 6669 sayılı Kanun'la uygun bulunan 28/1/1981 tarihli Kişisel Verilerin Otomatik İşleme
Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması S özleşme si’nin "Özel veri kategorileri"
kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

"İç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini
veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel
veriler otomatik işleme tabi tutulmaz. Aynı durum ceza mahkumiyetiyle ilgili kişisel veriler
için de geçerlidir."

42. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20/11/1989 tarihinde kabul edilen
ve Türkiye tarafından imzalanarak 9/12/1994 tarihli ve 4058 sayılı Kanun'la uygun bulunan
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya
yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun
yararı temel düşüncedir."

2. Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
İçtihadı

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı
hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.



(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin
yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin
ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz
konusu olabilir."

44. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin millî güvenliğin
korunması amacını gerçekleştirmede sahip oldukları takdir yetkisinin geniş olduğunu kabul
etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye taraf devletlerin millî güvenliği korumak için yetkili ulusal
makamlarına ilk olarak kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma,
ikinci olarak millî güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe
uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren kurallara sahip olmaları
gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmektedir (Leander/İsveç, B. No: 9248/81,
26/03/1987, § 59).

45. Bununla birlikte AİHM içtihadına göre kamu mercilerinin bir bireyin özel
hayatıyla ilgili bilgileri toplaması, kaydetmesi, saklaması özel hayata saygı hakkına müdahale
oluşturur (Leander/İsveç, § 48; Kopp/İsviçre, B. No: 23224/94, 25/3/1998, § 53;
Amann/İsviçre [BD], B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 69; Rotaru/Romanya [BD], B. No:
28341/95,4/5/2000, §§ 43,44, 46).

46. AİHM'e göre bir kişinin özel yaşamına ilişkin verilerin kaydedilmesi ve
saklanması, kendi başına özel hayata saygı hakkı bakımından bir müdahale oluşturmaktadır.
Bu müdahalenin tespiti için kaydedilen bilgilerin daha sonra kullanılmış olması gibi bir koşul
da aranmamaktadır. Bununla birlikte kamu makamları tarafından muhafaza edilen kişisel
verilerin Sözleşme'nin 8. maddesinde öngörülen unsurlardan birini devreye sokup
sokmadığını tespit etmek için bu bilgilerin hangi çerçevede alındığının ve muhafaza
edildiğinin, verilerin türünün, kullanıldığı ve işlendiği şeklin, bunlardan çıkarılabilecek
sonuçların dikkate alınması zaruridir (S.ve Marper/Birleşik Krallık [BD], B. No: 30562/04,
30566/04,4/12/2008, § 67).

47. AİHM'e göre kişisel verilerin korunması, kişinin Sözleşme’nin 8. maddesinde
öngörülen özel hayata saygı hakkından yararlanması konusunda büyük öneme sahiptir. İç
hukuk, kişisel verilerin bu maddede öngörülen güvencelere uygun olmayan şekilde
kullanımını engellemek için gerekli güvenceleri sağlamalıdır. Bu tür güvencelerin
bulunmasının gerekliliği, otomatik işleme tabi tutulan kişisel verilerin korunması söz konusu
olduğunda özellikle de bu verilerin polis tarafından kullanılması hâlinde daha fazla
hissedilmektedir. İç hukuk, bu verilerin saklanma amaçlarına uygun ve aşırılıktan uzak
olmasını sağlamalı; verilerin kaydedilme amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan süreyi
aşmayacak şekilde muhafaza edilmesini temin etmelidir. İç hukuk, aynı zamanda kişisel
verilerin uygun olmayan şekillerde, keyfî ve yetki aşımı yapılarak kullanılmasına karşı uygun
güvencelerde içermelidir (S.ve Marper/Birleşik Krallık, § 103; M.M./Birleşik Krallık, B. No:
24029/07, 13/11/2012, § 195).

48. Ayrıca AİHM, kişilerin suç kayıtlarının tutulması ve kullanılması hakkında
konuyu düzenleyen ilgili kanunun niteliğine ayrı bir önem vermektedir. AİHM, suç
kayıtlarının tutulması ve kullanılmasına dair kanunun niteliği bakımından aynı telefon
dinlemelerinde, gizli takipte ve gizli istihbarat toplamada dayanılan kanunlar yönünden
olduğu gibi keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak amacıyla yüksek bir standart



