Merkez üssü Kahramanmaraş olan ve birçok ilimizi etkileyen deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet ve yaralananlara acil şifalar diliyoruz.
  • Dosya No: 2011-4-91
  • Karar Sayısı: 13-13/198-100
  • İlgili Kurum: Rekabet Kurumu (rk)
  • Karar Tarihi: 08.03.2013
İlgili Danıştay
İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/3650 E., 2022/662 K., 24.02.2022 T. ... >>
Bu kararın orjinal metnine sayfa sonundaki dosyalar bölümünden erişebilirsiniz.
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Rekabet Kurumu Başkanlığından,


REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2011-4-91 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 13-13/198-100
Karar Tarihi : 08.03.2013

A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER

Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ, İsmail Hakkı KARAKELLE,

Dr. Murat ÇETİNKAYA, Reşit GÜRPINAR, Kenan TÜRK, Fevzi ÖZKAN

B. RAPORTÖRLER: Sinan BOZKUŞ, Çiğdem TUNÇEL, Selvi KOCABAY,
Burcu CAN, Zeynep ŞENGÖREN

C. BAŞVURUDA
BULUNAN : - Resen
- İhbar
- Gizlilik talebi bulunan 2 başvuru
- Ömer Faruk ERASLAN
Bizimevler 3, A Blok No:4 Ispartakule Avcılar/İstanbul


D. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILANLAR : - Akbank T.A.Ş.

Temsilcisi: Av. Turgan GÜRMEN
Mete Cad. No:12/7-8 Taksim 34437 İstanbul
- Denizbank A.Ş.
Temsilcisi: Av. Murat ÖZCANLI
Büyükdere Cad. No:106 Esentepe Şişli/İstanbul
- Finans Bank A.Ş.
Temsilcisi: Av. Gönenç GÜRKAYNAK
Çitlenbik Sok. No:12 Yıldız Mah. 34349 Beşiktaş/İstanbul
- HSBC Bank A.Ş.
Temsilcisi: Av. Efser Zeynep ERGÜN
Büyükdere Cad. No:127 Astoria A Kule K:6-26-27 34394
Esentepe/İstanbul

- ING Bank A.Ş.
Temsilcisi: Av. Turgan GÜRMEN
Mete Cad. No:12/7-8 34437 Taksim/İstanbul
- Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Av. Efser Zeynep ERGÜN
Büyükdere Cad. No:127 Astoria A Kule K:6-26-27 34394
Esentepe/İstanbul

- Türkiye Garanti Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. Zeynep ÇAKMAK
Piyade Sok. Portakal Çiçeği Apt. No:18, C Blok K:3 06550
Çankaya/Ankara

- Türkiye Halk Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Dr. Kemal Tahir SU
Turan Güneş Blv. No:100/20 Yıldız/Ankara
- Türkiye İş Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Av. Ayla SONGÖR
Hoşdere Cad. No:202/7 Çankaya/Ankara




13-13/198-100

2 / 169


- Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.
Temsilcisi: Dr. Kemal Tahir SU
Turan Güneş Blv. No:100/20 Yıldız/Ankara
- Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. İ. Yılmaz ASLAN
Gazi Umur Paşa Sok. Bimar Plaza 38/8 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul
- T.C. Ziraat Bankası A.Ş.
Temsilcisi: Dr. Kemal Tahir SU
Turan Güneş Blv. No:100/20 Yıldız/Ankara
- Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. Zeynep ÇAKMAK
Piyade Sok. Portakal Çiçeği Apt. No:18, C Blok, K:3 06550
Çankaya/Ankara

- Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. Zeynep ÇAKMAK
Piyade Sokak, Portakal Çiçeği Apt. No:18, C Blok, K:3 06550
Çankaya/Ankara

(1) E. DOSYA KONUSU: Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi
kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak
suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (4054 sayılı Kanun) 4.
maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti.

(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ: Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı
hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma
ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulundukları ve bu suretle 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettikleri
iddiası.

(3) G. DOSYA EVRELERİ: Rekabet Kurumu (Kurum) kayıtlarına 25.03.2011 tarihinde intikal
eden başvuruda tüm bankaların uygulamakta olduğu kredi kartı alışveriş faizi ve gecikme
faizi oranlarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından belirlenen en yüksek
oran üzerinden tespit edildiği, hiçbir bankanın bu faiz oranlarında indirime gitmediği ve tüm
bankaların aynı faiz oranını kullandığı iddia edilmiştir.

(4) Başvuru üzerine yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 20.05.2011 tarih ve 2011-4-91/İİ-
11-377.SB sayılı İlk İnceleme Raporu, Rekabet Kurulunun (Kurul) 26.05.2011 tarih ve 11-32
sayılı toplantısında görüşülerek, 11-32/673-M sayı ile; Türkiye'de faaliyet gösteren ve kredi
kartı ihraç eden bankaların kredi kartı alışveriş ve gecikme faizi oranlarını da kapsayacak
şekilde tüm faiz oranlarına ilişkin olarak önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.

(5) Önaraştırma sonucunda hazırlanan 25.10.2011 tarih ve 2011-4-91/ÖA-11-171.HY sayılı
Önaraştırma Raporu Rekabet Kurulunun 02.11.2011 tarihli ve11-55 sayılı toplantısında ele
alınmış ve 11-55/1438-M sayılı Karar ile, Akbank T.A.Ş. (AKBANK), Denizbank A.Ş.
(DENİZBANK), Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK), HSBC Bank A.Ş. (HSBC), ING Bank A.Ş.
(ING), Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB), Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ), Türkiye
Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK), Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI), Türkiye Vakıflar
Bankası T.A.O. (VAKIFBANK), Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB) ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş.
(ZİRAAT) hakkında, söz konusu teşebbüsler tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin
ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesi amacıyla, aynı Kanun’un 41. maddesi uyarınca
soruşturma başlatılmıştır. Diğer taraftan GARANTİ’nin kredi kartı ve konut kredisi destek
hizmetlerini iştirakleri aracılığıyla yürütmesi nedeniyle Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.
(GÖSAŞ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD) de aynı karar ile
soruşturma kapsamına dahil edilmiştir.

(6) Soruşturma kapsamında GARANTİ, GÖSAŞ, YKB, DENİZBANK, FİNANSBANK,
HALKBANK, AKBANK, İŞ BANKASI ve Şekerbank T.A.Ş.’de (ŞEKERBANK) yerinde
inceleme yapılmıştır.



13-13/198-100

3 / 169


(7) Kurum kayıtlarına 09.02.2012, 09.12.2011 ve 19.03.2012 tarihlerinde intikal eden başvurular
Kurulun sırasıyla 02.03.2012 tarih ve 12-09/293-M sayılı; 03.05.2012 tarih ve 12-24/677-M
sayılı, 09.05.2012 tarih ve 12-25/739-M (I) sayılı kararlarıyla mevcut soruşturma ile
birleştirilmiştir.

(8) Kurum kayıtlarına 28.02.2012 tarih ve 1733 sayı ile intikal eden başvuruda ise, yürütülen
soruşturma kapsamında 4054 sayılı Kanun’un 9/4. maddesi gereğince geçici tedbir kararı
alınması talep edilmiştir. Kurulun 14.03.2012 tarih ve 12-11/376-M sayılı kararı ile anılan
talep reddedilmiştir.

(9) Soruşturmanın ilk altı aylık süresi 02.05.2012 tarihinde sona ermiş olup, 06.04.2012 tarih ve
12-17/460-M sayılı Rekabet Kurulu kararı uyarınca, 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinin
birinci fıkrası hükmü gözetilerek söz konusu soruşturmanın süresinin bitiminden itibaren altı
ay uzatılmasına karar verilmiştir.

(10) Tarafların talepleri üzerine Kurul 10.01.2013 tarih ve 13-03/39-M sayılı kararı ile 25.02.2013
tarihinde sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar vermiştir. Belirtilen tarihte yapılan sözlü
savunma toplantısının ardından Kurul tarafından 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı
nihai karar verilmiştir.
H. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: Soruşturma Heyeti’nde yer alan raportörler tarafından; AKBANK,
DENİZBANK, FİNANSBANK, HSBC, ING, TEB, HALKBANK, İŞ BANKASI, VAKIFBANK
YKB, ZİRAAT ile GARANTİ, GÖSAŞ ve GKFD’den oluşan ekonomik bütünlüğün 21.08.2007
ve 24.10.2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri bakımından fiyat
tespit etmek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği, VAKIFBANK, ZİRAAT ve
HALK’ın ise kamu mevduatı açısından Kanun’un 4. maddesini ayrıca ihlal ettikleri ve bu
nedenle adı geçen teşebbüsler hakkında 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı ifade edilmektedir.
I. YAPILAN İNCELEME VE TESPİTLER
I.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Teşebbüsler

(11) Soruşturmaya taraf olan 12 bankanın sermaye yapıları ve faaliyet alanları hakkında bilgiler
aşağıdaki tabloda sunulmaktadır:
Tablo 1: Bankaların Sermaye Yapıları ve Faaliyet Alanları

Banka Adı Sermaye Yapısı Faaliyet Türü Faaliyet Alanları

AKBANK Özel Sermayeli Mevduat Bankası
Bireysel, kurumsal ve özel bankacılık, KOBİ
bankacılığı ve uluslararası ticaretin finansmanı
(Mevduat, kredi, kredi kartı)

DENİZBANK Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli Mevduat Bankası

Bireysel, kurumsal, ticari bankacılık ile kamu
bankacılığı, işletme ve tarım bankacılığı hizmetlerinin
yanı sıra iştirakleri aracılığıyla yatırım, finansal
kiralama, faktoring ve sigortacılık hizmetleri
(Mevduat, kredi, kredi kartı)

FİNANSBANK Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli Mevduat Bankası
Bireysel, kurumsal, ticari ve özel bankacılık ve KOBİ
bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

GARANTİ Özel Sermayeli Mevduat Bankası bireysel, kurumsal, ticari bankacılık ve KOBİ bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)
GÖSAŞ GARANTİ iştirakidir. Ödeme sistemleri

GKFD GARANTİ iştirakidir. Konut finansmanı faaliyetlerine yönelik olarak destek hizmetleri

HALKBANK Kamu Sermayeli Mevduat Bankası Bireysel, kurumsal ve ticari bankacılık ile KOBİ bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

HSBC Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli Mevduat Bankası
Bireysel, kurumsal ve ticari bankacılık ile işletme ve
yatırım bankacılığı

ING Türkiye’de kurulu yabancı sermayeli Mevduat Bankası
Bireysel, özel, kurumsal ve ticari bankacılık ile KOBİ
bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

İŞ BANKASI Özel Sermayeli Mevduat Bankası Bireysel, özel, kurumsal ve ticari bankacılık, KOBİ bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

TEB Özel Sermayeli Mevduat Bankası Bireysel, özel, kurumsal ve ticari bankacılık ile işletme bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

VAKIFBANK Kamu Sermayeli Mevduat Bankası Bireysel, kurumsal ve ticari bankacılık (Mevduat, kredi, kredi kartı)



13-13/198-100

4 / 169


YKB Özel Sermayeli Mevduat Bankası Kurumsal ve ticari bankacılık ile bireysel bankacılık (Mevduat, kredi, kredi kartı)

ZİRAAT Kamu Sermayeli Mevduat Bankası Bireysel, ticari ve KOBİ bankacılığı (Mevduat, kredi, kredi kartı)

(12) Kamu sermayeli bankaların ortaklık ve yönetim yapılarının değerlendirme bakımından önem
arz etmesi sebebiyle, belirtilen bankaların ortaklık yapılarına aşağıdaki tablolarda yer
verilmektedir.
Tablo 2: HALKBANK’ın Hissedarlık Yapısı

Hissedar Adı Hisse Oranı (%)
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 75,03
Halka Açık 24,94
Diğer 0,03
Toplam 100

Tablo 3: VAKIFBANK’ın Hissedarlık Yapısı
Hissedar Adı Hisse Oranı (%)

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün İdare ve Temsil Ettiği Mazbut
Vakıflar 43,00

Mülhak Vakıflar 15,45

Diğer Mülhak Vakıflar 0,13
Diğer Mazbut Vakıflar 0,06

Vakıfbank Mem. ve Hizm. Em. Ve Sağ. Yard. San. 16,10

Diğer Gerçek ve Tüzel Kişiler 0,06

Halka Açık 25,20

Toplam 100

(13) Son olarak, ZİRAAT’in tüm hisseleri T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına aittir. Yönetim
kurulu başkan ve üyeleri, denetim kurulu üyeleri ile genel müdür ve yardımcıları, Bankada
hisse sahibi değildir. ZİRAAT bireysel, ticari ve KOBİ müşterilerine kartlı ödeme hizmetleri,
mevduat, kredi ve yatırım hizmetleri sunmaktadır.
I.2. Bankacılık Sektörüne İlişkin Bilgiler

(14) Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre Türkiye'de Mart 2012 itibarıyla 48 banka faaliyet
göstermektedir. Bu bankalar genel itibarıyla mevduat bankaları, kalkınma ve yatırım
bankaları ile katılım bankaları olarak sınıflandırılmaktadır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun
3. maddesinde mevduat bankası, katılım bankası ve kalkınma ve yatırım bankası şu şekilde
tanımlanmıştır:
Mevduat Bankası: Kendi nam ve hesabına mevduat kabul etmek ve kredi kullandırmak esas
olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların
Türkiye'deki şubeleri.
Katılım Bankası: Özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak
esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların
Türkiye'deki şubeleri.
Kalkınma ve Yatırım Bankası: Mevduat veya katılım fonu kabul etme dışında, kredi
kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren ve/veya özel kanunlarla kendilerine verilen
görevleri yerine getiren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların
Türkiye'deki şubeleri.

(15) 5411 sayılı Kanun’un 4. maddesinde ise mevduat bankalarının katılım fonu kabulü ve
finansal kiralama işlemleri; katılım bankalarının mevduat kabulü; kalkınma ve yatırım
bankalarının ise mevduat ve katılım fonu kabulü gerçekleştirmesi yasaklanmıştır.

(16) Türk bankacılık sisteminde faaliyet gösteren bankaların faaliyet alanlarına ve hissedarlık
yapılarına göre dağılımı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.



13-13/198-100

5 / 169


Tablo 4: Türkiye’de Faaliyet Gösteren Banka Grupları ve Sayıları
Banka Grubu Banka Sayısı

Kalkınma ve Yatırım Bankaları 13
Kamu Sermayeli 4
Özel Sermayeli 5
Türkiye’de Kurulu Yabancı Sermayeli 4
Mevduat Bankaları 23
Kamu Sermayeli 3
Özel Sermayeli 10
Türkiye’de Kurulu Yabancı Sermayeli 10
Yabancı Banka Şubeleri 6
Katılım Bankaları 4
TMSF Bünyesindeki Bankalar 2
Toplam 48

(17) Soruşturmaya taraf olan bankalardan VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT kamu sermayeli
mevduat bankaları iken; AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, YKB ve TEB özel sermayeli
mevduat bankası; DENİZBANK, FİNANSBANK, HSBC ve ING ise Türkiye’de kurulu yabancı
sermayeli mevduat bankalarıdır.

(18) Bankacılık sisteminde, banka büyüklüğünü belirleyen unsurların başında bankaların aktif
büyüklüğü gelmekte, sektördeki yoğunlaşma oranları da aktif büyüklüğüne göre
hesaplanmaktadır. Tablo 5’te, 2007-2011 döneminde Türkiye’de faaliyet gösteren banka
sayısı ile aktif büyüklüğüne göre yoğunlaşma oranları yer almaktadır. Tablo 6’da ise
soruşturmaya taraf bankaların 2007-2011 döneminde aktif büyüklükleri ile 2011 yılına ilişkin
sektördeki aktif paylarına yer verilmiştir.
Tablo 5: Banka Sayısı ve Yoğunlaşma Oranları

2007 2008 2009 2010 2011
Banka Sayısı 50 49 49 49 48

CR5 (%) 59,8 60,1 60,5 60,1 61,2
CR10 (%) 82,5 82,8 83,4 83,2 87,1
HHI 879,1 885,7 913,3 897,0 934,5

Tablo 6: Bankaların Aktif Büyüklükleri (milyon TL) ve Payları (%)

Banka 2007 2008 2009 2010 2011 2011 (%)

İŞ BANKASI 80.181 97.552 113.223 131.796 161.669 13,93

ZİRAAT 80.942 104.412 124.529 151.160 160.681 13,84

GARANTİ 67.578 88.941 105.462 123.963 146.642 12,63

AKBANK 68.205 85.655 95.309 113.183 133.552 11,51

YKB 50.353 63.723 64.560 84.776 108.103 9,31

VAKIFBANK 42.408 52.193 64.798 73.962 89.184 7,68

HALKBANK 40.234 51.096 60.650 72.942 91.124 7,85

FİNANSBANK 20.882 26.573 29.318 38.087 46.199 3,98

TEB 11.801 14.736 15.064 19.031 38.092 3,28

DENİZBANK 14.912 19.225 21.205 27.660 35.983 3,10

HSBC 13.432 14.696 13.850 17.737 24.132 2,08

ING 12.541 16.503 15.233 17.299 21.066 1,81

Diğer 57.669 70.565 75.332 90.278 104.285 8,98

Toplam 561.140 705.871 798.533 961.876 1.160.712 100


(19) Tablo 5’ten görüleceği üzere aktif büyüklüğüne göre ilk 5 ve ilk 10 banka yoğunlaşma oranları
oldukça yüksek seyretmekte olup 2011 yılında bu oranlar sırasıyla %61,2 ve %87,1
düzeyinde gerçekleşmiştir. Soruşturmaya taraf 12 bankanın toplam aktif payı ise 2011 yılında
%91,02 olup sektörün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.



13-13/198-100

6 / 169


(20) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından aktif büyüklüğü baz alınarak
yapılan ölçeklerine göre banka sınıflamasında1, ZİRAAT, İŞ BANKASI, GARANTİ, AKBANK,
YKB, VAKIFBANK ve HALKBANK büyük ölçekli banka; FİNANSBANK, DENİZBANK, TEB,
HSBC ve ING ise orta ölçekli banka olarak nitelendirilmiştir. Söz konusu sınıflamaya göre,
tümü mevcut soruşturmaya dahil olan yedi adet bankadan oluşan büyük ölçekli bankalar
grubunun toplam aktiflerinin sektördeki payı 2011 yılında %76,75’tir. Sekiz adet bankanın
bulunduğu ve bunlardan beşinin soruşturmaya dahil olduğu orta ölçekli bankalar grubunun
toplam payı ise yaklaşık %17’dir. Büyük ölçekli bankaların tümü mevduat bankası iken orta
ve küçük ölçekli bankalar grubu genel itibariyle mevduat bankaları ile katılım bankalarından
oluşmaktadır. Kalkınma ve yatırım bankaları ile yabancı banka şubeleri ise mikro ölçekli
bankalar grubuna dahildir2.

(21) Yukarıda bahsedildiği üzere, yürütülmekte olan soruşturmaya taraf 12 banka mevduat
bankası niteliğindedir. Türkiye’de mevduat bankalarının temel faaliyet alanını mevduat ve
kredi hizmetleri ile kartlı ve kartsız ödeme hizmetleri oluşturmaktadır. Kartlı ödeme
hizmetlerinde ise kredi kartı hizmetleri önemli bir yer tutmaktadır.
I.2.1. Sektörün Düzenlenmesi ve Denetimi

(22) Türk bankacılık sektörünün düzenlemesinden 5411 sayılı Bankacılık Kanunu çerçevesinde
BDDK sorumludur. BDDK banka ve çeşitli finansal şirketlerin kuruluşu, faaliyetleri, yönetimi,
birleşme, bölünme, hisse değişimi ve tasfiyelerini düzenlemek ve denetlemekle yetkilidir.
Mezkur Kanun’la bankaların faaliyet alanları belirlenmiş olup, yeni bir bankanın kurulması ve
faaliyete başlaması belli koşullara bağlanarak BDDK’nın iznine tabi tutulmuştur. Bunun yanı
sıra, 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Kanunu gereğince kartlı sistem kurma, kart çıkarma,
üye işyerleri ile anlaşma yapma, bilgi alışverişi, takas ve mahsuplaşma faaliyetinde bulunmak
isteyen kuruluşların da BDDK’dan izin almaları zorunludur.

(23) Bankacılık piyasasında, düzenleyici ve denetleyici kurum olan BDDK’nın yanı sıra Türkiye
Cumhuriyeti Merkez Bankası da mevduat sınıflaması, zorunlu karşılıklar, kredi kartı faizlerinin
sınırları konularında düzenleyici kuruluş rolü üstlenmektedir. Halka açık bankalar ise
Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenlemelerine de tabidir. Ayrıca mevduat sigortası alanında
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nin düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır.

(24) 5411 sayılı Kanun’un 29. maddesine göre mevduat bankaları ile kalkınma ve yatırım
bankaları faaliyet izni aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde tüzel kişiliği haiz ve kamu kurumu
niteliğinde meslek kuruluşu olan TBB’ye, katılım bankaları ise aynı nitelikteki Türkiye Katılım
Bankaları Birliği (TKBB)’ne üye olmak zorundadır. Bunun yanı sıra üyelik zorunlu olmamakla
birlikte, Bankalararası Kart Merkezi (BKM) tarafından sunulan takas ve hesaplaşma, mesaj
yönlendirme, ortak ATM (Automatic Teller Machine-Para Çekme Makinesi) ve POS (Point of
Sale-Satış Noktası) sistemi gibi kartlı ödeme altyapısından ve hizmetlerinden yararlanmak
isteyen bankalar BKM’ye üye olmaktadır. Hâlihazırda BKM’nin 10 ortağı ve 16 üyesi
bulunmaktadır.
I.2.2. Mevduat Hizmetleri

(25) Mevduat, gerçek ya da tüzel kişiler tarafından bankalara veya bu konuda yetkili kuruluşlara
belli bir faiz getirisi karşılığında, istenildiği zaman veya belli bir vade ya da ihbar süresi
sonunda çekmek üzere yatırılan Türk Lirası veya yabancı paralar olarak tanımlanmaktadır.
5411 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ise mevduat, yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir
şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli
bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para şeklinde tanımlanmıştır. Ülkemizde sadece
mevduat bankalarının mevduat toplama yetkisi bulunmaktadır. Mevduat, banka kaynakları
arasında önemli bir yer tutmakta, banka pasiflerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır.
Bankalar özkaynaklarından ziyade mevduata ve diğer yabancı kaynaklara dayanarak faaliyet
göstermektedir. Dolayısıyla mevduat miktarı, aktif büyüklüğünün yanı sıra banka


1 Bu sınıflama çerçevesinde aktif büyüklüğünün sektör toplamı içindeki payı %5’in üzerinde olan bankalar büyük ölçekli, %1
ila %5 arasında olan bankalar orta ölçekli, %1’in altında olan bankalar ise küçük ölçekli banka olarak değerlendirilmektedir.
2 BDDK (2010), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 5.



13-13/198-100

7 / 169


büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır3. Aşağıdaki tabloda
soruşturmaya taraf bankaların 2007-2011 döneminde mevduat bakımından pazar paylarına
yer verilmiştir.
Tablo 7: Bankaların Mevduat Hizmetleri Bakımından Pazar Payları (%)

Banka 2007 2008 2009 2010 2011

İŞ BANKASI 14,53 14,87 15,23 15,35 15,02
ZİRAAT (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

GARANTİ 11,70 12,33 13,25 12,64 12,91

AKBANK 12,29 12,21 11,78 11,68 11,73
YKB 9,63 9,76 8,61 9,17 9,73

HALKBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

VAKIFBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

FİNANSBANK 3,88 3,73 4,28 4,25 4,47

TEB 2,12 2,17 1,99 2,09 3,50
DENİZBANK 2,76 2,34 2,45 2,75 3,07
HSBC 2,29 2,15 1,88 1,86 2,02

ING 2,67 2,34 2,02 1,62 1,76
Diğer 6,69 6,48 6,05 5,80 5,85

Toplam 100 100 100 100 100

(26) İlk beş banka toplam mevduatın yaklaşık %(…..) sahip olurken, toplam mevduatın yaklaşık
dörtte üçünün ise ilk 6 bankada tutulduğu anlaşılmaktadır. 2011 yılı verilerine göre,
soruşturmaya taraf 12 bankanın sektördeki mevduatın toplam %(…..) elinde bulundurduğu
görülmektedir.

(27) Bankalar nezdinde tutulan mevduat hesaplarının çeşitli türleri bulunmaktadır. 5411 sayılı
Kanun’un 60. maddesine göre mevduat kabul eden bankalar BDDK’nın görüşü alınmak
kaydıyla mevduat hesaplarını TCMB tarafından tespit edilecek vade ve türlere göre tasnif
etmekle ve tasarruf mevduatını diğer hesaplardan ayrı tutmakla yükümlüdür. 03.02.2007 tarih
ve 26423 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan TCMB’nin 2007/1 sayılı Mevduat ve Katılım
Fonlarının Vadeleri ve Türleri Hakkında Tebliğ’inde, mevduat vadesine ve türlerine göre
sınıflandırılmıştır.

(28) 2007-2011 yılları arasında bankacılık sisteminin toplam mevduatının vade yapısı ve tutarlara
göre dağılımı aşağıdaki şekilde gerçekleşmiştir.
Tablo 8: Mevduatın Vadeye Göre Dağılımı (%)

Vade 2007 2008 2009 2010 2011
Vadesiz 16,1 13,7 15,6 15,9 17,4
0-1 ay 29,0 31,5 27,7 26,0 14,8
1-3 ay 44,8 46,1 48,6 49,7 53,2
3-6 ay 5,1 3,3 3,3 4,1 7,5
6-12 ay 2,3 2,5 1,6 1,5 2,4

1 yıl ve üzeri 2,7 2,9 3,3 2,7 4,6
Toplam 100 100 100 100 100

Tablo 9: Mevduatın Tutarlara Göre Dağılımı (%)

Tutar 2007 2008 2009 2010 2011
1 milyon TL’den büyük 39,7 - 43,1 47,1 47,4
250 bin TL - 1 milyon TL 13,8 - 14,8 14,6 15,4
51 bin TL- 250 bin TL 21,7 - 21,9 20,6 20,7
11 bin TL- 50 bin TL 16,7 - 14,2 12,6 11,8
10 bin TL’den az 8,0 - 6,0 5,1 4,7

Toplam 100 - 100 100 100


3 KAYA, F. (2012), Bankacılık Giriş ve İlkeleri, Beta Yayınları ,s.25-26, 209.



13-13/198-100

8 / 169


I.2.3. Kredi Hizmetleri

(29) Kredi, bir bankanın; gerçek ya da tüzel kişilere yasaları, iç kurallarını ve kendi kaynaklarını
göz önünde tutarak belli bir teminat karşılığında ya da teminatsız olarak para, teminat
(mektubu) ya da kefalet verme şeklinde tanıdığı imkan ya da limit olarak tanımlanmaktadır.
Krediler belli bir başlangıç ve bitiş süresi, başka bir ifadeyle vade içermektedir. Bankalar
kredilerden faiz, komisyon ve benzeri gelirler elde etmekte olup söz konusu gelirler
bankaların en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Bu çerçevede krediler banka
büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsurdur. Aşağıdaki tabloda soruşturmaya taraf bankaların
2007-2011 yılları arasında sahip oldukları kredi büyüklükleri bakımından pazar payları yer
almaktadır. Buna göre, soruşturmaya taraf bankaların toplam kredi paylarının sektör içinde
önemli bir ağırlığa sahip olduğu, 2011 yılında bu oranın %91,22 olarak gerçekleştiği
görülmektedir.
Tablo 10: Bankaların Toplam Kredi ve Alacakları Bakımından Pazar Payları (%)

(30) Bankalar tarafından kullandırılan krediler nitelikleri, vadeleri, kullanım amacı, verilen teminat,
izin veren birim ve kullanılan kaynaklar açısından çeşitli şekillerde sınıflandırılmaktadır.
Nitelikleri açısından nakdi ve gayri nakdi, kullanım amacı açısından bireysel (tüketici) ve ticari
krediler gibi.

(31) 2007-2011 döneminde bankalar tarafından sağlanan tüketici kredilerinin ve ticari kredilerin
toplam krediler içindeki oranı incelendiğinde, yıllar itibarıyla tüketici kredilerinin toplam
krediler içerisindeki oranının (yaklaşık %33) ticari kredilerin oranından (yaklaşık %11) daha
yüksek seyrettiği görülmüştür. Tüketici kredileri içerisinde ise konut kredileri en yüksek paya
sahip olup bunu ihtiyaç kredileri ile kredi kartları izlemiştir. Taşıt kredilerinin ise toplam
krediler içerisindeki payı bahsi geçen tüketici kredisi türlerine kıyasla oldukça düşüktür.

(32) Ticari kredi çeşitlerinin toplam krediler içerindeki oranına bakıldığında, ihtiyaç kredilerinin en
yüksek paya sahip olduğu görülmektedir. İhtiyaç kredilerini sırasıyla taşıt kredileri, işyeri
kredileri ve kurumsal kredi kartları izlemektedir.
I.2.4. Kredi Refinansmanı

(33) Kredilere ilişkin önem arz eden bir diğer husus ise kredi refinansmanıdır. Kredi refinansmanı,
genellikle daha uzun vadeli ve yüksek tutarlı krediler olan konut kredilerinde söz konusu
olmaktadır. Konut kredisi refinansmanı, bir bankadan alınan konut kredisinin müşterinin talebi
üzerine ve genellikle kredinin maliyetini azaltmak amacıyla yeniden yapılandırılmasıdır.
Yeniden yapılandırma çoğunlukla faiz oranı düşüşleriyle paralel olarak konut kredisinin faiz
oranının ve bu çerçevede maliyetinin azaltılması amacıyla gerçekleştirilmektedir. Ayrıca
kredinin vadesinde, teminatında ve ödeme planında da değişikliğe gidilebilmektedir. Bunun

Banka 2007 2008 2009 2010 2011
İŞ BANKASI 12,12 12,98 12,69 12,62 13,79
GARANTİ 13,27 13,60 13,05 12,74 12,62
ZİRAAT 7,70 8,40 9,64 11,29 10,75
AKBANK 13,20 12,09 10,42 10,39 10,58
YKB 10,17 10,54 9,94 10,34 10,20
VAKIFBANK 8,37 8,31 9,07 8,82 8,63
HALKBANK 6,46 7,04 8,52 8,70 8,46
FİNANSBANK 5,05 4,87 4,61 4,89 4,56
DENİZBANK 3,71 3,48 3,72 3,63 3,38
TEB 2,45 2,32 2,36 2,31 3,86
ING 3,03 3,01 2,89 2,39 2,31
HSBC 3,33 2,65 2,30 1,90 2,08

Diğer 11,14 10,70 10,80 9,98 8,77
Toplam 100,00 100,00 100,00 100,00 100,00



13-13/198-100

9 / 169


yanı sıra, konut kredileri bir başka bankaya transfer edilerek de yeniden
yapılandırılabilmektedir.
I.2.5. Mevduat ve Kredi Faiz Oranlarının Belirlenmesi

(34) Mevduat ve kredi hizmetlerinde bankalar arası rekabeti belirleyen en önemli unsur faiz
oranlarıdır. Mevduat hizmetlerinde bankalar yatırdıkları mevduat karşılığında
müşterilerine belli bir vade sonunda taahhüt edilen faiz oranı üzerinden faiz ödemektedir.
Kredi hizmetlerinde ise, bankalar müşterilerine sağladıkları kredi karşılığında uzlaşılan faiz
oranı üzerinden faiz geliri elde etmekte, bunun yanı sıra dosya masrafı ve komisyon da tahsil
edebilmektedir. Dolayısıyla, faiz oranları müşterilerin banka tercihinde önemli bir unsurdur.

(35) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Faiz Oranları ile Diğer Menfaatler” başlıklı 144.
maddesinde, Bakanlar Kurulunun, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat
kabulünde uygulanacak azamî faiz oranlarını, katılma hesaplarında kâr ve zarara katılma
oranlarını, özel cari hesaplar dâhil belirtilen işlemlerde sağlanacak diğer menfaatlerin
nitelikleri ile azamî miktar ya da oranlarını tespit etmeye, bunları kısmen veya tamamen
serbest bırakmaya yetkili olduğu ve bu yetkilerini TCMB’ye devredebileceği düzenlenmiştir.

(36) Bahsi geçen Kanun maddesine dayanılarak çıkarılan “Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve
Katılma Hesapları Kar ve Zarara Katılma Oranları ile Özel Cari Hesaplar Dahil Bu İşlemlerde
Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında Karar” başlıklı 16.10.2006 tarih ve 2006/11188 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararı, 22.11.2006 tarih ve 26354 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Karar’da, bankaların mevduata ve kredilere uygulayacakları
faiz oranları ile bu oranların kısmen veya tamamen serbest bırakılmasının, ayrıca kredi
işlemlerinden sağlayacakları faiz dışındaki diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların
nitelikleri ile azami miktar ya da oranları ve bunların kısmen veya tamamen serbest
bırakılmasının TCMB tarafından yayımlanacak tebliğlerle düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Kararda ayrıca, bankaların mevduata peşin faiz veremeyeceği ve mevduattan faiz dışında
menfaat temin edilemeyeceği düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra, bankaların mevduat ve kredi
faiz oranlarını TCMB tarafından yayımlanacak tebliğler ile belirlenecek esas ve usuller
çerçevesinde TCMB’ye bildirmek ve ilan etmek zorunda oldukları ifade edilmiştir.

(37) Karar’da ayrıca, mevduat faiz oranlarının değiştirilmesi halinde daha önce açılmış mevduat
hesaplarına uygulanan faiz oranlarının vadeleri sonuna kadar değiştirilemeyeceği, kredi faiz
oranlarının ise, açılmış ve açılacak kredi hesaplarına ilan tarihinden itibaren uygulanabileceği
ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, bankaların onayı ile vadesinden önce çekilen vadeli
mevduata vadesiz mevduat faiz oranı uygulanacağı ifade edilmiştir.

(38) 2006/11188 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile TCMB’ye bırakılan hususlara ilişkin olarak
TCMB tarafından hazırlanan 2006/1 sayılı Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma
Hesapları Kar ve Zarara Katılma Oranları ile Kredi İşlemlerinde Faiz Dışında Sağlanacak
Diğer Menfaatler Hakkında Tebliğ, 09.12.2006 tarih ve 26371 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Tebliğ’de bankalarca, mevduata uygulanacak sabit veya
değişken faiz oranları, reeskont kaynaklı krediler dışındaki kredilere uygulanacak faiz oranları
ile faiz dışında sağlanacak diğer menfaatlerin ve tahsil olunacak masrafların niteliklerinin ve
sınırlarının bankalarca serbestçe belirlenebileceği hükme bağlanmıştır. Bankalarca serbestçe
belirlenen azami faiz oranlarının uygulamaya konulmadan önce TCMB’ye bildirileceği ve
bankaların bildirdikleri azami oranları aşmamak kaydıyla, mevduat ve kredi işlemlerinde
uygulayacakları faiz oranlarını banka şubelerinde halkın görebileceği şekilde ilan edecekleri
belirtilmiştir. Tebliğ’de ayrıca, vadesiz mevduat faiz oranının yıllık %0,25’i geçemeyeceği,
değişken faiz oranının altı aydan uzun vadeli mevduat için uygulanabileceği ve TCMB’nin
uygun görüşü alınmak suretiyle bankalarca belirlenebileceği belirtilmiştir.

(39) Yukarıda bahsi geçen mevzuat hükümleri çerçevesinde bankalar, mevduat ve kredi
hizmetlerine ilişkin olarak belli bir dönem için belirledikleri azami faiz oranlarını TCMB’ye
bildirmekle yükümlüdür. TCMB’nin 07.01.2011 tarihli Talimatı’na göre bankalar mevduata
ilişkin olarak, tasarruf mevduatı (bu kapsamda vadesiz, ihbarlı, vadeli ve birikimli mevduat) ile
resmi kuruluşlar, ticari kuruluşlar, bankalar ve diğer kuruluşların mevduatına yönelik tutar
ayrımına göre belirledikleri faiz oranlarını ve yürürlük tarihlerini TCMB’ye bildirmek



13-13/198-100

10 / 169


zorundadır. Buna ek olarak bankaların vadeli mevduatta faiz oranını vade ayrımına göre
bildirmesi beklenmektedir. Kredi hizmetlerine ilişkin olarak ise bankalar kredili mevduat
hesabı dahil tüm kredi türlerine ilişkin olarak belirledikleri azami faiz oranlarını vade ayrımıyla
bildirmekle yükümlüdür. Bankalar müşterilere uygulayacakları faiz oranlarını ise TCMB’ye
bildirdikleri azami oranları aşmayacak şekilde serbestçe belirleyebilmekte ve bu oranları
şubelerinde, web sitelerinde ve diğer duyuru alanlarında ilan etmektedir.
I.2.6. Kredi Kartı Hizmetleri

(40) 5464 sayılı Banka ve Kredi Kartları Kanunu’nun 3. maddesinin (e) bendinde kredi kartı, nakit
kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kart
veya fiziki varlığı bulunmayan kart numarası olarak tanımlanmıştır. BKM ise kredi kartını,
bankalar ve çıkartmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları
kredilerle, nakit kullanmaksızın mal ve hizmet alımı ile nakit kredi çekme imkanı sağlamak
için verdikleri ödeme aracı şeklinde tanımlamıştır. Kredi kartı ile ödeme hizmetleri ülkemizde
bankalar aracılığı ile yapılan ödeme hizmetlerinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır.

(41) Aşağıdaki tabloda, soruşturmaya taraf bankaların 2007-2011 yıllarına ilişkin olarak kart hamili
işlemleri (issuing) ve üye işyeri işlemleri (acquiring) için kredi kartı işlem adetleri ve hacimleri
bazındaki pazar paylarına yer verilmiştir.
Tablo 11: Kredi Kartı Hamili İşlemlerindeki Pazar Payları

İşlem Hacmi (%) İşlem Adedi (%)
Banka 2007 2008 2009 2010 2011 2007 2008 2009 2010 2011

GARANTİ (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
YKB (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

AKBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
İŞ BANKASI (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
FİNANSBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

HSBC (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
VAKIFBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
DENİZBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
ZİRAAT (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
TEB (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

HALKBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
ING (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Diğer (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100

Kaynak: BKM

Tablo 12: Üye İşyeri İşlemlerindeki Pazar Payları (2007-2011)

İşlem Hacmi (%) İşlem Adedi (%)
Banka 2007 2008 2009 2010 2011 2007 2008 2009 2010 2011
YKB (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

GARANTİ (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
AKBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

İŞ BANKASI (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
FİNANSBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
VAKIFBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

TEB (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
DENİZBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
HALKBANK (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

HSBC (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
ZİRAAT (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
ING (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Diğer (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Toplam 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100

Kaynak: BKM




13-13/198-100

11 / 169


(42) Kredi kartı ile yapılan alışverişlerden ve nakit avans çekimi işlemlerinden bankalar birtakım
faiz, ücret ve komisyon elde etmektedir. Aşağıda söz konusu faiz, ücret ve komisyonlara
ilişkin açıklamalar yer almaktadır:


Kredi kartı müşterilerinden alınan ücret, komisyon ve faizler
Ücretler:

(43) Yıllık kart ücreti: Kredi kartı sahibinin tüm kredi kartları için ayrı ayrı olmak üzere her yıl
ödemekle yükümlü olduğu bedeldir.

(44) Nakit çekim ücreti: Kredi kartı sahibinin bankanın yetkilendirdiği nakit çekim yapılabilen
noktalardan yaptığı nakit çekimi işlemi için ödediği, banka tarafından belirlenen oranın
ve/veya tutarın uygulanması suretiyle nakit çekilen tutar üzerinden hesaplanan ücrettir.

(45) Limit aşım ücreti: Kredi kartına tahsis edilen limitin aşılması durumunda aşılan kısım
üzerinden hesaplanan ücrettir.

(46) İşlem ücreti: Kredi kartı hesabından ödenen anlaşmalı kurumlara ait faturaların her biri için
bankaca belirlenen işlem ücretidir.

(47) Üye işyeri komisyonu: Üye işyeri, bankalar ile yaptıkları sözleşme çerçevesinde kredi kartı
hamiline mal ve hizmet satmayı kabul eden gerçek veya tüzel kişidir. Üye işyerleri tarafından,
yapılan anlaşmalar çerçevesinde bankalara kredi kartı ile yapılan alışveriş tutarları üzerinden
üye işyeri komisyonu ödenmektedir.

(48) Gecikme Bildirim Ücreti: Bankaların, müşterilerinin kredi kartı borçlarını zamanında
ödememesi durumunda yaptıkları bildirim karşılığı aldıkları ücretlerdir.
Faiz gelirleri:

(49) Gecikme faizi: Kredi kartı hamili tarafından, hesap özetinde belirtilen ödenmesi gereken
asgari borç tutarı son ödeme tarihine kadar ödenmediği veya asgari tutarın altında ödeme
yapıldığı takdirde, son ödeme tarihinden itibaren borcun ödeneceği tarihe kadar asgari tutarın
ödenmeyen kısmına yürütülen faizdir.

(50) Nakit avans faizi: Kredi kartı hamili tarafından kart hesabından nakit çekilmesi durumunda,
nakit çekilen günden itibaren nakit çekilen tutar üzerinden günlük olarak hesaplanan faizdir.

(51) Akdi faiz: Son ödeme tarihinde ödenmesi gereken asgari tutarın ödenmesinden sonra kalan
harcama bakiyesine ödeme yapılan tarihe kadar uygulanan faiz oranıdır.
I.2.7. Kamu Mevduatına İlişkin Düzenlemeler

(52) Ülkemizde kamu kurumlarının sahip olduğu nakit kaynakların değerlendirilmesine yönelik
belli düzenlemeler bulunmaktadır. 07.05.2012 tarih ve 28285 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği, kapsamda yer alan kamu kurumlarının mali
kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması ve izlenebilmesi amacıyla söz konusu kurumlar
açısından bağlayıcı hükümler içermektedir. Tebliğin 5. maddesine göre,
“Hazine Müsteşarlığı dışında kalan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri;
a) Kendi bütçeleri veya tasarrufları altında bulunan her türlü mali kaynaklarını TCMB veya muhabiri
olan bankada açılacak TL cinsi vadesiz hesaplarda tutmakla yükümlüdür.
b) Dış alımlar veya yurtdışından temin edilen krediler nedeni ile döviz cinsinden ödeme veya
yükümlülükleri olması veya Avrupa Birliği tarafından sağlanan ve döviz cinsinden izlenmesi gereken
hibe anlaşmaları ile çeşitli faaliyetler kapsamında uluslararası örgütler tarafından hesaplarına döviz
cinsi aktarım yapılması durumunda sadece bu işlemlerle sınırlı olmak kaydıyla vadeli veya vadesiz
döviz tevdiat hesabı açtırabilir.
Genel bütçe kapsamındaki kurumlarca
a) Afet nedeniyle toplanan nakdi bağış ve yardımlar,
b)Özel kanunların verdiği yetki çerçevesinde belli bir kamusal amaca özgülenmek suretiyle fon,
hesap, özel hesap, havuz ve benzeri adlarla açılan ve/veya yönetilen her türlü banka hesaplarında
tutulan kaynaklar



13-13/198-100

12 / 169


bu maddenin üçüncü fıkrasında sayılan esaslar çerçevesinde değerlendirilir.
Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri dışındaki kurumlar kendi bütçeleri veya tasarrufları altında
bulunan her türlü mali kaynaklarını TCMB, T.C. Ziraat Bankası A.Ş., T. Halk Bankası A.Ş. veya T.
Vakıflar Bankası T.A.O’nda açtıracakları hesaplarda aşağıdaki araçları kullanarak değerlendirmekle
yükümlüdür.
a) TL cinsi vadesiz mevduat,
b) TL cinsi vadeli mevduat,
c) İhale, doğrudan satış, ihale öncesi rekabetçi olmayan teklif ya da ikincil piyasadan doğrudan ya da
ters repo yoluyla temin etmek suretiyle DİBS,
ç) Gerekli görülmesi halinde ve ihtiyaçları ölçüsünde döviz cinsi ödemeleri için vadeli veya vadesiz
döviz hesabı.
Kurumlar, özel kanunların verdiği yetkiye dayanılarak veya herhangi bir kamu bankasının faaliyet
göstermediği yerleşim yerlerinde yapacakları tahsilatlar için yurtiçinde yerleşik diğer bankaları da
kullanabilirler. Bu şekilde gerçekleştirilen tahsilat tutarlarının, özel kanunların verdiği yetki kapsamında
yapılan düzenlemelerde yer alan hükümler saklı kalmak kaydı ile takip eden işgünü içinde ilgili
kurumun kamu bankasındaki hesabına aktarılması zorunludur.”

(53) Söz konusu Tebliğ, nemalandırmaya ilişkin olarak ise, vadeli mevduat faiz oranının piyasada
oluşan benzer vadedeki Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) faiz oranından daha düşük
olamayacağını, düşük olması halinde ise mali kaynakların DİBS alım satım işlemleri yoluyla
değerlendirilebileceğini düzenlemiştir. Ayrıca Tebliğ’in 7. maddesine göre kurumların mali
kaynaklarının değerlendirilmesinde faiz veya kar payı dışında ayni ya da nakdi herhangi bir
menfaat temin etmesi yasaklanmıştır.
I.3. İlgili Pazar
1.3.1. İlgili Ürün Pazarı

(54) İlgili ürün pazarı, belirli bir ürün ile tüketici gözünde fiyatı, kullanım amaçları ve nitelikleri
bakımından benzer olan ürünlerden oluşmaktadır. Başka bir deyişle ilgili ürün pazarı; ürün
özellikleri, fiyatları ve kullanım amaçları bakımından tüketici tarafından ikame edilebilir
sayılan bütün ürünleri kapsamaktadır. İlgili ürün pazarı tanımında talep ikamesinin yanında,
talep ikamesine eşdeğer etkisi olduğu durumlarda arz ikamesi de hesaba katılmaktadır.

(55) Bankacılık, esas olarak tasarruf sahipleri ile kredi kullananlar arasında fon transferi
konusunda aracılık hizmetlerinin sunulduğu bir sektördür. Sunulan bu hizmetler, çok sayıda
alt hizmet koluna ayrılabilmekte ve bu bağlamda oldukça farklı hizmet türleri aynı kurumlarca
sağlanabilmektedir. Diğer bir ifadeyle aynı banka, talep ikamesi açısından birbirine alternatif
olamayacak çok sayıda hizmet sunabilmektedir. Bununla birlikte düzenleyici işlemler
sebebiyle bankaların hizmet verdiği alanlar sınırlandırılabilmektedir. Daha önce yer verilen
5411 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca mevduat bankalarının katılım fonu kabulü ve
finansal kiralama işlemleri; katılım bankalarının mevduat kabulü; kalkınma ve yatırım
bankalarının ise mevduat ve katılım fonu kabulü gerçekleştirmesi yasaklanmıştır. Bu
çerçevede, arz ikamesi açısından bütün banka türlerinin hizmetlerinin birbirine ikame kabul
edilmesi de mümkün olamamaktadır. Bu çerçevede ilgili ürün pazarına ilişkin
değerlendirmelere inceleme konusu bankacılık hizmetleri ve hakkında soruşturma yürütülen
bankaların faaliyet gösterdiği alanlar ve soruşturma çerçevesinde elde edilen belgelerin ait
olduğu hizmet türleri itibarıyla yer vermek yerinde olacaktır.

(56) Soruşturmaya taraf olan bankaların faaliyet alanları değerlendirildiğinde, 12 bankanın
tamamının “mevduat bankası” olduğu ve bu kapsamda mevduat, kredi ve kredi kartı
hizmetleri alanında faaliyet gösterdikleri görülmektedir. Dolayısıyla bu hizmetlerin tamamı
ilgili pazar tanımı içinde yer alabilecektir. Bununla birlikte, daha önce belirtildiği üzere,
bahsedilen hizmetlerin birbirinden oldukça farklı alt kırılımları bulunmaktadır. Örneğin, kredi
hizmetleri içinde nitelik açısından farklılık gösteren nakdi ve gayrinakdî kredi türleri
bulunmakta, bunun yanında türlerine göre ihtiyaç ve konut kredileri gibi düzenleyici çerçeve,
faiz oranı ve vade yapısı açısından birbirinden farklı kredi türleri yer almakta, diğer yandan
bireysel veya kurumsal müşteriler için kullandırılabilecek krediler de ayrışmaktadır. Mevduat
hizmetlerinde de tasarruf mevduatı, ticari kuruluşlar mevduatı, resmi kuruluşlar mevduatı gibi



13-13/198-100

13 / 169


nitelik olarak birbirinden farklı çeşitli alt segmentler bulunmaktadır. Kredi kartı hizmetleri
açısından da benzer şekilde üye işyerleri ve kart kullanıcıları gibi farklı müşteri grupları yer
almakta ve dolayısıyla bu grupların talep ettikleri hizmetler farklılaşmaktadır.

(57) Yukarıda sayılan bankacılık hizmetleri kapsamında bir tüketicinin tüm hizmetlerden
faydalanması mümkün olamamaktadır. Örneğin bireysel bir müşterinin ticari işletmelere
sunulan kredilerden faydalanması mümkün olmadığı gibi, belirli kredi türlerinden
yararlanabilmek için de ek teminatlara ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin herhangi bir ek teminat
göstermeden ihtiyaç kredisi alabilen bir kişinin aynı koşullarda konut kredisi kullanması
mümkün değildir. Zira bu tür kredileri kullanabilmek için bankanın satın alınan konut üzerine
ipotek tesis etmesi gerektiğinden, bu kredi türünden yalnızca konut satın almak isteyen
müşteriler yararlanabilmektedir.

(58) Soruşturma çerçevesinde elde edilen belgelerin ilişkili olduğu hizmet türleri incelendiğinde
ise, hakkında soruşturma yürütülen teşebbüslerde elde edilen belgeler ana hatlarıyla kamu
mevduatı dahil olmak üzere mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkindir.

(59) Dolayısıyla, ilgili pazara ilişkin yapılacak değerlendirme ana bankacılık hizmetlerinin
tamamını ve kamu kurumlarının mevduatına dönük bankacılık hizmetlerini kapsayacaktır. Bu
durumda ilgili pazar Kurulun çeşitli tarihlerde aldığı kararlarda benimsediği yaklaşıma paralel
olarak, en geniş tanımı ile “bankacılık hizmetleri” şeklinde, yahut her bir ana hizmet türü baz
alınmak suretiyle “mevduat hizmetleri”, “kredi hizmetleri” ve “kredi kartı hizmetleri” şeklinde ya
da daha alt segmentler bazında “konut kredileri” veya “KOBİ’lere sunulan kredi hizmetleri”
şeklinde tanımlanabilecektir. İlgili pazarın bu şekilde geniş ya da dar tanımlanmasının
teşebbüsler üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi bulunmayacak ve ihlale ilişkin
değerlendirmeyi etkilemeyecektir. Zira alternatif pazar tanımlarının tamamında rekabeti
bozucu bir etkinin varlığından bahsedilmektedir. Dolayısıyla, bu açıklamalar dikkate
alındığında mevcut soruşturma bakımından ilgili ürün pazarının tanımlanmasına gerek
görülmemiştir.
1.3.2. İlgili Coğrafi Pazar

(60) Soruşturma kapsamında incelenen bankacılık hizmetlerinin, hakkında soruşturma yürütülen
teşebbüsler tarafından ülke genelinde sunuluyor olması dikkate alınarak, ilgili coğrafi pazar
“Türkiye” olarak tanımlanmıştır.
I.4. Yapılan Tespitler ve Elde Edilen Bilgi ve Belgeler

(61) Yerinde incelemelerde elde edilen belgelere aşağıda tarih sırasına göre yer verilmiştir.
(62) Belge 1: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, 21.08.2007 tarihinde (saat:

14.36) Bireysel Bankacılık ve Dağıtım Kanallarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (GMY)
(…..) tarafından Genel Müdür (GM) (…..) gönderilen ve Hazineden Sorumlu GMY (…..) ile
Bireysel Bankacılık Pazarlama Müdürlüğü (…..) bilgi verilen “akbank 1.41” konulu iç yazışma
niteliğindeki elektronik postada;
“(…..) bey,
Akbank yarından itibaren 1.41% yapıyor konutu…
İşbank ta hareket yok daha hala…
Biz 1-2 gün daha bekleyelim mi (…..) bey?”
ifadeleri yer almaktadır.

(63) Belge 2: YKB’de yapılan yerinde incelemede tespit edilen, 27.09.2007 tarihinde Özel
Bankacılık İstanbul Avrupa Bölge Müdür Yardımcısı (…..) tarafından Şubeler Satış Bölüm
Başkanı (…..) gönderilen, Özel Bankacılık Satış Grubu Başkanı (…..) Para ve Döviz
Piyasaları Başkanı (…..), Hazine Yönetimi Sabit Getirili Menkul Kıymetler Grup Başkanı
(…..), Özel Bankacılık Bölge Müdürü (…..), Özel Bankacılık Bölge Müdür Yardımcısı (…..)
bilgi verilen “Zararına Mevduat Uygulaması” konulu iç yazışma niteliğindeki e-postada
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Yapılan centilmenlik anlaşması gereği hazine olarak verdiğiniz üst oranının üzerinden zararına
mevduat bağlamamak üzere satış ekibimize bilgi verdik.



13-13/198-100

14 / 169


Bu durumda çok zorda kalan yüklü mevduat ve portföy taşıyan şubelerimiz için operasyonel risk
formu üzerinden vade sonunda faiz geçmek zorunda kalabiliyoruz.
Ancak şubelerimizden başta Akbank olmak üzere bazı bankaların %18,75 faiz oranını defter işletmek
suretiyle müşterilere kullandığı yönünde şikayetler alıyoruz. Bugün bizden çıkan bir tutarın Akbank’la
ortak bir müşterimizin hesap cüzdanında %18,75 ile bağlatıldığını gördük.
Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda verilmediğini söylerken centilmenlik
anlaşması yapılan bankalardan birinde de %18,75 oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi
müşterilerimizin bize olan güvenininde de sorun yaşamamıza neden olmaktadır…”

(64) Belge 3: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan, 25.06.2008 tarihinde YKB Yönetim
Kurulu Murahhas Üyesi ve GM’si (…..) tarafından İŞ BANKASI Yönetim Kurulu Üyesi ve
GM’si (…..), AKBANK Yönetim Kurulu Üyesi ve GM’si (…..) ve GARANTİ Yönetim Kurulu
Üyesi ve GM’si (…..) gönderilen “Yapı Kredi’de kahvaltı?” konulu, “yüksek önem düzeyinde”
ve “gizli” olduğu belirtilen elektronik postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Dün (…..) ile bir vesile ile beraberken yakın bir zamanda bir araya gelmemizde yarar olduğunu
düşündük.
Özellikle artan maliyet baskısı, düzenleyici kurumların bazı işkollarımıza bakışı ve küresel
gelişmelerin çok da ümit verici gelişmediği bir ortamda dördümüzün bazı konuları bir sohbet
ortamında konuşmamızın yararlı olacağını düşündük.
… 3 Temmuz perşembe (alternatif 1 Temmuz salı) 7.30-9.00 programınıza uygun mudur?...”

(65) 26.06.2008 tarihindeki cevabi e-postalardan kahvaltının 1 Temmuz’da saat 7.30’da
yapılmasının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.

(66) Belge 4: YKB’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, 04.07.2008 tarihinde Hazine
Yönetimi Sabit Getirili Menkul Kıymetler Grup Başkanı (…..) tarafından GM (…..) gönderilen
ve Hazine Yönetim Başkanı (…..) ile Para ve Döviz Piyasaları Grup Başkanı (…..) bilgi
verilen “YTL mevduat fiyatlaması hk.” konulu iç yazışma niteliğindeki e-postada aşağıda
belirtilen ifadeler yer almaktadır:
“YTL Mevduat fiyatlaması ile ilgili kısa bilgi vermek istiyorum.
Dün Garanti Bankası bizi arayarak aylık vadede %20 faiz için centilmenlik anlaşması teklifinde
bulunmuştu. Bugün aylık vadede, özellikle sorun yaşanabilecek büyük montanlı işlem olmamasının
verdiği avantaj ile, bu faiz oranının üzerinde faizi ykb olarak telaffuz etmedik. Ancak sabah itibariyle
Akbank’tan bu vadede % 20,60 faizi duyduk. Geçiş günü olması sebebiyle, iletişimdeki aksama
olmuş olabilir. Bugün (…..) Bey4 aracılığı ile iletilen konuya istinaden, genel müdürler düzeyinde
anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından, p.tesi gününden itibaren, faiz oranı olarak bu
limite sadık kalmaya devam edeceğiz. ...
Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını
beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahil olup olmadığına göre,
bu mevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi
hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de
kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.
Rakamlarla ifade etmem gerekirse, bu sabah itibariyle likidite yeterliliği açısından (…..) ytl lik bir
marjımız bulunmakta. Diğer yandan ise ilk 3 gündeki “(…..) YTL üzeri miktarlı olan” (…..) adet mevduat
işleminin tutarı ise (…..) YTL’dir. Bu nedenledir ki, haftanın sonuna doğru gelişmelere göre Ykb
özelinde strateji belirlenmesi açısından yönlendirmelerinize ihtiyaç duyacağız.”
“(…) Diğer yandan …’in (…..) TL düzeyindeki dönüşü ile, özellikle kamu bankalarından oran alan
müşterimiz …’ın (…..) TL tutarındaki dönüşü bizim açımızdan kritik olacaktır. Bu işlemleri hafta
başında gerekirse çıkarabiliyor olmakla beraber, haftasonunda çıkan mevduatların yerine Likidite
Yeterlilik Rasyosu nedeniyle yeni işlem almak durumunda kalabileceğimiz ihtimali söz konusudur.
Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını
beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahilinde olup olmadığına göre, bu
mevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi
hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de
kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.(…)”
Hazine Yönetim Başkanı (…..) aynı tarihli cevabi e-postasında ise


4 O dönemde YKB Perakende Satış Yönetiminden sorumlu GMY’si (…..)



13-13/198-100

15 / 169


“Merhabalar, Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş”
ifadesine yer verilmiştir.

(67) Belge 5: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, 21.10.2008 tarihinde Finansal
Kurumlar ve Kurumsal Bankacılıktan sorumlu GMY (…..) tarafından Kurumsal Bankacılık
Koordinasyon Birim Müdürü (…..) gönderilen “Akbank (Çok Gizli)” konulu iç yazışma
niteliğindeki e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
“(…..) aradı. Proje finansmanı ve işletme kredilerinde kanunen artıramıyoruz ama ihracat
kredilerinde birlikte bir artış yapsak mı dedi.
L+500’lere çekelim mi diyor. Bir bakalım Cuma konuşalım dedim. Ben gelene kadar siz de bir
değerlendirin lütfen.”

(68) (…..) tarafından (…..) 31.10.2008 tarihinde gönderilen aynı konulu e-posta mesajında ise,
“Bizde fiyat indirimine değecek sayıda ve düşüklükte kredi yok diye söyledim.” İfadeleri
bulunmaktadır.

(69) Belge 6: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan, 23.10.2008 tarihinde Bireysel
Bankacılık ve Dağıtım Kanallarından sorumlu GMY (…..) tarafından GM (…..) gönderilen ve
Hazineden sorumlu GMY (…..) bilgi verilen “konut kredisi faizleri” konulu iç yazışma
niteliğindeki elektronik postada şu ifadelere yer verilmiştir:
“Konutta 5 puan daha artırmayı öneriyoruz.
1,84 e geleceğiz (24,45 bileşik). İndirimliyi de 1,82 yapmayı düşünüyoruz (24,16 bileşik).
Rekabet ile de anlaştık, hepsi geliyor.
Sizin için uygunsa yarından itibaren yapmak için apko mail atmak istiyoruz. …
Not: aynı artışı (5 puan), oto ve destekde de yapacağız.”

(70) Belge 7: YKB’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, Şubeler Satış Bölümü çalışanı
(…..) tarafından 28.11.2008 tarihinde Şubeler Satış Bölüm Başkanı (…..) ile Şubeler Satış
Bölümü çalışanları olan (…..) gönderilen e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Merhaba,
Akbank (…..)üstü – mak (…..) kadar (…..) veriyor.
 Yalnızca 2 ocak ve 23 ocak arası vade bağlarsanız…
 Pazartesi günü yüzde (…..) olma olasılığı var. ÖBM yöneticisi genelde banka olarak (geçmiş
yıllardaki uygulamaları baz alarak) 1 Aralıkta faiz oranlarını arttırdıklarını söyledi.
 Faiz oranlarını bu hafta artmış. Genelde diğer bankaların yüksek verdiği dönemde, piyasaya
göre düşük kaldıklarını iletti. Ama önümüzdeki dönemde tam tersi durumun oluşacağını,
piyasanın üstünde oran vereceklerini söyledi.
(…)
Bilginize sunarım…”

(71) Belge 8: YKB’de yapılan yerinde incelemede tespit edilen, 02.06.2009 tarihinde Perakende
Bankacılık Satış ve Kredi Destek Grubu Başkanı (…..) tarafından Bireysel Bankacılık
Pazarlama Bölüm Başkanı (…..), KOBİ Pazarlama Bölüm Başkanı (…..), Kişisel Bankacılık
Pazarlama Bölüm Başkanı (…..) ve CRM ve Kampanya Yönetimi Bölüm Başkanı (…..)
gönderilen, Perakende Bankacılık Pazarlama Grupları Başkanı (…..), Stratejik Planlama,
CRM ve Bütçe Yönetimi Grup Başkanı (…..), Perakende Satış Destek Bölümü Başkanı (…..)
ve Perakende Bankacılık Satış Yönetimi GMY (…..) bilgi verilen, “Rakip Bilgisi*ek” konulu iç
yazışma niteliğindeki e-postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“Çapraz satışla ilgili Garanti Bankasından aldığımız diğer bilgiler;
Portföylerinde etkinlik oranı takip ediyorlar ve ürün grupları var, (…..).
Ürün grupları:
 (…..)
 (…..)
 (…..)
 (…..)
 (…..)



13-13/198-100

16 / 169


 (…..)
 (…..)
 (…..)
 (…..)
bu ürünlerin etkinlik dedikleri aktif olma kriterlerini almaya çalışıyoruz, aldıklarımızdan bazıları

(…..TİCARİ SIR…..)

Bizde affluent segmente karşılık gelen segmentte Garanti Bankasının etkinlik oranı ortalaması
(…..) ürün grubu, hedefleri (…..) imiş.”

(72) Belge 9: FİNANSBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, 22.10.2009 tarihinde
Perakende Satış / Kitle Bankacılığı Satış Yönetimi Birim Yöneticisi (…..) tarafından Konut ve
Oto Kredileri Ürün Yönetimi Birim Yöneticisi (…..) gönderilen ve Bireysel Bankacılık Satış
Grup Yöneticisi (…..) ile Kitle Bankacılığı Satış Yönetiminde Yönetmen olan (…..) bilgi verilen
“Ing bank refinansman smsleri” konulu e-postada;
“Ingbank konut kredisi olsun olmasın elinde datası bulunan bütün müşterilere sms le refinansman
talep mesajı gönderiyor. Hatırladığım kadarı ile bankaların bu konuda kendi aralarında karar
aldıklarını ve mesaj göndermeyeceklerini belirtmiştin.”
İfadelerine yer verilmiştir.

(73) Aynı tarihte (…..) tarafından (…..) gönderilen cevabi e-postada ise “Böyle bir centilmenlik
kararı var mı bankalar arasında?” sorusu sorulmuştur. (…..) tarafından gönderilen
24.10.2009 tarihli cevapta ise,
“Önce işbankası sms yöntemi ile refinansman mesajı attı. Bu işlemi diğer bankalarda uygulamaya
başlayınca böyle bir kararı aldıklarını biliyoruz. Biz de ilk günden tüm data ve sms mesajını
hazırladık. Ancak kendi kendimizi baltaladığımızı düşündüğümüzden ve diğer bankaların da
mutabakatı ile uygulamadık. Ing şu anda gönderiyormuş. Bir sapma var kısacası.”
İfadeleri yer almaktadır.

(74) (…..) tarafından aynı tarihte gönderilen cevapta, “Bugün de Akbank beni aradı. Konut
krediniz görünüyor, refinansman yapalım dediler. Gördüğüm kadarıyla herkes saldırıda
bizim de bir şeyler yapmamız lazım.” Denilmiştir. (…..) tarafından ise aynı tarihte, “Pazartesi
(…..) ve (…..) ya konuyla ilgili talebimizi geçebiliriz. Bence de refinansman işini artık herkes
biliyor banka olarak fark yaratmak gerek” cevabı verilmiştir.

(75) Belge 10: HSBC’de yapılan yerinde incelemede alınan, Bireysel Bankacılık-Kredi Kartları
Ürün Yönetimi Birim Yöneticisi (…..), Bireysel Bankacılık Yönetim ve Destek Hizmetlerinden
sorumlu GMY (…..), Bireysel Bankacılık Grup Başkanı (…..) ile Bireysel Bankacılık-Kredi
Kartları Müşteri Segmenti Birim Yöneticisi (…..) arasında geçen “Gecikme Bildirim Ücreti”
konulu e-posta silsilesinde ilk olarak (…..) tarafından 08.06.2010 tarihinde gönderilen e-
postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“(…..) Hanım,
Gecikmeye giren müşterilerden Nisan 2009 itibariyle, “SMS ile yaptığımız gönderiler ve/veya telefon
ile yaptığımız aramalar” için aylık 1 TL Gecikme Bildirim Ücreti tahsil etmeye başlamıştık.
Şu anda gecikme bildirim ücreti ile her ay ortalama olarak (…..) TL gelir elde etmekteyiz. Rakip
bankaların, ilave gelir elde etmek amacıyla gecikme bildirim ücretlerini arttırdığını görüyoruz.
(Rekabetteki ücretler ekteki tabloda yer almaktadır.) Bu kapsamda biz de Haziran ayında duyurup
Ağustos ayında Gecikme Bildirim Ücretini 2 TL’ye arttırmayı öneriyoruz. İlgili güncelleme ile birlikte
2010’da (…..) TL tutarında ilave gelir elde edebileceğiz.
Görüş ve onayınıza sunarım.
Saygılarımla,







13-13/198-100

17 / 169



Ek: Bankalar tarafından tahsil edilen gecikme bildirim ücretleri Gecikme Bildirim Ücreti

Yapı Kredi Ücret Almıyor
Garanti 1.25 TL
Akbank 1.5 TL
İş Bankası 2 TL
Finansbank 1.5 TL (Fix Card için 2 TL)
HSBC 1 TL

(76) (…..) tarafından 10.06.2010 tarihinde gönderilen cevapta, “Arttırılması konusunda mutabıkım
ama TL 1'dan TL 2'ya çıkmak 100% zam anlamına geliyor. 1.5 tl veya 1.25 TL daha makul
değilmi.” ifadeleri yer almaktadır.

(77) (…..) tarafından aynı tarihte gönderilen cevapta ise,
“(…..) Hanım,
Aldığımız insider bilgi ile Akbank'ın da gecikme ücretini 2 TL'ye çıkarmayı planladığını
öğrendik. İş Bankası'nın 2 TL ücret tahsil etmesi, Akbank'ın ücret arttırma planı yapması ve
müşterilerin bu konuda 'price sensitive' olmaması nedenleriyle 2 TL'yi önermiştik. (Gecikme bildirim
ücreti nedeniyle ayda ortalama olarak 2 adet şikayet almaktayız.)
Alternatif olarak, gecikme bildirim ücretini 1.5 TL'ye arttırmayı ve 6 ay sonra müşterilerden gelen
bildirimlere ve rekabetin durumuna göre tekrar değerlendirme yapmayı öneriyoruz. 1.5 TL ücret ile
2010 yılında (…..) TL tutarında ek gelir elde edeceğiz.
Görüşlerinize sunarım.
Saygılarımla,”
denilmiştir.

(78) Belge 11: DENİZBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 30.06.2010 tarihinde Bireysel
Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetimi Bölüm Müdürü (…..) tarafından Fon Yönetimi ve Özel
Bankacılık Grubu Para Piyasaları Bölüm Müdürü (…..) gönderilen ve Perakende Bankacılık
Grubu GMY’si (…..), Fon Yönetimi ve Özel Bankacılık Grubu GMY’si (…..), Bireysel
Bankacılık Pazarlama Grup Müdürü (…..), Bireysel Bankacılık Satış Yönetimi Grup Müdürü
(…..) ve diğer bazı çalışanlara bilgi verilen, “Mevduat Faiz Değişikliği” konulu iç yazışma
niteliğindeki e-postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“Telefonda önerdiğiniz gibi, yarın sabah itibarıyla geçerli olmak üzere, tüm vade ve yetki seviyelerinde
oranlarımızı TL’de 20 bps, YP’de ise 10 bps düşecek şekilde oran tablomuzu güncelledik.
Bu durumda iş kolu yetkisindeki aylık oranlarımız
 TL’de %(…..) dan %(…..)e
 YP’de %(…..)den %(…..)a
İnmektedir. Yeni Mevduatta ise, oranlarımızı %(…..) ve %(…..) olarak güncelliyoruz.
Bu arada, Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING ve TEB’den, yarın itibarıyla oran değişikliği
planlayıp planlamadıklarını sorguladık. Garanti/ING/Finans/TEB değişiklik yapmayı düşünüyor.
ING yarın düşüş yapacak; Garanti/Finans/TEB ise oranlarını Pzt değiştirmeyi planlıyormuş.
Faizle ilgili sadece TEB net bilgi iletti; TL’de %9,60 fiyatlayacaklarmış.
Bu kapsamda, Satış’ın görüşünü de göz önünde bulundurarak, YP’de faiz değişikliği yapılmaması
konusunda son görüşünüzü alabilir miyiz?”

(79) Belge 12: GÖSAŞ’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 07.09.2010 tarihinde Üye İşyeri
Pazarlama Yöneticisi (…..) tarafından GM (…..) gönderilen, Satış ve Üye İşyeri
Pazarlamadan sorumlu GMY (…..), İnsan Kaynakları, Satın Alma ve Pazarlama Destek
Hizmetlerinden sorumlu GMY (…..), Üye İşyeri Pazarlama Koordinatörü (…..), Üye İşyeri
Pazarlama Network Yönetimi Yöneticisi (…..) ve İnsan Kaynakları Yöneticisi (…..) bilgi
verilen “YKB hk.” konulu iç yazışma niteliğindeki e-postada şu ifadelere yer verilmiştir:
“YKB ile iletişim halindeyiz ve ciro artışı ile ilgili özel çabaları olmadığını söylüyorlar. Kesinlikle fiyat
düşürme yoluna gitmemişler. Hatta yükseltme isteğindeler.
Bu ay iki banka da ciro kaybetti. Bizim kaybımız daha büyük olduğu için 2. sıraya düştük. Bunun
sebeplerine indiğimizde:



13-13/198-100

18 / 169


YKB’nin daha az ciro kaybetmesindeki etkenler:
(…)
+ Kâr marjları: Kâr hedeflerinden çok uzaklaşmışlar ve yönetimlerinden ciddi eleştiri almışlar(...) Bu
nedenle sıkıntıdalar ve çözüm arıyorlar. Fiyatları yükseltmek istiyorlar. Bunu yaparken diğer
bankaları da yanlarına almak istiyorlar. Konuşalım birlikte yükseltelim düşüncesindeler. …”

(80) Belge 13: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, 28.10.2010 tarihinde
AKBANK’ın Kurumsal Bankacılıktan Sorumlu GMY’si (…..)den5 GARANTİ’nin Finansal
Kurumlar ve Kurumsal Bankacılık GMY’si (…..) gönderilen kısa mesajda (sms) aşağıdaki
ifadelere yer verilmiştir:
“Günaydın dostum. Salı günü yemekte yine bir benchmark yapalım. Ben ekteki bilgilerimle
geleceğim. Sen de arkadaşlarına aynı paralelde hazırlık için talimat ver istersen. Sevgiler.
- TL, FX Krediler.
- TL, FX Vdsz mevduat ortalaması.
- TL, FX Vdli mevduat ortalaması.
- İthalat FX satış, İhracat FX Alış.
- Kar.
- Toplam komisyon.
- Tahsil ve takas rakamları.
- Toplam müşteri sayısı.
- Toplam ziyaret sayısı.”

(81) Söz konusu mesaj aynı tarihte (…..) tarafından Kurumsal Bankacılık Koordinasyon Birim
Müdürü (…..) “Akbank-(…..)” konusuyla iletilmiştir. (…..) tarafından 01.11.2010 tarihinde
gönderilen cevapta ise, “Bilgiler aşağıda yer almakta, ancak Akbank ve bizim kurumsal
müşteri tanımlamamız oldukça farklı, yani rakamlar karşılaştırılabilir değil.” ifadelerine yer
verilmiştir.

(82) Belge 14: VAKIFBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 29.11.2010 tarihinde Kaynak
Yönetimi Müdürü (…..) tarafından Hazine Başkanlığı’ndan ve Yatırım Bankacılığı
Başkanlığı’ndan sorumlu GMY (…..) gönderilen “(…..)” konulu iç yazışma niteliğindeki e-
postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“(…..) halka arzdan elde edilen para için mevduat soruyor miktarı (…..) TL olarak sordular. 1 ve 2 ay
için oran istiyorlar. ziraat ve halk’a da sormuşlar onlarla anlaşıp belli bir kısmını alayım mı yoksa
hepsini fiyatlarmıyız yalnız bu firma aldığı oranları karşı tarafa da söylüyor onu da belirteyim.”

(83) (…..) tarafından aynı tarihte gönderilen cevapta ise, “Günaydın, anlaşıp bir kısmını almaya
çalışalım” denilmiştir.

(84) Belge 15: DENİZBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, 20.12.2010 tarihinde,
Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetimi Bölüm Müdürü (…..) tarafından Perakende
Bankacılık GMY’si (…..), Bireysel Bankacılık Pazarlama Grup Müdürü (…..), Bireysel
Bankacılık Satış Yönetimi Grup Müdürü (…..) ve Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün
Yönetimi Yetkilisi (…..) gönderilen, “Zorunlu Karşılık Oranları Resmi Gazete’de Açıklandı…”
konulu e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
“(…..) Bey,
(…..), (…..) Bey’in TCMB’nin açıklaması üzerine aşağıda ilettiği hesaplamayı, uzun vadede daha
yüksek faiz vermemiz durumunda Bankamıza maliyet etkisini görmek için kullandı.
(…)
Görüştüğümüz rakip bankalar ve (…..)’lar, ay başına kadar piyasayı izlemeyi ve henüz vadeye
göre fiyatlama yaklaşımlarında değişiklik yapmamayı hedefliyorlar. Bu nedenle biz de strateji
olarak bir müddet daha bekleme taraftarıyız.”

(85) Belge 16: VAKIFBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 31.01.2011 tarihinde (…..)
Şube Müdürü (…..) tarafından Kaynak Yönetimi Müdürü (…..) gönderilen ve İç Anadolu
Bölge Müdürü (…..), Hazine Başkanı (…..) ve Hazine Başkanlığı’dan ve Yatırım Bankacılığı


5 (…..)



13-13/198-100

19 / 169


Başkanlığı’ndan sorumlu GMY (…..) bilgi verilen “Centilmenlik Anlaşması Hk.” konulu iç
yazışma niteliğindeki e-postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir6:
“Sizlerin bizlere kamu mevduatı ile ilgili olarak Bankamızla diğer 2 kamu bankası (Ziraat Bankası ve
HalkBankası) arasında centilmenlik anlaşması yapmış olduğumuz her daim belirtilmektedir.
Bu nedenle bizlere Ziraat Bankası ve Halkbankası’nı küstürmeyelim diye onlarla görüşüp fiyatlamalar
yapıldığı söylenmektedir.
Ve onlardan gelen fiyatlamaların üstüne çıkmayarak paralar o bankalarda kalmaktadır. Keşke
anlaşmaya sadık kalınsa da bizde olan mevduatta bizde kalsa…
Ancak bugün yaşadığımız ve aşağıda belirtilen olay onların açık yüzünü ortaya koyduğu gibi
centilmenliğin de öyle olmadığını göstermiştir.
(…..) Şubemde olan (…..) Belediyesi’ne ait (…..) TL’lik bedelin diğer bankalarla görüşüp 35 günlük
vadeye %(…..) ile anlaştık denilmesine rağmen Ziraat Bankası tarafından %(…..) fiyatlama
yapılmasıyla Şubemden çıkmasına sebep olmuştur.
Olay hem (…..) Belediyesi yetkilileriyle yapılan görüşmeler hem de Ziraat Bankası ilgili Şube Müdürü
ile yapılan görüşmede verilen oranın %(…..) olduğu tespit edilmiştir.
Ziraat Bankası Müdürü fiyatlamanın Bölge Müdürlüğünün yetkisiyle yapıldığı ifade edilmiştir.
Anlaşıldığı üzere Ziraat Bankasının Genel Müdürlüğü sizlerle yapılan görüşmelere sadık kaldığını
belirtse de Bölge kanalıyla centilmenlik anlaşmasına uymayarak farklı bir politikayla paraları kendine
çekmekte oldukça başarılı olmuştur.
Bizler verilen sözlerde bankamızın Şubesiyle, Bölge Müdürlüğü’müz ve Genel Müdürlüğü’müzle bir
bütün olduğumuzu zaten göstermekteyiz.
Ama nasıl bir centilmenlik anlayışıdır ki Ziraat Bankasının bakış açısı ve izlediği politika Genel
Müdürlüğünce farklı, Bölge Müdürlüğünce farklı bir oran verdirerek centilmenlik anlaşmasını devam
ettirebilmektedir. Rakip ve centilmenlik anlaşması yaptığı Bankadan mevduatını alabilmenin taktiği bu
olsa gerek.
Bu durumu daha önceki fiyatlamalarda centilmenlik anlaşmasına uyarak alamadığımız
mevduat karşısında Bankamda ki mevduatında çıkmasına çok üzüldüğüm ve bu meblağın
çıkışını hazmedemediğim için yazdım;
Sizler beklide bu durumları biliyor veya defalarca karşılaştınız belki ama yine de diğer bankaların
çalışması ve centilmenlik anlaşmasına bakışlarını bilgilerinize sunmak ve paylaşmak istedim.”

(86) Aynı tarihte (…..) tarafından (…..) ve (…..) gönderilen cevapta ise “(…..) Bu konuyu
görüşelim” ifadelerine yer verilmiştir.

(87) Belge 17: HSBC’de yapılan yerinde incelemede alınan, Bireysel Bankacılık-Kredi Kartları
Ürün Yönetimi Birim Yöneticisi (…..) tarafından 30.03.2011 tarihinde Bireysel Bankacılık
Yönetimi ve Destek Hizmetlerinden sorumlu GMY (…..) gönderilen iç yazışma niteliğindeki e-
postada şu ifadeler yer almaktadır:
“… Ekteki öneriler arasında özellikle, “NakitPuan Expire Date” yapısını bu yıl uygulamaya almak
istiyoruz. Biz şu ana kadar sadece inaktif müşterilerin puanlarını siliyorduk. Bu yıldan itibaren, tüm
puanlar için (Nakit Puan ve Mil) 2 yıllık expire date yapısı getirmek istiyoruz. Bu yapı ile Aralık
2009’dan önce kazanılmış ve kullanılmamış tüm puanları Aralık 2011’de siliyor olacağız. Bu şekilde
(…..) T net tasarruf sağlamış olacağız…
Not: Garanti Bankası, Finansbank, Yapı Kredi ve Akbank ile görüştük. Ücretleri artırarak
zararlarını kapatmaya çalışıyorlar. Ücret artışlarını henüz kesinleştirmemişler.”

(88) Belge 18: ING’de yapılan yerinde incelemede elde edilen, 04.05.2011 tarihinde Kurumsal
Müşteriler Satış ve Pazarlama Müdürü (…..) tarafından Kurumsal Müşteriler Satış ve
Pazarlamadan Sorumlu GMY (…..) gönderilen “Diğer Bankalar” konulu iç yazışma
niteliğindeki e-postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“(…)
Yapı Kredi hem o/n hem de rotatif kredilerin maliyeti (…..)%. min spread beklentisi (…..) bps’miş.
Akbank’ın O/N ve rotatif maliyeti (…..)% ancak onlar da yeni kredilerde fiyatlama yapmayıp spreadi
yüksek tutuyorlarmış.”


6 Vurgular belgenin orijinalinde bulunmaktadır.



13-13/198-100

20 / 169


(89) Belge 19 (Ek:165): HALKBANK’ta yapılan yerinde incelemede tespit edilen, 14.06.2011
tarihinde, Mevduat ve Nakit Yönetimi Daire Başkanlığında Yönetmen olan (…..) tarafından
Mevduat ve Nakit Yönetimi Daire Başkanı (…..) gönderilen “Fiyatlamalar” konulu iç yazışma
niteliğindeki e-postada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“(…..) Belediyesi (…..) 32 gün için Vakıf bizden %(…..) rica etti. Bize dün (…..) Belediyesinde
destek olmuşlardı. %(…..) u verdik.
(…..) Belediyesi için size dönüp farklı oran talep edebilirler.
Bizde onlardan (…..) için destek istedik. Sıkıntı olmayacak.
(…..) İl Özel İdaresi için (…..) kullandık. Para Vakıfta. Bizim dönüşümüzde bize yardımcı
olmuşlardı.”

(90) Belge 20: HALKBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 13.07.2011 tarihinde Mevduat
ve Nakit Yönetimi Daire Başkanlığında Yönetmen olan (…..) tarafından Mevduat ve Nakit
Yönetimi Daire Başkanı (…..) gönderilen “(…..)” konulu iç yazışma niteliğindeki e-postada
aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“(…..) (…..) TL tutarındaki mevduatına 33 günde Ziraat ve Vakıfla anlaşarak (…..) için
kullandığımız oranı verdik. 33 gün %(…..)
(…..) Ziraat, (…..) Vakıf ta. (…..) TL nin bize aktarılması söz konusu olabilir. Hepimiz aynı
orandayız.”

(91) Belge 21: HALKBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, 13.07.2011 tarihinde,
Mevduat ve Nakit Yönetimi Daire Başkanlığında Yönetmen olan (…..) tarafından Mevduat ve
Nakit Yönetimi Daire Başkanı (…..) gönderilen “(…..)” konulu iç yazışma niteliğindeki e-
postada,
“(…..) parasının tamamı Ziraat teymiş. Vakıf bugün (…..)tan (…..) adına (…..) TL Ziraate göndermiş.
Sonra da (…..) bu para için ihaleye çıkmış. Hepimiz anlaşıp (…..) vermiştik. Ziraat sonrasında
dönüp, Şube müdürlerinin farklı fiyatlama alıp %(…..) ile kendilerinde kaldığını söyledi ve özür
diledi.
Sonuçta (…..) TL 33 gün Ziraat te %(…..) ile kaldı.”
ifadeleri bulunmaktadır.

(92) Belge 22: YKB’de yapılan yerinde incelemede alınan, 04.08.2011 tarihinde Yatırımcı İlişkileri
ve Stratejik Planlama Direktörü (…..)’dan GM Vekili (…..), GM (…..) ve Finansal Planlama ve
Mali İşlerden sorumlu GMY (…..) gönderilen niteliğindeki e-postada şu ifadeler yer
almaktadır:
“Just informed (via internal sources) that Garanti will reduce deposit rates 25 bps effective from
tomorrow. regards”
(Çevirisi: İç kaynaklardan yeni edinilen bir bilgiye göre, Garanti mevduat oranlarını yarından
itibaren geçerli olmak üzere 25 baz puan düşürecek. Saygılar)

(93) Belge 23: YKB’de yapılan yerinde incelemede tespit edilen, 04.08.2011 tarihinde Yatırımcı
İlişkileri ve Stratejik Planlama Direktörü (…..) dan GM Vekili (…..), GM (…..) ve Finansal
Planlama ve Mali İşlerden sorumlu GMY (…..)’ya gönderilen iç yazışma niteliğindeki e-
postada; “CBRT just lowered policy rate to 5.75% (from 6.25%) Corridor also narrowed by
increasing O/N borrowing to 5% (from 1.5%). Lending rate stil at 9%” (Çevirisi: TCMB politika
faiz oranını %6,25’ten %5,75’e düşürdü. Gecelik borçlanma faizini %1,5’ten %5’e yükselterek
koridoru daralttı. Borç verme oranı hala %9’da) denilmekte; aynı tarihte (…..) tarafından
yazılan mesajda ise;
“Dear all,
After today’s policy rate adjustment (-50bps) we should quickly adjust our price offer as follow:
* decrease deposits rate (Garanti will decrease by 25 bps, pls check, may be we can be more
aggressive?)
* no decrease in loans rate (for the time being)
Pls come up with a quick proposal in that sence and a calculation on the impact on 2011 forecast,
also including the effect on liquidity / funding after material increase of the O/N borrowing rate by 350
bps”



13-13/198-100

21 / 169


(Çevirisi: Bugünün politika faizi ayarlamasından sonra (-50bps) kendi fiyat teklifimizi hızlıca aşağıdaki
şekilde ayarlamalıyız:
*mevduat oranlarında indirim (Garanti 25 baz puan düşürecek, lütfen kontrol edin, belki biz
daha agresif davranabiliriz?)
*kredi oranlarında indirim yok (şimdilik).
Lütfen bu kapsamda hızlı bir öneri ile ve bunun 2011 tahminleri üzerindeki etkisini, gecelik borç verme
oranının 350 baz puan artışının likidite/fonlama üzerindeki etkisini de dahil edip hesaplayarak gelin)
denilmektedir. Buna cevaben Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü (…..) tarafından
05.08.2011 tarihinde GM Vekili (…..), Perakende Bankacılıktan Sorumlu GMY (…..),
Kurumsal ve Ticari Bankacılıktan sorumlu GMY (…..), GMY (…..), Risk Yönetiminden
sorumlu GMY (…..), Özel Bankacılık ve Varlık Yönetiminden sorumlu GMY (…..) ve GM
(…..)’a gönderilen e-postada şu ifadelere yer verilmektedir:
“Only Garanti seems to take a quick action, by cutting its internet rates by approximately %0.25.
However, for the mid size tickets, they decreased their rate from %(…..) to %(…..) for 1 month, and
from %(…..) to (…..)% for maturities above 3 months. (As to remind our current mid sized ticket rate
is %(…..)-%(…..) dump for 1 month, that means Garanti decreased its rates to our current level). Ak,
Ziraat and Isbank say that they havent decided yet the new level at the moment.
As a first step, we propose:
- for Application 3 (mid rates) %0.50 decrease for maturities 1 day-1 month and %0.25 decrease for
maturities above 1 month
- for Application 2 (max rates) %0.25 decrease for maturities 28-184 days, %0.50 decrease for 185-
366 days and %0.40 decrease for maturities above 367 days (so that 6 months max rate will be
%(…..)+%(…..) branch commission and 1 year will be %(…..)+%(…..))
- for new Money campaign, %0.25 decrease for 46-62 days. (current campaign rate is %(…..))
- for long term deposits with interim payments, %0.25 decrease for the ones with fix payments.
All of the above rates will be reviewed if rate cut wave among banks continues.”
(Çevirisi: Sadece Garanti faiz oranlarını %0,25 oranında düşürerek hızlı bir şekilde harekete geçmiş
gibi görünüyor. Bununla birlikte orta büyüklükteki mevduat için oranlarını 1 ay vadede %(…..)’ten
%(…..)ye düşürdüler ve 3 ay üzerindeki vadelerde ise %(…..)’den %(…..)’e düşürdüler (hatırlatma
olarak, bizim orta büyüklükteki mevduat için yürürlükteki oranlarımız 1 ay vadede %(…..)-%(…..),
bunun anlamı Garanti oranlarını bizim hâlihazırda uyguladığımız seviyeye düşürdü) Ak, Ziraat ve İş
Bankası şu an için yeni oranlara karar vermediklerini ifade ettiler.
İlk adım olarak şunları öneriyoruz:
- Uygulama 3 için (ortalama mevduat büyüklüğü) 1 gün-1 ay arası vadelerde %0,50 oranında indirim
ve 1 ay üzerindeki vadelerde %0,25 indirim
- Uygulama 2 için (maksimum mevduat büyüklüğü) 28-184 gün arasındaki vadeler bakımından %0,25
indirim, 185-366 gün vadeler için %0,50 indirim ve 367 gün üzerindeki vadeler için %0,40 indirim
(böylece 6 ay için maksimum oran %(…..)+%(…..)şube komisyonu ve 1 yıl için %(…..)+%(…..)
olacak)
- Yeni para kampanyası için 46-62 gün arasındaki vadelerde %0,25 indirim (mevcut kampanya oranı
%(…..))
- Ara ödemesi olan uzun dönemli mevduat bakımından, sabit ödemeliler için %0,25 indirim
Eğer bankalar arasındaki indirim dalgası devam ederse, yukarıdaki tüm oranlar tekrar gözden
geçirilecektir)

(94) Aynı tarihte GM Vekili (…..) tarafından yazılan cevabi e-postada “Thank you (…..). Is this only
your proposal or the proposal agreed with the business?” (Çevirisi: Teşekkürler (…..). Bu
sadece sizin öneriniz mi yoksa diğer birimlerle ortak karara varılan/anlaşılan öneri mi?)
denmektedir. Bunun üzerine Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü (…..)tarafından verilen
cevapta ise, “This is our proposal, the only call we receive today is from (…..)-retail and they
said they are fine to cut 0,25 only. I ll tell our team to share total plan with retail and
commertial then to speed up the process, if it is fine with all” (Çevirisi: Bu bizim önerimiz,
bugün aldığımız tek telefon perakende-(…..)’dan geldi ve %0,25’lik indirimin onlar için uygun
olduğunu söyledi. Bizim takıma, eğer onlar için de uygunsa süreci hızlandırmak için tüm planı
perakende ve ticari ile paylaşmalarını söyleyeceğim) ifadesi bulunmaktadır.

(95) Buna cevaben GM (…..) tarafından iletilen mesajda “Ok. Pls keep us posted from the
holidays, for the outflows, inflows, competition and the market evolution on a daily basis.”



13-13/198-100

22 / 169


(Çevirisi: Tamam. Lütfen bizi para çıkışları, girişleri, rekabetin durumu ve pazarın gelişimi
açısından, günlük olarak haberdar et.) denmiş ve akabinde 06.08.2011 tarihinde (…..)
tarafından iletilen yazıda ise aşağıdaki hususlar belirtilmiştir:
“Here is the summary of Friday
(…)
*For the small and mid sized tickets banks above used almost the same prices. But most of them
except Garanti have expressed that they havent decided on the new level.
We will be in touch with the marketfor the new level prices next week.”
(Çevirisi: İşte Cuma gününün özeti:
(…)
* Küçük ve orta büyüklükteki mevduat için bankalar neredeyse aynı fiyatları kullandılar fakat,
Garanti hariç, çoğu yeni seviye hakkında karar vermediklerini ifade ettiler.
Gelecek hafta yeni fiyat seviyesi hakkında pazarla iletişim halinde olacağız)

(96) Belge 24: HALKBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, 05.08.2011 tarihinde
Kurumsal Pazarlama Daire Başkanlığı’nda Bölüm Müdürü olan (…..)’tan Kurumsal
Pazarlama Daire Başkanı (…..)’a gönderilen ve Kurumsal ve Ticari Pazarlamadan sorumlu
GMY (…..)’a bilgi verilen “Diğer Banka FTP7 Bilgileri” konulu iç yazışma niteliğindeki e-
postada aşağıdaki ifadelere rastlanmıştır:

“VAKIFBANK’tan öğrenemedik, diğer 3 bankanın FTPleri aşağıdaki tablodadır.
SPOT ROTATİF

TL USD EURO TL USD EURO
YKB (…..) (…..) (…..) (…..)

GARANTİ (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)

AKBANK (…..) (…..) (…..)

(97) Belge 25: YKB’de yapılan yerinde incelemede alınan, 19.09.2011 tarihinde Kredi, Banka ve
Ön Ödemeli Kartları Ürün Yöneticisi (…..) tarafından “Kartlar Ürün Yönetimi” ile “Marka ve
Pazarlama İletişim” birimlerine gönderilen e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır.
“Nakit çekim ücretini 21 Ekim 2011 tarihi itibari ile alttaki şekilde değiştiriyor olacağız,
Bununla ilgili olarak çok acil ekstre arkası revizesi ve başvuru formu revizeleri gerekiyor,
(…..) çok acil Kİ’ye tüm kart tipleri için ekstre, başvuru formu değişikliği talebini iletir misiniz?
21 Ekim’de internet siteleri de revize edilmiş olmalı, TNA ücreti de buna paralel değiştiği için bununla
ilgili alanlar da revize edilmeli.
(…..) hizmet komisyon tarifesi için de gerekli güncelleme yaptırılmalı,
Aklıma gelmeyen başka bir mecra varsa onu da listeye ekleyin ltf,
Yapı Kredi ATM’leri, Yapı Kredi İnternet Bankacılığı ve Yapı Kredi Telefon
Bankacılığı için tutarın %3’ü+5 TL8; (ÖNCEKİ HALİ %3+ 3 TL İDİ)
Yapı Kredi şubeleri ve yurtiçi/yurtdışı diğer bankalar için
Tutarın %3’ü+7 TL olarak değişecektir9; (ÖNCEKİ HALİ %3+ 4 TL İDİ)”

(98) Belge 26: GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan, 20.09.2011 tarihinde GÖSAŞ
GM’si (…..) tarafından GARANTİ GM’si (…..), Finansal Pazarlama ve Analizden Sorumlu
Birim Müdürü (…..), Genel Muhasebeden sorumlu GMY (…..) ve GARANTİ’nin Hazineden
Sorumlu GMY’si (…..)na gönderilen “KK faizlerini aynı bıraktı TCMB” konulu e-posta ile
TCMB’nin, bankalar tarafından kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami akdi (nakit avans)
ve gecikme faiz oranlarını değiştirmediğine ilişkin bilgi verilmiştir. (…..) tarafından söz konusu
mesaja cevaben bütçenin nasıl olduğu sorulmuştur. GÖSAŞ’ın Finans ve Risk Yönetiminden
sorumlu GMY’si (…..) ise konu ile ilgili şu açıklamalarda bulunmuştur:
“(…..) faiz bütçe de var. quarterly (…..) bize artı yazacaktır.
Nakit çekimden kayıp için quarterly (…..) tl bütçelendi.
Nakit avans kayıbı dengelemek için şu anda % 3+3 tl olan nakit çekim ücretini % 3+5 tl çıkarmayı
pazarlamaya önereceğim. Akbank bu fiyatlamaya geçti. yapı kredi de dün bana buna geçmek
için düğmeye bastığını belirtti.”


7 FTP, “Funds Transfer Price”ın kısaltması olup “Fon Transfer Fiyatı” olarak Türkçeleştirilmiştir.
8 İfadeler belgenin orijinalinde kalın yazılmıştır.
9 İfadeler belgenin orijinalinde kalın yazılmıştır.



13-13/198-100

23 / 169


(99) Bunun üzerine (…..) gönderdiği e-postada, “Evet (…..). Ama başka değişikliklerde yapacağız.
(…..) rakamlar öyleyse (…..) konuşalım arttıralım.” ifadelerine yer vermiştir.

(100) Belge 27: GÖSAŞ’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 22.09.2011 tarihinde Finans MIS
Müdürü (…..) tarafından Ürün Yönetimi Yönetmeni (…..), Ürün Yönetimi Yönetmeni (…..),
Muhasebe ve Mutabakat Yönetmeni (…..)’e gönderilen, Pazarlama Koordinatörü (…..),
Muhasebe ve Mutabakat Yöneticisi (…..), Finans ve Risk Yönetiminden sorumlu GMY (…..),
Müşteri Yönetimi Müdürü (…..), Müşteri Yönetimi Yöneticisi (…..) ve (…..)’e bilgi verilen
“Nakit Avans Ücreti” konulu e-postada,
“Nakitle ilgili son düzenlemeden sonra nakit ciromuz aylık ortalamada (…..) seviyesinden gerileyecek
ve yılda (…..) TL gelir kaybımız olacak.
Bu kaybın en azından bir kısmını kompanse edebilmek adına dün alınan kararla;
“On us tarafta 3%+3 olan nakit avans ücretinin %3+5 olarak değiştirilmesine karar verildi. Yarın
itibariyle ekstrelerde mesaj çıkılmaya başlanması ve takip eden 40. günde sistemsel parametre
girişinin yapılması konusunda yardımınızı rica ederim.
(Akbank ve ykb geçen hafta ekstrelerde mesaj çıkmaya başladılar)”
ifadelerine yer verilmiştir.

(101) Belge 28: AKBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, (…..) Ticari Şube Müdürü
(…..) tarafından 24.10.2011 tarihinde Ticari Bankacılık Pazarlama ve Satış Bölümü Başkanı
(…..), KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı (…..) ve Ticari Bankacılık Pazarlama ve
Satış Müdürü (…..)’e gönderilen “piyasadan son haberler” başlıklı e-postada aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır.
“Son durum: toplam kapanış (…..)TL. Nispeten kapanışların önünü kestik, artış yapan bankaların
yarın daha fazla aksiyon alması beklentisi oluştu. Aynı oranda artışlar olmaz ise yarın kapanışlar
artabilir. Kredilerdeki artışa paralel mevduat faiz oranlarında artış olmaması en büyük tepki. (…..)
(…..) TL mevduatını bağladığı için bugün kapama yapmayacak ancak fırsatçı bir eğilim olduğu
yönünde tepki büyük.
YKB (ftp (…..)) = kullandırımlar (…..)%-(…..)%
HSBC ((…..)) = +(…..) spread minimum
TEB ve ING (ftp (…..))= tepki yok, TEB (…..) ile kullandırıma devam.(…)”

J. GENEL DEĞERLENDİRME

(102) İşbu soruşturma, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüs arasında 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesinin ihlaline yol açan bir anlaşmanın ve/veya uyumlu eylemin var olup
olmadığının tespiti amacıyla yürütülmüştür. Bu kapsamda, soruşturma sürecinde elde edilen
bilgi ve belgelerin belirtilen nitelikte bir ihlale vücut verip vermediğinin belirlenmesinden önce,
mezkûr Kanun maddesi uyarınca belgelerin değerlendirilmesinde esas alınan ilkeler ve 4054
sayılı Kanun’un 3. maddesi bağlamında teşebbüs kavramı hususunda genel açıklamalara yer
verilmesinde fayda görülmektedir.
J.1. Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar

(103) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi; teşebbüsler arasında gerçekleştirilen ve
amacı, etkisi veya potansiyel etkisi itibarıyla rekabeti sınırlayıcı nitelik taşıyan her türlü
anlaşmayı, uyumlu eylemi ve teşebbüs birliği kararlarını yasaklamaktadır. Sözü edilen
müesseselere yönelik olarak Kanun’da herhangi bir tanıma yer verilmemekle birlikte,
anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının oldukça geniş yorumlandığı anlaşılmaktadır.

(104) Nitekim 4. maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; anlaşmanın varlığı için tarafların
kendilerini bağlı hissettikleri herhangi bir uzlaşmanın mevcut olması yeterlidir. Belirtilen
hususa ek olarak, anlaşmaların ispatındaki zorlukları dikkate almak suretiyle kanun koyucu;
teşebbüslerin rekabeti sınırlama iradelerini açıkça ortaya koymaktan yahut bu yönde delil
olarak kullanılabilecek belgeleri oluşturmaktan kaçınarak daha dolaylı vasıtalarla
uzlaşmalarının Kanun’un uygulama alanı dışında kalmasını, diğer bir ifadeyle kanuna karşı
hile yoluna gidilmesini engellemek amacıyla10 4. madde kapsamında uyumlu eylem
müessesesini düzenlemiştir. Bu çerçevede teşebbüslerin anlaşma düzeyine ulaşmayan


10 Bkz. 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesi.



13-13/198-100

24 / 169


ancak kendi bağımsız davranışları yerine ikame ettikleri pratik işbirlikleri uyumlu eylem
kapsamında değerlendirilmektedir.

(105) Mezkûr Kanun maddesinin lafzı ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde,
teşebbüslerin rekabeti sınırlama yönündeki iradesinin hangi yöntemler ile ortaya çıktığından
ziyade, kurulan uzlaşmanın amacının, etkisinin veya potansiyel etkisinin rekabet karşıtı olup
olmadığının önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim Kurul kararlarında da Kanun’un 4.
maddesinin hangi araçla ihlal edildiği değil teşebbüsler arasında ihlal niteliğinde bir irade
uyuşmasının mevcut olup olmadığı üzerinde durulmaktadır.

