• Dönem: 27. Dönem
  • Yasama Yılı: 5
  • Birleşim:
  • Birleşim Tarihi: 30.11.2021
Kaynak: Tutanak Dergisi
(Kanunum resmi kaynak değildir; kullanıcılar sunulan yürürlük ve metin bilgilerini resmi kaynaklardan teyid etmelidir.)

30 Kasım 2021 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Niğde’nin sanayi yatırımlarıyla ilgili söz isteyen Niğde Milletvekili Yavuz Ergun’a aittir.

Buyurun Sayın Ergun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

YAVUZ ERGUN (Niğde) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Ekonomik olarak başarılı olursak dertlerimizin de bu nispette çözüleceğini biliyoruz. “Bir günü bir güne eşit olan ziyandadır.” diyen Efendimiz’in sözü doğrultusunda sürekli çalışmaya ve üretmeye devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hayalini kurduğu bir ülke için yirmi yıldır çalışan dava arkadaşları olarak birçok şeyin başarıldığını da hep birlikte gördük, görmeye de devam ediyoruz. Son yıllardaki rakamlara baktığımızda Türkiye’nin bir üretim üssü hâline geldiğini görüyoruz. Tabii ki bu büyüme, Anadolu’nun tarım şehri olduğu gibi sanayide de adından söz ettirmeye başlayan Niğde’mizde de görülmektedir. 2021 yılının son günlerindeki verilere baktığımızda, Niğde’mizin ihracat rakamlarının yüzde 9,6 arttığını görüyoruz. Niğde’mizde mevcut 2 organize sanayi bölgemiz bulunmaktadır. 1’inci organize sanayi bölgemizde 474 hektarlık mevcut alanda, 93 parselde firmalar üretim yapmakta ve 17 sanayi parselinde de inşaatlar hızla yükselmektedir. Bu yatırımların haricinde 230 hektarlık 3’üncü genişleme alanı açılmış ve bu alanda da ülkemiz için stratejik öneme sahip olan ve ülkemizde ilk kez özel bir yatırımın yapılacağı 6 sanayi parselinin tahsisi gerçekleştirilmiştir. Niğde Organize Sanayi Bölgemizde 4.200 kişi çalışmakta olup inşaat aşamasındaki firmaların ve dahi yeni parseli tahsis edilen firmaların faaliyete geçmesi sonrasında 2022 sonu itibarıyla çalışan kişi sayısı yaklaşık 7 bin kişiye ulaşacaktır. Ülkemizin tek parselde en büyük 8’inci organize sanayi bölgesi olan Bor Karma ve Deri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ise 96 aktif firması ve 1.500 kişilik istihdamıyla faaliyetine devam etmektedir, 2018 yılında 86 tesis üretim yapar durumdayken bugün üretimde olan tesis sayısı 98’e çıkmış, 93 fabrika da inşaat aşamasındadır. 1.500 olan mevcut istihdam sayısı, kısa sürede faaliyete geçecek tesislerle birlikte 3.500 kişi artışla 5 bin kişiye ulaşacaktır. Özellikle, uzun yıllardır, üreticilerimizin ve yeni yatırımcılarımızın talepleri olan doğal gaz yatırımımızın hayata geçirilmesiyle organize sanayimizin tamamı dolmuş ve 7 bin dekar genişleme alanı için çalışmalarımız başlamış ve inşallah 2022 yılı Mart ayı içinde yatırımcılarımızın da bu alanı hizmetine sunmaya başlayacağız.

Şehrimizdeki organize sanayi bölgelerindeki yatırımcılarımızın yapmakta oldukları fabrikaların yatırım tutarları şu an için 2 milyar 500 milyon TL’yi aşmış durumdadır. Tüm bu sanayi yatırımlarının yanında, mevcut organize sanayilerimize ek olarak, yeni organize bölgelerimizin de kurulum aşaması hızla devam etmektedir. 5.500 dekar arazi büyüklüğüne sahip olan Niğde 3. Organize Sanayi Bölgesi, 2021 yılı Mart ayında tüzel kişiliğine kavuşmuş ve yatırımları değerlendirme ve planlama sürecine girmiştir. Yine, Türkiye’nin en büyüklerinden biri olacak olan Bor Tarıma Dayalı Entegre İhtisas Besi Organize Sanayi Bölgesi, Temmuz 2021 tarihinde tüzel kişiliğini kazanmış olup 4 bin dekar arazi üzerinde 20 bin büyükbaş hayvanla başlayıp 11 bin dekar araziye ve 50 bin büyükbaş besi organizesindeki hayvancılık rakamına çıkacaktır.

Tüm bu yatırımlar sanayiye ve üretime destek veren başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın azmi ve kararlılığıyla artarak devam etmektedir. Niğde organize sanayi bölgelerimizin kurulduğu günden bugüne çözüm bekleyen sorunlarını büyük bir destekle aşmamızı sağlayan başta Cumhurbaşkanımıza, Sanayi Bakanımıza, Maliye Bakanımıza şehrimiz adına ve şahsım adına, desteklerinden dolayı yürekten teşekkür ediyorum. Ayrıca sanayicilerimize desteğini esirgemeyen ve her türlü kolaylığı sağlayan, başta Valimiz olmak üzere, milletvekilimize, belediye başkanlarımıza, organize sanayi başkan ve yönetimlerimize, sanayi ve ticaret odaları başkan ve yönetimlerine teşekkür ediyorum.

Bizler de dün olduğu gibi bugün de Niğde’mize daha fazla yatırım ve daha çok istihdam sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. Geçtiğimiz aylar içerisinde birçok şehrimizi ziyaret ettik ve yatırımcılarımızı ilimize davet ettik. Bundan sonra da bu şekilde, sanayicilerimizi ziyaret etmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz biliyoruz ki yol medeniyettir. Özellikle Niğde-Ankara Otoyolumuzun açılmasıyla ilimiz yatırım ve üretim konusunda bir cazibe merkezi hâline gelmiştir. Bizler de bu konuyu en iyi şekilde değerlendirmek için elimizden geleni yapıyor ve kapı kapı dolaşmaya devam ediyoruz. Hedefimiz 2023 yılında ülkemizi dünyada söz sahibi, Niğde’mizi de bir istihdam üssü hâline getirmektir.

Gazi Meclisin çatısı altından tekrar tüm yatırımcılarımızı Niğde’mize davet ediyorum. 6’ncı Bölge teşvikleri ve birçok avantajıyla tam bir cazibe merkezi hâline gelen OSB’lerimiz yatırımcılarımızı bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

YAVUZ ERGUN (Devamla) – Gelin hep birlikte geleceğin Niğde’sini inşa edelim diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. ­­­­­­(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz 27’nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasal sorumluluğunu değerlendirmek üzere söz isteyen İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli halkımız, bütün milleti temsil eden sayın vekiller; bütün toplum, anayasanın ekmek, su ve hava kadar neden önemli olduğunu, anayasasızlaştırmanın acı bir sonucu ve bedeli olarak Türk lirasının değerinin güneş görmüş kar gibi erimesi sonucu geçen hafta fark etti. Cumhuriyetin özünde yer alan eşitlik, özgürlük ve toplumsal adalete dönebilmek için Türkiye'yi içine sürüklendiği hukuk ve iktisat bunalımından çıkarma yükümlülüğü acil. Bunun için önce demokratik anayasanın asgari gereklerinde uzlaşılmalı. Yargı bağımsızlığına dayalı erkler ayrılığı ve yürütmenin karşılıklı bağımlılığı veya bağımsızlığına dayanan devlet örgütlenmesi ve kurallar kademelenmesiyle şekillenen hukuki yapılanma; kısaca, normu koyan, uygulayan ve denetleyen organların birbirinden ayrılması. Demokrasinin olmazları olan üçlüde de uzlaşılmalı: Denge ve denetim düzeneği, görev-yetki-sorumluluk kuralı, hesap verebilir hükûmet gereği. Dünyevi bir norm olarak anayasa, erkler ayrılığı yoluyla bölünmez bir bütün olan hak ve özgürlükleri güvenceler. Anayasacılık, anayasa ve siyaset biliminin tarihsel gelişimi ışığında görev ve yetkilerin kolektif aklı ortaya çıkaracak kurullar ve meclisler düzleminde paylaşımını öngörür, uzmanlık ve liyakat ilkelerine dayanır.

Yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri, tarihimiz de kopuş ve devamlılıklar ekseninde bu bağlamda yer alır. Eksileri ve artılarıyla tarihsel mirası sahiplenmek ve bundan ders çıkarmak geleceğe dönük adımların itici gücü olarak toplumların gelişmişlik ölçütüdür. Yakın tarihimizde birbiriyle zıtlaşan 2 anayasal süreç öne çıkar. 1982 Anayasası’nın güvenlikçi ve otoriter kurgusu, 1987–2004 değişiklikleri dizisiyle anayasal denge ve denetim düzenekleri yönünde belli ölçüde evrildi. Buna karşılık, 2007–2017 değişiklikleri, tersi yönde demokratik bir Anayasa’nın asgari ögelerini zedeledi. 1 Şubat 2021’de yapılan Anayasa çağrısı ve ardından başlatılan Anayasa çalışmaları bir öz eleştiridir.

Sayın Türkiye vekilleri, Anayasa arayışında şu 3 ön koşul içtenlik testidir: Bir, yürürlükteki Anayasa’ya saygı, iki, demokratik hukuk devletinin asgari gerekleri üzerinde buluşmak, üç, anayasal bilgilenme hakkı ve kamuoyu gerekleri. Gerçekten, nasıl bir Anayasa veya değişikliği tartışmasında “Cumhurbaşkanlığı hükûmet” adı verilen sistem ile güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışılırken genellikle düz ve saydam bilgi yerine bilgi kirliliği yaratılır. Örneğin, olmayan Bakanlar Kurulu veya kabine varmış gibi gösterilerek hukuki olgu ve fiilî durum karmaşası yaratılır. Oysa, tartışmayı doğru bilgi temelinde yapabilmek için siyasal anayasal deyim ve kavramların kullanımına özen, dürüstlük ve halk egemenliğine saygının ölçüsüdür.

100’üncü yıllar Meclisinin sorumlu vekilleri, 27’nci Yasama Dönemi kurtuluş ve kuruluş sürecini kucaklayan tarihlerin yüzyılıdır. Bu ağır tarihsel sorumluluk, 2’nci yüzyılı biçimlendirecek olan anayasal gelecekle örtüşmektedir. 1920 Meclisinden sonra hiçbir Meclis 2018–2023 dönemini kucaklayan 27’nci Dönem kadar gelecek kuşaklara karşı sorumlulukta yüz yüze gelmedi. Şu hâlde Meclisimiz demokratik kuruluş sorumluluğuyla karşı karşıya bulunmaktadır.

Gazi Meclisin değerli vekilleri, 2017 Anayasa değişikliği demokrasinin olmazsa olmazlarını kaldırmakla yetinmedi; devlet ve Hükûmet, siyaset ve idare, devlet yönetimi ve siyasal parti arasındaki ayrım çizgilerini de sildi. 2017 Anayasa değişikliği, aslında 2017 Anayasa kurgusunun sürdürülemez özelliği otuz aylık uygulamasının ardından savunucuları tarafından da doğrulandı. Kişi-parti-devlet birleşmesi kamu kurumlarının uyumlu işleyişini bozduğu gibi, toplumsal dayanışma ve barışı da zedeledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Bunun somut örneğine ve uygulamasına 2022 bütçe görüşmelerinde tanık olmuş bulunuyoruz.

Şu hâlde, hukuk devletinin asgari gerekleri üzerinde anayasal zeminde buluşma zamanıdır zaman. Aksi hâlde, 100’üncü yıllar Meclisi tutanaklarını inceleyen gelecek kuşaklar anayasa yapımı bir yana, demokratik bir anayasanın temel ilkeleri üzerinde bile uzlaşma sağlayamadan kurtuluş ve kuruluşa sığan zaman yelpazesini hovardaca tüketmiş bir Meclis nitelemesi yapacaklardır bizim için.

100’üncü yıllar Meclisinin, tarihsel sorumluluğunu üstlenmesi gelecek kuşaklara karşı bir görev olmanın yanında, otoriter rejimlerin zemin kazandığı çağdaş dünya için de demokratik esin kaynağı oluşturacaktır.

Demokratik cumhuriyet anayasası için dayanışma umuduyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Ağrı ilinin sorunları hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Teşekkür ederim Başkan.

Ağrı ilimizin sorunları üzerine gündem dışı söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında, Ağrı’nın temel sorunlarına ilişkin bugüne kadar söylenmedik söz bırakmadık; buna ilişkin araştırma önergeleri, soru önergeleri verdik, Genel Kurulda defalarca gündeme getirdik, basın toplantıları düzenledik, yine, kapsamlı bir rapor hazırladık ama maalesef, bu sorunlar hâlâ olduğu yerde duruyor, herhangi bir çözüm üretilmedi; Ağrılılar hâlâ da bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Aslında, Ağrı ilimiz beşerî kaynaklar açısından çok yüksek ve zengin bir il; tarımdan hayvancılığa, turizmden ticarete güçlü bir potansiyele sahip ama buna rağmen hâlâ açlıkla, yoksullukla mücadele etmek zoruna kalıyor. Son dönemlerde de kentte büyük bir göç dalgası başladı, bir temel sorunumuz da bu göç meselesi.

Yine, coğrafyamız zengin ama sizin ürettiğiniz bu politikalardan kaynaklı biz yoksulluk ve fakirlikle mücadele ediyoruz. Ağrı’nın geçim kaynağı olan hayvancılık bitirilme noktasına getirildi, yine tarım bitirilme noktasına getirildi, ticaret bitirilme noktasına getirildi. Öyle ki şu an Ağrı’da çiftçiler tarlasını ekemiyor, hayvanını besleyemiyor çünkü hem yem hem mazot fiyatlarındaki yüksek artışlar çok ciddi anlamda sorunlara neden oluyor.

Yine, değerli arkadaşlar, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi bakımından, maalesef, ilimiz her sene yapılan bu araştırmada 81 il arasından 79’uncu sırada yani biz her zaman sondan 3’üncü sırada yer almak durumunda kalıyoruz bu politikalar sonucunda. Oysa nüfusu bize yakın olan Çanakkale, Osmaniye, Kütahya ve Çorum’a ayrılan kaynak Ağrı’nın en az 2 katı. Yine nüfusu bizden daha az olan Isparta, Giresun, Aksaray, Uşak illerinin gelişmişlik düzeyiyle Ağrı kıyaslanamayacak düzeyde. Yani Ağrı’da yoksulluk ve yoksunluk aslında özel bir politika olarak izleniyor. Kentimizde istikrarlı olarak yapılan tek bir şey var; o da AKP’nin vaatleri; yani yerine getirmediği boş vaatler. Her dönem bakanlar, bürokratlar Ağrı’ya gelir, bol bol vaatlerde bulunurlar ama bu vaatler hep seçim vaadi olarak kalır, arkalarını dönüp gittiklerinde de bu vaatlerini unuturlar. Şimdi de yeni bir şey keşfedilmiş, artık bu vaatler SMS üzerinden yapılmaya çalışılıyor. Ağrılılar her cuma AKP vekillerinin SMS’leriyle aslında güne başlıyor. Bu SMS’lerden müjde olarak bize daha önce cezaevi yapılacağı söylenmişti. Şimdi ise idari mahkeme kurulacakmış. Yani bir de bundan mutlu olmamız isteniyor, sanki cezaevi açılınca, idari mahkeme açılınca Ağrı’daki yoksulluk, işsizlik ve eşitsizlik bitecekmiş gibi bir de insanların aklıyla dalga geçen bir yönetim anlayışı var.

Yine değerli arkadaşlar, Ağrı, Türkiye’nin en soğuk illerinden bir tanesi; eksi 40-45’leri görüyoruz. Yine soğuk mevsim çok uzun yani kış mevsimi çok uzun ama biz tam on dört yıl boyunca doğal gaz gelmesini bekledik. İşte, 2013’te dönemin Başbakanı Erdoğan Ağrı’ya geldiğinde “Bu sene size doğal gaz gelecek.” dedi. Aradan tam on dört yıl geçti, neyse 2017’de bir doğal gaz geldi ama neredeyse bu yüksek fiyatlar, fatura fiyatlarındaki yükseklik Ağrılılara şunu demek durumunda bıraktı: “Keşke biz doğal gaz talep etmeseydik.” Oysa insanlar o dönem tezekten, ucuz kömürden, kalitesiz kömürden kurtulacağının düşünüyordu ama şu anki faturalardan kaynaklı insanlar doğru düzgün ısınamıyorlar bile. Oysa değerli arkadaşlar, bu İran’dan gelen boru hatları bizim kentimizden geçiyor, diğer kentlere Ağrı üzerinden veriliyor doğal gaz. Bizim kullandığımız doğal gaz diğer illere göre daha pahalı, açıkçası biz bunun nedenini merak ediyoruz. Yani niye Ağrı -bu kadar yoksul olan bir kent- doğal gaz fiyatını en yüksekten ödemek zorunda bırakılıyor?

Yine, değerli arkadaşlar, önemli sorunlarımızın başında sağlık geliyor. Yani sağlık Ağrı’da kronik bir hâle dönüşmüş bir durumda. Yani o dönemde yine bir sürü sağlıkla ilgili vaatlerde bulunuldu, Ağrı Devlet Hastanesi bölge araştırma hastanesi statüsünde olacaktı. Bırakın bölge araştırma hastanesi statüsünü, şu an normal bir tane otopsiyi bile kendisi yapamıyor, Erzurum’a gitmek zorunda kalıyor Ağrılılar.

Değerli arkadaşlar, Ağrılılar nitelikli bir sağlık hizmetinden yararlanamıyorlar, çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmak durumundalar. Dolayısıyla bunlar da hastalarla sağlık emekçilerini karşı karşıya getiriyor. Geçen hafta bir sağlık emekçisi şiddete uğradı, buradan da bir kez daha kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Devamla) – Teşekkürler.

Geçen günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum Ağrı’yı ziyaret etti. Ağrı’ya et ve et entegre tesisi kurulacağını, Ağrı’yı et ürünlerinin merkezi ve Türkiye’nin en büyük hayvancılık üssü olacağı vaadinde bulundu. Yani umarım bu da diğer vaatler gibi havada kalmaz, boşta kalmaz. Ağrı bu anlamda aslında model olabilecek bir ildir ama biz bunun da bir vaatten öteye gitmeyeceğini biliyoruz çünkü yirmi yıldır AKP’nin Ağrı’da yaptığı, söylediği tek şey vaatlerle sınırlı. Biz de Ağrılılar olarak artık halkımızla hep birlikte bu vaatlere son vermenin AKP’den kurtulmak olduğunu biliyoruz. Bizim de vaadimiz AKP iktidarına son vermek olacaktır.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kayışoğlu…

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Geçmişi cumhuriyetimizin ilk dönemlerine kadar uzanan Havuzlu Park, 1935 yılında açıldığında sadece Bursa’nın değil Türkiye’nin de tek tesisidir. Muhittin Baha Pars tarafından yaptırılmış bu tesis şimdilerde Büyükşehir Belediyesinin kullanımında ancak Bursalılar burayı kullanamıyorlar çünkü bu resimlerden görüleceği üzere tamamen çöp içinde ve yıkıntı içerisinde. Büyükşehirin sitesine girdiğimizde “Onarımın yapılacağı” söyleniyor fakat bugüne kadar bu onarım başlamadı. Sebebi de Spor Bakanının Bursa’ya gelmesi bekleniyormuş. Ben buradan Sayın Bakan Kasapoğlu’na sesleniyorum: Ya gelsin bir an önce bu onarım başlasın ya da talimat versin çünkü hakikaten burası tam anlamıyla, görüldüğü üzere bir mezbeleliğe dönüşmüş. Bu tarihe sahip çıkalım diyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kadınların siyasette eşit temsiliyetini sağlayabilmek için grubumuzca hazırlanan ve Mecliste grubu bulunan partilerle paylaştığımız yasa teklifi biraz sonra Genel Kurulda görüşülecek. Teklifimizle milletvekilliği seçimlerinde siyasi partilerin aday listelerinin yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek kotası olarak oluşturulması, aday listesinde kadın-erkek eşitliği için fermuar yönteminin uygulanması ve il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerinde yüzde 50 cinsiyet kotası amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu teklifle önce siyaset kurumundan başlayarak tüm kurumlarımızda, tüm karar alma birimlerinde, yaşamın tüm alanında cinsiyet eşitliğini savunuyorsak bugün ilk ve somut adımı atmalıyız. Temel insan hakları boyutunda eşitlikçi anlayışla özgür bireyler olarak yaşayabileceğimiz Türkiye’yi hep birlikte inşa etmek için tüm milletvekillerini bu tarihî sorumlulukla bu kanun teklifine destek olmaya çağırıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Cezaevlerinin huzur, güvenliği ve asayişini sağlayan, üniformalı olarak görev yapıp 7/24 esasına göre çalışan infaz koruma memurlarının Emniyet Hizmetleri Sınıfına alınması, buna paralel olarak özlük haklarının genişletilmesi, sözleşmeli personel olarak görev yapanların kadroya geçirilmesi, yeşil pasaport alabilme hakkının verilmesi talepler arasındadır.

Engelli evlatlarımızın kendilerini değerli hissettiği ve destek gördüğü özel eğitim kurumları oldukça önemlidir. 425 bin engelli bireyin eğitim gördüğü, 47 bin personelin istihdam edildiği, 800 bin engelli bireyin ise rehabilitasyon sürecinin başarıyla tamamlanarak topluma kazandırıldığı özel eğitim merkezlerine kamu katkısının artarak devam etmesi talepler arasındadır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Karaduman…

 

 

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Ülkemizde buzdolabının icadı ve insanların dağ hayatından şehir hayatına geçmesi gibi bütün olumlu gelişmeler AK PARTİ iktidarının bir eseridir ancak her türlü kriz dış güçlerin bir operasyonudur. Bugün yaşanan ekonomik sefalet de yine her zamanki gibi dış güçlere mal edilmiştir. Soruyorum: Ekonomimizi yıkmak isteyen bu dış güçler kimdir? Sözünü ettiğimiz dış güçler, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, “15 Temmuz darbesinin failidir.” dediğimiz Birleşik Arap Emirlikleri midir? Madem bu kriz dış güçlerin bir operasyonu; peki, bu operasyona karşı biz hangi politikaları uyguluyoruz? Ve son olarak, yirmi yılın sonunda hâlâ dış güçler bize müdahale edebiliyorsa bunu söylemek yirmi yıldır dış güçlere hizmet edildiğinin bir itirafı değil midir?

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta piyasalarda yaşanan kur üzerinden yapılan saldırılarla döviz kurlarındaki sanal artışlara karşın Türkiye Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde yatırım, büyüme ve istihdamda başarı hikâyesi yazmaya devam ediyor. Sanayi üretimi güçlü seyrini sürdürürken ihracat, turizm gelirleriyle konut, araba ve beyaz eşya satışlarında geçmiş dönemlere göre artan bir ekonomik hareketlilik yaşanıyor. Benzer bir parlak tablo kamu maliyesinin güçlü yapısını ortaya koyan verilerde de var. Durum böyleyken sosyal medya üzerinden Türkiye düşmanları tarafından yalan ve iftiralarla yapılmaya çalışılan zihin karartma ve körleştirme operasyonlarıyla aziz milletimizin kalkınma yürüyüşünü durdurmak asla mümkün olmayacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde Türkiye bu ekonomik saldırıları da aşacak, büyük ve güçlü Türkiye olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Türkiye’mizin birçok ilinde okula gidecek çocuklarımız ve işe gidecek insanlarımız gün doğmadan uyanıyor ve karanlıkta lamba yakarak okuluna ya da işine gitmek için hazırlanıyorlar. Yanan her lamba vatandaşın elektrik faturasının artması demektir, elektrik dağıtım şirketlerinin daha çok para kazanması demektir. Hâl böyleyken ve birçok ülke elektrik tasarrufu için yaz kış saati uygulaması yaparken biz neden bu uygulamadan vazgeçtik? İktidara soruyorum: Okula giden çocuklarımızın, işe giden insanlarımızın zifiri karanlıkta yollara düşmesi hoşunuza mı gidiyor? Elektrik faturalarının artması hoşunuza mı gidiyor? Sabahın karanlığında çocuklarımızın başına bir şey gelirse bunun hesabını kim verecek? Çok mu zor kış saati uygulamasına geçmek, çok mu zor bu sıkıntıyı çözmek? Artık milleti de kendinizi de kandırmayın, yönetemiyorsunuz, sandığı getirin; bu talep milletimizin talebidir.

BAŞKAN – Sayın Arık…

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Sayın Vekilim, otoyol geçiş cezası 78 TL. İcradan ödeme emri geldi, 392 lira. Ödemeye gittim, ‘Hayır, sizin cezanız 944 lira.’ dediler. Araç engelli kızıma ait.” Faize ‘haram’ diyen hükûmet kırk beş günde 12,5 kat faiz alıyor.

Bir başka vatandaş, “Sayın Vekilim, on beş gün önce İstanbul'dan Ankara'ya geldim. 78 lira ücret yazılmış. Bir de sistemde görünmeyen 33 lira için geçiş ücreti ödenmediği için 288 lira idari ceza yazmışlar. Sayın ağabeyim, bu soygun düzeninden bizi kurtarın lütfen. Bu otoyol soygununu Mecliste dile getirin. 33 TL için 288 lira ceza olur mu? Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?” Vatandaşı değil de yandaşı düşünen bir iktidar var ise vatandaşa tuzak kurar. Sabret kardeşim, geliyor gelmekte olan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

29 Kasım Pazartesi günü Diyarbakır için, eğitimciler için, öğrencilerimiz için kara bir gün oldu. 21 EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenin ekmeği, aşı, özgürlüğü elinden alındı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının “Soruşturmaya gerek yok.” demesine rağmen 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35’inci maddesine dayanılarak Millî Eğitim Bakanlığı, Kasım Aydın, Mehmet Arda, Mehmet Baydemir, Recep Şimşek, Zeynep Kaya, Mehmet Emin Yücel, Abbas Şahin, Tahir Çetin, Yıldırım Arslan, Hamdin Öztekin, Saliha Zorlu, Ezgi Çelik, Halis Kızılırmak, Murat Derince, Şenay Koç, Bayram Kılıç, Hacer Alp, Pelda Sevim, Yücel Yıldırım, Fatih Mutlu, Savaş Solmaz; öğrencilerinden koparılan öğretmenler, bu öğretmenlerin suçu neydi?

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz yıl çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatiflerine borçları yüzünden haczedilen ve Yediemin parkına çekilen traktörleri Türk halkı televizyonlardan izledi hatta bazı çiftçilerimizin inekleri haczedildi, tarlaları satışa çıkarıldı. Sonrasında “Yanlış ve eksik yapıyorsunuz.” dedik ama yüzde 30 peşinat ödeyerek 31 Ekime, sonra da bugüne yani 30 Kasım 2021’e kadar çiftçinin borçları ertelendi. Evet, bugün son gün. Kuraklık oldu, gübreye yüzde 400 zam geldi, mazota yüzde 50 zam geldi, on binlerce çiftçi peşinatı bulamadı. Çiftçi buğdayını 2.200 liradan sattı, siz 4 bin liradan ithal ettiniz. Bugün, büyüme rakamları açıklandı, üçüncü çeyrekte Türkiye tarımı yüzde 5,9 küçüldü. Ne yapacaksınız? Borcunu ödeyemeyen on binlerce çiftçinin yeniden traktörleri, inekleri haciz mi edilecek, tarlalar satışa mı çıkarılacak? Çiftçinin feryadını duyacak mısınız, yoksa her zaman yaptığınız gibi çözümü ithalatta mı arayacaksınız?

BAŞKAN - Sayın Barut…

 

 

 

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Türkiye'de uzun süredir yaşanan ve son süreçte oldukça derinleşen ekonomik kriz herkesin hayatını olumsuz etkilemiştir. Maalesef insanların sorunları görmezden gelinirken çözüm adına adım atılmamıştır. Bu durumdan ne yazık ki herkes gibi sayısı 1 milyonu aşan eğitim ve bilim emekçileri de nasibini almıştır. 2002 yılında 1.769 lira maaş alan bir öğretmen maaşıyla 977 dolar alabiliyordu, bugün ise 4.960 lira maaş alan bir öğretmen ancak 394 dolar alabiliyor. 2012 yılında, maaşıyla 10 çeyrek altın alabilen bir öğretmen bugün sadece 4 çeyrek altın alabilmektedir. Ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik, haksız ihraçlar, yüzbinlerce atanamayan öğretmen sorunu, yetersiz okul ve derslik sayısıyla eğitimde yaşanan sorunlar sizlerden çözüm bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

 

 

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına… Muğla’da Menteşe, Ula, Köyceğiz, Yatağan, Milas ve Bodrum ilçelerinde vatandaşların arazilerine kamulaştırma şerhi konularak rüzgâr türbinleri dikilmesi planlanmıştır. Enerji kaynak alanları belirlenirken kurum ve kuruluşların görüşleri alındı mı? Kurum ve kuruluşların görüşleri alındıysa olumsuz görüş veren kurum ve kuruluşlar hangileridir? Olumsuz kurum görüşleri doğrultusunda revize değişikliği yapıldı mı? Alanların ne kadarı orman arazisinde kalmaktadır? Kaynak alanları içindeki özel mülkiyetlerin kamulaştırma işlemlerine başlanmış mıdır? Kaynak alanlarında kalan zeytin alanları hakkında değerlendirme yapılmış mıdır? Doğal sit ve arkeolojik sit alanları var mıdır? Varsa kaç hektarlık alan koruma kapsamındadır? YEKA alanları ve türbin noktalarının meskûn, tarım, turizm, korunan alanlar, kıyı ve benzeri analizleri yapıldı mı? Bu analizlerin yapıldığı bir rapor var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

 

 

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün İstanbul’da şiddetli fırtına sebebiyle yaşanan kazalarda hayatını kaybeden 4 vatandaşımıza Allah’tan rahmet,  ailelerine başsağlığı ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

1-7 Aralık 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası vesilesiyle acil sağlık hizmetlerinde çalışan doktorlarımıza ve sağlık personeline şükranlarımı sunuyorum.

Ayrıca 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle farkındalık yaratılarak tüm engellerin aşılabileceğini hatırlatmak istiyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

 

 

YÜCEL BULUT (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaklaşık 50 bin kişinin istihdam edildiği ve toplumsal bir misyonu yerine getiren özel eğitim ve rehabilitasyon kurumları zor bir süreç yaşamaktadır.

2004 yılında bir öğrenci için aylık özel eğitim ödemesi bir asgari ücret tutarındayken, 2021 yılında bu ücret asgari ücretin 2/7 oranına kadar gerilemiştir. Bu durum, özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarını ağır bir ekonomik tabloyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu nedenle, 2022 yılı ücretleri belirlenirken kurumlarımızın genel giderlerinin yüzde 65’inin personel gideri olduğu dikkate alınmalı, asgari ücret artış oranı üzerinde bir artışla bu kurumların desteklenmesi sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Adana'nın Yüreğir ilçesine bağlı Köprülü Mahallesi'nde 29 hektar büyüklüğünde ilan edilen riskli alanda ikamet eden vatandaşlarımız mağdur edilmektedir. Adana'nın en güzel yerlerinden biri olan mahalle, sosyal donatı alanlarına sahiptir. Bakanlığın yapacağı uygulamayla arsalar değer kazanmayacak, aksine vatandaşın arsasından kesilecek, düzenleme ortaklık payı nedeniyle değer kaybedecektir. Bu husus, ilgili kanunun 18’inci maddesine de aykırıdır. Uygulamayla hiçbir teknik, hukuk ve fiilî zorunluluk yokken, vatandaşa aynı yerden parsel verilmemiştir, parseller kaydırılmıştır. DOP sonrası hisseli parseller ve hisseler sayıları çoğaltılmak suretiyle hak sahipleri arasında huzursuzluk çıkarmıştır. Devletin; insanların, hak ve sahiplerinin konut yönünden korunması gerekirken, projeyle tam tersi yapılmış, âdeta parseller kuşa çevrilmiştir, vatandaşın hakkı ve adalet hükümleri dikkate alınarak askıya çıkarılan 18 madde uygulamasına yönelik yapılan idari işlemler derhâl iptal edilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Tuttedere…

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, 1 Aralık Nemrut Milli Parkı, Çelikhan Yüzen Adaları, Gerger Kanyonu başta olmak üzere çok sayıda doğal güzelliğe; dünyada güneşin en güzel doğduğu ve battı Nemrut Dağı'na, Cendere, Arsemia, Karakuş, Pere Antik Kenti, Besni Ören Yeri, Palanlı Mağarası gibi ismini sayamadığım tarihi şaheserlerle; Türkiye'nin en büyük açık hava müzesine petrol, mermer, bakır başta olmak üzere sayısız yer altı zenginliklerine; tütün, badem, üzüm, nar, dut, incir, Şambayat biberi gibi çok sayıda doğal tarım ürünlerine ev sahipliği yapan; lezzetli yemeklerin, farklı kültürlerin ve huzurun başkenti, çalışkan ve mert insanların diyarı, medeniyetler beşiği, bin bir uygarlığın döşeği Adıyaman’ımızın il oluşunun 67’nci yıl dönümü. Bu vesileyle Adıyamanlı hemşehrilerimin ve Adıyaman dostlarının gününü kutluyor, saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

 

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Özel Özel Eğitim Dernekleri Federasyonu bugün bizleri ziyaret etti. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılabilen ve engelli çocuklara eğitim veren kurumlardır. 2006 yılında, sadece 35 bin engelli bireyin eğitim aldığı özel eğitim sektörümüzde, günümüzde 425 bin engelli birey eğitim alıyor, 47 bin personel istihdam edildi, 800 bin engelli birey de rehabilitasyon sürecini başarıyla tamamlayarak topluma kazandırıldı.

Ancak, son yıllarda özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine ödenen kamu katkısının ülkedeki ekonomik göstergelerin çok altında kaldığı görülmektedir; 2004 yılında bir öğrenci için ödenen aylık özel eğitim ödemesi bir asgari ücret miktarı kadar iken 2021 yılına gelindiğinde asgari ücretin yedide 2’sine tekabül etmiştir. Bu durumun düzeltilmesi gerekmektedir. Personel gideri olarak bu giderlerin yüzde 65’i kapsadığı göz önüne alınırsa, Feredasyonun talebi, asgari ücretin üzerinde bir ödeme yapılması önümüzdeki yıl için.

Bu talebi iletiyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

 

 

 

 

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, 100 liralık benzin aldınız aracınıza, o arada zam geldi litresine 1 lira. Aynı şekilde, doğal gaz, ön ödemeli olarak sayaçla aldınız. Deponuzda kalan, atıyorum 80 liralık benzine 1 lira zam veriyorsunuz, 1 lira litresi için. Bu şu anda Başkent Doğalgaz ve Kütahya’da faaliyet gösteren doğal gaz dağıtım şebekesi Çinigaz tarafından uygulanan bir uygulama. Siz 100 liralık doğal gaz alıyorsunuz, o ay yüzde 13 zam geldi; bu zammı sizden bir sonraki faturanızda, bir sonraki yüklemenizde düşüyorlar ve bu soygun -EPDK'nin 2018’de çıkarmış olduğu yönetmeliği gerekçe göstererek tüketici mahkemelerinde geri çevriliyor, tüketici hakem heyetine geri çevriliyor- sürekli, her ay devam ediyor. İki tane firmaya Türkiye'de binlerce insan, milyona yakın -İstanbul'da dâhil- resmen peşkeş çekiliyor ve soyuluyor. Bu benzin de yapılmıyor, araçlardaki LPG'de yapılmıyor…

BAŞKAN - Sayın Özcan…

 

 

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Muğla ve ilçelerinde temmuz ve ağustos ayları içerisinde çok geniş alanda etkili yangınlar meydana gelmiş, oldukça uzun süren bu yangınlar çok büyük uğraşlar sonucunda söndürülebilmiş. İlimiz Muğla ormanlarının yaklaşık olarak yüzde 8’ini kaybetmiştir. Muğla'ya bugünlerde yeni RES'lerin kurulması için çalışmalar yürütüldüğü görülmektedir. Yangından hemen sonra Milas ve Bodrum ilçelerimizde yangından doğrudan etkilenen Mazı, Gökbel, Fesleğen ve Bozolan mahallelerimizde “Şahısların özel mülkiyetlerinin tapu kayıtlarına rüzgâr enerjisine dayalı yenilenebilir enerji alanları olarak ilan edilmiştir.” şerhi düşürülmüştür. Görülmektedir ki Hükûmet yaptığı oldubitti mantığıyla RES kurma çalışmalarını yürütmektedir. Mülk sahipleri mülkleri üzerindeki şerhlerinin kaldırılmasını talep etmektedir, istemektedirler.

BAŞKAN - Sayın Şahin…

 

 

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son bir haftadaki Sağlık Bakanlığı verilerine göre Balıkesir Türkiye'de Covid vakalarının en fazla görüldüğü 3’üncü il oldu. Bu olumsuz tabloyu temizlik, maske ve mesafe kurallarına uyarak ve aşılarımızı yaptırarak aşabiliriz. Balıkesirli hemşehrilerimi salgın tedbirleri konusunda duyarlı ve dikkatli olmaya davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaçmaz…

 

 

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bölgenin birçok kentinde olduğu gibi Şırnak il ve ilçelerindeki hastanelerde de doktor krizi var. Şırnak halkı sağlığa erişemiyor, sağlık hizmetinden yararlanamıyor. Beytüşşebap ve Güçlükonak ilçelerimizde kadın hastalıkları ve doğum servisi hiç bulunmuyor. 2017 yılında Feyruz Polat, Cizre’de kadın doğum uzmanı olmadığı için hayatını kaybetti. Şırnak’ta, Cizre’de, Silopi’de kadınlar doktor randevusu alamıyor çünkü doktor yok. 537 bin nüfusa sahip Şırnak’ta şu anda tek bir kadın doğum uzmanı var. “Sağlıkta devrim yaptık.” diyen AKP’ye ve Sağlık Bakanlığına buradan duyurulur, yandaşlar sizleri ihale ve rant için ararken bizler ise randevu almak için arıyor. “Artık bu doktor sorunu çözülsün.” diyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Daha önce yaptığım konuşmada “Seçim bölgem Gaziantep’te bir torba unun fiyatının 10 Ağustosta 156 TL, 17 Kasım tarihinde 260 TL olduğunu, 1 adet pidenin de 1,5 TL olduğunu” söylemiştim. 1 torba un bugün itibarıyla 326 TL’ye, pide fiyatı ise 2 TL’ye yükselmiş durumda. Fiyat artışlarından dolayı esnaf da vatandaş da sıkıntıda. 4 kişilik bir ailenin sadece aylık ekmek masrafı 720 TL olursa asgari hesap edin ücretlinin hâlini. Köylümüzün durumu da içler acısı, artan girdi fiyatlarıyla beli bükülen çiftler geçim sıkıntısı çekiyorlar. İslahiye’nin Çınarlı köyünden çiftçi Halil: “1 litre sütü 4 TL’ye alıyorlar ama markette 10 TL’ye satıyorlar.” diyor.

Kazanç olmayınca gençler köyden şehre göç ediyor, böyle giderse kısa bir süre sonra köylerde kimse kalmayacak, tarımda tamamen dışa bağımlı hale geleceğiz diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, kurdaki hareketliliği fırsatçılığa dönüştürenleri, karaborsacıları kaygıyla izliyoruz. Bu fırsatçıların ilaç piyasasında da hareketleri gözlenmektedir. Hastalık tedavisinin en önemli araçlarından biri tıbbi ilaçlardır. Piyasada bazı ilaçların olmadığının yaygarasını yapanların kimden yana tavır aldıkları ortadadır. İlaç sıkıntısı varsa bunun nedeni üretim yapmayan fabrikalar, piyasaya ilaç sürmeyen şirketler ya da karaborsacı depolardır. Bu kişilerin veya bunun spekülasyonunu yapanların halk sağlığıyla oynadıkları ortadadır.

Türkiye, ilaç fiyatlarında yıllık kur güncellemesi yapmaktadır. Yeni kur güncellemesi Şubat 2022’de yapılacaktır. Bu nedenle piyasaya ilaç sıkıntısı yaratanlar fırsatçıdır. İlaç firmalarının, fabrikalarının davranışı sıkı bir şekilde izlenmelidir, depocuların stok takibi yapılmalıdır, denetimler artırılarak kötü niyetlilere fırsat verilmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Bu işin kalıcı çözümü stratejik ürün olan ilaç sanayisini dışa bağımlılıktan kurtarmaktır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Evet, ilk söz Sayın Dervişoğlu’nun.

Buyurun.

 

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Başarılı bir çalışma haftası temenni ediyorum.

Bugün saat 10.40 sularında Azerbaycan ordusuna ait askerî bir helikopter tatbikat sırasında kaza yaparak düştü. Kaza sonucu şehit olan Azerbaycan askerlerine Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum; ruhları şad, mekânları cennet, kabirleri nur olsun.