aramaktadır. AİHM'e göre suç kayıtlarının tutulması ve kullanılmasına dair kanun; tıpkı
telefon dinlemelerinde, gizli takipte ve gizli istihbarat toplamada olduğu gibi tedbirlerin
kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen, özellikle süre, stoklama, kullanım, üçüncü kişilerin
veriye erişimi, verilerin gizliliği ve bütünlüğünün korunmasına, bunların imhasına ilişkin
prosedürlere dair ve kişilerin yetki aşımı ve keyfiliğe karşı yeteri kadar güvenceye sahip
olmalarını sağlayacak, açık ve detaylı hükümler içermelidir (S.ve Marper/Birleşik Krallık, §
99; M.M./Birleşik Krallık, § 195).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 27/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip
gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucu, on sekiz yaşını doldurmayanların küçük olmalarından dolayı bazı
hatalar yapabileceğinin kanun koyucu tarafından öngörüldüğünü ve bu hataların onların
gelecekteki yaşamlarını etkilememesi için 5352 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü
fıkrasında yer alan düzenlemenin getirildiğini belirtmiştir. Başvurucu, idarenin 5352 sayılı
Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemeye aykırı olarak on sekiz yaşından
küçükken işlediği suçun kayıtlarına ulaştığını ve böylelikle özel hayatın gizliliğinin ihlal
edildiğini, devlet memuru olarak çalışma hakkının da elinden alındığını ifade etmiştir. Bu
nedenlerle başvurucu özel hayata saygı ve çalışma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. Bakanlık görüşünde; başvurunun esası yönünden yapılan değerlendirmede 4045
sayılı Kanun'un 1. maddesi doğrultusunda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapıldığı, anılan Kanun'un 1. maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak yürürlüğe konan
Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde güvenlik soruşturması ve arşiv
araştırmasının nasıl yapılacağının belirlendiği, bu çerçevede müdahalenin hukukilik unsurunu
taşıdığı belirtilmiştir. Diğer taraftan atanmak istenen görevin nitelikleri ve hassasiyeti dikkate
alındığında güvenlik araştırması yapılması konusunda meşru amacın olduğu, bu uygulamanın
demokratik toplum gereklerine aykırı bir yönünün bulunmadığı ifade edilmiştir.

52. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

B. Değerlendirme

53. Anayasa'mn 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak;
kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların
düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp
kullanılmadığım öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde
veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller
kanunla düzenlenir."



54. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuki menfaatlerden biri de
bireyin mahremiyet hakkıdır. Mahremiyet hakkı bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol
edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Kendisine ilişkin herhangi bir bilginin rızası
olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve
rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda bireyin
menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme
hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 32).

55. Anayasa'nın özel hayata saygı hakkını düzenleyen 20. maddesinin üçüncü
fıkrasında, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme, bu veriler hakkında
bilgilendirilme, verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme, verilerin
amaçlan doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahip olduğu, kişisel
verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel
verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilerek
anayasal sınırlar belirlenmiştir.

56. Söz konusu Anayasa hükmünde kişilerin kendileri hakkındaki verilerin amaçları
doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahip olduğu özellikle
vurgulanmıştır.

57. Anayasa Mahkemesi tarafından kişisel veri kavramının -belirli veya kimliği
belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade ettiği kabul edilmektedir
(AYM, E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149,
K.2014/151, 2/10/2014; E.2013/84, K.2014/183, 4/12/2014; E.2014/180, K.2015/30,
19/3/2015; Bülent Kaya [GK], B. No. 2013/2941, 11/5/2016, § 49). Bu bağlamda ceza
mahkûmiyeti ile ilgili verilerin kişisel veri olduğu açıktır. Başvurucu devlet memuru olarak
atanamadığını belirterek çalışma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşse de atama
işleminin yapılmamasının temelinde başvurucunun on sekiz yaşından önce işlediği suça ait
kaydın kamu makamlarına verilmesi yani kişisel verisinin açıklanması hususu bulunmaktadır.
Kişisel verilerin tutulması, saklanması veya aktarılmasının ise Anayasa’nın 20. maddesi
bağlamında kişilerin özel hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur. Bu nedenle başvurunun Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan özel hayata saygı
hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

59. Kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dâhil
olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınması,
kaydedilmesi, saklanması ve kullanılması özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturur
(Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, § 51; Güzide Defne Samyeli, B. No:
2014/4399,21/9/2016, §67).



60. Somut olayda başvurucunun on sekiz yaşından küçükken işlediği suçun
kayıtlarının Adana Valiliği Emniyet Müdürlüğü tarafından Komisyon Başkanlığına verildiği,
bu kaydın dikkate alınmak suretiyle güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığı,
başvurucunun sözleşmeli infaz ve koruma memurluğuna atamasının yapılmadığı
anlaşılmaktadır.

61. Resmî makamlar tarafından muhafaza edilmekte olan, başvurucu hakkında
yürütülen ceza yargılamasına dair bilgilerin özel hayata saygı hakkı anlamında kişisel
nitelikli veriler olduğu açıktır. Söz konusu kişisel verinin kamu kuramlarıyla paylaşılması ve
güvenlik soruşturmalarında kullanılmasının Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına
alınan özel hayata saygı hakkına bir müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

62. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu
sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik
Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

63. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının Anayasa’nın 13.
maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,
Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden incelenmesi gerekir. Bu
bağlamda somut başvuruda öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı
incelenmelidir.

i. Genel İlkeler

64. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların öncelikle
kanunla öngörülmüş olması gerekmektedir. Kanun ile sınırlama ölçütü veya kanunilik ilkesi
Sözleşme'nin 8. maddesinde de bir sınırlama ve güvence ölçütü olarak yer almaktadır. Buna
karşın Sözleşme'de yer alan kanunla öngörülmüş olma kavramı ile Anayasa'da yer alan
kanunilik ilkesi tam olarak aynı değildir (Bülent Polat, § 73).