(106) Öyle ki, Kanun’un 4. maddesinin uygulanması bakımından önem arz eden husus; anlaşma
ve uyumlu eylem arasındaki yapay farklılıktan ziyade mezkûr Kanun hükmü kapsamındaki
uzlaşmalar ile salt paralel davranışlar arasındaki ayrımın ortaya konulmasıdır. Dolayısıyla
Kurulumuz, uyumlu eylemin apayrı bir rekabet hukuku kavramı olarak değil fakat 4054 sayılı
Kanun ve gerekçesinde belirtildiği üzere, anlaşmanın varlığının ispatlanmasında bir araç
olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.11 Belirtilen yaklaşımdan hareketle,
Kurulu’nun yakın tarihli kararlarında anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının bir arada
kullanıldığı ve Kanun’un 4. maddesi kapsamındaki rekabet ihlallerini kapsamak üzere genel
olarak “uzlaşma” kavramının tercih edildiği görülmektedir.

(107) Rekabeti sınırlayıcı uzlaşmaların kapsamının belirlenmesine yönelik işaret edilen bu geniş
yaklaşıma ek olarak, 4054 sayılı Kanun uyarınca uzlaşmanın tespitinde delil serbestisi
ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Zira Kanun’un 40. maddesi uyarınca rekabet
hukukunda resen araştırma ve resen harekete geçme ilkesi benimsenmiştir. Mezkûr
düzenlemeler kapsamında Kurul; ihbar veya şikâyet üzerine yahut resen belirli bir ihlal
iddiasına yönelik işlem başlatmakta, Kurul tarafından yetkilendirilen raportörler ise Kanun’un
14. ve 15. maddelerine dayanarak her türlü evrakı ve bilgiyi talep edebilmektedir. Benzer
şekilde ihlal iddiasına muhatap olan teşebbüsler de “kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve
delili” Kurula sunma imkânına sahiptir. Bu çerçevede uzlaşmaların ispatında birincil delillerle
birlikte ikincil delillerin ve karinelerin de kullanılabileceği görülmektedir.

(108) Rekabet hukuku uygulamasında her türlü ispat vasıtasının delil olarak kullanılabileceği
öngörülmekle birlikte, söz konusu vasıtaların değerlendirilmesinde delillerin haiz olduğu ispat
gücü önem arz etmektedir. Hukukun diğer alanlarında olduğu gibi rekabet hukukunda da bir
rekabet ihlalinin gerçekleştiği iddiasının ispatlanması, söz konusu ihlal için öngörülen ispat
standardını karşılayacak yeterlilikteki delillerin varlığı ile mümkündür. Delillerin ispat gücünün
ölçülmesinde esas alınan kriter ise delillerin sayısı değil, kaynağı, oluşturulma koşulları,
sağlam ve güvenilir olup olmadığı ve delilin diğer ispat vasıtaları ile tutarlılık arz edip
etmediğidir. Bu çerçevede ihlalin varlığı yahut hangi teşebbüslerin ihlale taraf olduğu
değerlendirilirken, elde edilen delillerin miktarından ziyade bu delillerin nitelik itibarıyla ihlali
ispatlamaya yeterli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla kimi hallerde tek
bir delil dahi ihlal iddiasının ispatı için yeterli kabul edilebilmektedir.

(109) Delillerin değerlendirilmesi bakımından dikkate alınması gereken bir başka husus, mevcut
delillerin ispat gücü ölçülürken her bir belgenin münferit olarak ispat standardını sağlamasının
zorunlu olmaması, diğer bir ifadeyle delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesinin
gerekliliğidir. Zira yukarıda ifade edildiği üzere uzlaşmaların ispatında birincil delillerle birlikte
ispat gücü görece düşük olan iletişim delilleri ve iktisadi deliller de kullanılabilmektedir. Bu
çerçevede her bir delilin konu, süre, taraflar gibi ihlalin tüm unsurlarını içermesi
gerekmemekte, birbirleriyle tutarlı olmaları koşuluyla, delillerin bir bütün olarak söz konusu
unsurları ortaya koymalarının yeterli olacağı kabul edilmektedir.

(110) Belirtilen açıklamalar ışığında, işbu soruşturma kapsamında elde edilen deliller bakımından
da gündeme gelen, iletişim delillerinin değerlendirilmesi sorununa da dikkat çekilmesinde
yarar bulunmaktadır. Öncelikle, iletişim delillerinin beyanlarla birlikte delil hiyerarşisinin en üst
seviyesinde yer aldığının vurgulanması gerekmektedir. Bu çerçevede özellikle uzlaşmaya
taraf olan teşebbüslerin soruşturma açılmadan önce oluşturdukları (eş zamanlı) belgeler,


11 24.02.2004 tarih ve 04-16/123-26 sayılı Kurul kararı.



13-13/198-100

25 / 169


birinci kişi konumundaki şahıslar tarafından oluşturulmaları sebebiyle ispat gücü son derece
yüksek deliller arasında yer almaktadır12. Ayrıca uzlaşmaya taraf olan teşebbüslerin her
birinden bilgi ve belge elde edilmesi zorunluluğu da bulunmamaktadır. Zira delillerin ispat
gücü bakımından önemli olan, delilin nerede elde edildiği değil içerik olarak hangi bilgileri
ihtiva ettiğidir. Dolayısıyla teşebbüslerden birinde yapılan incelemelerde elde edilmiş olan bir
belge, ihlalin tarafı olan bütün teşebbüsler aleyhine delil olarak kullanılabilecektir.

(111) Değinilen hususlara ek olarak, elde edilen belgelerde teşebbüslerin irade beyanlarının sarih
olarak yer alması zorunluluğunun bulunmadığının belirtilmesinde yarar görülmektedir. Zira
Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere rakipler arasında gerçekleştirilen
uzlaşmalar herhangi bir şekil şartına tabi olmadığından, irade beyanlarının yazılı veya sözlü,
sarih yahut zımni olarak sunulması mümkündür. Belirtilen hususa ek olarak, özellikle fiyat,
arz miktarı, satış stratejisi, maliyet gibi stratejik verilere ilişkin bilgiler içeren iletişimler tek
taraflı olarak sunulduğunda dahi rekabet ihlali olarak değerlendirilebilmektedir.

(112) Nitekim belirtilen nitelikte bir iletiyi alan teşebbüs, rekabeti sınırlayıcı bir uzlaşmanın tarafı
olmayacağını derhal ve açıkça karşı tarafa bildirmediği sürece uzlaşmaya zımnen irade
göstermiş sayılacaktır. Zira rakiplerinden değinilen unsurları taşıyan bir ileti alan teşebbüsün,
sözü edilen bilgileri kendi ticari politikalarında dikkate almamasının mümkün olmadığı kabul
edilmektedir. Öyle ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın T-Mobile13 kararında, fiyat artırımı
yönünde açık bir anlaşma tespit edilemese dahi, tek bir teşebbüsün, rekabete duyarlı bilgiler
içeren tek bir açıklamada bulunduğu tek bir rakipler arası iletişimin, iletişime taraf olan
teşebbüslerin tamamı bakımından ihlâlin varlığına hükmedilmesi için yeterli olabileceği açıkça
ortaya konulmuştur. Böyle bir durumda sorumluluktan kurtulmanın tek yolu, yukarıda
belirtildiği üzere, ihlale taraf olunmadığının rakiplere derhal ve açıkça bildirilmesi ve bu tür bir
bildirimin yapıldığı yönünde delil sunulmasıdır. Aynı yaklaşım Kurul tarafından 18.04.2011
tarih, 11-24/464-139 sayılı Otomotiv kararında da benimsenmiştir.

(113) Bu kapsamda, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi; rekabeti sınırlayıcı amaç, etki veya
potansiyel etkiden birinin varlığı durumunda ihlalin oluşmuş sayılacağını öngörmektedir. Bu
itibarla, sözü edilen iletişim neticesinde teşebbüslerin paralel davranış içerisinde olduklarının,
diğer bir ifadeyle uzlaşmanın ilgili pazardaki etkisinin ispat edilmesine gerek olmayacağı da
açıktır.

(114) Öte yandan bahsi geçen ve “Yapılan Tespitler ve Elde Edilen Bilgi ve Belgeler” başlığı altında
kronolojik olarak sıralanan belgelerin değerlendirilmesinde; faiz oranlarının belirlenmesine,
kamuoyuna duyurulmasına ve uygulanmasına ilişkin mevzuat hükümleri, ilgili düzenleyici
otoriteler ve teşebbüslerin kendi yapılanmaları içerisinde gerçekleşen süreçler dikkate
alınmıştır. Söz konusu hususlara aşağıda yer verilmektedir.

(115) “Bankacılık Sektörüne İlişkin Bilgiler” bölümünde “Mevduat ve Kredi Faiz Oranlarının
Belirlenmesi” başlığı altında da açıklandığı üzere, bankaların mevduat ve kredi işlemleri
bakımından söz konusu olan üç farklı faiz oranı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, 2006/11188
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 5. maddesi ve TCMB’nin çıkardığı 2006/1 sayılı Tebliğ’in 6.
maddesi hükmü uyarınca bankaların TCMB’ye bildirdikleri azami faiz oranlarıdır. İkincisi,
anılan Bakanlar Kurulu kararının ve Tebliğ’in belirtilen maddeleri ile getirilen yükümlülük
uyarınca bankaların TCMB’ye bildirdikleri oranı aşmamak kaydıyla şubelerinde ilan ettikleri
faiz oranıdır. Üçüncüsü ise bankaların yine Tebliğ’in 3. ve 4. maddeleri ile tanınan serbesti
çerçevesinde, TCMB’ye bildirilen azami oranı aşmamak kaydıyla, fiilen uyguladıkları faiz
oranlarıdır. Fiilen uygulanacak faiz oranları, müşterinin özel durumu ile işleme esas olan
mevduatın ya da kredinin hacmine ve vadesine göre ya da bankanın/şubenin o andaki nakit
ihtiyacına ve riskine göre belirlenebilmektedir. Bu kriterlerin gözetilebilmesi amacıyla banka
genel müdürlükleri tarafından şubelere belirli yetkiler tanınmaktadır. Banka şubeleri bu
yetkiler çerçevesinde kredi işlemlerinde ilan edilen faiz oranının altına inebilmekte, mevduat
işlemlerinde ise ilan edilen faiz oranının üstüne çıkabilmektedir. Ancak belirli büyüklükteki


12 OECD (2006), “Policy Roundtables: Prosecuting Cartels without Direct Evidence”,
http://www.oecd.org/dataoecd/19/49/37391162.pdf , s.20 (Erişim tarihi: 29.07.2012).
13 Case C-8/08, T-Mobile Netherlands, [2009] ECR I-4529.



13-13/198-100

26 / 169


kredi ve mevduat işlemleri bakımından şubelerin yetkileri yetersiz kalmakta ve şubeler genel
müdürlüklerin o işlem özelinde belirlediği faiz oranı üzerinden işlem gerçekleştirmektedir.

(116) Soruşturma sürecinde teşebbüslerin her üç faiz oranına ilişkin bilgileri incelenmiştir. Yapılan
inceleme neticesinde, gerek mevduat gerekse kredi işlemlerinde TCMB’ye bildirilen faiz
oranının bankaların uygulamaları bakımından yalnızca bir sınır teşkil ettiği, bu oranların fiilen
uygulanan oranlardan önemli ölçüde farklılaştığı tespit edilmiştir.

(117) Benzer şekilde, ilan edilen faiz oranları ile uygulanan faiz oranları arasında şubelere tanınan
yetkiler nedeniyle önemli farklar bulunduğu görülmüştür. Bu çerçevede dosya kapsamında
yapılan değerlendirmelerde hem ilgili dönemde geçerli olan ilan edilmiş faiz oranları hem de
fiilen müşteri bazında uygulanan faiz oranları göz önünde bulundurulmuştur.

(118) Bununla birlikte, ilan edilen faiz oranlarının uygulamayı yansıtma düzeyinin mevduat ve kredi
hizmetleri bakımından farklılaştığını belirtmek mümkündür. Zira belgelere ilişkin olarak
yapılan detaylı değerlendirmelerde de görülebileceği üzere, bankalar mevduat işlemleri
bakımından geçerli olacak ilan edilen faiz oranlarını kredi işlemlerinde geçerli olacak ilan
edilen faiz oranlarına nazaran daha seyrek güncellemekte, bu durum da mevduat
işlemlerinde fiilen uygulanan faiz oranlarının ilan edilen faiz oranlarının önemli ölçüde
üzerinde gerçekleşmesine neden olmaktadır. Ancak kredi işlemleri bakımından geçerli olacak
faiz oranları bankalar tarafından sıklıkla güncellenmekte ve bu oranlar büyük ölçüde
yürürlüğe girdiği andan itibaren uygulamaya yansımaktadır. Dolayısıyla mevduat işlemleri
bakımından uygulanan faiz oranları, kredi işlemleri bakımından ise ilan edilen ve uygulanan
faiz oranları gösterge olarak kabul edilebilecektir.

(119) Faiz oranlarının belirlenmesi ve uygulamaya girmesi bakımından açıklanmasında fayda
görülen bir diğer husus belirtilen oranların ilan edilme ve uygulanma zamanlarına ilişkindir.
Nitekim ilan edilen faiz oranları genellikle uygulamaya geçmeden bir gün önce ya da yürürlük
tarihinde bankaların şubelerinde ya da web sitelerinde duyurulmaktadır. Bununla birlikte,
kampanyalar dışında, şube yetkileri çerçevesinde fiilen uygulanacak faiz oranlarına ilişkin bir
ilan ya da duyuru yapılmamaktadır. Banka şubeleriyle yapılan görüşmelerde, şube yetkisi
çerçevesinde uygulanabilecek oranların ancak uygulama tarihinde ya da uygulama tarihinin
bir gün öncesinde mesai bitimi sonrasında şubelere bildirildiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla fiilen
uygulanan oranlar, müşteriler tarafından ancak uygulamaya başlandığı tarihten itibaren şube
ile görüşmek suretiyle öğrenilebilmektedir. Bir başka deyişle müşteriler, şubelerin henüz
uygulama yetkisinin bulunmadığı geleceğe dönük faiz oranlarını öğrenme imkânına sahip
değildir.
J.2. Belgelere İlişkin Değerlendirmeler
J.2.1. Belge 1

(120) GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan ve 21.08.2007 tarihinde (saat:14.36’da)
GMY (…..) tarafından GM (…..)’e gönderilen, GMY (…..) ile (…..)’e bilgi verilen “Akbank
1.41” konulu yazışmaya “Yapılan Tespitler ve Elde Edilen Bilgi ve Belgeler” başlığı altında
Belge 1 olarak yer verilmiştir. Söz konusu e-postada özetle; AKBANK’ın bir sonraki günden
itibaren (22.08.2007) konut kredilerini aylık vadede %1,41 yapacağı ve İŞ BANKASI’nın
halen bir değişiklik yapmadığı ifade edilmekte, kendilerinin nasıl bir politika izlemesi
gerektiğine ilişkin olarak GM’nin önerisi talep edilmektedir.

(121) E-postada yer alan, AKBANK’ın ve İŞ BANKASI’nın konut kredisi faizi değişikliklerine ilişkin
ifadeler incelendiğinde, İŞ BANKASI ile ilgili ifadenin bankanın hâlihazırdaki durumuyla,
AKBANK ile ilgili ifadenin ise AKBANK’ın geleceğe yönelik fiyat stratejisiyle ilgili olduğu
anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, 21.08.2007 tarihinde GARANTİ ve AKBANK arasında konut
kredisi faiz oranı değişiklikleri ile gelecekte uygulanacak faiz oranlarına ilişkin bir iletişim
olduğu görülmektedir. Zira belgede, AKBANK’ın bir sonraki gün konut kredisinde
uygulayacağı faiz oranını değiştireceği belirtilmekte ve uygulanacak yeni faiz oranı (%1,41)
telaffuz edilmektedir. İŞ BANKASI’nın ise henüz bir değişikliğe gitmediği ifade edilerek,
GARANTİ’nin faiz oranı değişikliğinden önce bir süre bekleyip beklememesi hususunda
görüş istenmektedir.



13-13/198-100

27 / 169


(122) Söz konusu e-postadaki ifadeler, GARANTİ’nin ve AKBANK’ın henüz ilan edilmeden ve bu
suretle kamuya duyurulmadan önce konut kredilerine ilişkin olarak birbirlerinin
uygulayacakları faiz oranları hakkında bilgi edindiklerini ortaya koymaktadır. Öte yandan söz
konusu yazışmayı gerçekleştiren kişilerin unvanları ve teşebbüslerin pazardaki konumları göz
önünde bulundurulduğunda, paylaşılan bilgilerin GARANTİ yönetimince karar alma sürecine
dahil edildiği ve bu durumun pazar üzerinde etki doğurabileceği anlaşılmaktadır. Zira
AKBANK’ın gelecekteki faiz oranı değişikliği GARANTİ GMY’si tarafından GM’ye ve diğer
ilgili GMY’ye, başka bir ifadeyle bankanın karar alma sürecinde etkin olan kişilere ulaşmıştır.
Ayrıca TBB verilerine göre belgede adı geçen GARANTİ’nin ve AKBANK’ın 2007 yılında
toplam konut kredileri içerisindeki pazar payları incelendiğinde, GARANTİ’nin %13,84 pazar
payı ile lider konumunda olduğu, AKBANK’ın da %13,38 pazar payıyla GARANTİ’nin
ardından ikinci sırada yer aldığı tespit edilmiştir. Ayrıca, e-postanın gönderildiği 21.08.2007
tarihinde saat 14.36’da, Akbank’ın ertesi gün uygulamaya başlayacağı faiz oranının Garanti
tarafından şubelerden veya müşterilerden öğrenilme imkanı bulunmamaktadır. Zira banka
genel müdürlüklerinin, yeni faiz oranlarını en erken uygulamanın başlamasından önceki gün
mesai saati sonrasında şubelerine gönderdikleri tespit edilmiştir. Yukarıda yer verilen bilgiler
çerçevesinde, konut kredilerinde en yüksek pazar payına sahip olan iki teşebbüs arasında
geleceğe yönelik fiyat politikaları hususunda bir bilgi paylaşımının olduğu anlaşılmakta ve bu
durumun ilgili teşebbüsler arasında koordinasyona neden olduğu değerlendirilmektedir.

(123) E-postada belirtilen faiz oranı değişikliklerinin uygulamaya yansıyıp yansımadığının tespiti
amacıyla AKBANK’tan ve GARANTİ’den, e-postanın gönderildiği tarihi de içine alan 13-
31.08.2007 dönemi için konut kredisine ilişkin ilan edilen ve müşterilere uygulanan faiz
oranları talep edilmiş ve gönderilen bilgiler çerçevesinde yapılan değerlendirmeye göre;
GARANTİ 13-31.08.2007 döneminde konut kredisi faizlerinde herhangi bir değişikliğe
gitmemiş ve söz konusu dönemde tüm vade ve tutarlar için aylık %1,34 oranında faiz
uygulayacağını kamuya duyurmuştur. AKBANK ise 22.08.2007 tarihinde konut kredisi faiz
oranlarını aynı gün yürürlüğe girmek üzere değiştirdiğini ilan etmiştir. Banka, 12 ay, 24 ay ve
36-240 ay vade ve tüm tutarlar için bir önceki dönemde sırasıyla %0,99, %1,29 %1,34 olarak
belirlediği faiz oranlarını, sırasıyla %1,06, %1,36 ve %1,41’e yükseltmiştir. Dolayısıyla
21.08.2007 tarihli e-postada GARANTİ yetkilisinin belirttiği hususun doğruluğu AKBANK
tarafından gönderilen bilgiler ile teyit edilmiştir. Nitekim e-postanın gönderim tarihi olan
21.08.2007 tarihinden bir gün sonra AKBANK, 26-240 ay vade için konut kredisi aylık faiz
oranını %1,41’e yükseltmiştir.

(124) Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, GARANTİ’nin, AKBANK’ın faiz oranı politikasına dair bilgi
sahibi olmasının ardından faiz oranlarında bir değişikliğe gitmemesi, e-postanın rekabet
hukuku incelemesi açısından önemini azaltmamaktadır. Zira 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin uygulanması bakımından önem taşıyan husus GARANTİ’nin AKBANK’a ait ve
geleceğe ilişkin fiyat bilgisini henüz kamuya ilan edilmeden önce öğrenmesidir. Diğer taraftan
GARANTİ üst yönetiminin bu bilgiyi öğrendikten sonra kendi karar alma sürecine dahil
etmemesi mümkün değildir. Öyle ki banka yönetiminin rakibe ait söz konusu bilgiyi
öğrenmesinin ardından yapacağı faiz oranı değişikliğinden vazgeçmiş ya da bu değişikliği
ötelemiş olma ihtimali bulunmaktadır.

(125) Bankaların uyguladıkları konut kredisi faiz oranları incelendiğinde bu oranların büyük ölçüde
ilan edilen faiz oranları ile paralellik gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki grafiklerde
GARANTİ’nin ve AKBANK’ın 13-31.08.2007 tarihleri arasında açılan yeni kredi sayılarının
müşterilere uygulanan faiz oranlarına göre dağılımına yer verilmiştir:



13-13/198-100

28 / 169


Grafik 1: GARANTİ’nin Uyguladığı Konut Kredisi Faiz Oranları (13-31.08.2007)


Kaynak: GARANTİ’den alınan bilgiler çerçevesinde hazırlanmıştır.

Grafik 2: AKBANK’ın Uyguladığı Konut Kredisi Faiz Oranları (13-31.08.2007)


Kaynak: AKBANK’tan alınan bilgiler çerçevesinde hazırlanmıştır.

(126) Grafiklerden de anlaşılacağı üzere AKBANK’ın faiz oranları 13-22 Ağustos döneminde ilan
edilen faiz oranı olan %1,34 oranına yakın seyretmekte, ardından faiz oranı değiştikten sonra
22-31 Ağustos döneminde uygulanan faiz oranları %1,41 seviyesine gelmektedir. Nitekim 13-
22 Ağustos döneminde toplam 860 adet krediden 245’i %1,33; 367’si ise %1,34 faiz
oranından verilmiştir. 22-31 Ağustos döneminde ise toplam 859 adet krediden 236 adedi
%1,40; 360 adedi ise %1,41 oranından kullandırılmıştır. GARANTİ açısından da benzer bir
durum söz konusu olup uygulanan faiz oranları büyük ölçüde ilan edilen faiz oranı olan
%1,34’e yakın gerçekleşmiştir.

(127) Sonuç olarak, incelenen dönemde uygulanan faiz oranlarının ilan edilen faiz oranları ile
büyük ölçüde paralellik göstermesinin, bankaların ilan edilen faiz oranlarına ilişkin geleceğe
dönük fiyat stratejilerini birbirleri ile paylaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı etkilerini artırdığı
anlaşılmıştır.

J.2.2. Belge 2
(128) YKB’de yapılan yerinde incelemede elde edilen 2 numaralı belge, YKB’nin bir iç yazışması

niteliğinde olup, 27.09.2007 tarihinde saat 14.19’da YKB’nin Özel Bankacılık İstanbul Bölge
Müdür Yardımcısı (…..) tarafından YKB Hazine Yönetimi Sabit Getirili Menkul Kıymetler
Grubu Şubeler Satış Bölüm Başkanı (…..)’ya hitaben yazılan ve diğer bazı çalışanlara bilgi
amaçlı olarak gönderilen bir e-postayı içermektedir. “Zararına Mevduat Uygulaması” konulu
bu e-posta incelendiğinde;



13-13/198-100

29 / 169


- Bazı bankalar arasında mevduat faizlerine yönelik olarak bir centilmenlik anlaşması
yapıldığı,
- Bu centilmenlik anlaşması gereği YKB Özel Bankacılık İstanbul Avrupa Bölge
Müdürlüğü’nün, satış ekibine YKB’nin Hazine Yönetimi tarafından verilen maksimum faiz
oranı üzerinden mevduat kabul edilmemesine yönelik bilgi verdiği,
- Ancak, YKB’nin piyasadan centilmenlik anlaşması içinde olunan AKBANK’ın ve diğer
bazı bankaların %18,75 faiz oranı ile mevduat kabul ettikleri bilgisini öğrendiği,
- YKB’nin müşterilerine söz konusu faiz oranının piyasa yapıcı büyük bankalarda
uygulanmadığı bilgisini vermesi karşısında, centilmenlik anlaşması içerisinde bulunan
bankalardan birinin bu oranı uygulamasının YKB müşterilerinde bankaya karşı güven
sorununa yol açtığının düşünüldüğü
anlaşılmaktadır.

(129) Belgede, sözü edilen centilmenlik anlaşmasının tarihine, taraflarına ve üzerinde mutabık
kalınan faiz oranına ilişkin detaylı bilgiler yer almamaktadır. Bununla birlikte, belgede bulunan
ifadeler anlaşmanın anılan üç unsuruna ilişkin çıkarımlar yapmaya olanak sağlamaktadır. İlk
olarak, bankalar arasında bir centilmenlik anlaşmasının varlığından bahsedilen e-postanın
27.09.2007 Perşembe günü gönderilmiş olduğu göz önünde bulundurularak, anlaşmanın bu
tarihin hemen öncesinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

(130) İkinci olarak, belgedeki ifadelerden YKB’nin ve AKBANK’ın centilmenlik anlaşmasına taraf
olan bankalar arasında olduğu açıkça görülmektedir. Bunun dışında, belgede yer alan
“Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda verilmediğini söylerken
centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan birinde de %18,75 oranının deklare edilmesi ve
deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan güveninde sorun yaşamamıza neden
olmaktadır.” ifadesi de centilmenlik anlaşmasının taraflarının hangi bankalar olduğu
hususunda yol göstericidir. Zira YKB’nin mevduat müşterileriyle yaptığı görüşmelerde piyasa
yapıcı büyük bankalardan bahsetmesi ve rakibi konumundaki bu bankaların uyguladıkları faiz
oranının üst limitleri hakkında müşterilerine bilgi vermesi, YKB’nin söz konusu rakiplerinin
geleceğe yönelik davranışlarına ilişkin bilgi sahibi olduğunu işaret etmekte ve dolayısıyla
piyasa yapıcı büyük bankaların yapılan centilmenlik anlaşmasının tarafları arasında olduğunu
ortaya koymaktadır.

(131) T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından 31.08.2007 tarihinde yapılan 2007/101 sayılı basın
duyurusu14 ile 2007-2008 döneminde Piyasa Yapıcısı olarak faaliyet göstermesi uygun
görülen bankaların; AKBANK, Deutsche Bank A.Ş.15, FİNANSBANK, Fortisbank A.Ş.16,
HSBC, Oyakbank A.Ş.17, ZİRAAT, GARANTİ, HALKBANK, İŞ BANKASI, VAKIFBANK ve
YKB olduğu açıklanmıştır. Bu bilgiler, BDDK’nın bankaların aktif büyüklüğünün sektör toplamı
içindeki payını esas alarak yaptığı ölçeklendirme18 ile birlikte düşünüldüğünde söz konusu
dönem için belgede bahsedilen piyasa yapıcı büyük bankalar ifadesinin; YKB’yi, AKBANK’ı,
GARANTİ’yi, İŞ BANKASI’nı, ZİRAAT’i, HALKBANK’ı ve VAKIFBANK’ı kapsadığı
anlaşılmaktadır.

(132) Son olarak belgede, üzerinde mutabakata varılan faiz oranına ve bu faiz oranının
uygulanacağı tutar ya da vade aralığına ilişkin net bir ifadeye de yer verilmediği
görülmektedir. Ancak, “Yerinde İncelemelerde Elde Edilen Belgeler” kısmında tamamına yer
verilen ve aşağıda ayrıntılı olarak değerlendirilecek olan 4 numaralı belgeden de anlaşılacağı
üzere, bankalar arasında mevduat faizlerine yönelik bir centilmenlik anlaşmasında taraflar
uygulayacakları faizin üst limitine yönelik bir mutabakata varmaktadır. Zira sabit bir vadede

14http://www.hazine.gov.tr/irj/portal/anonymous?NavigationTarget=navurl://d3e718df25b76dbbd779b0f5a5359cd2&LightDTN
KnobID=-1207671585 (Erişim tarihi: 23.07.2012)
15 Deutsche Bank A.Ş. 1987 yılından beri Türkiye’de kurumsal bankacılık alanında faaliyet göstermektedir.
16 Fortisbank A.Ş., BDDK’nın 10.02.2011 tarihli izninin ardından 14.02.2011 tarihinde tüzel kişiliği sona erdirilerek TEB’e
devredilmiştir.
17 19.06.2007 tarihinde ING ile Oyak Grubu, Oyakbank A.Ş.’nin hisselerinin tamamının ING'ye satışı konusunda anlaşmaya
varmış, 14.12.2007 tarihinde satış ile ilgili BDDK onayının alınmasının ardından 24.12.2007 tarihinde satış işlemleri
tamamlanarak Oyakbank, ING Grup çatısı altına girmiştir. Bu çerçevede, incelenen dönem içindeki veriler, Oyakbank
A.Ş.’nin faaliyetlerine ilişkindir.
18 BDDK(2007), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 2, s. 10.



13-13/198-100

30 / 169


mevduat hacmi büyüdükçe, uygulanan faiz oranı artmakta ve yüksek hacimli mevduat sayıca
az olsa da belli bir dönemde mevcut olan toplam mevduatın önemli bir kısmını
oluşturmaktadır. Örneğin, BDDK’nın verilerine göre19 2007 yılı için 1.000.000 TL ve üzerinde
mevduata sahip mudilerin sayısı toplam mudi sayısının %0,03’ü, 250.000 TL ve üzerinde
mevduata sahip mudilerin sayısı ise toplam mudi sayısının %0,15’i düzeyindedir. Bununla
birlikte, aynı yıl, 1.000.000 TL’nin üzerinde olan mevduatın toplamı, toplam mevduat
hacminin %39,7’sini, 250.000 TL’nin üzerinde olan mevduatın toplamı ise toplam mevduat
hacminin %53,5’ini teşkil etmiştir. Bu nedenle mevduat işlemleri bakımından, yüksek tutarlı
mevduatın bankalar arası rekabette öne çıktığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla,
bankaların mevduat işlemlerine yönelik rekabeti sınırlama amacı gütmeleri halinde yüksek
tutarlı mevduata uygulanacak faiz oranına bir üst sınır getirme çabasına girmeleri makul
görünmektedir.

(133) Bu açıklamalar çerçevesinde, anlaşma içerisinde olunduğu açıkça ifade edilen AKBANK’ın
%18,75 oranında faiz uygulamasının YKB bakımından sorun yaratmasından yola çıkılarak,
bankaların %18,75’in altında bir faiz oranının üst limit olarak belirlenmesi konusunda
uzlaştıkları anlaşılmıştır. Yine Belge 4’te yer alan ve bankalar arasında 2008 yılında yapılan
bir centilmenlik anlaşmasını konu alan ifadelerden yola çıkarak, bankalar arasında belirlenen
faiz oranı üst limitinin aylık vadedeki mevduat için söz konusu olduğu sonucuna ulaşılmıştır20.

(134) Belge 2’den varlığı açıkça anlaşılan centilmenlik anlaşmasının bankaların davranışlarını ne
şekilde etkilediğini görmek amacıyla öncelikle o dönemde piyasa yapıcısı olarak faaliyet
gösteren büyük ölçekli yedi bankanın (YKB, AKBANK, İŞ BANKASI, GARANTİ, HALKBANK,
VAKIFBANK ve ZİRAAT) e-postanın gönderildiği tarih olan 27.09.2007 tarihinden önceki ve
sonraki birer aylık dönemi kapsayacak şekilde 03.09.2007 ila 31.10.2007 tarihleri arasında
YTL cinsinden tasarruf mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 31 gün ve altındaki
vadelerde21 tüm tutarlarda müşteri bazında uygulanan faiz oranları incelenmiştir. Yapılan
inceleme sonucunda oluşturulan ve 03.09.2007 ila 31.10.2007 tarihleri arasındaki her bir gün
için %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulanan mevduat sayısını gösterir grafiğe aşağıda yer
verilmektedir.
Grafik 3: %18,75 ve Üzerinde Faiz Oranı Uygulanan Mevduat Sayısı (31 Gün ve Altı)


Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler çerçevesinde hesaplanmıştır.

(135) İncelenen dönemde YTL cinsinden tasarruf mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 31 gün
ve altındaki vadelerde tüm tutarlarda müşteri bazında uygulanan faiz oranları ile anılan
bankaların e-postanın gönderildiği 27.09.2007 Perşembe gününün öncesindeki ve
sonrasındaki davranışları teker teker incelendiğinde;


19 BDDK (2007), Finansal Piyasalar Raporu, Sayı 8, s. 58.
20 BDDK’nın verilerine göre; 2007 yılında 1 aya kadar vadeli, bir başka deyişle 31 gün ve altı vadeli mevduat, toplam
mevduat hacminin %29’unu oluşturmaktadır.
21 Belgeye ilişkin olarak kararın devamında yapılacak açıklamalarda, aksi belirtilmedikçe 31 gün ve altında vadeye sahip
mevduat konu edilmektedir.



13-13/198-100

31 / 169


- GARANTİ’nin 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük22
dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 454 adet
mevduat kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü 81 adet, 25.09.2007 Salı günü 9 adet,
26.09.2007 Çarşamba günü 9 adet, 27.09.2007 Perşembe günü 4 adet, 28.09.2007 Cuma
günü ise 3 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı, bu tarihten incelenen
dönemin sonuna kadar ise (21 işgünü) sadece 4 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz
oranı verdiği,
- AKBANK’ın 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük
dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 782 adet
mevduat kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü 43 adet, 25.09.2007 Salı günü 14 adet,
26.09.2007 Çarşamba günü 31 adet, 27.09.2007 Perşembe günü 5, 28.09.2007 Cuma günü
ise 15 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı, 01.10.2007 ila 05.10.2007
tarihleri arasındaki 5 işgünlük dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarıyla 204 adet
mevduat bağladığı, ancak bu tarihten incelenen dönemin sonuna kadar olan 16 işgünlük
dönemde sadece 5 adet mevduata anılan faiz oranını verdiği,
- İŞ BANKASI’nın 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük
dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 477 adet
mevduat kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü 8 adet, 25.09.2007 Salı günü 4 adet,
26.09.2007 Çarşamba günü 5 adet, 27.09.2007 Perşembe günü 1, 28.09.2007 Cuma günü
ise 2 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı, bu tarihten incelenen
dönemin sonuna kadar ise (21 işgünü) %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamadığı,
- YKB’nin 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük dönemde
%18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 142 adet mevduat
kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü, 26.09.2007 Çarşamba günü ve 27.09.2007
Perşembe günü %18,75 ve üzerinde faiz oranı ile mevduat kabul etmediği, 25.09.2007 Salı
günü 1 adet, 28.09.2007 Cuma günü ise 9 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uyguladığı, 01.10.2007 ila 05.10.2007 tarihleri arasındaki 5 işgünlük dönemde %18,75 ve
üzerindeki faiz oranlarıyla 11 adet mevduat bağladığı, ancak bu tarihten incelenen dönemin
sonuna kadar olan 16 işgünlük dönemde ise 8 adedi 15.10.2007 ve 16.10.2007 tarihlerinde
olmak üzere toplam 10 adet mevduata anılan faiz oranını verdiği,
- HALKBANK’ın 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük
dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 48 adet
mevduat kabul ettiği, bu tarihten incelenen dönemin sonuna kadar ise anılan faiz oranını
uygulamadığı,
- VAKIFBANK’ın 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük
dönemde %18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 71 adet
mevduat kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü 3 adet, 25.09.2007 Salı günü 5 adet,
26.09.2007 Çarşamba günü 1 adet, 27.09.2007 Perşembe günü ve 28.09.2007 Cuma günü
2’şer adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı, bu tarihten incelenen
dönemin sonuna kadar ise (21 işgünü) toplam 16 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz
oranı verdiği,
- ZİRAAT’in 03.09.2007 tarihinden 23.09.2007 tarihine kadar olan 15 işgünlük dönemde
%18,75 ve üzerindeki faiz oranlarından 31 gün ve altı vadede toplam 125 adet mevduat
kabul ettiği, 24.09.2007 Pazartesi günü 24 adet, 25.09.2007 Salı günü 1 adet, 26.09.2007
Çarşamba günü 3 adet, 28.09.2007 Cuma günü ise 1 adet mevduata %18,75 ve üzerinde
faiz oranı uyguladığı, 27.09.2007 Perşembe günü %18,75 ve üzerinde faiz oranı ile mevduat
kabul etmediği, 29.09.2007 tarihinden incelenen dönemin sonuna kadar ise (21 işgünü) 8’i
01.10.2007 Pazartesi günü, 6’sı ise 03.10.2007 Çarşamba günü olmak üzere toplam 14 adet
mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı verdiği


22 Mevduat dönüşleri bankaların bir kısmı bakımından bazı tarihlerde resmi tatil günlerine rastlayabilmekte, bu nedenle resmi
tatil günleri de bazı mevduatın vade başlangıç tarihi olabilmektedir. Ancak bu tür mevduat az sayıda banka için ve ihmal
edilebilir düzeydedir. Bu nedenle değerlendirmede işgünü esas alınmıştır. Bununla birlikte hafta bazında hesaplanan
mevduat sayılarına, vade başlangıç tarihi resmi tatil günlerine denk gelen mevduat da dahil edilmiştir. Yapılan
hesaplamalarda ise vade başlangıcı resmi tatil günlerine isabet eden mevduat dışarıda bırakılmıştır.



13-13/198-100

32 / 169


görülmüştür. Her bir piyasa yapıcı büyük banka özelinde yapılan bu incelemeler
toplulaştırıldığında;

- söz konusu 7 bankanın 2007 yılının Eylül ayının ilk üç haftası boyunca, 31 gün ve
altındaki vadelerdeki YTL cinsinden mevduata kendi içlerinde istikrarlı bir şekilde %18,75 ve
üzerinde faiz oranı uyguladıkları,
- ancak tarihi kesin olarak tespit edilemeyen bir iletişim neticesinde bankaların bir
centilmenlik anlaşması arayışına girdikleri ve bu anlaşma çerçevesinde belirtilen
nitelikteki mevduata uygulanacak faiz oranına %18,75’in altında bir üst sınır getirmek
istedikleri,
- bu anlaşma doğrultusunda 24-28.09.2007 haftası içinde AKBANK dışındaki bankaların
%18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladıkları mevduat sayısında ve bu oranın uygulandığı
mevduatın toplam mevduat tutarı içindeki payında ciddi bir azalma olduğu,
- 01.10.2007 tarihi itibarıyla ise, istisnai durumlar hariç olmak üzere, AKBANK dışındaki
6 bankanın 31 gün ve altında vadeli YTL mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uygulamayı sona erdirdikleri,
- AKBANK’ın ise 08.10.2007 tarihi itibarıyla uyguladığı faiz oranını, istisnai durumlar
hariç olmak üzere, %18,75’in altına indirdiği

tespit edilmiştir. Bankaların söz konusu anlaşma dışında davranmasına neden olan
istisnai durumların varlığı, bankaların asgari likidite yeterliliği oranını sağlamak
zorunluluğu ile açıklanabilecektir. Şöyle ki, 5411 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile
bankalara, TCMB’nin uygun görüşü alınmak suretiyle Kurulca belirlenecek usûl ve
esaslara göre asgarî likidite düzeyini hesaplamak, tutturmak, idame ettirmek ve
raporlamak yükümlülüğü getirilmiştir23. Nitekim aşağıda ayrıntılı değerlendirmesine yer
verilen Belge 4’teki “Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece önemli olmakla
beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki
günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.” ifadesi de bu zorunluluğu işaret
etmektedir. Bunun yanı sıra, bankaların önemli tutarlarda mevduata sahip olan ve
bankanın çok sayıda diğer hizmetinden de faydalanan bazı özel müşterilerini geri
çevirememesi de, istisnai faiz oranları uygulanmasının diğer bir nedenidir. Nitekim 2
numaralı belgede yer alan “Yapılan centilmenlik anlaşması gereği hazine olarak verdiğiniz üst
oranının üzerinden zararına mevduat bağlamamak üzere satış ekibimize bilgi verdik. Bu
durumda çok zorda kalan yüklü mevduat ve portföy taşıyan şubelerimiz için
operasyonel risk formu üzerinden vade sonunda faiz geçmek zorunda kalabiliyoruz.”
ifadesi ile 4 numaralı belgede yer alan “büyük montanlı işlem olmamasının verdiği
avantaj ile bu faiz oranının üstünde oran telaffuz etmedik” ifadesi de bu gerekçeyi doğrular
niteliktedir.

(136) Belirtilen açıklamalardan hareketle, bankaların istisnai olarak üzerinde mutabakata varılan
faiz oranı üst limitini aşan oranlarda faiz uygulamasının özel durumlardan kaynaklanan bir
zorunluluk olduğu ve uzlaşmadan cayılması anlamına gelmediği anlaşılmıştır. Nitekim
uygulamaya bakıldığında da, anılan tüm bankalar tarafından uzlaşma tarihinden sonra
%18,75 ve üzerinde faiz uygulamasının oldukça seyrek olduğu ve devamlılık arz etmediği
açıkça görülmektedir.

(137) Belge 4’te anlaşmanın “aylık” vadede ifadesinden yola çıkılarak, uygulama incelenirken
sektörde o yıl toplam mevduat büyüklüğünün %29’unu oluşturan 31 gün ve altı vadeli
mevduat esas alınmışsa da, incelemeye konu belgede centilmenlik anlaşmasının hangi
vadedeki mevduata yönelik olduğuna ilişkin açık bir ifade bulunmadığından 2007 yılında
toplam mevduatın %44,8’ini teşkil eden 1-3 ay vadeli (32-91 gün vadeli) mevduata ilişkin
banka uygulamaları da incelenmiştir. Bu çerçevede, incelenen dönemde YTL cinsinden
tasarruf mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 32-91 gün arası vadelerde tüm tutarlarda
müşteri bazında uygulanan faiz oranlarını alt dönemler halinde incelendiğinde; bankaların 32-


23 Bankaların asgari likidite yeterliliği oranı Bankaların Likidite Yeterliliğinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin
Yönetmelik ile düzenlenmektedir.



13-13/198-100

33 / 169


91 gün arası vadelerdeki mevduat bakımından söz konusu olan davranışlarının, 31 gün ve
altı vadelerdeki mevduat itibarıyla tespit edilen davranışlarıyla paralel olduğu görülmektedir.

(138) Nitekim piyasa yapıcı büyük bankalar, bu vade aralığındaki mevduat için de Eylül ayının ilk
üç haftası boyunca kendi içlerinde istikrarlı bir şekilde %18,75 ve üzerinde faiz oranları
uygulamışlar, ancak AKBANK haricindeki bankaların tümü bakımından anılan faiz oranının
uygulandığı 32-91 gün arası vadeli mevduat sayısı Eylül ayının dördüncü haftası itibarıyla
azalmaya başlamıştır. Bu azalış sonucunda Ekim ayının tamamında GARANTİ 3 adet, YKB
11 adet, VAKIFBANK 33 adet ve ZİRAAT 50 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uygulamıştır. Ekim ayında İŞ BANKASI’nın ve HALKBANK’ın ise bu faiz oranını verdiği 32-91
gün arası vadeli mevduat bulunmamaktadır. AKBANK ise 31 gün ve altındaki vadeli
mevduatta olduğu gibi, %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamayı Eylül ayının dördüncü ve
Ekim ayının ilk haftası boyunca da sürdürmüş, ancak bu tarihten itibaren uzlaşmaya uygun
şekilde, istisnai durumlar haricinde, %18,75’e ve üzerine çıkmamıştır.

(139) Bankaların 32-91 gün arası vadeli mevduat bakımından da istisnai olarak anlaşma ile
belirlenen faiz oranı üst limitini aşması, yukarıda açıklandığı üzere bankanın likidite ihtiyacı
ve özel müşterilerin durumu gibi sebeplerle açıklanabilecek olup, uzlaşmadan cayıldığı
anlamına gelmemektedir.

(140) Belge 2’de yer alan ifadeler ve yukarıda yer verilen tespitler bir arada değerlendirildiğinde,
incelenen dönemde büyük ölçekli piyasa yapıcı bankalar olan GARANTİ’nin, AKBANK’ın, İŞ
BANKASI’nın, YKB’nin, HALKBANK’ın, VAKIFBANK’ın ve ZİRAAT’in YTL cinsinden
mevduata uygulanacak faiz oranlarına üst limit getirmek üzere bir centilmenlik anlaşması
arayışına girdikleri, 27.09.2007 tarihi öncesindeki bir tarihte %18,75’in altında bir üst limit için
mutabakata varılmış olduğu, bununla birlikte 24-28.09.2007 ve 01-05.10.2007 haftalarında
zaman zaman uzlaşmadan sapmalar olduğu, ancak 08.10.2007 tarihi itibarıyla adı geçen
yedi bankanın da yapılan centilmenlik anlaşmasına uygun hareket ettiği sonucuna
ulaşılmıştır.
J.2.3. Belge 3 ve Belge 4

(141) 25.06.2008 ve 26.06.2008 tarihlerinde YKB GM’si (…..), AKBANK GM’si (…..), İŞ BANKASI
GM’si (…..) ve GARANTİ GM’si (…..) arasında geçen “Yapı Kredi’de kahvaltı?” konulu
yazışmalara 3 numaralı belge olarak yer verilmiştir.

(142) Raporun “Yerinde İncelemelerde Elde Edilen Belgeler” kısmında bütününe yer verilen
belgenin incelenmesinden;
- 25.06.2008 tarihinde YKB GM’si (…..)’ın 24.06.2008 tarihinde GARANTİ GM’si (…..)
ile görüştüğü ve bu görüşme sonucunda anılan iki GM’nin kendileri ile AKBANK’ın ve İŞ
BANKASI’nın GM’lerinin bir araya gelmesinin yararlı olacağı kanaatine vardıkları,
- bunun üzerine YKB GM’si (…..)’ın (…..)’ye, (…..)’a ve (…..)’e hitaben yazılan bir e-
posta ile bu kişileri 03.07.2008 Perşembe günü ya da alternatif olarak 01.07.2008 Salı günü
YKB’de kahvaltıya davet ettiği,
- nihai olarak söz konusu kahvaltının YKB GM’si (…..)ın, AKBANK GM’si (…..)’un ve
GARANTİ GM’si (…..)’in katılımı ile 01.07.2008 Salı günü YKB’de gerçekleştirildiği, İŞ
BANKASI GM’si (…..)nin ise izinde olması nedeniyle söz konusu kahvaltıya katılamadığı
anlaşılmıştır. (…..) tarafından diğer GM’lere gönderilen davet yazısında yer verilen “Özellikle
artan maliyet baskısı, düzenleyici kurumların bazı iş kollarımıza bakışı ve küresel
gelişmelerin çok da ümit verici gelişmediği bir ortamda dördümüzün bazı konuları bir sohbet
ortamında konuşmamızın yararlı olacağını düşündük.” ifadesi toplantının yapılma amacı
hakkında fikir vermektedir.

(143) YKB’den elde edilen 4 numaralı belge ise YKB Sabit Getirili Menkul Kıymetler Grup Başkanı
olan (…..) tarafından 04.07.2008 Cuma günü saat 14.53’te, YKB GM’si (…..)’a hitaben
yazılan ve bilgi olarak Hazine Yönetim Başkanı (…..)’na ve Para ve Döviz Piyasaları Grup
Başkanı (…..)’ye gönderilen “YTL Mevduat Fiyatlaması hk.” konulu e-postayı ve bu e-postaya
cevaben aynı gün saat 15.11’de (…..) tarafından (…..)’a ve (…..)’a gönderilen ve (…..)’ye
bilgi verilen cevabi e-postayı içermektedir.



13-13/198-100

34 / 169


(144) Bütününe “Yerinde İncelemelerde Elde Edilen Belgeler” kısmında yer verilen söz konusu
belgede yer alan yazışmalar incelendiğinde;
- 03.07.2008 Perşembe günü GARANTİ’nin YKB’yi arayarak YTL cinsinden mevduatta
aylık vadede %20 faiz oranının üzerine çıkmamak için centilmenlik anlaşması teklifinde
bulunduğu,
- Bu teklif üzerine YKB’nin 04.07.2008 Cuma günü saat 14.53 itibarıyla aylık vadede
%20 faiz oranının üzerinde bir oranla mevduat kabul etmemiş olduğu,
- Aynı gün AKBANK’ın aylık vadede %20,60 oranında faiz vermiş olduğunun öğrenildiği
ancak bunun bankalar arasındaki iletişimdeki aksamaya bağlandığı,
- Aynı gün YKB’nin anılan bankaların genel müdürleri düzeyinde anlaşma olduğu
teyidini almasının ardından 07.07.2008 Pazartesi gününden itibaren YKB’nin aylık vadede
%20 olarak belirlenen faiz limitine sadık kalmaya devam etme yönünde karar aldığı,
- YKB’nin 07-09.07.2008 tarihleri arasında AKBANK ile GARANTİ’nin de söz konusu
anlaşmaya uyacağı yönünde beklentisinin olduğu,
- Bununla birlikte YKB’de toplam (…..) TL vadeli mevduatı bulunan iki müşterinin söz
konusu mevduatın dönüş gününün gelmesi nedeniyle rakip bankalar olan İŞ BANKASI ile
kamu sermayeli bankaların bu anlaşma dâhilinde olup olmamasının YKB için önem taşıdığı,
- Saat 15.11 itibarıyla da YKB Hazine Yönetim Başkanı tarafından kamu sermayeli
bankaların ve İŞ BANKASI’nın da anlaşmaya dâhil olduğu bilgisinin Sabit Getirili Menkul
Kıymetler Grup Başkanına iletildiği
anlaşılmıştır.

(145) Belge 3 ve Belge 4’ün içeriği birlikte değerlendirildiğinde, 01.07.2008 Salı günü YKB,
AKBANK ve GARANTİ GM’lerinin katılımıyla gerçekleştirilen kahvaltıda ele alınan konulardan
birinin mevduat faizlerinin düşürülmesi olduğu kanaatine varılmaktadır. Zira Belge 4’te yer
alan ifadeler, toplantıya katılan YKB, AKBANK ve GARANTİ GM’leri arasında bu yönde bir
anlaşma olduğunu ve bu anlaşma çerçevesinde anılan bankaların YTL mevduatta aylık
vadede %20’nin üzerinde faiz oranı uygulamamak konusunda mutabakata vardıklarını somut
olarak ortaya koymaktadır. Yine Belge 4’te yer alan ve (…..) tarafından yazılan e-postanın İŞ
BANKASI ile kamu sermayeli bankaların anlaşmaya dâhil olup olmadığına yönelik belirsizliği
ve dâhil olmamalarının sonuçlarını dile getiren kısmında yer verilen “Faizlerin düşürülmesi
hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, (…)” ifadesi de bankaların
mevduat faizlerinin düşürülmesi yönündeki ortak iradesinin bir göstergesidir. Bu açıklamalar
çerçevesinde YKB’nin, AKBANK’ın ve GARANTİ’nin GM’lerinin iletişim içerisinde olduklarının
ve bu iletişim çerçevesinde bankaların 04.07.2008 Cuma günü itibarıyla YTL mevduatta aylık
vadede faizi %20’nin üzerine çıkarmamak hususunda mutabık kaldıkları açıktır. Nitekim
belgeden, 1 Temmuz’daki görüşmeden hareketle öncelikle YKB’nin ve AKBANK’ın uzlaşmayı
kabul etmesinin beklendiği, uzlaşmanın sağlanmasını müteakip rakiplerin uzlaşmaya
uyumunun denetlenmeye başlandığı, geçiş günü olması sebebiyle AKBANK’ın kararlaştırılan
faiz oranının üzerinde bir faizle mevduat topladığı ve bu sebeple GM’ler düzeyinde
uzlaşmanın teyit edildiği anlaşılmaktadır.

(146) Anılan üç banka arasındaki mutabakatın, bu bankaların davranışlarına yansımalarını
görebilmek amacıyla söz konusu bankaların, genel müdürlerin toplantısından önceki 15 günü
ve toplantıdan sonraki iki ayı içerecek şekilde, 16.06.2008 ile 29.08.2008 tarihleri arasında
YTL cinsinden tasarruf mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 31 gün ve altındaki
vadelerde tüm tutarlarda müşteri bazında uygulanan faiz oranları incelenmiştir24. Yapılan
inceleme sonucunda oluşturulan ve 16.06.2008 ile 29.08.2008 tarihleri arasındaki her bir gün
için %20’nin üzerinde bir faiz oranı uygulanan mevduat sayısını gösterir grafiğe aşağıda yer
verilmektedir.


24 Aksi belirtilmediği sürece, bu belge ile ilgili olarak yapılan açıklamaların tamamında 31 gün ve altı vadeye sahip mevduat
konu edilmektedir.



13-13/198-100

35 / 169


Grafik 4: %20’nin Üzerinde Faiz Uygulanan Mevduat Sayısı (16.06.2008-29.08.2008)

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler çerçevesinde hesaplanmıştır.

(147) Yukarıdaki grafikten yola çıkarak anılan bankaların uzlaşma öncesi ve sonrası davranışları
teker teker incelendiğinde;
- GARANTİ’nin incelenen dönem boyunca sadece 14.07.2008 ve 16.07.2008
tarihlerinde %20’nin üzerinde faiz oranıyla sırasıyla 3 adet ve 1 adet olmak üzere mevduat
kabul ettiği,
- YKB’nin 16.06.2008 ile 26.06.2008 tarihleri arasındaki 9 işgünlük dönemde %20’nin
üzerinde faiz oranıyla toplam 5 adet mevduat kabul ettiği, ancak 27.06.2008 Cuma günü 11
adet, 30.06.2008 Pazartesi günü 11 adet, 01.07.2008 Salı günü 33 adet, 02.06.2008
Çarşamba günü 10 adet, 03.07.2008 Perşembe günü 4 adet ve 04.07.2006 Cuma günü 7
adet olmak üzere 6 iş günlük dönemde toplam 76 adet %20’nin üzerinde faiz oranıyla
mevduat kabul ederek faiz oranını yükseltme eğiliminde olduğu, bununla birlikte 04.07.2008
Cuma günü bankalar arası mutabakatın sağlanmasının ardından 14.07.2008 Pazartesi
gününe dek %20’nin faiz oranının üzerine çıkmadığı, 14.07.2008’de %20 üzerinde faiz
oranıyla 9 adet mevduat kabul ettiği, bu tarihten sonra ise sadece 18.07.2008, 21.07.2008 ve
11.08.2008 tarihlerinde %20’nin üzerinde faiz oranıyla sırasıyla 21 adet, 1 adet ve 1 adet
mevduat kabul ettiği,
- AKBANK’ın 16.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasında %20’nin üzerinde faiz oranıyla
toplam 929 adet mevduat kabul ettiği, 04.07.2008 Cuma günü %20’nin üzerinde faiz oranıyla
kabul edilen mevduat sayısının 6’ya düştüğü, bankalar arası mutabakatın sağlandığı
04.07.2008 tarihinden sonra ise sadece 07.07.2008, 11.07.2008, 14.07.2008, 25.07.2008 ve
27.08.2008 tarihlerinde olmak üzere toplam 8 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı
verdiği
görülmüştür.

(148) Belge 3 ve Belge 4’te yer alan ifadeler ile anılan üç bankanın 16.06.2008 ile 29.08.2008
tarihleri arasında 31 gün ve altında vadelerde %20’nin üzerinde faiz oranıyla kabul ettiği YTL
cinsinden mevduatın sayısı incelendiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:
- AKBANK 18.06.2008 tarihinden, YKB ise 27.06.2008 tarihinden itibaren giderek artan
sayıda mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı uygulamaya başlamıştır. Bu bankaların rakibi
konumundaki GARANTİ ise 16.06.2008 tarihinden Haziran ayının sonuna kadar aylık vadede
%20’nin üzerine çıkmamıştır25.
- 01.07.2008 Salı günü, YKB’nin, AKBANK’ın ve GARANTİ’nin genel müdürleri sektörle
ilgili olumsuz olarak gördükleri gelişmeler nedeniyle bir araya gelmişlerdir. Bu görüşmenin
akabinde YKB Sabit Getirili Menkul Kıymetler Grup Başkanı tarafından YKB GM’sine hitaben


25 GARANTİ’nin incelenen dönemde 31 gün ve altı mevduata uyguladığı faiz oranının en yüksek seviyesinin %20 olarak
gerçekleştiği görülmüştür.



13-13/198-100

36 / 169


yazılan e-postada yer alan “(…) genel müdürler düzeyinde anlaşma olduğunun teyit
edilmesinin ardından (…)” ve “Faizlerin düşürülmesi hepimiz için son derece önemli bir konu
olmakla beraber, (…)” ifadelerinden bu toplantıda ele alınan gündem maddelerinden birinin
mevduat faizlerinin düşürülmesi olduğu anlaşılmaktadır.
- Nitekim Belge 4’ten açıkça görüldüğü üzere GM’ler düzeyinde yapılan bu toplantıdan 2
gün sonra, 03.07.2008 Perşembe günü, rakiplerle aynı faiz düzeyine çıkmayan GARANTİ,
YKB’yi arayarak YTL cinsinden mevduat için aylık vadede %20 faiz oranının üzerine
çıkmamak hususunda centilmenlik anlaşması teklifinde bulunmuştur. YKB Sabit Getirili
Menkul Kıymetler Grup Başkanı tarafından kaleme alınan e-postada yer alan ifadeler,
YKB’nin GARANTİ’nin bu mutabakat arayışına olumlu yaklaştığını göstermektedir. Nitekim
uygulamaya bakıldığında, bu telefon görüşmesinin ertesi günü olan 04.07.2008 Cuma günü
YKB’nin aylık vadede %20 faiz oranının üzerinden sadece 7 tane mevduat kabul ettiği ve bu
mevduatın tümüne %20,05 oranını verdiği görülmektedir.
- Yine Belge 4’teki ifadeler ve pazardaki gelişmeler GARANTİ’nin aynı uzlaşma teklifi ile
AKBANK’a da gittiğini ve AKBANK’ın bu teklife olumlu yaklaşarak 04.07.2008 Cuma günü
aylık vadede %20’nin üzerinde faiz oranı ile sadece 6 adet mevduat kabul ettiğini
göstermektedir. Uzlaşmanın ilk gününde, sınırlı sayıda da olsa %20 faiz oranının üzerinde bir
faiz oranıyla mevduat kabul edilmiş olması uzlaşmanın tarafı olan YKB tarafından geçiş günü
olması sebebiyle iletişimde yaşanmış olabilecek aksamalara bağlanmıştır.
- 07.07.2008 Pazartesi gününden itibaren ise anılan üç banka aylık vadede %20’nin
üzerinde faiz oranı vermeyi neredeyse sona erdirmiştir. Nitekim 07.07.2008 tarihinden
incelenen dönemin sonuna kadar GARANTİ 4 adet, YKB 32 adet, AKBANK ise 8 adet 31 gün
ve altı vadede mevduatı %20’nin üzerinde bir faiz oranı ile kabul etmiştir.

(149) Belge 2’ye ilişkin değerlendirmelerde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bankaların zaman
zaman üzerinde anlaşılan oranı aşarak daha yüksek faiz oranıyla mevduat kabul etmeleri
bankaların nakit girişi ihtiyacından kaynaklanabilmekte, ancak bu durum bankalar arasındaki
mutabakatın bozulduğu anlamına gelmemektedir. Yine benzer şekilde özel müşterilerin geri
çevrilememesi nedeniyle de bankalarca, sınırlı sayıdaki işlemler için, mutabakata varılan üst
limitin üzerinde faiz oranları uygulanabilmektedir. Bu çerçevede 07.07.2008 tarihinden sonra
istisnai olarak %20’nin üzerinde faiz oranları uygulanmış olması bankalar arasındaki
mutabakatın bozulduğunu göstermemektedir.

(150) Belge 3’e ve Belge 4’e ilişkin olarak yukarıda yapılan açıklamalar ve YKB’nin, AKBANK’ın ve
GARANTİ’nin piyasadaki davranışlarına ilişkin tespitler bir arada değerlendirildiğinde, adı
geçen üç bankanın 04.07.2008 tarihinden itibaren, YTL cinsinden mevduat için 31 gün ve
altında vadelerde uygulayacakları faiz oranının üst limiti konusunda uzlaşmaya vardıkları
sonucuna ulaşılmıştır.

(151) Belge 3 ve Belge 4 ile ilgili olarak değerlendirilmesi gereken diğer bir konu da İŞ
BANKASI’nın ve VAKIFBANK, ZİRAAT ile HALKBANK’tan oluşan kamu sermayeli bankaların
söz konusu uzlaşmaya dahil olup olmadığı hususudur. Belge 3’ten İŞ BANKASI GM’si
(…..)’nin de 01.07.2008 tarihinde gerçekleştirilen kahvaltıya davet edildiği ancak izinde
olması nedeniyle katılamadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, YKB GM’si (…..)’ın AKBANK
ve GARANTİ GM’lerine hitaben yazdığı, (…..)’ye ise bilgi olarak gönderdiği ve kahvaltı
randevusunu kesinleştiren e-postada yer alan “(…..) izinde olacağı için kalbi bizlerle beraber
olacak.” ifadesinden, (…..)’nin toplantının gerçekleştirilmesine yönelik bir çekincesinin
bulunmadığı ve toplantının içeriğinden haberdar edileceği sonucunu çıkarmak mümkündür.
Ayrıca, Belge 4’te yer alan ve YKB Hazine Yönetim Başkanı (…..) tarafından gönderilen e-
postada yer alan “Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş.” ifadesinden, genel müdürler
seviyesinde yapılan anlaşmanın tarafları konusunda bilgi sahibi olan bir kişiden bilgi alınıp,
bu bilginin diğer YKB yöneticisine aktarıldığı anlaşılmakta, dolayısıyla söz konusu ifade Belge
3 ile birlikte değerlendirilerek İŞ BANKASI ile VAKIFBANK, ZİRAAT ve HALKBANK’ın da
Belge 4’te bahsedilen centilmenlik anlaşmasının tarafı olduğu yönünde güçlü bir delil
oluşturmaktadır. Nitekim piyasanın işleyişi de bu bankaların dahil edildiği bir uzlaşmayı
rasyonel kılmaktadır. Şöyle ki; AKBANK, YKB, GARANTİ, İŞ BANKASI ve kamu sermayeli
bankalar 2008 yılında BDDK tarafından aktif büyüklüğünün sektör toplamı içindeki payına



13-13/198-100

37 / 169


göre büyük ölçekli bankalar olarak sınıflandırılan bankaların tamamını oluşturmaktadır26.
Dolayısıyla benzer ölçekli rakiplerden bir kısmının uygulanacak faiz oranının üst limitine dair
bir uzlaşma içerisinde olması, diğerlerinin bu uzlaşmaya taraf olmaması durumunda uzlaşan
taraflar için mevduat çıkışı riski doğuracak ve likidite yeterliliğini sağlama zorunluluğu
nedeniyle söz konusu uzlaşmayı uygulanabilir olmaktan çıkaracaktır. Nitekim Belge 2’de
varlığı ifade edilen ve belgeye ilişkin değerlendirmede de uygulandığı ortaya konulan
centilmenlik anlaşmasının taraflarının da aynı piyasa yapıcı büyük bankalar olması bu
hususu teyit eder niteliktedir. Bu durum ayrıca, Belge 4’te şu ifadelerle açıkça dile getirilmiştir:
“(…) Diğer yandan …’in (…..)TL düzeyindeki dönüşü ile, özellikle kamu bankalarından oran
alan müşterimiz …’ın (…..) TL tutarındaki dönüşü bizim açımızdan kritik olacaktır. Bu işlemleri
hafta başında gerekirse çıkarabiliyor olmakla beraber, haftasonunda çıkan mevduatların
yerine Likidite Yeterlilik Rasyosu nedeniyle yeni işlem almak durumunda kalabileceğimiz
ihtimali söz konusudur. Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti
Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının
bu anlaşma dahilinde olup olmadığına göre, bu mevduatları diğer bankalara ödeme
ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece
önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az
yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.(…)”

(152) Bu çerçevede, Belge 4’te bahsedilen uzlaşmaya dahil oldukları ifade edilen İŞ BANKASI ile
kamu sermayeli bankaların uzlaşma çerçevesinde hareket edip etmediğinin anlaşılması için,
söz konusu bankaların, 16.06.2008 ile 29.08.2008 tarihleri arasında YTL cinsinden tasarruf
mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 31 gün ve altındaki vadelerde tüm tutarlarda
müşteri bazında uygulanan faiz oranları incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda
oluşturulan ve 16.06.2008 ile 29.08.2008 tarihleri arasındaki her bir gün için %20’nin üzerinde
bir faiz oranı uygulanan mevduat sayısını gösterir grafiğe aşağıda yer verilmektedir.
Grafik 5: %20’nin Üzerinde Faiz Oranı Uygulanan Mevduat Sayısı (16.06-29.08.2008)


Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler çerçevesinde hesaplanmıştır.

(153) Yukarıdaki grafikten yola çıkarak anılan bankaların uzlaşma öncesi ve sonrası davranışları
teker teker incelendiğinde;
- İŞ BANKASI’nın incelenen dönem boyunca aylık vadede %20’nin üzerinde faiz
oranıyla mevduat kabul etmemiş olduğu27,
- VAKIFBANK’ın 16.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasındaki 14 işgünlük dönemde
%20’nin üzerinde faiz oranıyla toplam 88 adet mevduat kabul etmiş olduğu, uzlaşma günü
olan 04.07.2008 tarihinde 3 adet, bu tarihten incelenen dönemin sonuna kadar (40 işgünü)


26 BDDK(2008), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 3, s. 3.
http://www.bddk.org.tr/WebSitesi/turkce/Raporlar/Bankacilikta_Yapisal_Gelismeler/6799byg2008.pdf
27 İŞ BANKASI, incelenen dönem boyunca YTL cinsinden 31 gün ve altındaki vadede mevduata maksimum %18 faiz
vermiştir.



13-13/198-100

38 / 169


ise 16 adedi 29.08.2008 tarihinde olmak üzere yalnızca 28 adet mevduata %20’nin üzerinde
faiz oranı verdiği,
- HALKBANK’ın 16.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasındaki 14 işgünlük dönemde
%20’nin üzerinde faiz oranıyla toplam 396 adet mevduat kabul etmiş olduğu, uzlaşma günü
olan 04.07.2008 tarihinde 1 adet, bu tarihten incelenen dönemin sonuna kadar (40 işgünü)
ise 57 adedi 18.07.2008 tarihinde olmak üzere 119 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz
oranı verdiği,
- ZİRAAT’in 16.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasındaki 14 işgünlük dönemde
%20’nin üzerinde faiz oranıyla toplam 158 adet mevduat kabul etmiş olduğu, uzlaşma günü
olan 04.07.2008 tarihinde aylık vadede %20’nin üzerinde faiz oranı vermediği, bu tarihten
incelenen dönemin sonuna kadar (40 işgünü) ise 106 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz
oranı verdiği
görülmüştür.

(154) Bu bilgiler çerçevesinde, kamu sermayeli bankaların da yukarıda ortaya konan uzlaşmadan
haberdar olduğu ve bu doğrultuda uzlaşmanın sağlandığı tarih olan 04.07.2008 Cuma
gününden itibaren 31 gün ve altındaki vadeler için %20’nin üzerinde faiz uyguladıkları
mevduat sayısını azaltma eğiliminde oldukları teyit edilmektedir. Bununla birlikte, 04.07.2008
tarihi itibarıyla kamu sermayeli bankaların aylık vadede %20’nin üzerinde faiz oranı
uygulamaya son verdiklerini ifade etmek güçtür. Bunun nedeninin yukarıda açıklandığı üzere
asgari likidite yeterliliğinin sağlanmasına ilişkin zorunluluk olması kuvvetle muhtemeldir.
Kamu sermayeli bankaların uzlaşmaya tam olarak uymaya başladığı tarihin ise 31.07.2008
Perşembe günü olduğunu söylemek mümkündür. Şöyle ki, anılan üç banka bu tarihten
itibaren 14.08.2008 Perşembe günü dahil olmak üzere 12 işgünü boyunca 31 gün ve altı
vadelerde %20 faiz oranının üzerinden mevduat kabul etmemiştir. Bu tarihten incelenen
dönemin sonuna kadar ise VAKIFBANK yalnızca 29.08.2008 tarihinde olmak üzere 3 adet,
HALKBANK 20.08.2008, 22.08.2008, 25.08.2005 ve 29.08.2008 tarihlerinde olmak üzere
toplam 9 adet, ZİRAAT ise 15.08.2008, 18.08.2008, 20.08.2008, 25.08.2008 ve 26.08.2008
tarihlerinde olmak üzere toplam 22 adet mevduata (31 gün ve altındaki vadelerde) %20’nin
üzerinde faiz oranı uygulamıştır. Bu bilgiler çerçevesinde kamu sermayeli bankaların da
YKB’nin, AKBANK’ın ve GARANTİ’nin 04.07.2008 tarihinden itibaren, YTL cinsinden
mevduat için 31 gün ve altında vadelerde uygulayacakları faiz oranının üst limiti konusunda
vardıkları uzlaşmayı uyguladıkları sonucuna ulaşılmıştır.

(155) Belirtilen durum, adı geçen 6 bankanın 16.06.2008 ile 29.08.2008 tarihleri arasında YTL
cinsinden tasarruf mevduatı ve ticari kuruluşlar mevduatı için 31 gün ve altındaki vadelerde
tüm tutarlarda müşteri bazında uygulanan faiz oranlarını bir arada gösteren aşağıdaki grafik
incelendiğinde net bir biçimde görülmektedir:
Grafik 6: %20’nin Üzerinde Faiz Oranı Uygulanan Mevduat Sayısı (16.06-29.08.2008)

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler çerçevesinde hesaplanmıştır.



13-13/198-100

39 / 169


(156) İncelenen dönem boyunca 31 gün ve altındaki vadelerde YTL cinsinden mevduat için
uyguladığı faiz oranı %20’yi hiç aşmamış olan İŞ BANKASI bakımından ise, her ne kadar söz
konusu uzlaşma İŞ BANKASI’nın mevduat faizlerine ilişkin davranışlarını fiilen değiştirmesine
yol açmamış olsa da, 01.07.2008 tarihinde gerçekleştirilen ve faizlerin düşürülmesi
hususunun da konuşulduğu kahvaltıya İŞ BANKASI Genel Müdürünün de davet edilmiş
olduğu ve kendisinin izinli olması nedeniyle toplantıya katılamamakla beraber “kalbinin
kendileriyle birlikte olacağı” mesajının toplantının diğer katılımcılarına iletilmiş olduğu dikkate
alınarak, İŞ BANKASI’nın da mevduat faizlerindeki rekabet baskısını ortadan kaldıran bu
uzlaşmaya katıldığı anlaşılmıştır.
J.2.4. Belge 5

(157) GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan, 21.10.2008 tarihinde GMY (…..) tarafından
(…..)’e gönderilen “Akbank (Çok Gizli)” konulu e-postaya 5 numaralı belge olarak yer
verilmiştir. Anılan belgede (…..), AKBANK GMY’si (…..)’nin, proje finansmanı ve işletme
kredilerinde kanunen artıramamakla birlikte, ihracat kredilerinde birlikte bir artış yapmayı teklif
ettiğini ve bu kapsamda faiz oranını Libor+500 seviyesine çekmeyi önerdiğini belirttikten
sonra, biraz vakit istediğini ve Cuma günü konuşmak üzere sözleştiklerini ifade etmiş, son
olarak konunun değerlendirilmesini istemiştir. (…..) tarafından (…..)’e 31.10.2008 tarihinde
gönderilen aynı konulu e-postada ise, “Bizde fiyat indirimine değecek sayıda ve düşüklükte
kredi yok diye söyledim.” ifadelerine yer verilmiştir.

(158) İç yazışma niteliğindeki bahse konu e-postada AKBANK’ın ve GARANTİ’nin GMY’leri
arasında geçen görüşmeler aktarılmaktadır. Belgedeki ifadelerden hareketle, AKBANK’ın
ihracat kredilerinde bir artış yapmak için GARANTİ ile ortak hareket etmek istediği ve bu
kapsamda faiz oranını Libor+500 seviyesine çekmeyi önerdiği anlaşılmaktadır. Belgeden
AKBANK’ın söz konusu teklifinin GARANTİ tarafından değerlendirildiği ve GARANTİ’nin
ihracat kredilerinde birlikte hareket edilerek yapılacak bir artıştan elde edilebilecek faydanın
az olması gerekçesi ile öneriyi kabul etmediği görülmektedir. Dolayısıyla AKBANK tarafından
getirilen önerinin uygulamaya geçtiğine dair bir ifade bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra
belgede yer alan “proje finansmanı ve işletme kredilerinde kanunen artıramıyoruz”
ifadesinden de (…..)’nin bahsi geçen kredilerde de birlikte artış yapma niyetinin olduğu ancak
ilgili mevzuat nedeniyle bunun mümkün olmadığı görülmektedir.

(159) Söz konusu belgede yer alan uzlaşma görüşmeleri nihai aşamaya ulaşmamış ise de, banka
GMY’leri arasında birlikte fiyat tespit etme talebine ilişkin bir görüşmenin bulunması ve
rekabeti sınırlayıcı nitelikte olan bilgilerin paylaşılarak ortak harekete geçilmesine yönelik
eylemlerde bulunulması dahi rekabet ihlali olarak değerlendirilebilecek uygulamalardır. Zira
GARANTİ GMY’si AKBANK’tan gelen öneriyi 4054 sayılı Kanun’a veya diğer ilgili mevzuata
ya da banka teamüllerine aykırı olduğu için değil, olası uzlaşma konusu kredilerin hacminin
düşük olmaması sebebiyle geri çevirmektedir. Diğer bir ifade ile belgede yer alan
beyanlardan, kredi hacminin düşük olması durumunda işbirliğine yönelik olumlu cevap
verilmesi olasılığı ortaya çıkmaktadır. Nitekim bankalarda yapılan yerinde incelemelerde elde
edilen diğer belgelerden de anlaşılabileceği üzere, bankalar kendileri açısından makul
gördükleri alanlarda rakiplerle rekabeti sınırlayıcı nitelikte uzlaşma içine girebilmektedir. Bu
bağlamda e-postada yer alan ifadeler adı geçen rakip bankaların rekabeti sınırlayıcı bir
koordinasyon içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

(160) Üzerinde durulması gereken başka bir husus ise, AKBANK ve GARANTİ tarafından ifade
edildiği üzere, ihracat kredisi faiz oranlarının bankalarca ilan edilmediğidir. Dolayısıyla ihracat
kredisi faiz oranları müşteriler açısından şeffaf bir bilgi niteliği taşımadığından kredi
kullanıcılarının bilgiye ulaşım imkanı sınırlı kalmakta ve bu durumda bankaların müşterileri
aleyhine ortak hareket etmeleri kolaylaşmaktadır.

(161) E-postada dikkat çeken hususlardan biri de bankaların bireysel olarak kredi faizlerinde bir
artırım veya azaltım yapmak istememeleridir. Bunun yerine yakın rakip konumundaki iki
bankanın GMY’si iletişime geçme ihtiyacı hissetmekte, kredilerde bir artış yapmak üzere
görüşmektedir. Bu durumun muhtemel sebebi, raporda yer verilen diğer belgeler de göz
önünde bulundurularak, söz konusu bankaların aralarında süregelen uzlaşmanın dışına



13-13/198-100

40 / 169


çıkmama isteği olarak değerlendirilmiştir. Böylece, bireysel olarak gerçekleştirildiğinde
uzlaşmadan cayan taraf olarak görünecek banka, uzlaşmanın diğer tarafı ile birlikte hareket
ederek işbirliğini devam ettirmek istemektedir.
J.2.5. Belge 6

(162) GARANTİ’de yapılan yerinde incelemede alınan, GMY (…..) tarafından 23.10.2008 tarihinde
GM (…..)’e gönderilen ve GMY (…..)’na bilgi verilen “konut kredisi faizleri” konulu iç yazışma
niteliğindeki e-postaya 6 numaralı belge olarak yer verilmiştir. Söz konusu belgeden;
GARANTİ’nin konut kredisi aylık faiz oranlarında 5 baz puanlık (%0,05) bir artış yapmak
istediği, bu artışın yapılması durumunda aylık vadede %1,84 oranına gelineceği, indirimli
kredi faiz oranında da aylık %1,82 seviyesine çıkılacağı, bu konuda “rekabet” ile de
anlaşıldığı ve onların da benzer artışlar yapacağı anlaşılmaktadır. Yine aynı belge içerisinde
5 baz puanlık bir artışın taşıt ve ihtiyaç kredilerinde de yapılacağı ifade edilmektedir.

(163) Bu ifadelerden, “rekabet” şeklinde gruplandırılan bankaların ve GARANTİ’nin konut, taşıt ve
ihtiyaç kredilerinde birlikte bir artış yapmak yönünde uzlaşmaya vardıkları anlaşılmaktadır.
Ancak e-postada hangi bankaların bu uzlaşmanın içerisinde olduğu net bir şekilde
belirtilmemektedir. Bu kapsamda öncelikle mesaj içeriğinde yer alan “rekabet” ifadesi ile
kastedilen bankaların hangileri olduğuna değinmekte fayda bulunmaktadır. Bankalarda
yapılan yerinde incelemelerde elde edilen belgelerin bir kısmında “rekabet” kelimesinin rakip
bankaları ifade etmek üzere kullanıldığı görülmektedir. Her banka için kendine en yakın rakip
konumundaki ve benzer büyüklükteki bankaların bu tanım içerisinde yer alabileceği tahmin
edilmekle birlikte, belgede sözü edilen rekabeti kısıtlayıcı uzlaşmanın taraflarının
belirlenebilmesi için hangi bankaların bu tanıma girdiği önem taşımaktadır.

(164) Bu doğrultuda, yerinde incelemelerde GARANTİ’de elde edilen başka bir belgede bulunan
bazı ifadeler “rekabet” ile kastedilen bankaların hangileri olabileceğine işaret etmektedir.
Bahse konu belgede yer alan ifadelerde, “rekabet” kelimesinden sonra gelmek üzere “İŞ
BANKASI’nın, AKBANK’ın, YKB’nin ve FİNANSBANK”ın isimlerinin sayıldığı görülmektedir.
Dolayısıyla 6 numaralı belgede geçen “‘rekabet’ ile de anlaştık hepsi geliyor” ifadesinde
belirtilen uzlaşmanın taraflarının adları sayılan bu bankalardan ve GARANTİ’den oluştuğu
anlaşılmıştır.

(165) Diğer taraftan e-postanın 23.10.2008 tarihli olması sebebiyle uzlaşmanın bu tarihte ve
sonraki birkaç gün içinde ilan edilen faiz oranlarını kapsadığı görülmektedir. Bu doğrultuda
23.10.2008 Perşembe ve 24.10.2008 Cuma günlerinde ilan edilen faiz oranlarında yapılan
artışların, uzlaşmanın tespiti bakımından anlamlı olduğu değerlendirilmiş ve aşağıda kredi
türü bazında teşebbüslerin ilgili döneme ilişkin ilan edilen faiz oranları incelenmiştir.
Konut Kredileri

(166) E-postada belirtilen konunun uygulamaya ne şekilde yansıdığını tespit etmek amacıyla,
“rekabet” tanımı çerçevesinde değerlendirilen bankalardan konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerine
ilişkin bilgi istenmiştir. Gönderilen bilgiler çerçevesinde hazırlanan tablolara ve bu tablolara
ilişkin değerlendirmelere aşağıda yer verilmiştir. Tabloda e-postanın tarihi baz alınarak, bu
tarihten önceki ve sonraki faiz ilanları yer almaktadır.
Tablo 13: “Rekabet” Tanımı İçindeki Bankaların İlan Edilen Konut Kredisi Faiz Oranları

G
A

R
A

N




İlan Tarihi Yürürlük Tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

20.10.2008 21.10.2008 1,69% 1,74% Tüm vadeler
24.10.2008 27.10.2008 1,74% 1,86% Tüm vadeler

A
K

B
A

N
K

İlan Tarihi Yürürlük Tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

21.10.2008 22.10.2008 1,84% 1,99% 0-12 Ay 1,69% 1,74% Diğer vadeler

23.10.2008 24.10.2008 1,99% 2,09% 0-12 Ay 1,74% 1,89% Diğer vadeler

İŞ
B

A
N

K
A

S
I İlan Tarihi Yürürlük Tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

10.10.2008 13.10.2008 1,59% 1,69% 1-120 Ay
23.10.2008 24.10.2008 1,69% 1,84% 1-120 Ay

07.11.2008 10.11.2008 1,84% 2,09% 1-12 Ay 1,84% 1,89% 13-60 Ay



13-13/198-100

41 / 169


Y
K

B
İlan Tarihi Yürürlük Tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

13.10.2008 13.10.2008 1,59% 1,69% 0-240 Ay
24.10.2008 24.10.2008 1,69% 1,84% 0-240 Ay
04.11.2008 04.11.2008 1,84% 1,86% 0-120 Ay

F
İN

A
N

S
B

A
N

K


İlan Tarihi Yürürlük Tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

14.10.2008 14.10.2008

1,65% 1,74% 1-36 Ay
1,69% 1,74% 37-60 Ay
1,73% 1,77% 61-120 Ay
1,79% 1,84% 121-180 Ay

24.10.2008 24.10.2008
1,74% 1,89% 1-60 Ay
1,77% 1,92% 61-120 Ay
1,84% 1,92% 121-180 Ay

28.10.2008 28.10.2008
1,89% 1,94% 1-60 Ay
1,92% 1,97% 61-120 Ay
1,92% 1,97% 121-180 Ay

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler

(167) Adı geçen bankaların ilan edilen konut kredisi faiz oranları incelendiğinde tamamının 23-
24.10.2008 tarihlerinde ilan edilen konut kredisi faiz oranlarında artış yaptığı görülmektedir.
Bu çerçevede, GARANTİ 12 baz puan (%0,12), AKBANK 10-15 baz puan (%0,10-0,15), İŞ
BANKASI 15 baz puan (%0,15), YKB 15 baz puan (%0,15) ve FİNANSBANK da 8-15
(%0,08-0,15) baz puan aralığında artış gerçekleştirmiştir.

İhtiyaç Kredileri

(168) Aşağıdaki tabloda ise, bankalardan istenen bilgiler çerçevesinde hazırlanan, ilan edilen
ihtiyaç kredisi faiz oranlarına yer verilmiştir. Tabloda e-postanın tarihi baz alınarak, bu
tarihten önceki ve sonraki faiz ilanlarına yer verilmiştir.
Tablo 14: “Rekabet” Tanımı İçindeki Bankaların İlan Edilen İhtiyaç Kredisi Faiz Oranları

G
A

R
A

N
T

İ İlan tarihi Yürürlük tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

20.10.2008 21.10.2008 1,99% 2,04% 3 - 60 Ay

26.10.2008 27.10.2008 2,04% 2,19% 3 - 60 Ay

A
K

B
A

N
K



İlan tarihi Yürürlük tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

21.10.2008 22.10.2008 1,94% 2,09% 12-60 Ay

23.10.2008 24.10.2008
2,09% 2,19% 12 Ay

2,09% 2,09% 24 Ay

04.11.2008 05.11.2008
2,19% 2,19% 12 Ay

2,09% 2,19% 24 Ay

İŞ
B

A
N

K
A

S
I İlan tarihi Yürürlük tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

10.10.2008 13.10.2008 1,94% 1,99% 1-36 Ay

23.10.2008 24.10.2008 1,99% 2,09% 1-36 Ay

07.11.2008 10.11.2008 2,09% 2,19% 1-36 Ay

Y
K

B


İlan tarihi Yürürlük tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

17.10.2008 20.10.2008 1,94% 1,99% Tüm Vadeler

23.10.2008 24.10.2008 1,99% 2,04% Tüm Vadeler

28.10.2008 30.10.2008 2,04% 2,19% Tüm Vadeler

F
İN

A
N

S
B

A
N

K


İlan tarihi Yürürlük tarihi Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı Vade

07.10.2008 07.10.2008 1,89% 1,99% 1-60 Ay

24.10.2008 24.10.2008 1,99% 2,09% 1-60 Ay

28.10.2008 28.10.2008 2,09% 2,19% 1-60 Ay
Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler



13-13/198-100

42 / 169


(169) Rekabet tanımı içerisinde yer alan bankaların ilan edilen ihtiyaç kredisi faiz oranları
incelendiğinde, GARANTİ dışındaki bankaların tamamının 23-24.10.2008 tarihlerinde ilan
edilen ihtiyaç kredisi faiz oranlarında artış yaptığı görülmektedir. AKBANK 10 baz puan
(%0,10), İŞ BANKASI 10 baz puan (%0,10), YKB 5 baz puan (%0,05) ve FİNANSBANK da
10 baz puan (%0,10) artış yapmıştır. GARANTİ ise 26.10.2008 tarihinde faiz oranını 15 baz
puan (%0,15) arttırmıştır.
Taşıt Kredileri

(170) Aşağıda, bankalardan istenen bilgiler çerçevesinde hazırlanan ve 01.10.2008 ile 14.11.2008
tarihleri arasında ilan edilen taşıt kredisi faiz oranlarına yer verilmektedir. Taşıt kredilerinde
kaskonun kredi kullandıran banka tarafından yapılması durumunda genellikle belli bir oranda
faiz indirimi yapılmaktadır. Tabloda, kaskolu/kaskosuz ayrımı yapan bankaların taşıt kredisi
faiz oranları, bu ayrım gözetilerek yer verilmiştir.

Tablo 15: “Rekabet” Tanımı İçindeki Bankaların İlan Edilen Taşıt Kredisi Faiz Oranları

G
A

R
A

N




İlan tarihi Yürürlük tarihi
Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı

Vade
Kaskolu Kaskosuz Kaskolu Kaskosuz

20.10.2008 21.10.2008 1,83% 1,89% 1,88% 1,94% 3 - 60 Ay
26.10.2008 27.10.2008 1,88% 1,94% 1,98% 2,04% 3 - 60 Ay

A
K

B
A

N
K



İlan tarihi Yürürlük tarihi
Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı

Vade
Kaskolu Kaskosuz Kaskolu Kaskosuz

21.10.2008 22.10.2008 1,79% 1,84%
2,09% 2,14% 17 Ay
1,89% 1,94% 24-60 Ay

23.10.2008 24.10.2008 2,09% 2,14% 2,14% 2,19% 17 Ay
1,89% 1,94% 1,99% 2,04% 24 Ay

04.11.2008 05.11.2008 2,14% 2,19% 2,14% 2,19% 17 Ay
1,99% 2,04% 2,06% 2,11% 24 Ay

İŞ
B

A
N

K
A

S
I İlan tarihi Yürürlük tarihi

Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı
Vade

Kaskolu Kaskosuz Kaskolu Kaskosuz
10.10.2008 13.10.2008 1,77% 1,82% 1,84% 1,84% 1-48 Ay
23.10.2008 24.10.2008 1,79% 1,84% 1,99% 2,04% 1-48 Ay

07.11.2008 10.11.2008
1,99% 2,04% 2,19% 2,24% 1-12 Ay
1,99% 2,04% 2,11% 2,16% 13-36 Ay

Y
K

B


İlan tarihi Yürürlük tarihi
Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı

Vade
Kaskolu Kaskosuz Kaskolu Kaskosuz

13.10.2008 13.10.2008 1,77% 1,83% 1,89% 1,89%
0-12 Ay
13-24 Ay
>24 Ay

24.10.2008 24.10.2008 1,83% 1,89% 2,03% 2,09%
0-12 Ay
13-24 Ay
>24 Ay

28.10.2008 30.10.2008 2,03%

-


2,06%

-


0-12 Ay
13-24 Ay
>24 Ay


N

A
N

S
B

A
N

K


İlan tarihi Yürürlük tarihi
Eski Faiz Oranı Yeni Faiz Oranı

Vade
Kaskolu Kaskosuz Kaskolu Kaskosuz

14.10.2008 14.10.2008 1,89% 1,94% 1,94% 1,99% 1-60 Ay
24.10.2008 24.10.2008 1,94% 1,99% 2,04% 2,09% 1-60 Ay
28.10.2008 28.10.2008 2,04% 2,09% 2,16% 2,21% 1-60 Ay

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler
(171) Rekabet tanımı içerisinde yer alan bankaların ilan edilen taşıt kredisi faiz oranları

incelendiğinde GARANTİ dışındaki bankaların tamamının 23-24.10.2008 tarihlerinde artış
yaptığı görülmektedir. Bu kapsamda AKBANK kaskosuz kredi oranlarında 5 baz puan
(%0,05), İŞ BANKASI ve YKB kaskosuz oranlarda 20 baz puan (%0,20) ve FİNANSBANK da



13-13/198-100

43 / 169


10 baz puan (%0,10) değişiklik yapmıştır. GARANTİ ise 26.10.2008 tarihinde faiz oranını 10
baz puan (%0,10) arttırmıştır.

(172) Yukarıda aktarılan tablolardan, “rekabet” tanımı içerisinde yer aldığı değerlendirilen
bankaların tamamının e-postanın gönderilme tarihine oldukça yakın dönemlerde konut,
ihtiyaç ve taşıt kredisi faizlerinde artış yaptıkları görülmektedir. Ayrıca, aşağıda yer verilen
Tablo 16’dan28 görülebileceği üzere, GARANTİ dışındaki dört bankanın konut kredisindeki
artış miktarları birbirine eşit olup 15 baz puan (%0,15) şeklinde gerçekleşmiştir. Yalnızca
FİNANSBANK’ın 120 ay üzeri vadelerdeki faiz oranı ile AKBANK’ın 12 ay altı vadelerdeki faiz
oranı farklı miktarlarda artış göstermiştir. Ancak konut kredilerinin niteliği ve ortalama
kullanım vadesinin uzunluğu dikkate alındığında bu vadeler ihmal edilebilir niteliktedir29.
İhtiyaç kredilerinde belirtilen artışın 10 baz puana (%0,10) yakın gerçekleştiği, taşıt
kredilerinde ise 5-20 baz puan (%0,05-0,20) aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Bu
çerçevede, değişiklik öncesi birbirleri ile iletişim kuran ve konut, ihtiyaç ve taşıt kredisi faiz
oranlarında bir artış yapmak için uzlaşma içinde olan bankaların, belgede bahsi geçen 5 baz
puanlık artış ile aynı olmasa da, faiz oranlarında aynı tarihlerde artış yaptıkları anlaşılmıştır.


28 Taşıt kredileri ile ilgili olarak herhangi bir ayrıma yer verilmeyen faiz oranları ve artış miktarları, söz konusu bankanın vade
türlerine göre bir ayrım yapmadığını ya da her bir vade için aynı miktarda artırım yaptığını göstermektedir. Benzer şekilde
kaskolu/kaskosuz ayrımı yapılmayan artış miktarları da her iki tür faiz oranı için geçerlidir.
29 Konut Kredisi Piyasasına Bakış, Türkiye Konut Kredisi İstatistikleri (Kasım 2010 - Ekim 2011) raporuna göre konut
kredilerinde 6 ila 10 yıl vadeli konut kredileri, toplam konut kredilerinin yaklaşık %70’ini oluşturmaktadır. Bkz.
http://www.konutkredisi.com.tr/basin/raporlar/konut-kredisi-piyasasina-bakis-kasim-2011.pdf (Erişim tarihi: 31.07.2012).



13-13/198-100

44 / 169


Tablo 16: Bankaların Konut, İhtiyaç ve Taşıt Kredisi Artış Miktarları ve Tarihleri

Banka

KONUT KREDİSİ İHTİYAÇ KREDİSİ TAŞIT KREDİSİ

İlan Tarihi Artış Miktarı Vade İlan tarihi Artış Miktarı Vade İlan tarihi
Artış Miktarı

Vade
Kaskolu Kaskosuz

GARANTİ 24.10.2008 0,12% Tüm vadeler 26.10.2008 0,15% 3 - 60 Ay 26.10.2008 0,10% 0,10% 3 - 60 Ay

AKBANK 23.10.2008
0,10% 0-12 Ay

23.10.2008
0,10% 12 Ay

23.10.2008
0,05% 0,05% 17 Ay

0,15% Diğer vadeler 0,00% 24 Ay 0,10% 0,10% 24 Ay

İŞ BANKASI 23.10.2008 0,15% 1-120 Ay 23.10.2008 0,10% 1-36 Ay 23.10.2008 0,20% 0,20% 1-48 Ay

YKB 24.10.2008 0,15% 0-240 Ay 23.10.2008 0,05% Tüm Vadeler 24.10.2008 0,20% 0,20% Tüm Vadeler

FİNANSBANK 24.10.2008
0,15% 1-120 Ay

24.10.2008 0,10% 1-60 Ay 24.10.2008 0,10% 0,10% 1-60 Ay
0,08% 121-180 Ay

Kaynak: İlgili bankalar tarafından gönderilen bilgiler



(173) Bu çerçevede, Belge 6’da belirtildiği şekilde GARANTİ ile birlikte AKBANK, İŞ BANKASI,
FİNANSBANK ve YKB’nin konut, ihtiyaç ve taşıt kredisi faiz oranlarında artış yapmak üzere
uzlaştıkları ve bu artışı her üç kredi türünde de gerçekleştirdikleri kanaatine ulaşılmıştır.
Ayrıca, söz konusu bankaların pazardaki konumları dikkate alındığında belirtilen
koordinasyonun pazardaki etkisi somut bir şekilde görülecektir. TBB verilerine göre, 2008
yılında konut kredilerinde GARANTİ %14,18 pazar payıyla lider konumunda iken, AKBANK
%12,52 pazar payıyla üçüncü sırada30 yer almaktadır. AKBANK’ı %8,66 payla FİNANSBANK
izlemektedir. İŞ BANKASI ve YKB ise sırasıyla beşinci ve altıncı sıralarda yer almaktadır.

(174) Taşıt kredilerinde AKBANK %20,40 pazar payı ile pazar lideri iken, İŞ BANKASI ikinci sırada,
GARANTİ üçüncü sırada, YKB ise dördüncü sırada yer almaktadır. Son olarak FİNANSBANK
ise altıncı sırada31 yer almaktadır.

(175) Bankaların 2008 yılındaki ihtiyaç kredisi pazar payları incelendiğinde, İŞ BANKASI sektör
lideri olan ZİRAAT’i, %15 pazar payıyla takip etmektedir. AKBANK %11,05 payla dördüncü
sırada32 yer almaktadır. GARANTİ altıncı, FİNANSBANK onuncu ve son olarak YKB ise on
dördüncü sırada bulunmaktadır.

(176) Yukarıda yer verilen pazar paylarından, incelemeye konu 5 bankanın konut ve taşıt
kredilerinde toplamda oldukça önemli bir paya sahip olduğu görülmektedir. Nitekim, belirtilen
bankaların toplam pazar payları konut kredisinde %55, taşıt kredisinde %74 ve ihtiyaç
kredilerinde ise %39’dur. Dolayısıyla, adı geçen bankalar tarafından gerçekleştirilen
eylemlerin, her üç kredi türü bakımından da, pazarda hissedilir bir etki doğurabileceği
kanaatine ulaşılmıştır.

(177) Son olarak göz önünde bulundurulması gereken husus ise bankalar arasında bir uzlaşma
sonucu gerçekleştiği anlaşılan kredi faiz oranlarındaki artışın etkisinin yalnızca ilgili artırım
dönemi ile sınırlı kalmayacağıdır. Zira bankalar bir sonraki faiz artışlarını bir önceki faiz oranı
üzerinden yapmakta ve dolayısıyla uzlaşma sonucu gerçekleşen artışın etkisi, sonraki
dönemlerde bir uzlaşma olmasa yahut tespit edilemese de, devam etmektedir.

(178) Aşağıda, söz konusu dönemde bankaların müşterilerine uyguladıkları faiz oranlarına ilişkin
grafiklere yer verilmiştir33.
Grafik 7: Bankaların Uyguladıkları Konut Kredisi Faiz Oranları


Kaynak: İlgili bankalardan alınan veriler çerçevesinde hesaplanmıştır.

(179) Grafikte; 5 bankanın, müşterilerine uyguladıkları konut kredisi faiz oranları ve bu faiz
oranlarının uygulandığı kredi sayısı sunulmaktadır. Bu dönemde AKBANK, müşterilerine
kullandırdığı konut kredilerinin yaklaşık %59’unu, GARANTİ %15’ini, İŞ BANKASI %38’ini,
YKB %29’unu ve FİNANSBANK ise %27’sini ilan ettiği faiz oranı ve üzerinden kullandırmıştır.


30 İkinci sırada, Belge 6’da adı geçmeyen ZİRAAT bulunmaktadır.
31 Beşinci sırada Belge 6’da adı geçmeyen ING bulunmaktadır.
32 Üçüncü sırada Belge 6’da adı geçmeyen VAKIFBANK bulunmaktadır.
33 Grafik 7-8-9, bankaların 24.10.2008-14.11.2008 döneminde uyguladıkları faiz oranları baz alınarak hazırlanmıştır.



13-13/198-100

46/169


Grafik 8: Bankaların Uyguladıkları İhtiyaç Kredisi Faiz Oranları


Kaynak: İlgili bankalardan alınan veriler çerçevesinde hesaplanmıştır.

(180) Yukarıdaki grafikte; 5 bankanın müşterilerine uyguladıkları ihtiyaç kredisi faiz oranları ve bu
faiz oranlarının uygulandığı kredi sayısı yer almaktadır. Bu döneme ilişkin ihtiyaç kredilerinin
AKBANK yaklaşık %65’ini, GARANTİ %22’sini, İŞ BANKASI %28’ini, YKB %84’ünü,
FİNANSBANK ise %15’ini ilan ettiği faiz oranı ve üzerinden kullandırmıştır.
Grafik 9: Bankaların Uyguladıkları Taşıt Kredisi Faiz Oranları


Kaynak: İlgili bankalardan alınan veriler çerçevesinde raportörlerin hesaplamaları

(181) Grafikte; 5 bankanın müşterilerine uyguladıkları taşıt kredisi faiz oranları ve bu faiz
oranlarının uygulandığı kredi sayısı yer almaktadır. Bu dönemde AKBANK müşterilerine
kullandırdığı taşıt kredilerinin yaklaşık %19’unu, GARANTİ %22’sini, İŞ BANKASI %14’ünü,
YKB %27’sini ve FİNANSBANK ise %45’ini ilan ettiği faiz oranından ve üzerinden
kullandırmıştır.

(182) Bu çerçevede adı geçen bankaların uyguladıkları faiz oranları incelendiğinde, AKBANK ve
YKB’nin ilan ettiği faiz oranları üzerinden daha çok kredi kullandırdığı, FİNANSBANK ve İŞ
BANKASI’nın nispeten daha düşük bir oran ile bu iki bankayı takip ettiği ve GARANTİ’nin ise
5 banka arasında en düşük orana sahip olduğu anlaşılmaktadır.

(183) Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, her bir banka bazında önemli sayılabilecek bir
müşteri grubu için, konut, ihtiyaç ve taşıt kredilerine ilişkin ilan edilen faiz oranlarının
uygulamaya yansıdığı ve dolayısıyla ilan edilen faiz oranlarındaki uzlaşmanın rekabeti
sınırlayıcı olduğu ve etkilerinin pazarda görüldüğü anlaşılmıştır.




13-13/198-100

47/169


J.2.6. Belge 7
(184) Belge 7, YKB’de yapılan incelemede elde edilmiş olup, 28.11.2008 tarihinde Şubeler Satış

Bölümü çalışanı (…..) tarafından bankanın Hazine Birimi çalışanlarına gönderilmiş olan bir e-
postayı içermektedir. Söz konusu e-postada AKBANK’ın, yüksek tutarlı mevduata verdiği faiz
oranları hakkında bilgi sunulmakta ve AKBANK’ın geleceğe yönelik fiyatlama politikasına
ilişkin bilgilere yer verilmektedir. Şöyle ki, AKBANK’ın Özel Bankacılık Müdürlüğü
yöneticisinden alındığı anlaşılan bilgiler çerçevesinde e-postada şu ifadeler bulunmaktadır:
“Genelde diğer bankaların yüksek verdiği dönemde, piyasaya göre düşük kaldıklarını iletti.
Ama önümüzdeki dönemde tam tersi durumun oluşacağını, piyasanın üzerinde oran
vereceklerini söyledi.”