Yirmi beş yıl sonra bir ilk gerçekleşti. Uluslararası Para Fonunun paylaştığı tabloda Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisinin arasından ayrıldı. Millî gelire kıyasla yapılan sıralamada Türkiye Hindistan ve Suudi Arabistan’ın gerisinde kaldı. Yükselen kura bağlı artan dış borç ve pandeminin Türkiye'de yarattığı tahribat ülkemizi rakiplerinin gerisinde bıraktı. Türkiye 796 milyarlık millî geliriyle maalesef 21’inci sıraya geriledi. Borçlar artarken millî gelir 67 milyar dolar eridi. Kişi başına düşen gelir ise 303 dolar azaldı. Oysa, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023 için açıkladığı ekonomik hedeflerde yıllık gayrisafi yurt içi hasılayı 2 trilyon dolara çıkararak dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi arasına girmeyi, kişi başına düşen millî geliri ise 20 bin dolara yükseltmeyi planlıyordu. Bu hedeflerin çok uzağında kalınmıştır. Üstelik rakamlar sürekli geriye doğru gitmeye de devam etmektedir. Bu durum açık bir şekilde hükûmetin başarısız olduğunun göstergesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – 90’lı yıllardan bu yana G20’deki yerini koruyan Türkiye, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmeden önce 17’nci sıraya kadar yükselmişti. Yeni sistemin henüz 3’üncü yılında Türkiye dünyanın en büyük 20 ekonomisini oluşturan ülkelerin arasından ayrılmış durumdadır. Dünyada başka hiçbir yerde örneği olmayan Türk tipi başkanlık sistemi uyduruldu, yetki tek elde toplandı, dış dünya tarafından tek adam rejimi algısı yaratıldı ve ne idiği belirsiz bir sistemin mimarı oldunuz. Şimdi de yanlışta ısrar edip millî ve manevi değerli kalkan yaparak Türk tipi yeni bir ekonomi düzenlemesinden bahsediyorsunuz. “Türkiye'yi şahlandıracak, uçuracak.” dediğiniz bu sistem Türkiye'yi G20 liginden küme düşürmüştür. Sayın Cumhurbaşkanı küme düşürülen takımın teknik direktörü olarak ilk sandıkta milletimizden hak ettiği cevabı alacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun, devam edin.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın milletvekilleri, market raflarında şeker ya sınırlı sayıda kaldı ya fahiş fiyatlarla satılıyor ya da hiç bulunmuyor. Türkiye Şeker Fabrikalarının satış yapmaması ve özelleştirilen fabrikaların satış fiyatlarını artırmasından dolayı şeker fiyatları günden güne yükseliyor. TÜİK rakamlarına göre, Türkiye’de şeker pancarı üretimi her geçen yıl artarken şeker üretiminde de maalesef azalma oluyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan şeker fabrikaları son üç yıl içinde özelleştirilerek Varlık Fonuna devredildi. Özelleştirilen fabrikalar maliyetlerini karşılayamadıkları için de şekere zam yapmaya devam ediyorlar. Üreticimiz birçok girdiyi dışarıdan temin ediyor; dolar arttıkça gübreden mazota, enerjiden birçok kaleme kadar maliyetler de katlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Son cümlelerim efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Özelleştirilen fabrikalar maliyet artışını ürün fiyatına yansıttığı için kamu ve özel sektör şeker fabrikaları arasındaki fiyat farkı herkesin de dikkatini çekmektedir yani özelleştirmeler yaptıkları zamlarla piyasanın dengesini bozmaktadır. Çalışan, üreten ve ülke ekonomisine katkı sağlayan fabrikalar satılırken özelleştirilen fabrikalarda istihdam alanları açılmıyor, piyasaya da ürün temin edilemiyor. Bütün bu olup bitenler kötü yönetimin doğal sonucudur. Hükûmetin her alanda attığı maceraperest adımların ağır faturasını millet ödemiştir, ödemeye de devam etmektedir. Ekonomi yönetiminde gerçeklerle bağdaşmayan ve hiçbir bilimsel ve sosyolojik karşılığı bulunmayan kararlar alıp milleti daha fazla sıkıntıya sokmayın der, Genel Kurulu saygıyla selamlarım efendim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi etkisi altına alan, özellikle Marmara Bölgesi’nde İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Bursa’da etkisini gösteren şiddetli lodos ve fırtına sonucu hayatını kaybeden 6 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Öte yandan, bugün sabah saatlerinde İzmir Urla’da meydana gelen 5,1 şiddetindeki deprem nedeniyle de vatandaşlarımıza, hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, Allah’tan ülkemizi her türlü felaket, bela ve musibetten muhafaza etmesini diliyorum.

Sayın Başkan, “İdealler yıldızlar gibidir, onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz.” diyerek Türk dimağında yeni ufuklar açan ve her ülkücünün gönlüne bir yıldız düşüren, “Hepiniz birer Türk Bayrağı’sınız; bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin.” diyerek Türk gençliğine bayrak hassasiyetini, millî şuur ve millî tavır ahlakını aşılayan, fikir ve ülküleriyle vatan ve millet sevdalısı bir neslin yetişmesinin mimarı olan Milliyetçi Hareket Partisinin kurucu genel başkanı Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i geçtiğimiz 25 Kasımda doğumunun 104’üncü yıl dönümünü idrak etmemiz vesilesiyle rahmet ve minnetle anıyoruz. Bilinmelidir ki emanetleri emin ellerdedir; yolu yolumuz, davası davamızdır. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Sayın Başkan, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından dün açıklanan dış ticaret verilerine göre, bir önceki yılın ekim ayına göre dış ticaret açığının yüzde 40 oranında azaldığı, ocak-ekim ayları arasındaki dönemde ihracatın yüzde 33,9 oranında arttığı ve imalat sanayisinin ihracattaki payının yüzde 95 seviyesine ulaştığı görülmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yine, bugün TUİK tarafından açıklanan 2021 yılı üçüncü çeyrek verilerine göre gayrisafi yurt içi hasıla -ekonomimiz- bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,4 oranında büyümüştür. Ülkemiz ekonomisine olumlu olarak yansıyacak olan bu gelişmeleri memnuniyetle karşılıyor, inşallah ihracatta ve büyümede daha yüksek rakamlara ulaşmayı umuyoruz.

Sayın Başkan, son olarak, geçtiğimiz hafta sonu vefat haberini aldığımız, ülkemizin köklü ve büyük spor kulüplerinden Galatasaray’ın daha önceki dönemlerde Başkanlığını da yapmış olan Mustafa Cengiz Beyefendi’ye Allah’tan rahmet, ailesi, sevenleri ve Galatasaray camiasına başsağlığı dileklerimizi iletiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, Omicron varyantı bütün dünyayı tehdit eder duruma geldi. Bütün dünya nüfusu aslında şu anda büyük bir endişeyle bu gelişmeleri izliyor. Her ne kadar Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “Ülkemizde bu varyanta rastlanmamıştır.” şeklinde bir açıklama yapmış olsa da maalesef geçmişteki gelişmeler ve sıkıntılar bu konudaki endişeyi artıyor.

Aynı zamanda, Sağlık Bakanı Sayın Koca Botsvana, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mozambik, Namibya ve Zimbabve’ye seyahat edilmesine izin verilmeyeceğini de açıkladı. Biz bu konuda en sıkı tedbirlerin alınması gerektiğini belirtiyoruz ve bu ana kadar olan performansın yeterli olmaması sebebiyle, bu varyantın Türkiye'ye girip girmediği, olup olmadığı konusunda daha net açıklamaların yapılmasını ve tedbirlerin alınmasını ilk elden talep ediyoruz. Çünkü günlük coronavirüs tablosu oldukça vahim bir şekilde seyretmeye devam ediyor.

Sayın Başkan, tecrit meselesi Türkiye'nin temel gündemlerinden biri. Her ne kadar birileri üç maymunu oynamaya devam etse de “Görmedik, duymadık, bilmiyoruz.” deseler de aslında tecridi devam ettiren kararları bizzat iktidar ortakları birlikte alıyorlar. Şimdi, ben şunu soracağım: Hakikaten İmralı Adası Türkiye'nin sınırları içinde değil mi? Orada Ceza İnfaz Kanunu, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi geçerli değil mi? Artık bu soruya yanıt arıyoruz, göz göre göre açık bir hukuksuzluk, haksızlık ve işkence sistematik bir şekilde, hem de kesintisiz bir şekilde devam ettiriliyor. İmralı’da tutulan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım’dan sekiz aydır haber alınamıyor. Altını çizerek söylüyorum, haber alınamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bütün mahpusların hakları olan; aileyle görüş, mektup yazma, telefonla görüşme, avukatla görüşme, bütün bu haklar hukuksuz bir şekilde engelleniyor. En son dün, avukatlar yapmış oldukları başvurularda Bursa infaz savcılığının 2 tane disiplin cezası verdiğini öğrendiler, altı ay daha yasak gelmiş. Ya, yapılmayan görüşe ne yasağı geliyor? Bugüne kadar “Koster bozuk.” diyorlardı, hava güllük gülistanlıkken “Hava muhalefeti.” diyorlardı, bu yalanlar uydurulmaktan vazgeçilsin. Desinler ki “Biz, siyasi olarak, konjonktür olarak işimize geldiğinde görüştürüyoruz, işimize gelmediğinde hukuk bizi ilgilendirmiyor.” Biz, hukuku soruyoruz. Şimdi, bu konuda Sayın Öcalan başta olmak üzere oradaki bütün mahpuslar bu haklardan mahrum bırakılıyor ve aileler bütün başvurulara olumsuz yanıt alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, 750 defa avukat başvurusu var, 350 defa aile başvurusu var ve keyfî bir şekilde bu engelleniyor. “Türkiye bir hukuk devleti değildir.” diye iktidar ortaklarından açıklama bekliyoruz eğer öyleyse ya da derhâl bu tecrittin sonlandırılmasını ve haber alınmayan… Şu anda ne olduğu bilinmiyor; yaşıyorlar mı, hastalar mı? Ya, ne olduğunu kimse bilmiyor. Aileler her gün bize müracaat ediyor. Bunu ilk elden söylemek istiyorum.

Sayın Başkan, diğer bir mesele ekonomi buhranı. Ekonomik buhran devam ediyor. TÜİK üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre, gayrisafi yurt içi hasıla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 7,4 arttı. Şimdi, bu artışlar balon veriler tabii ki. Bununla bir başarı öyküsü yazılamayacağını ifade etmek istiyorum Ekonomik kriz ve buhran karşısında nasıl ampul patladı ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu balon da gayrisafi yurt içi hasıla incelendiğinde şimdiden sönmüş durumda. Büyüyen ilk 3 alana bakalım. Mesleki, idari ve destek hizmetleri faaliyetleri yüzde 25,4; bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 22,6; hizmetler yüzde 20,7 büyümüş. Üretimsiz ve yoksullaştıran büyümenin göstergelerini TÜİK bile artık saklayamıyor ve hakikaten tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 5,9 azalmışken istihdam yaratan büyüme söz konusu bile değildir. Büyüyen bir avuç hâli ihracatçı, kamu garantileriyle çalışan şirketlerdir. Gerçek hayata etki etmeyen bu büyüme sarayın dört duvarı arasında toplumla bağı kalmayan bir saray trajedisidir.

Son olarak, kayıp bir kadın var Sayın Başkan, Kübra Ekin. Açıkçası Gülistan Doku hâlâ bulunamadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiyorum Başkan.

Kübra Ekin’in de aynı akıbete  girmesini asla kabul edemeyiz, istemiyoruz. Tabii, bu arada “Gülistan Doku nerede?” demeye de ve bulunması yönündeki taleplerimizi de yineliyoruz. Diyarbakır Bağlar ilçesinde yaşıyor, on yedi gündür 22 yaşında Kübra Ekin’den haber alınamıyor. İçişleri Bakanı bütün dünyaya meydan okumayı, afra tafra yapmayı gayet iyi biliyor ama bir büyük şehrin sınırları içinde bir kadın kayboluyor ve bunu bulamıyor yani buna inanmıyoruz, aramıyorlar, istemiyorlar demek ki. Biz Kübra Ekin’i bir an önce bulmalarını istiyoruz; kolluk dediğiniz, iç güvenlik dediğiniz, içişleri dediğiniz mesele tam da bunlara çözüm bulmaktan geçiyor diyorum ve Kübra Ekin’in bir an önce bulunmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bizi üzen haberler olmasa çok iyi ama oluyor. Galatarasay önceki Başkanı Sayın  Mustafa Cengiz’in vefatından Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak derin bir üzüntü duyduk. Spor camiamıza, Galatasaray camiasına, aziz milletimize başsağlığı diliyoruz, mekânı cennet olsun.

Sivas İmranlı Belediye Başkanımızı geçirdiği bir trafik kazasında kaybettik. Yaralılar da var, yaralılara acil şifa diliyorum, kıymetli Belediye Başkanımıza, ailesine, Sivas’a, İmranlı’ya başsağlığı diliyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bir ülkede demokrasinin olup olmadığını anlamanın en güzel yollarından biri de faili meçhul cinayet listesinin kabarıklığı ya da minimize edilmiş olmasıdır. Tahir Elçi’nin katledilişinin üzerinden altı yıl geçti, altı tam yıl geçti, 2015 yılında bugün katledildi. Koskoca devlet bir baro başkanının katilini ya da katillerini bulamıyorsa bu vahim bir durumdur. Bu tablonun Türk demokrasisine, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan bir tarafı yoktur. Her şeye rağmen devleti sevk ve idare edenleri faili meçhul cinayetler konusunda, öncelikle Tahir Elçi cinayeti konusunda daha yüksek hassasiyete çağırıyoruz.

Sayın Başkan, ben anlamıyorum. Şunu anlamıyorum: Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Bir ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz.” Üstelik Milli Güvenlik Kurulu da işi gücü bırakmış ekonomimize övgüler düzdükten sonra “Bu konudaki saldırılara karşı da duyarlıyız.” falan filan diye, böyle bu perhiz bu ne lahana turşusu denecek cinsten beyanlarda bulunmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Milli Güvenlik Kurulu asli işine bakarsa iyi olur. Hükûmeti övmek, Hükûmetin arkasında durmak, Hükûmetin ekonomimizi düşürdüğü durumla ilgili Hükûmete uyarı yapmak yerine, muhalefete uyarı yapmak Milli Güvenlik Kurulunun işi değildir. Milletin canı burnunda. Millet hiç şüphesiz bu şartlarda, bu vahim tablo karşısında yeri geldiğinde meydana da inecektir, yeri geldiğinde demokrasinin bir gereği olarak tepkisini ve protestosunu da gösterecektir. Eğer Milli Güvenlik Kurulu üzerinden muhalefete bir ayar verilmeye çalışılıyorsa bunu kabul etmemiz, sindirmemiz mümkün değildir. Bunun da böyle bilinmesi lazım.

Bir kurtuluş savaşı var Türkiye’de, hakikaten var. 84 milyonun, haramilerden kurtulması, devleti haramilerden temizlemesi için verdiği bir kurtuluş savaşı var...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...mutfakta var, pazarda var, çarşıda var, sokakta var, her yerde var.

Sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından dolarla borçlanacaksın, sonra “Dış güçler ekonomiye müdahale ediyor.” diyeceksin. Senin bir siyasetçin mafyadan her ay 10 bin dolar harcırah alacak, sen “Ekonomiye dış güçler müdahale ediyor.” diyeceksin. Sen Londra’daki faiz baronlarından yüksek faizle dolar borçlanacaksın, “Dış güçler bize saldırıyor.” diyeceksin. Bütün ihalelerini -ihaleyi veren Türk devleti, ihaleyi alan Türk vatandaşı- dolarla yapacaksın, dolar garantisi vereceksin, sonra “Dış güçlerin ekonomiye saldırısı var.” diyeceksin. Türkiye vatandaşlarından euro, dolar borç alacaksın ve en vahimi de senin bankalarındaki –sen derken sizi kastetmiyorum Sayın Başkan, o kim olduğunu biliyor- mevduatın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – ...yüzde 58’i dolar, muhtemelen senin kendi paran da dolar, sen “Ekonomiye saldırı var.” diyeceksin. Âlem kör, herkes sersem değil. Bu millet asil, necip bir millet; her şeyi gören, sağduyusu, duyarlılığı olan bir millet ve bu millet, bu ekonomik gidişe tepki vermeyecekse neye tepki verecek? Verilen tepkiyi dış güçlerle ilintilemek, yok “Gezi kalkışması” bilmem ne demek tam bir zırvalıktır. 4 Aralıkta, Mersin’de, saat birde Erdoğan’ın ekonomik karnesine milletin verdiği tepkiyi tüm Türkiye görecek ve buradan uyarıyorum: Muhalefeti tehdit etmek ülkede kaos çıkarmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, hayırlı haftalar diliyorum.

Öncelikle, İstanbul’da başlayan ve tüm Anadolu’yu etkisi altına alan bir fırtınayla karşı karşıyayız. İstanbul’da, en son aldığımız bilgiler çerçevesinde, can kayıpları var. Ölenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu dönemde evleri hasar gören kişilere de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Öte yandan, geçtiğimiz hafta Galatasaray’da bir dönem başkanlık yapmış Sayın Mustafa Cengiz’in vefatını üzüntüyle öğrendik. Kendisiyle de birkaç kez görüşme imkânımız, dostluğumuz vardı. Sevenlerine, Galatasaray camiasına başsağlığı diliyorum; merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.

Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilimizin ifade ettiği gibi, devletin, ekonominin 2021 yılı üçüncü çeyreğindeki büyümesi yüzde 7,4 şeklinde gerçekleşti. 2021 yılı geneline baktığımızda, muhtemelen yüzde 10 civarında bir büyümeyi gerçekleştirmiş olacağız; belki biraz daha aşabilir. Biliyorsunuz, 2019 yılının sonunda başlayıp 2020 yılında tüm dünyayı kasıp kavuran, uzun zamandır görülmemiş bir pandemiyle karşı karşıyayız. Tüm ülke ekonomileri pandemiyle ilgili mücadelede ellerinden gelen gayreti gösterdiler. Bu süreç içerisinde inanarak ve mutlulukla ifade ediyorum ki Türkiye Cumhuriyeti’nde Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, yetkili kurum ve kuruluşlar vatandaşlarımızın pandemiden etkilenmemesi için ellerinden gelen büyük bir gayreti gösterdiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, devam edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - 2021 yılının haziran ayından, temmuz ayından itibaren tüm dünyada piyasaların normalleşmesiyle birlikte tüm dünyanın müthiş bir talep fazlalığı ve arz noksanlığı, artı, lojistik desteklerdeki fiyatların çok yükselmesiyle karşı karşıya kaldığı, enflasyonist bir baskıyla mücadele etmek için gayret gösterdiği bir süreci yaşıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2021 yılı enflasyon oranının tarihin en yüksek enflasyon oranına ulaşabileceği, Almanya’da, Avrupa Birliği’nde toptan eşya fiyatlarında hiç görülmemiş bir şekilde artışların yaşandığı bir dönemde “Türkiye ekonomisini bu krizden en az zararla ve en yüksek faydayla nasıl çıkarabilir?”izin gayretleri içerisinde bulunan Sayın Cumhurbaşkanımız ve Hükûmetin aldığı kararlar gerçekten olumlu sinyalleri beraberinde getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Biraz önce açıklandığı gibi, yine, TÜİK rakamları çerçevesinde aylık ihracatımızın geçmiş yıl aynı dönemine göre yüzde 30’luk bir artış göstermesi aldığımız kararların, yaptığımız icraatların doğru yolda olduğunun en önemli göstergelerinden birisi. Bugün, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90’lara çıktıysa... Ki, biliyorsunuz, ülkemizde ihracatın ithalatı karşılama oranları yüzde 60 ila yüzde 70 civarında olan rakamlardı, yüzde 70’i geçtiği çok nadir süreçler vardı. İhracatın ithalatı karşılama oranlarının yüzde 60’a düştüğü dönemlerde ekonomik olarak büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalırdık. Bugün, Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, ihracat odaklı bir büyümeyi hedefleyen Türkiye ekonomisini yapılandırma, bu çerçevede yatırım mallarının artışını sağlamak amacıyla ortaya koyduğu sistem...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – ...bazıları tarafından anlaşılmaz olduğu ifade ediliyor.

Bakın, Türkiye’nin kuruluşundan bu tarafa çeşitli evreler ve dünyadaki yaşanan olaylar ve konjonktürel devreler çerçevesinde değişik modellerin ortaya konulduğu görülmüştür. Bu, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ortaya çıkan ekonomik modellerle değişimdir. İhracat odaklı büyüme ilk defa Türkiye’de yaşanan veya bizim söylediğimiz bir hadise değil, bu rahmetli Sayın Turgut Özal’ın ortaya çıkardığı, ihracat odaklı büyüme yapısını koyduğu, 1983 yılında uygulanmaya başlanan ve o günlerde 1 milyar doların hayal olduğu bir ihracat hedefinin 10 milyar dolarlara çıkarıldığı bir dönemi yaşadık. “100 bin otomobil üretimi hayal ediyorum.” diyen Cumhurbaşkanı -o dönemin Başbakanı- Sayın Turgut Özal’ın ifade ettiğinden öte bugün milyon araç sayısına ulaştığımız bir dönemi yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu kaçıncı açış Başkanım? Çok tolerans yapıyorsunuz eski partinize.

BAŞKAN – E, o kadar olsun efendim, müsaade edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz de istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sabrınıza sığınarak son cümlemi ifade etmek istiyorum Sayın Başkan.

Bugün, Türkiye, ihracat odaklı bir büyümeyi kendisine hedeflediği takdirde, bu yatırımın da beraberinde geleceğini, yatırımın büyük bir iştahla ortaya çıkabileceğini ortaya koyuyor. Vatandaş tepkisini gösterebilir, nasıl gösterebilir? 2023 Haziranında, gelecek sandıkta der ki: “Seni idare etmekte sıkıntı gördüm, ben bunu değiştiriyorum.” Bundan önceki dönemlerde olduğu gibi, nasıl ki önümüze gelen on dokuz yıllık süre içerisinde 11 veya 12 sandıkta vatandaş bizim iktidarımızı desteklediyse…

ENGİN ALTAY (İstanbul)  – Hadi gene getir. Gene getir sandığı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …bütün görüşmelere rağmen, bütün itirazlara rağmen 2023 yılındaki sandıkta da yine biz inanıyoruz, güveniyoruz ki vatandaşımız bizi desteklemeye devam edecektir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul)  – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, tutanaklara geçmesi bakımından. “Sandık” “sandık” deyip duruyorlar. Biz de diyoruz ki getirin sandığı, vatandaş size itimat ediyorsa, itibar ediyorsa gereğini yaparsınız. Ama Sayın Elitaş, 2023’te böyle giderse sandığa gidecek vatandaş kalmayacak ya! Millet acından ölüyor ya! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2020 yılı harcamalarına ait dış denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

 

 

                                                                                               30/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi kapsamında düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2020 yılı harcamalarına ilişkin Dış Denetim Raporları Başkanlık Divanının 14 Ekim 2021 tarihli  toplantısında üst yöneticilerin cevapları da dikkate alınarak görüşülmüş ve ekteki inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir.

Bilgilerine sunulur.

                                                                       Mustafa Şentop

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                           Başkanı

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştay

2020  Yılı Dış Denetim Raporları İnceleme Sonuçları

I - Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış Denetim Raporu İnceleme Sonuçları

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2020 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere görevlendirilen Sayıştay Uzman Denetçileri tarafından düzenlenen 21/9/2021 tarihli Dış Denetim Raporu’nda; 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’yla tahsis edilen ödeneklerin, harcama birimleri tarafından kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, hazırlanan mali tabloların doğruluğu, denkliği ve güvenilirliği hususlarının incelendiği belirtilmektedir.

Ayrıca, yapılan inceleme sırasında 2020 yılına ait cetvel ve tablolarda gösterilen gider rakamlarının; doğru ve denk olarak kaydedilip kaydedilmediği, toplamlarının doğru, denk ve tutarlı olup olmadıkları ve hesapların birbirleriyle mutabık bulunup bulunmadıklarına bakıldığı, bütçede tahminî olarak yer alan kullanılabilir ödenek rakamları ile kesin hesap sonuç rakamları karşılaştırılmak suretiyle gerçekleşme oranlarının ve uygunluk durumlarının kontrol edildiği, programa alınan yatırımların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin araştırıldığı, cetvellerdeki rakamların dayandıkları sarf belgelerinin ilgili mevzuatına uygunluğunun örnekleme yoluyla denetlendiği ifade edilmektedir.

Raporda özetle;

-           TBMM Başkanlığı 2020 yılı başlangıç ödeneğinin 1.747.789.000,00 TL olduğu, yıl içinde yapılan aktarmalar ve eklemelerle birlikte 1.747.955.495,91 TL'ye çıktığı, 1/12/2019 tarihi itibarıyla bu ödeneğin 1.547.492.840,06 TL'sinin, başka bir deyişle yüzde 88,5'inin harcandığı,

- Ekonomik sınıflandırmaya göre harcamalara bakıldığında; personel giderleri için ayrılan ödeneğin yüzde 92,6 oranında kullanıldığı, Sosyal Güvenlik Kurumlarına devlet primi ödemelerine ayrılan ödeneğin yüzde 93,0 oranında kullanıldığı, cari transferler ödeneğinin yüzde 88,4 oranında kullanıldığı, sermaye giderleri ödeneğinin yüzde 85,3 oranında kullanıldığı, sermaye transferlerine ayrılan ödeneğin ise yüzde 100 oranında kullanıldığı,

- TBMM Başkanlığınca arşivlenen ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişleri tutarlarıyla bunların kaydedildiği ilgili hesaplardaki tutarların mutabık olduğu,

- Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı

- Harcama birimi başkanları ile Strateji Geliştirme Başkanı ve diğer personelin, mali işlemlerin yürütülmesinde ve buna ilişkin harcama belgelerinin düzenlenmesinde ve muhasebe kaydında, ilgili mevzuatta düzenlenen usul ve esaslara uygun şekilde işlem yaptıkları, üst yöneticinin kalkınma planına, yıllık programa, kurumun stratejik plan hedefleri ile hizmet gereklerine uygun olarak bütçe hazırlanması ve uygulanmasına, kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesini ve kullanımını sağlamaya özen gösterdiği ifade edilmekte ve harcama belgelerinin ve eklerinin incelenmesi neticesinde iş ve işlemlerin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiğinden bahisle herhangi bir bulgu ve tenkite yer verilmemekte, sadece sermaye giderlerindeki ödeneğin gerçekleşme oranının artırılması hususunda bir değerlendirmede bulunulmaktadır.

Dış denetçilerin önerileri dikkate alınarak düzenlenen üst yönetici cevabında;

- 2020 yılı bütçe gerçekleşmesinin yüzde 88,5 olduğu, mal ve hizmet alım giderleri kalemi dışındaki gider kalemlerindeki (personel giderleri, SGK devlet primi giderleri, sermaye giderleri ile cari ve sermaye transferleri) harcama oranlarına ait ortalamanın ise yüzde 92,3 gibi yüksek bir seviyeye ulaştığı,

- Covid-19 salgını sebebiyle; TBMM’nin 100’üncü yılına ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere planlanan birçok faaliyet, etkinlik, eğitim ve yurt dışı ziyaretin yanı sıra ülkemize gerçekleştirilmesi öngörülen ziyaretlerin gerçekleştirilemediği veya önümüzdeki yıllara ertelendiği,

Bununla birlikte, salgın şartlarında yaşanan olumlu gelişmeler neticesinde daha önce iptal edilen ya da ertelenen faaliyet, etkinlik ve eğitimlerin önemli bir kısmı 2021 yılı içerisinde gerçekleştirildiği,

Dolayısıyla, 2021 yılı bütçesinde yer alan mal ve hizmet alım giderleri kaleminde yer alan ödeneğin ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması suretiyle yıl sonunda yüksek bir bütçe gerçekleşme oranına ulaşılacağı öngörülmektedir. Bununla beraber, 2022 bütçe hazırlıklarında bu husus dikkate alınmıştır.

- 2020 Yılı Yatırım Programı’nda yer alan projelerin etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması suretiyle yıl sonunda sermaye giderlerindeki bütçe gerçekleşme oranının daha yüksek oranda gerçekleşeceğinin öngörüldüğü, bununla beraber, 2021 Yılı Yatırım Programı’nda yer alması öngörülen projelere ilişkin ön hazırlık çalışmalarının da başlatıldığı,

- Dış Denetim Raporu’nun "Sonuç” bölümünden de anlaşıldığı üzere; idarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin 5018 sayılı Kanun ve diğer yasal mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmekte olduğu, bundan sonraki süreçte de yasal çerçeve içinde faaliyet sürdürürken kurum kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasına azami gayret ve özen gösterileceği,

 ifade edilmektedir.

II - Sayıştayın Dış Denetim Raporu İnceleme Sonuçları

Sayıştay Başkanlığının 2020 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca görevlendirilen İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen 4/8/2021 tarihli Dış Denetim Raporu’nda; 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’yla tahsis edilen ödenekler kapsamında yapılan harcamalar ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak, bu ödeneklerin kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, kamu kaynaklarının ekonomik, etkili ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı, yapılan harcamaları gösteren mali tablolarının güvenilirliği ve doğruluğu hususlarının incelendiği belirtilmiştir.

Raporda özetle;

Sayıştay Başkanlığına 2020 yılı bütçesinde 412.068.880,00 TL ödenek tahsis edildiği, bu ödeneğin 328.445.452,00 TL'lik kısmının harcandığı, söz konusu bütçe ödenekleri ve harcama rakamları oransal olarak karşılaştırıldığında ise 2019 yılında tahsis edilen bütçe ödeneğinin yüzde 83,45'inin, 2020 yılında ise yüzde 79,71'inin harcandığı belirtilmiştir.

Ayrıca;

Kurumun ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişlerine dayalı olarak tahakkuk ettirdiği ödemeleri ile banka hesap özetlerinin mutabık olduğu,

Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,

Sayıştay Başkanının üst yönetici olarak, bütçeyle verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında, 5018 sayılı Kanun’da öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde, görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde üstün gayret gösterdiği,

Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi, mali hizmetler birim yöneticisi ve muhasebe yetkilisinin, mali mevzuatın uygulanmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında azami çaba sarf ettikleri,

İdarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yürütüldüğü ifade edilmiştir.

Harcama belgelerinin incelenmesine ilişkin olarak da;

1) Yükleniciler tarafından Sayıştay Başkanlığına sunulan bazı dilekçelerin üzerinde tarih olmadığı ve açıkça hangi ihaleye ilişkin olarak ödeme yapılmasının talep edildiğinin net biçimde belirtilmediği,

2) İhale evrakının ihale komisyonunda görevli personele teslim edildiğine dair bir teslim tesellüm tutanağı ihale dosyasında bulunuyor olsa da bu tutanağın hangi iş dolayısıyla ve hangi görevlendirme onayı kapsamında düzenlendiğinin anlaşılamadığı,

3) Genel olarak, ön mali kontrol sonrasında, kontrolün tamamlandığı tarihi izleyen günden itibaren üç gün içinde ihale üzerinde bırakılan istekliye, tebliğ tarihini izleyen on gün içinde kesin teminatı vermek suretiyle sözleşmeyi imzalamasına ilişkin tebliğ yapıldığı, ancak bir dosyada bu süreye uyulmadığı,

4)       İhale dosyalarında ihaleye konu olacak mal veya hizmet ihtiyacının karşılanabilmesi için kullanılması zorunlu olan teknik şartnamelerin hazırlanması öncesinde herhangi bir malzeme/hizmet talep formunun düzenlenmediği,

5)       İhale dosyalarında mevcut teknik şartnamelerin yeknesak olmadığı, her bir ayrı birimin farklı niteliklerde teknik şartname hazırladığının görüldüğü,

6)       İş yeri teslim tutanaklarında yazıyla belirtilmek suretiyle tarih verildiği ancak yazılan günün hangi tarihe isabet ettiğinin net olarak anlaşılmadığı,

7)       Yapım işlerine ilişkin ihalelerde yüklenici tarafından idareye sunulan iş programının idare tarafından onaylanmadığının görüldüğü,

8)       Doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımlarla ilgili olarak "Doğrudan Temin Kayıt Formu”nun doldurulup Kamu İhale Kurumuna gönderilmediği,

9)       4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/d bendi kapsamında gerçekleştirilen bazı mal ve hizmet alım işlerine ilişkin olarak düzenlenen muayene kabul teklif belgelerinde, mal ve hizmet alımlarına ilişkin sayısal verilerin, nitelik ve evsafının belirtilmeyip açıklayıcı olmayan genel vasıflı ifadelerin yazıldığı,

10)      Doğrudan temin yöntemi kapsamında bakım ve onarımları yapılan demirbaşların onarımlarına ilişkin giderlerin ödenmesinde, hizmet işleri hak ediş raporu yerine hizmet alımı muayene kabul teklif belgesi düzenlendiği,

11)   Geçici görevle görevlendirilen bazı denetçilere ödenen yolluk avanslarının, geçici görevden memuriyet mahalline dönüş tarihinden itibaren bir ay içinde kapatılmayarak, otuz günlük sürenin ve bazen de mali yıl sınırının aşıldığının görüldüğü,

12)    Bir personele ait yurt içi harcırah beyannamesi ekine konulan ve konaklama harcamasını gösterir belgenin, düzenleyen kurum tarafından kaşelenip imza edilmediği,

değerlendirme ve tavsiyelerinde bulunulmuştur.

Bu çerçevede, dış denetçilerin denetim bulguları ve önerileri dikkate alınarak düzenlenen üst yönetici cevabında;

1)  Yüklenicilerin vermiş olduğu dilekçelerde rapora konu eksikliklerin görülmesi hâlinde, tespitteki öneri doğrultusunda idaremiz tarafından not düşülerek işlem yapılması hususuna dikkat edileceği,

2) Başkanlıkça ihalesi yapılacak işlerde, ihale ilan tarihi sonrasında o işe ait bir ihale komisyonu kurulmakta ve bu komisyonun ihale dosyasının birer örneği teslim tesellim tutanağıyla gönderildiği, bu tutanaklarda ihalenin adı ve tarihiyle tutanağın düzenlendiği tarihin belirtildiği, söz konusu tutanaklar 2021 yılı itibarıyla mevcut uygulamada elektronik ortamda gönderildiği, teslim tesellüm tutanağı düzenlendiği durumlarda  eksikliklerin tamamlanması konusunda gerekli hassasiyetin gösterileceği,

3) Bir akaryakıt alımı ihalesinde ön mali kontrol sonrasında, kontrolün tamamlandığı tarihi izleyen günden itibaren üç gün içinde ihale üzerinde bırakılan istekliye tebliğ tarihini izleyen on gün içinde kesin teminatı vermek suretiyle sözleşmeyi imzalamasına ilişkin tebliğ yapılmadığı tespit kapsamında, sehven yapılan bu işlem konusunda birimlerin uyarıldığı, bundan sonraki uygulamalarda söz konusu sürelere uyum konusunda gerekli hassasiyetin gösterileceği,

4) Malzeme/hizmet talep formunun “ihtiyaç listesi” adı altında ilgili birim tarafından müzekkere ile Başkanlıktan onay alınarak Mali İşler Müdürlüğüne gönderildiği, İhtiyaç raporunun hazırlanması ve İhale Kayıt Numarası alınmasıyla ilgili işlemlerin rutin olarak Elektronik Kamu Alımları Platformu EKAP üzerinden yapıldığı, bu kapsamda İhtiyaç raporu ve İhale Kayıt Numarası alınmasının ihale dokümanı hazırlanmasının ön koşulu olduğu, idare tarafından her ihalede ihtiyaç raporunun oluşturulduğu,

5) Birimlerden gelen mal, hizmet veya yapım işlerine ilişkin farklı taleplerle ilgili her işin teknik özelliklerinin farklı olması sebebiyle teknik şartnamelerde yeknesaklık sağlanmadığı, bundan sonraki süreçte teknik şartnamelerin genellik arz eden hükümlerinde yeknesaklık sağlanması konusunda gerekli hassasiyetin gösterileceği,

6)İş yeri teslim tutanağındaki tarihlerin daha açık, net ve anlaşılır bir şekilde yer alması için gerekli hassasiyetin gösterileceği,

7)Yapım işlerinde bundan sonraki süreçlerde, iş programının yüklenici tarafından hazırlandıktan sonra idarece onaylanmasının sağlanması konusunda gerekli hassasiyetin gösterileceği,

8)Doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımlarla ilgili olarak EKAP üzerinden düzenlenmesi gerektiği belirtilen "Doğrudan Temin Kayıt Formu”nun düzenlenmesi için gerekli çalışmalara başlanıldığı,

9)Doğrudan temin yöntemiyle sözleşme yapılmadan gerçekleştirilen mal ve hizmet alımlarına ilişkin muayene ve kabul işlemlerinin, Merkezî Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliği'nin doğrudan temine ilişkin ortak hükümlerin yer aldığı 63’üncü maddesi uyarınca yapıldığı, ilgili maddede yer alan "Muayene ve kabul komisyon tutanağı, kabul işleminin idarece yapılması halinde ise idarece düzenlenmiş belge ... ödeme belgesine bağlanır.” hükmünden hareketle alınan mal veya yapılan hizmetin niteliğinin, evsafının ve miktarının detaylı olarak belirtildiği muayene ve kabul komisyonu belgesinin 2021 yılından itibaren düzenlenmeye başlandığı,

10)Bakım, onarım işlerinin doğrudan temin usulüyle yapılmakta olduğu ve herhangi bir sözleşme yapılmadan gerçekleştirildiği, Merkezî  Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliği'nin 7’nci maddesinde "İhale veya doğrudan temin usulüyle yapılacak yapım işleri ile hizmet alımlarında, sözleşme hükümlerine göre yerine getirilen taahhütlerin bedellerinin ödenmesinde hak ediş raporları düzenlenir.” hükmünün yer aldığından bahisle, idarenin bu hüküm uyarınca sözleşmeye dayalı yaptığı yapım ve hizmet işlerinde hak ediş raporu düzenlediği, sözleşmeye dayalı olmayan işlerde aynı Yönetmeliğin ortak hükümlerine göre hazırlanmış muayene ve kabul komisyonu raporunun düzenlendiği,

11) 6245 sayılı Harcırah Kanunu'nun 59’uncu maddesinin ikinci fıkrasında “Daimi memuriyetle bir yere gönderilenler gidecekleri mahalle varış tarihinden ve muvakkat vazife ile gönderilenler de memuriyetleri mahalline dönüş tarihlerinden itibaren bir ay zarfında harcırah beyannamelerini, evrakı müspiteleri ile birlikte dairesi amirine tevdi ederler.” hükmü yer aldığı,

2020 yılında coronavirüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında uzaktan çalışma yapılması nedeniyle bazı harcırah beyannamelerinin yasal süresi içinde verilemediği, geç verilen harcırah beyannamelerine ilişkin olarak yasal faiz hesaplanarak ilgililerin maaşlarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edildiği, tahsilat belgelerinin ekte sunulduğu,

Ancak 17802894 no.lu Ödeme Emri Belgesi’nde, ilgili harcırah beyannamesini düzenleyerek yasal süresi içerisinde dilekçeyle birlikte idareye sunduğu, beyannamenin incelenmesinde iki ayrı avans için tek beyanname düzenlendiğinin görüldüğü ve beyannamenin düzeltilerek yeniden gönderilmesinin istendiği, yaşanan gecikmeye ilişkin faiz tahakkuk ettirilmediği,

12) Harcırah beyannameleri eki konaklama faturalarında imza ve kaşenin olup olmadığına ilişkin kontrollerin daha dikkatli yapılacağı,

ifade edilmiş ve dış denetim raporunda yer alan öneriler kapsamında gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

İyi Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

30/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/11/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İzmir

Grup Başkan Vekili

 

 

Öneri:

İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından, kamuoyunda gündeme gelen PTT'ye bağlı çalışan taşeron işçilerin sorunları, giderek artan işten çıkarılmaları ve bu statüde çalışan personelin kadroya geçirilmesiyle ilgili sorunlarının bütün yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 30/11/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 30/11/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grubumuzun PTT çalışanlarının, özellikle taşeron işçilerin sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2 Aralık 2020 tarihinde, yine, bu kürsüden PTT çalışanlarının sorunlarını detaylı bir şekilde anlatmıştık. O dönemde pandemi yoğunlaşmış, pandemi süreciyle birlikte PTT çalışanlarının önemli bir bölümü sağlıksız şartlar içerisinde hizmet vermeye çalışmış, iş yükleri artmış, yetersiz personel sebebiyle de nitelikli hizmet veremez hâle gelmişlerdi. Ancak o günden bu yana bir yıl geçmesine rağmen, maalesef, PTT çalışanlarının hiçbir sorunu çözülememiş; ağırlaşarak devam etmektedir. Pandemi sürecinde PTT Genel Müdürlüğünün, PTT personeline dağıtmak üzere başmüdürlüklerine gönderdiği destek ödemeleri maalesef personel arasında eşit bir şekilde dağıtılmamıştır. Çalışanların açmış olduğu davalar sonucu, çalışan başına 2 bin TL destek ödemesi maalesef mahkeme kararıyla çalışanlara ödenmeye başlanmıştır. Burada öyle bir şey yapılmıştır ki başmüdürlükler, istediği personele bu destek ödemesini yapmış, istemediklerine yapmamış ve personel arasında ayrımcılık yapmıştı; siyasi iktidarımız ise maalesef bu uygulamayı seyretmişti. Nihayet hukuk, adalet, taşeron olarak çalışan işçi kardeşlerimizin hakkını iade etmiştir.

Değerli milletvekilleri, PTT bünyesinde aynı işi yapan ancak adları “memur, sözleşmeli işçi, taşeron işçi” gibi farklı statüleri olan çalışanların özlük hakları da farklılık arz etmektedir. Bu durum, çalışma barışını bozduğu gibi, eşitsizlik ve adaletsizlik de yaratmaktadır. Bu personellerden özellikle taşeron işçileri, üzerlerinde artan iş yüküne rağmen, sürekli işten çıkarılma tehdidi altında çalışmakta ve baskıya maruz kalmaktadırlar. Bu işçiler, PTT çatısı altında pasaport, kimlik, ehliyet ve benzeri tüm iş kalemlerinin hem ayrımını yapmakta hem de dağıtımını sağlamaktadır. Kadrolu ve sözleşmeli personellerle birlikte kurumun asıl işini yapmalarına rağmen uğradıkları baskının yanı sıra, diğer personelin aldıkları ücretlerin çok daha azına çalışmakta ve bu personelin sahip oldukları sosyal haklardan da yararlanamamaktadırlar. Anayasa’mızda yazılan “eşit işe eşit ücret” ilkesi maalesef PTT’de uygulanmamaktadır. PTT’de çalışan taşeron işçiler hor görülmekte, ayrıma tabi tutulmaktadırlar. Uğradıkları haksızlıkları dile getirdiklerinde ise işten çıkarılmakla tehdit edilmekte, bazılarının, maalesef, işine de son verilmektedir. Son günlerde önemli sayıda taşeron işçinin işten çıkarıldığı kamuoyunun malumudur. Bununla birlikte, yaklaşık iki yıldır yaşadığımız pandemi döneminde PTT gibi kimi işverenler de işten çıkarma yasağına karşı kod 29 kullanılmaktadır. İşçi haklı olsa bile kıdem tazminatı ödememek için 29 numaralı kodu kullanarak işçilerin mağduriyetine sebep olunmaktadır. Bilindiği gibi, kod 29’la işten çıkarmalar bir denetime de tabi değildir. İşçi işten tazminatsız çıkarıldığı gibi, İŞKUR ise 29 numaralı kod sebebiyle işten çıkarılanlara işsizlik maaşı ödememektedir. Özellikle sendikal örgütlenmenin başladığı iş yerlerinde iş yerlerine sendikal hakların girmesini istemeyen işverenler, kod 29’a dayanarak işçilerin haklarını suistimal ederek işçilerin iş akdini feshetmektedirler.

Değerli milletvekilleri, kod 29 işverenler için bir silah hâline gelmiştir, çalışanlar için ise ne yazık ki bir korkulu rüya olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – İşçiler hem işsiz kalarak hem de ahlak ve iyi niyet kurallarına uymadığı gerekçesiyle damgalanmaktadırlar. PTT çalışanları kadrolu, güvenceli, sendikalı olarak çalışmak istiyor, PTT çalışanları insanca yaşamak istiyor, PTT çalışanları “eşit işe eşit ücret” ilkesinin hayata geçirilmesini istiyor. Bu nedenle, İYİ Parti Grubu olarak PTT’ye bağlı çalışan taşeron işçilerin sorunlarının gün geçtikçe ağırlaştığı bu şartlar içerisinde kadroya geçirilmeleri ve yaşam standartlarının, çalışma şartlarının düzeltilmesini talep ediyoruz. Bu noktada vermiş olduğumuz araştırma önergesine desteklerinizi arz ediyoruz.

