(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)
Sayfa 1 -
DÖNEM: 23 YASAMA YILI: 4  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ  TUTANAK DERGİSİ  CİLT : 64  74 5 üncü Birleşim  1 7 Mart 2010 Çarşamba  (Bu Tutanak Dergisi 'ndeyer alan ve kâtip üyeler tarafindan okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar  tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)  İÇİNDEKİLER Sayfa  I . - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ 6  I I G E L E N KÂĞITLAR 10  III . - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR 11,18  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 11:16,18  1.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'in, 18 Mart Şehitleri  Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin  gündem dışı konuşması 11:12  2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması 12:14  3.- Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya'nın, 8 Mart 2010  tarihinde Elâzığ'da meydana gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü  ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı  konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 14:16,18  IV.- AÇIKLAMALAR 16,19,86  1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 8 Mart 2010  tarihinde Elâzığ'da meydana gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü
Sayfa 2 -
DÖNEM: 23 YASAMA YILI: 4  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ  TUTANAK DERGİSİ  CİLT : 64  74 5 üncü Birleşim  1 7 Mart 2010 Çarşamba  (Bu Tutanak Dergisi 'ndeyer alan ve kâtip üyeler tarafindan okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar  tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)  İÇİNDEKİLER Sayfa  I . - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ 6  I I G E L E N KÂĞITLAR 10  III . - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR 11,18  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 11:16,18  1.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'in, 18 Mart Şehitleri  Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin  gündem dışı konuşması 11:12  2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması 12:14  3.- Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya'nın, 8 Mart 2010  tarihinde Elâzığ'da meydana gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü  ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı  konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 14:16,18  IV.- AÇIKLAMALAR 16,19,86  1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun, 8 Mart 2010  tarihinde Elâzığ'da meydana gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayfa  ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 16:17,19:21  2.- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde  Elâzığ'da meydana gelen depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 17,19:21  3.- Edime Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve  Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 17:18,19:21  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde  Elâzığ'da meydana gelen depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 18,19:21  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma  Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması  ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 18,19:21  6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genc'in, 473 sıra sayılı Biyogüvenlik  Kanunu Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair gündemde bir açıklama  bulunmadığından, temel kanun olarak görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması 86:87  V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI 21  A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 21:27  1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin,  eczacıların sorunları ile ilaç sektöründeki sorunların araştırılarak alınması  gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına  ilişkin önergesi (10/623) 21:23  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 milletvekilinin,  Kastamonu ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/624) 23:24  3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin,  camilerin ve din görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken  önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin  önergesi (10/625) 25:26  4.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Batman Milletvekili Bengi  Yıldız ve Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, Mıhellemilerin sorunları­ nın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626) 26:27  B) TEZKERELER 27:30  1.- Tanm, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, (1/821) esas  numaralı Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı'nın, İç Tüzük'ün 34'üncü maddesi uyarınca kendi komis­ yonlarında görüşülmesinin temini için gereğinin yapılmasına ilişkin  tezkeresi (3/1123) 27:28  - 2 -
Sayfa 3 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayfa  ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 16:17,19:21  2.- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde  Elâzığ'da meydana gelen depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 17,19:21  3.- Edime Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve  Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 17:18,19:21  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde  Elâzığ'da meydana gelen depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 18,19:21  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma  Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması  ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı 18,19:21  6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genc'in, 473 sıra sayılı Biyogüvenlik  Kanunu Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair gündemde bir açıklama  bulunmadığından, temel kanun olarak görüşülemeyeceğine ilişkin açıklaması 86:87  V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI 21  A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 21:27  1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin,  eczacıların sorunları ile ilaç sektöründeki sorunların araştırılarak alınması  gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına  ilişkin önergesi (10/623) 21:23  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 milletvekilinin,  Kastamonu ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/624) 23:24  3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin,  camilerin ve din görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken  önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin  önergesi (10/625) 25:26  4.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Batman Milletvekili Bengi  Yıldız ve Batman Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, Mıhellemilerin sorunları­ nın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626) 26:27  B) TEZKERELER 27:30  1.- Tanm, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, (1/821) esas  numaralı Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı'nın, İç Tüzük'ün 34'üncü maddesi uyarınca kendi komis­ yonlarında görüşülmesinin temini için gereğinin yapılmasına ilişkin  tezkeresi (3/1123) 27:28  - 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayfa  2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin'in,  beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi  Başkanı Mustafa Mansouri'nin vaki davetine icabetle Fas'a, resmî ziyarette  bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1124) 28:30  3.- Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Rusya  Federasyonu Federal Meclisi Tanm ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi  Komisyonunun vaki davetine icabetle Rusya Federasyonu'na resmî ziyarette  bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1125) 30  VI.- SEÇİMLER 30  A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 30  1.- İnsan Haklannı İnceleme ve Anayasa Komisyonlannda açık bulunan  üyeliklere seçim 30  VIL- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR­ DAN GELEN DİĞER İŞLER 31,87  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 31:86,87:101  1.- Türk Ticaret Kanunu Tasansı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324)  (S. Sayısı: 96) 31  2.- Türk Borçlar Kanunu Tasansı ve Adalet Komisyonu Rapora (1/499)  (S. Sayısı: 321) 31  3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma  Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek  Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin  Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve  Dışişleri Komisyonu Rapora (1/761) (S. Sayısı: 458) 31  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasansı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve  Sosyal İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonları Raporlan (1/789) (S. Sayısı: 473) 31:86,87:101  VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 102  1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin, Yargıtayda boş  bulunan üyeliklere seçim yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı  Sadullah Ergin'in cevabı (7/11691) 102:108  2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan'ın, Abdullah Öcalanin  avukatlarıyla görüştürülmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah  Ergin'in cevabı (7/11692) 109:113  3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, denetim ve yönetim  kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep  Akdağin cevabı (7/11783) 113:115  4.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse'nin, sağlık soranları bulunan  bir tutuklunun tahliyesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/11813) 116:118  - 3 -
Sayfa 4 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayfa  2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin'in,  beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi  Başkanı Mustafa Mansouri'nin vaki davetine icabetle Fas'a, resmî ziyarette  bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1124) 28:30  3.- Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Rusya  Federasyonu Federal Meclisi Tanm ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi  Komisyonunun vaki davetine icabetle Rusya Federasyonu'na resmî ziyarette  bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1125) 30  VI.- SEÇİMLER 30  A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM 30  1.- İnsan Haklannı İnceleme ve Anayasa Komisyonlannda açık bulunan  üyeliklere seçim 30  VIL- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR­ DAN GELEN DİĞER İŞLER 31,87  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 31:86,87:101  1.- Türk Ticaret Kanunu Tasansı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324)  (S. Sayısı: 96) 31  2.- Türk Borçlar Kanunu Tasansı ve Adalet Komisyonu Rapora (1/499)  (S. Sayısı: 321) 31  3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma  Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek  Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin  Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve  Dışişleri Komisyonu Rapora (1/761) (S. Sayısı: 458) 31  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasansı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve  Sosyal İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonları Raporlan (1/789) (S. Sayısı: 473) 31:86,87:101  VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 102  1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin, Yargıtayda boş  bulunan üyeliklere seçim yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı  Sadullah Ergin'in cevabı (7/11691) 102:108  2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan'ın, Abdullah Öcalanin  avukatlarıyla görüştürülmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah  Ergin'in cevabı (7/11692) 109:113  3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, denetim ve yönetim  kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep  Akdağin cevabı (7/11783) 113:115  4.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse'nin, sağlık soranları bulunan  bir tutuklunun tahliyesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/11813) 116:118  - 3 - T B M M B: 7 4  5.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, kiralanan binalara, sağlıkev- lerine ve bir beldeye yapılan hastaneye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep  Akdağ'ın cevabı (7/11842)  6.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, saha koordinatörlerine ilişkin  sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11844)  7.- Antalya Milletvekili Atila Emek'in, Yüksek Seçim Kurulunun  kullandığı bilgisayar işletim sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet  Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11873)  8.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak'ın, bir tutuklunun sağlık  sorununa ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11876)  9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Yargıtaydaki boş üyeliklere ve  çalışma şartlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı  (7/11877)  10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, bir köye ebe atanmasına  ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11931)  11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Ardahan'daki sağlık hizmet­ lerinin yeterliliğine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı  (7/11940)  12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, bir sağlık ocağındaki doktor  eksikliğine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11941)  13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, bir köydeki sağlık personeli  ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11942)  14.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay'ın, hâkim ve savcılar  hakkında kişisel suç kapsamında işlem yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet  Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11980)  15.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut'un, SEÇSİS Projesi'nin işletim  sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12055)  16.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan'ın, bir hükümlünün tedavisine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/12254)  17.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur'un, kadın seçmen sayılarına  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/12351)  18.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur'un, yerel yönetim seçim­ lerindeki kadın adaylara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12353)  19.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan'ın, bir cezaevinde yapıldığı iddia  edilen uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12428)  20.- Samsun Milletvekili Suat Binici'nin, yapılması planlanan bir yarı  açık cezaevine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı  (7/12429)  1 7 . 3 . 2 0 1 0  Savfa  - 4 - 119:122  123:126  127:129  130:135  136:138  138:140  141:142  143:144  145:146  147:154  154:157  158:162  162:164  165:167  168:170  171:173
Sayfa 5 -
T B M M B: 7 4  5.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, kiralanan binalara, sağlıkev- lerine ve bir beldeye yapılan hastaneye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep  Akdağ'ın cevabı (7/11842)  6.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, saha koordinatörlerine ilişkin  sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11844)  7.- Antalya Milletvekili Atila Emek'in, Yüksek Seçim Kurulunun  kullandığı bilgisayar işletim sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet  Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11873)  8.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak'ın, bir tutuklunun sağlık  sorununa ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11876)  9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Yargıtaydaki boş üyeliklere ve  çalışma şartlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı  (7/11877)  10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman'ın, bir köye ebe atanmasına  ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11931)  11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Ardahan'daki sağlık hizmet­ lerinin yeterliliğine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı  (7/11940)  12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, bir sağlık ocağındaki doktor  eksikliğine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11941)  13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, bir köydeki sağlık personeli  ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11942)  14.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay'ın, hâkim ve savcılar  hakkında kişisel suç kapsamında işlem yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet  Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/11980)  15.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut'un, SEÇSİS Projesi'nin işletim  sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12055)  16.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan'ın, bir hükümlünün tedavisine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/12254)  17.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur'un, kadın seçmen sayılarına  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı (7/12351)  18.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur'un, yerel yönetim seçim­ lerindeki kadın adaylara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12353)  19.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan'ın, bir cezaevinde yapıldığı iddia  edilen uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in  cevabı(7/12428)  20.- Samsun Milletvekili Suat Binici'nin, yapılması planlanan bir yarı  açık cezaevine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in cevabı  (7/12429)  1 7 . 3 . 2 0 1 0  Savfa  - 4 - 119:122  123:126  127:129  130:135  136:138  138:140  141:142  143:144  145:146  147:154  154:157  158:162  162:164  165:167  168:170  171:173  TBMM B: 74 17 .3 .2010  Savfa  21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Erbaa OSB'deki faaliyetlere  ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün'ün cevabı (7/12627) 174  22.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, TRT'nin bazı imkânlannın  usulsüz kullandırıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12803) 175:177  23.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanin, TRT'nin açılması  planlanan Arapça yayın yapacak kanalına ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12821) 178:180  24.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik'in, Türk alfabesinde bulunmayan  harflerin TRT yayınlannda kullanılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12832) 181:183  25.- Zonguldak Milletvekili Ali Kocal in, TRT'nin İstanbul Tepebaşı'ndaki  stüdyolarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent  Arınçin cevabı (7/12833) 184:186  - 5 -
Sayfa 6 -
TBMM B: 74 17 .3 .2010  Savfa  21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun, Erbaa OSB'deki faaliyetlere  ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün'ün cevabı (7/12627) 174  22.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, TRT'nin bazı imkânlannın  usulsüz kullandırıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12803) 175:177  23.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanin, TRT'nin açılması  planlanan Arapça yayın yapacak kanalına ilişkin Başbakandan sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12821) 178:180  24.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik'in, Türk alfabesinde bulunmayan  harflerin TRT yayınlannda kullanılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve  Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçin cevabı (7/12832) 181:183  25.- Zonguldak Milletvekili Ali Kocal in, TRT'nin İstanbul Tepebaşı'ndaki  stüdyolarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent  Arınçin cevabı (7/12833) 184:186  - 5 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ  TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.  Kırklareli Milletvekili Tansel Barış, 14 Mart Tıp Bayramı'na,  Van Milletvekili Kerem Altun, öğretmen okullarının 162'nci kuruluş yıl dönümüne,  Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, insan haklarındaki gelişmelere,  İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.  Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan,  Adıyaman Milletvekili Şevket Köse,  14 Mart Tıp Bayramı'na;  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, 16 Mart 1978'de 7 üniversite öğrencisinin öldürülüşünün  yıl dönümüne ve tüm faili meçhul olayların aydınlatılması gerektiğine;  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Osmanlı Sadrazamı Mehmet Talât Paşa'nın Almanya'da  öldürülüşünün 89'uncu yıl dönümüne;  İlişkin birer açıklamada bulundular.  Ordu Milletvekili Enver Yılmaz'ın, Anayasa Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi  Genel Kurulun bilgisine sunuldu.  Adana Milletvekili Kürşat Atılgan'ın (6/1710) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin  önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.  Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 20 milletvekilinin, Batı Trakya Türklerinin sorunlarının  (10/619);  Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin:  Engellilerin sorunlarının (10/620),  İğdır'daki hava kirliliği sorununun (10/621),  Millî Eğitim Bakanlığının esnek istihdam politikalarının yol açtığı sorunların (10/622);  Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması  açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini  alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.  Gündemin "Kanun Tasan ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 473  sıra sayılı Biyogüvenlik Kanun Tasansı ile 484, 436, 453, 359, 360, 356 ve 378 sıra sayılı uluslararası  sözleşmelerin bu kısmın 4, 5, 6,7, 8,9, 10 ve 11 'inci sıralanna alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna  göre teselsül ettirilmesine; 473 sıra sayılı Kanun Tasansı'nın İç Tüzük'ün 91 'inci maddesine göre temel  kanun olarak görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Kars İli Susuz İlçesinin Adının Cilavuz Olarak  Değiştirilmesi ile İlgili Kanun Teklifi'nin (2/362) İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan  gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.  Gündemin "Sözlü Somlar" kısmının:  l'inci sırasında bulunan (6/876),  6'ncı  9'uncu  (6/999),  (6/1008),  - 6 -
Sayfa 7 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ  TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak üç oturum yaptı.  Kırklareli Milletvekili Tansel Barış, 14 Mart Tıp Bayramı'na,  Van Milletvekili Kerem Altun, öğretmen okullarının 162'nci kuruluş yıl dönümüne,  Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal, insan haklarındaki gelişmelere,  İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.  Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan,  Adıyaman Milletvekili Şevket Köse,  14 Mart Tıp Bayramı'na;  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, 16 Mart 1978'de 7 üniversite öğrencisinin öldürülüşünün  yıl dönümüne ve tüm faili meçhul olayların aydınlatılması gerektiğine;  Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Osmanlı Sadrazamı Mehmet Talât Paşa'nın Almanya'da  öldürülüşünün 89'uncu yıl dönümüne;  İlişkin birer açıklamada bulundular.  Ordu Milletvekili Enver Yılmaz'ın, Anayasa Komisyonundan istifa ettiğine ilişkin önergesi  Genel Kurulun bilgisine sunuldu.  Adana Milletvekili Kürşat Atılgan'ın (6/1710) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin  önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.  Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu ve 20 milletvekilinin, Batı Trakya Türklerinin sorunlarının  (10/619);  Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin:  Engellilerin sorunlarının (10/620),  İğdır'daki hava kirliliği sorununun (10/621),  Millî Eğitim Bakanlığının esnek istihdam politikalarının yol açtığı sorunların (10/622);  Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması  açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini  alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.  Gündemin "Kanun Tasan ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 473  sıra sayılı Biyogüvenlik Kanun Tasansı ile 484, 436, 453, 359, 360, 356 ve 378 sıra sayılı uluslararası  sözleşmelerin bu kısmın 4, 5, 6,7, 8,9, 10 ve 11 'inci sıralanna alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna  göre teselsül ettirilmesine; 473 sıra sayılı Kanun Tasansı'nın İç Tüzük'ün 91 'inci maddesine göre temel  kanun olarak görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Kars İli Susuz İlçesinin Adının Cilavuz Olarak  Değiştirilmesi ile İlgili Kanun Teklifi'nin (2/362) İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan  gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.  Gündemin "Sözlü Somlar" kısmının:  l'inci sırasında bulunan (6/876),  6'ncı  9'uncu  (6/999),  (6/1008),  - 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  - 7 - 10'uncu sırasında bulunan (6/1009),  1 l'inci " " (6/1013),  14'üncü " " (6/1034),  23'üncü " " (6/1060),  24'üncü " " (6/1063),  25'inci " " (6/1065),  27'nci " " (6/1072),  37'nci " " (6/1098),  38'inci " " (6/1099),  41'inci " " (6/1111),  44'üncü " " (6/1119)  49'uncu " " (6/1135),  5 l'inci " " (6/1138),  52'nci " " (6/1139)  56'ncı " " (6/1143),  373'üncü " " (6/1656),  404'üncü " " (6/1692),  405'inci " " (6/1693),  419'uncu " " (6/1705),  446'ncı " " (6/1735),  537'nci " " (6/1827),  599'uncu " " (6/1890),  Esas numaralı sözlü somlara Devlet Bakanı Faruk Çelik cevap verdi; soru sahiplerinden Antalya  Milletvekili Hüsnü Çöllü, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın ve Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de  cevaplara karşı görüşlerini açıkladı.  Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:  l'inci sırasında bulunan ve İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet  Komisyonu Raporu'nun (1/324) (S. Sayısı: 96),  2'nci sırasında bulunan ve İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet  Komisyonu Raporu'nun (1/499) (S. Sayısı: 321),  4'üncü sırasına alınan ve İç Tüzük'ün 9l'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre,  Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonları Raporlarının (1/789) (S. Sayısı: 473),  12'nci sırasına alınan, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Ana Sözleşmesinde  Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu  Raporu'nun (1/786) (S. Sayısı: 460),  23'üncü sırasına alınan, Uşak Milletvekili Nuri Uslu'nun; 6831 Sayılı Orman Kanununa Ek  Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Çevre ile Tanm, Orman ve Köyişleri Komisyonları  Raporlannm (2/325) (S. Sayısı: 417),  Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
Sayfa 8 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  - 7 - 10'uncu sırasında bulunan (6/1009),  1 l'inci " " (6/1013),  14'üncü " " (6/1034),  23'üncü " " (6/1060),  24'üncü " " (6/1063),  25'inci " " (6/1065),  27'nci " " (6/1072),  37'nci " " (6/1098),  38'inci " " (6/1099),  41'inci " " (6/1111),  44'üncü " " (6/1119)  49'uncu " " (6/1135),  5 l'inci " " (6/1138),  52'nci " " (6/1139)  56'ncı " " (6/1143),  373'üncü " " (6/1656),  404'üncü " " (6/1692),  405'inci " " (6/1693),  419'uncu " " (6/1705),  446'ncı " " (6/1735),  537'nci " " (6/1827),  599'uncu " " (6/1890),  Esas numaralı sözlü somlara Devlet Bakanı Faruk Çelik cevap verdi; soru sahiplerinden Antalya  Milletvekili Hüsnü Çöllü, Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın ve Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt de  cevaplara karşı görüşlerini açıkladı.  Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının:  l'inci sırasında bulunan ve İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet  Komisyonu Raporu'nun (1/324) (S. Sayısı: 96),  2'nci sırasında bulunan ve İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet  Komisyonu Raporu'nun (1/499) (S. Sayısı: 321),  4'üncü sırasına alınan ve İç Tüzük'ün 9l'inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel  kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre,  Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonları Raporlarının (1/789) (S. Sayısı: 473),  12'nci sırasına alınan, Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Ana Sözleşmesinde  Değişikliğin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu  Raporu'nun (1/786) (S. Sayısı: 460),  23'üncü sırasına alınan, Uşak Milletvekili Nuri Uslu'nun; 6831 Sayılı Orman Kanununa Ek  Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Çevre ile Tanm, Orman ve Köyişleri Komisyonları  Raporlannm (2/325) (S. Sayısı: 417),  Görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  3'üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına  Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde  Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve  Dışişleri Komisyonu Raporu'nun (1/761) (S. Sayısı: 458) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı,  verilen aradan sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından görüşmeleri ertelendi.  5'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Slovak Cumhuriyeti Hükümeti  Arasındaki Askeri Mezarlık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı  ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/803) (S. Sayısı: 484),  6'ncı sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı ve Pakistan İslam  Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı Arasında Eğitim İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/398) (S. Sayısı: 436),  7'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Umman Sultanlığı Arasında Hukuki, Ticari ve  Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/753) (S. Sayısı: 453),  8'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Romanya Hükümeti Arasında  Yatınmlann Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/612) (S. Sayısı: 359),  9'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında  Felaketlerin Sonuçlarının Önlenmesi, Sınırlandırılması ve Hafifletilmesi Alanında İşbirliği  Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu  Raporu (1/639) (S. Sayısı: 360),  10'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Bulgaristan Cumhuriyeti  Adalet Bakanlığı Arasında İşbirliği Konusunda Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna  Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/418) (S. Sayısı: 356),  11 'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Hükümeti  Arasında Svilengrad-Kapıkule Demiryolu Sınır Geçişi Faaliyetlerinin ve Kapıkule Sınır Mübadele  Garındaki Demiryolu Sınır Hizmetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/419) (S. Sayısı: 378),  13'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bahreyn Krallığı Hükümeti Arasında  Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/565) (S. Sayısı: 370),  14'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Bahreyn Krallığı Hükümeti Arasında  Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/387) (S. Sayısı: 371),  15'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ve Tayland Krallığı Arasında Yatınmlann Karşılıklı  Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/316) (S. Sayısı: 372),  16'ncı sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Fas Krallığı Adalet Bakanlığı  Arasında İşbirliği Konusunda Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı  ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/407) (S. Sayısı: 376),  - 8 -
Sayfa 9 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  3'üncü sırasında bulunan, Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına  Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde  Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve  Dışişleri Komisyonu Raporu'nun (1/761) (S. Sayısı: 458) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı,  verilen aradan sonra komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından görüşmeleri ertelendi.  5'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Slovak Cumhuriyeti Hükümeti  Arasındaki Askeri Mezarlık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı  ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/803) (S. Sayısı: 484),  6'ncı sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı ve Pakistan İslam  Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı Arasında Eğitim İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/398) (S. Sayısı: 436),  7'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Umman Sultanlığı Arasında Hukuki, Ticari ve  Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/753) (S. Sayısı: 453),  8'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Romanya Hükümeti Arasında  Yatınmlann Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/612) (S. Sayısı: 359),  9'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında  Felaketlerin Sonuçlarının Önlenmesi, Sınırlandırılması ve Hafifletilmesi Alanında İşbirliği  Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu  Raporu (1/639) (S. Sayısı: 360),  10'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Bulgaristan Cumhuriyeti  Adalet Bakanlığı Arasında İşbirliği Konusunda Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna  Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/418) (S. Sayısı: 356),  11 'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bulgaristan Cumhuriyeti Hükümeti  Arasında Svilengrad-Kapıkule Demiryolu Sınır Geçişi Faaliyetlerinin ve Kapıkule Sınır Mübadele  Garındaki Demiryolu Sınır Hizmetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/419) (S. Sayısı: 378),  13'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bahreyn Krallığı Hükümeti Arasında  Uluslararası Karayolu Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/565) (S. Sayısı: 370),  14'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Bahreyn Krallığı Hükümeti Arasında  Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/387) (S. Sayısı: 371),  15'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ve Tayland Krallığı Arasında Yatınmlann Karşılıklı  Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/316) (S. Sayısı: 372),  16'ncı sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Fas Krallığı Adalet Bakanlığı  Arasında İşbirliği Konusunda Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı  ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/407) (S. Sayısı: 376),  - 8 - TBMM B: 7 4 1 7 . 3 . 2 0 1 0  17'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kosova Öz-Yönetim Geçici Kurumları  Adına Hareket Eden Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonu (UNMIK) Arasında  Yatınmlann Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/414) (S. Sayısı: 377),  18'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında  Orman ve Ormancılık Araştırmalan Alanında Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 379),  19'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guyana Hükümeti Arasında Ticaret  ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve  Dışişleri Komisyonu Raporu (1/344) (S. Sayısı:388),  20'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Burkina Faso Hükümeti Arasında  Ticaretin Geliştirilmesi ve Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşma Protokolünün Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/417) (S. Sayısı: 389),  21 'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti  Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/616) (S. Sayısı: 390),  22'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile MERCOSUR Arasında Bir Serbest Ticaret Alanı  Kurulmasına Yönelik Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 391),  24'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında  Sınai İhracatın Geliştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna  Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/719) (S. Sayısı:432),  25'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında  Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/721) (S. Sayısı: 433),  Görüşmeleri tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi ve  kanunlaştı.  17 Mart 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere birleşime  20.02'de son verildi.  Şükran Güldal MUMCU  Başkan Vekili  Fatih METİN YusufCOŞKUN  Bingöl  Kâtip Üye  Bolu  Kâtip Üye  - 9 -
Sayfa 10 -
TBMM B: 7 4 1 7 . 3 . 2 0 1 0  17'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kosova Öz-Yönetim Geçici Kurumları  Adına Hareket Eden Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetim Misyonu (UNMIK) Arasında  Yatınmlann Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/414) (S. Sayısı: 377),  18'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında  Orman ve Ormancılık Araştırmalan Alanında Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 379),  19'uncu sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guyana Hükümeti Arasında Ticaret  ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve  Dışişleri Komisyonu Raporu (1/344) (S. Sayısı:388),  20'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Burkina Faso Hükümeti Arasında  Ticaretin Geliştirilmesi ve Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşma Protokolünün Onaylanmasının  Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/417) (S. Sayısı: 389),  21 'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti  Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/616) (S. Sayısı: 390),  22'nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile MERCOSUR Arasında Bir Serbest Ticaret Alanı  Kurulmasına Yönelik Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 391),  24'üncü sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında  Sınai İhracatın Geliştirilmesi Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna  Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/719) (S. Sayısı:432),  25'inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında  Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun  Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/721) (S. Sayısı: 433),  Görüşmeleri tamamlanarak elektronik cihazla yapılan açık oylamalardan sonra kabul edildi ve  kanunlaştı.  17 Mart 2010 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere birleşime  20.02'de son verildi.  Şükran Güldal MUMCU  Başkan Vekili  Fatih METİN YusufCOŞKUN  Bingöl  Kâtip Üye  Bolu  Kâtip Üye  - 9 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  No.: 102  II.- GELEN KÂĞITLAR  17 Mart 2010 Çarşamba  Meclis Araştırması Önergeleri  1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, eczacıların sorunları ile ilaç  sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın  98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin  önergesi (10/623) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.2.2010)  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 Milletvekilinin, Kastamonu İlinin  sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,  İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyannca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/624) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 Milletvekilinin, camilerin ve din  görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyannca bir Meclis araştırması açılmasına  ilişkin önergesi (10/625) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  4.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Batman Milletvekili Bengi Yıldız ve Batman  Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, Mıhellemilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  •  - 1 0 -
Sayfa 11 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  No.: 102  II.- GELEN KÂĞITLAR  17 Mart 2010 Çarşamba  Meclis Araştırması Önergeleri  1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 Milletvekilinin, eczacıların sorunları ile ilaç  sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın  98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin  önergesi (10/623) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.2.2010)  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 Milletvekilinin, Kastamonu İlinin  sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,  İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyannca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/624) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 Milletvekilinin, camilerin ve din  görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyannca bir Meclis araştırması açılmasına  ilişkin önergesi (10/625) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  4.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Batman Milletvekili Bengi Yıldız ve Batman  Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, Mıhellemilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.2.2010)  •  - 1 0 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  17 Mart 2010 Çarşamba  BİRİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 13.00  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşimini  açıyorum.  Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.  Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.  Gündem dışı ilk söz, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü münasebetiyle  söz isteyen Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'e aittir.  Buyurunuz Sayın Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar)  III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI  /.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'in, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve  Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması  MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18 Mart  Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümü nedeniyle söz aldım. Yüce  heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlarım.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 Kasım 1914 günü dünyanın en büyük Haçlı donanması  Çanakkale Boğazı'na bütün gücüyle yüklenmiş, 19 Şubat 1915 itibarıyla Boğaz i n iki yakasına ateş  kusmaya başlamıştı. 18 Mart 1915 günü küllerinden yeniden doğan Mehmetçik, dünyanın hayranlıkla  izlediği emperyalist armadayı Boğazin serin sularına gömerek, dünya tarihine en görkemli bir deniz  zaferini altın harflerle yazdırmıştır.  Denizden ve karadan her yolu deneyen, hasta adamı boğmak için hayasızca bir vahşeti Gelibolu  sahnesinde oynamaya çalışan medeni Batı sırtlan ordusu, mağrur ve kibirli milletler, geri dönmeyi  düşünmeyen kahraman Mehmetçik karşısında tarihin tarif edemediği, destanların yazamadığı,  akılların çözemediği büyük bir mağlubiyetin mümessili ve Çanakkale destanının küçük bir figüranı  olarak 14 Aralık 1915'te geldikleri yoldan geri dönmenin dayanılmaz çaresizliği içinde Gelibolu  sahnesine kaçarak veda etmişlerdir.  Aziz şehitlerimiz, sizler doksan beş yıl önce, aynı vatan, aynı millet, aynı bayrak ve aynı inanç  uğruna vatanın beher köşesinden gelerek, yüce Türk milletinin yekvücut olduğunda neler  yapabildiğini ortaya koydunuz; kutsal vatan toprağı Çanakkale cephesine, şehadet şerbetini, koşarak,  içmeye geldiniz, asla geri dönmeyi düşünmediniz.  O gün bu vatanı almaya, bu milleti boğmaya gelenler bugün hâlâ bu hayallerinden vazgeçmiş  değillerdir. Doksan beş yıl önce Çanakkale'de "Dur yolcu" diyerek geçirmediğin Haçlı zihniyeti,  yediği tokadı ve üzerimizdeki hayallerini unutmamış, siyasi limanlarda, siyasi kararlarla yeni bir  senaryonun peşine düşmüşlerdir. İnsanlık onurunun, insanlık medeniyetinin ve Yüce Yaratıcı'nın  asla kabul etmediği insanlık suçlarını, ABD'de Kızılderilileri kurutarak, Afrika'nın, Asya'nın,  Kafkasya'nın, Balkanların ve hâlen Irak halklarının öldürülmesine, milyonlarca mazlum ve masum  - 1 1 -
Sayfa 12 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  17 Mart 2010 Çarşamba  BİRİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 13.00  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşimini  açıyorum.  Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.  Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.  Gündem dışı ilk söz, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü münasebetiyle  söz isteyen Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'e aittir.  Buyurunuz Sayın Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar)  III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI  /.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz'in, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve  Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması  MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18 Mart  Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 95'inci yıl dönümü nedeniyle söz aldım. Yüce  heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlarım.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2 Kasım 1914 günü dünyanın en büyük Haçlı donanması  Çanakkale Boğazı'na bütün gücüyle yüklenmiş, 19 Şubat 1915 itibarıyla Boğaz i n iki yakasına ateş  kusmaya başlamıştı. 18 Mart 1915 günü küllerinden yeniden doğan Mehmetçik, dünyanın hayranlıkla  izlediği emperyalist armadayı Boğazin serin sularına gömerek, dünya tarihine en görkemli bir deniz  zaferini altın harflerle yazdırmıştır.  Denizden ve karadan her yolu deneyen, hasta adamı boğmak için hayasızca bir vahşeti Gelibolu  sahnesinde oynamaya çalışan medeni Batı sırtlan ordusu, mağrur ve kibirli milletler, geri dönmeyi  düşünmeyen kahraman Mehmetçik karşısında tarihin tarif edemediği, destanların yazamadığı,  akılların çözemediği büyük bir mağlubiyetin mümessili ve Çanakkale destanının küçük bir figüranı  olarak 14 Aralık 1915'te geldikleri yoldan geri dönmenin dayanılmaz çaresizliği içinde Gelibolu  sahnesine kaçarak veda etmişlerdir.  Aziz şehitlerimiz, sizler doksan beş yıl önce, aynı vatan, aynı millet, aynı bayrak ve aynı inanç  uğruna vatanın beher köşesinden gelerek, yüce Türk milletinin yekvücut olduğunda neler  yapabildiğini ortaya koydunuz; kutsal vatan toprağı Çanakkale cephesine, şehadet şerbetini, koşarak,  içmeye geldiniz, asla geri dönmeyi düşünmediniz.  O gün bu vatanı almaya, bu milleti boğmaya gelenler bugün hâlâ bu hayallerinden vazgeçmiş  değillerdir. Doksan beş yıl önce Çanakkale'de "Dur yolcu" diyerek geçirmediğin Haçlı zihniyeti,  yediği tokadı ve üzerimizdeki hayallerini unutmamış, siyasi limanlarda, siyasi kararlarla yeni bir  senaryonun peşine düşmüşlerdir. İnsanlık onurunun, insanlık medeniyetinin ve Yüce Yaratıcı'nın  asla kabul etmediği insanlık suçlarını, ABD'de Kızılderilileri kurutarak, Afrika'nın, Asya'nın,  Kafkasya'nın, Balkanların ve hâlen Irak halklarının öldürülmesine, milyonlarca mazlum ve masum  - 1 1 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  insanların neslinin soyunu ve sonunu katleden bu zihniyet, "medeniyet ve demokrasi" şemsiyesi  altında büyütülen tek dişi kalmış canavar, bugün, siyasi parlamentolarda almış oldukları kararlar ile  de tarihi katletmişlerdir ve evlatlarımızı kendi karanlık vicdanlanna hapsetmenin arzusuyla, kiniyle  hâlâ üzerimize gelmeye devam etmektedirler.  Aziz şehitlerimiz, artık görev bizde. Sizlere layık olabilmek için, aynı ruhla mücadelemiz  sonsuza kadar devam edecektir.  Yüce milletim, bugün, ülkemize ve milletimize, içeriden ve dışarıdan destek bulan gizli  senaryoların kıskacında yeni roller biçilmekte ve yine Türk milletinin başına çuvallar geçirilmeye  çalışılmaktadır. Destanlara sığmayan büyük ecdadın torunları olarak yabancı başkentlerde yeniden  düzenlenen tarihî senaryoların günümüz versiyonu bu oyunları görüyoruz, anlıyoruz. Bu senaryolara  dün olduğu gibi bugün de teslim olmayacağız ve yine başaracağız. Dün Çanakkale'de, İnönü'de,  Dumlupınar'da, Sakarya'da, 9 Eylül İzmir'de aynı zihniyet, aynı düşünce, bugün, şekil, renk, strateji  değiştirerek kullandığı maşalarla tarihî emellerin peşinde koşmaya devam etmektedir. Nasıl ve ne  şekilde olursa olsun, hangi niyet ve taktikle üzerimize gelirlerse gelsinler, hangi cüppeyi, hangi  elbiseyi giyerlerse giysinler, yüce Türk milleti, tarihimizi katledenleri, bunlara zemin hazırlayanları,  bu zillet karşısında sesini çıkarmayanları asla affetmeyecektir. Bizler, yarın kaçacaklarla sizin  yolunuzda savaşacaklar arasında ince çizgiyi gören evlatlarınız ve torunlarınız olarak sizlerin 1915' te  Çanakkale Boğazı'nda dünyaya haykırdığınız şu mısralarla bugün biz de yüce çatı altından  haykırıyoruz:  "Bütün dev silahların üstüme kan kussa,  Surda tekbir sesleri birer birer hep sussa,  Değil müttefiklerin bütün dünya kudursa,  Bizlerden akan her damla sizlere şelaledir.  Geçemezsiniz beyler, bura Çanakkale'dir.  Denizi geçmek için toplansa da bütün cihan,  Koskoca gemiler üzerime gelse de yan yan,  Toplanın, toplanın, toplanın efendiler, bu pınardan içilmez.  Yanlış kapıyı çaldınız, yanlış kapıyı çaldınız beyler, Çanakkale geçilmez! Çanakkale geçilmez!  Çanakkale geçilmez!"  Saygılarımla. (Alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Cengiz.  Gündem dışı ikinci söz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı uygulamaları hakkında  söz isteyen Muğla Milletvekili Gürol Ergin'e aittir.  Buyurunuz Sayın Ergin.  2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı  uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması  GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının kimi  uygulamaları üzerinde düşüncelerimi açıklamak için söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken  Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.  - 1 2 -
Sayfa 13 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  insanların neslinin soyunu ve sonunu katleden bu zihniyet, "medeniyet ve demokrasi" şemsiyesi  altında büyütülen tek dişi kalmış canavar, bugün, siyasi parlamentolarda almış oldukları kararlar ile  de tarihi katletmişlerdir ve evlatlarımızı kendi karanlık vicdanlanna hapsetmenin arzusuyla, kiniyle  hâlâ üzerimize gelmeye devam etmektedirler.  Aziz şehitlerimiz, artık görev bizde. Sizlere layık olabilmek için, aynı ruhla mücadelemiz  sonsuza kadar devam edecektir.  Yüce milletim, bugün, ülkemize ve milletimize, içeriden ve dışarıdan destek bulan gizli  senaryoların kıskacında yeni roller biçilmekte ve yine Türk milletinin başına çuvallar geçirilmeye  çalışılmaktadır. Destanlara sığmayan büyük ecdadın torunları olarak yabancı başkentlerde yeniden  düzenlenen tarihî senaryoların günümüz versiyonu bu oyunları görüyoruz, anlıyoruz. Bu senaryolara  dün olduğu gibi bugün de teslim olmayacağız ve yine başaracağız. Dün Çanakkale'de, İnönü'de,  Dumlupınar'da, Sakarya'da, 9 Eylül İzmir'de aynı zihniyet, aynı düşünce, bugün, şekil, renk, strateji  değiştirerek kullandığı maşalarla tarihî emellerin peşinde koşmaya devam etmektedir. Nasıl ve ne  şekilde olursa olsun, hangi niyet ve taktikle üzerimize gelirlerse gelsinler, hangi cüppeyi, hangi  elbiseyi giyerlerse giysinler, yüce Türk milleti, tarihimizi katledenleri, bunlara zemin hazırlayanları,  bu zillet karşısında sesini çıkarmayanları asla affetmeyecektir. Bizler, yarın kaçacaklarla sizin  yolunuzda savaşacaklar arasında ince çizgiyi gören evlatlarınız ve torunlarınız olarak sizlerin 1915' te  Çanakkale Boğazı'nda dünyaya haykırdığınız şu mısralarla bugün biz de yüce çatı altından  haykırıyoruz:  "Bütün dev silahların üstüme kan kussa,  Surda tekbir sesleri birer birer hep sussa,  Değil müttefiklerin bütün dünya kudursa,  Bizlerden akan her damla sizlere şelaledir.  Geçemezsiniz beyler, bura Çanakkale'dir.  Denizi geçmek için toplansa da bütün cihan,  Koskoca gemiler üzerime gelse de yan yan,  Toplanın, toplanın, toplanın efendiler, bu pınardan içilmez.  Yanlış kapıyı çaldınız, yanlış kapıyı çaldınız beyler, Çanakkale geçilmez! Çanakkale geçilmez!  Çanakkale geçilmez!"  Saygılarımla. (Alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Cengiz.  Gündem dışı ikinci söz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı uygulamaları hakkında  söz isteyen Muğla Milletvekili Gürol Ergin'e aittir.  Buyurunuz Sayın Ergin.  2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı  uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması  GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının kimi  uygulamaları üzerinde düşüncelerimi açıklamak için söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken  Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.  - 1 2 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 3 - Değerli milletvekilleri, bizler için en etkili denetim yollarından biri, dikkatimizi çeken,  önemsediğimiz ve nedenini öğrenmek istediğimiz konularda ilgili sayın bakanlara yazılı soru önergesi  yöneltmemizdir. Özellikle son dönemlerde soru önergelerimize ilgili bakan yerine -eylem ya da  işlemi- sorunun muhatabı olan bürokratların verdikleri yanıtlarla karşılaşıyoruz. Bu konuda sayın  bakanlann İç Tüzük'ün amacına daha uygun davranması, bunu sağlamak için de Meclis Başkanlığının  konuya bir şekilde müdahil olması gerekir.  Bu konuşmamda değineceğim bir diğer husus, Sayın Mehmet Ali Şahin'in Meclis Başkanı  oluşundan bu yana, yazılı soru önergelerimizin, İç Tüzük'ün 96 ve 97'nci maddelerine atıfta bulunan  şablon yazılarla soru talebi milletvekillerine geri gönderilmesidir.  Benim, 19 Ekim 2009'da Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç'a, 13 Aralık 2009'da Başbakan  Sayın Erdoğan'a, 23 Aralık 2009'da Millî Savunma Bakanı Sayın Gönül'e, 3 Şubat 2010'da Kültür  ve Turizm Bakanı Sayın Günay'a yönelttiğim yazılı soru önergelerimin tümü, hangi gerekçeyle geri  gönderildiği belirtilmeden ve yalnızca "İç Tüzük hükümlerinde belirtilen nitelikleri taşımadığından"  biçimindeki soyut gerekçeyle geri çevrilmiştir.  Yazılı soru önergelerimin, aykırı olduğu belirtilen 96'ncı ve 97'nci maddeler, sorunun, kısa,  gerekçesiz, kişisel görüş ileri sürülmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konulan içermeyecek ve  istişari amacı olmayacak şekilde olması gerektiğini hükme bağlamıştır.  Benim, sözünü ettiğim dört soru önergem de İç Tüzük'ün hükümlerine aykınlık taşımamaktadır.  Sayın Arınç'a yönelttiğim soru önergemde "Türkiye'de tuzu kuru olanlann çocuklarının askerlik  derdi yok." dediğini anımsatarak, çocuğu askere gitmeyen ya da yirmi bir gün askerlik yapan,  toplumda belli adı olanlan mı kastettiğini sordum. Sayın Başbakana yönelttiğim soru önergemde,  Sayın Başbakanın "Kimse bizimle milliyetçilik, cumhuriyetçilik yarışına giremez." şeklindeki  beyanatı üzerine "milliyetçilik, cumhuriyetçilik gibi temel ilkelerin değiştirilmesi zamanının geldiği"  şeklindeki düşüncenin sahibi olan Sayın Bakan Dinçer'in Kabinede yer almasını nasıl açıkladığını  sordum. Sayın Bakan Gönül'e yönelttiğim som önergemde, Anayasa Mahkemesinin ilgili kanunun  kimi maddelerinin yürütmesini durdurmasından sonra mayın temizleme işinde son durumun ne  olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerine koro hâlinde haksız ve hain saldınlar yapılırken neden suskun  kaldığını sordum. Sayın Bakan Günay'a ise "Bu toprakların vatan olması için Alparslan'ın, Kanuni  Sultan Süleyman'ın, Fatih'in yaptıkları unutulmaz.' dediniz. Mustafa Kemal Atatürk'ü anmanız  gerekmez miydi?" diye sordum.  Bu somlarımın hiçbiri uzun değildi, hiçbiri gerekçe taşımıyordu, hiçbiri kişisel görüş  içermiyordu, hiçbiri özel yaşama ilişkin değildi ve hiçbiri istişari amaçlı değildi. Öyleyse niçin hepsi  geri gönderildi?  Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı, kendisini Sayın  Başbakanın uyarılanna muhatap kabul edebilir ve kendisinin Başkanlık kürsüsünde bulunduğu sırada  Sayın Başbakanın Meclisi yönetmesine sessiz kalabilir ama ben, milletimi temsil etmek üzere  bulunduğum bu kutsal çatı altında denetim görevimin sudan gerekçelerle, hatta gerekçe bile  açıklanmadan şablon bir yazıyla engellenmesini kabul etmem ve etmiyorum. Sorulanma yanıt istiyorum  ve Sayın Başkana sesleniyorum: Meclis Başkanı olarak denetim görevi yapmamızı engellemekten  vazgeçiniz, demokrasiyi baltalamayınız. Som yönelttiğimiz bakanlannızın zaten dokunulmazlıklan var,  onlan bir de siz koruma zırhı altına almayınız, bırakınız sayın bakanlar sorulanınızı yanıtlasınlar.  Değineceğim üçüncü husus şudur...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
Sayfa 14 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 3 - Değerli milletvekilleri, bizler için en etkili denetim yollarından biri, dikkatimizi çeken,  önemsediğimiz ve nedenini öğrenmek istediğimiz konularda ilgili sayın bakanlara yazılı soru önergesi  yöneltmemizdir. Özellikle son dönemlerde soru önergelerimize ilgili bakan yerine -eylem ya da  işlemi- sorunun muhatabı olan bürokratların verdikleri yanıtlarla karşılaşıyoruz. Bu konuda sayın  bakanlann İç Tüzük'ün amacına daha uygun davranması, bunu sağlamak için de Meclis Başkanlığının  konuya bir şekilde müdahil olması gerekir.  Bu konuşmamda değineceğim bir diğer husus, Sayın Mehmet Ali Şahin'in Meclis Başkanı  oluşundan bu yana, yazılı soru önergelerimizin, İç Tüzük'ün 96 ve 97'nci maddelerine atıfta bulunan  şablon yazılarla soru talebi milletvekillerine geri gönderilmesidir.  Benim, 19 Ekim 2009'da Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç'a, 13 Aralık 2009'da Başbakan  Sayın Erdoğan'a, 23 Aralık 2009'da Millî Savunma Bakanı Sayın Gönül'e, 3 Şubat 2010'da Kültür  ve Turizm Bakanı Sayın Günay'a yönelttiğim yazılı soru önergelerimin tümü, hangi gerekçeyle geri  gönderildiği belirtilmeden ve yalnızca "İç Tüzük hükümlerinde belirtilen nitelikleri taşımadığından"  biçimindeki soyut gerekçeyle geri çevrilmiştir.  Yazılı soru önergelerimin, aykırı olduğu belirtilen 96'ncı ve 97'nci maddeler, sorunun, kısa,  gerekçesiz, kişisel görüş ileri sürülmeksizin, kişilik ve özel yaşama ilişkin konulan içermeyecek ve  istişari amacı olmayacak şekilde olması gerektiğini hükme bağlamıştır.  Benim, sözünü ettiğim dört soru önergem de İç Tüzük'ün hükümlerine aykınlık taşımamaktadır.  Sayın Arınç'a yönelttiğim soru önergemde "Türkiye'de tuzu kuru olanlann çocuklarının askerlik  derdi yok." dediğini anımsatarak, çocuğu askere gitmeyen ya da yirmi bir gün askerlik yapan,  toplumda belli adı olanlan mı kastettiğini sordum. Sayın Başbakana yönelttiğim soru önergemde,  Sayın Başbakanın "Kimse bizimle milliyetçilik, cumhuriyetçilik yarışına giremez." şeklindeki  beyanatı üzerine "milliyetçilik, cumhuriyetçilik gibi temel ilkelerin değiştirilmesi zamanının geldiği"  şeklindeki düşüncenin sahibi olan Sayın Bakan Dinçer'in Kabinede yer almasını nasıl açıkladığını  sordum. Sayın Bakan Gönül'e yönelttiğim som önergemde, Anayasa Mahkemesinin ilgili kanunun  kimi maddelerinin yürütmesini durdurmasından sonra mayın temizleme işinde son durumun ne  olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetlerine koro hâlinde haksız ve hain saldınlar yapılırken neden suskun  kaldığını sordum. Sayın Bakan Günay'a ise "Bu toprakların vatan olması için Alparslan'ın, Kanuni  Sultan Süleyman'ın, Fatih'in yaptıkları unutulmaz.' dediniz. Mustafa Kemal Atatürk'ü anmanız  gerekmez miydi?" diye sordum.  Bu somlarımın hiçbiri uzun değildi, hiçbiri gerekçe taşımıyordu, hiçbiri kişisel görüş  içermiyordu, hiçbiri özel yaşama ilişkin değildi ve hiçbiri istişari amaçlı değildi. Öyleyse niçin hepsi  geri gönderildi?  Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı, kendisini Sayın  Başbakanın uyarılanna muhatap kabul edebilir ve kendisinin Başkanlık kürsüsünde bulunduğu sırada  Sayın Başbakanın Meclisi yönetmesine sessiz kalabilir ama ben, milletimi temsil etmek üzere  bulunduğum bu kutsal çatı altında denetim görevimin sudan gerekçelerle, hatta gerekçe bile  açıklanmadan şablon bir yazıyla engellenmesini kabul etmem ve etmiyorum. Sorulanma yanıt istiyorum  ve Sayın Başkana sesleniyorum: Meclis Başkanı olarak denetim görevi yapmamızı engellemekten  vazgeçiniz, demokrasiyi baltalamayınız. Som yönelttiğimiz bakanlannızın zaten dokunulmazlıklan var,  onlan bir de siz koruma zırhı altına almayınız, bırakınız sayın bakanlar sorulanınızı yanıtlasınlar.  Değineceğim üçüncü husus şudur...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  T B M M B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Sağ olun.  Yine son zamanlarda, kanun tasan ve tekliflerinin asli komisyonlara gönderilmesinde takdir  yetkisi yanlış kullanılmaktadır. Örneğin, Tarım Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun  Tasarısı, içeriği itibarıyla ana komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi gerekirken,  bu yapılmamış, Plan ve Bütçe Komisyonu tali komisyon olarak belirlenmiştir. Bununla da  yetinilmemiş, sözü edilen tasarı Plan ve Bütçe Komisyonunda hiç görüşülmemiştir, Plan ve Bütçe  Komisyonu baypas edilmiştir. Bu davranışlar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını  engellediği gibi saygınlığına da zarar vermektedir. Bu yanlışlardan mutlaka vazgeçiniz.  Bu umudu taşıyor ve sözlerime son verirken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce  Türk ulusunu tekrar saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ergin.  Gündem dışı üçüncü söz, Elâzığ'da meydana gelen deprem hakkında söz isteyen Elâzığ  Milletvekili Necati Çetinkaya'ya aittir.  Buyurunuz Sayın Çetinkaya. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)  3.-Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya 'nın, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Elâzığ) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili  arkadaşlanm; 8 Mart 2010 tarihinde saat 04.32 sıralarında merkez üssü ilimiz Karakocan Başyurt  mevkisi olan 6 şiddetindeki deprem Kovancılar, Karakocan, Palu ilçelerimiz ve bağlı köylerimiz  başta olmak üzere geniş bir bölgede etkili olmuş, can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir. 42  vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 137 vatandaşımız da maalesef yaralanmıştır. Yaralılara Allah'tan  şifa, ölenlere de Allah'tan rahmet diliyorum, geride kalanlara da sabır niyaz ediyorum.  Depremden, bu bölgelerde yaşayan 10 binin üzerinde vatandaşımız etkilenmiştir. Sabahın beş  buçuğunda Sayın Başbakanımızla telefon irtibatı hemen kurduk ve Sayın Başbakanımız, Devlet  Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek Bey, Sağlık Bakanımız Recep Akdağ Bey, Devlet  Bakanımız Cevdet Yılmaz Bey ve Bayındırlık Bakanımız Mustafa Demir Bey'le birlikte bölgeye  hemen hareket etmemizi... Kendi Başbakanlık uçağını tahsis ettiler. İki saat sonra Sayın Başbakan  Yardımcımız Cemil Çiçek Bey'in Başkanlığında bölgeye intikal ettik. Gitmeden önce il valisi kriz  masası oluşturmuştu ve anbean kendisiyle telefon irtibatları sağladık ve Elâzığ Milletvekili  arkadaşlarımızla birlikte ve 4 bakan arkadaşımızla birlikte bölgeye gittiğimizde, Kızılay, bütün  kurtarma ve yardım faaliyetlerine iştirak etmek üzere.. . 8. Kolordu Komutanı Mustafa Korkut  Özarslan Bey başta olmak üzere, kendilerine hepinizin huzurunda şükranlanmı sunuyorum, insanüstü  gayret gösterdiler.  Sağlık Bakanlığımızın seyyar ambulans helikopter ekipleri ve on sekiz tane tam donanımlı,  ameliyat yapabilecek derecede bütün teçhizatıyla, doktorlanyla, yardımcı sağlık personeliyle bölgeye  intikal eden ambulans ekipleri ve hemen her köyde sağlık ekiplerimiz hazır bir vaziyette bekliyor.  DSİ, Köy Hizmetleri, Karayolları, bütün hepsi bölgede kurtarma ve yardım faaliyetlerine iştirak  etmek üzere intikal etmişlerdi.  - 1 4 -
Sayfa 15 -
T B M M B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Sağ olun.  Yine son zamanlarda, kanun tasan ve tekliflerinin asli komisyonlara gönderilmesinde takdir  yetkisi yanlış kullanılmaktadır. Örneğin, Tarım Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun  Tasarısı, içeriği itibarıyla ana komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi gerekirken,  bu yapılmamış, Plan ve Bütçe Komisyonu tali komisyon olarak belirlenmiştir. Bununla da  yetinilmemiş, sözü edilen tasarı Plan ve Bütçe Komisyonunda hiç görüşülmemiştir, Plan ve Bütçe  Komisyonu baypas edilmiştir. Bu davranışlar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını  engellediği gibi saygınlığına da zarar vermektedir. Bu yanlışlardan mutlaka vazgeçiniz.  Bu umudu taşıyor ve sözlerime son verirken, Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce  Türk ulusunu tekrar saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ergin.  Gündem dışı üçüncü söz, Elâzığ'da meydana gelen deprem hakkında söz isteyen Elâzığ  Milletvekili Necati Çetinkaya'ya aittir.  Buyurunuz Sayın Çetinkaya. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)  3.-Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya 'nın, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Elâzığ) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili  arkadaşlanm; 8 Mart 2010 tarihinde saat 04.32 sıralarında merkez üssü ilimiz Karakocan Başyurt  mevkisi olan 6 şiddetindeki deprem Kovancılar, Karakocan, Palu ilçelerimiz ve bağlı köylerimiz  başta olmak üzere geniş bir bölgede etkili olmuş, can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir. 42  vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 137 vatandaşımız da maalesef yaralanmıştır. Yaralılara Allah'tan  şifa, ölenlere de Allah'tan rahmet diliyorum, geride kalanlara da sabır niyaz ediyorum.  Depremden, bu bölgelerde yaşayan 10 binin üzerinde vatandaşımız etkilenmiştir. Sabahın beş  buçuğunda Sayın Başbakanımızla telefon irtibatı hemen kurduk ve Sayın Başbakanımız, Devlet  Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek Bey, Sağlık Bakanımız Recep Akdağ Bey, Devlet  Bakanımız Cevdet Yılmaz Bey ve Bayındırlık Bakanımız Mustafa Demir Bey'le birlikte bölgeye  hemen hareket etmemizi... Kendi Başbakanlık uçağını tahsis ettiler. İki saat sonra Sayın Başbakan  Yardımcımız Cemil Çiçek Bey'in Başkanlığında bölgeye intikal ettik. Gitmeden önce il valisi kriz  masası oluşturmuştu ve anbean kendisiyle telefon irtibatları sağladık ve Elâzığ Milletvekili  arkadaşlarımızla birlikte ve 4 bakan arkadaşımızla birlikte bölgeye gittiğimizde, Kızılay, bütün  kurtarma ve yardım faaliyetlerine iştirak etmek üzere.. . 8. Kolordu Komutanı Mustafa Korkut  Özarslan Bey başta olmak üzere, kendilerine hepinizin huzurunda şükranlanmı sunuyorum, insanüstü  gayret gösterdiler.  Sağlık Bakanlığımızın seyyar ambulans helikopter ekipleri ve on sekiz tane tam donanımlı,  ameliyat yapabilecek derecede bütün teçhizatıyla, doktorlanyla, yardımcı sağlık personeliyle bölgeye  intikal eden ambulans ekipleri ve hemen her köyde sağlık ekiplerimiz hazır bir vaziyette bekliyor.  DSİ, Köy Hizmetleri, Karayolları, bütün hepsi bölgede kurtarma ve yardım faaliyetlerine iştirak  etmek üzere intikal etmişlerdi.  - 1 4 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 5 - Hiçbir depremde bu kadar hızlı bir şekilde devletin imkânlarının bölgeye intikal ettiği vaki  değildi. Hakikaten, huzurlarınızda bu kadar büyük bir imkânı bölgeye seferber eden ve hiç olmazsa  o vuku bulan depremde acılarımızı dindirmek konusunda büyük gayret gösteren Hükümetimize  huzurlarınızda teşekkür ediyorum, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere tüm ilgililere  huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlanm; bölgeye perşembe günü de Sayın Başbakanımız  6 bakan arkadaşlarımızla birlikte intikal ettiler ve ölüm vuku bulan Okçular, Yukarıkanatlı,  Yukandemirci, Kayalık ve Göçmezler köylerine tek tek uğrayıp oradaki vatandaşlarımıza geçmiş  olsun dileklerini söylediler. Beraberlerinde TOKİ Başkanı ve aynı zamanda o bölgede etüt  çalışmalarını en hızlı bir şekilde gerçekleştirmek üzere bütün yetkililer oraya seferber oldu.  Yine, sağlam yer tespit edilerek, bölgede kısa zamanda evlerin yapılması ve yeni köy ihdası,  kurulması için yetkililere talimat verdiler ve TOKİ Başkanına aynen şunu söylediler: "Ramazan  Bayramı'yla birlikte buradaki vatandaşlanmız evlerine girmiş olacaklar." Bu kesin bir talimattı ve  dolayısıyla bu kadar büyük gayret ve çabalarından dolayı Sayın Başbakanımıza huzurlarınızda  şükranlanmı sunuyorum, bütün arkadaşlarım ve ilimdeki bütün hemşehrilerimiz adına.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Ayrıyeten, bölgede bir hafta süreyle hiç ayrılmadan bizimle beraber bütün köyleri dolaşan ve  dolayısıyla bizzat emrindeki Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanını da beraber  getirerek, onlara kısa zamanda gereken araç ve gerecin temin edilerek bölgede bütün yaraların  sarılması konusunda talimat veren Değerli Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek'e huzurlarınızda  teşekkürü bir borç biliyorum ve inanıyorum ki 10 binin üzerinde, zarar gören, bu bölgede yaşayan  insanlarımız, bu kısa zamanda yeniden yapılanma neticesinde, en modern bir şekilde, depreme en  dayanıklı şekilde yapılan köylerine kavuşmakla, kısmen de olsa, bu acılannı dindirmiş olacaklar.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Hayhay Sayın Başkanım.  Onun için ben tekrar kendilerine geçmiş olsun diyorum ve Allah'tan temennimiz bir daha böyle  afetlerin vuku bulmaması.  Aynı zamanda, bugün Çanakkale şehitlerinin yıl dönümü; doksan beş yıl önce Çanakkale'de  destan yazan, başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun komutasında  savaşan büyük askerin oradaki şahikalar yaratan, destanlar yaratan... O zaferin bugün kutlama yıl  dönümü. Şehitlerimizin huzurunda hürmetle eğiliyor ve onları Allah'a tevdi ettiğimiz o büyük  şehitlerimizi bugün anmakla gurur duyuyoruz, çünkü büyük Âkif onlar için diyordu ki:  "Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,  Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!  Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!  Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. (Alkışlar)
Sayfa 16 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 5 - Hiçbir depremde bu kadar hızlı bir şekilde devletin imkânlarının bölgeye intikal ettiği vaki  değildi. Hakikaten, huzurlarınızda bu kadar büyük bir imkânı bölgeye seferber eden ve hiç olmazsa  o vuku bulan depremde acılarımızı dindirmek konusunda büyük gayret gösteren Hükümetimize  huzurlarınızda teşekkür ediyorum, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere tüm ilgililere  huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum.  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlanm; bölgeye perşembe günü de Sayın Başbakanımız  6 bakan arkadaşlarımızla birlikte intikal ettiler ve ölüm vuku bulan Okçular, Yukarıkanatlı,  Yukandemirci, Kayalık ve Göçmezler köylerine tek tek uğrayıp oradaki vatandaşlarımıza geçmiş  olsun dileklerini söylediler. Beraberlerinde TOKİ Başkanı ve aynı zamanda o bölgede etüt  çalışmalarını en hızlı bir şekilde gerçekleştirmek üzere bütün yetkililer oraya seferber oldu.  Yine, sağlam yer tespit edilerek, bölgede kısa zamanda evlerin yapılması ve yeni köy ihdası,  kurulması için yetkililere talimat verdiler ve TOKİ Başkanına aynen şunu söylediler: "Ramazan  Bayramı'yla birlikte buradaki vatandaşlanmız evlerine girmiş olacaklar." Bu kesin bir talimattı ve  dolayısıyla bu kadar büyük gayret ve çabalarından dolayı Sayın Başbakanımıza huzurlarınızda  şükranlanmı sunuyorum, bütün arkadaşlarım ve ilimdeki bütün hemşehrilerimiz adına.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Ayrıyeten, bölgede bir hafta süreyle hiç ayrılmadan bizimle beraber bütün köyleri dolaşan ve  dolayısıyla bizzat emrindeki Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanını da beraber  getirerek, onlara kısa zamanda gereken araç ve gerecin temin edilerek bölgede bütün yaraların  sarılması konusunda talimat veren Değerli Başbakan Yardımcımız Cemil Çiçek'e huzurlarınızda  teşekkürü bir borç biliyorum ve inanıyorum ki 10 binin üzerinde, zarar gören, bu bölgede yaşayan  insanlarımız, bu kısa zamanda yeniden yapılanma neticesinde, en modern bir şekilde, depreme en  dayanıklı şekilde yapılan köylerine kavuşmakla, kısmen de olsa, bu acılannı dindirmiş olacaklar.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) - Hayhay Sayın Başkanım.  Onun için ben tekrar kendilerine geçmiş olsun diyorum ve Allah'tan temennimiz bir daha böyle  afetlerin vuku bulmaması.  Aynı zamanda, bugün Çanakkale şehitlerinin yıl dönümü; doksan beş yıl önce Çanakkale'de  destan yazan, başta Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun komutasında  savaşan büyük askerin oradaki şahikalar yaratan, destanlar yaratan... O zaferin bugün kutlama yıl  dönümü. Şehitlerimizin huzurunda hürmetle eğiliyor ve onları Allah'a tevdi ettiğimiz o büyük  şehitlerimizi bugün anmakla gurur duyuyoruz, çünkü büyük Âkif onlar için diyordu ki:  "Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,  Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!  Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!  Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. (Alkışlar)  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 6 - Ne büyüksün ki kanm kurtarıyor tevhidi.  Bedrin arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.  Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?  'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.  Here ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap.  Seni ancak ebediyyetler eder istiap.  'Bu, taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;  Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;  Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,  Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;  Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;  Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;  Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,  Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber."  Ruhları şad olsun.  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)  Sayın Başkanım, bana bu imkânı verdiğiniz için sizlere de teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çetinkaya. Şiirinizi bölemezdik doğrusu.  Şimdi Sayın Aslanoğlu, 60'a göre bir söz istiyorsunuz.  Buyurunuz.  IV.- AÇIKLAMALAR  /.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ 'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, teşekkür ediyorum.  Elazığ'da yaşanan deprem nedeniyle yaşanan acıyı tüm Elazığlılarla birlikte paylaşıyoruz.  Geçmiş olsun dileklerimizi ve baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz.  6 Mart 2007'de burada, ben yine o bölgede yaşanan bir deprem nedeniyle, Sayın Çetinkaya'nın  yaptığı konuşma gibi bir konuşma yapmıştım. Bayındırlık ve İskân Bakanlığının -o zamanki Afet  İşleri, eski, şu anda Sayın Çiçek'e bağlandı- elinde Doğu Anadolu fay hattıyla ilgili çok güzel bir  rapor var. Bu raporda Türkiye'deki fay hatlarının içinde en aktif fay hattının Bingöl-Muş Varto,  Bingöl Karlıova, Elâzığ Kovancılar ve depremin yaşandığı bölge, Malatya Pütürge Doğanyol ve  oradan Adıyaman Gölbaşı, Maraş Türkeli ve Hatay'a uzanan bir fay hattıdır. Bu fay hattı dört yüz  yıldır patlamayan bir fay hattı ve aktif. Rapor, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve şu anda Sayın  Çiçek'e bağlı olan Afet İşleri Genel Müdürlüğünde. Bu bölgedeki bu fay hattı, Türkiye'deki  patlamaya hazır en acil fay hattı olarak belirleniyor raporda.
Sayfa 17 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 6 - Ne büyüksün ki kanm kurtarıyor tevhidi.  Bedrin arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.  Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?  'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.  Here ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap.  Seni ancak ebediyyetler eder istiap.  'Bu, taşındır' diyerek Kabe'yi diksem başına;  Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;  Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,  Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;  Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;  Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;  Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,  Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber."  Ruhları şad olsun.  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)  Sayın Başkanım, bana bu imkânı verdiğiniz için sizlere de teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çetinkaya. Şiirinizi bölemezdik doğrusu.  Şimdi Sayın Aslanoğlu, 60'a göre bir söz istiyorsunuz.  Buyurunuz.  IV.- AÇIKLAMALAR  /.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ 'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, teşekkür ediyorum.  Elazığ'da yaşanan deprem nedeniyle yaşanan acıyı tüm Elazığlılarla birlikte paylaşıyoruz.  Geçmiş olsun dileklerimizi ve baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz.  6 Mart 2007'de burada, ben yine o bölgede yaşanan bir deprem nedeniyle, Sayın Çetinkaya'nın  yaptığı konuşma gibi bir konuşma yapmıştım. Bayındırlık ve İskân Bakanlığının -o zamanki Afet  İşleri, eski, şu anda Sayın Çiçek'e bağlandı- elinde Doğu Anadolu fay hattıyla ilgili çok güzel bir  rapor var. Bu raporda Türkiye'deki fay hatlarının içinde en aktif fay hattının Bingöl-Muş Varto,  Bingöl Karlıova, Elâzığ Kovancılar ve depremin yaşandığı bölge, Malatya Pütürge Doğanyol ve  oradan Adıyaman Gölbaşı, Maraş Türkeli ve Hatay'a uzanan bir fay hattıdır. Bu fay hattı dört yüz  yıldır patlamayan bir fay hattı ve aktif. Rapor, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ve şu anda Sayın  Çiçek'e bağlı olan Afet İşleri Genel Müdürlüğünde. Bu bölgedeki bu fay hattı, Türkiye'deki  patlamaya hazır en acil fay hattı olarak belirleniyor raporda.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 7 - Ben, bir kez daha, bu bölgede yaşanan ve yaşanacak depremlerde can kaybı olmaması açısından,  bir kere, bu bölgeye, bu fay hattına ne gibi önlemler alınacak, bunu bir kez daha Hükümetin dikkatine  sunuyorum. Bu bölgede acil önlem alınması lazım yoksa hep bunlan konuşuruz.  Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.  Ayrıca, Çanakkale şehitlerimizin ruhları şad olsun. Yarın, Grup Başkan Vekilimiz Sayın  Kılıçdaroğlu Başkanlığında 20 milletvekilimiz de Çanakkale'de olacaklar onlarla beraber.  Tekrar ruhları şad olsun diyoruz efendim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Septioğlu, buyurunuz.  2,- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı  FARUK SEPTİOĞLU (Elâzığ) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; teşekkür ediyorum.  Ben de bölgemizde yaşanan deprem olayından dolayı yakınlarını kaybeden bütün  hemşehrilerime başsağlığı diliyor, ülkemizin bir daha böyle bir felaketi yaşamaması için niyazda  bulunuyorum.  Tabii, Hükümet olarak orada gösterilenler, yapılanlar gerçekten Türkiye'de bir ilk oldu; anında  müdahale edildi, her tarafa yetişildi, bütün sorunlar giderildi. Bu açıdan da Hükümetimize ve tekrar  bütün bakan, vekil ve duyarlı bulunan Başbakanımıza başta, halkımıza, askeriyemize, bütün kamu  kuruluş, kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, hepsine buradan teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum  ve Başbakanımızın ziyaretlerinde belirttiği gibi, inşallah, ramazandan önce konutlar yapılmış olacak.  Bunun yanında, bir kentsel dönüşümün, komple bütün bu köylerde de hayata geçirilmesi ve bir  ilkin yaşanması, inşallah, ülkemizde olacak. Tabii, gönül ister bütün bu Türkiye'de böyle yapıların  hayata geçirilmesini. İnşallah bunlara da kavuşuruz.  Tekrar teşekkür ediyor, bütün bölgemize yardımda bulunanlara tekrar şükranlarımı sunuyor,  hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Septioğlu.  Sayın Çakır, siz de çok kısa lütfen.  Buyurunuz.  3.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz  Zaferi'nin 95'inciyıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil  Çiçek'in cevabı  RASİM ÇAKIR (Edirne) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Başkan, her ne kadar tarihimize "deniz zaferi" olarak geçmiş ise de 18 Mart Çanakkale  Deniz Zaferi ayrıca dünyada eşi benzeri görülmemiş kara muharebelerinin yapıldığı da bir zaferdir. Bu  kara muharebelerinin en önemli özelliği de Anafartalar'da Türk milletinin yeni bir komutan, yeni bir  lider ortaya çıkarmış olmasıdır ve bu kara muharebeleri, sonucunda, bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün  ifadesiyle "Siz orada sadece bir savaşı kazanmadınız, aynı zamanda milletimizin makus tarihini  yendiniz."dediği, Türk milletinin makus tarihinin yenildiği, yeni bir dönüşümün yaşandığı bir zafer  olarak tarihimize geçmiştir. Bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 20 milletvekilimizi  görevlendirerek bu günümüzde, Çanakkale'de etkinliklere ve törenlere bizler de katıldık.
Sayfa 18 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 1 7 - Ben, bir kez daha, bu bölgede yaşanan ve yaşanacak depremlerde can kaybı olmaması açısından,  bir kere, bu bölgeye, bu fay hattına ne gibi önlemler alınacak, bunu bir kez daha Hükümetin dikkatine  sunuyorum. Bu bölgede acil önlem alınması lazım yoksa hep bunlan konuşuruz.  Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.  Ayrıca, Çanakkale şehitlerimizin ruhları şad olsun. Yarın, Grup Başkan Vekilimiz Sayın  Kılıçdaroğlu Başkanlığında 20 milletvekilimiz de Çanakkale'de olacaklar onlarla beraber.  Tekrar ruhları şad olsun diyoruz efendim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Septioğlu, buyurunuz.  2,- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı  FARUK SEPTİOĞLU (Elâzığ) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; teşekkür ediyorum.  Ben de bölgemizde yaşanan deprem olayından dolayı yakınlarını kaybeden bütün  hemşehrilerime başsağlığı diliyor, ülkemizin bir daha böyle bir felaketi yaşamaması için niyazda  bulunuyorum.  Tabii, Hükümet olarak orada gösterilenler, yapılanlar gerçekten Türkiye'de bir ilk oldu; anında  müdahale edildi, her tarafa yetişildi, bütün sorunlar giderildi. Bu açıdan da Hükümetimize ve tekrar  bütün bakan, vekil ve duyarlı bulunan Başbakanımıza başta, halkımıza, askeriyemize, bütün kamu  kuruluş, kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, hepsine buradan teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum  ve Başbakanımızın ziyaretlerinde belirttiği gibi, inşallah, ramazandan önce konutlar yapılmış olacak.  Bunun yanında, bir kentsel dönüşümün, komple bütün bu köylerde de hayata geçirilmesi ve bir  ilkin yaşanması, inşallah, ülkemizde olacak. Tabii, gönül ister bütün bu Türkiye'de böyle yapıların  hayata geçirilmesini. İnşallah bunlara da kavuşuruz.  Tekrar teşekkür ediyor, bütün bölgemize yardımda bulunanlara tekrar şükranlarımı sunuyor,  hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Septioğlu.  Sayın Çakır, siz de çok kısa lütfen.  Buyurunuz.  3.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz  Zaferi'nin 95'inciyıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil  Çiçek'in cevabı  RASİM ÇAKIR (Edirne) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Başkan, her ne kadar tarihimize "deniz zaferi" olarak geçmiş ise de 18 Mart Çanakkale  Deniz Zaferi ayrıca dünyada eşi benzeri görülmemiş kara muharebelerinin yapıldığı da bir zaferdir. Bu  kara muharebelerinin en önemli özelliği de Anafartalar'da Türk milletinin yeni bir komutan, yeni bir  lider ortaya çıkarmış olmasıdır ve bu kara muharebeleri, sonucunda, bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün  ifadesiyle "Siz orada sadece bir savaşı kazanmadınız, aynı zamanda milletimizin makus tarihini  yendiniz."dediği, Türk milletinin makus tarihinin yenildiği, yeni bir dönüşümün yaşandığı bir zafer  olarak tarihimize geçmiştir. Bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 20 milletvekilimizi  görevlendirerek bu günümüzde, Çanakkale'de etkinliklere ve törenlere bizler de katıldık.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 1  - 1 8 - Yeniden bu millete Çanakkale savaşları göstermemesi dileğiyle, şehitlerimizi saygıyla ve  minnetle anıyoruz ve bu günümüzü anıyoruz.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çakır.  Sayın Ataoğlu, çok kısa lütfen, son olarak size söz veriyorum, buyurunuz.  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  KAZIM ATAOĞLU (Bingöl) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.  Ben de Elâzığ'da meydana gelen depremden dolayı -komşu vilayetimiz olan- rahmetli olanlara  rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum, yaralılara inşallah acil şifalar diliyorum.  Bu arada, bu deprem bölgesinde tabii Hükümet olarak gerçekten Başbakan, Başbakan Yardımcısı  ve bakanlar seviyesinde çok hızlı bir müdahale oldu, olay yerine gidildi, deprem bölgesine gidildi, ziyaret  edildi. İnşallah ramazandan evvel, Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, oradaki konutlar tamamlanacak.  Ben ilaveten şunu da söylemek istiyorum: Hemen komşu vilayet olmamız hasebiyle Bingöl  ilinde de bu depremden zarar görüldü. Son tespitlere göre üç yüz doksan kadar evimiz Bingöl  kırsalında ağır hasar tespit edildiği ifade edildi yetkililerce. İnşallah, tabii ki bu tabii afetler olduğu  vakit Hükümetin, devletin sahip çıkması gerekir, çıkacaklar da. Ben de ölenlere Allah'tan rahmet  diliyorum, bir daha böyle bir afet olmaması temennisiyle Allah'a tabii dua ediyoruz.  Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ataoğlu.  Sayın Uras, siz de mi depremle ilgili...  MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Hayır, Çanakkale şehitleriyle ilgili...  BAŞKAN - Buyurun.  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale  Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Cemil Çiçek 'in cevabı  MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Orhan Veli'nin bir şiiri var: "Kimimiz öldük, kimimiz  nutuk çektik." diye. Ben de Çanakkale'de büyük dedemi kaybettim. Emperyalizme karşı çok büyük  bir direniş abidesiydi Çanakkale Zaferi. Kapıdan kovduklarımızın şimdi bacadan girmemesi için  kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ben bir kere daha saygıyla anıyorum bütün yitirdiklerimizi.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uras.  Şimdi gündem dışı konuşmaya Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek cevap  verecektir.  Buyurunuz Sayın Çiçek. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)  III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI (Devam)  3.- Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya 'nin, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne  ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)
Sayfa 19 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 1  - 1 8 - Yeniden bu millete Çanakkale savaşları göstermemesi dileğiyle, şehitlerimizi saygıyla ve  minnetle anıyoruz ve bu günümüzü anıyoruz.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çakır.  Sayın Ataoğlu, çok kısa lütfen, son olarak size söz veriyorum, buyurunuz.  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı  KAZIM ATAOĞLU (Bingöl) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.  Ben de Elâzığ'da meydana gelen depremden dolayı -komşu vilayetimiz olan- rahmetli olanlara  rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum, yaralılara inşallah acil şifalar diliyorum.  Bu arada, bu deprem bölgesinde tabii Hükümet olarak gerçekten Başbakan, Başbakan Yardımcısı  ve bakanlar seviyesinde çok hızlı bir müdahale oldu, olay yerine gidildi, deprem bölgesine gidildi, ziyaret  edildi. İnşallah ramazandan evvel, Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, oradaki konutlar tamamlanacak.  Ben ilaveten şunu da söylemek istiyorum: Hemen komşu vilayet olmamız hasebiyle Bingöl  ilinde de bu depremden zarar görüldü. Son tespitlere göre üç yüz doksan kadar evimiz Bingöl  kırsalında ağır hasar tespit edildiği ifade edildi yetkililerce. İnşallah, tabii ki bu tabii afetler olduğu  vakit Hükümetin, devletin sahip çıkması gerekir, çıkacaklar da. Ben de ölenlere Allah'tan rahmet  diliyorum, bir daha böyle bir afet olmaması temennisiyle Allah'a tabii dua ediyoruz.  Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ataoğlu.  Sayın Uras, siz de mi depremle ilgili...  MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Hayır, Çanakkale şehitleriyle ilgili...  BAŞKAN - Buyurun.  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale  Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Cemil Çiçek 'in cevabı  MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Orhan Veli'nin bir şiiri var: "Kimimiz öldük, kimimiz  nutuk çektik." diye. Ben de Çanakkale'de büyük dedemi kaybettim. Emperyalizme karşı çok büyük  bir direniş abidesiydi Çanakkale Zaferi. Kapıdan kovduklarımızın şimdi bacadan girmemesi için  kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ben bir kere daha saygıyla anıyorum bütün yitirdiklerimizi.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uras.  Şimdi gündem dışı konuşmaya Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek cevap  verecektir.  Buyurunuz Sayın Çiçek. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)  III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)  A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI (Devam)  3.- Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya 'nin, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne  ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)  /.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ 'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı (Devam)  2.- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)  3.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz  Zaferi'nin 95'inciyıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil  Çiçek 'in cevabı (Devam)  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı (Devam)  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale  Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)  DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür  ederim.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı konuşmaya  cevap vermek üzere huzurlarınızdayım.  Geçtiğimiz 8 Mart Pazartesi günü 04.32 sıralannda meydana gelen Elâzığ'ın ilk önce Kovancılar,  daha sonra Palu'da gerçekleşen ve komşu illerimiz olan Bingöl'de ve Tunceli'de de belli ölçüde  hasarlara sebebiyet veren, bu deprem vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan  rahmet diliyoruz. Yaralıların önemli bir kısmı taburcu oldu, ayakta tedavi edildi ama hâlen tedavisi  devam edenler var, onlara da şifalar diliyorum.  Bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın Çetinkaya'ya, ayrıca burada hissiyatını ifade eden  Sayın Aslanoğlu'na, Sayın Septioğlu'na, Sayın Ataoğlu'na huzurlarınızda da ayrıca teşekkür  ediyorum. Bu vesileyle, yarın kutlayacağımız 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümü  münasebetiyle de bütün şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyor, gazilerimizi de minnet ve şükranla  buradan hatırlatmak istiyorum, hatırlamak istiyoruz.  Evet, deprem Türkiye'nin maalesef zaman zaman hepimizi üzdüğü bir vaka. Türkiye'nin böyle  bir özelliği var, böyle bir sıkıntılı durumu var. Son olarak da bu sıkıntıyı Elâzığ ve çevresinde yaşamış  olduk. Evvela işin bu noktasında, deprem olayı vuku bulur bulmaz oradaki insanlarımızın yardımına  koşan, acılarını paylaşan, oraya kadar giden veya gitmeseler bile değişik yol ve yöntemlerle bu  üzüntüyü paylaşan, en başta siyasi partilerimizin değerli genel başkanı ve temsilcilerine, Elâzığ  milletvekillerimize ve bölge milletvekillerimize, sivil toplum kuruluşlarına ve canla başla bu  sıkıntıları bertaraf etmek için yirmi dört saat aralıksız çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerimize, Kızılay  mensuplarına, devletimizin tüm birimlerine de burada teşekkür ediyorum ama hassaten teşekkürüm  bölge halkınadır. Böylesine üzüntülü bir anda büyük bir sabır ve metanet göstererek çalışanlara  yardımcı olan ve olayı büyük bir soğukkanlılıkla karşılayan Elazığlı vatandaşlarımıza da buradan  teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.  Olayın hemen akabinde, eldeki tüm imkânlarla, sıkıntının ortadan kaldırılabilmesi ve vaki  hasarların bertaraf edilebilmesi bakımından yoğun bir çalışma yapılmıştır. Bu meyanda, Türk Silahlı  - 1 9 -
Sayfa 20 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)  /.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ 'da meydana  gelen depreme ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi 'nin 95 'inciyıl dönümüne  ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı (Devam)  2.- Elâzığ Milletvekili Faruk Septioğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)  3.- Edirne Milletvekili Rasim Çakır'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz  Zaferi'nin 95'inciyıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil  Çiçek 'in cevabı (Devam)  4.- Bingöl Milletvekili Kâzım Ataoğlu 'nun, 8 Mart 2010 tarihinde Elâzığ'da meydana gelen  depreme ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 'in cevabı (Devam)  5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras'ın, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale  Deniz Zaferi 'nin 95 'inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı  Cemil Çiçek'in cevabı (Devam)  DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür  ederim.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gündem dışı konuşmaya  cevap vermek üzere huzurlarınızdayım.  Geçtiğimiz 8 Mart Pazartesi günü 04.32 sıralannda meydana gelen Elâzığ'ın ilk önce Kovancılar,  daha sonra Palu'da gerçekleşen ve komşu illerimiz olan Bingöl'de ve Tunceli'de de belli ölçüde  hasarlara sebebiyet veren, bu deprem vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan  rahmet diliyoruz. Yaralıların önemli bir kısmı taburcu oldu, ayakta tedavi edildi ama hâlen tedavisi  devam edenler var, onlara da şifalar diliyorum.  Bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın Çetinkaya'ya, ayrıca burada hissiyatını ifade eden  Sayın Aslanoğlu'na, Sayın Septioğlu'na, Sayın Ataoğlu'na huzurlarınızda da ayrıca teşekkür  ediyorum. Bu vesileyle, yarın kutlayacağımız 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümü  münasebetiyle de bütün şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyor, gazilerimizi de minnet ve şükranla  buradan hatırlatmak istiyorum, hatırlamak istiyoruz.  Evet, deprem Türkiye'nin maalesef zaman zaman hepimizi üzdüğü bir vaka. Türkiye'nin böyle  bir özelliği var, böyle bir sıkıntılı durumu var. Son olarak da bu sıkıntıyı Elâzığ ve çevresinde yaşamış  olduk. Evvela işin bu noktasında, deprem olayı vuku bulur bulmaz oradaki insanlarımızın yardımına  koşan, acılarını paylaşan, oraya kadar giden veya gitmeseler bile değişik yol ve yöntemlerle bu  üzüntüyü paylaşan, en başta siyasi partilerimizin değerli genel başkanı ve temsilcilerine, Elâzığ  milletvekillerimize ve bölge milletvekillerimize, sivil toplum kuruluşlarına ve canla başla bu  sıkıntıları bertaraf etmek için yirmi dört saat aralıksız çalışan Türk Silahlı Kuvvetlerimize, Kızılay  mensuplarına, devletimizin tüm birimlerine de burada teşekkür ediyorum ama hassaten teşekkürüm  bölge halkınadır. Böylesine üzüntülü bir anda büyük bir sabır ve metanet göstererek çalışanlara  yardımcı olan ve olayı büyük bir soğukkanlılıkla karşılayan Elazığlı vatandaşlarımıza da buradan  teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.  Olayın hemen akabinde, eldeki tüm imkânlarla, sıkıntının ortadan kaldırılabilmesi ve vaki  hasarların bertaraf edilebilmesi bakımından yoğun bir çalışma yapılmıştır. Bu meyanda, Türk Silahlı  - 1 9 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 0 - Kuvvetleri, Kızılay, afet ve acil durum birlikleri, Sağlık Bakanlığı personeli, Bayındırlık Bakanlığı  personeli olmak üzere, Elâzığ Valiliğimiz de tüm ekipleriyle birlikte olay yerine hemen intikal etmiş,  enkaz kaldırma, hayat kurtarma, yaralıların tedavisi dâhil her türlü çaba büyük bir özveri içerisinde  sürdürülmüştür.  Tüm ekipler bölgeye sevk edildi. İş makinelerinden tutun bu türlü depremlerden sonra bir ihtiyaç  olarak gözüken psikososyal hizmetler de dâhil olmak üzere, bu hizmetlerin eksiksiz yürütülebilmesi  noktasında büyük bir çaba sarf edildi. Bu manada, Kızılay ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağış yapan  kuruluşlarımızdan temin edilmek suretiyle 3.998 çadır, 6.144 battaniye, 1.054 katalitik soba, 125  prefabrik ev olmak üzere vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için elden gelen çaba  gösterildi.  Şu ana kadar yapılan tespitlerde -bu, Elâzığ'la ilgilidir, Bingöl ve Tunceli'de de belli ölçüde  hasarlar var, onlar da bugün yarın netleşmiş olacak, daha derli toplu bir rakamı biz de görmüş  olacağız- 3.823 konut, 59 iş yeri, 2.876 hayvan barınağı ve diğer yapılar olmak üzere 6.979 hasarlı  yapı tespit edilmiştir. Yıkılanların yerine TOKİ tarafından konutlar yapılacaktır. Bunun kararı  verilmiştir ve çalışmaları da zaten, derhâl başlamıştır. Bu konutların mümkünse evvela kendi  bulundukları yerde, eğer jeolojik imkânlar buna imkân vermiyorsa en uygun yerde yapılabilmesi için  bir karar verdik, bununla ilgili çalışmalar da süratle yürütülüyor. İfade edildiği gibi, inşallah büyük  bir aksaklık olmayacak, Ramazan Bayramı'nda herkes kendi evinde hayatlarını sürdürsün diye de bir  kararımız var. Onun için, büyük bir acelecilik içerisinde bu işi götürmeye çalışıyoruz.  Yapılan tespitlerde 2.777 küçükbaş ve 233 büyükbaş hayvanın telef olduğu tespit edilmiştir.  Bunların tamamı devletimiz tarafından karşılanacak, hazine bunları karşılayacak ve bunlann yerine  TİGEM'de üretilen damızlık hayvanlar köylülerimize verilmiş olacaktır.  Aynı şekilde, Bingöl ve Tunceli'de de bu hasar tespitleri yapılıyor, bitmek üzere. Eğer orada da  bunları TOKİ'nin yapması gerekiyorsa onu da yapacağız.  Sayın Aslanoğlu'nun ifade ettiği husus önemli, bizim de öncelik verdiğimiz bir konu, bir politika  değişikliğine ihtiyaç olduğu aşikâr. TOKİ bugüne kadar daha çok şehir merkezlerinde bu tip yapılan  yaptı ama deprem bir gerçek olarak önümüzde durduğuna göre ciddi bir politika değişikliğine ihtiyaç  var. Allah'tan depremin şiddeti 5-6 civannda oldu, daha yukanda bir deprem söz konusu olsaydı  belki diğer kerpiç binalar da yıkılabilecekti. Zaten işin en üzücü yanı depremin gece vuku bulmuş  olması ve ikincisi de, kullanılan yapı malzemelerinin bu zayiatı ve ölümleri artırmasıdır. O hâlde, artık  kerpiç yapılarla ilgili de devlet olarak bir politika uygulamamız gerekiyor. Bununla ilgili çalışmaları  yapıyoruz. Söylenen doğrudur, Bingöl, Elâzığ, Malatya, Tunceli, o civar bir fay hattıdır, zaman zaman  da ikazlar oluyor, onun için kapsamlı, geleceğe dönük bir çalışmayı da başlattık. Belli süre içerisinde,  devlet olarak bu kerpiç yapılann ortadan kaldınlması, modern köylerin de kurulması gerekmektedir.  Depremin hemen akabinde 625 bin TL'lik bir ilk ödeme Valilik emrine gönderilmiştir. Tespitlerin  sonucunda gereken rakamlar neyse bunlan da göndereceğiz. Bu noktada herhangi bir sıkıntımız yok.  Dolayısıyla, gidenleri, maalesef geri getirme şansımız da yok, imkânımız da yok ama  kaybedilenleri telafi etme noktasında elden gelen çabayı göstereceğiz. Temennimiz, bundan sonra bu  tip afetlerin olmamasıdır. Bununla ilgili de tedbirleri birlikte alacağız. Meclisimizde yeni dönemde  kurulmuş olan bir araştırma komisyonu da var, bu komisyonun raporu da önem arz ediyor. Orada  alınacak tedbirlerle ilgili yol gösterici bir kısım tespitlerin olacağına da inanıyoruz. Dolayısıyla,  deprem gerçeğini ve diğer afetleri bir vakıa olarak kabul edip hem devlette yeniden bir yapılanmaya
Sayfa 21 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 0 - Kuvvetleri, Kızılay, afet ve acil durum birlikleri, Sağlık Bakanlığı personeli, Bayındırlık Bakanlığı  personeli olmak üzere, Elâzığ Valiliğimiz de tüm ekipleriyle birlikte olay yerine hemen intikal etmiş,  enkaz kaldırma, hayat kurtarma, yaralıların tedavisi dâhil her türlü çaba büyük bir özveri içerisinde  sürdürülmüştür.  Tüm ekipler bölgeye sevk edildi. İş makinelerinden tutun bu türlü depremlerden sonra bir ihtiyaç  olarak gözüken psikososyal hizmetler de dâhil olmak üzere, bu hizmetlerin eksiksiz yürütülebilmesi  noktasında büyük bir çaba sarf edildi. Bu manada, Kızılay ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile bağış yapan  kuruluşlarımızdan temin edilmek suretiyle 3.998 çadır, 6.144 battaniye, 1.054 katalitik soba, 125  prefabrik ev olmak üzere vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için elden gelen çaba  gösterildi.  Şu ana kadar yapılan tespitlerde -bu, Elâzığ'la ilgilidir, Bingöl ve Tunceli'de de belli ölçüde  hasarlar var, onlar da bugün yarın netleşmiş olacak, daha derli toplu bir rakamı biz de görmüş  olacağız- 3.823 konut, 59 iş yeri, 2.876 hayvan barınağı ve diğer yapılar olmak üzere 6.979 hasarlı  yapı tespit edilmiştir. Yıkılanların yerine TOKİ tarafından konutlar yapılacaktır. Bunun kararı  verilmiştir ve çalışmaları da zaten, derhâl başlamıştır. Bu konutların mümkünse evvela kendi  bulundukları yerde, eğer jeolojik imkânlar buna imkân vermiyorsa en uygun yerde yapılabilmesi için  bir karar verdik, bununla ilgili çalışmalar da süratle yürütülüyor. İfade edildiği gibi, inşallah büyük  bir aksaklık olmayacak, Ramazan Bayramı'nda herkes kendi evinde hayatlarını sürdürsün diye de bir  kararımız var. Onun için, büyük bir acelecilik içerisinde bu işi götürmeye çalışıyoruz.  Yapılan tespitlerde 2.777 küçükbaş ve 233 büyükbaş hayvanın telef olduğu tespit edilmiştir.  Bunların tamamı devletimiz tarafından karşılanacak, hazine bunları karşılayacak ve bunlann yerine  TİGEM'de üretilen damızlık hayvanlar köylülerimize verilmiş olacaktır.  Aynı şekilde, Bingöl ve Tunceli'de de bu hasar tespitleri yapılıyor, bitmek üzere. Eğer orada da  bunları TOKİ'nin yapması gerekiyorsa onu da yapacağız.  Sayın Aslanoğlu'nun ifade ettiği husus önemli, bizim de öncelik verdiğimiz bir konu, bir politika  değişikliğine ihtiyaç olduğu aşikâr. TOKİ bugüne kadar daha çok şehir merkezlerinde bu tip yapılan  yaptı ama deprem bir gerçek olarak önümüzde durduğuna göre ciddi bir politika değişikliğine ihtiyaç  var. Allah'tan depremin şiddeti 5-6 civannda oldu, daha yukanda bir deprem söz konusu olsaydı  belki diğer kerpiç binalar da yıkılabilecekti. Zaten işin en üzücü yanı depremin gece vuku bulmuş  olması ve ikincisi de, kullanılan yapı malzemelerinin bu zayiatı ve ölümleri artırmasıdır. O hâlde, artık  kerpiç yapılarla ilgili de devlet olarak bir politika uygulamamız gerekiyor. Bununla ilgili çalışmaları  yapıyoruz. Söylenen doğrudur, Bingöl, Elâzığ, Malatya, Tunceli, o civar bir fay hattıdır, zaman zaman  da ikazlar oluyor, onun için kapsamlı, geleceğe dönük bir çalışmayı da başlattık. Belli süre içerisinde,  devlet olarak bu kerpiç yapılann ortadan kaldınlması, modern köylerin de kurulması gerekmektedir.  Depremin hemen akabinde 625 bin TL'lik bir ilk ödeme Valilik emrine gönderilmiştir. Tespitlerin  sonucunda gereken rakamlar neyse bunlan da göndereceğiz. Bu noktada herhangi bir sıkıntımız yok.  Dolayısıyla, gidenleri, maalesef geri getirme şansımız da yok, imkânımız da yok ama  kaybedilenleri telafi etme noktasında elden gelen çabayı göstereceğiz. Temennimiz, bundan sonra bu  tip afetlerin olmamasıdır. Bununla ilgili de tedbirleri birlikte alacağız. Meclisimizde yeni dönemde  kurulmuş olan bir araştırma komisyonu da var, bu komisyonun raporu da önem arz ediyor. Orada  alınacak tedbirlerle ilgili yol gösterici bir kısım tespitlerin olacağına da inanıyoruz. Dolayısıyla,  deprem gerçeğini ve diğer afetleri bir vakıa olarak kabul edip hem devlette yeniden bir yapılanmaya  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.  1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)  2) Gültan Kışanak (Diyarbakır)  3) Ayla Akat Ata (Batman)  4) Bengi Yıldız (Batman)  5) Akın Birdal (Diyarbakır)  6) Emine Ayna (Mardin)  7) Fatma Kurtulan (Van)  8) Hasip Kaplan (Sımak)  9) Hamit Geylani (Hakkâri)  10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)  11) M. Nuri Yaman (Muş)  12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)  13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)  14) Osman Özçelik (Siirt)  15) Özdal Üçer (Van)  16) Pervin Buldan (İğdır)  17) Sebahat Tuncel (İstanbul)  18) Sevahir Bayındır (Sımak)  19) Sırrı Sakık (Muş)  20) Şerafettin Halis (Tunceli)  - 2 1 - hem bir politika değişikliğine ve önceliklerin de yeni baştan tespitine ihtiyaç var. Bu konuda belki  bir mevzuat değişikliği de gerekecektir. Onu da en kısa sürede huzurlarınıza getirmiş olacağız.  Ben hepinize bu vesileyle teşekkür ediyor, vatandaşlarımıza da tekrar geçmiş olsun diyor,  saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çiçek.  Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.  Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.  Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır; ayrı ayrı okutuyorum:  V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI  A) MECLÎS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ  /.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, eczacıların sorunları ile  ilaç sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/623)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  İlaç ve eczacılık sorunlarının araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün
Sayfa 22 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.  1) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)  2) Gültan Kışanak (Diyarbakır)  3) Ayla Akat Ata (Batman)  4) Bengi Yıldız (Batman)  5) Akın Birdal (Diyarbakır)  6) Emine Ayna (Mardin)  7) Fatma Kurtulan (Van)  8) Hasip Kaplan (Sımak)  9) Hamit Geylani (Hakkâri)  10) İbrahim Binici (Şanlıurfa)  11) M. Nuri Yaman (Muş)  12) Mehmet Nezir Karabaş (Bitlis)  13) Mehmet Ufuk Uras (İstanbul)  14) Osman Özçelik (Siirt)  15) Özdal Üçer (Van)  16) Pervin Buldan (İğdır)  17) Sebahat Tuncel (İstanbul)  18) Sevahir Bayındır (Sımak)  19) Sırrı Sakık (Muş)  20) Şerafettin Halis (Tunceli)  - 2 1 - hem bir politika değişikliğine ve önceliklerin de yeni baştan tespitine ihtiyaç var. Bu konuda belki  bir mevzuat değişikliği de gerekecektir. Onu da en kısa sürede huzurlarınıza getirmiş olacağız.  Ben hepinize bu vesileyle teşekkür ediyor, vatandaşlarımıza da tekrar geçmiş olsun diyor,  saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Çiçek.  Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.  Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.  Meclis araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır; ayrı ayrı okutuyorum:  V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI  A) MECLÎS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ  /.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 19 milletvekilinin, eczacıların sorunları ile  ilaç sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/623)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  İlaç ve eczacılık sorunlarının araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün  TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 0 : 1  Gerekçe:  Sağlık sektöründe son 5 yıldır yaşanan "dönüşüm" sürecinin eczacılar açısından da önemli  sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. İçinde bulunduğumuz dönemde Türk Eczacılar Birliği (TEB),  Hükümetle sayısız görüşmeler yapmış ancak gelinen son noktada eczacılarımızın sorunları sadece  "stok zararları" olarak algılanmış ve bu sorun da ilaç sanayi ile yapılan anlaşma sonucu çözülmüş gibi  göründüğünden başka herhangi bir girişimde bulunulmamıştır.  04.12.2009 tarihinde ilaç fiyatlarındaki % 25-30'u bulan indirimler sonucu meydana gelen stok  zararları halen tamamen karşılanmış değildir. TEB'den alınan bilgilere göre karşılanan zararın %1  dolaylarında olduğu saptanmıştır.  Eczacılar kamunun yapmış olduğu tasarrufa ve ilaç fiyat düşüşlerine karşı olmadıklarını her  fırsatta beyan etmişler, aksine ilaç fiyatlarının "halkın ilaç erişimini kolaylaştıracak şekilde  düşürülmesini" desteklemişlerdir. Eczacılarımızın kamu yararını gözeten bu tutumlarına rağmen  gerekli tasarruflar eczacıların mağduriyetleri pahasına uygulamaya konulmuş, sistemin yükü adeta  eczacıların üzerine yıkılmıştır.  14.12.2004 tarihinde SSK'lıların serbest eczanelerden ilaç alabilmesiyle ilgili protokol TEB ile  Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında imzalanmıştır. Bu çerçevede  eczacılar kamuya değişen oranlarda iskontolar yapmaktadır. Bununla ilgili herhangi bir sorun mevcut  değildir. Ancak aynı anlaşma çerçevesinde ilaç sanayi kamu kurum iskontolarını imalatçı satış  fiyatının % 23'ü olarak vermekte, oysa kamu sektörü eczacılardan bu oranı perakende satış fiyatı  üzerinden tahsil etmektedir.  Şöyle ki;  İmalatçı satış fiyatı 100 TL olan bir ilaç için ilaç şirketinin 23.00 TL kamu kurum iskontosu  yapması gerekmektedir. İlacın eczacı kâr oranının brüt % 25 olduğu düşünülür ise, aynı ilaç eczanede  125.00 TL olarak satışa sunulacaktır. İlaç sektörünün en büyük alıcısı olan kamu, iskontoyu işte bu  fiyat üzerinden baz almakta ve iskonto miktarı 28.75 TL'ye çıkmaktadır. Yani eczacı kamu adına  sanayiden 23.00 TL indirim almakta ancak sanayi adına SGK'ya 28.75 TL iskonto uygulamak  zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla aradaki 5.75 TL'lik fark eczacıdan tahsil edilmiş olmaktadır.  Stok zararlarının karşılanması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer, İlaç  Sanayi ile 03.12.2009 tarihinde bir anlaşma imzaladığını ve stok zararlarının sanayi tarafından  karşılanacağını basın önünde beyan etmiştir. Bu gelişmeye rağmen 04.12.2009 tarihinde fiyatı düşmüş  olan 3500 kalem ilaçtan kaynaklı stok zararları karşılanmamıştır.  Dünya örneklerine bakıldığında ilaç fiyat düşüşlerinin uygulandığı ülkelerden biri olan  İngiltere'de düşüşlerden kaynaklı ciro kaybının önüne geçebilmek maksadıyla devlet tarafından reçete  başına 8.50 Euro ödeme yapılmaktadır.  Sağlık sektöründeki revizyonla ilgili olarak kaygı uyandıran diğer bir gelişme ise zincir  eczanelerin kurulacağı ve ilaçların artık marketlerde satılacağı konusunda Başbakanın kamuoyuna  yaptığı açıklamalardır. Haklı olarak eczacılar bu açıklamayı bir tehdit olarak algılamaktadır.  Böyle bir sisteme geçildiğinde eczacıların, meslek kaynaklı haklarının gasp edileceği ve zincir  eczanelerde çalıştırılan işçi konumuna dönüştürüleceği hususundaki endişeler bu kurumların  temsilcileri tarafından açık bir biçimde dile getirilmiştir.  Zincir eczanelerle ilgili olarak bu sistemin dünyadaki uygulamalarından bahsedilirken ABD ve  İngiltere örneğine sık sık başvurulmaktadır. Edinilen bilgilere göre ABD'de vatandaşlar reçetesiz  - 2 2 -
Sayfa 23 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 0 : 1  Gerekçe:  Sağlık sektöründe son 5 yıldır yaşanan "dönüşüm" sürecinin eczacılar açısından da önemli  sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. İçinde bulunduğumuz dönemde Türk Eczacılar Birliği (TEB),  Hükümetle sayısız görüşmeler yapmış ancak gelinen son noktada eczacılarımızın sorunları sadece  "stok zararları" olarak algılanmış ve bu sorun da ilaç sanayi ile yapılan anlaşma sonucu çözülmüş gibi  göründüğünden başka herhangi bir girişimde bulunulmamıştır.  04.12.2009 tarihinde ilaç fiyatlarındaki % 25-30'u bulan indirimler sonucu meydana gelen stok  zararları halen tamamen karşılanmış değildir. TEB'den alınan bilgilere göre karşılanan zararın %1  dolaylarında olduğu saptanmıştır.  Eczacılar kamunun yapmış olduğu tasarrufa ve ilaç fiyat düşüşlerine karşı olmadıklarını her  fırsatta beyan etmişler, aksine ilaç fiyatlarının "halkın ilaç erişimini kolaylaştıracak şekilde  düşürülmesini" desteklemişlerdir. Eczacılarımızın kamu yararını gözeten bu tutumlarına rağmen  gerekli tasarruflar eczacıların mağduriyetleri pahasına uygulamaya konulmuş, sistemin yükü adeta  eczacıların üzerine yıkılmıştır.  14.12.2004 tarihinde SSK'lıların serbest eczanelerden ilaç alabilmesiyle ilgili protokol TEB ile  Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında imzalanmıştır. Bu çerçevede  eczacılar kamuya değişen oranlarda iskontolar yapmaktadır. Bununla ilgili herhangi bir sorun mevcut  değildir. Ancak aynı anlaşma çerçevesinde ilaç sanayi kamu kurum iskontolarını imalatçı satış  fiyatının % 23'ü olarak vermekte, oysa kamu sektörü eczacılardan bu oranı perakende satış fiyatı  üzerinden tahsil etmektedir.  Şöyle ki;  İmalatçı satış fiyatı 100 TL olan bir ilaç için ilaç şirketinin 23.00 TL kamu kurum iskontosu  yapması gerekmektedir. İlacın eczacı kâr oranının brüt % 25 olduğu düşünülür ise, aynı ilaç eczanede  125.00 TL olarak satışa sunulacaktır. İlaç sektörünün en büyük alıcısı olan kamu, iskontoyu işte bu  fiyat üzerinden baz almakta ve iskonto miktarı 28.75 TL'ye çıkmaktadır. Yani eczacı kamu adına  sanayiden 23.00 TL indirim almakta ancak sanayi adına SGK'ya 28.75 TL iskonto uygulamak  zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla aradaki 5.75 TL'lik fark eczacıdan tahsil edilmiş olmaktadır.  Stok zararlarının karşılanması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer, İlaç  Sanayi ile 03.12.2009 tarihinde bir anlaşma imzaladığını ve stok zararlarının sanayi tarafından  karşılanacağını basın önünde beyan etmiştir. Bu gelişmeye rağmen 04.12.2009 tarihinde fiyatı düşmüş  olan 3500 kalem ilaçtan kaynaklı stok zararları karşılanmamıştır.  Dünya örneklerine bakıldığında ilaç fiyat düşüşlerinin uygulandığı ülkelerden biri olan  İngiltere'de düşüşlerden kaynaklı ciro kaybının önüne geçebilmek maksadıyla devlet tarafından reçete  başına 8.50 Euro ödeme yapılmaktadır.  Sağlık sektöründeki revizyonla ilgili olarak kaygı uyandıran diğer bir gelişme ise zincir  eczanelerin kurulacağı ve ilaçların artık marketlerde satılacağı konusunda Başbakanın kamuoyuna  yaptığı açıklamalardır. Haklı olarak eczacılar bu açıklamayı bir tehdit olarak algılamaktadır.  Böyle bir sisteme geçildiğinde eczacıların, meslek kaynaklı haklarının gasp edileceği ve zincir  eczanelerde çalıştırılan işçi konumuna dönüştürüleceği hususundaki endişeler bu kurumların  temsilcileri tarafından açık bir biçimde dile getirilmiştir.  Zincir eczanelerle ilgili olarak bu sistemin dünyadaki uygulamalarından bahsedilirken ABD ve  İngiltere örneğine sık sık başvurulmaktadır. Edinilen bilgilere göre ABD'de vatandaşlar reçetesiz  - 2 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  ilaçlara serbestçe ulaşabildiğinden bu ülke kişi başına ilaç harcamalarının en yüksek olduğu ülkedir.  Ayrıca reçeteli ve reçetesiz ilaçların bir arada kullanımının önüne geçilemediğinden her 11 dakikada  1 kişi "ilaç etkileşim zehirlenmesinden" dolayı hayatını kaybetmektedir.  Eczacılık sorunlarından biri de muvazalı eczaneler sorunudur. 6197 Sayılı yasaya göre eczane  sadece eczacılar tarafından açılabilmektedir. Alınan önlemlerin yetersizliği nedeniyle yasaya karşı  hile yoluyla eczacı olmayan şahıslar tarafından da çok sayıda eczane açılmıştır.  Sonuç olarak yukarıda değinilen bilgilerin ışığı altında, eczacıların içinde bulunduğu durumun  tespiti ve sorunlarının giderilmesi ile ilaç üretimi, fıyatlandırması, eşdeğer ilaçlarda yaşanan diğer  sorunların araştırılması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması gerekmektedir.  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 milletvekilinin, Kastamonu ilinin  sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması  açılmasına ilişkin önergesi (10/624)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Ülkemizde, başta tarım ve hayvancılıkta yaşanan yüksek girdi fiyatları nedeniyle, göç veren  illerin başında gelen Kastamonu, son yıllarda iktidann izlediği yanlış ekonomik ve sosyal politikalar  sonucunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kastamonu'nun içinde bulunduğu sorunların tespiti, çözüm  yollarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün  104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)  2) Hasan Çalış (Karaman)  3) Alim Işık (Kütahya)  4) D. Ali Torlak (İstanbul)  5) Ali Uzumrmak (Aydın)  6) Mehmet Şandır (Mersin)  7) Akif Akkuş (Mersin)  8) Reşat Doğru (Tokat)  9) Mustafa Enöz (Manisa)  10) Mümin İnan (Niğde)  11) Yılmaz Tankut (Adana)  12) Rıdvan Yalçın (Ordu)  13) Ümit Şafak (İstanbul)  14) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)  15) Kadir Ural (Mersin)  16) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)  17) Hasan Özdemir (Gaziantep)  18) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)  19) Hüseyin Yıldız (Antalya)  20) Hamza Hamit Homriş (Bursa)  21) Beytullah Asil (Eskişehir)  - 2 3 -
Sayfa 24 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  ilaçlara serbestçe ulaşabildiğinden bu ülke kişi başına ilaç harcamalarının en yüksek olduğu ülkedir.  Ayrıca reçeteli ve reçetesiz ilaçların bir arada kullanımının önüne geçilemediğinden her 11 dakikada  1 kişi "ilaç etkileşim zehirlenmesinden" dolayı hayatını kaybetmektedir.  Eczacılık sorunlarından biri de muvazalı eczaneler sorunudur. 6197 Sayılı yasaya göre eczane  sadece eczacılar tarafından açılabilmektedir. Alınan önlemlerin yetersizliği nedeniyle yasaya karşı  hile yoluyla eczacı olmayan şahıslar tarafından da çok sayıda eczane açılmıştır.  Sonuç olarak yukarıda değinilen bilgilerin ışığı altında, eczacıların içinde bulunduğu durumun  tespiti ve sorunlarının giderilmesi ile ilaç üretimi, fıyatlandırması, eşdeğer ilaçlarda yaşanan diğer  sorunların araştırılması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması gerekmektedir.  2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 20 milletvekilinin, Kastamonu ilinin  sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması  açılmasına ilişkin önergesi (10/624)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Ülkemizde, başta tarım ve hayvancılıkta yaşanan yüksek girdi fiyatları nedeniyle, göç veren  illerin başında gelen Kastamonu, son yıllarda iktidann izlediği yanlış ekonomik ve sosyal politikalar  sonucunda ciddi sorunlar yaşamaktadır. Kastamonu'nun içinde bulunduğu sorunların tespiti, çözüm  yollarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün  104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)  2) Hasan Çalış (Karaman)  3) Alim Işık (Kütahya)  4) D. Ali Torlak (İstanbul)  5) Ali Uzumrmak (Aydın)  6) Mehmet Şandır (Mersin)  7) Akif Akkuş (Mersin)  8) Reşat Doğru (Tokat)  9) Mustafa Enöz (Manisa)  10) Mümin İnan (Niğde)  11) Yılmaz Tankut (Adana)  12) Rıdvan Yalçın (Ordu)  13) Ümit Şafak (İstanbul)  14) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)  15) Kadir Ural (Mersin)  16) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)  17) Hasan Özdemir (Gaziantep)  18) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)  19) Hüseyin Yıldız (Antalya)  20) Hamza Hamit Homriş (Bursa)  21) Beytullah Asil (Eskişehir)  - 2 3 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  Gerekçe:  Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik kriz ve krizi inkâr edip, yönetemeyen siyasi iktidarın,  yanlış ekonomi politikaları sonucunda, tarım ve hayvancılık ülkemizde bitme noktasına gelirken,  göçün artması ile işsizlik devasa boyutlara ulaşarak her yıl rekorlar kırmaktadır.  Kastamonu da bu olumsuz durumdan en fazla etkilenen illerin başında gelmektedir. Kırsalda en  büyük geçim kaynağı hayvancılık olan Kastamonu'da, girdilerdeki yüksek artışlar nedeniyle insanlar  geçim sıkıntısı yaşamakta ve göç etmektedirler. 1927 ilk nüfus sayımında Türkiye'nin nüfusu  13 milyon iken, bugün 72 milyona çıkmış ancak, 1927'de nüfusu 335 bin, 1935 nüfus sayımında da  nüfusu 361 bin 191 olan Kastamonu'nun, bugün itibariyle nüfusu 359 bine gerilemiştir.  Görülüyor ki, Kastamonu'nun şu anki nüfusu 75 yıl önceki nüfusunun altında kalmıştır. Ve bu  düşüş devam etmektedir. Ülkenin nüfus artış oranı dikkate alındığında genel nüfus 5 kat artmış, bu  artışa paralel olarak da bugün Kastamonu'nun nüfusunun 1 milyon 835 bin olması gerekirken,  359 bine gerilemesi, Kastamonu'nun durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu rakamlar da gösteriyor  ki, 1 milyon 476 bin Kastamonulu göç etmiştir.  Sadece İstanbul'da yaşayan Kastamonulu sayısı bir milyonun üzerinde iken, muhteliflilerde de  çok sayıda Kastamonulu yaşamaktadır. Kastamonu en çok göç veren 5 il içindedir. Nüfus sayısındaki  bu azalış milletvekili sayısını da düşürmüş, cumhuriyetin ilk yıllarında 12 milletvekili ile TBMM'de  temsil edilen Kastamonu'nun sadece milletvekili sayısındaki azalış bile, Kastamonu'nun günden güne  küçüldüğünü göstermektedir. Şu an 4 milletvekili ile temsil edilen Kastamonu bir dahaki seçimlerde  3 milletvekili çıkaracaktır.  Türkiye'nin bir numaralı meselesi olan, üretim ve istihdamda yaşanan sorunlar bu göçün en  büyük nedeni olurken, bölgesel kalkınma konusunda da yapılan ayrımcılık ve yanlışlıklar da insanları  topraklarından büyükşehirlere göç ettirmektedir. SEKA ve Eti Bakır ile başlayıp günümüzde şeker  fabrikaları ile süregelen özelleştirmeler sonucunda istihdamdaki azalma bir yana, özellikle tarıma  dayalı sanayi kuruluşlarının özelleştirilmesi, tarım ve hayvancılığı da büyük oranda vurmuştur.  2002 yılında hayvancılık konusunda ilk 5 il arasında yer alan Kastamonu bugün 13. sıraya  gerilemiş, son yıllarda yaşanan yanlış hayvancılık politikaları, canlı ve kesik et ithali ile girdilerdeki  fahiş artışlar, ülke çapında hayvan varlığımızı da yarı yarıya düşürmüştür. Kastamonu kırsalında  evinin damında 1-2 hayvan besleyen insanlarımız bile bu hayvanlarını ya satmak ya da kesmek  zorunda kalmışlardır.  Tarım ve sanayide büyük sıkıntı yaşayan Kastamonu, sahip olduğu doğal güzellikleri, zengin  tarihi ve kültürünü de yeteri kadar tanıtamamıştır. Hükümetlerin yanlış turizm teşvik politikaları  sonucu Kastamonu ile birlikte tüm Karadeniz kalkınmaya önemli katkı sağlayan turizmden yeterince  yararlanamamıştır. Kurtuluş Savaşı'nda en çok şehit veren üç ilin içindeki Kastamonu ve Kurtuluş  Savaşı mücadelesinde başı çeken ve büyük öneme sahip olan İnebolu ilçesi bile yeteri kadar  tanıtılamamıştır. 170 kilometre sahil şeridine ve kumsallara sahip olan Kastamonu, maalesef İlgaz'ın  arkasında kalmıştır. Turizm ve sanayide yeterli hamleyi yapamayan Kastamonu, son yıllarda tarımın  çöküşüne bağlı olarak da her geçen gün biraz daha küçülmeye devam etmektedir.  İşte tüm bu nedenlerle, Kastamonu'nun içinde bulunduğu sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının  araştırılması, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105.  maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  - 2 4 -
Sayfa 25 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  Gerekçe:  Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomik kriz ve krizi inkâr edip, yönetemeyen siyasi iktidarın,  yanlış ekonomi politikaları sonucunda, tarım ve hayvancılık ülkemizde bitme noktasına gelirken,  göçün artması ile işsizlik devasa boyutlara ulaşarak her yıl rekorlar kırmaktadır.  Kastamonu da bu olumsuz durumdan en fazla etkilenen illerin başında gelmektedir. Kırsalda en  büyük geçim kaynağı hayvancılık olan Kastamonu'da, girdilerdeki yüksek artışlar nedeniyle insanlar  geçim sıkıntısı yaşamakta ve göç etmektedirler. 1927 ilk nüfus sayımında Türkiye'nin nüfusu  13 milyon iken, bugün 72 milyona çıkmış ancak, 1927'de nüfusu 335 bin, 1935 nüfus sayımında da  nüfusu 361 bin 191 olan Kastamonu'nun, bugün itibariyle nüfusu 359 bine gerilemiştir.  Görülüyor ki, Kastamonu'nun şu anki nüfusu 75 yıl önceki nüfusunun altında kalmıştır. Ve bu  düşüş devam etmektedir. Ülkenin nüfus artış oranı dikkate alındığında genel nüfus 5 kat artmış, bu  artışa paralel olarak da bugün Kastamonu'nun nüfusunun 1 milyon 835 bin olması gerekirken,  359 bine gerilemesi, Kastamonu'nun durumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu rakamlar da gösteriyor  ki, 1 milyon 476 bin Kastamonulu göç etmiştir.  Sadece İstanbul'da yaşayan Kastamonulu sayısı bir milyonun üzerinde iken, muhteliflilerde de  çok sayıda Kastamonulu yaşamaktadır. Kastamonu en çok göç veren 5 il içindedir. Nüfus sayısındaki  bu azalış milletvekili sayısını da düşürmüş, cumhuriyetin ilk yıllarında 12 milletvekili ile TBMM'de  temsil edilen Kastamonu'nun sadece milletvekili sayısındaki azalış bile, Kastamonu'nun günden güne  küçüldüğünü göstermektedir. Şu an 4 milletvekili ile temsil edilen Kastamonu bir dahaki seçimlerde  3 milletvekili çıkaracaktır.  Türkiye'nin bir numaralı meselesi olan, üretim ve istihdamda yaşanan sorunlar bu göçün en  büyük nedeni olurken, bölgesel kalkınma konusunda da yapılan ayrımcılık ve yanlışlıklar da insanları  topraklarından büyükşehirlere göç ettirmektedir. SEKA ve Eti Bakır ile başlayıp günümüzde şeker  fabrikaları ile süregelen özelleştirmeler sonucunda istihdamdaki azalma bir yana, özellikle tarıma  dayalı sanayi kuruluşlarının özelleştirilmesi, tarım ve hayvancılığı da büyük oranda vurmuştur.  2002 yılında hayvancılık konusunda ilk 5 il arasında yer alan Kastamonu bugün 13. sıraya  gerilemiş, son yıllarda yaşanan yanlış hayvancılık politikaları, canlı ve kesik et ithali ile girdilerdeki  fahiş artışlar, ülke çapında hayvan varlığımızı da yarı yarıya düşürmüştür. Kastamonu kırsalında  evinin damında 1-2 hayvan besleyen insanlarımız bile bu hayvanlarını ya satmak ya da kesmek  zorunda kalmışlardır.  Tarım ve sanayide büyük sıkıntı yaşayan Kastamonu, sahip olduğu doğal güzellikleri, zengin  tarihi ve kültürünü de yeteri kadar tanıtamamıştır. Hükümetlerin yanlış turizm teşvik politikaları  sonucu Kastamonu ile birlikte tüm Karadeniz kalkınmaya önemli katkı sağlayan turizmden yeterince  yararlanamamıştır. Kurtuluş Savaşı'nda en çok şehit veren üç ilin içindeki Kastamonu ve Kurtuluş  Savaşı mücadelesinde başı çeken ve büyük öneme sahip olan İnebolu ilçesi bile yeteri kadar  tanıtılamamıştır. 170 kilometre sahil şeridine ve kumsallara sahip olan Kastamonu, maalesef İlgaz'ın  arkasında kalmıştır. Turizm ve sanayide yeterli hamleyi yapamayan Kastamonu, son yıllarda tarımın  çöküşüne bağlı olarak da her geçen gün biraz daha küçülmeye devam etmektedir.  İşte tüm bu nedenlerle, Kastamonu'nun içinde bulunduğu sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının  araştırılması, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105.  maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  - 2 4 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)  2) Hasan Çalış (Karaman)  3) Alim Işık (Kütahya)  4) D. Ali Torlak (İstanbul)  5) Ali Uzunırmak (Aydın)  6) Mehmet Şandır (Mersin)  7) Akif Akkuş (Mersin)  8) Reşat Doğru (Tokat)  9) Mümin İnan (Niğde)  10) Yılmaz Tankut (Adana)  11) Ümit Şafak (İstanbul)  12) Rıdvan Yalçın (Ordu)  13) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)  14) Kadir Ural (Mersin)  15) Hamza Hamit Homriş (Bursa)  16) Hasan Özdemir (Gaziantep)  17) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)  18) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)  19) Hüseyin Yıldız (Antalya)  20) Beytullah Asil (Eskişehir)  Gerekçe:  Camiler, dinî ve millî kültürümüzden ayrı düşünemeyeceğimiz değerlerimizin başında gelir.  İnsanları bir araya getiren camiler, manevi duygularımızın ve millî değerlerimizin mekânıdır. Bu  değerlerimizin, edep ve ahlakın, kardeşliğin, en güzel yaşama biçiminin öğretildiği, ibadetin yapıldığı  camilerimiz, bozulmaya yönelen birlik ve beraberliğimizin de ilham kaynağıdır.  Tarih boyunca Türk-İslam coğrafyasında cami yapımına büyük özen gösterilmiş, camiler  yalnızca ibadet yeri olarak değil, halkın ihtiyaçlarının karşılanması yanında, eğitim ve adli hizmetler  de vermiştir. Camiler, Müslüman ülkelerin mührüdür. Camilerimiz vatan toprağının tapusu, din  görevlileri de millî birlik ve beraberliğimizin çimentosu ve harcı olmuşlardır.  - 2 5 - 3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin, camilerin ve din  görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/625)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Camilerimizin ve din görevlilerimizin sorunlarının araştırılması, camilerimizin ısınma, bakım,  onarım ve temizlik giderlerinin karşılanamamasında yaşanan sorunların ortadan kaldırılması, din  görevlilerimizin, maddi ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi, mesai ve kadro soranlarının  giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün  104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
Sayfa 26 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu)  2) Hasan Çalış (Karaman)  3) Alim Işık (Kütahya)  4) D. Ali Torlak (İstanbul)  5) Ali Uzunırmak (Aydın)  6) Mehmet Şandır (Mersin)  7) Akif Akkuş (Mersin)  8) Reşat Doğru (Tokat)  9) Mümin İnan (Niğde)  10) Yılmaz Tankut (Adana)  11) Ümit Şafak (İstanbul)  12) Rıdvan Yalçın (Ordu)  13) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)  14) Kadir Ural (Mersin)  15) Hamza Hamit Homriş (Bursa)  16) Hasan Özdemir (Gaziantep)  17) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)  18) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)  19) Hüseyin Yıldız (Antalya)  20) Beytullah Asil (Eskişehir)  Gerekçe:  Camiler, dinî ve millî kültürümüzden ayrı düşünemeyeceğimiz değerlerimizin başında gelir.  İnsanları bir araya getiren camiler, manevi duygularımızın ve millî değerlerimizin mekânıdır. Bu  değerlerimizin, edep ve ahlakın, kardeşliğin, en güzel yaşama biçiminin öğretildiği, ibadetin yapıldığı  camilerimiz, bozulmaya yönelen birlik ve beraberliğimizin de ilham kaynağıdır.  Tarih boyunca Türk-İslam coğrafyasında cami yapımına büyük özen gösterilmiş, camiler  yalnızca ibadet yeri olarak değil, halkın ihtiyaçlarının karşılanması yanında, eğitim ve adli hizmetler  de vermiştir. Camiler, Müslüman ülkelerin mührüdür. Camilerimiz vatan toprağının tapusu, din  görevlileri de millî birlik ve beraberliğimizin çimentosu ve harcı olmuşlardır.  - 2 5 - 3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin, camilerin ve din  görevlilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis  araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/625)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Camilerimizin ve din görevlilerimizin sorunlarının araştırılması, camilerimizin ısınma, bakım,  onarım ve temizlik giderlerinin karşılanamamasında yaşanan sorunların ortadan kaldırılması, din  görevlilerimizin, maddi ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi, mesai ve kadro soranlarının  giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün  104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  Birer halk üniversitesi olarak da insanlara her türlü kötülüklerden uzak durmalarının öğretildiği  camiler, iyilik ve güzellikleri, insan sevgisi, vatan ve bayrak sevgisi, ana-babaya, öğretmene itaatin  anlatıldığı, insanlar arasında ayrım yapmaksızın herkesi bünyesinde toplayan ibadet mekânlarıdır.  Ülkemizde 2008 yılı sonu itibariyle 80 bin 53 camimiz vardır. Bu camilerde, vaiz, murakıp,  Kur'an kursu öğreticisi, imam-hatip ve müezzin olarak din hizmetlerini yürüten 75 binin üzerinde  personel görev yapmaktadır. Hem camilerimizin hem de din hizmetlerini yürüten personelimizin çok  çeşitli sorunları vardır.  Isınma, bakım-onanm ve temizlik giderlerinin karşılanamaması camilerin en önemli sorunlarının  başında gelmektedir. Camilerimizin, daha temiz, bakımlı ve düzenli olması için bu giderlerin  karşılanması birinci zorunluluktur.  Ülkenin her tarafında hizmet veren din görevlilerimiz zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye  çalışmaktadırlar. Daha verimli çalışabilmeleri için, maddi durumlarının iyileştirilmesi, mesai  ücretlerinin ödenmesi, ek göstergelerinin yükseltilmesi, sözleşmeli ve vekil olarak çalıştırılan  personele kadro verilmesi, lojman tahsis edilmesi, cami temizliğinden sorumlu tutulmaları gibi  sorunları yıllardır çözüm beklemektedir.  Özellikle vekil olarak ve 4-B statüsünde çalıştırılan din görevlilerimiz, bir çok sosyal haktan  mahrum bırakılmışlardır. Vekil ve sözleşmeli olarak çalıştırılan din görevlilerinin kadroya  geçirilmeleri öncelikle ele alınmalı ve çözümlenmelidir.  Din görevlilerinin, camilerin bakımı ve temizliği için, cami cemaatinden para toplamak zorunda  bırakılmaları, başta imamlarımızı rahatsız etmektedir. İmkânı olanlar, severek ve şevkle, bu ihtiyaçlara  destek olmalarına rağmen, yetmemekte, bazı camilerde çevreye ve ekonomik nedenlere bağlı olarak  bu hizmetler aksamaktadır. Camilere kaynak aktarımı yapılarak bu sorun acilen giderilmelidir.  İşte yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle, camilerimizin ve din görevlilerimizin sorunlarının  araştırılması, çözümlerinin belirlenmesi, camilerimizin giderlerinin karşılanması, din görevlilerimizin,  maddi ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi, mesai ve kadro sorunlarının giderilmesi için alınması  gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri  gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  4.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Batman Milletvekili Bengi Yıldız ve Batman  Milletvekili Ayla Akat Ata 'nin, Mıhellemilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626)  Türkiye'de yaşayan halklardan biri olan Mıhellemi'lerin yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü  amacıyla Anayasanın 98. ve İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince "Meclis Araştırması"  açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.  Mıhellemi'ler ülkemizde Mardin, Batman ve özellikle Midyat'ın çevresinde Turabdin diye anılan  bölgede yaşayan halk topluluğudur. Türkiye'de yaklaşık 600 bin Mıhellemi yaşamaktadır.  Mıhellemi'lerin kökenleri Türk asıllı olduklarından Kürt asıllı olmalarına kadar, yine Arap mı  yoksa Arami/Süryani mi oldukları yönünde çok sayıda asılsız iddia mevcuttur. Mıhellemi'lerin Arap,  Süryani, Kürt ya da Türk kimliği ile tanımlanmaya çalışılması, etnisite gerçekliklerinin çarpıtılması  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Bengi Yıldız  Batman Milletvekili  Grup Başkan Vekili  Ayla Akat Ata  Batman Milletvekili  Grup Başkan Vekili  Gerekçe:  - 2 6 -
Sayfa 27 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 1  Birer halk üniversitesi olarak da insanlara her türlü kötülüklerden uzak durmalarının öğretildiği  camiler, iyilik ve güzellikleri, insan sevgisi, vatan ve bayrak sevgisi, ana-babaya, öğretmene itaatin  anlatıldığı, insanlar arasında ayrım yapmaksızın herkesi bünyesinde toplayan ibadet mekânlarıdır.  Ülkemizde 2008 yılı sonu itibariyle 80 bin 53 camimiz vardır. Bu camilerde, vaiz, murakıp,  Kur'an kursu öğreticisi, imam-hatip ve müezzin olarak din hizmetlerini yürüten 75 binin üzerinde  personel görev yapmaktadır. Hem camilerimizin hem de din hizmetlerini yürüten personelimizin çok  çeşitli sorunları vardır.  Isınma, bakım-onanm ve temizlik giderlerinin karşılanamaması camilerin en önemli sorunlarının  başında gelmektedir. Camilerimizin, daha temiz, bakımlı ve düzenli olması için bu giderlerin  karşılanması birinci zorunluluktur.  Ülkenin her tarafında hizmet veren din görevlilerimiz zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye  çalışmaktadırlar. Daha verimli çalışabilmeleri için, maddi durumlarının iyileştirilmesi, mesai  ücretlerinin ödenmesi, ek göstergelerinin yükseltilmesi, sözleşmeli ve vekil olarak çalıştırılan  personele kadro verilmesi, lojman tahsis edilmesi, cami temizliğinden sorumlu tutulmaları gibi  sorunları yıllardır çözüm beklemektedir.  Özellikle vekil olarak ve 4-B statüsünde çalıştırılan din görevlilerimiz, bir çok sosyal haktan  mahrum bırakılmışlardır. Vekil ve sözleşmeli olarak çalıştırılan din görevlilerinin kadroya  geçirilmeleri öncelikle ele alınmalı ve çözümlenmelidir.  Din görevlilerinin, camilerin bakımı ve temizliği için, cami cemaatinden para toplamak zorunda  bırakılmaları, başta imamlarımızı rahatsız etmektedir. İmkânı olanlar, severek ve şevkle, bu ihtiyaçlara  destek olmalarına rağmen, yetmemekte, bazı camilerde çevreye ve ekonomik nedenlere bağlı olarak  bu hizmetler aksamaktadır. Camilere kaynak aktarımı yapılarak bu sorun acilen giderilmelidir.  İşte yukarıda sayılan tüm bu nedenlerle, camilerimizin ve din görevlilerimizin sorunlarının  araştırılması, çözümlerinin belirlenmesi, camilerimizin giderlerinin karşılanması, din görevlilerimizin,  maddi ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi, mesai ve kadro sorunlarının giderilmesi için alınması  gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri  gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.  4.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Batman Milletvekili Bengi Yıldız ve Batman  Milletvekili Ayla Akat Ata 'nin, Mıhellemilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626)  Türkiye'de yaşayan halklardan biri olan Mıhellemi'lerin yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü  amacıyla Anayasanın 98. ve İç Tüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince "Meclis Araştırması"  açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.  Mıhellemi'ler ülkemizde Mardin, Batman ve özellikle Midyat'ın çevresinde Turabdin diye anılan  bölgede yaşayan halk topluluğudur. Türkiye'de yaklaşık 600 bin Mıhellemi yaşamaktadır.  Mıhellemi'lerin kökenleri Türk asıllı olduklarından Kürt asıllı olmalarına kadar, yine Arap mı  yoksa Arami/Süryani mi oldukları yönünde çok sayıda asılsız iddia mevcuttur. Mıhellemi'lerin Arap,  Süryani, Kürt ya da Türk kimliği ile tanımlanmaya çalışılması, etnisite gerçekliklerinin çarpıtılması  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Bengi Yıldız  Batman Milletvekili  Grup Başkan Vekili  Ayla Akat Ata  Batman Milletvekili  Grup Başkan Vekili  Gerekçe:  - 2 6 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 7 - anlamına gelmektedir. Bu halkın kendine has bir dili, âdetleri ve kültürü vardır. Mıhellemi'ler, Arap  ya da başka kimlikler adı altında bir denge unsuru olarak kullanılmaktan, yerleşim yerlerinin  isimlerinin değiştirilmesinden, kendi kimlik ve kültürlerinin hukuki olarak tanınmamasından ve  devlet tarafından korunup geliştirilmemesinden rahatsızlık duymaktadırlar.  Bin yıldan uzun bir süredir yaşadıkları topraklarda, birçoğunun sahip oldukları mülkleri ellerinden  alınıp hazineye devredilmiştir. Birçoğunun da bağ, bahçe ve ekili arazilerine tapu verilmemektedir. Var  olan tapuların birçoğu da başkalarının üzerine kayıtlıdır. Dedelerinden kalma arazilerinin başka  kişilerin isimlerine kayıtlı olması halk arasında ciddi gerilimlere, çatışmalara neden olmaktadır.  Mıhellemili'lerin yaşadıkları diğer bir sorun da, sayıları yüz binleri bulan ve Türkiye dışında  yaşayan akrabalarının yaşadıkları sorunlardır. Aslen Türkiyeli olan Mıhellemi'lerin büyük bir bölümü  elli yıldır Suriye, Irak ve Lübnan'da yaşamaktadırlar. Yaşadıkları ülkelerde kendilerine vatandaşlık  hakkı verilmemiştir. Yıllardır vatansız ve kimliksiz bir şekilde yaşamaktadırlar. Aslen Türkiyeli  olmalarına rağmen Türkiye Cumhuriyeti tarafından da kendilerine vatandaşlık hakkı verilmemiştir.  Türkiye'nin bu konumdaki Mıhellemi'lerin sorununa bir çözüm bulması, vatandaşlık hakkı tanıyarak  Türkiye'ye geri dönüşlerinin sağlanması için maddi ve hukuki düzenlemeler yapması gerekmektedir.  Türkiye'de Mıhellemi'lerin kendi kimlik, dil ve kültürlerinin tanıtılması, korunması ve  geliştirilmesi amacıyla kumlan tek örgütleri olan Mıhellemi Dinler Diller ve Medeniyetler Arası  Diyalog Demeği çeşitli baskılara maruz bırakılarak kapatılmak istenmektedir. Dört yıldır demekleri  olmasına rağmen henüz demek isminde adı geçen mıhellemi sözcüğü yasal engellemelerden dolayı  parantez içinde kullanılmaktadır.  Mıhellemi'ler, öncelikle demekleri üzerindeki bu baskılann ortadan kalkması, kendi kimlik ve  kültürlerinin tanınması korunup geliştirilmesi, Mıhellemice yazılı, görsel gazete dergi, radyo, tv ve  diğer medya iletişim araçlarından istifade etme hakkı tanınmasını, tapu ve kadastroda inceleme ve  düzenlemeler yapılarak çatışmalara neden olabilecek yanlış uygulamaların bir an önce düzeltilmesi  ve hak sahiplerine haklarının iade edilmesi, sürgünde kimliksiz yaşayan akrabalarına devletin bir an  önce sahip çıkmasını beklemektedirler.  Mıhellemi'lerin yaşadıkları sorunların tam anlamıyla tespit edilmesi ve çözülmesi amacıyla,  ileride arazi tartışmasından çıkabilecek bir çatışmaya engel olabilmek, yurtdışında sürgün hayatı  yaşayan vatandaşlarımızın ana yurtlarına dönüşlerini sağlayabilmek için, bir Meclis araştırma  komisyonu kurulması gerekmektedir.  BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.  Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön  görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.  Tanm Orman ve Köyişleri Komisyonunun, Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı hakkında İç Tüzük'ün 34'üncü maddesi uyannca verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyomm:  B) TEZKERELER  ].- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, (1/821) esas numaralı Maden  Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 'nın, İç Tüzük 'ün 34 'üncü maddesi uyarınca  kendi komisyonlarında görüşülmesinin temini için gereğinin yapılmasına ilişkin tezkeresi (3/1123)  12/03/2010  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Başkanlığınızca, 1/821 esas numaralı "Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasansı"; 11/3/2010 tarihinde esas olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji  Komisyonu'na, tali olarak da Anayasa, İçişleri, Plan ve Bütçe ile Çevre komisyonlanna havale edilmiştir.
Sayfa 28 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 7 - anlamına gelmektedir. Bu halkın kendine has bir dili, âdetleri ve kültürü vardır. Mıhellemi'ler, Arap  ya da başka kimlikler adı altında bir denge unsuru olarak kullanılmaktan, yerleşim yerlerinin  isimlerinin değiştirilmesinden, kendi kimlik ve kültürlerinin hukuki olarak tanınmamasından ve  devlet tarafından korunup geliştirilmemesinden rahatsızlık duymaktadırlar.  Bin yıldan uzun bir süredir yaşadıkları topraklarda, birçoğunun sahip oldukları mülkleri ellerinden  alınıp hazineye devredilmiştir. Birçoğunun da bağ, bahçe ve ekili arazilerine tapu verilmemektedir. Var  olan tapuların birçoğu da başkalarının üzerine kayıtlıdır. Dedelerinden kalma arazilerinin başka  kişilerin isimlerine kayıtlı olması halk arasında ciddi gerilimlere, çatışmalara neden olmaktadır.  Mıhellemili'lerin yaşadıkları diğer bir sorun da, sayıları yüz binleri bulan ve Türkiye dışında  yaşayan akrabalarının yaşadıkları sorunlardır. Aslen Türkiyeli olan Mıhellemi'lerin büyük bir bölümü  elli yıldır Suriye, Irak ve Lübnan'da yaşamaktadırlar. Yaşadıkları ülkelerde kendilerine vatandaşlık  hakkı verilmemiştir. Yıllardır vatansız ve kimliksiz bir şekilde yaşamaktadırlar. Aslen Türkiyeli  olmalarına rağmen Türkiye Cumhuriyeti tarafından da kendilerine vatandaşlık hakkı verilmemiştir.  Türkiye'nin bu konumdaki Mıhellemi'lerin sorununa bir çözüm bulması, vatandaşlık hakkı tanıyarak  Türkiye'ye geri dönüşlerinin sağlanması için maddi ve hukuki düzenlemeler yapması gerekmektedir.  Türkiye'de Mıhellemi'lerin kendi kimlik, dil ve kültürlerinin tanıtılması, korunması ve  geliştirilmesi amacıyla kumlan tek örgütleri olan Mıhellemi Dinler Diller ve Medeniyetler Arası  Diyalog Demeği çeşitli baskılara maruz bırakılarak kapatılmak istenmektedir. Dört yıldır demekleri  olmasına rağmen henüz demek isminde adı geçen mıhellemi sözcüğü yasal engellemelerden dolayı  parantez içinde kullanılmaktadır.  Mıhellemi'ler, öncelikle demekleri üzerindeki bu baskılann ortadan kalkması, kendi kimlik ve  kültürlerinin tanınması korunup geliştirilmesi, Mıhellemice yazılı, görsel gazete dergi, radyo, tv ve  diğer medya iletişim araçlarından istifade etme hakkı tanınmasını, tapu ve kadastroda inceleme ve  düzenlemeler yapılarak çatışmalara neden olabilecek yanlış uygulamaların bir an önce düzeltilmesi  ve hak sahiplerine haklarının iade edilmesi, sürgünde kimliksiz yaşayan akrabalarına devletin bir an  önce sahip çıkmasını beklemektedirler.  Mıhellemi'lerin yaşadıkları sorunların tam anlamıyla tespit edilmesi ve çözülmesi amacıyla,  ileride arazi tartışmasından çıkabilecek bir çatışmaya engel olabilmek, yurtdışında sürgün hayatı  yaşayan vatandaşlarımızın ana yurtlarına dönüşlerini sağlayabilmek için, bir Meclis araştırma  komisyonu kurulması gerekmektedir.  BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.  Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön  görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.  Tanm Orman ve Köyişleri Komisyonunun, Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı hakkında İç Tüzük'ün 34'üncü maddesi uyannca verilmiş bir tezkeresi vardır, okutuyomm:  B) TEZKERELER  ].- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığının, (1/821) esas numaralı Maden  Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 'nın, İç Tüzük 'ün 34 'üncü maddesi uyarınca  kendi komisyonlarında görüşülmesinin temini için gereğinin yapılmasına ilişkin tezkeresi (3/1123)  12/03/2010  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Başkanlığınızca, 1/821 esas numaralı "Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasansı"; 11/3/2010 tarihinde esas olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji  Komisyonu'na, tali olarak da Anayasa, İçişleri, Plan ve Bütçe ile Çevre komisyonlanna havale edilmiştir.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 8 - Söz konusu kanun tasansı, orman sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri  ile ilgili hükümler sebebiyle, Komisyonumuzun da görev alanına giren konular içermektedir.  Anılan sebeplerle; esas olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji  Komisyonu'na havale edilmiş bulunan "Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı"nın, İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca Komisyonumuzda tali olarak görüşülmesi için  gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim.  Saygılarımla.  Vahit Kirişçi  Adana  Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonu Başkanı  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonunun talebi, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunca da  uygun bulunduğundan İç Tüzük'ün 34'üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca  yerine getirilecektir.  Şimdi de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tane tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup  oylarınıza sunacağım:  2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin 'in, beraberinde bir Parlamento  heyetiyle, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa Mansouri 'nin vaki davetine  icabetle Fas 'a, resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1124)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin'in, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi  Başkanı Mustafa Mansouri'nin davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Fas'a  resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi  Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyannca Genel Kumlun tasviplerine sunulur.  Mehmet Ali Şahin  Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanı  NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Karar yeter sayısı...  BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım efendim.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edilmemiştir, vardır.  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yok efendim.  OKTAY VURAL (İzmir) - Var efendim...  BAŞKAN - Onun için on dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 14.02
Sayfa 29 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 1  - 2 8 - Söz konusu kanun tasansı, orman sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetleri  ile ilgili hükümler sebebiyle, Komisyonumuzun da görev alanına giren konular içermektedir.  Anılan sebeplerle; esas olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji  Komisyonu'na havale edilmiş bulunan "Maden Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun  Tasarısı"nın, İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca Komisyonumuzda tali olarak görüşülmesi için  gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim.  Saygılarımla.  Vahit Kirişçi  Adana  Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonu Başkanı  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, okunmuş bulunan tezkeredeki Tarım, Orman ve Köyişleri  Komisyonunun talebi, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunca da  uygun bulunduğundan İç Tüzük'ün 34'üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Başkanlığımızca  yerine getirilecektir.  Şimdi de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tane tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup  oylarınıza sunacağım:  2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin 'in, beraberinde bir Parlamento  heyetiyle, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi Başkanı Mustafa Mansouri 'nin vaki davetine  icabetle Fas 'a, resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1124)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin'in, Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi  Başkanı Mustafa Mansouri'nin davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Fas'a  resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi  Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyannca Genel Kumlun tasviplerine sunulur.  Mehmet Ali Şahin  Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanı  NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Karar yeter sayısı...  BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım efendim.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edilmemiştir, vardır.  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yok efendim.  OKTAY VURAL (İzmir) - Var efendim...  BAŞKAN - Onun için on dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 14.02  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 2  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin İkinci  Oturumunu açıyorum.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.  Kabul edenler...  Elektronik cihazla oylama yapalım, o zaman sorun kalmaz.  İki dakika süre veriyorum.  Oylamayı başlatıyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.  On dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 14.17  - 2 9 - İKİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 14.13  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)
Sayfa 30 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 2  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin İkinci  Oturumunu açıyorum.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.  Kabul edenler...  Elektronik cihazla oylama yapalım, o zaman sorun kalmaz.  İki dakika süre veriyorum.  Oylamayı başlatıyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.  On dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 14.17  - 2 9 - İKİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 14.13  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Üçüncü Oturumunu açıyorum.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylannıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım ama  karar yeter sayısını da iki dakikalık oylamayla yapacağım.  Oylamayı başlatıyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.  İkinci tezkereyi okutuyorum:  3.- Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Rusya Federasyonu Federal  Meclisi Tarım ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi Komisyonunun vaki davetine icabetle Rusya  Federasyonu 'na resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1125)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna  Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento Heyetinin Rusya Federasyonu Federal Meclisi  Tarım ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi Komisyonunun davetlisi olarak Rusya Federasyonu'na  resmî ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi  Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyannca Genel Kumlun tasviplerine sunulur.  Mehmet Ali Şahin  Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanı  BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Şimdi de gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.  VI.- SEÇİMLER  A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM  1.- İnsan Haklarını İnceleme ve Anayasa Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim  BAŞKAN - İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi  Grubuna düşen 1 üyelik için Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan aday gösterilmiştir.  Oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için  Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu aday gösterilmiştir.  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Şimdi de sayın milletvekilleri, alman karar gereğince sözlü som önergelerini görüşmüyor ve  gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.  - 3 0 - ÜÇÜNCÜ OTURUM  Açılma Saati: 14.29  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)
Sayfa 31 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Üçüncü Oturumunu açıyorum.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylannıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım ama  karar yeter sayısını da iki dakikalık oylamayla yapacağım.  Oylamayı başlatıyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.  İkinci tezkereyi okutuyorum:  3.- Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento heyetinin, Rusya Federasyonu Federal  Meclisi Tarım ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi Komisyonunun vaki davetine icabetle Rusya  Federasyonu 'na resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1125)  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna  Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir Parlamento Heyetinin Rusya Federasyonu Federal Meclisi  Tarım ve Gıda Politikası ve Balık Kompleksi Komisyonunun davetlisi olarak Rusya Federasyonu'na  resmî ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi  Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyannca Genel Kumlun tasviplerine sunulur.  Mehmet Ali Şahin  Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanı  BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Şimdi de gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.  VI.- SEÇİMLER  A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM  1.- İnsan Haklarını İnceleme ve Anayasa Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim  BAŞKAN - İnsan Hakları İnceleme Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi  Grubuna düşen 1 üyelik için Kahramanmaraş Milletvekili Fatih Arıkan aday gösterilmiştir.  Oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Anayasa Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için  Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu aday gösterilmiştir.  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Şimdi de sayın milletvekilleri, alman karar gereğince sözlü som önergelerini görüşmüyor ve  gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.  - 3 0 - ÜÇÜNCÜ OTURUM  Açılma Saati: 14.29  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatih METİN (Bolu)  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  l'inci sırada yer alan Türk Ticaret Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun  görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ  I.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  2'nci sırada yer alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun  görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  3'üncü sırada yer alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına  Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana  Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair  Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam  edeceğiz.  3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin  Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik  Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri  Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  4'üncü sırada yer alan Biyogüvenlik Kanunu Tasansı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal  İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tanm, Orman ve Köyişleri komisyonlan raporlarının görüşmelerine  başlayacağız.  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği  Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/789) (S.Sayısı: 473) (x)  BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.  Komisyon raporu 4 7 3 sıra sayısıyla bastınlıp dağıtılmıştır.  Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasan İç Tüzük'ün 9l'inci maddesi kapsamında  görüşülecektir. Bu nedenle tasan tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul  edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayn ayn oylanacaktır.  Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Zeki  Ertugay konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Ertugay.  (x) 473 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.  - 3 1 -
Sayfa 32 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  l'inci sırada yer alan Türk Ticaret Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun  görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ  I.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  2'nci sırada yer alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun  görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  3'üncü sırada yer alan Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına  Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana  Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair  Kanun Tasansı ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam  edeceğiz.  3.- Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin  Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik  Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri  Komisyonu Raporu (1/761) (S. Sayısı: 458)  BAŞKAN - Komisyon? Yok.  Ertelenmiştir.  4'üncü sırada yer alan Biyogüvenlik Kanunu Tasansı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal  İşler, Avrupa Birliği Uyum ile Tanm, Orman ve Köyişleri komisyonlan raporlarının görüşmelerine  başlayacağız.  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği  Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/789) (S.Sayısı: 473) (x)  BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.  Komisyon raporu 4 7 3 sıra sayısıyla bastınlıp dağıtılmıştır.  Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasan İç Tüzük'ün 9l'inci maddesi kapsamında  görüşülecektir. Bu nedenle tasan tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul  edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayn ayn oylanacaktır.  Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Zeki  Ertugay konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Ertugay.  (x) 473 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.  - 3 1 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 2 - MHP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Biyogüvenlik Yasa Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek  üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, tarımın vazgeçilmezliğini, stratejik öneminin çok yüksek bir sektör  olduğu hususunu bu yüce Mecliste her vesileyle ifade ettik. Giderek artan dünya nüfusuna, dolayısıyla  insanların daha fazla miktar ve kalitede gıda talebine karşılık, bugün için çok temel bir problem  olarak ortaya çıkan küresel ısınmanın varlığı ve giderek azalan tarım alanları bu stratejik önemi daha  da artırmaktadır.  Bu nedenlerle, bilimin ve ileri teknolojinin en iyi şekilde kullanılarak, üretimin, birim alandan  alınan verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla olumsuz iklim ve toprak şartlarına karşı dayanıklı  ürünlerin geliştirilmesi çok daha önemli bir hâle gelmiştir.  Diğer taraftan, bütün insanlık için, tüketilen gıdaların güvenilir olması, insan, bitki ve hayvan  sağlığına hiçbir şekilde zarar vermemesi, çevre ve biyoçeşitliliğin korunması da bir o kadar önemli  hâle gelmiştir.  Özetle, bugün için 7 milyar dünya nüfusunun gıda güvencesi ve bu gıdaların güvenilir olması  her zamankinden daha büyük önem arz etmektedir.  Değerli milletvekilleri, başta tıp ve eczacılık olmak üzere birçok alanda başarılı bir şekilde  kullanılan modem biyoteknoloji, bugün için en geniş kullanım alanını tanm ve gıdada bulmuştur.  Tarımda verimi artırmak, hastalık ve zararlılara karşı yeni çeşitler geliştirmek, ürünlerin raf ve  depolama ömürlerini uzatmak gibi birçok amaçlar için modem biyoteknolojiyi kullanarak bir başka  canlı türünden gen aktarımı yoluyla elde edilen genetiği değiştirilmiş organizmalar -yani GDO'lar- insan, hayvan, bitki sağlığı, çevre ve biyoçeşitlilik için çok ciddi olabilecek, çoğu kere de telafisi  mümkün olmayan riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu sebepledir ki yeterli gıda temini ve artan  nüfusun beslenmesi bakımından modem biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması bir imkândır, bir  fırsattır, hatta bugün olmasa da gelecek için bir zorunluluktur. Ancak, aynı zamanda modem  biyoteknolojinin bir ürünü olan GDO'lann insan, bitki, hayvan ve çevre için oluşturabildikleri riskler  tamamen bertaraf edilmedikçe, tam bir gıda güvenliği sağlanmadıkça, geleceğimiz için, insanlık için  büyük bir tehdittir. Bu nedenle, bütün bu endişeleri gidermek, muhtemel riskleri ortadan kaldıracak  doğru bir biyogüvenlik yasası çıkarmak önemli bir gerekliliktir.  Biyogüvenlik konusu, başta gelişmiş ülke kamuoyları olmak üzere bütün insanlığın önem  verdiği, hassasiyet gösterdiği bir konudur. Bu endişelerden dolayıdır ki son yirmi yılda diğer birçok  hususun yanında aynı zamanda GDO'lann üretimlerinin artmasıyla birlikte GDO'lar konusunda bir  düzenleme getiren Biyoçeşitlilik Sözleşmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü yürürlüğe konmuştur. Geçmişine bakıldığı zaman Cartagena Biyogüvenlik  Protokolünün ana anlaşması Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesidir.  Sözleşme, Birleşmiş Milletler programı öncülüğünde 1989 yılında başlatılan hükümetler arası  müzakereler sonucu hazırlanmış ve 29 Aralık 1992 tarihinde dünyada yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye  193 ülke taraftır. Ülkemiz 14 Mayıs 1997'de bu sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşmenin temel  amaçları biyolojik çeşitliliğin korunması, biyolojik kaynaklann sürdürülebilir kullanımı ve genetik  kaynaklardan sağlanan faydalann eşit, doğru ve adil paylaşımıdır.  Sözleşme, modem biyoteknolojiyi kullanarak geliştirilen genetik yapısı değiştirilmiş  organizmalarla doğrudan ilgili olarak, taraf ülkelerin insan sağlığını da dikkate alarak biyolojik
Sayfa 33 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 2 - MHP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Biyogüvenlik Yasa Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek  üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, tarımın vazgeçilmezliğini, stratejik öneminin çok yüksek bir sektör  olduğu hususunu bu yüce Mecliste her vesileyle ifade ettik. Giderek artan dünya nüfusuna, dolayısıyla  insanların daha fazla miktar ve kalitede gıda talebine karşılık, bugün için çok temel bir problem  olarak ortaya çıkan küresel ısınmanın varlığı ve giderek azalan tarım alanları bu stratejik önemi daha  da artırmaktadır.  Bu nedenlerle, bilimin ve ileri teknolojinin en iyi şekilde kullanılarak, üretimin, birim alandan  alınan verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla olumsuz iklim ve toprak şartlarına karşı dayanıklı  ürünlerin geliştirilmesi çok daha önemli bir hâle gelmiştir.  Diğer taraftan, bütün insanlık için, tüketilen gıdaların güvenilir olması, insan, bitki ve hayvan  sağlığına hiçbir şekilde zarar vermemesi, çevre ve biyoçeşitliliğin korunması da bir o kadar önemli  hâle gelmiştir.  Özetle, bugün için 7 milyar dünya nüfusunun gıda güvencesi ve bu gıdaların güvenilir olması  her zamankinden daha büyük önem arz etmektedir.  Değerli milletvekilleri, başta tıp ve eczacılık olmak üzere birçok alanda başarılı bir şekilde  kullanılan modem biyoteknoloji, bugün için en geniş kullanım alanını tanm ve gıdada bulmuştur.  Tarımda verimi artırmak, hastalık ve zararlılara karşı yeni çeşitler geliştirmek, ürünlerin raf ve  depolama ömürlerini uzatmak gibi birçok amaçlar için modem biyoteknolojiyi kullanarak bir başka  canlı türünden gen aktarımı yoluyla elde edilen genetiği değiştirilmiş organizmalar -yani GDO'lar- insan, hayvan, bitki sağlığı, çevre ve biyoçeşitlilik için çok ciddi olabilecek, çoğu kere de telafisi  mümkün olmayan riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu sebepledir ki yeterli gıda temini ve artan  nüfusun beslenmesi bakımından modem biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması bir imkândır, bir  fırsattır, hatta bugün olmasa da gelecek için bir zorunluluktur. Ancak, aynı zamanda modem  biyoteknolojinin bir ürünü olan GDO'lann insan, bitki, hayvan ve çevre için oluşturabildikleri riskler  tamamen bertaraf edilmedikçe, tam bir gıda güvenliği sağlanmadıkça, geleceğimiz için, insanlık için  büyük bir tehdittir. Bu nedenle, bütün bu endişeleri gidermek, muhtemel riskleri ortadan kaldıracak  doğru bir biyogüvenlik yasası çıkarmak önemli bir gerekliliktir.  Biyogüvenlik konusu, başta gelişmiş ülke kamuoyları olmak üzere bütün insanlığın önem  verdiği, hassasiyet gösterdiği bir konudur. Bu endişelerden dolayıdır ki son yirmi yılda diğer birçok  hususun yanında aynı zamanda GDO'lann üretimlerinin artmasıyla birlikte GDO'lar konusunda bir  düzenleme getiren Biyoçeşitlilik Sözleşmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak hazırlanan Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü yürürlüğe konmuştur. Geçmişine bakıldığı zaman Cartagena Biyogüvenlik  Protokolünün ana anlaşması Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesidir.  Sözleşme, Birleşmiş Milletler programı öncülüğünde 1989 yılında başlatılan hükümetler arası  müzakereler sonucu hazırlanmış ve 29 Aralık 1992 tarihinde dünyada yürürlüğe girmiştir. Sözleşmeye  193 ülke taraftır. Ülkemiz 14 Mayıs 1997'de bu sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşmenin temel  amaçları biyolojik çeşitliliğin korunması, biyolojik kaynaklann sürdürülebilir kullanımı ve genetik  kaynaklardan sağlanan faydalann eşit, doğru ve adil paylaşımıdır.  Sözleşme, modem biyoteknolojiyi kullanarak geliştirilen genetik yapısı değiştirilmiş  organizmalarla doğrudan ilgili olarak, taraf ülkelerin insan sağlığını da dikkate alarak biyolojik  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 3 - çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkisi olabilecek GDO'ların  sebep olduğu risklerin kontrol edilmesini, yönetilmesini gerekli hâle getirmiştir.  Cartagena Protokolü, 11 Eylül 2003 tarihinde dünyada yürürlüğe girmiş, ülkemizde yürürlük  tarihi ise 24 Ocak 2004'tür.  Değerli milletvekilleri, AB Komisyonu ve AB'ye üye ülkelerin tamamı dâhil 157 ülke bu  Protokol'e taraftır; Amerika, Arjantin, Avustralya, Kanada, Rusya Federasyonu dâhil Birleşmiş  Milletlere üye 55 ülke ise taraf değildir.  Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin ek protokolü olarak Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'nün  de temel konusu ve amacı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımıdır.  Değerli milletvekilleri, Protokol'ün 2'nci maddesi, taraf ülkelerin genel yükümlülüklerini ve  haklarını sıralamaktadır. Buna göre, taraf ülkeler, Protokol ile belirlenen yükümlülüklerini yerine  getirmek için gerekli yasal, idari ve diğer tedbirleri almak, ön bildirim anlaşması, risk  değerlendirmesi, risk yönetimi, bilgi alışverişi gibi Protokol'de belirlenen mekanizmaların işlerliği  için gerekli olan yasal, idari ve kurumsal düzenlemeleri yapmak zorundadır.  Bu Protokol'e göre, GDO'ların doğada bulunan diğer canlılara, onların devamlılığına,  çeşitliliğine, yani biyolojik çeşitliliğe, daha da önemlisi insan sağlığına hiçbir şekilde zarar vermeden  kullanılması, muhtemel zararlarına fırsat verilmemesi için kurallar ve tedbirler sistemini içeren bir  ulusal mevzuat oluşturma zorunluluğu getirilmiştir.  Biyogüvenlik Yasası bunun gereği olarak bugün bu Meclisin gündemine getirilmiştir. Aslında,  bu konuda geç kalınmıştır. 2003 yılında taraf olduğumuz, 2004 yılında imzaladığımız Biyogüvenlik  Protokolü'nden bugüne kadar geçen sürede bu yasanın niçin çıkarılmadığı Hükümetin cevaplaması  gereken soruların başında gelmektedir. Zira 2004 yılından bugüne kadar ülkemize GDO'lu olduğu  bilinen milyonlarca ton gıda ve yem amaçlı ürün girmiştir. Takdir edeceğiniz gibi bu ürünler, bir  yasal düzenleme olmadığı için, hiçbir denetime tabi olmadan girmiştir.  Değerli milletvekilleri, insan sağlığını, çevreyi, biyolojik çeşitliliği birinci derecede  ilgilendirmesi itibarıyla biz bu yasayı, önerilerimiz doğrultusunda düzeltilmesi ve eksikliklerinin  giderilmesi kaydıyla önemsiyoruz. Zaten bu haliyle yeterli görmediğimiz için de bu yasa tasarısının  birçok maddesine muhalefet şerhi koyduk.  Hükümetin bu yasayı TBMM'nin gündemine getirmekte geç kaldığı bu konuda, aynı zamanda,  başından beri de yanlış bir yol takip edilmiştir.  Birinci yanlışlık, bir biyogüvenlik yasası olmadan işe yönetmelik çıkararak başlanmasıdır.  İkinci yanlışlık, hiç kimseden görüş ve öneri almadan, kamuoyunu doğru bilgilendirmeden  çıkarılan hatalarla dolu bu yönetmeliğin alelacele yürürlüğe konulmasıdır.  Üçüncü yanlışlık, izlenen hatalı politika sonucu, yıllardır, özellikle karma yem üretiminde  kullanılan, başta soya olmak üzere, GDO'lu ürünleri ithal eden, daha doğrusu ve maalesef bu ürünler  bakımından dışarıya bağımlı hâle getirilmiş bu ülkenin yem üretimini, kırmızı ve beyaz et sektörünü,  yem sanayicisinin durumunu hiç nazanitibara almadan, bu sektörün kriz eşiğine getirilmiş olmasıdır.  Bu yanlışlıklar sonucu bu ülkede büyük bir kargaşa yaşanmıştır, bilgi kirliliği ve kaos  yaratılmıştır. Kamuoyunda yaşanan bu kargaşayı Bakanlık seyretmekle kalmamış, söz ve  uygulamalarıyla da büyük bir krize dönüştürmüştür.
Sayfa 34 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 3 - çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkisi olabilecek GDO'ların  sebep olduğu risklerin kontrol edilmesini, yönetilmesini gerekli hâle getirmiştir.  Cartagena Protokolü, 11 Eylül 2003 tarihinde dünyada yürürlüğe girmiş, ülkemizde yürürlük  tarihi ise 24 Ocak 2004'tür.  Değerli milletvekilleri, AB Komisyonu ve AB'ye üye ülkelerin tamamı dâhil 157 ülke bu  Protokol'e taraftır; Amerika, Arjantin, Avustralya, Kanada, Rusya Federasyonu dâhil Birleşmiş  Milletlere üye 55 ülke ise taraf değildir.  Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin ek protokolü olarak Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'nün  de temel konusu ve amacı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımıdır.  Değerli milletvekilleri, Protokol'ün 2'nci maddesi, taraf ülkelerin genel yükümlülüklerini ve  haklarını sıralamaktadır. Buna göre, taraf ülkeler, Protokol ile belirlenen yükümlülüklerini yerine  getirmek için gerekli yasal, idari ve diğer tedbirleri almak, ön bildirim anlaşması, risk  değerlendirmesi, risk yönetimi, bilgi alışverişi gibi Protokol'de belirlenen mekanizmaların işlerliği  için gerekli olan yasal, idari ve kurumsal düzenlemeleri yapmak zorundadır.  Bu Protokol'e göre, GDO'ların doğada bulunan diğer canlılara, onların devamlılığına,  çeşitliliğine, yani biyolojik çeşitliliğe, daha da önemlisi insan sağlığına hiçbir şekilde zarar vermeden  kullanılması, muhtemel zararlarına fırsat verilmemesi için kurallar ve tedbirler sistemini içeren bir  ulusal mevzuat oluşturma zorunluluğu getirilmiştir.  Biyogüvenlik Yasası bunun gereği olarak bugün bu Meclisin gündemine getirilmiştir. Aslında,  bu konuda geç kalınmıştır. 2003 yılında taraf olduğumuz, 2004 yılında imzaladığımız Biyogüvenlik  Protokolü'nden bugüne kadar geçen sürede bu yasanın niçin çıkarılmadığı Hükümetin cevaplaması  gereken soruların başında gelmektedir. Zira 2004 yılından bugüne kadar ülkemize GDO'lu olduğu  bilinen milyonlarca ton gıda ve yem amaçlı ürün girmiştir. Takdir edeceğiniz gibi bu ürünler, bir  yasal düzenleme olmadığı için, hiçbir denetime tabi olmadan girmiştir.  Değerli milletvekilleri, insan sağlığını, çevreyi, biyolojik çeşitliliği birinci derecede  ilgilendirmesi itibarıyla biz bu yasayı, önerilerimiz doğrultusunda düzeltilmesi ve eksikliklerinin  giderilmesi kaydıyla önemsiyoruz. Zaten bu haliyle yeterli görmediğimiz için de bu yasa tasarısının  birçok maddesine muhalefet şerhi koyduk.  Hükümetin bu yasayı TBMM'nin gündemine getirmekte geç kaldığı bu konuda, aynı zamanda,  başından beri de yanlış bir yol takip edilmiştir.  Birinci yanlışlık, bir biyogüvenlik yasası olmadan işe yönetmelik çıkararak başlanmasıdır.  İkinci yanlışlık, hiç kimseden görüş ve öneri almadan, kamuoyunu doğru bilgilendirmeden  çıkarılan hatalarla dolu bu yönetmeliğin alelacele yürürlüğe konulmasıdır.  Üçüncü yanlışlık, izlenen hatalı politika sonucu, yıllardır, özellikle karma yem üretiminde  kullanılan, başta soya olmak üzere, GDO'lu ürünleri ithal eden, daha doğrusu ve maalesef bu ürünler  bakımından dışarıya bağımlı hâle getirilmiş bu ülkenin yem üretimini, kırmızı ve beyaz et sektörünü,  yem sanayicisinin durumunu hiç nazanitibara almadan, bu sektörün kriz eşiğine getirilmiş olmasıdır.  Bu yanlışlıklar sonucu bu ülkede büyük bir kargaşa yaşanmıştır, bilgi kirliliği ve kaos  yaratılmıştır. Kamuoyunda yaşanan bu kargaşayı Bakanlık seyretmekle kalmamış, söz ve  uygulamalarıyla da büyük bir krize dönüştürmüştür.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 4 - Bakın, ne oldu, nasıl bir süreç cereyan etti: Önce -ifade ettiğim gibi- 26 Ekim 2009 tarihli bu  Yönetmelik'in, bir gece yarısı, alelacele yayımlanması ile sivil toplum kuruluşları, medya, gıda ve  yem sanayicileri ayağa kalktı ve kamuoyunda tam bir kaos yaşandı, hayvancılık sektörü ve yem  sanayisi bir anda krizin eşiğine sürüklendi. Bu Yönetmelik'le ilgili olarak kamuoyunda GDO'lu  ürünlerin serbest bırakıldığı kanaati oluşması sonucu baskılar, tepkiler artınca Sayın Bakan, "Biz bu  Yönetmelik'le GDO'lu ürünleri yasaklıyoruz." diyerek savunmaya geçti. Sayın Bakan daha da ileri  giderek "Ben GDO'lu ürün yemem." diyerek bir beyanat verdi. Daha sonra Danıştay 13. ve 10.  Daireleri Müşterek Heyeti, 26 Ekim tarihli Yönetmelik'in 11 'inci ve 20'nci maddelerinin yürürlüğünü  durdurdu. Bu karara Bakanlığın itiraz etmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu  yürütmenin durdurulmasını kaldırdı. Sonra, Bakanlık, ısrarla savunduğu bu Yönetmelik'i önce  20 Kasım 2009'da, sonra da 20 Ocak 2010'da olmak üzere 2 kere değiştirdi. Son değişiklikle 1 Marta  kadar denetimsiz olarak Türkiye'ye girecek ürünlerin kapsamı genişletildi. Yani ithalatı kesinlikle  yasak olan, GDO içeren bebek mamaları ve antibiyotiğe karşı dayanıklılık geni içeren ürünlerin  ithalatının önü açılmış oldu. Şu anda, bu ülkeye, "Ben GDO'lu ürün yemem." diyen Sayın Bakanın  Tarım Bakanı olduğu bu ülkeye GDO'lu bebek mamalarının girişi 1 Mart 2009'a kadar serbest  bırakılmıştır. Daha da önemlisi, 1 Marta kadar ithal edilen gıdalar, bebek mamaları şimdiden market  raflarında, stoklarda yerini almış ve bu ürünlerin raf ömrü de göz önüne alındığı zaman denetimsiz  bir şekilde bu ülkeye giren ürünleri yaklaşık iki yıl daha bu ülke insanı tüketmeye devam edecek.  Anlaşıldığı üzere ilk düğme yanlış iliklenmiş, hatalar zinciri peş peşe gelmiş ve bu Yönetmelik birkaç  defa değişikliğe uğramıştır. Şimdi de en başta yapılması gerekeni yapıyoruz ve bir biyogüvenlik  yasası çıkarmaya çalışıyoruz.  Değerli milletvekilleri, biraz da yaygın olarak üretilen ve ülkemize ithal edilen bu ürünlerden ve  ekonomisinden bahsetmek istiyorum. Dünyada GDO'lu üretim yapılan alan yaklaşık 125 milyon  hektardır. En fazla üretim alanı 62,5 milyon hektar ile ABD'de dir, bu ülkeyi sırasıyla Arjantin,  Brezilya, Hindistan ve Kanada takip etmektedir. Yine dünyada en fazla ticarete konu olan ve tartışılan  ürünler soya, mısır, kolza ve pamuktur. Dünyada GDO'lu üretim en fazla soya bitkisinde  yapılmaktadır. Dünya soya üretimi yaklaşık 220 milyon tondur. En fazla üretim 72 milyon tonla  ABD'de yapılmaktadır ve Arjantin, Brezilya, Çin bu ülkeyi takip etmektedir. Bugün ABD'de üretilen  soyanın yüzde 92'si, Brezilya'da üretilenin yüzde 65'i, Arjantin'de üretilenin yüzde 99'u GDO'ludur.  Değerli milletvekilleri, ülkemizde ise soya üretimi yok denecek kadar azdır, 40-50 bin ton  civarında bir üretimimiz vardır. 2008 yılında 1 milyon 600 bin ton soya ve küspesi, 1 milyon 750 bin  ton da mısır sadece yem sanayicileri tarafından ithal edilmiştir. Buna gıda sanayisinin ihtiyacı olan  miktan da eklerseniz, ülkemizde çok rahat yetişebilecek olan bu ürünler için ödediğimiz paranın her  yıl yaklaşık değeri 3 milyar dolar civarındadır. Yıllık soya ihtiyacımız 2-2,5 milyon tondur, yem  üretimimiz ise, yerli üretimimiz ise sadece 40-50 bin tondur. Şimdi soruyorum: Bu Hükümet sekiz  yıldır bu konuda ne yaptı? Son olarak uygulamaya koyduğu Havza Bazlı Üretim ve Destekleme  Modeli ise esas amacı gerçekleştirmekten çok çok uzaktır. Açıkça ifade ediyorum: Uygulanacak  kararlı ve doğru bir destekleme politikasıyla çok kısa sürede soya üretimini kendi kendimize yeterli  konuma getirebiliriz ve ülkemizin yıllık 5 milyon ton soya üretim potansiyelinin olduğunu da ifade  etmek istiyorum.  Değerli milletvekilleri, gelelim yasaya. Elbette ki bu ülkenin bir biyogüvenlik yasasına ihtiyacı  vardır, aynca uluslararası anlaşmalardan dolayı da bir mecburiyet vardır ama doğru bir yasaya ihtiyacı  vardır. Görüşülen bu yasa mevcut haliyle yetersizdir, bazı maddeleri eksiktir; içerdiği hükümler,
Sayfa 35 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 4 - Bakın, ne oldu, nasıl bir süreç cereyan etti: Önce -ifade ettiğim gibi- 26 Ekim 2009 tarihli bu  Yönetmelik'in, bir gece yarısı, alelacele yayımlanması ile sivil toplum kuruluşları, medya, gıda ve  yem sanayicileri ayağa kalktı ve kamuoyunda tam bir kaos yaşandı, hayvancılık sektörü ve yem  sanayisi bir anda krizin eşiğine sürüklendi. Bu Yönetmelik'le ilgili olarak kamuoyunda GDO'lu  ürünlerin serbest bırakıldığı kanaati oluşması sonucu baskılar, tepkiler artınca Sayın Bakan, "Biz bu  Yönetmelik'le GDO'lu ürünleri yasaklıyoruz." diyerek savunmaya geçti. Sayın Bakan daha da ileri  giderek "Ben GDO'lu ürün yemem." diyerek bir beyanat verdi. Daha sonra Danıştay 13. ve 10.  Daireleri Müşterek Heyeti, 26 Ekim tarihli Yönetmelik'in 11 'inci ve 20'nci maddelerinin yürürlüğünü  durdurdu. Bu karara Bakanlığın itiraz etmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu  yürütmenin durdurulmasını kaldırdı. Sonra, Bakanlık, ısrarla savunduğu bu Yönetmelik'i önce  20 Kasım 2009'da, sonra da 20 Ocak 2010'da olmak üzere 2 kere değiştirdi. Son değişiklikle 1 Marta  kadar denetimsiz olarak Türkiye'ye girecek ürünlerin kapsamı genişletildi. Yani ithalatı kesinlikle  yasak olan, GDO içeren bebek mamaları ve antibiyotiğe karşı dayanıklılık geni içeren ürünlerin  ithalatının önü açılmış oldu. Şu anda, bu ülkeye, "Ben GDO'lu ürün yemem." diyen Sayın Bakanın  Tarım Bakanı olduğu bu ülkeye GDO'lu bebek mamalarının girişi 1 Mart 2009'a kadar serbest  bırakılmıştır. Daha da önemlisi, 1 Marta kadar ithal edilen gıdalar, bebek mamaları şimdiden market  raflarında, stoklarda yerini almış ve bu ürünlerin raf ömrü de göz önüne alındığı zaman denetimsiz  bir şekilde bu ülkeye giren ürünleri yaklaşık iki yıl daha bu ülke insanı tüketmeye devam edecek.  Anlaşıldığı üzere ilk düğme yanlış iliklenmiş, hatalar zinciri peş peşe gelmiş ve bu Yönetmelik birkaç  defa değişikliğe uğramıştır. Şimdi de en başta yapılması gerekeni yapıyoruz ve bir biyogüvenlik  yasası çıkarmaya çalışıyoruz.  Değerli milletvekilleri, biraz da yaygın olarak üretilen ve ülkemize ithal edilen bu ürünlerden ve  ekonomisinden bahsetmek istiyorum. Dünyada GDO'lu üretim yapılan alan yaklaşık 125 milyon  hektardır. En fazla üretim alanı 62,5 milyon hektar ile ABD'de dir, bu ülkeyi sırasıyla Arjantin,  Brezilya, Hindistan ve Kanada takip etmektedir. Yine dünyada en fazla ticarete konu olan ve tartışılan  ürünler soya, mısır, kolza ve pamuktur. Dünyada GDO'lu üretim en fazla soya bitkisinde  yapılmaktadır. Dünya soya üretimi yaklaşık 220 milyon tondur. En fazla üretim 72 milyon tonla  ABD'de yapılmaktadır ve Arjantin, Brezilya, Çin bu ülkeyi takip etmektedir. Bugün ABD'de üretilen  soyanın yüzde 92'si, Brezilya'da üretilenin yüzde 65'i, Arjantin'de üretilenin yüzde 99'u GDO'ludur.  Değerli milletvekilleri, ülkemizde ise soya üretimi yok denecek kadar azdır, 40-50 bin ton  civarında bir üretimimiz vardır. 2008 yılında 1 milyon 600 bin ton soya ve küspesi, 1 milyon 750 bin  ton da mısır sadece yem sanayicileri tarafından ithal edilmiştir. Buna gıda sanayisinin ihtiyacı olan  miktan da eklerseniz, ülkemizde çok rahat yetişebilecek olan bu ürünler için ödediğimiz paranın her  yıl yaklaşık değeri 3 milyar dolar civarındadır. Yıllık soya ihtiyacımız 2-2,5 milyon tondur, yem  üretimimiz ise, yerli üretimimiz ise sadece 40-50 bin tondur. Şimdi soruyorum: Bu Hükümet sekiz  yıldır bu konuda ne yaptı? Son olarak uygulamaya koyduğu Havza Bazlı Üretim ve Destekleme  Modeli ise esas amacı gerçekleştirmekten çok çok uzaktır. Açıkça ifade ediyorum: Uygulanacak  kararlı ve doğru bir destekleme politikasıyla çok kısa sürede soya üretimini kendi kendimize yeterli  konuma getirebiliriz ve ülkemizin yıllık 5 milyon ton soya üretim potansiyelinin olduğunu da ifade  etmek istiyorum.  Değerli milletvekilleri, gelelim yasaya. Elbette ki bu ülkenin bir biyogüvenlik yasasına ihtiyacı  vardır, aynca uluslararası anlaşmalardan dolayı da bir mecburiyet vardır ama doğru bir yasaya ihtiyacı  vardır. Görüşülen bu yasa mevcut haliyle yetersizdir, bazı maddeleri eksiktir; içerdiği hükümler,  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  insan, bitki, hayvan sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliğimizin korunması konusunda endişeleri bertaraf  etmekten uzaktır. Biyogüvenliğin sağlanması konusunda ciddi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu  muhakkaktır.  Bu çerçevede, geneli itibarıyla yasaya olumlu bakmakla birlikte, önerilerimiz doğrultusunda  eksikliklerin giderilmesi ve yeniden tanzim edilmesi çok önem arz etmektedir.  Öncelikle, kanun tasarısı içerisinde, biyogüvenlik konusunda bilimsel esaslara göre çalışacak,  bünyesinde uzman elemanları istihdam eden, bilimsel araştırma teknik altyapısına ve donanımına ve  ciddi bir bütçeye sahip bir biyoteknoloji araştırma kurumu kurulması çok önemlidir. Kendi  teknolojimizi geliştirmek ve dışarıya bağımlı olmamak için gerekli bilimsel ve teknik altyapı  oluşturulması açısından bu kurumun oluşturulması çok elzemdir. Kurulacak olan bu kurumu, kendi  biyoçeşitliliğimizin korunması, karakterizasyonun yapılması ve gen kaynaklarımızın, genetik  materyalimizin sahiplenilmesi bakımından önemli görüyor ve bu görevin bu kuruma verilmesini  temenni ediyoruz. Aksi takdirde, bir müddet sonra kendi genlerimizi bir başka ülkeden satın almak  zorunda kalabiliriz.  Diğer taraftan, kanun tasarısının bugün için, yani kendi teknolojimizi kendimizin üretip  kendimizin uygulayacağı zamana kadar yetiştiricilik ve çoğaltım amaçlı her türlü üretim materyalinin  ithalatının yasak olduğu kanun içerisinde çok açık bir şekilde belirtilmelidir, çünkü bugünkü şartlarda  bu ürünlerin üretimi ülke açısından da, ülkenin biyoçeşitliliğinin korunması açısından da son derece  sakıncalıdır.  Kanunla oluşturulan ve en önemli görevi ifa edecek olan Biyogüvenlik Kurulunun mevcut yapısı  son derece yetersiz ve sakıncalıdır. Bu haliyle kurulan Kurulun tarafsızlığı ve güvenilirliği tartışılır  durumdadır, etkin ve verimli şekilde çalışması mümkün değildir, bilimsel esaslara göre çalışacağı  da tartışılır durumdadır, kamuoyunda, meslek örgütlerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve  tüketicilerde oluşmuş ve oluşacak olan endişe ve şüpheleri gidermekten uzaktır. Bu konuda da  önergelerimiz vardır. Tarafımızdan çok önemli görülen bu maddelerin mutlaka değiştirilmesini yüce  Meclisin takdirlerine sunuyorum.  Bu Kurulun ağırlıklı olarak üniversiteler ve TÜBİTAK gibi bilim kuruluşlanndan oluşturulması  da ayrıca bir başka önemli konudur.  Değerli milletvekilleri, biraz da ülkemiz için çok hayati bir sektör olan ve ülkemizin coğrafi  yapısı, doğal kaynaklan itibanyla bakıldığında en büyük şansı olan, ancak bugün çok zor durumda  olan tanm sektöründen ve durumu sosyal ve ekonomik açıdan bir trajediye dönüşen tanm kesiminden  bahsetmek istiyorum.  Bakın, Avrupa Birliği, son ilerleme raporunda, ortak tanm politikası Türkiye'de aynen uygulansa  tanmsal destekleme için yıllık yaklaşık 12 milyar avroya ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Hâlbuki bugün  sektörün tamamının bütçeden aldığı pay gitgide azalmak üzere, yaklaşık 2,7 milyar avroya tekabül  etmektedir. Bu destekleme bütçesiyle Türkiye tanmını bir yere götürmek asla mümkün değildir.  Bırakın temel altyapı sorunlarını çözerek sektörü rekabet edebilir bir yapıya kavuşturmayı, bu  bütçeyle çiftçiyi toprağında bile tutamazsınız, nitekim tutamıyorsunuz da. Maalesef, 60'ıncı AKP  Hükümetinin " tanm" deyince yapabildiği tek şey, ya yarım yamalak mevzuat çıkarmak veya  akşamdan sabaha değişen yanm yamalak bir destekleme politikası uygulamaktır. Bu anlayışın ve bu  politikaların tekrar gözden geçirilmesi çok önemlidir. 2010 üretim yılında gübre, mazot, toprak  analizi, hububat, bakliyat, hayvancılık gibi temel desteklerde 2009'a göre hiçbir artış sağlanamazken  - 3 5 -
Sayfa 36 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  insan, bitki, hayvan sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliğimizin korunması konusunda endişeleri bertaraf  etmekten uzaktır. Biyogüvenliğin sağlanması konusunda ciddi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu  muhakkaktır.  Bu çerçevede, geneli itibarıyla yasaya olumlu bakmakla birlikte, önerilerimiz doğrultusunda  eksikliklerin giderilmesi ve yeniden tanzim edilmesi çok önem arz etmektedir.  Öncelikle, kanun tasarısı içerisinde, biyogüvenlik konusunda bilimsel esaslara göre çalışacak,  bünyesinde uzman elemanları istihdam eden, bilimsel araştırma teknik altyapısına ve donanımına ve  ciddi bir bütçeye sahip bir biyoteknoloji araştırma kurumu kurulması çok önemlidir. Kendi  teknolojimizi geliştirmek ve dışarıya bağımlı olmamak için gerekli bilimsel ve teknik altyapı  oluşturulması açısından bu kurumun oluşturulması çok elzemdir. Kurulacak olan bu kurumu, kendi  biyoçeşitliliğimizin korunması, karakterizasyonun yapılması ve gen kaynaklarımızın, genetik  materyalimizin sahiplenilmesi bakımından önemli görüyor ve bu görevin bu kuruma verilmesini  temenni ediyoruz. Aksi takdirde, bir müddet sonra kendi genlerimizi bir başka ülkeden satın almak  zorunda kalabiliriz.  Diğer taraftan, kanun tasarısının bugün için, yani kendi teknolojimizi kendimizin üretip  kendimizin uygulayacağı zamana kadar yetiştiricilik ve çoğaltım amaçlı her türlü üretim materyalinin  ithalatının yasak olduğu kanun içerisinde çok açık bir şekilde belirtilmelidir, çünkü bugünkü şartlarda  bu ürünlerin üretimi ülke açısından da, ülkenin biyoçeşitliliğinin korunması açısından da son derece  sakıncalıdır.  Kanunla oluşturulan ve en önemli görevi ifa edecek olan Biyogüvenlik Kurulunun mevcut yapısı  son derece yetersiz ve sakıncalıdır. Bu haliyle kurulan Kurulun tarafsızlığı ve güvenilirliği tartışılır  durumdadır, etkin ve verimli şekilde çalışması mümkün değildir, bilimsel esaslara göre çalışacağı  da tartışılır durumdadır, kamuoyunda, meslek örgütlerinde, sivil toplum kuruluşlarında ve  tüketicilerde oluşmuş ve oluşacak olan endişe ve şüpheleri gidermekten uzaktır. Bu konuda da  önergelerimiz vardır. Tarafımızdan çok önemli görülen bu maddelerin mutlaka değiştirilmesini yüce  Meclisin takdirlerine sunuyorum.  Bu Kurulun ağırlıklı olarak üniversiteler ve TÜBİTAK gibi bilim kuruluşlanndan oluşturulması  da ayrıca bir başka önemli konudur.  Değerli milletvekilleri, biraz da ülkemiz için çok hayati bir sektör olan ve ülkemizin coğrafi  yapısı, doğal kaynaklan itibanyla bakıldığında en büyük şansı olan, ancak bugün çok zor durumda  olan tanm sektöründen ve durumu sosyal ve ekonomik açıdan bir trajediye dönüşen tanm kesiminden  bahsetmek istiyorum.  Bakın, Avrupa Birliği, son ilerleme raporunda, ortak tanm politikası Türkiye'de aynen uygulansa  tanmsal destekleme için yıllık yaklaşık 12 milyar avroya ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Hâlbuki bugün  sektörün tamamının bütçeden aldığı pay gitgide azalmak üzere, yaklaşık 2,7 milyar avroya tekabül  etmektedir. Bu destekleme bütçesiyle Türkiye tanmını bir yere götürmek asla mümkün değildir.  Bırakın temel altyapı sorunlarını çözerek sektörü rekabet edebilir bir yapıya kavuşturmayı, bu  bütçeyle çiftçiyi toprağında bile tutamazsınız, nitekim tutamıyorsunuz da. Maalesef, 60'ıncı AKP  Hükümetinin " tanm" deyince yapabildiği tek şey, ya yarım yamalak mevzuat çıkarmak veya  akşamdan sabaha değişen yanm yamalak bir destekleme politikası uygulamaktır. Bu anlayışın ve bu  politikaların tekrar gözden geçirilmesi çok önemlidir. 2010 üretim yılında gübre, mazot, toprak  analizi, hububat, bakliyat, hayvancılık gibi temel desteklerde 2009'a göre hiçbir artış sağlanamazken  - 3 5 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 6 - organik tarım, iyi tarım, yem bitkileri, tiftik ve ipek böceği, yağlık ayçiçeği, soya, kolza, aspir,  zeytinyağı ve tarım danışmanlığı desteklerinde yapılan artışlar son derece komik ve yetersizdir.  Bakanlığın İnternet sayfasında yer alan açıklamaya göre 2010 üretim yılı tarımsal destekleme  bütçesi, 2009'a göre yüzde 5,2 oranında artış göstermiştir. Ancak genel bütçe içerisindeki payı sürekli  düşüyor. Buna göre 2010 yılı ürünü için 2011 yılı bütçesinden tarıma 5 milyar 897 milyon lira  destekleme ödemesi yapılacaktır. Bu destekleme fiyatlarıyla ne soya üretimini ne yağ bitkisi üretimini  artırabilirsiniz ne de hayvancılığı girdiği çıkmazdan kurtarabilirsiniz. Son uygulamaya koyduğunuz  havza bazlı destekleme modelinde değişen hiçbir şey yoktur. Destekler eski destekler, destekleme  miktarı eskisinden farklı bir şey içermiyor. Bu desteklemeyle mi ihtiyacımız olan ve milyarlarca  dolan ödeyerek ithalat yoluyla karşıladığımız bu ürünlerin üretimini, yani arz açığı olan ürünlerimizin  üretimini artıracaksınız?  Değerli milletvekilleri, sonuç olarak elbette ki yasa çıkarmak, gerekli mevzuat düzenlemeleri  yapmak, proje üretmek önemlidir ancak Tanm Bakanlığının görevi bununla sınırlı değildir, onu da  doğru dürüst yaptığını söylememiz mümkün değildir; tarımın, tarım kesiminin sorunlannı çözmek  birinci temel görevidir. Bakanlığın asıl görevi tanmı üreten bir yapıya kavuşturmasıdır, dış pazarda  rekabet gücünü artırmasıdır; ülkeyi ve çiftçiyi üreten, ürettiğini satan, çiftçisini gitgide açlığa,  yoksulluğa mahkûm eden değil, refaha götüren, zenginliğe götüren bir duruma getirmesidir. Bunun  için de temel altyapı sorunlannın çözülmesini, tarımda gerekli yapısal reformların yapılmasını,  tarımın ve tarım kesiminin sorunlarının çözülmesini ülkenin en önemli öncelikleri arasına alması  büyük önem arz etmektedir.  Bugün, maalesef, Tanm Bakanlığı bu konularda çok ciddi adımlar atamamıştır. Sekizinci yılına  giren AKP İktidarının Türkiye tanmını ve Türk çiftçisini getirdiği nokta, üretemeyen, üretse bile  satamayan, ağır girdi maliyetleri altında ezilen, yoksullaşan, toprağını terk etmek zorunda kalan,  dünya pazarlannda tek tabanca olduğumuz ürünlerde dahi mevzi kaybeden, rekabetten uzaklaşan,  çiftçisini borç ve haciz batağına sürüklemiş bir Türkiye fotoğrafıdır.  Değerli milletvekilleri, Biyogüvenlik Yasası'nın önerilerimiz doğrultusunda düzeltilmesini  umuyorum. Yasanın hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ertugay.  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Vahap Seçer. (CHP sıralarından  alkışlar)  Buyurunuz Sayın Seçer.  CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  görüşülmekte olan Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi  Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Değerli arkadaşlanm, Biyogüvenlik Yasa Tasansı toplum tarafından da önemsenen bir tasan,  ancak görüyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde özellikle iktidar milletvekilleri bu konuyu  pek önemsemiyor. Koltuklara bakıyorum muhalefet milletvekilleri sayısı iktidar milletvekilleri  sayısından oldukça fazla. Yani, toplumun gösterdiği hassasiyeti sayın milletvekilleri maalesef bu  yasa üzerinde gösteremiyorlar. Buradan bunu yadırgadığımı belirtmek istiyorum.
Sayfa 37 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 3 6 - organik tarım, iyi tarım, yem bitkileri, tiftik ve ipek böceği, yağlık ayçiçeği, soya, kolza, aspir,  zeytinyağı ve tarım danışmanlığı desteklerinde yapılan artışlar son derece komik ve yetersizdir.  Bakanlığın İnternet sayfasında yer alan açıklamaya göre 2010 üretim yılı tarımsal destekleme  bütçesi, 2009'a göre yüzde 5,2 oranında artış göstermiştir. Ancak genel bütçe içerisindeki payı sürekli  düşüyor. Buna göre 2010 yılı ürünü için 2011 yılı bütçesinden tarıma 5 milyar 897 milyon lira  destekleme ödemesi yapılacaktır. Bu destekleme fiyatlarıyla ne soya üretimini ne yağ bitkisi üretimini  artırabilirsiniz ne de hayvancılığı girdiği çıkmazdan kurtarabilirsiniz. Son uygulamaya koyduğunuz  havza bazlı destekleme modelinde değişen hiçbir şey yoktur. Destekler eski destekler, destekleme  miktarı eskisinden farklı bir şey içermiyor. Bu desteklemeyle mi ihtiyacımız olan ve milyarlarca  dolan ödeyerek ithalat yoluyla karşıladığımız bu ürünlerin üretimini, yani arz açığı olan ürünlerimizin  üretimini artıracaksınız?  Değerli milletvekilleri, sonuç olarak elbette ki yasa çıkarmak, gerekli mevzuat düzenlemeleri  yapmak, proje üretmek önemlidir ancak Tanm Bakanlığının görevi bununla sınırlı değildir, onu da  doğru dürüst yaptığını söylememiz mümkün değildir; tarımın, tarım kesiminin sorunlannı çözmek  birinci temel görevidir. Bakanlığın asıl görevi tanmı üreten bir yapıya kavuşturmasıdır, dış pazarda  rekabet gücünü artırmasıdır; ülkeyi ve çiftçiyi üreten, ürettiğini satan, çiftçisini gitgide açlığa,  yoksulluğa mahkûm eden değil, refaha götüren, zenginliğe götüren bir duruma getirmesidir. Bunun  için de temel altyapı sorunlannın çözülmesini, tarımda gerekli yapısal reformların yapılmasını,  tarımın ve tarım kesiminin sorunlarının çözülmesini ülkenin en önemli öncelikleri arasına alması  büyük önem arz etmektedir.  Bugün, maalesef, Tanm Bakanlığı bu konularda çok ciddi adımlar atamamıştır. Sekizinci yılına  giren AKP İktidarının Türkiye tanmını ve Türk çiftçisini getirdiği nokta, üretemeyen, üretse bile  satamayan, ağır girdi maliyetleri altında ezilen, yoksullaşan, toprağını terk etmek zorunda kalan,  dünya pazarlannda tek tabanca olduğumuz ürünlerde dahi mevzi kaybeden, rekabetten uzaklaşan,  çiftçisini borç ve haciz batağına sürüklemiş bir Türkiye fotoğrafıdır.  Değerli milletvekilleri, Biyogüvenlik Yasası'nın önerilerimiz doğrultusunda düzeltilmesini  umuyorum. Yasanın hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ertugay.  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Vahap Seçer. (CHP sıralarından  alkışlar)  Buyurunuz Sayın Seçer.  CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  görüşülmekte olan Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi  Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Değerli arkadaşlanm, Biyogüvenlik Yasa Tasansı toplum tarafından da önemsenen bir tasan,  ancak görüyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde özellikle iktidar milletvekilleri bu konuyu  pek önemsemiyor. Koltuklara bakıyorum muhalefet milletvekilleri sayısı iktidar milletvekilleri  sayısından oldukça fazla. Yani, toplumun gösterdiği hassasiyeti sayın milletvekilleri maalesef bu  yasa üzerinde gösteremiyorlar. Buradan bunu yadırgadığımı belirtmek istiyorum.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 3 7 - Değerli arkadaşlanm, ilk olarak 26 Ekimde çıkan bu konuyla ilgili yönetmelikle biyogüvenlik  meselesi ya da buna bağlı olarak GDO, genetiği değiştirilmiş organizmalar meselesi Türkiye  gündemine düştü ve o günden bugüne de ciddi tartışmalara neden oldu. Bu konuda basın yayın  organları, bu konuda ehliyet sahibi olan olmayan bilim adamları, bu konuyu anlayan anlamayan  siyasetçiler, toplumun bütün katmanlannda bu konu tartışıldı, görüşüldü. Tabii, bizi üzen, bu tartışmalar  sırasında, az önce de söylediğim gibi, konuyu bilen ya da bilmeyen herkes tartışınca ortaya bir bilgi  kirliliği çıktı. Televizyonlarda izlediniz, bu konu tartışılırken arka görüntüde sebze meyve görüntüleri  kamuoyuna gösterildi. Dolayısıyla toplum, vatandaş "Acaba tükettiğimiz sebze meyve GDO'lu sebze  meyve mi?" endişesi içerisinde bir müddet, bir süre sebze meyve tüketmez oldu. Tabii, bundan zararı  kim gördü? Türk üreticisi, sebze ve meyve üreten üretici, çiftçi bundan zarar gördü. Dolayısıyla bu  anlamda da bu konuyla ilgili televizyonlarda, basında demeçler verirken, tartışırken biraz da bu  hassasiyetleri takip etmemiz ya da bu konuda daha hassas olmamız gerektiğini düşünüyorum.  Değerli arkadaşlanm, tabii, biyogüvenlik meselesini bu kadar önemli kılan, bu kadar tartışılır hâle  getiren nedir? Biyogüvenlik, biyoteknoloji, tabii, dünyada yeni bir konu, bilim dünyasının yeni bir  çalışma alanı. Bu anlamda, kamuoyunun bildiği ismiyle GDO'lar, genetiği değiştirilmiş organizmalar,  işte biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen yeni canlı türleri. Yani farklı türlerden, canlılardan gen  transferi yapmak kaydıyla bazı canlılar üzerinde olmayan karakterleri, o arzu ettiğiniz karakteri bir  başka canlıdan alarak, transfer ederek o geni oluşturduğunuz yeni canlı organizmalara genetiği  değiştirilmiş organizmalar diyoruz. Tabii, bu teknoloji ve yöntemle önemli alanlarda üretim imkânı  bulunuyor. Genetiği değiştirilmiş organizmalar özellikle tanm alanlannda, kimya sanayisinde, insan  ve hayvan tedavisinde kullanılan ilaç sanayisinde, aşı sanayisinde, onlann gelişmesinde kullanılabiliyor  ve en önemlisi de tabii ki bu ürünlerin, GDO'lu ürünlerin artık uluslararası ticarete konu olmuş olmaları  ve gerçekten parasal anlamda da büyük, devasa boyutlara ulaşılmış olması bu meseleyi, biyogüvenlik  meselesini, genetiği değiştirilmiş organizmalar meselesini bir kat daha önemli kılıyor.  Değerli arkadaşlanm, tabii ki bilimsel gelişmeleri takip etmek hoş, güzel. İnsanlığın refahı için,  insanlığın yaşamını kolaylaştırması için elbette ki bilimsel teknolojiye kayıtsız kalamayız. Ancak,  tabii, teknolojinin getirdiği, gelişmelerinin getirdiği birtakım olumsuzluklar da ortaya çıkabiliyor,  işte genetiği değiştirilmiş organizmalarda olduğu gibi. Bu ürünler yani genetiği değiştirilmiş  organizmalar ve ürünleri tüm dünyada endişeyle karşılanıyor, belli riskler oluşturulduğu düşünülüyor.  Gerçekten risk oluşturulup oluşturulmadığında bilim adamları tarafından kesin, kati bir görüş ortaya  atılmış değil. Bir kısım bilim adamı "Elbette bu ürünler insan sağlığı, hayvan sağlığı, çevre sağlığı  açısından ciddi sorunlar yaratabilir." derken diğer bir kesim de "Hayır, genetiği değiştirilmiş  organizmaların insan ya da hayvan sağlığı açısından ya da çevre sağlığı açısından herhangi bir  olumsuzluğu yoktur." gibi bir görüş belirtebiliyor. Ama şu bir gerçek ki insan ve hayvan sağlığı  açısından gerçekten olumsuzluk yaratabileceği konusunda şahsen benim de endişelerim var. Bilimsel  araştırmalar bunu gösteriyor. İnsanın bağışıklık sistemine verdiği tahribat, dolaşım sistemine verdiği  tahribat, kanserojen etkileri veya alerjik birtakım vakalara sebep olması dolayısıyla benim de  endişeyle karşıladığım ürün çeşitleri olarak buradan ifade etmek istiyorum.  Ayrıca, tabii, bu ürünlerin yetiştirilmesi tarımsal alanlarda, özellikle Türkiye gibi gerçekten  dünyanın sayılı biyoçeşitliliğine sahip olan... Düşünün ki tüm dünyada sahip olunan endemik bitki  çeşitleri içerisinde Türkiye başat rol oynuyor. Türkiye'de yani sadece Anadolu topraklannda olan,  başka hiçbir hinterlantta göremediğiniz 3.905 bitki adedine sahibiz. Ayrıca, 11 bin-12 bin çeşit bitki  bu Anadolu topraklan üzerinde yetişebiliyor. Dolayısıyla bu da çevre anlamında, biyoçeşitlilik  anlamında bu konuyu bir kez daha önemsememiz gerektiğine işaret ediyor.
Sayfa 38 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 3 7 - Değerli arkadaşlanm, ilk olarak 26 Ekimde çıkan bu konuyla ilgili yönetmelikle biyogüvenlik  meselesi ya da buna bağlı olarak GDO, genetiği değiştirilmiş organizmalar meselesi Türkiye  gündemine düştü ve o günden bugüne de ciddi tartışmalara neden oldu. Bu konuda basın yayın  organları, bu konuda ehliyet sahibi olan olmayan bilim adamları, bu konuyu anlayan anlamayan  siyasetçiler, toplumun bütün katmanlannda bu konu tartışıldı, görüşüldü. Tabii, bizi üzen, bu tartışmalar  sırasında, az önce de söylediğim gibi, konuyu bilen ya da bilmeyen herkes tartışınca ortaya bir bilgi  kirliliği çıktı. Televizyonlarda izlediniz, bu konu tartışılırken arka görüntüde sebze meyve görüntüleri  kamuoyuna gösterildi. Dolayısıyla toplum, vatandaş "Acaba tükettiğimiz sebze meyve GDO'lu sebze  meyve mi?" endişesi içerisinde bir müddet, bir süre sebze meyve tüketmez oldu. Tabii, bundan zararı  kim gördü? Türk üreticisi, sebze ve meyve üreten üretici, çiftçi bundan zarar gördü. Dolayısıyla bu  anlamda da bu konuyla ilgili televizyonlarda, basında demeçler verirken, tartışırken biraz da bu  hassasiyetleri takip etmemiz ya da bu konuda daha hassas olmamız gerektiğini düşünüyorum.  Değerli arkadaşlanm, tabii, biyogüvenlik meselesini bu kadar önemli kılan, bu kadar tartışılır hâle  getiren nedir? Biyogüvenlik, biyoteknoloji, tabii, dünyada yeni bir konu, bilim dünyasının yeni bir  çalışma alanı. Bu anlamda, kamuoyunun bildiği ismiyle GDO'lar, genetiği değiştirilmiş organizmalar,  işte biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen yeni canlı türleri. Yani farklı türlerden, canlılardan gen  transferi yapmak kaydıyla bazı canlılar üzerinde olmayan karakterleri, o arzu ettiğiniz karakteri bir  başka canlıdan alarak, transfer ederek o geni oluşturduğunuz yeni canlı organizmalara genetiği  değiştirilmiş organizmalar diyoruz. Tabii, bu teknoloji ve yöntemle önemli alanlarda üretim imkânı  bulunuyor. Genetiği değiştirilmiş organizmalar özellikle tanm alanlannda, kimya sanayisinde, insan  ve hayvan tedavisinde kullanılan ilaç sanayisinde, aşı sanayisinde, onlann gelişmesinde kullanılabiliyor  ve en önemlisi de tabii ki bu ürünlerin, GDO'lu ürünlerin artık uluslararası ticarete konu olmuş olmaları  ve gerçekten parasal anlamda da büyük, devasa boyutlara ulaşılmış olması bu meseleyi, biyogüvenlik  meselesini, genetiği değiştirilmiş organizmalar meselesini bir kat daha önemli kılıyor.  Değerli arkadaşlanm, tabii ki bilimsel gelişmeleri takip etmek hoş, güzel. İnsanlığın refahı için,  insanlığın yaşamını kolaylaştırması için elbette ki bilimsel teknolojiye kayıtsız kalamayız. Ancak,  tabii, teknolojinin getirdiği, gelişmelerinin getirdiği birtakım olumsuzluklar da ortaya çıkabiliyor,  işte genetiği değiştirilmiş organizmalarda olduğu gibi. Bu ürünler yani genetiği değiştirilmiş  organizmalar ve ürünleri tüm dünyada endişeyle karşılanıyor, belli riskler oluşturulduğu düşünülüyor.  Gerçekten risk oluşturulup oluşturulmadığında bilim adamları tarafından kesin, kati bir görüş ortaya  atılmış değil. Bir kısım bilim adamı "Elbette bu ürünler insan sağlığı, hayvan sağlığı, çevre sağlığı  açısından ciddi sorunlar yaratabilir." derken diğer bir kesim de "Hayır, genetiği değiştirilmiş  organizmaların insan ya da hayvan sağlığı açısından ya da çevre sağlığı açısından herhangi bir  olumsuzluğu yoktur." gibi bir görüş belirtebiliyor. Ama şu bir gerçek ki insan ve hayvan sağlığı  açısından gerçekten olumsuzluk yaratabileceği konusunda şahsen benim de endişelerim var. Bilimsel  araştırmalar bunu gösteriyor. İnsanın bağışıklık sistemine verdiği tahribat, dolaşım sistemine verdiği  tahribat, kanserojen etkileri veya alerjik birtakım vakalara sebep olması dolayısıyla benim de  endişeyle karşıladığım ürün çeşitleri olarak buradan ifade etmek istiyorum.  Ayrıca, tabii, bu ürünlerin yetiştirilmesi tarımsal alanlarda, özellikle Türkiye gibi gerçekten  dünyanın sayılı biyoçeşitliliğine sahip olan... Düşünün ki tüm dünyada sahip olunan endemik bitki  çeşitleri içerisinde Türkiye başat rol oynuyor. Türkiye'de yani sadece Anadolu topraklannda olan,  başka hiçbir hinterlantta göremediğiniz 3.905 bitki adedine sahibiz. Ayrıca, 11 bin-12 bin çeşit bitki  bu Anadolu topraklan üzerinde yetişebiliyor. Dolayısıyla bu da çevre anlamında, biyoçeşitlilik  anlamında bu konuyu bir kez daha önemsememiz gerektiğine işaret ediyor.  T B M M B :74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 3 8 - Hoş, bu tasanda bizim de desteklediğimiz, iyi gördüğümüz, olumlu gördüğümüz, genetiği  değiştirilmiş organizmalann üretiminin yasaklandığını buradan belirtmek istiyorum, bunun da olumlu  olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bu riskler içerisinde tabii ki bugün bu ürünleri  kullanabilirsiniz; üç yıl sonra, beş yıl sonra, yedi yıl sonra bunların zararlarını göremeyebilirsiniz  ama onlarca yıl sonra belki de gerçekten toplumumuza, gelecek kuşaklara çok ciddi arazlar, sıkıntılar  aktarabiliriz endişesi taşıyoruz.  Değerli arkadaşlarım, bunun bir de ekonomik boyutu var. Tabii ki bu genetiği değiştirilmiş  organizmaların tohum üretimini yapan dünyada sayılı firmalar var yani tabiri caizse bunların tohum  üretimi o uluslararası şirketlerin tekelinde. Dolayısıyla milyarlarca dolar ticarete muhatap olan  meselelerdir. Dolayısıyla biz eğer ki ülkemizde genetiği değiştirilmiş organizmaların üretimini serbest  hâle getirecek olsa idik biz o tohum tekellerinin eline düşmüş olacaktık, oraya bir ekonomik  bağımlılığımız söz konusu olacaktı. Hoş, bu tasarıda bunun ithalatını, ihracatını, ticaretini, işlenmesini  serbest hâle getiriyoruz. Bir diğer anlamda da tarımsal üretimde, tarımsal ürünlerde bu tasarıyla dışa  bağımlı hâle geleceğimizi buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.  Değerli arkadaşlarım, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin son yıllarda, özellikle  1990'lı yıllardan sonra t icari amaçlı üretilmesi, u lus la ra ras ı ticarete konu olması ve oluşturduğu  riskler dolayısıyla bütün ülkelerin olduğu gibi Türkiye'nin de biyogüvenlik anlamında bir mevzuat  düzenlemesine ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştır ama maalesef uzun yıllardır bu konu Türkiye'de  tartışılır hâle gelmiş olmasına rağmen gönül isterdi ki bu düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi  bundan yıllar önce yapabilseydi. Bu konuda ilk mevzuat 1998 yılında Bakanlık tarafından yayınlanan  Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimattı. Hoş, o denemelerin sonuçlarının  da bugün akıbeti belli değil. O çalışmalar, alan denemeleri sonucunda bu ürünlerle ilgili ne gibi  tespitler yapılmış, ne gibi raporlar elde edilmiş, ben biliyor değilim.  Değerli arkadaşlarım, tabii, mensubu olmak için, üyesi olmak için büyük gayret sarf ettiğimiz  Avrupa Birliği bu konuda düzenlemelerini bizden... Yani biz bugün yapıyoruz, 2010 yılında, onlar  2003 yılında bu düzenlemeleri yapmış durumdalar. Bu, gerçekten, yasal düzenleme gecikmiştir.  Bildiğiniz gibi bu konuda henüz yasa çıkmadan, 26 Ekimde Bakanlık bu konuda bir yönetmelik  yayınladı. Bu büyük tartışmalara sebep oldu. Ardından 20 Kasımda, o ilk Yönetmelik'teki eksiklikleri  giderme amaçlı bir değişikliğe gidildi, o da yetmedi, 20 Ocakta bir değişiklik daha yapıldı, o geçmiş  iki yönetmelikteki eksiklikler de 20 Ocak tarihindeki çıkan Yönetmelik'le giderilmeye çalışıldı.  Burada, tabii ki aslında bu, işi, tabiri caizse elimize yüzümüze bulaştırdığımızın işaretidir. Bu,  üst üste, yirmi gün arayla, bir ay arayla, iki ay arayla üç yönetmeliğin çıkması bu işte tam ehliyet  sahibi olmadığımızın, bu konuda çalışma yapan bürokratların bu konuya hâkim olmadığının ve  dolayısıyla da üç kez üst üste yönetmelik çıkarmak zorunda kaldığının bir işaretidir. Şimdi bu  endişelerle, acaba bu yasayı hazırlayan bürokratlara ben burada nasıl güveneceğim, onu  düşünüyorum.  Değerli arkadaşlarım, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve bu 2010 yılına kadarki süreç  içerisindeki gelişmeler, az önce de ifade ettiğim gibi, bizim, öncelikle Avrupa Birliği mevzuatına,  daha sonra 2003 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanıp 2004 yılında yürürlüğe giren  Cartagena Protokolü'ne ve Türkiye'nin sosyoekonomik yapısına, gerçeklerine dayanak olarak bu üç  ana maddeyi alıp bir yasa tasansı hazırlamamız gerekiyor. Tabii, Bakanlık genel gerekçede de bunu  ifade etmiş. Bu üç ana maddeye payanda yaparak, dayanak yaparak bu yasa tasansını hazırladıklarını  bizlere bildiriyorlar ancak elbette ki burada da Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşı durduğumuz,
Sayfa 39 -
T B M M B :74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 3 8 - Hoş, bu tasanda bizim de desteklediğimiz, iyi gördüğümüz, olumlu gördüğümüz, genetiği  değiştirilmiş organizmalann üretiminin yasaklandığını buradan belirtmek istiyorum, bunun da olumlu  olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bu riskler içerisinde tabii ki bugün bu ürünleri  kullanabilirsiniz; üç yıl sonra, beş yıl sonra, yedi yıl sonra bunların zararlarını göremeyebilirsiniz  ama onlarca yıl sonra belki de gerçekten toplumumuza, gelecek kuşaklara çok ciddi arazlar, sıkıntılar  aktarabiliriz endişesi taşıyoruz.  Değerli arkadaşlarım, bunun bir de ekonomik boyutu var. Tabii ki bu genetiği değiştirilmiş  organizmaların tohum üretimini yapan dünyada sayılı firmalar var yani tabiri caizse bunların tohum  üretimi o uluslararası şirketlerin tekelinde. Dolayısıyla milyarlarca dolar ticarete muhatap olan  meselelerdir. Dolayısıyla biz eğer ki ülkemizde genetiği değiştirilmiş organizmaların üretimini serbest  hâle getirecek olsa idik biz o tohum tekellerinin eline düşmüş olacaktık, oraya bir ekonomik  bağımlılığımız söz konusu olacaktı. Hoş, bu tasarıda bunun ithalatını, ihracatını, ticaretini, işlenmesini  serbest hâle getiriyoruz. Bir diğer anlamda da tarımsal üretimde, tarımsal ürünlerde bu tasarıyla dışa  bağımlı hâle geleceğimizi buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.  Değerli arkadaşlarım, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinin son yıllarda, özellikle  1990'lı yıllardan sonra t icari amaçlı üretilmesi, u lus la ra ras ı ticarete konu olması ve oluşturduğu  riskler dolayısıyla bütün ülkelerin olduğu gibi Türkiye'nin de biyogüvenlik anlamında bir mevzuat  düzenlemesine ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştır ama maalesef uzun yıllardır bu konu Türkiye'de  tartışılır hâle gelmiş olmasına rağmen gönül isterdi ki bu düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi  bundan yıllar önce yapabilseydi. Bu konuda ilk mevzuat 1998 yılında Bakanlık tarafından yayınlanan  Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimattı. Hoş, o denemelerin sonuçlarının  da bugün akıbeti belli değil. O çalışmalar, alan denemeleri sonucunda bu ürünlerle ilgili ne gibi  tespitler yapılmış, ne gibi raporlar elde edilmiş, ben biliyor değilim.  Değerli arkadaşlarım, tabii, mensubu olmak için, üyesi olmak için büyük gayret sarf ettiğimiz  Avrupa Birliği bu konuda düzenlemelerini bizden... Yani biz bugün yapıyoruz, 2010 yılında, onlar  2003 yılında bu düzenlemeleri yapmış durumdalar. Bu, gerçekten, yasal düzenleme gecikmiştir.  Bildiğiniz gibi bu konuda henüz yasa çıkmadan, 26 Ekimde Bakanlık bu konuda bir yönetmelik  yayınladı. Bu büyük tartışmalara sebep oldu. Ardından 20 Kasımda, o ilk Yönetmelik'teki eksiklikleri  giderme amaçlı bir değişikliğe gidildi, o da yetmedi, 20 Ocakta bir değişiklik daha yapıldı, o geçmiş  iki yönetmelikteki eksiklikler de 20 Ocak tarihindeki çıkan Yönetmelik'le giderilmeye çalışıldı.  Burada, tabii ki aslında bu, işi, tabiri caizse elimize yüzümüze bulaştırdığımızın işaretidir. Bu,  üst üste, yirmi gün arayla, bir ay arayla, iki ay arayla üç yönetmeliğin çıkması bu işte tam ehliyet  sahibi olmadığımızın, bu konuda çalışma yapan bürokratların bu konuya hâkim olmadığının ve  dolayısıyla da üç kez üst üste yönetmelik çıkarmak zorunda kaldığının bir işaretidir. Şimdi bu  endişelerle, acaba bu yasayı hazırlayan bürokratlara ben burada nasıl güveneceğim, onu  düşünüyorum.  Değerli arkadaşlarım, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve bu 2010 yılına kadarki süreç  içerisindeki gelişmeler, az önce de ifade ettiğim gibi, bizim, öncelikle Avrupa Birliği mevzuatına,  daha sonra 2003 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanıp 2004 yılında yürürlüğe giren  Cartagena Protokolü'ne ve Türkiye'nin sosyoekonomik yapısına, gerçeklerine dayanak olarak bu üç  ana maddeyi alıp bir yasa tasansı hazırlamamız gerekiyor. Tabii, Bakanlık genel gerekçede de bunu  ifade etmiş. Bu üç ana maddeye payanda yaparak, dayanak yaparak bu yasa tasansını hazırladıklarını  bizlere bildiriyorlar ancak elbette ki burada da Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşı durduğumuz,  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  olumsuz bulduğumuz, gerçekten bu anlamda ülkemizi gelecekte sıkıntılara sokabilecek birtakım yeni  düzenlemelerin olduğunu da buradan ifade etmek istiyorum.  Tabii, bu yasal düzenleme yani 1990'lı yılların sonundan itibaren genetiği değiştirilmiş  organizmalar... Ki dünyada ticarete konu olan dört tane önemli tarımsal ürün var. Biz de bu dört  ürünün, maalesef özellikle son yıllarda en ciddi ithalatçı ülkesiyiz. Bunlardan bir tanesi soya fasulyesi  ve ürünleri, diğerleri mısır, pamuk ve kanola. Bu dünya ticaretine konu olmuş dört ürünü biz aslında  1998'li yıllardan beri genetiği değiştirilmiş organizma olup olmadığını bilmeden Türk toplumuna  tükettiriyoruz. Belki de bir gün market raflarında beş yüz- altı yüzden fazla gıda maddesinde -bugün  sokağa çıkalım, analiz yapalım, numuneler alalım- ve tarım ürünlerinde GDO'lu ürün olduğunu hep  beraber müşahede etme imkânı bulacağız.  Tabii, bu süreç içerisinde 2,5 milyon ton her yıl Türkiye'nin GDO'lu tarım ürünü ithal ettiğini  düşünürsek on yıldır, on iki yıldır yaklaşık olarak 25-30 milyon ton -bunun da yüzde 80'i GDO'lu  olduğunu varsayıyorum ki bu gerçekten de öyledir- GDO'lu tarımsal ürünü bu ülke maalesef  tüketmiştir.  Bunun tabii ki sorumluları kimlerdir? 2002 sonunda mevcut iktidar işbaşına geldi. Ondan önceki  süreci eski iktidarlara, bu işin müsebbibi olarak bu suçu onlara yüklüyorum ama 2003'ten sonra bu  işin sorumlusu bugün işbaşında olan AKP İktidarıdır.  Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarı, özellikle 2004 yılında yürürlüğe giren Cartagena  Protokolü'nden sonra bu konuda birtakım, yasa tasansı hazırlama konusunda birtakım çalışmalar  yaptı. Burada, tabii ki, acaba sivil toplum örgütleri, meslek odalan bu süreç içerisinde bu çalışmalara  katkı sundular mı? Bizim bildiğimiz, Bakanlık bu anlamda bir komisyon oluşturdu, bir bilim komitesi  oluşturdu ve o komite, o komisyon bu çahşmalan sürdürdü. Ama Komisyon çalışmalarımız sırasında,  Tarım Komisyonundaki yaptığımız, bu yasa üzerine yaptığımız çalışmalar sırasında bize katkı  sunmaları için davet ettiğimiz sivil toplum örgütleri de meslek odaları da bu çalışmalara katkı  sunmadıklarını, çağrılmadıklarını, fikir sorulmadığını bizlere beyan etmiş durumdalar. Ama şu bir  gerçek değerli arkadaşlarım: Ben eminim ki, buradan bunu iddia ediyorum, bu yasa tasarısı  hazırlanırken yabancı devlet temsilcileri, uluslararası firma temsilcilerinin görüşleri alınmıştır. Bunu  buradan iddia ediyorum ve daha acı bir şey söyleyeyim: Maalesef, ben milletvekili olarak bu yasa  tasarısı henüz komisyonlara gelmeden bu taslak metni elime geçiremezken bu taslak metinleri  özellikle GDO'lu ürünler konusunda dünyada ihracatta söz sahibi olan Amerika Birleşik Devletleri,  Kanada, Avustralya, Brezilya, Arjantin gibi devletlerin büyükelçiliklerinde bulma imkânına  sahiptiniz. Gerçekten bu düşündürücü bir durumdur.  Ayrıca, daha önce de söylediğim gibi, bu konuda toplumun geniş kesimleri, sivil toplum örgütleri  ve meslek odaları bu tasarının hazırlanmasında ciddi katkılar sunamamışlardır.  Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısıyla ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Özellikle  çok önemli bulduğum maddeler üzerinde görüşlerimizi bildirmek istiyorum. İlk çıkan 26 Ekim tarihli  Yönetmelik'te bu ürünlerin Türkiye'den transit geçişi yasaktı ama daha sonra ikinci Yönetmelik'te  bu serbest hâle getirildi. Bugün bu yasa taslağında da transit geçişi serbest hâle getirmiş durumdalar.  Bunun, kesinlikle önümüzdeki süreçte Türkiye'de çok ciddi zararlara sebebiyet vereceğini ve telafisi  olmayan zararlara meydan vereceğini buradan belirtmek istiyorum. Nihayetinde bunların çevreye  yayılma riskleri vardır. Çevreye yayılmaları da özellikle biyoçeşitlilik konusunda ya da çevre sağlığı  konusunda büyük soranları da beraberinde getireceğini buradan ifade etmek istiyorum.  - 3 9 -
Sayfa 40 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  olumsuz bulduğumuz, gerçekten bu anlamda ülkemizi gelecekte sıkıntılara sokabilecek birtakım yeni  düzenlemelerin olduğunu da buradan ifade etmek istiyorum.  Tabii, bu yasal düzenleme yani 1990'lı yılların sonundan itibaren genetiği değiştirilmiş  organizmalar... Ki dünyada ticarete konu olan dört tane önemli tarımsal ürün var. Biz de bu dört  ürünün, maalesef özellikle son yıllarda en ciddi ithalatçı ülkesiyiz. Bunlardan bir tanesi soya fasulyesi  ve ürünleri, diğerleri mısır, pamuk ve kanola. Bu dünya ticaretine konu olmuş dört ürünü biz aslında  1998'li yıllardan beri genetiği değiştirilmiş organizma olup olmadığını bilmeden Türk toplumuna  tükettiriyoruz. Belki de bir gün market raflarında beş yüz- altı yüzden fazla gıda maddesinde -bugün  sokağa çıkalım, analiz yapalım, numuneler alalım- ve tarım ürünlerinde GDO'lu ürün olduğunu hep  beraber müşahede etme imkânı bulacağız.  Tabii, bu süreç içerisinde 2,5 milyon ton her yıl Türkiye'nin GDO'lu tarım ürünü ithal ettiğini  düşünürsek on yıldır, on iki yıldır yaklaşık olarak 25-30 milyon ton -bunun da yüzde 80'i GDO'lu  olduğunu varsayıyorum ki bu gerçekten de öyledir- GDO'lu tarımsal ürünü bu ülke maalesef  tüketmiştir.  Bunun tabii ki sorumluları kimlerdir? 2002 sonunda mevcut iktidar işbaşına geldi. Ondan önceki  süreci eski iktidarlara, bu işin müsebbibi olarak bu suçu onlara yüklüyorum ama 2003'ten sonra bu  işin sorumlusu bugün işbaşında olan AKP İktidarıdır.  Değerli arkadaşlarım, AKP İktidarı, özellikle 2004 yılında yürürlüğe giren Cartagena  Protokolü'nden sonra bu konuda birtakım, yasa tasansı hazırlama konusunda birtakım çalışmalar  yaptı. Burada, tabii ki, acaba sivil toplum örgütleri, meslek odalan bu süreç içerisinde bu çalışmalara  katkı sundular mı? Bizim bildiğimiz, Bakanlık bu anlamda bir komisyon oluşturdu, bir bilim komitesi  oluşturdu ve o komite, o komisyon bu çahşmalan sürdürdü. Ama Komisyon çalışmalarımız sırasında,  Tarım Komisyonundaki yaptığımız, bu yasa üzerine yaptığımız çalışmalar sırasında bize katkı  sunmaları için davet ettiğimiz sivil toplum örgütleri de meslek odaları da bu çalışmalara katkı  sunmadıklarını, çağrılmadıklarını, fikir sorulmadığını bizlere beyan etmiş durumdalar. Ama şu bir  gerçek değerli arkadaşlarım: Ben eminim ki, buradan bunu iddia ediyorum, bu yasa tasarısı  hazırlanırken yabancı devlet temsilcileri, uluslararası firma temsilcilerinin görüşleri alınmıştır. Bunu  buradan iddia ediyorum ve daha acı bir şey söyleyeyim: Maalesef, ben milletvekili olarak bu yasa  tasarısı henüz komisyonlara gelmeden bu taslak metni elime geçiremezken bu taslak metinleri  özellikle GDO'lu ürünler konusunda dünyada ihracatta söz sahibi olan Amerika Birleşik Devletleri,  Kanada, Avustralya, Brezilya, Arjantin gibi devletlerin büyükelçiliklerinde bulma imkânına  sahiptiniz. Gerçekten bu düşündürücü bir durumdur.  Ayrıca, daha önce de söylediğim gibi, bu konuda toplumun geniş kesimleri, sivil toplum örgütleri  ve meslek odaları bu tasarının hazırlanmasında ciddi katkılar sunamamışlardır.  Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısıyla ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum. Özellikle  çok önemli bulduğum maddeler üzerinde görüşlerimizi bildirmek istiyorum. İlk çıkan 26 Ekim tarihli  Yönetmelik'te bu ürünlerin Türkiye'den transit geçişi yasaktı ama daha sonra ikinci Yönetmelik'te  bu serbest hâle getirildi. Bugün bu yasa taslağında da transit geçişi serbest hâle getirmiş durumdalar.  Bunun, kesinlikle önümüzdeki süreçte Türkiye'de çok ciddi zararlara sebebiyet vereceğini ve telafisi  olmayan zararlara meydan vereceğini buradan belirtmek istiyorum. Nihayetinde bunların çevreye  yayılma riskleri vardır. Çevreye yayılmaları da özellikle biyoçeşitlilik konusunda ya da çevre sağlığı  konusunda büyük soranları da beraberinde getireceğini buradan ifade etmek istiyorum.  - 3 9 - TBMM B: 74 17 .3 .2010 O: 3  Değerli arkadaşlanm, başta söylediğim gibi, bu yasa tasansınm olumlu bulduğumuz, en önemli  bulduğumuz, bizi sevindiren yönü, Türkiye'de genetiği değiştirilmiş organizmaların hem bitkisel  hem hayvansal üretimini yasaklamış olmasıdır. Ancak, tabii ki burada düşündürücü olan bir konu  vardır ki o da ithalatının, ihracatının, ticaretinin, işlenmesinin vesaire birtakım aktivitelerinin bu yasa  tasansıyla serbest hâle getirilmesidir.  Burada tabii ki niçin üretimi yasak, Sayın Bakana sormak istiyorum ki kendinin Komisyon  çalışmalanndaki ifadelerinde var. "Biz yüzde 100 Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hâle getirdik  bu yasayı, Cartagena Protokolü'ne uyumlu hâle getirdik, dolayısıyla oradan aldığımız, özellikle  Cartagena Protokolü'ndeki ihtiyat prensibine dayalı olarak biz üretimi yasaklıyoruz." dedi. Niçin  ihtiyat prensibine dayalı olarak Türkiye'de GDO'lu ürünlerin ticaretini ya da ithalatını  yasaklamıyorsunuz Sayın Bakan?  Değerli arkadaşlarım, niçin Türkiye'de ithalat serbest bırakıldı? Aklıma gelen iki tane soru var.  Biz dünyada ticarete konu olan o dört ürünün -az önce saydım, soya, mısır, kanola ve pamuk- dünyada  sayılı büyük ithalatçı ülkelerinden bir tanesiyiz. Acaba bu tasarı hazırlanırken ithalatın serbest  olmasına neden olan, bu konuda iddia sahibi ihracatçı büyük ülkeler mi? Yani Amerika Birleşik  Devletleri, Kanada, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerin ya da bu konuda uluslararası ticarette büyük  montana, büyük potansiyele sahip firmalann lobi faaliyetleri acaba bu yasa tasarısı hazırlanırken  bunun ithalatının serbest olmasında etkili olmuş mudur, bunu buradan Sayın Bakana sormak  istiyorum?  Ayrıca, tabii ki bir görüş daha şöyle ortaya çıkabiliyor: Türkiye'nin maalesef ama maalesef bu  ürünlere ihtiyacı var yani Türkiye artık kendi kendine yeten bir ülke değildir, Türkiye ürettiği tanm  ürünleriyle kendi ihtiyaçlannı karşılayabilen bir ülke değildir. Onun için, Türkiye'nin yılda 1,5-2  milyon ton, değerli arkadaşlanm, 1,5-2 milyon ton soya fasulyesi ve ürünleri, 1 milyon ton yem  sanayisinde kullanılan, biyoetanol üretiminde bir yan ürün olarak çıkan DDGS ve mısır kepeği ithalatı  yaptığını, Türkiye'nin 700 bin ton ile 1 milyon ton arası elyaf pamuk yani kütlü pamuk olarak, hani  o başağından hasat ettiğimiz pamuk olarak düşünürseniz 2 milyon ton pamuk ithal ettiğini ve 200 bin  ton kanola ithal ettiğini biliyor muydunuz?  Değerli arkadaşlarım, bu, Türk tanmının iflasıdır, bunun sorumlusu biz değilizdir. "Ne yapalım  efendim, Türkiye'nin bunlara ihtiyacı var, gıda sanayisi gelişiyor, yem sanayisi gelişiyor, hayvancılık  gelişiyor, Türkiye 10 milyon ton yem üretiyor." Elbette bu bir kaçış değildir, Türkiye'nin 26-27  milyon hektar tanm alanı vardır, Türkiye'nin sulamaya açılmayı bekleyen 4,5 milyon hektar tarım  alanı vardır. Siz bunlan gerekli zamanda gerekli yatırımlarla devreye sokamazsanız elbette ki Türkiye  bu noktalara gelecektir, Türkiye tarımsal anlamda dış ticaret açığı verecektir, Türkiye tarımsal  ithalatta maalesef ve maalesef dış ülkelere mahkûm olacak duruma gelecektir. Bunun müsebbibi  bizler değiliz, bunun müsebbibi mevcut muhalefet değil, sekiz yıldır bu ülkeyi yöneten, tarım  politikalarını belirleyen Adalet ve Kalkınma Partisinin yanlış tarım politikalarıdır ve sorumluları da  iktidar partisidir değerli arkadaşlarım.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  VAHAP SEÇER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin özellikle  az önce andığım ürün çeşitlerinde üretim açığını ortadan kaldırmak için -daha rasyonel, daha akılcı  - 4 0 -
Sayfa 41 -
TBMM B: 74 17 .3 .2010 O: 3  Değerli arkadaşlanm, başta söylediğim gibi, bu yasa tasansınm olumlu bulduğumuz, en önemli  bulduğumuz, bizi sevindiren yönü, Türkiye'de genetiği değiştirilmiş organizmaların hem bitkisel  hem hayvansal üretimini yasaklamış olmasıdır. Ancak, tabii ki burada düşündürücü olan bir konu  vardır ki o da ithalatının, ihracatının, ticaretinin, işlenmesinin vesaire birtakım aktivitelerinin bu yasa  tasansıyla serbest hâle getirilmesidir.  Burada tabii ki niçin üretimi yasak, Sayın Bakana sormak istiyorum ki kendinin Komisyon  çalışmalanndaki ifadelerinde var. "Biz yüzde 100 Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hâle getirdik  bu yasayı, Cartagena Protokolü'ne uyumlu hâle getirdik, dolayısıyla oradan aldığımız, özellikle  Cartagena Protokolü'ndeki ihtiyat prensibine dayalı olarak biz üretimi yasaklıyoruz." dedi. Niçin  ihtiyat prensibine dayalı olarak Türkiye'de GDO'lu ürünlerin ticaretini ya da ithalatını  yasaklamıyorsunuz Sayın Bakan?  Değerli arkadaşlarım, niçin Türkiye'de ithalat serbest bırakıldı? Aklıma gelen iki tane soru var.  Biz dünyada ticarete konu olan o dört ürünün -az önce saydım, soya, mısır, kanola ve pamuk- dünyada  sayılı büyük ithalatçı ülkelerinden bir tanesiyiz. Acaba bu tasarı hazırlanırken ithalatın serbest  olmasına neden olan, bu konuda iddia sahibi ihracatçı büyük ülkeler mi? Yani Amerika Birleşik  Devletleri, Kanada, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerin ya da bu konuda uluslararası ticarette büyük  montana, büyük potansiyele sahip firmalann lobi faaliyetleri acaba bu yasa tasarısı hazırlanırken  bunun ithalatının serbest olmasında etkili olmuş mudur, bunu buradan Sayın Bakana sormak  istiyorum?  Ayrıca, tabii ki bir görüş daha şöyle ortaya çıkabiliyor: Türkiye'nin maalesef ama maalesef bu  ürünlere ihtiyacı var yani Türkiye artık kendi kendine yeten bir ülke değildir, Türkiye ürettiği tanm  ürünleriyle kendi ihtiyaçlannı karşılayabilen bir ülke değildir. Onun için, Türkiye'nin yılda 1,5-2  milyon ton, değerli arkadaşlanm, 1,5-2 milyon ton soya fasulyesi ve ürünleri, 1 milyon ton yem  sanayisinde kullanılan, biyoetanol üretiminde bir yan ürün olarak çıkan DDGS ve mısır kepeği ithalatı  yaptığını, Türkiye'nin 700 bin ton ile 1 milyon ton arası elyaf pamuk yani kütlü pamuk olarak, hani  o başağından hasat ettiğimiz pamuk olarak düşünürseniz 2 milyon ton pamuk ithal ettiğini ve 200 bin  ton kanola ithal ettiğini biliyor muydunuz?  Değerli arkadaşlarım, bu, Türk tanmının iflasıdır, bunun sorumlusu biz değilizdir. "Ne yapalım  efendim, Türkiye'nin bunlara ihtiyacı var, gıda sanayisi gelişiyor, yem sanayisi gelişiyor, hayvancılık  gelişiyor, Türkiye 10 milyon ton yem üretiyor." Elbette bu bir kaçış değildir, Türkiye'nin 26-27  milyon hektar tanm alanı vardır, Türkiye'nin sulamaya açılmayı bekleyen 4,5 milyon hektar tarım  alanı vardır. Siz bunlan gerekli zamanda gerekli yatırımlarla devreye sokamazsanız elbette ki Türkiye  bu noktalara gelecektir, Türkiye tarımsal anlamda dış ticaret açığı verecektir, Türkiye tarımsal  ithalatta maalesef ve maalesef dış ülkelere mahkûm olacak duruma gelecektir. Bunun müsebbibi  bizler değiliz, bunun müsebbibi mevcut muhalefet değil, sekiz yıldır bu ülkeyi yöneten, tarım  politikalarını belirleyen Adalet ve Kalkınma Partisinin yanlış tarım politikalarıdır ve sorumluları da  iktidar partisidir değerli arkadaşlarım.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  VAHAP SEÇER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin özellikle  az önce andığım ürün çeşitlerinde üretim açığını ortadan kaldırmak için -daha rasyonel, daha akılcı  - 4 0 - TBMM B: 74 17.3.2010 O: 3  bir üretim yapabilmesi anlamında- bir model geliştirildi: Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli.  Maalesef, bu yayınlanan modeli incelediğimizde beklentilere cevap veremeyen bir çalışma olduğunu  görüyoruz, buradan bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Oysaki, arzu ederdik ki Türkiye'de...  Özellikle yağlı tohumlar konusunda biliyorsunuz Türkiye'nin ciddi açıklan var, yılda 2,5-3 milyar  dolar gibi bir parayı biz ithalata harcıyoruz. Bu konuda, ayçiçeği üretimi, soya fasulyesi üretimi,  aspir üretimi, kanola üretimi, bunlan artıracak yüksek miktarlarda...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen, sözlerinizi bağlayınız.  Buyurunuz.  VAHAP SEÇER (Devamla) - Hemen bitiriyorum.  Bu ürünleri destekleyerek bunların üretiminin artırılması ve bu konuda Türkiye'nin açığının  giderilmesi gerekiyordu. Elbette ki incelediğimiz zaman yeni destek sisteminde bu ürünlere, diğer  ürünlerle mukayese ettiğiniz zaman daha fazla destek veriliyor ama şunu da unutmayalım değerli  arkadaşlanm, Türkiye'nin 2010 yılı için merkezî bütçesinden ayrılan yaklaşık olarak 5,5 milyar ya  da 5,5 katrilyon rakam Türkiye tanmını, Türkiye'deki tarımsal üretimi artıracak boyutta bir  destekleme değildir. Türk çiftçisini Amerika Birleşik Devletleri ya da Avrupa Birliğine bağlı ülkelerin  çiftçisiyle mukayese ettiğiniz zaman haksız rekabet içindedir. Bugün Avrupa Birliği ortak bütçesinin  yüzde 40'ını, 45'ini tarıma ayırırken, bugün Amerika Birleşik Devletleri sadece tarımsal desteklere  yılda 50-60 milyar dolar ayırırken tarım ülkesi olarak addedilen Türkiye'nin... Türkiye'de tanmın  sosyal yönünün de olduğunu düşünürsek...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Sayın Seçer, lütfen...  VAHAP SEÇER (Devamla) - Son kez özür dileyerek...  .. .Türkiye'nin üçte 1 nüfusunun direkt ya da dolaylı olarak bu sektörden geçindiğini düşünürsek  bugün dünyanın 17'nci, Avrupa Birliğinin 5'inci büyük ekonomisi olarak addedilen Türkiye'de  5,5 milyar lira gibi bir rakamın çiftçiye aynlmasını ben yakışık bulmuyorum, yakıştıramıyorum. Eğer  bugün 750-800 milyar dolarlık gayrisafi millî hasıladan bahsediyorsanız hiç olmazsa bunun yüzde  1 'ini, Tanm Kanunu'na koyduğunuz gibi, yüzde 1 oranında bir destekleme miktarını Türk çiftçisine  reva görmeniz gerekiyor.  Değerli arkadaşlarım, önemli bir konuyu tartışıyoruz. Önümüzdeki yasa iki bölümden oluşuyor.  Bu süreç içerisinde daha bazı konular burada görüşülecek, tartışılacak ama şu bir gerçek: Sayın Bakan  GDO'ya karşı, Sayın Tayyip Erdoğan ve eşi karşı, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal karşı,  sanıyorum Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı da GDO'ya karşıdır, milletvekilleri karşı, halk  karşı, o zaman biz Türkiye'de GDO'ya geçit vermeyelim diyorum.  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer.  Banş ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ufuk Uras.  Buyurunuz Sayın Uras.  BDP GRUBU ADINA MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Teşekkür ederim.  Sayın Başkan, değerli vekiller; sözlerime başlamadan önce ben de bir kere daha, Elâzığ'da depremde  kaybettiğimiz yurttaşlanmızın yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılanmıza acil şifalar diliyorum.  - 4 1 -
Sayfa 42 -
TBMM B: 74 17.3.2010 O: 3  bir üretim yapabilmesi anlamında- bir model geliştirildi: Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli.  Maalesef, bu yayınlanan modeli incelediğimizde beklentilere cevap veremeyen bir çalışma olduğunu  görüyoruz, buradan bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Oysaki, arzu ederdik ki Türkiye'de...  Özellikle yağlı tohumlar konusunda biliyorsunuz Türkiye'nin ciddi açıklan var, yılda 2,5-3 milyar  dolar gibi bir parayı biz ithalata harcıyoruz. Bu konuda, ayçiçeği üretimi, soya fasulyesi üretimi,  aspir üretimi, kanola üretimi, bunlan artıracak yüksek miktarlarda...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen, sözlerinizi bağlayınız.  Buyurunuz.  VAHAP SEÇER (Devamla) - Hemen bitiriyorum.  Bu ürünleri destekleyerek bunların üretiminin artırılması ve bu konuda Türkiye'nin açığının  giderilmesi gerekiyordu. Elbette ki incelediğimiz zaman yeni destek sisteminde bu ürünlere, diğer  ürünlerle mukayese ettiğiniz zaman daha fazla destek veriliyor ama şunu da unutmayalım değerli  arkadaşlanm, Türkiye'nin 2010 yılı için merkezî bütçesinden ayrılan yaklaşık olarak 5,5 milyar ya  da 5,5 katrilyon rakam Türkiye tanmını, Türkiye'deki tarımsal üretimi artıracak boyutta bir  destekleme değildir. Türk çiftçisini Amerika Birleşik Devletleri ya da Avrupa Birliğine bağlı ülkelerin  çiftçisiyle mukayese ettiğiniz zaman haksız rekabet içindedir. Bugün Avrupa Birliği ortak bütçesinin  yüzde 40'ını, 45'ini tarıma ayırırken, bugün Amerika Birleşik Devletleri sadece tarımsal desteklere  yılda 50-60 milyar dolar ayırırken tarım ülkesi olarak addedilen Türkiye'nin... Türkiye'de tanmın  sosyal yönünün de olduğunu düşünürsek...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Sayın Seçer, lütfen...  VAHAP SEÇER (Devamla) - Son kez özür dileyerek...  .. .Türkiye'nin üçte 1 nüfusunun direkt ya da dolaylı olarak bu sektörden geçindiğini düşünürsek  bugün dünyanın 17'nci, Avrupa Birliğinin 5'inci büyük ekonomisi olarak addedilen Türkiye'de  5,5 milyar lira gibi bir rakamın çiftçiye aynlmasını ben yakışık bulmuyorum, yakıştıramıyorum. Eğer  bugün 750-800 milyar dolarlık gayrisafi millî hasıladan bahsediyorsanız hiç olmazsa bunun yüzde  1 'ini, Tanm Kanunu'na koyduğunuz gibi, yüzde 1 oranında bir destekleme miktarını Türk çiftçisine  reva görmeniz gerekiyor.  Değerli arkadaşlarım, önemli bir konuyu tartışıyoruz. Önümüzdeki yasa iki bölümden oluşuyor.  Bu süreç içerisinde daha bazı konular burada görüşülecek, tartışılacak ama şu bir gerçek: Sayın Bakan  GDO'ya karşı, Sayın Tayyip Erdoğan ve eşi karşı, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal karşı,  sanıyorum Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı da GDO'ya karşıdır, milletvekilleri karşı, halk  karşı, o zaman biz Türkiye'de GDO'ya geçit vermeyelim diyorum.  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Seçer.  Banş ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ufuk Uras.  Buyurunuz Sayın Uras.  BDP GRUBU ADINA MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Teşekkür ederim.  Sayın Başkan, değerli vekiller; sözlerime başlamadan önce ben de bir kere daha, Elâzığ'da depremde  kaybettiğimiz yurttaşlanmızın yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılanmıza acil şifalar diliyorum.  - 4 1 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  Bu hafta sonu gerçekleşecek olan "Nevroz" Bayramı'nın bütün yurttaşlarımıza, bütün dünya  halklarına banş, mutluluk ve esenlikler getirmesini temenni ediyorum.  Kerpiç sadece evlerimize ilişkin bir şey değil, siyaset de kerpiçten gibi gözüküyor. O yüzden,  yine bugünlerde siyaset hayatımıza katılan Eşitlik ve Demokrasi Partisine de siyasi hayatlarında  başarılar diliyorum. Genel Başkanları Ziya Halis başta olmak üzere bütün parti çalışanlarına başanlı  bir siyasi yaşam temenni ediyorum.  Sevgili arkadaşlar, genetiği değiştirilmiş gıdalar kadar genetiği değiştirilmiş siyasetçilerin yaptığı  tahribatın toplumumuzda çok büyük bir faturayla bizi karşılaştırdığını biliyoruz. Bir bakıyoruz bu  haftaya, daha 20'nci yüzyılda yaşadığımız trajediler ortadayken bir dizi partimiz, aynı anda, 21 'inci  yüzyılda bile ikinci bir tehcir politikasını savunabiliyor ve yaşadığımız sorunları çözüm olarak  görebiliyor. Nasıl biz siyasi çeşitlilikten yanaysak biyolojik çeşitlilikten de yana olmamız gerekir ve  buradan konuya gireyim.  Bir partimizin -adını vermeyeyim partinin- seçim döneminde üyelerine verdiği el kitapçığında  şu yazıyor: "Tartışmalı konulara girmeyiniz." Şimdi, konu tartışmalı olunca girmediğinizde zaten  siyaset devre dışı kalıyor. Bir başka partimiz adaylarına diyor ki televizyona çıkarken: "Gelen soru  size yabancı gelirse 'Bunu geniş açıdan ele almak lazım.' deyip başka bir konuya geçin." Şimdi,  konunun geneli üzerinde konuşmak o yüzden çok büyük bir esneklik taşıyor ama konunun kendisi  çok önemli. Mustafa Kemal "Köylü milletin efendisidir." demişti, bugün baktığımızda uluslararası  tarım tekellerinin milletin efendisi olduğunu görüyoruz ama bu, bu durumla, bugünle de sınırlı bir şey  değil. Kemal Derviş modeli baki, partiler değişiyor. Bütün gelen partiler aslında Kemal Derviş  politikasını uyguluyor ama muhalefete gelince eleştirmeye başlıyorlar. O yüzden siyasetimiz de  kerpiçten, o yüzden eşitlik ve özgürlükten yana bir alternatif oluşturmamız gerekiyor.  Para kullanılmadan önce, biliyorsunuz, tuz, değişim aracıydı, "tuzu kum olan" lafı oradan  geliyor. Bir tarafta tuzu kum olanlar, bir tarafta işi yaş olanlar hayatı şekillendirmeye çalışıyorlar. Hani  hep küçükten beri denir "Etliye sütlüye karışmayın." diye. Etliye sütlüye karışmadığımız zaman hem  et kokuyor hem süt bozuluyor, etliye sütlüye karışmayan bir siyaset, siyaset olmaktan çıkıyor. Yanlış  yoldaysak koşmanın da bir yaran olmuyor. Biz inanıyoruz ki temel kararların uluslararası sermayenin  kâr beklentilerine göre değil, toplumsal ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi esastır. Bu yüzden rotasız  bir gemiye de hiçbir rüzgârın faydasının olmadığını görüyoruz.  "Son yüzyılın en büyük buluşu nedir?" derseniz değişik yanıtlar verilebilir ama bence uzaktan  kumanda aletidir. Uzaktan kumanda aleti hayatımızı kolaylaştırmıştır ama siyasette uzaktan kumanda  iyi değildir. Uzaktan kumandalı siyasete karşı tutum almamız gerekiyor.  Hayatımızın bir tek gerçeği var, o da sosyal Darvinizm, yani uygun olanların ayakta kalması.  Bunu kim savunuyor? Zaten ayakta kalanlar "En uygun da zaten budur." diyorlar. Bütün ovalanmızın,  6 büyük ovamızın tarım dışı amaçlara kullanılmaya açılmasının tesadüfi olduğu düşünülebilir mi?  Einstein "Bir sorunun çözümü, sorunun doğru tarif edilmesinden geçer." diyor. Sorunu doğru  tarif edersek bütün bu yasa tasanlarıyla ilgili doğru bir hatta durabiliriz. O da nedir? Ekonomi, siyaset,  her alanda katılımcılığı savunmak. Yanlış karşısındaki suskunluk, çoğu zaman yanlışın suskunluğun  gölgesinde sürüp gitmesini devam ettiriyor. O yüzden, susup kalmamalıyız. Bertolh Brecht "Galileo"  adlı çalışmasında "Hiçbir şeyi bilmeyen cahildir ama bilip de susan ahlaksızdır." diyor. O yüzden,  bilip de susanların sesini çıkarması gerekiyor, dünyada bu konuda farklı yaklaşımlar var mı, buna  bakmak, biraz merak etmek gerekiyor. Bizde meraklı olmanın iyi olmadığını biliyoruz. Hepimiz Pirî  - 4 2 -
Sayfa 43 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  Bu hafta sonu gerçekleşecek olan "Nevroz" Bayramı'nın bütün yurttaşlarımıza, bütün dünya  halklarına banş, mutluluk ve esenlikler getirmesini temenni ediyorum.  Kerpiç sadece evlerimize ilişkin bir şey değil, siyaset de kerpiçten gibi gözüküyor. O yüzden,  yine bugünlerde siyaset hayatımıza katılan Eşitlik ve Demokrasi Partisine de siyasi hayatlarında  başarılar diliyorum. Genel Başkanları Ziya Halis başta olmak üzere bütün parti çalışanlarına başanlı  bir siyasi yaşam temenni ediyorum.  Sevgili arkadaşlar, genetiği değiştirilmiş gıdalar kadar genetiği değiştirilmiş siyasetçilerin yaptığı  tahribatın toplumumuzda çok büyük bir faturayla bizi karşılaştırdığını biliyoruz. Bir bakıyoruz bu  haftaya, daha 20'nci yüzyılda yaşadığımız trajediler ortadayken bir dizi partimiz, aynı anda, 21 'inci  yüzyılda bile ikinci bir tehcir politikasını savunabiliyor ve yaşadığımız sorunları çözüm olarak  görebiliyor. Nasıl biz siyasi çeşitlilikten yanaysak biyolojik çeşitlilikten de yana olmamız gerekir ve  buradan konuya gireyim.  Bir partimizin -adını vermeyeyim partinin- seçim döneminde üyelerine verdiği el kitapçığında  şu yazıyor: "Tartışmalı konulara girmeyiniz." Şimdi, konu tartışmalı olunca girmediğinizde zaten  siyaset devre dışı kalıyor. Bir başka partimiz adaylarına diyor ki televizyona çıkarken: "Gelen soru  size yabancı gelirse 'Bunu geniş açıdan ele almak lazım.' deyip başka bir konuya geçin." Şimdi,  konunun geneli üzerinde konuşmak o yüzden çok büyük bir esneklik taşıyor ama konunun kendisi  çok önemli. Mustafa Kemal "Köylü milletin efendisidir." demişti, bugün baktığımızda uluslararası  tarım tekellerinin milletin efendisi olduğunu görüyoruz ama bu, bu durumla, bugünle de sınırlı bir şey  değil. Kemal Derviş modeli baki, partiler değişiyor. Bütün gelen partiler aslında Kemal Derviş  politikasını uyguluyor ama muhalefete gelince eleştirmeye başlıyorlar. O yüzden siyasetimiz de  kerpiçten, o yüzden eşitlik ve özgürlükten yana bir alternatif oluşturmamız gerekiyor.  Para kullanılmadan önce, biliyorsunuz, tuz, değişim aracıydı, "tuzu kum olan" lafı oradan  geliyor. Bir tarafta tuzu kum olanlar, bir tarafta işi yaş olanlar hayatı şekillendirmeye çalışıyorlar. Hani  hep küçükten beri denir "Etliye sütlüye karışmayın." diye. Etliye sütlüye karışmadığımız zaman hem  et kokuyor hem süt bozuluyor, etliye sütlüye karışmayan bir siyaset, siyaset olmaktan çıkıyor. Yanlış  yoldaysak koşmanın da bir yaran olmuyor. Biz inanıyoruz ki temel kararların uluslararası sermayenin  kâr beklentilerine göre değil, toplumsal ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi esastır. Bu yüzden rotasız  bir gemiye de hiçbir rüzgârın faydasının olmadığını görüyoruz.  "Son yüzyılın en büyük buluşu nedir?" derseniz değişik yanıtlar verilebilir ama bence uzaktan  kumanda aletidir. Uzaktan kumanda aleti hayatımızı kolaylaştırmıştır ama siyasette uzaktan kumanda  iyi değildir. Uzaktan kumandalı siyasete karşı tutum almamız gerekiyor.  Hayatımızın bir tek gerçeği var, o da sosyal Darvinizm, yani uygun olanların ayakta kalması.  Bunu kim savunuyor? Zaten ayakta kalanlar "En uygun da zaten budur." diyorlar. Bütün ovalanmızın,  6 büyük ovamızın tarım dışı amaçlara kullanılmaya açılmasının tesadüfi olduğu düşünülebilir mi?  Einstein "Bir sorunun çözümü, sorunun doğru tarif edilmesinden geçer." diyor. Sorunu doğru  tarif edersek bütün bu yasa tasanlarıyla ilgili doğru bir hatta durabiliriz. O da nedir? Ekonomi, siyaset,  her alanda katılımcılığı savunmak. Yanlış karşısındaki suskunluk, çoğu zaman yanlışın suskunluğun  gölgesinde sürüp gitmesini devam ettiriyor. O yüzden, susup kalmamalıyız. Bertolh Brecht "Galileo"  adlı çalışmasında "Hiçbir şeyi bilmeyen cahildir ama bilip de susan ahlaksızdır." diyor. O yüzden,  bilip de susanların sesini çıkarması gerekiyor, dünyada bu konuda farklı yaklaşımlar var mı, buna  bakmak, biraz merak etmek gerekiyor. Bizde meraklı olmanın iyi olmadığını biliyoruz. Hepimiz Pirî  - 4 2 - T B M M B : 7 4 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O : 3  Reis'i çok severiz, haritalar çıkarmıştır, meraklı insandır ama bilmeyiz ki daha sonra Kanuni onun  kafasını kestirmiştir, yani meraklı olmak iyi değildir. Bizim ülkemizde de bu konuda çok farklı  yaklaşımlar olmasına karşın, aslında karşıtlar eleştirilmesine rağmen, hâkim zihniyetin çok ideolojik  olduğunu bilmek gerek. Biraz önce CHP'li Vekil Arkadaşımız çok haklı olarak desteklerden bahsetti.  AB fonlarına baktığınızda AB içinde tarıma yönelik destekler ortada ama bu konu o kadar ideolojik  ki sermayeye destek verdiğinizde mesela adı "teşvik" oluyor, üreticiye destek verdiğinizde adı  "sübvansiyon" oluyor yani kötü oluyor. Aynı şey ama üreticiye mi gidiyor, tuzu kuru olanlara mı  gidiyor meselesinde farklı yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyoruz.  Kamuoyunda bu genetiği değiştirilmiş organizmalara ilişkin oluşan, güçlenen tedirginliğin ve bu  tedirginliğin her geçen gün daha da artmasına neden olan hukuki belirsizlik durumunun  sonlandırılması adına, işte bu biyogüvenlik yasasının ne denli büyük önem taşıdığını... Bütün  kamuoyu merakla bizi izliyor, buradaki katılımın tenhalığına rağmen. Bu nedenle, halkın genetiği  değiştirilmiş organizmalar konusunda bilgilendirilmesi kadar, biyogüvenlik yasasında bu ürünlerin  tehlike ve risklerine karşı etkin korunma araçlarının oluşturulması ve bu araçların hayata geçirilmesini  sağlayacak idari ve teknik altyapının sağlamlaştırılmasının da gerek bu ürünlerin Türkiye üreticisi ve  tüketicisi üzerinde yarattığı tehlikelere karşı direnme gücünün artırılması ve gerekse yasanın amacı  olan koruma işlevinin oluşturulması açısından da son derece büyük bir önemi olduğunu biliyoruz  ancak bu denli önemli ve diğer yandan da kamuoyunun merakının yüksek olduğu bir konuda  biyogüvenlik yasa taslağının halkın görüş ve bilgisine açık bir tartışma sürecinden geçmemesi ve  ilgili üretici ve tüketici örgütlerinin, ekoloji ve çevre örgütlerinin bu taslak hakkındaki görüşlerini  sunabilecekleri katılım araçlarını oluşturmadan yasanın Meclis gündemine gelmiş olması hakikaten  son derece üzüntü vericidir.  Henüz bilim dünyasının -bilimsel belirsizliğin egemen olduğu bir konu olarak- genetiği  değiştirilmiş organizmaların yaratacağı tehlikelerin neler olduğunu kestiremediğini biliyoruz. Bu  ürünlerin riskli olduğu ise gerek yapılan bilimsel açıklamalarla gerekse de Türkiye'nin taraf olduğu  sözleşmelerle ve henüz bir biyogüvenlik yasası olmadan yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı  Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve  Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümleri ile artık resmî  kanallar açısından da kesinleştiğini biliyoruz. Bu nedenle, Türkiye'de "ihtiyat" ilkesi gereği risk  değerlendirmesi ve planlanmasının hayata geçmesini sağlayacak tedbirlerin alınması ve güvenlik  altyapısının, hem Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin eki niteliğindeki  Biyogüvenlik Protokolü'nün 2004 yılında yürürlüğe sokulması nedeniyle hem de Anayasa'nın 56'ncı  maddesinde düzenlenen sağlıklı ve dengeli bir yaşama hakkı kapsamında oluşturulması gerekiyor. Bu  amaç doğrultusunda görüşmeye açılan biyogüvenlik yasası temel olarak üç noktada  değerlendirilebilir: Bunlardan ilki, gıda güvenliğinin sağlanmasıdır. Biyogüvenlik yasası, GDO'lu  ürünlerin ithalatının önünü açıyor, bu şekilde hem insan sağlığı hem de biyolojik çeşitlilik büyük bir  riske maruz bırakılıyor. GDO'ların, hayvan yemi ve diğer ürünler için de kullanılmaya devam etmesi  ve Türkiye üreticisinin ve tüketicisinin bu ürünlerin yarattığı belirlenemeyen risklere maruz kalması  gıda egemenliğimizi korumanın olanağını ortadan kaldırabiliyor. İkincisi, katılım araçlarının  sağlanması, biraz önce belirttiğim gibi. Bu ürünler hakkında alınacak kararların şeffaf, açık ve  katılımcı bir yönetim anlayışıyla halkın bilgilendirilmesi ve kararlara katılımını sağlayacak araçlardan  mahrum bırakılmaması gerekiyor. Buna karşın biyogüvenlik yasası. GDO'lar ın ülkeye girişiyle ilgili  izinleri Tanm ve Köyişleri Bakanlığına bağlı biyogüvenlik kuruluna bırakıyor. Biyogüvenlik  - 4 3 -
Sayfa 44 -
T B M M B : 7 4 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O : 3  Reis'i çok severiz, haritalar çıkarmıştır, meraklı insandır ama bilmeyiz ki daha sonra Kanuni onun  kafasını kestirmiştir, yani meraklı olmak iyi değildir. Bizim ülkemizde de bu konuda çok farklı  yaklaşımlar olmasına karşın, aslında karşıtlar eleştirilmesine rağmen, hâkim zihniyetin çok ideolojik  olduğunu bilmek gerek. Biraz önce CHP'li Vekil Arkadaşımız çok haklı olarak desteklerden bahsetti.  AB fonlarına baktığınızda AB içinde tarıma yönelik destekler ortada ama bu konu o kadar ideolojik  ki sermayeye destek verdiğinizde mesela adı "teşvik" oluyor, üreticiye destek verdiğinizde adı  "sübvansiyon" oluyor yani kötü oluyor. Aynı şey ama üreticiye mi gidiyor, tuzu kuru olanlara mı  gidiyor meselesinde farklı yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyoruz.  Kamuoyunda bu genetiği değiştirilmiş organizmalara ilişkin oluşan, güçlenen tedirginliğin ve bu  tedirginliğin her geçen gün daha da artmasına neden olan hukuki belirsizlik durumunun  sonlandırılması adına, işte bu biyogüvenlik yasasının ne denli büyük önem taşıdığını... Bütün  kamuoyu merakla bizi izliyor, buradaki katılımın tenhalığına rağmen. Bu nedenle, halkın genetiği  değiştirilmiş organizmalar konusunda bilgilendirilmesi kadar, biyogüvenlik yasasında bu ürünlerin  tehlike ve risklerine karşı etkin korunma araçlarının oluşturulması ve bu araçların hayata geçirilmesini  sağlayacak idari ve teknik altyapının sağlamlaştırılmasının da gerek bu ürünlerin Türkiye üreticisi ve  tüketicisi üzerinde yarattığı tehlikelere karşı direnme gücünün artırılması ve gerekse yasanın amacı  olan koruma işlevinin oluşturulması açısından da son derece büyük bir önemi olduğunu biliyoruz  ancak bu denli önemli ve diğer yandan da kamuoyunun merakının yüksek olduğu bir konuda  biyogüvenlik yasa taslağının halkın görüş ve bilgisine açık bir tartışma sürecinden geçmemesi ve  ilgili üretici ve tüketici örgütlerinin, ekoloji ve çevre örgütlerinin bu taslak hakkındaki görüşlerini  sunabilecekleri katılım araçlarını oluşturmadan yasanın Meclis gündemine gelmiş olması hakikaten  son derece üzüntü vericidir.  Henüz bilim dünyasının -bilimsel belirsizliğin egemen olduğu bir konu olarak- genetiği  değiştirilmiş organizmaların yaratacağı tehlikelerin neler olduğunu kestiremediğini biliyoruz. Bu  ürünlerin riskli olduğu ise gerek yapılan bilimsel açıklamalarla gerekse de Türkiye'nin taraf olduğu  sözleşmelerle ve henüz bir biyogüvenlik yasası olmadan yürürlüğe giren Gıda ve Yem Amaçlı  Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve  Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümleri ile artık resmî  kanallar açısından da kesinleştiğini biliyoruz. Bu nedenle, Türkiye'de "ihtiyat" ilkesi gereği risk  değerlendirmesi ve planlanmasının hayata geçmesini sağlayacak tedbirlerin alınması ve güvenlik  altyapısının, hem Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin eki niteliğindeki  Biyogüvenlik Protokolü'nün 2004 yılında yürürlüğe sokulması nedeniyle hem de Anayasa'nın 56'ncı  maddesinde düzenlenen sağlıklı ve dengeli bir yaşama hakkı kapsamında oluşturulması gerekiyor. Bu  amaç doğrultusunda görüşmeye açılan biyogüvenlik yasası temel olarak üç noktada  değerlendirilebilir: Bunlardan ilki, gıda güvenliğinin sağlanmasıdır. Biyogüvenlik yasası, GDO'lu  ürünlerin ithalatının önünü açıyor, bu şekilde hem insan sağlığı hem de biyolojik çeşitlilik büyük bir  riske maruz bırakılıyor. GDO'ların, hayvan yemi ve diğer ürünler için de kullanılmaya devam etmesi  ve Türkiye üreticisinin ve tüketicisinin bu ürünlerin yarattığı belirlenemeyen risklere maruz kalması  gıda egemenliğimizi korumanın olanağını ortadan kaldırabiliyor. İkincisi, katılım araçlarının  sağlanması, biraz önce belirttiğim gibi. Bu ürünler hakkında alınacak kararların şeffaf, açık ve  katılımcı bir yönetim anlayışıyla halkın bilgilendirilmesi ve kararlara katılımını sağlayacak araçlardan  mahrum bırakılmaması gerekiyor. Buna karşın biyogüvenlik yasası. GDO'lar ın ülkeye girişiyle ilgili  izinleri Tanm ve Köyişleri Bakanlığına bağlı biyogüvenlik kuruluna bırakıyor. Biyogüvenlik  - 4 3 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  kurulunda yer alacak bürokrat ve uzmanların nesnel ve kamu yararına uygun kararlar almasını  sağlayacak kriterlerin belirlenmesi ve alınan kararlann kamuoyu tarafından denetlenebilmesi için, bu  kurulda, ekoloji, tüketici ve üretici örgütlerinin temsilcilerinin yer alması gerekli oluyor.  Diğer yandan, Biyogüvenlik Kurulunun aldığı kararlann açıklanmayacağı da bu yasa tarafından  düzenleniyor. Oysaki Kurul kararlarının hukuka, tanmdaki ekonomik ve sosyal gerekliliklere,  ekolojik geleceğe etkilerinin değerlendirilebilmesi için bu kararların kamuoyuyla paylaşılması  gerekiyor. Bu nedenle, Kurul kararlarının tamamının demokratik bir biçimde toplumla paylaşılması  gerekiyor. Hani, açılım yapacaksak açılından bu zeminde de sürdürmekte fayda görülüyor.  Üçüncü nokta ise belki de en önemli ve de taslak metinde en çok dikkati çeken husus olarak  "ispat yükü" konusu gündemde. Biyogüvenlik yasası, GDO'lu ürünlerden doğan zararın ispatını  tüketici ve üretici üzerine bırakıyor. Oysaki bu ürünlerin kapalı kullanım koşullarından doğacak  zararlar ile transit ve nakil sırasında kontrolsüz şahmından kaynaklanacak sorunların bedelinin çok  ağır olacağını biliyoruz. Bu ürünlerin kapalı alan kullanımı, nakli ve transit geçişini isteyen şirketler,  bu ürünlerin zarar vermeyeceğini ispat ederek bu ürünlerle ilgili muamele yapabilmelidirler. Biraz  önce belirtilen yine, Cartagena Protokolü'ne ve Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf olan ülkemizin,  çağdaş hukuk devletinin kabul ettiği temel çevre hukuku ilkelerinden biri olarak ihtiyat ilkesini hayata  geçirmek ve yerli üretici ve tüketicisini korumak üzere, bu ilkenin ispat yükünün tersine çevrilmesi  olarak bilinen bu aracını yasa ile kabul etmesi gerekiyor. Ancak, taslakta bu hukukun göz ardı edildiği  yine bir kere daha görülüyor. Buna göre, bugün Türkiye'nin biyoçeşitliliğini koruyacak, gıda  güvenliğini, tarımsal geleceğini sağlayacak ve sağlıklı nesillerin gelişmesi inancını yeşertecek bir  biyogüvenlik yasasının, gıda egemenliği ekseninde, toplumun ve tarımın kamusal politikalarla  desteklenmesini talep edenlerin, fosil yakıtlardan vazgeçilmesini isteyenlerin, kentlerin kapitalist  dönüşümüne karşı yeni bir sürece hazırlanması gerektiğine inananların ve yaşamına sahip çıkanların  yanında bir tutum sergilenebilmesi için, GDO ticaretini güvence altına alan tanımlardan vazgeçmesi  ve insan, bitki, hayvan sağlığı, genetik çeşitlilik, biyolojik güvenlik temelinde yasanın tanımlarının  yeniden yazılması gerekli. Ben muhalefetin çok anlamlı eleştirileri doğrultusunda Hükümetin bunlan  dikkate alacağına inanmak istiyorum.  Başta GDO'ya Hayır Platformu olmak üzere örgütlü muhalefetin 2004 senesinden beri  çıkarılmasını istediği bu biyogüvenlik yasasının halk sağlığını ve çevreyi korumaktan uzak olduğunu,  yaşama, deneme-yanılma yöntemiyle görmememiz gerekiyor, önceden bu tedbirleri almamız  gerekiyor.  Bir uçağı yıllar önce bir tedhişçi kaçırdığı zaman çok büyük pazarlıklar oluyor, sonunda  güvenlikle o uçak yere iniyor. Bir gazeteci bir süre sonra fark ediyor ki o uçağın kaçınlması esnasında  bulunan çiftler bir süre sonra ayrılmışlar. "Niye aynlmışlar?" diye araştırdığında görüyor ki normal  zamanlarda görmedikleri tepkileri, bir tedhişçi uçağı kaçırdığında o tedhişçiyle yaptığı pazarlık,  yaltaklanmalar vesaire karşısında eşlerinin bugüne kadar hiç görmedikleri manzaralarıyla  karşılaşmaları ciddi ayrılmalara neden olmuş. Demek ki bir uçağın kaçırılmasına gerek kalmadan,  günlük yaşamımızda da -normal zamanlarda değil- riskli durumlarda, kriz zamanlarında insanlar  nasıl davranıyor, insanların farklı davranışlannı nasıl algılayacağız meselesi önemli. Bu konu da  böyle bir konu. Hakikaten, eğer bu konu üzerine hayatımız şekillenecekse... Demokrasi sadece bu  kuşaklara ilişkin bir vakıa değil, gelecek kuşaklann hayatıyla da ilgili kararlar alıyoruz ve bizler  aslında normal zamanlarda nasıl davrandığımızla değil, olağanüstü durumlarda, olağanüstü  gelişmelerde nasıl davrandığımızla bir samimiyet testinden geçiyomz. O yüzden, ben bir kere daha  - 4 4 -
Sayfa 45 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  kurulunda yer alacak bürokrat ve uzmanların nesnel ve kamu yararına uygun kararlar almasını  sağlayacak kriterlerin belirlenmesi ve alınan kararlann kamuoyu tarafından denetlenebilmesi için, bu  kurulda, ekoloji, tüketici ve üretici örgütlerinin temsilcilerinin yer alması gerekli oluyor.  Diğer yandan, Biyogüvenlik Kurulunun aldığı kararlann açıklanmayacağı da bu yasa tarafından  düzenleniyor. Oysaki Kurul kararlarının hukuka, tanmdaki ekonomik ve sosyal gerekliliklere,  ekolojik geleceğe etkilerinin değerlendirilebilmesi için bu kararların kamuoyuyla paylaşılması  gerekiyor. Bu nedenle, Kurul kararlarının tamamının demokratik bir biçimde toplumla paylaşılması  gerekiyor. Hani, açılım yapacaksak açılından bu zeminde de sürdürmekte fayda görülüyor.  Üçüncü nokta ise belki de en önemli ve de taslak metinde en çok dikkati çeken husus olarak  "ispat yükü" konusu gündemde. Biyogüvenlik yasası, GDO'lu ürünlerden doğan zararın ispatını  tüketici ve üretici üzerine bırakıyor. Oysaki bu ürünlerin kapalı kullanım koşullarından doğacak  zararlar ile transit ve nakil sırasında kontrolsüz şahmından kaynaklanacak sorunların bedelinin çok  ağır olacağını biliyoruz. Bu ürünlerin kapalı alan kullanımı, nakli ve transit geçişini isteyen şirketler,  bu ürünlerin zarar vermeyeceğini ispat ederek bu ürünlerle ilgili muamele yapabilmelidirler. Biraz  önce belirtilen yine, Cartagena Protokolü'ne ve Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf olan ülkemizin,  çağdaş hukuk devletinin kabul ettiği temel çevre hukuku ilkelerinden biri olarak ihtiyat ilkesini hayata  geçirmek ve yerli üretici ve tüketicisini korumak üzere, bu ilkenin ispat yükünün tersine çevrilmesi  olarak bilinen bu aracını yasa ile kabul etmesi gerekiyor. Ancak, taslakta bu hukukun göz ardı edildiği  yine bir kere daha görülüyor. Buna göre, bugün Türkiye'nin biyoçeşitliliğini koruyacak, gıda  güvenliğini, tarımsal geleceğini sağlayacak ve sağlıklı nesillerin gelişmesi inancını yeşertecek bir  biyogüvenlik yasasının, gıda egemenliği ekseninde, toplumun ve tarımın kamusal politikalarla  desteklenmesini talep edenlerin, fosil yakıtlardan vazgeçilmesini isteyenlerin, kentlerin kapitalist  dönüşümüne karşı yeni bir sürece hazırlanması gerektiğine inananların ve yaşamına sahip çıkanların  yanında bir tutum sergilenebilmesi için, GDO ticaretini güvence altına alan tanımlardan vazgeçmesi  ve insan, bitki, hayvan sağlığı, genetik çeşitlilik, biyolojik güvenlik temelinde yasanın tanımlarının  yeniden yazılması gerekli. Ben muhalefetin çok anlamlı eleştirileri doğrultusunda Hükümetin bunlan  dikkate alacağına inanmak istiyorum.  Başta GDO'ya Hayır Platformu olmak üzere örgütlü muhalefetin 2004 senesinden beri  çıkarılmasını istediği bu biyogüvenlik yasasının halk sağlığını ve çevreyi korumaktan uzak olduğunu,  yaşama, deneme-yanılma yöntemiyle görmememiz gerekiyor, önceden bu tedbirleri almamız  gerekiyor.  Bir uçağı yıllar önce bir tedhişçi kaçırdığı zaman çok büyük pazarlıklar oluyor, sonunda  güvenlikle o uçak yere iniyor. Bir gazeteci bir süre sonra fark ediyor ki o uçağın kaçınlması esnasında  bulunan çiftler bir süre sonra ayrılmışlar. "Niye aynlmışlar?" diye araştırdığında görüyor ki normal  zamanlarda görmedikleri tepkileri, bir tedhişçi uçağı kaçırdığında o tedhişçiyle yaptığı pazarlık,  yaltaklanmalar vesaire karşısında eşlerinin bugüne kadar hiç görmedikleri manzaralarıyla  karşılaşmaları ciddi ayrılmalara neden olmuş. Demek ki bir uçağın kaçırılmasına gerek kalmadan,  günlük yaşamımızda da -normal zamanlarda değil- riskli durumlarda, kriz zamanlarında insanlar  nasıl davranıyor, insanların farklı davranışlannı nasıl algılayacağız meselesi önemli. Bu konu da  böyle bir konu. Hakikaten, eğer bu konu üzerine hayatımız şekillenecekse... Demokrasi sadece bu  kuşaklara ilişkin bir vakıa değil, gelecek kuşaklann hayatıyla da ilgili kararlar alıyoruz ve bizler  aslında normal zamanlarda nasıl davrandığımızla değil, olağanüstü durumlarda, olağanüstü  gelişmelerde nasıl davrandığımızla bir samimiyet testinden geçiyomz. O yüzden, ben bir kere daha  - 4 4 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 5 - bütün bu yasanın değerlendirilmesi esnasında gelecek kuşaklara ilişkin yükümlülüğümüzü  unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Egemenliğin kaynağının halk olmasıyla halkın kendi  kendini yönetmesi ilkesi birbirini tamamlıyorsa yani biz Kenan Evrenler gibi düşünmüyorsak  "Egemenliğin kaynağı millettir ama halkın da sahipleri vardır." diye düşünmüyorsak yani uluslararası  tarım tekellerinden tatlandırıcı tekellerine değin halkın geleceğinin şekillendirilmesinde uluslararası  çıkar çevrelerinin değil kamu yararını esas alıyorsak, siyasetin de esası kamu yararından yana olmayı  gerektiriyorsa, bütün bu yasa teklifleri, tasarıları bizi bir samimiyet testinden geçiriyor. O yüzden  Meclis açılırken Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümünden bahsederken yani "Uluslararası tekellerin bir  dediği iki yapılmayacaksa biz Çanakkale'de bu kadar insanımızı niye zayi ettik?" diye emperyalizmin  güçleri muhtemelen düşünüyorlardır yani "Topla tüfekle değil, doğrudan kendi politikalarımızla  egemen oluyorsak biz niye bu kadar can yaktık?" diye. Çünkü uluslararası kuruluşlara sorduklarında  "Sizin en büyük gücünüz nedir?" diye "Bizim en büyük gücümüz, bizim gibi düşünen aydınlar ve  siyasetçiler."  Hani, Woody Ailen, Tanrı öyküsünde der: "Hep özgür olduğunuzu zannedersiniz ama hep  başkalarının beklediği gibi davranırsınız." Neden acaba hep başkalarının beklediği gibi davranıyorum,  neden bir kere olsun uluslararası tarım tekellerini, güç tekellerini şaşırtacak bir hareket içine  girmiyorum, sorusunu kendimize sormamız gerek.  Kemal Derviş'in bedeni başka tarafta ama ruhu burada. İktidarıyla muhalefetiyle, CHP destekli  Anasol-D İktidarından AKP İktidarına kadar bu neoliberal hegemonyayı bir türlü ters düz  edemiyoruz, bir türlü önceliklerimizi değiştiremiyoruz. Bunun en temel nedeni, başta üreticilerimiz  olmak üzere emeğiyle geçinen yurttaşlarımızın siyaset dışı kalmasıdır. Doğrudan emeğiyle geçinen  yurttaşlarımızın, üreticilerimizin siyaset dışı kalmasının nedeni, yine bu Meclisin ittifakla belirlediği  yüzde 10 barajı, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve diğerleridir. O yüzden ekmekle demokrasi  arasındaki mücadele, ilişki iç içedir. Demokrasinin kanallarını açacağız ki daha çok çiftçimiz, daha  çok üreticimiz siyasete dâhil olsunlar ve farklı bir Türkiye, farklı bir tarım olacağını kestirebilsinler.  Biz, 2010 yılında, toplumsal muhalefet örgütleriyle, İstanbul'da "İstanbul Avrupa Sosyal  Forumu"nu şekillendireceğiz. "Başka bir Avrupa mümkün." diyenler ile "Başka bir Türkiye  mümkün." diyenler, Türkiye'nin tanm politikasını, dünyada iflas eden, küresel krizle beraber iflas  eden neoliberal hegemonyaya secde edenleri ama buna karşı alternatif arayışlannın barajlarla, Siyasi  Partiler Yasası ve 12 Eylül rejimi Anayasası'yla engellenenlerin aslında güç birliğinin çok önemli  olduğunu göreceğiz.  Alice Harikalar Ülkesi, çocukluğumuzda okuduğumuz bir kitaptı. Aynadan geçtikten sonra Alice  yanındaki tavşana sordu: "Şimdi nereye gidiyoruz?" Tavşan da ona dedi ki: "Bu, nereye gitmek  istediğine bağlı." Eğer biz nereye gitmek istediğimiz konusunda halkın iradesini esas alarak,  toplumsal muhalefet örgütlerinin iradesini esas alarak tutum alırsak bu yasalar da büyük ölçüde bu  doğrultuda şekillenir. Aksi takdirde, halkın iradesi ile var olan yasalar çeliştiği zaman bunu çözecek  merci de seçimlerdir. Haliyle 2011 seçimlerinde yurttaşlar, uluslararası tanm tekelleri mi esas alınmış  çiftçimiz mi esas alınmış, uluslararası tarım tatlandıncı lobisi mi esas alınmış yurttaşımız mı esas  alınmış, bunu değerlendirecektir. Bize düşen görev de siyasette alternatifsiz bırakmamaktır yurttaşlan.  AKP'ye karşı alternatifin, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük eksenini savunan, eşitlikçi,  özgürlükçü bir siyaset seçeneğiyle şekilleneceğine inanıyorum ve bu yasanın bu doğrultuda  şekillenmesinin yurttaşlanmıza soluk aldıracağını düşünüyorum.  Barış ve Demokrasi Partisi adına hepinize saygılanmı sunuyorum.
Sayfa 46 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 5 - bütün bu yasanın değerlendirilmesi esnasında gelecek kuşaklara ilişkin yükümlülüğümüzü  unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Egemenliğin kaynağının halk olmasıyla halkın kendi  kendini yönetmesi ilkesi birbirini tamamlıyorsa yani biz Kenan Evrenler gibi düşünmüyorsak  "Egemenliğin kaynağı millettir ama halkın da sahipleri vardır." diye düşünmüyorsak yani uluslararası  tarım tekellerinden tatlandırıcı tekellerine değin halkın geleceğinin şekillendirilmesinde uluslararası  çıkar çevrelerinin değil kamu yararını esas alıyorsak, siyasetin de esası kamu yararından yana olmayı  gerektiriyorsa, bütün bu yasa teklifleri, tasarıları bizi bir samimiyet testinden geçiriyor. O yüzden  Meclis açılırken Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümünden bahsederken yani "Uluslararası tekellerin bir  dediği iki yapılmayacaksa biz Çanakkale'de bu kadar insanımızı niye zayi ettik?" diye emperyalizmin  güçleri muhtemelen düşünüyorlardır yani "Topla tüfekle değil, doğrudan kendi politikalarımızla  egemen oluyorsak biz niye bu kadar can yaktık?" diye. Çünkü uluslararası kuruluşlara sorduklarında  "Sizin en büyük gücünüz nedir?" diye "Bizim en büyük gücümüz, bizim gibi düşünen aydınlar ve  siyasetçiler."  Hani, Woody Ailen, Tanrı öyküsünde der: "Hep özgür olduğunuzu zannedersiniz ama hep  başkalarının beklediği gibi davranırsınız." Neden acaba hep başkalarının beklediği gibi davranıyorum,  neden bir kere olsun uluslararası tarım tekellerini, güç tekellerini şaşırtacak bir hareket içine  girmiyorum, sorusunu kendimize sormamız gerek.  Kemal Derviş'in bedeni başka tarafta ama ruhu burada. İktidarıyla muhalefetiyle, CHP destekli  Anasol-D İktidarından AKP İktidarına kadar bu neoliberal hegemonyayı bir türlü ters düz  edemiyoruz, bir türlü önceliklerimizi değiştiremiyoruz. Bunun en temel nedeni, başta üreticilerimiz  olmak üzere emeğiyle geçinen yurttaşlarımızın siyaset dışı kalmasıdır. Doğrudan emeğiyle geçinen  yurttaşlarımızın, üreticilerimizin siyaset dışı kalmasının nedeni, yine bu Meclisin ittifakla belirlediği  yüzde 10 barajı, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve diğerleridir. O yüzden ekmekle demokrasi  arasındaki mücadele, ilişki iç içedir. Demokrasinin kanallarını açacağız ki daha çok çiftçimiz, daha  çok üreticimiz siyasete dâhil olsunlar ve farklı bir Türkiye, farklı bir tarım olacağını kestirebilsinler.  Biz, 2010 yılında, toplumsal muhalefet örgütleriyle, İstanbul'da "İstanbul Avrupa Sosyal  Forumu"nu şekillendireceğiz. "Başka bir Avrupa mümkün." diyenler ile "Başka bir Türkiye  mümkün." diyenler, Türkiye'nin tanm politikasını, dünyada iflas eden, küresel krizle beraber iflas  eden neoliberal hegemonyaya secde edenleri ama buna karşı alternatif arayışlannın barajlarla, Siyasi  Partiler Yasası ve 12 Eylül rejimi Anayasası'yla engellenenlerin aslında güç birliğinin çok önemli  olduğunu göreceğiz.  Alice Harikalar Ülkesi, çocukluğumuzda okuduğumuz bir kitaptı. Aynadan geçtikten sonra Alice  yanındaki tavşana sordu: "Şimdi nereye gidiyoruz?" Tavşan da ona dedi ki: "Bu, nereye gitmek  istediğine bağlı." Eğer biz nereye gitmek istediğimiz konusunda halkın iradesini esas alarak,  toplumsal muhalefet örgütlerinin iradesini esas alarak tutum alırsak bu yasalar da büyük ölçüde bu  doğrultuda şekillenir. Aksi takdirde, halkın iradesi ile var olan yasalar çeliştiği zaman bunu çözecek  merci de seçimlerdir. Haliyle 2011 seçimlerinde yurttaşlar, uluslararası tanm tekelleri mi esas alınmış  çiftçimiz mi esas alınmış, uluslararası tarım tatlandıncı lobisi mi esas alınmış yurttaşımız mı esas  alınmış, bunu değerlendirecektir. Bize düşen görev de siyasette alternatifsiz bırakmamaktır yurttaşlan.  AKP'ye karşı alternatifin, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük eksenini savunan, eşitlikçi,  özgürlükçü bir siyaset seçeneğiyle şekilleneceğine inanıyorum ve bu yasanın bu doğrultuda  şekillenmesinin yurttaşlanmıza soluk aldıracağını düşünüyorum.  Barış ve Demokrasi Partisi adına hepinize saygılanmı sunuyorum.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 4 6 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uras.  Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Edime Milletvekili Necdet Budak. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Budak.  AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edime) - Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış  bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Genetik mühendisliği veya DNA teknolojisi 1970'li yıllarda uygulamaya girmiş bir teknolojidir.  Doğal yollarla gen değişimi mümkün olmayan canlı organizmalar arasında gen teknolojisi aracılığıyla  gen transferi yapılarak elde edilmiş canlılara "genetiği değiştirilmiş organizma" yani "GDO"  denilmektedir. Biyogüvenlik ise GDO'lann doğada bulunan diğer canlılara, onların devamlılığına  ve çeşitliliğine yani biyolojik çeşitliliğe ve insan sağlığına zarar vermeden kullanılabilmesi için  oluşturulmuş kurallar ve tedbirler sistemidir.  GDO'lann dünyadaki dummuna bakacak olursak, GDO'lan üretmedeki genel amaç, tarımsal  ürünleri hastalıklara ve zararlılara karşı kommak ve bu sayede tarımsal ilaçlamada ekonomik  avantajlar sağlamaktır. Genetiği değiştirilmiş organizmalann ticarete konu olan en yaygın ürünleri  mısır, soya fasulyesi, kanola ve pamuktur. Bu ürünlerin dünyada ekimi hızla artmaktadır. 2008 yılı  itibarıyla dünyada Amerika, Arjantin, Brezilya, Hindistan, Kanada, Çin ve Paraguay olmak üzere  yirmi beş ülkede GDO'lu ürünler ekilmektedir. GDO'lu bitkilerin ekildiği toplam arazi -on iki yıllık  artışla- 125 milyon hektara ulaşmıştır ve giderek artmaktadır. Amerika'da soya ekim alanlarının,  soyada yüzde 90 i GDOİudur.  Dünyadaki bu artışla beraber, dünyada birçok ülke de aynı zamanda GDO'lu ürünlerden oluşan  gıdalara karşı oldukça koruyucu tedbirler almakta ve yasal düzenlemeler getirmektedir. GDO'lu  ürünlerin küresel tarım ekonomisindeki payı 1996 yılında 115 milyon dolar iken 2007 itibarıyla  yaklaşık 7 milyar dolara ulaşmıştır ve bu trend giderek de artmaktadır ve bugün itibarıyla  hesapladığımızda, Amerika'da son on yıl içerisinde GDO'lu ürünlerin ülke ekonomisine katkısı  16 milyar dolardır. GDO'lu ürünlerin avantajlı olduğu iddialarına karşı bu ürünler için karşı tezler de  ortaya konulmaktadır bilim dünyasında. Örneğin, GDO'lu bitkiler için de tarımsal ilaç kullanıldığı  ve bunun kullanımının GDO'suz ürünlere göre daha fazla miktarda olduğu yönünde araştırmalar  yayınlanmıştır. Yine GDO'lann iddia edildiği gibi tanmda verimlilik ve üretim artışı sağlamadığı  yönünde de araştırmalar mevcuttur.  Değerli arkadaşlar, bilim hangi alanda olursa olsun karşı tezler ile çürütülmeye çalışılabilir ya  da yeni çalışmalar geliştirilebilir. Onun için de bütün bu yazılara, raporlara ve çalışmalara doğru ya  da yanlış diyemeyiz. Çünkü bütün bunları yapmaya başlarken hedefinizin ne olduğu ve dünyaya  nasıl, nereden baktığınız çok önemlidir.  GDOİara karşı ülkelerin farklı pozisyon almalarının çeşitli sebepleri vardır. Bu yaklaşım  farklılıklarının başında ülkedeki kamuoyu gücü gelmektedir. Özellikle Avrupa'da hâlen GDO'lann  yol açabileceği muhtemel sağlık risklerini öne çıkaran güçlü bir sivil muhalefet mevcuttur ve bu  muhalefetten dolayı yasal düzenleme yapmak siyasi açıdan riskli görülmektedir.  Etik kaygılar kapsamında dünyada değerlendirdiğimizde öne çıkan üç tane önemli tartışma  konusu vardır: Birincisi, genelde modem zirai teknolojinin, özelde ise GDO ve daha spesifik olarak  transgenik canlıların tarımsal hedefleri yakalamak için gerekli olup olmadığı yoğun olarak
Sayfa 47 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 4 6 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uras.  Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Edime Milletvekili Necdet Budak. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Budak.  AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edime) - Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış  bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Genetik mühendisliği veya DNA teknolojisi 1970'li yıllarda uygulamaya girmiş bir teknolojidir.  Doğal yollarla gen değişimi mümkün olmayan canlı organizmalar arasında gen teknolojisi aracılığıyla  gen transferi yapılarak elde edilmiş canlılara "genetiği değiştirilmiş organizma" yani "GDO"  denilmektedir. Biyogüvenlik ise GDO'lann doğada bulunan diğer canlılara, onların devamlılığına  ve çeşitliliğine yani biyolojik çeşitliliğe ve insan sağlığına zarar vermeden kullanılabilmesi için  oluşturulmuş kurallar ve tedbirler sistemidir.  GDO'lann dünyadaki dummuna bakacak olursak, GDO'lan üretmedeki genel amaç, tarımsal  ürünleri hastalıklara ve zararlılara karşı kommak ve bu sayede tarımsal ilaçlamada ekonomik  avantajlar sağlamaktır. Genetiği değiştirilmiş organizmalann ticarete konu olan en yaygın ürünleri  mısır, soya fasulyesi, kanola ve pamuktur. Bu ürünlerin dünyada ekimi hızla artmaktadır. 2008 yılı  itibarıyla dünyada Amerika, Arjantin, Brezilya, Hindistan, Kanada, Çin ve Paraguay olmak üzere  yirmi beş ülkede GDO'lu ürünler ekilmektedir. GDO'lu bitkilerin ekildiği toplam arazi -on iki yıllık  artışla- 125 milyon hektara ulaşmıştır ve giderek artmaktadır. Amerika'da soya ekim alanlarının,  soyada yüzde 90 i GDOİudur.  Dünyadaki bu artışla beraber, dünyada birçok ülke de aynı zamanda GDO'lu ürünlerden oluşan  gıdalara karşı oldukça koruyucu tedbirler almakta ve yasal düzenlemeler getirmektedir. GDO'lu  ürünlerin küresel tarım ekonomisindeki payı 1996 yılında 115 milyon dolar iken 2007 itibarıyla  yaklaşık 7 milyar dolara ulaşmıştır ve bu trend giderek de artmaktadır ve bugün itibarıyla  hesapladığımızda, Amerika'da son on yıl içerisinde GDO'lu ürünlerin ülke ekonomisine katkısı  16 milyar dolardır. GDO'lu ürünlerin avantajlı olduğu iddialarına karşı bu ürünler için karşı tezler de  ortaya konulmaktadır bilim dünyasında. Örneğin, GDO'lu bitkiler için de tarımsal ilaç kullanıldığı  ve bunun kullanımının GDO'suz ürünlere göre daha fazla miktarda olduğu yönünde araştırmalar  yayınlanmıştır. Yine GDO'lann iddia edildiği gibi tanmda verimlilik ve üretim artışı sağlamadığı  yönünde de araştırmalar mevcuttur.  Değerli arkadaşlar, bilim hangi alanda olursa olsun karşı tezler ile çürütülmeye çalışılabilir ya  da yeni çalışmalar geliştirilebilir. Onun için de bütün bu yazılara, raporlara ve çalışmalara doğru ya  da yanlış diyemeyiz. Çünkü bütün bunları yapmaya başlarken hedefinizin ne olduğu ve dünyaya  nasıl, nereden baktığınız çok önemlidir.  GDOİara karşı ülkelerin farklı pozisyon almalarının çeşitli sebepleri vardır. Bu yaklaşım  farklılıklarının başında ülkedeki kamuoyu gücü gelmektedir. Özellikle Avrupa'da hâlen GDO'lann  yol açabileceği muhtemel sağlık risklerini öne çıkaran güçlü bir sivil muhalefet mevcuttur ve bu  muhalefetten dolayı yasal düzenleme yapmak siyasi açıdan riskli görülmektedir.  Etik kaygılar kapsamında dünyada değerlendirdiğimizde öne çıkan üç tane önemli tartışma  konusu vardır: Birincisi, genelde modem zirai teknolojinin, özelde ise GDO ve daha spesifik olarak  transgenik canlıların tarımsal hedefleri yakalamak için gerekli olup olmadığı yoğun olarak  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 7 - tartışılmaktadır. Tartışma, birbirine âdeta tamamen zıt iki kutuptur. İki farklı ve marjinal yaklaşımın  gölgesinde bu tartışmalar devam etmektedir. Taraflardan biri, bu teknolojileri, dünyada açlık sorununu  bertaraf edecek anahtar teknoloji olarak görmektedir. Diğeri ise söz konusu teknolojilerin sadece bir  hayal ürünü olduğunu savunmaktadır.  Tarımsal sorunların başında gelen açlık sorunu sosyal bir sorundur. Dolayısıyla açlık sorunu,  gıda eksikliğinden ziyade onun dünyada paylaşımıyla ilgilidir. Bu sorunun çözümü, siyasi ve sosyal  platformlardır.  İkinci tartışma konusu, bitkilerin geliştirilmesinde genetik müdahalenin meşru olup olmadığı  tartışmasıdır. Meşruiyet eleştirisi, dinen "Yaratıcı'nin işine karışıldığı" düşüncesi, çevrecilerin "doğal  yapıya müdahale" itirazı ve Alman düşünür Peter Sloterdijk'in "insanın haddini aşması" olarak  betimlediği felsefi duruşa dayanmaktadır.  Son tartışma ise tarımsal GDO'ların geniş sahalarda ekiminin sonuçlarıdır. Sosyoekonomik  kapsamda devam eden bu tartışmaların en önemli noktası GDO'lann mülkiyeti tartışmasıdır. GDO  tarımsal ürünlerin büyük çoğunluğunun önemli şirketlerin tekelinde, patentlerinin ve mülkiyet  haklarının tekelinde olması dünyada ciddi bir tartışma konusudur ve dünyada tarımsal sistemler için  ciddi bir sosyal sorun olarak ortada durmaktadır.  Etik kaygılar kapsamında dile getirilen diğer bir tartışma başlığı ise GDO'ların yol açabileceği  muhtemel sağlık sorunları riskidir. Gündemi en çok işgal eden ve GDO'lu ürünlerin birçok ülke  tarafından yasaklanmasının da temel sebebidir. GDO'lu ürünlerin neredeyse tamamına kendisinde var  olmayan genler eklendiği için bu genlerden kısa, orta ve uzun vadede bir dizi sorun oluşturma  potansiyeli mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü bu riskleri, yapılan değişmelerin zehirlenmelere sebep  olma ihtimali, alerji oluşturma ihtimali, besleyici ya da toksik etkisi olabilme ihtimali, aktarılan genin  stabilitesi ve gen eklenmesinin yan etkileri olarak sınıflandırmıştır.  Biz bu Parlamento çatısı altında, iktidarı muhalefetiyle bütün milletvekilleri olarak ve  Hükümetimiz, dünyadaki bu gelişmelerin böyle olduğunu bilmek, takip etmek ve buna göre  Türkiye'nin ulusal biyogüvenliği konusunda pozisyon almak zorundayız. Tabii ki GDO'lu üretimle  ilgili birtakım iddialar ve bunun karşısındaki bilimsel açıklamalar yapılmakta. Kamuoyunun ve  tüketicilerin GDO'lara karşın ne algıladıkları ile bilimsel çalışmalar arasında ciddi bir makas vardır.  Tartışmalara çoğu kez ideolojik tavırlar girmekte, bu durumda kamuoyuyla meslek odaları, tüketici  demekleri ve çevreci örgütlerin sağlıklı bir diyalog kurması engellenmektedir.  GDO oldukça tartışmalı bir teknolojidir ve somut etkilerinin görülebilmesi için uzun bir zamana  ihtiyaç vardır. GDO sorunu aynı zamanda bir biyogüvenlik, biyoçeşitlilik, sağlıklı insan, hayvan,  çevre, ayrıca tekelleşme ve âdeta bir demokrasi sorunu olarak da değerlendirilmektedir. Ancak şunu  da kabul edelim ki bu gelişmeleri ne yaparsak yapalım dünyada çok ciddi bir ilerleme var ve canlıların  hayatından artık GDO'yu çıkartmak da mümkün değildir ve 2l'inci yüzyıla biyoteknoloji ve  nanoteknoloji kendi damgasını vurmaktadır. Bu nedenle, bizim, Türkiye olarak biyoteknoloji ve  nanoteknoloji alanında bilimsel anlamda bunları gündemimize almamız, öncelik vermemiz de  gerekmektedir, bunu da bir kenara atmamız mümkün değildir.  Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin GDO'lara ilişkin mevzuatı 1990'lı yıllarda uygulamaya  girmiştir. Bu spesifik mevzuatın iki temel amacı vardır. Birincisi insan ve çevre sağlığının korunması,  ikincisi ise güvenli GDO'lann Avrupa Birliğinde serbest dolaşımının sağlanmasıdır. Avrupa Birliği,  GDO'lara ilişkin ayrıntılı ve katı kurallar içeren bir mevzuata sahiptir. Bu yaklaşımda, Avrupa
Sayfa 48 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 7 - tartışılmaktadır. Tartışma, birbirine âdeta tamamen zıt iki kutuptur. İki farklı ve marjinal yaklaşımın  gölgesinde bu tartışmalar devam etmektedir. Taraflardan biri, bu teknolojileri, dünyada açlık sorununu  bertaraf edecek anahtar teknoloji olarak görmektedir. Diğeri ise söz konusu teknolojilerin sadece bir  hayal ürünü olduğunu savunmaktadır.  Tarımsal sorunların başında gelen açlık sorunu sosyal bir sorundur. Dolayısıyla açlık sorunu,  gıda eksikliğinden ziyade onun dünyada paylaşımıyla ilgilidir. Bu sorunun çözümü, siyasi ve sosyal  platformlardır.  İkinci tartışma konusu, bitkilerin geliştirilmesinde genetik müdahalenin meşru olup olmadığı  tartışmasıdır. Meşruiyet eleştirisi, dinen "Yaratıcı'nin işine karışıldığı" düşüncesi, çevrecilerin "doğal  yapıya müdahale" itirazı ve Alman düşünür Peter Sloterdijk'in "insanın haddini aşması" olarak  betimlediği felsefi duruşa dayanmaktadır.  Son tartışma ise tarımsal GDO'ların geniş sahalarda ekiminin sonuçlarıdır. Sosyoekonomik  kapsamda devam eden bu tartışmaların en önemli noktası GDO'lann mülkiyeti tartışmasıdır. GDO  tarımsal ürünlerin büyük çoğunluğunun önemli şirketlerin tekelinde, patentlerinin ve mülkiyet  haklarının tekelinde olması dünyada ciddi bir tartışma konusudur ve dünyada tarımsal sistemler için  ciddi bir sosyal sorun olarak ortada durmaktadır.  Etik kaygılar kapsamında dile getirilen diğer bir tartışma başlığı ise GDO'ların yol açabileceği  muhtemel sağlık sorunları riskidir. Gündemi en çok işgal eden ve GDO'lu ürünlerin birçok ülke  tarafından yasaklanmasının da temel sebebidir. GDO'lu ürünlerin neredeyse tamamına kendisinde var  olmayan genler eklendiği için bu genlerden kısa, orta ve uzun vadede bir dizi sorun oluşturma  potansiyeli mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü bu riskleri, yapılan değişmelerin zehirlenmelere sebep  olma ihtimali, alerji oluşturma ihtimali, besleyici ya da toksik etkisi olabilme ihtimali, aktarılan genin  stabilitesi ve gen eklenmesinin yan etkileri olarak sınıflandırmıştır.  Biz bu Parlamento çatısı altında, iktidarı muhalefetiyle bütün milletvekilleri olarak ve  Hükümetimiz, dünyadaki bu gelişmelerin böyle olduğunu bilmek, takip etmek ve buna göre  Türkiye'nin ulusal biyogüvenliği konusunda pozisyon almak zorundayız. Tabii ki GDO'lu üretimle  ilgili birtakım iddialar ve bunun karşısındaki bilimsel açıklamalar yapılmakta. Kamuoyunun ve  tüketicilerin GDO'lara karşın ne algıladıkları ile bilimsel çalışmalar arasında ciddi bir makas vardır.  Tartışmalara çoğu kez ideolojik tavırlar girmekte, bu durumda kamuoyuyla meslek odaları, tüketici  demekleri ve çevreci örgütlerin sağlıklı bir diyalog kurması engellenmektedir.  GDO oldukça tartışmalı bir teknolojidir ve somut etkilerinin görülebilmesi için uzun bir zamana  ihtiyaç vardır. GDO sorunu aynı zamanda bir biyogüvenlik, biyoçeşitlilik, sağlıklı insan, hayvan,  çevre, ayrıca tekelleşme ve âdeta bir demokrasi sorunu olarak da değerlendirilmektedir. Ancak şunu  da kabul edelim ki bu gelişmeleri ne yaparsak yapalım dünyada çok ciddi bir ilerleme var ve canlıların  hayatından artık GDO'yu çıkartmak da mümkün değildir ve 2l'inci yüzyıla biyoteknoloji ve  nanoteknoloji kendi damgasını vurmaktadır. Bu nedenle, bizim, Türkiye olarak biyoteknoloji ve  nanoteknoloji alanında bilimsel anlamda bunları gündemimize almamız, öncelik vermemiz de  gerekmektedir, bunu da bir kenara atmamız mümkün değildir.  Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin GDO'lara ilişkin mevzuatı 1990'lı yıllarda uygulamaya  girmiştir. Bu spesifik mevzuatın iki temel amacı vardır. Birincisi insan ve çevre sağlığının korunması,  ikincisi ise güvenli GDO'lann Avrupa Birliğinde serbest dolaşımının sağlanmasıdır. Avrupa Birliği,  GDO'lara ilişkin ayrıntılı ve katı kurallar içeren bir mevzuata sahiptir. Bu yaklaşımda, Avrupa  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 4 8 - pazarlarının GDO'lara tam olarak açılması hâlinde yerli üreticilerinin zora gireceği, Amerika-Avrupa  Birliği ticaret dengesinin Avrupa Birliği aleyhine bozulacağı gibi nedenler yatmaktadır. Bu anlamda  birçok AB ülkesi, GDO'lu ürünlerin ekimine, gıda güvenliği yerine çevre argümanlarını, mevzuatında  yer alan GDO'dan ari bölgeler oluşturma imkânını öne sürerek izin vermemektedir.  Avrupa'daki durumu irdeledikten sonra, ülkemizdeki durumu tartışalım:  Sayın milletvekilleri, ülkemizde biyoteknoloji çalışmalan, üniversiteler ile Tarım ve Köyişleri  Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne bağlı araştırma enstitülerinde yapılmaktadır.  Mevcut çalışmalar herhangi bir üründe GDO'lu ürün elde edilebilecek düzeye gelmemekle birlikte,  çalışmalann büyük bir çoğunluğu teşhis ve karakterizasyon ağırlıklı olarak yapılmaktadır.  Öte yandan, Türkiye, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne ek olarak hazırlanan  Biyogüvenlik Protokolü'ne taraf olmuştur, 2004 yılında da imzalamıştır. Bu Protokol'ün amacı,  biyoteknolojinin dünyanın doğal kaynaklarına verebileceği zararı en aza indirmek ve yaşayan  modifıye organizmaları içeren ürünlerin ticaretini düzenlemektir.  Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız tarafından GDO'lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı ve  denetimine ilişkin bir yönetmeliğin son günlerde çıkartılmış olması, ülkemiz kamuoyunda GDO  konusundaki tartışmaların hızlanmasına neden olmuştur. Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce  ülkemizde GDO'lu ürünler konusunda sadece beyan esasına dayalı denetim ve kontrol mekanizması  uygulanıyordu, "ürün GDO'lu" denildiği takdirde ürünün girişi engellenebiliyordu. Ancak GDO  konusunda bir düzenleme bulunmadığı takdirde engelleme yapıldığı zaman bunun Dünya Ticaret  Örgütüne de şikâyet konusu olması söz konusudur.  Danıştay, Yönetmelik'in yürütülmesinin durdurulmasını, Yönetmelik'in herhangi bir yasaya  dayanmaksızın çıkarılmasına bağlamıştır. Her ne kadar Bakanlığın itirazını yerinde bulan Danıştay  geri adım atmış olsa bile Hükümetimiz tarafından Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın çıkarılması önem  arz etmektedir. Bu tasarı biyogüvenlik alanında Türkiye'de ilk yasadır. Bu manada bir ilk ve çerçeve  kanun olacaktır. Hâl böyle iken, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, ülkemizin AB'ye uyum süreci  ile ülkemizin bu konudaki ihtiyaçları dikkate alınarak, ihtiyatlılık ilkesine dayanılarak Biyogüvenlik  Kanun Tasarısı hazırlanmıştır. Avrupa Birliği müktesebatına uyum kapsamında GDO'lann çevreye  kasıtlı salınımıyla ilgili Avrupa Birliği regülasyonu için uyum süremiz 2010 yılı olarak planlanmıştır.  Bunlar ulusal programda ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın stratejilerinde ortaya konmuş  taahhütlerdir. Burada arkadaşlarımızın dediği gibi, geç kalınmış vesaire değil, bunu Hükümetimiz  taahhüt edilen zaman içerisinde gerçekleştirmektedir.  Türkiye'de GDO'larla ilgili çok yoğun tartışmalar olmasına rağmen, tartışmaları beslemesi  gereken, açıklama getirmesi gereken yetkin, bilgi sahibi, tecrübe sahibi insanlar maalesef  kamuoyunda tartışmalara pek katılmamıştır ve bu anlamda bilim adamı sayısının da yeterli olduğunu  söylemek mümkün değildir. Bu anlamda tartışmaların retorik ve bıktıran bir tekrara dayanması  şaşırtıcı değildir. Bu tartışmalar zihin kanşıklığına yol açmaktadır.  Aynca, GDO'lann sebep olabileceği olası sağlık riskleri nedeniyle ekonomik açıdan gelişmiş  toplumlarda bu teknolojilere karşı güçlü bir sosyal muhalefet mevcuttur ve bu muhalefetin ülkemizde  yansımaları oldukça etkilidir ancak Türkiye'de bu muhalefetin şiddetini artıran asıl faktör, GDO  konusunun etkin siyasi muhalefet için çok işlevsel olmasıdır. GDO'lann çok yoğun bir kaygıyla  karşılanmasının altında bu tür bir siyasi araç olarak kullanılmasının etkisi göz ardı edilmemelidir.  Dolayısıyla da bu kanun ülkemizin birçok koşullarını dikkate alarak hazırlanmış olup, ülkemizin
Sayfa 49 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 4 8 - pazarlarının GDO'lara tam olarak açılması hâlinde yerli üreticilerinin zora gireceği, Amerika-Avrupa  Birliği ticaret dengesinin Avrupa Birliği aleyhine bozulacağı gibi nedenler yatmaktadır. Bu anlamda  birçok AB ülkesi, GDO'lu ürünlerin ekimine, gıda güvenliği yerine çevre argümanlarını, mevzuatında  yer alan GDO'dan ari bölgeler oluşturma imkânını öne sürerek izin vermemektedir.  Avrupa'daki durumu irdeledikten sonra, ülkemizdeki durumu tartışalım:  Sayın milletvekilleri, ülkemizde biyoteknoloji çalışmalan, üniversiteler ile Tarım ve Köyişleri  Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne bağlı araştırma enstitülerinde yapılmaktadır.  Mevcut çalışmalar herhangi bir üründe GDO'lu ürün elde edilebilecek düzeye gelmemekle birlikte,  çalışmalann büyük bir çoğunluğu teşhis ve karakterizasyon ağırlıklı olarak yapılmaktadır.  Öte yandan, Türkiye, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne ek olarak hazırlanan  Biyogüvenlik Protokolü'ne taraf olmuştur, 2004 yılında da imzalamıştır. Bu Protokol'ün amacı,  biyoteknolojinin dünyanın doğal kaynaklarına verebileceği zararı en aza indirmek ve yaşayan  modifıye organizmaları içeren ürünlerin ticaretini düzenlemektir.  Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız tarafından GDO'lu ürünlerin ithalatı, işlenmesi, ihracatı ve  denetimine ilişkin bir yönetmeliğin son günlerde çıkartılmış olması, ülkemiz kamuoyunda GDO  konusundaki tartışmaların hızlanmasına neden olmuştur. Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce  ülkemizde GDO'lu ürünler konusunda sadece beyan esasına dayalı denetim ve kontrol mekanizması  uygulanıyordu, "ürün GDO'lu" denildiği takdirde ürünün girişi engellenebiliyordu. Ancak GDO  konusunda bir düzenleme bulunmadığı takdirde engelleme yapıldığı zaman bunun Dünya Ticaret  Örgütüne de şikâyet konusu olması söz konusudur.  Danıştay, Yönetmelik'in yürütülmesinin durdurulmasını, Yönetmelik'in herhangi bir yasaya  dayanmaksızın çıkarılmasına bağlamıştır. Her ne kadar Bakanlığın itirazını yerinde bulan Danıştay  geri adım atmış olsa bile Hükümetimiz tarafından Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın çıkarılması önem  arz etmektedir. Bu tasarı biyogüvenlik alanında Türkiye'de ilk yasadır. Bu manada bir ilk ve çerçeve  kanun olacaktır. Hâl böyle iken, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü, ülkemizin AB'ye uyum süreci  ile ülkemizin bu konudaki ihtiyaçları dikkate alınarak, ihtiyatlılık ilkesine dayanılarak Biyogüvenlik  Kanun Tasarısı hazırlanmıştır. Avrupa Birliği müktesebatına uyum kapsamında GDO'lann çevreye  kasıtlı salınımıyla ilgili Avrupa Birliği regülasyonu için uyum süremiz 2010 yılı olarak planlanmıştır.  Bunlar ulusal programda ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızın stratejilerinde ortaya konmuş  taahhütlerdir. Burada arkadaşlarımızın dediği gibi, geç kalınmış vesaire değil, bunu Hükümetimiz  taahhüt edilen zaman içerisinde gerçekleştirmektedir.  Türkiye'de GDO'larla ilgili çok yoğun tartışmalar olmasına rağmen, tartışmaları beslemesi  gereken, açıklama getirmesi gereken yetkin, bilgi sahibi, tecrübe sahibi insanlar maalesef  kamuoyunda tartışmalara pek katılmamıştır ve bu anlamda bilim adamı sayısının da yeterli olduğunu  söylemek mümkün değildir. Bu anlamda tartışmaların retorik ve bıktıran bir tekrara dayanması  şaşırtıcı değildir. Bu tartışmalar zihin kanşıklığına yol açmaktadır.  Aynca, GDO'lann sebep olabileceği olası sağlık riskleri nedeniyle ekonomik açıdan gelişmiş  toplumlarda bu teknolojilere karşı güçlü bir sosyal muhalefet mevcuttur ve bu muhalefetin ülkemizde  yansımaları oldukça etkilidir ancak Türkiye'de bu muhalefetin şiddetini artıran asıl faktör, GDO  konusunun etkin siyasi muhalefet için çok işlevsel olmasıdır. GDO'lann çok yoğun bir kaygıyla  karşılanmasının altında bu tür bir siyasi araç olarak kullanılmasının etkisi göz ardı edilmemelidir.  Dolayısıyla da bu kanun ülkemizin birçok koşullarını dikkate alarak hazırlanmış olup, ülkemizin  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 9 - biyogüvenliği bakımından -bütün arkadaşların da mutabakatı olduğu gibi- korumacı bir yapıda olan  bir kanundur, bu nedenle de inanıyorum ki iktidar ve muhalefetin ortak desteğiyle, ortak kabulüyle  bugün yasalaşacaktır. Yani ulusal biyogüvenliğimiz bu yasayla güven altına alınmıştır, herkesin bu  anlamda içinin rahat olması gerekir.  Bu tasan neler getiriyor? Bu tasanyla, insan, hayvan ve bitki sağlığıyla, çevrenin ve biyolojik  çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğin sağlanması için biyogüvenlik sisteminin kurulması ve  uygulanması, GDO'lar ve ilgili faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesiyle ilgili usul  ve esaslar belirlenmektedir.  Bu tasanyla, yine GDO ithalatı mevzuat altına ilk kez alınmış oluyor. AB'yle uyumlu olarak,  bilimsel risk ve sosyoekonomik değerlendirmeye dayalı ihtiyati tedbir prensibini esas alan karar  verme süreci getirilmektedir. Yalnızca üniversiteler ve TÜBİTAK'a çalışan bilim insanlarından  oluşacak Bilimsel Komite tarafından, her bir başvuru için ayrı ayrı yapılacak risk ve sosyoekonomik  değerlendirmelerden çıkan sonuçlara göre Biyogüvenlik Kurulu tarafından karar verilebilecektir.  Biyogüvenlik Kurulu 9 üyeden oluşacak, Bakanlıkça seçilecek 4 üyeden birinin üniversite,  diğerinin ise meslek örgütleri temsilcileri arasından seçilmesi söz konusudur.  Kurul ve komiteler görevini yaparken bağımsız olacak, hiçbir zaman, hiçbir organ, makam,  merci ve kişi Kurula emir ve talimat veremeyecek ve Kurul üyelerinin görev süreleri dolmaksızın  görevlerine son verilmeyecektir.  Bilimsel Komiteden geçmemiş hiçbir GDO'lu ürünün kullanımına izin verilmeyecektir. GDO  ve ürünlerinin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılması yasaklanmıştır.  Biyolojik çeşitliliğimiz ve genetik kaynaklanmızın korunması amacıyla, genetiği değiştirilmiş bitki  ve hayvanların üretimi bu kanunda yasaklanmıştır. O bakımdan, endişe verici bir durum söz konusu  değildir. GDO ve ürünleri Bakanlığın sürekli kontrol ve denetimi altına girmektedir.  GDO'lan bu kanunun hükümlerine aykırı olarak kullanan veya kullandıranlara işledikleri fiillere  göre bir ile on iki yıl arasında hapis cezası yanında para cezası ve faaliyetten men dâhil idari cezalar  gelmektedir.  Kanunun yayımlandıktan altı ay sonra yürürlüğe girecek olması, yine yönetmeliklerin  yayımlandıktan sonra üç ay sonrasında yürürlüğe girecek olması, bir geçiş süreci ve Avrupa Birliği  normlarına göre bu sektörle ilgili birimlerin pozisyon alması bakımından da önemli ama yeterli bir  süreçtir.  Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğinin GDO deneyiminin yanı sıra ülkemizin rekabet gücü ve  teknolojisi ile ülke ihtiyaçları dikkate alınarak biyoteknoloji konusunda bir model oluşturmamız ülke  olarak gerekmektedir.  Bu kanun, temel olarak biyogüvenlik, yani biyoteknolojik çalışmalann doğayı ve insan yaşamını  etkilememesi için yasal denetim altına alınmasına ilişkindir. Bu nedenle, biyogüvenlik yasasıyla  birlikte ülke olarak biyoteknoloji ve genetik mühendisliği konusunda acilen kısa, orta ve uzun vadeli  politikalar geliştirmek durumundayız. Biyoteknoloji ve biyogüvenlik araştırmaları konusunda  TÜBİTAK, üniversiteler, araştırma enstitülerine gerekli kaynak sağlanmalı ve ARGE faaliyetleri  desteklenmelidir. Çıkanlan ARGE Kanunu'ndan azami ölçüde yararlanılmalıdır. Özellikle beyaz et,  kırmızı et, bitkisel yağ, Türkiye süt, et, gıda sanayisi, yumurta üreticileri gibi daha birçok alanda iş  yapan ve dolayısıyla da büyük bir istihdam alanını oluşturan bu sektörlere ham madde arzı konusunda  özellikle millî bir soya politikası geliştirilmesi gereklidir. Soyayla ilgili ürün borsası ve üretilen
Sayfa 50 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 4 9 - biyogüvenliği bakımından -bütün arkadaşların da mutabakatı olduğu gibi- korumacı bir yapıda olan  bir kanundur, bu nedenle de inanıyorum ki iktidar ve muhalefetin ortak desteğiyle, ortak kabulüyle  bugün yasalaşacaktır. Yani ulusal biyogüvenliğimiz bu yasayla güven altına alınmıştır, herkesin bu  anlamda içinin rahat olması gerekir.  Bu tasan neler getiriyor? Bu tasanyla, insan, hayvan ve bitki sağlığıyla, çevrenin ve biyolojik  çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğin sağlanması için biyogüvenlik sisteminin kurulması ve  uygulanması, GDO'lar ve ilgili faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesiyle ilgili usul  ve esaslar belirlenmektedir.  Bu tasanyla, yine GDO ithalatı mevzuat altına ilk kez alınmış oluyor. AB'yle uyumlu olarak,  bilimsel risk ve sosyoekonomik değerlendirmeye dayalı ihtiyati tedbir prensibini esas alan karar  verme süreci getirilmektedir. Yalnızca üniversiteler ve TÜBİTAK'a çalışan bilim insanlarından  oluşacak Bilimsel Komite tarafından, her bir başvuru için ayrı ayrı yapılacak risk ve sosyoekonomik  değerlendirmelerden çıkan sonuçlara göre Biyogüvenlik Kurulu tarafından karar verilebilecektir.  Biyogüvenlik Kurulu 9 üyeden oluşacak, Bakanlıkça seçilecek 4 üyeden birinin üniversite,  diğerinin ise meslek örgütleri temsilcileri arasından seçilmesi söz konusudur.  Kurul ve komiteler görevini yaparken bağımsız olacak, hiçbir zaman, hiçbir organ, makam,  merci ve kişi Kurula emir ve talimat veremeyecek ve Kurul üyelerinin görev süreleri dolmaksızın  görevlerine son verilmeyecektir.  Bilimsel Komiteden geçmemiş hiçbir GDO'lu ürünün kullanımına izin verilmeyecektir. GDO  ve ürünlerinin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılması yasaklanmıştır.  Biyolojik çeşitliliğimiz ve genetik kaynaklanmızın korunması amacıyla, genetiği değiştirilmiş bitki  ve hayvanların üretimi bu kanunda yasaklanmıştır. O bakımdan, endişe verici bir durum söz konusu  değildir. GDO ve ürünleri Bakanlığın sürekli kontrol ve denetimi altına girmektedir.  GDO'lan bu kanunun hükümlerine aykırı olarak kullanan veya kullandıranlara işledikleri fiillere  göre bir ile on iki yıl arasında hapis cezası yanında para cezası ve faaliyetten men dâhil idari cezalar  gelmektedir.  Kanunun yayımlandıktan altı ay sonra yürürlüğe girecek olması, yine yönetmeliklerin  yayımlandıktan sonra üç ay sonrasında yürürlüğe girecek olması, bir geçiş süreci ve Avrupa Birliği  normlarına göre bu sektörle ilgili birimlerin pozisyon alması bakımından da önemli ama yeterli bir  süreçtir.  Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğinin GDO deneyiminin yanı sıra ülkemizin rekabet gücü ve  teknolojisi ile ülke ihtiyaçları dikkate alınarak biyoteknoloji konusunda bir model oluşturmamız ülke  olarak gerekmektedir.  Bu kanun, temel olarak biyogüvenlik, yani biyoteknolojik çalışmalann doğayı ve insan yaşamını  etkilememesi için yasal denetim altına alınmasına ilişkindir. Bu nedenle, biyogüvenlik yasasıyla  birlikte ülke olarak biyoteknoloji ve genetik mühendisliği konusunda acilen kısa, orta ve uzun vadeli  politikalar geliştirmek durumundayız. Biyoteknoloji ve biyogüvenlik araştırmaları konusunda  TÜBİTAK, üniversiteler, araştırma enstitülerine gerekli kaynak sağlanmalı ve ARGE faaliyetleri  desteklenmelidir. Çıkanlan ARGE Kanunu'ndan azami ölçüde yararlanılmalıdır. Özellikle beyaz et,  kırmızı et, bitkisel yağ, Türkiye süt, et, gıda sanayisi, yumurta üreticileri gibi daha birçok alanda iş  yapan ve dolayısıyla da büyük bir istihdam alanını oluşturan bu sektörlere ham madde arzı konusunda  özellikle millî bir soya politikası geliştirilmesi gereklidir. Soyayla ilgili ürün borsası ve üretilen  T B M M B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 0 - ürünlere alım garantisi sağlayacak sistem oluşturulmalıdır. Bu kapsamda, Tarım ve Köyişleri  Bakanlığımızın 2010 yılı ürünü soya primini ilk kez ekim sezonundan önce 35 kuruş olarak -eski  parayla 350 lira- açıklaması çok sevindirici bir gelişmedir.  Gen teknolojisine ülkemizin sahip olabilmesi adına, bu teknolojiye sahip yabancı firmalar ile  yerli firmalarımızın ülkemizde ortak yatırımlarını teşvik etmeliyiz ki, Türkiye olarak, Türkler olarak,  hem geçmiş hem de bugünkü ve hem de geleceğe dönük teknolojilere sahip olabilelim.  Ulusal tarım sistemimizin uzun vadede gıda güvenliğini sağlaması ülke tarımının ayakta  kalmasına bağlıdır. Bu da ancak küresel gelişmeleri doğru takip etmek ve doğru okumakla  mümkündür. Dünyadaki tarımsal sistemlerin giderek birbirine daha da bağımlı hâle gelmesi, yerel  tarımın küresel gelişmelerden kaçınılmaz olarak daha fazla etkilenmesine neden olmaktadır.  GDO'nun da dünyada geleceği bu yöndedir. Buna dönük de ülke olarak her ne kadar korumacı  davranıyorsak da pozisyon almak durumundayız.  Özellikle bu anlamda hem biyoteknolojik politikaları ve endemik türlerin tescillenmesi ve  Başbakanımızın talimatıyla altı ay gibi kısa sürede tamamlanan dünyanın üçüncü gen bankasının  faaliyete girmesi, ülkemiz gıda güvenliği ve biyogüvenliği açısından çok büyük gelişmelerdir.  GDO Tarla ilgili ileriye dönük kapsamlı bir vizyonu da ortaya aynı zamanda koymak durumundayız.  Türkiye'de tarım biyoteknolojisi konusunda en önemli sorun, ülke içerisinde bu teknolojilerin  üretilmesi, değerlendirilmesi ve ileriye dönük projeksiyon yapabilecek akademik birimlerin ve  yetişmiş insan gücünün yeterli olmayışıdır. Bu eksikliğin giderilmesi için Türkiye'nin değişik  bölgelerindeki üniversiteler bünyesinde tarımsal biyoteknolojik araştırma yapacak enstitülerin sayısı  ve etkinliği artırılmalı, tohumluk sektörüyle önü açılan yerel tohum şirketlerinin bu enstitülerle  koordinasyonu Bakanlıkça desteklenmelidir.  Sayın milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar seçilen, bu çatı altında görev  yapan ve ülkemizi yöneten kadrolar, dürüstlüğe, çalışkanlığa, vizyona, misyona, kararlı ve cesur  davranışlara, hepsinden önemlisi de vatan sevgisine, toprak sevgisine önem vermişlerdir. Bunların  aksini yapanlara da halkımız gerekli cevabı hep vermiştir.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Ya, palavrayla olmuyor o işler!  NECDET BUDAK (Devamla) - Onun için de hepimiz, milletimizin yiyeceği, içeceği, toprağı  -bunun üzerinden hiçbirimiz siyaset yapamayız- çiftçisi ve köylüsünün menfaatine olan kanunları el  birliğiyle çıkartıp, onların refahını ve mutluluğunu sağlamak için çalışıyoruz. Bunların aksini değil  yapmak, düşünmek bile bu topraklara ihanettir. Hiçbirimiz bu milleti, bu toprakları diğerinden daha  fazla düşündüğünü, sevdiğini söyleyemez.  AHMET ORHAN (Manisa) - Söyleriz, söyleriz!  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Söyleriz, söyleriz; orada fark var Hemşehrim!  NECDET BUDAK (Devamla) - Bu ülke ve topraklar hepimizindir.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Göster o zaman! Hangi millet sevgisinden bahsediyorsun?  NECDET BUDAK (Devamla) - Bizlere de emanet olan bu kaynakları zarar vermeden, gelecek  nesillere taşımaktır.  Bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese, başta Tarım Bakanlığı bürokratlarına, sivil  toplum örgütlerine, üniversitelere teşekkür ediyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.  Saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayfa 51 -
T B M M B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 0 - ürünlere alım garantisi sağlayacak sistem oluşturulmalıdır. Bu kapsamda, Tarım ve Köyişleri  Bakanlığımızın 2010 yılı ürünü soya primini ilk kez ekim sezonundan önce 35 kuruş olarak -eski  parayla 350 lira- açıklaması çok sevindirici bir gelişmedir.  Gen teknolojisine ülkemizin sahip olabilmesi adına, bu teknolojiye sahip yabancı firmalar ile  yerli firmalarımızın ülkemizde ortak yatırımlarını teşvik etmeliyiz ki, Türkiye olarak, Türkler olarak,  hem geçmiş hem de bugünkü ve hem de geleceğe dönük teknolojilere sahip olabilelim.  Ulusal tarım sistemimizin uzun vadede gıda güvenliğini sağlaması ülke tarımının ayakta  kalmasına bağlıdır. Bu da ancak küresel gelişmeleri doğru takip etmek ve doğru okumakla  mümkündür. Dünyadaki tarımsal sistemlerin giderek birbirine daha da bağımlı hâle gelmesi, yerel  tarımın küresel gelişmelerden kaçınılmaz olarak daha fazla etkilenmesine neden olmaktadır.  GDO'nun da dünyada geleceği bu yöndedir. Buna dönük de ülke olarak her ne kadar korumacı  davranıyorsak da pozisyon almak durumundayız.  Özellikle bu anlamda hem biyoteknolojik politikaları ve endemik türlerin tescillenmesi ve  Başbakanımızın talimatıyla altı ay gibi kısa sürede tamamlanan dünyanın üçüncü gen bankasının  faaliyete girmesi, ülkemiz gıda güvenliği ve biyogüvenliği açısından çok büyük gelişmelerdir.  GDO Tarla ilgili ileriye dönük kapsamlı bir vizyonu da ortaya aynı zamanda koymak durumundayız.  Türkiye'de tarım biyoteknolojisi konusunda en önemli sorun, ülke içerisinde bu teknolojilerin  üretilmesi, değerlendirilmesi ve ileriye dönük projeksiyon yapabilecek akademik birimlerin ve  yetişmiş insan gücünün yeterli olmayışıdır. Bu eksikliğin giderilmesi için Türkiye'nin değişik  bölgelerindeki üniversiteler bünyesinde tarımsal biyoteknolojik araştırma yapacak enstitülerin sayısı  ve etkinliği artırılmalı, tohumluk sektörüyle önü açılan yerel tohum şirketlerinin bu enstitülerle  koordinasyonu Bakanlıkça desteklenmelidir.  Sayın milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar seçilen, bu çatı altında görev  yapan ve ülkemizi yöneten kadrolar, dürüstlüğe, çalışkanlığa, vizyona, misyona, kararlı ve cesur  davranışlara, hepsinden önemlisi de vatan sevgisine, toprak sevgisine önem vermişlerdir. Bunların  aksini yapanlara da halkımız gerekli cevabı hep vermiştir.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Ya, palavrayla olmuyor o işler!  NECDET BUDAK (Devamla) - Onun için de hepimiz, milletimizin yiyeceği, içeceği, toprağı  -bunun üzerinden hiçbirimiz siyaset yapamayız- çiftçisi ve köylüsünün menfaatine olan kanunları el  birliğiyle çıkartıp, onların refahını ve mutluluğunu sağlamak için çalışıyoruz. Bunların aksini değil  yapmak, düşünmek bile bu topraklara ihanettir. Hiçbirimiz bu milleti, bu toprakları diğerinden daha  fazla düşündüğünü, sevdiğini söyleyemez.  AHMET ORHAN (Manisa) - Söyleriz, söyleriz!  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Söyleriz, söyleriz; orada fark var Hemşehrim!  NECDET BUDAK (Devamla) - Bu ülke ve topraklar hepimizindir.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Göster o zaman! Hangi millet sevgisinden bahsediyorsun?  NECDET BUDAK (Devamla) - Bizlere de emanet olan bu kaynakları zarar vermeden, gelecek  nesillere taşımaktır.  Bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese, başta Tarım Bakanlığı bürokratlarına, sivil  toplum örgütlerine, üniversitelere teşekkür ediyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.  Saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  TBMM B:74 17 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 1 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Budak.  Şahıslar adına Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan.  Buyurunuz Sayın Erdoğan.  MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanun Tasarısı'nın tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla  selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, dünya hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değişiyor, doğal varlıklar  tükeniyor. Artan nüfus ve kontrol edilemeyen tüketim arzusunun meydana getirdiği baskı, gen  kaynaklarının geleceğini tehlikeye atarak doğal dengenin bozulmasını da beraberinde getiriyor. Bu  nedenle, insanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamasında vazgeçilmez bir yeri  olan gen kaynaklarının dengeli biyolojik çeşitliliğinin korunmasının önemi artık daha fazla biliniyor  ve daha fazla önemseniyor.  Biyoteknolojide süregelen hızlı ve yepyeni gelişmeler bu genetik kaynakların insanların yararına  daha etkin olarak kullanılmasını sağlıyor. Yeryüzünde 500 binin üzerinde bitki türünün olduğu  varsayılıyor. Bu türlerin 30 bini yenilebilir, yaklaşık 7 bin kadarı da kültüre alınmış ve hâlen üretimi  yapılıyor. Ülkelerin sahip olduğu bitki genetik kaynakları dört yüz gen bankasında orta ve uzun  vadede korunmaya alınmış durumda. Sahip olduğumuz olağanüstü zengin biyolojik çeşitlilikle ılıman  iklim kuşağının en önemli ülkeleri arasında yer almaktayız. Dünyada toplam sekiz gen merkezi var  ama bunlann üçü Anadolu'da kesişiyor. Dolayısıyla Anadolu bu noktada çok kıymetli, çok değerli  bir bölgeye sahip. Topraklanmızda şimdiye kadar tespit edilen yaklaşık 12 bin bitki türü var, bunun  3.900'ü endemik yani yalnızca ülkemizde bulunan türler. Avrupa'da bulunan toplam tür sayısı  12 binin üzerinde, bunların yalnızca 2.400'ü endemiktir. Ülkemiz, Birleşmiş Milletler bünyesinde  hazırlanan Gıda ve Tanm İçin Bitki Genetik Kaynaklan Anlaşması ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi  gibi çok önemli uluslararası anlaşmaya da taraftır. 10 milyon kilometrekarelik Avrupa topraklarındaki  endemik bitki türü sayısının 2.400 olduğu dikkate alınırsa, Türkiye'nin ne kadar önemli bir gen  kaynağı bulunduğu ortaya çıkar.  Biyolojik çeşitlilik, bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemin ve ekolojik üretimi yapılan tüm  tanmsal ürünlerin kaynağı, doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Günümüzde yeni ürün  çeşitleri elde etmek ve mevcut olanlan iyileştirmek için yabani türlerden yararlanılmaktadır.  Ülke olarak Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, Harran Ovası dünyada tarımın ilk yapıldığı  topraklar olarak bilinir. Bu noktada, binlerce yıllık bir tecrübenin sahibiyiz aslında. Evet, bizim  petrolümüz yok, bizim uçsuz bucaksız altın madenlerimiz de yok ama belki bunlardan daha çok  önemli, çok daha değerli, bereketli topraklanınız var. Bir Kızılderili atasözünde der ki: "Son ağaç  kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, işte o zaman paranın yenmediğini  anlayacaksınız." İşte, kaynaklann verimli kullanılması ve adil biçimde paylaşılması, küresel ölçekte  önlem alınması gereken temel hususlardan birisidir. Tanmı bu ülkenin en büyük zenginliği, en büyük  birikimi ve geleceğin de garantisi olarak gördük ve görüyoruz. İşte bu anlayışla çiftçimizin,  köylümüzün yanında birlikte çalışıyor, beraber gayret ediyoruz.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzyılın teknolojisi olarak nitelendirilen modern  biyoteknoloji ve ürünleri, hem sağladığı faydalarla hem de olası riskleriyle 1990'lı yıllardan itibaren  tartışma konulanndan birisidir. Modern biyoteknoloji kullanılarak geliştirilen genetik yapısı  değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik açısından bazı riskler taşıyabileceği
Sayfa 52 -
TBMM B:74 17 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 1 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Budak.  Şahıslar adına Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan.  Buyurunuz Sayın Erdoğan.  MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanun Tasarısı'nın tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla  selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, dünya hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değişiyor, doğal varlıklar  tükeniyor. Artan nüfus ve kontrol edilemeyen tüketim arzusunun meydana getirdiği baskı, gen  kaynaklarının geleceğini tehlikeye atarak doğal dengenin bozulmasını da beraberinde getiriyor. Bu  nedenle, insanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamasında vazgeçilmez bir yeri  olan gen kaynaklarının dengeli biyolojik çeşitliliğinin korunmasının önemi artık daha fazla biliniyor  ve daha fazla önemseniyor.  Biyoteknolojide süregelen hızlı ve yepyeni gelişmeler bu genetik kaynakların insanların yararına  daha etkin olarak kullanılmasını sağlıyor. Yeryüzünde 500 binin üzerinde bitki türünün olduğu  varsayılıyor. Bu türlerin 30 bini yenilebilir, yaklaşık 7 bin kadarı da kültüre alınmış ve hâlen üretimi  yapılıyor. Ülkelerin sahip olduğu bitki genetik kaynakları dört yüz gen bankasında orta ve uzun  vadede korunmaya alınmış durumda. Sahip olduğumuz olağanüstü zengin biyolojik çeşitlilikle ılıman  iklim kuşağının en önemli ülkeleri arasında yer almaktayız. Dünyada toplam sekiz gen merkezi var  ama bunlann üçü Anadolu'da kesişiyor. Dolayısıyla Anadolu bu noktada çok kıymetli, çok değerli  bir bölgeye sahip. Topraklanmızda şimdiye kadar tespit edilen yaklaşık 12 bin bitki türü var, bunun  3.900'ü endemik yani yalnızca ülkemizde bulunan türler. Avrupa'da bulunan toplam tür sayısı  12 binin üzerinde, bunların yalnızca 2.400'ü endemiktir. Ülkemiz, Birleşmiş Milletler bünyesinde  hazırlanan Gıda ve Tanm İçin Bitki Genetik Kaynaklan Anlaşması ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi  gibi çok önemli uluslararası anlaşmaya da taraftır. 10 milyon kilometrekarelik Avrupa topraklarındaki  endemik bitki türü sayısının 2.400 olduğu dikkate alınırsa, Türkiye'nin ne kadar önemli bir gen  kaynağı bulunduğu ortaya çıkar.  Biyolojik çeşitlilik, bir bölgedeki genlerin, türlerin, ekosistemin ve ekolojik üretimi yapılan tüm  tanmsal ürünlerin kaynağı, doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Günümüzde yeni ürün  çeşitleri elde etmek ve mevcut olanlan iyileştirmek için yabani türlerden yararlanılmaktadır.  Ülke olarak Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, Harran Ovası dünyada tarımın ilk yapıldığı  topraklar olarak bilinir. Bu noktada, binlerce yıllık bir tecrübenin sahibiyiz aslında. Evet, bizim  petrolümüz yok, bizim uçsuz bucaksız altın madenlerimiz de yok ama belki bunlardan daha çok  önemli, çok daha değerli, bereketli topraklanınız var. Bir Kızılderili atasözünde der ki: "Son ağaç  kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde ve son balık öldüğünde, işte o zaman paranın yenmediğini  anlayacaksınız." İşte, kaynaklann verimli kullanılması ve adil biçimde paylaşılması, küresel ölçekte  önlem alınması gereken temel hususlardan birisidir. Tanmı bu ülkenin en büyük zenginliği, en büyük  birikimi ve geleceğin de garantisi olarak gördük ve görüyoruz. İşte bu anlayışla çiftçimizin,  köylümüzün yanında birlikte çalışıyor, beraber gayret ediyoruz.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüzyılın teknolojisi olarak nitelendirilen modern  biyoteknoloji ve ürünleri, hem sağladığı faydalarla hem de olası riskleriyle 1990'lı yıllardan itibaren  tartışma konulanndan birisidir. Modern biyoteknoloji kullanılarak geliştirilen genetik yapısı  değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik açısından bazı riskler taşıyabileceği  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 2 - ve modern biyoteknolojinin güvenli kullanımına yönelik biyogüvenlik sistemlerinin kurulması  gerekliliği dünyada birçok ülke tarafından benimsenmiştir. Uluslararası biyogüvenlik kuralları,  Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne dayanılarak Cartagena Biyogüvenlik Protokolü  ile oluşturulmuştur. Protokol'e ülkemiz ve AB üyesi ülkelerin tamamı dâhil yüz elli yedi ülke taraf  olmuştur. Aynca, Avrupa Birliği ve üye ülkelerin de GDO'lann çevreye salımı, piyasaya sürülmesi  ithalat ve ihracatı, gıda ve yem olarak kullanımı, denetlenmesi, kontrolü kendi iç mevzuatları ile de  düzenlenmiş bulunmaktadır. İşte bu teknolojiden en yüksek seviyede yarar sağlanması, Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü ile Avrupa Birliği müktesebatına uyumun temini amacıyla Biyogüvenlik  Kanun Tasansı hazırlanmıştır.  Değerli milletvekilleri, dünya muhtemel bir gıda krizi beklentisi içindeyken AK PARTİ boş  durmuyor, devasa boyuttaki projeleri ile... Nedir bunlar? GAP, DAP ve KOP ile Türkiye'nin dünyada  bir gıda üssü, bir tahıl ve tanm merkezi yapılması için bütün imkânları seferber ediyor.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Allah'tan korkun! Allah'tan korkun!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarım sektörü popülist politikaların uygulama alanı değil,  iktisadi bir sektördür.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Ufak doğra da civcivler de yesin, civcivler de!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tanma stratejik bir açıyla bakıldığında verim, rekabet,  kalite ve standartlara önem veriliyor.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Allah'tan korkun, mahvettiniz köylüyü!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Cumhuriyet tarihinin en ağır kuraklığı yaşanmasına rağmen  tanm sektörü son beş yılın dördünde pozitif büyümüştür. Tarımsal destekler 2002'de ne kadardı?  Tarımsal destekler 2002'de dört kalemden ibaretti. Verilen desteğin yüzde 85'i "tarla parası" da  denilen doğrudan gelir desteğine (DGD), yüzde 4,4'ü hayvancılığa, geri kalanı da diğer prim  destekleri olarak ödeniyordu.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Destekleyecek çiftçi de bırakmadınız!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tarım sektörü bu anlayışla  gelişebilir mi? Biz AK PARTİ döneminde çıkartılan Tohumculuk Yasası, Islahçı Hakları Yasası'yla  tohumculuk alanındaki çalışmalan hızlandırdık. 2005'te 620 bin dönümü sera alanında kullanılan  hibrit tohumunun yüzde 10'u yerli iken geçen yıl itibarıyla bu oran yüzde 35'e çıkmıştır.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Hay Allah razı olsun!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - 2012'deki hedef yüzde 70'e çıkarmaktır. Tarla bitkileriyle  ilgili tohumların hâlen yüzde 98'i yerli üretimle karşılanıyor.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - İsrail'den alıyorsunuz, Hollanda'dan alıyorsunuz.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Evet, biz tarımsal destekleme politikasını getirdik. Tanma  2002'de 1 milyar 800 milyon lira destek verilirken 5 milyar 600 milyon liraya çıkardık. Hayvancılığa  verilen destek 83 milyondan 1 milyar 250 milyon liraya yükseltildi.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Sen de inanmıyorsun söylediklerine! İnanarak mı söylüyorsun?  Enflasyon hesabı yapın.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Yağlı tohum bitkilerine 1 milyar lira, mazot ve gübreye 1  milyar 200 milyon lira, hububat ve bakliyat primi 650 milyon liraya çıkanldı.
Sayfa 53 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  - 5 2 - ve modern biyoteknolojinin güvenli kullanımına yönelik biyogüvenlik sistemlerinin kurulması  gerekliliği dünyada birçok ülke tarafından benimsenmiştir. Uluslararası biyogüvenlik kuralları,  Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ne dayanılarak Cartagena Biyogüvenlik Protokolü  ile oluşturulmuştur. Protokol'e ülkemiz ve AB üyesi ülkelerin tamamı dâhil yüz elli yedi ülke taraf  olmuştur. Aynca, Avrupa Birliği ve üye ülkelerin de GDO'lann çevreye salımı, piyasaya sürülmesi  ithalat ve ihracatı, gıda ve yem olarak kullanımı, denetlenmesi, kontrolü kendi iç mevzuatları ile de  düzenlenmiş bulunmaktadır. İşte bu teknolojiden en yüksek seviyede yarar sağlanması, Cartagena  Biyogüvenlik Protokolü ile Avrupa Birliği müktesebatına uyumun temini amacıyla Biyogüvenlik  Kanun Tasansı hazırlanmıştır.  Değerli milletvekilleri, dünya muhtemel bir gıda krizi beklentisi içindeyken AK PARTİ boş  durmuyor, devasa boyuttaki projeleri ile... Nedir bunlar? GAP, DAP ve KOP ile Türkiye'nin dünyada  bir gıda üssü, bir tahıl ve tanm merkezi yapılması için bütün imkânları seferber ediyor.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Allah'tan korkun! Allah'tan korkun!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tarım sektörü popülist politikaların uygulama alanı değil,  iktisadi bir sektördür.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Ufak doğra da civcivler de yesin, civcivler de!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Tanma stratejik bir açıyla bakıldığında verim, rekabet,  kalite ve standartlara önem veriliyor.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Allah'tan korkun, mahvettiniz köylüyü!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Cumhuriyet tarihinin en ağır kuraklığı yaşanmasına rağmen  tanm sektörü son beş yılın dördünde pozitif büyümüştür. Tarımsal destekler 2002'de ne kadardı?  Tarımsal destekler 2002'de dört kalemden ibaretti. Verilen desteğin yüzde 85'i "tarla parası" da  denilen doğrudan gelir desteğine (DGD), yüzde 4,4'ü hayvancılığa, geri kalanı da diğer prim  destekleri olarak ödeniyordu.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Destekleyecek çiftçi de bırakmadınız!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tarım sektörü bu anlayışla  gelişebilir mi? Biz AK PARTİ döneminde çıkartılan Tohumculuk Yasası, Islahçı Hakları Yasası'yla  tohumculuk alanındaki çalışmalan hızlandırdık. 2005'te 620 bin dönümü sera alanında kullanılan  hibrit tohumunun yüzde 10'u yerli iken geçen yıl itibarıyla bu oran yüzde 35'e çıkmıştır.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Hay Allah razı olsun!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - 2012'deki hedef yüzde 70'e çıkarmaktır. Tarla bitkileriyle  ilgili tohumların hâlen yüzde 98'i yerli üretimle karşılanıyor.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - İsrail'den alıyorsunuz, Hollanda'dan alıyorsunuz.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Evet, biz tarımsal destekleme politikasını getirdik. Tanma  2002'de 1 milyar 800 milyon lira destek verilirken 5 milyar 600 milyon liraya çıkardık. Hayvancılığa  verilen destek 83 milyondan 1 milyar 250 milyon liraya yükseltildi.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Sen de inanmıyorsun söylediklerine! İnanarak mı söylüyorsun?  Enflasyon hesabı yapın.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Yağlı tohum bitkilerine 1 milyar lira, mazot ve gübreye 1  milyar 200 milyon lira, hububat ve bakliyat primi 650 milyon liraya çıkanldı.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 3 - GÜROL ERGİN (Muğla) - Şu Meclisi ciddiye alarak konuşun, ciddiye alın şu Meclisi be!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hiçbir milletvekili, hiçbir parlamentere  yakışmayacak en güzel hasletlerden birisi yalan söylememektir, doğruyu söylemektir.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Aynen sizin davranışınızdır!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Doğruyu söylemek bana ve size ne kadar yakışır.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Sen de doğruyu söyle!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ben buradan doğrulan söylerken, varsa yanlışımız,  diyeceksiniz ki: "Bunlar yanlıştır." Ama ülkemizin menfaati adına birlikte çalışacağız. Biz, bu tasarı  hazırlanırken... Tabii, buradaki arkadaşlarımız da konuştular, onlara da bu konuşmalarına atfen bir  iki şey söylemek isterim. Destekleme politikalarımızın nereden nereye geldiğini görüyoruz. Burada  AK PARTİ hükümetlerinin büyük bir başarısı var, AK PARTİ'nin, milletimizin bir başansı var çünkü  biz başanyı milletimizin hanesine yazmışız.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Köylere bir gitseniz! Buralarda konuşacağınıza köylere bir  gidin!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu tasarılar Meclise geldiği zaman,  Biyogüvenlik Kanun Tasarımız, Çevre; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Avrupa Birliği Uyum  Komisyonu; Adalet Komisyonu ve Tanm Komisyonunda görüşüldü. Tarım Komisyonunda  muhalefete mensup milletvekili arkadaşlarımız da vardı, alt komisyonda birlikte çalıştık.  Değerli arkadaşlar, bu kanunun ne kadar güzel bir şekilde hazırlandığını ve sizlerin de bu noktada  katkı verdiğini söylememe gerek yok, çünkü birlikte çalıştık, ama "Hiç kimseye danışılmadı; hiçbir  sektörden, temsilciden, akademisyenlerden görüş alınmadı." demek de insafsızlık olur. Alt  komisyonda...  VAHAP SEÇER (Mersin) - Önce, taslak hazırlanırken...  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Sayın Vahap Seçer, alt komisyonda birlikte çalıştık.  VAHAP SEÇER (Mersin) - Komisyon çalışmalarında değil, daha önce.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Komisyon çalışmalarında, sektör temsilcilerinden, sivil  toplum örgütlerinden gelen 14 arkadaşımıza da bizzat Komisyonda söz verildi, onlann da değerli  katkıları alındı.  VAHAP SEÇER (Mersin) - Altı yıldır çalışılıyor.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Onlann da katkıları alınarak bu hususta çalışmalar yapıldı.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Biz de olmasak millet ses duymayacak; MHP, sizden korkmadan  her şeyi söylüyor.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Boş konuşuyorsun! Boş konuşuyorsun! Biz milletimizin  emrinde ve milletimizin hizmetinde devam ediyoruz.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Ben konuştuklanmın zekâtını versem senin gibi 50 kişi geçinir.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın hazırlanmasında emeği  geçen başta Tarım Bakanımız ve Bakanlık bürokratlarına teşekkür ediyorum. Gıda sağlığımızı  güvenceye alan bu tasarının, sektör temsilcilerine ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor,  yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)
Sayfa 54 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 3 - GÜROL ERGİN (Muğla) - Şu Meclisi ciddiye alarak konuşun, ciddiye alın şu Meclisi be!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hiçbir milletvekili, hiçbir parlamentere  yakışmayacak en güzel hasletlerden birisi yalan söylememektir, doğruyu söylemektir.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Aynen sizin davranışınızdır!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Doğruyu söylemek bana ve size ne kadar yakışır.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Sen de doğruyu söyle!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ben buradan doğrulan söylerken, varsa yanlışımız,  diyeceksiniz ki: "Bunlar yanlıştır." Ama ülkemizin menfaati adına birlikte çalışacağız. Biz, bu tasarı  hazırlanırken... Tabii, buradaki arkadaşlarımız da konuştular, onlara da bu konuşmalarına atfen bir  iki şey söylemek isterim. Destekleme politikalarımızın nereden nereye geldiğini görüyoruz. Burada  AK PARTİ hükümetlerinin büyük bir başarısı var, AK PARTİ'nin, milletimizin bir başansı var çünkü  biz başanyı milletimizin hanesine yazmışız.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Köylere bir gitseniz! Buralarda konuşacağınıza köylere bir  gidin!  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu tasarılar Meclise geldiği zaman,  Biyogüvenlik Kanun Tasarımız, Çevre; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Avrupa Birliği Uyum  Komisyonu; Adalet Komisyonu ve Tanm Komisyonunda görüşüldü. Tarım Komisyonunda  muhalefete mensup milletvekili arkadaşlarımız da vardı, alt komisyonda birlikte çalıştık.  Değerli arkadaşlar, bu kanunun ne kadar güzel bir şekilde hazırlandığını ve sizlerin de bu noktada  katkı verdiğini söylememe gerek yok, çünkü birlikte çalıştık, ama "Hiç kimseye danışılmadı; hiçbir  sektörden, temsilciden, akademisyenlerden görüş alınmadı." demek de insafsızlık olur. Alt  komisyonda...  VAHAP SEÇER (Mersin) - Önce, taslak hazırlanırken...  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Sayın Vahap Seçer, alt komisyonda birlikte çalıştık.  VAHAP SEÇER (Mersin) - Komisyon çalışmalarında değil, daha önce.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Komisyon çalışmalarında, sektör temsilcilerinden, sivil  toplum örgütlerinden gelen 14 arkadaşımıza da bizzat Komisyonda söz verildi, onlann da değerli  katkıları alındı.  VAHAP SEÇER (Mersin) - Altı yıldır çalışılıyor.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Onlann da katkıları alınarak bu hususta çalışmalar yapıldı.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Biz de olmasak millet ses duymayacak; MHP, sizden korkmadan  her şeyi söylüyor.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Boş konuşuyorsun! Boş konuşuyorsun! Biz milletimizin  emrinde ve milletimizin hizmetinde devam ediyoruz.  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Ben konuştuklanmın zekâtını versem senin gibi 50 kişi geçinir.  MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın hazırlanmasında emeği  geçen başta Tarım Bakanımız ve Bakanlık bürokratlarına teşekkür ediyorum. Gıda sağlığımızı  güvenceye alan bu tasarının, sektör temsilcilerine ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor,  yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralanndan alkışlar)  T B M M B :74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 4 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.  Sayın Bakan konuşacaktır.  Buyurunuz Sayın Eker.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür  ediyorum Sayın Başkanım.  Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Bugün huzurunuza getirdiğimiz Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'yla ilgili yüce Meclisi  bilgilendirmek istiyorum.  Dünyada birtakım gelişmeler var, özellikle son yıllarda biyoteknoloji alanında çok önemli  gelişmeler kaydedildi ve bu gelişmelerden bir tanesi de tanm alanında özellikle bazı tarımsal ürünlere  "transgenik bitki" dediğimiz, bunlann genetiğiyle, ya gen aktarılması suretiyle çoğunlukla birtakım  ürünlerin ya hastalıklara direncini artırmak veya verimlerini artırmak gayesiyle yapılan çalışmalar var.  Tabii 1998 yılında Türkiye'de bu alanda beyan usulü ile bunların ithalat ve ihracatına düzenleme  getirileceği hükme bağlanmış ve o tarihten sonra da Türkiye, Birleşmiş Milletlerin konuyla ilgili  Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi'ne taraf olmuş. Ancak geçen zaman içerisinde dünyada giderek  artan bir şekilde bu ürünlerin ticarete konu olduğunu görüyoruz. Haliyle bu ürünlerin ticaretiyle ilgili,  işlenmesiyle ilgili veya üretimiyle ilgili ülkeler yeni düzenlemeler yapmışlardır. Huzura getirdiğimiz  Biyogüvenlik Kanun Tasarısı da bu ihtiyacı gidermeye dönük çok önemli bir yasa tasansıdır.  Burada geçtiğimiz aylarda bu kanunu beklemeden biz bir düzenleme yaptık bir yönetmelikle.  Tarım Kanunu'nun, Gıda Kanunu'nun, Yem Kanunu'nun bize verdiği yetkiyle bu alanda bir  düzenleme yaptık, bir yönetmelik çıkardık 26 Ekim tarihinde. Buradaki amaç esasen şuydu: 1998  yılında getirilen düzenlemede sadece beyan usulü ile işlem yapılırken artık biz bunlara daha sıkı bir  denetim getirelim, belirli esaslar ortaya koyalım, belirli standartlar geliştirelim, böylece bunların  ticaretine, ithalatına, bunlarla ilgili iş ve işlemlere ait bir düzenleme sahibi olalım, bir yasal mevzuat  sahibi olalım istedik. Ancak bunlar tabii o gün kamuoyunda maalesef kapsamı dışında, muhtevası  dışında ve çerçevesi dışında birtakım tartışmalara sebebiyet verdi ve dört tane bu yönetmelikle ilgili  dava açıldı. Ben o gün yine burada, o tarihlerde bu kürsüde yine yüce Meclise bilgi sunmuştum.  Yani, bunun, aslında eğer böyle bir şey olursa bir boşluk yaratacağını, burada amacın GDO'lu  ürünlerin Türkiye'ye girişini kolaylaştırmak değil, aksine GDO'lu ürünlere daha sıkı bir denetim ve  kontrol mekanizması getirmek olduğunu o gün de burada söylemiştim. O gün, Danıştay, savunmamızı  almadan, Tarım Bakanlığına görüş sormadan, bu dört tane davayı da -ayrı ayrı yürütmenin  durdurulma talebini- kabul etti. Biz de buna itiraz ettik ve yaptığımız ilk itirazda da Danıştay bizi haklı  buldu ve bizim isteğimiz doğrultusunda Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu da bize hak  verdi, böyle bir düzenleme getirdi. Yani Danıştay da dedi ki: "Evet, Tanm Bakanlığının yönetmelikle  bu konuyu düzenleme yetkisi var ve dolayısıyla da herhangi bir problem yok." Bu arada da biz yasa  tasansını Meclise sunduk; Komisyonda, alt komisyonda görüşüldü, komisyonlardan da kabul edildi  ve bugün huzurunuzda.  Bu kanun esasen şunu getiriyor: Bunun amacı, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve  biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması için biyogüvenlik sisteminin  kurulması ve uygulanması, modem biyoteknoloji kullanılarak geliştirilmiş ürünlerle ilgili faaliyetlerin  denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirliyor. Bu kanun bunun için
Sayfa 55 -
T B M M B :74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 4 - BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.  Sayın Bakan konuşacaktır.  Buyurunuz Sayın Eker.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür  ediyorum Sayın Başkanım.  Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Bugün huzurunuza getirdiğimiz Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'yla ilgili yüce Meclisi  bilgilendirmek istiyorum.  Dünyada birtakım gelişmeler var, özellikle son yıllarda biyoteknoloji alanında çok önemli  gelişmeler kaydedildi ve bu gelişmelerden bir tanesi de tanm alanında özellikle bazı tarımsal ürünlere  "transgenik bitki" dediğimiz, bunlann genetiğiyle, ya gen aktarılması suretiyle çoğunlukla birtakım  ürünlerin ya hastalıklara direncini artırmak veya verimlerini artırmak gayesiyle yapılan çalışmalar var.  Tabii 1998 yılında Türkiye'de bu alanda beyan usulü ile bunların ithalat ve ihracatına düzenleme  getirileceği hükme bağlanmış ve o tarihten sonra da Türkiye, Birleşmiş Milletlerin konuyla ilgili  Cartagena Biyogüvenlik Sözleşmesi'ne taraf olmuş. Ancak geçen zaman içerisinde dünyada giderek  artan bir şekilde bu ürünlerin ticarete konu olduğunu görüyoruz. Haliyle bu ürünlerin ticaretiyle ilgili,  işlenmesiyle ilgili veya üretimiyle ilgili ülkeler yeni düzenlemeler yapmışlardır. Huzura getirdiğimiz  Biyogüvenlik Kanun Tasarısı da bu ihtiyacı gidermeye dönük çok önemli bir yasa tasansıdır.  Burada geçtiğimiz aylarda bu kanunu beklemeden biz bir düzenleme yaptık bir yönetmelikle.  Tarım Kanunu'nun, Gıda Kanunu'nun, Yem Kanunu'nun bize verdiği yetkiyle bu alanda bir  düzenleme yaptık, bir yönetmelik çıkardık 26 Ekim tarihinde. Buradaki amaç esasen şuydu: 1998  yılında getirilen düzenlemede sadece beyan usulü ile işlem yapılırken artık biz bunlara daha sıkı bir  denetim getirelim, belirli esaslar ortaya koyalım, belirli standartlar geliştirelim, böylece bunların  ticaretine, ithalatına, bunlarla ilgili iş ve işlemlere ait bir düzenleme sahibi olalım, bir yasal mevzuat  sahibi olalım istedik. Ancak bunlar tabii o gün kamuoyunda maalesef kapsamı dışında, muhtevası  dışında ve çerçevesi dışında birtakım tartışmalara sebebiyet verdi ve dört tane bu yönetmelikle ilgili  dava açıldı. Ben o gün yine burada, o tarihlerde bu kürsüde yine yüce Meclise bilgi sunmuştum.  Yani, bunun, aslında eğer böyle bir şey olursa bir boşluk yaratacağını, burada amacın GDO'lu  ürünlerin Türkiye'ye girişini kolaylaştırmak değil, aksine GDO'lu ürünlere daha sıkı bir denetim ve  kontrol mekanizması getirmek olduğunu o gün de burada söylemiştim. O gün, Danıştay, savunmamızı  almadan, Tarım Bakanlığına görüş sormadan, bu dört tane davayı da -ayrı ayrı yürütmenin  durdurulma talebini- kabul etti. Biz de buna itiraz ettik ve yaptığımız ilk itirazda da Danıştay bizi haklı  buldu ve bizim isteğimiz doğrultusunda Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu da bize hak  verdi, böyle bir düzenleme getirdi. Yani Danıştay da dedi ki: "Evet, Tanm Bakanlığının yönetmelikle  bu konuyu düzenleme yetkisi var ve dolayısıyla da herhangi bir problem yok." Bu arada da biz yasa  tasansını Meclise sunduk; Komisyonda, alt komisyonda görüşüldü, komisyonlardan da kabul edildi  ve bugün huzurunuzda.  Bu kanun esasen şunu getiriyor: Bunun amacı, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve  biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanması için biyogüvenlik sisteminin  kurulması ve uygulanması, modem biyoteknoloji kullanılarak geliştirilmiş ürünlerle ilgili faaliyetlerin  denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirliyor. Bu kanun bunun için  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 5 - getiriliyor. Türkiye'nin böyle bir kanuna ihtiyacı var. Niye? Çünkü Türkiye, hem ticaret yapıyor hem  biyoçeşitlilik alanında zengin bir ülke ve dünya ticareti içerisinde küresel önemli bir aktör. Dolayısıyla  bizim bu düzenlemeleri yapmamız lazım.  Veteriner tıbbi ürünler ile Sağlık Bakanlığınca ruhsat veya izin verilen beşerî tıbbi ürünler ve  kozmetik ürünler bu kanunun kapsamı dışında tutulmuştur.  Kanun, genel olarak, Avrupa Birliği mevzuatında da olduğu gibi, bu ürünlerle ilgili karar verme  sürecini bilimsel risk değerlendirmesi ve sosyoekonomik değerlendirmeyi, karar verme sürecinde  halkın bilgilendirilmesi ve karar verme sürecine katılımının sağlanması, -ki bunlar son derecede  önemli kararlardır- karar sonrası izleme, denetleme ve kontrolü, hukuki sorumluluk ve cezai  müeyyideleri düzenliyor. Yani, hem kararla ilgili bütün süreçleri hem halkın bilgilendirilmesini hem  daha sonraki düzenleme, denetleme, izleme ve kontrolü, bunlara ait hukuki sorumlulukları ve cezai  müeyyideleri de düzenliyor.  Dokuz konuda ayrıntılı yönetmelikler çıkıyor. Yani kanunun metninde ayrıntılı olarak yer  almayan... Örneğin biraz önce söylendi, Sayın Seçer zannediyorum söyledi. İşte, bunların taşıma  esnasında riski ne olacak? Bunlar tabii hem burada yazıyor hem biz bunları yönetmelikle zaten  ayrıntılı bir şekilde, uluslararası standartlar bu konularda neyi gerektiriyorsa o standartlara uygun  olarak, bunlann başlangıç noktasından çıkış noktasına kadar sürekli sıkı tedbirler alınmak suretiyle,  kontrol ve denetim altında tutulmak suretiyle bunun izlenmesini gerekli kılıyor.  Basitleştirilmiş işlem, bunların kapalı kullanımı, deneysel çevreye serbest bırakma, başvuru  değerlendirme, karar verme, etiketleme gibi dokuz ayrı konuda yönetmelikler hazırlanıyor bütün  bunların düzenlenmesine ait.  Mesela, araştırmayla ilgili olarak da bir yine endişe dile getirildi. Araştırmada acaba  Türkiye'deki araştırma, geliştirmeye, bilim insanlarımızın yapacaklan birtakım araştırmalara bir  engel mi çıkarılıyor bu kanunla? Onu da söyleyeyim, böyle bir endişemiz yok. Bu alanda 3'üncü  madde, birinci fıkrada araştırma, geliştirmeyle ilgili karar verme süreci dışında bırakıyoruz  başvuruları.  Ayrıca, araştırma materyali olarak ithal edilecek ürünler için sadece Bakanlıktan izin talep  edilecek. Ancak eğer hiçbir hâlde, böyle bir endişe varsa; bu çok uzun sürer, zaman alır, geciktirilir,  on beş gün süre içerisinde Bakanlık bu izni vermek zorunda araştırma amaçlı materyalin temini  konusunda. Bunun detayları tabii yönetmelikle belirlenecek.  Yine, ülke içinde yapılacak araştırmalarda Bakanlıktan izin alınmasına gerek olmayacak. Veri  tabanının oluşturulması açısından, Türkiye'de ne olup ne bittiğinin, hangi araştırmaların yapıldığının  bilinmesi ve takip edilmesi açısından da tabii Bakanlığa bir bilgi verilmesi gerekiyor.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinde olduğu gibi deneysel amaçlı serbest  bırakma, gıda ve yem amaçlı işleme ve piyasaya sürme ve kapalı kullanım gibi üç ana grupta bu  kanun birtakım işlemleri öngörmektedir.  Bu arada, saygıdeğer milletvekilleri, size şunu da özellikle ifade etmek istiyorum: Biz, hiçbir  ahvalde Türkiye'de şu safhadaki -kanun onu öngörüyor- GDO'lu bitki üretimine izin vermiyoruz,  kesinlikle bunu yasaklıyoruz. Bunun için de gerekçelerimiz var. Türkiye biyoçeşitlilik alanında zengin  bir ülke ve Türkiye'nin mevcut arazi işletme yapısı parsellerinin küçük bir ölçekte olması sebebiyle,  bunun taşıyabileceği riskleri dikkate almak suretiyle biz üretimine izin vermiyoruz.
Sayfa 56 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 5 - getiriliyor. Türkiye'nin böyle bir kanuna ihtiyacı var. Niye? Çünkü Türkiye, hem ticaret yapıyor hem  biyoçeşitlilik alanında zengin bir ülke ve dünya ticareti içerisinde küresel önemli bir aktör. Dolayısıyla  bizim bu düzenlemeleri yapmamız lazım.  Veteriner tıbbi ürünler ile Sağlık Bakanlığınca ruhsat veya izin verilen beşerî tıbbi ürünler ve  kozmetik ürünler bu kanunun kapsamı dışında tutulmuştur.  Kanun, genel olarak, Avrupa Birliği mevzuatında da olduğu gibi, bu ürünlerle ilgili karar verme  sürecini bilimsel risk değerlendirmesi ve sosyoekonomik değerlendirmeyi, karar verme sürecinde  halkın bilgilendirilmesi ve karar verme sürecine katılımının sağlanması, -ki bunlar son derecede  önemli kararlardır- karar sonrası izleme, denetleme ve kontrolü, hukuki sorumluluk ve cezai  müeyyideleri düzenliyor. Yani, hem kararla ilgili bütün süreçleri hem halkın bilgilendirilmesini hem  daha sonraki düzenleme, denetleme, izleme ve kontrolü, bunlara ait hukuki sorumlulukları ve cezai  müeyyideleri de düzenliyor.  Dokuz konuda ayrıntılı yönetmelikler çıkıyor. Yani kanunun metninde ayrıntılı olarak yer  almayan... Örneğin biraz önce söylendi, Sayın Seçer zannediyorum söyledi. İşte, bunların taşıma  esnasında riski ne olacak? Bunlar tabii hem burada yazıyor hem biz bunları yönetmelikle zaten  ayrıntılı bir şekilde, uluslararası standartlar bu konularda neyi gerektiriyorsa o standartlara uygun  olarak, bunlann başlangıç noktasından çıkış noktasına kadar sürekli sıkı tedbirler alınmak suretiyle,  kontrol ve denetim altında tutulmak suretiyle bunun izlenmesini gerekli kılıyor.  Basitleştirilmiş işlem, bunların kapalı kullanımı, deneysel çevreye serbest bırakma, başvuru  değerlendirme, karar verme, etiketleme gibi dokuz ayrı konuda yönetmelikler hazırlanıyor bütün  bunların düzenlenmesine ait.  Mesela, araştırmayla ilgili olarak da bir yine endişe dile getirildi. Araştırmada acaba  Türkiye'deki araştırma, geliştirmeye, bilim insanlarımızın yapacaklan birtakım araştırmalara bir  engel mi çıkarılıyor bu kanunla? Onu da söyleyeyim, böyle bir endişemiz yok. Bu alanda 3'üncü  madde, birinci fıkrada araştırma, geliştirmeyle ilgili karar verme süreci dışında bırakıyoruz  başvuruları.  Ayrıca, araştırma materyali olarak ithal edilecek ürünler için sadece Bakanlıktan izin talep  edilecek. Ancak eğer hiçbir hâlde, böyle bir endişe varsa; bu çok uzun sürer, zaman alır, geciktirilir,  on beş gün süre içerisinde Bakanlık bu izni vermek zorunda araştırma amaçlı materyalin temini  konusunda. Bunun detayları tabii yönetmelikle belirlenecek.  Yine, ülke içinde yapılacak araştırmalarda Bakanlıktan izin alınmasına gerek olmayacak. Veri  tabanının oluşturulması açısından, Türkiye'de ne olup ne bittiğinin, hangi araştırmaların yapıldığının  bilinmesi ve takip edilmesi açısından da tabii Bakanlığa bir bilgi verilmesi gerekiyor.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinde olduğu gibi deneysel amaçlı serbest  bırakma, gıda ve yem amaçlı işleme ve piyasaya sürme ve kapalı kullanım gibi üç ana grupta bu  kanun birtakım işlemleri öngörmektedir.  Bu arada, saygıdeğer milletvekilleri, size şunu da özellikle ifade etmek istiyorum: Biz, hiçbir  ahvalde Türkiye'de şu safhadaki -kanun onu öngörüyor- GDO'lu bitki üretimine izin vermiyoruz,  kesinlikle bunu yasaklıyoruz. Bunun için de gerekçelerimiz var. Türkiye biyoçeşitlilik alanında zengin  bir ülke ve Türkiye'nin mevcut arazi işletme yapısı parsellerinin küçük bir ölçekte olması sebebiyle,  bunun taşıyabileceği riskleri dikkate almak suretiyle biz üretimine izin vermiyoruz.  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  Peki, bu kararlar nasıl alınacak yani gerçekte bunun için endişe etmemiz gerekiyor mu?  Saygıdeğer milletvekilleri, başvurular birkaç kademeden geçiyor Bakanlık tarafından. Bakanlığa  başvuru yapıldıktan sonra bilimsel komiteler oluşturuluyor. Bilimsel komitelerde sadece  üniversitelerde çalışan bilim insanları ile TÜBİTAK'ta çalışan uzmanlar yer alıyor; 11 kişilik bilimsel  komite oluşturuluyor, her başvuru için, her ürün için ayrı ayrı. Ama bunun dışında bir Biyogüvenlik  Kumluna gidiyor. Biyogüvenlik Kumlu 9 kişilik bir kuruldur ve bu Kurul hiçbir şekilde kimseye  bağımlı değildir; hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kumla emir ve talimat veremiyor ve Kurul  üyelerinin görev süreleri dolmaksızın da görevlerine son verilemiyor. Bunu özellikle ifade etmek  istiyomm.  Yine bir husus dile getirildi: "Efendim, meslek kuruluşları var mıdır, yok mudur; meslek odaları  var mıdır, onlar da olmalı mıdır?" Olmalıdır kuşkusuz. Bunlardan, üyelerden 2 tanesi üniversite veya  meslek örgütleri temsilcileri arasından seçilecektir. Kararlar kullanım amaç ya da amaçları belirtilerek  yapılacak her bir farklı başvuru için gen ya da genler esas alınarak verilecektir. Bir karar bir başka  başvuru için emsal teşkil etmeyecektir. Bunu da özellikle ifade etmek istiyomm.  Bilimsel Komiteden geçmemiş, kanun kapsamına giren hiçbir ürünün kullanımına izin  verilmeyecektir. GDO ve ürünlerinin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması, kullandırılması  yasaklanmaktadır. Yine GDO ve ürünleri Bakanlığın sürekli kontrol ve denetimi altında bulunmakta,  GDO ve ürünlerinin bir kimliğe sahip olması ve etiketlenmesi mecburi hâle getirilmektedir. GDO'lan  bu kanunun hükümlerine aykırı olarak kullanan veya kullandıranlara, işledikleri fiillere göre beş yıl  ila on yıl arasında hapis yanında para cezası ve faaliyetten men dâhil birçok idari para cezası  verilebilecektir.  Saygıdeğer milletvekilleri, bu konu dünyanın tabii tartıştığı konulardan bir tanesidir. Bugün  yeryüzünde 134 milyon hektar alanda GDO'lu ürün üretimi gerçekleştirilmektedir. Bunlardan yedi  tane ülke de Avrupa Birliği üyesidir. Yani bu ülkelerde belirli şartlar altında üretiliyor. Şimdi bizim  burada üzerinde hassasiyetle durduğumuz konu, kanunla birlikte modem biyoteknoloji ürünlerinin  kullanımı, bilimsel risk ve sosyoekonomik değerlendirme sonuçları ile halkın görüşleri dikkate  alınarak verilecek kararlarla mümkün olabilmesi gerçeğidir. Biz buna özellikle önem veriyoruz. Yani  insan sağlığına, çevre sağlığına, bitki sağlığına, hayvan sağlığına eğer bir ürünün herhangi bir risk  getirme ihtimali varsa, zaten Bilimsel Komite ve Biyogüvenlik Kumlu zaten bu riskleri  değerlendiriyor ve bunu reddediyor.  Buna ilaveten getirdiğimiz bir başka husus var prosedür içerisinde. O da ne? O da  sosyoekonomik risk değerlendirmesi. Yani sosyoekonomik risk değerlendirmesi de yine ilgili kurullar  tarafından yapılıyor ve deniyor ki: "Eğer bu ürünle birlikte, yani ithal edilmesi talep edilen ürün  Türkiye'de tarım sektörüne sosyoekonomik açıdan bir risk getiriyorsa ona da izin verilmeyecektir."  Ki bu da Türkiye'de tanm sektörünü korumaya dönük son derece de önemli bir adımdır.  Burada tabii bir hususu daha ifade etmemiz gerekiyor. O da bütün bunlardan sonra karar  verilmeden önce bu karar halkın bilgisine sunuluyor, halkın bilgisine açık hâle getiriliyor ve orada  da yapılabilecek olan herhangi bir başvuru, herhangi bir itiraz yine dikkate alınmak suretiyle  Biyogüvenlik Kumlu tarafından kararlaştırılacaktır.  Risk taşıyan hiçbir modem biyoteknoloji ürününün kullanımına asla müsaade edilmeyecek.  Zengin biyolojik çeşitliliğimizin komnması için genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi  yasaklanmakta, her bir ürün için kullanılması zomnlu hâle getirilen ayıncı kimlik ile bunların her  aşamada izlenmesi, kontrol ve denetimi sağlanacaktır.  - 5 6 -
Sayfa 57 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 3  Peki, bu kararlar nasıl alınacak yani gerçekte bunun için endişe etmemiz gerekiyor mu?  Saygıdeğer milletvekilleri, başvurular birkaç kademeden geçiyor Bakanlık tarafından. Bakanlığa  başvuru yapıldıktan sonra bilimsel komiteler oluşturuluyor. Bilimsel komitelerde sadece  üniversitelerde çalışan bilim insanları ile TÜBİTAK'ta çalışan uzmanlar yer alıyor; 11 kişilik bilimsel  komite oluşturuluyor, her başvuru için, her ürün için ayrı ayrı. Ama bunun dışında bir Biyogüvenlik  Kumluna gidiyor. Biyogüvenlik Kumlu 9 kişilik bir kuruldur ve bu Kurul hiçbir şekilde kimseye  bağımlı değildir; hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kumla emir ve talimat veremiyor ve Kurul  üyelerinin görev süreleri dolmaksızın da görevlerine son verilemiyor. Bunu özellikle ifade etmek  istiyomm.  Yine bir husus dile getirildi: "Efendim, meslek kuruluşları var mıdır, yok mudur; meslek odaları  var mıdır, onlar da olmalı mıdır?" Olmalıdır kuşkusuz. Bunlardan, üyelerden 2 tanesi üniversite veya  meslek örgütleri temsilcileri arasından seçilecektir. Kararlar kullanım amaç ya da amaçları belirtilerek  yapılacak her bir farklı başvuru için gen ya da genler esas alınarak verilecektir. Bir karar bir başka  başvuru için emsal teşkil etmeyecektir. Bunu da özellikle ifade etmek istiyomm.  Bilimsel Komiteden geçmemiş, kanun kapsamına giren hiçbir ürünün kullanımına izin  verilmeyecektir. GDO ve ürünlerinin Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması, kullandırılması  yasaklanmaktadır. Yine GDO ve ürünleri Bakanlığın sürekli kontrol ve denetimi altında bulunmakta,  GDO ve ürünlerinin bir kimliğe sahip olması ve etiketlenmesi mecburi hâle getirilmektedir. GDO'lan  bu kanunun hükümlerine aykırı olarak kullanan veya kullandıranlara, işledikleri fiillere göre beş yıl  ila on yıl arasında hapis yanında para cezası ve faaliyetten men dâhil birçok idari para cezası  verilebilecektir.  Saygıdeğer milletvekilleri, bu konu dünyanın tabii tartıştığı konulardan bir tanesidir. Bugün  yeryüzünde 134 milyon hektar alanda GDO'lu ürün üretimi gerçekleştirilmektedir. Bunlardan yedi  tane ülke de Avrupa Birliği üyesidir. Yani bu ülkelerde belirli şartlar altında üretiliyor. Şimdi bizim  burada üzerinde hassasiyetle durduğumuz konu, kanunla birlikte modem biyoteknoloji ürünlerinin  kullanımı, bilimsel risk ve sosyoekonomik değerlendirme sonuçları ile halkın görüşleri dikkate  alınarak verilecek kararlarla mümkün olabilmesi gerçeğidir. Biz buna özellikle önem veriyoruz. Yani  insan sağlığına, çevre sağlığına, bitki sağlığına, hayvan sağlığına eğer bir ürünün herhangi bir risk  getirme ihtimali varsa, zaten Bilimsel Komite ve Biyogüvenlik Kumlu zaten bu riskleri  değerlendiriyor ve bunu reddediyor.  Buna ilaveten getirdiğimiz bir başka husus var prosedür içerisinde. O da ne? O da  sosyoekonomik risk değerlendirmesi. Yani sosyoekonomik risk değerlendirmesi de yine ilgili kurullar  tarafından yapılıyor ve deniyor ki: "Eğer bu ürünle birlikte, yani ithal edilmesi talep edilen ürün  Türkiye'de tarım sektörüne sosyoekonomik açıdan bir risk getiriyorsa ona da izin verilmeyecektir."  Ki bu da Türkiye'de tanm sektörünü korumaya dönük son derece de önemli bir adımdır.  Burada tabii bir hususu daha ifade etmemiz gerekiyor. O da bütün bunlardan sonra karar  verilmeden önce bu karar halkın bilgisine sunuluyor, halkın bilgisine açık hâle getiriliyor ve orada  da yapılabilecek olan herhangi bir başvuru, herhangi bir itiraz yine dikkate alınmak suretiyle  Biyogüvenlik Kumlu tarafından kararlaştırılacaktır.  Risk taşıyan hiçbir modem biyoteknoloji ürününün kullanımına asla müsaade edilmeyecek.  Zengin biyolojik çeşitliliğimizin komnması için genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi  yasaklanmakta, her bir ürün için kullanılması zomnlu hâle getirilen ayıncı kimlik ile bunların her  aşamada izlenmesi, kontrol ve denetimi sağlanacaktır.  - 5 6 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 7 - Yine, etiketleme zorunluluğu getirilerek tüketicilerin bilgilendirilme ve tercih yapma haklan  korunmuş olacaktır ki bu da son derecede önemli. Böylece, eğer bütün risklerden geçmiş olsa bile,  bütün riskleri risk değerlendirmesinde "Bu risksizdir." denilip Biyogüvenlik Kurulu bilimsel  komiteleri tarafından uygun olduğu kabul edilse bile, açıklansa bile bunun üzerine mutlaka etiket  konma mecburiyeti de getiriliyor ki bu da yine vatandaşın, tüketicinin tercih yapma hakkını teslim  etmesi bakımından son derecede önemli.  Şimdi, burada, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biyoteknoloji araştırması enstitüsü  kurulmasından bahsedildi. Biz esasen, 2008 yılında Bakanlığımızın Eylem Planı kapsamında daha  önce biyoteknoloji bölümü olarak, küçücük bir birim olarak hizmet veren Tarla Bitkileri Merkez  Araştırma Enstitüsündeki bölümü biz Türkiye çapında hizmet verebilecek uluslararası standartlarda  bir bitkisel biyoteknoloji araştırma merkezi hâline dönüştürdük. Keza hayvancılıkla ilgili olarak da,  Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde bir Hayvansal Biyoteknoloji Araştırma  Merkezini zaten kurduk. Yani biz Türkiye'de, bu tür konularda, zaten bütün çalışmalanmızı  gelişmeye açık bir hâlde sürdürüyoruz.  Yine bir sayın milletvekilimiz "GDO'lu yemlerin hayvanlara yedirilmesine izin veriliyor, hayvan  ve insan sağlığı tehlikeye atılıyor." endişesini dile getirdi. Şimdi, GDO ile ilgili tartışmalardan bir  tanesi de şudur: Tabii, bazı ülkeler ihtiyatla bunlara yaklaşılması gerektiğini söylüyor, bazı çevreler.  Ama, Avrupa Birliğinin, EFSA'nın (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) özellikle bu ürünlerin yemler  yoluyla ete, süte, yumurtaya ve diğer hayvansal ürünlere geçmediğine dair yirmi üç tane bilimsel  araştırması mevcuttur. Yani, bu ürünler, Avrupa Birliğinde de tüketicilerin kullanımına bu şekilde  sunulmaktadır. Etiket konmakta hayvansal ürünlere. Dolayısıyla, yağa geçtiğine dair, hayvanın etine,  sütüne geçtiğine dair Avrupa Birliğinin, daha doğrusu geçmediğine dair Avrupa Birliği Gıda  Güvenliği Otoritesinin yirmi üç tane kuruluştan aldığı ayrı ayrı araştırma sonucu vardır.  Biz, bu kanun tasarısını hazırlarken, tüm kamu kurum ve kuruluşlannın yanında sivil toplum  kuruluşlan ve meslek örgütlerinin de görüşlerini aldık. Kanunun hazırlık çalışmalanna elli beş değişik  kurum ve kuruluştan 85'ten fazla kişi katkı ve katılım sağlamıştır. Yani bu kadar önemli bir konuyu,  böyle bir tasanyı, biz sadece kendi başımıza değil, hem Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden  önce hem Türkiye Büyük Millet Meclisi ilgili komisyonlannda ve alt komisyonlarında görüşüldüğü  safhada ilgili tüm meslek kuruluşlarının, meslek odalannın, çiftçi örgütlerinin, diğer ilgili tüm kamu  kurum ve kuruluşlannın, sivil toplum kuruluşlannın görüşleri alındı, katkılan sağlandı; bunu da ifade  etmek istiyorum.  VAHAP SEÇER (Mersin) - TBMM'ye gelmeden önce, Sayın Bakan.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Gelmeden önce  de aldık, geldikten sonra da aldık Sayın Seçer, siz de onu biliyorsunuz, aldığımızı.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, burada aslolan şey şudur: Bizim Türkiye'de özellikle  bu tür ürünlerin ithalatının ve ihracatının bizi ilgilendiren boyutu yağlı tohumlar boyutudur yani  hayvan yemi olarak kullandığımız ve ithal ettiğimiz soya en başta olmak üzere bu tür ürünlerdir.  Bakın, mısır da yine dünyada en çok GDO kullanılan ürünlerden bir tanesidir ve Hükümetimiz  döneminde, Türkiye, mısır ithal etme mecburiyetinde olan bir ülke olmaktan çıkmıştır çünkü 2 milyon  ton civanndaki mısır üretimi 5 milyon tona çıktı bu sene. Geçen sene de, bu sene de yani son birkaç  yıl içerisinde 4 milyon tonun hiçbir zaman altına düşmedi, 2 katından fazla bir artış sağladı.
Sayfa 58 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 7 - Yine, etiketleme zorunluluğu getirilerek tüketicilerin bilgilendirilme ve tercih yapma haklan  korunmuş olacaktır ki bu da son derecede önemli. Böylece, eğer bütün risklerden geçmiş olsa bile,  bütün riskleri risk değerlendirmesinde "Bu risksizdir." denilip Biyogüvenlik Kurulu bilimsel  komiteleri tarafından uygun olduğu kabul edilse bile, açıklansa bile bunun üzerine mutlaka etiket  konma mecburiyeti de getiriliyor ki bu da yine vatandaşın, tüketicinin tercih yapma hakkını teslim  etmesi bakımından son derecede önemli.  Şimdi, burada, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biyoteknoloji araştırması enstitüsü  kurulmasından bahsedildi. Biz esasen, 2008 yılında Bakanlığımızın Eylem Planı kapsamında daha  önce biyoteknoloji bölümü olarak, küçücük bir birim olarak hizmet veren Tarla Bitkileri Merkez  Araştırma Enstitüsündeki bölümü biz Türkiye çapında hizmet verebilecek uluslararası standartlarda  bir bitkisel biyoteknoloji araştırma merkezi hâline dönüştürdük. Keza hayvancılıkla ilgili olarak da,  Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü bünyesinde bir Hayvansal Biyoteknoloji Araştırma  Merkezini zaten kurduk. Yani biz Türkiye'de, bu tür konularda, zaten bütün çalışmalanmızı  gelişmeye açık bir hâlde sürdürüyoruz.  Yine bir sayın milletvekilimiz "GDO'lu yemlerin hayvanlara yedirilmesine izin veriliyor, hayvan  ve insan sağlığı tehlikeye atılıyor." endişesini dile getirdi. Şimdi, GDO ile ilgili tartışmalardan bir  tanesi de şudur: Tabii, bazı ülkeler ihtiyatla bunlara yaklaşılması gerektiğini söylüyor, bazı çevreler.  Ama, Avrupa Birliğinin, EFSA'nın (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) özellikle bu ürünlerin yemler  yoluyla ete, süte, yumurtaya ve diğer hayvansal ürünlere geçmediğine dair yirmi üç tane bilimsel  araştırması mevcuttur. Yani, bu ürünler, Avrupa Birliğinde de tüketicilerin kullanımına bu şekilde  sunulmaktadır. Etiket konmakta hayvansal ürünlere. Dolayısıyla, yağa geçtiğine dair, hayvanın etine,  sütüne geçtiğine dair Avrupa Birliğinin, daha doğrusu geçmediğine dair Avrupa Birliği Gıda  Güvenliği Otoritesinin yirmi üç tane kuruluştan aldığı ayrı ayrı araştırma sonucu vardır.  Biz, bu kanun tasarısını hazırlarken, tüm kamu kurum ve kuruluşlannın yanında sivil toplum  kuruluşlan ve meslek örgütlerinin de görüşlerini aldık. Kanunun hazırlık çalışmalanna elli beş değişik  kurum ve kuruluştan 85'ten fazla kişi katkı ve katılım sağlamıştır. Yani bu kadar önemli bir konuyu,  böyle bir tasanyı, biz sadece kendi başımıza değil, hem Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden  önce hem Türkiye Büyük Millet Meclisi ilgili komisyonlannda ve alt komisyonlarında görüşüldüğü  safhada ilgili tüm meslek kuruluşlarının, meslek odalannın, çiftçi örgütlerinin, diğer ilgili tüm kamu  kurum ve kuruluşlannın, sivil toplum kuruluşlannın görüşleri alındı, katkılan sağlandı; bunu da ifade  etmek istiyorum.  VAHAP SEÇER (Mersin) - TBMM'ye gelmeden önce, Sayın Bakan.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Gelmeden önce  de aldık, geldikten sonra da aldık Sayın Seçer, siz de onu biliyorsunuz, aldığımızı.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, burada aslolan şey şudur: Bizim Türkiye'de özellikle  bu tür ürünlerin ithalatının ve ihracatının bizi ilgilendiren boyutu yağlı tohumlar boyutudur yani  hayvan yemi olarak kullandığımız ve ithal ettiğimiz soya en başta olmak üzere bu tür ürünlerdir.  Bakın, mısır da yine dünyada en çok GDO kullanılan ürünlerden bir tanesidir ve Hükümetimiz  döneminde, Türkiye, mısır ithal etme mecburiyetinde olan bir ülke olmaktan çıkmıştır çünkü 2 milyon  ton civanndaki mısır üretimi 5 milyon tona çıktı bu sene. Geçen sene de, bu sene de yani son birkaç  yıl içerisinde 4 milyon tonun hiçbir zaman altına düşmedi, 2 katından fazla bir artış sağladı.  T B M M B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 8 - Şimdi, benzeri bir şey: Bu vesileyle bizim tabii soyada hamle yapmamız ve soyada da bunu  sağlamamız lazım. Biliyoruz ki ithalat kolay bir yol olduğu için Türkiye'de soya ithalatı arttı. Biz  primleri, soya primini 275 bin liraya çıkardık ve soya maliyetinin yüzde 45'ini biz destek olarak  ödüyoruz değerli arkadaşlar.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bitiriyorum Sayın  Başkanım.  Tüm yağlı tohumlarda bunu yapıyoruz; ayçiçeğinde yüzde 39'unu, pamukta yüzde 46'yı  ödüyoruz, maliyetin içerisinde destekleme oranı soyada da yüzde 45. Tabii, bu vesileyle inşallah çok  daha iyi bir noktaya soya gelir, Türkiye'deki yerli soya üretimi artar ve biz de soya da ithal etmek  mecburiyetinde kalmayız. Böylece, bu düzenlemelerin ayrıca böyle de bir hayırlı yan etkisi olur  inşallah; bizim hedefimiz budur, bunu sağlamaktır.  Ben, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygularla, bu tasarının Türkiye için önemli  olduğunu, gerekli olduğunu; Türkiye'nin hiçbir zaman, hiçbir şekilde insanlarının, çevresinin,  hayvanlarının riske edilmediğini, Avrupa Birliği standartlarında bu tasannın hazırlandığını ve bu  tasanyla Türkiye bu alanda önemli bir düzenleme yapacaktır.  Bu duygularla, bu düşüncelerle tasarının hayırlı olmasını diliyorum ve hepinizi saygıyla  selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Eker.  Şahsı adına, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Ertürk.  AHMET ERTÜRK (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz  kanun tasarısıyla, insan sağlığı, hayvan sağlığı, bitki sağlığı, çevre ve biyolojik çeşitliliğini derlenip  toplanması, kural ve kaidelere bağlanmasıyla ilgili ve bilgi kirliliği, kafa karışıklığı yaratan;  basınımızda, televizyonlarda, gazetelerde, medyada pek çok ürünün, mesela domateslerin, elmaların,  patlıcanların, salatalıkların, biberlerin sanki GDO'lu ürünmüş gibi tanıtıldığı zor aylardan geçtik.  Çok şükür, şimdi kanun tasanmız Tarım Komisyonumuzda görüşüldü ve şu anda Millet Meclisimize  geldi ve burada bu tasarımızı kanunlaştırdığımız takdirde, ülkemizde öncelikle ürettiği ürünlerle bu  toplumu besleyen, doyuran çiftçilerin ve bu çiftçilerimizin ürettiği ürünleri tüketen, o ürünleri  güvenerek, sağlıklı olduğunu, her türlü hastalıktan ari olduğunu, öyle Frankeştayn gıdalar da  olmadığını bilerek tüketen, sağlıklı bir toplum hedefleniyor.  Tabii, burada hangi ürünler GDO'ludur diye sorulduğu zaman da -muhalefet milletvekillerimiz  de söylüyor- öncelikle tekstil sektörümüzün hammaddesi olan ve ülkemizde maalesef üretimimiz  tüketimimize yetmeyen ve dışarıdan almak zorunda olduğumuz öncelikle pamuk ürünü, ondan sonra  gene soya, kanola. Bu iki üründe gene üretimimiz tüketimimize yetmiyor; ülkemizin hayvancılığının  ve bitkisel yağ sanayisinin temel ürünlerinden olan soya ve kanolayı da dışarıdan getirmek zorunda  kalıyoruz. Bir de mısır... Tarım Bakanlığımızın son yıllarda yaptığı etkin ve verimli çalışmalarla  mısır ürününde artık ithalat yapma zorunluluğumuz belki kalktı. 4,5 milyon tona yaklaşan mısır  üretimimizde, hem yağ sanayimizin hem de hayvancılık sektörümüzün ana ham maddesi karşılanıyor.
Sayfa 59 -
T B M M B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 8 - Şimdi, benzeri bir şey: Bu vesileyle bizim tabii soyada hamle yapmamız ve soyada da bunu  sağlamamız lazım. Biliyoruz ki ithalat kolay bir yol olduğu için Türkiye'de soya ithalatı arttı. Biz  primleri, soya primini 275 bin liraya çıkardık ve soya maliyetinin yüzde 45'ini biz destek olarak  ödüyoruz değerli arkadaşlar.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bitiriyorum Sayın  Başkanım.  Tüm yağlı tohumlarda bunu yapıyoruz; ayçiçeğinde yüzde 39'unu, pamukta yüzde 46'yı  ödüyoruz, maliyetin içerisinde destekleme oranı soyada da yüzde 45. Tabii, bu vesileyle inşallah çok  daha iyi bir noktaya soya gelir, Türkiye'deki yerli soya üretimi artar ve biz de soya da ithal etmek  mecburiyetinde kalmayız. Böylece, bu düzenlemelerin ayrıca böyle de bir hayırlı yan etkisi olur  inşallah; bizim hedefimiz budur, bunu sağlamaktır.  Ben, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygularla, bu tasarının Türkiye için önemli  olduğunu, gerekli olduğunu; Türkiye'nin hiçbir zaman, hiçbir şekilde insanlarının, çevresinin,  hayvanlarının riske edilmediğini, Avrupa Birliği standartlarında bu tasannın hazırlandığını ve bu  tasanyla Türkiye bu alanda önemli bir düzenleme yapacaktır.  Bu duygularla, bu düşüncelerle tasarının hayırlı olmasını diliyorum ve hepinizi saygıyla  selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Eker.  Şahsı adına, Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Buyurunuz Sayın Ertürk.  AHMET ERTÜRK (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz  kanun tasarısıyla, insan sağlığı, hayvan sağlığı, bitki sağlığı, çevre ve biyolojik çeşitliliğini derlenip  toplanması, kural ve kaidelere bağlanmasıyla ilgili ve bilgi kirliliği, kafa karışıklığı yaratan;  basınımızda, televizyonlarda, gazetelerde, medyada pek çok ürünün, mesela domateslerin, elmaların,  patlıcanların, salatalıkların, biberlerin sanki GDO'lu ürünmüş gibi tanıtıldığı zor aylardan geçtik.  Çok şükür, şimdi kanun tasanmız Tarım Komisyonumuzda görüşüldü ve şu anda Millet Meclisimize  geldi ve burada bu tasarımızı kanunlaştırdığımız takdirde, ülkemizde öncelikle ürettiği ürünlerle bu  toplumu besleyen, doyuran çiftçilerin ve bu çiftçilerimizin ürettiği ürünleri tüketen, o ürünleri  güvenerek, sağlıklı olduğunu, her türlü hastalıktan ari olduğunu, öyle Frankeştayn gıdalar da  olmadığını bilerek tüketen, sağlıklı bir toplum hedefleniyor.  Tabii, burada hangi ürünler GDO'ludur diye sorulduğu zaman da -muhalefet milletvekillerimiz  de söylüyor- öncelikle tekstil sektörümüzün hammaddesi olan ve ülkemizde maalesef üretimimiz  tüketimimize yetmeyen ve dışarıdan almak zorunda olduğumuz öncelikle pamuk ürünü, ondan sonra  gene soya, kanola. Bu iki üründe gene üretimimiz tüketimimize yetmiyor; ülkemizin hayvancılığının  ve bitkisel yağ sanayisinin temel ürünlerinden olan soya ve kanolayı da dışarıdan getirmek zorunda  kalıyoruz. Bir de mısır... Tarım Bakanlığımızın son yıllarda yaptığı etkin ve verimli çalışmalarla  mısır ürününde artık ithalat yapma zorunluluğumuz belki kalktı. 4,5 milyon tona yaklaşan mısır  üretimimizde, hem yağ sanayimizin hem de hayvancılık sektörümüzün ana ham maddesi karşılanıyor.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 9 - Tarım Bakanlığımız yine soya yağına -Değerli Bakanımız da izah etti- çok iyi destekleme primi  vermesine rağmen çiftçilerimiz soya ürünü ekme konusunda biraz daha bir durgunluk ve donukluk  yaşıyorlar. Bunun da mutlaka alınıp satılabilir hâle gelmesi için, bilhassa yem sanayicilerimizin soya  alım satımı konusunda bir duruş sergilemesi lazım.  Değerli milletvekilleri, ülkemizde son yıllarda tarımsal sanayinin, tarımsal üretimin ham  maddesini teşkil eden tohum ve fidanlar konusunda da pek çok kafa karışıklıkları yaşandı bu GDO'lu  tohumlar, fidanlar gibi. Mesela, hibrit tohumlar. Mısır ürününde daha önceleri yerli tohumlarımızla  mısır üretirken elde ettiğimiz ürün rekoltesi belliydi ama hibrit tohum kullanmaya başladığımız  zamandan bu yana, şu anda ülkemizdeki çiftçilerimiz çok rahatlıkla dekarda bin kilonun üzerinde  ürün hasat edebiliyorlar, hatta 1.500 kilogram ürün hasat edilebilen, pek çok, ülkemizin nadide tarım  bölgeleri var.  Sertifikalı tohumlar: Yine Tarım Bakanlığımızın destekleme politikaları içerisinde sertifikalı  tohum kullanan çiftçilerimize ayrıca desteklemeler veriliyor. Böylece, sertifikalı sertifikasız, işte,  hibrit hibrit olmayan farklılıklarının ötesinde hem ülkemizde kullanılan tohumların daha verimli  olması, çiftçilerimize daha çok kazandırması imkânı, fırsatı yakalanmış oluyor.  Gene fidanlarda da bodur, yarı bodur fidanlarla üç beş seneden bu tarafa çiftçilerimiz tanışmaya  başladı. Bakınız, böylece geleneksel üretimimizin dışında hibrit tohumlar, sertifikalı tohumlar, yarı  bodur fidanlar, bodur fidanlarla ülkemiz çiftçileri tanışıyor.  Şimdi, GDO'lu ürünler: Bu GDO'lu ürünler, çok şükür ülkemizde GDO'lu ne bir kilogram  tohum var ne GDO'lu ürün, mahsul veren bir tane fidan var, ağaç var. Dışarıdaki ülkelerde,  İspanya'da, Amerika'da, pek çok Avrupa ülkesinde mısır, soya gibi ürünler veya pamuk yetiştirilen  ülkelerde GDO'lu tohum kullanılmak suretiyle bu tip ürünler üretilebiliyor ama Hükümetimizin  getirdiği bu tasarıyla bu tip GDO'lu ürünlerin ülkemize ithali, getirilmesi, kullanılması bir disiplin  altına getirilmeye çalışılıyor.  Bir başka sıkıntımız da: Biz, hormonla GDO'yu karıştırıyoruz. Bazı çiftçilerimiz ürününü  yetiştirmek için bitki aktivatörleri kullanıyor, pek çok yerde de, işte, mesela çilekler yetiştiriliyor.  Çilekler iri oluyor, cinsinden, türünden kaynaklanıyor ama deniyor ki: "İşte, bu çilekler hormonlu."  İş daha da abartıldı son aylarda, bu, GDO'lu noktasına doğru gitti. Aslında üretilen ürünlerin insan  sağlığı bakımından değerlendirildiğinde ve Tarım Bakanlığımızın bu işi disipline etmek, kontrol  etmek bakımından ortaya koyduğu mevcut kurallarımızla dahi, mevcut yasal düzenlememizle dahi  bu tip ürünlerin insan sağlığına zarar veren ürünlerin üretilmesi mümkün değildir.  Seralarda 15 metre boyu uzayan domatesler var, 15 metre. Şimdi, bu 15 metre uzayan  domateslere biz hormonlu mu demeliyiz yoksa GDO'lu mu demeliyiz? Hâlbuki tamamen kendi doğal  ortamında, hiçbir aktivatör, hormon kullanılmadan, hatta organik olarak yetiştirilebilen bu seralardaki  domates bitkimizden elde edilen domates ürünleri ülkemizde satış mağazalarında, marketlerde "doğal  ürünler", "organik ürünler" isimleri, yaftaları konulmak suretiyle satılabiliyor.  Değerli milletvekillerimiz, Bakanlığımızca hazırlanan bu Biyogüvenlik Kanun Tasarımızda  arzulanan "ihtiyatlılık" ilkesiyle insan, hayvan ve bitki sağlığı, çevre ve biyogüvenlik çeşitliliğin  korunması amaçlanmaktadır. GDO'lu ürünlerin ülkemizde kullanımına kesinlikle bilimsel komiteden  geçmediği müddetçe izin verilmeyecektir. Bu ürünlerin ülkemize ithali, kurul kararlarına aykırı olarak  kullanılması yasaktır. Biyoçeşitlilik ve genetik kaynaklarımızın korunması amacıyla, genetiği  değiştirilmiş bitki ve hayvansal ürünlerin üretimi de yasaklanmaktadır.
Sayfa 60 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 3  - 5 9 - Tarım Bakanlığımız yine soya yağına -Değerli Bakanımız da izah etti- çok iyi destekleme primi  vermesine rağmen çiftçilerimiz soya ürünü ekme konusunda biraz daha bir durgunluk ve donukluk  yaşıyorlar. Bunun da mutlaka alınıp satılabilir hâle gelmesi için, bilhassa yem sanayicilerimizin soya  alım satımı konusunda bir duruş sergilemesi lazım.  Değerli milletvekilleri, ülkemizde son yıllarda tarımsal sanayinin, tarımsal üretimin ham  maddesini teşkil eden tohum ve fidanlar konusunda da pek çok kafa karışıklıkları yaşandı bu GDO'lu  tohumlar, fidanlar gibi. Mesela, hibrit tohumlar. Mısır ürününde daha önceleri yerli tohumlarımızla  mısır üretirken elde ettiğimiz ürün rekoltesi belliydi ama hibrit tohum kullanmaya başladığımız  zamandan bu yana, şu anda ülkemizdeki çiftçilerimiz çok rahatlıkla dekarda bin kilonun üzerinde  ürün hasat edebiliyorlar, hatta 1.500 kilogram ürün hasat edilebilen, pek çok, ülkemizin nadide tarım  bölgeleri var.  Sertifikalı tohumlar: Yine Tarım Bakanlığımızın destekleme politikaları içerisinde sertifikalı  tohum kullanan çiftçilerimize ayrıca desteklemeler veriliyor. Böylece, sertifikalı sertifikasız, işte,  hibrit hibrit olmayan farklılıklarının ötesinde hem ülkemizde kullanılan tohumların daha verimli  olması, çiftçilerimize daha çok kazandırması imkânı, fırsatı yakalanmış oluyor.  Gene fidanlarda da bodur, yarı bodur fidanlarla üç beş seneden bu tarafa çiftçilerimiz tanışmaya  başladı. Bakınız, böylece geleneksel üretimimizin dışında hibrit tohumlar, sertifikalı tohumlar, yarı  bodur fidanlar, bodur fidanlarla ülkemiz çiftçileri tanışıyor.  Şimdi, GDO'lu ürünler: Bu GDO'lu ürünler, çok şükür ülkemizde GDO'lu ne bir kilogram  tohum var ne GDO'lu ürün, mahsul veren bir tane fidan var, ağaç var. Dışarıdaki ülkelerde,  İspanya'da, Amerika'da, pek çok Avrupa ülkesinde mısır, soya gibi ürünler veya pamuk yetiştirilen  ülkelerde GDO'lu tohum kullanılmak suretiyle bu tip ürünler üretilebiliyor ama Hükümetimizin  getirdiği bu tasarıyla bu tip GDO'lu ürünlerin ülkemize ithali, getirilmesi, kullanılması bir disiplin  altına getirilmeye çalışılıyor.  Bir başka sıkıntımız da: Biz, hormonla GDO'yu karıştırıyoruz. Bazı çiftçilerimiz ürününü  yetiştirmek için bitki aktivatörleri kullanıyor, pek çok yerde de, işte, mesela çilekler yetiştiriliyor.  Çilekler iri oluyor, cinsinden, türünden kaynaklanıyor ama deniyor ki: "İşte, bu çilekler hormonlu."  İş daha da abartıldı son aylarda, bu, GDO'lu noktasına doğru gitti. Aslında üretilen ürünlerin insan  sağlığı bakımından değerlendirildiğinde ve Tarım Bakanlığımızın bu işi disipline etmek, kontrol  etmek bakımından ortaya koyduğu mevcut kurallarımızla dahi, mevcut yasal düzenlememizle dahi  bu tip ürünlerin insan sağlığına zarar veren ürünlerin üretilmesi mümkün değildir.  Seralarda 15 metre boyu uzayan domatesler var, 15 metre. Şimdi, bu 15 metre uzayan  domateslere biz hormonlu mu demeliyiz yoksa GDO'lu mu demeliyiz? Hâlbuki tamamen kendi doğal  ortamında, hiçbir aktivatör, hormon kullanılmadan, hatta organik olarak yetiştirilebilen bu seralardaki  domates bitkimizden elde edilen domates ürünleri ülkemizde satış mağazalarında, marketlerde "doğal  ürünler", "organik ürünler" isimleri, yaftaları konulmak suretiyle satılabiliyor.  Değerli milletvekillerimiz, Bakanlığımızca hazırlanan bu Biyogüvenlik Kanun Tasarımızda  arzulanan "ihtiyatlılık" ilkesiyle insan, hayvan ve bitki sağlığı, çevre ve biyogüvenlik çeşitliliğin  korunması amaçlanmaktadır. GDO'lu ürünlerin ülkemizde kullanımına kesinlikle bilimsel komiteden  geçmediği müddetçe izin verilmeyecektir. Bu ürünlerin ülkemize ithali, kurul kararlarına aykırı olarak  kullanılması yasaktır. Biyoçeşitlilik ve genetik kaynaklarımızın korunması amacıyla, genetiği  değiştirilmiş bitki ve hayvansal ürünlerin üretimi de yasaklanmaktadır.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  Kapanma Saati: 16.44  - 6 0 - Sayın milletvekilleri, burada asıl tartışılması gereken bir konu var: Biz ne kadar yasakçı olursak  olalım, çiftçilerimiz örneğin eğer mısır ürününde mısır koçan kurdu sorunu yaşıyorsa veya sap kurdu  sorunu yaşıyorsa veya pamukta belki kırmızı örümceği, belki beyaz sineği, belki bir böceği  önleyemiyorsa, bu defa GDO'lu ürünlerin kullanılmasına, o tohumların kullanılmasına çiftçilerimiz  heves edeceklerdir. Pek çok bilimsel yayını okuduğumuz zaman, mesela İspanya'da çiftçiler, mısır  üreticileri, mısır sap kurdunu ve koçan kurdunu önleyemedikleri için GDO'lu tohum kullandıklarını  söylemektedirler. Ama ülkemizde, çok şükür, şu anda mısır ürünlerimizde sap kurdu ve koçan kurdu  bu nispette değildir, çeşitli tanm ilaçlanyla üstesinden gelinebilecek nispettedir, aşırı derecede bir  harabiyet yoktur. Onun için, ülkemizde kesinlikle GDO'lu tohumların kullanılması veya üretilmesi,  yetiştirilmesi, kullanıma sunulması gibi bir konu mümkün değildir. Tabii, kaçak olarak bunlar  kullanılabilir mi? O da bu yasal düzenlemeyle mümkün hâlde olmayacaktır. Her ne şekilde olursa  olsun, yasamızın ilgili cezai maddelerine baktığımız zaman, bu ürünleri kaçak olarak getirenlere  veya amacı dışında kullananlara beş yıldan on iki yıla kadar ağır hapis cezaları getirilmektedir.  Böylece, amaca uygun, Bilimsel Kurula sunulduğu şekilde bu ürünlerin ithalini isteyen kurum ve  kuruluşlar amaca uygunluk dışında kullanmaya kalktıklan takdirde, bunları ithal izni dışında, amaç  ve alan dışında satışa arz ettikleri takdirde satanlara, devredenlere veya bu özelliğini bilerek ticari  amaçla satın alanlara da dört yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası verilebilecektir.  İthal üründe...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerini tamamlayınız.  AHMET ERTÜRK (Devamla) - Sayın Başkanım, bitireceğim efendim.  Değerli arkadaşlarım, böylece, Tarım Bakanlığımız, Hükümetimiz, bu Biyogüvenlik Kanunu  Tasarısı ile ülkemiz insanlarının sağlıklı ürünler tüketmesini ve ürettiği ürünlerle bu toplumumuzu  doyuran, besleyen çiftçilerimizin de sağlıklı ürünler üretmesini bir fırsat ve disiplin altında ortaya  koyarak, kafa karışıklıklarını ortadan kaldırıcı bir düzenlemeyi bizlere getirmektedir. Böylece,  dışarıdaki çiftçilerin, kendi ülkemiz dışındaki çiftçilerin belki gelişmiş teknolojilerini kullanarak  ürettikleri ürünlerin de, ülkemiz insanına ancak bilimsel kurullardan, Biyogüvenlik Kurulundan  geçtikten sonra ve sağlıklı olduğu kanıtlandıktan sonra ülkemize ithaline izin verilebilecektir.  Ben bu duygularımla yasamızın hayırlı olmasını diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ertürk.  Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyomm.
Sayfa 61 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 3  Kapanma Saati: 16.44  - 6 0 - Sayın milletvekilleri, burada asıl tartışılması gereken bir konu var: Biz ne kadar yasakçı olursak  olalım, çiftçilerimiz örneğin eğer mısır ürününde mısır koçan kurdu sorunu yaşıyorsa veya sap kurdu  sorunu yaşıyorsa veya pamukta belki kırmızı örümceği, belki beyaz sineği, belki bir böceği  önleyemiyorsa, bu defa GDO'lu ürünlerin kullanılmasına, o tohumların kullanılmasına çiftçilerimiz  heves edeceklerdir. Pek çok bilimsel yayını okuduğumuz zaman, mesela İspanya'da çiftçiler, mısır  üreticileri, mısır sap kurdunu ve koçan kurdunu önleyemedikleri için GDO'lu tohum kullandıklarını  söylemektedirler. Ama ülkemizde, çok şükür, şu anda mısır ürünlerimizde sap kurdu ve koçan kurdu  bu nispette değildir, çeşitli tanm ilaçlanyla üstesinden gelinebilecek nispettedir, aşırı derecede bir  harabiyet yoktur. Onun için, ülkemizde kesinlikle GDO'lu tohumların kullanılması veya üretilmesi,  yetiştirilmesi, kullanıma sunulması gibi bir konu mümkün değildir. Tabii, kaçak olarak bunlar  kullanılabilir mi? O da bu yasal düzenlemeyle mümkün hâlde olmayacaktır. Her ne şekilde olursa  olsun, yasamızın ilgili cezai maddelerine baktığımız zaman, bu ürünleri kaçak olarak getirenlere  veya amacı dışında kullananlara beş yıldan on iki yıla kadar ağır hapis cezaları getirilmektedir.  Böylece, amaca uygun, Bilimsel Kurula sunulduğu şekilde bu ürünlerin ithalini isteyen kurum ve  kuruluşlar amaca uygunluk dışında kullanmaya kalktıklan takdirde, bunları ithal izni dışında, amaç  ve alan dışında satışa arz ettikleri takdirde satanlara, devredenlere veya bu özelliğini bilerek ticari  amaçla satın alanlara da dört yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası verilebilecektir.  İthal üründe...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerini tamamlayınız.  AHMET ERTÜRK (Devamla) - Sayın Başkanım, bitireceğim efendim.  Değerli arkadaşlarım, böylece, Tarım Bakanlığımız, Hükümetimiz, bu Biyogüvenlik Kanunu  Tasarısı ile ülkemiz insanlarının sağlıklı ürünler tüketmesini ve ürettiği ürünlerle bu toplumumuzu  doyuran, besleyen çiftçilerimizin de sağlıklı ürünler üretmesini bir fırsat ve disiplin altında ortaya  koyarak, kafa karışıklıklarını ortadan kaldırıcı bir düzenlemeyi bizlere getirmektedir. Böylece,  dışarıdaki çiftçilerin, kendi ülkemiz dışındaki çiftçilerin belki gelişmiş teknolojilerini kullanarak  ürettikleri ürünlerin de, ülkemiz insanına ancak bilimsel kurullardan, Biyogüvenlik Kurulundan  geçtikten sonra ve sağlıklı olduğu kanıtlandıktan sonra ülkemize ithaline izin verilebilecektir.  Ben bu duygularımla yasamızın hayırlı olmasını diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Ertürk.  Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyomm.  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  DÖRDÜNCÜ OTURUM  Açılma Saati: 17.04  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun) •  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Dördüncü Oturumunu açıyorum.  4 7 3 sıra sayılı Tasan'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  Soru-cevap işlemine başlayacağız şimdi, yirmi dakika biliyorsunuz, yirmi dakikanın on  dakikasını sorulara ayıracağım ve birer dakika süre vereceğim.  Sayın Aslanoğlu, Sayın Tankut, Sayın Aydoğan, Sayın Karaibrahim, Sayın Yıldız, Sayın Orhan,  Sayın Paksoy, Sayın Ergin, Sayın Unsal, Sayın Ağyüz, Sayın Öztürk, Sayın Coşkunoğlu, Sayın  Özdemir sisteme girmişler; süremiz yettiği kadar söz vermeye gayret edeceğim.  Sayın Aslanoğlu, buyurunuz.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, son çıkarttığınız Yönetmelik'in  yayım tarihi 2 0 Ocak. 1 Mart tarihine kadar Yönetmelik hükümlerine bağlı olmaksızın firmaların  ithalat yapmasına olanak sağladınız, kontrol belgesi verdiniz.  Bir: 2 0 Ocak-1 Mart tarihleri arasında ithalat yapan firmalar kimlerdir? Hangi ürünler ithal  edilmiştir ve ne kadar ithal edilmiştir? Bu firmalar, 1 Marttan sonrası ithalat yapan firmalara göre  herhangi bir avantaj elde etmiş midir?  Soru iki: Türkiye'nin GDO'lu ürün ithalatına ihtiyacı var mı? Varsa biz bu ürünleri üretemiyor  muyuz? Ayrıca, üretiyorsak o zaman tasanda ithalatı neden serbest bıraktınız?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Tankut...  YILMAZ TANKUT (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, Türkiye'de, Amerika Birleşik Devletleri'nden GDO'lu tohum ile üretilen mısır,  soya ve pamuk ithal edilmektedir. Pek çok uzman ve çevrenin bu konuda uzun zamandır "Hükümet  bunları denetlemeden yurda sokuyor ve halkımız GDO'lu ürün yemeye devam ediyor." şeklinde  beyanları olmaktadır. Bu tasarı kanunlaştığı takdirde söz konusu GDO'lu ürünlerin ülkemize girişi  ne ölçüde denetlenebilecektir?  Ülkemizde sadece üç ilimizde GDO analizi yapabilecek laboratuvar olduğu doğru mudur?  Değilse, GDO analizi yapabilen kaç laboratuvarımız vardır? Bu tasannın hedefine ulaşabilmesi için  ülkemizde en az kaç adet GDO analizi yapabilecek laboratuvar olması gerekmektedir? Bu konuda  Hükümet olarak herhangi bir planlama ve çalışmanız var mıdır?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tankut.  Sayın Aydoğan...  - 6 1 -
Sayfa 62 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  DÖRDÜNCÜ OTURUM  Açılma Saati: 17.04  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun) •  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Dördüncü Oturumunu açıyorum.  4 7 3 sıra sayılı Tasan'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  Soru-cevap işlemine başlayacağız şimdi, yirmi dakika biliyorsunuz, yirmi dakikanın on  dakikasını sorulara ayıracağım ve birer dakika süre vereceğim.  Sayın Aslanoğlu, Sayın Tankut, Sayın Aydoğan, Sayın Karaibrahim, Sayın Yıldız, Sayın Orhan,  Sayın Paksoy, Sayın Ergin, Sayın Unsal, Sayın Ağyüz, Sayın Öztürk, Sayın Coşkunoğlu, Sayın  Özdemir sisteme girmişler; süremiz yettiği kadar söz vermeye gayret edeceğim.  Sayın Aslanoğlu, buyurunuz.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, son çıkarttığınız Yönetmelik'in  yayım tarihi 2 0 Ocak. 1 Mart tarihine kadar Yönetmelik hükümlerine bağlı olmaksızın firmaların  ithalat yapmasına olanak sağladınız, kontrol belgesi verdiniz.  Bir: 2 0 Ocak-1 Mart tarihleri arasında ithalat yapan firmalar kimlerdir? Hangi ürünler ithal  edilmiştir ve ne kadar ithal edilmiştir? Bu firmalar, 1 Marttan sonrası ithalat yapan firmalara göre  herhangi bir avantaj elde etmiş midir?  Soru iki: Türkiye'nin GDO'lu ürün ithalatına ihtiyacı var mı? Varsa biz bu ürünleri üretemiyor  muyuz? Ayrıca, üretiyorsak o zaman tasanda ithalatı neden serbest bıraktınız?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Tankut...  YILMAZ TANKUT (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, Türkiye'de, Amerika Birleşik Devletleri'nden GDO'lu tohum ile üretilen mısır,  soya ve pamuk ithal edilmektedir. Pek çok uzman ve çevrenin bu konuda uzun zamandır "Hükümet  bunları denetlemeden yurda sokuyor ve halkımız GDO'lu ürün yemeye devam ediyor." şeklinde  beyanları olmaktadır. Bu tasarı kanunlaştığı takdirde söz konusu GDO'lu ürünlerin ülkemize girişi  ne ölçüde denetlenebilecektir?  Ülkemizde sadece üç ilimizde GDO analizi yapabilecek laboratuvar olduğu doğru mudur?  Değilse, GDO analizi yapabilen kaç laboratuvarımız vardır? Bu tasannın hedefine ulaşabilmesi için  ülkemizde en az kaç adet GDO analizi yapabilecek laboratuvar olması gerekmektedir? Bu konuda  Hükümet olarak herhangi bir planlama ve çalışmanız var mıdır?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tankut.  Sayın Aydoğan...  - 6 1 - TBMM B:74 17.3 .2010 0 : 4  - 6 2 - ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, gümrük kapıları girişinde hangi ürünler denetime tabi olacaktır?  Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler analizi yapabilecek kaç laboratuvar vardır?  Ülkemize bugüne kadar genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler girmiş midir? Girmiş ise ne  kadardır? Eğer "Girmedi." diyorsanız neye göre girmediğini söyleyebilir misiniz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğan.  Sayın Karaibrahim...  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, FİSKOBİRLİK'in TMO'ya 24 trilyon borcu var. Bu borcun faizi  de -ilginçtir- şu andaki banka faizlerinin çok üstünde yani hemen hemen 2 misli bir faizle bu para  alınmıştır, nedense, bilmiyorum. Peki, şu anda FİSKOBİRLİK'in bir önerisi vardır -bilmiyorum size  iletildi mi Sayın Bakan- elindeki mal varlığıyla bunu kapatmak istiyor yani arazilerini ya da binalannı  TMO'ya devrederek bunu kapatmak istiyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? Olumlu olabilir mi diye  düşünüyorum.  Bir de dönüm başına 150 bin liraların bu ay içinde verileceği söylenmişti. Bunun tarihini de  öğrenebilir miyiz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomm Sayın Karaibrahim.  Sayın Yıldız...  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  Sayın Bakan, transgenik ürünlerin tohumları transgenik olmayanlara göre aktarılan özelliğine  bağlı olarak yüzde 25, yüzde 100 daha pahalı olup tohumluğun da her yıl yenilenmesi gerektiğinden  küçük çiftçiler bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Modem biyoteknoloji alanındaki pek çok  yeniliğin patente bağlanmış olması teknolojiyi üretmeyen ancak kullanmak durumunda olan ülkelerde  yüksek bedel ödenmesine yol açmaktadır. Bu konuda sekiz yıldır ne yaptınız? Diğer konularda olduğu  gibi, çiftçimizi Avmpa Birliğinin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konuda da insafına sekiz  yıldır niçin bıraktınız? Biyogüvenlik kanununu sekiz yıldır niçin getirmediniz? Tarım Bakanlığından  istifa etmeyi düşünüyor musunuz? Karar sizin, ben sadece soruyorum.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Yıldız.  Sayın Orhan...  AHMET ORHAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Tarımsal üretimimizin en önemli merkezlerinden olan Manisa ilimiz, iki günden bu yana büyük  bir zirai don felaketiyle karşı karşıyadır. Gerek bölgedeki yetkililerden gerekse çiftçilerimizden  aldığımız bilgiler ışığında, başta Manisa merkez ilçe, Saruhanlı, Turgutlu, Ahmetli, Salihli, Alaşehir  ve Sarıgöl ilçelerinde zirai don sebebiyle ürün kaybının özellikle bağcılık alanında yüzde 40 ile 80  arasında olduğu bildirilmektedir. Şüphesiz ki bu konuda çiftçilerimize yardım edecek en önemli  unsur, tarım sigortaları sistemidir. Kumlusundan bu yana onca süre geçmiş olmasına rağmen,  çiftçimizin tanm sigortalarına dâhil edilmesi maalesef yeterli boyutta sağlanamamıştır. Bunda en  büyük etki, çiftçilerimizin sigorta primlerini ödeyebilecek ekonomik duruma dahi gelmediğidir.
Sayfa 63 -
TBMM B:74 17.3 .2010 0 : 4  - 6 2 - ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, gümrük kapıları girişinde hangi ürünler denetime tabi olacaktır?  Genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler analizi yapabilecek kaç laboratuvar vardır?  Ülkemize bugüne kadar genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler girmiş midir? Girmiş ise ne  kadardır? Eğer "Girmedi." diyorsanız neye göre girmediğini söyleyebilir misiniz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğan.  Sayın Karaibrahim...  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, FİSKOBİRLİK'in TMO'ya 24 trilyon borcu var. Bu borcun faizi  de -ilginçtir- şu andaki banka faizlerinin çok üstünde yani hemen hemen 2 misli bir faizle bu para  alınmıştır, nedense, bilmiyorum. Peki, şu anda FİSKOBİRLİK'in bir önerisi vardır -bilmiyorum size  iletildi mi Sayın Bakan- elindeki mal varlığıyla bunu kapatmak istiyor yani arazilerini ya da binalannı  TMO'ya devrederek bunu kapatmak istiyor. Buna nasıl bakıyorsunuz? Olumlu olabilir mi diye  düşünüyorum.  Bir de dönüm başına 150 bin liraların bu ay içinde verileceği söylenmişti. Bunun tarihini de  öğrenebilir miyiz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomm Sayın Karaibrahim.  Sayın Yıldız...  HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  Sayın Bakan, transgenik ürünlerin tohumları transgenik olmayanlara göre aktarılan özelliğine  bağlı olarak yüzde 25, yüzde 100 daha pahalı olup tohumluğun da her yıl yenilenmesi gerektiğinden  küçük çiftçiler bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Modem biyoteknoloji alanındaki pek çok  yeniliğin patente bağlanmış olması teknolojiyi üretmeyen ancak kullanmak durumunda olan ülkelerde  yüksek bedel ödenmesine yol açmaktadır. Bu konuda sekiz yıldır ne yaptınız? Diğer konularda olduğu  gibi, çiftçimizi Avmpa Birliğinin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konuda da insafına sekiz  yıldır niçin bıraktınız? Biyogüvenlik kanununu sekiz yıldır niçin getirmediniz? Tarım Bakanlığından  istifa etmeyi düşünüyor musunuz? Karar sizin, ben sadece soruyorum.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Yıldız.  Sayın Orhan...  AHMET ORHAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Tarımsal üretimimizin en önemli merkezlerinden olan Manisa ilimiz, iki günden bu yana büyük  bir zirai don felaketiyle karşı karşıyadır. Gerek bölgedeki yetkililerden gerekse çiftçilerimizden  aldığımız bilgiler ışığında, başta Manisa merkez ilçe, Saruhanlı, Turgutlu, Ahmetli, Salihli, Alaşehir  ve Sarıgöl ilçelerinde zirai don sebebiyle ürün kaybının özellikle bağcılık alanında yüzde 40 ile 80  arasında olduğu bildirilmektedir. Şüphesiz ki bu konuda çiftçilerimize yardım edecek en önemli  unsur, tarım sigortaları sistemidir. Kumlusundan bu yana onca süre geçmiş olmasına rağmen,  çiftçimizin tanm sigortalarına dâhil edilmesi maalesef yeterli boyutta sağlanamamıştır. Bunda en  büyük etki, çiftçilerimizin sigorta primlerini ödeyebilecek ekonomik duruma dahi gelmediğidir.  T B M M B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Sayın Bakana şimdi soruyorum: Çiftçilerimizin, hiç olmazsa sigorta primlerini gönül rahatlığıyla  yatırabileceği günler gelecek midir?  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Orhan.  Sayın Paksoy...  MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakan, çeşitli araştırmalarda transgenik bitkilerin kanserojen etkisinin olabileceği ve bu  transgenik bitkilerde besin kalitesinde bozulmaların olabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca, gen  aktarımında işaretleyici gen olarak antibiyotiğe dayanıklılık genlerinin kullanımı neticesinde,  insanların da antibiyotiğe dayanıklılığının artmasıyla antibiyotiğe cevap vermeme gibi ihtimal var  mıdır? Bu konuda yeterli araştırma yapılmış mıdır?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Paksoy.  Sayın Ergin...  GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Benim de üç sorum var.  Sayın Bakan, 19 Kasım 2009 tarihli Habertürk gazetesinin manşeti "GDO'lu pamukta rüşvetin  belgesi ABD'den çıktı." şeklindeydi. Haberde, Türkiye'de GDO'lu pamuk tohumu üretildiği,  ABD'deki GDO'lu tohum üreticisi "Delta and Pine Land" adlı şirketin, Türkiye'deki şirketleri  aracılığıyla, GDO'lu tohumların ekimlerinde denetim kolaylığı sağlanması için Tarım Bakanlığı  elamanlarına rüşvet verdiği iddiası yer aldı. Haberde, Türkiye'de GDO'lu ürün ekildiği ve  denetimlerinde kolaylık sağlanması için 2001-2006 yılları arasında rüşvet verildiği iddiası  Bakanlığınızı Türk Ceza Kanunu'nun irtikap, denetim görevinin, ihmali ve rüşvet maddelerini  düzenleyen 250, 251 ve 252'nci maddelerine muhalefet edildiği gibi çok ciddi bir ithamla karşı  karşıya bırakmaktadır. Bu iddialar konusunda bugüne kadar, sözü edilen gazeteye yalanlama yazısı  gönderilmiş midir?  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Süreniz bir dakika.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Efendim, başka konuşmacı yok zaten.  BAŞKAN - Ama bir dakika veriyoruz herkese.  Soru anlaşıldı herhalde Sayın Bakan.  Sayın Unsal...  HÜSEYİN UNSAL (Amasya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, çiftçimiz, köylümüz zor durumda. Mart, nisan, mayıs ayları da çiftçimizin  parasının tükendiği, ekonomik olarak sıkıntılarının en yoğun olduğu aylardır. Böyle olduğu hâlde  tarım kredi kooperatifleri bir haftadır köylerde haciz işlemi yapmakta, traktörlere, taşınır mallara el  koymaktadır. Bu konudan haberiniz var mıdır? Bu konuyla ilgili, Hükümetinizin veyahut da  Bakanlığınızın bir talimatı var mıdır? Eğer, bunlar yok ise bu konuyla ilgili bir tedbir almayı  düşünüyor musunuz?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Unsal.  - 6 3 -
Sayfa 64 -
T B M M B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Sayın Bakana şimdi soruyorum: Çiftçilerimizin, hiç olmazsa sigorta primlerini gönül rahatlığıyla  yatırabileceği günler gelecek midir?  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Orhan.  Sayın Paksoy...  MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakan, çeşitli araştırmalarda transgenik bitkilerin kanserojen etkisinin olabileceği ve bu  transgenik bitkilerde besin kalitesinde bozulmaların olabileceği ifade edilmektedir. Ayrıca, gen  aktarımında işaretleyici gen olarak antibiyotiğe dayanıklılık genlerinin kullanımı neticesinde,  insanların da antibiyotiğe dayanıklılığının artmasıyla antibiyotiğe cevap vermeme gibi ihtimal var  mıdır? Bu konuda yeterli araştırma yapılmış mıdır?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Paksoy.  Sayın Ergin...  GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Benim de üç sorum var.  Sayın Bakan, 19 Kasım 2009 tarihli Habertürk gazetesinin manşeti "GDO'lu pamukta rüşvetin  belgesi ABD'den çıktı." şeklindeydi. Haberde, Türkiye'de GDO'lu pamuk tohumu üretildiği,  ABD'deki GDO'lu tohum üreticisi "Delta and Pine Land" adlı şirketin, Türkiye'deki şirketleri  aracılığıyla, GDO'lu tohumların ekimlerinde denetim kolaylığı sağlanması için Tarım Bakanlığı  elamanlarına rüşvet verdiği iddiası yer aldı. Haberde, Türkiye'de GDO'lu ürün ekildiği ve  denetimlerinde kolaylık sağlanması için 2001-2006 yılları arasında rüşvet verildiği iddiası  Bakanlığınızı Türk Ceza Kanunu'nun irtikap, denetim görevinin, ihmali ve rüşvet maddelerini  düzenleyen 250, 251 ve 252'nci maddelerine muhalefet edildiği gibi çok ciddi bir ithamla karşı  karşıya bırakmaktadır. Bu iddialar konusunda bugüne kadar, sözü edilen gazeteye yalanlama yazısı  gönderilmiş midir?  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Süreniz bir dakika.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Efendim, başka konuşmacı yok zaten.  BAŞKAN - Ama bir dakika veriyoruz herkese.  Soru anlaşıldı herhalde Sayın Bakan.  Sayın Unsal...  HÜSEYİN UNSAL (Amasya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, çiftçimiz, köylümüz zor durumda. Mart, nisan, mayıs ayları da çiftçimizin  parasının tükendiği, ekonomik olarak sıkıntılarının en yoğun olduğu aylardır. Böyle olduğu hâlde  tarım kredi kooperatifleri bir haftadır köylerde haciz işlemi yapmakta, traktörlere, taşınır mallara el  koymaktadır. Bu konudan haberiniz var mıdır? Bu konuyla ilgili, Hükümetinizin veyahut da  Bakanlığınızın bir talimatı var mıdır? Eğer, bunlar yok ise bu konuyla ilgili bir tedbir almayı  düşünüyor musunuz?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Unsal.  - 6 3 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 4 - Sayın Ağyüz...  YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakanım, sekiz yıldır iktidardasınız, ortada bir biyogüvenlik yasası yokken GDO'lann  ticaretinin bir yönetmelikle düzenlenmesi hukuk ve halk sağlığı açısından etik midir? Bu bir skandal  değil midir? Bu Yönetmelik'i neden uzun süre hep savundunuz? Üç ayda üç düzenleme yapmaya  neden gerek duydunuz? Bir arkadaşımız da sordu, bu süre içerisinde kontrol belgesi alınan ürünler  nelerdir, kaç tondur, ithalatçıları kimlerdir?  Aynca, seçim bölgem Gaziantep ihracatta önemli bir kent. Gıda ihracatında Gaziantep İl Kontrol  Laboratuvar Müdürlüğünde yürütülen işlemler çok ağır yürüyor ve bu da bazı ihracat taahhütlerinin  zamanında yerine getirilememesine neden oluyor, ihracatçıları güç durumda bırakıyor. Bu kontrol  laboratuvarlarının yetkililerinin veya görevlilerinin sayısının artınlması, disipline edilmesi, bu konuda  duyarlı davranması sağlanamaz mı?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.  Sayın Öztürk...  HARUN ÖZTÜRK (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, 3'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında karar alma süresi iki yüz yetmiş gün olarak  öngörüldüğü hâlde, 16'ncı fıkrada, verilmiş izin sürelerinin uzatılmasında başvurudan itibaren bir  yıl içinde karar verilmez ise karar verilinceye kadar izin süresinin uzayacağı hükme bağlanmaktadır.  16'ncı fıkra gereği uzatma karan verilirken kesin bir süre öngörülmemesi, fiiliyatta önceki izinlerin  ileriye yönelik sınırsız bir şekilde uzatılması sonucunu doğurmuş olmayacak mı?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Beş saniye izin vermediniz.  BAŞKAN - Sayın Ergin, sözünüzü tamamlamak üzere, buyurun.  GÜROL ERGİN (Muğla) - ...ya da Bakanlık bünyesinde bir soruşturma açılmış mıdır, açıldıysa  hangi sonuç alınmıştır?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Ergin.  Bitirelim o zaman, iki dakika daha.  Buyurunuz Sayın Coşkunoğlu.  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  İki tane sorum var.  Birincisi: Biyogüvenlik Kumlu kuruluyor bu yasayla. Siz de konuşmanızda, Biyogüvenlik  Kumlunun etkin bir denetimi olacağını -bu süreç içerisinde- ifade ettiniz. Fakat, şimdiye kadarki  uygulamalarda, bu kurulların Hükümet iradesinden bağımsız olması gereğini Sayın Başbakan da  söylemiştir "Kurulları davet ediyomz, talimat veriyoruz ama gereğini yapmıyorlar." diye. Yani  Hükümetten bağımsızlığı bu Kumlun nasıl sağlanacak? Yoksa Hükümetin emrinde mi çalışacak?  Birinci somm.
Sayfa 65 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 4 - Sayın Ağyüz...  YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakanım, sekiz yıldır iktidardasınız, ortada bir biyogüvenlik yasası yokken GDO'lann  ticaretinin bir yönetmelikle düzenlenmesi hukuk ve halk sağlığı açısından etik midir? Bu bir skandal  değil midir? Bu Yönetmelik'i neden uzun süre hep savundunuz? Üç ayda üç düzenleme yapmaya  neden gerek duydunuz? Bir arkadaşımız da sordu, bu süre içerisinde kontrol belgesi alınan ürünler  nelerdir, kaç tondur, ithalatçıları kimlerdir?  Aynca, seçim bölgem Gaziantep ihracatta önemli bir kent. Gıda ihracatında Gaziantep İl Kontrol  Laboratuvar Müdürlüğünde yürütülen işlemler çok ağır yürüyor ve bu da bazı ihracat taahhütlerinin  zamanında yerine getirilememesine neden oluyor, ihracatçıları güç durumda bırakıyor. Bu kontrol  laboratuvarlarının yetkililerinin veya görevlilerinin sayısının artınlması, disipline edilmesi, bu konuda  duyarlı davranması sağlanamaz mı?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.  Sayın Öztürk...  HARUN ÖZTÜRK (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, 3'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında karar alma süresi iki yüz yetmiş gün olarak  öngörüldüğü hâlde, 16'ncı fıkrada, verilmiş izin sürelerinin uzatılmasında başvurudan itibaren bir  yıl içinde karar verilmez ise karar verilinceye kadar izin süresinin uzayacağı hükme bağlanmaktadır.  16'ncı fıkra gereği uzatma karan verilirken kesin bir süre öngörülmemesi, fiiliyatta önceki izinlerin  ileriye yönelik sınırsız bir şekilde uzatılması sonucunu doğurmuş olmayacak mı?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.  GÜROL ERGİN (Muğla) - Beş saniye izin vermediniz.  BAŞKAN - Sayın Ergin, sözünüzü tamamlamak üzere, buyurun.  GÜROL ERGİN (Muğla) - ...ya da Bakanlık bünyesinde bir soruşturma açılmış mıdır, açıldıysa  hangi sonuç alınmıştır?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Ergin.  Bitirelim o zaman, iki dakika daha.  Buyurunuz Sayın Coşkunoğlu.  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  İki tane sorum var.  Birincisi: Biyogüvenlik Kumlu kuruluyor bu yasayla. Siz de konuşmanızda, Biyogüvenlik  Kumlunun etkin bir denetimi olacağını -bu süreç içerisinde- ifade ettiniz. Fakat, şimdiye kadarki  uygulamalarda, bu kurulların Hükümet iradesinden bağımsız olması gereğini Sayın Başbakan da  söylemiştir "Kurulları davet ediyomz, talimat veriyoruz ama gereğini yapmıyorlar." diye. Yani  Hükümetten bağımsızlığı bu Kumlun nasıl sağlanacak? Yoksa Hükümetin emrinde mi çalışacak?  Birinci somm.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 5 - İkincisi: DNA teknolojisi gerektiren tüm araştırmalar, tıbbi, farmasotik, tüm araştırmalar bu izne  tabi olacak gibi görünüyor, bu doğru mudur?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Coşkunoğlu.  Sayın Özdemir, buyurunuz.  HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakana soruyorum: Tasarıyla GDO'lu bitki ve hayvan üretiminin yasaklanması olumlu bir  yaklaşımdır ancak sağlık riskleri bilinen GDO'lu ürünlerin ithalatının serbest bırakılması hem halk  sağlığı hem de Türkiye'nin tarımsal üretimi bağlamında ciddi bir yanlışlıktır. Buna göre, tasarıyla  GDO'lu ürünlerin üretilmesine izin verilmediği hâlde, ithalatına dair bir hüküm neden tasarıda yer  almaktadır?  İkinci sorum: Tasanyla GDO'lu ürünlerin ülkeye girişiyle ilgili izinler Tarım ve Köyişleri  Bakanlığına bağlı Biyogüvenlik Kuruluna bırakılmaktadır ancak tasanda Biyogüvenlik Kurulunda  yer alacak bürokrat ve uzmanların nasıl belirleneceğinin kriterleri yer almamaktadır. Buna göre,  Bakanlık gösterilen adaylar içerisinden neye göre bir seçme yapacaktır? Bakanlığın böyle bir seçim  yapma yetkisinin hukuki dayanağı nedir?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.  Buyurunuz Sayın Bakan.  Süre vereceğim size de iki dakika, ekstra.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Peki, teşekkür  ediyorum.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Aslanoğlu'nun iki tane sorusu var. Tabii, bir tanesi  çok ayrıntılı bir liste istiyor, işte "Şu tarihler itibarıyla ne kadar müracaat oldu?", "Nasıl oldu?"  vesaire. Tabii, elimizde bunun listesi var; hangi firmalar, ne kadar, ne şekilde müracaat etti.  Önce şunu söyleyeyim genel bir cevaplandırma açısından: Tabii, bugün itibarıyla Yönetmelik  zaten yürürlükte ve Yönetmelik'in hükümlerine göre işlem yapılmaktadır.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, listeyi verirseniz mutlu oluruz.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet, evet,  veririz.  İkincisi: "GDO'lu ürün ithalatına ihtiyaç var mı?" dedi.  Şimdi -ben konuşmamda da söyledim- tabii, yağlı tohumlarla ilgili, örneğin soyayla ilgili... Ki  beyaz et sektöründe çok önemli bir girdidir, pek alternatifi de yoktur. O nedenle, Türkiye'nin soya  ihtiyacı var ama bu soyanın elbette ki illa GDO'lu olması gerekmiyor. Bizim burada bu tasarıyla  getirdiğimiz husus, bunlann zaten denetim altına alınmasıdır. Eğer Türkiye'ye herhangi bir ithalat  yapılacaksa, bu ithalatın şartlannın ne olacağı -uluslararası standartlar ki AB standartlarıdır bizim  açımızdan- AB standartlarında bu nasıl denetlenecek? Nasıl kontrol edilecek? Hangi risk  değerlendirmesine tabi tutulacak ki bunlan da söyledik. Dolayısıyla bu risk değerlendirmesinden  eğer bir ürün risk değerlendirmesine göre zararsız olduğu tespit edilirse... Bunu kim tespit edecek?  Bir, Bilimsel Komite, ilgili Bilimsel Komite. İki, Biyogüvenlik Kurulu. Biyogüvenlik Kurulu ve
Sayfa 66 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 5 - İkincisi: DNA teknolojisi gerektiren tüm araştırmalar, tıbbi, farmasotik, tüm araştırmalar bu izne  tabi olacak gibi görünüyor, bu doğru mudur?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Coşkunoğlu.  Sayın Özdemir, buyurunuz.  HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakana soruyorum: Tasarıyla GDO'lu bitki ve hayvan üretiminin yasaklanması olumlu bir  yaklaşımdır ancak sağlık riskleri bilinen GDO'lu ürünlerin ithalatının serbest bırakılması hem halk  sağlığı hem de Türkiye'nin tarımsal üretimi bağlamında ciddi bir yanlışlıktır. Buna göre, tasarıyla  GDO'lu ürünlerin üretilmesine izin verilmediği hâlde, ithalatına dair bir hüküm neden tasarıda yer  almaktadır?  İkinci sorum: Tasanyla GDO'lu ürünlerin ülkeye girişiyle ilgili izinler Tarım ve Köyişleri  Bakanlığına bağlı Biyogüvenlik Kuruluna bırakılmaktadır ancak tasanda Biyogüvenlik Kurulunda  yer alacak bürokrat ve uzmanların nasıl belirleneceğinin kriterleri yer almamaktadır. Buna göre,  Bakanlık gösterilen adaylar içerisinden neye göre bir seçme yapacaktır? Bakanlığın böyle bir seçim  yapma yetkisinin hukuki dayanağı nedir?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.  Buyurunuz Sayın Bakan.  Süre vereceğim size de iki dakika, ekstra.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Peki, teşekkür  ediyorum.  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Aslanoğlu'nun iki tane sorusu var. Tabii, bir tanesi  çok ayrıntılı bir liste istiyor, işte "Şu tarihler itibarıyla ne kadar müracaat oldu?", "Nasıl oldu?"  vesaire. Tabii, elimizde bunun listesi var; hangi firmalar, ne kadar, ne şekilde müracaat etti.  Önce şunu söyleyeyim genel bir cevaplandırma açısından: Tabii, bugün itibarıyla Yönetmelik  zaten yürürlükte ve Yönetmelik'in hükümlerine göre işlem yapılmaktadır.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Efendim, listeyi verirseniz mutlu oluruz.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet, evet,  veririz.  İkincisi: "GDO'lu ürün ithalatına ihtiyaç var mı?" dedi.  Şimdi -ben konuşmamda da söyledim- tabii, yağlı tohumlarla ilgili, örneğin soyayla ilgili... Ki  beyaz et sektöründe çok önemli bir girdidir, pek alternatifi de yoktur. O nedenle, Türkiye'nin soya  ihtiyacı var ama bu soyanın elbette ki illa GDO'lu olması gerekmiyor. Bizim burada bu tasarıyla  getirdiğimiz husus, bunlann zaten denetim altına alınmasıdır. Eğer Türkiye'ye herhangi bir ithalat  yapılacaksa, bu ithalatın şartlannın ne olacağı -uluslararası standartlar ki AB standartlarıdır bizim  açımızdan- AB standartlarında bu nasıl denetlenecek? Nasıl kontrol edilecek? Hangi risk  değerlendirmesine tabi tutulacak ki bunlan da söyledik. Dolayısıyla bu risk değerlendirmesinden  eğer bir ürün risk değerlendirmesine göre zararsız olduğu tespit edilirse... Bunu kim tespit edecek?  Bir, Bilimsel Komite, ilgili Bilimsel Komite. İki, Biyogüvenlik Kurulu. Biyogüvenlik Kurulu ve  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Bilimsel Komite karar verdikten sonra bir de halka sorulacak, halka açılacak. Halk da eğer "Evet,  bunda herhangi bir şey yok, bir problem yok." diyorsa -ki bunlar bilimsel esaslara göre yapılmak  zomnda- bu takdirde etiketlenmek şartıyla gelecek. Yoksa bazı som soran değerli milletvekillerimizin  de yani aslında onların somlanna da cevaptı. Biz bir şeyi bu manada serbestleştirmiyoruz. Biz sadece  denetime ait, kontrole ait esas ve standartları belirliyomz, diyoruz ki: "Bu şekilde bu denetlenecek."  Eğer risksizse Türkiye'ye girişi mümkün olacak, risksizse, zararı yoksa. Nasıl olacak? Geldikten  sonra da bu etiketlenecek, vatandaşın tercih hakkı da olacak yani GDO'lu ile GDO'lu olmayan  arasında bir tercih yapabilecek. Bu imkânı da getiriyoruz. Buna ait yani burada milletimizin hiçbir  ferdinin kesinlikle endişe etmesine gerek yok. Bilinen şu anda dünyadaki bu konuyla ilgili en  konservatif, en muhafazakâr görüş Avmpa Birliğinin bu alandaki standartlarıdır ve Avrupa Birliğinin  standartlarıyla onun ölçüleriyle biz zaten işi esasa bağlıyoruz.  Şimdi, eskiden mesela Türkiye mısır da ithal ediyordu, tükettiği mısınn yarısından fazlasını  ithal ediyordu. Bugün Türkiye mısır ithal etme probleminden kurtulmuştur.  MUHARREM VARLI (Adana) - Olur mu Sayın Bakan, yine getiriyorsunuz 2 milyon ton mısır.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet, ticaretini  engelleyemezsin ama ihtiyaç sebebiyle değildir bu. İhtiyaç sebebiyle... Türkiye buğday da ithal  ediyor, niye ithal ediyor? Alıyor, işliyor, ihraç ediyor. Yani sen buna, "Efendim bu ülkenin sınırları  içerisine bir tane, bir çekirdek buğday giremez, mısır giremez." öyle şey diyebilir misin? Yok öyle  bir şey.  MUHARREM VARLI (Adana) - Pamuk ne kadar?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Pamukda öyle,  ihtiyacı var Türkiye'nin.  MUHARREM VARLI (Adana) - Tabii ekim alanı bitti onun için ihtiyacı var.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Şimdi, değerli  milletvekilleri, Sayın Ergin'in özellikle somsunu önemsediğim için söylüyomm: 19/11/2009 tarihinde  Habertürk gazetesinde yer alan haberle ilgili. Burada tabii bir rüşvet iddiasıyla ilgili İstanbul  Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunuldu ve konu yargıya intikal etti. Savcılık soruşturma  yaptı ve savcılığın yaptığı soruşturma sonucunda da takipsizlik kararı verildi, bu bir. İkincisi, ayrıca  idari olarak Tarım Bakanlığı bir somşturma başlattı. Tarım Bakanlığı da bu işi kendi idari iç disiplin  açısından da takip ediyor.  Şimdi, laboratuvarlarla ilgili bir som soruldu "Acaba laboratuvarlar yeterli midir değil midir, kaç  tane laboratuvar var?" şeklinde. Toplam 8 tane laboratuvarda hâlihazırda Türkiye'de GDO analizi  yapılabilmektedir. Bunlann 5 tanesinde de aynntılı detay analiz yapılabilmekte. Ulusal Gıda Referans,  İstanbul İl Kontrol, Ankara, Bursa, TÜBİTAK, tarama ve miktar analizi yapabiliyor. Aynca, Adana  ve bazı özel laboratuvarlar da tarama analizi yapabiliyorlar. Laboratuvarlar toplamda günlük 140  adet tarama, 85 adet miktar analizi yapabilme kabiliyetine, imkânına sahiptir. Bunların 2 tanesi  özeldir. Aynca 2 özel laboratuvarda da GDO analizi için yetkilendirme talepleri vardır, onlar da şu  anda değerlendiriliyor. Dolayısıyla laboratuvar şu anda bizim için yeterlidir.  Sayın Coşkunoğlu'nun söylediği "DNA teknolojisiyle ilgili araştırmalar ve tıbbi araştırmalar  izne bağlı mıdır?" sorusu. Araştırma yapmak izne tabi değil ama zaten konuşmamda da biraz önce  açıkladım, yalnız eğer materyal ithal edip bunu yapacaksa o zaman bir izin alması lazım. Onu da  dediğim gibi on beş gün içerisinde, bu izin en geç on beş gün içerisinde verilecek.  - 6 6 -
Sayfa 67 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Bilimsel Komite karar verdikten sonra bir de halka sorulacak, halka açılacak. Halk da eğer "Evet,  bunda herhangi bir şey yok, bir problem yok." diyorsa -ki bunlar bilimsel esaslara göre yapılmak  zomnda- bu takdirde etiketlenmek şartıyla gelecek. Yoksa bazı som soran değerli milletvekillerimizin  de yani aslında onların somlanna da cevaptı. Biz bir şeyi bu manada serbestleştirmiyoruz. Biz sadece  denetime ait, kontrole ait esas ve standartları belirliyomz, diyoruz ki: "Bu şekilde bu denetlenecek."  Eğer risksizse Türkiye'ye girişi mümkün olacak, risksizse, zararı yoksa. Nasıl olacak? Geldikten  sonra da bu etiketlenecek, vatandaşın tercih hakkı da olacak yani GDO'lu ile GDO'lu olmayan  arasında bir tercih yapabilecek. Bu imkânı da getiriyoruz. Buna ait yani burada milletimizin hiçbir  ferdinin kesinlikle endişe etmesine gerek yok. Bilinen şu anda dünyadaki bu konuyla ilgili en  konservatif, en muhafazakâr görüş Avmpa Birliğinin bu alandaki standartlarıdır ve Avrupa Birliğinin  standartlarıyla onun ölçüleriyle biz zaten işi esasa bağlıyoruz.  Şimdi, eskiden mesela Türkiye mısır da ithal ediyordu, tükettiği mısınn yarısından fazlasını  ithal ediyordu. Bugün Türkiye mısır ithal etme probleminden kurtulmuştur.  MUHARREM VARLI (Adana) - Olur mu Sayın Bakan, yine getiriyorsunuz 2 milyon ton mısır.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Evet, ticaretini  engelleyemezsin ama ihtiyaç sebebiyle değildir bu. İhtiyaç sebebiyle... Türkiye buğday da ithal  ediyor, niye ithal ediyor? Alıyor, işliyor, ihraç ediyor. Yani sen buna, "Efendim bu ülkenin sınırları  içerisine bir tane, bir çekirdek buğday giremez, mısır giremez." öyle şey diyebilir misin? Yok öyle  bir şey.  MUHARREM VARLI (Adana) - Pamuk ne kadar?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Pamukda öyle,  ihtiyacı var Türkiye'nin.  MUHARREM VARLI (Adana) - Tabii ekim alanı bitti onun için ihtiyacı var.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Şimdi, değerli  milletvekilleri, Sayın Ergin'in özellikle somsunu önemsediğim için söylüyomm: 19/11/2009 tarihinde  Habertürk gazetesinde yer alan haberle ilgili. Burada tabii bir rüşvet iddiasıyla ilgili İstanbul  Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunuldu ve konu yargıya intikal etti. Savcılık soruşturma  yaptı ve savcılığın yaptığı soruşturma sonucunda da takipsizlik kararı verildi, bu bir. İkincisi, ayrıca  idari olarak Tarım Bakanlığı bir somşturma başlattı. Tarım Bakanlığı da bu işi kendi idari iç disiplin  açısından da takip ediyor.  Şimdi, laboratuvarlarla ilgili bir som soruldu "Acaba laboratuvarlar yeterli midir değil midir, kaç  tane laboratuvar var?" şeklinde. Toplam 8 tane laboratuvarda hâlihazırda Türkiye'de GDO analizi  yapılabilmektedir. Bunlann 5 tanesinde de aynntılı detay analiz yapılabilmekte. Ulusal Gıda Referans,  İstanbul İl Kontrol, Ankara, Bursa, TÜBİTAK, tarama ve miktar analizi yapabiliyor. Aynca, Adana  ve bazı özel laboratuvarlar da tarama analizi yapabiliyorlar. Laboratuvarlar toplamda günlük 140  adet tarama, 85 adet miktar analizi yapabilme kabiliyetine, imkânına sahiptir. Bunların 2 tanesi  özeldir. Aynca 2 özel laboratuvarda da GDO analizi için yetkilendirme talepleri vardır, onlar da şu  anda değerlendiriliyor. Dolayısıyla laboratuvar şu anda bizim için yeterlidir.  Sayın Coşkunoğlu'nun söylediği "DNA teknolojisiyle ilgili araştırmalar ve tıbbi araştırmalar  izne bağlı mıdır?" sorusu. Araştırma yapmak izne tabi değil ama zaten konuşmamda da biraz önce  açıkladım, yalnız eğer materyal ithal edip bunu yapacaksa o zaman bir izin alması lazım. Onu da  dediğim gibi on beş gün içerisinde, bu izin en geç on beş gün içerisinde verilecek.  - 6 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Sayın Paksoy'un, antibiyotiğe dirençli genlerin kullanıldığı, GDO'ların tüketildiğinde insana  da geçtiğine dair bir hassasiyet olduğu, bu konuda araştırmalar olduğu... Tabii, buna ait, bunun  lehinde de aleyhinde de görüşler var fakat kesin kanıtlanmış bir bilimsel veri söz konusu  olmadığından dolayı, zaten Avrupa Birliğinde de antibiyotiklere direnç geni konusunda Avrupa  Birliğinin mevzuatında da herhangi bir hüküm bulunmamakta, çünkü bu konuda elde kesin bir delil  yok. Bu ürünlerin gerek yağ -yani yağlı bitkiler için söylüyorum, pamuk, kolza vesaire- gerekse  diğer, yemle, ete, süte, yumurtaya, hayvansal ürünlere geçmediğine dair, bundan emin olunduğuna  dair bu arada yirmi üç civannda uluslararası yayın var. EFSA da bunlan referans gösteriyor, Avrupa  Gıda Güvenliği Otoritesi. Bu ana kadar da yapılan araştırmalarda bu yönün aksinde herhangi bir  bulguya da rastlanmamıştır.  Sayın Yıldız: "Transgenik ürünlerin tohumlannın daha pahalı olmasına, küçük çiftçi bundan  etkilenmesine rağmen sekiz yıldır ne yaptınız?" Biz sekiz yılda çok şey yaptık. Türkiye'de tohumlarla  ilgili, tohumculukla ilgili çok muazzam gelişmeler sağlandı. Örneğin, bundan sekiz sene önce  Türkiye'de hibrit sebze tohumu ihtiyacının sadece yüzde 10'u karşılanabiliyordu, bizim aldığımız  tedbirlerle bugün yüzde 35'i içeriden karşılanır hâle geldi. Bu, sekiz yılda yaptığımız en önemli  işlerden bir tanesidir. Bunun üstüne, yine, tohumculukla ilgili dünyanın üçüncü büyük tohum gen  bankasını biz kurduk.  Yine, tavukçulukla ilgili daha geçen hafta Türkiye'nin yumurta tavukçuluğu konusundaki en  büyük damızlıkçılık işletmesini kurduk ve Türkiye şu anda damızlık yumurtacı tavukçuluk açısından  bütün ihtiyacını içeriden karşılayabilecek duruma geldi.  Tohumla ilgili, tohumculukla ilgili düzenlemelerimiz de uygulamalarımız da projelerimiz de  Türkiye'yi hakikaten çok çok ileri bir noktaya getirdi. Bunu size detaylarıyla da anlatabilecek  durumdayız.  Şimdi, 3'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında süreden bahsedildi. Sayın Milletvekilimiz, Sayın  Öztürk'tü yanlış hatırlamıyorsam: "Eğer bir yıllık sürede karar verilmezse izin süresi neden karar  verilene kadar uzuyor?" Bu 6'ncı fıkradaki "iki yüz yetmiş günlük süre" ilk defa başvuru için  öngörülüyor. 16'ncı fıkradaki düzenleme, bir yıllık süreyi Kurulun işi savsaklamaması, izni  hâlihazırda almış bir GDO için bir yıllık sürede bitirilmesi amaçlanmış. İzni eğer önceden verilmiş  bir GDO'yla ilgili herhangi bir nedenle süre aşılırsa da ithalatçıyı mağdur etmemek için izin verilene  kadar bir hukuki sorun yaşanmasın diye bu şekilde öngörüldü.  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.  Şimdi, tasannın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.  Maddelerine geçilmesini oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul  edilmiştir.  Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 7'nci maddeleri  kapsamaktadır.  Birinci bölüm üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili  Abdulkadir Akçan. (MHP sıralanndan alkışlar)  Buyurunuz Sayın Akçan.  - 6 7 -
Sayfa 68 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Sayın Paksoy'un, antibiyotiğe dirençli genlerin kullanıldığı, GDO'ların tüketildiğinde insana  da geçtiğine dair bir hassasiyet olduğu, bu konuda araştırmalar olduğu... Tabii, buna ait, bunun  lehinde de aleyhinde de görüşler var fakat kesin kanıtlanmış bir bilimsel veri söz konusu  olmadığından dolayı, zaten Avrupa Birliğinde de antibiyotiklere direnç geni konusunda Avrupa  Birliğinin mevzuatında da herhangi bir hüküm bulunmamakta, çünkü bu konuda elde kesin bir delil  yok. Bu ürünlerin gerek yağ -yani yağlı bitkiler için söylüyorum, pamuk, kolza vesaire- gerekse  diğer, yemle, ete, süte, yumurtaya, hayvansal ürünlere geçmediğine dair, bundan emin olunduğuna  dair bu arada yirmi üç civannda uluslararası yayın var. EFSA da bunlan referans gösteriyor, Avrupa  Gıda Güvenliği Otoritesi. Bu ana kadar da yapılan araştırmalarda bu yönün aksinde herhangi bir  bulguya da rastlanmamıştır.  Sayın Yıldız: "Transgenik ürünlerin tohumlannın daha pahalı olmasına, küçük çiftçi bundan  etkilenmesine rağmen sekiz yıldır ne yaptınız?" Biz sekiz yılda çok şey yaptık. Türkiye'de tohumlarla  ilgili, tohumculukla ilgili çok muazzam gelişmeler sağlandı. Örneğin, bundan sekiz sene önce  Türkiye'de hibrit sebze tohumu ihtiyacının sadece yüzde 10'u karşılanabiliyordu, bizim aldığımız  tedbirlerle bugün yüzde 35'i içeriden karşılanır hâle geldi. Bu, sekiz yılda yaptığımız en önemli  işlerden bir tanesidir. Bunun üstüne, yine, tohumculukla ilgili dünyanın üçüncü büyük tohum gen  bankasını biz kurduk.  Yine, tavukçulukla ilgili daha geçen hafta Türkiye'nin yumurta tavukçuluğu konusundaki en  büyük damızlıkçılık işletmesini kurduk ve Türkiye şu anda damızlık yumurtacı tavukçuluk açısından  bütün ihtiyacını içeriden karşılayabilecek duruma geldi.  Tohumla ilgili, tohumculukla ilgili düzenlemelerimiz de uygulamalarımız da projelerimiz de  Türkiye'yi hakikaten çok çok ileri bir noktaya getirdi. Bunu size detaylarıyla da anlatabilecek  durumdayız.  Şimdi, 3'üncü maddenin 6'ncı fıkrasında süreden bahsedildi. Sayın Milletvekilimiz, Sayın  Öztürk'tü yanlış hatırlamıyorsam: "Eğer bir yıllık sürede karar verilmezse izin süresi neden karar  verilene kadar uzuyor?" Bu 6'ncı fıkradaki "iki yüz yetmiş günlük süre" ilk defa başvuru için  öngörülüyor. 16'ncı fıkradaki düzenleme, bir yıllık süreyi Kurulun işi savsaklamaması, izni  hâlihazırda almış bir GDO için bir yıllık sürede bitirilmesi amaçlanmış. İzni eğer önceden verilmiş  bir GDO'yla ilgili herhangi bir nedenle süre aşılırsa da ithalatçıyı mağdur etmemek için izin verilene  kadar bir hukuki sorun yaşanmasın diye bu şekilde öngörüldü.  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.  Şimdi, tasannın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.  Maddelerine geçilmesini oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul  edilmiştir.  Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 7'nci maddeleri  kapsamaktadır.  Birinci bölüm üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili  Abdulkadir Akçan. (MHP sıralanndan alkışlar)  Buyurunuz Sayın Akçan.  - 6 7 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 8 - MHP GRUBU ADINA ABDÜLKADİR AKÇAN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın birinci bölümü  üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsınızı, yüce Meclisin  değerli üyelerini ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, oldukça önemli ve kamuoyunda uzun süre, özellikle ekim ayında  yayımlanan Yönetmelik'ten itibaren ciddi boyutlarda tartışmalara sebep olmuş bir kanun tasansını  görüşüyoruz. Elbette ki bu tasarıyla, Türk milletinin her bir ferdinin bir yandan gıda ihtiyacının  karşılanması düşünülürken diğer taraftan da sağlıklı gıda teminini ele almak ön planda olmuştur.  Tanm Komisyonunda ve alt komisyonda detayıyla görüşülmüş ve özellikle alt komisyonda kanun  tasarısı muhalefetin de katkılanyla olgunlaştınlmaya çalışılmış ve bu sırada eksiklikleri giderilemez  boyutta ise eksikliklerin giderilmesi için verilen önergeler -muhalefet açısından söylüyorum- kabul  edilmemişse, ki edilmeyenlerle ilgili olarak da Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu düzeltme  önergeleri mevcuttur, inşallah Sayın Hükümet ve Genel Kurul bu önerilerimizi kabul eder, daha  mükemmel bir kanuna erişilme sağlanmış olur.  Değerli milletvekilleri, bu tasarının genel gerekçesinin incelenmesinde "Genetik yapısı  değiştirilmiş organizmalann insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki  etkileri konusunda bilimsel çevrelerde tartışmalar devam etmekte." denilmektedir. Gerçekten de bu  alanda tartışmalar devam ediyor, lehte ve aleyhte görüşler var ancak ciddi boyutta bilgi kirliliği de  mevcut. Buradan açık gönüllülükle ifade etmek isterim ki konu uzmanlan tarafından tartışılma fırsatı  verilmediği için, özellikle medyada -yanlış insanlar demeyeyim ama- doğru ağızlar tartışmadığı için  de kamuoyu ciddi şekilde endişelere sevk edilmiştir "Acaba ne oluyor?" veya "Şimdiye kadar ne  oldu?" diye. Bu anlamda bilgi kirliliğinin bundan sonra da ortadan kaldınlmaya ihtiyacı vardır.  Modern biyoteknolojiyle genetik yapıda doğal olmayan yeni genetik oluşumlar meydana  getirilmektedir GDO'lu ürünlerle tabii ki. Bu nedenle GDO'lar insan, hayvan ve bitki sağlığı ile  çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riski taşımaktadır. İşte, tasarı da tam bu zarar  oluşturma riskinin hangi boyutta olduğunu incelemeyi esas almakta ve eğer risk taşıyan materyal  varsa buna izin verilmemesi hedef alınmaktadır. Kullanılan materyalin canlı organizma olması ve  zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün çok zor olması veya mümkün olmaması, modern  biyoteknoloji ürünlerinden kaynaklanan riski daha da artırmaktadır. Bu risk, gerçekten hem biyolojide  hem kimya alanında hem de ilaç sanayisinde özellikle mevcuttur. Mesela, şeker hastalığına karşı  kullanılan bir ilacın ciddi anlamda kalp krizi riski taşıdığı ortaya çıktığında ilaçlar toplanılmakta.  Kullanımıyla toplatılma kararı arasında bir sekiz on yıllık zaman periyodu olabilmekte.  Dolayısıyla, bu tip biyolojik materyalde de ciddi şekilde risklerin hem izin verilirken hem de izin  verildikten sonra ilgili kurumlarca takip edilmesi mutlaka kaçınılmaz. Belki o ana kadar yapılan  çalışmalarda bir olumsuzluk tespit edilememiş olabilir ama akan zaman içinde etkisini, "toplamalı,  kümülatif etki" diye nitelendirdiğimiz etki kendisini gösterdiğinde insanlarımızın sağlığının ne  boyutta olduğunun sürekli takip altında tutulması gerekir kanaatini ifade etmek istiyorum.  Tabii ki, konunun, tasannın doğru anlaşılması, anlaşılıp anlaşılmaması da önemli. Kamuoyunda  tartışmalar yapılırken biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ihtisas komisyonlarında tasarıyı doğm  anlayabiliyor muyuz? Mesela, çok enteresan bulduğum için ifade etmek istiyomm. Tasarı, tali  komisyon olarak Çevre ve Sağlık komisyonlannda ele alındığında orada, alt komisyon raporunda şu  şekilde bir ifade bulunmakta, tasarının 9'uncu sayfasında "Tasarısının 3'üncü maddesinin 2'nci  fıkrasında geçen 'ilk ithalatçı' ibaresinden; bir ithalatçı tarafından bir ürün için izin alındığı takdirde
Sayfa 69 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 6 8 - MHP GRUBU ADINA ABDÜLKADİR AKÇAN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli  milletvekilleri; görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın birinci bölümü  üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsınızı, yüce Meclisin  değerli üyelerini ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, oldukça önemli ve kamuoyunda uzun süre, özellikle ekim ayında  yayımlanan Yönetmelik'ten itibaren ciddi boyutlarda tartışmalara sebep olmuş bir kanun tasansını  görüşüyoruz. Elbette ki bu tasarıyla, Türk milletinin her bir ferdinin bir yandan gıda ihtiyacının  karşılanması düşünülürken diğer taraftan da sağlıklı gıda teminini ele almak ön planda olmuştur.  Tanm Komisyonunda ve alt komisyonda detayıyla görüşülmüş ve özellikle alt komisyonda kanun  tasarısı muhalefetin de katkılanyla olgunlaştınlmaya çalışılmış ve bu sırada eksiklikleri giderilemez  boyutta ise eksikliklerin giderilmesi için verilen önergeler -muhalefet açısından söylüyorum- kabul  edilmemişse, ki edilmeyenlerle ilgili olarak da Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu düzeltme  önergeleri mevcuttur, inşallah Sayın Hükümet ve Genel Kurul bu önerilerimizi kabul eder, daha  mükemmel bir kanuna erişilme sağlanmış olur.  Değerli milletvekilleri, bu tasarının genel gerekçesinin incelenmesinde "Genetik yapısı  değiştirilmiş organizmalann insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki  etkileri konusunda bilimsel çevrelerde tartışmalar devam etmekte." denilmektedir. Gerçekten de bu  alanda tartışmalar devam ediyor, lehte ve aleyhte görüşler var ancak ciddi boyutta bilgi kirliliği de  mevcut. Buradan açık gönüllülükle ifade etmek isterim ki konu uzmanlan tarafından tartışılma fırsatı  verilmediği için, özellikle medyada -yanlış insanlar demeyeyim ama- doğru ağızlar tartışmadığı için  de kamuoyu ciddi şekilde endişelere sevk edilmiştir "Acaba ne oluyor?" veya "Şimdiye kadar ne  oldu?" diye. Bu anlamda bilgi kirliliğinin bundan sonra da ortadan kaldınlmaya ihtiyacı vardır.  Modern biyoteknolojiyle genetik yapıda doğal olmayan yeni genetik oluşumlar meydana  getirilmektedir GDO'lu ürünlerle tabii ki. Bu nedenle GDO'lar insan, hayvan ve bitki sağlığı ile  çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riski taşımaktadır. İşte, tasarı da tam bu zarar  oluşturma riskinin hangi boyutta olduğunu incelemeyi esas almakta ve eğer risk taşıyan materyal  varsa buna izin verilmemesi hedef alınmaktadır. Kullanılan materyalin canlı organizma olması ve  zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün çok zor olması veya mümkün olmaması, modern  biyoteknoloji ürünlerinden kaynaklanan riski daha da artırmaktadır. Bu risk, gerçekten hem biyolojide  hem kimya alanında hem de ilaç sanayisinde özellikle mevcuttur. Mesela, şeker hastalığına karşı  kullanılan bir ilacın ciddi anlamda kalp krizi riski taşıdığı ortaya çıktığında ilaçlar toplanılmakta.  Kullanımıyla toplatılma kararı arasında bir sekiz on yıllık zaman periyodu olabilmekte.  Dolayısıyla, bu tip biyolojik materyalde de ciddi şekilde risklerin hem izin verilirken hem de izin  verildikten sonra ilgili kurumlarca takip edilmesi mutlaka kaçınılmaz. Belki o ana kadar yapılan  çalışmalarda bir olumsuzluk tespit edilememiş olabilir ama akan zaman içinde etkisini, "toplamalı,  kümülatif etki" diye nitelendirdiğimiz etki kendisini gösterdiğinde insanlarımızın sağlığının ne  boyutta olduğunun sürekli takip altında tutulması gerekir kanaatini ifade etmek istiyorum.  Tabii ki, konunun, tasannın doğru anlaşılması, anlaşılıp anlaşılmaması da önemli. Kamuoyunda  tartışmalar yapılırken biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ihtisas komisyonlarında tasarıyı doğm  anlayabiliyor muyuz? Mesela, çok enteresan bulduğum için ifade etmek istiyomm. Tasarı, tali  komisyon olarak Çevre ve Sağlık komisyonlannda ele alındığında orada, alt komisyon raporunda şu  şekilde bir ifade bulunmakta, tasarının 9'uncu sayfasında "Tasarısının 3'üncü maddesinin 2'nci  fıkrasında geçen 'ilk ithalatçı' ibaresinden; bir ithalatçı tarafından bir ürün için izin alındığı takdirde  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 4  - 6 9 - (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  aynı ürün için tekrar izin alınmasına ihtiyaç bulunmadığı anlamı çıkabilmektedir. Bu nedenle 'ilk  ithalatçı' ibaresinin netleştirilmesi..." diye bir talep var tasarıda.  Şimdi, 3'üncü maddeye bakbğımızda, tasannın 3'üncü maddesinin 2'nci fıkrasına "Her bir GDO  ve ürününün ilk ithalatı için gen sahibi veya ithalatçı, yurt içinde geliştirilen GDO ve ürünü için ise  gerçek ve tüzel kişiler tarafından Bakanlığa başvuru yapılır." diyor. Yani burada ithalatçının da  kullanıcının da ilk başvuruyu yapanın aslında ürün için değil genin müsaadesi için başvuru yapması  söz konusu. Bunu eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun yapıcılar, ihtisas komisyonlannda biz  doğm algılayamıyorsak varın bakın konunun uzman olmayan ağızlarda dillendirilmesiyle medyada,  görsel basında nerelere varacak. İnsanlanmızın kuşku içerisinde, panikatak yaratacak şekilde, gıdalara  nasıl yaklaşacağını şaşırtacak şekilde algılanmasına sebep olacak sonuçları da birlikte taşıdığını  müşahede etmek zorundayız.  Yani olayı bir Hükümet meselesi olarak algılamıyoruz biz, olayı toplumun tamamını ilgilendiren  bir konu olarak algılıyoruz Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu olarak. Bu nedenle de hükümetler,  bugün (A) hükümeti vardır, yarın (B) hükümeti ama bu kanunların ilanihaye bu milletin, Türk  milletinin menfaatine olduğu sürece veya menfaatine olmayı sağlayacak şekilde uygulanır boyutta  olması lazım. Bu nedenle de tasarılar ele alınırken ciddi şekilde konunun ince elenip, sık dokunup  kamuoyuna da iyi aydınlatacak şekilde lanse edilmesi, takdim edilmesi kanun yapıcılar yani bizler  tarafından işin olmazsa olmaz boyutudur diye düşünüyoruz.  Değerli milletvekilleri, bunu ifade ettikten sonra, acaba GDO'lu ürünlerle ne oluyor, niye  GDO'lu ürün elde ediliyor, çok basitçe bunu ifade etmek gerekir. Şimdi, değerli milletvekilleri,  GDO'lu ürünlerin en önemlileri mısır, soya, pamuk ve kanola, son alınan bilgilere göre Çin'de  domates. Yani henüz sebzeye girmemişti ama Çin'de sebzeye de girmiş olduğunu öğreniyoruz. Şimdi,  soyada veya mısırda... Mısırda bir koçan kurdu var, mısır koçan kurdu. O koçanın üzerini Yaradan  altı yedi tane zarla kapatmış. Niye? Hava almaması için. Hava aldığı zaman çok ciddi boyutta  küflenme meydana geliyor ve aflatoksin oluşuyor. Eğer koçan kurdu bunu delerse, oradan giren  havayla -eğer mısır koçanını soyarsak hepimiz görürüz- ciddi şekilde bir küflenme görürüz; bunun  ürettiği aflatoksinin net olarak kanserojen olduğu bugün kanıtlanmıştır.  Şimdi, bunu ortadan kaldırmak için ilaç kullanmak zorunda üretici. Böyle bir ürünü tüketici  kullanmaz, yem olarak da kullanılmaz, gıda olarak da kullanılmaz doğrudan insanlar için. "Bunu  ortadan kaldırmak için kullanılan ilaç insan sağlığını ne ölçüde etkiliyor?" sorusuyla, "GDO'lu ürünü  kullanmanın insan sağlığını ne ölçüde etkilediği?" sorusunu yan yana koyduğumuzda, tartmamız ve  bunun hangisinin lehte hangisinin aleyhte veya dengede olup olmadığını ortaya koymamız lazım  sağlık açısından, üretim açısından da bunun böyle olduğunu düşünmemiz lazım.  Değerli milletvekilleri, ben şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Asıl olan, bu ürünlerin  konvansiyonel yöntemle, doğrudan GDO'suz, orijinal materyalle üretilmesidir. Bu üretimin  gerçekleşmesinde "2002'de şöyleydi, 2008'de böyle.", "Nereden nereye." şarkıları... Ben Sayın  Komisyon Sözcüsünün burada söylediklerinden hareketle bunu söylemek zorundayım. Bakın,  2002'de 2 milyon 300 bin ton mısır üretimi var Türkiye'de, 3 milyon 586 bin ton talep var. Sayın  Bakanın biraz önce söylediği, Adana milletvekilimizin laf atmasına karşılık söylediği "Hayır, mısırda  ihtiyaç yok."  Değerli milletvekilleri, 2008 yılında mısınn toplam üretimi 4 milyon 274 bin ton, talep 5 milyon  425 bin ton.
Sayfa 70 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 4  - 6 9 - (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  aynı ürün için tekrar izin alınmasına ihtiyaç bulunmadığı anlamı çıkabilmektedir. Bu nedenle 'ilk  ithalatçı' ibaresinin netleştirilmesi..." diye bir talep var tasarıda.  Şimdi, 3'üncü maddeye bakbğımızda, tasannın 3'üncü maddesinin 2'nci fıkrasına "Her bir GDO  ve ürününün ilk ithalatı için gen sahibi veya ithalatçı, yurt içinde geliştirilen GDO ve ürünü için ise  gerçek ve tüzel kişiler tarafından Bakanlığa başvuru yapılır." diyor. Yani burada ithalatçının da  kullanıcının da ilk başvuruyu yapanın aslında ürün için değil genin müsaadesi için başvuru yapması  söz konusu. Bunu eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun yapıcılar, ihtisas komisyonlannda biz  doğm algılayamıyorsak varın bakın konunun uzman olmayan ağızlarda dillendirilmesiyle medyada,  görsel basında nerelere varacak. İnsanlanmızın kuşku içerisinde, panikatak yaratacak şekilde, gıdalara  nasıl yaklaşacağını şaşırtacak şekilde algılanmasına sebep olacak sonuçları da birlikte taşıdığını  müşahede etmek zorundayız.  Yani olayı bir Hükümet meselesi olarak algılamıyoruz biz, olayı toplumun tamamını ilgilendiren  bir konu olarak algılıyoruz Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu olarak. Bu nedenle de hükümetler,  bugün (A) hükümeti vardır, yarın (B) hükümeti ama bu kanunların ilanihaye bu milletin, Türk  milletinin menfaatine olduğu sürece veya menfaatine olmayı sağlayacak şekilde uygulanır boyutta  olması lazım. Bu nedenle de tasarılar ele alınırken ciddi şekilde konunun ince elenip, sık dokunup  kamuoyuna da iyi aydınlatacak şekilde lanse edilmesi, takdim edilmesi kanun yapıcılar yani bizler  tarafından işin olmazsa olmaz boyutudur diye düşünüyoruz.  Değerli milletvekilleri, bunu ifade ettikten sonra, acaba GDO'lu ürünlerle ne oluyor, niye  GDO'lu ürün elde ediliyor, çok basitçe bunu ifade etmek gerekir. Şimdi, değerli milletvekilleri,  GDO'lu ürünlerin en önemlileri mısır, soya, pamuk ve kanola, son alınan bilgilere göre Çin'de  domates. Yani henüz sebzeye girmemişti ama Çin'de sebzeye de girmiş olduğunu öğreniyoruz. Şimdi,  soyada veya mısırda... Mısırda bir koçan kurdu var, mısır koçan kurdu. O koçanın üzerini Yaradan  altı yedi tane zarla kapatmış. Niye? Hava almaması için. Hava aldığı zaman çok ciddi boyutta  küflenme meydana geliyor ve aflatoksin oluşuyor. Eğer koçan kurdu bunu delerse, oradan giren  havayla -eğer mısır koçanını soyarsak hepimiz görürüz- ciddi şekilde bir küflenme görürüz; bunun  ürettiği aflatoksinin net olarak kanserojen olduğu bugün kanıtlanmıştır.  Şimdi, bunu ortadan kaldırmak için ilaç kullanmak zorunda üretici. Böyle bir ürünü tüketici  kullanmaz, yem olarak da kullanılmaz, gıda olarak da kullanılmaz doğrudan insanlar için. "Bunu  ortadan kaldırmak için kullanılan ilaç insan sağlığını ne ölçüde etkiliyor?" sorusuyla, "GDO'lu ürünü  kullanmanın insan sağlığını ne ölçüde etkilediği?" sorusunu yan yana koyduğumuzda, tartmamız ve  bunun hangisinin lehte hangisinin aleyhte veya dengede olup olmadığını ortaya koymamız lazım  sağlık açısından, üretim açısından da bunun böyle olduğunu düşünmemiz lazım.  Değerli milletvekilleri, ben şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Asıl olan, bu ürünlerin  konvansiyonel yöntemle, doğrudan GDO'suz, orijinal materyalle üretilmesidir. Bu üretimin  gerçekleşmesinde "2002'de şöyleydi, 2008'de böyle.", "Nereden nereye." şarkıları... Ben Sayın  Komisyon Sözcüsünün burada söylediklerinden hareketle bunu söylemek zorundayım. Bakın,  2002'de 2 milyon 300 bin ton mısır üretimi var Türkiye'de, 3 milyon 586 bin ton talep var. Sayın  Bakanın biraz önce söylediği, Adana milletvekilimizin laf atmasına karşılık söylediği "Hayır, mısırda  ihtiyaç yok."  Değerli milletvekilleri, 2008 yılında mısınn toplam üretimi 4 milyon 274 bin ton, talep 5 milyon  425 bin ton.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 0 - BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Yani şu anda Türkiye'nin toplamda mısırda açığı 1  milyon 151 bin ton. Bunu üretmek zorunda değil miyiz? Üretmezsek ithal edeceğiz. İthal ettiğimiz  zaman bunu da GDO'lu olarak ithal edeceğiz. Sayın Bakanın "Hayır, mısırda ihtiyacımız yok."  demesini garipsedim.  "Nereden nereye." şarkısını bir de ben söyleyeyim izin verirseniz. Soyada, 2000 yılında 45 bin  ton soya üretimi var, 2009 yılında 39 bin ton soya üretimimiz var. 2000 yılında talep 432 bin ton, 2008  yılında 1 milyon 273 bin ton soyaya talep var.  NURİ USLU (Uşak) - Kaynaklan kanştırmayasın Sayın Bakan.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Hayır, TÜİK verileri.  Aradaki farka bakar mısınız. Yani, 45 bin tondan 34 bin tona 2008'de düşüyoruz ve bunu  GDO'lu olduğu yüzde yüz, Amerika'nın toplam üretiminin yüzde 92'sini. . . Sözcüler de söyledi,  Sayın Bakan da biliyor, GDO'lu soya üretiyor Amerika.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Teşekkür ederim.  Bitiriyorum Sayın Başkan.  Bu nedenle, asıl olan ülkemizin ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanması, bunun için teşvik  politikalarının doğru uygulanması lazım. Sayın Bakan, ne kadar teşvik ettiğiniz, ne kadar teşvik  verdiğiniz hiç önemli değil, verdiğiniz teşviklerin sonucunun ne olduğu önemli. Soyada, üretim  teşvikinin getirdiği boyut, 2000 yılına göre 2008 yılında 6 bin ton azalmadır. Eğer sizin teşvik  anlayışınız buysa vah bu ülkenin hâline, vah bu ülkenin tanm sektörünün hâline, vah bu üreticinin  hâline diyorum. Doğru teşvikler, planlama doğrultusunda biraz icraat göstermenizi talep ediyor, yüce  heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Tasarının hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akçan.  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin.  Buyurunuz Sayın Ergin. (CHP sıralarından alkışlar)  CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun  görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli  milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum. Bu arada, AKP Grubunu da  kutluyorum, çünkü kendisi değişime uğramış olan bir milletvekilini bugün genetiği değişmiş  organizmalar konusunda konuşmacı olarak seçmiş. Bravo diyorum.  NECDET BUDAK (Edime) - Hocam, size hiç yakışmadı.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir türe başka bir türden gen aktarılarak  doğal olarak elde edilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara kısaca  GDO deniyor.
Sayfa 71 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 0 - BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Yani şu anda Türkiye'nin toplamda mısırda açığı 1  milyon 151 bin ton. Bunu üretmek zorunda değil miyiz? Üretmezsek ithal edeceğiz. İthal ettiğimiz  zaman bunu da GDO'lu olarak ithal edeceğiz. Sayın Bakanın "Hayır, mısırda ihtiyacımız yok."  demesini garipsedim.  "Nereden nereye." şarkısını bir de ben söyleyeyim izin verirseniz. Soyada, 2000 yılında 45 bin  ton soya üretimi var, 2009 yılında 39 bin ton soya üretimimiz var. 2000 yılında talep 432 bin ton, 2008  yılında 1 milyon 273 bin ton soyaya talep var.  NURİ USLU (Uşak) - Kaynaklan kanştırmayasın Sayın Bakan.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Hayır, TÜİK verileri.  Aradaki farka bakar mısınız. Yani, 45 bin tondan 34 bin tona 2008'de düşüyoruz ve bunu  GDO'lu olduğu yüzde yüz, Amerika'nın toplam üretiminin yüzde 92'sini. . . Sözcüler de söyledi,  Sayın Bakan da biliyor, GDO'lu soya üretiyor Amerika.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  ABDULKADİR AKÇAN (Devamla) - Teşekkür ederim.  Bitiriyorum Sayın Başkan.  Bu nedenle, asıl olan ülkemizin ihtiyacının yerli kaynaklarla karşılanması, bunun için teşvik  politikalarının doğru uygulanması lazım. Sayın Bakan, ne kadar teşvik ettiğiniz, ne kadar teşvik  verdiğiniz hiç önemli değil, verdiğiniz teşviklerin sonucunun ne olduğu önemli. Soyada, üretim  teşvikinin getirdiği boyut, 2000 yılına göre 2008 yılında 6 bin ton azalmadır. Eğer sizin teşvik  anlayışınız buysa vah bu ülkenin hâline, vah bu ülkenin tanm sektörünün hâline, vah bu üreticinin  hâline diyorum. Doğru teşvikler, planlama doğrultusunda biraz icraat göstermenizi talep ediyor, yüce  heyetinizi saygıyla selamlıyorum.  Tasarının hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Akçan.  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Gürol Ergin.  Buyurunuz Sayın Ergin. (CHP sıralarından alkışlar)  CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun  görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkan sizi, değerli  milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum. Bu arada, AKP Grubunu da  kutluyorum, çünkü kendisi değişime uğramış olan bir milletvekilini bugün genetiği değişmiş  organizmalar konusunda konuşmacı olarak seçmiş. Bravo diyorum.  NECDET BUDAK (Edime) - Hocam, size hiç yakışmadı.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir türe başka bir türden gen aktarılarak  doğal olarak elde edilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara kısaca  GDO deniyor.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 1 - NECDET BUDAK (Edime) - Hocam, size hiç yakışmadı, AK PARTİ'nin oylarıyla geldim.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Avrupa Birliğinde yalnızca bir GDO'lu mısır türünün ekimine izin  verilmiştir, bunun dışında hiçbir ürüne izin verilmemiştir. GDO'lu ekim alanları Avmpa Birliği  tarımsal alanının binde 2'si kadardır ve 27 üyeli Avmpa Birliğinin 20 ülkesinde GDO ekimi  yapılmamaktadır, yasaktır. Avmpa Birliğinde, içeriğinde binde 9'dan fazla GDO bulunan ürünlerin  ancak etiketlenerek satışına izin verilmekte, aksi takdirde izin verilmemektedir.  GDO'lu tohum üreticileri amaçlarının, dünya nüfusu hızla artarken tarım ürünleri ve gıda  üretiminin bu hızla artmaması nedeniyle insanlığın yaşadığı açlığa çare bulmak olduğunu  söylemektedirler. Onların savlarına göre genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen bitkiler  yabancı ot ilaçlarından etkilenmeyecekleri ve zararlı böceklerden zarar görmeyecekleri için verim  artacak. Aynca, yabancı ot mücadelesinde ve zararlı böceklere karşı kullanılan ilaçlann kullanımı  azalacak. Sonuçta hem daha düşük maliyetli ve hem de yüksek verimli üretim olacağından tarımsal  üretim ve gıda üretimi artacak, insanlık açlığı yenerken, çevre de korunacaktır.  Ancak, bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, bütün bu söylenenler asla gerçekleşmemiş, ne  yabancı ot mücadelesinde kullanılan ilaçlar azalmış ne de verim düşünüldüğü gibi artmıştır. Buna  karşılık GDO'lu ürünlerin tartışılan ve birçoğu da kanıtlanan ciddi riskleri ortaya çıkmıştır.  Tasarıda GDO'lu tohum ekimine ilişkin bir madde olmamakla birlikte, GDO'lu ürünlerin  yarattığı sosyoekonomik risklerin en önemlisi, tohumluğun her yıl yenilenmesi ve pahalı oluşudur.  GDO'lu çeşitlerin sahip olduğu terminatör gen nedeniyle tohumluğun üretici firmadan her yıl  alınması zorunludur ve GDO'lu tohumlar GDO'lu olmayanlara göre en az yüzde 25 pahalıdır. Çiftçi  kendi tohumluğunu ayıramayacağından ve GDO'lu tohumun fiyatı yüksek olduğundan, çiftçiler bu  dummdan kesin zarar görecektir. Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı da tarımda tohumluk ve ilaç  bakımından dışa bağımlılık sorununu daha da artıracaktır.  Ancak bütün bu sosyoekonomik risklerine karşılık GDO'lu ürünlerin asıl riski sağlık  açısındandır. GDO'lu bitkilerden elde edilen ürünlerin yarattığı risklerin başında alerji gelmektedir.  GDO'lu bitkilerde bulunan özellikle böcek öldürücü genler, toksin, yani zehir üreterek  çalıştıklarından bu toksik maddelerin veya onlann parçalanma ürünlerinin vücudun herhangi bir  organında birikmesiyle kronik zehirlenme her an görülmektedir. Özellikle yabancı ot mücadele  ilaçlanna dayanıklı GDO'lu ürün çeşitlerinde kullanılan bromoksinil ve glufosinat gibi kimyasal  maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları da bilinmektedir. Gerek Rusya'da gerek Avusturya'da  fareler üzerinde yapılan denemelerde GDO'lu besinle beslenen farelerde bağışıklık sisteminin  zayıfladığı, farelerin yavrularında ölüm oranının çok yüksek olduğu, yavruların olması gereken  ağırlığın altında doğduğu saptanmıştır. Bütün bu belirlenen sakıncaları yanında asıl üzerinde  dumlması gereken husus, doğal olmayan, Allah'ın yarattığı canlının gen yapısının insan eliyle  değiştirildiği bu ürünlerin insanlığın gelecek kuşaklarını nasıl etkileyeceği, anormal yapılara neden  olup olmayacağı konusunda duyulan kuşkulardır.  İstenen amaca ulaşılamamasına ve çok ciddi riskler taşımasına karşın, GDO'lu ürünlerin  üretiminde neden bu kadar ısrarlı olunduğunun tek bir yanıtı vardır: Çok güçlü uluslararası firmalar  GDO üretimi için yıllarca milyar dolar yatınm yapmışlardır ve kendileri için geri dönüşsüz noktaya  gelmişlerdir; onlar yatınmlannın karşılığını mutlaka almak niyetindedirler. Transgenik tohum üreten  şirketler pahalı tohum satışlannı yaygınlaştırarak, aynı zamanda zirai mücadele ilacı satışlarını  artırarak bu olaydan tek kârlı çıkan taraf olmaktadırlar.
Sayfa 72 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 1 - NECDET BUDAK (Edime) - Hocam, size hiç yakışmadı, AK PARTİ'nin oylarıyla geldim.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Avrupa Birliğinde yalnızca bir GDO'lu mısır türünün ekimine izin  verilmiştir, bunun dışında hiçbir ürüne izin verilmemiştir. GDO'lu ekim alanları Avmpa Birliği  tarımsal alanının binde 2'si kadardır ve 27 üyeli Avmpa Birliğinin 20 ülkesinde GDO ekimi  yapılmamaktadır, yasaktır. Avmpa Birliğinde, içeriğinde binde 9'dan fazla GDO bulunan ürünlerin  ancak etiketlenerek satışına izin verilmekte, aksi takdirde izin verilmemektedir.  GDO'lu tohum üreticileri amaçlarının, dünya nüfusu hızla artarken tarım ürünleri ve gıda  üretiminin bu hızla artmaması nedeniyle insanlığın yaşadığı açlığa çare bulmak olduğunu  söylemektedirler. Onların savlarına göre genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen bitkiler  yabancı ot ilaçlarından etkilenmeyecekleri ve zararlı böceklerden zarar görmeyecekleri için verim  artacak. Aynca, yabancı ot mücadelesinde ve zararlı böceklere karşı kullanılan ilaçlann kullanımı  azalacak. Sonuçta hem daha düşük maliyetli ve hem de yüksek verimli üretim olacağından tarımsal  üretim ve gıda üretimi artacak, insanlık açlığı yenerken, çevre de korunacaktır.  Ancak, bugüne kadar yaşananlar göstermiştir ki, bütün bu söylenenler asla gerçekleşmemiş, ne  yabancı ot mücadelesinde kullanılan ilaçlar azalmış ne de verim düşünüldüğü gibi artmıştır. Buna  karşılık GDO'lu ürünlerin tartışılan ve birçoğu da kanıtlanan ciddi riskleri ortaya çıkmıştır.  Tasarıda GDO'lu tohum ekimine ilişkin bir madde olmamakla birlikte, GDO'lu ürünlerin  yarattığı sosyoekonomik risklerin en önemlisi, tohumluğun her yıl yenilenmesi ve pahalı oluşudur.  GDO'lu çeşitlerin sahip olduğu terminatör gen nedeniyle tohumluğun üretici firmadan her yıl  alınması zorunludur ve GDO'lu tohumlar GDO'lu olmayanlara göre en az yüzde 25 pahalıdır. Çiftçi  kendi tohumluğunu ayıramayacağından ve GDO'lu tohumun fiyatı yüksek olduğundan, çiftçiler bu  dummdan kesin zarar görecektir. Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı da tarımda tohumluk ve ilaç  bakımından dışa bağımlılık sorununu daha da artıracaktır.  Ancak bütün bu sosyoekonomik risklerine karşılık GDO'lu ürünlerin asıl riski sağlık  açısındandır. GDO'lu bitkilerden elde edilen ürünlerin yarattığı risklerin başında alerji gelmektedir.  GDO'lu bitkilerde bulunan özellikle böcek öldürücü genler, toksin, yani zehir üreterek  çalıştıklarından bu toksik maddelerin veya onlann parçalanma ürünlerinin vücudun herhangi bir  organında birikmesiyle kronik zehirlenme her an görülmektedir. Özellikle yabancı ot mücadele  ilaçlanna dayanıklı GDO'lu ürün çeşitlerinde kullanılan bromoksinil ve glufosinat gibi kimyasal  maddelerin doğrudan kanser yapıcı oldukları da bilinmektedir. Gerek Rusya'da gerek Avusturya'da  fareler üzerinde yapılan denemelerde GDO'lu besinle beslenen farelerde bağışıklık sisteminin  zayıfladığı, farelerin yavrularında ölüm oranının çok yüksek olduğu, yavruların olması gereken  ağırlığın altında doğduğu saptanmıştır. Bütün bu belirlenen sakıncaları yanında asıl üzerinde  dumlması gereken husus, doğal olmayan, Allah'ın yarattığı canlının gen yapısının insan eliyle  değiştirildiği bu ürünlerin insanlığın gelecek kuşaklarını nasıl etkileyeceği, anormal yapılara neden  olup olmayacağı konusunda duyulan kuşkulardır.  İstenen amaca ulaşılamamasına ve çok ciddi riskler taşımasına karşın, GDO'lu ürünlerin  üretiminde neden bu kadar ısrarlı olunduğunun tek bir yanıtı vardır: Çok güçlü uluslararası firmalar  GDO üretimi için yıllarca milyar dolar yatınm yapmışlardır ve kendileri için geri dönüşsüz noktaya  gelmişlerdir; onlar yatınmlannın karşılığını mutlaka almak niyetindedirler. Transgenik tohum üreten  şirketler pahalı tohum satışlannı yaygınlaştırarak, aynı zamanda zirai mücadele ilacı satışlarını  artırarak bu olaydan tek kârlı çıkan taraf olmaktadırlar.  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Bakanlığın daha önce hazırladığı ancak Meclise sevk edilmeyen yasa tasarılarında ve 26 Ekim  2009'da apar topar çıkarılan Yönetmelik'te bebek mamaları ve küçük çocuk ek besinlerinde GDO'lu  ürünün kullanılmasına izin verilmiyordu. Böylece yasa tasarısını hazırlayanların da GDO'lu ürünlerin  en azından bebek ve küçük çocuklara zararlı olduğunu kabullendikleri anlaşılıyordu. Ancak bugün  görüştüğümüz tasarıda bu hüküm bulunmuyor. Yine daha önce yayınlanan Yönetmelik'te bulunan  "İçerisinde binde 9 oranından fazla GDO içeren gıdaların etiketinde bu husus belirtilecektir." ifadesi  de yasa tasarısında yer almıyor.  Tasarının gerekçesinde şu ifadeler yer alıyor: "GDO'lar insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile  biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riskini taşımaktadır.  Kullanılan materyalin canlı organizma olması ve zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün  çok zor olması ya da mümkün olmaması, modem biyoteknoloji ürünlerinden kaynaklanan riski daha  da arttırmaktadır.  Bitki çeşitlerinin teknoloji ürünü çeşitlere dönüştürülmesi, bunların genetik yapılarının  değiştirilerek daha pahalı hale gelmesi ve bu tohumlardan bazılarının her yıl yenilenmesinin zorunlu  hale gelmesi nedeniyle, üretici ve tüketicilerin olumsuz yönde etkilenmesi ihtimalinin artması, yerel  tür ve çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşmesi ve tarımsal üretimde dışa bağımlılığın artması gibi  sosyoekonomik riskler de mevcuttur." Bu sözleri ben söylemiyorum, Hükümet tasarısı söylüyor yani  Hükümet söylüyor. Aslında bu sözlere ekleyecek fazla husus yok ama kanun gerekçesinde bu  sakıncaları sayanlar, aynı zamanda kanunu hazırlayan ve kabul edilmesini isteyenlerdir. Tasarı bu  sakıncaların hiçbirini gideremiyor.  Hükümetin hazırladığı bu tasan yalnızca ülkeye GDO'lu ürünlerin girişine ilişkin düzenlemeleri  içermektedir. Oysaki bu tasan, izin mekanizmasını düzenleme yerine, GDO'ların riskini dikkate  alarak tanmsal sistemlerde GDO yasağına dayalı bir biyogüvenlik sistemi oluşturmalıdır. Çıkanlacak  biyogüvenlik yasası, GDO'lu ürünlerin ülkeye girişini onaylayan bir mevzuat değil, tam tersine,  sağlığa zararsız olduğu kesin olarak belirleninceye kadar GDO'lu ürünlerin ülkeye girişine izin  vermeyecek, halk sağlığını ve toplum yararını gözetecek şekilde olmalıdır.  Hiç kimse, açlığı, GDO'lu üretime gerekçe olarak göstermesin. Açlık, bir toplumsal ve politik  sorun olup gelir dağılımındaki adaletsizlik bugün yaşanan açlığın tek ve gerçek nedenidir. Bu nedenle,  giderek büyüyen açlık sorunu, üretim teknolojilerinin yarattığı ya da çözeceği bir sorun değildir.  TÜIK'in rakamlarına göre 13 milyonun üzerinde insanımız yoksul ise, o 390 bin yurttaşımız her gün  yatağa aç giriyorsa, bu sorunun çözümü ulus üstü tırmalan zengin etmek değil, gelir dağılımı  adaletsizliğini ve yoksulluğu gidermektir.  Sayın Bakan Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşisinde, "GDO'lu ürün yemek istemem."  diyor. Mademki GDO'lu ürün Sayın Bakanı rahatsız ediyordu, bu konuda niçin bugüne kadar  düzenleme yapılmadı da GDO'lu ürünleri hem kendi yedi hem milletine yedirdi? Bundan sonra  neden, hem de yasal kılıfına uydurarak, GDO'lu ürünleri bu millete yedirecek?  Çıkanlan Yönetmelik'te ayrıca çok garip olarak GDO'suz ürünlerin etiketlerine "Bu ürün  GDO'suzdur." yazılması da yasaklanıyordu. Bu konuda yasa tasansında herhangi bir hüküm yok  ama yönetmeliklere konup konmayacağını henüz bilmiyoruz.  Aynca, bu gıdalar, insan eliyle doğal yapılan değiştirilen gıdalar olduğu için toplumun önemli  bir kesimince etik bulunmadığı gibi dinî açıdan da sakıncalı görülüyor. Büyük sermaye bu sorunu da  güzelce çözdü. İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkelerin oluşturduğu kurul, genetiği değiştirilmiş  - 7 2 -
Sayfa 73 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Bakanlığın daha önce hazırladığı ancak Meclise sevk edilmeyen yasa tasarılarında ve 26 Ekim  2009'da apar topar çıkarılan Yönetmelik'te bebek mamaları ve küçük çocuk ek besinlerinde GDO'lu  ürünün kullanılmasına izin verilmiyordu. Böylece yasa tasarısını hazırlayanların da GDO'lu ürünlerin  en azından bebek ve küçük çocuklara zararlı olduğunu kabullendikleri anlaşılıyordu. Ancak bugün  görüştüğümüz tasarıda bu hüküm bulunmuyor. Yine daha önce yayınlanan Yönetmelik'te bulunan  "İçerisinde binde 9 oranından fazla GDO içeren gıdaların etiketinde bu husus belirtilecektir." ifadesi  de yasa tasarısında yer almıyor.  Tasarının gerekçesinde şu ifadeler yer alıyor: "GDO'lar insan, hayvan, bitki ve çevre sağlığı ile  biyolojik çeşitlilik üzerinde zarar oluşturma riskini taşımaktadır.  Kullanılan materyalin canlı organizma olması ve zararın ortaya çıkması durumunda geri dönüşün  çok zor olması ya da mümkün olmaması, modem biyoteknoloji ürünlerinden kaynaklanan riski daha  da arttırmaktadır.  Bitki çeşitlerinin teknoloji ürünü çeşitlere dönüştürülmesi, bunların genetik yapılarının  değiştirilerek daha pahalı hale gelmesi ve bu tohumlardan bazılarının her yıl yenilenmesinin zorunlu  hale gelmesi nedeniyle, üretici ve tüketicilerin olumsuz yönde etkilenmesi ihtimalinin artması, yerel  tür ve çeşitlerin devamlılığının tehlikeye düşmesi ve tarımsal üretimde dışa bağımlılığın artması gibi  sosyoekonomik riskler de mevcuttur." Bu sözleri ben söylemiyorum, Hükümet tasarısı söylüyor yani  Hükümet söylüyor. Aslında bu sözlere ekleyecek fazla husus yok ama kanun gerekçesinde bu  sakıncaları sayanlar, aynı zamanda kanunu hazırlayan ve kabul edilmesini isteyenlerdir. Tasarı bu  sakıncaların hiçbirini gideremiyor.  Hükümetin hazırladığı bu tasan yalnızca ülkeye GDO'lu ürünlerin girişine ilişkin düzenlemeleri  içermektedir. Oysaki bu tasan, izin mekanizmasını düzenleme yerine, GDO'ların riskini dikkate  alarak tanmsal sistemlerde GDO yasağına dayalı bir biyogüvenlik sistemi oluşturmalıdır. Çıkanlacak  biyogüvenlik yasası, GDO'lu ürünlerin ülkeye girişini onaylayan bir mevzuat değil, tam tersine,  sağlığa zararsız olduğu kesin olarak belirleninceye kadar GDO'lu ürünlerin ülkeye girişine izin  vermeyecek, halk sağlığını ve toplum yararını gözetecek şekilde olmalıdır.  Hiç kimse, açlığı, GDO'lu üretime gerekçe olarak göstermesin. Açlık, bir toplumsal ve politik  sorun olup gelir dağılımındaki adaletsizlik bugün yaşanan açlığın tek ve gerçek nedenidir. Bu nedenle,  giderek büyüyen açlık sorunu, üretim teknolojilerinin yarattığı ya da çözeceği bir sorun değildir.  TÜIK'in rakamlarına göre 13 milyonun üzerinde insanımız yoksul ise, o 390 bin yurttaşımız her gün  yatağa aç giriyorsa, bu sorunun çözümü ulus üstü tırmalan zengin etmek değil, gelir dağılımı  adaletsizliğini ve yoksulluğu gidermektir.  Sayın Bakan Hürriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşisinde, "GDO'lu ürün yemek istemem."  diyor. Mademki GDO'lu ürün Sayın Bakanı rahatsız ediyordu, bu konuda niçin bugüne kadar  düzenleme yapılmadı da GDO'lu ürünleri hem kendi yedi hem milletine yedirdi? Bundan sonra  neden, hem de yasal kılıfına uydurarak, GDO'lu ürünleri bu millete yedirecek?  Çıkanlan Yönetmelik'te ayrıca çok garip olarak GDO'suz ürünlerin etiketlerine "Bu ürün  GDO'suzdur." yazılması da yasaklanıyordu. Bu konuda yasa tasansında herhangi bir hüküm yok  ama yönetmeliklere konup konmayacağını henüz bilmiyoruz.  Aynca, bu gıdalar, insan eliyle doğal yapılan değiştirilen gıdalar olduğu için toplumun önemli  bir kesimince etik bulunmadığı gibi dinî açıdan da sakıncalı görülüyor. Büyük sermaye bu sorunu da  güzelce çözdü. İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkelerin oluşturduğu kurul, genetiği değiştirilmiş  - 7 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  organizmaları içeren gıdaların haram olmayan bir genetik maddeden yapılıyor ise helal olabileceğine  karar verdi. Bu arada, bir Başbakan Başmüşaviri, Doktor Ramazanoğlu da tartışmalara Kur'an'daki  ayetlerle katıldı. Ramazanoğlu, İstanbul Ticaret Odasının konuyla ilgili seminerinde GDO'lann  üretimi konusuyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de yüze yakın ayetin bulunduğunu söyledi. Bakara,  Nisa ve Vakıa surelerinden alman on dokuz ayetin GDO'lu ürünlerin ne kadar yanlış anlaşılmaya  müsait olduğunu gösterdiğini belirten Başmüşavir, GDO'lu ürünlere gösterilen olumsuz tepkinin  doğm olmadığını ayetlerle açıklayarak GDO'yu "Dünyanın kurulmasından itibaren doğanın kendi  başına yaptığı tür ıslah işleminin modernleşmiş hâli." olarak tanımladı.  Değerli milletvekilleri, bir Başbakanlık Başmüşavirinin konuya yaklaşımı böyle olunca bize  "Vay benim memleketimin hâline." demekten başka söyleyecek söz kalmıyor.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - Niye? Rahatsız mı oldun Kur'an'dan?  GÜROL ERGİN (Devamla) - Sayın Bakan "Yönetmelik'in yayınlanmasından sonra ülkeye  GDO'lu ürün girmesi bu Yönetmelik'ten sonra fiilen mümkün değildir yani sıfır düzeyindedir."  diyordu. Ama şimdi görüyoruz ki biyogüvenlik kanunu ile GDO'lu ürünler belli bir düzen içerisinde  ülkeye rahatça girecek, yapılan yalnızca GDO'lu ürünlerin ülkeye girişine yasallık kazandırmak  olacak.  Değerli milletvekilleri, Türkiye kesinlikle tarımsal üretimi artırmak için GDO'ya gereksinim  duyan bir ülke değildir. Bizim gereksindiğimiz, geleneksel tarımın koşullannı sağlamak, topraksız  köylüye toprak verip onu çok istediği hâlde olamadığı üretici durumuna getirmek, yıllardan beri  ihmal edilen, susuzluktan kavrulan topraklara su götürmek, çiftçinin girdilerinden alınan insafsız  ÖTV ve KDV uygulamalanna son vermek, çiftçinin ürününü yok pahasına satmak zomnda kalışını  önlemek, çiftçiye verilen desteği hiç olmazsa yasada yazılı miktara çıkarmak, çiftçinin örgütlenmesine  engel çıkarmak yerine örgütlenmesine önayak olmaktır. Yedi yıl süresince çiftçiyi üretemez hâle  getirip ondan sonra çare olarak GDO'yu göstermek kabul edilebilir bir davranış olamaz.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.  Olsa olsa, Türk çiftçisini uluslararası şirketlere tutsak etmek, Türk ulusunu da sonu hüsranla  bitecek bir maceraya sürüklemek olur.  Bu kanunla ortaya çıkan net husus, AKP döneminde soya, pamuk, kanola, mısırda dışanya  mecbur ve mahkûm edildiğimizdir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidannda çiftçimiz bu ürünleri yeteri  kadar üretecek, ne bu yasaya mecbur kalacağız ne de Türk halkına GDO kâbusunu yaşatacağız  diyerek sözlerime son verirken Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini, bana laf atmaktan zevk  alan milletvekillerini özellikle ve büyük Türk ulusunu tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP  sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Ergin.  ALİ KOYUNCU (Bursa) - Ters oldu Hocam.  BAŞKAN - Şahsı adına Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim.  Buyurun efendim. (CHP sıralanndan alkışlar)  - 7 3 -
Sayfa 74 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  organizmaları içeren gıdaların haram olmayan bir genetik maddeden yapılıyor ise helal olabileceğine  karar verdi. Bu arada, bir Başbakan Başmüşaviri, Doktor Ramazanoğlu da tartışmalara Kur'an'daki  ayetlerle katıldı. Ramazanoğlu, İstanbul Ticaret Odasının konuyla ilgili seminerinde GDO'lann  üretimi konusuyla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de yüze yakın ayetin bulunduğunu söyledi. Bakara,  Nisa ve Vakıa surelerinden alman on dokuz ayetin GDO'lu ürünlerin ne kadar yanlış anlaşılmaya  müsait olduğunu gösterdiğini belirten Başmüşavir, GDO'lu ürünlere gösterilen olumsuz tepkinin  doğm olmadığını ayetlerle açıklayarak GDO'yu "Dünyanın kurulmasından itibaren doğanın kendi  başına yaptığı tür ıslah işleminin modernleşmiş hâli." olarak tanımladı.  Değerli milletvekilleri, bir Başbakanlık Başmüşavirinin konuya yaklaşımı böyle olunca bize  "Vay benim memleketimin hâline." demekten başka söyleyecek söz kalmıyor.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - Niye? Rahatsız mı oldun Kur'an'dan?  GÜROL ERGİN (Devamla) - Sayın Bakan "Yönetmelik'in yayınlanmasından sonra ülkeye  GDO'lu ürün girmesi bu Yönetmelik'ten sonra fiilen mümkün değildir yani sıfır düzeyindedir."  diyordu. Ama şimdi görüyoruz ki biyogüvenlik kanunu ile GDO'lu ürünler belli bir düzen içerisinde  ülkeye rahatça girecek, yapılan yalnızca GDO'lu ürünlerin ülkeye girişine yasallık kazandırmak  olacak.  Değerli milletvekilleri, Türkiye kesinlikle tarımsal üretimi artırmak için GDO'ya gereksinim  duyan bir ülke değildir. Bizim gereksindiğimiz, geleneksel tarımın koşullannı sağlamak, topraksız  köylüye toprak verip onu çok istediği hâlde olamadığı üretici durumuna getirmek, yıllardan beri  ihmal edilen, susuzluktan kavrulan topraklara su götürmek, çiftçinin girdilerinden alınan insafsız  ÖTV ve KDV uygulamalanna son vermek, çiftçinin ürününü yok pahasına satmak zomnda kalışını  önlemek, çiftçiye verilen desteği hiç olmazsa yasada yazılı miktara çıkarmak, çiftçinin örgütlenmesine  engel çıkarmak yerine örgütlenmesine önayak olmaktır. Yedi yıl süresince çiftçiyi üretemez hâle  getirip ondan sonra çare olarak GDO'yu göstermek kabul edilebilir bir davranış olamaz.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi bağlayınız.  GÜROL ERGİN (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.  Olsa olsa, Türk çiftçisini uluslararası şirketlere tutsak etmek, Türk ulusunu da sonu hüsranla  bitecek bir maceraya sürüklemek olur.  Bu kanunla ortaya çıkan net husus, AKP döneminde soya, pamuk, kanola, mısırda dışanya  mecbur ve mahkûm edildiğimizdir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidannda çiftçimiz bu ürünleri yeteri  kadar üretecek, ne bu yasaya mecbur kalacağız ne de Türk halkına GDO kâbusunu yaşatacağız  diyerek sözlerime son verirken Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini, bana laf atmaktan zevk  alan milletvekillerini özellikle ve büyük Türk ulusunu tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP  sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Ergin.  ALİ KOYUNCU (Bursa) - Ters oldu Hocam.  BAŞKAN - Şahsı adına Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim.  Buyurun efendim. (CHP sıralanndan alkışlar)  - 7 3 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 4 - EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Son yıllarda hızla gelişen modern biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen genetiği değiştirilmiş  organizmalar ve ürünlerin üretim ve tüketiminin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve  biyoçeşitllik üzerindeki etkilerinin olumsuz sonuçlar doğurabileceği endişesi tüm dünyada olduğu  gibi ülkemizde de ulusal biyogüvenliğimizi güvence altına alacak bir düzenlemenin yapılmasını  zorunlu kılmıştır. Ancak yasa tasarısının "Birinci Bölüm: Amaç ve Kapsam" başlığı altında yasa  tasarısının içeriği dar tutulmuş olup Biyogüvenlik Yasası Tasansı GDO ve ürünlerine münhasır tasan  hüviyetindedir. Oysa biyogüvenlik konusu, GDO dışında başka biyogüvenlik konulannı da kapsayan  daha geniş bir çerçevede ele alınmalıydı.  Yasa tasansının "İkinci Bölüm, Başvuru, değerlendirme ve karar verme" başlığı altındaki 3'üncü  maddesinin 10'uncu fıkrasında, GDO ve ürünlerinin ülkemizden transit geçişi Bakanlık iznine bağlı  olmak koşulu ile serbest hâle getirilmiştir. Bu durum uygulamada telafisi mümkün olmayacak zararlar  meydana getirecektir. GDO ve ürünlerinin transit geçiş sırasında çevreye yayılma riski vardır. Bu  sebeple GDO ve ürünlerinin transit geçişine izin verilmemelidir. Bilhassa bunun karayollarında çok  önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.  Yasa tasarısının "İkinci Bölüm, Yasaklar" başlığı altındaki 5'inci maddesinde, çevreye ve  ülkemizin biyoçeşitliliğine vereceği zararlar göz önünde bulundurularak, genetiği değiştirilmiş bitki  ve hayvan üretimi yasaklanmıştır. Ancak, GDO ve ürünlerinin ithalatı, ihracatı, nakil, taşıma, saklama,  paketleme, etiketleme, depolama, piyasaya sürme, işlemesi, kullanılması ve benzeri faaliyetleri yasak  kapsamı dışında tutulmuştur.Oysaki bilimsel çevreler, GDO ve ürünlerinin yem ve gıda sanayisinde  kullanılmasının insan ve hayvan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtmektedirler. Aynca,  yem ve gıda sanayisinde kullanım amaçlı ithal edilecek genetiği değiştirilmiş bitkilerden elde edilen  soya fasulyesi, pamuk tohumu gibi ürünlerin ithalat amacı dışına çıkılarak tanmsal üretimde tohum  olarak kullanılmaları mümkündür ve uygulamada bunun üzerine geçmek zordur.  Bu nedenle, GDO ve ürünlerinin ithalatı, ihracatı, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme,  depolama, piyasaya sürme, işlemesi, kullanılması ve benzeri faaliyetlerin yasaklanması  gerekmektedir.  Taze sebze ve meyvede henüz çok fazla risk olmadığı söylense de, Türkiye, dünyanın en büyük  GDO'lu soya ve mısır üreticilerinden olan Amerika ve Arjantin'den gıda ve yem amaçlı mısır ve soya  fasulyesi ithal ediyor. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya ile beslenen hayvanların eti, mısır ve  soyadan üretilen ürünler, yağ, un, nişasta, bisküvi, tatlı ve çikolatalar ailemiz ve çocuklar tarafından  tüketilmektedir.  Sayıları her geçen gün artan bilinçli tüketici, GDO'lu tohum kullanılmasının yasak olduğu ve bu  yasağın da denetlenerek sertifikasyona tabi tutulduğu organik ürünleri alarak GDO'dan sakınmaya  çalışmaktadır ancak örneğin pamuklu bir tişört ya da pijamada bile GDO olabilmektedir.  Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'yla gerekli tedbirler  alınmazsa istenmeyen genler atalık tohumlarımızı, ürünlerimizi, gıdamızı ve dolayısıyla sağlığımızı  ve ekonomimizi etkileyecek büyük bir tehdit oluşturmayı sürdürecektir.  Türkiye, dünyanın en önemli gen kaynaklanna sahip bir ülke olarak, kendi değerlerinin farkına  varmalı ve asıl verimlilik ve açlıkla mücadelenin GDO'ya izin vermek değil GDO'yla mücadele  etmekle olabileceğini görmeli ve bir an önce GDO'ya karşı önlemler almalıdır.
Sayfa 75 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 4 - EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Son yıllarda hızla gelişen modern biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen genetiği değiştirilmiş  organizmalar ve ürünlerin üretim ve tüketiminin insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve  biyoçeşitllik üzerindeki etkilerinin olumsuz sonuçlar doğurabileceği endişesi tüm dünyada olduğu  gibi ülkemizde de ulusal biyogüvenliğimizi güvence altına alacak bir düzenlemenin yapılmasını  zorunlu kılmıştır. Ancak yasa tasarısının "Birinci Bölüm: Amaç ve Kapsam" başlığı altında yasa  tasarısının içeriği dar tutulmuş olup Biyogüvenlik Yasası Tasansı GDO ve ürünlerine münhasır tasan  hüviyetindedir. Oysa biyogüvenlik konusu, GDO dışında başka biyogüvenlik konulannı da kapsayan  daha geniş bir çerçevede ele alınmalıydı.  Yasa tasansının "İkinci Bölüm, Başvuru, değerlendirme ve karar verme" başlığı altındaki 3'üncü  maddesinin 10'uncu fıkrasında, GDO ve ürünlerinin ülkemizden transit geçişi Bakanlık iznine bağlı  olmak koşulu ile serbest hâle getirilmiştir. Bu durum uygulamada telafisi mümkün olmayacak zararlar  meydana getirecektir. GDO ve ürünlerinin transit geçiş sırasında çevreye yayılma riski vardır. Bu  sebeple GDO ve ürünlerinin transit geçişine izin verilmemelidir. Bilhassa bunun karayollarında çok  önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.  Yasa tasarısının "İkinci Bölüm, Yasaklar" başlığı altındaki 5'inci maddesinde, çevreye ve  ülkemizin biyoçeşitliliğine vereceği zararlar göz önünde bulundurularak, genetiği değiştirilmiş bitki  ve hayvan üretimi yasaklanmıştır. Ancak, GDO ve ürünlerinin ithalatı, ihracatı, nakil, taşıma, saklama,  paketleme, etiketleme, depolama, piyasaya sürme, işlemesi, kullanılması ve benzeri faaliyetleri yasak  kapsamı dışında tutulmuştur.Oysaki bilimsel çevreler, GDO ve ürünlerinin yem ve gıda sanayisinde  kullanılmasının insan ve hayvan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceğini belirtmektedirler. Aynca,  yem ve gıda sanayisinde kullanım amaçlı ithal edilecek genetiği değiştirilmiş bitkilerden elde edilen  soya fasulyesi, pamuk tohumu gibi ürünlerin ithalat amacı dışına çıkılarak tanmsal üretimde tohum  olarak kullanılmaları mümkündür ve uygulamada bunun üzerine geçmek zordur.  Bu nedenle, GDO ve ürünlerinin ithalatı, ihracatı, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme,  depolama, piyasaya sürme, işlemesi, kullanılması ve benzeri faaliyetlerin yasaklanması  gerekmektedir.  Taze sebze ve meyvede henüz çok fazla risk olmadığı söylense de, Türkiye, dünyanın en büyük  GDO'lu soya ve mısır üreticilerinden olan Amerika ve Arjantin'den gıda ve yem amaçlı mısır ve soya  fasulyesi ithal ediyor. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya ile beslenen hayvanların eti, mısır ve  soyadan üretilen ürünler, yağ, un, nişasta, bisküvi, tatlı ve çikolatalar ailemiz ve çocuklar tarafından  tüketilmektedir.  Sayıları her geçen gün artan bilinçli tüketici, GDO'lu tohum kullanılmasının yasak olduğu ve bu  yasağın da denetlenerek sertifikasyona tabi tutulduğu organik ürünleri alarak GDO'dan sakınmaya  çalışmaktadır ancak örneğin pamuklu bir tişört ya da pijamada bile GDO olabilmektedir.  Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'yla gerekli tedbirler  alınmazsa istenmeyen genler atalık tohumlarımızı, ürünlerimizi, gıdamızı ve dolayısıyla sağlığımızı  ve ekonomimizi etkileyecek büyük bir tehdit oluşturmayı sürdürecektir.  Türkiye, dünyanın en önemli gen kaynaklanna sahip bir ülke olarak, kendi değerlerinin farkına  varmalı ve asıl verimlilik ve açlıkla mücadelenin GDO'ya izin vermek değil GDO'yla mücadele  etmekle olabileceğini görmeli ve bir an önce GDO'ya karşı önlemler almalıdır.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Atalık yerel tohumları ve bitki çeşitliliği yok olmuş, uluslararası şirketlerin verdiği  numaralandırılmış ve tek seferlik tohumlara bağımlı bir ülke; bunun yanında gıda bağımsızlığını  kaybetmiş bir ülkeye uygulanabilecek yaptırımların tehdidi... Bütün bunlar göz önünde  bulundurularak yasal düzenlemeler yapmaya özen göstermeliyiz. Kendi kendine yeten, verimli  topraklara sahip ülkemizde yeterli teşvikler sağlandığında GDO'lu ürünlerin yaratacağı iddia edilen  bolluğa ihtiyacı olmadığı kanaatindeyim.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurun.  EŞREF KARAİBRAHİM (Devamla) - Zaten bin bir zorlukla mücadele eden çiftçimizin,  üreticimizin üretim gücünü zaman içerisinde tamamen yok edecek GDO tehdidine acil önlem  almamız çok önem taşımaktadır.  Genleriyle oynanmış ürünlerin canlıların vücudunda ne tür hastalıklara veya arazlara yol  açabileceğinin farkında olmadan denek olarak kullanılan insan ve hayvanlar, daha fazla verim adına  her geçen gün daha fazla kimyasal tarım ilacı istediği için giderek kirlenen su ve topraklar, kaynaklar  ve her türlü iklim koşullarında yetişen, kuraklık ve hastalığa karşı sigorta niteliğindeki atalık  tohumlarla yerel çeşitliliğimizin zenginliğini komyan, bu sayede gıda bağımsızlığıyla dünyaya örnek  olacak bir ülke...  Hedefimiz bu olmalı, çalışmalarımızın bu yönde yoğunlaştırılması gerekmektedir diyor ve yüce  Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Karaibrahim.  Şahsı adına İzmir Milletvekili Şenol Bal. (MHP sıralanndan alkışlar)  Buyurunuz Sayın Bal.  ŞENOL BAL (İzmir) - Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Ulusal  Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın birinci bölümü hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.  Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.  Sayın milletvekilleri, Hükümet, keşke, Biyogüvenlik Yasa Taslağı'nı Meclise getirmeden önce,  daha önce, haziran ayında vermiş olduğumuz araştırma önergemizi kabul etmiş olsaydı, konu en  azından tüm boyutlarıyla yeterince tartışılabilseydi ve milletvekillerimiz de yeterli bilgiye sahip  olsalardı. Bugün burada saygıdeğer milletvekillerimizin, toplumumuzun çok endişe taşımış olduğu  bir konu görüşülürken ilgisizliğini aynca değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.  Evet, bu araştırma önergesi değerlendirilseydi ve bu tasarı ondan sonra hazırlansaydı, bugün  önümüze konulan bu tasarı, içerdiği hükümler açısından, insan, bitki, hayvan sağlığı, çevre ve  biyoçeşitliliğin korunması konusunda şüpheye düşüren, anlaşılması zor ve eksikliklerle dolu  olmayabilirdi.  Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin taraf olduğu Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'ne taraf olmak  gereği, AB ile müzakere sürecinde mevzuatımızın AB mevzuatına uyumlu olması gereği,  önümüzdeki günlerde açılacak olan 12'nci faslın "Gıda" başlığı altında ele alınacağı için, beş yıl  bekledikten sonra, işte alelacele Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı önümüzde.  Özellikle 2003 yılından sonra yılda 2,5 milyon tonlara varan GDO'lu mısır, soya, kanola gibi  "GDO yoktur." beyanı ile hayvan yemi ve bir kısmı da gıdada kullanılmak üzere ülkemize elini  - 7 5 -
Sayfa 76 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Atalık yerel tohumları ve bitki çeşitliliği yok olmuş, uluslararası şirketlerin verdiği  numaralandırılmış ve tek seferlik tohumlara bağımlı bir ülke; bunun yanında gıda bağımsızlığını  kaybetmiş bir ülkeye uygulanabilecek yaptırımların tehdidi... Bütün bunlar göz önünde  bulundurularak yasal düzenlemeler yapmaya özen göstermeliyiz. Kendi kendine yeten, verimli  topraklara sahip ülkemizde yeterli teşvikler sağlandığında GDO'lu ürünlerin yaratacağı iddia edilen  bolluğa ihtiyacı olmadığı kanaatindeyim.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurun.  EŞREF KARAİBRAHİM (Devamla) - Zaten bin bir zorlukla mücadele eden çiftçimizin,  üreticimizin üretim gücünü zaman içerisinde tamamen yok edecek GDO tehdidine acil önlem  almamız çok önem taşımaktadır.  Genleriyle oynanmış ürünlerin canlıların vücudunda ne tür hastalıklara veya arazlara yol  açabileceğinin farkında olmadan denek olarak kullanılan insan ve hayvanlar, daha fazla verim adına  her geçen gün daha fazla kimyasal tarım ilacı istediği için giderek kirlenen su ve topraklar, kaynaklar  ve her türlü iklim koşullarında yetişen, kuraklık ve hastalığa karşı sigorta niteliğindeki atalık  tohumlarla yerel çeşitliliğimizin zenginliğini komyan, bu sayede gıda bağımsızlığıyla dünyaya örnek  olacak bir ülke...  Hedefimiz bu olmalı, çalışmalarımızın bu yönde yoğunlaştırılması gerekmektedir diyor ve yüce  Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Karaibrahim.  Şahsı adına İzmir Milletvekili Şenol Bal. (MHP sıralanndan alkışlar)  Buyurunuz Sayın Bal.  ŞENOL BAL (İzmir) - Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Ulusal  Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın birinci bölümü hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.  Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.  Sayın milletvekilleri, Hükümet, keşke, Biyogüvenlik Yasa Taslağı'nı Meclise getirmeden önce,  daha önce, haziran ayında vermiş olduğumuz araştırma önergemizi kabul etmiş olsaydı, konu en  azından tüm boyutlarıyla yeterince tartışılabilseydi ve milletvekillerimiz de yeterli bilgiye sahip  olsalardı. Bugün burada saygıdeğer milletvekillerimizin, toplumumuzun çok endişe taşımış olduğu  bir konu görüşülürken ilgisizliğini aynca değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.  Evet, bu araştırma önergesi değerlendirilseydi ve bu tasarı ondan sonra hazırlansaydı, bugün  önümüze konulan bu tasarı, içerdiği hükümler açısından, insan, bitki, hayvan sağlığı, çevre ve  biyoçeşitliliğin korunması konusunda şüpheye düşüren, anlaşılması zor ve eksikliklerle dolu  olmayabilirdi.  Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin taraf olduğu Cartagena Biyogüvenlik Protokolü'ne taraf olmak  gereği, AB ile müzakere sürecinde mevzuatımızın AB mevzuatına uyumlu olması gereği,  önümüzdeki günlerde açılacak olan 12'nci faslın "Gıda" başlığı altında ele alınacağı için, beş yıl  bekledikten sonra, işte alelacele Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı önümüzde.  Özellikle 2003 yılından sonra yılda 2,5 milyon tonlara varan GDO'lu mısır, soya, kanola gibi  "GDO yoktur." beyanı ile hayvan yemi ve bir kısmı da gıdada kullanılmak üzere ülkemize elini  - 7 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  kolunu sallayarak giren GDO'lu ürünleri göz önüne aldığımızda, bu Ulusal Biyogüvenlik Yasası'nın  ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor ve senelerdir de bu Biyogüvenlik Yasası'nı bekliyorduk. Yani  Cartegena Protokolü'nün yürürlüğe girmesinden beş yıl süre sonra -ki sekizinci yıla giren bir  iktidarsınız- nasıl bir hazırlık yaptınız? Sayın Bakan, balık, beyaz et ve kırmızı et üreticileri bu  GDO'lu ürünleri kullanırken sadece seyrettiniz mi? Tarım ülkesi olan ülkemizde alternatif ve cazip  olabilecek üretim için hangi önlemleri aldınız? Yine, GDO'lu tekelleşmiş firmaların dünyadaki bu  hızlı yayılmacılığı, gelişimi karşısında hangi tedbirler geliştirdiniz? Biyoteknolojik ARGE  çalışmalarına ne kadar önem verdiniz? Bakınız, biyoteknoloji araştırmalar kurumu konusunda bir  önerge alt komisyonda verilmiş olmasına rağmen bir kurumun oluşmasından niye endişelisiniz?  Bunları değerlendirmek lazım.  İthalatı öyle zorlaştırıyoruz ki aslında "Yasak getiriliyor." söylemleriyle de milleti kandırmamak  gerekir Sayın Bakan. Aynı şekilde, yönetmelik için de aynı şeyleri söylemiştiniz.  Tekelleşmiş GDO şirketleri Dünya Ticaret Örgütü kanalıyla öyle baskılar uyguluyor ki GDO Tu  ürünleri her ülkeye pazarlıyorlar. "Efendim biz şartlan zorlaştırdık." demeyin. O şartlar bu fırmalann  ürünlerini pazarladıkları her ülke için, hatta belki daha fazlası için geçerli. Bir fark var, o ülkeler  önlemlerini almışlar. Avrupa Birliği ülkeleri GDO ve ürünlerini denetleyebilecek, her türlü risk analizi  yapabilecek yapılara ve şartları haiz, hatta kendi GDOTarını patentleyebilecek duruma gelmiş  durumdalar.  Sayın milletvekilleri, bu yasa taslağına göre, ithalatçı veya gen sahibi, Bakanlığa başvuruda  bulunduğunda istenilen detaylı risk değerlendirme sonuçlannı beyan ediyor. Nedir bunlar?  Laboratuvar, sera ve tarla testlerini içeren alan denemeleri ile gıda analizleri, toksisite ve alerji testleri.  Durum Biyogüvenlik Kuruluna geliyor ve buradan bilim komiteleri bu bilgilerin bilimsel bilgilere  uygunluğunu değerlendiriyor. Yani bir noktada daha teorik olarak "Efendim, bu firmalar büyük  firmalar, beyanları yalan olmaz, doğru beyan ederler." de diyemeyiz.  Sayın milletvekilleri, bu alan, bu pazar çok büyük...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  ŞENOL BAL (Devamla) - .. .bu pazar hiç durmadan büyüyor ve yeni firmalar bu pazara giriyor.  Şu anda dünyada ticari olarak hâlihazırda herbisitlere dirençlilik, böcek ve hastalıklara ve çevresel  koşullara dayanıklılık özellikleri kazandırılan mısır, soya, kanola ticaretinde bulunuluyor ama  önümüzdeki süreçte, yüzlerce meyve sebze gibi ve genetiği değiştirilmiş -şekil, verim bakımından- birçok bitki, üretim onayı ve ticari izni henüz tamamlanmamış ama patenti alınmış şekilde ticari  hayata atılmayı bekliyor.  İşte, bu şeyde Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın önemini, çok faydalı olduğunu biliyoruz ama  en azından vermiş olduğumuz değişiklik önergeleriyle daha iyi hâle getirilmesinin de önemini burada  vurgulamak istiyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.  Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.  Bu bölümde soru-cevap işlemimiz on beş dakika.  Sayın Tankut, Sayın Özdemir, Sayın Aslanoğlu, Sayın Karaibrahim, Sayın Öztürk, Sayın Ağyüz,  Sayın Kaptan, Sayın Orhan, Sayın Coşkunoğlu sisteme girmişler.  - 7 6 -
Sayfa 77 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  kolunu sallayarak giren GDO'lu ürünleri göz önüne aldığımızda, bu Ulusal Biyogüvenlik Yasası'nın  ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor ve senelerdir de bu Biyogüvenlik Yasası'nı bekliyorduk. Yani  Cartegena Protokolü'nün yürürlüğe girmesinden beş yıl süre sonra -ki sekizinci yıla giren bir  iktidarsınız- nasıl bir hazırlık yaptınız? Sayın Bakan, balık, beyaz et ve kırmızı et üreticileri bu  GDO'lu ürünleri kullanırken sadece seyrettiniz mi? Tarım ülkesi olan ülkemizde alternatif ve cazip  olabilecek üretim için hangi önlemleri aldınız? Yine, GDO'lu tekelleşmiş firmaların dünyadaki bu  hızlı yayılmacılığı, gelişimi karşısında hangi tedbirler geliştirdiniz? Biyoteknolojik ARGE  çalışmalarına ne kadar önem verdiniz? Bakınız, biyoteknoloji araştırmalar kurumu konusunda bir  önerge alt komisyonda verilmiş olmasına rağmen bir kurumun oluşmasından niye endişelisiniz?  Bunları değerlendirmek lazım.  İthalatı öyle zorlaştırıyoruz ki aslında "Yasak getiriliyor." söylemleriyle de milleti kandırmamak  gerekir Sayın Bakan. Aynı şekilde, yönetmelik için de aynı şeyleri söylemiştiniz.  Tekelleşmiş GDO şirketleri Dünya Ticaret Örgütü kanalıyla öyle baskılar uyguluyor ki GDO Tu  ürünleri her ülkeye pazarlıyorlar. "Efendim biz şartlan zorlaştırdık." demeyin. O şartlar bu fırmalann  ürünlerini pazarladıkları her ülke için, hatta belki daha fazlası için geçerli. Bir fark var, o ülkeler  önlemlerini almışlar. Avrupa Birliği ülkeleri GDO ve ürünlerini denetleyebilecek, her türlü risk analizi  yapabilecek yapılara ve şartları haiz, hatta kendi GDOTarını patentleyebilecek duruma gelmiş  durumdalar.  Sayın milletvekilleri, bu yasa taslağına göre, ithalatçı veya gen sahibi, Bakanlığa başvuruda  bulunduğunda istenilen detaylı risk değerlendirme sonuçlannı beyan ediyor. Nedir bunlar?  Laboratuvar, sera ve tarla testlerini içeren alan denemeleri ile gıda analizleri, toksisite ve alerji testleri.  Durum Biyogüvenlik Kuruluna geliyor ve buradan bilim komiteleri bu bilgilerin bilimsel bilgilere  uygunluğunu değerlendiriyor. Yani bir noktada daha teorik olarak "Efendim, bu firmalar büyük  firmalar, beyanları yalan olmaz, doğru beyan ederler." de diyemeyiz.  Sayın milletvekilleri, bu alan, bu pazar çok büyük...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  ŞENOL BAL (Devamla) - .. .bu pazar hiç durmadan büyüyor ve yeni firmalar bu pazara giriyor.  Şu anda dünyada ticari olarak hâlihazırda herbisitlere dirençlilik, böcek ve hastalıklara ve çevresel  koşullara dayanıklılık özellikleri kazandırılan mısır, soya, kanola ticaretinde bulunuluyor ama  önümüzdeki süreçte, yüzlerce meyve sebze gibi ve genetiği değiştirilmiş -şekil, verim bakımından- birçok bitki, üretim onayı ve ticari izni henüz tamamlanmamış ama patenti alınmış şekilde ticari  hayata atılmayı bekliyor.  İşte, bu şeyde Biyogüvenlik Kanunu Tasansı'nın önemini, çok faydalı olduğunu biliyoruz ama  en azından vermiş olduğumuz değişiklik önergeleriyle daha iyi hâle getirilmesinin de önemini burada  vurgulamak istiyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.  Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.  Bu bölümde soru-cevap işlemimiz on beş dakika.  Sayın Tankut, Sayın Özdemir, Sayın Aslanoğlu, Sayın Karaibrahim, Sayın Öztürk, Sayın Ağyüz,  Sayın Kaptan, Sayın Orhan, Sayın Coşkunoğlu sisteme girmişler.  - 7 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Buyurunuz Sayın Tankut.  YILMAZ TANKUT (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, biyogüvenlik kavramından kasıt, sadece GDO'lu ürünlerin denetimi ve kullanımı  konulan mıdır? GDO dışında başka biyogüvenlik konulannı kapsayan unsurlar yok mudur? Varsa bu  unsurlar nelerdir? Bu tasanyla sadece GDO'lu ürünlerin ithal ve denetiminin düzenlenmesi ülkemizin  genel manada biyogüvenlikle ilgili meselelerini çözebilecek midir? Yoksa ileride toprak-bitki-su  ilişkileriyle birlikte çevre sağlığının da düzenlenmesi konulannı kapsayan biyogüvenlikle ilgili başka  bir kanun tasarısının getirilmesi mi planlanmaktadır?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tankut.  Sayın Özdemir...  HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.  Sayın Bakana soruyorum: Kanatlı hayvan üretiminde soya ve mısınn öneminin inkâr edilemez  düzeyde olduğu malumlandır. Diğer yandan, başta Rusya olmak üzere komşulanmızın tavuk eti ve  yumurta ihtiyacının okyanusaşırı ülkelerden karşılandığı da bilinmektedir. Türkiye'nin üretim  potansiyelini kullanarak, mısır ve özellikle soyayı kendi ülkemizde üreterek neden bu ülkelerin  ihtiyacının tamamını karşılamayı hedefleyen bir politika geliştirmeyi düşünmediniz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Özdemir.  Sayın Aslanoğlu...  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, listeyi alamadım, bekliyomm. Eğer  lütfederseniz, deminki o 1 Martla... Bir fotokopi de olsa yeter benim için.  Bağışlayın, ben GDO konusunda uzman değilim. Geçmişten inceleyeyim dedim bu yasa  geldiğinde. Yönetmeliklere baktım, yasaya baktım ama belki atladım, onun için... Yönetmeliklerde  GDO'lu ürünlerin bebek mamalan ve bebek formüllerine, devam mamalan ve devam formülleri ile  küçük bebek ve ek besinlerine konulması yasaklanmış Yönetmelik'te. Yine, insan ve hayvan  tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve GDO ürünleri ithalatı ve  piyasaya sunulması da yasaklanmış Yönetmelik'te ama yasa metnine bakıyorum, yasa metninde  göremiyomm. Acaba o mu yanlıştı, bu mu yanlış? Öğrenmek istiyomm.  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Karaibrahim...  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Teşekkür ederim Başkan.  Sayın Bakan, biraz önce sorduğum som herhalde atlandı diye düşünüyorum. TMO ve  FİSKOBİRLİK açıklanmadı. Bir de dönüm başına 150 bin liranın tarihi...  Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Karaibrahim.  Sayın Öztürk...  HARUN ÖZTÜRK (İzmir) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  - 7 7 -
Sayfa 78 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Buyurunuz Sayın Tankut.  YILMAZ TANKUT (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Sayın Bakan, biyogüvenlik kavramından kasıt, sadece GDO'lu ürünlerin denetimi ve kullanımı  konulan mıdır? GDO dışında başka biyogüvenlik konulannı kapsayan unsurlar yok mudur? Varsa bu  unsurlar nelerdir? Bu tasanyla sadece GDO'lu ürünlerin ithal ve denetiminin düzenlenmesi ülkemizin  genel manada biyogüvenlikle ilgili meselelerini çözebilecek midir? Yoksa ileride toprak-bitki-su  ilişkileriyle birlikte çevre sağlığının da düzenlenmesi konulannı kapsayan biyogüvenlikle ilgili başka  bir kanun tasarısının getirilmesi mi planlanmaktadır?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tankut.  Sayın Özdemir...  HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.  Sayın Bakana soruyorum: Kanatlı hayvan üretiminde soya ve mısınn öneminin inkâr edilemez  düzeyde olduğu malumlandır. Diğer yandan, başta Rusya olmak üzere komşulanmızın tavuk eti ve  yumurta ihtiyacının okyanusaşırı ülkelerden karşılandığı da bilinmektedir. Türkiye'nin üretim  potansiyelini kullanarak, mısır ve özellikle soyayı kendi ülkemizde üreterek neden bu ülkelerin  ihtiyacının tamamını karşılamayı hedefleyen bir politika geliştirmeyi düşünmediniz?  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Özdemir.  Sayın Aslanoğlu...  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakan, listeyi alamadım, bekliyomm. Eğer  lütfederseniz, deminki o 1 Martla... Bir fotokopi de olsa yeter benim için.  Bağışlayın, ben GDO konusunda uzman değilim. Geçmişten inceleyeyim dedim bu yasa  geldiğinde. Yönetmeliklere baktım, yasaya baktım ama belki atladım, onun için... Yönetmeliklerde  GDO'lu ürünlerin bebek mamalan ve bebek formüllerine, devam mamalan ve devam formülleri ile  küçük bebek ve ek besinlerine konulması yasaklanmış Yönetmelik'te. Yine, insan ve hayvan  tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve GDO ürünleri ithalatı ve  piyasaya sunulması da yasaklanmış Yönetmelik'te ama yasa metnine bakıyorum, yasa metninde  göremiyomm. Acaba o mu yanlıştı, bu mu yanlış? Öğrenmek istiyomm.  Teşekkür ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Aslanoğlu.  Sayın Karaibrahim...  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Teşekkür ederim Başkan.  Sayın Bakan, biraz önce sorduğum som herhalde atlandı diye düşünüyorum. TMO ve  FİSKOBİRLİK açıklanmadı. Bir de dönüm başına 150 bin liranın tarihi...  Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Karaibrahim.  Sayın Öztürk...  HARUN ÖZTÜRK (İzmir) - Teşekkür ediyomm Sayın Başkan.  - 7 7 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 8 - Sayın Bakan, tasarının karar sonrası yapılacak işlemlerin düzenlendiği 7'nci maddesinin l'inci  fıkrasında ithalatçılar kontrol ve denetim işlemleriyle ilgili olarak talep edilen hususları yerine  getirmekle yükümlü tutulurken GDO ve ürünlerini yurt içinde geliştiren gerçek ve tüzel kişiler için  böyle bir yükümlülük öngörülmemesi bir unutmanın sonucu mudur? Değilse bu sonuncular ne amaçla  bu yükümlülükten muaf tutulmuştur?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.  Sayın Ağyüz...  YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakanım, ben de Sayın Aslanoğlu gibi bu üç düzenlemede faydalanan firmaları merak  ediyorum. Ayrıca da Gaziantep önemli bir ihracat merkezi. Gaziantep İl Kontrol Laboratuvar  Müdürlüğünde yaşanan eksiklikler, engeller ihracat taahhütlerinin zamanında yerine getirilmediğine  neden olmaktadır. Ülke ekonomisine katkıda bulunan bir kent için bu kurumda yapılacak olan  düzenlemelere bir an önce müdahale etmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü çok acil durumda Gaziantep  bu konuda.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.  Sayın Kaptan...  OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, bu GDO'lu ürünler televizyonlarda ve basında verilirken sebze ve meyve resimleri  konuyor. Ben bir üretim bölgesinin milletvekili olarak bu konuda çok büyük üreticilerimiz sıkıntı  duyuyor. Aslında şunu net bir şekilde "Türkiye'deki seralarda üretilen sebze ve meyvelerin hiçbiri  şu anda GDO'lu değildir." deseniz de bunu Türkiye'de herkes duysa olmuyor mu?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaptan.  Sayın Orhan...  AHMET ORHAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Tüm dünyada GDO'lu ürünler içerisinde mısır, soya, kanola ve pamuk en önemli yeri işgal  ediyor.  Ülkemizde pamuk 2006 yılında 950 bin ton, 2007 yılında 700 bin ton, 2009 yılında ise 350 bin  ton seviyesinde üretilmiştir. Tüketim ise 1 milyon 300 bin ile 1 milyon 400 bin ton seviyesindedir.  Bu sebeple, 1 milyon ton pamuk ithal edilmekte ve karşılığında 1 milyar doların üzerinde dövizimiz  yabancı ülkelere, başta Amerika'ya gitmektedir. Amerika'dan ithal edilen pamuğun GDO'lu olduğu  bilinmektedir.  Ülkemizde geleneksel tohumlarla üretilen pamuk alanlarının genişletilmesi için nasıl tedbir  düşünüyorsunuz?  Geçtiğimiz yıldaki prim miktarının aynı seviyede olması hâlinde çiftçinin pamuk ekmeyeceği  gerçeği orta yerdeyken bu durumu nasıl değiştirmeyi düşünüyorsunuz?  Teşekkür ederim.
Sayfa 79 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 7 8 - Sayın Bakan, tasarının karar sonrası yapılacak işlemlerin düzenlendiği 7'nci maddesinin l'inci  fıkrasında ithalatçılar kontrol ve denetim işlemleriyle ilgili olarak talep edilen hususları yerine  getirmekle yükümlü tutulurken GDO ve ürünlerini yurt içinde geliştiren gerçek ve tüzel kişiler için  böyle bir yükümlülük öngörülmemesi bir unutmanın sonucu mudur? Değilse bu sonuncular ne amaçla  bu yükümlülükten muaf tutulmuştur?  Teşekkür ediyorum.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.  Sayın Ağyüz...  YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Teşekkür ederim.  Sayın Bakanım, ben de Sayın Aslanoğlu gibi bu üç düzenlemede faydalanan firmaları merak  ediyorum. Ayrıca da Gaziantep önemli bir ihracat merkezi. Gaziantep İl Kontrol Laboratuvar  Müdürlüğünde yaşanan eksiklikler, engeller ihracat taahhütlerinin zamanında yerine getirilmediğine  neden olmaktadır. Ülke ekonomisine katkıda bulunan bir kent için bu kurumda yapılacak olan  düzenlemelere bir an önce müdahale etmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü çok acil durumda Gaziantep  bu konuda.  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Ağyüz.  Sayın Kaptan...  OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Bakan, bu GDO'lu ürünler televizyonlarda ve basında verilirken sebze ve meyve resimleri  konuyor. Ben bir üretim bölgesinin milletvekili olarak bu konuda çok büyük üreticilerimiz sıkıntı  duyuyor. Aslında şunu net bir şekilde "Türkiye'deki seralarda üretilen sebze ve meyvelerin hiçbiri  şu anda GDO'lu değildir." deseniz de bunu Türkiye'de herkes duysa olmuyor mu?  Teşekkür ederim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Kaptan.  Sayın Orhan...  AHMET ORHAN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Tüm dünyada GDO'lu ürünler içerisinde mısır, soya, kanola ve pamuk en önemli yeri işgal  ediyor.  Ülkemizde pamuk 2006 yılında 950 bin ton, 2007 yılında 700 bin ton, 2009 yılında ise 350 bin  ton seviyesinde üretilmiştir. Tüketim ise 1 milyon 300 bin ile 1 milyon 400 bin ton seviyesindedir.  Bu sebeple, 1 milyon ton pamuk ithal edilmekte ve karşılığında 1 milyar doların üzerinde dövizimiz  yabancı ülkelere, başta Amerika'ya gitmektedir. Amerika'dan ithal edilen pamuğun GDO'lu olduğu  bilinmektedir.  Ülkemizde geleneksel tohumlarla üretilen pamuk alanlarının genişletilmesi için nasıl tedbir  düşünüyorsunuz?  Geçtiğimiz yıldaki prim miktarının aynı seviyede olması hâlinde çiftçinin pamuk ekmeyeceği  gerçeği orta yerdeyken bu durumu nasıl değiştirmeyi düşünüyorsunuz?  Teşekkür ederim.  TBMM B: 74 17 . 3 . 2010 O: 4  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Orhan.  Sayın Coşkunoğlu...  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  3'üncü maddenin 3'üncü fıkrasında "Yapılan bir başvurunun sonucu başka başvurular için emsal  teşkil etmez." diyor. Aynı konularda, benzer konularda araştırma yapanların yaptığı başvurularda  birisinin yaptığı başvuru öbür araştırmacı için de geçerli olabilir. Ona da uygulanacak mı? Bunu  sormak istiyorum, bir.  Keza, 3'üncü maddenin 4'üncü fıkrasında 90+15,105 gün izin süresi olarak görülüyor. Oysa siz  "on beş gün" demiştiniz. Yani araştırma için gerekli izinler sadece Bakanlıktan mı alınacak, Biyo­ güvenlik Kuruluna gitmeyecek mi?  Son olarak da neden araştırma amacıyla kullanılan GDO'ları kapsam dışı bırakmaktan imtina  ediyorsunuz, bu yasanın dışında bırakmaktan imtina ediyorsunuz?  Pardon, sondan bir önce...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Süreniz bitti. Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkunoğlu.  Buyurunuz Sayın Bakan.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür  ediyorum Sayın Başkan.  Biyogüvenlik Kanunu'nun sadece GDO'yu ilgilendirdiği yönünde Sayın Tankut'un bir sorusu oldu.  Tabii, burada, biyoloji ile ilgili başka bir kavram daha var. Bütün biyosistem -yani toprağı, suyu, bütün  canlıların tamamı- başka bir kavram içerisinde, aslında "biyolojik güvenlik" diye geçiyor. Tabii bunlann  her birisi için ayn bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bu mesele, dünyada, Türkiye açısından da önemli  bir mesele ve acil bir mesele. Bu konuda Türkiye'nin bir düzenleme yapması gerekiyor. Biyogüvenlik  Kanunu'nu biz, temel olarak transgenik bitkileri, bunlarla yapılacak olan işlemleri, bunlara ait  düzenlemeleri o nedenle öngörüyoruz. Ötekiyle ilgili ayn ayn zaten düzenlemeler yapılacak.  Kanatlı hayvan üretimini yüksek bir şekilde hedefleyip de bunu Rusya Federasyonu'na veya  diğer çevre ülkelere ihraç etme gibi bir hedef olup olmadığını söyledi Sayın Özdemir. Şimdi, Türkiye,  tabii, üretimini son altı yedi yıl içerisinde önemli bir miktarda artırdı. 1 milyon 250 bin tona çıktı  beyaz et üretimi ve geçtiğimiz yıl 80 bin ton civannda da beyaz et ihracatı gerçekleşti. Bu kapasite  artışıyla birlikte -Türkiye'de biliyorsunuz özel sektör bir tarafından yapılıyor, özel sektör bu konuda  gelişiyor- Rusya Federasyonu'yla da bu sene için 60 bin ton, önümüzdeki yılda da 100 bin ton yine  sektör bir ihracat planlıyor. Bu ilave bir pazar. Bu konuda biz de zaten Hükümet olarak gerek ihracat  desteği gerekse diğer destekler olmak üzere yardımcı oluyomz.  Şimdi, biz, aslında, GDO olmadan da, transgenik ürün üretmeden de... Türkiye başka ülkelerin  mısır koçan kurduna veya sap kurduna karşı genetiği değiştirilmiş mısır üretiyor ama Türkiye bu  arada sap ve koçan kurduna dayanıklı yedi tane çeşit geliştirdi. Bunu Türkiye yaptı. Yani Türkiye bu  çalışmalara ne ara verdi ne bu çalışmalan durdurdu. Şu anda da Türkiye bu tohumlan da firmalara  verdi. Bunlar tamamen Türkiye'de ve transgenik olmadığı hâlde yani doğal yollarla ıslah edilmiş  ama aynı zamanda koçan kurduna ve sap kurduna karşı dayanıklı bir mısır tohumunu da Türk bilim  insanlan ve Bakanlığımız çalışanlan geliştirdi. Bunun için özellikle... Aynca yine Türkiye şartlanna  uygun yüksek verimli ve kaliteli alti tane soya çeşidi geliştirildi ve bunlar üretime konuldu.  - 7 9 -
Sayfa 80 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010 O: 4  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Orhan.  Sayın Coşkunoğlu...  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  3'üncü maddenin 3'üncü fıkrasında "Yapılan bir başvurunun sonucu başka başvurular için emsal  teşkil etmez." diyor. Aynı konularda, benzer konularda araştırma yapanların yaptığı başvurularda  birisinin yaptığı başvuru öbür araştırmacı için de geçerli olabilir. Ona da uygulanacak mı? Bunu  sormak istiyorum, bir.  Keza, 3'üncü maddenin 4'üncü fıkrasında 90+15,105 gün izin süresi olarak görülüyor. Oysa siz  "on beş gün" demiştiniz. Yani araştırma için gerekli izinler sadece Bakanlıktan mı alınacak, Biyo­ güvenlik Kuruluna gitmeyecek mi?  Son olarak da neden araştırma amacıyla kullanılan GDO'ları kapsam dışı bırakmaktan imtina  ediyorsunuz, bu yasanın dışında bırakmaktan imtina ediyorsunuz?  Pardon, sondan bir önce...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Süreniz bitti. Teşekkür ediyoruz Sayın Coşkunoğlu.  Buyurunuz Sayın Bakan.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Teşekkür  ediyorum Sayın Başkan.  Biyogüvenlik Kanunu'nun sadece GDO'yu ilgilendirdiği yönünde Sayın Tankut'un bir sorusu oldu.  Tabii, burada, biyoloji ile ilgili başka bir kavram daha var. Bütün biyosistem -yani toprağı, suyu, bütün  canlıların tamamı- başka bir kavram içerisinde, aslında "biyolojik güvenlik" diye geçiyor. Tabii bunlann  her birisi için ayn bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bu mesele, dünyada, Türkiye açısından da önemli  bir mesele ve acil bir mesele. Bu konuda Türkiye'nin bir düzenleme yapması gerekiyor. Biyogüvenlik  Kanunu'nu biz, temel olarak transgenik bitkileri, bunlarla yapılacak olan işlemleri, bunlara ait  düzenlemeleri o nedenle öngörüyoruz. Ötekiyle ilgili ayn ayn zaten düzenlemeler yapılacak.  Kanatlı hayvan üretimini yüksek bir şekilde hedefleyip de bunu Rusya Federasyonu'na veya  diğer çevre ülkelere ihraç etme gibi bir hedef olup olmadığını söyledi Sayın Özdemir. Şimdi, Türkiye,  tabii, üretimini son altı yedi yıl içerisinde önemli bir miktarda artırdı. 1 milyon 250 bin tona çıktı  beyaz et üretimi ve geçtiğimiz yıl 80 bin ton civannda da beyaz et ihracatı gerçekleşti. Bu kapasite  artışıyla birlikte -Türkiye'de biliyorsunuz özel sektör bir tarafından yapılıyor, özel sektör bu konuda  gelişiyor- Rusya Federasyonu'yla da bu sene için 60 bin ton, önümüzdeki yılda da 100 bin ton yine  sektör bir ihracat planlıyor. Bu ilave bir pazar. Bu konuda biz de zaten Hükümet olarak gerek ihracat  desteği gerekse diğer destekler olmak üzere yardımcı oluyomz.  Şimdi, biz, aslında, GDO olmadan da, transgenik ürün üretmeden de... Türkiye başka ülkelerin  mısır koçan kurduna veya sap kurduna karşı genetiği değiştirilmiş mısır üretiyor ama Türkiye bu  arada sap ve koçan kurduna dayanıklı yedi tane çeşit geliştirdi. Bunu Türkiye yaptı. Yani Türkiye bu  çalışmalara ne ara verdi ne bu çalışmalan durdurdu. Şu anda da Türkiye bu tohumlan da firmalara  verdi. Bunlar tamamen Türkiye'de ve transgenik olmadığı hâlde yani doğal yollarla ıslah edilmiş  ama aynı zamanda koçan kurduna ve sap kurduna karşı dayanıklı bir mısır tohumunu da Türk bilim  insanlan ve Bakanlığımız çalışanlan geliştirdi. Bunun için özellikle... Aynca yine Türkiye şartlanna  uygun yüksek verimli ve kaliteli alti tane soya çeşidi geliştirildi ve bunlar üretime konuldu.  - 7 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Şimdi, tabii, Türkiye'de birçok aslında gelişme var, çok önemli aşamalar da kaydediliyor ama  Türkiye'de üreticiler en nihayet bir iktisadi faaliyet yapıyor ve o iktisadi faaliyet nerede daha çok  kârlıysa, birbirine alternatif eğer ürünleri varsa o alternatif ürünlerden en kârlı olanı seçiyor veya  işine en kolay geleni seçiyor. Mısır-pamuk dengesinde de mesela aynı şey oldu. Türkiye, doğrudur,  geçen zaman içerisinde pamuk üretiminde bir düşme oldu ama Türkiye mısır üretimini yüzde 110,  yüzde 120 oranında, yaklaşık, artırdı. Bu şunu gösteriyor: O biraz daha demek ki alım satımı, pazarı  daha kolay ve üretici oradan oraya bir kayma gösterdi. Şimdi, işin esası bu, bunu bu şekilde  değerlendirmek lazım. Peki, bundan sonraki süreç içerisinde bunlara biz ne yapabiliriz? Mesela,  bizim yapabileceğimiz destekleme miktarlarını artırmaktır. Demin kürsüde de söyledim: Yüzde  45-yüzde 46 oranında maliyetini karşılıyoruz pamukta, soyada aynı şekilde, ayçiçeğinde yüzde  39'unu karşılıyoruz. Yani eğer üretici 100 lira harcıyorsa bir ürünü üretmek için, bunun 45-46 lirasını  biz destek olarak ödüyoruz kendisine ama bizim imkânlarımız Türkiye olarak buna yetiyor çünkü  yağlı tohumların tamamını Türkiye'de üretebileceğiniz yer muhakkak surette yüksek yağış almak  zorunda veyahut da sulama mecburiyeti var. Onun için biz -demin arkadaşlanm söyledi- GAP ve  DAP projelerini, KOP projelerini hayata geçirdik. Yani eğer Türkiye'de sulanabilir alanı biz arttırırsak  ancak yağlı tohumlar alanında kendimize yeterli hâle gelebiliriz. Dolayısıyla bizim hedefimiz budur.  1 milyon hektar alan GAP bölgesinde sulamaya açıldığında, Konya'da, Konya Ovası'nda yine ilave  300-400 bin hektar sulamaya açıldığında bu alanlann yağlı tohumlara ayrılması, endüstri bitkilerine  aynlması imkân dâhiline girecek ve o zaman Türkiye, bu süreçte bu problemlerden kurtulur. Yani  Türkiye'nin mısır veya soya ithal etmesi ki mısırda ciddi şekilde bu azaldı. Yani Türkiye'nin -biraz  önce de söyledim tekrar ediyomm- ihtiyacı şu anda diyelim 5 milyon ton, bu sene işletme içi tüketimi  de kattığımız zaman 5 milyon ton mısır üretimi var. Türkiye'nin talebi de 4,5 milyon ton civannda  ama biz mısırda bunu çözdük. Ne bileyim, çeltikte 2 katına çıkardık üretimi. Bunlar hep  desteklemelerle, uygulanan doğm politikalarla bu hâle geldi. Bundan sonra pamukta da soyada da  benzer diğer, ayçiçeğinde de bunun olabilmesi daha fazla alanın sulanabilmesine bağlıdır ve o sulama  yatınmlan bittiği zaman bunlar gerçekleşir.  Şimdi, bir başka husus Gaziantep'le ilgili "İl Kontrol Laboratuvarında eksiklikler var." dedi  Sayın Ağyüz. Biz oraya 2010 yılında -yatınmlanmız devam ediyor- 2 milyon lira, yani eski parayla  2 trilyon liralık biz yatınm gerçekleştirdik, Gaziantep İl Kontrol Laboratuvan bünyesinde. Dolayısıyla  bundan sonra da bu devam edecek.  Sayın Karaibrahim'in konumuzla ilgili olmasa bile, fındıkla ilgili sorduğu som... Biz bu ay  içerisinde, 20-25'i arasında her ay ödeme yapıyoruz.  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Ödenecek mi?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Elbette.  Bu ay içerisinde fındık alan bazlı desteği -ki 705 milyon lira civannda- bu ay içerisinde, Martın  20'si ile 25'i arasında bir tarihte ödenecek.  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Taksitlere mi bölünecek?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, hayır, bir  defada ödeniyor. Yani bu ay 1 milyar 250 milyon civannda bizim bir ödememiz var toplam, bunun  700 küsur milyonu fındık, diğeri de hayvancılık. Hayvancılık, yağlı hububat primleri ve baklagil  primleri gibi desteklerden oluşmaktadır. Bu ay içerisinde bunu ödüyomz.  - 8 0 -
Sayfa 81 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  Şimdi, tabii, Türkiye'de birçok aslında gelişme var, çok önemli aşamalar da kaydediliyor ama  Türkiye'de üreticiler en nihayet bir iktisadi faaliyet yapıyor ve o iktisadi faaliyet nerede daha çok  kârlıysa, birbirine alternatif eğer ürünleri varsa o alternatif ürünlerden en kârlı olanı seçiyor veya  işine en kolay geleni seçiyor. Mısır-pamuk dengesinde de mesela aynı şey oldu. Türkiye, doğrudur,  geçen zaman içerisinde pamuk üretiminde bir düşme oldu ama Türkiye mısır üretimini yüzde 110,  yüzde 120 oranında, yaklaşık, artırdı. Bu şunu gösteriyor: O biraz daha demek ki alım satımı, pazarı  daha kolay ve üretici oradan oraya bir kayma gösterdi. Şimdi, işin esası bu, bunu bu şekilde  değerlendirmek lazım. Peki, bundan sonraki süreç içerisinde bunlara biz ne yapabiliriz? Mesela,  bizim yapabileceğimiz destekleme miktarlarını artırmaktır. Demin kürsüde de söyledim: Yüzde  45-yüzde 46 oranında maliyetini karşılıyoruz pamukta, soyada aynı şekilde, ayçiçeğinde yüzde  39'unu karşılıyoruz. Yani eğer üretici 100 lira harcıyorsa bir ürünü üretmek için, bunun 45-46 lirasını  biz destek olarak ödüyoruz kendisine ama bizim imkânlarımız Türkiye olarak buna yetiyor çünkü  yağlı tohumların tamamını Türkiye'de üretebileceğiniz yer muhakkak surette yüksek yağış almak  zorunda veyahut da sulama mecburiyeti var. Onun için biz -demin arkadaşlanm söyledi- GAP ve  DAP projelerini, KOP projelerini hayata geçirdik. Yani eğer Türkiye'de sulanabilir alanı biz arttırırsak  ancak yağlı tohumlar alanında kendimize yeterli hâle gelebiliriz. Dolayısıyla bizim hedefimiz budur.  1 milyon hektar alan GAP bölgesinde sulamaya açıldığında, Konya'da, Konya Ovası'nda yine ilave  300-400 bin hektar sulamaya açıldığında bu alanlann yağlı tohumlara ayrılması, endüstri bitkilerine  aynlması imkân dâhiline girecek ve o zaman Türkiye, bu süreçte bu problemlerden kurtulur. Yani  Türkiye'nin mısır veya soya ithal etmesi ki mısırda ciddi şekilde bu azaldı. Yani Türkiye'nin -biraz  önce de söyledim tekrar ediyomm- ihtiyacı şu anda diyelim 5 milyon ton, bu sene işletme içi tüketimi  de kattığımız zaman 5 milyon ton mısır üretimi var. Türkiye'nin talebi de 4,5 milyon ton civannda  ama biz mısırda bunu çözdük. Ne bileyim, çeltikte 2 katına çıkardık üretimi. Bunlar hep  desteklemelerle, uygulanan doğm politikalarla bu hâle geldi. Bundan sonra pamukta da soyada da  benzer diğer, ayçiçeğinde de bunun olabilmesi daha fazla alanın sulanabilmesine bağlıdır ve o sulama  yatınmlan bittiği zaman bunlar gerçekleşir.  Şimdi, bir başka husus Gaziantep'le ilgili "İl Kontrol Laboratuvarında eksiklikler var." dedi  Sayın Ağyüz. Biz oraya 2010 yılında -yatınmlanmız devam ediyor- 2 milyon lira, yani eski parayla  2 trilyon liralık biz yatınm gerçekleştirdik, Gaziantep İl Kontrol Laboratuvan bünyesinde. Dolayısıyla  bundan sonra da bu devam edecek.  Sayın Karaibrahim'in konumuzla ilgili olmasa bile, fındıkla ilgili sorduğu som... Biz bu ay  içerisinde, 20-25'i arasında her ay ödeme yapıyoruz.  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Ödenecek mi?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Elbette.  Bu ay içerisinde fındık alan bazlı desteği -ki 705 milyon lira civannda- bu ay içerisinde, Martın  20'si ile 25'i arasında bir tarihte ödenecek.  EŞREF KARAİBRAHİM (Giresun) - Taksitlere mi bölünecek?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, hayır, bir  defada ödeniyor. Yani bu ay 1 milyar 250 milyon civannda bizim bir ödememiz var toplam, bunun  700 küsur milyonu fındık, diğeri de hayvancılık. Hayvancılık, yağlı hububat primleri ve baklagil  primleri gibi desteklerden oluşmaktadır. Bu ay içerisinde bunu ödüyomz.  - 8 0 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 8 1 - Şimdi "Yeni kanunla antibiyotiğe direnç geni taşıyan GDO'lara ve GDO'lann bebek mamalannda  kullanımına izin veriliyor mu?" sorusu soruldu. Şimdi, burada, arkadaşlar, bu kanunla... Lütfen şunu  doğru okuyalım, doğru anlayalım: Bu kanun peşin olarak hiçbir şeyin Türkiye' de, asla girişine izin  vermiyor, böyle bir şey önermiyor, böyle bir teklifte bulunmuyor. Türkiye'de ticarete konu olan her  şey eğer bir genle muamele edilmişse bu bir risk değerlendirmesine tabi tutulacak. Getirilen husus  budur. Avrupa Birliğinde de böyle yapılıyor. Avrupa Birliğinde böyle yapılıyor, yani risk  değerlendirmesi yapılıyor. Nedir bu risk? İnsan sağlığı, çevre sağlığı, hayvan sağlığı ve Türkiye ilave  bir risk daha getiriyor ki bu da sosyoekonomik risktir. Sosyoekonomik risk değerlendirmesinden sonra,  bütün bu aşamalan geçtikten sonra, bilimsel komiteler eğer Türkiye'de bu ürünün ithalatına, ticaretine,  kullanımına uygun diyorsa o takdirde bu getirilebilecek. Yoksa böyle, işte, serbestleştiriliyor falan  suçlamalan doğru kesinlikle değildir, çok yanlıştır, kamuoyunu da yanlış bilgilendirme yönünde sarf  edilen sözlerdir. Bu da Türkiye'ye de, sektöre de çok zarar veriyor. Bu tasan böyle bir şey öngörmüyor,  bu tasarı böyle bir şey söylemiyor, bu tasan dünyadaki en gelişmiş ülkelerde, en hassas ülkelerde  uygulanan risk değerlendirme yöntemlerini uygulamak suretiyle bundan sonraki düzenlemelerin buna  göre izlenmesi, kontrol edilmesi gerektiğini söylüyor. Hem transfer konusunda hem taşıma konusunda  kurallar aynı şekildedir hem üretimle, ithalatla, ticaretle vesaire ile ilgili ki bir daha, tekraren  söylüyorum: Tasan Türkiye'de transgenik bitkilerin, GDO'lann üretimine asla izin vermiyor. Böyle  bir şey sureti katiyede Türkiye'de yasak. Bu tasan da bunu getiriyor, bunu öngörüyor.  Şimdi, Sayın Akmanin çok yerinde bir ifadesi oldu, dedi ki: "Televizyonlar GDO'dan  bahsederken meyve sebzeleri gösteriyor." Ben birkaç tane katıldığım televizyon programında o anda  ikaz ettim, lütfen bunları göstermeyin dedim. Bu son derecede yanlıştır. Türkiye'de şu anda hiçbir  şekilde transgenik bitki üretimi yapılmamakta. Ne meyve-sebze ne de başka bir ürün. Asla böyle bir  üretim söz konusu Türkiye'de değil.  ŞENOL BAL (İzmir) - Kaçak giremez mi?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, giremez.  Hiçbir şekilde giremez.  ŞENOL BAL (İzmir) - O kadar çok kaçak şey giriyor ki ülkeye.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, hayır, öyle  bir şey söz konusu değil. Ne kaçak girer ne kaçak üretim yapılabilir Türkiye'de. Böyle bir şey söz  konusu değil. Meyve -sebzeyle de bu konunun hiçbir ilişkisi yoktur. Türkiye'de üretilen bütün ürünler  gibi meyve- sebze de bu açıdan temizdir, güvenilirdir, sağlıklıdır ve asla GDO ihtiva etmemektedir.  Bunu ben çok söyledim. İlk defa söylemiyorum ama önemine binaen, Sayın Akman  söylediğinden dolayı bir daha ifade ediyorum.  BAŞKAN - Sayın Bakan, süremizi üç dakika geçtik.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Peki, teşekkür  ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz.  Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.  Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini  yaptıktan sonra ayn ayn oylannıza sunacağım.  l'inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik yasa tasarısının 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "işleme,  piyasaya sürme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama
Sayfa 82 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 4  - 8 1 - Şimdi "Yeni kanunla antibiyotiğe direnç geni taşıyan GDO'lara ve GDO'lann bebek mamalannda  kullanımına izin veriliyor mu?" sorusu soruldu. Şimdi, burada, arkadaşlar, bu kanunla... Lütfen şunu  doğru okuyalım, doğru anlayalım: Bu kanun peşin olarak hiçbir şeyin Türkiye' de, asla girişine izin  vermiyor, böyle bir şey önermiyor, böyle bir teklifte bulunmuyor. Türkiye'de ticarete konu olan her  şey eğer bir genle muamele edilmişse bu bir risk değerlendirmesine tabi tutulacak. Getirilen husus  budur. Avrupa Birliğinde de böyle yapılıyor. Avrupa Birliğinde böyle yapılıyor, yani risk  değerlendirmesi yapılıyor. Nedir bu risk? İnsan sağlığı, çevre sağlığı, hayvan sağlığı ve Türkiye ilave  bir risk daha getiriyor ki bu da sosyoekonomik risktir. Sosyoekonomik risk değerlendirmesinden sonra,  bütün bu aşamalan geçtikten sonra, bilimsel komiteler eğer Türkiye'de bu ürünün ithalatına, ticaretine,  kullanımına uygun diyorsa o takdirde bu getirilebilecek. Yoksa böyle, işte, serbestleştiriliyor falan  suçlamalan doğru kesinlikle değildir, çok yanlıştır, kamuoyunu da yanlış bilgilendirme yönünde sarf  edilen sözlerdir. Bu da Türkiye'ye de, sektöre de çok zarar veriyor. Bu tasan böyle bir şey öngörmüyor,  bu tasarı böyle bir şey söylemiyor, bu tasan dünyadaki en gelişmiş ülkelerde, en hassas ülkelerde  uygulanan risk değerlendirme yöntemlerini uygulamak suretiyle bundan sonraki düzenlemelerin buna  göre izlenmesi, kontrol edilmesi gerektiğini söylüyor. Hem transfer konusunda hem taşıma konusunda  kurallar aynı şekildedir hem üretimle, ithalatla, ticaretle vesaire ile ilgili ki bir daha, tekraren  söylüyorum: Tasan Türkiye'de transgenik bitkilerin, GDO'lann üretimine asla izin vermiyor. Böyle  bir şey sureti katiyede Türkiye'de yasak. Bu tasan da bunu getiriyor, bunu öngörüyor.  Şimdi, Sayın Akmanin çok yerinde bir ifadesi oldu, dedi ki: "Televizyonlar GDO'dan  bahsederken meyve sebzeleri gösteriyor." Ben birkaç tane katıldığım televizyon programında o anda  ikaz ettim, lütfen bunları göstermeyin dedim. Bu son derecede yanlıştır. Türkiye'de şu anda hiçbir  şekilde transgenik bitki üretimi yapılmamakta. Ne meyve-sebze ne de başka bir ürün. Asla böyle bir  üretim söz konusu Türkiye'de değil.  ŞENOL BAL (İzmir) - Kaçak giremez mi?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, giremez.  Hiçbir şekilde giremez.  ŞENOL BAL (İzmir) - O kadar çok kaçak şey giriyor ki ülkeye.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Hayır, hayır, öyle  bir şey söz konusu değil. Ne kaçak girer ne kaçak üretim yapılabilir Türkiye'de. Böyle bir şey söz  konusu değil. Meyve -sebzeyle de bu konunun hiçbir ilişkisi yoktur. Türkiye'de üretilen bütün ürünler  gibi meyve- sebze de bu açıdan temizdir, güvenilirdir, sağlıklıdır ve asla GDO ihtiva etmemektedir.  Bunu ben çok söyledim. İlk defa söylemiyorum ama önemine binaen, Sayın Akman  söylediğinden dolayı bir daha ifade ediyorum.  BAŞKAN - Sayın Bakan, süremizi üç dakika geçtik.  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Peki, teşekkür  ediyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz.  Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.  Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini  yaptıktan sonra ayn ayn oylannıza sunacağım.  l'inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik yasa tasarısının 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "işleme,  piyasaya sürme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  ve benzeri faaliyetlere" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını ve 1. maddenin 3. fıkrasının  aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.  3- veteriner tıbbi ürünler ile Sağlık Bakanlığınca ruhsat veya izin verilen beşeri tıbbi ürünler ve  kozmetik ürünleri ile araştırma amacıyla kullanılan GDO' 1ar ve ürünleri bu kanun kapsamı dışındadır.  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Vermiş olduğumuz önergeyi lütfen dikkatli incelemenizi rica ediyorum. Önerge iki konudaki  sakıncayı gidermeye yöneliktir yasa tasarısında. Birincisi, transit GDO'lu ürünlerin de izin  verilmemesi yönündedir. Şimdi, biraz önce, iki üç dakika önce Sayın Bakan "Kaçak da olamaz, bir  şey olamaz." dedi. Türkiye'de şekerden, uyuşturucudan, hatta insan kaçağına kadar birçok kaçak  olduğunu, Avrupa Birliği görüşmelerinde bu göç veya insan kaçağı konusundaki sorunları Sayın  Bakanın da biliyor olması gerekir. Bunun kaçak bile olması mümkün. Hele hele transit geçmesine izin  verilirse bu iyice mümkün hâle gelecektir. Buna da izin verilmemesi bu değişiklik önergemizin birinci  kısmı. İkinci kısmı da araştırma, bu konudaki araştırmaların önüne engel konmaması, bunların  zorlaştırılmamasıyla ilgili.  Değerli milletvekilleri, çağımızın en önemli üç teknoloji alanından birisi enformasyon ve iletişim  teknolojisi, ikincisi malzeme teknolojileridir, üçüncüsü de biyoteknolojidir. Çağımızın bu en  önemli... Zaten birçok bilim dalında geri kaldık. Çok değerli bilim insanlarımızın yapacağı  araştırmaları desteklememiz lazım bu şekilde engellemek yerine. Dolayısıyla bunlar kapsam dışı  kalmalı. Eğer kapsam dışı kalması önünde bir sakınca varsa... Biraz önce Sayın Bakana sordum  bunu, nedir diye bir merakla fakat bir yanıt alamadım. Muhtemelen zaman yetmediği içindir.  Şimdi, değerli arkadaşlanm, bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Geçen sene, 2009 yılı  Mart ayı büyük bilim adamı Danvin'in 200'üncü yaş günüydü, Kasım ayı da "Türlerin Kökeni"  kitabının 150'nci yıl dönümüydü. İkisi de sansüre uğramıştır. Şimdi böyle bir anlayışın egemen  olabildiği -umuyoruz geçici, bir yılı kaldı ama- ortamda genetikle ilgili çalışmalann da sansüre  uğraması ve engellenmesi hakkındaki kaygıları haksız bulmak mümkün değildir. Araştırma ve  geliştirmenin önünü açmamız gerekir.  Biyogüvenlik Kurulundan söz ediliyor. Biraz önce yine sordum, cevapsız kaldı. Sayın  Başbakanın tekzip etmediği, benim bu kürsüden de defalarca dikkate getirdiğim, gazetelerde çıkmış  bir açıklaması vardır "Düzenleyici kuruluşlara, bu gibi kurullara talimat veriyoruz 'Başüstüne.'  diyorlar, gidiyorlar, bildiklerini okuyorlar." diye. Bu kurullar ilgili bakanlıklann bir dairesi değildir,  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Rasim Çakır  Şevket Köse  Adıyaman  Metin Arifağaoğlu  Artvin  Mersin  Osman Coşkunoğlu  Uşak Edime  - 8 2 -
Sayfa 83 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  ve benzeri faaliyetlere" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını ve 1. maddenin 3. fıkrasının  aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.  3- veteriner tıbbi ürünler ile Sağlık Bakanlığınca ruhsat veya izin verilen beşeri tıbbi ürünler ve  kozmetik ürünleri ile araştırma amacıyla kullanılan GDO' 1ar ve ürünleri bu kanun kapsamı dışındadır.  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)  OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Vermiş olduğumuz önergeyi lütfen dikkatli incelemenizi rica ediyorum. Önerge iki konudaki  sakıncayı gidermeye yöneliktir yasa tasarısında. Birincisi, transit GDO'lu ürünlerin de izin  verilmemesi yönündedir. Şimdi, biraz önce, iki üç dakika önce Sayın Bakan "Kaçak da olamaz, bir  şey olamaz." dedi. Türkiye'de şekerden, uyuşturucudan, hatta insan kaçağına kadar birçok kaçak  olduğunu, Avrupa Birliği görüşmelerinde bu göç veya insan kaçağı konusundaki sorunları Sayın  Bakanın da biliyor olması gerekir. Bunun kaçak bile olması mümkün. Hele hele transit geçmesine izin  verilirse bu iyice mümkün hâle gelecektir. Buna da izin verilmemesi bu değişiklik önergemizin birinci  kısmı. İkinci kısmı da araştırma, bu konudaki araştırmaların önüne engel konmaması, bunların  zorlaştırılmamasıyla ilgili.  Değerli milletvekilleri, çağımızın en önemli üç teknoloji alanından birisi enformasyon ve iletişim  teknolojisi, ikincisi malzeme teknolojileridir, üçüncüsü de biyoteknolojidir. Çağımızın bu en  önemli... Zaten birçok bilim dalında geri kaldık. Çok değerli bilim insanlarımızın yapacağı  araştırmaları desteklememiz lazım bu şekilde engellemek yerine. Dolayısıyla bunlar kapsam dışı  kalmalı. Eğer kapsam dışı kalması önünde bir sakınca varsa... Biraz önce Sayın Bakana sordum  bunu, nedir diye bir merakla fakat bir yanıt alamadım. Muhtemelen zaman yetmediği içindir.  Şimdi, değerli arkadaşlanm, bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim: Geçen sene, 2009 yılı  Mart ayı büyük bilim adamı Danvin'in 200'üncü yaş günüydü, Kasım ayı da "Türlerin Kökeni"  kitabının 150'nci yıl dönümüydü. İkisi de sansüre uğramıştır. Şimdi böyle bir anlayışın egemen  olabildiği -umuyoruz geçici, bir yılı kaldı ama- ortamda genetikle ilgili çalışmalann da sansüre  uğraması ve engellenmesi hakkındaki kaygıları haksız bulmak mümkün değildir. Araştırma ve  geliştirmenin önünü açmamız gerekir.  Biyogüvenlik Kurulundan söz ediliyor. Biraz önce yine sordum, cevapsız kaldı. Sayın  Başbakanın tekzip etmediği, benim bu kürsüden de defalarca dikkate getirdiğim, gazetelerde çıkmış  bir açıklaması vardır "Düzenleyici kuruluşlara, bu gibi kurullara talimat veriyoruz 'Başüstüne.'  diyorlar, gidiyorlar, bildiklerini okuyorlar." diye. Bu kurullar ilgili bakanlıklann bir dairesi değildir,  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Rasim Çakır  Şevket Köse  Adıyaman  Metin Arifağaoğlu  Artvin  Mersin  Osman Coşkunoğlu  Uşak Edime  - 8 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  bu kurullar bağımsızdır. Böyle, hükümetin talimatıyla çalışması gerektiği anlayışının olduğu bir  yönetimde -gene söyleyeyim, geçici de olsa- tehlikelidir bunlar. Dolayısıyla, bu Kurulun bağımsızlığı  nasıl teşkil edilecek, onu da anlayamadım. Bu bakımdan, bu Kurula, özellikle araştırma nedeniyle  böyle engel çıkarma olanağının, yetkisinin verilmesini sakıncalı buluyorum.  Yine, Sayın Bakan buradaki konuşmada, bu araştırmayla ilgili endişeleri gidermek için "On beş  gün içerisinde izin verilecek." dedi. Oysa, 3'üncü maddenin 4'üncü fıkrasında 90+15 yani Bakanlıkta  90, kurulda 15. 90 + 15; 105 gündür, üç buçuk aydır. Bu konudaki bilimsel araştırmalarda üç buçuk  ay son derece önemlidir. Bu konuda, lütfen, bu bilimsel araştırmalar konusunda bu kadar ürkek  olmayalım, konu belki zülfüyâra dokunsa da.  Şimdi, değerli arkadaşlar, bu denetleme ve halka bilgi verme konularının da sözü edildi, bunlara  da değinmeden geçemeyeceğim.  Sayın Bakanın bizzat kendisinin bu yasa tartışmalarından ve geçen sene çıkarılan Yönetmelik  sırasında televizyondaki manzaralardan ve diğer bilgi kirliliği konusundan memnun olmadığını  görüyorum. "Halkı bilgilendireceğiz." dedi. Bundan sonra da bu bilgi kirliliğinin önlenmesi  sağlanmadan halkın bilgilendirilmesi için de ne yapılacağı burada görülemiyor. Bu konuda da eminim  hepimiz tatmin olmak ihtiyacındayız.  Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli bir bilim dalında, birçok bilim dalında geri kaldık, teknoloji  dalında geri kaldık. Kime sorsanız, çağımızın en önemli üç teknolojisinden biri biyoteknolojidir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Bu konudaki araştırmalarda ülkemizin geri kalmasına izin vermeyelim, önüne bürokratik  engeller koymayalım.  Sayın Bakanın -bana gelen bilgiye göre, onu da buradan sormuş olayım- bu konunun önde gelen  bazı bilim insanlarıyla -üniversitelerden aradılar beni- görüşmeyi reddettiği bana söylendi. Şimdi,  böyle bir yaklaşım uygun olur mu hem de böylesine önemli bir bilim ve teknoloji dalında?  Dolayısıyla, bu önergemizin kabul edilmesini, hem transite izin verilmemesini hem de bilimsel  araştırmaların bu kanun kapsamının dışında kalmasını bu önergeyle savunuyoruz. Oylarınızla  desteğinizi bekler, saygılar sunarım. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Coşkunoğlu.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  1 'inci maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 'inci madde kabul  edilmiştir.  2'nci madde üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 2. maddesinin (1). fıkrasının (z) bendinin  sonundaki "Bilimsel esaslara dayanarak yapılan çalışmalan" ifadesinin "Bilimsel esaslara dayanarak  yapılan tüm çalışmalan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  TBMM Başkanlığı'na  Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Yaşar Ağyüz  Gaziantep  Orhan Ziya Diren  Tokat  - 8 3 -
Sayfa 84 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  bu kurullar bağımsızdır. Böyle, hükümetin talimatıyla çalışması gerektiği anlayışının olduğu bir  yönetimde -gene söyleyeyim, geçici de olsa- tehlikelidir bunlar. Dolayısıyla, bu Kurulun bağımsızlığı  nasıl teşkil edilecek, onu da anlayamadım. Bu bakımdan, bu Kurula, özellikle araştırma nedeniyle  böyle engel çıkarma olanağının, yetkisinin verilmesini sakıncalı buluyorum.  Yine, Sayın Bakan buradaki konuşmada, bu araştırmayla ilgili endişeleri gidermek için "On beş  gün içerisinde izin verilecek." dedi. Oysa, 3'üncü maddenin 4'üncü fıkrasında 90+15 yani Bakanlıkta  90, kurulda 15. 90 + 15; 105 gündür, üç buçuk aydır. Bu konudaki bilimsel araştırmalarda üç buçuk  ay son derece önemlidir. Bu konuda, lütfen, bu bilimsel araştırmalar konusunda bu kadar ürkek  olmayalım, konu belki zülfüyâra dokunsa da.  Şimdi, değerli arkadaşlar, bu denetleme ve halka bilgi verme konularının da sözü edildi, bunlara  da değinmeden geçemeyeceğim.  Sayın Bakanın bizzat kendisinin bu yasa tartışmalarından ve geçen sene çıkarılan Yönetmelik  sırasında televizyondaki manzaralardan ve diğer bilgi kirliliği konusundan memnun olmadığını  görüyorum. "Halkı bilgilendireceğiz." dedi. Bundan sonra da bu bilgi kirliliğinin önlenmesi  sağlanmadan halkın bilgilendirilmesi için de ne yapılacağı burada görülemiyor. Bu konuda da eminim  hepimiz tatmin olmak ihtiyacındayız.  Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli bir bilim dalında, birçok bilim dalında geri kaldık, teknoloji  dalında geri kaldık. Kime sorsanız, çağımızın en önemli üç teknolojisinden biri biyoteknolojidir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Bu konudaki araştırmalarda ülkemizin geri kalmasına izin vermeyelim, önüne bürokratik  engeller koymayalım.  Sayın Bakanın -bana gelen bilgiye göre, onu da buradan sormuş olayım- bu konunun önde gelen  bazı bilim insanlarıyla -üniversitelerden aradılar beni- görüşmeyi reddettiği bana söylendi. Şimdi,  böyle bir yaklaşım uygun olur mu hem de böylesine önemli bir bilim ve teknoloji dalında?  Dolayısıyla, bu önergemizin kabul edilmesini, hem transite izin verilmemesini hem de bilimsel  araştırmaların bu kanun kapsamının dışında kalmasını bu önergeyle savunuyoruz. Oylarınızla  desteğinizi bekler, saygılar sunarım. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Coşkunoğlu.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  1 'inci maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1 'inci madde kabul  edilmiştir.  2'nci madde üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 2. maddesinin (1). fıkrasının (z) bendinin  sonundaki "Bilimsel esaslara dayanarak yapılan çalışmalan" ifadesinin "Bilimsel esaslara dayanarak  yapılan tüm çalışmalan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  TBMM Başkanlığı'na  Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Yaşar Ağyüz  Gaziantep  Orhan Ziya Diren  Tokat  - 8 3 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  R. Kerim Özkan Rasim Çakır Ergün Aydoğan  Burdur Edime Balıkesir  Zekeriya Akıncı  Ankara  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasarısının tanımlar başlıklı 2 nci maddesi  içerisine eşik değer tanımının (ı) bendine bir fıkra olarak aşağıdaki şekilde eklenmesin arz ve teklif  ederiz.  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Abdulkadir Akçan  Erzurum Mersin Afyonkarahisar  Şenol Bal Alim Işık Metin Çobanoğlu  İzmir Kütahya Kırşehir  "Eşik değer: Kabul edilebilir üst sınırdır.  Gıda veya yem, GDO'lardan biri ya da birkaçını toplamda en az % 0,9 oranında içeriyor ise,  GDO'lu olarak kabul edilir. % 0,5'ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi hâlinde ithaline,  işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez."  BAŞKAN - Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Son önergeye katılmıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Kim konuşacak?  OKTAY VURAL (İzmir) - Şenol Bal.  BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralanndan alkışlar)  ŞENOL BAL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 473 sıra sayılı  Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın 2'nci maddesine eklenmek üzere biraz önce de okunduğu gibi -ama  ben tekrar okumayı uygun görüyorum- bir değişiklik önergesi vermiş bulunmaktayız. Yüce Meclisi  saygıyla selamlanm.  2'nci maddesi içine ilave edilmesini istediğimiz "Eşik değer -biyogüvenlikte kullanılan bir  kavram tabii ki- kabul edilebilir üst sınırdır.  Gıda veya yem, GDO'lardan biri ya da birkaçını toplamda en az % 0,9 oranında içeriyor ise,  GDO'lu olarak kabul edilir. % 0,5'ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi hâlinde ithaline,  işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez." şeklinde 2'nci maddeye bir ilave  konmasının uygun olacağım ifade ediyoruz.  Şimdi, değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğindeki yasal düzenlemelere baktığımızda,  biliyorsunuz, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi denilen EFSA tarafından yapılmaktadır. Avrupa  Birliğine üye ülkelerin tümünde yürürlüğe giren yasa ve yönetmeliklere göre, içeriğinde binde 9'dan  daha yüksek oranda genleri değiştirilmiş madde bulunan gıda ürünleri üzerinde etiket bulundurma  - 8 4 -
Sayfa 85 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  R. Kerim Özkan Rasim Çakır Ergün Aydoğan  Burdur Edime Balıkesir  Zekeriya Akıncı  Ankara  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasarısının tanımlar başlıklı 2 nci maddesi  içerisine eşik değer tanımının (ı) bendine bir fıkra olarak aşağıdaki şekilde eklenmesin arz ve teklif  ederiz.  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Abdulkadir Akçan  Erzurum Mersin Afyonkarahisar  Şenol Bal Alim Işık Metin Çobanoğlu  İzmir Kütahya Kırşehir  "Eşik değer: Kabul edilebilir üst sınırdır.  Gıda veya yem, GDO'lardan biri ya da birkaçını toplamda en az % 0,9 oranında içeriyor ise,  GDO'lu olarak kabul edilir. % 0,5'ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi hâlinde ithaline,  işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez."  BAŞKAN - Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Son önergeye katılmıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Kim konuşacak?  OKTAY VURAL (İzmir) - Şenol Bal.  BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralanndan alkışlar)  ŞENOL BAL (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 473 sıra sayılı  Biyogüvenlik Yasa Tasansı'nın 2'nci maddesine eklenmek üzere biraz önce de okunduğu gibi -ama  ben tekrar okumayı uygun görüyorum- bir değişiklik önergesi vermiş bulunmaktayız. Yüce Meclisi  saygıyla selamlanm.  2'nci maddesi içine ilave edilmesini istediğimiz "Eşik değer -biyogüvenlikte kullanılan bir  kavram tabii ki- kabul edilebilir üst sınırdır.  Gıda veya yem, GDO'lardan biri ya da birkaçını toplamda en az % 0,9 oranında içeriyor ise,  GDO'lu olarak kabul edilir. % 0,5'ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi hâlinde ithaline,  işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez." şeklinde 2'nci maddeye bir ilave  konmasının uygun olacağım ifade ediyoruz.  Şimdi, değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğindeki yasal düzenlemelere baktığımızda,  biliyorsunuz, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi denilen EFSA tarafından yapılmaktadır. Avrupa  Birliğine üye ülkelerin tümünde yürürlüğe giren yasa ve yönetmeliklere göre, içeriğinde binde 9'dan  daha yüksek oranda genleri değiştirilmiş madde bulunan gıda ürünleri üzerinde etiket bulundurma  - 8 4 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  zorunluluğu getirilmiştir ki GDO'lu mısırdan elde edilen glikoz şurubu içeren gıda ürünleri, çikolatalı  ürünler, bira ve şaraplar da bu kapsama dâhildir. Avrupa Birliği tüketicilerinin bu ürünlere kuşkuyla  bakmaya devam etmelerinin bir sonucudur ki bugün önemli şekerleme ve çikolata firmaları olan  Unilever ve Cadbury kendi üretim hatlarında GDO kullanımını yasaklamışlardır.  Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği GDO politikasında risk hadisesine "masumiyeti  ispatlanana kadar suçlu" olarak bakmaktadırlar. Avrupa Birliğinde GDO'lu ürünlerin tüketimine,  etiket bilgilerinde belirtilmesi koşuluyla izin verilmektedir. Yine, Avrupa Birliği yasalarında,  GDO'lann etiketlenmesi ve izlenebilirliğine dair regülasyon 1830/2003'e göre, GDO içerikli  maddelerden türetilmiş tüm yem ve gıdalar, son üründe GDO olup olmadığına bakılmaksızın  etiketlenmek zorundadır.  Sayın milletvekilleri, GDO'lu ürünlerin ülkeye girişinde, tüketicinin alacağı üründe GDO olup  olmadığını bilmesi, seçimini kendi inisiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır. Türk  Gıda Kodeksi mevzuatında GDO'lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına olası zararlan konusunda  uyarıcı etiketler olmalıdır. Bu yüzden, bu vermiş olduğumuz değişiklik önergesinde... Bu "eşik  değeri" bu tasarıda mutlaka tanımlanmalı ve ürün ve nihai ürün bazında değişken olarak değil, tek  bir değer olarak, Avrupa Birliğindeki değer baz alınarak belirlenmelidir. Bu tasanda "eşik değeri"  ayrıca, Kurulun görüşü alınarak nihai kararı Bakanlığın verdiği ifade ediliyor 8'inci maddenin 1 'inci  fıkrasında. Bu da bu sınırlann nasıl çizileceği de meçhul olacağından Kurula bırakılmasının uygun  olacağını düşünüyoruz.  Bu şartlarda biyogüvenlik yasasının daha anlamlı ve daha kontrollü olabilmesi için bu  önergemizin desteklenmesinin iyi olacağını ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bal.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.  BAŞKAN - Bakacağım efendim.  Önergeyi oylannıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  İki dakika süre veriyorum, oylamayı elektronik cihazla tekrarlıyoruz.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.  Birleşime on dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 18.44  #  - 8 5 -
Sayfa 86 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 4  zorunluluğu getirilmiştir ki GDO'lu mısırdan elde edilen glikoz şurubu içeren gıda ürünleri, çikolatalı  ürünler, bira ve şaraplar da bu kapsama dâhildir. Avrupa Birliği tüketicilerinin bu ürünlere kuşkuyla  bakmaya devam etmelerinin bir sonucudur ki bugün önemli şekerleme ve çikolata firmaları olan  Unilever ve Cadbury kendi üretim hatlarında GDO kullanımını yasaklamışlardır.  Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği GDO politikasında risk hadisesine "masumiyeti  ispatlanana kadar suçlu" olarak bakmaktadırlar. Avrupa Birliğinde GDO'lu ürünlerin tüketimine,  etiket bilgilerinde belirtilmesi koşuluyla izin verilmektedir. Yine, Avrupa Birliği yasalarında,  GDO'lann etiketlenmesi ve izlenebilirliğine dair regülasyon 1830/2003'e göre, GDO içerikli  maddelerden türetilmiş tüm yem ve gıdalar, son üründe GDO olup olmadığına bakılmaksızın  etiketlenmek zorundadır.  Sayın milletvekilleri, GDO'lu ürünlerin ülkeye girişinde, tüketicinin alacağı üründe GDO olup  olmadığını bilmesi, seçimini kendi inisiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır. Türk  Gıda Kodeksi mevzuatında GDO'lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına olası zararlan konusunda  uyarıcı etiketler olmalıdır. Bu yüzden, bu vermiş olduğumuz değişiklik önergesinde... Bu "eşik  değeri" bu tasarıda mutlaka tanımlanmalı ve ürün ve nihai ürün bazında değişken olarak değil, tek  bir değer olarak, Avrupa Birliğindeki değer baz alınarak belirlenmelidir. Bu tasanda "eşik değeri"  ayrıca, Kurulun görüşü alınarak nihai kararı Bakanlığın verdiği ifade ediliyor 8'inci maddenin 1 'inci  fıkrasında. Bu da bu sınırlann nasıl çizileceği de meçhul olacağından Kurula bırakılmasının uygun  olacağını düşünüyoruz.  Bu şartlarda biyogüvenlik yasasının daha anlamlı ve daha kontrollü olabilmesi için bu  önergemizin desteklenmesinin iyi olacağını ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bal.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.  BAŞKAN - Bakacağım efendim.  Önergeyi oylannıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  İki dakika süre veriyorum, oylamayı elektronik cihazla tekrarlıyoruz.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.  Birleşime on dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 18.44  #  - 8 5 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 5  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Beşinci Oturumunu açıyorum.  İzmir Milletvekili Şenol Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.  Elektronik cihazla oylama yapacağım.  Bunun için iki dakika süre veriyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı da vardır.  Şimdi, 473. . .  KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan...  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz sessiz olursanız.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, gündemle ilgili bir şey söylemek istiyorum.  Gündemde, görüşülen 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair bir açıklama  yok efendim.  BAŞKAN - Anlayamadım efendim.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bakın...  BAŞKAN - Lütfen oturursanız, mikrofonu açayım. Bir söz istiyorsunuz herhalde. Kısa bir  açıklama mı istiyorsunuz yerinizden?  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın temel kanun olduğuna  dair bir açıklama yok gündemde.  BAŞKAN - Lütfen oturunuz, size iki dakika söz vereyim, ne istiyorsanız...  rV.- AÇIKLAMALAR (Devam)  6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç 'in, 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı 'nin temel  kanun olduğuna dair gündemde bir açıklama bulunmadığından, temel kanun olarak görüşüle­ meyeceğine ilişkin açıklaması  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, Sayın Başkanım, şimdi, gündeme bakıyoruz, gündemde,  görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair bir açıklama yok,  temel kanun olarak 471 sıra sayılı Kanun Tasansı var.  Şimdi, Meclis Başkanı gidip de birtakım işlerle uğraşacağına evvela bu gündemi doğru dürüst  düzenlesin. Yani, şimdi, ben yeni geldim. Dün de yoktum, bir görev dolayısıyla bir başka yerde  bulunuyordum. Geldim şimdi, baktım, 471 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci  maddesine göre temel kanun sayılacağına dair bir gündem maddesi var ama 473 sıra sayılı Kanun  Tasansı'nın temel kanun olduğuna dair bir ifade yok gündemde. Dolayısıyla, bunu temel kanun olarak  görüşemezsiniz.  - 8 6 - BEŞİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 18.59  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat Özkan (Giresun)
Sayfa 87 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 5  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin  Beşinci Oturumunu açıyorum.  İzmir Milletvekili Şenol Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı  bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.  Elektronik cihazla oylama yapacağım.  Bunun için iki dakika süre veriyorum.  (Elektronik cihazla oylama yapıldı)  BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı da vardır.  Şimdi, 473. . .  KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan...  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, biraz sessiz olursanız.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, gündemle ilgili bir şey söylemek istiyorum.  Gündemde, görüşülen 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair bir açıklama  yok efendim.  BAŞKAN - Anlayamadım efendim.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bakın...  BAŞKAN - Lütfen oturursanız, mikrofonu açayım. Bir söz istiyorsunuz herhalde. Kısa bir  açıklama mı istiyorsunuz yerinizden?  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın temel kanun olduğuna  dair bir açıklama yok gündemde.  BAŞKAN - Lütfen oturunuz, size iki dakika söz vereyim, ne istiyorsanız...  rV.- AÇIKLAMALAR (Devam)  6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç 'in, 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı 'nin temel  kanun olduğuna dair gündemde bir açıklama bulunmadığından, temel kanun olarak görüşüle­ meyeceğine ilişkin açıklaması  KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, Sayın Başkanım, şimdi, gündeme bakıyoruz, gündemde,  görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Yasa Tasarısı'nın temel kanun olduğuna dair bir açıklama yok,  temel kanun olarak 471 sıra sayılı Kanun Tasansı var.  Şimdi, Meclis Başkanı gidip de birtakım işlerle uğraşacağına evvela bu gündemi doğru dürüst  düzenlesin. Yani, şimdi, ben yeni geldim. Dün de yoktum, bir görev dolayısıyla bir başka yerde  bulunuyordum. Geldim şimdi, baktım, 471 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın İç Tüzük'ün 91'inci  maddesine göre temel kanun sayılacağına dair bir gündem maddesi var ama 473 sıra sayılı Kanun  Tasansı'nın temel kanun olduğuna dair bir ifade yok gündemde. Dolayısıyla, bunu temel kanun olarak  görüşemezsiniz.  - 8 6 - BEŞİNCİ OTURUM  Açılma Saati: 18.59  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat Özkan (Giresun)  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  OKTAY VURAL (İzmir) - Doğru söylüyor, yanlış yazılmış orada.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani, gündemi düzenleme yetkisi Meclis Başkanına ait, Meclis  Başkanı da çok havai işlerle uğraşıyor, gündemle uğraşmıyor. Evvela, gelsin, doğru dürüst, gündemle  uğraşsın. Yani, burada bir maddi hata mı var? Maddi hata yoksa, o zaman, bu 473 sıra sayılı Kanun  Tasarısı'nı temel kanun olarak görüşemezsiniz. 473 sıra sayılı Kanun Tasansı'nın, gündemde,  "Danışma Kurulu Önerileri" bölümünde temel kanun olduğuna dair bir hüküm bulunmazken neden  bunu temel kanun olarak görüşüyorsunuz, onu öğrenmek istiyorum efendim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Genç.  Şimdi, kabul edilen Danışma Kurulu önerisinde 473 olarak geçiyor, içeride, 4'üncü sayfada,  4'üncü sırada 473 olarak geçiyor ve burada temel kanun olarak görüşüleceği de geçiyor. Sanıyorum  471, gündem kapağında yazılırken sehven olmuş bir şey. Arkadaşlardan rica ederiz bir daha böyle bir  şeyi yapmamalarını. Lütfen...  KAMER GENÇ (Tunceli) - Ama gündem, Meclis Başkanının düzenleyeceği bir şey. Olmaz ki  Sayın Başkanım, Meclis Başkanı görevini yapsın.  BAŞKAN - Evet, maddi bir hata, sehven olmuştur. Teşekkür ederiz uyardığınız için. Bundan  sonra arkadaşlarımız daha titiz bakacaklardır.  Teşekkürler.  VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER (Devam)  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği  Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/789) (S. Sayısı: 473) (Devam)  BAŞKAN - Şimdi, 473 sıra sayılı Tasan'nın görüşmelerine devam ediyoruz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  2'nci madde üzerinde iki önerge vardı, birisini oyladık reddoldu.  Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:  TBMM Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 2. maddesinin (1). fıkrasının (z) bendinin  sonundaki "Bilimsel esaslara dayanarak yapılan çalışmalan" ifadesinin "Bilimsel esaslara dayanarak  yapılan tüm çalışmaları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN-Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz Sayın  Başkan.  BAŞKAN - Konuşacak mısınız efendim 9  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Konuşacağım Sayın Başkan.  - 8 7 -
Sayfa 88 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  OKTAY VURAL (İzmir) - Doğru söylüyor, yanlış yazılmış orada.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Yani, gündemi düzenleme yetkisi Meclis Başkanına ait, Meclis  Başkanı da çok havai işlerle uğraşıyor, gündemle uğraşmıyor. Evvela, gelsin, doğru dürüst, gündemle  uğraşsın. Yani, burada bir maddi hata mı var? Maddi hata yoksa, o zaman, bu 473 sıra sayılı Kanun  Tasarısı'nı temel kanun olarak görüşemezsiniz. 473 sıra sayılı Kanun Tasansı'nın, gündemde,  "Danışma Kurulu Önerileri" bölümünde temel kanun olduğuna dair bir hüküm bulunmazken neden  bunu temel kanun olarak görüşüyorsunuz, onu öğrenmek istiyorum efendim.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Genç.  Şimdi, kabul edilen Danışma Kurulu önerisinde 473 olarak geçiyor, içeride, 4'üncü sayfada,  4'üncü sırada 473 olarak geçiyor ve burada temel kanun olarak görüşüleceği de geçiyor. Sanıyorum  471, gündem kapağında yazılırken sehven olmuş bir şey. Arkadaşlardan rica ederiz bir daha böyle bir  şeyi yapmamalarını. Lütfen...  KAMER GENÇ (Tunceli) - Ama gündem, Meclis Başkanının düzenleyeceği bir şey. Olmaz ki  Sayın Başkanım, Meclis Başkanı görevini yapsın.  BAŞKAN - Evet, maddi bir hata, sehven olmuştur. Teşekkür ederiz uyardığınız için. Bundan  sonra arkadaşlarımız daha titiz bakacaklardır.  Teşekkürler.  VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN  GELEN DİĞER İŞLER (Devam)  A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)  4.- Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ile Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler, Avrupa Birliği  Uyum ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonları Raporları (1/789) (S. Sayısı: 473) (Devam)  BAŞKAN - Şimdi, 473 sıra sayılı Tasan'nın görüşmelerine devam ediyoruz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  2'nci madde üzerinde iki önerge vardı, birisini oyladık reddoldu.  Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:  TBMM Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 2. maddesinin (1). fıkrasının (z) bendinin  sonundaki "Bilimsel esaslara dayanarak yapılan çalışmalan" ifadesinin "Bilimsel esaslara dayanarak  yapılan tüm çalışmaları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN-Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz Sayın  Başkan.  BAŞKAN - Konuşacak mısınız efendim 9  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Konuşacağım Sayın Başkan.  - 8 7 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 5  - 8 8 - BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Aslanoğlu.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;  hepinize saygılar sunanm. Teşekkür ederim önergeme katıldınız. Bir açıklama yapmak istiyorum.  Arkadaşlar, bu maddenin en sonunda "Sosyo-ekonomik Değerlendirme" ifadesi var. Sosyoeko­ nomik değerlendirmenin bilimsel şekilde "bilimsel esaslara dayanarak" yerine "tüm" kelimesi önemli,  teşekkür ederim. Ancak, Sayın Bakan, olayda sosyoekonomiklik var, bilimsellik var, değerlendirme  var ve genetiği değiştirilmiş organizma var, biyogüvenlik var.  Sayın Bakan, benim genetiğim bozuldu, biyogüvenliğim yok. Malatya'da kayısılar dondu bu  gece, yok. Malatya halkının, dün gece sabaha karşı, Yazıhan-Akçadağ bölgesindeki herkesin  biyogüvenliği tehlikeye girdi, genetiği bozuldu. Bilimsel diyoruz, bilimsel diyoruz, artık 2090 sayılı  Yasa'yı çalıştırmıyorsunuz hiçbir zaman. Bilimsel diyoruz, çiçek döneminde, bilimsel verilerle, bir  kere TARSİM, her nedense çiçek dönemini, kayısıyı dona karşı korumuyor, sigorta altına almıyor  Sayın Bakan. Genetiğimiz bozulmuştur, biyogüvenliğimiz yoktur.  Sayın Bakan, ekmeğimiz gitmiştir. Dün gece sabaha karşı önemli bir bölgede kayısımız yok  olmuştur. Her defa söyledik, mutlaka sigortanın... Sigorta, mutlak ürünleri sigorta yapar ama her  nedense "Kayısının çiçek dönemini yapmıyorum." diyor. Arkadaş, sen sigortaysan... İlla ki havalar  iyileşecek, güneş doğacak, havalar ısınacak "Ben, kayısıyı sigorta yapıyorum." diyeceksin. Kayısı o  saatten sonra donmuyor ki neyini sigorta yapıyorsun?  Mutlaka bu sigorta konusunda Bakanlığın teknik bir şeyi yok ama TARSİM size bağlı bir kurum.  Dünyada çiçek dönemini kapsayan sigortalar var Sayın Bakan. Burada ilk sigorta kurulurken "olmaz"  dedi arkadaşlar. Araştırdık, dünyanın her tarafında çiçek dönemini de kapsayan sigorta var. Yani  ekmeğimiz yok oluyor, güvenliğimiz gitti, ekmeğimiz gitti.  Ben, bir kez daha, bu sene artık... TARSİM kurulduğu sene Malatya'da 18 bin kişi sigorta  yaptırmıştı, TARSİM'e en büyük desteği vermişti ama maalesef artık biz TARSİM'e de inanmamaya  başladık. TARSİM bir işimize yaramıyor artık. Sadece çağla dönemini kapsıyor, o saatten sonra  donmuyor. O zaman don olayına karşı TARSİM bizi niye kandırıyor, niye bizi sigorta ediyor?  Sayın Bakan, biyogüvenlik yasası görüşülürken bunu konuşmak benim için hakikaten çok  üzüntülü bir olgu. Bugün tüm telefonlar bunun için geldi. Perşembe günü sabaha karşı, yani yarın  akşam, cumaya bağlayan gece eksi 6 derece olacak diyorlar, donmayan bölgelerin hepsi gidecek  diyorlar.  Ben, tüm Meclisin ve hepinizin dikkatine sunuyorum.  Teşekkür ederim, saygılar sunanm. (CHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.  Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 2'nci maddeyi oylarınıza sunuyomm: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  3'üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının "Başvuru, değerlendirme ve  karar verme" başlıklı 3 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasının,
Sayfa 89 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2010 0 : 5  - 8 8 - BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Aslanoğlu.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;  hepinize saygılar sunanm. Teşekkür ederim önergeme katıldınız. Bir açıklama yapmak istiyorum.  Arkadaşlar, bu maddenin en sonunda "Sosyo-ekonomik Değerlendirme" ifadesi var. Sosyoeko­ nomik değerlendirmenin bilimsel şekilde "bilimsel esaslara dayanarak" yerine "tüm" kelimesi önemli,  teşekkür ederim. Ancak, Sayın Bakan, olayda sosyoekonomiklik var, bilimsellik var, değerlendirme  var ve genetiği değiştirilmiş organizma var, biyogüvenlik var.  Sayın Bakan, benim genetiğim bozuldu, biyogüvenliğim yok. Malatya'da kayısılar dondu bu  gece, yok. Malatya halkının, dün gece sabaha karşı, Yazıhan-Akçadağ bölgesindeki herkesin  biyogüvenliği tehlikeye girdi, genetiği bozuldu. Bilimsel diyoruz, bilimsel diyoruz, artık 2090 sayılı  Yasa'yı çalıştırmıyorsunuz hiçbir zaman. Bilimsel diyoruz, çiçek döneminde, bilimsel verilerle, bir  kere TARSİM, her nedense çiçek dönemini, kayısıyı dona karşı korumuyor, sigorta altına almıyor  Sayın Bakan. Genetiğimiz bozulmuştur, biyogüvenliğimiz yoktur.  Sayın Bakan, ekmeğimiz gitmiştir. Dün gece sabaha karşı önemli bir bölgede kayısımız yok  olmuştur. Her defa söyledik, mutlaka sigortanın... Sigorta, mutlak ürünleri sigorta yapar ama her  nedense "Kayısının çiçek dönemini yapmıyorum." diyor. Arkadaş, sen sigortaysan... İlla ki havalar  iyileşecek, güneş doğacak, havalar ısınacak "Ben, kayısıyı sigorta yapıyorum." diyeceksin. Kayısı o  saatten sonra donmuyor ki neyini sigorta yapıyorsun?  Mutlaka bu sigorta konusunda Bakanlığın teknik bir şeyi yok ama TARSİM size bağlı bir kurum.  Dünyada çiçek dönemini kapsayan sigortalar var Sayın Bakan. Burada ilk sigorta kurulurken "olmaz"  dedi arkadaşlar. Araştırdık, dünyanın her tarafında çiçek dönemini de kapsayan sigorta var. Yani  ekmeğimiz yok oluyor, güvenliğimiz gitti, ekmeğimiz gitti.  Ben, bir kez daha, bu sene artık... TARSİM kurulduğu sene Malatya'da 18 bin kişi sigorta  yaptırmıştı, TARSİM'e en büyük desteği vermişti ama maalesef artık biz TARSİM'e de inanmamaya  başladık. TARSİM bir işimize yaramıyor artık. Sadece çağla dönemini kapsıyor, o saatten sonra  donmuyor. O zaman don olayına karşı TARSİM bizi niye kandırıyor, niye bizi sigorta ediyor?  Sayın Bakan, biyogüvenlik yasası görüşülürken bunu konuşmak benim için hakikaten çok  üzüntülü bir olgu. Bugün tüm telefonlar bunun için geldi. Perşembe günü sabaha karşı, yani yarın  akşam, cumaya bağlayan gece eksi 6 derece olacak diyorlar, donmayan bölgelerin hepsi gidecek  diyorlar.  Ben, tüm Meclisin ve hepinizin dikkatine sunuyorum.  Teşekkür ederim, saygılar sunanm. (CHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.  Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 2'nci maddeyi oylarınıza sunuyomm: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  3'üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının "Başvuru, değerlendirme ve  karar verme" başlıklı 3 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasının,  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  "GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir geçiş için Bakanlıktan izin alınması zorunludur.  Transit geçişlerin, herhangi bir risk taşımadığı bilimsel komitelerce onaylanmış olmak şartıyla  Bakanlık tarafından verilen yazılı izinde belirtilen koşullara ve 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı  Gümrük Kanununa uygun olarak gerçekleştirilir." Şeklinde,  11 inci fıkrasının;  "Araştırma yapmaya yetkili kuruluşlar ve üniversiteler tarafından bilimsel araştırma amacıyla  ithal edilecek GDO ve ürünleri için Bakanlığa bilgi verilir. Araştırma amaçlı olan GDO ve ürünleri  ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımı için, faaliyeti yürüteceklerin  kapalı alanda kullanım koşullarını ve standartlarını karşılaması ve kaza ile çevreye yayılması  durumunda uygulanabilecek tedbirlerin mevcut olması gerekir. Araştırma amaçlı yapılacak faaliyet  ve sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi zorunludur." Şeklinde,  16 nci fıkrasının  "Başvuru sahibi, geçerlilik süresi dolmadan en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma  talep edebilir. Bu talep Kurul tarafından altı ay içerisinde değerlendirilip sonuçlandırılır ve sonuç  başvuru sahibine bildirilmek üzere Bakanlığa gönderilir." Şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Zeki Ertugay Oktay Vural Cemaleddin Uslu  Erzurum İzmir Edime  M. Akif Paksoy  Kahramanmaraş  OKTAY VURAL (İzmir) - "Metin Çobanoğlu..." dört tane okudu.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Temel Esaslar Bölümünün Başvuru,  değerlendirme ve karar verme başlığı altındaki 3. Maddesinin 10 ve 11. fıkrasının metinden  çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu Şevket Köse  Mersin Malatya Adıyaman  Tayfur Süner Rasim Çakır Metin Arifağaoğlu  Antalya Edime Artvin  Osman Coşkunoğlu  Uşak  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN-Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, bizim ilk önergede dört milletvekilinin ismini  okudu. Eğer dört milletvekili varsa o zaman önergenin işleme konulmaması gerekiyor. Beş  milletvekilinin imzası var.  - 8 9 -
Sayfa 90 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  "GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir geçiş için Bakanlıktan izin alınması zorunludur.  Transit geçişlerin, herhangi bir risk taşımadığı bilimsel komitelerce onaylanmış olmak şartıyla  Bakanlık tarafından verilen yazılı izinde belirtilen koşullara ve 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı  Gümrük Kanununa uygun olarak gerçekleştirilir." Şeklinde,  11 inci fıkrasının;  "Araştırma yapmaya yetkili kuruluşlar ve üniversiteler tarafından bilimsel araştırma amacıyla  ithal edilecek GDO ve ürünleri için Bakanlığa bilgi verilir. Araştırma amaçlı olan GDO ve ürünleri  ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kapalı alanda kullanımı için, faaliyeti yürüteceklerin  kapalı alanda kullanım koşullarını ve standartlarını karşılaması ve kaza ile çevreye yayılması  durumunda uygulanabilecek tedbirlerin mevcut olması gerekir. Araştırma amaçlı yapılacak faaliyet  ve sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi zorunludur." Şeklinde,  16 nci fıkrasının  "Başvuru sahibi, geçerlilik süresi dolmadan en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma  talep edebilir. Bu talep Kurul tarafından altı ay içerisinde değerlendirilip sonuçlandırılır ve sonuç  başvuru sahibine bildirilmek üzere Bakanlığa gönderilir." Şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Zeki Ertugay Oktay Vural Cemaleddin Uslu  Erzurum İzmir Edime  M. Akif Paksoy  Kahramanmaraş  OKTAY VURAL (İzmir) - "Metin Çobanoğlu..." dört tane okudu.  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Temel Esaslar Bölümünün Başvuru,  değerlendirme ve karar verme başlığı altındaki 3. Maddesinin 10 ve 11. fıkrasının metinden  çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu Şevket Köse  Mersin Malatya Adıyaman  Tayfur Süner Rasim Çakır Metin Arifağaoğlu  Antalya Edime Artvin  Osman Coşkunoğlu  Uşak  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN-Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, bizim ilk önergede dört milletvekilinin ismini  okudu. Eğer dört milletvekili varsa o zaman önergenin işleme konulmaması gerekiyor. Beş  milletvekilinin imzası var.  - 8 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  BAŞKAN - Beş tane var efendim. Tekrar bir daha okuyacak efendim, hatasını düzeltir.  OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır, orada da bütün milletvekilleri okunmuyor, sadece ilk imza  sahibi okunuyor, işleme konuluyor.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz.  Sayın Çakır, buyurunuz efendim.  RASİM ÇAKIR (Edime) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi önergesiyle ilgili söz  aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.  Değerli arkadaşlarım, bu konuya genel bir açıdan bakacak olursak, basit bir biçimde, dünyada  tohumların geniyle oynayarak üretimi artırma ihtiyacında, nüfusun artması, üretilen gıdanın nüfusa  yetmemesi gibi bir gerekçeyle hareket ediliyor ama sonuca bakarsak, dünyada hâlâ genlerle oynanıp  üretim artışı sağlanmış olmasına rağmen bugün açlıktan ölen binlerce insanın olduğunu da hep  beraber görüyoruz. Yani az önce iktidar partisi adına, grup adına konuşan arkadaşımız da ifade etti,  "Dünyada tarımsal üretimi artırmaktan ziyade üretimin paylaşımıyla ilgili bir sorun var." diye burada  söyledi; ben de onun sözüne atıfta bulunarak söylüyorum, demek ki genlerle oynanıp üretimin  artırılması dünyada açlığı bitilmiyor, tam tersine açlık devam ediyor.  Böyle olurken, diğer taraftan bakıyorsunuz, geniyle oynanmış üretim... Kim yapıyor bunu?  Yani normal çiftçiler mi yapıyor? Hayır. Dünyada bilinen, uluslararası tekel durumunda olan firmalar  yapıyor. Yani geniyle oynanmış üretimden para kazanan, geçimini devam ettiren tabandaki basit  çiftçiler değil. Tabii, dolayısıyla konu, insanın gıda güvenliği ve gıda gereksinimini sağlamanın  ötesinde sadece ve sadece ticaret olayına, ticarette, gıdada tekelleşme olayına dayanan bir konu hâline  maalesef geliyor.  Şimdi burada yine grup adına konuşan arkadaş dedi ki: "Bu kanun Avrupa Birliği ülkelerinde  çıkacak ama orada öyle güçlü sivil toplum örgütleri var ki orada gündeme bile gelmiyor siyasi risk  taşıdığı için." Ama maalesef, ülkemizde bu kanuna "hayır" diyecek bir sivil toplum muhalefeti bile  bırakmadığınız için, AKP aleyhine yazı yazan köşe yazarlarını bile tehdit ederek susturduğunuz için,  bu kanun, bu ülkenin üreticilerinin, bu ülkenin tüketicilerinin aleyhine olmuş olmasına rağmen, sessiz  sedasız bir biçimde konuşularak bu Parlamentodan geçiyor. İşte, bu da Türkiye demokrasisinin hangi  noktaya geldiğini gösteren bence çok önemli bir gelişme, çok önemli bir gösterge.  Şimdi, değerli arkadaşlanm, maalesef, bu yasa Sağlık Komisyonunda -görüşülürken- iki saatte  geçiyor. Burada Tam Gün Yasası konuşuluyor, Sağlık Komisyonu toplanıyor, iki saatte geçiyor. Yani  bu yasanın insan sağlığıyla ilgili oluşturabileceği tehditleri bu Parlamento yeteri kadar tartışmadan  Sağlık Komisyonunda, Genel Kumlun gündemine geliyor.  Bir önemli nokta da Çevre Komisyonunda bu yasa -tali komisyon olduğu için- yeteri kadar  tartışılmadan bu Parlamentonun gündemine geliyor. Neden? Çünkü dünyada gen teknolojisi  gelişmeye başladığı noktada, dünya, dünyadaki uluslar sulak alanların koruma altına alınmasını bir  prensip olarak kabul etmişler ve Ramsar Sözleşmesi ile sulak alanlan koruma altına almışlar. Neden?  Çünkü doğal tohumun orada olacağını bilerek sulak alanlann korunması gerektiğine inanmışlar. Ama  Çevre Komisyonunda bir arkadaşımız çıkıp da bu konuyla ilgili bir kelime konuşmamış. Eğer gen  teknolojisiyle, genlerle oynuyorsak sulak alanlan muhafaza etmemiz lazım ama maalesef Türkiye'de  sulak alanların kirletilmesi, sulak alanlann yok edilmesi, tarıma açılması noktasında İktidarınızın  çok ciddi zafiyetleri ve eksikleri olduğunu düşünüyorum.  - 9 0 -
Sayfa 91 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  BAŞKAN - Beş tane var efendim. Tekrar bir daha okuyacak efendim, hatasını düzeltir.  OKTAY VURAL (İzmir) - Hayır, orada da bütün milletvekilleri okunmuyor, sadece ilk imza  sahibi okunuyor, işleme konuluyor.  BAŞKAN - Teşekkür ederiz.  Sayın Çakır, buyurunuz efendim.  RASİM ÇAKIR (Edime) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi önergesiyle ilgili söz  aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.  Değerli arkadaşlarım, bu konuya genel bir açıdan bakacak olursak, basit bir biçimde, dünyada  tohumların geniyle oynayarak üretimi artırma ihtiyacında, nüfusun artması, üretilen gıdanın nüfusa  yetmemesi gibi bir gerekçeyle hareket ediliyor ama sonuca bakarsak, dünyada hâlâ genlerle oynanıp  üretim artışı sağlanmış olmasına rağmen bugün açlıktan ölen binlerce insanın olduğunu da hep  beraber görüyoruz. Yani az önce iktidar partisi adına, grup adına konuşan arkadaşımız da ifade etti,  "Dünyada tarımsal üretimi artırmaktan ziyade üretimin paylaşımıyla ilgili bir sorun var." diye burada  söyledi; ben de onun sözüne atıfta bulunarak söylüyorum, demek ki genlerle oynanıp üretimin  artırılması dünyada açlığı bitilmiyor, tam tersine açlık devam ediyor.  Böyle olurken, diğer taraftan bakıyorsunuz, geniyle oynanmış üretim... Kim yapıyor bunu?  Yani normal çiftçiler mi yapıyor? Hayır. Dünyada bilinen, uluslararası tekel durumunda olan firmalar  yapıyor. Yani geniyle oynanmış üretimden para kazanan, geçimini devam ettiren tabandaki basit  çiftçiler değil. Tabii, dolayısıyla konu, insanın gıda güvenliği ve gıda gereksinimini sağlamanın  ötesinde sadece ve sadece ticaret olayına, ticarette, gıdada tekelleşme olayına dayanan bir konu hâline  maalesef geliyor.  Şimdi burada yine grup adına konuşan arkadaş dedi ki: "Bu kanun Avrupa Birliği ülkelerinde  çıkacak ama orada öyle güçlü sivil toplum örgütleri var ki orada gündeme bile gelmiyor siyasi risk  taşıdığı için." Ama maalesef, ülkemizde bu kanuna "hayır" diyecek bir sivil toplum muhalefeti bile  bırakmadığınız için, AKP aleyhine yazı yazan köşe yazarlarını bile tehdit ederek susturduğunuz için,  bu kanun, bu ülkenin üreticilerinin, bu ülkenin tüketicilerinin aleyhine olmuş olmasına rağmen, sessiz  sedasız bir biçimde konuşularak bu Parlamentodan geçiyor. İşte, bu da Türkiye demokrasisinin hangi  noktaya geldiğini gösteren bence çok önemli bir gelişme, çok önemli bir gösterge.  Şimdi, değerli arkadaşlanm, maalesef, bu yasa Sağlık Komisyonunda -görüşülürken- iki saatte  geçiyor. Burada Tam Gün Yasası konuşuluyor, Sağlık Komisyonu toplanıyor, iki saatte geçiyor. Yani  bu yasanın insan sağlığıyla ilgili oluşturabileceği tehditleri bu Parlamento yeteri kadar tartışmadan  Sağlık Komisyonunda, Genel Kumlun gündemine geliyor.  Bir önemli nokta da Çevre Komisyonunda bu yasa -tali komisyon olduğu için- yeteri kadar  tartışılmadan bu Parlamentonun gündemine geliyor. Neden? Çünkü dünyada gen teknolojisi  gelişmeye başladığı noktada, dünya, dünyadaki uluslar sulak alanların koruma altına alınmasını bir  prensip olarak kabul etmişler ve Ramsar Sözleşmesi ile sulak alanlan koruma altına almışlar. Neden?  Çünkü doğal tohumun orada olacağını bilerek sulak alanlann korunması gerektiğine inanmışlar. Ama  Çevre Komisyonunda bir arkadaşımız çıkıp da bu konuyla ilgili bir kelime konuşmamış. Eğer gen  teknolojisiyle, genlerle oynuyorsak sulak alanlan muhafaza etmemiz lazım ama maalesef Türkiye'de  sulak alanların kirletilmesi, sulak alanlann yok edilmesi, tarıma açılması noktasında İktidarınızın  çok ciddi zafiyetleri ve eksikleri olduğunu düşünüyorum.  - 9 0 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010 O: 5  Değerli arkadaşlanm, maalesef, ABD, önce genlerle oynayarak, tohumlann genleriyle  oynayarak...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  RASİM ÇAKIR (Devamla) - ...üretimini, GDO'lu üretimi artırmış, daha sonra Türkiye'ye  gelmiş, Türkiye'de bir 12 Eylül yapmış. Ondan sonra "Millî görüşçüyüm" diyen siyaset adamlannın  genleriyle oynamış, biraz da, kendini daha önce sosyal demokrat veya milliyetçi muhafazakâr diye  tanımlayan siyaset adamlarının da genleriyle oynamış, genleriyle oynanmış bir siyaset oluşturulmuş  ve bu türden yasalar Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun önüne gelmeye başlamış.  AHMET YENİ (Samsun) - Ne anlatıyorsun?  RASİM ÇAKIR (Devamla) - Maalesef böyle.  Bugüne kadar GDO'lu ürünün ithalatı çok net bir biçimde Türk köylüsünün aleyhinedir. Türk  köylüsü GDO'lu ürünle üretim yaparak rekabet etme şansına sahip değildir. GDO'lu ürünün  ithalatının serbest bırakılması, köylünün yoksullaşması, köylünün üretiminin zayıflaması demektir.  Göz göre göre böyle insan sağlığına zararlı bir yasa teklifine de, bugüne kadar genleriyle oynanmasına  hiç müsaade etmeyen bir siyaset adamı olarak benim "Evet" demem mümkün değildir.  Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Çakır.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  Diğer önergeyi okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının "Başvuru, değerlendirme ve  karar verme" başlıklı 3 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasının,  "GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir geçiş için Bakanlıktan izin alınması zomnludur.  Transit geçişlerin, herhangi bir risk taşımadığı bilimsel komitelerce onaylanmış olmak şartıyla  Bakanlık tarafından verilen yazılı izinde belirtilen koşullara ve 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı  Gümrük Kanununa uygun olarak gerçekleştirilir." Şeklinde,  11 inci fıkrasının;  "Araştırma yapmaya yetkili kuruluşlar ve üniversiteler tarafından bilimsel araştırma amacıyla  ithal edilecek GDO ve ürünleri için Bakanlığa bilgi verilir. Araştırma amaçlı olan GDO ve ürünleri  ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalann kapalı alanda kullanımı için, faaliyeti yürüteceklerin  kapalı alanda kullanım koşullarını ve standartlarını karşılaması ve kaza ile çevreye yayılması  durumunda uygulanabilecek tedbirlerin mevcut olması gerekir. Araştırma amaçlı yapılacak faaliyet  ve sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi zomnludur." Şeklinde,  16 nci fıkrasının  "Başvuru sahibi, geçerlilik süresi dolmadan en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma  talep edebilir. Bu talep Kural tarafından altı ay içerisinde değerlendirilip sonuçlandırılır ve sonuç  başvuru sahibine bildirilmek üzere Bakanlığa gönderilir." Şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Zeki Ertugay (Erzurum) ve arkadaş lan  - 9 1 -
Sayfa 92 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010 O: 5  Değerli arkadaşlanm, maalesef, ABD, önce genlerle oynayarak, tohumlann genleriyle  oynayarak...  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  RASİM ÇAKIR (Devamla) - ...üretimini, GDO'lu üretimi artırmış, daha sonra Türkiye'ye  gelmiş, Türkiye'de bir 12 Eylül yapmış. Ondan sonra "Millî görüşçüyüm" diyen siyaset adamlannın  genleriyle oynamış, biraz da, kendini daha önce sosyal demokrat veya milliyetçi muhafazakâr diye  tanımlayan siyaset adamlarının da genleriyle oynamış, genleriyle oynanmış bir siyaset oluşturulmuş  ve bu türden yasalar Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun önüne gelmeye başlamış.  AHMET YENİ (Samsun) - Ne anlatıyorsun?  RASİM ÇAKIR (Devamla) - Maalesef böyle.  Bugüne kadar GDO'lu ürünün ithalatı çok net bir biçimde Türk köylüsünün aleyhinedir. Türk  köylüsü GDO'lu ürünle üretim yaparak rekabet etme şansına sahip değildir. GDO'lu ürünün  ithalatının serbest bırakılması, köylünün yoksullaşması, köylünün üretiminin zayıflaması demektir.  Göz göre göre böyle insan sağlığına zararlı bir yasa teklifine de, bugüne kadar genleriyle oynanmasına  hiç müsaade etmeyen bir siyaset adamı olarak benim "Evet" demem mümkün değildir.  Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyomz Sayın Çakır.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  Diğer önergeyi okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının "Başvuru, değerlendirme ve  karar verme" başlıklı 3 üncü maddesinin 10 uncu fıkrasının,  "GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir geçiş için Bakanlıktan izin alınması zomnludur.  Transit geçişlerin, herhangi bir risk taşımadığı bilimsel komitelerce onaylanmış olmak şartıyla  Bakanlık tarafından verilen yazılı izinde belirtilen koşullara ve 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı  Gümrük Kanununa uygun olarak gerçekleştirilir." Şeklinde,  11 inci fıkrasının;  "Araştırma yapmaya yetkili kuruluşlar ve üniversiteler tarafından bilimsel araştırma amacıyla  ithal edilecek GDO ve ürünleri için Bakanlığa bilgi verilir. Araştırma amaçlı olan GDO ve ürünleri  ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalann kapalı alanda kullanımı için, faaliyeti yürüteceklerin  kapalı alanda kullanım koşullarını ve standartlarını karşılaması ve kaza ile çevreye yayılması  durumunda uygulanabilecek tedbirlerin mevcut olması gerekir. Araştırma amaçlı yapılacak faaliyet  ve sonucundan Bakanlığa bilgi verilmesi zomnludur." Şeklinde,  16 nci fıkrasının  "Başvuru sahibi, geçerlilik süresi dolmadan en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma  talep edebilir. Bu talep Kural tarafından altı ay içerisinde değerlendirilip sonuçlandırılır ve sonuç  başvuru sahibine bildirilmek üzere Bakanlığa gönderilir." Şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.  Zeki Ertugay (Erzurum) ve arkadaş lan  - 9 1 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Uslu konuşacak.  BAŞKAN - Sayın Uslu, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)  CEMALEDDİN USLU (Edime) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 473  sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın 3'üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz değişiklik  önergesi hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, genleri bir canlıdan alıp bir başka canlıya nakletme işine "genetiği  değiştirilmiş organizma" denilmektedir. GDO teknolojisiyle amaç: Sıcağa, soğuğa, böceklere ya da  virüslere karşı dirençli yeni türler yetiştirerek çok daha fazla ürün elde edilmesi ve besin değerlerinin  artırılması hedeflenmektedir. Ancak genetiği değiştirilmiş gıdalann sağlığa zararları tüm dünyada  tartışma konulan arasında önemli yer tutmaktadır. Canhlann sağlığı ve geleceği dikkate alındığında,  bu yasa tasansı, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre açısından hayati öneme sahiptir, çok dikkat  edilerek çıkarılması gereken bir yasadır.  Tasarının gerekçesi incelendiğinde, bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde modem  biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden  kaynaklanabilecek risklerin engellenmesi, canhlann, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve  sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması, uygulanması ve  faaliyetlerin denetlenmesi ve izlenmesiyle ilgili usulleri belirlediği belirtilmektedir.  Yine tasannın gerekçesinde, genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların insan, hayvan ve bitki  sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çevrelerde tartışmalann  devam etmekte olması nedeniyle biyogüvenliğin bir bütün olarak ele alınması, sınırlarının ve  esaslarının çok iyi belirlenmiş biyogüvenlik kurallarına ihtiyaç olduğu ifade edilmiştir. Tasarının  amacının GDO'yu serbest bırakmak değil, bilimsel çevrelerde tartışmaların devam etmekte olması  nedeniyle, oluşması muhtemel riskler konusunda insanı ve çevreyi korumak olduğu açıkça ifade  edilmiştir.  Tasarının 3'üncü maddesinin onuncu fıkrasında, GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir  geçiş için Bakanlıktan izin alınması zorunluluğu getirilmiştir. Ancak, uygulamada bu GDO'lu  ürünlerin risk taşıyıp taşımadıktan yönünde bilim komitelerince verilecek bilimsel bir kararın  bulunması şartının aranmaması bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Ülkemizce onaylanmayan bir  GDO ve ürünlerinin ülkemizden transit olarak geçerken yaşanacak bir kaza ya da başka bir  olumsuzluk sonucu ortaya telafisi mümkün olmayan büyük zararlar çıkabilecektir. Bu nedenle,  insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre açısından oluşabilecek riskleri ve tehlikeyi en aza indirebilmek  için transit geçişlerde mutlaka bilimsel komitelerce hazırlanacak raporlar doğrultusunda müsaade  verilmelidir. Aksi takdirde iş işten geçmiş olacaktır.  Tasarının 3'üncü maddesinin 11'inci fıkrasında, ticari amaçlarla yapılacak ithalat ve araştırma  yapmaya yetkili kuruluşlann ve üniversitelerin bilimsel araştırma yapmak amacıyla yapacakları  - 9 2 -
Sayfa 93 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Uslu konuşacak.  BAŞKAN - Sayın Uslu, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)  CEMALEDDİN USLU (Edime) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 473  sıra sayılı Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın 3'üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz değişiklik  önergesi hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.  Değerli milletvekilleri, genleri bir canlıdan alıp bir başka canlıya nakletme işine "genetiği  değiştirilmiş organizma" denilmektedir. GDO teknolojisiyle amaç: Sıcağa, soğuğa, böceklere ya da  virüslere karşı dirençli yeni türler yetiştirerek çok daha fazla ürün elde edilmesi ve besin değerlerinin  artırılması hedeflenmektedir. Ancak genetiği değiştirilmiş gıdalann sağlığa zararları tüm dünyada  tartışma konulan arasında önemli yer tutmaktadır. Canhlann sağlığı ve geleceği dikkate alındığında,  bu yasa tasansı, insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre açısından hayati öneme sahiptir, çok dikkat  edilerek çıkarılması gereken bir yasadır.  Tasarının gerekçesi incelendiğinde, bilimsel ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde modem  biyoteknoloji kullanılarak elde edilen genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünlerinden  kaynaklanabilecek risklerin engellenmesi, canhlann, çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve  sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla biyogüvenlik sisteminin kurulması, uygulanması ve  faaliyetlerin denetlenmesi ve izlenmesiyle ilgili usulleri belirlediği belirtilmektedir.  Yine tasannın gerekçesinde, genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların insan, hayvan ve bitki  sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri konusunda bilimsel çevrelerde tartışmalann  devam etmekte olması nedeniyle biyogüvenliğin bir bütün olarak ele alınması, sınırlarının ve  esaslarının çok iyi belirlenmiş biyogüvenlik kurallarına ihtiyaç olduğu ifade edilmiştir. Tasarının  amacının GDO'yu serbest bırakmak değil, bilimsel çevrelerde tartışmaların devam etmekte olması  nedeniyle, oluşması muhtemel riskler konusunda insanı ve çevreyi korumak olduğu açıkça ifade  edilmiştir.  Tasarının 3'üncü maddesinin onuncu fıkrasında, GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir  geçiş için Bakanlıktan izin alınması zorunluluğu getirilmiştir. Ancak, uygulamada bu GDO'lu  ürünlerin risk taşıyıp taşımadıktan yönünde bilim komitelerince verilecek bilimsel bir kararın  bulunması şartının aranmaması bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. Ülkemizce onaylanmayan bir  GDO ve ürünlerinin ülkemizden transit olarak geçerken yaşanacak bir kaza ya da başka bir  olumsuzluk sonucu ortaya telafisi mümkün olmayan büyük zararlar çıkabilecektir. Bu nedenle,  insanlar, hayvanlar, bitkiler ve çevre açısından oluşabilecek riskleri ve tehlikeyi en aza indirebilmek  için transit geçişlerde mutlaka bilimsel komitelerce hazırlanacak raporlar doğrultusunda müsaade  verilmelidir. Aksi takdirde iş işten geçmiş olacaktır.  Tasarının 3'üncü maddesinin 11'inci fıkrasında, ticari amaçlarla yapılacak ithalat ve araştırma  yapmaya yetkili kuruluşlann ve üniversitelerin bilimsel araştırma yapmak amacıyla yapacakları  - 9 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  ithalatta aynı prosedürün uygulandığı görülmektedir. Bu durum, araştırma kuruluşları ve  üniversitelerimizin bilimsel çalışmalarının önünü tıkayabilecektir. Ülkemizde yürütülen bilimsel  çalışmalara destek olunabilmesi ve bu alanda dışa bağımlılığın azaltılması bakımından Bakanlığa  bilgi verilmesi yeterli olmalıdır.  Yine tasannın 3'üncü maddesinin 16'ncı fıkrasında başvuru, sahibinin geçerlilik süresi dolmadan  en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma talep edebileceğini belirterek bu talebin Kurul  tarafından değerlendirileceğini ve sonuca bağlanacağını düzenlemiş, ancak bu taleplerin Kurul  tarafından hangi sürede sonuçlandınlacağı açık olarak hükme bağlanmamıştır. İzin süresinin bitimi  sonrasında dahi, önceden belirli süre için alınan iznin belirsiz bir şekilde uzamasına yol açacaktır.  Böyle bir durumun ise suistimallere ve keyfîliğe sebep olabileceğini düşünmemiz gerekir.  Bu eksikliklerin giderilmesi için vermiş olduğumuz önergenin desteklenmesini bekliyor, bu  vesileyle sizleri bir kez daha saygılanmla selamlıyorum. (MHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uslu.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  3'üncü maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3'üncü madde  kabul edilmiştir.  4'üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 4. maddesinin (5) fıkrasının "Bu maddenin  uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar öncelikle çıkartılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde  değiştirilmesini arz ederiz.  Saygılanmızla.  Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Rasim Çakır  Edime  Tayfur Süner  Antalya  Orhan Ziya Diren  Tokat  Zekeriya Akıncı  Ankara  R. Kerim Özkan  Burdur  Ergün Aydoğan  Balıkesir  Osman Kaptan  Antalya  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının Risk değerlendirme, sosyo­ ekonomik değerlendirme ve risk yönetimi başlıklı 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasından sonra  gelmek üzere aşağıdaki fıkranın ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.  "Risk değerlendirme veya sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçlannın her ikisinin de olumlu  sonuç içermesi zomnludur."  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Mehmet Serdaroğlu  Erzurum Mersin Kastamonu  Abdülkadir Akçan M. Akif Paksoy Alim Işık  Afyonkarahisar Kahramanmaraş Kütahya  - 9 3 -
Sayfa 94 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  ithalatta aynı prosedürün uygulandığı görülmektedir. Bu durum, araştırma kuruluşları ve  üniversitelerimizin bilimsel çalışmalarının önünü tıkayabilecektir. Ülkemizde yürütülen bilimsel  çalışmalara destek olunabilmesi ve bu alanda dışa bağımlılığın azaltılması bakımından Bakanlığa  bilgi verilmesi yeterli olmalıdır.  Yine tasannın 3'üncü maddesinin 16'ncı fıkrasında başvuru, sahibinin geçerlilik süresi dolmadan  en az bir yıl önce Bakanlığa müracaat ederek uzatma talep edebileceğini belirterek bu talebin Kurul  tarafından değerlendirileceğini ve sonuca bağlanacağını düzenlemiş, ancak bu taleplerin Kurul  tarafından hangi sürede sonuçlandınlacağı açık olarak hükme bağlanmamıştır. İzin süresinin bitimi  sonrasında dahi, önceden belirli süre için alınan iznin belirsiz bir şekilde uzamasına yol açacaktır.  Böyle bir durumun ise suistimallere ve keyfîliğe sebep olabileceğini düşünmemiz gerekir.  Bu eksikliklerin giderilmesi için vermiş olduğumuz önergenin desteklenmesini bekliyor, bu  vesileyle sizleri bir kez daha saygılanmla selamlıyorum. (MHP sıralanndan alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Uslu.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  3'üncü maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3'üncü madde  kabul edilmiştir.  4'üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansının 4. maddesinin (5) fıkrasının "Bu maddenin  uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar öncelikle çıkartılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde  değiştirilmesini arz ederiz.  Saygılanmızla.  Ferit Mevlüt Aslanoğlu  Malatya  Rasim Çakır  Edime  Tayfur Süner  Antalya  Orhan Ziya Diren  Tokat  Zekeriya Akıncı  Ankara  R. Kerim Özkan  Burdur  Ergün Aydoğan  Balıkesir  Osman Kaptan  Antalya  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasansının Risk değerlendirme, sosyo­ ekonomik değerlendirme ve risk yönetimi başlıklı 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasından sonra  gelmek üzere aşağıdaki fıkranın ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.  "Risk değerlendirme veya sosyo-ekonomik değerlendirme sonuçlannın her ikisinin de olumlu  sonuç içermesi zomnludur."  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Mehmet Serdaroğlu  Erzurum Mersin Kastamonu  Abdülkadir Akçan M. Akif Paksoy Alim Işık  Afyonkarahisar Kahramanmaraş Kütahya  - 9 3 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 5  - 9 4 - BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Mehmet Serdaroğlu...  BAŞKAN - Sayın Serdaroğlu, buyurunuz efendim. (MHP sıralanndan alkışlar)  MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanun Tasansı'nın 4'üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Sizleri saygıyla  selamlıyorum.  Gıda fiyatlarında yaşanan artışlar nedeniyle gıda üretiminin artırılması stratejik bir önem  kazanmıştır ancak bu artışın GDO'lu ürünlerle sağlanması, insan, hayvan, bitki sağlığı ve çevre  üzerinde pek çok riski de beraberinde getirecektir. Daha önceki sabıkalarınızı da göz önüne  aldığımızda bu tasan bizde bazı şüpheler uyandırmaktadır. Soruyorum: Gerçekten, GDO'lu ürünlerin  ülkemize girmesine gerek var mıdır? Acaba, Hükümet her zaman yaptığı gibi büyük şirketlerin  çıkarları doğrultusunda mı hareket etmektedir?  Değerli milletvekilleri, organik ürünlerin büyük önem kazandığı bir dönemde biyolojik  çeşitliliğimizi, çevre, hayvan ve insan sağlığımızı hiç tehlikeye atmadan bu GDO işine hiç  bulaşmamak daha doğm olmaz mı?  Türkiye'de üretilen tanmsal ve hayvansal ürünlerin bütün dünyada "GDO'suz" bilinerek marka  olması, Türk ürünlerine dünya pazannda mutlaka bir üstünlük sağlayacaktır.  Değerli milletvekilleri, ülkenin en temel sektörü olan tanm büyük bir darboğazın içindeyken  Türk çiftçisi de zor günler geçirmektedir. Ürettiğini pahalıya mal eden, ithal ürünlerle rekabet  edemeyen, ucuza ve hatta zaranna mal satan çiftçimiz, tek kelimeyle perişan hâldedir. İktidann yanlış  tanm politikalan sonucu tahıl üreticisi hâlinden memnun değildir, narenciye üreticisi, pamuk üreticisi,  fındık üreticisi, zeytin üreticisi hâlinden hiç ama hiç memnun değildir. Bunlann hâllerine çare  olacağınıza siz nelerle uğraşmaktasınız. Siz GDO'yla uğraşırken her yıl biraz daha fakirleşen  çiftçimiz ise toprağını terk ederek büyük şehirlere göç etmektedir.  Değerli milletvekilleri, hayvancılıktaki durum da bundan daha vahimdir. Devri iktidannızda  ahırlar, meralar ve damlar bugün hayvansız kalmış, hayvan varlığımız yüzde 50 azalmıştır, böylece  et fiyatlannda fahiş ve ucu açık artışlar ortaya çıkmıştır. Geçmişte tanmsal üretimiyle kendi kendine  yeten yedi ülkeden biri olarak gösterilen ülkemizde bugün çiftçimiz, bırakın ülkeyi doyurmayı kendi  kamını dahi doyuramaz konuma gelmiştir.  Merak ediyomm, Hükümetin, sürekli açlık içinde yaşayan Afrika ülkeleriyle stratejik ortaklık  kurma arayışının altında ne vardır? Acaba Türk çiftçisini açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakması  mı vardır?  Girdi fiyatlan devasa boyutlarda artarken buna karşın ürünü para etmeyen ve bir de yılda 10 mil­ yar doları bulan et ve tanm ithalatı karşısında çiftçi ve besicinin yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık  sizin de dediğiniz gibi, toprak çiftçinin ne gözünü ne de kamını doyurmaktadır. Soruyorum size: Bu  dummda köylü anasını da alıp nerelere gitsin?
Sayfa 95 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 5  - 9 4 - BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Mehmet Serdaroğlu...  BAŞKAN - Sayın Serdaroğlu, buyurunuz efendim. (MHP sıralanndan alkışlar)  MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Biyogüvenlik  Kanun Tasansı'nın 4'üncü maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Sizleri saygıyla  selamlıyorum.  Gıda fiyatlarında yaşanan artışlar nedeniyle gıda üretiminin artırılması stratejik bir önem  kazanmıştır ancak bu artışın GDO'lu ürünlerle sağlanması, insan, hayvan, bitki sağlığı ve çevre  üzerinde pek çok riski de beraberinde getirecektir. Daha önceki sabıkalarınızı da göz önüne  aldığımızda bu tasan bizde bazı şüpheler uyandırmaktadır. Soruyorum: Gerçekten, GDO'lu ürünlerin  ülkemize girmesine gerek var mıdır? Acaba, Hükümet her zaman yaptığı gibi büyük şirketlerin  çıkarları doğrultusunda mı hareket etmektedir?  Değerli milletvekilleri, organik ürünlerin büyük önem kazandığı bir dönemde biyolojik  çeşitliliğimizi, çevre, hayvan ve insan sağlığımızı hiç tehlikeye atmadan bu GDO işine hiç  bulaşmamak daha doğm olmaz mı?  Türkiye'de üretilen tanmsal ve hayvansal ürünlerin bütün dünyada "GDO'suz" bilinerek marka  olması, Türk ürünlerine dünya pazannda mutlaka bir üstünlük sağlayacaktır.  Değerli milletvekilleri, ülkenin en temel sektörü olan tanm büyük bir darboğazın içindeyken  Türk çiftçisi de zor günler geçirmektedir. Ürettiğini pahalıya mal eden, ithal ürünlerle rekabet  edemeyen, ucuza ve hatta zaranna mal satan çiftçimiz, tek kelimeyle perişan hâldedir. İktidann yanlış  tanm politikalan sonucu tahıl üreticisi hâlinden memnun değildir, narenciye üreticisi, pamuk üreticisi,  fındık üreticisi, zeytin üreticisi hâlinden hiç ama hiç memnun değildir. Bunlann hâllerine çare  olacağınıza siz nelerle uğraşmaktasınız. Siz GDO'yla uğraşırken her yıl biraz daha fakirleşen  çiftçimiz ise toprağını terk ederek büyük şehirlere göç etmektedir.  Değerli milletvekilleri, hayvancılıktaki durum da bundan daha vahimdir. Devri iktidannızda  ahırlar, meralar ve damlar bugün hayvansız kalmış, hayvan varlığımız yüzde 50 azalmıştır, böylece  et fiyatlannda fahiş ve ucu açık artışlar ortaya çıkmıştır. Geçmişte tanmsal üretimiyle kendi kendine  yeten yedi ülkeden biri olarak gösterilen ülkemizde bugün çiftçimiz, bırakın ülkeyi doyurmayı kendi  kamını dahi doyuramaz konuma gelmiştir.  Merak ediyomm, Hükümetin, sürekli açlık içinde yaşayan Afrika ülkeleriyle stratejik ortaklık  kurma arayışının altında ne vardır? Acaba Türk çiftçisini açlık tehlikesiyle karşı karşıya bırakması  mı vardır?  Girdi fiyatlan devasa boyutlarda artarken buna karşın ürünü para etmeyen ve bir de yılda 10 mil­ yar doları bulan et ve tanm ithalatı karşısında çiftçi ve besicinin yapacağı bir şey kalmamıştır. Artık  sizin de dediğiniz gibi, toprak çiftçinin ne gözünü ne de kamını doyurmaktadır. Soruyorum size: Bu  dummda köylü anasını da alıp nerelere gitsin?  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  Değerli milletvekilleri, tarımsal üretimimizi geleneksel yapısından kurtararak hem kendi  ülkemizi besleyecek hem de bütün dünyaya mal satan, dolayısıyla zenginlik yaratan bir konuma  kavuşturmak için alınabilecek çok çeşitli tedbirler vardır. Ne getirip ne götüreceği, sağlıklı olup  olmadığı tartışma konusu olan GDO'lu ürünlerin ithalatıyla Türk çiftçisinin cebine girecek parayı  yabancı şirketlerin cebine koyacaksınız. Zaten yılda yaklaşık 10 milyar dolarlık tanm ürünü ithalatıyla  sekiz yılda 80 milyar doları Türk çiftçisinin cebinden alıp yabancı çiftçinin cebine koydunuz.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Hükümetin ilk yapması  gereken şey, gübre, mazot ve diğer girdilerdeki vergi oranlannı sıfırlayıp çiftçinin üretim maliyetini  düşürmektir. Sayın Tanm Bakanının konuşmasından aldığım sonuç, GDO'lu ürünlerin ithalatıyla  çiftçiye bir darbe daha vurulacağıdır.  Umarım ve dilerim ki bu darbelerinizin karşılığı başta çiftçiler olmak üzere toplumun tüm  kesimlerince seçim sandığında cevap bulacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Serdaroğlu.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yeter sayısı istiyorum.  BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyomm: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter  sayısı yoktur.  On dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 19.34  •  - 9 5 -
Sayfa 96 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 5  Değerli milletvekilleri, tarımsal üretimimizi geleneksel yapısından kurtararak hem kendi  ülkemizi besleyecek hem de bütün dünyaya mal satan, dolayısıyla zenginlik yaratan bir konuma  kavuşturmak için alınabilecek çok çeşitli tedbirler vardır. Ne getirip ne götüreceği, sağlıklı olup  olmadığı tartışma konusu olan GDO'lu ürünlerin ithalatıyla Türk çiftçisinin cebine girecek parayı  yabancı şirketlerin cebine koyacaksınız. Zaten yılda yaklaşık 10 milyar dolarlık tanm ürünü ithalatıyla  sekiz yılda 80 milyar doları Türk çiftçisinin cebinden alıp yabancı çiftçinin cebine koydunuz.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  Buyurunuz.  MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Hükümetin ilk yapması  gereken şey, gübre, mazot ve diğer girdilerdeki vergi oranlannı sıfırlayıp çiftçinin üretim maliyetini  düşürmektir. Sayın Tanm Bakanının konuşmasından aldığım sonuç, GDO'lu ürünlerin ithalatıyla  çiftçiye bir darbe daha vurulacağıdır.  Umarım ve dilerim ki bu darbelerinizin karşılığı başta çiftçiler olmak üzere toplumun tüm  kesimlerince seçim sandığında cevap bulacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyomm.  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Serdaroğlu.  KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yeter sayısı istiyorum.  BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyomm: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter  sayısı yoktur.  On dakika ara veriyorum.  Kapanma Saati: 19.34  •  - 9 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 6  ALTINCI OTURUM  Açılma Saati: 19.43  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat Özkan (Giresun)  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin Altıncı  Oturumunu açıyorum.  Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar  yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı  arayacağım.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.  Şimdi, 473 sıra sayılı Tasan'nin görüşmelerine devam edeceğiz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  Diğer önergeyi okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansınm 4. maddesinin (5) fıkrasının "Bu maddenin  uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar öncelikle çıkartılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde  değiştirilmesini arz ederiz.  Saygılanmızla.  Osman Kaptan (Antalya) ve arkadaşları  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Sayın Özkan, buyurunuz efendim. (CHP sıralanndan alkışlar)  RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet  Halk Partisi Grubu olarak verdiğimiz önergeyi desteklemenizi bekliyor, yüce Meclise saygılar  sunuyorum.  Değerli milletvekilleri, vatandaşlanmızdan 7 kişiden 1 'i işsiz, çalışanlanmızın 5 kişisinden 1 'inin  işten çıkarıldığı bir ortamda biyogüvenlik yasasını görüşüyoruz. Önemli bir gelişme elbette.  Biyogüvenlik yasası olmalı ve kanunlaşmalı. Çiftlikten çatala güvenli gıda ulaşmalı. Veteriner  hekimler, gıda mühendisleri, ziraat mühendisleri bu konuda duyarlı çalışmalar götürmeli ve Tanm  Bakanlığımız da bunlan denetlemelidir. Ancak değerli arkadaşlanm, ürettiği ürünü satamayan bir  üretici kitlesiyle, üretilen ürünü tüketiciyle buluşturamayan bir Bakanlıkla karşı karşıyayız. Sorun,  ürünün üreticiyle buluşturulmasıdır, acil iş budur. Bu sorunu çözmek Bakanlığın birincil görevidir.  Değerli arkadaşlarım, daha dün sebze ve meyve yasasını geçirdik. Bu yasayla ne değişti?  Üretilen ürünlerin yüzde 5'i ihracata gidiyor ancak yüzde 30'u çürümeye terk ediliyor, yüzde 65'i ise  - 9 6 -
Sayfa 97 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 6  ALTINCI OTURUM  Açılma Saati: 19.43  BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU  KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat Özkan (Giresun)  BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74'üncü Birleşiminin Altıncı  Oturumunu açıyorum.  Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar  yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı  arayacağım.  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.  Şimdi, 473 sıra sayılı Tasan'nin görüşmelerine devam edeceğiz.  Komisyon ve Hükümet yerinde.  Diğer önergeyi okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı yasa tasansınm 4. maddesinin (5) fıkrasının "Bu maddenin  uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar öncelikle çıkartılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde  değiştirilmesini arz ederiz.  Saygılanmızla.  Osman Kaptan (Antalya) ve arkadaşları  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu efendim?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  BAŞKAN - Sayın Özkan, buyurunuz efendim. (CHP sıralanndan alkışlar)  RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet  Halk Partisi Grubu olarak verdiğimiz önergeyi desteklemenizi bekliyor, yüce Meclise saygılar  sunuyorum.  Değerli milletvekilleri, vatandaşlanmızdan 7 kişiden 1 'i işsiz, çalışanlanmızın 5 kişisinden 1 'inin  işten çıkarıldığı bir ortamda biyogüvenlik yasasını görüşüyoruz. Önemli bir gelişme elbette.  Biyogüvenlik yasası olmalı ve kanunlaşmalı. Çiftlikten çatala güvenli gıda ulaşmalı. Veteriner  hekimler, gıda mühendisleri, ziraat mühendisleri bu konuda duyarlı çalışmalar götürmeli ve Tanm  Bakanlığımız da bunlan denetlemelidir. Ancak değerli arkadaşlanm, ürettiği ürünü satamayan bir  üretici kitlesiyle, üretilen ürünü tüketiciyle buluşturamayan bir Bakanlıkla karşı karşıyayız. Sorun,  ürünün üreticiyle buluşturulmasıdır, acil iş budur. Bu sorunu çözmek Bakanlığın birincil görevidir.  Değerli arkadaşlarım, daha dün sebze ve meyve yasasını geçirdik. Bu yasayla ne değişti?  Üretilen ürünlerin yüzde 5'i ihracata gidiyor ancak yüzde 30'u çürümeye terk ediliyor, yüzde 65'i ise  - 9 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 O: 6  tüketiciyle buluşuyor. Bu yüzde 30 gerçekten çok büyük bir rakam. Yüzde 5'le ihracat yapıyoruz,  elma üreticisi, portakal üreticisi, muz üreticisi, yaş meyve-sebze üreticisi mutlu oluyor yüzde 5'le.  Ama yüzde 30'unu, bu ülkede ürettiğimiz ürünü bir türlü tüketiciyle buluşturamıyoruz, çürütüyoruz.  O yüzde 5'in dolarını konuşuyoruz, katkısını konuşuyoruz. Bu üretilen ürünlerin elektriği var, suyu  var, mazotu var, gübresi var, budaması var; var, var, var... Bunları başarmışız ama yüzde 30 üretimi  hâlâ üreticiyle tüketiciyle buluşturamıyoruz. Bakanlığımız bu konuda gerçekten bir çalışma  götürmelidir diye düşünüyorum. Bu tespitlerimizi de üzülerek sizlerle paylaşıyorum.  Değerli arkadaşlar, bir konu da bugün Türkiye gündeminde fare. Fareyi konuşmak zorundayız.  Antalya'da, Burdur'da, Kırşehir'de, İsparta'da, Afyon'da bu fare belası üreticimizi de kendinden  bezdirdi. Bakanlığımız geçmişte fare zehrini kendisi yapar, buğdayı zehirler bu zehri üreticiye ücretsiz  verirdi ama şu anda Bakanlıkta bu fare zehirleriyle ilgili ne muhatap bulabiliyoruz ne de sorunun  çözümü yönünde bir çalışma görüyoruz. Acilen, bakın, üreticilerimiz... Kırşehir'den bir üreticimizle  bugün beraberdim, ziraat odaları yöneticisi, diyor ki: "Fareyle baş edemedim, en sonunda o tarlayı,  o bölgedeki tarlamı sattım." Yani bu konuda Bakanlığımız, gerçekten, fare zehriyle ilgili bir çalışma  yapmalı ve bunu tüketiciyle, üreticiyle buluşturmalıdır. Fare zehre bakıyor, zehir fareye bakıyor  değerli arkadaşlarım yani üretim kolay değil. O tarlalarla uğraşmak, o ürünü elde etmek, pazara  sunmak kolay değil. Bir de fareyle mücadele etmek... Bu konuda devletin sıcak elini üreticilerimiz  beklemektedir.  Ayrıca değerli arkadaşlarım, bu çinko fosforun kilosu 3 liradan şu anda 6 liraya çıkmış durumda.  Enflasyon düştü, yüzde 100 fare zehrinde bir artış var. Bunun bir an önce değerlendirilmesini  istiyorum, muhataplannı duyarlılığa davet ediyorum.  Değerli arkadaşlarım, aynca GDO'yla ilgili... Üretimini engelledik, Türkiye'de GDO'lu ürünün  üretimi yasak ancak GDO'lu ürünlerin kontrollü girişi Türkiye'ye serbest. Onun da çok duyarlı bir  şekilde takip edilmesi gerekiyor. Aksi hâlde onlardan gelen... Gerçi GDO'lu ürünlerden, attığınız  tohumlardan ikinci bir ürünü elde edemiyorsunuz ama bu konudaki çalışma, şu sözde... Ben o  çalışmayı tebrik ediyorum. Hakkteâlâ her canlıya hak ettiği cevheri verdi. Herkesin bir cevheri var.  Eğer tırtılın iki dişi olsaydı, bütün ormanı yerdi. Kedi haftada bir sefer uçabilseydi, serçelerin nesli  biterdi. Kedi uçamaz ama günlük bir tane serçeyi yakalar, bu cevherdir. Tırtılın dişi yoktur, bir et  parçasıdır tırtıl ama koca çamın gövdesine girer, odun ve soymuk borularını hâlleder, yüz yıllık çamı  devirir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Özkan.  RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Bu denge kurulmuştur. Gelecekte yine de GDO'lu ürünlerin bölgemize girişinin engellenmesi  yönünde çalışmalar yapılmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, AK  PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.  4'üncü maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4'üncü madde kabul  edilmiştir.  - 9 7 -
Sayfa 98 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 O: 6  tüketiciyle buluşuyor. Bu yüzde 30 gerçekten çok büyük bir rakam. Yüzde 5'le ihracat yapıyoruz,  elma üreticisi, portakal üreticisi, muz üreticisi, yaş meyve-sebze üreticisi mutlu oluyor yüzde 5'le.  Ama yüzde 30'unu, bu ülkede ürettiğimiz ürünü bir türlü tüketiciyle buluşturamıyoruz, çürütüyoruz.  O yüzde 5'in dolarını konuşuyoruz, katkısını konuşuyoruz. Bu üretilen ürünlerin elektriği var, suyu  var, mazotu var, gübresi var, budaması var; var, var, var... Bunları başarmışız ama yüzde 30 üretimi  hâlâ üreticiyle tüketiciyle buluşturamıyoruz. Bakanlığımız bu konuda gerçekten bir çalışma  götürmelidir diye düşünüyorum. Bu tespitlerimizi de üzülerek sizlerle paylaşıyorum.  Değerli arkadaşlar, bir konu da bugün Türkiye gündeminde fare. Fareyi konuşmak zorundayız.  Antalya'da, Burdur'da, Kırşehir'de, İsparta'da, Afyon'da bu fare belası üreticimizi de kendinden  bezdirdi. Bakanlığımız geçmişte fare zehrini kendisi yapar, buğdayı zehirler bu zehri üreticiye ücretsiz  verirdi ama şu anda Bakanlıkta bu fare zehirleriyle ilgili ne muhatap bulabiliyoruz ne de sorunun  çözümü yönünde bir çalışma görüyoruz. Acilen, bakın, üreticilerimiz... Kırşehir'den bir üreticimizle  bugün beraberdim, ziraat odaları yöneticisi, diyor ki: "Fareyle baş edemedim, en sonunda o tarlayı,  o bölgedeki tarlamı sattım." Yani bu konuda Bakanlığımız, gerçekten, fare zehriyle ilgili bir çalışma  yapmalı ve bunu tüketiciyle, üreticiyle buluşturmalıdır. Fare zehre bakıyor, zehir fareye bakıyor  değerli arkadaşlarım yani üretim kolay değil. O tarlalarla uğraşmak, o ürünü elde etmek, pazara  sunmak kolay değil. Bir de fareyle mücadele etmek... Bu konuda devletin sıcak elini üreticilerimiz  beklemektedir.  Ayrıca değerli arkadaşlarım, bu çinko fosforun kilosu 3 liradan şu anda 6 liraya çıkmış durumda.  Enflasyon düştü, yüzde 100 fare zehrinde bir artış var. Bunun bir an önce değerlendirilmesini  istiyorum, muhataplannı duyarlılığa davet ediyorum.  Değerli arkadaşlarım, aynca GDO'yla ilgili... Üretimini engelledik, Türkiye'de GDO'lu ürünün  üretimi yasak ancak GDO'lu ürünlerin kontrollü girişi Türkiye'ye serbest. Onun da çok duyarlı bir  şekilde takip edilmesi gerekiyor. Aksi hâlde onlardan gelen... Gerçi GDO'lu ürünlerden, attığınız  tohumlardan ikinci bir ürünü elde edemiyorsunuz ama bu konudaki çalışma, şu sözde... Ben o  çalışmayı tebrik ediyorum. Hakkteâlâ her canlıya hak ettiği cevheri verdi. Herkesin bir cevheri var.  Eğer tırtılın iki dişi olsaydı, bütün ormanı yerdi. Kedi haftada bir sefer uçabilseydi, serçelerin nesli  biterdi. Kedi uçamaz ama günlük bir tane serçeyi yakalar, bu cevherdir. Tırtılın dişi yoktur, bir et  parçasıdır tırtıl ama koca çamın gövdesine girer, odun ve soymuk borularını hâlleder, yüz yıllık çamı  devirir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Özkan.  RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Bu denge kurulmuştur. Gelecekte yine de GDO'lu ürünlerin bölgemize girişinin engellenmesi  yönünde çalışmalar yapılmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, AK  PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.  Önergeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.  4'üncü maddeyi oylannıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4'üncü madde kabul  edilmiştir.  - 9 7 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 6  - 9 8 - 5'inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Yasaklar başlığı altındaki 5. Maddesinin  1. fıkrasının (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde (d) bendinin eklenmesini arz ve  teklif ederiz.  (d) GDO'lu ürünlerin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri  ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması.  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu Şevket Köse  Mersin Malatya Adıyaman  Cevdet Erdöl Nevingaye Erbatur Kemalettin Aydın  Trabzon Adana Gümüşhane  Rasim Çakır Yılmaz Helvacıoğlu Metin Arifağaoğlu  Edime Siirt Artvin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 4 7 3 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasarısının "Yasaklar" başlıklı 5 inci  maddesinin 1 inci fıkrasının "ç" bendinden sonra gelmek üzere yeni bent olarak aşağıdaki bentlerin  ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.  d- "Yetiştiricilik ve çoğaltım amaçlı her türlü üretim materyalinin ithalatı yasaktır"  e- Antibiyotiğe dirençlilik geni içeren materyalin ithalatı yasaktır."  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Ahmet Orhan  Erzurum Mersin Manisa  Abdulkadir Akçan M. Akif Paksoy  Afyonkarahisar Kahramanmaraş  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Ahmet Orhan Bey.. .  BAŞKAN - Sayın Orhan, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)  AHMET ORHAN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, özellikle  iki gündür don felaketine maruz kalmış olan Manisalı çiftçilere tekrar geçmiş olsun dileklerimi  ileterek başlamak istiyorum.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Ahmet Bey, Malatyalılar...  AHMET ORHAN (Devamla) - Evet, Malatyalı çiftçilere de geçmiş olsun dileklerimi bu  vesileyle iletiyorum.
Sayfa 99 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 0 : 6  - 9 8 - 5'inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Yasaklar başlığı altındaki 5. Maddesinin  1. fıkrasının (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde (d) bendinin eklenmesini arz ve  teklif ederiz.  (d) GDO'lu ürünlerin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri  ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması.  Vahap Seçer Ferit Mevlüt Aslanoğlu Şevket Köse  Mersin Malatya Adıyaman  Cevdet Erdöl Nevingaye Erbatur Kemalettin Aydın  Trabzon Adana Gümüşhane  Rasim Çakır Yılmaz Helvacıoğlu Metin Arifağaoğlu  Edime Siirt Artvin  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan 4 7 3 sıra sayılı Biyogüvenlik Yasa Tasarısının "Yasaklar" başlıklı 5 inci  maddesinin 1 inci fıkrasının "ç" bendinden sonra gelmek üzere yeni bent olarak aşağıdaki bentlerin  ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.  d- "Yetiştiricilik ve çoğaltım amaçlı her türlü üretim materyalinin ithalatı yasaktır"  e- Antibiyotiğe dirençlilik geni içeren materyalin ithalatı yasaktır."  Zeki Ertugay Mehmet Şandır Ahmet Orhan  Erzurum Mersin Manisa  Abdulkadir Akçan M. Akif Paksoy  Afyonkarahisar Kahramanmaraş  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz  Sayın Başkan.  OKTAY VURAL (İzmir) - Ahmet Orhan Bey.. .  BAŞKAN - Sayın Orhan, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)  AHMET ORHAN (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, özellikle  iki gündür don felaketine maruz kalmış olan Manisalı çiftçilere tekrar geçmiş olsun dileklerimi  ileterek başlamak istiyorum.  FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Ahmet Bey, Malatyalılar...  AHMET ORHAN (Devamla) - Evet, Malatyalı çiftçilere de geçmiş olsun dileklerimi bu  vesileyle iletiyorum.  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 6  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı biyogüvenlik kanununun 5'inci maddesi 1 'inci fıkrası üzerinde  verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu  vesileyle sizleri ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.  Bu kanun tasarısı Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanıp esas komisyon olarak Tarım,  Orman ve Köyişleri, tali komisyon olarak ise Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Avmpa  Birliği Uyum komisyonları tarafından ele alınmıştır. Ancak muhalefet partileri temsilcisi  milletvekillerinin muhalefet şerhlerine konu olmuştur.  Kanun tasarısının Sağlık Komisyonunda görüşülmesinin iki saatlik bir sürede tamamlandığı  anlaşılmaktadır. Bu, son derece tehlikeli bir durumdur. İnsan sağlığını doğrudan ilgilendirmesi  gereken, tüm dünyada "Frankenstein gıda" tanımlamalarına sebep olan GDO'lu ürünlerle ilgili  kuralların belirlendiği kanun tasarısının toplum sağlığı ve çevre açısından etraflıca ele alınması  beklenirdi.  Bilindiği gibi, bu konuda Türkiye'nin de imzaladığı Cartagena Protokolü "ihtiyatlılık" ilkesi, üç  yaşından küçük çocuklara ve bebeklere GDO'lu ürünlerin verilmesini yasaklıyor. Bebekler GDO'lu  gıdalardan korunurken anne ve babaların korunmasına gerek yok mudur?  Sayın milletvekilleri, bu vesileyle bu kanunda GDO'lu ürün ihtiva eden bebek mamalarının  ülkemize girişi mutlak surette engellenmeli. Aynca da kanunda bu dummun açıkça ifade edilmesi  faydalı olacaktır.  Tüm dünyada biyoteknoloji, özellikle tarım ürünleri üretiminde heyecan verici artışlar  sağlayacağı, açlığa çare olacağı değerlendirmelerine sebep olurken, şimdilerde, yarattığı tehditler  nedeniyle büyük korku ve kaygılara sebep olmaktadır.  Kanun tasansının Mecliste ele alınış biçimi itibanyla bile büyük yanlışlar içerdiği maalesef orta  yerdedir. Şüphesiz bu tehdidin en önemli nedeni, büyük uluslararası sermayenin sınır tanımaz, önüne  geçilmez kâr hırsıdır.  Dünyada daha yaygın olarak üretim ve tüketime konu olan GDO'lu tanm ürünleri dört ana  başlıkta görülmektedir. Bunlar mısır, soya, kanola ve pamuktur. Görüldüğü gibi, bugün itibanyla  yaygın GDO'lu ürünlerin hepsi aynı zamanda yağlı tohum ihtiva etmektedir. Bu konu ülkemiz için  son derece önemlidir. Kendimiz yağlı tohum ürünlerinin neredeyse tüm türlerini üretebilecek bir  potansiyele sahipken, yanlış politikalar nedeniyle yılda 3 milyar dolarlık yağ ithalatı yapmak  durumunda kalıyoruz. Bu Hükümet zihniyetiyle Türkiye'nin sürekli olarak borçlanmasının önüne  geçilmesi mümkün değildir.  Değerli milletvekilleri, dört ana başlıktan biri olan pamuk tarımının üzerinde ayrıca durmak  istiyomm. Pamuk, yarattığı yüksek katma değer, tekstil, yağ üretimi, yem üretimi gibi birçok sektörü  harekete geçirmesi nedeniyle son derece stratejik bir üründür. Tüm bunlara rağmen, ülkemiz içindeki  üretimi açısından önemini kaybetmeye devam etmektedir. Maalesef, her geçen yıl üretim miktarları  düşüyor. Yalnızca Ege Bölgesi'ndeki pamuk ekim alanlan yüzde 80 gerilemiştir. Manisa'nın  Saruhanlı ilçesinde 120 bin dönüm seviyesindeki ekim alanlan 2009 yılında 2 bin dönüm seviyesine  gerilemiştir, 2010 yılında ise belki hiç ekim yapılmayacak. 1 milyon tonun üzerindeki üretim 350 bin  ton seviyelerine gerilemiş, yıllar içinde 1 milyar 277 milyon dolar seviyesinde ithalat yapmak  d u r u m u n d a kalınmışür. Söz konusu ithalatın önemli bir kısmı ABD'den yapılmakta olup GDO'lu  olduğu ifade edilmektedir.  - 9 9 -
Sayfa 100 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0 O: 6  Görüşülmekte olan 473 sıra sayılı biyogüvenlik kanununun 5'inci maddesi 1 'inci fıkrası üzerinde  verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu  vesileyle sizleri ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.  Bu kanun tasarısı Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanıp esas komisyon olarak Tarım,  Orman ve Köyişleri, tali komisyon olarak ise Çevre, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve Avmpa  Birliği Uyum komisyonları tarafından ele alınmıştır. Ancak muhalefet partileri temsilcisi  milletvekillerinin muhalefet şerhlerine konu olmuştur.  Kanun tasarısının Sağlık Komisyonunda görüşülmesinin iki saatlik bir sürede tamamlandığı  anlaşılmaktadır. Bu, son derece tehlikeli bir durumdur. İnsan sağlığını doğrudan ilgilendirmesi  gereken, tüm dünyada "Frankenstein gıda" tanımlamalarına sebep olan GDO'lu ürünlerle ilgili  kuralların belirlendiği kanun tasarısının toplum sağlığı ve çevre açısından etraflıca ele alınması  beklenirdi.  Bilindiği gibi, bu konuda Türkiye'nin de imzaladığı Cartagena Protokolü "ihtiyatlılık" ilkesi, üç  yaşından küçük çocuklara ve bebeklere GDO'lu ürünlerin verilmesini yasaklıyor. Bebekler GDO'lu  gıdalardan korunurken anne ve babaların korunmasına gerek yok mudur?  Sayın milletvekilleri, bu vesileyle bu kanunda GDO'lu ürün ihtiva eden bebek mamalarının  ülkemize girişi mutlak surette engellenmeli. Aynca da kanunda bu dummun açıkça ifade edilmesi  faydalı olacaktır.  Tüm dünyada biyoteknoloji, özellikle tarım ürünleri üretiminde heyecan verici artışlar  sağlayacağı, açlığa çare olacağı değerlendirmelerine sebep olurken, şimdilerde, yarattığı tehditler  nedeniyle büyük korku ve kaygılara sebep olmaktadır.  Kanun tasansının Mecliste ele alınış biçimi itibanyla bile büyük yanlışlar içerdiği maalesef orta  yerdedir. Şüphesiz bu tehdidin en önemli nedeni, büyük uluslararası sermayenin sınır tanımaz, önüne  geçilmez kâr hırsıdır.  Dünyada daha yaygın olarak üretim ve tüketime konu olan GDO'lu tanm ürünleri dört ana  başlıkta görülmektedir. Bunlar mısır, soya, kanola ve pamuktur. Görüldüğü gibi, bugün itibanyla  yaygın GDO'lu ürünlerin hepsi aynı zamanda yağlı tohum ihtiva etmektedir. Bu konu ülkemiz için  son derece önemlidir. Kendimiz yağlı tohum ürünlerinin neredeyse tüm türlerini üretebilecek bir  potansiyele sahipken, yanlış politikalar nedeniyle yılda 3 milyar dolarlık yağ ithalatı yapmak  durumunda kalıyoruz. Bu Hükümet zihniyetiyle Türkiye'nin sürekli olarak borçlanmasının önüne  geçilmesi mümkün değildir.  Değerli milletvekilleri, dört ana başlıktan biri olan pamuk tarımının üzerinde ayrıca durmak  istiyomm. Pamuk, yarattığı yüksek katma değer, tekstil, yağ üretimi, yem üretimi gibi birçok sektörü  harekete geçirmesi nedeniyle son derece stratejik bir üründür. Tüm bunlara rağmen, ülkemiz içindeki  üretimi açısından önemini kaybetmeye devam etmektedir. Maalesef, her geçen yıl üretim miktarları  düşüyor. Yalnızca Ege Bölgesi'ndeki pamuk ekim alanlan yüzde 80 gerilemiştir. Manisa'nın  Saruhanlı ilçesinde 120 bin dönüm seviyesindeki ekim alanlan 2009 yılında 2 bin dönüm seviyesine  gerilemiştir, 2010 yılında ise belki hiç ekim yapılmayacak. 1 milyon tonun üzerindeki üretim 350 bin  ton seviyelerine gerilemiş, yıllar içinde 1 milyar 277 milyon dolar seviyesinde ithalat yapmak  d u r u m u n d a kalınmışür. Söz konusu ithalatın önemli bir kısmı ABD'den yapılmakta olup GDO'lu  olduğu ifade edilmektedir.  - 9 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 O: 6  Bu tasanyı gömştüğümüz tarih itibarıyla çiftçiler hangi tanm ürününü ekeceğine karar verecektir,  belki de tarımsal girdilerin fıyatlanndaki yükseklik nedeniyle üretmekten vazgeçecektir. Enflasyonun  ikili rakamlarla ifade edildiği günümüzde aynı miktardaki destek primleriyle başta pamuk olmak  üzere tarımsal üretime devam edilmesi mümkün değildir. AKP Hükümetini pamuk destekleme  primlerini yeterli seviyelere getirmesi konusunda ikaz ediyorum, aksi takdirde dünyanın en kaliteli  pamuklarının başında yer alan Ege pamuğu, Türk pamuğu tarihe karışacak ve Türk çiftçisi sizleri  hayırla yâd etmeyecektir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  AHMET ORHAN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Diğer üretici ülkelerde olduğu gibi tarımsal girdi alanında da çiftçiler desteklenmeli, gemi  sahipleri gibi ucuz mazot, gübre temin etmesi sağlanmalıdır. Çiftçimiz fırsatçılann, karaborsacının  ve tefecinin eline bırakılmamalıdır.  Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Orhan.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  Diğer önergeyi okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Yasaklar başlığı altındaki 5. maddesine 1.  fıkrasının (ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde (d) bendinin eklenmesini arz ve teklif  ederiz.  Cevdet Erdöl (Trabzon) ve arkadaşları  (d) GDO ve ürünlerinin bebek mamalan ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam  formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması,  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz Sayın  Başkan.  BAŞKAN - Sayın Erbatur, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)  NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte  olduğumuz kanun gerçekten çok önemli, herkesi yakından ilgilendiriyor. Çünkü bu GDO'lu ürünler  konusu kamuoyunda büyük bir endişe kaynağı. İnsanlar kendileri için, yakınları için, çocukları için  GDO'lu ürün kullanmak istememekte ve GDO'lu ürünler konusundaki belirsizliğin giderilmesini  istemektedir. Dolayısıyla, bugün burada konuştuğumuz kanun, kamuoyunda umuyorum yeterli bir  yankı bulacaktır.  - 1 0 0 -
Sayfa 101 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 .2010 O: 6  Bu tasanyı gömştüğümüz tarih itibarıyla çiftçiler hangi tanm ürününü ekeceğine karar verecektir,  belki de tarımsal girdilerin fıyatlanndaki yükseklik nedeniyle üretmekten vazgeçecektir. Enflasyonun  ikili rakamlarla ifade edildiği günümüzde aynı miktardaki destek primleriyle başta pamuk olmak  üzere tarımsal üretime devam edilmesi mümkün değildir. AKP Hükümetini pamuk destekleme  primlerini yeterli seviyelere getirmesi konusunda ikaz ediyorum, aksi takdirde dünyanın en kaliteli  pamuklarının başında yer alan Ege pamuğu, Türk pamuğu tarihe karışacak ve Türk çiftçisi sizleri  hayırla yâd etmeyecektir.  (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.  AHMET ORHAN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.  Diğer üretici ülkelerde olduğu gibi tarımsal girdi alanında da çiftçiler desteklenmeli, gemi  sahipleri gibi ucuz mazot, gübre temin etmesi sağlanmalıdır. Çiftçimiz fırsatçılann, karaborsacının  ve tefecinin eline bırakılmamalıdır.  Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP  sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Orhan.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul  edilmemiştir.  Diğer önergeyi okutuyomm:  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına  Görüşülmekte olan Biyogüvenlik Kanun Tasarısının Yasaklar başlığı altındaki 5. maddesine 1.  fıkrasının (ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki şekilde (d) bendinin eklenmesini arz ve teklif  ederiz.  Cevdet Erdöl (Trabzon) ve arkadaşları  (d) GDO ve ürünlerinin bebek mamalan ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam  formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması,  BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN  (Adıyaman) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.  BAŞKAN - Hükümet?  TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz Sayın  Başkan.  BAŞKAN - Sayın Erbatur, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)  NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte  olduğumuz kanun gerçekten çok önemli, herkesi yakından ilgilendiriyor. Çünkü bu GDO'lu ürünler  konusu kamuoyunda büyük bir endişe kaynağı. İnsanlar kendileri için, yakınları için, çocukları için  GDO'lu ürün kullanmak istememekte ve GDO'lu ürünler konusundaki belirsizliğin giderilmesini  istemektedir. Dolayısıyla, bugün burada konuştuğumuz kanun, kamuoyunda umuyorum yeterli bir  yankı bulacaktır.  - 1 0 0 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010 O: 6  Üzerinde konuştuğumuz Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın 5'inci maddesinin 1 'inci fıkrasında  bir değişiklik talebimiz var. Özellikle çocuk mamalarında, çocuk formüllerinde, devam mamalarında  ve ek besinlerinde GDO'lu ürünlerin kullanılmaması yönünde bir talebimiz var. Buna hem Hükümet  hem Komisyon katıldı; teşekkür ediyorum. Çünkü, ülkemizde ve dünyada bu GDO'lu ürünlerin  bebek mamalarında, formüllerinde kullanımıyla ilgili yeterli bilimsel araştırma yapılmamış olup ne  tür etkilerinin olacağı da henüz araştırılmamıştır. Özellikle kullanılmaları durumunda, bu yaş  grubunda ileriye yönelik uzun erimlerde, yıllar içinde ne gibi patolojilerin ortaya çıkabileceği  konusunda yapılan araştırmalar da son derece yetersizdir. Yani, bu hususlar tam olarak  bilinmemektedir. O nedenle, bu konuda daha çok araştırma yapılması gerekir. Bu konuda yapılacak  araştırmaların da önü açılmalıdır. Böylece, şimdi, bunun, buradaki GDO'lu ürünlerin yasaklanmasıyla  bilinmeyeni ortadan kaldıracak ama önümüzdeki süreç içinde çeşitli araştırmaların yapılmasını  sağlayabileceğiz. O nedenle, ben bu önergenin kabul edilmesini istiyor, yüce heyeti saygıyla  selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erbatur.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.  Kabul edilmiş bu önerge doğrultusunda 5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna geldiğimiz için, kanun tasarı ve teklifleriyle  komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 18 Mart 2010 Perşembe günü, alınan karar  gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.  Kapanma Saati: 20.01  •  - 1 0 1 -
Sayfa 102 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010 O: 6  Üzerinde konuştuğumuz Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı'nın 5'inci maddesinin 1 'inci fıkrasında  bir değişiklik talebimiz var. Özellikle çocuk mamalarında, çocuk formüllerinde, devam mamalarında  ve ek besinlerinde GDO'lu ürünlerin kullanılmaması yönünde bir talebimiz var. Buna hem Hükümet  hem Komisyon katıldı; teşekkür ediyorum. Çünkü, ülkemizde ve dünyada bu GDO'lu ürünlerin  bebek mamalarında, formüllerinde kullanımıyla ilgili yeterli bilimsel araştırma yapılmamış olup ne  tür etkilerinin olacağı da henüz araştırılmamıştır. Özellikle kullanılmaları durumunda, bu yaş  grubunda ileriye yönelik uzun erimlerde, yıllar içinde ne gibi patolojilerin ortaya çıkabileceği  konusunda yapılan araştırmalar da son derece yetersizdir. Yani, bu hususlar tam olarak  bilinmemektedir. O nedenle, bu konuda daha çok araştırma yapılması gerekir. Bu konuda yapılacak  araştırmaların da önü açılmalıdır. Böylece, şimdi, bunun, buradaki GDO'lu ürünlerin yasaklanmasıyla  bilinmeyeni ortadan kaldıracak ama önümüzdeki süreç içinde çeşitli araştırmaların yapılmasını  sağlayabileceğiz. O nedenle, ben bu önergenin kabul edilmesini istiyor, yüce heyeti saygıyla  selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)  BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Erbatur.  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.  Kabul edilmiş bu önerge doğrultusunda 5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.  Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin sonuna geldiğimiz için, kanun tasarı ve teklifleriyle  komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 18 Mart 2010 Perşembe günü, alınan karar  gereğince saat 13.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.  Kapanma Saati: 20.01  •  - 1 0 1 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI  /.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin, Yargıtayda boş bulunan üyeliklere seçim  yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11691)  Aşağıda belirtilen sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı  olarak yanıtlanması hususunda gereğini arz ederim.  S 1 : Yasal sebepler sonucu Yargıtay'da 33 üyelik boşalmıştır. Yasanın ilgili hükmü gereği  Yargıtay'da en az 10 üyelik boşaldığında zorunlu olarak seçim yapılması gerekmektedir. Bu  yasal zorunluluk hangi tarihte ortaya çıkmıştır ?  S 2 : Böyle bir yasal zorunluluğa rağmen Yargıtay'a üye seçiminin geciktirilmesinin sebebi  veya sebepleri nelerdir?  S 3 : Üye seçimlerinin ertelenmesi yargıda kadrolaşmak amacıyla iktidar tarafından bir  pazarlık aracı olarak mı kullanılmaktadır?  S 4 : Yargıtay üyeliklerinin boş tutularak Yargıtay dairelerinin iş yükü altında dosyaları  müzakere edememesi mi amaçlanmaktadır? Bu tür olay yargıya olan güvenin zedelenmesine  neden olmaz mı?  S 5 : Yargıtay Başkanının açıklamasına göre Yargıtay'da iş yoğunluğu nedeniyle 800 bin  dosya 2010 yılına devredilmiştir. Yargıtay'da yargıç eksikliği nedeniyle pek çok dosya,  süresinde incelenememesi sonucu zaman aşımına uğramaktadır. Bu durum ise pek çok kişinin  hak kaybına, pek çok kişinin de ödüllendirilmesine neden olmaktadır. Bu tür adaletsizliğin  doğmasında seçimin geciktirilmesi etkili olmuş mudur? Bunda Adalet Bakanı olarak  sorumluluğunuz var mıdır?  S 6 : Yargıtay'ın daha verimli ve hızlı çalışabilmesi, tam bağımsız bir yargı sisteminin hayata  geçirilmesi için Bakanlığınızca bir çalışma yürütülmekte midir?  S 7 : Hızla artan dosya sayısına karşın hakim, personel sayısında iyileştirme ve fiziki şartlarda  düzeltme yapılması planlanmakta mıdır? Planlanıyor ise zamanı belli midir?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞINA  Saygılarımla.  Halil ÜNLÜTEPE  Afyonkarahisar Milletvekili  - 1 0 2 -
Sayfa 103 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI  /.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin, Yargıtayda boş bulunan üyeliklere seçim  yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11691)  Aşağıda belirtilen sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı  olarak yanıtlanması hususunda gereğini arz ederim.  S 1 : Yasal sebepler sonucu Yargıtay'da 33 üyelik boşalmıştır. Yasanın ilgili hükmü gereği  Yargıtay'da en az 10 üyelik boşaldığında zorunlu olarak seçim yapılması gerekmektedir. Bu  yasal zorunluluk hangi tarihte ortaya çıkmıştır ?  S 2 : Böyle bir yasal zorunluluğa rağmen Yargıtay'a üye seçiminin geciktirilmesinin sebebi  veya sebepleri nelerdir?  S 3 : Üye seçimlerinin ertelenmesi yargıda kadrolaşmak amacıyla iktidar tarafından bir  pazarlık aracı olarak mı kullanılmaktadır?  S 4 : Yargıtay üyeliklerinin boş tutularak Yargıtay dairelerinin iş yükü altında dosyaları  müzakere edememesi mi amaçlanmaktadır? Bu tür olay yargıya olan güvenin zedelenmesine  neden olmaz mı?  S 5 : Yargıtay Başkanının açıklamasına göre Yargıtay'da iş yoğunluğu nedeniyle 800 bin  dosya 2010 yılına devredilmiştir. Yargıtay'da yargıç eksikliği nedeniyle pek çok dosya,  süresinde incelenememesi sonucu zaman aşımına uğramaktadır. Bu durum ise pek çok kişinin  hak kaybına, pek çok kişinin de ödüllendirilmesine neden olmaktadır. Bu tür adaletsizliğin  doğmasında seçimin geciktirilmesi etkili olmuş mudur? Bunda Adalet Bakanı olarak  sorumluluğunuz var mıdır?  S 6 : Yargıtay'ın daha verimli ve hızlı çalışabilmesi, tam bağımsız bir yargı sisteminin hayata  geçirilmesi için Bakanlığınızca bir çalışma yürütülmekte midir?  S 7 : Hızla artan dosya sayısına karşın hakim, personel sayısında iyileştirme ve fiziki şartlarda  düzeltme yapılması planlanmakta mıdır? Planlanıyor ise zamanı belli midir?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞINA  Saygılarımla.  Halil ÜNLÜTEPE  Afyonkarahisar Milletvekili  - 1 0 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/412/914 i*.tf./2010  Konu : Yazılı soru önergesi  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 18/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18741 sayılı yazı,  b) 03/02/2010 tarihli ve 217/491 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması islenilen 7/11691 Esas No.lu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK:  Soru önergesi cevabı  - 1 0 3 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü
Sayfa 104 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/412/914 i*.tf./2010  Konu : Yazılı soru önergesi  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 18/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18741 sayılı yazı,  b) 03/02/2010 tarihli ve 217/491 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması islenilen 7/11691 Esas No.lu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK:  Soru önergesi cevabı  - 1 0 3 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayın Halil UNLÜTEPE  Afyonkarahisar Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11691 Esas No.lu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- Soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalar içeren ve  Bakanlığımızın internet sitesinde de yayımlanan 08/01/2010 tarihli ve 2 sayılı Basın  Açıklamamızda;  "Bazı yayın organlarında çıkan Yargıtay üyelerinin seçimiyle ilgili Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu'nda kriz olduğu, Bakanlığın seçimi yaptırmadığı şeklindeki haberler sebebiyle  açıklama yapılması gerekmiştir.  Yargıtay Birinci Başkanlığınca, Yargıtay üyeliğindeki boşalmalar Bakanlığımıza  bildirildikçe konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bilgisine sunulmuş, Yüksek Kurul  üyelerinin adaylarla ilgili inceleme yapacağını bildirmeleri üzerine de Kurul üyelerinin  çalışmalarının sonuçlanması beklenilmiştir.  Bireysel incelemelerinin tamamlandığını 27 Aralık 2009 Pazar günü bildiren Kurul üyeleri  bu tarihten itibaren heyet olarak müzakerelere başlanılmasını talep etmişlerdir.  Bakanlığımızın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine isim dayatması veya 11  kişilik kontenjan talebi haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.  Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Anayasamızın 159'uncu maddesine göre  Kurulun 7 asıl üyesi arasındadır. Her Kurul üyesi gibi onların da görüşlerini Kurulla  paylaşmalarından daha doğal bir şey olamayacağı açıktır.  Ayrıca 2 Ocak 2010 tarihinde bir Kurul asıl üyesinin yurtdışı seyahatine çıkması sebebiyle  Kurul üyeleri yurtdışında bulunan üyenin dönüşüne kadar çalışmalara ara verilmesini istemişlerdir.  Çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi için gereken özen ve çaba gösterilmektedir.  Kamuoyuna saygı ile duyurulur.",  ifadelerine yer verilmiştir.  II- Bakanlığımız kayıtlarının incelenmesinden, Basın Açıklamasında bahsi geçen Kurul  asil üyesi yurtdışından döndükten sonra Kurul'un 18/01/2010 tarihli ve 55 sayılı Kararıyla  Yargıtay'da boş bulunan otuzdört üyelik için seçim yapıldığı anlaşılmıştır.  III- A- Bakanlığımız kayıtlarının incelenmesinden, Bakanlığımızca 2003 yılından itibaren  adalet hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin artırılması için önemli çalışmalar gerçekleştirildiği; bu  çalışmalarla mevzuatın yenilendiği; adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî  şartlanndaki sorunlann büyük oranda çözüldüğü; adliyelerin personel ihtiyacının giderildiği;  birçok alanda eğitim çalışması düzenlendiği; adliyelerin bilişim teknolojisiyle donatıldığı; bu ve  buna benzer çalışmalarla adalet sisteminin yıllardır ifade edilen sorunlarının büyük oranda  giderilmesinin sağlandığı;  Bu dönemde ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Hizmet Binasının tamamlandığı; Danıştayın  Hizmet Binasının temel atma töreni gerçekleştirildiği; Yargıtaya Hizmet Binası için arsa tahsisi  yapıldığı.  Anlaşılmıştır.  - 1 0 4 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı :B.03.0.KGM.0.OO.OO.05/41O/912 |#0/2O1O  Konu : Yazılı soru önergesi
Sayfa 105 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayın Halil UNLÜTEPE  Afyonkarahisar Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11691 Esas No.lu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- Soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalar içeren ve  Bakanlığımızın internet sitesinde de yayımlanan 08/01/2010 tarihli ve 2 sayılı Basın  Açıklamamızda;  "Bazı yayın organlarında çıkan Yargıtay üyelerinin seçimiyle ilgili Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu'nda kriz olduğu, Bakanlığın seçimi yaptırmadığı şeklindeki haberler sebebiyle  açıklama yapılması gerekmiştir.  Yargıtay Birinci Başkanlığınca, Yargıtay üyeliğindeki boşalmalar Bakanlığımıza  bildirildikçe konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bilgisine sunulmuş, Yüksek Kurul  üyelerinin adaylarla ilgili inceleme yapacağını bildirmeleri üzerine de Kurul üyelerinin  çalışmalarının sonuçlanması beklenilmiştir.  Bireysel incelemelerinin tamamlandığını 27 Aralık 2009 Pazar günü bildiren Kurul üyeleri  bu tarihten itibaren heyet olarak müzakerelere başlanılmasını talep etmişlerdir.  Bakanlığımızın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine isim dayatması veya 11  kişilik kontenjan talebi haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.  Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Anayasamızın 159'uncu maddesine göre  Kurulun 7 asıl üyesi arasındadır. Her Kurul üyesi gibi onların da görüşlerini Kurulla  paylaşmalarından daha doğal bir şey olamayacağı açıktır.  Ayrıca 2 Ocak 2010 tarihinde bir Kurul asıl üyesinin yurtdışı seyahatine çıkması sebebiyle  Kurul üyeleri yurtdışında bulunan üyenin dönüşüne kadar çalışmalara ara verilmesini istemişlerdir.  Çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi için gereken özen ve çaba gösterilmektedir.  Kamuoyuna saygı ile duyurulur.",  ifadelerine yer verilmiştir.  II- Bakanlığımız kayıtlarının incelenmesinden, Basın Açıklamasında bahsi geçen Kurul  asil üyesi yurtdışından döndükten sonra Kurul'un 18/01/2010 tarihli ve 55 sayılı Kararıyla  Yargıtay'da boş bulunan otuzdört üyelik için seçim yapıldığı anlaşılmıştır.  III- A- Bakanlığımız kayıtlarının incelenmesinden, Bakanlığımızca 2003 yılından itibaren  adalet hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin artırılması için önemli çalışmalar gerçekleştirildiği; bu  çalışmalarla mevzuatın yenilendiği; adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî  şartlanndaki sorunlann büyük oranda çözüldüğü; adliyelerin personel ihtiyacının giderildiği;  birçok alanda eğitim çalışması düzenlendiği; adliyelerin bilişim teknolojisiyle donatıldığı; bu ve  buna benzer çalışmalarla adalet sisteminin yıllardır ifade edilen sorunlarının büyük oranda  giderilmesinin sağlandığı;  Bu dönemde ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Hizmet Binasının tamamlandığı; Danıştayın  Hizmet Binasının temel atma töreni gerçekleştirildiği; Yargıtaya Hizmet Binası için arsa tahsisi  yapıldığı.  Anlaşılmıştır.  - 1 0 4 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı :B.03.0.KGM.0.OO.OO.05/41O/912 |#0/2O1O  Konu : Yazılı soru önergesi  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  B- Yargı Reformu Stratejisinin "Giriş" Bölümünde de belirtildiği üzere;  Ülkemiz, XXI inci Yüzyıla, hukuk alanında büyük reformları gerçekleştirerek hızlı bir  giriş yapmıştır. Avrupa Birliğine üyelik sürecinin hızlandırıcı etkisi yanında, demokratik toplum  düzeninin gerektirdiği çağdaş açılımların gerçekleştirilmesi ihtiyacı da yapılan hukuk reformunun  en önemli belirleyici nedeni olmuştur.  1999 yılının Aralık ayında yapılan Avrupa Birliği Helsinki Zirvesinde, Avrupa Birliği  devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin, diğer aday ülkelere uygulanan kıstasları yerine  getirmesi şartıyla Avrupa Birliğinin tam üye adayı olduğunu kabul ve ilân etmişlerdir. Buna bağlı  olarak, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için, Türkiye'nin önüne,  Kopenhag Siyasî Kriterlerini yerine getirmesini, bir başka deyişle "demokrasi, hukukun üstünlüğü  ve insan haklarını teminat altına alan kurumların iyi işletilmesi ve azınlıklara saygı gösterilerek  korunmasrnı sağlamak amacıyla alınması gereken tedbirler konulmuştur.  Türkiye, 1923 yılında ilân edilen Cumhuriyetle birlikte yüzünü tamamen Batı'ya çevirmiş  ve Avrupa Birliği üyeliği yolunda gelinen noktada, Avrupa Birliği değerlerini tam olarak  benimseme ve içselleştirme açısından kararlılığını göstermiştir. Kopenhag Siyasî Kriterlerinin  yerine getirilmesi amacıyla atılan adımlar 2004 yılı sonunda meyvesini vermiş ve 17 Aralık 2004  tarihinde Brüksel'de gerçekleştirilen Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiye ile Avrupa Birliğine  katılım müzakerelerine başlanması kararlaştırılmıştır. Buna bağlı olarak, 3 Ekim 2005 tarihinde  Avrupa Birliğinin otuzbeş müktesebat faslı çerçevesinde fiilen katılım müzakerelerine  başlanmıştır.  Hırvatistan ve Türkiye ile eşzamanlı olarak yürütülen tam üyelik müzakere çalışmaları, ilk  olarak Avrupa Birliği ve Türkiye'nin mevzuatlarının karşılıklı taranması suretiyle gerçekleştirilmiş  ve Türkiye'nin mevcut mevzuatının Avrupa Birliğine uyum derecesi tespit edilmeye çalışılmıştır.  Bu bağlamda, özellikle Kopenhag Siyasî Kriterlerinin üyelik müzakerelerinin devam ettiği süreçte  de gözlemlenebilmesi amacıyla, Hırvatistan ve Türkiye ile 23 üncü Fasıl kapsamında "Yargı ve  Temel Haklar" başlığı altında da mevzuat tarama toplantıları düzenlenmiştir. Bu Faslın "tarama  sonu raporu" Avrupa Birliği Komisyonu tarafından kabul edilerek üye ülkelere onay için  sunulmuş, ancak onay süreci henüz tamamlanmamıştır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği  yetkililerince Türkiye'nin yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve etkililiğinin güçlendirilmesine  yönelik bir "Yargı Reformu Stratejisi'ni Komisyona sunması gereği önemle dile getirilmiştir.  Türkiye'de yargı alanında son yıllarda yasal ve uygulamaya dönük çok önemli çalışmalar  gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar bir plâna dayanmaktan ziyade büyük ölçüde acil ihtiyaç duyulan  alanlardaki eksikliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik olmuştur. Bu nedenle, gelecekte yargı  alanında yapılması düşünülen reform çalışmalarının belli bir plân çerçevesinde ve öngörülebilirlik  ilkesine göre gerçekleştirilmesi gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, 2007-2013 dönemlerini  kapsayan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28/6/2006 tarihli ve 877 sayılı Kararı ile kabul  edilen Dokuzuncu Kalkınma Plânı önemli bir belge olma özelliği taşımaktadır. Türkiye'nin yedi  yıllık kalkınma stratejisinin belirlendiği bu Plân, Avrupa Birliğine tam üyelik süreci ile de bir  paralellik göstermektedir. Söz konusu Plânın 5.6.5. numaralı "Adalet Sisteminin İyileştirilmesi"  başlığı altında Türk Adalet Sisteminde son yıllarda sağlanan gelişmelere yer verildikten sonra, bu  alandaki eksiklikler tespit edilmiş ve çağdaş bir yargı sisteminin gerekleri vurgulanmıştır.  Dokuzuncu Kalkınma Plânı hazırlık çalışmaları çerçevesinde üniversitelerden, yargı  kuruluşlanndan, sivil toplum örgütlerinden ve Bakanlığımızdan davet edilen katılımcılardan  oluşturulan "Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu" da hazırladığı raporla, Türk yargısının  sağlıklı ve çağdaş bir biçimde işlemesine yönelik atılması gereken somut adımları belirlemiştir.  Yargı sisteminin bağımsız, tarafsız ve etkili bir biçimde işletilmesi konusuna 60 ıncı  Hükümet Programında da önemli bir yer verilmiştir. Bu bağlamda, bağımsız ve tarafsız yargının  adaleti sağlamanın ön şartı olduğu, adalet ve yargı reformu alanındaki çalışmaların kararlılıkla  sürdürüleceği; uyuşmazlıkların hızlı, basit, az giderle ve etkin şekilde çözümlenmesini sağlamak ve  böylece iş yükünü azaltmak amacıyla özellikle, hukukî uyuşmazlıklarda alternatif çözüm yollarını  - 1 0 5 -
Sayfa 106 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  B- Yargı Reformu Stratejisinin "Giriş" Bölümünde de belirtildiği üzere;  Ülkemiz, XXI inci Yüzyıla, hukuk alanında büyük reformları gerçekleştirerek hızlı bir  giriş yapmıştır. Avrupa Birliğine üyelik sürecinin hızlandırıcı etkisi yanında, demokratik toplum  düzeninin gerektirdiği çağdaş açılımların gerçekleştirilmesi ihtiyacı da yapılan hukuk reformunun  en önemli belirleyici nedeni olmuştur.  1999 yılının Aralık ayında yapılan Avrupa Birliği Helsinki Zirvesinde, Avrupa Birliği  devlet ve hükümet başkanları, Türkiye'nin, diğer aday ülkelere uygulanan kıstasları yerine  getirmesi şartıyla Avrupa Birliğinin tam üye adayı olduğunu kabul ve ilân etmişlerdir. Buna bağlı  olarak, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için, Türkiye'nin önüne,  Kopenhag Siyasî Kriterlerini yerine getirmesini, bir başka deyişle "demokrasi, hukukun üstünlüğü  ve insan haklarını teminat altına alan kurumların iyi işletilmesi ve azınlıklara saygı gösterilerek  korunmasrnı sağlamak amacıyla alınması gereken tedbirler konulmuştur.  Türkiye, 1923 yılında ilân edilen Cumhuriyetle birlikte yüzünü tamamen Batı'ya çevirmiş  ve Avrupa Birliği üyeliği yolunda gelinen noktada, Avrupa Birliği değerlerini tam olarak  benimseme ve içselleştirme açısından kararlılığını göstermiştir. Kopenhag Siyasî Kriterlerinin  yerine getirilmesi amacıyla atılan adımlar 2004 yılı sonunda meyvesini vermiş ve 17 Aralık 2004  tarihinde Brüksel'de gerçekleştirilen Avrupa Birliği Zirvesinde Türkiye ile Avrupa Birliğine  katılım müzakerelerine başlanması kararlaştırılmıştır. Buna bağlı olarak, 3 Ekim 2005 tarihinde  Avrupa Birliğinin otuzbeş müktesebat faslı çerçevesinde fiilen katılım müzakerelerine  başlanmıştır.  Hırvatistan ve Türkiye ile eşzamanlı olarak yürütülen tam üyelik müzakere çalışmaları, ilk  olarak Avrupa Birliği ve Türkiye'nin mevzuatlarının karşılıklı taranması suretiyle gerçekleştirilmiş  ve Türkiye'nin mevcut mevzuatının Avrupa Birliğine uyum derecesi tespit edilmeye çalışılmıştır.  Bu bağlamda, özellikle Kopenhag Siyasî Kriterlerinin üyelik müzakerelerinin devam ettiği süreçte  de gözlemlenebilmesi amacıyla, Hırvatistan ve Türkiye ile 23 üncü Fasıl kapsamında "Yargı ve  Temel Haklar" başlığı altında da mevzuat tarama toplantıları düzenlenmiştir. Bu Faslın "tarama  sonu raporu" Avrupa Birliği Komisyonu tarafından kabul edilerek üye ülkelere onay için  sunulmuş, ancak onay süreci henüz tamamlanmamıştır. Bununla birlikte, Avrupa Birliği  yetkililerince Türkiye'nin yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve etkililiğinin güçlendirilmesine  yönelik bir "Yargı Reformu Stratejisi'ni Komisyona sunması gereği önemle dile getirilmiştir.  Türkiye'de yargı alanında son yıllarda yasal ve uygulamaya dönük çok önemli çalışmalar  gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar bir plâna dayanmaktan ziyade büyük ölçüde acil ihtiyaç duyulan  alanlardaki eksikliklerin ortadan kaldırılmasına yönelik olmuştur. Bu nedenle, gelecekte yargı  alanında yapılması düşünülen reform çalışmalarının belli bir plân çerçevesinde ve öngörülebilirlik  ilkesine göre gerçekleştirilmesi gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, 2007-2013 dönemlerini  kapsayan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28/6/2006 tarihli ve 877 sayılı Kararı ile kabul  edilen Dokuzuncu Kalkınma Plânı önemli bir belge olma özelliği taşımaktadır. Türkiye'nin yedi  yıllık kalkınma stratejisinin belirlendiği bu Plân, Avrupa Birliğine tam üyelik süreci ile de bir  paralellik göstermektedir. Söz konusu Plânın 5.6.5. numaralı "Adalet Sisteminin İyileştirilmesi"  başlığı altında Türk Adalet Sisteminde son yıllarda sağlanan gelişmelere yer verildikten sonra, bu  alandaki eksiklikler tespit edilmiş ve çağdaş bir yargı sisteminin gerekleri vurgulanmıştır.  Dokuzuncu Kalkınma Plânı hazırlık çalışmaları çerçevesinde üniversitelerden, yargı  kuruluşlanndan, sivil toplum örgütlerinden ve Bakanlığımızdan davet edilen katılımcılardan  oluşturulan "Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu" da hazırladığı raporla, Türk yargısının  sağlıklı ve çağdaş bir biçimde işlemesine yönelik atılması gereken somut adımları belirlemiştir.  Yargı sisteminin bağımsız, tarafsız ve etkili bir biçimde işletilmesi konusuna 60 ıncı  Hükümet Programında da önemli bir yer verilmiştir. Bu bağlamda, bağımsız ve tarafsız yargının  adaleti sağlamanın ön şartı olduğu, adalet ve yargı reformu alanındaki çalışmaların kararlılıkla  sürdürüleceği; uyuşmazlıkların hızlı, basit, az giderle ve etkin şekilde çözümlenmesini sağlamak ve  böylece iş yükünü azaltmak amacıyla özellikle, hukukî uyuşmazlıklarda alternatif çözüm yollarını  - 1 0 5 - TBMM B: 74 17.3 .2010  öngören yasal düzenlemeler yapılacağı, mevcut Hükümet tarafından ilân edilmiştir. Bunun  yanında, Avrupa Birliği standartlarına ulaşmak için gerekli mevzuat çalışmalarıyla adli ve idarî  kapasitenin güçlendirilmesi yolunda çalışmalara devam edileceği hususunda da Hükümet  programında taahhütlere yer verilmiştir.  Dokuzuncu Kalkınma Plânı ve Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Raporunda  öngörüldüğü sekliyle, Türkiye'nin Avmpa Birliğine katılım sürecindeki taahhütleri göz önünde  bulundurularak, Bakanlığımız tarafından 2008-2013 yıllarını kapsayacak bir "Yargı Reformu  Stratejisi" taslağı hazırlamak üzere bir Komisyon ihdas edilmiştir. Bu Komisyona Bakanlığımız  Strateji Geliştirme Başkanlığının yanı sıra birçok birimden yetkililer katılmıştır. Söz konusu strateji  taslağı hazırlanırken, öncelikle Türk yargısının, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dayalı  olarak bağımsızlık, tarafsızlık ve etkililiğinin sağlaması gibi amaçlar belirlenmiş, daha sonra bu  amaçların gerçekleştirilmesine hizmet edecek hedefler tek tek tespit edilmiştir.  Yargı Reformu Stratejisi Taslağı aşağıda belirtilen on amaç altında oluşturulmuştur:  1. Yargı Bağımsızlığının Güçlendirilmesi  2. Yargının Tarafsızlığının Geliştirilmesi  3. Yargının Verimliliği ve Etkililiğinin Artırılması  4. Yargıda Meslekî Yetkinliğin Artırılması  5. Yargı Örgütü Yönetim Sisteminin Geliştirilmesi  6. Yargıya Güvenin Artırılması  7. Adalete Erişimin Kolaylaştırılması  8. Uyuşmazlıkları Önleyici Nitelikteki Tedbirlerin Etkin Hale Getirilmesi ve Alternatif  Çözüm Yolları Geliştirilmesi  9. Ceza İnfaz Sisteminin Geliştirilmesi  10. Ülkemizin İhtiyaçları ve Avmpa Birliği Müktesebatına Uyum Sürecinin Gerektirdiği  Mevzuat Çalışmalarına Devam Edilmesi.  Taslağın hazırlanması sırasında ulusal kaynaklar yanında, Türkiye'nin taraf olduğu  uluslararası sözleşmeler ve Avrupa Birliğinin bu alandaki müktesebatı da dikkate alınmıştır. Bu  çerçevede aşağıda yer alan belgelerden taslağın hazırlanması sırasında önemli ölçüde  yararlanılmıştır:  1. Dokuzuncu Kalkınma Plânı (Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Raporu dâhil),  2. Ulusal Program,  3. 60 inci Hükümet Programı,  4. Katılım Ortaklığı Belgesi (26 Şubat 2008),  5. Avmpa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avmpa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları,  6. Avmpa Konseyi tavsiye kararlan,  7. 23 üncü Fasıl tarama toplantılarına ilişkin belgeler,  8. Birleşmiş Milletler, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri (2003/43 sayılı),  9. Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığının Temel İlkeleri,  10. Hâkimlerin Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Uye Devlet  Bakanlar Komitesi Tavsiye Karan (R(94)12),  11. Avmpa Birliği Komisyonunca Türkiye hakkında hazırlanan ilerleme raporları,  12. Avmpa Birliği Komisyonu uzmanlarınca Türk Yargısı hakkında hazırlanan istişari  ziyaret raporları,  13. Bakanlığımızın 2007-2012 yıllarını kapsayan Eylem Plânı.  Yargı Reformu Stratejisi, bu belgede yer alan amaç ve hedeflere ulaşılması için yapılması  gereken faaliyetleri, takvimi ve gerekli bütçeyi içerecek şekilde hazırlanacak olan bir Eylem Plânı  ile uygulanacaktır.  - 1 0 6 -
Sayfa 107 -
TBMM B: 74 17.3 .2010  öngören yasal düzenlemeler yapılacağı, mevcut Hükümet tarafından ilân edilmiştir. Bunun  yanında, Avrupa Birliği standartlarına ulaşmak için gerekli mevzuat çalışmalarıyla adli ve idarî  kapasitenin güçlendirilmesi yolunda çalışmalara devam edileceği hususunda da Hükümet  programında taahhütlere yer verilmiştir.  Dokuzuncu Kalkınma Plânı ve Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Raporunda  öngörüldüğü sekliyle, Türkiye'nin Avmpa Birliğine katılım sürecindeki taahhütleri göz önünde  bulundurularak, Bakanlığımız tarafından 2008-2013 yıllarını kapsayacak bir "Yargı Reformu  Stratejisi" taslağı hazırlamak üzere bir Komisyon ihdas edilmiştir. Bu Komisyona Bakanlığımız  Strateji Geliştirme Başkanlığının yanı sıra birçok birimden yetkililer katılmıştır. Söz konusu strateji  taslağı hazırlanırken, öncelikle Türk yargısının, temel hak ve özgürlüklerin korunmasına dayalı  olarak bağımsızlık, tarafsızlık ve etkililiğinin sağlaması gibi amaçlar belirlenmiş, daha sonra bu  amaçların gerçekleştirilmesine hizmet edecek hedefler tek tek tespit edilmiştir.  Yargı Reformu Stratejisi Taslağı aşağıda belirtilen on amaç altında oluşturulmuştur:  1. Yargı Bağımsızlığının Güçlendirilmesi  2. Yargının Tarafsızlığının Geliştirilmesi  3. Yargının Verimliliği ve Etkililiğinin Artırılması  4. Yargıda Meslekî Yetkinliğin Artırılması  5. Yargı Örgütü Yönetim Sisteminin Geliştirilmesi  6. Yargıya Güvenin Artırılması  7. Adalete Erişimin Kolaylaştırılması  8. Uyuşmazlıkları Önleyici Nitelikteki Tedbirlerin Etkin Hale Getirilmesi ve Alternatif  Çözüm Yolları Geliştirilmesi  9. Ceza İnfaz Sisteminin Geliştirilmesi  10. Ülkemizin İhtiyaçları ve Avmpa Birliği Müktesebatına Uyum Sürecinin Gerektirdiği  Mevzuat Çalışmalarına Devam Edilmesi.  Taslağın hazırlanması sırasında ulusal kaynaklar yanında, Türkiye'nin taraf olduğu  uluslararası sözleşmeler ve Avrupa Birliğinin bu alandaki müktesebatı da dikkate alınmıştır. Bu  çerçevede aşağıda yer alan belgelerden taslağın hazırlanması sırasında önemli ölçüde  yararlanılmıştır:  1. Dokuzuncu Kalkınma Plânı (Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Raporu dâhil),  2. Ulusal Program,  3. 60 inci Hükümet Programı,  4. Katılım Ortaklığı Belgesi (26 Şubat 2008),  5. Avmpa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avmpa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları,  6. Avmpa Konseyi tavsiye kararlan,  7. 23 üncü Fasıl tarama toplantılarına ilişkin belgeler,  8. Birleşmiş Milletler, Bangalore Yargı Etiği İlkeleri (2003/43 sayılı),  9. Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığının Temel İlkeleri,  10. Hâkimlerin Rolü, Etkinliği ve Bağımsızlığı Konusunda Avrupa Konseyi Uye Devlet  Bakanlar Komitesi Tavsiye Karan (R(94)12),  11. Avmpa Birliği Komisyonunca Türkiye hakkında hazırlanan ilerleme raporları,  12. Avmpa Birliği Komisyonu uzmanlarınca Türk Yargısı hakkında hazırlanan istişari  ziyaret raporları,  13. Bakanlığımızın 2007-2012 yıllarını kapsayan Eylem Plânı.  Yargı Reformu Stratejisi, bu belgede yer alan amaç ve hedeflere ulaşılması için yapılması  gereken faaliyetleri, takvimi ve gerekli bütçeyi içerecek şekilde hazırlanacak olan bir Eylem Plânı  ile uygulanacaktır.  - 1 0 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Uygulamada esnekliğin sağlanması için Yargı Reformu Stratejisinde belirlenen amaç ve  hedeflerin gerçekleşme durumuna göre, gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri de  alınarak Bakanlığımızca her yıl revize edilecektir.  C- Yargı Reformu Stratejinin hedefleri arasında yer alan "Yargının Verimliliği ve  Etkililiğinin Artırılması" amacına ulaşılması için Yargı Reformu Stratejisi Eylem Plânında da;  1. Adlî yargıda istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi,  2. Birbirine yakın veya iş sayısı az olan adliyelerin en yakın adliyeler ile birleştirilmesi  için çalışmaların yapılması,  3. Belirlenen ilkeler çerçevesinde adliyelerin fizikî kapasitelerinin iyileştirilmesi  çalışmalarının sürdürülmesi,  4. Uluslararası uygulamalar ve ihtiyaç durumu da gözetilerek ihtisas mahkemelerinin  yaygınlaştırılması,  5. Belirlenen yurt dışı temsilciliklerinde adlî müşavir görevlendirilmesi,  6. UYAP'ın tamamlanması ve etkin bir şekilde kullanımının sağlanması,  7. Elektronik imzanın adlî ve idarî birimlerde yaygınlaştırılması,  8. Yüksek mahkemelerin ilk derece mahkemesi sıfatı ile baktıkları davaların azaltılması,  9. Tebligat Kanununda değişiklik yapılması,  10. Hukuk Muhakemeleri Kanununun hazırlanması,  11. Icra-iflâs sisteminin etkililiğinin artırılması,  12. Bilirkişilik müessesesinin gözden geçirilmesi,  13. Kamudaki hukuk müşavirlikleri ile kamu ve hazine avukatlarının daha etkin hizmet  sunmaları amacıyla yeniden yapılandırılması,  Hedeflenmiştir.  Ç- Adalet hizmetlerinin etkinlik ve verimliliğinin artırılmasına yönelik bugüne kadar  yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm bu çalışmalar doğrudan ya da dolaylı olarak Yargıtayı  olumlu etkilemektedir.  IV- 2797 sayılı Yargıtay Kanununun;  A- "Tetkik hakimlerin nitelikleri ve atamaları" kenar başlıklı 36 nci maddesinin birinci  fıkrasında, "Yargıtayda yeteri kadar tetkik hakimi bulunur. Tetkik hakimleri meslekte en az beş  yılını fiilen doldurmuş adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları arasından Birinci Başkanlık  Kurulunun görüşü alınarak yetkili Kurulca atanır."; ikinci fıkrasında, "Atamanın gecikeceği ve  tetkik hakimine ihtiyacın zorunlu bulunduğu hallerde boş bulunan tetkik hakimliği kadrolarına, bu  kadrolara atanmak niteliğine sahip hakimler ve Cumhuriyet savcıları ilgili kurulca geçici yetki ile  görevlendirilebilirler.";  B- "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı  Yardımcısının nitelikleri ve atanmaları" kenar başlıklı 37 nci maddesinde,  "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısının birinci sınıfa ayrılmış bulunması;  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı yardımcılarının ise beşinci ve daha yukarı derecelere ulaşmış ve  meslekte fiilen en az beş yıl süre ile adli yargı hakimliği veya savcılığı yapmış bulunmaları  zorunludur.  Atamanın gecikeceği ve ihtiyacın zorunlu bulunduğu hallerde, boş bulunan Yargıtay  Cumhuriyet Başsavcı yardımcıları kadrolarına, bu kadrolara atanma niteliğine sahip hakimler ve  Cumhuriyet savcıları yetkili kurulca geçici yetki ile görevlendirilebilirler.";  C- "Yazı işleri büroları" kenar başlıkh 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, "Bürolara  yapılacak atamalarda ve atanacakların bütün özlük haklarıyla sair işlemlerinde bu Kanunda yazılı  istisnalar dışında Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümleri uygulanır."; ikinci fıkrasında,  "Açılan kadrolara ilk kez atanacaklar Yönetim Kurulunca yapılacak açık yarışma sınavı ile belli  edilir. Naklen atanacaklar için daire başkanı veya amirinin ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı  - 1 0 7 -
Sayfa 108 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Uygulamada esnekliğin sağlanması için Yargı Reformu Stratejisinde belirlenen amaç ve  hedeflerin gerçekleşme durumuna göre, gerektiğinde ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri de  alınarak Bakanlığımızca her yıl revize edilecektir.  C- Yargı Reformu Stratejinin hedefleri arasında yer alan "Yargının Verimliliği ve  Etkililiğinin Artırılması" amacına ulaşılması için Yargı Reformu Stratejisi Eylem Plânında da;  1. Adlî yargıda istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi,  2. Birbirine yakın veya iş sayısı az olan adliyelerin en yakın adliyeler ile birleştirilmesi  için çalışmaların yapılması,  3. Belirlenen ilkeler çerçevesinde adliyelerin fizikî kapasitelerinin iyileştirilmesi  çalışmalarının sürdürülmesi,  4. Uluslararası uygulamalar ve ihtiyaç durumu da gözetilerek ihtisas mahkemelerinin  yaygınlaştırılması,  5. Belirlenen yurt dışı temsilciliklerinde adlî müşavir görevlendirilmesi,  6. UYAP'ın tamamlanması ve etkin bir şekilde kullanımının sağlanması,  7. Elektronik imzanın adlî ve idarî birimlerde yaygınlaştırılması,  8. Yüksek mahkemelerin ilk derece mahkemesi sıfatı ile baktıkları davaların azaltılması,  9. Tebligat Kanununda değişiklik yapılması,  10. Hukuk Muhakemeleri Kanununun hazırlanması,  11. Icra-iflâs sisteminin etkililiğinin artırılması,  12. Bilirkişilik müessesesinin gözden geçirilmesi,  13. Kamudaki hukuk müşavirlikleri ile kamu ve hazine avukatlarının daha etkin hizmet  sunmaları amacıyla yeniden yapılandırılması,  Hedeflenmiştir.  Ç- Adalet hizmetlerinin etkinlik ve verimliliğinin artırılmasına yönelik bugüne kadar  yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm bu çalışmalar doğrudan ya da dolaylı olarak Yargıtayı  olumlu etkilemektedir.  IV- 2797 sayılı Yargıtay Kanununun;  A- "Tetkik hakimlerin nitelikleri ve atamaları" kenar başlıklı 36 nci maddesinin birinci  fıkrasında, "Yargıtayda yeteri kadar tetkik hakimi bulunur. Tetkik hakimleri meslekte en az beş  yılını fiilen doldurmuş adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcıları arasından Birinci Başkanlık  Kurulunun görüşü alınarak yetkili Kurulca atanır."; ikinci fıkrasında, "Atamanın gecikeceği ve  tetkik hakimine ihtiyacın zorunlu bulunduğu hallerde boş bulunan tetkik hakimliği kadrolarına, bu  kadrolara atanmak niteliğine sahip hakimler ve Cumhuriyet savcıları ilgili kurulca geçici yetki ile  görevlendirilebilirler.";  B- "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı  Yardımcısının nitelikleri ve atanmaları" kenar başlıklı 37 nci maddesinde,  "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısının birinci sınıfa ayrılmış bulunması;  Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı yardımcılarının ise beşinci ve daha yukarı derecelere ulaşmış ve  meslekte fiilen en az beş yıl süre ile adli yargı hakimliği veya savcılığı yapmış bulunmaları  zorunludur.  Atamanın gecikeceği ve ihtiyacın zorunlu bulunduğu hallerde, boş bulunan Yargıtay  Cumhuriyet Başsavcı yardımcıları kadrolarına, bu kadrolara atanma niteliğine sahip hakimler ve  Cumhuriyet savcıları yetkili kurulca geçici yetki ile görevlendirilebilirler.";  C- "Yazı işleri büroları" kenar başlıkh 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasında, "Bürolara  yapılacak atamalarda ve atanacakların bütün özlük haklarıyla sair işlemlerinde bu Kanunda yazılı  istisnalar dışında Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümleri uygulanır."; ikinci fıkrasında,  "Açılan kadrolara ilk kez atanacaklar Yönetim Kurulunca yapılacak açık yarışma sınavı ile belli  edilir. Naklen atanacaklar için daire başkanı veya amirinin ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı  - 1 0 7 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  yazı işleri büroları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının inhaları göz önünde tutulur."; üçüncü  fıkrasında, "Yarışma sınavında kazananlar basarı sırasına göre bir çizelge ile tespit olunarak en üst  derecede kazananlardan başlamak üzere sıra ile atama yapılır";  Ç- "Bütçe" kenar başlıklı 54 üncü maddesinde,  "Yargıtay, genel bütçe içinde kendi bütçesiyle yönetilir.  Bütçenin birinci derecede ita amiri Yargıtay Birinci Başkanıdır. Muhasebe İşleri Yargıtay  nezdindeki muhasebe teşkilatı tarafından yürütülür. Gider tahakkuk memurluğu görevi, Birinci  Başkanın tensip edeceği memurlar tarafından yerine getirilir.  Yasama Organı komisyon ve genel kurullarında Yargıtayı, Birinci Başkanın  görevlendireceği Genel Sekreter veya yardımcısı temsil eder";  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  V- Yargıtay, yukarıdaki hüküm çerçevesinde, genel bütçe içerisinde kendi bütçesi ile  yönetilmektedir. Bu nedenle Yargıtayın çalışma ortamının iyileştirilmesine yönelik malî kaynak,  bütçe kanunları ile kendi bütçesi içerisinde yer almakta ve tasarruf yetkisi Yüksek Mahkemede  bulunmaktadır. Bununla birlikte, adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî şartlarının  iyileştirilmesi çalışmaları kapsamında, Yargıtayın .fizikî şartlarının iyileştirilmesi amacıyla  Yargıtaya Hizmet Binası için arsa tahsisi yapılmıştır. Öte yandan, 2010 Yılı Yatırım Programında  Yüksek Mahkemeye Hizmet Binası yapılması hususu yer almakta olup, 2010 Yılı Bütçe  Kanununda da malî tahsisat yapılmıştır.  Yargıtay bünyesinde çalışacak hâkimlerin belirlenmesinde ve atanmasında,  Bakanlığımızın herhangi bir yetkisi bulunmayıp, atama, Birinci Başkanlık Kurulunun görüşü  alınarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılmaktadır. Personelin^Aısının belirlenmesi  ve atanması noktasında da Bakanlığımızın herhangi bir yetkisi ve görevi brî^raamaktadır.  Bilgilerinize arz ederim. / / / /  Sadullah r&GİN  Bakan  - 1 0 8 -
Sayfa 109 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  yazı işleri büroları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının inhaları göz önünde tutulur."; üçüncü  fıkrasında, "Yarışma sınavında kazananlar basarı sırasına göre bir çizelge ile tespit olunarak en üst  derecede kazananlardan başlamak üzere sıra ile atama yapılır";  Ç- "Bütçe" kenar başlıklı 54 üncü maddesinde,  "Yargıtay, genel bütçe içinde kendi bütçesiyle yönetilir.  Bütçenin birinci derecede ita amiri Yargıtay Birinci Başkanıdır. Muhasebe İşleri Yargıtay  nezdindeki muhasebe teşkilatı tarafından yürütülür. Gider tahakkuk memurluğu görevi, Birinci  Başkanın tensip edeceği memurlar tarafından yerine getirilir.  Yasama Organı komisyon ve genel kurullarında Yargıtayı, Birinci Başkanın  görevlendireceği Genel Sekreter veya yardımcısı temsil eder";  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  V- Yargıtay, yukarıdaki hüküm çerçevesinde, genel bütçe içerisinde kendi bütçesi ile  yönetilmektedir. Bu nedenle Yargıtayın çalışma ortamının iyileştirilmesine yönelik malî kaynak,  bütçe kanunları ile kendi bütçesi içerisinde yer almakta ve tasarruf yetkisi Yüksek Mahkemede  bulunmaktadır. Bununla birlikte, adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî şartlarının  iyileştirilmesi çalışmaları kapsamında, Yargıtayın .fizikî şartlarının iyileştirilmesi amacıyla  Yargıtaya Hizmet Binası için arsa tahsisi yapılmıştır. Öte yandan, 2010 Yılı Yatırım Programında  Yüksek Mahkemeye Hizmet Binası yapılması hususu yer almakta olup, 2010 Yılı Bütçe  Kanununda da malî tahsisat yapılmıştır.  Yargıtay bünyesinde çalışacak hâkimlerin belirlenmesinde ve atanmasında,  Bakanlığımızın herhangi bir yetkisi bulunmayıp, atama, Birinci Başkanlık Kurulunun görüşü  alınarak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılmaktadır. Personelin^Aısının belirlenmesi  ve atanması noktasında da Bakanlığımızın herhangi bir yetkisi ve görevi brî^raamaktadır.  Bilgilerinize arz ederim. / / / /  Sadullah r&GİN  Bakan  - 1 0 8 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan 'ın, Abdullah Öcalan 'ın avukatlarıyla görüştürülmesine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11692)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması  hususunda gereğini arz ederim. 28.12.2009  Terör örgütü Elebaşısı Abdullah öcalan, cezaevinden avukatları aracılığı ile terör  örgütüne talimatlar vermekte, yol haritaları belirlemektedir. Bu dummu 5275 sayılı Ceza ve  Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkındaki kanunun 59 uncu maddesinin 4.fıkrası hükmü  çerçevesinde değerlendirdiğimizde;  1) Cumhuriyet Savcısı tarafından, Abdullah öcalan'ın avukatlan için örgütsel amaçlı  haberleşmelere aracılık etmeleri hakkında bir işlem yapılmış mıdır?  2) Hüküm giymiş olan Terör örgütü Elebaşısı avukatlan ile ne sıklıkta  görüştürülmektedir?  3) Karşılıklı verilen belgeler ile ilgili olarak infaz hakiminden karar talebi yapılmış  mıdır?  Murat ÖZKAN  Giresun Milletvekili  TBMM Başkanlık Divanı Üyesi  - 1 0 9 -
Sayfa 110 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan 'ın, Abdullah Öcalan 'ın avukatlarıyla görüştürülmesine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11692)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı tarafından yazılı olarak cevaplandırılması  hususunda gereğini arz ederim. 28.12.2009  Terör örgütü Elebaşısı Abdullah öcalan, cezaevinden avukatları aracılığı ile terör  örgütüne talimatlar vermekte, yol haritaları belirlemektedir. Bu dummu 5275 sayılı Ceza ve  Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkındaki kanunun 59 uncu maddesinin 4.fıkrası hükmü  çerçevesinde değerlendirdiğimizde;  1) Cumhuriyet Savcısı tarafından, Abdullah öcalan'ın avukatlan için örgütsel amaçlı  haberleşmelere aracılık etmeleri hakkında bir işlem yapılmış mıdır?  2) Hüküm giymiş olan Terör örgütü Elebaşısı avukatlan ile ne sıklıkta  görüştürülmektedir?  3) Karşılıklı verilen belgeler ile ilgili olarak infaz hakiminden karar talebi yapılmış  mıdır?  Murat ÖZKAN  Giresun Milletvekili  TBMM Başkanlık Divanı Üyesi  - 1 0 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/561/1259  Konu : Yazılı soru önergesi  ft./#J/2010  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 18/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18741 sayılı yazı,  b) 03/0272010 tarihli ve 214/488 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Giresun Milletvekili Murat Özkan tarafından Bakanlığımıza  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11692 Esas Nolu soru önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan cevap örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim. //P)  Sadullah ERGİN  Bakan  EK:  Soru önergesi cevabı  - 1 1 0 -
Sayfa 111 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/561/1259  Konu : Yazılı soru önergesi  ft./#J/2010  TÜRKİYE BUYUK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 18/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18741 sayılı yazı,  b) 03/0272010 tarihli ve 214/488 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Giresun Milletvekili Murat Özkan tarafından Bakanlığımıza  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11692 Esas Nolu soru önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan cevap örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim. //P)  Sadullah ERGİN  Bakan  EK:  Soru önergesi cevabı  - 1 1 0 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/560/1258  Konu : Yazılı soru önergesi  Sayın Murat ÖZKAN  Giresun Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması îstenen 7/11692 Esas Nolu  soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- A- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanunun "Avukat  ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 59 uncu maddesinde,  "(1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatlan ile vekâletnamesi  olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir.  (2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri  dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların  duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır.  (3) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme  yapamazlar.  (4) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları  konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci,  İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm  olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz  kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri  mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde  edilmesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli  görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya  avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi  belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı  ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edebilirler.  (5) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık  esasına uygun olmak koşuluyla, yabancı ülkelerde haklarında soruşturma veya kovuşturma  yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh  veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı  uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı  olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı  uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme  yapabilirler";  B- Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı  Hakkında Tüzüğün "Avukat ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 84 üncü maddesinde,  "(1) Hükümlü, kurumda avukat ve noterle görüşme hakkına sahiptir.  (2) Hükümlülerin avukat ile görüşmesinde aşağıdaki kurallar uygulanır:  a) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi  olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir,  /«?/ 2010  - 1 1 1 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü
Sayfa 112 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/560/1258  Konu : Yazılı soru önergesi  Sayın Murat ÖZKAN  Giresun Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması îstenen 7/11692 Esas Nolu  soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- A- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanunun "Avukat  ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 59 uncu maddesinde,  "(1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatlan ile vekâletnamesi  olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir.  (2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri  dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların  duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır.  (3) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme  yapamazlar.  (4) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları  konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci,  İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm  olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz  kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri  mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde  edilmesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli  görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya  avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi  belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı  ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edebilirler.  (5) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık  esasına uygun olmak koşuluyla, yabancı ülkelerde haklarında soruşturma veya kovuşturma  yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh  veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı  uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı  olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı  uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme  yapabilirler";  B- Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı  Hakkında Tüzüğün "Avukat ve noterle görüşme hakkı" kenar başlıklı 84 üncü maddesinde,  "(1) Hükümlü, kurumda avukat ve noterle görüşme hakkına sahiptir.  (2) Hükümlülerin avukat ile görüşmesinde aşağıdaki kurallar uygulanır:  a) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi  olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir,  /«?/ 2010  - 1 1 1 - T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  b) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme  yapamaz,  c) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları  konuşmaların kayıtlan incelemeye tâbi tutulamaz.  1. Hükümlü ile görüşmek üzere kuruma gelen avukatların, yanlarında  bulundurdukları belge ve dosyaların savunmaya ilişkin olup olmadıkları konusunda  kendilerinden yazılı beyanları alınır. Savunmaya ilişkin olduğu beyan edilen belge ve  dosyalar, her ne suretle olursa olsun incelenemez. Hükümlü ile doğrudan ilişkisi olmak  koşulu ile avukatın yanında getirmiş olduğu ve bir hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturan  belge ve dosyalar hakkında da aynı hükümler uygulanır.  2. 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde, İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü  ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile  ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak  aranabilir. Konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye  düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç Örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı  haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet  başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır  bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere  verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir, infaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen  verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre  itiraz edebilirler.  3. Avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları  yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri  uygulanır.  d) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık  esasına uygun olmak koşuluyla; yabancı ülkelerde haklannda soruşturma veya kovuşturma  yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh  veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı  uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı  olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı  uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme  yapabilirler,  e) Avmpa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracak olan veya başvurusu bulunan  Türk vatandaşı veya yabancı uymklu hükümlüler; Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde  yetkili olan avukatlar ile soruşturma, kovuşturma veya dava konusuyla ilgili bilgi ve  belgelerin tercümesinin kurum en üst amirine ibrazı koşuluyla görüşebilir.  (3) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri  dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların  duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görüşmenin görülebileceği bir biçimde yapılır.  (4) Kurumlarda, avukat ve noter ile hükümlünün görüşmeyi yapacağı mekanlar, bu  hakkın kullanımına uygun şekilde kumm idaresince düzenlenir.",  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  II- Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti  altına koymaya, Devletin istiklâlini tenkise, birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti  altında bulunan topraklardan bir kısmını Devletin idaresinden ayırmaya yönelik harekette  bulunmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası Imralı  Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz edilmeye devam eden, som  - 1 1 2 -
Sayfa 113 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  b) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme  yapamaz,  c) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları  konuşmaların kayıtlan incelemeye tâbi tutulamaz.  1. Hükümlü ile görüşmek üzere kuruma gelen avukatların, yanlarında  bulundurdukları belge ve dosyaların savunmaya ilişkin olup olmadıkları konusunda  kendilerinden yazılı beyanları alınır. Savunmaya ilişkin olduğu beyan edilen belge ve  dosyalar, her ne suretle olursa olsun incelenemez. Hükümlü ile doğrudan ilişkisi olmak  koşulu ile avukatın yanında getirmiş olduğu ve bir hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturan  belge ve dosyalar hakkında da aynı hükümler uygulanır.  2. 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde, İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü  ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile  ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak  aranabilir. Konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye  düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç Örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı  haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde, Cumhuriyet  başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır  bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere  verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir, infaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen  verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer, 4675 sayılı Kanuna göre  itiraz edebilirler.  3. Avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları  yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri  uygulanır.  d) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık  esasına uygun olmak koşuluyla; yabancı ülkelerde haklannda soruşturma veya kovuşturma  yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh  veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı  uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı  olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı  uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme  yapabilirler,  e) Avmpa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracak olan veya başvurusu bulunan  Türk vatandaşı veya yabancı uymklu hükümlüler; Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde  yetkili olan avukatlar ile soruşturma, kovuşturma veya dava konusuyla ilgili bilgi ve  belgelerin tercümesinin kurum en üst amirine ibrazı koşuluyla görüşebilir.  (3) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri  dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların  duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görüşmenin görülebileceği bir biçimde yapılır.  (4) Kurumlarda, avukat ve noter ile hükümlünün görüşmeyi yapacağı mekanlar, bu  hakkın kullanımına uygun şekilde kumm idaresince düzenlenir.",  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  II- Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin hakimiyeti  altına koymaya, Devletin istiklâlini tenkise, birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti  altında bulunan topraklardan bir kısmını Devletin idaresinden ayırmaya yönelik harekette  bulunmak suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası Imralı  Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz edilmeye devam eden, som  - 1 1 2 - TBMM B: 74 17.3.2010  önergesinde adı geçen hükümlü hakkında yürütülen tüm infaz uygulamalarında olduğu gibi  avukatlarla görüşmelerinde de, ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ve genelge hükümleri  doğrultusunda hareket edilmektedir.  Kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması  bakımından kanun, tüzük ve yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli  kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, hükümlü hakkında, eyleminin  niteliği ve ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezalan uygulanmakta; keza  avukatları hakkında da gerek disiplin gerek adlî yönden gerekli inceleme ve soruşturmaların  yapılması yönünde gereğine tevessül edilmektedir. Bu kapsamda, avukatlar hakkında, siyasî  mesajları ileterek aracılık etmek suçundan dolayı toplam 95 dosyanın, anılan eylemin dışında  kalan suçlarla ilgili olarak ise toplam 15 dosyanın bulunduğu, avukatlar hakkındaki tüm  suçlardan dolayı işlem yapılan dosya sayısının ise 110 olduğu, Bakanlığımız kayıtlarının  incelenmesinden anlaşılmıştır.  Bilgilerinize arz ederim. S'^fi  3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, denetim ve yönetim kurullarında görevli personele  ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ 'ın cevabı (7/11783)  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından yazılı  olarak yanıtlanmasını saygıyla dilerim.  Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ'ın yanıtlaması istemi ile 01.10.2009 tarih  7/10115 sayılı soru önergesi ile sorduğum aşağıdaki sorularıma bu güne kadar hala  yanıt alamadım. Bu durum,Anayasanın ve meclis içtüzüğünün yüklediği görevin  yapılmayarak milletvekillerine Anayasa ve Meclis içtüzüğü ile verilmiş hakkın ihlalini  oluşturmaktadır. Çünkü, Anayasa ve Meclis içtüzüğü hükümleri uyarınca soru  sormak, milletvekillerinin bir hakkı,sorulara yasal süre içinde yanıt vermek de  Bakanların bir görevidir. Bu nedenle 01.10.2009 tarih 7/10115 sayılı önergemdeki  sorularımı hiç değiştirmeden yeniden sormak gerekmiştir.  Sağlık Bakanlığı personeli olup, başka kamu kurum ve kuruluşlarında ya  da bu kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu  üyeliği görevini de yürüten kişi ya da kişiler var mıdır? Varsa bu kişiler hangi kamu  kurum ve kuruluşlarında ya da bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği  yapmaktadır? Bu kişiler kimlerdir ve bu kişilere denetim ve yönetim kurulu üyeliği  karşılığında aylık ödenen ücretin tutan nedir?.."  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞPNA,  Ali Rıza ÖZTÜRK  Mersin Milletvekili  - 1 1 3 -
Sayfa 114 -
TBMM B: 74 17.3.2010  önergesinde adı geçen hükümlü hakkında yürütülen tüm infaz uygulamalarında olduğu gibi  avukatlarla görüşmelerinde de, ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ve genelge hükümleri  doğrultusunda hareket edilmektedir.  Kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması  bakımından kanun, tüzük ve yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli  kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, hükümlü hakkında, eyleminin  niteliği ve ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezalan uygulanmakta; keza  avukatları hakkında da gerek disiplin gerek adlî yönden gerekli inceleme ve soruşturmaların  yapılması yönünde gereğine tevessül edilmektedir. Bu kapsamda, avukatlar hakkında, siyasî  mesajları ileterek aracılık etmek suçundan dolayı toplam 95 dosyanın, anılan eylemin dışında  kalan suçlarla ilgili olarak ise toplam 15 dosyanın bulunduğu, avukatlar hakkındaki tüm  suçlardan dolayı işlem yapılan dosya sayısının ise 110 olduğu, Bakanlığımız kayıtlarının  incelenmesinden anlaşılmıştır.  Bilgilerinize arz ederim. S'^fi  3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün, denetim ve yönetim kurullarında görevli personele  ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ 'ın cevabı (7/11783)  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından yazılı  olarak yanıtlanmasını saygıyla dilerim.  Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ'ın yanıtlaması istemi ile 01.10.2009 tarih  7/10115 sayılı soru önergesi ile sorduğum aşağıdaki sorularıma bu güne kadar hala  yanıt alamadım. Bu durum,Anayasanın ve meclis içtüzüğünün yüklediği görevin  yapılmayarak milletvekillerine Anayasa ve Meclis içtüzüğü ile verilmiş hakkın ihlalini  oluşturmaktadır. Çünkü, Anayasa ve Meclis içtüzüğü hükümleri uyarınca soru  sormak, milletvekillerinin bir hakkı,sorulara yasal süre içinde yanıt vermek de  Bakanların bir görevidir. Bu nedenle 01.10.2009 tarih 7/10115 sayılı önergemdeki  sorularımı hiç değiştirmeden yeniden sormak gerekmiştir.  Sağlık Bakanlığı personeli olup, başka kamu kurum ve kuruluşlarında ya  da bu kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu  üyeliği görevini de yürüten kişi ya da kişiler var mıdır? Varsa bu kişiler hangi kamu  kurum ve kuruluşlarında ya da bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği  yapmaktadır? Bu kişiler kimlerdir ve bu kişilere denetim ve yönetim kurulu üyeliği  karşılığında aylık ödenen ücretin tutan nedir?.."  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞPNA,  Ali Rıza ÖZTÜRK  Mersin Milletvekili  - 1 1 3 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1059 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) 04/11/2009 tarihli ve A.Ol.O.GNS.0.10.00.02-16400 sayılı yazınız,  b) 19.01.2009 tarihli ve A.Ol.O.GNS.0.10.00.02-18913 sayılı yazınız.  Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza ÖZTÜRK tarafından verilen "Denetim ve yönetim  kurumlarında görevli personele ilişkin" 7/11783 ve 7/10115 sıra sayılı yazılı soru  önergelerinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. Recep Â^KDAĞ  Sağhk/BakanA  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 1 4 -
Sayfa 115 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1059 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru Önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) 04/11/2009 tarihli ve A.Ol.O.GNS.0.10.00.02-16400 sayılı yazınız,  b) 19.01.2009 tarihli ve A.Ol.O.GNS.0.10.00.02-18913 sayılı yazınız.  Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza ÖZTÜRK tarafından verilen "Denetim ve yönetim  kurumlarında görevli personele ilişkin" 7/11783 ve 7/10115 sıra sayılı yazılı soru  önergelerinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. Recep Â^KDAĞ  Sağhk/BakanA  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 1 4 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  . Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza ÖZTÜRK tarafından verilen "Denetim ve yönetim  kurumlarında görevli personele ilişkin" 7/11783 ve 7/10115 sıra sayılı yazılı soru  önergelerinin cevabıdır:  Sağlık Bakanlığı personeli olup, başka kamu kurum ve kuruluşlarında ya da bu kamu  kurum ve kuruluşlarına bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği görevini de  yürüten kişi ya da kişiler var mıdır? Varsa bu kişiler hangi kamu kurum ve kuruluşlarında ya  da bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır? Bu kişiler kimlerdir ve  bu kişilere denetim ve yönetim kurulu üyeliği karşılığında aylık ödenen ücretin tutan nedir?  CEVAPLAR:  Müsteşar Yardımcısı Vekili Sayın Prof. Dr. Adnan ÇİNAL ve I. Hukuk Müşaviri  Adem KESKİN, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu üyeliklerini yapmakta ve aylık  620 TL. ücret almaktadırlar.  Müsteşar Yardımcısı Sayın Dr. Turan BUZGAN, Başbakanlık Küçükleri Muzır  Neşriyattan Koruma Kurulu üyeliğini yapmakta ve tüm toplantılara katılması halinde aylık  1.740 TL. ücret almaktadır.  Personel Genel Müdürü Sayın Hikmet ÇOLAK, TÜHİS (Türk Ağır Sanayii ve Hizmet  Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası) Denetleme Kurulu Başkanı olup aylık 1.611 TL. ücret  almaktadır.  Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu ile Başbakanlık Küçükleri Muzır  Neşriyattan Koruma Kurulu'nun mevzuatlarında açıkça Bakanlığımıza verilmiş olan üye  kontenjanları bulunduğundan, bahse konu görevlendirmeler resen yapılmıştır. Ayrıca  Personel Genel Müdürü Sayın Hikmet ÇOLAK'ın üyeliği ise Türk Ağır Sanayii ve Hizmet  Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası Tüzüğü'ne uygun olarak yapılmış yasal bir  görevlendirmedir.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 1 5 -
Sayfa 116 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  . Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza ÖZTÜRK tarafından verilen "Denetim ve yönetim  kurumlarında görevli personele ilişkin" 7/11783 ve 7/10115 sıra sayılı yazılı soru  önergelerinin cevabıdır:  Sağlık Bakanlığı personeli olup, başka kamu kurum ve kuruluşlarında ya da bu kamu  kurum ve kuruluşlarına bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği görevini de  yürüten kişi ya da kişiler var mıdır? Varsa bu kişiler hangi kamu kurum ve kuruluşlarında ya  da bağlı şirketlerde denetim ve yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır? Bu kişiler kimlerdir ve  bu kişilere denetim ve yönetim kurulu üyeliği karşılığında aylık ödenen ücretin tutan nedir?  CEVAPLAR:  Müsteşar Yardımcısı Vekili Sayın Prof. Dr. Adnan ÇİNAL ve I. Hukuk Müşaviri  Adem KESKİN, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu üyeliklerini yapmakta ve aylık  620 TL. ücret almaktadırlar.  Müsteşar Yardımcısı Sayın Dr. Turan BUZGAN, Başbakanlık Küçükleri Muzır  Neşriyattan Koruma Kurulu üyeliğini yapmakta ve tüm toplantılara katılması halinde aylık  1.740 TL. ücret almaktadır.  Personel Genel Müdürü Sayın Hikmet ÇOLAK, TÜHİS (Türk Ağır Sanayii ve Hizmet  Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası) Denetleme Kurulu Başkanı olup aylık 1.611 TL. ücret  almaktadır.  Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu ile Başbakanlık Küçükleri Muzır  Neşriyattan Koruma Kurulu'nun mevzuatlarında açıkça Bakanlığımıza verilmiş olan üye  kontenjanları bulunduğundan, bahse konu görevlendirmeler resen yapılmıştır. Ayrıca  Personel Genel Müdürü Sayın Hikmet ÇOLAK'ın üyeliği ise Türk Ağır Sanayii ve Hizmet  Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası Tüzüğü'ne uygun olarak yapılmış yasal bir  görevlendirmedir.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 1 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  4.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse 'nin, sağlık sorunları bulunan bir tutuklunun tahliyesine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11813)  Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak  cevaplandırılmasını arz ederim.  Saygılarımla  Kamuoyunda Ergenekon ismiyle anılan ve büyük tartışmalara neden olan dava  kapsamında tutuklu bulunan Malatya İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih  HÎLMİOĞLU'nun Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeki tedavisi hâlâ sürmektedir. Kendisine siroz  teşhisi konulan HİLMlOĞLU'nun tahliye talebi ise İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi  tarafından oy çokluğu ile reddedilmiştir. Tahliye isteminin reddi kararına şerh koyan bir  hâkimin gerekçesinde yazanlar, eski rektörün yaşamı konusunda toplumda tedirginlik  doğmasına neden olmuştur. Şerhte şunlar yazmaktadır: "Ülke şartlarında bilim adamı  yetiştirmek pek kolay olmamakla birlikte, sanığın saygın mesleğinden öte, karaciğer kanseri  riski olduğu ve siroz olduğu Haseki Hastanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Adli Tıp Kurum  Başkanlığı raporlarından da anlaşılmaktadır. Sanık hayati tehlike ile karşı karşıyadır.  Çoğunluğa katılmıyor ve tahliye talep ediyorum." Medyada, HÎLMİOĞLU'nun içinde  bulunduğu durumda tahliyesinin gerektiği belirtilmektedir. Çeşitli davalarda hastalık  nedeniyle tahliyelerin ya da afların olduğu, ayrıca kamuoyunda "Kayıp Trilyon" olarak  bilinen davada olduğu gibi, yaş nedeniyle ceza uygulanmasında farklı yöntemlere gidildiği  hukukçular tarafından dile getirilmektedir. Bu bağlamda:  1. Prof. Dr Fatih HİLMİOĞLU'na konulan siroz teşhisi konusunda, herhangi bir şüphe  var mıdır? Karar, Haseki Hastanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Adli Tıp Kurum  Başkanlığı'nın verdiği raporlara inanılmadığı biçiminde bir kanı oluşmasına neden  olmakta mıdır?  2. Prof. Dr Fatih HİLMlOĞLU'nun hayati tehlikesi olmasına rağmen tahliye  edilmemesindeki nedenler nelerdir?  3. Bu konuda Bakanlığınız tarafından herhangi bir araştırma ya da bilgi talebinde  bulunulmuş mudur? Bulunulmamış ise bu konunun araştırılması için herhangi bir  çalışma yapılacak mıdır?  4. Yakın zamanda görülen davalardan kaçında hastalık nedeniyle tahliye istemlerinde  bulunulmuştur? Bu istemlerin kaçı kabul ve kaçı reddedilmiştir? Bu istemler hangi  hastalıklar nedeniyle gündeme gelmiştir?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA  - 1 1 6 -
Sayfa 117 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  4.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse 'nin, sağlık sorunları bulunan bir tutuklunun tahliyesine  ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11813)  Aşağıdaki sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından yazılı olarak  cevaplandırılmasını arz ederim.  Saygılarımla  Kamuoyunda Ergenekon ismiyle anılan ve büyük tartışmalara neden olan dava  kapsamında tutuklu bulunan Malatya İnönü Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr. Fatih  HÎLMİOĞLU'nun Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeki tedavisi hâlâ sürmektedir. Kendisine siroz  teşhisi konulan HİLMlOĞLU'nun tahliye talebi ise İstanbul 14'üncü Ağır Ceza Mahkemesi  tarafından oy çokluğu ile reddedilmiştir. Tahliye isteminin reddi kararına şerh koyan bir  hâkimin gerekçesinde yazanlar, eski rektörün yaşamı konusunda toplumda tedirginlik  doğmasına neden olmuştur. Şerhte şunlar yazmaktadır: "Ülke şartlarında bilim adamı  yetiştirmek pek kolay olmamakla birlikte, sanığın saygın mesleğinden öte, karaciğer kanseri  riski olduğu ve siroz olduğu Haseki Hastanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Adli Tıp Kurum  Başkanlığı raporlarından da anlaşılmaktadır. Sanık hayati tehlike ile karşı karşıyadır.  Çoğunluğa katılmıyor ve tahliye talep ediyorum." Medyada, HÎLMİOĞLU'nun içinde  bulunduğu durumda tahliyesinin gerektiği belirtilmektedir. Çeşitli davalarda hastalık  nedeniyle tahliyelerin ya da afların olduğu, ayrıca kamuoyunda "Kayıp Trilyon" olarak  bilinen davada olduğu gibi, yaş nedeniyle ceza uygulanmasında farklı yöntemlere gidildiği  hukukçular tarafından dile getirilmektedir. Bu bağlamda:  1. Prof. Dr Fatih HİLMİOĞLU'na konulan siroz teşhisi konusunda, herhangi bir şüphe  var mıdır? Karar, Haseki Hastanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve Adli Tıp Kurum  Başkanlığı'nın verdiği raporlara inanılmadığı biçiminde bir kanı oluşmasına neden  olmakta mıdır?  2. Prof. Dr Fatih HİLMlOĞLU'nun hayati tehlikesi olmasına rağmen tahliye  edilmemesindeki nedenler nelerdir?  3. Bu konuda Bakanlığınız tarafından herhangi bir araştırma ya da bilgi talebinde  bulunulmuş mudur? Bulunulmamış ise bu konunun araştırılması için herhangi bir  çalışma yapılacak mıdır?  4. Yakın zamanda görülen davalardan kaçında hastalık nedeniyle tahliye istemlerinde  bulunulmuştur? Bu istemlerin kaçı kabul ve kaçı reddedilmiştir? Bu istemler hangi  hastalıklar nedeniyle gündeme gelmiştir?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA  - 1 1 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/570/1285  Konu : Yazılı soru önergesi  /.f£?./2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18960 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 303/626 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Adıyaman Milletvekili Şevket Köse tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11813 Esas Nolu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur. //f]  Bilgilerinize arz ederim. / / / /  EK: T /Sadullah ERGİN  Soru önergesi cevabı Bakan  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11813 Esas Nolu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;  1- "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kuvvetli  suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli  veya sanık hakkında tutuklama karan'verilebileceği;  2- "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101 inci maddesinin birinci fıkrasında, soruşturma  evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/568/1283  Konu : Yazılı soru önergesi O/HJ/2010  Sayın Şevket KOSE  Adıyaman Milletvekili  TBMM  - 1 1 7 -
Sayfa 118 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/570/1285  Konu : Yazılı soru önergesi  /.f£?./2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-18960 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 303/626 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Adıyaman Milletvekili Şevket Köse tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11813 Esas Nolu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur. //f]  Bilgilerinize arz ederim. / / / /  EK: T /Sadullah ERGİN  Soru önergesi cevabı Bakan  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11813 Esas Nolu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;  1- "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kuvvetli  suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli  veya sanık hakkında tutuklama karan'verilebileceği;  2- "Tutuklama kararı" kenar başlıklı 101 inci maddesinin birinci fıkrasında, soruşturma  evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/568/1283  Konu : Yazılı soru önergesi O/HJ/2010  Sayın Şevket KOSE  Adıyaman Milletvekili  TBMM  - 1 1 7 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine  veya re'sen mahkemece karar verileceği; bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterileceği ve adlî  kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verileceği; ikinci  fıkrasında, tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine  ilişkin kararlarda, hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçelerinin gösterileceği; karann içeriğinin şüpheli  veya sanığa sözlü olarak bildirileceği, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verileceği ve  bu hususun kararda belirtileceği; beşinci fıkrasında, verilen kararlara itiraz edilebileceği;  3- "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104 üncü maddesinin birinci  fıkrasında, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanığın  salıverilmesini isteyebileceği; ikinci fıkrasında, şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına  veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verileceği, ret kararına itiraz edilebileceği;  4- "Tutukluluğun incelenmesi" kenar başlıklı 108 inci maddesinin birinci fıkrasında,  soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler  itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının  istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak  karar verileceği; ikinci fıkrasında, tutukluluk durumunun incelenmesinin, birinci fıkrada öngörülen  süre içinde şüpheli tarafından da istenebileceği,  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  II- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci  Maddesiyle Yetkili Bölümü) 04/02/2010 ve 05/02/2010 tarihli yazılarıyla, soru önergesinde adı  geçen sanığın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci  Maddesiyle Yetkili Bölümü) yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul 14. Ağır Ceza  Mahkemesinin 16/04/2009 tarihli Kararıyla tutuklandığı; 17/07/2009 tarihli ve 2009/751 Esas,  2009/565 sayılı iddianameyle "Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini  ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, hukuka aykırı olarak  kişisel verileri kaydetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini  yapmasını engellemeye teşebbüs etme" suçlarını işlediğinden bahisle Türk Ceza Kanununun 314  üncü maddesinin ikinci fıkrası, 311 inci maddesinin birinci fıkrası, 312 nci maddesinin birinci  fıkrası, 135 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesi, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin  dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi  uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı ve yargılamanın devam ettiği  bildirilmiştir.  III- Soru önergesinde yer alan (4) numaralı soruya konu edilen hususlarla ilgili olarak,  Bakanlığımız kayıtlarında istatistik veri bulunmadığından cevap verilememiştir.  VI- Anayasanın 9 uncu maddesindeki, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız  mahkemelerce kullanılacağı; 138 inci maddesindeki, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları;  Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri, hiçbir  organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere  emir ve talimat veremeyeceği; genelge gönderemeyeceği; tavsiye ve telkinde bulunamayacağı;  görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru  sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulmayacağı yönündeki  amir hükümleri dikkate alınarak, halen derdest olduğu anlaşılan davaya ilişkin olarak soru  önergesine konu edilen diğer hususlara cevap verilmesine yasal imkân görüleraraiştir.  Bilgilerinize arz ederim. ^ f / 1  ıdullah ERGİN  Bakan  - 1 1 8 -
Sayfa 119 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine  veya re'sen mahkemece karar verileceği; bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterileceği ve adlî  kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verileceği; ikinci  fıkrasında, tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine  ilişkin kararlarda, hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçelerinin gösterileceği; karann içeriğinin şüpheli  veya sanığa sözlü olarak bildirileceği, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verileceği ve  bu hususun kararda belirtileceği; beşinci fıkrasında, verilen kararlara itiraz edilebileceği;  3- "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104 üncü maddesinin birinci  fıkrasında, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanığın  salıverilmesini isteyebileceği; ikinci fıkrasında, şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına  veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verileceği, ret kararına itiraz edilebileceği;  4- "Tutukluluğun incelenmesi" kenar başlıklı 108 inci maddesinin birinci fıkrasında,  soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler  itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının  istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak  karar verileceği; ikinci fıkrasında, tutukluluk durumunun incelenmesinin, birinci fıkrada öngörülen  süre içinde şüpheli tarafından da istenebileceği,  Hükümlerinin yer aldığı malûmlarıdır.  II- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci  Maddesiyle Yetkili Bölümü) 04/02/2010 ve 05/02/2010 tarihli yazılarıyla, soru önergesinde adı  geçen sanığın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci  Maddesiyle Yetkili Bölümü) yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul 14. Ağır Ceza  Mahkemesinin 16/04/2009 tarihli Kararıyla tutuklandığı; 17/07/2009 tarihli ve 2009/751 Esas,  2009/565 sayılı iddianameyle "Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini  ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, hukuka aykırı olarak  kişisel verileri kaydetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini  yapmasını engellemeye teşebbüs etme" suçlarını işlediğinden bahisle Türk Ceza Kanununun 314  üncü maddesinin ikinci fıkrası, 311 inci maddesinin birinci fıkrası, 312 nci maddesinin birinci  fıkrası, 135 inci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesi, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin  dokuzuncu fıkrası, 63 üncü maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5 inci maddesi  uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davasının açıldığı ve yargılamanın devam ettiği  bildirilmiştir.  III- Soru önergesinde yer alan (4) numaralı soruya konu edilen hususlarla ilgili olarak,  Bakanlığımız kayıtlarında istatistik veri bulunmadığından cevap verilememiştir.  VI- Anayasanın 9 uncu maddesindeki, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız  mahkemelerce kullanılacağı; 138 inci maddesindeki, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları;  Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri, hiçbir  organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere  emir ve talimat veremeyeceği; genelge gönderemeyeceği; tavsiye ve telkinde bulunamayacağı;  görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru  sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulmayacağı yönündeki  amir hükümleri dikkate alınarak, halen derdest olduğu anlaşılan davaya ilişkin olarak soru  önergesine konu edilen diğer hususlara cevap verilmesine yasal imkân görüleraraiştir.  Bilgilerinize arz ederim. ^ f / 1  ıdullah ERGİN  Bakan  - 1 1 8 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  5.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, kiralanan binalara, sağlıkevlerine ve bir beldeye  yapılan hastaneye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11842)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıda belirtilmiş olan somlarımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından  yazılı olarak yanıtlanmasını saygılanmla arz ederi m. (&Ûİ.2010  fin YILDIZ  Antalya Milletvekili  Kiralama yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları ile ilgili olarak;  1. 1999-2009 yılları arasında bakanlığınıza ah kiralık bina sayısı yıllar itibariyle kaçtır?  2. 2009 yılı için Sağlık Bakanlığı' nın kiralanan binalara yaptığı ödeme toplamı ne kadardır?  3. Bakanlığınıza bağlı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü için Eskişehir yolu üzerinde bina  kiralaması yapılacak mıdır? Yapılacak ise; aylık kira bedeli 260.000 liraya bina  kiralayacağınız iddialan doğru mudur?  4. 19 Aralık 2009 tarihinde, TBMM'de Bütçe konuşmanızdaki "Biz göreve geldiğimizde 12 bin  sağlık evinden bahsediliyordu kâğıt üzerinde, oysa açık olan, çalışan, içinde ebesi olan sadece  1.572 sağlık evi vardı. Bugün 5 bin 268 sağlık evinde aktif olarak hizmet veriyoruz ve ihtiyaç  da aşağı yukarı bu kadar. O 12 bin gibi rakamlar da artık Türkiye için gerekli değil, çünkü  1960'larda kırsalda nüfusumuz çok fazlaydı, şimdi bu nüfus büyük ölçüde azaldı." ifadenize  istinaden şu anda aktif hizmet veren 5.268 sağlık evinin il-iice-belde-köylere göre dağılımı ne  şekildedir?  5. Trabzon'un Of İlçesine bağlı Gürpınar Beldesi'nde yaptırılan 50 yataklı hastane, 2009 ya da  daha önceki yıllarda Sağlık Bakanlığı yatınm planlarında var mıydı?  6. Gürpınar Beldesi'nde 50 yataklı devlet hastanesi yapılmasına neden gerek duyulmuştur?  Hastanenin yapım maliyeti ne kadar olmuştur?  7. Gürpınar Beldesinde hastane yaptırmak yerine, hastane yapılan alana 1 km uzaklıkta atıl  vaziyette bulunan binanın kiralanması yöntemiyle ihtiyaç giderilemez miydi?  8. Gürpınar beldesindeki kapatılan sağlık ocağı yerel ihtiyaçları karşılayamadığı için mi  kapatılmıştır?  9. 1677 nüfuslu Gürpınar Beldesinin hemen yanında Gürpınar'ın 2 katı büyüklükte nüfusa sahip  Bölümlü Beldesi mevcuttur. Devlet hastanesi neden nüfusu daha fazla olan Bölümlü  Beldesine yapılmamıştır? Neden Gürpınar'a yapılmıştır?  10. Gürpınar Beldesine hastane yaptırmak yerine Of Devlet Hastanesi büyütülüp, daha fazla  ihtiyacı karşılayacak şekilde hizmet vermesi sağlanamaz mıydı?  - 1 1 9 -
Sayfa 120 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  5.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız'ın, kiralanan binalara, sağlıkevlerine ve bir beldeye  yapılan hastaneye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11842)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıda belirtilmiş olan somlarımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından  yazılı olarak yanıtlanmasını saygılanmla arz ederi m. (&Ûİ.2010  fin YILDIZ  Antalya Milletvekili  Kiralama yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları ile ilgili olarak;  1. 1999-2009 yılları arasında bakanlığınıza ah kiralık bina sayısı yıllar itibariyle kaçtır?  2. 2009 yılı için Sağlık Bakanlığı' nın kiralanan binalara yaptığı ödeme toplamı ne kadardır?  3. Bakanlığınıza bağlı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü için Eskişehir yolu üzerinde bina  kiralaması yapılacak mıdır? Yapılacak ise; aylık kira bedeli 260.000 liraya bina  kiralayacağınız iddialan doğru mudur?  4. 19 Aralık 2009 tarihinde, TBMM'de Bütçe konuşmanızdaki "Biz göreve geldiğimizde 12 bin  sağlık evinden bahsediliyordu kâğıt üzerinde, oysa açık olan, çalışan, içinde ebesi olan sadece  1.572 sağlık evi vardı. Bugün 5 bin 268 sağlık evinde aktif olarak hizmet veriyoruz ve ihtiyaç  da aşağı yukarı bu kadar. O 12 bin gibi rakamlar da artık Türkiye için gerekli değil, çünkü  1960'larda kırsalda nüfusumuz çok fazlaydı, şimdi bu nüfus büyük ölçüde azaldı." ifadenize  istinaden şu anda aktif hizmet veren 5.268 sağlık evinin il-iice-belde-köylere göre dağılımı ne  şekildedir?  5. Trabzon'un Of İlçesine bağlı Gürpınar Beldesi'nde yaptırılan 50 yataklı hastane, 2009 ya da  daha önceki yıllarda Sağlık Bakanlığı yatınm planlarında var mıydı?  6. Gürpınar Beldesi'nde 50 yataklı devlet hastanesi yapılmasına neden gerek duyulmuştur?  Hastanenin yapım maliyeti ne kadar olmuştur?  7. Gürpınar Beldesinde hastane yaptırmak yerine, hastane yapılan alana 1 km uzaklıkta atıl  vaziyette bulunan binanın kiralanması yöntemiyle ihtiyaç giderilemez miydi?  8. Gürpınar beldesindeki kapatılan sağlık ocağı yerel ihtiyaçları karşılayamadığı için mi  kapatılmıştır?  9. 1677 nüfuslu Gürpınar Beldesinin hemen yanında Gürpınar'ın 2 katı büyüklükte nüfusa sahip  Bölümlü Beldesi mevcuttur. Devlet hastanesi neden nüfusu daha fazla olan Bölümlü  Beldesine yapılmamıştır? Neden Gürpınar'a yapılmıştır?  10. Gürpınar Beldesine hastane yaptırmak yerine Of Devlet Hastanesi büyütülüp, daha fazla  ihtiyacı karşılayacak şekilde hizmet vermesi sağlanamaz mıydı?  - 1 1 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı : B.10.0.SOB.00.00.00.0/1O61 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MÎLLET MECLİSÎ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-18960 sayılı yazınız.  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Bakanlığımızca kiralama  yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları" hakkında verilen 7/11842 sayılı yazılı soru  önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. kecep AKDAĞ  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 2 0 -
Sayfa 121 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı : B.10.0.SOB.00.00.00.0/1O61 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MÎLLET MECLİSÎ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-18960 sayılı yazınız.  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Bakanlığımızca kiralama  yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları" hakkında verilen 7/11842 sayılı yazılı soru  önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. kecep AKDAĞ  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 2 0 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından "Bakanlığımızca kiralama yapılan  mülklerle vc kapatılan sağlık ocakları" hakkında verilen 7/11842 sayılı yazılı soru Önergesinin  cevabıdır:  Kiralama yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları ile ilgili olarak;  SORU 1- 1999-2009 yıllan arasında Bakanlığınıza ait kiralık bina sayısı yıllar itibariyle kaçtır.  CEVAP 1- 1999-2009 yılları arasında Bakanlığımız Merkez Teşkilatı Birimleri için kiralanan  ve kira bedelleri Bakanlığımızca ödenen bina sayısı yıllar itibariyle aşağıya çıkarılmıştır.  Yıllar 1999 20ÖÖH 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009""  "Kirâİık "4 4 4 4 4 4 4 4 5 5 6  Bina  Sayısı  <  SORU 2- 2009 yılı için Sağlık Bakanlığının kiralanan binalara yaptığı ödeme toplamı ne  kadardır.  CEVAP 2- 2009 yılında Bakanlığımız Merkez Teşkilatı birimleri için kiralanmış olan ve kira  bedeli Bakanlığımızca ödenen hizmet binalarına ait toplam kira bedeli 2.565.491,51 TL'dir.  SORU 3- Bakanlığınıza bağlı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü için Eskişehir yolu üzerinde  bina kiralaması yapılacak mıdır? Yapılacak ise; aylık kira bedeli 260.000 liraya bina kiralayacağınız  iddiaları doğru mudur?  CEVAP 3- Bakanlığımız Merkez Teşkilatı Birimlerinden İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü  ihtiyacı için Söğütözü Mahallesi 2176 sokak No: 5 Çankaya-ANKARA adresinde bulunan binanın  aylık 195.000,00 TL + Stopaj bedelle, kiralanabilmesi için Başbakanlık Ekonomik ve Mali İşler  Başkanlığı'ndan gerekli izin alınmış olup kiralama çalışmaları devam etmektedir.  SORU 4- 19 Aralık 2009 tarihinde, TBMM'de Bütçe konuşmanızdaki "Biz göreve  geldiğimizde 12 bin sağlık evinden bahsediliyordu kâğıt üzerinde, oysa açık olan, çalışan, içinde  ebesi olan sadece 1.572 sağlık evi vardı. Bugün 5 bin 268 sağlık evinde aktif olarak hizmet veriyoruz  ve ihtiyaç da aşağı yukarı bu kadar. O 12 bin gibi rakamlar da artık Türkiye için gerekli değil, çünkü  1960'larda kırsalda nüfusumuz çok fazlaydı, şimdi bu nüfus büyük ölçüde azaldı" ifadenize istinaden  şu anda aktif hizmet veren 5.268 sağlık evinin il-ilçe-belde-köylere göre dağılımı ne şekildedir?  CEVAP 4- Sağlık evleri Aile Hekimliği Uygulaması başlatılmayan illerde sağlık ocağına  bağlı, Aile Hekimliği Uygulaması başlatılan illerde Toplum Sağlığı Merkezlerine bağlı olarak çok  yönlü hizmet vermekte olup kırsal alanda (belde ve köylerde) açılmaktadır. 19 Aralık 2009 tarihinde  TBMM'deki Bütçe konuşmasında bahsedilen 5268 adet sağlık evinin 360'ı beldelerde, 4908'i  köylerde bulunmaktadır.  SORU 5- Trabzon'un Of İlçesine bağlı Gürpınar Beldesi'nde yaptırılan 50 yataklı hastane,  2009 ya da daha önceki yıllarda Sağlık Bakanlığı yaünm planlannda var mıdır?  SORU 6- Gürpınar beldesi'nde 50 yataklı devlet hastanesi yapılmasına neden gerek  duyulmuştur? Hastanenin yapım maliyeti ne kadar olmuştur?  SORU 7- Gürpınar beldesinde hastane yaptırmak yerine, hastane yapılan alana 1 km uzaklıkta  atıl vaziyette bulunan binanın kiralanması yöntemiyle ihtiyaç giderilemez miydi?  - 1 2 1 -
Sayfa 122 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından "Bakanlığımızca kiralama yapılan  mülklerle vc kapatılan sağlık ocakları" hakkında verilen 7/11842 sayılı yazılı soru Önergesinin  cevabıdır:  Kiralama yapılan mülklerle ve kapatılan sağlık ocakları ile ilgili olarak;  SORU 1- 1999-2009 yıllan arasında Bakanlığınıza ait kiralık bina sayısı yıllar itibariyle kaçtır.  CEVAP 1- 1999-2009 yılları arasında Bakanlığımız Merkez Teşkilatı Birimleri için kiralanan  ve kira bedelleri Bakanlığımızca ödenen bina sayısı yıllar itibariyle aşağıya çıkarılmıştır.  Yıllar 1999 20ÖÖH 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009""  "Kirâİık "4 4 4 4 4 4 4 4 5 5 6  Bina  Sayısı  <  SORU 2- 2009 yılı için Sağlık Bakanlığının kiralanan binalara yaptığı ödeme toplamı ne  kadardır.  CEVAP 2- 2009 yılında Bakanlığımız Merkez Teşkilatı birimleri için kiralanmış olan ve kira  bedeli Bakanlığımızca ödenen hizmet binalarına ait toplam kira bedeli 2.565.491,51 TL'dir.  SORU 3- Bakanlığınıza bağlı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü için Eskişehir yolu üzerinde  bina kiralaması yapılacak mıdır? Yapılacak ise; aylık kira bedeli 260.000 liraya bina kiralayacağınız  iddiaları doğru mudur?  CEVAP 3- Bakanlığımız Merkez Teşkilatı Birimlerinden İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü  ihtiyacı için Söğütözü Mahallesi 2176 sokak No: 5 Çankaya-ANKARA adresinde bulunan binanın  aylık 195.000,00 TL + Stopaj bedelle, kiralanabilmesi için Başbakanlık Ekonomik ve Mali İşler  Başkanlığı'ndan gerekli izin alınmış olup kiralama çalışmaları devam etmektedir.  SORU 4- 19 Aralık 2009 tarihinde, TBMM'de Bütçe konuşmanızdaki "Biz göreve  geldiğimizde 12 bin sağlık evinden bahsediliyordu kâğıt üzerinde, oysa açık olan, çalışan, içinde  ebesi olan sadece 1.572 sağlık evi vardı. Bugün 5 bin 268 sağlık evinde aktif olarak hizmet veriyoruz  ve ihtiyaç da aşağı yukarı bu kadar. O 12 bin gibi rakamlar da artık Türkiye için gerekli değil, çünkü  1960'larda kırsalda nüfusumuz çok fazlaydı, şimdi bu nüfus büyük ölçüde azaldı" ifadenize istinaden  şu anda aktif hizmet veren 5.268 sağlık evinin il-ilçe-belde-köylere göre dağılımı ne şekildedir?  CEVAP 4- Sağlık evleri Aile Hekimliği Uygulaması başlatılmayan illerde sağlık ocağına  bağlı, Aile Hekimliği Uygulaması başlatılan illerde Toplum Sağlığı Merkezlerine bağlı olarak çok  yönlü hizmet vermekte olup kırsal alanda (belde ve köylerde) açılmaktadır. 19 Aralık 2009 tarihinde  TBMM'deki Bütçe konuşmasında bahsedilen 5268 adet sağlık evinin 360'ı beldelerde, 4908'i  köylerde bulunmaktadır.  SORU 5- Trabzon'un Of İlçesine bağlı Gürpınar Beldesi'nde yaptırılan 50 yataklı hastane,  2009 ya da daha önceki yıllarda Sağlık Bakanlığı yaünm planlannda var mıdır?  SORU 6- Gürpınar beldesi'nde 50 yataklı devlet hastanesi yapılmasına neden gerek  duyulmuştur? Hastanenin yapım maliyeti ne kadar olmuştur?  SORU 7- Gürpınar beldesinde hastane yaptırmak yerine, hastane yapılan alana 1 km uzaklıkta  atıl vaziyette bulunan binanın kiralanması yöntemiyle ihtiyaç giderilemez miydi?  - 1 2 1 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  ,SORU 9- 1677 nüfuslu Gürpınar Beldesinin hemen yanında Gürptnarin 2 katı büyüklükte  nüfusa sahip Bölümlü beldesi mevcuttur. Devlet hastanesi neden nüfusu daha fazla olan Bölümlü  Beldesine yapılmamıştır? Neden Gürpınar'a yapılmıştır?  SORU 10- Gürpınar Beldesine hastane yaptırmak yerine Of Devlet hastanesi büyütülüp, daha  fazla ihtiyacı karşılayacak şekilde hizmet vermesi sağlanamaz mıydı?  CEVAPLAR 5,6,7,9,10- Ulaşım imkânları, coğrafi şartlar gibi sebeplerle nüfus değişikliğinin beklenenden fazla olduğu  yerleşim yerlerinde; sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunumunda verimliliğin artırılması, kaynak  tasarrufunun sağlanması, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin bir arada yürütülmesi  amacıyla entegre ilçe hastaneleri açılmaktadır.  Trabzon'un Of ilçesi Gürpınar Beldesinde TOKİ tarafından sağlık ocağı olarak yaptırılan bahse  konu bina yukarıdaki amaçlar doğrultusunda 10 yataklı entegre ilçe hastanesine dönüştürülmüştür.  TOKİ'den alınan bilgiye göre bina yapım maliyeti 2.023.000TL'dir.  SORU 8- Gürpınar Beldesindeki kapatılan sağlık ocağı yerel ihtiyaçları karşılayamadığı için mi  kapatılmıştır?  CEVAP 8- Trabzon İlinde 05.11.2008 tarihi itibariyle Aile Hekimliği Uygulaması  başlatılmıştır. Aile Hekimliği Uygulaması başlatılan illerde bulunan sağlık ocakları hizmetleri  Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri tarafından yürütülmektedir.  Gürpınar Beldesi Of İlçesine 17 km., Trabzon İl Merkezine 69 km. mesafededir. Aile  Hekimliği Uygulaması başlatılmadan önce Gürpınar Beldesinde biri belde merkezinde, diğeri 2007  yılında Gürpınar Beldesine bağlanan Meyvalı Köyünde (Taşhan sağlık ocağı) olmak üzere 2 adet  sağlık ocağı bulunmaktaydı.  Gürpınar Beldesinde kapatılan sağlık ocağı olmayıp Aile Hekimliğine geçilmesi sebebiyle  sağlık ocağı binası Aile Sağlığı Merkezi olarak hizmet vermektedir. Hâlen Gürpınar Beldesinde;  Gürpınar Aile Sağlığı Merkezi 2, Taşhan Aile Sağlığı Merkezi 2 Aile Hekimi ile hizmete devam  etmektedir.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 2 2 -
Sayfa 123 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  ,SORU 9- 1677 nüfuslu Gürpınar Beldesinin hemen yanında Gürptnarin 2 katı büyüklükte  nüfusa sahip Bölümlü beldesi mevcuttur. Devlet hastanesi neden nüfusu daha fazla olan Bölümlü  Beldesine yapılmamıştır? Neden Gürpınar'a yapılmıştır?  SORU 10- Gürpınar Beldesine hastane yaptırmak yerine Of Devlet hastanesi büyütülüp, daha  fazla ihtiyacı karşılayacak şekilde hizmet vermesi sağlanamaz mıydı?  CEVAPLAR 5,6,7,9,10- Ulaşım imkânları, coğrafi şartlar gibi sebeplerle nüfus değişikliğinin beklenenden fazla olduğu  yerleşim yerlerinde; sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunumunda verimliliğin artırılması, kaynak  tasarrufunun sağlanması, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin bir arada yürütülmesi  amacıyla entegre ilçe hastaneleri açılmaktadır.  Trabzon'un Of ilçesi Gürpınar Beldesinde TOKİ tarafından sağlık ocağı olarak yaptırılan bahse  konu bina yukarıdaki amaçlar doğrultusunda 10 yataklı entegre ilçe hastanesine dönüştürülmüştür.  TOKİ'den alınan bilgiye göre bina yapım maliyeti 2.023.000TL'dir.  SORU 8- Gürpınar Beldesindeki kapatılan sağlık ocağı yerel ihtiyaçları karşılayamadığı için mi  kapatılmıştır?  CEVAP 8- Trabzon İlinde 05.11.2008 tarihi itibariyle Aile Hekimliği Uygulaması  başlatılmıştır. Aile Hekimliği Uygulaması başlatılan illerde bulunan sağlık ocakları hizmetleri  Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri tarafından yürütülmektedir.  Gürpınar Beldesi Of İlçesine 17 km., Trabzon İl Merkezine 69 km. mesafededir. Aile  Hekimliği Uygulaması başlatılmadan önce Gürpınar Beldesinde biri belde merkezinde, diğeri 2007  yılında Gürpınar Beldesine bağlanan Meyvalı Köyünde (Taşhan sağlık ocağı) olmak üzere 2 adet  sağlık ocağı bulunmaktaydı.  Gürpınar Beldesinde kapatılan sağlık ocağı olmayıp Aile Hekimliğine geçilmesi sebebiyle  sağlık ocağı binası Aile Sağlığı Merkezi olarak hizmet vermektedir. Hâlen Gürpınar Beldesinde;  Gürpınar Aile Sağlığı Merkezi 2, Taşhan Aile Sağlığı Merkezi 2 Aile Hekimi ile hizmete devam  etmektedir.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 2 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  6.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız 'ın, saha koordinatörlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı  Recep Akdağ'ın cevabı (7/11844)  TÜRKİYE BÜYÜK MÎLLET MECLÎSÎ BAŞKANLIĞI 'NA  Aşağıda belirtilmiş olan sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından  yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 6.01.2010  byŞıYILDK  italya Milletvekili  Saha Koordinatörleri ile ilgili olarak;  1. Saha koordinatörleri Bakanlığınızın hangi birimine bağlı olarak çalışmaktadırlar?  2. Şu anda Bakanlığınıza bağlı kaç tane saha koordinatörü bmunrnaktadır?  3. Saha koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları nelerdir?  4. Saha koordinatörlerinin net maaşı ne kadardır ve bu maaş hangi kaynaktan  ödenmektedir?  5. Saha koordinatörlüğü görevi için gerekli olan kriterler nelerdir? Bu göreve atama ne  şekilde yapılmaktadır?  6. Saha Koordinatörü olarak çalışan kişiler kimlerdir? Eğitimleri nedir?  7. Saha koordinatörleri arasında Bakan, Milletvekili ve bürokrat yakım olan kimler  vardır?  - 1 2 3 -
Sayfa 124 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  6.- Antalya Milletvekili Hüseyin Yıldız 'ın, saha koordinatörlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı  Recep Akdağ'ın cevabı (7/11844)  TÜRKİYE BÜYÜK MÎLLET MECLÎSÎ BAŞKANLIĞI 'NA  Aşağıda belirtilmiş olan sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından  yazılı olarak yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim. 6.01.2010  byŞıYILDK  italya Milletvekili  Saha Koordinatörleri ile ilgili olarak;  1. Saha koordinatörleri Bakanlığınızın hangi birimine bağlı olarak çalışmaktadırlar?  2. Şu anda Bakanlığınıza bağlı kaç tane saha koordinatörü bmunrnaktadır?  3. Saha koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları nelerdir?  4. Saha koordinatörlerinin net maaşı ne kadardır ve bu maaş hangi kaynaktan  ödenmektedir?  5. Saha koordinatörlüğü görevi için gerekli olan kriterler nelerdir? Bu göreve atama ne  şekilde yapılmaktadır?  6. Saha Koordinatörü olarak çalışan kişiler kimlerdir? Eğitimleri nedir?  7. Saha koordinatörleri arasında Bakan, Milletvekili ve bürokrat yakım olan kimler  vardır?  - 1 2 3 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/l063 17Mart20lO  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-18960 sayılı yazınız.  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Saha  Koordinatörlerine ilişkin" 7/11844 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. Recep AKDAĞ  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 2 4 -
Sayfa 125 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/l063 17Mart20lO  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 20/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-18960 sayılı yazınız.  Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Saha  Koordinatörlerine ilişkin" 7/11844 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Prof. Dr. Recep AKDAĞ  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 2 4 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  , Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Saha  Koordinatörlerine ilişkin" 7/11844 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır.  Saha Koordinatörleri ile ilgili olarak;  SORU 1- Saha koordinatörleri Bakanlığımızın hangi birimine bağlı olarak  çalışmaktadırlar?  CEVAP 1- Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında ulusal  danışman olarak hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen saha koordinatörleri, Sağlık  Bakanlığı'nda Proje Yönetim Destek Birimi'nin koordinatörlüğünde çalışmaktadırlar.  SORU 2- Şu anda Bakanlığınıza bağlı kaç tane saha koordinatörü bulunmaktadır?  CEVAP 2- 1 Baş Koordinatör ve 20 Saha Koordinatörü olmak üzere toplanı 21 saha  koordinatörü görev yapmaktadır.  SORU 3- Saha koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları nelerdir?  CEVAP 3- Saha Koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları şu şekilde  tanımlanmıştır:  Aile hekimliğine geçiş esnasında sahadaki uygulama ve faaliyetleri izlemek ve  gerektiğinde Sağlık Bakanlığı'nın verdiği yetkiyi kullanarak müdahale etmek,  özellikle pilot illerde sağlık bilgi sisteminin uygulanması ve konumlandırılması ile  ilgili olarak koordinasyon sağlamak,  özellikle pilot illerde Özel sağlık sigortasına geçişle ilgili olarak koordinasyon  sağlamak,  Hastanelerin özerk hale getirilmesi ile ilgili koordinasyon yapmak,  Bakanlıkça teklif edilen yatırım projeleri için saha değerlendirmesi yapmak ve konu  üzerine görüşlerini bildirmek,  Gerekli olduğunda insan kaynaklarıyla ilgili problemlerin önlenmesi ve personel  dağılımında dengenin korunması amacıyla görüş bildirmek,  Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın gidişatı, karşılaşılan problemler ve müdahaleler  hakkında onların sorumluluğu altındaki bölgelerden sağlık Bakanlığına düzenli bilgi akışını  desteklemek,  Sahadaki uygulama süreci esnasında ortaya çıkacak problemlerin süratle çözülebilmesi  için genel çözüm önerisi sunmak,  Bakanlık tarafından tespit edilecek olan yetki düzeylerinin kapsamı içinde, onların  sorumluluğu altındaki bölgelerde karşılaşılan ve acil müdahale gerektiren problemler için acil  çözümler getirmek,  Sorumlu oldukları bölgelerdeki proje uygulama süreci hakkında baş saha  koordinatörüne ve Sağlık Bakanlığı'na aylık raporlar vermek,  Dünya Bankası'na dönemsel olarak sunulmak üzere raporlarını aylık ve üç aylık bir  belgeye dönüştürmek,  Yukarıda tanımlanan görevleri baş saha koordinatörüyle koordinasyon içinde ve onun  bilgisi altında yerine getirmek,  Baş saha koordinatörüyle aylık toplantılar somasında durum raporları vermek.  SORU 4- Saha koordinatörlerinin net maaşı ne kadardır ve bu maaş hangi kaynaktan  ödenmektedir?  CEVAP 4- Saha koordinatörleriyle UNDP kapsamında ulusal danışman olarak  sözleşme yapılmış olup UNDP'nin bu kapsamdaki standart ücretini almaktadırlar.  - 1 2 5 -
Sayfa 126 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  , Antalya Milletvekili Sayın Hüseyin YILDIZ tarafından verilen "Saha  Koordinatörlerine ilişkin" 7/11844 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır.  Saha Koordinatörleri ile ilgili olarak;  SORU 1- Saha koordinatörleri Bakanlığımızın hangi birimine bağlı olarak  çalışmaktadırlar?  CEVAP 1- Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında ulusal  danışman olarak hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen saha koordinatörleri, Sağlık  Bakanlığı'nda Proje Yönetim Destek Birimi'nin koordinatörlüğünde çalışmaktadırlar.  SORU 2- Şu anda Bakanlığınıza bağlı kaç tane saha koordinatörü bulunmaktadır?  CEVAP 2- 1 Baş Koordinatör ve 20 Saha Koordinatörü olmak üzere toplanı 21 saha  koordinatörü görev yapmaktadır.  SORU 3- Saha koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları nelerdir?  CEVAP 3- Saha Koordinatörlerinin görev ve sorumlulukları şu şekilde  tanımlanmıştır:  Aile hekimliğine geçiş esnasında sahadaki uygulama ve faaliyetleri izlemek ve  gerektiğinde Sağlık Bakanlığı'nın verdiği yetkiyi kullanarak müdahale etmek,  özellikle pilot illerde sağlık bilgi sisteminin uygulanması ve konumlandırılması ile  ilgili olarak koordinasyon sağlamak,  özellikle pilot illerde Özel sağlık sigortasına geçişle ilgili olarak koordinasyon  sağlamak,  Hastanelerin özerk hale getirilmesi ile ilgili koordinasyon yapmak,  Bakanlıkça teklif edilen yatırım projeleri için saha değerlendirmesi yapmak ve konu  üzerine görüşlerini bildirmek,  Gerekli olduğunda insan kaynaklarıyla ilgili problemlerin önlenmesi ve personel  dağılımında dengenin korunması amacıyla görüş bildirmek,  Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın gidişatı, karşılaşılan problemler ve müdahaleler  hakkında onların sorumluluğu altındaki bölgelerden sağlık Bakanlığına düzenli bilgi akışını  desteklemek,  Sahadaki uygulama süreci esnasında ortaya çıkacak problemlerin süratle çözülebilmesi  için genel çözüm önerisi sunmak,  Bakanlık tarafından tespit edilecek olan yetki düzeylerinin kapsamı içinde, onların  sorumluluğu altındaki bölgelerde karşılaşılan ve acil müdahale gerektiren problemler için acil  çözümler getirmek,  Sorumlu oldukları bölgelerdeki proje uygulama süreci hakkında baş saha  koordinatörüne ve Sağlık Bakanlığı'na aylık raporlar vermek,  Dünya Bankası'na dönemsel olarak sunulmak üzere raporlarını aylık ve üç aylık bir  belgeye dönüştürmek,  Yukarıda tanımlanan görevleri baş saha koordinatörüyle koordinasyon içinde ve onun  bilgisi altında yerine getirmek,  Baş saha koordinatörüyle aylık toplantılar somasında durum raporları vermek.  SORU 4- Saha koordinatörlerinin net maaşı ne kadardır ve bu maaş hangi kaynaktan  ödenmektedir?  CEVAP 4- Saha koordinatörleriyle UNDP kapsamında ulusal danışman olarak  sözleşme yapılmış olup UNDP'nin bu kapsamdaki standart ücretini almaktadırlar.  - 1 2 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  SORU 5- Saha koordinatörlüğü görevi için gerekli olan kriterler nelerdir? Bu göreve  atama ne şekilde yapılmaktadır?  CEVAP 5- Saha Koordinatörü olmak için gerekli olan nitelikler aşağıda sıralanmıştır:  -Hekim olmak veya ekonomi, yönetim, kamu idaresi, hukuk, maliye, sağlık yönetimi,  sağlık muhasebesi, biyoistatistik konularında doktora derecesine sahip olmak,  •Yukarıda listelenen ilgili uzmanlık alanında en az 3 yıl çalışma deneyimine sahip  olmak,  -Yeni istihdam edilecek Koordinatörler için Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde  tzleme ve Değerlendirme çalışmalarına katılmış olmak,  -Sağlık sektöründe yönetici deneyimi olmak,  -Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde hizmet-içi eğitimlere katılmış olmak,  Yukarıdaki niteliklere haiz olan kişilerden seçilmiş olanlar UNDP ile ulusal danışman  kapsamında sözleşme imzalayarak göreve başlamışlardır.  SORU 6- Saha Koordinatörü olarak çalışan kişiler kimlerdir? Eğitimleri nedir?  CEVAP 6- Saha Koordinatörlüğünde görev alan personelin tamamı Tıp Doktoru olup,  Sağlık Bakanlığı kurum ve kuruluşlarında yönetici olarak görev yapmış kişilerden, medikal ve  paramedikal alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitimi görmüş kişilerden oluşmaktadır.  SORU 7- Saha koordinatörleri arasında Bakan, Milletvekili ve bürokrat yakını olan  kimler vardır?  CEVAP 7- Saha Koordinatörleri yukarıda belirtilen gerekli seçilme kriterleri  çerçevesinde UNDP ve Sağlık Bakanlığı personelinden oluşturulan komisyonca  seçilmişlerdir. Seçilme kriterleri tamamen objektif olup bu seçimlerde herhangi bir yakınlık  veya tavassutun dikkate alınması söz konusu değildir.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 2 6 -
Sayfa 127 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  SORU 5- Saha koordinatörlüğü görevi için gerekli olan kriterler nelerdir? Bu göreve  atama ne şekilde yapılmaktadır?  CEVAP 5- Saha Koordinatörü olmak için gerekli olan nitelikler aşağıda sıralanmıştır:  -Hekim olmak veya ekonomi, yönetim, kamu idaresi, hukuk, maliye, sağlık yönetimi,  sağlık muhasebesi, biyoistatistik konularında doktora derecesine sahip olmak,  •Yukarıda listelenen ilgili uzmanlık alanında en az 3 yıl çalışma deneyimine sahip  olmak,  -Yeni istihdam edilecek Koordinatörler için Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde  tzleme ve Değerlendirme çalışmalarına katılmış olmak,  -Sağlık sektöründe yönetici deneyimi olmak,  -Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde hizmet-içi eğitimlere katılmış olmak,  Yukarıdaki niteliklere haiz olan kişilerden seçilmiş olanlar UNDP ile ulusal danışman  kapsamında sözleşme imzalayarak göreve başlamışlardır.  SORU 6- Saha Koordinatörü olarak çalışan kişiler kimlerdir? Eğitimleri nedir?  CEVAP 6- Saha Koordinatörlüğünde görev alan personelin tamamı Tıp Doktoru olup,  Sağlık Bakanlığı kurum ve kuruluşlarında yönetici olarak görev yapmış kişilerden, medikal ve  paramedikal alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitimi görmüş kişilerden oluşmaktadır.  SORU 7- Saha koordinatörleri arasında Bakan, Milletvekili ve bürokrat yakını olan  kimler vardır?  CEVAP 7- Saha Koordinatörleri yukarıda belirtilen gerekli seçilme kriterleri  çerçevesinde UNDP ve Sağlık Bakanlığı personelinden oluşturulan komisyonca  seçilmişlerdir. Seçilme kriterleri tamamen objektif olup bu seçimlerde herhangi bir yakınlık  veya tavassutun dikkate alınması söz konusu değildir.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 2 6 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  7.- Antalya Milletvekili Atila Emek'in, Yüksek Seçim Kurulunun kullandığı bilgisayar işletim  sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11873)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA  Yüksek Seçim Kurulunun, seçimlerde kullandığı, bilgisayar işletim  sistemiyle ilgili, kamu vicdanında rahatsızlık yaratan iddia ve kuşkular  hakkında, aşağıdaki sorularımın, Sayın Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan tarafından, yazlı olarak cevaplandırılması için gereğini saygıyla  arz ederim. / / /7  Yüksek Seçim Kurulunun, seçimlerde kullandığı bilgisayar işletim  sistemiyle ilgili, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleriyle başlayan ve son  yapılan referandumda kullanılan, 2009 yerel seçimlerinde de uygulanan  metotlar, Kamu vicdanında rahatsızlık yaratmış ve kuşkulara neden  olmuştur. Bu yolla " SEÇİMLERDE HİLE " olduğuna ilişkin kuşkular ve  tartışmalar devam etmektedir. Hal böyle olunca;  1 - ABD ve Avrupa Ülkelerinde, sakıncalı bulunduğu için  yasaklanmış ve uygulamadan kaldırılmış, Yüksek Seçim Kurulu  tarafından 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden beri, bilgisayar  yazılımları işletim sistemi olarak kullanılan ve SEÇSİS adı verilen  projesinin Kamuoyunda yarattığı tartışmaları göz önüne alarak, bilim  insanları ve mühendis odaları tarafından oluşturulacak, bağımsız bir  teknik gurup tarafından incelenmesi ve bu konuda düzenlenecek  raporun, kamuoyu ile paylaşılması düşünülmekte midir ?  Antalya Milletvekili  - 1 2 7 -
Sayfa 128 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  7.- Antalya Milletvekili Atila Emek'in, Yüksek Seçim Kurulunun kullandığı bilgisayar işletim  sistemine ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11873)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA  Yüksek Seçim Kurulunun, seçimlerde kullandığı, bilgisayar işletim  sistemiyle ilgili, kamu vicdanında rahatsızlık yaratan iddia ve kuşkular  hakkında, aşağıdaki sorularımın, Sayın Başbakan Recep Tayyip  Erdoğan tarafından, yazlı olarak cevaplandırılması için gereğini saygıyla  arz ederim. / / /7  Yüksek Seçim Kurulunun, seçimlerde kullandığı bilgisayar işletim  sistemiyle ilgili, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleriyle başlayan ve son  yapılan referandumda kullanılan, 2009 yerel seçimlerinde de uygulanan  metotlar, Kamu vicdanında rahatsızlık yaratmış ve kuşkulara neden  olmuştur. Bu yolla " SEÇİMLERDE HİLE " olduğuna ilişkin kuşkular ve  tartışmalar devam etmektedir. Hal böyle olunca;  1 - ABD ve Avrupa Ülkelerinde, sakıncalı bulunduğu için  yasaklanmış ve uygulamadan kaldırılmış, Yüksek Seçim Kurulu  tarafından 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinden beri, bilgisayar  yazılımları işletim sistemi olarak kullanılan ve SEÇSİS adı verilen  projesinin Kamuoyunda yarattığı tartışmaları göz önüne alarak, bilim  insanları ve mühendis odaları tarafından oluşturulacak, bağımsız bir  teknik gurup tarafından incelenmesi ve bu konuda düzenlenecek  raporun, kamuoyu ile paylaşılması düşünülmekte midir ?  Antalya Milletvekili  - 1 2 7 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  2- SEÇSİS adı verilen işletim sistemi projesinin seçimlerde  uygulanmasında, ciddi sakıncalar yarattığı ve seçim sonuçları üzerinde  tartışmalara neden olduğu gerçeği karşısında, bu sisteminin denetimi  nasıl yapılmakta ve güvenliği nasıl sağlanmaktadır ?  3 - Demokratik seçimlerde, HER SEÇMENİN OYU ALTIN  DEĞERİNDEDİR. Seçimlerde seçmen, oyunu her türlü baskıdan uzak ve  özgürce kullanmalıdır. Seçmenin kullandığı bu oy sandığa, girdiği gibi  çıkmalı, seçmenin ortaya koyduğu irade üzerine gölge ve kuşku  düşmemelidir. ABD ve Avrupa Ülkelerinde sakıncalı bulunduğu için terk  edilen, SEÇSiS adı verilen, işletim sistemi projesinin, ülkemizde yarattığı  sıkıntılar ve Kamu vicdanında doğurduğu rahatsızlık ve kuşkular  nedeniyle kaldırılması düşünülmekte midir?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/624/1379 A/HÎ2010  Konu : Yazılı soru önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-7/11873-19162/40549 sayılı yazı,  b) Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü ifadeli, 27/01/2010 tarihli ve B.  O2.O.KKG.0.12/106-181-20/324 sayılı yazı,  c) 10/02/2010 tarihli ve 318/652 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde Başbakanlığa gönderilen ve ilgi (b) yazı ile Bakanlığımızca  cevaplandırılması tensip olunan, Antalya Milletvekili Atila Emek tarafından Sayın Başbakan'a  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11873 Esas Nolu soru önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (c) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyannca hazırlanan cevap örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK:  Soru Önergesi cevabı  'Sadullah ERGİN  Bakan  - 1 2 8 -
Sayfa 129 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  2- SEÇSİS adı verilen işletim sistemi projesinin seçimlerde  uygulanmasında, ciddi sakıncalar yarattığı ve seçim sonuçları üzerinde  tartışmalara neden olduğu gerçeği karşısında, bu sisteminin denetimi  nasıl yapılmakta ve güvenliği nasıl sağlanmaktadır ?  3 - Demokratik seçimlerde, HER SEÇMENİN OYU ALTIN  DEĞERİNDEDİR. Seçimlerde seçmen, oyunu her türlü baskıdan uzak ve  özgürce kullanmalıdır. Seçmenin kullandığı bu oy sandığa, girdiği gibi  çıkmalı, seçmenin ortaya koyduğu irade üzerine gölge ve kuşku  düşmemelidir. ABD ve Avrupa Ülkelerinde sakıncalı bulunduğu için terk  edilen, SEÇSiS adı verilen, işletim sistemi projesinin, ülkemizde yarattığı  sıkıntılar ve Kamu vicdanında doğurduğu rahatsızlık ve kuşkular  nedeniyle kaldırılması düşünülmekte midir?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/624/1379 A/HÎ2010  Konu : Yazılı soru önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-7/11873-19162/40549 sayılı yazı,  b) Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü ifadeli, 27/01/2010 tarihli ve B.  O2.O.KKG.0.12/106-181-20/324 sayılı yazı,  c) 10/02/2010 tarihli ve 318/652 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde Başbakanlığa gönderilen ve ilgi (b) yazı ile Bakanlığımızca  cevaplandırılması tensip olunan, Antalya Milletvekili Atila Emek tarafından Sayın Başbakan'a  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11873 Esas Nolu soru önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (c) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesi uyannca hazırlanan cevap örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK:  Soru Önergesi cevabı  'Sadullah ERGİN  Bakan  - 1 2 8 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  /  Sayı : B.O3.0.KGM.0.O0.0O.O5/622/1377  Konu : Yazılı soru önergesi lHH /2010  Sayın Atila EMEK  Antalya Milletvekili  TBMM  Sayın Başbakan'a yöneltilip Bakanlığımız koordinatörlüğünde cevaplandırılması tensip  olunan 7/11873 Esas Nolu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  Soru önergesine konu edilen hususlarla ilgili olarak, ilgisi nedeniyle Yüksek Seçim  Kumlu Başkanlığı ile yapılan yazışma sonrasında, Yüksek Seçim Kumlu Başkanlığının  24/02/2010 tarihli ve C.05.0.IMİ.0.88-050-S 2010/116-0856 sayılı yazısıyla,  Yüksek Seçim Kumlu tarafıpdan alınan 17/02/2010 tarihli ve 116 sayılı Kararda, Yüksek  Seçim Kumlunun, Anayasanın 79 uncu maddesi gereğince seçimlerin yönetim ve denetimini  yürüttüğü; görev ve yetkilerinin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri  Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında ondört bent halinde sayıldığı; kararları  aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı; Anayasanın 98 inci maddesinde, Türkiye Büyük  Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları düzenlenip, sözlü ve yazılı somların  Başbakanlıktan veya bakanlardan bilgi isteme biçiminde olacağının belirtildiği; bu kapsamda, bilgi  isteme ve denetimin amacının, yürütme organının iş ve işlemleri hakkında bilgilenmek ve bilgi  sahibi olmak olduğu; bu çerçevede, Kumlun görev alanına giren konular hakkında Başbakan ve  bakanlardan yazılı som yoluyla bilgi istenilmesinin, Anayasanın Yasama Bölümünde yer alan  Yüksek Seçim Kumlunun yargısal niteliği ve konumu ile bağdaşır görülmediği ve som önergesiyle  sorulan hususlara cevap verilmesine ilişkin istemin uygun bulunmadığı değerlendirilerek istemin  oybirliğiyle reddine karar verildiği,  Bildirilmiştir. /flj  Bilgilerinize arz ederim. / / / / /  Sadullah ERGİN  Bakan  - 1 2 9 -
Sayfa 130 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  /  Sayı : B.O3.0.KGM.0.O0.0O.O5/622/1377  Konu : Yazılı soru önergesi lHH /2010  Sayın Atila EMEK  Antalya Milletvekili  TBMM  Sayın Başbakan'a yöneltilip Bakanlığımız koordinatörlüğünde cevaplandırılması tensip  olunan 7/11873 Esas Nolu soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  Soru önergesine konu edilen hususlarla ilgili olarak, ilgisi nedeniyle Yüksek Seçim  Kumlu Başkanlığı ile yapılan yazışma sonrasında, Yüksek Seçim Kumlu Başkanlığının  24/02/2010 tarihli ve C.05.0.IMİ.0.88-050-S 2010/116-0856 sayılı yazısıyla,  Yüksek Seçim Kumlu tarafıpdan alınan 17/02/2010 tarihli ve 116 sayılı Kararda, Yüksek  Seçim Kumlunun, Anayasanın 79 uncu maddesi gereğince seçimlerin yönetim ve denetimini  yürüttüğü; görev ve yetkilerinin 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri  Hakkında Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında ondört bent halinde sayıldığı; kararları  aleyhine başka bir mercie başvurulamayacağı; Anayasanın 98 inci maddesinde, Türkiye Büyük  Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları düzenlenip, sözlü ve yazılı somların  Başbakanlıktan veya bakanlardan bilgi isteme biçiminde olacağının belirtildiği; bu kapsamda, bilgi  isteme ve denetimin amacının, yürütme organının iş ve işlemleri hakkında bilgilenmek ve bilgi  sahibi olmak olduğu; bu çerçevede, Kumlun görev alanına giren konular hakkında Başbakan ve  bakanlardan yazılı som yoluyla bilgi istenilmesinin, Anayasanın Yasama Bölümünde yer alan  Yüksek Seçim Kumlunun yargısal niteliği ve konumu ile bağdaşır görülmediği ve som önergesiyle  sorulan hususlara cevap verilmesine ilişkin istemin uygun bulunmadığı değerlendirilerek istemin  oybirliğiyle reddine karar verildiği,  Bildirilmiştir. /flj  Bilgilerinize arz ederim. / / / / /  Sadullah ERGİN  Bakan  - 1 2 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  8.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak'ın, bir tutuklunun sağlık sorununa ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11876)  Aşağıda yer alan soruların, Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından,  Anayasanın 98. İçtüzüğün 96. ve 99. maddeleri uyannca yazılı olarak yanıtlanmasım  saygılarımla arz ederim.  Diyarbakır'da 28 Kasım tarihinde meydana gelen toplumsal gösteriler sırasında  yaralanan Selim TEKEL (16) olay ardından gözaltına alınmış, yaralı olması "olaylara  kanştığı" şeklinde yorumlanarak tutuklanmıştır. Süleyman TEKEL 43 gündür Diyarbakır D  Tipi Kapalı Cezaevinde tutulmaktadır. Sağ bacağından ateşli silahla yaralanmış olmasına  rağmen Ailesi ve Avukatlan, bacağında güç kaybı ve zayıflama yaşayan TEKEL'in  tedavisinin gerekli biçimde yapılmadığı konusunda endişelerini ifade etmektedirler.  1. 43 gündür tutuklu bulunan Selim TEKEL tedavisi için tam donanımlı bir  hastaneye sevk edilmiş midir?  2. Bu çocuğun tedavisi için ne gibi tıbbi müdahaleler yapılmıştır?  3. Selim TEKEL'in sağlık ûHırumu nedir?  4. 43 gündür sağıltımı için tedavi uygulanmayan Selim TEKEL'in, bu yarasından  dolayı kalıcı bir sağlık sorunu yaşama tehlikesi var mıdır; varsa bunun  sorumlusu kimdir; sorumlular hakkında ne gibi işlemler yapılmıştır?  5. Tedavinin ihmali konusunda idari soruşturma açılmış mıdır; açılmışsa nasıl  sonuçlanmıştır?  6. Cezaevinde son üç yılda ve aylarla göre kaç çocuk, hangi suçlarla, hangi illerde  tutuklu olarak bulunmaktadır; bu çocukların herhangi bir sağlık sorunu tespit  edilmiş midir, tespit edilmiş ise nelerdir ve hangi tedaviler uygulanmıştır?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞI'NA  GültaıyKIŞANâK'  Diyarbakır Milletvekili  - 1 3 0 -
Sayfa 131 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  8.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak'ın, bir tutuklunun sağlık sorununa ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11876)  Aşağıda yer alan soruların, Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGİN tarafından,  Anayasanın 98. İçtüzüğün 96. ve 99. maddeleri uyannca yazılı olarak yanıtlanmasım  saygılarımla arz ederim.  Diyarbakır'da 28 Kasım tarihinde meydana gelen toplumsal gösteriler sırasında  yaralanan Selim TEKEL (16) olay ardından gözaltına alınmış, yaralı olması "olaylara  kanştığı" şeklinde yorumlanarak tutuklanmıştır. Süleyman TEKEL 43 gündür Diyarbakır D  Tipi Kapalı Cezaevinde tutulmaktadır. Sağ bacağından ateşli silahla yaralanmış olmasına  rağmen Ailesi ve Avukatlan, bacağında güç kaybı ve zayıflama yaşayan TEKEL'in  tedavisinin gerekli biçimde yapılmadığı konusunda endişelerini ifade etmektedirler.  1. 43 gündür tutuklu bulunan Selim TEKEL tedavisi için tam donanımlı bir  hastaneye sevk edilmiş midir?  2. Bu çocuğun tedavisi için ne gibi tıbbi müdahaleler yapılmıştır?  3. Selim TEKEL'in sağlık ûHırumu nedir?  4. 43 gündür sağıltımı için tedavi uygulanmayan Selim TEKEL'in, bu yarasından  dolayı kalıcı bir sağlık sorunu yaşama tehlikesi var mıdır; varsa bunun  sorumlusu kimdir; sorumlular hakkında ne gibi işlemler yapılmıştır?  5. Tedavinin ihmali konusunda idari soruşturma açılmış mıdır; açılmışsa nasıl  sonuçlanmıştır?  6. Cezaevinde son üç yılda ve aylarla göre kaç çocuk, hangi suçlarla, hangi illerde  tutuklu olarak bulunmaktadır; bu çocukların herhangi bir sağlık sorunu tespit  edilmiş midir, tespit edilmiş ise nelerdir ve hangi tedaviler uygulanmıştır?  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLÎSİ BAŞKANLIĞI'NA  GültaıyKIŞANâK'  Diyarbakır Milletvekili  - 1 3 0 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.O.KGM.O.O0.0O.O5/551/1220  Konu : Yazılı soru önergesi tf./$J./2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.  GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 319/653 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandın İması istenilen 7/11876 Esas Nolu som  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla  ek süre istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99, uncu maddesi  uyarınca hazırlanan cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  Sadullah ERGİN  Bakan  EKLER:  1 - Soru önergesi cevabı  2- istatistik tablo  - 1 3 1 -
Sayfa 132 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.O.KGM.O.O0.0O.O5/551/1220  Konu : Yazılı soru önergesi tf./$J./2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.  GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 319/653 sayılı yazı.  İlgi (a) yazınız ekinde alınan, Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandın İması istenilen 7/11876 Esas Nolu som  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla  ek süre istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99, uncu maddesi  uyarınca hazırlanan cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  Sadullah ERGİN  Bakan  EKLER:  1 - Soru önergesi cevabı  2- istatistik tablo  - 1 3 1 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/549/12I8  Konu : Yazılı soru önergesi fö./Ç&/20lO  Sayın Gültan KIŞANAK  Diyarbakır Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11876 Esas Nolu  soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- A- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun;  1- "Tutukluların yükümlülükleri" kenar başlıklı 116 nci maddesinin birinci  fıkrasında, Kanunun 9, 16, 21, 22, 26 ila 28, 34 ila 53, 55 ila 62, 66 ila 76, 78 ila 84 ve 86 ilâ  88 inci maddelerinde düzenlenen hükümlerinin, hastalık nedeniyle nakil, muayene ve tedavi  istekleri, hükümlülerin muayene ve tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı  engelleyecek hastalık hâli konularında, tutukluluk haliyle uzlaşır nitelikte olanlarının,  tutuklular hakkında da uygulanabileceği;  2- "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 78 inci maddesinde,  "(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan  muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle  yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında  saklanır.  (2) Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin  sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla  görevlidirler.  (3) Rızası olsa bile hiçbir hükümlü üzerinde tıbbî deney yapılamaz.";  3- "Sağlık denetimi" kenar başlıklı 79 uncu maddesinde,  "(1) Kurum hekimi, kurumu ayda en az bir kez denetleyerek genel ve özel önlem  alınması gereken hastalıklar ile kurumda sağlık koşullan yönünden alınması gereken  önerileri içeren bir rapor düzenler ve kurum yönetimine verir.";  4- "Hastaneye sevk" kenar başlıklı 80 inci maddesinde,  "(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye şevkine gerek duyulduğunda durum,  kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir.";  B- Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı  Hakkında Tüzüğün;  1-"Revir" kenar başlıklı 114 üncü maddesinde,  "(1) Her kurumda bir revir bulunur. Revir, cezaevi tabibinin sorumluluğunda faaliyet  gösterir.  (2) Kurum revirinde bulundurulması gerekli tıbbî araç ve gereçler ile kurum revirinin  çalışma esas ve usulleri kurum iç yönetmeliğinde gösterilir.  (3) Kanun hükümlerine ve durumlarına göre, 5275 sayılı Kanunun 16 nci maddesinin  dördüncü fıkrasının uygulanamadığı hâllerde, gebe olan kadın hükümlülerin bulunduğu  kurumlarda, doğum öncesi ve doğum sonrası her türlü bakım ve tedavi için özel bir yer  ayrılır. Doğumun kurum dışında bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmesi için gerekli tedbirler  alınır. Ancak, doğum, kurumda gerçekleşmişse çocuğun kurumda doğduğu, doğum belgesine  işlenmez.";  2- "Hastaneye sevk" kenar başlıklı 115 inci maddesinde,  "(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle bir hastaneye şevkine gerek duyulduğunda durum,  cezaevi tabibi tarafından bir raporla derhâl kurum en üst amirine bildirilir.";  3- "Hükümlülerin hastanelerde muayene ve tedavileri" kenar başlıklı 116 nci  maddesinde,  - 1 3 2 -
Sayfa 133 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/549/12I8  Konu : Yazılı soru önergesi fö./Ç&/20lO  Sayın Gültan KIŞANAK  Diyarbakır Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11876 Esas Nolu  soru önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- A- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun;  1- "Tutukluların yükümlülükleri" kenar başlıklı 116 nci maddesinin birinci  fıkrasında, Kanunun 9, 16, 21, 22, 26 ila 28, 34 ila 53, 55 ila 62, 66 ila 76, 78 ila 84 ve 86 ilâ  88 inci maddelerinde düzenlenen hükümlerinin, hastalık nedeniyle nakil, muayene ve tedavi  istekleri, hükümlülerin muayene ve tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı  engelleyecek hastalık hâli konularında, tutukluluk haliyle uzlaşır nitelikte olanlarının,  tutuklular hakkında da uygulanabileceği;  2- "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 78 inci maddesinde,  "(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan  muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle  yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında  saklanır.  (2) Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin  sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla  görevlidirler.  (3) Rızası olsa bile hiçbir hükümlü üzerinde tıbbî deney yapılamaz.";  3- "Sağlık denetimi" kenar başlıklı 79 uncu maddesinde,  "(1) Kurum hekimi, kurumu ayda en az bir kez denetleyerek genel ve özel önlem  alınması gereken hastalıklar ile kurumda sağlık koşullan yönünden alınması gereken  önerileri içeren bir rapor düzenler ve kurum yönetimine verir.";  4- "Hastaneye sevk" kenar başlıklı 80 inci maddesinde,  "(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye şevkine gerek duyulduğunda durum,  kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir.";  B- Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı  Hakkında Tüzüğün;  1-"Revir" kenar başlıklı 114 üncü maddesinde,  "(1) Her kurumda bir revir bulunur. Revir, cezaevi tabibinin sorumluluğunda faaliyet  gösterir.  (2) Kurum revirinde bulundurulması gerekli tıbbî araç ve gereçler ile kurum revirinin  çalışma esas ve usulleri kurum iç yönetmeliğinde gösterilir.  (3) Kanun hükümlerine ve durumlarına göre, 5275 sayılı Kanunun 16 nci maddesinin  dördüncü fıkrasının uygulanamadığı hâllerde, gebe olan kadın hükümlülerin bulunduğu  kurumlarda, doğum öncesi ve doğum sonrası her türlü bakım ve tedavi için özel bir yer  ayrılır. Doğumun kurum dışında bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmesi için gerekli tedbirler  alınır. Ancak, doğum, kurumda gerçekleşmişse çocuğun kurumda doğduğu, doğum belgesine  işlenmez.";  2- "Hastaneye sevk" kenar başlıklı 115 inci maddesinde,  "(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle bir hastaneye şevkine gerek duyulduğunda durum,  cezaevi tabibi tarafından bir raporla derhâl kurum en üst amirine bildirilir.";  3- "Hükümlülerin hastanelerde muayene ve tedavileri" kenar başlıklı 116 nci  maddesinde,  - 1 3 2 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  "(1) Kurumda tedavisi mümkün olmayan hastalığı bulunan hükümlülerin muayene ve  tedavileri Devlet ve üniversite hastanelerinde gerçekleştirilir. Hükümlülerin yatarak  tedavileri bunlar için ayrılan hükümlü koğuşlarında yapılır. Hükümlü koğuşu yoksa tedavileri  dış güvenlikten sorumlu güvenlik görevlileri tarafından gerekli önlemler alınarak  hastanelerin diğer birimlerinde yapılır.  (2) Açık kurumlar ile çocuk eğitimevi hükümlülerinin kurum dışındaki yatarak  tedavileri, tedavi eden kurumun bulunduğu yerdeki kurumun iç güvenlik görevlileri  gözetiminde ve hükümlü odası dışındaki bir bölümde yapılır.  (3) Kurum dışında yatarak tedavileri yapılan hükümlülerin yanında, tedaviyi yapan  hekimin raporuyla zorunlu olduğunun bildirilmesi hâlinde, eşi, annesi, babası, kardeşi,  çocuğu, bunların olmaması hâlinde Cumhuriyet başsavcılığının uygun gördüğü bir aile yakını  refakatçi olarak bulundurulabilir.";  4- "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 117 nci maddesinde,  "(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan  muayene ve tedavisi cezaevi tabibi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan  tüm muayene ve tedavi sonuçlan, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.  (2) Kurumda, hükümlünün muayene veya tedavisi sırasında cezaevi tabibi tarafından  talep edilmediği sürece muayene odasında sağlık personeli dışında görevli bulundurulmaz.  Ancak güvenlik amacıyla ve konuşulanların duyulmayacağı şekilde, kurum idaresi tarafından  gerekli tedbirler alınır.  (3) Sağlık Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri  bakımından gerekli yardımları yapmakla görevlidirler.  (4) Rızası olsa bile hiçbir hükümlü üzerinde tıbbî deney yapılamaz.",  Hükümlerinin yer aldığı mâlumlandır.  II- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bakanlığımıza iletilen yazıyla;  Soru önergesinde adı geçen tutuklunun ceza infaz kurumuna kabulü esnasında yapılan  muayenesinde, ayağında ateşli silâh yaralanmasının mevcut olduğunun tespit edilmesi  üzerine kurum revirinde tedavisine başlandığı; 25/12/2009 tarihinde de ileri tetkik ve tedavi  amacıyla Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edildiği;  burada yapılan muayenesi sonucu tedavisi için gerekli olan EMG tetkikinin istendiği ve  EMG çekimi için 19/01/2010 tarihine randevu verildiği; anılan tarihte tutuklunun hastaneye  sevk edildiği, fakat cihazın arızalı olması sebebiyle işlemin gerçekleştirilemediği; daha sonra  27/01/2010 tarihine verilen randevu üzerine tutuklunun EMG'si çekilerek, 28/01/2010  tarihinde de sonucun ortopedi uzmanına ulaştırıldığı; uzman hekim tarafından tutuklunun  Diyarbakır Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edildiği;  Tutuklunun 01/02/2010 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi  Polikliniğinde muayenesinin gerçekleştirildiği ve tedavi düzenlenip 1 ay sonrası için kontrol  önerildiği; tutuklunun Diyarbakır E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğince 04/02/2010  tarihinde yapılan muayenesinde hayatî tehlike oluşturacak bir rahatsızlığının bulunmadığının  tespit edildiği; kurum tabipliği ve hastanede düzenli olarak tedavi ve kontrollerinin yapıldığı,  Bildirilmiştir.  III- Soru önergesinde adı geçenin tedavisi konusunda herhangi bir aksaklık tespit  edilmediğinden personel hakkında idarî soruşturma açılmasına gerek görülmemiştir.  IV- Ceza infaz kurumlarında son üç yılda aylara göre çocuk tutuklu sayıları, 2010 yılı  Şubat ayı itibarıyla çocuk tutukluların bazı suç gruplarına göre dağılımları ile 31/01/2010  tarihi itibanyla bulundukları ceza infaz kurumlarına göre dağılımlarını gösteren,  Bakanlığımızda kayıtlı verilere göre hazırlanan istatistik tablo ilişikte sunulmuştur.  Ancak, bu çocuklarda herhangi bir sağlık sorunu tespit edilip edilemediğine ilişkin  olarak Bakanlığımız kayıtlarında herhangi bir istatistik veri bulunmamaktadır.  Bilgilerine arz ederim. s/jrf}  - 1 3 3 -
Sayfa 134 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  "(1) Kurumda tedavisi mümkün olmayan hastalığı bulunan hükümlülerin muayene ve  tedavileri Devlet ve üniversite hastanelerinde gerçekleştirilir. Hükümlülerin yatarak  tedavileri bunlar için ayrılan hükümlü koğuşlarında yapılır. Hükümlü koğuşu yoksa tedavileri  dış güvenlikten sorumlu güvenlik görevlileri tarafından gerekli önlemler alınarak  hastanelerin diğer birimlerinde yapılır.  (2) Açık kurumlar ile çocuk eğitimevi hükümlülerinin kurum dışındaki yatarak  tedavileri, tedavi eden kurumun bulunduğu yerdeki kurumun iç güvenlik görevlileri  gözetiminde ve hükümlü odası dışındaki bir bölümde yapılır.  (3) Kurum dışında yatarak tedavileri yapılan hükümlülerin yanında, tedaviyi yapan  hekimin raporuyla zorunlu olduğunun bildirilmesi hâlinde, eşi, annesi, babası, kardeşi,  çocuğu, bunların olmaması hâlinde Cumhuriyet başsavcılığının uygun gördüğü bir aile yakını  refakatçi olarak bulundurulabilir.";  4- "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı 117 nci maddesinde,  "(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan  muayene ve tedavisi cezaevi tabibi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan  tüm muayene ve tedavi sonuçlan, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.  (2) Kurumda, hükümlünün muayene veya tedavisi sırasında cezaevi tabibi tarafından  talep edilmediği sürece muayene odasında sağlık personeli dışında görevli bulundurulmaz.  Ancak güvenlik amacıyla ve konuşulanların duyulmayacağı şekilde, kurum idaresi tarafından  gerekli tedbirler alınır.  (3) Sağlık Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri  bakımından gerekli yardımları yapmakla görevlidirler.  (4) Rızası olsa bile hiçbir hükümlü üzerinde tıbbî deney yapılamaz.",  Hükümlerinin yer aldığı mâlumlandır.  II- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bakanlığımıza iletilen yazıyla;  Soru önergesinde adı geçen tutuklunun ceza infaz kurumuna kabulü esnasında yapılan  muayenesinde, ayağında ateşli silâh yaralanmasının mevcut olduğunun tespit edilmesi  üzerine kurum revirinde tedavisine başlandığı; 25/12/2009 tarihinde de ileri tetkik ve tedavi  amacıyla Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edildiği;  burada yapılan muayenesi sonucu tedavisi için gerekli olan EMG tetkikinin istendiği ve  EMG çekimi için 19/01/2010 tarihine randevu verildiği; anılan tarihte tutuklunun hastaneye  sevk edildiği, fakat cihazın arızalı olması sebebiyle işlemin gerçekleştirilemediği; daha sonra  27/01/2010 tarihine verilen randevu üzerine tutuklunun EMG'si çekilerek, 28/01/2010  tarihinde de sonucun ortopedi uzmanına ulaştırıldığı; uzman hekim tarafından tutuklunun  Diyarbakır Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi Polikliniğine sevk edildiği;  Tutuklunun 01/02/2010 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi  Polikliniğinde muayenesinin gerçekleştirildiği ve tedavi düzenlenip 1 ay sonrası için kontrol  önerildiği; tutuklunun Diyarbakır E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Tabipliğince 04/02/2010  tarihinde yapılan muayenesinde hayatî tehlike oluşturacak bir rahatsızlığının bulunmadığının  tespit edildiği; kurum tabipliği ve hastanede düzenli olarak tedavi ve kontrollerinin yapıldığı,  Bildirilmiştir.  III- Soru önergesinde adı geçenin tedavisi konusunda herhangi bir aksaklık tespit  edilmediğinden personel hakkında idarî soruşturma açılmasına gerek görülmemiştir.  IV- Ceza infaz kurumlarında son üç yılda aylara göre çocuk tutuklu sayıları, 2010 yılı  Şubat ayı itibarıyla çocuk tutukluların bazı suç gruplarına göre dağılımları ile 31/01/2010  tarihi itibanyla bulundukları ceza infaz kurumlarına göre dağılımlarını gösteren,  Bakanlığımızda kayıtlı verilere göre hazırlanan istatistik tablo ilişikte sunulmuştur.  Ancak, bu çocuklarda herhangi bir sağlık sorunu tespit edilip edilemediğine ilişkin  olarak Bakanlığımız kayıtlarında herhangi bir istatistik veri bulunmamaktadır.  Bilgilerine arz ederim. s/jrf}  - 1 3 3 - TBMM  3 t . O l / 2 0 1 0 TARİHİ İTİBARIYLA Ç O C U K  T U T U K L U L A R I N CEZA İ N F A Z K U R U M L A R I N A  G O R E D A G U - I M I  K A R A T A Ş K D N . K A P . 5  A D I Y A M A N E . 6  A F Y O N E 9  A Ö R I M 8  A K H İ S A R A 3 3  A K S A R A Y K A P A L İ 12  A K Ş E H İ R C 2  A I . A N Y A L T İ P İ 1*  A L A Ş E H İ R M •»  A M A S Y A K 4  A N K A R A GE Ç .K. İ .K 4 8  A N T A L Y A L T İ P İ 6 0  A R D A H A N B 3  A R T V İ N K A P A L I 1  A Y D İ N E 23  IIAI'UA T \ ' 4  B A K I R K Ö Y i K D N . K A P . *  B A L I K E S İ R K A P A L İ . 2 3  B A N D I R M A M • . 4 •  B A R T I N K A P A L I 3 '  B A T M A N  : M 2!»  B A Y B U R T M ... 1 '  B E R G A M A <, Ç .K . İ .K 1 1 1  Bl l -ECIK M t  B İ N O O L M 1»  BİTLİS E 6 3  B O L U K A P A L İ 2  B O L V A D İ N e 4  B U R D U R E 1  B U R H A N İ Y E c 1  B U R S A E 4 3  C E Y H A N M X  C A N A K K A L E 10  Ç A N K İ R İ • . " E • 1  Ç A R Ş A M B A A • 4  C O R U M L T t P İ 19  D E N İ Z L İ D 1 1  D İ N A R K A P A L I 2  Ç . K . İ . K 141  DU6U8&VA£fr A l 2  d ü z c e B 4 :  E D İ R N E K A P A L I . ' , 4 ,  ELAZIĞ E 1»  E L B İ S T A N E 4  El .M A l J A 3 5  i E R Z İ N C A N K A P A L I 2  JERZURUM E 2 i  [ESKİŞEHİR M 21  F E T H İ Y E A 3 6  G A Z İ A N T E P K 3 8  G E B Z E ' M 1  G İ R E S U N E • 5 .*  GCJMÜSILA.N E 2  H A K K A R İ K A P A L İ 2  H A T A Y E 5  IÖDIR B 11  İ S P A R T A E 6  İ S K E N D E R U M 6  K . M A R A S E 25  K A R A B Ü K A 3 6  K A R A M A N M 8  E K A R S K A P A L I 2  B: 74 17 . 3 . 2010  2 0 0 7 YILI - 2 0 1 0 YİLİ O C A K A Y I  İ T İ B A R I Y L A C E Z A İ N F A Z  K U R U M L A R I N D A B U L U N A N  T U T U K L U Ç O C U K L A R I N A Y İ A R A  G Ö R E DAÖO.IMI  2 0 1 0 YİLİ Ş U B A T AYI İTİBARIYLA Ç O C U K  T U T U K L U L A R I N HAZ3 S U Ç L A R A G Ö R E  D A Ğ I L I M I  • M • . • s . ^ - ' . : . - ; : ^ - W i ' » .  31 /0I /20O7 1975 Hırstatıfc 487  28 /02 /2007 2 1 7 3 3 7 4  31/03/2O07 2.301 Cinsel Silvlwr 3 3 9  3 0 / 0 4 / 1 0 9 7 2 3 3 5 Terür 2 6 0  31/OS/2O07 2 2 9 2 Adara Ölüi irtuc 231  30/O6/2O07 2 2 6 7 U y u ş t u r u c u 190  3 1 / 0 7 / 2 0 0 7 2 1 6 5 Y a r a l a m a 142  3I /U8/2007 2 2 6 7  A d a m OUlürmr- 13  3 0 / 0 9 / 2 0 0 7 2 3 1 2 Dolaud.r.cı l ıU 7  3 0 / 1 0 / 2 0 0 7 2 2 8 9 Sahtec i l ik 4  3 0 / 1 1 / 2 0 0 7 2 2 7 2  I* uhufn 1 eşvjk  — - 1 . ' V * 1.  2  3 1 / 1 2 / 2 0 0 7 2 1 4 8 » * ' 4 9  3 1 / 0 1 / 2 0 0 8 22011 T O P L A M 2 0 9 8  29/02/2OOS 2 1 0 4  31/03/2O0S 2 4 5 9  30 /04 /2OM 2 3 0 3  31/OS/ lOM 2 1 6 1  3O/0&/2O08 2 1 3 8  31/07/20O» 1 9 6 8  3 1 / 0 8 / 2 0 0 8 2 0 4 İ  3 0 / 0 9 / 2 0 0 » 1 9 1 6  3 1 / 1 0 / 2 0 0 * 1 1 0 4  3 0 / 1 1 / 2 0 0 8 217(1  3 1 / 1 2 / 2 0 0 8 2075  3 1 / 0 1 / 2 0 0 9 2 2 2 6  2 S / 0 2 / 1 0 0 9 2 2 7 7  3 1 / 0 3 / 2 0 0 9 2 3 0 9  3 1 / 0 4 / 2 0 0 9 2 1 7 5  31 /05 /2009 2 1 4 0  3 0 / 0 6 / 2 0 0 » 2 0 1 7  3 1 / 0 7 / 2 0 0 9 1 9 4 6  3 1 / 0 8 / 2 0 0 9 1 9 4 3  3 0 / 0 9 / 2 0 0 9 1981  3 1 / 1 0 / 2 0 0 9 1971  3 0 / 1 1 / 2 0 0 9 1914  3 1 / 1 2 / 2 0 0 » 2 0 4 7  3 1 / 9 1 / 2 0 1 0 20VK  - 1 3 4 -
Sayfa 135 -
TBMM  3 t . O l / 2 0 1 0 TARİHİ İTİBARIYLA Ç O C U K  T U T U K L U L A R I N CEZA İ N F A Z K U R U M L A R I N A  G O R E D A G U - I M I  K A R A T A Ş K D N . K A P . 5  A D I Y A M A N E . 6  A F Y O N E 9  A Ö R I M 8  A K H İ S A R A 3 3  A K S A R A Y K A P A L İ 12  A K Ş E H İ R C 2  A I . A N Y A L T İ P İ 1*  A L A Ş E H İ R M •»  A M A S Y A K 4  A N K A R A GE Ç .K. İ .K 4 8  A N T A L Y A L T İ P İ 6 0  A R D A H A N B 3  A R T V İ N K A P A L I 1  A Y D İ N E 23  IIAI'UA T \ ' 4  B A K I R K Ö Y i K D N . K A P . *  B A L I K E S İ R K A P A L İ . 2 3  B A N D I R M A M • . 4 •  B A R T I N K A P A L I 3 '  B A T M A N  : M 2!»  B A Y B U R T M ... 1 '  B E R G A M A <, Ç .K . İ .K 1 1 1  Bl l -ECIK M t  B İ N O O L M 1»  BİTLİS E 6 3  B O L U K A P A L İ 2  B O L V A D İ N e 4  B U R D U R E 1  B U R H A N İ Y E c 1  B U R S A E 4 3  C E Y H A N M X  C A N A K K A L E 10  Ç A N K İ R İ • . " E • 1  Ç A R Ş A M B A A • 4  C O R U M L T t P İ 19  D E N İ Z L İ D 1 1  D İ N A R K A P A L I 2  Ç . K . İ . K 141  DU6U8&VA£fr A l 2  d ü z c e B 4 :  E D İ R N E K A P A L I . ' , 4 ,  ELAZIĞ E 1»  E L B İ S T A N E 4  El .M A l J A 3 5  i E R Z İ N C A N K A P A L I 2  JERZURUM E 2 i  [ESKİŞEHİR M 21  F E T H İ Y E A 3 6  G A Z İ A N T E P K 3 8  G E B Z E ' M 1  G İ R E S U N E • 5 .*  GCJMÜSILA.N E 2  H A K K A R İ K A P A L İ 2  H A T A Y E 5  IÖDIR B 11  İ S P A R T A E 6  İ S K E N D E R U M 6  K . M A R A S E 25  K A R A B Ü K A 3 6  K A R A M A N M 8  E K A R S K A P A L I 2  B: 74 17 . 3 . 2010  2 0 0 7 YILI - 2 0 1 0 YİLİ O C A K A Y I  İ T İ B A R I Y L A C E Z A İ N F A Z  K U R U M L A R I N D A B U L U N A N  T U T U K L U Ç O C U K L A R I N A Y İ A R A  G Ö R E DAÖO.IMI  2 0 1 0 YİLİ Ş U B A T AYI İTİBARIYLA Ç O C U K  T U T U K L U L A R I N HAZ3 S U Ç L A R A G Ö R E  D A Ğ I L I M I  • M • . • s . ^ - ' . : . - ; : ^ - W i ' » .  31 /0I /20O7 1975 Hırstatıfc 487  28 /02 /2007 2 1 7 3 3 7 4  31/03/2O07 2.301 Cinsel Silvlwr 3 3 9  3 0 / 0 4 / 1 0 9 7 2 3 3 5 Terür 2 6 0  31/OS/2O07 2 2 9 2 Adara Ölüi irtuc 231  30/O6/2O07 2 2 6 7 U y u ş t u r u c u 190  3 1 / 0 7 / 2 0 0 7 2 1 6 5 Y a r a l a m a 142  3I /U8/2007 2 2 6 7  A d a m OUlürmr- 13  3 0 / 0 9 / 2 0 0 7 2 3 1 2 Dolaud.r.cı l ıU 7  3 0 / 1 0 / 2 0 0 7 2 2 8 9 Sahtec i l ik 4  3 0 / 1 1 / 2 0 0 7 2 2 7 2  I* uhufn 1 eşvjk  — - 1 . ' V * 1.  2  3 1 / 1 2 / 2 0 0 7 2 1 4 8 » * ' 4 9  3 1 / 0 1 / 2 0 0 8 22011 T O P L A M 2 0 9 8  29/02/2OOS 2 1 0 4  31/03/2O0S 2 4 5 9  30 /04 /2OM 2 3 0 3  31/OS/ lOM 2 1 6 1  3O/0&/2O08 2 1 3 8  31/07/20O» 1 9 6 8  3 1 / 0 8 / 2 0 0 8 2 0 4 İ  3 0 / 0 9 / 2 0 0 » 1 9 1 6  3 1 / 1 0 / 2 0 0 * 1 1 0 4  3 0 / 1 1 / 2 0 0 8 217(1  3 1 / 1 2 / 2 0 0 8 2075  3 1 / 0 1 / 2 0 0 9 2 2 2 6  2 S / 0 2 / 1 0 0 9 2 2 7 7  3 1 / 0 3 / 2 0 0 9 2 3 0 9  3 1 / 0 4 / 2 0 0 9 2 1 7 5  31 /05 /2009 2 1 4 0  3 0 / 0 6 / 2 0 0 » 2 0 1 7  3 1 / 0 7 / 2 0 0 9 1 9 4 6  3 1 / 0 8 / 2 0 0 9 1 9 4 3  3 0 / 0 9 / 2 0 0 9 1981  3 1 / 1 0 / 2 0 0 9 1971  3 0 / 1 1 / 2 0 0 9 1914  3 1 / 1 2 / 2 0 0 » 2 0 4 7  3 1 / 9 1 / 2 0 1 0 20VK  - 1 3 4 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  M A L T E P E 01 Ç.K.1.K 4 V )  K A S T A M O N E 3  N C E S U Ç .K . İ .K 36  DELİCE K A P A L I 6  E 4  KIRŞEHİR E 1 0  KİLİS A 3 3  K O C A E L İ C 2 3  K O N Y A E 2 9  K O Z A N M 6  K Ü T A H Y A . , E -. 3  M A L A T Y A E M  M A N İ S A E 2 0  M A R D İ N E 27  M E R S İ N E 2  M İ D Y A T M 17  M U Ğ L A E 11  M U Ş E 11  N A Z I L L I E 18  • H N E V S E I I İ R E . 3  •SHNIÖDE E 12  O L İ V T ' '•' 3  O R D U • E 4  O S M A N İ Y E C 16  Ö D E M l Ş M 2  R I Z E ı . T İ P İ 8  S A K A R Y A L T İ P t 17  S A L İ H L İ C 6  S A M S U N E 17  S E Y D İ Ş E H İ R B 1  S I I R T E 3 5  S İ L İ F K E M 1 3  S İ N O P '•; ' E . 1  S İ V A S E 12  S İ V E R E K A3 6  S U N G U R L U A3 3  Ş A N L I U R F A E 4 5  Ş I R N A K K A P A L ı 10  S İ L O P i K I 1  P O Z A N T I M 2 0 2  T E K İ R D A Ğ K A P A L İ 2 0  T O K A T T 1 3  T R A B Z O N E 6  U S A K E 3  Ü N Y E M 9  V A N M 21  V E Z I R K O P R M 3  Y O Z G A T E 1 0  [Z ILE M 1  16 Ş u b a t 2 0 1 0 tar ih i i t ibar ıy la ta» i n f a ı k ı ı r u m l a r ı a d a 2 .746 ç a t u k nlup, fa i la lar ın 2 .127 's i tu tuklu , 254'ü Iıüküınli i , 365'i kütunrn t u t u k l u d u r .  - 1 3 5 -
Sayfa 136 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  M A L T E P E 01 Ç.K.1.K 4 V )  K A S T A M O N E 3  N C E S U Ç .K . İ .K 36  DELİCE K A P A L I 6  E 4  KIRŞEHİR E 1 0  KİLİS A 3 3  K O C A E L İ C 2 3  K O N Y A E 2 9  K O Z A N M 6  K Ü T A H Y A . , E -. 3  M A L A T Y A E M  M A N İ S A E 2 0  M A R D İ N E 27  M E R S İ N E 2  M İ D Y A T M 17  M U Ğ L A E 11  M U Ş E 11  N A Z I L L I E 18  • H N E V S E I I İ R E . 3  •SHNIÖDE E 12  O L İ V T ' '•' 3  O R D U • E 4  O S M A N İ Y E C 16  Ö D E M l Ş M 2  R I Z E ı . T İ P İ 8  S A K A R Y A L T İ P t 17  S A L İ H L İ C 6  S A M S U N E 17  S E Y D İ Ş E H İ R B 1  S I I R T E 3 5  S İ L İ F K E M 1 3  S İ N O P '•; ' E . 1  S İ V A S E 12  S İ V E R E K A3 6  S U N G U R L U A3 3  Ş A N L I U R F A E 4 5  Ş I R N A K K A P A L ı 10  S İ L O P i K I 1  P O Z A N T I M 2 0 2  T E K İ R D A Ğ K A P A L İ 2 0  T O K A T T 1 3  T R A B Z O N E 6  U S A K E 3  Ü N Y E M 9  V A N M 21  V E Z I R K O P R M 3  Y O Z G A T E 1 0  [Z ILE M 1  16 Ş u b a t 2 0 1 0 tar ih i i t ibar ıy la ta» i n f a ı k ı ı r u m l a r ı a d a 2 .746 ç a t u k nlup, fa i la lar ın 2 .127 's i tu tuklu , 254'ü Iıüküınli i , 365'i kütunrn t u t u k l u d u r .  - 1 3 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  Yargıtay'da şu anda 1 milyon 600 bin dosya bulunduğunu bunlann 800 bine yakınırım yıl  içinde sonuçlandığı ancak 800 bine yakın dosyanın 2010 yılma devredilecektir. Bazı  dosyalara sıra gelmediği için zamanaşımına uğradığını, bunun yargının sorunu olduğu kadar  toplumu da ilgilendirmektedir.Yargıtay'da 10 üyerlik boşaldığında zorunluluk olarak HSYK  tarafından seçim yapılması gerekmektedir.  1- Yargıtay 'da 33 üyeliğin uzun zamandan beri boş olmasına rağmen seçim  yapılmamaktadır. Yargıtay'da boş bulunan 33 üyelik için HSKY ne zaman seçim  yapacak?  2- Yargıtay 'da Tetkik hakimi ve savcılar ile idari personelin çalışma ortam lan ile  dosyaların saklanma koşullan uygun değildir bu şartların iyileştirilebilmesi için bir  çalışmanız olacakım ?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/497/1054 # . /<8 / 2010  r Konu : Yazılı som önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-19042 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 340/705 sayılı yazı.  ilgi (a) yazınız ekinde alman, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt tarafından Bakanlığımıza  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11877 Esas Nolu som önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan cevap Örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK: / AIT/Sadullah E R G İ N  Som önergesi cevabı t W/ Bakan  - 1 3 6 - 9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, Yargıtaydaki boş üyeliklere ve çalışma şartlarına ilişkin  sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11877)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorulanının Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGÜN tarafından yazılı olarak  cevaplanduılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 30.12.2009
Sayfa 137 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  Yargıtay'da şu anda 1 milyon 600 bin dosya bulunduğunu bunlann 800 bine yakınırım yıl  içinde sonuçlandığı ancak 800 bine yakın dosyanın 2010 yılma devredilecektir. Bazı  dosyalara sıra gelmediği için zamanaşımına uğradığını, bunun yargının sorunu olduğu kadar  toplumu da ilgilendirmektedir.Yargıtay'da 10 üyerlik boşaldığında zorunluluk olarak HSYK  tarafından seçim yapılması gerekmektedir.  1- Yargıtay 'da 33 üyeliğin uzun zamandan beri boş olmasına rağmen seçim  yapılmamaktadır. Yargıtay'da boş bulunan 33 üyelik için HSKY ne zaman seçim  yapacak?  2- Yargıtay 'da Tetkik hakimi ve savcılar ile idari personelin çalışma ortam lan ile  dosyaların saklanma koşullan uygun değildir bu şartların iyileştirilebilmesi için bir  çalışmanız olacakım ?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/497/1054 # . /<8 / 2010  r Konu : Yazılı som önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.  10.00.02-19042 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 340/705 sayılı yazı.  ilgi (a) yazınız ekinde alman, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt tarafından Bakanlığımıza  yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11877 Esas Nolu som önergesine ilişkin  cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre istenilmiş olup,  Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 99 uncu maddesi uyarınca hazırlanan cevap Örneği iki  nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  EK: / AIT/Sadullah E R G İ N  Som önergesi cevabı t W/ Bakan  - 1 3 6 - 9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, Yargıtaydaki boş üyeliklere ve çalışma şartlarına ilişkin  sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11877)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorulanının Adalet Bakanı Sayın Sadullah ERGÜN tarafından yazılı olarak  cevaplanduılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 30.12.2009  TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/495/1052  Konu : Yazılı soru önergesi # /W2010  Sayın Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11877 Esas Nolu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- Soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalar içeren ve  Bakanlığımızın internet sitesinde de yayımlanan 08/01/2010 tarihli ve 2 sayılı Basın  Açıklamamızda;  "Bazı yayın organlarında çıkan Yargıtay üyelerinin seçimiyle ilgili Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu'nda kriz olduğu, Bakanlığın seçimi yaptırmadığı şeklindeki haberler sebebiyle  açıklama yapılması gerekmiştir. •  Yargıtay Birinci Başkanlığınca, Yargıtay üyeliğindeki boşalmalar Bakanlığımıza  bildirildikçe konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bilgisine sunulmuş, Yüksek Kurul  üyelerinin adaylarla ilgili inceleme yapacağını bildirmeleri üzerine de Kurul üyelerinin  çalışmalarının sonuçlanması beklenilmiştir.  Bireysel incelemelerinin tamamlandığını 27 Aralık 2009 Pazar günü bildiren Kurul üyeleri  bu tarihten itibaren heyet olarak müzakerelere başlanılmasını talep etmişlerdir.  Bakanlığımızın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine isim dayatması veya 11  kişilik kontenjan talebi haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.  Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Anayasamızın 159'uncu maddesine göre  Kurulun 7 asıl üyesi arasındadır. Her Kurul üyesi gibi onların da görüşlerini Kurulla  paylaşmalarından daha doğal bir şey olamayacağı açıktır.  Ayrıca 2 Ocak 2010 tarihinde bir Kurul asıl üyesinin yurtdışı seyahatine çıkması sebebiyle  Kurul üyeleri yurtdışında bulunan üyenin dönüşüne kadar çalışmalara ara verilmesini istemişlerdir.  Çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi için gereken özen ve çaba gösterilmektedir.  Kamuoyuna saygı ile duyurulur.",  ifadelerine yer verilmiştir.  II- Basın Açıklamasında bahsi geçen Kurul asil üyesi yurtdışından döndükten sonra,  Kurul'un 18/01/2010 tarihli ve 55 sayılı Kararıyla Yargıtay'da boş bulunan otuzdört üyelik için  seçim işlemleri tamamlanmıştır.  III- 2797 sayılı Yargıtay Kanununun "Bütçe" kenar başlıklı 54 üncü maddesinde;  "Yargıtay, genel bütçe içinde kendi bütçesiyle yönetilir.  Bütçenin birinci derecede ita amiri Yargıtay Birinci Başkanıdır. Muhasebe İşleri Yargıtay  nezdindeki muhasebe teşkilatı tarafından yürütülür. Gider tahakkuk memurluğu görevi, Birinci  Başkanın tensip edeceği memurlar tarafından yerine getirilir.  Yasama Organı komisyon ve genel kurullarında Yargıtayı, Birinci Başkanın  görevlendireceği Genel Sekreter veya yardımcısı temsil eder.";  Hükmünün yer aldığı malûmlarıdır. Yargıtay, bu hüküm çerçevesinde, genel bütçe  içerisinde kendi bütçesi ile yönetilmektedir. Bu nedenle, Yüksek Mahkemenin çalışma  ortamlarının iyileştirilmesine yönelik malî kaynak, bütçe kanunları ile kendi bütçesi içerisinde yer  almakta ve tasarruf yetkisi Yüksek Mahkemede bulunmaktadır.  - 1 3 7 -
Sayfa 138 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/495/1052  Konu : Yazılı soru önergesi # /W2010  Sayın Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11877 Esas Nolu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- Soru önergesinde yer alan hususlarla ilgili olarak ayrıntılı açıklamalar içeren ve  Bakanlığımızın internet sitesinde de yayımlanan 08/01/2010 tarihli ve 2 sayılı Basın  Açıklamamızda;  "Bazı yayın organlarında çıkan Yargıtay üyelerinin seçimiyle ilgili Hâkimler ve Savcılar  Yüksek Kurulu'nda kriz olduğu, Bakanlığın seçimi yaptırmadığı şeklindeki haberler sebebiyle  açıklama yapılması gerekmiştir. •  Yargıtay Birinci Başkanlığınca, Yargıtay üyeliğindeki boşalmalar Bakanlığımıza  bildirildikçe konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun bilgisine sunulmuş, Yüksek Kurul  üyelerinin adaylarla ilgili inceleme yapacağını bildirmeleri üzerine de Kurul üyelerinin  çalışmalarının sonuçlanması beklenilmiştir.  Bireysel incelemelerinin tamamlandığını 27 Aralık 2009 Pazar günü bildiren Kurul üyeleri  bu tarihten itibaren heyet olarak müzakerelere başlanılmasını talep etmişlerdir.  Bakanlığımızın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine isim dayatması veya 11  kişilik kontenjan talebi haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.  Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Anayasamızın 159'uncu maddesine göre  Kurulun 7 asıl üyesi arasındadır. Her Kurul üyesi gibi onların da görüşlerini Kurulla  paylaşmalarından daha doğal bir şey olamayacağı açıktır.  Ayrıca 2 Ocak 2010 tarihinde bir Kurul asıl üyesinin yurtdışı seyahatine çıkması sebebiyle  Kurul üyeleri yurtdışında bulunan üyenin dönüşüne kadar çalışmalara ara verilmesini istemişlerdir.  Çalışmaların en kısa sürede bitirilmesi için gereken özen ve çaba gösterilmektedir.  Kamuoyuna saygı ile duyurulur.",  ifadelerine yer verilmiştir.  II- Basın Açıklamasında bahsi geçen Kurul asil üyesi yurtdışından döndükten sonra,  Kurul'un 18/01/2010 tarihli ve 55 sayılı Kararıyla Yargıtay'da boş bulunan otuzdört üyelik için  seçim işlemleri tamamlanmıştır.  III- 2797 sayılı Yargıtay Kanununun "Bütçe" kenar başlıklı 54 üncü maddesinde;  "Yargıtay, genel bütçe içinde kendi bütçesiyle yönetilir.  Bütçenin birinci derecede ita amiri Yargıtay Birinci Başkanıdır. Muhasebe İşleri Yargıtay  nezdindeki muhasebe teşkilatı tarafından yürütülür. Gider tahakkuk memurluğu görevi, Birinci  Başkanın tensip edeceği memurlar tarafından yerine getirilir.  Yasama Organı komisyon ve genel kurullarında Yargıtayı, Birinci Başkanın  görevlendireceği Genel Sekreter veya yardımcısı temsil eder.";  Hükmünün yer aldığı malûmlarıdır. Yargıtay, bu hüküm çerçevesinde, genel bütçe  içerisinde kendi bütçesi ile yönetilmektedir. Bu nedenle, Yüksek Mahkemenin çalışma  ortamlarının iyileştirilmesine yönelik malî kaynak, bütçe kanunları ile kendi bütçesi içerisinde yer  almakta ve tasarruf yetkisi Yüksek Mahkemede bulunmaktadır.  - 1 3 7 - TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Bununla birlikte, 2003 yılından bu yana, adalet hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin  artırılması için önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Söz konusu çalışmalarla, diğer alanların  yanında, adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî şartlarındaki sorunlar büyük oranda  çözülmüştür. Bu anlayışla, aynı dönemde, ayrıca Anayasa Mahkemesinin Hizmet Binası  tamamlanmış, Danıştayın Hizmet Binasının temel atma töreni gerçekleştirilmiş ve Yargıtaya  Hizmet Binası için arsa tahsisi yapılmıştır.  2010 Yılı Yatırım Programında, Yüksek Mahkemeye Hizmet Binası yagılması hususu yer  almış ve 2010 Yılı Bütçe Kanununda da malî tahsisat yapılmıştır.  Bilgilerinize arz ederim.  'Sadullah ERGİN  Bakan  10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman 'ın, bir köye ebe atanmasına ilişkin sorusu ve Sağlık  Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11931)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından yazılı olarak  cevaplandırılmasını arz ederim.  Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Bursa ilimizde de sağlık problemleri önemli bir yer  tutmaktadır. Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyü 2500 nüfusa sahip olmasına ve merkeze  yaklaşık 20 km uzak olmasına rağmen üç aydır köyde ebe bulunmamakta ve vatandaşlarımız  mağdur olmaktadır.  Buna göre;  1- Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyüne ebe atanması düşünülmekte midir?  2- Eğer düşünülmüyorsa orada yaşayan vatandaşlarımızın bu sorununu nasıl çözmeyi  düşünüyorsunuz?  - 1 3 8 -
Sayfa 139 -
TBMM B:74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Bununla birlikte, 2003 yılından bu yana, adalet hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin  artırılması için önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Söz konusu çalışmalarla, diğer alanların  yanında, adalet hizmetlerinin yerine getirildiği alanların fizikî şartlarındaki sorunlar büyük oranda  çözülmüştür. Bu anlayışla, aynı dönemde, ayrıca Anayasa Mahkemesinin Hizmet Binası  tamamlanmış, Danıştayın Hizmet Binasının temel atma töreni gerçekleştirilmiş ve Yargıtaya  Hizmet Binası için arsa tahsisi yapılmıştır.  2010 Yılı Yatırım Programında, Yüksek Mahkemeye Hizmet Binası yagılması hususu yer  almış ve 2010 Yılı Bütçe Kanununda da malî tahsisat yapılmıştır.  Bilgilerinize arz ederim.  'Sadullah ERGİN  Bakan  10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman 'ın, bir köye ebe atanmasına ilişkin sorusu ve Sağlık  Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11931)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ tarafından yazılı olarak  cevaplandırılmasını arz ederim.  Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Bursa ilimizde de sağlık problemleri önemli bir yer  tutmaktadır. Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyü 2500 nüfusa sahip olmasına ve merkeze  yaklaşık 20 km uzak olmasına rağmen üç aydır köyde ebe bulunmamakta ve vatandaşlarımız  mağdur olmaktadır.  Buna göre;  1- Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyüne ebe atanması düşünülmekte midir?  2- Eğer düşünülmüyorsa orada yaşayan vatandaşlarımızın bu sorununu nasıl çözmeyi  düşünüyorsunuz?  - 1 3 8 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1064 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  i lgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Bursa Milletvekili Sayın İsmet BÜYÜKATAMAN tarafından verilen "Bir köye ebe  atanmasına ilişkin" 7/11931 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 3 9 -
Sayfa 140 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1064 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  i lgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Bursa Milletvekili Sayın İsmet BÜYÜKATAMAN tarafından verilen "Bir köye ebe  atanmasına ilişkin" 7/11931 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  EKLER:  1-önerge cevabı  - 1 3 9 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  1 Bursa Milletvekili Sayın İsmet BÜYÜKATAMAN tarafından verilen "Bir köye  ebe atanmasına ilişkin" 7/11931 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır:  SORULAR:  Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Bursa ilimizde de sağlık problemleri önemli bir yer  tutmaktadır. Bursa ili İznik ilçesi Tacirler Köyü 2500 nüfusa sahip olmasına ve merkeze  yaklaşık 20 km uzak olmasına rağmen üç aydır köyde ebe bulunmamakta ve vatandaşlarımız  mağdur olmaktadır.  SORU 1- Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyüne ebe atanması düşünülmekte midir?  SORU 2- Eğer düşünülmüyorsa orada yaşayan vatandaşlarımızın bu sorununu nasıl  çözmeyi düşünüyorsunuz?  CEVAPLAR:  Bakanlığımızca, illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, nüfus ve yerleşim  yerlerinin merkeze uzaklığı gibi kriterler göz önünde bulundurularak objektif bir şekilde her  sağlık kurumu için ayn ayn personel dağılım cetveli hazırlanmakta ve atamalar için gerekli  planlama yapılmaktadır.  Bursa ilimizdeki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre %72 artış göstermiş ve  ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır. Ayrıca, tabip ye uzman tabip  haricindeki sağlık personeli ilgili Valilik emrine atanmakta; bunlann il içi dağılımı personel  dağılım cetveli uyannca Valiliklerce yapılmaktadır. Diğer bir deyişle, il içinde doğabilecek  bir ebe veya hemşire açığında, bunun o il Valiliğince hemen giderilmesi mümkündür.  CEVAP 1 ve 2- Tacirler Köyüne Aile Hekimliği tarafından haftanın iki günü mobil  hizmet verilmekte olup, sözleşmeli ebe ataması yapılması planlanmaktadır.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 0 -
Sayfa 141 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  1 Bursa Milletvekili Sayın İsmet BÜYÜKATAMAN tarafından verilen "Bir köye  ebe atanmasına ilişkin" 7/11931 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır:  SORULAR:  Bütün bölgelerimizde olduğu gibi Bursa ilimizde de sağlık problemleri önemli bir yer  tutmaktadır. Bursa ili İznik ilçesi Tacirler Köyü 2500 nüfusa sahip olmasına ve merkeze  yaklaşık 20 km uzak olmasına rağmen üç aydır köyde ebe bulunmamakta ve vatandaşlarımız  mağdur olmaktadır.  SORU 1- Bursa ili İznik İlçesi Tacirler Köyüne ebe atanması düşünülmekte midir?  SORU 2- Eğer düşünülmüyorsa orada yaşayan vatandaşlarımızın bu sorununu nasıl  çözmeyi düşünüyorsunuz?  CEVAPLAR:  Bakanlığımızca, illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, nüfus ve yerleşim  yerlerinin merkeze uzaklığı gibi kriterler göz önünde bulundurularak objektif bir şekilde her  sağlık kurumu için ayn ayn personel dağılım cetveli hazırlanmakta ve atamalar için gerekli  planlama yapılmaktadır.  Bursa ilimizdeki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre %72 artış göstermiş ve  ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır. Ayrıca, tabip ye uzman tabip  haricindeki sağlık personeli ilgili Valilik emrine atanmakta; bunlann il içi dağılımı personel  dağılım cetveli uyannca Valiliklerce yapılmaktadır. Diğer bir deyişle, il içinde doğabilecek  bir ebe veya hemşire açığında, bunun o il Valiliğince hemen giderilmesi mümkündür.  CEVAP 1 ve 2- Tacirler Köyüne Aile Hekimliği tarafından haftanın iki günü mobil  hizmet verilmekte olup, sözleşmeli ebe ataması yapılması planlanmaktadır.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 0 - TBMM B: 74 17.3.2010  11.-Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, Ardahan 'daki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin  sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11940)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorulanının Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandın İması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim, 27.12.2009  Ardahan'da yasayan yaklaşık 113 bine yakın yurttaşımıza 3 hastanede 100 doktor göreve  yaparak hizmet vermektedir, Yine Ardahan 'da 223 köy olmasına rağmen toplam sağlık  memuru sayısı 130 ebe sayısı 76 dır. Bu durumda köylerimizde yeterli sayıda sağlık ocağı  bulunmadığından hastalanan vatandaşlarımıza zamanında sağlık hizmeti verilmemektedir.  Ardahan'da kış mevsimi çok çetin geçmesinin yanında köyler arası yollar uzun sürekli  ulaşıma kapalı kaldığından köylerde sağlık hizmeti almak zor olmaktadır.  1- Ardahan 'da vatandaşlarımıza hizmet veren sağlık ocağında başta ebe ve sağlık  memuru sayısı yetersiz olduğundan bu sayılan artırmayı düşünüyormuş un uz,  düşünüyorsanız ne zaman yeni atamalar yapacaksınız?  2- Ardahan'da 113 bin vatandaşımızın faydalandığı 3 hastanede 155 yatak bulunmaktadır  bu durumda hastalarımızın yatarak tedavi olmalarına imkan sağlamamaktadır, bu  durumda hastalarımız başka yerlere gönderildiğinden dolayı vatandaşlarımızın maddi  kayıpları çok olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Ardahan'da Hastane sayısını ve  yatak sayısını artırmayı düşünüyonnusunuz?  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Som önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1065 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Sora önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Ardahan'daki sağlık  hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin" 7/11940 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte  sunulmaktadır.  Arz ederim.  EKLER; P r o f R e c e p AKDAĞ  1-Önerge cevabı S a g l l k B a k a n ı  - 1 4 1 -
Sayfa 142 -
TBMM B: 74 17.3.2010  11.-Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, Ardahan 'daki sağlık hizmetlerinin yeterliliğine ilişkin  sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11940)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorulanının Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandın İması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim, 27.12.2009  Ardahan'da yasayan yaklaşık 113 bine yakın yurttaşımıza 3 hastanede 100 doktor göreve  yaparak hizmet vermektedir, Yine Ardahan 'da 223 köy olmasına rağmen toplam sağlık  memuru sayısı 130 ebe sayısı 76 dır. Bu durumda köylerimizde yeterli sayıda sağlık ocağı  bulunmadığından hastalanan vatandaşlarımıza zamanında sağlık hizmeti verilmemektedir.  Ardahan'da kış mevsimi çok çetin geçmesinin yanında köyler arası yollar uzun sürekli  ulaşıma kapalı kaldığından köylerde sağlık hizmeti almak zor olmaktadır.  1- Ardahan 'da vatandaşlarımıza hizmet veren sağlık ocağında başta ebe ve sağlık  memuru sayısı yetersiz olduğundan bu sayılan artırmayı düşünüyormuş un uz,  düşünüyorsanız ne zaman yeni atamalar yapacaksınız?  2- Ardahan'da 113 bin vatandaşımızın faydalandığı 3 hastanede 155 yatak bulunmaktadır  bu durumda hastalarımızın yatarak tedavi olmalarına imkan sağlamamaktadır, bu  durumda hastalarımız başka yerlere gönderildiğinden dolayı vatandaşlarımızın maddi  kayıpları çok olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Ardahan'da Hastane sayısını ve  yatak sayısını artırmayı düşünüyonnusunuz?  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Som önergeleri Birimi  Sayı :B.10.0.SOB.00.00.00.0/1065 17 Mart 2010  Konu: Yazılı Sora önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Ardahan'daki sağlık  hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin" 7/11940 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte  sunulmaktadır.  Arz ederim.  EKLER; P r o f R e c e p AKDAĞ  1-Önerge cevabı S a g l l k B a k a n ı  - 1 4 1 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Ardahan'daki  sağlik hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin" 7/11940 sıra sayılı yazılı soru önergesinin  cevabıdır:  Ardahan'da yaşayan yaklaşık 113 bine yakın yurttaşımıza 3 hastanede 100 doktor  görev yaparak hizmet vermektedir. Yine Ardahan'da 223 köy olmasına rağmen toplam sağlık  memuru sayısı 130 ebe sayısı 76'dır. Bu durumda köylerimizde yeterli sayıda sağlık ocağı  bulunmadığından hastalanan vatandaşlarımıza zamanında sağlık hizmeti verilmemektedir.  Ardahan'da kış mevsimi çok çetin geçmesinin yanında köyler arası yollar uzun sürekli  ulaşıma kapalı kaldığından köylerde sağlık hizmeti almak zor olmaktadır.  SORU 1- Ardahan'da vatandaşlarımıza hizmet veren sağlık ocağında başta ebe ve  sağlık memuru sayısı yetersiz olduğundan bu sayılan artırmayı düşünüyor musunuz,  düşünüyorsanız ne zaman yeni atamalar yapacaksınız?  CEVAP 1- Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir  şekilde dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus  bakımından 1/14'ten 1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda  altmış bini aşkın ebe, hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli  açısından, en iyi durumdaki ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8'den 1/3'e  düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Ardahan'daki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre %89 artış  göstermiş ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Ardahan İlimizde hâlen, birinci basamak sağlık hizmetlerinde 4 aile hekimi, 42 tabip, 9 diş  tabibi, 85 hemşire, 56 ebe, 98 sağlık memuru ile hizmet verilmektedir.  SORU 2- Ardahan'da 113 bin vatandaşımızın faydalandığı 3 hastanede 155 yatak  bulunmaktadır. Bu durumda hastalarımızın yatarak tedavi olmalarına imkân sağlamamaktadır.  Bu durumda hastalarımız başka yerlere gönderildiğinden dolayı vatandaşlarımızın maddi  kayıpları çok olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Ardahan'da hastane sayısını ve yatak  sayısını artırmayı düşünüyor musunuz?  CEVAP 2- Ardahan ilinde, merkezde 100 yataklı devlet hastanesi, Göle ilçesinde 25  yataklı devlet hastanesi ve Posof ilçesinde ise 25 yataklı devlet hastanesi olmak üzere toplam  150 yataklı 3 hastanemiz hizmet vermektedir.  Ardahan ili yatak doluluk oranı; 2008 yılında % 49, 2009 yılının ilk altı aylık  döneminde % 59 olarak gerçekleşmiştir. 11'de on bin kişiye 23 yatak düşmekte olup, bu oran  Türkiye ortalamasının üstündedir. Hastanelerin yatak doluluk oranlarına göre yatak sayılan  yeterli olmakla birlikte, binası eski olan Ardahan Devlet Hastanesinin yerine 150 yataklı yeni  bir hastane yapılması planlanmaktadır. Göle İlçesi Devlet Hastanesinin eski binasının  yenilenmesi ve daha nitelikli hale getirilmesi için, bu ilçemize 40 yataklı modem bir hastane  yapılması yatırım programında yer almakta olup bu hastane için arsa tahsisi işlemleri  tamamlanmıştır. Bu hastanelerin faaliyete geçmesi sonucunda Ardahan ilimizin toplam yatak  sayısı 150'den 215'e çıkacaktır.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 2 -
Sayfa 143 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Ardahan'daki  sağlik hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin" 7/11940 sıra sayılı yazılı soru önergesinin  cevabıdır:  Ardahan'da yaşayan yaklaşık 113 bine yakın yurttaşımıza 3 hastanede 100 doktor  görev yaparak hizmet vermektedir. Yine Ardahan'da 223 köy olmasına rağmen toplam sağlık  memuru sayısı 130 ebe sayısı 76'dır. Bu durumda köylerimizde yeterli sayıda sağlık ocağı  bulunmadığından hastalanan vatandaşlarımıza zamanında sağlık hizmeti verilmemektedir.  Ardahan'da kış mevsimi çok çetin geçmesinin yanında köyler arası yollar uzun sürekli  ulaşıma kapalı kaldığından köylerde sağlık hizmeti almak zor olmaktadır.  SORU 1- Ardahan'da vatandaşlarımıza hizmet veren sağlık ocağında başta ebe ve  sağlık memuru sayısı yetersiz olduğundan bu sayılan artırmayı düşünüyor musunuz,  düşünüyorsanız ne zaman yeni atamalar yapacaksınız?  CEVAP 1- Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir  şekilde dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus  bakımından 1/14'ten 1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda  altmış bini aşkın ebe, hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli  açısından, en iyi durumdaki ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8'den 1/3'e  düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Ardahan'daki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre %89 artış  göstermiş ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Ardahan İlimizde hâlen, birinci basamak sağlık hizmetlerinde 4 aile hekimi, 42 tabip, 9 diş  tabibi, 85 hemşire, 56 ebe, 98 sağlık memuru ile hizmet verilmektedir.  SORU 2- Ardahan'da 113 bin vatandaşımızın faydalandığı 3 hastanede 155 yatak  bulunmaktadır. Bu durumda hastalarımızın yatarak tedavi olmalarına imkân sağlamamaktadır.  Bu durumda hastalarımız başka yerlere gönderildiğinden dolayı vatandaşlarımızın maddi  kayıpları çok olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Ardahan'da hastane sayısını ve yatak  sayısını artırmayı düşünüyor musunuz?  CEVAP 2- Ardahan ilinde, merkezde 100 yataklı devlet hastanesi, Göle ilçesinde 25  yataklı devlet hastanesi ve Posof ilçesinde ise 25 yataklı devlet hastanesi olmak üzere toplam  150 yataklı 3 hastanemiz hizmet vermektedir.  Ardahan ili yatak doluluk oranı; 2008 yılında % 49, 2009 yılının ilk altı aylık  döneminde % 59 olarak gerçekleşmiştir. 11'de on bin kişiye 23 yatak düşmekte olup, bu oran  Türkiye ortalamasının üstündedir. Hastanelerin yatak doluluk oranlarına göre yatak sayılan  yeterli olmakla birlikte, binası eski olan Ardahan Devlet Hastanesinin yerine 150 yataklı yeni  bir hastane yapılması planlanmaktadır. Göle İlçesi Devlet Hastanesinin eski binasının  yenilenmesi ve daha nitelikli hale getirilmesi için, bu ilçemize 40 yataklı modem bir hastane  yapılması yatırım programında yer almakta olup bu hastane için arsa tahsisi işlemleri  tamamlanmıştır. Bu hastanelerin faaliyete geçmesi sonucunda Ardahan ilimizin toplam yatak  sayısı 150'den 215'e çıkacaktır.  Konuya gösterilen ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 2 - TBMM B: 74 17 .3 . 2010  12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, bir sağlık ocağındaki doktor eksikliğine ilişkin sorusu  ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11941)  Aşağıdaki sorulanmın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandınlması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 21.12.2009  Kars-Arpaçay sağlık ocağında ilçe ve köy halkına hizmet eden sağlık ocağında doktor  bulunmadığından ilçe ve ve çevre köylerdeki vatandaşlara gerekli ve yerinde hizmet  ak satılmaktadır. İlçe halkı hastalandığında karsa gitmek zorunda kalıyorlar.  1- Kars-Arpaçay da vatandaşlarımızın kısmende olsa acil ihtiyaçlarına cevap veren sağlık  ocağında doktor olmadığından dolayı hastalar karsa gitmektederiler bu dununda hastalıkları  daha çok artamasımn yanında maddi kayıplarada yol açmaktadır, sağlık ocağına Doktor  ataması yapılacakmı yapılacaksa ne zaman yapılacak?  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.0L0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir sağlık ocağındaki  doktor eksikliğine ilişkin" 7/11941 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı : B. IO.O.SOB.00.00.00.0/1062 17 Mart 2010  Prof. Dr. Recep AKDAĞ  SağhMBakanı  EKLER;  1-önerge cevabı  - 1 4 3 -
Sayfa 144 -
TBMM B: 74 17 .3 . 2010  12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, bir sağlık ocağındaki doktor eksikliğine ilişkin sorusu  ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11941)  Aşağıdaki sorulanmın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandınlması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 21.12.2009  Kars-Arpaçay sağlık ocağında ilçe ve köy halkına hizmet eden sağlık ocağında doktor  bulunmadığından ilçe ve ve çevre köylerdeki vatandaşlara gerekli ve yerinde hizmet  ak satılmaktadır. İlçe halkı hastalandığında karsa gitmek zorunda kalıyorlar.  1- Kars-Arpaçay da vatandaşlarımızın kısmende olsa acil ihtiyaçlarına cevap veren sağlık  ocağında doktor olmadığından dolayı hastalar karsa gitmektederiler bu dununda hastalıkları  daha çok artamasımn yanında maddi kayıplarada yol açmaktadır, sağlık ocağına Doktor  ataması yapılacakmı yapılacaksa ne zaman yapılacak?  Konu: Yazılı Soru önergesi Cevabı  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.0L0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir sağlık ocağındaki  doktor eksikliğine ilişkin" 7/11941 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Soru önergeleri Birimi  Sayı : B. IO.O.SOB.00.00.00.0/1062 17 Mart 2010  Prof. Dr. Recep AKDAĞ  SağhMBakanı  EKLER;  1-önerge cevabı  - 1 4 3 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir sağlık  ocağındaki doktor eksikliğine ilişkin" 7/11941 sıra sayılı yazılı soru önergesinin  cevabıdır:  SORULAR:  Kars-Arpaçay sağlık ocağında ilçe ve köy halkına hizmet eden sağlık ocağında Doktor  bulunmadığından ilçe ve çevre köylerdeki vatandaşlara gerekli ve yerinde hizmet  aksatılmaktadır. İlçe halkı hastalandığında Kars'a gitmek zorunda kalıyorlar.  SORU 1- Kars-Arpaçay'da vatandaşlarımızın kısmen de olsa acil ihtiyaçlarına cevap  veren sağlık ocağında doktor olmadığından dolayı hastalar Kars'a gitmektedirler bu durumda  hastalıkları daha çok artmasının yanında maddi kayıplara da yol açmaktadır. Sağlık ocağına  Doktor ataması yapılacak mı yapılacaksa ne zaman yapılacak?  CEVAPLAR:  Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir şekilde  dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki ilimizle en  kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus bakımından 1/14'ten  1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda altmış bini aşkın ebe,  hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli açısından, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8"den 1/3'e düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Kars ilimizdeki sağlık personeli sayısı 2002 yılma göre % 65 artış  göstermiş ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Adı geçen ilçemiz il merkezine 40 km mesafede olup merkez sağlık ocağında 4 tabip,  bir diş hekimi ve 20 sağlık personeli (ebe, hemşire, sağlık memuru) görev yapmakta olup;  mevcut personel ile sağlık hizmeti ihtiyacı karşılanmaktadır.Aynca adı geçen sağlık ocağında  doktor olmadığı iddiası doğru değildir.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 4 -
Sayfa 145 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir sağlık  ocağındaki doktor eksikliğine ilişkin" 7/11941 sıra sayılı yazılı soru önergesinin  cevabıdır:  SORULAR:  Kars-Arpaçay sağlık ocağında ilçe ve köy halkına hizmet eden sağlık ocağında Doktor  bulunmadığından ilçe ve çevre köylerdeki vatandaşlara gerekli ve yerinde hizmet  aksatılmaktadır. İlçe halkı hastalandığında Kars'a gitmek zorunda kalıyorlar.  SORU 1- Kars-Arpaçay'da vatandaşlarımızın kısmen de olsa acil ihtiyaçlarına cevap  veren sağlık ocağında doktor olmadığından dolayı hastalar Kars'a gitmektedirler bu durumda  hastalıkları daha çok artmasının yanında maddi kayıplara da yol açmaktadır. Sağlık ocağına  Doktor ataması yapılacak mı yapılacaksa ne zaman yapılacak?  CEVAPLAR:  Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir şekilde  dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki ilimizle en  kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus bakımından 1/14'ten  1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda altmış bini aşkın ebe,  hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli açısından, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8"den 1/3'e düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Kars ilimizdeki sağlık personeli sayısı 2002 yılma göre % 65 artış  göstermiş ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Adı geçen ilçemiz il merkezine 40 km mesafede olup merkez sağlık ocağında 4 tabip,  bir diş hekimi ve 20 sağlık personeli (ebe, hemşire, sağlık memuru) görev yapmakta olup;  mevcut personel ile sağlık hizmeti ihtiyacı karşılanmaktadır.Aynca adı geçen sağlık ocağında  doktor olmadığı iddiası doğru değildir.  Konuya göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 4 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, bir köydeki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin sorusu  ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11942)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 7.01.2010  Ardahan Merkeze Bağlı Hocivan Hasköy 21 köyün merkezi konumundadır. Gerek Merkez  köy olması gerekse köyde yaşayanların çokluğu nedeniyle sağlık ocağında ilk yardım  yapabilecek 3-4 doktorla sağlık memuru, ebe ve hemşirenin görevlendirilmesi gerekmektedir.  Kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olmasından dolayı hastaların Ardahan merkeze  yetiştirilmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Bu durumda birçok hasta hayatım kaybetmektedir.  1- Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi durumunda olduğundan  ilk yardım yapabilecek 3-4 doktora sağlık memuruna .hemşireye ve ebeye ihtiyaç  bulunmaktadır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için bir çalışmanız varmıdır , varsa ne  zaman yapacaksınız?  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir köydeki sağlık  personeli ihtiyacına ilişkin" 7/11942 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Som önergeleri Birimi  Sayı : B.lO.O.SOB.00.00.00.0/1060  Konu: Yazılı Som önergesi Cevabı  17 Mart 2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  PKLER;  1-önerge cevabı  Prof. PrVRöçep AKDAĞ  Sağlık locanı  - 1 4 5 -
Sayfa 146 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt 'ün, bir köydeki sağlık personeli ihtiyacına ilişkin sorusu  ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın cevabı (7/11942)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıdaki sorularımın Sağlık Bakanı Sayın Recep AKDAĞ tarafından yazılı olarak  cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 7.01.2010  Ardahan Merkeze Bağlı Hocivan Hasköy 21 köyün merkezi konumundadır. Gerek Merkez  köy olması gerekse köyde yaşayanların çokluğu nedeniyle sağlık ocağında ilk yardım  yapabilecek 3-4 doktorla sağlık memuru, ebe ve hemşirenin görevlendirilmesi gerekmektedir.  Kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olmasından dolayı hastaların Ardahan merkeze  yetiştirilmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Bu durumda birçok hasta hayatım kaybetmektedir.  1- Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi durumunda olduğundan  ilk yardım yapabilecek 3-4 doktora sağlık memuruna .hemşireye ve ebeye ihtiyaç  bulunmaktadır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için bir çalışmanız varmıdır , varsa ne  zaman yapacaksınız?  İlgi: 25/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-19042 sayılı yazınız.  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir köydeki sağlık  personeli ihtiyacına ilişkin" 7/11942 sayılı yazılı soru önergesinin cevabı ekte sunulmaktadır.  Arz ederim.  Ensar ÖĞÜT  Ardahan Milletvekili  T.C.  SAĞLIK BAKANLIĞI  Som önergeleri Birimi  Sayı : B.lO.O.SOB.00.00.00.0/1060  Konu: Yazılı Som önergesi Cevabı  17 Mart 2010  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  PKLER;  1-önerge cevabı  Prof. PrVRöçep AKDAĞ  Sağlık locanı  - 1 4 5 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir köydeki sağlık  personeli ihtiyacına ilişkin" 7/11942 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır:  SORULAR:  Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi konumundadır. Gerek  Merkez köy olması gerekse köyde yaşayanların çokluğu nedeniyle sağlık ocağında ilk yardım  yapabilecek 3-4 doktorla sağlık memuru, ebe ve hemşirenin görevlendirilmesi gerekmektedir.  Kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olmasından dolayı hastaların Ardahan merkeze  yetiştirilmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Bu durumda birçok hasta hayatını kaybetmektedir.  1 - Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi durumunda  olduğundan ilk yardım yapabilecek 3-4 doktora, sağlık memuruna, hemşireye ve ebeye  ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için bir çalışmanız var mıdır, varsa ne  zaman yapacaksınız?  CEVAPLAR:  Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir şekilde  dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki ilimizle en  kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus bakımından 1/14'ten  1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda altmış bini aşkın ebe,  hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli açısından, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8'den 1/3'e düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Ardahan'daki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre % 89 artış  göstermiş olup bu ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Soru önergenize konu edilen Hoçvan Hasköy Köyü merkeze bağlı bir köy olup  buradaki sağlık ocağı önergenizde belirtildiği gibi 21 köye değil, 12 köye sağlık hizmeti  vermektedir. Diğer dokuz köy ise sağlık hizmetini Tunçoluk Köyünde bulunan sağlık ocağı  vasıtası ile almaktadır.  2009 yılı TÜİK verilerine göre Hoçvan Hasköy Köy Merkezinde 836 nüfus  bulunmaktadır. Hoçvan Hasköy Sağlık Ocağı bağlı köylerle toplam 6142 nüfusa sağlık  hizmeti vermektedir. Hoçvan Hasköy Sağlık ocağında 1 tabip, 1 ebe, 3 vekil hemşire görev  yapmaktadır. 2009 yılı içersinde Hoçvan bölgesinde 112 Komuta Kontrol Merkezine yapılan  başvurular neticesinde, 425 vakaya gidilerek hizmet sunumu yapılmıştır.  2009 yılı TÜİK verilerine göre Tunçoluk Köyünde 1366 nüfus bulunmaktadır.  Tunçoluk Sağlık Ocağı bağlı köylerle toplam 5112 nüfusa birinci basamak sağlık hizmeti  vermektedir. Tunçoluk Sağlık Ocağında; 1 tabip, 1 ebe, 4 vekil hemşire ve 1 hizmetli personel  görev yapmaktadır.  Ardahan merkezi ve merkeze bağlı köylere acil sağlık hizmetlerini sunan İl Ambulans  Servisi Komuta Kontrol Merkezi Başhekimliği, 4 tabip, 10 acil tıp teknisyeni, 3 ambulans ve  acil bakım teknikerinden oluşan kadrosu ve 10 adet tam donanımlı ambulans ile hizmet  vermektedir.  Bakanlığımızca, 2007 yılında, bu yöremizin ağır kış şartlan göz önünde  bulundurularak İl Müdürlüğümüz hizmetine iki adet 2007 model tam donanımlı paletli kar  ambulansı tahsis edilmiştir.  Sonuç itibariyle, Ardahan ilimizde adı geçen köylerde birinci basamak sağlık  hizmetlerinin sunumunda herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır.  Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 6 -
Sayfa 147 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  Ardahan Milletvekili Sayın Ensar ÖĞÜT tarafından verilen "Bir köydeki sağlık  personeli ihtiyacına ilişkin" 7/11942 sıra sayılı yazılı soru önergesinin cevabıdır:  SORULAR:  Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi konumundadır. Gerek  Merkez köy olması gerekse köyde yaşayanların çokluğu nedeniyle sağlık ocağında ilk yardım  yapabilecek 3-4 doktorla sağlık memuru, ebe ve hemşirenin görevlendirilmesi gerekmektedir.  Kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olmasından dolayı hastaların Ardahan merkeze  yetiştirilmesinde sorunlar yaşanmaktadır. Bu durumda birçok hasta hayatını kaybetmektedir.  1 - Ardahan Merkeze Bağlı Hoçivan Hasköy 21 köyün merkezi durumunda  olduğundan ilk yardım yapabilecek 3-4 doktora, sağlık memuruna, hemşireye ve ebeye  ihtiyaç bulunmaktadır. Bu ihtiyaçların giderilmesi için bir çalışmanız var mıdır, varsa ne  zaman yapacaksınız?  CEVAPLAR:  Kısıtlı sayıda sağlık insan kaynağını yurt sathında akılcı ve hakkaniyetli bir şekilde  dağıtma gayretlerimiz neticesinde; 2002 yılı sonundan bugüne, en iyi durumdaki ilimizle en  kötü durumdaki ilimiz arasındaki oran, uzman tabip başına düşen nüfus bakımından 1/14'ten  1/4'e; tabip açısından 1/9'dan 1/3'e düşürülmüştür. Yine son yedi yılda altmış bini aşkın ebe,  hemşire ve sağlık memuru istihdamıyla da diğer sağlık personeli açısından, en iyi durumdaki  ilimizle en kötü durumdaki ilimiz arasındaki fark 1/8'den 1/3'e düşürülmüştür.  Bu çerçevede; Ardahan'daki sağlık personeli sayısı 2002 yılına göre % 89 artış  göstermiş olup bu ilimizin ihtiyacı asgari seviyeye düşürülmeye çalışılmıştır.  Soru önergenize konu edilen Hoçvan Hasköy Köyü merkeze bağlı bir köy olup  buradaki sağlık ocağı önergenizde belirtildiği gibi 21 köye değil, 12 köye sağlık hizmeti  vermektedir. Diğer dokuz köy ise sağlık hizmetini Tunçoluk Köyünde bulunan sağlık ocağı  vasıtası ile almaktadır.  2009 yılı TÜİK verilerine göre Hoçvan Hasköy Köy Merkezinde 836 nüfus  bulunmaktadır. Hoçvan Hasköy Sağlık Ocağı bağlı köylerle toplam 6142 nüfusa sağlık  hizmeti vermektedir. Hoçvan Hasköy Sağlık ocağında 1 tabip, 1 ebe, 3 vekil hemşire görev  yapmaktadır. 2009 yılı içersinde Hoçvan bölgesinde 112 Komuta Kontrol Merkezine yapılan  başvurular neticesinde, 425 vakaya gidilerek hizmet sunumu yapılmıştır.  2009 yılı TÜİK verilerine göre Tunçoluk Köyünde 1366 nüfus bulunmaktadır.  Tunçoluk Sağlık Ocağı bağlı köylerle toplam 5112 nüfusa birinci basamak sağlık hizmeti  vermektedir. Tunçoluk Sağlık Ocağında; 1 tabip, 1 ebe, 4 vekil hemşire ve 1 hizmetli personel  görev yapmaktadır.  Ardahan merkezi ve merkeze bağlı köylere acil sağlık hizmetlerini sunan İl Ambulans  Servisi Komuta Kontrol Merkezi Başhekimliği, 4 tabip, 10 acil tıp teknisyeni, 3 ambulans ve  acil bakım teknikerinden oluşan kadrosu ve 10 adet tam donanımlı ambulans ile hizmet  vermektedir.  Bakanlığımızca, 2007 yılında, bu yöremizin ağır kış şartlan göz önünde  bulundurularak İl Müdürlüğümüz hizmetine iki adet 2007 model tam donanımlı paletli kar  ambulansı tahsis edilmiştir.  Sonuç itibariyle, Ardahan ilimizde adı geçen köylerde birinci basamak sağlık  hizmetlerinin sunumunda herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır.  Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederim.  - 1 4 6 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  14.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay 'ın, hâkim ve savcılar hakkında kişisel suç kapsamında  işlem yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11980)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıda yer alan sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin tarafından yazılı  olarak yanıtlanmasını saygılarımla dilerim.  Ankara Milletvekili  Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nce, Adalet müfettişleri yoluyla yargıç ve  Cumhuriyet Savcıları hakkındaki tüm dinleme işlemleri tamamlandıktan sonra, kanıt  değerlendirmesi bile yapılmadan sadece mevzuat irdelemesi ile yargıç ve Cumhuriyet  savcılarına "atılı eylemlerin kişisel suç olduğu gerekçesine dayalı olarak" İstanbul  Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesi için 27.5.2009 tarihli yazı yazıldığı basın  organlarına yansımıştı. Yargıç ve Cumhuriyet savcıları için daha önce görevsizlik karan veren  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı anılan yazı sonrasında, bu görüşünü değiştirerek, Adalet  Bakanlığı talebi doğrultusunda hareket edip, yargıç ve Cumhuriyet savcıları hakkında  soruşturma açmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu soruşturmanın sonucunda "kamu  adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına" ilişkin karar Milliyet Gazetesine "56 hakim ve  savcı dinlendi, sonuç sıfır" şeklinde yansımıştır.  Anayasa ve diğer yasalar uyannca Yargıç ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki görev suçlan  kapsamına, "görevden doğan veya görev sırasındaki suçlar" girmektedir. Anılan kişilere  yönelik suçlama, terör örgütü olduğu iddia edilen bir yapılanmanın, yargıya sızarak yargı  içerisinde faaliyet gösterdiği şeklindedir. Yargı içindeki faaliyetin, görev sırasında olacağı,  dolayısıyla, suçlamanın "görev suçlan" kapsamında soruşturulup sonuçlandırılması  gerekirken, kişisel suç kapsamında değerlendirilip böylece Adalet Bakanlığı yerine İstanbul  Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sonuçlandırılması, yargıç ve Cumhuriyet savcılan için  mevcut güvencelerin ortadan kaldırılmasına kapı arayabilecektir.  - 1 4 7 -
Sayfa 148 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  14.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay 'ın, hâkim ve savcılar hakkında kişisel suç kapsamında  işlem yapılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin 'in cevabı (7/11980)  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  Aşağıda yer alan sorularımın Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin tarafından yazılı  olarak yanıtlanmasını saygılarımla dilerim.  Ankara Milletvekili  Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nce, Adalet müfettişleri yoluyla yargıç ve  Cumhuriyet Savcıları hakkındaki tüm dinleme işlemleri tamamlandıktan sonra, kanıt  değerlendirmesi bile yapılmadan sadece mevzuat irdelemesi ile yargıç ve Cumhuriyet  savcılarına "atılı eylemlerin kişisel suç olduğu gerekçesine dayalı olarak" İstanbul  Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesi için 27.5.2009 tarihli yazı yazıldığı basın  organlarına yansımıştı. Yargıç ve Cumhuriyet savcıları için daha önce görevsizlik karan veren  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı anılan yazı sonrasında, bu görüşünü değiştirerek, Adalet  Bakanlığı talebi doğrultusunda hareket edip, yargıç ve Cumhuriyet savcıları hakkında  soruşturma açmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu soruşturmanın sonucunda "kamu  adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına" ilişkin karar Milliyet Gazetesine "56 hakim ve  savcı dinlendi, sonuç sıfır" şeklinde yansımıştır.  Anayasa ve diğer yasalar uyannca Yargıç ve Cumhuriyet savcıları hakkındaki görev suçlan  kapsamına, "görevden doğan veya görev sırasındaki suçlar" girmektedir. Anılan kişilere  yönelik suçlama, terör örgütü olduğu iddia edilen bir yapılanmanın, yargıya sızarak yargı  içerisinde faaliyet gösterdiği şeklindedir. Yargı içindeki faaliyetin, görev sırasında olacağı,  dolayısıyla, suçlamanın "görev suçlan" kapsamında soruşturulup sonuçlandırılması  gerekirken, kişisel suç kapsamında değerlendirilip böylece Adalet Bakanlığı yerine İstanbul  Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sonuçlandırılması, yargıç ve Cumhuriyet savcılan için  mevcut güvencelerin ortadan kaldırılmasına kapı arayabilecektir.  - 1 4 7 - TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  CMK 250. maddesi ile görevli mahkeme ve savcılıkların görev alanına, Anayasa Mahkemesi  ve Yargıtay'da yargılanacak kişiler girmemesine ve bu durum anılan maddede açıkça ortaya  konulmasına rağmen, Yargıtay'da yargılanacak kişi statüsünde olmaları nedeniyle bu  mahkeme ve savcılıkların kapsamı dışında sayılan birinci sınıf yargıç ve savcılar hakkında söz  konusu kararın verilmesi beraberinde başka sorulan da ortaya çıkarmaktadır.  Şöyle ki, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesi, "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci  başkanvekilleri, daire başkanlan, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay  Cumhuriyet Başsavcıvekiiinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlanndan dolayı haklannda  soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kumlunun karanna bağlıdır. Ancak, ağır cezayı  gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk somşturması genel hükümlere tabidir." hükmünü  içermektedir.  Adalet Bakanlığının, adalet müfettişlerini kullanarak yürüttüğü işlemleri, daha sonra  müfettişleri devre dışı bırakarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden "kişisel suç"  saydırarak yürütülmesine yönelik girişimleri, Yargıtay Kanununun yukanda belirtilen 46.  maddesi ile birlikte düşünüldüğünde, siyasi iktidann yüksek yargıyı bile hedef alacak daha  kapsamlı yeni girişimlere zemin oluşturduğu şüphesini yaratabilmektedir. Yargıç ve savcılann  görevleri sırasındaki suçlanndan dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kendisini  görevsiz saymasına ilişkin karannın, Adalet Bakanlığının baskısı ile değiştirilmesi bu şüpheyi  doğrulamaktadır.  Basın organlanna yargıç ve savcılann aklandığı algılaması ile yansıyan olaylar, aslında siyasi  iktidann yüksek yargıyı da kapsamına alabilecek sindirme, yıldırma ve ele geçirme  girişimlerine yeni bir hamlesi olarak görülmelidir.  Siyasi iktidar Adalet müfettişlerinin görev suçlan nedeniyle dinleme yetkisinin elinden  alınması karşısında, kişisel suç kavramı arkasına sığınarak aynı işlemleri sürdürmeyi  amaçlamaktadır. Bu durum Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'da yargılanabilecek tüm yargı  mensuplannm kişisel suç maskelemesi altında operasyonel somşturmalara maruz  bırakılmasının alt yapısının oluşturması noktasında ciddi şüpheler ortaya çıkmıştır. Bu  çerçevede;  - 1 4 8 -
Sayfa 149 -
TBMM B: 74 17 . 3 . 2010  CMK 250. maddesi ile görevli mahkeme ve savcılıkların görev alanına, Anayasa Mahkemesi  ve Yargıtay'da yargılanacak kişiler girmemesine ve bu durum anılan maddede açıkça ortaya  konulmasına rağmen, Yargıtay'da yargılanacak kişi statüsünde olmaları nedeniyle bu  mahkeme ve savcılıkların kapsamı dışında sayılan birinci sınıf yargıç ve savcılar hakkında söz  konusu kararın verilmesi beraberinde başka sorulan da ortaya çıkarmaktadır.  Şöyle ki, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesi, "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci  başkanvekilleri, daire başkanlan, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay  Cumhuriyet Başsavcıvekiiinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlanndan dolayı haklannda  soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kumlunun karanna bağlıdır. Ancak, ağır cezayı  gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk somşturması genel hükümlere tabidir." hükmünü  içermektedir.  Adalet Bakanlığının, adalet müfettişlerini kullanarak yürüttüğü işlemleri, daha sonra  müfettişleri devre dışı bırakarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden "kişisel suç"  saydırarak yürütülmesine yönelik girişimleri, Yargıtay Kanununun yukanda belirtilen 46.  maddesi ile birlikte düşünüldüğünde, siyasi iktidann yüksek yargıyı bile hedef alacak daha  kapsamlı yeni girişimlere zemin oluşturduğu şüphesini yaratabilmektedir. Yargıç ve savcılann  görevleri sırasındaki suçlanndan dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kendisini  görevsiz saymasına ilişkin karannın, Adalet Bakanlığının baskısı ile değiştirilmesi bu şüpheyi  doğrulamaktadır.  Basın organlanna yargıç ve savcılann aklandığı algılaması ile yansıyan olaylar, aslında siyasi  iktidann yüksek yargıyı da kapsamına alabilecek sindirme, yıldırma ve ele geçirme  girişimlerine yeni bir hamlesi olarak görülmelidir.  Siyasi iktidar Adalet müfettişlerinin görev suçlan nedeniyle dinleme yetkisinin elinden  alınması karşısında, kişisel suç kavramı arkasına sığınarak aynı işlemleri sürdürmeyi  amaçlamaktadır. Bu durum Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'da yargılanabilecek tüm yargı  mensuplannm kişisel suç maskelemesi altında operasyonel somşturmalara maruz  bırakılmasının alt yapısının oluşturması noktasında ciddi şüpheler ortaya çıkmıştır. Bu  çerçevede;  - 1 4 8 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcıltğınm görevsizlik karan vermesine karşın, yargıç v e  savcılar hakkında kişisel suç kapsamında işlem yapılması için yazı yazılmasının  gerekçeleri nedir? Yargıya sızılması iddiasına dayanılması nedeniyle ancak görev  sırasında işlenebilecek suçlamaların, kişisel suç kapsamına sokularak bu uygulamanın  kamksatıİması mı amaçlanmaktadır? Bu girişim, yüksek yargı mensuplannın bile  genel hükümler çerçevesinde CMK 250 nci madde ile görevli savcılıklar tarafindan  soruşturulabilmelerine zemin hazırlamaya mı yöneliktir?  2. Adalet Bakanlığı'nın ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yargıç ve savcılar  hakkında kişisel suç kapsamında işlem yaparak bu işlemleri sonuçlandırmalan,  sonuçta Adalet müfettişlerinin görev suçu olmadığı halde yargıç ve savcılar için işlem  yaptığı ve hukuksuz dinleme kararlan verildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıç  ve savcılar hakkında hukuksuz işlemler yapan Adalet müfettişleri hakkında herhangi  bir işlem başlatılmış mıdır? Eğer başlatılmamış ise, hukuksuz işlemlerle yargıç ve  savcılar üzerinde baskı oluşturmaya yönelik işlem yapan müfettişler hakkında  soruşturma başlatılmamasının gerekçeleri nedir?  3. Yargıtay üyeliği seçimlerinin adalet müfettişlerinin Yargıtay üyeliğine atanmasını  sağlamak için geciktirildiği iddialan doğru mudur? Daha önce Ergenekon savcılanna  ilişkin davalara bakan bazı yargı mensuplannın, bakanlıklann üst düzey kadrolarına  atandıkları düşünüldüğünde, adalet müfettişlerinin Yargıtay üyeliğine seçilmemesi  halinde onlann da üst düzey kamu görevlerine atanması düşünülmekte midir?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/626/1381 /?./(Ö/2010  Konu : Yazılı som önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 26/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.O.  10.00.02-19236 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 341/706 sayılı yazı.  ilgi (a) yazınız ekinde alınan, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11980 Esas No.lu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesL*yarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  sadullah ERGİN  §K: . . . . U/ Bakan  Soru önergesi cevabı  - 1 4 9 -
Sayfa 150 -
TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2 0 1 0  1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcıltğınm görevsizlik karan vermesine karşın, yargıç v e  savcılar hakkında kişisel suç kapsamında işlem yapılması için yazı yazılmasının  gerekçeleri nedir? Yargıya sızılması iddiasına dayanılması nedeniyle ancak görev  sırasında işlenebilecek suçlamaların, kişisel suç kapsamına sokularak bu uygulamanın  kamksatıİması mı amaçlanmaktadır? Bu girişim, yüksek yargı mensuplannın bile  genel hükümler çerçevesinde CMK 250 nci madde ile görevli savcılıklar tarafindan  soruşturulabilmelerine zemin hazırlamaya mı yöneliktir?  2. Adalet Bakanlığı'nın ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yargıç ve savcılar  hakkında kişisel suç kapsamında işlem yaparak bu işlemleri sonuçlandırmalan,  sonuçta Adalet müfettişlerinin görev suçu olmadığı halde yargıç ve savcılar için işlem  yaptığı ve hukuksuz dinleme kararlan verildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıç  ve savcılar hakkında hukuksuz işlemler yapan Adalet müfettişleri hakkında herhangi  bir işlem başlatılmış mıdır? Eğer başlatılmamış ise, hukuksuz işlemlerle yargıç ve  savcılar üzerinde baskı oluşturmaya yönelik işlem yapan müfettişler hakkında  soruşturma başlatılmamasının gerekçeleri nedir?  3. Yargıtay üyeliği seçimlerinin adalet müfettişlerinin Yargıtay üyeliğine atanmasını  sağlamak için geciktirildiği iddialan doğru mudur? Daha önce Ergenekon savcılanna  ilişkin davalara bakan bazı yargı mensuplannın, bakanlıklann üst düzey kadrolarına  atandıkları düşünüldüğünde, adalet müfettişlerinin Yargıtay üyeliğine seçilmemesi  halinde onlann da üst düzey kamu görevlerine atanması düşünülmekte midir?  T.C.  ADALET BAKANLIĞI  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı : B.03.0.KGM.0.00.00.05/626/1381 /?./(Ö/2010  Konu : Yazılı som önergesi  TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA  İlgi: a) Kanunlar ve Kararlar Dairesi Başkanlığı ifadeli, 26/01/2010 tarihli ve A.01.0.GNS.O.  10.00.02-19236 sayılı yazı,  b) 10/02/2010 tarihli ve 341/706 sayılı yazı.  ilgi (a) yazınız ekinde alınan, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay tarafından  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11980 Esas No.lu soru  önergesine ilişkin cevaba esas teşkil edecek bilgilerin derlenebilmesi için ilgi (b) yazımızla ek süre  istenilmiş olup, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 99 uncu maddesL*yarınca hazırlanan  cevap örneği iki nüsha halinde ilişikte sunulmuştur.  Bilgilerinize arz ederim.  sadullah ERGİN  §K: . . . . U/ Bakan  Soru önergesi cevabı  - 1 4 9 - TBMM B: 74 1 7 . 3 . 2010  T.C.  ADALET BAKANLİĞİ  Kanunlar Genel Müdürlüğü  Sayı :B.03.0.KGM.0.00.00.05/625/1380  Konu : Yazılı soru önergesi t?/02010  Sayın Hakkı Suha OKAY  Ankara Milletvekili  TBMM  Bakanlığımıza yöneltilip yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/11980 Esas Nolu soru  önergesinin cevabı aşağıda sunulmuştur.  I- A- Anayasanın;  1- "Mahkemelerin bağımsızlığı" kenar başlıklı 138 inci maddesinde,  "Hâkimler, görevlerinde: bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak  vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.  Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve  hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.  Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile  ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.  Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu  organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunlann yerine getirilmesini  geciktiremez.";  2- "Hâkim ve savcıların denetimi" kenar başlıklı 144 üncü maddesinde,  "Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler  için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklannı denetleme; görevlerinden  dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri  icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet  Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme  işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı  eliyle de yaptırabilir.";  B- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda  alınması" kenar başlıklı 135 inci maddesinde,  "(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin  kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması  durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla  şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda  alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına  sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından  aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.  (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda  alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl  yok edilir.  (3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir  uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını  - 1 5 0 -