(185) Bankanın fiyatlama stratejisi hakkında geleceğe yönelik bu tür bilgilerin rakipler tarafından
biliniyor olması, yukarıda izah edildiği üzere, teşebbüsler bakımından rakiplerin gelecekteki
davranışlarına ilişkin belirsizliği azaltmakta ve teşebbüsler arasında koordinasyona zemin
hazırlamaktadır. Bu çerçevede bankaların fiyatlama kararlarına etki edecek belirtilen
nitelikteki bilgilerin paylaşımı rekabeti sınırlayıcı olarak değerlendirilmiştir.
J.2.7. Belge 8

(186) YKB’den alınan, 02.06.2009 tarihinde YKB’nin Perakende Bankacılık Satış ve Kredi Destek
Grubu Başkanı (…..) tarafından YKB’nin bazı çalışanlarına hitaben yazılan ve YKB’nin
Perakende Bankacılık Satış Yönetimi GMY’sine bilgi olarak gönderilen “Rakip Bilgisi*ek”
konulu e-postayı içeren Belge 8 incelendiğinde;

- YKB’nin GARANTİ’den, GARANTİ’nin çapraz satış34 uygulamalarına ilişkin olarak bilgi aldığı,
- Bu bilgilerin, GARANTİ’nin çapraz satışa ilişkin etkinlik değerlendirmesi yaparken kullandığı

ürün gruplarını ve bu ürün gruplarının kapsamını ve etkinlik değerlendirmesinde esas alınan
aktif olma kriterlerini, GARANTİ’nin söz konusu dönemde sahip olduğu etkinlik oranı
ortalamasını ve gelecekte ulaşmayı hedeflediği etkinlik oranı ortalamasını içerdiği
anlaşılmaktadır. Ayrıca, belgeye konu olan e-postanın konu kısmında yer alan “ek” ifadesi ve
belgedeki “Çapraz satışla ilgili Garanti’den aldığımız diğer bilgiler;” ve “…bu ürünlerin
etkinlik dedikleri aktif olma kriterlerini almaya çalışıyoruz, aldıklarımızdan bazıları…”
ifadeleri, söz konusu bilgi paylaşımının bir kereye mahsus olmadığını ve devamlılık arz
ettiğini göstermektedir.

(187) Çapraz satış, bankaların en önemli pazarlama uygulamalarından biridir. Zira bankalar,
tüketicilerin bankanın sunmuş olduğu daha fazla sayıda üründen etkin şekilde yararlanmasını
sağlamak ve bu suretle müşteri bağlılığını artırarak rekabette öne geçmek amacını
gütmektedir. Bu nedenle bankaların çapraz satış politikasına ilişkin bilgiler, bankaların satış
stratejilerine ilişkin bilgiler arasında olup rekabete duyarlı bilgi olarak kabul edilebilecektir.
Dolayısıyla, belirtilen bilgilerin ve bu konudaki hedeflerin rakip bankalar arasında
paylaşılması rekabeti sınırlayıcı nitelik taşımaktadır.
J.2.8. Belge 9

(188) FİNANSBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 22.10.2009 tarihinde (…..),(…..) ve
(…..) ile (…..) arasında geçen “Ing bank refinansman smsleri” konulu Belge 9’da, bankaların
konut kredilerinin refinansmanına ilişkin olarak müşterilere mesaj gönderilmemesi hususunda
kendi aralarında anlaşmış oldukları belirtilmektedir. Belgede yer alan ifadelerden;
- Başka bankalarda konut kredisi bulunan müşterilerin cep telefonlarına, kredilerin farklı faiz
oranı ve vade ile yeniden yapılandırılması teklifini içeren kısa mesajların ilk olarak İŞ
BANKASI tarafından gönderilmeye başlandığı,
- Ardından diğer bankaların da bu uygulamayı başlattığı,


34 Bir pazarlama kavramı olan çapraz satış, alışveriş yapma aşamasındaki bir müşteriye, ilişkili başka ürün ve hizmetler
önermeye dayalı pazarlama yaklaşımını ifade etmektedir. Bankacılık uygulamaları bakımından bir bankanın kendisinden
kredi alan bir müşteriye kredi kartı da satması çapraz satışa örnek teşkil etmektedir.



13-13/198-100

48/169


- Ancak bankaların birbirlerine zarar verdikleri gerekçesi ile bu mesajları göndermeme
konusunda kendi aralarında bir centilmenlik kararı aldıkları,
- Daha sonra ING’nin bu karara uymayarak konut kredisi olsun veya olmasın cep telefonu
bilgisi olan tüm müşterilere refinansman mesajı göndermeye başladığı,
- AKBANK’ın da benzer şekilde mesaj göndermeye başladığı ve bütün bankaların
refinansman konusunda atakta olduğu
ifade edilmektedir. Belgeden, FİNANSBANK, AKBANK, İŞ BANKASI ile ING’nin müşterilere
konut kredilerinde refinansman yapma teklifini içeren mesaj göndermeme konusunda
centilmenlik anlaşması yaptığı açıkça görülmekle birlikte, belgede yer alan “diğer bankalar”
ifadesinden bu anlaşmaya konut kredisi hizmeti veren ve bahsi geçen bankalar haricindeki
diğer bankaların da dahil olduğu şüphesi uyanmaktadır.

(189) Soruşturma sürecinde, 9 numaralı belgeye ilişkin yapılacak değerlendirmede kullanılmak
üzere, soruşturmaya taraf olan 12 bankadan, 5582 sayılı Konut Finansmanı Sistemine İlişkin
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (Mortgage Kanunu)’un yürürlüğe
girmesinden bu zamana kadar konut kredisi refinansmanına ilişkin olarak yapılan
kampanyaların başlangıç ve bitiş tarihleri, kullanılan SMS, e-mail gibi kampanya ve duyuru
araçları ile müşteri sayısı ve hacim bazında toplam kredi müşterileri içinde refinansman
yapılan müşterilerin oranı talep edilmiştir. Bankalardan gönderilen bilgiler çerçevesinde e-
postada adı geçen bankaların kampanya başlangıç tarihlerine aşağıda yer verilmiştir.
Tablo 18: Bankaların Refinansman Kampanyası Başlangıç Tarihleri

Banka Kampanya İlk Duyuru Tarihi

İŞ BANKASI 03.09.2009

AKBANK 17.09.2009

ING 06.10.2009

FİNANSBANK Yok

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler

(190) Tabloda yer alan bilgilere göre, Belge 9 olarak yer verilen e-postanın gönderildiği 2009
yılında ilk kampanya İŞ BANKASI tarafından 3 Eylül’de gerçekleştirilmiş, ardından AKBANK
17 Eylül’de duyuru yapmaya başlamış ve onu ING takip ederek 6 Ekim’de refinansmana
ilişkin kampanya yapmıştır. Söz konusu sıralamanın e-postada bulunan bilgiler ile birlikte ele
alınması durumunda;
- İlk kampanyanın e-postada belirtildiği şekilde İŞ BANKASI tarafından yapıldığı
anlaşılmaktadır.
- Mesajda İŞ BANKASI’nın ardından AKBANK’ın da benzer bir duyuru yaptığı ifade
edilmekte olup AKBANK’ın tabloda yer alan bilgilerinde de bu husus doğrulanmaktadır.
- E-postada bankaların kendilerine zarar vermemek adına bir centilmenlik kararı alarak
duyuru yapmama amacıyla uzlaştıkları fakat ING’nin buna uymadığı belirtilmektedir. ING’nin
duyuru tarihi incelendiğinde bu husus teyit edilmektedir.
- E-postanın elde edildiği FİNANSBANK yetkilileri, o tarihte kampanya için her türlü
hazırlığın yapıldığını ancak “kendi kendilerini baltaladıklarını” düşündüklerinden ve “diğer
bankaların da mutabakatı ile” kampanya yapmadıklarını ifade etmiştir. Nitekim Tablo 17
incelendiğinde FİNANSBANK’ın o tarihte konuya ilişkin bir kampanya yapmadığı
görülmektedir.

(191) Bu çerçevede belgede adı geçen bankaların 17.09.2009 tarihinden sonra refinansman
kampanyası yapmama yönünde uzlaştıkları, ancak ING’nin bu karara uymayarak
06.10.2009’da yeniden kampanya düzenlemeye başladığı anlaşılmaktadır.

(192) Öte yandan, yukarıda değinildiği üzere, e-postada İŞ BANKASI’nın kampanyasının ardından
“diğer bankaların” da benzer kampanyalar yapmaya başladıkları ve bunun akabinde bir
centilmenlik kararı alındığı belirtilmektedir. Bu çerçevede belgede adı geçmeyen ancak “diğer



13-13/198-100

49/169


bankalar” şeklinde ifade edilen bankaların da söz konusu centilmenlik kararına dahil olup
olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla belgede adı geçmeyen bankaların
kampanya başlangıç tarihlerine aşağıdaki tabloda yer verilmiştir.
Tablo 19: Belge 9’da Adı Geçmeyen Bankaların Refinansman Kampanyası Tarihleri

Banka Kampanya Başlangıç Tarihi

YKB 22.10.2009

ZİRAAT 16.12.2010

HSBC 15.10.2007

HALKBANK 28.08.2008

GARANTİ Yok

VAKIFBANK Yok

TEB Yok

DENİZBANK Yok

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler

(193) Tabloda yer verilen bilgilere göre GARANTİ, VAKIFBANK, TEB ve DENİZBANK’ın hiçbir
duyuru yapmadıkları, HALKBANK ve HSBC’nin e-postadan çok daha önceki bir tarihte
duyuru yapmaya başladıkları görülmektedir. Buna karşın YKB ve ZİRAAT’in e-postadan
sonraki bir tarihte ilk duyurularını yaptıkları görülmektedir. Ancak bu bankaların, mevcut delil
durumu ve tabloda yer verilen kampanya duyurularının tarihleri dikkate alındığında, belgede
belirtilen uzlaşmaya dahil olduğuna ilişkin olarak bir tespit yapılamamıştır.

(194) Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, müşterilerin, konut kredilerinde bankalararası
rekabetin önemli bir unsuru olan refinansman imkânına yönelik olarak bilgilendirilmesinin ve
müşterilere bu konuda teklif sunulmasının, belgede adı geçen FİNANSBANK, AKBANK, İŞ
BANKASI ve ING tarafından alınan ortak bir kararla sınırlanmasının konut kredilerinde
rekabeti kısıtlayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Zira aşağıda yer aldığı üzere
refinansmana ilişkin kampanyalar bankaların pazar payı elde etmelerinde önemli bir araç
olarak kullanılmaktadır.

(195) Soruşturmaya taraf 12 bankanın gerçekleştirdiği konut kredisi refinansmanının toplam konut
kredileri içinde adetsel ve hacimsel oranları incelendiğinde bankaların konut kredisi
refinansman oranlarının önemli düzeyde değişkenlik gösterdiği görülmüştür. Bazı bankalarda
konut kredisi refinansmanının toplam konut kredilerinde önemli bir paya sahip olduğu
(VAKIFBANK, HALKBANK, AKBANK, FİNANSBANK, İŞ BANKASI için adet bazında %(…..)
ve hacim bazında %(…..) aralığında; ING, TEB ve YKB için adet bazında %(…..) ve hacim
bazında %(…..) aralığında) bazı bankalardaki refinansman payının ise görece düşük olduğu
(DENİZBANK, HSBC, GARANTİ, ZİRAAT için adet ve hacim bazında %(…..) aralığında)
anlaşılmıştır. Söz konusu bilgiler çerçevesinde konut kredisi refinansmanına ilişkin kampanya
yapılması ile refinansman oranları arasındaki ilişki incelendiğinde ise bazı bankalarda bu ikisi
arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmektedir. Zira günümüze kadar herhangi bir
kampanya yapmamış veya az sayıda kampanya yapmış olan ZİRAAT, GARANTİ, HSBC ve
DENİZBANK’ın refinansman oranları düşükken, yoğun kampanya yapmış olan AKBANK, İŞ
BANKASI, HALKBANK ve ING’nin refinansman oranlarının yüksekliği göze çarpmaktadır.

(196) Yukarıda belirtilen hususlar çerçevesinde, konut kredilerine ilişkin refinansman duyurularının
bankalar için önemli bir pazarlama stratejisi olduğu ve pazar payı elde etmede kullanılabildiği,
dolayısıyla kampanya duyurularına ilişkin bir uzlaşmanın konut kredisi hizmetlerinde rekabeti
kısıtlayıcı bir nitelik arz ettiği sonucuna ulaşılmıştır.







13-13/198-100

50/169


J.2.9. Belge 10
(197) HSBC’de elde edilen, (…..) ile GMY (…..) arasında 08-10.06.2010 tarihlerinde gerçekleşen e-

posta yazışmalarının tam metnine 10 numaralı belge olarak yer verilmiştir. Anılan belgenin
incelenmesinden;
- HSBC’nin AKBANK’tan öğrendiği içeriden (insider) bilgiye göre AKBANK’ın gecikme bildirim
ücretlerini 2 TL’ye çıkarmayı planladığı,
- İŞ BANKASI’nın halihazırda 2 TL gecikme bildirim ücreti tahsil ettiği,
- Müşterilerin bu konuda fiyata duyarlı olmadığı ve bu nedenle ilgili birimin gecikme bildirim
ücretlerini 2 TL’ye çıkarmayı önerdiği,
- Ancak ilgili GMY’nin önerilen artışı fazla bulması karşısında, alternatif olarak bu ücretin 1,5
TL olabileceği ve 6 ay sonra müşterilerden gelen geri bildirime ve rakip bankaların durumuna
göre tekrar değerlendirme yapabileceklerinin ifade edildiği
görülmektedir.

(198) Yukarıda yer verilen e-postadan AKBANK’ın ve HSBC’nin kredi kartı gecikme bildirim
ücretleri konusunda koordinasyon içinde oldukları anlaşılmaktadır. Belgede açıkça geçen
“aldığımız insider bilgi” ifadesi de bu hususu doğrulamaktadır. HSBC yetkilileri AKBANK’tan
edinilen bilgi ile kredi kartı gecikme bildirim ücretlerinin 2 TL’ye çıkarılabileceğini ifade
etmektedirler. Dolayısıyla alınan bilginin karar alma sürecine dahil edildiği de somut olarak
görülmektedir.

(199) Soruşturma sürecinde AKBANK ve HSBC’den, 2010 yılında uygulanan kredi kartı gecikme
bildirim ücretlerine, söz konusu ücretlerin değişim tarihlerine, gecikme bildiriminden tahsil
edilen toplam gelire ilişkin bilgi ve kredi kartı gecikme bildirim ücreti değişikliği ile ilgili iç
yazışmalar talep edilmiştir.

(200) HSBC tarafından sunulan bilgilerde 2010 yılında gecikme bildiriminden tahsil edilen gelirin
(…..) TL olduğu ve bunun bankanın toplam gelirleri içindeki payının (…..) olduğu belirtilmiştir.
Gecikme bildirim ücretinin 01.08.2010 tarihine kadar TL ekstrelerde 1 TL, ABD Doları
ekstrelerde ise 1 ABD Doları olarak belirlendiği, bu tarih itibarıyla ise TL ekstrelerde 2 TL,
ABD Doları ekstrelerde 2 ABD Doları şeklinde tespit edildiği bildirilmiştir.

(201) AKBANK tarafından gönderilen bilgilerde ise, AKBANK’ın 2010 yılında müşterilerden tahsil
edilen gecikme bildirim ücretinden elde edilen kümülatif gelirinin (…..) TL olduğu belirtilmiştir.
Gecikme bildirim ücretinde 28.01.2009 ve 01.08.2010 tarihlerinde değişiklik yapıldığı, bu
çerçevede 28.01.2009 tarihinde gecikme bildirim ücretinin 1,5 TL olarak belirlendiği ve son
ödeme tarihinden sonra 10. günde gecikme bildirimi yapılarak tüm kartlara gecikme bildirim
ücretinin yansıtılacağının karara bağlandığı bildirilmiştir. 01.08.2010 tarihinde ise gecikme
bildirim ücretinin 2 TL’ye yükseltildiği ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra AKBANK tarafından
01.08.2010 tarihinde yürürlüğe giren gecikme bildirim ücreti artışının müşterilere 02-
30.07.2010 tarihindeki ekstrelerle duyurulduğu bildirilmiştir.

(202) Yukarıda yer verilen bilgiler çerçevesinde, 08.06.2010 tarihinde HSBC kredi kartı birimi
yöneticilerinin GMY (…..)’ye kredi kartı gecikme bildirim ücretlerini 2 TL’ye çıkarmayı
önerdikleri ve e-postanın içerisinde rakip bankalara ait gecikme bildirim ücretlerine ilişkin bir
tablonun yer aldığı anlaşılmaktadır. Anılan tabloda AKBANK’ın gecikme bildirim ücreti olarak
1,5 TL tahsil ettiği görülmektedir. AKBANK tarafından gönderilen bilgilerde de o tarihte 1,5 TL
ücret tahsil edildiği ifade edilmektedir.

(203) GMY (…..) tarafından 2 gün sonra gönderilen cevapta bu artışın yüksek oranda
olabileceğinden bahisle daha makul bir artış yapmanın uygun olabileceği belirtilmektedir.
Aynı tarihte GMY’ye verilen cevapta ise banka içinden alınan bilgi ile AKBANK’ın gecikme
bildirim ücretlerini 2 TL’ye çıkaracağının öğrenildiği belirtilmekte ve müşterilerin de bu konuda
fiyata duyarlı olmamaları sebebiyle 2 TL’nin önerildiğinden bahsedilmektedir. Nitekim
HSBC’nin gönderdiği bilgilerden de bu görüşün benimsendiği ve bu çerçevede 01.08.2010
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere gecikme bildirim ücretinin 2 TL’ye çıkarıldığı
anlaşılmaktadır.



13-13/198-100

51/169


(204) HSBC’nin AKBANK’ın gecikme bildirim ücretini 2 TL’ye çıkarmayı planladığını belirten iç
yazışması 10.06.2010 tarihlidir. AKBANK’ın söz konusu değişikliği müşterilerine 02-
30.07.2010 tarihleri arasındaki ekstrelerde duyurduğu dikkate alındığında, bu tarihten önce
öğrenilen bir bilginin kamuya açık kanallardan elde edilmesinin mümkün olmadığı açıktır.
Dolayısıyla AKBANK’ın geleceğe dönük fiyat stratejisi, müşterilere duyurulmadan önce HSBC
tarafından öğrenilmiş ve bu bilgi de dikkate alınarak fiyat artışına gidilmiştir. Belirtilen durum
kredi kartı hizmetlerinde bankalar arasındaki rekabetin bir unsuru olan gecikme bildirim
ücretine ilişkin bilgilerin AKBANK ve HSBC arasında paylaşıldığının ve bu suretle rekabetin
kısıtlandığının bir göstergesidir. Bankaların, kredi kartı gecikme bildirim ücretlerinden elde
ettikleri gelirleri ve bu gelirlerin toplam gelirleri içindeki payı göz önüne alındığında, bankalar
arasındaki koordinasyonun etkisinin azımsanamayacak seviyede olduğu görülmektedir.
Bankacılık hizmetleri açısından nispeten önemsiz görülebilecek bir hizmet için dahi bu ölçüde
gelir elde edilebilmesi, sektör bakımından rekabeti kısıtlayıcı nitelikteki her boyuttaki
uzlaşmanın toplamda tüketicilerden teşebbüslere önemli düzeyde bir gelir transferine yol
açtığını ortaya koymaktadır.
J.2.10. Belge 11

(205) Belge 11, DENİZBANK’ta bulunan 30.06.2010 (Çarşamba) tarihli bir e-postayı içermektedir.
DENİZBANK’ta TL ve yabancı para cinsinden mevduat faizlerinin güncellenmesine yönelik
çalışmaların sürdüğü bir dönemde Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetimi Bölüm
Müdürü (…..) tarafından Fon Yönetimi ve Özel Bankacılık Grubu Para Piyasaları Bölüm
Müdürü (…..)’e hitaben yazılan ve aralarında GMY’lerin de bulunduğu bazı çalışanlara bilgi
olarak gönderilen “Mevduat Faiz Değişikliği” konulu e-posta incelendiğinde;

- Fon Yönetimi ve Özel Bankacılık Grubunun Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetimi
Bölümüne telefon ile kendi iş kollarına ilişkin faiz oranlarını düşürmek yönünde öneride
bulunduğu,

- Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetiminin bu öneri doğrultusunda kendi yetkisinde
bulunan TL ve yabancı para cinsinden mevduat faiz oranları tablosunu 01.07.2010 tarihinden
itibaren geçerli olmak üzere güncellediği,

- Ancak bu güncellemeyi yaparken rakiplerle de anılan tarih itibarıyla TL ve yabancı para
cinsinden mevduatta oran değişikliği yapıp yapmayacakları konusunda görüşerek rakiplerden
geleceğe yönelik davranışları hakkında bilgi aldığı,

- Rakiplerden edinilen geleceğe yönelik bilgiler kapsamında Fon Yönetimi ve Özel Bankacılık
Grubu Para Piyasaları Bölümünün mevduatta faiz değişikliği yapılmaması hususunda son
görüşünü talep ettiği
anlaşılmaktadır. Bu çerçevede belgede yer alan “Bu arada, Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING
ve TEB’den, yarın itibarıyla oran değişikliği planlayıp planlamadıklarını sorguladık.
Garanti/ING/TEB değişiklik yapmayı düşünüyor. ING yarın düşüş yapacak.
Garanti/Finans/TEB ise oranlarını Pzt değiştirmeyi planlıyormuş. Faizle ilgili sadece TEB net
bilgi iletti; TL’de %9,60 fiyatlayacaklarmış” ifadeleri, rakipler arasında henüz uygulamaya
geçmemiş ve kamuya açıklanmamış olan fiyat bilgilerinin paylaşıldığını açıkça
göstermektedir. Rekabete duyarlı olan bu bilgilerin rakipler arasında paylaşılması,
teşebbüslerin ticari kararlarını verirken rekabetin getirdiği belirsizlikten uzak olmalarına ve
buna paralel olarak pazardaki rekabetin kısıtlanmasına neden olmaktadır. Nitekim belgeden
anlaşıldığı üzere DENİZBANK da rakip teşebbüslerin henüz aleni olmayan fiyat bilgilerini
fiyatlama stratejisini belirlerken bir girdi olarak kullanmaktadır. Bu çerçevede, DENİZBANK ile
GARANTİ, ING, FİNANSBANK ve TEB arasındaki bilgi paylaşımının rekabeti sınırlayıcı
nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
J.2.11. Belge 12

(206) GÖSAŞ’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 07.09.2010 tarih ve “YKB hk.” konulu e-posta
(…..) tarafından GM (…..)’e gönderilmiş, GMY (…..), GMY (…..)ve bazı çalışanlara bilgi
olarak iletilmiştir. GARANTİ üst yönetimi arasındaki söz konusu yazışmada, YKB’nin kredi



13-13/198-100

52/169


kartı ciro artışına ilişkin bilgileri değerlendirilmektedir. Belgeden, GARANTİ ile YKB’nin
iletişim halinde olduğu ve bankalar arasında kredi kartı kârlılık oranlarının görüşüldüğü
anlaşılmaktadır. GARANTİ yöneticilerinin YKB kredi kartı birimi yöneticileri ile yaptığı tahmin
edilen müzakerede YKB’nin kâr hedefinden uzaklaştığı ve fiyatları yükseltmek istediği, bunu
yaparken diğer bankaları da yanına alarak bu bankalarla birlikte hareket etmek istediği ve
birlikte yükseltme düşüncesinde olduğu ifade edilmektedir.

(207) “Bankacılık Sektörüne İlişkin Bilgiler” bölümünde yer verildiği üzere GARANTİ ve YKB kredi
kartı piyasasında oldukça yüksek pazar paylarına sahiptir. GARANTİ “Bonus” markası ile
YKB de “Worldcard” markası adı altında hem kendi bankalarına ait kredi kartlarını sunmakta
hem de bankalarla yaptıkları ikili işbirliği anlaşmaları ile diğer bankalara da hizmet
vermektedir35. Adı geçen bankaların ve bu bankalarla işbirliği anlaşması imzalayan
bankaların Tablo 11’de yer verilen pazar paylarından da anlaşılacağı üzere, iki markanın
kredi kartı pazarındaki toplam pazar payı %50 seviyesindedir. Bu bakımdan, Belge 12’de adı
geçen iki bankanın pazarın yarısını yönlendirdiğini ifade etmek mümkündür. Öte yandan, üye
işyerlerine uygulanan ücret ve komisyonların yükselmesi, genel fiyat seviyesini artırmaktadır.
Zira üye işyeri komisyonlarında bir ücret artışı meydana gelmesi durumunda, fiyat esnekliğine
bağlı olarak üye işyerleri bu artışı fiyatlarına yansıtabilmektedir. Özellikle ülkemizde kredi
kartı kullanımı ve işyerleri tarafından kabul oranının yüksekliği dikkate alındığında bahse
konu artışın etkisi tüm ekonomiyi etkileyebilecek düzeye ulaşabilmektedir. Dolayısıyla,
yukarıda yer verilen e-posta, belirtilen bilgiler dikkate alınarak değerlendirilmiştir.

(208) YKB, pazardaki en büyük rakibi olan GARANTİ’ye hem kendi kârlılığı hakkında bilgi vermekte
hem de ücretleri yükseltme isteğini iletmektedir. Esasen yalnızca bu iki bankanın ortak
hareket etmesi durumunda dahi pazarın yaklaşık %50’si etkilenecektir. Dolayısıyla az sayıda
oyuncunun yüksek pazar payına sahip olduğu bu tür pazarlarda belirtilen nitelikteki
iletişimlere özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir.

(209) E-postada özel bir tarih ve/veya artış oranı belirtilmediğinden bankalardan 2010 yılı son 6 ayı
için, toplam üye işyeri adedi, üye işyeri komisyonunda artış olan üye işyeri sayısı, üye işyeri
komisyonundaki artış oranı ve ortalama artış miktarları üzerinde yapılan incelemeye göre;
YKB tek çekim kredi kartı işlemlerinde üye işyerlerine uyguladığı komisyon oranlarında 2010
yılının ikinci altı ayında yaklaşık %(…..) indirim yapmış buna karşın taksitli alışverişlerde
uyguladığı komisyon oranlarında %(…..) bir artış uygulamıştır. Aynı dönemde GARANTİ ise
tek çekim işlemlerde uyguladığı komisyon oranlarında ortalama %(…..), taksitli satışlarda
uyguladığı komisyonlarda %(…..) bir artış yapmıştır. YKB tek çekim komisyonlarında genel
olarak indirim yapmakla birlikte aynı dönemde (…..) adet üye işyerinin komisyonlarını
artırmıştır. Bu oran toplam üye işyeri sayısının %(…..) tekabül etmektedir. Taksitli işlemlerde
ise toplam üye işyeri sayısının %(…..) komisyon oranları artırılmıştır. GARANTİ tek çekimde
toplam üye işyeri sayısının %(…..) komisyon oranını artırırken taksitli alışverişlerde bu artış
%(…..) seviyesinde gerçekleşmiştir.

(210) Bununla birlikte genel olarak her iki bankanın da farklı uygulamalara gittiğini ifade etmek de
mümkündür. YKB tek çekim işlemlerine ilişkin üye işyeri komisyonlarında indirime giderken,
GARANTİ artış yapmıştır. Buna karşın YKB taksitli alışverişlerde nispeten önemli orandaki
işyerinin komisyonunu artırırken GARANTİ bu şekilde agresif davranmamış ve çok az üye
işyerinin komisyonlarını artırmıştır. Dolayısıyla e-postada verilen, üye işyeri komisyon
artışlarına ilişkin rakipler arası iletişimin paralel şekilde uygulamaya yansıdığına ilişkin veri
bulunmamaktadır. Ancak, yukarıda vurgulandığı üzere, pazarın yarısından fazlasını
yönlendiren iki bankanın bu şekilde irtibat halinde olması üye işyeri komisyonları konusunda
uzlaşma imkanını artırmaktadır. Nitekim belgede geçen ifadelerden, YKB’nin rakip bankalara
yönelik olarak fiyatları birlikte artırma amacıyla icapta bulunduğu açıkça görülmektedir.
GARANTİ’nin de bu icap karşısında uzlaşmaya taraf olmadığını derhal ve açıkça YKB’ye


35 2010 yılında Bonus markasını kullanan bankalar, GARANTİ, DENİZBANK, ING, TEB, EUROBANK, TÜRKİYE FİNANS ve
ŞEKERBANK; Worldcard markasını kullanan bankalar ise YKB, FORTİSBANK (TEB), VAKIFBANK ve ANADOLUBANK’tır.



13-13/198-100

53/169


bildirdiğine ilişkin bir bilgi bulunmamakta; aksine soruşturma kapsamında elde edilen diğer
belgeler, GARANTİ’nin rakipleriyle faiz oranı, ücret ve komisyonları birlikte tespit etme
iradesiyle hareket ettiğini ortaya koymaktadır.
J.2.12. Belge 13

(211) Belge 13, 28.10.2010 Perşembe günü AKBANK’ta GMY olarak görev yapan (…..) tarafından
GARANTİ’de GMY olarak görev yapan (…..) gönderilen bir kısa mesajı (sms) içermektedir.
Söz konusu mesaj incelendiğinde;
- Anılan iki GMY’nin 02.11.2010 Salı günü bir yemekte bir araya geleceği,
- (…..)’nin (…..)’e söz konusu yemekte iki banka arasında bir kıyaslama (benchmark)
yapılması önerisinde bulunduğu ve (…..)’in bu öneriyi kabul ederek ilgili birime gerekli
bilgilerin hazırlanması talimatını verdiği,
- İki bankanın kıyaslamaya konu edilecek bilgileri arasında TL ve döviz cinsinden kredileri, TL
ve döviz cinsinden vadesiz ve vadeli mevduat ortalamaları, ithalat döviz satış ve ihracat döviz
alış rakamları, kâr, toplam komisyon, tahsil ve takas rakamları, toplam müşteri sayısı ve
toplam ziyaret sayısı gibi bilgilerin yer aldığı
anlaşılmaktadır. Ayrıca belgede yer alan “Salı günü yemekte yine bir benchmark yapalım.”
ifadesi, rakip iki bankanın GMY’leri arasında gerçekleştirilen bu görüşmelerin bir kereye
mahsus olmadığını ve devamlılık arz ettiğini göstermektedir. Nitekim Belge 5 olarak yer
verilen ve (…..) tarafından yazılmış olan 21.10.2008 tarihli e-postada yer alan ifadeler de,
(…..) ile (…..) arasındaki bu iletişimin en azından 21.10.2008 tarihine kadar uzandığını ortaya
koymaktadır.

(212) Sözü edilen iki bankanın GMY’leri arasında paylaşıma konu edilecek bilgiler
değerlendirildiğinde, bu bilgilerin bankaların esas faaliyet konularına ilişkin olan ve ticari
stratejilerine yönelik karar alma süreçlerinde girdi olarak kullanılan bilgiler olduğu
görülmektedir. Bu bilgilerden bir kısmı36, bankalar tarafından, miktar ya da pay olarak,
dönemsel olarak kamuya açıklanmaktadır. Bununla birlikte, belgede kıyaslamaya esas
olacak döneme ilişkin bir ifade bulunmaması ve GMY’nin kamuya zaten açıklanmış olan
bilgilerin hazırlanması için ilgili personele talimat vermesinin anlamsızlığı karşısında, iki GMY
arasında paylaşılacak bilgilerin henüz kamuya açıklanmamış olan, bir başka deyişle bankalar
bakımından ticari sır niteliğini koruyan bilgiler olduğu sonucuna varılmıştır.

(213) Sözü edilen nitelikteki stratejik bilgilerin rakipler arasında paylaşılması, rakip konumdaki
teşebbüslerin gelecekteki davranışlarına ilişkin belirsizliği bir ölçüde azaltmakta ve rakipler
arasında koordinasyona yol açmaktadır. Bu çerçevede, söz konusu bilgi paylaşımının,
teşebbüslerin fiyat düzeyi, arz miktarı gibi stratejik kararlarına etki eden üst düzey yöneticileri
arasında ve devamlı olarak gerçekleştirilmesi durumunda ise rekabeti sınırlayıcı olacağı
açıktır.

(214) Dolayısıyla, incelemeye konu olan belge bakımından, GMY’ler arasında gerçekleştirilen belli
bilgilerin paylaşımına yönelik görüşmelerin bankalar arasındaki rekabeti kısıtlayıcı nitelikte
olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirilmiş olan Belge
5’te yer alan ifadeler de, taraflar arasında bir uzlaşma zemini arayışını açıkça ortaya
koymakta ve ulaşılan bu sonucu doğrulamaktadır.
J.2.13. Belge 15

(215) Belge 15, 17.12.2010 tarihinde DENİZBANK Hazine Pazarlama ve Fiyatlama Bölüm Müdürü
tarafından bankanın ilgili tüm birimlerine gönderilen “Zorunlu Karşılık Oranları Resmi
Gazete’de açıklandı…” konulu bir e-postayı ve bu e-posta ile ilgili olarak DENİZBANK
Bireysel Bankacılık Pazarlama Ürün Yönetimi Bölüm Müdürü tarafından 20.12.2010 tarihinde
DENİZBANK Perakende Bankacılık Grubu GMY (…..)’e hitaben yazılan bir diğer e-postayı
içermektedir. Söz konusu yazışmalar incelendiğinde;

36 Bankaların dönemlik faaliyet raporları kapsamında kredilerin ve mevduatın TL ve yabancı para itibarıyla dağılımı, toplam
müşteri sayısı gibi bilgilere yer verildiği görülmektedir.



13-13/198-100

54/169


- TCMB’nin 17.12.2010 tarihi itibarıyla TL ve yabancı para birimleri için zorunlu karşılık
oranlarını vadelere göre yeniden yapılandırdığı,

- Bu yeniden yapılandırmanın bankaların mevduat maliyetlerinde artışa neden olduğu,
- DENİZBANK’ın bu artış karşısında fiyatlama stratejisini gözden geçirmekte olduğu

görülmektedir. Belgede yer alan “Görüştüğümüz rakip bankalar ve (…..)37, ay başına kadar
piyasayı izlemeyi ve henüz vadeye göre fiyatlama yaklaşımlarında değişiklik yapmamayı
hedefliyorlar. Bu nedenle biz de fiyatlama stratejisi olarak bir müddet daha bekleme
taraftarıyız.” ifadesi, DENİZBANK’ın bu gözden geçirme sürecinde rakip bankalarla iletişim
halinde olduğunu, rakipler arasındaki bilgi paylaşımı neticesinde rakiplerin geleceğe yönelik
fiyatlama stratejilerinden haberdar olduğunu ve kendi stratejisini belirlerken bu bilgileri göz
önünde bulundurduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, “görüştüğümüz rakip bankalar”
ifadesi ile hangi bankaların kastedildiğine ilişkin yeterli bilgi bulunmadığından bu belge
bakımından yalnızca DENİZBANK hakkında değerlendirme yapılmıştır38.
J.2.14. Belge 17

(216) HSBC’de yapılan yerinde incelemede elde edilen ve 30.03.2011 tarihinde (…..)’dan GMY
(…..)’ye gönderilen bir e-postayı içeren Belge 17 incelendiğinde; banka tarafından kredi
kartlarına verilen puanların geçerlilik tarihinde yapılacak güncellemeye ilişkin bilgi sunulduğu,
ardından da not olarak “Garanti, Finansbank, Yapı Kredi ve Akbank ile görüştük. Ücretleri
artırarak zararlarını kapatmaya çalışıyorlar. Ücret artışlarını henüz kesinleştirmemişler.”
ifadesine yer verildiği görülmektedir.

(217) Söz konusu e-posta metninde bahsi geçen ücretin hangi hizmete ilişkin olduğu olduğu açıkça
belirtilmemektedir. Bununla birlikte, e-postanın ekinde yer alan “Faiz Düşüşü Aksiyon Listesi”
başlıklı MS Excel dosyası incelendiğinde, metinde yer alan ifadelerin kredi kartı gecikme
bildirim ücretine ve/veya nakit avans çekim ücretine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Zira e-
postanın ekinde yer alan listede pek çok diğer hususun yanı sıra bu ücretlere ilişkin artış
önerileri de konu edilmiştir.

(218) Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, incelenen e-postaya not olarak düşülen ifadelerden, adı
geçen bankaların, kredi kartı ücretlerine ilişkin olarak geleceğe dönük uygulamaları hakkında
bilgi paylaşımında bulundukları sonucuna ulaşılmıştır.
J.2.15. Belge 22 ve Belge 23

(219) YKB’den elde edilen Belge 22, 04.08.2011 tarihinde Stratejik Planlama Direktörü (…..)
tarafından GM’ye, GM Vekiline ve Mali İşlerden sorumlu GMY’ye gönderilen bir e-postayı
içermektedir. Söz konusu e-posta ile GARANTİ’nin iç kaynaklarından edinildiği belirtilen,
GARANTİ’nin mevduat faizi oranlarını 05.08.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 25
baz puan (%0,25) düşüreceği bilgisi YKB’nin anılan üst yöneticilerine iletilmiştir.

(220) Belge 22’deki e-postanın akabinde, aynı tarihte, GM Vekili tarafından Belge 23’te yer verilen
e-posta gönderilmiştir. Bu e-postada;
“Bugünün politika faizi ayarlamasından sonra (-50bps) kendi fiyat teklifimizi hızlıca aşağıdaki
şekilde ayarlamalıyız:
- mevduat oranlarında indirim (Garanti 25 baz puan düşürecek, lütfen kontrol edin, belki biz
daha agresif davranabiliriz?)”

(221) ifadeleri yer almaktadır. Bu ifade, YKB’nin kendi fiyatlama stratejisini belirlerken rakibinden
elde ettiği geleceğe yönelik ve henüz kamuya açıklanmamış olan bir bilgiyi kullandığını işaret
etmekte ve geleceğe yönelik fiyat politikası hususunda rakipler arasında gerçekleşen bilgi
değişiminin rekabeti kısıtlayıcı etkisini somut olarak ortaya koymaktadır.


37 Bahsi geçen kişinin DENİZBANK Fon Yönetimi ve Özel Bankacılık Grubu Para Piyasaları Bölüm Müdürü (…..) olduğu
tahmin edilmektedir.
38 DENİZBANK’tan elde edilen 19.07.2011 tarihli bir diğer belgede “rekabet” ifadesi kapsamında TEB, ING ve HSBC’nin
adlarının sayıldığı görülmekle birlikte, 15 numaralı belgeden sözü edilen rakiplerin hepsi ile görüşülmediği anlaşılmış, ancak
görüşülen rakiplerin hangileri olduğu tespit edilememiştir.



13-13/198-100

55/169


(222) YKB’nin anılan dönemde rakipleriyle arasındaki stratejik bilgi paylaşımı GARANTİ ile sınırlı
kalmamıştır. Zira Belge 23’te yer alan ve 05.08.2011 tarihinde (…..) tarafından GM’ye, GM
Vekiline ve bazı GMY’lere gönderilen e-postada “Ak, Ziraat ve İş Bankası henüz yeni
oranlara karar vermediklerini ifade ettiler” bilgisi yer almaktadır. YKB’nin Para ve Döviz
Piyasaları Grup Başkanı tarafından birinci ağızdan edinildiği anlaşılan bu bilgi, anılan
bankaların üst düzey yöneticileri arasında bankaların fiyatlama politikalarına ilişkin stratejik
bilgilerin paylaşıldığını açıkça göstermektedir. Yine Belge 23’te yer alan, 06.08.2011 tarihinde
(…..) tarafından GM vekiline ve GMY’lere gönderilen ve haftanın özetinin sunulduğu e-
postanın sonunda yer alan “Küçük ve orta büyüklükteki mevduat için bankalar neredeyse
aynı fiyatları kullandılar fakat, Garanti hariç, çoğu yeni seviye hakkında karar vermediklerini
ifade ettiler. Gelecek hafta yeni fiyat seviyesi hakkında iletişim halinde olacağız.” ifadeleri de
bankalar arasındaki rekabeti kısıtlayıcı iletişimin süreklilik arz ettiğine işaret etmektedir.
J.2.16. Belge 25, 26 ve 27

(223) YKB’den elde edilen 19.09.2011 tarihli 25 numaralı belgede, YKB’nin kredi kartı nakit çekim
ücretini 21.10.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere değiştirme kararı aldığı, bu
çerçevede YKB ATM’leri, internet ve telefon bankacılığı için çekilen nakit avans tutarının
%3’ü+3TL olan nakit çekim ücretinin %3+5 TL’ye; YKB şubeleri ile yurt içi ve yurt dışı olmak
üzere diğer banka şubelerinden yapılan nakit çekim işlemlerinden tahsil edilen ücretin ise
%3+4 TL’den %3+7 TL’ye yükseltileceği ifade edilmektedir. Yazışmada söz konusu
değişikliğe ilişkin gerekli hazırlıkların yapılması için talimat verilmekte, bu kapsamda
ekstrelerin çok acil revize edilmesinin ve 21 Ekim tarihinde internet sitesinin revize edilmiş
olmasının gerekli olduğu belirtilmektedir.

(224) GARANTİ’den alınan ve iç yazışma niteliğinde olan 20.09.2012 tarihli 26 numaralı belgede
ise, nakit çekim işlemlerinde yaşanacak kaybı dengelemek için hâlihazırda tutarın %3’ü+3 TL
olan nakit çekim ücretinin, tutarın %3’ü+5 TL’ye çıkarılması önerilmekte, AKBANK’ın bu
fiyatlamaya geçtiği ve YKB’nin de bir gün öncesinde aynı fiyata geçmek için harekete
geçtiğini belirttiği ifade edilmektedir. Başka bir ifadeyle belgeden, GARANTİ’nin rakipleri olan
YKB’nin ve AKBANK’ın uygulayacağı yeni nakit çekim ücretlerini öğrendiği ve aynı fiyatları
uygulamak için hazırlık yaptığı anlaşılmaktadır.

(225) GARANTİ’nin iç yazışması olan 22.09.2011 tarihli 27 numaralı belgede; tutarın %3’ü+3 TL
olan nakit avans ücretinin, tutarın %3’ü+5 TL olarak değiştirilmesine karar verildiği
belirtilmekte, belirtilen hususa ilişkin olarak ertesi gün ekstrelerde mesaj çıkılmaya
başlanması için hazırlıkların yapılması talimatı verilmektedir. Belgede ayrıca, AKBANK ve
YKB’nin bir hafta önce ekstrelerde mesaj çıkmaya başladığından bahsedilmektedir.

(226) Kredi kartları, tüketiciler tarafından alışverişlerde ödeme aracı olarak kullanılmalarının yanı
sıra, acil nakit ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kredi aracı olarak da kullanılmaktadır.
Kredi kartı hamilleri, banka tarafından kendilerine tanınan limitler çerçevesinde istediklerinde
kredi kartları vasıtasıyla nakit çekebilmektedir. Banka ise bunun karşılığında kart
hamillerinden belirli bir ücret talep etmektedir. Nakit çekim ücreti veya nakit avans ücreti
olarak tanımlanan söz konusu ücretin, kredi kartını ihraç eden ve kart hamillerinin kullanımına
sunan bankalar tarafından bağımsız bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim nakit
çekim ücreti de diğer bankacılık hizmetlerine ilişkin faiz oranları gibi, bankaların kredi kartı
hizmetlerinde rekabet ettikleri önemli bir unsurdur. Öte yandan bankaların söz konusu
ücretleri belirlerken rakiplerin uyguladığı ve kamuya ilan edilmiş olan nakit çekim ücretlerini
dikkate almaları doğal bir süreçken, henüz ilan edilmemiş ücretleri rakiplerinden çeşitli
vasıtalarla öğrenerek bu bilgileri kendi fiyatlama stratejilerinde kullanmaları rekabeti kısıtlayıcı
nitelik taşımaktadır. İşaret edilen durum yukarıda bahsi geçen üç belge bakımından özellikle
önem arz etmektedir. Nitekim söz konusu belgeler incelendiğinde; GARANTİ’nin, rakipleri
olan AKBANK’ın ve YKB’nin nakit çekim ücretinde yaptıkları değişikliği dikkate aldığı ve
öncesinde aynı olan (%3+3 TL) söz konusu ücrette rakipleri ile aynı oranda artış yaptığı
anlaşılmaktadır. Belgedeki ifadelerden hareketle ayrıca, AKBANK’ın çok daha önce değişiklik



13-13/198-100

56/169


yaptığı ve kamuya duyurduğu görülmekle birlikte, YKB’nin bir gün öncesinde (19.09.2011)
değişiklik yapma kararı verdiği sonucuna ulaşılmaktadır.

(227) 25, 26 ve 27 numaralı belgelerin değerlendirmesinde kullanılmak üzere, belgelerde ismi
geçen GARANTİ, YKB ve AKBANK’tan Haziran-Aralık 2011 dönemi için nakit çekim
ücretinde yapılan değişikliğin ilk yayımlanma tarihi, değişikliğin nerelerde duyurulduğu ve ilk
olarak hangi tarihli ekstrelerde yer aldığı, değişikliğe ilişkin tüm banka içi yazışmalar ve karar
metinleri ile değişiklikten önceki ve sonraki nakit çekim ücretleri talep edilmiştir.
Tablo 20: Bankaların Nakit Çekim Ücretlerine İlişkin Değişiklik Bilgileri

Banka Duyuru Yürürlük Tarihi Değişiklik

AKBANK Ekstre Tarihi: 01.08.2011 Web sitesi: 15.09.2011
Nakit avans yurt içi işlem ücreti:
%3+3TL’den %3+5 TL’ye

GARANTİ Ekstre Tarihi: 30.09.2011 Web sitesi: 10.11.2011 10.11.2011
Yurt içi banka nakit avans ücret:
%3+3TL’den %3+5 TL’ye

YKB

Ekstre Tarihi: 19.09.2011
Web sitesi: 21.10.2011

İlk e-ekstrenin gönderim
tarihi: 20.09.2011 saat 08:10

21.10.2011

YKB ATMleri, internet ve telefon
bankacılığı:

%3+3TL’den %3+5 TL’ye,

YKB şubeleri ve yurtiçi ve yurt dışı diğer
bankalar için: %3+4TL’den %3+7 TL’ye

Kaynak: İlgili bankalardan alınan bilgiler

(228) Tabloda görüleceği üzere; 20.09.2011 tarih ve 25 numaralı belgede yer alan yazışmada
belirtildiği gibi, AKBANK 15.09.2011 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde nakit avans ücretini
%3+3TL’den %3+5 TL’ye çıkarmış, söz konusu değişikliği ise 01.08.2011 tarihinde
ekstrelerinde duyurmuş ve sonrasında web sitesinde de ilan etmiştir. Dolayısıyla
GARANTİ’nin AKBANK’a ilişkin değişiklik bilgisini kamuya açık kanallardan elde ettiği
anlaşılmaktadır.

(229) Buna karşın YKB tarafından gönderilen bilgilerde, bankanın 21.10.2011 tarihinde yürürlüğe
girecek şekilde YKB ATM’leri, internet ve telefon bankacılığı aracılığıyla yapılan nakit çekim
işlemlerinin ücretini %3+3TL’den %3+5 TL’ye artırma kararını aldığı ve bu kararın 19.09.2011
tarihli ekstrelerde ve ardından 21.10.2011 tarihinde ise web sitesinde duyurulduğu
belirtilmiştir. Ekstrelerin müşterilere e-posta ve posta aracılığıyla iletildiği, nakit çekim ücretine
ilişkin değişikliğin ilk olarak bildirildiği 19.09.2011 tarihli elektronik ekstrenin ise 20.09.2011
tarihinde saat 08:10’da gönderildiği ifade edilmiştir. Posta yoluyla iletilen ekstrelerin ise
20.09.2011 tarihinde gönderildiği bildirilmiştir. Belirtilen durum, 25 numaralı belgede yer alan,
YKB’nin bir gün önce nakit çekim ücretini %3+3TL’den %3+5 TL’ye çıkarmak için harekete
geçtiği bilgisini doğrulamaktadır. Bu sebeple, 22.09.2011 tarihli 27 numaralı belgede yer alan,
YKB’nin ve AKBANK’ın nakit çekim ücretine ilişkin değişikliği bir hafta önce duyurmaya
başladığı yönündeki ifadenin gerçeği yansıtmadığı anlaşılmıştır.

(230) Yukarıda yer verilen belgeler ile bankalar tarafından sunulan bilgiler çerçevesinde, henüz
YKB’nin nakit çekim ücretine ilişkin yaptığı değişiklik müşterilere ve bu şekilde kamuya
duyurulmadan önce GARANTİ’nin değişiklikten haberdar edildiği tespit edilmiştir. GARANTİ
ise gönderdiği bilgilerde, AKBANK ve YKB tarafından yapılan değişikliğe paralel olarak,
10.11.2011 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde yurt içi banka nakit çekim ücretini %3+3TL’den
%3+5 TL’ye çıkardığını ve bu durumu ilk olarak 30.09.2011 tarihinde ekstrelerinde
duyurduğunu belirtmiştir.

(231) Sonuç itibarıyla belgelerde yer verilen ifadeler, bankalar tarafından gönderilen bilgilerle teyit
edilmiştir. Özet olarak, 25, 26 ve 27 numaralı belgeler ve bankalardan edinilen bilgilerin
ışığında;



13-13/198-100

57/169


 19.09.2011 tarihi itibarıyla YKB’nin nakit çekim ücretini artırmaya karar verdiği ve bu
amaçla YKB üst yönetimi tarafından ilgili kişilere ekstrelerde ve web sitesinde gerekli
duyuruların yapılması amacıyla talimat verildiği,
 Bu talimat uyarınca değişikliğe ilişkin ilk duyurunun 20.09.2011 tarihinde, saat 08.10’da
elektronik ekstreler vasıtasıyla yapıldığı,
 Öte yandan GARANTİ’nin YKB tarafından yapılacak değişikliği, kamuya duyurulmadan
önce 19.09.2011 tarihinde YKB’den öğrendiği,
 Bunun üzerine GARANTİ üst yönetiminin nakit çekim ücretini aynı orana yükseltmek
üzere hazırlıklara başladığı ve 21.09.2011 tarihinde sözü edilen ücret artışını yapmaya
karar verdiği

anlaşılmaktadır.
(232) Görüldüğü üzere GARANTİ YKB tarafından yapılması planlanan fiyat değişikliğini henüz

kamuya duyurulmadan önce YKB’den öğrenmiştir. Bu durum, rekabete duyarlı ücret bilgisinin
YKB ve GARANTİ arasında paylaşılması suretiyle kredi kartı ile nakit çekim işlemlerinde
rekabetin kısıtlandığını ortaya koymaktadır.
J.2.17. Belge 14, 16, 19, 20 ve 21

(233) VAKIFBANK’ta yapılan yerinde incelemede elde edilen, 29.11.2010 tarihli iç yazışmaya ilişkin
e-postayı içeren 14 numaralı belgede; VAKIFBANK Kaynak Yönetim Müdürü (…..) bankanın
GMY’si (…..)’a, (…..)’un halka arz neticesinde edindiği (…..) TL’lik mevduat için kendilerinden
teklif istediğini, ZİRAAT ve HALKBANK’tan da oran talep edildiğini ileterek söz konusu
bankalarla anlaşıp bir kısmını mı yoksa hepsini mi fiyatlayacağını sormaktadır. VAKIFBANK
GMY’si tarafından gönderilen cevapta ise diğer bankalarla anlaşarak mevduatın bir
kısmının alınması talimatı verilmektedir. Söz konusu belgeye ilişkin olarak (…..)’tan ve ilgili
bankalardan elde edilen bilgilere göre, belgedeki ifadelere paralel olarak (…..)’a ait yaklaşık
(…..) TL tutarındaki mevduat ZİRAAT ((…..) için %(…..) ve (…..) için %(…..)), HALKBANK ve
VAKIFBANK arasında paylaşılmış ve yine uzlaşmaya uygun olarak bankalar tarafından
%(…..) olmak üzere aynı oranda faiz teklif edilmiştir.

(234) 16 numaralı belge ise VAKIFBANK’taki yerinde incelemelerde elde edilen, VAKIFBANK (…..)
Şube Müdürü (…..) tarafından VAKIFBANK Kaynak Yönetim Müdürü (…..), (…..), Hazine
Başkanı (…..) ve GMY (…..)’a gönderilmiş olan 31.01.2011 tarihli ve “Centilmenlik Anlaşması
Hk.” konulu elektronik postayı içermektedir. Belgede adı geçen şube müdürü, bankanın genel
müdürlüğü tarafından şubelere, kamu mevduatında VAKIFBANK ile HALKBANK ve ZİRAAT
arasında centilmenlik anlaşması yapıldığının sürekli olarak belirtildiğini ve bu sebeple
diğer iki bankayı küstürmemek adına bu bankalarla görüşülerek kamu mevduatının
fiyatlandırıldığının söylendiğini, bu sebeple HALKBANK ve ZİRAAT’ten gelen
fiyatlamaların üzerine çıkılmayarak mevduatın bahse konu bankalarda kaldığını ifade
etmektedir. İlgili şahıs tarafından ayrıca, VAKIFBANK Kayseri şubesinde bulunan (…..)
Belediyesi’ne ait (…..) TL tutarındaki mevduat için belge tarihinde (31.01.2011) HALKBANK
ve ZİRAAT ile görüşülerek 35 gün vadede %(…..) oranında anlaşıldığı, fakat ZİRAAT
tarafından %(…..) oranında faiz teklif edilmesi sebebiyle belirtilen mevduatın VAKIFBANK
hesabından çıktığı hususu şikâyet edilmekte, ZİRAAT’in centilmenlik anlaşmasına aykırı
davrandığı bildirilmektedir. Belirtilen e-posta üzerine VAKIFBANK Genel Müdürlüğü’nde
gerçekleşen iç yazışmada, GMY (…..), Kaynak Yönetim Müdürü (…..) ve Hazine Başkanı
(…..)’nin belirtilen husus hakkında görüştükleri anlaşılmaktadır.

(235) (…..) Belediyesinden ve adı geçen bankalardan alınan bilgilere göre, söz konusu ihalede
bankalarca verilen teklifler ve ihale sonucu birlikte değerlendirildiğinde (…..) Belediyesine ait
(…..) TL’lik kamu mevduatına ilişkin 31.01.2011 tarihinde yapılan ihalede üç bankanın
danışıklı olarak %(…..) oranında faiz teklifi vermek üzere anlaştığı, ancak HALKBANK’ın ve
ZİRAAT’in uzlaşmaya aykırı hareket etmek suretiyle daha yüksek oranlar teklif ettiği (sırasıyla
%(…..) ve %(…..)), bu itibarla ihaleyi ZİRAAT’in kazandığı ve mevduatın VAKIFBANK’tan
çıktığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK arasında ilgili kamu



13-13/198-100

58/169


mevduatına yönelik olarak da ihalede danışıklı hareket etme hususunda uzlaşıldığı açıkça
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte iki bankanın uzlaşmaya uymadığı ve bu durumun
VAKIFBANK şubesi kanalıyla tespit edilerek bankanın genel müdürlüğüne iletildiği
görülmektedir.

(236) Benzer şekilde HALKBANK’ta yapılan yerinde incelemede alınan, 14.06.2011 tarihli e-postayı
içeren 19 numaralı belgede; (…..) Belediyesi’ne ait (…..) tutarındaki mevduata ilişkin olarak
VAKIFBANK’ın HALKBANK’tan 32 gün vadede %(…..) faiz oranı teklifinde bulunmasını rica
ettiği, VAKIFBANK’ın bir gün önce (13.06.2011 tarihinde) (…..) Belediyesi’ne ait mevduat
hususunda HALKBANK’a destek olması sebebiyle istenen oranın verildiği belirtilmektedir.
Belgede ayrıca, HALKBANK’ın da (…..) ilişkin olarak VAKIFBANK’tan destek istediği ve bu
konuda sıkıntı olmayacağı, (…..) İl Özel İdaresi’nin mevduatında ise, mevduatın
VAKIFBANK’taki dönüşünde HALKBANK’ın daha önce yardımcı olması sebebiyle %(…..)
oran teklif ettikleri, mevduatın VAKIFBANK’ta kaldığı ifadelerine yer verilmektedir.

(237) Belgede yer alan bilgilerden açıkça anlaşıldığı üzere, VAKIFBANK ve HALKBANK arasında
(…..) Belediyesi, (…..) Belediyesi, (…..) ve (…..) İl Özel İdaresi olmak üzere dört kamu
kuruluşunun mevduatına yönelik faiz oranı teklif edilmesinde danışıklı hareket etmek üzere
bir uzlaşma gerçekleştirilmiştir. Öyle ki bankalardan biri diğerine kendi teklifinin altında bir faiz
oranı teklif etmesi yönünde ricada bulunmakta, diğer banka ise başka bir mevduatta
kendisine destek verilmesi sebebiyle talebi yerine getirmektedir.

(238) İki banka arasında gerçekleşen danışıklı teklif uzlaşmasının uygulamadaki görünümü, gerek
bankalardan gerekse bahsi geçen kamu kuruluşlarından talep edilen bilgiler doğrultusunda
hazırlanan aşağıdaki tabloda somut olarak ortaya konulmuştur.
Tablo 20: Çeşitli Kamu Kuruluşlarının 2011 Yılındaki Bazı İhaleleri

İhale Tarihi İhaleyi Düzenleyen Kurum Mevduat Tutarı
VAKIFBANK'ın
Teklifi (%)

HALKBANK'ın
Teklifi (%)

İhaleyi Alan
Banka

13.06.2011 (…..) (…..) (…..) (…..) HALKBANK

14.06.2011 (…..) (…..) (…..) (…..) VAKIFBANK

14.06.2011 (…..)
(…..) (…..) (…..) VAKIFBANK
(…..) (…..) (…..) HALKBANK

14.06.2011 (…..) (…..) (…..) (…..) VAKIFBANK
Kaynak: İlgili kamu kuruluşlarından ve bankalardan alınan bilgiler

(239) Yukarıda görüldüğü üzere, belgedeki ifadelere paralel olarak 13.06.2011 tarihinde (…..)
Belediyesi tarafından düzenlenen ihalede VAKIFBANK, HALKBANK’tan daha düşük teklif
vererek ihalenin HALKBANK’ta kalmasını sağlamış, ertesi gün (belge tarihinde) yapılan üç
ihalede de bankalar birbirlerinden destek istemiş ve danışıklı olarak teklif vermişlerdir.

(240) HALKBANK’tan alınan, 13.07.2011 tarihinde düzenlenen “(…..)” konulu 20 ve 21 numaralı
belgelerden ilkinde; (…..)’nin (…..) TL’si ZİRAAT’te, (…..) TL’si ise VAKIFBANK’ta bulunan
toplam (…..) TL tutarındaki mevduatı için 33 gün vadede HALKBANK’ın, ZİRAAT’in ve
VAKIFBANK’ın anlaşarak EMLAK KONUT için kullandıkları %(…..) faiz oranını teklif ettikleri,
böylece mevduatın (…..) TL’sinin HALKBANK’a aktarılabileceği ifade edilmektedir. Öte
yandan aynı çalışanlar arasında yaklaşık bir buçuk saat sonra gerçekleşen yazışmayı içeren
21 numaralı belgede ise her üç bankanın da %(…..) oranında faiz vermek konusunda
anlaşmalarına rağmen (…..)’nin VAKIFBANK’taki (…..) TL’sinin de aynı gün ZİRAAT’e
aktarıldığı ve böylece mevduatın tamamının ZİRAAT’e geçtiği ve sonrasında (…..)’nin bu
mevduat için ihaleye çıktığı bildirilmektedir. Belgede ayrıca sözü edilen olayın sonrasında
ZİRAAT’in HALKBANK’ı aradığı ve ZİRAAT şube müdürünün farklı fiyatlama alarak %(…..)
faiz oranıyla mevduatın kendilerinde kaldığını söyleyerek özür dilediği belirtilmektedir.

(241) Konuya ilişkin olarak (…..)’den ve bankalardan elde edilen bilgiler ışığında (…..)’nin (…..) TL
tutarındaki mevduatı için 13.07.2011 tarihinde çıkılan ihalede bankaların verdikleri teklifler ve
ihale sonuçlarına göre; sözü edilen tarihte HALKBANK ve VAKIFBANK, aralarındaki



13-13/198-100

59/169


uzlaşmaya uygun şekilde %(…..) oranında faiz teklifinde bulunmuş, öte yandan, belgedeki
ifadeyle paralel şekilde, ZİRAAT’in %(…..) oranında teklif vermesi üzerine ihaleyi ZİRAAT
kazanmıştır.
J.2.18. Belge 18, 24 ve 28

(242) ING’den alınan Belge 18, 04.05.2011 tarihinde ING Kurumsal Müşteriler Satış ve Pazarlama
Müdürü (…..) tarafından ING’nin Kurumsal Müşteriler Satış ve Pazarlamadan sorumlu GMY
(…..)’ye gönderilen bir e-postayı içermektedir. “Diğer Bankalar” konulu bu e-posta
incelendiğinde, YKB’nin ve AKBANK’ın o/n (gecelik) kredilerine ve rotatif kredilerine ilişkin fon
transfer fiyatlarının (Fund transfer price -FTP) ve kâr (spread) hedeflerinin sunulduğu
görülmektedir.

(243) HALKBANK’tan alınan Belge 24 ise, 05.08.2011 tarihinde HALKBANK Kurumsal Pazarlama
Bölüm Müdürü’nden, Kurumsal Pazarlama Daire Başkanına gönderilen ve HALKBANK
Kurumsal ve Ticari Pazarlamadan sorumlu olan GMY (…..)’a bilgi verilen bir e-postayı
içermektedir. “Diğer Banka FTP Bilgileri” konulu e-posta incelendiğinde, YKB’nin,
GARANTİ’nin ve AKBANK’ın TL, ABD Doları ve Euro cinsinden spot ve rotatif kredilere ilişkin
FTP’lerini içeren bir tablo sunulduğu, ayrıca VAKIFBANK’tan FTP’sine ilişkin bilginin
öğrenilemediğinin bildirildiği görülmektedir.

(244) AKBANK’tan alınan Belge 28 24.10.2011 tarihinde AKBANK’ın (…..) Ticari Şube Müdürü
tarafından aralarında AKBANK KOBİ Bankacılığından sorumlu olan GMY (…..)’ün de
bulunduğu bazı banka çalışanlarına gönderilen “piyasadan son haberler” başlıklı e-postayı
içermektedir. Söz konusu e-posta incelendiğinde, piyasaya ilişkin bilgilere ilaveten YKB’nin,
HSBC’nin TEB’in ve ING’nin FTP oranlarına ilişkin bilgilerin sunulduğu görülmektedir.

(245) Fon transfer fiyatlaması (fund transfer pricing), bankacılıkta mevduat ve kredilerin karlılığını
değerlendirebilmek için kullanılan bir yöntemdir. Bilindiği üzere, bankalar mudilerden topladığı
mevduata faiz ödemekte, müşterilerine sağladığı krediler karşılığında ise faiz geliri elde
etmekte ve kredilerden kazandığı faiz ile mevduata ödediği faiz arasındaki farktan kar elde
etmektedir. Bununla birlikte, mevduattan elde edilen kar ile kredilerden elde edilen karın,
bankanın toplam karına katkısının ayrıştırılması önem taşımaktadır. Zira belirtilen bilgi,
bankaların kaynak dağılımı, maliyet yapısı ve kârlılık düzeyi hakkında alınacak kararlar
bakımından önemli bir girdi niteliği taşımaktadır. Ürünlerin karlılığı hakkındaki bu bilgi ayrıca,
hangi ürünlerin banka için daha etkin olduğunu göstermekte ve bankanın fiyatlama kararları
için temel oluşturmaktadır.

(246) Sözü edilen ayrıştırmanın yapılabilmesi ise ancak FTP’nin belirlenmesiyle mümkün
olmaktadır. FTP, bir bankada fonların iç akışına bağlı olarak ortaya çıkan transfer gelirini ya
da maliyetini hesaplamak için kullanılan bir faiz oranıdır. Her kredi için bir transfer maliyeti,
her mevduat için ise bir transfer geliri söz konusudur. Bu çerçevede, hesaplanan FTP ile
bankanın uyguladığı faiz oranı arasındaki fark bankanın kar marjıdır (spread) ve bankanın
faiz gelirinin hesaplanmasına olanak sağlar. Bir başka deyişle, bankanın müşteriye verdiği
faiz oranı ile mevduat için belirlenen FTP arasındaki fark mevduatın ürün kârına, müşteriden
aldığı kredi faizi ile kredi için belirlenen FTP arasındaki fark da kredinin ürün karına
yansıtılmaktadır.

(247) Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, bankaların asli faaliyetlerine ilişkin maliyetlerini ifade
eden ve başta fiyatlama olmak üzere yukarıda belirtilen stratejik kararlarında rol oynayan
FTP verilerine ilişkin bilgi paylaşımlarının rakipler arasında koordinasyona yol açma ihtimali
bulunmaktadır. Bununla birlikte; soruşturma sürecinde yapılan incelemelerde, FTP
oranlarının bankaların kurumsal sistemleri üzerinden şubelerce görülebildiği ve uygulamada,
şubelerin banka müşterileri ile yaptıkları faiz oranı görüşmelerinde bahse konu oranları
müşterilerle paylaşabildikleri anlaşılmıştır. Bu çerçevede sözü edilen verilere rakip banka
genel müdürlükleri dışındaki piyasa kanallarından da erişilebilmesi sebebiyle, 18, 24 ve 28
numaralı belgeler, incelemeye konu fiyat tespiti uzlaşması kapsamında değerlendirilmemiştir.




13-13/198-100

60/169


J.3. Kamu Sermayeli Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin Değerlendirme
(248) Soruşturma konusu uzlaşmaya taraf olan VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT’in

sermayelerinin çoğunluğunun kamuya ait olmasından ve adı geçen teşebbüslerin yazılı
savunmalarında üç bankanın tek bir ekonomik bütünlük oluşturduklarının ileri sürülmesinden
hareketle, belirtilen tüzel kişilerin rekabet hukuku kapsamında ayrı birer teşebbüs niteliğini
haiz olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

(249) Bilindiği üzere 4054 sayılı RKHK’nın 3. maddesinde teşebbüs, “Piyasada mal veya hizmet
üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik
bakımdan bir bütün teşkil eden birimler” olarak tanımlanmıştır. Belirtilen hüküm neticesinde
teşebbüs kavramının; “iktisadi faaliyet”, “bağımsız karar verme” ve “ekonomik bütünlük arz
etme” olarak ifade edilen üç unsuru bulunduğu görülmektedir. Bağımsız karar verme kriteri
Kurulun 13.03.2001 tarih ve 01-12/114-29 sayılı kararında “teşebbüsün aldığı kararların
kendisi dışında herhangi bir organın onayına tabi olmaması” şeklinde ifade edilirken,
ekonomik bütünlük unsurunun değerlendirilmesinde ise, 2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan
İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ (2010/4 sayılı Tebliğ)’in 5.
maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan “kontrol testi” esas alınmaktadır. Dolayısıyla bir
ekonomik birim üzerinde herhangi bir gerçek veya tüzel kişinin kontrolü haiz olup olmadığı
belirlenirken, hukuken yahut fiilen belirleyici etki uygulama olanağı sağlayan hakların,
sözleşmelerin veya diğer araçların var olup olmadığı incelenmektedir. Bu itibarla kontrol
testinde hukuki ve fiili kontrolün bir arada ele alındığı anlaşılmaktadır.

(250) Gerek Türk rekabet hukukunda gerekse mehaz AB hukukunda, teşebbüs kavramının
kapsamı bakımından özel hukuk tüzel kişileri ile kamu sermayeli tüzel kişiler arasında ayrım
gözetilmemesi esastır. Öte yandan, bütün kamu işletmelerinin sermayelerinin ve/veya
yönetim organlarını belirleme yetkisinin, tanımı itibarıyla, nihai noktada devlete ait olması
sebebiyle, kontrol testinin mutlak şekilde uygulanması halinde aynı ülke hukukuna göre
kurulmuş olan ve/veya faaliyet gösteren kamu işletmelerinin tamamının söz konusu devletin
iktisadi bütünlüğü içerisinde tek teşebbüs olarak kabul edilmesi gerekecektir.

(251) Belirtilen yaklaşımın rekabet hukuku uygulamasındaki neticesi ise, bir kamu işletmesinin dahil
olduğu bir işlem yahut eylem bakımından, yoğunlaşmaların kontrolünde ülkedeki bütün kamu
işletmelerinin gayri safi gelirlerinin toplamının dikkate alınması, rekabet ihlallerinde ise
ihlalden sorumlu tutulacak ve/veya geliri cezaya esas teşkil edecek birimin, söz konusu
işletmelerin tamamını kapsaması şeklinde tezahür edecektir. Bu tür bir değerlendirmenin,
kontrolün gerçek sahibinin tespiti ve takdir edilecek yaptırım açısından gerçekçi ve
uygulanabilir nitelikte olmadığı açıktır. Bu itibarla, kontrol testinin kamu işletmelerine
uygulanmasında, çoğunluk hisselerinin hangi kişi veya kuruma ait olduğunun tespit edilmesi
tek başına yeterli görülmemekte, teşebbüsün stratejik kararları ve olağan işleri üzerinde
hukuken ve fiilen kimin belirleyici olduğunun somut olarak ortaya konulması gerekmektedir.

(252) İşaret edilen hususa ilişkin AB Komisyonu’nun mevzuatında ve yerleşik içtihadında da benzer
bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Nitekim 139/2004 sayılı Teşebbüsler Arasındaki
Yoğunlaşmaların Kontrolüne İlişkin Komisyon Tüzüğü (139/2004 sayılı Tüzük)’nün
dibacesinin 22. paragrafında; kamu sektöründeki yoğunlaşmalara ilişkin ciro
hesaplamalarında “bağımsız karar alabilen ekonomik birim”in esas alınacağı belirtilmiş,
139/2004 sayılı Tüzük’e İlişkin Komisyon Bildirisi’nin 52. paragrafında da aynı husus
vurgulanmıştır. Belirtilen düzenlemeye ek olarak, mezkûr Bildiri’nin 53. paragrafında, devletin
incelemeye konu işletmeler üzerindeki hakimiyetinin amacının kamu yararının
korunmasından ibaret olduğu ve devletin teşebbüs üzerindeki güç kullanımının teşebbüsün
faaliyetleri üzerinde belirleyici etkide bulunma amacı taşımadığı hallerde, 139/2004 sayılı
Tüzük kapsamında bir kontrolden söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.



13-13/198-100

61/169


(253) AB rekabet hukuku mevzuatındaki değinilen hükümlerin yanı sıra, AB Komisyonu’nun konuya
ilişkin kararları (Neste/IVO39 , EDF/Segebel40, Soffin/Hypo Real Estate41) incelendiğinde; AB
rekabet hukukunda kamu sermayeli şirketlerin dahil olduğu ekonomik bütünlük tespit
edilirken, şirketlerin çoğunluk hissesinin bir kamu kurumuna ait olması yahut ana hissedarın
kamu kurumu olması, tek başına şirketin bahse konu kamu kurumuyla, diğer kamu sermayeli
şirketlerle ve nihai olarak devlet ile aynı ekonomik bütünlük içerisinde sayılması için yeterli
görülmemektedir. Söz konusu değerlendirme yapılırken, incelemeye konu şirketin bütçesinin,
iş planının ve stratejisinin belirlenmesinde şirket yönetimi dışında herhangi bir kurum veya
kuruluşun etkili olup olmadığı, şirketin operasyonel faaliyetlerinin onaya tabi olup olmadığı
ve/veya bu faaliyetlere ilişkin kararlara başka bir kurumun müdahalede bulunup bulunmadığı,
şirketin hukuken bağımsız bir tüzel kişi olarak kendi yönetim organlarına sahip olup olmadığı,
şirket yönetiminde herhangi bir kamu görevlisinin daimi olarak yer alıp almadığı, diğer kamu
sermayeli şirketler ile kenetlenmiş bir yönetim yapısının var olup olmadığı ve sözü edilen
şirketlerle fiilen rekabet edip etmediği gibi kriterlerin dikkate alınması gerekmektedir.

(254) Konuya ilişkin olarak Kurulumuzca AB hukuku ile paralel bir yaklaşımın benimsendiğini
belirtmek mümkündür. Nitekim tarafından birden fazla kamu işletmesinin taraf olduğu yatay
veya dikey anlaşmalar ile en az bir kamu işletmesinin incelemeye konu olduğu hakim durum
ve yoğunlaşmaların kontrolüne yönelik Kurul kararlarının pek çoğunda, belirtilen işletmelerin
sermayelerinin tamamının veya çoğunluğunun kamu otoritelerine ait olmasına ve şirketlerin
yönetim kurullarının belirtilen otoriteler tarafından belirlenmesine karşın, bahse konu şirketler
ayrı birer teşebbüs olarak ele alınmıştır42. Sözü edilen genel yaklaşıma ek olarak, incelemeye
konu ZİRAAT, VAKIFBANK ve HALKBANK’ın eylemlerinin değerlendirildiği pek çok Kurul
kararında da belirtilen şirketlerin her biri bağımsız birer teşebbüs olarak incelemeye taraf
kabul edilmişlerdir43.

(255) Belirtilen kararlarda örneğin; adı geçen üç bankanın birinin taraf olduğu muafiyet
incelemelerinde işlemin ilgili pazara olan etkisi değerlendirilirken yalnızca bahse konu
bankanın pazar payı esas alınmış fakat söz konusu orana diğer iki bankanın payları dahil
edilmemiştir. Benzer şekilde yine belirtilen bankalardan birinin taraf olduğu devralma
kararlarında bankanın münferit pazar payı esas alınmış, ZİRAAT, VAKIFBANK ve
HALKBANK bir ekonomik bütünlük olarak değerlendirilmemiştir. Ayrıca belirtilen incelemelere
yönelik ilgili bankalar tarafından yapılan bildirimlerde işlem taraflarının bağlı bulundukları
gruba ve kontrol yapılarına yönelik sorulara verilen yanıtlarda, bahsi geçen bankaların diğer
kamu sermayeli bankalarla aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer aldığına yönelik herhangi
bir bilgi de sunulmamıştır. Belirtilen husustaki bir başka örnek ise 07.03.2011 tarihli ve 11-
13/243-78 sayılı Maaş Promosyonları kararıdır. Sözü edilen soruşturmada ihlale taraf olan
yedi banka arasında yer alan VAKIFBANK hakkında yapılan değerlendirmelerde ve
uygulanan idari para cezasının hesaplanmasında ZİRAAT ve HALKBANK dikkate
alınmamıştır.

(256) İşaret edilen hususa ilişkin en somut örnek ise, Kurulun 17.05.2011 tarih ve 11-31/613-189
sayılı kararıdır. Nitekim belirtilen kararda ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK’ın da dahil
olduğu 16 bankanın aralarında akdettikleri, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu’na
bağlı esnaf ve sanatkâr odalarının üyelerinin finansal yeniden yapılandırılmalarına ilişkin
protokolün 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı olup olmadığı ve mezkur Kanun’un 5.
maddesi kapsamında belirtilen anlaşmalara muafiyet tanınıp tanınamayacağı


39 Case IV/M.931, Neste/IVO (02.06.1998).
40 Case COMP/M.5549, EDF/Segebel (12.11.2009).
41 Case COMP/M.5508, SoFFin/Hypo Real Estate, (14.05.2009).
42 Örnek olarak bkz. Rekabet Kurulu’nun 05.01.2006 tarihli ve 06-02/45-7 sayılı ve 03.08.2011 tarihli ve 11-44/960-313 sayılı
kararları.
43 Örnek olarak bkz. Rekabet Kurulu’nun 28.06.2005 tarihli ve 05-41/598-152 sayılı, 28.02.2008 tarihli ve 08-19/197-67
sayılı, 24.07.2008 tarihli ve 08-47/666-260 sayılı, 11.09.2008 tarihli ve 08-52/838-335 sayılı, 05.08.2009 tarihli ve 09-34/786-
191 sayılı 16.09.2010 tarihli ve 10-59/1217- 460 sayılı, 09.02.2011 tarihli ve 11-08/156- 51 sayılı ve 04.05.2011 tarihli ve 11-
28/546-164 sayılı kararları.



13-13/198-100

62/169


değerlendirilmiştir. Söz konusu muafiyet değerlendirmesinde, diğer bankalarla birlikte
incelemeye konu üç banka da birbirleriyle rakip olarak ele alınmıştır. Görüldüğü üzere
belirtilen bankaların aynı ekonomik bütünlük içerisinde olmadıkları, diğer bir ifadeyle
birbirlerine rakip bağımsız birer teşebbüs oldukları hususu, hâlihazırda Kurulumuz tarafından
geçmiş tarihli kararlarında tespit edilmiş bulunmaktadır.

(257) Yukarıda yer verilen Kurul kararları çerçevesinde ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK’ın
bağımsız teşebbüsler oldukları hükme bağlanmış olmakla birlikte, belirtilen bankaların hukuki
ve fiili kontrol yapılarının AB içtihadında öngörülen kriterler çerçevesinde incelenmesinde
fayda görülmektedir.

(258) Kamu sermayeli bankaların hukuki statüsü bakımından öncelikle belirtilmesi gereken husus,
1916 tarihli Ziraat Kanunu, 1933 tarih ve 2284 sayılı Halkbank ve Halk Sandıkları Kanunu ile
1954 tarih ve 6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu esas
alınmak suretiyle her üç bankanın da kuruluşunun ve/veya kuruluş amacının ve temel
yapılanmasının kanun hükümleriyle düzenlenmiş olmasıdır. Öte yandan 15.11.2000 tarih ve
4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Ziraat, Türkiye Halkbank Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun” (4603 sayılı Kanun) uyarınca ZİRAAT ve
HALKBANK, “çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve
özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse
satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine
tabî gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi”44 amacıyla yeniden yapılandırılarak
faaliyetini Ticaret Kanunu ve Bankacılık Kanunu hükümleri uyarınca sürdüren anonim
şirketlere dönüştürülmüştür. Ayrıca ilgili mevzuat kapsamında söz konusu bankalara; tarımsal
faaliyetlere ilişkin destek kredileri verilmesi, esnaf ve sanatkarlar ile küçük ve orta ölçekli
sanayi işletmelerinin kredilendirilmesi ve vakıf kaynaklarının değerlendirilmesi olmak üzere
spesifik misyonlar tanımlanmış olmakla birlikte, gerek bankaların kuruluş kanunları ve ana
sözleşmelerinde gerekse fiili uygulamada her üç bankanın da tüm bankacılık hizmetleri
alanında faaliyet gösterebildiği, diğer bir ifadeyle faaliyetlerinin değinilen destek politikalarıyla
sınırlı olmadığı; benzer şekilde özel bankalar dahil olmak üzere bütün bankaların vakıf
kaynaklarının değerlendirilmesi ile tarım ve KOBİ faaliyetlerine ilişkin kredilendirme
alanlarında da faaliyet gösterebildiği, dolayısıyla belirtilen alanların söz konusu bankalara
özgülenmiş olmadığı anlaşılmaktadır. İşaret edilen husus kamu sermayeli bankalar ile
yapılan görüşmelerde taraflarca da teyit edilmiş bulunmaktadır.

(259) Bahse konu bankaların ortaklık yapıları incelendiğinde, ZİRAAT’in sermayesinin tamamının
Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına ait olduğu anlaşılmaktadır. Bankanın 2000 yılında
anonim şirkete dönüştürülmesi sebebiyle belirtilen tarih itibarıyla bankayı idare ve temsil eden
organ yönetim kurulu olup yönetim kurulu üyeleri genel kurul tarafından belirlenmektedir.
Yönetim kurulu üyeleri kendi üyeleri arasından bir kişiyi genel müdür, bir kişiyi ise yönetim
kurulu başkanı olarak seçmektedir. Ticaret Kanunu uyarınca genel kurul bakımından
devredilemez nitelikte olduğu öngörülen olağanüstü işler hariç olmak üzere bankanın her
türlü ticari faaliyetine ilişkin kararlar yönetim kurulu tarafından alınmakta ve icra edilmektedir.
Mevcut yönetim kurulunun yapısı incelendiğinde, 18.04.2012 tarihinde yapılan son genel
kurul toplantısı öncesinde Hazine Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısının yönetim kurulu üyesi
olarak görev yapmakta olduğu, ancak bahse konu yönetim kurulu üyesinin 05.01.2012
tarihinde istifa etmesinin ardından halihazırda yönetim kurulunda Hazine Müsteşarlığı dahil
olmak üzere herhangi bir kamu otoritesinde görev alan bir üyenin bulunmadığı
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte mevcut denetim kurulunda Hazine Müsteşarlığı Müsteşar
Yardımcısı görev yapmaktadır. Ancak bankanın yönetim veya denetim kuruluna Hazine
Müsteşarlığı’nda yahut herhangi bir kamu kurumunda görev alan bir kişinin üye olarak
atanması yönünde hukuki bir zorunluluk bulunmamaktadır.


44 4603 sayılı Kanun, m.1.



13-13/198-100

63/169


(260) HALKBANK’ın sermayesi incelendiğinde ise, hisselerinin %75’inin Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı (ÖİB)’na ait olduğu görülmektedir. Bankanın ana sözleşmesi ile banka yetkilileriyle
yapılan görüşmelerde elde edilen bilgilere göre; yönetim kurulu üyeleri genel kurul tarafından
atanmakta, genel kurul kararları ise salt çoğunlukla alınmaktadır. Azınlık hissedarların
yönetim kurulu üye seçimi dahil herhangi bir karara yönelik imtiyazlı oyu veya veto yetkisi
bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle yönetim kurulu üyeleri çoğunluk hissedarı olan ÖİB
tarafından belirlenmektedir. Bununla birlikte bankanın yönetiminde hâlihazırda herhangi bir
kamu otoritesinde görev yapan bir yönetici bulunmamaktadır. Genel müdür ve yönetim kurulu
başkanı ise yönetim kurulu tarafından kendi üyeleri arasından seçilmektedir.

(261) Son olarak VAKIFBANK’ın ortaklık yapısı değerlendirildiğinde, bankanın çoğunluk hissesinin
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare ve temsil olunan yahut denetlenen mazbut ve
mülhak vakıflara ait olduğu anlaşılmaktadır. Bankanın genel müdür dahil olmak üzere dokuz
yönetim kurulu üyesinden biri, Vakıflar Genel Müdürlüğünü temsil eden A grubu hisseleri
adına Başbakan tarafından, A grubunun diğer üç üyesi ile B grubunun bir ve C grubunun iki
üyesi kendi hisse gruplarının göstereceği adaylar arasından, bir üye ise ortakların
göstereceği adaylar arasından genel kurul tarafından seçilmektedir. Belirtilen son üyelik için
adayın tespitinde D grubunun tercihleri öncelikli olarak dikkate alınmaktadır. Bununla birlikte
banka yetkilileri tarafından bankanın kuruluşundan bu yana Vakıflar Genel Müdürlüğü genel
müdürünün yönetim kurulu üyeliğine aday gösterildiği ve üye olarak seçildiği bilgisi verilmiştir.

(262) Belirtilen bilgilere ek olarak, hâlihazırda birden fazla kamu sermayeli bankanın yönetiminde
eş zamanlı olarak görev alan herhangi bir yöneticinin yahut yönetim kurulu üyesinin
bulunmadığı belirtilmiştir.

(263) Değerlendirmenin diğer boyutunu oluşturan, bankaların kredi ve mevduat faizlerinin
belirlenmesi dahil olmak üzere ticari stratejilerine ilişkin karar alma süreçlerinde hangi
birimlerin ve kurumların etkili olduğunun değerlendirilebilmesi amacıyla; bankaların kuruluş
kanunlarının, ana sözleşmelerinin ve ilgili mevzuatın incelenmesinin yanında bankalardan
görüşme tutanakları ve bilgi isteme yazıları vasıtasıyla uygulamaya yönelik bilgi talep
edilmiştir. Elde edilen bilgilere göre; ZİRAAT’in bütçesi, iş planı ve stratejik kararları dahil
olmak üzere ticari kararlarının alınmasında herhangi bir kamu otoritesinin onay
zorunluluğunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca fiyat politikasının belirlenmesi, stratejinin
oluşturulması gibi hususlarda, herhangi bir mevzuat kapsamında yahut fiilen, Hazine
Müsteşarlığı’ndan ya da hükümetten talimat alınması söz konusu değildir. Bu anlamda
bankanın ticari faaliyetlerini yürütme usulü bakımından diğer özel bankalardan farkı
bulunmamakta, bankacılık faaliyetlerine ilişkin tüm kararları bağımsız olarak alınmakta, diğer
bir ifadeyle bankanın karar alma süreçlerine banka dışından herhangi bir müdahale söz
konusu olmamaktadır. Nitekim ZİRAAT tarafından, kendi stratejilerini belirlerken hükümet
politikalarını diğer özel bankalarla aynı usul ve ölçüde dikkate aldığı ifade edilmiştir.

(264) HALKBANK bakımından da benzer şekilde bütçe, iş planı ve stratejik kararların belirlenmesi
gibi ticari politikaların tespitine yönelik olarak kamu otoritelerinden kaynaklanan herhangi bir
kısıtlamanın bulunmadığı belirtilmiştir. 5411 sayılı Kanun’da öngörülen yönetim, denetim ve
kredi komitesi HALKBANK’ta da mevcut olup mevduat ve kredi faizlerine ilişkin oranlar, ilgili
birimler tarafından, bankanın hazine biriminin hazırladığı maliyet verileri ışığında
belirlenmektedir. Bankanın ticari kararları hukuken herhangi bir onaya tabi olmadığı gibi, fiili
olarak da bugüne kadar bankanın uyguladığı kredi ve mevduat faizi oranlarına ilişkin
kararların bankanın kendi karar organları tarafından alındığı ve sözü edilen kararlara yönelik
banka dışından herhangi bir müdahalenin söz konusu olmadığı ifade edilmiştir. Dönem
dönem Hazine Müsteşarlığının ve ilgili bakanlığın piyasayı disipline etmek üzere kamu
sermayeli bankalar üzerinden politikalarını icra etmesinin söz konusu olabildiği ileri
sürülmekle birlikte, belirtilen hususun yaygın bir uygulama olmadığı ve bu yönde bankaya
yapılan talimatların yazılı olarak gerçekleştirilmediği belirtilmiştir.



13-13/198-100

64/169


(265) ZİRAAT’e ve HALKBANK’a paralel olarak VAKIFBANK’ın da hiçbir stratejik kararının, iş
planının yahut bütçesinin Başbakanlığın, bakanlıkların yahut başka bir otoritenin veya
mercinin onayına tabi olmadığı banka yetkilileri tarafından ifade edilmiştir. Söz konusu
bilgilere göre bankanın stratejik kararlarının alınması ile olağan işlerinin gerçekleştirilmesinde
bankanın yönetim kurulu yetkili ve sorumludur. Örneğin faiz oranının belirlenmesi veya
sermaye artırımı kararları alınırken herhangi bir makamın resmi oluru gerekmemektedir.
Diğer bir ifadeyle bankanın kendi karar mekanizması söz konusu olduğundan,
VAKIFBANK’ın belirtilen hususlarda özerk olarak karar verme yetkisi bulunmaktadır.

(266) Soruşturma sürecinde taraflarla yapılan görüşmeler ve bilgi taleplerinde, her bir bankaya
bankacılık hizmetlerine ilişkin faaliyetleri bakımından diğer kamu sermayeli bankalar ile olan
ilişkileri hakkında sorular yöneltilmiştir. Konuya ilişkin taraflarca verilen cevaplarda özetle;

 devletin bankalar üzerindeki kontrolünün genel gözetim ve denetim şeklinde
gerçekleştiği,

 bankacılık faaliyetlerinde özel bankalarla olduğu gibi diğer kamu bankaları
ile de rekabet ettikleri,

 tüm fiyatlamaların bankanın özel durumlarına göre her banka tarafından
tamamen bağımsız olarak belirlendiği

ifadelerine yer verilmiştir.
(267) Her üç banka tarafından sunulan bilgilerde; kaynak maliyetleri gibi, ticari stratejilerin

belirlenmesine etki eden verilerin diğer kamu sermayeli bankalarla paylaşılmasının söz
konusu olmadığı belirtilmiştir.

(268) Yukarıda yer verilen bilgiler kapsamında kamu sermayeli bankaların AB Komisyonu’nun
içtihadında öngörülen kriterler ışığında hukuken ve fiilen bağımsız birer teşebbüs olup
olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle ZİRAAT’te sermayenin tamamının,
HALKBANK ve VAKIFBANK’ta ise sermayenin çoğunluğunun Hazine Müsteşarlığı, ÖİB ve
Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde kamuya ait olduğu anlaşılmaktadır. Azınlık
hissedarlarının imtiyazlı oy, veto yetkisi gibi herhangi bir imtiyaza sahip olmaması, ZİRAAT’te
ve HALKBANK’ta yönetim kurulu üyelerinin genel kurulda salt çoğunlukla alınan kararla
atanmaları sebebiyle üyelerin tamamı çoğunluk hissedar tarafından belirlenirken;
VAKIFBANK’ta her ne kadar her hisse grubunun belirli sayıda üyeliğe aday gösterme yetkisi
bulunmakta ise de, yönetim kurulu üye sayısının çoğunluğu yine çoğunluk hisselerine sahip
hisse grupları tarafından belirlenmektedir.

(269) Belirtilen bilgiler, sermaye çoğunluğu ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunluğunu belirleme
yetkisi bakımından, AB hukukunda 139/2004 sayılı Tüzük ve 2006 sayılı Üye Devletler ile
Kamu Teşebbüsleri Arasındaki İlişkilerde Şeffaflık ve Belirli Teşebbüslere İlişkin Finansal
Şeffaflığa Yönelik Komisyon Direktifi (2006 sayılı Direktif)45 ve Türk hukukunda 2010/4 sayılı
Tebliğ hükümleri çerçevesinde, incelemeye konu şirketler üzerindeki kamu sahipliğine işaret
etmektedir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere, kamu teşebbüslerine ilişkin ekonomik bütünlük
değerlendirmesi yapılırken teşebbüs üzerindeki kamu sahipliği tek başına yeterli
görülmemekte, teşebbüsün bütçesi, iş planı ve stratejik kararları üzerinde belirleyici olan
birimlerin ve kurumların niteliği önem taşımaktadır. Dolayısıyla her ne kadar ZİRAAT’in,
HALKBANK’ın ve VAKIFBANK’ın sermayesi kamuya ait şirketler olduğu tespit edilmiş ise de,
bahsi geçen üç bankanın kendi aralarında ve nihai olarak devlet bünyesinde tek teşebbüs
olarak kabul edilip edilemeyeceği hususu için ikinci bir analize daha ihtiyaç duyulmaktadır.

(270) Bu çerçevede, Komisyon içtihadında öngörülen kriterler ışığında kamu sermayeli bankaları
aşağıdaki şekilde değerlendirmek mümkündür:
- Öncelikle ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK, Ticaret Kanunu ve Bankacılık Kanunu
hükümleri uyarınca anonim şirket niteliğindeki bağımsız tüzel kişilerdir. Bu çerçevede söz


45 Commission Directive 2006/111/EC on the Transparency of Financial Relations Between Member States and Public
Undertakings as well as on Financial Transparency within Certain Undertakings, m.2.



13-13/198-100

65/169


konusu bankaların kendi yönetim organları bulunmakta, stratejik kararlar dahil olmak üzere
bankalara ilişkin her türlü icrai karar söz konusu organlar tarafından alınmaktadır. Diğer bir
ifadeyle adı geçen bankaların bütçesi, iş planı ve sermayesi bankaların kendi yönetim
organları tarafından belirlenmektedir.
- Bahse konu bankaların yönetim organlarında, aynı zamanda başka bir kamu otoritesinde
görev alan bir yöneticinin bulunması yönünde herhangi bir hukuki zorunluluk
bulunmamaktadır. Fiili durumda HALKBANK yönetim kurulunda yahut yönetici kadrolarında
herhangi bir kamu görevlisinin bulunmadığı, ZİRAAT’te 2003 yılından 2012 yılının Ocak ayına
kadar Hazine Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı’nın yönetim kurulu üyesi olarak görev
yaptığı, ancak hâlihazırda yönetim kurulunda herhangi bir kamu görevlisinin yer almadığı,
bununla birlikte mevcut Hazine Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı’nın denetim kurulu üyesi
olduğu, VAKIFBANK’ta ise fiili olarak kuruluştan bu yana Vakıflar Genel Müdürü’nün A grubu
hisseleri temsilen yönetim kurulu üyeliğine aday gösterildiği ve üye olarak atandığı bilgisi
verilmiştir.
- Kamu sermayesini temsilen atanmış olan yönetim kurulu üyeleri dahil olmak üzere, her üç
bankada yahut bankalardan ikisinde eş zamanlı olarak görev alan bir yönetim kurulu üyesi
yahut yönetici bulunmamaktadır. Dolayısıyla kamu sermayeli bankalar arasında kenetlenmiş
bir yönetim yapısı söz konusu değildir.
- Her üç kamu sermayeli bankanın da karar alma süreçlerinde banka dışından herhangi bir
merciin veya şahsın kanun yahut ikincil mevzuattan kaynaklanan bir müdahale yetkisi
bulunmamaktadır. Benzer şekilde bankaların operasyonel faaliyetlerine ilişkin yönetim
organları tarafından alınan kararlar hukuki veya fiili olarak herhangi bir kamu otoritesinin
onayına tabi olmadığı gibi, bu tür mercilerin bankaların yönetim organları yerine geçerek
stratejik karar almaları ya da alınan kararlara yönelik yerindelik denetimi yapmaları da söz
konusu değildir. Dolayısıyla, soruşturmanın konusunu oluşturan mevduat ve kredi faiz
oranları ile kredi kartı hizmetlerinin ücret ve komisyonlarına ilişkin kararlar dahil olmak üzere
bankaların her türlü operasyonel ve stratejik kararları, kendi yönetim kurulları ile birim
yöneticileri tarafından bağımsız olarak, diğer bir ifadeyle kamu otoritesinin belirleyici etkisi
bulunmaksızın alınmaktadır.
- Komisyon içtihadında da değerlendirildiği üzere, kural olarak, aynı ekonomik bütünlük
içerisinde yer aldığı ileri sürülen iktisadi birimlerin koordinasyon içerisinde yönetilmeleri
gerekmektedir. Dolayısıyla, özellikle aynı sektörde faaliyet gösteren ve de tek teşebbüs
olduğu ileri sürülen şirketler arasında mutat şekilde ticari sır niteliğindeki verilerin
paylaşılması beklenmektedir. Buna karşın somut olayda ZİRAAT, HALKBANK ve
VAKIFBANK yetkilileri, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve Ticaret Kanunu’nun genel
hükümlerinden hareketle yönetici ve çalışanların bankacılık sırrı olarak ifade edilen ticari
sırları diğer kamu sermayeli bankalar dahil olmak üzere rakip bankalar ile paylaşmama
yükümlülüğü altında olduklarını ifade etmişlerdir. Bu itibarla, soruşturmaya esas teşkil eden
uzlaşma kapsamındaki bilgi paylaşımları hariç olmak üzere, belirtilen bankalar arasında bu
şirketlerin tek bir teşebbüs olarak koordinasyon içerisinde hareket ettiklerini ortaya koyacak
düzeyde mutat bir veri akışının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
- Bahse konu teşebbüslerin ticari faaliyetlerinin esasını oluşturan bankacılık hizmetleri
alanında, her üç banka da özel bankalarla birlikte diğer kamu sermayeli bankalar ile rekabet
ettiklerini görüşme tutanaklarında, bilgi taleplerine cevaben gönderdikleri yazılarda ve sözlü
savunma toplantısındaki beyanlarında açıkça ifade etmişlerdir. Benzer şekilde banka
yetkililerinin ifadelerinde belirtildiği ve sektöre yönelik yapılan incelemelerde de tespit edildiği
üzere, kamu sermayeli bankalar kuruluş amaçlarını oluşturan destek politikalarıyla birlikte
bankacılık hizmetlerinin her alanında faaliyet göstermektedir. Bu itibarla, bahse konu
bankalar bakımından kamu otoritelerinin, sermayenin tamamına yahut çoğunluğuna sahip
olmaktan ve yönetim kurulu üyesi atama yetkilerinden kaynaklanan güçlerini yalnızca
hissedarlıkla sınırlı olarak kullandıkları, dolayısıyla devletin kamu sermayeli bankalar
üzerindeki etkisinin genel gözetim ve denetim faaliyetlerinden ibaret olduğu ve kamu
otoritelerinin ilgili bankaların stratejik kararlarına müdahale etmediği görülmektedir. Belirtilen



13-13/198-100

66/169


hususlardan hareketle, ZİRAAT’in, HALKBANK’ın ve VAKIFBANK’ın bağımsız birer teşebbüs
olduğu ve bu sebeple 4054 sayılı Kanun uyarınca rakip olarak değerlendirilmeleri gerektiği
düşünülmektedir.

J.4. Kredili Mevduat Hesabına İlişkin Değerlendirme
(271) Soruşturma döneminde Kurum kayıtlarına intikal eden çeşitli başvurularda, bankacılık

sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin aralarında anlaşarak kredili mevduat hesaplarına
(KMH) piyasa şartlarının çok üzerinde ve genel ekonomik verilerle açıklanamayacak düzeyde
yüksek faiz oranları uyguladıkları iddia edilmiş, belirtilen iddialar Kurulun 12-09/293-M ve 12-
24/677-M sayılı kararları ile soruşturma kapsamına alınmıştır. Soruşturma sürecinde söz
konusu iddiaları değerlendirmek üzere hakkında soruşturma yürütülen bankalardan 2007
yılının başından günümüze kadarki dönem için değişim tarihleri itibariyle, gerçek ve tüzel kişi
ayrımı yapılarak TCMB’ye bildirilen azami ve ilan edilen KMH faiz oranları talep edilmiştir.

(272) Bankalar tarafından gönderilen bilgiler üzerinde yapılan incelemeye göre; hem gerçek kişi
hem de tüzel kişiler için, yıllar itibariyle bankaların ilan ettikleri KMH faiz oranları bankalar
arasında önemli düzeyde farklılık göstermektedir. Bunun yanı sıra, bankaların KMH oranlarını
sık aralıklarla ilan etmedikleri göze çarpmaktadır. Örneğin, YKB gerçek kişi KMH oranını en
son 2008 yılında ilan etmiş olup günümüze kadar aynı faiz oranını uygulamaktadır. Bu
durumun bir sonucu olarak bankaların faiz oranlarını ilan ettikleri tarihlerde de paralellik
bulunmamaktadır. Ayrıca, KMH’nin müşteriler tarafından kullanılması durumunda banka
tarafından belirlenen ve ilan edilen KMH faiz oranları üzerinden hesaplanan faiz, KMH’nin
bağlı olduğu mevduat hesabından tahsil edilmektedir. Banka ile müşteri arasında KMH faiz
oranına ilişkin bir pazarlık gerçekleşmemektedir. Bu durumda uygulanan faiz oranı ile ilan
edilen oranların aynı düzeyde gerçekleşmesi beklenmektedir. Bankaların ilan ettikleri faiz
oranlarının aynı düzeyde veya birbirine yakın olmaması, uygulanan faizlerin de farklı
oranlarda olduğu sonucunu doğurmaktadır.

(273) Son olarak, KMH oranlarının bankalar tarafından uzlaşarak belirlendiğine ilişkin olarak, gerek
önaraştırma sürecinde gerekse de soruşturma safhasında bankalarda yapılan yerinde
incelemelerde, KMH oranlarının bankaların aralarında uzlaşarak belirlendiğine ilişkin bir bilgi
veya belgeye ulaşılamamıştır. Dolayısıyla soruşturmaya taraf bankaların KMH faiz oranlarına
ilişkin olarak bir anlaşma ve/veya uyumlu eylem içinde bulunduğuna yönelik yeterli delil
bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
I. GEREKÇE ve HUKUKİ DAYANAK

(274) İşbu karara konu olan soruşturma, Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi
ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak
suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiasını konu edinmektedir. Bu
çerçevede, soruşturma sürecinde ilgili teşebbüslerin (kamu ve özel) mevduat, kredi ve kredi
kartı hizmetlerine yönelik olarak uzlaşma içerisinde olduklarını ortaya koyan deliller elde
edilmiştir.

(275) Yukarıda yer verilen, belgelerin değerlendirilmesine ilişkin esaslar ve içtihat ışığında, işbu
soruşturma kapsamında elde edilen ve kararın önceki kısmında münferit veya gruplar halinde
ele alınan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde ulaşılan sonuçlar aşağıda
sunulmaktadır.

(276) Soruşturma kapsamında elde edilen deliller incelendiğinde, bankacılık sektöründe faaliyet
gösteren 12 teşebbüsün; çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve
ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları
görülmektedir. Söz konusu eylemler mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da
dahil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında
vuku bulmuştur.

(277) Bahse konu uzlaşma, tespit edilebilen ilk ve son belgeler esas alınmak suretiyle, 21.08.2007
ve 22.09.2011 tarihleri arasında gerçekleşen ve kredi, mevduat ve kredi kartı hizmetleri



13-13/198-100

67/169


alanında geçerli olan, soruşturmaya taraf 12 bankanın tamamının dahil olduğu anlaşmaları
ve/veya uyumlu eylemleri içermektedir. Sözü edilen hususa yönelik elde edilen belgelere
göre, uzlaşmanın ortak planını fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesi oluşturmaktadır. Bahse
konu uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesi, uzlaşmanın uygulanması ve takibi ise taraflar
arasında gerçekleştirilen bir dizi iletişim, bilgi paylaşımı ve mutabakat vasıtasıyla ifa
edilmiştir.