65. AİHM, kanunda öngörülen koşullan, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş
yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş
ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğim kabul ederken (bkz. Malone/İngiltere, B. No:
8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68; Sunday Times/Birleşik Krallık (No. 1), B. No: 6538/74,
26/04/1979, § 47) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlaka kanun ile yapılacağını öngörerek
Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamıştır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:
2013/817,19/12/2013, § 31; Bülent Polat § 75).

66. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunlann
şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de
gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama
ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece
uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı
olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B.
No: 2013/1789,11/11/2015, § 62).



67. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince
ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının
varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun
bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme
biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (.Halime Sare Aysal, § 63).

68. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında- söz konusu
işlemin meşru amacım da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için
yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde
göstermelidir. Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi
sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisi verdiğini yeterince açık ifadelerle gösterecek
nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarının müdahaleye zemin
hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı
tanımalıdır (Halime Sare Aysal, § 64).

69. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın
sağladığı koruma seviyesi büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte
muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık
olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam
olarak anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı
görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir
alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli
açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (Halime Sare Aysal, §
65).

70. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin söz konusu sınırlamaya ilişkin temel
çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama koşulları ve usule ilişkin ayrıntıları
düzenleyici işlemlere bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici
işlemin yine muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince
aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal, § 66).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

71. Belirli kamu görevlerinde çalıştırılacak personel hakkında uygulanan güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasının kanuni dayanağı 4045 sayılı Kanun'dur (bkz. § 35).

72. 4045 sayılı Kanun'da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının kamu kurum
ve kuruluşlarında yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin,
ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye
düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askerî teşkilatlarda,
emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli, ceza infaz kurumlan ve
tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacağı düzenlenmiştir.

73. Ancak 657 sayılı Kanun'un 48. maddesine, 3/10/2016 tarihinde 676 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname (KHK) ve bu KHK'nm uygun bulunmasına dair 7070 sayılı Kanun ile devlet
memurluğuna alınacaklarda aranan genel şartlar arasına "Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv
araştırması yapılmış olmak" şartı eklenmiştir. Dolayısıyla daha önce sadece 4045 sayılı
Kanun'da sayılan belirli görevler yönünden güvenlik soruşturması yapılacağı öngörülmüş
iken söz konusu değişiklik sonrasında artık tüm kamu görevleri yönünden güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması yapılacağı anlaşılmaktadır.



74. Bununla birlikte eldeki başvuru yönünden müdahale teşkil eden başvurucu
hakkındaki işlemin tesis edildiği tarihte mevcut olan yasal düzenlemelerin esas alınması bir
zorunluluk olup Anayasa Mahkemesinin olay tarihinden sonra kabul edilmiş 657 sayılı
Kanun'un 48. maddesine getirilen düzenlemeyi somut olayın incelenmesi bakımından dikkate
alması mümkün bulunmamaktadır.

75. 4045 sayılı Kanun'da güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunda
sadece bir maddeye yer verilerek hangi kamu görevleri bakımından güvenlik soruşturması
yaptırılacağı düzenlenmiş, bunun dışındaki tüm düzenlemelerin bir yönetmelikle yapılacağı
belirtilmiştir.

76. Bu doğrultuda Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği
çıkarılmıştır. Söz konusu Yönetmeliğin 4. maddesinde güvenlik soruşturması"kişinin kolluk
kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde
ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve
bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve
sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve
değerlendirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Arşiv araştırması ise kişinin kolluk kuvvetleri
tarafından hâlen aranıp aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile
adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının mevcut kayıtlardan
saptanması olarak belirtilmiştir.

77. Yönetmeliğin 7. maddesi uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması
yapacak makamlar Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve
mahalli mülki idare amirlikleridir.

78. Yönetmeliğin 11. maddesinde; güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında
kişinin içinde bulunduğu ortam da dikkate alınarak kimlik kontrolü, kimlik kayıtlarının
doğruluk derecesi, uyrukluğu, geçmişte yabancı bir devletin uyrukluğuna girip girmediği,
kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığı, kolluk kuvvetlerinin ve istihbarat
ünitelerinin arşivlerinde bilgiler bulunup bulunmadığı, adli sicil kaydının ve hakkında bir
tahdidin olup olmadığı, yıkıcı faaliyetlerde bulunup bulunmadığı, 25/7/1951 tarihli ve 5816
sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'a ve Atatürk ilke ve inkılaplarına
aykırı davranıp davranmadığı, şeref ve haysiyetini ihlal edecek ve görevine yansıyacak
şekilde kumara, uyuşturucuya, içkiye, paraya ve aşın bir şekilde menfaatine düşkün olup
olmadığı, ahlak ve adaba aykırı davranıp davranmadığı, yabancılarla, özellikle hasım ve
hasım olması muhtemel devlet mensupları ve temsilcileriyle olan ilgi derecesinin iç yüzü ve
nedeni, sır saklama yeteneğinin olup olmadığı hususlarının araştırılacağı belirtilmiştir.

79. Yönetmeliğin 12. maddesinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının
nasıl ve ne şekilde yapılacağının soruşturma ve araştırma yapmaya yetkili makamların görev
talimatları ile belirleneceği düzenlenmiştir.

80. Ayrıca anılan maddede soruşturma ve araştırma sonucunu içeren bilgi ve
belgelerin ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında asgari “gizW gizlilik derecesinde
saklanacağı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu saptananlarla
ilgili bilgilerin Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce
karşılıklı olarak birbirlerine aktarılacağı düzenlenmiştir.



81. Anayasa'mn 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu
görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri
düzenlenmiştir. Ayrıca 657 sayılı Kanun'da bu sadakat yükümlülüğünün yanı sıra kamu
görevlilerine tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülükleri de getirilmiştir.

82. Kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülüğü
çerçevesinde devleti temsil eden ve millî güvenlik bakımından hassasiyet içeren bazı kamu
görevlerine atanacak kişiler bakımından daha sıkı nitelikler aranması ve birtakım
sınırlamaların getirilmesi doğaldır. Bu şekilde aranan nitelikler ve kanunlarda öngörülen
kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir.
Dolayısıyla idarenin millî güvenlik açısından önem arz eden kadrolara atanacak kişilerin tabi
olacağı güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması konusunda kanunla temel çerçeveyi ortaya
koyan kurallar getirmesi elbette mümkündür. Bu çerçevenin kanunla belirlenmesinden sonra
uygulama koşulları ve usule ilişkin ayrıntılar düzenleyici işlemlerle belirlenebilir. Üstelik
millî güvenlik ile ilgili alanlarda çalışacak personelin seçimi ve kontrolü bakımından konuyu
düzenleyen kanunda aranacak öngörülebilirlik koşulunun diğer alanlardakilere göre daha
esnek olacağı da söylenebilir. Ancak yine de bu alanda düzenleme getiren kanun ile diğer alt
mevzuatın kişilere, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde bu tür gizli
tedbirler uygulama ve potansiyel olarak özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde
bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak gösterecek ve olası kötüye kullanmalara
karşı yeterli güvence sağlayacak şekilde kaleme alınmış olması gerekir.

83. 4045 sayılı Kanun'un güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu
edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğu, bu bilgilerin nerelerden elde edileceği ve ne suretle
ve ne kadar süre ile saklanacağı, kişilerin söz konusu bilgilere itiraz etme olanağı olup
olmadığı, bilgilerin bir müddet sonra silinmesinin mümkün olup olmadığı veya silinmesine
dair izlenecek usulün ne olduğu, gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının
tespiti, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak
mercilerin kimler olduğu ile ilgili hiçbir düzenleme içermediği görülmektedir. Bunun yanı
sıra kanunlarda, kesinleşmiş ceza mahkûmiyetlerine dair ilk olarak akla gelmesi ve
uygulanması gereken kanun olan 5352 sayılı Kanun'a atıf içeren bir düzenlemenin
bulunmadığı, bireyleri keyfîliğe karşı koruyucu hiçbir hükme yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin de elde edilen
bilgilerin saklanma süreleri, bilgilerin bir müddet sonra silinmesinin mümkün olup olmadığı
veya silinmesine dair izlenecek usulün ne olduğu, kişilerin söz konusu bilgilere itiraz etme
olanağı olup olmadığı hususlannı düzenlemediği, bireylerin özel hayatına saygı hakkının
güvencelerini sağlayacak hükümlerden yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

84. Anayasa'mn 10., 41., 58., 61. ve 141. maddelerinde; devletin çocukların
korunması, topluma kazandırılması ve yargılanmalarının özel kurallara tabi tutulması
konularında gerekli tedbirleri alacağı, teşkilat ve tesisleri kuracağı belirtilmek suretiyle bazı
pozitif yükümlülükler öngörülmüştür.

85. Devletin çocukların korunması ile ilgili bahsedilen pozitif yükümlülükleri
kapsamında hukukumuzda bazı kanuni düzenlemelere de yer verildiği görülmektedir.
Bunlardan biri çocukların işledikleri bir suç nedeniyle kamu görevlerinden sürekli olarak
yasaklanamayacakları ilkesidir. 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinde, kasten işlediği bir
suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olmuş ve fiili işlediği sırada on sekiz yaşını
doldurmamış olanların sürekli bir kamu görevini üstlenmekten mahrum bırakılamayacakları
ifade edilmiştir (bkz. § 29).