Saygılarımla. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar) 

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İYİ Partinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım, sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Varlık Fonuna devriyle âdeta bir emek ve emekçi düşmanı hâline çevrilen PTT, maalesef giderek daha da acımasız bir hâl almaya başladı. Kendini bir kamu iktisadi kuruluşu olarak değil, âdeta bir şahıs şirketi gibi yönetilmek istenen PTT’de emek sömürüsü konusunda ciddi sorunlar baş göstermeye başladı. PTT’de firma personeli, taşeronlar, 399 sayılı KHK’ye göre çalışanlar, idari hizmet sözleşmeli personel ve özel alımlar istihdam edilen iştirak çalışanları mevcuttur. Her biri için farklı bir hukuk, farklı bir ücretlendirme, farklı bir çalışma şekli vardır ama yapılan iş çoğunda aynıdır. Bu çalışma düzeni çalışma barışını bozduğu gibi eşitlik ilkesine de aykırıdır.

Ciddi anlamda bir eksik personel sorunu bulunmaktadır. Bu sorunu 1 işçiye 10 iş yaptırarak çözeceklerini düşünen PTT yöneticileri âdeta köle-efendi ilişkisi kurmuş durumdalar. Kendini CEO olarak gören Genel Müdür sanırım PTT’de meydana gelen zararı işçiye mal etmek istiyor.

Edirne PTT Başmüdürlüğünde 25 binin üzerinde gönderi dağıtılamadı, yine Muğla PTT Başmüdürlüğünde 15 bin civarı gönderi dağıtılamadı. Çoğu insanın mahkeme tebligatını almadan mahkemesi dumura uğruyor. Bu ayıbı düşünmeyen yöneticilerin emekçiyi düşünmesini beklemek hayalcilik olur.

İnsanların haksız ve adaletsiz çalışma düzenlerine itiraz etmeleri dahi istenmiyor. Memuru sürüyor, işçiyi kod 29’la işten çıkarıyor, bu bile bir yargısız infazdır, ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Örgütlenmesinler, hak aramasınlar diye sendikal haklarını engellemek için her türlü baskı ve usulsüzlük PTT’nin tüm yapılanmasına bulaşmış bir tümör gibi büyüyor. Bunun sorumlusu da müsebbibi de maalesef AKP iktidarıdır. Kurumları niteliksiz ve liyakatsiz yöneticilerle doldurdunuz, hâlbuki emekçilerin talepleri açık ve net: Eşit işe eşit ücret, güvenceli çalışma ve hak edilen kadroların verilmesi. Bundan daha doğal ne olabilir? Bunları sağlamakta sosyal devlet anlayışından geçer. Bu ülkenin emekçileri iktidarın kölesi değildir. Emeklerinin karşılığını almak için canlarını almak istediğiniz emekçiler bunu hesabını eninde sonunda, bu dünyada da ahirette de sizden soracak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

Buyurun. 

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – “PTT” adı altında kurulan onca iştirakte talan sofrası kurulmuş, huzur haklarıyla kendi ekonomik refah alanını kurmuş yöneticiler şunu unutmamalıdır ki bu talan düzeni ebedî değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ensar Aytekin…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun verdiği önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tam 181 yıllık bir kurum olan PTT’nin 2013’ten itibaren özelleştirilmesiyle yaşanan sorunlar maalesef artmıştır.

AKP’nin “özelleştirme” adı altında kamu kurumlarını yok pahasına sattığı, içini boşalttığı ve erozyona uğrattığı kurumlardan bir tanesidir PTT ve bugün büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Bu sorunların başında da yeni çağın kölelik düzeni olan taşeron sistemi gelmektedir. PTT, yüklendiği hizmeti yapamadığı için taşeron işçileri işinde işin kolayına kaçmış ve bu taşeron işçilerine ne yazık ki hiçbir hak tanımamıştır. Şimdi, şu ifadelere dikkatinizi çekmek istiyorum değerli milletvekilleri: “İktidarımızda örgütlenme özgürlüğünün önü açılacak, sendikalaşma teşvik edilecek, kamu görevlerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklara ve özgürlüklere kavuşması için gereken mevzuat değişiklikleri yapılacaktır.” En komiği de şudur:  “Çalışma hayatında cinsiyet ayrımcılığının önüne geçilecek, eşit işe eşit ücret ve liyakat prensibi çalışma hayatında hâkim kılınacaktır.” Bu ifadeler AKP'nin parti programında yer alan ifadeler. “Eşit iş” “liyakat” “sendikalaşma” ve AKP.

Programlar partilerin vizyonlarıdır. Görüleceği üzere bu vizyon kâğıt üzerinde kalmış, durum tam tersine dönmüştür. Geldiğimiz noktada ne örgütlenme özgürlüğü ne de sendikacılık bırakılmıştır. Öyle ki PTT'ye bağlı taşeron işçiler sendikalaşmış, 2 ilde toplu sözleşmeye oturmuş ancak bir sabah hepsinin işine son verilmiştir. Bilinen kadarıyla PTT de 14 bin taşeron işçi çalışmaktadır. Bu işçiler her gün canlarını dişlerine takmışlardır ama altyapısı olmadığı için kargo hizmetini zamanında yerine getiremediklerinden dolayı ceza kesilmekte, aldıkları ücret bile ulaşılamaz ücret düzeyinde kalmıştır. Personel bina içinde çalışırsa yüzde 30,  dağıtıcı olursa yüzde 35 asgari ücrete ek maaş alınmasına rağmen bu kesintiler sebebiyle ellerine geçen maaş vergi dilimini de düşünürsek kar gibi erimektedir. AKP'nin dayattığı bu düzen sömürü düzenidir. Bu sömürü düzeninde daha fazla işçi kardeşimizin hakkı yenmesin diye bu önergeyi destekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Orhan Yegin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. On dokuz yıllık AK PARTİ iktidarında çalışma hayatındaki yaklaşımımızın özeti; çalışana değer vermek, emeğin değerini artırmak ve emek kesimini hak ettiği haklarıyla, kendi haklarıyla buluşturmaktadır. Her zaman çalışanın haklarını koruyup çoğaltacak düzenlemeleri hayata geçirme çabasında olduk, bu doğrultuda bugüne kadar çalışanın emeğini zayi etmeden, hak ettiğini alın teri kurumadan çalışana ulaştırmanın önemli bir vecibe olduğu inancıyla hareket ettik, bunun için de canla başla çalıştık, şükürler olsun ki bu hassasiyeti her zaman muhafaza ettik. Kamuda, taşeron firmalar üzerinden çalışan emekçi vatandaşlarımızın bazı sorunları vardı, bazı talepleri vardı, onların bu taleplerine yine aynı anlayışla kulak verdik, dinledik ve imkânlar doğrultusunda ne yapılabilir, bunun çalışmalarını yaparak bazı düzenlemeleri hayata geçirdik. Yıllardır kadro özlemiyle bekleyen taşeronda çalışan 1 milyon işçimiz ve aileleriyle birlikte çok daha fazla kişinin beklediği taşeron işçilere kadro konusunu 24 Aralık 2017  tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle yaptığımız düzenlemeyle -hamdolsun- önemli ölçüde çözüme kavuşturduk. Aynı zamanda kamuda 4/C statüsünde çalışan kardeşlerimizi de 4/B kadrosuna alarak onların da taleplerini aynı düzenleme içerisinde bir şekilde hayata geçirmiş olduk. 696 sayılı KHK’yle düzenleme yapılırken 5018 sayılı Kanun’a ekli ve (I), (II), (III), (IV) sayılı cetvellerde yer alan merkezî kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşları ve yerel yönetimleri kapsama alırken KİT'lerin taşeron üzerinden çalıştırdıkları işçiler KİT’lerin ekonomik amaç gütmesi, bunların sermaye şirketi olması, kararlarının yönetim kurulu tarafından alınması gibi bazı gerekçelerle bu düzenleme kapsamına alınamamıştı.

Diğer yandan, 2013 yılında yapılan düzenlemeyle AŞ olarak yeniden yapılandırılan PTT, o dönemde KİT statüsünde de değildi. Evet, daha önce 4/A, 4/B statüleriyle PTT’de işe başlamış ve PTT, AŞ olduktan sonra da bu statüde devam etmek isteyen ve devam ettirilmiş personel olduğundan, gerçekten de yapısı gereği kendi içerisinde çoklu bir personel yapısı oluşmuştur. Ancak öğrendiğimiz kadarıyla PTT’de 2013 yılından sonra sadece idari hizmet sözleşmesiyle personel istihdam edilmektedir. PTT’ye taşeron firma üzerinden çalışan personel sayısı da bildiğimiz kadarıyla yaklaşık 17.500 civarındadır. Bu kişiler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Başkanım, tamamlıyorum.

PTT dönem dönem kendi bünyesinde personel alımı yaparken taşeron kapsamında çalışan kişilere de şartları sağlamaları durumunda sınavlara girip idari hizmet sözleşmesi kapsamında istihdam edilebilmelerine yönelik imkânlar olduğunu, idari hizmet sözleşmesi kapsamında personel alımı yaparken taşeron firmalar üzerinden çalışan ve şartları sağlayan kişilerin de sınava girip başarılı olmaları hâlinde idari hizmet sözleşmesine geçişlerinin yapıldığını ifade etmektedir ama bu imkân, bütün sorunları çözmeye yetmemektedir, talepleri arzu edilen düzeyde karşılamamaktadır.

Kıymetli milletvekilleri, süremiz çok dar. Sonuç olarak, biz işçinin, emekçinin yanındayız ve her zaman da yanında olacağız. Emek sömürüsüne ve haksızlığa da hiçbir zaman geçit vermedik ve vermeyeceğiz. Tüm kesimlerin haklı taleplerinde AK PARTİ olarak onların yanlarında olduğumuz gibi PTT bünyesinde veya başka yerlerde görev yapan tüm işçilerin haklı taleplerinde de elbette onların yanında olacağız, bundan da hiç kimsenin şüphesi olmasın. Eğer önergede iddia edildiği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Orhan Bey.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, İYİ Parti Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

                                                                                           30/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 30/11/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                       Meral Danış Beştaş          

                                                                                 Siirt

                                                                       Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

30 Kasım 2021 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, Tahir Elçi cinayetinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan (15521) grup numaralı genel görüşme önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak 30/11/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ebrü Günay.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları savunucusu olarak yaşamı boyunca hukuk mücadelesi vermiş, her gününü hukuk mücadelesi ederek sürdürmüş, hayatını faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına adamış Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare’nin önünde katledilmesinin üzerinden tam altı yıl geçti. Yaşam hakkı, işkence yasağı, etkin soruşturma hakkı, adil yargılanma hakkı gibi insan hakları ihlalleriyle ilgili birçok davada mağdur haklarını savundu; 90’larda gözaltında kaybedilenler, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında işkence ve mayın patlaması gibi birçok hak ihlalinde mağdurlar ve aileleri için adalet mücadelesi verdi. Birçok hak ihlalinde mağdurları yerel mahkemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde korkusuzca temsil etti, haklarını aramaları için mücadele etti ve çalıştı.

Tahir Elçi 14 Ekim 2015 tarihinde, Ahmet Hakan’ın “moderatör”lüğünü yaptığı, Tarafsız Bölge programında yaptığı konuşmanın ardından hedef gösterilmeye başlandı. Âdeta azmettirici rolünü üstlenen bu programdan sonra Tahir Elçi gözaltına alındı, hakkında soruşturma açıldı, ölüm tehditleri almaya başladı. Tahir Elçi, kullandığı Twitter hesabından, kimseden korkmadığını; tüm bunların, mücadelesinin bir parçası olduğunu dillendirirken de hedef olduğunu belirtmiş ve âdeta bu cinayeti, henüz gerçekleşmeden önce, kamuoyuna ilan etmiş oldu. Ancak, yetkililer ölüm tehditlerini dikkate almamış, tüm bu süreçte hiçbir önlem alınmamıştır.

Tahir Elçi 28 Kasım 2015 günü Diyarbakır Barosu adına bir basın açıklaması yapmak için Dört Ayaklı Minare’nin önündeydi ve şöyle diyordu: “Biz bu tarihî bölgede; birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun istiyoruz.” ve bu sözlerinden hemen sonra katledildi. Ne yazık ki, son sözlerinde “Silahlar sussun.” derken, kendisi de faili, failleri bulunmayan bir cinayetin kurbanı oldu. Göz göre göre işlenen bu cinayete dair iddianame, Tahir Elçi’nin öldürülmesinden ancak dört buçuk yıl sonra 20 Mart 2020 tarihinde onaylandı. Olay yeri incelemesi, Tahir Elçi cinayetinden tam dört ay sonra, 17 Mart 2016’da yapıldı. Daha önce tespit edilen 83 delilden ancak 43’ü toplandı. Gazetecilerin çektiği olay yerine ait görüntülere ait hazırlanan raporda fail olarak tespit edilen 3 polisten 1’inin kesin fail olduğuna işaret edildi ancak polisler mahkemede görgü tanığı olarak dinlendiler. Âdeta göstere göstere gelen bu cinayete ilişkin hiçbir önlem alınmadığı gibi, olaydan sonra da kolluğun olay mahalline su sıkması, savcının anında tespit yapmaması gibi durumlar faillerin bulunmasını olanaksız hâle getirdi. Olay yeri incelemesinin yüz on bir gün boyunca yapılmaması nedeniyle delil bütünlüğünün bozulması hatta bazı delillerin ortadan kaldırılması, olay yerinde silahlarla ateş ettikleri görgü tanıkları ve kamera kayıtlarıyla sabit olması nedeniyle potansiyel şüpheli olan kolluk görevlilerinin ifadelerinin olayın üzerinden aylar geçtikten sonra alınması ve hatta olayla ilgili bilgi sahibi olabilecek bazı kamu görevlilerinin hiç dinlenmemiş olması, Diyarbakır Barosunun 100’e yakın dilekçesinin işleme dahi konulmaması, ilk andan itibaren yargı makamlarının isteksiz tutumları, kamera kayıtlarının yok edilmiş olması ve kaybettirilmesi bu katliamın aydınlatılmak istenmemesinin göstergesidir. Bu nedenle, üzerine konuştuğum bu grup önerimizin reddedilmesiyle Meclis de üzerine düşen görevi yapmamış olacak ve Tahir Elçi cinayetinin karanlıkta bırakılmasına destek vermiş olacaktır.

Tahir Elçi’nin de dediği gibi, devletin aydınlatamayacağı cinayet yoktur, aydınlatmadığı cinayet vardır. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için mücadele eden Tahir Elçi’nin dosyasının karanlıkta bırakmayacağız elbette. Ancak sorumlular yargılandığında, hakikatler açığa çıktığında gerçek adalet tesis edecektir. Ailesinin, dostlarının, meslektaşlarının acısı ancak gerçek adalet tesis edildiğinde bir nebze de olsa dinecektir. Bugün buradan bunun ilk adımını atalım ve ocak ayında yapılacak olan duruşmada ise bunun devamını getirelim, failler yargılansın ve hesap versin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Biz, bu tarihî bölgede birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış, bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz, savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” Evet, son sözleri bunlardı sevgili Tahir Elçi'nin. İnsanın kendi dostunun arkasından bu kürsüde konuşmak son derece zor gerçekten ama konuşmak zorundayız, burada kayıtlara geçsin, bu vesileyle bir kez daha kendisini anmış olalım.

Değerli dostlar, Tahir Elçi insan hakları savunucusuydu, bir hukuk emekçisiydi kendisi ve herkesten çok daha fazla bir fikrî takipçiydi, birçok davanın peşine düştü, failleri yargı önüne çıkardı, yargılanmasını sağladı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde savaş suçlarını ortaya çıkardı, savaş suçlarını. Bunları keşke okuma fırsatınız olsa, o dönemlerde neler yapıldığını çok iyi okumuş olursunuz, mahkeme kayıtlarından okumuş olursunuz, tanıklıklarını okumuş olursunuz. O nedenle, öldürülmesi tesadüfen, bir anda gerçekleşen bir ölüm değil. Dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu'nun geçen yıl Diyarbakır'da söylediği gibi, bir siyasi suikasta kurban gitti, siyasi suikasta kurban gitti.

Bakın değerli arkadaşlar –yani o ortamı çok iyi biliyorum, çok iyi takip ettim, o günleri çok iyi biliyorum, çok iyi takip ettim– sonrasında yani bu ölümün sonrasında, cumhuriyet savcılığının isteksizliği, delilleri toplanmadaki yetersizliği ve kararsızlığı sanıkların nasıl korunduğunu ortaya çıkardı. Failler belli olmasına rağmen, ısrarla ama ısrarla deliller toplanmadı, Adli Tıp gerekli araştırmayı yapmadı. Sonunda ne oldu biliyor musunuz? Londra'daki bir merkez bir rapor hazırladı. O rapordan sonra, üç buçuk yıl sonra dava açılmak zorunda kaldı; üç buçuk yıl sonra o dava açılmak zorunda kaldı.

Şimdi, değerli dostlar, bakın, gerçekten, burada, adliye koridorlardan gelmiş birçok avukat var. Değerli arkadaşlar, bakın, ben de duruşmadaydım, ilk duruşmayı izleyin. Türkiye'nin birçok yerinden gelmiş baro başkanı var, avukatlar var ve o duruşmada pervasız davranan bir yargıç var; pervasız davranan, böyle olmaz dedirten bir yargıç var, başkan var. Bakın, ya, Türkan Elçi'ye, eşine iddiasını bildirmek için konuşma hakkı vermeyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – …”Önce sanıkları dinleyeceğim, müdahiller iddiasını bildirmeyecek, ilk önce sanıkları dinleyeceğim.” diyen bir başkan var. Hangi usulde bu var? Ve hepimizin gözü önünde bu yapılıyor, göstere göstere yapıyorlar; bakın, göstere göstere. O nedenle, bu kürsüye çıktığım zaman, yargının bu ortamını gördüğüm zaman kendimden geçiyorum değerli arkadaşlar çünkü siz, o yargının rantıyla ilgilisiniz ama faili meçhul cinayetlerle, işkencelerle, zulüm gören insanların ne çektiğiyle ilgili değilsiniz o ortam içerisinde. Bizim bulunduğumuz ortamda, Diyarbakır Adliyesinde, Diyarbakır Barosunun katıldığı duruşmada yargıç bu kadar pervasızsa, bu kadar pervasızsa; o pervasızlığını sürdürüyorsa diğer ortamlarda neler olacak, neler olacak değerli arkadaşlar?

Bakın, bunun faili -söylüyorum sizlere- Tahir Elçi’nin faili sizlersiniz. (AK PARTİ sıralarında gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hadi be! Kendine gel!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Araştırmayanlardır, bunun üstünü örtenlerdir; bir kez daha söylüyorum buradan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kendine gel ya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Faillerini koruyan da sensin, ayıp ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sizsiniz be, sizsiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen uyarır mısınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Saygısızlık bu! Ne biçim konuşuyorsun öyle be! Saygısız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen uyarır mısınız.

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Utan biraz ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ne konuştuğunu bilmiyor, kafayı yemiş.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ali Özkaya.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, aziz milletim; HDP’nin grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

28 Kasım 2015’te, PKK terör örgütünü takip eden polis memurlarının takibi sırasında, 2 polis memuru Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur PKK terör örgütü tarafından şehit ediliyor ve o bölgedeki polislerin PKK terör örgütü mensuplarının arkasına düşmesi akabinde ve onların kaçtığı sırada rahmetli Tahir Elçi de o ateş arasında kalıp vefat ediyor. Buradan hem polis memurlarımıza hem rahmetli Tahir Elçi’ye Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

 

Tahir Elçi ondan kısa bir süre önce şöyle bir “tweet” atmıştı -bunu bütün aziz milletimiz de görsün- demişti ki: “Diyarbakır’ın simgelerinden Dört Ayaklı Minare’nin ayaklarına silahlı suikast…” Bu silahlı suikastı yapan kim? PKK terör örgütü. Camilere bomba atan kim? PKK terör örgütü. İnsanları katleden kim? PKK terör örgütü.

DİLAN DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Aydınlat, aydınlat.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Onların yandaşları onlarla ilgili tek kelime söz söylemez. (HDP sıralarından gürültüler)

Bakın, yine ses geldi, “HDP” demedim, “PKK” dedim. Niye konuşuyorsunuz? Niye konuşuyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sesini yükseltme.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – PKK terör örgütü… (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Bu terör örgütüne tek kelime söz edemeyenler, rahmetli Tahir Elçi’nin o günlerde…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye faillerin üstünü örtüyorsunuz?

DİLAN DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Aydınlat işte, aydınlat.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – …sürekli “Ey çukurcular, ey hendekçiler, tarihe saygı gösterin, medeniyete saygı gösterin, şehirlere bu silahları taşımayın, insanları öldürmeyin, bunları katletmeyin.” demesine karşı çıkanlar burada bulunmuyorlar…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz ne yapıyorsunuz?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – …ve şimdi de gelmişler -bazen hani olur ya- kuzu postunda görünen kurt misali de bize bunları söylüyorlar.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz aynaya bakın, aynaya.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Devlet her soruşturmayı yapmak ve suçluyu bulmak yükümlülüğü altındadır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Bulmuyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bunu yapmak için de devlet, cumhuriyet savcıları uzun bir araştırma yapmış.

DİLAN DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Yedi yıl geçti, yedi yıl.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Canlı yayında izledik, o gün cumhuriyet savcısı olay mahalline keşfe gitti…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hangi suçluyu buldunuz bugüne kadar? Bütün suçluların üstünü örtüyorsunuz!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – …PKK terör örgütü bütün hendeklerden, bütün çukurlardan, cumhuriyet savcısına ateş açtı, zırhlı araçlarla bile keşif devam edemedi, keşfe ara verildi, günlerce keşif yapılamadı. Bunu bilmiyoruz muyuz? Biliyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Faili meçhul bırakıyorsunuz, faili meçhullerin sorumlususunuz!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Gözünüzün önünde olmadı mı? Oldu. Bugün bu önergeyi verenlerden birisi niye tek kelime “Ey PKK terör örgütü, tarihe, millete, insanlara  neden silah sıkıyorsunuz?” diyemiyorlar?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Failleri bulun, ondan sonra konuşun!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Çünkü onların esirleri de o yüzden; o örgüt hepsini esir almış, susturuyor, konuşturmuyor.

Canımız yanıyor, insanlarımız şehit oluyor, ölüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Gerçekleri söylemiyorsunuz Sayın Milletvekili.

BAŞKAN – Devam edin.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bakın, bu iddianame rahmetli Tahir Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili bir iddianame. Burada polis memurları hakkında kastı aşan suretle adam öldürmeye sebebiyet vermekle ilgili bir iddianame var. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılama devam ediyor; 22 Şubat 2022’de de yeni duruşması var. Bir, Anayasa gereğince devam eden davalarda konuşulmaz, Mecliste de önerge verilmez.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Anayasa’ya saygı duymuyorsunuz ki.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Velev ki getirdiniz; araştırma önergesiyle, hangi yetkiyle neyi araştıracaksınız; sorgumu yapabileceksiniz, delil mi araştırabileceksiniz, neyi ortaya koyacaksınız?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Örtbas  edenleri soracağız, örtbas edenleri ortaya çıkaracağız.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hukuk sizin sopanız olmuş.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Yalnızca acıları daha da acıtmak ve bunları ortaya koymak, PKK terör örgütüne söz söylemeden devleti, polisi, askeri suçlamakla bir yere gideceksiniz. Ey, PKK’nın arkasında duranlar, sırtını oraya yaslayanlar bu işten vazgeçin. (HDP sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Saygılı ol, saygılı! Saygılı ol, terbiyeli ol!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bu yol yanlış yol, gittiğiniz yol yanlış yol.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Duyamıyorum Sayın Beştaş.

Arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatip sataşmada bulundu…

BAŞKAN – Ne dedi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Kuzu postuna girmiş kurt” bir de “Sırtını örgüte, PKK’ye dayayanlar” dedi.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ne demedi ki.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – PKK’ya sataştım, doğrudan muhataba.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – PKK’nın gerçek yüzünü gösterdi.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sataşmadım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen kendi aranızda konuşmayın, rica ediyorum.

Buyurun.

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sizin Tahir Elçi’nin CNN Türk’teki programından sonra sizin gazetelerinizin…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bizim gazetemiz yok Hanımefendi, yok öyle bir gazetemiz; gazetemiz yok bizim.

 MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Emirlerinizle çalışan gazetelerin manşetleri burada. Tahir Elçi’yi hedef gösteren sizin gazetelerinizdi.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Öldüren de…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tahir Elçi’nin katline giden yolda linç edenler, hedef gösterenler…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – … bizzat sizdiniz. Tahir Elçi’yi öldürenler…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK, PKK!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bir tane HDP’li niye yoktu o zaman? Neredeydiniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – …sizin koruduğunuz kolluk gücüdür. Şu anda Diyarbakır’da yargılanan 3 polis memuru koltuklarda oturarak tutuksuz yargılanıyor, tutuksuz! Siz kime hikâye anlatıyorsunuz? Tahir Elçi’ye burada rahmet dilerken bile…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hikâyeyi siz anlatıyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ben sizi dinledim o bütün bağırmanıza rağmen. Buradan “tweet”ini okuyorsunuz ya. Ya, ayıptır, günahtır, yazıktır ya! Ölen, katledilen arkadaşımızın arkasından “tweet”ini okuyacak kadar insanlıktan çıkmışsınız ya!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sizsiniz o insanlıktan çıkan! Sensin o insanlıktan çıkan! PKK’ya bir söz söyleyemeyen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ne kadar korkunç bir şey ya!  İnsanlık değerleri ayaklar altında gerçekten.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tahir Elçi’yi vuranların yargılanmaması için yargıyı dört yıl oyaladınız. Keşfe arkadaşlarımız gitti, bizzat avukat arkadaşlarımdan dinledim; göstermelik bir çatışmayla keşif yaptırmadınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Allah Allah! Göstermelik…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Dört ay sonra keşif yapılmış gibi gösterdiniz ve şimdi de mahkeme heyeti sanık polisleri kucağımda mı tutayım, bezlere mi bağlayayım, pamuk içinde mi tutayım diye onlara öyle kibar davranıyor ki. Tahir Elçi’nin katili sizin politikanızdır, sizin desteklemenizdir, sizin linç etmenizdir, sizin yönettiğiniz gazetelerdir. Tahir Elçi hayatını cezasızlıkla mücadeleyle geçirdi ve biz burada çok yakın arkadaşları olarak sizin bu küstahlığınızı asla kabul etmeyeceğiz! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, rica ediyorum, lütfen.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ne biçim konuşuyorsunuz ya?

Sayın Başkan, müdahale edin. Bir milletvekiline “küstah” denir mi kürsüde? Ne usul biliyorlar ne adap ya!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, hem “küstah” dedi, hem de…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Acıyla oynuyor ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Saygısız!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Küstahlık yapıyorsun ya!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Acıyla oynayan sizsiniz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özkaya.

 

 

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; acıyla oynayanın az önce konuşan kişi olduğunu herkes biliyor.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Acıyla oynamak…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Hayatı acıyla oynamak olanların siz olduğunuz gayet iyi biliyoruz. Bakın, ben Diyarbakırlı milletvekillerimizle de diğer insanlarla da konuşup bu konuyla ilgili detayları öğrenmeye çalışıyorum.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Diğer insanlar kim, talimat aldığınız yerler mi? Sarayla mı…

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – İnsanların acısını… O gün bir tane HDP'li yoktu rahmetli Tahir Elçi’nin orada olduğu yerde. Neredeydiler?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Baro açıklama yapıyor, baro!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Çünkü onlar o silahlara, o tarihe, o medeniyete silah sıkılmasına razıydılar da o yüzden yoktular.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Onu siz yapıyorsunuz, siz; o sizin işiniz!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bakın, İmamı Gazali der ki İhyâü Ulûmi'd-dîn’de… 

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Medeniyete silah sıkan sizsiniz!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Dinle!

İmamı Gazali der ki İhyâü Ulûmi'd-dîn’de: “Bu coğrafyanın üç kadim milleti vardır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – O katliamı aydınlatmayan sizsiniz, hainsiniz hain!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bir: Türkler. İki: Araplar. Üç: Kürtler.”

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Edebiyatı bırakın, gerçekleri konuşalım!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bunlar beraber olduğu müddetçe bu coğrafyada hiç kimse bunlara karşı gelemez ama bunların arasına fitne sokup da bunları birbirine kırdırmak için çalışanlar olduğu müddetçe bu coğrafya rahat yüzü görmez.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) -  Tarihi de sömürüyorsunuz, Gazali’yi de sömürüyorsunuz. Yeter artık, yeter!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bugün yapılan acıyı, ızdırabı, üzüntüyü soruşturmak değil, acıyı kanatmak, PKK terör örgütüne söz söyleyemeyenlerin millete söz söylemesi ve buna itiraz etmesidir.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sizin işiniz o!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hesap verin!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Küstahın kim olduğunu biliyoruz. PKK terör örgütünü kimin desteklediğini biliyoruz. Sırtını PKK’ya kimin dayadığını biliyoruz. Bize laf anlatmayın, bizim acımız ta ciğerimizde. (HDP sıralarından gürültüler) 

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz katliamlarla yaşıyorsunuz, kanla yaşıyorsunuz!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Bütün milletin bu konulara katkı verdiği insanlarını rahmetle, saygıyla anıyoruz. Aziz şehitlerimize de bir kez daha rahmet diliyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “Silah sıkanların arkasında duruyorsunuz.” dedi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Doğru, yalan mı? “Arkasındayız.” demediniz mi?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Evet.

BAŞKAN – Söyledi, buyurun.

Yeni bir sataşmaya lütfen yol açmayın Sayın Beştaş ve kişiselleştirmeden konuşmanızı rica ediyorum.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Camilere kırmızı halı çekip protokol kuranlar camileri ağzına almasın.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayatında kaç kere camiye gittin be!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yeterince istismar ettiniz bu konuyu, yeterince!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayatında kaç kere camiye gittin be!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz Kürt halkının kimliğini, dilini, inancını, kültürünü…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Biz verdik o yetkiyi biz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz vermediniz, Kürt halkı mücadele ederek aldı. Siz bir şey vermediniz, gidin oradan! (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Biz verdik, AK PARTİ verdi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gidin oradan!

Şimdi, İmam-ı Gazali’yi böyle örnek alıyorsanız vay hâlimize! Yani sizin örnek almanız bu kadar olur. Ya, Tahir Elçi’yle ilgili konuşurken dikkatli olun. O “tweet”i okumakla sizin zerre kadar bir rahmet dileğinizde duygu olmadığını gördüm.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Allah’tan kork be! O kadar yalanı utanmadan söylüyorsunuz! O kadar yüzün kızarmıyor ki!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz Tahir Elçi’yi elinizden gelse burada suçlu ilan edeceksiniz. O “tweet”i okumak bu anlama geliyor. İki gün önce onun anmasıydık ya, Sezgin Bey de vardı, Ebrü Hanım da vardı, bütün baro başkanları oradaydı ve siz o Dört Ayaklı Minare’nin ayağına kurşun sıkanların kim olduğunu bilmeden konuşuyorsunuz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizsiniz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sur’u yerle bir ettiniz ya!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizsiniz! 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) –  Sur’u göç ettirdiniz ya!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizsiniz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bir şehri talan ettiniz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sizsiniz!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sur’u ayağa kaldıran biziz, Sur’u ayağa kaldıran.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ve Tahir Elçi’yi hedef göstererek linç ederek ölümüne giden yolu adım adım döşediniz.

Ve şu anda da yargı katilleri koruyor, siz de katilleri koruyorsunuz. Niye yargıya tek laf etmediniz? Ya, cinayetten insan tutuklanmaz mı ya! “Tweet” atan tutuklanıyor, Türkiye tarihinde ilk defa bir Baro Başkanını öldüren polisler neden tutuklu değil? Neden SEGBİS’le duruşmaya katılıyor? Bunun hesabını verin önce ya! Siz en ufak bir suçta insanları cezaevine koymayı biliyorsunuz ama bir bölgenin en büyük barosunun başkanı polis kurşunuyla öldürülüyor, hâlâ tek bir gün gözaltı yok, bunun cevabını verin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin İkinci oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/11/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Altay                                                                                                                                                                                          İstanbul                                                                                                                                                                                Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili  Özgür Özel ile Sakarya Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Özkoç tarafından, şehir içi ücretsiz toplu taşıma hizmeti sunan otobüs işletmecilerinin mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla 25/11/2021 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (2961 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 30/11/2021 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Cavit Arı.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şehir içi toplu taşıma sunan otobüs işletmecilerinin sorunları hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin sosyal bir devlet olmasından yola çıkarak belirlenen mevzuat kapsamında vatandaşlarımızın bir kısmının yüzde 50, bir kısmının da tamamen ücretsiz olarak şehir içinde halk otobüsleri tarafından taşınmasıyla ilgili bir uygulama var bildiğiniz gibi. Bu uygulama kapsamında belirlenen esaslara göre gazi, gazi yakınları, şehit yakınları, yüzde 40 ve üstü engelli vatandaşlarımız, 65 yaş üzeri vatandaşlarımız, devlet sporcuları, basın mensupları, Jandarma ve Emniyet mensupları gibi belirlenmiş olan vatandaşlarımızın da ücretsiz olarak halk otobüsleri tarafından taşınması gerçekleşmektedir.

Türkiye’de 22 bin özel halk otobüsü bulunmaktadır ve bu düzenlenmiş esaslara göre ücretsiz veya yüzde 50 yani indirimli olarak taşıma işlemi gerçekleşmekte. Bu ücretsiz ve indirimli taşıma karşılığında da otobüslere belirli bir ücret verilmekte Bakanlık tarafından. Bu yıl hâlâ devam eden ücret -bakın değerli arkadaşlar- İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde 1.330 TL, diğer büyük şehirlerde bin TL, diğer illerde yani büyükşehir olmayan illerde ise 800 TL olarak otobüslere bu ücretsiz taşıma karşılığında ödeme yapılmakta. Örneğin, Antalya ilimizde pandemi öncesinde günlük 350 bin-380 bin arası otobüsler tarafından yolcu taşınmaktadır. Ancak pandemi sürecinde günlük taşınan yolcu sayısı 230 binlere kadar düşmüş durumda. Bir önceki ay değerli arkadaşlar, Antalya’da ücretsiz olarak taşınan yolcu sayısı 1 milyon 767 bin civarında olmuştur, bunlar resmî rakamlardır değerli arkadaşlar.

Şimdi, bakın, bir otobüs için toplamda ne dedik? Örneğin Antalya gibi yerlerde 1.000 TL. Şimdi, eğer ki bu ücretsiz taşımada ücretsiz taşınan ya da indirimli taşınana ücret ödenseydi örneğin Antalya’da tamamen ücretsiz taşımada bir otobüsçüye 14.500 TL, indirimli taşıyana da 12.900 TL ödeme yapılacaktı. Şimdi kaç para verilmekte? 1.000 TL. Değerli arkadaşlar, bakın, bu ücret 2018 yılında belirlenmiş bir ücret ve 2018 yılında belirlenmiş ücretle üç yıldır aynı para ödenmekte. Şimdi, ücretsiz taşınan vatandaşımızın ücretsiz taşınmasını destekliyoruz, ücretsiz taşınmalarına devam edilsin, o konuda biz de destekçiyiz. Ancak zaten ekonomik koşullarla can çekişen esnaflarımız var, taşımacı esnaflarımız var, bu esnaflarımızın da düşünülmesi ve bunların da desteklenmesi gerekir.

Bakın, 2018’den bu tarafa dolar 4,80 TL’den bugün 13 TL’ye yükseldi değerli arkadaşlar; mazot 2018 yılında 5,30 TL, bugün neredeyse 10 TL’ye yükselmiş durumda. Şimdi, bir otobüsçü lastik alsa otobüsüne 2018 yılında 1.350 TL verecekti, bugün 3.500-3.600 TL ücret vermek durumunda. Yani değerli arkadaşlar, otobüsçüler bu süreçten gerçekten mağdurlar, ekonomik anlamda zaten can çekişiyorlar, bu rakamlar devam ettiği müddetçe daha da mağdur olmaya devam edecekler. O nedenle, buradan, iktidara ve iktidara bağlı Bakanlığa sesleniyorum: Otobüsçülerin bu taşıma ücretlerinin artırılması, makul seviyeye yükseltilmesi gerekir. Bakın, dolar yüzde 167 artmış, mazot fiyatı yüzde 85 artmış, lastik fiyatı yüzde 167 artmış; ücret aynı. Yani bu oranlara göre makul bir artış yapılması gerekir, otobüsçünün hakkının savunulması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

CAVİT ARI (Devamla) – Bu bağlamda değerli arkadaşlar, şehir içi ücretsiz toplu taşıma hizmeti sunan otobüsçü esnafının yaşadığı bu mağduriyetin önlenmesine yönelik olarak konunun tüm yönleriyle incelenmesi ve gerekli önlemlerin alınması için Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ediyoruz, sizlerden de destek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ Parti Grubu adına Sayın Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun lütfen. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Türkiye Cumhuriyeti bir sosyal devlettir. Yaşlıların veya mağdur insanların sosyalleşmesini sağlamak için, bir kısım insanlarımıza makul nedenlerle maddi destek sağlamak için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yöntemler geliştirilmiştir. Bu grup insanlar özel halk otobüslerinden ücretsiz veya indirimli yararlanırken dolmuş, taksi veya taksi dolmuşlardan yararlanamıyorlar. Bu, yerinde ve olması gereken bir uygulamadır. Bu gruptaki insanların yalnız taşımacılık hizmetlerinden değil ihtiyaç duydukları diğer alanlardan, elektrik, su, doğal gaz ve birtakım vergi muafiyetlerinden de yararlanmaları gerekir. Ancak burada Bakanlığın aldığı tedbir kendi sorumluluğunu vatandaşa yükleme tarzında olmuştur. Kaba bir değerlendirmeyle, sadece özel halk otobüslerinden bu yardım istenmiştir. Aynı zamanda, şehir içi yolcu taşımacılığı yapan belediyeler ve belediyelere bağlı kuruluşlara hiçbir yardım yapılmamaktadır. Bu resmî kurumlara Bakanlıkça ödeme yapılması gereklidir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sorumluluğunu cüzi bir ücretle özel halk otobüslerine ve tamamen ücretsiz olarak belediyelere yıkmıştır. Bakanlık denklemi kurmuş, kendisi bir kenara çekilmiştir.

Uygulamanın başlatıldığı 2018 yılında mazotun litresi 3,5 lirayken şimdi 10 lira; 2018 yılının 1.000 lirasının günümüze enflasyon eskalasyonu 1.596 liraya tekabül etmektedir. Üç yıllık sürede otobüs başına yapılan fiyat artırımı ise sadece yüzde 30’dur. Bakanlığın verdiği ücret yasak savma kabilindendir. “Ücret veriyorum.” adı altında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının aldığı hizmet angarya olup Anayasa’nın 18’inci maddesine de terstir. Özel otobüs işletmecileriyle Bakanlık görüşüp rızaya dayalı bir sözleşme yapmalıdırlar. Tüm Özel Halk Otobüsleri Birliği Başkanı, yolcu başına ücret alınmasını, bunu belediyenin takip etmesini, kullandıkları mazotta vergi indirimi getirilmesini istemektedirler. Böylelikle devletimiz belli bir grup vatandaşımızın ulaşımlarını kesintisiz bir şekilde sağlarken, özel halk otobüsçü esnafımızın emeği karşılıksız kalmamış olacaktır.

Pandemi boyunca belediyelerde birtakım gelir kayıpları oldu, bunun yanında giderleri de arttı. Böyle bir desteğe belediyelerin de ihtiyacı var. Belediyeler için de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının indirimli veya ücretsiz taşımacılığı belli bir bedele bağlanmalıdır. Bu durum belediyelerin daha kapsamlı ve kaliteli hizmet vermelerine yardımcı olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Konunun etraflıca tartışılması için bir araştırma komisyonu kurulmasını yerinde buluyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kemal Bülbül.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle Antalya'da müzmin bir tarım sorunu var giderek toplumun çok büyük bir kesiminin geçim sorunu hâline gelen. Aşağı yukarı her mevsimde seraları, üretim alanlarını su basmasıyla ilgili ve bunun yarattığı tahribatla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum.

Kadriye ve Sarıabalı'da şu anda yaklaşık 250 üreticinin serasını sel basmış durumda ve üzerinden üç gün geçmesine rağmen su kendiliğinden çekiliyor tıpkı orman yangınında yangının kendiliğinden sönmesi, selde selin kendiliğinden son bulması gibi. Burada da kendiliğinden son bulan bir durum söz konusu ama şu ana kadar 3 bin dönüm alanda meydana gelen arıza, meydana gelen yıkım ve meydana gelen seraların zarar görmesi durumuna dair hiçbir tespit yapılmış değil. Önergeye gelince, tabii ki, önergenin desteklenmesi gerektiği kanaatindeyiz. Zira, evet, sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, yurttaşlara bir hak verilmiş ve bu hak gereği yurttaşlar ücretsiz olarak toplu taşıma araçlarından, halk otobüslerinden yararlanabiliyorlar fakat bu yararlanma denetlenemediği, yararlanmaya dair somut, resmi bir tanım var ama -bu tanımı ifade eden, bu tanımı belgeleyen bir belge, bir bilgi, bir kimlikten çok sadece bazı resmi olmayan beyanlar, kimlikler var- bunun yeterli olmadığı kanısındayız. Burada, esnafa yapılan desteği biraz önce vekil arkadaşlarımız ifade ettiler. Burada büyükşehir ayrımı, küçük şehir ayrımı söz konusu ve 2018 yılında belirlenen bu destek artık işlevsiz kalmış durumda, esnaf, ekonomik olarak oldukça zor durumda. Burada öneri olarak KDV oranının düşürülmesi, plaka tahdidi getirilmesi, tüm ülkede uygulanacak toplu taşıma kanununun yapılması, abonman kart uygulamasının sadece bir ile özgü değil tüm illere özgü ve denetlenebilir olması, taşıdığı yolcu ücretini alamama konusundaki şikayetlerin ciddi anlamda değerlendirilmesi ve bu mağduriyetin toptan giderilebilmesi için önergede sözü edilen ve kastedilen araştırma talebinin bir bütün olarak ele alınması gibi bir durum söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Zira, tüm esnafın bu pandemi sürecinden ve pandemi sürecinin yaratmış olduğu, kamusal alandaki durgunluktan ve bunun ekonomiye, bunun esnafa, bunun döngüye yansımasından kaynaklı olarak etkilenen esnaflardan bir tanesi de taşımacılar, toplu taşımacılar ve toplu taşımacıların sorunlarını dikkate alarak bu önergenin desteklenmesi ve gerekli araştırmanın yapılması gerektiği kanısındayız.

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Emine Zeybek.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE ZEYBEK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 2002 yılında iktidara geldiğimizden bugüne kadar sosyal politikalar anlamında devrim niteliğinde gelişmeler gündeme getirdik ve iktidara geldiğimizde 4 kalem olan sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler bugün 43 kalem altında gerçekleşmektedir.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesinin içi AK PARTİ döneminde doldurulmuştur. Bu kapsamda 8 Ocak 2002 tarih ve 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun’un 1’inci maddesine 12 Temmuz 2013 tarihinde ek fıkra getirilmiştir ve getirilen bu ek fıkrayla şehit yakınları, gazi ve gazi yakınları, vazife malulleri, yüzde 40 ve üstü engelli vatandaşlarımız, ağır engellilerin refakatçileri, 65 yaş ve üstü vatandaşlarımız ile vatani hizmete bağlı olarak şeref aylığı alanlar ücretsiz seyahat hakkından yararlanmaktadır. Evet, ücretsiz seyahat hakkından yararlandıran özel halk otobüslerini de destek amaçlı olarak yine 6 Ocak 2016 tarihinde yönetmelik çıkarılmış ve bu yönetmelik gereği de 2016 yılında Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinde şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracı için aylık 1.000 TL olan destek, 2018 yılında 1.330 liraya çıkarılmış; diğer büyükşehir belediyelerinde 750 lira olan destek, yine 2018  yılında 1.000 TL'ye; büyükşehir belediyesi olmayan illerimizde 600 lira olan destek, 2018 yılında 800 liraya çıkarılmıştır.

Evet, 2019 yılında malumunuz dünya bir pandemiyle mücadele ederken ülkemizde 2019 ve 2020 yıllarında 65 yaş üstü ve engelli vatandaşlarımız için sokağa çıkma yasağı söz konusuyken, “Özel halk otobüsleri binemez.” denirken bile bu desteklerimiz devletimiz tarafından bu otobüslere ve bu işletmecilere verilmiştir. Evet, bu desteklerimiz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bütçesine konulan ödemelerden ilgili belediyeler aracılığıyla verilmektedir. Evet, 2021 bir yılında haklı talepleri olduğu takdirde tabii ki biz bu kesimlerin de mağduriyet yaşamalarını istemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

EMİNE ZEYBEK (Devamla) – Devletimiz her zaman halkının yanındadır, gerekli gördüğü zaman da ilgili destekler ve iyileştirmeler yapılacaktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN ­– Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Emin misiniz Başkanım?

MAHMUT TANAL (İstanbul) –  Kabul ettiler Başkanım, AK PARTİ de “evet” dedi.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Müsaade edin, ben…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – “Evet” dedi, “evet” dedi, “evet”  dedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, Başkan, bakmadın, kameraları getir, kameraları. Başkanım,  onlar da “evet” dedi.

Kameraları getirin Başkanım.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, bütün arkadaşlar lütfen yerlerine otursunlar. Kâtip üye arkadaşlar vasıtasıyla sayım yapacağım. Lütfen herkes yerine otursun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uyardıktan sonra kabul eder mi Başkan? Uyarıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, oylamayı yaptınız. Yani, şimdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu Mecliste milletvekillerinin kulakları Mecliste olacak.

BAŞKAN – Sayın Tanal, müsaade edin bakın; duyamıyorum ki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, bir sefer…

BAŞKAN – Arkadaşlar, ben saydım, ben baktım el kaldıranlara…

Müsaade edin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Niye uyarıyorsunuz ki?

Yani Başkanım, Meclisi dinlemiyorlarsa, yanlış oy veriyorlarsa bunun kabahati bizim mi?

BAŞKAN – E, yani, yanlış…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, yanlış oy verdiler işte.

BAŞKAN – Zaten, siz de “Kabul edenler”de el kaldırmadınız Sayın Tanal, “Kabul etmeyenler”de el kaldırdınız.

 

 

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ya, bir sayım yapılsın, ondan sonra konuşun ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Evet” dedi...

BAŞKAN – İşte zaten siz de “Kabul edenler”de kaldırmadınız Sayın Tanal.

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Siz “Kabul etmeyenler”de el kaldırdınız.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen biliyor musun? Sen saydın mı? Sen söyle.

BAŞKAN – “Kabul etmeyenler”de el kaldırdınız. Bir gecikme yaşadınız orada “Kabul etmeyenler”de el kaldırdınız sayın milletvekilleri.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Saysınlar katip üyeler.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen milletvekilleri yerlerine otursun, rica ediyorum, lütfen. (Gürültüler)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hayır saydıysa o söylesin sayıyı.

BAŞKAN – Evetöneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, lütfen Genel Kuruldan ayrılmayalım.

Arkadaşlar, arka arkaya oylamalarımız olacak, lütfen Genel Kuruldan ayrılmayalım.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

30/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 30/11/2021 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                Mustafa Elitaş

                                                    Kayseri

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 287 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden Gündemin Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1'inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 109 ve 110 sıra sayılı Kanun Teklifleri’nin ise yine aynı kısmın 2'nci ve 3'üncü sıralarına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

30 Kasım 2021 Salı günkü (Bugün) Birleşiminde 287 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,

01 Aralık 2021 Çarşamba günkü Birleşiminde 287 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

1 Aralık 2021 Çarşamba günkü birleşiminde 287 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 2 Aralık 2021 Perşembe günkü birleşiminde 287 Sıra Sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

287 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

287 sıra sayılı İstanbul Milletvekili Osman BOYRAZ ile 40

Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun Teklifi (2/3950)

Bölümler

Bölüm

Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 20’nci

Maddeler

20

2. Bölüm

21 ila 39’uncu Maddeler

19

Toplam Madde Sayısı

39

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Önerisi üzerinde ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Meral Danış Beştaş’ın.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Kobani kumpas davasını burada anlatmaya devam edeceğimizi söylemiştik. Dün 7’nci duruşma başladı ve mahkeme süreci; tırnak içinde, yargılama süreci, tamamen dışarıdan talimatlı bir şekilde, kararların siyasetle verildiği bir yargılama. Şimdi, mahkeme heyeti ne diyor? Diyor ki: “İki hafta duruşma yapacağım, bir hafta ara vereceğim.” Bu ne demek, biliyor musunuz? Avukatlar bir sonraki ara kararı okuyamadan, ertesi gün duruşmaya giriyor ve haftalar sonra ara kararları okunabiliyor. Peki, başka ne oluyor? Kolluk gücü, sadece askerler değil çevik kuvvet tarafından mahkeme tıka basa dolduruluyor. Normal bir yargılama değil çünkü, özel bir yargılama ve özel yargılama olduğu sadece kolluk gücüyle de ölçülmüyor. Başka bir özelliği ne? Başka bir özelliği de bu 3’üncü hâkim değişikliği. Mahkeme başkanı değiştirildi, görevden alındı; onun yerine yeni bir mahkeme başkanı atandı. Bilin bakalım o mahkeme başkanı ne demiş? Demiş ki: “HDP binalarına neden saldırılar olmuyor?” Bu kamuoyuna yansıdı -ismini söylemeyeceğim kişilik hakları sebebiyle- ve o sözü söyledikten bir gün sonra Deniz Poyraz İzmir’de katledildi. Şimdi, bu mahkeme başkanı Kobani kumpas davasında HDP’lilerle ilgili karar verecek. Dün arkadaşlarımız duruşmaya gitti, yeni bir üye daha atanmış, diğeri geri çekilmiş. Şunu anlatmaya çalışıyorum: Özel bir yargılama öyle bildiğiniz gibi bir özellik değil. Özel heyet, özel hâkimler, özel savcılar ve talimatları harfiyen yerine getirecek bir yargılama, bir düşman hukuku pratiğiyle karşı karşıyayız. Kesinlikle bu mahkeme heyeti -iddia etmiyorum, bilimsel ve fizik kurallarına göre biliyorum- 3.500 sayfayı okumadı. Şu anda avukatlardan aldığım bilgiye göre, 320 klasör bin klasöre çıktı ve diyorlar ki: “Biz okuduk ya.” Daha yeni atandınız, ne zaman okudunuz? Biz hesapladık, seksen günde sadece 350 klasörü okuyabilir; uyusa, bir de arada bir üç öğün yemek yese onar dakika, seksen gün yetmiyor bile. Bunlar diyorlar ki: “Biz okuduk.” Bir de bir belge unutulmuştu ya dosyanın içinde “Bu Kobani davası önemlidir, kapatma davasına dayanak yapılacak.” diye; bu kadar da gafiller, bu kadar da bilgisizler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – O belge ortaya çıktı yani bütün Türkiye’ye ve dünyaya şunu söylüyorum: Kobani kumpas davası, AKP ve MHP’nin özel olarak yürüttüğü bir yargılamadır. Orada mahkemenin hiçbir yetkisi ve rolü yoktur. Özel hâkim ve bir savcıyla bu yargılama yapılarak kendilerince HDP’ye yapılacak kumpasın zemini hazırlanıyor ama şunu unutmasınlar: O delillerin hepsinin zaten tek tek aksi ispatlanıyor, istedikleri kadar grup toplantılarından talimat versinler, hakikatler ortaya çıkıyor. Nitekim, her geçen gün… İşte “talimat” dedikleri belge dün ortaya çıktı, dünyanın her tarafında dolaşımda olan belge. Bu da bir örnek olsun diyorum ve bütün milletvekillerini bu kumpas davasını incelemeye davet ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Engin Altay.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Elitaş, geliyorsunuz oradan doğru, buyurun efendim. Çünkü grup önerinizle getirdiğiniz 287 sıra sayılı Kanun Teklifi, genel bir tabir yapmak gerekirse Sayın Elitaş, siyanürlü baklava. Biz bu siyanürlü baklavayı yemeyiz. Bu sıra sayısında, bu kanun teklifinde hiç düşünmeden, gözümüz kapalı altına imza atacağımız maddeler var. Tabii, bu varken biz “Kışın elektrik faturalarından KDV almayın.” dedik, siz TRT payını almamakla durumu geçiştirmeye çalışmışsınız; bu ayrı ama asıl mühim bir mesele var, o da şu: Bu mühim meseleyi aslında büyüklüğüne her gün “Ne büyüksün.” dediğimiz, her gün bizi şaşırtan Mustafa Kemal doksan dört yıl önce demiş ki: “Cebren ve hileyle -şimdi sizin yaptığınız gibi- aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış,  memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.” Tersaneden kastım bu teklifle getirdiğiniz limanların devri. Şimdi, bu sizin limanlarınızın devir işi Danıştay kararını kanunla güya yasalaştırmak yani Danıştayın “OImaz.” dediğini parmak sayısıyla “Olur.” yapmak ki olmaz. Biz bunu Anayasa Mahkemesine getireceğiz, götüreceğiz. Hangisiydi, karıştırdım?

LALE KARABIYIK (Bursa) – Götüreceğiz.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Götüreceğiz, ayrı ama bir şey soracağım Sayın Elitaş: Antalya Limanı’nı, mevcut işleten kiracı, yedi yıl kala Katarlı bir şirkete satmış; yedi yıl kala. Şimdi, niye Katar, merak ediyorum. Yabancı sermayeye karşı değiliz. Bir örnek daha: İskenderun Limanı’nı 2012’de zaten kiraya vermişsiniz otuz yıllığına, daha yirmi bir yılı var “Uzatalım.” diyorsunuz; kırk dokuz yıl. Mersin Limanı otuz altı yıllığına verilmiş, yirmi iki yılı var… Aceleniz niye, bir ve bütün bu limanların alayının yönetimine bir eski AK PARTİ’linin girmesi bir kaide midir? (CHP sıralarından alkışlar)

Bir önerge vereceğiz burada. Bütün liman yönetimlerinde bir eski AK PARTİ milletvekili olmalı çünkü baktık, birkaç tanesinde yok, birkaç limanda AK PARTİ’li yok arkadaşlar, unutulmuş; kabul edilemez ve “liman” deyince aklımıza eskiden muz konteynerleri gelirdi, şimdi artık limanlarımızı, Mersin başta olmak üzere, kokain konteynerleri kaplamış.

Bu liman meselesi önemli Sayın Elitaş ve Anayasa’nın 138, 2 ve 48’inci maddelerine açık aykırı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hemen Başkanım.

AK PARTİ grup önerisi kabul edilirse biz bu 287’nin görüşmesinden önce, Sayın Başkandan Anayasa’ya aykırılıkla ilgili bir usul tartışması talep edeceğiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün muhalefete verdiği bütün hakları bu 16’ncı maddeden sebep kullanacağız.

İktidar partisinin sayın milletvekillerine, Grup Başkan Vekillerine şimdiden söyleyeyim: Gelin, yol yakınken tersaneleri ve limanları satmayın; Atatürk’ü doksan dört yıl önce söylediği bir sözden dolayı tekrar haklı çıkarmış olursunuz, Atatürk hep haklıdır ama siz ihanet etmeyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

18/11/2021

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/3460) esas numaralı 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ve 2972 Sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’mizin İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için işlem yapılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                   Özgür Özel

               Manisa

                                                                              Grup Başkan Vekili

 

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sayek Böke, süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 5 Aralık 1934, tam seksen yedi yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kadınlar seçme ve seçilme haklarının güvence altına alındığı bir günü yaşadılar. Seksen yedi yıl sonra, 5 Aralığa günler kala, karşımızda büyük bir sorumluluk ve tarihî bir fırsat var. Fırsat var çünkü Cumhuriyet Halk Partisinin, Sayın Genel Başkanımızın ilk imzacısı olduğu, kadın-erkek tüm milletvekillerinin ortak imzasıyla Meclise sunulmuş olan, siyasette eşit temsili sağlayacak teklifimiz bugün gündeme alınıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Oylayacağımızın ne olduğunu hatırlatmak istiyoruz size: Eşitlikçi, özgür, demokratik bir geleceği birlikte kurup kurmayacağımıza dair bir oylama yapacağız bugün ve her birimiz, her birimiz, kullanacağımız oyla bazı sorulara yanıt veriyor olacağız.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Bekaroğlu’na gel, Mehmet Bekaroğlu’na gel. Nerden girdi? Bekaroğlu nerden girdi?

SELİN SAYEK BÖKE  (Devamla) – Bir, toplumun yarısını kadınlar oluşturuyor. Vereceğiniz yanıt şu: Kadınların siyasette de temsilin yarısını oluşturmasına “evet” mi diyeceksiniz yoksa “hayır” mı diyeceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim, lütfen.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) - Kadınların ve erkeklerin seçim listelerinde yüzde 50 temsilini önerdiğimiz bu teklifin kendisi bizim yanıtımızı ortaya koyuyor. İki: Kadınların seçilebilmelerini güvence altına alacak sıralamalarla listelerde yer bulmasına “evet” mi diyeceksiniz “hayır” mı diyeceksiniz? (CHP sıralarından “Evet” sesleri, alkışlar) Fermuar yöntemini getiren teklifimizin yanıtı açık. Kadınların siyasette eşit temsil hakkının hukuken güvence altına alınmasına, hukuka, yasalara “evet” mi diyeceksiniz “hayır” mı? (CHP sıralarından “Evet” sesleri, alkışlar) Yüksek Seçim Kurulunun listelerin yüzde 50 kota ve fermuar yöntemine uygunluğunu denetlemesine, uygun değilse listeleri reddetmesine “evet” mi diyeceksiniz, “hayır” mı diyeceksiniz?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bir CHP’ye bak, bir de AK PARTİ’ye bak.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) - Gündeme alacağımız bu teklif sadece bir mevzuat değişikliği değil, sadece bir yasal düzenlemeden bahsetmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Başkanım, ne kadar bağırmam gerekiyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen sessiz.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Sadece eşit temsili değil, bir birimizi dinlemeyi de öğrenmemiz gerekiyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – CHP’de kaç kadın milletvekili var?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Selin Hanım, ayda yılda bir gelip konuşuyorsun, sen bizi hiç dinlemiyorsun, biz dinliyoruz. 

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) - Bu teklif, bunların ötesinden bir teklif. Toplumsal cinsiyet eşitliğini, çağdaş, demokratik bir toplumu isteyip istemediğinize dair bir oy kullanacaksınız bugün yani verdiğiniz oyla bir soruya yanıt vereceksiniz: İnsan haklarının güvence altına alındığı, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, demokratik yarınlara “evet” mi diyeceksiniz, yoksa “hayır” mı diyeceksiniz? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Biz bu teklifi bu toplumun eşit yarısı olan…

ÖZNUR  ÇALIK (Malatya) – Şimdiye kadar Cumhuriyet Halk Partisindeki kadın temsil oranını lütfen söyler misiniz.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – …demokrasiyi yaşatan, sivil toplum örgütlerinde hak mücadelesi veriyor olan kadınlarla birlikte hazırladık.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sadece yüzde 11’le kadın temsiliniz  var. Şimdiye kadar ne yaptınız?

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Demokrasinin olmazsa olmazı ortak akıldır.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yüzde 11 kadın temsiliniz var, sadece 16 kadın milletvekiliniz var.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – 400’e yakın kadın örgütünün görüşleridir bu tekliftekiler; 400’e yakın kadının, 42 milyon kadının sesidir. (CHP sıralarından alkışlar) Onların sesine “evet” mi diyeceksiniz, “hayır” mı diyeceksiniz? Bu teklif sadece demokrasimize, sadece eşitliğe dair değil, kalkınmaya… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum… Sayın milletvekilleri, sayın milletvekilleri, lütfen…

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) –…ekonomik buhranı aşıp aşmayacağımıza dair yanıtınız olacak. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)  Çünkü  refah arttıran, kalkınma sağlayan politikaların güvencesi Meclislerde kadınlardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Ben bağırırım gerekirse.

Bugün her mahallede kreş, her mahallede geceli gündüzlü bakımevi yatırımı yapacak bir sosyal devletin güvencesi olmadığı için her 3 kadından sadece 1’i istihdamda. Bu tabloyu değiştirmeye “evet” mi diyeceksiniz, yoksa “hayır” mı diyeceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Kadınların sokaklarda öldürüldüğü, yaşam hakkının gasbedildiği, işsizlikle baş başa bırakıldığı, iş bulan kadının güvencesiz çalıştırıldığı bu derin ekonomik buhranı kuran düzene “hayır” mı diyeceksiniz, yoksa bunu değiştirmeye “evet” mi diyeceksiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Çok samimiyetsiz bir teklif Selin Hanım, çok samimiyetsiz bir teklif.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) –Sorular açık, kadınların siyasette eşit temsiline “evet” mi diyorsunuz, “hayır” mı diyorsunuz? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Kadınların katılımını keyfîliğe terk etmeyen, yasal güvence altına alan bir teklife “evet” mi diyorsunuz “hayır” mı diyorsunuz? Demokratik bir geleceğe “evet” mi diyorsunuz “hayır” mı diyorsunuz?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – CHP’de niye uygulamıyorsunuz? CHP’de neden uygulamıyorsunuz? Siz samimi değilsiniz.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Bizim yanıtımız net, biz “evet” diyoruz.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP, HDP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Çok samimiyetsizsiniz. Kadınları lütfen istismar etmeyin bu konularda.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – CHP’de uygulayın, CHP’de uygulayın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir tane doğru dürüst kadın yöneticiniz yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade ederseniz önce Sayın Beştaş’ın bir söz talebi oldu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben sataşmadan söz talep ediyorum efendim.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Bakın, Sayın Grup Başkan Vekillerini duyamıyorum lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşmadan söz talep ediyorum Sayın Başkanım, sataşmadan söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, vereceğim, müsaade ederseniz…

Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Siyasette eşit temsil yönünde bir kanun teklifi verildi.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yalnız nedense bugün bu salonda bir uğultu var. Kadınlardan korkuyorlar gerçekten.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hanımefendiler; rica ediyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kadınları yine alet ettiniz çok yazı!

Hanımefendiler, alet olmayın bu politikalara.

BAŞKAN – Ama arkadaşlar, müsaade edin bakın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bunlar politika değil, ayak oyunu, ayak oyunu! Siyasetin ayak oyununa alet olmayın hanımefendiler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bu maalesef, Meclisimiz için kötü bir gün; kadınlar siyasetin ayak oyununa alet ediliyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, siyasette eşit temsili uygulayan bir parti olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Lütfen buna alet olmayın…

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Ya bir sus!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – O zaman Genel Başkanınız bıraksın o koltuğu, bin hanımefendiye versin.

BAŞKAN – Hasan Bey, Sayın Çilez, lütfen! Sayın Çilez, rica ediyorum!

Arkadaşlar, müsaade edin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkanım, hanımefendiler alet ediliyor, olmaz bu kadar ya! Siyasete alet ediliyor ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir kere sana ne ya.

BAŞKAN – Müsaade edin.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Hanımefendiler yüzde 50 oy verirken bir şey yok.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Öne niye oturdun? 1 grup başkan vekiliniz yok.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Hanımefendiler bu ülkede yüzde 50 oy veriyor; oy veriyor, oy, nüfusun yarısı kadın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – 1 grup başkan vekiliniz yok.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Oy verdiği gibi temsil hakkı istiyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın Gürer, kravatınızı unutmuşsunuz, lütfen kravatınızı takın. Yoksa sizi Genel Kurul dışına rica edeceğim, buyurun.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın Beştaş, siz de sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Başlayamadım ki Başkan, başlayamadım.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kadar endişelenmeyin, kadınlar toplumun yarısı.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Velinimetimiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de eşit temsili hepimizin savunması gerekiyor.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Başımızın üzerinde yeri var, buradalar.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – O zaman gösterin görelim, oylarınızı verin görelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz Halkların Demokratik Partisi olarak eş başkanlık sistemine dair ilk kanun teklifini vermiş olmaktan büyük bir onur duyuyoruz ve bu partinin üyesi olmaktan mutluluk duyuyorum. Hem Genel Merkezde hem bütün il ve ilçelerimizde hâlâ eş başkanlık sistemini uygulayan bir partiyiz. Yine, 7 Haziran seçimlerinde biz Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yüksek kadın temsiliyet oranının yakalanmasına sebebiyet vermekten de büyük bir onur duyuyoruz ve kadın temsiliyetimiz o tarihte yüzde 44’tü, bugün de 56 vekilimizden 23’ünün kadın olmasından yine büyük bir gurur duyuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz, Halkların Demokratik Partisi olarak, kadınların siyasette eşit temsilini savunan, bunu uygulayan ve karar mekanizmalarında da hayata geçiren bir partiyiz ve bugün verilen kanun teklifinde de bunun verilmiş olmasını tabii ki olumlu buluyoruz ve bu kadar itiraza gerek yok.  Biz, bu kanuna “Evet.” diyeceğiz tabii ki. Bizim de geçmişte buna yönelik çok sayıda kanun teklifimiz var ve şu anda kendi parti tüzüğümüzde de zaten bunu uygulamaktan büyük bir onur duyuyoruz. Türkiye’deki bütün kadınlara binlerce selam olsun. Bizler bu mücadeleyi kazanacağız, mutlaka kazanacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, söz talebim vardı.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, 69’a göre buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Genel Kuruldan ayrılmayalım, yerlerinize oturun, rica ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şurada çok güzel bir tablo görüyorum: 4 hanımefendi Cumhuriyet Halk Partisinin en ön sıralarına oturmuş, 3 de HDP’nin sıralarında hanımefendi var…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, bak, kadın dernekleri terk ediyor bak.

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Biz, hep öndeyiz, hep hep!

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Kadın örgütlerimiz var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …MHP’den var, İYİ Parti’den var, AK PARTİ Grubundan var.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Kadın dernekleri sizi gördü. Kadınlar sizi gördü, üste bakın; bakın, salona bakın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, öyle bir şey olmalıydı ki şurada oturan 3, 4 hanımefendinin yerine bu kanun teklifini verenlerin, grup başkan vekillerinden en az 1’inin hanımefendi olmasını arzu ederdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ya, kadın, kadın!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Samimiyetsizsiniz! Samimi değilsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugüne özel, merasim için, bugünün anlam ve önemini ifade edebilmek için, sadece bugün için Grup Başkan Vekilleri belki beş dakikalığına kendi sıralarını oraya vermişler. (CHP sıralarından gürültüler)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Yasalaştırın, yasalaştırın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Mazeretiniz bu mu? Ayak oyunları yapıyorsunuz yine, ayak oyunu! Hanımefendileri alet ediyorsunuz, yazıklar olsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - On dokuz yıldır Parlamentodayım, Cumhuriyet Halk Partisinden bugüne kadar gelen grup başkan vekilleri içerisinde 1 kadın Grup Başkan Vekili görev aldı, ona da tahammül edemediniz, partinizden ihraç ettiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Bizim verdiğimiz önergelerde de gördük sizi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, 1999 seçimlerinde bu bacılarımızın, bu hanımefendilerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilmesine tahammül edemediniz; niye tahammül edemediniz? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Hadi oradan! Ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hani o, kadınlarımızın isteyerek taktıkları başörtüsüne “bez parçası” dediğiniz dönemde, onların Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunmasına tahammül edemediniz. Hani kadın eşitliği, nerede kadın eşitliği? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Kadınlar adına konuşma.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Niye korkuyorsunuz kadınlardan, niye korkuyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz “Bu kadına haddini bildirin!” diyen bir gelenekten geliyorsunuz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)  – Siz kadın mısınız ki konuşuyorsunuz kadınlar adına?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, daha hâlâ bu konuyla ilgili, sadece konuyu istismar edebilmek için, bugünün anlam ve önemini ifade etmek için sadece hanımefendileri buraya dizerek ortaya koyuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Ya, bu bize hakaret ama. Lafa bak ya! Hakaret ediyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başkanım...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Uzatma yapmıyoruz Sayın Elitaş, sataşmalarda ilave süre vermiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –  Maalesef Sayın Elitaş, maalesef (!)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Meclis Başkanı bile katılmıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sizden ayrılan bir siyasi parti genel başkanı partisini kurdu.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)  – Niye bir kadın konuşmuyor kadınlar adına?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bir kadın milletvekili konuşsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Ben tüzüğümde kadın kotasını yüzde 50 yapıyorum.” dedi. Madem öyle, ben Sayın Kılıçdaroğlu’na buradan teklif ediyorum, diyorum ki: Her zaman yaptığınız bir iş var; olağanüstü kurultayı toplayın, tüzük kurultayını toplayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir)  – Siz de kadın değilsiniz ki Sayın Grup Başkan Vekili, siz de erkeksiniz, siz de eşit temsile “Hayır.” diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Deyin ki: “Biz, 2023 seçimlerinde yüzde 60 kadın milletvekili koyacağız; hatta fermuar sistemi değil, bunları en önlere yerleştireceğiz.”

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Bu talebimizi bu konuşmayla örtemezsiniz. Temsilde eşitlik hakkımız, söke söke alacağız sizden.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunu yapabilirsiniz, niye yapmıyorsunuz?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Bir kadın konuşsun, kadın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama ne olur, lütfen, kadınları, hanımefendileri bugünün anlam ve önemine binaen orada oturtarak onları rencide etmeyin.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ya, bir kadın konuşsun, sen niye konuşuyorsun kadınlar hakkında?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Elitaş konuşmasının hiçbir yerinde bir sataşmada bulunmadı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl bulunmadı? Başörtüsü istismarıyla suçladı bizi, milletvekillerimizi...

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Altay, makam gidiyor, bak kaldın orada (!)

BAŞKAN – Tarihten bir hatırlatma yaptı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, Sayın Başkan, gözünü seveyim...

BAŞKAN – Buyurun, buyurun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİŞTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir kadın konuşsa daha iyi olur aslında.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, orayı emaneten verdiler zaten.

 

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz son yapılan genel seçimlerde AK PARTİ’nin şu anki sandalye sayısı kadar milletvekili çıkarsaydık bizim kadın milletvekili sayımız 50’yi aşıyordu, önce onu söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ya, Engin Bey, kadın temsil oranınız yüzde 11.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İki: başörtüsü kadının başını örter, inancının bir gereğidir; sizin günahlarınızı örtmez. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Temsil oranınız sadece yüzde 11, önce temsil oranlarınızı artırın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başörtüsüne sığınmaktan artık vazgeçin, oradan size ekmek yok. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Onu çok kullandınız, çok istismar ettiniz. Bugün, bu ülke, iki şeyden çekiyor; bir, devlete çöreklenen haramilerden…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir de kadınları istismar edenlerden.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İki, sizin gibi, Allah’la aldatanlardan. (CHP sıralarından alkışlar)  Millet bu gerçekleri biliyor, bu tartışmalarla bir yere varamazsınız ama şunu söyleyeyim: Evet, bizim bir kadın grup başkan vekilimiz yok, bundan da üzülüyoruz. Bugün özel bir gün, farkındalık olsun diye kadın milletvekillerimiz önde oturuyorlar ama sen bir kadın Grup Başkan Vekilini o görevden aldırıp yerine oturdun, bu ayıp da sana yeter! (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) –  Sayın Altay, beyaz bir kâğıda not al. Yaz istifanı, ver, hadi yaz. Sayın Altay, samimiysen yaz istifanı, hadi. 23 Nisan çocukları gibi oturtmuşsunuz. İstifanı ver, öyle konuş. Öyle konuş, hadi.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Ya, siz daha “23 Nisan” diyorsunuz! Utanmıyor musunuz ya! Utanmıyor musunuz, insan utanır ya!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hanımefendileri alet ettirmeyin ya, yapmayın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sizleri sükûnete davet ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, size yerinizden söz vereceğim.

Buyurun. (Gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, 3 kadın milletvekili…

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Sataştı, sataştı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, duyamıyorum lütfen…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hepimizin annesi var, kardeşi var, eşi var ya! Bu hâle düşürmeyin ya!

Ayak oyunu yapıyorlar ya! Siz bari alet olmayın.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Ayak oyununu siz yapıyorsunuz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yapanlar orada Hanımefendi.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sizden âlâ ayak oyunu yapan yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir dakika ya…

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hanımefendi milletvekili arkadaşlarımız, bakın, bir hanımefendi Grup Başkan Vekili ayakta, rica ediyorum…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ya, sen kadınlardan ne istiyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, yapıyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kadınlara niye hakaret ediyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Genel Başkan yaptı şeyi…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye kadınlara bağırıyorsun? Kadınlara niye bağırıyorsun? Ayıp değil mi?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Niye koymamış, yarısını niye koymamış?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş grubumuzu göstererek “3 hanımefendiyi öne oturtarak bu meseleye muhalefet ediyorlar.” dedi; ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Yani 3 hanımefendi hakikaten oturuyor orada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani “Sanki göstermelik yapıyoruz.” diye dedi.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bir buçuk sene önce belediye seçimi oldu, niye koymadı? Lafa bakılmaz, işe bakılır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye bağırıyorsun kadınlara?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye bağırıyorsun ya?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kadınlara niye bağırıyorsun kardeşim?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bağırmıyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye bağırıyorsun kadınlara? Ayıp değil mi?

DİRAYET DİLAN TAŞDEMİR (Ağrı) – Ya, iktidarları gidecek diye nasıl panikliyorlar!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye el kol yapıyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Konuşuyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Otur yerine!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sen otur yerine!

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Terbiyesiz adam!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Terbiyesiz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Müsaade ederseniz ben konuşabilir miyim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ne bağırıyorsun kadınlara?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bağırmıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye bağırıyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç… Sayın Çilez…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Terbiyesizlik yapma!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Şov yapma bana!

BAŞKAN – Sayın Özkoç, bakın mevkidaşınız kürsüde, lütfen…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Otur yerine! Ne istiyorsun lan kadınlardan!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ne diyorsun sen!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen kimsin! Ahlaksız adam!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, sen ne diyorsun!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bağırma lan kadınlara!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bilip bilmeden konuşma!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye bağırıyorsun?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Adilik yapma!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye bağırıyorsun kadınlara?

(AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Her ne kadar sataşmadan dolayı oturum kapandıktan sonra söz verilmese de kürsüdeyken bu işlem gerçekleştiği için size kürsüden söz vereceğim.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve sevgili kadınlar; bizi izleyen bütün kadınlara seslenmek istiyorum: Açıkçası bu kadar kıyamet niye koptu, bilmiyorum; savaş çıkarıldı. Kadınlar yüzde 50 kota istiyor, yüzde 50 taleplerinin yasallaşmasını istiyor.

Bir kere, ben partim adına bütün partilere açık çağrı yapıyorum: Kanun tabii ki geçmeliydi ama kendi İç Tüzük’ünüzle, parti iç kurullarınızla bu oranı yakalayabiliriz. Biz bunu uygulayan bir partiyiz; şu anda yüzde 41 oranında kadın milletvekilimiz var, 7 Haziranda yüzde 44’tü. Ve dünyada model ve örnek gösterilen “eş başkanlık” gibi bir sistemi şu anda uygulayan bir parti konumundayız biz fakat maalesef -maalesef- iktidar partisi, eş başkanlık sistemini kriminalize ederek, suç gibi göstererek bizim belediyelerimize yönelik müdahaleye, kayyum atamasına gerekçe yaptı.

Şimdi, şunu da söylemek isterim tabii ki: Biz Meclisteki kadın oranını artıran bir parti olmaktan ve örnek olmaktan hakikaten -mütevazılıkla söylüyorum- çok büyük bir gurur duyuyoruz. İstiyoruz ki bütün partiler yüzde 50 kadın kotasını uygulasın, eş başkanlık olsun, grup başkan vekilleri mutlaka kadın olsun. Biz toplumun yarısıyız, biz hayatın her alanında bu hak ve özgürlüklere sahibiz, sahip olmalıyız ve bunun mücadelesini tabii ki yürütmeliyiz yani bu nedenle bugün CHP'nin verdiği kanun teklifine biz “Evet.” dedik çünkü bunu uyguluyoruz zaten, uyguladığımız bir kanun teklifinin burada yasallaşması ve örnek alınmamız bizi çok mutlu eder çünkü biz kadınları ayırmadan temsiliyetlerini savunan bir partiyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir de, beyefendilere söylüyorum: Kadınlar, sizin koltuklarınızdan ziyade kendi haklarını istiyorlar, böyle büyük bir kıyamet kopmasın; bütün beyefendilere söylüyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Doğru…

BAŞKAN – Alınan karar gereğince…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay, yerinizden söz vereyim.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkanım, biraz önceki münakaşalar esnasında -bizce çok hoş olmayan- mevkidaşım Sayın Elitaş,  grubumuzun ön sırasında oturan kadın milletvekilleri için “bunlar” sıfatını,  hitabını, zamirini kullandı; takdir kendisinin. Ben bir grup başkan vekiline çok yakıştıramadım, bunu belirtmek istedim.

Teşekkür ederim. 

BAŞKAN - Emin olabilirsiniz ama biz de Başkanlık Divanı olarak sarf edilen pek çok sözden dolayı da büyük üzüntü duyuyoruz, onu da ilave olarak burada ifade etmek istiyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3950) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (x)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 287 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

 

 

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer  alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) –  Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) –  Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Biraz önce AK PARTİ grup önerisiyle ilgili görüşlerimizi açıklarken de belirttiğim gibi, bu teklifin özellikle 16’ncı maddesinin Anayasa’mızın 10’uncu, 38’inci, 2’nci ve 138’inci maddelerine aykırılığını çok açık görmekteyiz. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 38’inci maddesi uyarınca, teklifin tümünün görüşmelerine geçilmeden önce, Komisyonda yok sayılan Anayasa’ya aykırılık iddiamızı Genel Kurulun takdirine ve bilgisine sunmak için İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre bir usul tartışması talep etmekteyim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Elitaş...

 

 

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Aslında, bu konu hem Meclis Başkanlığı tarafından -sanıyorum- hem de Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu tarafından değerlendirilmiştir. Yalnız Sayın Özkoç’un ifade ettiği, Sayın Altay’ın ifade ettiği durum mümkün değil çünkü bu konuyla ilgili bugüne kadar daha önceki dönemlerde 3 tane kanuni düzenleme gerçekleştirilmiş, 2008 yılı, 2015 yılı ve 2017 yılında, bu maddenin tamamı, bire bir aynısı kanuni düzenlemeyle geçmiş. O gün, 2008 yılındaki yapılan  düzenlemeye Cumhuriyet Halk Partisi “Anayasa’ya aykırıdır.” diye itiraz etmemiş, 2015 yılında yapılan düzenlemeye yine Cumhuriyet Halk Partisi “Anayasa’ya aykırıdır.” diye itiraz etmemiş çünkü zaten Anayasa’ya aykırı olmadığı açık ve net ortada. İşte, bakın, ben buradan okuyorum: 4706 sayılı Kanun, geçici madde 8; aynı düzenleme. Yine, geçici madde 23, geçici madde 15 olmak üzere bu düzenlemeler daha önce yapılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdiye kadar usul tartışması biterdi ya.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa’ya aykırı olduğu konusuna katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Usul tartışması açacağım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehte…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Aleyhte...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte…

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Engin Altay ve Sayın Meral Danış Beştaş; lehte Sayın Elitaş ve Sayın Ramazan Can.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ora istemedi mi? Girmediniz mi topa?

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Giremedik efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Topa giremiyorsunuz.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Giremedik efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sağlık olsun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ama siz varsınız efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Estağfurullah.

BAŞKAN - Usul tartışmasını başlatıyorum.

İlk olarak, lehte olmak üzere Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Altay’ın burada, kürsüde yaptığı konuşmada “İşte, Danıştay iptal etmiş…” diye bir durum söz konusu. Bakın, 4706 sayılı Kanun’a 2008 yılında eklenen geçici maddeyle “Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde (kıyıda) bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ve deniz, göl ve akarsularda doldurma veya kurutma yoluyla elde edilen alanlar üzerinde, tersane, yat limanı, kurvaziyer limanı…” vesaire gibi konuların kırk dokuz yıllığına devredilmesiyle ilgili bir düzenleme gerçekleşmiş. Bunun üzerine, çeşitli kurum ve kuruluşlar, hatta bu konuyla ilgili 2018 yılında 116 otel, 12 yat limanı; 2019 yılında 30 otel, 6 yat limanı; 2020 yılında 2 yat limanı bu çerçevede düzenlenen kanunlar çerçevesinde ortaya çıkmış. Bu kanundan, 2008 yılında çıkan kanundan faydalanacaklarını düşünen işletme sahipleri, 4706 sayılı Kanun’un Geçici 8’inci Maddesi kapsamında kırk dokuz yıla çıkarılmasını istemiş ama idarenin bu yazılı cevaba verdiği cevap da bu konunun mahkeme tarihinde dava… İşte, işleticinin bu konuda açtığı davayı mahkeme 2016 yılında reddetmiş. Yani 2008 yılında çıkarılan kanunun geçici 8’inci maddesinin uygulanmasıyla ilgili bir düzenleme yapıldığından hareketle, hak sahipleri olanlar bunun düzeltilmesini arzu etmişler fakat mahkeme… Bu kanuni düzenleme onları kapsamadığı için “Kırk dokuz yıllığına uzatmayı gerçekleştiremezsiniz.” diyorlar.

Bakın, değerli milletvekilleri, kırk dokuz yıllığına yapılan uzatma… Bazı limanların otuz yıllığına ihale edildiği, bazı limanların otuz dokuz yıllığına ihale edildiği söz konusu. Bizim buraya getirdiğimiz konu, yeknesaklık sağlanması adına, tüm limanların kırk dokuz yıllığına hem yatırımın hem de işletmenin devamlılığının, oradaki verimliliğin artırılması adına yaptığımız bir düzenleme.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Beş yıl önce ihale yapılmış ya, beş yıl…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tamam, otuz dokuz yıllığına yapılmış, onlar da kırk dokuz yıllığına… Nasıl olacak bu iş?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Diğer adamların suçu ne?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, olacak şekil şu: Uluslararası değerlendirme kuruluşlarının yapacağı bir teklifle “x” limanı şu fiyat eder. Bunu ilgili bakanlık, sahibine veya orayı işleten kişiye diyecek ki: “Bizim bu konuyla ilgili, on beş yıl ilave süreyle ilgili, on üç yıl ilaveyle ilgili, on dokuz yıl ilaveyle ilgili konuda size teklifimiz bu. Eğer kabul ediyorsanız buyurun imza edelim.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, otuz dokuz yıl var, acelen ne?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tamamlayayım mı Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Tamamlandı, süreniz doldu.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Elitaş, kadınlardan bir özür dileyecektiniz kürsüden, onu da bekliyoruz.

BAŞKAN – Açalım Sayın Eltaş’ın mikrofonunu, açın kürsüyü.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu konuyla ilgili devlet bir ön araştırma yapacak, liman işletmecisine diyecek ki: “Ben burayı size şu kadar fiyata teklif ediyorum. Kabul ediyorsanız üç ay içerisinde bana cevap verin.” O cevabı vermediği takdirde zaten sözleşmenin yenilenebilme imkânı yok. Yani hem devlet tarafından hem de limanı işletmek için, kiralayan kişi tarafından ihtiyari olarak, isteğe bağlı olarak yapılan sözleşme sonucunda ortaya çıkan bir durum. Buraya yapılan yatırımlar kira süresi bittikten sonra zaten olduğu gibi, bütün mamelekiyle, bütün yapılan yatırımlarıyla birlikte kamuya devir hâline gelecek, devredilmiş olacak. Bu anlamda, bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünmüyoruz çünkü bu konuyla ilgili daha önce yapılmış düzenlemeler var; hiç de itiraz edilmemiş ve Anayasa Mahkemesine götürülmemiştir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Elitaş, bir özür dileyecektiniz kadınlardan, cümleleriniz bitti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başkanım, müsaade eder misiniz? Hanımefendi bir arzuda bulundu.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum. 

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Sataşma var ama.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne oldu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vermedi.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Bir özür dileyecektiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Özür dilemeyeceğim, hayır, özür dilemeyeceğim.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Öyle dediniz az önce buradan, cümlelerden dolayı özür dileyeceğinizi ifade ettiniz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Özür dileyeceğim.” diye bir şey ifade etmedim.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Evet, öyle dediniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, yok; “Sözlerimi düzelteceğim.” dedi.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – “Sözlerimi düzelteceğim.” dediniz ama düzeltmediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Düzelteceğim.” dedim, düzelttim ama…

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Hayır ama düzeltmediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara mı geçmesini istiyorsunuz?

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Tabii ki.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Genel Kurulu tekrar saygılarımla selamlıyorum.

Değerli mevkidaşım bu konuyla alakalı İYİ Parti'nin görüş ve düşüncelerine başvurmak üzere topa girip girmeyeceğimizi söyledi. Kanun teklifi Komisyonda görüşülürken biz adam akıllı topa girdik, neredeyse rakip oyuncuları sakatlıyorduk. Şimdi konuyla ilgili muhalefet şerhimizi de verdik. Kanun teklifi görüşülürken 16’ncı maddede İYİ Parti olarak görüşlerimizi açıklayacağız.

Lütufkâr davranışınız için teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

 

 

BAŞKAN – Evet, ikinci söz aleyhte olmak üzere Sayın Engin Altay'ın.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, uygun görürseniz İbrahim Kaboğlu’na sözümü devretmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; bu adsız torba yasanın birçok maddesi Anayasa’ya aykırı. Aykırılıklar o kadar açık ki yasaya ad bile bulunamamış yani hukukun temel ilkesi olan “yasayı bilmemek mazeret sayılmaz” ilkesini daha baştan ihlal ediyor. Hangi yasayı, hangi yasayı? Ad bile konamamış. Evet, bürokratlardan gelen metinler yasalaştırılıyor, kaleme alınıyor ama hiç değilse, ad koyma cesaretini gösterebilselerdi keşke bu teklif sahipleri. Bu bakımdan, Anayasa 11 ve 81 gereği anayasanın üstünlüğüne aykırı. Diğer birçok maddenin yanında yani 2’nci, 12’nci, 14’üncü ve 24’üncü maddelerin yanında teklif madde 16 Anayasa’ya çok yönlü olarak aykırıdır. Öncelikle, teklif metni Anayasa’nın yasama ve yargı erkleri için tanımladığı yetki alanları arasındaki sınıra riayet etmemektedir. Şöyle ki: Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketi ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait limanların bir kısmının özelleştirilmesine ilişkin kararlar Danıştay tarafından iptal edilmişti. İptal kararları kesinleşmiş olmasına karşın uygulanmamıştır. Maddeyle bu Anayasa dışı durum yasalaştırılmak istenmekte ve yeni sözleşmeler yoluyla hem süre uzatılmakta hem de daha önceki mahkeme kararlarının uygulanmaması meşrulaştırılmak istenmektedir. Böylece, Anayasanın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca “yasama organının mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu” ile 2’nci maddesindeki “hukuk devleti” ilkesi çiğnenmektedir.

İkinci olarak, kanun teklifi aracılığıyla yeni bir ihale açılmadan, yapılmış ihalede belirlenmiş sürenin kırk dokuz yıla çıkarılabilmesi öngörülmüştür. Ancak limanların işletme hakkı verilmesi devri yöntemiyle gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları bakımından, ihalede öngörülmüş sürenin yeni bir ihale yapılmadan, yeni bir sözleşmeyle arttırılmasının öngörülmesi Anayasa’nın 2’nci maddesi gereği hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ve kamu yararı alt ilkelerini içeren hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Zira, işletme hakkı verilmesinin devrinin ihale tarihinde öngörülemez olan yeni bir ihale söz konusu olmadan daha uzun süreli hâle getirilmesi devleti zarara uğratacaktır ve bu itibarla, kamu yararı içermemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Üçüncü olarak, kanun teklifinin Genel Kurulda kabul edilmesi hâlinde TDİ’ye ait 18 limanın, TCDD’ye ait 5 limanın sözleşme süreleri kırk dokuz yıla uzatılacaktır. Böylelikle, ihalesiz ve rekabete açık olmayan süre uzatımı söz konusu hakkı elde etme olanakları bulunmayan girişimcilerin, Anayasa’nın 48’inci maddesinde düzenlenen teşebbüs hürriyeti ile Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen “Kanun önünde eşitlik” ilkesini ihlal etmektedir.

Son olarak, süre uzatımı için öngörülen koşullardan biri de Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketi ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine açılmış davalar var ise bu davalardan, tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız feragat edilmesinin istenilmesidir. Bu da Anayasa’nın, mahkemeye erişim hakkını da içeren, hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36’ncı maddesine aykırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Evet, bu itibarla, çok yönlü  olarak Anayasa’ya aykırılık ilkesi açık olduğu yüce Meclisin bilgisine arz olunur.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaboğlu.

Evet, lehte ikinci söz Sayın Ramazan Can’ın.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Anayasa’ya aykırılık itirazları, içerik olarak -eğer itiraz ediliyorsa- mücerreddir, yargılama denetimine tabidir. Burada şeklî olarak incelemek lazım, şeklî olarak Anayasa’ya aykırılık itirazları ise İç Tüzük’te düzenlenmiş. “Anayasa’ya uygunluğun incelenmesi” başlıklı İç Tüzük’ün 38’inci maddesi “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasa'nın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.” der. Nitekim, teklif, Komisyonda Anayasa’ya aykırılık itirazıyla karşılaşmış ve reddedilmiştir. Buradan sonuç alamayan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biz burada yineleyemiyor muyuz yani Komisyonda reddedilince?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) ­– Parmaklarınızla reddettiniz; parmatokrasi.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Buradan sonuç alınamaz ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda da Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunulabilir. İç Tüzük’ün “Anayasa’ya aykırılık önergeleri” başlıklı 84’üncü maddesinde “Bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında teklifin belli bir maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.” hükmü vardır. Dolayısıyla, şeklî açıdan Anayasa’ya aykırılık itirazları Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun takdirine aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, İç Tüzük 19’a göre AK PARTİ’nin grup önerisini kabul etmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) AK PARTİ’nin grup önerisinde 287 sıra sayılı Kanun Teklifi gündemin 1’inci maddesine alınmıştır, dolayısıyla Meclis Başkan Vekili bunu görüşmekle görevlidir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) ­– Alışkanlık hâline getirdiniz Anayasa’yı çiğnemeyi.

RAMAZAN CAN (Devamla) –  Meclis Başkan Vekilinin tutumunun lehinde olduğumuzu ilan ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclis Başkan Vekili görevini bilmiyor mu yani?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) ­– Kendi kendine kabul ediyorsun! Kendin çalıyor, kendin oynuyorsun!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclis Başkan Vekiline çakıyor ya! Adam mevzuatı bilmiyor mu?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Meclis Başkanına çakamazsın.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin kuruluş gerekçesinde de yasalaşan kanun tekliflerinin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceleyebilir, belli bir sayıda milletvekilinin Anayasa’ya aykırılık itirazı üzerine açılmış davada, Anayasa Mahkemesi, kanun teklifinin Anayasa’ya uygun olup olmadığını hem içerik açısından hem de şekil açısından incelemekle görevlidir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) ­– Ne de olsa orası da sizin tekelinizde.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu nedenle, zaten Cumhuriyet Halk Partisi  de -Grup Başkan Vekilinin  söylediği üzere- bu kanun teklifinde direneceklerini söylediler. Anayasa Mahkemesi içerik olarak Grup Başkan Vekilimiz Mustafa Elitaş’ın söylediği üzere içerik olarak Anayasa’ya uygundur.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – AYM de sizin tekelinizde.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Nitekim burada yasalaştıktan sonra, Genel Kurulun takdiriyle yasalaştıktan sonra eğer Anayasa Mahkemesine giderse Anayasa Mahkemesi içerik olarak da şekil açısından da denetlemek görevini ifa edecektir ve bir karar verecektir. Dolayısıyla şu an usul tartışması açısından Meclis Başkan Vekilinin tutumunun lehinde olduğumu beyan ediyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sadece tutanaklara geçsin diye…

Sayın Can, her ne kadar en son tutumunuzun “Lehinde.” dedi ama konuşmasının bütünü içinde zatıalinizi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne hâkim olmamakla itham etti. Ben buna üzüldüm.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum ama ben zaten bütün hatiplerden rica ediyorum, bu tarz usul tartışmalarında kendi gerekçelerini ve düşüncelerini ortaya koysunlar ama bana da görevimi hatırlatmasınlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herhâlde Sayın Ramazan Can’a…

BAŞKAN – Evet, son söz aleyhte olmak üzere Sayın Meral Danış Beştaş’ın.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’yı getirmeyi unuttum ama önemli değil, o kadarını biliyorum.

Bir kere Sayın Can’dan başlayayım; hukukçu olarak beni hayal kırıklığına uğrattı, dedi ki: “Anayasa’ya aykırı olabilir ama bunu biz kabul ederiz, Anayasa Mahkemesine gider, zaten iptal edecektir eğer Anayasa’ya aykırıysa.” Mealen bunu söyledi. Yani bu İçişleri Bakanı Soylu’nun “Ya, siz yürüyün, kanun peşinizden gelir”in başka bir meali aslında.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, siz de bugün hep bütçe hazırlıkları yapıyorsunuz burada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Demek ki iktidarın pratiği bunu gösteriyor. Diğeri de dedi ki: “Önergeyi kabul ettiniz, bu durumda görüşmek zorundasınız.” Ya, ne alaka, önergeyi biz kabul etmedik, biz reddettik. İktidar partisi getirdi, kendileri oyladı. “Komisyonda reddedildi.” dedi. Komisyonda da biz reddettik, yine siz kabul ettiniz. Şimdi, burada yine reddedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki: “Bu yasalaştı.” Olmaz böyle yani burada bilerek ve isteyerek, taammüden Anayasa çiğneniyor. Anayasa göz göre göre bilinçli bir şekilde çiğneniyor, konuşmalardan zaten bu ikrar ediliyor. Bir kere Anayasa Mahkemesinin ormanlık alanlara tesis kurulmasına yönelik düzenlemeyi iptal ettiğini iktidar grubu bilmiyor olamaz. İptal etti ve bu kanunu tekrar dolaşarak aynı yöntemle farklı bir yöntemle yine ormanlık alana tesis kurulması öngörülüyor Anayasa Mahkemesi kararına aykırı.

Diğeri bu kanun, görüşülecek olan kanun, 22 kanunda değişiklik öngörüyor. Hakikaten torbayı çorba yaptınız diyorum yani bazen gülümsüyorsunuz ama çorbayı da geçti, bu aşure gibi bir şey oldu. Şimdi 22 kanun, Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili olan da burada, çıraklık da burada, ihalesiz limanları kiralamak da burada; kanunları değiştiriyor ve ilgili komisyona gitmiyor. İlgili komisyona gitmesi gereken birçok kanun gidiliyor işte Sanayi Komisyonundan geçiriliyor çünkü bir acele hâli var.

Diğeri limanlar ihale edilmeden kiralanıyor. Neden? Neden ya, kırk dokuz yıl neden limanların kiralanması süresi uzatılıyor? Hem de ihale yapılmadan bu yapılıyor. Birilerine söz verilmiş, belli, adrese teslim bir liman kiralama işi var. Hele hele bu uyuşturucu trafiğinde Antalya’nın, İzmir’in, Mersin Limanlarının bu kadar tartışıldığı bir dönemde böyle bir teklif akla ziyan bir teklif yani bunun muhalefet tarafından benimsenmesini istemek de ayrıca bir akla ziyan durum. Yani Anayasa’nın 10’uncu maddesi, 138’inci maddesi ve ilgili maddeleri başta olmak üzere baştan sona Anayasa’ya aykırı bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - …ve buna ilişkin oyumuzu olumsuz yönde kullanacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Döner ya! Bu zaten dönecek, boşa yormayın kendinizi.

Bürokrasi bunları teslim almış Meral Hanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Onun için 22 kanunda değişiklik var.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Aynen.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum bütün konuşmacılara.

Sayın Milletvekili, teklifin Anayasa’ya aykırılığı itirazlarına ilişkin Başkanlığımızın görüşünü kısaca açıklamak istiyorum.

Bilindiği üzere, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine göre, komisyonlar kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasa’nın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler. Komisyon, Anayasa’ya aykırı gördüğü teklifin maddelerine geçilmeden reddetmek zorundadır. 

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu teklifi Anayasa’ya aykırı görmeyerek raporunu Başkanlığımıza intikal ettirmiş ve teklif gündemimizdeki yerini almıştır. Genel Kurulda teklifin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında Anayasa’ya aykırılık iddialarının dile getirilmesi mümkündür. Genel Kurulun bu görüşmelerden sonra Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi görerek maddelerine geçilmesini reddetme yetkisi bulunmaktadır.

Yine, İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre, teklifin belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.

Görüldüğü gibi, teklifin Anayasa’ya aykırı görülmesi hâlinde gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda reddedilmesine olanak tanıyan da çok sayıda kural bulunmaktadır. Bu nedenle, teklifin görüşmelerine başlanmadan önce Anayasa’ya aykırılık iddialarını görüşmenin İç Tüzük’e uygun olmadığını düşünmekteyim. Kararımda bir değişiklik yoktur.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum ve Grup Başkan Vekillerini kürsü arkasına davet ediyorum.

                                                                          Kapanma Saati: 18.50

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

       KÂTİP ÜYELER: Sevda Erdan KILIÇ (İzmir) Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

287 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına ilk söz İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ayhan Altıntaş’a aittir.

Buyurun Sayın Altıntaş.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu adına Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun Teklifi’nin isminden de belli, herhangi bir odağı olmayan torba bir kanun teklifi. Medyada son zamanlarda TRT payının kaldırılması için verilen bir kanun teklifi olarak lanse edilse de durum pek öyle değil. 39 maddeden oluşan bu teklif, tam 22 farklı kanunda değişiklik öngörüyor. Teklif, gerekçesine göre şu alanlarda düzenleme yapıyor:

Elektrik enerjisi satışı üzerinden alınan TRT payının kaldırılması.

Elektrik enerjisi fonu anlaşmaları kapsamında elektrik  faturalarında yer alan bileşenlerin azaltılması. EPDK bünyesinde elektrik ve doğal gaz faaliyetleriyle ilişkilendirilen iş modellerini ve teknolojideki gelişmeleri izlemek, gerekli düzenlemeleri yapmak, araştırma ve geliştirmeyle inovasyon alanlarını tespit etmek ve bu alanlardaki çalışmaları yönlendirmek için bir idari yapının kurulması. Elektrikli araçlar için şarj hizmetinin sunulabilmesi ve şarj hizmetinin sunulacağı şarj istasyonlarının gerekli teknik ve hukuki altyapısının oluşturulması ve bu piyasanın düzenlenmesi. Doğal gaz piyasasındaki tüketicilerin kişisel kusurları haricinde oluşan tüketici mağduriyetlerinin giderilmesi. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üreten, lisanssız elektrik üretim tesislerinin dağıtım sisteminin yanında iletim sistemlerini de kullanabilmesi. Enerji verimliliği uygulama, proje desteklerinden, tarım ve hizmet sektörünün de yararlanması. Petrol ruhsatı, başvuru ve değerlendirme süreçlerinin kısaltılması. Canlı spor etkinliklerinde çevrim içi korsan yayınlarla mücadele edilmesi. Bütün eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların 5864 sayılı kanunda yer alan bilgisayar programlarına ilişkin olarak sağlanan ve koruyucu programları etkisiz kılmaya yönelik hazırlık hareketlerini yaptırıma bağlayan, düzenlemeye dahil edilmesi. Orman içi suların balık yetiştiriciliğinde kullanılması. Midye ve istiridye üretiminde, karada kurulması zorunlu olan yapıların tesis, depo, arındırma havuzu gibi kıyıda bulunan orman alanlarında da kurulabilmesi. Mesleki eğitim merkezlerine devam eden ve bu merkezleri tercih edecek öğrencilerin teşvik edilmesi. Usta öğretici sayısının ve çırak kayıtlarının artırılması. Kalkınma ajanslarının mahallî idarelerden alacağı payın mahiyetinin düzenleneceği ve geciken alacaklar için temerrüt faizi uygulanacağı. Esnek çalışma saat ve şartlarına uyumlu olarak AR-GE ve tasarım merkezlerinde çalışan personelin faaliyetlerinin bir kısmının bu merkezler dışında yürütmesini, destek ve muafiyetlerden aynı şekilde faydalanması. Bu düzenlemelerin pek çoğunu olumlu buluyoruz ancak belirtmem gerekir ki bunların birçoğu birbirinden alakasız düzenlemeler. Birbirinden alakasız olmasını geçtik, teklifin görüşüldüğü Sanayi Komisyonunun da ihtisas alanı dışında maddeler var. Bu maddeler en azından tali olarak ilgili komisyonlarda da görüşülmeliydi. Adalet Komisyonu, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Plan ve Bütçe Komisyonu tali komisyon olarak belirlenmiş ancak bu durum yalnızca kağıt üzerinde kalmıştır. Mesela, teklifin 24’üncü maddesiyle emekli aylığı almaktayken Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Türk Kızılay Derneği ve Yeşilay Cemiyetinde görev alanların aylıklarının kesilmemesi, bu kuruluşların sigorta, prim, teşvik, destek ve indirimlerden yararlandırılması ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkarılan borçların terkini amaçlanıyor. Yani bu durumda devlet alacağından vazgeçiyor. İşte bu husus Plan ve Bütçe Komisyonunun ilgi alanına giriyor, orada görüşülmesi gerekiyordu.

Ayrıca, teklifin 2’nci maddesi Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunun ihtisas alanına giren Orman Kanunu’nda değişiklik yapmayı öngörüyorken Tarım Komisyonunun adının dahi zikredilmemesi bizce yanlıştır. Bu denli farklı alanlarda düzenleme yapılan bir teklifte uzmanların görüşlerinden mutlaka yararlanılmalıdır. Bu teklifte de yararlanılıp yararlanılmadığı ciddi bir muamma. Teklif kanunlaştıktan sonra ortaya çıkabilecek olan yapısal bozuklukların önüne geçmek için alanın uzmanlarının, konu hakkında bilgisi olan kişilerin görüşünden yararlanmak elzemdir. Yoksa teklif yasalaştıktan kısa bir süre sonra tekrar düzeltme ihtiyacı doğacak, aradaki bu zaman zarfında da vatandaş mağdur olabilecektir. Plansız verilen tekliflerin sonucunu bu kanun teklifinde de gördük.

Kooperatifler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle kooperatiflerin kooperatif birliklerine, kooperatif birliklerinin de merkez birliğinin ortak olmaması durumunda kamu kaynakları çerçevesinde desteklenen kredilere kefalet sağlanamaması ve kamu kaynaklı tarımsal desteklemelere aracılık yapamaması doğrultusunda bir düzenleme teklif edilmişti. Bu teklifi 13 Ekimde Komisyonda görüştük, 21 Ekimde Genel Kurulda kabul edildi, ardından 26 Ekimde de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Komisyon görüşmesinin üzerinden iki ay bile geçmedi. Daha önceki teklif yeterince dikkatle hazırlanmadığı için bu maddenin değiştirilmesine tarım kooperatifleri için bu uygulamanın 2024’e kadar ertelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyacın gerekçesinde, genel kurulların yapılması belli bir takvime bağlı olması sebebiyle, bahse konu tarımsal destekleme ödemelerinin kooperatif ortağı çiftçilere yapılmasında mağduriyet oluşturmaması için bu değişikliğe ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Değerli arkadaşlar, genel kurulların yapılmamasının belli bir takvime bağlı olması yeni bir uygulama mıdır, yoksa bu durum sizce de yeterince iyi planlanmamasından mı kaynaklıdır?

Kanun teklifindeki maddelere geçecek olursak, 2’nci maddeyle Orman Kanunu’nda değişiklik yapılması öngörülüyor. En başta dediğimiz gibi bu teklifin Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda görüşülmesi gerekliydi. Maddenin amacı “‘Türk somonu’ olarak adlandırılan, denizlerde yetiştirilen alabalıkların yavrularının üretilerek belirli bir boya kadar büyütüleceği, orman içi sulardaki balık tesislerinin kurulumunun yasal statülerinin düzenlenerek üretim devamlılığının sağlanması” olarak belirtilmektedir. Bunun balıkçılar için olumlu olacağı nitelendirilebilir ancak bu iznin sonucunda tesislerin altyapısından, ulaşım için gerekli yollara kadar birçok yapının ormanlara zarar verebileceği de ortadadır. Bu yüzden, orman içi su kaynaklarını kullanan tesislerin kapasitelerine bakılmaksızın ÇED raporlarına tabii olması ve bu raporların özenle hazırlanması önemlidir yani ÇED olmazsa olmazıdır. Ayrıca, bugüne kadar üreticiliği yapılmayan midye ve istiridye çiftliklerinin kurulmasına hemen izin verilmesi de sakıncalı olabilecektir. Sadece deneme üretimiyle başlanması daha doğru olurdu. 4’üncü, 5’inci, 6’ncı ve 7’nci maddelerle elektrik enerjisi satışı üzerinden alınan TRT payının kaldırılması amaçlanıyor. İYİ Parti olarak elektrik faturalarından TRT payının kaldırılmasını defalarca dile getirmiştik. Bunu dile getirmemizin en temel sebebi, TRT’nin maalesef devletin değil, iktidarın kanalı gibi yayın yapmasıdır yani bir nevi iktidarın yayın organı gibi çalışıyor. TRT yayınlarının adil ve tarafsız olmasının sağlanmasını gerekli buluyoruz. Kaldı ki TRT payı ve fonların kaldırılması faturalarda yaklaşık 2-3 liralık bir indirim sağlayacaktır yani halkın fatura yükü azalmayacaktır. TRT giderlerinin devlet bütçesinden ödenmesi de çözüm değildir. TRT’nin yanlı yayına devam etmesi hâlinde adaletsizlik devam edecektir.

9’uncu, 10’uncu ve 11’inci maddelerle Elektrik Enerjisi Fonu’yla yapılan fon anlaşmalarının 2019 yılı Haziran ayı itibarıyla sona ermesinin ardından fon yükümlülüğünün uygulanabilirliği kalmamış ve bu düzenlemenin yapılması gerekmiştir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2019 yılı Sayıştay Düzenlilik Denetim Raporu’ndaki bulgularda da görüldüğü üzeri, bazı şirketler 2017, 2018 ve 2019 yıllarında nihai tüketiciye elektrik satışı yapmış, Elektrik Enerjisi Fonu tutarını da tüketiciden tahsil etmiş ancak bu tutarları, Bakanlık hesabına yatırmamıştır yani hem haksız kazanç sağlamış  hem de kamuyu zarara uğratmıştır. Bu alacakların da derhâl tahsil edilmesini Türk halkı adına talep ediyoruz. Çiftçi kredi borcunu geciktirirse, vatandaş borcunu ödeyemezse -zorla tahsil edilirken- bazı şirketlere ya da kişilere bu kadar tolerans tanınmasını kabul etmiyoruz.

16’ncı madde, bizce en sorunlu maddelerden biri. Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait bazı limanlara ilişkin işletme hakkı verilmesi ve devri yöntemleriyle gerçekleştirilen özelleştirmeler kapsamında imzalanan ve kırk dokuz yıldan az süreli olan sözleşmelerin sürelerinin; başvuru gerçekleştirilmesi, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin ifa edilmesi ve davalardan vazgeçilmesi hâlinde kırk dokuz yıla uzatılması öngörülmektedir. Burada devir yetkisi çok hassas bir konu. Süre uzatıldıktan sonra bu işletmeci şirketler yüksek meblağlarla başka şirketlere işletme haklarını devri imkânına sahip olacaklar. Yine, bir rant oluşumu ve aktarımı söz konusu olabilecektir. Teklifte geçen  “açılmış davalar var ise bu davalardan tüm yargılama giderleri üstlenilerek kayıtsız ve şartsız feragat edilmesi şartıyla” ifadesi bir hukuk devletine yakışmamaktadır. Süre uzatımının daha önce tanzim edilen hukuki bir işlemden kaynaklı haklardan feragat edilmesine bağlanması bizce doğru bir yaklaşım değildir.

Maddenin sorunlu kısmı burada bitmiyor. Bakın, Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından işletilen Tekirdağ, Ordu, Sinop, Rize, Giresun ve Ciner Grubuna ait Park Denizcilik tarafından işletilen Hopa Limanı 1997 yılında, Antalya Limanı 1998 yılında, Alanya Limanı 2000 yılında, Marmaris Limanı 2001 yılında, Çeşme, Kuşadası, Trabzon ve Dikili Limanları 2003 yılında otuz yıllığına özelleştirilmiş yani sözleşmelerden en erken bitecek olana dahi altı yıl var. Erken seçim kararı alınmasa dahi seçimler 2023 yılının Haziran ayında yapılacak. Bu durumda, seçimden sonra da dört yıllık bir süreç var. Tekrar iktidar olabileceğinizi düşünüyorsanız neden acele ediyorsunuz? Bunun tasarrufunu yeni gelecek iktidara bırakın, sözleşmelerin bitimine yakın karar verilsin. Eğer siz iktidara yeniden geleceğinize inanıyorsanız yine seçimden sonra yapacak zamanınız var, o zaman yaparsınız. Ancak, belli ki sabrınız yok, bir an önce kaynak yaratmak istiyorsunuz, otuz yıllık geleceğimizi satmanız yetmedi ki elli yıllık geleceğimizi satmak istiyorsunuz.

21’inci maddeye gelecek olursak, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de lisanssız elektrik üretimi ancak belirli bir kapasitenin altındaki yani 5 megavat altındaki santrallerce sağlanıyor. Bu gibi, küçük çaplı ve çoğunlukla YEK kapsamındaki santrallerin, TEİAŞ’ın enterkonnekte iletim sistemine bağlanması sistemin kararlılığını ve dengesini kontrolde sorunlara neden olabilir. Bu durum, enterkonnekte sistemin en önemli özelliği olan merkezî frekans ve gerilim kontrolü mekanizmalarında belirsizlik oluşturacak ve yerel ve/veya bölgesel arızalara yol açabilecektir. Enterkonnekte sistemin bir bölgesinde oluşabilecek arızaların tüm sisteme domino etkisiyle yayılması da kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden, bu maddeyi olumlu bulmuyoruz.

24’üncü maddeyle, emekli aylığı almaktayken Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı, Türk Kızılay Derneği ve Yeşilay Cemiyetinde görev alanların aylıklarının kesilmemesi, bu kuruluşların sigorta prim teşviki destek ve indirimlerden yararlandırılması ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkarılan borçların terkini amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, farklı yerlerde görev yapmak isteyen emeklilerin emekli aylıkları kesilirken, bütçeden katkı alan Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı gibi kurumlardan kesilmemesi adil değil. Bu kurumlar her ne kadar vakıf olsalar da kamu tarafından desteklenmektedirler. Bu gibi kamudan desteklenen kurumlarda görev yapacak kişilerin birden fazla yerden maaş alması Türk halkı tarafından hoş karşılanmayacaktır. Kaldı ki işsizlik bu kadar yüksekken bu gibi uygulamalar yerine işsiz gençleri istihdam etmenin yollarını araştırmalıyız.

31’inci madde, konuşmalarımda daha evvel söylediğim kademeli faturalandırmayı öngörüyor. Yani abone grupları için normal tüketim miktarına uygun bir kademe belirlenecek ve tüketim artışından kaynaklanan ilave maliyetler de bu kademe üstünde tüketim yapan abonelere yansıtılacak. Bu uygulama enerji verimliliği açısından önemlidir. Ancak adil bir yönetmelik hazırlanması çok daha önemlidir. Bu sayede uygulamayı halkımızın lehine işletebiliriz. Halkın mağdur edilmeyeceğini, yaşadığı geçim sıkıntısına ekstra külfet yüklenmeyeceğini umuyoruz.

Değerli arkadaşlar, konuşmamın son kısmında ekonominin genel durumu hakkında görüşlerimi paylaşmak istiyorum. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin adaleti, 2009 yıllarında kumpas davalarıyla zaten bitmişti. Kalkınmayı da dışarıdan borç para getirip ülkede inşaat işlerine yatırmak ve bu yolla sadece iktidara yakın çevrenin kalkınması olarak gördüler. Tabii, imar değişiklikleriyle oluşan rant yoluyla da büyük servetler edindirdiler. Bu imar rantından devletin sıfır geliri olduğu gibi gereken altyapı yatırımlarını da devlet bütçesinden yaptılar yani milletin tamamının parasını birkaç yandaşa yedirdiler. Bunun ne adaletle ne de kalkınmayla açıklaması olabilir. Ancak, ne zaman ki bu borçları ödeme zamanı geldi suçu dış güçlere attılar, şimdi o bahane de tutmayınca yirmi yıl önce yapmaları gerekeni şimdi hatırladılar “istihdam” “üretim” “ihracat” demeye  başladılar. Akıllı insanlar başkalarının deneyimlerini kullanır, illa yanlışları, deneyerek öğrenmez. Yanlış politikalarla yirmi yıllık iktidar sonunda halkı mağdur etmek zorunda kaldı. Bakın, 2002 yılında 1 asgari ücretle 2 cumhuriyet altını alınıyordu, şimdi 2 cumhuriyet altını kaç lira? 9-10 bin lira yani asgari ücret dörtte 1’ine düşmüş. 2002 yılında kişi başı millî gelirimiz Çin Halk Cumhuriyetinin 3 katıyken bugün yarısına düşmüş durumda yani 5-6 kat yavaş gelişmişiz. 1978 yılında Çin Halk Cumhuriyeti çok fakir bir ülkeydi, millî geliri 150 dolar civarındaydı, 80 milyon insan açlık sınırındaydı ama bir kuruş dış borç almadan 2000 yılında bu rakamı hem bin dolara çıkardılar hem de en mağdur hâldeki geniş kesimleri de bu artıştan yararlandırdılar, son yirmi yılda da bu rakamı 10 bin doların üzerine çıkardılar. Biz neden onların tecrübelerinden yararlanmadık da borç, ithalat ve inşaatla büyüme yolunu seçtik? Mesela, tarımı hiç önemsemedik, tarım ithalatıyla birilerini zengin ettik, bir de üstüne üstlük “Paramız var ki alıyoruz.” diye böbürlendik, sonunda tarımı yok etme noktasına geldik. Sefalet Endeksi’ne bakıyoruz: Türkiye 156 ülke arasında 21’inci, Avrupa ülkeleri arasında ise 1’inci sırada yer alıyor, bizden önde ise Arjantin, Venezuela, İran gibi ülkeler var. Endekslere falan gerek yok.

Geçtiğimiz gün Gaziantep’te bir baba 3 çocuğuna bakamadığını, ihtiyaçlarını karşılayamadığını söyledi, çocuklarının devlet korumasına alınmasını istedi. Bir babanın çocuklarına  sahip çıkamaması ve “Ne dayanacak gücüm ne de umudum kalmadı.” demesi yirmi senelik iktidarın bir ayıbıdır. Ekonominin kötü gidişini Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarıyla oynayarak çözmek de artık inandırıcı değil. Vatandaş espri yapıyor: “Yaşım 38, TÜİK’e göre yaşım 18.” diyor. Sonuçta vatandaşın devlete güvenini kaybettirdiniz.

Değerli arkadaşlar, devletin bekası açısından en önemli sorun devlete olan güveni kaybettirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Alman Bosch firmasının kurucusunun  dediği gibi “İnsanların güvenini kaybetmek para kaybetmekten çok daha  büyük bir sorundur. Kaybedilen para yerine gelebilir ama güven gelmez.”

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Abdurrahman Başkan.

Buyurun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ABDURRAHMAN BAŞKAN (Antalya) – Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizleri izleyen aziz Türk milleti; 287 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifiyle uygulamada ortaya çıkan gereksinimlerinin karşılanması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması öngörülmekte olup, bu değişikliklerden öncelikli ve en önemlilerinde biri olarak elektrik enerjisi satışı üzerinden alınan TRT payının kaldırılması, elektrik enerjisi fonu anlaşmaları kapsamında elektrik faturalarında yer alan bileşenlerin azaltılması, tüketici üzerindeki mali yükün hafifletilmesi ve faturada sadeleştirilmeye gidilmesinin son derece önem arz ettiğini ifade etmek istiyorum. Bu bağlamda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu bünyesinde elektrik ve doğal gaz faaliyetleriyle ilişkilendirilen iş modelleri ve teknolojideki gelişmeleri izlemek ve gerekli düzenlemeleri yapmak, araştırma ve geliştirme ile yenilik alanlarının tespiti ve bu alanlardaki çalışmaların yönlendirilmesine ilişkin çalışmaların hızlandırılması amaçlanmaktadır.

Elektrikli araçlara ilişkin şarj hizmetinin sunulabilmesi ve şarj istasyonları için gerekli hukuki ve teknik altyapının oluşturulması, bu kapsamda sera gazı salınımlarının azaltılması hedefi doğrultusunda elektrikli araç kullanımının yaygınlaştırılmasına yöneliktir. Elektrikli araç ekosisteminin ve bu sisteme dayalı yeterli ve sürdürülebilir elektrikli araç şarj altyapısı ile serbest bir piyasanın tesis edilmesi; piyasa faaliyetlerinin yürütülmesinde düzenleme, denetim, usul ve esasları; piyasa işleyişi temel ilkeleri; piyasadaki taraflar ile EPDK'nin görev, yetki, sorumluluklar ve haklarının belirlenmesi ile elektrikli araç kullanıcılarının haklarının güvence altına alınması hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifine ilişkin geçen hafta gerçekleştirdiğimiz Komisyon toplantımızda, elektrikli araçlarla ilgili dünyadaki otomotiv sektörünü göz önüne aldığımızda, 1900’lü yılların başından beri otomotiv sektörünün amiral gemilerinden olan Mercedes ve Toyota gibi dünyanın önde gelen bütün firmalarına baktığımızda, çağı yakalayan ve kendisine daha ileri hedefler koyan bir Tesla, elektrikli araçlarla piyasaya girerek yüz yıllık firmaların değerinin üstüne çıkmış, bugün dünyanın en değerli otomotiv şirketinin değerinden çok daha fazla bir noktaya gelmiştir. Bu durumun, TOGG’un elektrikli otomobile başlamasının ne kadar isabetli olduğunun bir göstergesi olduğunun altını çizmek istiyorum ve TOGG’un, Türk milletinin gururu olacağına da inanıyorum. Çünkü dünyanın gidişatında otomotivde rekabet edebileceğimiz en önemli kısmın elektrikli araçlar olduğunu ve başladığımız noktanın da çok doğru olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.

Yine, bu kanun teklifiyle yapılan düzenlemeyle, kendi tüketim ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisini üreten lisanssız elektrik üretim tesislerinin, dağıtım sisteminin yanı sıra iletim sistemini de kullanabilmeleri sağlanacaktır. Enerji verimliliği uygulama proje desteklerinden tarım ve hizmet sektörlerinin de faydalanmasının sağlanması hedeflenmekte olup “güneşin başkenti” olarak adlandırılan Antalya'mızı tarım ve hizmet sektörü açısından son derece etkileyeceğini ifade etmek isterim.

Ülkemiz jeopolitik olarak Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan, 3 kıtanın birbirine yaklaştığı çok önemli bir bölgedir. Jeopolitik konumu Türkiye'ye önemli avantajlar da sağlamaktadır. Enerji akışının ülkemiz üzerinden sağlandığı, birçok ülkenin doğal gaz ve petrolünün ülkemiz üzerinden sağlandığı, birçok ülkenin doğal gaz ve petrolünün ülkemiz üzerinden taşındığı da bir gerçektir. Fakat zamanla enerjiyi sadece taşıyan, aktaran değil, üreterek dağıtan bir ülke olmak için çalışmalarımız son yıllarda hızlanmış olup bu anlamda, Türkiye’nin ilk yerli ve millî sismik araştırma gemisi olan Oruç Reis öncülüğünde ve Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin katkılarıyla doğal gaz ve petrol arama çalışmaları, 3 sondaj, 2 sismik araştırma gemisiyle Karadeniz ve Akdeniz’de faaliyetlerini sürdürmektedir. Geçtiğimiz günlerde Fatih, Yavuz ve Kanuni’nin ardından 7’nci nesil üstün teknoloji donanımına sahip 4’üncü sondaj gemimizin de yakın zamanda filomuza katılacağının müjdesini aldık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifiyle yapılacak olan bazı düzenlemelerle hayata geçecek olan değişikliklerle canlı spor etkinliklerinde, özellikle futbol müsabakalarında, çevrim içi korsan yayınlarla mücadele edilmesi ligimizin marka değerini ve saygınlığını artıracaktır. İzlenen spor etkinliklerinin yüzde 88’inin kaçak olduğunun ifade edilmesi Türkiye’deki korsan yayının hangi nokta geldiğinin de ifadesidir. O yüzden bu kanunun çok önemli olduğunun da burada altını çizmek istiyorum. Özellikle Anadolu kulüplerinin elde edeceği gelirlerle ayakta kaldıklarını düşünürsek, bu kanunun aynı zamanda Anadolu kulüplerinin de bir can simidi olacağına inanıyorum.

Orman içi suların balık yetiştiriciliğinde kullanılması ve midye ile istiridye üretiminde zorunlu olarak karada kurulması gereken tesis, depo, arındırma havuzu ve benzeri yapıların kıyıda bulunan orman alanlarında da kurulabilmesi, iş yaşamının doğrudan içinde olan mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerimizin ve bu merkezleri tercih edecek öğrencilerimizin teşvik edilmesi, usta öğretici sayısıyla çırak kayıtlarının artırılması, Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen maddelerinden doğacak hukuksal boşluğun giderilmesi amacıyla yüksek mahkemenin söz konusu kararında belirtilen gerekçelerini karşılayacak ve aynı zamanda yasal meteoroloji sisteminin işleyişini de bozmayacak şeklide değişiklik yapılmasını sağlayacaktır.

Kalkınma ajanslarının mahalli idarelerden alacağı payların mahiyetinin düzenlenmesi ve geciken alacaklar için 3095 sayılı Kanun’da yer alan temerrüt faizi uygulamasının hükme bağlanması, esnek çalışma saatlerine ve şartlarına uyumlu olarak AR-GE ve tasarım merkezlerinde çalışan personelin faaliyetlerinin bir kısmını merkez dışında yürütmesi ve kanunla sağlanan destek ve muafiyetlerden aynı şekilde faydalanması amacıyla düzenleme yapılmıştır.

“Proje bazlı yatırım” olarak adlandırılan, ülkemiz için stratejik önemi haiz, teknolojik içeriği ve katma değeri yüksek yatırımlar için sağlanan yatırım yeri tahsisi desteğini uygulamada yaşanan tereddütleri gidermek amacıyla yeniden düzenlemenin sağlanmış olması amaçlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak 24 Haziran seçimleri öncesinde, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin aziz Türk milletine ilan ettiği seçim beyannamemizde şu ifadeler kullanılmıştır: “Partimizin millî enerji politikası, dışa bağımlılığın en aza indirilirken enerji tedariki ve güvenliğinin sağlanması, enerjide verimliliğin ve millî kaynakların payının artırılması hem üretim hem de tüketim aşamasında enerjinin çevre ve insan dostu olmasının temin edilmesi ilkelerini esas almaktadır. Kamu enerji yatırımlarıyla birlikte yerli ve yabancı özel sermayenin enerji sektöründeki yatırımları için uygun zemin oluşturulmalıdır. Konvansiyonel petrol ve doğal gazın yanı sıra, ikili iş birlikleri yoluyla  bitümlü şeyl, gaz hidrat, sığ biyojenik gaz, kömür gazı ve özellikle kaya gazı aramalarına da hız verilmelidir.

Millî petrol-gaz şirketleri aracılığıyla, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Libya, Cezayir, Irak gibi ülkelerde de arama ve sondaj faaliyetleri gerçekleştirilmelidir. Sadece Türk karasularında olmayıp diğer ülkelerle de bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, ülkemizin ulusal çevrelerdeki etkinliğini çok daha fazla artıracaktır. Enerji diplomasisi gerçekleştirilmeli, başta Azerbaycan ve Türkmenistan olmak üzere, zengin enerji kaynaklarına sahip Türk Cumhuriyetleriyle ikili anlaşmalar yapılmalıdır. Bu ülkelerin kendi aralarında anlaşmaları için önderlik edilmeli, bu kapsamda “Türk Enerji Ticareti Birliği” kurulmalı, enerji sahasında başlayan bu birliğin ekonominin diğer alanlarına da model olması sağlanmalıdır.

Hepimizin bildiği üzere, yakın zamanda, Türk Keneşi, Türk Devletleri Teşkilatı adını almış; bu gelişme Türk dünyasında yeni bir dönemin başlayacağının bir göstergesi olarak bizleri heyecanlandırmıştır. İnanıyorum ki Türk Devletleri Teşkilatının varlığı yalnızca siyasi ve kültürel bağlarımızı kuvvetlendirmekle kalmayacak, Türk dünyası kapsamında enerji politikamızı da olumlu yönde etkileyecektir. Bu anlamda, Türkiye olarak gerekli çalışmaları yapıp iş birliğimizi ata topraklarımızda artırmamız gerekir.

Doğu Akdeniz havzasındaki enerji rekabetinde aktif biçimde rol alınmalı, Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik avantaj, deniz altı doğal gaz boru hattı LNG terminalleri projeleriyle değerlendirilmelidir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve AB’nin bölgede uluslararası hukuka ve millî çıkarlarımıza aykırı bir şekilde arama ve sondaj çalışmaları yapması engellenerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bölgenin kaynaklarından istifade etmesi temin edilmelidir. Olağanüstü durumlara ve mevsimsel dalgalanmalara karşı yüksek yedek imkânı oluşturulmalıdır. Yani doğal gaz depolama alanlarımızın daha da fazla geliştirilmesi gerekmektedir.

Yenilenebilir enerji yaygınlaştırılmalı, yenilenebilir enerjinin enerji üretimindeki payı artırılmalıdır. Bilinen maden rezervlerimize ilave olarak yeni rezervler bulunmalı ve işlenmiş maden ihracatımız da artırılmalıdır.

Su yönetimi politikası, uluslararası politikaların millî çıkarlarımız ve toplumsal gerçeklerimiz ışığında değerlendirilmesi ve sürdürülebilir bir su politikasının uygulanması esasına dayanmalıdır.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin talimatlarıyla “Adım Adım 2023, İl İl Anadolu” temalı programlarımız 30 Ekim 2021 tarihinde başlamış olup yurdumuzun dört bir yanında vatandaşlarımızın gönüllerine tek tek dokunarak devam etmektedir. Geçtiğimiz hafta sonu itibarıyla, kısa zamanda 70 ilimizde binlerce vatandaşımızla kucaklaşarak, partimizin politikaları, içtenlikle her bir vatandaşımızla tek tek paylaşılmıştır. İnşallah, önümüzdeki hafta sonu da 4-5 Aralık tarihinde Antalya’mızda Şeyh Edebali’den Osman Gazi’ye ve Osman Gazi’den bize miras olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Sözünü kendimize şiar edinerek Antalyalı hemşehrilerimizle birlikte buluşacağız.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde her zaman gururla ifade ettiğim ve vekili olmaktan onur duyduğum bir yanı kum, deniz, güneş; bir yanı tarih, kültür; bir yanı ören yerleri, eşsiz antik yerleri ve muhteşem doğasıyla ülkemizin ve dünyanın her yerinden insanın kendinden bir parça bulduğu, Atatürk’ün “Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir.” sözüne mazhar olan ve bunu sonuna kadar hak eden Akdeniz’in incisi, güzel şehrimizden Gazi Meclisimizin yüce kürsüsünden bahsetmekten her zaman gurur duymakta olduğumu belirtmek isterim.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; Antalya’mız her biri, birbirinden güzide ve eşsiz 19 ilçeden oluşmaktadır. Bu ilçelerimizden biri de tarihi Eti İmparatorluğu’na kadar uzanmakta olan Korkuteli ilçemizdir. Eti İmparatorluğu’ndan Romalılara, Romalılardan Selçuklu’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihî dokusunu hâlâ muhafaza etmektedir. Selçuklu Hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından Bizanslılardan alınan Korkuteli 1207’de Türk yurdu hâline gelmiştir. Selçuklu Sultanı Alâettin Keykubat’ın yaz mevsimini Korkuteli’nde geçirmesinden dolayı ilçemiz Alaaddin Mahallesi ismi, Sultan Alâettin Keykubat’a atfen verilmiştir. Korkuteli’mizde Selçuklu Devleti’nden kalma eserler hâlâ mevcuttur. Bunlardan bazıları olarak Sultan Alaaddin Camii, imarethane, Su Tüneli, Porsuyu Kalıntıları mevcuttur. Beylikler döneminde Sinaneddin Hızır Bey tarafından 1319 yılında yaptırılan Sinaneddin Medresesi hâlâ tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Ayrıca, Korkuteli'mizi ziyaret edenlerin Dallas Tepesi'nde bulunan Horasan'dan gelerek Korkuteli'nin manevi koruyucuları olan Yarendede, Kurtbaba ve Kureyş Baba Türbesi'ni ziyaret etmelerini ve Yarendede Türbesi'nden ve Korkuteli Belediyemiz tarafından yapılan muhteşem seyir terasından Korkuteli'nin tüm ihtişamını bir baştan diğer başa seyretmelerini de tavsiye etmekteyim. Osmanlı Devleti döneminde kendisine önemli bir yer edinen Korkuteli'miz ismini Şehzade Korkut'tan almıştır.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; Korkuteli, sadece tarihin bize miras bıraktığı bir ilçemiz değildir elbette. Korkuteli, Peygamber sporumuz, ata sporumuz olan Türk yağlı güreşine son otuz yılda damga vurmuş, birbirinden değerli pehlivanlar yetiştirerek başpehlivanlık noktasında adımızı ülke sınırlarına taşıma gururunu bizlere yaşatmıştır. Bunun son örneği de geçtiğimiz yaz 660’ıncı kez düzenlenen Kırkpınar Yağlı Pehlivan Güreşleri’nde 4’üncü kez Başpehlivanlığı kazanan Ali Gürbüz’le göğsümüz bir kez daha kabarmıştır. Ayrıca, Korkuteli, Ali Gürbüz'ün yanı sıra, 1988 yılı Başpehlivanı -Ali Gürbüz'ün de aynı zamanda babası olan- Recep Gürbüz, 1994-1998 yılları Başpehlivanı Cengiz Elbeye ve Hasan Cengiz gibi adını sayamadığımız nice pehlivanlara da ev sahipliği yapar.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime son verirken “Uğruna baş koyduğum her şeyim vatanım ve Türklüğümdür.” diyerek 3 Aralık 1979 tarihinde akşamüstü pazar alışverişinden dönerken teröristler tarafından şehit edilip şehadete yürüyen gazeteci, öğretmen, şair ve yazar olan Antalyalı ülkücü şehidimiz Kemal Fedai Coşkuner’in şahsında tüm ülkücü şehitlerimizi rahmet, minnet ve duayla anıyor, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyorum.

Onlar ki Oğuz mayası, gök ışığın erleri, ülkü çağının bahadır melekleriydi. Soylu sevda türküleri ve kurt nefesli rüzgârlarla birer birer gittiler. Bizler şehitlerimizden aldığımız kutlu emaneti, bir bayrak gibi taşıyacağız; vatan, millet, bayrak ve mukaddesat için kanlarıyla destan yazan şehitlerimizi ilelebet yaşatacağız.

Ülkücü şehitlerimiz, kutup yıldızlarımızdır; davaları davamız, kavgaları kavgamız, emanetleri namusumuzdur.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Ali Kenanoğlu…

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA ALİ KENONOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aceleyle getirilmiş, her zamanki usul ve esasların benimsendiği bir torba kanunla karşı karşıyayız. Şüphesiz, kanun yapma tekniğine yönelik eleştirilerimizi her seferinde hatırlatmak babında tekrar ediyoruz çünkü bu kanun da 22 kanunda değişiklik öngören bir torba kanun hâlinde karşımıza çıktı ve bizim de üyesi olduğumuz Komisyona geldi.

Şimdi, öyle bir şey var ki, örneğin, Kooperatifler Kanunu’nda bir düzenleme yapıyoruz ki Kooperatifler Kanunu’nda bir maddeyi erteliyoruz. Şimdi, Kooperatifler Kanunu burada ne zaman görüşüldü? Daha bir ay bile olmadı yani, bir ay bile olmadı. Komisyona geldiği süre açısından baktığınız zaman iki hafta öncesindeki yasalaşmış bir maddeyle, bir kanunla ilgili bir düzenleme getiriyoruz.

Biz hep şunu söylüyoruz: Bu kanunlar çıkarılırken geniş kesimlerle, muhataplarıyla tartışılmadığı sürece böyle alelacele bir şekilde, siparişle getirilen kanunları arkasından, aynı dönem içerisinde hatta burada olduğu gibi, şimdi olduğu gibi aradan iki hafta, üç hafta geçtikten sonra değiştirmek zorunda kalıyoruz.

Şimdi, burada da aynı durum söz konusu. Şimdi, Sayın İbrahim Kaboğlu Hocamın söylediği bu “Bu kanunun bir adı yok.” Bu kanun esasında seçim yatırım kanunu. Yani seçimlere yönelik hazırlık yürütülen bir kanun. Bunun detaylarını da anlatacağım, birkaç maddede bunu görebilirsiniz. Baktığınız zaman, kanun yapılırken komisyonlarda şöyle bir usul vardır, şöyle bir yöntem vardır: Kanunu yaparken kanunla ilgili STK’ler, kurumlar, kuruluşlar çağırılır, onlardan görüş alınır, kanunun doğrudan etkilendiği kesimler vardır, onlardan görüş alınır ve bu görüşler çerçevesinde kanun düzenlenir. Şimdi, burada bakıyorsunuz, listeyi aldım ben arkadaşlardan, 4,5 sayfalık bir listeyle çağrılı kurumlar, kuruluşlar, STK’ler var ama oysa, içerisine baktığınız zaman bunların büyük bir kesimi devlet kurumları yani olması gerekenler, kamu kurumları var burada. Onun haricinde bakıyorsunuz, şirketler var yani Digitürk Exxen gibi, kanun maddelerinde kendilerini ilgilendiren şirketler var. Onun haricinde, “STK’ler” adı altında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Kulüpler Birliği, Türkiye Futbol Federasyonu, Süt Üreticileri Birliği var –bu her tarafa çağrılıyor, bunu anlamadık, Kobani davasında da vardı bunlar; hani nedir, anlaşılmış değil bu mesele- Yeşilay, Kızılay gibi kurumlar vardı. Şimdi, biz komisyonlara söyledik, peki, yani burada doğrudan bu kanundan kaynaklı olarak etkilenen halk kitleleri, onların temsilcileri niye yok örneğin? Şimdi, Türkiye Futbol Federasyonu’nu, EXXEN’i, Digiturk’ü çağırıyorsun da taraftar gruplarını niye çağırmıyorsun örneğin? Çünkü “futbol” denilen, sizin endüstrileştirdiğiniz bu futbol mevzusu; onu bir değer hâline getiren, o kazancı ortaya koyan, o geliri ortaya koyan; o büyük, devasa bir piyasayı oluşturan şey sadece futbolculardan ve kulüplerden mi oluşuyor? Yani o maçı izleyen, o biletleri satan alan bütün o taraftar kitleleri bu işin içerisinde yok mu? Tam tersine, esasen onlar oluşturuyor. Burada futbol yayınlarıyla ilgili bir düzenleme var ama bununla ilgili örneğin taraftar temsilcilerine -taraftan kulüplerinin dernekleri var, onların temsilcileri var, taraftar grupları var- bunlara sorulmuyor: “Ya, siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizin bu konuda şikâyetleriniz var mı? Bu mevzularda bir talebiniz var mı?” diye bütün bunlar sorulmuyor, Süt Üreticileri Birliğine soruluyor. Keşke, Süt Üreticileri Birliğiyle ilgili kanunlar, düzenlemeler yapılırken onlara sorulsa, onları da alakasız şeylerde alakasız kurumlar çağırıyor. Tabii, bu yasa yapma mantığı bize şunu gösteriyor: Esasında, AKP’nin doğrudan şirketleri muhatap aldığının, şirketleri esas alan düzenlemelerle bu kanunları yaptığının da başka bir belgesi.

Şimdi, bu kanunun ismi yok dedik ancak bu kanun hani zehirli bir elma şekeri şeklinde. Kamuoyunda bir ismi var: Elektrik faturalarından TRT payının kaldırıldığı kanun. Şimdi, bu güzel bir şey tabii; bu oldukça albenili, işte herkesin destekleyebileceği, kimsenin itiraz etmeyeceği, hatta bütün parti gruplarının zaman zaman “Ya, bu elektrik faturalarından TRT payı kaldırılmalıdır.” dediği bir kanun maddesi var burada. Şimdi, bu madde çerçevesinde kanun böyle söylüyor, oysa resmî adı “Bazı Kanunlarda Değişiklik...” ama kamuoyuna özellikle yandaş medya tarafından bu sunuluyor. Şimdi, bunun içerisinde zehirler var, tabii, o zehirlere geleceğiz ancak elektrik faturası mevzusunu iyi irdelemek ve konuşmak gerekiyor çünkü TRT payını... Yani TRT, bir kere, artık bir kamu kurumu, bir kamusal hizmet veren bir yayın organı olmaktan çıkmış durumdadır, böyle görmüyoruz zaten. En tarafsız olması gerektiği yerlerde yani ülke seçime giderken bile TRT’nin iktidarın bir borazanı olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz. Hatta bırakın muhalefet partilerinin haberlerini vermeyi -özellikle HDP açısından, bizim açımızdan- aleyhte yayın yapan bir tutumu var, bunu da Komisyon esnasında yaşadık. Komisyon esnasında ben bir konuşma yaptım, önce usul üzerine, arkasından da esas üzerine yirmi beş dakikalık konuşma yaptım, usul üzerine kullandığım bir cümleyi alıp haberleştirdiler. Burada da söyledim ya şimdi, cümle  de şuydu: “Ya, niye böyle alelacele kanunlar getiriyorsunuz, bu kanunları niye acele yapıyorsunuz?” Şimdi, kanunun başlığını şöyle veriyor: “Elektrik faturasından TRT payının çıkarılması.” Ve ben de buna itiraz etmiş oluyorum, mevzu bu. Birisi okuduğu zaman “Ya, bu HDP’nin vekili, temsilcisi bunun neyine itiraz ediyor.” diyecek. Yani, okuduğun zaman bu böyle. Ya, yapmayın daha iyidir. Muhabir yanıma geldi “Ya, niye itiraz ediyorsunuz Vekilim.” diye. “Ya, kardeşim, bizimle ilgili haber yapmayın. Yaptığın haberi al, oku bakayım.” dedim, sen bir gör bir kere o haberi. Şimdi, mevzu bundan ibaret arkadaşlar. O anlamıyla, TRT bağımsızlığını yitirmiştir ve kesinlikle hiç kimse TRT’yi bağımsız, kamusal hizmet veren bir kurum olarak değerlendiremez. O anlamıyla, elektrikteki TRT payı zaten çok düşük, hani bu kaldırılıyor; olumludur, buna bir itirazımız yok ama bu yetmez, bandrol payının da kaldırılması lazım. Televizyonlardan, radyolardan, cep telefonlarından, akıllı saatlerden alınan ve aslında TRT’nin gelirlerinin önemli bir kesimini sağlayan bandrol ücretlerinin de kaldırılması gerekiyor.

Yine, bu düzenlemeyle elektrikte bir tarife sistemi getiriliyor yani “Bu çalışılacak ve getirilecek.” deniliyor, bunun önü açılıyor; işte, bunun düzenlemesi yapılıyor: Kademeli fatura sistemi. Şimdi, peki, bu kademeli fatura sistemi vatandaşın hayrına mı olacak? Özellikle elektrik harcamalarının, elektrik tüketimlerinin yoğun olduğu kış aylarında vatandaşın aleyhine bir düzenleme olmayacak mı, bunu biz anlayamıyor muyuz? Çünkü belli bir kotadan sonra fatura katlanacak. Peki, o kota ücretsiz mi? Değil. Komisyonda da önerge verdik, dedik ki: “200 kilovatsaate kadar vatandaşın kullandığı elektrik ücretsiz olmalı.” Hani şimdi, bu elektrik arzındaki elektrik fazlamızdan bahsediyoruz, enerjideki fazlamızdan bahsediyoruz. İşte, “Şöyle nükleer santral yaptık, oradan şu kadar elektrik elde edeceğiz; HES yaptık, oradan bu kadar elektrik elde edeceğiz.” bunlardan bahsediyoruz. Peki, bunları elde ederken vatandaşın, yurttaşın, canlıların doğasını, yaşam alanlarını tahrip ediyoruz ama buradan elde edilen gelirin paylaşımına geldiğimiz zaman da bundan hiçbir şekilde vatandaşı faydalandırmıyoruz, tamamen şirketleri esas alıyoruz. Biz orada da iddia ettik, Komisyonda da söyledik, şirketlere pandemi sürecinde indirim yapıldı, tedarik şirketlerine yapıldı. Bu indirimler hiçbir şekilde faturaya yansıtılmadı. Şimdi, bakıyorsunuz, 1 Temmuzdan itibaren geçerli olmak üzere abone gruplarına yüzde 15 zam yapıldı ve Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre 2018’den bu yana mesken abonelerinin elektrik faturalarına yüzde 122 civarında zam yapıldı. Şimdi, indirim ne zaman yapılmış? Hani dedim ya “Bir seçim kanunu; bu, seçime yönelik bir yatırım.” diye, AKP iktidarı döneminde elektrik faturalarında sadece 2019 yerel seçimleri öncesinde yüzde 10 indirim söz konusu, bir de şimdi, işte, bu TRT payı alınmayarak bir indirime gidiliyor. Hani o anlamıyla bir hazırlık yani seçime hazırlık -erken ya da zamanında- çerçevesi noktasında ele alınmış bir durum. Zaten indirilen pay çok yüksek değil yani vatandaşa yüzde 2-2,5 gibi bir oranla ancak yansıyabilecek ama bunun gürültüsü çok kopartılıyor, propagandası büyük yapılıyor, “Vatandaşa büyük faydası olacak.” şeklinde ifade ediliyor ancak bu işin gerçeğine baktığınız zaman bundan ibaret değil; özellikle kademeli fatura sisteminin vatandaşa çok daha büyük maliyete yol açacağını düşünüyoruz çünkü özellikle kış aylarındaki fazla elektrik sarfiyatı nedeniyle buna yol açacaktır.

Bir de burada biz geçen hafta araştırma önergesi de verdik bu saat düzenlemeleri meselesiyle ilgili. Oradan da ciddi bir elektrik sarfiyatı var ve biz bunu söyledik zaten “Bu, elektrik şirketlerinin işine yarayan bir şey çünkü çocuklar, okula gidenler, işe gidenler çok erken saatlerde kalkıyorlar ve çok ciddi bir şekilde hem doğal gaz tüketiliyor hem elektrik tüketiliyor ve buradan sadece elektrik şirketleri ve enerji şirketleri kâr sağlıyor, onun haricinde başka bir faydası yok.” dedik.

Tabii, kayıp kaçak mevzusu her toplantıda tartışılan konulardan bir tanesi oluyor, önerilerden bir tanesi oluyor. Biz Komisyonda da söyledik, kayıp kaçak konusunda bir bölge halkını suçlamak, ona yönelik bir algı oluşturmak yanlıştır, bilimsel olarak da doğru değildir çünkü kayıp kaçak mevzusunun tümüyle elektrik dağıtım şirketlerinin üzerlerine düşen görevleri yerine getirmediklerinden kaynaklı olarak, trafoları ve elektrik dağıtım hatlarını yenilemediklerinden kaynaklı olarak tüketiciye giden yolda kayıp elektrikten kaynaklı olduğunu ifade etmek isteriz. Bu konuyla ilgili gerek bölgedeki odalardan gerekse o bölgede faaliyet yürüten şirketlerden de aldığımız görüşler var, bunları da bir rapor hâline getirmiştik.

Şimdi, arkadaşlar, diğer taraftan, bu maddedeki zeyillerden biri de ormanlık alanların tahribatı konusu. Tabii, Anayasa’ya uygunluk tartışması esnasında da konu edildi, sulak alanlarda balık çiftlikleri, alabalık yetiştirme tesisleri ve benzeri şeyler üzerine tartışıldı. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir yasanın etrafından dolaşılarak yeniden getiriliyor. Burada, tesis kurma çok açık bir şekilde reddedilmiş olmasına rağmen yeni düzenlemeyle yine, burada, bekçi kulübesi ve benzeri adlarla birtakım tesisler kuruluyor.

Bugün bir haber vardı, bu ilginçti. Şimdi, basına yansıyan, daha doğrusu Resmî Gazete’de yayımlanan bir şey. O habere de baktığınız zaman, “Orman Kanunu’nda değişiklik: ‘Kamu yararı’ ve ‘zaruret’ varsa yapılaşmaya izin çıktı.” diye bir haber var. Orman Kanunu kapsamındaki ormanlık alanlarda yapılaşmaya yönelik yönetmelik değiştiriliyor yani esasında bizim kanunla dahi değiştiremeyeceğimiz bir husus Cumhurbaşkanlığı tarafından yönetmelikle düzenlenerek bir sürü imkân oluşturuluyor. Resmî Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan yönetmelik “Ormanlık alanlarda, kamu yararı ve zaruret bulunması hâlinde liman, geri hizmet alanı, havaalanı, demir yolu, teleferik hattı, tünel gibi ulaşım tesislerine, savunma ve güvenlik tesislerine, enerji üretim santralleri, radyo televizyon verici istasyonu ve antenleri, baz istasyonları, petrol ve doğal gaz boru hattı, ruhsata dayalı petrol ve doğal gaz arama, işletme ve yer altı doğal gaz depolarına ilişkin tesislere, aile sağlığı merkezi, hastane gibi sağlık tesislerine, ilk, orta, lise ve dinî eğitim tesisi ile dinî eğitim tesislerine bağlı uygulama maksatlı ibadethane tesisi gibi eğitim tesislerine, ceza infaz kurumu tesislerine ve buna bağlı yer, bina ve tesislere izin verilebilecek.” diyor. Şimdi, bir yönetmelikle orman alanlarının neredeyse bütünü inşaat alanına çevrilebilecek bir hâle getiriliyor. Şimdi, biz diyoruz ki: “Ya, anayasal olarak Orman Kanunu’nu burada biz milletvekilleri olarak kanun şeklinde bile değiştiremeyiz.” ama -bugün yayınladı bu Resmî Gazete’de- ormanlık alanların tümünü tahrip edecek bir yönetmelik çıkarılıyor.

Şimdi, bütün bu kapsamda deniliyor ki: “Ya, efendim, bunlarla ilgili ÇED süreçleri olacak.” Ya, ÇED sürecinin Türkiye’de, iktidarınız döneminde nasıl işletildiğini çok iyi biliyoruz yani ÇED’in nasıl arkasından dolanıldığını, ÇED kapsamına girmemesi için parselasyonların nasıl bölündüğünü ve bunların üzerinden bir olur çıkarılmaya çalışıldığını, birçok yerde de ÇED’e karşı açılan davalar kazanılmasına rağmen işlemlerin sürdüğünü ve sürdürüldüğünü biliyoruz, bunun uygulaması belli. O anlamıyla, ormanı -hani çok klasiktir bu, ifade edilir- eskiden devlet korurdu vatandaşa, köylüye karşı; şimdi vallahi köylüler size karşı, özellikle iktidara karşı ormanı korumak zorunda kalıyorlar, maalesef bu düzenleme de böyle bir şeyin yolunu açıyor.

Şimdi, diğer bir mesele, limanların kırk dokuz yıllığına ihalesiz kiralanması meselesi. Burada en çok tartışılan Antalya Limanı’ydı, Komisyonda da oldukça tartışıldı çünkü Antalya Limanı bir Katarlı… Katarlılara verilmiş daha doğrusu. İşte, ihalesinin bitmesine  yedi yıl, sekiz yıl kala Katarlılar geri geliyor ve buraya 140 milyon dolar para vererek alıyorlar. Ya, bir dakika! Süresinin dolmasına çok az kalmış, sen öbür şirketten bunu kiralıyorsun yani bir garip ilişki var burada. Tabii, bu yasayla ortaya çıkıyor ki yani iktidar şöyle düşünüyor: “Yakında bir seçime gideceğiz -seçim yatırımı dedik ya- ne olur, ne olmaz; hani, biz zaten bu seçimi de kaybediyoruz, anketler de öyle gösteriyor. Biz, bu Katarlılara verdiğimiz sözleri bir yerine getirelim, bu kanunu şimdiden çıkaralım.” Şimdi, bu var ve Antalya Limanı on dokuz yıl daha uzatılarak toplam süresi ihalesiz bir şekilde kırk dokuz yıla -yani karşı tarafın talep etmesi hâlinde- uzatılıyor ve hiçbir şekilde, işin içinde ihale yok, doğrudan teslim ediliyor.

Şimdi, bu limanlarla ilgili başka bir mevzu da bu limanların yurt dışındaki şirketlere verilmesi; işte, Antalya Limanı’nın Katarlılara verilmesi gibi. Bu da neye yol açıyor? Türkiye'nin çok ciddi bir şekilde uyuşturucu merkezi olmasına yol açıyor. Mersin Limanı çok tartışılıyor, biliyorsunuz. Mersin Limanı’na getirilen, o Amerika Kıtası’ndan, Kolombiya ve benzeri yerlerden getirilen uyuşturucuların Mersin Limanı üzerinden dağıtıldığı iddiaları üzerine Mersin Limanı’nı işletenler “Bizim böyle bir şeyimiz yok.” deyip geçip gidiyorlar; bir soruşturma, inceleme, şudur budur, bilmem ne de yok. Yani bütünüyle Türkiye’nin artık bir uyuşturucu merkezi hâline dönüştürülmesinde, bu limanların yabancı ülkelere yani dış ülkelere ve şirketlere verilmesi çok doğru orantılıdır. Bu da bilinçli bir tercihtir arkadaşlar, bilinçli bir tercihtir.

Şimdi,  değerli arkadaşlar, diğer taraftan, vakıflar meselesi vardı; hani bu “çift maaş” olarak falan da kamuoyunda tartışıldı. Esasında, baktığınız zaman, bir emekli maaşını alması düzenlemesi üzerine kurulu bir sistemdi. Komisyonda dikkatimizi çekti; hani diyoruz ya, hep bir elma şekeri süslemesi yapıyorlar, bu maddenin Komisyondaki elma şekeri de Kızılaydı. Kızılay gelmiş sadece; Yunus Emre Vakfı, Maarif Vakfı, Yeşilay; bunlar yoklar, öbürlerinin hiçbiri gelmemiş. Kızılay tabii, kamuoyunda bilinen; ne iş yaptığı bilinen, desteklenen bir kurum bir taraftan, kamu yararı çok yüksek olan bir kurum. Buradan kaynaklı olarak elma şekeri niteliğinde, Kızılay geldi, orada biraz duygu sömürüsü, biraz ajitasyon, biraz dert yandı, sıkıntılarını, sorunlarını anlattı, niye buna ihtiyaç duyduklarını anlattı ama diğer kurumların niye buna ihtiyaç duyduğuna yönelik herhangi bir söz duyamadık, bu kanun teklifinin gerekçesini izah edemediler, anlatamadılar.

Biz şunu söyledik: Kanunlar kurumlara ve kişilere özgü olmaz. Burada sayılan 4 vakıf var ve bu 4 vakfa özel bir kanun çıkartılıyor, oysa kanunların kişilere özgü değil, kurumların tamamını yani geneli kapsayacak bir şekilde olması lazım. Örneğin şunu diyebiliriz: “Kamu yararına vakıflara böyle bir şey yapacağız.” Hani, bu tartışılır, ayrı bir konu ama burada bile geneliyet esası vardır yani geneli kapsayan bir ilke, bir tutarlılık vardır. Yani kurum adı sayılarak kanun çıkartılır mı ya? Vakfın adını sayarak kanun çıkartıyoruz yani  “Şu vakıf, işte Kızılay, Yunus Emre, Maarif ve Yeşilay Vakfına şu özellik, şu hak tanınacak.” diyoruz yani. Böyle bir düzenleme içerisinde yürütülen bir kanun var. Dolayısıyla kanunun tümüne baktığımız zaman olumlu olarak görmüş olduğumuz bu ve esasında “elma şekeri” diye de nitelendirdiğimiz o süsleme içerisinde bulunan elektrik faturalarındaki TRT payının kaldırılması adı altında Anayasa’ya ve yasalara birçok aykırılık hususları var. Öyle bir şey ki yani çıraklar ile meslek eğitim mensuplarıyla ilgili kanun var; orada da söyledik: “Ya, bu kanun bizi hiç ilgilendirmiyor yani bizim Komisyonla hiç alakası yok. Millî Eğitim Bakanlığını ilgilendiriyor ve Millî Eğitim Komisyonunda görüşülüp gelmesi gereken bir kanun.” Ama o kanunla demişler: “Hazır, böyle süslü püslü bir paket oluşturduk. Bunu da nasıl olsa buranın üzerinde sunacağız, bunun içinde de bunu geçiririz.” diyerek tutmuşlar yani Millî Eğitim Komisyonunu ilgilendiren, bizim de zerre kadar bizim Komisyonla alakası olmayan bir kanunu da bu maddenin içerisine sokarak burada bize onaylatmaya çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Ya da bir bütün olarak işte, bu güzellemelerle, bu süslemelerle… Şimdi, kanun görüşülüp bittikten sonra haberler şöyle yayılacak: Elektrik faturalarındaki TRT payının kaldırılmasına yönelik kanun kabul edildi ve artık elektrik faturalarında indirim olacak. Böyle, ne orada limanlar var ne ormanlar var ne o Millî eğitimle ilgili düzenlemeler; bunların hiçbiri haberlerin hiçbir yerinde yer almayacak. Bu anlamıyla bunun bütünüyle doğru bir mantık olmadığını, doğru bir yöntem olmadığını söylüyoruz.

AKP iktidarı Anayasa değişiklikleri yaparken de “12 Eylülü yargılayacağız.” diyerek birçok ucube konuyu o paketlerin içerisine koydu, o referandumların içerisine koydu, arkasından da onun öyle bir derdi zaten yoktu, öyle bir şey de olmadı, bu kanun da buna benziyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Tahsin Tarhan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanunun adı “Bazı Kanunlar”, hangi kanunların olduğu saymakla bitmeyeceği için teklifin adı yok. Öyle bir torba ki içinde yok, yok. Fikir ve sanat eserleri, ormanlar, limanlar, şarj istasyonları, mesleki eğitim, çift maaş, TRT payı ve Enerji Fonu, hepsi aynı torbanın içinde. 22 ayrı kanunda değişiklik yapan 39 madde. İhtisas komisyonu olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu resmen torbacı oldu. Bu teklifin alt komisyon olarak Millî Eğitim, Tarım ve Adalet Komisyonlarında da görüşülmesi gerekiyordu. Aynı zamanda bütçe yetkisinden dolayı Plan ve Bütçede görüşülmesi gerekirdi.

Değerli arkadaşlar, bu teklif uzun zamandır Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak çeşitli tekliflerle gündeme getirdiğimiz elektrik faturalarında TRT payının ve enerji fonunun kaldırılması düzenlemelerini destekliyoruz ancak birçok kanun yayınlandığında yürürlüğe giriyor; neden “1 Ocak 2022’den itibaren kalksın.” diyorsunuz? Önümüz kış, neden bu yükü Kasım ve Aralık aylarında hâlâ vatandaşın omuzlarına bırakıyorsunuz? Değerli arkadaşlar, işte bizim en temel farkımız bu. Biz kimden gelirse gelsin vatandaşın faydasına olan düzenlemelere “Evet” diyoruz. Elektrik faturalarından TRT payının ve enerji fonunun kaldırılmasını destekliyoruz. Gelin, birlikte vatandaşın öncelikli olan sorunlarını çözelim. Nedir bu sorunlar? Emeklilikte yaşa takılanların haklarını teslim edelim. Polis ve sağlık görevlilerine 3600 ek göstergeyi verelim. Öğrencilerin KYK borçlarını silelim. Asgari ücretten vergi almayalım. Emeklilerin bayram ikramiyelerini 2 bin liraya çıkaralım. Eğitimcilere Öğretmenler Günü'nde bir maaş ikramiye verelim. Akaryakıtta çiftçiden ÖTV almayalım. Doğal gaz ve mutfak tüpünden ÖTV ve KDV'yi kaldıralım. Elektrikten kış ayları boyunca KDV almayalım. Bu sorunların çözülmesi gerekiyor. Gelin, önce bunları çözelim.

Sayın milletvekilleri, Komisyonda verdiğimiz ek madde önergemizde kabul edilmedi. “Mesleki eğitimde kalfa ücretlerini artıralım.” dediniz; destekledik. Hatta yetmez “Çıraklarımızın da ücreti artsın.” diyoruz.

Şarj istasyonlarına dair düzenlemeleri destekliyoruz. Geç kalınmış bir düzenleme. Kahramanmaraş’ta organize sanayinin kurulmasını önemli gördüğümüz için destekliyoruz.

Millete “Elektrik faturasındaki TRT payını kaldırıyoruz.” dediniz ama teklife limanların özelleştirilmesini ve çift maaşı soktunuz. Komisyonda “Elektrik, TRT payı ve enerji fonunu kaldırmak yetmez, kara kış geliyor, vatandaşın omzundaki yükü azaltalım, kış aylarında enerji ve ısınmada KDV’yi de kaldıralım.” dedik; siz kabul etmediniz. Beş ayda 1 milyon 525 bin abonenin elektriği, 674 bin abonenin doğal gazı kesildi. Çiftçinin borcu belini büktü. Enerji ve akaryakıtta yapılan zamlar üretimi durma noktasına getirdi. Gelin, vatandaşımıza destek olalım, borçları öteleyelim, faizleri affedelim, aboneliklerini açalım, bu önerimize de destek verin.

Sayın milletvekilleri, TRT aldığı bu gelirle ne yaptı? Şöyle bir bakalım: Bunu da sorgulamamız gerekiyor.

Binlerce radyo, televizyon, sinema ve gazetecilik bölümü mezunu işsiz. TRT, cemaatin organizasyonlarında ve kanalında görev yapmış bir spor spikerine haftada 69 bin, ayda 278 bin lira ödedi. TRT, bu  ülkenin en büyük KİT’i,  çalışan sayısı 7 bine yaklaşmış ama dış yapımlara harcadığı paranın haddi ve hesabı yok. Yılda 600 milyon lira bu yapımlara gidiyor. Özel kanallarla reklam ve reyting rekabeti yapmayan TRT, yayınladığı dizilere bölüm başı milyonluk bütçeler ayıran TRT, hiç yayınlamadığı Muna filmine 1 milyon lira ödemiş.

2010-2020 yılları arasını kapsayan on bir yıllık dönemde TRT, vatandaşın elektrik faturalarından 8 milyar 923 milyon lira, satın aldığı cihazlardan ise bandrol geliri adı altında 11 milyar 880 milyon lira topladı. Bu paraları nereye harcadığını sorduğumuzda aldığımız yanıt hayli ilginç “Ticari sır.” Neyin ticareti, neyin sırrı. Devletin kanalı, halkın televizyonu TRT on bir yıllık dönemde ne yaptı? Devletin televizyonu olduğunu unuttu.

TRT 14 televizyon kanalı, 5 ulusal, 5 bölgesel, 3 uluslararası ve 3 yerel radyo istasyonuyla AK PARTİ’nin borazanlığını yapar hâle geldi. Milyonlar yatırılan dizilere bakalım: Diriliş Ertuğrul, Diriliş Büyük Selçuklu, Barbaros Hızır Reis. Selçuklu’yu, Osmanlı’yı anlattığı iddiasında olan bu dizilerde savaş sahneleri, kılıçlar, silahlar başrolde. Selçuklu’nun, Osmanlı’nın bu topraklara bıraktığı kültürel mirastan eser yok TRT’de. TRT ekranlarında kılıçlar, savaşlar sokaklara taştı. Elinde bıçakla kadınları tehdit edenler; bıçakla, silahla hatta kılıçla kan dökenler TRT’nin kamu yayıncılığından uzak tavırları sonucunda ekranlarına kan bulaştı, kan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ülkemizde hâlihazırda kullanılan elektrikli araçlar için şarj istasyonu altyapısı ve piyasa düzenlemesi bu kanunla geliyor. Değerli arkadaşlar, tam bu konuya gelmişken geçtiğimiz günlerde Sayın Sanayi Bakanıyla birlikte Sanayi Komisyonu olarak seçim bölgem olan Kocaeli Bilişim Vadisi’nde TOGG’u ziyarette bulunduk. Kendi bölgem olduğu için katılmam gerekiyordu, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Engin Altay da “Muhakkak katıl.” dedi -bu bir görevdi- kuru kuruya muhalefet yapıyor demesinler diye. Sayın Bakan “Cumhuriyet Halk Partisi yerli otomobile karşı.” diyerek bunu siyaseten şov olarak kullandı ama biz asla o hamasete karşı sessiz kalmayacağız, unutmayacağız. Biz, evet, yerli otoya karşıydık ama hangi yerli otoya karşıydık? Altı yıl Türkiye’yi oyaladılar, tam altı yıl “Yerli oto yapacağız.” diye. Unutturmayacağız bunu, asla unutturmayacağız! Soracağız, 128 milyar dolar nerede?  Ayda 10 bin dolar alan  o siyasetçi kim? (CHP sıralarından alkışlar) Bir de bunu ekliyoruz arkadaşlar, 47 milyon euro nerede? Bu araç şimdi nerede? 47 milyon euro bu araca ödendi. Altı yıl seçimlerde “Yerli oto yapıyoruz.” diye bu araç, bu fotoğraflarla kullanıldı. Şimdi nerede olduğunu bilmiyoruz, bilmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi asla yerli otoya karşı değil, yerli otomobil adı altında yapılan hamasete ve çarpık siyasete karşıyız. İnşasında sadece maketini gördüğünüz TOGG parçaların ve tasarımın yurt dışından alındığı bir araç, numune bir araç. İçinde oturdum, inceledim, lüks segmentte bir araç, ekonominin geldiği noktada yerli ve millî aracımızı alt ve orta gelirli vatandaşın alma gücü yok. Üstelik, yollar, köprüler gibi yerli otomobile de alım garantisi verilmiş. Kamu kurumlarının yılda 2.000 adet, on beş yılda toplam 30.000 araç alımı garanti ediliyor, burada vatandaş kendi alamayacağı araba için borçlandırılıyor.

“2022-2023’te yerli oto yollarda.” diyorsunuz. Peki, ben soruyorum, neden kamuda dört yıllık sözleşme yaparak araç kiralıyorsunuz, yerli oto çıkacaksa neden? Ayrıca, sanki arabanın her şeyi bitmiş sanki piyasaya sürülmüş gibi davranılıyor, gösterilen araç sadece bir numune.

16’ncı maddeyle yerli ve millî limanlarımızı ihalesiz vermeye çalışıyorsunuz. En erken 2027’de sona erecek işletme devri sözleşmelerini  neden kırk dokuz yıla uzatmaya çalışıyorsunuz? İşletme hakkını zaten otuz dokuz yıl devretmişsiniz, en yakın sözleşmesi dolacak olan 2027.

Ben size yakından bildiğim bir örnek göstereceğim: Burası Safiport. Safiport, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına aitti. İşletmesi özelleştirilen Derince Limanı; özelleştirme tarihi 2015, özelleştirme bedeli 543 milyon dolar, özelleştirme süresi otuz dokuz yıl, 2054’te bitmesi gerekirken 2064’te sona erecek. Derince Limanı’nın özelleştirmeden önceki hâli burada. Milletin vicdanına sesleniyorum, bakın, özelleştirme öncesi ve özelleştirme sonrası bu hâle gelmiş, Körfez bitme noktasında. Körfezi yok etme… Yatırıma elbette karşı değiliz ama yatırımın başlığı altında yapılan bu talana karşıyız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir diğer çarpıcı örnek, Antalya Limanı geçtiğimiz yıl Katarlılara sekiz yıllık süreyle 140 milyon dolara verildi. Sekiz yıl için aldılar, on dokuz yıl daha uzatıyorsunuz sürelerini.

Sayın milletvekilleri, bu sene denizlerimiz müsilajla isyanını ortaya koydu “Yeter artık!” dedi. Yeter, çekin ellerinizi üzerinden; vicdanlar ölünce gözler kör, kulaklar sağır oluyor. Denizin sesini duymadınız, balıkçılığın durumunu görmediniz. Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık. Körfezin geldiği bu hâli çocuklarımıza, torunlarımıza anlatamayız. Limanlar çevre sorunu olduğu kadar millî güvenlik sorunudur. Katar’a, Singapur’a limanlarımızı sattığınız bu özelleştirmelerde ülkemizin uyuşturucu kaçakçılığıyla anılmasının sebebi sizsiniz. Limanların özelleştirmesine ilişkin 16’ncı maddeye karşıyız. Bu madde de Anayasa’ya, hukukun genel ilkelerine aykırıdır. Gelecek seçimlerde gideceğinize karar vermişsiniz, giderken de yandaşınıza, yoldaşınıza limanların rantını garantileme peşindesiniz. Limanların rantını garantileme peşinde olduğunuz için size bu izni vermeyeceğiz, bu talana hukuki her zeminde karşı çıkacağız. Ankara’da hâkimler var; hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar adaletten üstün değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz, orada oturamaz. Siz de artık o yıldızlı saraylarınızda oturamayacaksınız. Karamürselli, İzmitli, Herekeli, Eskihisarlı, Kocaelili, Marmaralı balıkçılar denizlerini öldürdüğünüz için, Karadenizli köylüler HES’lerle derelerini kuruttuğunuz için, Akdenizli çiftçiler nükleer santralle çevreyi kirlettiğiniz için, Egeli üretici zeytin bağlarını ranta kurban ettiğiniz için isyanda. (CHP sıralarından alkışlar) Kızılderililerin bir sözü vardır: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Siz de bu ülkede alacak nefesimiz kalmadığında, yiyecek lokma bulamadığınızda, Katar’ın dost olmadığını, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacaksınız.

Değerli arkadaşlar, teklifin 30’uncu maddesini, kaçak yayınlara ilişkin düzenlemeyi biz de destekliyoruz. Yayın haklarını hukuki olarak elinde bulunduranların haklarını korumak hukuk devletinin bir görevi ama bu düzenlemenin altında yine sizin Katarlı sevdanızın yattığını da biliyoruz ama sizin bu sevdanız tamamen duygusal, tamamen duygusal. Daha geçen gün “Darbeyi finanse etti.” diye kızdığınız ama şimdi masaya oturduğunuz Birleşik Arap Emirliği’ne olan sevdanız da hep doların yeşiline olan sevdanızdır. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Covid-19’un ortaya çıktığı 2020 yılından bu yana vatandaş “Dardayım.” dedi. Siz ne yaptınız? Katarlı şirket için yardım musluklarını açtınız. 2016’da Katarlı şirket, futbol yayın hakları için yapılan ihaleyi 500 milyon dolar artı KDV’yle kazandı. Siz bu şirkete 2017’de dolar kurunu ortalama 3,30’a sabitlediniz. 2019 yılının Ağustos başlarında yayın ihalesi bedelinden 90 milyon dolarlık bir indirim yapmakla kalmadınız, dolar kurunu da bu kez 5,80’e sabitlediniz ama Katarlıya bu yetmedi, 2020 yılında 410 milyon dolar olan yıllık yayın gelirinde yüzde 30’luk bir indirim daha talep ettiler, anlaşmamış gibi göründünüz ama dolaylı olarak bu talepleri de karşılandı, Katarlı şirketin kulüplere ödemesi gereken 140 milyon lirayı bu milletin cebinden Spor Toto Teşkilatı ödedi. Siz bu şirkete imkân üstüne imkân sağlamakla kalmadınız, üstüne bir de para ödediniz; esnafa gelince kaynak yok, Katarlılara gelince tüm kaynaklar seferber ediliyor.

25’inci maddeyle, getirdiğiniz her yasada olduğu gibi çift maaşın önünü açmaya devam ediyorsunuz, üstelik partili Cumhurbaşkanınız, kazanılmış hakları geriye dönük yasayla ellerinden alınan EYT’li vatandaşlarımıza “Yok öyle, hem emekli olup hem gidip çalışmak.” derken Kızılay, Yeşilay, Türkiye Maarif Vakfı, Yunus Emre Vakfı gibi, kendi atayacağınız kişilere çift maaş vermekten geri durmamak için yasa değiştiriyorsunuz. Bu kişiler hem bu dernek ve vakıflarda çalışacak hem de emekli maaşı alacak, yönetim kurullarına maaşları çifter çifter dağıtacaksınız; EYT’liler ise yıllardır bekliyor, insanların umutlarıyla oynuyorsunuz. Buradan EYT’li vatandaşlarıma sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, kazanılmış haklarınızı alacaksınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın iktidar milletvekilleri “Ekonomide şahlandık, teknolojide uçuyoruz...” Gerçekten uçuyorsunuz. Vatandaş, yapacağınızı söylediğiniz uzay mekiğinizle ilk seçimde sizi Ay’a gönderecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Gidiyorsunuz arkadaşlar, gidiyorsunuz.

Atalarımız ne güzel demiş: “Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.”

Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılandı.

Şimdi şahıslar adına ilk söz, Sayın Mahir Polat’ın.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 287 sıra sayılı Yasa üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa gündeme geldiğinde sevinmiştik, halk yararına bir şeyler yapılıyor diye düşünmüştük. Mesela, biz KDV de kalksın diye önermemize rağmen enerji piyasalarından, elektrikten sadece TRT payının kalktığını gördük fakat bununla birlikte bir de ne görelim, “limanlarla ilgili 16’ncı madde” diye bir madde eklemişsiniz. Bu madde, Türkiye’nin yararına olan bir madde değil. Bu maddede de diyorsunuz ki: Karşılıklı davaların çekilmesi kaydıyla limanların özelleştirme süreleri kırk dokuz yıla kadar uzatılır. Komisyonda sorduk: Böyle bir dava var mı? Maalesef böyle bir dava yok, siz bunu sadece Antalya Limanı için yapıyorsunuz. 2028 yılına kadar özelleştirilmiş olan bu limanın yedi yıllık bir süresi kalmışken Katar'a devri konusunda bir anlaşma var, 21 Ekim 2020’de Rekabet Kurulu onayıyla Katarlı firmaya devredilmiş. Yani kanunun arkasından dolaşarak, sadece Katar sevdanıza binaen Katar için bir yasa yapıyorsunuz hem de gözümüzün içine bakarak, yalan söyleye söyleye çünkü burada herhangi bir mahkeme yok.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tamamen Antalya Limanı’nı devralan Katarlılar için yapılmaktadır, halk yararına yapılmıyor. Eğer yeniden özelleştirilecekse neden ihale yapılıyor, neden kanununun arkasından dolaşılıyor? Bu milletin Meclisinin Katarlı bir firma için yasa yapmasını içimize sindiremiyoruz.

Değerli arkadaşlar, limanlar bir ülkenin iktisadi kalkınmasının motor güçlerinden bir tanesidir, çok önemli yer işgal ederler. Mesela Mersin Limanı’nın gelişmesine tarih boyunca baktığınızda; Amerikan İç Savaşı’ndan sonra Mersin Limanı gelişmiştir. Mersin Limanı’nın gelişme sebebi Amerikan İç Savaşı’yla birlikte dünyadaki pamuk arzının o bölgeye doğru yönelmesiyle başlar. Bugün tıpkı pandemi sürecinde Avrupa'nın tedarikinin Türkiye'ye akması gibi gelişmesidir burası. Limanları liman yapan ark bölgesidir. Biz limanlarımızı ark bölgeleriyle birlikte stratejik bir düzlemde ele almak zorundayız.

Bizde limanlar, Osmanlı döneminde Düyun-ı Umumiye yasalarıyla birlikte Düyun-ı Umumiye idarelerine devrolmuşlar fakat İzmir İktisat Kongresi sonrasında -bu iktisat kongresi kararlarından biri de Kabotaj Yasası’dır- Kabotaj Yasası’yla birlikte limanlarımız kendi işletmelerimize dönmüş, o yıllardaki gazetelerde “Türk limanları özgürleşti.” diye manşetler atılmıştır.

Yine, değerli arkadaşlar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde “Memleketin bütün tersanelerine girilmiş.” dediği nokta Türk limanlarıdır. Limanların, deniz fenerlerinin, römorkörlerin ve kılavuz kaptanlık hizmetlerinin devlet tarafından, ulusal şirketler tarafından verilmesi bir millî egemenlik hakkıdır. Özelleştirme ve yabancı sermayeye karşı olmamakla beraber, dünyada yeni tip sömürge anlayışının hedeflerinden bir tanesi ucuz maliyet, çok kâr anlayışıyla limanları ve havalimanlarını ele geçirmektir. Önümüzde örnekleri var, mesela, Uganda’nın borçlarına karşılık Entebbe Havalimanı’nın alacaklarına karşı Çin’e devri. Yine, Sri Lanka’nın  Hambantota Limanı’nın finansman borçlarına karşılık yüzde 70’inin yeni sömürgeci anlayışa devri. Ben ülkem adına bu husustan dolayı çok üzgünüm. Ülkem Katar gibi bir ülkenin finansmanlarına karşı onun yeni tip sömürge anlayışının bir arenası olamaz, hem de kanunun arkasından dolanarak hem de olmayan mahkemeler varmış gibi gösterilerek. Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Kanun millet adına yapılır, kanun marifetiyle milletin arkasından Katar’ın lehine yapılmaz.

Değerli arkadaşlar, limanlar bir ülkenin dış ticaretinin ana motorudur. Bu özelleştirmelerin Türk dış ticaretine hiçbir katkısı yoktur. Yapılan analizlerde dış ticaretin gelişmesine rutinin dışında herhangi bir katkı sağlamadığı görülmüş, bilakis dış ticaret erbabının üzerinde ilave yükler ve pahalı fiyatlarla yeni yükler oluşturmuştur. Örneğin, Devlet Demiryolları işletmesi olan Alsancak Limanı ile yabancı ortaklı Mersin Limanı’nın fiyatlarını karşılaştırdığımızda, bir 20’lik konteynerin 15 dolar daha pahalı olduğunu Mersin’de görürüz. 15 dolar deyip geçmeyin değerli arkadaşlar, Mersin Limanı’nın kapasitesinin 3,6 milyon TEU olduğunu hesaba katarsak buradan hesap yapmak yani hiç boşaltma yok, elleçleme, muayene, x-ray, mühür kesme gibi hizmetlerin verilmediğini de düşünürsek aradaki fark bu kapasiteyle 54 milyon dolardır yani Türk dış ticaretine 54 milyon daha özelleştirmelerle, yabancı özelleştirmelerle ilave külfet yüklenmektedir.

Ülkemizin liman işletmeleri konusunda tecrübesi ve kapasitesi yeterince vardır. 2003-2007 yılları arasında Devlet Demiryollarına ait 7 liman özelleştirilmiş, yabancı firmalara peşkeş çekilmiştir, İzmir haricinde tamamı da bugün yabancı firmalar tarafından büyük birçoğu işletilmektedir. Biz limanlarımızı stratejik bir anlamda ele alırsak bunların özelleştirme sürelerini uzatmak yerine onların sabırsızlıkla millete tekrar dönmesini bekliyor olmalıyız. Modernize ederek, teknolojisini yükselterek, yenileyerek gelecek nesillere, çocuklarımıza bırakmamız gerek, yoksa yeni nesil sömürgecilerin ülkemizin kaynaklarını sömürmesine izin vermiş oluruz.

Komisyon sırasında ifade ettim, bu yasanın geçmesinde kimin katkısı olursa o bu millet nezdinde töhmet altındadır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) O açıdan gelin bu maddeyi bu yasadan çıkaralım, milletin menfaatine iş yapalım, bizim çocuklarımızın geleceği Katarlı çocukların geleceğinden daha kıymetli. Bu ülkeyi yeni sömürgecilerin iştah kabartılan pastası hâline getirmeyiniz, yatırım yapacaklarsa buyursunlar üretim tesisleri yapsınlar, bizim limanlarımıza göz koymasınlar.

Değerli arkadaşlar, limanlar bir ülkenin aynı zamanda ulusal güvenliğiyle ilgili çok önemli yer teşkil ederler yani orada yapılacak iş ve işlemler devletin güvenliğini, toplumun sağlığını ve iktisadi dengesini ilgilendirmektedir. Bu husus hayati önemli bir noktadır, örneğin geçtiğimiz aylarda adını sıkça uyuşturucuyla andığımız, uyuşturucu ticaretiyle andığımız, âdeta kokainin arasında muz ticareti yapılan Mersin Limanı'na bakalım. Neden bunlar sürekli Mersin Limanı’nda oluyor? Niye devletin işlettiği millî limanlarımızda olmuyor? Değerli arkadaşlar, devletin işlettiği limanların memurundan operatörüne kadar, işçisine kadar hepsi devlet ciddiyetiyle yetiştirilmiş insanlardır, o yüzden olmaz oralarda, o yüzden devletin iktisadi, mali yapısını ve toplumun geleceğini ilgilendiren şeyleri devlet memurlarına yaptırmalısınız. O yüzden bu limanları özelleştirmek yerine hem de yabancılara özelleştirmek yerine, devlete, kendimize, kendi imkânlarımızla işletmemize tekrar döndürmek zorundayız.

Biz Mersin Limanı ve uyuşturucu sevkiyatında kör nokta olduğunu dile getirdik, ısrarla ifade ettik, devletin tutanaklarında da var. Kör noktalar olmasa eğer hayalet mühürler -yani “hayalet mühür” dediğimiz konteynerlerin üzerine takılmış güvenlik mühürlerinin bir eşi- sahte bir şekilde konteynerlerde bulundu. Hiç düşündünüz mü acaba bu hayalet mühürler neden bu konteynerlerde bulundu? Çünkü kör noktalara çekilip bu konteynerler orada kokainler ayıklandı ve tekrar mühürlendi. Sanki hiçbir şey yapılmamış gibi ülkeye girdi ve yoksul çocukları zehirlemeye devam etti değerli arkadaşlar.

Biz bunları ifade ettiğimizde bu liman işletmesinin yabancı ortağının Genel Müdürü ülkemizin hem de saygın bir gazetesine verdiği röportajda şu hadsiz cümleleri kurabilmekte değerli arkadaşlar: “Hiç kimse bunu yapamaz diye garanti veremem.” Dikkatinizi çekerim, işletmenin yabancı ortağının Genel Müdürü “Hiç kimse bunu yapamaz diye garanti veremem, kimse veremez.” Hayır efendim, devlet garanti verir, kendi tekelindeki limanlarda olmadığını görüyorsunuz hep beraber. “Bireylere kefil olamam ama şirketim adına garanti verebilirim.” Orada o işlemleri yapan kişileri şirketiniz işe aldı, onlardan da şirketiniz sorumlu.

Değerli arkadaşlar, işte tam da bu ve buna benzer sebeplerle ve daha tespit edemediğimiz, ulusal güvenliğimizi, sağlığımızı ilgilendiren birçok nedenle limanlarımızın bu kapsamdan çıkarılması gerekiyor. Yabancı sermayeye karşı değiliz, gelsinler ülkede işletmeler kursunlar, üretim yapsınlar fakat bizim limanlarımız bizim tarafımızdan işletilmeli. Bu bize Atatürk’ün bir ödevidir, bu bize Kabotaj Kanunu’nun getirdiği bir haktır diyor; bu kanun teklifine karşı olduğumuzu, bunu, bu maddeyi bu kanun teklifinden çıkarmazsanız geleceğimiz adına töhmet altındasınız, bunlarla iş birliği yapıyorsunuz demektir diyor, hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Osman Boyraz’ın.

Sayın Boyraz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemde yer alan 287 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizle ilgili düzenlemeler hakkında sizleri bilgilendirmek amacıyla söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, sizleri ve ekranları başında bizleri seyreden aziz milletimizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Öncelikle, fırtına sebebiyle İstanbul’da hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum. Yine, dün elim bir trafik kazasında Rahmetirahman’a kavuşan Sivas İmranlı Belediye Başkanı Murat Açıl dostumuza Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına sabır ve partisine de başsağlığı diliyorum.

Enerji alanında ortaya çıkan ihtiyaçlar, değişen koşullar ve küresel gelişmeler doğrultusunda hazırlanan ve şu anda da Genel Kurulda görüşülecek olan düzenlemede yer alan maddelere geçmeden, enerji alanında son yıllarda yapılan çalışmalara dair birkaç hususu belirtmek istiyorum. Bilindiği üzere Covid-19, ekonomilere ve enerji sektörlerine şimdiye kadar benzeri görülmemiş şekilde zarar verdi. Dünyadaki en büyük ekonomiler bile bu durumdan farklı şekilde etkilendi. Ülkemiz ise uyguladığımız başarılı politikalar neticesinde, zorlu geçen 2020 yılını büyümeyle kapattı. Türkiye ekonomisi 2020 yılında 1,8; 2021’in üçüncü çeyreğinde ise yüzde 7,4 büyüme gerçekleştirdi.

(Uğultular)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen biraz sessiz olalım. Bakın, hatibi duyamıyoruz, rica ediyorum.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Bu kapsamda Türkiye 2021 yılı ilk çeyreğinde Avrupa’da en hızlı büyüyen, G20 ülkeleri arasında ise Çin’den sonra en fazla büyüyen ekonomi olmuştur. Bu büyümede, enerji alanında dışa bağlılığı azaltmaya yönelik yapılan yatırımlar, kurulu güç kapasitemizin artırılması, arz güvenliğine ilişkin alınan tedbirler, enerji verimliliği politikaları ve enerji aksamlarının yerli ve millî olarak üretimi gibi birçok unsur etkin rol oynamıştır. Diğer yandan, millî enerji kaynaklarımızdan tasarruf sağlayabilmek için hepimizin bildiği gibi son derece başarılı enerji  verimliliği uygulamaları yürütülmektedir. 2018 yılında kamuoyuyla paylaşılan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’yla 2023 yılına kadar birincil enerji tüketiminin yüzde 14 azaltılması ve 66 milyon ton karbondioksit emisyon azaltımı hedeflenmektedir. Sadece enerji değil, birçok sektörü kapsayan bu plan çerçevesinde 2017-2019 yılları arasında 2,7 milyon ton eş değer petrol, enerji ve 1 milyar dolar tasarruf sağlanmıştır. Bu alandaki çalışmalar açıklanan hedeflere uygun bir şekilde sürdürülmektedir. Yüksek talep artışı ve yüksek ithalat bağımlılığına sahip olan ülkemizde, AK PARTİ iktidarları döneminde enerji sektöründe gerçekleştirilen reformlar ve uygulamaya devam eden piyasa mekanizmaları çerçevesinde özel sektörün elektrik üretimindeki payı 2001 yılında yüzde 20 seviyesindeyken şu an yüzde 80 seviyelerine çıkmıştır.

Petrol ve doğal gaz sektörüne ilişkin en güncel ve en önemli gelişmeyse bildiğimiz üzere, geçtiğimiz yıl kendi sondaj gemilerimizle Karadeniz’de gerçekleştirdiğimiz doğal gaz keşfidir. 2020 yılının en büyük “offshore” doğal gaz keşfi, bu yıl tespit ettiğimiz ilavelerle yaklaşık 540 milyar metreküp kapasitededir. Bölgedeki çalışmalar devam etmekte olup söz konusu doğal gazın 2023’te şebekeye ulaştırılması hedeflenmektedir.

Denizlerdeki hidrokarbon arama faaliyetleri mavi vatanın tüm sathında aynı kararlılıkla yürütülmeye devam ediyor. Bu bağlamda, enerji alanında ortaya çıkan ihtiyaçlar, değişen koşullar ve küresel gelişmeler doğrultusunda birtakım maddelerde düzenlemeler yapıldı.

Enerji ve tabii kaynaklar alanında dışa bağımlılığın azaltılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması, elektrikli şarj istasyonlarının kullanılmasına yönelik hukuki altyapının oluşturulması, vatandaşlarımızın enerjiyi en uygun fiyatla kullanabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması, enerji verimliliğin teşvik edilmesi ve bu kapsamda millî servetimizin boşa gitmesinin önlenmesi en temel politikalarımızı oluşturmaktadır. Bu öncelikler doğrultusunda, düzenlemeler hakkında sizleri kısaca bilgilendirmek isterim: Elektrik faturalarında TRT payı olarak bilinen elektrik enerjisi hasılatından ayrılacak payın TRT gelir kalemlerinden çıkarılmasıyla vatandaşlarımıza daha uygun fiyatla enerji kullanımına ilişkin imkân sunulmaya çalışılmaktadır. Aynı amaç doğrultusunda yapılan düzenlemeyle katkı payı kaldırılarak elektrik faturalarında yer alan bileşenlerin azaltılması, tüketici üzerindeki mali yükün hafifletilmesi, faturada sadeleştirmeye gidilmesi hedeflenmektedir. Doğal gaz piyasasında, tüketicilerin kusurları haricinde, gaz arzının sağlanmasının gecikmesi, gaz arzının durdurulması, tüketicilere yapılacak bedel iadelerinin gecikmesi gibi sorunların sonucunda oluşan tüketici mağduriyetlerinin karşılanmasına ilişkin olarak yapılan düzenlemeyle tüketicilerin korunması amaçlanmaktadır.

Enerji verimliliği konusunda, özellikle uygulama proje desteklerinden tarım ve hizmet sektörlerinin de faydalanmasına imkân sağlayan bir düzenleme öngörülmektedir. Ayrıca, enerji verimliliğine yönelik olarak çok önemli bir düzenleme daha getiriyoruz; elektrik faturalarında farklılaşan tarife sistemiyle abonelerin elektrik enerjisini tasarruflu kullanmalarını teşvik etmek, enerji verimliliğini artırmak istiyoruz.

EPDK bünyesinde, kurumsal yapının ve kapasitenin güçlendirilmesine yönelik olarak “Enerji Dönüşüm Dairesi Başkanlığı” adıyla yeni bir hizmet birimi kuruluyor. Ayrıca kanun teklifiyle, elektrikli araçlara ilişkin şarj hizmetinin sunulabilmesi ve şarj istasyonları için gerekli altyapının oluşturulması, buna ilişkin hukuki altyapının kurulması sağlanmaktadır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun!

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Diğer bir düzenlemeyle, arz güvenliğini sağlama görevini yürüten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın, uzun dönemli Türkiye Ulusal Enerji Planı çalışması yapmasına ilişkin hukuki çerçeve oluşturulmaktadır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Enerji bahsinde son olarak yapılan düzenlemeyle, petrol ruhsatı başvuru ve değerlendirme süreçleri kısaltılarak petrol yatırımcısının sektörde faaliyete başlama süresinin kısaltılması amaçlanmaktadır.

Sanayi ve teknoloji alanında yapılan çok önemli değişikliklerden de bahsetmek istiyorum. 20 ve 28’inci maddelerde yapılan düzenlemelerle  AR-GE ve tasarım merkezlerinde çalışan personelin esnek çalışma saatlerine, şartlarına uyumlu olarak faaliyetlerinin artan bir kısmını merkez dışında yürütmesine imkân sağlanmaktadır.

Yine, diğer bir düzenleme ise, kalkınma ajanslarının mevzuatta öngörülen gelirden mahrum kalmasına ve ayrıca belediyelerin, kalkınma ajanslarının desteklerinden faydalanmamasına yol açan sorunlar giderilmektedir.

Sanayi ve teknoloji alanındaki son düzenleme ise, yatırımların proje bazında desteklenmesine ilişkin kanunda yapılmaktadır. Bu kapsamda, hâlihazırda yatırım teşvik sisteminde sağlandığı gibi proje bazlı nitelikli yatırımlar için kullanılacak yatırım kredilerinde karşılanan teminat sorununun giderilmesi ve söz konusu yatırımların hızlanması amaçlanmaktadır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Helal olsun.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – İstihdama yönelik ara eleman sorununun giderilmesi amacıyla mesleki eğitim alanında düzenlemeler yapılmaktadır. Mesleki eğitim alanında son madde ise, süre uzatımı ve bütçe uygulamasına ilişkin bir düzenlemedir. Bilindiği gibi, Mesleki Eğitim Kanunu’nun 25’inci maddesi ile geçici 12’nci maddesine göre, kapsamdaki öğrencilerin aldıkları ücretin bir kısmını, devlet, işletmelere ödemektedir. Cumhurbaşkanı kararıyla destek süresinin uzatılması öngörülmektedir.

Kanun teklifinin 1’inci ve 29’uncu maddeleriyle yaptığımız değişikliklerden bahsetmek istiyorum. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 72’nci maddesi değiştirilmektedir. Buna göre, yalnızca bilgisayar programlarına ilişkin olarak sağlanan ve koruyucu programları etkisiz kılmaya yönelik hazırlık hareketlerini yaptırıma bağlayan düzenlemenin kapsamı genişlemektedir. Madde; tüm eser, icra, fonogram, yapım ve yayınları kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmektedir.

Bu düzenlemeyle -telif hakkı sahipleri tarafından- izinsiz kullanımları engellemek amacıyla, öngörülen teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik ürün ve araçların ticaretini ve tanıtımını yapanların cezalandırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca düzenleme, ilgili AB direktifiyle de uyum sağlamaktadır. 29’uncu maddeyle, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonunun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmaktadır. Maddeyle futbol müsabakalarının devamı esnasında hukuk dışı yayınların engellenmesi hedeflenmektedir.

Son olarak, bazı kanunlarda yaptığımız düzenlemeleri paylaşmak istiyorum: Bunlardan biri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’la ilgilidir. İşletme hakkı verilen limanların sözleşme sürelerinin kırk dokuz yıla uzatılması öngörülmektedir. Bir diğer düzenleme 1163 sayılı Kanun’da yapılmaktadır. Hatırlanacağı üzere, 1163 sayılı Kanun’un 72’nci maddesiyle kooperatiflerin kooperatif birliklerine, kooperatif birliklerinin de merkez birliğine ortak olmadığı takdirde kamu kaynaklarından desteklenen kredilere kefalet sağlayamayacağı ve kamu kaynaklı tarımsal desteklemelere aracılık yapamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu ortaklık veya üyelik ise kooperatiflerde genel kurulda alınacak yetkiye bağlıdır. Genel kurulların yapılması belli bir takvime bağlı olması sebebiyle bahse konu tarımsal destek ödemelerinin kooperatif ortağı çiftçilere yapılmasında mağduriyet oluşturmaması için söz konusu hükmün 1/1/2024 tarihinden itibaren uygulanması öngörülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonumuzda eklenen yeni bir maddeyle Kahramanmaraş ili Dulkadiroğlu, Onikişubat, Türkoğlu ilçelerinde bulunan, ekli haritalarda da gösterilen alanlar Erkenez OSB, Aksu OSB ve Türkoğlu 2 OSB olarak belirlenmiştir.

Sözlerime burada son verirken sizleri ve ekranları başında bizleri seyreden aziz milletimizi sevgiyle selamlıyorum, hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Söz talepleri var, sırayla onları karşılayacağım.

Sayın Gaytancıoğlu, buyurun.

 

 

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye ekonomisi çöküyor, vatandaşlar âdeta gözümüzün önünde eriyor. Toplumumuzun önemli bir bölümünü oluşturan emekliler, işçiler, esnaflar, dar gelirliler ve daha niceleri özellikle kara kışın da gelmesiyle perişan günler yaşıyor. Vatandaş borçlarla, açlıkla, faturalarla ve soğukla âdeta boğuşuyor ve sabrı sınanıyor. Odun kömür fiyatları, doğal gaz fiyatları ve elektrik fiyatları aşırı derecede arttığı için nasıl ısınabileceği konusunda çelişki içinde. Zaten elektrik çok pahalıydı, siz üst üste zamlar yaptınız daha da pahalı hâle geldi. Bir de vatandaşa müjde olarak “Elektrik faturalarından TRT payını kaldıracağız.” dediğiniz, vatandaş gerçekten bir indirim bekliyor. Alacağı indirim yüzde 2. Peki, neden elektrik faturalarından yüzde 18 olan KDV’yi kaldıramıyorsunuz? Özellikle bu soğuk günlerde vatandaşa bir katkınız olsun.

BAŞKAN - Sayın Tutdere.

 

 

 

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Çiftçi ekonominin bel kemiğiydi, iktidar olarak bel kemiğini kırdınız, ekonomimizi çökerttiniz. On altı aylık sürede gübreye 37 kez zam yapıldı, üstelik yapılan son zamlar çiftçilerimizin ekim yaptığı döneminde yapıldı. DAP gübrenin ton fiyatı on altı ayda 2.200 liradan 11 bin liraya yükseldi, üre gübrenin ton fiyatı on altı ayda 1.800 liradan 13 bin liraya, CAN gübrenin fiyatı ise 1.000 liradan 8 bin liraya yükseldi. Gübre fiyatlarının artması çiftçilerimizin çoğunu, bu yıl gübresiz ekim yapmak zorunda bıraktı. Gübresiz yapılan ekimler üretimi yarıya düşürecek fakat iktidar her zaman olduğu gibi yine herhangi bir önlem almıyor. 3 bakan oturmuş, bugün bir açıklama yapmış “Üreticiyi ve vatandaşlarımızı fiyat baskısına karşı koruduk.” demiş. Siz ne üreticilerimizi ne de vatandaşlarımızı korudunuz? Fiyat artışlarından gördüğümüz sizler, sadece fahiş artışı yapan firmaları koruyorsunuz. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına ve tüm yetkililere açıkça çağrıda bulunuyorum: Bu fiyat artışlarını bir an önce durdurun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan...

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, enerji, insan yaşamının vazgeçilmezi hâline gelmiştir, her gün enerjiye olan ihtiyaç artmaktadır. Enerji ihtiyacının fosil yakıtlardan temin edilmesi ekonomimiz ve çevremiz açısından sorunludur. Fosil yakıtlar en önemli ithalat kalemimizdir. Daha önemlisiyse fosil yakıtların oluşturduğu hava kirliliği ve buna bağlı küresel ısınma, iklim değişikliği sorunlarıdır. Hava kirliliği ve iklim değişikliği insan sağlığını doğrudan ve dolaylı yoldan etkilemektedir. Hava kirliliği hastalıkların yüzde 25’inin sebebidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak çevre dostu, yenilenebilir enerji politikalarını destekliyoruz. Hava kirliliğinin diğer nedeni motorlu taşıtlardır. Motorlu taşıtların petrol ürünlerini kullanması hava kirliliğinin yüzde 20’sinin nedenidir. Bu nedenle elektrikli araçları çevre dostu olarak görüyor ve destekliyoruz. Bu kapsamda, elektrikli araçlar Türkiye’deki araçların yüzde kaçını oluşturmaktadır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygun...

 

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Başkanım.

Çiftçimiz perişan, Mecliste arkadaşlarımız her gün dile getiriyor ama iktidar partisi kulaklarını tıkamış, başını kuma koymuş. Gübre fiyatları almış başını gidiyor. Çiftçimiz, maalesef, gübresiz ekim yaptı, ekim yapmayan birçok çiftçimiz var ama diyoruz ki: Bunu görmeyen bir iktidar var, saray var. Saraydan her şey güzel gözüküyor. Bakın, geçtiğimiz günlerde hanımefendi diyor ki: “Mango kurutun.” Vatandaş soğan bulamıyor, ekmek bulamıyor, kuru ekmek bulamıyor, Emine Erdoğan diyor ki: “Mango kurutun, mango konservesi yapın.” İşte saraydan ülkenin hâli bu, ülkenin bakışı bu. Çiftçimiz perişan, halkımız perişan, esnafımız perişan ama bunu gören iktidar maalesef ortada yok. Şimdi, gelmiş “Elektrikteki TRT payını kaldırıyoruz.” diyorsunuz ama kanun teklifinde 16’ncı maddeye baktığımız zamansa bütün limanlarımızı maalesef peşkeş çekiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

 

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zam yağmuru dinmiyor, simit de zamdan nasibini aldı. Çay simit hesabı yaparak iktidara gelenlere bir de ben hesap yapayım: Simit 3,5 TL, çay 3 TL, toplam 6,5 TL; 5 kişilik bir aile günde 3 öğün çay simit yerse      -6,5x5- eder 32,5 TL; onu da 3 öğünle çarpın, etti mi 97,5 TL. Bir ayda ne eder? 2.925 TL. Eşi çalışmayan 3 çocuklunun asgari ücreti ne kadar? 3.013 TL. Elde ne kaldı? 88 TL. Bununla kira mı fatura mı ödesin, çocuk mu okutsun, toplu taşımaya mı versin? Bu zalim yönetim, bu aziz millete 1 bardak çay ve 1 simidi bile layık görmüyor. Millet sizin peşinizden niye gelsin? “İşçi aç kalsın, emekçi aç kalsın.” diyorsunuz. Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.

BAŞKAN – Sayın Tokdemir…

 

 

 

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vergi, ceza ve harçlara zam yüzde 36,2. Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle yeniden değerleme oranına yüzde 36,2 artış yapıldı. Bu rakam, on dokuz yılın en yüksek zammı. Madem enflasyon yüzde 19,95, harçlara niye 36,2 zam yaptınız? Memura, emekliye yaptığınız zam, asgari ücret ortada. Kaşıkla verip kepçeyle alıyorsunuz. İktidar tüketici için ayrı, üretici için ayrı enflasyon belirleyerek vatandaşlarımızı kandırabileceğini düşünüyor. Bu şekilde vatandaşlarımızı kandıramazsınız çünkü vatandaş her şeyi görüyor; daha da kötüsü, bizzat yaşıyor.

“Ekonomik kurtuluş savaşı” diyerek yaşanan sefaletin üzerini örtemezsiniz. Bu savaşı açanlar sizlersiniz hem de millete karşı açtınız ama siz hiç merak etmeyin, kazanamayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

 

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalması için ülkemizi dış tehditlere karşı cansiparane savunan kahraman askerlerimizin değerini bilmemiz gerektiğini hatırlatarak emekli binbaşıların maaş sorununa değinmek istiyorum. Aldıkları emekli maaşları, görevdeyken astlarının aldıkları maaşlardan daha düşük seviyede kalmıştır. Emekli yarbaylarla aynı statüde olan emekli binbaşılara uygulanan maaş sistemi, dünyanın hiçbir ordusunda görünmeyen bir mağduriyet yaşatmaktadır. Aldıkları maaş nedeniyle evlerini geçindiremeyen ve bu nedenle piyasada çaycılık yapan, çamaşır satan, evlere tüp dağıtan, Millî Piyango bileti satan emekli binbaşılar mevcuttur. Hayatlarının en verimli dönemlerini ülkesi için ortaya koyarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde yirmi beş ila otuz sekiz yıl aralığında görev yapan emekli binbaşıların mağduriyeti giderilmelidir. Emekli binbaşılar iyileştirme değil, hakkının teslimini istiyor.

Ayrıca, gerek görevdeki gerekse emekli binbaşı ve astsubaylar Anayasa'nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3950) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 287) (Devam)

BAŞKAN – Tümü üzerinde soru işlemi yok.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sadece 3 arkadaşın söz talebi var, onları karşılayacağım, 60’a göre başka da söz vermeyeceğim.

Sayın Özkan, buyurun.

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İki gündür birçok ilimizi etkisi altına alan, yer yer hızı 130 kilometreyi bulan lodostan dolayı başta İstanbul ilimiz olmak üzere fırtınadan etkilenen illerimizde bulunan vatandaşlarımıza ve esnafımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Tüm doğal afetlerde olduğu gibi devletimiz yine olay yerinde tüm kademeleriyle yaraları sarmaktadır.

Rabbim ülkemizi ve milletimizi tüm afetlerden korusun ve muhafaza eylesin. Ayrıca, geçtiğimiz günlerde ahirete irtihal eden Galatasaray Kulübü 37’nci Başkanı merhum Mustafa Cengiz’e Allah’tan rahmet diliyor; ailesine, sevenlerine ve Galatasaray camiasına başsağlığı diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enerji günümüzde dünya ekonomisine ve politikalara yön veren en önemli bir faktör konumuna gelmiştir. On dokuz yıllık AK PARTİ iktidarında, enerji bağımsızlığı konusunda yenilenebilir enerjide büyük atılımlar yapan Türkiye, nükleer santral hamlesinde nükleer enerjiyi işleyen ve kullanabilen sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girmeyi hedeflemektedir.

Seçim bölgem Mersin’de inşa edilen Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu Nükleerde çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Akkuyu Nükleer Güç Santrali tamamlandığında toplam elektrik ihtiyacımızın yüzde 10’unu tek başına karşılayacak.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde, AK PARTİ olarak enerji ihtiyacımızı, millî enerji ve maden politikamız rehberliğinde yerli ve millî imkânlarla karşılamaya çalışıyoruz diyor, Genel Kurulu Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karaman…

 

 

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, pandemi nedeniyle uzun bir aradan sonra turistik Doğu Ekspresi, seferlerine 15 Aralık 2021 tarihinde başlayacak. Başta Ulaştırma ve Turizm Bakanlarımız ve Demiryollarımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Ankara, Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kars ilini içine alan Doğu Ekspres seferlerinin yarattığı turizm potansiyeli yerel halkımızı ziyadesiyle memnun etmektedir. Ankara’dan kalkarak dağların arasında kıvrılan trenimiz, Fırat Nehri ve kolları boyunca devam eden bir seyir keyfî sunar ziyaretçilerine. Erzincan bu yolculuğun önemli duraklarından biridir. Kemaliye ilçemizde bulunan dünyanın en büyük ve güzel ikinci kanyonumuzu ziyaret ederek muhteşem bir manzarayla karşılaşacaksınız. Ayrıca, Erzincan merkezde Bakırcılar Çarşısı, Girlevik Şelalesi, Ergan Kayak Merkezi, Ekşisu Mesire Alanı’mız ve almadan gidemeyeceğiniz meşhur tulum peynirimiz vardır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3950) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 287) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 20’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde ilk söz, İYİ Parti Grubu adına Sayın Bedri Yaşar’ın.

Sayın Yaşar, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

287 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, her zaman olduğu gibi, Hükûmetin yeni bir torba yasasını görüşüyoruz. Daha önceki torba yasalarda olduğu gibi, bu torba yasada da birbirinden farklı 22 kanun teklifinde değişikliğe gidilmektedir.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, salonda çok uğultu var efendim.

BAŞKAN – Her zamankinden çok daha iyi yani.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Eğer size geliyorsa ses, sorun yok.

BERDİ YAŞAR (Devamla) - Burada her ne kadar farklı komisyonları ilgilendiren konular olsa da bu teklif sadece Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda görüşülmüş ne yazık ki diğer komisyonlarda görüşülmemiştir. Bunlardan olumlu bulduğumuz, TRT payının kaldırılması. Torba yasanın detaylarına baktığımızda ise, teklifteki bazı maddeleri olumluyken bazı maddelerinde de sakıncalı olan hususlar mevcuttur. Ancak genel olarak değerlendirdiğimizde, İYİ Parti olarak mücadele verdiğimiz maddelerden bir tanesi de TRT payının kaldırılmasıdır, bu olumlu bir gelişmedir ancak tek başına yetersizdir. Elektrik faturalarına baktığımızda, TRT payının 100 TL’lik bir faturadaki payı yaklaşık 1,65 TL olarak yansımaktadır, bu da derde deva bir rakam değildir, üstelik de bu pay 1 Ocak 2022 tarihinde faturalardan düşürülecektir. Artık, elektrik faturalarına şöyle bir baktığımız zaman, maalesef, hepimiz de biliyoruz ki biz bu faturaları, daha çok vergi tahsilat makbuzları olarak kullanıyoruz. Bizim bu konuyla ilgili bir önerimiz var, diyoruz ki: “Hiç olmazsa bu TRT payının kaldırılmasının yanı sıra örneğin, 100 kilovatsaat altı tüketimler için KDV yüzde 1 olsun, yine 100 ile 200 kilovatsaat arası tüketimler için KDV yüzde 8 olsun, 200 kilovatsaat ve üzerindeki tüketimler için KDV yüzde 18 olsun.” Hiç olmazsa bugünkü gibi zor günlerde çekirdek ailelerin faturaları düşsün istiyoruz. Tabii, “enerji” dediğimiz zaman, bunun yüzde 64’ü enerjinin kendi bedeli yani 47,42 kuruş; hizmet bedelleri 26,51 kuruş, bunun üzerine KDV’yi ilave ettiğimiz zaman, bugün konutlarda tükettiğimiz enerjinin kilovatsaati yaklaşık 91 kuruşa satılmaktadır. Şöyle bir baktığımız zaman, devletin alım garantileri üzerinden gittiğimiz zaman, jeotermali, hidroelektriği, güneşi, rüzgârı, termik santralleri, doğal gaz santrallerinde toplamının ortalaması yaklaşık 10 sent. 10 sent demek -bugünkü rakamlarla doların da 13,5 TL olduğuna baktığınız zaman- 1 kilovatsaati yaklaşık 1,35 TL. 91 kuruşa satıyorsunuz, e, bu aradaki 44 kuruşluk farkı doğal olarak devletimiz finanse etmektedir. Yani burada şunu ifade etmek istiyoruz: Hani bu dolarda açık var ya, siz aynı şekilde enerji anlaşmalarının tamamını dolar bazında yaptınız, daha yeni bunu TL’ye döndürdünüz. Bugün piyasadaki en yüksek dolar alıcılarının enerji üreticileri olduğunu unutmayın, en büyük rakamları da bunlara ödüyoruz. Hani “Dolar yükselir de ne olur, bizim dolarla ne işimiz var?” diyorsunuz ya, işte, kur 1 kuruş yükseldiği anda Türkiye'ye 2 milyar 334 milyon TL’ye mal oluyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Onun için bu, inşallah, Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi olur; faiz düşer, kur da düşer, bu ülke rahatlar. Aslında, bu aralar… Ben size samimiyetle bir şey söyleyeyim: Şöyle bir ay hiçbir şey konuşmayın, otomatikman yüzde 10 düşer, ben bunu buradan söylüyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Yine, Sayıştay raporlarının tespitleri var. Hani bu dağıtım şirketleri var, bu dağıtım şirketleri tahsil ettikleri fatura bedellerini normal şartlarda devlete ödemeleri lazım ama maalesef, bu tahsilatların yapılmadığı Sayıştay raporlarında da var.

Yine, bu şirketlerin, normal şartlar altında dağıtım yapan şirketlerin yatırımlarını kendi şirketleri marifetiyle yapmaları yasak ama bütün dağıtım bölgelerine şöyle bir baktığınız zaman, bunların alt şirketleri tümüyle kendi şirketleri; tam tersine, devletten de yüzde 25’lik kâr garantileri var, kendi şirketlerinin altına alt şirketler oluşturdular. İnanın onlara da olan borçlarını morçlarını ödemiyorlar; biz buradan uyarıyoruz. Hatta bu dağıtım şirketlerine bu ihaleler verildiği zaman kayıp kaçak oranlarının hep düşeceğini, bu dağıtımdan kaynaklanan performansın artacağını, devletin gelirlerinde çok ciddi oranda düzelmeler olacağını söyledik ama maalesef, bu dağıtım bedellerinin tahsilatını bile, bugün çiftçiye verdiğimiz elektrikler var, bu elektrik bedelini, gelir desteklerini otomatikman bu dağıtım şirketlerine bağladınız, gelir destekleri otomatikman bu elektrik şirketlerine gidiyor.

Tabii, bu arada, enerjinin de tabii ki çeşitlendirilmesi lazım, bugün termik santrallerden ciddi oranda enerji üretiyoruz, zaten kömür bedelleri de artıyor. 2030 yılı, İklim Anlaşması’nı hep beraber imzaladık. Dolayısıyla, bunların çevreye verdiği zararlar da dikkate alınırsa bunlarla ilgili tedbirlerin daha şimdiden gözden geçirilmesi gerekiyor ki o güne hazırlanalım.

Tabii, duyuyoruz, işitiyoruz; TEİAŞ’ın, özellikle iletimin özelleştirilmesi… Bakın, buradan uyarıyoruz, kesinlikle aklınızın ucundan bile geçirmeyin yani bugün üretim şirketleri, üretimin yaklaşık yüzde 65-70’i şu sizin “5’li grup” dediğiniz grubun elinde. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Aynı şekilde, dağıtım şirketleri de bu 5’li grubun elinde. Hiç şüpheniz olmasın ki bu, özelleştirmeye çıktığı andan itibaren iletim ihaleleri de tereddütsüz bu 5’li gruptan birine gidecektir. E, Sayın Cumhurbaşkanımız ne diyor? “Dünya 5’ten küçüktür.” diyor değil mi? E, biz de diyoruz ki: “Türkiye iş dünyası bu sizin 5’linizden daha büyüktür.”

OYA ERONAT (Diyarbakır) – “Dünya 5’ten büyüktür.” diyor.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Düzeltelim…

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Düzeltelim, kayıtları da düzeltelim, “…büyüktür.” diyelim ama “Bu 5’liden de Türk yatırımcıları daha büyüktür.” diyelim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Eğer bu iletim şirketleri bunların elinde olursa Türkiye’nin enerji güvenliği, arz güvenliği hiç şüpheniz olmasın ki muhakkak tehlikeye girecektir, bu son derece risklidir. Bugün, demir yollarımız ne kadar önemliyse, kara yollarımız ne kadar önemliyse, boru hatlarımız ne kadar önemliyse, iletim hatları da o kadar önemlidir; muhakkak devletin tekelinde olması lazım, her şeyden önce trafoya kedi girmemesi için. (İYİ Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Yine, özellikle son dönemde, limanların özelleştirilmesi… Otuzar yıl süreyle özelleştirildi. Daha bunların süreleri dolmadı, yani durup dururken devlet bu işten kârlı mı çıktı zararlı mı çıktı, vadedilen yatırımlar yapıldı mı yapılmadı mı, işin sonucunu görmeden bugünden uzatmanın devlete faydası olduğuna inanmıyoruz biz. Daha, çoğunun süresi dolmadı, bu yatırımlar doğru mu yanlış mı? Belki bundan sonra üretecek, talip olacak insanlar, daha yüksek oranda yatırım yapacaklar, daha yüksek oranda gemi karşılayacaklar, uğurlayacaklar. Dolayısıyla, bu, doğmamış çocuğa don biçmek gibi bir şey. Ya, dolayısıyla, bu sözleşmeler bitmeden, bugün böyle alelacele buraya getirilip uzatılmasını da doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Yine, aynı şekilde, hepimizin -Karadeniz milletvekilleri var- bu orman arazileriyle, özellikle, bu, balıkçılık sektörüyle ilgili, tabii, endişelerimiz var. Türkiye’nin bu kıyılarının -genelde desteklediğimiz- balıkçılığa açılması açısından desteklediğimiz bir madde ama ormanların tahrip edilmesiyle ilgili de endişelerimiz var. Ümit ediyoruz ki bu konuda da yanılırız.

Tabii, özellikle en büyük ithalat kalemlerimizden biri de doğal gaz. Yani bu yeni moda oldu: Hangi bakan sabah erken ya da bakanlığa gelse bir müjdeyle uyanıyoruz. Millî Eğitim Bakanı bir sürü müjdeyle bizi müjdeledi. Doğal gazla ilgili de Enerjinin başına gelen herkes bizi müjdeledi. Ümit ediyoruz ki -2023’ün ilk çeyreğinde bizim gaz üretmeye başlayacağımız yönünde Hükûmetin ifadeleri var- inşallah bu da yılan hikâyesine dönmez.

3600 ek göstergeyi de habire konuşuyoruz. Yine, 2022’nin sonuna doğru olabileceğini söylüyorsunuz. Biz bu ülkede yapılan, üretim dâhil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamamlıyorum.

Yeter ki bu ülkede üretim olsun, istihdam olsun; yapılan her işin yanındayız ama bizim itirazımız bunların maliyetinin yüksek olmasına, bunların ranta kurban gitmesine. Ümit ediyoruz ki -beklentimiz de o ki tez zamanda, 2022’nin sonuna kadar doğal gaz kara hattı ve deniz hattı yapılacak- Türkiye çok yüksek rakamları ödemek zorunda kalmaz diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Lütfi Kaşıkçı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Lütfi Bey, çok alkış aldınız.

MHP GRUBU ADINA LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Teşekkür ediyorum. Alkışlayan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tutanaklara geçsin efendim.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve ekran başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kalkınmanın temel dinamiklerinden birisi olan enerji, büyük ölçüde kendi imkânlarımızla temin edemediğimiz ve ithal etmek zorunda kaldığımız önemli bir girdidir. Türkiye'nin enerji talebi büyüyen ekonomisine paralel olarak gelişim göstermektedir. 2000–2020 yılları arasında yıllık elektrik enerjisi talebi dünyada ortalama yüzde 3 artış gösterirken, ülkemizde bu oran yaklaşık yüzde 4,5 olarak gerçekleşmiştir. Doğal olarak da bu yüksek talep artışının güvenli bir biçimde karşılanabilmesi enerji politikamızın temel önceliği olmak durumundadır. Enerji üretiminde kullanılabilecek kaynakların çeşitliliği, üretim ve dağıtım sistemlerine yönelik teknolojilerdeki hızlı gelişmeler, kaynak temininin aynı zamanda, uluslararası ilişkiler ve diplomasinin de konusu olması ve enerji tüketiminin olumsuz çevresel etkileri, enerjiyle ilgili değerlendirmelerin çok boyutlu ve çok eksenli bir yaklaşımla ele alınmasını zorunlu kılmakta, bunları dikkate alan millî bir enerji politikası ortaya koymayı gerektirmektedir.

Küresel ölçekte güç dengesi arayışları enerji politikalarını etkilemekte, yaşanan ekonomik ve politik belirsizlikler, enerji ve doğal kaynaklar üzerindeki paylaşım mücadelelerini artırmaktadır. Enerjinin ekonomik boyutunun yanı sıra, siyasi, diplomatik, çevresel ve insani boyutlarının olması uzun vadeli bir enerji stratejisinin hazırlanmasını gerekli kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, özellikle 2017’den itibaren Türkiye’de enerji alanında millî politikalar devreye alınmış ve bu millî politikaların bugün için de yansımaları bir bir gerçekleşmeye başlamıştır. Bakınız, ben, millî politikaların yansımasına geçmeden önce, özellikle enerjinin ithalatımız içerisindeki payının ne kadar yüksek olduğunu ifade etmek için sizlere birkaç rakam paylaşmak istiyorum: 2020 yılında toplam ithalatımız 219 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşirken bu toplam ithalat içerisinde enerjinin payı 28 milyar 900 milyon dolar olmuştur. 2019 yılında ise -yani pandeminin hemen öncesinde ise- ithalat büyüklüğümüz 210 milyar 300 milyon dolar olarak gerçekleşmiş ve bu büyüklük içerisinde enerjiye ayırdığımız bütçe 41 milyar 700 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

İşte, ülkemiz, özellikle bu kara deliği kapatma noktasında son yıllarda atağa kalkmış ve geldiğimiz noktada da atılan adımlar sonuç vermeye başlamıştır. Enerjide yakalanan bu ivmenin arkasında hiç şüphesiz, dışa bağımlılığı bir millî güvenlik sorunu olarak gören Enerji Bakanlığı ve kadroları gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, gelinen noktada, millî enerji politikalarımızın bugüne yansımalarıyla ilgili sizlere birkaç örnek vermek istiyorum. Enerji ithalatımızın ana kalemlerini oluşturan 3 büyük unsur var, bunlar: Petrol, doğal gaz ve kömür. Özellikle elektrik üretiminde doğal gaz ve kömürden istifade etmekteyiz ancak millî politikaların devreye girmesiyle birlikte elektrik üretiminde doğal gaz ve kömürün payını aşağı çekip kendi yerli ve millî kaynaklarımızın payını yukarı çıkartmayla ilgili çok önemli adımlar atıldı. Bakın, bugün geldiğimiz noktada, “kendi millî kaynaklarımız” dediğimiz; su, rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynaklarının toplam elektrik üretimimizdeki payı yüzde 40’ın üzerine çıkmış durumda. Bu, gerçekten ülkemiz için, ülkemiz açısından çok önemli bir gelişmedir. Elektrikle ilgili, özellikle Mersin Akkuyu’daki nükleer enerji santralinin de devreye girmesiyle birlikte çok önemli bir adımı daha, eşiği daha atlamış olacağız.

Değerli milletvekilleri, elektrikle ilgili durum buyken petrolle ilgili ülkemizde yaşanan gelişmelerle ilgili de birkaç kelime etmek istiyorum. Özellikle, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının ülkemizin enerjide dışa bağımlığını azaltma noktasındaki azim ve kararlılığı sayesinde “gidilmez” “aranmaz” denilen yerlerde petrol arama çalışmaları yapılmakta ve artık sonuç da alınmaya başlanmakta. Günlük petrol üretimimiz 50 bin varilken bugün geldiğimiz noktada, günlük ham petrol üretimimiz 62 bin varil seviyesine ulaşmıştır. Ayrıca, Türkiye Petrolleri sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da ham petrol arama faaliyetlerine devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, yine, enerjide önemli bir ithalat kalemi olan ve neredeyse yüzde 99 oranında dışa bağımlı olduğumuz doğal gazla ilgili bugün geldiğimiz nokta ise gerçekten tarihî bir noktadır. Bakınız, doğal gazla ilgili verileri sizlerle paylaşmadan önce şunu ifade etmek istiyorum: Tarih bugün gerçekten Türk milleti için önümüze altın değerinde yeni bir gelişmeyle karşımıza çıkmış durumda. Bir asır önce, Musul ve Kerkük’te kaybettiğimiz o toprak parçası ve altındaki zenginlikler, bugün, tam bir asır sonra; dün kara parçasında kaybettiğimiz o zenginliği bugün bir asır, tam bir asır sonra denizin derinliklerinde karşımızda görüyoruz. Bakınız, değerli milletvekilleri, doğal gaz ihtiyacımız pandemi öncesi yani 2019 yılında yaklaşık 46 milyar metreküp seviyesindeydi ve bu doğal gaz ihtiyacımızın yüzde 99’u ithaldi. Bunun için Türkiye Cumhuriyet devletinin ayırdığı bütçe ise yaklaşık 12-13 milyar dolar seviyesinde. Her yıl verdiğimiz cari açıkta neredeyse artan bir değişken olan doğal gazda 2017 sonrası ortaya koyulan vizyon ile bugün yepyeni bir alana girdik.

Süremin bu son dakikalarında özellikle Karadeniz’de faaliyet gösteren Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı çalışanlarına buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden selam göndermek istiyorum. Onlar Türk milletinin geleceği için Karadeniz’in açıklarında Türk Bayrağı’nı dalgalandırarak Türk milletinin rızkının mücadelesini veriyor, Allah onların hepsinden razı olsun. (MHP sıralarından alkışlar) Bakın, bir milletvekilinin “Hurda.” dediği, “Hurda.” dediği o sondaj gemisinin bugün Türkiye’ye kattığı katkıyı buradan paylaşmak istiyorum. Evet, bir milletvekili Fatih sondaj gemisiyle ilgili “hurda” demişti. O hurda dediğiniz gemiyle biz Karadeniz’de tam 11 sondaj çalışması yaptık. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) O “hurda” dediğiniz gemi Cumhur İttifakı’nın ortaya koyduğu millî enerjiyle Karadeniz’de Türk devleti artık kendi filosuyla doğal gaz arama çalışmalarına başladı. Peki, bu çalışmalardan az evvel önce ne yapıyorduk? Bakın, Şile’de uluslararası bir doğal gaz arama firmasına bir doğal gaz kuyusu açtırmak için bir günlüğüne 1,5 milyon dolar para veriyorduk. O Şile’deki kuyuyu açmak için o firmaya Türkiye Cumhuriyeti devleti tam 350 milyon dolar para ödedi. Ve 2017’den sonra bu Cumhur İttifakı’nın ortaya koyduğu bu millî heyecan, bu millî güç sayesinde biz artık dedik ki bu iş böyle olmayacak. Peki, ne yapacağız? Kendi gemilerimizi alıp kendi filomuzu kurup derin denizlerde doğal gaz aramalarını artık biz yapacağız dedik. O gün bir milat oldu…

(CHP sıralarından gürültüler)

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Laf atmayın, durun, dinleyin ya. Laf atmayın ya, bir dinleyin, bir şey anlatıyoruz ya.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Dinle, dinle, sonra cevap verirsin.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Devletimizle ilgili, milletimizle ilgili şeyler söylüyoruz. Burada verdiğimiz rakamlar da doğru rakamlar, benden sonra tutanakları alır…

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Vatandaş görüyor doğruyu, yanlışı, merak etmeyin ya.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Dinle, dinle, lazım olur.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı, siz Genel Kurula hitaben devam edin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Onu diyenin zihniyeti “hurda”.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ya, sizin rahatsız olmanız normal zaten. Bulunan doğal gazdan rahatsız olmanız normal.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bu Türk milletinin geleceğiyle ilgili çok önemli bir ayrıntıyı burada sizlerle paylaşıyorum. Dün 350 milyon dolar para verip yabancı uluslararası bir firmaya yaptırdığımız bu sondaj faaliyetini bugün sizin o “hurda” dediğiniz gemilere 35 milyon dolara yaptırıyoruz, onda 1 fiyatına yaptırıyoruz. Bu büyük bir atılım değil mi? (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

LÜTFİ KAŞIKÇI (Devamla) – Sayın Başkanım, sözlerime son vereceğim. Mavi vatanın derinliklerinde Türk milletinin geleceği saklı, Türk milletinin ekmeği saklı, rızkı saklı. “Mavi vatanda yayılmacı politikalar izliyoruz.” diyenlerin inadına mavi vatanın derinliklerindeki Türk milletinin geleceğini sonucu ne olursa olsun oradan çıkartacağız ve milletimizin hizmetine sunacağız. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu Adına Sayın Muazzez Orhan Işık.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Tahsin Bey, takdir etmeniz gereken bir konuşma oldu.

BAŞKAN – Sayın Cora, Sayın Tarhan, arkadaşlar, bakın, konuşmacı kürsüde.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, ben sakinim, beni tahrik ediyor.

BAŞKAN – Tahrik olmayın siz de Sayın Cora.

HDP GRUBU ADINA MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP’nin yasama ilkelerini alt üst eden torba yasa geleneği devam ediyor. Bu torba da öncekiler gibi içinde 1-2 tane iyi maddeyle süslenmeye çalışılmış ama genel karakteri itibarıyla rant ve sermaye yandaşlığı üzerine kuruludur. Bu torba yasa da ilgili sivil toplum kuruluşları ile sendikaların ve Meclisin ilgili komisyonlarının görüşü alınmadan hızlıca Kurula getirilmiştir. “Faturalarda TRT payını kaldırıyoruz.” propagandasıyla kamuoyuna bir hafta önceden sunulan bu torbada birçok talan, vurgun ve kayırmanın üstü örtülmeye çalışılmaktadır. 22 değişik kanunda değişiklik getiren bu yasa teklifi birçok alanda rant ve sermayenin talepleri için yapılmıştır. Sanayi, Ticaret ve Enerji Komisyonunun yetkisi dışında olan 8 kanunda değişiklik öneren bu teklif ilgili komisyonlarda görüşülmeden önümüze getirilmiştir.

 

Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesinde ormanlık alanların telafisi, tasfiyesi, özelleştirilmesi, özel sektöre devredilmesi, orman alanlarında tesislerin kurulması ve ormanlar üzerinden rant elde edilmesi için alanlar açılıyor. Son ağaç bittiğinde bu felaketin yol açacağı süreci bütün dünya görüyor ve tedbirler alıyor. İklim krizinin önüne geçmek için tüm ülkeler ormanları korumaya çalışırken iktidarınız ise ormanları yok etmeyi hızlandıracak, her türlü girişimde bulunmaktadır. Bu yaz yaşadığımız orman yangını felaketleri unutulmuş olacak ki bu düzenlemeyle orman içinde kurulacak balık çiftlikleriyle birlikte orman alanları özelleştirilerek ranta açılacak ve telafisi mümkün olmayan ekolojik tahribatlar meydana gelecektir. Endüstriyel bir üretim modeliyle ormanlık alanlara yapılacak tesisler ve yapılar ormanlık alanlardaki kaynaklara zarar vererek orman ekosisteminin tehlike altına girmesine neden olacaktır. Bu yüzden orman içi alanlarda yasak olan balık çiftliği tesislerinin önünü açmaya hazırlanan söz konusu bu düzenleme geri çekilmelidir.

Değerli arkadaşlar, teklifin 3’üncü maddesi ise kooperatiflerle ilgili bir düzenleme getiriyor. Dayanışmacı bir ekonominin temeli olabilecek kooperatifler için yapılması gerekenler açıktır. Bu yasa teklifiyle getirdiğiniz düzenlemede kooperatiflerin sorunlarını çözmek yerine erteleme yaklaşımı vardır. Açıkça ifade edilmelidir ki kooperatiflerin üst birliklere, üst birliklerin kooperatif birliklerine üyeliği bir cezalandırma mekanizması temel alınarak yapılamaz. Söz konusu maddeyle üyeliğin genel kurullarla mümkün olabileceği belirtilmektedir. Genel kurullar da hemen yapılamayacağı için burada bir mağduriyet oluşmasın diye 2024 tarihine ertelenmekte, süreç daha da uzatılmaktadır. Partimizin bu konuda kapsamlı bir kanun teklifi hâlâ ilgili komisyonda bekletiliyor. Gerçekten çözüm arıyorsanız kanun teklifimizi getirin birlikte tartışıp son hâlini verip Türkiye'deki kooperatiflerin sorunlarını çözelim.

Değerli milletvekilleri, bu yasa teklifinin propaganda amaçlı maddeleri ise 4 ila 8’inci maddesi arasındadır. Bir kamu kuruluşu olan TRT’nin nasıl AKP’nin propaganda aparatına dönüştürüldüğünü hepimiz biliyoruz. TRT’nin nitelikli kadroları da tasfiye edilmiş ve AKP’nin kalemşörleri sınavsız bir şekilde asla gelemeyecekleri yerlere getirilmiştir. Bugün TRT, tarihinin en niteliksiz dönemini yaşamaktadır. AKP’nin A’sından Beyazına, Sabahından Akşamına boyalı medyası propaganda için yetmiyormuş gibi halkın vergileriyle 18 televizyon, 16 radyo kanalı, 4 basılı dergi ve dijital mecralar üzerinden yayın yapan TRT de bugün AKP ve sarayın özel yayın organı gibi hizmet vermektedir. 2010-2020 yılları arasını kapsayan dönemde elektrik faturalarından yapılan yüzde 2,26’lık kesintiyle vatandaşlardan TRT için yaklaşık 9 milyar lira toplanmıştır. Sadece bu değil, bandrol kesintileri ve reklam gelirleriyle alınan milyarlar da bu kurum bünyesinde harcanmıştır. Peki, TRT bu milyarları eşitlikçi bir yayın yaklaşımı için mi harcamıştır? Elbette ki değil. Hepimiz biliyoruz ki bu süreçte TRT, AKP’nin mikrofonu, kamerası ve “prompter”ı gibi çalışmıştır. Sadece HDP’ye değil, tüm muhalefete karşı haksız bir yayın politikası uygulayan TRT’nin tüm bu usulsüz uygulamaları yüzünden Meclis ve Sayıştay tarafından ciddi bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir.

Yasada getirilen düzenlemeyle hepimizin elektrik faturalarındaki TRT payı kaldırılıyor. Elbette ki bu düzenleme olumlu olmakla birlikte eksik bir düzenlemedir. Faturalardaki enerji fonu ve KDV payı da kaldırılmalıdır. Komisyonda yoksul haneler için önerdiğimiz belli bir kilovatsaate kadar elektriğin ücretsiz olması yönündeki önergemiz ile çiftçilerin elektrik borçlarının silinmesi ve belli bir sınıra kadar çiftçiye elektrik desteği verilmesi yönündeki önergemiz de iktidarınız tarafından reddedilmiştir.

Teklifin 12’nci ve 14’üncü maddelerinde sermayenin en temel talebi olan ucuz iş gücü için bir düzenleme yapılıyor. Bu ülkede genç işsizliği yüzde 30 bandındadır. Mesleki ve teknik liselerdeki çocuklar yıllardır ülkenin her yerinde staj, çıraklık, kursiyer adı altında ucuz iş gücü olarak kullanılıyor. Çırak, kalfa, stajyer, kursiyer ve benzeri adlarla genç emek sömürü kanallarını sonuna kadar açtınız. İşsizlik Fonu’nun yağmalanmasıyla sonuçlanan bu uygulama ne genç işsizliğini azaltmış ne gençlere güvenli bir iş ve gelecek sunmuştur. Bu istihdam düzeniyle gençlerin bir yaşam kurma şansı da yoktur. Gençler ülkeyi terk ediyorsa, terk etmek istiyorsa bu gemi batıyor demektir. Gençlerini ucuz iş gücü olarak pazarlayan bir ülkenin geleceği de karanlıktır. Ülkede kamu personelleri hariç sigortalı çalışan sayısı 20 milyon bile değildir. Çırak ve kursiyer sayısı da 1,5 milyona yükselmiştir. Kayıt dışı, güvencesiz, esnek bir şekilde karın tokluğuna çalıştırılan, her türlü mobbing ve şiddete maruz kalan bu çocuklar, sermayenin kölesi yapılmaktadır. Fiilî olarak haftalık çalışma saati kırk saatin üzerine çıkan hiç kimse çırak, stajyer veya her hangi başka bir statüde olsun asgari ücretin altında çalıştırılmamalıdır.

İşsizlik Fonu’yla ödenen miktar asgari ücrete tekabül etmiyorsa geriye kalan miktar işveren tarafından ödenmelidir. 2016 yılında sayısı 360 bin kişinin altında  olan stajyer ve kursiyerler İşsizlik Fonu desteği başladıktan sonra çok hızlı bir şekilde artmıştır. 2020 yılında 1 milyon 441 bin kişiye çıkan bu sayı, aktif sigortalıların yüzde 6’sını oluşturmaktadır. Bu uygulamalarla istisnai ve geçici bir dönem olması gereken stajyerlik kalıcılaştırılmıştır. Birçok iş yerinde mevcut kayıt dışı çalışanlar stajyerlik adı altında yeni işe alınmış gibi gösterilip işverenin vermesi gereken ücret de İşsizlik Fonu’ndan karşılanmıştır. İşsizlik Fon’undan 2020 yılının başından bu yana 128 milyar liradan fazla bütçe harcanmış ama bu harcamanın büyük bir bölümü işçilere veya işsizlere değil sermayeye yapılmıştır. Yandaş sermayenizi İşsizlik Fonu’ndan besleyesiniz diye çocukların, gençlerin, işsizlerin sömürülmesine şimdiye kadar sesiz kalmadık bundan sonra da sesiz kalmayacağız.

Değerli milletvekilleri, teklifin 13’üncü maddesiyle de usta öğretici olma belgesi verme koşulları düzenleniyor. Usta öğretici sayısını artırmak sömürüyü artırmaktır. İşsizliği sertifika vererek çözemezsiniz. Usta öğreticiler kamu hizmeti sunmalarına rağmen kamu emekçilerinin haklarına sahip değildirler, aldıkları ücretler çok sembolik düzeydedir. Mevcut koşullarda bir kadrosuz usta öğreticinin emekli olabilmesi ihtimali yoktur. Bu düzenlemeyle yaklaşık 90 bin usta öğreticinin ücret, kadro ve emeklilik gibi asıl sorun olan sorunları çözülmüyor. Usta öğreticilere ödenen ücretlerin destekleme ve yetiştirme kurslarında olduğu gibi ders saati ücretlerinin 2 katı şeklinde ödenmesi gereklidir. Kadrosuz  usta öğreticilerin SGK prim gün sayılarının artırılması için gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, otuz saat ders okutan bir usta öğreticinin aylık otuz gün SGK primi yatırılması gerekmektedir.

Yine, usta öğreticileri, iş güvenceleri olmadığından dönem dönem sözleşmeleri yapılmadığı için işsiz kalmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Devamla) – Bu nedenle de usta öğreticiler işsizlik sigortası primine dâhil edilerek, işsiz kaldıklarında işsizlik ödeneği ve kıdem tazminatından yararlanabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, zararları uygulamada ortaya çıkan bu torba kanun yapma tekniğinin demokratik işleyişle ilgisi olmadığını sürekli ifade etmekteyiz. Ülkeyi torba kanunlarınızla, yolsuzlukla, tekçi ve düşman politikalarınızla her türlü krize açık hâle getirdiniz. Emekten, kadından, çocuktan, gençten, çiftçiden yana olmayan, yoksuldan yana olmayan düzeninize ve düzenlemelerinize son vereceğimiz günler yakındır, siz de biliyorsunuz. Şairin dediği gibi: “O büyük gün geldiğinde ölmek yasak olacak.” Bu adaletsiz düzeninizden nasıl hesap sorduğumuzu yaşayarak göreceksiniz.

Tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

CHP GRUBU ADINA AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) –  Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; 287 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü için söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Kamuoyunda elektrik faturalarındaki TRT payının ve Enerji Fonu ödemesini kaldıracak bir düzenleme olarak bilinmesine rağmen sizin de fark ettiğiniz gibi biraz evvel Tahsin Vekilimin de belirttiği üzere 287 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bir adı bulunmamakta. Nasıl olsun ki? 39 maddelik kanun teklifinde tam 22 kanunda değişiklik yapılacak. İlk bölümdeyse tam 8 kanunda değişiklik yapılacak. Neler var neler: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’ndan 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu’na, Doğal Gaz Piyasası Kanunu’na kadar tam 22 kanunda değişiklik yapılacak. Şimdi  soruyorum: Böyle bir torbaya nasıl bir isim konulabilir?

Değerli milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesinde 6831 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinde değişiklik yapılarak ormanlarımızda orman içi su kaynakları kullanılarak balık üretim tesisleri kurulmak istenmekte. Oysa geçmişte aynı maddede benzer bir değişiklik yapılmak istenmiş ancak bu değişikliği Anayasa Mahkemesi reddetmişti, iptal etmişti; şimdiyse ifade değiştirilerek tekrar Genel Kurula gelmiş durumda. İfade değiştirilmiş ancak özü itibarıyla değişen bir şey yok. Amaç belli; amaç, ormanlarda balık üretimi yapmak.

Değerli milletvekilleri, ormanlarımız ve bilhassa su kaynaklarımız ciddi bir tehdit altında.

Kanun teklifinin gerekçesinde de belirtildiği gibi bu tip tesislerin temiz su kaynaklarında kurulması gerekli oysa elimizde temiz su kaynağı kalmamış durumda. Türkiye’deki yer üstü su kaynaklarımızın sadece yüzde 37’si temiz. Dolayısıyla söz konusu balık üretim tesisleri zaten kıt olan temiz su kaynaklarımızı daha da azaltacak. Ayrıca sayısı ve etkisi artan yangınların ve tahsislerin ormanlarımız üzerinde baskısı ortadayken bu tesislerin var olan baskıyı daha da artıracağı aşikâr.

Son on yılda ortalama 2.631 orman yangını çıkmış ve bu ormanlarda ortalama 9.096 hektar orman alanı yanmış. 2020 yılında ise 3.399 orman yangını çıkmış ve 20.971 hektar orman alanı yanmış. Yani 2020 yılında yanan alan miktarı son on yılda ortalamasının 2 katından fazla. Bu sene sadece Muğla ilinde 65 bin hektar ormanın yandığını düşündüğümüz zaman yangınların ne kadar önemli bir tehdit olduğunu daha iyi anlıyoruz. Şimdi “Ormanlarda kurulacak bu balık üretim tesisleriyle orman yangınlarının ne alakası var?” diyebilirsiniz. İlk başta alakasız gibi geliyor ancak unutmayalım ki yangınların en önemli çıkış nedeni insan faaliyetleri. Yani ne kadar çok tahsis, ne kadar çok tesis, o kadar çok yangın. “Tahsis” demişken AKP iktidarında tahsislerin bir önceki döneme göre yüzde 170 arttığını ve bu balık üretim tesislerinin tahsis oranlarını daha da fazla artıracağını söylemekte fayda var.

Teklifin 4’üncü, 5’inci, 6’ncı, 7’nci maddeleriyle elektrik faturalarındaki TRT payı ve enerji fonu tahsilatı kaldırılacak. Madde olumlu ancak yeterli mi? TRT payının kaldırılması, enerji fonunun kaldırılması gerekçede belirtildiği gibi tüketici üzerindeki mali yükü hafifletecek mi?

Değerli milletvekilleri, Avrupa İstatistik Ofisinin 2019-2021 yıllarını kapsayan araştırmasına göre, Türkiye 39 Avrupa ülkesi arasında yüzde 47,4’le elektrikte en fazla fiyat artışı yaşayan ülke konumunda. Satın alma gücüne göre son iki yılda elektrik fiyatları ülkemizde yüzde 30,6 artmış durumda; aynı dönemde Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 1,4’lük bir artış. Doğal gaza gelen fahiş zamlardan sonra, elektriğe yeni zamların gelmesinin kaçınılmaz olduğu bir gerçek ortadayken her 5 aboneden 1’i faturasını ödeyemez hâldeyken faturalarda sadece yüzde 3’lük bir azalmaya yol açacak olan bu düzenleme yeterli mi? Yeterli değil elbet. Oysa, bu zor günlerde sosyal bir devletin yapması gereken daha pek çok şey var esasında. Genel başkanımız “Gelin, kara kış fonunu kuralım.” dedi, dinlemediniz. Komisyon esnasında “KDV’yi yüzde 1’e indirelim.” dedik, gene dinlemediniz. “Gelin, fatura borcu olanların borçlarını faizsiz öteleyelim.” dedik, dinlemediniz; vatandaşı kara kışa teslim ettiniz ama unutmayın, kurt kışı geçirirmiş ama yediği ayazı da unutmazmış. Bu millet de kara kışı geçirecek elbet ancak bu yaptıklarınızı ve yalnızlığını unutmayacak. Görüşmekte olduğumuz teklifin 12’nci, 13’üncü, 14’üncü maddeleriyle mesleki eğitim merkezlerine devam eden veya edecek olan öğrencilerin teşvik edilmesi amaçlanmakta. Özellikle 12’nci sınıfta okuyan ve kalfalık yeterliliğini kazanan öğrencilere net asgari ücretin yüzde 50’si kadar ücret ödenmesinin önü açılacak ve bu öğrencilere ödenen ücretlerin tamamı devlet katkısıyla olacak.

Değerli milletvekilleri, genç nüfusumuz en önemli gücümüz, bunda şüphe yok, bu bir gerçek ancak bir de acı bir gerçek var: 15-24 yaş aralığındaki gençlerimizin yüzde 26’sına ne eğitim verebiliyoruz ne de iş bulabiliyoruz. Ülkede işsizlik rekorlar kırıyor. TÜİK’e göre -yani Tayyip Erdoğan’ı üzmeyen istatistik kurumuna göre- ülkede işsizlik oranı yüzde 11,7. Bu makyajlı rakamlar bile korkunç esasında ama esas sıkıntı genç işsizlikte. Genç işsizlik oranı ise genelin neredeyse 2 katı, yüzde 22,7. Beri taraftan da her 5 işletmeden 1 tanesi eleman bulmakta zorluk çekiyor. En önemli gerekçe ise başvurulara gelen adayların gerekli mesleki beceriye sahip olmaması yani mesleki eğitim sistemimizde ciddi bir sıkıntı söz konusu ve mesleki eğitim gerçekten de bir ülke meselesi hâline gelmiş durumda.

Değerli milletvekilleri, bir de kamuoyunda ve bugün burada, Genel Kurulda oldukça tartışmalara neden olan, özelleştirilmiş limanların sürelerini uzatmayı amaçlayan bir 16’ncı madde var. Anayasa’ya uygunluğu biraz evvel tartışıldı, Anayasa’ya aykırı olduğu İbrahim Hocamız tarafından gerekçeleriyle güzelce anlatıldı. Ben anayasa uzmanı değilim, Anayasa’ya uygunluğu konusunda ahkâm kesemem ancak vicdan sahibiyim ve bu madde vicdana aykırıdır. Vicdan sahibi insanlar, ülkesini seven insanlar, “Ben milliyetçiyim.” diyen insanlar, bu maddenin tekliften çıkartılması için vereceğimiz önergeye kabul oyu verirler, vermelidirler. (CHP sıralarından alkışlar) Bu teklif ilk geldiği zaman, Komisyon çalışmaları esnasında bilgi almak için sektörden birisiyle görüştüm; maddeyi anlattım, haberi yoktu maddeden. Bana ilk söylediği şey: “Katarlıların bu kadar dolaşması ve kulis yapmasının nedeni belli oldu.” Bir daha söylüyorum, bana “Katarlıların bu kadar dolaşmasının sebebi belli oldu.” dedi. Katarlı bir firma bu yılın başında, sözleşme  süresi Ağustos 2028’de bitecek olan Antalya Limanı’nı 140 milyon dolara devralmıştı, o dönemde bu konu bayağı tartışılmıştı. Gerçekten de sözleşme süresinin bitmesine yedi yıl kala neden böyle bir devralma olur, üstelik böylesine bir parayla. Katarlılar Antalya Limanı’nı devralıyor, daha senesi geçmeden sözleşmeyi on dokuz yıl daha uzatma şansı veren bir düzenleme yapmaya çalışıyoruz, şu an yapmış olduğumuz şey o. Sizce bu tesadüf mü?

Değerli milletvekilleri, bugün bizden istenen, bu yüce çatı altındaki milletvekillerinden istenen, adrese teslim bir kanun yapmamız ve bu kabul edilemez, bu yüce Meclis böylesi bir utanca imza atamaz, atmamalı. Biz limanlarımızın özelleştirilmesine başından beri karşı çıktık. Limanların işletmesinin kimde olduğu geçmişte de günümüzde de bir beka meselesi olarak tartışılmakta. Ancak, bu düzenleme liberal ekonomi kurallarına aykırıdır; rekabeti ortadan kaldıran, kamu zararına yol açacak bir düzenlemeden bahsediyoruz. Biz bugün burada vatandaşın elektrik faturasından belki 2-3 lira tutarındaki TRT payını kaldırıyoruz ancak vatandaşın geleceğini adrese teslim bir kanun düzenlemesiyle elinden alıyoruz; yaptığımız tam olarak budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – Konuşmamın başında teklif sahiplerinin bu kanun teklifine bir isim koyamadığından bahsetmiştim. Esasında, bu kanun teklifinin ismi belli; bu kanun teklifinin adı Katarlılara adrese teslim kanun teklifidir.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri karşılanmıştır.

Şimdi şahıslar adına ilk söz, Sayın Hayrettin Nuhoğlu’nun.

Sayın Nuhoğlu, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz aldım, selamlarımı sunarım.

Teklif 39 maddeden oluşmakta ama öyle bir torba kanun ki içinde 22 farklı kanunda yapılan değişiklikleri ihtiva etmektedir. Ayrıca, konular açısından bakıldığında, 5 ayrı komisyon kapsamında bulunmaktadır. 4 tali komisyondan 3’üne gönderilmiş, şeklen de olsa Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ihmal edilmiştir. Gerçi diğer 3’ünde de görüşme yapılmamış, tali komisyonlara havale işlemi kâğıt üzerinde kalmıştır. İşte ben, bu, incelemekten kaçınmaya dayanan kanun yapma şekline karşıyım.

Değerli milletvekilleri, bu teklif vesilesiyle TRT üzerinde biraz durmak istiyorum. Elektrik faturalarından TRT payının kaldırılmasını defalarca dile getirmiş bir milletvekili olarak söylüyorum: TRT'de hakkında olumlu düşünülebilecek hiçbir yayın faaliyeti bulunmamaktadır. Devletin kurumu olmasına rağmen, iktidarın yayın organı bir kanal gibi görev yapmaktadır. Yayınlarında tarafsız ve aynı zamanda adil olması gereken bu kurumun, böylesine pervasızca muhalif görüşlere düşmanlık, iktidara dalkavukluk yapması hiçbir dönemde görülmemiştir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Özellikle seçim dönemlerinde utanç verecek şekilde partizanlık yapıldığına bütün Türk milleti şahit olmuştur. Bebek katili bir teröristbaşının bile mesajı TRT kanallarında okutulmuş, kardeşinin röportajı yayınlanmış ve onlar vasıtasıyla seçimlerde başarı sağlamak için PKK’dan medet umulmuştur. TRT'nin en büyük ayıplarından biri hiç şüphesiz Türkçeye yapılan saygısızlıktır. TRT, kurulduğu günden itibaren Türkçe ve Türk kültürü için bir okul gibi hassasiyet göstermiş ve nice insanlar yetiştirmiştir. Ne var ki son yıllarda program yapımcısından kameramanına, sanatkârından sunucusuna kadar yandaş olmayan herkes kıyıma uğramış, temizlik yapılmış, yerlerine ise yandaş ve liyakatsiz kadrolar doldurulmuştur. TRT'de her şey külliyenin algı operasyonlarına hizmet edecek şekilde organize edilmektedir. Nisan ayında, İstanbul’da yapılan depremle ilgili basit bir tatbikat öylesine abartılarak yayınlandı ki TRT’ye göre İstanbul’da deprem sorunu çözülmüş oldu. Hiç kimseye en küçük bir fayda sağlamadığı gibi, deprem konusunda alınması gereken tedbirleri aksatması ve gevşetmesi yönünden zararı bile olmuştur. Dünyanın en büyük yatırım projesi olduğu ve inadına yapılacağı ifade edilen Kanal İstanbul’la ilgili olumsuz görüş belirten çok sayıda bilim insanı ve siyasetçiden hiç birisi TRT’de yayına çıkarılmamıştır. Olumsuz görüş beyan eden herkes kötülenerek kanalın yapılması lehine algı oluşturulmak istenmiştir. Yayınlanan film ve dizilerde bile “Hangi fenalık var?” diye düşünmek zorunda kalıyoruz. Bir örnek vermek gerekirse: Hâlen TRT’de yayınlanmakta olan “Bir Zamanlar Kıbrıs” şimdiki adıyla “Kıbrıs Zafere Doğru” dizisinde, ilk bölümlerde Rauf Denktaş ve Türk Mukavemet Teşkilatı yok sayılmıştır, hatta merhum Denktaş’ın gerçek bir kahraman olduğu gölgelenerek katil Sampson'un gölgesinde bırakılmak istenmesi tepkilere yol açmıştır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Diğer taraftan, TRT, bir kamu iktisadi teşebbüsü olarak çalışmasından dolayı Sayıştayın mali denetimine tabidir ancak yıllar içerisinde sistematik olarak Sayıştaya ve Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumluluk ve hesap verebilirliği ortadan kaldırılmıştır. Bu denetimsizlik sonucu bugün, TRT, Türk milleti adına tarafsız ve adil yayın yapan bir devlet kurumu olmaktan çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu teklifte bazı maddelerdeki değişiklikler olumlu denebilecek şekilde gerçekleşse bile kanunun tümüne bakarak teklifin Meclis dışında hazırlanması, bir torba kanun olması, tali komisyonlarda görüşülmemesi, görev alanına giren bir komisyona şeklen bile olsa gönderilmemesi, İç Tüzük’ün ihlal edilmesi gibi sebeplerle “kabul” oyu kullanamayacağımı beyan ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu vesileyle hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilerek kuvvetler ayrımını esas alacak iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu temeller üzerine yeniden oturtulacağı, TRT dâhil bütün devlet kurumlarının liyakatli kadrolarla kuvvetlendirileceği günlerin yakın olduğunu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci söz Sayın Ahmet Çolakoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 287 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklif; enerji, ticaret, sanayi, bilgi ve teknoloji alanıyla ilgili bazı kanunlarda kanun değişikliği ve yeni kanun maddesi eklenmesini içermektedir. Kanun teklifinin maddelerinde halkımızın ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığını görmekteyiz ve bu ihtiyaçların karşılanması için mevcut uygulamalar incelendiğinde değişen ve dönüşen dünya şartları içerisinde ilgili maddelerin yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesinin hedeflendiği de ortadadır. Maddelere baktığımızda teklifin içinde izinsiz, gündelik terimle korsan yayıncılık yapanlara yaptırımlar ve bu yayınları önlemek için yapılabilecek teknolojik önlemler, alınabilecek tedbirler içermektedir. Bu kaçak yayınların, kullanılan ticari ürünlerin kullanımını ve tanıtımını yapanların da cezalandırılması amaçlanmaktadır.

Bu kanun teklifiyle elektrik satışı üzerinden alınan TRT payının kaldırılması halkımızın menfaatine olup bütün kesimleri ilgilendiren önemli bir değişikliktir. Ayrıca kanun teklifinin geneline bakıldığında elektrik faturalarında bileşenlerin azaltılması, tüketici üzerindeki mali yükün azaltılması hedeflenmiş ve halkımızın menfaati gözetilmiştir.

Kanun teklifiyle doğal gaz arzında tüketici kusuru dışındaki gecikme, gaz talebinin durdurulması ve benzeri gibi durumlarda gaz tüketicisinin korunması, mağduriyetinin karşılanması hedeflenmiş, bu doğrultuda usul ve esaslar belirlenmiştir. Bununla beraber, elektrik ve doğal gaz faaliyetleriyle ilgili enerji politikaları dahilinde, EPDK görev alanında yer alan enerji piyasasını etkileyen gelişmelerin analiz edilmesi, gerekli düzenlemeler ve araştırmalar ile bu alanlarda çalışmalar yapmak üzere yeni bir birimin kurulması planlanmaktadır. Bu yeni birimin hedefi ülkemizin enerji alanındaki yeterlilik konusunda önemli faaliyetlerini yerine getirmek olacaktır.

Mesleki eğitim merkezlerindeki eğitim çalışmaları ticareti ve üretim ortamını doğrudan etkilemektedir. Mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrencilerin, iş ve üretim ortamına adapte olabilmesi için bu kurumlarda eğitim gören öğrencilerin özellikle 12’nci sınıfa geçip kalfalık yeterliliğini kazanmasıyla bu öğrencilere ödenen bedelin asgari ücretin yüzde 30’undan yüzde 50’sine çıkarılması hem öğrencilerimiz için hem de işveren için ileriye dönük üretimde kalifiye personel ihtiyacının karşılanması açısından önemli bir teşvik olacaktır.

Bu kanun teklifinde, ihracatta 1 milyar doları aşan ve gelecekte bu rakamı katlayacak olan balık yetiştiriciliği sektöründeki üreticileri ilgilendiren bir maddenin mevcut olduğunu da görmekteyiz. Bu maddeyle, ÇED sürecine uygun olmak şartıyla orman içi sularda balık üretiminin artırılması da amaçlanmaktadır.

AR-GE ve tasarım merkezlerinin üretim ve sanayi alanında önemli bir yeri vardır. Bu alanlar, daha aktif ve verimli kullanmak isteyen işletmeler ve sanayicilerimiz için de önemlidir. Bu çerçevede, esnek çalışma saatleri ve şartlarına uyumlu olarak, bu merkezlerde çalışan personelin faaliyetlerinin bir kısmını merkez dışında yürütmesi, kanunla sağlanan destek ve muafiyetlerden aynı şekilde faydalanması amacıyla bu kanun metninde değişiklik de mevcuttur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun değişikliği teklifinin birçok alanda halkımızın ihtiyaçlarına ve taleplerine doğrudan dokunan bir teklif olduğu da görülmektedir. Ayrıca, esnafa, işçiye, üretime, üreticiye, yatırıma, yatırımcıya doğrudan olumlu etkileyecek maddeleri içermektedir.

Bu kanun teklifini desteklediğimiz belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

4 arkadaşımızın söz talebi var, onları karşılayacağım.

Sayın Gaytancıoğlu...

 

 

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gübre fiyatlarını biliyor musunuz? Gübre fiyatları yüzde 400 arttı. Birçok çiftçimiz taban gübre kullanamadığı için 2022 çok kara bir yıl olacak. 2021’de zaten kuraklıktan etkilenmiştik ve üretim neredeyse 4-5 milyon ton düştü ve siz üreticiyi desteklemek yerine yine ithalatı çalıştırdınız, olmayan dövizimizi başka ülkelerin şirketlerine, çiftçilerine verdiniz. Hâlâ akıllanmadınız, hâlâ alternatif gübre kaynaklarının neler olduğu, çiftçiye nasıl ulaştırılabileceği ve destekleme yönünde hiçbir çalışmanız yok. Lütfen, biraz daha ciddi olun. Çiftçi gübre kullanmazsa verim yarı yarıya düşer. Biz anlatıyoruz, 20 milyon ton beklerken birden bire 10 milyon ton buğdayla karşılaşırsak bu pandemi ortamında bu açığımızı gideremeyiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Aydoğan…

 

 

 

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Anayasa’nın 43’üncü maddesi “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.” der; yararlanmada öncelikle kamu yararı gerekir, der aynı hükümde. Kıyılarımız ve limanlarımızla derdiniz ne? Akla hitap etmeyen, hukuk dışı yasama faaliyetlerinizle kime, kimlere çıkar yapmaya yönelik bir faaliyette bulunuyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım Kaya…

 

 

 

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Katarlılara ya da Birleşik Arap Emirliklerine limanlarımızı peşkeş çekmek yerine gelin, öğrencilerin okul ihtiyacını karşılayalım. Çankaya Belediyesi, Öveçler’de, Çankaya’nın en merkezî yerinde, 7.971 metrekarelik kıymetli arsasını Millî Eğitim Bakanlığına okul yapmak üzere bağışladı. Tam dört yıldır, temel atıldı yani bir tek çivi çakılmadı. Sokullu Mehmet Paşa İlkokulunda 470 öğrenci öğrenim görüyor; okul yıkıldı yıkılacak, 1957 yapımı. 32 derslikli okulun tüm yatırım planına dâhil edilmesine rağmen dört yıldır yapılmamasını izah edebilecekler mi? Buradan Millî Eğitim Bakanı Sayın Mahmut Özer’e bir çağrı yapıyorum: “Ankara’da 2022-2023 yılında 70 okul yapacağız.” diyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3950) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 287) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, bölüm üzerinde soru yok.

Birinci bölüm üzerinde soru yok.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sayın Kayan, Türabi Bey, buyurun.

 

 

 

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçimiz en kara kışı yaşıyor biliyorsunuz. Burada, önemli olan konu şudur: Çiftçi gübresini atamadığından dolayı bu sene para kazanamayacak, zarar edecek. Ama önemli olan konu şu: Sizler yani AKP yani Hükûmet Türkiye’de çiftçi para kazanamayıp tarlasını satsın mı istiyorsunuz? Aynı bu limanlarda olduğu gibi, çiftçinin de tarlasını Araplara mı satacaksınız, yabancılara mı satacaksınız; hesabınız bu mu? Peki, yabancının elde ettiği üründen mi siz alacaksınız da bu Türk insanını besleyeceksiniz; sizin derdiniz bu mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

Evet, son söz olarak Sayın Suzan Şahin’e 60’a göre söz veriyorum.

 

 

 

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gübreye son bir yıl içerisinde yüzde 400 zam geldi, tam 16 kez zam yapıldı. Doğal gaz ve buna bağlı amonyak krizi, ayrıca dövizdeki artışa bağlı olarak gübreye peş peşe zam geldi. Çiftçi yüksek fiyat nedeniyle gübre alamıyor, tarlasını ekememe riskiyle karşı karşıya. Türkiye amonyak ve gübre ham maddelerinin yüzde 95’ini ithal ediyor yani dışa bağımlı, buna rağmen ithal ettiği ham maddeyle gübre üreten ve dünyaya ihraç eder konumdayken AKP akıl almaz şekilde gübre ihracatını yasakladı. AKP iş bilmezliği “Bir yandan ihracat yapın, döviz kazandırın.” diyor, diğer yandan gübre ihracatını yasaklıyor. Katma değer sağlayan gübre gibi ürünlerin ve ithal edilen ham maddelerin gümrük vergileri belirli bir süreliğine sıfırlanmalıdır. Ham maddelerin ihracatına yasak getirilmelidir ancak millî ekonomi bu şekilde gelişir. Çiftçiye nefes için yıllık gübre ihtiyacının yarısının devletin vermesi ya da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.16

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Sevda ERDAN KILIÇ (İzmir), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

287 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

 

1. İstanbul Milletvekili Osman Boyraz ve 40 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3950) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 287) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 1 Aralık 2021 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                       Kapanma Saati:22.18



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren, coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı         üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

 

(x) 287 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 

Maddeye git

    Copyright©2022. Kanunum bir Karakullukçu Dan. A.Ş. (Şirket) servisidir. “Kanunum” Şirket’in tescilli markasıdır ve tüm hakları saklıdır. Kanunum bir resmi kaynak veya hukuk danışmanlık servisi değildir. Kullanıcılar Hizmet Şartlarını okumuş ve kabul etmiş sayılırlar. Adres: Aytar Cad. 28/4 Levent, 34330, İstanbul