(278) İşaret edilen uzlaşmaya ilişkin ilk delil, GARANTİ’de yapılan yerinde incelemelerde elde
edilen 21.08.2007 tarihli belgedir. Sözü edilen belgede AKBANK ve GARANTİ arasında
konut kredisine uygulanacak olan faiz oranı hususunda bir iletişim gerçekleştiği
anlaşılmaktadır. YKB’den elde edilen 27.09.2007 tarihli ve 2 numaralı belge ise, YKB,
AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, VAKIFBANK, HALKBANK ve ZİRAAT’in, mevduata
uygulanacak maksimum faiz oranının birlikte belirlenmesi ve söz konusu orandan daha
yüksek fiyatlama yapılmaması hususunda bir centilmenlik anlaşması gerçekleştirdiklerini
ortaya koymaktadır. Böylelikle, bahsi geçen 7 adet piyasa yapıcı büyük banka tarafından,
kredi ve mevduat hizmetlerine yönelik fiyat tespiti hususunda bir uzlaşmanın tesisi edildiği ve
belirtilen uzlaşmanın, tespit edilen ilk belge esas alınarak, 21.08.2007 tarihinden itibaren
uygulanmaya başlandığı görülmektedir.

(279) 2008 yılına ait ilk delil olan 25.06.2008 tarihli ve 3 numaralı belge ise, GARANTİ, YKB,
AKBANK ve İŞ BANKASI’nın bankacılık hizmetlerine yönelik bazı konuları görüşmek
amacıyla toplantı düzenlediklerini ortaya koymaktadır. GARANTİ, YKB ve AKBANK
GM’lerinin katılımıyla gerçekleştirilen, İŞ BANKASI GM’sinin iştirak edemediği ancak yapılan
görüşmelerden haberdar edildiği anlaşılan toplantının kapsamı ise 4 numaralı belgede yer
alan ifadeler neticesinde anlaşılmaktadır. Nitekim YKB’nin üst düzey yöneticileri arasında
04.07.2008 tarihinde gerçekleştirilen yazışmayı içeren belgede, GARANTİ’nin 03.07.2008
tarihinde YKB’yle iletişim kurduğu, mevduat faizlerinde %20’nin üzerinde fiyatlama
yapılmaması hususunda centilmenlik anlaşması teklifinde bulunduğu ve YKB’nin belirtilen
teklifi kabul ettiği ifade edilmektedir. Belgede yer alan “Akbank ile Garanti Bankası’nın bu
anlaşmaya uymasını beklemekle beraber” ifadesi uyarınca adı geçen iki bankanın da
anlaşmaya taraf olduğu görülmektedir.

(280) Bununla birlikte, AKBANK’ın 04.07.2008’de %20,60 oranında faiz uyguladığının öğrenilmesi
üzerine söz konusu tarihin geçiş günü olması sebebiyle iletişimde aksama olduğundan
şüphelenildiği ve genel müdürler düzeyinde centilmenlik anlaşmasının geçerli olduğunun teyit
edildiği anlaşılmaktadır. İlgili belgede, anlaşmanın geçerliliğinin teyit edilmesine ek olarak, İŞ
BANKASI’nın ve kamu sermayeli bankaların da anlaşmaya taraf olup olmadığının
araştırıldığı, bunun üzerine YKB Hazine Yönetim Başkanı tarafından, belirtilen bankaların da
centilmenlik anlaşmasına iştirak ettiğinin öğrenildiği ifade edilmektedir. Dolayısıyla 2007
tarihli belgeler uyarınca yedi teşebbüs arasında varıldığı anlaşılan uzlaşmanın 2008 yılının
Haziran ayında ve sonrasında uygulanmaya devam ettiği görülmektedir.

(281) Değinilen dört belge ile ortak planı somut olarak ortaya konulmuş olan uzlaşma, ilerleyen
tarihlerde soruşturmaya taraf olan bankaların tamamı arasında gerçekleştirilen çeşitli iletişim
ve fiyatlara ilişkin bilgi değişimlerini kapsayan mutabakatlarla sürdürülmüştür. Öyle ki başta
GM’ler ve GMY’ler olmak üzere çeşitli seviyelerdeki yöneticiler ve çalışanlar arasında vuku
bulan çok sayıda iletişim vasıtasıyla, kredi ve mevduat faizi oranlarının, ücretlerin ve
komisyonların birlikte arttırılması yahut oran değişikliklerine yönelik stratejilerin birlikte
belirlenmesi hususunda anlaşmalar kurulduğu, fiyat stratejisi ve hedef gibi rekabete duyarlı
bilgilerin paylaşılması yoluyla uyumlu eylemler gerçekleştirildiği, böylelikle ortak planın
uygulanmasına devam edildiği anlaşılmıştır.

(282) Bankacılık hizmetlerine yönelik bu uzlaşmanın tarafları, uzlaşmayı tesis eden yedi banka ile
sınırlı kalmamış; FİNANSBANK, HSBC, DENİZBANK, ING ve TEB ilerleyen tarihlerde belirli
hizmet türleri bakımından söz konusu uzlaşmaya dahil olmuştur. Ayrıca 10.06.2010 tarih ve
10 numaralı belgeye göre, en azından belirtilen tarihten itibaren uzlaşmanın kapsamı kredi



13-13/198-100

68/169


kartı hizmetlerini de içerecek şekilde genişletilmiştir. Böylelikle uzlaşmanın, soruşturmaya
konu olan 12 teşebbüs arasında ve kredi, mevduat ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin
uygulamaya konulacak fiyatların birlikte belirlenmesi hususunda gerçekleştirildiği tespit
edilmiştir.

(283) İşaret edilen belgeler uyarınca, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüs
arasında fiyat tespiti amacını taşıyan bir uzlaşma kurulmuş, bu uzlaşmanın ortak
planının uygulanması ise; kredi, mevduat ve kredi kartı hizmetleri kapsamındaki pek
çok ürüne yönelik faiz oranlarının ve ücretlerin tespitinde koordinasyon içerisinde
hareket etmek üzere icra edilen bir dizi mutabakat ile hayata geçirilmiştir. Yapılan
mutabakatların taraf sayısı değişkenlik arz etmekle birlikte, bahse konu 12 bankanın
önemli bir bölümü, söz konusu mutabakatların çoğunluğuna düzenli olarak iştirak
etmiştir.

(284) Dolayısıyla bankalar arasında GM’ler ve GMY’ler düzeyinde fiyat tespitine yönelik bir ortak
plan oluşturulmuş, sonraki tarihlerde yapılan alt anlaşmalar ile de, sözü edilen ihlalin
unsurlarının belirlenmesi ve uygulanması sağlanmıştır. Uzlaşmanın konusunun ve taraflarının
zaman içerisinde değişiklik göstermesi yahut sözü edilen mutabakatlardan bazılarının
uygulamaya konulamamış olması değinilen tespit bakımından önem arz etmemektedir.
Belirtilen husustan hareketle, taraflar arasında gerçekleştirilen her bir anlaşma ve/veya
uyumlu eylemin ayrı birer ihlal niteliği taşımadığı; taraflarca gerçekleştirilen mutabakatların,
nihai amacı fiyat koordinasyonu olan bir uzlaşmanın unsurlarını oluşturduğu sonucuna
ulaşılmıştır.

(285) Daha önce de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin tek bir uzlaşma kapsamında
değerlendirilmesi sebebiyle, soruşturmaya esas teşkil eden her bir delilin ihlalin bütün
unsurlarına ilişkin bilgi içermesi yahut her bir delilin ispat gücünün eşdeğer olması
zorunluluğu bulunmamaktadır. Zira teşebbüsler arasında gerçekleşen her bir iletişim nihai
tahlilde ortak planın unsurlarının oluşturulması ve uzlaşmanın sürdürülmesi amacına hizmet
ettiğinden, ihlale ilişkin ispat standardı bakımından önem arz eden husus, delillerin bir bütün
olarak değerlendirilmesi ile ortaya çıkan sonuçtur.

(286) Bahsi geçen belgelerde yer alan ifadeler, amaç itibarıyla rekabetin sınırlandığını ve bu
çerçevede ihlalin varlığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, soruşturma kapsamında yapılan
incelemelerde, uzlaşmaya konu fiyat koordinasyonunun uygulamaya konulup konulmadığı da
değerlendirilmiştir. Nitekim 2, 3, 4, 6, 9, 25, 26 ve 27 numaralı belgeler incelendiğinde
tarafların tesis ettikleri uzlaşmaya uygun olarak birlikte ve iletişim içerisinde belirledikleri
fiyatları fiilen uyguladıkları tespit edilmiştir.

(287) Soruşturmaya esas teşkil eden belgeler kapsamında 14, 16, 19, 20 ve 21 numaralı belgeler
dikkate alındığında ise mevduat hizmetlerine ilişkin uzlaşmanın bir unsuru olarak kamu
mevduatına yönelik bankacılık hizmetlerinde de rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerin fiiliyata
geçirildiği tespit edilmiştir. Kamu bankalarının kamu mevduatı alanındaki söz konusu
eylemleri ayrı bir uzlaşma ve buna bağlı olarak ayrı bir ihlal olarak değil, yukarıda bahsi
geçen ve soruşturmaya taraf olan bütün bankaların katıldığı ve neticede rekabeti sınırlayıcı
nitelikte olduğu sonucuna ulaşılan “uzlaşma” kapsamında değerlendirilmiştir.

(288) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi; “Belirli bir mal veya hizmet piyasasında
doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan
veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar,
uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasak”
olduğunu hüküm altına almakta, mezkûr maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi ile, “Mal veya
hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü
alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi” söz konusu maddenin ihlaline vücut verecek
haller arasında sayılmaktadır.

(289) 4054 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen hükümleri çerçevesinde, yürütülen soruşturma
kapsamında incelenen teşebbüsler hakkındaki bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde;



13-13/198-100

69/169


AKBANK, DENİZBANK, FİNANSBANK, GARANTİ, HALKBANK, HSBC, ING, İŞ BANKASI,
TEB, VAKIFBANK, YKB ve ZİRAAT’in mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik fiyat
tespit etmek amacıyla bir uzlaşma tesis ettikleri ve bu uzlaşma kapsamında gerçekleştirdikleri
ve anlaşma ve/veya uyumlu eylem olarak değerlendirilen iletişim ve uygulamalar vasıtasıyla
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri kanaatine varılmıştır.
J. TARAFLARIN SAVUNMALARI VE SAVUNMALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
J.1. Usule İlişkin Savunmalar
Savunma Hakkının Kıstlandığına Yönelik Savunma

(290) Taraflarca yapılan yazılı savunmalarda bazı bankalar, soruşturma bildiriminde kendilerine
önaraştırmada elde edilen belgelerin yalnızca belirli bir kısmının gönderildiğini belirterek
savunma haklarının sınırlandığını ileri sürmüştür. 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ikinci
fıkrasında Kurulun, başlattığı soruşturmaları, soruşturmaya başlanması kararının verildiği
tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara bildireceği ve tarafların ilk yazılı savunmalarını 30
gün içinde göndermelerini isteyeceği belirtilmiştir. Maddenin devamında ise “Taraflara
tanınan ilk yazılı cevap süresinin başlayabilmesi için Kurulun bu bildirim yazısı ile birlikte,
iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara göndermesi gerekir.” hükmüne
yer verilmiştir. Dolayısıyla Kanun’un bu maddesi uyarınca; Soruşturma bildiriminde o
aşamaya kadar edinilmiş her tür belgenin değil, iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli
bilginin taraflara gönderilmesi gerekmektedir.

(291) Bu çerçevede, Kurulun soruşturma açılması yönündeki kararını müteakip, her bir bankaya
kendileri hakkında hâlihazırda elde edilmiş olan belgelerin içeriği gönderilmiştir. Öte yandan,
soruşturma sürecinin salahiyeti ve belge karartılması riskinin bertaraf edilebilmesi amacıyla,
söz konusu bildirimlerde diğer bankalar hakkında elde edilmiş olan belgeler ek olarak yer
almamıştır. Bununla birlikte Soruşturma Raporu ekinde, soruşturmada yer verilen iddialara
esas teşkil eden belgelerin tamamı, ticari sırlar karartılmış olarak, soruşturmanın bütün
taraflarına ulaştırılmış bulunmaktadır. Bu itibarla bankaların savunma haklarına yönelik
herhangi bir sınırlama söz konusu olmamıştır.

(292) Ayrıca 18.04.2010 tarih ve 27556 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren,
2010/3 sayılı Dosyaya Giriş Hakkının Düzenlenmesine ve Ticari Sırların Korunmasına İlişkin
Tebliğ hükümleri uyarınca, usulüne uygun olarak yapılan dosyaya giriş talepleri kabul edilmiş
ve teşebbüslere soruşturma safhasında elde edilen bilgi ve belgeler, ticari sırlarından
ayrıştırılarak sunulmuştur. Bu itibarla bankaların savunma haklarına yönelik herhangi bir
sınırlama söz konusu değildir.
Önaraştırmanın Süresi İçerisinde Tamamlanmadığı Savunması

(293) 4054 sayılı Kanun’un 40. maddesinin ikinci fıkrası “Önaraştırma yapılmasına karar verildiği
takdirde Kurul Başkanı, meslek personeli uzmanlardan bir ya da birkaçını raportör olarak
görevlendirir.” hükmünü amirdir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre ise “Önaraştırma
yapmakla görevlendirilen raportör 30 gün içinde elde ettiği bilgileri, her türlü delilleri ve konu
hakkındaki görüşlerini Kurula yazılı olarak bildirir.” Mevcut soruşturmaya esas teşkil eden
önaraştırmanın yapılmasına yönelik olarak raportörler Başkanlık Makamının 26.09.2011
tarihli ve 468 sayılı oluru ile görevlendirilmiş olup önaraştırma raporu 25.10.2011 tarihinde
teslim edilmiştir. Bu itibarla önaraştırmanın 4054 sayılı Kanun’un 40/3. maddesinde
öngörülen süre içerisinde tamamlandığı görüldüğünden, belirtilen iddianın yerinde olmadığı
anlaşılmaktadır.
J.2. Esasa İlişkin Savunmalar
4054 sayılı Kanun’un 9. Maddesinin Uygulanması Gerektiğine İlişkin Savunma

(294) Soruşturma Heyeti’nin ortaya koyduğu ihlal iddiaları hakkında Kurulun 4054 sayılı Kanun’un
9. maddesi çerçevesinde işlem yapmasının mümkün ve gerekli olduğu, Kurulun piyasada
gördüğü ihlaller hakkında öncelikle uyarıda bulunma görevi olduğu, Kurulun 9. maddeyi
uyguladığı önceki tarihli kararları dikkate alındığında, bu soruşturma bakımından da 9.



13-13/198-100

70/169


maddenin uygulanmasının eşitlik ve tutarlılık ilkelerinin gereği olduğu yönünde savunmalar
yapılmıştır.

(295) Soruşturma çerçevesinde elde edilen delillerin ciddiyeti ve niteliği dikkate alındığında
teşebbüsler hakkında Kanun’un 9. maddesi çerçevesinde işlem yapılması yerinde
bulunmamıştır.
İlgili Ürün Pazarının Tanımlanmamasının Hatalı Olduğu Savunması

(296) İnceleme konusu işlem, gerek ürün gerekse de coğrafi açıdan olası alternatif pazar tanımları
çerçevesinde rekabet açısından endişeler yaratmıyor ya da alternatif tüm tanımlar açısından
rekabeti bozucu bir etki söz konusu oluyorsa pazar tanımı yapılmayabilir. Bu çerçevede olası
pazar tanımlarının, ihlalin varlığına ilişkin değerlendirmeye halel getirmeyeceği kanaatine
ulaşılması halinde ilgili pazar tanımının yapılmayabileceği kabul edilmiştir. Dosya
kapsamında yapılan incelemelerde, alternatif pazar tanımlarının tamamında rekabeti bozucu
bir etkinin varlığından bahsedilebileceği görülmüştür. Ayrıca, elde edilen belgeler
incelendiğinde her bir alt pazar için ayrı bir anlaşma yapıldığı ve her bir alt pazarda ayrı
ihlallerin gerçekleştiğine ilişkin bulgu bulunamamıştır. Dolayısıyla, mevcut soruşturma
bakımından ilgili ürün pazarının tanımlanmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kullanılan “Uzlaşma” Kavramının Mevzuatta Tanımlanmadığı, Anlaşma ve Uyumlu
Eylem Kavramlarının Geçişli Olarak Kullanılamayacağı Savunması

(297) Yapılan savunmalarda anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının birlikte kullanılmasının hatalı
olduğu, iki kavramın bir arada kullanıldığı kararların iptal davasına konu olduğu ve bu
kararların kesinleşmediği, rapordaki bu belirsizliğin şirketin savunma hakkını ihlal ettiği ve
hukuk güvenliği ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.

(298) Rekabeti sınırlayıcı anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin uzun yıllar devam etmesi, kompleks
bir yapı sergilemesi durumunda, hem Kurulumuz46 hem AB Komisyonu tarafların irade
uyuşmalarının gösterilmesinin yeterli olacağı, hangi yöntemle rekabetin sınırlandırıldığının tek
tek gösterilmesinin gerekli olmayacağı şeklinde bir içtihat oluşturmuştur.

(299) Belirtilen hususa ek olarak, Kanun’un 4. maddesi bakımından önem arz eden husus, rekabeti
sınırlayıcı uzlaşmalar ile salt paralel davranışlar arasındaki fark olduğudur. Bu sebeple
anlaşma ve uyumlu eylem kavramları arasında farklılığın yapay bir ayrımdan ibaret olduğu
kabul edilmektedir. Söz konusu husustan hareketle gerek AB içtihadında47 gerekse Türk
Rekabet Hukuku’nda her iki kavramı kapsayacak şekilde genel bir uzlaşma müessesesi
geliştirilmiştir. Nitekim “uzlaşma”, Kurul’un Gübre48, Seramik49, Demir Çelik50, Refrakter51,
Beyaz Et52 ve Otomotiv53 başta olmak üzere pek çok kararıyla yerleşik içtihat haline gelerek
Türk Hukuku’nda da benimsenen bir kavramdır. Söz konusu kararlar içerisinde yargısal
süreci tamamlanmış olanların da bulunmasından hareketle54, Danıştay’ın da belirtilen
kavramın hukuka uygunluğunu onadığı görülmektedir.
J.3. Bankacılık Sektörünün Niteliklerine İlişkin Savunmaların Değerlendirmesi
Bankacılık Sektörünün Düzenlemeye Tabi Olduğuna İlişkin Savunma


46 Örneğin bkz. Rekabet Kurulu’nun 06.09.2002 tarihli ve 02-53/685-278 sayılı, 25.02.2003 tarihli ve 03-12/135-63 sayılı,
24.02.2004 tarihli ve 04-16/123-26 sayılı, 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararları.
47 STEVENS, D. (1995), “Covert Collusion Conscious Parallelism in Oligopolistic Markets: A Comparison of E.C. and U.S.
Competition Law”, Yearbook of European Law, 15, s. 47-78.
48 Rekabet Kurulu’nun 08.02.2002 tarih ve 02-07/57-26 sayılı kararı.
49 Rekabet Kurulu’nun 24.02.2004 tarih ve 04-16/123-26 sayılı kararı.
50 Rekabet Kurulu’nun 14.10.2005 tarih ve 05-68/958-259 sayılı kararı.
51 Rekabet Kurulu’nun 29.01.2007 tarih ve 07-10/63-19 sayılı kararı.
52 Rekabet Kurulu’nun 25.11.2009 tarih ve 09-57/1393-362 sayılı kararı.
53 Rekabet Kurulu’nun 18.04.2011 tarih ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
54 Örnek olarak bkz. Danıştay İDDK 31.05.2007 tarih, E. 2006/3506, K. 2007/1532 sayılı kararı; 31.05.2007 tarih, E.
2006/2956, K. 2007/1323 sayılı kararı; Danıştay 13. Dairesi 14.05.2008 tarih, E. 2006/1148 K. 2008/4202 sayılı kararı.



13-13/198-100

71/169


(300) Düzenleyici kurumların varlığı ve başta 95. maddesi olmak üzere 5411 sayılı Bankacılık
Kanunu’nun hükümleri ile diğer ilgili mevzuat dikkate alındığında Kurulun bankacılık
sektörüne yönelik soruşturma yapmakla yetkili olmadığı yönünde savunmalar yapılmıştır.

(301) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un kapsam başlıklı 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her
türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma,
uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye
kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü
hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve
denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer.” hükmüne yer verilerek Kanun’un
kapsamı belirtilmiştir. Bu çerçevede, Türkiye sınırları içindeki tüm mal ve hizmet
piyasalarında meydana gelebilecek her türlü rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem vb.
işlemler Kanun kapsamında ele alınmakta, dolayısıyla bankaların ve genel olarak finansal
hizmet kuruluşlarının eylemleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Nitekim Kanun’un 3.
maddesinin gerekçesinde “bir bedel veya menfaat karşılığı yapılan fikri, bedeni veya her ikisi
beraber yapılan faaliyetler hizmet olarak tanımlanırken, tanım, en geniş anlamıyla bankacılık,
sigortacılık, para, kredi, sermaye, bilgi ve sair unsurları da içermektedir.” ifadelerine yer
verilerek, açıkça bankaların ve her türlü bankacılık işleminin Kanun kapsamında olduğu
vurgulanmıştır. Diğer taraftan, bankacılık sektörüne yönelik daha önceki Kurul kararları55 ile
bu kararlara ilişkin Danıştay kararları56 incelendiğinde, sektörün Kurum tarafından geçmişte
de denetlendiği ve bazı teşebbüslere para cezalarının verildiği, bu kararların Danıştay
tarafından da onandığı görülecektir.

(302) Bunun yanı sıra belirtilen iddianın, tek bir kamu kurumunun yürürlükteki tüm mevzuat
bakımından denetim yapması sonucunu doğurması nedeniyle de kabul edilmesi mümkün
değildir. Her kurumun uygulamakla yükümlü olduğu mevzuatı çerçevesinde denetim görevini
ifa ettiği izahtan varestedir. Ayrıca, BDDK denetçilerine diğer kanunlara aykırılık tespit
edilmesi durumunda yalnızca bildirim yükümlülüğü getiren 5411 sayılı Kanun’un 95. maddesi
uyarınca, 4054 sayılı Kanun’a aykırılığın tespiti durumunda bildirimin yapılacağı makam
Rekabet Kurumu olacağından, bildirime istinaden denetim görevini yine Kurum yapacaktır.
Aksi takdirde, benzer bir yorumla Maliye Bakanlığının vergi denetimi yetkisinin yahut
Sermaye Piyasası Kurulunun bankaların halka açık şirketler olmasından kaynaklanan
yetkilerinin de kullanılamaması gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır ki, böyle bir durum kanun
koyucunun iradesi olamayacağı gibi zorlama bir yorumla dahi iddia edilemeyecek bir
husustur.

(303) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 19. maddesi konunun değerlendirmesinde yol göstericidir.
Anılan maddede “… Bankaların bu Kanun hükümlerine göre birleşme, bölünme ve
devirlerinde … devir veya birleşmeye konu bankaların toplam aktiflerinin sektör içindeki
paylarının yüzde yirmiyi geçmemesi kaydıyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanunun 7, 10 ve 11 inci maddeleri hükümleri uygulanmaz.” hükmü bulunmakta ve
bankaların belirli eşikler içindeki yoğunlaşma işlemlerinde 4054 sayılı Kanun’un
uygulanmayacağı açıkça belirtilmektedir. Ancak, yoğunlaşma işlemi dışındaki konuların, 4054
sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarıldığına ilişkin herhangi bir kanun hükmü bulunmamaktadır.

Bankacılık Piyasasının Düzenleyici Kurumların Uygulamaları Gereği Şeffaf Bir Piyasa
Olduğu, Bankalar Arası Bilgi Alışverişinin Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde
Düzenleyici Kurumlar Tarafından Sağlandığına İlişkin Savunma

(304) Bankacılık piyasasının tabi olduğu düzenlemeler ve düzenleyici kurumların uygulamaları
bankalara belli davranışları yapma veya belli davranışları yapmama şeklinde yükümlülükler
getirse dahi, bu yükümlülükler arasında 4054 sayılı Kanun’a aykırı hareket etmeyi teşvik


55 Rekabet Kurulu’nun 24.11.2005 tarihli, 05-79/1082-309 sayılı (HSBC/Benkar) ve 07.03.2011 tarihli, 11-13/243-78 sayılı
(Maaş Promosyonları) Kararları.
56 Danıştay 13. Dairesi’nin 2006/2437 E. No’lu ve 2008/3350 K. No’lu Kararı.



13-13/198-100

72/169


eden ya da buna zorlayan bir uygulama bulunmamaktadır. Soruşturma safhası boyunca
TCMB ve BDDK yetkilileri ile raportörlerce yapılan görüşmelerde de bu husus teyit edilmiştir.
Düzenleyici kurumların bankalara çeşitli işlem ücret ve komisyonlarını kamuya açıklama
yükümlülüğü getirmesi ya da bazı istatistiki ve denetim amaçlı talep edilen verilerin
açıklanması geçmişe dönük olarak gerçekleşmektedir. Diğer bir ifadeyle düzenleyici kurumun
yayınladığı ya da yayınlanmasını öngördüğü veriler bankaların geçmiş dönemde elde ettiği
kar ya da topladığı mevduat tutarlarıdır. Bunların dışında bankalara geleceğe dönük verilerini
açıklama yükümlülüğü getiren bir düzenleyici işlem mevcut değildir. Nitekim BDDK
tarafından; bankaların mevduat ve kredi faiz oranlarına herhangi bir suretle müdahalede
bulunulup bulunulmadığına yahut bankalar arasında rekabete duyarlı bilgilerin
paylaşılmasına yönelik bir düzenleme yapılıp yapılmadığına ilişkin bilgi talebine istinaden
gönderilen yazıda, belirtilen hususlarda bankalara talimat verilmesine ilişkin herhangi bir
mevzuat kapsamında BDDK’ya görev verilmediği veya yetki tanınmadığı ifade edilmiştir.

(305) Savunmalarda belirtildiği şekilde bankaların bilgi değişimini öngören mevzuat hükmü ise
5411 sayılı Kanun’un 73. maddesidir. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
“Kurumun gözetim ve denetimine tabi kuruluşların, bunların ortaklarına, bağlı ortaklık, iştirak,
birlikte kontrol edilen ortaklıklarının faaliyetlerine veya müşterilerine ilişkin yabancı ülke
kanunlarına göre denetime yetkili ve Kurum muadili mercilerin taleplerinin Kurumca
karşılanması, gizlilik sözleşmesi yapılması ve sadece belirtilen amaçlar ile sınırlı
kılınması koşuluyla bankaların ve finansal kuruluşların, kendi aralarında doğrudan doğruya
ya da risk merkezi veya en az beş banka ya da finansal kuruluş tarafından kurulacak şirketler
vasıtasıyla yapacakları her türlü bilgi ve belge alışverişinin yanı sıra doğrudan veya dolaylı
pay sahipliği yoluyla sermayelerinin yüzde onunu ve daha fazlasını temsil eden paylarının
satışı amacıyla muhtemel alıcıların yapacakları değerleme çalışmalarında ya da
sermayelerinin yüzde on veya daha fazlasına sahip olan yurt içinde veya yurt dışında yerleşik
kredi kuruluşu ile finansal kuruluşlar da dâhil ana ortaklıkların konsolide finansal tablo
hazırlama çalışmalarında, risk yönetimi ve iç denetim uygulamalarında veya kredileri de dâhil
varlıklarının ya da bunlara dayalı menkul kıymetlerin satışı amacıyla yapılacak değerleme
çalışmalarında ya da değerleme, derecelendirme veya destek hizmeti alınması ile bağımsız
denetim faaliyetlerinde ve gerekli tedbirlerin alınması kaydıyla hizmet alımlarına yönelik
işlemlerde kullanılmak üzere bilgi ve belge taleplerinin karşılanması sırasında banka ya da
müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin öğrenilmesi sır saklama yükümlülüğü dışındadır.”

(306) Anılan hüküm uyarınca yapılacak bilgi değişimleri için taraflar arasında bir gizlilik sözleşmesi
yapılması ve bilgi değişiminin belirtilen amaçlar ile sınırlı kalması gerekmektedir. Dolayısıyla
bankaların bu hükme göre bilgi paylaştıklarını iddia etmeleri durumunda aralarında
akdettikleri “gizlilik sözleşmesi”nin Kurumumuza gönderilmesi gerekmektedir. Ancak bu
şekilde bir belge Rekabet Kurumuna sunulmamıştır.
Bankaların Kamuya, Mevduat Sahiplerine ve Düzenleyici Kurumlara Karşı
Sorumluluklarının Dikkate Alınması Gerektiği Savunması

(307) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun, piyasalarda rekabetin sağlıklı işlemesinden doğan kamu
menfaatini korumaktadır. Bu çerçevede bankaların kamuya olan sorumluluğu, 4054 sayılı
Kanun hükümlerine riayet edilmesini de kapsamaktadır. Belirtilen hususa ek olarak; gerek
BDDK gerekse TCMB ile raportörlerce yapılan görüşmelerde soruşturmaya konu olan
eylemlere ilişkin olarak, bankaların uzlaşma içerisinde hareket etmelerine yol açabilecek bir
hukuki düzenlemenin ya da talimatın bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla
bankaların düzenleyici kurumlara olan sorumlulukları sebebiyle rekabetin sınırlandığı
iddiasının kabulü mümkün görünmemektedir.

(308) Ayrıca uzlaşmanın gerekçesi olarak mevduat sahiplerine karşı sorumluluklarını ileri süren
teşebbüslerin, öncelikle mevduat sahipleri aleyhine rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemleri ifa
etmemeleri beklenmektedir.



13-13/198-100

73/169


Bankaların Faaliyet Gösterdikleri Piyasanın Özellikleri ve Yapılan İşin Gereği Nedeniyle
Rekabet Bilgisi Toplamak ve İstihbarat Yapmak Zorunda Olduğu, Ancak Bankalar
Tarafından Faiz Oranları ve Ücretler Belirlenirken Rakip Bilgilerinin Yanında Pek Çok
Parametreyi de Dikkate Aldıkları Savunması

(309) Soruşturma kapsamındaki ihlal iddiaları teşebbüslerin piyasada bilgi toplama amacını taşıyan
iletişimlerine dayandırılmaktadır. Ancak, piyasadan erişilmesi mümkün olmayan ve/veya
başka meşru kanallarla da elde edilemeyecek nitelikteki bilgilerin bankalar arasında
paylaşımının 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirileceği açıktır.

(310) Bankaların faiz oranlarını ya da işlem ücret ve komisyonlarını belirlerken rakiplerin cari
uygulamalarını da içeren çeşitli parametreleri dikkate almaları kaçınılmazdır. Bununla birlikte,
gerek faiz oranlarının gerekse işlem ücretlerinin ve komisyonlarının belirlenmesinde rakiplerle
ortak hareket etmenin ve/veya rakipler ile henüz kamuya duyurulmayan stratejik bilgilerin
paylaşılması bu kapsamda yer almamaktadır.
Sektörde Çok Farklı Hizmet Alanlarının Olduğu, Oligopolistik Bir Yapının Bulunduğu,
Dolayısıyla Bu Sektörde Rekabeti Kısıtlayıcı Bir Anlaşma veya Uyumlu Eylem İçinde
Olmanın Oldukça Zor Olduğu Savunması

(311) Sektörde oligopolistik bir yapının varlığı ancak rekabeti kısıtlayıcı bir delile rastlanmaması
durumunda ileri sürülebilecek bir argümandır. Bankalarda elde edilen ve rekabeti kısıtlayıcı
olduğu açık olan çok sayıda belge bulunmaktadır. Dolayısıyla bu belgeler ortada iken mevcut
durumun oligopolistik yapı ile açıklanması mümkün görülmemektedir. Diğer taraftan,
teşebbüslerin bir uzlaşma içinde olduğuna dair belgelerin varlığı durumunda, paralel
davranışlar teşebbüslerin söz konusu uzlaşmaya dahil olduğu şeklinde kabul edilmelidir. Zira
bu durumda paralel davranış belgede bahsedilen rekabeti kısıtlayıcı uzlaşmanın kanıtı
olmaktadır. Bu çerçevede savunmalarda paralel davranışların varlığının kabul edilmesi
durumunda, bu davranışların soruşturmaya esas teşkil eden belgeleri teyit ettiği ortaya
çıkmaktadır.
Pazarın Özellikleri ile Bu Özellikler Nedeniyle Hangi Bilgilerin Rekabete Duyarlı Bilgi
Sayılacağını Değerlendirilmediği, Bu Nedenle Soruşturmanın Dayanağı Olarak
Gösterilen Maddi Vakaların Doğru Teşhis Edilemediği Savunması

(312) Rakip bankalar arasındaki bilgi değişimine ilişkin değerlendirmelerde; değişime konu olan
bilgilerin ticari sır niteliği taşıyıp taşımadığı, kamuya açık bilgi olup olmadığı, teşebbüslerin
gelecekteki uygulamalarını konu edinip edinmediği, teşebbüslerin stratejik kararlarının
alınmasında veri olarak kullanılıp kullanılamayacağı gibi hususlar göz önünde
bulundurulmuştur. Bu sebeple sözü edilen savunma muteber görülmemiştir.
Soruşturma Kapsamındaki İddiaların Bankacılık Sektöründe İstikrar ve Rekabet
Arasındaki İlişki Bağlamında Değerlendirilmesi Gerektiği Savunması

(313) Bankacılık sektöründe istikrar ve rekabet ilişkisi literatürde sıklıkla ele alınmakla birlikte,
halihazırda konuya ilişkin üzerinde uzlaşılmış bir argüman bulunmamaktadır. Sektördeki
rekabetin istikrarı azaltacağı yönünde görüşlerin mevcut olmasına karşın, aksine, rekabetin
istikrarı artırıcı bir unsur olduğu da savunulmaktadır.

(314) Savunmada işaret edilen iddianın amacı bankacılık sektöründe istikrarın sağlanmasının
önemine vurgu yapmak ise, bu durumun ilgili düzenleyici otorite olan BDDK’nın görev alanına
girdiğinin ve belirtilen kurum tarafından yapılan düzenlemeler ile bankaların riskli işlemlerine
karşı çeşitli önlemler alındığının belirtilmesi gerekmektedir. Ancak yapılan düzenlemeler ve
alınan önlemler arasında soruşturmaya konu olan ihlalleri haklı kılacak bir husus
bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle, sektörde istikrarın sağlanması amacıyla hareket edildiği
ileri sürülerek rekabet ihlallerinin meşrulaştırılmaya çalışılması doğru bir yaklaşım değildir.
Öte yandan soruşturma kapsamında incelenen tarihlerde bankacılık sektörünün içinde
bulunduğu koşullar, idari para cezasının takdiri bağlamında dikkate alınmıştır.



13-13/198-100

74/169


Bankalar Tarafından Gerçekte Uygulanan Faiz Oranlarının, TCMB’ye Bildirilen Azami
Faiz Oranlarını Aşmamak Kaydıyla, İlgili Belgelerde Bahsedilen veya Genel Olarak
Kamuya Açıklanan Faiz Oranlarından Farklı Olabileceği Savunması

(315) Bankalar bakımından TCMB’ye bildirilen, ilan edilen ve uygulanan olmak üzere üç farklı faiz
oranı söz konusudur. Dosya kapsamında kullanılmak üzere, soruşturulan teşebbüslerden
incelenen dönem için TCMB’ye bildirilmiş olan faiz oranlarına, ilan edilen faiz oranlarına ve
incelenen dönemde uygulanan faiz oranlarına ilişkin bilgiler talep edilmiş ve yapılan
değerlendirmelerde bu bilgiler, teşebbüslerin fiili uygulamalarını yansıttığı ölçüde dikkate
alınmıştır.
Kredi Faizlerinin Belirlenmesinde Yalnızca Rakiplerin Fiyatları Hakkında Bilginin Değil,
Çok Değişkenli Bir Hesaplamanın Dikkate Alındığı Savunması

(316) Bir mal veya hizmetin fiyatlandırılmasına etki eden birden çok değişken bulunmaktadır.
Teşebbüslerce de ifade edildiği gibi rakiplerin fiyatları bu değişkenlerden biridir. Bu nedenle,
teşebbüslerin rakiplerinin gelecekte uygulayacakları fiyatları öğrenmesi fiyata etki eden
değişkenlerden biri hakkındaki belirsizliği azaltarak rekabetçi davranışların koordinasyonuna
yol açmaktadır. Kaldı ki rakibin gelecekteki fiyatı, teşebbüslerin fiyatlama kararlarına etki
eden değişkenlerin başında gelmektedir. Zira fiyat, mal ve hizmetlerin pazardaki
konumlandırılmasının belirlenmesinde ve tüketici tercilerinin şekillenmesinde belirleyici bir rol
oynamaktadır. Bu değişken hakkındaki belirsizliğin azalması ise rakip davranışlarının
koordinasyonuna yol açmaktadır.
Bankacılık Sektörünün Anlık Değişikliklerden Etkilenmesi Sebebiyle Rakip Bankalara
İlişkin Elde Edilen Bilgilerin Her An Güncelliğini Yitirebildiği Savunması

(317) Soruşturma kapsamında elde edilen belgeler incelendiğinde bankaların gelecekteki faiz ve
fiyat değişikliklerine ilişkin olarak birbirleri ile görüşmeler yaptıkları anlaşılmaktadır. Her ne
kadar bankacılık sektörünün pek çok parametrenin etkili olduğu dinamik bir piyasa olduğu
bilinmekte ise de, rakip bankalardan bir gün gibi kısa bir süre sonrasına ilişkin elde edilen
bilgilerin bahse konu teşebbüsler için dikkate alınamayacak güncellikte olduğu iddiasının
kabul edilemeyeceği izahtan varestedir.
Bankanın Belirtilen Tarihlerdeki Davranışlarının TCMB’nin Para Politikalarına ve
Küresel Gelişmelere Paralel ve Rasyonel Olduğu Savunması

(318) Teşebbüsler elbette ki fiyatlama kararlarını verirken küresel ve ulusal pek çok gelişme ve
düzenlemeden etkilenmektedir. Soruşturma kapsamında elde edilen delillerin bir kısmı
küresel finansal kriz dönemine ve bir kısmı ise TCMB’nin para politikasında değişiklik yaptığı
tarihlere isabet etmektedir. Öte yandan, mevcut soruşturma kapsamında elde edilen deliller,
bankaların geleceğe yönelik fiyatlama kararlarına ilişkin olarak bir koordinasyon içinde
olduklarını göstermektedir. Zira bankalar, küresel ekonomideki veya Türkiye ekonomisindeki
gelişmelere tepki verirken veya tepkilerinin büyüklüğünü ayarlarken rakiplerinin de gelecek
davranışlarına göre hareket etmekte veya tepkilerine rakipleri ile birlikte karar vermektedir
(örneğin Belge 15, 23). Bu belgeler veri iken piyasada gerçekleşen fiyatlamaların küresel
gelişmelere paralel gerçekleşmesinden hareketle rasyonel olduğu ve rekabeti
sınırlandırmadığı savunması kabul edilebilir bulunmamıştır.

(319) Buna karşın, küresel gelişmelerin ve kamu düzenlemelerinin bankaların belirtilen tarihlerdeki
davranışları üzerindeki etkisi ihlalin varlığı yönündeki tespiti değiştirmemekle birlikte idari
para cezasının belirlenmesinde dikkate alınan hususlardan birini oluşturmuştur.
J.4. Belgelerin Niteliğine İlişkin Savunmalar
Soruşturma Bildiriminde Aleyhe Olduğu İddia Edilen Belgelerin İlgili Bankada
Bulunmamış Olduğu, Şirket İçi Yazışmaların Anlaşmayı İspata Yeterli Olmadığı,
Belgelerin Taraf İradelerini Ortaya Koymaya Yeterli Olmadığı, Zira Taraf Olma
İradesinin Varlığı İçin Bu İradenin Teşebbüsün Kendi İfadeleri ile Belirtilmesi
Gerektiğine İlişkin Savunma



13-13/198-100

75/169


(320) Taraflarca sunulan ilk yazılı savunmalarda, bazı bankalar tarafından haklarında ihlal şüphesi
oluşturduğu bildirilen belgelerin başka bankalarda yapılan yerinde incelemelerde elde
edilmesi sebebiyle söz konusu banka bakımından delil olarak kullanılamayacağı ileri
sürülmektedir.

(321) Bilindiği üzere, 4054 sayılı Kanun’un 40. ve 44. maddeleri uyarınca rekabet hukukunda resen
araştırma ve resen harekete geçme ilkeleri geçerlidir. Söz konusu prensiplere ek olarak,
Kurul adına hareket eden yetkili personelin mezkûr Kanun’un 14. ve 15. maddelerinde
belirtilen yetkileri kullanmak suretiyle her türlü evrak ve bilgiyi talep edebileceği, benzer
şekilde ihlal iddiasına muhatap olan teşebbüslerin de “kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve
delili” Kurula sunma imkânına sahip olduğu öngörülmüştür. Bu çerçevede Rekabet
Kurumu’nun uyguladığı usul bakımından serbest delil sisteminin geçerli olduğu
görülmektedir.

(322) Serbest delil sisteminin geçerli olduğu hukuk alanlarında delillerin ispat gücünün
ölçülmesinde esas alınan temel kriter “delilin güvenilirliği” dir. Bu çerçevede delilin kaynağı,
diğer bir ifadeyle nereden yahut kimden elde edildiği hususu, sözü edilen kriterin
değerlendirilmesi bakımından dikkate alınacak unsurlardan birisini oluşturmaktadır. Nitekim
bilginin kaynağı ile karar mercii arasındaki vasıta sayısı arttıkça, delilin ispat gücü
azalmaktadır. Dolayısıyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca yasaklanan rekabet
ihlalleri bakımından, uzlaşmanın tarafı olan teşebbüslerden elde edilen delillerin ispat
gücünün, birinci elden elde edilmiş bir delil olmaları sebebiyle son derece yüksek olduğu
kabul edilmektedir. Öyle ki sözü edilen deliller rakipler arasında gerçekleştirilen rekabeti
sınırlayıcı nitelikteki iletişimlerin bizatihi tarafı olan teşebbüsler tarafından düzenlenen yazılı
veya sözlü belgeleri içermesi sebebiyle birincil delil olarak dahi nitelendirilebilmektedir.

(323) İhlale taraf olan teşebbüslerde yapılan incelemelerde yahut sözü edilen teşebbüsler adına
beyanda bulunan kişilerin ifadeleri vasıtasıyla elde edilen delillerin ispat gücünün yüksek
olduğu belirtilmekle birlikte, Rekabet Kurulu kararlarında57 da belirtildiği üzere ihlal taraflarının
tamamından delil elde edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. İhlale taraf olan
teşebbüslerden biri tarafından oluşturulan bir belgenin, kim tarafından düzenlendiği dikkate
alınmaksızın delil olarak kullanılabileceğinin vurgulanması gerekmektedir. Nitekim Kurulun
17.06.1999 tarih ve 99-30/276-166(a) sayılı kararında belirttiği üzere delilin ispat gücü
bakımından dikkate alınacak olan husus, belgenin kime ait olduğu ya da nerede elde edildiği
değil, içerik itibarıyla ne ifade ettiğidir.

(324) Sözü edilen hususa ek olarak; her bir teşebbüsten ihlale ilişkin delil elde edilmesinin zorunlu
olduğu yönündeki bir kabulün, Rekabet Kurulu’nun 01.02.2002 tarih ve 02-06/51-24 sayılı
kararında da ifade edildiği üzere, delilleri yok etmede en başarılı olan teşebbüslerin
ödüllendirilmesine yol açacağı açıktır. Dolayısıyla rekabeti sınırlayıcı bir uzlaşmaya dahil
olan teşebbüslerden biri tarafından oluşturulan ve diğer teşebbüslerin de ihlale iştirak ettiğini
kayda alan belgeler, bahse konu teşebbüslerin tamamı hakkında ispat vasıtası olarak kabul
edilmektedir. Bu çerçevede bahse konu savunma kabul edilmemiştir.
Teşebbüsler Arasında Rekabete Aykırı Bir Anlaşmanın İspatlanabilmesi için Eldeki
Delillerin Şüpheye Yer Bırakmayacak Açıklıkta Olması Gerektiği, Oysa Soruşturma
Raporu’nda Söz Konusu İspat Standardının Sağlanamadığı Savunması

(325) Savunmalarda belirtilen, ihlalin “şüpheye yer bırakmayacak şekilde” ispatlanması gerektiği
iddiası yerinde bir yaklaşım değildir. Nitekim ceza hukuku dahil hukukun herhangi bir
alanında hukuka aykırı bir fiilin hiçbir şüpheye yer bırakmaksızın ispat edilmesi mümkün


57 Örneğin bkz. Rekabet Kurulu’nun 01.02.2002 tarih ve 02-06/51-24 sayılı, 08.02.2002 tarih ve 02-07/57-26 sayılı,
30.05.2006 tarih ve 06-37/477-129 sayılı, 19.01.2007 tarih ve 07-07/43-12 sayılı, 23.12.2010 tarih ve 10-80/1687-640 sayılı
kararları.



13-13/198-100

76/169


değildir58. Dolayısıyla en yüksek ispat standardının geçerli olduğu ceza hukukunda dahi ilke,
“makul şüphenin ötesinde ispat” eşiğinin karşılanmasıdır.

(326) Belirtilen hususa ek olarak, ceza hukukundaki ispat standardının rekabet hukukunda
benimsenmesi durumunda da, rekabet hukuku bakımından uygulanabilir bir standart tespiti
yapılmamış olacağı açıktır. Nitekim yüksek bir ispat standardının kabulü, bu standardı
sağlayabilecek düzeyde yüksek ispat gücünü haiz delillerin varlığını zorunlu kılmaktadır.
Diğer bir ifadeyle ceza hukuku ispat standardının karşılanabilmesi; ancak kriminal sistemin
öngördüğü arama, el koyma, iletişimin dinlenmesi, ifade alma, sorgu, yemin altında tanık
dinleme, adli tıp ve adli bilişim araçlarını kullanma, gizli soruşturmacı kullanma, teknik
araçlarla izleme gibi son derece geniş delil elde etme yöntemlerini kullanma yetkisine sahip
otoriteler bakımından mümkündür. Dolayısıyla idari bir otorite olan ve idari usuller
çerçevesinde delil elde eden Rekabet Kurumunun ceza hukukuna ilişkin ispat standardını
sağlayacak düzeydeki delilleri temin etmesini beklemenin gerçekçi olmayacağı açıktır.
Nitekim Kurum ile aynı hukuki rejime tabi olan AB Komisyonu’nun kararlarında da ceza
hukuku standardının kabul edilmesi yönünde bir tercih yapılmamakta ve hâkimi ikna edecek
düzeyde deliller yeterli görülmektedir.

(327) Savunmaya ilişkin belirtilmesi gereken bir başka husus, rekabet ihlallerinin ispatında
kullanılan delillerin tamamının ispat kabiliyeti yüksek nitelikte olmasının beklenemeyeceğidir.
Zira rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar doğası gereği gizlilik içerisinde kurulmakta ve icra
edilmektedir. Dolayısıyla, kriminal sistemin geniş delil elde etme yöntemlerinin kullanılabildiği
ABD gibi hukuk sistemlerinde dahi delillerin her birinin eşit ve en yüksek düzeyde ispat
gücünü haiz olması aranmamaktadır. Bu itibarla delillerin bir araya getirilmesi sonucunda
gerekli ispat eşiği sağlandığı müddetçe, ihlalin ortaya konmasında muhtelif ispat kabiliyetini
haiz delillerin ve karinelerin de kullanılabileceği kabul edilmektedir.

(328) Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında mevcut soruşturma incelendiğinde, elde edilen
delillerin bir bölümünün bankalar arasında fiyat tespiti konusunda bir centilmenlik anlaşması
yapıldığını açıkça ifade eden, bu itibarla birincil delil olarak kabul edilecek nitelikte olduğu
görülmektedir. Bununla birlikte diğer deliller, tek başına aynı ispat gücüne sahip olmamakla
birlikte, bir araya getirildiğinde uzlaşmanın kapsadığı hizmet türleri, tarafları ve hangi
tarihlerde uygulanmasının öngörüldüğü hususunu ikna edici düzeyde ve tutarlı bir şekilde
ortaya koymaktadır. Dolayısıyla söz konusu deliller bütününün ihlalin ispatı için gerekli olan
ispat standardını karşıladığı düşünüldüğünden bahse konu savunma yerinde görülmemiştir.

Rakipler Arasındaki Her Türlü İletişimin İhlal Olarak Değerlendirildiği, Gerçekte Bir
Anlaşmanın Var Olup Olmadığı Yahut Rekabetin Sınırlanıp Sınırlanmadığının
İncelenmediği Savunması

(329) Gerek Rekabet Kurulu’nun önceki kararlarında gerekse mevcut soruşturmada rakipler
arasında gerçekleştirilen her türlü iletişim rekabet ihlali olarak değerlendirilmemekte, iletişimin
konusu ve tarafları incelenerek rekabeti sınırlayıcı nitelikte olup olmadığı dikkate
alınmaktadır. Öte yandan geleceğe yönelik fiyata ilişkin rakipler arasında gerçekleştirilen
iletişimlerin rekabet üzerinde olumlu etki yaratması ihtimali bulunmadığı kabul edilmektedir.

(330) Elde edilen belgeler incelendiğinde, incelemeye konu 12 banka arasında, bankacılık
hizmetlerinin tamamı bakımından geleceğe yönelik faiz oranlarının, ücretlerin ve
komisyonların tespitine yönelik bir uzlaşmanın kurulduğu, söz konusu uzlaşmanın
unsurlarının ve taraflarının belirlenmesi ile uygulamaya konulması amacıyla teşebbüsler
arasında çok sayıda iletişimin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira teşebbüslerin aralarında
“centilmenlik anlaşması” akdettikleri hususu ve anlaşmanın detayları, bizatihi teşebbüslerden
alınan belgelerde açıkça belirtilmektedir. Öte yandan, ihlalin ispatı için zorunlu olmamakla
birlikte uzlaşmanın piyasadaki etkilerini tespit amacıyla bankaların fiyat hareketleri de belge


58 Kunter, Yenisey, Nuhoğlu (2010), Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Bası, Beta Yayınları,
İstanbul, s.1335.



13-13/198-100

77/169


bazında incelenmiştir. Bu çerçevede söz konusu savunmanın kabulü mümkün
görünmemektedir.
J.5. Teşebbüs Özelindeki Savunmalar
J.5.1. AKBANK Tarafından Yapılan Savunmalar
Bankacılık Sektöründe Bir İhlalin Varlığının Baştan Varsayıldığı ve Bu Varsayım
Doğrultusunda, Her Belgenin, İhlal İddiasını Desteklemek Amacıyla Subjektif Olarak
Yorumlandığı, Hiçbir Belgenin Arka Planının Araştırılmadığı ve Lehe Olan Unsurların
Dikkate Alınmadığı Savunması

(331) Soruşturma sürecinde elde edilen tüm belgeler ayrıntılı bir biçimde incelenmiş, her bir belge
bakımından ayrıntılı analizler yapılmış ve tüm lehe ve aleyhe hususlar değerlendirilmiştir. Bu
itibarla ihlalin var olduğu yönünde bir önyargıyla değerlendirme yapıldığı savunması yerinde
bulunmammıştır.
Tek Taraflı Beyanların Anlaşma Delili Olarak Kullanılabilmesi için En Azından Diğer
Teşebbüsün O Beyana Uygun Davranarak Örtülü Kabulde Bulunması Gerektiği
Savunması

(332) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca yasaklanan rekabet ihlalleri bakımından,
uzlaşmanın tarafı olan teşebbüslerden elde edilen delillerin ispat gücünün, birinci elden elde
edilmiş bir delil olmaları sebebiyle son derece yüksek olduğu kabul edilmekte ve sözü edilen
deliller rekabeti sınırlayıcı nitelikteki iletişimlerin bizatihi tarafı olan teşebbüsler tarafından
düzenlenen yazılı veya sözlü belgeleri içermesi sebebiyle ispat kabiliyeti yüksek delil olarak
dahi nitelendirilebilmektedir. Nitekim uzlaşmaya taraf olan diğer teşebbüslerden elde edilen
belgelerde, AKBANK’ın rakipleriyle geleceğe yönelik fiyat değişiklikleri hususunda
görüşmeler yaptığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu belgeler tespit edilmişken, ayrıca
ilgili bankanın rakipleriyle paralel davranışta bulunup bulunmadığının incelenmesine gerek
olmadığı değerlendirilmiştir.

(333) Belirtilen hususa ek olarak, bizzat AKBANK’ın kendisinden alınan 2 belge dahil olmak üzere
soruşturmaya esas teşkil eden belgelerden önemli bir bölümünün AKBANK ile ilişkisi
bulunduğu somut tespitler ile ortaya konulmuştur. Nitekim Belge 2’de görüldüğü üzere söz
konusu belgelerden bazıları, taraflar arasında fiyat tespitine ilişkin yapılmış olan ve
“centilmenlik anlaşması” olarak nitelendirilen uzlaşmayı konusu, kapsamı, tarafları dahil
olmak üzere bütün unsurları ile açıklamakta, bu itibarla birincil delil niteliği taşımaktadır. Yine
Belge 2’de yer alan ve AKBANK bakımından kullanılan “centilmenlik anlaşması yapılan
bankalardan biri” tanımlaması ile Belge 4’te yer alan “AKBANK ile GARANTİ’nin anlaşmaya
uymasını beklemekle beraber (…)” ifadesi karşısında, AKBANK’ın centilmenlik anlaşmasına
taraf olduğu hususunun tereddütsüz olarak ispat edildiği aşikardır.
Belge 1’e İlişkin Olarak Banka Uygulamasında, Faiz Değişiklik Tarihinden Bir Gün
Önce, Değişikliklerin E-Posta İle Şubeler, Bölgeler ve Diğer İlgili Genel Müdürlük
Ekipleri ile Paylaşıldığı, Nitekim 21.08.2007 Tarihli Akbank Saha Duyurusuna
Bakıldığında, Akbank'ın Bu Konuya İlişkin, Faiz Değişikliği ile İlgili Bilgiyi, Sahası ile
Paylaştığının Açıkça Gözüktüğü Savunması

(334) Banka tarafından yapılan savunmada GARANTİ’nin AKBANK’ın faiz değişikliğini şube vb.
kanallardan öğrenebileceği, zira AKBANK’ın bir gün önce şubelerini faiz değişikliği ile ilgili
olarak bilgilendirdiği ifade edilmekte ve buna ilişkin bir e-posta örneği sunulmaktadır. Ancak
savunma ekinde sunulan e-postanın 21.08.2007 tarihinde saat 17.51 de gönderildiği
görülmektedir. Buna karşın GARANTİ üst yönetimi arasında yapılan yazışmaların
gerçekleştiği saat ise 14.36’dır. Dolayısıyla GARANTİ üst yönetiminin bahse konu bilgiyi
henüz şubelere duyurulmadan önce AKBANK Genel Müdürlüğünden öğrendiği anlaşılmıştır.





13-13/198-100

78/169


Belge 1’e İlişkin Olarak Bankaların Özellikle Konut Kredisi Gibi Büyük Montanlı
Kredilerde Piyasadan Sürekli Bilgi Topladığı, Ayrıca Oligopolistik Pazarlarda Piyasa
Oyuncularının Birbirinden Tamamen Farklı Davranmasının Beklenemeyeceği
Savunması

(335) Rakip teşebbüslerin piyasadan bilgi toplamaları ve karar alma süreçlerinde bu bilgiyi
kullanmaları rasyonel bir davranış olarak kabul edilmekte ve rekabet hukuku mevzuatı
kapsamında yasaklanmamakta, hatta, bilgi asimetrisinin azaltılması yönüyle
desteklenmektedir. Ancak, rakiplerin geleceğe ilişkin stratejilerine yönelik bilgilerin edinilmesi
ve paylaşılması, gelecekteki belirsizliğin azaltılması suretiyle rekabetçi davranışların
koordinasyonuna yol açtığından 4054 sayılı Kanun kapsamında yasaklanmaktadır. Anılan
belgede de; AKBANK’ın piyasaya henüz duyurulmamış bir faiz değişikliğinin GARANTİ
tarafından öğrenilmesi söz konusudur. Anılan değişikliğin AKBANK şubelerine bildirildiği tarih
ve saat incelendiğinde de, belirtilen bilginin şubelere duyurulmadan önce GARANTİ ile
paylaşıldığı anlaşılmaktadır.
Belge 1’e İlişkin Olarak İki Bankanın Fiyatlama Stratejilerinde Bir Paralellik Olmadığı
Savunması

(336) Anılan savunmada, GARANTİ’nin 3-240 ay vadelerde tek bir konut kredisi faiz oranı
uygulamaktayken, AKBANK’ın farklı vadeler için kademeli artan bir konut kredisi faiz oranı
uyguladığı, AKBANK’ın %0,99; %1,29; %1,34 oranlarını 28.05.2007 tarihinde ilan edip
yürürlüğe koymuşken, GARANTİ’nin 07.08.2007 tarihinde ilan ettiği ve 08.08.2007 tarihinde
yürürlüğe koyduğu belirtilmiştir. Buna karşılık, AKBANK’ın Mayıs ayından sonra fiyat artışını
22.08.2007 tarihinde gerçekleştirdiği; dolayısıyla GARANTİ'nin faiz artışının AKBANK'tan 70
gün sonra, AKBANK'ın tekrar faiz artırışının ise GARANTİ'den 15 gün sonra olduğu ifade
edilmiştir. Dolayısıyla konut kredisi faiz oranlarında iki bankanın koordinasyon içinde
olduğunun belirtilemeyeceği ileri sürülmektedir.

(337) GARANTİ’nin, AKBANK’ın faiz oranı politikasına dair bilgi sahibi olmasının ardından faiz
oranlarında bir değişikliğe gitmemesi, Belge 1’in rekabet hukuku incelemesi açısından
önemini azaltmamaktadır. Zira 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin uygulanması bakımından
önem taşıyan husus GARANTİ’nin AKBANK’a ait bir fiyat bilgisini henüz kamuya ilan
edilmeden önce öğrenmesidir. AB içtihadında ve Kurul kararlarında benimsenen yaklaşıma
göre, rakibe ait geleceğe yönelik fiyat bilgisi gibi rekabet açısından son derece stratejik bir
veriyi öğrenen teşebbüsün, belirtilen bilgiyi kend i fiyat politikalarını belirlerken dikkate
almaması mümkün değildir. Bu çerçevede GARANTİ yönetiminin rakibe ait bu bilgiyi
öğrenmesinin ardından yapacağı faiz oranı değişikliğinden vazgeçmiş ya da bu değişikliği
ötelemiş olma ihtimali bulunmaktadır. AKBANK’ın soruşturmaya taraf olan diğer 11
teşebbüsle birlikte rekabeti sınırlama amacıyla bir fiyat tespiti uzlaşması gerçekleştirdiği
hususunun yazılı belgelerle ispatlandığı dikkate alındığında, Kanun’un 4. maddesinde yer
verilen hüküm uyarınca, uzlaşmanın pazardaki etkisinin gösterilmesinin ihlalin ispatı
bakımından zorunluluk taşımadığı da ortadadır. Bu itibarla belirtilen savunma kabul
edilmemiştir.
AKBANK’ın Belge 2’ye Konu İthamla İlgili Olarak Bağımsız Karar Alarak Diğer
Bankalardan Farklı Davrandığı, AKBANK’ın Rakipleri İle Bilgi Alışverişinde
Bulunmadığı, Belgede Bahse Konu Faiz Bilgisinin AKBANK'ın Müşterisi Aracılığı ile
Elde Edildiği, AKBANK’ın İleri Sürülen İhlalin Hiçbir Zaman Üyesi Olmadığı Savunması

(338) Savunmanın yöneltildiği Belge 2, bizzat belgede bahsi geçen centilmenlik anlaşmasının
taraflarından biri olan YKB’de yapılan yerinde incelemede elde edilmiş olup, YKB’nin bir üst
düzey yöneticisinin ifadelerini içermektedir. Bu ifadeler incelendiğinde AKBANK’ın adının
centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan biri olarak açıkça zikredildiği ve uzlaşmanın ortak
müşteriler kanalıyla denetlenmesi sonucu AKBANK’ın uzlaşmaya aykırı davrandığının tespit
edildiği ve üst yönetime bildirildiği görülmektedir. İddia edilen anlaşmanın tarafı olan bir



13-13/198-100

79/169


teşebbüsten elde edilmiş olan bu açıklıkta bir belge karşısında AKBANK’ın centilmenlik
anlaşmasının tarafı olmadığı yönünde bir savunmanın kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.

(339) YKB’nin, AKBANK’ın uyguladığı %18,75 düzeyindeki faiz oranını müşterisi vasıtasıyla
öğrendiği bilgisi ise belgeden açıkça anlaşılmakta olup, taraf olan bankaların centilmenlik
anlaşmasına uygun hareket edip etmediğinin takibinin yerine getirilmesi bakımından önem
taşımaktadır. Nitekim YKB de bu vesileyle centilmenlik anlaşmasının tarafı olan AKBANK’ın
anlaşmaya uygun hareket etmediğini ve belirlenen mevduat faiz oranı üst limitini aşan bir
oran ile mevduat kabul ettiğini öğrenmiş olup, belgede belirtilen durum şikâyet edilmektedir.
Bir başka deyişle, anlaşmanın varlığı belgede yer alan ifadeler ile ortaya konmuş ve
müşterilerden şube kanalıyla elde edilen bilginin ise YKB tarafından anlaşmaya
uyulmamasının göstergesi olarak algılanmasına ayrıca vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla ihlal
iddiası AKBANK’ın anlaşmadan caydığı bilgisinin edinilme yöntemine değil, belgede yer alan
açık ifadelere ve müşteriden edinilen bu bilginin YKB tarafından ne şekilde algılandığına
dayandırılmıştır.
Belge 2’nin Değerlendirmesi Yapılırken Mevduat ve Para Piyasalarında Görülen
Dönemsel Etkilerin Göz Ardı Edildiği Savunması

(340) Savunmada, müşterilerin ve bankaların yıllardır süren davranış motiflerinin dikkate
alınmadığı, oysa bankaların üçer aylık dönemler halinde mali tablolarını yayınladıkları, bu
nedenle bilançoya yakın dönemlerde rekabetin arttığı ve mevduat faizlerinin normalin
üzerinde yükselmesine neden olabildiği ve bilanço tarihlerini izleyen tarihlerde bu hareketin
yerini düşüşe bıraktığı, bilanço etkisi olarak nitelendirilen bu durumun incelenen dönem
dışındaki diğer bilanço dönemleri bakımından da geçerli olacağı ileri sürülmüştür.

(341) Bilanço etkisine yönelik söz konusu savunma, yöneldiği iddianın herhangi bir belgeye
dayanmaksızın salt teşebbüslerin piyasadaki paralel davranışları çerçevesinde ortaya
konmuş olması halinde kuşkusuz önem arz edecektir. Oysa, fiyat tespitine ilişkin ihlal,
anlaşmanın taraflarından elde edilen yazılı belgelerle ortaya konulmuştur. Nitekim söz
konusu uzlaşma Belge 2’de “centilmenlik anlaşması” ifadesiyle açıkça dile getirilmiştir. Bu
belgenin delil niteliği karşısında, bilanço etkisine yönelik olarak yapılmış olan savunmanın
iddianın aksini ispatlamaktan uzak olduğu anlaşılmaktadır.

(342) Bir an için salt bilanço etkisinin durumu izah etmeye yeterli olduğu kabul edildiğinde dahi, bu
kez, bilanço dönemi sona erdikten sonra AKBANK’ın neden %18,75 ve üzerindeki
düzeylerde faiz oranlarını uygulamaya devam ettiği ve diğer bankaların bilanço dönemi sona
ermeden önce bu düzeyde faiz oranlarını uygulamaktan hangi sebeple vazgeçtikleri soruları
yanıtsız kalmaktadır.

(343) Bu çerçevede bilanço etkisine yönelik olarak yapılan savunmaya itibar etmek mümkün
değildir. Keza AKBANK, diğer bilanço dönemleri için benzer bir analiz yapılsa da benzer
sonuçlara ulaşılacağını iddia etmekle birlikte kendi uyguladığı faiz oranlarının her bilanço
döneminde bu etkiyi gösterecek bir seyir izlediğine dair de herhangi bir bilgi ya da belge
sunmamıştır.
Belge 2’ye İlişkin Olarak AKBANK’ın İncelenen Dönemde %18,75’in Üzerinde Faiz
Oranı Uyguladığı, Bunların İstisna Kabul Edilemeyeceği Savunması

(344) AKBANK’ın 3.09.2007-26.09.2007 döneminde açılan 28-31 gün ve 32-60 gün vadeli toplam
1980 adet hesabın 1660 adedine, 27.09.2007-05.10.2007 döneminde açılan 28-31 gün ve
32-60 gün vadeli toplam 1188 adet hesabın ise 923 adedine %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uyguladığı, bu dönemlerde açılan 500.000 TL ve üzeri tutarlı hesaplar içerisinde %18,75 ve
üzerinde faiz oranı uygulanan hesapların, dönemler itibarıyla bu hesapların sırasıyla %84’ünü
ve %78’ini teşkil ettiği, 08.10.2007 tarihi itibarıyla ise her iki vade dilimi için de AKBANK’ın
faiz oranlarını %18,50 olarak belirlemeye başladığı ve bu tarihten sonra %18,75 ve üzerinde
faiz oranı uygulamadığı bilgileri üzerine bahsedilen bu oranların istisnai olarak
değerlendirilemeyeceği ileri sürülmüştür.



13-13/198-100

80/169


(345) Belgeye ilişkin analizlerde gösterildiği üzere, AKBANK Eylül ayının dördüncü haftası ile Ekim
ayının ilk haftasında %18,75 ve üzerinde faiz oranı ile mevduat kabul etmeye devam etmiş ve
Ekim ayının ikinci haftası itibarıyla bu uygulamasına istisnai birkaç işlem haricinde son
vermiştir.

(346) Teşebbüsler arasındaki rekabeti sınırlayıcı uzlaşmaların ispatı bakımından rekabeti sınırlayıcı
bir uzlaşmaya dahil olan teşebbüslerden biri tarafından oluşturulan ve diğer teşebbüslerin de
ihlale iştirak ettiğini kayda alan belgeler, bahse konu teşebbüslerin tamamı hakkında ispat
vasıtası olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede centilmenlik anlaşması içinde bulunduğunu
belirten YKB’de bulunan ve centilmenlik anlaşması içinde bulunulan taraflardan birinin
AKBANK olduğunu açıkça belirten Belge 2’nin ispat gücü karşısında AKBANK’ın söz konusu
anlaşmaya taraf olmadığı yönünde bir savunmanın kabulü mümkün değildir. Bununla birlikte,
savunmada yinelenen uygulamaya ilişkin hususlar AKBANK’ın anlaşmadan saptığını ve/veya
anlaşmayı ancak iki hafta sonra uygulamaya başladığını göstermektedir. Nitekim AKBANK’ın
centilmenlik anlaşmasına uygun hareket etmediği hususu Belge 2’nin tam da özünü teşkil
etmektedir. Bu itibarla, rakipler arasında rekabeti kısıtlayıcı amaçla bir uzlaşma kurulduğunun
yazılı belgelerle ispat edilmiş olması karşısında savunmada belirtilen hususların kabulü
mümkün değildir.
Belge 2 Bakımından, AKBANK’ın Uyguladığı Faiz Oranının Yıllar Boyunca Hazine
Bonosu Faiz Oranlarına TCMB Ortalama Fonlama Maliyetine Paralel ve Genelde Bu
Gösterge Faizlerin Üzerinde Seyrettiği, Bu Durumdan Bankanın Karlılığının Olumsuz
Etkilendiği, Bir Anlaşma İçinde Olunsaydı Bu Durumun Aksinin Olması Gerekeceği
Savunması

(347) Taraflarca ileri sürülen ekonomik ve rasyonel gerekçeler ancak teşebbüsler arasında rekabeti
sınırlayıcı bir uzlaşma kurulduğunun salt ekonomik delillerle, diğer bir ifadeyle teşebbüslerin
pazardaki fiyat hareketleri ve pazarın yapısal özellikleriyle ispat edilmeye çalışıldığı hallerde
dikkate alınabilecektir. Öte yandan, mevcut soruşturmada olduğu gibi, teşebbüsler arasında
geleceğe yönelik fiyat tespiti hususunda centilmenlik anlaşmaları yapıldığı, fiyat stratejilerini
koordine etmek üzere görüşmelerde bulunulduğu ve yapılan uzlaşmanın müşteriler kanalıyla
denetlendiği hususunda çok sayıda iletişim belgesinin tespit edildiği hallerde, yapılan
ekonomik açıklamaların ihlal iddiasının ispatı bakımından önem arz etmeyeceği izahtan
varestedir.
Belge 3’te, Toplantı Konularının Açıkça Belirtildiği, Belge 3 ve 4’ün Bir Arada
Değerlendirilmesi Sonucunda Bile Teşebbüslerin Rekabete Aykırı Bir Davranış
İçerisinde Olduklarına Dair Bir Kanıtın Olmadığı Savunması

(348) Savunmada, Belge 3’te açıkça toplantıda görüşülecek konuların artan maliyet baskısı,
düzenleyici kurumların bazı işkollarına bakışı ve küresel gelişmeler olmak üzere açıkça
ortaya konduğu, dünyada küresel krizin yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin dört büyük
bankasının genel müdürlerinin bir araya gelerek gelişmeleri tartışmak istemesinin son derece
doğal olduğu, belgenin kendi başına değerlendirilmesi durumunda bu toplantı nedeniyle
rekabete aykırı herhangi bir sonucun ortaya çıktığının düşünülemeyeceği, Belge 3’ün ve
Belge 4’ün bir arada değerlendirilmesi halinde dahi teşebbüslerin rekabete aykırı
davrandığına dair bir kanıt bulunamadığı belirtilmiştir.

(349) Kuşkusuz ki rakip teşebbüslerin temsilcilerinin bir araya gelmeleri tek başına rekabeti ihlal
ettiklerini göstermemektedir. Böyle bir toplantının yapıldığına dair bir belge ancak diğer
delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanacak ve rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmanın
varlığına delil teşkil edebilecektir. Nitekim Belge 3 ve Belge 4 bir arada değerlendirilmiş,
anlaşmanın varlığına dair kanaat teşebbüslerin ilgili dönemdeki davranışları ile de
desteklenmiştir. Zira 3 ve 4 numaralı belgeler fiyat tespiti uzlaşmasının ortak planını somut
olarak ortaya koymakta; ortak planın uygulanması amacıyla GARANTİ’nin teklifi üzerine
mevduat hizmetlerine uygulanacak azami oranın %20 olarak belirlendiği, yapılan
mutabakatın hangi tarihten itibaren uygulamaya konulduğu, soruşturmaya konu bankalardan



13-13/198-100

81/169


yedisinin uzlaşmaya taraf olan teşebbüsler arasında yer aldığı ve uzlaşmaya uyulup
uyulmadığının ortak müşteriler kanalıyla denetlendiği hususları, diğer bir ifadeyle “uzlaşmanın
unsurları” hakkında bilgiler içermektedir. Anlaşmaya taraf iki teşebbüsten ayrı ayrı elde edilen
bu belgelerin kronolojisi, içeriği ve dahi anlaşmanın varlığının teşebbüslerin piyasadaki
davranışlarıyla da gösterilmiş olması karşısında uzlaşmanın ispatı için ilave başka bir delile
ihtiyaç duyulmamaktadır.
Belge 4’te Açıkça AKBANK'ın Bu Fiyatlamanın Dışında Davrandığının Belirtildiği,
Belgeyi Hazırlayan Kişi Tarafından AKBANK'ın Uzlaşmanın İçinde Olup Olmadığının
Bilinmediği Savunması

(350) Belge 4’te yazılanların doğru olduğu varsayımında dahi, belgede açıkça AKBANK'ın bu
fiyatlamanın dışında davrandığının belirtildiği, belgeyi hazırlayan kişi tarafından AKBANK'ın
uzlaşmanın içinde olup olmadığının bilinmediği, rekabete aykırı herhangi bir hususun
konuşulmadığı bir toplantıya AKBANK Genel Müdürü’nün iştirak etmiş olmasının AKBANK’ın
bir uzlaşmaya taraf olduğunu göstermeyeceği, bankalar arasında belgede yazıldığı üzere bir
birliktelik olsa dahi uyguladığı faiz oranları dikkate alındığında AKBANK’ın bu uzlaşmaya taraf
olmadığının anlaşıldığı ileri sürülmüştür.

(351) AKBANK’ın incelenen dönemdeki fiyatlama davranışı şu şekilde gerçekleşmiştir: AKBANK
16.06.2008 ile 03.07.2008 tarihleri arasında %20’nin üzerinde faiz oranıyla toplam 929 adet
mevduat kabul etmiş, 04.07.2008 Cuma günü (Belge 4’ün düzenlendiği tarih) %20’nin
üzerinde faiz oranıyla kabul edilen mevduat sayısını 6’ya düşürmüş ve bankalar arası
mutabakatın sağlandığı 04.07.2008 tarihinden Ağustos ayının sonuna kadar olan dönemde
ise sadece 8 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı vermiştir. AKBANK’ın %20,60 faiz
oranı uygulamasının belgeyi düzenleyen YKB yöneticisi tarafından “geçiş günü olması
sebebiyle” iletişimdeki bir aksama ile açıklanması ve AKBANK’ın belge tarihi itibarıyla söz
konusu uygulamayı sonlandırması dikkate alındığında, AKBANK’ın tarafı olduğu uzlaşmayı
aynı zamanda fiyat politikasına da yansıttığı görülmektedir.
Belge 5 Bakımından GARANTİ’nin AKBANK’ın Geleceğe Yönelik Hareketiyle İlgili
Hiçbir Bilgisinin Olmadığı ve Taraflar Arasında Uzlaşma Kurulmadığının Belgedeki
İfadelerle Sabit Olduğu Savunması

(352) Belgenin lafzı incelendiğinde, AKBANK’ın GARANTİ’yi arayarak ihracat kredi faizlerini birlikte
arttırma teklifi yaptığı anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle AKBANK GARANTİ’ye fiyat tespiti
konusunda Kanun’un 4. maddesine aykırı bir anlaşma yapma teklifinde bulunmuştur.
GARANTİ ise bu teklifi rekabet kurallarına aykırı olduğu için değil, anlaşmadan yeterli kazanç
sağlayamayacağı için reddetmiştir. Nitekim GMY (…..)’in ilgili birim müdürlüğünden söz
konusu teklifi değerlendirmelerini istediği, yaklaşık 10 gün sonra uzlaşma yapmaya “değecek
sayıda ve düşüklükte” kredi olmaması sebebiyle olumsuz cevap verildiğini ilettiği
görülmektedir. Bu noktada, soruşturma raporunun tamamında benimsenen bütüncül
yaklaşıma kısaca değinilmesinde fayda görülmektedir. Teşebbüslerin tek bir uzlaşmanın
tarafı olduğunun gösterilmesinin ardından soruşturmaya esas teşkil eden delillerin her birinin
ihlalin tüm unsurlarını içermesi gerekmediği gibi, teşebbüsler hakkındaki diğer belgelerde her
bir teşebbüs hakkında ihlal iradesini gösteren bir bilgi yahut beyanın yer alması da
gerekmemektedir. Bu sebeple, her ne kadar uygulamaya geçirilmiş bir mutabakat bulunmasa
dahi AKBANK ve GARANTİ GMY’leri arasında gerçekleşen iletişimin, Belge 1, 2, 3, ve 4 ile
çerçeve anlaşması ortaya konulmuş olan uzlaşma kapsamında yapılan bir görüşme olduğu
anlaşılmaktadır.
“Rekabet” İfadesinin Aynı Ölçekli Rakip Bankalar Olarak Algılandığı, Ancak Rekabet
Kavramının Bu Anlamın Yanı Sıra Aslında Sektörü ve Sektöre Yön Veren Bankaları da
Kapsayabileceği Dolayısıyla 6 Numaralı Belgenin Değerlendirilmesinde Beş Bankanın
Seçilmiş Olmasının Odaklanılan Grubu Daralttığı Savunması

(353) “Rekabet” ifadesi değerlendirilirken, Belge 6’nın elde edildiği banka olan GARANTİ’de
bulunan diğer belgeler incelenmiş ve sözü edilen bankanın “rekabet” kavramı içerisine hangi



13-13/198-100

82/169


bankaları değerlendirdiği araştırılmıştır. Bu kapsamda GARANTİ’de yapılan yerinde
incelemelerde elde edilen bir diğer belge esas alınmış ve o belgede “rekabet” kelimesi altında
sıralanan bankalar belgede ifade edilen mutabakattan sorumlu tutulmuştur.
Belge 6’ya İlişkin Tabloda Yer Alan Beş Bankanın Fiyat Artışlarının 10.10.2008-
4.11.2008 Arasında Farklı Tarihlerde Gerçekleşmiş Olduğu, Bu Bankaların Faiz
Oranlarını İki Gün İçinde Arttırdıklarını İddia Etmenin Mümkün Olmadığı, Ayrıca Artış
Oranlarının da Birbirinden Farklılaştığı, Bankalar Arası Ortak Bir Karar Olması
Durumunda Bankaların Faiz Oranlarının Aynı Rakamlarda Yığılmasının Bekleneceği
Savunması

(354) Anılan tablodaki faiz oranı artış tarihlerine bakıldığında beş bankanın da 23-24.10.2008
tarihlerinde faiz değişikliğine gittikleri anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, savunmada iddia
edilen hususun bir an için doğru olduğu kabul edilse dahi; birbirine rakip teşebbüslerin bir
araya gelerek aldıkları kararların yahut tartışılan hususların görüşme sonrasında uygulamaya
geçirilmemesinin, söz konusu toplantının ihlal amacını taşımayan bir toplantı olduğunun delili
sayılacağı şeklindeki yorumun, 4054 sayılı Kanun’un ne lafzı ne de ruhuyla örtüşeceği
aşikardır. Anılan belgede açıkça, “rekabet” olarak nitelenen bankalarla faiz oranlarının
arttırılması hususunda anlaşıldığı belirtilmektedir. Belirtilen nitelikte yazılı bir belgenin varlığı
karşısında anlaşmanın piyasada etki gösterip göstermediği, faiz oranlarının aynı miktarda
arttırılıp arttırılmadığı ihlal tespiti bakımından önemini yitirmektedir.
Belge 6’ya Yönelik Olarak Piyasa Yapıcı Büyük Banka Olduğu İddia Edilen 4 Büyük
Bankanın Dahi Kullandırdıkları Tüketici Kredilerinin %(…..)'sının İlan Edilen Fiyatlardan
Farklı Oranlarda Kullandırıldığı; İlan Edilen Faiz Oranlarındaki Uzlaşmanın Rekabeti
Sınırlayıcı Olduğu ve Etkilerinin Pazarda Görüldüğü İddiasının Dayanaktan Yoksun
Olduğu Savunması

(355) Mevduat faizleri bakımından bankaların ilan ettikleri ve TCMB’ye bildirdikleri faiz oranları ile
fiilen uyguladıkları faiz oranları arasında önemli sayılabilecek marj ve süre farklılıkları
bulunmaktadır. Bazı bankalar mevduat faizlerini, bankacılık hizmetleri açısından uzun
sayılabilecek bir süre (kimi hallerde birkaç yıl) boyunca değiştirmemişler, buna karşın
uygulanan faiz oranlarını daha sık bir şekilde güncellemişlerdir. Kredi hizmetlerinde ise ilan
edilen faiz oranlarının büyük oranda güncel rakamları yansıtmakta olduğu görülmüştür. Bu
çerçevede, mevduat hizmetlerine ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerde uygulanan faiz
oranları; kredi hizmetlerinde ise ilan edilen faiz oranları baz alınmıştır. Öte yandan, kredi
hizmetlerinde uygulanan faiz oranlarına da uygun olduğu ölçüde yer verilmekle birlikte,
yukarıda değinildiği üzere, bu oranlar ihlalin varlığını ispat etmede değil, ihlalin piyasadaki
muhtemel etkilerini incelemede kullanılmıştır.
Belge 6’ya Yönelik Olarak 2008 Yılı Ekonomik Krizi Sebebiyle Bankaların Maliyetlerinin
Arttığı ve Ekim 2008’de Kredi Fiyatlamalarında Kademeli Artışa Gittikleri, Fiyat
Artışının Ekonomik Gerekçelerden Kaynaklandığı Savunması

(356) Teşebbüsler arasında rekabeti sınırlayıcı nitelikte çok sayıda iletişimin kurulduğunun ve bu
iletişimler vasıtasıyla teşebbüslerin fiyat tespiti amaçlı bir uzlaşma içerisinde olduklarının
ispat edildiği bir dosyada, fiyat paralelliğinin ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayandığı
iddiası muteber görülmemektedir. Bununla birlikte, soruşturma kapsamında incelenen
tarihlerde sektörün içinde bulunduğu koşullar, idari para cezasının takdirinde dikkate
alınmıştır.
AKBANK’ın Faiz Oranı Değişikliklerinin Belge 6’da Belirtilenlerden Farklı Olduğu
Savunması

(357) AKBANK’ın faiz oranı değişikliklerine bakıldığında, bu e-postanın tarihi ile aynı tarihte
(23.10.2008'de) 01-17 ay vadeler arasında %2.09, 18-60 ay vadeler arasında %1.89 faiz
oranı uygulanmaya başladığının görüldüğü, bu tarihten sonra da, faizde aşağı yönlü revizyon
yapılan 12.12.2008 tarihine kadar konut kredileri faiz oranlarında başka bir değişiklik



13-13/198-100

83/169


yapılmadığı, bu hususların AKBANK’ın bir anlaşmaya dahil olmadığını gösterdiği iddia
edilmektedir.

(358) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca bir rekabet ihlalinin varlığından söz edilebilmesi
için, rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir uzlaşmanın kurulduğunun ortaya konulması yeterli
olmakta, ayrıca uzlaşmanın etkisinin ispatına gerek bulunmamaktadır. Faiz oranlarının
uygulamaya ne şekilde yansıdığı incelenmekle birlikte söz konusu analizlerin amacı ihlalin
ispatı olmayıp idari para cezası takdiri aşamasında ihlalin piyasadaki etkisinin dikkate
alınmasıdır.
Belge 7’de Yer Alan Hususların Bankanın Özel Bankacılık Müdürlüğü (ÖBM)
Yöneticisinin Gizli Müşteri Gibi Aranarak Öğrenilmesinin Mümkün Olduğu Savunması

(359) Belgede geleceğe yönelik olarak belirtilen her hususun bankanın ÖBM yöneticisinin gizli
müşteri gibi aranarak öğrenilmesinin mümkün olduğu ve bu yöneticinin verdiği bilgilerin
geçmiş dönemlerde yaşanan davranış şekline bağlı bir tahminden öteye gitmediği ve bu
tahminlerin gerçekleşmediği ileri sürülmüştür.

(360) Soruşturma kapsamında elde edilen belgelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda
soruşturmaya taraf bankaların çerçeve anlaşması fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesi olan
bir uzlaşma içerisinde oldukları kanaatine varılmıştır. Uzlaşmanın tarafları arasında geleceğe
yönelik bu tür bilgi paylaşımları ise uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesine, anlaşmanın
uygulanmasına ve denetlenmesine hizmet eden araçlar olarak değerlendirilmiştir. Nitekim
GARANTİ’den elde edilen 7 numaralı belgede belirtilen bilginin şubeden değil AKBANK’ın
genel müdürlüğündeki bir yöneticiden edinildiği açıkça ifade edilmekte olup söz konusu
elektronik posta, rekabet hukuku açısından en kritik veri olarak kabul edilen, rakibin geleceğe
yönelik fiyat stratejisi bilgisini içermektedir. Bu çerçevede söz konusu bilgilerin gizli müşteri
olarak edinildiği iddiasının kabulü mümkün değildir.

(361) Belgede yer alan bilgilerin AKBANK’ın geçmiş tarihli davranışlarına dayalı tahminlerden
ibaret olduğu iddiasının da belgenin lafzı ile çeliştiği görülmektedir. Nitekim AKBANK’ın ÖBM
yöneticisi, genelde diğer bankaların yüksek faiz uyguladıkları dönemde AKBANK’ın piyasanın
altında kaldığını ancak bir sonraki dönemde mevduat faizlerine yönelik stratejilerinde
geçmiştekinden farklı bir strateji uygulayacaklarını belirtmektedir. Bu kapsamda AKBANK’ın
geçmişteki davranışlarına yönelik bir varsayımda bulunulması durumunda yapılacak tahminin
bankanın “genelde” uyguladığı üzere piyasanın altında faiz oranı vermesi olacağı açıktır.
Dolayısıyla bir genel müdürlük yöneticisinin bankanın mutat uygulamasından sapacağı ve
faiz oranını yükselteceği yönünde vermiş olduğu bilginin pazar tahmininden öteye gitmediği
savunması yerinde görülmemiştir.
Belge 9’da Yer Alan "Bu İşlemi Diğer Bankalar da Uygulamaya Başlayınca Böyle Bir
Kararı Aldıklarını Biliyoruz" İfadesinin Net Olmayan Bir Bilgi Olduğu, İŞ BANKASI’nın
Bu Mesajdan 3 Hafta, AKBANK’ın İse 1 Hafta Öncesinde Kampanyaya Başladığı
Savunması

(362) Anılan belgenin lafzından, öncelikle İŞ BANKASI’nın SMS yöntemi ile refinansman
bilgilendirmesi yaptığı, diğer bankaların da bu yöntemi kullanmasının ardından bankalar
arasında centilmenlik kararı alındığı ve böylelikle SMS ile refinansman bilgilendirmesi
yapılmasının sonlandırıldığı somut olarak anlaşılmaktadır. Belgede yer alan, FİNANSBANK
çalışanına ait “Biz de ilk günden tüm data ve sms mesajını hazırladık. Ancak (…) diğer
bankaların da mutabakatı ile uygulamadık” ifadesi ile teşebbüslerin konuya ilişkin uzlaşmış
oldukları da açıkça görülmektedir. Dolayısıyla, belgedeki ifadeler ile pazardaki uygulamalar
arasında bir çelişki olmadığı gibi anılan belgedeki ifadelerin de uzlaşmayı açıkça ortaya
koyduğu değerlendirilmektedir.

(363) Savunmanın ekinde yer alan yazışmalardan da görüleceği üzere, kampanya performansının
günlük olarak izlendiği ve şubelere tekrarlayan hatırlatmalar yapıldığı, büyük bir teşkilatta
yapılan bir kampanyanın durdurulmasının mümkün olmadığı; aksine, e-postalardan da
anlaşılacağı üzere, kampanya performanslarının yakından takip edildiği, ayrıca bu belgenin



13-13/198-100

84/169


kampanyanın başlamasından 1 hafta sonraya denk gelen bir tarihte AKBANK personelinin
kampanyayı sürdürmekte olduğunun en iyi delili olduğu da savunulmuştur.

(364) AKBANK’ın savunmasında haftalık bazda konut kredisi borç transferi kullanımları tablo
halinde verilmiştir. Bu çerçevede bahse konu (17.09.2009 tarihli) SMS kampanyası ile
bankanın rakiplerinden bağımsız hareket ettiğinin son derece açık olduğu, bu durumun ise
AKBANK'ın herhangi bir uzlaşmaya taraf olmadığını açıkça ortaya koyduğu ileri sürülmüş,
bankanın kampanya öncesi yapmış olduğu hazırlıklar savunma ekinde sunulmuştur.

(365) AKBANK’ın savunmasında sunduğu yazışmalardan, 2009 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında
refinansman kampanyasına ilişkin hazırlıkların yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 2009 yılı
Eylül ayı içerisinde refinansman kampanyasının durumuna ilişkin banka içi görüşmeler
yapıldığı da görülmektedir. Bununla birlikte Belge 9’da, bankaların refinansman
kampanyasına ilişkin olarak SMS ile bilgilendirme yapılmaması hususunda centilmenlik
anlaşması yaptıkları görülmektedir. Dolayısıyla bankalar arasındaki anlaşma refinansman
yapılmaması hususunda değil, refinansman bilgilendirmesinin SMS ile tüketicilere
duyurulmaması hususundadır. Savunmada sunulan yazışmalardan AKBANK’ın şubelerine
gönderdiği 17.09.2009 tarihli e-postada, kampanya iletişim araçları arasında SMS yönteminin
de sayıldığı görülmektedir. Ancak savunmada gözden kaçırılan husus, Belge 9’da yer alan
yazışmaların 22, 23 ve 24 Ekim 2009 tarihlerinde gerçekleştiği, ayrıca yazışmalarda
22.10.2012 tarihinde FİNANSBANK’ın; ING ve AKBANK’ın yapılan uzlaşmaya aykırı hareket
ettiğini saptadığı hususudur. Nitekim belgeye ilişkin yapılan değerlendirmelerde, Mortgage
Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından ilk refinansman kampanya duyurusunun belgede
de ifade edildiği üzere İŞ BANKASI tarafından 03.09.2009 tarihinde yapıldığı, yine belgedeki
ifadelere uygun olarak benzer bir duyurunun AKBANK tarafından 17.09.2009 tarihinde
yapıldığı, belgenin oluşturulma tarihine yakın bir tarihte (06.10.2009) ING’nin de duyurulara
başladığı tespit edilmiştir. Görüldüğü üzere soruşturmada yapılan tespitler, belgede anlatılan
hususlar ile birebir örtüşmektedir. Bu çerçevede İŞ BANKASI’nın refinansman duyurularına
başlaması sonrası, FİNANSBANK’ın deyimiyle “kendi kendilerini baltalamak istemeyen”
bankaların kampanya duyurusu yapmama hususunda uzlaştıkları ve 17.09.2009 ile
06.10.2009 tarihleri arasında belirli bir süre bu uzlaşmayı uyguladıkları görülmektedir.
Sonrasında teşebbüslerin uzlaşmadan caymış olması ise yapılan mutabakatın ihlal niteliğini
ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle, kampanyanın bildirilmesine ilişkin daha önceki
aylarda yapılan hazırlıkların bulunması sebebiyle AKBANK’ın uzlaşmanın tarafı sayılmaması
yönündeki savunmanın kabulü mümkün görünmemektedir.
Belge 10’a İlişkin Olarak, Belgede de Açıkça Belirtildiği Üzere, Akbank'tan Alınan
Bilginin Kurumsal Yollarla Temin Edilmemiş Olduğu, Akbank'tan 'Insider' Bilgi Olarak
Öğrenildiği ve AKBANK'ın İradesi Dışında Elde Edildiği Açıkça Belli Olan Bu Bilgiden
Dolayı AKBANK'ın Suçlanamayacağı Savunması

(366) Anılan belgede, HSBC’nin gecikme bildirimi ücret zammına karar verme sürecinde
AKBANK’tan elde ettiği bilginin “banka içinden” edinildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle
bilginin kimden alındığı bilinmemekle birlikte, bilgiyi veren kişinin AKBANK Genel Müdürlüğü
çalışanı olduğu görülmektedir. Ayrıca soruşturma çerçevesinde elde edilen diğer belgelerde
AKBANK ve HSBC’nin de dahil olduğu 12 bankanın geleceğe yönelik fiyat tespiti amacını
taşıyan bir uzlaşma gerçekleştirdiği ve uzlaşmayı uygulamak üzere bankaların rekabete
hassas nitelikteki bilgileri birbirleri ile paylaştıkları tespit edilmiştir. Bu çerçevede belgede yer
verilen bilgi paylaşımından AKBANK’ın sorumlu tutulamayacağı iddiasının yerinde olmadığı
anlaşılmaktadır.

(367) Anılan belgeye ilişkin olarak ayrıca, AKBANK'ın kendisinden çok daha küçük pazar payına
sahip bir banka ile bir uzlaşma veya bilgi alışverişine girmesinin kabul edilemeyeceği ileri
sürülmüştür.

(368) Söz konusu savunmaya yönelik değerlendirme yapılırken, pazar payı yüksek olan
teşebbüslerden edindikleri bilgilerin görece küçük teşebbüsler için önemi de dikkate



13-13/198-100

85/169


alınmalıdır. Zira pazardaki büyük oyuncuların gelecekteki davranışlarına ilişkin bilgiler, düşük
pazar payına sahip teşebbüslerin kararlarına önemli ölçüde etki edebilecek niteliktedir.
Böylelikle, söz konusu teşebbüslerin daha yüksek pazar payına sahip olan rakiplerini
izleyerek onlarla uyumlu davranabilmeleri mümkün olmakta ve bu bilgi paylaşımları piyasada
rekabet ihlallerinin gerçekleşmesine yol açabilmektedir.

(369) Öte yandan, belgede yer alan bilgi paylaşımının bankacılık hizmetleri alanında faaliyet
gösteren ve pazar payları itibarıyla toplamda sektörün yaklaşık %90’ına tekabül eden 12
banka arasındaki uzlaşmanın bir unsurunu oluşturduğu dikkate alındığında, AKBANK’ın
HSBC ile yapmış olduğu bilgi paylaşımının gerekçesi açıkça görülmektedir.
Belge 10’a İlişkin Olarak, Bankaların Bir Uzlaşma Niyetleri Var İse Kredi Kartları ile İlgili
Olabilecek Daha Büyük Kalemler Mevcutken (Örneğin Kredi Kartı Ücretleri Gibi)
Gecikme Ücreti Gibi Küçük Bir Meblağda Uzlaşma Yapmayı Tercih Ettiklerini İleri
Sürmenin Mantıklı Olmadığı Savunması

(370) Soruşturma kapsamında elde edilen belgelerden AKBANK’ın aralarında bulunduğu
bankaların kredi ve mevduat faizlerini birlikte belirlemek hususunda anlaşma içerisinde
oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca, kredi kartları pazarında da birtakım ücret ve faizlere ilişkin
olarak geleceğe yönelik bilgi paylaşımlarının ve dolayısıyla birtakım uzlaşmaların
gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Soruşturma kapsamında elde edilen delillerin bir bütün olarak
incelenmesi sonucunda kredi kartı hizmetlerinin de uzlaşma kapsamında olduğu
anlaşılmıştır.
Belge 13’te Yer Alan Bilgilerin Benchmark Amaçlı Olduğu ve Stratejik Olmadığı
Savunması

(371) Belgede yer alan bilgilerden yola çıkarak rekabeti kısıtlayıcı bir hareketin gerçekleştirilmesinin
mümkün olmadığı, iki bankaya ait bilgilerin karşılaştırılmasındaki amacın iş birimlerinin
verimliliğini değerlendirmek ve gerekiyorsa müşterilere daha iyi hizmet verebilmek için çeşitli
konularda ayarlamalar yapmak olduğu, bilgilerin stratejik olmadığı, gizliliklerinin dahi
sorgulanabileceği ileri sürülmüştür.

(372) Soruşturmada yapılan tespitler tüm belgelerin bir arada değerlendirmesi sonucunda
yapılmıştır. Bu kapsamda soruşturmaya taraf bankaların, çerçeve anlaşması “fiyat
stratejilerinin birlikte belirlenmesi” olarak belirlenen bir uzlaşma içerisinde oldukları kanaatine
varılmıştır. Uzlaşmanın tarafları arasında geleceğe yönelik bu tür bilgi paylaşımları ise
uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesine, anlaşmanın uygulanmasına ve denetlenmesine
hizmet eden araçlar olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda uzlaşmaya taraf oldukları somut
delillerle ortaya konulmuş olan iki bankanın genel müdür yardımcıları arasında, bankaların
esas faaliyet konularına ilişkin olan ve ticari stratejilerine yönelik karar alma süreçlerinde girdi
olarak kullanılan bu nitelikteki bilgilerin düzenli olarak paylaşılması ve iki genel müdür
yardımcısı arasındaki ilişkinin sürekliliği göz ardı edilemeyecektir.

(373) Belgede yer alan bilgilerin bankalar tarafından, hâlihazırda miktar veya pay olarak dönemsel
olarak kamuya açıklandığı ve belli dönemlerde ilgili her kurumun web sitesinde "yatırımcı
ilişkileri" sayfasında (rakamsal gerçekleşmeler muhasebeleştikten sonra) yayınlanmakta
olduğu, belgede bahsi geçen görüşmenin, kurumsal segment tarafı için aynı veriyi almaktan
ibaret olduğu da ileri sürülmüştür.

(374) Belgede yer alan ifadeler incelendiğinde, AKBANK ve GARANTİ arasında devamlı olarak
paylaşılan verilerin hazırlanması için ayrı bir çalışma yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, yatırımcı ilişkileri kapsamında açıklanan bilgiler 3 aylık dönemlere ilişkin olup
bankanın performansını gösteren kar, faiz geliri, kredi/aktifler gibi verileri kapsamaktadır.
Bunlar arasında salt kurumsal bankacılık detayında veriler bulunmamaktadır.





13-13/198-100

86/169


Belge 17 Bakımından Akbank ile İlgili İddianın Nereden, Kimden ve Nasıl Alındığı
Bilinmeyen Bir Bilgiye Dayalı Olduğu Savunması

(375) Kredi Kartları Ürün Yönetimi Birim Yöneticisi tarafından ilgili GMY’ye gönderilen e-postada “...
ve Akbank ile görüştük. Ücretleri artırarak zararlarını kapatmaya çalışıyorlar. Ücret artışlarını
henüz kesinleştirmemişler” ifadeleri yer almaktadır. Anılan ifadelerden HSBC yöneticisinin
AKBANK ile fiyat stratejisi konusunda görüştüğü açık bir şekilde görülmektedir. Bu ifadeler;
AKBANK’ın geleceğe ilişkin faiz oranı değişikliği kararlarını HSBC’yle paylaştığını somut
olarak ortaya koymaktadır. Ayrıca tekrar belirtilmesi gerekir ki, belirtilen belge AKBANK
hakkında elde edilmiş tek belge değildir. Soruşturma kapsamında AKBANK’ın rakipleri ile
fiyat anlaşmasını konu edinen bir uzlaşmanın tarafı olduğunu gösterir pek çok belge
edinilmiştir. Belge 17’nin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği dikkate alındığında
anılan savunmanın kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.

(376) Faizlerin düştüğü bir ortamda bankaların gelirlerinde açık oluşmaması için bu açığı
kompanse edecekleri gelir kalemlerinin zaten herkes tarafından bilindiği, dolayısıyla
bankaların bireysel ve bağımsız olarak gelecekte bahse konu ücretlerini artırmalarının
geleceğe yönelik belirsizliği azaltan bir bilgi olmadığı, diğer taraftan, bankaların bu konuda
uzlaşma içinde bulunmasına da gerek olmadığı, bahse konu ücret ve komisyonların bir ay
önce ya da sonra yapılmasının bankalar açısından önem arz etmediği, nitekim AKBANK’ın,
bahse konu ücretler ve komisyonlar ile ilgili değişikliğini ilgili belgenin tarihinden yaklaşık 8 ay
önce yaptığı da savunmada belirtilen hususlar arasındadır.

(377) Teşebbüslerin, faiz oranlarına ilişkin değişiklikleri kararlaştırırken ilgili pazardaki pek çok
parametreyi dikkate almaları ve buna göre ayarlamalar yapmaları olağan bir durumdur. Öte
yandan, faizlerin düştüğü bir ortamda, teşebbüslerin bu düşüşten kaynaklanan gelir kaybını
gidermek için bazı yollara başvuracağı beklenmekle birlikte; aksiyon uygulayacakları
kalemlerin hangileri olacağı ya da artış veya azalışların hangi oranlarda gerçekleşeceği
hususunun şirket dışında bilinmesinin makul bir argüman olmadığı açıktır. Bu kapsamda,
belgede yer verilen beş banka arasında gerçekleşen görüşme neticesinde rakiplerin
geleceğe ilişkin stratejilerine yönelik belirsizliğin azaltıldığı görülmektedir. Ayrıca, ihlal iddiası
bakımından görüşülen ve karar varılan hususların piyasada uygulanıp uygulanmadığı da
önem arz etmemekte; amacı itibarıyla rekabeti sınırlayıcı olduğu ispat edilen bir uzlaşmanın
pazardaki etkisi ancak ceza miktarının değerlendirilmesinde dikkate alınmaktadır.
Belge 23 Bakımından AKBANK’ın Herhangi Bir Bilgi Paylaşmadığı Savunması

(378) YKB’nin Belge 23’te yer alan elektronik postayı yazan yöneticisinin ifadesi dışında
AKBANK’ın YKB ile faiz oranı değişikliğine ilişkin bilgiyi paylaştığına dair delil olmadığı, bu
açıklamanın gerçek olduğu varsayımında dahi AKBANK’ın ilgili yöneticiye bilgi vermediği,
verilen bilgiden fiyatların yönü hakkında bir çıkarım yapmanın mümkün olmadığı ileri
sürülmüştür.

(379) Savunmada da ifade edildiği üzere Belge 23’te yer alan elektronik posta, YKB’nin Para ve
Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından kaleme alınmış olup “Ak, Ziraat ve İş Bankası şu
an için yeni oranlara karar vermediklerini ifade ettiler.” ve “Küçük ve orta büyüklükteki
mevduat için bankalar neredeyse aynı fiyatları kullandılar fakat, Garanti hariç, çoğu yeni
seviye hakkında karar vermediklerini ifade ettiler. Gelecek hafta yeni fiyat seviyesi hakkında
iletişim halinde olacağız.” ifadelerini içermektedir. Söz konusu ifadeler incelendiğinde rakip
bankalarla görüşmelerin belgeyi düzenleyen kişi tarafından gerçekleştirildiği açıkça
anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesine yönelik bir
uzlaşmanın tarafı oldukları yazılı belgelerle açıkça ortaya konulmuş olan teşebbüslerden
birinde bulunan bu nitelikteki bir iç yazışmanın, uzlaşmanın unsurlarının oluşturulmasında ve
uzlaşmanın sürdürülmesindeki payı son derece önemlidir. Kaldı ki, AKBANK’ın YKB’ye yeni
fiyat düzeyine henüz karar verilmediği bilgisini ilettiği ve gelecekteki değişikliklere ilişkin
iletişimin sürdürüleceği de yine belgeden açıkça anlaşılmaktadır. Bu çerçevede AKBANK’ın
YKB’ye bilgi vermediği yönündeki savunmanın kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.



13-13/198-100

87/169


J.5.2. DENİZBANK Tarafından Yapılan Savunmalar
Yalnızca İki Belgeden Hareketle İlgili Bankanın Diğer Teşebbüslerle Uzlaşma İçerisinde
Olduğunun İleri Sürülmesinin Hatalı Olduğu Savunması

(380) Soruşturma kapsamında elde edilen ilk dört belge ile bankacılık hizmetlerine yönelik fiyatların
birlikte belirlenmesi amacını taşıyan çerçeve anlaşma ortaya konulmuştur. Diğer belgeler
kapsamında tespit edildiği üzere bahse konu çerçeve anlaşma ilerleyen tarihlerde
soruşturmaya taraf olan bankaların tamamı arasında gerçekleştirilen çeşitli mutabakatlarla
sürdürülmüştür. Belirtilen mutabakatlar zaman zaman tarafların anlaşma iradelerini açıkça
ifade ettikleri görüşmeler şeklinde gerçekleşirken, bazı hallerde ise geleceğe yönelik fiyat
bilgisinin paylaşıldığı rakipler arası iletişimler ile sağlanmıştır. Bu çerçevede DENİZBANK
hakkında elde edilen belgeler rakiplerle geleceğe yönelik fiyat stratejisine ilişkin görüşmeler
yapıldığını ortaya koyması sebebiyle belirtilen anlaşma kapsamında yer almaktadır. Öte
yandan anlaşma tarafların ihlale olan katılımları ve haklarında elde edilen belgelerin
ağırlığının farklılık arz ettiği görülmüştür. Bu husus ise idari para cezasının takdirinde dikkate
alınmıştır.
Bankaların İddia Edilen Uzlaşmaya Taraf Olduğunun Ancak Kendi İfadeleri İle Ortaya
Konulabileceği Savunması

(381) Rekabet hukukunda belgelerin iddia konusu eylemleri ispata elverişli olup olmadığı
incelenirken deliller bütün olarak değerlendirilmekte, söz konusu yaklaşımın sonucu olarak
her bir delilin ihlalin tüm unsurlarını içermesi aranmadığı gibi, belgelerin tamamında her bir
teşebbüs hakkında ihlal iradesini gösteren bir bilgi yahut beyanın yer alması da
gerekmemektedir. Dolayısıyla teşebbüslerin her birine ilişkin belgelerde açıkça “anlaştık”
yahut “uzlaşmaya katılma irademiz mevcuttur” şeklinde bir beyanının yer alması zorunluluğu
bulunmamakta, belgelerin bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde zımnen dahi olsa
teşebbüslerin uzlaşmaya katılma yönünde iradesini bulunduğunun tespit edilmesi yeterli
olmaktadır. DENİZBANK’ın bizzat kendisinden elde edilen 11 ve 15 numaralı belgelerde
DENİZBANK’ın rakipleri ile geleceğe yönelik fiyat görüşmesi yaptığı görüldüğünden söz
konusu savunma kabul edilmemiştir.
Soruşturmada Rakipler Arasındaki Her Türlü İletişimin İhlal Olarak Değerlendirildiği
Savunması

(382) Gerek Rekabet Kurulu’nun önceki kararlarında gerekse mevcut soruşturmada rakipler
arasında gerçekleştirilen her türlü iletişim rekabet ihlali olarak değerlendirilmemekte, iletişimin
konusu ve tarafları incelenerek rekabeti sınırlayıcı nitelikte olup olmadığı dikkate
alınmaktadır.

(383) Soruşturmada elde edilen belgeler incelendiğinde, soruşturma tarafı olan 12 banka arasında,
bankacılık hizmetlerinin tamamı bakımından geleceğe yönelik faiz oranlarının, ücretlerin ve
komisyonların tespitine yönelik bir uzlaşmanın kurulduğu, söz konusu uzlaşmanın
unsurlarının ve taraflarının belirlenmesi ile uygulamaya konulması amacıyla teşebbüsler
arasında çok sayıda iletişimin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Zira belgelerde teşebbüslerin
aralarında belirtilen amacı taşıyan bir “centilmenlik anlaşması” akdettikleri hususu ve
anlaşmanın detayları, bizatihi teşebbüslerden alınan belgelerde açıkça belirtilmektedir.
Bununla birlikte, ihlalin ispatı için zorunlu olmamakla birlikte idari para cezası takdirinde
dikkate alınmak üzere, uzlaşmanın piyasadaki etkilerini tespit amacıyla bankaların fiyat
hareketleri de belge bazında incelenmiştir. Bu çerçevede anılan savunmanın kabulü mümkün
görülmemiştir.
Belge 11’de Rakip Bankalara İlişkin Bilgilerin Şubeler Kanalıyla Gizli Müşteri
Yöntemiyle Elde Edildiği Savunması

(384) Uygulanan faiz oranlarının belirlenmesine ilişkin olarak yapılan açıklamalarda ayrıntılı olarak
yer verildiği üzere, mevduat hizmetlerinde şubelere tanınan yetki çerçevesinde genel
müdürlük tarafından belirlenen faiz oranları üzerinde belirli bir orana kadar artış
yapılabilmektedir. Bununla birlikte şube yetkilerinin kullanılması durumunda uygulanan faiz



13-13/198-100

88/169


oranları herhangi bir mecrada ilan edilmemektedir. Genel müdürlük tarafından belirlenen faiz
oranlarıyla fiilen uygulanan faiz oranlarının farklılaşmasına yol açan şube yetkileri, genel
müdürlük birimleri tarafından banka şubelerine ya uygulanmaya başladıkları tarihte ya da bir
gün öncesinde mesai bitiminden sonra iletilmektedir. Bu nedenle, aleni olduğundan
bahsedilemeyecek olan uygulanacak faiz oranı bilgisinin uygulamaya geçmeden önce gizli
müşteri kanalıyla ya da müşteriler aracılığıyla rakip bankalar tarafından öğrenilmesi mümkün
olmamaktadır.

(385) Savunmada ayrıca, bankacılık sektörünün anlık değişikliklerden etkilenmesi sebebiyle rakip
bankalara ilişkin elde edilen bilgilerin her an güncelliğini yitirebildiği ileri sürülmüştür. 11
numaralı belgenin lafzı incelendiğinde, DENİZBANK tarafından soruşturmaya taraf olan yedi
banka ile bir gün sonrası için fiyat değişikliği planlanıp planlanmadığı hususunda görüşmeler
yapıldığı anlaşılmaktadır. Rakip bankalardan bir gün gibi kısa bir süre sonrasına ilişkin elde
edilen bilgilerin bahse konu teşebbüsler için dikkate alınamayacak güncellikte olduğu iddiası
kabul edilmemiştir.
Belge 15’te Alınan Bilgilerin Doğrudan Rakipten Alındığına İlişkin Herhangi Bir İbare
Olmadığı Savunması

(386) Yapılan savunmada belgede geçen ifadelerin rakipten alındığına dair bir ibare olmadığı, rakip
banka bilgilerinin şubeler kanalıyla öğrenildiği, rakiplerle doğrudan yazışmanın bulunmadığı
ileri sürülmüştür. Savunmaya yönelik öncelikle vurgulanması gereken husus, belgenin
lafzında “görüştüğümüz rakip bankalar” ifadesinin yer almasıdır. Dolayısıyla söz konusu
iletişimin rakipler arasında gerçekleştiği sonucuna bizatihi belgedeki ifadeler neticesinde
ulaşılmıştır. Söz konusu bilgilerin rakip bankaların şubeleri kanalıyla öğrenildiği iddiasının da
yerinde olmadığı soruşturmadaki analizler sonucu ortaya konmuştur. Nitekim soruşturma
sürecinde banka şubeleri ile görüşmeler yapılmış, şubelere fiyat değişikliklerinin uygulamaya
konulduğu tarihte ya da bir gün önce mesai bitiminde bildirildiği hususunda bilgi alınmıştır. Bu
çerçevede belgede yer alan bilgilerin piyasadan elde edilebilir nitelikte olmadığı görülmüştür.
Belge 15’te Yer Alan İfadelerin Denizbank’ın Davranışını Yansıtmadığı Savunması

(387) Belgede, DENİZBANK’ın fiyat değişikliği bakımından beklemeyi planladığı belirtilmekle
birlikte uygulamanın bu yönde olmadığı, e-postayı takip eden 10 gün içerisinde yüksek faiz
uygulanan müşteri sayısının e-posta öncesi 10 güne nazaran arttığı belirtilmiştir.

(388) Savunmaya konu belgenin DENİZBANK’ın kendisinden elde edildiği ve belgede DENİZBANK
yöneticileri arasındaki bir iç yazışmaya yer verildiğinin hatırlatılmasında fayda görülmektedir.
Belgede ayrıca rakiplerle yapılan görüşmenin bankanın fiyatlama stratejisinde dikkate alındığı
yine bankanın kendi yöneticilerinin ifadeleri ile ortaya konulmuştur. Dolayısıyla DENİZBANK
tarafından, banka çalışanlarının yazışmasında yer alan bilgilerin aslında doğru olmadığının
ileri sürülmesi kabul edilebilir bulunmamıştır.

(389) Ayrıca, belgede yer alan “Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING ve TEB’den yarın itibarıyla
değişiklik planlayıp planlamadıklarını sorguladık. Garanti/ING/Finans/TEB değişiklik yapmayı
düşünüyor.” ve “Faizle ilgili sadece TEB net bilgi iletti; TL’de %9,60 fiyatlayacaklarmış.”
ifadeleri karşısında, belgede bilgilerin doğrudan rakipten elde edildiğini ortaya koyan bir
ifadenin yer almadığı yönündeki savunma anlamını yitirmektedir. Zira söz konusu ifadeler
geleceğe yönelik fiyat hareketlerine ilişkin bilgilerin bizzat rakiplerden öğrenildiğini açıkça
göstermektedir.
J.5.3. FİNANSBANK Tarafından Yapılan Savunmalar
Belge 9’da Yer Aldığı Şekilde, Bankalar Arasında Konut Kredilerinin Refinansmanı İle
İlgili Olarak Kısa Mesaj Göndermeme Gibi Bir Centilmenlik Anlaşmasının Söz Konusu
Olmadığı Savunması

(390) FİNANSBANK’tan elde edilen 9 numaralı belgede bankalar arasında refinansman
kampanyasının duyurulmamasına yönelik bir centilmenlik kararı alındığı açıkça
belirtilmektedir. Soruşturma safhasında teşebbüslerden istenen bilgiler de e-postanın içeriğini



13-13/198-100

89/169


doğrular niteliktedir. Refinansman ile ilgili genel değerlendirmelere ve kampanyaların
muhtemel etkilerine “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında yer verilmiş olup bu
bölümde belirtilen hususlar çerçevesinde bankaların rekabeti sınırlayıcı bir uzlaşma içinde
oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı bölümde yer verilen değerlendirmelerden
anlaşılacağı üzere kampanyaların -banka bazında değişebilmekle birlikte- önemli etkileri
olmaktadır.
Belge 11’de Yer Alan İfadelerin Denizbank’ın İç Yazışması Niteliğindeki Bir Yorum ve
Tahminden İbaret Olabileceği Savunması

(391) Belgede yer alan “Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING ve TEB’den yarın itibarıyla değişiklik
planlayıp planlamadıklarını sorguladık. Garanti/ING/Finans/TEB değişiklik yapmayı
düşünüyor.” ifadesi, DENİZBANK’ın rakiplerin gelecekteki fiyat hareketlerine ilişkin bilgilerin
doğrudan rakiplerden edindiğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla söz konusu bilgilerin
DENİZBANK’ın tahminlerinden ya da yorumlarından ibaret olduğundan bahsedilemeyecektir.
Öte yandan, yapılan savunmada uygulanan faiz oranlarının haftalık olarak belirlendiği ve
kamuya açıklandığı ileri sürülmüşse de yapılan incelemelerde kamuya yapılan ilanların sık
aralıklarla gerçekleşmediği, kimi hallerde en yakın ilanın birkaç ay ve hatta birkaç yılı
bulabildiği görülmüştür. Bu sebeple sözü edilen bilginin piyasadan elde edilmiş olma ihtimali
bulunmamaktadır.
Belge 17’de Yer Alan İfadelerin Ancak HSBC’nin Yorumundan İbaret Olabileceği,
FİNANSBANK’ın HSBC ile Geleceğe Yönelik Böyle Bir Bilgi Paylaşmasının Mümkün
Olmadığı Savunması

(392) Belgede geçen ifadelerden, HSBC’nin diğer bankaların kredi kartı gecikme bildirim ücreti
ve/veya nakit avans çekim ücreti ile ilgili olarak geleceğe dönük politikaları hakkında bilgi
sahibi olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan FİNANSBANK’ın bir artış yapmaması, bu
bankanın adı geçen diğer bankalarla rekabeti sınırlayıcı bir uzlaşma içinde olduğu hususunu
değiştirmemektedir. Zira, yukarıda bahsedildiği şekilde bankaların bu şekilde ticari sır veya
gizli bilgi niteliğindeki bilgileri birbirleri ile paylaşmaları dahi tek başına 4054 sayılı Kanun
kapsamında değerlendirilebilecek bir durumdur.
Rekabet Kurulunun Pek Çok Kararında Anlaşmanın Etki Doğurmamış Olması
Sebebiyle Soruşturma Açılmasına Gerek Bulunmadığı Savunması

(393) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi şu açık hükmü içermektedir: “Belirli bir mal veya hizmet
piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama
amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası
anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı
ve yasaktır.” Kanun metninden açıkça anlaşıldığı üzere anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs
birliği kararlarının amacı itibarıyla rekabeti sınırlandırması mümkündür ve rakipler arası
herhangi bir anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararının amaç veya etki
unsurlarından sadece birini barındırması Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
varılması için yeterlidir. Bu sebeple anılan savunmanın yerinde olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
İdari Para Cezasının Hesaplanmasında Toplam Cironun Esas Alınmasının Hatalı
Olduğu, Hangi Cironun Esas Alınacağı Konusunda BDDK’ya Görüş Sorulması
Gerektiği Savunması

(394) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde ve Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinde teşebbüslerin
“nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün
olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak
olan yıllık gayri safi gelirleri” üzerinden para cezası hesaplanacağı belirtilmiştir. Finansal
kuruluşlar için gayri safi gelirin nasıl hesaplanacağı ise 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin
Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de açıklanmıştır. Tebliğ’in 9.



13-13/198-100

90/169


maddesinde söz konusu teşebbüslerin ciroları59 belirlenirken hesaplamaya dahil edilmesi
gereken kalemler ayrıntılı bir biçimde sıralanmıştır. Kaldı ki, anılan Tebliğ hazırlanırken
hesaplamaya dahil edilen bu kalemler BDDK’dan gelen yazı doğrultusunda belirlenmiştir.
Soruşturmada Yalnızca Üç Adet Belgenin ve Zorlama Yoluyla Belge 6’nın
FİNANSBANK ile İlişkilendirilebildiği, Söz Konusu Belgelerin Rapordaki Delillerin
%12’sine Tekabül Ettiği, Bu Belgelerin Ayrı Ayrı Yahut Bütün Olarak Değerlendirilmesi
Durumunda İhlal Tespiti Yapabilmekten Uzak Oldukları Savunması

(395) Hukukun diğer alanlarında olduğu gibi rekabet hukukunda da mevcut delillerin hukuka aykırı
olduğu ileri sürülen bir eylemi ispata elverişli olup olmadığı hususu, söz konusu delillerin
miktarına değil niteliğine dayanarak tespit edilmektedir. Bu çerçevede soruşturma
kapsamında toplam kaç adet delil elde edildiği yahut taraf teşebbüsler hakkındaki delillerin
toplam deliller içerisindeki oranı delillerin ispat gücü bakımından önem arz etmemekte; söz
konusu değerlendirme bakımından delillerin kim tarafından oluşturulduğu, görünüş itibarıyla
güvenilir olup olmadıkları ve muhatabının kim olduğu (bilginin kime gönderildiği) hususları
dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla kimi hallerde tek bir delil dahi soruşturmaya taraf olan bütün
teşebbüsler bakımından ihlalin ispatı için yeterli görülebilmektedir. Soruşturmada elde edilen
belgelerin tamamı için söz konusu olduğu üzere, FİNANSBANK hakkında elde edilen
delillerin çerçeve anlaşmayı ve ilgili bankanın anlaşmaya iştirakini ispata elverişli olup
olmadığı hususu, her bir delil bakımından ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Bu itibarla belirtilen
savunma yerinde görülmemiştir.
Tek Taraflı Beyanların Anlaşma Delili Olarak Kullanılabilmesi İçin En Azından Diğer
Teşebbüsün O Beyana Uygun Davranarak Örtülü Kabulde Bulunması Gerektiği
Savunması

(396) “Belgelerin Niteliğine İlişkin Savunmalar” başlığı altında teşebbüslerin ihlale taraf olma
iradesinin nasıl değerlendirildiği hususu açıklanmıştır. Bu çerçevede, bizzat FİNANSBANK’ın
kendisinden alınmış olan Belge 9’da, uzlaşmanın kapsamı içinde yer alan refinansman
duyurusu yapılmaması yönündeki centilmenlik anlaşması detaylarıyla anlatılmakta, adı geçen
bankanın söz konusu uzlaşmaya ilişkin iradesinin bulunduğu ise “diğer bankaların da
mutabakatı ile uygulamadık” ifadesiyle açıkça ortaya konulmaktadır. Dolayısıyla belirtilen
sarih ifade karşısında FİNANSBANK’ın örtülü bir irade beyanının mevcut olup olmadığının
tespitine ihtiyaç bulunmadığı açıktır.
Bankanın Rekabet Uyum Programları Uygulamasının ve İhlalin Banka Bakımından
Hiçbir Etki Doğurmamasının İdari Para Cezasının Takdirinde İndirim Sebebi Olarak
Dikkate Alınması Gerektiği Savunması

(397) Teşebbüslerin rekabet hukukuna uyum amacıyla yaptıkları çalışmalar Rekabet Kurumu
tarafından olumlu karşılanmakla birlikte, belirtilen hususun temel para cezasının düşük
belirlenmesinde yahut hafifletici bir unsur olarak dikkate alınamayacağı değerlendirilmiştir. AB
Komisyonu'nun kararlarında da değinilen yaklaşımın benimsendiği görülmektedir60.
FİNANSBANK Bakımından İhlalin Süresinin Bir Yıldan Uzun Olmadığı, FİNANSBANK’ın
İhlalin Konusunu Oluşturan Bütün Hizmet Türlerinden Sorumlu Tutulamayacağı, Zira
Bankayla İlgili İlk Belge Olan Belge 6’da “Rekabet” Tanımı İçin Esas Alan Ek-177’de
FİNANSBANK’ın Söz Konusu Tanımın Dışında Kaldığının Belirtildiği Savunması

(398) Soruşturma Raporu’nun 177 numaralı ekinde yer alan ifadeler şu şekildedir:
“Rekabet: (…) Rekabete baktığımızda yıllık İşbank (…) TL, Akbank (…) TL, YKB (…) TL,
Finansbank (…..) TL. Finans dışındakiler (…..) ayda bir tahsilat yapıyor. Rekabete göre yine
pahalı kalıyoruz. Sadece YKB üzerimizde. (…)”

59 Ciro, aynı Tebliğ’in 8. maddesinin altıncı fıkrasında bildirim tarihinden bir önceki mali yıl sonunda veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa, bildirim tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan net satışlar olarak tanımlanmıştır.
Dolayısıyla 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi ve Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca teşebbüslere verilecek para
cezalarında esas alınacak yıllık gayri safi gelir ile ciro aynı tanıma karşılık gelmektedir.
60 Örneğin bkz. Nintendo, [2003] OJ L255/33, [2004] 4 CMLR 421.



13-13/198-100

91/169


(399) Görüldüğü üzere GARANTİ açıkça FİNANSBANK dahil dört bankayı “rekabet” ifadesi
kapsamında sıralamıştır. “Finans dışındakiler” ifadesi ise savunmada ileri sürüldüğü şekilde
FİNANSBANK’ın belirtilen tanımın dışında kaldığını değil, “rekabet” kapsamındaki
bankalardan FİNANSBANK haricindekilerin (…..) ayda bir tahsilat yaptığını belirtmektedir.
Oysaki belge lafzından açıkça anlaşılan husus, GARANTİ’nin İŞ BANKASI, AKBANK, YKB
ve FİNANSBANK’ı rekabet kapsamında değerlendirdiği, bununla birlikte adı geçen bankaların
farklı uygulamalarına işaret ettiğidir. Zira belgenin devamında yer alan “Rekabete göre yine
pahalı kalıyoruz. Sadece YKB üzerimizde.” cümlesiyle benzer bir değerlendirmenin YKB için
de yapıldığı görülmektedir.

(400) FİNANSBANK hakkında elde edilmiş olan belgelerin tarihleri incelendiğinde adı geçen
teşebbüsün bir yıldan uzun süre ile ihlale taraf olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, idari para
cezasının takdirinde teşebbüsler hakkındaki delillerin niteliği ve kapsamı göz önüne
alınmıştır. Bu sebeple belirtilen savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 6’ya İlişkin Değerlendirmelere Karşın FİNANSBANK’ın Faiz Oranlarının İlan
Edildiği Tarihlerin Diğer Bankaların En Az Birisinden En Az Bir Gün Sonra Olduğu
Savunması

(401) Bankaların faiz oranı artışlarını ekonomik koşullara bağlı olarak gerçekleştirdikleri ifade
edilmekle birlikte, salt fiyat paralelliğine dayanılarak ihlal iddiasında bulunulan dosyalarda
ekonomik gerekçelere dayanan savunmaların kabul edilmesi mümkündür. Mevcut dosya
kapsamında teşebbüslerin gelecekteki faiz değişimlerine ilişkin birbirleriyle bilgi alışverişinde
bulundukları ve birlikte fiyat tespit ettikleri anlaşılmaktadır. Bankalar arasında rekabeti
sınırlama amacıyla uzlaşma yapıldığı ve bu kapsamda geleceğe yönelik fiyat bilgisi gibi
stratejik bir verinin paylaşıldığı yönünde çok sayıda iletişim delilinin elde edildiği dikkate
alındığında, işbu soruşturma bakımından rekabeti karşılama amacıyla rakiplerle paralel
hareket edildiği savunmasının kabul edilmesi mümkün görünmemektedir.
Soruşturma Sürecinde Yapılan Analizlerde Bazı Tablolarda Reel Faiz Oranlarının,
Bazılarında İse İlan Edilen Faiz Oranlarının Kullanıldığı, Bu Durumun Hukuki Belirsizlik
Yarattığı Savunması

(402) Mevduat faizleri bakımından bankaların ilan ettikleri ve TCMB’ye bildirdikleri faiz oranları ile
fiilen uyguladıkları faiz oranları arasında önemli sayılabilecek marj ve süre farklılıkları
bulunmaktadır. Bazı bankalar mevduat faizlerini, bankacılık hizmetleri açısından uzun
sayılabilecek bir süre (kimi hallerde birkaç yıl) boyunca değiştirmemişler, buna karşın
uyguladıkları faiz oranlarını daha sık bir şekilde güncellemişlerdir. Kredi hizmetlerinde ise ilan
edilen faiz oranlarının büyük oranda güncel rakamları yansıtmakta olduğu görülmüştür. Bu
çerçevede, mevduat hizmetlerine ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerde uygulanan faiz
oranları; kredi hizmetlerinde ise ilan edilen faiz oranları baz alınmıştır. Öte yandan, kredi
hizmetlerinde uygulanan faiz oranlarına da uygun olduğu ölçüde yer verilmekle birlikte,
yukarıda değinildiği üzere, bu oranlar ihlalin varlığını ispat etmede değil, ihlalin piyasadaki
muhtemel etkilerini incelemede kullanılmıştır.
2008 Yılı Ekonomik Krizi Sebebiyle Bankaların Maliyetlerinin Arttığı ve Ekim 2008’de
Kredi Fiyatlamalarında Kademeli Artışa Gittikleri, Fiyat Artışının Ekonomik
Gerekçelerden Kaynaklandığı Savunması

(403) Teşebbüsün rekabeti karşılama amacıyla rakipleriyle paralel fiyat hareketlerinde
bulunduğuna yönelik savunmasında belirtildiği üzere, teşebbüsler arasında rekabeti
sınırlayıcı nitelikte çok sayıda iletişimin kurulduğunun ve bu iletişimler vasıtasıyla
teşebbüslerin fiyat tespiti amaçlı bir faaliyetin içerisinde olduklarının ispat edildiği bir dosyada,
fiyat paralelliğinin ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayandığı iddiası muteber
görülmemiştir. Bununla birlikte soruşturmaya esas teşkil eden tarihlerde bankacılık
sektörünün içinde bulunduğu koşullar idari para cezasının takdirinde dikkate alınmıştır.
Belge 6 ve Belge 9’daki İfadelerin Aynı Derecede Şüphe Uyandırdığı, Buna Rağmen
Farklı Değerlendirmeler Yapılmasının Çelişki Yarattığı Savunması



13-13/198-100

92/169


(404) Belge 6’da GARANTİ’den elde edilen ve kredi faizlerini yükseltme hususunda “rekabet” ile
anlaşıldığını belirtilen bir e-posta yer almaktadır. “Rekabet” ifadesi değerlendirilirken, Belge
6’nın elde edildiği banka olan GARANTİ’de bulunan diğer belgeler incelenmiş ve sözü edilen
bankanın “rekabet” kavramı içerisinde hangi bankaları değerlendirdiği araştırılmıştır. Bu
kapsamda GARANTİ’de yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bir diğer belge
(Soruşturma Raporu Ek-177) esas alınmış ve o belgede “rekabet” kelimesi altında sıralanan
bankalar belgede ifade edilen mutabakattan sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla, belge
kapsamında beş bankanın sorumlu tutulması bizzat belgeyi oluşturan bankanın
sınıflandırmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte, Belge 9’da yer alan ve
FİNANSBANK yöneticileri arasında gerçekleşen yazışmalardan; belgenin lafzından, öncelikle
İŞ BANKASI’nın SMS yöntemi ile refinansman bilgilendirmesi yaptığı, diğer bankaların da bu
yöntemi kullanmasının ardından bankalar arasında centilmenlik kararı alındığı ve böylelikle
SMS ile refinansman bilgilendirmesi yapılmasının sonlandırıldığı somut olarak
anlaşılmaktadır. Belgede yer alan, FİNANSBANK çalışanına ait “Biz de ilk günden tüm data
ve sms mesajını hazırladık. Ancak (…) diğer bankaların da mutabakatı ile uygulamadık”
ifadesinden teşebbüslerin konuya ilişkin uzlaşmış oldukları da açıkça görülmektedir.
Dolayısıyla bu belge için FİNANSBANK’ın uzlaşmaya taraf olup olmadığının ek bilgi ve
belgelerde araştırılmasına ihtiyaç bulunmadığına karar verilmiştir.
Soruşturmanın Konusunun Mevduat, Kredi Ve Kredi Kartı Hizmetlerinin
Fiyatlandırılmasına İlişkin Olduğu, Bununla Birlikte Belge 9’un Bir Hizmetin Tanıtımına
İlişkin Teşebbüslerce Yapılan Faaliyetlere İlişkin Olduğu, Bu Sebeple Soruşturmanın
Kapsamı Dışında Kaldığı Savunması

(405) Soruşturmanın konusunu Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi
kartı hizmetleri alanında anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054
sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası oluşturmaktadır. Bilindiği üzere
refinansman; bankaların verdikleri kredi hizmeti türlerinden birini oluşturmakta olup
teşebbüslerin refinansman kampanyalarını duyurmamak konusunda yaptıkları bir mutabakat
söz konusu hizmete ilişkin fiyatlama politikasına etki edecek niteliktedir. Dolayısıyla belirtilen
mutabakatın da çerçeve anlaşma ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Konut Kredilerine SMS İle Refinansman Teklifi Yapılmasının Etkin Bir Yöntem Olmadığı
Savunması

(406) Refinansman bildiriminin SMS ile yapılmasının etkin bir yöntem olmadığı savunmasının
bankaların bu yöntemi kullanmama konusunda centilmenlik anlaşması yapmalarının rekabet
ihlaline yol açtığı değerlendirmesi bakımından herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Nitekim
refinansman kampanyaları, bankalar arasındaki kredi faizlerine ilişkin fiyat rekabetine önemli
ölçüde etki eden pazarlama stratejileridir. Öte yandan, belgeyi oluşturan FİNANSBANK
çalışanının bizzat kendi ifadesinde refinansman kampanyasının SMS yoluyla tüketicilere
duyurulmasının, diğer bankalarla rekabeti arttırması sebebiyle bankanın “kendi kendisini
baltalaması” olarak değerlendirildiği dikkate alındığında, belgede bahsi geçen centilmenlik
anlaşmasının rekabeti sınırlamadığı iddiasının kabul edilemeyeceği aşikardır.
(…..)’in İfadelerinin Delil Olarak Kullanılamayacağı, Zira Kendisinin Konut Kredisi
Müşterisi Olduğu ve Kendisine Gelen Mesajın Aldığı Kredi ile İlgili Olduğu,
FİNANSBANK ile İlgili Olmadığı Savunması

(407) Anılan çalışana AKBANK tarafından gönderilen SMS; bazı bankaların centilmenlik
anlaşmasına aykırı hareket ettiğinin FİNANSBANK tarafından tespit edilmesine yol açmıştır.
Bununla birlikte söz konusu belgenin, adı geçen şahsın AKBANK ile akdettiği kişisel bir
sözleşmeye ilişkin olmadığı izahtan varestedir. Nitekim belgede açıkça; bankaların İŞ
BANKASI tarafından başlatılan refinansman kampanyası duyuruları sebebiyle gerçekleşen
rekabetten rahatsızlık duyduğu, bunun üzerine söz konusu duyuruların yapılmaması
hususunda centilmenlik anlaşması yaptığı, anlaşmanın bir süreliğine uygulandığı, fakat
sonrasında AKBANK ve ING’nin anlaşmaya aykırı davrandığı tereddüde yer bırakmayacak



13-13/198-100

93/169


ifadelerle anlatılmaktadır. Nitekim FİNANSBANK çalışanının “Biz de ilk günden tüm data ve
sms mesajını hazırladık. Ancak (…) diğer bankaların da mutabakatı ile uygulamadık”
beyanında “biz” ifadesi ile kastettiğinin şahsın kendisi değil FİNANSBANK olduğu da
ortadadır.
Refinansman Kampanyalarının Bankaların Pazar Payı Elde Etmelerinde Önemli Bir
Araç Olmadığı Savunması

(408) Söz konusu hizmetin banka açısından büyük ya da küçük bir öneme sahip olması ihlalin
varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Öte yandan belgede bahsi geçen centilmenlik anlaşması
münferit bir ihlal olarak değil, FİNANSBANK’ın da aralarında bulunduğu 12 banka tarafından
mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine yönelik fiyat tespiti uzlaşmasının bir unsuru olarak
değerlendirilmiştir. Refinansman kampanyasının bankalar arasındaki kredi faizlerine ilişkin
fiyat rekabetine önemli ölçüde etki eden bir pazarlama stratejisi olduğu dikkate alındığında,
yapılan mutabakatın Kanun’un 4. maddesi bağlamında ehemmiyeti bulunmadığı iddiasının
kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 11’e ilişkin Olarak FİNANSBANK’ın Piyasada Sekizinci Sırada Olduğu ve Piyasa
Büyüme Oranlarından Daha Hızlı Büyüdüğü, Dolayısıyla Piyasa ile Birlikte Hareket
Etmesinin Menfaatlerine Uygun Olmadığı Savunması

(409) FİNANSBANK tarafından sunulan savunmada görüldüğü gibi, soruşturmaya taraf
teşebbüslerden her biri; pazar paylarının düşük veya yüksek olması, piyasa büyüme
oranlarından daha hızlı büyümeleri ya da pazar payı kaybetmeleri, pazar lideri olmaları yahut
pazar lideri tarafından dikkate alınmayacak kadar küçük olmaları gibi pek çok gerekçeyle
raporda iddia edilen uzlaşmaya taraf olmalarının rasyonel olmadığını ileri sürmüşlerdir.
Yalnızca belirtilen gerekçelerin bir arada incelenmesi dahi, ileri sürülen iddiaların son derece
göreceli olduğunu ve tek başına teşebbüslerin ihlal iradelerinin mevcut olup olmadığının
belirlenmesinde dikkate alınamayacaklarını ortaya koymaktadır. Nitekim her bir teşebbüsün
pazardaki konumlarına bağlı olarak ihlale taraf olmalarını avantajlı hale getirecek bir
gerekçenin bulunabileceği aşikârdır.
FİNANSBANK’ın Kredi Kartı Hizmetlerinde Belge 17 Tarihinde veya Herhangi Bir
Dönemde Zararı Oluşmadığından Zarar Kapatmak İçin Fiyat Arttırmasının Söz Konusu
Olmadığı, Uyguladığı Ücretlerin ve Bunların Değişim Tarihlerinin Diğer Bankalardan
Farklı Olduğu Savunması

(410) Rekabet hukuku bakımından ihlal tespiti kapsamında önem arz eden husus, teşebbüsler
arasında gerçekleştirilen iletişimler vasıtasıyla pazardaki belirsizliğin azaltılarak rekabetçi
davranışların koordinasyonuna yol açılıp açılmadığıdır. Söz konusu belgede yer alan
iletişimde de bankaların geleceğe ilişkin fiyatlama stratejilerini birbirlerine açıkladıkları
görülmüş ve böylece geleceğe ilişkin belirsizliği azaltarak verilecek kararlarda bu bilgilerin
kullanılması yoluyla rekabetin sınırlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, zaman
zaman teşebbüslerin uzlaşmadan saptıkları veya rakiplerini yanıltmak amacıyla rakiplerine
farklı bilgiler verdiklerine rastlanılmaktadır. Ancak, rekabet hukuku bakımından verilen bilginin
yanıltıcı olup olmaması değil; teşebbüslerin geleceğe dönük stratejileri hususunda birbirleri ile
iletişim halinde olup olmadıkları önem taşımaktadır. Soruşturma kapsamında elde edilen pek
çok belgede de teşebbüslerin fiyatlama kararlarına ilişkin olarak birbirleri ile iletişim halinde
oldukları görülmüştür.
Belge 17’ye İlişkin Olarak Kararlaştırılan Oranların Şirket Politikası Gereği Gizli
Tutulduğu ve Ancak Uygulanmaya Başlandığında İnternet Sitesinde Yayımlandığı, Bu
Tür Bilginin HSBC’ye Verilmesinin Ticari Menfaatlere Tamamen Aykırı Olacağı
Savunması

(411) Anılan belgede yer alan e-posta metninde ve ekinde belirtilen ifadelerin kredi kartı gecikme
bildirim ücretine ve/veya nakit avans çekim ücretine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Belirtilen
ücretlerin değişimine ilişkin kararlar bankaların genel müdürlüklerinin ilgili birimlerince
alınmaktadır. Kaldı ki, e-postada da doğrudan görüşülen bankaların ismi sayılarak anılan



13-13/198-100

94/169


bilgilerin bu bankalardan alındığı belirtilmektedir. Dolayısıyla geleceğe yönelik fiyatlama
stratejisini içeren bu tür bir bilginin bankaların genel müdürlükleri arasındaki bir iletişim
dışında herhangi bir kaynaktan elde edilebilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 17’ye İlişkin Olarak Gecikme Bildirim ve Nakit Avans Ücretlerinin Ciro İçinde Çok
Küçük Bir Yer Tuttuğu Savunması

(412) Rekabet hukuku bakımından yapılacak ihlal tespitinde ihlal konusu faaliyetlerin ciro içindeki
payının küçük olması belirleyici bir unsur değildir. Zira, yukarıda da belirtildiği üzere,
Kanun’un 4. maddesi amacı veya etkisi rekabeti sınırlandırmak olan anlaşmaların ihlal
niteliğinde olacağını belirtmiştir. Dolayısıyla; anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği
kararlarının amacı itibarıyla rekabeti sınırlandırması mümkündür ve rakipler arası herhangi bir
anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararının amaç veya etki unsurlarından sadece
birini barındırması Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılması için yeterlidir.
Belge 17’ye İlişkin Olarak E-postada Yer Verilen Artışların Kesin Olmadığının
Belirtildiği ve Ücret Artışlarının Hangi Konuya İlişkin Olduklarının Varsayıma Dayalı ve
Tartışmalı Olduğu, Bu Nedenle Piyasadaki Hareketlerden veya Herhangi Bir İlave Belge
ile Konunun Desteklenmesinin de Söz Konusu Olmadığı Savunması

(413) Söz konusu belgede geçen ücret artışlarının hangi konuya ait olduğuna ilişkin
değerlendirmelerde ilgili e-posta metni ve ekinden faydalanılmıştır. Dolayısıyla ücret artışının
hangi konularda olacağı varsayıma değil, belgedeki açıklamalara dayandırılmaktadır.
Belgede ücret artışlarının kesin olmadığı hususu ise tarafların rekabeti sınırlayıcı içerikte bir
iletişim kurdukları tespitini değiştirmemektedir. Nitekim FİNANSBANK dahil belgede adı
geçen bankalar, zararlarını kapatmak üzere ücret artışı yapacaklarını ifade etmişlerdir. Artışın
ne zaman ve hangi oranda yapılacağının belirtilmemesi, söz konusu bilginin stratejik önemini
ortadan kaldırmamaktadır.
Belge 17’ye İlişkin Olarak Belli Bir İhlal İddiası İçin Söz Konusu Davranışın veya
Eylemin Rekabeti ve Toplumsal Refahı Azaltıcı Etki Yaratıp Yaratmadığının İspat
Edilmesi Gerektiği Savunması

(414) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtildiği üzere, “Belirli bir mal veya hizmet piyasasında
doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan
veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar,
uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.”
Kanun metninden rakipler arası herhangi bir anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği
kararının amaç veya etki unsurlarından sadece birini barındırmasının Kanun’un 4.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılması için yeterli olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Dahası, mezkur maddede, etkinin doğması bile aranmamış “etkiyi doğurabilecek nitelikte”
olan anlaşma/uyumlu eylemlerin de yasak olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla anılan savunmanın
kabulü mümkün görülmemiştir.

J.5.4. GARANTİ Tarafından Yapılan Savunmalar
Kurul’un Hatalı Bir Müdahaleden Kaçınmak Amacıyla Bu Tür Bir Soruşturmanın
Açılmasından Önce “Tarama” (Screening) Yaparak Sektörün İncelemeye Değer Olup
Olmadığını Tespit Etmesi Gerektiği, İddiaların Doğruluğunu Test Edecek İktisadi,
İstatistiki ve Ekonometrik Yöntemlerin Uygulanmamasının Eksiklik Olduğu Savunması

(415) Teşebbüslerin, ticari sır niteliğindeki veya geleceğe ilişkin bilgilerini birbirleriyle paylaştıklarını
gösteren iletişim notlarının varlığı Kanun’un 4. maddesini ihlal eden anlaşma ve/veya uyumlu
eylemlerin ispatında yeterli görülmektedir. Bu delillerin varlığı durumunda rekabeti sınırlayıcı
bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin gösterilebilmesi için ayrıca iktisadi delillere ihtiyaç
duyulmamaktadır. Mevcut soruşturma kapsamında da, teşebbüsler arasındaki iletişim delilleri
bankalar arasında mevduat, kredi ve kredi kartı faiz ve koşullarının birlikte belirlenmesi
hususunda bir uzlaşmayı ortaya koyduğundan ayrıca ekonometrik ve istatistiki modellere
ihtiyaç duyulmamıştır.



13-13/198-100

95/169


(416) Ayrıca, savunmalarda değinilen tarama teknikleri; fiyat, üretim miktarı, maliyet gibi bazı
parametrelerin incelenmesi temeline dayanmakta ve rekabet otoritelerine yol gösterici nitelik
arz etmektedir. Söz konusu teknikler; ihlale yönelik olarak teşebbüsler arasında herhangi bir
iletişim delilinin bulunmadığı durumlarda, rekabet otoritelerine inceleme süreçlerini başlatma
imkanı sağlamaktadır. Bununla birlikte, bu tekniklerin herhangi bir hukuk dışı uygulamanın
varlığını ispatlamak gibi bir amacı bulunmamaktadır.

(417) Mevcut soruşturma kapsamında ise sektörde rekabeti kısıtlayıcı bir uzlaşmanın oluştuğunu
gösteren çok sayıda yazılı iletişim delili elde edilmiştir. Bu noktadan sonra, artık sektörün
rekabeti sınırlama eğiliminin olup olmadığını test eden ekonometrik modellere ihtiyaç
kalmayacağı açıktır.
Mevduata İlişkin Faiz Fiyatlamasında Rakip Banka Fiyatlamalarının Dikkate Alınan
Unsurlardan Yalnızca Biri Olduğu ve En Önemli Belirleyicinin TCMB Politikaları Olduğu
Savunması

(418) Bankacılık sektöründe fiyatlama kararlarının TCMB politikaları da dahil olmak üzere pek çok
dışsal faktörden etkilendiği Kurul tarafından da kabul edilmektedir. Bununla birlikte bankaların
bu dışsal faktörleri fiyatlama kararlarına yansıtma oranı ve zamanlaması her bir teşebbüsün
bağımsız olarak kendi iç süreçleri doğrultusunda belirlenmesi gereken hususlardır. Bu
süreçte rakip bankaların rekabete duyarlı konularda bilgi alışverişinde bulunması, pazardaki
belirsizlik ve bağımsız davranışlar sonucu meydana gelebilecek riskleri ortadan kaldırarak
pazarın suni olarak şeffaflaştırılmasına, fiyat ve pazar payı gibi değişkenlerin piyasa dışında
belirlenmesine neden olmakta ve rekabetin sınırlanması sonucunu doğurmaktadır. Mevcut
soruşturmada da teşebbüslerin geleceğe yönelik fiyat stratejilerine ilişkin bilgileri birbirleri ile
paylaştıkları ve söz konusu fiyatların birlikte belirlenmesi konusunda uzlaştıkları yönünde çok
sayıda delile ulaşılmıştır. Bu itibarla, belirtilen savunmanın yerinde olmadığına karar
verilmiştir.
İletişim Delillerinin İspat Gücü Hakkında Çelişkili İfadeler Kullanıldığı, Bir Taraftan Söz
Konusu Delillerin İspat Gücünün Düşük Olduğu Belirtilirken Bir Taraftan Da Delil
Hiyerarşisinin En Üst Seviyesinde Yer Aldığının İleri Sürüldüğü, Kurul’un 4054 Sayılı
Kanun’un 4. Maddenin İhlal Edildiğini İktisadi Analizlerle İspat Etmek Zorunda Olduğu,
Buna Karşın İktisadi Tespitlerin Tamamen Göz Ardı Edilerek İletişim Delillerine
Üstünlük Tanındığı, Bu İtibarla İhlalin İspatlanamadığı Savunması

(419) Rekabet ihlallerinin ispatında kullanılan delillerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin
detaylı açıklamalara gerek “Gerekçe ve Hukuki Dayanak” gerekse “Belgelerin Niteliğine
İlişkin Savunmalar” başlıkları altında yer verilmiştir.

(420) Soruşturmada elde edilen deliller, esas olarak uzlaşmaya taraf olan teşebbüslerde yapılan
yerinde incelemelerde elde edilen iletişim belgeleridir. Söz konusu delillerin bir bölümü,
bankalar arasında fiyat tespiti konusunda bir centilmenlik anlaşması yapıldığını açıkça ortaya
koymaları sebebiyle birincil delil niteliğinde iken, diğer bir bölümü ise ihlalin unsurlarına ilişkin
kısmi bilgiler içeren ve diğer deliller ile bir araya getirildiğinde çerçeve anlaşmayı ve ihlalin
unsurlarını gösteren belgelerdir. Dolayısıyla esas alınan iletişim belgeleri bir arada
değerlendirildiğinde, tek başına, bankacılık hizmetlerinde fiyat tespitine yönelik rekabeti
sınırlama amacı taşıyan uzlaşmayı ortaya koyacak ispat seviyesini karşılamaktadır. Bununla
birlikte, muhtemel bir idari para cezası takdiri durumunda dikkate alınmak üzere, belgelerde
bahsi geçen kararlaştırmalara uygun olarak pazarda paralel davranışların gerçekleşip
gerçekleşmediği hususu incelenmiştir. Dolayısıyla belgelerin bazılarında, uzlaşmaya taraf
olan teşebbüslerin bir veya birkaçının fiyat hareketlerinin rakipleriyle paralellik arz etmemesi,
ihlalin ispatına değil, piyasadaki etkisine ilişkin sonuç doğurmaktadır.

(421) GARANTİ’nin ikinci yazılı savunmasında bir iktisadi görüşe yer verilmiş; belirtilen görüşte
bankanın rekabet ihlali içerisinde olmadığı iddiasının esas olarak iki farklı biçimde ortaya
koyulabileceği ileri sürülmüştür. İlk yöntemde; bankacılık sektörünün bir model yardımıyla
zaman içindeki davranışları ele alınmış ve birtakım veriler kullanarak ihlal iddiasını haklı



13-13/198-100

96/169


gösterebilecek her hangi bir durumun olmadığı belirtilmiştir. İkinci olarak ise, "tarama"
yöntemlerinden "Fiyat Varyansı" kullanılarak ihlal iddiasının yerinde olmadığı savunulmuştur.

(422) Belirtilen görüşe yönelik Rekabet Kurumu’nun ilgili birimi tarafından hazırlanan
değerlendirmede ise, uygulanan modelin teorik olarak tartışmalı birçok varsayıma dayandığı,
bu itibarla güvenilir nitelikte olmadığı, ayrıca iletişim delillerinin varlığı halinde ekonomik
tarama yöntemlerinin rekabet ihlallerinin ispatında gösterge olamayacağı ifade edilmiştir.
Belirtilen hususa ek olarak, literatürde buna benzer çeşitli tarama yöntemleri geliştirilmiş
bulunmakta, fakat bu göstergelerden hiç biri tek başına bir ihlalin varlığını veya yokluğunu
ispatlamak için yeterli görülmemektedir. Zira bu değerlendirmede belirtildiği üzere söz konusu
göstergelerden birden fazlası aynı anda kullanılsa dahi "hatalı pozitif" (gerçekte ihlal
olmamasına rağmen göstergelerin ihlalin varlığını işaret etmesi) ya da "hatalı negatif"
(gerçekte ihlal olmasına rağmen göstergelerin ihlalin varlığına işaret etmemesi) durumunun
gözlenmesi riski bulunmaktadır. Bu sebeple belirtilen iktisadi görüş ve buna dayalı
savunmaların yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ceza Yönetmeliği’nin Anayasa ve Kanunlara aykırı olduğu ve bu nedenle
uygulanamayacağı Savunması

(423) Savunmada da belirtildiği üzere Ceza Yönetmeliği, yürürlüğe konulduğu 15.02.2009
tarihinden bugüne Danıştay nezdinde çok sayıda iptal davasına konu olmuştur. Ancak
savunmada iddia edilenin aksine, belirtilen davalardan önemli bir bölümüne ilişkin yürütmeyi
durdurma talepleri hakkındaki incelemeler sonuçlanmış ve gerek Ceza Yönetmeliği’nin
bütünü gerekse her bir maddesi bakımından ayrı ayrı yapılan değerlendirmelerde Danıştay,
teşebbüslerin yürütmeyi durdurma taleplerini reddetmiştir61. Benzer şekilde Ceza
Yönetmeliği’nin Geçici 1. maddesinin Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen zaman
bakımından uygulama ilkesine aykırılık taşıdığı iddiasıyla açılan iptal davalarında da
tarafların yürütmeyi durdurma talepleri muteber görülmemiştir.62 Dolayısıyla her ne kadar söz
konusu davalara ilişkin yargısal süreç devam etmekte ise de, Ceza Yönetmeliği’nin hukuka
aykırı olduğu yönünde halihazırda Danıştay tarafından yapılmış herhangi bir tespit de
bulunmamaktadır. Bu itibarla belirtilen savunma kabul edilmemiştir.
Belge 1’de Yer Alan Bilginin Müşteri Kanalıyla Elde Edildiği, Zira Bankaların Faiz
Oranlarını Yürürlüğe Girmeden Birkaç Gün Önce Şubelerine Bildirdikleri, Dolayısıyla
Bu Belgenin Bir Pazar İstihbaratından İbaret Olduğu Savunması

(424) Belgede yer alan bilgilerin müşteri kanalı ile veya şubeler vasıtası ile öğrenildiğine dair bir
ifade ya da bu anlama gelebilecek herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Belirtilen hususa ek
olarak, savunmada iddia edildiğinin aksine, GARANTİ dahil, soruşturmaya taraf olan
bankaların şubeleri ile yapılan görüşmelerde, genel müdürlüklerin faiz oranlarına ilişkin
değişikliklerinin uygulamanın yürürlüğe girdiği tarihte yahut bir gün önce mesai bitiminden
sonra şubelere gönderildiği bilgisi edinilmiştir. Bu çerçevede henüz uygulamaya konulmamış
bir fiyat değişikliğinin şubelerden veya piyasadan elde edilmesi ihtimali bulunmadığı açıktır.
Bu çerçeve belgede yer alan ifadelere göre AKBANK, konut kredisi değişikliğini 22.08.2007
tarihinde ilan etmiş ve o günden geçerli olmak üzere değiştirmiştir. GARANTİ ise rakibinden
belirtilen değişikliği 1 gün önce öğrenmiştir. Bu doğrultuda, “Belgelere İlişkin


61 Danıştay 13. Dairesi’nin 13.06.2011 tarih ve E:2011/971 sayılı ve İDDK’nın 17.11.2011 tarih ve YD. İtiraz No: 2011/520
sayılı kararları; Danıştay 13. Dairesi’nin 23.01.2012 tarih ve E:2011/3939 sayılı kararı; Danıştay 13. Dairesi’nin 06.08.2010
tarih ve E:2010/2021 sayılı ve İDDK’nın 20.01.2011 tarih ve YD. İtiraz No: 2010/1018 sayılı kararları; Danıştay 13.
Dairesi’nin 13.10.2010 tarih ve E:2010/2490 sayılı ve İDDK’nın 14.06.2011 tarih ve YD. İtiraz No: 2011/8 sayılı kararları;
Danıştay 13. Dairesi’nin 21.10.2011 tarih ve E:2011/2500 sayılı ve İDDK’nın 02.02.2012 tarih ve YD. İtiraz No: 2011/1096
sayılı kararları; Danıştay 13. Dairesi’nin 22.07.2011 tarih ve E:2011/1598 sayılı ve İDDK’nın 24.05.2012 tarih ve YD. İtiraz
No: 2011/749 sayılı kararları; Danıştay 13. Dairesi’nin 12.10.2011 tarih ve E:2011/2223 sayılı kararı; Danıştay 13. Dairesi’nin
16.01.2012 tarih ve E:2011/3814 sayılı kararı; Danıştay 13. Dairesi’nin 18.05.2011 tarih ve E:2011/601 sayılı kararı.
62 Danıştay 13. Dairesi’nin 05.11.2010 tarih ve E:2010/3202 sayılı ve İDDK’nın 14.06.2011 tarih ve YD. İtiraz No: 2010/1226
sayılı kararları; Danıştay 13. Dairesi’nin 28.09.2011 tarih ve E:2011/2765 sayılı ve İDDK’nın 02.02.2012 tarih ve YD. İtiraz
No: 2011/875 sayılı kararları; Danıştay 13. Dairesi’nin 26.12.2011 tarih ve E:2011/3834 sayılı kararı.



13-13/198-100

97/169


Değerlendirmeler” başlığı altında ayrıntılı olarak incelenen bahse konu iletişimin rekabeti
kısıtlayıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Rakip Faiz Oranlarının Faiz Değişikliklerine İlişkin Kararlarda Dikkate Alınan
Kriterlerden Yalnızca Biri Olduğu, GARANTİ’nin AKBANK Hakkındaki Söz Konusu
Bilgiyi Edinmesine Rağmen İlan Edilen Faiz Oranını Değiştirmediği, Bu Sebeple
Edinilen Bilginin Hiçbir Şekilde GARANTİ’nin Stratejisini Etkilemediği Savunması

(425) Bankaların faiz değişikliklerini birden fazla parametreyi dikkate alarak belirlemeleri, bu
bankaların sözü edilen parametrelerden biri üzerinde rekabeti kısıtlayıcı bir uzlaşma
içerisinde olmadıklarını göstermemektedir. Elde edilen belge ve bilgiler çerçevesinde
AKBANK ve GARANTİ’nin konut kredisi faiz oranlarını henüz kamuya duyurmadan önce
birbirleri ile paylaştıkları görülmektedir. Bu bilgileri önceden edinen bir bankanın söz konusu
bilgiyi kullanmaması bahse konu banka açısından rasyonel değildir. Kaldı ki, iddia edildiği
üzere birçok parametreden yalnızca biri olan rakip banka bilgilerinin banka üst yönetimi
arasında paylaşılması, bu parametrenin önemli bir unsur olduğunu da göstermektedir.
GARANTİ’den Bahsedilmeyen 2 Numaralı Belgede Yer Alan Genel İfadelerden ve Bu
İfadelerin Geniş Yorumlanmasından Hareketle GARANTİ’nin Sorumlu Tutulamayacağı,
İddia Konusu Dönemde GARANTİ’nin ne Tabela Fiyatının ne de Münferiden
Müşterilerine Uyguladığı Faiz Oranlarının Rakipleri ile Örtüştüğü, Dolayısıyla 2007 Yılı
İtibarıyla Mevduat ve Kredi Faiz Oranlarıyla İlgili Olarak GARANTİ’nin Taraf Olduğu
Herhangi Bir Rakipler Arası Anlaşmadan Bahsedilemeyeceği Savunması

(426) Söz konusu belgede yer alan “Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda
verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan birinde de %18,75
oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan güveninde sorun
yaşamamıza neden olmaktadır.” ifadesi yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirildiği üzere,
belgeye konu anlaşmanın taraflarına piyasa yapıcı büyük bankaların da dahil olduğunu
açıkça göstermektedir. GARANTİ’nin 2007 yılında sektör aktifleri toplamının %11,6’sına
ulaşan aktif büyüklüğü63 ile BDDK’nın büyük ölçekli banka sınıflandırmasına dahil olduğu ve
söz konusu dönemde piyasa yapıcısı olarak faaliyet gösterdiği düşünüldüğünde anlaşmanın
tarafı olan bankalar arasında olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak, GARANTİ ile ilgili bir
değerlendirme yapılırken belgeden yola çıkarak yapılan bu çıkarımlarla yetinilmemiştir. Şöyle
ki, söz konusu belgenin ilgili olduğu dönemde uygulanan faiz oranları incelenmiş ve bu
inceleme sonucunda GARANTİ’nin 2007 yılının Eylül ayının üçüncü haftası itibarıyla
anlaşmanın tarafı olan diğer bankalarla birlikte faiz oranını %18,75’in altına indirdiği tespit
edilmiştir. Eylül ayının ilk üç haftası boyunca günlük mevduatının tutar olarak kayda değer bir
kısmına %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamış olan GARANTİ’nin, tam da bir centilmenlik
anlaşmasından bahsedildiği tarihlerde uyguladığı faiz oranını bu şekilde düşürmesinin
tesadüf olamayacağı gerçeği karşısında, GARANTİ’nin taraf olduğu herhangi bir rakipler
arası anlaşmadan bahsedilemeyeceği savunması kabul edilmemiştir.
Belge 2’ye İlişkin İnceleme Bakımından Esas Alınan Dönemi Kapsayan Ağustos 2007 -
Ekim 2007 Tarihlerinin, Türkiye’de ve Dünyada Merkez Bankalarınca Gevşek Para ve
Likidite Politikalarına Girilmekte Olan Bir Dönem Olduğu, 2008 Yılında Başlayan
Küresel Ekonomik Krizin Etkilerinin İncelenen Dönemde de Devam Ettiği, Bankaların
Tüm Bu Gelişmeleri İzlemek Suretiyle TL Mevduat Faizi Oranlarında Düşüşe Gittiği
Savunması

(427) GARANTİ’nin de içlerinde bulunduğu pek çok banka tarafından ifade edildiği üzere
bankaların uyguladıkları faiz oranları uluslararası ve ulusal finansal piyasalardaki gelişmeler
başta olmak üzere pek çok parametreye bağlı olarak belirlenmektedir. Savunmada belirtildiği
üzere, uluslararası ve ulusal finansal piyasalardaki gelişmelerin bankacılık sektöründe


63 BDDK(2007), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 2, s. 15.



13-13/198-100

98/169


faaliyet gösteren teşebbüslere benzer şekilde yansıması ve bu teşebbüslerin bu gelişmelere
benzer yönlü fiyat hareketleri ile tepki göstermesi son derece olağan kabul edilmektedir.

(428) Bununla birlikte, mevduat faizlerine ilişkin husus, sektörde faaliyet gösteren teşebbüslerin
belli bir dönemdeki aynı yönlü fiyat hareketlerinin ötesindedir. Zira YKB’de yapılan yerinde
incelemede elde edilmiş olan 2 numaralı belgeden “bankalar arasında yapılmış olan bir
centilmenlik anlaşması”nın varlığı açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu centilmenlik
anlaşmasının tarihi anılan belgede açıkça yer almamaktadır. Bununla birlikte anlaşmanın
2007 yılının Eylül ayının dördüncü haftasından itibaren uygulanmak üzere yapıldığı hem
belge tarihinden hem de ilgili bankaların piyasadaki davranışlarının incelenmesinden
anlaşılmaktadır. Anlaşmanın tarafları ile ilgili olarak ise belgede yer alan “piyasa yapıcı büyük
bankalar” ifadesinden hareket edilmiş ve anılan nitelikteki bankaların piyasadaki
davranışlarının incelenmesi yoluyla anlaşmanın piyasa yapıcı büyük bankalar arasında
gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu kapsamda yapılan inceleme sonucunda, ilgili
dönemde piyasa yapıcı büyük banka konumunda bulunan GARANTİ’nin davranışları,
bankanın anlaşmaya taraf olmadığı değerlendirmesini yapmaya olanak vermeyecek kadar
açıktır.

(429) Değinilen açıklamalar çerçevesinde GARANTİ’nin, Belge 2’ye dayanılarak iddia edilen
hususlar hakkında iktisadi analiz yapılmamış olduğu ve bu durumun varılan sonuçları
sakatladığı yönündeki savunması yerinde görülmemiştir. Öte yandan, bankacılık sektörünün
soruşturma kapsamında incelenen tarihlerde içinde bulunduğu koşullar idari para cezasının
takdirinde dikkate alınmıştır.
İncelenen Dönemde Rakip Bankaların Uyguladığı Faiz Oranlarının Birebir Aynı
Olmadığı, Benzer Olan Tek Hususun Faiz Oranlarının Yönü Olduğu, Bunun Soruşturma
Raporu’nda Yer Verilen Tablolardan da Görülebileceği, Bu Durumun Sebebinin
Bankaların Ekonomik ve Finansal Değişimlere Hızlı Bir Şekilde Ayak Uydurma Çabası
Olduğu Savunması

(430) Belge 2’ye ilişkin olarak yapılan değerlendirmeler incelendiğinde, görüleceği üzere bu belge
bakımından ileri sürülen iddia, belgede bahsedilen centilmenlik anlaşmasına taraf olan
bankaların tümünün aynı faiz oranını uyguladığı yönünde değildir. Soruşturma kapsamında
öne sürülen husus, incelenen dönemde bankaların, mevduata uygulayacakları faiz
oranlarının üst limitine yönelik olarak uzlaşma içinde oldukları yönündedir. Nitekim bu durum,
Belge 2’den hareketle açıkça anlaşılmakta, ilaveten Belge 4’te yer alan ifadelerle de
desteklenmektedir. Bunun yanı sıra, teşebbüslerin incelenen dönemdeki ‘ani’ davranış
değişiklikleri de belirtilen iddiayı doğrular niteliktedir.

(431) Bu çerçevede, rakip bankaların uyguladıkları faiz oranlarının birebir aynı olmadığı yönündeki
savunmanın anlam taşımadığı düşünülmektedir. Bankaların faiz oranlarındaki değişikliklerin
ekonomik ve finansal değişimlere uyum sağlama çabasının sonucu olduğu yönündeki
savunmanın ise genel faiz politikası bakımından doğru olduğu kabul edilebilecek olsa dahi,
Belge 2’de yer alan ifadelerin ve aynı dönemde bankaların davranışlarında gözlenen ‘ani’
değişikliklerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan tabloyu açıklamaktan uzak
olduğu değerlendirilmektedir.
Belge 3 ve 4 Bakımından Banka Yöneticilerinin Zaman Zaman Çeşitli Vesilelerle Bir
Araya Geldikleri, Ama Bu Durumun Rekabeti İhlal Ettiklerine Karine Teşkil
Edemeyeceği, Nitekim Söz Konusu Yöneticilerin Bizzat Devlet Yöneticilerinin Davet ve
Yönlendirmesiyle de Çeşitli Tarihlerde Bir Araya Geldikleri Savunması

(432) Kuşkusuz ki rakip teşebbüslerin temsilcilerinin bir araya gelmeleri tek başına rekabeti ihlal
ettiklerini göstermemektedir. Böyle bir toplantının yapıldığına dair bir belge ancak diğer
delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanacak ve rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmanın
varlığına delil teşkil edebilecektir. Nitekim soruşturma kapsamında da Belge 3 ve Belge 4 bir
arada değerlendirilmiş, anlaşmanın varlığına dair kanaat teşebbüslerin ilgili dönemdeki
davranışları ile de desteklenmiştir. Genel müdürler düzeyinde yapılan toplantının kamunun



13-13/198-100

99/169


teşvikiyle gerçekleştirildiğine dair bir bilgi ya da belge sunulmadığı da göz önünde
bulundurularak; söz konusu savunma kabul edilmemiştir.
Üç Bankanın En Üst Yöneticileri Arasında Bir Buçuk Saat Süreyle Yapılmış Bir
Toplantıda Faiz Oranı Gibi Önemli Bir Konunun Kararlaştırılmış Olmasının Mümkün
Olmadığı, Zira Bu Hususta Bankanın En Yetkili Yöneticisinin Dahi Tek Başına Karar
Alamayacağı, Bahse Konu Oranların APKO Toplantılarında Belirlendiği Savunması

(433) Soruşturma’da Belge 3’e ilişkin olarak iddia edilen husus, “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler”
başlığı altında dile getirildiği üzere, genel müdürler arasında mevduat faiz oranlarının
düşürülmesi yönünde bir uzlaşma sağlandığıdır. Nitekim yapılan toplantıdan üç gün sonra,
toplantıya katılan bankalardan birinin (YKB) genel müdür yardımcıları ve diğer üst yöneticileri
arasında gerçekleştirilen bir yazışmada (Belge 4) faiz oranı belirlenmesi hususunda yapılan
anlaşmanın “genel müdürler düzeyinde teyidi”nden söz edilmesi, belgeye ilişkin ulaşılan
kanaatin dayanağını oluşturmuştur. Bir başka deyişle, centilmenlik anlaşmasının gerçekleştiği
%20 faiz oranının da bu toplantıda belirlendiği ileri sürülmemekte, söz konusu toplantıda
rakip bankalar arasında faiz oranlarının birlikte belirlenmesi amacıyla bir uzlaşma kurulduğu,
devamında da bu uzlaşma çerçevesinde uygulanacak azami faiz oranları hususunda münferit
anlaşmalar yapıldığı ortaya konmaktadır. Kaldı ki bu husus, bu toplantının hemen ardından
GARANTİ’nin YKB’ye %20 seviyesini telaffuz ederek bu seviyede bir anlaşma teklif etmesiyle
de doğrulanmaktadır. Zira genel müdürler düzeyinde sağlanan bir mutabakatın hayata
geçirilmesi ancak bankaların operasyonel birimlerince gerçekleştirilebilecektir. Bu çerçevede
savunmada ileri sürülen iddialar yerinde bulunmamıştır.
Belge 4’ün Tek Taraflı Bir İrade Beyanından İbaret Olduğu, GARANTİ’nin Söz Konusu
Uzlaşmaya Dahil Olduğunu Teyit Eden Herhangi Bir Cevabi Yazının Mevcut Olmadığı
Savunması

(434) Rekabet Kurumu tarafından hakkında soruşturma yürütülen her bir teşebbüsten delil elde
edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim bir belgenin uzlaşmaya taraf olan
teşebbüslerden herhangi birinde yapılan incelemelerde elde edilmiş olması, teşebbüslerin
tamamı aleyhine delil olarak kullanılabilmesi için yeterli görülmektedir. YKB’de yapılan
yerinde incelemede elde edilmiş olan Belge 4 içerik itibarıyla incelendiğinde, belgenin
bankalar arasındaki centilmenlik anlaşmasının ne şekilde kurulduğunu ve uygulandığını,
taraflarını, kapsadığı ürünü ve tespit edilen fiyatı, anlaşmaya taraf teşebbüslerden birinin üst
düzey yöneticisinin ağzından açıkça anlattığı görülmektedir. Literatürde ‘birincil delil’ olarak
adlandırılan, ispat gücü bu kadar yüksek bir belge karşısında, anlaşmanın diğer taraflarının
iradesinin ortaya konulamadığı iddiasının yerinde olmadığı ortadadır. Kaldı ki, fiyat tespiti
uzlaşmasının hayata geçirmek üzere centilmenlik anlaşması teklifinde bulunan teşebbüsün
GARANTİ olduğu ve GARANTİ’nin Belge 3’te açıklanan genel müdürler arasındaki toplantıya
katıldığı gerçeği karşısında, adı geçen bankanın uzlaşmaya taraf olduğunu teyit edecek ilave
bir belgenin gerektiği savunması kabul edilmemiştir.
Belge 5’te, GARANTİ’nin AKBANK’ın Geleceğe Yönelik Hareketiyle İlgili Hiçbir
Bilgisinin Olmadığı, Dolayısıyla Geleceğe İlişkin Belirsizliğin Azaltılmadığı, Taraflar
Arasında Uzlaşma Kurulmadığının Belgedeki İfadelerle Sabit Olduğu, Buna Rağmen
Söz Konusu Belgenin Delil Olarak Kullanılmasının Soruşturmanın Hukuka Uygun
Sonuçlar Doğurmasını Engellediği Savunması

(435) Söz konusu belgedeki ifadelerden AKBANK’ın GARANTİ’yi arayarak ihracat kredi faizlerini
birlikte arttırma teklifi yaptığı anlaşılmıştır. Bir başka deyişle AKBANK, GARANTİ’ye fiyat
tespiti konusunda Kanun’un 4. maddesine aykırı bir anlaşma yapma teklifinde bulunmuştur.
GARANTİ ise bu teklifi rekabet kurallarına aykırı olduğu için değil, anlaşmadan yeterli kazanç
sağlayamayacağı için reddetmiştir. Bu noktada, soruşturmada benimsenen bütüncül
yaklaşım gereği edinilen her bir belgede tüm teşebbüsler hakkında ihlal iradesini gösteren bir
bilgi yahut beyanın yer alması da gerekmemektedir. Bu sebeple, her ne kadar uygulamaya
geçirilmemiş olsa dahi AKBANK ve GARANTİ GMY’leri arasında gerçekleşen iletişim, diğer



13-13/198-100

100/169


belgeler ile birlikte değerlendirildiğinde bankalar arasındaki uzlaşmanın bir unsuru olarak
kabul edilmiştir.
Belge 6’ya İlişkin Olarak GARANTİ’nin 23-24.10.2008 Tarihinde İhtiyaç ve Taşıt
Kredisinde Herhangi Bir Artış Yapmadığı, Fiyat Artışını 26.10.2008 Tarihinde Yaptığı
Savunması

(436) Anılan belgeden GARANTİ’nin ihtiyaç, taşıt ve konut kredilerinde gerçekleştireceği artış için
“rekabet” olarak ifade ettiği bazı rakip bankalar ile anlaştığı ve onların da bu faizlerde artış
yapacağı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede ihlal tespiti bakımından önemli olan husus
anlaşmanın yapılmış olmasıdır. Soruşturmada faiz oranlarının uygulamaya ne şekilde
yansıdığına yer verilmekle birlikte, bu hususun rekabet ihlallerine ilişkin soruşturmalar
kapsamında zorunlu bir inceleme olmadığı rekabet hukuku literatüründe genel kabul gören
bir yaklaşımdır. Nitekim 4054 sayılı Kanun’da da rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın varlığı
yeterli görülmekte ve söz konusu anlaşmanın uygulanıp uygulanmaması ihlalin varlığının bir
şartı olarak aranmamaktadır. Öte yandan soruşturmada yapılan analizler neticesinde,
savunmada ileri sürülen iddiaların aksine, Belge 6’da belirtildiği şekilde GARANTİ ile birlikte
AKBANK, İŞ BANKASI, FİNANSBANK ve YKB’nin konut, ihtiyaç ve taşıt kredisi faiz
oranlarında artış gerçekleştirdikleri görülmektedir. Bu çerçevede söz konusu savunmanın
yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
GARANTİ’nin Konut Kredisi Pazarlama Stratejisinde Bankanın Uzmanlığının Esas
Alındığı, Faizin Ön Plana Çıkmayan Bir Unsur Olduğu Savunması

(437) Tüketiciler bakımından kredi alma kararı verilirken bankanın uzmanlığı önemli bir tercih
faktörü olabilmekle birlikte, faizin bu kararda önemli ve belirleyici olmadığı iddiasının hayatın
olağan akışı ile bağdaşması mümkün değildir. Zira faiz oranları kredi pazarında en önemli
rekabet parametrelerinden biridir. Tüm bunların dışında soruşturma kapsamındaki iddialar
bakımından önem arz eden husus teşebbüslerin Kanun’un 4. maddesine aykırı olarak kredi
pazarındaki fiyat anlamına gelen faiz oranlarını arttırmak konusunda anlaşmış olmalarıdır.
Belge 6’dan da böyle bir anlaşmanın gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.
“Rekabet ile Anlaştık” İfadesinin Aslında, GARANTİ’nin Pazara İlişkin Yaptığı
Projeksiyonun Pazar Koşullarıyla Uyuştuğu Şeklinde Yorumlanabileceği Savunması

(438) Belgede geçen ifadelerin, herhangi bir suretle bir projeksiyon vb. çalışmanın sonucu olduğu
şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Nitekim, GARANTİ yöneticileri açıkça rakip
bankalarla anlaşıldığını ve onların da benzer artışlar yapacaklarını ifade etmektedir.
Bankalardan istenen veriler de belgede geçen ifadeleri doğrulamış olup, belirtilen tarihlerde
kredi faiz oranlarının değiştirildiği görülmüştür.
Belge 8’deki Çapraz Satış Bilgilerinin Gerçekten Rekabet Açısından Stratejik Bir Veri
Olup Olmadığının, Bu Bilgilerin Tarihsel Açıdan Hangi Döneme Ait Olduğunun, Bu Tür
Bir Benchmarking Çalışmasının Tüketici Lehine Sonuç Doğurup Doğurmadığının
Araştırılmadığı Savunması

(439) Çapraz satış bankaların önemli pazarlama yöntemlerinden biridir. Bu uygulama ile bankalar
müşteri bağlılığını artırarak rekabette öne geçmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle bankaların
çapraz satış politikasına ilişkin bilgiler, bankaların fiyat stratejilerine etki edecek nitelikte olup
rekabete duyarlı bilgi olarak kabul edilebilecektir.

(440) Bilgi değişimi tek başına rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir eylem olarak değerlendirilebildiği gibi,
bir üst uzlaşmanın kurulması ve sürdürülmesi amacıyla da kullanılabilmektedir. İkinci
durumda bahse konu paylaşımların hukuka aykırı olup olmadığının münferit olarak değil
unsurunu oluşturduğu uzlaşma kapsamında incelenmesi gerekmektedir64. Bu çerçevede,
uzlaşmanın tarafları konumundaki GARANTİ ile YKB arasında, fiyat stratejilerine etki edecek
pazarlama yöntemlerine ilişkin olarak düzenli şekilde bilgi paylaşıldığına işaret eden Belge 8


64 European Commission, Guidelines on the Applicability of Article 101 of the Treaty on the Functioning of the European
Union to Horizontal Co-operation Agreements, OJ C 11/1, (2011), para. 56.



13-13/198-100

101/169


de bu kapsamda ele alınmış ve uzlaşmanın uygulanmasına hizmet eden paylaşımlardan biri
olarak değerlendirilmiştir.
Belge 9’un Bankayla İlgili Hiçbir İbare İçermediği Halde Varsayıma Dayalı Olarak Banka
Aleyhine Delil Olarak Kullanıldığı, Belge 6’ya İlişkin Değerlendirmede Teşebbüslerin
Pazar Paylarından Hareketle Rekabet Üzerinde Hissedilir Derecedeki Etki Kriteri
Uygulanmışken, Belge 9’da Garanti’nin Refinansmandaki Pazar Payının Düşüklüğünün
Dikkate Alınmamasının Çelişkili Olduğu ve Savunma Ekinde Sunulan Garanti İç
Yazışmalarına İlişkin Elektronik Postanın da Garanti’nin Refinansman Hususunda
Herhangi Bir İhlale Taraf Olmadığını Ortaya Koyduğu Savunması

(441) Soruşturma sürecinde elde edilen belgeler neticesinde bankacılık sektöründe faaliyet
gösteren 12 teşebbüsün; çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve
ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte mutabakat ve bilgi
paylaşımlarında bulundukları, söz konusu anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin konu edindiği
bankacılık hizmetinin ve tarafların zaman zaman değişiklik arz ettiği ancak söz konusu
eylemlerin tamamının nihai noktada Belge 1, 2, 3 ve 4 kapsamında ortaya konulan, geleceğe
yönelik fiyat tespitine ilişkin ortak plana hizmet ettiği anlaşılmıştır. Sözü edilen tespitten
hareketle incelemeye konu 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde tek bir
uzlaşma içerisinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır.

(442) GARANTİ’nin ihlale taraf olduğuna ilişkin değerlendirmenin dayanağı 9 numaralı belge değil,
bir kısmı bizzat adı geçen bankadan alınan ve somut olarak GARANTİ’nin rakipleri ile fiyat
tespitine ilişkin anlaşmalar ile stratejik görüşmeler yaptığını ortaya koyan deliller
oluşturmuştur. Bu itibarla, belgelerden bazılarında GARANTİ bankasının adının yer
almaması, hakkında elde edilen diğer belgeler çerçevesinde, teşebbüsün uzlaşmaya taraf
olduğu yönündeki tespiti değiştirmemektedir.
Belge 11’deki İfadelerin Pazar İstihbaratından İbaret Olduğu, Belgedeki “Sorguladık”
İfadesinin Rakipler Arası Görüşmeye Değil Gizli Müşteri Olarak Hareket Eden GARANTİ
Çalışanı ile Rakip Bankalar Arasındaki Görüşmeyi İfade Ettiği Savunması

(443) Anılan belgede, DENİZBANK’ın hem Türk Lirası hem de yabancı para mevduat faizlerinde
yapılacak değişiklik öncesinde rakipler geleceğe ilişkin fiyatlama stratejilerini öğrenmeye
çalıştığı ve bu kapsamda rakip bankalar ile görüşme yaptığı anlaşılmıştır. Belgede yer alan
bilgilerin kaynağına ilişkin olarak, yapılan detaylı incelemeler ve şubelerden edinilen bilgiler
neticesinde; bankaların henüz uygulamaya koymadıkları fiyat değişikliği verilerinin rakip
teşebbüslerin genel müdürlükleri dışında bir kaynaktan elde edilmesinin mümkün olmadığı
anlaşılmıştır. Dolayısıyla savunmada iddia edilenin aksine, rakiplerin faiz oranında artış yapıp
yapmayacağı bilgisinin gizli müşteri yöntemiyle piyasadan temin edilmesi ihtimali
bulunmadığından, bilginin “sorgulandığı” kaynağın bankaların genel müdürlükleri olduğu
görülmektedir.
12 Numaralı Belge İle İlgili Olarak; Üye İşyerlerine Uygulanacak Komisyon Oranları
Bakımından; Bu Oranların Genel Müdürlük Tarafından Belirlenen Referans Fiyat
Üzerinden, İlgili İşyerinin Şube ile Olan Bankacılık İlişkileri ve Şube Hedefleri Gibi
Kriterler Esas Alınmak Suretiyle Bölge Müdürlükleri ve Şubeler Tarafından Belirlendiği,
Bankaların Sunduğu Ürün Çeşitliliği ve Hem Kart Hamilleri Hem de Üye İşyerleri
Açısından Fiyat/Üye İşyeri Komisyonu, Ücret Çeşitliliği Dikkate Alındığında Bir Rekabet
İhlalinden Bahsedilemeyeceği Savunmasının Değerlendirilmesi

(444) İlgili e-posta incelendiğinde GARANTİ ile YKB arasında ticari sır niteliğindeki bilgilerin
paylaşıldığı görülmektedir. Bunun yanı sıra, söz konusu yazışmada YKB’nin azalan karlılığını
tekrar artırmak amacı ile diğer bankalarla birlikte hareket etme isteği de açıkça
belirtilmektedir. Her ne kadar uygulamaya yansımasa da pazarın yaklaşık %50’sini
yönlendiren iki bankanın bu şekilde iletişim kurmaları 4054 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilebilecek bir husustur. Belirtilen durumun YKB tarafından GARANTİ’ye yöneltilmiş
bir icap niteliğinde olduğu açıktır.



13-13/198-100

102/169


12 Numaralı Belge Kredi Kartları Piyasası Bakımından; Piyasa Faiz Oranlarının Tüketici
Tercihlerinde Öncelikli Etken Olmadığı, Kurul’un Önceki Kararlarında (08-45/624-236
sayılı Karar) da Belirtilen Tespitin Yapıldığı Savunması

(445) Bahse konu Kurul kararı kredi kartı alışveriş ve gecikme faizi oranlarına ilişkin olup mevcut
soruşturmada incelenen konu ile doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır. Anılan kararda o
dönemde geçerli olan bir durum için bankaların TCMB tarafından belirlenen üst limitten faiz
oranı belirlemelerinin rasyonel bir davranış biçimi olduğuna değinilmiştir. Mevcut durumda ise
bankalardan elde edilen bilgi ve belgeler bu tür bir değerlendirmeye yer bırakmayacak
şekilde bankaların rekabeti sınırlayıcı bir uzlaşma içinde olduklarını açıkça ortaya
koymaktadır.
12 Numaralı Belge Kredi Kartı Ücret Artışları Bakımından; BDDK’nın Yapmış Olduğu
17.12.2010 Tarihli Değişikliğin Ücretler Konusunda Bazı Değişiklikler Yapmayı Zorunlu
Kıldığı Savunması

(446) Anılan savunmada, BDDK tarafından yapılan düzenlemenin aylık (…..) TL civarında bir ciro
kaybına yol açtığı, GARANTİ’nin bu kaybı telafi etmek için haklı iktisadi gerekçelerle bazı
önlemlere başvurduğu, nakit çekim ücretlerinin bankalar tarafından kart hamillerine ekstreler
aracılığıyla önceden duyurulması nedeniyle zaten piyasa koşullarında aleniyet kazanmış bir
bilgi olduğu, dolayısıyla bankaların bazı iç yazışmalarından hareketle kredi kartı ücret
artışlarına ilişkin olarak rakipler arası fiyat koordinasyonundan bahsedilemeyeceği ileri
sürülmektedir.

(447) Savunmada belirtildiği şekilde gerçekten de aleniyet kazanmış bilgilerin rakip bankalar
tarafından elde edilmesi durumunda teşebbüslerin rekabeti kısıtladığından
bahsedilemeyeceği açıktır. Soruşturmada da bu tür belgeler delil olarak kullanılmamıştır.
Ancak soruşturmaya esas teşkil eden belgelerde henüz aleniyet kazanmamış bilgilerin
bankalar arasında paylaşıldığı ve fiyatlama politikalarının bu bilgiler dikkate alınarak
belirlendiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bankaların bireysel olarak zararlarını karşılama veya
kârlarını artırma amacı ile ücret ve komisyonlarda artış yapması gerekirken danışıklı hareket
ederek fiyat tespit etmeleri 4054 sayılı Kanun kapsamında ihlal niteliği taşımaktadır.
Belge 12’de Yer Alan Yazışmanın Bir Analiz Niteliğinde Olduğu ve Belgenin Yalnızca
YKB’nin İcabını İçerdiği, Kurul’un ve Danıştay’ın Tek Taraflı Bildirimlerin İhlal
Oluşturmayacağı Yönünde Kararları Olduğu Savunması

(448) Anılan belgede GARANTİ’nin YKB ile iletişim halinde olduğu belirtildikten sonra, YKB’nin
fiyatlarını yükseltmek istediği ve bu artışı diğer bankalar ile birlikte gerçekleştirmek istedikleri
belirtilmektedir. Dolayısıyla anılan belgede yer alan ifadelerin sadece bir analizden ve tek
taraflı bir beyandan ibaret olduğu iddiası kabul edilmemiştir.

(449) Bunun yanı sıra tek taraflı bildirimlerin ihlal oluşturmayacağı yönündeki yaklaşım da yerinde
bulunmamıştır. Özellikle fiyat, arz miktarı, satış stratejisi, maliyet gibi stratejik verilere ilişkin
bilgiler içeren iletişimler tek taraflı olarak sunulduğunda dahi rekabet ihlali olarak
değerlendirilebilmektedir. Nitekim belirtilen nitelikte bir iletiyi alan teşebbüs, rekabeti
sınırlayıcı bir uzlaşmanın tarafı olmayacağını derhal ve açıkça karşı tarafa bildirmediği sürece
uzlaşmaya zımnen irade göstermiş sayılacaktır. Zira rakiplerinden değinilen unsurları taşıyan
bir ileti alan teşebbüsün, sözü edilen bilgileri kendi ticari politikalarında dikkate almamasının
mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Öyle ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın T-Mobile65
kararında, fiyat artırımı yönünde açık bir anlaşma tespit edilemese dahi, tek bir teşebbüsün,
rekabete duyarlı bilgiler içeren tek bir açıklamada bulunduğu tek bir rakipler arası iletişimin,
iletişime taraf olan teşebbüslerin tamamı bakımından 101. maddenin ihlal edildiğine
hükmedilmesi için yeterli olabileceği açıkça ortaya konulmuştur. Aynı yaklaşımın Rekabet
Kurulu’nun Otomotiv kararında ve Danıştay’ın 08.05.2012 tarih ve E. 2008/9080, K.
2012/965 sayılı Emaye Bobin Teli kararında da benimsendiği görülmektedir.


65 Case C-8/08, T-Mobile Netherlands, [2009] ECR I-4529.



13-13/198-100

103/169


(450) Öte yandan, belirtilen belgenin taraflar arasında fiyat tespiti amacıyla kurulan ihlali uygulamak
üzere gerçekleştirilen çok sayıda iletişimden biri olduğu dikkate alındığında, söz konusu
delilin diğer belgelerden ayrıştırılarak değerlendirilmesi de yerinde değildir.
Belge 12 Bakımından Teşebbüslerin Belirtilen Hususta Farklı Yönde Faaliyette
Bulunmasının İhlalin Var Olmadığı Sonucunu Ortaya Koyduğu, Ancak Buna Rağmen
Soruşturma Heyeti’nin Söz Konusu Sonuçtan Memnun Olmadığı için Teşebbüslerin
Toplam Pazar Payının Büyüklüğünden Hareketle İhlali İspatlamaya, Zorlayıcı
Yorumlarla Delil Üretmeye Çalıştığı Savunması

(451) Daha önce defaatle belirtildiği gibi, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin lafzından hareketle
rekabet ihlali niteliğindeki bir uzlaşmadan söz edilebilmesi için uzlaşmanın amacının rekabeti
sınırlamak olduğunun ispat edilmesi yeterli olup ayrıca uzlaşmanın piyasadaki etkisinin
gösterilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Uzlaşmanın teşebbüslerin fiyat hareketlerine
yansıyıp yansımadığı hususu ise ancak ceza takdirinde dikkate alınmaktadır. Ayrıca, ilgili
belge bakımından önem arz eden husus, pazarın yarısından fazlasını yönlendiren iki
bankanın bu şekilde irtibat halinde olmasının üye işyeri komisyonları konusunda uzlaşma
imkanını artırmasıdır. Nitekim belgede geçen ifadelerden, YKB’nin rakip bankalara yönelik
olarak fiyatları birlikte arttırma amacıyla icapta bulunduğu açıkça görülmektedir.
GARANTİ’nin de bu icap karşısında uzlaşmaya taraf olmadığını derhal ve açıkça YKB’ye
bildirdiğine ilişkin bir bilgi bulunamamıştır.

(452) Soruşturma Heyeti’nin belgeleri zorlayarak delil üretmeye çalıştığı iddiası da, soruşturmaya
esas teşkil eden ve bir bölümü birincil delil niteliğinde olan çok sayıda iletişim delilinin varlığı
karşısında kabul edilebilir olmaktan uzaktır. Zira 12 bankanın dahil olduğu fiyat tespitinin
çerçeve anlaşması, anlaşmanın nasıl uygulamaya konulduğu, tarafları, hedef aldığı hizmetler
somut deliller çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu çerçevede savunmada ileri sürülen
hususlar yerinde bulunmamıştır.
Belge 12 Bakımından Pazar Payı Hesaplanırken GARANTİ’nin Platform Anlaşması
Yaptığı Diğer Bankaların Pazar Paylarının da Hesaplamaya Dahil Edilmesinin Yerinde
Olmadığı, Zira GARANTİ’nin Diğer Bankaların Üye İş Yeri Fiyatlamasını Yönlendirme
İmkanı Bulunmadığı, Ayrıca Platform Anlaşmalarına İlişkin Muafiyet Kararlarında Her
Bir Bankanın Pazar Payının Ayrı Ayrı Hesaplandığı Savunması

(453) Bilindiği üzere platform anlaşmaları markayı kullanan bankalara önemli sayılabilecek
kısıtlamalar getirmektedir. Anlaşma yapılan bankalar üye işyeri edinme faaliyetleri
bakımından sınırlandığı gibi müşterilere uygulanacak ücret ve komisyonlar bakımından da
belli şartlar öngörülmektedir. Dolayısıyla bu bankaların markayı kullandıran banka ile rekabet
ilişkisi ortadan kalkmaktadır. Aksine, marka kullanan bankaların reklam vb. faaliyetleri
markanın pazar gücünü ve şebeke etkileri sebebiyle daha çok müşterinin ve üye işyerinin
anılan markayı kullanma güdüsünü arttırmaktadır. Bu bağlamda işbirliği anlaşması yapılan
bankaların pazar paylarının, teşebbüslerin pazar güçlerinin ve pazarı yönlendirme
kapasiteleri bakımından bir arada değerlendirilmeleri gerekmektedir.
Belge 13 Bakımından Belgenin Bütün Olarak Değerlendirilmesi Yerine Yalnızca “Yine
Bir Benchmark Yapalım” İfadesi Üzerinden Yargıya Varıldığı, Halbuki Bu Tür Bir
Çalışmanın Hiç Gerçekleşmediğinin Belge Metninden Anlaşıldığı Savunması

(454) Belge 13’e ilişkin değerlendirme dikkatlice incelendiğinde anlaşılacağı üzere belge detaylı bir
şekilde ele alınmış ve bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Ancak, bu değerlendirme
sonucunda GARANTİ’nin ve AKBANK’ın genel müdür yardımcıları arasında belgede
bahsedilen görüşmenin gerçekleşmediğine dair bir emareye rastlanmamıştır.

(455) Kaldı ki, gerçekten savunma tarafının iddia ettiği gibi, hedeflenen bu görüşme
gerçekleştirilememiş olsaydı dahi bu durumun belgenin değerlendirilmesinde bir farklılığa yol
açmayacağının hatırlatılmasında yarar görülmektedir. Zira soruşturma kapsamında elde
edilen belgelerin bir bütün olarak değerlendirilmesiyle ortaya çıkan sonuçlar esas alınmıştır.
Bu kapsamda soruşturmaya taraf bankaların, çerçeve anlaşması fiyat stratejilerinin birlikte



13-13/198-100

104/169


belirlenmesi olan bir uzlaşma içerisinde oldukları kanaatine varılmıştır. Uzlaşmanın tarafları
arasında geleceğe yönelik bu tür bilgi paylaşımları ise uzlaşmanın unsurlarının
belirlenmesine, uygulanmasına ve denetlenmesine hizmet eden araçlar olarak
değerlendirilmiştir. Bu kapsamda uzlaşmaya taraf iki bankanın genel müdür yardımcıları
arasında bankaların esas faaliyet konularına ilişkin olan ve ticari stratejilerine yönelik karar
alma süreçlerinde girdi olarak kullanılan bu nitelikteki bilgilerin düzenli olarak paylaşılmasının
ve bu bağlamda iki genel müdür yardımcısı arasındaki ilişkinin sürekliliği yadsınamayacaktır.
Belge 13 Bakımından Karşılaştırmaya Konu Edilecek Bilgilerin Hangi Döneme İşaret
Ettiğinin, Bilgilerin Halihazırda Kamuya Duyurulmuş Olma İhtimalinin Dikkate
Alınmadığı, Şüphenin Sanık Lehine Yorumlanması Gerektiği Savunması

(456) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında yer verilen “Bu bilgilerden bir kısmı66,
bankalar tarafından, miktar ya da pay olarak, dönemsel olarak kamuya açıklanmaktadır.
Bununla birlikte, belgede kıyaslamaya esas olacak döneme ilişkin bir ifade bulunmaması ve
GMY’nin kamuya zaten açıklanmış olan bilgilerin hazırlanması için ilgili personele talimat
vermesinin anlamsızlığı karşısında, iki GMY arasında paylaşılacak bilgilerin henüz kamuya
açıklanmamış olan, bir başka deyişle bankalar bakımından ticari sır niteliğini koruyan bilgiler
olduğu sonucuna varılabilecektir.” ifadeleri hem bilgilerin dönemi hem de bilgilerin kamuya
duyurulmuş olma ihtimali göz önünde bulundurularak kanaat oluşturulduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla söz konusu savunmaya itibar etmek mümkün olmamıştır.
Belge 17’nin Tek Taraflı Bir Beyan İçerdiği, Bankanın Herhangi Bir Rakibiyle Fiyat
Bilgilerini Paylaşmadığı, Bankanın Fiyat Politikalarının da Belgeyi Teyit Etmediği, Bu
Sebeple Belgenin Delil Olarak Kullanılamayacağı Savunması

(457) Anılan belgede yer alan e-posta metninde ve ekinde yer alan ifadelerin kredi kartı gecikme
bildirim ücretine ve/veya nakit avans çekim ücretine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Zira, e-
postanın ekinde yer alan listede pek çok diğer hususun yanı sıra, bu ücretlere ilişkin artış
önerileri de konu edilmiştir. Pek çok kez belirtildiği gibi, iletişim halinde olan bankaların
uyguladıkları fiyatlamaların belgelerde yer alanlarla aynı olup olmadığı rekabet hukuku
bakımından ihlalin tespiti için önem arz etmemektedir. Nitekim ihlalin tespiti hususunda
önemli olan, iletişimler vasıtasıyla pazardaki belirsizliğin azaltılarak rekabetçi davranışların
koordinasyonuna yol açılıp açılmadığıdır. Söz konusu belgede yer alan iletişimde de
bankaların geleceğe ilişkin fiyatlama stratejilerini birbirlerine açıkladıkları görülmüş ve
böylece geleceğe ilişkin belirsizliği azaltarak verilecek kararlarda bu bilgilerin kullanılması
yoluyla amaç bakımından rekabetin sınırlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 22 ve 23’ün Pazar İstihbaratından İbaret Olduğu Savunması

(458) YKB’nin Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından kaleme alınmış olan Belge 23
kapsamındaki elektronik postada “Küçük ve orta büyüklükteki mevduat için bankalar
neredeyse aynı fiyatları kullandılar fakat, Garanti hariç, çoğu yeni seviye hakkında karar
vermediklerini ifade ettiler. Gelecek hafta yeni fiyat seviyesi hakkında iletişim halinde
olacağız.” ifadesi yer almaktadır. Birincil ağızdan aktarılan bu ifadedeki “karar vermediklerini
ifade ettiler” cümlesi söz konusu görüşmenin ve bilgi paylaşımının şubelerin aranması ya da
gizli müşteri gibi çeşitli yöntemlerle yapılan piyasa istihbaratından ibaret olmadığını
göstermektedir. Zira şubelerin uygulamaya yönelik olarak kendilerine talimat gelmedikçe
genel müdürlük birimlerinin bir faiz oranına karar verip vermedikleri bilgisine sahip olmaları
mümkün değildir. Ayrıca, belirtilen ifadeden rakip bankalarla yapılan görüşmenin doğrudan
YKB’nin Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından gerçekleştirilmiş olduğu açıkça
anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde belgenin pazar istihbaratından ibaret olduğu
yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir.


66 Bankaların dönemlik faaliyet raporları kapsamında kredilerin ve mevduatın TL ve yabancı para itibarıyla
dağılımı, toplam müşteri sayısı gibi bilgilere yer verildiği görülmektedir.



13-13/198-100

105/169


Belge 25, 26 ve 27’de Yer Alan Bilgilerin Belge Tarihinden Önce Kamuya Açıklanmış
Olduğu Savunması

(459) YKB tarafından nakit çekim ücretinde değişikliğin bildirildiği ilk ekstre 20.09.2012 tarihinde
saat 08.10’da gönderilmiştir. GARANTİ’de bulunan yazışma ise aynı tarihte saat 17.44’te
gerçekleşmiştir. Bununla birlikte; anılan belgede yer alan “yapı kredi de dün bana buna
geçmek için düğmeye bastığını belirtti” ifadesinden hareketle, gerçekleşecek fiyat değişikliği
bilgisinin GARANTİ tarafından YKB’ce ekstrelere yansıtılmadan önce, 19.09.2012 tarihinde
öğrenildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla YKB’nin fiyatlama stratejisinin kamuya açıklanmadan
önce GARANTİ ile paylaşıldığı görülmektedir.
Belge 25, 26 ve 27 Bakımından GARANTİ’nin Ücret Arttırma Kararının Belirtilen
Tespitin Aksine 21.09.2011 Tarihinde Değil, 22.06.2011 Tarihindeki Bir Toplantıda
Tartışıldığı, Belirtilen Durumun Savunma Ekinde Sunulan Yazışmada Görüldüğü,
GARANTİ’nin Söz Konusu Kararının Ekonomik Verilere Dayandığı Savunması

(460) GARANTİ tarafından yapılan savunmada, ücret değişikliğinin belge tarihinden daha eski bir
tarihte tartışılmaya başlandığı ifade edilmekte ve buna ilişkin belgeler sunulmaktadır. Ancak
rekabet hukuku kapsamında değerlendirilen husus, bankanın bu değişikliğe giderken hangi
etkenleri dikkate aldığıdır. Yapılan incelemede GARANTİ’nin YKB’ye ait bilgileri henüz
kamuya açıklanmadan edindiği ve bunu karar alma mekanizmasına dahil ettiği ortaya
çıkmaktadır. Zira GARANTİ yöneticisi tarafından hazırlanan 20.09.2011 tarihli e-postada
YKB’nin kendisine bir gün önce yapılacak değişikliği haber verdiği belirtilmektedir. Bu
durumda YKB henüz kamuya açıklamadan önce GARANTİ ile kredi kartı nakit çekim
ücretlerinde yapacağı değişikliği paylaşmış ve GARANTİ bu bilgiyi 30.09.2011 tarihinde kendi
ücret artışını belirlerken kullanmıştır.
J.5.5. HALKBANK Tarafından Yapılan Savunmalar
Belge 2’de Yer Alan ‘Piyasa Yapıcı Büyük Bankalar’ İfadesinden Yola Çıkılarak ve
Somut Bir Delil Olmaksızın HALKBANK’ın Bir Centilmenlik Anlaşmasına Taraf
Olduğunu İleri Sürmenin Hukuken Mümkün Olmadığı Savunması

(461) Anılan belgede yer alan “Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda
verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan birinde de %18,75
oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan güveninde sorun
yaşamamıza neden olmaktadır.” ifadesi yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirildiği üzere,
belgeye konu anlaşmanın taraflarına piyasa yapıcı büyük bankaların da dahil olduğunu
açıkça göstermektedir. HALKBANK’ın 2007 yılında sektör aktiflerinin %7’sine ulaşan aktif
büyüklüğü ile BDDK’nın büyük ölçekli banka sınıflandırmasına dahil olduğu ve söz konusu
dönemde piyasa yapıcısı olarak faaliyet gösterdiği düşünüldüğünde, anlaşmanın tarafı olan
bankalar arasında olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kaldı ki, Belge 2 kapsamında
HALKBANK’a ilişkin değerlendirme yapılırken yalnızca belgelerde yer alan ifadeler esas
alınmamıştır. Söz konusu belgenin ilgili olduğu dönemde uygulanan faiz oranları incelenmiş
ve bu inceleme sonucunda 2007 yılının Eylül ayının ilk üç haftasında toplam 48 adet
mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamış olan HALKBANK’ın Eylül’ün dördüncü
haftası itibarıyla anlaşmanın tarafı olan diğer bankalarla birlikte hareket ederek mevduat faiz
oranını %18,75’in altına indirmiş olduğu tespit edilmiştir.

(462) Teşebbüsün savunmasında 30.08.2007 ila 25.10.2007 dönemindeki örneklem yoluyla
seçilmiş 9 tarih için 1 aya kadar vadeli, 3 aya kadar vadeli ve 6 aya kadar vadeli mevduat için
uygulanmış olan maksimum faiz oranlarına yer verilmiştir. Bu oranlar incelendiğinde,
soruşturma raporunda gösterge olarak alınan 31 gün ve altındaki vadeli mevduat bakımından
raporda incelenen dönemin başından centilmenlik anlaşmasının yapıldığı haftanın ilk gününe
kadar uygulanan oranların %19,15’e kadar çıkmış olduğu görülmektedir. Bununla birlikte,
savunmada Eylül ayının dördüncü haftasını takip eden günlerde uygulanan en yüksek faiz
oranının %18,65 düzeyinde kaldığı bilgisine yer verilmektedir. Ayrıca, savunmada 27.09.2007
tarihine ilişkin olarak sunulan veriler ile Kurum kayıtlarına 04.05.2012 tarih ve 3928 sayı ile



13-13/198-100

106/169


giren veriler arasında bir çelişki tespit edilmiştir. Şöyle ki, savunmada 1 aya kadar vadeli
mevduata 27.09.2007 tarihinde %19,15 oranında faiz uygulandığı belirtilmekte iken Kuruma
sunulan veriler içerisinde böyle bir faiz oranına rastlanmamaktadır. Dolayısıyla, 27.09.2007
tarihine ilişkin olarak belirtilen bu belirsizlik hariç olmak üzere, savunmada sunulan bilgilerin
soruşturma raporunda yapılan tespitlerin aksini gösterdiği yönünde herhangi bir tespit
bulunmamaktadır.
Belge 2’den Piyasa Yapıcı Büyük Bankaların Centilmenlik Anlaşması İçinde
Olmadığının Rahatlıkla Anlaşıldığı, Zira Piyasa Yapıcı Büyük Bankalarda Bile Bu
Oranlar Verilmezken Centilmenlik Anlaşması İçinde Olan Bankaların Bu Oranın Üzerine
Çıktığından Yakınılmakta Olduğu Savunması

(463) Öncelikle belirtilmelidir ki, savunmada belgedeki ifadeler yorumlanırken aslında belgede
bulunmayan “bile” ifadesi de yoruma dahil edilmiştir. Ancak bu ekleme belgenin anlamında
değişikliğe neden olmaktadır. Belgede yer alan ifade şu şekildedir: “Müşterilerimize bu oranın
piyasa yapıcı büyük bankalarda verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan
bankalardan birinde de %18,75 oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi
müşterilerimizin bize olan güveninde sorun yaşamamıza neden olmaktadır.” Belirtilen ifade,
YKB’nin “piyasa yapıcı büyük banka” konumundaki rakiplerinin kamuya açık olmayan fiyat
bilgisine sahip olduğunu ve müşterileri ile görüşmelerinde müşterilerine sözü edilen oranın bu
bankalarda da verilmediği yönündeki kesin bilgisini ilettiğini göstermektedir. Kaldı ki belgeyi
savunmada yorumlandığı şekilde değerlendirmek, YKB’nin ve AKBANK’ın piyasa yapıcı
büyük bankalar arasında olmadığı varsayımını da beraberinde getirecektir. Oysa 2007 yılında
YKB’nin aktif ve mevduat büyüklüğüne göre 5., kredi büyüklüğüne göre 4. sırada; AKBANK’ın
ise aktif ve mevduat büyüklüğüne göre 3., kredi büyüklüğüne göre 2. sırada yer almış olması
karşısında böyle bir varsayımın anlam taşımadığı açıktır. Bu çerçevede savunmanın anılan
ifadeye ilişkin yorumunu kabul etmek mümkün olmamıştır.
Belge 4’ten HALKBANK’ın Haberdar Olmadığı, HALKBANK’ın 04.06-04.08.2008
Tarihlerinde Uyguladığı Faiz Oranlarının %20’den Saptığı, Ayrıca Belgeden İddia Edilen
Anlaşmanın Tarafı Olan GM’nin Kamu Bankalarının Anlaşmaya Dahil Olduğundan
Haberdar Olmadığının Anlaşıldığı ve Bunun Bir Mantık Hatası Olduğu Savunması

(464) Söz konusu belgelere ilişkin değerlendirme yapılırken birincil delil niteliğinde olan ve tek
başına ihlali göstermek bakımından yeterli olan belgeler dahi tek başına ele alınmamış, her
bir belge bakımından belgede sözü edilen anlaşmanın uygulamaya ne şekilde yansıdığı da
incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, incelenen dönemde HALKBANK’ın centilmenlik
anlaşmasının uygulanmaya başlandığı tarih olan 04.07.2008 tarihinden önceki 14 işgününde
toplam 396 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı vermişken, 04.07.2008 tarihinden
incelenen dönemin sonuna kadar olan 41 işgününde, toplam 119 adet mevduata %20’nin
üzerinde faiz oranı uyguladığı tespit edilmiştir. Bu noktada %20’nin üzerinde faiz oranı
uygulanan mevduatın 57 adedinin 18.07.2008 tarihinde, 15 adedinin ise 28.07.2008 tarihinde
kabul edildiği özellikle belirtilmelidir. Bu durumun yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere
asgari likidite yeterliliği oranını sağlamaya yönelik bir nakit ihtiyacından kaynaklanmış olması
mümkündür. Dolayısıyla gerek likidite ihtiyacının sonucu olan bu tür durumlarda gerekse de
yüksek mevduata sahip özel müşterilerin geri çevrilememesi nedeniyle istisnai olarak
anlaşmayla belirlenen faiz oranı üst limitinden sapmalar olması, uzlaşmayı ortadan
kaldırmamaktadır.

(465) Ayrıca, (…..)’a anlaşmaya kamu sermayeli bankaların ve İŞ BANKASI’nın dahil olduğu
bilgisinin verilmesinin anlamsız olduğu iddiasına ilişkin savunmalara yönelik ise söz konusu
bilgilendirmenin esasen (…..)’a değil (…..)’a yapılmış olup, söz konusu bilginin (…..)’ın
kendisinden edinilmiş olmasın da mümkün olduğu belirtilmelidir. Bu çerçevede belgenin
anlamsızlığına ve mantık hataları içerdiğine ilişkin yorum yerinde bulunmamıştır. Kaldı ki,
belgeler ve uygulamaya ilişkin tespitler bir arada değerlendirildiğinde, belgenin
yorumlanmasına yönelik bu tür bir savunmanın da kabulü mümkün değildir.



13-13/198-100

107/169


Kamu Mevduatıyla İlgili Belgelere İlişkin Olarak, Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’ni
Düzenleyen İradenin Amacının Bankalar Arasındaki Rekabetten Yararlanarak Kamu
Kurumlarının Kaynaklarının Azami Oranda Nemalandırılması Olmadığı, Özel Bankaların
Bu Sürece Dahil Edilmemesinin Bu Durumun Bir Göstergesi Olduğu Savunması

(466) “Kamu Sermayeli Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında da
belirtildiği üzere Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’ne göre bazı kamu kurumlarına ait
mevduatın, TCMB yahut ZİRAAT’ten, HALKBANK’tan veya VAKIFBANK’tan birinde açılacak
hesaplarda değerlendirilmesi zorunludur. Dolayısıyla kamu mevduatının değerlendirilmesine
yönelik bankacılık hizmetleri pazarındaki oyuncu sayısının kanunen sınırlandırıldığı
görülmektedir. Öte yandan söz konusu faaliyet alanının kanun koyucu tarafından tamamen
rekabete kapatıldığı iddiasının kabulü mümkün değildir. Zira Tebliğ’in 5/3. fıkrası uyarınca
özel bütçeli bazı kamu kurumlarının mevduatını vadeli hesaplarda değerlendirmelerine ve
böylelikle faiz geliri elde etmelerine imkân tanınmıştır. Öyle ki Tebliğ’in 6. maddesi
kapsamında vadeli mevduat faiz oranının piyasada oluşan benzer vadedeki DİBS faiz
oranından daha düşük olamayacağı öngörülmüştür. Ayrıca aynı düzenlemede vadeli
mevduat faiz oranına ilişkin gösterge faiz oranına yönelik bir hesaplama formülü
öngörülmüştür. Sözü edilen hükümler bir arada değerlendirildiğinde, düzenleme
kapsamındaki kamu kurumlarının mevduatını değerlendirmeleri yönünde teşvik edildikleri,
belirtilen mevduatı değerlendirebilecek banka sayısı sınırlandırılmış olmakla birlikte hesap
açtırmak için tek bir bankaya yönlendirmek yerine birden fazla banka arasından seçim yapma
imkanının tanındığı ve elde edilecek faiz gelirinin belirli bir oranın altına inmesinin önlendiği
görülmektedir. Dolayısıyla kamu kurumlarına belirli ölçüde serbestlik tanınmak suretiyle kamu
mevduatı alanında rekabetin serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır.

(467) İşaret edilen değerlendirme, ZİRAAT’in yazılı savunması ile de desteklenmektedir. Nitekim
HALKBANK tarafından ileri sürülen iddiaların aksine, ZİRAAT tarafından yapılan savunmada
aşağıdaki ifadeler kullanılmıştır:
(Kamu mevduatına ilişkin belgelere yönelik olarak)
“Kamu bankalarının her üçü de müşteriyi elde etmek için bir yarış içindedirler. Bu
yarışta dikkate alınan tek husus her bankanın kendi durumu ve ihtiyaçlarıdır. Nitekim tüm
belgelerde adı geçen kamu bankaları müşteriyi elde etmek için daha yüksek faizler
verebilmektedirler.”

(468) Sözü edilen hususlar ışığında kamu mevduatının değerlendirilmesine yönelik bankacılık
hizmetlerinin rekabete kapalı bir faaliyet alanı olmadığı, öte yandan hâlihazırda hizmet sunan
teşebbüs sayısı mevzuat gereği sınırlandırılmış olan pazarda ZİRAAT, HALKBANK ve
VAKIFBANK arasında gerçekleştirilen uzlaşma sebebiyle rekabetin bütünüyle ortadan
kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
Kamu Mevduatına İlişkin Olarak Bankaların Faiz Oranları Arasında Fark Olması
Durumunda Sayıştay veya İlgili Denetim Kurumunun Denetiminde Sorun Yaşandığı,
Yüksek Faiz Veren Bankaya Mevduatın Verilmemesinin Sorulduğu, Bu Nedenle
Kurumların Düşük Faiz Veren Bankaya Dönerek Aynı Oranı Talep Ettikleri Savunması

(469) Belirtilen savunmaya ilişkin öncelikle ifade edilmesi gereken husus, Sayıştay ve ilgili diğer
denetim kuruluşlarının kamu kurumlarının mevduatına ilişkin yaptıkları denetimin amacının,
kamu mevduatının değerlendirilmesi sırasında kamunun zarara uğratılmasının
engellenmesidir. İhaleye konu olan mevduatın düşük faiz oranı teklif eden bankada
değerlendirilmesi halinde denetim kuruluşları nezdinde sorunlar ortaya çıkmasının nedeninin
işaret edilen amaç olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği’nde de
minimum faiz oranı öngörülmesi ve kamu mevduatının değerlendirilmesinin tek bir banka
tasarrufuna bırakılması yerine Tebliğ’de adı geçen bankalardan birinin tercih edilmesinin
mümkün olması, diğer bir ifadeyle rekabet ortamı muhafaza edilerek rekabetçi bir oranın
verilmesine imkan tanındığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Sayıştay’ın yahut diğer herhangi bir
kamu kurumunun yaptığı denetimlerin belgelerde bahsi geçen uzlaşmaya yol açtığının kabulü



13-13/198-100

108/169


mümkün değildir. Nitekim Sayıştay’ın yapmış olduğu denetimin esas amacı kamu
mevduatının düşük faiz oranıyla değerlendirilmesi suretiyle kamunun zarara uğratılmasının
önüne geçilmesidir.
Kamu Mevduatına İlişkin İddia Edildiği Üzere Bir Anlaşma Mevcut ise de Zarar Gören
Tarafın Tespitinin Mümkün Olmadığı, Zira Her İki Tarafın Kamusal Nitelikte Olduğu
Savunması

(470) 4054 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde; Kanun’un amacının rekabet düzenini korumak
olduğu ifade edilirken, rekabetin varlığı ve firmaların bağımsız karar vermeleri halinde ülkenin
kısıtlı kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmaya başlanacağı, böylece tüketicinin refah
düzeyinin yükseleceği de belirtilmiştir. Dolayısıyla mezkûr Kanun’un amacı, mal ve hizmet
piyasalarındaki rekabetin tesisine ve korunmasına ilişkin kamu menfaatini korumaktır.

(471) Sözü edilen menfaatin korunmasına ilişkin yasal hükümler öngörülürken, Kanun’un
kapsamını düzenleyen 2. maddesinde açıkça görüldüğü üzere, iktisadi faaliyette bulunan her
türlü teşebbüs ve belirtilen nitelikteki faaliyetlerin icra edildiği her türlü piyasa Kanun’un
uygulama alanına dahil edilmiştir. Diğer bir ifadeyle teşebbüsler bakımından kamu yahut özel
sermayeli işletme ayrımı yapılmadığı gibi, arz edilen mal veya hizmetin alıcısının kamu
otoriteleri veya özel kuruluşlar olması da Kanun’un etki alanının tespiti bakımından önem arz
etmemektedir. Bu itibarla, her ne kadar kamu mevduatına ilişkin belgelerde konu edinilen
iktisadi faaliyet kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik olarak ve kamu sermayeli bankalar
tarafından icra edilmekte ise de, belirtilen eylemlerin Kanun’un uygulanmasından istisna
tutulmadığı açıktır. Dolayısıyla kanun koyucunun, kamu sermayeli teşebbüsler tarafından
kamu otoritelerine sağlanan mal ve hizmetler bakımından da rekabetin korunmasına ilişkin
kamu menfaatinin zarar görebileceğini kabul ettiği ve belirtilen piyasalarda gerçekleşen
ihlallerin de cezalandırılacağını öngördüğü anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, kamu mevduatına
yönelik gerçekleştirilen ve rekabet hukuku mevzuatı kapsamında en ağır ihlal türlerinden biri
olarak kabul edilen ihalede danışıklı hareket eylemleri neticesinde herhangi bir zararın ortaya
çıkmayacağı, bu sebeple sözü edilen eylemlerin cezalandırılmasına gerek olmadığı
iddiasının kabulü mümkün görülmemiştir.
Soruşturma Raporu’nda İhlalin Süresinin Bir Yıldan Uzun Beş Yıldan Kısa Olduğunun
Belirtildiği, Ancak Banka ile İlgili Delillerin Kapsadığı Sürenin Bir Yıldan Kısa Olduğu
İddiası

(472) Mevcut soruşturma kapsamında ihlalin süresi belirlenirken, her bir teşebbüs hakkında elde
edilen belgelerin tarihleri esas alınmıştır. Bu çerçevede HALKBANK hakkındaki deliller
incelendiğinde, bankanın 25.06.2008 ve 13.07.2011 tarihleri arasında rakipleriyle uzlaşma
konusu fiyat tespiti eylemlerine yönelik iletişim ve mutabakatlar kurduğu anlaşılmıştır.
Dolayısıyla HALKBANK’ın ihlale bir yıldan uzun süreyle dahil olduğu anlaşılmaktadır.
Kamu Sermayeli Bankaların Ekonomik Bütünlük Olduğu Savunması

(473) Savunmada işaret edilen husus, “Kamu Sermayeli Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin
Değerlendirmeler” ve aşağıda kamu bankalarının ortak savunmalarının değerlendirildiği
bölümde ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Kamu Sermayeli Bankalara İlişkin Geçmiş Tarihli Muafiyet Kararlarında Bankaların Tek
Teşebbüs Olarak Değerlendirilmemesinin Sebebinin Bankaların Aynı Ekonomik
Bütünlük İçinde Yer Alıp Almadığı Hususunun Değerlendirmeye Etki Edecek Bir Unsur
Olmaması Olduğu, Ancak Mevcut Soruşturmada Kamu Mevduatına İlişkin İddialar
Bakımından Belirtilen Hususun Değerlendirmenin Temelini Oluşturacağı Savunması

(474) Söz konusu savunmaya ilişkin öncelikle belirtilmesi gereken husus, değerlendirmede atıfta
bulunulan muafiyet kararlarının, işlemin niteliği gereği, teşebbüsler arasındaki anlaşmaların
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı olup olmadığı hususunu konu edinmesidir. Zira
bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi, rekabeti sınırlayıcı nitelikte olan rakipler
arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararlarının, Kanun’da öngörülen koşulların
varlığı halinde Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından muaf tutulmasını öngörmektedir.



13-13/198-100

109/169


Yine atıf yapılan kararların tamamında, kamu sermayeli bankaların her üçünün de taraf
olduğu yatay anlaşmalar dahil olmak üzere, söz konusu bankalar bir arada tek bir ekonomik
bütünlük olarak değil bağımsız birer teşebbüs olarak ele alınmıştır. Kurul’un belirtilen
yaklaşımı benimsemiş olduğunun en somut örneği ise Maaş Promosyonları kararıdır. Nitekim
bahsi geçen kararda ihlale taraf olan yedi banka arasında yer alan VAKIFBANK hakkında
yapılan değerlendirmelerde ve uygulanan idari para cezasının hesaplanmasında ZİRAAT ve
HALKBANK’ın ciroları dikkate alınmamış ve hatta ihlale taraf olduğu tespit edildiği halde,
zamanaşımı sebebiyle HALKBANK’a idari para cezası uygulanamayacağı sonucuna
ulaşılmıştır. Belirtilen kararlar karşısında, daha önceki Kurul kararlarının hiçbirinde kamu
sermayeli bankaların bağımsız birer teşebbüs olup olmadığı hususunun değerlendirmeye etki
edecek bir unsur olmadığı ve bu itibarla dikkate alınmadığı savunması muteber
görülmemiştir.
Belge 2’de, “Piyasa Yapıcı Büyük Bankalar” ve “YKB’nin Centilmenlik Anlaşması
Yaptığı Bankalar” Olmak Üzere İki Farklı Banka Grubundan Söz Edildiği, Ancak Delilin
Hatalı Yorumlanarak Sadece Piyasa Yapıcı Büyük Banka Olması Sebebiyle İlgili
Bankanın Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Kabul Edildiği Savunması

(475) YKB’de yapılan yerinde incelemede elde edilen belgenin incelenmesinden bazı bankalar
arasında mevduat faizlerinin üst sınırını belirlemeye yönelik bir centilmenlik anlaşması
yapılmış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Anlaşmanın taraflarını belirlemeye yönelik
incelemede ise öncelikle belgede yer alan ifadelerden hareket edilmiştir. “Belgelere İlişkin
Değerlendirmeler” başlığı altında da izah edildiği üzere “Müşterilerimize bu oranın piyasa
yapıcı büyük bankalarda verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan
birinde de %18,75 oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan
güveninde sorun yaşamamıza neden olmaktadır.” ifadesi bu konuda yol gösterici olmuştur.
Belirtilen ifade; YKB’nin müşterisine karşı, belirli bir faiz oranının piyasa yapıcı büyük
bankalarda verilmediği yönünde bir taahhütte bulunmasının, ancak bu bankaların
davranışlarına yönelik bilgi sahibi olmasıyla mümkün olabileceği şeklinde yorumlanmıştır.
Zira aksi durumda, belgeden de anlaşılacağı üzere banka, müşterileri nezdinde güven
kaybedecektir. Bu nedenle bu kesinlikte bir ifadenin ancak centilmenlik anlaşması içerisinde
bulunulan bankalar bakımından kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

(476) Elbette ki bankaların, pazarın müşteriler aracılığıyla yaratılan şeffaflığından faydalanarak
rakiplerinin fiyatlama davranışları hakkında bilgi sahibi olabilmesi mümkündür. Ancak, bu
durum yalnızca bankaların geçmiş davranışlarına yönelik olarak söz konusu olabilecektir.
Zira her bankanın banka içinden ya da müşterisinin özel konumundan kaynaklanan
nedenlerle, TCMB’ye bildirmiş olduğu üst sınırla bağlı kalmak kaydıyla, daha önce
uygulamamış olduğu bir faiz oranını uygulama imkanı bulunmaktadır. Dolayısıyla, YKB’nin
bankaların geleceğe yönelik davranışlarına ilişkin bir ortak anlayışın varlığına dayanmaksızın
böyle bir beyanda bulunmuş olamayacağı, bu ortak anlayışın ise “piyasa yapıcı büyük
bankalar”ın içinde bulunduğu centilmenlik anlaşmasından kaynaklandığı kanaatine
varılmıştır.

(477) Belgeden hareketle uzlaşmaya dahil olduğu sonucuna ulaşılan bankalar hakkında elde edilen
diğer belgelerde de, rakip teşebbüsler arasında bankacılık hizmetlerine ilişkin geleceğe
yönelik fiyat stratejileri hususunda görüşmeler yapıldığının tespit edildiği dikkate alındığında,
belgelerin bütünü ile ulaşılan sonucun soruşturma sürecinde belgeye yönelik yapılan tespiti
desteklediği görülmektedir. Bu çerçevede HALKBANK’ın, belgede bahsi geçen ifadelerde iki
ayrı grup bankadan söz edildiği, centilmenlik anlaşmasına taraf olan bankaların “piyasa
yapıcısı büyük bankalar”dan farklı olduğu yorumuna katılmak mümkün olmamıştır.






13-13/198-100

110/169


Belge 2’ye İlişkin Olarak; HALKBANK’ın Uyguladığı Mevduat Faiz Oranlarının Düşüş
Eğiliminin Gerekçesinin Bir Uzlaşma Değil TCMB’nin O Dönemde Uyguladığı Faiz
Politikası Olduğu, Bu Dönemde Borçlanma Faiz Oranının %17,50’den %17,25’e, Borç
Verme Faiz Oranının ise %22,50’den %22,25’e Düşürüldüğü, Bu Sebeple HALKBANK’ın
da Belgenin Tarihinden Çok Daha Önce Faiz Oranlarını Revize Ettiği Savunması

(478) Kuşkusuz bankaların fiyatlama davranışlarını etkileyen en önemli etkenlerden biri TCMB’nin
uyguladığı faiz politikalarıdır. Nitekim HALKBANK da TCMB’nin faiz politikasındaki değişikliğe
paralel olarak faiz oranlarını revize etmiş ve faiz oranlarında indirime gitmiştir. Bankanın
19.09.2007 tarihli genel mektubuyla şubelerine duyurduğu yeni faiz oranları incelendiğinde
22.05.2007-18.09.2007 aralığında %18,50 olan bölge yetkisindeki azami oranın, 19.09.2007
tarihi itibarıyla %18,00’a düşürüldüğü görülmüştür. Bununla birlikte 22.05.2007-18.09.2007
döneminde olduğu gibi 19.09.2007 sonrasında da Genel Müdürlük yetkisiyle TCMB’ye
bildirilen azami faiz oranına kadar faiz uygulanabilmesi mümkün kılınmıştır.

(479) Bilindiği üzere, soruşturma çerçevesinde Belge 2 ile ilgili olarak ileri sürülen iddia,
centilmenlik anlaşmasına taraf olan bankaların mevduat faizine verecekleri üst sınırı birlikte
belirledikleri yönündedir. Nitekim teşebbüsler arasında fiyat tespitine yönelik bir uzlaşma
kurulduğu, rapora esas teşkil eden iletişim delilleri ile somut olarak ortaya konulmuştur. Her
ne kadar belgeden, üzerinde anlaşılan azami faiz oranının ne olduğu net olarak anlaşılamasa
da, belgedeki ifadeler bunun %18,75’in altında bir oran olduğunu göstermektedir. Bu nedenle
belgeye ilişkin olarak yapılan incelemede ilgili teşebbüslerin Eylül-Ekim 2007 döneminde
%18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladıkları mevduat sayıları esas alınmıştır. HALKBANK’ın
sunduğu tablodan görüleceği üzere, hem 22.05.2007-18.09.2007 dönemi için hem de
sonrasında bu banka bakımından %18,75 ve üzerindeki oranlar genel müdürlüğün yetkisinde
kalmaktadır. Bir başka deyişle, 19.09.2007 tarihli genel mektup faiz oranlarının aşağı yönlü
seyri bakımından bir gerekçe teşkil etse de, kendi başına %18,75 ve üzerindeki faiz
oranlarının Eylül’ün dördüncü haftası itibarıyla belirgin şekilde kesilmesini izah etmekten
uzaktır.
Belge 2 Bakımından; HALKBANK’ın 3-23 Eylül 2007 Döneminde 48 Adet Mevduata
%18,75 Oranında Faiz Uygulamışken 23 Eylül Sonrası Uygulamanın Kesilmesinin
Sebebinin, 3-23 Eylül Döneminde Grup Müşterilerinin Varlığı Olduğu Savunması

(480) Söz konusu savunmada Belge 2 bakımından 3-23 Eylül aralığında %18,75 ve üzeri oranda
mevduat faizi uygulanmasının gerekçesi olarak “Grup Müşterileri” olarak tanımlanan, akraba
ya da arkadaş çevresinden oluşan ve birlikte pazarlık ettikleri için tek ve yüksek oran verilen
fakat ayrı hesap açıldığı için adedi fazla görülen müşteriler ile yüksek mevduata sahip
olmakla birlikte birden fazla hesap açtıran, Kurum’a sunulan listelerde de aynı müşteri
numarasına sahip olan müşterilerin varlığı gösterilmiştir.

(481) Soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, HALKBANK’ın 31 gün ve altı vadede
%18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı mevduat sayısının Eylül ayının ilk üç haftası için
sırasıyla 19 adet, 11 adet ve 18 adet olarak gerçekleştiği ve bu oranda faiz verilen mevduatın
24 Eylül itibarıyla tamamen kesildiği tespit edilmiştir. Savunmada belirtilen nitelikteki
müşterilerin tam da anlaşmanın uygulanmaya başladığı hafta olan 24 Eylül haftasında
bütünüyle kesilmesi, ancak çok büyük bir rastlantı olarak değerlendirilebilecektir. Zira 32-91
gün vade aralığındaki durum incelendiğinde HALKBANK’ın yine benzer bir davranış
sergilediği görülmektedir. Şöyle ki; bu vade aralığında %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uygulanan mevduat sayısı Eylül ayının ilk üç haftasında sırasıyla 127 adet, 131 adet ve 115
adet olarak gerçekleşmişken, dördüncü haftada bu sayı 10’a düşmüş ve Ekim ayı içinde
yalnızca 7 adet mevduata bu faiz oranı uygulanmıştır.

(482) Bu açıklamalar çerçevesinde ve HALKBANK’ın diğer bankalarla bir centilmenlik anlaşması
içerisinde olduğunu somut olarak ortaya koyan yazılı delillerin varlığı karşısında, belge
tarihiyle uyumlu davranış değişikliklerinin yalnızca grup müşterilerin varlığıyla
açıklanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.



13-13/198-100

111/169


Kamu Sermayeli Olması Sebebiyle HALKBANK’ın İçinde Bulunduğu Koşulların Özel
Bankalardan Farklı Olduğu, Bu Sebeple Agresif Faiz Politikaları Uygulamadığı, Bu
Durumun Piyasada Bilindiği, Dolayısıyla Belge 4’te Yer Alan “Kamu Bankaları da
Dahilmiş” İfadesinin Söz Konusu Duruma Atfen Varsayımsal Olarak Sarf Edildiği,
İfadenin Kaynağının Belirsiz Olduğu Savunması

(483) Belge 4’te kamu bankaları ile ilgili olarak sarf edilen ifade, savunmada yer verilen yoruma
elverişli değildir. Zira belgenin lafzı incelendiğinde görüleceği üzere, belgeyi kaleme alan YKB
Hazine Yönetim Başkanı tarafından kamu bankalarının dahil olup olmadığının bilinmediğinin
ifade edildiği, bunun üzerine de konunun araştırılıp ilgili kişiye “kamu bankaları da dahilmiş”
şeklinde net bir dönüş yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede ifadenin bir varsayımdan ibaret
olamayacağı açıktır. Kaldı ki mevduat faizlerinin düşürülmesine yönelik bir mutabakatın genel
müdürler düzeyinde varlığı da düşünüldüğünde, söz konusu bilginin YKB Genel Müdürü’nden
bile öğrenilmiş olması mümkün görülmektedir. Her iki ihtimalde de belgede bahsi geçen
bilginin yalnızca tahminden ibaret olduğu iddiasının kabul edilemeyeceği aşikardır.
Soruşturma Raporunda Belge 4’e İlişkin Yer Verilen Mevduat Adedi Analizlerinin Belge
2 İçin Belirtilen İki Müşteri Grubu Sebebiyle Yanıltıcı Olduğu, Nitekim İncelenen
Dönemde İşlem Adetlerinin Mevduat Adetlerinden Daha Az Olduğu, Ayrıca Haziran
Ayının İkinci Çeyreğin Sonu Olması Sebebiyle Bankaların Daha Esnek Faiz Oranı
Uygulayabildikleri, Dolayısıyla Bu Ay ile Temmuz ve Ağustos Aylarının Rakamları
Arasında Farklılık Olmasının Olağan Olduğu, Belirtilen Hususlar Karşısında 04.07.2008
Öncesi ve Sonrası Uygulanan Faiz Oranları Arasında Dramatik Bir Fark Olmadığı
Savunması

(484) Belgeye ilişkin yapılan analizler incelendiğinde, HALKBANK’ın 16.06.2008-31.08.2008
tarihleri arasında her bir gün itibarıyla 31 gün ve altı vadede kabul etmiş olduğu mevduat
sayısı ve tutarı ile %20’nin üzerinde faiz oranı uyguladığı mevduat sayısı ve tutarı
görülmektedir. Bu kapsamda centilmenlik anlaşmasının hayata geçirildiği gün olan
04.07.2008 tarihinde %20’nin üzerinde faiz oranı uygulanan mevduat sayısındaki düşüş
oldukça dikkat çekicidir. Zira bankanın 1 Temmuz, 2 Temmuz ve 3 Temmuz tarihlerinde
%20’nin üzerinde faiz oranı verdiği mevduat sayısı sırasıyla 38, 25 ve 10 iken 04.07.2008
tarihinde sadece 1 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı uygulanmıştır. Bu tarihin
öncesi ve sonrası birlikte değerlendirildiğinde tablo daha da çarpıcı hale gelmektedir.
Savunmada iddia edildiği gibi bu durumu ortaya çıkaran etkenin bilanço etkisi olduğunun
kabulü halinde, belirtilen ani düşüşün 1 Temmuz itibarıyla görülmesi gerekecektir. Ancak
HALKBANK’ın davranış değişikliği tam olarak belge tarihine denk gelmektedir. Belgedeki
ifadeler de göz önünde bulundurulduğunda bu değişimin yalnızca grup müşterilerle ya da
bilanço etkisiyle açıklanamayacağı açıktır. Dolayısıyla söz konusu savunmaya itibar etmek
mümkün olmamıştır.
Kamu Sermayeli Bankaların Belge Tarihinden Değil 31.07.2008 Tarihinden İtibaren
Uzlaşmaya Taraf Olmaya Başladığının Belirtildiği, Ancak Uzlaşmaya Taraf Olunsaydı
Baştan İtibaren Uzlaşmaya Uymalarının Gerekeceği, Bankacılık Sektöründe Anlık
Değişikliklerin Bile Faiz Oranlarını Etkilediği Bu Sebeple 27 Günlük Dönem Sonundaki
Uygulamanın Pazar Koşullarından Kaynaklanmış Olabileceği İddiası

(485) Yapılan analizler incelendiğinde, HALKBANK’ın %20 ve üzerinde faiz uyguladığı mevduat
sayısı tam olarak belgenin düzenlendiği gün olan 04.07.2008 tarihinde çarpıcı bir biçimde
düştüğü ve incelenen dönemin sonuna kadar bu şekilde devam ettiği görülmektedir. Bu
dönemde %20’nin üzerinde faiz oranı verilen mevduat sayısı itibarıyla dikkat çeken iki gün
bulunmaktadır. HALKBANK, 18.07.2008 tarihinde 57 adet, 28.07.2008 tarihinde ise 15 adet
mevduata %20’nin üzerinde faiz uygulamıştır. Bunun dışında HALKBANK bakımından
uzlaşmaya uymadığı intibasını yaratan bir durum bulunmadığı, Bankanın arızi olarak
anlaşmayla belirlenen üst limitin üzerinde faiz uygulamasının özel müşteriler, likidite yeterliliği



13-13/198-100

112/169


gibi unsurlardan kaynaklanmış olabileceği ve anlaşmadan cayılması anlamına gelmediği
sonucuna ulaşılmıştır.
J.5.6. HSBC Tarafından Yapılan Savunmalar
HSBC Hakkında Rekabeti Kısıtlayıcı Bir Eylemde Bulunduğuna Yönelik Olarak Ciddi
Delillerin Bulunduğu iddia Edilse de, Bankanın Adının Sadece İki Adet Belgede Geçtiği
Savunması

(486) Gerek genel değerlendirmelerde gerekse diğer bankalar tarafından yapılan savunmalara
verilen yanıtlarda belirtildiği üzere, 4054 sayılı Kanun’da düzenlenen rekabet ihlallerinin ispat
edilmesinde elde edilen delillerin sayısı değil ispat gücü önem arz etmektedir. Bu kapsamda
soruşturma sürecinde HSBC hakkında elde edilen belgeler incelendiğinde, öncelikle
HSBC’den alınan 10.06.2010 tarihli ve 10 numaralı belgede, AKBANK’tan elde edilen
“insider” bilgiye göre AKBANK’ın kredi kartı gecikme bildirim ücretini 2 TL’ye çıkarmayı
planladığının öğrenildiği ve sözü edilen husus dikkate alınarak HSBC’nin de gecikme bildirim
ücretini 2 TL olarak değiştirmek üzere şirket içinde değerlendirmelerde bulunduğu
anlaşılmaktadır. Yine HSBC’den alınan ve 30.03.2011 tarihli bir başka iç yazışmayı içeren 17
numaralı belgede ise adı geçen banka tarafından GARANTİ, FİNANSBANK, YKB ve
AKBANK ile görüşüldüğü, henüz kesinleştirmemekle birlikte ücretlerini arttıracaklarının
öğrenildiği ifade edilmektedir. İlgili yazışmanın ekinde yer alan tablodaki bilgiler çerçevesinde,
rakipler ile görüşülen ücretin kredi kartı gecikme bildirim ücreti ve nakit avans çekim ücreti
olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

(487) Görüldüğü üzere soruşturma sürecinde HSBC hakkında elde edilen belgeler, HSBC’nin
rakipleri ile geleceğe yönelik fiyat tespiti hususunda koordinasyon içerisinde olduğunu ortaya
koymaktadır. Sözü edilen belgeler karşısında, HSBC hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlal
ettiğini ispat etmeye yeterli belge bulunmadığı yönündeki savunmanın yerinde olmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
HSBC’nin Rakiplerle Bir Anlaşma İçinde Olmadığı, Bu Yönde Bir Delilin Sunulamadığı,
Uyumlu Eylem Karinesinden Yararlanabilmek İçin de Bulunması Gereken Şartların
Oluşmadığı ve Rekabet Kurulu’nun Bu Standartlara Göre Davranarak Uyumlu Eylem
Karinesini Kullanması Gerektiği Savunması

(488) Soruşturma kapsamında elde edilen belgeler, teşebbüsler arasında fiyat tespiti konusunda ve
geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakiplerle paylaşılması konusunda anlaştıklarını
göstermektedir. Dolayısıyla, soruşturma kapsamında, HSBC ile ilgili olarak uyumlu eylem
karinesine başvurulması söz konusu olmadığından, uyumlu eylem karinesi ile ilgili
değerlendirmelere gerek görülmemiştir.
HSBC’nin Küçük Bir Banka Olduğu ve Büyük Bankalarla Menfaat Birliğinin
Bulunmadığı Savunması

(489) HSBC’nin pazar payının oldukça düşük olduğu, bu itibarla büyük ölçekli bankalarla herhangi
bir menfaat birliği olmadığı iddiasının kabul edilebilir nitelikte olmadığıdır. Zira bankacılık
sektöründe faaliyet gösteren ve pazar payları birbirinden farklı olan teşebbüsler, sağladıkları
her bir hizmet türüne göre belirli teşebbüsleri rakip olarak nitelendirebilmekte ve bu hizmetler
bakımından sözü edilen teşebbüslerin stratejilerini yakından takip etmektedir. İşaret edilen
hususa ek olarak, pazardaki büyük oyuncuların gelecekteki davranışlarına ilişkin bilgiler,
düşük pazar payına sahip teşebbüslerin kararlarına önemli ölçüde etki edebilecek niteliktedir.
Nitekim böylelikle küçük teşebbüslerin daha yüksek pazar payına sahip olan rakiplerini
izleyerek onlarla uyumlu davranabilmeleri mümkün olmakta ve bu bilgi paylaşımları bankalar
arasında koordinasyonun ve rekabet ihlallerinin gerçekleşmesine yol açabilmektedir.

(490) HSBC'nin rekabet mevzuatına uyum konusuna global ölçekte önem atfetmesinin ise belirtilen
teşebbüsün hiçbir suretle rekabet ihlallerine taraf olamayacağı anlamına gelmediği gibi,
HSBC'nin eylemlerini 4054 sayılı Kanun'un uygulama alanından da muaf kılmamaktadır. Zira
sözü edilen teşebbüsün rekabeti sınırlayıcı nitelikteki eylemlere iştirak ettiği, soruşturma
raporunun ekinde yer alan belgelerde somut olarak ortaya konulmuştur. Ayrıca teşebbüslerin



13-13/198-100

113/169


rekabet hukukuna uyum amacıyla yaptıkları çalışmalar Rekabet Kurumu tarafından olumlu
karşılanmakla birlikte, belirtilen hususun temel para cezasının düşük belirlenmesinde bir
faktör yahut hafifletici bir neden olarak dikkate alınamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim
AB Komisyonu'nun kararlarında da değinilen yaklaşımın benimsendiği görülmektedir67.
10 Numaralı Belgede Geçen İfadelerin Yanlış Yorumlandığı Savunması

(491) Belgede geçen ifadeler ve AKBANK’ın söz konusu değişikliği yapma tarihi dikkate alındığında
savunmada belirtilen hususların doğrulanmadığı görülmektedir. AKBANK, ücret değişikliğini
01.08.2010 tarihinde yapmış, buna ilişkin duyuruyu ise 02-30.07.2010 tarihleri arasında
gerçekleştirmiştir. Buna karşın HSBC’nin söz konusu değişikliği öğrenme tarihi ise
10.06.2010’dur. Dolayısıyla HSBC, “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde ayrıntılı
olarak değerlendirildiği üzere, rakiplere ait henüz şeffaf hale gelmemiş bilgileri edinmiş ve
bunu kendi politikasını belirlemede kullanmıştır. Bu değişiklik daha önce planlansa dahi nihai
olarak HSBC, AKBANK’a ait söz konusu bilgiyi karar alma sürecine dahil etmiş ve bu artış
paralelinde gecikme bildirim ücretlerinde değişiklik yapmıştır.
Belge 10’a İlişkin Olarak Gecikme Ücretinin Bankalar için Stratejik Bir Bilgi Olmadığı
Savunması

(492) Gecikme bildiriminden tahsil edilen gelire ilişkin olarak HSBC’den talep edilen bilgiye
istinaden gönderilen cevap yazısında bu gelirin (…..) TL olduğu ve söz konusu tutarın
bankanın toplam gelirleri içindeki payının %(…..) olduğu belirtilmiştir. Anılan belgeden
AKBANK’ın geleceğe dönük fiyat stratejisinin, müşterilere duyurulmadan önce HSBC
tarafından öğrenildiği ve bu bilgi de dikkate alınarak fiyat artışına gidildiği anlaşılmaktadır. Bu
noktada, ihlal tespiti yapılırken belirtilen ücretler neticesinde bankaların ne kadar gelir elde
ettiğinin bir önemi bulunmamaktadır. Zira gecikme ücreti kredi kartları pazarındaki rekabet
unsurlarından biridir. Bu hususta bir karar alınırken rakiplerin geleceğe yönelik stratejilerinin
öğrenilmesi ve buna göre hareket edilmesi geleceğe ilişkin belirsizliği azaltarak rekabetçi
davranışların koordinasyonuna yol açmaktadır.

(493) Bunun yanı sıra, soruşturmada belgeler bütüncül bir yaklaşım ile incelenmiş ve bir
teşebbüsün bankalar arasında devam eden tek bir uzlaşmanın tarafı sayılırken banka
hakkında bulunan tüm belgeler bir arada değerlendirilmiştir. Dolayısıyla HSBC devam eden
ihlalin tarafı sayılırken sadece bu belgeye değil, hakkındaki tüm belgelere dayanarak hareket
edilmiştir.
HSBC’nin Gecikme Bildirim Ücretini Belirlemekte Kullandığı Bilgiyi Aldığı Bankaların
Ölçekleri İle İlgili Savunması

(494) Bankaların kararlarını alırken piyasadaki mevcut ve kamuya açık verilerden hareket etmesi
hayatın doğal akışı ile uyumlu ve rasyonel bir davranıştır. Fakat rakip bankanın geleceğe
ilişkin fiyatlama stratejisi hakkında bilgi edinilmesi ve kararların bu bilgilere göre alınması
geleceğe ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmakta ve 4054 sayılı Kanun ile amaçlanan husus
olan rakiplerin birbirinden bağımsız olarak hareket etmesini kısıtlamaktadır ve bu yönüyle
ihlal niteliği taşımaktadır.
Ücret Artışının 10.06.2010 Tarihli Yazışma ile Değil Takip Eden Gün İlgili Birim
Yöneticileri (…..) ve (…..) Arasındaki Yazışmalarla Gerçekleştiği Savunması

(495) Belgedeki yazışmalar incelendiğinde, banka içinde gecikme ücretlerinin belirlenmesine ilişkin
yapılan değerlendirmelerde rakibin geleceğe yönelik fiyatlama kararlarının da veri olarak
alındığı ve kullanıldığı somut olarak görülmektedir. Nitekim Danıştay’ın 08.05.2012 tarih ve E.
2008/9080, K. 2012/965 sayılı Emaye Bobin Teli kararında da ifade edildiği üzere,
rakiplerinden değinilen unsurları taşıyan bir ileti alan teşebbüsün, sözü edilen bilgileri kendi
ticari politikalarında dikkate almamasının mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Bu çerçevede
fiyat artışı kararında rakip bankalardan alınan bilginin etkili olmadığı iddiasının kabulü
mümkün görülmemektedir.

67Nintendo, [2003] OJ L255/33, [2004] 4 CMLR 421.



13-13/198-100

114/169


Belge 17’de Yer Alan E-Postanın Bütününün Göz Ardı Edilerek Sadece Belli İfadelerin
Ön Plana Çıkarıldığı Savunması

(496) E-postanın öncesi ve sonrasında yaşanan gelişmelerin dikkate alınması gerektiği, HSBC’nin
kredi kartı ücret artışlarını e-postadan daha önce gerçekleştirdiği, dolayısıyla HSBC’nin
kararlarını rakiplerden bağımsız bir şekilde aldığının ortaya çıktığı, diğer taraftan e-postanın
sonunda yer verilen bilgilerin rekabete duyarlı bir bilgi olarak nitelendirilemeyeceği teşebbüs
savunmasında öne sürülen hususlar olmuştur.

(497) Belgede yer alan ifadeden açıkça HSBC’nin diğer bankaların geleceğe dönük ücret
politikaları hakkında bilgi edindiği görülmektedir. Geleceğe yönelik bir ücret değişikliği
bilgisinin rekabete duyarlı bilgi olamayacağı iddiası ise genel değerlendirmeler ve söz konusu
belge özelinde yapılan değerlendirmeler çerçevesinde muteber kabul edilmemiştir.
Belge 17 Bakımından Kredi Kartlarına İlişkin Olarak TCMB Tarafından Belirlenen Faiz
Oranlarının Üst Limitinin Bağlı Değişken Ücretlerin Bağımsız Değişken Olduğu,
Faizlerin Düştüğü Bir Ortamda Bankaların Ücretlerini Attırmalarının Beklenen Bir
Durum Olduğu, Dolayısıyla Belgedeki İfadelerin Aslında Malumun İlanından İbaret
Olduğu Savunması

(498) TCMB’nin politikaları sonucunda bankaların fiyatlama kararlarında yapacakları değişimler her
bir teşebbüsün bu kararı bağımsızca vermesi durumunda olağan ve rekabet kuralları ile
uyumludur. Ancak, pazarda fiyatlama kararlarını etkileyecek gelişmelere karşı alınacak
aksiyonlar öncesinde rakiplerle görüşülmesi ve onların hareketleri öğrenildikten sonra karar
alınması rekabet kuralları ile bağdaşmamaktadır. Belirtilen çerçevede Belge 17’de yer alan
rakipler arası iletişim; bankalar arasında gerçekleştirilen fiyat tespiti hususundaki uzlaşmanın
sürdürülebilmesi bakımından yapılmış bir görüşme olarak değerlendirilmiştir.
Belge 17’deki Yazışmadan Sonra Tek Değişen Ücret Kaleminin Nakit Avans Ücretleri
Olduğu, Ancak İsmi Geçen Bankalar ve HSBC’nin İlgili Dönemde Uyguladıkları Kredi
Kartı Nakit Avans Çekim İşlemi Ücretleri ile Bunların Değiştirildiği Tarihlerin
Birbirinden Çok Farklı Olduğu Savunması

(499) Rekabet kuralları tarafından yasaklanan husus teşebbüslerin kararlarını alırken gelecekteki
belirsizliği azaltarak rekabetçi davranışların koordinasyonuna yol açmasıdır. Bu çerçevede,
uzlaşma kapsamında karar alınan bir hususun veya açıklamanın birebir piyasada uygulanıp
uygulanmadığı, görüşmenin ihlal niteliğini değiştirmemekte, ihlalin piyasadaki etkisi ancak
ceza takdirinde dikkate alınmaktadır.
Belge 25-26 ve 27’de de Nakit Çekim Ücretlerine İlişkin Bilgi Paylaşım Olasılığının
Değerlendirildiği, Bankaların Konuyla İlgili İlk Duyuru Tarihlerinin Araştırılarak Bilgi
Paylaşımı Olup Olmadığının Araştırıldığı, Ancak Belge 17’de Hangi Ücrete İlişkin
Olduğu Dahi Tespit Edilemeyen Bir Konuda Rekabeti Sınırlayıcı Bilgi Paylaşımı
Olduğunun İleri Sürüldüğü Savunması

(500) Belge 25, 26 ve 27’de edinilen bilgilerin hangi kaynaktan alındığına dair şüphelerin
giderilmesi bakımından böyle bir incelemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu incelemede, anılan
bilgilerin kamuya açıklanma tarihlerine bakılarak bankaların bu verileri pazardan edinip
edinemeyeceği değerlendirilmiştir. Ancak, Belge 17’de açıkça GARANTİ, FİNANS, YKB ve
AKBANK ile görüşüldüğü ifadesi yer almaktadır. Bu noktadan sonra artık bilgilerin kamuya
açık kaynaklardan edinilmesi olasılığının geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
HSBC’nin Pazar Payı Kaybettiği Bir Ortamda Rekabete Aykırı Bir Uzlaşmaya
Girmesinin Ekonomik ve Ticari Açıdan Makul Olmadığı Savunması

(501) Soruşturmaya taraf teşebbüslerden birçoğu; pazar paylarının düşük veya yüksek olması,
piyasa büyüme oranlarından daha hızlı büyümeleri ya da pazar payı kaybetmeleri, pazar
lideri olmaları yahut pazar lideri tarafından dikkate alınmayacak kadar küçük olmaları gibi pek
çok gerekçeyle raporda iddia edilen uzlaşmaya taraf olmalarının rasyonel olmadığını ileri
sürmüşlerdir. Yalnızca belirtilen gerekçelerin bir arada incelenmesi dahi, ileri sürülen



13-13/198-100

115/169


iddiaların son derece göreceli olduğunu ve tek başına teşebbüslerin ihlal iradelerinin mevcut
olup olmadığının belirlenmesinde dikkate alınamayacaklarını ortaya koymaktadır. Nitekim her
bir teşebbüsün pazardaki konumlarına bağlı olarak uzlaşmaya taraf olmalarını avantajlı hale
getirecek bir gerekçenin bulunabileceği aşikârdır. Öyle ki söz konusu teşebbüslerin
uzlaşmanın kurulması ve sürdürülmesine yönelik irade gösterdikleri, 12 bankadan elde edilen
yazılı belgelerle de somut olarak ortaya konulmuştur. Bu itibarla belirtilen savunmanın
yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.
J.5.7. ING BANK
ING Hakkındaki Belgelerin Bankanın İhlale Taraf Olduğunun İspatı İçin Yeterli Olmadığı
Savunması

(502) Hukukun diğer alanlarında olduğu gibi rekabet hukukunda da mevcut delillerin hukuka aykırı
olduğu ileri sürülen bir eylemi ispata elverişli olup olmadığı hususu, söz konusu delillerin
miktarına değil niteliğine dayanarak tespit edilmektedir. Soruşturmaya dayanak oluşturan
belgelerin tamamı için söz konusu olduğu üzere, ING hakkında elde edilen delillerin çerçeve
anlaşmayı ve ilgili bankanın anlaşmaya iştirakini ispata elverişli olup olmadığı hususu, delil
bazında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmıştır.

(503) Soruşturma sürecinde değerlendirilen iddiaların bankalar arasındaki bilgi değişimi
faaliyetlerinden ibaret olmadığının, söz konusu teşebbüsler arasında geleceğe yönelik faiz
oranı, ücret ve komisyonların belirlenmesine ilişkin kurulmuş olan bir uzlaşmanın esas
alındığının belirtilmesi gerekmektedir. Nitekim bilindiği üzere rakipler arasındaki bilgi değişimi
tek başına rekabetin sınırlanması sonucunu doğurabildiği gibi, bir üst uzlaşmanın kurulması
ve uygulanması amacıyla da kullanılabilmektedir. İkinci durumun söz konusu olduğu hallerde
bilgi değişiminin rekabeti sınırlayıcı nitelikte olup olmadığı hususu münferit olarak değil,
unsurunu oluşturduğu uzlaşma kapsamında ele alınmaktadır68.

(504) Mevcut soruşturma incelendiğinde, elde edilen delillerin bir bölümünün bankalar arasında
fiyat tespiti konusunda bir centilmenlik anlaşması yapıldığını açıkça ifade eden, bu itibarla
birincil delil olarak kabul edilecek nitelikte olduğu görülmektedir. Bununla birlikte diğer deliller,
tek başına aynı ispat gücüne sahip olmamakla birlikte, bir araya getirildiğinde uzlaşmanın
kapsadığı hizmet türleri, tarafları ve hangi tarihlerde uygulanmasının öngörüldüğü hususunu
ikna edici düzeyde ve tutarlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla söz konusu delillerin
bütününün fiyat tespiti uzlaşmasının ispatı için gerekli olan ispat standardını karşıladığına, bu
sebeple bahse konu savunma yerinde olmadığına karar verilmiştir.

(505) ING hakkındaki belgelerin ING’nin uzlaşmaya taraf olduğunu ispata elverişli olmadığı
savunmasının da kabulü mümkün değildir. Nitekim FİNANSBANK’tan elde edilen belgede
bankalar arasında kredi refinansmanı kampanyası yapmamak üzere centilmenlik anlaşması
yapıldığı açıkça ifade edilmekte, ING’nin söz konusu uzlaşmadan saptığı yönünde edinilen
bilgi üzerine uzlaşmanın diğer bankalar tarafından uygulanıp uygulanmadığının banka
yönetimi içerisinde değerlendirildiği görülmektedir. Benzer şekilde DENİZBANK’tan edinilen
belgede ise mevduat faizi oranlarında bir gün sonra değişiklik yapılıp yapılmadığı konusunda
DENİZBANK’ın ING dahil 7 bankayla iletişim kurduğu, GARANTİ, ING, FİNANSBANK ve
TEB’in değişiklik yapacağını bildirdiği, ING’nın faiz oranını düşüreceğini belirttiği ifade
edilmektedir. Soruşturmaya konu uzlaşmanın ortak planı, bankacılık hizmetlerine yönelik
uygulanacak olan faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesidir. ING ile ilişkisi
bulunduğu belirtilen belgeler incelendiğinde, ortak plana uygun olarak uzlaşmanın tarafı olan
bankalarla geleceğe yönelik fiyat bilgilerinin görüşüldüğü anlaşılmaktadır. Belirtilen belgelerin
ING dışındaki teşebbüslerden elde edilmesi de delilin ispat gücü bakımından önem arz
etmemektedir. Nitekim bir belgenin uzlaşmaya taraf olan teşebbüslerden herhangi birinde
yapılan incelemelerde elde edilmiş olması, bu teşebbüslerin tamamı aleyhine delil olarak
kullanılabilmesi için yeterli görülmektedir. Dolayısıyla belgeyi oluşturan teşebbüs uzlaşmanın

68European Commission, Guidelines on theApplicability of Article 101 of the Treaty on the Functioning of the European
Union to Horizontal Co-operation Agreements, OJ C 11/1, (2011), para. 56.



13-13/198-100

116/169


tarafı ise, söz konusu belgenin üçüncü kişilerden elde edilmiş bir belge olduğu ve bu sebeple
delil niteliği taşımadığı iddia edilemeyecektir. Bu çerçevede ING’nin ihlale taraf olduğunun
ispat edilemediği savunması yerinde görülmemiştir.
Belge 9’a İlişkin Olarak Bir Taraftan ING’nin SMS Kampanyası Yapması Centilmenlik
Anlaşmasının Bitiş Tarihi Olarak Değerlendirilirken; Diğer Taraftan Bundan Yirmi Gün
Önce ING‘den Daha Büyük Bir Bankanın Yapmış Olduğu SMS Kampanyasının
Centilmenlik Anlaşmasının Başlangıç Tarihi Olarak Değerlendirildiği, Oysa Bir
Kampanyanın Yapılışı, Var Olduğu İddia Edilen Uzlaşmanın Sonu Olabiliyorsa, Bundan
Yirmi Gün Evvel Başka Bir Banka Tarafından Yapılan Kampanyanın Böyle Bir
Anlaşmanın Temelini Oluşturmasının Beklenemeyeceği Savunması

(506) Anılan belgeden, öncelikle İŞ BANKASI’nın SMS yöntemi ile refinansman bilgilendirmesi
yaptığı, diğer bankaların da bu yöntemi kullanmasının ardından centilmenlik kararı alarak
SMS ile refinansman bilgilendirmesi yapmayı sonlandırdıkları anlaşılmaktadır. Sonrasında
ise, ING’nin SMS ile refinansman talebi gönderdiği bilgisinin FİNANSBANK tarafından
edinildiği görülmektedir. Bu husus ise centilmenlik anlaşmasından sapma olarak nitelenmiştir.
Dolayısıyla, ING’nin kampanyası ile sonuçlanan centilmenlik anlaşmasının kaynağını
İŞBANKASI ve diğer bankaların SMS ile refinansman talebi göndermelerinin ardından oluşan
rekabet ortamından kaçınma isteği oluşturmaktadır.
Konut Refinansmanı Konusunda SMS Göndermemeye İlişkin Olarak Taraflar Arasında
Yapıldığı İddia Edilen Anlaşmanın Bittiğinin Belirtildiği 06.10.2009 Tarihinden Beş Ay
Evvel Banka Tarafından Yapılan Araştırma, Hazırlık ve Lansman Çalışmalarını Göz Ardı
Ettiği, İhlal Olduğu İddia Edilen Dönemde, Bankanın Kapsamlı Stratejisini Çoktan
Oluşturmuş ve Uygulamaya Koymuş Olduğunun Dikkate Alınmadığı Savunması

(507) Bankanın refinansman kampanyasına ve bunun duyurulma şekline ilişkin olarak kapsamlı ve
detaylı çalışmalar yapması bir centilmenlik anlaşmasının oluşmasına engel değildir. Zira
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi bakımından önemli olan rekabeti sınırlayıcı uzlaşmanın
kurulmasıdır. Anılan belgelerden de bankalar arasında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın
oluşturulduğu anlaşılmaktadır. ING’nin SMS ile bilgilendirme yapılmaması kararına uymamış
olması veya bu konu hakkında çok önceden yaptığı çalışmaların bulunması, anlaşmanın ihlal
niteliğini değiştirmemektedir.
9 Numaralı Belgenin Fiyatlama Politikası ile Hiçbir İlgisi Bulunmadığından Yalnızca Bu
Belgeye Dayanılarak ING’nin Uzlaşmaya Taraf Kabul Edilemeyeceği Savunması

(508) Soruşturmanın konusunu Türkiye’de faaliyet gösteren 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi
kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle
4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası oluşturmaktadır. Bilindiği üzere
refinansman; bankaların sundukları kredi hizmeti türlerinden birini oluşturmakta olup
refinansmana ilişkin kampanyalar bankalar arasındaki kredi faizlerine ilişkin fiyat rekabetine
önemli ölçüde etki eden bir pazarlama stratejisidir. Belirtilen niteliği gereği teşebbüslerin
refinansman kampanyalarını duyurmamak konusunda yaptıkları bir mutabakat, söz konusu
hizmete ilişkin fiyatlama politikasına etki edecek niteliktedir. Dolayısıyla belgede belirtilen
centilmenlik anlaşmasının da uzlaşmanın ortak planı ile ilişkili olduğuna karar verilmiştir.
Belgede 11’de Maddi Hataların Bulunduğu, ING’den Alındığı İddia Edilen Bilginin
Doğruluğunun Kontrol Edilmediği, Böyle Bir Bilginin Doğrudan ING’den Alındığı
Hakkında Hiçbir Kanıt Bulunmadığı Savunması

(509) ING tarafından sunulan bilgilere ilişkin öncelikle belirtilmesi gereken husus, TCMB’ye yapılan
bildirim tarihinin uygulanan faiz oranında yapılan değişiklik tarihi bakımından gösterge niteliği
taşımadığıdır. Zira soruşturma kapsamında bankalardan gelen veriler incelendiğinde,
mevduat bakımından uygulanan faiz oranlarındaki fiyat değişim tarihleri ile TCMB bildirim
tarihlerinin paralellik arz etmediği, öyle ki kimi hallerde birkaç ay ve hatta birkaç yıl süreyle
TCMB’ye herhangi bir bildirim yapılmadığı görülmüştür. Uygulanan faiz oranlarının
19.07.2010 tarihinde değiştiği iddiasına dayanak olarak sunulan evrak ise söz konusu



13-13/198-100

117/169


bildirimin hangi tarihte kime gönderildiği ve hangi kanaldan duyurulduğu hususunda herhangi
bir bilgi içermemektedir.

(510) Belgede yer alan bilgilerin kaynağına ilişkin olarak, soruşturma kapsamında yapılan detaylı
incelemeler neticesinde, bankaların henüz uygulamaya koymadıkları fiyat değişikliği
bilgilerinin rakip teşebbüslerin genel müdürlükleri dışında bir kaynaktan elde edilmesinin
mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla ING’nin faiz oranı değişikliğinin rakibine bildirdiği
tarihte değil yaklaşık 18 gün sonra gerçekleştiği iddiası bir an için kabul edilse dahi, belirtilen
durum yapılan görüşmenin ihlal niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Zira 12 banka arasında
fiyat tespiti amacıyla gerçekleştirildiği somut delillerle ortaya konulan uzlaşmanın unsuru
olarak, söz konusu görüşme bakımından önem arz eden husus, bankaların rakipleriyle
geleceğe yönelik fiyat stratejileri hakkında bilgi paylaşımlarında bulunmalarıdır. Bu itibarla
savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge Tarihi Olan 30.06.2010 Tarihi Gibi Dönem Sonlarında Mevduat Faiz Oranlarında
"Bilanço Hareketi" Olarak Bilinen Yükselmenin Yaşandığı, Söz Konusu Belgeyi
Hazırlayan Kişinin de 30 Haziran - 1 Temmuz Döneminde Bilanço Etkisi ile Normalde
Faizler Yükselecek İken, Piyasadaki Normal Trendin Düşüş Yönünde Olması Sebebi ile
Pazar Hakkında Araştırma Yapma Gereği Duyduğu ve Ulaşabildiği Tüm Bankalardan
Bilgi Toplamaya Çalıştığı Savunması

(511) Teşebbüslerin piyasadaki paralel davranışlarına yönelik ileri sürülen ekonomik ve rasyonel
gerekçeler ancak rekabeti sınırlayıcı amaçla gerçekleştirilen iletişimlere yönelik herhangi bir
belgenin mevcut olmadığı hallerde geçerli kabul edilmektedir. Oysaki mevcut soruşturmada
olduğu gibi teşebbüslerin fiyat tespiti amacıyla uzlaştıkları yönünde iletişim delillerinin varlığı
durumunda söz konusu açıklamaların kabul edilemeyeceği açıktır.
J.5.8. İŞ BANKASI
Belge 1’de İlgili Bankaya İlişkin İsnat Bulunmaması Sebebiyle Belgenin Banka
Aleyhine Delil Olarak Kullanılamayacağı Savunması

(512) Defaatle belirtildiği üzere soruşturmaya esas teşkil eden delillerin her birinin ihlalin tüm
unsurlarını içermesi gerekmediği gibi, belgelerin tamamında her bir teşebbüs hakkında ihlal
iradesini gösteren bir bilgi yahut beyanın yer alması da gerekmemektedir. Belirtilen hususlar
ışığında, İŞ BANKASI’nın ihlale taraf olduğu sonucuna tek başına 1 numaralı Belge ile değil,
rakipleri ile geleceğe yönelik fiyat tespiti konusunda iletişim halinde olduğunu somut olarak
ortaya koyan diğer deliller neticesinde ulaşılmıştır.
2 Numaralı Belgede Bankanın Taraf Olma İradesini Gösteren Herhangi Bir Beyanı
Olmadığı, Fiyat Analizlerinin de Bu Durumu Ortaya Koyduğu, Buna Rağmen Yalnızca
“Piyasa Yapıcı Büyük Bankalar” İfadesinden Hareketle Bankanın Kartele Taraf Olduğu
Değerlendirmesi Yapılmasının Hak ve Adalete Uygun Olmadığı Savunması

(513) Söz konusu belge değerlendirilirken bizatihi belgede yer alan ifadeler esas alınmıştır. Ayrıca
soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, İŞ BANKASI’nın piyasa yapıcı diğer büyük
bankalar ile paralel hareket ederek Eylül ayının dördüncü haftası itibarıyla mevduat
fiyatlamasına yönelik olarak ani bir davranış değişikliğine gitmek suretiyle %18,75 ve
üzerinde faiz oranı uygulamayı önemli ölçüde azalttığı ve Ekim ayı itibarıyla tamamen
sonlandırdığı tespit edilmiştir. Bu tespit, uzlaşmaya taraf olan diğer bir teşebbüste bulunmuş
olan Belge 2’de yer alan ifadelerle birlikte değerlendirildiğinde, İŞ BANKASI’nın da
uzlaşmaya taraf olduğu ve yapılan anlaşmayı uygulamaya koyduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 2’de; % 18,75 ve Üzeri Fiyatlamalarda 03.09.2007 - 28.09.2007 Tarihleri Arasında
Adetsel Azalış Olsa Bile Hacimsel Azalışın Söz Konusu Olmadığı, Eğer Bir Anlaşma
Yapılmış Olsaydı %18,75 ve Üzerinden Fiyatlanan Bakiye Miktarında Düşüş Olması
Gerekeceği İddiası

(514) Belge bazında yapılan değerlendirmelerde ayrıntılı olarak açıklandığı ve ilgili tablolarda yer
verildiği üzere, incelenen dönemin ilk üç haftasında istikrarlı olarak (91 gün ve altı vadelerde



13-13/198-100

118/169


toplam olarak sırasıyla 545 adet, 376 adet, 131 adet) %18,75 ve üzerinde faiz oranlarıyla
mevduat kabul eden İŞ BANKASI, Belge 2’de varlığından açıkça bahsedilen centilmenlik
anlaşmasının uygulanmaya başlandığı anlaşılan Eylülün dördüncü haftasında %18,75 ve
üzerinde faiz oranı uyguladığı mevduat sayısını 50’ye düşürmüş ve 1 Ekim itibarıyla da
tamamen kesmiştir.

(515) Bu açıklama çerçevesinde İŞ BANKASI’nın %18,75 ve üzerinden fiyatlanan mevduat
hacminde bir azalış olmadığı yönündeki savunmasının, yalnızca 24-28.09.2007 haftası
bakımından bir anlam ifade edebileceği, ancak belirtilen oranda faiz uygulamasının bu
tarihten sonra tamamen kesilmesi nedeniyle sözü edilen savunmanın, anlaşmaya taraf
olunmadığını ispata elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Belge 2’ye İlişkin Olarak; 03.09 - 28.09.2007 Tarihleri Arasında 31 Gün ve Altında
%18,75’ten Fiyatlanan Mevduat Bakiyesinin (…..) ve 32-91 Gün Arasındaki Mevduat
Bakiyesinin (…..) TL Olduğu ve Bu Durumun İddia Edildiği Üzere Likidite İhtiyacı ve
Özel Müşteriler ile Açıklanamayacak Kadar Büyük Olduğu Savunması

(516) Söz konusu savunma karşısında, soruşturma kapsamında yapılan değerlendirmelerin ilgili
tarafça kısmen yanlış anlaşıldığı anlaşılmıştır. Zira belirtilen değerlendirmelerde, istisnai
olarak likidite ihtiyacı ya da özel müşterilerin talebi gibi nedenlerle bankaların %18,75 ve
üzerinde faiz oranları uygulamak zorunda kaldığı tespiti anlaşma dönemindeki davranışlara
yönelik olarak yapılmıştır. Nitekim belgeye ilişkin değerlendirmeler incelendiğinde anlaşma
içerisinde olduğu iddiasında bulunulan bazı bankaların Belge 2’de sözü edilen centilmenlik
anlaşmasının uygulandığı dönemde de arızi olarak anlaşma ile belirlenen faiz oranı üst
limitinin üzerinde faiz oranları uyguladığı görülecektir. Oysa İŞ BANKASI açısından Belge
2’nin ilgili olduğu dönem bakımından böyle bir durum söz konusu değildir. Çünkü İŞ
BANKASI anlaşmanın uygulanmaya başlandığının anlaşıldığı 24-29 Eylül haftasında %18,75
ve üzerinde faiz oranı verdiği mevduat sayısını aniden ve önemli ölçüde azaltmış ve 1 Ekim
itibarıyla da %18,75 ve üzerinde faiz ile mevduat kabul etmeyi tamamıyla sona erdirmiştir.

(517) Dolayısıyla belirtilen savunmanın, belgeye ilişkin değerlendirmelerin farklı algılanmasından
kaynaklandığı ve Belge 2’ye yönelik olarak sunulan iddiaların özüne ilişkin olmadığı
düşünülmektedir.

Belge 3’te Bahsi Geçen Kahvaltıya İŞ BANKASI GM’sinin Katılmadığı, “Kalbinin
Kendileri ile Birlikte Olacağı” İfadelerinden Hareketle İhlal Değerlendirmesi
Yapılamayacağı, Bu İfadenin Üçüncü Kişi Tarafından Belirtildiği Bu Sebeple İŞ
BANKASI’nın Taraf Olma İradesini Ortaya Koyamayacağı; Toplantıya Başka Bir Müdür
veya Müdür Yardımcısı Gönderilmediği, Katılım Sağlanmadığı Gibi Kahvaltı
Gündeminden Haberdar Olma Yönünde de Bir Girişimde Bulunulmadığı ve Piyasadaki
Davranışların da Değiştirilmediği Savunması

(518) Savunmada ileri sürülen iddialara ilişkin öncelikle vurgulanması gereken husus;“Delillerin
Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında belirtildiği üzere, Rekabet Kurumu
tarafından hakkında soruşturma yürütülen her bir teşebbüsten delil elde edilmesi zorunluluğu
bulunmadığıdır. Nitekim bir belgenin uzlaşmaya taraf olan teşebbüslerden herhangi birinde
yapılan incelemelerde elde edilmiş olması, teşebbüslerin tamamı aleyhine delil olarak
kullanılabilmesi için yeterli görülmektedir. Dolayısıyla belgeyi oluşturan teşebbüs uzlaşmanın
tarafı ise, söz konusu belgenin üçüncü kişilerden elde edilmiş bir belge olduğu ve bu sebeple
delil niteliği taşımadığı iddia edilemeyecektir. Öte yandan, İŞ BANKASI’nın uzlaşmaya taraf
olduğu tespiti yalnızca Belge 3’te yer alan ifadeye dayanmamaktadır. Zira genel müdürler
arasında yapılan toplantıdan üç gün sonra, uzlaşmanın uygulamaya konulması amacıyla
GARANTİ’nin teklifi üzerine centilmenlik anlaşması yapıldığı ve anlaşmanın detayları
hakkında bilgi içeren Belge 4’te, “iş bankası da dahilmiş” ifadesi açıkça yer almaktadır. İŞ
BANKASI’nın mevduat fiyatlarına ilişkin davranışlarını fiilen değiştirmemesi de bu çerçevede
ihlale taraf olduğu değerlendirmesini etkilememektedir. Ayrıca yapılan uzlaşmanın belirtilen



13-13/198-100

119/169


banka üzerindeki rekabet baskısını ortadan kaldırdığı aşikârdır. Benzer şekilde 2, 6, 9, 22 ve
23 numaralı belgelerin de İŞ BANKASI’nın uzlaşmaya taraf olduğunu ortaya koyduğu ilgili
başlıklar altında ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Belge 6’daki“Rekabet” İfadesinden Hareketle Bankanın İhlale Taraf Kabul Edilmesinin
Hakkaniyete Uygun Olmadığı, Zira Teşebbüsün Pazardaki Lider Konumu Sebebiyle
Diğer Bankalar Tarafından Rakip Olarak Değerlendirilmesinin Her Zaman Mümkün
Olduğu Savunması

(519) Söz konusu belgedeki “rekabet” ifadesi değerlendirilirken, Belge 6’nın elde edildiği banka
olan GARANTİ’de bulunan diğer belgeler incelenmiş ve sözü edilen bankanın “rekabet”
kavramı içerisine hangi bankaları değerlendirdiği araştırılmıştır. Bu kapsamda GARANTİ’de
yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bir diğer belge esas alınmış ve belirtilen belgede
“rekabet” kelimesi altında sıralanan bankalar 6 numaralı belgede ifade edilen mutabakattan
sorumlu tutulmuştur. İşaret edilen ilave delile ek olarak, bahsi geçen bankaların incelenen
tarih aralığında ilan edilen faiz oranlarında artış gerçekleştirdikleri de fiyat analizleriyle ortaya
konmuştur. Dolayısıyla belge ile ilgili iddialar ve dayanaklar değerlendirme bölümünde açıkça
belirtmiştir. Ayrıca, 1, 2, 3, ve 4 numaralı belgelerden hareketle İŞ BANKASI dahil olmak
üzere soruşturmaya taraf olan bankalar arasında bankacılık hizmetlerinin tamamına yönelik
fiyat tespitini amaçlayan bir uzlaşmanın mevcut olduğunun somut olarak görüldüğü de
dikkate alındığında, belirtilen ifadenin İŞ BANKASI’nı kapsamadığı yönündeki iddianın
yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
2008 Yılı Ekonomik Krizi Sebebiyle Bankaların Maliyetlerinin Arttığı ve Ekim 2008’de
Kredi Fiyatlamalarında Kademeli Artışa Gittikleri, Fiyat Artışının Ekonomik
Gerekçelerden Kaynaklandığı Savunması.

(520) Oligopolistik bağımlılığa ilişkin savunmalara cevaben belirtildiği üzere, teşebbüsler arasında
rekabeti sınırlayıcı nitelikte çok sayıda iletişimin kurulduğunun ve bu iletişimler vasıtasıyla
teşebbüslerin fiyat tespiti amaçlı bir uzlaşma içerisinde olduklarının ispat edildiği bir dosyada,
fiyat paralelliğinin ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayandığı iddiası muteber
görülmemektedir. Bununa birlikte soruşturma kapsamında incelenen tarihlerde sektörün
içinde bulunduğu koşullar, idari para cezasının takdirinde dikkate alınmıştır.
Belge 9’un Bankayla İlgili Hiçbir İbare İçermediği Halde Varsayıma Dayalı Olarak Banka
Aleyhine Delil Olarak Kullanıldığı Savunması

(521) Anılan belgenin lafzından, öncelikle İŞ BANKASI’nın SMS yöntemi ile refinansman
bilgilendirmesi yaptığı, diğer bankaların da bu yöntemi kullanmasının ardından bankalar
arasında centilmenlik kararı alındığı ve böylelikle SMS ile refinansman bilgilendirmesi
yapılmasının sonlandırıldığı somut olarak anlaşılmaktadır. Belgede yer alan, FİNANSBANK
çalışanına ait “Biz de ilk günden tüm data ve SMS mesajını hazırladık. Ancak (…) diğer
bankaların da mutabakatı ile uygulamadık” ifadesi ile teşebbüslerin konuya ilişkin uzlaşmış
oldukları da açıkça görülmektedir. Dolayısıyla, belgedeki ifadeler ile pazardaki uygulamalar
arasında bir çelişki olmadığı gibi, anılan belgedeki ifadelerin de uzlaşmayı açıkça ortaya
koyduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Banka Tarafından 3.09.2009 - 30.10.2009, 29.03.-29.04.2010 Ve 27.07.2010 -27.08.2010
Tarihleri Arasında Refinansman Kampanyaları Yapıldığı, Belgedeki İfadede De
Kampanyayı İlk Başlatan Bankanın İŞ BANKASI Olduğunun Belirtildiği, Bu Sebeple
Belgenin Anlaşmanın Varlığını İspatlayamadığı Savunması

(522) Belge kapsamında SMS yönetimi ile duyuru yapılmasına ilk olarak İŞ BANKASI’nın başladığı
belirtilmekle birlikte, sonrasında diğer bankaların da aynı yöntemi uygulaması üzerine, bahsi
geçen bankalar arasında kampanya duyurusu yapılmaması yönünde karar alınarak
pazarlama stratejilerini ortak bir şekilde belirleyecek şekilde bir centilmenlik anlaşması
yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, kampanyayı ilk başlatan bankanın İŞ BANKASI olması
uzlaşmanın varlığına ilişkin değerlendirmeleri değiştirmemektedir. Nitekim soruşturma
kapsamında yapılan incelemelerde, Mortgage Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından ilk



13-13/198-100

120/169


refinansman kampanya duyurusunun, belgede de ifade edildiği üzere, İŞ BANKASI
tarafından 03.09.2009 tarihinde yapıldığı, yine belgedeki ifadelere uygun olarak benzer bir
duyurunun AKBANK tarafından 17.09.2009 tarihinde yapıldığı, belgenin oluşturulma tarihine
yakın bir tarihte (06.10.2009) ING’nin de duyurulara başladığı tespit edilmiştir. Görüldüğü
üzere teşebbüslerin uygulamalarına ilişkin tespitler, belgede anlatılan hususlar ile birebir
örtüşmektedir. Bu çerçevede İŞ BANKASI’nın refinansman duyurularına başlaması sonrası,
FİNANSBANK’ın deyimiyle “kendi kendilerini baltalamak istemeyen” bankaların kampanya
duyurusu yapmama hususunda uzlaştıkları ve 17.09.2009 ile 06.10.2009 tarihleri arasında
belirli bir süre bu uzlaşmayı uyguladıkları görülmektedir.
Belge 10’a İlişkin Olarak İŞ BANKASI’nın 08 – 10.06.2010 Tarihinde veya Hâlihazırda
Kredi Kartı Gecikme Bildirimi Ücreti Adı Altında Herhangi Bir Ücret Almadığı
Savunması

(523) Soruşturmada ele alınan delillerin 12 banka arasında rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir
uzlaşmanın gerçekleştirildiğini ortaya koyduğu hususu tespit edilirken, belgeler bütün olarak
değerlendirilerek uzlaşmanın ortak planı ve her bir teşebbüsün uzlaşmaya taraf olup olmadığı
hususları ortaya konulmuştur. İŞ BANKASI’na yönelik Belge 10’da herhangi bir isnatta
bulunulmamış olmakla birlikte, teşebbüs hakkında elde edilen diğer belgeler adı geçen
bankanın rakipleri ile fiyat tespiti konusunda iletişim ve mutabakatlar kurduğunu
göstermektedir.
Belge 11’de Bankanın Anlaşmaya Taraf Olmaya Yönelik İrade Beyanının Yer Almadığı
Savunması

(524) Rekabet hukukunda belgelerin iddia konusu eylemleri ispata elverişli olup olmadığı
incelenirken deliller bütün olarak değerlendirilmekte, söz konusu yaklaşımın sonucu olarak
her bir delilin ihlalin tüm unsurlarını içermesinin aranmadığı gibi, belgelerin tamamında her bir
teşebbüs hakkında ihlal iradesini gösteren bir bilgi yahut beyanın yer alması da
gerekmemektedir. Nitekim İŞ BANKASI’nın uzlaşmaya taraf olma iradesinin mevcut olduğu 4
numaralı belgedeki açık ifade ile somut olarak da ortaya konulmuştur. Belge 11’de de
uzlaşmanın bir unsurunu oluşturan mevduat hizmetleri bakımından uygulanacak faiz oranları
hususunda, aralarında İŞ BANKASI’nın da yer aldığı yedi bankanın görüşmelerde bulunduğu
açıkça görülmektedir. Bu çerçevede belirtilen savunmanın kabulü mümkün görülmemiştir.

Belge 23’ün Pazar İstihbaratından İbaret Olduğu Savunması

(525) YKB’nin Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından kaleme alınmış olan Belge 23
kapsamındaki elektronik postada; “Ak, Ziraat ve İş Bankası şu an için yeni oranlara karar
vermediklerini ifade ettiler.” ve “Küçük ve orta büyüklükteki mevduat için bankalar neredeyse
aynı fiyatları kullandılar fakat, Garanti hariç, çoğu yeni seviye hakkında karar vermediklerini
ifade ettiler. Gelecek hafta yeni fiyat seviyesi hakkında iletişim halinde olacağız.” ifadesi yer
almaktadır. Birincil ağızdan aktarılan bu ifadelerdeki “karar vermediklerini ifade ettiler”
cümlesi söz konusu görüşmenin ve bilgi paylaşımının şubelerin aranması ya da gizli müşteri
gibi çeşitli yöntemlerle yapılan piyasa istihbaratından ibaret olmadığını göstermektedir. Zira
şubelerin, uygulamaya yönelik olarak kendilerine talimat gelmedikçe genel müdürlük
birimlerini bir faiz oranına karar verip vermedikleri hakkında bilgiye sahip olması
düşünülemeyecektir. Ayrıca, ifadeden rakip bankalarla yapılan görüşmenin doğrudan
YKB’nin Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından gerçekleştirilmiş olduğu açıkça
anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde belgenin pazar istihbaratından ibaret olduğu
yönündeki savunmaya itibar etmek mümkün olamamıştır.
J.5.9. TEB
TEB’in İsminin Sadece Bir Belgede Geçtiği, Diğer Belgelerin TEB’le İlgisinin
Bulunmadığı, Bu Sebeple İddiaları İspatlamaya Yeterli Delilin Bulunmadığı İddiası

(526) “Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında belirtildiği üzere, 4054 sayılı
Kanun’da düzenlenen rekabet ihlallerinin ispat edilmesinde, elde edilen delillerin sayısı değil



13-13/198-100

121/169


ispat gücü önem arz etmektedir. Zira kimi hallerde ihlalin bütün unsurlarını içeren tek bir
belge dahi rekabeti sınırlayıcı nitelikteki uzlaşmanın ispatında yeterli kabul edilebilmektedir.
Bu çerçevede soruşturma kapsamında DENİZBANK’tan elde edilen 30.06.2010 tarihli ve 11
numaralı belge incelendiğinde, mevduat faiz oranlarında değişiklik yapmayı planlayan
DENİZBANK’ın TEB’in de aralarında olduğu rakiplerine ertesi gün (01.07.2010) itibarıyla faiz
oranında değişiklik yapıp yapmayacaklarını sorduğu görülmektedir. Belgede yer alan
ifadelere göre TEB, Pazartesi (05.07.2010) günü faiz oranını değiştireceğini bildirmiş, ayrıca
net olarak oran belirtmiş ve %9,60 oranından fiyatlama yapacağını ifade etmiştir.

(527) Görüldüğü üzere TEB hakkında elde edilmiş olan belge sayısı görece az olmakla birlikte, söz
konusu belge TEB’in rakipleri ile fiyat tespitine ilişkin bir koordinasyon içinde olduğuna işaret
etmektedir. Dolayısıyla TEB hakkında elde edilen delillerin, yalnızca sayısı dikkate alınarak,
yetersiz olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.
Soruşturma Heyeti’nin Kendi Üzerine Düşen İspat Yükümlülüğünü Yerine
Getirmeyerek Uyumlu Eylem Karinesini Uygulamaya Çalıştığı, Bunun da AİHS’nin 6.
Maddesini ve Anayasanın 38. ve 90. Maddelerini İhlal Edeceği İddiası

(528) 4054 sayılı Kanun’un 4/1. maddesi ile “rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını
taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası
anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka
aykırı ve yasak” olduğu hüküm altına alınmıştır. Mezkûr kanun maddesinin üçüncü fıkrası ise;
“Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya
arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği,
bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu
eylem içinde olduklarına karine teşkil eder” hükmü ile uyumlu eylem karinesini
düzenlemektedir. Dolayısıyla uyumlu eylem karinesinde ilgili pazarın yapısı ile teşebbüslerin
paralel davranışlarına dayanan iktisadi deliller esas alınmakta, belirtilen delillerin rekabetin
bozulduğu piyasalar ile benzerlik taşıyan bir pazar yapısına işaret etmesinin ise uyumlu
eylemin varlığına karine teşkil edeceği kabul edilmektedir. Öte yandan, ilgili kanun
maddesinin birinci fıkrası kapsamında rekabete aykırı bir uzlaşmanın varlığına işaret eden
delillerin sunulması halinde uyumlu eylem karinesine başvurulmasının gerekli olmayacağı
açıktır.

(529) Soruşturmada yer verilen iddialar; yapılan yerinde incelemelerde elde edilen yazılı delillere,
teşebbüs yetkililerinin beyanlarına, ilgili resmi mercilerden ve kuruluşlardan elde edilen
bilgilere ve fiyat analizlerine dayanmaktadır. Bahse konu bilgi ve belgelerin her biri
soruşturma sürecinde ayrıntılı olarak incelenmiş, belirtilen belgelerin delil niteliği taşıyıp
taşımadığı ve haiz oldukları ispat gücü her bir delil bazında tek tek değerlendirilmiş, nihayet
söz konusu deliller ve yapılan iktisadi analizler bir bütün olarak değerlendirilerek ihlal
iddialarına ilişkin kanaat oluşturulmuştur. Bu çerçevede mevcut soruşturmada ispat
yükümlülüğünü yerine getirilmediği yahut AİHS ile Anayasa hükümlerinin ihlal edildiği
iddialarının kabulü mümkün görülmemiştir.
Belgede Karşılıklı Bir Bilgi Değişiminin Bulunmadığı, AB Mevzuatı Uyarınca Bilgi
Değişiminin Rekabet İhlaline Yol Açabilmesi İçin Bilgilerin Sıklıkla ve Taraflar Arasında
Karşılıklı Olarak Aktarılması Gerektiği, Bilgilerin “Stratejik” Olması Gerektiği ve
Paylaşılan Bilgilerin Rakip Tarafından “Kabul Edilmesi” Gerektiği, Ancak Delil Olarak
Gösterilen Belgelerde Bu Unsurların Hiçbirinin Sağlanmadığı Savunması

(530) Soruşturma kapsamındaki teşebbüsler tarafından icra edilen eylemler salt bilgi değişiminden
ibaret değildir. Nitekim soruşturmaya esas teşkil eden belgelerde açıkça görüleceği üzere
teşebbüsler arasında faiz oranlarının, diğer bir ifadeyle fiyatın tespitine yönelik bir uzlaşma
gerçekleştirilmiş, belirtilen uzlaşmanın kurulması ve sürdürülmesi amacıyla devamlı suretle
karşılıklı bilgi akışı gerçekleştirilmiştir.

(531) TEB tarafından yapılan savunmada ayrıca, taraflar arasındaki bilgi değişiminin ihlal olarak
kabul edilebilmesi için bilgilerin stratejik olması, sıklıkla ve karşılıklı olarak paylaşılması



13-13/198-100

122/169


gerektiği ileri sürülmüştür. Belgelerin münferit olarak değerlendirilmesine ilişkin yer verilen
açıklamalarda ayrıntılı olarak ele alındığı üzere, soruşturma sürecinde elde edilen bilgi ve
belgeler, teşebbüsler arasında devamlı suretle fiyat ve hedef gibi rekabete duyarlı bilgilerin
paylaşıldığını ortaya koymaktadır. Belirtilen hususa ek olarak, gerek AB hukukunda gerekse
Rekabet Kurulu’nun Otomotiv kararında belirtildiği üzere rakipler arasında gerçekleştirilen ve
tek bir teşebbüsün rekabete duyarlı bilgiler içeren tek bir beyanda bulunduğu tek bir iletişim
dahi rekabet ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede taraflarca ileri sürülen iddiaların
kabulü mümkün görülmemiştir.
12 Bankanın Dahil Olduğu Tek Bir İhlalden Söz Edilebilmesi İçin Her Bir Belgenin Bu
Amaca Hizmet Edecek Nitelikte Olması ve Teşebbüsün İhlalin Varlığından Haberdar
Olması Yahut Bunu Öngörebilmesi Gerektiği, Bu Sebeple Bankanın Geniş Çaplı Bir
Uzlaşmaya Taraf Olduğu İddiasının Kabul Edilmesinin Mümkün Olmadığı Savunması

(532) TEB hakkında elde edilen delil incelendiğinde, bahsi geçen bankanın uzlaşmanın taraflarını
oluşturan teşebbüslerle geleceğe yönelik fiyat stratejisi hususunda görüşmeler yaptığı
anlaşılmaktadır. Belirtilen hususa ek olarak taraflar arasındaki uzlaşmanın ortak planı, söz
konusu belgede olduğu gibi, bankalar arasında gerçekleştirilen iletişimler vasıtasıyla fiyat
stratejisi ve hedef gibi rekabete duyarlı bilgilerin paylaşılması yahut fiyat tespitine ilişkin
centilmenlik anlaşmaları yapılması yoluyla hayata geçirilmiştir. Dolayısıyla TEB hakkındaki
belge, bahsi geçen uzlaşmanın uygulanması amacıyla gerçekleştirilen iletişimler kapsamında
yer almaktadır.

(533) Bununla birlikte, belgelerin niteliği ve kapsamı soruşturmaya taraf olan teşebbüslerin tamamı
bakımından aynı seviyede olmayıp her bir teşebbüsün ihlalin kurulması ve sürdürülmesindeki
rolünün farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Belirtilen durum, ceza miktarının takdirinde dikkate
alınmıştır.
Belge 11’e İlişkin Olarak, Belirtilen Tarihte TEB’in Zaten %9,60 Faiz Oranı Uyguladığı,
Anılan Oranın Geleceğe İlişkin Bir Bilgi Olmadığı, Dolayısıyla Anılan Bilgilerin TEB’den
Alınmadığı Savunması

(534) 11 numaralı belgenin lafzı incelendiğinde, DENİZBANK’ın soruşturmaya taraf olan yedi
banka ile bir gün sonrası için fiyat değişikliği planlanıp planlanmadığı hususunda görüşmeler
yaptığı anlaşılmaktadır. Yapılan görüşmelerde GARANTİ, ING, FİNANSBANK ve TEB’in
değişiklik yapmayı düşündüğünün öğrenildiği, hatta TEB’in faiz oranı ile ilgili net bir bilgi
vererek TL’de %9,60 fiyatlayacağını bildirdiği ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere TEB, rakibi
DENİZBANK ile geleceğe yönelik fiyat stratejisi hakkında görüşmelerde bulunmakta ve
uygulayacağı faiz oranı konusunda somut bir bilgi vermektedir. Belgenin taraflar arasındaki
uzlaşmaya delalet edip etmediğinin değerlendirilmesi bakımından TEB’in hâlihazırda %9,60
oranını uyguluyor olması değerlendirmeye etki etmemektedir. Nitekim bankanın mevcut
durumda söz konusu oranı uyguluyor olması gelecekte de uygulayacağı anlamına
gelmemekte, ilerleyen dönemlerde hangi fiyatın uygulanacağı hususu hâlihazırda piyasadan
elde edilemeyecek stratejik bir veri olma özelliğini korumaktadır. Dolayısıyla söz konusu
belge bakımından önem arz eden husus, belgede adı geçen bankaların geleceğe yönelik
fiyat bilgileri hususunda görüşmüş olmalarıdır. Bu itibarla TEB’den elde edildiği belirtilen
bilginin gerçeği yansıtmadığı ve ihlal iddiasına delil olarak kullanılamayacağı savunmasının
kabulü mümkün görülmemiştir.
Belgede Yer Alan Bilgilerin TEB’den Alınıp Alınmadığının Kontrol Edilmediği,
Soruşturma Heyeti’nin 4 Numaralı Belgede Centilmenlik Anlaşmasında İŞ BANKASI ve
Kamu Bankaları Dahil İfadesinin Yer Almasına Rağmen İlgili Teşebbüslerin Anlaşmaya
Dahil Olup Olmadığının İncelenmesi İçin Uyguladıkları Faiz Oranlarına Baktığı, Benzer
İncelemenin Bu Belge Bakımından da Yapılması Gerektiği Savunması

(535) “Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında delillerin ispat gücü ve
sınıflandırılmasına ilişkin detaylı açıklamalara yer verilmiştir.



13-13/198-100

123/169


(536) Sözü edilen açıklamalar ışığında mevcut soruşturma incelendiğinde, elde edilen delillerin bir
bölümünün bankalar arasında fiyat tespiti konusunda bir centilmenlik anlaşması yapıldığını
açıkça ifade eden, bu itibarla birincil delil olarak kabul edilecek nitelikte olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte diğer deliller, tek başına aynı ispat gücüne sahip olmamakla birlikte, bir araya
getirildiğinde uzlaşmanın kapsadığı hizmet türleri, tarafları ve hangi tarihlerde
uygulanmasının öngörüldüğü hususunu ikna edici düzeyde ve tutarlı bir şekilde ortaya
koymaktadır.

(537) Bu çerçevede soruşturmada fiyat analizlerine yer verilmesindeki amaç, idari para cezasının
takdirinde dikkate alınmak üzere uzlaşmanın pazardaki etkisinin ortaya konulması olup söz
konusu analizler ihlalin varlığının tespit edilebilmesi için sunulmamıştır. Belirtilen hususlardan
hareketle irade uyuşmasının ispatının ancak uzlaşmanın uygulamaya konulduğunun
gösterilmesi ile mümkün olabileceği şeklindeki bir yaklaşımın yerinde olmadığı kanaatine
ulaşılmıştır.
J.5.10. VAKIFBANK
2 ve 4 Numaralı Belgelerin VAKIFBANK’tan Elde Edilmediği, VAKIFBANK’ın İsminin
Belgelerde Zikredilmediği, VAKIFBANK’ın Oldukça Zorlama Çıkarımlarla İhlale Dahil
Edildiği, Bu Belgelerin VAKIFBANK Aleyhine İddialar Oluşturmak İçin Yeterli Olmadığı
ve Sağlıklı Delil Olarak Nitelendirilemeyeceği Savunmasının Değerlendirilmesi

(538) 2 numaralı belgede yer alan “Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda
verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan birinde de %18,75
oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan güveninde sorun
yaşamamıza neden olmaktadır.” ifadesi belgeye ilişkin değerlendirmede ayrıntılı olarak
açıklandığı üzere, belgeye konu anlaşmanın taraflarına piyasa yapıcı büyük bankaların da
dahil olduğunu açıkça göstermektedir. VAKIFBANK’ın 2007 yılında sektör aktiflerinin
%7,3’üne ulaşan aktif büyüklüğü69 ile BDDK’nın büyük ölçekli banka sınıflandırmasına dahil
olduğu ve söz konusu dönemde piyasa yapıcısı olarak faaliyet gösterdiği değerlendirildiğinde
anlaşmanın tarafı olan bankalar arasında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki, Belge 2
kapsamında VAKIFBANK’a ilişkin değerlendirme yapılırken tek başına belgelerde yer alan
ifadeler esas alınmamıştır. Nitekim, söz konusu belgenin ilgili olduğu dönemde uygulanan
faiz oranları incelenmiş ve bu inceleme sonucunda VAKIFBANK’ın 2007 yılının Eylül ayının
üçüncü haftası itibarıyla anlaşmanın tarafı olan diğer bankalarla birlikte %18,75 ve üzerinde
faiz oranı uyguladığı mevduatın sayısını önemli ölçüde azalttığı tespit edilmiştir.

(539) 4 numaralı belgede yer alan “Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş” ifadesi karşısında
ise kamu sermayeli bir mevduat bankası olan VAKIFBANK’ın isminin belgelerde yer almadığı
yönündeki savunma anlamlı bulunmamıştır. Bununla birlikte, yine söz konusu belgeye ilişkin
değerlendirme yapılırken belgede doğrudan ya da dolaylı olarak zikredilen tüm bankaların
ilgili dönemde uyguladıkları faiz oranları incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda yukarıda
detaylarına yer verildiği üzere incelenen dönemde VAKIFBANK’ın centilmenlik anlaşmasının
uygulanmaya başlandığı tarih olan 04.07.2008 tarihinden önceki 14 işgününde toplam 88
adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı vermişken, 04.07.2008 tarihinden incelenen
dönemin sonuna kadar olan 41 işgününde, 16 adedi 29.08.2008 tarihinde olmak üzere70,
toplam 31 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı uyguladığı tespit edilmiştir.

(540) Uygulamaya ilişkin bu tespitler de göz önünde bulundurulduğunda savunmada yer alan, 2 ve
4 numaralı belgelerin VAKIFBANK aleyhine iddialar oluşturmak için yeterli olmadığı ve
sağlıklı delil olarak nitelendirilemeyeceği savunmasının kabulü mümkün görülmemiştir.


69 BDDK(2007), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 2, s. 15.
7029.08.2008 tarihinde gerçekleşen bu istisnai durum göz önünde bulundurulmadığı takdirde centilmenlik anlaşmasının
başladığı gün de dahil olmak üzere 40 iş günü boyunca VAKIFBANK’ın %20’nin üzerinde faiz oranı uyguladığı mevduat
sayısı 15 ile sınırlı kalmaktadır.



13-13/198-100

124/169


Aralarında Yaklaşık 1 Yıllık Zaman Farkı Bulunan 2 ve 4 Numaralı Belgelerin Birbirine
Bağlanarak Aralarında İlliyet Bağı Kurulmasının ve Bu Çerçevede 2007 Yılındaki
Belgeye Dayandırılan İhlale VAKIFBANK’ın Dahil Edilmesinin Hatalı Olduğu Savunması

(541) Savunmada belirtilen belgelerde yer alan mutabakatlar da dahil olmak üzere, soruşturma
kapsamında tespit edilen anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin tamamı tek bir uzlaşma olarak
değerlendirilmiştir. Bu sebeple elde edilen belgelerin tümü birbiri ile bağlantılı kabul edilmiştir.
Dolayısıyla belge tarihleri arasındaki süreler ihlalin tespiti bakımından önem arz
etmemektedir.
İddia Edildiği Gibi Bankalar Arasında 2007 Yılından İtibaren Devam Eden Bir
Centilmenlik Anlaşması Olması Halinde, 4 Numaralı Belgede Yer Alan “Dün Garanti
Bankası Bizi Arayarak Aylık Vadede %20 Faiz İçin Centilmenlik Anlaşması Teklifinde
Bulunmuştu.” İfadesinden Yola Çıkarak Böyle Bir Teklifte Bulunulmasının Anlamsız
Olduğu Savunması

(542) Soruşturma kapsamında tespit edilen mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin ihlal
tek bir çerçeve anlaşma kapsamında gerçekleştirilen ve çerçeve anlaşmanın unsurlarını
oluşturan birden fazla mutabakatı içermektedir. Dolayısıyla savunmada belirtilen centilmenlik
anlaşması teklifi yeni bir ihlal olmayıp bu uzlaşmanın bir parçası niteliğindedir. Bu sebeple
yapılan savunmanın yerinde olmadığına karar verilmiştir.
4 Numaralı Belgede Yer Alan “Genel Müdürler Düzeyinde Anlaşma Olduğunun Teyit
Edilmesinin Ardından” İfadesine Rağmen Genel Müdür Sıfatıyla Anlaşmaya Dahil Olan
(…..)’a Anlaşmaya Kamu Bankalarının ve İŞ BANKASI’nın da Dahil Olduğu Bilgisinin
Verilmesinin Anlamsız Olduğu Savunmasının Değerlendirilmesi

(543) Belge 4’ün lafzı incelendiğinde görüleceği üzere, belge kapsamına dahil olan ilk e-posta,
(…..) tarafından GM (…..)’a hitaben ve Hazine Yönetim Başkanı (…..) ile Para ve Döviz
Piyasaları Grubu Başkanı (…..)’ye bilgi olarak gönderilmiştir. (…..) tarafından gönderilen bu
e-posta ile söz konusu kişilere YKB’nin ve anlaşma içinde olunan rakip bankaların YTL
mevduat fiyatlaması hakkında bilgi sunulmuş ve ardından İŞ BANKASI’nın ve kamu
sermayeli bankaların anlaşmaya dahil olmaması durumunda YKB bakımından geçerli
olabilecek alternatif senaryolara ilişkin öngörülerde bulunulmuştur. (…..)’ın bu e-postasına
karşılık olarak (…..) tarafından gönderilen e-posta ile de İŞ BANKASI’nın ve kamu sermayeli
bankaların centilmenlik anlaşmasına dahil olduğu bilgisi netleştirilmiştir. Bir başka deyişle, İŞ
BANKASI’nın ve kamu sermayeli bankaların anlaşmaya dahil olduğu bilgisi, esasen GM
(…..)’a değil, (…..)’ın (…..)’a gönderdiği ve (…..) ile (…..)’ye bilgi verdiği e-postanın
karşılığında (…..)’a iletilmiştir. Bu cevabi e-postada gönderilen kişiler kısmında (…..)ın da yer
alması kullanılan bilgisayar programının özelliğinden kaynaklanmaktadır. Zira bu programda
gelen bir e-posta, bu e-postanın kendisine bilgi olarak gönderilmiş olduğu kişilerden biri
tarafından “Tümünü Yanıtla” seçeneği kullanılarak yanıtlandığında, yanıtlanacak e-postanın
asıl gönderildiği kişi de bu e-postayı gönderen kişi ile birlikte “Kime” kısmında yer almakta,
yanıtlanacak e-postanın bilgi olarak gönderildiği diğer kişiler ise yine cevabi e-postanın “Bilgi”
kısmında kalmaktadır. Bu çerçevede anlaşmaya İŞ BANKASI’nın ve kamu sermayeli
bankaların da dahil olduğu bilgisinin (…..)’a verilmiş olduğu yönündeki algılamanın doğru
olmadığı görülmektedir. Üstelik belgede (…..)’nun bu bilgiyi kimden edindiği yönünde bir bilgi
olmaması karşısında, bilginin doğrudan (…..) tarafından (…..)’na iletilmiş olması da
mümkündür. Bu açıklamalar karşısında, belgenin içeriğine ilişkin savunmanın yerinde
olmadığına karar verilmiştir.
2 Numaralı Belgenin Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Olan Bankalarla Piyasa Yapıcı
Büyük Bankaların Aynı Anlaşma İçinde Olmadığının Göstergesi Olduğu, Zira Piyasa
Yapıcı Büyük Bankaların Centilmenlik Anlaşmasına Dahil Olması Halinde 4 Numaralı
Belgede Bu Bankaların İsimlerinin Ayrıca Zikredilmesinin Anlamsız Olduğu Savunması

(544) Belge bazındaki değerlendirmeler kapsamında 2 ve 4 numaralı deliller detaylı olarak
incelenmiştir. Bu çerçevede, savunmada iddia edildiğinin aksine, 2 numaralı belge piyasa



13-13/198-100

125/169


yapıcı büyük bankaların taraf olduğu bir centilmenlik anlaşmasının açık delili olarak
değerlendirilmiştir. Zira belgede yer alan “Müşterilerimize bu oranın piyasa yapıcı büyük
bankalarda verilmediğini söylerken centilmenlik anlaşması yapılan bankalardan birinde de
%18,75 oranının deklare edilmesi ve deftere işletilmesi müşterilerimizin bize olan güveninde
sorun yaşamamıza neden olmaktadır.” ifadesi, YKB’nin “piyasa yapıcı büyük banka”
konumundaki rakiplerinin kamuya açık olmayan fiyat bilgisine sahip olduğunu ve müşterileri
ile görüşmelerinde müşterilerine sözü edilen oranın bu bankalarda da verilmediği yönündeki
kesin bilgisini ilettiğini göstermektedir. Bahsedilen faiz oranlarının ilan edilen faiz oranları
olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun ancak belirtilen bankalar arasında
yapılan rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma ile mümkün olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki,
anılan bankaların söz konusu dönemdeki mevduat faizlerine yönelik uygulamalarına ilişkin
tespitler de böyle bir anlaşmanın varlığını teyit eder niteliktedir.
VAKIFBANK, ZİRAAT Ve HALKBANK’ın 4054 Sayılı Kanun’un 3. Maddesinde Yer Alan
“Teşebbüs” Tanımı Çerçevesinde Tek Teşebbüs Niteliğinde Olduğu ve Tüzel Kişilikleri
Farklı Olsa dahi Devletin (Kamunun) Kontrolünde Olan ve Aynı Sermaye Unsuru
(Kamu) Tarafından Kontrol Edilen Şirketler Oldukları, Bu Sebeple Bahsi Geçen
Belgelerin 4054 Sayılı Kanun’un 4. Maddesi Kapsamında Değerlendirilemeyeceği
Savunması

(545) Savunmada işaret edilen husus, “Kamu Mevduatı ile İlgili Belgelere İlişkin Değerlendirmeler”
başlığı altında ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Kamu Mevduatının Değerlendirilmesinin Kamu Haznedarlığı Genel Tebliği Uyarınca
Özel Bankalara Kapatılmış Olduğu, Bu Sebeple Söz Konusu Alanda 4054 Sayılı Kanun
Kapsamında Bir Rekabetten Söz Edilmesinin Mümkün Olmadığı Savunması

(546) Belirtilen savunma HALKBANK’ın savunmalarına ilişkin değerlendirmeler kapsamında
yanıtlanmıştır.
Devletin İstediği Takdirde ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK’ı Tek Tüzel Kişilik
Altında Toplayabileceği, Geçmişte 15.11.2000 Tarih ve 4603 Sayılı Kanunla ZİRAAT Ve
HALKBANK’ın 4 Yıl Tek Bir Yönetim Kurulu Tarafından Yönetildiği, Kamu Bankalarının
Yönetim Kurulu Üyelikleri Arasında Geçişler Olduğu, Bu İtibarla Bahsi Geçen Üç
Bankanın Tek Teşebbüs Oldukları Savunmasının Değerlendirilmesi

(547) Belirtilen hususlar “Kamu Sermayeli Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin Değerlendirmeler”
başlığı altında ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.
Bankanın Sadece Mevduat Hizmetleri Konusundaki Belgelerle İlişkilendirildiği Halde
Diğer 11 Bankayla Birlikte Mevduat, Kredi ve Kredi Kartı Hizmetleri Pazarında
Gerçekleşen Fiyat Tespiti Uzlaşmasına Dahil Olduğu Yönündeki İfadenin Sehven
Kullanılmış Olabileceği, Zira Bankayla İlgili İhlal Süresinin Krediye İlişkin Birinci
Belgeden Değil 27.09.2007 Tarihinden Başlatıldığı Fakat İhlalin Süresinin Bir Yıldan
Uzun Beş Yıldan Kısa Olduğunun Belirtildiği, Buna Karşın Banka ile İlgili Delillerin
Kapsadığı Sürenin Bir Yıldan Kısa Olduğu Savunması

(548) Soruşturma tarafları hakkında ceza hesaplaması yapılırken, Rekabet Kurulu’nun yerleşik
içtihadı dikkate alınarak, tarafın ihlale katılımını ortaya koyan belge tarihleri esas
alınmaktadır. Bu çerçevede VAKIFBANK hakkında elde edilen belgelerin 27.09.2007-
13.07.2011 tarihleri arasındaki yazışmaları içermesi sebebiyle belirtilen teşebbüs bakımından
ihlalin süresinin bir yıldan uzun beş yıldan kısa olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 2’de, “Piyasa Yapıcı Büyük Bankalar” ve “YKB’nin Centilmenlik Anlaşması
Yaptığı Bankalar” Olmak Üzere İki Farklı Banka Grubundan Söz Edildiği, Ancak
Soruşturma Raporunda Delilin Hatalı Yorumlanarak Sadece Piyasa Yapıcı Büyük
Banka Olması Sebebiyle İlgili Bankanın Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Kabul Edildiği
Savunması



13-13/198-100

126/169


(549) Belirtilen savunma HALKBANK’ın savunmalarına ilişkin değerlendirmeler kapsamında
yanıtlanmıştır.
Belge 2’de Yer Alan “Bu Oranın Piyasa Yapıcı Büyük Bankalarda Verilmediğini
Söylerken” İfadesinin YKB Tarafından Müşterisini İkna Etmek İçin Pazarlama Amaçlı
Kullanılmış Olabileceği, Sektöre Yönelik Yasal Düzenlemeler Sebebiyle Bankaların
Belirli Bilgileri Açıklamakla Yükümlü Olduğu, Ayrıca Bir Başka Bankadan Gelen Yeni
Müşteri ya da Başka Bankaya Mevduatını Taşıyan Mevcut Müşteri Kanalıyla da Söz
Konusu Oranların Öğrenilebileceği, Dolayısıyla Diğer Bankaların Bilgilerine Piyasadan
Kolaylıkla Ulaşılabildiği Savunması

(550) Yukarıda da belirtildiği üzere, bankacılık piyasasında müşteriler vasıtasıyla sağlanan bir
şeffaflık bulunmaktadır. Mevduatını en yüksek faiz oranından değerlendirmek isteyen müşteri
birden fazla bankadan teklif almakta ve pazarlık sürecinde bir bankadan aldığı teklifleri diğer
bankalara iletebilmektedir. Ancak, bankaların rakip teşebbüslere yönelik olarak belirtilen
şekilde edindiği bilgiler bankaların geçmiş fiyatlama davranışlarına ilişkin olup rekabeti
sınırlayıcı bir uzlaşmanın mevcut olmadığı bir piyasada bankaların geleceğe ilişkin fiyatlama
davranışlarına dair bilgi edinilmesi mümkün değildir. Zira her banka TCMB’ye bildirmiş olduğu
azami faiz oranını aşmamak üzere, banka içi faktörleri ve müşterinin konumunu
değerlendirmek suretiyle müşteri özelinde daha önce uygulamadığı düzeyde bir faiz oranı
uygulayabilecektir.

(551) İşbu savunmaya konu belge özelinde değerlendirme yapıldığında da, belgeden varlığı açıkça
anlaşılan bir centilmenlik anlaşması söz konusu iken, “bu oranın piyasa yapıcı büyük
bankalarda verilmediği” ifadesinin bankaların geçmiş davranışlarını ifade ettiği savunmasının
kabulü mümkün değildir.
Belge 2 Bakımından Bankanın Söz Konusu Dönemde Diğer Bankalarla Aynı Yönde
Fiyat Hareketi İçerisinde Olmasının Sebebinin Bütün Bankaların Aynı Piyasa Koşulları
İçerisinde Faaliyet Göstermeleri Olduğu, Zira 2007 Döneminde Genel Olarak Faiz
Oranlarının Aşağı Yönlü Hareket Ettiği ve Hatta 2005 Yılından İtibaren 31 Gün ve Altı
Vadelerdeki Mevduatlar İçin Aylık Ortalama Faiz Oranının %18,30’un Üzerine Çıkmamış
Olması Karşısında Böyle Bir Anlaşmanın Yapılmasının Rasyonel Olmadığı Savunması

(552) Bankaların uyguladıkları faiz oranları uluslararası ve ulusal finansal piyasalardaki gelişmeler
başta olmak üzere pek çok parametreye bağlı olarak belirlendiği kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, belirtilen gelişmelerin bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslere
benzer şekilde yansıması ve bu teşebbüslerin bu gelişmelere benzer yönlü fiyat hareketleri
ile tepki göstermesi son derece olağandır.

(553) Bununla birlikte, mevduat faizlerine ilişkin olarak soruşturmaya esas teşkil eden iddia,
sektörde faaliyet gösteren teşebbüslerin belli bir dönemdeki paralel fiyat hareketlerinin
ötesindedir. “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında belirtilen hususlar
incelendiğinde görüleceği üzere, Belge 2 bakımından yapılan değerlendirme, teşebbüslerin
belli bir dönemde aynı yönlü fiyatlama davranışları gösterdikleri ya da uyguladıkları tüm faiz
oranlarını birlikte belirledikleri yönünde değildir. Söz konusu belgeye ilişkin tespit edilen
husus, incelenen dönemde bankaların, mevduata uygulayacakları faiz oranlarının üst limitine
yönelik olarak uzlaşma içinde olduklarıdır. Zira YKB’de yapılan yerinde incelemede elde
edilmiş olan söz konusu belge “bankalar arasında yapılmış olan bir centilmenlik
anlaşması”nın varlığını açıkça ortaya koymakta, bu anlaşmanın konusunun mevduata
uygulanacak faiz oranının üst limiti olduğu da aynı belgeden anlaşılmakta ve Belge 4’te yer
alan ifadelerle desteklenmektedir. Başka bir deyişle banka tarafından ileri sürülen ekonomik
ve rasyonel gerekçeler, rakipler arasında fiyat koordinasyonu hususunda iletişim kurulduğunu
somut olarak ortaya koyan yazılı belgelerin varlığı karşısında, ihlal iddialarını bertaraf edecek
nitelikte bir savunma olarak kabul edilmemiştir.

(554) Bunun yanı sıra, belgedeki ifadelerden, anlaşmanın uygulanmaya başladığı tarihin Eylül
ayının dördüncü haftası olduğu kanaatine varılmış ve söz konusu kanaati teyit etmek



13-13/198-100

127/169


amacıyla, piyasa yapıcı büyük bankaların 2007 yılının Eylül ve Ekim aylarındaki mevduat
faizlerine ilişkin fiyatlama davranışları incelenmiştir. Yapılan inceleme neticesinde, gerek 31
gün ve altı vadeli gerek 32-91 gün vadeli mevduatlar bakımından anlaşmaya taraf olduğu
sonucuna ulaşılan bankaların tamamının %18,75 ve üzerinde faiz oranı verdiği mevduat
sayısını önemli ölçüde azalttığı tespit edilmiştir. Belge tarihiyle teşebbüslerin davranışlarında
gözlenen değişikliklerin tarihinin bu denli örtüşmesinin sadece piyasadaki faizlerin genel
seyrinin aşağı yönlü olmasıyla açıklanamayacağı izahtan varestedir.
Ayrıca, anlaşma iddiasının mevduat faizlerinin üst limitinin birlikte belirlenmesi ile sınırlı
olması ve anlaşmaya taraf olan tüm teşebbüslerin anlaşma öncesi dönemde kayda değer
sayıda (gerek 31 gün ve altı gerek 32-91 gün vadeli) mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı
uygulamış olması karşısında 2005 yılından beri aylık ortalama mevduat faiz oranının
%18,30’un üstüne çıkmamış olduğu ve bu nedenle bankaların böyle bir anlaşma içine
girmelerinin rasyonel olmadığı yönündeki savunmaya itibar edilmemiştir. Nitekim normal
rekabet koşulları altında teşebbüslerin diğer bankalarla rekabet edecek seviyede faiz oranı
uygulaması ihtimali söz konusu olabilecekken, bankalar arasında yapılmış olan uzlaşma
teşebbüsler üzerindeki rekabetçi baskıyı ortadan kaldırdığından, bankaların daha yüksek faiz
oranı uygulama eğilimi göstermeyeceği de açıktır.
Belge 2’ye İlişkin Olarak, VAKIFBANK’ın Mayıs, Haziran, Ekim ve Kasım 2007’de Bazı
Kredi Türlerine İlişkin Faiz İndirimi Yaptığı, Gerçekte Bir Uzlaşma İçerisinde Olsa İdi
Kendisine Gelir Kaybı Yaratacak Bu Tür İndirimleri Uygulamayacağı Savunması

(555) Soruşturma konusu eylemlerin amacı itibarıyla rekabeti sınırlayıcı nitelikteki bir uzlaşma
olduğu hususu, soruşturmaya dayanak oluşturan iletişim delilleri ile ortaya konulmuştur. Bu
itibarla uzlaşmanın tarafı olan bankaların belirli tarihlerde faiz oranlarında indirim
uygulamaları ihlalin varlığına ilişkin değerlendirmeyi değiştirmemektedir.
Belge 2’ye İlişkin Olarak VAKIFBANK’ın AKBANK’tan Sonra %18,75 Üzerindeki
Oranlarda En Fazla İşlem Yapan Banka Olduğu, Söz Konusu Dönemde VAKIFBANK’ın
Likidite Rasyosunun Oldukça Yüksek Olduğu, Dolayısıyla VAKIFBANK’ın Daha Fazla
Mevduat Taşımasının Gerekli Olmadığı Savunması

(556) Soruşturma kapsamında Belge 2 ile ilgili olarak tespit edilen husus, piyasa yapıcı büyük
bankaların Eylül ayının dördüncü haftasından itibaren uygulanmak üzere mevduat faiz
oranlarının üst limitini birlikte belirlemeye yönelik bir uzlaşma içerisinde olduklarıdır. Nitekim
belgeye ilişkin analizler incelendiğinde de, Eylül ayının ilk üç haftasında 31-92 gün vadede
%18,75 ve üzeri faiz oranı uygulanmış olan mevduat sayısının haftalar itibarıyla sırasıyla 975
adet, 988 adet ve 782 adet olduğu, bununla birlikte anlaşmanın uygulanmaya başladığı
düşünülen dördüncü haftada bu sayının 101 adede düştüğü ve Ekim ayı boyunca %18,75 ve
üzeri faiz oranı uygulanan mevduat sayısının 33 ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Dolayısıyla
belirtilen tespit bakımından önem arz eden husus VAKIFBANK’ın diğer bankalara göre
konumu değil, VAKIFBANK’ın Eylül ayının dördüncü haftası itibarıyla gerçekleştirmiş olduğu
ani davranış değişikliğidir. Dolayısıyla incelenen dönemin tamamı göz önünde bulundurularak
söz konusu savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
3 Numaralı Belgede Bankayla İlgili Hiçbir İfadenin Bulunmadığı Bu Sebeple Delil Teşkil
Edemeyeceği Savunması

(557) Soruşturma sürecinde Belge 3 ve Belge 4 bir arada değerlendirilmiş, hiçbir banka
bakımından Belge 3’e tek başına sonuç bağlanmamıştır. Zira söz konusu belgelerin birlikte
değerlendirilmesi neticesinde AKBANK, YKB ve GARANTİ öncülüğünde faiz oranlarının
birlikte belirlenmesi hususunda bir uzlaşma yapıldığı, uzlaşmanın uygulamaya konulması
amacıyla GARANTİ’nin teklifi üzerine mevduat hizmetlerinde aylık vadede maksimum %20
oranında faiz uygulanması konusunda centilmenlik anlaşması yapıldığı ve uzlaşmaya kamu
sermayeli bankalar ile İŞ BANKASI’nın da dahil olduğu somut olarak görülmektedir. Bu
itibarla belirtilen savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.



13-13/198-100

128/169


4 Numaralı Belgede Bankanın Adının Geçmediği, Kamu Bankaları İfadesinin Detayı ve
Açıklamasının Belgede Yer Almadığı, Bunun Piyasadan Alınan Bir Dedikodu Dahi
Olabileceği Savunması

(558) “Kamu bankaları” ifadesinin detay ve izah gerektirmeyecek kadar açık bir tanımlama olduğu
görülmektedir. Zira Türkiye’de faaliyet gösteren üç adet kamu sermayeli mevduat bankasının
var olduğu, dolayısıyla belirtilen ifade ile VAKIFBANK, ZİRAAT ve HALKBANK’ın kastedilmiş
olacağının açık olduğu, bu çerçevede VAKIFBANK’ın da bu kapsamda yer aldığı hususunda
tereddüt bulunmamaktadır. Ayrıca, Belge 4 incelendiğinde görüleceği üzere belgeyi kaleme
alan YKB Hazine Yönetim Başkanı tarafından kamu sermayeli bankaların uzlaşmaya dahil
olup olmadığının bilinmediği, bunun ifade edilmesi üzerine de konunun araştırılıp ilgili kişiye
“kamu bankaları da dahilmiş” şeklinde net bir dönüş yapıldığı görülmektedir. Bu çerçevede
ifadenin bir dedikodudan ibaret olamayacağı anlaşılmıştır. Kaldı ki mevduat faizlerinin
düşürülmesine yönelik bir mutabakatın genel müdürler düzeyinde varlığı da düşünüldüğünde
pek tabi ki söz konusu bilginin YKB Genel Müdürü’nden öğrenilmiş olması da ihtimal
dahilindedir. Her iki ihtimal bakımından da belgede VAKIFBANK’ın adının geçmediği ve kamu
bankalarının anlaşmaya dahil olduğu yönündeki bilginin dedikodudan ibaret olduğu
yönündeki savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 4’e İlişkin Değerlendirmelerin Çelişkili Olduğu Savunması

(559) Bahse konu savunmada, GARANTİ, YKB, AKBANK, kamu bankaları ve İŞ BANKASI
arasında bir uzlaşma olduğunun belirtildiği ancak değerlendirmenin devamında “bankaların
%20 üzerinde faiz oranı uygulamaya son verdiklerini ifade etmek güçtür” ifadesinin
kullanıldığı ve bazı teşebbüslerin bir ay sonra uzlaşmaya uymaya başladığının belirtildiği, bu
durumun çelişki yarattığı, bankacılık sektöründeki faiz oranlarının bazı yöneticilerin bir araya
gelerek belirli bir oranı geçmeme yönünde alacakları bir karara uyacak kadar stabil olmadığı,
bu sebeple 04.07.2008 tarihinde alındığı ileri sürülen kararların bu tarih sonrasında
sürdürüldüğünün ileri sürülmesinin piyasa gerçekleri ile örtüşmediği belirtilmiştir.

(560) Sözü edilen savunmaya ilişkin öncelikle vurgulanması gereken husus, 1, 2, 3 ve 4 numaralı
belgelerin soruşturmaya esas teşkil eden fiyat tespiti uzlaşmasının çerçeve anlaşmasını
somut olarak ortaya koyduğudur. Aynı zamanda söz konusu belgelerde soruşturmaya taraf
olan 12 bankadan, VAKIFBANK dahil 7’sinin ihlale iştirak ettiği açıkça belirtilmektedir.
Dolayısıyla belirtilen deliller tek başına VAKIFBANK’ın uzlaşma tarafları arasında yer
aldığının ispatı için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle uzlaşmanın ve
taraflarının ispatı için ilave olarak paralel davranışın tespit edilmesi zorunluluğu
bulunmamaktadır. Belirtilen hususa ek olarak, belgeye ilişkin grafiklerden görüleceği üzere,
bankaların mevduat fiyatlaması davranışları belge tarihine paralel bir biçimde değişmiş,
bankaların bir kısmı %20’nin üzerinde faiz oranı uygulamaya istisnai haller dışında son
verirken, bir kısmı ise %20’nin üzerinde faiz uyguladığı mevduat sayısını önemli ölçüde
azaltmıştır. VAKIFBANK ve ZİRAAT, %20’nin üzerinde faiz oranı uyguladıkları mevduat
sayısını önemli ölçüde azaltan bankalar arasındadır. Ancak bu grafiklerde çarpıcı olan bir
başka husus daha görülmektedir: Kamu sermayeli bankaların tümü 31.07.2008-14.08.2008
tarihleri arasında %20’nin üzerinde faizle mevduat kabul etmeyi bütünüyle kesmiştir. Söz
konusu davranışın diğer bankalarla arz ettiği paralelliğin ve özellikle kamu sermayeli mevduat
bankalarının 31.07.2008 tarihi itibarıyla bu faiz oranını tamamen kesmesinin, ilgili belgeyle
birlikte değerlendirme yapıldığında bir tesadüf olamayacağı açıktır.
Bankaların Anlaşmanın Olduğu Dönemde %20’nin Üzerinde Faiz Oranı Uygulamasına
Gerekçe Olarak Likidite Rasyosunun Sağlanma Gerekliliğinin Gösterildiği Ancak Bu
Durumun VAKIFBANK Bakımından Geçerli Olamayacağı, Belirtilen Dönemde
VAKIFBANK’ın Son Derece Likit Olduğu Savunması

(561) Belgelere ilişkin değerlendirmelerde, ilgili delillerde yer alan ifadelerden ve bankacılık
piyasasının genel işleyişinden yola çıkarak, bankaların arızi olarak centilmenlik
anlaşmalarıyla belirlenen azami faiz oranından yukarıda bir oranla mevduat kabul etmesi



13-13/198-100

129/169


bankaların likidite yeterliliğini sağlama kaygısına ve özel müşterilerin varlığına bağlanmıştır.
Bir başka deyişle anlaşma ile belirlenen faiz oranının üzerine çıkılmasının tek nedeni likidite
yeterliliğinin sağlanması olarak değerlendirilmemiştir. Nitekim VAKIFBANK’ın ilgili dönemdeki
davranışları incelendiğinde 07.07.2008-31.08.2008 tarihleri arasında 16 adedi 29.08.2008
tarihinde olmak üzere toplam 26 adet mevduata %20’nin üzerinde faiz oranı uyguladığı
görülmektedir. Diğer bir ifadeyle 29.08.2008 tarihindeki yükseliş haricinde sadece 10 adet
mevduat bu fiyattan kabul edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu arızi uygulamaların uzlaşmadan
sapma olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.
Belge 4’e İlişkin Olarak Yapılan Değerlendirmenin Diğer Bankalar Bakımından Da
Hatalı Olduğu, Zira 13.06-29.08.2008 Döneminde 31 Gün ve Altı Vade İçin %20’nin
Üzerinde Faiz Uygulanan İşlem Sayılarının Oldukça Düşük Olduğu, Anlaşma Öncesi ve
Sonrası Dönemdeki Fiyatlamalarda Herhangi Bir Değişim Olmadığı, Teşebbüslerin
Belirli Bir Oranın Altında Faiz Uygulamalarının Piyasanın Şeffaflığı ve Oligopolistik
Bağımlılıktan Kaynaklandığı Savunması

(562) Belgeye ilişkin grafiklerden görüleceği üzere 04.07.2008 tarihi itibarıyla bankaların mevduat
fiyatlaması değişmiş ve teşebbüslerin tamamı paralel şekilde %20’nin üzerinde faiz
uyguladıkları mevduat sayılarını önemli ölçüde azaltmışlar yahut bu düzeyin üzerinde faiz
vermeyi istisnai durumlar haricinde tamamen sonlandırmıştır. Belirtilen paralel fiyat
hareketleri ve centilmenlik anlaşmasının tarafı olan iki ayrı bankadan elde edilen Belge 3 ve
Belge 4’ün varlığı karşısında, VAKIFBANK’ın diğer bankalar adına ileri sürdüğü şeffaflık ve
oligopolistik bağımlılık savunmalarına itibar etmek mümkün olmamıştır.
J.5.11. YKB
Belge 2’ye İlişkin Olarak; YKB’nin Söz Konusu Dönemde Anlaşmaya Aykırı Fiyatlama
Yaptığı, Bu Sebeple Belirtilen Durumun YKB Açısından Rekabetçi Etkileri Olduğu
Sonucuna Varılması Gerektiği Savunması

(563) Belgeye ilişkin analizlerde, YKB’nin 03.09.2007-31.10.2007 döneminde 31 gün ve altı vadede
%18,75 ve üzeri faiz oranı uyguladığı mevduat sayısına ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Buna
göre; YKB, Eylül’ün ilk üç haftasında sırasıyla 61, 56 ve 25 adet mevduatı %18,75 ve
üzerindeki faiz oranlarından kabul etmiş, bununla birlikte Belge 2’de varlığı ifade edilen
centilmenlik anlaşmasının uygulanmaya başlandığı hafta olduğu düşünülen Eylül’ün
dördüncü haftasında %18,75 ve üzerinde faiz oranı verilen mevduat sayısında ani bir düşüş
yaşanmıştır. Şöyle ki, savunmada da belirtildiği üzere71, YKB 25 Eylül’de sadece 1 adet
mevduata bu oranı vermiş, sonraki üç gün boyunca bu oranlardan hiç mevduat kabul
etmemiştir. YKB’nin 28.09.2007 tarihinde 9, 01-05.10.2007 haftasında 11, 08-11.10.2007
haftasında yalnızca 1, 15-19.10.2007 haftasında 872, 22-31.10.2007 aralığında ise yine
yalnızca 1 mevduata anılan oranın üzerinde faiz verdiği görülmüştür. YKB’nin mevduat faiz
oranlarına ilişkin benzer bir davranış değişikliği 32-91 gün vadeli mevduatlar bakımından da
geçerlidir.

(564) Yapılan detaylı analizler ve yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, YKB’nin kendisinde yapılan
yerinde incelemede bulunan 2 numaralı belgedeki ifadeleri doğrular biçimde Eylül’ün
dördüncü haftası itibarıyla mevduat faizlerine yönelik ani bir davranış değişikliğine giderek,
mevduat faizlerinin üst limitini centilmenlik anlaşmasına uygun bir biçimde %18,75’in altına
indirdiği sabittir. Nitekim bu husus savunmada da inkâr edilmemiştir. Zira ikinci yazılı
savunmasında YKB, sadece ilk dört günlük süre boyunca %18,75 ve üzerinde faiz oranından
mevduat kabul etmediğini, daha sonraki tarihlerde seyrek de olsa bu faiz oranlarından
mevduat girişi olduğunu beyan etmiştir.


71 Savunmada %18,75 oranının uygulandığı bir adet mevduatın işlem tarihi 24.09.2007 olarak belirtilmekle birlikte, teşebbüs
tarafından soruşturma döneminde sunulan bilgilerde belirtilen tarihin 25.09.2007 olduğu görülmektedir.
72 Savunmada Soruşturma Raporu’nun ilgili kısmı aktarılırken sehven 15.10.2007 tarihinde 8, 16.10.2007 tarihinde 8 olmak
üzere 15-19.10.2007 haftasında toplam 16 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulandığı belirtilmiştir.



13-13/198-100

130/169


(565) Ancak söz konusu arızi uygulamalar tarafların anlaşmadan caydığı yönünde değil, istisnai
koşulların zorlamasıyla tarafların anlaşmanın dışına çıkmaya mecbur kaldığı yönünde
yorumlanmış ve belirtilen istisnai uygulamalara rağmen anlaşmanın devam ettiği
anlaşılmıştır. Nitekim anlaşmadan önceki dönemde %18,75 ve üzeri faiz oranı verilen
mevduat sayısı ile sonraki dönemde bu faiz oranının uygulandığı mevduat sayısı
karşılaştırıldığında belirtilen sonuç desteklenmektedir. Ayrıca, YKB’nin iddia ettiği gibi
28.09.2007 tarihi itibarıyla anlaşmaya uyma iradesinin olmaması halinde belirtilen faiz
oranının üzerine çıkışlarının istikrarlı bir seyir izlemesi beklenecektir. Ancak anılan
teşebbüsün 11 adet mevduata %18,75 ve üzerinde faiz oranı uyguladığı bir haftanın
ertesindeki bir haftalık sürede sadece 1 adet mevduata bu oranı uygulaması nedeniyle bir
istikrardan bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki, rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir uzlaşmaya
taraf olan teşebbüsün, uzlaşmanın koşullarına ve rakiplerin gelecekteki davranışlarına ilişkin
bilgilere vakıf olduktan sonra belirtilen bilgiyi kendi ticari kararlarında kullanmayacağını
varsaymak da mümkün değildir. Bu nedenle teşebbüsün arızi olarak anlaşmanın dışına
çıkarak %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamasının likidite yeterliliğine ilişkin kaygılar, özel
müşterilerin taleplerine cevap verebilme arzusu gibi istisnai faktörlere dayandığı anlaşılmıştır.

(566) Belirtilen açıklamalar çerçevesinde, seyrek de olsa %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulamış
olmasının teşebbüsün 28.09.2009 tarihi itibarıyla anlaşma iradesinin olmadığı yönünde
yorumlanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

(567) YKB, ilave olarak, teşebbüsün anlaşma iradesinin olmadığı yönünde bir yorum yapılamaması
halinde %18,75 ve üzerinde faiz oranı uygulanmış olan mevduatların yüksek tutarlı olması ve
hacim itibarıyla büyük bir oran teşkil etmesi nedeniyle anlaşmaya aykırı davranılmasının YKB
açısından rekabetçi etkileri olduğu sonucuna varılması gerektiğini savunmuştur. YKB’nin
uzlaşma döneminde belirtilen oran üzerinde mevduat kabul etmesinin uzlaşmadan sapma
olarak değerlendirilemeyeceği hususunda yukarıda belirtilen açıklamalar karşısında,
değinilen savunma da muteber görülmemiştir.
3 Numaralı Belgede Bahsedilen Görüşmenin Sektör Sorunları Konusunda
Gerçekleştiği, Rakipler Arasındaki Her İrtibatın İhlal Anlamına Gelmeyeceği, Belgenin
Bir Lobi Çalışmasının Ön Hazırlığına İlişkin Olduğu, Artan Maliyet Baskısının TCMB ve
BDDK Politikalarını İfade Ettiği Savunması

(568) Savunmada da isabetli şekilde belirtildiği üzere, rakipler arasında kurulan her iletişimin
rekabet ihlali olduğuna dair bir karine bulunmamaktadır. Bununla birlikte, işbu dosya
kapsamında yapılan incelemede, 01.07.2008 tarihinde genel müdürler düzeyinde yapılan
görüşmeyi işaret eden Belge 3 ve 03.07.2008 ile 04.07.2008 tarihlerindeki gelişmelerin ve
sonrasına ilişkin beklentilerin aktarıldığı Belge 4 bir arada değerlendirilmiştir. Bu çerçevede,
YKB’de bulunan ve YKB’nin üst düzey yöneticileri arasındaki yazışmaları içeren Belge 4’te
yer alan “genel müdürler düzeyinde anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından”
ifadesinin, Belge 3’e konu olan görüşme gündeminin savunmada iddia edilenlerden ibaret
olmadığını göstermek bakımından yeterli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki, dosya
kapsamında yapılan inceleme anılan belgelerle sınırlı kalmamış, belgelerde yer alan
ifadelerden varlığı açıkça anlaşılan anlaşmanın ne şekilde uygulamaya geçirildiği de ayrıca
incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda 01.07.2008 Salı günü YKB’nin, AKBANK’ın ve
GARANTİ’nin genel müdürlerinin katılımıyla ve İŞ BANKASI GM’sinin bilgisi dahilinde
gerçekleştirilen toplantının hemen sonrasında, unsurları 4 numaralı belgede açıkça ifade
edilen centilmenlik anlaşmasının hayata geçirildiği tespit edilmiştir.
Belge 3 ve 4’e İlişkin Olarak, 01.07.2008 Tarihinde Genel Müdürler Düzeyinde
Gerçekleştirilen Toplantının Gündeminin Belli Olduğu ve Gündem Maddeleri Arasında
Mevduat Faiz Oranlarının Yer Almadığı, Bu Toplantıda Bir Anlaşma Sağlanmış Olsa İdi,
04.07.2008 Tarihli Elektronik Postada GARANTİ’nin YKB’yi Arayarak Centilmenlik
Anlaşması Teklifinde Bulunduğu Yönünde İfadelere Yer Verilmeyeceği, Bu Nedenle
Belge 3 İle Belge 4’ün İlgisiz Olduğu Savunmasının Değerlendirilmesi



13-13/198-100

131/169


(569) Belge 3’te bahsi geçen ve banka genel müdürleri arasında gerçekleştirilen toplantıdan hemen
iki gün sonra GARANTİ’nin YKB’ye mevduat faizleri tavanını %20’ye sabitlemek üzere
anlaşma teklifinde bulunması ve YKB Hazine Yönetimi Başkanı tarafından bu durumun
hemen ertesi gününde detaylarıyla ve hem YKB’nin hem de anlaşmaya taraf olan diğer
bankaların anlaşmaya yönelik davranışları içerecek şekilde kaleme alınması, belirtilen
hususları gösterir belgelerin anlaşmaya taraf olan iki ayrı bankada bulunmuş olması
karşısında söz konusu belgelerin birbiri ile ilgisiz olarak değerlendirilmesinin mümkün
olmadığı, aksine iki belgenin tabloyu tamamlamak bakımından son derece anlamlı olduğu
sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim sonraki tarihi belgede yer alan “genel müdürler düzeyinde
anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından” ifadesi de iki belge arasındaki bağlantıyı net
bir şekilde kurmaktadır.

(570) Savunmanın toplantıda anlaşma sağlanmış olsaydı GARANTİ’nin YKB’yi arayarak
centilmenlik anlaşması teklifinde bulunmayacağı yönündeki bölümü de yerinde
bulunmamıştır. Zira 4 numaralı belge; 2 ve 3 numaralı belgeler ile birlikte fiyat tespiti
uzlaşmasının ortak planını somut olarak ortaya koymakta; ortak planın uygulanması amacıyla
GARANTİ’nin teklifi üzerine mevduat hizmetlerine uygulanacak azami oranın %20 olarak
belirlendiği, yapılan mutabakatın hangi tarihten itibaren uygulamaya konulduğu,
soruşturmaya konu bankalardan yedisinin uzlaşmaya taraf olan teşebbüsler arasında yer
aldığı ve uzlaşmaya uyulup uyulmadığının ortak müşteriler kanalıyla denetlendiği hususları,
diğer bir ifadeyle “uzlaşmanın unsurları” hakkında bilgiler içermektedir.
Belge 4 İncelendiğinde Belgenin Böyle Bir Anlaşmayı Kanıtlamaktan Uzak Olduğunun
Görüleceği, Zira Belgeden YKB’nin Anlaşma Teklifini Kabul Edip Etmemek Konusunda
Tereddütte Olduğunun Anlaşıldığı, YKB’nin Ne Şekilde Hareket Edeceğinin İŞ
BANKASI ile Kamu Bankalarının Anlaşmaya Taraf Olup Olmamasına Göre
Belirleneceği, Ancak Kamu Bankalarının %20’nin Üzerinde Faiz Oranı Uygulamaya
Devam Etmesi Nedeniyle YKB’nin de Anlaşma Teklifini Kabul Etmeyerek %20’nin
Üzerinde Faiz Oranları Sunmaya Devam Ettiği Savunması

(571) YKB Hazine Yönetimi Başkanı tarafından kaleme alınan belgedeki ifadeler
değerlendirildiğinde; 04.07.2008 tarihinde YKB’nin ileri sürdüğü gibi “büyük montanlı işlem
olmadığı için” değil, “büyük montanlı işlem olmamasının verdiği avantaj ile” %20’nin üzerinde
faiz oranı verilmemiş olduğu, yine YKB’nin iddia ettiği gibi “genel müdürler düzeyinde
anlaşma olduğu teyit edilirse” değil “genel müdürler düzeyinde anlaşma olduğunun teyit
edilmesinin ardından” bankanın faiz oranı üst limitine sadık kalacağı, son olarak YKB’nin ileri
sürdüğü gibi “anlaşma teklifinin kabul edilmesi için İŞ BANKASI’nın ve kamu bankalarının
durumunun beklendiği” değil, adı geçen bankaların dahil olmaması halinde YKB bakımından
ortaya çıkabilecek durumlardan bahsedildiği görülmektedir. Özetle, YKB teklifin ertesi günü
(04.07.2008 Cuma) anlaşmaya uygun hareket etmeye başlamış, genel müdürler düzeyinde
anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından 07.07.2008 Pazartesi gününden itibaren bu
faiz oranı üst limitine sadık kalmaya karar vermiştir. Nitekim belgeye ilişkin grafik ve fiyat
analizleri de YKB’nin belirtilen şekilde davrandığını göstermektedir. İşaret edilen açıklamalar
çerçevesinde söz konusu savunmaya itibar etmek mümkün değildir.
YKB’nin 07-14.07.2008 Tarihleri Arasında %20’nin Üzerinde Faiz Oranı Vermemesinin
Sebebinin Centilmenlik Anlaşması Değil, Belgeden de Anlaşılacağı Üzere Anılan
Tarihlerde Büyük Montanlı İşlem Olmaması Olduğu Savunması

(572) Belgede anlaşma teklifi üzerine YKB “büyük montanlı işlem olmamasının verdiği avantaj ile”
04.07.2008 tarihinde %20’nin üzerinde faiz oranı vermediğini ifade etmektedir. Nitekim
bankalar kimi hallerde özel müşterilerine daha yüksek faiz oranı vermek durumunda kalmakta
ve bu nedenlerle arızi olarak anlaşmanın dışına çıkabilmektedir. YKB ise, belgedeki ifadeleri
çerçevesinde, bahsedilen tarih için böyle bir zorlamayla karşı karşıya kalmadığını ifade
etmektedir. Aksi bir yorum, bankanın %20’nin üzerinde faiz oranı sunmasını yalnızca büyük
montanlı müşterilerin varlığına bağlamak anlamına gelecektir ki, bunun da belge tarihi



13-13/198-100

132/169


öncesindeki günlerde çok sayıda müşteriye %20’nin üzerinde faiz oranı verilirken
GARANTİ’nin teklifiyle bu faiz oranının uygulanmasının sona erdirilmesini açıklamada
yetersiz kalacağı sonucuna ulaşılmıştır.
2 ve 4 Numaralı Belgelerin Bir İç Yazışma Olduğu, Ortaklaşa Düzenlenen Bir Belge
Niteliği Taşımadığı, Bu Nedenle İlave Delillerle Desteklenmedikçe İhlali İspat İçin
Yeterli Olmadığı, YKB’nin İlgili Dönemde Belgedeki Oranların Üzerinde Faiz Oranları
Uygulamış Olduğu Savunması

(573) Savunmada belirtildiği üzere, 2 ve 4 numaralı belgeler centilmenlik anlaşmasının tarafı
olduğu anlaşılan YKB’nin üst düzey yöneticileri arasındaki yazışmaları içermektedir. Bununla
birlikte, bir belgenin rekabet hukuku çerçevesinde delil niteliği taşıması için taraflar arasında
ortaklaşa düzenlenmesi gerekmemektedir. İhlal niteliğindeki bir faaliyeti gerçekleştirmek
üzere tarafların ortak iradelerinin oluştuğunu gösteren belgeler, rekabet hukukunda
uzlaşmanın gerçekleştiğini somut olarak ortaya koyan birincil deliller arasında kabul
edilmektedir. Nitekim 4 numaralı belgede yer alan ifadeler, rekabeti sınırlayıcı nitelikteki bir
centilmenlik anlaşmasının varlığını ve YKB’nin bu anlaşmanın tarafı olduğu hususlarını
açıkça göstermektedir. 2 numaralı belge de 4 numaralı belge ile birlikte değerlendirildiğinde,
uzlaşmanın varlığına ve taraflarına yönelik tespiti desteklemektedir. Dosya kapsamında,
ilaveten, belgelerde yer alan hususların uygulamaya ne şekilde yansıdığı incelenmiş ve bu
inceleme sonucunda anlaşmaya dahil olan bankaların birlikte hareket ederek mevduata
uyguladıkları faiz oranlarını belli bir düzeyin altına çektikleri tespit edilmiştir. Bu çerçevede
savunmada yer verilen belgelerin ek delillerle desteklenmedikçe ihlalin ispatı için yeterli
olmadığı yönündeki savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6 Numaralı Belgenin Konut Kredisine İlişkin Olduğu, Taşıt Kredileri ve Bireysel
Kredilerin Sadece Notta Geçtiği, Bu Yüzden Rekabetle Anlaşıldığı Hususunun Sadece
Konut Kredileri Bakımından Geçerli Olabileceği Savunmasının Değerlendirilmesi

(574) 6 numaralı belgede görüşülen esas ürün konut kredisi olmakla birlikte, taşıt ve ihtiyaç
kredilerinde de benzer artışların yapılacağı bilgisi verilmektedir. Dolayısıyla bankalar
arasındaki uzlaşmanın bu krediler bakımından da geçerli olacağı değerlendirilmektedir.
Nitekim “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde ele alındığı üzere, e-postanın
gönderilme tarihine yakın bir tarihte bankaların taşıt ve ihtiyaç kredilerinde de benzer artışlar
yaptıkları ve uzlaşmanın bu krediler bakımından da geçerli olduğu tespit edilmiştir.
6 Numaralı Belgede “Rekabet” Kelimesinin Rakipler Olarak Kullanıldığı Çıkarımını
Yapmak İçin GARANTİ’den Elde Edilen Belgenin Esas Alınmasının Yeterli Olmadığı
Savunması

(575) GARANTİ’den elde edilen bir belgede geçen ifadelerin ne şekilde yorumlanacağının yine aynı
banka tarafından düzenlenen başka belgeler ile değerlendirilmesi, belgenin doğru bir şekilde
yorumlanabilmesi için bir gerekliliktir. Bununla birlikte YKB savunmasında belirtildiği şekilde
“rekabet” kelimesinin hangi rakipleri kapsadığına ilişkin olarak YKB’de elde edilen belgeler
incelendiğinde de yine benzer sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, 23 numaralı belgede
YKB yöneticileri rakipler hakkında konuşurken “rekabet” kelimesini kullanmışlar ve ardından
AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, ZİRAAT, FİNANSBANK ve ING’nin adlarını saymışlardır.
Dolayısıyla “rekabet” kelimesinin başka bir anlamda kullanıldığını iddiasının yerinde olmadığı
sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca adı geçen bankaların 2008 yılında GARANTİ’nin rakibi olarak
görülmediklerine ilişkin bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, 2008 ve 2010 yılları arasında bankaların
pazardaki konumlarında önemli bir değişiklik olduğuna ilişkin teşebbüslerce herhangi bir bilgi
veya belge sunulmamıştır.
6 Numaralı Belgenin Tek Başına GARANTİ ve YKB Arasında Bir Anlaşma Olduğunu
Göstermeye Yetmeyeceği, Ayrıca Faiz Artışlarının Da Belgeye Dayanak Olarak
Gösterilemeyeceği, Zira 2008 Krizinden Sonra Bütün Bankaların Faiz Artışına
Gittiklerinin Bilindiği, Ayrıca YKB’nin Uyguladığı Faiz Oranının Belgede Belirtilen
Oranın 5 Baz Puan Üzerinde Kaldığı Savunması



13-13/198-100

133/169


(576) Konuya ilişkin e-postada açıkça konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinde artış yapılacağı ve
“rekabet ile de anlaşıldığı” ifade edilmektedir. “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde
belirtildiği üzere anılan tarihte her üç kredi türünde de değişiklik yapıldığı ve belgede geçen
ifadelerin uygulamaya yansıdığı tespit edilmiştir.

(577) Yapılan değişikliklerin tam olarak belgede belirtilen tutarlarla aynı olmaması ise belgeye
yönelik değerlendirmeler neticesinde ulaşılan sonucu değiştirmemektedir. Bahse konu
belgeler bakımından önem arz eden husus geleceğe yönelik fiyat artışları konusunda
rakiplerin iletişim kurmuş olmalarıdır.
Belge 6’da YKB’nin Açıkça Telaffuz Edilmediği, Bankaların Benzer Tarihlerde Kredi
Faiz Oranlarını Değiştirdikleri ve Benzer Oranlarda Artış Gerçekleştirdikleri, Ancak İlan
Ettikleri Bu Oranları Uygulamadıkları, YKB'nin Verileri İncelendiğinde Konut Kredisi
Dışında Kalan Kredi Tiplerinde Aynı Tarihte Aynı Oranda Artış Yapan Başka Banka
Bulunmadığından Herhangi Bir Anlaşmaya Dahil Olduğunun İddia Edilemeyeceği
Savunması

(578) Savunmada ileri sürülen iddialardan ilki, belgede YKB’nin isminin açıkça yer almamasına
ilişkindir. Belgeye ilişkin değerlendirmelerde belirtildiği üzere, belgeyi oluşturan bankanın
kendisinden alınan bir başka belge, “rekabet” ifadesinin hangi bankaları kapsadığı
hususunun tespitine dayanak teşkil etmiştir. Belgede adı geçen bankaların belirtilen tarih
aralığında ilan edilen faiz oranlarını değiştirdikleri de raporda ortaya konmuştur. Ayrıca sözü
edilen belgeye dayanılarak belirlenen beş banka; Belge 1 ,2 ,3 ve 4 ile ortaya konulan
mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde fiyatların birlikte tespit edilmesi hususundaki
çerçeve anlaşmanın kurulmasına taraf olan yedi banka arasında yer almaktadır. Sözü edilen
belgelere ek olarak, beş bankanın uzlaşma kapsamında fiyat tespitine ilişkin mutabakatlar
yaptıkları ve yapılan mutabakatları uygulamaya koydukları hususu ilave belgelerle de ispat
edilmiş ve desteklenmiştir. Dolayısıyla belge ile ilgili iddialar ve dayanakları açıkça
belirtilmiştir.

(579) Belge sonrası dönemde, “rekabet” olarak anılan bankaların pazardaki davranışları da
incelenmiş ve hepsinin her bir kredi türü bakımından faiz oranı artış ilanlarını 23.10.2008 ve
24.10.200873 tarihinde yaptıkları anlaşılmıştır. Fiyat analizlerinde bu husus açıklıkla
görülebilmektedir. Ayrıca, bankaların ilan ettikleri ve uyguladıkları faiz oranlarının uyumu ilgili
grafiklerde gösterilmiştir. İşaret edilen hususlar ışığında, her bir banka bazında önemli
sayılabilecek bir müşteri grubu için, konut, ihtiyaç ve taşıt kredilerine ilişkin ilan edilen faiz
oranlarının uygulamaya yansıdığı ve dolayısıyla ilan edilen faiz oranlarındaki uzlaşmanın
rekabeti sınırlayıcı olduğu ve etkilerinin pazarda görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 7’deki İfadenin Çok Genel Nitelikli Bir Bilgi Paylaşımı Olduğu, Bilginin YKB
Tarafından Kendi Stratejisini Belirlerken Kullanılmasının Mümkün Olmadığı, AKBANK
ve YKB’nin İlgili Dönemde Mevduat Faiz Oranlarının Benzer Seyir İzleyip İzlemediğinin
Araştırılmadığı, Geleceğe Yönelik Bilgi Paylaşımının Amaç Yönünden Rekabeti
Sınırlandırıcı Olduğuna Karar Verilebilmesi İçin Elde Edilen Delillerden, Açıkça
"Uzlaşma Kurmak Amacıyla" Bilgi Paylaşıldığının Anlaşılabilmesi Gerektiği Savunması

(580) “Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında detaylı olarak ifade edildiği
üzere, soruşturma kapsamındaki iddialar, elde edilen belgelerin bir bütün olarak
değerlendirilmesiyle ortaya çıkan sonuçlar üzerine kurulmuştur. Bu kapsamda soruşturmaya
taraf bankaların çerçeve anlaşması fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesi olan bir uzlaşma
içerisinde oldukları kanaatine varılmıştır. Uzlaşmanın tarafları arasında geleceğe yönelik fiyat
stratejilerine yönelik gerçekleştirilen bilgi paylaşımları ise uzlaşmanın unsurlarının
belirlenmesine, anlaşmanın uygulanmasına ve denetlenmesine hizmet eden araçlar olarak
değerlendirilmiştir. Nitekim her bir belge bakımından söz konusu olduğu üzere Belge 7’ye
ilişkin olarak da belgede yer alan bilginin kaynağı, bilgi paylaşımının tarafları, bilginin

73 Yalnızca GARANTİ diğer bankalardan farklı olarak; ihtiyaç ve taşıt kredisinde gerçekleştireceği artışı 26.10.2008’de ilan
etmiştir.



13-13/198-100

134/169


piyasadan elde edilebilir nitelikte bir veri olup olmadığı, rekabeti sınırlayıcı nitelik taşıyıp
taşımadığı ve fiyat tespitine yönelik çerçeve anlaşma ile olan ilişkisi ayrıntılı olarak
değerlendirilmiştir. Bu çerçevede söz konusu belgenin soruşturmaya esas teşkil eden diğer
delillerden ayrılarak tek başına bir bilgi paylaşımı olarak değerlendirilmesi ve belgenin
münferit olarak ispat standardını sağlayıp sağlamadığının tartışılmasının kabul edilebilir
nitelikte bir savunma olmadığına karar verilmiştir.
8 Numaralı Belgede Paylaşılan Bilginin Rakip Ürünlerine İlişkin Genel Bir Bilgi Olduğu,
Bu Sebeple Rekabete Duyarlı Bilgiler Olmadığı, Bilginin YKB Çalışanın Kişisel İlişkileri
Kullanılarak GARANTİ’nin Bir Şube Müdüründen Öğrenildiği, Dolayısıyla GARANTİ’nin
Haberi Olmaksızın Bu Bilginin Alındığı, Bu Sebeple Koordinasyon Riski Doğurmadığı
Savunması

(581) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde 8 numaralı belge ile ilgili açıklamalara yer
verilmiştir. Sözü edilen başlık altında belirtildiği üzere, bankaların çapraz satış politikasına
ilişkin bilgiler, bankaların satış stratejilerine ilişkin olup şube kanalıyla elde edilebilecek
nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, rekabete duyarlı veriler içeren söz konusu
bilgilerin ve bu konudaki hedeflerin rakip bankalar arasında paylaşılmasının rekabeti
sınırlayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 9’un Bankayla İlgili Hiçbir İbare İçermediği Halde Varsayıma Dayalı Olarak Banka
Aleyhine Delil Olarak Kullanıldığı Savunması

(582) Her bir teşebbüs bakımından uzlaşmaya taraf olup olmadığının ve hangi ölçüde uzlaşmaya
iştirak ettiğinin ispat edilmesi kaydıyla, teşebbüslerin tamamının adının her bir belgede yer
alması gerekmemektedir. Bu çerçevede YKB’nin uzlaşmaya taraf olduğu tespiti 9 numaralı
belgeye değil, rakip bankalarla fiyat tespitine yönelik iletişim ve mutabakatlarda bulunduğunu
ortaya koyan çok sayıda belgeye dayandırılmıştır.
12 Numaralı Belgede Yer Alan, YKB’nin Fiyatları Birlikte Belirlemeye Yönelik Tek
Taraflı Talebinin 4. Maddenin İhlali Sayılamayacağı, Belirtilen Talebin İcaba Davet
Olduğu, Belgede Geçen İfadenin Gerçekten YKB’ye Ait Olup Olmadığının ve Rakip
Bankanın İradesinin de Aynı Yönde Olup Olmadığının İspatlanması Gerektiği, Ancak
Bu Hususların Birinin Dahi İspatlanamadığı Savunması

(583) Soruşturma kapsamında, ihlal iddialarına ilişkin olarak yapılan inceleme ve görüşmeler
neticesinde elde edilen her türlü bilgi ve belge ayrıntılı olarak incelenmiş, belirtilen belgelerin
delil niteliği taşıyıp taşımadığı ve haiz oldukları ispat gücü her bir delil bazında tek tek
değerlendirilmiş, nihayet söz konusu deliller ve yapılan iktisadi analizler bir bütün olarak ele
alınarak ihlal iddialarına ilişkin kanaat ortaya konulmuştur. Ayrıca belgelerde bahsi geçen
beyanların piyasadan (müşterilerden, şubelerden, bankalar tarafından yapılan duyurulardan
yahut bankalara ilişkin verileri analiz eden kamu kurumları veya özel kuruluşlardan) elde
edilebilir veriler olup olmadığı incelenmek suretiyle söz konusu bilgilerin kaynağı, diğer bir
ifadeyle adı geçen bankalardan temin edilip edilmediği araştırılmıştır.

(584) Belirtilen hususlara ek olarak, savunmada GARANTİ’den elde edilmiş olan 12 numaralı
belgede yer alan “YKB ile iletişim halindeyiz (…) Kesinlikle fiyat düşürme yoluna gitmemişler.
Hatta yükseltme isteğindeler. (…) Fiyatları yükseltmek istiyorlar. Bunu yaparken diğer
bankaları da yanlarına almak istiyorlar. Konuşalım birlikte yükseltelim düşüncesindeler.”
ifadesinin tek taraflı bir beyan olduğu ve bu itibarla GARANTİ ve YKB arasında bir
uzlaşmanın gerçekleştiğini ispata yeterli olmadığı ileri sürülmektedir.

(585) “Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında belirtildiği üzere, gerek mehaz
AB içtihadı gerekse Rekabet Kurulu’nun içtihadı uyarınca, rakip teşebbüslerden birinden
rekabeti sınırlayıcı nitelikte bilgiler içeren yazılı veya sözlü iletiler alan ve rekabeti sınırlayıcı
nitelikte herhangi bir uzlaşmaya taraf olmayacağı hususunu derhal ve açıkça rakibine
iletmeyen teşebbüslerin, söz konusu uzlaşmaya dahil oldukları kabul edilmektedir. Zira aksi
yönde bir beyanda bulunulmaması, zımni olarak irade beyanının karşı tarafa iletilmesi olarak
değerlendirilmektedir. Uygulamada bahse konu teşebbüslerin paralel davranış içerisinde olup



13-13/198-100

135/169


olmadıkları ise belirtilen değerlendirme bakımından önem arz etmemektedir. Nitekim 4054
sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca rekabeti sınırlama amacı taşıyan teşebbüsler arası
uzlaşmalar Kanun’un ihlal edildiğinin tespiti için yeterli sayılmakta, amaca ek olarak
uzlaşmanın ilgili pazardaki etkisinin ortaya konulmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca
rakiplerinden geleceğe yönelik stratejileri hakkında bilgi alan bir teşebbüsün kendi ticari
kararlarını belirlerken söz konusu bilgileri dikkate almamasının mümkün olmadığı açıktır.

(586) Savunmaya konu olan belgede; kredi kartı hizmetlerinde pazarın en büyük iki oyuncusu olan
YKB ve GARANTİ’nin rekabete duyarlı bilgiler hususunda iletişim halinde oldukları
görülmektedir. Nitekim YKB, kendi kârlılık durumu, üye iş yerlerine yönelik stratejileri ve
uygulayacağı ücretlerde artış yapacağı bilgisini en yakın rakibi olan GARANTİ’ye iletmekte,
birlikte fiyat artışı yapma hususunda teklifte bulunmaktadır. GARANTİ’nin iç yazışmasını
içeren belgede ise, GARANTİ’nin YKB tarafından yapılan uzlaşma teklifini reddettiği
hususunda herhangi bir bilgi bulunmadığı gibi, YKB’den alınan bilgilerin bir GÖSAŞ yöneticisi
tarafından GÖSAŞ’ın GMY’lerine ve çalışanlarına iletilerek aynı husustaki kendi politikaları
kapsamında değerlendirildiği anlaşılmıştır.

(587) Savunmada ayrıca Ocak-Kasım 2010 tarihine ilişkin bir fiyat analizi sunularak söz konusu
fiyat seyrinin de belgedeki görüşmeyi yansıtmadığı ileri sürülmüştür. “Belgelere İlişkin
Değerlendirmeler” başlığı altında 12 numaralı belge özelinde yapılan analizlerde, YKB tek
çekim işlemlerine ilişkin üye işyeri komisyonlarında indirime giderken, GARANTİ’nin artış
yaptığı; buna karşın YKB taksitli alışverişlerde nispeten önemli orandaki işyerinin
komisyonunu artırırken GARANTİ’nin bu şekilde agresif davranmadığı ve az sayıda üye
işyerinin komisyonlarını artırdığı tespitlerine yer verilmiştir. Bu çerçevede bahsi geçen iki
teşebbüsün paralel davranış içerisinde oldukları yönünde bir değerlendirme yapılmamıştır.
Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, 4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip edilmediği tespit
edilirken rakip teşebbüsler arasında rekabeti sınırlama amacı taşıyan bir uzlaşmanın
varlığının ispat edilmesi yeterli görülmektedir. Bu çerçevede YKB’nin birlikte fiyat yükseltme
yönündeki teklifi ve GARANTİ’nin aksi yönde beyanda bulunmayarak icabı zımnen kabul
etmesi bir arada değerlendirilerek, kredi kartı hizmetleri pazarındaki en büyük iki rakip
arasında rekabeti sınırlama amacı taşıyan bir uzlaşmanın sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.
17 Numaralı Belgede Bulunan Yazışmanın Ana İçeriğinin Kredi Kartı Ücretlerine İlişkin
Olmadığı, Dipnotta Yer Alan Ücretlerle Ne Kastedildiğinin Belli Olmadığı, Belgenin Tek
Başına İhlali Göstermeye Yeterli Olmadığı, Bilginin Şubelerden Alınmış Olmasının
Mümkün Olduğu Savunması

(588) 17 numaralı belgede rakiplerle kredi kartı ücretlerinde artış yapılmasına ilişkin görüşmeler
yapıldığı hususunda ifadelere yer verilmektedir. Belgenin ekinde yer alan dokümanda ise,
bahsi geçen ücretlerin kredi kartı gecikme bildirim ücretine ve/veya nakit avans çekim
ücretine işaret ettiği görülmektedir. Belgede, söz konusu bilginin şubeden edinildiği izlenimini
uyandıracak bir ibare bulunmamaktadır. Kaldı ki geleceğe dönük bir ücret politikasının şube
ya da başka bir kanaldan öğrenilmesi mümkün değildir. Bu itibarla söz konusu savunmanın
yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Belge 17’ye İlişkin Olarak; HSBC'de Çalışmayı Hazırlayan ve Genel Müdür
Yardımcısına Gönderen Kişinin veya Kişilerin, Kendi Talep Ettikleri Ücret Artışlarının
Kabul Edilme Olasılığını Arttırmak veya Bu Artışı Meşrulaştırmak Amacıyla Yanıltıcı
Beyanda Bulunmuş Olabileceklerinin Göz Ardı Edilmemesi Gerektiği, Belgede Yer Alan
Bilgilerin Ticari Açıdan Hassas Sayılamayacak Kadar Genel Nitelikli Olduğu, Belgedeki
Hususların Uygulanıp Uygulanmadığının Araştırılmadığı Savunması

(589) Belirtilen savunmaya ilişkin olarak öncelikle, rakip bir bankanın ücret artışına ilişkin geleceğe
dönük stratejisi bilgisinin ticari açıdan hassas olmadığı savunmasının kabul edilemeyeceğinin
ifade edilmesi gerekmektedir. Zira teşebbüslerin henüz uygulamaya konulmamış ve piyasaya
duyurulmamış fiyat stratejileri hakkında görüşmeler yapmaları, rekabet hukuku bakımından
en fazla sakınca görülen ve yasaklanan ihlal türünü oluşturmaktadır. Nitekim söz konusu



13-13/198-100

136/169


husus Danıştay’ın 08.05.2012 tarih ve E. 2008/9080, K. 2012/965 sayılı Emaye Bobin Teli
kararında da açıkça ifade edilmiştir.

(590) Anılan belgede de HSBC’nin GARANTİ, FİNANSBANK, YKB ve AKBANK ile görüştüğü ve bu
bankaların ücret artışı yaparak zararlarını kapamaya çalıştıkları bilgisi aldığı, bir başka
deyişle bu bankaların rakibine geleceğe ilişkin fiyatlama stratejilerini açıkladıkları
anlaşılmaktadır. Bu itibarla yapılan görüşme, soruşturmada elde edilen tüm deliller
neticesinde 12 banka arasında kurulduğu tespit edilen uzlaşma kapsamında yer almaktadır.
Söz konusu ifadeler karşısında çalışanın yanıltıcı beyanda bulunması, bu bankalardan
kimlerle ve nerede görüşüldüğünün belli olmaması, ne oranda ücret artışı yapılacağının belli
olmaması gibi savunmaların kabul edilemeyeceği açıktır. Zira rekabet hukukunda ihlalin
varlığına ilişkin tespit bakımından önem arz eden husus, Kanun’a aykırı bir eylemin
gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir; uzlaşmanın gerçekleştiği ispat edildikten sonra
uzlaşmanın hangi şirket çalışanların katılımı ile nerede gerçekleştirildiği gibi hususlar
ehemmiyet arz etmemektedir.
22 Numaralı Belgede Yer Alan, Ertesi Gün Yürürlüğe Girecek Faiz Oranı Bilgisinin
Müşterilerden ve Şubelerden Elde Edilebilecek Bir Bilgi Olduğu, Belgedeki “İç
Kaynaklardan Öğrenildiği” İfadesinin Belirsiz Olduğu, Bilgi Gerçekten GARANTİ’den
Alınmış Olsa Dahi İç Kaynaklarından Gizli Olarak Elde Edildiği İçin Rakipler Arası Bir
İletişim Olarak Değerlendirilemeyeceği, Nitekim (…..) Eski Bir GARANTİ Çalışanı
Olduğu İçin Bu Tür Bir İletişim Kurulmasının Olağan Olduğu Savunması

(591) İlgili bölümde belirtildiği üzere, mevduat faizleri bakımından ilan edilen faiz oranları ile
uygulanan faiz oranları arasında önemli farklar bulunmaktadır. Bu farkların temel kaynağı,
şubelere ilan edilen faiz oranının üzerine genel müdürlükçe belirlenecek bir marj
çerçevesinde ilave faiz oranı verilebilmesidir. Sektörde genellikle şube yetkisi olarak ifade
edilen bu faiz artırımının üst sınırları, yürürlüğe gireceği gün içerisinde ya da bir gün önce
mesai bitiminden sonra genel müdürlük tarafından şubelere iletilmektedir. Dolayısıyla
herhangi bir yerde ilan edilmeyen söz konusu oranların, uygulamaya konulmadan önce
piyasadaki bilgi kanalları vasıtasıyla rakip teşebbüsler tarafından öğrenilmesi mümkün
değildir. Ayrıca, söz konusu belgede GARANTİ’nin geleceğe yönelik faiz oranının “iç
kaynaklar”dan öğrenildiği bilgisinin YKB’nin bir yöneticisi tarafından üst yönetime iletilerek
karar alma süreçlerinde kullanılması karşısında, rakipler arasında bir iletişim
gerçekleşmediğinin ileri sürülmesi mümkün değildir. Ayrıca, banka çalışanlarının yasal olarak
sır saklama yükümlülüğü altında oldukları dikkate alındığında, (…..)’nun eski bir GARANTİ
çalışanı olduğu ve rakiplerle bu tür bir iletişim içine girmesinin olağan olduğu yönündeki
savunmanın kabul edilemeyeceği aşikârdır. Zira aksi yönde bir yorum, üst düzey yöneticiler
arasındaki transferlerin bu derece yoğun olduğu bir sektör bakımından ticari sır, bankacılık
sırrı, gizli bilgi gibi müesseseleri hükümsüz hale getirecektir.
23 Numaralı Belgede Yer Alan Bilgilerin, 22 Numaralı Belgedeki Verilerin Doğrudan
Rakiplerden Alındığı İspatlanmadan Rakip Bilgilerinin YKB’nin Kendi Fiyatlamasında
Kullanıldığı Şeklinde Yorumlanamayacağı, Rakiplere İlişkin Bilgilerin Şubelerden
Müşteri Gibi Hareket Ederek Elde Edilebileceği Savunması

(592) İlgili belgeye ilişkin değerlendirmelerde belirtildiği üzere, rakip bankaların henüz uygulamaya
geçmemiş olan geleceğe ilişkin fiyat bilgilerinin şubelerden öğrenilmesi mümkün değildir. Zira
bu bilgi şubelere, uygulamaya başlanacağı günde ya da bir gün öncesinde mesai bitiminden
sonra iletilmektedir. Bunun yanı sıra bizzat YKB’nin Yatırımcı İlişkileri ve Stratejik Planlama
Direktörü tarafından kaleme alınmış olan Belge 22’de; GARANTİ’nin mevduat faizi oranlarını
düşüreceğine dair bilginin GARANTİ’nin iç kaynaklarından edinildiği açıkça ifade
edilmekteyken, savunma tarafının YKB’nin bilgiyi kamuya açık kaynaklardan öğrenmiş
olduğu yönündeki iddiasını yerinde olmadığı açıktır. Belirtilen hususa ek olarak belgedeki
ifadeler, GARANTİ’nin iç kaynaklarından öğrenilen geleceğe dönük fiyat bilgisinin YKB



13-13/198-100

137/169


tarafından fiyatlama kararlarının alınmasında bir girdi olarak kullanıldığını açıkça
göstermektedir.
Belge 22 Ve 23’e İlişkin Olarak, Bilgi GARANTİ’den Elde Edilmiş Olsa Bile Bilginin Bir
Gece Önce Öğrenilmesinin YKB'nin Ticari Stratejisi Üzerinde Etkisi Bulunmadığı,
Nitekim YKB’nin Mevduat Faiz Oranlarını İndirmediği, Bu Nedenle Söz Konusu Bilgi
Paylaşımının Rekabeti Sınırlandırma Potansiyeli Taşımadığı Savunması

(593) Belgede yer alan bilgi üzerine aynı tarihte YKB Genel Müdürü tarafından kaleme alınmış olan
elektronik postada, YKB’nin bu bilgiyi kendi fiyatlama stratejisini belirlerken bir girdi olarak
kullandığı açıkça görülmektedir. Belirtilen hususa ek olarak, soruşturma kapsamındaki
iddiaların belge bazında değil, soruşturma sürecinde elde edilen belgelerin bir bütün olarak
değerlendirilmesiyle ortaya çıkan sonuçlar üzerine kurulduğu ve bu şekilde soruşturma tarafı
bankalar arasında fiyatlama stratejilerini birlikte belirlemek üzere tek bir uzlaşmanın
gerçekleştirildiği sonucuna ulaşıldığı düşünüldüğünde; sadece ilgili belgelerdeki münferit bilgi
paylaşımının rekabeti sınırlama potansiyeli üzerine değerlendirme yapmanın hatalı bir
yaklaşım olduğu kanaatine varılmıştır.
23 Numaralı Belgede Yer Verilen Rakip Bankaların Faiz Oranlarının İlan Edilen Güncel
Oranlar Olmaları Sebebiyle Rekabete Hassas Bilgi Olarak Nitelendirilemeyecekleri, Bir
Sonraki Hafta İçinde Pazarla İletişim Halinde Olunacağına İlişkin İfadenin Rakipleri
İşaret Edip Etmediğinin Belirsiz Olduğu, Bu İfade Gerçekten Rakipleri İşaret Ediyor
Olsa Dahi Bir Sonraki Hafta Rakip Bankalarla İletişimin Gerçekleşip
Gerçekleşmediğine Yönelik Dosya Kapsamında Herhangi Bir Delilin Bulunmadığı
Savunması

(594) Belgelere İlişkin Değerlendirmeler başlığı altında 23 numaralı belgeye ilişkin açıklamalar
dikkatlice incelendiğinde görüleceği üzere; söz konusu belgeye yönelik iddialar bazı
bankaların belgede yer verilen güncel faiz oranları bilgisinin edinilmiş olmasına değil, YKB’nin
Para ve Döviz Piyasaları Grup Direktörü tarafından kaleme alınmış olan elektronik postalarda
yer alan “Ak, Ziraat ve İş Bankası şu an için yeni oranlara karar vermediklerini ifade ettiler” ve
“Küçük ve orta büyüklükteki mevduat için bankalar neredeyse aynı fiyatları kullandılar fakat,
Garanti hariç, çoğu yeni seviye hakkında karar vermediklerini ifade ettiler. Gelecek hafta yeni
fiyat seviyesi hakkında iletişim halinde olacağız” ifadelerine dayandırılmıştır. Belirtilen
ifadelere konu olan faiz oranlarının geleceğe yönelik faiz oranları olduğuna ilişkin şüphe
bulunmamaktadır. Dolayısıyla güncel faiz oranlarının rekabete hassas bilgi olmadığı
yönündeki savunmanın Belge’ye ilişkin iddia bakımından anlam taşımadığı aşikardır.

(595) Ayrıca anılan YKB yöneticisinin diğer bankalar ile görüştüğünün açık olduğu ve bu iletişimin
belge kapsamında gelecekte de devam edeceği açıkça ilk ağızdan belirtildiğinden, “pazar”
ifadesinden anlaşılması gerekenin “rakip teşebbüsler” olduğuna karar verilmiştir.

(596) Belirtilen hususa ek olarak, savunma tarafının bir sonraki hafta rakip bankalarla iletişimde
bulunulup bulunulmadığına dair delil olmadığına yönelik iddiası bakımından da, soruşturma
kapsamında geleceğe yönelik fiyat görüşmelerini içeren ve tek bir uzlaşmanın unsuru olarak
nitelendirilen çok sayıda belgenin tespit edilmiş olmasının vurgulanmasında fayda
görülmektedir. Dolayısıyla belirtilen ifade bakımından dikkat çekilen husus, teşebbüslerin
rakipleriyle rekabeti sınırlayıcı nitelikte bilgilerin paylaşımına yönelik devamlı olarak iletişim
halinde olduğunu ortaya koymasıdır.
25, 26 ve 27 Numaralı Belgelere İlişkin Olarak; Kendisi veya Yakın Çevresi Rakip
Bankanın Kredi Kartını Kullanan ve Bu Yolla Belirtilen Bilgiyi Edinen GARANTİ
Yöneticisinin, Üst Yöneticilere Bilgiyi Aktarırken Rakipleriyle Bağlantıya Geçerek Bu
Bilgiyi Edindiğini Söylemesinin Kendisine Daha Çok Kredi Kazandırdığı, Bu Sebeple
Rakiple İrtibat Kurulmamış Olsa Bile Kurulduğunun Belirtilmiş Olabileceği Savunması

(597) Savunmada atıfta bulunulan belgeler incelendiğinde, GÖSAŞ GMY (…..) tarafından
GARANTİ GM’si (…..)’e gönderilen e-postada YKB ile ilgili olarak; (kredi kartı nakit avans
ücretinde artış yapılması hususunda) “yapı kredi de dün bana buna geçmek için düğmeye



13-13/198-100

138/169


bastığını belirtti” ifadesine yer verildiği görülmektedir. Bahse konu diğer iki belgedeki ifadeler
ise, GARANTİ’nin üst yönetimi arasında gerçekleştirilen bu iletişimin nakit avans ücretinin
arttırılması yönündeki kararın alınması sürecinde etkili olduğunu somut olarak ortaya
koymaktadır. Belirtilen hususa ek olarak, “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında
ayrıntılı olarak ele alındığı üzere, GARANTİ’nin GMY’si tarafından YKB’den alındığı ifade
edilen bu bilginin, e-postanın gönderildiği tarihte henüz kamuya ilan edilmediği
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla savunmada iddia edilenin aksine, belirtilen tarihte YKB’nin kredi
kartı müşterilerinin bu bilgiyi haiz olması mümkün değildir. Benzer şekilde faiz oranındaki
değişikliklerin yürürlüğe girmeden önce şubelere bildirilmediği, dolayısıyla bu tür bir bilginin
henüz değişiklik yapılmadan rakip bankaların şubeleri kanalıyla da öğrenilemeyeceği,
soruşturmanın tarafı olan bankaların şubelerinin beyanlarında açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Bu itibarla, geleceğe yönelik fiyat bilgisi gibi son derece stratejik bir verinin henüz ilan
edilmeden rakip bir banka tarafından öğrenilmesinin, rakip bankanın genel müdürlüğü ile
iletişim kurulması dışında herhangi bir yöntemle gerçekleştirilebilecek bir eylem olmadığı
anlaşılmıştır. Ayrıca belirtilen bilgiyi aktaran personelin GÖSAŞ’ın GMY’si, bilginin iletildiği
kişinin ise GARANTİ’nin GM’si olduğu dikkate alındığında; bahsi geçen çalışanın, gerçekte
YKB ile irtibat kurmadığı halde yalnızca kendisine pirim kazandırmak amacıyla bilgiyi
YKB’den aldığını ileri sürmeye ihtiyaç duyacak bir konumda olmadığı görülmektedir.
Nakit Çekim/Avans Ücretlerinin Müşterilere Değişiklik Kararı Alındığı Gün Ekstrelerde
Duyurulduğu, 19 Eylül’de Alınan ve 21 Eylül İtibarıyla Uygulanacağı Belirtilen
Değişiklik Kararının Aynı Gün Ekstrelere Yansıtıldığı, Dolayısıyla Bu Bilginin
Piyasadan Elde Edildiği, 27 Numaralı Belgeden de Bu Durumun Anlaşıldığı Savunması

(598) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde, söz konusu savunmada belirtilen hususlar
cevaplandırılmıştır. Bu bölümde de değinildiği üzere, gerek YKB gerekse GARANTİ
tarafından sunulan bilgiler ve e-postada belirtilen hususlar bir arada değerlendirildiğinde,
henüz ekstrelerde söz konusu değişiklik duyurulmadan önce GARANTİ’nin, YKB’nin nakit
çekim ücretlerinde yapacağı artıştan bilgi sahibi olduğu ve kendi ticari politikasını bu bilgiyi
dikkate alarak şekillendirdiği ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla belirtilen savunma kabul
edilmemiştir.
Belge 25, 26 ve 27’ye İlişkin Olarak, Rekabet Kurulu’nun 08-45/624-236 Sayılı Kararında
Tüketicilerin Kredi Kartı Taleplerinde Fiyat Esnekliklerinin Düşük Olduğu Tespitinin
Yapıldığı, Ayrıca GARANTİ'nin Kredi Kartı Nakit Avans Çekim Ücretini, YKB'den Bilgi
Aldıktan 10 Gün Sonra Değiştirmeye Karar Verdiği İçin Söz Konusu Bilginin Bankanın
Stratejisini Etkilemediği Savunması

(599) Savunmaya ilişkin öncelikle belirtilmesi gereken husus, herhangi bir rekabeti kısıtlayıcı
anlaşmaya dayanmayan fiyat paralellikleri bakımından, fiyat esnekliğinin düşük olması
yönünde yapılacak savunmaların dikkate alınmasının mümkün olduğudur. Öte yandan
mevcut soruşturmada teşebbüslerin faiz oranlarına ve yapılacak değişikliklere ilişkin bilgilerin
değişimine ilişkin rakipleriyle görüşmeler yaptıkları tespit edilmiştir. Bu nedenle anılan
savunma kabul edilmemiştir. Ayrıca GARANTİ’nin değinilen bilgiyi aldıktan sonra karar verme
sürecine dahil ettiği de anlaşılmaktadır. Karar verme sürecinin kaç gün sürdüğü veya bilgisini
edindiği rakip ile aynı yönde hareket edip etmediği ise belgenin ihlal niteliğini
değiştirmemektedir.
Savunma Ekinde Yer Alan Uzman İktisatçı Görüşünde Belirtildiği Üzere, YKB’nin Fiyat
Tespiti Uzlaşması Kapsamında Davranmadığı Savunması

(600) Belirtilen görüşe yönelik hazırlanan değerlendirmede, uygulanan modelin teorik olarak
tartışmalı birçok varsayıma dayandığı, bu itibarla güvenilir nitelikte olmadığı, ayrıca iletişim
delillerinin varlığı halinde ekonomik tarama yöntemlerinin uzlaşmanın ispatında gösterge
olamayacağı ifade edilmiştir. Belirtilen hususa ek olarak, literatürde buna benzer çok sayıda
tarama yöntemi geliştirilmiş bulunmakta, fakat belirtilen indikatörlerden hiç biri tek başına bir
uzlaşmanın varlığını veya yokluğunu ispatlamak için yeterli kabul edilmemektedir.



13-13/198-100

139/169


Değerlendirmede belirtildiği üzere söz konusu indikatörlerden birden fazlası aynı anda
kullanılsa dahi "yanlış pozitif hata" (gerçekte ihlal olmamasına rağmen indikatörlerin ihlalin
varlığını işaret etmesi) ya da "yanlış negatif hata" (gerçekte ihlal olmasına rağmen
indikatörlerin ihlalin varlığına işaret etmemesi) gözlenmesi riski bulunmaktadır. Bu itibarla söz
konusu savunma kabul edilmemiştir.
AKBANK, GARANTİ ve YKB’nin Uzlaşmanın Kurulması ve Sürdürülmesinde Belirleyici
Etkisinin Bulunduğu Değerlendirmesinin Hatalı Olduğu, Diğer Teşebbüslerin İhlale
Zorlandığına İlişkin Herhangi Bir Delil Bulunmadığı, “Belirleyici Etki” Kavramının
Esasen Teşebbüs Yönetici ve Çalışanlarına Verilecek İdari Para Cezaları Bakımından
Önemi Haiz Olduğu, Ceza Yönetmeliğinin 8. Maddesi Uyarınca Bu Kavramın
Teşebbüsler İçin Kullanılmasının Doğru Olmadığı Savunması

(601) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin beşinci fıkrası; “Kurul, üçüncü fıkraya göre idarî para
cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci
maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs
birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere
uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır.” hükmünü amirdir. Ayrıca Ceza
Yönetmeliği’nin temel para cezasına ilişkin 5. Maddesinde; ilgili oranların belirlenmesinde,
teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya
gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınacağını belirtmiştir.
Soruşturma kapsamında elde edilen deliller neticesinde AKBANK, GARANTİ ve YKB’nin
kredi, mevduat ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin fiyat tespiti uzlaşmasının kuruluşunda ve
sürdürülmesinde belirleyici rol oynadıkları tespit edilmiştir. Bu nedenle adı geçen
teşebbüslere uygulanacak temel para cezasının tespit edilmesinde Kanun’un 16. maddesi ve
Yönetmeliğin 5. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca diğer teşebbüslere nazaran daha yüksek
bir oran belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, ilgili bankalar için dikkate
alınan belirleyici etkinin, Ceza Yönetmeliği’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde yer
alan teşebbüslerin ihlale zorlanması veya aynı Yönetmeliğin 8. maddesinde yer alan ihlalde
belirleyici etkisi bulunan teşebbüs yöneticilerine ceza verilmesine ilişkin hükümler ile ilgisi
bulunmamaktadır.
“Her Bir Delilin Konusunun Aynı Olmasının Gerekmediği” Yönündeki Tespitin, İhlal
İddialarının Konusunun Birbiriyle Tutarlılık Arz Eden Tüm Deliller Bakımından Aynı
Olması Gerektiği İçin Hatalı Olduğu; Esasen Farklı Bankacılık Ürünleri Olan Kredi,
Mevduat Ve Kredi Kartı Hizmetleri Alanında, “Fiyat Stratejilerinin Birlikte
Belirlenmesine Yönelik, Soruşturmaya Taraf 12 Bankanın Tamamının Dahil Olduğu
Çerçeve Bir Anlaşmanın Mevcut Olduğu” Şeklinde Hatalı Bir Sonuca Ulaşıldığı, Halbuki
Tüm Bankacılık Ürünlerine İlişkin Faiz Oranlarının ve Ücretlerin Birlikte Belirlenmesi
Bakımından Tarafların Uzlaştıklarını Gösteren Bir Adet Doğrudan Veya Dolaylı Delil
Bulunmadığı Savunması

(602) Gerek rekabet hukuku literatüründe gerekse Rekabet Kurulu içtihadında uzlaşmaya ilişkin
belgeler birbirinden bağımsız, münferit ispat vasıtaları olarak değil bütün olarak
değerlendirilmektedir. Dolayısıyla incelemeye konu ihlalin bütün unsurlarının tek bir belgede
bir arada bulunması aranmadığı gibi, belgelerin münferit olarak uzlaşmanın ispatına ilişkin
öngörülen delil eşiğini karşılaması zorunluluğu bulunmamakta, ortak planla ilişkili ve tutarlı
olduklarının ispatlanması halinde delillerin bütün olarak değerlendirilmesi sonucu ulaşılan
ispat seviyesinin uzlaşmaya yönelik ispat standardını karşılaması yeterli kabul edilmektedir.
Bu kapsamda mevcut soruşturmada, soruşturmaya konu olan bankalar fiyat tespiti amacına
yönelik olarak; mevduat ve kredi ürünlerine yönelik olarak başlayıp kredi kartı ücretlerinin de
zamanla eklendiği, taraf bankaların zamanla sayısının arttığı bir uzlaşmanın mevcut olduğu
çok sayıda iletişim deliline dayanarak ortaya konulmuştur. Bu itibarla belirtilen savunma kabul
edilmemiştir.



13-13/198-100

140/169


Bankaların Aralarında Gerçekleşen İletişimlerin Bir Uzlaşmanın Kolaylaştırıcı Unsuru
Olarak Değerlendirilmemesi Gerektiği, Bahse Konu İletişimlerin Çerçeve Anlaşmadan
Bağımsız Bilgi Paylaşımları Olduğu Savunması

(603) Soruşturma kapsamında bankacılık hizmetlerinde fiyat tespiti amacını taşıyan çerçeve
anlaşma, elde edilen birincil deliller ile ortaya konulmuştur. Ayrıca, diğer delillerin çerçeve
anlaşma ile ilişkisi de Belgelere İlişkin Değerlendirmeler başlığı altında ayrıntılı olarak
açıklanmıştır. Bu çerçevede belirtilen savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bankaların Bir Başka Teşebbüste Elde Edilen Belgede Anlaşma Yapıldığı İfadesinin
Yer Almasının Diğer Bankanın Taraf Olma ve Kendini Anlaşmayla Bağlı Hissetme
İradesini İspatlamaya Yeterli Olmadığı Savunması

(604) Belgelerin ispat gücüne ilişkin savunmalar; “Belgelerin Niteliğine İlişkin Savunmalar” başlığı
altında yanıtlanmıştır. Ayrıca, YKB’nin bizzat kendisinden alınan belgeler (Belge 2, 4, 7, 8,
22, 23, 25) dahil olmak üzere soruşturma kapsamında elde edilen deliller incelendiğinde,
soruşturmaya konu bankalar arasında bankacılık hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve
komisyonların tespit edilmesine yönelik bir centilmenlik anlaşması yapıldığı ve 2, 3, 4, 6, 7, 8,
12, 17, 22, 23, 25, 26 ve 27 numaralı belgelerde YKB’nin bahse konu anlaşmaya dahil
olduğu yönünde somut ifadelerin mevcut olduğu görülmektedir. Sözü edilen belgeler
karşısında, adı geçen bankaya ilişkin iddiaların ispat edilemediği savunmasının yerinde
olmadığı anlaşılmıştır.
J.5.12. ZİRAAT
2 ve 4 Numaralı Belgelerin ZİRAAT’in Rekabeti Kısıtlayıcı Anlaşmaya Taraf Olduğunu
Kanıtlamaya Yeterli Olmadığı, Belgelerde Somut Bir Bulgunun Yer Almadığı, Belgelerin
Sağlıklı Delil Özelliğini Taşımadığı Savunması

(605) Belge değerlendirmelerinde, her bir belgenin delil niteliği ve ispat gücüne ilişkin tespitlere yer
verilmiş ve bu itibarla ihlalin ispatına yeterli delilin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Dolayısıyla yapılan savunmanın yerinde olmadığına karar verilmiştir.
2 Numaralı Belgede Yer Alan “Piyasa Yapıcı Büyük Banka” İfadesi ile Kastedilmek
İstenenin Açık Olmadığı, Öte Yandan Bu İfadenin Hazine Müsteşarlığı’nca Her Yıl İlan
Edilen “Piyasa Yapıcı Banka” Terimini İfade Edecek Şekilde Değil, Büyük Banka
Anlamında Kullanıldığı Savunması

(606) Söz konusu belgenin, Türkiye’de faaliyet gösteren büyük ölçekli bir mevduat bankasında
yönetici konumunda çalışan biri tarafından kaleme alındığı düşünüldüğünde, bankacılık ile
ilgili bir terimin hatalı olarak kullanılmasının olası olmadığı aşikârdır. Kaldı ki, bir an için bu
ifade ile ilgili olarak savunmada dile getirilen yorumun doğru olduğu düşünülse dahi, 2007
yılında aktif büyüklüğü sektörün aktif büyüklüğünün %13,9’unu oluşturan74, aktif ve mevduat
büyüklüğü kriterlerine göre anılan yılda birinci sırada olan75 ZİRAAT’in “büyük bankalar”
kapsamı dışında değerlendirilemeyeceği açıktır.
2 Numaralı Belgede, Piyasa Yapıcı Bankalar ile Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Olan
Bankalar Arasında Açık Bir Ayrım Yapılmış Olduğu, Bunların Ayrı Teşebbüsler
Olduğunun Açıkça Zikredildiği, ZİRAAT’in Somut Bir Delil Olmaksızın Salt Piyasa
Yapıcı Olmasından Hareketle Anlaşmaya Taraf Olduğunu Öne Sürmenin Hukuken
Mümkün Olmadığı Savunması

(607) Belirtilen savunma, HALKBANK’ın savunmalarına ilişkin açıklamalar kapsamında
yanıtlanmıştır.
4 Numaralı Belgede ZİRAAT’in Adının Geçmediği, Belgede Yer Alan “Kamu Bankaları
ve İş Bankası da Dahilmiş” İfadesinden Yola Çıkarak Somut Bir Belgeye veya Bilgiye
Dayanmadan ZİRAAT’in Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Olduğu Sonucuna Ulaşıldığı
ve Bunun Hukuka Aykırı Olduğu, Belgedeki İfadelerden Rekabeti Kısıtlayıcı Bir

74BDDK(2007), Bankacılıkta Yapısal Gelişmeler, Sayı 2, s. 15.
75http://www.tbb.org.tr/tr/Banka_ve_Sektor_Bilgileri/Tum_Raporlar.aspx, Aktif Büyüklüklerine Göre Banka Sıralaması, 2007.



13-13/198-100

141/169


Anlaşmanın Varlığından Bahsetmenin Mümkün Olmadığı, Zira Genel Müdürler
Düzeyinde Bir Centilmenlik Anlaşması Var İse GARANTİ’nin Tekrar Teklifte
Bulunmasının ve GM Olan (…..)’a Anlaşmaya Kamu Bankalarının ve İŞ BANKASI’nın
Dahil Olduğu Bilgisinin Verilmesinin Anlamsız Olduğu Savunması

(608) Öncelikle, 4 numaralı belgede yer alan “Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş.” ifadesi
karşısında kamu sermayeli bir mevduat bankası olan ZİRAAT’in isminin belgelerde yer
almadığı yönündeki savunmanın yerinde olmadığı açıktır. YKB GM’si (…..)’a, anlaşmaya
kamu sermayeli bankaların ve İŞ BANKASI’nın dahil olduğu bilgisinin verilmesinin anlamsız
olduğu iddiasına ilişkin detaylı açıklamalara VAKIFBANK’ın Belge 4 ile ilgili savunmasına
ilişkin yanıt çerçevesinde yer verilmiştir. Belirtilen hususa ek olarak, söz konusu belgeye
ilişkin değerlendirme yapılırken belgede doğrudan ya da dolaylı olarak zikredilen tüm
bankaların ilgili dönemde uyguladıkları faiz oranları incelenmiştir. Belgedeki ifadeler, %20’nin
üzerinde faiz oranı uygulanan mevduatın sayısındaki bu büyük azalışla birlikte
değerlendirildiğinde rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmanın varlığından bahsetmenin mümkün
olmadığı yönündeki iddianın dayanaksız olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Mevduata İlişkin 2, 4 ve 23 Numaralı Belgelerin ZİRAAT’in Rekabeti Kısıtlayıcı
Anlaşmaya Taraf Olduğunu Kanıtlamaya Yeterli Olmadığı, Belgelerde Somut Bir
Bulgunun Yer Almadığı, Belgelerin Sağlıklı Delil Özelliğini Taşımadığı Savunması

(609) Raporun “Delillerin Değerlendirilmesine İlişkin Esaslar” başlığı altında rekabet hukukunda
kabul edilebilecek ispat vasıtaları konusu ayrıntılı olarak ele alınmıştır. İlave olarak her bir
belge özelinde, belgede geçen konulara ilişkin olarak değerlendirmelere raporun “Belgelere
İlişkin Değerlendirmeler” bölümünde yer verilmiştir. Nihai olarak da savunmaların
değerlendirilmesinde belgelerin niteliği etraflıca ele alındığından burada tekrar edilmesine
gerek bulunmamaktadır.
19 Numaralı Belgede Bahsi Geçen Olayla ZİRAAT’in Hiçbir İlgisinin Olmadığı
Savunması

(610) Savunmaya ilişkin öncelikle belirtilmesi gereken husus, soruşturma raporunda bahsi geçen
belgenin ZİRAAT’i de içerdiği yönünde herhangi bir iddiada bulunulmadığıdır. Öte yandan,
soruşturma raporunun ekinde yer alan kamu mevduatına ilişkin belgelerin bütün olarak
değerlendirilmesi neticesinde ZİRAAT’in HALKBANK ve VAKIFBANK ile birlikte kamu
mevduatının değerlendirilmesine yönelik düzenlenen ihalelerde danışıklı teklif verilmesi
hususunda oluşturulan uzlaşmanın tarafı olduğu somut olarak ortaya konulmuştur. Bu itibarla
sözü edilen belgede ZİRAAT’in yer almaması, tek başına ilgili bankanın ihlalin tarafı olmadığı
anlamına gelmemektedir.
Kamu Mevduatında Müşteri Elde Etmek İçin ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK’ın
Yarış İçerisinde Olduğu, Bu Sebeple İhaleyi Kazanmak İçin Belirtilen Bankaların
Yüksek Faiz Teklifleri Verebildikleri; 16, 20, 21 Numaralı Belgelerin Bunun Göstergesi
Olduğu, Zira Belirtilen Belgelerde ZİRAAT Tarafından Kazanılan Mevduatın
VAKIFBANK ve HALKBANK’taki Hesaplardan Alındığı Savunması

(611) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında somut olarak ortaya konulduğu üzere,
kamu mevduatına ilişkin 29.11.2010 ve 13.07.2011 tarihleri arasında düzenlenen yedi adet
ihalede bahsi geçen üç banka tarafından danışıklı teklif verilmek üzere uzlaşılmış, yapılan
uzlaşma kapsamında ilgili bankalar rakiplerinden ihaleyi kazanmalarını sağlayacak oranları
teklif ederek kendilerini “desteklemelerini” talep etmiş, bazı ihalelerde ise mevduatın
tamamını fiyatlamak yerine rakipleriyle “anlaşarak” mevduatı paylaşma yoluna gidilmiştir.
Dolayısıyla sözü edilen belgeler ZİRAAT’in ihalede danışıklı harekete ilişkin uzlaşmaya dahil
olmadığını değil, yapılan uzlaşmaya riayetin diğer bankalar tarafından denetlenmesi
sırasında uzlaşmadan sapan davranışlarının tespit edildiğini ortaya koymaktadır. Bu itibarla
söz konusu savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.




13-13/198-100

142/169


14 Numaralı Belgeye İlişkin Olarak VAKIFBANK İle Herhangi Bir Görüşmenin
Gerçekleşmediği, “Onlarla Anlaşıp” İfadesinden VAKIFBANK’ın Müşterisi ile
Anlaşmasının Kastedildiği, Taraflar Arasında Bir Anlaşma Olsa İdi Alınan Oranın Karşı
Tarafa İletilmesinden Endişe Duyulmamasının Gerekeceği Savunması

(612) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında da belirtildiği üzere, (…..)’un belgede
belirtilen tutardaki mevduatı 30.10.2010 tarihinde ZİRAAT, VAKIFBANK ve HALKBANK
tarafından paylaşılmış, her üç banka tarafından aynı oranda (%(…..)) faiz teklifi verilmiştir.
ZİRAAT tarafından alınmış olan (…..) TL’lik mevduatın (…..) TL’si %(…..) oranıyla fiyatlanmış
olmakla birlikte, alınan mevduatın geri kalanının diğer iki banka ile aynı oranda fiyatlanmış
olması, belgede geçen “anlaşma” ifadesinin uygulamadaki yansımasını somut olarak ortaya
koymaktadır. Ayrıca söz konusu ifadenin savunmada ileri sürüldüğü şekilde VAKIFBANK ile
müşterileri arasında gerçekleşmediği ise aşikârdır. Zira belgede yer alan “Ziraat ve halk’a da
sormuşlar onlarla anlaşıp belli bir kısmını alayım mı yoksa hepsini fiyatlarmıyız” ifadesiyle
sözü edilen anlaşmanın rakip iki bankayla gerçekleştiği açıkça belirtilmiştir. Bu itibarla
belirtilen savunmanın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
16 Numaralı Belgede ZİRAAT’in Rekabetçi Bir Davranışla Toplam Tutarın (…..) TL’lik
Kısmını VAKIFBANK’tan (…..) TL’lik Kısmını İse HALKBANK’tan Aldığı ve Bunun
Anlaşma Olmadığının Bir Göstergesi Olduğu, Belgenin ZİRAAT’e Yönelik VAKIFBANK
Şubesinin Şikâyetini Konu Edinmesi Sebebiyle ZİRAAT’in Rekabeti Kısıtlayıcı Bir
Anlaşmaya Taraf Olmadığına Delil Olduğu Savunmasının Değerlendirilmesi

(613) “Belgelere İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında belirtildiği üzere 16 numaralı belgede
VAKIFBANK şube müdürü, VAKIFBANK, ZİRAAT ve HALKBANK arasında kamu
mevduatına ilişkin ihalelerde danışıklı teklif vermek üzere uzlaşıldığının genel müdürlük
tarafından şubelere devamlı olarak iletildiği belirtilmektedir. Belgede ayrıca adı geçen üç
bankanın Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne ait mevduata ilişkin olarak aynı oranda faiz teklifi
verilmesi konusunda uzlaşıldığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla bahse konu belge bakımından
önem arz eden husus, belirtilen ihale öncesinde mevduatın hangi bankalardaki hesaplarda
olduğu değil, mevduat dönüşünde yapılan ihalede bankaların danışıklı teklif vermiş
olduklarıdır. Bu itibarla söz konusu mevduatın rakip bankalardaki hesaplardan ZİRAAT’e
transfer edilmiş olmasının ihlal tespiti ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Öte yandan
belgedeki ifadeler, üç banka arasında rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir uzlaşma kurulduğunu
açık bir şekilde ortaya koymaktadır. ZİRAAT’in uzlaşılan oranın üzerinde teklif vererek ihaleyi
almış olması ise ihlalin gerçekleştiği yönündeki tespiti değiştirmemektedir. Zira belgede
anlatılan olay, uzlaşmaya uyulup uyulmadığının denetlenmesi ve uzlaşmadan sapan
teşebbüsün tespit edilerek uzlaşmanın diğer tarafına bildirilmesinden ibarettir. Ayrıca ZİRAAT
Genel Müdürlüğü tarafından yapılan, uzlaşmaya aykırı teklifin kendi talimatlarıyla değil bölge
müdürlüğü yetkisiyle verildiğine ilişkin yönündeki açıklama, ZİRAAT’in de uzlaşmadan cayma
yönünde bir iradesi olmadığını ortaya koymaktadır.
Vakıfbank’ın Hâlihazırda Vakıflar Genel Müdürlüğü Tarafından Temsil Edilen Çoğunluk
Hisselerinin Hazine Müsteşarlığına Devrinin Gündemde Olduğu, Bu İşlemin Rekabet
Kurulunun İznine Tabi Olup Olmayacağı Hususundaki Saptamanın Tek Teşebbüs
Değerlendirmesi Bakımından Belirleyici Olacağı Savunması

(614) “Kamu Sermayeli Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında yer
verilen ayrıntılı açıklamalarda görüleceği üzere, kamu sermayeli bankaların her üçünün de
çoğunluk hissedarının kamu kuruluşları olduğu, bizatihi Kurul tarafından tespit edilmiş
bulunmaktadır. Dolayısıyla savunmada belirtilen işlemin gerçekleşmesi halinde,
VAKIFBANK’ın sermaye yapısında nitelik olarak herhangi bir farklılık oluşmayacak, yalnızca
çoğunluk hissesi bir kamu kuruluşundan diğer bir kamu kuruluşuna devredilmiş olacaktır.
Ancak yine ilgili başlık altında belirtildiği üzere kamu sermayeli teşebbüslerin kontrol yapısı
incelenirken hisse sahipliğini temel alan yaklaşım tek başına yeterli görülmemekte, söz
konusu hisse sahipliğinin şirketlerin iktisadi faaliyetleri bakımından fiili olarak nasıl kullanıldığı



13-13/198-100

143/169


konusundaki tespitler, yapılan değerlendirmenin esas unsurunu oluşturmaktadır. Diğer bir
ifadeyle, kamu sermayeli bankaların tek teşebbüs kabul edilip edilmeyeceği tartışması
bakımından dikkate alınması gereken kriter, bankanın stratejik kararları, iş planı yahut
bütçesine ilişkin süreçlerde bankanın kendi yönetim organlarının mı yahut çoğunluk hissedarı
olan otoritenin mi belirleyici olduğu hususudur. Bu itibarla savunmada işaret edilen devir
işlemi kapsamında, Hazine Müsteşarlığının VAKIFBANK’ın ve hissedarı olduğu diğer banka
olan ZİRAAT’in faiz oranları, ücret ve komisyonlar gibi stratejik kararlarına müdahale etmesi
öngörülmediği sürece, yapılan değerlendirme bakımından herhangi bir değişikliğin söz
konusu olmayacağı açıktır. Belirtilen hususa ek olarak, söz konusu devir işleminin amacının
“VAKIFBANK’ın özelleştirilmesi ve nihai noktada bankacılık sektöründeki kamu imtiyazlarının
ortadan kaldırılarak sektörün daha da rekabetçi hale getirilmesi” olduğu dikkate alındığında,
bahse konu devir işleminin gerçekleştirilirken bu tür bir müdahalenin hedeflenmediği
anlaşılmaktadır.

Kamu Sermayeli Bankalara İlişkin Geçmiş Tarihli Muafiyet Kararlarında Bankaların Tek
Teşebbüs Olarak Değerlendirilmemesinin Sebebinin Bankaların Aynı Ekonomik
Bütünlük İçinde Yer Alıp Almadığı Hususunun Değerlendirmeye Etki Edecek Bir Unsur
Olmaması Olduğu, Ancak Mevcut Soruşturmada Yalnızca Üç Kamu Sermayeli
Bankanın Taraf Olduğu Bir Uzlaşma İddiası Bulunduğundan Bu Kez Belirtilen Hususun
Değerlendirmenin Temelini Oluşturacağı Savunması

(615) Söz konusu savunmaya ilişkin öncelikle belirtilmesi gereken husus, “Kamu Sermayeli
Bankaların Teşebbüs Niteliğine İlişkin Değerlendirmeler” başlığı altında atıfta bulunulan
muafiyet kararlarının, işlemin niteliği gereği, teşebbüsler arasındaki anlaşmaların 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesine aykırı olup olmadığı hususunu konu edinmesidir. Zira bilindiği üzere
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi, rekabeti sınırlayıcı nitelikte olan rakipler arası anlaşma,
uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararlarının, Kanun’da öngörülen koşulların varlığı halinde
Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından muaf tutulmasını öngörmektedir. Yine ilgili başlık
altında belirtildiği üzere; atıf yapılan kararların tamamında, kamu sermayeli bankaların her
üçünün de taraf olduğu yatay anlaşmalar dahil olmak üzere, söz konusu bankalar bir arada
tek bir ekonomik bütünlük olarak değil bağımsız birer teşebbüs olarak ele alınmıştır. Kurulun
belirtilen yaklaşımı benimsemiş olduğunun en somut örneği ise Maaş Promosyonları
kararıdır. Nitekim söz konusu kararda ihlale taraf olan yedi banka arasında yer alan
VAKIFBANK hakkında yapılan değerlendirmelerde ve uygulanan idari para cezasının
hesaplanmasında ZİRAAT ve HALKBANK’ın ciroları dikkate alınmamış ve hatta ihlale taraf
olduğu tespit edildiği halde, zamanaşımı sebebiyle HALKBANK’a idari para cezası
uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen kararlar karşısında daha önceki Kurul
kararlarının hiçbirinde kamu sermayeli bankaların bağımsız birer teşebbüs olup olmadığı
hususunun değerlendirmeye etki edecek bir unsur olmadığı ve bu itibarla dikkate alınmadığı
savunması kabul edilmemiştir.
Belge 2’de, “Piyasa Yapıcı Büyük Bankalar” ve “YKB’nin Centilmenlik Anlaşması
Yaptığı Bankalar” Olmak Üzere İki Farklı Banka Grubundan Söz Edildiği, Ancak
Soruşturma Raporunda Delilin Hatalı Yorumlanarak Sadece Piyasa Yapıcı Büyük
Banka Olması Sebebiyle İlgili Bankanın Centilmenlik Anlaşmasına Taraf Kabul Edildiği
Savunması

(616) Belirtilen savunma, HALKBANK’ın savunmalarına ilişkin açıklamalar kapsamında
yanıtlanmıştır.
Belge 2’ye İlişkin Olarak YKB’nin Rakiplerinin Geleceğe Yönelik Davranışlarından
Haberdar Olduğu Yönündeki Değerlendirmenin Hatalı Olduğu, Belgede Bahsedilen
Hususların Mevcut Uygulamalar Olduğu ve Bu Uygulamaların Müşteriler Kanalıyla
Öğrenilebildiği Savunması



13-13/198-100

144/169


(617) Yukarıda da belirtildiği üzere, bankacılık piyasasında müşteriler vasıtasıyla sağlanan bir
şeffaflık bulunmaktadır. Mevduatını en yüksek faiz oranından değerlendirmek isteyen müşteri
birden fazla bankadan teklif almakta ve pazarlık sürecinde bir bankadan aldığı teklifleri diğer
bankalara iletebilmektedir. Ancak, bankaların rakip bankalara yönelik olarak bu şekilde
edindiği bilgiler bankaların gerçekleşmiş fiyatlama davranışlarına ilişkin olup rekabetçi
şartlarda bankaların geleceğe ilişkin fiyatlama davranışlarına dair bilgi edinilmesi mümkün
değildir. Zira her banka TCMB’ye bildirmiş olduğu azami faiz oranını aşmamak üzere, banka
içi faktörleri ve müşterinin konumunu değerlendirmek suretiyle müşteri özelinde daha önce
uygulamadığı düzeyde bir faiz oranı uygulayabilmektedir.

(618) İşbu savunmaya konu belge özelinde değerlendirme yapıldığında da, belgeden varlığı açıkça
anlaşılan ve belirli bir oranın üzerinde mevduat faizi uygulanmaması konusunda yapılmış bir
centilmenlik anlaşması varken, “bu oranın piyasa yapıcı büyük bankalarda verilmediği”
ifadesinin bankaların geçmiş davranışları ile sınırlı olduğu biçiminde yorumlanamayacağı
açıktır.
4 Numaralı Belgenin Tek Taraflı Bir İrade Beyanından İbaret Olduğu, Anlaşmanın İspatı
İçin İhtimalin Yeterli Olmadığı, “Güçlü Delil”in Ancak Belge 4’teki İfadenin Çapraz
Delillerle Desteklenmesi Durumunda Söz Konusu Olabileceği Savunması

(619) “Belgelerin Niteliğine İlişkin Savunmalar” başlığı altında detaylı olarak incelendiği üzere;
“delilin kaynağı”, diğer bir ifadeyle nereden yahut kimden elde edildiği hususu, delillerin ispat
gücünün değerlendirilmesi bakımından dikkate alınacak unsurlardan birisini oluşturmaktadır.
Bu çerçevede 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca yasaklanan rekabet ihlalleri
bakımından, uzlaşmanın tarafı olan teşebbüslerden elde edilen delillerin ispat gücünün,
birinci elden elde edilmiş bir delil olmaları sebebiyle son derece yüksek olduğu kabul
edilmektedir. Öyle ki sözü edilen deliller, rakipler arasında gerçekleştirilen rekabeti sınırlayıcı
nitelikteki iletişimlerin bizatihi tarafı olan teşebbüsler tarafından düzenlenen yazılı veya sözlü
belgeleri içermesi sebebiyle birincil delil olarak dahi nitelendirilebilmektedir. Bu hususa ek
olarak, her bir teşebbüsten delil elde edilmesi gerekmediği hususu da belirtilen açıklamalar
kapsamında vurgulanmıştır.