86. Aynı şekilde 5352 sayılı Kanun'un 10. maddesinde on sekiz yaşından küçüklerle
ilgili adli sicil ve arşiv kayıtlarının ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında
değerlendirilmek üzere Cumhuriyet başsavcılıkları, hâkim veya mahkemelerce istenebileceği
düzenlenmiştir. Buna göre kişilerin on sekiz yaşından küçükken işlediği herhangi bir suça ait
kayıtların idari makamlara bildirilmesi hukuken mümkün değildir. "İlgili Hukuk" kısmında
belirtildiği üzere Devlet Personel Başkanlığı görüşünün ve Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve
İstatistik Genel Müdürlüğü uygulamasının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 39,
40).

87. Buna karşılık 4045 sayılı Kanun'da kişilerin geçmiş ceza mahkûmiyetlerine
ilişkin kayıtlar bakımından hangi suçların kamu görevine girmeye engel olduğu, kişilerin on
sekiz yaşından önce işlediği suçlara dair kayıtların güvenlik soruşturmasının olumsuz
sonuçlanmasına sebep olup olmayacağı konusunda hiçbir belirleme, suçlar arasında herhangi
bir ayrım ve derecelendirme yapılmamıştır. Aynı şekilde 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23
Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca kesinleşmiş mahkûmiyet niteliğinde sayılmayan kamu
davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin
kararların da güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasının bir sebebi olup olmayacağı
hususunda hiçbir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir.

88. 4045 sayılı Kanun sadece hangi kamu görevleri bakımından güvenlik
soruşturması yaptırılacağını düzenlemiş, bunun dışındaki tüm düzenlemeleri ise bir
yönetmeliğe bırakmıştır. İlgili Yönetmelik hükümlerine bakıldığında Yönetmeliğin de
güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının nasıl ve ne şekilde yapılacağı konusunda hiçbir
düzenleme içermediği, bu konunun soruşturma ve araştırma yapmaya yetkili makamların
görev talimatlarına bırakılmış olduğu görülmektedir. Yetkili makamların görev talimatlarının
neler olduğunun -bu talimatların yayımlanarak genelin bilgisine sunulmamış olması ve idare
tarafından istenen her durumda değiştirilebileceği dikkate alındığında- bireyler tarafından
önceden bilinmesi ve öngörülmesi mümkün değildir.

89. Üstelik Yönetmelik'te soruşturma ve araştırma sonucunu içeren bilgi ve
belgelerin ilgilinin güvenlik makamlarındaki dosyasında süresiz olarak saklanacağı, güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırmasında olumsuz durumu saptananlarla ilgili bilgilerin Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce karşılıklı olarak
birbirlerine aktarılacağı hükümlerine yer verilmiş olup kişilerin söz konusu bilgilere itiraz
etme olanağı bulunmadığı gibi bilgilerin bir müddet sonra silinmesine de imkân verilmediği
görülmektedir. Bu durumda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının objektif,
öngörülebilen ve önceden belirlenebilen güvencelere ve usullere tabi kılınmış olmadığı,
tamamen yetkili makamların talimatlarına bağlı olarak yapıldığı, bu hâliyle de keyfîliğe açık
bir durum yaratmakta olduğu anlaşılmaktadır.

90. Bu saptamalar ışığında 4045 sayılı Kanun'un temel hak ve özgürlüklerin
sınırlandırılmasını içeren konuyla ilgili temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş
olduğundan söz etmek mümkün değildir. Kanun'un ve ilgili Yönetmeliğin kişisel verilerin
kayıt, muhafaza ve kullanımını içeren tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen ve
özellikle, süre, stoklama, kullanım, üçüncü kişilerin erişimi, verilerin gizliliği, bütünlüğü ve
imhası konusundaki usullere ilişkin, muhataplarının yetki aşımı ve keyfîliğe karşı yeteri
kadar güvenceye sahip olmalarını sağlayacak açık ve detaylı kuralları içermediği tespit
edilmektedir. Buna göre başvuruya konu müdahalenin dayanağı olan düzenlemenin kanunilik
şartını sağlamadığı sonucuna varılmaktadır.



91. Öte yandan somut olayda başvurucunun yazılı ve sözlü sınavı kazandığının ilan
edilmiş olduğu, on sekiz yaşından küçükken işlediği suça ilişkin kaydın 5352 sayılı Kanun'un
10. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan hükme açıkça aykırı şekilde idari makamlara
verilmiş olduğu dikkate alındığında özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin bu
yönüyle de kanuni dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

92. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik
şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine
riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence
altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

94. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(l)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine
karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarım
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine
tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.
Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında
açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."

95. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat
talebinde bulunmuştur.

96. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018)
kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin ortadan nasıl kaldırılacağı hususunda genel
ilkeler belirlenmiştir.

97. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilmeden önce ihlalin kaynağınm belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve
işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının
belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır
(Mehmet Doğan, § 57).

98. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un
50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak
için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye
gönderilmesine hükmedilir (MehmetDoğan, § 58).



99. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği hâllerde yargılamanın
yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere
gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

100. Mevcut başvuruda başvurucu hakkında onsekiz yaşından küçükken yürütülen
ceza yargılamasına dair bilgilerin idari makamlara açıklanması şeklindeki müdahalenin
kanunilik şartını sağlamaması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata
saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

101. Bu nedenle ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla
birlikte işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi ve dolayısıyla davada ihlalin
giderilememesi nedeniyle ihlalin aynı zamanda mahkeme kararından da kaynaklandığı
görülmektedir. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Buna göre
yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına
göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece
mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan
kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu
sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu sonuca katılmamıştır.

102. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı merciine
gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir giderim oluşturduğu
anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet
ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar
verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının
İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine
(14/12/2010 tarihli ve E.2010/208, K.2010/2068 sayılı kararla ilgilidir) GÖNDERİLMESİNE
M. Emin KUZ'unkarşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,



E. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL
yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması
hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/2/2019
tarihinde karar verildi.

Başkan
Zühtü ARSLAN

Başkanvekili
Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili
Engin YILDIRIM

Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye
Serruh KALELİ

Üye
Recep KÖMÜRCÜ

Üye
Hicabi DURSUN

Üye
Celal Mümtaz AKINCI

Üye
Muammer TOPAL

Üye
M. Emin KUZ

Üye
Haşan Tahsin GÖKCAN

Üye
Kadir ÖZKAYA

Üye
Rıdvan GÜLEÇ

Üye
Recai AKYEL

Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU



Başvuru Numarası : 2014/7256
Karar Tarihi : 27/2/2019

FARKLI GEREKÇE VE KARŞIOY GEREKÇESİ

Güvenlik soruşturmasının olumlu neticelenmemesi sebebiyle infaz ve koruma
memurluğuna atama yapılmamasına ilişkin işlemin özel hayata saygı ve çalışma haklarını
ihlal ettiği iddialarına yönelik başvuruda özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin
giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.

Oybirliği ile verilen ihlal kararma katılmakla birlikte başvuruya konu müdahalenin
kanunilik şartını sağlamadığı görüşüne farklı gerekçeyle katılıyorum. İhlalin giderilmesi için
yeniden yargılama yapılması kararma ise katılmıyorum.

1. Farklı Gerekçe

Kararda ihlal sonucuna varılırken kanunilik açısından Mahkememiz ve AÎHM
tarafından kabul edilen ilkelerin de tekrarlanmasına rağmen, 4045 sayılı Kanunda güvenlik
soruşturması ve arşiv araştırması konusunda sadece bir maddeye yer verilerek hangi kamu
görevleri bakımından güvenlik soruşturması yaptırılacağının düzenlendiği, bunun dışındaki
tüm düzenlemelerin bir yönetmelikle yapılacağının belirtildiği, bu doğrultuda çıkarılan
yönetmelikte konu ile ilgili düzenlemelere yer verildiği, ancak 4045 sayılı Kanunun temel
hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş
olduğundan söz edilemeyeceği, ayrıca anılan Kanunun ve ilgili Yönetmeliğin kişisel verilerin
kayıt, muhafaza ve kullanımına yönelik tedbirlerin kapsamını ve uygulanmasını düzenleyen
açık ve detaylı kuralları içermediği ifade edilmiştir.

Bilindiği gibi, temel hak ve hürriyetlere bir müdahale söz konusu olduğunda,
müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Anayasanın 20. maddesi kapsamındaki bir müdahalenin kanunilik şartını sağladığının kabul
edilebilmesi için de müdahalenin kanunî bir dayanağının olması zorunludur.

Kararın genel ilkelere ilişkin paragraflarında, Sözleşmede yer alan “kanunla
öngörülmüş olma” şartı ile Anayasada yer alan “kanunilik ilkesi”nin aynı olmadığı,
AİHM’in hukukîliği geniş yorumlayarak yasama tasarrufları dışındaki mevzuatın ve istikrar
kazanmış yargı kararlarına dayanan ilkelerin de hukukîlik şartını karşılayabildiğim kabul
etmesine karşılık, bu konuda Anayasanın Sözleşmeden daha geniş bir koruma sağladığı
belirtilmektedir (§§ 64-65).

Bununla birlikte, kararın yukarıda aktarılan paragraflarında atıf yapılan ilke
kararlarımızda, belirlilik ilkesinin yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukukî
belirliliği ifade ettiği; erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi şartların karşılanması
hâlinde kanunların yanında yürütmenin düzenleyici işlemleriyle ve yargısal içtihatlarla da
hukukî belirliliğin sağlanabileceği ve aslolamn muhtemel muhataplarının mevcut şartlar
altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir
normun varlığı olduğu belirtilerek, genel ifadelerle idarenin görevlerini sayan kanun
hükümleri, daha ayrıntılı düzenlemeler içeren yönetmelik ve yönerge (hatta emir) şeklindeki
düzenleyici işlemlerle birlikte değerlendirilmek suretiyle başvurucunun özel hayata saygı
hakkına yapılan müdahalenin dayanağı olan düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı
sonucuna varıldığı da bilinmektedir (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§
82-98).



Yukarıda atıf yapılan ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediği sonucuna
varılan bireysel başvuruda kanunilik açısından belirlenen bu genel ilkeler, ihlal sonucuna
varılan birçok başvuruda da tekrarlanarak, müdahalenin kanuniliği açısından sorun
bulunmamış, ancak müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının
ihlal edildiğine karar verilmiştir (öm. olarak bkz. Tevfık Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,
3/3/2016, §§ 62-64; Adem Yüksel [GK], B. No: 2013/9045,1/6/2016, §§ 67-70).

Aynı şekilde, başvurucu hakkındaki ceza yargılamasına ilişkin bilginin Genel Bilgi
Toplama (GBT) sistemine kaydedilmesi ve ilgili kaydın silinmemesi nedeniyle özel hayata
saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurularda da 3152 sayılı Kanunun, ilgili
birimin görevlerini düzenleyen 13. maddesi ile 2557 sayılı Kanunun, polisin istihbarat
amacıyla bilgi toplayıp değerlendirmesini ve yetkili mercilere ulaştırmasını öngören ek 7.
maddesi de, buna dayanılarak yürürlüğe konulan Yönerge hükümleri ile birlikte
değerlendirilerek, söz konusu düzenlemelerin başvuruya konu müdahalenin kanuni
dayanağını oluşturduğuna ve müdahalenin kanunilik şartını sağladığına hükmedilmiştir (öm.
olarak bkz. Bülent Kaya [GK], B. No: 2013/2941, 11/5/2016, §§ 71-78; E.Ç.A. [GK], B. No:
2014/5671,7/6/2018, §48).

İncelenen başvuruya konu somut olayda, sözleşmeli infaz ve koruma memurluğu
sınavında başarılı olduğu açıklanan başvurucunun ataması güvenlik soruşturması sonucunun
olumsuz olması nedeniyle yapılmamıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. maddesinde Devlet memurluğuna
alınacaklarda aranan genel şartlar arasında affa uğramış olsa bile hırsızlık suçundan mahkûm
olmama şartı sayılmış; kuramların özel kanun veya mevzuatında aranan şartlan taşımak da
özel şartlar arasında öngörülmüştür. İlgili Yönetmelikte de infaz ve koruma memuru olarak
atanabilmek için genel şartlann yanında diğer özel şartlarla birlikte “güvenlik soruşturması
olumlu olma” şartı aranmıştır.

Anılan mevzuatta öngörülen şartlann bulunup bulunmadığının belirlenmesi
bakımından yapılacak güvenlik soruşturmalarına ilişkin 4045 sayılı Kanunun 1. maddesinde,
hakkında güvenlik soruşturması yapılacak personel arasında ceza infaz kurumlan ve
tutukevlerinde çalışacak personel de sayılarak Kanunda belirtilen hususlara ilişkin usul ve
esasların Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenleneceği hükme
bağlanmıştır.

Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve ilgilileri tarafından erişilebilir,
bilinebilir ve öngörülebilir olma şartlarını taşıdığında kuşku bulunmayan mezkûr
Yönetmelikte ise güvenlik soruşturması yapacak makamlar, hakkında güvenlik soruşturması
yapılacak personel, güvenlik soruşturmasında araştırılacak hususlar ve konuya ilişkin diğer
usul ve esaslar ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Dolayısıyla, 657 ve 4045 sayılı Kanunlar ile bunlara dayanılarak çıkarılan
Yönetmeliklerin, hukukun keyfî bir şekilde uygulanması riskini ortadan kaldıracak açıklıkta
hükümler içerdiği ve başvurucu açısından ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu, bu sebeple söz
konusu düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı açıktır.

Kuşkusuz söz konusu güvencelere mevzuatta yer verilmemesi gibi yer verildiği
hâlde uygulanmaması veya etkisizleştirilmesi de anayasal haklan ihlal eder.



Çoğunluğun ihlal gerekçesinde 4045 sayılı Kanunun konuyla ilgili temel esasları,
ilkeleri ve çerçeveyi belirlemediği, Kanunun ve ilgili Yönetmeliğin açık ve detaylı kuralları
içermediği, bu durumda güvenlik soruşturmasının objektif, öngörülebilen ve belirlenebilen
güvencelere bağlanmadığı ve tamamen yetkili makamların talimatına bağlı olarak yapıldığı,
bu hâliyle de keyfîliğe açık bir durum doğurduğu belirtilmekte ise de, bu tespitlerin isabetli
olmadığı düşüncesiyle ve müdahalenin dayanağını oluşturan mezkûr düzenlemelerin değil
müdahaleyi oluşturan (ve kararın 1. paragrafında da belirtilen) “kanunen verilmemesi
gereken kişisel verinin İdarî makamlara açıklanması ve güvenlik soruşturmasına esas
alınması” nedeniyle, yani müdahalenin dayanağını oluşturan düzenlemelerin değil, anılan
müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı gerekçesiyle “kanunilik” bakımından ihlal
sonucuna katılıyorum.

Başka bir anlatımla, Anayasanın 20. maddesinin son fıkrasında kişisel verilerin
ancak kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası alınmaksızın işlenebileceğinin
belirtilmesine ve 5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kişinin kasten
işlediği bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak memur olarak
görevlendirilemeyeceğine dair (1) numaralı fıkrasının, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını
doldurmamış olan kişiler hakkında uygulanmayacağının; 5352 sayılı Kanunun 10.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında da “onsekiz yaşından küçüklerle ilgili adlî sicil ve arşiv
kayıtlarının ancak soruşturma ve kovuşturma kapsamında değerlendirilmek üzere mahkeme,
hâkim veya savcılıklara” verilebileceğinin öngörülmesine rağmen, mezkûr kişisel verinin
idareye verilmesi ve güvenlik soruşturmasına esas alınmasından dolayı başvuruya konu
müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığını düşünüyor ve bu nedenle, özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiği sonucuna farklı gerekçeyle katılıyorum.

2. Karşıoy Gerekçesi

Yukarıdaki gerekçelerle, başvurucunun Anayasanın 20. maddesinde teminat altına
alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği kararına katılmakla birlikte, ihlalin
giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Mahkememizin Mehmet Doğan kararında belirlenen ve bu kararda da tekrarlanan
genel ilkelere göre, bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın veya hürriyetin ihlal
edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için esas olarak
eski hâle getirmeyi, başka bir ifadeyle ihlalden önceki duruma dönülmesini sağlayacak bir
giderim yolunun da belirlenmesi gerekir. Ancak bu genel ilkelerin somut olayda ihlalin
giderilmesi bakımından yeniden yargılama yapılması yerine başvurucuya manevî tazminat
ödenmesini gerektirdiğini düşünüyorum.

Bilindiği gibi, kamu hizmetine girme hakkı, Anayasanın 70. maddesinde
düzenlenmiş olmakla birlikte Sözleşme kapsamında korunan bir hak değildir. Anayasa ve
Sözleşmenin ortak koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddialannı içeren başvurular bireysel
başvurunun konusu dışında kaldığından, Mahkememiz kamu hizmetine girme hakkının ihlal
edildiğine ilişkin bireysel başvurularm -Anayasa ve Sözleşmenin ortak koruma alanı dışında
kaldığı gerekçesiyle- konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
vermektedir.

Somut olayda, başvuru formunda başvurucunun çalışma ve özel hayatın gizliliği
haklarının ihlal edildiği ileri sürüldüğünden, başvurucunun iddialarının Anayasanın 20.
maddesinde güvence altına alman özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi ve bu hak



bakımından ihlal sonucuna varılması isabetli olmakla birlikte, yeniden yargılama yapılmasına
hükmedilmesi yukarıda belirtilen ilkelerle bağdaşmamakta ve ortak koruma alanında yer
almayan, bireysel başvurunun konusu dışında kalan kamu hizmetine girme hakkının da
yeniden yargılama ile tanınması sonucunu doğuracak bir değerlendirme olarak
görünmektedir.

Başka bir anlatımla, Mahkememizin bugüne kadar verdiği kararlarda belirlenen
ilkelere göre, kamu hizmetine girme hakkının bireysel başvurunun konusu dışında kalmasına
ve sadece bireysel başvuru kapsamındaki bir hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde
ihlalden önceki duruma dönülmesini sağlayacak bir giderim yolunun belirlenmesinin
gerekmesine rağmen, bireysel başvurunun konusu dışında kalan kamu hizmetine girme
hakkının tanınması ihtimalini doğuracak şekilde yeniden yargılama yapılmasına karar
verilmiştir.

Yukarıda farklı gerekçe kısmında örnek olarak belirtilen, TSK’dan ilişiği kesilen çok
sayıda başvurucu ile ilgili benzer ihlal kararlarında özel hayata saygı hakkının ihlal edilmesi
sebebiyle yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmiş olmakla birlikte, anılan kararlarda
başvurucuların kamu hizmeti yapmakta iken özel hayata saygı hakkının ihlal edilmesi
suretiyle görevlerinden çıkarılan kişiler olmaları sebebiyle anılan kararlarda varılan yeniden
yargılama yapılması yönündeki giderim yolu, bu başvurudan farklı olarak bireysel
başvurunun konusu dışında kalan kamu hizmetine girme hakkının tanınması sonucunu
doğurmamıştır.

Bu sebeplerle, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmesinden dolayı
yeniden yargılama yapılmasının isabetli olmadığı ve uygun giderim yolu olarak manevî
tazminata hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluğun kararının bu kısmına
katılmıyorum.

Üye
M. Emin KUZ



Kaynak Metin
(Kaynak: Resmi Gazete resmi web sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.

Copyright © 2018. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul