Başbakanlık

Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünce Yayımlanır

 Kuruluş : 7 Ekim 1920

8 Kasım 2003

CUMARTESİ

Sayı : 25283

YASAMA BÖLÜMÜ

 

Kanunlar

4993 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Romanyanın Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

4994 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovenya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

4995 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Letonya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

4996 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Litvanya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

4997 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovak Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

4998 Kuzey Atlantik Antlaşmasına Estonya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

 

TBMM Kararı

785 Orman Köylülerinin Sorunlarının Araştırılarak, Orman Köylerinin Kalkındırılması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna Üye Seçimine İlişkin Karar

 

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

 

Bakanlar Kurulu Kararları

2003/6276 Kütlü Pamukların Kirlenmesinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirlere Dair Karar’da Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar

2003/6284 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne Bağlı Olarak Ordu İli,Fatsa İlçesinde Deniz Bilimleri Fakültesi Kurulması Hakkında Karar

2003/6289 Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne Bağlı Olarak Bilişim Enstitüsü Kurulması Hakkında Karar

 

Cezanın Kaldırılması Kararı

Hükümlü Hüsniye MALTEPE’nin Cezasının Kaldırılması Hakkında Karar (2003/142)

 

Atama Kararı

— Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına Ait Atama Kararı

 

Yönetmelikler

— Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Sağlık Eğitim Enstitüleri Genel Yönetmeliğine Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Yönetmelik

— Kılavuz Kaptan Yeterlikleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

 

YARGI BÖLÜMÜ

 

Anayasa Mahkemesi Kararları

— Anayasa Mahkemesinin E: 2000/75 (6831 sayılı Kanun ile İlgili), K: 2002/200 Sayılı Kararı

— Anayasa Mahkemesinin E: 2001/346 (4638 sayılı Kanun ile İlgili), K: 2003/63 Sayılı Kararı


YASAMA BÖLÜMÜ

Kanunlar

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Romanyanın Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4993

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Romanya’nın Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

—— • ——

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovenya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4994

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovenya Cumhuriyeti’nin Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

—— • ——

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Letonya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4995

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Letonya Cumhuriyeti’nin Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

—— • ——

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Litvanya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4996

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Litvanya Cumhuriyeti’nin Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

—— • ——

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovak Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4997

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Slovak Cumhuriyeti’nin Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

—— • ——

Kuzey Atlantik Antlaşmasına Estonya Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun

Kanun No. 4998

Kabul Tarihi : 5.11.2003

MADDE 1. — 26 Mart 2003 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Kuzey Atlantik Antlaşmasına Estonya Cumhuriyeti’nin Katılımına İlişkin Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. — Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3. — Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

7/11/2003

Sayfa Başı


TBMM Kararı

Orman Köylülerinin Sorunlarının Araştırılarak, Orman Köylerinin Kalkındırılması İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna Üye Seçimine İlişkin Karar

Karar No. 785

Karar Tarihi: 5.11.2003

Orman köylülerinin sorunlarının araştırılarak, orman köylerinin kalkındırılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/69,118) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine, Genel Kurulun 5.11.2003 tarihli 14 üncü Birleşiminde ve Komisyonun 5.11.2003 tarihli toplantısında Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip üyelikler için yapılan seçimler sonucunda aşağıda adları ve seçim bölgeleri yazılı milletvekilleri seçilmişlerdir.

Başkan

Nusret BAYRAKTAR

İstanbul

(A.K.P.)

Başkanvekili

Fikret BADAZLI

Antalya

(A.K.P.)

Sözcü

Yüksel COŞKUNYÜREK

Bolu

(A.K.P.)

Kâtip

Erdoğan KAPLAN

Tekirdağ

(C.H.P.)

Üye

Nail KAMACI

Antalya

(C.H.P.)

Üye

Abdülmecit ALP

Bursa

(A.K.P.)

Üye

Mehmet IŞIK

Giresun

(C.H.P.)

Üye

Ali ER

Mersin

(A.K.P.)

Üye

Gürol ERGİN

Muğla

(C.H.P.)

Üye

Hasan ÖZYER

Muğla

(A.K.P.)

Üye

Cemal UYSAL

Ordu

(A.K.P.)

Üye

Hasan Ali ÇELİK

Sakarya

(A.K.P.)

Sayfa Başı


YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

Bakanlar Kurulu Kararları

Karar Sayısı : 2003/6276

Kütlü Pamukların Kirlenmesinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirlere Dair Karar’da değişiklik yapılmasına ilişkin ekli Karar’ın yürürlüğe konulması; Yüksek Planlama Kurulu’nun 1/9/2003 tarihli ve 2003/36 sayılı Raporu üzerine, 28/7/1967 tarihli ve 933 sayılı Kanunun 2/E maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 13/10/2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN

 

 

 

Başbakan

 

 

 

B.ATALAY

A. ŞENER

M. A. ŞAHİN

B. ATALAY

Dışişleri Bak. ve Başb. Yrd. V.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bakanı

A. BABACAN

M. AYDIN

G. AKŞİT

K. TÜZMEN

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

C. ÇİÇEK

M. V.GÖNÜL

A.AKSU

K.UNAKITAN

Adalet Bakanı

Milli Savunma Bakanı

İçişleri Bakanı

Maliye Bakanı

H.ÇELİK

Z. ERGEZEN

R.AKDAĞ

G. AKŞİT

Milli Eğitim Bakanı

Bayındırlık ve İskan Bakanı

Sağlık Bakanı

Ulaştırma Bakanı

S.GÜÇLÜ

M. BAŞESGİOĞLU

A. COŞKUN

 

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Çalışma ve Sos. Güv. Bakanı

Sanayi ve Ticaret Bakanı

 

M.H.GÜLER

E. MUMCU

O. PEPE

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

Kültür ve Turizm Bakanı

Çevre ve Orman Bakanı

 

13/10/2003 Tarihli ve 2003/6276 Sayılı Kararnamenin Eki

KARAR

Madde 1 — 11/9/2003 tarihli ve 2003/6189 sayılı Kararnamenin eki Kütlü Pamukların Kirlenmesinin Önlenmesi İçin Alınacak Tedbirlere Dair Karar’ın geçici maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Geçici Madde — 11 inci madde hükmü hariç olmak üzere, bu Karar hükümleri 1 Ağustos 2004 tarihinden itibaren uygulanır. Bu tarihten itibaren, bazı maddelerin uygulanmasına imkan görülmediği takdirde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görüşünü alarak bu maddelerle ilgili istisna getirmeye ve yürürlüğe giriş süresini uzatmaya Dış Ticaret Müsteşarlığı yetkilidir.”

Madde 2 —Bu Karar 24/10/2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3 —Bu Kararı Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Bakan yürütür.

—— • ——

Karar Sayısı : 2003/6284

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak Ordu İli, Fatsa İlçesinde Deniz Bilimleri Fakültesi kurulması; Milli Eğitim Bakanlığının 12/8/2003 tarihli ve 20917 sayılı yazısı üzerine, 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Kanunun değişik ek 30 uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 6/10/2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN

 

 

 

Başbakan

 

 

 

A.GÜL

A. ŞENER

M. A. ŞAHİN

B. ATALAY

Dışişleri Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bakanı

A. BABACAN

M. AYDIN

G. AKŞİT

K. TÜZMEN

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

C. ÇİÇEK

A. AKSU

A.AKSU

K.UNAKITAN

Adalet Bakanı

Milli Savunma Bakanı V.

İçişleri Bakanı

Maliye Bakanı

H.ÇELİK

Z. ERGEZEN

R.AKDAĞ

B. YILDIRIM

Milli Eğitim Bakanı

Bayındırlık ve İskan Bakanı

Sağlık Bakanı

Ulaştırma Bakanı

S.GÜÇLÜ

M. BAŞESGİOĞLU

A. COŞKUN

 

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Çalışma ve Sos. Güv. Bakanı

Sanayi ve Ticaret Bakanı

 

M.H.GÜLER

E. MUMCU

O. PEPE

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

Kültür ve Turizm Bakanı

Çevre ve Orman Bakanı

 

—— • ——

Karar Sayısı : 2003/6289

Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak Bilişim Enstitüsü kurulması; Milli Eğitim Bakanlığının 15/9/2003 tarihli ve 23509 sayılı yazısı üzerine, 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Kanunun değişik ek 30 uncu maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 17/9/2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.

 

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN

 

 

 

Başbakan

 

 

 

A.GÜL

A. ŞENER

M. A. ŞAHİN

B. ATALAY

Dışişleri Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bak. ve Başb. Yrd.

Devlet Bakanı

A. BABACAN

M. AYDIN

G. AKŞİT

K. TÜZMEN

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

Devlet Bakanı

C. ÇİÇEK

M. V.GÖNÜL

A.AKSU

K.UNAKITAN

Adalet Bakanı

Milli Savunma Bakanı

İçişleri Bakanı

Maliye Bakanı

M. H. GÜLER

Z. ERGEZEN

R.AKDAĞ

B. YILDIRIM

Milli Eğitim Bakanı V.

Bayındırlık ve İskan Bakanı

Sağlık Bakanı

Ulaştırma Bakanı

S.GÜÇLÜ

M. BAŞESGİOĞLU

A. COŞKUN

 

Tarım ve Köyişleri Bakanı

Çalışma ve Sos. Güv. Bakanı

Sanayi ve Ticaret Bakanı

 

M.H.GÜLER

E. MUMCU

O. PEPE

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

Kültür ve Turizm Bakanı

Çevre ve Orman Bakanı

 

Sayfa Başı


Cezanın Kaldırılması Kararı

Cumhurbaşkanlığından :

Karar Sayısı : 2003/142

Mühür sökmek suçundan, Seferihisar Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16.10.2000 günlü, Esas No: 2000/103, Karar No: 2000/132 sayılı ilâmıyla Türk Ceza Yasası’nın 274/1. maddesi gereğince 3 ay hapis ve 91.260.000.-TL ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen ve cezası kesinleşen İzmir İl’i, Seferihisar İlçesi,Sığacık Mahallesi, Cilt No: 9, Hane No: 172, Birey Sıra No: 6’da nüfusa kayıtlı, Şaban ve Nazmiye’den olma, 08.10.1932 doğumlu, 44821459838 T.C. Kimlik Numaralı Hüsniye MALTEPE’nin cezası,Adlî Tıp Kurumu’nun 03.10.2003 günlü, A.T.No:130/26092003/049993/6251-6089 sayılı raporuyla saptanan kocama hali nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi hükmü uyarınca kaldırılmıştır.

7 Kasım 2003

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Sayfa Başı


Atama Kararı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:

Karar Sayısı : 2003/5092

1 — Açık bulunan 1 inci derece kadrolu ve +6400 ek göstergeli Müsteşar Yardımcılığına, Bakanlık Müşaviri Ahmet ERDEM’in atanması, 657 sayılı Kanunun değişik 76 ncı maddesi ile 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince uygun görülmüştür.

2— Bu Kararı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.

7 Kasım 2003

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN

M.BAŞESGİOĞLU

Başbakan

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

Sayfa Başı


Yönetmelikler

Milli Eğitim Bakanlığından:

Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

MADDE 1 —31/1/1993 tarihli ve 21482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliğinin 15 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 2 —Bu Yönetmelik, 17/10/2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 3 —Bu Yönetmelik hükümlerini Milli Eğitim Bakanı yürütür.

—— • ——

Sağlık Bakanlığından:

Sağlık Eğitim Enstitüleri Genel Yönetmeliğine Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Yönetmelik

MADDE 1 —23/11/1983 tarihli ve 18230 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Eğitim Enstitüleri Genel Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 4 — 2002-2003 öğretim yılında başarısızlık sebebiyle Enstitü ile ilişiği kesilen veya kesilme durumuna gelen öğrencilere, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 10 gün içerisinde Enstitüye müracaat etmeleri halinde başarısız oldukları derslerden bir sınav hakkı verilir”.

Yürürlük

MADDE 2 —Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 3 —Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

—— • ——

Ulaştırma Bakanlığından:

Kılavuz Kaptan Yeterlikleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

MADDE 1 — 31.12.1997 tarihli ve 23217 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kılavuz Kaptan Yeterlikleri Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin değişik (f) bendi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

"f) 7 nci madde gereğince staj görmek,"

MADDE 2 — Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin (I) numaralı bendinin değişik (a) ve (d) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"a) Stajyer kılavuz kaptan olmak için başvurular, ilgili liman başkanlıklarına yapılır. Liman Başkanlıkları, kılavuz stajına girecek adaylardan bu Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde belirtilen diğer şartlara uygun olanlara staj defteri düzenler ve adayları staj defteri ile birlikte iş hacmine göre varsa öncelikle kamu limanının kılavuzluk teşkilatına, yoksa iş hacmine göre ilgili kılavuzluk teşkilatına gönderir. Kılavuzluk teşkilatlarına bir yıl içinde gönderilecek stajyer kılavuz kaptan adaylarının sayısı; idare tarafından yetkilendirilmiş kılavuzluk teşkilatlarında fiilen çalışan kılavuz kaptan sayısı, l ila 3 kişi arasında olması halinde bir kişi, 3 ila 5 kişi arasında olması halinde iki kişi, 5 ila 10 kişi arasında olması halinde üç kişi, 10 kişiden fazla olması halinde ise 4 kişi olacak şekilde müracaat tarihleri ve Yeterlik Belgesindeki kıdem baz alınarak liman başkanlığı ile kılavuzluk teşkilatınca birlikte belirlenir. Gerek görülmesi halinde, bu sayılar idare tarafından değiştirilebilir. Kılavuzluk teşkilatları, kendilerine gönderilen adayı bir ay içinde staja başlatmak zorunda olup, staja başladığı tarihi ilgili liman başkanlığına bildirir."

"d) İlgili kılavuzluk teşkilatı, stajını tamamlayan kılavuz kaptan için stajyer kılavuz kaptanı yanında götüren bütün kılavuz kaptanlardan yazılı görüş alır ve ilgili stajyer kılavuz kaptanın stajının bittiğine dair belge düzenleyerek staj defteri ile birlikte ilgili Liman Başkanlığına gönderir. Liman Başkanlığı belgeleri değerlendirerek, aday için sınava giriş belgesi düzenler. Sınava giriş belgesi olmayan adaylar, kılavuz kaptan yeterlik belgesi sınavına giremezler."

MADDE 3 — Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin (e) bendi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.

"e) Sınava girenler için, ilgili liman başkanlığınca iki nüsha sınav puan belgesi düzenlenerek sınav komisyonu üyelerine doldurtulup imza ettirilir. Sınavı kazananların, sınav puan belgesi, nüfus cüzdanı sureti, Uzakyol Kaptanı Yeterlik Belgesi, sağlık yoklaması, staj hizmet defterinin liman başkanlığınca onaylanmış birer nüshası ilgili liman başkanlığının bağlı bulunduğu bölge müdürlüğü kanalı ile idareye gönderilir."

Yürürlük

MADDE 4 — Bu Yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 5 — Bu Yönetmelik hükümlerini, Denizcilik Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

Sayfa Başı


YARGI BÖLÜMÜ

Anayasa Mahkemesi Kararları

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas Sayısı : 2000/75

Karar Sayısı : 2002/200

Karar Günü : 17.12.2002

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İstanbul 2 No’lu İdare Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 3373 sayılı Yasa ile değiştirilen 17. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 63. ve 169. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Rumelifeneri Mevkiindeki Mavromoloz Devlet Ormanı içinde bulunan alana üniversite kurulması amacıyla bedelli izin verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Orman Bakanlığı’na karşı açılan davada, Mahkeme, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

“Dava nedeniyle uygulanan Orman Kanunu 31.08.1956 kabul tarihli ve 6831 sayılı olup, 08.09.1956 gün ve 9402 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin 3373 sayılı Kanunun 7. maddesi ile değişik üçüncü bendinde; “Turizm alan ve merkezleri dışında kalan devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca bedeli karşılığı izin verilebilir. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Devletçe yapılan tesisler dışında kalan her türlü bina ve tesisler izin süresi sonunda eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Ancak işletmenin maksadına uygun faaliyet gösterdiği Orman Genel Müdürlüğünce belgelenen hak sahiplerinin kullanma hakları yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri bu uzatma sonunda yapılır. Turizm amaçlı tesisler için hak sahipleri adına tapuda irtifak hakkı tesis edilir. İzin ve irtifak hakları amaç dışı kullanılamaz.” hükmü yer almaktadır.

17. maddede yer verilen bu düzenleme aşağıda belirtilen gerekçelerle 17.11.1982 tarih ve 2709 Kanun no’lu Anayasa’nın “XI. Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması” başlıklı 63. maddesinin 1. fıkrasının “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirler alır.” hükmüne ve “IV. Ormanlar ve Orman Köylüsü”, A. Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi başlıklı 169. maddesinde yer verilen “Devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanununa göre, devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.” hükmüne aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden; İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Rumelifeneri mevkiindeki Mavromoloz Devlet Ormanı içinde bulunan 160 hektarlık alanın 49 yıllığına Koç Üniversitesine tahsisine ilişkin olarak alınan Bakanlar Kurulunun 26.4.1992 gün ve 92/2938 sayılı tahsis kararının Orman Bakanlığının 14.3.1995, 22.3.1995 ve 3.8.1995 günlü kesin izin ve tahsis kararlarının, Bayındırlık ve İskan Bakanlığının söz konusu tahsis kararlarına dayanarak, 09.04.1996 gününde re’sen onadığı 1/5000 ölçekli İstanbul Metropolitan Alan Alt Bölge Nazım İmar Planı Değişikliği kararının ve Sarıyer Belediye Başkanlığının söz konusu tahsis kararlarına dayanarak düzenlediği ruhsatın iptali istemiyle Başbakanlık, Orman Bakanlığı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve Sarıyer Belediye Başkanlığı aleyhine dava açıldığı Danıştay 8. Dairesinin E.1996/2067 esasına kayden Danıştay 8. ve 6. daire ortak kurulunca görüşülerek, davanın 30.06.1997 gün ve E:1996/2067, K:1997/2331 sayılı kararla Bakanlar Kurulu kararı ve Orman Bakanlığı işlemine yönelik kısmının reddine, Bayındırlık Bakanlığı işlemine yönelik kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Sarıyer Belediye Başkanlığınca verilen bahçe duvarı ruhsatının iptaline karar verildiği, kararın redde ilişkin kısmının temyizi üzerine, İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca verilen 3.7.1998 gün ve 297 sayılı kararla, kararın redde ilişkin kısmının bozulduğu, Genel Kurulca verilen bozma kararı üzerine Koç Üniversitesi Rektörlüğünce yapılan bedelli kesin izin başvurusu üzerine, Orman Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca bedelli kesin izin verilmesine ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği görülmüştür.

İtiraz Gerekçeleri:

6831 sayılı Orman Kanunu’nun yukarda tam metni aktarılan 17. maddesinin üçüncü fıkrasında turizm bölge alan ve merkezleri dışında Devlet Ormanlarında, kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere Maliye Bakanlığının görüşü alınarak, Orman Bakanlığınca kullanılan yerin bedeli karşılığında izin verilebileceği hükme bağlanmış, madde metninde “kamu yararı” deyimi kullanılmak suretiyle Anayasa’nın 169. maddesine koşut bir düzenleme yapılmaya çalışılmışsa da aşağıda açıklanacağı şekilde sadece lafızda 169. maddeye koşutluk sağlanabilmiş ancak sonuç olarak aykırılık teşkil ettirilmiştir. 17. maddenin üçüncü fıkrası kamu yararına olmak koşuluyla tahsise cevaz verirken, kamu yararının her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi ve ele alınması zorunluluğunu bir yana itmiş ve salt kamu yararının varlığının korunması Anayasa ile güvenceye alınmış orman arazilerinin kullanıma açılması sonucunu doğurmuştur.

Oysa Devlet Ormanlarının irtifak hakkına konu edilebilmesi tıpkı Orman Arazilerinin Tahsisi Hakkında Yönetmelik’in 49. maddesinde hükme bağlandığı şekilde “ormanlarda yapılması zaruri tesis veya işletme” olması koşuluna bağlanmalıdır. Ancak bu şekilde ormanın “orman” olarak kalmasındaki kamu yararı sağlanabilir.

Madde metninde ayrıca kamu yararına olmak koşuluyla hiç bir ayrım yapılmaksızın “her türlü” bina ve tesise izin verilebileceği şeklindeki düzenlemede, 169. maddedeki güvenceyi zedelemektedir. Kamu yararına olmayan hiç bir kamu hizmeti yoktur. Hastahane yapımından, karayolu yapımına, üniversite yapımından baraj yapımına, dinlenme tesisi yapımından hava alanı yapımına kadar her kamu hizmetinde kamu yararı olduğunda kuşku bulunmamakla birlikte bunların kendi aralarında öncelikleri olduğu gibi dünden bize, bizlerden yarınlara miras ve emanet olan ormanların korunmasından daha önemli ve öncelikli olup olmadığı ve izne konu kamu hizmetinin ormana zarar verip vermeyeceği her olayda ayrı değerlendirilmelidir.

Yani her olayda ormanlık alanda verilen izne konu edilen kamu yararı ile ormanın muhafazasındaki kamu yararının karşılaştırılmasının yapılması zorunluluğu Anayasa’nın 169. maddesi üçüncü fıkrasında yer alan “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.” hükmünden kaynaklanmaktadır.

Orman Kanunu’nun 17. madde üçüncü fıkra hükmü bu haliyle “kamu yararı” adına kamu yararına olmayacak sonuçlar yaratabilecek, bir tabiat varlığı olan ormanların korunamamasına sebep olabileceğinden Anayasa’nın 63. maddesine de aykırılık teşkil etmeye devam edecektir.

İzin verilmesi durumu; izin isteyenin talebinin kabul edildiği, izin verenin talebi kabul ettiği bir durum olduğundan taraflar arasında ihtilafsız bir konu teşkil edecektir. Kanunda sadece izin verilmesi hali düzenlendiğinden, bir denetim mekanizması yer almadığından, taraflarca da ihtilafsız olan bu konunun kanuna, hukuka uygunluğunun denetimi, her olayda yargı yerine başvurulmayacağından, yapılamayacak, kamu yararına olan her tesis, bedeli ödenmek suretiyle orman arazilerine yapılabilecektir.

Bu durumda, Orman Kanunu’nun 17. maddesi üçüncü fıkrasının kamu yararına olan her türlü bina ve tesise, bedeli ödenmesi koşuluyla herkese izin vermesi nedeniyle Anayasa’nın 63. ve 169. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu 6831 sayılı Orman Kanunun’nun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın 63. ve 169. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılarak kanunun incelenmesi için dava dosyasındaki belge örneklerinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine 24.05.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

İptali istenen kuralı da içeren 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesi şöyledir:

“MADDE 17- Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alâkalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.

Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollariyle elde edilecek yerlerde buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan yerlerde husule gelen enkaz hiçbir suretle eşhasa satılamaz. Bunlar resmî daire ve müesseseler ihtiyacına tahsis olunur.

(Değişik 3. Fıkra: 3373 - 22.5.1987) Turizm alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca bedeli karşılığı izin verilebilir. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Devletçe yapılan tesisler dışında kalan her türlü bina ve tesisler izin süresi sonunda eksiksiz ve bedelsiz olarak orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Ancak işletmenin maksadına uygun faaliyet gösterdiği Orman Genel Müdürlüğünce belgelenen hak sahiplerinin kullanma hakları yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz seneye kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri bu uzatma sonunda yapılır. Turizm amaçlı tesisler için hak sahipleri adına tapuda irtifak hakkı tesis edilir. İzin ve irtifak hakları amaç dışı kullanılamaz.

(Ek Fıkra: 2896 - 23.9.1983) Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin, hükmî şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususî ormanlarda yapılmak istenmesi halinde, Maliye Bakanlığının görüşü alınmaksızın Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde, kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit olunur.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 63. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş, Mahkememizce de 7. maddesiyle ilgisi görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın katılmalarıyla 31.10.2000 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, sınırlama sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa metni, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kurallarıyla bunların gerekçeleri ve diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Uygulanacak Kural Sorunu

Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve Mahkeme’nin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.

İtiraz konusu üçüncü fıkranın birinci tümcesi dışında kalan kuralların tahsis işlemi yapıldıktan sonraki evreyi ilgilendirmesi nedeniyle davada uygulanacak kural niteliği bulunmamaktadır. Bu nedenle, 31.8.1956 günlü, 6831 sayılı “Orman Kanunu”nun 17. maddesinin 3373 sayılı Yasa ile değiştirilen üçüncü fıkrasının birinci tümcesi dışında kalan bölümü itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin davada uygulayacağı kurallar olmadığından, bunlara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine, incelenen tümcede ayrıca sınırlama yapılmasına yer olmadığına, 17.12.2002 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

Başvuru dilekçesinde, Orman Kanunu’nun 17. maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrasında kamu yararına olmak koşuluyla tahsise olanak verilirken, kamu yararı kavramının her somut olayda ayrı ayrı ele alınması ve değerlendirilmesi zorunluluğunun bir tarafa bırakıldığı, böylece, korunması Anayasa’yla güvenceye bağlanmış olan orman arazilerinin kullanıma açılması sonucunun doğduğu, Devlet ormanlarının irtifak hakkına konu olabilmesinin, Orman Arazilerinin Tahsisi Hakkında Yönetmelik’in 49. maddesinde öngörüldüğü biçimde ormanlarda yapılması zaruri tesis veya işletme olması koşuluna bağlanması gerektiği, bu durumda itiraz konusu fıkrayla kamu yararına olan her türlü bina ve tesis yapımı için, bedeli ödenmesi koşuluyla orman arazilerinin tahsisine olanak verilmesinin Anayasa’nın 63. ve 69. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Anayasa’nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin, ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Maddenin birinci fıkrasında, Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, ikinci fıkrasında, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetileceği ve işletileceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, üçüncü fıkrasında da, ormanlara zarar verebilecek hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 7. maddesinde ise, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” denilmektedir.

Orman Kanunu’nun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ilk tümcesi uyarınca, Anayasa ile korunan ve yasaklanan alanlar, kapsam dışı bırakılmaksızın ve kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarla ilgili herhangi bir çerçeve çizilmeksizin, turizm alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesis yapılması için Orman Bakanlığı’nca gerçek ve tüzelkişilere bedeli karşılığı izin verilebilmektedir. Bu durumda, orman arazilerinin bedeli karşılığında tahsisi için sadece kamu yararının varlığı yeterli görülmekte, ancak bu kavramın sınırlarının belirlenmemesi ve çerçevesinin çizilmemesi nedeniyle idareye çok geniş takdir yetkisi tanınmış olmaktadır. Anayasa’nın 169. maddesinde öngörülen “kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz” tümcesine dayanılarak kamu yararının bulunduğu gerekçesiyle gerçek ve tüzel kişilere bina ve tesisler yapmak üzere orman arazileri tahsis edilemez. Devlet ormanlarının gerçek ve tüzelkişilere tahsisinin, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerekir. Başka bir anlatımla, kamu yararının bulunması ve zorunluluk hallerinde Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı tesisine olanak tanınabilir.

Öte yandan, Anayasa’nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen “kamu yararı” kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 7. ve 169. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

İtiraz başvurusunda, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’nın tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin 63. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Ormanlar Anayasa’nın 169. maddesiyle özel koruma altına alındığından itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 63. maddesiyle ilgisi bulunmamaktadır.

VI- İPTAL KARARININ DİĞER MADDELERE ETKİSİ

2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrasında, “Ancak, başvuru, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir” denilmektedir. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin üçüncü fıkrasının davada uygulanacak olan ilk tümcesinin iptal edilmesi sonucu, bu fıkranın kalan bölümü ile dördüncü fıkrasının uygulanma olanağı kalmadığından 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesi uyarınca iptallerine karar verilmesi gerekir.

VII- SONUÇ

31.8.1956 günlü, 6831 sayılı “Orman Kanunu”nun 17. maddesinin;

A- 3373 sayılı Yasa ile değiştirilen üçüncü fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

B- Üçüncü fıkrasının, birinci tümcesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan diğer tümceleri ile maddenin dördüncü fıkrasının, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE,

17.12.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Samia AKBULUT

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

Tülay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Enis TUNGA

Üye

Mehmet ERTEN

 

—— • ——

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Anayasa Mahkemesi Kararı

Esas Sayısı : 2001/346

Karar Sayısı : 2003/63

Karar Günü : 11.6.2003

İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Fazilet) Partisi TBMM Grubu adına Parti Genel Başkanı Mehmet Recai KUTAN

İPTAL DAVASININ KONUSU : 6.4.2001 günlü, 4638 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”un;

A) 1. maddesiyle değiştirilen, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 55. maddesinin;

1- Altıncı fıkranın, ...liyakat koşullarını belirlemek..., ...Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu...,

2- Yedinci fıkranın, ...liyakat koşullarını belirlemek..., ...Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu...,

3- Onikinci fıkranın, (B) Grubu komiser yardımcıları ve komiserler için öngörülen 6’şar yıllık en az bekleme süreleri,

4- Ondördüncü fıkranın, ...polis amiri olduktan sonra yapılan...,

5- Onbeşinci fıkranın, ...paraya çevrilse veya tecil edilse dahi ...,

6- Onyedinci fıkranın, ...% 10’unu ...,

bölümlerinin,

B) 4. maddesiyle 3201 Sayılı Yasa’ya Eklenen Ek Madde 23’ün;

1-Birinci fıkranın, ...yaş şartı aranmaksızın, ...emekli edilir,

2- İkinci fıkranın, ...emekliliğe sevk edilebilir,

3- Üçüncü fıkranın, ...tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp...,

bölümlerinin Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 70. ve 128. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ

İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren 8.6.2001 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü aynen şöyledir:

“I- 4638 SAYILI KANUNUN MAHİYETİ

4638 sayılı Kanun, 4.6.1937 tarih ve 3201 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanunu”nda değişiklik yapan bir Kanundur.

Kanun özü itibariyle, Emniyet mensuplarının terfi ve emeklilik durumlarını düzenlemektedir.

rürlük ve yürütme maddeleriyle birlikte toplam 7 maddeden oluşan Kanun’un bir kısım hükümleri açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

II- 4638 SAYILI KANUN’UN ANAYASA’YA AYKIRI HÜKÜMLERİ

4638 sayılı Kanun’un, l ve 4. maddelerinin bir kısım hükümleri Anayasa’ya açıkça aykırıdır.

A) 1. Maddenin Anayasa Aykırı Hükümleri:

4638 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 4.6.1937 tarih ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun değişik 55. maddesi 18 fıkra olarak yeniden değiştirilmiştir. Ancak bu değişikliklerin bir kısmı Anayasa’ya aykırı olarak yapılmıştır.

Nitekim :

1) Altıncı Fıkra Anayasa’ya Aykırıdır :

6. fıkra aynen şöyledir :

“Üst rütbeye yükselmek için, kıdem şartlarını yerine getirmiş Komiser Yardımcısı, Komiser ve Başkomiserlerin liyakat koşullarını belirlemek, üst rütbedeki boş kadro miktarına göre sıralayarak terfilerini önermek üzere Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul Emniyet Genel Müdürlüğü personel işlerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanı, Personel Dairesi Başkanı, l inci Hukuk Müşaviri ve Genel Müdürün uygun göreceği iki Daire Başkanı ile Tefriş Kurulu Başkan Yardımcılarının birinden teşekkül eder. “

Bu fıkra iki bakımdan Anayasa’ya aykırıdır.

a) Bu fıkrada yer alan “... liyakat koşullarını belirlemek...” hükmü Anayasa’nın 7. maddesine, “Yasama yetkisi ... devredilemez” hükmüne aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın 128/2. maddesine göre;

“Memurların ... nitelikleri kanunla düzenlenir.”

Hiç kuşkusuz “liyakat” memurlar için bir “nitelik”tir. Liyakatin bir nitelik olduğu hem de ilke düzeyinde bir nitelik olduğu Anayasamızın 128. maddesinin gerekçesinde açıkça belirtilmiştir:

“Getirilen önemli bir ilke de kamu hizmeti görevlilerinin hizmete alınmalarında yetenek ve liyakat ilkelerine uyulması zorunluğudur. “

Bu niteliğin, liyakat ilkesinin “kanun” ile düzenlenmesi gerekir.

Anayasa’nın buyurucu hükmüne rağmen değişik 55. maddenin 6. fıkrası, liyakati düzenlememiş, liyakatin şartlarını belirleme yetkisini Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu’na devretmiştir. Bu devir, bir “yasama yetkisi devri” olup açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında belirttiği gibi;

“Yürütmenin, tüzük ve yönetmelik çıkarmak gibi klasik düzenleme yetkisi, idarenin kanuniliği çerçevesinde sınırlı ve tamamlayan bir yetki durumundadır. Bu bakımdan Anayasa’da ifadesini bulan yukarıdaki ayrık haller dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütmenin sübjektif hakları etkileyen bir kural koyma yetkisi bulunmamaktadır. Yasa ile yetkili kılınmış olması da sonuca etkili değildir.” (AYMK, 13.6.1985 günlü, E.1984/14, K.1985/7, RG: 24.8.1985: T.01.02.1990, E.1988/64:K.1990/2,RG: 21.4.1990)

Kısaca, değişik 55. maddenin 2. fıkrasında “... terfiler... kıdem ve liyakata göre yapılır” denildiği, söz konusu maddenin 3. fıkrasında “kıdem”in ölçütleri belirtildiği halde, Kanun, Anayasa’nın buyurucu hükmüne rağmen “liyakatın ölçütlerini koymamış, bu yetkiyi, Anayasal dayanağı bulunmayan bir Kurul’a Anayasa’ya aykırı olarak devretmiştir.

b) Altıncı fıkra ile oluşturulan “Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu” Anayasa’ya aykırıdır.

Çünkü bu Kurul’un Anayasal dayanağı yoktur.

Anayasa’mızın 6. maddesinin son cümlesine göre:

“Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu’nun Anayasal Kaynağı yoktur, iptali gerekir.

2) 1. Madde ile Değişik 55. Maddenin 7. Fıkrası Anayasa’ya Aykırıdır.

Söz konusu 7. fıkra aynen şöyledir:

“Üst rütbeye yükselmek için, kıdem şartlarını yerine getirmiş Emniyet Amirleri ile 4 üncü, 3 üncü ve 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlerinin liyakat koşullarını belirlemek, üst rütbedeki boş kadro miktarına göre sıralayarak terfilerini ve ikinci meslek derecesindeki görev unvanlarına ataması yapılacak personeli değerlendirmek ve öneride bulunmak üzere Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul, Emniyet Genel Müdürünün başkanlığında, Genel Müdür Yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı ve Emniyet Müdürü APK uzmanlarınca seçilecek birinci meslek derecesindeki üç Emniyet Müdürü APK uzmanından teşekkül eder.”

Yedinci fıkra da tıpkı altıncı fıkra gibi iki bakımdan Anayasa’ya uygun düşmemektedir. Şöyle ki:

a) Memurların niteliklerinden olan ve Anayasa’nın 128/2. maddesine göre “kanun” ile düzenlenmesi gereken “liyakat” koşullarını belirleme yetkisinin bütünüyle bir idari organa, yeni kurulan “Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu”na bırakılması, bir “yasama yetkisi devri” niteliğinde olup Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır.

b) Altıncı fıkra ile ihdas edilen “Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu”nun Anayasal dayanağı yoktur, bu yüzden Anayasa’nın 6. maddesinin son cümlesi hükmüne aykırıdır.

Kuşkusuz ki Yasama Organının geniş bir düzenleme alanı vardır. Ancak bu alan, ne kadar geniş olursa olsun, Anayasa’ya dayanmak zorundadır. Çünkü bir “Hukuk Devleti”ndeki düzenlemeler muhteşem bir ağaca benzer. Anayasa bu ağacın kökünü (temelini), kanunlar gövdesini, tüzük ve yönetmelikler kollarını, tebliğ ve genelgeler dallarını, çeşitli açıklamalar ise yapraklarını oluşturur.

Bir ağacın, kaynağını kökünden almayan bir “uzvu”nun hayatta kalması mümkün olmadığı gibi bir “Hukuk Devleti”nde kaynağını Anayasadan almayan bir düzenlemenin hukuk aleminde varlığını sürdürmesi düşünülemez.

3) Sekizinci fıkranın durumu:

Sekizinci fıkra bir tek cümleden oluşmaktadır. Fıkra aynen şöyledir:

“Kurullar her yıl Mayıs ayı başında toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. “

Görüldüğü gibi sekizinci fıkra Kurullar’ın (Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu ile Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun) toplantı zamanı ile karar alma nisabını düzenlemektedir. Buna karşılık oylamanın şeklini, kararların gizli oyla mı, açık oyla mı alınacağını belirtmemektedir. Ancak altıncı ve yedinci fıkraların iptal edilmeleri ile sekizinci fıkranın uygulanma olanağı kalmayacaktır. Bu yüzden sekizinci fıkranın da 2949 sayılı Kanun’un 29/2. maddesi uyarınca iptali gerekir.

4) Onikinci Fıkra, Anayasa’nın 10. Maddesine Aykırıdır.

“Rütbelerde ve meslek derecelerinde en az bekleme sürelerini düzenleyen onikinci fıkra (B) sınıfı komiser yardımcıları ve komiserler terfi edebilmek için (A) sınıfı komiser yardımcıları ve komiserlere göre yüzde elli nisbetinde daha fazla bekleyeceklerdir.

Nitekim, anılan (12.) fıkraya göre (A) sınıfındaki bir komiser yardımcısı veya komiserin bir üst rütbeye geçebilmesi için bulunduğu rütbede 6 yıl beklemesi gerekmektedir.

Yapılan iş ve bulunulan makamlar aynı olduğu halde terfi edilecek rütbe için adaylardan birinin bekleme süresini diğerinkine oranla %50 daha geciktirmek Anayasa’nın eşitlik ilkesine uygun düşmez. Bu sebeple (B) sınıfı komiser yardımcıları ve komiserler aleyhine sonuç doğuran altışar yıllık bekleme sürelerinin iptali gerekir.

5) Ondördüncü fıkranın ikinci cümlesindeki “polis amiri olduktan sonra yapılan’’ ifadeleri Anayasa’nın 10. maddesine, eşitlik ilkesine aykırıdır.

Herhangi bir karışıklığa meydan vermemek için 14. fıkrayı buraya aynen aktarmak faydalı olacaktır.

Ondördüncü fıkra aynen şöyledir:

“Mevzuat hükümlerine göre kazanılmış hak aylığında değerlendirilmesi yapılan her türlü uzmanlık, master, doktora ve avukatlık stajı rütbe kıdeminde değerlendirilmez. Ancak, polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti, yurt dışı misyon koruma, yurt dışı kurs ve diğer görevler sebebi ile geçirilen süreler ile tedavi ve istirahat süreleri rütbe terfiinde değerlendirilir.”

Görüldüğü gibi 14. fıkra, askerlik hizmetini, rütbe terfilerinde sadece polis amiri olduktan sonra yapanlar için dikkate almakta, daha önce yapılan askerlik hizmetlerini dikkate almamaktadır.

Böyle bir uygulamanın, Anayasa’nın 10. maddesine, eşitlik ilkesine aykırı olarak, polis amiri olmadan önce askerliğini yapan emniyet mensupları aleyhine sonuçlar doğuracağı gayet açıktır. Bir Hukuk Devleti’nde bu tür (farklı) uygulamaların yeri olamaz.

Nitekim bu tür (farklı) uygulamaları, idari yargı hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.

(Ek: 3, 4, 5) Bu sebeple 14. fıkranın ikinci tümcesinde yer alan “polis amiri olduktan sonra yapılan’’ sözcüğünün iptali gerekir. Söz konusu sözcüğün iptali ile hüküm genelleşecek; eşitlik sağlanacaktır.

6) Onbeşinci Fıkra Anayasa'ya aykırıdır.

Onbeşinci fıkra şöyledir:

“Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilse dahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli durdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri kadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yıl geciktirir,”

Bu fıkranın ilk cümlesinin “paraya çevrilse veya tecil edilse dahi” bölümü hem paraya çevirme ve tecil etmenin amacına, hem de Anayasa’nın 2. maddesine “Hukuk Devleti” ilkesine aykırıdır.

Çünkü hukukumuza göre “kademe ilerlemesinin durdurulması” ve “rütbe terfilerinin geri bırakılması” birer disiplin cezasıdır.

İdarenin, usulüne uygun bir şekilde disiplin soruşturması açıp ilgilinin savunmasını almadan bu cezaları vermesi -hukuken- mümkün olmadığı gibi paraya çevrilmiş veya tecil edilmiş hapis cezalarına dayanarak olsa bile bir memurun terfiini geciktirmesi uygun düşmez.

Aslında böyle bir uygulamaya gerek de yoktur. Çünkü aynı (15.) fıkranın son cümlesine göre “her olumsuz sicil rütbe terfiini bir yıl geciktirecek”tir.

Başka bir ifadeyle hapis cezası paraya çevrilmiş veya ertelenmiş memur için “olumsuz sicil” verilmişse mesele yoktur, “olumlu sicil” verilmesine rağmen rütbe terfii geciktirilirse bu bir dolaylı bir disiplin cezası teşkil eder ve hukuka aykırı düşer.

7) Onyedinci fıkrasındaki %10’luk kontenjan Anayasa’mızın;

a) 2. maddesindeki “adalet anlayışı”na ve “insan haklarına saygılı”lık ilkesine

b) 128. maddesindeki “liyakat” ilkesine,

c) 70. maddesinin ikinci fıkrasına,

aykırı düşer.

Dava konusu (17.) fıkraya göre:

“(B) grubundan (A) grubuna geçecek olan amirlerin sayısı, o yıl itibarıyla (A) grubundan Emniyet Amirliği rütbesine terfi edenlerin sayısının % 10’unu geçemez.”

Ama % 10’luk kontenjanın altında kalabilir, hatta hiçbir amir (B) grubundan (A) grubuna geçememiş (geçirilmemiş)de olabilir.

Böyle bir düzenlemenin hukuka uygun düşmeyeceği açıktır. Çünkü bir amirin (B) sınıfından yer alması onun “ikinci sınıf amir” (ikinci sınıf vatandaş) olduğu anlamına gelmez.

Eğer %10’luk kontenjan uygulaması devam edecek olursa (B) sınıfındaki bir amir, hizmetin gerektirdiği bütün nitelikleri taşısa (Any.M.70/2), hizmet için tam liyakat sahibi olsa (Any. M. 128/2) ve yapılan sınavda tam not (100 üzerinden 100 puan) alarak (A) sınıfına geçmeyi hak etse (Any. M.2), sırf %10’luk kontenjan engelinden dolayı (A) sınıfına geçemiyecek (ikinci sınıf amir olmaya devam edecek)tir.

Böyle bir uygulamanın Anayasa’ya aykırı düşeceği açıktır.

B) 4. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık Durumu:

4638 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle 3201 sayılı Kanuna “EK MADDE 23” eklenmiştir.

Ek madde 23, beş fıkradan oluşmaktadır. Bu beş fıkradan ilk üçü Anayasa’ya aykırıdır; iptalleri gerekir.

İlk üç fıkranın iptali ile, dördüncü fıkranın uygulanma olanağı kalmayacak, bu yüzden (2949 sayılı Kanun’un 29/2. maddesi uyarınca) dördüncü fıkranın da iptali gerekecektir.

1) Ek 23. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılık durumu:

Birinci fıkrada adı geçen Yüksek Değerlendirme Kurulunun Anayasa’ya aykırı olarak kurulduğu, yukarıda gerekçeli olarak belirtilmişti. Bu münasebetle burada tekrar edilmeyecektir.

Birinci fıkranın, Yüksek Değerlendirme Kurulu’ndan başka “...yaş haddi aranmaksızın...” bölümü ile “...emekli edilir.” hükmündeki “edilir” sözcüğü Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesini bulan “eşitlik” ilkesine aykırıdır.

Hemen belirtelim ki bu fıkra, (ikinci fıkra ile birlikte), “Hukuk Devleti” ilkesine ters düşen, “gerekçesi” ile beraber birçok insanın “yüzünü kızartacak kadar” “ayıplı” bir fıkradır.

Çünkü bu fıkra bir “kıyım fıkrası”, bir “tasfiye hükmü”dür.

Nitekim 4638 sayılı Kanun’un “Genel Gerekçesi”nde aynen şu ifadeler yer almıştır:

“Ayrıca, rüşvet ve yolsuzluk eylemleri ile bölücü ve laikliğe aykırı faaliyetlerde adı geçen ve bu sebeple soruşturmaya tabi Emniyet Müdürlerinin, hakkında somut verilerin elde edilmemesi nedeniyle ceza ve disiplin işlemi tesis edilmemiş dahi olsa, oluşan kanaatten hareketle iddiaların kuruma zarar vermemesi ve halkın polise güvenini kaybetmemesi için, bu durumdaki personelin “kadrosuzluk nedeniyle emekli” edilerek kurumla ilişiğinin kesilmesi amaçlanmıştır.” (T.C. Başbakanlık Kanunlar ve Kararnameler Genel Müdürlüğü, “Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, Sayı: B.02.0.K.KG.0.10/101-1588/l827.) (l7.4.2000 tarihinde TBMM Başkanlığı ‘na sunulan Tasarı, Genel Gerekçe Kısmı)

Metni hazırlayanlar maksatlarını gizleme ihtiyacını dahi duymamışlardır.

Böyle bir gerekçenin, dolayısıyla bu tür gerekçelerle hazırlanan kanunların Anayasa’nın;

- 15. maddesinin son cümlesi,

- 38. maddesinin 4. fıkrası, hükümlerine göre kabul görmesi mümkün olmadığı gibi,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/2. maddesine de aykırı düşeceği kuşkusuzdur.

ÇÜNKÜ DEVLETİN BİR GÖREVİ DE SUÇUN DELİLLERİNİ BULMAKTIR.

Delilsiz bir suçlama YARGISIZ İNFAZDIR.

Öte yandan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 40. Maddesinin “Emniyet Mensupları” başlığını taşıyan 1. bendinde,

“Her derecedeki Emniyet Müdürleri ve Emniyet ve Polis Müfettişlerinin yaş haddinin 60” olduğu ifade edilmesine rağmen, 4638 sayılı Yasanın 4. maddesi ile getirilen Ek 23. maddenin 1. (ve 2.) fıkrası bu sürenin aşağıya çekilmesine yol açmaktadır. Geçmişte gösterdiği başarılı çalışmaları sebebiyle 1. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi eden ve 5 yılını dolduran emniyet müdürleri yaş haddine bakılmaksızın emekli edilerek müktesep hakları ihlal edilecektir. Bu Kanunun uygulaması yürürlük tarihinden sonraki terfiler için sözkonusu olmalıdır. Personelin lehine olmayan bu düzenlemenin geçmişe şamil olarak yürütülmesi hukukun genel kurallarına ve Anayasa ile teminat altına alınan memur güvenliğine aykırı olduğu gibi “eşitlik” prensibine de aykırıdır. Çünkü sadece 2. (ve 1.) sınıf emniyet müdürleri “yaş şartı şartı aranmaksızın” emekli edileceklerdir, diğer emniyet mensupları ise 60 yaşına kadar çalışabilecek işgüvencesinden istifade edebileceklerdir.

Ek 23. maddenin 1. (ve 2.) fıkrası aynı zamanda başarıyı cezalandırır niteliktedir.

Şöyle ki;

Aynı tarihlerde Amir olan personelden, ülkesine, milletine ve mesleğine sadakatle çalışan, başarılı olduğu için yönetimce süresi içinde terfii ettirilen personel “Başarılı olduğu ve süresi içerisinde terfii ettiği için”, idarenin taktirine bağlı olarak emekliliği söz konusu olacakken, disiplinsiz davranışları ve başarısızlığından dolayı devre arkadaşları ile birlikte terfii edememiş personel, “başarısız oldukları, zamanında terfii edemedikleri” için 4638 sayılı Kanunun çıkışında derecelerinde 5 yılı tamamlamadıkları ve süreleri dolmadığı gerekçesi ile idarenin de takdiri dışında göreve devam ettirileceklerdir.

Ek 23. maddenin birinci fıkrasının sonundaki “edilir” sözcüğü Anayasa’nın 10. maddesindeki “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırıdır.

Çünkü aynı maddenin ikinci fıkrasının sonunda “aynı durumdaki” birinci sınıf emniyet müdürleri için “emekliliğe sevk edilebilir” ifadesi kullanıldığı halde, burada, yani birinci fıkrada, 2. sınıf Emniyet Müdürleri için “emekli edilir” ifadesi kullanılmıştır.

Bilindiği gibi “emekli edilir” ifadesindeki “edilir” sözcüğü, bağlı yetkiye dayanan, mutlak bir kesinliği ifade etmektedir. Halbuki ‘‘‘emekliliğe sevk edilebilir” ifadesindeki “edilebilir” sözcüğü bir “bağlı yetkiyi değil, bir” “takdir yetkisini” ifade etmektedir:

“Emekliliğe sevk edilebilir” demek, aynı zamanda “emekliliğe sevk edilmeyebilir” “birinci sınıf Emniyet Müdürleri, İDARENİN TAKDİRİNE GÖRE, çalışmaya devam edebilirler” demektir.

Hemen belirtelim ki çalışma hakkı, temel haklardan olduğu için “idarenin takdirine” bırakılamaz, hatta “kanun hükmünde kararnamelerle” bile düzenlenemez, çalışma hakkının mutlaka “kanunla” düzenlenmesi gerekir.

İkinci olarak, Emniyet Müdürlerinin emekliliği konusunda, idareye bir takdir yetkisi tanımak gerekiyorsa bu yetkinin, Birinci Sınıf Emniyet Müdürlerinin emekliliği konusunda değil, İkinci Sınıf Emniyet Müdürlerinin emeklilikleri konusunda tanımak gerekirdi.

Çünkü böylesi hakkaniyete ve hukuka daha uygun düşerdi. Zira Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri, yükselebilecekleri son kademeye gelmişlerdir, bunların artık ilerleyebilecekleri bir kademe yoktur. Halbuki İkinci Sınıf Emniyet Müdürleri, emekli edilmedikleri takdirde belki Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olabilirler. Kesin olarak emekli edilmekle, ikinci Sınıf Emniyet Müdürleri için Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olma imkan ve ihtimali ortadan kalkacaktır.

2) Ek 23. maddenin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılık durumu:

İkinci fıkra aynen şöyledir:

“Meslek derecelerinde fiilen beş yılını dolduran 1 inci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın, Yüksek Değerlendirme Kurulunun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekliliğe sevk edilebilir.”

Birinci fıkra sebebiyle belirtildiği üzere, ikinci fıkra, sonundaki “...edilebilir sözcüğü sebebiyle “keyfilik” taşımakta ve Anayasa’ya aykırı düşmektedir. Bu fıkra hükmüne göre Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri,

- Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun önerisi ve

- İçişleri Bakanı’nın onayı ile, “emekliliğe sevk edilebilir”, yani emekliliğe sevk edilmeyebilirler de.

Burada Hukuk Devleti bakımından şu soruların cevaplandırılması gerekmektedir:

- Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri ne zaman emekli edilirler, ne zaman emekli edilmezler ?

- Birinci Sınıf Emniyet Müdürlerinin emeklilikleri “hangi ölçütlere göre” “kaç yıl” ertelenebilir?

- Hiç kuşkusuz “ölçütleri” ve “erteleme süresi” belli olmayan “emeklilik”, Birinci Sınıf Emniyet Müdürleri için bir “tehdit aracı” olarak kullanılabilir, keyfi uygulamalara sebep olabilir.

Keyfi uygulamalara sebep olabilecek hiçbir uygulama “Hukuk Devleti” ilkesine uygun düşemez.

3) Ek 23. maddenin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırılık durumu:

Hem sözü uzatma, hem de dilekçeyi sevimsiz hale getirme pahasına da olsa, konuyu açık bir şekilde ortaya koyabilmek için dava konusu fıkrayı yine aynen yazmak faydalı olacaktır.

Dava konusu (3.) fıkra aynen şöyledir:

“Kadrosuzluk nedeni ile emekliliğe sevvk edilenlerin tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp, emekliliğe sevk edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren rütbelerin yaş haddine kadar olan süre için, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil), l inci Sınıf Emniyet müdürlerinden birinci meslek derecesinde olanlara %60’ı, ikinci meslek derecesinde olanlara %50’si, 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlerine ise %40’ı oranında zorunlu emeklilik ek ödemesi yapılır.

Bu fıkranın “... tekrar Emniyet Hizmetleri sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp...” bölümü Anayasa’nın 70. maddesine açıkça aykırıdır.

Bilindiği gibi 70. maddeye göre:

“Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete (alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.”

Yaş haddini doldurmadığı halde sırf kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilen Birinci ve İkinci Sınıf Emniyet Müdürleri, bilahare kadro temin edilse ve bu müdürlerin hizmetlerine ihtiyaç duyulsa bile “tekrar Emniyet Hizmetleri sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayacak”tır.

Böyle bir düzenlemenin, Anayasa’nın 70. maddesine ve Kamu hukukunun ortak amacı olan “kamu yararı” ilkesine aykırı düşeceği ortadadır.

Bu sebeple dava konusu bölümün, “... tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp...” hükmünün iptali gerekir.

Ek 23. maddenin 1. ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının anılan bölümünün iptal edilmesi halinde;

- 3. fıkranın diğer bölümleri ile,

- 4. fıkranın da uygulanma imkanı kalmayacaktır. Bu yüzden 3. fıkranın tamamı ile 4. fıkranın da

- 2949 sayılı Kanun’un 29/2. maddesi uyarınca iptali gerekecektir.

III- YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA SEBEPLERİ

Malumları olduğu üzere Kamu hukukunda yürütmeyi durdurma kararının verilebilmesi için iki şartın birlikte bulunması gerekmektedir.

Bu iki şarttan biri düzenlemenin açıkça hukuka aykırı olması, diğeri ise dava konusu düzenlemenin uygulanması halinde ortaya telafisi imkansız veya telafisi güç bir zararın doğacak bulunmasıdır.

06.04.2001 tarih ve 4638 sayılı Kanun, yürürlüğün durdurulması için gerekli olan her iki şartı da taşımaktadır. Çünkü;

1) 4638 sayılı Kanun’un 1. ve 4. maddeleri Anayasa’ya açıkça aykırıdır.

Örneğin; 4638 sayılı Kanun’un çerçeve 4. maddesiyle, 4.6.1937 tarih ve 3201 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 23rün ikinci fıkrasına göre:

“Meslek derecelerinde fiilen beş yılını dolduran l inci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın, Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekli” edilebileceklerdir.

Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun, emekliliğini önereceği meslek derecelerinde 5 yılını doldurmuş 1. Sınıf Emniyet müdürlerini hangi kıstas ve kriterlere göre belirleyeceği hususu Kanun’da belirtilmemiştir.

Anayasa Mahkemesinin yukarıda arz edilen (T. 13.6.1985, E.1984/14, K.1985/7 ve T.01.02.1990, E.1988/64, K.1990/2) kararlarında da vurgulandığı gibi;

“Yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütmenin subjektif hakları etkileyen bir kural koyma yetkisi bulunmamaktadır. Yasa ile yetkili kılınmış olması da sonuca etkili değildir.”

Kısaca, 4638 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle getirilen Ek 23. maddesinin 1. ve 2. fıkraları Anayasa’nın 128/2. maddesine açıkça aykırıdır.

4638 sayılı Kanun’un iptali istenilen diğer hükümleri için de durum aynıdır. Onlarda açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

2) Anayasa’ya açıkça aykırı olan - dava konusu - hükümlerin uygulanması halinde hem Emniyet mensupları için, hem de “Hukuk Devleti” bakımından bir takım telafisi imkansız zararların doğacağı çok açık ve kesindir.

3) Dava konusu hükümler hakkında yürürlüğün durdurulması kararı verildiği zaman, hukuk sistemimizde herhangi bir boşluk meydana gelmeyecektir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi 12.7.2000 tarih ve 611 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”yi iptal ederken, “Ek madde 23” ile ilgili iptal hükmünün, Resmi Gazete’de yayınlandığı, an yürürlüğe girmesinde hiçbir sakınca görmemiş, yürütme organına da “Ek madde 23”ün yeniden düzenlenmesi için bir süre tanımamıştır. (Any. Mah. Kararı, T.31.10.2000, E.2000/69. K.2000/42, R.G: 07.11.2000-24223)

SONUÇ

Yukarıda arz ve izah edildiği üzere, 06.04.2001 tarih ve 4638 sayılı Kanun’un:

A) 1. maddesiyle değiştirilen Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 55. maddesinin:

1) 6. fıkrasında yer alan;

a) “...liyakat koşullarını belirlemek...” hükmü, Anayasa’nın 7. ve
128/2. maddelerine,

b) “Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu”, Anayasal
dayanaktan yoksun olup Anayasa’nın 6. maddesinin son cümlesine,

2) 7. fıkrasında yer alan:

a) “...liyakat koşullarını belirlemek” hükmü, Anayasa’nın yine 7. ve
128/2. maddelerine,

b) “Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu”, keza, Anayasal dayanaktan yoksun olup Anayasa’nın 6. maddesinin son cümlesine,

3) 10. Fıkrası, Anayasa’nın 10. maddesinin “kanun önünde eşitlik” ilkesine,

4) 14. fıkrasının ikinci cümlesindeki “polis amiri olduktan sonra yapılansözcüğü yine,

Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine,

5) 15. fıkrasında yer alan “... paraya çevrilse veya tecil edilse dahi...” hükmü,
Anayasa’nın 2. maddesine, adalet ve Hukuk Devleti ilkelerine,

6) 17. fıkrasındaki %10’luk kontenjan, Anayasa’nın;

- 2. maddesindeki “adalet anlayışı”na ve “insan haklarına saygılılık
ilkesine,

- 128. maddesindeki “liyakat” ilkesine,

- 70. maddesinin ikinci fıkrasına,

B) 4. maddesiyle, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na eklenen Ek Madde 23’ün:

1) l. fıkrasında yer alan “... yaş haddi aranmaksızın...” ve “... emekli edilir.”
Hükümleri, Anayasa’nın,

- 2. maddesine, “Hukuk Devleti” ilkesine,

- 10. maddesine, eşitlik ilkesine,

2) 2. fıkrasının sonundaki “... emekliliğe sevk edilebilir” hükmü,
Anayasa’nın,

- 2. maddesine, Hukuk Devleti ilkesine,

- 10. maddesine, eşitlik ilkesine,

3) 3. fıkrasındaki “... tekrar Emniyet Hizmetleri sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp...” hükmü, Anayasa’nın 70. maddesine, açıkça aykırı olup bunların uygulanması halinde hem emniyet mensupları için hem de Hukuk Devleti bakımından telafisi imkansız birtakım zararların meydana geleceği çok açık ve kesindir.

Bu münasebetle;

a) Söz konusu hükümler hakkında acilen yürürlüğü durdurma ve iptal kararı verilmesini,

b) Dava konusu hükümlerin iptali üzerine, uygulanma olanağı kalmayacak olan ve yukarıda belirtilen- hükümlerin de iptal edilmesini, saygılarımla arz ederim. 30.05.2001”

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenilen Yasa Kuralları

6.4.2001 günlü, 4638 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”un iptali istenilen bölümlerini de içeren 1. ve 4. maddeleri şöyledir:

1-MADDE 1 - 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunun değişik 55 inci maddesi, madde başlığı ile birlikle aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Terfi ve atama

Madde 55 - Polis Amirleri, rütbe sırası ile Komiser Yardımcısı, Komiser, Başkomiser, Emniyet Amiri, 4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü, 2 nci Sınıf Emniyet Müdürü, l inci Sınıf Emniyet Müdürü ve Sınıf Üstü Emniyet Müdürüdür.

Bu rütbelere terfiler, bu maddede öngörülen sınav ve eğitim şartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göre yapılır.

Kıdem sırasının tespitinde, bulunulan rütbeye terfi tarihi esas alınır. Aynı tarihte terfi edenlerden sicil notu yüksek, sicil notlarının eşitliği halinde ödül ve takdirnamesi fazla, ödül ve takdirnamelerin sayıca eşitliği halinde ise sicil numarası daha küçük olanlar diğerlerine göre kıdemli sayılırlar.

Kıdem sırası, Emniyet Genel Müdürlüğünce her yıl Mart ayında topluca Teşkilâta duyurulur.

Terfiler ve atamalar, kanuni zorunluluk halleri dışında her yıl Haziran ayında topluca yapılır.

 

Üst rütbeye yükselmek için, kıdem şartlarını yerine getirmiş Komiser Yardımcısı, Komiser ve Başkomiserlerin liyakat koşullarını belirlemek, üst rütbedeki boş kadro miktarına göre sıralayarak terfilerini önermek üzere Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul, Emniyet Genel Müdürlüğü personel işlerinden sorumlu Genel Müdür Yardımcısının başkanlığında, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanı, Personel Dairesi Başkanı, l inci Hukuk Müşaviri ve Genel Müdürün uygun göreceği iki Daire Başkanı ile Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılarının birinden teşekkül eder.

Üst rütbeye yükselmek için, kıdem şartlarını yerine getirmiş Emniyet Amirleri ile 4 üncü, 3 üncü ve 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlerinin liyakat koşullarını belirlemek, üst rütbedeki boş kadro miktarına göre sıralayarak terfîlerini ve ikinci meslek derecesindeki görev unvanlarına ataması yapılacak personeli değerlendirmek ve öneride bulunmak üzere Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu oluşturulur. Bu Kurul, Emniyet Genel Müdürünün başkanlığında, Genel Müdür Yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı, Polis Akademisi Başkanı ve Emniyet Müdürü APK uzmanlarınca seçilecek birinci meslek derecesindeki üç Emniyet Müdürü APK uzmanından teşekkül eder.

Kurullar her yıl Mayıs ayı başında toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır.

Rütbelerde belirlenen zorunlu bekleme süreleri sonunda, bir üst rütbeye terfi edebilmek için üst rütbede boş kadro bulunması ve bekleme süresi içindeki yıl sayısı kadar olumlu sicil alınmış olması şarttır. Ancak, Başkomiserlikten Emniyet Amirliğine ve 3 üncü Sınıf Emniyet Müdürlüğünden 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlüğüne terfi edebilmek için ayrıca, çıkarılacak yönetmeliğe uygun olarak yapılacak yazılı sınavda başarılı olmak ve Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek yöneticilikle ilgili hizmet içi Eğitimi başarı ile tamamlamak şarttır.

Polis amirlerinden Polis Akademisi mezunları, Polis Akademisi mezunu sayılanlar ile Emniyet Genel Müdürlüğüne eleman yetiştirmek üzere Polis Akademisi bünyesinde en az dört yıllık fakülte ve yüksek okullarından mezun olanlar (A), komiser yardımcılığı kursunu başarıyla bitirmiş olanlar (B) grubunu oluşturur.

İhtiyaç halinde meslekte fiilen altı yılını dolduran, 37 yaşından gün almamış olan ve yönetmelikte belirtilen diğer nitelikleri taşıyan polis memurlarından, yönetmelik hükümlerine göre açılacak komiser yardımcılığı sınavını kazanıp dokuz aydan az olmamak üzere eğitim kursunu başarıyla bitirenler komiser yardımcılığı rütbesine atanır.

Rütbelerde ve meslek derecelerinde zorunlu en az bekleme süreleri aşağıda gösterilmiştir.

Rütbeler

Meslek

En Az Bekleme Süreleri

 

Dereceleri

(A)

(B)

Komiser Yardımcısı

9

4

6

Komiser

8

4

6

Başkomiser

7

3

Yaş Haddi

Emniyet Amiri

6

4

 

4 üncü Sınıf Emniyet Müdürü

5

3

 

3 üncü Sınıf Emniyet Müdürü

4

3

 

2 nci Sınıf Emniyet Müdürü

3

3

 

1 inci Sınıf Emniyet Müdür

2

3

 

1 inci Sınıf Emniyet Müdürü

1

Yaş Haddi

 

Sınıf Üstü Emniyet Müdürü

Derece Üstü

Yaş Haddi

 

Polis amirlerinin bir üst rütbeye terfiinde, bu rütbedeki fiili çalışma süresi esas alınır.

Mevzuat hükümlerine göre kazanılmış hak aylığında değerlendirilmesi yapılan her türlü uzmanlık, master, doktora ve avukatlık stajı rütbe kıdeminde değerlendirilmez. Ancak, polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti, yurt dışı misyon koruma, yurt dışı kurs ve diğer görevler sebebi ile geçirilen süreler ile tedavi ve istirahat süreleri rütbe terfiinde değerlendirilir.

Taksirli suçlar hariç, paraya çevrilse veya tecil edilse dahi alınan hapis cezaları, aylıksız izinde geçen süreler, uzun ve kısa süreli durdurma cezaları ile meslekten ve memuriyetten men cezaları, ceza süreleri kadar rütbe terfiini geri bıraktırır. Her olumsuz sicil, rütbe terfiini bir yıl geciktirir.

(B) grubu polis amirlerinden en az dört yıllık yüksek öğretim kurumunu bitirenlerin (A) grubuna geçmeleri aşağıdaki şartlara bağlıdır :

a) Başkomiserlik rütbesinde (A) grubu polis amirleri için öngörülen en az bekleme süresi kadar çalışmış olmak.

b) Başkomiser rütbesinden Emniyet Amiri rütbesine terfide bu grup için ayrı yapılacak yazılı sınavda ve meslek içi yöneticilik eğitiminde başarılı olmak.

c) Değerlendirme Kurulu kararıyla Emniyet Amiri rütbesine terfi etmiş olmak.

(B) grubundan (A) grubuna geçecek olan amirlerin sayısı, o yıl itibarıyla (A) grubundan Emniyet Amirliği rütbesine terfi edenlerin sayısının % 10’unu geçemez.

Bu şekilde terfi edeceklerin sıralamasında sınav notu esas alınır.

Rütbe, terfileri ve sınavlar ile meslek içi yöneticilik eğitim kursları, eğitim tarih ve süreleri ile değerlendirme kurullarının çalışmalarına ilişkin esas ve usuller bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içerisinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

2- “MADDE 4 - 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 23 - Zorunlu bekleme süresini tamamlayarak terfi durumu üç kez Yüksek Değerlendirme Kurulu tarafından görüşülmesine rağmen, bir üst rütbeye terfi edemeyen 2 nci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın, Yüksek Değerlendirme Kurulunun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekli edilir.

Meslek derecelerinde fiilen beş yılını dolduran l inci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın Yüksek Değerlendirme Kurulunun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekliliğe sevk edilebilir.

Kadrosuzluk nedeni ile emekliliğe sevk edilenlerin tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp, emekliliğe sevk edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren rütbelerin yaş haddine kadar olan süre için, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil), 1 inci Sınıf Emniyet Müdürlerinden birinci meslek derecesinde olanlara % 60’ı, ikinci meslek derecesinde olanlara % 50’si, 2 nci Sınıf Emniyet Müdürlerine ise % 40’ı oranında zorunlu emeklilik ek ödemesi yapılır.

Emekli Sandığı, üçer aylık devreler halinde bu meblağı, fatura karşılığında Hazineden tahsil eder. Bu ödemeler, damga vergisi hariç, herhangi bir vergiye tâbi tutulmaz ve yhaddinden önce ölenlerin varislerine intikal etmez.

1 inci Sınıf Emniyet Müdürü rütbesinde bulunanların sayısı 500, 2 nci Sınıf Emniyet Müdürü rütbesinde bulunanların sayısı ise 800’ü aşamaz.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava konusu kuralların, Anayasa’nın 2., 6., 7., 10., 70. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. Maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın katılımlarıyla 19.6.2001 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

6.4.2001 günlü, 4638 sayılı “Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”un 4. maddesiyle 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na eklenen Ek madde 23’ün, Birinci fıkrasında yer alan “...yaş şartı aranmaksızın,....emekli edilir” ibaresi ile İkinci fıkrasında yer alan “...emekliliğe sevk edilebilir” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunması ve uygulanmasından doğacak ve sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi için yürürlüklerinin durdurulmasına, Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ ve Tülay TUĞCU’nun karşoyları ve oyçokluğuyla;

dava konusu diğer hükümlere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına, 19.1.2001 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- 6.4.2001 günlü, 4638 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 55. maddesindeki dava konusu bölümlerin incelenmesi:

1- Altıncı fıkrasının; ...liyakat koşullarını belirlemek..., ...Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu... bölümü ile yedinci fıkrasının ...liyakat koşullarını belirlemek..., ...Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu... bölümü

Fıkra hükmüyle, üst rütbeye yükselmek için kıdem şartlarını yerine getirmiş komiser yardımcısı, komiser ve başkomiserler ile kıdem şartlarını yerine getirmiş emniyet amirleri ve 4., 3., ve 2. Sınıf Emniyet Müdürlerinin liyakat koşullarını belirlemek, üst rütbedeki boş kadro miktarına göre sıralayarak terfilerini önermek üzere değerlendirme kurulları oluşturulmuştur.

Dava dilekçesinde, liyakatin, Devlet memurları için bir nitelik olduğu, Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kanunilik ilkesi uyarınca liyakat koşullarının kanunla düzenlenmesi gerekirken bu yetkinin Kurul’lara bırakılmasının Anayasa’nın 7. maddesi ile 128. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu, Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu ile Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun Anayasal dayanağının bulunmadığı, bu nedenle söz konusu Kurullara ilişkin düzenlemenin, Anayasa’nın 6. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkını düzenleyen 70. maddesinin ikinci fıkrasında, “hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilmez” denilmekte; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Genel Hükümler” bölümünde yer alan 3. maddesinde de, liyakat görevin gerektirdiği temel ilkeler arasında sayılmaktadır. Buna göre liyakat, bir göreve layık olmayı, görevin gerektirdiği nitelikleri ve yetenekleri taşımayı ifade eder.

3201 sayılı Yasa’nın 4638 sayılı Yasa ile değiştirilen 55. maddesinin birinci fıkrasında, polis amirlerinin rütbeleri sayılmış, ikinci fıkrasında bu rütbelere terfilerin maddede öngörülen sınav ve eğitim şartı saklı kalmak üzere, kıdem ve liyakata göre yapılacağı belirtilmiş, üçüncü fıkrasında da kıdem sırasının tespitinde, bulunulan rütbeye terfi tarihinin esas alınacağı, aynı tarihte terfi edenlerden sicil notu yüksek, sicil notlarının eşitliği halinde ödül ve takdirnamesi fazla, ödül ve takdirnamelerin sayıca eşitliği halinde ise, sicil numarası daha küçük olanların diğerlerine göre kıdemli sayılacağı öngörülmüş, dokuzuncu fıkrasında da rütbelerde belirlenen zorunlu bekleme süreleri sonunda, bir üst rütbeye terfi edebilmek için üst rütbede boş kadro bulunması ve bekleme süresi içindeki yıl sayısı kadar olumlu sicil alınmış olmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.

Genel personel kanunu niteliği taşıyan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 109. maddesinde, her memur için bir özlük dosyası tutulacağı, 110. maddesinde, her Devlet memurunun bir sicil dosyasının bulunacağı, sicil amirleri tarafından düzenlenecek sicil raporları ile varsa müfettişler tarafından verilen denetleme raporları ve memurların mal beyannamelerinin sicil dosyalarına konulacağı, 122. maddesinde, verilen takdirnamelerin sicile geçeceği, 133. maddesinde, disiplin cezalarının memurun siciline işleneceği belirtilmiş, 111. maddesinde de, Devlet memurlarının ehliyetlerinin tespitinde, kademe ilerlemelerinde, derece yükselmelerinde, emekliye çıkarma veya hizmetle ilişkilerinin kesilmesinde özlük ve sicil dosyalarının başlıca dayanak olduğu belirtilmiştir.

Bu hükümlerle, ilgililerin sicil ve özlük dosyalarında yer alan bilgiler temel ölçüt olarak kabul edilerek liyakatin belirlenmesi bakımından genel çerçeve çizmiştir. 3201 sayılı Yasa’nın 55. maddesinin altıncı fıkrasıyla oluşturulan Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu ile Yüksek Değerlendirme Kurulu’nun, fıkra kapsamındaki polis amirlerinin terfilerine ilişkin liyakat koşullarını yasakoyucu tarafından çizilen söz konusu çerçeve içinde belirlemesi gerekeceği açıktır.

Anayasa’nın “Egemenlik” başlığını taşıyan 6. maddesinde; “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”, 7. maddesinde; Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez, denilmektedir. 128. maddesinin ikinci fıkrasında da, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir denilerek, memuriyete girişten emekliliğe kadar memuriyet statüsünün kanunla düzenlenmesi esası öngörülmüştür.

Anayasa’nın çeşitli maddelerinde yer alan kanunla düzenlemeden neyin anlaşılması gerektiği Anayasa Mahkemesi’nin bir çok kararında açıklanmıştır. Buna göre yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer. Ancak, yasada temel esasların ve çerçevenin belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz. Esasen Anayasa’nın 8. maddesinde yer alan, “yürütme yetkisi ve görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” hükmünün anlamı da budur.

Emniyet personelinin terfileri konusunda karar verme yetkisi, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun ilk şeklinde Umum Müdürlük (Merkez) İntihap Encümenine verilmiş, 1993 yılına kadar terfi işlemlerine ilişkin kararlar bu Encümen tarafından alınmıştır. 1993 yılında çıkarılan 3870 sayılı Kanunda konuya ilişkin yeni bir düzenleme yapılmamakla birlikte, bu Kanuna dayalı olarak çıkarılan ve 5.8.1993 günlü, 21659 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Rütbe Yükselmeleri ile Görev Unvanlarında Uygulanacak Esaslara Dair Yönetmelik”in 3. maddesiyle Merkez Değerlendirme Kurulu ve Yüksek Değerlendirme Kurulu adında iki yeni kurul oluşturulmuş, 17. maddesiyle de terfi işlemlerini yürütme yetkisi bu kurullara verilmiştir. Söz konusu yönetmeliğe dayalı olarak faaliyetlerini sürdüren bu Kurullar ilk kez 12.7.2000 günlü, 611 sayılı KHK ile yasal dayanağa kavuşturulmuş, 4638 sayılı Yasa ile de aynı şekilde kanunlaştırılmış, Kanun’un gerekçesinde de, her iki Kurulun, Terfi Yönetmeliğiyle oluşturulduğu, ancak bu Kurulların yasal dayanaklarının bulunmadığı, bu nedenle doğan hukuki boşluğun giderilerek ortaya çıkması muhtemel sıkıntıların önlenmesi amacıyla Kurullara ilişkin düzenlemelerin yasayla yapıldığı belirtilmiştir.

Dava konusu bölümlerin yer aldığı 55. maddede polis amirlerinin rütbeleri, bu rütbelere terfi esasları, kıdem sırasının saptanmasında gözetilecek ilkeler, kıdem sonrası, terfi ve atama zamanı gibi hususlar belirtilerek bu konularda çerçeve çizilmiş, buna göre liyakat koşullarını belirleyecek üst rütbedeki boş kadro sayısına göre terfileri önermek ya da ikinci meslek derecesindeki görev unvanlarına ataması yapılacak personeli değerlendirmek ve öneride bulunmak üzere Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme ve Yüksek Değerlendirme Kurulları oluşturulmuştur. Bu durumda Anayasa’nın 128. maddesine uygun olarak yasada bulunması gereken temel esaslara yer verilmiş ve idarenin düzenleme yapacağı alanın sınırları çizilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu bölümler Anayasa’nın 6, 7 ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

2- Onikinci fıkrasının, (B) Grubu komiser yardımcıları ve komiserler için öngörülen 6’şar yıllık en az bekleme sürelerine ilişkin bölümü

Maddenin onuncu fıkrasında, polis amirleri (A) ve (B) şeklinde iki gruba ayrılmış, onikinci fıkrasında da rütbelerde ve meslek derecelerindeki en az bekleme süreleri (A) ve (B) grubu için ayrı ayrı gösterilmiştir. Buna göre, en az bekleme süreleri, 9. ve 8. meslek derecelerinde olan (A) grubu komiser yardımcıları ve komiserler için 4 yıl, (B) grubu komiser yardımcıları ve komiserler için 6 yıl olarak düzenlenmiştir.

Dava dilekçesinde, (B) grubu komiser yardımcısı ve komiserler için öngörülen en az bekleme sürelerinin (A) grubunda yer alan komiser yardımcısı ve komiserlere göre daha fazla olmasının Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep aykırılığı gözetilemez ve bu nedenlerle eşitsizlik yaratılamaz. Bu ilke, birbirleriyle aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

3201 sayılı Yasa’nın değiştirilen 55. maddenin onikinci fıkrası incelendiğinde, (A) grubu polis amirlerinin komiser yardımcılığından başlayarak sınıf üstü emniyet müdürlüğü dahil olmak üzere on farklı meslek derecesi içinde yükselme olanaklarının bulunduğu, (B) grubu polis amirlerinın ise komiser yardımcılığı, komiserlik ve başkomiserlik olmak üzere en fazla üç meslek derecesi içinde yükselebildikleri görülmektedir. Yasakoyucunun, eğitim durumlarındaki farklılığı nazara alarak (B) grubu polis amirleri için daha fazla bekleme süreleri öngörecek biçimde düzenleme getirmesi her iki gruba dahil amirlerin durumlarındaki farklılıktan kaynaklandığından kuralın eşitlik ilkesine aykırılığından söz edilemez. İptal isteminin reddi gerekir.

3- Ondördüncü fıkrasının; “...polis amiri olduktan sonra yapılan...” bölümü

55. maddenin ondördüncü fıkrasında, rütbe kıdeminde değerlendirilmeyecek durumlar gösterilmiş, ancak polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti ise değerlendirilecek süreler arasına alınmıştır.

Dava dilekçesinde, polis amiri olduktan sonra yapılan askerlik hizmeti rütbe kıdeminden sayıldığı halde polis amiri olmadan önce yapılan askerlik hizmetinin rütbe kıdeminden sayılmamasının, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Yukarıda belirtildiği gibi, Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi, aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmalarına engel oluşturur.

Anayasanın 72. maddesinde vatan hizmeti olarak nitelendirilen askerlik hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevi biçiminde düzenlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da askerlik hizmeti kamu hizmeti niteliğinde sayılmış, 81 ve devamı maddelerinde memuriyet öncesinde veya memuriyet sırasında yapılan askerlik hizmeti süresinin, Devlet memurluğu kıdeminde değerlendirilmesi kabul edilmiştir.

Askerlik hizmetinin rütbe kıdeminde sayılması ya da sayılmamasına ilişkin düzenleme anayasal ilkelere uygun olması koşuluyla yasama organının takdirinde olan bir husustur. Askerlik hizmetinin yerine getirilmesinde kişilerin kamu görevlisi olup olmamasının ya da yürüttüğü kamu görevinin niteliğinin farklı bir konum yarattığı kabul edilemez. Kamu görevlisi iken askerlik yapanlardan, bir rütbeyi aldıktan sonra veya önce askerlik yapanlar aynı hukuksal durumda bulunduklarından bunlara farklı kuralların uygulanması sonucunu doğuran dava konusu bölüm, Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırıdır, iptali gerekir.

4- Onbeşinci fıkrasının; “...paraya çevrilse veya tecil edilse dahi ...” bölümü

Onbeşinci fıkrada, paraya çevrilse veya tecil edilse dahi alınan hapis cezalarının ceza süresi kadar terfî iyi geciktireceği hükme bağlanmıştır.

Dava dilekçesinde, hukukumuza göre kademe ilerlemesinin durdurulması ve rütbe terfiinin geri bırakılmasının birer disiplin cezası olduğu, usulüne uygun bir soruşturma açılmadan ve savunma alınmadan bu cezaların verilmesinin hukuka uygun olmadığı, 3201 sayılı Kanunun 55. maddesinin onbeşinci fıkrasına göre her olumsuz sicilin rütbe terfiini bir yıl geciktireceği, hapis cezası nedeniyle olumsuz sicil almış olan bir memurun rütbe terfiinin zaten geciktirileceği, olumlu sicil verilmesine rağmen bu sürenin rütbe terfiinden düşülmesinin ise dolaylı bir disiplin cezası teşkil edeceği, söz konusu kuralın paraya çevirme ve tecilin amacına ve dolayısıyla Anayasanın hukuk devletine ilişkin 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.

Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezaların yanında, asıl cezanın etkisini artırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için asıl cezaya ek olarak, feri ve mütemmim cezalar ile kimi hak yoksunlukları (kısıtlılıklar) getirilmektedir.

Cezaların paraya ya da diğer emniyet tedbirlerine çevrilmesi veya ertelenmesi, suçluların hapiste tutulmak yerine daha insancıl yöntemlerle ıslah edilerek topluma kazandırılmasına yönelik çağdaş ceza ve ceza infaz hukuku uygulamalarıdır. Yasakoyucu cezalara erteleme ya da paraya çevirme olanağı tanıyıp tanımama, paraya çevrilse veya ertelense dahi asıl cezalara bağlı olarak kimi kısıtlılıklar öngörüp öngörmeme konularında Anayasal ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir.

Dava konusu kuralla ülkenin iç güvenliğine ilişkin kamu hizmetinin önemi ve gerekleri gözönüne alınarak, bu hizmeti yürüten amir durumundaki kişilerin paraya çevrilse ya da ertelense dahi kasıtlı olarak işledikleri suçlar nedeniyle aldıkları hapis cezası süresi kadar rütbe terfiilerinin geri bırakılması şeklinde yasal bir kısıtlılık öngörülmüştür. Tüm polis amirleri için geçerli olan söz konusu kuralla getirilen hak yoksunluğu, belirtilen konumdaki kişilerin kasıtlı suçları işlemesinde caydırıcı etkiye sahip olmasının yanında ceza mahkumiyetinin sonucunda ortaya çıkan bir disiplin cezası niteliğinde de değildir.

Açıklanan nedenlerle, kamu güvenliğini sağlamak amacıyla, kamu gücü ve bu bağlamda silah kullanma yetkisi bulunan polis amirlerine asli ceza yanında hak yoksunluğu cezası da uygulanmasında Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır. İptal isteminin reddi gerekir.

5- Onyedinci fıkrasının “...% 10’unu ...” bölümü

Onuncu fıkrada, polis amirleri eğitim durumlarındaki farklılık gözetilerek (A) ve (B) şeklinde iki gruba ayrılmış, onaltıncı fıkrada, (B) grubu polis amirlerinden en az dört yıllık yüksek öğrenimi bitirenlerin belli şartlarla (A) grubuna geçmelerine olanak tanınmıştır. Maddenin dava konusu olan onyedinci fıkrasıyla da, (B) grubundan (A) grubuna geçecek olan amirlerin sayısının o yıl itibariyle (A) grubundan emniyet amirliği rütbesine terfi edenlerin sayısının % 10’unu geçemeyeceği hükme bağlanmıştır. Maddenin onsekizinci fıkrasında ise, bu şekilde terfi edeceklerin sıralamasında sınav notunun esas alınacağı belirtilmiştir.

Dava dilekçesinde, (B) grubunda yer alan bir amirin yasada aranan nitelik ve liyakat gibi bütün şartları taşımasına rağmen öngörülen %10’luk kontenjan nedeniyle (A) sınıfına geçemeyeceği, bu durumun Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen adalet anlayışına ve insan haklarına saygılı devlet anlayışı ile 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ifade edilmiştir.

(B) gurubu polis amirliğinden (A) grubuna geçiş konusunda öngörülen koşullarla ilgili olarak Kanunun genel gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:

“Mevcut kanun ve yönetmeliklere göre, 3 yıllık fiili hizmetinden sonra yapılan sınavda başarılı olan polis memurları, polis amiri olabilmekte ve 4 yıllık herhangi bir yüksek okulu bitirdikleri takdirde, hiç bir şarta tabi tutulmaksızın doğrudan Polis Akademisinden mezun olan amir statüsünü belirleyen (A) grubu polis amiri olabilmektedirler. Yeni düzenleme ile polis memurlarının amirliğe geçiş sürecinde fiili memurluk süresi 3 yıldan 6 yıla çıkarılmış ve (B) grubundan (A) grubuna geçiş belli şartlara bağlanmıştır. Çünkü;

a) Mesleğin çok çeşitli dallara ayrılması, yoğun meslek bilgisi ve tecrübe gerektirdiğinden, personelin 3 yılda gerekli bilgi ve birikime sahip olamayacağı,

b) Emniyet Teşkilatı personelinin rütbelere göre dağılımını gösteren mevcut personel piramit yapısı incelendiğinde, Emniyet Müdürleri rütbesinde yığılma olduğu, alt rütbelerdeki personele ise ihtiyaç duyulduğu,

görülmüştür.

Diğer taraftan, sadece 1996 yılında açılan komiser yardımcılığı sınavında 532 polis memuru (A) grubu statüsünü kazanmıştır. Bunların öğrenim durumları incelendiğinde hemen hemen tamamının Açık Öğretim Fakültesinden mezun oldukları görülmektedir. Teşkilatımız bünyesinde çalışmakta olan polis memurlarının yaklaşık % 60’ı halen Açık Öğretim Fakültesinde öğrenimlerine devam etmekte ve her geçen gün bu sayı artmaktadır. 3087 sayılı Polis Yükseköğrenim Kanununun 3 üncü maddesinde ise, Polis Akademisi, Emniyet Teşkilatının orta ve üst kademe amir ve yönetici ihtiyacını karşılayan yükseköğretim kurumu olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, Emniyet Teşkilatının orta ve üst kademe amir ihtiyacını karşılayacak olan yegane birim, Polis Akademisidir” denilmektedir.

Kamu hizmetine girişin ve hizmet içinde yükselmenin koşulları, statü hukukunun gereği olarak kanunlarla belirlenmektedir. Bu durum Anayasa’nın kamu hizmetine girme hakkının düzenlendiği 70. maddesi ile kamu hizmeti görevlileriyle ilgili genel ilkelerin düzenlendiği 128. maddesinden kaynaklanan bir zorunluluktur. Yasakoyucu bir kamu hizmetinde görevin gerektirdiği niteliklerin saptanmasını veya saptanmış niteliklerin değiştirilmesini, Anayasa çerçevesinde kalmak kaydıyla, takdir edebilme yetkisine sahiptir.

Kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi, Yasakoyucu, polis amirlerinin eğitim durumlarına, sayılarına ve kimi rütbelerdeki yığılmalara ilişkin objektif verileri gözönüne alarak, personel piramit yapısını sağlıklı bir yapıya kavuşturmak amacıyla bu statüye ilişkin yeni düzenlemeler getirmiş ve yönetici personel piramidini emniyet hizmetlerinin gereği olarak hedeflenen mesleki nitelikli eğitime dayalı bir yapıya kavuşturabilmek amacıyla (B) grubundan (A) grubuna geçişte % 10 gibi bir oran belirlemiştir. 4638 sayılı Kanun’un Geçici 20. maddesinde yer alan: “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, dört yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olarak komiser yardımcılığı kursunu bitirenler ile bulunduğu rütbede dört yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olup (B) grubundan (A) grubuna geçen polis amirleri, (A) grubunda değerlendirilir” şeklindeki kuralla da kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, önceki mevzuata göre (A) grubunda değerlendirilmesi gerekenlere ilişkin kazanılmış haklar korunmuştur.

Buna göre yürütülen kamu hizmetinin gerekleri dikkate alınarak (B) grubundan (A) grubuna geçişte bu şekilde bir oran belirlenmesinde Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırılık görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.

B- 6.4.2001 günlü, 4638 sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na Eklenen Ek Madde 23’ün, dava konusu bölümlerinin incelenmesi:

1- Birinci fıkrasının, “...yaş şartı aranmaksızın,...emekli edilir” bölümü

Dava konusu Ek 23. madde ile 1. ve 2. sınıf emniyet müdürlerinin 5434 sayılı Yasa’da öngörülen yaş haddine ulaşmadan önce de kadrosuzluk nedeniyle emekli edilebilmelerine olanak tanıyan yeni bir düzenleme getirilmiştir. Maddeyle, bu yeni sistemin uygulanabilmesi amacıyla 1. ve 2. sınıf emniyet müdürlerinin sayısı 500 ve 800 olarak sınırlandırılmış, ayrıca zorunlu emeklilikten kaynaklanan mali kayıplarının giderilmesi için bu personele belli miktarlarda zorunlu emeklilik ek ödemesi yapılması öngörülmüştür.

Dava dilekçesinde, Kanunun gerekçesine göre rüşvet, yolsuzluk, bölücü ve laikliğe aykırı faaliyetlerde adı geçmekle birlikte suçluluğu yasal olarak kanıtlanamamış olan emniyet müdürlerinin de dava konusu kurala göre re’sen emekli edilebilecekleri, bu uygulamanın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, kimi emniyet müdürlerini yaş haddinden önce emekliye sevk etmenin kapsam dışında olan (3. ve 4. sınıf) emniyet müdürleri ile bunlar arasında eşitsizliğe yol açtığı, kadrosuzluktan emekliliğin ancak bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki terfiler için söz konusu olması gerektiği, düzenlemenin görevdeki personeli de kapsamasının kazanılmış hakları ihlal ettiği, kadrosuzluktan emekli edilecek 1. sınıf emniyet müdürleri için idareye takdir yetkisi tanındığı halde 2. sınıf emniyet müdürleri için idareye bağlı yetki tanınmasının 2. sınıf emniyet müdürleri aleyhine eşitsizlik oluşturduğu ileri sürülmektedir.

Emeklilik, belli bir yaşa gelmiş veya belli görev süresini doldurmuş bulunan bir memurun, memuriyet statüsünden çıkıp emeklilik statüsüne girmesini ifade eder. Devlet memurlarının emeklilik hakkı 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’yla düzenlenmiştir. Kanunun 40. maddesinde, zorunlu olarak memuriyetten ayrılmayı, emekliliği gerektiren azami yaş haddi genel olarak belirlendikten sonra, özelliği olan kimi hizmet grupları için bunun üstünde veya altında yaş hadlerine yer verilmiş, (ç) bendiyle emniyet müdürleri için bu yaş 60 olarak öngörülmüştür.

Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun kadrosuzluktan emekliye sevketme uygulamasıyla ilgili olarak genel gerekçesinde; “Emniyet müdürleri için öngörülen yaş haddi 60’dır. Mülga mevzuat hükümleri gereği 46 ve 47 yaşlarında 1. Sınıf emniyet müdürü olan bir personel aktif bir görevde bulunmasa dahi, günün emeklilik şartlarının zor olması nedeniyle yaklaşık 13-14 yıl bu rütbede bekleyerek emekli olmamaktadır. Bu ise teşkilatın iç yapısında hizmetin ötesinde disiplinsizliklere ve kadro yönünden olumsuzluklara yol açmaktadır. Bu olumsuzlukları gidermek için 1 inci sınıf Emniyet Müdürleri ve bir üst rütbeye terfi ettirilemeyen 2 nci sınıf Emniyet Müdürleri için emeklilikle ilgili diğer şartları taşımaları kaydıyla erken emekli edilmeleri zorunluluk arz etmektedir”, ifadelerine yer verilmiş; madde gerekçesinde de; “Üst rütbelerdeki yığılma nedeniyle oluşan olumsuzlukların giderilmesi, hiyerarşik yapıya uygun olarak olması gereken personel piramidinin oluşturulması ve hakkaniyet ölçüsünde alt rütbelilere yetenekleri oranında yükselme imkanı tanınması amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinde olduğu gibi ‘kadrosuzluk nedeni ile zorunlu emeklilik’ sisteminin getirilmesi zorunluluk arz ettiğinden, emeklilikle ilgili diğer şartları taşımaları kaydıyla erken emeklilik sisteminin getirilmesi ve Teşkilatın sağlıklı bir personel piramit yapısına kavuşturulması ve sağlanan dengenin korunması amacıyla, 1 inci ve 2 nci sınıf Emniyet Müdürlerinin sayıları bu kanunla sabitleştirilmiştir. Bundan sonra doğabilecek üst rütbedeki yığılmalar ise, bu düzenleme ile sistem içinde kendiliğinden önlenmiş olacaktır.” denilmektedir.

Bu gerekçeden Yasakoyucunun, emniyet personelinde rütbe esasına dayalı olarak oluşturulan piramidin taban ve tavanında uyumu koruyabilmek amacıyla tepede yer alan emniyet müdürleri kadrolarını belli sayılarla sınırlandırarak, 1. ve 2. sınıf emniyet müdürlerinin kanunda öngörülen yaş haddinden önce emekli edilebilmelerine olanak tanıdığı, böylece hem bir amirin çok uzun yıllar aynı kadroda görev yapmasının hizmet verimi bakımından ortaya çıkaracağı sakıncaları önlemek hem de mesleğin alt kadrolarında bulunan genç ve yetenekli personele terfi imkanını sağlamak istediği ayrıca, bu tür personele belli miktarlarda kadrosuzluk tazminatı ödenerek hizmetin getirdiği zorunluluktan kaynaklanan görevden ayrılmaya bağlı mali kayıpların giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

3201 sayılı Yasa’ya 4638 sayılı Yasa ile eklenen Ek 23. maddenin birinci fıkrasında: “Zorunlu bekleme süresini tamamlayarak terfi durumu üç kez Yüksek Değerlendirme Kurulu tarafından görüşülmesine rağmen, bir üst rütbeye terfi edemeyen 2 nci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın, Yüksek Değerlendirme Kurulunun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekli edilir” denilmektedir.

Kazanılmış hak kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Hukuk devletinde bu hakların korunacağı kuşkusuzdur. Ancak, bir statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar bu kapsamda değildir. 2. sınıf emniyet müdürü kadrosunda bulunanların dava konusu kuraldan önce emeklilik konusunda 60 yaş haddine tabi olmaları bu yaş haddini kendileri yönünden kazanılmış bir hak haline getirmez. Hizmet koşulları bütün hukuki sonuçlarını doğurarak kişisel hak haline gelmedikçe kazanılmış hak olarak nitelendirilemeyeceğinden dava konusu kuralla kazanılmış hakların ihlal edildiği savı yerinde görülmemiştir.

Fıkra hükmüyle, 2. sınıf emniyet müdürlerinin kadrosuzluktan emekliye sevkedilme koşulları, zorunlu bekleme sürelerini tamamlamış olmak, terfi durumları Yüksek Değerlendirme Kurulunda üç kez görüşülmesine rağmen bir üst rütbeye terfi edememiş olmak, emeklilikle ilgili diğer şartları taşımak, şeklinde hizmet gerekleri ve liyakat ölçütü esas alınarak objektif bir şekilde belirlenmiştir. Dolayısıyla, kapsamdaki personelin haklarındaki kanıtlanmamış kimi subjektif nedenlere dayalı olarak emekliliğe sevkedilebileceği yönündeki sav yerinde görülmemiştir.

1., 2., 3. ve 4. sınıf emniyet müdürlerinin hangi görev unvanlarını kapsadığı 3201 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde gösterilmiştir. Her bir sınıfa ilişkin emniyet müdürleri arasında görev unvanları, sayıları, yetki ve sorumlulukları, yükselme koşulları gibi çeşitli yönlerden farklılıklar bulunmaktadır. Aynı hukuki durumda bulunmayanların farklı kurallara tabi tutulmaları eşitlik ilkesinin ihlali anlamında olmayacağından, 3. ve 4. sınıf emniyet müdürleri için kadrosuzluktan emeklilik söz konusu değilken, 2. sınıf emniyet müdürleri için kadrosuzluktan emeklilik öngörülmesinde ve yine 2. ve 1. sınıf emniyet müdürlerinin kadrosuzluktan emeklilik koşullarında farklılık bulunmasında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2 ve 10. maddelerine aykırı görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.

2- İkinci fıkrasının, “...emekliliğe sevk edilebilir” bölümü

Ek 23. maddenin ikinci fıkrasında, “Meslek derecelerinde fiilen beş yılını dolduran 1 inci Sınıf Emniyet Müdürleri, kadro durumuna göre emeklilikle ilgili diğer şartları haiz olmak kaydıyla yaş şartı aranmaksızın, Yüksek Değerlendirme Kurulunun önerisi ve İçişleri Bakanının onayı ile emekliliğe sevk edilebilir” denilmektedir.

Dava dilekçesinde, 1. sınıf emniyet müdürlerinin kadrosuzluktan emekliye sevkedilmesi konusunda belirli bir ölçüt konulmadığı, kanunilik ilkesine uymaması nedeniyle keyfiliğe yol açabileceği, kimi emniyet müdürlerini yaş haddinden önce emekliye sevk etmenin kapsam dışında olan emniyet müdürleri ile bunlar arasında eşitsizliğe neden olacağı, kadrosuzluktan emekliliğin ancak bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki terfiler için söz konusu olabileceği, düzenlemenin görevdeki personeli de kapsamasının kazanılmış hakları ihlâ l ettiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2 ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülmektedir.

Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına göre kamu personeline ilişkin statü esaslarının ve bu bağlamda hizmetten ayrılmaya ilişkin kuralların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Yasayla düzenleme belirli konulardan kavram, ad ve kurum olarak söz etmek anlamına gelmeyip, düzenlenen alanda temel ilkelerin konularak çerçevesinin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak, yasada temel esasların belirlenmiş olması koşuluyla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntılar yürütme organının takdir yetkisine bırakılabilir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk devletinde yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.

İkinci fıkrada, 1. sınıf emniyet müdürlerinin kadrosuzluktan emekliye sevkedilmelerinde meslek derecelerinde 5 yılın doldurulması, emeklilikle ilgili diğer şartları taşımaları dışında bir koşul getirilmeyerek idareye sınırları belirsiz bir takdir yetkisi tanınmıştır. Böylece 1. sınıf emniyet müdürlerinden kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılacakların belirlenmesinde başarı, sicil, yeterlik gibi hizmet gereklerine ve mesleki niteliklere yönelik hiç bir objektif ölçü öngörülmemiştir.

Açıklanan nedenle ikinci fıkra ile getirilen “emekliye sevk edilebilir” biçimindeki kural, Anayasa’nın 2., 7. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

3- Üçüncü fıkrasının, “...tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp...” bölümü

Ek 23. maddenin üçüncü fıkrasında, kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilenlerin tekrar emniyet hizmetleri sınıfına dahil bir görevde çalıştırılmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Dava dilekçesinde, kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılmış olanların daha sonra kadro temin edilmesi ve hizmetlerine ihtiyaç duyulması halinde bile atanma olanaklarını ortadan kaldıran dava konusu kuralın Anayasanın 70. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 70. maddesinde “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” denilmektedir.

Yasakoyucu statü hukuku çerçevesinde yürütülen memuriyet hizmetine giriş, yükselme ve sona ermeye ilişkin koşulları anayasal ilkelere uygun olarak belirleme yetkisine sahiptir.

Yasa ile emniyet hizmetlerinin özellikleri ve gerekleri gözeterek belli üst düzey polis amirlerinin kanunda gösterilen yaş haddinden önce zorunlu olarak emekliye sevk edilebilmelerine olanak tanıyan bir sistem getirilmiştir. Rütbe esasına dayanan, ast-üst ilişkisine tabi hiyerarşik bir yapısı olan emniyet teşkilatında çalışan kişilerin başarısızlık ya da diğer zorunlu nedenlerle kadrosuzluktan emekliye ayrıldıktan sonra tekrar aynı kadrolara atanmasının, piramit yapısına dayanan ast-üst ilişkileri bakımından hizmeti olumsuz yönde etkileyeceği düşünülerek getirildiği anlaşılan dava konusu kural, emniyet hizmetleri sınıfı dışında başka hizmetlere atanmayı engellemediğinden, Anayasa’nın 70. maddesine aykırı görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.

C- İptal Sonucu Yasa’nın Diğer Hükümlerinin Uygulama Olanağını Yitirip Yitirmediği Sorunu

2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında, “Ancak başvuru, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartıyla, kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün bahis konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir” denilmektedir.

4638 sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle 3201 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 23. maddenin ikinci fıkrasındaki, “...emekliliğe sevk edilebilir.” bölümünün iptal edilmesi nedeniyle fıkranın kalan bölümü de uygulanma olanağını yitireceğinden 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptali gerekir.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

6.4.2001 günlü, 4638 sayılı “Emniyet Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”un:

A) 1- 1. maddesiyle değiştirilen 4.6.1937 günlü, 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunu’nun 55. maddesinin;

a- Altıncı fıkrasının “... liyakat koşullarını belirlemek,... Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu...” bölümüne,

b- Yedinci fıkrasının “...liyakat koşullarını belirlemek,... Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu...” bölümüne,

c- Onikinci fıkrasının, (B) grubu komiser yardımcıları ve komiserler için rütbelerde ve meslek derecelerinde öngörülen 6’şar yıllık en az bekleme sürelerine,

d- Onbeşinci fıkrasının “...paraya çevrilse veya tecil edilse dahi...” bölümüne,

e- Onyedinci fıkrasında yer alan “... %10’unu ...” bölümüne,

2- 4. maddesiyle 3201 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 23’ün üçüncü fıkrasının “... tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp,...” bölümüne,

yönelik iptal istemleri, 11.6.2003 günlü, E. 2001/346, K. 2003/63 sayılı kararla reddedildiğinden, BU BÖLÜMLERE İLİŞKİN YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİ HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

B- 1. maddesiyle değiştirilen 3201 sayılı Yasa’nın 55. maddesinin ondördüncü fıkrasının “... polis amiri olduktan sonra yapılan ...” bölümüne ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN KOŞULLARI OLUŞMADIĞINDAN REDDİNE,

C- 4. maddesiyle 3201 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 23’ün;

1- Birinci fıkrasının “... yaş şartı aranmaksızın, ... emekli edilir.” bölümüne ilişkin iptal istemi, 11.6.2003 günlü, E. 2001/346, K. 2003/63 sayılı kararla reddedildiğinden, daha önce verilen 19.6.2001 günlü, E. 2001/346, K. 2001/6-1 sayılı yürürlüğün durdurulması kararının, BU BÖLÜM YÖNÜNDEN KALDIRILMASINA,

2- İkinci fıkrasının “... emekliliğe sevk edilebilir.” bölümü, 11.6.2003 günlü, E. 2001/346, K. 2003/63 sayılı kararla iptal edildiğinden, uygulanmasından doğacak ve sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için bu bölüm hakkında daha önce verilen 19.6.2001 günlü, E. 2001/346, K. 2001/6-1 sayılı yürürlüğün durdurulması kararının, İPTALE İLİŞKİN KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANACAĞI GÜNE KADAR DEVAMINA,

11.6.2003 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

VI- SONUÇ

6.4.2001 günlü, 4638 sayılı “Emniyet Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun”un:

A- 1. maddesiyle değiştirilen 4.6.1937 günlü, 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunu’nun 55. maddesinin;

1- Altıncı fıkrasının “... liyakat koşullarını belirlemek, ... Genel Müdürlük Merkez Değerlendirme Kurulu...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

2- Yedinci fıkrasının “...liyakat koşullarını belirlemek, ... Genel Müdürlük Yüksek Değerlendirme Kurulu...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

3- Onikinci fıkrasının, (B) grubu komiser yardımcıları ve komiserler için rütbelerde ve meslek derecelerinde öngörülen 6’şar yıllık en az bekleme sürelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

4- Ondördüncü fıkrasının “... polis amiri olduktan sonra yapılan...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

5- Onbeşinci fıkrasının “...paraya çevrilse veya tecil edilse dahi...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

6- Onyedinci fıkrasında yer alan “... %10’unu ...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

B- 4. maddesiyle 3201 sayılı Yasa’ya eklenen Ek Madde 23’ün;

1- Birinci fıkrasının “... yaş şartı aranmaksızın, ... emekli edilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

2- İkinci fıkrasının “... emekliliğe sevk edilebilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

3- Üçüncü fıkrasının “... tekrar Emniyet Hizmetleri Sınıfına dahil bir görevde istihdam edilmeleri mümkün olmayıp,...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,

C- 4. maddesiyle 3201 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 23. maddenin ikinci fıkrasındaki “... emekliliğe sevk edilebilir.” bölümünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan fıkranın kalan bölümünün de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE,

11.6.2003 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

 

Başkanvekili

Haşim KILIÇ

Üye

Samia AKBULUT

Üye

Yalçın ACARGÜN

Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ertuğrul ERSOY

Üye

Tülay TUĞCU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Enis TUNGA

Üye

Mehmet ERTEN

 

Sayfa Başı