(620) Yukarıda yer verilen açıklamalardan hareketle 4 numaralı belge incelendiğinde, söz konusu
delilin 2 ve 3 numaralı belgeler ile birlikte fiyat tespiti uzlaşmasının ortak planını somut olarak
ortaya koyduğu; ayrıca ortak planın uygulanması amacıyla GARANTİ’nin teklifi üzerine
mevduat hizmetlerine uygulanacak azami oranın %20 olarak belirlendiği, yapılan
mutabakatın hangi tarihten itibaren uygulamaya konulduğu, soruşturmaya konu bankalardan
yedisinin uzlaşmaya taraf olan teşebbüsler arasında yer aldığı ve uzlaşmaya uyulup
uyulmadığının ortak müşteriler kanalıyla denetlendiği hususları, diğer bir ifadeyle “uzlaşmanın
unsurları” hakkında bilgiler içermesi sebebiyle ispat gücü bakımından birincil delil niteliğinde
olduğu anlaşılmaktadır. Belgede ZİRAAT’in de uzlaşmanın tarafı olduğunun “kamu bankaları
ve iş bankası da dahilmiş” ifadesi kapsamında açıkça belirtildiği dikkate alındığında, banka
hakkında ihlal tespitinde bulunabilmek için ayrıca ZİRAAT’e ait cevabi bir yazının varlığına
ihtiyaç bulunmadığına karar verilmiştir.
Belge 4’e İlişkin Olarak Belirtilen, “Rakiplerinden Fiyat, Arz Miktarı, Satış Stratejisi,
Maliyet Gibi Stratejik Verilere İlişkin Bilgiler İçeren İletileri Alan Teşebbüslerin Rekabeti
Sınırlayıcı Bir Uzlaşmanın Tarafı Olmayacağını Derhal ve Açıkça Karşı Tarafa
Bildirmediği Sürece Uzlaşmaya Zımnen İrade Göstermiş Sayılacağı” Yaklaşımının
Yerinde Olmadığı, Zira Herkesin İddiasını İspatla Yükümlü Olduğu, Aksi Durumun
Ancak Kanunla Düzenlenebileceği Savunması

(621) Defaatle belirtildiği üzere; soruşturmaya konu iddialar rakipler arasında gerçekleşen münferit
bilgi paylaşımlarından ibaret olmayıp, bankacılık hizmetlerinin tamamına yönelik faiz oranları,
ücret ve komisyonların tespitine ilişkin yapılmış olan bir uzlaşmayı konu edinmektedir. İlgili
bankanın savunmasında atıfta bulunduğu değerlendirme ise, lafızdan da aşikâr olduğu üzere,
“geleceğe yönelik fiyat” gibi stratejik bilgilerin tek taraflı olarak rakibe gönderildiği bilgi



13-13/198-100

145/169


paylaşımlarına yönelik açıklamaları içermekte, bu tür hallerde dahi, iletiyi alan teşebbüsün
rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir uzlaşmaya taraf olmadığını derhal ve açıkça rakibine
bildirmemesi durumunda 4. maddenin ihlal edilmiş olacağını vurgulamaktadır. Diğer bir
ifadeyle rakip teşebbüsün tek taraflı ve rekabeti sınırlayıcı nitelikteki iletisi karşısında anlaşma
iradesinin zımnen beyan edildiği durumları ele almaktadır. Söz konusu değerlendirme mevcut
soruşturmaya özgü olmayıp, AB içtihadında geliştirilen ve Türk Rekabet Hukuku’nda
Otomotiv kararı ile kabul edilen bir karineye işaret etmektedir. Söz konusu karine, Danıştay’ın
Emaye Bobin Teli kararında da ifade edilen, rakiplerinden geleceğe yönelik fiyat stratejisi gibi
stratejik bir bilgiyi edinen bir teşebbüsün söz konusu bilgileri dikkate almadan kendi fiyat
politikalarını belirleyemeyeceği kabulüne dayanmaktadır. Delil serbestisi ilkesinin geçerli
olduğu rekabet hukukunda birincil delillerle birlikte ikincil delillerin ve karinelerin her türlü
ihlalin ispatında kullanılabileceği hususu ise izahtan varestedir.

(622) Bununla birlikte yukarıda belirtildiği üzere; mevcut soruşturma teşebbüsler arasındaki
münferit bilgi değişimlerine değil, tarafların rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir uzlaşma içerisinde
oldukları tespitine dayanmakta, bu itibarla belgelerde yer alan bilgi değişimleri bir üst
uzlaşmanın unsurunu oluşturmaktadır. Nitekim rapora esas teşkil eden delillerde, bankaların
fiyat tespiti hususunda bir “centilmenlik anlaşması” yaptıkları ve bu anlaşmanın detayları net
bir şekilde ifade edilmiştir. ZİRAAT’in uzlaşmaya yönelik iradesi ise Belge 4’te yer alan “kamu
bankaları (…)da dahilmiş” ifadesi ve bankaya ilişkin tespit edilen diğer deliller çerçevesinde
somut olarak ortaya konulmuştur. Dolayısıyla söz konusu savunma kabul edilmemiştir.
4 Numaralı Belgede Bankanın Adının Geçmediği, Kamu Bankaları İfadesinin Detayı ve
Açıklamasının Belgede Yer Almadığı, Bunun Piyasadan Alınan Bir Dedikodu Dahi
Olabileceği Savunması

(623) Söz konusu husus, VAKIFBANK’ın savunmaları kapsamında değerlendirilmiştir.
4 Numaralı Belgenin Kendi İçinde Çelişki İçerdiği, Bankalar Arasında Bir Centilmenlik
Anlaşması Varsa GARANTİ’nin Yaptığı Teklifin Anlamsız Olduğu Savunması

(624) Söz konusu husus, VAKIFBANK’ın savunmaları kapsamında değerlendirilmiştir.
Belge 4’ün İddia Edilen Uzlaşmanın Varlığını İspatlamaya Yeterli Olmadığı, Bu Sebeple
Teşebbüslerin Fiyat Hareketlerinin İncelendiği, Ancak Kamu Sermayeli Bankaların
Uzlaşmaya Belge Tarihi Olan 04.07.2008’de Değil 31.07.2008’de Dahil Olduğunun
Belirtildiği, Tek Başına Bu Tespitin Dahi ZİRAAT’in Anlaşmaya Dahil Olmadığını Ortaya
Koyduğu Savunması

(625) Belgelere ilişkin değerlendirmeler kapsamında detaylı olarak açıklandığı üzere soruşturmaya
konu iddialar, hakkında ihlal iddiasında bulunulan bankalarda yapılan incelemelerde elde
edilen ve aralarında uzlaşmanın konu, taraflar, tespit edilen fiyat gibi unsurlarına ilişkin somut
bilgiler içeren ispat kabiliyeti yüksek delillerin de bulunduğu çok sayıda yazılı belgeye
dayandırılmaktadır. Gerek belgelerin münferit olarak delil niteliğini haiz olup olmadıkları,
gerekse bütün olarak ispat standardını karşılayacak niteliği taşıyıp taşımadıkları hususu
ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçevede 4 numaralı belgenin; “uzlaşmanın unsurları”
hakkında bilgiler içermesi sebebiyle yüksek ispat kabiliyetine sahip nitelikte olduğu
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsi geçen belgenin tek başına uzlaşmayı ortaya koyamadığı
ve bu sebeple fiyat analizlerine başvurulduğu yorumu gerçeği yansıtmamaktadır. Zira amacı
itibarıyla rekabeti sınırlayıcı nitelikte olan söz konusu fiyat tespitinin 4054 sayılı Kanun’u ihlal
ettiği hususu salt yazılı belgelerle ortaya konulmuş, bununla birlikte ceza takdirinde dikkate
alınmak üzere ihlalin piyasadaki etkisini tespit etmek amacıyla bankaların belgede belirtilen
tarihlerdeki fiyat hareketleri de incelenmiştir.

(626) Öte yandan, belgeye ilişkin grafiğe de yansıdığı üzere, ZİRAAT Haziran ayının ikinci
yarısından itibaren %20’nin üzerinde faiz uyguladığı 31 gün ve altı vadeli mevduat sayısını
03.07.2008 tarihi itibarıyla gözle görülür bir biçimde azaltmış, 31.07.2008 tarihi itibarıyla da
tamamen sonlandırmıştır. Nitekim bu ara dönemdeki sapmalar da ekseriyetle pazartesi
günlerine rastlamıştır. Söz konusu davranış kalıbının diğer bankalarla arz ettiği paralelliğin ve



13-13/198-100

146/169


özellikle kamu sermayeli mevduat bankalarının 31.07.2008 tarihi itibarıyla bu faiz oranını
tamamen kesmesinin, ilgili belgede yer alan ifadeler dikkate alındığında, bir tesadüften ibaret
olamayacağı açıktır. Bu itibarla yapılan fiyat analizlerinin belgede bahsi geçen mutabakatın
uygulandığını ortaya koyduğuna karar verilmiştir.
Kurulun Otomotiv Kararında 19.03.2009 Tarihli Toplantıya Katılan Teşebbüslerin
01.04.2009 Tarihinde Fiyat Artışına Gittiğinin Tespit Edildiği, Ancak Aynı Tarih İtibarıyla
Fiyat Artışı Yapmakla Birlikte Toplantıya Katıldığı ve Rakiplerle Bu Yönde Bir Görüşme
Yaptığı Yönünde Herhangi Bir Tespit Bulunmayan Teşebbüslerin İhlale Taraf Olmadığı
Sonucuna Ulaşıldığı, Benzer Değerlendirmenin 4 Numaralı Belgede de Yapılması
Gerektiği Savunması

(627) Savunmada teşebbüsün kendi ifadeleriyle de belirtildiği üzere; Rekabet Kurulunun Otomotiv
kararında otomotiv üreticisi ve distribütörü olan teşebbüsler arasında geleceğe yönelik fiyat
görüşmelerinin yapıldığı toplantılara ilişkin birtakım deliller elde edilmiş, sonrasında da ilgili
ürün pazarında faaliyet gösteren teşebbüslerin fiyat hareketleri incelenmiştir. Bununla birlikte
savunmada gözden kaçırılan husus, söz konusu toplantılara iştirak eden ve faaliyet
gösterdiği ürün pazarı itibarıyla diğer katılımcılarla rakip konumunda olan teşebbüslerin
tamamının uzlaşmaya taraf olarak değerlendirildiği, ancak toplantıya katılmamakla birlikte
fiyat hareketleri rakipleriyle paralellik arz eden teşebbüsler hakkında ise salt paralel
davranışa dayanılarak ihlal tespitinde bulunulmamış olduğudur. Diğer bir ifadeyle Kurul,
başka delillerle desteklenmediği müddetçe ekonomik delillerin fiyat tespiti uzlaşmasına
yönelik ispat standardını sağlamadığına hükmetmiş, bununla birlikte geleceğe yönelik fiyat
stratejilerinin görüşüldüğü toplantılara ilişkin iletişim delillerinin ise tek başına dahi söz
konusu delil eşiğini karşılayabileceğini kabul etmiştir. Mevcut soruşturmadaki
değerlendirmeler dikkatli incelendiğinde işbu dosyada da aynı ilkeden hareket ettiği açıkça
görülecektir. Zira Kurul herhangi bir teşebbüs bakımından salt paralel davranışı delil olarak
kabul etmemiş, her bir belgenin delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini münferit
olarak inceledikten sonra elde edilen deliller bütününün ispat standardını sağlayıp
sağlamadığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla rakipler arası iletişimi gösteren 4 numaralı
Belge’de “kamu bankaları (…) da dahilmiş” ifadesi uyarınca uzlaşmaya taraf olduğu somut
olarak görülen ZİRAAT bakımından, rakipleriyle rekabeti sınırlayıcı nitelikte bir iletişim
kurduğunun gösterilemediği ve yalnızca paralel davranışa dayanılarak ihlalin ispatlanmaya
çalışıldığı savunması muteber görülmemiştir.

J.6. ZİRAAT, HALKBANK ve VAKIFBANK’ın Tek Teşebbüs Olduğuna İlişkin Diğer
Savunmalar

(628) Üç Kamu sermayeli bankanın doğrudan devlet kontrolünde olduğu ve tek ekonomik bütünlük
içerisinde yer almaları gerektiği iddialarına ilişkin olarak taraflarca belirli hususlar delil olarak
sunulmuştur. Aşağıda söz konusu argümanlara ve bunlara yönelik değerlendirmelere yer
verilmektedir:
ZİRAAT tarafından tarım sektörünün geliştirilmesi, HALKBANK tarafından ise esnaf ve
sanatkârların desteklenmesi amacıyla destek kredisi verilmesi:

(629) Tarafların iddialarına göre, söz konusu bankaların kuruluş kanunları ve diğer bazı ilgili
düzenlemeler tarım politikasına ve küçük ölçekli işletmecilerin desteklenmesine yönelik
olarak hükümetin bu bankalara yüklemiş olduğu bir görev olarak değerlendirilmekte ve bu
düzenlemelerin kamu otoritelerinin bankanın faaliyetlerine yönelik müdahalesinin örneğini
oluşturduğu ileri sürülmektedir.

(630) Buna karşın, ilgili bankalarca sunulan bilgilerde de belirtildiği üzere, söz konusu destek
ödemelerine ilişkin gerekli finansman, bütçenin ilgili kalemine tahsis edilen ödeneklerden
karşılanmaktadır. Bu kapsamda ZİRAAT’in ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin destek
ödemelerinden doğan gelir kayıpları Hazine Müsteşarlığı tarafından belirtilen ödemelere
ayrılan ödenekten karşılanmaktadır. Benzer şekilde 2012/2782 sayılı Bakanlar Kurulu
kararının 2. maddesinde HALKBANK’ın sözü edilen kredilerin ödenmesinden doğan gelir



13-13/198-100

147/169


kayıplarının Hazine Müsteşarlığınca konuya ilişkin ayrılan ödenekten karşılanacağı, gelir
kaybının hesaplanmasında ise bankanın uyguladığı cari faiz oranı ile gösterge faiz oranı
arasındaki farkın esas alınacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla sözü edilen düzenlemelerin,
iddia olunanın aksine, bankaların kredi alanındaki faaliyetlerine yönelik bir müdahale
olmadığı, zira yapılan ödemenin bütçeden karşılanması sebebiyle ZİRAAT ve HALKBANK’ın
yalnızca ödemenin çiftçiye, esnafa ve sanatkârlara aktarılmasında aracılık ettiği, diğer bir
ifadeyle bankanın işlevinin hesap açılması ve vezne işlemlerinden ibaret olduğu
anlaşılmaktadır.

(631) Ayrıca belirtilen uygulama devlet tarafından bankaların faaliyetlerine müdahale amacıyla
değil, kamu yararı amacıyla yapılmaktadır. Belirtilen hususa ek olarak; bahsi geçen
bankaların faaliyet alanlarının tarım kredilerinden ve küçük ölçekli işletmelerin
kredilendirilmesinden ibaret olmadığı, bütün bankacılık hizmetleri alanında faaliyet
gösterdikleri ve diğer bankacılık hizmetlerinde destek kredileri benzeri herhangi bir uygulama
olmadığı gibi, bu alanlardaki ticari kararlara ilişkin kamu otoriteleri tarafından herhangi bir
talimat yahut müdahalenin söz konusu olmadığı da taraf ifadeleriyle sabittir.
Simav’da ve Van’da meydana gelen depremler nedeniyle depremden zarar gören
üreticiler ile esnaf ve sanatkârlara düşük faizli kredi kullandırılması ve kredi borçlarının
ertelenmesi:

(632) Destek kredileri bakımından söz konusu olduğu üzere, Van depreminde zarar gören kişilere
yönelik düşük faizli kredi ve borç erteleme uygulamaları hususunda bankaların uğradığı gelir
kayıplarının da Hazine Müsteşarlığı tarafından karşılandığının vurgulanması gerekmektedir76.
Dolayısıyla sözü edilen uygulamanın da bankaların faaliyetlerine yönelik bir müdahale
olmadığı, bankaların bu husustaki rolünün aracılık faaliyetinden ibaret olduğu
düşünülmektedir. Ayrıca belirtilen düzenleme deprem gibi olağanüstü bir duruma ilişkin
istisnai ve kamu yararı amaçlı bir uygulamadır. Bu sebeple sözü edilen hususun kamu
otoritesinin bankaların ticari faaliyetlerine yönelik bir müdahalesi olarak nitelendirilemeyeceği
değerlendirilmektedir.

(633) Simav depremine ilişkin olarak ise HALKBANK’ın depremde zarar görenlere yönelik olarak
borç erteleme ve vade uzatımı uygulaması yapıldığına ilişkin iç yazışma metinleri gönderilmiş
olmakla birlikte, işaret edilen uygulamanın Bakanlar Kurulu yahut başka bir kamu otoritesinin
talimatı ile gerçekleştirildiği hususunda herhangi bir delil sunulamamıştır. Dolayısıyla bu
iddianın da kabulü mümkün gözükmemektedir.
Kamu bankalarının stratejilerine ilişkin hükümet tarafından Uluslararası Para Fonu
(IMF)’na sunulan niyet mektupları:

(634) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 26.04.2005 tarihinde IMF’ye sunulan niyet
mektubunda hükümetin, gelecek üç yıllık dönemde hayata geçirilmek üzere kapsamlı bir
ekonomik reform programı hazırladığı belirtilmekte, belirtilen program kapsamında bankacılık
sektörüne ilişkin olarak; “Finansal sektörün istikrarını korumak amacıyla düzenleme ve
denetleme çerçevesini daha da geliştirecek yeni bir bankacılık kanunu yürürlüğe konulacak,
kamu bankaları yeniden yapılandırılacak ve varlık satışları hızlandırılacaktır.” ifadelerine
yer verilmektedir.

(635) Hükümetin IMF’ye göndermiş olduğu niyet mektubunda ve ekinde kamu sermayeli bankaların
yeniden yapılandırılmasına ilişkin hedefler öngörülmesi, ZİRAAT tarafından kamu otoritesinin
bankanın ticari faaliyetlerine yönelik bir müdahalesi olarak yorumlanmıştır. Öte yandan, gerek
mektubun gerekse Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Ekonomik ve Mali Politikalarına İlişkin
Belge’nin bütünü incelendiğinde, hükümetin; güçlü ve istikrarlı büyüme, düşük enflasyon ve
yeni istihdam sağlanması ve nihayet Türk ekonomisinin AB üyesi ülkelerin ekonomilerine
yakınsaması amacıyla başlattığı ekonomik reform programının bankacılık sektörünün

76 Kaynak: HALKBANK 2011 yılı Faaliyet Raporu, s.33,
http://www.HALKBANK.com.tr/images/misc/yatirimciliskileri/mali_tablo/faaliyet_raporlari/2011/2011/2011_faaliyet_raporu1.p
df (Erişim Tarihi: 14.07.2012).



13-13/198-100

148/169


geneline yönelik yapısal önlemler öngördüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kamu sermayeli
bankalar özelinde değil fakat sektörün genelinde, belirtilen hedeflere ulaşılmasına engel
oluşturan yapısal sorunların giderilmeye çalışıldığı görülmektedir.

(636) Bu kapsamda kamu sermayeli bankalara yönelik tespit edilen hedeflerin, bankaların stratejik
kararlarına müdahale amacıyla değil, aksine söz konusu bankaları daha rekabetçi hale
getirebilmek için özelleştirmek ve özelleştirme sürecine hazırlamak amacıyla öngörüldüğü
açıkça ifade edilmektedir. Nitekim ilgili mektupta; ZİRAAT ve HALKBANK’ta üyeleri icracı
görevleri bulunmayan ayrı yönetim kurulları oluşturulduğu belirtilmekte ve bankaların
özelleştirme sürecini zorlaştırması sebebiyle, devlet iç borçlanma senetlerinin azaltılması ve
taşradaki yaygın şube ağlarının azaltılması gibi hususları içerecek şekilde her bir bankanın
kendi stratejisini oluşturacağı belirtilmektedir.

ZİRAAT ve HALKBANK’ın 2001-2005 yılları arasında Ortak Yönetim Kurulu bünyesinde
yönetilmeleri:

(637) Bankacılık sektörüne yönelik olarak 2000 yılından bu yana gerçekleştirilen ekonomik reform
maddelerinden biri, yukarıda da belirtildiği üzere, kamu sermayeli bankaların
özelleştirilmesidir. Bu kapsamda bankaların özelleştirme sürecine hazırlanabilmesi amacıyla
4603 sayılı Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan 2001/2202 sayılı Bakanlar Kurlu
kararları ile ZİRAAT, HALKBANK ve EMLAK BANKASI’na ilişkin yapılan bazı düzenlemeler
taraflarca ZİRAAT ve HALKBANK’ın devlet kontrolünde tek bir ekonomik bütünlük içerisinde
faaliyet gösterdikleri argümanının delili olarak gösterilmektedir.
Gerek 4603 sayılı Kanun’un amacını düzenleyen 1. maddesinde gerekse yukarıda değinilen
Bakanlar Kurulu kararında, yapılan düzenlemenin, bankacılık sektöründe 2000 yılının
sonlarına doğru ortaya çıkan sorunların giderilebilmesi için kamu sermayeli bankaların
özelleştirilerek yeniden yapılandırılmaları ve böylelikle daha güçlü ve rekabetçi bir yapıya
kavuşturulmaları amacını taşıdığı belirtilmektedir. Nitekim ilgili Bakanlar Kurulu kararları
incelendiğinde, bankaların personel yapısı, iştirakleri, şube, büro ve özel işlem merkezleri gibi
hususlarda düzenlemelerin öngörüldüğü, bankaların yönetim kurullarının ise yeniden
yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlık hususunda her türlü kararı almakla yetkili
kılındıkları görülmektedir. Dolayısıyla ZİRAAT’in ve HALKBANK’ın ortak yönetim kurulu
bünyesinde idare edildiği dört yıllık bu geçici dönemde bankaların bankacılık hizmetleri
alanındaki faaliyetlerine ilişkin kararların ortak olarak alınması değil, yalnızca özelleştirmeye
hazırlık ve yeniden yapılandırma süreçlerinin birlikte yürütülmesi hedeflenmiştir.

(638) Zira belirtilen husus, 4603 sayılı Kanun’un 2/1. maddesindeki “Bankaların (…) etkin, verimli
ve özerk bir şekilde çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden yapılandırılmaları” ifadesi
ile açıkça ortaya konulmuştur. Öyle ki sözü edilen amaçların yerine getirilmesini müteakip
ortak yönetim kurulu uygulaması 2005 yılında sona erdirilmiş, hükümetin IMF’ye yönelik niyet
mektubunda belirtildiği üzere bankalar ayrı yönetim kurullarıyla idare olunmaya başlanmıştır.
Dolayısıyla devlet kamu sermayeli bankaları tek elden idare etme ve ticari faaliyetlerine
müdahalede bulunma amacı taşımış olsa idi işaret edilen uygulamanın sona erdirilmeyeceği
ve ortak yönetimin bankaların kredi ve mevduat faizlerinin belirlenmesi gibi ticari kararlarını
da kapsayacak şekilde hâlihazırda sürdürülmekte olmasının bekleneceği açıktır.

(639) Nitekim niyet mektubunda belirtildiği üzere hükümetin bankacılık sektöründeki ekonomi
politikalarının amacı, sektördeki kamu müdahalesinin ve kamu sermayeli bankalara
özgü imtiyazların kaldırılması ve devletin sektördeki rolünün BDDK bünyesinde gözetim
ve denetim faaliyetlerinden ibaret hale getirilmesidir. Bu çerçevede 2003 yılından bu yana
kamu sermayeli bankalar dahil olmak üzere bankacılık sektörünün bütününe yönelik çok
sayıda reform gerçekleştirilmiştir. Sözü edilen hususlar karşısında kamu sermayeli bankaların
ticari faaliyetlerinin devlet müdahalesi altında yürütüldüğünün kabulü mümkün
gözükmemektedir. Aksi yöndeki bir yorumun hükümet tarafından IMF niyet mektubunda
belirtilen taahhütlerle çelişeceği açıktır.



13-13/198-100

149/169


ZİRAAT’ten HALKBANK’a yönetici geçişlerinin gerçekleştirilmesi:
(640) Kamu sermayeli bankaların tek bir ekonomik bütünlük içerisinde yer aldığı argümanına ilişkin

ileri sürülen bir diğer husus, ZİRAAT’ten HALKBANK’a üst düzey yönetici geçişleri olmasıdır.
Belirtilen iddiaya ilişkin olarak öncelikle belirtilmesi gereken husus, diğer pek çok sektörde
olduğu gibi bankacılık sektöründe de rakip teşebbüsler arasında personel geçişleri
yaşanmasının olağan bir uygulama olduğudur. Dolayısıyla yalnızca kamu sermayeli
bankalarda değil, özel bankalar arasında da genel müdür ve genel müdür yardımcılığı
seviyesi dahil olmak üzere farklı pozisyon ve kademedeki pek çok çalışan, oldukça sık
periyotlarda, diğer bankalara geçerek görev değişikliği yapabilmektedir.

(641) Örneğin AKBANK’ın mevcut üst yönetiminde görev yapan; genel müdür ve operasyon,
krediler, bireysel bankacılık, ödeme sistemleri, hazine gibi stratejik birimlerin genel müdür
yardımcıları dahil olmak üzere dokuz yönetici, geçmişte YKB, GARANTİ, FİNANSBANK,
HSBC, PAMUKBANK, CITIBANK ve OSMANLI BANKASI gibi özel bankalarda genel müdür
yardımcılığı başta olmak üzere çeşitli yönetim pozisyonlarında görev yapmışlardır77.

(642) Görüldüğü üzere sektörde oldukça yaygın olarak yaşanan personel transferlerinin zorunlu
olarak geçmişteki işverenlere ait ticari sırların yeni göreve gelinen teşebbüse aktarılacağı
yahut sözü edilen durumun teşebbüslerin aynı ekonomik bütünlük içerisinde idare edildikleri
sonucuna ulaştırmayacağı aşikârdır. Bu itibarla belirtilen iddia da kamu sermayeli bankaların
tek bir ekonomik bütünlük içerisinde yer aldığını ortaya koymada yeterli görülmemiştir.
Makedonya’daki ZİRAAT şubesinin HALKBANK şubesine devredilmesi:

(643) Son olarak tek teşebbüs iddiası kapsamında ZİRAAT’in Makedonya'da bulunan bir iştirakinin
HALKBANK'a devredilmesi örnek olarak sunulmaktadır.

(644) Belirtilen iddiaya yönelik olarak öncelikle belirtilmesi gereken husus, Makedonya’daki ZİRAAT
ve HALKBANK şubelerinden birinin diğer şubeye devri yahut şubelerin birleştirilmesi
hususunda, Bakanlar Kurulu yahut başka bir kamu otoritesinin talimatı bulunduğu yönünde
herhangi bir bilginin bulunmadığıdır. Öte yandan bu tür bir talimatın varlığı halinde dahi sözü
edilen örneğin tek başına kamu teşebbüslerinin aynı ekonomik bütünlük içerisinde olduğunu
ispata elverişli olmadığı düşünülmektedir. Nitekim öncelikle sözü edilen şubeler Türkiye
Cumhuriyeti sınırları dışında yer almaktadır; ilgili bankaların Türkiye’deki şube
yapılanmasında bu tür bir ortak kararın söz konusu olduğuna ilişkin ise herhangi bir bilgi
sunulmamıştır. Ayrıca bir an için bu tür bir düzenleme yapılması yönünde kamu otoritelerinin
talimatının bulunduğu varsayılsa bile, hükümetin IMF niyet mektubundaki taahhütler dikkate
alındığında, bu tür bir talimatın amacının, yalnızca özelleştirme sürecinde sorun teşkil ettiği
belirtilen şube ağının yeniden yapılandırılması olacağı açıktır.

(645) Belirtilen hususa ek olarak, söz konusu işlem HALKBANK’ın 11.01.2012 tarihinde İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası’na gönderdiği açıklamada da belirtildiği üzere, yurtdışında bulunan
bir bağlı ortaklığın başka bir teşebbüse devredilmesinden ibarettir. Bu durumun yalnızca
kamu sermayeli bankalara özgü bir işlem olmayıp pek çok sektörde ve sermaye sahipliğine
bağlı olmaksızın çok sayıda teşebbüs tarafından gerçekleştirilen mutat ticari bir uygulamadır.

(646) ZİRAAT’e ve HALKBANK’a ilişkin taraflarca sunulan yukarıdaki bilgilerin, devletin bahsi
geçen bankaların ticari faaliyetlerinde belirleyici etkisinin bulunduğu iddiasını ispatlamaya
elverişli olmadığı tespit edilmiş olmakla birlikte, VAKIFBANK yetkilileri tarafından bu hususta
herhangi bir bilginin yahut iddianın sunulmadığının da belirtilmesinde fayda görülmektedir.
Nitekim gerek banka yetkilileriyle yapılan görüşmelerde gerekse konuya ilişkin gönderilen
bilgi yazılarında bankanın diğer kamu sermayeli bankalarla rekabet içerisinde olduğu, bu
kapsamda kamu sermayeli bankalar ve özel bankalar arasında fark bulunmadığı ve bankanın
ticari faaliyetleri ve stratejik kararlarına ilişkin herhangi bir kamu otoritesinden talimat
alınmadığı defaatle dile getirilmiştir.


77 Kaynak: http://www.akbank.com/doc/akbank_2010.pdf (Erişim tarihi 20.07.2012).



13-13/198-100

150/169


(647) Yapılan değerlendirmeler çerçevesinde devletin üç banka üzerindeki hâkimiyetinin amacının
kamu yararının korunmasından ibaret olduğu görülmektedir. Bu itibarla devletin çoğunluk
hissedarı olma ve yönetim kurulunu belirleme yetkisinden doğan gücünün ilgili bankalar
üzerindeki kullanımının ve münferit hallerle sınırlı olmak üzere teşebbüslere yönelik yapılan
talimatların teşebbüsün faaliyetleri üzerinde belirleyici etkide bulunma amacı taşımadığı
anlaşılmıştır. Zira devletin gerek kamu sermayeli bankalar gerekse sektörün geneli üzerindeki
etkisi, IMF Niyet Mektubu’ndaki ifadelerde de belirtildiği üzere, genel gözetim ve denetim
faaliyetlerinden ibarettir.

(648) AB Komisyonu ve Rekabet Kurulu içtihatları ile yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte
değerlendirildiğinde, ZİRAAT’in, HALKBANK’ın ve VAKIFBANK’ın hissedarlık yapılarının ve
yönetim kurulunun belirlenmesi usullerinin yalnızca sözü edilen bankalar üzerindeki kamu
sahipliğini ortaya koyduğu, bununla birlikte belirtilen hususun ilgili bankaların tek bir ekonomik
bütünlük içerisinde devlet tarafından idare edildiklerini ispata elverişli olmadığı tespit
edilmiştir. Bu itibarla faiz oranları dahil olmak üzere bankaların stratejik kararlarının kendi
yönetim organları tarafından bağımsız olarak belirlendiği, dolayısıyla ZİRAAT’in,
HALKBANK’ın ve VAKIFBANK’ın 4054 sayılı Kanun kapsamında bağımsız birer teşebbüs
olarak ele alınmaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
K. İDARİ PARA CEZASININ BELİRLENMESİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

(649) Kararın “gerekçe ve hukuki dayanak” başlıklı bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;
soruşturma kapsamında, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 12 teşebbüsün; mevduat,
kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal eden bir
uzlaşma gerçekleştirdikleri ve bu nedenle Kanun’un 16. maddesi ve Rekabeti Sınırlayıcı
Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde
verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) uyarınca idari para cezası ile
cezalandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası; “Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde
yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya
bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve
Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para
cezası verilir.” hükmünü amirdir.

(650) Bu çerçevede; Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri kanaatine varılan AKBANK, DENİZBANK,
FİNANSBANK, GARANTİ, HALKBANK, HSBC, ING, İŞ BANKASI, TEB, VAKIFBANK, YKB
ve ZİRAAT hakkında Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında idari para cezası
uygulanması, takdir edilecek idari para cezasının ise Kanun’un 16. maddesi ile mezkur
maddenin son fıkrası uyarınca yürürlüğe konulan Ceza Yönetmeliği çerçevesinde
belirlenmesi gerekmektedir.

(651) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin beşinci fıkrası ile Ceza Yönetmeliğin 5. maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, temel para cezasının belirlenirken ilgili teşebbüslerin piyasadaki gücü,
ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınması gerekmektedir. Belirtilen hükümler
uyarınca, teşebbüslerin piyasadaki gücünün belirlenmesinde ise, uzlaşmaya taraf olan
bankaların, ihlalin gerçekleştiği dönemde incelemeye konu faaliyetlere ilişkin pazar payları
esas alınmıştır. Teşebbüslerin, “Bankacılık Sektörüne İlişkin Bilgiler” bölümünde yer verilen
mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin pazar payları incelendiğinde;
- AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, YKB ve ZİRAAT’in mevduat hizmetleri bakımından en
büyük pazar payına sahip 5 bankayı oluşturduğu ve toplamda pazarın yaklaşık %(…..)’ünü
kontrol ettiği,
- AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, YKB ve ZİRAAT’in kredi hizmetleri bakımından en
büyük pazar payına sahip 5 bankayı oluşturduğu ve toplamda pazarın yaklaşık %58’ini
kontrol ettiği,



13-13/198-100

151/169


- AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, YKB ve FİNANSBANK’ın kredi kartı hizmetleri
bakımından en büyük pazar payına sahip 5 bankayı oluşturduğu ve toplamda pazarın
yaklaşık %(…..)’sını kontrol ettiği
anlaşılmaktadır.

(652) Kanun ve yönetmelik hükümleri uyarınca verilmesi gereken temel para cezasının
belirlenmesinde; teşebbüslerin yukarıda yer verilen piyasa güçlerinin yanı sıra, haklarında
elde edilen bilgi ve belgelerin nitelik ve niceliği, ihlal olarak değerlendirilen uzlaşmaya katılım
dereceleri, ihlalin başlatılması ve devamında belirleyici etkiye sahip olup olmamaları gibi
hususlar dikkate alınmıştır.

(653) 12 banka arasındaki uzlaşma, elde edilen ilk ve son belgeler dikkate alındığında 21.08.2007
ve 22.09.2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Yönetmeliğin 5. maddesinin üçüncü
fıkrası uyarınca temel para cezasının, ihlalin süresine bağlı olarak artırılıp artırılmayacağı
hususu her bir teşebbüsün hakkındaki belgelere göre tespit edilen ihlale katılım süresi
bazında ayrı ayrı değerlendirilmiş ve buna göre bazı bankalar için hesaplanan temel para
cezasında artırım yapılmıştır.

(654) Yönetmeliğin 7. maddesinde, ihlale ilişkin olarak belirlenen temel para cezasında indirim
yapılmasına imkan tanıyan bazı hususlar tahdidi değil tadadi olarak zikredilmiştir. Bu
çerçevede mevcut dosya özelinde; bankacılık sektörünün uluslararası ekonomik, finansal ve
politik gelişmelere olan hassasiyeti ve bu hassasiyete bağlı olarak düzenleyici nitelikteki
kurumların ilgili dönemde uyguladıkları politikaların doğrudan ve/veya dolaylı etkileri
soruşturmaya taraf olan teşebbüslerin tümü bakımından idari para cezasında eşit oranda
hafifletici neden olarak dikkate alınmıştır. Bununla birlikte DENİZBANK, HSBC, TEB ve
ING’nin pazar güçleri yine Yönetmeliğin aynı maddesi uyarınca ayrıca hafifletici sebep olarak
dikkate alınmıştır.

(655) Teşebbüslere uygulanacak idari para cezasının belirlenmesine ilişkin olarak yukarıda yer
verilen değerlendirmeler sonucunda teşebbüslerin, Rekabet Kurulu’nun 2010/4 sayılı
Tebliği’ne göre belirlenen 2011 yılına ait ciroları üzerinden;

a) AKBANK, GARANTİ ve YKB hakkında Yönetmeliğin;

 5. maddesi uyarınca %1,5 oranında temel para cezası uygulanmasına,
 5. maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca bu teşebbüsler bakımından ihlalin 1
yıldan uzun 5 yıldan kısa sürmesi nedeniyle temel para cezasında ½ oranında artırıma
gidilmesine,
 7. maddenin birinci fıkrası uyarınca yukarıda yer verilen hafifletici sebepler dikkate
alınarak para cezasında 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle %1,5 oranında;

b) İŞ BANKASI, FİNANSBANK, HALKBANK, VAKIFBANK ve ZİRAAT hakkında
Yönetmeliğin;

 5. maddesi uyarınca %1 oranında temel para cezası uygulanmasına,
 5. maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin bu teşebbüsler bakımından 1
yıldan uzun 5 yıldan kısa sürmesi nedeniyle temel para cezasında ½ oranında artırıma
gidilmesine,
 7. maddenin birinci fıkrası uyarınca yukarıda yer verilen hafifletici sebepler dikkate
alınarak para cezasında 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle %1 oranında;

c) DENİZBANK, HSBC ve ING hakkında Yönetmeliğin;

 5. maddesi uyarınca; %1 oranında temel para cezası uygulanmasına,
 7. maddenin birinci fıkrası uyarınca yukarıda yer verilen hafifletici sebepler dikkate
alınarak temel para cezasında 2/5 oranında indirim yapılmak suretiyle %0,6 oranında;

d) TEB hakkında Yönetmeliğin;



13-13/198-100

152/169


 5. maddesi uyarınca %0,5 temel para cezası uygulanmasına
 7. maddenin birinci fıkrası uyarınca yukarıda yer verilen hafifletici sebepler dikkate
alınarak temel para cezasında 2/5 oranında indirim yapılmak suretiyle %0,3 oranında

idari para cezası verilmesine karar verilmiştir.


L. SONUÇ

(656) 02.11.2011 tarih, 11-55/1438-M sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile ilgili
olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara, sözlü
savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1- Mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında
a)

- Akbank T.A.Ş.,
- Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. ile Garanti

Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş.’den oluşan ekonomik bütünlük
- Türkiye Halk Bankası A.Ş.,
- Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.,
- Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.,
- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş. ‘nin

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine
OYBİRLİĞİ ile,
b)

- Denizbank A.Ş.,
- Finans Bank A.Ş.,
- HSBC Bank A.Ş.,
- ING Bank A.Ş.,
- Türk Ekonomi Bankası A.Ş.,
- Türkiye İş Bankası A.Ş.’nin

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine
OYÇOKLUĞU ile,
2- Bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendi ve ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve 7. maddesinin birinci fıkrası hükümleri
uyarınca 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi
gelirlerinin takdiren,
a) %1,5 oranında olmak üzere;

- Akbank T.A.Ş.’ye 172.165.155,00 TL
- Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. ile Garanti Konut

Finansmanı Danışmanlık A.Ş.’den oluşan ekonomik bütünlüğe 213.384.545,76 TL
- Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.’ye 149.961.870,00 TL

idari para cezası verilmesine Kurul Üyeleri İsmail Hakkı KARAKELLE, Dr. Murat
ÇETİNKAYA ve Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve OYÇOKLUĞU ile
b) %1 oranında olmak üzere;

- Türkiye İş Bankası A.Ş.’ye 146.656.400,00 TL,
- Finans Bank A.Ş.’ye 54.021.410,00 TL,
- Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ye 89.691.370.00 TL,
- Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.’ya 82.172.910,00 TL,
- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş.’ye 148.231.490,00 TL



13-13/198-100

153/169



idari para cezası verilmesine Kurul Üyeleri İsmail Hakkı KARAKELLE, Dr. Murat
ÇETİNKAYA, Reşit GÜRPINAR ve Kenan TÜRK’ün farklı gerekçesi ve OYÇOKLUĞU ile,
c) % 0,6 oranında olmak üzere;

- Denizbank A.Ş.’ye 23.055.396,00 TL,




- HSBC Bank A.Ş.’ye 14.875.404,00 TL,
- ING Bank A.Ş.’ye 12.072.792,00 TL

idari para cezası verilmesine Kurul Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve
OYÇOKLUĞU ile
d) % 0,3 oranında olmak üzere;

- Türk Ekonomi Bankası A.Ş.’ye 10.668.726,00 TL,
idari para cezası verilmesine Kurul Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve
OYÇOKLUĞU ile

Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.






KARŞI OY GEREKÇESİ
(08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı Kurul Kararı)



1- İlgili Kurul Kararı’ nın 1-b maddesinde mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri

pazarında altı bankanın Kanun’ un 4. maddesini ihlal ettiği hükme bağlanmıştır. Bu
kategoride tanımlanan bankalar arasında ilgili piyasalardaki ağırlığı ve belirleyici gücü
açısından Türkiye İş Bankası A.Ş. nin yer almaması gerektiği ve ayrıca ilgili piyasanın
ve teşebbüslerin özellikleri göz önüne alındığında bu gruptaki diğer bankaların
rekabeti ihlal etmedikleri düşüncesindeyim.


2- Alınan kararın 2. maddesinde ise çeşitli kriterlere göre gruplandırılan 12 bankaya

% 1,5, % 1, % 0,6 ve % 0,3 oranında idari para cezası verilmiştir. 1-a maddesindeki
kamu bankalarına, elde edilen bilgi ve bulgular ile ihlalin mahiyeti dikkate alınarak
diğer ihlaller kategorisinde en fazla % 0,5 ve diğerlerine de en fazla % 1 idari para
cezası uygulanması; % 0,6 ve % 0,3 oranında ceza verilen bankalara ise ilgili piyasa
özellikleri ve teşebbüslerin piyasadaki konumları nedeniyle hiç ceza verilmemesinin
uygun olacağı kanaatini taşıyorum.


Bu gerekçelerle, alınan çoğunluk kararına katılamıyorum.




Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan









13-13/198-100

154/169








Rekabet Kurulu’nun 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 Sayılı Kararına;

FARKLI OY GEREKÇESİ



Rekabet Kurulu’nun mezkur kararında, Türkiye’de faaliyet gösteren oniki bankanın mevduat,
kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak
suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 4. maddesini ihlal
edip etmedikleri incelenmiştir.

Yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen raporlara, görüşlere, toplanan delillere, yazılı
savunmalara, sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya
kapsamına göre Karar’da geçen teşebbüslerce gerçekleştirilen eylemlerin Kanun’un 4.
Maddesini ihlal ettikleri (Karar’ın 1. maddesi) tespit edilmiştir.

Bu tespit neticesinde de söz konusu teşebbüslerin aynı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü
fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” (Ceza
Yönetmeliği) hükümleri çerçevesinde idari para cezası ile cezalandırılmaları sonucuna
ulaşılmıştır.

Kararda yer alan ihlal tespitine, teşebbüslere verilen idari para cezası oranlarına ve
miktarlarına katılmakla birlikte, Karar’ın 2 (a) ve 2 (b) maddelerinde yer alan teşebbüsler
bakımından ceza oran ve miktarlarının hesaplanmasına ilişkin, Kanun’un 16. maddesi ve
Ceza Yönetmeliği çerçevesinde farklı bir yöntem uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bu çerçevede, Ceza Yönetmeliği’nin 5(b) maddesinden hareketle, mezkur Karar’ın 2(a)
maddesindeki:

“a) %1,5 oranında olmak üzere;

- Akbank T.A.Ş.’ye 172.165.155,00 TL

- Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. ile Garanti Konut

Finansmanı Danışmanlık A.Ş.’den oluşan ekonomik bütünlüğe 213.384.545,76 TL

- Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.’ye 149.961.870,00 TL”

ve Karar’ın 2(b) maddesindeki:

“b) %1 oranında olmak üzere;

- Türkiye İş Bankası A.Ş.’ye 146.656.400,00 TL

- Finans Bank A.Ş.’ye 54.021.410,00 TL

- Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ye 89.691.370,00 TL

- Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.’ya 82.172.910,00 TL

- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş.’ye 148.231.490,00 TL”

idari para cezası verilmesine ilişkin oran ve miktarlara katılmaktayız.



13-13/198-100

155/169


Bununla birlikte, Karar’ın 2(a) ve 2(b) maddesinde yer alan teşebbüslerin, dosya
münderecatında yer alan eylem ve davranışlarının Ceza Yönetmeliğinin “Tanımlar” başlıklı 3.
maddesinde yer alan,

“Kartel: Fiyat tespiti, müşterilerin, sağlayıcıların, bölgelerin ya da ticaret kanallarının
paylaşılması, arz miktarının kısıtlanması veya kotalar konması, ihalelerde danışıklı
hareket konularında, rakipler arasında gerçekleşen, rekabeti sınırlayıcı anlaşma
ve/veya uyumlu eylemleri”

şeklindeki “kartel” tanımına uygunluk gösterdiği kanaatini taşımaktayız.

Ayrıca, söz konusu teşebbüslerin gerçekleştirmiş oldukları eylemlerin, aynı irade uyuşması
altında ve bir yıldan uzun bir süreye yayılmakla birlikte, arada kesintiler olacak şekilde devam
ettikleri, kesintilerle devam eden bu eylemlerin toplamının bir yılı aşıp aşmadığı hususunda
tereddütlerimizin bulunması nedeniyle, idari para cezasında süre nedeniyle ayrıca bir artırıma
gitmeye gerek bulunmadığı kanaatine de ulaşılmıştır.

Belirtilen bu nedenlerle söz konusu teşebbüslere verilecek idari para cezasında Ceza
Yönetmeliği’nin 5(a) maddesinden hareketle %2 oranında temel para cezası verilmesi
gerektiği düşünülmektedir. Ancak, Kararda yer verilen gerekçelerle 2(a)’da yer alan
teşebbüslere verilecek idari para cezasının ¼ oranında indirilerek Karar’da yer aldığı şekilde
%1,5 oranında, 2(b)’de yer alan teşebbüslere verilecek idari para cezasının da ½ oranında
indirilerek yine Karar’da yer aldığı şekilde %1 oranında olacak şekilde belirlenmesi gerektiği
kanaatine ulaşılmıştır.

Sonuç olarak, tekrar belirtmek gerekirse; Rekabet Kurulu’nun 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-
100 sayılı Kararı’nın 2(a) ve 2(b) maddesinde yer verilen ceza oran ve miktarlarına katılmakla
birlikte, yukarıda açıkladığımız gerekçelerle, bu oran ve ceza miktarların belirlenmesinde,
Kurul’un gerekçesinden farklı olarak çerçevesi Ceza Yönetmeliği’nin 5(a) maddesi ile
belirlenen yöntemin izlenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.





İsmail Hakkı KARAKELLE Dr. Murat ÇETİNKAYA

Kurul Üyesi Kurul Üyesi




















13-13/198-100

156/169



Rekabet Kurulu’nun 08.03.2013 Tarih ve 13-13/198-100 Sayılı Kararına


FARKLI GEREKÇE

Kurulumuz mezkur Kararının hükme ilişkin 2.fıkrasında; 4054 Sayılı Kanun’un 16.
maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile
Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in
5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve 7.
maddesinin birinci fıkrası hükümleri uyarınca 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul
tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren,

a)%1,5 oranında olmak üzere; Akbank T.A.Ş.’ye 172.165.155,00 TL, Türkiye Garanti
Bankası A.Ş. ve Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş. ile Garanti Konut Finansmanı
Danışmanlık A.Ş.’den oluşan ekonomik bütünlüğe 213.384.545,76 TL Yapı ve Kredi
Bankası A.Ş.’ye 149.961.870,00 TL,

b) %1 oranında olmak üzere; Türkiye İş Bankası A.Ş.’ye 146.656.400,00 TL, Finans
Bank A.Ş.’ye 54.021.410,00 TL, Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ye 89.691.370.00
TL, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.’ya 82.172.910,00 TL,Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası A.Ş.’ye 148.231.490,00 TL ,

c) % 0,6 oranında olmak üzere; Denizbank A.Ş.’ye 23.055.396,00 TL, HSBC Bank
A.Ş.’ye 14.875.404,00 TL, ING Bank A.Ş.’ye 12.072.792,00 TL,

d) % 0,3 oranında olmak üzere;Türk Ekonomi Bankası A.Ş.’ye 10.668.726,00 TL,

idari para cezası verilmesine karar vermiş bulunmaktadır. Anılan bu idari para cezaları
belirlenirken 4054 sayılı yasanın 16.maddesi ile birlikte, yukarıda belirtilen Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin yönetmeliğin 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanuna aykırı olduğu inancıyla, Yönetmeliğin ilgili hükümlerinin uygulanarak temel
para cezaları baz alınarak verilen ceza miktarına sonuç olarak katılmakla birlikte gerekçe
yönünden, aşağıda belirteceğim nedenlerle kararın ceza oran ve miktarlarını belirleyen
2.fıkrasına katılmıyorum.

Farklı gerekçemiz, “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile
Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in
5.maddesi ile getirilen kabahat tipleri ve bu kabahat tiplerine verilecek idari para cezalarına alt
ve üst sınır konulması suretiyle kanuna aykırı yönetmelik hükümlerinin uygulanması
noktasından doğmaktadır.

Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin yönetmelik 4054 Sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanuna aykırıdır.

Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in; “Temel Para Cezası’’
başlığı altındaki 5.maddesinde;
(1)Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış
davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai
karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa
nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan
yıllık gayri safi gelirlerinin;
a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü,
b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü,



13-13/198-100

157/169


arasında bir oran esas alınır.
(2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin
piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı
gibi hususlar dikkate alınır.
(3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı;
a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında,
b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında,
arttırılır.’’ denilmiş, yine 6.maddesinde Ağırlaştırıcı Unsurlar ve 7.maddesinde de Hafifletici
Unsurlar ayrı ayrı sayılmıştır.

Aşağıda geniş olarak açıklanacağı üzere Yasa Koyucu 16.maddeye göre verilecek
cezalarda; alt sınır koymayıp, sadece üst sınırı belirleyerek cezaların yüzde ona kadar
verileceğini hükme bağlamasına ve Rekabet Kurulu’na aşağıda geniş olarak
açıklayacağımız gibi, yetki aşımı nedeniyle yönetmelikle düzenlenmesi mümkün olmayan bir
konuda, yönetmelikle düzenleme yapılarak belli suçlar için, belirli cezalar getirilmiş, yine
yönetmelikte, Kanunda olmayan bir kural konularak alt sınır ve yasada öngörülmeyen bir üst
sınır belirlenmiş ve karteller için yüzde iki ile dört arası, diğer ihlaller içinse binde beş ile
yüzde üçü oranında şeklinde ceza verilmesi öngörülmüştür.

Anayasamızın 13.maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum
düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmü
bulunmakta, Anayasamızın madde 38.maddesinde ise; “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği
zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. ‘’
……hükmü yer almıştır. Bu hükümler kişilere maddi yaptırımlarında kapsamına girdiği,
kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının ancak yasa ile söz konusu olabileceğini,
yine yasa hükmü ile belirlenen bir cezadan daha ağır bir cezanın verilemeyeceğini
belirlemiştir. Aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız gibi, yukarıda hükmü açıklanan anılan
yönetmelik hükmü ile bu hükme aykırı maddi ceza hükümleri getirilerek, anayasal kurallar
göz ardı edilmiştir.

Hiyerarşik normlar sistemine dayalı olan hukuk düzenimizde, alt düzeydeki
normların dayanaklarını ve yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur.
Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta, daha sonra
gelen kanunlar dayanağını ve yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler dayanağını ve yürürlüğünü
kanundan, yönetmelikler ise dayanağını ve yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadır. Bir
normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını teşkil eden bir norma aykırı ve
bunu değiştirici veya ihmal edici nitelikte bir hükmü hukuk alemine getirmesi olanaklı
bulunmamaktadır.

Hukuk devletinde yönetimin işlem ve eylemlerine uygulanacak hukuki kurallarının
şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu normların normlar hiyerarşisine
uygunluğu da, bu kuralların sağlığı için büyük bir önem taşımaktadır. Normlar hiyerarşisine
aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da etkilemekte ve denetime esas kararlarda
çoğu zaman normlar hiyerarşisinden sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul
edilmektedir. Bu konuda onlarca Danıştay kararı bulunmaktadır.(78)


78 Danıştay İ.D.D.K 16.06.2005 gün ve E.2003/275 K.2005/2170 Sayılı Kararı
Danıştay 8.Daireesi 07.03.2007 gün ve E.2005/6261, K.2007/1246 Sayılı Kararı
Danıştay 10.Dairesi 16.03.2009 gün ve E.2006/5588, K.2009/1879 Sayılı Kararı




13-13/198-100

158/169


Bu nedenlerle, hukuk sistemimizde öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının sağlıklı
işleyebilmesi için; gerek düzenleme yapıcıların, uygulayıcıların ve gerekse, yargısal denetimi
yapan mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket etmeleri gerekli ve hatta
zorunludur. Çünkü bu gereklilik ve zorunluluk Anayasa’mızın 2.maddesinde öngörülen
devletin temel niteliklerinden en önemlisi olan “hukuk devleti ilkesinin’’ olmazsa
olmazlarındandır.

Yasama yetkisi asli bir yetkidir. Yasama yetkisinin kullanımı şeklinde ortaya çıkan
yasa yapımı yasa koyucunun istediği alanda düzenleme yapmasına cevaz vermektedir. Bir
konu Anayasa da düzenlenmese bile yasa koyucu bu konuda yasa çıkarabilir. Bu nedenle
Anayasa’ya dayanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, yasa yapılırken uyacağı mutlak
kural, yapılan yasanın Anayasa’ya aykırı olmamasıdır. Buna karşılık idare, daha önce
yasama organı tarafından yasa ile düzenlenmemiş bir alanda doğrudan doğruya bir
düzenleme yapamaz. Bu nedenle idarenin bu düzenleme yetkisi yasadan kaynaklanan,
yasayı izleyen (secundum legem) bir yetkidir. Başka bir deyişle idarenin tüm düzenleyici
işlemleri yasaya dayanmak, yasayla düzenlenmiş bir alan içerinde olmak zorunda olan, onun
altında ve ona bağımlı bir yetkidir. Bu yetki idareye bir anlamda tam insiyatif vermeyen ve
yasayla düzenlenmiş alanla sınırlı bir yetkidir.

Öte yandan, idarenin düzenleyici işlemler yönünden uyacağı bir diğer kural yasalara
aykırı düzenleme yapamayacağıdır. İdarenin düzenleyici işlemlerinin dayandığı yasaya uygun
olması ve bu yasanın çizdiği sınırların dışına çıkmaması zorunludur. İdarenin düzenleyici
işlemlerinin yasaya aykırı (contra legem) olması olanaklı değildir. İdarenin düzenleyici
işlemlerinin yasaya uygun olması, ve yasanın çizdiği sınırlar içerisinde kalması (intra legem)
düzenleyici işlemelerin asli şartlarının en önemlilerinden birisidir.(79)


Anayasa’mızın “Yönetmelikler” başlığı altındaki 124. maddesinde; Başbakanlık,

bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve
tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla,
yönetmelikler çıkarabileceği ve hangi yönetmeliklerin Resmî Gazetede yayımlanacağının
kanunda belirtileceği Anayasa Koyucu tarafından vaz edilmiştir.
Yönetmelikler, Kamu Kuruluşlarının kendi görev alanlarına giren konularda yasa
ve tüzük uygulanmasına yönelik yönetsel anlamdaki hukuk kurallarıdır. Yukarıda hükmü
alınan Anayasanın 124.maddesine göre Başbakanlık, Bakanlıklar ve Kamu Kuruluşları görev
alanları ile ilgili yasa ve tüzüklerin uygulanmasını belirleyen yönetmelik çıkarabilir.
Anayasa’mızın 11.maddesinin 2.fıkrasına göre Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamayacağı gibi,
bu kuraldan hareketle hukukun genel ilkelerine göre; yönetmelikler normlar hiyerarşisi
kurallarının bir tekrarı niteliğinde olan anılan 124.madde hükmüne göre de yasa ve tüzüklere
aykırı olamayacağı gibi üst hukuk kurallarına da aykırı olamaz. Yönetmelikler yasanın
açıkça yetki vermediği bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı gibi, Yasa ile
öngörülen kuralı sınırlayamaz , genişletemez ve yeni bir hüküm koyamaz.

4054 Sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16.maddesinin 3.fıkrasında;
“Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza
verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki
mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en
yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin
yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir.” hükmü getirilmiş, 5.fıkrasında da; ‘’Kurul, üçüncü
fıkraya göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi,

79 Kemal Gözler , ‘’Yönetmelikler’’ www.anayasa.gen.tr/yönetmelik.htm erişim tarihi
13.07.2013




13-13/198-100

159/169


teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki
belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup
olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları
dikkate alır.’’ denilmiş, son fıkrasında da; “Bu maddeye göre verilecek idarî para
cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar, işbirliği halinde para cezasından bağışıklık
veya indirim şartları, işbirliğine ilişkin usul ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmeliklerle
belirlenir.’’ hükmü ihdas edilmiştir.

Yukarıda hükmü açıklanan 16.maddenin 5.fıkrasının yollamada bulunduğu,
Kabahatler Kanununun 17.maddesinin 2.fıkrasında ise; “ İdarî para cezası, kanunda alt ve
üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının
miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik
durumu birlikte göz önünde bulundurulur. hükmü bulunmaktadır.

Bu hükümleri yorumlamaya çalışırsak; Yasa Koyucu, maddenin 3.fıkrası ile verilecek
cezalarda alt sınır (asgari had) koymayıp, sadece üst sınırı (azami haddi) belirleyerek,
cezaların nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması
mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından
saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar verilebileceğini hükme
bağlamış, son fıkrasında ise sadece “cezanın tespitinde dikkate alınan hususlar”
kavramını getirerek, Rekabet Kurulu’na sadece cezanın tespitinde dikkate alınacak
hususların belirlenmesine ilişkin yönetmelik çıkarma konusunda sınırlı yetki vermiştir.
Cezanın tespitinde dikkate alınacak hususlar derken yasa koyucu neyi kastetmektedir?
Burada kastedilen hangi fiillere, ne miktarda ceza vereceğini tespit et demek anlamında değil,
16.madde ile verilen ceza sınırları içerisinde ( % 10 ‘a kadar) ceza takdir ederken hangi
unsurlara göre veya hangi şartların varlığı halinde cezayı ağırlaştıracaksın veya
hafifleteceksin, bir başka deyişle yasada öngörülen sınırlar içerinde ceza tayin ederken,
takdir yetkini kullanma adına hangi unsurları dikkate alarak ceza tesis edeceksin
anlamındadır. Yasa koyucu Rekabet Kurulu’na, Yönetmelik yaparken hangi fiillere ne oranda
ceza verileceğini tespit etme yolunda bir yetki verseydi o zaman yasaya; “Bu maddeye göre
verilecek idarî para cezalarının tespiti ve maddeye göre verilecek idarî para cezalarının
tespitinde dikkate alınan hususlar” kavramını ayrı ayrı yazarak birlikte getirirdi.

Yasa koyucu bu görüşümüzü teyit eder mahiyette olmak üzere, anılan 16.maddenin
5.fıkrasında, verilecek cezanın üst sınıra kadar olmak koşuluyla tespit edilirken, bir başka
deyişle Rekabet Kurulu takdir yetkisini kullanırken ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya
teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi,
verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen
veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağını işaret
ederek Yönetmelik koyucuya, “idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan
hususlar”ın nelerden ibaret olabileceğini söylemiş ve adeta bir anlamda Rekabet Kuruluna
yol göstermiştir. Hatta bir adım daha giderek “GİBİ HUSUSLAR” kavramını getirerek bu
hususların tahdidi değil tadadı olduğunu, bu unsurların çoğaltılabileceğini belirtmiştir. Yasa
koyucu bir anlamda, son fıkrada belirtilen idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan
hususlar kavramının ne olduğunu 5.fıkra ile önceden açıklamış ve bu kavramı son fıkrada
yine tekrar ederek, bu ilkelere göre yönetmelik çıkarılabileceğini söylemiştir.

Amaçsal yorum (gai yorum) ilkelerinden hareketle yasa koyucunun gerçek amacını
anlamaya çalışırsak, bizce yasa koyucu, yollamada bulunduğu, yukarıda hükmü açıklanan
Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün ceza verilirken öncelikle
dikkate alınacağını belirterek, bu hükümde yer alan kanunlarca alt ve üst sınırı belirlenen
idari para cezalarında kullanılacak takdir yetkisinin etkenlerini hatırlatarak ve adeta
yönetmelik koyucuya da, bu şekilde yasalarda cezaların alt ve üst sınırı belirlenebilir, sen



13-13/198-100

160/169


yönetmelikle alt ve üst sınır koyamazsın, sadece bu sınırlar içerisinde karar verirken bazı
unsurları dikkate alınabileceği hususlarını düzenleyebilirsin anlamında yol göstermiştir.


Olayımızda 4054 sayılı yasanın 16.maddesi ile konulan kural, anılan
yönetmelikle bir anlamda değiştirilmekte ve Kurulun hareket alanı daraltılmaktadır. Yasa ile
getirilmeyen ve Yönetmelik Koyucuya ceza miktarlarını ve ceza sınırlarını saptama
konusunda verilmiş bir yetki olmamasına rağmen, belirli suçlara verilecek cezaların
saptanması, para cezasına yeni bir alt sınır ve yeni bir üst sınır konulması 4054 sayılı
yasanın 16.maddesine aykırıdır. Öte yandan 5/1-a bendinde; karteller için yüzde ikisi ile
yüzde dördü, (b) bendinde; karteller dışında kalan diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü
oranında bir ceza öngörülmesi, Yasanın 16/son maddesinde Kurulca çıkarılması için verilen
yönetmelik yetkisini aşmaktadır. Onu contra legem hale getirmektedir. Zira yönetmelik ile
temel ceza tespiti mümkün değildir. Bu nedenle yasaya aykırı bulunan Yönetmelik
hükümlerine göre ceza belirlenmesinin olanaklı olmadığı, hukuken sakat olduğu açıktır. Öte
yandan bu karşı oy sahibinin 4054 sayılı yasa ile kendisine verilmiş bulunan yüzde on
sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurları dikkate alarak ceza
miktarını tespit etme yolundaki takdir yetkisi, daha önce görev yapan ve aynı seviyede olan
üyelerin çıkardığı bir düzenleme ile ipotek altına alınmakta, adeta onların düşünce ve
kararlarını devam ettirme zorunluluğu gibi ve yasaya dayalı olarak özgürce karar vermesini
engelleyecek şekilde asla kabulü mümkün olmayan hukukla bağdaşmayacak bir durum
ortaya çıkarmaktadır.

Bu görüşe karşı bir sav getirilebilir. “Yönetmelik Danıştay’ca iptal edilmediğine göre
hukuken geçerlidir ve zaten verilen cezada yönetmeliğin 6. ve 7. maddeleri uygulanarak
sonuç olarak cezanın, yasanın öngördüğü alt ve üst sınırlara ulaşmaktadır.’’ Hukukun genel
ilkeleri, hafifletici ve ağırlaştırıcı unsurların bulunmadığı olayda Rekabet Kurulu’nun anılan
yönetmeliğe göre alt ve üst sınır belirleme yönünden bağlı olması karşısında bu savın bir
geçerliliği olamaz.

Öte yandan 2577 sayılı İ.Y.U.K nun 7.maddesinin 4.fıkrasında “Düzenleyici işlemin
iptal edilmemiş olması, bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olamayacağı hükmü
karşısında, açık olarak hukuka aykırı olduğuna inandığımız yönetmelik hükmünün
tarafımızdan da uygulanmasının zorunlu olmadığına inanıyoruz. Bu hükme göre,
Kurul’umuzca tesis edilen kararın İdare Mahkemesi ve Danıştay’ca yapılacak olası bir
yargısal denetiminde de dikkate alınacağı kanısındayız.


26.9.2004 gün ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun “Suçta ve cezada kanunîlik
ilkesi” başlığı altındaki 2.maddesinde; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye
ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik
tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve

ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” hükmü getirilmiştir.

Yine 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun “Kanunilik İlkesi”

başlıklı 4.maddesinde; “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği
gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin
genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla
belirlenebilir.’’ hükmü bulunmaktadır.




13-13/198-100

161/169


Kabahatler kanunun anılan maddesinin, gerekçesinde; ……….. suçta kanunilik
ilkesine nazaran, kabahatler açısından daha esnek bir sistem kabul edilmiştir. Buna karşılık,
ikinci fıkrada , idari yaptırımlar açısından , cezada kanunilik ilkesine paralel bir hükme yer
verilmiştir……..denilmiş (80) , idari ceza hukuku ile ceza hukuku arasındaki kanunilik
ilkesindeki ayrım gösterilmiştir. Ancak her iki hukuktaki kanunilik ilkesinin değişmez kuralı
ceza hukukunda suç ile cezanın, idari ceza hukukunda yaptırımın türü, süresi ve miktarının
kanunla belirleneceği kuralıdır. Ayrıca, Anayasamıza göre yasama görevi, devredilmesi
mümkün olmayan bir yetkidir. Bireyin maddî ve manevî varlığı üzerinde derin etkiler doğuran
suç ve cezaların, ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla
düzenlenebilmesi, kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal garantilerden birini
oluşturur.

Rekabet Kurulu, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim
Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in;
5.maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 2.maddesinin 2.fıkrasına ve Kabahatler Kanunu’nun
4.maddesinin 2.fıkrasına aykırı olarak 4054 sayılı yasa ile yüzde ona kadar idari para cezası
verilebilmesi hükmünü daraltarak, belli kabahatlere, yeni ceza oranları belirleyerek adeta
kendisini Yasa Koyucu yerine koymuştur.

Yönetmelikle, Yasada Bulunmayan Kartel adlı Bir Kabahat Tipi Yaratılmıştır.


Yine 4054 sayılı Yasada kartel suçu şeklinde bir tanım yapılmamasına ve
böyle bir kabahat tipi bulunmamasına rağmen Yönetmelikle kartel kabahati getirilmiş ve bu
kabahat türü için ayrı ve daha yüksek bir ceza oranı öngörülmüştür. Oysa, 4054 sayılı
yasanın 4.maddesinde öngörülen rekabete aykırı kabahatler rekabeti sınırlayıcı, anlaşma,
uyumlu eylem ve kararlar başlığı altındaki fiillerdir. Bu fiiller arasındaki ayrım Yönetmelikle
suç tipi yaratılarak değil, cezayı ağırlaştıran veya hafifleten nedenlerle yapılabilecek ve
saptanacak ceza oranları ile yapılabilecek bir husustur. Bu kabahat tipi yaratma ve bu
kabahat tipine ceza oranı belirlenmesi yukarıda belirttiğim gerekçelerle hukuka açıkça
aykırıdır. Anayasa’mızın 167.maddesinde belirtilen, “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve
hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır;
piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.’’ hükmü
yasada hüküm bulunmaması nedeniyle, bu kabahat tipinin yaratılmasına gerekçe teşkil
edemez.

Yönetmeliğin Geçici Madde İle Daha Önce İşlenmiş Kabahatlere Uygulanması Hukukun
Genel Kurallarına Aykırıdır.

Dosyamızda, rekabet ihlaline konu olayın belli bir bölümü 2009 yılı öncesine aittir.
Elde edilen delil niteliğindeki bir kısım belge 2007 ve 2008 yıllarına ait olup, kurulumuz
kararının muhtelif sayfalarında belirtildiği gibi kabahatin bir bölümünün 2007 ve 2008 yıllarını
kapsadığını belirtilmektedir. 4054 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen maddelerine
dayanılarak “4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü ve 6 ncı
maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu
birliklerin üyeleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, aynı kanunun 16 ncı maddesi
gereğince verilecek para cezasının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” amacıyla
hazırlanan “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” 15.2.2009 tarih ve
27142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmeliğin geçici 1.
maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe girmesinden önce başlatılan ancak
soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da uygulanacağı hükmü yer
almaktadır. Yönetmeliğin, yürürlük tarihten sonra meydana gelen kabahatler açısından


80 Kabahatler Kanunu Hükümet Tasarısı ve Adalet Komisyonu madde gerekçesi



13-13/198-100

162/169


uygulanması ve lehe olan hüküm kuralı gereği, açık hukuk normu esasları da dikkate alınmak
koşuluyla geçmişe geçerli olabileceği açıktır.

Ceza Hukukunun temel konularından biriside, ceza kanunlarının zaman bakımından
uygulanmasıdır. Zaman bakımından uygulama konusunda baz alınan husus suçun işlendiği
tarihtir. Nitekim, 30.03.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5/1 maddesinin
yaptığı yollama ile uygulanacak olan Türk Ceza Kanununun “ZAMAN BAKIMINDAN
UYGULAMA’’ başlıklı 7.maddesinin 2.fıkrasında “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun
uygulanır ve infaz olunur.’’ hükmü getirilmiştir. Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce
meydana gelen olaylar hakkında, açık hukuk normu kuralları dikkate alınmak şartıyla, lehe
olan ceza kuralı dışında, geçmişe uygulanması mümkün bulunmadığı gibi, bir ceza
uygulamasında, soruşturma tarihini, kararın verildiği tarihi veya bir başka tarihi ceza
uygulamasında esas almak mümkün değildir. Ceza miktar ve oranlarını belirleyen bu
yönetmeliğin geçici birinci maddesi ile daha önce işlenen ve soruşturma aşamasında bulunan
suçlara teşmil edilmesi de yasaya ve hukukun genel ilkelerine aykırıdır. Böyle bir
uygulamanın benimsenmesi, halinde ayni tarihte suç işleyenler yönünden soruşturma
tarihinin farklı olması halinde farklı cezalar uygulanabilecektir. Bu durum da eşitsizliğe yol
açacaktır.

Öte yandan, yukarıda belirtilenlerin dışında anılan Yönetmeliğin hukukun genel
ilkelerine ve Kanuna aykırılıkları bulunmaktadır. Türk hukukunda, 5237 sayılı yeni Türk Ceza
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte para cezası kalmamıştır.Adli ve İdari Para cezası
kavramları hukukumuza girmiştir.Rekabet Kurulunun verdiği para cezası aslında “İdari Para
Cezası’’dır. Bu nedenle yönetmelikte geçen para cezası kavramı Türk Ceza Kanununa ve
Kabahatler Kanununa aykırıdır.

Yönetmeliğin Yasaya Aykırı Hükümlerinin Açılacak Olası Bir Davada İptal Edilebileceği
Kanısını Taşıyoruz.


İdare hukuku kurallarına göre Yönetmelik gibi düzenleyici işlemlere karşı iptal
davaları iki halde açılabilmektedir. Yönetmeliklerin yayımlanması üzerine ilgililer tarafından
yasal süre içerisinde iptali için dava açılabileceği gibi, bu düzenlemenin bir idari işleme
dayanak olarak alınıp uygulanması ile menfaatleri haleldar olan kişiler tarafından da işlemle
birlikte, yönetmeliğin ilgili hükümlerinin de iptali yolunda işlemin tabi olduğu dava açma
süresi dava açılabileceği bilinmektedir. Bu nedenlerle ve yukarıda açıklamaya çalıştığım
gerekçelerle, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in; 4054 sayılı
yasaya aykırı bulunan ilgili hükümlerinin iptal davasına konu olması halinde iptal
edilebileceği kanısını taşımaktayım.

4054 Sayılı Kanunun 16.Maddesinin İrdelenmesi, Anayasa’ya Aykırılık Sorunu ve
Maddenin Yeniden Düzenlenmesi.

Yukarıda geniş olarak hükmünü açıkladığımız 4054 Sayılı “Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun’un 16.maddesinin 3.fıkrasında; “Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde
yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya
bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve
Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para
cezası verilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu hükümle Yasa Koyucu anılan 4054 sayılı Kanunun
4, 6 ve 7.madde de belirtilen rekabet ihlali olarak nitelendirilen kabahatler hakkında verilecek



13-13/198-100

163/169


idari para cezalarında Rekabet Kuruluna geniş bir takdir yetkisi alanı bırakmış ve % 0-10
oranı arasında ceza taktir edebilmesi konusunda yetki vermiştir.

Yukarıda da, açıkladığımız gibi, cezanın takdirinde dikkate alınacak hususlar
konusunda, anılan yasanın 16/5 fıkrası ile, Kabahatler Kanununun 17/2 fıkrasına yaptığı
yollamayla birlikte (işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu)
ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin
gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye
yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi
kavramları getirmiş, yine yukarıda açıkladığımız, 16/son fıkrası ile “gibi” kavramı ile tadadı
olarak bu unsurların çoğaltılması adına “cezanın tespitinde dikkate alınan hususlar”
konusunda yönetmelik çıkarma yetkisi vermiştir. Yönetmeliğin çeşitli hükümleri ile, cezanın
ağırlaştırıcı unsurları olarak; İhlalin süresi, Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele
devam edilmesi, İncelemeye yardımcı olunmaması hali, Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması
gibi davranışlar, Cezanın hafifletilmesi unsurları olarak ise, yasal yükümlülüklerin yerine
getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya
diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat
ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler
içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller olarak belirlenmiştir.

Sonuç olarak; Rekabet Kurulu Rekabet ihlalleri için vereceği nispi idari para cezasını
tespit ederken % 0-10 oranı arasında kalmak koşulu ile, yukarıda yasa hükmü ile belirtilen ve
yine Yönetmelik hükmü ile yasa koyucunun işareti ile çoğaltılan unsurları dikkate alarak takdir
yetkisini kullanacaktır.

Hukuk devleti ilkesi, “vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin fiil ve
işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade eder. Hukukî güvenlik ilkesi,
herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını buna
göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Bu güvenliğin sağlanabilmesi her şeyden
önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uyması bağlıdır. Hukuk
devletinin ön şartlarından biri olan hukuk güvenliği ilkesi ile bireylerin hukuki güvenliğinin
sağlanması amaçlanmaktadır.

Hukuk güvenliğinin unsurları, hukuki belirlilik ilkesi, öngörülebilirlik ilkesi, eşitlik ilkesi ve
cezaların yasallığı ile hukuksal güvenlik ilkeleridir. Bunun dışında konumuzla doğrudan ilgisi
olmayan kazanılmış hak ilkesi ile geriye yürümezlik ilkeleri de Hukuk güvenliğini sağlayan
diğer en önemli ilkelerdir.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik” tir.
Yasal düzenlemelerin nesnel olması, hukuk devletinde yasadan doğan sorumluluğunun
eylem ve olgu, hukuksal sonuç, hak süjesi yönlerinden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya
yer vermeyecek şekilde açık, belli, anlaşılabilir olması en temel ilkedir. Bu nedenlerledir ki
hukuksal güvenliğinin var olduğunun algılandığı otoritenin keyfilikten uzak olduğunun
düşünüldüğü ortamda bireyde davranışlarını hukuka uyarlayabilecek ve kendine düşen ödevi
yerine sorunsuz getirebilecek kamu düzeni ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmesine katkı ile
gereksiz uyuşmazlıkların oluşmasının önüne geçilmiş olabilecektir. Belirlilik ilkesi, hukuksal
güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve
olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi
müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir

Hukuki belirlilik ilkesi gereği olarak Yasa Koyucu tarafından getirilen kuralın, kuralın
muhatabı kişilerin olağan şartlar altında belirli işlem ve eylemlerin hangi sonuçlar



13-13/198-100

164/169


doğurabileceğini öngörmelerini sağlayacak nitelikte düzenlenmesini gerektirir. Bu ilke ile
kuralın, muhatap kişi bu kuraldaki takdir yetkisinin kapsamını, kendisi tarafından
öngörülemez keyfi tutum ve davranışlardan koruyacak düzeyde açıklıkla anlayacak şekilde
düzenlenmelidir. Bir başka deyişle kuralın hukuki öngörülebilirliği olmalıdır.

Yasa ile getirilen kural, Anayasamızın 10.maddesinde belirlenen eşitlik ilkesine
uygun olmalıdır. Şöyle ki; alt ve üst sınır arasında idareye bırakılan takdir alanı geniş, sınırsız
ve ölçüsüz olmamalı, cezanın belirlenmesinin alt ve üst sınır arasında çok büyük oranda bir
makas gibi makul ve ölçülü olmayan şekilde genişliği, uygulamada, yorum ve değerlendirme
farklılıklarına dayalı olarak eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecek nitelikte
düzenlenmemelidir.

Yasa koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında hangi
eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma
bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, cezaların yasallığı ve hukuksal
güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi uygulamalara neden olmamak için,
kabahatler hukukuna uygun geçerli sebepler ve objektif ölçütleri yasada göstermesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi, 17.04.2008 gün ve E.2005/5, K.2008/93 sayılı kararıyla,
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesini iptal etmiştir.

İptale konu 42.madde de “Ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar
mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında
özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana 500 000 TL. den 25 000 000
liraya kadar para cezası verilir. Ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5’i uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen fiiller dışında bu Kanunun 28, 33, 34, 39 ve 40 ıncı maddeleri ile
36 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen mal sahibine,
fenni mesule ve müteahhide 500 000 TL.den 10 000 000 liraya kadar para cezası verilir.

Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı artırılarak
verilir………………………………………………hükmü bulunmaktaydı.

Anayasa Mahkemesi, yasa ile getirilen kuralın hukuk devleti ilkelerinden olan hukuki
belirlilik, öngörülebilirlik ilkesi ve cezaların yasallığı ile hukuksal güvenlik ilkelerine aykırı
olduğundan bahisle anılan kuralı iptal etmiştir. Anayasa mahkemesi mezkur kararında;

“3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinde düzenlenen idari para cezaları, imar ve
kamu düzenine aykırı davranışların önlenmesi amacıyla, araya yargısal bir karar girmeden,
idarenin doğrudan işlemiyle idare hukukuna özgü usullerle kesilen ve uygulanan
yaptırımlardır. Maddenin birinci fıkrasındaki idari yaptırım, idarenin ruhsat alınmadan, ruhsat
veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapının yapıldığı yönündeki tespiti ve bu
konudaki değerlendirmesine bağlı olarak idarece uygulanmaktadır. Başka bir deyişle hem
cezayı gerektiren eylemin işlendiğini saptamak hem de Yasa’da gösterilen alt ve üst sınırlar
arasında cezanın tutarını belirlemek tamamıyla idari makamların, belediyeler veya en büyük
mülki amirlerin kararlarıyla oluşmaktadır. İtiraz halinde yargının vereceği karar, onun bu
niteliğini değiştirmemektedir. Sonuçları belli ölçüde genel para cezalarına benzese de
tümüyle idari işleme dayanan bir yaptırımdır. Yargı organlarının müdahalesi olmadan idarece
kararlaştırılmakta ve uygulanmaktadır.

İdari makamların Yasa’nın belirlediği sınırlar arasında cezanın takdirinde esas alacakları
objektif ölçütler Yasa’da gösterilmemiştir. Yasa’yla imar para cezasının alt ve üst sınırları



13-13/198-100

165/169


gösterilmiş, bu alan içinde cezayı uygulama yetkisi idareye bırakılmıştır. İdarelerin hangi
ölçütleri esas alacakları açık, belirgin ve somut olarak Yasa’da yer almamıştır. Yasa kuralı bu
anlamda belirli ve öngörülebilir değildir.

Alt ve üst sınır arasında idareye bırakılan takdir alanı geniş, sınırsız ve ölçüsüzdür.
Cezanın belirlenmesinin alt ve üst sınır arasında elli kat gibi makul ve ölçülü olmayan şekilde
genişliği, uygulamada, yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak eşitsizliğe,
haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecek niteliktedir.

Yasakoyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında hangi
eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma
bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, cezaların yasallığı ve hukuksal
güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi uygulamalara neden olmamak için, imar
hukukuna uygun geçerli sebepler ve objektif ölçütleri yasada göstermesi gerekir.

Cezanın Yasa’da gösterilen sınırlar arasında idarece belirlenmesinde, yapının, taşkın,
heyelan, kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan, sıhhi ve jeolojik mahsurları olan veya
bunlar gibi tehlikeli durumlar göstermesi nedeniyle imar planlarına veya ilgili idarelerce
hazırlanmış, onaylanmış raporlara göre yapılması yasak olan alanlara, imar planlarında
umumi hizmet alanlarına, kamu tesis alanlarına ve yapı sahibine ait olmayan alanlara
yapılması; hangi amaçla yapıldığı, büyüklüğü ve konut, ticari, sanayi, otel, akaryakıt
istasyonu gibi niteliği; fen ve sağlık kurallarına aykırılık taşıması; içinde oturacak veya
çalışacak kişiler için tehlike oluşturması; çevresinde ya da aynı bölgede emsal yapılar için
uygulanan imar para cezaları; kente ve çevreye etkisi; bitmiş ve kullanılır durumda olması
gibi ölçütlere yer verilmemiştir.

Bu tür idari işlemlere karşı yargı yolu açık olmakla birlikte, bu güvencenin uygulama
aşamasından sonra ve ancak itiraz yoluyla ortaya çıkacağı göz önünde bulundurulduğunda,
yasa kurallarının yürürlükte olduğu sürece keyfiliği ortadan kaldırmaya yeterli olduğu
söylenemez. Hukuk kuralları, yargının yorumuna ihtiyaç göstermeyecek ve uygulayıcılar
tarafından anlaşılabilecek şekilde açık ve belirgin olmak, uygulayıcılara güvence vermek
zorundadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.

Kural iptal edilmiş olduğundan ayrıca Anayasa’nın 10. maddesi yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.

demiştir.(81)

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız, ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki
kararı ışığında 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 16.maddesinin ilgili
fıkralarını irdelediğimizde; Yasa Koyucunun bu maddede de, Hukuki belirlilik, hukuki
öngörülebilirlik, eşitlik ilkesi ve cezaların yasallığı ile hukuksal güvenlik ilkelerine tam
uyduğunu söylemek mümkün değildir. Yasa koyucu, bu hükümle cezanın alt ve üst sınırı
arasında Rekabet Kuruluna büyük bir takdir yetkisi bırakmıştır. Yukarıda açıklanan, iptale


81
http://www.anayasa.gov.tr/index.php?l=manage_karar&ref=show∾tion=karar&id=2612&co
ntent=




13-13/198-100

166/169


konu 42.madde de alt üst sınır cezanın parasal miktarı konularak 50 kay şeklinde olmasına
rağmen, 16.madde de nispi ceza oranı belirlenmiş olmakla bu fark şimdiye kadar ki
uygulamalara göre 10.000 kat şeklindedir ve hatta Rekabet Kurulu bu katı daha fazla
arttırabilme olanağına sahiptir.

Öte yandan, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Rekabet Kuruluna bu alt ve üst sınırlar
arasında idari para cezasını tespit ederken dikkate alacağı hususlar gerek 4054 sayılı yasa,
gerek Kabahatler Yasası ve gerekse Yasa Koyucunun verdiği yönetmelik yetkisi ile
belirlenmiştir. Gerçekten belirlenen unsurlar, alt ve üst sınır arasında bu kadar büyük bir
orandaki farklılık içinde hukuka ve adalete uygun bir şekilde idari para cezasını tespit etmeye
yeterlimidir. Biz bu konuda tam yeterlidir diyemiyoruz. Bu durumun, bir başka deyişle bu
maddenin Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürülmesi halinde iptal edilebileceği kuşkusunu
taşımaktayım.

Bilindiği gibi, Rekabet Hukuku 1900 lü yıllarda Sherman yasası ile ilk A.B.D de doğmuş,
1950 li yıllarda da Avrupa Devletleri bu hukuku kabul etmiştir. Ülkemizde ise 1994 yılında
çıkarılan 4054 sayılı yasaya göre Rekabet Kurumu 1997 yılında faaliyetine başlamıştır.
Dünyada epeyce yol alan Rekabet Hukuku, teorik anlamda dahil olmak ülkemizde, Rekabet
Kurumu ile pratik alanda da belirli ve üst bir seviyeye gelmiş bulunmaktadır. Artık Rekabet
Hukukunda da, rekabete aykırı fiiller arasında ayrım yapılarak kabahat tiplerinin belirlenerek
bir ayrıma gidilmesi olanaklıdır. Öte yandan Anayasamızın 13.maddesinde vücut bulan Ceza
muhakemesi hukuku işleminin yapılması ile sağlanması beklenen yarar ve verilmesi ihtimal
dâhilinde bulunan zarar arasında makul bir oranın bulunmasını, oransızlık durumunda işlemin
yapılmamasını ifade ölçülülük ilkesi dikkate alınarak ceza miktarlarının belirlenmesi
mümkündür.

Belirtilen nedenlerle, hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ve eşitlik ilkeleri bağlamında, Yasa
Koyucunun gelişen Rekabet hukuku ilkelerini dikkate alıp, kabahat tiplerinde bir ayrıma
giderek, cezada ölçülülük ilkelerini de göz ardı etmeksizin 16.maddeyi yeniden düzenlemesi
gerektiği inancındayım.

Yukarıda geniş olarak açıklanan nedenlerle, Kurulumuzca verilen; 4054 Sayılı Kanun’un
16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile
Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in
5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve 7.
maddesinin birinci fıkrası hükümleri uyarınca 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul
tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren, çeşitli bankalara çeşitli oran ve
miktarlarda ilgili hükümlerinin uygulanarak temel para cezaları baz alınarak verilen idari para
cezalarına, anılan bu idari para cezaları belirlenirken 4054 sayılı yasa ile birlikte, uygulanan
Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanuna aykırı olmasından dolayı uygulanmasının mümkün olmadığı
düşüncesiyle kararın sonuç ceza ve miktarına katılmakla birlikte, gerekçe yönünden
katılmıyorum.




Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi





13-13/198-100

167/169


Rekabet Kurulu’nun 08.03.2013 Tarih ve 13-13/198-100 Sayılı Kararına


KARŞI OY –FARKLI GEREKÇE


Rekabet Kurulu çoğunluğunun soruşturma yapılan teşebbüslerden Türkiye İş Bankası
A.Ş. ve Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş haklarındaki idari yaptırım uygulanmasına ilişkin
kararına anılan teşebbüsler hakkındaki iddia ispatlanamadığından karşı oy gerekçesiyle,
yine haklarında soruşturma yürütülen Türkiye Halk Bankası A.Ş ,Türkiye Vakıflar Bankası
T.A.O ve T.C Ziraat Bankası A.Ş ‘nin kamu mevduatı bakımından Kurul çoğunluğu gibi
ihlalin tarafı olduklarını düşündüğümden karar sonucuna katılmakla birlikte çoğunluktan farklı
olarak mevduat, kredi ve kredi kartı işlemlerinde bahsi geçen işletmelerin ihlalin tarafı
olduklarının ispatlanamadığını düşündüğümden farklı gerekçeyle aşağıdaki nedenlerle
katılmıyorum.

Kurul çoğunluğunu ihlalin oluştuğu çıkarımına götüren saik rakip teşebbüslerde ele
geçen elektronik posta yazışmaları ve bu yazışma içerikleri ile teşebbüslerin dış dünyaya
yansıyan davranışlarının parelik arz ettiğidir.

Bu bağlamda ilk olarak anılan teşebbüsler aleyhine soruşturma sürecinde ele geçen
delillerin irdelenmesi, ihlali tespit edilen teşebbüsleri ne derece bağlayıcı olduklarının tespit
edilmesinde yarar vardır. İhlalin tespitine dayanak oluşturan delillerin ispat gücü, delilin kimin
tarafından oluşturulduğuna bağlı olarak farklılık gösterir. Bilginin kaynağı ile karar mercii
arasındaki vasıta sayısı arttıkça, delilin ispat gücü azalır. Bu nedenledir ki uzlaşmanın tarafı
olan teşebbüslerden elde edilen delillerin ispat gücünün, rakiplerden elde edilen delillere
kıyasla daha yüksek olduğu kabul edilmektedir.

Uzlaşmanın tarafı olduğu iddia olunan taraflardan birinde bulunan veya tarafların
yalnızca birinin oluşturduğu belgenin tek başına ihlali ispat için yeterli olup olmadığı
hususunda Kurul’un geçmiş tarihli kararlarında birbirinden oldukça farklı değerlendirmelerde
bulunduğu görülecektir. Akdeniz Çimento kararında teşebbüslerden birinin diğer rakipler ile
fiyat görüşmesi yapıldığı ve pazarın paylaşıldığına ilişkin ifadeler içeren iç yazışması ispat
için yeterli bulunmamış, benzer biçimde İthal kömür kararında rakiplerden elde edilen on
adet belgede adı geçen bir teşebbüsün kendisinde delil bulunmadığı için anlaşmaya taraf
olmadığı yönünde karar verilmiştir. Bununla birlikte, İç Anadolu –Akdeniz -Marmara
Çimento, Gübre, Gaziantep Beton ilaç ve diyaliz III kararlarında ise; uzlaşmaya ilişkin
delilerin ihlale taraf olan teşebbüslerden her birinde yapılan incelemelerde elde edilmesine
gerek olmadığı, rakiplerden birinde bu tür bir belgenin tespitinin yeterli olduğu vurgulanmıştır.

Sözü geçen Kurul kararlarından hareketle anlaşmanın tarafı olan rakip teşebbüsten elde
edilen belgenin kesin kez belge bulunamayan işletme aleyhine delil teşkil edebileceği
uzlaşmanın varlığının ispatı için yeterli olduğu biçiminde bir ilke koymak mümkün değildir. Bu
nitelikteki belgelerin diğer yan delillerle de desteklenmesi şarttır. Anlaşma taraflarının samimi
iradelerini beyan ettiklerini az veya çok uygulamayla da göstermeleri gerekir ki rekabet
hukuku anlamında bir anlaşmadan söz edilebilsin.

Bu anlamda soruşturma raporunda birinci ihlal olarak nitelendirilen mevduat, kredi ve
kredi kartı işlemlerinde Türkiye İş Bankası A.Ş. ,Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş , Türkiye Halk
Bankası A.Ş ,Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O ve T.C Ziraat Bankası A.Ş ‘nin ihlali tespit
edilen tespit edilen teşebbüslerle birlikte hareket ederek geleceğe yönelik bilgi paylaşımında
bulunmak suretiyle bir anlaşmanın tarafı oldukları sonucuna ulaşmak aşağıdaki gerekçelerle
mümkün olmamıştır.

Şöyle ki;
Adı geçen bankalarda herhangi bir belge ele geçirilememiştir. Bu bankaların herhangi bir

çalışanı da belgelerde taraf değildir. Belgelerin tamamı rakip teşebbüsler de ele geçen iki
rakip arasında veya aynı banka içinde farklı unvanlara sahip çalışanların iç yazışması
niteliğindedir. Teşebbüsler anılan yazışmalardan haberdar olmadıklarını soruşturma



13-13/198-100

168/169


sürecindeki savunmalarında beyan etmişler ve bu nedenle haberdar olmadıkları bir
uzlaşmaya taraf olmadıklarını, bir başka deyişle karşı olduklarını belirten cevap
verilemeyeceğini belirtmişlerdir. Soruşturma kapsamında, bu savunmanın aksinin kanıtlar
biçimde anılan teşebbüslerin yazışmalardan haberdar olduklarına dair herhangi bir delilde
elde edilememiştir.

İşletmeleri yalnızca rakip teşebbüslerde ele geçen ve haberdar olmadıkları bir belgeden
sorumlu tutmak hayatın olağan akışına uygun değildir. Bu zayıflıkta bir belge ile işletmelerin
ihlalin tarafı olduğu sonucu ilke boyutunda kabul edildiğinde; bir teşebbüsün, rekabet hukuku
bağlamında hukuki sorumluluk altına sokmak istediği diğer teşebbüsleri, sadece onların
isimlerini kendi iç yazışmalarında kullanmak suretiyle sorumluluk altına sokması mümkün
hale gelecektir. Bir başka deyişle, Kurulun somut olaydaki bu yaklaşımı, piyasada rekabet
ihlali gerçekleştiren teşebbüslerin, piyasadaki diğer tüm rakip teşebbüslerin isimlerini kendi iç
yazışmalarında kullanmak suretiyle onlara zarar verebilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu
nedenle tek başına rakip teşebbüslerde ele geçen delillerle sağlıklı kesin bir yargıya
ulaşılamaz. İç yazışmadaki hususların, iç yazışmada ismi geçen bankada elde edilecek
iletişim delilleri veya piyasa gerçeklikleri ile desteklenmesi şartı aranmalıdır.

Diğer taraftan, ihlalin sadece belirli teşebbüsler arasında olması halinde, bu
teşebbüslerin, piyasada egemen bir hava oluşturabilmek, yani piyasayı domine edebilmek
için, piyasadaki diğer teşebbüslerin, özellikle de ihlale taraf olmayan büyük rakiplerin veya
tam tersine küçük rakiplerin de anlaşmanın tarafı olduğunu piyasaya yayması, bu amaçla
çeşitli iç yazışmalar veya anlaşmanın kapsamından tam haberdar olmayan kişi ve
teşebbüslere e-posta atması muhtemeldir. Rekabet ihlali nedeniyle yaptırım uygulayabilmek
için, ihtimalin ötesine geçmek, iddiayı delillerle ispatlamak şartı aranmalıdır. Aksi takdirde,
şüpheden sanık yararlanır ilkesi kabul edilmelidir.

Somut olayda; soruşturma sırasında ele geçen belgelerin hiç birinin adı geçen
teşebbüslerden ele geçmemesi, belgelerin tamamının rakip teşebbüsler de ele geçmesi ve
iki rakip arasında veya aynı banka içinde farklı unvanlara sahip çalışanların iç yazışması
niteliğinde olması karşısında hiçbir kuşku ve duraksama olmaksızın bu belgelerin ilgili
bankaları bağlacı nitelikte olduklarını rekabet hukuku anlamında bir uzlaşmanın tarafı
oldukları sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Elde edilen delilleri tek başına bir uzlaşmanın varlığını ortaya koyamadığı durumlarda
tarafların bir anlaşmanın içersinde bulundukları ancak anlaşmanın tarafı olan teşebbüslerin
davranışlarındaki rasyonel gerekçelere dayanmayan paralelliğin (uyumlu eylemin) ispat
edilmesi ile mümkündür. İlgili piyasada teşebbüslerin birbirine paralel davranışlarda
bulunmaları uyumlu eylemin bir göstergesi olmakla birlikte bu durum tek başına uyumlu
eylemin olduğunun kabulü içinde yeterli değildir. Paralel davranışların pazarın normal
koşulları kapsamında ortaya çıkmayacak davranışlar olması gerekmektedir. Uyumlu
eylemde teşebbüslerin uyumlu eylem içerisinde bulunduklarının tespit ve ispat güçlük
oluşturduğundan rekabet hukukunda,"uyumlu eylem karinesi" kabul edilmiştir. Uyumlu eylem
konusunda Türk Rekabet Hukukunda da bu karine Kanunda yer almıştır (RKHK m. 4). Buna
göre; bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin
veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği,
bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu
eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. RKHK'nın 4 ‘üncü maddesinin gerekçesinde de
uyumlu eylemle ilgili olarak; rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların genelde gizli yapıldığı ve bu
nedenle ispat edilmesinin çok güç, bazen de imkânsız olduğu bu nedenle uyumlu eylem
karinesinin kabul edildiği, uyumlu eylem içinde olunmadığı şeklindeki ispat yükünün ilgili
teşebbüslere geçtiği, bu şekilde de ispat güçlüğü nedeniyle Kanun'un işlemez hale
gelmesinin önlenmesinin amaçlandığı yer almıştır.

Kurul kararında ve dayanağını oluşturan soruşturma raporunda ele geçen yazışmaların
bir kısım teşebbüsler yönünden rekabet hukuku bağlamında tam anlamıyla bir uzlaşmanın
varlığını göstermeyebileceği de gözetilerek teşebbüslerin dış dünyaya yansıyan davranışları



13-13/198-100

169/169


üzerine ekonomik analizlere yer verilerek anlaşmanın varlığının ispatı yolu seçilmiş
işletmelerin anlaşma ve uyumlu eylem içersinde bulundukları sonucuna ulaşmıştır.

Bu kapsamda kamu bankalarının piyasa yansıyan davranışlarını irdeleyen soruşturma
raporunda, uzlaşma tarihinden yaklaşık 27 gün sonra anlaşmaya uygun davranmak suretiyle
anlaşmanın tarafı olan diğer bankalarla uyumlu eylem içersine girdikleri ekonomik veriler
kullanılmak suretiyle delillendirilmeye çalışılmıştır.

Ancak bu dönemde de azımsanamayacak sayıda işlemlerde uzlaşma sınırlarını aşacak
şekilde uygulamaların yapıldığı tespit edilmiştir, İş Bankasının ise ne incelenen dönem
boyunca ne de öncesinde faizlerde değişikliğe gittiği görülmemektedir. Buna rağmen rakip
bankalar arası yazışmada anılan bankanın ve genel müdürünün isminin geçmesi nedeniyle
bu bankanın ihlalin tarafı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı şekilde Türkiye Ekonomi
Bankası hakkında rakip teşebbüslerde ele geçen bilgilerle ilgili olarak her hangi bir ekonomik
analize başvurulmamış olduğu gibi, sözü geçen bankanın savunmalarında aleyhine delil
teşkil eden iki ayrı belgeyle ilgili olarak “ne belge tarihinde ne de sonrasında ki bilgilerin
işletmenin davranışlarıyla uyumlu olmadığı, 11 no’lu belgede bahsedilen faiz oranın hiçbir
şekilde uygulanmadığı” şeklindeki savunmasını çürütecek bir delil veya analiz dosyada yer
almamaktadır.

Öte yandan, gerek kamu bankaları gerekse İş Bankası, soruşturma heyetinin bu
bankaların çerçeve anlaşmanın tarafı olan ve ihlal de önde bulanan bankalarla paralel
davranış sergiledikleri biçimindeki iddialarına karşı, bu davranışların tamamen piyasa
yapısından kaynaklandığını, bu çerçevede anlaşmanın yapıldığı iddia edilen tarihlere denk
gelen dünyada etkileri devam eden bankacılık sektöründe ortaya çıkan krizin bir sonucu
olduğunu, piyasayı düzenleme ihtiyacı hisseden TCMB’nin piyasaya müdahalesi sonucu
gerçekleşen akıllı davranış biçimi olduğunu, paralel davranış gerekçesinin tamamen
ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayandığını ileri sürmüşler. Merkez bankası verileri ile
banka faizlerinin tamamen paralellik arz ettiği tarafların sunmuş oldukları ekonomik
analizlerle doğrulanmıştır. Bu dönemde soruşturma konusu olmayan bir bankanın piyasa
davranışlarının irdelenmesi halinde de ihlale taraf olduğu iddia edilen teşebbüslerle paralel
davranışlar sergiledikleri bu benzerliğin uyumlu eylemden kaynaklanmayıp piyasa yapısı ve
TCMB’nin piyasaya doğrudan yapmış olduğu müdahalelerle ilinti rasyonel ve akılcı
davranışlar olduğu açık bir biçimde anlaşılacaktır. İşletmelerin akıllıca davranışlarla
kendilerini piyasa şartlarına ve rakiplerine uydurmaları rekabet kurallarının yasakladığı bir
davranış biçimi olamaz. Ekonomik ve rasyonel başka bir deyimle haklı gerekçe halinde
uyumlu davranıştan söz etmek mümkün değildir.

Sonuç olarak; soruşturma kapsamında elde edilen belgelerin yukarda anlatılan nitelikleri
gereği tek başına anılan teşebbüsler yönünden uzlaşmanın varlığını ispat edecek nitelikte
delil vasfını taşımadığı, işletmelerin piyasa yansıyan davranışlarıyla birlikte bütün olarak
değerlendirildiğinde de, teşebbüs davranışlarının ihlale dayanak kabul edilen anlaşmayla
kuşku ve duraksamayı giderecek biçimde paralellik arz etmediği, işletmeleri davranışlarının
tamamen piyasa yapısından kaynaklanan rasyonel ,haklı gerekçelere dayandığı bu
nedenlerle haklarında soruşturma yapılan teşebbüsler Türkiye Halk Bankası A.Ş ,Türkiye
Vakıflar Bankası T.A.O , T.C Ziraat Bankası A.Ş, Türkiye İş Bankası A.Ş. ve Türkiye
Ekonomi Bankası A.Ş’nin soruşturma konusu olan mevduat, kredi ve kredi kartı işlemlerinde
anlaşma ve uyumlu eylemde bulunmadıkları kanaatinde olduğum çoğunluğun görüşlerine
karşı oy ve farklı gerekçeyle katılmıyorum.



Kenan TÜRK
Kurul Üyesi





Dosyalar

Karar Metni
Kaynak Metin (Kaynak: Rekabet Kurumu Sitesi)
İlgili mevzuat yürürlükte değilse, bu ek/formları da yürürlükte olmayabilir.
Söz konusu Rekabet Kurulu Kararına değinilen Kanunum Rekabet Hukuku Yayın Başlığı (3)
Söz Konusu Mevzuatla ilgili Yargı Kararları (110)
" *** Kırmızı renk, söz konusu kanunun yürürlükte olmadığını; sarı renk, söz konusu kanunun tasarı aşamasında olduğunu ve mavi renk ise söz konusu kanunun yürürlükte olduğunu nitelemektedir."

Copyright©2023. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul